TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

                                                                                TUTANAK DERGİSİ

 

                                                                                                 91’inci Birleşim

                                                                                        21 Mayıs 2014 Çarşamba

 

(TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

                                                                                               İÇİNDEKİLER

 

 

I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II.- GELEN KÂĞITLAR

III.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Sadık Yakut’un, Çarlık Rusyası’nın Çerkezleri Kafkasya’dan sürmesinin 150’nci yıl dönümü nedeniyle konuşması

 

IV.- SEÇİMLER

A) Sayıştay Üyeliklerine Seçim

1.- Sayıştayda açık bulunan üyeliklere seçim (S.Sayısı: 585) (S.Sayısı: 585’e 1’inci Ek)

 

V.- MECLİS ARAŞTIRMASI

A) Ön Görüşmeler

1.- Manisa Milletvekili Sakine Öz ve 21 milletvekilinin, Soma'da yaşanan maden kazalarının nedenlerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/937)

2.- Manisa Milletvekili Özgür Özel ve 51 milletvekilinin, Manisa'nın Soma ilçesindeki maden ocaklarında meydana gelen iş kazalarının ve yaşanan ölümlerin sorumluları ile nedenlerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/938)

3.- Aksaray Milletvekili Ali Rıza Alaboyun ve 56 milletvekilinin, 13/5/0214 tarihinde Manisa'nın Soma ilçesindeki Soma Linyitleri İşletmesine ait ve özel sektörce işletilen maden sahasında meydana gelen kazanın tüm boyutlarıyla araştırılması amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/939)

4.- Kars Milletvekili Mülkiye Birtane ve 28 milletvekilinin, Manisa'nın Soma ilçesinde meydana gelen maden faciasının tüm nedenlerinin, sonuçlarının ve sorumlularının açığa çıkarılması ve bu çerçevede alınacak önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/940)

5.- HDP Grubu adına Grup Başkanvekili Bingöl milletvekili İdris Baluken'in, 13/5/2014 tarihinde Manisa'nın Soma ilçesinde meydana gelen maden faciasının tüm boyutlarıyla araştırılarak sorumluların tespit edilmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/941)

6.- Manisa Milletvekili Recai Berber ve 34 milletvekilinin, Soma'da meydana gelen maden kazasının araştırılması ve sektördeki sorunların araştırılarak muhtemel maden kazalarının önlenmesine yönelik tedbirlerin alınması amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/942)

7.- Manisa Milletvekili Hasan Ören ve 22 milletvekilinin, Soma'da maden ocaklarında meydana gelen iş kazalarının nedenlerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/943)

8.- Gaziantep Milletvekili İbrahim Halil Mazıcıoğlu ve 78 milletvekilinin, Soma'da meydana gelen maden kazasının ve maden sektöründeki sorunların tüm yönleriyle araştırılarak muhtemel maden kazalarının önlenmesine yönelik tedbirlerin alınması amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/944)

9.- MHP Grubu adına Grup Başkanvekili İzmir milletvekili Oktay Vural'ın, Manisa ili Soma ilçesinde meydana gelen ve can kaybı açısından tarihimizin bugüne kadar yaşanan en büyük maden kazası niteliği taşıyan facianın sebepleri ve sonuçları ile bu felaketin açtığı sosyal, hukuki, idari, mali, ekonomik sorunların giderilmesi için alınması gereken tedbirlerin, maden faciasının vuku bulduğu işletmenin işletme şartları ve yönetimi, endüstriyel ilişkileri, istihdam yönetimi ile kaza sonrası kamuoyunu rahatsız eden gelişmelerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/945)

10.- Balıkesir Milletvekili Ali Aydınlıoğlu ve 33 milletvekilinin, Soma'da meydana gelen maden kazasının araştırılması ve bu sektördeki sorunların araştırılarak, muhtemel maden kazalarının önlenmesine yönelik tedbirlerin alınması amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/946)

11.- Balıkesir Milletvekili Ahmet Duran Bulut ve 19 milletvekilinin, Manisa’nın Soma ilçesinde meydana gelen maden kazasının sebeplerinin araştırılarak sorumlularının tespit edilmesi ve iş kazalarının önüne geçilerek iş güvenliği ile ilgili eğitimlerin verilmesi ve can kayıpları sebebiyle ailelerin mağduriyetlerinin giderilmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/947)

 

 

 

VI.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Manisa Milletvekili Hasan Ören’in, Manisa Milletvekili Recai Berber’in (10/937, 938, 939, 940, 941, 942, 943, 944, 945, 946, 947) esas numaralı Meclis Araştırması önergeleri üzerinde AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

2.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Manisa Milletvekili Recai Berber’in (10/937, 938, 939, 940, 941, 942, 943, 944, 945, 946, 947) esas numaralı Meclis Araştırması önergeleri üzerinde AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

3.- Manisa Milletvekili Recai Berber’in, Manisa Milletvekili Hasan Ören’in sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

 

VII.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal'ın, ülkemizdeki fabrikaların kullandıkları akaryakıtlara ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/39935)

2.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt'ün, Osmaniye ve Şanlıurfa'daki okulların sportif kapasitesinin geliştirilmesine,

Şırnak ve Mardin'deki okulların sportif kapasitesinin geliştirilmesine,

Hakkâri ve Muş'taki okulların sportif kapasitesinin geliştirilmesine,

Siirt ve Adıyaman'daki okulların sportif kapasitesinin geliştirilmesine,

Batman ve Bitlis'teki okulların sportif kapasitesinin geliştirilmesine,

Elazığ ve Bingöl'deki okulların sportif kapasitesinin geliştirilmesine,

Gümüşhane ve Bayburt'taki okulların sportif kapasitesinin geliştirilmesine,

Van ve Ağrı'daki okulların sportif kapasitesinin geliştirilmesine,

Kars ve Iğdır'daki okulların sportif kapasitesinin geliştirilmesine,

Ardahan'daki okulların sportif kapasitesinin geliştirilmesine,

İlişkin soruları ve Gençlik ve Spor Bakanı Akif Çağatay Kılıç'ın cevabı (7/39955), (7/39956), (7/39957), (7/39958), (7/39959), (7/39960), (7/39961), (7/39962), (7/39963), (7/39964)

 

3.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu'nun, 2013 yılından itibaren bağlı kurum ve kuruluşlarca düzenlenen ihalelere ilişkin sorusu ve Gençlik ve Spor Bakanı Akif Çağatay Kılıç'ın cevabı  (7/39965)

4.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu'nun, kamu kurum ve kuruluşlarında işe alım mülakatlarında ayrımcılık yapıldığı iddialarına ilişkin sorusu ve Gençlik ve Spor Bakanı Akif Çağatay Kılıç'ın cevabı (7/40215)

5.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri'nin, 2002-2014 yılları arasında Spor Genel Müdürlüğü Teftiş Kurulu Başkanlığı tarafından yapılan soruşturmalara ilişkin sorusu ve Gençlik ve Spor Bakanı Akif Çağatay Kılıç'ın cevabı (7/40317)

6.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri'nin, ilgili kanun ve yönetmeliğe uygun kurulmayan spor federasyonlarına ilişkin sorusu ve Gençlik ve Spor Bakanı Akif Çağatay Kılıç'ın cevabı (7/40690)

7.- Ankara Milletvekili Aylin Nazlıaka'nın, Bakanlığın Ar-Ge çalışmalarına ilişkin sorusu ve Gençlik ve Spor Bakanı Akif Çağatay Kılıç'ın cevabı (7/40691)

8.- Ankara Milletvekili Aylin Nazlıaka'nın, 2011-2014 yılları arasında gerçekleşen atama, nakil ve görevden almalara ilişkin sorusu ve Gençlik ve Spor Bakanı Akif Çağatay Kılıç'ın cevabı (7/40692)

9.- İzmir Milletvekili Erdal Aksünger'in, stadyumlarda yapılan bazı tezahüratlara verilen cezalara ilişkin sorusu ve Gençlik ve Spor Bakanı Akif Çağatay Kılıç'ın cevabı (7/40693)

10.- Ankara Milletvekili Aylin Nazlıaka'nın, bağlı, ilgili ya da ilişkili kuruluşlara karşı vatandaşlar tarafından açılan davalara ilişkin sorusu ve Gençlik ve Spor Bakanı Akif Çağatay Kılıç'ın cevabı (7/40695)

11.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu'nun, İstanbul'da Bakanlığa ait olan gayrimenkul, arsa ve araziler ile bunların satış ve kiralama işlemlerine ilişkin sorusu ve Gençlik ve Spor Bakanı Akif Çağatay Kılıç'ın cevabı (7/40696)

12.- Ankara Milletvekili Bülent Kuşoğlu'nun, KYK yurtlarında barınma prosedürüne ilişkin sorusu ve Gençlik ve Spor Bakanı Akif Çağatay Kılıç'ın cevabı (7/40995)

13.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu'nun, 2009-2014 yılları arasında broşür, kitap, kitapçık, reklam ve tanıtım işleri için açılan ihalelere ve bu kapsamda yapılan harcamalara ilişkin sorusu ve Gençlik ve Spor Bakanı Akif Çağatay Kılıç'ın cevabı (7/41353)

14.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu'nun, Gezi Parkı eylemlerine destek verdiği ve 17 Aralık yolsuzluk ve rüşvet operasyonu hakkında sosyal medyada paylaşımda bulunduğu için aleyhinde soruşturma açılan personel olup olmadığına ilişkin sorusu ve Gençlik ve Spor Bakanı Akif Çağatay Kılıç'ın cevabı (7/41354)

15.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri'nin, Bakanlık tarafından spor yapmanın teşvik edilmesi adına yürütülen projelere ilişkin sorusu ve Gençlik ve Spor Bakanı Akif Çağatay Kılıç'ın cevabı (7/41355)

16.- Antalya Milletvekili Yıldıray Sapan'ın, Kuzey Irak Bölgesel Yönetimi ile yapılan petrol anlaşması sonucu taşınan petrol miktarına ve bedeline ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/41902)

17.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu'nun, bazı elektrik dağıtım şirketlerinin özelleştirme ihalelerine ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/41903)

18.- İstanbul Milletvekili Umut Oran'ın, 30 Mart 2014 tarihinde yapılan yerel seçimlerde oy sayım işlemi esnasında yaşanan elektrik kesintilerine ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/41904)

19.- Ankara Milletvekili İzzet Çetin'in, Eskişehir'in Mihalıççık ilçesinde faaliyet gösteren bir madencilik şirketinin rödovans sözleşmesinin feshedilmesine ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/41905)

20.- Antalya Milletvekili Gürkut Acar'ın, 30 Mart 2014 tarihinde yapılan yerel seçimlerde oy sayım işlemi esnasında yaşanan elektrik kesintilerine ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/41906)

21.- Bursa Milletvekili Aykan Erdemir'in, 27 Mart 2014 - 2 Nisan 2014 tarihleri arasında meydana gelen elektrik kesintilerine ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/41907)

22.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu'nun, 30 Mart 2014 Yerel Seçimleri sırasında meydana gelen elektrik kesintilerine ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/41908)

23.- İzmir Milletvekili Ertuğrul Günay'ın, yeni Halkla İlişkiler Binasıyla ilgili çeşitli hususlara ilişkin sorusu ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan Vekili Sadık Yakut’un cevabı (7/42025)

24.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt'ün, Bakanlığın bor madeni ile ilgili AR-GE çalışmasının olup olmadığına ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/42070)

25.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri'nin, kaçakçılıkla mücadelede koordinasyonun arttırılması adına yürütülmekte olan çalışma ve projelere ilişkin sorusu ve Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati Yazıcı’nın cevabı (7/42075)

26.- Van Milletvekili Nazmi Gür'ün, Van ilindeki sazlık ve sulak alanların korunmasına yönelik alınan önlemlere ilişkin sorusu ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı  (7/42170)

27.- İzmir Milletvekili Oğuz Oyan'ın, TBMM'nin kullanımındaki çeşitli binaların kullanımına ve akıbetine ilişkin sorusu ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan Vekili Sadık Yakut’un cevabı  (7/42183)

28.- Mersin Milletvekili Ali Öz'ün, diş protez üretiminde kullanılan malzemeler üzerindeki KDV oranının % 18'den % 8'e indirilmesine ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı  (7/42284)

29.- Iğdır Milletvekili Pervin Buldan'ın, Bakanlığın merkez ve taşra birimlerinde kadın yönetici sayısının artırılması yönündeki çalışmalara ilişkin sorusu ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı  (7/42388)

30.- Ankara Milletvekili Aylin Nazlıaka'nın, Bilgi Edinme Hakkı Kanunu kapsamında yapılan başvurulara ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı (7/42692)

31.- Ankara Milletvekili Aylin Nazlıaka'nın, Bilgi Edinme Hakkı Kanunu kapsamında yapılan başvurulara,

Görevden alınan ve görev yeri değiştirilen bürokratlara,

Siber saldırılara ve alınan önlemlere,

İlişkin soruları ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/42753), (7/42754), (7/42755)

32.- Çanakkale Milletvekili Mustafa Serdar Soydan'ın, orman alanlarının korunmasına ve ilgili yönetmelikte yapılan değişikliklere ilişkin sorusu ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/42874)

33.- Diyarbakır Milletvekili Altan Tan'ın, Bilgi İşlem Başkanlığının teknik personel ihtiyacına ilişkin sorusu ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan Vekili Sadık Yakut’un cevabı (7/42890)

34.- Kütahya Milletvekili Alim Işık'ın, görev yeri değiştirilen veya haklarında soruşturma açılan kamu personeline ilişkin sorusu ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı  (7/43168)

21 Mayıs 2014 Çarşamba

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.00

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Muhammet Bilal MACİT (İstanbul), Muhammet Rıza YALÇINKAYA (Bartın)

----- 0 -----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 91’inci Birleşimini açıyorum.

Toplantı yeter sayısı vardır, gündeme geçiyoruz.

Bugün grupların anlaşması sebebiyle gündem dışı söz vermeyeceğiz.

 

III.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Sadık Yakut’un, Çarlık Rusyası’nın Çerkezleri Kafkasya’dan sürmesinin 150’nci yıl dönümü nedeniyle konuşması

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, bugün Çarlık Rusyası’nın Çerkezleri Kafkasya’dan sürmesinin 150’nci yıl dönümü. Geçen yüz yılı aşkın süreye rağmen göç, sürgün ve soykırıma tabi tutulan 1,5 milyon Çerkez’in sorunlarına çözüm bulunabilmiş olamaması, hepimizi derinden üzmeye devam etmektedir. Beş bin yıldır yaşadıkları yüce dağlardan ve engin topraklarından sürgün edilerek mallarını, mülklerini ve vatanlarını geride bırakmanın acısıyla sürgün sırasında binlerce gencin, yaşlının, kadının ve çocuğun kaybının derin acısı içerisinde Anadolu’ya unutulmuş bir hüzünle ulaşan Çerkezlerin hep geri dönebilmeyi arzulama hisleri de hâlâ devam etmektedir.

Değerli milletvekilleri, Rus-Kafkas savaşları tarihin en kanlı savaşlarından biri olarak kayıtlara geçmiştir. Yüzlerce yıl süren savaşlarda 500 binden fazla Kafkasyalı hayatını kaybetmiştir. Ağırlıklı olarak Anadolu ve Rumeli toprakları başta olmak üzere 40’tan fazla ülkeye sürülen Çerkezlerin dramları hâlâ güncelliğini korumaktadır.

Kafkas sürgünü dünya tarihinin en trajik olaylarından birisi olmasına rağmen, uluslararası anlaşmalarla çerçevesi çizilmiş, temel insan hak ve hürriyetlerinin uygulama alanlarında bir karşılık bulamamış olması da oldukça anlamlıdır.

Çeçenistan’da 1999’da başlayan savaşla birlikte yarım milyon insanın mülteci duruma düşmesi, Kafkas halklarının sürgün ortamından kurtulamadıklarını da apaçık bir biçimde ortaya koymaktadır.

İkinci vatanı saydıkları ülkelerde yaşayan Çerkezler evrensel barışın, dostluğun, kardeşliğin, insanlığın ne denli gerekli olduğunu 21’inci yüzyıla taşıyan çok değerli kardeşlerimizdir.

Değerli milletvekilleri, Kafkas tarihi neredeyse bir savaş tarihidir. Bu savaşlarda Kafkasya halkı kalıcı bir devlet yapısı elde etmeyi ve modern toplum olmanın ana kurumlarından sürgünlerle yoksun bırakılmışlardır. Bu bağlamda, Kırım Tatarlarını da bu olayın dışında tutmak mümkün değildir. Kırım Tatarları son iki yüz yıllık tarihindeki en büyük felaketlerden birisi olan göçleri hâlâ yaşamaktadırlar. 1944 tarihinde Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği yönetimi tarafından son ferdine kadar hayvan vagonlarına balık gibi istif edilerek doldurulup Ural Dağlarına, Sibirya ve Orta Asya çöllerine sürgüne gönderilmişlerdir. Binlerce soydaşımız bu sürgün yolculuğunda şehit olmuşlardır. Bunların bir kısmı, yol kenarında atılarak vahşi hayvanlara yem yapılmışlardır. Üzücüdür ki bugün Kırım, bu insanlık dışı sürgün suçunun faillerinin mirasçıları tarafından bir kez daha uluslararası hukuka ve insan haklarına aykırı bir şekilde işgal edilmiştir. Kırım’da yaşayan Kırım Tatarları yine yok olma korkusunu iliklerine kadar hissetmektedirler. 300 bin Kırım Tatar Türkü’nün can ve mal güvenliği bizleri ciddi anlamda endişelendirmektedir.

Amerika Birleşik Devletleri, Avrupa Birliği, Rusya ve Ukrayna arasında gerçekleştirilen dörtlü görüşmenin Ukrayna’daki krizin aşılmasında önemli ve olumlu bir adım olduğunu ancak devamının gelmemesinin üzüntü verici olduğunu da buradan belirtmek isterim.

Saygıdeğer milletvekilleri, ataları sürgün edilen halkların tekrar vatanlarına dönebilmeleri “temel haklar” kapsamında değerlendirilmelidir. Yaşadıkları ülkelerde çifte vatandaşlık verilmesi ve 21 Mayısın “Çerkez Soykırımı ve Sürgünü” olarak tanınması Çerkezlerin en doğal talepleridir. 21 Mayısın her yıl dönümünde milletleri ve toplumları kardeşliğe, dostluğa ve barışa çağırarak dünyada süregelen savaşların, yıkımların durması, akan kan ve gözyaşlarının dinmesine vesile olmasını temenni eder, hepinizi saygıyla selamlarım.

Alınan karar gereğince gündemin “Seçim” kısmına geçiyoruz.

 

IV.- SEÇİMLER

A) Sayıştay Üyeliklerine Seçim

1.- Sayıştayda açık bulunan üyeliklere seçim (S.Sayısı: 585) (S.Sayısı: 585’e 1’inci Ek)(x)

BAŞKAN – Şimdi Sayıştayda boş bulunan 5 üyelik için yapılacak seçime başlıyoruz. Bu seçim, 6085 sayılı Sayıştay Kanunu’nun…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, seçime geçmeden önce… Buraya gelen komisyon raporu usule uygun değil. Şimdi Sayıştaya üye seçiyoruz, AKP’ye memur seçmiyoruz. Sayıştayda 5 tane boş üyelik var, 5’ini de Plan ve Bütçe Komisyonunun AKP’li 9 üyesi seçmiş. Şimdi, Anayasa’nın 95’inci maddesine göre Türkiye Büyük Millet Meclisinin çalışmalarında gruplar oy oranları nispetinde temsil edilmek zorundadır. Şimdi, Sayıştay gibi bir kuruma üye seçilirken Türkiye Büyük Millet Meclisinde bir uzlaşma olması lazım. Bakın, isterseniz bu konuda bir usul tartışması açalım. Çünkü burada seçilen 5 tane Sayıştay üyesini 9 tane AKP’li üye seçmiş, Sayıştay diye bir kurum kalmamış, böyle bir şey olmaz. Siz de bir Meclis Başkan Vekili olarak, Sayıştay gibi bir kuruma seçilecek üyelerin tamamen AKP Grubundan meydana gelen bir Plan ve Bütçe Komisyonu üyeleri tarafından seçilmesinin Sayıştay üyesi seçimi anlamına gelmeyeceğini… Burada isterseniz bir usul tartışması açalım Sayın Başkan çünkü yapılan bu seçim Anayasa’nın 95’inci maddesine aykırı.

BAŞKAN – Evet, teşekkür ederim.

Sayıştayda boş bulunan üyeliklere…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Peki, Başkan, bu söylediğime bir cevap versenize.

BAŞKAN – Söylediniz, dinledim, cevap veriyorum.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Tamam, verin, ne oldu şimdi bu seçim?

BAŞKAN – Yüksek müsaadelerinizle efendim, müsaade ederseniz…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Müsaade edeyim de konuş.

BAŞKAN – Yerinize oturun o zaman lütfen.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Tamam, konuş da ben de cevap vereyim.

BAŞKAN – Oturun yerinize de…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Tamam, buradayım işte canım, sana ne zararım var benim?

BAŞKAN – Sayıştayda boş bulunan üyeliklere 6085 sayılı Sayıştay Kanunu’nun 15, 16 ve geçici 3’üncü maddeleri hükümlerine göre seçim yapılmaktadır. RTÜK’teki gibi, RTÜK seçimlerindeki gibi grupların temsil oranında yapılmamaktadır. Yapılacak seçime dair Sayıştay Başkanlığı tezkeresi ve Sayıştay Üyeleri Ön Seçim Geçici Komisyon raporu da sayın milletvekillerine ulaşmıştır efendim.

Teşekkür ediyorum.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Ulaşmıştır ama bu rapor usulüne göre değil.

BAŞKAN – Plan ve Bütçe Komisyonunca oluşturulan Sayıştay Üyeleri Ön Seçim Geçici Komisyonu tarafından Sayıştay üyelikleri için boş üyelik sayısının 2 katı olarak belirlenen adayları içeren birleşik oy pusulası Başkanlıkça bastırılmıştır.

Toplantı ve karar yeter sayısı mevcut olmak şartıyla Sayıştay meslek mensupları kontenjan grubu listesinden en çok oyu alan 2 aday, Maliye Bakanlığı meslek mensupları kontenjan grubu listesinden en çok oy alan 2 aday, diğer adaylar kontenjan grubu listesinden en çok oy alan 1 aday  Sayıştay üyeliğine seçilmiş olacaktır.

Şimdi, gizli oylamanın ne şekilde yapılacağını arz ediyorum: Komisyon sırasındaki kâtip üye Adana'dan başlayarak Denizli’ye kadar, Denizli dâhil ve Diyarbakır’dan  başlayarak İstanbul’a kadar, İstanbul dâhil; Hükûmet sırasındaki kâtip üye ise İzmir'den başlayarak Mardin’e kadar, Mardin dâhil ve Mersin’den başlayarak Zonguldak’a kadar, Zonguldak dâhil, adı okunan milletvekilinin adını defterden işaretleyecek ve kendisine mühürlü birleşik oy pusulası ve bir zarf verecektir. Milletvekilleri Başkanlık kürsüsünün sağında ve solunda yer alan kabinlerden başka yerde oylarını kullanamayacaklardır. Adını ad defterine işaretlettiren ve mühürlü oy pusulasını alan sayın üye oy kabinine girecek ve oy pusulasında Sayıştay meslek grupları kontenjan grubu listesinden 2 adayın, Maliye Bakanlığı meslek grupları kontenjan grubu listesinden 2 adayın, diğer adaylar kontenjan grubu listesinden 1 adayın  karşısındaki kareyi çarpı işaretiyle işaretleyecek ve oy pusulasını zarfa koyarak Başkanlık Divanı kürsünün önünde yer alan oy kutusuna atacaktır.

Aynı zarftan birden çok oy pusulası çıkması hâlinde bu oy pusulalarının tamamı ve daha önce açıklandığı üzere ilgili kontenjan grupları aday listelerinden seçilecek üye sayısından fazla adayın işaretlendiği oy pusulaları geçersiz sayılacaktır. Bu hususlar oy pusulalarında da dip not olarak belirtilmiştir.

Kabinlere aynı renk tükenmez kalemler konulmuştur. Sayın üyeler bu kalemleri kullanacaklardır.

Sayın kâtip üyelerin yerlerini almalarını rica ediyorum.

Oylamanın sayım ve dökümü için ad çekmek suretiyle 5 kişilik bir tasnif komisyonu tespit edeceğim:

Vahap Seçer, Mersin?

ENGİN ALTAY (Sinop) – Yok, mazereti var.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Yok ya katılmıyoruz.

BAŞKAN - İdris Yıldız, Ordu? Yok.

Oya Eronat, Diyarbakır? Yok.

Zülfü Demirbağ, Elazığ? Burada.

Gülşen Orhan, Van? Burada.

Köksal Toptan, Zonguldak? Yok.

Vedat Demiröz, Bitlis? Burada.

İzzet Çetin, Ankara? Yok.

Mustafa Demir, Samsun? Burada.

Ahmet Berat Çonkar, İstanbul? Burada.

Sayın milletvekilleri, Tasnif Komisyonuna seçilen üyeler oylama işlemi bittikten sonra komisyon sıralarındaki yerlerini alacaklardır.

Şimdi, gizli oylamaya Adana ilinden başlıyoruz.

(Oylar toplandı)

BAŞKAN – Oyunu kullanmayan sayın üye var mı? Yok.

OKTAY VURAL (İzmir) – Gerçekten seçim olduğuna inanıyor musunuz? Anahtar listeler var ya. Sayın Başkanım, listeler açıkta dolaşıyor, ona göre kullanıyorlar. Nasıl seçim bu ya?

BAŞKAN – Henüz bize intikal etmedi efendim.

Evet, oy verme işlemi tamamlanmıştır.

Oy kupaları kaldırılsın.

Tasnif Komisyonu üyeleri lütfen yerlerini alsınlar.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sizin oy hakkınız olmadığı için size gelmemiştir.

BAŞKAN - Tasnif Komisyonu üyelerinin adlarını tekrar okuyorum: Vedat Demiröz, Bitlis Milletvekili; Zülfü Demirbağ, Elâzığ Milletvekili; Ahmet Berat Çonkar, İstanbul Milletvekili; Mustafa Demir, Samsun Milletvekili ve Gülşen Orhan, Van Milletvekili.

(Oyların ayrımına başlandı)

OKTAY VURAL (İzmir) – Efendim, oylamayı yapanlar kendileri, sayanlar kendileri... Anahtar liste genel merkezden geliyor. Milletvekillerinin seçme hakkı yok ki burada. Göstermelik bir seçim. Tamamıyla göstermelik bir seçim, tiyatro.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Açık oy, gizli tasnif.

OKTAY VURAL (İzmir) – AKP grup başkan vekillerinin imzasıyla gelse daha iyi olacak. Atama yapsınlar.

(Oyların ayrımına devam edildi)

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Sayıştayda boş bulunan 5 üyelik için yapılan seçime ait Tasnif Komisyonu tutanağı gelmiştir, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

585 ve 585’e 1’inci Ek sıra sayılı raporlarda belirlenen adaylardan Sayıştayda boş bulunan 5 üyelik için yapılan seçime 241 üye katılmış, kullanılan oyların 2’si geçersiz sayılmış, 1 boş oy kullanılmış, geçerli oyların dağılımı aşağıda gösterilmiştir.

Saygıyla arz olunur.

Tasnif Komisyonu

                         Üye                                                   Üye                                                   Üye

                 Vedat Demiröz                                   Zülfü Demirbağ                               Ahmet Berat Çonkar

                        Bitlis                                                 Elâzığ                                               İstanbul

 

                         Üye                                                   Üye

                 Mustafa Demir                                    Gülşen Orhan

                      Samsun                                                 Van

Sayıştay Meslek Mensupları Kontenjan Grubu:

Fikret Çöker                                                             236 oy

Ahmet Tezcan                                                          236 oy

Ali Özek                                                                       2 oy

Osman Kaya                                                                 1 oy

Maliye Bakanlığı Meslek Mensupları Kontenjan Grubu:

Mehmet Şimşek                                                        236 oy

Haydar Kulaksız                                                       234 oy

Mahmut Kazan                                                              4 oy

Muammer Çolak                                                           3 oy

Diğer Adaylar Kontenjan Grubu:

Kadir Çelik                                                               232 oy

Bahri Kızılkaya                                                             3 oy

BAŞKAN – Buna göre Sayıştay Meslek Mensupları Kontenjan Grubu’ndan Fikret Çöker, Ahmet Tezcan; Maliye Bakanlığı Meslek Mensupları Kontenjan Grubu’ndan Mehmet Şimşek, Haydar Kulaksız; Diğer Adaylar Kontenjan Grubu’ndan Kadir Çelik Sayıştay üyeliklerine seçilmişlerdir; hayırlı ve uğurlu olmasını temenni ediyorum.

Evet, alınan karar gereğince gündemin "Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Ön Görüşmeler" kısmına geçiyoruz.

Manisa Milletvekili Sakine Öz ve 21 milletvekilinin (10/937), Manisa Milletvekili Özgür Özel ve 51 milletvekilinin (10/938),  Aksaray Milletvekili Ali Rıza Alaboyun ve 56 milletvekilinin (10/939), Kars Milletvekili Mülkiye Birtane ve 28 milletvekilinin (10/940),Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Grup Başkanvekili Bingöl Milletvekili İdris Baluken'in (10/941), Manisa Milletvekili Recai Berber ve 34 milletvekilinin (10/942), Manisa Milletvekili Hasan Ören ve 22 milletvekilinin (10/943), Gaziantep Milletvekili İbrahim Halil Mazıcıoğlu ve 78 milletvekilinin (10/944), Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Grup Başkanvekili İzmir Milletvekili Oktay Vural'ın (10/945), Balıkesir Milletvekili Ali Aydınlıoğlu ve 33 milletvekilinin (10/946) ve Balıkesir Milletvekili Ahmet Duran Bulut ve 19 milletvekilinin (10/947) esas numaralı, Manisa’nın Soma ilçesinde başta 13 Mayıs 2014 tarihinde olmak üzere meydana gelen maden kazalarının araştırılarak bu sektörde alınması gereken iş sağlığı ve iş güvenliği tedbirlerinin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergelerin birlikte yapılacak görüşmelerine başlıyoruz.

 

V.- MECLİS ARAŞTIRMASI

A) Ön Görüşmeler

1.- Manisa Milletvekili Sakine Öz ve 21 milletvekilinin, Soma'da yaşanan maden kazalarının nedenlerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/937)

2.- Manisa Milletvekili Özgür Özel ve 51 milletvekilinin, Manisa'nın Soma ilçesindeki maden ocaklarında meydana gelen iş kazalarının ve yaşanan ölümlerin sorumluları ile nedenlerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/938)

3.- Aksaray Milletvekili Ali Rıza Alaboyun ve 56 milletvekilinin, 13/5/0214 tarihinde Manisa'nın Soma ilçesindeki Soma Linyitleri İşletmesine ait ve özel sektörce işletilen maden sahasında meydana gelen kazanın tüm boyutlarıyla araştırılması amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/939)

4.- Kars Milletvekili Mülkiye Birtane ve 28 milletvekilinin, Manisa'nın Soma ilçesinde meydana gelen maden faciasının tüm nedenlerinin, sonuçlarının ve sorumlularının açığa çıkarılması ve bu çerçevede alınacak önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/940)

5.- HDP Grubu adına Grup Başkanvekili Bingöl milletvekili İdris Baluken'in, 13/5/2014 tarihinde Manisa'nın Soma ilçesinde meydana gelen maden faciasının tüm boyutlarıyla araştırılarak sorumluların tespit edilmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/941)

6.- Manisa Milletvekili Recai Berber ve 34 milletvekilinin, Soma'da meydana gelen maden kazasının araştırılması ve sektördeki sorunların araştırılarak muhtemel maden kazalarının önlenmesine yönelik tedbirlerin alınması amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/942)

7.- Manisa Milletvekili Hasan Ören ve 22 milletvekilinin, Soma'da maden ocaklarında meydana gelen iş kazalarının nedenlerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/943)

8.- Gaziantep Milletvekili İbrahim Halil Mazıcıoğlu ve 78 milletvekilinin, Soma'da meydana gelen maden kazasının ve maden sektöründeki sorunların tüm yönleriyle araştırılarak muhtemel maden kazalarının önlenmesine yönelik tedbirlerin alınması amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/944)

9.- MHP Grubu adına Grup Başkanvekili İzmir milletvekili Oktay Vural'ın, Manisa ili Soma ilçesinde meydana gelen ve can kaybı açısından tarihimizin bugüne kadar yaşanan en büyük maden kazası niteliği taşıyan facianın sebepleri ve sonuçları ile bu felaketin açtığı sosyal, hukuki, idari, mali, ekonomik sorunların giderilmesi için alınması gereken tedbirlerin, maden faciasının vuku bulduğu işletmenin işletme şartları ve yönetimi, endüstriyel ilişkileri, istihdam yönetimi ile kaza sonrası kamuoyunu rahatsız eden gelişmelerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/945)

10.- Balıkesir Milletvekili Ali Aydınlıoğlu ve 33 milletvekilinin, Soma'da meydana gelen maden kazasının araştırılması ve bu sektördeki sorunların araştırılarak, muhtemel maden kazalarının önlenmesine yönelik tedbirlerin alınması amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/946)

11.- Balıkesir Milletvekili Ahmet Duran Bulut ve 19 milletvekilinin, Manisa’nın Soma ilçesinde meydana gelen maden kazasının sebeplerinin araştırılarak sorumlularının tespit edilmesi ve iş kazalarının önüne geçilerek iş güvenliği ile ilgili eğitimlerin verilmesi ve can kayıpları sebebiyle ailelerin mağduriyetlerinin giderilmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/947)

BAŞKAN – Hükûmet? Yerinde.

İç Tüzük’ümüze göre Meclis araştırması açılıp açılmaması hususunda sırasıyla Hükûmete, siyasi parti gruplarına ve önergelerdeki 1’inci imza sahibine veya onların göstereceği diğer bir imza sahibine söz verilecektir. Konuşma süreleri Hükûmet ve gruplar için yirmişer dakika, önerge sahipleri için onar dakikadır.

Şimdi söz olan sayın üyelerin isimlerini okuyorum:

Hükûmet adına Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik.

Gruplar adına: Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Hasan Ören, Manisa Milletvekili; Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Erkan Akçay, Manisa Milletvekili, Halkların Demokratik Partisi Grubu adına Abdullah Levent Tüzel, İstanbul Milletvekili; AK PARTİ Grubu adına Recai Berber, Manisa Milletvekili.

Önerge sahipleri adına: Sakine Öz, Manisa Milletvekili; Özgür Özel, Manisa Milletvekili; Ali Rıza Alaboyun, Aksaray Milletvekili, Hasip Kaplan, Şırnak Milletvekili; Ayla Akat Ata, Batman Milletvekili; Recai Berber, Manisa Milletvekili; Namık Havutça, Balıkesir Milletvekili; Muzaffer Yurttaş, Manisa Milletvekili; Sümer Oral, Manisa Milletvekili; Ali Aydınlıoğlu, Balıkesir Milletvekili; Ahmet Duran Bulut, Balıkesir Milletvekili.

Şimdi ilk söz Hükûmet adına Sayın Faruk Çelik, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı.

Buyurun Sayın Bakan. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz 20 dakikadır.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkanım, böylesine önemli bir konu Türkiye’nin gündeminde, yani bir beş dakika ara verin de Adalet ve Kalkınma Partili milletvekilleri de -belki Sayın Bakanın verecekleri vardır- dinlesinler Bakanlarını.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Bakan, buyurun.

Sürenizi yeniden başlatıyorum.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekili arkadaşlarım; 1984 yılında Türkiye Kömür İşletmeleri tarafından açılmış, 2009 yılından itibaren mevcut şirket tarafından redevans yoluyla işletilen ocakta, 13 Mayıs saat 15.00 sularında, bugüne kadar yaşadığımız en büyük maden faciasıyla ülke olarak, millet olarak karşı karşıya kaldık. Öncelikle maden şehitlerimizi bir kez daha rahmetle anıyorum, yakınlarına, milletimize başsağlığı diliyorum. Acı gerçekten çok büyük ve bu acı 76 milyonun acısı.

Bunun yanında, bir diyalog insanı ve gerçekten çözüm insanı olarak tanıdığımız ve birlikte uzun yıllar Parlamentoda bulunduğumuz Mevlüt Aslanoğlu kardeşimize de Allah’tan rahmet diliyorum. Ben, Mevlüt Aslanoğlu’nun Parlamento için, Cumhuriyet Halk Partisi için büyük bir kayıp olduğunu da bu vesileyle ifade etmek istiyorum.

Bir diğer konu da, gerçekten hepimizi üzüntüye boğan bu Soma hadisesinden sonra muhalefetiyle iktidarıyla sorumlu siyasetin örneklerini ortaya koyan bütün siyasi partilere, siyasi parti gruplarına da, burada, ben, şükranlarımı, teşekkürlerimi sunuyorum.

Ayrıca, kurtarma faaliyeti dediğimiz veya olay yerindeki o krizin yönetimiyle ilgili başta Sayın Enerji Bakanımız olmak üzere bakan yardımcılarına, tüm kamu kurum ve kuruluşlarına, siyasi parti liderleri, temsilcilerine, hasılı -76 milyonun gönlü oradaydı, hüznü oradaydı- emeği geçen herkese de şükranlarımı, teşekkürlerimi sunuyorum.

Değerli arkadaşlar, böyle önemli bir hadise gerçekleşiyor ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı olarak, ne yazık ki, o gün o saatlerde, ilk dakikalarda oraya ulaşma imkânım olamadı. Şunu sizlerle açıkça paylaşmak istiyorum ki, daha önce programlanmış ve mutlak surette tetkikinin yapılması gereken bir tedavi süreciyle ilgili olarak hastanede bulunurken ve o tedavi sürecinin de diğer kişilerle, üçüncü şahıslarla temasını engelleyen bir tablo arz etmesinden dolayı, perşembe günü saat on ikiye kadar orada kalmam dolayısıyla yaşanan bazı spekülatif değerlendirmeler oldu. Belki benim birinci dakikadan itibaren bir açıklama yapmam doğru olurdu ama bu açıklama, yaşanan hadisenin büyüklüğü karşısında doğrusu dilimin, elimin, kalemin varmadığı bir olaydı. Kişisel bir durumu böyle büyük bir facianın önüne çıkarma gibi bir talihsizliğe de düşmek istemediğimden dolayı bu açıklamanın gelmeyişi bazı spekülatif değerlendirmelere neden oldu ama çok şükür, sağlığımız yerinde, yapılan tetkikler olumlu neticelendi. Ama şunu da bütün arkadaşlarımız biliyorlar ki bu ve benzeri olaylarda, hepimizin -sizlerin, bizlerin- sorumlu siyasetçi, sorumlu insanlar olarak olay anında orada olmanın, bir kere, sorumluluğuyla hareket edeceğimiz konusunda kimsenin endişesinin olmaması gerektiğini de belirtmek istiyorum. O saatten itibaren, Çalışma Bakanlığının Bakan Yardımcısı, Teftiş Kurulu Başkanlığı, bütün teknik heyetleri ve Sosyal Güvenlik Kurumu Başkan ve yöneticileri olay yerine anında intikal etmişlerdi, onu da belirtiyorum.

Değerli milletvekili arkadaşlarım, Türkiye’de 1 milyon 538 bin iş yeri var, kamuyu da ilave ederseniz bu sayının daha da artacağını biliyorsunuz. Çalışan olarak şu anda kayıtlı 19 milyon çalışan var, bunu da 3’le veya 4’le çarpacak olursanız, toplumun tümünü ilgilendiren bir tabloyla karşı karşıyayız. Nedir bu? İş sağlığı ve güvenliği meselesi. İş sağlığı ve güvenliği 76 milyonu ilgilendiren bir konu başlığıdır, çalışma hayatının en önemli konu başlıklarından bir tanesidir.

Şimdi, 61’inci Hükûmet kurulduğu zaman, benim de ilk bakan olduğum zaman, önümüzde 4 tane önemli başlık vardı; bunlardan bir tanesi sosyal güvenlik reformu, diğeri iş sağlığı ve güvenliği mevzuatı, sendikal mevzuat ve istihdamla ilgili, kriz döneminde yaşanan, gündeme getirilmesi gereken önemli paketlerdi.

2008 yılında sosyal güvenlik reformu hayata geçirildi, 1 Mayıs tatil edildi, çalışmalar yapıldı. O esnada kabine değişikliği oldu, Devlet Bakanlığına geçtik. Devlet Bakanlığından iki yıl sonra, yirmi ay sonra, tekrar Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı olarak görevlendirilince hemen iş sağlığı ve güvenliği… Birinci dönemde sosyal güvenlik reformu, ikinci dönemde ilk ele aldığımız yasa iş sağlığı ve güvenliği mevzuatı idi. Oturduk taraflarla, işçisiyle, işvereniyle, siyasi parti gruplarıyla çok uzun değerlendirmeler, bir yıllık tekrar bir ek çalışma neticesinde bu yasayı Parlamentoya taşıdık ve 30 Haziran 2012 tarihinde iş sağlığı, güvenliğiyle ilgili müstakil bir yasa Parlamentodan geçmiş, yürürlüğe girmiş oldu. Neler çekildi, ne gibi sıkıntılarla karşılaştık, onu bugün anlatacak değiliz tabii ama o yasa önemliydi, o yasanın da “background”u vardı biliyorsunuz. Dünya 19’uncu İş Sağlığı ve Güvenliği Kongresi yapıldı İstanbul’da, 19’uncusu Türkiye’de yapıldı. 1952 yılından beri yapılan bu önemli kongrenin 19’uncusu Türkiye’de yapıldı. Türkiye Büyük Millet Meclisi araştırma komisyonu kurdu, madenlerle ilgili tespitleri vardı. Onun arkasından da biz, bu İş Sağlığı ve Güvenliği Yasası’nın Meclisten, Parlamentodan geçip yasalaşması için çabalarımızı sürdürdük.

Bunun yasa olarak çıkması son derece önemliydi çünkü ilk kez müstakil bir yasaya kavuştuk iş sağlığı ve güvenliği açısından ama bunun farkındalığı çok daha önemli. İş sağlığı ve güvenliği konusundaki farkındalık önem arz ediyor. 81 ilde, bütün ticaret sanayi odalarında, bütün sivil toplum örgütleriyle yaygın bir şekilde bu farkındalığın gelişmesi, artırılması konusunda çalışmalar yaptık. Cuma günü bile Aksaray’da böyle bir program var, bu olaylardan dolayı iptal ettik ama sürekli iş sağlığı ve güvenliği konusunu gündemde tutma zorunluluğunu hissettik.

Şunu da üzülerek ifade etmek istiyorum, bütün kesimler için geçerli: Yani, magazin haberlerine gösterilen ilginin ne kadar iş sağlığı ve güvenliğine gösterildiğini bütün kesimlerin de kendilerine sorması gerekiyor. Ben istatistiki olarak baktım: İş Sağlığı ve Güvenliği Yasası Parlamentoya geldiği zaman bir ay içerisinde yedi, sekiz haber olmuş ama bir müessif olay meydana geldiği zaman yüzlerce haber bir gün içerisinde işleniyor. Bunu, hepimizin bir kez daha kendisini bir öz eleştiriye tabi tutması gerektiğini vurgulamak için söylüyorum.

AB ve ILO standartlarında çıkardığımız bu yasa ne getiriyor?

1) Bu yasa bütün çalışanları kuşatıyor, bütün çalışanları kapsam altına alıyor.

2) Risk değerlendirme zorunluluğu getiriyor yani bir yerde risk varsa o risk varken orada faaliyette bulunamazsınız.

3) Acil durum planları getiriyor. Acil durum planı ne? İşveren “Acil durum olabilir bu iş yerinde.” deyip planlar yapacak, plan yeterli değil, aynı zamanda tatbikatını da yapacak ve çok tehlikeli iş yerinde her yıl bunu bir kez yapmak durumundadır. Son derece önemli şeyler.

4) Bütün çalışanlar iş sağlığı, güvenliği eğitiminden geçecek. Bu eğitim, baret, diğer teknik alet edevat nasıl kullanılır, nasıl bunlar elde edilir ve bunlar nasıl faaliyete geçirilir konusunda bir eğitim ama esas mühim olan yaptığımız düzenleme şu: Tehlikeli ve çok tehlikeli işlerde mutlak surette çalışanların mesleki eğitim zorunluluğu var yani o sertifikayı almadan çok tehlikeli işlerde ve tehlikeli işlerde personel çalıştıramazsınız, eleman çalıştıramayacaksınız.

İş yeri hekimi uygulaması ve iş güvenliği uygulaması bu dönemde geldi.

Teknik gelişmelere uyum sağlama zorunluluğu getirdik. Yeni bir teknoloji mi var? İşin sahibi bu teknolojiye uyum sağlamak durumunda.

Bu önlemlerin işveren tarafından takip ve gözetilmesi zorunluluğu var. “Bareti verdim efendim.” Bareti vermek çözüm değil, bareti kullanıp kullanmadığını denetlemek zorundadır işveren.

Aynı zamanda da çalışan için, çalışana getirilen bazı yükümlülükler var. Şimdi, bazı değerlendirmeler yapılıyor, deniyor ki: “Efendim yasa var ama ILO’nun bazı sözleşmeleri var.” Bakınız, ILO’yla ilgili 155, 161 ve 187 sayılı çerçeve sözleşmelerini Parlamentoda imzaladık, yürürlüğe koyduk. 176’nın yanında 167, inşaat ve madenlerle ilgili ILO sözleşmeleri var. Şu anda kurumlardan görüşler alınıyor, diğerleri gibi Parlamentoya gelecek ama şunu ifade etmek istiyorum: Çıkardığımız İş Sağlığı ve Güvenliği Yasası, bu sözleşmeleri kuşatan, bu sözleşmelerin gerisinde olmayan, aksine ilerisinde olan bir düzenlemedir. Bunu, özellikle üzerine vurgu yaparak ifade ediyorum.

Ayrıca, maden iş yerlerinde iş sağlığı ve güvenliği ile ilgili sözleşmeler 12 Avrupa Birliği ülkesi tarafından onaylanmış, toplam 28 ülke tarafından onaylanmış yani birileri onayladı da Türkiye burada geri kaldı gibi bir durum yok. Mevcut yasa -açık ifade ediyorum- 176’yı, 167’yi kapsama alan son derece önemli bir yasadır.

Şimdi, teftiş konusuna gelince, bu da bugünlerde sıkça konuşuluyor: 2010 yılından itibaren özellikle madenlerle ilgili yeni bir teftiş politikasını hayata geçirdik. Ne yaptık? Yer altı kömür madenlerinin her yıl 2 kez programlı teftişini yapıyoruz. Takriben 160 maden ocağı var. Yer altından kömür çıkardığımız 160 maden ocağında her yıl 2 kez programlı teftiş yapılıyor. Bunun yanında, tabii, ihbar üzerine, şikâyet üzerine yaptığımız teftişler var. İnceleme teftişlerini bu şekilde gerçekleştiriyoruz.

Şimdi, değerli arkadaşlar, bu teftişin görevleri -birazdan değineceğim, geleceğim ama- nedir yani biz müfettişlere ne gibi yetkiler ve imkânlar vermişiz? Demişiz ki: “Ocakta ikinci çıkış yolu yoksa yani nefeslik yoksa burası durdurulur, kapatılır. Başka mekanik havalandırma yoksa burası durdurulur, işletme kapatılır. Yedek enerji kaynağı yoksa kapatılır, yer altı makine ve teçhizat patlamaya karşı korunaklı değilse kapatılır. Yukarıda ‘sensör’ dediğimiz tehlikeli gazları izleyen bir merkeziniz yoksa, oraya bir bildirim, oradan izleme imkânı yoksa burası kapatılır. Yedek havalandırma sistemi yoksa kapatılır ve kullanılan ekipman standartlara uygun değilse o iş yerinin çalışması durdurulur, kapatılır.”

Şimdi, bu çerçevede ne kadar ocağımız varmış? 160 -yer altından çıkardığımız- ocak. Ne yapmışız bu denetimlerin neticesinde? 2011 yılında 53 maden iş yeri kapatılmış, durdurulmuş faaliyeti. 2012 yılında 58 maden iş yerinin durdurmasını vermişiz. 2013 yılında 54, 2014 yılında 7 maden iş yerinin kapatılması gerçekleştirilmiş. Ayrıca, idari para cezasını içeren 1.308 teftiş neticesi var elimizde. Ayrıntılara girmiyorum. 

Bu bahse konu ocakla ilgili 8 kez programlı teftiş yapmışız, şikâyetler olmuş, 8 kez de o şikâyetler üzerine teftişler gerçekleştirmişiz. Bulunan noksanlıklar giderilmiş ki teftişin bir amacı da o. Az önce saydığım çok tehlikeli, insan hayatını direkt ilgilendiren hususlar yoksa, diğer konularla ilgili yaptırımı ocak başında gerçekleştiriyor müfettişlerimiz. Yani, birçok husus anında düzeltilmek durumunda ve müfettişler buna nezaret etmektedirler.

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Bakan, hepsi gerçek teftiş mi?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Devamla) -Şimdi, değerli arkadaşlar, şunu görelim: Tablo aslında vahim; 160 ocaktan bahsediyoruz, 162 kapatmadan bahsediyoruz. Cezalardan bahsetmiyor, müeyyidelerden bahsediyoruz. Aslında bunun, bizim mevcut kömür çıkarma sistemimizin nasıl bir tablo arz ettiğini ortaya koyması açısından son derece önemli olduğunu belirtmek istiyorum.

Değerli arkadaşlar, teftişi yapan kim? Maden mühendisi –mesleği maden mühendisi- ve İş Teftişte olan arkadaşlar.

Şimdi, teftiş anlık bir hadise. Geliyor, az önce bahsettiğimiz bütün o sensörlerinden, teknik görüntülemelerine kadar olması gerekenler, olmazsa olmazlar değerlendiriliyor ve bunlar rapor hâline getiriliyor. Eksik var mı, belirleniyor; eksik yok mu…

MUHARREM IŞIK (Erzincan) – Ocağa giriyorlar mı?

LEVENT GÖK (Ankara) – Haberli mi yapılıyor? Haberli yapılıyorsa manası yok.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Devamla) – Konuşuruz ya. Vakit yok, çok söylemem gereken var. Sizi dinlemek istiyorum ben.

Şimdi, eksik var mı, bunlar belirleniyor ama ocak, canlı bir organizma. Burada bir saat sonra neyin olacağını, bir gün sonra neyin olacağını ve bir ay sonra neyin olacağını bilemiyorsunuz. İşte, bunun için yasa, iş yerinde iş güvenliği uzmanını ve iş hekimini bulundurma zorunluluğunu getiriyor. Ayrıca, bir maden mühendisi Maden Kanunu çerçevesinde de teknik nezaretçi olarak orada bulunmak durumunda.

Demek ki madende yirmi dört saat gelişen olayları takip edip işverene bildirecek iş güvenliği uzmanı var, onun yanında teknik nezaretçi var, bunun yanında bunları rapor ettikleri günlük rapor defterleri var. Hem maden mühendisi Maden Kanunu gereği rapor defteri tutuyor hem iş güvenliği uzmanı, ne var eksiklik, bunları tutmak durumunda. Şimdi bunların hepsine savcılık el koymuş durumda.

LEVENT GÖK (Ankara) – Faruk Bey, habersiz denetim; önemli olan o, habersiz denetim.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Devamla) – Bunları konuşacağız.

LEVENT GÖK (Ankara) – Önceden haber veriyorsunuz!

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Devamla) - Kimin nerede ne ihmali var, kimin nerede yok, bunlar çok net bir şekilde ortaya çıkacak değerli arkadaşlar.

LEVENT GÖK (Ankara) – Siz habersiz denetim yapıyor musunuz Faruk Bey? Habersiz denetim önemli olan. Siz habersiz denetim yapın.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Devamla) - Şimdi, esas söylemek istediğim, zaman yeterli olmadığı için, bakınız…

LEVENT GÖK (Ankara) – Olmaz öyle! Ama habersiz denetim yapıyor musunuz?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Devamla) – Ya, yapıyoruz. Şikâyetini yaz, sabahleyin yerindedir müfettişler, istisnasız.

LEVENT GÖK (Ankara) – Ama olmaz! Habersiz denetim yapılıyor mu, yapılmıyor mu?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Devamla) – Hayır, habersiz.

Şimdi, bakınız, madenlerde programlı teftişi niye söyledim? Ana konularda, hayati tehlike arz eden konularda programlı teftişler yapılıyor ama anlık gelişmeler ya şikâyetle tespit edilecek veya oradaki uzman tarafından bildirilecek.

NAMIK HAVUTÇA (Balıkesir) – Şikâyetsiz olmuyor mu?

AHMET TOPTAŞ (Afyonkarahisar) – Sensörleri tespit edememiş mi bunların? Sensörleri yok mu bunların?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Devamla) – Var işte, onlar şimdi çıkacak, göreceğiz, onu anlatmaya çalışıyorum. Yani, onlar şimdi çıkacak, nerede bir eksiklik var, onlar ortaya çıkacak.

LEVENT GÖK (Ankara) – Bir ay öncesinden haber veriyorsunuz…

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Devamla) – Şimdi, değerli arkadaşlar, bakın, yapısal sorunlar var.

ÖZCAN YENİÇERİ (Ankara) – Sayın Bakan, teftişin kendisi… Nasıl bir teftiş bu? Göstermelik teftiş!

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Devamla) - Bizim, bakınız, Zonguldak’ta yüz altmış yıllık maden ocaklarımız var 300 kilometrelik bir alanda, yer altında bir çarşı var, 300 kilometre.

LEVENT GÖK (Ankara) - Habersiz olmadan hiçbir şeyi kanıtlayamazsınız.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Devamla) - Bahsettiğimiz alanlarda, 5 kilometre, 10 kilometre, 50 kilometrelik zeminde kömür çıkarıyoruz. Dolayısıyla, bu sistemde tabii ki yapısal sorunlar var. Madenlerin jeolojik yapısında, bizim maden alanlarının jeolojik yapısında sorunlar var. Bakınız, biz üç kıtanın arasındayız. Üç kıtanın arasında olmanın getirdiği, maden açısından, rezerv açısından, rezervlerin kalitesi açısından ve çalışma koşulları açısından bizim ciddi sıkıntılarımız var.

Burada şunları ifade etmek istiyorum: Evet, 80 milyon ton kömür çıkarıyoruz. 106 milyon ton bizim kömüre ihtiyacımız var. Bir taraftan 990 megavatlık santralleri besliyoruz bu kömürlerle; şimdi, bir taraftan da tabii ki can güvenliği, çalışanın güvenliği, güvenlik ve bu az önce bahsettiğim, cezai müeyyidelerle tamir etmeye çalıştığımız ocakların fiziki yapısı. Böyle bir durumla karşı karşıyayız. Onun için burada bu araştırma önergesi çok önem arz ediyor değerli arkadaşlar. Araştırma önergesinin neticesinde tabii ki önemli tespitler ortaya çıkacak. Öncelikle, bu olayla ilgili kimse suçlu, en ufak bir endişeniz olmasın… Yani, teftiş kurullarıyla ilgili değerlendirmeler yapılıyor ama şimdi teftiş kurulları şu anda bu olayın nereden kaynaklandığının araştırmasını yapıyorlar ve ortaya çıkaracaklar.

AHMET DURAN BULUT (Balıkesir) – Teftişte arıza var, teftişte!

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Devamla) –Ayrıca arkadaşlar sordular, teftiş kurullarıyla ilgili, o denetimi yapanlarla ilgili de hemen talimat verdik. O denetimlerin denetlenmesiyle ilgili de düğmeye bastık, o da ortaya çıkacak. Yani, buradan şunu söylemek kolay… Yani bu haksızlığı yapmayalım, peşinen arkadaşları böyle itibarsızlaştırma gibi bir duruma girmeyelim.

AHMET TOPTAŞ (Afyonkarahisar) – Ama, teftiş kurulu raporu var “Her şey düzenli, her şey iyi.” diye.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Devamla) – Şimdi, bir yanlışlık varsa o yanlışın ortaya çıkarılması noktasında çalışmamız gerekiyor.

LEVENT GÖK (Ankara) – Faruk Bey, bunlar olağan bir kaza mı sizce, olağan bir kaza mı?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Devamla) – Şimdi, arkadaşlar şunu söyleyeyim: Tabii ki madencilik sisteminde redevans uygulaması, sürenin kısa olması ve burada teknolojik yatırımların olmaması, taşeron denilen -açıkça ifade ediyorum- emeğin sömürüsü ve defalarca burada dile getirdiğimiz…

AHMET DURAN BULUT (Balıkesir) – Siz yaptınız Sayın Bakan.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Devamla) – …Hükûmet nezdinde de son aşamaya getirdiğimiz uygulamalar, maalesef, bu sistem içerisinde var.

LEVENT GÖK (Ankara) – Siz başlattınız bunları.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Devamla) – Onun için, ben şunu söylüyorum netice itibarıyla, bir: Enerji ve madencilikle ilgili politikalar mutlak surette masaya yatırılmalı. Bu araştırma komisyonunun buna katkı sağlayacağı inancı içerisindeyim.

İki: Taşeronlaşmanın… Bakın, dün burada bir kanun teklifi kabul ettik, önemlidir bakınız, bizim de katkımız var o işte, söyledik.

ENGİN ALTAY (Sinop) – Yarın göreceğiz, yarın getireceğiz.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Devamla) – Yarın veya öbür gün. Biz de Hükûmet olarak aylardır bunun üzerinde çalışmamızı tamamladık, bunun mutlaka gerçekleşmesi gerekiyor. Burada hepiniz yapıcı bir tutum sergilediğiniz için teşekkür ediyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Devamla) –Burada amaç, birlikte, bu arada beklenen çözümleri üretebilmektir. Onun için “Şu doğruyu söylüyor, şu eksik söylüyor.” meselesi değil bu mesele. Bu mesele, birlikte çözülmesi gereken, enerji politikalarımız ile madenlerimizin mevcut fiziki durumları ve bu fiziki durumların neler, ne gibi sorunlar ortaya çıkardığı konusudur. Ben inanıyorum ki araştırma komisyonu neticesinde, bazılarının oraya varmadan, bazılarının ise o tespitlerin içerisinde yol gösterici olacağı inancı içerisindeyim. Hükûmet bünyesinde, Enerji Bakanlığımızın Maden Yasası’yla ilgili yeni bir çalışması var. Bizler de bu çerçevede, özellikle çalışma hayatıyla ilgili yaşanan sorunların ortadan kaldırılması konusunda, birlikte, üzerimize düşeni yapacağız diyorum. Gerçekten de bu konuda söylenmesi gereken çok husus var.

OKTAY VURAL (İzmir) – Biraz ek süre verin efendim ya Sayın Bakana.

LEVENT GÖK (Ankara) - Kişisel sorumluluğunuz var mı Sayın Bakan? Sizin sorumluluğunuz yok mu?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Devamla) – Ama ben, kısaca, tekrar şehitlerimizi rahmetle anıyorum.

OKTAY VURAL (İzmir) - Sayın Başkan, birkaç dakika ek süre verin.

LEVENT GÖK (Ankara) – Özür dilemeyi düşünüyor musunuz? İstifa etmeyi düşünüyor musunuz?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Devamla) – Şunu söylüyorum: Çok üretim…

BAŞKAN – Sayın Bakan, teşekkür ediyorum.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Devamla) –Çok üretim, maalesef, güvenliği riske ediyor. Bunu da ifade ediyorum. 

NAMIK HAVUTÇA (Balıkesir) – Sayın Bakan, tarihimizin en büyük işçi cinayetiyle karşı karşıyayız. İstifa etmeyi düşünüyor musunuz?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Devamla) – Onun için, bu konuları, inşallah önümüzdeki dönem içerisinde sağlıklı bir noktaya taşıyacağız.

Çok teşekkür ediyorum, sağ olun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

SÜLEYMAN ÇELEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN - Buyurun.

SÜLEYMAN ÇELEBİ (İstanbul) – Sayın Başkanım, tutanağa girsin  istiyorum.

Sayın Bakan İş Sağlığı ve Güvenliği Yasası’nın bütün bu sorunları çözdüğüne ilişkin bir değerlendirmede bulundu kürsüde. Biz de, bütün muhalefet partileri olarak, bu çıkan yasanın asla ve asla -bu kazalarla ilgili diye sunulan- iş cinayetlerini önlemeyeceğini söyledik.

Ayrıca, yine, biraz önce Bakan dedi ki: “Bu çıkarttığımız yasa ILO’nun 176 sayılı sözleşmesini de kapsıyor.” Bu kadar kapsıyorsa niye çekince hâlen devam ediyor?

BAŞKAN – Sayın Çelebi, muhalefet partilerinin yirmişer dakika söz talepleri var, konuşacaklar.

SÜLEYMAN ÇELEBİ (İstanbul) – Yani, bütün bunları şunun için anlatıyorum: Yani, bu çıkan yasanın böyle kalması hâlinde, buradan bir kez daha söylüyorum, tutanaklara geçmesi için söylüyorum, asla bu cinayetleri engellemeyecek. Bunu söylüyorum.

BAŞKAN -  Evet, teşekkür ediyorum.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz isteyen Hasan Ören, Manisa Milletvekili.

Buyurun Sayın Ören. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA HASAN ÖREN (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepimizin üzüntüsünün en üst düzeyde olduğu günleri yaşıyoruz.

İlk önce, Türkiye’de bütün insanların, bütün yurttaşımızın temsil edildiği bu yüce Parlamentoda, yüce Mecliste, yüce Meclisin çalışmalarının takibi için bu kürsüye her geldiğimde söylüyorum, bir  daha tekrarlamakta da yarar görüyorum: Cumhuriyet Halk Partisinin TRT 3’ün, Meclis TV’nin… Meclis çalıştığı süreler içerisinde, Türkiye’de yaşayan yurttaşlarımıza seçtikleri insanları, seçtikleri milletvekillerini denetlemeleri ve onları izlemeleriyle ilgili fırsatın verilmesi gerektiğini söylüyorum. Eğer sizler de uygun görürseniz, aylardır, yıllardır tekrarlamamıza rağmen, ne yazık ki saat 19.00 sonrası TRT 3’ü, Meclis TV’yi kapatıyorsunuz, bu uygulamadan vazgeçip, Cumhuriyet Halk Partisinin verdiği kanun teklifini aşağıya indirerek bu sorunu çözmenin önemli olduğunu düşünüyorum.

Değerli arkadaşım, dostum Ferit Mevlüt Aslanoğlu’yla, gerçekten, Parlamentoda siyasi parti gözetmeksizin onu sevmeyen, onunla diyalog kurmayan, onunla birlikte bir masada suyunu paylaşmayan hiçbir arkadaşımız yoktur. Babacan tavrıyla, her ne kadar kime bağırırsa bağırsın, herkes birbirine bağırma hakkına sahiptir ama Ferit Mevlüt Aslanoğlu bağırdığında karşıdaki bütün siyasi partilerin milletvekilleri hoşgörüyle bakar, Ferit Mevlüt  Aslanoğlu’nun bildiği bir şey olduğunu düşünür ve onun babacan tavrına karşılık tepki gösterilmezdi. Aramızdan ayrıldı ama ben biliyorum ki hepimizin kalbinde, mekânı cennet olsun. Yakınlarına başsağlığı diliyorum.

13 Mayıs Salı, saat 15.15: Türkiye'nin kalbine, Türkiye'nin yüreğine acı haberler düştü. Soma’da madende yaşanan kazada, hepimizin kabul edemeyeceği oranda emeğiyle geçinen, alın teriyle geçinen gençlerimiz, fidanlarımız ihmal sonucu hayatlarını kaybettiler. Enerji Bakanıyla birlikte, kazanın olduğu saatten itibaren, her ikimiz de -Cumhuriyet Halk Partisinin kurduğu 10 kişilik komisyondaki milletvekili arkadaşlarımızla- Soma'ya ulaştık. Giderken de kendi kendimize, inşallah 4’te kalır, neden bir arkadaşımız “20” diye açıkladı vefat edenleri, keşke açıklamasıydı diye, 20 rakamının yüksek olduğunu düşünüyor idik ama olay yerine geldiğimizde, madene girdiğimizde hiçbirimizin kabul edemeyeceği feryatları; felaketin hiçbirimizin kabul edemeyeceği kadar büyük olduğunu gördük. Bu süreci birlikte yürütmek bunun Türkiye'nin bir acısı olduğu ve Türkiye'nin acısının paylaşılması için el birliğiyle -iktidarıyla, muhalefetiyle- ilk önce, bu madende kalan işçilerimizin çıkarılması, yaralı veya sağlıklı bir şekilde yeryüzüne çıkarılması için elimizden gelen gayreti gösterdik. Ama, hatalar o kadar büyüktü ki kurtulabilen arkadaşlarımız kendi gayretleriyle ve dışarıdan ilk anda aldığı yardımlarla kurtuldular. İçeride kalan arkadaşlarımız ise çok kısa bir sürede karbonmonoksit gazına maruz kaldıklarından canlarını yitirdiler.

Değerli arkadaşlarım, Sayın Çalışma Bakanı biraz önce buradan bir açıklama yaptı; madenlerde denetimlerin olduğunu, denetime giden müfettişlerin konularla ilgili çalıştığını ve Çalışma Bakanlığının bu konuda çok fazla bir kusurunun olmadığını açıkladı. Enerji Bakanı da bununla ilgili “Eğer burada bir kaza var ise, burada 301 arkadaşımız hayatını kaybetmiş ise mazeret üretmeye gerek yoktur, burada bir hata söz konusudur.” dedi. Madenin sahibi Alp Gürkan ise belki de psikolojik olarak hazır olmadığından dolayı, dördüncü gün yaptıkları açıklamada “Eğer üç ay daha vaktimiz olsa idi sağlıkla ilgili bölümleri, yaşam odalarını yerleştirecektik ve 300 arkadaşımız ölmeyecekti.” dedi.

MEHMET DOMAÇ (İstanbul) – Ne dediğini bilmiyor!

HASAN ÖREN (Devamla) – Değerli arkadaşlarım, bu kürsüden defalarca dile getirdik, bu kürsüden defalarca yalvardık; bunun partiler üstü bir iş olduğunu, bu gibi yerlerin çok önemli işletmeler olduğunu, az tehlikeli, tehlikeli olanın dışında, çok tehlikeli iş yerlerinde denetimlerin daha yüksek oranda olmasını talep ettik, örneklerini gösterdik. Burada, çıktık,  yalvardık yakardık “Ne olursunuz, Soma’da bir tehlike var, bu tehlikenin önlemini alalım. Bu tehlikeyle ilgili, bu kürsüye geldiğimizde başsağlığı dilemek zorunda kalmayalım.” dedik, Manisa milletvekillerine de ricada bulunduk. Hatta, hiç yapmadığım bir şeyi yaptım, isim zikrettim. Belki alınırlar, belki isimle ilgili belirli bir şekilde kendilerini tahrik ederim, Soma’daki bu yanlış giden, iş güvenliğiyle ilgili alınmayan tedbirlerin alınmasına katkı koyarım diye düşündüm. Manisalı bütün milletvekilleri bu kürsüden bunu yaptı ama ne yazık ki size ulaşamadık, beyninize ulaşamadık, ilginizi çekemedik. Belki de düşünmeyi çok istemediğinizden kaynaklandı, sizde sadece bir kişinin düşünmesi yeterli ama o, her an TRT 3’ü izleyip de bizleri dinlemiyor ki!

Şimdi, Sayın Bakana soruyorum: Biriniz denetimlerin yapıldığını ve çok kusurlu olmadığınızı söylüyorsunuz, biriniz ise “Evet, 301 kişi vefat ettiyse kusursuzluk diye bir şey yoktur, kusurluyuz.” diyorsunuz. Peki, bir geleneği başlatmaya var mısınız? Yani, birçok ülkede… Ben buradan hemen okuyayım, bizden çok geri ülkeleri okuyorum: Güney Kore Başbakanı, Hırvatistan Ulaştırma Bakanı, Japonya Ekonomi Bakanı, Kosta Rika Ulaştırma Bakanı, Letonya Başbakanı, Macaristan Ulaştırma Bakanı, Makedonya Ulaştırma Bakanı… Mısır Ulaştırma Bakanı Muhammed Mansur, 2009’da Kahire’nin güneyinde meydana gelen ve 18 kişinin yaşamını yitirdiği tren kazasından sonra istifa etti.

Değerli arkadaşlar, hiçbir katkınız olmaz ise Türkiye'ye bir geleneği sokmuş olursunuz. Bir yıl var önümüzde, bir yıl eksik bakanlık yapmış olursunuz. Bir yıl eksik bakanlık yapmak çok şey kaybettirmez ama bundan sonra kim gelirse gelsin, ister CHP ister AKP ister MHP ister HDP, bu bakanlıkta kim olursa olsun bilmeli ki eğer denetimde küçük bir eksiklik gösterdiğinde, denetleyen arkadaşları denetlemekte ve onların yaptıklarını soruşturmakta eksik kaldığında koltuğunun gideceğini bilsinler. Bu yolu açmak durumundasınız. Eğer açmaz iseniz sizi bürokratlarınız kullanacaklar, açar iseniz siz bürokratlarınızı kullanacaksınız.

Soma’daki olayın gerçek nedeni nedir? Soma’daki olayın bir tek gerçek nedeni vardır, siyasetin sermayeye, maden sahiplerine tahakkümüdür, maden sahipleri de siyasetin istediğinin karşılığını verdiğinde siyasetten istedikleridir.

Siz Soma’da belediye başkanlığını kazanmak için, Soma’daki o emeğiyle geçinen, alın teriyle geçinen, hayatını hiçe sayıp yüzlerce metre aşağıya inen o insanları maden sahibinin baskısı altında tutar iseniz, hangi siyasi partiye oy vereceğini anlatmaya çalışır iseniz, belediye başkanlığı seçimlerinde AK PARTİ’ye oy verilmediğinde madenlerin kapanacağını, yeni ruhsatların, yeni ruhsat yerlerinin açılmayacağını anlatır iseniz, siyasi baskı sonucunda o maden sahiplerini sıkıştırır iseniz, maden sahiplerine de “Üretimi artır, artır.” baskısını yapar iseniz 301 evladımızın cansız bedeniyle karşı karşıya kalırız.

Peki, bunları siz talep ettiğinizde  siyasetin böyle bir talebini maden sahibi karşılamayacak mı? Yani, Başbakan Manisa’ya geldiğinde, binlerce insanı, baretlerini kafasına geçirerek, yüzlerce otobüs tutup yevmiyelerini vererek Başbakanın miting alanına sokmayacak mı? Sokacak. Ama, onun karşılığında bir şey istemeyeceğini mi zannediyorsunuz? İşte, sermaye de karşılığını istiyor. Diyor ki: “Evet, ben senin dediklerini yaptım. Şimdi, Soma’nın yaşamını da bana teslim edeceksin. Sendikayı ben belirleyeceğim; kimin delege olacağına ben karar vereceğim, kimin yönetim kuruluna gireceğine ben karar vereceğim. Sanatına ben karar vereceğim. Spor yaşamında ben olacağım. Daha da önemlisi, sana siyasette taşıdıklarımın karşılığını istiyorum. Sayın Çalışma Bakanı, bana da gönderdiğin müfettişlerin ne zaman geleceğiyle ilgili, neye bakacağıyla ilgiyi bilgiyi de bir hafta önceden isterim.” Karşılıklı alışveriş sonucunda, hiçbir suçu günahı olmayan, Kütahya’dan, Zonguldak’tan, Manisa’dan, İzmir’den sadece evini geçindirmek için gelmiş insanların talepleri, taleplerin karşılığında cansız bedenleri…

Hepiniz biliyorsunuz, Manisa milletvekilleri bilmiyor mu çalışma koşullarını? “Taşeronluk” diyorsunuz; Sayın Bakanım, taşeronluğa kurban olalım, orada çalıştırılan… Amele pazarı gibi, taşeronluğu geçmişiz. Şimdi, bizim memlekette “dayıbaşı” derler. Yani, birine bir görev verirsiniz “Topla 100 kişi, topla 200 kişi, adam başına sana 10’ar lira veriyorum, onları sok madenin içerisine; orada en yüksek üretimin yapılması için, 1700’lerde, 1800’lerde elinde kırbacı olan patronlar gibi bin tepesine, orada üretim yapalım.” anlayışı var Soma’da. Oradan çıkan insanlar anlatıyorlar, biz bu kürsüden günlerce anlattık, aylarca anlattık birinizin duygularına hitap edebilir miyiz, birinizi acaba sarsabilir miyiz diye. Daha öteye gittik -Recai Berber burada, kendisiyle görüşmelerimiz var- alalım bu tedbirleri dedik. Şimdi, orada ne yaptınız? O işverenin talebi olan “Beni denetleme, bana gelene telefon açılsın, telefonla müfettişe söylensin, üç beş eksiği görüvermesinler.” Bunun sonucunda, üzerine basa basa söylüyorum, 301 arkadaşımızın cansız bedeni.

Anneler ağlıyor. Orada beraber yaşadık, beraber gözyaşı döktük. Çocuğu bağırıyor “Benim babamı getirin.” diye. Eşi bağırıyor, içeride canlı olmadığını bildiği hâlde umudunu taşıyor. Ara sıra canlı çıkan, oradan canlı çıkan, çıkarmaya çalıştığımız arkadaş bağırıyor, o kadar masum, o kadar temiz: “Beni bırakın, Mahmut’u çıkarın, Mahmut’un eşi hamile.” diyor. Bu kadar bildiğimiz hâlde, sayın Manisa milletvekilleri, bunların hepsini bildiğiniz hâlde grubunuza niye taşımadınız? Başbakan da biliyor, Çalışma Bakanı da biliyor, Enerji Bakanı da biliyor.

Sayın Enerji Bakanı, siz 10 Temmuz 2013’te buraya gittiğinizde         -gittiğiniz gün, ramazanın başlangıç günü yani hepimizin oruç tutmaya başladığı gün- oradaki insanlar altı saat sizi beklediler. Bu Soma AŞ’ye ait Işıklar madenine -ki Soma AŞ’nin Eynez’deki madeni, bu firmaya ait 4 madenin amiral gemisidir yani en güvenlisi diye sayılır, diğerleri ise bunun altındadır- gittiniz, ne dediniz Sayın Yıldız? Ben şuradan hemen okuyayım sizlere: “Yıldız, ocakta yaptığı açıklamada örnek alınacak niteliklere sahip ocağın işçi güvenliğini ön planda tuttuğunu, güvenlikle ilgili sistemlere para harcandıkça, işçilerin kaygıları giderildikçe verimin arttığını gördüklerini ifade ederek madencilikte artık ithal sistemlerin yanında yerli üretimin de payının arttığını, bunun madenciliğin diğer alanlarında da yaygınlaşmasını planladıklarını söylemişti. Taner Yıldız, madencilikte en önemsedikleri konunun işçi sağlığı olduğuna, bir işçinin can güvenliğinin ülkenin tüm madenlerinden daha önemli olduğuna işaret etmişti.

Ocakta çalışanlarla birlikte ramazanın ilk günü iftarını açan Taner Yıldız ‘Soma Holding gibi köklü bir madencilikte uzman yatırımcı şirketlerin yeni yatırımlarını çok önemsiyoruz. Ülkemize ve Soma halkına hayırlı olsun.’ demişti.” Hayırlı mı oldu? Yani bu kadar methettiğiniz, bu kadar önemsediğinizi söylediğiniz bu maden 301 kişinin canını aldı.

Değerli arkadaşlarım, söylenecek söz çok. Uyarılarımızı yaptık, olmadı. Geriye dönerek yarayı kaşımak da istemiyorum ama ne olursunuz, Recep Tayyip Erdoğan’ın söylediği bir ayet değildir, Recep Tayyip Erdoğan söyledi diye bu Meclisin hepsi aynı düşünmek zorunda değildir. Recep Tayyip Erdoğan gibi düşünmeye kendinizi zorlar iseniz, kendi aklınızı devreye sokmaz iseniz, bu Parlamentoda ortak çalışmayı, ortak aklı hâkim kılacak duruma gelmez isek Soma ve Soma benzeri birçok madende veya başka iş kollarında bu acıları yaşamaya devam edeceğiz.

Araştırma komisyonu kuruldu; teşekkür ederim, bütün oy veren siyasi partilere teşekkür ederim. Dileğimiz ve temennimiz daha önce kurulmasıydı; daha önce kuramadık, şimdi kurduk, demek ki bedenini teslim eden 301 insana ihtiyaç varmış. Şimdi, acilen, Soma’da üzeri örtülmek istenen, Soma’da üzerini örtmek isteyen insanlarla ilgili yapılacak hamleleri boşa çıkarmak…

Soma Türkiye’ye örnek olmalıdır. Siyaset bundan sonra sanayiciye tahakküm etmemelidir. Siyasetin dinamikleri, kendi partisinin kazanma umudunu daha yükseğe çıkarmak için bu iş adamlarını baskı altına almamalıdır.

Ben 6 Kasım 2013 tarihinde bu kürsüden konuşma yapmışım, öteye götürmüşüm, diyorum ki: “İçinizdeki milletvekili arkadaşlara sorun, Recai Berber’e sorun, bakın bakalım, sizinle ilgili ne söyleyecek, orayla ilgili. Yapmayın, insan hayatıyla oynamak hiçbir şeye benzemez. O ölen insanların sizin üzerinizde hakları vardır. O madenden desteğinizi çekin. O madenden desteğinizi çekmediğiniz süre, içerisinde ölümlü kazalar devam edecektir. Bunun da ahı sizin üzerinizde kalacaktır.” Ne zaman söylemişim? 6 Kasım 2013’te söylemişim.

Peki, tedbirleri alsaydık, gidip orada iş güvenliğiyle ilgili yapılanları görseydik, bir ihtimal dahi olsa, bir ihtimal dahi olsa önleyemez miydik bunu? Bence bu ümit bile benim acımı hafifletiyor. Ama sizinkini artıracak çünkü siz de bunu düşüneceksiniz, siz de diyeceksiniz ki: “Getirdikleri araştırma komisyonu kurma taleplerine keşke biz de burada oy verseydik de şu vicdan azabımızı çekmeseydik.” Şimdi o vicdan azabını çekeceksiniz. Ama, birlikte yine önünü açıp Türkiye’de bundan sonra böyle kazaların olmamasıyla ilgili birlikte çalışma yapmaya devam edeceğiz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HASAN ÖREN (Devamla) – Son sözüm: Siz Soma’daki acıları Türkiye'nin paylaştığını söylüyorsunuz. Eğer Türkiye Soma’daki acıları paylaşacak ise polis barikatlarını kaldırın, her Soma’ya gireni -doktorundan psikoloğuna, avukatından esnafına- potansiyel suçlu olarak görmeyin, kaldırın. Türkiye Soma’nın acılarını paylaşarak hafifletmesini bilir. Kaldırın ki Türkiye oraya gitsin, Türkiye oradaki anaların, babaların, çocukların elini tutma fırsatını yakalasın.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP ve MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz isteyen Erkan Akçay, Manisa Milletvekili.

Buyurun Sayın  Akçay. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 13 Mayısta Soma’da yaşanan maden faciasının araştırılmasına ilişkin araştırma komisyonu kurulması için Milliyetçi Hareket Partisi Grubu olarak verdiğimiz önerge üzerine söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, 13 Mayısta Soma’da yaşanan maden faciası tüm Türkiye’de madencilerimizin ne kadar büyük tehlikelerle, ihmallerle karşı karşıya kaldığını ve büyük facialar yaşanabildiğini en acı şekilde göstermiştir.

Şimdi, yasımızı tutacağız, yaralarımızı sarmaya çalışacağız. Ancak, facianın 8’inci gününe geldiğimiz bugün de artık yaşanan bu facianın, meydana gelen bu kazanın sebeplerini, perde arkasını araştırmak, sorumluların hesap vermesini hiçbir şeyi örtbas etmeden sağlama zamanıdır. Milliyetçi Hareket Partisi olarak bu konuda ve bu konuyla ilgili yapılacak bütün çalışmalarda her türlü olumlu katkıyı ve çalışmaları bütün yüreğimizle yapacağımızı buradan ifade etmek istiyorum.

Dün, Enerji Bakanı Sayın Taner Yıldız “Bu acı, siyasetüstüdür.” dedi. Doğru, yaşadığımız acılar elbette ki milletimizin, hepimizin ortak acısıdır ve siyasetüstüdür ama bu yaşanan maden kazası siyasetin tam da göbeğindedir, aynı zamanda tam da siyasi bir olayla karşı karşıyayız. Madenlerin çalışma düzenini, madenlerin redevansdı, taşerondu ve başka birtakım sistemlerle çalıştırılmasını sağlayan, tedbirleri alacak olan, denetleyecek olan siyaset kurumu, Hükûmet ve ona bağlı kurumlardır. Yani, bu olay hem siyasidir hem de idari bir olayla da karşı karşıyayız.

Soma maden faciasında siyasi sorumluluk kesinlikle vardır değerli arkadaşlar. Hükûmet, siyasi ve hukuki sorumluluktan kaçamaz ve kaçmamalıdır. Sayın Başbakan “Dicle’nin kenarında kurdun kaptığı koyun benim mesuliyetim altındadır.” diyor. “Mesuliyet” sorumluluk demektir; peki, bu sorumluluğu nasıl bileceğiz? Görevini yapmış mı Başbakan, Hükûmet, bakanlar, bürokrasi, kurumlar ve maden şirketi? Bunların mutlaka sorgulanması gerekiyor.

Artık Sayın Başbakan koyun hesabı yapmaktan vazgeçmelidir değerli arkadaşlar. Burada asıl sorumlu kurum Türkiye Kömür İşletmeleridir. Türkiye Kömür İşletmeleri Enerji Bakanlığına bağlıdır. Süremiz elvermediği için küçük küçük örneklerle temas edeceğim ancak araştırma komisyonu kurulduğunda, tekrar tekrar, defaatle bu konu gündeme geldiğinde daha ayrıntılı bilgileri de sizlerle paylaşacağız. Türkiye Kömür İşletmeleri var, Ege Linyit İşletmeleri var, MİGEM var. Değerli arkadaşlar, sorumlu Hükûmetin, Enerji Bakanının da mutlaka bu hususlara açıklık getirmesi gerekiyor.

MİGEM’de işler nasıl yürüyor, bunu sorgulamamız gerekiyor. Nasıl bir yönetim anlayışıyla idare ediliyor? Kimler yönetici olmuş? Bu kişiler ehil kişiler mi, layık kişiler mi; kariyeri ve likayati nedir? Tayin ve atamalar, terfiler nasıl yapılmış? Bilgili ve tecrübeli elemanların atıl ve emekli olduklarını da biliyoruz.

Şimdi, 26 Şubat 2014’te Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı Maden İşleri Genel Müdürlüğünün bu maden kazasının yaşandığı Soma’yla ilgili Mahallinde Tetkik ve Değerlendirme Raporu var değerli arkadaşlar. Asayiş berkemal bu rapora göre, hiçbir kusur bulamamışlar. Bir tek kusur bulmuşlar, o da nedir biliyor musunuz? Buldukları kusur, efendim, GSM dediğimiz telefon izni alınmamış; bu kadarcık kusur bulabilmişler.

Şimdi, ikinci küçük örnek: 30 Haziran 2010’da Avrupa Birliği fonundan tam 129 bin avro para alınıyor ve Maden İşleri Genel Müdürlüğü bir proje hazırlıyor. Bu projenin adı şu: “Madencilik Faaliyetlerini Denetleyen Teknik Elemanların Bilgi Birikimini Artırmak.” Yani, maden faaliyetlerini denetleyecek teknik elemanların bilgi birikimi artırılacak, madencilikteki teknolojik gelişmeler öğrenilecek. Bu projeye ortak kurumlar: TKİ, MTA ve ENERJİ BİR-SEN dediğimiz memur sendikası. Bu fondan bir sürü insan yurt dışına gidiyor. Kimler gidiyor? Süremiz yetmez hepsinin isimlerini saymaya ama içlerinde bir AKP milletvekili var, bir AKP il başkanı var. İlgisiz alakasız ne kadar kişi varsa bunlar yurt dışına gidiyor, geziyor, tozuyor, yiyor, içiyor; yetiyor mu? Yetmiyor, ayıba bakın değerli arkadaşlar, üstüne bir de harcırah alıyorlar. Harcırahlarının bordroları da burada. Ayıptır, ayıp! Buradan nasıl bir maden tetkik, denetim faaliyeti öğrendi elemanlar? Birçoğu hiç de ehil olmayan kişiler.

Maden kazaları bu işin fıtratında varmış(!) E, para hırsının da bir fıtratı var tabii. Aşırı üretim hırsı var. Kömür içten içe yanıyor, gereği yapılmıyor, haber de verilmiyor. İhmal var, aldıran yok. Aşırı kazanç hırsı var. Denetimler göstermelik. Sendika evlere şenlik.

Artık, Türk milleti “Suçlu ayağa kalk!” diye feryat ediyor. Bu şirket kesinlikle enine boyuna sorgulanmak durumundadır. Bu şirketin Adalet ve Kalkınma Partisi ve Hükûmet erkânıyla ilişkileri sorgulanmak durumundadır. Hangi ihaleleri almış, hangi sahaları nasıl almış ve bağış yaptığı birtakım dernekler, vakıflar var mıdır yok mudur; bu iddiaların mutlaka araştırılması gerekiyor. Bu maden sahalarının pek çoğunun bu şirketlere, patronlara ihalesiz verildiğini de biliyoruz değerli arkadaşlar.

Kömürün ton maliyetini 134 dolardan 24 dolara indirmekle övünüyor maden şirketi ve patronu. Bu kadar tasarruf nereden sağlanıyor? Elbette, işçinin ücretinden, işçinin can güvenliğinden, işçinin sağlığından ve iş ortamının güvenliğinden.

Taşeron sistemi kurulmuş, “ekipbaşı” demişler, “dayıbaşı” demişler; tam bir köle düzeni, aşırı derecede bir köle düzeni. Aslında, Sayın Başbakanın kazanın olduğunun ertesi günü İngiltere’de 1800’lerdeki, 1850’lerdeki maden kazalarını referans olarak göstermesinin bir anlamda tersi olarak doğru olduğunu da görüyoruz. Yani, buralarda, 1800’lü yılların İngilteresi’nin maden işletmelerindeki köle düzeni kurulmuştur diye aslında bir itiraftır da bu. 2023’leri hedef aldığını iddia eden bir Hükûmete hiç yakışıyor mu 1850’lerden referans göstermek, örnek göstermek?

Maden ocaklarını denetleyen bir müfettişle konuştum değerli arkadaşlar, konunun da uzmanı, söyledikleri aynen şu: “Maden kazaları geliyorum demez. Maden kazaları davul zurna çala çala gelir. Soma’daki maden kazası da davul zurna çala çala gelmiştir. Kömür birden alev almaz. Burada yaklaşık on beş gündür küçük çapta kömür kızışması olduğu biliniyor.” Ve benim de, bizlerin de Milliyetçi Hareket Partisi olarak yaptığımız araştırmalarda bu bilgiler teyit edildi değerli arkadaşlar çok sayıda maden işçisi, ustabaşı, başçavuş, mühendis, yönetici, emekli, çalışan ve o kaza anında madende olan arkadaşlarımızca. Şimdi “Yangın olacağı biliniyor.” diyor. Hükûmet bunu açıklığa kavuşturmak durumunda. Bu şartlar altında bu maden işçilerini kim madene soktu, kim çalıştırdı; bunun cevabı bulunmalı.

Davul zurnayı sadece teknik elemanlar çalmadı değerli arkadaşlar, 2010 yılında Türkiye Büyük Millet Meclisinin madenlerle ilgili Meclis araştırma raporu var, davul zurna orada da kısmen çalınmış. Devlet Denetleme Kurulunun 2011 raporu var, orada da davul zurnayla haber veriliyor. Mimar mühendis odalarının raporları var, insanların feryatları var ve Türkiye Büyük Millet Meclisinde biz milletvekillerinin de âdeta davul zurna çalarcasına uyarılarımız var, konuşmalarımız var, önergelerimiz var ve defaatle defaatle, ısrarla bunları dile getirmemiz var. Yani, birinin kafasına atsak kafası yarılır. Bu, sadece bir kısmı.

Şimdi, yine bir maden mühendisi arkadaşımız maden şirketini -aslında bilinen bir şey de- denetleyecek müfettişleri, kimin gideceğini İzmir’deki bir zatımuhterem belirliyor. Çalışma Bakanlığı da belirlenen bu isimleri olduğu gibi onaylıyor. Daha sonra, İzmir’deki bu zatımuhterem maden şirketlerini arayarak gelecek mühendisin ismini ve geliş tarihini bildirmektedir. Bu nedenle, teftiş döneminde maden ocaklarına işçi sağlığı, iş güvenliği açısından peşin peşin geçer not veriliyor ve denetimden sonra da yine eski hâline dönülüyor. On beş gün, bir ay evvelden makine, teçhizatlar konulduğunu da yıllardır biliyoruz.

Yine, kazanın meydana geldiği maden ocağıyla ilgili, bazı ihmallerle ilgili, biliyorsunuz, kamuoyuna da yansıyan bazı ön raporlar var. Kazadan iki gün önce gaz sensörlerinin uyarı vermesine rağmen önlem alınmadığı, bu iki uyarıda da karbonmonoksit seviyesinin yüzde 50’nin üzerine çıktığı tespit edilmiş. 26 Şubattaki Enerji Bakanlığı raporunda da bu çalışan sensörlerin, alet edevatın, makine, teçhizatın çalıştığı ifade ediliyor. Bu, yangının küçük çapta da olsa başladığını ya da başlamasına uygun bir ortamın oluştuğunu göstermektedir. Bu uyarılara rağmen, hiçbir önlem alınmadan madende çalışma sürdürülüyor. Karbonmonoksit miktarı deftere işlenmemiş ve işletme müdürü tarafından da imzalanmamış.

“Ekipbaşı” adı verilen taşeronlar, kişi başı kilogram ve adına da “ilerleme” veya “çekme” diye kendi jargonlarıyla ifade ettikleri çalışma düzeniyle bir prim alıyorlar. Daha çok üretim, daha çok çalışma -işte, biraz evvel, köle düzeni dediğim- ve öncelik üretime veriliyor, iş ve işçi sağlığı hiç dikkate alınmıyor.

Hatalı havalandırma sistemi, ferdî kurtarmalardaki yetersizlikler, maskelerle ilgili… Yangın başlangıç noktası geç fark ediliyor, bu nedenle müdahalede geç kalınmıştır. Kurtarma planı uygulanmamıştır. Müdahale eksikliği vardır. Riskli bölge önceden izole edilmemiştir. Maden ocağının eylem planı yoktur. Var mı, yok mu? Eylem planı varsa neden uygulanmadı? Uygun olmayan malzeme kullanılıyor. Gerek bantların gerek havalandırma borularının plastik olduğu biliniyor. Telefon kabloları yanmış, haberleşme zaten olay anında bitiyor. Kurtarma, kaçış odaları yok.

Yine, tekraren, on beş gün önceden bu yoğun gaz çıkışlarının emniyet mühendisi tarafından belirlendiği ve çok dar alanda çalışıldığı hususları bütün işçilerin ortak şikâyeti. Yer altına inen elektrik kabloları plastik olduğu için yangını daha da tetikliyor. Bant boyundaki kameralarda üretim hacmi izlenirken işçilerin çalıştığı alanlarda kamera sistemi yok. Yani, ne kadar üretim yapılmış; üretim hacmini işletme yönetimi ve patronlar izliyor da işçiler ne âlemde, ne hâlde, izlenmiyor. Madenlerde tatbikat yok, eğitim Hak rast getire. Bütün bu noksanlıklar artık hepimizin bildiği hususlar. Gaz sensörleri yeterli aralıklarla döşenmemiş. Ayrıca, üretimi yavaşlattığı gerekçesiyle gaz sensörlerinin kapatıldığı iddiası var. Bunlar vahim tespit ve iddialardır değerli arkadaşlar.

Yine, bu maden konusunda uzman ve kaza anında da madende yer alan, madende bulunan arkadaşlarımızın çok önemli soruları var. Meclis araştırma komisyonu kurulduğunda bunları mutlaka tespit edip ortaya çıkarmamız gerekiyor. Ayrıca, soruşturmayı yürüten savcıların da bu soruları teknik olarak cevaplandırması gerekiyor.

Ben tutanaklara girmesi bakımından da buradan paylaşmak istiyorum.

Biliyorsunuz, kömür kızışmasından olduğu ifade edildi. Önce trafoydu, sonra bu kömür kızışması oldu ve bu kömür kızışması olduğu hususu madende çalışanların önemli bir kısmı tarafından da ifade ediliyor.

Yalnız, soru 1) 4’üncü bant boyundaki kızışma neden kaynaklanmıştır? Bu kızışma neden oluyor? Yangın neden çıkıyor? Biraz evvelki o dayıbaşı sistemi, aşırı üretim çünkü “ilerleme” dedikleri metre ölçüsünü fazla göstermek için -ve aslında bu taşeron, dayıbaşı, işletmeci, patron birbirlerine devirtmekle de meşgul- fazla gösterme gayretiyle bir kısım madenlerde kömürler kalıyor ve bunlar daha sonra alınmadığı için de kızışma yapıyor, kızışma bundan ve bu da ortak bir görüş. Peki, bu kızışma bundan meydana gelmiş.

2) 4’üncü bantta yangın çıktığına göre, 4’üncü bandın 3’üncü banda döküş kısmı ani bir müdahaleyle kapatılamaz mıydı? Bütün işçilerin söylediği bunun kapatılabileceği şeklinde.

Ve 3’üncü olarak “Hiç olmazsa 3’üncü bandın kuyruğu perdeyle kapatılamaz mıydı? Basınçlı hava boruları neden metal değildi?” soruları cevabını bekleyen ve sorumlularını bekleyen sorulardır değerli arkadaşlar.

Bir diğer husus da kazanın yaşandığı Soma Kömür İşletmeleri ile Adalet Kalkınma Partisi ve Hükûmet ilişkileri mutlaka araştırılıp, sorgulanıp ortaya konulması gereken hususlardır.

Daha evvelki konuşmacı arkadaşlarımız da ifade etti, bizler de defaatle dile getirdik. Bu Soma Kömür İşletmelerinin işçileri, Manisa’daki AKP mitinglerine zorla götürülmüştür, yıllardır olan budur ve zorla götürülmüştür, yevmiyeleri verilmiştir, ellerine kumanyaları verilmiştir. Hatta maden ocaklarına dahi parti afişleri asıldığını biliyoruz. Şirket yetkilileri çalışanlarına AKP’ye oy vermeleri konusunda telkinde bulunmuştur, bulunmaktadırlar. “Eğer vermezseniz, eğer AKP seçimde kazanmazsa biz bu maden yerlerini alamayız, siz de işsiz kalırsınız.” tehdit ve şantajına maruz kalmışlardır. Ve bu Soma Kömür İşletmeleri, Soma’da dokunulmaz bir konuma gelmiştir, âdeta dokunulmaz bir şirkettir ve sanki AKP’nin yerel yöneticilerinin şirketle ilişkileri âdeta hiyerarşik bir ilişkiye dönüşmüştür.

Yine tekraren, önemli gördüğüm için ifade ediyorum: Şirketin genel müdürünün eşinin Soma Belediyesinde AKP’den 1’inci sıradan meclis üyesi olması tesadüfle izah edilemez.

Soma Belediyespor bu şirkete emanet edilmiştir.

Savcılara hesap vermesi gereken patron, Başbakanı karşılama protokolünde yer alıyor, bakan yardımcıları, bakan –fotoğraftan görebildiğim kadarıyla- ve milletvekilleri ile birlikte karşılama yapıyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ERKAN AKÇAY (Devamla) - Bu konuda tabii, söylenecek çok sözler de var. Bundan sonraki konuşmalarımızda diğer hususları dile getirmek üzere, maden faciasında hayatını kaybeden işçilerimize tekrar Allah’tan rahmet, ailelerine başsağlığı diliyorum ve acil şifalar diliyorum işçilerimize.

Hepinize saygılar sunuyorum. (MHP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Halkların Demokratik Partisi Grubu adına söz isteyen Abdullah Levent Tüzel, İstanbul Milletvekili.

Buyurun Sayın Tüzel. (HDP sıralarından alkışlar)

HDP GRUBU ADINA ABDULLAH LEVENT TÜZEL (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum. Soma maden faciası üzerine bir Meclis araştırması açılması konusunda Halkların Demokratik Partisi olarak grup önerimiz üzerine söz aldım.

Öncelikle, 301 maden emekçisinin, onların kederli, yaralı ailelerinin, Soma halkının, Türkiye halklarının, işçi sınıfımızın bir kez daha başı sağ olsun. Acılıyız, yüreğimiz yanıyor, öfkeliyiz ve bu öfkede de son derece haklıyız çünkü biliyoruz ki eğer böyle giderse, bu kara düzen böyle giderse Soma maden faciası, bu işçi katliamı son olmayacak, ilk olmadığı gibi son da olmayacak. O nedenle, aslında, burada, büyük bir ciddiyetle bu konunun üzerine gidilmesi gerekir ama dün ve bugün yaşadığımız manzara Meclisin bu ciddiyeti gösterip göstermeyeceği konusunda hayli soru doğurmaktadır.

Dün Enerji Bakanını, bugün de Çalışma Bakanını dinledik. Dün ve bugün Soma maden işçileri kaymakamlık önünde oturuyorlar, bir yetkili istiyorlar, “Çalışma Bakanı buraya gelmeli, bizi dinlemeli.” diyorlar. Bir hafta geçti, madenlerde çalışma yeniden başladı. O Soma’daki maden sahalarına işçilerin yeniden sokulmasını istemek, çalışmasını istemek, çok açık, işçilerin acısına saygısızlıktır ve yeni ölümlere davetiye çıkarmaktır.

13 Mayıstan bugüne Türkiye ayakta Edirne’den Hakkâri’ye, başta Soma olmak üzere bugüne kadar yaşanmış bütün iş cinayetleri tekrar tekrar hatırlanıyor. Soma’yı konuşurken daha dün Diyarbakır’da ve Erzurum’da emekçiler can verdi. Diyarbakır’da bir inşaat işçisi 9’uncu kattan düştü, Erzurum’da bir sağlık emekçisi Kırım-Kongo kanamalı ateşi hastalığından can verdi. Buraya her çıktığımız konuşmada iş cinayetlerine değinmek zorunda kaldık. Her gün 3-5 Türkiye işçisi, emekçisi bu cinayete kurban veriliyor. Boşuna söylenmiyor, on iki yılda 14 bin işçi ölümü. 301 madencinin ölümünden söz ediyoruz. Türkiye tablosuna bakıldığında her ay bu kadar işçi, emekçi hayatını kaybediyor. Türkiye maden tarihinde bugüne kadar 3 bini aşan işçi ölümü var ve Soma’da, orada 13 bin işçi hâlen çalışmakta, her biri aynı tehlikeyle, tehditle karşı karşıya. Bunu Enerji Bakanı bilmez değil, bunu Çalışma Bakanı bilmez değil, onlar da zaten burada söylüyorlar.

Değerli milletvekilleri, Türkiye’de bir işçi sınıfı var, milyonlarcası tersanelerde, maden ocaklarında, inşaatlarda, tekstil atölyelerinde, metal sektöründe, değişik iş kollarında aynı acımasız koşullar altında çalışıyor. Bu katliam nedeniyle, bu facia nedeniyle bir kez daha hatırlandı. Ama şunu da görmek gerekiyor ki iki sınıfın olduğunu, bir tarafta işçi, emekçiler, öbür tarafta sömüren kapitalistler, burjuvazi, sömürgenler sınıfı olduğunu bir kez daha gördük. İşçi sınıfının nasıl cenazelerini sahiplendiğini, nasıl sınıf kardeşini kurtarmak için canhıraş bir şekilde çalıştığını, nasıl bir dayanışma içerisinde olduğunu, nasıl gerisinden gelenlerin hakkını hukukunu gözettiğini, böyle bir paylaşım içerisinde olduğunu gördük ama onun karşısında, bu ölümlere neden olan, acımasızca bu ortamı hazırlayanların da nasıl sahtekârlık içerisinde, ikiyüzlüce bu cinayetleri örtbas etmek için yalan konuştuğunu, bu gerçekleri gizlemek için çabaladığını, bunları bir istismar aracına dönüştürmek istediğini bir kez daha gördük.

Şimdi 8 tane tutuklu var. Yeter mi? Bu 8 kişi midir bu 301 maden işçisinin, emekçisinin ölümüne neden olan? Elbette değil. Biliyoruz, zincirleme bir sorumluluk var, kolektif bir sorumluluk var. Listenin ilk sırasında elbette bu madeni, bu ilkel, acımasız sömürü koşullarında o vahşi kapitalizmin bütün uygulamalarını yürüten, özel sektöre has çalışma metotlarıyla günde 10 bin ton kömür üretimini zorlayan ve bedelini bu şekilde karşımıza çıkartan Soma Holding patronu, Soma Kömür İşletmeleri, onun sahipleri, onun oradaki yöneticileri, sorumluları, genel müdürü, işletme müdürü, denetçileri, elbette ilk sırada onlar var ama en az onlar kadar bu sorumluluğu taşıyan siyasi, Hükûmetin yetkilileri var. Özelleştirme politikalarıyla, “Artık devlet küçülmeli, ekonomiden elini çekmeli.” diyerek maden sahalarını, TKİ’ye bağlı işletmeleri, redevans sistemi, kiralama sistemi, hizmet alımıyla bunlara bir yağlı pasta içerisinde sunan siyasi idare, siyasi iktidar AKP Hükûmeti var, bunu da görmezden gelemeyiz. Ardından gelen, tabii ki orada örgütlediği işçinin hakkını, hukukunu, kazancını, emeğini gözetmesi gereken, insanca çalışma düzenini savunması gereken bir sendika var ki o sendikanın hâli de ortada. Örgütlü sendika, TÜRK-İŞ’e bağlı MADEN-İŞ sendikası Genel Başkanı, maden patronunun sahibini “Burada her şeyi yapıyor, burada her şey iyiydi.” diye onu savunma derdine düşen  bir sendikacı düşünün. İhanet içerisinde, uzlaşma ve iş birliği içerisinde “işçi sınıfı” diye bir derdi çoktan  terk etmiş bir sendikacı. Onların da bu 301 maden emekçisinin ölümünde payları vardır, sorumlulukları vardır, kusurları vardır.

Değerli milletvekilleri, sevgili işçiler, bizi izleyen halkımız, madenciler; canımız yanıyor elbette. Trafoydu, elektrikti, şuydu buydu, bugün, çok daha iyi bir şekilde, geriye dönülüp bakıldığında ortaya çıkıyor. Orada çalışan işçilerin ifadeleri, emekli işçilerin ifadeleri, aileleri, hepsi olanı  biteni  biliyor  ve her  zaman olduğu gibi,  bütün iş cinayetlerinde olduğu gibi ölüm “Geliyorum.” diyordu. Daha önce açılan bir ocak ama gerektiği gibi kapatılmamış, denetlenmeyen, ölçümleri yapılmayan, içten içe kızışan kömür, gün geldi, 13 Mayıs günü tutuştu ve saldığı karbonmonoksit işçileri zehirledi, işçileri toprak altına gömdü. Bu, bilinmez bir şey değildi. Ağır ve tehlikeli iş kolu, yer altında çalışma, hangi önlemlerin, tedbirlerin alınması gerektiği açık, ortada.

Şimdi, Sayın Enerji Bakanı dün burada krizi doğru yönettiklerini söylüyor. Yani, “kriz yönetmek” demek oradaki işçi cenazelerinin, cesetlerinin peyderpey çıkarılması demek değil. Kurtarma çalışmalarının nasıl bir hengâme içerisinde yürütüldüğünü orada gördük. Biz de kazanın olduğu gece oradaydık, Şırnak Milletvekili Selma Irmak’la birlikte bir HDP heyeti olarak oraya gittik işçilerin yanında olmak için, kurtarma çalışmalarına nezaret etmek için, varsa elimizden bir şey geldiğinde onu yapmak için. Kriz masasının başındaydı, evet, Sayın Bakan bizle de gözlemlerini paylaştı. Ama, şu değil: “Yani, biz ucuz kömür almasını da bilirdik, ithalat yapmasını da bilirdik, istihdam olsun. diye işçilerimize bu alanları açtık.”  Açtık ama ne oldu? Devlet, kamu bu alandan elini çekti, her şeyiyle para, kâr, büyüme, gökdelenler dikmek, haksız servet edinmek isteyen bu sözde iş adamlarına, bu sermaye yağmacılarına, rantçılara buralar peşkeş çekildi. Niye hizmet alımı, niye redevans? Bu mudur işçi sınıfını gözetmek? Bu mudur emeğe saygı? Bu mudur hakkı hukuku gözetmek? Dolayısıyla, bu işte sorumlu olanların gerçekten yatacak yerleri yok. Ama, burada muhalefetin, burada bizlerin derdi Hükûmeti sıygaya çekmek, Hükûmeti sıkıştırmak falan değil, neyse sorumlulukları ahlaki, vicdani, siyasi, idari, adli, bunun hesabının halka, millete ve bu Meclise verilmesidir, gerçeklerin ortaya çıkmasıdır.

Bakın, 2010 Mayısında yine Zonguldak’taki maden kazasından sonra bir komisyon oluşturulmuş, incelemeler yapılmış, böyle kütük gibi raporlar ortaya çıkmış ama uyulmuş mu, hangi biri yerine getirilmiş? Yani burada bugün dinlediğimiz Sayın Çalışma Bakanı söylüyor ama hepsi yalan olmuş.

İş Sağlığı ve Güvenliği Yasası çıkmış. Adı bile “işçi sağlığı, iş güvenliği” değil. Bakın, işçiyi unutturmak için iş sağlığı güvenliği. İşin sağlığı mı olurmuş? Neymiş? Uluslararası sözleşmelere uygunmuş. Neymiş? Risk varsa faaliyette bulunamazsınız. Hangi iş denetçisi, hangi iş müfettişi, orada patronun maaşını verdiği denetçi “Şurada risk var, şalteri indirin.” diyor? Yasaya yazmak mümkün mü? Onun maaşını o patron verdiği sürece hangi oradaki denetçi, emniyet vardiya amiri “Durun bakalım.” diyecek, hangi biri cesaret edebilecek buna? Edemezler, edilmemiştir de. İşverenin takip denetimi, acil durum tatbikatı, hepsi hikâyedir, hepsi yalan olmuştur. Yasalarda, kitaplarda yazmak, bunları konuşmak, o değil, karşımızda 301 tane işçinin, emekçinin ölümü var, göz göre göre gelen ölüm var, bundan ötesi hikâyedir, yalandır ve şimdi, Hükûmet, siyasi ağırlığını koyup Çalışma Bakanı, Enerji Bakanı… Hâlâ o madenlerde çalışma sürüyor. Zonguldak’ta, Bursa’da, Kütahya’da, Balıkesir’de, Soma’da, hepsinde aynı tehlikeli koşullar vardır, hepsi yeni bir faciaya gebedir. Derhâl buralarda üretim durdurulmalıdır. Önlemler alınmadığı sürece, tedbirler alınmadığı sürece… Ortada hafif bir kusur yoktur, ortada ağır bir ihmal vardır, tedbirsizlik vardır ve geçiştirilmemelidir. Ama ne yazık ki Türkiye’nin tarihinde bu türden iş cinayetleri, siyasi cinayetler, katliamlar,  77 milyonu üzüntüye boğan, belki birkaç tane eksiktir o üzüntüye boğulmayan ama bütün bunları yeniden yaşamamak için hiçbir neden yoktur. Hiçbiri de aydınlanmamıştır aslında gerçekte, tarihin derinliklerinde kalmıştır.

Burada ulusal yas ilan edildi, Meclis çalışmasına ara verdi. Ne oldu? Bugün işte burada, hâliniz ortada. Ne kadar ciddiyetle üzerine gidileceğini önümüzdeki günlerde de göreceğiz ama sayın bakanların dedikleri ortada, Başbakanın dedikleri ortada, dediği, demediği, oraya gittiğinde estirilen hava, terör ortada. Bakın, bugün Soma Kaymakamı, hâlâ, buraya dışarıdan gelenler tehlikelidir demeye getiriyor. Bütün Türkiye’nin gözü üzerinde, elbette oraya gideceğiz, elbette Soma halkıyla dayanışma içinde olacağız, elbette adalet arayışı içerisinde olacağız, gözümüz orada olacak. Avukatıyla, meslek odalarıyla, inanç gruplarıyla, demokratik örgütleriyle, siyasi yapılarıyla orada olacağız, takipçisi olacağız. Hep birlikte ses çıkartırsak o zaman gerçekleri aydınlatır ve ortaya çıkartırız. Öyle, yapacağız, edeceğiz demeye güveneceğimiz hiçbir şey yok. Yani, evet, üzüntü duyulmuş olunabilir, üzülmemek başkaca bir, insanlık dışı bir şeydir ama ortada insanlık adına da gerçekten hiçbir şey kalmamıştır, bunu da görmek zorundayız.

Değerli milletvekilleri, bakın, orada derinlikli bir araştırmaya ihtiyaç var ama bugün bunu yapacak olanların hâlâ bir istismar üzerinden bu meseleyi ele aldığını görüyoruz. Şimdi, haklı olarak yani “Başbakan nasıl bir genci tekmeler, tokatlar; nasıl orada insanların üzerine yürür? Bu hâle mi geldi bu ülke?” bütün bunları hepimiz düşünüyoruz, hepimiz sorguluyoruz. Ama nedir bizi bu noktaya getiren? Düne kadar bu ülkede yolsuzlukları konuşuyorduk, 17 Aralık diye bir gündemimiz vardı. Kamunun adının geçtiği, devlet ihalelerinin adının geçtiği, özelleştirmenin, taşeron sisteminin adının geçtiği her yerde bir yolsuzluk olgusu da karşımıza çıkıyor.

Haklı olarak muhalefet milletvekilleri soruyor, bakanlar var, Enerji Bakanı var, başkaca ilgili bakanlar var: Bu maden arama ruhsatları niye doğrudan Başbakanlığa bağlanıyor? Niye bu izin doğrudan buraya bağlanıyor? Halkın, ülkenin, vatandaşın güvenliği için mi, selameti için mi?

Değerli milletvekilleri, bakın, oradaki madenciler, ölümleri yaklaştığını hissettiklerinde, o çamurlu topraktan abdest alıp, şehadet getirip, çocuklarına pusula yazıp, arkadaşlarıyla, kardeşleriyle vedalaşıp elleri dua eder biçimde bu hayattan göçüp gittiler. Onlar sonuna kadar imanlarına, inançlarına, dinlerine bağlı olarak bu ülkenin büyük bir çoğunluğunda olduğu gibi bu güzel duygularla göçüp gittiler. Hükûmet ne yaptı? Hükûmet oraya yine “Bu işin fıtratında vardır, kaderdir, takdiriilahidir.” duygularını geliştirmek üzere Diyanetin görevlilerini gönderdi. Bu, bir psikolojik destek olarak, onların maneviyatını güçlendirmek olarak açıklanacak bir şey değil. Ne yazık ki bir kez daha güce biat edilmesi, bir kez daha kaderlerine boyun eğilmesi, bir kez daha onların bu yolda devam edip gitmelerini sağlamaya dönük bir anlayışın ürünü olarak, bir hizmet olarak oraya gitti. Artık din istismarına, artık halkımızın inançları üzerinde tepinmeye bir son verilmesi gerekir. Bu Hükûmet de, bu iktidar da…

Şimdi, bakın kampanyalar açılıyor: Yoksullara, şehitlere yardım. Sayın Bakan diyor ki:” Sivil şehit sayılmaları için gereken hazırlıklar yapılıyor.” Şimdi, kapitalist iktidarlar yıllardır zaten bunu yaptılar. Yıllardır bu yoksulluğu sürdürdüler, kendilerine görev olarak bu yoksullara, bu ölen ailelerin, emekçi ailelerin yetim kalmışlarına, dullarına yardım etmek üzere varlıklarını ifade ettiler. Biz de halkın politikacıları, halkın vekilleri, muhalefet güçleri olarak diyoruz ki: Biz bu yetimliğe, biz bu dullara, artık işçi ölümlerine, yoksulluğa, işsizliğe, garip gurebaya son vermek üzere, bu kapitalist sisteme son vermek üzere yapmamız gerekenleri yapalım diyoruz. Yapılması gerekenler ortada, bir tanesini söyledim, derhâl bu işletmenin ruhsatı iptal edilmeli, benzer işletmelerde üretim durdurulmalı ve ILO Sözleşmesi… Çekinceler kaldırılmalı.

Sayın Bakan “Emek sömürüsü, taşeron sistemi, adı belli." dedi ama işte, bıraksak yarın öbür gün sözde taşeronu iyileştirecek yasa düzenlemeleri getirilecek. Bu basiretsizlikten derhâl vazgeçilmelidir, adalet orada tecelli etmelidir. Baskı, sopa, devlet şiddeti Soma’dan ve Türkiye'nin her yerinden derhâl kaldırılmalıdır. İş Sağlığı ve Güvenliği Yasası, İş Yasası içerisinde yeniden tanımlanmalıdır. Yasayı uygulayacak olan, cinayetleri önleyecek olan işçinin kendisidir. Ve gördük… Bu soruşturmalar yapılmalı, bu komisyonlar oluşturulmalı, bu denetimler yapılmalı ama bütün bu işin merkezinde işçi sınıfı olmalı, onun gerçek temsilcileri olmalı, böyle satılık sendikacılar, ihanet ve uzlaşma içerisindeki sendikacılar olmamalı. Türkiye işçi sınıfı bu kapitalist sistemi yıkmadığı…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ABDULLAH LEVENT TÜZEL (Devamla) – …sürece, kendi hakkını hukukunu yok sayan bu yasaları buruşturup atmadığı sürece bu iş cinayetleri ve katliamları önlenmeyecektir. Bunun için birleşelim, bunun için örgütlenelim ve mücadele edelim diyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum. (HDP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın milletvekilleri, birleşime beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 16.22

 

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 16.29

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Muhammet Bilal MACİT (İstanbul), Muharrem IŞIK (Erzincan) 

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye  Büyük Millet Meclisinin 91’inci Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

Manisa Soma’da meydana gelen elim kazanın araştırılması amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergelerin birlikte yapılan görüşmelerine devam edeceğiz.

Hükûmet yerinde.

Şimdi, söz sırası, AK PARTİ Grubu adına Recai Berber, Manisa Milletvekili.

Buyurun Sayın Berber. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA RECAİ BERBER (Manisa) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Soma’da geçen hafta salı günü meydana gelen ve milletimizin yüreğini yakan maden kazasıyla ilgili vermiş olduğumuz araştırma önergesiyle ilgili konuşmama başlamadan önce, kazada hayatını kaybeden tüm kardeşlerimize Allah’tan rahmet, geride bıraktıkları yakınlarına ve aziz milletimize başsağlığı ve sabırlar diliyorum.

Bu olay ülkemizi büyük bir acı içinde bıraktı. Acımız gerçekten çok büyük. Hayatını kaybeden kardeşlerimizin acılarına ortak olabilmek için kaza anından itibaren elimizden geleni yaptık. Bundan sonra amacımız, bir daha böyle acı olayların yaşanmaması adına alınması gereken bütün tedbirleri almak olacaktır.

Aynı zamanda, Soma’da bu acıyı yaşarken Cumhuriyet Halk Partisi İstanbul Milletvekili, Plan ve Bütçe Komisyonumuzun değerli üyesi Ferit Mevlüt Aslanoğlu arkadaşımızın vefatını öğrenmiş oldum ve acılarıma bir acı daha eklenmiş oldu. Gerçekten, Ferit Mevlüt Aslanoğlu neşeli yanıyla, arkadaşlığıyla, sevecenliğiyle, uzlaşmacı kişiliğiyle benim ve bütün milletvekili arkadaşlarımızın çok sevdiği, takdir ettiği bir arkadaşımızdı. Ferit Mevlüt Aslanoğlu kardeşimize de Allah’tan rahmet ve yakınlarına, Meclisimize başsağlığı diliyorum.

Değerli arkadaşlar, öncelikli olarak Soma’da meydana gelen kazanın araştırılması ve ülkemizde bu sektörde sorunların araştırılarak muhtemel maden kazalarının önlenmesine yönelik tedbirlerin alınması amacıyla Anayasa’nın 98’inci, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’nün 104 ve 105’inci maddeleri gereğince bir Meclis araştırması açılması başvurusunda bulunduk. Araştırma komisyonu kurulmasıyla ilgili grubumuz adına söz aldım. Bu vesileyle tekrar hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Ben ve milletvekili arkadaşlarım kazayı öğrenir öğrenmez Sayın Enerji Bakanımız Taner Yıldız, Sağlık Bakan Yardımcımız, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakan Yardımcımız ve diğer görevli ekiple birlikte olay mahalline hareket ettik ve saat 22.00 civarında Soma’ya ulaştık. Buradaki çalışmalara bölge milletvekili olarak aralıksız nezaret etmeye ve katılmaya özellikle gayret ettik, çalıştık. Ancak, buradaki facianın boyutlarını kelimelerle anlatmak mümkün değil değerli arkadaşlar. Çünkü, ben Kırkağaçlıyım  ve bizzat kendi köyümden, ilçemden ve çevre il ve ilçelerden pek çok yakınımız, dost ve tanıdığımız kardeşlerimizi kaybettik ve bir hemşehrileri olarak ateş bizim yüreğimize düştü. Bugün Soma’da kaybettiğimiz madenci kardeşlerimiz sadece Manisa, İzmir ve Balıkesirli değil, yurdumuzun dört bir yanından buraya ekmek parası için, iş için gelmiş kardeşlerimiz. Şehit olan madencilerimizin defnedildikleri il sayısı 15, ilçe sayısı 25’tir; yani Türkiye’nin her yöresinden insanımızı maalesef burada kaybettik. Tabii, şehitlerimizin büyük çoğunluğu Manisa’nın Soma ve Kırkağaç ilçeleri; İzmir’in Kınık, Bergama ilçeleri; Balıkesir’in Savaştepe, Dursunbey ve İvrindi ilçeleri; Kütahya, Zonguldak gibi madenciliğin yoğun olduğu ve buraların köylerinden hemşehrilerimiz, kardeşlerimiz.

Beni seçerek yüce Meclise temsilci olarak gönderen hemşehrilerime karşı insani ve vicdani olarak sorumluluğumun bilincindeyim pek çok milletvekilimiz, diğer milletvekillerimiz gibi. Böyle büyük bir faciayı önleyememenin üzüntüsü ve ızdırabını da içimizde, yüreğimizde yaşıyorum. Değerli hemşehrilerimden ve vatandaşlarımızdan da şahsım adına özür diliyorum.

Soma Kömür İşletmeleri Şirketi’nce işletilen ve özel sektör tarafından işletilen bir sahada bu kaza meydana geldi ve bu facia maalesef Türkiye’nin belki yaşadığı en büyük maden kazası olarak tarihe geçiyor. Meclisimizdeki bütün siyasi partilerin ortak önergeleriyle kurulacak olan araştırma komisyonu öyle bir çalışma yapmalıdır ki, hem bu elim facianın teknik, iş güvenliği, iş sağlığı açısından hem de Türkiye’de özellikle tehlikeli bir iş kolu olan yer altı kömür işletmelerinin gelişmiş ülke standartlarına çıkarılmasını sağlamak üzere yapılması gerekenleri ortaya koymalıdır. Aynı zamanda olayın ekonomik, sosyal boyutlarını da içerecek kapsamlı bir çalışma yapılması gerektiğine inanıyorum.

Tüm dünyada olduğu gibi madencilik sektörü, ülkemizde de en önemli sektörlerden biri. Enerji sektörümüz başta olmak üzere ekonomimize büyük oranda katma değer sağlaması ve yüksek oranda istihdam sağlayan özelliği nedeniyle daha da vazgeçilmez sektörlerden biri. Ancak madencilik ve özellikle de yer altı kömür madenciliği kendine has üretim tekniği ve iş güvenliği açısından birçok sektöre göre farklılıklar gösteriyor. Yer altı madenciliği gerek teknoloji gerekse iş güvenliği açısından son yıllarda büyük gelişmeler göstermiş bir sektör.

Değerli arkadaşlar, Türkiye Büyük Millet Meclisi 23’üncü Dönemde Bursa Milletvekili Altan Karapaşaoğlu Başkanlığında madencilik sektörünün sorunlarını araştırmak üzere bir komisyon çalışması yaptı ve bu komisyonun –tabii sektörün bütün sorunlarıyla ilgili- raporunu ben de inceledim. Hakikaten Soma’ya da ziyaretleri var ama Soma’daki bu işletmeyle ilgili sadece üç paragraflık bir yer edinebilmiş780 sayfalık raporda. O nedenle ancak bu çalışmadan sonra da özellikle biliyorsunuz ki İş ve İş Güvenliği Kanunu çıkartıldı. Ne zaman? 19 Eylül 2012 tarihinde ve daha sonra da özellikle buna dayanarak yine 19 Eylül 2013 tarihinde Maden İşlerinde İş Sağlığı ve Güvenliği Yönetmeliği yayımlanarak yürürlüğe girdi. Bu yönetmeliğin 5’inci maddesinde işverenin genel yükümlülükleri sayılırken, özellikle de çalışanların sağlık ve güvenliklerini sağlamak amacıyla: “İş yerleri, çalışanların sağlık ve güvenliklerini tehlikeye atmayacak şekilde tasarlanır, inşa edilir, teçhiz edilir, hizmete alınır, işletilir ve bakımı yapılır.” denilmekte; yine 13’üncü maddede, işveren, yer altı maden işlerinin yapıldığı iş yerleri için yönetmeliğin ek 3 kısmında sağlık ve güvenlikle ilgili çok detaylı düzenlemeler yapılmış ve bunlara ilişkin, bunlara uyulması zorunluluğu getirilmiş.

Kazanın meydana geldiği ocağın bu yılın mart ayı içerisinde, en son yönetmelikler çerçevesinde yapılan denetimlerinde mevzuata aykırı bir durumun olmadığı ifade edilmesine, ocağın en son üretim tekniklerine sahip olduğunun belirtilmesine rağmen bu elim kaza meydana gelmiştir. Meydana gelen kazanın tüm boyutlarıyla araştırılması ve her yönüyle aydınlatılması, sorumlularının ortaya çıkarılması büyük önem taşımaktadır.  Sorumlular kim olursa olsun mutlaka hesap sorulmalıdır. Bizler de milletvekilleri olarak bunun takipçisi olacağız.

Ülkemizde bu riskleri ortadan kaldırmak veya minimize etmek amacıyla sektördeki gelişmelere bağlı olarak birçok mevzuat değişikliği ve sıkı denetimler yapılmasını zorunlu kılmaktadır. Bütün yapılan mevzuat çalışmaları, bu mevzuat çerçevesindeki uygulamalar ve bu konudaki gelişmelerle yer altı kömür madenciliğinde risklerin en aza indirilmesine çalışılmasına rağmen böyle büyük bir kazanın meydana gelmiş olması Meclisimizin bu araştırma komisyonunu harekete geçirmiştir. Ancak değerli arkadaşlar, biraz önce söylediğim madencilik sektörünün sorunlarıyla ilgili önceki komisyon çalışması gibi bir çalışma olmamalı. O komisyonda Türkiye Kömür İşletmelerinin ve TTK’nın -Türkiye Taşkömürü İşletmelerinin- biraz önce söylediğim gibi ne kadar yer aldığını gördük.

Kanunlar çıkarabiliriz, yönetmelikler yapabiliriz, bunlar kolay. Hele hele bizim dönemimizde gerçekten ihtiyaç duyulan kanunları en hızlı bir şekilde çıkarıyoruz. Ancak pek çok alanda olduğu gibi bu mevzuatın hayata geçirilmesinde, uygulanmasında aynı özen ve çalışma yapılmakta mıdır? Bu olay da gösteriyor ki, maalesef uygulamalar hiç de öyle değildir. Özellikle riskli çalışma alanı olan yer altı kömür madenciliğinde kurumun ve bağımsız, teknik dış denetimlerin yeterli olmadığı ortadadır. Hem işletmelerin hem denetim mekanizmasının hem de yaptırımlar noktasında sistemin bütünüyle ele alınması gerekmektedir.

Soma’da bir haftadır yapılan çalışmalar, Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; çok kapsamlı ve çok önemlidir. Özellikle Sayın Bakanımız Taner Yıldız Bey ve bakan yardımcılarımız, AFAD, Kızılay başta olmak üzere ilgili bütün kurumların çalışmaları dolayısıyla kendilerine takdir ve teşekkürlerimi sunuyorum. Ayrıca Türkiye’nin her yerinden, özellikle, başta Sayın Cumhurbaşkanımız, Meclis Başkanımız, Başbakanımız, Başbakan yardımcıları, bakanlarımız, Genelkurmay Başkanı ve kuvvet komutanları, pek çok milletvekillerimiz, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Başbakanı ve heyeti bizzat olay mahalline gelerek, birçok milletvekilimiz ve dostlarımız da telefonla acılarımızı paylaşmışlardır, kendilerine şükranlarımı sunuyorum.

Devletin sıcak eli ve şefkatli yüzü ilk günden itibaren insanımızın yanında olmuştur. Soma’da provokatif bazı olaylar dışında insanımız, devletin kucaklayıcı ve şefkatli görevlileriyle, iktidar muhalefet bütün milletvekilleriyle hep vatandaşımızın ve acılı yakınlarının yanında olmuştur. Gönüllü teşekkülleriyle, kurumlarıyla hep vatandaşlarımızın yanında olduk, bir ve beraber olduk.

Bugün itibarıyla kurtarma çalışmaları, her şey tamamlandı ancak şimdi artık diğer boyutlara geçildi. Özellikle İş Teftiş Kurulunun -Sayın Bakanımızın verdiği bilgiler doğrultusunda da, ben öğrendiğim kadarıyla- 3 başmüfettiş ve 2 müfettiş yardımcısıyla kaza mahallindeki teftişleri devam ediyor. Ayrıca, ilk günden itibaren Aile Sosyal Politikalar Bakanlığımız da özellikle şehit madenci ailelerimize ekonomik ve psikolojik destek çalışmalarını yürütüyorlar. Sahada 88 vakıf personeli, 236 meslek personeli görev yapmaktadır.

Burada, özellikle, yitirdiğimiz madenci kardeşlerimizin ailelerinin, eş ve çocuklarının, olayın sıcaklığının geçmesinden itibaren acıları azalmayacak, aksine, sıkıntıları ve acıları artacak. Onun için bu süreçte kendilerinin yalnız bırakılmamaları gerekmektedir. Bunu da, yine, Aile Sosyal Politikalar Bakanlığımızın uzman psikologlarının, personelinin yerine getireceğine yürekten inanıyorum.

Tabii, yaraları bir an önce sarabilmek için, yine, Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığımızın hızlı çalışmalarıyla şu ana kadar 116 şehidimizin yakınları 287 hak sahibine ölüm geliri bağlanmış, kısa sürede diğer hak sahiplerinin hepsine ölüm geliri bağlanacak. Yarından itibaren de hızla ölüm aylıkları bağlanmaya başlanacak.

Malumunuz, ölüm aylığı için en az beş yıl sigortalılık ve dokuz yüz gün prim ödeme şartına bağlı olması dolayısıyla, bu süreyi doldurmayan 44 madenci kardeşimiz, şehit kardeşimiz var. Onların yakınlarının da ölüm aylığı alabilmeleri için bir kanun değişikliği yapmamız ve bir günlük sigortalı olmaları hâlinde bile bu aylığı kendilerinin almalarını biz talep ediyoruz; zannediyorum Çalışma Bakanlığımız da bu konuda bir hazırlık, bir çalışma yapıyor.

Yine, şehit madencilerimizin ailelerini ziyaret ettiğimizde, maalesef büyük çoğunluğunun ailelerinin ciddi anlamda konut ihtiyacı olduğunu gördük, çok zor şartlarda yaşadıklarını biliyoruz. Önümüzdeki günlerde yine TOKİ marifetiyle, ilgili kurumlar vasıtasıyla, şehit madencilerimizin bizlere kutsal emaneti olan ailelerinin sıcak bir konuta kavuşturulmaları mutlaka sağlanmalıdır.

Değerli arkadaşlar, ben, gerçekten burada acımızın büyüklüğü ve bütün partilerin ortak grup önerisi dolayısıyla hiç polemiğe girmek istemiyorum ancak özellikle muhalefet milletvekillerimiz… Ben biraz önce söyledim, gerçekten, yörenin bir milletvekili olarak halkımızdan ve beni seçip gönderen seçmenlerimizden özür de diliyorum ancak sorumlular tek tek ortaya çıkacak ve sonuna kadar da takipçisi olacağız.

Bir tek milletvekilimiz burada “Sendika nerede?” dedi. Sendikanın nerede olduğunu söyleyeyim: 2010 yılında genel kurullarına katıldım. İktidar milletvekili olarak ben yuhalandım, delegelere yuhalatıldım, ana muhalefet milletvekili, o zamanın CHP Manisa Milletvekili Şahin Mengü de orada alkışlandı. Kim tarafından? Bu özel sektör madencilerinin delegeleri tarafından. Burada sendikaların niçin fonksiyon yapmadığını söylediğimizde sendikalar işçilerin mi temsilcisi, yoksa orada bir siyasi partinin bir şubesi mi, bunu yeniden gözden geçirmemiz lazım.

Oradaki işçinin sorunlarını sendikadan değil -sekiz yıllık milletvekiliyim- oradaki başka işçi kardeşlerimiz bana rapor ediyor ve ben de bunların takipçisi oluyorum. Sendika en son noktada; buraya gelen işçilerimizden ya da biz ziyaret ettiğimizde aldığımız bilgiler… Takip ettiğimiz anlaşılınca oradaki şube en son bize geliyor. Hiçbir zaman, şimdiye kadar ne Çalışma Bakanlığımızdan ne benden randevu alarak işçilerimizin sorunlarıyla ilgili bir talepleri gelmedi, bunu buradan söylemek durumundayım.

Diğer bir husus, Soma’daki bütün vatandaşlarımız gibi işçi kardeşlerimiz de Manisa’daki mitinglere elbette katılmışlardır ve bunların hiçbirisinin şirket tarafından ne yevmiyesi verilmiştir… Bu ispat edilemez. Ancak, ben şunu söyleyebilirim: Sendika kayıtlarına bakabilirlerse sendikanın finanse ettiği, karşıladığı otobüslerle cumhuriyet mitinglerine işçilerin taşındığının belgelerini sendikada görebilirler.

Şimdi, ben burada bu polemiğe girmek istemiyorum, biraz önce söyledim. Herkes görevini yapmalı, sendika sendikacılığını yapmalı. Eğer bugün bu olay yaşanmışsa benim kadar, belki benden daha fazla o muhalefet görevini, sanki siyasi bir muhalefet görevini üstlendiğini zanneden sendika şube temsilcilerinin ve yöneticilerinin vebalidir.

HASAN ÖREN (Manisa) – Sendika mı bıraktınız, yapma gözünü seveyim ya! Delegesini, üyesini siz tayin ettiniz. Hâlâ söylüyorsunuz. Buraya kadar ne kadar iyiydi, buraya kadar iyiydi.

RECAİ BERBER (Devamla) – Evet, evet… Lütfen yani…

Benim kongrelerinden, genel kurullarından bile haberim olmadı, davet de edilmedim. Çünkü, “Bir daha gelmeyeceğim.” diye bundan önceki genel kurullarında açıkça söyledim.

Değerli arkadaşlar, bu araştırma komisyonu –biraz önce söyledim- madencilik sektörünün bütün sorunlarıyla ilgili bir araştırma komisyonu olmayacak ve olmamalı. Çünkü, Türkiye’de özellikle yer altı madenciliği kömür sahasında yapılıyor, en çok da Soma ve Zonguldak’ta. Dolayısıyla, kömür madenleri bundan sonra gerçekten dünya standartlarında işletilemeyecekse bunu, bu sektörü yakından bilen birisi olarak, sadece Somalı olduğum için değil, daha önce Zonguldak’taki işletmelerin ne kadar riskli ve zor şartlarda çalıştığını bilen bir kişi olarak bunların gerçekten ciddi yatırımlar yapılmadan, hatta ve hatta ekonomik olmayanların kapatılması gerektiğini söylediğimde yine aynı sendikalar, yine aynı Maden Mühendisleri Odası, Erdemir Yönetim Kurulu Başkanıyken beni hedef tahtasına koydu. Niye? Çünkü değerli arkadaşlar, bunlar stratejikmiş. Böyle bir şey olamaz.

Taş kömürüyle ilgili bilgimi söyleyeyim: Türkiye, toplam taş kömürü ihtiyacının yüzde 90’ını ithal ediyor zaten. Zonguldak’ta üretilen, sadece Kardemir’de kullanılan 1 milyon ton taş kömürü. Dolayısıyla, bunun hiçbir stratejik önemi olamaz. Kömür madeni orada duruyor. Teknolojiniz ve yatırımlarınız daha ekonomik hâle geldiği zaman, her zaman bunu işletebilirsiniz ama bugün bu ekonomik değilse bunu işletemezsiniz. Dolayısıyla, bunların yeniden gözden geçirilmesi gerekir.

Özellikle, bu komisyonun, mutlaka Soma’daki ve Zonguldak’taki yer altı işletmelerinin ekonomik, sosyal boyutlarını da ele alarak incelemesi lazım. Aksi takdirde, sadece “Buralar işte çok iyi şartlarda işletilsin…” Evet, işletilsin. O zaman, zaten ekonomik olarak işletilmesi mümkün değilse de, ne olur, bütün milletvekilleri, araştırma komisyonu siyasi hiçbir hesap, hiçbir endişe taşımadan bunlara “Kapatılsın.” diyebilmeli çünkü öyle dedikleri zaman karşılarına birtakım meslek odaları ve birtakım sendikalar çıkacak. Bunu, şimdiden buradan ifade etmek istedim.

Bir de, tabii, bu araştırma komisyonu niçin kuruluyor? Burada meydana gelen olayın bütün detaylarıyla araştırılması için. Ama bakıyorum, bazı milletvekili arkadaşlar… Ben şurada söyleyebilirim ki, onlardan çok daha fazlasını biliyorum ben şimdi ama bunların hiçbirisi kesin bilgi değil.

HASAN ÖREN (Manisa) – Aferin!

RECAİ BERBER (Devamla) – Ben madenci değilim, ben maden mühendisi değilim ama arkadaşlarımız, birkaç tane maden mühendisi veya bu işin kişisinden duyduğu bilgilerle, buradan “Zaten işte bu madende şu vardı, şu vardı; dolayısıyla bu şöyleydi, böyleydi…” Sorumlular da belli. Araştırma komisyonuna yani çalışmasına gerek yok. Arkadaşlarımız zaten araştırmış, size burada bilgi verdiler, ne güzel! Böyle bir şey yok. Biz eğer konuşacaksak çok kesin ve sağlam bilgilerle konuşmamız lazım. Orada herkesin birtakım yorumlarıyla veya uzaktan edindiği birtakım bilgilerle burada yorum yapmak ve birilerini itham etmek çok kolay.

HASAN ÖREN (Manisa) – Kime söylüyorsun bunu, kime?

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Afaki şeyler değil Recai Bey.

RECAİ BERBER (Devamla) – Ben diyorum ki -bu işletmenin sahipleri dâhil herkes- bu araştırmanın sonucunda kim sorumluysa, kime kadar gidiyorsa sonuna kadar gidilecek ve bunlar ortaya çıkarılacak. Sadece ortaya çıkarılmayacak, biraz önce söylediğim gibi, bundan sonra da uluslararası standartlarda, gelişmiş ülkelerde nasıl yapılıyorsa o şekilde yapılması sağlanacaktır.

HALUK AHMET GÜMÜŞ (Balıkesir) – Ne zaman?

RECAİ BERBER (Devamla) – Yapılamıyorsa da -son olarak söylüyorum- yine kapatmaktır. Bu kadar açık söylüyoruz.

HALUK AHMET GÜMÜŞ (Balıkesir) – Ne zaman Sayın Berber?

RECAİ BERBER (Devamla) – Bir madenci kardeşimizin hayatı bütün madenlerden, çıkaracağımız bütün yer altı zenginliklerinden daha kıymetlidir; biz buna inanıyoruz.

Bizim yüreğimiz yandı. Özellikle Manisa milletvekili arkadaşlarımız birlikte bu acıyı bizzat yaşadık. Biz bunun muhatabıyız. Bir ateş bizim yüreğimize düştü.

Onun için, değerli arkadaşlar, lütfen bu konuda -komisyonda hangi arkadaşlar görev alırsa alsın- bu hassasiyetimizi o komisyondan beklediğimizi de ifade etmek istiyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

RECAİ BERBER (Devamla) - Tekrar milletimizin başı sağ olsun.

Hepinize saygılar sunuyorum. Teşekkür ederim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Evet, teşekkür ediyorum.

ENGİN ALTAY (Sinop) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Altay.

ENGİN ALTAY (Sinop) – Sayın hatibin Soma faciasıyla ilgili, sendikalara yönelik eleştirisini ve tutumunu haksız ve mesnetsiz bulduğumuzu bildirmek isterim; bir.

RECAİ BERBER (Manisa) – Hasan Bey de söyledi sendikalarla ilgili, arkadaşlarımız da söyledi, ben söylemedim.

ENGİN ALTAY (Sinop) – İkincisi: Biraz önce grubumuz adına konuşan Hasan Ören’in konuşmalarına yönelik olarak da milletvekilimizi -belki diğer muhalefet milletvekillerimizi- kesin bilgi olmadan yanlış bilgilerle konuşmakla açıkça itham etmiştir.

Ben bu bakımdan Sayın Hasan Ören’e söz hakkı verilmesini talep ediyorum.

RECAİ BERBER (Manisa) – Kendisi istemedi ki. Yapmayın ya, kendisi istemiyor ki.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Aynı şekilde Sayın Başkan, hatip arkadaşımız afaki konuşmalar yapıldığını bu kürsüde biraz önce ifade etti.

RECAİ BERBER (Manisa) – Ben hiç kimsenin ismini zikretmedim.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Biraz evvel konuşmaları yapan milletvekilleri bizleriz.

RECAİ BERBER (Manisa) – İyi de yani ben isim vererek eleştirmedim Sayın Başkan. Yani buradaki herkesin görüşleri…

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Ben de Sayın Ören’den sonra söz istiyorum efendim.

BAŞKAN – İsminizi zikretti mi? Söz isteme olmaz da sataşma varsa…

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Zikretmesi gerekmiyor, ben Manisa milletvekiliyim. Kastettiği milletvekilleri bizleriz.

BAŞKAN – Evet, buyurun Sayın Ören.

Sataşma nedeniyle iki dakika söz veriyorum.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Berber, beni kastetmediğini….

RECAİ BERBER (Manisa) – Hayır, ben sizi değil, genel olarak söyledim.

NECATİ ÖZENSOY (Bursa) – Teftişleri iptal ettiniz Sayın Berber, teftişleri.

OKTAY VURAL (İzmir) – Doğruları söylediğini ifade ederseniz…

 

VI.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Manisa Milletvekili Hasan Ören’in, Manisa Milletvekili Recai Berber’in (10/937, 938, 939, 940, 941, 942, 943, 944, 945, 946, 947) esas numaralı Meclis Araştırması önergeleri üzerinde AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

HASAN ÖREN (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Recai Bey’in konuşmasının on beş dakikası gerçekten sakin ve dinlenilebilirdi ama siyasetçinin genel üslubunda var galiba bu, illa sataşmak veya sataşmadan dolayı da prim yapacağını zannetmek.

Yani, Recai Bey, ikinci günü geldiniz. Başbakan gelmeseydi belki Manisa milletvekili olarak orada bile olmayacaktınız. Biz orada altı gün boyunca eve gitmeden… Bunları söylemekten utanıyorum, keşke on altı gün kalsaydım, keşke bir yaralıyı çıkarabilseydik ama burada duygu sömürüsü yapıp da “Siz bilmiyorsunuz, ben daha çok biliyorum.” Yani “Ben daha çok biliyorum”u mu oynayacağız şimdi burada?

RECAİ BERBER (Manisa) – Estağfurullah.

HASAN ÖREN (Devamla) - 301 canımız gitmiş, 301 fidanımız gitmiş, Manisa Milletvekili Recai Bey diyor ki: “Ben daha çok biliyorum.” Peki, siz daha çok bilin, getirin birini geriye. Daha çok bilmeniz 301’in 1 tanesini geriye getirebiliyor mu?

RECAİ BERBER (Manisa) – Ne alakası var?

HASAN ÖREN (Devamla) - Peki, 1’inci sıra milletvekiliniz var, Hüseyin Tanrıverdi; gelsin konuşsun burada, altı günden bu yana bir tane demeci yok. Nedendir, onu da siz biliyorsunuz, onu da siz açıklayın buradan. (CHP sıralarından alkışlar)

OKTAY VURAL (İzmir) – Açıklasın efendim.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Vay be, ağır oldu bu laf be!

RECAİ BERBER (Manisa) – Sayın Başkan, isim vererek sataşmada…

BAŞKAN – Yok böyle bir usulümüz, lütfen bir oturun.

RECAİ BERBER (Manisa) – Ama isim verdi.

OKTAY VURAL (İzmir) – Efendim, açıklasın.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Akçay, size de sataşma nedeniyle iki dakika söz veriyorum.

RECAİ BERBER (Manisa) – Sayın Başkan…

HASAN ÖREN (Manisa) – Açıklamazsan ben açıklayacağım, söylediğini ben açıklayacağım şurada.

RECAİ BERBER (Manisa) – Hayır, ben söyleyeceğim, bir saniye…

BAŞKAN – Sayın Akçay, buyurun, sataşma nedeniyle iki dakika söz veriyorum.

OKTAY VURAL (İzmir) – Efendim, sayın milletvekiline de sataşma var doğrudan doğruya.

RECAİ BERBER (Manisa) – Sayın Başkan, ilk gün orada olmadığımı söylüyor, bu kadar yanlış bilgi olmaz ki, lütfen yani…

 

2.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Manisa Milletvekili Recai Berber’in (10/937, 938, 939, 940, 941, 942, 943, 944, 945, 946, 947) esas numaralı Meclis Araştırması önergeleri üzerinde AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle ifade edeyim ki, olayın öğrenildiği ilk andan şu ana kadar biz Milliyetçi Hareket Partisi ve milletvekilleri olarak tamamen ve tamamen gerçeklerin peşinde olduk, spekülasyon yaratacak, doğruluğundan emin olmadığımız hiçbir bilgiyi hiç kimseyle de paylaşmadık ve buna da büyük özen gösterdik. Yirmi dört saat esasıyla, bugüne gelene kadar, her kazanın olduğu yerde, hayatını kaybedenlerin ailelerinin ortamlarında ve önemli bir bilgiyi en azından 4-5 kişiye de teyit ettirmek suretiyle doğruluğundan emin olduğumuz veya araştırılmasını istediğimiz hususlardır. Bu kürsüde biraz evvel benim dile getirdiğim hususların bir kısmı doğruluğu tespit edilmiş önemli tespitlerdir, bir kısmı da mutlaka, mutlaka savcılar tarafından tahkik edilmesi ve yetkililer tarafından açıklığa kavuşturulması gereken hususlardır. Eğer biz soru sormayacaksak ne yapacağız, burada bunları dile getirmeyeceksek? Konuşmalarımızın hepsini de şimdi Soma’da binlerce maden işçisi vatandaşımız bizleri cankulağıyla izliyor ve bu soruların, sorduğum soruların tamamı onların düşüncelerini, kanaatlerini, tespitlerini, gözlemlerini ve şüphelerini yansıtan ifadelerdir. Dolayısıyla, bu konuyu tekraren ifade etmek isterim ve sanırım Recai Berber arkadaşımız da bu konuda bir düzeltme yapma gereği duyacaktır.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

RECAİ BERBER (Manisa) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Berber.

RECAİ BERBER (Manisa) – Sayın Hasan Ören isim vererek benim ilk gün oraya gitmediğim, vesaire gibi buradan yanlış birtakım bilgiler verdi, benim ismimi zikretti.

BAŞKAN – Buyurun, iki dakika da sataşma nedeniyle size söz veriyorum.

 

3.- Manisa Milletvekili Recai Berber’in, Manisa Milletvekili Hasan Ören’in sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

RECAİ BERBER (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli arkadaşlar, bakın, ben, bütün Manisa milletvekilleri olarak orada olduğumuzu söyledim. Ben, ne yaptığımı ne ettiğimi kendim olarak söylemem, bunu ayıp olarak addediyorum.

HASAN ÖREN (Manisa) – Daha çok bildiğini söyledin.

RECAİ BERBER (Devamla) – Ancak, burada öğrendiğimiz gün Plan ve Bütçe Komisyonunda çalışmamıza ara vermiştik. “Arkadaşlar, başka bir şey var mı?”, “Sayıştay seçimleri var.” “O zaman siz yaparsınız seçimleri, Sayın Bakanımız gidiyorsa ben onunla ilk uçakla gidiyorum.” Ve buradan Balıkesir’e ilk uçakla uçtuk ve oradan da, Balıkesir’den, Valimizi ve Büyükşehir Belediye Başkanını alarak ilk varan heyet bizdik. Ve orada yirmi dört saat boyunca da, hiç sadece ben demiyorum, Sayın Bakan, belki üç gün boyunca yemek, içmek olmadan, uyumadan oradaki çalışmalara nezaret ettik ve kurtarma çalışmalarının büyük kısmı da o ilk dönemde oldu. Ancak, gerçekten üzülüyorum. Yani, ben bunu yapmak… Zaten ben burada kazayı öğrendiğim anda, bana pusula geldiği anda neyle gidebilirimin hesabını yaptım ve ilk ben gittim. “Ben” derken tabii milletvekili arkadaşlarımız da geldiler, hepimiz oradaydık, Türkiye ayaktaydı ve Türkiye oraya yardım elini uzattı. Ben bu anlamda, yani “Oraya siz ilk gün bile gelmediniz.” gibi bir şey söylemenizden dolayı üzüntümü belirtmek istedim, bir.

İkincisi de, gerçekten, siyasi bir polemiğe girmek için söylemedim ben onları. Siz çok bu konuyu işlediniz.

HASAN ÖREN (Manisa) – Neyi çok biliyorsun?

RECAİ BERBER (Devamla) – Sendikanın nerede olduğunu şuradan bir söyleseydiniz ya. Şubenin nerede olduğunu, sorumlulardan birinin ne olduğunu söyleseydiniz ben hiç bunlara girmezdim.

Değerli arkadaşım Erkan Bey’in çok detaylı bilgiler vermesi dolayısıyla, bunlar tespit edilmiş, kesinleşmiş bilgiler değil. Bunun üzerinden çok spekülasyon yapılıyor. Biz burada ne konuşursak o gerekçe sayılıyor birtakım insanlar tarafından. O nedenle ben, bunların daha sağlam bilgiye dayanması gerektiğini, aksi takdirde, hepimiz burada kendi kanaatlerimizi, görüşlerimizi  olayın nedeniymiş gibi aktarırsak bunlar doğru olmaz dedim. Başından beri de biz olayla ilgili olarak kesin bilgilere ulaşmadıkça, ben hiç basın açıklaması yapmadım, televizyonlara çıkmadım.

HASAN ÖREN (Manisa) – Biz de yapmadık.

RECAİ BERBER (Devamla) - Neden? “Sayın Bakanımız resmî açıklamaları yapıyor, bize düşmez.” dedik.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HASAN ÖREN (Manisa) – Aynısı söyledik.

BAŞKAN – Evet.

RECAİ BERBER (Devamla) – Onun için ben, tekrar, bu açıklamayı yapma gereği duydum.

Hepinize teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum.

ENGİN ALTAY (Sinop) – Sayın Başkan, yanlış mı anladım? Ben yanlış anlamadıysam sayın hatip, sorumlulardan birisi olarak sendikaları itham etti.

RECAİ BERBER (Manisa) – Ben şubeyi dedim.

ENGİN ALTAY (Sinop) - Bu konuda elinizde bir belge, kanıt var mıdır? Bunu anlamak istiyorum.

BAŞKAN – Evet, Sayın Altay, teşekkür ediyorum.

Buyurun.

ENGİN ALTAY (Sinop) – Bu Parlamentoya sendikaları itham etmek yakışmaz Sayın Başkan, yani bu olmaz.

BAŞKAN - Tutanaklara geçti efendim, buyurun.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Başkan, Sayın Berber hâlâ konuşmaların, iddiaların spekülasyon olduğunu iddia ediyor.

RECAİ BERBER (Manisa) – “Yapılır.” dedim ben, “Spekülasyon yapılır.”

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sebebiyet verebiliyor. 

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Hâlbuki bu konuyu ben açıklığa kavuşturmaya gayret ettim, hâlâ tekrarlıyor.

RECAİ BERBER (Manisa) – Ona sebebiyet veriyor.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Eğer izniniz olursa bunun spekülasyon olmadığının…

BAŞKAN – Lütfen… Yok… Teşekkür ediyorum, konu anlaşıldı efendim.

Buyurun Sayın Çelebi.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Bizde spekülasyon yoktur. Bizim spekülasyonla işimiz olmaz.

BAŞKAN - Lütfen, sayın…

RECAİ BERBER (Manisa) – Sizin değil.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Daima gerçeklerin peşinde olduk, hep söylediğimiz…

BAŞKAN - Söylediniz zaten Sayın Akçay, anlaşıldı konu, tutanaklara da geçti, teşekkür ediyorum.

Buyurun Sayın Çelebi.

SÜLEYMAN ÇELEBİ (İstanbul) – Şimdi, Sayın Başkan, sürekli burada sendikal alanla ilgili değerlendirmelerde bulundu Sayın Berber…

RECAİ BERBER (Manisa) – Ne değerlendirmesi?

SÜLEYMAN ÇELEBİ (İstanbul) – “Beni önce yuhalayanlar CHP’li milletvekillerini alkışladılar.” dedi. Böyle bir sataşma var.

RECAİ BERBER (Manisa) – Ne sataşması?

SÜLEYMAN ÇELEBİ (İstanbul) - Onunla ilgili söz almak istiyorum.

BAŞKAN – Sataşma söz konusu  değil efendim.

Teşekkür ediyorum.

SÜLEYMAN ÇELEBİ (İstanbul) – Hayır var efendim.

BAŞKAN - Şimdi… Lütfen Sayın Çelebi, konu anlaşıldı.

SÜLEYMAN ÇELEBİ (İstanbul) – O nedenle şunu söylüyorum: Şimdi de o dönemde, işte, böyle yaptıkları için bu sendikal yapıyı tamamen AKP egemenliğine aldılar; onu söylüyorum.

BAŞKAN - Evet, teşekkür ediyorum.

RECAİ BERBER (Manisa) – Onun için mi eleştiriyorsunuz?

 

V.- MECLİS ARAŞTIRMASI (Devam)

A) Ön Görüşmeler (Devam)

1.- Manisa Milletvekili Sakine Öz ve 21 milletvekilinin, Soma'da yaşanan maden kazalarının nedenlerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/937) (Devam)

2.- Manisa Milletvekili Özgür Özel ve 51 milletvekilinin, Manisa'nın Soma ilçesindeki maden ocaklarında meydana gelen iş kazalarının ve yaşanan ölümlerin sorumluları ile nedenlerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/938) (Devam)

3.- Aksaray Milletvekili Ali Rıza Alaboyun ve 56 milletvekilinin, 13/5/0214 tarihinde Manisa'nın Soma ilçesindeki Soma Linyitleri İşletmesine ait ve özel sektörce işletilen maden sahasında meydana gelen kazanın tüm boyutlarıyla araştırılması amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/939) (Devam)

4.- Kars Milletvekili Mülkiye Birtane ve 28 milletvekilinin, Manisa'nın Soma ilçesinde meydana gelen maden faciasının tüm nedenlerinin, sonuçlarının ve sorumlularının açığa çıkarılması ve bu çerçevede alınacak önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/940) (Devam)

5.- HDP Grubu adına Grup Başkanvekili Bingöl milletvekili İdris Baluken'in, 13/5/2014 tarihinde Manisa'nın Soma ilçesinde meydana gelen maden faciasının tüm boyutlarıyla araştırılarak sorumluların tespit edilmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/941) (Devam)

6.- Manisa Milletvekili Recai Berber ve 34 milletvekilinin, Soma'da meydana gelen maden kazasının araştırılması ve sektördeki sorunların araştırılarak muhtemel maden kazalarının önlenmesine yönelik tedbirlerin alınması amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/942) (Devam)

7.- Manisa Milletvekili Hasan Ören ve 22 milletvekilinin, Soma'da maden ocaklarında meydana gelen iş kazalarının nedenlerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/943) (Devam)

8.- Gaziantep Milletvekili İbrahim Halil Mazıcıoğlu ve 78 milletvekilinin, Soma'da meydana gelen maden kazasının ve maden sektöründeki sorunların tüm yönleriyle araştırılarak muhtemel maden kazalarının önlenmesine yönelik tedbirlerin alınması amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/944) (Devam)

9.- MHP Grubu adına Grup Başkanvekili İzmir milletvekili Oktay Vural'ın, Manisa ili Soma ilçesinde meydana gelen ve can kaybı açısından tarihimizin bugüne kadar yaşanan en büyük maden kazası niteliği taşıyan facianın sebepleri ve sonuçları ile bu felaketin açtığı sosyal, hukuki, idari, mali, ekonomik sorunların giderilmesi için alınması gereken tedbirlerin, maden faciasının vuku bulduğu işletmenin işletme şartları ve yönetimi, endüstriyel ilişkileri, istihdam yönetimi ile kaza sonrası kamuoyunu rahatsız eden gelişmelerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/945) (Devam)

10.- Balıkesir Milletvekili Ali Aydınlıoğlu ve 33 milletvekilinin, Soma'da meydana gelen maden kazasının araştırılması ve bu sektördeki sorunların araştırılarak, muhtemel maden kazalarının önlenmesine yönelik tedbirlerin alınması amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/946) (Devam)

11.- Balıkesir Milletvekili Ahmet Duran Bulut ve 19 milletvekilinin, Manisa’nın Soma ilçesinde meydana gelen maden kazasının sebeplerinin araştırılarak sorumlularının tespit edilmesi ve iş kazalarının önüne geçilerek iş güvenliği ile ilgili eğitimlerin verilmesi ve can kayıpları sebebiyle ailelerin mağduriyetlerinin giderilmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/947) (Devam)

BAŞKAN – Şimdi önerge sahipleri adına söz isteyen Aykut Erdoğdu, İstanbul Milletvekili; buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle, Soma’da can veren 301 madenci kardeşimize Allah’tan rahmet, kederli ailelerine de başsağlığı diliyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben, bugün, size Soma’daki faciaya giden yolda yapılan idari işlemler hakkında bilgi vermeye çalışacağım.

Değerli arkadaşlar, Soma’daki bu maden ve diğer madenlerimiz 2005 yılında verimsiz diye kapatıldıktan sonra özel şirketlere redevans adı verilen bir tip kiralama usulüyle verildi.

Değerli arkadaşlar, devlet, bir köşe başındaki bir dükkânını bile kiralarken ihale yapar; en uygun fiyatı, en iyi şartları bulmak amacıyla ihale yapmak zorundadır. Devlete ait milyarlarca dolar değerindeki bu madenler ihale yapılmaksızın, doğrudan, sözleşmeyle işletmecilere verildi. Bu işletmecilerin, yapılan sözleşmeye göre, ürettikleri kömürden belirli bir payı devlete yani Türkiye Kömür İşletmelerine vermeleri gerekiyordu. Öngörülen bu pay yüzde 15 olarak belirlendi redevans sözleşmesinde.

Redevans sözleşmesiyle garantiye alınan bir diğer hukuk ise burada üretilecek kömürlerin satılmasıyla ilgiliydi. Yine, 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu’na göre, devlet bir bilgisayara toner alırken, bir top kâğıt alırken bile belirli satın alma usulü vardır. Milyarlarca dolarlık kömür alacak devletin ihale yapması zorunludur ancak hukuki dayanağı olmayan bu redevans sözleşmeleri içerisine koyulan bir şartla devlet yine milyarlarca dolar kömürü fahiş fiyatlarla ihalesiz olarak bu şirketlerden alma garantisi verdi.

Değerli arkadaşlar, bu işlemlerin sonucunda, devlet, kendisine ait kömürleri bu şirketlerden satın almak zorunda bırakıldı.

Bütün bu işlemler karşılığında, Sayıştay 2007 yılında bir rapor düzenledi, dedi ki: “Bu işlemler hukuka aykırıdır; devlet, madenlerini bu şekilde veremez.” Hatta bu Soma’daki maden için ki orada 2 tane firma vardır. Firmaları suçlamak için söylemiyorum, benim muhatabım Enerji Bakanlığıdır. İmbat Firması ve Soma Anonim Şirketi, bir raporunun… 326 milyon dolar bu devir işleminden zararlı olduğu iddia edildi ve Sayıştay bu konuda soruşturma açılmasını istedi. Soruşturmayı ilk olarak Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı müfettişleri yaptı ve son derece siyasi bir soruşturmada “Burada kamu yararı var, öngörülen suçlar sadece disiplin suçları.” dediler ve bu olayı kapatmaya çalıştılar. Sayıştay ısrar etti, konu Başbakanlık Teftiş Kuruluna gitti. Başbakanlık Teftiş Kurulu tekrar bir siyasi teftiş yaparak, yine, “Olayda kamu yararı var.” diyerek bir rapor düzenledi ama raporun sonuna “Bu işe bir de savcılık baksın.” diye usulden yazdı. Konu Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına iletildi, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı yine taraflı bir bilirkişi raporuna, ki o bilirkişi raporu… Olaydaki bütün bu hukuka aykırılıkları yok kabul ederek, “Bu işlemde kamu yararı var.” diyerek Alp Arslan adındaki Cumhuriyet Savcısı tarafından bu işlere takipsizlik kararı verildi ve bu firmalar bu madenlerimizi ele geçirdi. Savcılık kararındaki bir cümle çok ilginç, diyor ki: “Esasen ticari bir kuruluş olan TKİ yöneticilerinin kendi üretim maliyetinin onda 1 maliyetiyle kömür üretimi yaptırdığı anlaşıldığından suçlanamayacağı sonucuna varılmıştır.” Yani, bu şirketler 1 lira maliyetli üretim yaparken Türkiye Kömür İşletmeleri 10 lira maliyetli yapıyormuş.

Bakın, bu elimdeki de Türkiye Kömür İşletmeleri Kurumunun Sayıştay Denetim Raporu, yine Sayıştay raporundan okuyorum, diyor ki: “Soma AŞ’den –yani bu kazaya sebebiyet veren şirketten- alınan yıkanmamış ürünlerin ortalama birim maliyeti 122 lira, torbalanmış ürünlerin ortalama maliyeti ise 141 lira.” Yani, olayda kamu yararı gören savcılık, Başbakanlık ve Enerji Bakanlığı “Onda 1 maliyetli” diyordu ya, hani televizyonlarda sürekli “Kamunun onda 1 maliyeti” diyordu ya… Eğer Türkiye Kömür İşletmeleri 1 ton kömürü 1.400 liraya üretiyorsa işte bu alçaklıklar doğrudur, işte bu yanıltmalar doğrudur, işte bu kamuoyunu kandırma doğrudur ama bunların hepsi gerçek dışı. Hiçbir şekilde Türkiye Kömür İşletmelerinin onda 1’i maliyetle üretim söz konusu değildir, fahiş fiyatlarla üretim söz konusudur. Buradan şirketlere büyük bir rant aktarılmaktadır. İşte bu rant, şirketleri aşırı üretime itmiştir çünkü ne kadar çok satarsa alım garantisi veren devletten o kadar çok kâr etmektedir. Bunu da yine Sayıştay raporlarında görmekteyiz. Bakın, Sayıştay raporu sözleşmeyle ilgili Soma’da ne diyor: “Sözleşme kapsamında 2012 yılı içerisinde 1,5 milyon ton program üretime karşılık –maksimum 1,5 milyon ton planlanmış- 3 milyon 816 bin ton kömür üretimi gerçekleştirilmiştir.” 2 katından fazla Soma Anonim Şirketinde kömür üretimi gerçekleştirilmiştir. İşçiler kırbaçlanmıştır daha fazla üretim yapmak amacıyla. İşçiler sürülmüştür, dayıbaşları tarafından ezilmiştir arkadaşlar çünkü o işçi ne kadar çok kömür çıkarırsa o şirket fahiş fiyatlardan, devlete o kadar yüksek fiyatlardan satmaktadır. İşte bu, aşırı üretimin sebebidir. Ayrıca, ne olmuştur? Bu şirketin üretim maliyetlerini düşürmek için –çünkü devlete yüksek fiyatlardan satıyor- ne yapması gerekmektedir? İşçi ücretlerini düşürmüştür, işçiler fazla çalıştırılmıştır ve iş güvenliği önlemleri alınmamıştır değerli arkadaşlar. Bu maden kiralanırken yapılan redevans sözleşmesi… Zaten bir ihale yok, hiçbir teknik koşul öngörülmemiştir, redevans sözleşmesi burada. Bu redevans sözleşmesinde güvenlikle alakalı sadece bir madde vardır, orada da “Şu, şu, şu kanunlara uyacaksınız.” demektedir ama normalde bu “redevans” denilen uydurma yolsuzluk kaynağı sözleşme olacağına devlet ne yapmalıydı? Sosyal bir devlet, kendisine ait Türkiye Kömür İşletmeleri Kurumu aracılığıyla, sendikalı, güvenceli işçileri aracılığıyla bunu üretmeliydi. Hadi bunu yapmadınız, bunun yöntemi hizmet ihalesi yöntemidir. Burada da bir karışıklık var; hizmet ihalesi mi, redevans mı, o da çok belli değil. Niye peki, hizmet ihalesinde tanımlanan bir işi… Hizmet ihalesi de şu anlama gelmektedir: Gel kardeşim, burada devlete ait bir kömür var, bu kömürü çıkar, tüvenan olarak ocağın önüne koy. Ben senden şu şartlarda kömür çıkarmanı istiyorum, ben de sana ton başına para vereceğim demektir. Aslında redevans da budur.

Peki, niye adını redevans koyup da hizmet ihalesi yapmıyorlar? Çünkü hizmet ihalesi yaparlarsa, 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu’na göre, orada belirtilen şartlarda ihale yapmaları gerekecek. İşte, bu yüzden uyduruk bir redevans sözleşmesi yapmışlar, işte, bu yüzden kiralama sözleşmesi ile mal alım sözleşmesini birleştirmişler. Sadece Türk ihale mevzuatında değil, dünyanın hiçbir ihale sisteminde alım, satım, kiralama ve yapım işleri birleştirilemez, çünkü birleştirildiğinde yolsuzluk olur. Ve bu işlemlerde kamu yararı yoktur, bu işlemlerde işçi yararı yoktur; bu işlemlerde devletçe gözetilen şirket yararı vardır. Ve o işçilerin ölürken verdikleri son nefesler, Maslak’ta gökdelenler olmuştur, metrekaresi 8 bin dolara yapılan rezidanslar olmuştur.

İşte, araştırma komisyonumuz bütün bu işlemleri başından itibaren araştırmalıdır. Yani oksijen ne oldu, nasıl girdiler, cenazelerimizi nasıl çıkardık, bunlar sadece medyanın ilgi göstereceği şeylerdir. Sorumlu milletvekilleri, onurlu milletvekilleri bu işlerin altındaki yolsuzluklardan başlayarak incelemelidirler ve en önemlisi, bu şirkette bir vergi incelemesi ve bir kara para incelemesi yapılmalıdır. Bu işlemlerden, bu şirketin hesaplarından hangi siyasetçilere, hangi bürokratlara transferler yapıldığı, bu şirketin vergiyi düşürmek için naylon fatura kullanıp kullanmadığı, araştırma komisyonundaki uzmanlar tarafından dikkatle incelenmelidir.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Cenazelerimize Allah’tan rahmet diliyorum, acılı ailelerine başsağlığı diliyorum; vatanımızın, milletimizin, ulusumuzun, halkımızın başı sağ olsun.

Saygılarımı sunuyorum. (CHP ve MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) – Sayın Başkan, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığıyla alakalı kamuoyu yanıltılıyor; ben çok kısa, iki dakikayı geçmeyen söz istiyorum.

BAŞKAN – Sayın Bakan, böyle bir usulümüz söz konusu değil, sataşma varsa sataşma nedeniyle söz veririz. Hükûmet adına da Sayın Bakan yirmi dakika başlangıçta konuştu. Şimdi önerge sahipleri adına önerge sahipleri konuşuyor.

ENERJİ VE TABİİ KAYNAKLAR BAKANI TANER YILDIZ (Kayseri) – Sayın Başkan, bir dakikayı geçmeyen olsun o zaman.

BAŞKAN – Hayır, efendim, usulümüz yok. Lütfen Sayın Bakanım…

Teşekkür ediyorum.

Evet, önerge sahipleri adına ikinci konuşmacı Özgür Özel, Manisa Milletvekili.

Buyurun Sayın Özel. (CHP sıralarından alkışlar)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Soma’mızda geçen salı günü yüreklere, ocaklara ateş düştü. Şimdi Soma, şimdi Manisa göçük altında ve ölen 301 madencimize Allah’tan rahmet, yakınlarına sabır diliyorum ve Türkiye işçi sınıfına tarihinde karşılaşmış olduğu en büyük iş cinayetinden dolayı başsağlığı diliyorum, geçmiş olsun diliyorum.

Ayrıca, bu acı günümüzde Soma’ya koşup giden, derhâl yardım elini uzatan, yardım ve dayanışma duygularını iletmek için Türkiye'nin dört bir yanından telefonla ulaşan tüm kurum, kuruluş, belediye, dernekler, tüzel kişilikler ve gerçek kişilere, şahıslara bir Manisa milletvekili olarak ayrı ayrı teşekkürlerimi ve minnetlerimi sunuyorum.

Soma’da göçük altında kalan sadece vicdanlarımız ve ezilen yüreklerimiz değil, Soma’da parlamenter sistemimiz de göçük altında kalmıştır. Arkadaşlar, bizler denetim görevimizi yapamadık, bizler yasama görevimizi yapamadık. Bundan sadece yirmi iki gün önce elimde sarı bir baretle burada konuşuyordum. Ancak yirmi iki gün sonra bu baret kara renge boyandıysa bunda bu Meclis sorumludur; yasama görevini, denetim görevini yerine getirmeyen bu Meclis sorumludur; Hükûmet sorumludur, bakanlar sorumludur. (CHP sıralarından alkışlar) Yirmi iki gün sonra o sarı baretin yerine bu kara bareti bir Manisa milletvekili olarak burada elinde bulundurmaktan büyük bir utanç ve hüzün duyuyorum.

Bu Meclis, 24’üncü Dönem, göreve başladığımızda hepimiz, hemen, 27 Haziran 2011’de Azmi Tozlu’yu, 2 Ağustos 2011’de Samet Güven’i, 4 Eylül 2012’de Hasan Çobanoğlu’nu, 11 Kasım 2012 günü Hasan Gököz ve Murat Yılmaz’ı, 18 Ocakta Fahrettin Başkan’ı, 25 Şubatta Harun Tufan’ı, 12 Temmuz 2013 günü Süleyman Gülşen’i, 1 Ağustosta Ahmet Türk’ü, 3 Ekim 2013’te Ali Çetinkaya’yı, 20 Ekim 2013’te Yunus Güçlü’yü ve 29 Kasım 2013 günü Mustafa Asal’ı -11 farklı maden kazasında 12 işçimizi- kara toprak altına gömdük. Bu yüzden, bizler görevimizi yerine getiremedik. Soru önergeleri verdik, araştırma komisyonu kurulmasını istedik ama o madene birileri kefil oldu, denetçilerin önünde set oldu, kamuoyunun algısının önünde set oldu ve o gün ortaya koyduğu ifadelerle bugünkü faciayı hazırladılar.

Geçtiğimiz hafta salı günü saat 15.30’da ilk haber geldiğinde, tek madenciyi kaybettiğimizi duyduğumuzda yüreklerimiz titredi; 4’e çıktı kahrolduk; 17’ye, 20’ye inanmak istemedik, isyan ettik. Madenin başına vardığımızda önce her 5 sedyeden 1 tanesi, sonra 10 sedyeden 1 tanesi, sonra hiçbir sedyede canlı beden geçmeden önümüzden yiğitler akıp gitti. Orada bekleyenler vardı, karnındaki bebeğiyle bekleyenler, on günlük çocuğunu kundakta bırakıp gelip orada bekleyenler; analar, babalar, gözü yaşlı çocuklar. Orada bekleyenler vardı ama maalesef biz o sarı bareti karartmıştık artık. Ve 29 Nisan günü burada  iktidar partisi milletvekilleri o madenin Türkiye’nin ve dünyanın en güvenli madeni olduğunu, düzenli denetlendiğini ifade ettiklerinden sadece yirmi iki gün sonra buradayız ve önergemizi ilk verdiğimizden de sadece yedi ay sonra. Ve şimdi, iktidar partisi eliyle bir benzer önerge birleştirildi, hep beraber konuşuyoruz ve bazen de övünüyoruz, birlikte de işler yapıyoruz diye.

Evet, 10 kez, hekime karşı şiddet komisyonu kurulsun dedik, 10 kez reddettiniz ama Gaziantep’te Ersin Arslan karnından bıçaklanınca hekime karşı şiddet komisyonu kurduk. Şimdi de 11 kez “hayır” dediğiniz, bu, sorunların araştırılması komisyonunu 301 canımızı kara toprağa verdikten sonra burada konuşuyoruz.

AKP Grubundaki değerli milletvekillerinden bir ricam var, tebdilikıyafetle yanınızda utanacağınız bir tek arkadaşınız olmadan Soma’ya gidin ve Soma’da o kazadan kurtulanlarla, o kazada ailesini kaybedenlerle tek tek görüşün; görüşün ve insan hikâyelerini dinleyin. Soma’da bir şeye şahitlik edeceksiniz. 3 tane S: Siyaset, sendika ve sermayenin üçgenindeki o kara deliği göreceksiniz, o bermuda şeytan üçgeninin 301 canı nasıl yuttuğunu göreceksiniz. (CHP sıralarından alkışlar) Bir iktidar partisi milletvekili sendikada yuhalandığını söylüyor, merak etmeyin gözünüzün yaşı, deyim yerindeyse kanınız yerde kalmadı. O sendikayı bu patlamanın olduğu madenin sahibi yandaşlaştırdı. Gittiğinizde göreceksiniz ki belediye seçimlerinde birinci sıradan aday yaptığınız, belediye seçiminde kampanyanıza 500 milyar para bağışlamakla övünen ve sendika seçiminde kendi anahtar listesiyle bütün yönetimi oluşturan kişinin madeninde oluştu bu patlama. O sendika artık bu sendika değil ama bu sendika, sendika değil; olsa olsa artık bir sarı sendika!

İnsan hikâyeleri duyacaksınız: “40 santimlik bir delik olunca bizi ittirdiler, hadi oradan üretim için geçtik, kurtarma çalışmaları için güçlük oldu. ‘Zaman yok, hadi daha çok kemir!’ dediler.” dedi. Bir anne size şunu anlatacak: “ ‘Hadi oğlum kahvaltını yap.’ dediğimde, oğlum döndü, hayatında ilk kez bana o sesle bağırdı: ‘Bana ‘hadi’ deme anne, bana ‘hadi’ deme! Bütün gece, on saat, bana ‘Hadi, hadi kömür çıkar, daha çok çıkar!’ diyorlar.’ Bizim evde ‘hadi’ kelimesi yasaktı!” O “hadi” kelimesinin şuradan geldiğini göreceksiniz arkadaşlar: Rödovans sistemiyle 1 milyon ton kömürün… Getirdiğiniz kadar getirin, çünkü o iki gün aynı gömlekle kalma mecburiyetinden dolayı PR çalışmasını yürüttüğünüz Bakanın tarihte yaptığı en kötü doğal gaz anlaşması yüzünden kömür satıp elektrik üretmekteyiz. Yüzde 28 yetmiyor, daha çok kömür, daha çok kömür; doğal gaz pahalı. “Hadi, getirin istediğiniz kadar, alacağız.” dediniz, “Hadi, daha çok üretin.” dediler, o “hadi”, “Hadi oğlum, zeytinini ye.” diyen annesine “Bütün gece ‘Hadi, hadi çalış.’ dediler, canımıza okudular.” noktasına gelecek. (CHP sıralarından alkışlar)

Bir işçiyle tanışacaksınız Soma’da “Yerin altından çıkarken kurtulmak için, canıma tak etti, attım elimden mazot çantasını.” diyecek. “Ne mazot çantası?” diyeceksiniz. “Ben her gün aşağıda kullandığım kepçenin mazotunu elimde indiriyorum, 20 kilo; 2,5 kilometre.” Önce ona üzüleceksiniz. Hangi operatör taşımak zorundadır mazotu, başkası niye koymaz? Sonra şunu öğreneceksiniz: Yer altında yanmalı motorla çalışma yasaktır, şarjlı araçlar dışarıda şarj edilip içeride kullanılmalıdır. Mazot zehire ilave zehir katmakta, havayı kirletmekte, karbonmonoksiti artırmakta, yanmalı motor olduğu için egzozuyla da bir yangını körüklemektedir. Gittiğinizde bunları göreceksiniz. Ve beş yıl bakımsız, bakımı beş yıl önce olduğundan “Aç.” desen “Bugün açamam.” deyip, açıldığında da içinde solüsyonu kurumuş ve 104 madenciden 56’sının kapağını açamadığı için karbonmonoksit maskesini soluyamadığını; maliyetleri 7 kat düşürmekle övünen işletmenin işçilere her ay vermesi gereken yenileme eğitimlerini kâğıt üzerinde verdiğini, beş senedir gaz maskelerine bakım yapmadığını ve eğitim vermediğini göreceksiniz.

Ve sonra oturup şunu düşüneceksiniz, elimize bir baret alıp da şöyle söylemiştik: Başbakanın mitinglerine götürüyorsunuz çocukları. Gitmeyenler işten çıkarılıyorlar. Sayın Bakan da demişti ki: “Parasını verdikten sonra ister pikniğe götürür ister mitinge götürür ister madene sokar.” Sayın Berber şimdi “Öyle bir şey yok.” diyor. Bütün madenciler bunu doğruluyor Soma’da, gidin, bunu göreceksiniz. Mitinge giden gider, gitmeyen işten çıkar; mitinge gidenler ertesi gün madene iner, maden patlar, ölen ölür, kalan sağlar Recep Tayyip Erdoğan’a yetmektedir. Ve o gün bu konuşmadan sonra çıkıp da bir de şunu dersiniz demiştik: “Bu mesleğin fıtratında ölüm var.” Hiç geri vitesi yok Başbakanın, çıktı inadına söyledi. Keşke Başbakanın da fıtratında birazcık insaf olsaydı. (CHP sıralarından alkışlar) Keşke Başbakanın da fıtratında birazcık vicdan olsaydı, keşke Başbakanın fıtratında birazcık insan sevgisi olsaydı. Keşke o Başbakanın fıtratında 2 yaşında bir kız çocuğunun yetim kalmasının ne demek olduğunu anlayacak vicdan olsaydı. Keşke o Başbakanın fıtratında askerden on gün önce gelmiş çocuğu toprağa gömen babanın neler hissettiğini anlayabilecek bir vicdan olsaydı.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP ve MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önerge sahibi olarak söz isteyen Ali Rıza Alaboyun, Aksaray Milletvekili. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ALİ RIZA ALABOYUN (Aksaray) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ülkemiz 13 Mayıs 2014 Salı günü Türk madencilik tarihinin en elim kazasıyla sarsıldı. Bu nedenle Meclisimizde kurmak istediğimiz, araştırma komisyonu önergemiz adına söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Kazada 301 madenciyi şehit verdik, hepsine Allah’tan rahmet, kederli ailelerine başsağlığı ve sabırlar diliyorum. Bu aşamada da aklıma gelmişken 2002 ve 2004 yılları arasında birlikte çalıştığımız, sevdiğimiz kardeşimiz Ferit Mevlüt Aslanoğlu için de başsağlığı diliyorum ve CHP Grubuna da başsağlığımı iletiyorum. Aynı aşamada, sağlığına kavuşmuş olan yaralı madencilerimize Allah’tan uzun ömürler niyaz ediyorum. Elbette ki ateş düştüğü yeri yakar ama bizler, 77 milyon -Sayın Bakanımızın dediği gibi- gönülden yaralıyız, acımız büyük. Bu nedenle milletimize başsağlığı diliyorum.

Kaza duyulur duyulmaz olaya sağduyuyla yaklaşan herkese de teşekkür ediyorum. Cumhurbaşkanımıza, Başbakanımıza, bakanlarımıza, Meclis Başkanımıza, duyarlı tavır sergileyen muhalefet partilerimizin genel başkanlarına, tüm milletvekillerimize, AFAD başta olmak üzere kurtarma çalışmalarına katılan tüm ekiplere, toplumumuzu sağlıklı bilgilendirmek için çaba sarf eden basın mensuplarına, ağır bir travma geçiren Soma halkına metanetinden dolayı ayrıca teşekkür etmek istiyorum. Altı gün boyunca yirmi dört saatini uykusuz geçiren, kurtarma faaliyetlerinin başında sürekli bulunan, toplumu sağlıklı bir şekilde bilgilendiren, devletin ve Hükûmetin güvenilir ve şefkatli duruşunu ülkemize ve dünyaya sergileyen Enerji Bakanımız Sayın Taner Yıldız’a özellikle teşekkür etmek istiyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Soma faciası ve Soma halkı bizlere bir anlamda insanlığımızı hatırlattı. Bir dakika önce, öleceğini bilerek çamurlu sudan abdest alıp “Allah’ın huzuruna temiz gitmek istiyorum.” diyerek helalleşen madenciler hâl diliyle bizlere âdeta kim olmamız gerektiğini haykırdılar. İki dakika önce ölümle yüz yüze gelmiş madencimiz Murat Yalçın’ın ambulans sedyesini kirletmeme konusunda gösterdiği duyarlılığı karşısında ezildik. Madenden cenazesi en son çıkarılan rahmetli Mustafa Korkmaz’ın umutla ve sabırla bekleyen eşi Sema Korkmaz’ın vakur ve asil duruşu bizleri derinden etkiledi. Soma halkının gösterdiği sabır, metanet, olgunluk bizlere örnek oldu.

Değerli milletvekilleri, önergemizde de bahsettiğimiz gibi, madencilik sektörü gerek istihdam gerekse ekonomiye katkısı nedeniyle ülkemizin temel sektörlerinden birini oluşturmaktadır. Son yıllarda üretim teknolojisi ve güvenlik tedbirlerindeki hızlı gelişmeler sonucu bazı iş riskleri minimize edilse de madencilik kendisine has riskleri bünyesinde barındıran bir sektör olarak varlığını sürdürecektir.

Değerli arkadaşlar, özellikle Avrupa Birliği süreciyle, iş sağlığı ve güvenliğine yönelik önemli düzenlemeler yapılmıştır. 2004 yılında Avrupa Birliği direktifleri esas alınarak Yeraltı ve Yerüstü Maden İşletmelerinde Sağlık ve Güvenlik Şartları Yönetmeliği yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Türkiye Büyük Millet Meclisinde 23’üncü Dönemde hazırlanan, madencilik sektöründeki sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir araştırma komisyonu kurulmuş ve raporu 2010 Mayıs ayında Meclisimize ve kamuoyuna sunulmuştur. 2012 yılında Meclisimiz 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’nu kabul etmiştir. Bu Kanunu takiben Avrupa Birliği direktifleri esas alınarak maden iş yerinde İş Sağlığı ve Güvenliği Yönetmeliği yeniden yayınlanmak suretiyle Eylül 2013’te yürürlüğe girmiştir.

Değerli milletvekili arkadaşlarım, kanun ve yönetmeliklerimizi her ne kadar AB ve ILO standartlarına uygun hâle getirmiş olsak da bu kaza bize uygulamada büyük eksikliklerimizin olduğunu ortaya koymuştur. Türkiye’nin sorunu, her alanda olduğu gibi madencilikte de köklü ve zihinsel dönüşüm sorunudur. Kanun ve yönetmelikler çıkarmak kolay ama bunu uygulayacak kültürü, geleneği ve zihinsel dönüşümü gerçekleştirmek oldukça zor gözükmektedir, zaman alıcı ve eğitim isteyen bir prosestir. Bu zihinsel dönüşümün gerçekleştirilmesi için bakanlıktan işletme sahiplerine, mühendisinden işçisine kadar herkesin uygulamalı eğitim sürecinden geçirilmesi görev, yetki ve sorumluluklarının açık ve net olarak vurgulanması gerekir. Üniversitelerimizin maden fakülteleri acilen uygulamalı eğitime geçmek zorundadır yoksa kırk beş günlük yasak savma niteliğindeki bir stajla maden mühendisi yeteri kadar eğitim alamaz. Akademik sahalarda mutlaka birçok çalışmalar var bu madenlere yönelik, bunların değerlendirilmesi gerekir.

Değerli milletvekilleri, Soma’daki kaza sonuçlarına ait ilk bulgular, yangının trafo patlamasından değil kömür kızışmasından meydana geldiğini ortaya koymuştur. Kömür kızışması, kömür yüzeylerinin ve çatlaklarının havanın oksijeniyle uzun süre temas etmesi sonucu ortaya çıkar. Daha açık bir tabirle, kömürdeki karbon havadaki oksijeni bünyesine emer, fizikokimyasal reaksiyona girer, kömür oksijeni bünyesinde absorbe eder, reaksiyonu etkileyen unsur da oksidasyon ısısıdır. Sonuçta kömür dışı ısı vermeye başlar, kömür yüzeyi ısınır, dışa verilen ısı ortamdan havalandırmayla uzaklaştırılsa da risk azaltılır. Eğer ısı ortamdan uzaklaştırılmamış ise, kömür bünyesinde kalırsa ortam sıcaklığı artar, oksidasyon hızlanır, kömürün için için yandığı ancak yayılan koku, terleme ve yüzeydeki sıcaklıkla belirlenir. Buna biz madencilikte “inkübasyon süresi” diyoruz. Bu inkübasyon süresi oksidasyonda tehlikeli noktaya geldiğimizin işaretidir.

Soma’daki kazada, ana galeri tavanındaki kömürün oksidasyonunun söz konusu olduğunu görmekteyiz. Belki de aylardır farkına varılmayan kömür kızışması olgunluğa erişir erişmez aniden yangına dönüşmüştür. Güçlü havanın etkisiyle de karbonmonoksit ve karbondioksit hızlı ölümlerin yaşanmış olduğu üretim galerilerine hızla akmıştır.

Burada sorulması gereken soru: Neden kömür içerisinde galeri sürülmüştür? Tavanda neden kömür tabakaları yeteri kadar betonlama yapılarak hava ile irtibatı kesilmeden galeriler tahkim edilmiştir? Galerilerin çıktığı bölümde tavan basması söz konusu mudur? Bu bölgede oksidasyonu hızlandıracak tarama, tamir, patlatma gibi işlemler yapılmış mıdır? Galeri içi gaz ve sıcaklık ölçümleri düzenli yapılmış mıdır? Çalışan işçilerin basında çıkan açıklamalarında son üç haftadır sıcak kömür çıkarttıkları söylenmektedir. Bu konuda ilgili kişiler neden duyarsız kalmıştır? Karbonmonoksit maskelerinin çalışmadığı yönünde işçilerden açıklamalar gelmektedir. Bu maskelerin raf ömürleri geçmiş midir, sağlıklı bir şekilde işçilere nasıl kullanılacağı öğretilmiş midir?

Değerli arkadaşlar, temel sorunlarımızdan biri madencilikteki teknik, fennî mesullerdir, fennî nezaretçi veya günümüzde teknik nezaretçi dediğimiz. Bu arkadaşlarımız devlet adına bu madenlerdeki raporu hazırlayıp devlete veriyorlar. Fakat maalesef, sözleşmelerini oradaki işletmeyle yapıyorlar. Devletin asli görevi denetimdir. Denetim olduğu için de mutlaka bu görevin tekrar devlete verilmesi lazım. Fennî nezaretçilerin, teknik nezaretçilerin mutlaka devlet tarafından görevlendirilmesi ve ücretlendirilmesi gerekir. Müfettiş alımlarındaki sistemimizi değiştirmemiz gerektiğine inanıyorum. Ben 1996-1997 yıllarında Etibankta Genel Müdür Yardımcılığı yaptım. Bizde müfettiş ve başmüfettişler, meslekte beş yıl, on yıl görev almış insanlar oraya geçerdi. Şu an yeni mezun olan arkadaşlarımızı sınavla “müfettiş yardımcısı” diye alıyoruz; bir gün ocağa girmemiş, gazı solumamış, tozu solumamış, madencilikle ilgili hiçbir tecrübesi yok, müfettişliği orada öğreniyor. Dolayısıyla, bu insanların ocağa girmediği yönündeki sözler de bir yerde gerçeklik kazanıyor.

Bir diğer konu, Türkiye’de, maalesef, bilirkişi kurumu sektörleşmiş durumdadır. Bizim bunu masaya yatırıp kökten çözmemiz gerekir diye düşünüyorum.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önerge sahibi olarak söz isteyen Hasip Kaplan, Şırnak Milletvekili.

Buyurun Sayın Kaplan. (HDP sıralarından alkışlar)

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Halkların Demokratik Partisi adına hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Ben Şırnak milletvekiliyim. “Şırnak” denince kömür akla gelir. Onun için Şırnak ve Soma’nın kardeşliği vardır. Birçok Şırnaklı hemşehrimiz Türkiye Kömür İşletmelerinde, Soma’da çalışır.

Soma, artık iş kazalarında, faciada Türkiye’de en büyük acıların yaşandığı yer olarak anılacak. 301 kardeşimizi toprağa verdik, 486 yaralı var. Allah’tan rahmet diliyorum, yaralılara şifa diliyorum. Genç annelere, 500’ü aşkın yetim kalan bebeye, nasıl diyeyim, nasıl sabır… Nasıl dayanılır buna? Ve böylesine büyük bir olayda, böylesi bir felakette, böylesi bir faciada biz, gecikmiş araştırmalar, önergeler için Mecliste şu an toplanmış bulunuyoruz. Geçmişte verdik bunlarla ilgili, Soma’yla ilgili de verdik, hepsini AK PARTİ, çoğunluğuna dayanarak reddetti. Sonra, bu facia yaşandı ve bir önerge getirdiler ve bizim diğer 11 önergeyle birleştirip bugün burada “Hadi, bir komisyon kuralım.” dediler.

Şimdi, elinizi vicdanınıza koyun. Bunca yaşanan karşısında insani, hukuki, dinî, vicdani sorumluluğu olanlar, siyasi sorumluluğu olanlar, adalet ve yargı açısından hesap vermesi gerekenler, ihmal edenler, kastı olanlar ve 301 ölüme sebep olanlar, ister işletme sahibi olsun ister müdürleri olsun ister siyasiler olsun ister bakanlar olsun ister Başbakan olsun, bu kürsüde, Allah aşkına, paslanmış vicdanlarınızı yoklayın, şu kürsüye gelip paslanmış vicdanlarınızı bir yoklayın ve şöyle düşünün: Böyle bir felaket karşısında bu Hükûmetin başı bu kürsüye gelip “Ey halkım, özür diliyorum. Bu, korkunç bir felaket, bunun gereğini ne ise yapacağım, yapacağız.” veya bakanları veya Allah aşkına, bir memuru, bir tanesi çıkıp bu felaket karşısında “Erdemli davranacağım, insan gibi davranacağım, bu acılara dayanamıyorum, benim de sorumluluğum var. İstifa ediyorum, istifa ediyorum, istifa ediyorum ve özür diliyorum.” deme cesareti ve yürekliliğini kendinde bulamıyor mu?

Kimi kandırıyorsunuz? Neyin araştırmasını kuracaksınız, hangi araştırma komisyonunu? Ne yapacak? Zaten Bakanlığın idari müfettişleri orada teftişte değiller mi? Zaten daha önce sağlam raporları vermediler mi? “İşletme tıkır tıkır işliyor, kömür çıkıyor.” demediler mi? Çalışma Bakanı, 18 Martta demedi mi? Enerji Bakanı  altı ay önce bu işletmeyi örnek olarak gösterip “Çok güzel, tıkır tıkır çalışıyor.” demedi mi? Bunları yok sayabilir misiniz, hiç olmamış diyebilir misiniz?

Bu yaşanan acılardan çok az önce yaşanan bunları, bu sorumluluk mevkisindeki insanlara soruyorum: O işletmeyi TKİ’den taşeron olarak devralıp, taşeron olarak devraldıktan sonra binlerce işçiyi 2 kilometre derinlere, kor kömürlere, yanar bir madene gönderdikten sonra bu madende grizu patlaması ve metan gazı karşısında bu gaz maskelerinin çaresiz, kabloların yanmaz değil, yanar, tünel koridorlarının tahtalardan, sığınma odalarının ve yaşam odalarının olmadığı ölüm koridorlarında, tünellerinde battaniyelere sarılmış olarak çıkan cenazelerin, battaniyelerle çıkan Uludere’deki cenazeler gibi battaniyelere sarılı ölümlerin kahrolası fotoğrafına birileri “olağan şey, kader” deyip bu halkla dalga geçme hakkını kendinde nasıl buluyor, nasıl bulabiliyor? Bu kadar kolay mı?

Savcılık ne yapıyor? Savcılık, orada, bunca ölüm olmuş, bunca yaralı var, bunca olaydan sonra çıkıyor, yeni ifade almaya başlıyor ve ondan sonra basına diyor ki: “Burayı terk et.” Hükûmet, sıkıyönetim, olağanüstü hâl ilan ediyor “Kimse giremez  Soma’ya.” diyor, taziye bile yasak. “Gelemezsiniz, acıları paylaşamazsınız, gidemezsiniz, kucaklaşamazsınız, hayır, buraya duvar çektik.” diyor, tıpkı ocaktaki yanan, ölümlerin geldiği tünellere betonla çekilen duvarlar gibi. Vicdanlarımız pas tuttu diyeceğim ama bunda vicdan yok arkadaşlar. Vicdan yok, eğer olsaydı, tekme tokat girişilmezdi yurttaşa! Eğer olsaydı, oraya koruma ordularıyla girilmezdi! Eğer olsaydı, orada…

Şu, Soma Belediyesinin… Ben maden komisyonu üyesi olarak gittiğimde redevansı 930 bin dolardan, 1997’den gelmiş 2013’e, 300 bin liraya düşmüş bunca kömür çıkarılmasına rağmen. Bu, Soma Belediyesinin bana verdiği belediye payının dosyasıdır, biliyor musunuz?

Belediyeden çaldınız, işçinin emeğinden çaldınız, kaskından çaldınız, baretinden çaldınız, elektrik kablosundan çaldınız, elbisesinden çaldınız, çizmesinden çaldınız, tabutundan çaldınız, çaldınız, çaldınız, çaldınız! Öldükten sonra, ölenlere “kader” diyorsunuz. Böyle kadere isyan ediyoruz arkadaşlar. Böyle kader batsın, olmasın. Böyle şey olur mu!

“Dertlerin kalkınca şaha/ Bir sitem yolla Allah’a,/Görecek günler var daha,/Aldırma gönül, aldırma.” diyen üstatlarımız, (…)(x) diyen üstatlarımız var. İsyanı nasıl yaparsınız, yaratırsınız? İşte, böyle yaratılır.

Şimdi, gidip böyle bir rapor daha çıkaracaksınız. Burada bir komisyon kuracaksınız, 10 tanesi AKP’li üye olacak, 5 tanesi de CHP, MHP ve HDP’den oluşacak; sizin dediğiniz olacak, oraya yazacaksınız “zorunlu kaza, zorunlu hata” ve kapatacaksınız ocağa beton çektiğiniz gibi. Ondan sonra, “kan parası” ödeyecek devlet, ondan sonra birkaç yakınını işe alacak ve hiçbir şey olmamış gibi 50 bin tane işçi, özelleştirmenin, taşeronluğun, sömürünün kıskacında, insanlık onurundan uzak yaşama koşullarında, kölelik koşullarında çalışıyorken ve bu ülkede angarya, angarya, angarya koşullarında çalışırken siz gelip burada insanlıktan bahsedeceksiniz. Batsın bu insanlığınız, ölsün bu insanlık! Bu insanlıkta onur yok. Angarya koşullarında yaşayan bir insanlıkta onur arayamazsınız. Onuruna, işçisine, emekçisine sahip çıkarak insan onuruna, adaletine sahip çıkabilirsiniz.

Ne yapalım? Ne yapalım? Biz, 301 ölü, bunca yaralı karşısında Hükûmetin yapmadığını yapmak istiyoruz: Özür diliyoruz ve eğiliyoruz önünüzde. Bu utanç, bu Meclise yeter! Böyle kaçamak yollara saparak adalet gerçekleşmez ve ben, özür diliyorum, özür diliyorum, özür diliyorum. (HDP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önerge sahibi adına söz isteyen Mülkiye Birtane, Kars Milletvekili.

Buyurun Sayın Birtane. (HDP sıralarından alkışlar)

MÜLKİYE BİRTANE (Kars) - Teşekkürler Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Soma’da hayatını kaybeden madenci arkadaşlarımızı tekrar saygıyla anıyor ve ailelerine başsağlığı diliyorum. Emekleri için kendilerine minnettar olduğumuzu yeniden belirtir, onlara insanca bir yaşam kuramadığımız, çalışırken hayatlarından olacak kadar acımasız bir sistemin pençesine bıraktığımız için ben de özür diliyorum.

Onlar, sermaye sahiplerine her kürekleriyle milyonlar kazandırırken pazar parası isteyen eşlerine mahcup olacak kadar fakir idiler. Bu devran, bu çark onları acımasızca öğüterek öldürmüştür. Çalıştıkları ortam, sağ iken mezardı onlara. Hiç olmazsa, bundan sonra ellerimizi vicdanlarımıza koyarak geride kalan emekçilerimize insanca bir yaşam kurmalıyız. Onların köle gibi çalıştırılmasına, karın tokluğuna sömürülmesine dur demeliyiz.

Bu maden faciası, Türkiye için yabancı bir acı değildir. Bizler, patronların daha büyük gemiler, daha çok ülkede gayrimenkul, daha çok ülkede banka hesabı, çocuklarını 18 yaşında jet sahibi yapması için, madencilerin, tersane işçilerinin, inşaat işçilerinin, metal işçilerinin kurban edildiği bir ülkede yaşıyoruz.

Ve şöyle der Hamdullah Arvas bu alanda çalışanlar için:

“Sen güneşe bakarken hayran hayran,

Ben sönük ve sarı bir ışıltıyla adım atıyorum her an,

Ne tutsam karanlık

Ne yutsam kara karanlık

Dilimde damağımda kekremsi

Gözümde herhangi bir günden kalan aydınlık,

Taşlara kusuyorum ızdırabımı

Çelik kazma uçlarına

Karbonmonoksit kokusuna

Gözlerimdeki hüznü gör istiyorum

Dokunuşlarımda toprağın sıcaklığı

Bir ben bilirim kır yılanları nerede pullanır

Bir ben bilirim ölü kanların aktığı çukurları

Gözlerimdeki hüznü gör istiyorum

Dokunuşumda toprağın sıcaklığı.”

Evet, Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye'nin iş cinayetlerinde Avrupa 1’incisi ve dünya 3’üncüsü olması, basit bir cümleden ibaret değildir. Hükûmet, bu durumun vahametini kavramak ve ona göre önlem almak zorundadır. Bütün partiler, her milletvekili tek tek sorumludur. Soma faciası, Zonguldak faciası gibi sümen altı edilmemelidir. Göçük altında kalanlar, depolarda zehirlenenler, malzemelerle kamyon kasasında taşınıp mermer altında can verenler, çadırlarında yananlar, kanalizasyon çukurlarında canlarından olanlar, yollarda can veren mevsimlik köleler, kadınlar, çocuklar, yaşlılar ve gençler, Türkiye’nin işçi hakları konusundaki tablosunu açıkça ortaya koymaktadır.

Bu cinayetlerin nedenleri açıktır, ortadadır. Bu cinayetler önlenebilir. Her yıl binlerce işçi hayatını kaybediyor. 20 milyona yakın işçi kayıt dışı çalıştığı için devletin resmî rakamları da gerçeği yansıtmıyor. Amaç ve hedef, tek bir işçinin dahi ölmemesi olmalıdır. Ancak ibretle görüyoruz ki Soma’da işçilere mezar olan maden ocağı yeniden üretime başlamıştır. Türkiye’de kaçak çalıştırılan kömür ocakları var ve biz biliyorsak Hükûmet de biliyor.

Soma faciasıyla birlikte Türkiye’nin işçi sağlığı ve iş güvenliği konusundaki karnesi daha net görüldü. Bunları yeniden saymayacağım ancak sayacağım önlemlerin bir an önce alınması şarttır. Kapitalizme ve emek sömürüsüne karşı tüm işçilerin, emekçilerin, yoksul köylüler ile tüm çalışanların onurlu, adil güvenceli, güvenli ve sağlıklı çalışma koşullarına ve sosyal güvenliğe sahip olmaları için sonuna kadar mücadele edeceğiz. Soma faciası, Türkiye’deki işçi sınıfı için bir dönüm noktası olacaktır. Bu itibarla:

1- ILO’nun Madenlerde Güvenlik ve Sağlık Sözleşmesi hemen onaylanmalıdır.

2- Avrupa Birliği Sosyal Politika ve İstihdam Faslı açılmalıdır.

3- 8 Haziran 2011 tarihli Devlet Denetleme Kurulunun işçi katliamlarının nedenlerini ortaya koyan ve alınacak önlemleri sıralayan 600 sayfalık raporu, Madencilik Sorunlarını Araştırma Komisyonunun hazırladığı rapor, muhalefet partilerinin yaptığı tüm Meclis çalışmaları toparlanmalıdır.

4- Maden işletmeleri sahiplerinin rüşvet, bürokrat ilişkileri, siyasetçilerle aile dostlukları ve ortak iş yapma yolları ile ruhsat alma yolları kapanmalıdır. Maden ruhsatları Başbakanlığın onayından çıkarılmalı, ilgili bakanlara bağlanmalıdır. Bu kapsamda yeniden bir mevzuat hazırlanarak teknolojik imkânların en üst seviyede tutulması ile işçi sağlığı ve iş güvenliği konusunda Avrupa Birliği standartlarına uygun önlemler alınmalıdır. Tüm bu önlemler alınana kadar ise maden ocakları üretimi durdurmalı ve diğer iş sahalarında denetimler üst seviyeye çıkarılmalıdır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Soma faciası, Türkiye'nin iş güvenliği ve işçi sağlığı konusundaki tablosunu da ortaya çıkarırken Sağlık Bakanlığının da bu konudaki sorumluluğunu yerine getiremediğini göstermiştir. Sağlık Bakanlığının iş ve meslek hastalığı konusunda hiçbir önlem almaması, bu konuda ciddi denetim ve kontrol sistemi oluşturmaması büyük bir problemdir. Çünkü, Türkiye'de sadece iş cinayetleri yaşanmıyor, aynı zamanda her yıl yüzlerce işçi, meslek hastalığı nedeniyle hayatını kaybediyor, yüzlercesi aynı nedenden dolayı sakat kalıyor. İşçiler ileri yaşlarda, yaptığı işten kaynaklanan kalıcı bir hastalığın pençesine düşüyor.

Diğer önemli bir nokta ise illerde iş alanına göre hastane ve sağlık kurumu planlamasının olmamasıdır. Bu durum, Soma’da yaşanan maden faciası sırasında çok daha net görülmüştür. Manisa’daki hastanelerin hiçbirinde iş sahasına göre, yaşanabilecek kazalar ve Soma benzeri facialar karşısında sağlık hizmeti verebilecek bir donanım olmadığı ortaya çıkmıştır. Soma’daki ve Manisa’daki hastanelerde yanık ünitesi olmadığı, yaralılara müdahale edecek ekiplerin yetersiz olduğu, hastanelerdeki tıbbi cihaz ve donanımın  o kentte yaygın olan iş alanlarında yaşanabilecek yaralanma vakalarına uygun olmadığı görülmüştür.

Bu faciadan çıkarılacak derslerden biri de, tüm kentlerde iş alanlarına uygun hastane ve sağlık kurumu planlaması yapılmasıdır.

Türkiye’de sağlık alanında yapılan düzenlemeler işçi sağlığı ve olası kazalara müdahale konusunda etkin bir yenilik içermiyor. İlk aşamada illerin iş sektörüne ve bu iş sektörlerinin taşıdıkları risklere göre hem sağlık kurumu açma hem de mevcut hastane ve diğer sağlık kurumlarında buna göre bir tıbbi donanım yapmayı kaçınılmaz kılmaktadır. Uzman kadrosunun, ilkyardım ekiplerinin ve diğer sağlık personelinin, yaşanabilecek tüm durumlar karşısında sürekli hazır olacak biçimde bir düzenleme yapılmalıdır.

Hükûmetin, tüm yetkili ve sivil toplum örgütleri ile ortaklaşarak işçi kıyımına son vermesi için düzenleme yapması ve bu düzenlemelerin eksiksiz olarak hayata geçirilmesinin takipçisi olacağımızı yeniden vurguluyor, Somalı, Diyarbakırlı, Zonguldaklı ve tüm emekçileri saygıyla selamlıyorum, onların emeklerine sahip çıkacağımız sözünü yineliyorum. Saygılar sunuyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önerge sahibi olarak söz isteyen Hüseyin Tanrıverdi, Manisa Milletvekili. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Buyurun Sayın Tanrıverdi.

HÜSEYİN TANRIVERDİ (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 13 Mayıs 2014 Salı günü Soma’da meydana gelen maden kazasının araştırılması ve ülkemizde bu sektördeki sorunların araştırılarak muhtemel maden kazalarının önlenmesine yönelik tedbirlerin alınması amacıyla araştırma komisyonu kurulması hakkındaki önergeler üzerinde şahsım adına söz almış bulunuyorum. Sözlerime başlarken yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Soma’da yitirdiğimiz 301 maden şehidimize bir kez daha Allah’tan rahmet, acılı ailelerine ve yakınlarına sabrıcemil niyaz ediyorum. Milletimizin başı sağ olsun.

Ayrıca, Değerli Milletvekilimiz Ferit Mevlüt Aslanoğlu’na da Allah’tan rahmet diliyor, yakınlarına ve CHP Grubuna başsağlığı diliyorum.

Özel şirket Soma Kömürleri AŞ’nin işletmesinde olan Eynez ocağında meydana gelen elim facia hepimizi derinden üzmüştür. Yitip giden 301 canın acısıyla hep beraber ağladık. Onların geride bıraktığı gözü yaşlı yavrular, eşler, analar, babalar yüreklerimizi dağladı. Onların acısı hepimizin ortak acısıdır. Onlar, bize maden şehitlerimizin birer emanetidir.

Değerli arkadaşlarım, elim kazanın vuku bulduğunu haber alır almaz yerel idarecilerimizle temasa geçtik. Sayın Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanımız Taner Yıldız’la birlikte bakan yardımcılarımız, AFAD başta olmak üzere devletimizin kamu kurum ve kuruluşları ve bölge milletvekilleri olarak, anında Soma’ya intikal ettik. Enerji Bakanımızın başkanlığında kriz masası oluşturulup olaya müdahale için tüm imkânlar seferber edildi. Ancak, ne yazık ki içerideki yangın ve yoğun karbonmonoksit gazı nedeniyle 301 kardeşimizi madende şehit verdik, dışarıdaysa 77 milyon yaralanmıştır. Olayın olduğu salı gününden arama kurtarma faaliyetlerinin tamamlandığı cumartesi gecesine kadar kamuoyu, kriz masasınca, gerçekler gizlenmeden, şeffaf ve sağlıklı bir şekilde, şehitlerimiz ve aileleri incitilmeden, kamuoyu yanlış bilgilendirilmeden, konuyla ilgili, neredeyse, her saat başı bilgilendirilmiştir.

1992’de Kozlu’da grizu faciası olmuştu ve orada da 263 şehidimiz vardı. O dönem evet sendikacıydım, o zaman da olayları yakından takip etmiştim. Dönemin Başbakanı olay yerinde yok, Başbakan Yardımcısı olay yerinde yok, bakan ve ilgili bürokratların olmadığı da ortada ama bu olayda acıları paylaşmak, orada bulunan ailelere destek vermek, milletimizin tek yürek Soma’da olduğunu vurgulamak için Sayın Başbakanımız yirmi dört saat geçmeden kaza mahalline gelmiştir. Sayın Cumhurbaşkanımız, Meclis Başkanımız, bakanlarımız, muhalefet parti liderleri, genel başkanları ve milletvekilleri olarak ziyaretleri yaptılar.

Arama kurtarma çalışmalarını yapan ekiplere, kriz masasında günlerce uyumadan hizmet verenlere, madencilerimiz için dua edenlere, gözyaşı dökenlere bölge milletvekili, Manisa milletvekili olarak binlerce teşekkür ediyor, Allah razı olsun diyorum.

Değerli arkadaşlarım, elbette, bu acıyı bastırmak, hafifletmek mümkün değil, ancak devlet olarak sosyal ve hukuki anlamda ne yapılması gerekiyorsa yapılmalıdır. Türkiye olarak şehitlerimizin ailelerinin yanındayız. Devlet imkânlarının yanında hayırseverlerimizin katkılarıyla, geride kalan evlatlarımızı, şehitlerimizin eşlerini ve bakmakla yükümlü olduklarını yalnız bırakamayız. Bu konuda Başbakanımız, ilgili bakanlık ve kurumlara talimatlarını vermiştir. İnşallah, en kısa zamanda şehit yakınlarına maaş bağlanması gerçekleşecektir.

HASAN ÖREN (Manisa) – Sorun bu! Onu bağladı mı bitiyor.

HÜSEYİN TANRIVERDİ (Devamla) – Çocukların eğitim masrafları karşılanacaktır, “sivil şehit” kapsamına alınacaklardır Hasan Bey. Bilginiz yoksa, buradan size duyuruyorum.

HASAN ÖREN (Manisa) – Bilginin hepsi sizde olduğu için 301 tane cenaze var!

HÜSEYİN TANRIVERDİ (Devamla) – Onlar asla yalnız ve sahipsiz kalmayacaktır.

HASAN ÖREN (Manisa) – O bildiklerinizi, biz o kürsüden bağırırken söyleseydiniz.

HÜSEYİN TANRIVERDİ (Devamla) – Biz şov yapmak için değil, iş yapmak için iktidarız Hasan Bey.

HASAN ÖREN (Manisa) – Bırak şovu! Utanmadan onu konuşuyorsun.

HÜSEYİN TANRIVERDİ (Devamla) – Değerli arkadaşlarım…

BAŞKAN – Sayın Ören lütfen…

HÜSEYİN TANRIVERDİ (Devamla) – Bugün, Türkiye Büyük Millet Meclisinde, meydana gelen faciada ihmali, kusuru…

HASAN ÖREN (Manisa) – Soma’da baş aktörsün, Soma’da!

HÜSEYİN TANRIVERDİ (Devamla) – …aymazlığı kim yaptıysa ortaya çıkartmak ve hiçbir şeyin üzerini örtmeden, adalete teslim etmek için bir araştırma komisyonu kurulması önergemiz üzerinde müzakere ediyoruz.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Soma’da sokakta yürüyemezsin sen.

HÜSEYİN TANRIVERDİ (Devamla) – Soma, ekmeğini taştan çıkaran yani kömürden kazanan çalışkan insanların memleketidir.

HASAN ÖREN (Manisa) – Beylik laflar, 301 cenaze...

HÜSEYİN TANRIVERDİ (Devamla) – Soma’da maden ocakları, kömür madenleri vardır ve enerji üretimi yapılmaktadır. Ben her sene ramazanda onlarla yer altında iftar paylaşırım.

HASAN ÖREN (Manisa) – Doğru, dört beş gibi işi bırakıyorlar, sekize kadar seni bekliyorlar!

HÜSEYİN TANRIVERDİ (Devamla) – Siz ocağa bile hâlâ girmediniz Hasan Bey, ocağa bile girmediniz.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Keşke siz de girmeseydiniz. 301 cenaze var. Ayıp ayıp!

ALİ ÖZ (Mersin) – Girip de görseydiniz o zaman.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Babanızın çiftliği yapmışsınız maden işletme ocaklarını!

HÜSEYİN TANRIVERDİ (Devamla) – Türkiye Büyük Millet Meclisinde…

Değerli kardeşlerim, değerli arkadaşlarım; 100 bini aşkın Soma nüfusunun yaklaşık 15 bini maden ve kömür ocaklarında çalışmaktadır.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Suçlusun sen!

HÜSEYİN TANRIVERDİ (Devamla) – Bunları aileleriyle birlikte düşündüğümüzde bu rakam, Soma nüfusunun yarısı demektir.

HASAN ÖREN (Manisa) – Birçok Manisa milletvekiline anlattık, bir sana anlatamadık, başları sendin!

HÜSEYİN TANRIVERDİ (Devamla) – 2000’li yılların başından itibaren bölgedeki rezerv, hem ekonomik hem de sosyal olarak ilçemize ve ülkemize önemli miktarda katma değer sağlamıştır. Ancak madencilik sektöründe temel amaç, yer altı kaynaklarının yüksek katma değer sağlayacak şekilde ekonomiye kazandırılması, sanayinin ve enerji sektörünün hammadde ihtiyacının güvenli olarak karşılanmasıdır.

Her zaman yer altı madenlerimizin yeryüzüne en güvenilir yöntemle insan ve emek merkezli bir şekilde çıkarılmasından yanayız. Bildiğiniz gibi, 2012 yılı Haziranında 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Yasası, Türkiye Büyük Millet Meclisince kabul edilmiştir. Elbette, yasa çıkarmak önemli ama yeterli bir çözüm değildir. Bunları hayata geçirmek, denetlemek ve yaşadığımız acılar gibi faciaları önleyecek tedbirleri almak gerekmektedir.

HASAN ÖREN (Manisa) – Ee, iki yıllık iktidarsınız!

HÜSEYİN TANRIVERDİ (Devamla) – Denetimler daha da artırılmalıdır. Olayın her yönüyle açığa çıkarılması bizim görevimizdir, üzerimizde bir vebaldir.

HASAN ÖREN (Manisa) – Sen çıkarsın altından, sen!

HÜSEYİN TANRIVERDİ (Devamla) – Soma’ya ve tüm madenci şehitlerimize borcumuzdur ve acıyı yaşayan herkesin beklentisidir. Alınması gereken tedbirler kim ve kimler tarafından alınmadıysa, siyasi, idari ve teknik kim olursa olsun, kimin hatası, ihmali, kusuru varsa gözünün yaşına bakmadan hesap vermelidir, elbette verecektir.

HASAN ÖREN (Manisa) – Sen de vereceksin.

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Bak, işte, orada oturuyor.

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Dünyanın her yerinde bakanlar istifa eder, başbakanlar istifa eder. Neyi bekliyorsunuz?

HÜSEYİN TANRIVERDİ (Devamla) – Bu vesileyle madencilik sektörü de masaya yatırılarak bundan sonra yeni can kayıpları yaşanmaması için başta mevzuatımız olmak üzere her şey yeniden gözden geçirilmelidir.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Başta sen istifa et, sen!

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Kendinizi masaya yatırın.

HÜSEYİN TANRIVERDİ (Devamla) – Burada, şimdi, ilk olarak yaralar elbette sarılacak ve sonra hesap sorulacaktır.

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Oradakine söyle. Bak, orada oturuyor.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sorumlulardan biri de sensin! Hesap verecek olanlardan biri de sensin!

HÜSEYİN TANRIVERDİ (Devamla) – Değerli arkadaşlarım, sözlerimi bitirirken Allah bize tekrar böyle bir acı vermesin diyor, olayda şehit olan kardeşlerimize bir kez daha Allah’tan rahmet diliyor, mekânları cennet olsun diyorum. Faciadan sağ çıktığında bile soğukkanlılığını ve mütevazılığını koruyan, devlet malına zarar vermemek için “Çizmelerimi çıkarayım, sedye kirlenmesin.” diyen madenci Murat Yalçın’ın inceliği…

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Başbakanın kabalığı!

HASAN ÖREN (Manisa) – Sana söyledi onu, sana.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Madencinin battaniyesini iade ettiler, battaniyesini. Tekme tokat adam dövdünüz siz be!

HÜSEYİN TANRIVERDİ (Devamla) – …yine faciadan sağ çıkmasına rağmen arkadaşlarını kurtarmak için yeniden yerin altına inen ama orada şehit olan kahraman madencilerin yüreğinin büyüklüğü, umarım başta sükûnetle acıyı paylaşmasını bilmeyenlere, olayları değişik yönlere çekenlere…

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Başta Başbakan bilmiyor acıyı paylaşmasını.

HÜSEYİN TANRIVERDİ (Devamla) – …yeni “müftü karısı” senaryoları üretenlere, acıdan siyasi rant elde etmeye çalışanlara ve hepimize ders olur.

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Allah bir daha böyle iktidar vermesin, böyle bir iktidar göstermesin! Başka bir şey değil bu; suçunuzu örtbas etmeye çalışıyorsunuz.

HÜSEYİN TANRIVERDİ (Devamla) – Maden kazasını fırsat bilerek provokasyon yapanları…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HÜSEYİN TANRIVERDİ (Devamla) – Soma ve değişik yerlerde olaylar çıkararak polise taş atanları, şiddet gösterisi yapanları…

HASAN ÖREN (Manisa) – Hâl⠓provokasyon” be! Hâl⠓provokasyon”dasın ya! 301 insan can vermiş, hâl⠓provokasyon”dasın!

HÜSEYİN TANRIVERDİ (Devamla) – “Soma buna müstahaktır.” diyen insanlıktan çıkmış zavallıları da milletimize ve Allah’a havale ediyorum.

HASAN ÖREN (Manisa) – Affettiremezsin kendini! Senden bu hesap sorulacak! Sen bu hesabı Manisa’da vereceksin!

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Biz de Allah’a havale ediyoruz.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Tanrıverdi.

HÜSEYİN TANRIVERDİ (Devamla) – Araştırma önergemize tüm milletvekili arkadaşlarımızın önce insan, sonra Türkiye Büyük Millet Meclisinin onurlu ve duyarlı birer üyesi olarak “evet” oyu vereceğine yürekten inanıyor, hepinizi tekrar selamlıyorum.

HASAN ÖREN (Manisa) – Gelecek dönem 5 AKP milletvekilinden milletvekili olamayanlar açıklayacak senin ne yaptığını.

HÜSEYİN TANRIVERDİ (Devamla) – Hasan Ören biraz önce söyledi.

BAŞKAN – Sayın Tanrıverdi, teşekkür ediyorum.

HÜSEYİN TANRIVERDİ (Devamla) – Sataşma nedeniyle söz istedim ama Sayın Başkandan alamadım.

HASAN ÖREN (Manisa) – Alamazsın. Ne söyleyeceksin ki!

HÜSEYİN TANRIVERDİ (Devamla) – Altı günden bu yana...

HASAN ÖREN (Manisa) – Patronları getiren sensin. TKİ’ye götüren sensin.

HÜSEYİN TANRIVERDİ (Devamla) – Altı günden bu yana bu işletmenin… Bu işletmenin…

HASAN ÖREN (Manisa) – 11 tane insan orada can vermiş, orada da  sen varsın. Hadi git oradan!

HÜSEYİN TANRIVERDİ (Devamla) – Her zaman böyle provokasyonu çok seviyorsunuz.

BAŞKAN – Sayın Tanrıverdi, teşekkür ediyorum. Lütfen…

HÜSEYİN TANRIVERDİ (Devamla) – Her zaman iftirayı çok seviyorsunuz. Vazgeçin Hasan Bey bundan, vazgeçin, tavsiye ediyorum.

HASAN ÖREN (Manisa) – 301 insan can vermiş, 301 insan!

HÜSEYİN TANRIVERDİ (Devamla) – Kendinizi… Lütfen…

HASAN ÖREN (Manisa) – Altı gündür niye bir beyanatın yok?

HÜSEYİN TANRIVERDİ (Devamla) – Bu noktada artık sizin iftiralarınızdan ve provokasyonlarınızdan herkes bıktı.

BAŞKAN – Sayın Tanrıverdi, lütfen…

HÜSEYİN TANRIVERDİ (Devamla) – Teşekkür ediyorum.

HASAN ÖREN (Manisa) – Neden bir tane beyanatın yok altı günden beri Manisa milletvekili olarak?

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, birleşime beş dakika ara veriyorum.

                                                                               Kapanma Saati: 18.03

 

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 18.11

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Muhammet Bilal MACİT (İstanbul), Muhammet Rıza YALÇINKAYA (Bartın)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 91’inci Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

Manisa Soma’da meydana gelen maden kazasının araştırılması amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergelerin birlikte yapılan görüşmesine devam edeceğiz.

Hükûmet yerinde.

Şimdi önerge sahibi olarak söz isteyen Namık Havutça, Balıkesir Milletvekili.

Buyurun Sayın Havutça. (CHP sıralarından alkışlar)

NAMIK HAVUTÇA (Balıkesir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ulusça acımız çok büyük gerçekten. Ateş düştüğü yeri yakar ama bu sefer bu ateş sadece Manisa’yı değil, Balıkesir’i de yaktı, Türkiye’yi de yaktı, hepimizi yaktı.

Gerçekten de Bakanlığın ölüm listesinde 301 isim sayılıyor. Ancak, Sayın Bakan, bizim -az önce arkadaşlarımızla kontrol ettik- Balıkesir Savaştepe Karacalar’dan ölen Muhammed Akbulut o listede yok. Yine, Kütahya Hisarcık Kutluhallar’dan Özgür Şen ölmüş, vefat etmiş, o listede yok, Bakanlığın listesinde. O zaman, bu durumda, 301 olan ölü sayısının nerelere geldiğini hesap etmemiz gerekiyor. Acaba Bakanlığın listelerinde, açıklanan listelerde bazı ölüm vakaları tespit edilmedi mi, edilemedi mi?

Değerli milletvekili arkadaşlarım, biz Balıkesir milletvekili arkadaşlarımızla birlikte Soma’dan Savaştepe’de ve oradan başlayarak Dursunbey’de, Sındırgı’da, Bigadiç’te yurttaşlarımızı, ölen emekçi kardeşlerimizin yakınlarını ziyaret ettik. Bakın, sizlere daha dün Bigadiç’te yaşadığımız bir vakayı anlatmak istiyorum, bir insanlık dramını anlatmak istiyorum. Anne ve baba Bigadiç Dündarcık köyünde. 3 evladı, 3 tane oğlan çocuğu  var; 21 yaşındaki, 23 yaşındaki 2 evladını madende kaybetmişler, 18 yaşındaki Mehmet Ali Duran sağ. Anne ve baba köyde mevlit okutuyor, kazanlar kaynatmış, 18 yaşındaki evladı kurtuldu diye köyde mevlit yapıyorlar, anne “Allah bana 18 yaşındaki evladımı bağışladı.” diyor. Bakar mısınız tabloya değerli arkadaşlarım; ana ve baba 3 evladından 2’sini kaybediyor, biri sağ diye mevlit okutuyor köyde. Manzara bu.

Bakın, değerli arkadaşlarım; Sayın Bakan, Soma’ya gidiyorsunuz, evet, orada, gerçekten, bir insan olarak verdiğiniz mücadele, direnç, verdiğiniz çabalarla ilgili kutlamak istiyorum, gerçekten hepimiz büyük çaba gösterdik ama bakın, orada Sayın Başbakan bir basın toplantısı yapıyor, diyor ki orada: “Efendim, bunlar…” Aynen ifadeyi okuyorum: “Literatürde ‘iş kazası’ denilen bir olay vardır. Bunun yapısında, fıtratında bunlar var. Hiç kaza olmayacak diye bir şey yok.” diyor. Oysa dünyada son elli yıldır bu büyüklükte bir maden faciası yaşanmadı. Teknolojinin gelişmesi, maden kazalarında yaşanan ölüm olaylarını önemli ölçüde azalttı. Mesela Şili’de 2010 yılında meydana gelen maden kazasında yaşam odalarının varlığı nedeniyle 33 işçi altmış dokuz gün sonra sağ çıkarıldı. Sen ne yaptın? Başında ağladın sızladın, kocasını bekleyen kadını evine gönderdin. Oradaki işçiler suçlu, ölen işçiler suçlu ama suçlu siz değilsiniz. Başbakanla sizde, eğer birazcık sizde o 301 insanın ölümüne saygı varsa derhâl istifa edin, o görevinizi bırakın. (CHP sıralarından alkışlar)

Kim bunun sorumlusu? Bakıyoruz, benim Savaştepe’de ölen işçi kardeşim mi sorumlu? Bigadiç’te 2 evladını kaybeden anne ne diyor biliyor musunuz size? “O Bakana Meclis kürsüsünde söyle, hakkımı helal etmiyorum 2 evladımın.” diyor.  301 insanımızın geride kalan hamile eşleri, yavruları size haklarını helal ediyor mu sanıyorsunuz?

Türkiye tarihinin en büyük maden faciasını yaşıyoruz; facia değil, âdeta cinayet. Bakın, bu olayın şüphelileri sizsiniz. Başta sizi:

1)    Görevi kötüye kullanma

2)    Olağan kast ile insan öldürme

3)    Kasten öldürmenin ihmali davranışla işlenmesi

4)    Neticesi sebebiyle ağırlaşmış suç sebebiyle…

Şüpheliler:

1) Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız, (1) numaralı şüphelisiniz.

2) Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik (2) numaralı şüphelidir.

3) Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı İş Sağlığı ve Güvenliği Genel Müdürü Kasım Özer (3) numaralı şüphelidir bu olayda.

4) Soma Holding AŞ Yönetim Kurulu Başkanı Alp Gürkan şüphelidir.

5) Soma Holding AŞ CEO’su Can Gürkan şüphelidir.

6) Soma Holding AŞ Yönetim Kurulu üyesi Mustafa Yiğit şüphelidir.

7) Soma Holding Mali İşler Müdürü Ayşegül Şenes şüphelidir.

8) Soma Kömür İşletmeleri AŞ Yönetim Kurulu üyesi Ramazan Doğru şüphelidir.

9) Soma Holding AŞ İdari İşler Müdürü şüphelidir.

10) Soma Holding Metalik Madenler Genel Müdürü şüphelidir.

11) Soma Holding Maden Projelendirme Müdürü şüphelidir.

12) Soma Holding Maden İşleri Bölge Müdürü şüphelidir.

Ve o 301 insanın kanı, geride kalan hamile eşleri, yavruları, anaları babaları için, bu soruşturmanın selametle yürümesi için Sayın Bakan, başta siz ve Çalışma Bakanı derhâl istifa edip Türk halkından özür dilemelisiniz, Türk halkından, Türk milletinden özür dilemelisiniz! (CHP sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlarım, bakın, bizim tespit ettiğimiz, bölgede -değerli arkadaşlarımızla birlikte, Savaştepe’den, Dursunbey’den, Bigadiç’ten, Susurluk’tan ölen insanlarımızın yakınlarını ziyaret ettik- bize söyledikleri şudur olayla ilgili: “Namık Bey, ben yirmi yedi yıllık madenciyim.” Diyor, Savaştepe’de damadını yitirmiş, oradan emekli olmuş bir yurttaşımız. “Orada kesinlikle gaz sızıntısının olduğunu benim damadım günlerdir söylüyordu.” diyor. İşvereni, başlarındaki iş çavuşlarını uyardıklarını ve orada bir elektrik patlamasının dışında bir grizu patlamasının olduğunu, bunun göstere göstere geldiğini söylediler. Ve mahkemelerde tanık olarak bu insanları dinleteceğiz biz.

Diyor ki Sayın Başbakan: “Hiç kimse acıları, ölümleri istismar etmesin.” Doğru, hakikaten acılar ve ölümler üzerinden siyaset yapmak en büyük siyasi ahlaksızlıktır, doğrudur bu. Ama peki biz buradan, bu 301 insanın ölümünde ihmali olanları, kusuru olanları siyaseten sorgulamayacak mıyız? Onları, adli olarak, onların ölümlerinde kastı olan, göz göre göre o gaz sızıntısını, verilen alarmları görmeyen şirket yetkililerini ve orada iş güvenliği tedbirlerini, yasaları uygulamayan, denetlemeyen Çalışma Bakanlığı müfettişlerini sorgulamayacak mıyız burada? Bunları sorgulamazsak eğer, tarih bizi sorgular ve inanın, 301 değil, gelecekte daha büyük felaketleri yaşarız.

Gelin, buradan -o 301 ölümün artık geriye dönüşü yok- o kardeşlerimizin evlatlarına sahip çıkalım.

Savaştepe’de ölen şehidimizin abisi -32 yaşında- az önce bana diyor ki: “Namık Abi, nişanlımın yanından geliyorum. Ben sağ kurtuldum, bir daha madende çalışamam Namık Abi. Bana bir şey var mı oradan, bize bir hak tanınacak mı?”

Sayın Bakan, değerli milletvekilleri; bakın, o Bigadiç’te ölen 2 kardeşimizin annesi ağladı, sağ kalan 18 yaşındaki çocuğunu, ben rica ettim, Bandırma Belediyesinde işe aldırdık. “Korkma, sen artık madenlere gitmeyeceksin. Ben seni Bandırma Belediyesinde işe aldıracağım, rica edeceğim Belediye Başkanımıza.” dedim. Sağ olsun, Bandırma Belediye Başkanı aldı.

Orada bu tip travmayı yaşamış, bırakın madene inmeyi, maden adını duyduğunda psikolojisi bozulan kardeşlerimize de değişik şekilde yardımcı olmak sorumluluğumuz var. O kardeşlerimizi bir daha o madene göndermek onları her gün öldürmek demektir.

Değerli arkadaşlarım, biz Kuvayımilliye’nin şehrinden geliyoruz ve hep şunu söyler bizim Soma, Savaştepe, Balıkesir: “Balıkesir efesi bir Allah’ın karşısında diz çöker, bir de harmandalı oynarken diz çöker.” (CHP sıralarından alkışlar) Ama devlet olarak bize diz çöktürdünüz orada. Biz bunun acısını yaşadık.

Sağ kalan bu evlatlarımıza, oradan direne direne yaşama sarılan kardeşlerimize bir ekmek ve aş olması için devletin değişik kurumlarında onlara ekmek verelim diyorum.

Tekrar milletimizin, halkımızın başı sağ olsun. Buradan, geride kalanlara Allah’tan sağlık, sıhhat ve uzun ömür diliyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP ve MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önerge sahibi olarak söz isteyen Muzaffer Yurttaş, Manisa Milletvekili. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MUZAFFER YURTTAŞ (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle, Manisa ilimizin Soma ilçesinde yaşanan maden kazasında hayatını kaybeden şehitlerimize Allah’tan rahmet, kederli ailelerine başsağlığı ve sabır, madenden sağ olarak çıkarılan madencilerimize sağlıklı ve uzun ömürler diliyorum.

Ayrıca, hayatını kaybeden milletvekili arkadaşımız Ferit Mevlüt Aslanoğlu’na Allah’tan rahmet, kederli ailesine başsağlığı temenni ediyorum.

13 Mayıstan itibaren çalışmaları yakından takip ettik. Kaza anından itibaren devletimizin tüm imkânları madencilerimizi kurtarmak için seferber edildi. Arama ve kurtarma çalışmalarını en güzel şekilde organize eden, duyarlı ve samimi bir şekilde görevini yapan Sayın Bakanımız Taner Yıldız’a, Manisa halkı, madencilerimiz ve milletimiz adına en derin şükranlarımı sunuyorum. Duyarlı ve sorumlu davranan milletvekillerine ve siyasetçilere teşekkür ediyorum.

Arama kurtarma çalışmalarında 2.743 personel, 258 kara aracı, 9 hava aracı görev yapmıştır. Hastanelerimize sevk edilen 145 hastanın 85’i yatarak tedavi görmüş, hâlen 2 hastanın tedavileri devam etmekte olup hayati tehlikeleri bulunmamaktadır. 787 işçinin 486’sı sağ kurtarılmış, 301 madencimiz Hakk’ın rahmetine kavuşmuştur.

Acılı ailelere, faciadan kurtarılanlara ve arama kurtarma çalışmalarında görev yapan ve bu acıdan etkilenen herkese, kısa, orta ve uzun vadede maddi, manevi ve psikolojik destek sağlanacaktır.

Yakınlarını kaybeden tüm ailelere tek tek devlet eliyle ulaşılacak, durumları ve ihtiyaçları tespit edilecek, geride kalan yakınlarına, çocuklarına gerekli yardımlar ve destekler verilecektir. Şehitlerimizin emanetlerine sahip çıkılacaktır.

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı vefat eden işçilerin yakınlarına bağlanacak aylık ve yardımlar için, başvuru olmaksızın gerekli çalışmaları başlatmıştır.

Maden kazasında hayatını kaybedenlerin “sivil şehit” sayılmasıyla ilgili düzenlemeler üzerinde çalışmalar başlatılmıştır.

Hükûmet düşmanlığı ile gazeteciliği birbirine karıştıran kimi medya kuruluşları, maden ocağı sahibini “AK PARTİ’li, yandaş” gibi takdim etmeye ve olayın yönünü değiştirmeye, yapılan çalışmaları hiçe sayarak devleti ve Hükûmeti yerden yere vurmak için bahaneler ve yalanlar oluşturmaya çalışmıştır.

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Yapma doktor, sana yakışmıyor!

MUZAFFER YURTTAŞ (Devamla) – Böyle bir facia karşısında yargısız infaz yapmak, peşinen birilerini suçlu veya masum ilan etmek elbette yanlıştır. Olay vahimdir ve tüm boyutlarıyla incelenerek aydınlığa kavuşturulacaktır. Hükûmetimiz kendine bakan yönüyle, yargı ise adli olarak gereken çalışmaları yapacaktır. İşçilerin ifade ettiği, basında yer alan, muhalefetin dile getirdiği her konu mutlaka araştırılacaktır. Yangının çıkış sebebi nedir, trafo patlaması, elektrik arızası nedir? Bir haftadır ocakta kızışma olduğu doğru mudur, var ise önlemler alınmış mıdır? İş sağlığı ve güvenliğiyle ilgili yapılan denetimlerde ihmal var mıdır? Maden girişinde kontrol mekanizması, kamera ve benzeri bulunmamakta mıdır? Madende acil eylem planı var mıdır, tatbikatlar yapılmış mıdır? Olayın idari mercilere geç haber verildiği iddiası doğru mudur? Daha önce yapıldığı söylenen yaşam odaları niçin iptal edilmiştir? Maskelerin, oksijen tüplerinin paslı ve çalışmaz olduğu doğru mudur? İşçilerin bildirdiği aksaklıklar hakkında gerekenler yapılmış mıdır? İşçilerin üzerinde kimlik, künye niçin bulunmamaktadır? İş eğitimlerinin yapılmadığı ya da formaliteden yapıldığı, karbonmonoksit sensörlerinin yetersiz olduğu ve sensörlerin çalışmadığı, tüm bu ve benzeri sorular didik didik edilecek, tüm bu soru işaretleri cevaplanıncaya kadar adli ve idari soruşturmalar devam edecektir.

Soma maden faciası üzerinden siyasi rant devşirmeye çalışanları sağduyuya ve gerçekleri tartışmaya, yapılması gerekenleri el birliğiyle yapmaya davet ediyorum. Manisa Soma’da meydana gelen kazanın dumanları tüterken, buradaki acı ciğerleri yakmaktayken her an başka bir senaryoyla karşımıza çıkan birtakım siyaset teorisyenlerini halkımızın görmesini ve sahnelenmek istenen oyunlara gelmemesini istiyorum. Böyle zamanlar eylem zamanı değil, destek zamanıdır. Eylemi seçenler siyasi rantçılardır. Bizler maden ocağında işçilerimizi ve canlarımızı çıkarmanın, yaraları sarmanın gayreti içindeyken birileri maalesef masa başında oturup sosyal medyayı sallamaya, maden kazası üzerinden Başbakana yüklenmeyi maharet sayarak “tweet” atmaya çalışmıştır. Tabii ki eleştirel olacak, bardağın boş tarafına da bakacağız. Tüm karanlıkta kaldığını düşündüğümüz noktalara ışık tutacağız. Kamu vicdanını tatmin edecek sonuçlar ortaya çıkana kadar, ucu kime ve nereye varırsa varsın, sonuna kadar gidilecektir.

İşte şimdi şapkamızı önümüze alıp “Bu kaza neden oldu? Kimlerin ihmali ve kusuru var? Bir daha benzer acılar yaşamamak için ne gibi önlemler, tedbirler almalıyız?”, bunları uzun uzun tartışacağız ve araştıracağız.

CHP’nin Meclis araştırma önergesinin reddedilmesinin ardından facia yaşanmış gibi bir algı oluşturulmaya çalışıldı.

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Öyle oldu ya doktor, öyle oldu.

MUZAFFER YURTTAŞ (Devamla) – 2010 yılında Türkiye Büyük Millet Meclisinde maden kazalarının önlenmesine dair bir araştırma komisyonu kurulmuş ve raporlar hazırlanmış, 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu çıkarılmıştır. Demek ki, sadece komisyon kurmakla iş bitmiyor, iş ahlakı olmalıdır.

HASAN ÖREN (Manisa) – İş ahlakı olmalı, siyasi ahlak da olmalı, doğru söylüyorsunuz.

MUZAFFER YURTTAŞ (Devamla) – Yapılması gereken başka işler ve alınması gereken önlemler vardır.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Sorumlusu kim, sorumlusu kim?

MUZAFFER YURTTAŞ (Devamla) – Siyasi tercihlerinden dolayı Soma halkına ve madencilere “Şimdi layığınızı buldunuz, buna müstahaktılar.” gibi…

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Kimi kime şikâyet ediyorsun sen ya!

MUZAFFER YURTTAŞ (Devamla) – …sözleri sarf eden taş yürekli, kömürden daha vicdanı kara yazar müsveddelerini şiddetle kınıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Öyle bir şey yok, o sizin uydurmanız.

MUZAFFER YURTTAŞ (Devamla) – Bu beddualara bir bakın Allah aşkına…

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Ayıptır, ayıptır! Hep aynı şeyi yapıyorsunuz. Böyle bir şey yok.

MUZAFFER YURTTAŞ (Devamla) – Biri çıkmış diyor ki: “Duam odur ki, AK PARTİ’ye oy veren herkes evlat acısı yaşasın.” Bir insan bu kadar alçalabilir mi?

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Yazarları çarmıha germeyin, siyasi sorumlusu sizsiniz, ayıp oluyor.

MUZAFFER YURTTAŞ (Devamla) – Manisa AK PARTİ milletvekillerinin telefonlarını sosyal medya hesabından yayan ve bunları rahat bırakmayın diye hedef gösteren biri vicdan sahibi olabilir mi? Daha cenazeler bile yeni toprağa verilmişken toplumun yasına aldırış etmeksizin insanları kışkırtarak sokakları mobilize etmeye, böylelikle ülkeyi yönetilemez hâle getirmeye ve istikrarı bozmaya çalışanlara asla fırsat verilmeyecektir. Soma halkı da bu oyunlara gelmeyecektir.

Buradan hepimizin çıkaracağı dersler vardır. Madencilik sektörü yeniden ele alınmalı ve masaya yatırılmalıdır. Gerekli kanuni ve yasal düzenlemeler gözden geçirilmelidir. İş sağlığı ve güvenliği konusunda kömür madenleriyle ilgili özel düzenlemeler yapılmalıdır. Gerekli önlem ve tedbirleri almayan, ihmali olan işveren ve sorumlulara verilecek cezalar arttırılmalı ve caydırıcı hâle getirilmelidir. Alternatif enerji kaynakları üzerindeki çalışmalara daha fazla ağırlık verilmelidir. Yaşam odalarından ziyade, tüm yer altı madenleri sağlıklı çalışılabilir hâle getirilmelidir. Olası kaza, çökme, yangın durumlarında gaz maskeleri, yaşam odası, kaçış yolları gibi koruma ve kurtarmaya yönelik kurallar yeniden belirlenmeli ve güncellenmelidir. 8 organize sanayi bölgesi olan, 100 binin üzerinde sanayi sektöründe çalışanı olan Manisa iline bir meslek hastalıkları hastanesinin kurulması için zaman geçirmeden çalışmalar başlatılmalıdır.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – On iki senedir aklınız neredeydi?

MUHARREM IŞIK (Erzincan) – On iki senedir kim yönetiyor bu ülkeyi?

MUZAFFER YURTTAŞ (Devamla) – Maden yangınlarının söndürülmesi için her madende son teknolojinin ürünü olan araç ve gereçler bulundurulmalıdır.

HASAN ÖREN (Manisa) – Soma’da yangın ünitesi yok, hâlâ konuşuyorsun orada!

MUZAFFER YURTTAŞ (Devamla) – Sendikalar, konunun üzerinde ciddiyetle durmalıdır. Bütün maden işletmelerinin son durumları masaya yatırılmalı ve yeni standartlara ulaşması için yol haritaları belirlenmelidir. Bu standartları yerine getirmeyen işletmeler hakkında gerekli yaptırımlar uygulanmalıdır. Savsaklama, ihmal, göz yumma, hatalara tolerans gösterme gibi çağdaş olmayan alışkanlıkları artık ülke bünyesinden atmanın zamanıdır.

MUHARREM IŞIK (Erzincan) – Kim yönetiyor bu ülkeyi, kim, kim?

MUZAFFER YURTTAŞ (Devamla) – Felaket karşısında birleşen, bugün tümünün gönlü yaralı toplumun, bu hasleti normal zamanda, her daim sürdürmesi de elzemdir. İktidarı muhalefetiyle, benzer ya da farklı görüşleriyle hepimiz “Türkiye” adlı zengin madende ve aynı vardiyada yan yana kazma sallamaktayız. Maden patlarsa hepimiz patlarız. Grizu ortamında kıvılcım çıkartmaya çalışanlara işte bu yüzden topyekûn karşı çıkmalıyız. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığımızın 2010 yılından beri uygulamaya koyduğu “Alo 170” hattı Soma’da da kurulmalıdır.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Bize niye söylüyorsun? Git, Hükûmetine söyle. Kendini mi kaybettin sen!

MUZAFFER YURTTAŞ (Devamla) – Geride kalanın üzüntü ve hüznüne karşı söylenecek her söz sakil kalır…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUZAFFER YURTTAŞ (Devamla) – …ancak bilinmelidir ki, millet olarak onların emanetlerinin yanındayız, onlara en kalbi dualarımızı gönderiyoruz. Sözün bittiği noktadayız. Hiçbir zaman unutmayacağız.

Somalı yiğitlere Allah’tan rahmet diliyorum…

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Hadi kardeşim, ilerle!

MUZAFFER YURTTAŞ (Devamla) – …milletimizin başı sağ olsun, bu tür acıları Rabb’im bir daha yaşatmasın.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Hadi yeter! Bu kadar saçmaladığın yeter!

MUZAFFER YURTTAŞ (Devamla) – Yüce Meclisimizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Evet, teşekkür ediyorum.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Özel.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Kürsüde konuşan Manisa Milletvekili Sayın Muzaffer Yurttaş’ın, 29 Nisan tarihindeki görüşmede de partisi adına kürsü kullandığını, Soma’daki madenin, Türkiye'nin, hatta dünyanın pek çok madeninden çok daha iyi durumda olduğunu, o yüzden orayla ilgili bir araştırma komisyonu kurulmasına ret oyu vereceklerini söylediğini ve o madendeki güvenlik tedbirlerini öven bir konuşma yaptığını kayıtlara geçirmek istiyorum.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Hadi bakalım, ne oldu?

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Hadi bakalım, cevap ver!

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Evet, önerge sahibi olarak söz isteyen Sümer Oral, Manisa Milletvekili. (MHP sıralarından alkışlar)

Buyurun Sayın Oral.

SÜMER ORAL (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 13 Mayıs Salı günü Soma’da yaşanan maden faciası, 301 madenci kardeşimizin hayata veda etmesine neden olmuştur. Toprağın yüzlerce metre derinliklerinde geçim mücadelesi verirken şehit olan bu evlatlarımıza Cenab-ı Allah’tan rahmet, geride bıraktıkları kederli ailelerine, yakınlarına ve milletimize sabır diliyorum.

Soma’da bu acıyı yaşarken, değerli arkadaşımız İstanbul Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu’nun kaybıyla karşılaştık ve üzüntüyle bu haberi aldık. Değerli arkadaşımıza Allah’tan rahmet, ailesine sabır, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu ve değerli milletvekili arkadaşlarıma sabır diliyorum.

Değerli milletvekilleri, maden, özellikle kömür ocakları, bilhassa çalışanların sağlığı açısından bünyesinde ciddi riskler barındıran ocaklardır. Bu işletmelerde uygulanan teknolojinin ve bulundurulması gereken cihazların kaliteleri fevkalade önem taşır. Bu konularda maliyetlerden kaçınmak hiçbir şekilde düşünülemez. Etkin, kaliteli ve periyodik denetimlerle, ocaklarda çalışma güvenliğinin günün her dakikası için muhafaza edilmesi şarttır. Burada söz konusu olan insandır ve insan hayatıdır.

Sayın milletvekilleri, 301 evladımızı kaybettiğimiz felaketin üzerinden bugün itibarıyla sekiz gün geçti. Farklı uzmanların vermiş bulundukları bilgiler ve idari, adli makamlarca oluşturulan, bilirkişi heyetlerince hazırlanan ön raporlar felaketin kaynağında ciddi ihmal ve kusurların yattığı izlenimini kuvvetlendiriyor. Kuşkusuz ilgili resmî makamlarca yürütülmekte olan araştırma ve incelemeler sonunda gerçekler açık bir biçimde ortaya çıkacaksa da mevcut veriler bu büyük ocak faciasının öngörülmeyen nedenlerden değil, öngörülebilen nedenlerden kaynaklandığına işaret ediyor. 21’inci asırda, bilgi ve teknoloji çağında, insan hayatının söz konusu olduğu bir işletmede öngörülebilir risklerin önceden öngörülememiş, tespit edilememiş, önlemi alınamamış olmasını kabul etmek kesinlikle mümkün değildir. Şayet, bu alanlarda ortada bir teknolojik yetersizlik varsa, bu durum olayın vahametini küçültmez, aksine, daha da artırır. Burada söz konusu olan, yerin metrelerce altında ekmeğini arama çabasındaki insanların hayatıdır. Tüm bu konular kısa sürede ve kamuoyunu tamamen ikna edecek biçimde mutlaka aydınlatılmalıdır.

Buradaki ihmal ve kusur sadece olayın yaşandığı işletme boyutunda da kalmamalıdır, kafalarda yer alan tüm soru ve şüpheler mutlaka açığa kavuşturulmalıdır. Çok söylentiler var, bunların hepsi tek tek ele alınmalıdır. Çağımızın önemli ilkelerinin başında gelen “şeffaflık” ve “hesap verilebilirlik”in gereği de esasen budur.

Bu vesileyle bir önemli konunun da altını çizmek ve sizlerle paylaşmak istiyorum: Son on iki yılda Türkiye’de, özellikle kamuda denetim fonksiyonu ciddi ölçüde zaafa uğratılmıştır. Denetimdeki bu zafiyet kapasite, etkinlik ve kalite alanlarında yaşanıyor. Örnek olarak Maliye Teftiş Kurulu, Maliye Hesap Uzmanları Kurulunun lağvedilmesi ve Sayıştayın durumunu gösterebiliriz. “Bunların olayla ne ilgisi var?” denilebilirse, bu kesinlikle geçerli olamaz. Tüm bunlar bir anlayışı ve zihniyeti ortaya koyar: Kamuda çalışan bu denetim zafiyetinin, kamuda görülen bu denetim zafiyetinin kademe kademe devletin tüm alanlarında kendisini hissettirmesi kaçınılmaz bir durumdur. Unutulmasın ki tüm çağdaş ülkelerde, devlet yönetimlerinde denetim son derece önemlidir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sosyal güvenlik sistemimiz ve mevcut kanunlar çerçevesinde devlet görevini yapacak, kuşkusuz yaraları saracak. Bunu titizlikle takip edeceğiz ama bunu beklemeden devletin hemen bir şey daha yapması lazım: İnsanlarımız yerin altında, kömür ocağında hayatlarını kaybetti; yerin üstünde 301 ailenin ocağına ateş düştü, içleri yandı, daraldı. Can kaybının evlat, eş, baba, kardeş acısı kolay kolay dinmez, unutulmaz ancak devlet hemen, hiç beklemeden, yapacağız, edeceğiz sözlerini bir tarafa bırakarak -biraz önce iktidar partisine mensup arkadaşlarımız “yapılacak”, “edilecek” dediler- bu -cek’li, -cak’lı şeylerin hepsini geride bırakarak hemen, derhâl ailelerin kapısını çalıp, onların gelmesini beklemeden evlerinin kapısını çalıp hemen ilk yardımı yapmalı. Vatandaş devletin kapısına değil, devlet vatandaşın kapısına gitmeli. Bunun pek çok yolu var. Gerekirse hemen -bir iki gün içerisinde- yeni bir kanun bile çıkarılır. Milletin gücü, devletin kalitesi böyle günlerde neyi nasıl yaptığıyla belli olur. Bunu mutlaka başarmalıyız.

Değerli arkadaşlarım, Soma faciasıyla birlikte kuşku yok ki maden ve kömür ocakları işletmeleri en ince boyutlarıyla yeniden değerlendirilecek ve emeği ve iş güvenliğini daha öne çıkaran yeni ve köklü bir statüye kavuşturulacaktır. Yapılması gereken budur, beklenmesi gereken de budur.

Değerli milletvekilleri, ben hayatını kaybetmiş değerli emek şehitlerine tekrar Cenab-ı Allah’tan rahmet, kederli ailelerine ve milletimize başsağlığı diliyor, hepinize saygılar sunuyorum. (MHP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önerge sahibi olarak söz isteyen Mehmet Cemal Öztaylan, Balıkesir Milletvekili.

Buyurun Sayın Öztaylan. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MEHMET CEMAL ÖZTAYLAN (Balıkesir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye’yi yasa boğan bu elim olaydan dolayı söz almış… Bütün temenni ve dileğim oydu ki keşke bu olay yaşanmamış ve ben de hiç söz almamış olsaydım ama ne yapalım, kader böyle tecelli etti.

Sözlerime başlarken, Parlamentoya hizmet eden, geçen hafta ebediyete intikal eden, aslında yaşamış olsaydı şu anda onu görmekten haz duyacağım ve onun aydınlatmalarıyla, katkılarıyla zevk duyacağımız, şevk duyacağımız, azim duyacağımız Sevgili Aslanoğlu’nu da rahmetle, minnetle ve şükranla anıyorum.

301 şehidimize Allah’tan rahmet, geride kalanlara sabır, metanet dileyerek böyle bir olayın vuku bulmaması temennisiyle, 301 şehidimizden, Savaştepe’mizden 34, İvrindi’mizden 34, Dursunbey’imizden 24, Bigadiç’imizden 4, Balıkesir Merkez 6 Eylül’den 3, Kepsut ilçemizden 2, Balya ilçemizden 2 ve Susurluk’umuzdan 1 yani yüzde 35’i Balıkesir’den olan bu maden şehitlerini rahmetle, şükranla ve minnetle anarken söyleyecek sözün olmadığını, aslında burada yapılan ithamların, söylenen sözlerin -aczimizin ve acziyetimizin de nasıl ifade edildiğini- kızarak değil, uhuletle ve suhuletle söylenmesinin doğru olduğu kanaatindeyim.

Bu elim olaydan dolayı Balıkesir Milletvekillerimiz Sayın Tülay Babuşcu, Ali Aydınlıoğlu ve Balıkesir Valimiz Ahmet Turhan şu anda Dursunbey’de şehidi olan bu aileleri ziyaret etmekte ve devlet olarak, millet olarak, Valilik olarak yapılan ve yapılması gerekenlerin yapıldığını ifade etmek üzere oradalar ve bu elim ailelerin de, orada görev yapan siyasilerin de, herkesin de bu vesileyle selamlarını iletmeyi bir borç biliyorum.

Bakın, kazanın olduğu ilk gün devletimiz tarafından 1 milyar lira, dün de 2 milyar lira yardım yapıldı. Bundan sonra ihtiyaçlar tespit edilerek yetimlere ve ailelere de gerekli yardımlar devletimiz tarafından yapılmaktadır ve yapılacaktır.

Ama şunu da ifade etmeden geçmeyeceğim: O atmosfer içinde, o elim olay karşısında oraya Başbakanlık Müsteşar Yardımcısı, 1 devlet yetkilisi ve 3 Balıkesir milletvekili olarak Soma’ya daha o gece intikal ettik. Ondan sonraki günlerde bütün siyasi partilere mensup olan tüm arkadaşlarımızla orada halvet olduk, acılarını paylaştık veya paylaşmaya çalıştık. Ama, o elim olay karşısında, o üzüntülü olay karşısında değil hareket etmek, o harekette nefes almanın bile zor olduğu, düşünmenin bile zor olduğu o ortamda, büyük bir özveriyle, Enerji Bakanımız Taner Yıldız’ı metanetinden, ferasetinden ve olgunluğundan dolayı şahsım adına -istemeyen kutlamasın dert değil- teşekkürlerimi, hürmet ve minnetlerimi sunduğumu milletin kürsüsünden ifade etmeyi bir borç biliyorum. Sağlık Bakan Yardımcısı Sayın Agâh Kafkas’ın üç gün üç gece hiç uyumadan cansiparane çalıştığını görmekten, Balıkesir Valisi Sayın Ahmet Turhan’ın ve Manisa Valisinin ellerinden gelen her türlü çabayla orada çalıştıklarından, AFAD Genel Müdürünün elinden ne geliyorsa fazlasını uyumadan yaptığından, TKİ Genel Müdürünün sonsuz gayretle çalıştığından, Ege Ordu Komutanı ve askerlerimizin ve polis teşkilatımızın, Zonguldak kurtarma ekibi ve oradaki tüm kurtarma ekibi arkadaşlarımızın, iktidar ve muhalefete mensup olan tüm milletvekillerinin -orada bizatihi kendi gözlerimle üzüntülerini görüp- katkıda bulunduklarından, bulunmak için çırpındıklarından dolayı hepsine minnet ve şükranlarımı sunuyorum. Velhasıl bu acıyı yüreğinde hisseden, bir şeyler yapmak için çırpınan tüm katılımcılara, tüm katkıda bulunan insanlara, hepsine şükran ve minnetlerimi sunuyorum.

Sayın milletvekilleri, o akşam -dediğim gibi- kaza yerine intikal ettik. O vahim tablo karşısında inanın ağlamamak insan olarak… Eğer ki bu davaya, bu olumsuz olaya sebep olan insanları insan olan insanın lanetlememesine ben ona insan bile demem.

LEVENT GÖK (Ankara) – Sen kazadan sonrakileri konuşuyorsun. Biz bu olaylar bir daha olmasın diye konuşuyoruz.

MEHMET CEMAL ÖZTAYLAN (Devamla) – Lütfen dinler misin, kötü bir şey söylemiyorum, değil mi? Kötü bir şey söylemiyorum. Lütfen…

LEVENT GÖK (Ankara) – Daha bir şey konuşmadın ya. Bu araştırma önergeleri niye verildi kardeşim?

MEHMET CEMAL ÖZTAYLAN (Devamla) – Ben senin kardeşin değilim.

Başbakanımızın oraya intikaliyle Soma’daki olumsuzlukları tasvip etmek mümkün değil.

LEVENT GÖK (Ankara) – Boşa konuşuyorsun orada.

MEHMET CEMAL ÖZTAYLAN (Devamla) – Sus be güzel kardeşim, bir dakika ya! Lütfen ya!

MÜSLİM SARI (İstanbul) – Kardeşi değildin hani.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Hani kardeşi değildin.

BAŞKAN – Sayın Gök, lütfen…

MEHMET CEMAL ÖZTAYLAN (Devamla) – Bu olayı, sadece kabartılmış olan hislerin yansıması…

LEVENT GÖK (Ankara) – Bu nasıl duyarsızlık böyle ya! Kaza olmuş, teşekkür ediyor. Kime teşekkür ediyorsun?

MEHMET CEMAL ÖZTAYLAN (Devamla) – …olarak düşünüyor ve öyle algılamak istiyorum. Bu vesileyle, çeşitli yerde gösterilen, siyasi değil, sadece tepki olarak üzüntüyle ortaya çıkan olayların da haklı olduğu kanaatindeyim.

Sevgili Milletvekilimiz Namık Havutça’nın burada, kürsüde ifade ettiği, bir Bandırmalı olarak bir şehit ailesine gösterdiği yakınlığa canıgönülden teşekkür ediyor ve Bandırma Belediyesinin gösterdiği hassasiyete de aynen katılıyorum.

LEVENT GÖK (Ankara) – Kazaya gel, kazaya. Kaza niçin oldu, onu anlat. Burada boş boş konuşma!

UĞUR AYDEMİR (Manisa) – Ya, sana mı soracak!

BAŞKAN – Sayın Gök, lütfen…

MEHMET CEMAL ÖZTAYLAN (Devamla) – Sevgili Namık Havutça’nın bahsetmiş olduğu Özgür Şen kardeşimiz Balıkesirli olmasına rağmen, Kütahya Hisarcık Kutluhallar köyünde defnedilmiştir, bunu da telefonla bildirdiler, onu da bu vesileyle söyleyeyim.

Kazayı yapan ben değilim, kazaya sebep olan da ben değilim, kazayı çalıştıran da ben değilim, hesabı verecek olan da ben değilim.

LEVENT GÖK (Ankara) – Bravo!

MEHMET CEMAL ÖZTAYLAN (Devamla) – Sadece ve sadece burada yapılacak olan araştırma, yapılacak olan inceleme, yapılmış olan suistimallerin ortaya çıkarılması için senden daha çok katkı sunmak isteyen bir milletvekiliyim.

LEVENT GÖK (Ankara) – Ne anlattın Allah aşkına iki saattir?

MÜSLİM SARI (İstanbul) – Neyi söyledin, neyi?

MEHMET CEMAL ÖZTAYLAN (Devamla) – Ne oluyor, dört saatten beri ne anlatıyorsun sen?

LEVENT GÖK (Ankara) – Devletin valisine teşekkür ediyorsun.

MEHMET CEMAL ÖZTAYLAN (Devamla) – Sözlerime son vereceğim, merak etme, rahatsız oldun.

LEVENT GÖK (Ankara) – Vallahi, iyi edersin, isabet edersin. Ne konuştun ki!

MEHMET CEMAL ÖZTAYLAN (Devamla) – Biz de sadece… Zeybek Ege’de oynanır, doğru; diz çökülür, o da doğru, namaz kılarken de diz çökülür. Biz sadece zeybek oynarken, namaz kılarken ve... Sadece Allah’a secde ederiz başkasına değil. (CHP sıralarından gürültüler)

Şunu da söyleyeceğim: Her türlü araştırma, soruşturma ve incelemenin yetkililer tarafından bizzat önemle yapılmasını Türk milleti adına talep etmekteyiz.

LEVENT GÖK (Ankara) – 301 kişi niye öldü, onu anlat.

MEHMET CEMAL ÖZTAYLAN (Devamla) - Bu vesileyle, katkısı bulunan herkese teşekkür ediyor ve 301 şehidimize Allah’tan rahmet diliyor, hepinize saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar, CHP sıralarından gürültüler)

LEVENT GÖK (Ankara) – Biz sana saygı sunmuyoruz.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önerge sahibi olarak söz isteyen son konuşmacı Ahmet Duran Bulut, Balıkesir Milletvekili.

Buyurun Sayın Bulut. (MHP sıralarından alkışlar)

AHMET DURAN BULUT (Balıkesir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

2 Balıkesirli hemşehrim, milletvekili arkadaşlarımdan sonra, ben de bu bölgenin bir milletvekili olarak Soma’da yüreklere düşen közün, ateşin dağladığı, yüzlerce yuvayı söndürdüğü, çocukları yetim, anne babaları evlatsız, kadınları kocasız bırakan bu acıyı, buna sebep olanları, bunun sebeplerini araştırmak adına getirilen araştırma önergesi hakkında görüşlerimi ifade ediyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, insan merkezli değil, kazanç merkezli bir bakış var ortada. Soma, insanlığın, insan merkezli olmanın değil; kazancın, para kazanmanın, hırsın, ihtirasın, açgözlülüğün bir simgesi hâline gelmiştir. Olaya baktığımızda, daha önceki olayları da incelediğimizde görmekteyiz ki insanlar bile bile ölüme gidiyorlar. Daha önceden, gördükleri tehlikeleri ifade ettikleri hâlde yöneticilerin dikkate almadığı, tedbir almadığı, insanların bile bile o mezara girdikleri bir sektör maden.

Geçtiğimiz yıllarda Balıkesir’in Dursunbey ilçesinde 17 canımız gitti. Yine orada bir kazada 17 insanımızı kaybettik. Olay yerine aynı gün giderken bir televizyon kanalı beni arayarak konu hakkında görüşlerimi almak istediğinde; yolda olduğumu, olay yerine gidip incelemelerde bulunacağımı, vatandaşların yarasının sarılması için elimizden gelen gayreti göstereceğimi ifade ettim. İşletme sahibi, işçilere “MHP Milletvekili Ahmet Duran Bulut ocağın kapanmasını istiyor.” diye ifade ediyor. Ben gittiğimde Dursunbey’deki köylüler, işçiler bana tepki gösterdiler. “Sen ne karışıyorsun, neden ocağı kapattırmaya çalışıyorsun?” dediler. Dedim kardeşim: Ben sizin için buradayım, sizin hakkınızda ocakta tedbir alınmış mı, koruma tedbirleri alınmış mı, iş güvenliği sağlanmış mı, bunların sağlanması için buradayım. “Biz açız vekilim, aç. Dışarıda aç ölmektense içeride tok ölmek istiyoruz.” dediler. Emin olun bunu arkadaşlarıma anlattım, çevreme anlattım, üzüldüm, utandım.

Bugün, Manisa’da, Soma’da orada çalışan işçilerin borçlarının, kredi kartları borçlarının, kazançlarının bilançoları ortada, meydanda, gazetelerde sayfa sayfa ifade ediliyor. İnsanlar emekli olmuş ama çalışmak zorunda; insanlar emekli olmuş çocuğu üniversitede okuyor, okutmak zorunda, paraya ihtiyaçları var. Ama öyle bir yönetim, öyle bir şirket, öyle acımasız, insanları Sayın Başbakanın ifade ettiği 1800’lerdeki örnekler gibi 2014 yılındaki bu hayatı yaşatan, neredeyse -değerli vekillerin ifade ettiği gibi- işçileri köle gibi gören bir anlayışla ne kadar çok çalışırsan “Hadi bakalım, hadi bakalım.” diyerek gözü doymayan, gökleri delen gökdelenleri yaparken buradan giden, bu devletten maaş alan o teftiş, o müfettişlerin talimli olarak oraya giderek, ocağa bile çoğu girmeyerek raporlar yazdıklarını… Gittiğim Soma’daki işçilerin bana ifadesi. Allah rızası için, şu bu parti ayrımı yapmaksızın herkes işini düzgün yapmalı. Siyasiler de işini düzgün yapmalı, bürokrat da işini düzgün yapmalı, işçi de işini düzgün yapmalı ama Türkiye’de sapla saman karıştı, “seninki, benimki” ayrımı başladı.

Türkiye’de güvenliği sağlamakla görevli güvenlik güçlerini, polisi devletin polisi olmayı bıraktırdınız, siyasi partinizin, iktidarın polisi hâline getirdiniz. 13 yaşındaki çocuğu yaka paça tutup çeken bir polisin, babasını kurtarmak için gayret sarf ettiği, çocuğun altına işediği böyle bir manzarada bu çocuktan ne beklersiniz? Böyle bir uygulama olur mu değerli milletvekilleri? İçişleri Bakanı devletin bakanı olduğu, o polisler devletin polisi olduğu gerçeğini unutmamalılar. Bugün ona, yarın size ama bir çocuğa, tepki gösteren insanlara… Burası krallık değil, burası monarşiyle idare edilmiyor, demokratik bir ülke Türkiye, insanlar tabii ki tepkilerini gösterecek, tabii ki çocuğunu alıp tepkisini gösterecek, eylem yapacak. Sokmuyorsunuz Soma’ya. Soma’ya ben gittim, her taraf polis, kaynıyor polis, yüzlerce otobüsle polis gelmiş. Kimi kimden koruyorsunuz? Orada canlar gitmiş, gelenler o acıları paylaşmak istiyorlar, onların derdine derman olmak istiyorlar. Polisler her tarafa dikilmiş. Devleti bir ceberut devlet hâline çevirdiniz.

Devleti yönetenler, Sayın Başbakan, bakanlar; bu iş böyle olmaz, iyi yönetemiyorsunuz bu ülkeyi, hesap vermiyorsunuz, vermekten kaçıyorsunuz. Bir hafta önce Türkiye'nin gündemi neydi, bugünkü gündem ne? Peş peşe gelen belalarla karşı karşıyayız. Allah bunlardan bizi korusun diyorum ben ancak Allah akıl vermiş, fikir vermiş “Tedbir alın.” diye.

Bugün, 301 ifade ediliyor değerli milletvekilleri. Bir ocakta, Türkiye Kömür İşletmelerine ait bir ocakta giren işçinin numaratörü olması lazım, oraya giren basıp içeri girdiğini ifade etmesi lazım. Böyle bir alet yok. Giren belli değil. Çıkan insanların kimliği DNA testiyle tespit ediliyor. Böyle bir işletme olur mu? Çıkan insanların üzerindeki elbiseye göre kimlikleri tespit ediliyor. Zaten, ölenler baştan gönderildi. Ellerindeki 301, bu bile muğlak, bu bile net değil, bu bile kesin değil ancak biz tabii ki devletin, Hükûmetin, Bakanın açıkladıklarını dikkate alarak “301” diyoruz. Orada Suriyeli işçiden bahsediliyor, kaçak işçiden bahsediliyor. Böyle bir devlet anlayışı olur mu? Bunların belirgin, şeffaf olması lazım, bunların dürüstçe ifade edilmesi lazım, devletin görevlilerinin açıklamalarına inanmam lazım. Hangi görüşten olursa olsun, böyle bir anlayışı mutlak surette devlette hâkim kılmamız lazım.

Şimdi yürekler kanıyor, bölgede acılar çok taze, insanlar yaraların sarılmasını istiyorlar, bu yaraların bir an önce kapanmasını istiyorlar. O çocukların gelecekleri ne olacak? Borçlanmış, ev almış; borç içerisine girmiş olan insanlar, bankalara borcu olan insanlar, bunların borçlarının kapatılması, en azından borçlarının ertelenmesi, birtakım çözümlerin bulunması noktasında çözümlerin getirilmesi gerekmektedir.

Bu kazaların önlenmesi için, Türkiye’de teftiş mekanizmasında Bakanlığa bağlı müfettiş ve müfettiş yardımcısı toplam sayısı 500 küsur, Almanya’da 3 bin. Zaten bu 500 müfettiş ve müfettiş yardımcısının çoğu iyi eğitilememiş. Getirilen raporlardaki tespitleri görüyorsunuz. Orada kazayla çok alakası olmayan bir iki konuyu tespit etmişler. Bunu bulduk diyerek, boş gitmeyelim, hadi şunu da yazalım kabilinden yazdıkları raporları, işte geliyorum diyerek bağırdığı, gaz sıkışmasının alenen ortada olduğu, mazotla çalışan motorların ocağın içerisinde çalıştığı böylesine bir kaptıkaçtı ocak; bu ülkenin yetkilileri tarafından çok düzenli, çok tedbirli, gerekli incelemeler yapılmış, olumlu olarak raporlar verilmiş bir ocak. Vay hâlimize! Şimdi gidin, Türkiye’deki diğer ocakları bir denetleyin; gidin, Balıkesir’in Dursunbey’inde, Kütahya’da, başka yerlerdeki ocakların hâlini, lütfen Sayın Bakan, bakanlar, müfettişlerinizi görevlendirin... Allah’tan Sayın Cumhurbaşkanı Teftiş Kurulunu devreye soktu -çünkü sizinkilere de güvenmiyor demek ki- öbür tarafı soktu.

Değerli milletvekilleri, bir ocağın ruhsatını kim verir, ocağa çalışma ruhsatını kim verir? İlgili müdürlük verir, ilgili bağlı bakanlık verir. Başbakan neden ruhsat veriyor ocağa? Başbakan maden araştırma adına, çıkarma adına, ruhsat verme yetkisini neden kendinde topluyor? Bunu lütfen kendinize bir sorun. Bir maden çıkarmanın ruhsatını Başbakan kendi üzerine alıyorsa, bakanına güvenmiyorsa, bürokratına güvenmiyorsa bir yerde arıza var demektir.

Bu arızaların giderilmesi, yüreklerdeki sesin dillendirilmesi, bu yaraların sarılması adına şehitlerimizi rahmetle anıyorum. Balıkesir’den, İvrindi’den, Balya’dan, Savaştepe’den, Dursunbey’den, ülkemizin her tarafından gelip orada ekmeğinin peşinde koşan, toprağa verdiğimiz şehitlerimizi rahmetle anıyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP ve CHP sıralarından alkışlar) 

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Meclis araştırması önergeleri üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Şimdi Meclis araştırması açılıp açılmaması hususunu oylarınıza sunacağım: Meclis araştırması açılmasını kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Meclis araştırmasını yapacak komisyonun 17 üyeden kurulmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Komisyonun çalışma süresinin Başkan, Başkan Vekili, Sözcü ve Kâtip Üyenin seçimi tarihinden başlamak üzere üç ay olmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Komisyonun gerektiğinde Ankara dışında da çalışabilmesi hususunu oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Alınan karar gereğince, araştırma komisyonu raporlarını görüşmek için 22 Mayıs 2014 Perşembe günü saat 14.00’te toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum.

                                                                               Kapanma Saati: 19.02



(x) 585 ve 585’e 1’inci Ek S. Sayılı Basmayazılar  tutanağa eklidir.

(x) Bu bölümde Hatip tarafından Türkçe olmayan bir dilde kelimeler ifade edildi.