TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

TUTANAK DERGİSİ

 

98’inci Birleşim

5 Haziran 2014 Perşembe

 

(TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

İÇİNDEKİLER

 

I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II.- GELEN KÂĞITLAR

III.- YOKLAMALAR

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Adana Milletvekili Ali Halaman'ın, Adana’daki çiftçilerin sorunlarına ve buğday hasadına ilişkin gündem dışı konuşması

2.- Çanakkale Milletvekili Mustafa Serdar Soydan’ın, 5 Haziran Dünya Çevre Günü’ne ilişkin gündem dışı konuşması ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu'nun cevabı

3.- Düzce Milletvekili Osman Çakır’ın, Bosna ve Balkanlardaki sel felaketine ilişkin gündem dışı konuşması ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu'nun cevabı

V.- AÇIKLAMALAR

1.- Iğdır Milletvekili Pervin Buldan'ın, 5 Haziran Dünya Çevre Günü’ne ilişkin açıklaması

2.- Iğdır Milletvekili Pervin Buldan'ın, Uşak Milletvekili Dilek Akagün Yılmaz’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Hatay Milletvekili Hasan Akgöl ve 26 milletvekilinin, pamuk sektörünün sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/963)

2.- Gaziantep Milletvekili Mehmet Şeker ve 26 milletvekilinin, fakir ailelere yapılan kömür yardımı nedeniyle yaşanan sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/964)

3.- İstanbul Milletvekili Celal Dinçer ve 27 milletvekilinin, üniversite öğrencilerinin barınma sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/965)

B) Tezkereler

1.- (10/937, 938, 939, 940, 941, 942, 943, 944, 945, 946, 947) esas numaralı Meclis Araştırması Komisyonu Geçici Başkanlığının, Komisyonun başkan, başkan vekili, sözcü ve kâtip üye seçimini yaptığına ilişkin tezkeresi (3/1506)

VII.- ÖNERİLER

A) Siyasî Parti Grubu Önerileri

1.- CHP Grubunun, Niğde Milletvekili Doğan Şafak ve 24 milletvekili tarafından Akkaya Baraj Gölü’ndeki su kirliliğinin çevre ve insan sağlığına olumsuz etkilerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin (10/217) ön görüşmelerinin Genel Kurulun 5 Haziran 2014 Perşembe günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

VIII.- SEÇİMLER

A) Komisyonlarda Açık Bulunan Üyeliklere Seçim

1.- Plan ve Bütçe Komisyonunda açık bulunan üyeliğe seçim

2.- İçişleri Komisyonunda açık bulunan üyeliğe seçim

3.- Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonunda açık bulunan üyeliğe seçim

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/242, 2/80) (S. Sayısı: 156)

2.- Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu Raporları (1/484) (S. Sayısı: 287)

3.- Türk Ceza Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun; Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün; İstanbul Milletvekili Erdoğan Toprak’ın; İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel’in; Bursa Milletvekili Sena Kaleli’nin; Gaziantep Milletvekili Mehmet Şeker ve 7 Milletvekilinin; Antalya Milletvekili Yıldıray Sapan’ın; Eskişehir Milletvekili Kazım Kurt ve İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun; İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın; İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel’in; İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın; Bursa Milletvekili Aykan Erdemir’in; İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın; Ankara Milletvekili Levent Gök’ün; Barış ve Demokrasi Partisi Grup Başkanvekili Bingöl Milletvekili İdris Baluken’in; İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun; Van Milletvekili Aysel Tuğluk’un; İstanbul Milletvekili Bülent Turan ve Ankara Milletvekili Cevdet Erdöl ile 69 Milletvekilinin; Tokat Milletvekili Reşat Doğru ve 2 Milletvekilinin; İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın; Malatya Milletvekili Veli Ağbaba’nın; Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Kayseri Milletvekili Yusuf Halaçoğlu’nun; Gaziantep Milletvekili Mehmet Şeker’in; Kırıkkale Milletvekili Ramazan Can ve İstanbul Milletvekili Bülent Turan ile 1 Milletvekilinin Benzer Mahiyetteki Kanun Teklifleri ile Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu ile Adalet Komisyonu Raporları (1/918, 2/14, 2/25, 2/67, 2/214, 2/218, 2/335, 2/542, 2/571, 2/577, 2/876, 2/960, 2/1060, 2/1087, 2/1369, 2/1648, 2/1675, 2/1830, 2/1864, 2/1883, 2/1941, 2/1973, 2/1982, 2/2115, 2/2149) (S. Sayısı: 592)

X.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Muş Milletvekili Sırrı Sakık'ın, Uşak Milletvekili Dilek Akagün Yılmaz’ın 592 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 8’inci maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşması sırasında Barış ve Demokrasi Partisi ile Halkların Demokratik Partisine sataşması nedeniyle konuşması

2.- Uşak Milletvekili Dilek Akagün Yılmaz'ın, Muş Milletvekili Sırrı Sakık’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

3.-Iğdır Milletvekili Pervin Buldan'ın, Uşak Milletvekili Dilek Akagün Yılmaz’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında HDP Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

4.- Uşak Milletvekili Dilek Akagün Yılmaz'ın, Iğdır Milletvekili Pervin Buldan’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

5.- Sinop Milletvekili Engin Altay'ın, Hakkâri Milletvekili Adil Zozani’nin 592 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 9’uncu maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

6.- Hakkâri Milletvekili Adil Zozani'nin, Sinop Milletvekili Engin Altay’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

7.- Uşak Milletvekili Dilek Akagün Yılmaz'ın, Hakkâri Milletvekili Adil Zozani’nin sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

8.- Hakkâri Milletvekili Adil Zozani'nin, Uşak Milletvekili Dilek Akagün Yılmaz’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına ve Halkların Demokratik Partisine sataşması nedeniyle konuşması

9.- Sinop Milletvekili Engin Altay'ın, Hakkâri Milletvekili Adil Zozani’nin sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

XI.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- Kütahya Milletvekili Alim Işık'ın, görev yeri değiştirilen veya haklarında soruşturma açılan kamu personeline ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/43064)

2.- Kütahya Milletvekili Alim Işık'ın, Bakanlığa bağlı kurum ve kuruluşların harcamalarının seçim dönemleri öncesinde artış gösterdiği iddialarına ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/43065)

3.- Kütahya Milletvekili Alim Işık'ın, seçim dönemleri öncesinde taşeron şirketler aracılığıyla işçi alımlarının artış gösterdiği iddialarına ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/43066)

4.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal'ın, Şanlıurfa'da elektrik borcunu ödeyemediği için tarlasını sulayamayan çiftçilere ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/43067)

5. -Ankara Milletvekili Aylin Nazlıaka'nın, 2011-2014 yılları arasında şube müdürü ve üzerindeki yönetici personel hakkında açılan davalara ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/43068)

5 Haziran 2014 Perşembe

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.00

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur) , Muharrem IŞIK (Erzincan)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 98’inci Birleşimini açıyorum.

Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce üç sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

Gündem dışı ilk söz, Adana’daki çiftçilerin sorunları ve buğday hasadı hakkında söz isteyen Adana Milletvekili Ali Halaman’a aittir.

Sayın Halaman, zaten buyurdunuz, buyurun. (Gülüşmeler)

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Adana Milletvekili Ali Halaman'ın, Adana’daki çiftçilerin sorunlarına ve buğday hasadına ilişkin gündem dışı konuşması

ALİ HALAMAN (Adana) – Başkan teşekkür ederim, Allah razı olsun.     

Bugün Adana’nın sorunlarını gündeme taşımak için gündem dışı söz aldım. Hepinizi saygı, sevgiyle selamlıyorum; gündem dışı söz verdiği için Başkan Bey’e de teşekkür ediyorum.

Şimdi, Adana Türkiye'nin diğer taraflarından farklı. Bütün tarımsal üretimini ilk defa yapan yani turfanda olarak yapan bir bölge yani 15 Mayıs veya 25 Mayıstan 15 Hazirana kadar “buğday hasadı” dediğimiz bir mevsim olur. Ama bu iklim şartlarından, işte, sürekli olarak gündeme gelen kuraklıktan, dondan dolayı Adana’nın çiftçisinin, tarımla uğraşanların -genelde Adana bölgesinin insanlarının yüzde 80, yüzde 90 tarımla da ilgisi var- her tarımla ilgisi olan insanın tarımdan şikâyetçi olduğu, geçinemedikleri, işlerinin olmadığı, ürünlerinin para etmediği, dolayısıyla Tarım Bakanlığı bünyesinde kendileriyle ilgilenilmediği kanaati var olan bir gerçek.

Şimdi buğday hasadı olmakla birlikte buğdaylar biçiliyor, biçilmekle birlikte dünkü tonajından en az yüzde 40, yüzde 50 bir düşüş var. “Bu Tarım Bakanlığı ne iş yapar?” dendiğinde, Tarım Bakanlığı, Türkiye’deki çiftçinin, tarımla uğraşan insanların ekonomik ve sosyal şartlarını, fiziki şartlarını oluşturmakla ilgili bir kuruluş. Şimdi, buğday hasadı olmakla birlikte, “geleneksel tarım” dediğimiz bu alanda, Tarım Bakanlığı, buğday hasat dönemi başlamakla birlikte, Toprak Mahsulleri Ofisinin açılmasına, dolayısıyla usulen de olsa taban fiyat gibi bir fiyatın ortaya konmasına, fiziki olarak, fiilî olarak bu kürsüden bir şey söyledim.

Geçen gün, burada, Tarım Bakanı yirmi dakika tarımın şöyle olduğunu, böyle olduğunu söyledi, “Kuraklıktan dolayı hasar tespiti yaptıranların faizini yüzde 3 düşürteceğiz.” dedi. Ya hasar tespiti yaptırmayanların hâli ne olacak? “Hasar tespiti yaptıranlara yüzde 3 faiz indirimi, altı ay sonra versinler.” diyorsun. Ya bugün buğdayı olmayan, narenciyesi olmayan, bunu satamayan, fiyatı oluşmayan… Yani bu son zamanlarda “Hayırsever vatandaşlar havuzlarda para topluyor.” diyorlar, bu çiftçinin yüzde 3’lük faizini altı ay sonra bu hayırsever vatandaşlar mı verecek?

Şimdi, Türkiye’de çiftçinin dostu denilen Toprak Mahsulleri Ofisi, dolayısıyla Ziraat Bankası veya tarım kredi kooperatiflerini de ekleyebiliriz... Ya, son zamanlarda, özellikle bu on yıllık dönem içerisinde Ziraat Bankasının önünde tapusuyla, icra senediyle ilgili tapuya gidip gelen çiftçiden başka kim var yani? Şimdi bu çiftçiyi bitirdiniz. Sulama birlikleriyle ilgili faizler yükselirken beraber… Şimdi Plan ve Bütçe Komisyonunda görüşülüyor. “Nitelikleri belli olan firmaların vergisini ve faizini iptal edeceğiz, yok edeceğiz.” derken bu tarımla uğraşan çiftçilerin vergi faizlerini silmeyi niye düşünmüyorsunuz?

Şimdi, narenciyeyi bitirdin zaten, buğday zaten yok, pamuk ithal, mazot ithal, soya ithal, kanola ithal. Ya, Türkiye’nin yetiştirdiği ne var? Yetişmesine vesile olacak  bu Tarım Bakanlığı ne yaptı? Bundan dolayı… Tarım Bakanlığı “Traktör satışları arttı.” diyor. Hayır, Türkiye’de traktör satışları azaldı. Alpler köteni yapan  firma mı kaldı ya?

Şimdi, bundan dolayı, bu Tarım Bakanlığının bu işlerle ilgilenmesini bekliyor, hepinize saygı, sevgilerimi sunuyorum.  (MHP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Gündem dışı ikinci söz, 5 Haziran Dünya Çevre Günü münasebetiyle söz isteyen Çanakkale Milletvekili Mustafa Serdar Soydan’a aittir.

Buyurun Sayın  Soydan. (CHP sıralarından alkışlar)

2.- Çanakkale Milletvekili Mustafa Serdar Soydan’ın, 5 Haziran Dünya Çevre Günü’ne ilişkin gündem dışı konuşması ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu'nun cevabı

MUSTAFA SERDAR SOYDAN (Çanakkale) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Dünya Çevre Günü nedeniyle söz almış bulunuyorum. Hepinize saygılar sunuyorum.

“Eğer vatan denilen şey kupkuru dağlardan, taşlardan, ekilmemiş sahalardan, çıplak ovalardan, şehirlerden ve köylerden ibaret olsaydı onun zindandan hiçbir farkı olmazdı.” Ulu Önder Atatürk’ün anlamlı sözü doğrultusunda, bir zindan mı yaratacağız yoksa ülkemizin sahip olduğu zengin doğal güzelliklerin korunması, geliştirilmesi ve gelecek nesillere aktarılması için akılcı adımlar mı atacağız? Erozyonla yok ettiğimiz toprağımız, çölleşen arazilerimiz, yok ettiğimiz ormanlarımız, tükettiğimiz suyumuz aslında geri dönüşü mümkün olmayan hayat parçacıklarımızdır.

Çağdaş toplumlar, toplumsal ilerlemeler öne sürerek ekonomik menfaatler uğruna doğayı yok sayma ve hoyratça kullanma lüksünün olmadığı bilincine ulaşmış ve çevreyle barışık büyümenin mümkün olduğunu anlamıştır. Modern insan doğada yok ettiğini yerine koymak için artık paranın yeterli olmadığını ve yüzlerce yıla ihtiyaç olduğunu biliyor, anlıyor ve ona göre davranıyor. Bu bilinç ve anlayışla doğaya yaklaşmalıyız ve yaklaşılmasını sağlamak zorundayız.

On iki yıllık AKP hükûmetleri yeşili ve yaşamı savunanları görmezden gelmeye devam ediyor, onları yok sayıyor. On iki yıldır Başbakanın çevre dernekleri ve çevrecilerle konuştuğunu, tartıştığını duyan gören yok ama vatandaşımızı döverken, azarlarken ve başı örtülü bacımızı dövdürürken gören çok. Neden çevrecilere, yaşam savunucularına konuşma hakkı bile vermiyorsunuz, onlarla tartışmaktan, konuşmaktan kaçıyorsunuz? Siz farkında olmasanız da onlar sizin ve torunlarınızın yaşam hakkına sizden daha çok sahip çıkıyor.

“Ben yeşili severim.” dediniz, Atatürk Orman Çiftliği’ni Başbakanlık ofisi uğruna katlettiniz. Gelecek kuşakların doğal mirası üzerinde nasıl oturacaksınız, hiç mi vicdanınız sızlamayacak? “Yeşile hastayım.” “Üçüncü köprü cinayettir.” dediniz, köprü uğruna on binlerce yetişmiş ağacı kurban ettiniz, cinayetin sorumlusu oldunuz. Dünyanın eşsiz doğa mucizesi Kaz Dağlarını ve Çanakkale’yi altın madencilerinin, termik santrallerin kaderine terk ettiniz. Eşsiz coğrafyamızı mahkeme kararlarına rağmen katledenleri koruduğunuz kadar Kaz Dağlarını, Biga Ovası’nı, Çanakkale’de yaşayan, doğasına sahip çıkan vatandaşlarımızı koruyamadınız.

Orman, canlı yaşamın sağlık sigortasıdır. 20 metre uzunluğundaki bir ağaç cinsine göre her gün ortalama 50 ile 74 kişinin tükettiği oksijeni üretiyor. Yetişkin bir kayın ağacı ise yılda 4,6 ton oksijen üretirken aynı zamanda 6,3 ton karbondioksiti emerek havayı temizlemektedir.

Küresel Orman Takip ve Uyarı Sistemi Verilerine göre ülkemiz on iki yıllık AKP döneminde net 164.222 dekar ormanını kaybetmiştir. AKP Hükûmeti, yirmi yıllık, elli yıllık kesilen ağaçların, delik deşik ormanların, yok olan bitki örtüsünün, yitirilen oksijenin, bozulan çevre dengesinin ayıbını dikilen 20-30 santimlik fidanlarla kapatmaya çalışıyor ama maalesef üzücü tablo karşımızda.

AKP döneminde Kayseri ilimizin yüz ölçümü kadar orman alanımız yok edilmiştir. Sizin doğaya karşı en önemli göreviniz, var olanı korumak, kollamak ve yaşatmaktır. Göreviniz, bilinçsiz yapılan HES’lerle bitki örtüsünü yok etmek değildir. Üzülerek ifade ediyorum, ağaçları katlederek, bitki örtüsünü altüst ederek, HABİTAT’ı yok ederek yapılan köprüye ve yola “Medeniyettir.” diyen bir Başbakan var karşımızda. Medeniyet, doğayı koruyarak gelişmeyi, büyümeyi sağlamaktır. Medeniyet, yenilenebilir enerji kaynaklarını kullanmaktır, gerekli güvenlik tedbirlerini almadan vatandaşını yerin yüzlerce metre altına indirmek, Soma facialarını yaşatmak değildir. Havayı, suyu, toprağı yok ederek, canlı yaşamını katlederek yapılanlar tek kelimeyle cinayettir, yaşamı, geleceği katletmektir.

Sayın milletvekilleri, Çevre Günü ayrışmanın değil, bütünleşmenin; yalanın, talanın, betonlaşmanın değil, doğanın, yaşamın ve özgürlüğün günü olacaktır. Çevre Günü baskı, zulüm ve diktatörlüğün değil, “Ya Hak” diyerek atılan okun gittiği yeri ranta çevirmek değil, eşitlik, adalet ve dayanışmanın günü olacaktır. Günümüz yeşil, yaşamımız uzun olsun.

Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Sayın Başkan, şimdi mi cevap vereyim, sonra mı?

BAŞKAN – Siz bilirsiniz Sayın Bakan, isterseniz şimdi isterseniz diğer gündem dışı konuşmacı da konuştuktan sonra…

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Hepsi bittikten sonra cevap vereyim.

BAŞKAN – Peki.

Gündem dışı üçüncü söz, Bosna ve Balkanlardaki sel felaketi hakkında söz isteyen Düzce Milletvekili Osman Çakır’a aittir.

Buyurun Sayın Çakır. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

3.- Düzce Milletvekili Osman Çakır’ın, Bosna ve Balkanlardaki sel felaketine ilişkin gündem dışı konuşması ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu'nun cevabı

OSMAN ÇAKIR (Düzce) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Devlet-i Âliyye yıkıldı ancak milletiâliyye hayatına devam ediyor. Evlatlarını dağıtmış bir ebeveyn gibi dünyanın pek çok yerinde bugün kardeşlerimiz kendi ülkelerinde kendi kaderlerini yaşıyorlar ancak bu kaderlerinin bizlerle mutlaka bağlantıları var.

Bosna Hersek, bizim, fethetmiş olduğumuz günden bugüne kadar ve ayrıldığımız günden bugüne kadar her açıdan bağlarımızın devam ettiği ve her zaman takip ettiğimiz, gönül bağımızın devam ettiği önemli ülkelerden bir tanesi.

Bu yüzyılımızın, son yüz yirmi yılın en uzun ve en zor günlerini geçirmiş olan Bosna Hersek, buradaki yaşanan felaketler sonucunda ülkenin topraklarının beşte 1’inin seller altında zarar gördüğü, on binlerce insanın evlerini terk ettiği ve 1 milyon insanın afetler içerisinde zorda kaldığı bir bölgedir. Bu bölgede yaşanan bu felaketin arkasında bugün geride bırakmış olduğu yıkıklar ve yıkımları bir şekilde telafi etmek durumundayız. Biz bu kardeşlerimizi yalnız bırakamayız, onların mutlaka yardımlarına gitmek ve onlara yardımda bulunmak durumundayız. Bosna Hersek bu yüzyıl içerisinde yaşamış olduğu önemli bir katliamın, önemli bir soykırımın arkasından bugün sel felaketiyle baş başa kalmış ve bununla mücadele etmek durumunda olan bir ülke durumundadır. Yalnız Bosna Hersek değil, Kosova da, Balkanlardaki diğer bölgeler de bu sel felaketinden etkilenmiştir.

Sel felaketinden arkaya kalan önemli konulardan bir tanesi de 800 kilometrekarelik bir alanı kritik duruma düşüren mayın tarlalarıdır. Mayın temizleme süreci uzun bir süreç olmakla birlikte, üç aya varacak lojistik operasyon gerektirmektedir.

Öte yandan, salgın hastalık riski şu an itibarıyla stabil olmakla birlikte, bu tür hastalıkların sel sularıyla taşınabileceği riski sürmektedir.

Ulaşım alanında da hâlen bazı ana ve bölge yollarının kapalı, bazılarının da kısmen açık olduğuna vurgu yapmak durumundayız. Sel heyelanlarının kanalizasyon ve içme suyu şebekelerini, elektrikleri kestiği bir ortamda orada 1 milyon insanın yaşam mücadelesi verdiği bu günlerde, bizler, burada yaşayan kardeşlerimize yardım etmek durumundayız.

Değerli Başkanım, kıymetli milletvekilleri; yardım yapılması gereken bölgelerin başında “Maglaj”, “Zavidovici” ile “Zeljezno Polje” adı verilen bölgeler önem taşımaktadır. Buralara ilk giden Türk sivil toplum kuruluşlarıdır; İHH’dır, Kızılaydır ve Deniz Feneri’dir. Buradaki insanlara gıda yardımını, giysi yardımını ve sağlık için gerekli olan bütün malzemeleri taşıyanlar da yine ülkemizin sivil toplum kuruluşları olmuştur. Bu bölgeye yapılması gereken yardımlara önemi açısından bakıldığında en önemli şeyler temizlik malzemeleri ve hijyenik ortamın onlara sağlanmasıdır. Temizlik gereçleri, kürekti, fırçaydı, süpürgeydi, bizim için çok önemsiz gibi gözüken, çok basit gibi gözüken bu gereçler bugün orada hayati bir önem taşımaktadır. Ev tamiri ve boyası ve tamirin ötesinde, bugün 1 milyon insanın barınabileceği bu bölgede, 1 milyon insana gerekli olan ev eşyalarına ihtiyaç vardır.

Tarım orada ciddi bir tahribat görmüştür. 27 bin kilometrekarelik bir tarım arazisi tahribat görmüştür. 250 bine yakın ve 100 bin de Bosna Sırp bölgesinde olmak üzere 350 bin civarında büyükbaş ve küçükbaş hayvan kaybı söz konusu olmuştur. Buralara sular altında kalan camilerin ve tahrip olan camilerin… Ki önümüzde ramazan ayı var, bu insanların burada ibadethanelere de ihtiyaçları var.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

OSMAN ÇAKIR (Devamla) - Dolayısıyla, selden çöken, tahrip olan binaların ötesinde, selden çöken ve tahrip olan gönülleri, bu kardeşlerimizin gönüllerini onarmak ve onlara gerekli yardımları yapmak bu ülkenin evlatları olarak bizlerin üzerine düşen bir borçtur diyor ve hepinizi sevgiyle selamlıyorum, hürmet ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Buldan, söz talebiniz var.

Buyurun.

V.- AÇIKLAMALAR

1.- Iğdır Milletvekili Pervin Buldan'ın, 5 Haziran Dünya Çevre Günü’ne ilişkin açıklaması

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 1972 yılında İsveç’in Stockholm kentinde yapılan Birleşmiş Milletler Çevre Konferansı’nda alınan bir kararla 5 Haziran günü “Dünya Çevre Günü” olarak kabul edildi.

Sanayileşme ve kentlerdeki nüfus çoğunlukları çevre sorunlarının artmasına sebep olmuştur. Bütün ülkelerin ortak ve temel sorunu hâline gelen çevre kirlenmesi, günümüzde insan sağlığını tehdit eder boyutlara da ulaşmıştır. Ölümlere neden olan solunum yolu hastalıklarının çoğu hava kirliliği sonucunda olmaktadır.

Çevre kirlenmesini insanın doğaya verdiği zarar olarak da tanımlayabiliriz. Doğanın korunması ve tahribatının engellenmesi de aynı zamanda zorunludur.

Gelecek nesillere iyi bir çevre bırakmak için kirlenmeleri mutlaka önlemek, yeşil alanları ve hayvanları koruyup çoğaltmak gerekir.

Biz de HDP Grubu olarak daha  yaşanılabilir, temiz ve ekolojik bir ülke yaratmak için hem bireyler olarak hem de ülkeyi yönetenlerin üzerimize düşen görev ve sorumluluklarını bir kez daha hatırlatmak istedik. Hepinize teşekkür ederiz.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Gündem dışı konuşmalara Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu cevap vereceklerdir.

Buyurun Sayın Bakan. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Çok önemli bir gün bugün, Dünya Çevre Günü, bir dakika izin verebilir misiniz Sayın Başkanım?

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR (Devam)

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları (Devam)

2.- Çanakkale Milletvekili Mustafa Serdar Soydan’ın, 5 Haziran Dünya Çevre Günü’ne ilişkin gündem dışı konuşması ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu'nun cevabı (Devam)

3.- Düzce Milletvekili Osman Çakır’ın, Bosna ve Balkanlardaki sel felaketine ilişkin gündem dışı konuşması ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu'nun cevabı (Devam)

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Özellikle gündem dışı konuşmalara, Sayın Serdar Soydan ve Sayın Osman Çakır’ın konuşmalarına cevap vermek için söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Efendim, tabii, bugün Dünya Çevre Günü, hepimiz çevreciyiz. Ben de bir çevre profesörü olarak bütün milletimizin Dünya Çevre Günü’nü gönülden kutluyorum. İnşallah daha güzel günlere birlikte, herkesin, sizlerin de katkısıyla ulaşmayı gönülden temenni ediyorum.

Bu vesileyle, biz son on bir yılda neler yaptık, nereden aldık, nereye geldik, onu da kısa bir hatırlatmakta fayda var Efendim, bakın, 2002 yılında atık suların yüzde 80’i doğrudan derelere veya denizlere boşaltılıyordu, arıtma tesisi oranı yüzde 20’ydi. Allah’a şükür bu oranı şu anda Hükûmetimiz yüzde 80’e çıkardı. Yeterli mi? Değil. İnşallah kısa zamanda bunu yüzde 95’e yani toplanan atık suların arıtma oranını kısa zamanda yüzde 95’e çıkaracağız. Bu konuda Ergene Projesi, Gediz Projesi, Büyük Menderes Projeleri devam ediyor. Atık sularda büyük bir mesafe katettik.

Bunun dışında, özellikle içme suyunda, bakın, bu kuraklıkta, 76 şehrimiz eğer biz yeteri kadar baraj, gölet, içme suyu arıtma tesisleri, isale hatları, içme suyu depoları yapmasaydık 76 şehrimiz susuzdu ama Allah’a şükür, bu kuraklığa rağmen bu şehirlerimizde susuzluk çekilmiyor ve bunu yaptığımız tesislere borçluyuz. Hatta, bu sene Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne dahi su götüreceğiz. Bu, gerçekten Türkiye'nin büyük gururu, onu özellikle vurgulamak istiyorum.

Arıtma tesisi sahasında ise arıtma tesisinde hakikaten biz dünyadaki en ileri teknolojilere sahibiz. Yani, dünyanın en ileri teknolojileri, gerek içme suyu arıtma tesisi gerekse atık su arıtma tesisini biz kendi yerli teknolojimiz, kendi tecrübelerimizle, yerli mühendis, müşavir firmalarla ve müteahhitlerle yapıyoruz. Bu da gurur duyacağımız bir husustur.

Efendim, geçmişte, ben İstanbul Teknik Üniversitesinde öğretim üyesiyken -o zaman Çevre Bakanlığı vardı- bizden tıbbi atıklarla alakalı bir yönetmelik talep ettiler. Ben de Çevre Teknolojisi Ana Bilim Dalı Başkanı olarak, 1992-1993 yılında, tıbbi atıklarla ilgili bir yönetmelik hazırladım. Çevre Bakanlığı bu yönetmeliği uygulamaya soktu ama geçmişte, 1994 yılından önce Türkiye’de hiçbir yerde tıbbi atıkların sağlıkla, ayrı toplanıp bertaraf edildiği veya sterilize edildiği bir tesis yoktu. İlk defa biz 1995 yılında, Sayın Başbakanımızın talimatıyla, ilk tıbbi atık bertaraf tesislerini İstanbul’da kurduk. Hatta, İstanbul’da katı atık bertaraf tesisi bile yoktu. Hatırlayın, 1993 yılında, maalesef, Ümraniye Hekimbaşı’da büyük bir çöp faciası olmuş, orada, maalesef, 37 vatandaşımız hayatını kaybetmişti. Dolayısıyla, biz Hükûmet olarak, ta İstanbul’dan bu yana, Başbakanımız, ilk önce, Türkiye’de ilk katı atık düzenli depolama tesislerini yaptı Asya-Avrupa yakasında. İlk defa çöpten elektrik üretim tesisini, ilk defa tıbbi atıkların bertaraf, sterilizasyon ve yakma tesislerini ve bin ton kapasiteli kompost tesisini İstanbul’da ilk defa biz kurduk. Kaldı ki Hükûmetimiz döneminde de -o zaman katı atık bertaraf tesisleri Türkiye’de pek yoktu- şu anda Allah’a şükür yüzde 70 nüfusun katı atıklarını düzenli topluyoruz, bertaraf ediyoruz. Hatta, bugün Sayın Başbakanımız, öğleden önce de, Çevre ve Şehircilik Bakanlığımızın tertiplediği bir video konferansla Türkiye’de pek çok şehirdeki katı atık bertaraf tesislerinin, modern tesislerin açılışını yaptı. Bunu da gururla ifade etmek istiyorum.

Keza, ambalaj atığı toplama, ayırma, geri dönüşüm şu anda, 2013 yılı itibarıyla 835 tesise çıktı. Tehlikeli atık bertaraf tesisi geçmişte yok denecek kadar azdı. Biz buna da çok önem verdik. Geçen yıl sonu itibarıyla katı atık bertaraf tesisleri dışında, tehlikeli atık bertaraf tesisleri sayısı 282’ye çıktı. Piller toplanmıyordu ama şu anda, 2013 yılında 526 ton atık pili topladık. Bunlar gerçekten çok önemli.

Ayrıca, hava kirliliğinde çok önemli adımlar atıldı değerli milletvekilleri. Bakın, özellikle vurgulayayım: İstanbul Teknik Üniversitesinde Çevre Teknolojisi Ana Bilim Dalı o zaman Türkiye’de hava kirliliğini ölçebilen, bütün parametreleri ölçebilen tek kurumdu. Ben de orada, o kürsünün başkanı olarak İstanbul’daki bütün hava kirliliklerini ölçüyordum ve inanın, standartların 10 katı, 15 katı kükürtdioksit, partikül madde konsantrasyonları ölçtük. Hatta, gazeteler o zaman İstanbul’da promosyon olarak gaz maskesi dağıtıyorlardı. Ama, gururla ifade ediyorum: Şu anda Türkiye'nin bütün şehirlerinde gerek doğal gaz gerek hava kirliliğini kontrol neticesinde… Ve otomatik olarak kontrol ediyoruz, şu anda Türkiye’de bütün şehirlerin otomatik kontrol sistemi var. İnşallah, 169’a çıkarıyoruz ölçüm istasyonu sayısını ve bunu web sitesinden de anlık olarak görmek mümkün. Artık Türkiye'nin havası tertemiz. Doğal gaz kullanımını artırdık.

Efendim, denizler ise… Bakın, denizlere çok büyük önem veriyoruz. Çünkü denizler kirli olunca turizm kapasitesi açısından çok büyük sıkıntı doğar. Çünkü turist, geleceği zaman denizinde, plajında, o denizlerde kirlilik var mı, plajlarda mavi bayrak var mı diye ona bakıyor. Biz Türkiye’de geçen yıl sonuna kadar Hükûmet olarak 219 tane, ta Hopa’dan İskenderun’a kadar, özellikle deniz suyu ölçüm istasyonu kurduk. Sürekli denetleniyor ve mavi bayrak sayısı da şu anda 419’a çıktı. Mesela Antalya, şu anda dünyanın en çok mavi bayrağa sahip olan bir şehri unvanını aldı. Bundan da gurur duyuyoruz. Yani, turizm potansiyeli artmışsa bunu temiz denizlere, temiz plajlara borçluyuz.

Ayrıca, özellikle bazı limanlarda atık toplama tesisleri yoktu. Şu anda, biz, tam 246 tane limanda gemilerden sintine ve atıkları toplayacak tesis kurduk. Bunlar gerçekten önemli.

Hatırlarsanız, daha önce ben Çevre ve Orman Bakanıyken balık çiftliklerinden şikâyet ediliyordu ama çok kararlı bir tutumla, sizlerin de desteğiyle balık çiftliklerini uygun alanlara taşıdık. Şu anda hiçbir şikâyet gelmiyor.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Efendim, Atatürk Barajı’na Adıyaman ve Şanlıurfa’dan lağım suları dökülüyor.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – Evet, şimdi onlara da bakarız Vekilim. Eksikler varsa lütfen bildirin. Birlikte zaten...

Az önce ifade ettim, her şeyi yüzde 100 tamamlamış değiliz, şu anda yüzde 80’lerdeyiz. Onları da tamamlamak için özellikle kanunda, mevzuatta değişiklik yaptık. Misal, Bakanlığıma bağlı Devlet Su İşleri geçmişte atık su arıtma tesislerini yapamıyordu ama şu anda atık su arıtma tesislerini yapabilir hâle geldi belediye yapamadığı hâlde. Misal, Ergene’de, Kırklareli, Vize, Pınarhisar, bütün, o tam 12 tane atık su ileri biyolojik arıtma tesisini şu anda biz yapıyoruz. Bunlardan birkaçını söyleyeyim: Lüleburgaz bitti. Uzunköprü, Vize, Kırklareli merkez, bütün atık su ileri biyolojik arıtma tesisleri bitti. Hatta, gururla ifade ediyorum, bunların...

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Fabrikalardan dökülüyor Sayın Bakan oraya.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) - Sayın Vekilim, fabrikalarla ilgili de şu anda kamulaştırma yapıldı. Özellikle Maliye Bakanlığımız çok önemli miktarda para ayırdı, onların da inşaatları başladı. Sizler Ergene’deki bu dönüşüme gelirseniz birlikte bunu inceleyelim.

MUSTAFA SERDAR SOYDAN (Çanakkale) – Ama Sayın Bakanım, iki yıl ertelediniz.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – Sayın Vekilim, tamam.

Şu anda Hayrabolu, Malkara, Saray, Babaeski, Pınarhisar, Keşan, Muratlı, Çerkezköy, Çorlu; bunların da atık su arıtma tesisleri tarafımızdan yapılacak. Sanayide şu anda özellikle bir birlik oluşturduk; biliyorsunuz, orada ıslah organize bölgeleri oluşturduk. Onların bütün atık suları çok ileri derecede arıtılacak, hatta bir kısmı da arıtıldıktan sonra bir hat üzerinde enerji üreterek Marmara’nın en dip noktasına kadar verilecek, bunu özellikle vurgulamak istiyorum.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Peki, Atatürk Barajı…

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – Bunun dışında değerli vekillerim, bakın, çevre faslı bütün Avrupa Birliğinde, Avrupa Birliğine katılan ülkelerin en sonra açabildikleri fasıl. Biz bunu, biliyorsunuz, çevre faslını açtık. Kyoto’ya taraf dediler, şu anda Amerika bile Kyoto’ya taraf değil, Kyoto’ya taraf olduk yani. Hatta şunu gururla ifade edeyim, Meksika Cancun’daki Küresel İklim Değişikliği Taraflar Konferansı’nda, Türkiye orada gerçekten destan yazdı; lütfen o mutabakat zaptına bakarsanız sadece Türkiye’nin ismi var, başka hiçbir ülkenin ismi yok. Bu da gururumuz, lütfen onu bir incelerseniz. Yani şunu söylemek istiyorum…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Atatürk Barajı ne olacak?

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) –Eksiklerimiz varsa… Elbette, ben şunu ifade ediyorum: Eksikler var ama nereden nereye geldiğimize lütfen bakın.

Az önce sayın vekilim fidandan bahsetti. Efendim, 2 milyar fidanı toprakla buluşturan biziz. Sırf İstanbul’da, bakın, 18 milyon fidanı toprakla buluşturduk.

MUSTAFA SERDAR SOYDAN (Çanakkale) – Kesen de sizsiniz.

FARUK BAL (Konya) – Başbakan İstanbul’da “2 milyar diktik.” diyor.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – Bakın, Allah aşkına…

Başbakanımızdan bahsetti sayın vekilim. Efendim, Başbakanımız İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı olduğu zaman İstanbul çöl gibiydi âdeta.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Yapmayın bu kadar ya, yapmayın.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – Hatta bana sordu “Niye ağaç dikmemişler?” deyince; Sayın Başbakanım, İstanbulluya içme ve kullanma suyu için su veremiyor ki bir de ağaçlar için sulama suyu versin diye… Sonradan biz İstanbul Büyükşehir Belediyesine bağlı Ağaç ve Peyzaj Anonim Şirketini kurduk, şu anda İstanbul’daki bütün yol kenarları, parklar ve açık alanlar tamamen güzelleşmeye başladı.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Onun davası sürüyordu, o dava ne oldu Sayın Bakan?

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – Efendim, şimdi bunun dışında yeni, biliyorsunuz, İstanbul’da Asya yakasında, Elmalı Barajı’nın etrafında 7 kapılı, 7 bölgeli muhteşem bir şehir ormanı kuruyoruz. Gene Avrupa yakasında bir dünya ormanı kurulması için İstanbul Büyükşehir Belediyesiyle mutabakata vardık. Dolayısıyla merak etmeyin, yeşil alanlar artıyor, artacaktır, bunu özellikle belirteyim.

Zaten şunu da vurgulamamda fayda var: Bakın, bütün dünyada… Dün FAO’nun Genel Müdürü geldi ve –lütfen basına bakarsanız- Türkiye’deki ağaçlandırma, erozyonla mücadele çalışmalarını takdir etti, hatta İstanbul’u ve Türkiye’yi özellikle Kuzey Afrika’nın, Orta Doğu’nun, Orta Asya’nın, Balkanların, Kafkasların bir merkezi yapılmasını talep etti. Biz de bu bölgeye büyük bir şekilde destek vereceğimizi ifade ettik. Yani bunu özellikle gururla ifade etmek istiyorum.

Bu yüzden, bizim mesela orman varlığımız son on yılda 900 bin hektar arttı. Ayrıca, odun serveti… Ben orman teşkilatımla gurur duyuyorum. Daha on yıl önce 1,2 milyar metreküpken odun serveti, ormanlardaki servet şu anda 1,5 milyar metreküpü aştı. Yani bunlar takdire değer hususlar. Yani marifet iltifata tabi. Okul bahçelerini, yolları, kara yollarını, köy yollarını, mezarlıkları ağaçlandırıyoruz. Fidan üretiyoruz, hatta isteyen her belediyeye, proje getirince bilabedel fidan veriyoruz.

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Teşkilatı darmaduman ettin Sayın Bakan, darmaduman teşkilat.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – Bakın, tabiat parkı 17 taneydi 192’ye yükseldi. Korunan alanların sayısını artırdık. 2003 yılında 964 iken şu anda 3.049 tane korunan alanımız var. Yani bunlar hakikaten gurur duyacağımız hususlar, onu özellikle vurgulamak istiyorum.

Tabii, söylenecek şeyler var ama ben konuşmamı kısa tutayım diye sadece özet olarak söyledim.

İkinci bir husus, Sayın Vekilim, Atatürk Orman Çiftliği’nin yeri değil Sayın Başbakanımızın yaptığı bina, Orman Genel Müdürlüğümüzün tapulu mülkü, Atatürk Orman Çiftliği’yle alakası yok.

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Kaç tane ağaç kesildi orada Sayın Bakan?

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – Şimdi, oradaki ağaçların sayısını gidip sayın, şu anda dikiliyor, çoğu da taşındı.

İkinci husus: Biz, Orman Genel Müdürlüğü için -binalar depreme dayanıksızdı zaten, iptidaiydi- şimdi muhteşem bir Orman Genel Müdürlüğü binası yapıyoruz, onu da özellikle vurgulamak istiyorum.

Kaz Dağları Millî Parkı ise: Oraya hiçbir şekilde madencilik faaliyetleri için izin verilemez. Orası millî parktır.

Bunun dışında, Kayseri’den bahsettiniz. Bakın, şu anda Kayseri de orman alanı dünyada en çok artan şehirlerden birisi; yüzde 100 alan arttı, yüzde 8 civarındayken yüzde 16’ya yükseldi, onu özellikle vurgulamak istiyorum.

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – O sizden değil kadastrodan arttı Sayın Bakan, yanlış bilgi vermişler size.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – Evet, ben tekrar teşekkür ediyorum ama bir eksiklik varsa, bir talep varsa onları bildirirseniz çok büyük memnuniyet duyarız yani özellikle yapılacak işler konusunda. Biz zaten yapmak için hazırız. Sizlerin tenkitleri, olumlu tenkitleri, tavsiyeleri, teklifleri bizim için gerçekten değerlidir. Sayın vekillerim, yapılacak bir şey varsa söyleyin, hep birlikte yapalım.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Söyledim yapmadınız Sayın Bakan.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – Ben bu duygularla hepinizin Dünya Çevre Günü’nü kutluyorum, saygılarımı sunuyorum efendim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkan…

MEVLÜT DUDU (Hatay) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Gündeme geçiyoruz.

REŞAT DOĞRU (Tokat) – Sayın Başkanım…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkan, Sayın Bakan Ergene için iki yıllık bir süre verildi…

BAŞKAN – Lütfen Sayın Tanal.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları var.

REŞAT DOĞRU (Tokat) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Sayın Doğru, bu konudaki benim tarzımı biliyorsunuz efendim, sadece grup başkan vekillerine söz…

REŞAT DOĞRU (Tokat) – Ama bunu grup başkan vekiline…

BAŞKAN – Hayır, grup başkan vekili girmedi efendim, sizin isminiz var.

ENGİN ALTAY (Sinop) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Altay.

ENGİN ALTAY (Sinop) – İki sayın milletvekili ayağa kalkarak, elleriyle de bir meram anlatmak için size başvurmuşlardır. Sizin bu iki sayın milletvekilini yok sayma şansınız yok.

BAŞKAN – Hayır, yok saymıyorum efendim, bu konudaki…

ENGİN ALTAY (Sinop) – Sorarsınız, meramını sorarsınız, uygun görmezsiniz, eyvallah ama iki milletvekili buradayken onlara bakıp da gündemi okutmanızı asla kabul edememem Sayın Başkanım. Bir daha…

BAŞKAN – Kabul etmeyebilirsiniz.

Sayın Altay, buyurun.

ENGİN ALTAY (Sinop) – Efendim ama öyle şey olmaz. Bir daha böyle bir durumu tekrar…

BAŞKAN – Nasıl olacak Sayın Altay?

ENGİN ALTAY (Sinop) – Usulüne ve kaidesine uygun olacak Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Evet, usulüne uygun…

ENGİN ALTAY (Sinop) – İki tane milletvekili burada ayağa kalkmış, siz orada metin okutuyorsunuz. Böyle bir şey olabilir mi?

BAŞKAN – Yani, Sayın Altay, orada bağırmakla kimi korkutacaksınız, anlamıyorum ki.

ENGİN ALTAY (Sinop) – Hayır, bağırarak burada otorite kurmak isteyen sizsiniz.

BAŞKAN – Bağırarak konuşuyorsunuz.

ENGİN ALTAY (Sinop) – Lütfen!

BAŞKAN – Oturun orada, yerinizden…

ENGİN ALTAY (Sinop) – Ben milletvekillerimin hukukunu her şeyde…

BAŞKAN – Sayın Altay, benim bu konudaki tavrım ve tarzım belli.

ENGİN ALTAY (Sinop) – Sizin tavrınız olamaz.

BAŞKAN – İç Tüzük’ün…

ENGİN ALTAY (Sinop) – Genel Kurulun kaideleri var, usulleri var.

BAŞKAN – Usul benim yaptığım gibi efendim.

ENGİN ALTAY (Sinop) – İki tane milletvekili buradayken orada yazı okutamazsınız, öyle şey yok!

BAŞKAN – İç Tüzük’ün hükmünü uyguluyorum efendim. Ben grup başkan vekillerine söz veriyorum. “Gündemi dışı…” -açık, net-…

ENGİN ALTAY (Sinop) – O ayrı, o ayrı Sayın Başkan.

BAŞKAN – …“üç kişinin haricinde söz verilmez.” diyor.

ENGİN ALTAY (Sinop) – Sayın Başkan, o ayrı, çarpıtmayın meseleyi.

BAŞKAN – Sayın vekillerimiz bunu biliyor, bilmesi gerekir.

ENGİN ALTAY (Sinop) – Sisteme giren milletvekiline söz verirsiniz, vermezsiniz, hiç itiraz ettim mi? Milletvekilimizin meramını dinledikten sonra söz vermediğiniz çok oldu, itiraz ettim mi? Ama ben milletvekilleri ayaktayken sizin onları yok saymanızı kabul etmem.

BAŞKAN – Efendim, gündem dışı…

ENGİN ALTAY (Sinop) – Bir daha tekerrür etmemesini rica ediyorum.

BAŞKAN – Vallaha bu işler bağırmakla çağırmakla olmaz Sayın Başkan.

ENGİN ALTAY (Sinop) – Bağırmıyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Bağırıyorsunuz, yine bağırıyorsunuz.

ENGİN ALTAY (Sinop) – Buradan sesim size ulaşsın diye.

BAŞKAN – Oradan siz sisteme girseniz, söz veriyorum, bunları ifade edersiniz.

ENGİN ALTAY (Sinop) – Siz şimdi, eminim, benim sesimi de oradan kesmişsinizdir. Yani arkadaki arkadaşlar da duyamıyor, bizi izleyenler de duyamıyor. Onun için sesimi yükseltiyorum Sayın Başkanım.

Saygılar…

BAŞKAN – Sayın Altay, merak etmeyin, hiç kimsenin sözü kesilmiyor, sesi de kesilmiyor.

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – MHP Grubu adına…

BAŞKAN – Hayır, grup adına değil efendim, grup başkan vekilleri girmiş olsa veriyorum. O zaman yetki belgesini önceden göndereceksiniz bize çünkü biz bilemeyiz burada, kimin yetkili olduğunu bilemeyiz ki Sayın Vekilim.

REŞAT DOĞRU (Tokat) – Başkan Vekili işte…

BAŞKAN – Hayır, lütfen ama.

Evet, Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Tam kafanıza göre yönetiyorsunuz Sayın Başkan ya! İstediğiniz zaman veriyorsunuz, istediğiniz zaman vermiyorsunuz.

BAŞKAN – Hayır, istediğim zaman vermiyorum efendim.

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Yani olmaz ki, hiçbir uygulamanız adaletli değil.

BAŞKAN – Öyle değerlendirebilirsiniz efendim.

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Hiçbir uygulamanız adalete uygun değil. Gündem dışı o kadar söz istedim, bir tane gündem dışı söz vermediniz. Bu kadar haksızlık yapmayın, adaletsizlik yapmayın bu kadar.

BAŞKAN – Meclis araştırması açılmasına ilişkin…

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Madalya verirler size, madalya verirler!

BAŞKAN – …üç önerge vardır, okutuyorum:

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Hatay Milletvekili Hasan Akgöl ve 26 milletvekilinin, pamuk sektörünün sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/963)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

En önemli endüstriyel tarım ürünlerinden biri olan pamuğun dünyada üretiminin 7 bin yıl öncesine kadar dayandığı bilinmektedir. Cumhuriyetin ilanından sonra ülkemizde pamuk tarımına büyük önem verilmiş ve pamuk tarımı tarımsal istihdam içerisinde oldukça önemli bir yer tutmuştur.

Pamuk, yalnızca bir tarım ürünü olarak nitelendirilemez. Pamuk, ülke ekonomisini doğrudan etkileyen ürünlerdendir. Ülkemiz sanayisinin temel ham maddesini karşılayan pamuk, lifiyle tekstil sanayisinin, çekirdeğinden elde edilen yağıyla bitkisel yağ sanayisinin, kapçık ve küspesiyle yem sanayisinin, ayrıca lifleriyle de selüloz sanayisinin ham maddesini teşkil etmektedir. Milyonlarca yurttaşımızı, sağladığı katma değer ve yarattığı istihdamla yakından ilgilendiren, Çukurova'nın, Harran'ın, Amik Ovası’nın gelinliği, insanımızın geçim kaynağı, üreticimizin beyaz altınıdır pamuk.

Dünyada pamuğun reel ekonomi içindeki önemi her geçen gün artarken, ülkemiz bu sürecin ya farkına varamamış ya da uygulanan hatalı teşvik modelleriyle verimli topraklarında üretim avantajını yitirmeye başlamıştır.

Tekstil sektörünün gelişmesine rağmen, pamuk üretiminin bölgemizde ve ülkemizde her yıl düşmesi uygulanan yanlış tarım politikalarının bir sonucudur.

Uygulanan bu politikalardandır ki, ülkemizde pamukta üretimin tüketimi karşılama oranı yüzde 30'lara kadar düşmüştür. Türkiye artık, pamukta ithalatçı bir ülke olmuştur.

2011 Ekim ayı itibarıyla pamuk ithalatı ve ihracatı arasındaki denge negatif olarak 1,7 milyar dolara ulaşmıştır. Bununla birlikte çiftçiye verilen 42 kr/kg prim miktarı üç yıldır aynı kalmış, artırılmamıştır. Hükûmetimiz başka ülkelerin çiftçilerine ithalat yoluyla verdiği desteği Türkiyeli üreticiye vermediğindendir ki üretici artık yavaş yavaş pamuk ekiminden vazgeçmeye başlamıştır. Prim miktarı, üretim maliyetleri ve diğer ürünlere göre getirisi göz önüne alınarak belirlenmelidir ki pamuk üreticisi piyasanın acımasız şartlarında üretim faaliyetini sürdürebilsin.

TZOB tarafından 2011 ürünü kütlü pamuğun çiftçi için ortalama üretim maliyeti 1,67 TL/kg olarak hesaplanmıştır. Geçen yıla göre girdi maliyetleri artmıştır. 2010 yılında makine hasadı dekara 60 TL iken bugün 110-120 TL arasında, elle hasat ise 35 ila 40 kuruşa yapılmaktadır. Bu fiyat da Hatay'da satış fiyatının yarısına tekabül etmektedir. Bu şartlarda gerek Hataylı çiftçi gerekse ülkede pamuk tarımı yapan diğer üreticiler ayakta kalamaz.

Pamuk fiyatlarının geldiği nokta yüzünden bölgedeki üreticiler, sulamadan kaynaklı elektrik borçları, zirai kredi borçları ile sigorta pirim borçlarını artık ödeyemez bir hâle gelmişlerdir.

Öncelikle temel üretim girdilerinden tohumluk, ilaç, gübre, elektrik, mazot gibi kalemlerde KDV ve ÖTV oranlarını yüzde 1'e düşürmeli, tarıma verilen destekler artırılmalıdır.

Sürdürülebilir bir tarım için, çiftçilerin, ürünlerini maliyetinin üzerinde makul bir fiyatla satmaları bir zorunluluktur. Üreticilerin güçsüzlüğünden yararlanılarak buradan aşırı kâr sağlamanın uzun dönemde ne tüccara ne de sanayiciye bir yararı olacaktır.

Pamukta ulusal bir politika oluşturulmazsa üretim her yıl daha da azalacak ve pamuk ihtiyacının tamamı ithalatla karşılanacaktır. Ortaya çıkan tablo, kendi kendine yeten bir Türkiye'den dışa bağımlı bir Türkiye görüntüsüdür. Şayet çiftçi pamuktan vazgeçerse hem borsalarda hem çırçır fabrikalarında işlem görecek pamuk bulanamayacaktır.

Bu olumsuzluklar ancak örgütlü ve rekabet gücü yüksek bir tarımsal yapı ile önlenebilir. Ülke ekonomisini doğrudan etkileyen ve dünyada önemi gittikçe artan pamuk sektörünün sorunlarının ve bu sorunların çözüm önerilerinin araştırılması amacıyla Anayasa'nın 98’inci ve TBMM İçtüzüğü'nün 104 ve 105’inci maddeleri gereğince Meclis araştırması açılmasını saygılarımızla arz ederiz.

1) Hasan Akgöl                                                         (Hatay)

2) Özgür Özel                                                           (Manisa)

3) Ali Serindağ                                                         (Gaziantep)

4) İhsan Özkes                                                         (İstanbul)

5) Emre Köprülü                                                       (Tekirdağ)

6) Ali Demirçalı                                                        (Adana)

7) Mahmut Tanal                                                      (İstanbul)

8) Uğur Bayraktutan                                                  (Artvin)

9) Kadir Gökmen Öğüt                                               (İstanbul)

10) Mustafa Serdar Soydan                                       (Çanakkale)

11) Binnaz Toprak                                                    (İstanbul)

12) Ali Haydar Öner                                                  (Isparta)

13) Veli Ağbaba                                                       (Malatya)

14) Namık Havutça                                                   (Balıkesir)

15) Ahmet İhsan Kalkavan                                         (Samsun)

16) Gökhan Günaydın                                               (Ankara)

17) Bülent Tezcan                                                    (Aydın)

18) Melda Onur                                                        (İstanbul)

19) A. Haluk Koç                                                      (Samsun)

20) Mevlüt Dudu                                                       (Hatay)

21) Celal Dinçer                                                       (İstanbul)

22) Durdu Özbolat                                                    (Kahramanmaraş)

23) Sakine Öz                                                          (Manisa)

24) Ramis Topal                                                       (Amasya)

25) Selahattin Karaahmetoğlu                                   (Giresun)

26) Haluk Ahmet Gümüş                                            (Balıkesir)

27) Mehmet S. Kesimoğlu                                         (Kırklareli)

2.- Gaziantep Milletvekili Mehmet Şeker ve 26 milletvekilinin, fakir ailelere yapılan kömür yardımı nedeniyle yaşanan sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/964)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Fakir ailelere yapılan kömür yardımında sorunların ve çözüm yollarının tespit edilmesi amacıyla Anayasa’nın 98 inci, İç Tüzük’ün 104 ve 105 inci maddeleri gereğince ekte sunulan gerekçe çerçevesinde Meclis araştırması açılması hususunda gereğini saygılarımızla arz ederiz.

1) Mehmet Şeker                                                      (Gaziantep)

2) Mehmet Şevki Kulkuloğlu                                      (Kayseri)

3) Mehmet S. Kesimoğlu                                           (Kırklareli)

4) Haluk Ahmet Gümüş                                             (Balıkesir)

5) Özgür Özel                                                           (Manisa)

6) Kadir Gökmen Öğüt                                               (İstanbul)

7) Celal Dinçer                                                         (İstanbul)

8) İhsan Özkes                                                         (İstanbul)

9) Veli Ağbaba                                                         (Malatya)

10) Namık Havutça                                                   (Balıkesir)

11) Emre Köprülü                                                     (Tekirdağ)

12) Ali Serindağ                                                       (Gaziantep)

13) Mustafa Serdar Soydan                                       (Çanakkale)

14) Ali Demirçalı                                                      (Adana)

15) Uğur Bayraktutan                                                (Artvin)

16) Ahmet İhsan Kalkavan                                         (Samsun)

17) Gökhan Günaydın                                               (Ankara)

18) Binnaz Toprak                                                    (İstanbul)

19) Ali Haydar Öner                                                  (Isparta)

20) Bülent Tezcan                                                    (Aydın)

21) A. Haluk Koç                                                      (Samsun)

22) Mevlüt Dudu                                                       (Hatay)

23) Ali Özgündüz                                                      (İstanbul)

24) Durdu Özbolat                                                    (Kahramanmaraş)

25) Sakine Öz                                                          (Manisa)

26) Ramis Topal                                                       (Amasya)

27) Selahattin Karaahmetoğlu                                   (Giresun)

Gerekçe:

2003-2011 yılları arasında Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakıfları (SYDV) aracılığıyla talepte bulunan fakir ailelere dağıtılan kömürün miktarı 13 milyon tona yaklaşmıştır. Her yıl ortalama 2 milyon aileye dağıtılan bu kömürler Türkiye Kömür İşletmeleri Kurumu (TKİ) tarafından temin edilmektedir.

2003 ve 2004 yıllarında SYDV'ye teslim edilen kömürün tamamı TKİ üretiminden karşılanırken, 2005 yılından itibaren ilgili Bakanlar Kurulu kararları gereğince fakir ailelere dağıtılacak kömürün dışarıdan satın alınmasının da yolu açılmıştır. Diğer taraftan, TKİ'nin kendisine veya bağlı ortaklık veya iştiraklerine ait olan kömür sahalarından yapacağı mal ve hizmet alımları Kamu İhale Kanunu kapsamından çıkarılmıştır. Bu düzenlemeler sonucunda fakir ailelere dağıtılmak üzere SYDV'lere teslim edilen toplam kömürün neredeyse yarısı dışarıdan, ihale yapılmaksızın satın alınmıştır. Söz konusu alımlarda özellikle bazı firmaların tercih edilmesi hususu Sayıştay raporlarında eleştirilmesine rağmen, uygulama aynı şekilde devam ettirilmiştir. Bu satın alımlarda göz önünde bulundurulan kriterlerin neler olduğu bilinmezliğini sürdürmektedir.

Fakir ailelere dağıtılacak kömürün kalitesinin Çevre ve Orman Bakanlığı tarafından yayımlanan Isınmadan Kaynaklanan Hava Kirliliğinin Kontrolü Yönetmeliği'ne uygun olması satın alımlarda göz önünde bulundurulması gereken ana kriterlerden bir tanesidir. Ancak söz konusu yönetmeliğe de uyulmamaktadır. Bu durumun en somut örneği Kilis ilinde yaşanmıştır. 2011 yılında Kilis'te SYDV tarafından yardıma muhtaç ailelere yaklaşık 6.500 ton kömür dağıtılmıştır. Analiz yapılmadan dağıtılan bu kömürler vatandaşlardan gelen şikâyetler üzerine aralık ayında analize gönderilmiştir. Hava kalitesi sınır değerlerinin aşılmadığı iller arasında bulunan Kilis'te, 29/12/2011 tarihli İl Mahallî  Çevre Kurulu kararına göre, ısınma amaçlı kullanılacak yerli kömürün kalorisinin en az 4.200 KCal/kg olması gerekirken, SYDV tarafından dağıtılan kömürlerde bu değer 2.991 KCal/kg çıkmıştır. En fazla yüzde 30 olması gereken kül değerinin bu kömürlerde yüzde 52,41 çıkması, yakılan her 100 kilo kömürün 52 kilosunun ısıtmadan küle dönüştüğünü yani 100 kiloluk kömüre ödenen paranın 52 kiloluk kısmının çöpe atıldığını göstermektedir. Yapılan analiz sonucunda kalitesi çok düşük çıkan bu kömürlerin toplatılarak değiştirilmesi kararlaştırılmış ise de o ana kadar dağıtılan kömürlerin yarıdan fazlasının yakılmış olması nedeniyle, tekrardan 4 bin tona yaklaşık kömür isteminde bulunulmuştur. Bu durum sadece Kilis ili için değil Türkiye genelinde geçerlidir.

Kül değeri yüksek, kalorisi çok düşük olan ve standartların çok altında kalan kömürlerin tercih edilmesi yardıma muhtaç ailelerin kış ayında ısınma problemlerini çözmediği gibi hava kirliliğine de yol açmaktadır. TKİ tarafından satın alınarak SYDV'lere gönderilen kömürlere dağıtımdan önce değil de genellikle şikâyet üzerine analiz yaptırılması ciddi oranda kaynak israfına neden olmaktadır. SYDV’den yakacak yardımı aldığı için minnet duygusuyla herhangi bir itiraz ya da şikâyette bulunmayan vatandaşlarımızın kullandığı kalitesiz kömür ise buz dağının görünmeyen kısmını oluşturmaktadır.

Yukarıda bahsedilen nedenlerle, TKİ tarafından SYDV'lere gönderilen kalitesiz kömürlerin tercih nedenlerinin saptanması, bu aşamada bazı firmalara iltimas gösterilip gösterilmediğinin belirlenmesi, ilgili kanun ve yönetmeliklere aykırı bir şekilde yapılan satın alımlar nedeniyle meydana gelen kamu zararının ve sorumlularının tespit edilmesi, mevcut sistem nedeniyle oluşan zarara son verilmesi için yeni yöntem ve politikaların oluşturulması amacıyla Anayasanın 98’inci, İç Tüzük’ün 104 ve 105’inci maddeleri gereğince Meclis araştırması açılması uygun olacaktır.

3.- İstanbul Milletvekili Celal Dinçer ve 27 milletvekilinin, üniversite öğrencilerinin barınma sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/965)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Üniversite sınavına girerek bir yükseköğretim kurumunu kazanan öğrencilerimizin yaşadığı temel sorunlardan biri de yurt sorunudur. Sağlıklı, güvenilir ve ucuz barınma, ailelerin bütçelerini olduğu kadar öğrencilerin eğitimdeki başarısını da yakından etkilemektedir.

Devlet yurtlarının yetersizliği, ev kiralarının yüksekliği, pek çok öğrenciyi, denetimden yoksun ve daha ucuz barınma olanağı sağlayan bazı cemaatlerin etkisindeki özel yurtlara yöneltmektedir. Bu yurtların ve yurt adı altındaki cemaat evlerinin, cumhuriyet ve laiklik karşıtı fikirleri gençlerimize aşıladığı ortadadır.

Bu tehlikenin boyutları her geçen gün artmaktadır. İşte bu noktada, üniversite öğrencilerinin barınma sorunlarının ele alınması, üniversite ve devlet yurtlarının kapasitesinin artırılması, özel yurtların daha etkin bir şekilde denetlenmesinin yolunun açılması amacıyla Anayasa'nın 98, TBMM İçtüzüğü’nün 104 ve 105’inci maddeleri uyarınca Meclis araştırması açılmasını arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla.

1) Celal Dinçer                                                         (İstanbul)

2) Hüseyin Aygün                                                     (Tunceli)

3) Ali Özgündüz                                                        (İstanbul)

4) Namık Havutça                                                     (Balıkesir)

5) Mehmet S. Kesimoğlu                                           (Kırklareli)

6) Ali Serindağ                                                         (Gaziantep)

7) Mehmet Şevki Kulkuloğlu                                      (Kayseri)

8) Kadir Gökmen Öğüt                                               (İstanbul)

9) İhsan Özkes                                                         (İstanbul)

10) Uğur Bayraktutan                                                (Artvin)

11) Veli Ağbaba                                                       (Malatya)

12) Mustafa Sezgin Tanrıkulu                                    (İstanbul)

13) Ali Demirçalı                                                      (Adana)

14) Mahmut Tanal                                                     (İstanbul)

15) Ahmet İhsan Kalkavan                                         (Samsun)

16) Mustafa Serdar Soydan                                       (Çanakkale)

17) Gökhan Günaydın                         (Ankara)

18) Binnaz Toprak                              (İstanbul)

19) Ali Haydar Öner                           (Isparta)

20) Bülent Tezcan                              (Aydın)

21) Melda Onur                                  (İstanbul)

22) A. Haluk Koç                                (Samsun)

23) Mevlüt Dudu                                 (Hatay)

24) Durdu Özbolat                              (Kahramanmaraş)

25) Özgür Özel                                   (Manisa)

26) Ramis Topal                                 (Amasya)

27) Selahattin Karaahmetoğlu             (Giresun)

28) Haluk Ahmet Gümüş                     (Balıkesir)

Gerekçe:

Türkiye'de 104'ü devlet, 62'si vakıf olmak üzere toplam 166 adet üniversite bulunmaktadır. 2011-2012 öğretim yılında bu üniversitelerde 2 milyon 100 binden fazla öğrenci örgün öğrenim görmektedir. Bu öğrencilerin barınma ve diğer sosyal ihtiyaçları ise YURTKUR'a bağlı 307 yurt ve bu yurtların sahip olduğu 269.241 yatak kapasitesiyle karşılanmaya çalışılmıştır. 2011-2012 öğretim yılında örgün öğretimde yaklaşık 2 milyon 100 bin öğrenci varken 2012-2013 öğretim yılında bu sayı daha artacaktır. Dolayısıyla öğrencilerin yurt sorunu da büyüyecektir.

Yurtlarda yer bulamayan ya da maddi durumu kötü olan öğrenciler, bir anlamda tarikat ve cemaat yurtlarında kalmaya mahkûm edilmektedir. Bu tür yurtlarda gençlerimiz, cumhuriyetin temel ilkelerine inanmayan, din ve vicdan özgürlüğüne saygı duymayan bireyler olarak yetiştirilmektedir. Cumhuriyet ve Atatürk düşmanı bireyler hâline getirilmeye çalışılan bu gençlerimiz ne yazık ki düştükleri bu bataktan çıkamamaktadırlar. Bu yurtların sayılarının giderek artması, ayrılan kaynakların büyüklüğü dikkat çekicidir. Öğrencilere piyasa koşullarının çok çok altında sunulan barınma ve yemek hizmeti, söz konusu yurtların faaliyet ve gerçek amaçları konusunda ciddi endişeleri akla getirmektedir.

Türkiye Cumhuriyeti devleti, geleceği olan gençlerini çağdaş, demokratik özgür bireyler olarak yetişmelerini sağlayacak koşulları yaratma olanaklarına sahiptir. Devletimizin yetersizmiş gibi gösterilmesi kabul edilemez. Devletin olanaklarının yetersiz kaldığı bir alanda, demokratik ve laik cumhuriyete inanmayan kişi ve kuruluşların ikame ettirilmeye çalışılması çok düşündürücüdür. Cumhuriyet hükûmetlerinin bu duruma seyirci kalmaması gerekir.

Çocuklarımız ve gençlerimizin barınmalarını sağlayacak sağlıklı ve modern yurtların yapımına hız verilmelidir. Böylece çocuklarımız ve gençlerimizin cumhuriyetle ve Atatürk'le sorunu olan tarikat ve cemaat yurtlarında karanlık ideolojilerin etkilerine maruz kalmaları mutlaka önlenmelidir.

Öğrenci yurdu yapmak TOKİ'nin asli görevleri arasında olmalıdır. Kamu arazilerine çok ucuz fiyatlarla sahip olup villa yapmak yerine, her yıl çeşitli illere giden öğrencilerimize barınma olanağı sağlamak için yurt yapabilmelidir.

Bu nedenlerle, konunun detaylı olarak ortaya çıkarılması için bir Meclis araştırması açılmasını arz ve teklif etmekteyiz.

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Önergeler gündemdeki yerlerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki görüşmeler sırası geldiğinde yapılacaktır.

Manisa’nın Soma İlçesinde -başta 13 Mayıs 2014 tarihinde olmak üzere- meydana gelen maden kazalarının araştırılarak bu sektörde alınması gereken iş sağlığı ve iş güvenliği tedbirlerinin belirlenmesi amacıyla kurulan (10/937, 938, 939, 940, 941, 942, 943, 944, 945, 946, 947) esas numaralı Meclis Araştırması Komisyonunun Başkan, Başkan Vekili, Sözcü ve Kâtip seçimine dair bir tezkere vardır.

Okutuyorum:

B) Tezkereler

1.- (10/937, 938, 939, 940, 941, 942, 943, 944, 945, 946, 947) esas numaralı Meclis Araştırması Komisyonu Geçici Başkanlığının, Komisyonun başkan, başkan vekili, sözcü ve kâtip üye seçimini yaptığına ilişkin tezkeresi (3/1506)

4/6/2014

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Komisyonumuz; Başkan, Başkan Vekili, Sözcü ve Kâtip seçimi için 4/6/2014 Çarşamba günü saat 15.00'te toplanmış ve kullanılan 15 adet oy pusulasının tasnifi sonucu, aşağıda adları ve soyadları yazılı üyeler karşılarında gösterilen oyu alarak, İç Tüzük'ün 24'üncü maddesi uyarınca Başkan, Başkan Vekili, Sözcü ve Kâtip seçilmişlerdir.

Bilgilerinize arz ederim.

Saygılarımla.

                                                                                  Namık Havutça

                                                                                      Balıkesir

                                                                     Komisyon Geçici Başkanı

Başkan          : Ali Rıza Alaboyun Aksaray : (9) Oy

Başkan Vekili: Yılmaz Tunç                Bartın    : (9) Oy

Sözcü            : Ali Aydınlıoğlu                    Balıkesir: (9) Oy

Kâtip              : Fatoş Gürkan                      Adana    :(9) Oy

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır. Okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

Okutuyorum:

VII.- ÖNERİLER

A) Siyasî Parti Grubu Önerileri

1.- CHP Grubunun, Niğde Milletvekili Doğan Şafak ve 24 milletvekili tarafından Akkaya Baraj Gölü’ndeki su kirliliğinin çevre ve insan sağlığına olumsuz etkilerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin (10/217) ön görüşmelerinin Genel Kurulun 5 Haziran 2014 Perşembe günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

5/6/2014

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu; 5/6/2014 Perşembe günü (Bugün) toplanamadığından, Grubumuzun aşağıdaki önerisinin, İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                  Engin Altay

                                                                                     Sinop

                                                                               Grup Başkan Vekili

Öneri:

Türkiye Büyük Millet Meclisi gündeminin, “Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler” kısmında yer alan, Niğde Milletvekili Doğan Şafak ve 24 Milletvekili tarafından, "Akkaya Baraj Gölü'ndeki su kirliliğinin çevre ve insan sağlığına olumsuz etkilerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi" amacıyla verilmiş olan (10/217) esas numaralı Meclis Araştırma Önergesi’nin görüşmesinin, Genel Kurul'un 5/6/2014 Perşembe günlü (Bugün) birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN - Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisi lehinde söz isteyen Doğan Şafak, Niğde Milletvekili.

Buyurun Sayın Şafak. (CHP sıralarından alkışlar)

DOĞAN ŞAFAK (Niğde) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;

“Denizde son balık öldüğünde,

Son ağacın kesildiğinde,

Son kuşun uçtuğunu gördüğünde,

Oksijen almaya nefesiniz kalmayacaktır." der bir şair.

Oksijeni bol bir dünya dileğimle Dünya Çevre Günü’nü kutluyorum.

Değerli milletvekilleri, muhalefetin her söylediğine yanlış olarak bakan, “Her şeyi biz biliriz.” diyen Hükûmetin ve AKP Grubunun muhalefetten gelen önerilere dikkatle kulak vermesi gerçeğinin bir kez daha altını çizmek istiyorum.

26 Ekim 2011 tarihinde (10/217) esas numaralı, Niğde ilimizin Tabakhane Çayı üzerinde tarımsal sulama amacıyla inşa edilen Akkaya Barajı’nda meydana gelen ve insan sağlığını tehdit eden kirliliğin ortadan kaldırılması amacıyla Meclis araştırma komisyonu kurulmasına ilişkin Cumhuriyet Halk Partisi olarak vermiş olduğumuz Meclis araştırma önergesi hakkında söz almış bulunuyorum.

Değerli milletvekilleri, Akkaya Barajı, Niğde ilinde Tabakhane Çayı üzerinde tarımsal sulama amacıyla 1964-1967 yılları arasında inşa edilmiş bir barajdır. Gövde tipi olarak dolgu olan baraj 426 bin metreküplük gövde hacmiyle 2.277 hektarlık bir alana sulama hizmeti vermektedir. Baraj 2003 yılında su kirliliğine bağlı oksijen yetersizliğinden çok sayıda balığın ölümüyle gündeme gelmiştir. Yaşanan balık ölümlerini takip eden yıllarda baraj gölü flamingolar başta olmak üzere çok sayıda göçmen kuşa ev sahipliği yapmaktaydı. 

Bölge 2005 yılında Ramsar Sözleşmesi gereğince uluslararası öneme sahip sulak alan ilan edilmiştir. Böylece, sadece sulama amaçlı bir baraj konumundan çıkarak “Uluslararası Akkaya Sulak Alanı” olarak belirlenmiştir.

Niğde Üniversitesinin merkez yerleşkesi içerisinde bulunan, 1970’li yıllarda sulama amaçlı yapılan Akkaya Baraj Gölü, 100 bin nüfuslu Niğde kentine, 17 bin öğrenci ve öğretim görevlisi bulunan Niğde Üniversitesine, 40-45 bin civarında nüfusu bulunan Bor ilçemiz ve köylerine, dayanılmaz bir hava kirliliği yaratarak yaşamı zehir etmektedir. İnsanlar evinde oturamaz, öğrenciler okulunda okuyamaz, evde pencereler açılamaz, halk nefes alamaz hâle gelmiştir. İnsan yaşamını tehdit etmektedir, olay da ciddidir.

Kuşların göç yolu üzerinde bulunması ve sazlık, kamışlık, kayalık, maki, bozkır, ağaçlık gibi değişik habitat tiplerine sahip olması sebebiyle kuşların uğrak yeri olarak bilinirdi. Nesilleri hızla tükenmekte olan ördeklerin yanı sıra çeşitli türden balıkçıl, flamingo, pelikan ve 10 kadar da ördek türü bulunmaktaydı. Akkaya Göleti’nde kuş türü sayısı, yapılan çalışmalar sonucunda, geçmiş yıllarda tespit edilen 12 yeni türle birlikte 207’ye ulaşmıştı. Akkaya Göleti, üzerinde düzenli olarak görülen kuş türlerinin yarısına ev sahipliği yapmaktaydı. Sadece kuşlar değil, göletin su toplama havzasındaki bazı derelerde endemik türde balıklar da yaşamaktaydı. Ancak bugün bu türlerden görüntü kalmamıştır.

Sayın milletvekilleri, Niğde ve yakın çevresinde pek çok yerleşke ile Akkaya Barajı çevresinde bulunan belediyelerin, sanayi kuruluşlarının, cezaevinin ve Niğde Üniversitesinin atık sularının, mevcut arıtma tesislerinin tam randımanlı çalıştırılmaması nedeniyle baraj  alanına intikal etmesiyle su kirliliği yaşanmaktadır. Niğde Belediyesinin on beş yıldır arıtma tesislerinin çalışmaması ve baraja intikal eden bu atıklar bölgede çok ciddi ekosistem bozulmalarına neden olmuştur. Bu nedenle, çeşitli basın haberlerinde baraj alanı Niğde’nin atık deposu olarak tanımlanmıştır. Akkaya sulamasının işletmesi Bor Belediyesine devredilmiş olup işletme bakım çalışmaları belediye tarafından yürütülmektedir. Yapılan su kontrolleri, suyun içinde yaşayan canlılar bir tarafa, barajdaki suyla sulanan Bor Ovası’ndaki tarla ve bahçelerin de ciddi risk altında olduğunu ortaya koymaktadır. Yörede otlatılan hayvanlarla insana ulaşan kist hidatik gibi çeşitli paraziter hastalıkların artışı dikkat çekmektedir. Mevcut kirlilik çevrede kötü kokuya sebep olmuş ve bu durum sinek, sivrisinek gibi hastalık taşıyan kanatlı böceklerin var olmasını sağlamıştır. Baraj, yaşam alanının içinde olması sebebiyle insan sağlığını tehdit etmektedir. Ayrıca, baraj suyuyla sulanan tarımsal alanlardan elde edilen ürünler insan sağlığı üzerinde risk oluşturma potansiyeline sahiptir. Suyun kirliliği barajdan sulama yapan kişiler tarafından da şikâyete sebep olmuştur. Akkaya Göleti’nin mevcut kirlilik durumuyla ilgili verilen bu soruların çözümüne yönelik bilgilerin yetersizliği sebebiyle, baraj gölü hakkında yorumlar sadece olasılıklara dayanmaktadır. Bugüne kadar farklı zaman ve platformlarda Akkaya Barajı Gölü ve çevre sorunlarıyla ilgili yapılan kısıtlı, bireysel ve kurumsal çalışmaların iyi niyetten öteye gitmediği açıkça görülmektedir.

Sayın milletvekilleri, Orta Doğu bölgesi dünya nüfusunun yüzde 5’ine ev sahipliği yaparken dünyadaki temiz su kaynaklarının yüzde 1’ine sahiptir. Bölgenin temiz su kaynaklarının yüzde 90’nın Fırat ve Dicle Nehri’nde olduğunu ve sınırı aşan sular oluştuğunu bilmekteyiz.

Birleşmiş Milletlerin hazırladığı raporda, su konusunda dünyanın en problemli bölgesi Orta Doğu’dur. Küresel ısınmanın önemle tartışıldığı günümüzde Akkaya Barajı Gölü’nün su hacmini koruyabilmesi için Akkaya’yı besleyen su kaynaklarının Akkaya Barajı’na gelene dek su yataklarında kaybı önlenmelidir, ölçüsüz ve sorumsuzca kullanılması denetlenmelidir. Baraj su kapasitesinin artırımı için gerekli çalışmaların ilgili kurum ve kuruluşlar tarafından kapsamlı bir şekilde yapılması gerekmektedir. Kimyasal arıtma ve ön araştırma gerektiren firmaların ayrıca ön arıtma tesisi kurmaları gerekmektedir. Kimyasal atık ve direkt sanayi atığı olarak sınıflandırılabilecek atık ve atık suların baraja intikalinin engellenmesi için yeterli önlemlerin alınması gerekmektedir.

Akkaya Barajı Gölü’nün temizlenmesi için yöresel, bölgesel ve ulusal kaynaklar ışığında hazırlıklara zaman kaybetmeden başlanması gerekliliği açıkça ortadadır. Meydana gelen su ve çevre kirliliği nedeniyle önemini yitirmiştir. Acil tedbir alınmadığı takdirde kentimiz göç vermeye başlayacaktır. Ankara’dan farklı zamanlarda ilgili bakanlığın göndermiş olduğu heyetlerin birinin “olur” dediğine öteki heyet “olmaz” demektedir. Muhalefet olarak defalarca uyarmamıza rağmen, her defasında, on iki yıldır “Akkaya Barajı için kolları sıvadık.” diyen Hükûmet ve yetkililerinin bir çözüm bulamaması nedeniyle, insan ve canlı sağlığını tehdit eden bu önemli sorunun kalıcı olarak çözülmesi ve bizden sonraki kuşaklara sağlıklı bir içme suyu ve yaşanabilir bir çevre bırakmak için 200 bin kişinin sağlığını doğrudan tehdit eden Akkaya Baraj Gölü’nde meydana gelen su kirliliğinin ve çevresel sorunların sebeplerinin araştırılması ve çözüm bulunması amacıyla Meclis araştırma komisyonu kurulmasını istiyoruz.

Bu duygu ve düşüncelerle tüm doğaseverleri, insan yaşamına saygı duyanları ve yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisi aleyhinde söz isteyen Abdullah Levent Tüzel, İstanbul Milletvekili.

Buyurun Sayın Tüzel. (HDP sıralarından alkışlar)

ABDULLAH LEVENT TÜZEL (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Cumhuriyet Halk Partisinin Niğde Akkaya Baraj Gölü’yle ilgili, kirletilmesi nedeniyle bir Meclis araştırması açılması konusundaki önergesini destekliyorum, çok yerinde buluyorum, özellikle içinde bulunduğumuz 5 Haziran Dünya Çevre Günü nedeniyle. Memleketimizin çevre manzaralarını ele almak açısından son derece yerinde bir teklif olmuştur diye düşünüyorum.

Değerli milletvekilleri, bildiğiniz gibi 1972 yılında 133 ülke, hep beraber, bir araya gelip -Birleşmiş Milletler- bu anlaşmayı imzalamışlar ve Çevre Günü ilan etmişler, Türkiye de bunlardan bir tanesi. Ama ne yazık ki Niğde Akkaya’da olduğu gibi, belki de 81 ilimizde aynı manzara var. Maden sahaları, siyanürlü aramalar, kirletilen nehirler, hidroelektrik santralleri, termik santralleri, katı atık tesisleri, ağır metal işleyen sanayi tesisleri, nükleer tesislerde ısrar, yani anlayacağınız, Dilovası’ndan Şırnak’a memleketin her karışı âdeta kapitalist firmalar, sermaye şirketleri tarafından ağır bir şekilde kirletilmekte.

Niğde Akkaya’ya değinmeden önce tabii, bu vesileyle derelerini, çayını savunan ve bu mücadele içerisinde gaz bombası nedeniyle hayatını kaybeden Metin Lokumcu’yu ve aynı şekilde Topçu Kışlası ısrarına karşı Gezi Parkı’nı savunan ve bir yıl önce, haziran ayı boyunca memlekette özgürlük mücadelesi veren, bu nedenle hayatlarını kaybetmişleri buradan saygıyla anıyorum.

Bugün yine bir haber vardı sabah Başbakanın memleketinde, Rize İkizdere’de. Karadenizli kadınlar aynı şekilde derelerine sahip çıktıkları nedeniyle coplandılar, darbedildiler. Buradan onları, mücadeleci kadınları selamlıyorum.

Biraz önce Mecliste basın toplantısı yaptık, CHP’li milletvekili arkadaşlarımızla birlikte.

Yine Elâzığ Karakoçan Peri Vadisi’nde Peri Suyu üzerinde Limak İnşaat tarafından yapılan baraja, HES’e karşı direnen insanlar bugün Karakoçan Asliye Ceza Mahkemesinde para ve hapis cezalarıyla yargılanıyorlardı. Ne için? Mücadele ettikleri için, Danıştay kararını savundukları için. Bakanlar Kurulu acele kamulaştırma kararı veriyor. Danıştay, bu kamulaştırma kararını, acele yapılacak ortada bir olağanüstü ve savaş hâli bulunmadığı için ve özel bir kamu yararı bulunmadığı için kaldırıyor. Buna rağmen, Danıştay kararına rağmen, Bakanlar Kurulu ne hikmetse ada, pafta, parsel göstererek bir kez daha acele kamulaştırma kararı veriyor, Danıştay 6. Dairesi bunu da durduruyor ve bu kararlar uygulanmıyor. Nasıl bir siyasi iradedir ki bu Limak gibi müteahhit firmalar bastırıyor, Bakanlar Kurulundan kararlar alınıyor, milyonlarca halk karşısına alınıyor ve bu şekilde doğa, çevre, sular, havamız, toprağımız, tarım alanları kirletiliyor. Acısı nereden çıktı, ceremesi nereden çıktı? Soma’dan çıktı. Soma’daki üretilen kömürler… Neymiş, enerji ihtiyacı mı? Koca bir yalan. Enerji ihtiyacı falan değil, işte, bu, doğayı, çevreyi, tarımı, toprağı kirleten termik santrallerin ihtiyacı için bunlar, buralar peşkeş çekiliyor. Sonunda Soma’da olduğu gibi maden kazalarıyla karşı karşıya kalıyoruz.

Cumhuriyet Halk Partisinin verdiği önergede, bu baraj, Akkaya Barajı, Niğde’nin o bereketli alanının sulama ihtiyacını gözeten, nice yaban kuşlarına göçerlik eden bu alan nasıl bu hâle gelmiş? Çok açık, Niğde’nin atık deposu hâline getirilmiş. Belediyesi, cezaevi, sanayi kuruluşları, üniversitesi, arıtma tesisleri kurmadan bütün kirli atıklarını buraya vermişler ve bu, bu şekilde göz yumularak bu noktaya getirilmiş. Elbette bunun önüne geçilmesi gerekiyor ama bunu öncelikle gözetecek olan başta Hükûmet, Çevre Bakanlığı, il özel idareleri, belediyelerin bu konuda seyirci kaldıkları çok açık.

Değerli milletvekilleri, termik santraller, özellikle çevre konusunda ülkenin baş belası olmuştur ve hâlâ da ülkenin, Anadolu’nun 2 bini aşkın deresinde bu termik santraller halkın direnişine rağmen faaliyet göstermektedir.

Şimdi, Çevre Günü’ne yaklaşırken, bir haftadır gazetelerde ilanlar var, onları sizlerle paylaşmak istiyorum: Yine bu alanda faaliyet gösteren Ciner Grubu; bakın, büyük gazetelere ilan vermiş: “Silopi Termik Santrali, Güneydoğu’ya yapılan en büyük özel sektör yatırımı.” Şimdi, bu reklama bakmanızı istiyorum, burada bir yanlışlık var, doğru olmayan bir şey var. “Nedir?” diyecek olursanız, bu büyük işletmenin etrafı yeşil görünen dağlarla, ovalarla çevrili. Bu bereketli topraklar üzerine yapılan termik santralin ya bu etrafında görülen yeşil alan sahte, gerçeklik bu değil ya da şimdi böyleyse çok kısa bir zaman sonra bu yeşilden eser kalmayacaktır.

Aynı şekilde, yine aynı grubun… “Türkiye'nin en büyük özel termik santral yatırımı, Ilgın Elektrik.” Bakın, burada da aynı manzara, hatta çok daha güzel bir yeşillik var. Ovası, ağaçları, yeşili ama termik santrallerin olduğu yerde bu yeşillerden eser kalması mümkün değil.

Değerli milletvekilleri, bakın, kısa bir zaman sonra, biliyorsunuz, üçüncü köprü, üçüncü havaalanı, Kanal İstanbul; buralarda ısrar eden, buralarla ülkeyi güzelleştireceğini, büyüteceğini, yeni şehirler kuracağını söyleyen Hükûmetin 7 Haziranda üçüncü havaalanının bir temel atma töreni var, Üçüncü Havaalanı Projesi kapsamında. Bize de davet geldi, Ulaştırma Bakanı sağ olsun bizi davet ediyor. Ama İstanbul’un “kuzey ormanları” diye bir gerçekliği var ve bu kuzey ormanlarını hem üçüncü köprü hem de üçüncü havaalanı nedeniyle mahvetmek isteyen bir Hükûmet anlayışı var. Buna karşı da çevreciler, ormanını -tıpkı Gezi Parkı’nda olduğu gibi- savunan insanlarımız etkinlik yapacaklar.

Bakın, bugünkü Evrensel gazetesi, âdeta nazire yaparcasına, “Çevreye gününü gösterdiler.” diyor ama başka bir haber var; kanallar açılıyor. “Bu Üçüncü Havaalanı Projesi kapsamında bölgedeki 70 gölün suyunun kanal açılarak Karadeniz’e boşaltılma süreci başladı. İş makineleri göllerin kenarında yoğun bir kanal açma sürdürüyor ve çalışmalar 7 Haziranda Sayın Başbakanın katılacağı temel atma töreni öncesinde hız kazandı. Yine, üçüncü köprüyle birlikte ele alınan projede tam 2,5 milyon ağaç kesilecek.” Bu haberler benzer diğer gazetelerde yer alıyor ama işte, Başbakan bu haberlerin görülmesini önlemek için… Biliyorsunuz, 17 Aralık sürecinde birtakım bilgiler yani havuz oluşturuldu. Bu barajları yapan, bu dereleri kurutan, suları borulara tıkayarak halkın bütün kaynaklarının, suya erişiminin önünü kesen bu müteahhit firmalar bir talimat aldılar ve buralardan edindikleri kazançların, haksız servetlerin âdeta komisyonunu ödercesine medya satın almaya giriştiler. İşte o medya, o satın alınmış medya, bugün halkımızın, 77 milyon nüfusun karşı karşıya kaldığı sorunları görmezden gelircesine, bunun üzerini örtercesine bir yayıncılık yapıyor.

Dolayısıyla, mahkeme kararlarını dinlemeyen, basını, medyayı susturan; direnen köylüsünü, Ergene’den İkizdere’ye, Şırnak Hasankeyf’ten Soma halkına bütün bu direnişçi yurttaşları bastırmaya çalışan bir iktidarın çevreye saygılı olması düşünülemez. Biliyorsunuz, Çevre Bakanlığı vardı, adı değiştirildi “Çevre ve Orman” oldu, adı değiştirildi “Çevre ve Şehircilik” oldu. O Şehircilik Bakanlığının tam merkezinde TOKİ yönetimi var; kentsel dönüşümle bütün kentleri talan eden, halkı borçlandıran, emekçileri yerinden yurdundan eden, sağlıklı barınma, konut hakkını yok sayan ve sağlıklı bir çevrede yaşamamızı elimizden alan bir iktidar anlayışı.

Değerli milletvekilleri, su önemlidir; göller, barajlar, buralar önemlidir ama bunların yenilenme şansı yoktur. Suyumuzu, toprağımızı, havamızı kirletmelerine müsaade etmeyelim, halkımızla birlikte onları savunalım.

Hepinize saygılar sunuyorum. Meclis araştırması önergesini de destekliyorum. (HDP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisi lehinde söz isteyen Seyfettin Yılmaz, Adana Milletvekili.

Buyurun Sayın Yılmaz. (MHP sıralarından alkışlar)

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisinin, Akkaya Baraj Gölü’nde meydana gelen su kirliliğiyle, bu kirliliğin insan sağlığına, ekolojik dengeye ve çevreye yarattığı sorunlarla ilgili alınması gereken önlemlerin araştırılması amacıyla Anayasa’nın 98’inci ve İç Tüzük’ün 104’üncü ve 105’inci maddeleri uyarınca Meclis araştırması açılmasıyla ilgili önerisi üzerinde söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, bugün biliyorsunuz 5 Haziran Dünya Çevre Günü, Dünya Çevre Günü’nü kutluyoruz. 1972 yılından beri kutlanan Çevre Günü’nde, gelinen nokta itibarıyla küresel bir çevre felaketinin yaşandığı bir süreçten geçiyoruz. İnsanoğlu, ekonomik, rant ve birtakım hırsları uğruna çevreyi ve doğayı katlederek ne yazık ki bugün dünyayı yaşanamaz bir hâle getirmiş ve bugün milyarlarca dolarlık bir yatırım yapılarak yeniden dünyanın yaşanabilir bir yer hâline gelmesi ve korunmasına devam edilmesi noktasında çalışmaların içerisine girmiş ama katledilen çevremizle ilgili geriye getirmek mümkün olmadığı gibi, ancak bu kötü gidişatı durdurabilmek için dünyanın milyarlarca dolar para harcaması gerekirken ne yazık ki bugün birçok ülke bundan kaçınmaktadır.

İşte, Çevre Günü’nü kutladığımız bugünde ne yazık ki Niğde ilimizde Akkaya Barajı’yla ilgili su kirliliğinin yaşandığı bir süreçten geçiyoruz. Akkaya Barajı, Niğde ile Bor arasında bulunup yaklaşık 200 bin gibi bir nüfusa hitap etmektedir. O bölgeye gittiğinizde oradaki kokudan geçmek mümkün değildir ve burası sulama amaçlı bir baraj olmasına rağmen 2005 yılında bunlar yetmezmiş gibi göçmen kuşlara ev sahipliği yaptığı için Ramsar Sözleşmesi gereğince “uluslararası öneme sahip sulak alan” ilan edilmiştir. Şimdi, bundan sorumlu Bakan arka tarafta oturuyor. On yıldır burayla ilgili herhangi bir tedbir almadınız. Burası artık göçmen kuşlardan dolayı turistlerin bile zaman zaman gelip gittiği bir yer. Türkiye’nin imajı açısından çok kötü bir örnek teşkil etmektedir. Burada insanların, artık, kokulardan yaşaması mümkün değildir. Eğer siz on yıldır Bakanlık olarak -belediye de Adalet ve Kalkınma Partisinde- burada gerekli tedbirleri alamıyorsanız buraya çıkıp çevreden, ağaçlandırmadan, çevreyi korumaktan bahsetmeniz hiçbir mana ifade etmez, boş sözden ileriye gitmez.

Niğde ilimiz, hepimiz biliyoruz ki geçen yıl patatesinin derelere döküldüğü, buğdayının sıkıntı yaşadığı, kirazının para etmediği yani netice itibarıyla ekonomik krizin had safhaya ulaştığı bir ilimizdir. Kuraklığın bu sene donla beraber getirdiği etkiyle geçen sene patatese yatırım yapan Niğdeliler, bir sürü harcama yapmasına rağmen ne yazık ki patatesini satamamış, bu sene bir umutla “Bu borçlarımızı sineye çekerek karşılayabilir miyiz?” derken, ne yazık ki bu sene de donla beraber, kuraklığın etkisiyle buğdayın yeterince verimli olmaması ve kirazların yeterince verimli olmaması, patatesin para etmesine rağmen uygulanan yanlış tarım politikaları nedeniyle geçen yıl patatesten ağzı yanan Niğde çiftçisinin patates ekmemesi neticesinde bu sene patatesin fiyatı iyi olmasına rağmen ne yazık ki bu sefer de patates varlığı azdır.

Bu geçim sıkıntılarını yaşayan Niğde’ye bir de Akkaya Barajı gibi, su kirliliğini ve tarımı da etkileyecek bu faktörün yaşatılmamasını diliyorum.

Değerli milletvekilleri, Niğde’de tarımdan bahsetmişken gerçekten tüm Türkiye tarım noktasında uygulanan yanlış tarım politikaları neticesinde ciddi sıkıntılar yaşamaktadır. Bugün, Türkiye’nin her tarafında kuraklık neticesinde buğdaylarımızın yeterince verimli olmaması çiftçiyi sıkıntıya sokmuştur. Çiftçinin temel girdileri olan akaryakıtta, tohumda, gübrede ve ilaçta yüzde 50-60’a yakın artışlar varken, Türkiye’de yüzde 7-8’lik enflasyondan bahseden ve çiftçimizi banka borçlarının, kredi borçlarının içerisinde tefecilerin eline mahkûm eden bu Hükûmetin anlayışını buradan bir defa daha kınamak istiyorum.

Değerli milletvekilleri, bu çevre felaketinin yaşandığı süre içerisinde gerçekten çevreyle ilgili alınması gereken ciddi tedbirler var. Dünyada küresel ısınma ve iklim değişikliğiyle beraber ormansızlaşmanın yoğun olduğu bir süreci yaşıyoruz. Küresel ısınmayı tetikleyen en önemli faktörlerden bir tanesi, hepimizin bildiği gibi, karbon salınımıdır. Dünyada da en önemli karbon yutakları ormanlardır. Bunun için, ormanların korunması noktasında ciddi bir çalışmaya girilmesi gerekirken, ne yazık ki uygulanan politikalar itibarıyla…

Sayın Orman Bakanı buradaysa şunu ifade edeceğim: Bugün ormanların korunmasından sorumlu olan, çevrenin korunmasından sorumlu olan, sulak alanların korunmasından sorumlu olan bir Bakan, ne yazık ki bugün Orman Bakanlığını ve orman çalışanlarını darmaduman etmiştir. Biraz önce burada dedi ya “Ben orman çalışanlarıyla gurur duyuyorum.” diye ama şundan emin olsun, gitsin bir anket yaptırsın, eğer Orman Bakanından yüzde 90 memnuniyetsizlik ifadesi çıkmazsa ben bugün milletvekilliğinden istifa edeceğim, bu kadar net söylüyorum.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Edecek misin?

SEYFETTİN YIMAZ (Devamla) – Evet, objektif bir anket yaptırsın. Çünkü, ormancıların yuvasını darmaduman etti, ormancı çalışanlarının motivasyonunu bozdu.

Şimdi de buradan kendisine sesleniyorum: Bakın, 13 Ekim 2013 tarihinde atama ve yer değiştirme yönetmeliği çıkardı. Bundan önce Sayın Bakan 3 defa aynı yönetmeliği çıkarıyor. Çıkardığı bu 3 tane yönetmelik mahkeme tarafından iptal ediliyor. Şimdi buradan soruyorum: Siz sekiz yıldır Bakansınız, 3 defa atama ve yer değiştirme yönetmeliği çıkarıyorsunuz ama 3’ü de mahkeme tarafından iptal ediliyor. Niye iptal ediliyor? Çünkü, siz eşitlik ilkesine, liyakat ilkesine bağlı kalmadan, tamamen yandaşlarınızı atayacağınız, orayı babanızın çiftliği gibi kullanabileceğiniz bir anlayışı getirdiğiniz için o yönetmelikler mahkeme duvarına tosluyor. Çünkü, Türkiye’de size rağmen adalet var ve Türkiye’de her zaman için yürekli savcılar ve yürekli hâkimler vardır ve var olmaya devam edecektir, onun için takılmaya devam edeceksiniz.

Şimdi, son çıkardığı bir yönetmelik var. 13 Ekim 2013 tarihinde bu yönetmeliği çıkarmış değerli milletvekilleri ve şu anda uygulamaya koyuyor. Bakın, bu da mahkemeye götürüldü. Kim tarafından götürüldü? Orman Mühendisleri Odası tarafından, sendikalar tarafından, buradaki usulsüzlüklerle ilgili mahkemeye yürütmenin durdurulmasıyla ilgili dava açıldı. Bu davanın sonucunu beklemeden, ne yazık ki insanları yerinden edecek bir çalışmanın içerisine girildi. Şimdi, dendi ki: “Tercihlerinizi yapın.” Bu yönetmelik altı ay önce çıkmasına rağmen, geriye dönük yirmi yılı, on yılı da içerisine alan ve onları da yerinden yurdundan edecek ve sindirme politikasıyla beraber yandaşlarını memnun edecek bir anlayışı ortaya süren bir anlayış hâkim.

Şimdi, ben buradan size soruyorum: Ormancılıkta yangın mevsimine girdik, yağışlardan dolayı çok gündeme gelmiyor. Orman yangınları özel ihtisas isteyen ve riskli alanlardır. Şimdi, buradan, bu Meclis tutanaklarına geçsin diye söylüyorum Sayın Bakan, yarın o orman yangınlarında, yaptığınız bu tayinlerden dolayı, usulsüz, haksız tayinlerden dolayı eğer bir vatandaşımızın, bir meslektaşımızın burnu kanarsa bunun sorumlusu siz olacaksınız.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Burnu kanayabilir canım…

SEYFETTİN YILMAZ (Devamla) – Bu neye benzer biliyor musunuz değerli milletvekilleri?

RECEP ÖZEL (Isparta) – Ya, burnu aksa biz…

SEYFETTİN YILMAZ (Devamla) – Bak, Sayın Isparta Milletvekili, yerinden laf atma.

Bu, kalp doktorunu alıp cildiye doktoru yapmaya, cildiye doktorunu alıp dahiliyeye görevlendirmeye… Hepsi netice itibarıyla doktordur ama uzmanlık alanları vardır. Şimdi, bu Sayın Bakan ne yapıyor biliyor musunuz? On beş yıldır silvikültür ve ağaçlandırmada görevli, bu konuda ihtisaslaşmış bir ormancıyı alıyor, yangına veriyor; yangında ihtisaslaşmış bir ormancıyı alıyor, amenajmana veriyor; amenajmanda  ihtisaslaşmış bir ormancıyı alıyor, kadastroya veriyor.

Şimdi, bunları yaparken ormanların korunması, ormanların sürdürülebilir bir şekilde olması noktasında adil olmanız lazım, hakkaniyet içerisinde olmanız lazım, uzmanlıklara riayet etmeniz lazım. Ama bakın neler oluyor? Şimdi, bu atama ve yer değiştirme yönetmeliği ortaya çıktı ya, istisnai kadrolar var, o lojmanları olan avantajlı kadrolara tayinleri gelen, rotasyona takılan kendi yandaş bölge müdür muavinlerini falan oralara atıyor. Burada çıkardığı birtakım önemli, rotasyona tabi olması gereken kadrolara ne yazık ki herkes müracaat edemiyor. Oraya kim müracaat ediyor, biliyor musun? Bunların hepsi noter kanalıyla tespitli, bunlarla ilgili de dava açılıyor kendisiyle ilgili. Sayın Bakan zaten yönetmiyor personel politikasını. Orada bir yandaş sendika var, o sendikanın dediği adamlar tercih edebiliyor. Orada birtakım haksız uygulamalar yapılıyor, herkesin her yere müracaat edemediği bir yapıyla karşı karşıya. Eş durumuna riayet edilmiyor, sağlık durumuna riayet edilmiyor. Yani, kısacası, orman teşkilatının moral ve motivasyonunun yangın mevsimine girdiğimiz bu süre içerisinde sıfır olduğu anı yaşıyoruz.

Ama buradan Orman Bakanını Mecliste uyarıyorum, hesap soracağız ve takipçisi olacağız. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisi aleyhinde söz isteyen Ebu Bekir Gizligider, Nevşehir Milletvekili. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Buyurun Sayın Gizligider.

EBU BEKİR GİZLİGİDER (Nevşehir) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; CHP Grubunun Akkaya Baraj Gölü’yle ilgili Meclis araştırması açılmasına yönelik vermiş olduğu önerge üzerine söz almış bulunuyor, bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Bu arada bugün Sayın Başbakanımızın başkanlığında, içlerinde Nevşehir ilinin de bulunduğu 6 ilin katı atık deposunun açılış töreni yapılmıştır. Bu vesileyle Sayın Başbakana ve bakanlarımıza teşekkür ediyorum.

Önergedeki iddiaları tek tek değerlendirerek konuşmama başlamak istiyorum. Öncelikle, ilk iddia olan, Niğde Belediyesinin arıtma tesisisin çalışmadığı ve bu sebeple baraja atık su bırakıldığı iddiası doğru değildir. Belediyenin arıtma tesisi çalışmaktadır, ki elimde görmüş olduğunuz en son 2 fatura -birincisi şubat, diğeri mart ayına ait; zamanımız kısa olduğu için bu ayları bulabildik- mevcuttur. Ancak, her şeye rağmen Niğde Belediyemiz, hâlihazırdaki arıtmanın kapasitesini 2 katına çıkarmak ve gelecekte sorun yaşamamak için akademisyenlerin desteğiyle yeni bir çalışma başlatmıştır. Gerek Çevre ve Şehircilik gerekse Orman ve Su İşleri Bakanlarımız da bizzat ilgili baraj gölüne giderek sorunu yerinde incelemiştir. Ayrıca, içlerinde Haliç’in de temizlenmesinde görev yapmış uzmanların da bulunduğu bir ekip yine yerinde teknik bir araştırma yapmış, incelemeler yürütmüş ve akabinde Akkaya Barajı Gölü Su Kalitesi İyileştirilmesi Eylem Planı oluşturulmuştur. Buna göre, DSİ 4. Bölge Müdürlüğü tarafından yürütülecek olan Akkaya Baraj Gölü ve Çevresi İyileştirme Projesi uygulanmaya başlanmıştır. Yaklaşık 2 milyon TL harcanmıştır.

Bu barajın temizlenmesi ve bakım onarım çalışmalarının tamamlanmasının ardından, 2013 yılı sulama mevsimi öncesi, barajda yeniden su tutulmaya başlanmış ve Bor ilçesinin brüt 2 bin hektar tarım alanının su ihtiyacını karşılamak için su verilmiştir. Arıtmaya tabi tutulmadan göl havzasına ulaşan Koyunlu Belediyesi ve güzergâhtaki atık sularının toplanarak mevcut Niğde Atık Su Arıtma Tesisine ulaşması ve çıkış suyu kalitesinin artırılmasını sağlamak amacıyla Koyunlu Atıksu Toplama Hattı ve diğer ilgili projelendirme çalışmaları tamamlanmıştır.

Yine, gelelim bir diğer iddia olan, üniversiteden, birtakım firmalardan, OSB’den ve diğer kuruluşlardan arıtma tesisi olmadan su akıtıldığı iddiasına. Öncelikle, Niğde Üniversitesi tarafından yeni bir ihale yapılarak ilave bir arıtma tesisi daha yapılacaktır, önümüzdeki belki de elli yıl boyunca yeterli olabilecek bir kapasiteye sahiptir.

Yine, organize sanayi bölgesinde arıtma tesislerinin kapasitesinin 2 katına çıkarılması planlanmış ve bununla ilgili fiilen çalışma başlatılmıştır.

Ayrıca, yine -firma ismini de söylemekte sakınca olmadığını düşünüyorum- BİRKO AŞ’nin arıtma tesisinin kapasitesinin yeterli olmasına rağmen bu kapasitesinin artırılması için ilgili kurumlarca çalışma başlatılmıştır.

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – On senedir kokuyor, on senedir. Anlatıyorsun da, on senedir kokuyor orası ya. Biz mi çözeceğiz bunu?

EBU BEKİR GİZLİGİDER (Devamla) – Son zamanlarda bu iddia sahipleri, ilgili yerleri ziyaret etti mi bilmiyorum ama dört aydır atık kokusu bulunmamaktadır.

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Ben gerçeği söylüyorum, araştır. Bir git de kokuyor mu, kokmuyor mu… Bir beraber gidelim mi oraya?

EBU BEKİR GİZLİGİDER (Devamla) – Ayrıca, elimde görmüş olduğunuz Nisan 2014 tarihli raporlar da yine, bu suyun temiz aralıklarda bulunduğu iddiamızı doğrulamaktadır.

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) - Bir beraber gidelim mi barajın kenarına, kokmuyorsa? İddianız varsa bir beraber gidelim, buyurun.

EBU BEKİR GİZLİGİDER (Devamla) – En son ne zaman bulundunuz acaba orada?

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) - Ben iki hafta önce bulundum.

EBU BEKİR GİZLİGİDER (Devamla) – Ben Nevşehir Milletvekiliyim.

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Biliyorum, gidelim o zaman.

EBU BEKİR GİZLİGİDER (Devamla) – Akkaya Barajı’nda Niğde Belediyesi arıtma tesisi, Niğde Üniversitesi arıtma tesisi ve Niğde OSB arıtma tesislerinden çıkan sular deşarj olmaktadır. Bu arıtma tesisleri de Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü tarafından denetlenip tesisler kontrol edilerek arıtmaların sürekli ve düzenli çalışmaları takip edilmektedir. Tesiste enerji verimliliğine yönelik havalandırma ekipmanında manuel sistemden otomasyona dönüştürme çalışmaları yapılmış ve son çökeltme havuzlarında ve diğer alanlarında betonlama ve tamir çalışmaları yürütülmüştür. Görüldüğü üzere, iddiaların çoğu gerçeği yansıtmamaktadır.

Kısa vadede yapılanların tamamlayıcısı olarak sorunun çözümüne yönelik çalışmaların sürdürülebilirliğini sağlamak için orta ve uzun vadede projelere ihtiyaç duyulmuştur. İşte bu nedenle, Niğde, Bor, Gümüşler, Aktaş, Fertek, Koyunlu, Sazlıca, Kemerhisar ve Bahçeli beldelerinin atık sularını da kapsayacak şekilde, yaklaşık 25 kilometre uzunluğunda bir hat, ana hat döşenerek Bor Emen Ovası’na yeni bir arıtma tesisi -ki bu, yaklaşık 170 bin nüfusu ihtiva etmektedir- yapılması ve bu baraja atık su deşarjının tamamen önlenmesini sağlayacak bir proje üzerinde çalışılmaktadır. Bu çalışmada, nüfus artışı da düşünülerek, 200 bin kişi kapasiteli mekanik arıtma tesisi yapılması planlanmıştır. Bu, Akkaya’ya hayat verecek ve bu ilimizi ve ilçemizi rahatlatacak bir proje olacaktır; tüm kirli atıklar buraya gelecek, Akkaya’ya ise sadece temiz su verilecektir.

Bu sebeplerle önergenin aleyhinde olduğumuzu bildirir, bu zamana kadarki çalışmaları bizzat, yakinen takip ettiğini bildiğim sayın Niğde milletvekillerimize teşekkür eder, Genel Kurulu saygıyla selamlarım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Karar yeter sayısı istiyoruz efendim.

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisini oylarınıza sunacağım, karar yeter sayısı arayacağım. Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı yoktur.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 15.33

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 15.45

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: İsmail KAŞDEMİR (Çanakkale), Muharrem IŞIK (Erzincan)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 98’inci Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş önerisinin oylamasında karar yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi öneriyi yeniden oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım: Kabul edenler... Kabul etmeyenler...

FARUK BAL (Konya) – Yine yok…

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Yok, yok…

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, karar yeter sayısı yoktur.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati : 15.46

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 15.58

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Muharrem IŞIK (Erzincan)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 98’inci Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş önerisinin ikinci oylamasında da karar yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi, öneriyi yeniden oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı vardır, öneri kabul edilmemiştir.

Gündemin “Seçim” kısmına geçiyoruz.

VIII.- SEÇİMLER

A) Komisyonlarda Açık Bulunan Üyeliklere Seçim

1.- Plan ve Bütçe Komisyonunda açık bulunan üyeliğe seçim

BAŞKAN - Plan ve Bütçe Komisyonunda boş bulunan ve Cumhuriyet Halk Partisi Grubuna düşen 2 üyelik için Denizli Milletvekili Adnan Keskin aday gösterilmiştir.

Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

İstanbul Milletvekili Bihlun Tamaylıgil aday gösterilmiştir.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

2.- İçişleri Komisyonunda açık bulunan üyeliğe seçim

BAŞKAN - İçişleri Komisyonunda boş bulunan ve Cumhuriyet Halk Partisi Grubuna düşen 1 üyelik için Çanakkale Milletvekili Ali Sarıbaş aday gösterilmiştir.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

3.- Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonunda açık bulunan üyeliğe seçim

BAŞKAN - Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonunda boş bulunan ve Cumhuriyet Halk Partisine Grubuna düşen 1 üyelik için Bolu Milletvekili Tanju Özcan aday gösterilmiştir.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmına geçiyoruz.

1’inci sırada yer alan, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/242, 2/80) (S. Sayısı: 156)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

2’nci sırada yer alan, Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu Raporlarının görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

2.- Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu Raporları (1/484) (S. Sayısı: 287)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

3’üncü sırada yer alan, Türk Ceza Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun; Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün; İstanbul Milletvekili Erdoğan Toprak’ın; İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel’in; Bursa Milletvekili Sena Kaleli’nin; Gaziantep Milletvekili Mehmet Şeker ve 7 Milletvekilinin; Antalya Milletvekili Yıldıray Sapan’ın; Eskişehir Milletvekili Kazım Kurt ve İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun; İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın; İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel’in; İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın; Bursa Milletvekili Aykan Erdemir’in; İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın; Ankara Milletvekili Levent Gök’ün; Barış ve Demokrasi Partisi Grup Başkanvekili Bingöl Milletvekili İdris Baluken’in; İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun; Van Milletvekili Aysel Tuğluk’un; İstanbul Milletvekili Bülent Turan ve Ankara Milletvekili Cevdet Erdöl ile 69 Milletvekilinin; Tokat Milletvekili Reşat Doğru ve 2 Milletvekilinin; İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın; Malatya Milletvekili Veli Ağbaba’nın; Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Kayseri Milletvekili Yusuf Halaçoğlu’nun; Gaziantep Milletvekili Mehmet Şeker’in; Kırıkkale Milletvekili Ramazan Can ve İstanbul Milletvekili Bülent Turan ile 1 Milletvekilinin Benzer Mahiyetteki Kanun Teklifleri ile Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu ile Adalet Komisyonu Raporlarının görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

3.- Türk Ceza Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun; Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün; İstanbul Milletvekili Erdoğan Toprak’ın; İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel’in; Bursa Milletvekili Sena Kaleli’nin; Gaziantep Milletvekili Mehmet Şeker ve 7 Milletvekilinin; Antalya Milletvekili Yıldıray Sapan’ın; Eskişehir Milletvekili Kazım Kurt ve İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun; İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın; İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel’in; İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın; Bursa Milletvekili Aykan Erdemir’in; İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın; Ankara Milletvekili Levent Gök’ün; Barış ve Demokrasi Partisi Grup Başkanvekili Bingöl Milletvekili İdris Baluken’in; İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun; Van Milletvekili Aysel Tuğluk’un; İstanbul Milletvekili Bülent Turan ve Ankara Milletvekili Cevdet Erdöl ile 69 Milletvekilinin; Tokat Milletvekili Reşat Doğru ve 2 Milletvekilinin; İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın; Malatya Milletvekili Veli Ağbaba’nın; Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Kayseri Milletvekili Yusuf Halaçoğlu’nun; Gaziantep Milletvekili Mehmet Şeker’in; Kırıkkale Milletvekili Ramazan Can ve İstanbul Milletvekili Bülent Turan ile 1 Milletvekilinin Benzer Mahiyetteki Kanun Teklifleri ile Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu ile Adalet Komisyonu Raporları (1/918, 2/14, 2/25, 2/67, 2/214, 2/218, 2/335, 2/542, 2/571, 2/577, 2/876, 2/960, 2/1060, 2/1087, 2/1369, 2/1648, 2/1675, 2/1830, 2/1864, 2/1883, 2/1941, 2/1973, 2/1982, 2/2115, 2/2149) (S. Sayısı: 592) (X)

BAŞKAN – Komisyon ve Hükûmet yerinde.

6’ncı madde üzerinde üç adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 592 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 6’ncı maddesinin 2’nci fıkrasının 2 numaralı bendinde yer alan “bulunmadığı” ibaresinin “olmadığı” şeklinde, 4 numaralı bendinin “a” alt bendinde yer alan “,” işaretinin “ve” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                Pervin Buldan                                   İdris Baluken                                      Adil Zozani

                        Iğdır                                                Bingöl                                              Hakkâri

                  Selma Irmak                                 Faysal Sarıyıldız                                    Erol Dora

                       Şırnak                                               Şırnak                                              Mardin

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 592 Sıra sayılı Kanun Tasarısının 6. Maddesi ile 2576 sayılı Kanuna eklenen 3/C maddesinin 2. Fıkrasında bulunan “kıdemli” ibaresinin “yaşlı” ibaresi ile değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                 Turgut Dibek                                   Ali Rıza Öztürk                               Ömer Süha Aldan

                    Kırklareli                                            Mersin                                               Muğla

           Dilek Akagün Yılmaz                               Haydar Akar                                    Mahmut Tanal

                        Uşak                                               Kocaeli                                             İstanbul

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, şimdi okutacağım önerge Anayasa’ya aykırılık önergesi.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 592 Sıra Sayılı Kanun Tasarısının 6. Maddesinin Anayasaya aykırı olması sebebiyle Tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                    Faruk Bal                                    Yusuf Halaçoğlu                                   Sümer Oral

                       Konya                                              Kayseri                                             Manisa

                  Reşat Doğru                                Murat Başesgioğlu                               Ali Uzunırmak

                       Tokat                                              İstanbul                                              Aydın

 

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MUSTAFA KEMAL ŞERBETÇİOĞLU (Bursa) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Faruk Bal, Konya Milletvekili.

Buyurun Sayın Bal.

FARUK BAL (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu kanun tasarısı ile istinaf mahkemeleri yani bölge idare mahkemeleri kuruluyor. 6’ncı maddede de bölge idare mahkemelerinin başkanlar kurulu oluşturuluyor ve bunlara görev veriliyor.

Şimdi dikkatinizi çekeceğim hususu hep birlikte değerlendirelim. Başkanlar kurulu daireler arasında iş bölümü yapıyor. Başkanlar kurulu, kanunla belirlenmesi gereken bir işi seçilmiş-atanmış ayırımını yapan AKP’ye göre, atanmışlar olarak mahkemelerin görev alanlarını belirliyor.

Değerli arkadaşlarım, bu, Anayasa’nın 142’nci maddesine aykırıdır çünkü bölge idare mahkemeleri adı altındaki istinaf mahkemelerinin daireleri de birer mahkemedir. Anayasa’nın 142’nci maddesine göre daireler ancak kanunla kurulabilir, ancak kanunun verdiği yetki çerçevesi içerisinde o usulle tertip edilebilir. Şimdi, oluşturulan istinaf mahkemesinin -diğer maddelerde de bu böyle- bünyesinde bir kurul oluşturuluyor. Bu kurul, hangi mahkemenin nasıl oluşacağına, hangi dairenin nasıl oluşacağına karar vermektedir. Tam anlamıyla, yasamanın yetkisinin atanmış yargıya devri anlamına gelen bu düzenlemenin hukukta bir adı daha vardır, o da “jüristokrasi”dir.

Parti diktasını tesis için şimdiye kadar jüristokrasiye saldıran, parti diktasının tesisi için şimdiye kadar atanmış-seçilmiş ayrımı yaparak devletin kurumlarında görev yapan çeşitli organlara saldıran Adalet ve Kalkınma Partisinin, jüristokrasi yaratabilecek şekilde, atanmışlara yargı görevinin ifasında önemli bir görev verecek şeklide bu düzenlemeyi yaparken elbette ki etkilendiği tek alan vardır, o da konjonktürel gelişmelerdir. Bu konjonktürel gelişmelerin de bir adı 17 ve 25 Aralık yolsuzluk operasyonlarıdır. Bu türbülans içerisinde yoğrulan, bu türbülans içerisinde sıkıntıya düşen Adalet ve Kalkınma Partisi, işte jüristokrasi yaratabilecek, atanmışlara yargı organı niteliğinde mahkeme kurdurabilecek bir görevi verebilmektedir. Bu, elbette ki evrensel değerlere aykırıdır, elbette ki Anayasa’ya aykırıdır, elbette ki parlamenter düzen içerisindeki yasama, yürütme ve yargı erklerinin aralarındaki dengelere aykırıdır. Ama, bambaşka bir şeye daha aykırıdır, o da kanun hâkimiyetini bile tesis edememiş olan Adalet ve Kalkınma Partisinin geçmişteki siyasi söylemlerine aykırıdır. Bu, ilkel demokrasilerde “kanun hâkimiyeti” ya da “kanunun uygulanması” olarak tarif edilen noktayı da bir araya getiremeyen, beceremeyen Adalet ve Kalkınma Partisinin içinde bulunduğu durumu ortaya açıkça koymaktadır.

Değerli arkadaşlarım, kanun hâkimiyetini tesis edemeyen Adalet ve Kalkınma Partisinin evrensel değerlerle barışık bir yargı düzeni getirmesi beklenemez. İstanbul’da, yüzleri kapalı, ellerinde silah, bomba olan insanlar, Okmeydanı’nda ve değişik semtlerde, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının mal ve can güvenliğini tehlikeye atıyorlar, Adalet ve Kalkınma Partisi bunu engelleyemiyor, kanunu tesis edemiyor.

Türkiye’nin Diyarbakır ve Bingöl vilayetleri arasındaki yolu onlarca gündür kesiyor, kepçelerle kapatıyor. Terör örgütünün üyeleriyle güvenlik güçlerinin arasında 50 metre mesafe var, Adalet ve Kalkınma Partisi elindeki kanunu uygulayamıyor, emrindeki güvenlik güçlerini, yasaları hiçe sayarak, vatandaşlarımızın canını, malını tehdit eden ve analarını ağlatan, 370 küsur tane çocuğu yuvalarından koparıp, dağa çıkarıp terörist yetiştirme çerçevesi içerisinde faaliyette bulunan PKK terör örgütüne karşı kanunu kullanamıyor, elindeki yasa maddesini değerlendiremiyor, emrindeki güvenlik güçlerini değerlendiremiyor. Böyle acz içerisindeki bir AKP, 17-25 Aralık operasyonlarında kuyruğunu yolsuzluk olarak kapıya sıkıştırdıktan sonra buradan çıkış için çare arıyor. İşte, getirmiş olduğu çare de evrensel değerlere, parlamenter demokratik düzene, Anayasa’ya, Anayasa’nın 142’nci maddesine aykırı, jüristokrasi yaratacak…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

FARUK BAL (Devamla) - …yani hâkim hükümranlığı yaratacak bir düzenlemeyle yüce Meclisin huzurundadır. Madde Anayasa’ya aykırıdır. Yüce heyetin takdirine sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 592 Sıra sayılı Kanun Tasarısının 6. Maddesi ile 2576 sayılı Kanuna eklenen 3/C maddesinin 2. Fıkrasında bulunan “kıdemli” ibaresinin “yaşlı” ibaresi ile değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Mahmut Tanal (İstanbul) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MUSTAFA KEMAL ŞERBETÇİOĞLU (Bursa) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Mahmut Tanal, İstanbul Milletvekili.

Buyurun Sayın Tanal. (CHP sıralarından alkışlar)

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, bizi televizyonlarının başında izleyen tüm vatandaşlarımızı saygıyla selamlıyorum.

Tabii, bu kanun teklifinde hep adımı okudunuz ama burada 4 tane kanun teklifim var, birleştirdiniz, hiçbirini de gündeme almadınız. Yani o açıdan, şu anda televizyonları başında izleyen vatandaşlara iktidarı ben şikâyet ediyorum. Gelen teklifimiz şuydu: Cinsel saldırı suçunu işleyen kişi seçilme hakkından mahrum edilsin. Yani “Cinsel saldırı suçundan dolayı ceza yiyen bir kişi milletvekili olamaz, bakan olamaz, belediye başkanı olamaz, muhtar olamaz, belediye meclis üyesi seçilemez.” şeklinde kanun teklifi verdiğimiz hâlde, huzurunuzda, sizin oy verdiğiniz iktidar bizim bu talebimizi yerinde görmedi.

İkinci bir husus şu: “Kişi ceza mahkemesinde yargılanır, beraat eder. Beraat ettikten sonra beraat eden kişi lehine avukatlık ücreti takdir edilir.” Bu şekilde kanun teklifini getirdik, iktidar bunu da kabul etmedi.

Üçüncüsü: “Temel hak ve özgürlüklerle ilgili takipsizlik kararı verildiği zaman takipsizlikle ilgili itiraz edildiğinde ve o reddedilirse buradaki tebligat vesaire masrafına mahkûm edilir.”

En önemli husus: Aile konut şerhiyle ilgili mevcut olan tasarıda hüküm var, efendim “Aile konutuyla ilgili şerh konulduğu zaman ipotek harcı alınmaz.” diyor ancak şimdi okuyacağım Yargıtay 2. Hukuk Dairesinin kararına göre “Eğer ‘aile konut’ kaydıyla şerh konulmuşsa, bunun kaldırılması nispi ipotek harcına tabidir.” deniliyor. Yani bu açıdan baktığımız zaman mevcut olan düzenlemenin, evet, iyi yönleri de var ama hakikaten vatandaşı ilgilendiren bu şekildeki sorunlara uzaktan yakından değinilmemiş.

İstinaf mahkemeleri getiriliyor. Evet, bu 2537 sayılı Kanun’da vardı, 5271 sayılı Kanun’da vardı ancak 2005’te düzenlenen kanun yeni yürürlüğe giriyor. Bununla ilgili, bunun yürürlük tarihi, kanunun Resmî Gazete’de ilan edildiği tarihten itibaren yürürlüğe giriyor ancak “kumpas” denilen davalarla ilgili -bu Ergenekon, Balyoz, KCK, hangisini derseniz deyin- en azından, kanunun yürürlüğe girdiği tarih olan 2005 tarihinden itibaren bu kanun yürürlüğe girdi. Yürürlük tarihi kanunun yürürlüğe girdiği tarih itibarıyla gösterilirse mevcut olan, hukuk dışı sonuçlanan tüm kararlara da tatbik edilmiş olur ki bu mağduriyetler giderilmiş olur.

Şu anda gündemde olan en büyük sorunların bir tanesi, Şanlıurfa, Diyarbakır, Siirt, Mardin, Bingöl, Güneydoğu ve Doğu Anadolu Bölgesi’ndeki tüm vatandaşların en büyük sorunu elektrik sorunu. Sayın Bakan, tabii, ben bunu sürekli dile getiriyorum ama yani herhâlde ya biz derdimizi tam anlatamıyoruz veyahut da Hükûmet bunu duymak istemiyor. 9 Mart 2014 tarihli Bakanlar Kurulu kararıyla çiftçi destekleme primini vatandaşa ödemiyorsunuz. Ödememe gerekçesi ise elektrik borcu olması. Elektrik borcu nedir mesela? Benim elimde şu anda, 200 dönümle ilgili, Diyarbakır’da bir vatandaşımıza 82 bin TL elektrik borcu gelmiş. Şimdi, siz bu arsadan -buğday ekin, pamuk ekin- 2 tane ürün alsanız bile, inanın, bu parayı elde etmeniz mümkün değil. Bir başka fatura yine Şanlıurfa’da, 126 dönümlük bir yerle ilgili 60 bin TL para cezası gelmiş durumda. 32 dönümlük bir yerle ilgili 13 bin TL para cezası verilmiş durumda. Yani halkımız bu konuda mağdur. Nasıl vergisini vermeyenlerle, vergi kaçakçılığı yapanlarla ilgili şu anda Plan ve Bütçede bir af getiriliyorsa, aynı şekilde -bu, vergisini vermeyen, vergisini kaçıranların vergilerinin yarısına ancak bu elektrik borcu tekabül etmektedir- bu vatandaşlarımızın da -sosyal devlet ilkesi uyarınca- mağduriyetinin giderilmesi, mevcut olan bu borçlarının komple silinmesi, Anayasa’mızın 65’inci maddesi uyarınca sosyal devletin bir gereğidir.

Şimdi, bu Bakanlar Kurulu kararıyla bu elektrik idaresi özelleştirildiği için aynı zamanda Bakanlar Kurulu bu kararla ihaleye de fesat karıştırmıştır. Cumhuriyet başsavcılıklarının Bakanlar Kurulu aleyhine resen soruşturma başlatmasını…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MAHMUT TANAL (Devamla) – …talep eder, hepinize saygılarımı sunarım. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 592 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 6’ncı maddesinin 2’nci fıkrasının 2 numaralı bendinde yer alan “bulunmadığı” ibaresinin “olmadığı” şeklinde, 4 numaralı bendinin “a” alt bendinde yer alan “,” işaretinin “ve” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Pervin Buldan (Iğdır) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MUSTAFA KEMAL ŞERBETÇİOĞLU (Bursa) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen İdris Baluken, Bingöl Milletvekili.

Buyurun Sayın  Baluken. (HDP sıralarından alkışlar)

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Teşekkür ediyorum Sayın  Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 6’ncı madde üzerine vermiş olduğumuz önergeyle ilgili söz almış bulunmaktayım. Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Dünden beridir bu yargı paketiyle ilgili düşüncelerimizi burada bu kürsüden dile getiriyoruz. Hazırlanan paketin, hiçbir şekilde, Türkiye’deki adalet sisteminde mevcut hukuksuzlukları kaldırmadığına dair buradan konuşmalar yaptık. Bugün de bu konuşmaları yapmaya devam edeceğiz. Maalesef, görüyoruz ki önerilerimiz ya da burada dile getirdiklerimizle ilgili bir kaygınız yok, yüzüklerin efendisi misali ha bire paket getiriyorsunuz ve paketlerin efendisi gibi Türkiye’deki adaletsizliğin devamını sürdürme konusunda da kararlı bir iradeye sahipsiniz. Dediğim gibi, adalet sistemiyle ilgili görüşlerimizi dile getirmeye devam edeceğiz. Ancak, ben burada dikkatlerinizi son birkaç gündür İstanbul’da Gaziosmanpaşa’da devreye konmak istenen bir provokasyona çekmek istiyorum.

Değerli milletvekilleri, Gaziosmanpaşa’da son birkaç gündür çok kirli bir provokasyonla karşı karşıyayız. Üç gün önce, partili arkadaşlarımızın, BDP’li, HDP’li arkadaşlarımızın Sayın  Öcalan’ın özgürlüğüyle ilgili kendi taleplerini toplumsallaştırmak için başlatmış oldukları imza kampanyası çerçevesinde açmış oldukları bir imza standı polis destekli bazı karanlık çetelerin saldırısına maruz kalmıştır. Bu saldırılar neticesinde bir partili arkadaşımız ağır yaralanmış, yine üç partili arkadaşımız da çeşitli yerlerinden yaralanmıştır.

Şimdi, bu saldırıyı yapanların Gaziosmanpaşa halkıyla hiçbir ilgilerinin bulunmadığı biliyoruz. Orada, Gaziosmanpaşa’daki halkı çok iyi bilen partili arkadaşlarımızın, oraya gelen simalardan hiçbirini tanımadığını çok iyi biliyoruz. Bu karanlık çetelerin bir tek amacı var: Sokakta bir Türk-Kürt kavgası yaratmak ya da bir devrimci yurtsever ve ülkücü kavgası yaratmak.

Geçmiş dönemde de buna benzer pek çok senaryonun, pek çok filmin devreye konmak istendiğini, zaman zaman geçmişte Türkiye’nin acı tarihinde bu senaryoların amacına ulaştığını da biliyoruz. Biz, şimdiden ön almak için, şimdiden Hükûmetin gerekli tedbirleri alması için Meclis kürsüsünden hem iktidar partisinin hem de Hükûmetin dikkatini buraya çevirmek istiyoruz.

Bakın, elimdeki bir tek resim bile ortaya konmak istenen senaryonun ne olduğunu gösteriyor. Burada gösteri yapan devrimci yurtsever grup içerisindeki pembe tişörtlü bir kişi, zafer işaretleriyle önce ajitasyon yapıyor; aynı kişi, aradan bir saat bile geçmeden bu sefer bozkurt işareti yapan ülkücü kitle içerisinde aynı şekilde ajitasyon çalışmasını yapıyor.

Türkiye’nin siyaset sosyolojisini biliyoruz, bir insanın bir saat içerisinde HDP’liyken MHP’li olması ya da MHP’liyken HDP’li olması herhâlde mümkün görünmüyor, mümkün değildir öyle bir şey. O zaman bu tabloyu açıklamakla yükümlüsünüz arkadaşlar. Bu ajitasyonu yapmaya çalışan provokatör kimdir? Bir devlet görevlisi midir, devletin herhangi bir istihbarat kurumunda çalışan, devletin derinliklerinde bu tarz sokak kavgasını tetiklemek için görevlendirilmiş biri midir? Emniyet yetkilisi midir, MİT midir, JİT midir, JİTEM midir, kimdir bu, bunu açıklamanız lazım. Velev ki değil, devletin herhangi bir birimiyle alakası olmayan bir kişi, o zaman yine Hükûmet olarak bu kişinin kim olduğunu, arka planında hangi güçlerin olduğunu, böylesi bir provokasyonu yaratmak isteyen çevrelerin nereden beslendiğini burada açıklamak zorundasınız. Bunu yapmazsanız korkarım ki uzun süredir üniversitelerden tetiklenmek istenen, çok acı sonuçları olabilecek bir sokak çatışmasını da önümüzdeki günlerde kendi önümüzde bulabiliriz. Bakın, üniversitelerde bir işaret fişeği çakılmıştı. Bolu, Kırklareli, Afyon, Kayseri, hemen hemen Türkiye’nin bütün üniversitelerinde bu tarz provokasyonlar devreye konmuştu. Sayın Bakan, bugüne kadar bu provokasyonu ortaya koyanları açığa çıkardınız mı? Kaç kişi hakkında adli bir süreç başlattınız? Kaç kişiyi adalete teslim ettiniz?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İDRİS BALUKEN (Devamla) – Bugün bu tablonun da daha ciddi komplikasyonlar yaratmaması için, bir an önce bir adli soruşturma süreci ve bu sürecin sonuçlarını Mecliste açıklamak zorundasınız diyorum. Özellikle siyasi partilerin liderlerinin ve milletvekillerinin de kitlelerin üzerinde bu tarz provokasyonu ve ajitasyonu ortaya çıkaracak şekilde mesajlar vermelerini, telkinlerde bulunmalarını da önemsediğimizi ifade etmek isterim.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.(HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

Birleşime beş dakika ara veriyorum sayın milletvekilleri.

Kapanma Saati: 16.22

DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 16.29

BAŞKAN: Başkan Vekili Ayşe Nur BAHÇEKAPILI

KÂTİP ÜYELER: İsmail KAŞDEMİR (Çanakkale), Muharrem IŞIK (Erzincan)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 98’inci Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

592 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine devam edeceğiz.

Komisyon burada.

Hükûmet burada.

7’nci madde üzerinde üç önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı’na

Görüşülmekte olan 592 sıra sayılı kanun tasarısının 7 inci maddesinin “c” bendinde yer alan “yargı çevresindeki” ibaresinden önce gelmek üzere “kendi” ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

                Pervin Buldan                                   İdris Baluken                                      Adil Zozani

                        Iğdır                                                Bingöl                                              Hakkâri

                  Selma Irmak                                 Faysal Sarıyıldız                                    Erol Dora

                       Şırnak                                               Şırnak                                              Mardin

                          Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 592 Sıra sayılı Kanun Tasarısının 7. Maddesinin e fıkrasına “verilen”den sonra gelmek üzere “iş ve” ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

                 Turgut Dibek                                   Ali Rıza Öztürk                               Ömer Süha Aldan

                    Kırklareli                                            Mersin                                               Muğla

           Dilek Akagün Yılmaz                                  İsa Gök                                         Haydar Akar

                        Uşak                                                Mersin                                              Kocaeli

               Haluk Eyidoğan

                     İstanbul

BAŞKAN – Şimdi okutacağım önerge Anayasa’ya aykırılık önergesidir, okutup işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 592 Sıra Sayılı Kanun Tasarısının 7. Maddesinin Anayasaya aykırı olması sebebiyle Tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                    Faruk Bal                                    Yusuf Halaçoğlu                                   Sümer Oral

                       Konya                                              Kayseri                                             Manisa

                  Reşat Doğru                                Murat Başesgioğlu                               Ali Uzunırmak

                       Tokat                                              İstanbul                                              Aydın

             S. Nevzat Korkmaz

                      Isparta

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MUSTAFA KEMAL ŞERBETÇİOĞLU (Bursa) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Isparta Milletvekili Sayın Süleyman Nevzat Korkmaz konuşacak.

Buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Bizim vermiş olduğumuz değişiklik önergesinde -daha önceki maddelerde de ifade ettiğimiz gibi- Meclisimizin önüne getirmiş olduğunuz bu tasarının Anayasa’ya aykırı olduğunu, özellikle mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı açısından ciddi sıkıntılar taşıdığını defalarca ifade ettik. Bu önergemizin de iddiası budur. Önergemizin gerekçelerini haklı bularak inşallah değişikliğe “evet” demenizi sizlerden bekliyoruz.

Değerli milletvekilleri, AKP iktidarının on iki yıllık icraatı, arkada bıraktığı birçok siyasal, sosyal, kültürel enkazla anılacak, devletin çivilerinin yerinden çıkarıldığı, kamu kurumlarının lime lime edildiği yıllar olarak hatırlanacaktır ancak en büyük zarar yargıya verilmiştir, en önemli erozyon adalet sistemimizde gerçekleşmiştir. Üç dönem tek başına iktidar olmuş AKP, yargıyı kendi siyasal amaçları doğrultusunda  kullanmaya kalkınca, adalet açısından her yeni yıl bir öncekini aratmış, neredeyse ömür uzunluğunda süren davalar, mahkeme kapılarında yıllarca bekletilen vatandaş dramlarıyla karşı karşıya kalınmıştır. Yargıda, maalesef AKP yıllarında, iyileşen, iyiye giden hiçbir şey yoktur. Adalet yerlerde sürünmektedir.

Sorarım sizlere: Mahkeme süreleri azalmış, vatandaşın hakkını en kısa zamanda elde ettiği mahkemeler mi oluşturulmuştur? Hayır. Mahkeme kararları süratli, adil, teknolojiden istifade edilerek oluşturulmuş kararlar mıdır? Hayır. Hak arama hürriyeti engelsiz bir biçimde tesis edilebilmiş midir? Hayır. Adalet pahalı olmaktan çıkarılıp gelir durumu ne olursa olsun her vatandaşın hakkını mahkemeler huzurunda savunabileceği bir yapı kurulmuş mudur? Hayır. Yargı bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı sağlanabilmiş midir? Hayır.

Değerli milletvekilleri, diyebilir misiniz AKP iktidarı döneminde adalet önceki dönemlere nazaran daha iyidir? Öyle olsaydı yapılan kamuoyu anketlerinde yargıya güven yerlerde sürünür müydü hiç? Siyasal iktidarın fütursuzca, bu kadar, yargı üzerinde baskı tesis ettiği, hatta hâkîm ve savcıları tehdit ettiği ve hatta alenen hakaret ettiği bir başka dönem hatırlıyor musunuz?

Yargıtay Hukuk ve Ceza Genel Kurulları ile dairelerine geçen yıl toplam, yaklaşık 896 bin dosya gelmiş, 507 bin dosya da önceki yıldan devretmiş; toplam 1 milyon 402 bin dosya. Ne kadar dosya çıkarılmış? 2013’te 882 bin, devredilen dosya ise yaklaşık 520 bin. Bu ne demek değerli milletvekilleri? Bu, 2013 yılında Yargıtayın iş yükü yaklaşık yüzde 2,5 daha artmış demek. Hâkim, savcı, AKP iktidarının on iki yıldır bu iş yükünü azaltmak için herhangi bir çözüm üretmemesi dolayısıyla, çoluğuna çocuğuna hasret, eve koltuklarının altında dosyalar taşımaya devam ederken vatandaş da geciken adalet dolayısıyla öfkelidir, devlete olan itimadını kaybetmiştir. Değerli milletvekilleri, sadece geçen yıl 14 bin dosya zaman aşımına uğramıştır. Bu, belki de milyonlarca insanın hak kaybı anlamına gelmektedir. 1 milyon 600 bin dosya da sırasını beklemektedir. Bu iş yükü fazlalığıyla milyonlarca insanın hak kaybına uğradığını biraz önce de ifade ettim. 1 milyon 600 bin dosyada adaleti sağlasanız bile geciktiği, gecikeceği anlamına gelmektedir ki hepinizin bildiği gibi geciken adalet de adalet değildir.

Değerli arkadaşlar, özellikle çek davalarında hakkını alamayan iş yerlerinin kepenk kapatma yoluna gittiği, ceza davalarında ise birçok kimsenin hak etmediği hâlde özgürlüğünden mahrum bırakıldığını hepiniz birçok ortamda duyuyorsunuz, yaşıyorsunuz. Buradan Hükûmete sesleniyorum: Ya adaleti tesis edin yahut da partinizin isminde süs gibi duran “adalet” kelimesini kaldırın. Siyasi tutarlılık da siyasi ahlak da bunu gerektirir.

Önergemize desteğinizi beklediğimi ifade ediyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 592 Sıra sayılı Kanun Tasarısının 7. Maddesinin e fıkrasına “verilen”den sonra gelmek üzere “iş ve” ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

Turgut Dibek (Kırklareli) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MUSTAFA KEMAL ŞERBETÇİOĞLU (Bursa) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Sayın Haluk Eyidoğan konuşacak.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

HALUK EYİDOĞAN (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; iki üç gündür gazetelerde, Beyoğlu, Okmeydanı ve Güngören Tozkoparan’da kentsel dönüşüm için ilan edilen riskli alanlarla ilgili kararların Danıştay tarafından iptali gündemde. Acaba, neden Danıştay bu riskli alan kararlarını iptal ediyor? Çünkü halkın katılımı sağlanmadan, sürece halkı katmadan, bilimsel ve inandırıcı riskli yapı ve riskli alan tespitleri yapılmadan, resen, tepeden inme kararlar alınıyor.

Bir alan neden riskli olur? 6306 sayılı Yasa diyor ki: “Zemin yapısı veya üzerindeki yapılaşma sebebiyle can ve mal kaybına yol açma riski taşıyan -çeşitli afetler nedeniyle, başta deprem olmak üzere- Bakanlık veya idare tarafından AFAD Başkanlığının görüşü de alınarak belirlenen alan riskli alandır.” “Görüşü de alınarak” denilen yerde sorun var. Yani aslında, bu konuda gerek yerel yönetimlerden gerek AFAD’dan gerekse Bakanlıktan riskli alanla ilgili kararlar, çoğunlukla bilimsel kriterlere, ölçütlere, deneylere, etütlere dayanmadan alınıyor. Tabii, buna da bir şekilde, bilimsel kriterlere dayanarak itiraz edildiğinde Danıştay ister istemez “Dur.” diyecektir.

Bir de tabii, riskli yapı konusu var. O da çok ayrı bir sorun. Uzun süre riskli yapı için geçici riskli yapı tespit kriterleri oluşturdular. Dolayısıyla, birçok yapı riskli yapı kriterlerine uymadan riskli yapı ilan edildi. Oradan da tabii çok ciddi sorunlar çıktı. 16 Mayıs 2012’de çıkan “Kentsel Dönüşüm Yasası” denilen yasa, yani Afet Riski Altındaki Alanların Dönüştürülmesi Hakkında Yasa çıktıktan iki buçuk ay sonra, 4 Ağustos 2012’de çıkan bir yönetmelikle riskli veya rezerv alan için “tespitin belediyece veya il özel idaresince yapılması hâlinde” denilerek bu tespitlerde yetki belirsizliği ortaya çıkarılmıştır. Riskli alan için belediyeler eğer isterlerse -bu 4 Ağustos 2012 yönetmeliğine göre- zeminle ilgili, yapıyla ilgili, binayla, nüfusla, kamuya ait taşınmazlarla, haritalarla, imar planlarıyla, sit alanlarıyla ilgili bilgileri Bakanlığa gönderiyorlar ama bu mecburi değil, Bakanlık isterse kendi bildiğine göre riskli alan ilan ediyordu. Şimdi, sistematik bir özelliği olmayan, gerekirse belediyelerin gönderdiği bu bilgiler, yapılaşmış bir alanın coğrafik, demografik, ekonomik, sosyal ve kültürel özellikleri yanı sıra, afetler nedeniyle maruz kalınacak kentsel riskleri ortaya koyan yeterli bir teknik içeriğe sahip değil. Bir kentin veya ilçenin kentsel risklerinin belirlenebileceğini tarif eden değerli bir çalışma olan, İstanbul özelinde İstanbul Deprem Master Planı -örneğin, böyle bir plan çalışması yapıldı, yıllarca çalışıldı- 2003’ten beri raflarda, tozlu raflarda bekliyor ve kullanılmıyor. Dolayısıyla, kentsel riskleri belirlemeden, afetlerden en az etkilenmeyi sağlayacak riskten korunma ve sakınım planı üretmeden riskli alanları ilan etmek sorunlu ve birçok tepkilere yol açıyor. Nitekim, Okmeydanı’nda da karşımıza çıkan tepkiler bu yetersizliklerden. Bakın, son günlerde gazetelerde çıkan başlıklara bakın: “AKP’den Okmeydanı’na darbe” -riskli alan ilanı- “Okmeydanı mı riskli, halkı mı?”, “Rant meydanı”, “Son risk alanı Okmeydanı”.

Riskli alanla deprem ilan ederek, deprem risklerini azaltalım derken çok derin sosyal ve kültürel riskler ortaya çıkar. Eğer bu anlayışla devam ederseniz kentsel riskleri, deprem risklerini azaltamayacaksınız, tam aksine başka sosyal sorunlara neden olacaksınız.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Eyidoğan.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına.

Görüşülmekte olan 592 sıra sayılı kanun tasarısının 7 inci maddesinin “c” bendinde yer alan “yargı çevresindeki” ibaresinden önce gelmek üzere “kendi” ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

Pervin Buldan (Iğdır) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MUSTAFA KEMAL ŞERBETÇİOĞLU (Bursa) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Iğdır Milletvekili Sayın Pervin Buldan konuşacak. (HDP sıralarından alkışlar)

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben de görüşülmekte olan kanun tasarısının 7’nci maddesi üzerinde vermiş olduğumuz değişiklik önergesiyle ilgili görüşlerimi ifade edeceğim ve daha çok Türkiye’de yaşanan ve görülen, kadına yönelik cinsel taciz ve tecavüz suçlarında yaşanan ve uygulanan cezasızlıklar üzerinde partimiz olarak görüşlerimizi ifade etmeye çalışacağım.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tabii ki Türkiye’de her geçen yıl aslında kadına yönelik cinsel ve fiziksel şiddetin korkunç boyutlara ulaştığı ve bunların cezasız kaldığı ve devlet eliyle de bunların desteklendiği yıllar olarak karşımıza çıkmaktadır. Özellikle 2014 yılında sadece üç buçuk ay içerisinde 61 kadının erkekler tarafından katledilmesi, yine onlarca kadının intihar etmesi, intihara sürüklenmesi, yine aynı zamanda cinsel taciz ve tecavüzlere uğraması, kadın cinsine ve kimliğine yönelik savaş durumunun da bir göstergesi olarak algılanmaktadır.

Değerli arkadaşlar, ceza yasalarında yapılan değişikler ne yazık ki cezaların artırılmasına yönelik tamamen şeklî düzenlemelerdir çünkü bunlar uygulanan ve verilen cezalarla da karşımıza çıkmaktadır ki bu suçları işleyenler, kadınlara yönelik cinsel taciz ve tecavüzde bulunanlar hiçbir zaman yargılanmadı, sorgulanmadı ve ceza almadılar. Dolayısıyla, bugün burada belki bu cezaların artırılmasına yönelik bir kanun teklifini görüşüyoruz ama bunun da şeklî bir kanun teklifi olmaktan farklı bir yöne gitmeyeceğini de açıkça ifade etmek isteriz.

Cinsel şiddetin en yoğun yaşandığı fakat görünmez olduğu bir konu da özellikle cezaevlerinde ve gözaltına alınan kadınlarda yaşanmaktadır. Bu gerçeklik, ne yazık ki çatışmalı süreçlerde, özellikle 90’lı yıllarda yoğun bir biçimde kadınlara yönelik bu suçlar işlendi ama bugüne kadar da değişen bir şey olmadı, bugün bile cezaevlerinde ve gözaltına alınan kadınlara yönelik cinsel taciz ve tecavüz olayları ne yazık ki yaşanmaktadır.

Değerli arkadaşlar, gözaltında cinsel tacize ve tecavüze uğrayan kadınların bir kısmı İnsan Hakları Derneği’ne, bir kısmı sivil toplum örgütlerine başvurdular ama bunların büyük bir çoğunluğu da bu acıdan ve bu korkunç olaylardan dolayı seslerini çıkarmadılar, köşelerine sığındılar. Dolayısıyla, bizlerin bugün kadın milletvekilleri olarak, kadın parlamenterler olarak bu kadınların yaşadığı sorunları dile getirmek, onların yaşadığı bu acıları, onların yaşadığı bu utancı dile getirmek bizim görevimiz ve bunlarla ilgilenilen konularda da söz sahibi olmamız bir görevdir diye ifade etmek istiyorum.

Değerli arkadaşlar, bu konuda bu yasadan da bir şey çıkmayacağının altını çizerken birkaç örnek de vermek istiyoruz aslında. Bunun en sabit örneği, en gözle görülür örneği Musa Çitil davasıdır. Ne yazık ki Musa Çitil, özellikle 90’lı yıllarda Mardin’de görev yaptığı sırada cinsel taciz ve tecavüz suçundan yargılanan bir insandır ama yine aynı zamanda, Mardin’de 13 kişinin ölümünden sorumlu tutulan, yine Mardin’de 13 kişinin ölümünden sorumlu tutulmasına rağmen 13 kez müebbet hapis cezasına çarptırılan bir insandır. Bu insanın davası Çorum’a taşındı ama ne yazık ki bir hafta önce Çorum’da bu insan beraat etti. Hiçbir şekilde cezalandırılamadı Musa Çitil ve bildiğimiz kadarıyla, duyduğumuz kadarıyla da AKP iktidarı tarafından, AKP Hükûmeti tarafından da koruma altına alınan bir insandır.

Bir dahaki maddelerde tekrar söz hakkı alıp Musa Çitil’in yaptığı cinsel taciz ve tecavüzlere maruz kalan kadınların çığlıklarını bu kürsüden anlatmaya devam edeceğim diyorum, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, 8’inci maddede dört adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 592 sıra sayılı Kanun Tasarısının çerçeve 8 inci maddesiyle 2576 sayılı Kanuna eklenmesi öngörülen 3/E maddesinin ikinci fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                   Mahir Ünal                               Mehmet Doğan Kubat                               İdris Şahin

              Kahramanmaraş                                     İstanbul                                             Çankırı

                    Şirin Ünal                                     Mustafa Şahin                                Mehmet Akyürek

                     İstanbul                                            Malatya                                            Şanlıurfa

                  Halil Özcan                                        Eşref Taş

                    Şanlıurfa                                            Bingöl

“2. Danıştay daire başkanı ve üyeleri, istekleri üzerine Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca bölge idare mahkemesi başkanlığına veya daire başkanlıklarına dört yıllığına atanabilirler. Başka bir bölge idare mahkemesine yapılacak atamalarda da aynı usul uygulanır. Bu şekilde atananların; Danıştay üyeliği sıfatı, kadrosu, aylık ve ödeneği ile her türlü özlük hakları korunur; aylık ve ödenekleri ile her türlü mali ve sosyal haklarının Danıştay bütçesinden ödenmesine devam olunur; disiplin ve ceza soruşturma ve kovuşturmaları Danıştay üyeleri hakkındaki hükümlere tabidir; bu görevde geçirdikleri süre Danıştay üyeliğinde geçmiş sayılır. Bu kişiler; Danıştay üyeleri tarafından Danıştayda yapılan iş ve işlemlere katılamazlar; Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu üyeliği seçimleri hariç Danıştaydaki seçimlerde aday olamaz ve oy kullanamazlar; istekleri üzerine Danıştaydaki görevlerine geri dönerler.”

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 592 Sıra sayılı Kanun Tasarısının çerçeve 8. Maddesi ile 2576 sayılı Kanuna eklenen 3/E maddesinin 1. Fıkrasından sonra gelmek üzere aşağıdaki 2. Fıkranın eklenmesi ve diğer fıkraların buna göre teselsül ettirilmesini arz ve teklif ederiz.

"2. Bölge idare mahkemesi başkanını, daire başkanları ve üyeleri, istekleri olmaksızın dört yıldan önce başka bir yere veya göreve atanamazlar; ancak ihtiyaç bulunması halinde muvafakatleri alınarak veya haklarında yapılacak soruşturma sonunda görev yeri veya görevlerinin değiştirilmesine Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca karar verilebilir."

                 Turgut Dibek                                   Ali Rıza Öztürk                               Ömer Süha Aldan

                    Kırklareli                                            Mersin                                               Muğla

           Dilek Akagün Yılmaz                                  İsa Gök                                         Haydar Akar

                        Uşak                                                Mersin                                              Kocaeli

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 592 sıra sayılı kanun tasarısının 8 inci maddesinin 2 inci fıkrasının madde metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                Pervin Buldan                                   İdris Baluken                                      Adil Zozani

                        Iğdır                                                Bingöl                                              Hakkâri

                  Selma Irmak                                 Faysal Sarıyıldız                                    Erol Dora

                       Şırnak                                               Şırnak                                              Mardin

BAŞKAN – Şimdi okutacağım önerge Anayasa’ya aykırılık önergesidir. Okutup işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 592 Sıra Sayılı Kanun Tasarısının 8. Maddesinin Anayasaya aykırı olması sebebiyle Tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                    Faruk Bal                                    Yusuf Halaçoğlu                                   Sümer Oral

                       Konya                                              Kayseri                                             Manisa

                  Reşat Doğru                                Murat Başesgioğlu                               Ali Uzunırmak

                       Tokat                                              İstanbul                                              Aydın

               Seyfettin Yılmaz

                       Adana

BAŞKAN – Okutulan son önergeye Komisyon katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MUSTAFA KEMAL ŞERBETÇİOĞLU (Bursa) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Kim konuşacak acaba?

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Seyfettin Yılmaz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Seyfettin Yılmaz konuşacak.

Buyurun Sayın Yılmaz, Adana Milletvekili.

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türk Ceza Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 8’inci maddesiyle ilgili verdiğimiz değişiklik önergesi hakkında MHP Grubu adına söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, Hükûmet, yargıyı kontrol etme ve kendini koruma içgüdüsüyle kanun düzenlemesi yapıyor, yargıya müdahaleyi suç olmaktan çıkarıyor. Şimdi buradan soruyorum: Biz burada, 103 maddede değişiklik yapıyoruz Türk Ceza Kanunu’nda. Hangi değişikliği yaparsak yapalım, eğer bunları uygulayacak, hayata geçirecek zihniyetin bunları uygulaması noktasında niyette sıkıntı varsa yaptığımız kanuni düzenlemeler hiçbir şey ifade etmiyor.

Şimdi buradan soruyorum: Yargıya müdahale eden ve hakkında suç duyurusunda bulunulan bir Adalet Bakanının burada Hükûmeti temsil ettiği bu yargı düzenlemesinden bir fayda gelebilir mi? (AK PARTİ sıralarından “Orada Sanayi Bakanı oturuyor.” sesleri)

Biraz önce o oturuyordu.

İçişleri Bakanı “Mahkeme kararlarını yırtın atın.” diyor. Bunlar tapelere düştü. Şimdi, bir bakan “Mahkeme kararlarını yırtın atın.” diyorsa ve “Bunları uygulamayın.” diyorsa siz hangi kanunu çıkarıyorsunuz?

Sayın Başbakan, taa Uzak Asya’dan yargıya, savcıya ve hâkimlere “hain” diyorsa, Gazi’de Başbakanlık binasıyla ilgili mahkemenin verdiği karara, televizyonların gözü önünde, mikrofonlar uzatıldığında “Ben bu mahkeme kararlarını tanımıyorum. Kim uygulayacaksa gelsin uygulasın.” diyorsa, şimdi ben buradan soruyorum: Sizin çıkardığınız bu yasalar neyi ifade edecek, neyi yapacak? Sizin niyetinizde iyi niyetli yasalar çıkarmak yok. Siz yargıyı bağımsız hâkim teminatı altında yürüyen bir yargı olarak görmek istemiyorsunuz.

Bugün rahatsızlığınız nedir sizin? Bugün rahatsızlığınız, bir cemaatin kontrolünde olan yargıyla mücadele değil. Düne kadar o yargıyı siz kontrol ettiğiniz için 2010 yılından sonra o yargıyla ilgili sıkıntınız yoktu ama 17-25 Aralıkta bu süreç tersine döndü ve bu süreçten sonra şimdi birilerini hain ilan ederek bu sürecin içerisinden çıkmaya çalışıyorsunuz.

Değerli milletvekilleri, bakın, gelinen ortamda, artık yaşanan sürece bir bakın. Haramın helalleştirildiği… Artık uygulaya uygulaya öyle bir noktaya geldik ki bir şeyi haram kabul etmek onun çözümü noktasında kolaylıkları beraberinde getirebilir. Harama “haram” derseniz bunu çözebilirsiniz ama gelinen noktada haramı helal kabul eden bir anlayışla yolunuza devam ederseniz, bu, toplumsal çürümeyi beraberinde getirir. Rüşvet almayı ganimet kabul eden bir anlayışla yola çıkarsanız ve buna uygun da kafanıza göre hocalardan fetva alarak bu süreci götürürseniz bu milletin geleceğini tehlikeye atarsınız, bu devletin geleceğini tehlikeye atarsınız. Haram haramdır, helal helaldir, suç suçtur, suçu kim uygularsa uygulasın suçtur.

Şimdi buradan Hükûmet sıralarına sesleniyorum: Bakın, bu işlerden kendinizi kurtarmak adına yargıyla oynayarak, adaletle oynayarak, yasalarla oynayarak çıkamazsınız. İyi hatırlayın, sizin iktidarınızdan on beş, on altı yıl önce bu ülkede 28 Şubatın kudretli subayları vardı. Dediklerinin kanun olduğu, kendilerine karşı çıkan hâkimlerin, savcıların görevden atıldığı, bürokratların görevden atıldığı bir süreçten geçiliyordu, insanlar fişleniyordu ve “Bin yıl sürecek.” deniyordu bu süreç, değil mi? Ama gördünüz ki bin yıl sürmedi. Siz de bugün kendinizi o kadar muktedir görüyorsunuz ki, sanıyorsunuz ki bu süreç bu şekilde devam edecek. Onun için, herkes aklıselim düşünmek zorundadır, aklıselim düşünmezseniz bunun bedeli ağır olur.

Bir süre sonra, burada oturan Adalet Bakanı, hiç unutma, yarın sen, bir yıl sonra paralel devletin bir mensubu olarak yargılandığın zaman, o zaman “Ben ne yaptım?” diyeceksin. İçişleri Bakanı, bugün kapıları kırarak “Savcıyı görevden alın.” diyebilirsiniz, polisleri görevden atabilirsiniz ama bir yıl sonra “Siz Türkiye’de paralel devlet mi oluşturuyorsunuz?” diye yargı karşısına çıktığınızda, emin olun, çok geç kalacak. Onun için şunu size söylüyorum: Haktan ayrılmayın, hakikatten ayrılmayın, adaletten ayrılmayın, doğruluktan ayrılmayın, demokrasiden ayrılmayın çünkü emin…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SEYFETTİN YILMAZ (Devamla) - …olun çok kısa sürede bunlar size lazım olacak.

Hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Yılmaz.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 592 sıra sayılı kanun tasarısının 8 inci maddesinin 2 inci fıkrasının madde metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

Pervin Buldan (Iğdır) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MUSTAFA KEMAL ŞERBETÇİOĞLU (Bursa) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN –  Önerge üzerinde İstanbul Milletvekili Sayın Levent Tüzel konuşacak.

Buyurun.

ABDULLAH LEVENT TÜZEL (İstanbul) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu yargı paketiyle ilgili önce sizlere şu soruya sormak istiyorum: Hırsızlığı cezasını artırarak önleyebilir misiniz? Önlenemeyeceği yıllardır görülmekte. Yani, toplumda eşitsizlik, yoksulluk, işsizlik, adaletsizlik olduğu sürece insanlar hayatlarını sürdürmek için ne yazık ki bu türden yollara başvurmaya devam edecek. Bu yasanın, bu yargı paketinin mantığında dezavantajlı çocukların, kadınların ve gençlerin korunmasının gözetildiği söyleniyor çocukları, kadınları, gençleri, şiddetten, cinsel istismardan, uyuşturucudan korumaya dönük. Ancak, toplumu yöneten zihniyet ha bire cinsel ayrımcılıktan, bilim dışı söylemden, nefret söyleminden, erkek egemen dilden, transfobik yaklaşımlardan ve bütün bunları eğitim kurumlarında bilim dışı bir şekilde kışlalarda, kültürün üretildiği alanlarda sürdürdüğünüz sürece elbette ne çocuklara karşı ne kadınlara karşı taciz, şiddet, cinsel suçlar önlenebilir ne de çocukları ve gençleri kuşatmış olan uyuşturucu belasından kurtarmak mümkün olabilir. Önce bunları hatırlatmak istedim.

Bir diğer şey, bu yargı paketinde önemli düzenleme idari yargıdaki düzenlemeler ama hep örneklerini konuşuyoruz, bugün de konuştuk, idare mahkemelerinin, Danıştayın verdikleri kararlar, ne yazık ki iktidar anlayışı çerçevesinde uygulanmıyor. İşte Atatürk Orman Çiftliği’nde yapılan “Aksaray”ın durdurulmasına dönük kararların uygulanmaması dahi önümüzde gözüküyor.

Bu yasa mantığı diğer öncekilerde olduğu gibi hep düzenin, sermaye sisteminin ihtiyaçları doğrultusunda yapılıyor. İşte, ivedi yargılama usulü hangi işlerde getirilmiş? İhalelerde, acele kamulaştırma, özelleştirme uygulamaları, turizm teşvik, ÇED’ler, afet riski. Baktığınızda hep aslında siyasi istismar, nüfuz, kayırma, gözetmenin ve hep arkasında yanlışlıkların, hukuksuzlukların olduğu işlemler. Ama toplumun bütününe bakıldığında, halkın ihtiyaçlarına bakıldığında, “Bir an önce çözülsün.” dendiğinde işte toplantı, gösteri yürüyüşlerine dair yasaklar, işte sınav usulsüzlükleri, işte atama, sürgün, benzeri türdeki talepler, neden bunlarla ilgili ivedi yargılamayı düşünmezsiniz de “İhaleler, ÇED’ler, özelleştirmeler, benzeri şeylerde hemen onu derdest edelim ve bir an önce yol yürümeye bakalım.” diye düşünürsünüz? Bu soru topluma, düzene ve sorunlara hangi cepheden baktığınızla ilgilidir diye düşünüyorum.

Yine yargı, adalet, suç ve ceza meselelerinde en yüreğimizi yakan sorun hasta tutuklular, hasta mahkûmlar. Ve bunların yüzlercesi hâlâ bekliyor, bu konuda ciddi bir adım atılmış durumda değil. Ama 12 Eylül düzeninin devamı, terörle mücadele anlayışının devamı, düşünce özgürlüğünü suç sayan anlayışın devamı. birçok siyasi mahkûm var. Onlardan bir tanesinden söz etmek istiyorum size bu vesileyle. Kocaeli Kandıra Cezaevi’nde yatan müebbet mahpus Tonguç Ok. Sosyalist bir kişiliği var, çevirmen. İngilizce, İspanyolca, İtalyanca, Kürtçe çeviri yapmış, sayısız kitaplar kazandırmış ve bu yıl Türkiye Yazarlar Birliğinin Düşünce ve İfade Özgürlüğü Ödülü’nü kazanmış. On yedi yıldır cezaevinde olan Tonguç Ok’u özgürlüğüne kavuşturmak için yazar arkadaşları, yazar örgütleri harekete geçirdi, Cumhurbaşkanlığına çağrı yapıyorlar, Bakanlığa çağrı yapıyorlar, Meclise çağrı yapıyorlar. Biz de bu özgürlük kampanyasına buradan yüreğimizi, gönlümüzü veriyoruz.

Teşekkür ediyorum sayın milletvekilleri.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 592 Sıra sayılı Kanun Tasarısının çerçeve 8. Maddesi ile 2576 sayılı Kanunun 3/E maddesine 1. Fıkradan sonra gelmek üzere aşağıdaki 2. Fıkranın eklenmesi ve diğer fıkraların buna göre teselsül ettirilmesini arz ve teklif ederiz.

"2. Bölge idare mahkemesi başkanını, daire başkanları ve üyeleri, istekleri olmaksızın dört yıldan önce başka bir yere veya göreve atanamazlar; ancak ihtiyaç bulunması halinde muvafakatleri alınarak veya haklarında yapılacak soruşturma sonunda görev yeri veya görevlerinin değiştirilmesine Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca karar verilebilir."

Turgut Dibek (Kırklareli) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MUSTAFA KEMAL ŞERBETÇİOĞLU (Bursa) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Dilek Akagün Yılmaz konuşacak, Uşak Milletvekili.

Buyurun. 

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 592 sıra sayılı Yasa Tasarısı’nın 8’inci maddesi üzerine vermiş olduğumuz değişiklik önergesi için konuşacağım ben.

Tasarının ilk geliş şeklinde bölge idare mahkemesi başkanları ve üyeleriyle ilgili bir coğrafi teminat vardı, dört yıl boyunca atandıkları yerden bir başka yere istekleri olmazsa atanamıyorlardı ama her nedense Adalet Komisyonunda bu çıkartıldı. Şimdi, hâkimlik teminatı çok önemli bir teminattır. Bu nedenle, Adalet Komisyonunda görüşmelerde çıkartılan bu fıkranın biz yeniden eklenmesini diliyoruz.

Bir de AKP’nin vermiş olduğu bir önerge var. Alt komisyondan geçti bu tasarı, aynı zamanda Adalet Komisyonunda da görüşüldü ama nedense AKP grubu bir değişiklik daha veriyor ve Danıştaydan gelecek başkan ya da daire başkanları için dört yıllık süreyi öngörüyor. Bunu neden verdiklerini bilemiyoruz. Tabii, Komisyonda da böyle bir şey açıklamadılar. Eğer böyle bir değişiklik verilecek idiyse neden arkadaşlarımız Komisyonda bunu açıklamadılar? Yani burada birileri çıkar da söylerse anlamış oluruz. O zaman bu Komisyon çalışmalarının çok fazla önemi yok diye düşünüyorum ben.

Danıştaydan gelecek bölge idare mahkemesi başkan ve daire başkanlarının bu bölge idare mahkemeleriyle ilgili ciddi sorun olabileceğini biz Komisyonda da söyledik çünkü geldiklerinde Danıştay üyelikleri devam edecek ancak yerlerine yeni atama yapılacak mı, o belli değil. Bu Danıştay üyelerinin geri dönmeleri talebi söz konusu olduğunda yerlerine yeni atamalar yapılırsa o insanlar ne olacaklar? Bunların hepsi de bir muammadır. Bu Danıştaydan gelenlerin bu şekilde daire başkanlığında ve başkanlıklarda görevlendirilmemesi gerektiğini belirttik ama arkadaşlarımız ısrarla bunu devam ettiriyorlar yani ileride de bunun sakıncalarını göreceğiz.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; bu tasarının özellikle çocukların cinsel istismarının ve bu nedenlerle de ölümlerinin önlenmesi amacıyla çıkartıldığı ve bu nedenle de cezaların artırıldığı belirtildi sürekli olarak, kamuoyunda da böyle bir yansıması oldu bunun. Ancak, çocuklar söz konusu olduğunda bazı yerlerde, batıda ve doğuda yasalar farklı mı uygulanıyor, ben bunu anlayamıyorum. Şimdi, son zamanlarda, son yirmi yirmi beş gündür PKK tarafından dağa götürülen ya da kaçırılan çocukların olduğunu ve bu çocukların annelerinin nöbete durduklarını hepimiz biliyoruz. Ve Diyarbakır Belediyesinin önünde tuttukları nöbette Diyarbakır Belediyesi güya çok demokratik bir yaklaşımı olmasına rağmen annelerin orada durmasına izin vermemiştir. Bu tabii, demokrasi yaklaşımının ne kadar çifte standarda tabi olduğunu göstermektedir.

Şimdi, Başbakan, bu çocuklarla ilgili diyor ki: “HDP milletvekilleri çocukları dağdan getirsin, PKK’nın elinden getirsin, diğer kaçırılan bazı işçileri ya da askerleri getirdiği gibi.” Yani, öncelikle ben Başbakana soruyorum: Siz burada Hükûmetin başı değil misiniz? Siz neden orada duruyorsunuz? Bir de şunu söylemek istiyorum: Doğuda ve batıda yasalar farklı mı uygulanıyor? Burada, Ankara’da ya da herhangi bir yerde “Çocuğum kaçırıldı.” dendiği takdirde ne yapılır? Polis hemen müdahale eder, hemen soruşturma açılır, hemen aramalar başlar ama güneydoğuda olduğunda ve PKK söz konusu olduğunda hiçbir işlemin yapılmadığını gözlemliyoruz. Sadece milletvekillerinden medet umuluyor. Gerçekten de orada artık devlet otoritesinin yok olduğunu ve tamamıyla PKK’ya bir otorite bırakıldığını gözlemlemiş bulunuyoruz. Aynı şekilde, son zamanlarda yolların kesildiğini, artık orada herhangi bir şekilde bir yerden bir yere gitmenin bile mümkün olmadığını gözlemliyoruz.

Yine, bölge adliye mahkemelerinin kuruluşuyla ilgili kamuoyunda şöyle bir iddia var: Bölge meclisleri istiyor PKK ve HDP. Bölge meclisleri istiyor, ayrı başkent istiyor, ayrı dil istiyor, ayrı bayrak istiyor.

SIRRI SAKIK (Muş) – Bir tek seni istemiyor Hanımefendi!

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Devamla) – O mahkemeler de o bölge meclislerinin mahkemesi mi olacak diye kamuoyu bu konuda sorularını yöneltiyor. Sayın Bakan, eğer kamuoyuna bu konuyu cevaplandırabilirseniz yani biz gerçekten memnun olacağız.

Şimdi, batıda bir gösteri yapıldığında, herhangi bir gösteri yapıldığında doğrudan doğruya polisin tazyikli suyuyla ve copuyla karşı karşıya kalınıyor ama bu güneydoğuda olduğunda nedense ne Başbakanın sesi çıkıyor, ne bir başkasının sesi çıkıyor.

SIRRI SAKIK (Muş) – Evin yıkılsın! Yüzlerce çocuk öldürüldü güneydoğuda, yüzlerce!

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Devamla) – Yani biz batıda da olsun istemiyoruz, doğuda da olsun istemiyoruz ama bu çifte standart nedendir? Yasalar doğuda ve batıda neden farklı uygulanmaktadır? Bu özerklik ve diğer talepler Hükûmet tarafından nasıl cevaplandırılmaktadır? Biz bunların hepsini öğrenmek istiyoruz ve demokrasi konusunda da hiçbir şekilde çifte standarda tabi olunmaması gerektiğini, özellikle HDP’li vekillerin de bu konuda gereken duyarlılığı göstermeleri gerektiğini ben buradan söylemek istiyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Sayın Başkan…

SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sözümü kesmeyin lütfen, işlemi tamamlayayım.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum…

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Karar yeter sayısı…

BAŞKAN –Karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler…

Karar yeter sayısı yoktur.

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sözünüz baki.

Birleşime beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 17.09

BEŞİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 17.18

BAŞKAN: Başkan Vekili Ayşe Nur BAHÇEKAPILI

KÂTİP ÜYELER: İsmail KAŞDEMİR (Çanakkale), Muharrem IŞIK (Erzincan)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 98’inci Birleşiminin Beşinci Oturumunu açıyorum.

592 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 8’inci maddesi üzerinde Uşak Milletvekili Dilek Akagün Yılmaz ve arkadaşlarının önergesinin oylanmasında karar yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi önergeyi tekrar oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım: Önergeyi kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı yoktur.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 17.19

ALTINCI OTURUM

Açılma Saati: 17.33

BAŞKAN: Başkan Vekili Ayşe Nur BAHÇEKAPILI

KÂTİP ÜYELER: İsmail KAŞDEMİR (Çanakkale), Muharrem IŞIK (Erzincan)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 98’inci Birleşiminin Altıncı Oturumunu açıyorum.

592 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 8’inci maddesi üzerinde Uşak Milletvekili Dilek Akagün Yılmaz ve arkadaşlarının önergesinin ikinci oylamasında  da karar yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi önergeyi tekrar oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…  Karar yeter sayısı vardır, önerge kabul edilmemiştir.

Kanun tasarısının görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Başkan…

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Başkan, sözümüz var.

BAŞKAN – Buyurun.

SIRRI SAKIK (Muş) – Bizim söz talebimiz vardı. BDP ve HDP’ye saldırı vardı biraz önce kürsüden çocuklarla ilgili. 

BAŞKAN – Sizin Pervin Hanım…

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Aynı gerekçe Başkan. BDP Büyükşehir Belediye Başkanımız Sayın Gültan Kışanak’ı suçlu durumuna düşüren bir konuşma yaptı Sayın Yılmaz. Buna ilişkin arkadaşımız cevap verecek.

BAŞKAN – Sataşmadan dolayı mı, açıklama mı yapacaksınız?

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Sataşmadan dolayı Başkan, sataştı.

BAŞKAN – Peki. Yani, evet, Tüzük’ü biraz ihmal ediyoruz ama size söz verdiğim için alıyorum sizi kürsüye.

Buyurun, iki dakika.

X.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Muş Milletvekili Sırrı Sakık'ın, Uşak Milletvekili Dilek Akagün Yılmaz’ın 592 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 8’inci maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşması sırasında Barış ve Demokrasi Partisi ile Halkların Demokratik Partisine sataşması nedeniyle konuşması

SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Başkan, çok teşekkür ediyorum.

Şimdi, birkaç gündür bir bilgi kirliliği var, sürekli bir yerlerden bir şeyler pompalanıyor. Bakın, biraz önce yaptığınız konuşmada, Dilek Hanım, burada gerçeğe dayalı hiçbir şey yoktur. Sözcü gazetesinin yazdıklarını okuyorsunuz, gelip burada anlatıyorsunuz ve bize hikâyeler anlatıyorsunuz.

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Yalan mı, yanlış mı?

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Hepsi yalan, hepsi yalan.

SIRRI SAKIK (Devamla) – Ve siz bir anne olarak öfkeyi, kini, nefreti yüreğinizde bir iman gibi büyütüyorsunuz.

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Büyüten sizsiniz.

SIRRI SAKIK (Devamla) - Bakın, bir halka bu kadar düşmanlık yapılmaz, bir halka bu kadar hakaret edilmez.

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Ben hiç kimseye hakaret etmedim.

SIRRI SAKIK (Devamla) - Bakın, Kürt çocuklarının, Kürt çocuklarının…

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) - Çocukların serbest bırakılması gerektiğini, kaçırılmaması gerektiğini söyledim.

BAŞKAN – Sayın Yılmaz, lütfen.

SIRRI SAKIK (Devamla) -  Nasıl orada Uğur Kaymaz’ın bedenine 13 kurşun sıkıldığını siz bilirsiniz. Hâlâ dönüyorsunuz “Batıda, efendim çocuklara şu yapıldığında Kürt çocuklarına bu yapılmıyor.” Ayıptır be! Böyle bir şey olabilir mi?

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Batıda da, doğuda da yapılmaması gerektiğini söyledim.

SIRRI SAKIK (Devamla) – Bakın, Diyarbakır’da herhangi… Son dönemlerde planlı, projeli bir şey var. Dün, bir anne de çıkmış televizyonda, aynen, benimle ilgili şunu söylüyor: “Gittim Sırrı Sakık’la oturdum, dertleştim. Kızım dağa gitmişti. Sırrı dedi ki: ‘Ya kızın gitti; daha ne istiyorsun? Bundan onur duy.’” Ben böyle bir anneyi tanımıyorum, bilmiyorum ama bilgi kirliliği var. Son günlerde BDP’ye, HDP’ye ciddi bir saldırı var. Bunlar bir yerden örgütleniyor. Ben böyle bir anneyi ne tanırım ne bilirim ne de Diyarbakır Büyükşehir Belediyesinde bir saldırı falan yoktur. Yani bu çocukların dağa niye gittiğini hep birlikte araştırmanız lazım. Bu çocuklar üniversiteyi bırakıp eğer isyanın adresi dağlarsa, oraya gidiyorsa herkesin oturup biraz düşünmesi lazım.

OYA ERONAT (Diyarbakır) – Liseyi, liseyi! Üniversiteyi değil, liseyi bırakıp niye gidiyor?

BAŞKAN – Laf atmayın lütfen konuşmacıya.

SIRRI SAKIK (Devamla) – Bakın, liseyi de, orayı da hep birlikte araştıralım; yani Parlamentonun görevi budur. İnsanlar eğer dağı adres görüyorsa ve dağa doğru hareket ediyorsa bizim buralarda…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

OYA ERONAT (Diyarbakır) – İnsanlar değil, çocuklar Sırrı Bey, çocuklar!

BAŞKAN – Sayın Eronat, lütfen…

SIRRI SAKIK (Devamla) – Bu insanların dağa gidiş nedenlerini hep birlikte araştırmalıyız ve araştırabilirsek dağın yollarını kapatırız.  

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Sakık.

OYA ERONAT (Diyarbakır) – Çocuklar Sırrı Bey!

BAŞKAN – Sayın Sakık, teşekkür ederim.

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Sayın Başkan…

BAŞKAN - Kanun tasarısının görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

3.- Türk Ceza Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun; Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün; İstanbul Milletvekili Erdoğan Toprak’ın; İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel’in; Bursa Milletvekili Sena Kaleli’nin; Gaziantep Milletvekili Mehmet Şeker ve 7 Milletvekilinin; Antalya Milletvekili Yıldıray Sapan’ın; Eskişehir Milletvekili Kazım Kurt ve İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun; İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın; İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel’in; İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın; Bursa Milletvekili Aykan Erdemir’in; İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın; Ankara Milletvekili Levent Gök’ün; Barış ve Demokrasi Partisi Grup Başkanvekili Bingöl Milletvekili İdris Baluken’in; İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun; Van Milletvekili Aysel Tuğluk’un; İstanbul Milletvekili Bülent Turan ve Ankara Milletvekili Cevdet Erdöl ile 69 Milletvekilinin; Tokat Milletvekili Reşat Doğru ve 2 Milletvekilinin; İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın; Malatya Milletvekili Veli Ağbaba’nın; Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Kayseri Milletvekili Yusuf Halaçoğlu’nun; Gaziantep Milletvekili Mehmet Şeker’in; Kırıkkale Milletvekili Ramazan Can ve İstanbul Milletvekili Bülent Turan ile 1 Milletvekilinin Benzer Mahiyetteki Kanun Teklifleri ile Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu ile Adalet Komisyonu Raporları (1/918, 2/14, 2/25, 2/67, 2/214, 2/218, 2/335, 2/542, 2/571, 2/577, 2/876, 2/960, 2/1060, 2/1087, 2/1369, 2/1648, 2/1675, 2/1830, 2/1864, 2/1883, 2/1941, 2/1973, 2/1982, 2/2115, 2/2149) (S. Sayısı: 592) (Devam)

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Başkan, bu konuda…

BAŞKAN – Müsaade eder misiniz? İşlemimi bitiriyorum. Bir dakika… Söz vereceğim.

Komisyon? Burada.

Hükûmet? Burada.

Evet, buyurun Sayın Yılmaz.

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Gündemimiz yoğun. Sayın Başkan, polemik yeri değil burası.

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Sayın Başkan, kin ve nefret dolu bir söylemim olduğunu ifade etti Sayın Sakık. Aynı zamanda “Batıda çocuklara müdahale ediliyor, doğuda neden yapılmıyor?” diye sorduğumu söyledi. Bunlar doğru sözler değil, bunlar bir sataşmadır. Onun için söz istiyorum efendim.

SIRRI SAKIK (Muş) – Bakın tutanaklarda, tutanaklarda!

BAŞKAN – Siz konuşmanızda “Ben her yerde böyle şiddetin olmasını doğru görmüyorum.” dediniz.

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Evet, dedim.

BAŞKAN – Ben duydum, tutanaklara da geçti.

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Ama kin ve nefret dolu bir söylemim olduğunu beyan etti Sırrı Bey.

BAŞKAN – Buyurun, iki dakika Sayın Yılmaz.

SIRRI SAKIK (Muş) – Duruşunuz bile kin ve nefret, yürüyüşünüz bile kin ve nefret. Allah rızası için yahu!

X.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

2.- Uşak Milletvekili Dilek Akagün Yılmaz'ın, Muş Milletvekili Sırrı Sakık’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; kin ve nefret dolu olan bizler değiliz, asla da öyle bir yapımız olamaz. Hele benim bir anne olarak, bir kadın olarak, sosyal demokrat ve gerçekten Atatürkçü birisi olarak böyle bir şeyi söylemem mümkün değil. Biz “Yurtta sulh, cihanda sulh.” diyen bir liderin partisinin neferleriyiz. O nedenle de böyle bir kin dolu sözcük söylemem mümkün değil. Ama ben şunu söyledim: 18 yaş altı, 18 yaş üstü insanlar takdirlerini kullanabilirler, belki bir şekilde dağa gidebilirler, gitmemeleri için her türlü çabayı sarf etmek lazım ve yani bu silahlı mücadelenin olmaması için her türlü çabayı sarf etmek lazım ama teröre de taviz vermemek lazım, bunu söylüyorum. Ama 18 yaş altı çocuklar için onların kendi iradeleriyle dağa gittiğini söylemek, dağda mücadele etmeye gittiğini söylemek asla bir insan hakları savunucusunun söyleyebileceği bir şey değildir. Nerede kalmıştır çocuk hakları? O zaman  biz 18 yaş altı bütün çocukların yaptıklarının iradeli,  iradi olduğunu ve her türlü yanlışı yapabileceklerini, ona da saygı göstermemiz gerektiğini söyleyeceğiz. 18 yaş altı çocuklar eğer kayboluyorsa, kaçırılıyorsa benim söylediğim çok açık, “Batıda ne yapılıyorsa, polis müdahale ediyorsa, aile şikâyet edince aramaya gidiliyorsa, doğuda da aynı şey olmalıdır. Bu çocuklar bulunmalıdır, aranmalıdır.” dedim.

Şimdi biraz önce Yurt gazetesini okuyarak geldim, Sözcü gazetesini değil. Yurt gazetesinde de Abdullah Öcalan’ın şöyle bir şey söylediği iddia ediliyor, deniyor ki: “Bu çocuklar dağda eğitilsin.” Böyle bir şey söz konusu olabilir mi? 18 yaş altı çocukların bulunmaları gereken yer ailelerinin yanıdır, okullarıdır ve oradaki olanakları düzeltilmelidir. Onların kaçırılmasına ya da kandırılmasına izin vermemek gereklidir. HDP milletvekillerinin yapması gereken de bunu onaylamak değil çocuk haklarına gerçek anlamda sahip çıkmaktır. Aynı zamanda şunu da söyledim…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Devamla) – Demokrasi yanlısıysanız eğer o annelerin orada yaptıkları demokrasi mücadelesine saygı göstermek demektir. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Yılmaz, teşekkür ederim.

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Sayın Başkan, “HDP milletvekilleri” diyerek bizim grubumuza…

BAŞKAN – Duymuyorum Sayın Buldan.

PERVİN BULDAN (Iğdır) – HDP milletvekillerinin yapması gerekeni ifade etti, ben de yapması gerekenleri ifade edeceğim.

BAŞKAN – Açıklama yapıyorsunuz o zaman, bu sataşma değil.

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Sataşmadan…

BAŞKAN – Sayın Buldan…

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Sayın Başkan, “HDP milletvekilleri” dedi. Dolayısıyla Sayın Yılmaz’a iki dakika…

BAŞKAN – Ama bu bir sataşma değil, lütfen…

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Sayın Başkan, lütfen… Biraz önce de zaten Büyükşehir Belediye Başkanımız Sayın Gültan Kışanak’a atfen de bir sözcük kullandı. Dolayısıyla buna da cevap vermek istiyorum.

BAŞKAN – Onun cevabını Sayın Sakık verdi.

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Ben Grup Başkan Vekili olarak vermek istiyorum Sayın Başkan, iki dakika.

BAŞKAN – Siz grup başkan vekilleri olunca zaten Tüzük’ü falan hepsini bir kenara bırakıyoruz.

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Sayın Başkan, lütfen…

BAŞKAN – Ben de bu sitemimi söyleyeyim ve size iki dakika söz vereyim ama lütfen buna da hassasiyet göstermenizi bütün arkadaşlarımdan rica ediyorum.

3.-Iğdır Milletvekili Pervin Buldan'ın, Uşak Milletvekili Dilek Akagün Yılmaz’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında HDP Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; biraz önce Dilek Hanım’ın ifade ettiği, dile getirdiği hiçbir şeye katılmıyoruz.

Birincisi: Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanımız Sayın Gültan Kışanak’ın o anneleri belediye binasının önünden kovduğuna dair söylemiş olduğu iddia tamamıyla yalan bir iddia. Sayın Kışanak, dün, bir televizyon kanalında buna ilişkin, böyle bir tutum içerisinde olmadığını, o anneleri oradan kovmadığını çok açık bir şekilde ifade etmiştir. Ben buradan Sayın Dilek Akagün Yılmaz’a şunu söylemek isterim: Allah’a çok şükür ki, Allah’a çok şükür ki Sayın Gültan Kışanak sizin gibi faşist birisi değil.

BAŞKAN – Sayın Buldan…

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Faşist olan, ırkçı olan sizsiniz! Faşist olan sizsiniz! Faşistliğinizi gösterdiniz!

PERVİN BULDAN (Devamla) – Allah’a çok şükür ki Sayın Gültan Kışanak sizin sahip olduğunuz hiçbir özelliğe sahip bir belediye başkanı, bir kadın ve bir insan değil.

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Bunu nasıl söylersiniz? Yazıklar olsun!

BAŞKAN – Sayın Buldan, lütfen, temiz bir dil kullanınız, lütfen.

PERVİN BULDAN (Devamla) – Sayın Kışanak sizin tam aksinize çok kapsayıcı bir kadın, bir anne, bir insan.

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Öyle, öyle!

PERVİN BULDAN (Devamla) – Siz bundan ne anlam çıkarıyorsanız size de o yakışır diyorum.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Sayın Başkan, söz istiyorum sataşmadan dolayı.

BAŞKAN – Bir gerekçenizi kayda geçelim, söz vereceğim.

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Bir yalan beyanda bulunduğumu beyan etti, ayrıca faşist olduğumu iddia etti Grup Başkan Vekili.

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Aynen.

BAŞKAN – Buyurun, iki dakika söz veririm. Başka da kimseye söz vermeyeceğim. Lütfen… İlerlememiz gerekiyor. Lütfen…

Buyurun Sayın Yılmaz, iki dakika.

ENGİN ALTAY (Sinop) – Sayın Başkan, peşinen “Başka kimseye söz vermeyeceğim. İlerlememiz gerekiyor.” sözünüz oturduğunuz koltukla ilintili değildir. Böyle bir söz söyleyemezsiniz. Elbette ilerlememiz gerekir, doğrudur…

BAŞKAN – Peki, bundan sonra size sorarım ne söyleyeceğimi. Lütfen…

ENGİN ALTAY (Sinop) – Ama milletvekilleri İç Tüzük’ten kaynaklı haklarını kullanırlar, sizin buna peşin ambargo koyma hakkınız yoktur.

BAŞKAN – Sayın Altay, size sorarım sonra ne söyleyeceğimi. Lütfen… Siz sonra anlatırsınız bana ne yapacağımı.

SAKİNE ÖZ (Manisa) – Bu nasıl açıklama Sayın Başkan? Her seferinde böyle yapıyorsunuz.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Yılmaz.

4.- Uşak Milletvekili Dilek Akagün Yılmaz'ın, Iğdır Milletvekili Pervin Buldan’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; öncelikle, çocuğu kaçırılan annelerin Diyarbakır Belediyesinin önünde yapmış oldukları “Çocuklarımızı istiyoruz” eylemleriyle ilgili, yapmış oldukları bu demokrasi nöbetinin, çocuklarını isteme nöbetinin engellendiğini bütün gazetelerden, bütün yayın organlarından öğrenmiş bulunuyoruz, ben gidip orada görmedim.

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Gidin, görün! Gidin, annelerle orada oturun.

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Devamla) – Ancak hepimiz çarşaf çarşaf gördük ki orada Diyarbakır Belediyesinin önüne doğrudan doğruya şeritler çekilmiş. Oralar temizleniyor bahanesiyle anneler oradan atılmış. Öbür taraftan karşı tarafa geçmek istemişler. Oradan da atıldığını pek çok gazeteden öğrendik. Hatta orta re füjde durmalarına bile izin verilmediğini de öğrendik. Bunu değişik kaynaklardan, değişik basın organlarından öğrendik. Demokrasi bu değildir. Eğer sizin düşüncenize uygun olmuyorsa bile, BDP Belediye Başkanı diyorsa ki “Dağdaki teröristler benim canım ciğerimdir.”, o, onun görüşüdür ama buna farklı bir şekilde “Çocuklarımı istiyorum.” diyen annelerin oradaki eylemlerine de engel olamazsınız.

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Kimse engel olmuyor zaten. Anneler oturuyor, eylem yapıyor.

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Devamla) – Benim faşist olup olmadığıma gelince, ben yıllarca demokrasi mücadelesi vermiş bir insanım. Eğer bakarsanız benim siyasi geçmişime, 12 Eylülde de her türlü işkenceyi gördüm, cezaevlerinde de kaldım…

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Belli oluyor.

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Devamla) – …ondan sonra da demokrasi mücadelesi verdim ve ben, her türlü özgürlüklerin ve demokrasinin yanındayım ama ben, bu ülkenin bölünmesine, bu ülkenin parçalanmasına, Amerikan emperyalizminin doğrudan doğruya dayatmasıyla bu ülkeye yeniden bir Sevr dayatmasına “Hayır.” diyen bir insanım. Cumhuriyet Halk Partisinin programında da bu çok açık, net vardır. Cumhuriyet Halk Partisi üniter devleti savunur, ulus devleti savunur. Ben partimin bir neferiyim. Sosyal demokrat bir insan olmaktan ve demokrasi mücadelesi veren bir insan olmaktan gurur duyuyorum, onur duyuyorum ama siz bu ülkenin bölünmesini, parçalanmasını istiyorsunuz, Amerikan emperyalizminin bu konuda her türlü destekçiliğini yapıyorsunuz.

O nedenle de asla sizin bu beyanınızı kabul etmiyorum. Önce siz kendinize bakın. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Yılmaz.

Diğer önergeyi okutuyorum…

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Sayın Başkan, şimdi, bizi bu ülkeyi bölüp parçalamakla itham eden bir konuşma yaptı. Dolayısıyla ben de cevap vermek istiyorum.

BAŞKAN – Yerinizden lütfen cevap verin.

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Başkan, iki dakika…

BAŞKAN – İki dakika, iki dakika… Lütfen yerinizden bir dakika açıklama vereceğim.

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Yerimden değil Başkan, kürsüden…

BAŞKAN – Sayın Buldan, lütfen, rica ediyorum sizden.

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Sizi kırmamak için, yoksa…

BAŞKAN – Bir dakika…

Sayın Altay’a da minik bir not söyleyeyim, ben “bu konuda” dedim. Onu atlama lütfen. Bu minik bir not.

Buyurun.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

2.- Iğdır Milletvekili Pervin Buldan'ın, Uşak Milletvekili Dilek Akagün Yılmaz’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sayın Yılmaz’ın ifade ettiği bu ülkeyi bölmek, bu ülkeyi parçalamak, bu ülkeyi ikiye ayırmak gibi bir tutum içerisinde hiçbir zaman olmadık, bu görüşleri savunmadık, aksine bu ülkenin bütünlüğü ama bu ülkede bütünlük içerisinde olduğu kadar eşit ve özgür bir şekilde de yaşama isteğimizi her zaman ifade ettik.

Bu ülkeyi bölmek, parçalamak hiç kimsenin haddine değil. Bu ülkede kardeşçe yaşamak, bu ülkede barış içerisinde yaşamak, bu ülkede eşit ve özgür bir şekilde yaşamak da bizim hakkımız.

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Elbette… Elbette…

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Bunu sizlere ifade etmek istiyorum.

Siz sosyal demokrat kimliğinizle övünürken, ne yazık ki, Sayın Yılmaz, sosyal demokratlığın “d”sinden bile bir nebze faydalanmış bir insan değilsiniz.

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Etnik temel üzerinden bölünmeyi istiyorsunuz!

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Görüşleriniz, düşünceleriniz, tarzınız, üslubunuz antidemokratik.

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Demir Çelik’in Taraf gazetesindeki açıklamasını hepimiz okuduk, inceledik.

BAŞKAN – Sayın Buldan, açıklama yapmak istediniz ama…

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Sayın Yılmaz, sizinle muhatap olmayı hiçbir şekilde kabul etmiyorum ama bu konuda size cevap vermek görevimdir. Görevimi yerine getirdim. Bunun için cevap verdim.

BAŞKAN – Tamam…

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

3.- Türk Ceza Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun; Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün; İstanbul Milletvekili Erdoğan Toprak’ın; İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel’in; Bursa Milletvekili Sena Kaleli’nin; Gaziantep Milletvekili Mehmet Şeker ve 7 Milletvekilinin; Antalya Milletvekili Yıldıray Sapan’ın; Eskişehir Milletvekili Kazım Kurt ve İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun; İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın; İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel’in; İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın; Bursa Milletvekili Aykan Erdemir’in; İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın; Ankara Milletvekili Levent Gök’ün; Barış ve Demokrasi Partisi Grup Başkanvekili Bingöl Milletvekili İdris Baluken’in; İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun; Van Milletvekili Aysel Tuğluk’un; İstanbul Milletvekili Bülent Turan ve Ankara Milletvekili Cevdet Erdöl ile 69 Milletvekilinin; Tokat Milletvekili Reşat Doğru ve 2 Milletvekilinin; İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın; Malatya Milletvekili Veli Ağbaba’nın; Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Kayseri Milletvekili Yusuf Halaçoğlu’nun; Gaziantep Milletvekili Mehmet Şeker’in; Kırıkkale Milletvekili Ramazan Can ve İstanbul Milletvekili Bülent Turan ile 1 Milletvekilinin Benzer Mahiyetteki Kanun Teklifleri ile Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu ile Adalet Komisyonu Raporları (1/918, 2/14, 2/25, 2/67, 2/214, 2/218, 2/335, 2/542, 2/571, 2/577, 2/876, 2/960, 2/1060, 2/1087, 2/1369, 2/1648, 2/1675, 2/1830, 2/1864, 2/1883, 2/1941, 2/1973, 2/1982, 2/2115, 2/2149) (S. Sayısı: 592) (Devam)

BAŞKAN - Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 592 sıra sayılı Kanun Tasarısının çerçeve 8 inci maddesiyle 2576 sayılı Kanuna eklenmesi öngörülen 3/E maddesinin ikinci fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Mahir Ünal (Kahramanmaraş) ve arkadaşları

"2. Danıştay daire başkanı ve üyeleri, istekleri üzerine Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunca bölge idare mahkemesi başkanlığına veya daire başkanlıklarına dört yıllığına atanabilirler. Başka bir bölge idare mahkemesine yapılacak atamalarda da aynı usul uygulanır. Bu şekilde atananların; Danıştay üyeliği sıfatı, kadrosu, aylık ve ödeneği ile her türlü özlük hakları korunur; aylık ve ödenekleri ile her türlü mali ve sosyal haklarının Danıştay bütçesinden ödenmesine devam olunur; disiplin ve ceza soruşturma ve kovuşturmaları Danıştay üyeleri hakkındaki hükümlere tabidir; bu görevde geçirdikleri süre Danıştay üyeliğinde geçmiş sayılır. Bu kişiler; Danıştay üyeleri tarafından Danıştayda yapılan iş ve işlemlere katılamazlar; Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu üyeliği seçimleri hariç Danıştaydaki seçimlerde aday olamaz ve oy kullanamazlar; istekleri üzerine Danıştaydaki görevlerine geri dönerler."

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MUSTAFA KEMAL ŞERBETÇİOĞLU (Bursa) – Takdire bırakıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Katılıyoruz.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Önergeyle Danıştaydan bölge idare mahkemelerine atanacakların dört yıllığına atanmaları sağlanmaktadır.

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmiştir.

Kabul edilen önerge doğrultusunda maddeyi…

III.- YOKLAMA

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

ENGİN ALTAY (Sinop) – Yoklama istiyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Madde oylamasında yoklama talebi var, tespitimizi yapalım:

Sayın Altay, Sayın Cengiz, Sayın Dibek, Sayın Yılmaz, Sayın Akar, Sayın Öztürk, Sayın Gümüş, Sayın Özkan, Sayın Özcan, Sayın Öner, Sayın Öğüt, Sayın Güler, Sayın Aydın, Sayın Tanal, Sayın Öz, Sayın Küçük, Sayın Haberal, Sayın Dinçer, Sayın Atıcı, Sayın Acar.

Yoklama için üç dakika süre veriyorum ve yoklamayı başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı yoktur.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 17.53

YEDİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 18.04

BAŞKAN: Başkan Vekili Ayşe Nur BAHÇEKAPILI

KÂTİP ÜYELER: İsmail KAŞDEMİR (Çanakkale), Muharrem IŞIK (Erzincan)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 98’inci Birleşiminin Yedinci Oturumunu açıyorum.

III.- YOKLAMA

BAŞKAN - 592 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 8’inci maddesinin oylanmasından önce yapılan yoklamada toplantı yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi elektronik cihazla yeniden yoklama yapacağız.

Yoklama için üç dakika süre veriyorum ve yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı vardır.

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

3.- Türk Ceza Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun; Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün; İstanbul Milletvekili Erdoğan Toprak’ın; İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel’in; Bursa Milletvekili Sena Kaleli’nin; Gaziantep Milletvekili Mehmet Şeker ve 7 Milletvekilinin; Antalya Milletvekili Yıldıray Sapan’ın; Eskişehir Milletvekili Kazım Kurt ve İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun; İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın; İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel’in; İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın; Bursa Milletvekili Aykan Erdemir’in; İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın; Ankara Milletvekili Levent Gök’ün; Barış ve Demokrasi Partisi Grup Başkanvekili Bingöl Milletvekili İdris Baluken’in; İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun; Van Milletvekili Aysel Tuğluk’un; İstanbul Milletvekili Bülent Turan ve Ankara Milletvekili Cevdet Erdöl ile 69 Milletvekilinin; Tokat Milletvekili Reşat Doğru ve 2 Milletvekilinin; İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın; Malatya Milletvekili Veli Ağbaba’nın; Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Kayseri Milletvekili Yusuf Halaçoğlu’nun; Gaziantep Milletvekili Mehmet Şeker’in; Kırıkkale Milletvekili Ramazan Can ve İstanbul Milletvekili Bülent Turan ile 1 Milletvekilinin Benzer Mahiyetteki Kanun Teklifleri ile Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu ile Adalet Komisyonu Raporları (1/918, 2/14, 2/25, 2/67, 2/214, 2/218, 2/335, 2/542, 2/571, 2/577, 2/876, 2/960, 2/1060, 2/1087, 2/1369, 2/1648, 2/1675, 2/1830, 2/1864, 2/1883, 2/1941, 2/1973, 2/1982, 2/2115, 2/2149) (S. Sayısı: 592) (Devam)

BAŞKAN – Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

592 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Komisyon burada, Hükûmet burada.

9’uncu madde üzerinde üç adet önerge vardır, okutuyorum:

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 592 sıra sayılı kanun tasarısının 9 uncu maddesinin 2 inci fıkrasının 3 üncü bendinde yer alan “bulunamaması” ibaresinin “katılamaması” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                Pervin Buldan                                   İdris Baluken                                      Adil Zozani

                        Iğdır                                                Bingöl                                              Hakkâri

                  Selma Irmak                                 Faysal Sarıyıldız                                    Erol Dora

                       Şırnak                                               Şırnak                                              Mardin

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 592 Sıra sayılı Kanun Tasarısının 9. Maddesi ile 2576 sayılı Kanuna eklenen 3/F maddesinin 3. Fıkrasında bulunan “kıdemli” ibaresinin “yaşlı” ibaresi ile değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                 Turgut Dibek                                   Ali Rıza Öztürk                               Ömer Süha Aldan

                    Kırklareli                                            Mersin                                               Muğla

           Dilek Akagün Yılmaz                                  İsa Gök                                         Haydar Akar

                        Uşak                                                Mersin                                              Kocaeli

                                                                     Kadir Gökmen Öğüt

                                                                              İstanbul

BAŞKAN – Şimdi okutacağım önerge Anayasa’ya aykırılık önergesidir, okutup işleme alacağım:

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 592 Sıra Sayılı Kanun Tasarısının 9. Maddesinin ANAYASAYA AYKIRI olması sebebiyle Tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                    Faruk Bal                                    Yusuf Halaçoğlu                                   Sümer Oral

                       Konya                                              Kayseri                                             Manisa

                  Reşat Doğru                                Murat Başesgioğlu                               Ali Uzunırmak

                       Tokat                                              İstanbul                                              Aydın

                                                                     S. Nevzat Korkmaz

                                                                               Isparta

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MUSTAFA KEMAL ŞERBETÇİOĞLU (Bursa) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Isparta Milletvekili Sayın Nevzat Korkmaz konuşacak. (MHP sıralarından alkışlar)

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Ben bu konuşmamda adalet mekanizmasının vazgeçilmezleri üzerinde durmak istiyorum. Çünkü, yargı üzerinde ne zaman olumsuz bir söylem dile getirilse hemen gözler bunlara çevrilir ve sanki bütün sorunların müsebbipleri bunlarmış gibi mercek altına yatırılır. Evet, hâkim ve savcılardan söz ediyorum; ağızları olup dili olmayan meslek mensuplarından, ancak verdikleri kararlarla konuşan hâkim ve savcılardan söz ediyorum değerli milletvekilleri. Kendilerini savunamıyorlar çünkü konuştuklarında hemen günlük siyasetin içine çekiliveriliyor. Söyleyecekleri sözü olmadığından değil ama mesleklerine olan saygılarından dolayı susuyorlar.

Peki, onların hukukunu kim koruyacak? Devleti yönetme sorumluluğunu taşıyan başta Başbakan, Adalet Bakanı ve onların atama ve özlük işlemlerini yapan Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu. Dünyanın her tarafında sorumluluk bu makamlardadır. Hukuk devletinde de hâkim ve savcıların siyasi tartışmaların içine çekilmemesi için onlara yönelik bir sözlü taciz, tasallut olduğu anda bu makamlar çıkar, hâkim ve savcıları savunurlar. İnanıyorum ki kendisi de bir hukukçu olan Sayın Adalet Bakanı meslektaşlarının ne kadar acımasız bir saldırıya maruz kaldığının bilincinde, görmemesi mümkün değil ama o da Bakanlık mensubu hâkim ve savcıları müdafaa edemiyor. Nasıl etsin? Başbakanın hâkim, savcıyı bizzat tehdit ettiği; alçaklıkla, şerefsizlikle, devlete, millet iradesine komplo kurmakla suçladığı bir ortamda ne desin, nasıl savunsun? Kala kala onların hukukunu savunmak yine bizlere, muhalefete kalıyor.

Değerli milletvekilleri, daha önce de dile getirildi, yargıdaki en önemli sorun, aslında, altından kalkılamayacak kadar birikmiş, şişmiş dosya sayıları. Hâkim ve savcıların bu dosyalara bakmak için mesaileri yetmiyor; çoluk çocuğunun, eşinin hakkından çalarak hak dağıtmaya çalışıyorlar. Uykusuz, yorgun argın ertesi gün duruşmaya çıkıyor, keşif yapıyor yahut oturuyor, bunlar olmasa da karar yazmak durumunda kalıyor. Küçük şehirlerde, her yıl ortalama 600 kadar, büyük şehirlerde de 1.500 kadar dosya önlerine geliyor. En küçük dosyada okunması gereken sayfa sayısı yüzleri buluyor değerli milletvekilleri.

2012 istatistiklerini Adalet Bakanlığı Adli Sicil ve İstatistik Genel Müdürlüğü açıklamış. Bu istatistiklere göre, bir hâkime yeni gelen dosya sayısı 907. Hâkimlerin hafta sonu tatillerini, raporlu olduğu günleri, resmî izinleri çıkarırsanız, bir hâkim neredeyse her iş günü 10 dosya okumak zorunda. Bu da kaba bir hesapla yaklaşık 2.000-2.500, hatta 3 bin sayfayı buluyor.

Hâkim, hem günlük rutin işlerini yapacak hem de dosya okuyacak. Bunları yaparken de personelini yetiştirecek, aralarındaki uyum ve ahengi sağlayacak, çoluk çocuğunun, ailesinin, kendisinin özel işleriyle meşgul olacak. Bu arada, zaman zaman, davayı kazanma pahasına hukuk oyunları oynayan avukatlarla da uyumlu bir çalışma yürütecek.

Uygulamayla ilgili sorunlarını hukuk fakültelerinde görmüyorlar, yaşayarak öğreniyorlar.

Sosyal hayatlarından hiç bahsetmiyorum değerli milletvekilleri. Zaten bu kadar yoğunlukta sosyal hayattan söz etmek mümkün değil.

Siz hiç tüm bu sıkıntılarına rağmen ne müfettişlerinden ne vatandaşlardan ne de Adalet Bakanlığından bir teşekkür, bir takdir cümlesi duyduklarına şahit oldunuz mu? Hele hele suyun özellikle bulandırıldığı son günlerde onlar hakkında hiçbir güzel söz sarf edeni işittiniz mi?

Hepiniz tahmin ediyorsunuz, değerli arkadaşlar, hak dağıtırken illa ki bir taraf hoşnut olmayacak, bazen iki taraf da. Hâkim ve savcıların sürekli şikâyet altında bulunmasının asıl sebebi bu. Ne Adalet Bakanlığı ne vatandaşlar ne de ülkeyi yönetenler hâkim ve savcıya sahip çıkıp arkasında durmazlar ve maalesef bir o kadar da, bırakın durmayı, laf ederler.

Ben de bu meseleyi bu boyutuyla sizlerle paylaşmak istedim. Başbakan ve özellikle Adalet Bakanına, AKP sözcülerine, hâkim ve savcılara yönelik eleştiriler getirilirken birazcık el insaf demelerini hepinizin adına da, Türkiye Büyük Millet Meclisi adına da kendilerine iletiyorum, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 592 Sıra Sayılı Kanun Tasarısının 9. Maddesi ile 2576 sayılı Kanuna eklenen 3/F maddesinin 3. Fıkrasında bulunan “kıdemli” ibaresinin “yaşlı” ibaresi ile değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Turgut Dibek (Kırklareli) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MUSTAFA KEMAL ŞERBETÇİOĞLU (Bursa) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN - Önerge üzerinde İstanbul Milletvekili Sayın Ercan Cengiz konuşacak.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

ERCAN CENGİZ (İstanbul) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; hukuk devleti ilkesi, devletin her türlü işlem ve eyleminin hukuk kurallarına bağlılığının sağlanması yoluyla devletin hukuk çerçevesine alınmasını, yönetimde keyfîliğin yerine kuralların ve adaletin hâkim olmasını, böylece vatandaşların hukuki güvenlik içerisinde bulunmasını gerekli kılar. Kısaca hukuk devleti, bireyler gibi devletin de kendini hukukla ve hukuk kurallarıyla bağlı sayması demektir.

Burada “hukuk devleti” kavramı ile “kanun devleti” kavramını ayırmak lazım. Kavramlar farklı şeyler ifade etmektedir. “Hukuk devleti” kavramı sadece pozitif hukuku olan bir devlet değil, hukukun hâkim kılındığı bir devlettir. Bir iktidarın yaptığı bütün eylemler biçimsel olarak kanuni olsa bile hukuki olmaları için yeterli olmayabilir. Mutlak monarşilerde de kanun vardır ama onlara “hukuk devleti” denemez. Hukuk devleti, çağdaş hukuk normları ile nihai amacı adalet olan temel hak ve özgürlükleri ve demokrasiyi güvence altına alan devlettir. Bir devletin en önemli görevi adalet dağıtmak, adaleti sağlamaktır. Ceza adaleti, belirlenmiş kurallar içerisinde herkesin işlediği suç nedeniyle eşit olarak yargılanması ve cezalandırılmasıdır. Suç, toplumu rahatsız eder ve devlet, toplum adına suçu işleyeni ya da işleyenleri adil olarak yargılar ve toplum vicdanı adına, toplum düzeninin bir daha bozulmaması adına etkili olarak cezalandırılmasını sağlar. Toplum adına bu görevi üstlenen bağımsız yargı kurumlarıdır ve bu yüzden yargı kurumlarının bağımsız ve tarafsız olmaları hukuk devleti için olmazsa olmaz bir koşuldur. Adaleti gerçekleştiremeyen toplumlarda insanlar mutlu değildir ve devlete güven duymazlar. Güven duygusu olmayan toplumlarda ise huzur olmaz ve gelişmiş insani bir kamu düzeni ortaya çıkmaz.

Adaletin sağlanmasının en önemli koşullarından biri de yargıç ve savcıların donanımlı, bilgili ve iyi yetişmiş olmalarının yanında, devleti yönetenlerin de adaletli olmalarının gerekli olduğudur. Unutulmasın ki, haksız yere yargılanmış ve cezalandırılmış insanlar toplum için bir yaradır. Bunun yanında, suçlu olduğu hâlde yargılanamayan, toplum içerisinde rahatlıkla hayatlarına devam eden insanların varlığı da toplum düzenini ve mutluluğunu bozar. Bu yüzden, adalet için mümkün olan her şey yapılmalı, herkese eşit davranılmalıdır.

Devletin çıkardığı ve çıkaracağı yasaların da genel, nesnel olması, kişiye özel ve siyasi çıkarlara hizmet amacının olmaması hukukun ve adaletin bir gereğidir. Biz, ülkemizin Orta Asya tipi düşük yoğunluklu bir demokrasiyle mi, yoksa çoğulcu, özgürlükçü, kişi hak ve özgürlüklerini teminat altına almış, Batı tipi yüksek standartlı bir demokrasiyle mi yönetilmesini istiyoruz? İşte bu tip demokrasinin en önemli unsuru, bağımsız yargı ve bağımsız yargı kültürünün yerleşmiş olmasıdır. Devletlerin, halkın, kurumların, bireylerin, özellikle yargıç ve savcıların bağımsız yargı ve bağımsız yargıç kültürünü benimsemeleri hâlinde, o toplumda yargı bilinci oluşabilir ve bu bilinçten uzak toplumların bağımsız yargı oluşturmaları ve adaleti gerçekleştirebilmeleri hiçbir şekilde mümkün değildir. Unutulmasın, bağımsız bir yargı örgütünüz yoksa ve adaleti gerçekleştiremiyorsanız hiçbir zaman gelişmiş bir ülke olamazsınız, ekonominiz büyümez, dolayısıyla halkın refah düzeyi de yükselmez.

Bu genel tespitler ışığında baktığımızda, ülkeyi on iki yıldır tek başına yönetmekte olan AKP iktidarının hukukla ve bağımsız yargıyla ciddi sorunlar yaşadığını, en azından bu ilkelerle kafasının karışık olduğunu söyleyebiliriz. AKP, demokrasiyi, hukuk ve adaleti işine geldiği ölçüde tanımlayan ve savunan politikacılarla dolu. Nereden bakarsanız bakın, anlayışları sakatlıklar içerisinde. İşlerine gelirse yargı bağımsız ve yüce, işlerine gelmezse yargı dikta ve siyasidir. Pek çok mahkeme kararından bunu gördük ve yaşadık. Yargıda bunların istedikleri kararlar çıkıyorsa yargı süper ve bağımsız, hatta harika; aksi durumda ise yargının ne diktası ne CHP’li olduğu kalıyor. Kendi çıkarları söz konusu olduğunda hukuk onlar için vazgeçilmezdir, tersi bir durumda ise ayak bağı. Görüyoruz ki AKP, hukuku pragmatist bir araç olarak görmekte, hukuksal kararların hepsine saygı göstermemektedir. Hukuksal kararların hepsine saygılı olmazsak nasıl hukuk devleti olabiliriz? Arkadaşlar, bu iktidar döneminde Ceza Kanunu bir gecede toptan değiştirilerek ülkenin yüz yıllık ceza hukuku birikimi çöpe atılmıştır. Ülkedeki en temel kanun bir gecede toptan değiştirilerek o ülkenin hukuk birikimi yerle bir edildikten sonra, bugün kaçıncı yargı paketiyle karşı karşıyayız bilmiyorum. Artık saymayı da bıraktık. Bu değişiklikler hangi toplumsal ihtiyaçtan ortaya çıkıyor?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ERCAN CENGİZ (Devamla) – Aslına bakarsanız, pek çoğunun ihtiyaç dışında kalarak insanlık onuruna…

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Cengiz.

ERCAN CENGİZ (Devamla) – Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 592 sıra sayılı kanun tasarısının 9 uncu maddesinin 2 inci fıkrasının 3 üncü bendinde yer alan “bulunamaması” ibaresinin “katılamaması” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Pervin Buldan (Iğdır) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MUSTAFA KEMAL ŞERBETÇİOĞLU (Bursa) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Sayın Adil Zozani konuşacak.

Buyurun.

ADİL ZOZANİ (Hakkâri) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Ben bu önerge üzerine grubumuz adına söz almışken biraz da fraksiyonel siyaset üzerine birkaç şey söylemek istiyorum. Hepinizin bildiği üzere, 19’uncu yüzyıl, siyaset doktrinlerinin çatışmalı olduğu bir yüzyıldır. Sosyalizm ile kapitalizmin özellikle 19’uncu yüzyılın ikinci evresinden itibaren çatıştığı bir dönemdir. Bu dönemde, melez bir siyaset doktrini olarak sosyal demokrasi doktrini ortaya çıktı. Dünya, siyaset yaşamının sonraki evrelerinin tamamında sürekli güç odaklı siyaseti baz alan sosyal demokrasi, melez karakteri gereği, sürekli güç odaklarına, güce tapan bir misyonla siyaset okuması içerisinde oldu ve 20’nci yüzyılın başlarından itibaren Avrupa kıtasında ortaya çıkan sosyalizm-kapitalizm devrim çatışmasında yine bu siyasi görüş kendi içerisinde, sosyal demokrasi kendi içerisinde yeni bir üreme yaptı. O üremenin bir faslı Mussolini’dir, diğer bir faslı Hitler’dir. “Nasyonal sol” dediğimiz faktör sosyal demokrasi içerisinde fraksiyonel bir tutum olarak ortaya çıktı. O dönemle eş değer, eş zamanlı olarak Türkiye’de de siyaset okumaları ve doktrin oluşturma çabaları Türkiye’yi, Türkiye siyasetini Mussolini ve Hitler’le eş zamanlı ve aynı zamanda, aynı paralelde yürüyen bir mecraya oturttu. Esasında, “Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu unsuru” dediğiniz siyaset doktrini biraz Mussolini’dir, biraz Hitler’dir.  Dolayısıyla, kuruluşundan bugüne kadar Türkiye'nin bütün kurucu dinamiklerinin temeline dinamit  koyan bu siyasi anlayış, bu nasyonal siyasi anlayış Türkiye’yi bölünme eşiğine getirdi çünkü dinamiklerin tamamını reddeden tekçi anlayıştı bu ve cesaretini, ilhamını Mussolini’den, Hitler’den alıyordu.

KADİR GÖKMEN ÖĞÜT (İstanbul) – İslam cumhuriyetine gidin, mis gibi hayatınız olur!

ADİL ZOZANİ (Devamla) - Aynen böyle yapıyordu.

Şimdi, bu dinamit, bu tekçi anlayış, bugün, Türkiye’yi bölünme ve parçalanma eşiğine getirdi.

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Evet, sayenizde getirdi.

ADİL ZOZANİ (Devamla) - Sizin bugün savunageldiğiniz “Kemalizm” dediğiniz şey, aslında bir parça Hitler’dir, bir parça Mussolini’dir, bunun dışında bir şey değildir.

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Irkçı olan sizsiniz! Sapına kadar ırkçısınız!

ADİL ZOZANİ (Devamla) -  İşte   Türkiye'nin temellerine koyduğunuz bu dinamiti biz bugün çıkarmaya çalışıyoruz. Bu dinamitten, bu tehlikeden Türkiye'yi kurtarmaya çalışıyoruz.

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Bu cumhuriyeti kuranlara laf atma, altında kalırsın, altında kalırsın.

ADİL ZOZANİ (Devamla) - Şimdi, karar vermeniz gerekiyor. Bu fraksiyonel tutum içerisinde renginizi açık koymanız gerekiyor.

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Fraksiyonel sizsiniz, sizsiniz. Emperyalizmle iş birliği yapıyorsunuz, ondan sonra buraya geliyor konuşuyorsunuz.

ADİL ZOZANİ (Devamla) - Ya nasyonal sol anlayışınızı alenen deklare edeceksiniz ya da sürekli burada böyle kızararak laf atmak durumunda kalırsınız, bunun ötesinde yapabileceğiniz bir şey yok. Türkiye'yi eğer biz bu tehlikeden arındırabilirsek Türkiye bütünlüğünü savunuruz.

TURGUT DİBEK (Kırklareli) – Bunları niye anlatıyorsun sen şimdi?

ADİL ZOZANİ (Devamla) - Bunu söylediğimiz için de sizin varlık temellerinizi, varlık gerekçelerinizi ortadan kaldırma ihtimali ortaya çıktığı için de bugün de burada bağırırsınız.

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Cumhuriyeti kuranlara saygılı ol, saygılı ol!

ADİL ZOZANİ (Devamla) - Sıkışan bağırır, sıkışan bağırır, cevabı olmayan bağırır, çözüm üretemeyen bağırır; sizin şu anda yaptığınız gibi.

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Siz yapıyorsunuz.

ADİL ZOZANİ (Devamla) - Evet, şu anda biz çözümü koyuyoruz, çözümü konuşuyoruz; Türkiye'yi, Anadolu’yu, Mezopotamya’yı asıllarıyla buluşturuyoruz, siz de bundan rahatsızlık duyuyorsunuz. Dolayısıyla, ne söylerseniz söylersiniz, bunun dışında söyleyecek…

Farklı düşünen, demokratik kimlikle CHP içerisinde siyaset yapan bütün arkadaşlarımızı tenzih ederek söylüyoruz ama CHP içerisindeki bu nasyonal sol damar var oldukça siz kızarmaya devam edeceksiniz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Zozani.

KADİR GÖKMEN ÖĞÜT (İstanbul) - Sen neredeydin yakın zamana kadar?

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Siz devam edin…

ENGİN ALTAY (Sinop) – Sayın Başkan…

BAŞKAN - Buyurun Sayın Altay.

ENGİN ALTAY (Sinop) – Cumhuriyet Halk Partisine yönelik, içimizdeki sorunlara da çok değindi ama tabii onun ötesinde bizim Kurucu Genel Başkanımız olan Gazi Mustafa Kemal’e Hitler ve Mussolini benzetmesi yapılmasını kabul etmemiz mümkün değil, bu ağır bir sataşmadır, söz istiyorum.

BAŞKAN - İki dakika, buyurun.

X.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

5.- Sinop Milletvekili Engin Altay'ın, Hakkâri Milletvekili Adil Zozani’nin 592 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 9’uncu maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

ENGİN ALTAY (Sinop) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Şundan çok mutlu oluyorum, hani çok güzel bir söz vardır: Cumhuriyet Halk Partisi meselesi Türkiye'nin meselesidir, Cumhuriyet Halk Partisine oy vermeyen herkes Cumhuriyet Halk Partisindeki her türlü gelişmeyi kendi partisindeki gelişmelerden daha fazla merak eder. Bu, Cumhuriyet Halk Partisinin Türkiye için, Türkiye Cumhuriyeti için değerini ve önemini başka bir söz söylemeye gerek bırakmayacak kadar bir reel doğrudur.

Sayın Milletvekilim, Cumhuriyet Halk Partisinin programı, tüzüğü bellidir. Cumhuriyet Halk Partisine mensup milletvekillerinin ideolojik anlayışları, tarihe, bugünümüze ve geleceğe bakışlarıyla ilgili sizin bir analiz ve tetkik yapma yetkiniz de yoktur, ehliyetiniz de yoktur. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü Mussolini’yle, Hitler’le mukayese etmek kelimenin tam anlamıyla bir aymazlıktır. Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmasaydı, bugün, Ağrı’nın yeni Belediye Başkanının “Tabelasını kaldıracağım, heykelini sökeceğim.” dediği Kâzım Karabekir olmasaydı, şimdi Kürt halkı Ermenilere karşı Ermenistan içinde belki değişik mücadeleler verecekti. “Bin yıldır Türk, Kürt kardeşçe yaşıyoruz.” diyeceksiniz, ondan sonra, böyle aymazca, sapkınca laflar söyleyeceksiniz! Bunu size yakıştıramadım. Buradan şunu da çıkarıyorum: Sizin amacınız üzüm yemek mi, bağcı dövmek mi? Bir kere, siz kendi kafanızda netleşin. Cumhuriyet Halk Partililerin kafasını sorgulamak yerine kendi kafanızı netleştirin.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Çok netiz vallahi, çok netiz.

ADİL ZOZANİ (Hakkâri) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Zozani.

ADİL ZOZANİ (Hakkâri) – Aymazlıkla suçladı Sayın Başkanım.

ENGİN ALTAY (Sinop) – Evet, aymazlık tabii, tek kelimeyle aymazlık.

ADİL ZOZANİ (Hakkâri) – Aymazlıkla suçladı, duydunuz…

BAŞKAN – Duydum.

Buyurun, iki dakika…

6.- Hakkâri Milletvekili Adil Zozani'nin, Sinop Milletvekili Engin Altay’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

ADİL ZOZANİ (Hakkâri) – Biz, Kürt halkının Erzurum Kongresi’nde, Amasra Genelgesi’nde, Sivas Kongresi’nde desteklediği, Anadolu halklarının bağımsızlık mücadelesini ve dönemine özlem duyuyoruz.

RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Burdur) – Önderi kimdi?

ADİL ZOZANİ (Devamla) – Keşke sizin dediğiniz, sizin adını andığınız Kemalist doktrin Erzurum Kongresi’nin resmini temsil ediyor olmuş olsaydı. Keşke bir defa sizin ağzınızdan burada Amasra Genelgesi’nin gereklerini…

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Amasya Genelgesi…

ADİL ZOZANİ (Devamla) – Bakın, bu da ikiyüzlülüktür. Burada, o genelgenin ne olduğunu esasında çok iyi biliyorsunuz ama sizden rica ediyorum Dilek Hanım, size sataşıyorum ve Sayın Grup Başkan Vekilinin dediği o aymazlığı size doğrultuyorum. Tamam mı?

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Kötü söz sahibine aittir.

ADİL ZOZANİ (Devamla) - Bir grup başkan vekiline bu suçlamayı getirmeyin. Ama şunun için yapıyorum: Çıkın gelin burada Amasya Genelgesi’nin maddelerini okuyun. Dürüstseniz, samimiyseniz bunu yaparsınız.

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Sen kimsin de bana böyle bir şey söylemenin saikini buluyorsun kendinde, kimsin sen?

ADİL ZOZANİ (Devamla) - Evet, sizin ifade ettiğiniz Kemalizm nasyonal sol temsiliyeti olan bir Kemalizmdir. Evet, birazcık Mussolini’dir, birazcık Hitler’dir, geriye kalanı da sizsiniz.

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Sen, şu anki teröristleri nasıl destekliyorsun onu söyle. Çocukların dağa kaçırılmasını onaylıyor musun, onu söyle.

ADİL ZOZANİ (Devamla) - Ne yazık ki kalmışsınız, ne yazık ki o dönemden bu döneme kalmışsınız.

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Saygısızlığınızı aynen size iade ediyorum.

ADİL ZOZANİ (Devamla) - Ne yazık ki daha 1920’lerdesiniz, ne yazık ki daha 1940’lardasınız. Daha ne diyeyim size?

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

TURGUT DİBEK (Kırklareli) – Malzeme bulamayınca kalkıyorsunuz, CHP’yle uğraşıyorsunuz kardeşim ya.

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Saygısızlığınızı iade ediyorum aynen size.

TURGUT DİBEK (Kırklareli) – Ağzından çıkanı senin kulağın duyuyor mu ya? CHP ne yaptı sana kardeşim ya? Allah Allah!

ADİL ZOZANİ (Hakkâri) – Cevabını ver.

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

3.- Türk Ceza Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun; Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün; İstanbul Milletvekili Erdoğan Toprak’ın; İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel’in; Bursa Milletvekili Sena Kaleli’nin; Gaziantep Milletvekili Mehmet Şeker ve 7 Milletvekilinin; Antalya Milletvekili Yıldıray Sapan’ın; Eskişehir Milletvekili Kazım Kurt ve İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun; İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın; İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel’in; İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın; Bursa Milletvekili Aykan Erdemir’in; İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın; Ankara Milletvekili Levent Gök’ün; Barış ve Demokrasi Partisi Grup Başkanvekili Bingöl Milletvekili İdris Baluken’in; İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun; Van Milletvekili Aysel Tuğluk’un; İstanbul Milletvekili Bülent Turan ve Ankara Milletvekili Cevdet Erdöl ile 69 Milletvekilinin; Tokat Milletvekili Reşat Doğru ve 2 Milletvekilinin; İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın; Malatya Milletvekili Veli Ağbaba’nın; Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Kayseri Milletvekili Yusuf Halaçoğlu’nun; Gaziantep Milletvekili Mehmet Şeker’in; Kırıkkale Milletvekili Ramazan Can ve İstanbul Milletvekili Bülent Turan ile 1 Milletvekilinin Benzer Mahiyetteki Kanun Teklifleri ile Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu ile Adalet Komisyonu Raporları (1/918, 2/14, 2/25, 2/67, 2/214, 2/218, 2/335, 2/542, 2/571, 2/577, 2/876, 2/960, 2/1060, 2/1087, 2/1369, 2/1648, 2/1675, 2/1830, 2/1864, 2/1883, 2/1941, 2/1973, 2/1982, 2/2115, 2/2149) (S. Sayısı: 592) (Devam)

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

TURGUT DİBEK (Kırklareli) – Ya bu kanunla ne alakası var senin söylediklerinin ya? Yani gelmişsin buraya ne anlatıyorsun?

ADİL ZOZANİ (Hakkâri) – Sizin söylediklerinizin ne alakası var?

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri…

ADİL ZOZANİ (Hakkâri) – Lice’deki çocukların ne alakası var?

TURGUT DİBEK (Kırklareli) – Hayır, ne anlatıyorsun sen ya?

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Sana mı soracak ne anlatacağını?

BAŞKAN - Sayın Dibek… Sayın Zozani…

ADİL ZOZANİ (Hakkâri) – Ne alakası vardır çocukların durumuyla? Kalkıp istediğinizi söyleyeceksiniz, ondan sonra sessiz kalacağız. Alışıksınız burada. İtiraz ettiğimiz için bunu söylüyorsunuz.

BAŞKAN - 10’uncu madde üzerinde üç adet önerge vardır.

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Lütfen Dilek Hanım…

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Ama lütfen bakın, “Doğrudan sataşıyorum.” dedi zaten.

BAŞKAN – Ama vaktinde…

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – “Aymazlığı size yöneltiyorum.” dedi.

BAŞKAN - Ben özellikle size baktım, söz istemediniz ve ben de işleme başladım.

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Hayır efendim, aynı oturumdayız.

Ben Grup Başkan Vekilimle görüşüyordum siz mi isteyeceksiniz, ben mi isteyeceğim diye.

ADİL ZOZANİ (Hakkâri) – Kararsız kaldı Başkanım, verin sözü.

BAŞKAN - Ben size baktım, siz söz isteme durumunda değildiniz, laf atıyorsunuz Sayın Dilek Akagün Yılmaz.

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Efendim ben söz istiyorum, doğrudan bana yapılan bir sataşma var burada, ben söz istiyorum.

BAŞKAN - Size söz vereceğim ama sayın milletvekilleri, lütfen, taleplerinizi yerinde isteyin. Benim başlattığım her işlem yarım kalıyor. Lütfen, lütfen sözümüzü kesmeyin.

Buyurun iki dakika.

ADİL ZOZANİ (Hakkâri) – Sayın Başkan, oylama yaptınız, geçemezsiniz, geriye dönemezsiniz.

BAŞKAN - Birleşim değişmedi.

X.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

7.- Uşak Milletvekili Dilek Akagün Yılmaz'ın, Hakkâri Milletvekili Adil Zozani’nin sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; BDP Grubunun, HDP Grubunun bugün Cumhuriyet Halk Partisiyle uğraşma günü çünkü Cumhuriyet Halk Partisi gerçekten de bu ülkede iktidar.

NAZMİ GÜR (Van) – BDP Grubu değil, HDP Grubu hanımefendi, HDP Grubu.

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Seninle, seninle…

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Devamla) – O nedenle, HDP Grubu her türlü çıkışında doğrudan doğruya bize sataşmaktadır.

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Sana, sana, Dilek Hanım, sana…

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Devamla) – Biz gerçekten de iktidar olduğumuza artık inanıyoruz HDP Grubunun doğrudan doğruya bizi hedef alması nedeniyle. HDP Grubu bizim Kurucu Genel Başkanımıza, Kurtuluş Savaşı’mızın Büyük Önderine, devrimlerin Büyük Önderine bu şekilde hakaret ederek, gerçekte Türk halkı ve Türkiye Cumhuriyeti’nde yaşayan bütün insanlara karşı kendisini açıkça ifade etmektedir.

HDP Grubunun asıl amacı… Biraz önce kendilerine gösterecektim, Demir Çelik bundan yaklaşık yirmi gün kadar önce Taraf gazetesine bir beyanat verdi, bir röportaj verdi, diyorlar ya “Bizim hiç  bölünmek gibi bir derdimiz yok.” diye o röportajında Demir Çelik, kendi milletvekilleri, aynen şunu söylüyordu: “Bir: Biz bu ülkede ayrı bir başkent istiyoruz. Ayrı bir bayrak istiyoruz. Biz ayrı polis gücümüz olsun istiyoruz. Ayrı meclisimiz olsun istiyoruz ve siyasi statü istiyoruz.” Bunu söylüyorlardı.

Şimdi, bunun  sonucunda Kuzey Irak’taki Kürt bölgesinde de aynı şeyi söyleyerek geldiler, bugün bağımsızlık talebinde bulunuyorlar. Şimdi bunları söyleyerek devam ediyorlar, yarın burada da bağımsızlık talebinde bulunacaklarını biz görüyoruz.

Bizim Kürt kardeşlerimizle en ufak bir sorunumuz yok ama bu ülkenin birlikteliğini, üniter yapısını bozmaya çalışanlarla bizim sorunumuz var.

Aynı zamanda da AKP Grubu, şimdi kendinizi bu işten sıyıramazsanız, Cumhurbaşkanlığı yolunda nasıl HDP’yle ve İmralı’yla iş birliği yaptığınızı da bütün dünya âlem biliyor. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

Bunu da yine Türk halkının takdirlerine sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

AHMET YENİ (Samsun) – Bizi karıştırmayın. İşin içinden çıkamayınca bizi karıştırmayın. İşin içinden çıkamayınca AK PARTİ…

RECEP ÖZEL (Isparta) – Bize sataştın şimdi.

SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Bir müsaade edin de 10’uncu madde diyeyim, lütfen.

SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Başkan, şurada bir yanlış anlaşılma var... Yani, Ağrı’daki açıklamalardan dolayı kamuoyunda tartışılıyor, Parlamentoyu bilgilendirmek istiyorum.

BAŞKAN – Yerinizden ancak...

Bir dakika, Zozani’yi bir dinleyeyim.

Sayın Zozani…

SIRRI SAKIK (Muş) – Rica ediyorum. Bakın, ben zaten burada misafirim, bir iki günüm var, lütfen.

BAŞKAN – Sayın Zozani, buyurun.

ADİL ZOZANİ (Hakkâri) – Bizi bölücü olmakla itham etti, AKP’yle iş birliği içerisinde olduğumuzu ifade etti. Partimizin tüzel kişiliğine ve şahsıma da alenen saldırdı.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – “Vatanı bölüyorsunuz.” dedi, daha ne desin Sayın Başkan?

BAŞKAN – AK PARTİ’yle birlikte olduğunuzu iddia etmek sataşma oluyorsa…

Peki, bölücülükle suçladığı için sataşmadan dolayı size iki dakika söz vereceğim.

Sayın Sakık, size yerinizden açıklama vereceğim.

SIRRI SAKIK (Muş) – Ben misafirim.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Zozani.

8.- Hakkâri Milletvekili Adil Zozani'nin, Uşak Milletvekili Dilek Akagün Yılmaz’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına ve Halkların Demokratik Partisine sataşması nedeniyle konuşması

ADİL ZOZANİ (Hakkâri) – Türkiye’de, Türkiye halklarına, Türkiye kamuoyuna artık bölücü olmadığımızı ifade etmeyeceğiz, o faslı aştık.

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Öylesiniz zaten.

ADİL ZOZANİ (Devamla) – Türkiye kamuoyu bize inanıyor. Türkiye kamuoyu bize inandığı için de bizi gerçekte ana muhalefet partisi olarak görüyor çünkü muhalefetimizin samimiyetine de inanıyor, bize güveniyor. Tekirdağ’dan Hakkâri’ye kadar her yerde sokağa çıktığınızda size namus belası oy veren vatandaş bile artık bu gerçekliği görüyor ve ifade ediyor.

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Yok, yok, güneydoğuda, doğuda tabela partisi CHP, oy veren kimse yok.

ADİL ZOZANİ (Devamla) – Biz bununla iftihar ediyoruz. Soma’ya gittiğimizde de bunu görüyoruz, Zonguldak’a gittiğimizde de bunu görüyoruz. Biz, evet, bu coğrafyada yaşayan bütün halkların kendi kimliklerini yaşaması gerektiğini ve kimlik doyum sorununu ortadan kaldıracak ne gerekiyorsa bunun yapılması gerektiğini söylüyoruz, bunu açık ve net ifade ediyoruz

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Ama önce Kürt diyorsunuz değil mi?

ADİL ZOZANİ (Devamla) – Siz kendi kafanızda kendinize bir getto oluşturdunuz, bu gettonun içerisinde yaşamınızı sürdürmeye çalışıyorsunuz.

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – O gettoyu siz oluşturuyorsunuz, siz oluşturuyorsunuz o gettoyu.

ADİL ZOZANİ (Devamla) – Biz bu noktada sizin ayaklarınızın altındaki halıyı çektiğimiz için aslında çok sinirlisiniz, çok sinirlisiniz.

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Kendi ayaklarınızın altından çekiyorsunuz.

ADİL ZOZANİ (Devamla) – Varlık gerekçeleriniz ortadan kalktığı için böyledir. Biz çatı peşinde koşmuyoruz. Elimizde pergel, cetvel yok, üçgen kurmuyoruz.

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Çünkü AKP’yle iş birliği yapıyorsunuz; çatı değil, iş birliği, pazarlık…

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Oslo’da gerekeni yaptınız zaten, Oslo’da anlaştınız zaten, Oslo’da AKP’yle anlaştınız.

ADİL ZOZANİ (Devamla) – Biz geometriyle uğraşarak siyaset yapılamayacağını biliyoruz. Üçgen oluşturan, daire çizen, 365 derece dönen biz değiliz, sizsiniz, biz değiliz. Biz yerimizde sağlam duruyoruz.

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Türkiye’yi size böldürmeyeceğiz, hiç merak etmeyin, bölemeyeceksiniz bu ülkeyi, bölemeyeceksiniz. Bu ülkede Kürtleri de size teslim etmeyeceğiz, Kürtler bizim kardeşimiz.

ADİL ZOZANİ (Devamla) – Evet, eğer bugün Türkiye kamuoyu “Türkiye’nin geleceğini şekillendirecek grup, Halkların Demokratik Partisi Grubudur. Onların tavrı belirleyici olacaktır.” diyorsa biz bununla övünürüz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ADİL ZOZANİ (Devamla) – Biz bununla övünürüz, hiç konuşacak bir şey yok.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Zozani.

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Siz Türkiye’yi ayrıştırıyorsunuz, Türkiye’nin bütünlüğünü ortadan kaldırıyorsunuz.

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Demokratik özerkliği istemek, ülkeyi bölmek,  parçalamak değil Dilek Hanım. Biraz dünya örneklerini inceleyin.

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Siz önce kendinize bakın, siz bir kendinizi inceleyin, siz kendiniz AKP’yle yaptığınız iş birliğinin bir cevabını verin.

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Biz netiz, biz netiz, kafamız net.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Halaçoğlu, sizi de dinleyeceğim.

Sayın Sırrı Sakık bir açıklama yapacak sanıyorum.

Bir dakika, yerinizden…

SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Başkan, sizi yormam ben, açıklama yapmak istemiyorum.

Çok teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Ben size teşekkür ederim.

Buyurun Sayın Halaçoğlu.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Sayın Başkan, şimdi, sayın hatip çatıdan bahsederek aslında bizim söylediğimiz bir projeden dolayı bizi itham etti.

BAŞKAN – Yani, sizin projenizi eleştirebilir Sayın Halaçoğlu.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Hayır, hayır ama burada…

ADİL ZOZANİ (Hakkâri) – Kastım CHP’dir Sayın Başkan, MHP’yle alakası yok.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Ama burada çatıyla CHP’nin hiç  alakası yok.

ADİL ZOZANİ (Hakkâri) – Kayıtlara geçsin diye söylüyorum, kastım CHP’dir.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Çatıyla alakası hiç yok CHP’nin.

ADİL ZOZANİ (Hakkâri) – Var, var.

BAŞKAN – Sayın Halaçoğlu, sizin siyasetinizi eleştirebilir, herkes eleştirebilir, bu bir sataşma nedeni değildir.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Ama hayır, açıklama yapmak…

BAŞKAN – Müsaade edin, cevap vereceğim.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Sataşma değil ya, bir eleştiri.

ADİL ZOZANİ (Hakkâri) – Sayın Başkan, kastım CHP’dir, açıkça ifade ettim.

BAŞKAN – Sayın Zozani de kastının CHP olduğunu, Cumhuriyet Halk Partisi olduğunu söyledi. Dolayısıyla, size burada bir sataşmadan söz vermem mümkün değil. Lütfen, rica ediyorum…

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Çatı fikri onlara ait değil, bize ait.

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Sizi kastetmedi.

BAŞKAN - Hedef Cumhuriyet Halk Partisi olduğu için Sayın Engin Altay’a söz vereceğim.

Buyurun.

Gerekçenizi istiyorum Sayın Altay, kayda geçirelim.

ENGİN ALTAY (Sinop) – Sayın hatip kürsüden “Çatı peşinde koşuyorsunuz.” derken ben direkt partimin ismi zikredilmediği için bunu sataşma olarak almadım.

BAŞKAN – Almamıştınız, evet.

ENGİN ALTAY (Sinop) – Ama oturduğu yerden tekrar “Benim kastım CHP.” deyince...

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Bu bir sataşma değil, bir siyasi tespit.

BAŞKAN – Evet, ben Sayın Halaçoğlu’na da söz verecektim ama…

ADİL ZOZANİ (Hakkâri) – Sataşma yapmadım Sayın Başkan.

ENGİN ALTAY (Sinop) – Neyin peşinde koştuğumuza biz karar veririz.

BAŞKAN – Sayın Halaçoğlu’na da söz verecektim ama sayın konuşmacı hedefinin Milliyetçi Hareket Partisi değil Cumhuriyet Halk Partisi olduğunu söyledi. Rica ettim, Halaçoğlu da saygı gösterdi.

Buyurun Sayın Altay, iki dakika…

SIRRI SAKIK (Muş) – Niye bana “bir dakika” diyorsun, ona “iki dakika”, benim partim yok diye mi?

9.- Sinop Milletvekili Engin Altay'ın, Hakkâri Milletvekili Adil Zozani’nin sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

ENGİN ALTAY (Sinop) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Cumhuriyet Halk Partisinin peşinde koştuğu bir şey var, doğru: Önce özgür birey istiyoruz, örgütlü bir toplum istiyoruz, demokratik bir devlet istiyoruz.

Ağustos ayında seçilecek Cumhurbaşkanının nasıl bir Cumhurbaşkanı, ismin ötesinde, Kürtleri de kucaklayan, Türkleri de kucaklayan, Kürtlerden de en az Türkler kadar oy alacak, Gürcülerden, Çerkezlerden, Boşnak’tan, Sırp’tan, hepsinden, böyle bir -Sırp’ı geri aldım- Laz’dan, Gürcü’den… (AKP sıralarından “Tek bir kişi var” sesleri)

AHMET YENİ (Samsun) –  Tayyip Erdoğan’ı mı tarif ediyorsunuz, Başbakanı mı tarif ediyorsunuz?

ENGİN ALTAY (Devamla) – Bir dakika kardeşim, gelir konuşursunuz.

İkincisi: Tertemiz, pırıl pırıl, lekesiz, şaibesiz bir cumhurbaşkanının peşindeyiz, doğru.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Yolsuzluklara bulaşmamış…

ENGİN ALTAY (Devamla) – Sadece kendisi değil, ailesi, hısmı, akrabası…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Bakanları…

ENGİN ALTAY (Devamla) – ...şaibeye, lekeye bulaşmamış bir cumhurbaşkanı peşindeyiz.

ADİL ZOZANİ (Hakkâri) – Bunun bizimle ne alakası var?

ENGİN ALTAY (Devamla) – Bin yıllık kardeşliğin sürmesine vesile olacak bir cumhurbaşkanının peşindeyiz.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Öyle birine oy verecek misiniz?

AHMET YENİ (Devamla) – Recep Tayyip Erdoğan.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Cumhuriyet Halk Partisinin anlayışı budur. Bu anlayış içerisinde de toplumun bütün kesimleriyle, herkesle, Milliyetçi Hareket Partisiyle görüşen Cumhuriyet Halk Partisi, eğer randevu verirseniz sizinle de gelip görüşecektir.

Ama biraz önce söylediğimi yine söyleyeyim. Burada, bugünlerdeki bu agresif siyasetinizden neyi amaçladığınızı, neyi murat ettiğinizi henüz anlamış değilim. İnşallah bunu da anlarız. Tekrar söylüyorum: Bu topraklar Türklere de yeter, Kürtlere de yeter. Yeter ki bu coğrafya üzerinde başka sinsi emelleri olan kimi dış odakların oyununa hep beraber gelmeyelim diyorum, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

AHMET YENİ (Samsun) – CHP’nin de desteğini aldık, hayırlı olsun.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

3.- Türk Ceza Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun; Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün; İstanbul Milletvekili Erdoğan Toprak’ın; İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel’in; Bursa Milletvekili Sena Kaleli’nin; Gaziantep Milletvekili Mehmet Şeker ve 7 Milletvekilinin; Antalya Milletvekili Yıldıray Sapan’ın; Eskişehir Milletvekili Kazım Kurt ve İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun; İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın; İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel’in; İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın; Bursa Milletvekili Aykan Erdemir’in; İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın; Ankara Milletvekili Levent Gök’ün; Barış ve Demokrasi Partisi Grup Başkanvekili Bingöl Milletvekili İdris Baluken’in; İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun; Van Milletvekili Aysel Tuğluk’un; İstanbul Milletvekili Bülent Turan ve Ankara Milletvekili Cevdet Erdöl ile 69 Milletvekilinin; Tokat Milletvekili Reşat Doğru ve 2 Milletvekilinin; İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın; Malatya Milletvekili Veli Ağbaba’nın; Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Kayseri Milletvekili Yusuf Halaçoğlu’nun; Gaziantep Milletvekili Mehmet Şeker’in; Kırıkkale Milletvekili Ramazan Can ve İstanbul Milletvekili Bülent Turan ile 1 Milletvekilinin Benzer Mahiyetteki Kanun Teklifleri ile Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu ile Adalet Komisyonu Raporları (1/918, 2/14, 2/25, 2/67, 2/214, 2/218, 2/335, 2/542, 2/571, 2/577, 2/876, 2/960, 2/1060, 2/1087, 2/1369, 2/1648, 2/1675, 2/1830, 2/1864, 2/1883, 2/1941, 2/1973, 2/1982, 2/2115, 2/2149) (S. Sayısı: 592) (Devam)

BAŞKAN – 10’uncu madde üzerinde üç adet önerge vardır, okutuyorum:

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 592 Sıra sayılı Kanun Tasarısının 10. Maddesinin 3. fıkrasında bulunan “eksiksiz” ibaresinin “salt çoğunluk” ibaresi ile değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Turgut Dibek       Celal Dinçer                          Ali Rıza Öztürk                               Ömer Süha Aldan

Kırklareli               İstanbul                                      Mersin                                               Muğla

Dilek Akagün Yılmaz                                             İsa Gök                                         Haydar Akar

Uşak                                                                       Mersin                                              Kocaeli

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı’na

Görüşülmekte olan 592 sıra sayılı kanun tasarısının 10 uncu maddesinin 2 inci fıkrasının 1 inci bendinde yer alan “Her bölge idare mahkemesinde” ibaresinin “Her bölge idare mahkemesi bünyesinde” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Pervin Buldan                                                   İdris Baluken                                      Adil Zozani

Iğdır                                                                        Bingöl                                              Hakkâri

 

Selma Irmak          Faysal Sarıyıldız                Erol Dora              Sırrı Sakık

Şırnak                      Şırnak                            Mardin                     Muş

BAŞKAN – Şimdi okutacağım önerge Anayasa’ya aykırılık önergesidir, okutup işleme alacağım:

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 592 Sıra Sayılı Kanun Tasarısının 10. Maddesinin Anayasaya aykırı olması sebebiyle Tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

Faruk Bal                  Yusuf Halaçoğlu             Mesut Dedeoğlu                                   Sümer Oral

Konya                             Kayseri                           Kahramanmaraş                                Manisa

Reşat Doğru                                                  Murat Başesgioğlu                               Ali Uzunırmak

Tokat                                                                     İstanbul                                              Aydın

BAŞKAN – Hükûmet?

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Kahramanmaraş Milletvekili Sayın Mesut Dedeoğlu konuşacak.

Buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

MESUT DEDEOĞLU (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 592 sıra sayılı Türk Ceza Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 10’uncu maddesinde vermiş olduğumuz değişiklik önergesi üzerine, Milliyetçi Hareket Partisi Grubumuz adına söz aldım. Bu vesileyle yüce Meclisi saygılarımla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, Hükûmetin yeni bir yargı paketiyle karşı karşıyayız. Hükûmet, yeni bir paketi hazırlamış ve Meclise sunmuştur. Hazırlanan bu yargı paketinin içinde yine çok sayıda birbiriyle alakası olmayan konular yer almaktadır. Yeni yargı paketiyle Yargıtaydaki dairelerin bakmış oldukları iş bölümleri, üye sayıları ve dava dosyaları değişmektedir. Sulh ceza mahkemelerini kaldıran yargı paketi, bölge idare ve adliye mahkemelerinin genel yapısını da değiştirmektedir. Bu yanlıştır, doğru değildir.

Bundan böyle, soruşturma aşamasında bir savcıyı etkilemeye teşebbüs edilmesi suç olmaktan çıkartılmaktadır. Eski düzenlemede, görüşülmekte olan bir davada veya yapılmakta olan bir soruşturmada yargıyı etkileyen kişiye iki yıldan dört yıla kadar hapis cezası verilmesi öngörülürken yeni düzenlemede maddeden “soruşturma” kısmı çıkartılmıştır. Bu düzenleme sonrası, Hükûmet veya Hükûmet üyeleri tarafından soruşturma sürecine bir müdahale söz konusu olabilecektir. Bu da doğru değildir. Bu bakımdan, yargı paketi içinde yapılan buna benzer düzenlemeler, yargı bağımsızlığı bakımından çok tehlikeli düzenlemelerdir. Bu tip düzenlemelerle yargı bağımsızlığını ortadan kaldırmak ve yargıyı kuşatma altına almak hiç kimseye bir fayda sağlamayacaktır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hazırlanan bu yargı paketinde sıkıntılı olarak gördüğümüz düzenlemelerin yanı sıra uyuşturucu ile mücadele konusunda yapılan değişiklikler de var, bu arada cezaların artırılması şeklinde düzenlenmiştir.

Ülkemizde son yıllarda, maalesef, alkol ve madde bağımlılığı konusunda büyük artış yaşanmaktadır. Kısa adı “AMATEM” olan “Alkol ve Madde Bağımlılığı Tedavi ve Eğitim Merkezî”ne 2005 yılında 17.211 kişi başvuru yaparken bu sayı 2011 yılında 174.229 ve nihayetinde 2012 yılında da 227.298 kişiye kadar yükselmiştir. Bunlar çok büyük rakamlardır Türkiye için.

Değerli milletvekilleri, bu başvuruların 3.377’si ne yazık ki çocuk yaşta kişilerden oluşmaktadır. Bu da ayrıca büyük bir konu, büyük bir problemdir. Bu nedenle, burada uyuşturucuyla mücadele konusunda yapılan çalışmalar gerçekten büyük önem taşımaktadır. Gençlerimizi ve çocuklarımızı uyuşturucunun esiri olmaktan kurtarmamız gerekmektedir. Bu mücadelede yasal düzenlemelerin yanı sıra mutlaka eğitim, kültür ve toplumsal anlamda da çalışmalar yapılmalıdır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; kadınlara ve çocuklara karşı uygulanan şiddet konusu da ülkemizin son yıllarda en önemli sorunlarından biri hâline gelmiştir. Yaşanan olaylar toplumu ve aileleri yaralamakta ve çok derin acılar bırakmaktadır. Bu konuda yaşanan olaylar Hükûmeti ve toplumun bütün kesimlerini harekete geçirmelidir.

Çocuklara karşı işlenen suçlarda ceza artırımına gidilmelidir. Bu konuda yapılan çalışmalara devam edilmesi gerekmektedir. Temennimiz, çocuklara karşı işlenen suçların bütün bu çalışmalar sonrası önlenebilecek duruma getirilmesidir. Ülkemizde çocukların ihmal ve istismar edilmesine yol açan her türlü faktör ortadan kaldırılmalıdır.

Bütün bu duygu ve düşüncelerle, değişiklik önergemizin kabulünü dileyerek yüce Meclisi saygılarımla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı’na

Görüşülmekte olan 592 sıra sayılı kanun tasarısının 10 uncu maddesinin 2 inci fıkrasının 1 inci bendinde yer alan “Her bölge idare mahkemesinde” ibaresinin “Her bölge idare mahkemesi bünyesinde” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Sırrı Sakık (Muş) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MURAT GÖKTÜRK (Nevşehir) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Muş Milletvekili Sayın Sırrı Sakık konuşacak.

Buyurun.

SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; ben de hepinizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum.

Bir seçimden çıktık geldik. Evet, Ağrı’da yediden yetmişe herkese çok teşekkür ediyorum. Demokrasinin adresi sandık, demokratik siyasetin adresi sandık oldu ve sandığa gittik hep beraber, bir seçim sonucuyla birlikte döndük. Biz parti olarak Türkiye'de 3’üncü partiyiz yani bu millî seçimde yani bizim konumumuz 4’üncü sıra değil, 3’üncü sırada.

Şimdi, seçimler sonrası yaptığım açıklama: Burada kimse ne galip ne de mağluptur. Burada kazanan tek bir şey varsa o da barıştır ve gerçekten Ağrılılar Türkiye'de barışı ve kardeşliği önemsedikleri için tercihlerini bu şekilde ortaya koymuştur. Diliyorum, umuyorum ki Türkiye'deki bütün kesimler, sadece iktidar değil, muhalefetiyle, sivil toplum örgütleriyle Ağrı’da yükselen bu sesi görürler, siyaseti buna göre dizayn ederler.

İki gündür polemiklere neden olan bir açıklamayla ilgili düşüncelerimi tekrar sizlerle paylaşmak istiyorum. Ben Ağrı’dayken bir gazeteci arkadaşımız bana sordu: “Ben Ağrı kentine gittiğimde Ağrı’nın göbeğinde bir abide var. 1930’larda orada Kürtleri bombalayan bir uçağın pervaneleri orada asılı, o abide orada duruyor.” Ben de bir açıklama yaptım: “Bütün Kürtler bundan rahatsız. Yani, Mustafa Muğlalı olayı neyse bu da Kürtler açısından böyle zalimane bir şey. Onu şehrin dışına çıkarmamız lazım. Burada halkın toplumsal dokularıyla oynanacak her türlü şeye halkla birlikte karar vereceğiz.” ve bana o ara gazeteci arkadaşımız sordu: “Mesela, Kâzım Karabekir’in oradaki ismi duracak mı?” Ben de aynen şunu söyledim: “Militarizmi çağrıştıracak hiçbir isim bu coğrafyada olmayacak. Ağrı halkıyla birlikte karar vereceğiz.” Bugün de aynı şeyi söylüyorum. Ama, buradan çıkarıp bizim hakaret makaret değil… Gerçekten, eğer o halk o kenti yönetecekse halk karar verecek; nereye, kimin, nasıl ismini verecekse o verecek.

Eğer, hâlâ siz 1930’lardaki o uçaklarla bombaladığınız Kürtlerin coğrafyasına, kentine gidip bir abide koyarsanız, o kırılan, dökülen, o uçağın pervanelerini getirir Kürtlerin gözünün içine sokarsanız barışı inşa edemezsiniz. Benim söylemek istediğim budur. Vicdan sahibi olan herkesin buna sahip çıkması lazım. Hamasi nutuklarla buralardan bize ders vermeye kimsenin hakkı yok. Eğer bu topraklarda barış inşa edilecekse, Mustafa Muğlalı’nın nasıl kışladan adı silindiyse… Oradaki o abideler belki birileri için bir abide olabilir ama Kürtler için bir utanç abidesidir. Eğer 1930’larda olmuş, bugün hâlâ duruyorsa veyahut da iki yıl önce Roboski’de olup bitenler de… Eğer bir iki yıl sonra aynı abide gidip Şırnak’a dikilirse bunun arasında hiçbir fark yoktur. Benim söylemek istediğim bu, böyle anlaşılması gerekir. Ben hiçbir değere yani Türkiye halkının değerlerine asla hakaret etmedim ve şunu söyledim: Yani, bu isimler silinirken buraya Nazım Hikmet’in ismi verilmelidir, Yaşar Kemal’in ismi verilmelidir, Ahmedi Hani’nin ismi verilmelidir, Ahmed Arif’in ismi verilmelidir yani Kürtlerin ve Türklerin vicdanında yer edinmiş aydınların, sanatçıların ismi verilmelidir. Şimdi, buna kim itiraz edebilir? Bunun üzerinden niye polemikler yaratılıyor? Yani, halkın iradesi niye yok hükmünde sayılıyor?

“Şu şahıs, bu kişi…” Biz şu şahıs, bu kişi değiliz. Bizim de bir kimliğimiz var. Bize hitap ederken, Genel Başkanımıza hitap ederken lütfen dilinize dikkat ediniz. Yani, size biz “sayın” diyoruz, biz size asla hakaret etmiyoruz ama siz de bizim değerlerimize hakaret etmeyin, bizim Genel Başkanımıza, bize asla hakaret etmeyin. Biz de seçimden geliyoruz, gidiyoruz, seçiliyoruz. Bakın, iki ay içerisinde 2 kez seçilip gelmişim. Hâlâ ben “o kişi” diye… Biz bunu kabul etmeyiz. Bizim size gösterdiğimiz saygıyı lütfen siz de bize gösterin. Evet, Türkiye'nin toplumsal dokularıyla oynamayalım ama Kürtlerin de toplumsal dokularıyla oynamayalım.

Ben teşekkür ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Sakık.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 592 Sıra sayılı Kanun Tasarısının 10. Maddesinin 3. fıkrasında bulunan “eksiksiz” ibaresinin “salt çoğunlukla” ibaresi ile değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Celal Dinçer (İstanbul) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MURAT GÖKTÜRK (Nevşehir) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde İstanbul Milletvekili Sayın Celal Dinçer konuşacak.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

CELAL DİNÇER (İstanbul) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; 592 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 10’uncu maddesi üzerindeki önergemiz üzerine Cumhuriyet Halk Partisi adına söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Biraz evvel Sayın Sırrı Sakık “Kişisel değerlerle oynanmamalı, hakaret etmemeli, saygı duyulmalı.” dedi. Ben de burada bütün arkadaşlara sesleniyorum: Bu ülkenin kurucu değerleriyle bu kadar oynanmamalı, kurucu değerlerle bu kadar uğraşılmamalı diyorum, bu konuyu burada kapatıyorum.

Görüşmekte olduğumuz bu tasarının 10’uncu maddesiyle eskiden var olan bir komisyonun adını değiştirip “Bölge İdare Mahkemesi Adalet Komisyonu” adıyla yeni bir komisyon kuruluyor. İdari Yargı Komisyonu zaten vardı.

Yine bu tasarıyla yargıda istinaf mahkemelerini kuruyorsunuz. Oysa dünyada istinaf mahkemeleri uygulaması çok zor gerçekleştirilen bir uygulamadır. Gerek Kıta Avrupası’nda gerekse Anglosakson ülkelerinde bunu uygulamaktan çoğunlukla kaçınılmaktadır.

Şimdi önümüzde sekiz yıldır uygulamaya sokamadığınız adli yargı örneği varken idari yargıda da bu uygulamayı getirmek istiyorsunuz. İdari Yargılama Usulü Kanunu’nun 45’inci maddesinde bu itirazlar zaten vardı. O maddeyi alarak, altına, üstüne birkaç cümle ekleyerek istinaf mahkemelerini kurduğunuzu sanıyorsunuz. Size soruyorum: Bu konuda altyapınız var mı? Yetişmiş yeteri kadar 1. sınıf hâkiminiz var mı? Bu maddenin sağına soluna birkaç kelime ekleyerek istinaf mahkemeleri kurulamaz. Olsa olsa bunlar yamalı bir bohça olur.

Tasarıdaki bir diğer önemli konu da: Pek çok daireden müteşekkil küçük “danıştaycıklar” oluşturuyorsunuz, evet, küçük “danıştaycıklar” oluşturuyorsunuz. İstinaf mahkemesi olacak bölge idare mahkemeleri arasındaki içtihat farklılıklarını nasıl ortadan kaldıracaksınız? Bunu kaldırmak için güya bir düzenleme getiriyorsunuz. Danıştayda dahi içtihat birliği doğru dürüst sağlanamazken “Benzer olaylarda bölge idare mahkemesi dairelerince verilen kararlar arasında aykırılık bulunması hâlinde dava Bölge İdare Mahkemesi Başkanlar Kurulunca Danıştaya götürülür.” diyorsunuz. Bölge İdare Mahkemesi Başkanlar Kurulunun Danıştaya yapmış olduğu bu başvuru üzerine, Danıştayca verilecek kararlar ilgililer hakkında hüküm ve sonuç doğuracak mıdır? Eğer doğuracaksa bunun madde metninde açıkça belirtilmesi lazım Sayın Bakanım. Eğer doğurmayacaksa o takdirde, eski usulde kanun yararına bozma anlamına gelir ki bu da taraflar açısından hiçbir hüküm doğurmaz. O zaman da insanlar kendilerine göre mahkeme bulmak için coğrafya değiştirmek zorunda kalırlar. “Falanca bölgedeki bölge idare mahkemesi böyle karar veriyor.” deyip davalarını oradan açmaya çalışırlar.

Yaptığınız düzenlemede çok daha vahim olan bir husus da şudur: Bu düzenlemede hiçbir bölge idare mahkemesi kararını kesinleştiremezsiniz. Bugün kesinleşen bölge idare mahkemesi kararı üç yıl sonra kanun yararına bozulabilir, ortadan kaldırılabilir. Dolayısıyla, idare mahkemesi kararının kesinleştiğinden söz edemezsiniz.

İdareler zaten yargı kararlarını uygulamakta ağır hareket ederken bu kez, içtihat ayrılığıyla ortadan kalkıp kalkmayacağı belli olmayan bir kararı uygulamaktan imtina ederler. Böyle bir düzenlemeyle tarafların hukukunu koruyamazsınız.

Şu an Türkiye’de istinaf mahkemelerini kurmaktan önce, yargı kararlarının uygulanmasını sağlayacak mekanizmayı getirmek gerekiyor. Şunu hepimiz çok iyi biliyoruz: Yargı kararlarının hiç veya yeterince uygulanmaması yeni davaları doğurmaktadır. Bazen uygulanmayan kararlar için üç dört yeni dava açılmaktadır. Defalarca iptal edilen kararlar tekrar tekrar açılmaktadır. Sadece yargı kararlarının uygulanmasını sağlayacak tedbirleri alarak istinaf mahkemelerine gerek kalmadan idari yargının yükünü yarı yarıya hafifletebilirsiniz. Gelişmiş hiçbir demokratik sistemde yargıyla bu kadar oynandığı görülmemiştir. Böyle bir yargı anlayışı hiçbir hukuk devletinde kabul edilemez.

Sizi hukukun evrensel kurallarına uymaya davet ediyor, tekrar yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

11’inci maddede üç adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 592 sıra sayılı kanun tasarısının 11 inci maddesinin 2 nci fıkrasının 2 nci bendinde yer alan "Her müdürlükte" ibaresinin "Her müdürlük bünyesinde" şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                Pervin Buldan                                   İdris Baluken                                      Adil Zozani

                        Iğdır                                                Bingöl                                              Hakkâri

                  Selma Irmak                                 Faysal Sarıyıldız                                    Erol Dora

                       Şırnak                                               Şırnak                                              Mardin

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 592 Sıra sayılı Kanun Tasarısının 11. Maddesinin 1. Fıkrasının sonuna "İhtiyaç duyulan müdürlükleri bölge idare mahkemesi başkanlar kurulu belirler" ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

                 Turgut Dibek                                   Ali Rıza Öztürk                               Ömer Süha Aldan

                    Kırklareli                                            Mersin                                               Muğla

           Dilek Akagün Yılmaz                                  İsa Gök                                         Haydar Akar

                        Uşak                                                Mersin                                              Kocaeli

            Kadir Gökmen Öğüt

                     İstanbul

BAŞKAN – Şimdi okutacağım önerge Anayasa’ya aykırılık önergesidir, okutup işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 592 Sıra Sayılı Kanun Tasarısının 11. Maddesinin Anayasaya aykırı olması sebebiyle Tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

 

                    Faruk Bal                                    Yusuf Halaçoğlu                                   Sümer Oral

                       Konya                                              Kayseri                                             Manisa

                  Reşat Doğru                                Murat Başesgioğlu                               Ali Uzunırmak

                       Tokat                                              İstanbul                                              Aydın

BAŞKAN – Okunan önergeye Komisyon katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MURAT GÖKTÜRK (Nevşehir) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Kayseri Milletvekili Sayın Yusuf Halaçoğlu konuşacak. (MHP sıralarından alkışlar)

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri ) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, az önce yapılan bir yanlışı düzeltmekle başlamak istiyorum. Ağrı isyanı, 1926 ile 1930 yılları arasında çıkmıştır, uçak ise 1939 yılında düşmüştür; dolayısıyla, hiç alakası yoktur Ağrı isyanıyla, Kürtlerin öldürülmesiyle. Dolayısıyla, bunu öncelikle düzeltmek isterim çünkü İran’a veliahdın doğum gününe gönderilen pervaneli ilk uçak geri dönüşte kötü hava şartları sebebiyle düştüğü için, burada düştükleri için, oraya bir anıt olarak koymuşlardır, dolayısıyla Ağrı isyanıyla, Kürtlerin öldürülmesiyle hiçbir alakası söz konusu değildir.

Diğer taraftan, yine Millî Mücadele döneminde meydana gelen olaylar, Osmanlı Devleti’nin, Türklerin emperyalistlerle yaptıkları bir mücadelenin sonucudur yani yedi düvel dediğimiz, İngilizler, Fransızlar, İtalyanlar, Ruslar başta olmak üzere Anadolu’yu işgal eden, Sevr’i dayatan güçlere karşı Türk milletinin bağımsızlık mücadelesidir ve bu mücadele sırasında ne Hitler vardır ne de Mussolini vardır. Dolayısıyla aksine böylesine despot bir şekilde ülkeyi işgal etmek isteyen kuvvetlere karşı Türk milleti direncini göstermiştir ve bağımsızlığını elde etmiştir. Dolayısıyla, Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Mustafa Kemal Atatürk de bu mücadelenin lideridir. Dolayısıyla, onun herhangi bir şekilde ne Mussolini’yle ne de Hitler’le mukayese edilmesi söz konusu bile olamaz. Eğer böyle bir iddiada bulunuyorsanız o zaman ya tarihi bilmiyorsunuz veyahut da kin duyduğunuz için kendi düşüncelerinizi, ideolojilerinizi kabul ettirmeye çalışıyorsunuz demektir.

Değerli milletvekilleri, Millî Mücadele dönemi ve Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşu hakikaten, tamamen emperyalizme karşı verilmiş bir mücadelede örnek olan bir mücadeledir. Dolayısıyla, bunu herhangi bir şekilde ne despotizmle ne Hitler gibi nasyonal sosyalizmle izah etmek asla mümkün değildir. Milliyetçilik tamamen farklıdır, Atatürk’ün ortaya koyduğu milliyetçilik, Türk milletinin tümünü kucaklayan, onları ülkenin tümüyle vatandaşı olarak gören bir anlayışın temsilcisidir, ismidir. Dolayısıyla nasyonal sosyalizm dediğimiz ırkçılığa giden bir anlayışın Türk milletiyle asla ilgisi yoktur. Zira, Türk milleti imparatorluk kurmuş bir millettir. İmparatorluk kuran milletlerin ırkçı olması asla mümkün değildir çünkü oldukları takdirde zaten imparatorluk kuramazlar çünkü imparatorluklar millî devlet değildir, pek çok uluslu, inançlı milletleri bir arada tutan bir devlet yapısıdır. Dolayısıyla, onun herhangi bir şekilde bu söylenen, demin söylenen biçimde adlandırılması mümkün değildir.

Değerli milletvekilleri, şimdi, aslında istinaf mahkemelerinin kurulması bugün görüşmekte olduğumuz… Ona girmeden önce şunu söyleyeyim: Bakın, dünyanın hiçbir ülkesinde tarihî birtakım değerler ortadan kaldırılmaz. Yani İngiltere’yi düşünün, Magna Carta’yı düşünün. Magna Carta yani halka özgürlük ve hürriyet veren ilk anayasal hükümler İngiltere’de bugün bile aynı şekilde geçerlidir. Ne zaman ortaya çıkmıştır Magna Carta? 13’üncü yüzyılda. Yani 13’üncü yüzyılda ortaya koydukları bir ilkeyi bile İngilizler tarihe olan saygıları, gelenekleri -ve millet- ve tarih yazmak istedikleri için günümüze kadar getirirler. Hâlbuki biz 6 Mart 1868’de kurulmuş olan Divan-ı Ahkâm-ı Adliyeyi bile -yani bugünkü anlamda söyleyecek olursak Yargıtayı- ortadan kaldırmaya çalışıyoruz. İkincisi: Yine aynı şekilde 10 Mayıs 1868’de kurulmuş olan Danıştay; yine aynı şekilde onu kaldırmaya çalışıyoruz. İstinaf mahkemeleri yok muydu Osmanlı Devleti’nde? Vardı. Yani 1879 yılında da istinaf mahkemeleri kuruldu ama istinaf mahkemeleri kurulmadan önce de Osmanlı Devleti’nde istinaf mahkemelerinin görevini yerine getiren bir mahkeme tarzı vardı, yönetimi vardı. Dolayısıyla, onu göz önüne almadan bunları değerlendirmemiz mümkün değil. Nitekim, Tanzimat’tan önce, yani bu mahkemelerin kuruluşundan önce Osmanlı Devleti’nde bu mahkeme işlemlerini gören Divan-ı Hümayundu. Normal mahkemelerde kadıların gördüğü davalar, Divan-ı Hümayuna arz edilir, Divan-ı Hümayun eğer bunu… Ki, kazasker vardı burada, en yüksek kadı, mahkemeyi yöneten kadı vardı -ki sonra şeyhülislam olurdu- bu kişi tarafından dava kabul edilir yani karar kabul edilir veya reddedilirdi. Reddedilirse ya davayı gören mahkemeye iade edilir veya bir başka mahkemeye sevk edilirdi.

Bundan sonrakinde devam edeceğim. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Halaçoğlu.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 592 Sıra sayılı Kanun Tasarısının 11. Maddesinin 1. Fıkrasının sonuna "İhtiyaç duyulan müdürlükleri bölge idare mahkemesi başkanlar kurulu belirler" ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

Kadir Gökmen Öğüt (İstanbul) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MUSTAFA KEMAL ŞERBETÇİOĞLU (Bursa) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN - Önerge üzerinde İstanbul Milletvekili Sayın Kadir Gökmen Öğüt konuşacak.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

KADİR GÖKMEN ÖĞÜT (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün yine ülkemizdeki adalet sistemiyle ilgili yeni kanun maddeleri üzerinde konuşuyoruz. İktidar her zamanki gibi kendi işine gelen, o gün ihtiyacı neyse onunla ilgili kanun değişikliklerine gidiyor.

Bakın, Adalet Bakanı Bozdağ 24 Mart 2011 günü yapılan oturumda neler söylemiş: “Hepimiz diyoruz ki: ‘Hiçbir organ, makam, merci veya kişi yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere emir ve talimat veremez, genelge gönderemez, tavsiye ve telkinde bulunamaz.’ Kural bu, hepimiz bunu biliyoruz ama bir şeyi daha görüyoruz: Bu kürsüler sanki mahkeme salonu. Türkiye’de suçları soruşturmakla görevli cumhuriyet savcıları suçlu, haklarında herhangi bir iddia bulunan ve soruşturmaya konu olan kişilerin hepsi savcılar tarafından zorla suçlanan insanlar. Burada bir yargılama ve mahkûmiyet yapılıyor.” diyor ama aynı Bakan bugün HSYK’nın incelemeye gerek görmediği ama bence de incelenmesi gereken Ergenekon hâkimleri ve Savcı Öz hakkında “İnceleme talimatı verdim.” diyor. 2011’deki konuşması mı doğru, bu mu doğru? Hangisi emir verme ve talimat verme üzerine?

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – O cümle bana ait değil Sayın Gökmen, o basının yazdığı.

KADİR GÖKMEN ÖĞÜT (Devamla) – Peki. Ben bu gazeteden aldığım için veya herhangi bir tekzip olmadığı için aradım.

Sayın Bakan aynı konuşmasında başka şeyler de söylüyor, bir başka şey diyor: “Fethullah Gülen bu ülkenin yetiştirdiği değerli bir kıymettir. Seversiniz, sevmezsiniz ama değerli bir insandır, bilge bir insandır. Bu ülkenin millî ve manevi değerlerine bağlı nesillerin yetişmesi için hizmetini yapıyor. Her şeyi açık, devletin denetimi, gözetimi altında, açık, her şeyi göz önünde olan, yapılan hizmetlere baktığınızda siz buna herhangi bir savcının iddiası, mahkûmiyet kararı olmayan birine ‘çete’ diye itham ederseniz ona karşı da büyük bir haksızlık yaparsınız. Kendi de burada yok ama -gelsin istiyorlar ya şimdi- çeteden yargılananları, çete iddiasıyla soruşturulanları, kovuşturulanları, demokrasiye darbe vurmak isnat ve iddialarıyla yargılananları milletvekili olmak için Meclise taşıma gayreti içerisinde olurken, temiz insanları ‘çete’ diye suçlamak kabul edilemez.” Ve AKP’nin bütün sıralarından alkışlar.

O suçladıkları milletvekili arkadaşlarımız onurla bizim yanımızdalar, onurla, Sayın Alan dışında, hepsi yanımızdalar. Yakında Alan’ın da yanımızda olacağını düşünüyoruz ama sizin bu sevdiğiniz, bu milletvekillerini içeri attıran çete için o gün “çete” diyenler “Haksızlık yapılıyor, böyle bir gruba, Fetullah Gülen Hoca’ya bunlar yapılıyor.” diye neler konuştuğunuzu bu tutanaklarda görüyoruz.

Şimdi, değerli arkadaşlarım, bunun gibi onlarca çelişki sayabiliriz. Geçen hafta Mavi Marmara’nın yıl dönümü ve Ayasofya’nın cami olabilmesi için sizce yasal olmayan miting alanlarında yapılan mitinglere izin verilirken Gezi’de, 1 Mayısta tamamen barışçı gösterilere yüzlerce TOMA ve 25 bin polisle en acımasız bir şekilde müdahale etmeniz örnektir. Bu vahşeti uygulayan polislere bile, yaptıklarını az görerek “Nasıl sabrediyorsunuz?” diyebilmektesiniz. Gezi’de, 1 Mayısta gözaltına alınan, içinde çocukların da olduğu yüzlerce gencimize kolları bükülerek, ters kelepçe yapılarak, aç bırakılarak, tuvalete götürülmeyerek, onurları kıracak şekilde üst araması yapılarak, zamanında savcılık ifadesi alınmayarak her türlü işkence yapılırken, cumhuriyetten nefret eden, tekrar Osmanlı hayalleri gören yandaşlarınıza gösterdiğiniz müsamaha manidardır. “Geziciler başörtülü bacımıza saldırdılar.” yalanını söylerken Hopa’da, Erzurum’da, Karadeniz’de başörtülü bacılarımıza yapılan işkenceyi görmezden gelmektesiniz. Hükûmetin başı “Başbakana yuh çekersen tokadı yersin.” diyebilmekte, basın danışmanı polislerin arasındaki bir çocuğu tekmeleyebilmekte, adaleti kendi uygulamaya çalışmakta ama Gezi’de vahşice öldürülen 14 yaşındaki Berkin Elvan’ın annesini yandaşlarına yuhalatabilmektedirler. Balyozdan, Ergenekon’dan zulümhanelerde zulüm çeken yurtseverler yeniden yargılama beklerken, Hükûmetin başı “Bizim suçumuz yok, kumpas var.” derken Hükûmet, bu hafta yeniden yargılama için formül bulamadıklarını açıklamış, bunların tüm umutlarını yakmıştır.

Değerli arkadaşlarım, tüm zulümhanelerde yatanlar ve Türkiye açık hava hapishanelerindeki vatandaşlarımız için, ölüm yıl dönümünde Ahmed Arif’in şu şiirini okumak istiyorum:

“Haberin var mı taş duvar?

Demir kapı, kör pencere,

Yastığım, ranzam, zincirim,

Uğrunda ölümlere gidip geldiğim

Zulamdaki mahzun resim.

Görüşmecim yeşil soğan göndermiş

Karanfil kokuyor cigaram

Dağlarına bahar gelmiş memleketimin.”

Memleketimin dağlarına bahar geleceği günlerin özlemiyle hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 592 sıra sayılı kanun tasarısının 11 inci maddesinin 2 inci fıkrasının 2 inci bendinde yer alan "Her müdürlükte" ibaresinin "Her müdürlük bünyesinde" şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Pervin Buldan (Iğdır) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MURAT GÖKTÜRK (Nevşehir) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Şırnak Milletvekili Sayın Hasip Kaplan konuşacak.

Buyurun.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Evet Sayın Başkan, yargı reformunu konuşuyoruz. Türkiye gerçeklerini konuşacağız.

Şunu düşündüm bütün meslek yaşamım boyunca bir ceza avukatı olarak: Hakikaten, ne yapılırsa, yargı Türkiye’de, hukuk Türkiye’de işler?

Şunu öğrendim, bir: Türkiye’deki mevcut yargıç, savcı sayısı, zabıt kâtibi, eğitim düzeyi kesinlikle yetersiz.

İki: Her gün üniversite açılıyor ve dışarıda paralı üniversiteler var, her gün niteliksiz eğitim sonucu mezun olan hukukçular var. İkinci bir sorun.

Üç: Türkiye, adaletine en az bütçeyi ayırıyor. Bakın arkadaşlar, en az bütçe adalete ayrılıyor.

Dört: Adaletin yerine gelmesi, polisin, jandarmanın kapıyı çaldığı anda başlar arkadaşlar. Oysaki artık polisin, jandarmanın kapıyı çalmasına da gerek yok, şöyle bir cep telefonunu cebinizde taşıdınız mı dinleniyorsunuz, kayda alınıyorsunuz; bilgisayara giriyorsunuz, kamerasından izleniyorsunuz; telefondan, İnternet’ten izleniyorsunuz, fişleniyorsunuz, her yerden izleniyorsunuz. Şimdi, bu sistemin önüne geçmeden, arkasından polis kapıyı çaldığında, o kapıyı çalan polis -polis teşkilatının içinde hangi güçten alıyorsa gücünü- eğer adli polis değilse, kolluk polisi değilse, adliyenin, başsavcılıkların, savcılıkların terfi ve tecrübesine bağlı eğitimli bir polis değilse sağlıklı bir hazırlık soruşturması olmaz arkadaşlar. Başta deliller karartılır, olay yerinde kapatılır, eğer muhalifseniz, eğer iktidarın karşısındaysanız daha çok riskiniz artar ve burada hazırlık soruşturmasında adaletsizlik başlar. İşte, polis de hani, bir atasözü olarak söyleniyor “Karakolda doğru söyler, mahkemede şaşar.” Çünkü karakolda eskiden falaka vardı, dayak vardı, işkence vardı, şimdi yöntem ona bile gerek duymuyor çünkü her türlü yasa dışı dinlemeyi yapabiliyor.

Şimdi, burada hazırlanan dosyalar geliyor, savcılar masanın başından kalkmıyor. Ben buradan savcılara, her zaman, bu makama kızmışımdır, niye hep savcılar masada oturur diye, masada iddianame yazar diye. Niye gitmezler olay mahallini incelemezler, niye Taksim Meydanı’na gidip TOMA’ların karşısına bir başsavcı dikilmez, niye bir yargıç gelip orada olaya el koymaz? Hukuk budur, yargı budur. Toplumsal olaylarda eğer hukuk müdahale edemiyorsa, eğer bir savcı edemiyorsa, eğer yargı edemiyorsa iktidarın keyfine bırakılmışsa meydanlar ve o polislerden kimse hesap soramıyorsa, o polislere emri verenlerden soramıyorsa o ülkede yargı, adalet aramayın arkadaşlar. Bu, bugün sana yarın başkasına, öbür gün de bunu yaptırana olur.

Şimdi, adalet binalarını gördük. Bölge idare mahkemeleri kuruldu, hem de Avrupa Birliği fonlarından, koca koca binalar, istinaf mahkemeleri. Türkiye’de en fazla, hukukçu ve avukat işsiz ve açıkta bekleyen en fazla nitelikli eleman var. Niye alınmıyor? Niye barolardan yararlanmıyorlar? Niye baroları, savunmayı düşman görüyorlar? Hani savunma hakkı kutsaldı? Hangi savunmayı dışlayarak bu ülkede siz adaleti sağlayabilirsiniz? Sonra, o personelin hepsini adalet akademilerinden, iki yıllık okullardan, açılan üniversitelerin birçok bölümünü kurarak nitelikli elemanlar yetiştirebilirsiniz, bilişimi geliştirebilirsiniz. Hukuk nosyonunu, hukuk bilincini, adalet ve hak aramayı daha ilkokulda, anaokulunda eğitim dersi olarak verdiğiniz zaman bu ülkede, hukuku, insan haklarını öğrettiğiniz zaman hayata geçer.

Bir sürü olay oluyor, Soma’ya İnsan Hakları Komisyonu bile gitmedi arkadaşlar, birçok olayda gitmedi. Bu Meclisin de birçok hatası var ama bir gerçek var: Hukuk herkese lazım olacak. Bunun için doğru düşünüp konuşacağız, gerisi yalan; gerisi adaletsizlik ve adaletsizlik toplumu çürütür, adaletin olmadığı yerde barış olmaz arkadaşlar.

Saygılarımla. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, birleşime bir  saat ara veriyorum.

Kapanma Saati: 19.17

SEKİZİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 20.17

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Muharrem IŞIK (Erzincan)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 98’inci Birleşiminin Sekizinci Oturumunu açıyorum.

592 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Komisyon? Yerinde.

Hükûmet? Yerinde.

12’nci madde üzerinde üç adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 592 sıra sayılı Kanun Tasarısının 12. Maddesinin 2. Fıkrasında bulunun "Adalet Bakanlığınca" ibaresinin "İlgili bölge idare mahkemesince" ibaresiyle değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                 Turgut Dibek                                   Ali Rıza Öztürk                               Ömer Süha Aldan

                    Kırklareli                                            Mersin                                               Muğla

           Dilek Akagün Yılmaz                                Sakine Öz                                       Haydar Akar

                        Uşak                                               Manisa                                             Kocaeli

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 592 sıra sayılı kanun tasarısının 12 inci maddesinin 2 inci fıkrasının 1 inci bendinde yer alan "Her mahkemede" ibaresinin "Her mahkeme bünyesinde" şeklinde; 3 üncü bendinde yer alan "Her müdürlükte" ibaresinin "Her müdürlük bünyesinde" şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                Pervin Buldan                                   İdris Baluken                                      Adil Zozani

                        Iğdır                                                Bingöl                                              Hakkâri

                  Selma Irmak                                 Faysal Sarıyıldız                                    Erol Dora

                       Şırnak                                               Şırnak                                              Mardin

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, şimdi okutacağım önerge, Anayasa’ya aykırılık önergesi.

Buyurun.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 592 Sıra Sayılı Kanun Tasarısının 12. Maddesinin anayasaya aykırı olması sebebiyle Tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                    Faruk Bal                                    Yusuf Halaçoğlu                                   Sümer Oral

                       Konya                                              Kayseri                                             Manisa

                  Reşat Doğru                                Murat Başesgioğlu                               Ali Uzunırmak

                       Tokat                                              İstanbul                                              Aydın

             S. Nevzat Korkmaz                               Lütfü Türkkan

                      Isparta                                             Kocaeli

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) - Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Lütfü Türkkan, Kocaeli Milletvekili.

Buyurun Sayın Türkkan. (MHP sıralarından alkışlar)

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben size şu anda Türkiye’nin gündeminde olmayan ama gerçekten o bölgeyle ilgili, Türklükle ilgili hassasiyeti olan herkesin derinden üzüntü duyduğu bir konu hakkında hitap etmek istiyorum. Çin’in kuzeydoğusunda “Doğu Türkistan” adıyla bilenen Sincan Uygur Özerk Bölgesi’nin başkenti Urumçi’de olanlardan bahsetmek istiyorum size.

Şu günlerde gözümüzü kulağımızı biraz daha oraya çevirmemiz gerektiğini düşünüyorum. Urumçi’de uzun süredir katliam yaşanıyor. Doğu Türkistan’a yönelik baskısını sürdüren Çin, zulmü arttırarak devam ettiriyor. Son bir hafta içinde Doğu Türkistan’ın başkenti Urumçi’de binlerce Uygur Türkü katledildi. Urumçi çevresini abluka altına alan Çin ordusu kadın çocuk demeden kıyımını sürdürmeye devam ediyor. Geçtiğimiz aylarda 250 Türk bu bölgede kurşuna dizildi. Aynı zamanda, bir kız çocuğunun bacaklarını kesip babasına gösterdiler. Bundan haberiniz var mı? Çin son bir haftadır Urumçi’yi abluka altına aldı demiştim. Çin ordusu binlerce Doğu Türkistanlıyı da otobüslere doldurarak bölgeden uzaklaştırdı. Urumçi’de asırlardır yaşayan Müslüman Türkler otobüslere doldurularak bölgeden sürüldü. Urumçi’nin dünyayla bağlantısını da kesen Çin yönetimi gerek İnternet gerekse telefon bağlantılarını da kısıtladı. Onlarla hiçbir şekilde iletişim kurulamıyor. Bölgeden sağlıklı haber alınamaması da bu gelişmeleri doğruluyor.

Son dönemde Doğu Türkistan’dan kaçışların arttığını da biliyoruz. Burası artık insanlığın bittiği yer hâline geldi. Urumçi’de yaşananlar dünya medyasında da yer bulamıyor. Bırakın dünyayı, bizim ülkemizde de Hükûmet bu bölgede yaşananlara karşı duyarsız. Filistin ve Suriye için dünya liderliğine soyunan Başbakanımızın da maalesef Urumçi’de yaşanan soykırımla ilgili hiç sesi çıkmıyor. Mısır’da Rabia’ya, Suriye’de Esma’ya ağlayan Başbakan bizim soydaşlarımızın yaşadıkları karşısında neden sessiz kalıyor? Bir sürü resim var. Çin Hükûmeti onların derilerini yüzüyor orada. Neden sesiniz çıkmıyor?

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Çin yönetiminin Urumçi’de yaptığı katliamın nedeni belli. Komünist Çin yönetimi hem Doğu Türkistan’ın zengin yer altı kaynaklarını ele geçirmek hem de Türk ve Müslüman nüfusu haritadan silmek için yıllardır bölgede büyük bir asimilasyon ve baskı politikası uyguluyor. Bakın, Çin Halk Cumhuriyeti’nin 36’ncı maddesinde ne diyor: “Her Çin vatandaşı dinî inanç ve hürriyete sahiptir. Devlet, normal vatandaşların dinî faaliyetlerini korur.” Buna rağmen, Çin idaresi tarafından Uygur Türklerinin İslam dinini öğrenme ve ibadet haklarına zorbalıkla kısıtlamalar getirilerek Uygur gençleri arasında dinsizliğin yaygınlaştırılması için özel gayret sarf ediliyor. Kâğıt üzerinde devlet güvencesi altında olan din ve ibadet hürriyeti yöneticiler tarafından engelleniyor. Hac ibadetine kısıtlamalar getiriliyor. Hacca giden devlet memurlarının işine son veriliyor. 1992 yılında -burada aramızda var mı bilmiyorum- Sayın Yaşar Karayel’le beraber Mekke’de 90 yaşında bir Uygur Türkü’ne rastlamıştım. “Bir senedir yoldayım, geldim. Geriye dönme şansım yok, zaten ömrüm vefa etmez, dönersem de onlar beni idam ederler, burada öleceğim." dedi. Uygur Türkü bu şartlar altında İslamiyet’i yaşamaya çalışıyor. Nitekim okullara 200 metreden yakın olan camiler, Kur’an kursları, medreseler kapatılarak dinî kitapları yakılmış, âlimler ve Uygur aydınları tutuklanarak öldürülmüştür burada. Yasaklara uymayanlar ise sorgusuz sualsiz en ağır şekilde cezalandırılmışlardır ve hâlen de cezalandırılmaya devam ediyor.

1949-1979 yılları arasında da Doğu Türkistan’da 29 bin cami yok edilmiş, 54 bin din görevlisi ağır çalışma kamplarına gönderilmiş ve yalnız Urumçi’de 370 bin Kur’an-ı Kerim yakılmıştı. 1997 yılından bu yana sadece Hoten bölgesinde 1.200 cami kapatılarak birçoğu da baraka, komünist parti merkezi, büro hatta mezbaha hâline getirilmiş ve cuma hutbeleri de diğer bazı bölgelerde olduğu gibi yasaklanmıştır.

Sincan bölgesinde nüfusu 9 milyona varan Müslüman azınlığı Uygurlar uzun süredir Çin baskılarından şikâyetçi. Çin bölgenin kalkınması için para yardımını yaptığını söylese de Uygurlar dinî özgürlükleri dâhil birçok geleneklerinin Çinli yetkililer tarafından kısıtlandığını savunuyor.

Buradan belki bizim sesimize kulak verirsiniz diye sesleniyorum: Urumçi’deki katliama sessiz kalmayın. Suriye’ye yardım etmeyi kendinize görev edindiğiniz kadar gözünüzü kulağınızı biraz da Urumçi’ye çevirin.

Hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 592 sıra sayılı kanun tasarısının 12 inci maddesinin 2 inci fıkrasının 1 inci bendinde yer alan "Her mahkemede" ibaresinin "Her mahkeme bünyesinde" şeklinde; 3 üncü bendinde yer alan "Her müdürlükte" ibaresinin "Her müdürlük bünyesinde" şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Pervin Buldan (Iğdır) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?               

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) -  Katılmıyoruz.

EROL DORA (Mardin) – Gerekçe…

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Yapılan değişiklik ile mevcut anlatım bozukluğunun giderilmesi ve maddenin anlaşılır kılınması amaçlanmıştır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 592 sıra sayılı Kanun Tasarısının 12. Maddesinin 2. Fıkrasında bulunun "Adalet Bakanlığınca" ibaresinin "İlgili bölge idare mahkemesince" ibaresiyle değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Turgut Dibek (Kırklareli) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?               

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) -  Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Sayın Sakine Öz, Manisa Milletvekili.

Buyurun Sayın Öz. (CHP ve MHP sıralarından alkışlar)

SAKİNE ÖZ (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yemek arkasından salonda oldukça az sayıda milletvekilleri var ve biz bu kanunu görüşmeye çalışıyoruz.

12’nci madde üzerinde grubum adına önergemiz üzerine söz aldım. Hepinizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum.

Sayın milletvekilleri, son dönemde, özellikle de Soma’da yaşadığımız iş cinayetinden sonra gördüğümüz üzere iş ve işçi güvenliğini insani duyarlılıktan son derece uzak bir biçimde torba yasalarda birkaç madde içinde geçiştiren Hükûmet, bu defa kadın ve çocuk haklarını, cinsel taciz ve istismarı, adalet arayan milyonlarca insanın sesini birbirinden tümüyle kopuk konuların içinde görüştürmeyi deniyor. Biz kadın ve çocuk haklarında esaslı çözüme odaklanıyoruz, Hükûmet ise 12’nci maddede olduğu üzere cinsel istismar ve şiddet gibi esaslı bir sorunu “mahkemelere yazı işleri müdürlüğü kurma” başlığıyla aynı torba içine atıyor.

Sayın milletvekilleri, verdiğimiz kanun teklifi ve araştırma önergelerini aylardır bekletenler, kadın ve çocuk istismarının, cinayet ve tecavüzlerin yoğunlaştığı bir dönemde yine kayıplar büyüyünce kanun değişikliğine gitmektedir. Bugün bu salonda, kadınlar öldürüldükten sonra, çocuklarımız taciz ve tecavüzle karşı karşıya bırakıldıktan sonra ceza artırmayı konuşan bir Meclis var. Çocuklar kaçırıldığında, kayıplar arttığında, taciz ve tecavüz sayıları rekor kırdığında yasa çıkaran boş sıralar var karşımızda. İçimizde, kadın ve çocuklarla ilgili kurulmuş komisyonların üyesi kadın milletvekilleri var. Öncelikle onlara sormak isterim: Kadın ve çocuk istismarında bugüne kadar kurulmuş araştırma komisyonu raporlarınız Hükûmet tarafından yeterince dikkate alındı mı? Gerek Meclis gerekse Hükûmet onca uyarınıza rağmen zamanında ve kalıcı düzenleme getirdi mi? Biz, bugün, öncelikle kendi komisyonlarının raporları doğrultusunda sağlam irade ortaya koyamayan, millî iradenin ürettiği çalışmaya kulak tıkayan bir Hükûmetle karşı karşıyayız.

Kız çocuklarından eğitimi esirgeyen, küçük yaşta okul yolundan alıp ev duvarlarına hapseden, 8 milyon çocuğumuzu ev içi işlerde çalıştırmaya iten, erkeklerle eşit koşulda yaşama hazırlanmak varken çocuk yaşta evlenmeyle yüz yüze bırakan bu Hükûmet, geleceklerinden çaldığı çocuklarımıza nasıl bir hesap verecek? Bebeğiyle oynayacağı yaşta kendi doğurduğu bebeğe anne olmaya zorlanan binlerce kızımızın çocuk yaşta evliliğe “kader”, “gelenek” ya da “fıtrat” deyip kabullenmesini mi bekleyecek?

Sayın milletvekilleri, istediğiniz yasada istediğiniz ceza süresini artırın, bunun kalıcı bir anlamı olmayacak. Eğer çocuklarımızın refahına, adil yaşam koşullarına, geleceğine yatırım yapacak işlere imza atamıyorsak biz, bugün, öncelikle çocuklarımızı değil, tecavüzcüyü, tacizciyi ana gündeme taşımışız demektir. Tecavüzcüye, tacizciye, eş katiline vereceği cezayı öne alıp kadınların hayata tutunması için güvenceli istihdama, koruma önlemlerine yatırım yapmayı erteleyen bir devlet kalıcı çözüm bekleyenleri oyalıyor demektir.

Siyaset, öncelik belirleme işidir sayın milletvekilleri. Gezi’nin yıl dönümünde hukuksuzca şiddet uygulanması için polise “A’dan Z’ye ne gerekirse yapın.” talimatı veren Başbakan, sokağa çıkar “idam” der. Aynı Başbakan kadın örgütleri Meclis önünde “A’dan Z’ye koruma ve ceza artırımı” deyince duymazlıktan gelir, istihdamı, kadın emeğini, çocukların yaşam hakkını görmezden gelir. Eğer Meclis ve Hükûmet kadınların ve çocukların gelecek beklentisine çözüm aramayı erteliyorsa, şiddete yol açan nedenleri yok etmeye çalışmıyorsa biz bu salonda daha çok uzun süre şiddet yasalarını konuşuruz.

Kadın ve çocukların ekonomik, fiziksel, duygusal ve cinsel istismarına sosyal adaletle çare olacak yeni bir düzenleme dileğiyle hepinizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum. (CHP ve MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

13’üncü madde üzerinde iki adet önerge vardır; okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı’na

Görüşülmekte olan 592 sıra sayılı kanun tasarısının 13 üncü maddesinde yer alan “ibaresi” ifadesinin “ifadesi” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                Pervin Buldan                                   İdris Baluken                                     Selma Irmak

                        Iğdır                                                 Bitlis                                                Şırnak

 

                   Adil Zozani                                   Faysal Sarıyıldız                                    Erol Dora

                      Hakkâri                                              Şırnak                                              Mardin

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 592 sıra sayılı Kanun Tasarısının 13. Maddesi ile değiştirilen 2576 sayılı Yasanın ek 1. Maddesinin 1. Fıkrasında yer alan “bin Türk Lirası” ibaresinin “bin beş yüz Türk Lirası” ibaresi ile değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                 Turgut Dibek                                   Ali Rıza Öztürk                               Ömer Suha Aldan

                    Kırklareli                                            Mersin                                               Muğla

 

                  Haydar Akar                              Dilek Akagün Yılmaz                                   İsa Gök

                      Kocaeli                                               Uşak                                                Mersin

 

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Rıza Türmen İzmir Milletvekili.

Buyurun.

RIZA TÜRMEN (İzmir) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yeni Türk Ceza Kanunu 2004 yılında yürürlüğe girdi. O yandan bu yana 83 maddesinde 144 değişiklik yapıldı. Bu yapılacak değişikliklerle birlikte 89 maddesinde 157 değişiklik olacak. Bu değişikliklere baktığınız zaman görüyorsunuz ki bunların amacı toplumdaki bazı ihtiyaçlara cevap vermek değil, daha çok siyasi iktidarın kendi ihtiyaçlarına cevap vermek. Danışılmadan, efendim, üstten aşağıya doğru hazırlanan maddelerle, böyle bir dayatmacı yöntemlerle hazırlanan değişiklikler bunlar. Sivil toplum kuruluşlarına en fazla, işte, on dakika söz veriliyor, o da çok geç bir aşamada söz veriliyor. Bu, tabii, demokratik bir yasa yapımına uygun değil. Bir de tabii amaçları bakımından da bu değişiklikler, dediğim gibi, daha fazla, siyasi iktidarın ihtiyaçlarını karşılayan değişiklikler. Tabii, Türk Ceza Kanunu’nda böyle sürekli olarak değişiklik yapılması arkadaşlar, bir kere kanunlarda olması gereken öngörülebilirlik niteliğini ortadan kaldırıyor.

İkincisi, yasaya olan hukuk güvenirliliğini ortadan kaldırıyor. Yani hukuk güvenirliliğinin ortadan kaldırılması, böyle öngörülebilirliğin ortadan kaldırılması hukuk devletini etkiliyor, hukuk devletini zedeliyor. Böyle bir problemi var bu değişikliklerin.

Bu son değişikliklerde birkaç tane göze çarpan, çok belirgin problemler… Bir tanesi, ivedi yargılama usulü getiriliyor. Ee, çok güzel ivedi yargılama usulünün getirilmesi ama “Nereye getiriliyor ivedi yargılama usulü?” diye baktığınız zaman, işte, efendim, ihale işlemleri, acele kamulaştırma işlemleri, özelleştirme gibi akçeli işlere getiriliyor. Oysa Türkiye’de kitlesel insan hakları ihlalleri var, polis şiddetinden ölen dünya kadar insan var. Böyle insan hakları ihlalleri varken, yaşam hakkı ihlal ediliyorken ivedi yargılama usulünü bu insan hakları için uygulamayıp akçeli işler için uygulamak iktidarın önceliklerinin nerede olduğunu gösteriyor. Yani önemli olan insan yaşamı mıdır yoksa efendim, ihale işleri midir? Anlaşılıyor ki iktidar bakımından önemli olan ihale işleridir. Yani seçimler yaklaşınca tabii, bu işlerin önemi büsbütün artıyor. Oysa ya Ethem’i öldüren polisin ya da Berkin Elvan’ı öldüren polisin yargılanması ya da Nijeryalı Festus Okey’i -polis kurşunuyla öldürülen Festus Okey’in hâlâ yargılaması devam ediyor, bugün davası vardı- öldüren polisin acele yargılanması, bu ivedi yargılama usulünün bunlara uygulanması çok daha doğru olurdu. Dünyanın her tarafında bu böyledir; Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde de öncelik, yaşam hakkının ihlaline verilir, akçeli işlere verilmez ama Türkiye'de bu böyle olmuyor.

Başka bir mesele, baktığınız zaman, Türk Ceza Kanunu’nun 277’nci maddesi. Burada ne yapılıyor? Yargının etkilenmesiyle ilgili olan bu maddede soruşturmanın etkilenmesi çıkarılıyor. Yani yapılan değişiklikle soruşturma aşamasında yargıyı etkilemekte serbestsiniz. Arkadaşlar, böyle bir şey olabilir mi? Yani bu bir itiraf aslında: “Ben, efendim soruşturmayı etkileyeceğim.” diyor siyasi iktidar. Türkçede iyi bir laf vardır,  “Minareyi çalan kılıfını da hazırlar.” diye, bu, biraz öyle oluyor. Çünkü baktığınız zaman Sayın Adalet Bakanı için iki fezleke mevcut; bunlardan biri, Adana’da MİT tırlarının durdurulmasıyla ilgili olarak Adana Cumhuriyet Başsavcısı Süleyman Bağrıyanık’a müdahalesi Sayın Bakanın, diğeri İzmir liman yolsuzluğu merkezli operasyon sırasında İzmir Cumhuriyet Başsavcısı Hüseyin Baş’a telefon etmesi. Yani bu gibi yargıya yapılan müdahalelere, yapılan değişikliklerle meşruiyet kazandırılıyor. Bu, tabii, bir hukuk devletinde kabul edilmesi imkânsız olan bir değişikliktir.

Başka bir şeye baktığınız zaman, sulh ceza hâkimlikleri… Sulh ceza hâkimliklerinin verdiği tutuklama, tutuklamanın devamı gibi kararlara itirazlar yine sulh ceza hâkimliklerine yapılacak. Yani böyle bir kapalı devre yaratılıyor. Oysa şimdiye kadar asliye ceza hâkimliğine yapılırdı, bir üst mahkemeye yapılırdı, ki bunun bir mantığı vardı.

Bütün bunlar gösteriyor ki bu yeni getirilen değişiklikler aslında iktidarın ihtiyaçlarına cevap veren değişiklik zincirinin bir başka devamıdır.

Çok teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza…

III.- YOKLAMA

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

ENGİN ALTAY (Sinop) – Başkanım, yoklama talep ediyoruz.

BAŞKAN – Yoklama talebi var.

Sayın Altay, Sayın Öztürk, Sayın Dibek, Sayın Nazlıaka, Sayın Yılmaz, Sayın Eyidoğan, Sayın Güler, Sayın Acar, Sayın Demiröz, Sayın Öz, Sayın Küçük, Sayın Türmen, Sayın Yüksel, Sayın Batum, Sayın Atıcı, Sayın Kaleli, Sayın Danışoğlu, Sayın Haberal, Sayın Güven, Sayın Akar ve Sayın Dudu.

Üç dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, toplantı yeter sayısı yoktur.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 20.43

DOKUZUNCU OTURUM

Açılma Saati: 20.56

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Muharrem IŞIK (Erzincan)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 98’inci Birleşiminin Dokuzuncu Oturumunu açıyorum.

III.- YOKLAMA

BAŞKAN – 592 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 13’üncü maddesi üzerinde İzmir Milletvekili Rıza Türmen ve arkadaşları tarafından verilen önergenin oylanmasından önce yapılan yoklamada toplantı yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi elektronik cihazla yeniden yoklama yapacağız.

Yoklama için iki dakika süre veriyorum ve yoklama işlemini de başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, yapılan ikinci yoklamada da toplantı yeter sayısı bulunamadığından, alınan karar gereğince, kanun tasarı ve teklifleri ile komisyonlardan gelen diğer işleri sırasıyla görüşmek için 6 Haziran 2014 Cuma günü saat 14.00’te toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum.

Kapanma Saati: 20.59



(X) 592 S. Sayılı  Basmayazı 4/6/2014 tarihli 97’nci Birleşim Tutanağı’na eklidir.