TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

                                                                                TUTANAK DERGİSİ

 

84’üncü Birleşim

5 Mayıs 2014 Pazartesi

 

(TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

İÇİNDEKİLER

 

 

I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II.- GELEN KÂĞITLAR

III.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Kocaeli Milletvekili Mehmet Hilal Kaplan'ın, 1 Mayısta yaşanan olaylara ilişkin gündem dışı konuşması

2.- Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan'ın, Türkiye Kürdistan Demokrat Partisinin kurulmasına onay verilmesi ve PKK’nın son günlerde artan şiddet olaylarına ilişkin gündem dışı konuşması

3.- İstanbul Milletvekili Süleyman Çelebi'nin, 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü’ne ilişkin gündem dışı konuşması

IV.- AÇIKLAMALAR

1.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi'nin, Genel Kurul görüşmelerinin Meclis TV’den yayınlanması için Meclis Başkanlığına başvuruda bulunduğuna ancak bunun mümkün olmayacağıyla ilgili Meclis Başkanlığının yazısını aldıklarına ve görüşmeler İnternet’ten de yayınlanmadığı için yayınlanana kadar ara verilmesini talep ettiğine ilişkin açıklaması

2.- İzmir Milletvekili Oktay Vural'ın, Meclis Başkanı Cemil Çiçek Parlamentoya gönderilen fezlekeleri milletin vekillerinden sakladığı için milletvekillerinin inceleme hakkından mahrum bırakıldığına ve Genel Kurul görüşmelerinin TV 3’ten yayınlanması için kendilerinin de Meclis Başkanlığına başvurduklarına ve olumsuz cevap aldıklarına ilişkin açıklaması

3.- Bingöl Milletvekili İdris Baluken'in, Meclis Başkanlığının Genel Kurul görüşmelerinin Meclis TV’den yayınlanmamasıyla ilgili tutumunun kabul edilemez olduğuna ilişkin açıklaması

4.- Giresun Milletvekili Nurettin Canikli'nin, Genel Kurul görüşmelerinin İnternet’ten canlı olarak yayınlandığına, Meclis TV’nin bugüne özel ve farklı bir uygulamasının ve görüşmelerin kamuoyundan kaçırılması gibi bir iddianın geçerliliğinin olmadığına ilişkin açıklaması

5.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal'ın, TRT Genel Müdürlüğüyle yapılan sözleşmeye göre, Meclis soruşturması gibi önemli günlerde Genel Kurul görüşmelerinin yayınlanması gerektiğine ilişkin açıklaması

6.- İstanbul Milletvekili Kadir Gökmen Öğüt'ün, hayatını kaybeden Balyoz davası hükümlüsü Albay Murat Özenalp’e rahmet, ailesi ve sevenlerine başsağlığı dilediğine ve Balyoz davasından ceza alanların Anayasa Mahkemesine yaptıkları başvurunun bir an evvel sonuçlandırılması gerektiğine ilişkin açıklaması

7.- Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı'nın, Hükûmetin, cezaevlerinde kalan çocukların sorunlarını araştırması ve acilen çözmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

8.- Çanakkale Milletvekili Ali Sarıbaş'ın, Gökçeada’da yaşanan sel felaketi nedeniyle Hükûmetin acil tedbir alması gerektiğine ilişkin açıklaması

9.- Kayseri Milletvekili İsmail Tamer'in, 5 Mayıs Dünya Ebeler Günü’nü kutladığına ilişkin açıklaması

10.- Burdur Milletvekili Ramazan Kerim Özkan'ın, İnternet’teki yoğunluktan dolayı kayıt yaptıramayan ikinci basamak öğrencilerine ÖSYM’nin ek süre vermesi gerektiğine ilişkin açıklaması

11.- İzmir Milletvekili Musa Çam'ın, TRT’nin böyle önemli bir günde yayın yapmamasını kınayıp protesto ettiğine ve 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü’ne ilişkin açıklaması

12.- Muğla Milletvekili Nurettin Demir'in, Muğla Seydikemer’de yaşanan dolu felaketinin giderilmesi konusunda Hükûmetin desteğini beklediklerine ilişkin açıklaması

13.- Bingöl Milletvekili İdris Baluken'in, HDP olarak, 1 Mayısta Taksim’e yürümek isteyenlere yönelik polis terörünün bütün sorumluluğunun AKP Hükûmetinde olduğunu belirtmek istediklerine ve mülki amirler ya da güvenlik güçleri hakkında herhangi bir soruşturmanın başlatılmamış olmasını kınadıklarına ilişkin tekraren açıklaması

14.- Balıkesir Milletvekili Ahmet Duran Bulut'un, Gökçeada’da yaşanan sel felaketi nedeniyle Hükûmetin acil tedbir alması gerektiğine ilişkin açıklaması

15.- İzmir Milletvkili Oktay Vural'ın, İç Tüzük’e göre, Meclis soruşturmasında hangi fiillerin hangi kanun nizamına aykırı olduğunun gerekçe gösterilerek belirtilmesi gerektiğine ve en son verilen önergenin (9/8) esas numaralı Meclis Soruşturması Önergesi olması sebebiyle diğer Meclis soruşturması önergelerinin önüne alınamayacağına ilişkin açıklaması

16.- Sinop Milletvekili Engin Altay'ın, (9/8) esas numaralı Meclis Soruşturması Önergesi’nin, (9/3), (9/4), (9/5) ve (9/6) esas numaralı Meclis Soruşturması Önergeleri görüşüldükten sonra işleme alınması gerektiğine ilişkin açıklaması

17.- Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan'ın, Çevre ve Şehircilik eski Bakanı Erdoğan Bayraktar hakkındaki takipsizlik kararı fezleke sürecini kestiği için 4 bakanla ilgili toplu oylama yapılamayacağına, diğer 3 bakanla ilgili ayrı bir önerge verilerek (9/8) esas numaralı Meclis Soruşturması Önergesi’nin düşmesi gerektiğine ve bu durumda (9/5) esas numaralı Meclis Soruştarması Önergesi’nin de geri çekilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

18.- Giresun Milletvekili Nurettin Canikli'nin, herhangi bir bakan hakkında soruşturma önergesi verilebilmesi için herhangi bir fezleke ya da mahkemelerden herhangi bir bilgi, belge ve dosya gelmesine gerek olmadığına, gerek olsa bile takipsizlik kararının kesinleşmediğine ve Danışma Kurulu kararı ya da grup önerisiyle soruşturma önergelerinin görüşülme sırası ve gününün değiştirilebileceğine ilişkin açıklaması

19.- Giresun Milletvekili Nurettin Canikli'nin, (9/8) esas numaralı Meclis Soruşturması Önergesi kabul edilerek bir soruşturma komisyonu kurulduğuna ve aynı konuda aynı iş için ikinci bir soruşturma komisyonu kurulmasının hukuken ve fiilen mümkün olmadığına ilişkin açıklaması

20.- Sinop Milletvekili Engin Altay'ın, (9/3) esas numaralı Meclis Soruşturması Önergesi dışındaki (9/4), (9/5) ve (9/6) esas numaralı Meclis Soruşturması Önergeleri ile kabul edilen (9/8) esas numaralı Meclis Soruşturması Önergesi arasında farklılıklar olduğuna ve bu önergelerin görüşülmesinin Anayasa’nın verdiği bir hak olduğuna ilişkin açıklaması

21.- İzmir Milletvkili Oktay Vural'ın, (9/3), (9/4), (9/5) ve (9/6) esas numaralı Meclis Soruşturması Önergelerinin görüşülmesi gerektiğine ilişkin tekraren açıklaması

22.- Aydın Milletvekili Ali Uzunırmak'ın, İstanbul Milletvekili Egemen Bağış’ın (9/4) esas numaralı Meclis Soruşturması Önergesi üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

23.- İstanbul Milletvekili Egemen Bağış'ın, İzmir Milletvekili Aytun Çıray’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşmasındaki ve Aydın Milletvekili Ali Uzunırmak’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

24.- İzmir Milletvekili Aytun Çıray'ın, İstanbul Milletvekili Egemen Bağış’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

25.- Mardin Milletvekili Muammer Güler'in, Aydın Milletvekili Bülent Tezcan’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

V.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Bingöl Milletvekili İdris Baluken'in, Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan’ın yaptığı gündem dışı konuşması sırasında Halkların Demokratik Partisine sataşması nedeniyle konuşması

2.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi'nin, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli’nin CHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

3.-Sinop Milletvekili Engin Altay'ın, Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın usul tartışması üzerinde yaptığı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

4.- Giresun Milletvekili Nurettin Canikli'nin, Antalya Milletvekili Mehmet Günal’ın (9/3) esas numaralı Meclis Soruşturması Önergesi üzerinde yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

5.- Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan'ın, Antalya Milletvekili Mehmet Günal’ın (9/3) esas numaralı Meclis Soruşturması Önergesi üzerinde yaptığı konuşması sırasında Halkların Demokratik Partisine sataşması nedeniyle konuşması

6.- Antalya Milletvekili Mehmet Günal'ın, Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

7.- Bingöl Milletvekili İdris Baluken'in, Antalya Milletvekili Mehmet Günal’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Halkların Demokratik Partisine sataşması nedeniyle konuşması

8.- Konya Milletvekili Faruk Bal'ın, Bingöl Milletvekili İdris Baluken’in sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında MHP Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

9.- İstanbul Milletvekili Ali Özgündüz'ün, Mersin Milletvekili Mehmet Zafer Çağlayan’ın (9/3) esas numaralı Meclis Soruşturması Önergesi üzerinde yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

10.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu'nun, Mersin Milletvekili Mehmet Zafer Çağlayan’ın (9/3) esas numaralı Meclis Soruşturması Önergesi üzerinde yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

11.- Mersin Milletvekili Mehmet Zafer Çağlayan'ın, İstanbul Milletvekili Ali Özgündüz’ün sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

12.- İstanbul Milletvekili Ali Özgündüz'ün, Mersin Milletvekili Mehmet Zafer Çağlayan’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

13.- Sinop Milletvekili Engin Altay'ın, Şanlıurfa Milletvekili A. Emin Önen’in (9/4) esas numaralı Meclis Soruşturması Önergesi üzerinde yaptığı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

14.- Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş'ın, Sinop Milletvekili Engin Altay’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

15.- İzmir Milletvekili Aytun Çıray'ın, İstanbul Milletvekili Egemen Bağış’ın (9/4) esas numaralı Meclis Soruşturması Önergesi üzerinde yaptığı konuşması sırasında şahsına ve Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

16.- Aydın Milletvekili Ali Uzunırmak'ın, İstanbul Milletvekili Egemen Bağış’ın (9/4) esas numaralı Meclis Soruşturması Önergesi üzerinde yaptığı konuşması sırasında Milliyetçi Hareket Partisine sataşması nedeniyle konuşması

17.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal'ın, İstanbul Milletvekili Egemen Bağış’ın (9/4) esas numaralı Meclis Soruşturması Önergesi üzerinde yaptığı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

18.- Giresun Milletvekili Nurettin Canikli'nin, İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

19.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi'nin, İstanbul Milletvekili Metin Külünk’ün (9/5) esas numaralı Meclis Soruşturması Önergesi üzerinde yaptığı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

20.- İstanbul Milletvekili Metin Külünk'ün, İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

21.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi'nin, İstanbul Milletvekili Metin Külünk’ün sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

22.- İstanbul Milletvekili Metin Külünk'ün, tekraren, İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

23.- Konya Milletvekili Faruk Bal'ın, Çanakkale Milletvekili Mehmet Daniş’in (9/5) esas numaralı Meclis Soruşturması Önergesi üzerinde yaptığı konuşması sırasında şahsına ve Milliyetçi Hareket Partisine sataşması nedeniyle konuşması

24.- Aydın Milletvekili Bülent Tezcan'ın, Mardin Milletvekili Muammer Güler’in (9/6) esas numaralı Meclis Soruşturması Önergesi üzerinde yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- BDP Grubu adına Grup Başkan Vekili Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın, Şırnak’ta kaplıcaların bulunduğu bölgelerdeki sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/922)

2.- Osmaniye Milletvekili Hasan Hüseyin Türkoğlu ve 19 milletvekilinin, iktisadi ve idari bilimler fakültesi mezunlarının sorunlarının  araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/923)

3.- Adana Milletvekili Ali Halaman ve 19 milletvekilinin, boşanma olaylarının ve sebeplerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/924)

B) Önergeler

1.- Bursa Milletvekili Sena Kaleli’nin, (2/1978) esas numaralı İstanbul İli Adalar İlçesi Sınırlarında Bulunan “Demokrasi ve Özgürlükler Adasının” Adının “Demokrasi ve İnsan Hakları Adası” Olarak Değiştirilmesi ve Adada “Demokrasi ve İnsan Hakları Müzesi” Kurulması Hakkında Kanun Teklifi’nin geri alındığına ilişkin önergesi (4/156)

VII.- ÖNERİLER

A) Siyasî Parti Grubu Önerileri

1.- CHP Grubunun, gündemin “Özel Gündemde Yer Alacak İşler” kısmının 2, 3, 4 ve 5’inci sıralarında yer alan (9/3), (9/4), (9/5) ve (9/6) esas numaralı Meclis Soruşturması Önergelerinin, bu kısmın sırasıyla 1, 2, 3 ve 4’üncü sıralarına alınmasına ve bu kısımda yer alan diğer işlerin sırasının buna göre teselsül ettirilmesine ilişkin önerisi

VIII.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Meral Akşener'in, büyük bir yüklenme olması sebebiyle İnternet yayınlarında aksaklık olduğuna ve bu aksaklığın giderilmesinin takipçisi olacaklarına ilişkin konuşması

2.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Meral Akşener'in, (9/8) esas numaralı Meclis Soruşturması Önergesi’nin, 29/4/2014 tarihli 82’nci Birleşimde kabul edilen siyasi parti grubu önerisiyle gündemin “Özel Gündemde Yer Alacak İşler” kısmının 1’inci sırasına alındığı için bu önergeyi işleme almama yönünde bir tutum sergilemesinin mümkün olmadığına ve İç Tüzük’te birden fazla bakanın veya birden fazla fiilin bir Meclis soruşturması önergesinde yer alıp alamayacağına dair bir kural bulunmadığına ilişkin konuşması

3.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Meral Akşener'in, Meclis TV’nin, tüm Türkiye’de 365 farklı noktadan yayın yapan TÜRK TELEKOM sunucularından sorunsuz olarak İnternet üzerinden yayın yapmasının sağlandığına ilişkin konuşması

IX.- MECLİS SORUŞTURMASI

A) Ön Görüşmeler

1.- Isparta Milletvekili Süreyya Sadi Bilgiç ve 76 Milletvekilinin; Ekonomi Eski Bakanı Mehmet Zafer Çağlayan hakkında, bir şahıstan sağlanan miktar ve değeri tespit edilemeyen bazı maddi menfaatler karşılığında bu şahsın İran’a altın ihracatı yapması işlerinde imtiyaz sağladığı, Gana’dan kaçak yollarla yurda sokulmak istendiği iddia edilen 1,5 ton altınla ilgili adli ve idari soruşturmaları engelleyerek altının Dubai’ye çıkışını sağlamaya çalıştığı ve bu eylemlerin Kaçakçılıkla Mücadele Kanununa Muhalefet oluşturduğu, Türk Ceza Kanunu’nun 204 ve 252’nci maddelerine uyduğu; İçişleri Eski Bakanı Muammer Güler hakkında, bir şahıstan sağlanan miktar ve değeri tespit edilemeyen bazı maddi menfaatler karşılığında bu şahsın araçlarına trafikte emniyet şeridini kullanma imtiyazı verdiği ve söz konusu şahıs için koruma polisi görevlendirdiği, bu şahısla birlikte gözaltına alınan bazı şüphelilerin ve yakınlarının yasaya aykırı olarak istisnai yoldan Türk vatandaşlığına geçirilmesini sağladığı, bu şahısla ilgili adli veya istihbari çalışma yapılıp yapılmadığının araştırılması için talimat verdiği, bu şahsın usulsüzlükleri hakkında basında çıkacak haberlerin engellenmesi için girişimlerde bulunduğu ve bu eylemlerin Türk Ceza Kanunu’nun 204, 255, 252 ve 285’nci maddelerine uyduğu; Avrupa Birliği Eski Bakanı Egemen Bağış hakkında, bir şahıstan sağlanan miktar ve değeri tespit edilemeyen bazı maddi menfaatler karşılığında bu şahsın turizm belgeli bir otel kiralama girişimi ile yakınlarına vize alınması işleri için aracılık ettiği, bu şahısla ilgili bir soruşturma olup olmadığı yönünde ilgili kurum ve kuruluşlarda araştırma yapılmasını sağladığı ve bu şahsın faaliyeti ile ilgili basında haber yapılmasının önlenmesi için girişimlerde bulunduğu ve bu eylemlerin Türk Ceza Kanunu’nun 255 ve 252’nci maddelerine uyduğu; Çevre ve Şehircilik Eski Bakanı Erdoğan Bayraktar hakkında, bir suç örgütünün yönetici ve üyelerinin kendilerine sağlanan ve miktar ve değeri tespit edilemeyen bazı menfaatler karşılığında kişiye özel imtiyazlı imar planlarını onaylattıkları ve imar planlarına aykırı olarak yapılan bazı projelerin usulsüzlüklerine göz yumdukları ve denetimlerden sorunsuzca geçmelerini sağladıkları ve bu eylemlerin Türk Ceza Kanunu’nun 255 ve 257’nci maddelerine uyduğu iddialarıyla Meclis soruşturması açılmasına ilişkin önergesi (9/8)

2.- İstanbul Milletvekili Ali Özgündüz ve 60 Milletvekilinin; bir soruşturma dosyasında yer alan bir şüphelinin sahte belgelerle ihracat karşılığı Halk Bankasından çektiği paralarla altın alıp İran’a ihracat işlemlerinde kolaylık sağlamak, İstanbul Havalimanına inen bir uçakta bulunan altınla ilgili kaçakçılık eyleminin adli ve idari soruşturmasını engellemek, ithalat ve ihracat işlemlerine aracılık eden Halk Bankasının komisyon oranının düşürülerek zararına yol açmak suretiyle yirmi sekiz defa rüşvet aldığı ve bu eylemlerin Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu’na muhalefet, Türk Ceza Kanunu’nun 204’üncü maddesinde düzenlenen resmi belgede sahtecilik ve 252’nci maddesinde düzenlenen birden çok kez rüşvet almak suçlarına uyduğu iddiasıyla Ekonomi Eski Bakanı Mehmet Zafer Çağlayan hakkında bir Meclis soruşturması açılmasına ilişkin önergesi (9/3)

3.- İstanbul Milletvekili Ali Özgündüz ve 60 Milletvekilinin; bir soruşturma dosyasında yer alan bir şüphelinin bürokratik işlerini takip etmek, bu kişinin babasına İtalya’ya giriş vizesi ve oturma izni alınması konusunda aracı olmak, aynı kişi hakkında ulusal bir gazetede yayımlanması planlanan yolsuzluklarla ilgili haberin yayımını durdurmak için tavassutta bulunmak ve söz konusu kişinin yürüttüğü otel projesine yardımcı olmak amacıyla bu kişiden üç defa rüşvet aldığı ve bu eylemlerin Türk Ceza Kanunu’nun 252’nci maddesinde düzenlenen birden çok kez rüşvet almak suçuna uyduğu iddiasıyla Avrupa Birliği Eski Bakanı Egemen Bağış hakkında bir Meclis soruşturması açılmasına ilişkin önergesi (9/4)

4.- İstanbul Milletvekili Ali Özgündüz ve 60 Milletvekilinin; bazı iş adamlarının özellikle arazi işlerinde kolaylık sağladığı, kültür ve tabiat varlıklarının statülerinde değişiklik yaparak inşaatlar için özel düzenleme yapılması için uğraştığı, imara ilişkin çok sayıda yenileme ile kendisine yakın iş adamlarına sağladığı rant ile doğrudan ve dolaylı olarak çıkar elde ettiği ve birden çok kez rüşvet aldığı, bu eylemlerin Türk Ceza Kanunu’nun 252’nci maddesinde düzenlenen birden çok kez rüşvet almak ve imar mevzuatına aykırı uygulamaları nedeniyle Türk Ceza Kanunu’nun 257’nci maddesinde düzenlenen görevi kötüye kullanmak suçlarına uyduğu iddiasıyla Çevre ve Şehircilik Eski Bakanı Erdoğan Bayraktar hakkında bir Meclis soruşturması açılmasına ilişkin önergesi (9/5)

5.- İstanbul Milletvekili Ali Özgündüz ve 60 Milletvekilinin; bir şahsın trafikte durdurulmaması için araçlarına trafikte geçiş üstünlüğü kartı ve koruma polisi verilmesi, bu şahsın yakınlarının Türk vatandaşlığına geçirilmesinin sağlanması, aynı şahsın yabancı bir ülkedeki paravan firmalarının bankalarla olan sıkıntılarının giderilmesi için İçişleri Bakanı sıfatıyla referans mektubu yazılması, söz konusu şahsı MASAK’ın takip etmesine yol açan ihbarı yapan emniyet müdürünün tayininin çıkarılması ve söz konusu şahsın usulsüzlükleri hakkında basında çıkacak haberlerin engellenmesi karşılığında her bir iş için ayrı ayrı rüşvet aldığı ve bu eylemlerin Türk Ceza Kanunu’nun 204’üncü maddesinde düzenlenen sahte belge düzenlemek, 255’inci maddesinde düzenlenen nüfuz suiistimali, 285’inci maddesinde düzenlenen soruşturmanın gizliliğini ihlal, 283’üncü maddesinde düzenlenen suçluyu kayırma ve 252’nci maddesinde düzenlenen birden çok kez rüşvet almak suçlarına uyduğu iddiasıyla İçişleri Eski Bakanı Muammer Güler hakkında bir Meclis soruşturması açılmasına ilişkin önergesi (9/6)

X.- USUL HAKKINDA GÖRÜŞMELER

1.- (9/8) esas numaralı Meclis Soruşturması Önergesi’nin, (9/3), (9/4), (9/5) ve (9/6) esas numaralı Meclis Soruşturması Önergeleriyle sırasının değiştirilerek öne alınmasının ve Çevre ve Şehircilik eski Bakanı Erdoğan Bayraktar hakkındaki takipsizlik kararı nedeniyle (9/8) esas numaralı Meclis Soruşturması Önergesi’nin geri çekilmesinin İç Tüzük hükümlerine uygun olup olmadığı hakkında

XI.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri'nin, teknik şartname hazırlama süreçlerine ilişkin sorusu ve Gençlik ve Spor Bakanı Akif Çağatay Kılıç'ın cevabı (7/38566)

2.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri'nin, madde bağımlısı gençlerin yaşadıkları sorunlar ve kötü koşullarla ilgili gençlere uyarıcı mesajlar verecek haber ve programlar hazırlanması ve medya desteği sağlanması amacıyla yürütülen çalışma ve projelere ilişkin sorusu ve Gençlik ve Spor Bakanı Akif Çağatay Kılıç'ın cevabı (7/38567)

3.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri'nin, gençlerin sivil toplum kuruluşlarının faaliyetlerine katılımının özendirilmesine yönelik çalışma ve projelere,

Temel hak ve özgürlüklere yönelik eğitici faaliyetlerin artırılmasına yönelik çalışma ve projelere ilişkin,

Soruları ve Gençlik ve Spor Bakanı Akif Çağatay Kılıç'ın cevabı (7/38568), (7/38574)

4.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri'nin, gençlerin dezavantajlı bireylere yönelik farkındalıklarının artırılmasına yönelik çalışma ve projelere ilişkin sorusu ve Gençlik ve Spor Bakanı Akif Çağatay Kılıç'ın cevabı (7/38569)

5.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri'nin, kadına yönelik şiddetin önlenmesi ve bu konuda gençler arasında farkındalığın artırılmasına yönelik çalışma ve projelere ilişkin sorusu ve Gençlik ve Spor Bakanı Akif Çağatay Kılıç'ın cevabı (7/38570)

6.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri'nin, gençlerin doğada daha fazla zaman geçirmelerine yönelik çalışma ve projelere ilişkin sorusu ve Gençlik ve Spor Bakanı Akif Çağatay Kılıç'ın cevabı (7/38571)

7.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri'nin, gençlik doğa kamplarının sayısının artırılmasına yönelik çalışma ve projelere ilişkin sorusu ve Gençlik ve Spor Bakanı Akif Çağatay Kılıç'ın cevabı (7/38572)

8.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri'nin, ailelere ve gençlere danışmanlık hizmeti sağlanmasına ilişkin sorusu ve Gençlik ve Spor Bakanı Akif Çağatay Kılıç'ın cevabı (7/38573)

9.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri'nin, milli ve manevi değerlerin gençlere tanıtılmasına yönelik çalışma ve projelere ilişkin sorusu ve Gençlik ve Spor Bakanı Akif Çağatay Kılıç'ın cevabı (7/38575)

10.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri'nin, suç işleyen gençlerin topluma kazandırılmasına yönelik çalışma ve projelere ilişkin sorusu ve Gençlik ve Spor Bakanı Akif Çağatay Kılıç'ın cevabı (7/38576)

11.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri'nin, ailevi değerlerin gençler tarafından korunmasını sağlamaya yönelik çalışma ve projelere ilişkin sorusu ve Gençlik ve Spor Bakanı Akif Çağatay Kılıç'ın cevabı (7/38577)

12.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri'nin, gençlerin sanat faaliyetlerine katılımının artırılmasına yönelik çalışma ve projelere ilişkin sorusu ve Gençlik ve Spor Bakanı Akif Çağatay Kılıç'ın cevabı (7/38578)

13.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri'nin, evrensel etik ilkeler ve ahlaki değerler konusunda gençlerin bilinçlendirilmesine yönelik çalışma ve projelere ilişkin sorusu ve Gençlik ve Spor Bakanı Akif Çağatay Kılıç'ın cevabı  (7/38579)

14.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri'nin, engelli bireylerin sosyal dışlanmasının önlenmesine yönelik çalışma ve projelere ilişkin sorusu ve Gençlik ve Spor Bakanı Akif Çağatay Kılıç'ın cevabı (7/38580)

15.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri'nin, gençlerimizin uluslararası alanda rekabet gücünün artırılmasına yönelik çalışma ve projelere ilişkin sorusu ve Gençlik ve Spor Bakanı Akif Çağatay Kılıç'ın cevabı (7/38581)

16.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri'nin, uluslararası gençlik dernekleriyle işbirliğinin artırılmasına yönelik çalışma ve projelere ilişkin sorusu ve Gençlik ve Spor Bakanı Akif Çağatay Kılıç'ın cevabı (7/38582)

17.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri'nin, gençlerin uluslararası rekabet gücünün artırılmasına yönelik çalışma ve projelere ilişkin sorusu ve Gençlik ve Spor Bakanı Akif Çağatay Kılıç'ın cevabı (7/38583)

18.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri'nin, tersine beyin göçünün sağlanmasına yönelik çalışma ve projelere ilişkin sorusu ve Gençlik ve Spor Bakanı Akif Çağatay Kılıç'ın cevabı (7/38584)

19.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri'nin, gençlik değişim programlarının yaygınlaştırılmasına yönelik çalışma ve projelere ilişkin sorusu ve Gençlik ve Spor Bakanı Akif Çağatay Kılıç'ın cevabı (7/38585)

20.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri'nin, kırsal alanda yaşayan gençlerin uluslararası faaliyetlere katılımının teşvikine yönelik çalışma ve projelere ilişkin sorusu ve Gençlik ve Spor Bakanı Akif Çağatay Kılıç'ın cevabı (7/38586)

21.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri'nin, 2002-2014 yılları arasında, yıllara göre Bakanlık ile bağlı kurum ve kuruluşların taraf olduğu davalara ilişkin sorusu ve Gençlik ve Spor Bakanı Akif Çağatay Kılıç'ın cevabı (7/38587)

22.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri'nin, 2002-2014 yılları arasında, yıllara göre Bakanlık ve bağlı kurum, kuruluşlar bünyesinde görev yapan kadrolu ve sözleşmeli avukatlara ilişkin sorusu ve Gençlik ve Spor Bakanı Akif Çağatay Kılıç'ın cevabı (7/38588)

23.- İstanbul Milletvekili Durmuşali Torlak'ın, bağlı, ilgili veya ilişkili kurum ve kuruluşlarda çalıştırılan taşeron işçilere ilişkin sorusu ve Gençlik ve Spor Bakanı Akif Çağatay Kılıç'ın cevabı (7/38589)

24.- İstanbul Milletvekili Kadir Gökmen Öğüt'ün, dikey geçiş sınavı ile lisans programlarına geçen ön lisans öğrencilerinin Kredi ve Yurtlar Kurumundan burs veya kredi alamamasına ilişkin sorusu ve Gençlik ve Spor Bakanı Akif Çağatay Kılıç'ın cevabı (7/38739)

25.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri'nin, Türkiye'deki yabancı uyruklu gençlere yönelik faaliyet gösteren sivil toplum kuruluşları ile işbirliğini arttırmaya yönelik çalışma ve projelere,

Türkiye'deki yabancı uyruklu gençlere yönelik faaliyet gösteren sivili toplum kuruluşları ile işbirliğini arttırmaya yönelik çalışma ve projelere,

Türkiye'deki yabancı uyruklu öğrencilere kültürümüzü tanıtmak amacıyla tarihi geziler düzenlenmesine yönelik çalışma ve projelere ilişkin

Soruları ve Gençlik ve Spor Bakanı Akif Çağatay Kılıç'ın cevabı (7/38740), (7/38744), (7/38745)

26.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri'nin, dezavantajlı gençlerin ve çocukların topluma kazandırılmasına yönelik çalışma ve projelere ilişkin sorusu ve Gençlik ve Spor Bakanı Akif Çağatay Kılıç'ın cevabı (7/38741)

27.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri'nin, gençlik faaliyetleri konusunda gençliğin bilgilendirilmesini sağlamaya yönelik çalışma ve projelere ilişkin sorusu ve Gençlik ve Spor Bakanı Akif Çağatay Kılıç'ın cevabı (7/38742)

28.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri'nin, 2002-2014 yılları arasındaki gençlik ve izcilik kamplarına ilişkin sorusu ve Gençlik ve Spor Bakanı Akif Çağatay Kılıç'ın cevabı (7/38743)

29.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu'nun, kamu kurum ve kuruluşlarında işe alım mülakatlarında ayrımcılık yapıldığı iddialarına ilişkin sorusu ve Çevre ve Şehircilik Bakanı İdris Güllüce'nin cevabı (7/40205)

30.- Ankara Milletvekili Aylin Nazlıaka'nın, bağlı, ilgili ya da ilişkili kuruluşlara karşı vatandaşlar tarafından açılan davalara ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı (7/40238)

31.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu'nun, İller Bankası Genel Müdürü hakkındaki iddialara ilişkin sorusu ve Çevre ve Şehircilik Bakanı İdris Güllüce'nin cevabı (7/40301)

32.- Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan'ın, Kocaeli'de kurulması planlanan amonyak depolama tankına ilişkin sorusu ve Çevre ve Şehircilik Bakanı İdris Güllüce'nin cevabı (7/40302)

33.- Ankara Milletvekili İzzet Çetin'in, ipotekli tarım arazilerine ilişkin sorusu ve Çevre ve Şehircilik Bakanı İdris Güllüce'nin cevabı  (7/40458)

34.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri'nin, Van-Erciş depremi sonrasında inşa edilen TOKİ konutlarıyla ilgili sorunların giderilmesine yönelik yürütülen çalışmalara ilişkin sorusu ve Çevre ve Şehircilik Bakanı İdris Güllüce'nin cevabı (7/40461)

35.- Iğdır Milletvekili Sinan Oğan'ın, SİT alanlarıyla ilgili usulsüzlük yapıldığı iddialarına ilişkin sorusu ve Çevre ve Şehircilik Bakanı İdris Güllüce'nin cevabı (7/40463)

36.- Giresun Milletvekili Selahattin Karaahmetoğlu'nun, kamu ve özel sektör tarafından girişilen HES projelerine ilişkin sorusu ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/40534)

37.- Ankara Milletvekili Aylin Nazlıaka'nın, Bakanlığın Ar-Ge çalışmalarına ilişkin sorusu ve Çevre ve Şehircilik Bakanı İdris Güllüce'nin cevabı (7/40653)

38.- Diyarbakır Milletvekili Altan Tan'ın, 2013 yılında yabancı ülke vatandaşlarına yapılan konut satışlarına ilişkin sorusu ve Çevre ve Şehircilik Bakanı İdris Güllüce'nin cevabı (7/40654)

39.- Yozgat Milletvekili Sadir Durmaz'ın, Yozgat'ın Yerköy ilçesindeki TOKİ konutlarıyla ilgili şikâyetlere ilişkin sorusu ve Çevre ve Şehircilik Bakanı İdris Güllüce'nin cevabı (7/40657)

40.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri'nin, Van-Erciş Depreminden sonra inşa edilen TOKİ konutlarının altyapı sorunlarına ilişkin sorusu ve Çevre ve Şehircilik Bakanı İdris Güllüce'nin cevabı (7/40658)

41.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri'nin, Van-Erciş Depreminden sonra görevlendirilen teknik personele ilişkin sorusu ve Çevre ve Şehircilik Bakanı İdris Güllüce'nin cevabı (7/40662)

42.- İzmir Milletvekili Alaattin Yüksel'in, TRT'nin seçim sürecindeki yayın politikasına ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/40902)

43.- İstanbul Milletvekili Umut Oran'ın, bir televizyon programında söylediklerine ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/40904)

44.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal'ın, TRT'nin siyasi partilerin seçim faaliyetlerine ilişkin yayınlarında iktidar partisine daha fazla zaman ayırdığı iddiasına ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/40915)

45.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu'nun, Abdullah Paşa Yalısı'nın usulsüz şekilde kiralandığı iddiasına ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/40918)

46.- Tokat Milletvekili Orhan Düzgün'ün, TPAO'nun zarara uğratıldığı iddialarına ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/40981)

47.- Mersin Milletvekili Vahap Seçer'in, Mersin Akkuyu Nükleer Güç Santrali inşaatı kapsamında trafo merkezi yapılacağı iddia edilen bir tarım arazisine ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/40982)

48.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal'ın, Beyoğlu'nda bir vatandaşımızın hayatını kaybettiği olay esnasında elektrik kesintisi yaşandığı iddiasına ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/40983)

49.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri'nin, 2002-2014 yılları arasında, yıllara göre, ihale edilen tuz alanları ile Tuz Gölü'nde ihale edilecek tuz alanlarının tespiti ve ihalesi konusunda yürütülen çalışmalara ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/40984)

50.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri'nin, Bakanlık tarafından yürütülen AR-GE ve inovasyon çalışmalarına ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/40985)

51.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri'nin, MİLGES ve MİLHES projelerine ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/40986)

52.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri'nin, Bakanlık tarafından enerji üretim ve tüketim noktalarında oluşan olumsuz çevresel etki ve faktörlerin saptanarak önlenmesi adına yürütülen projeler ile hidrojen enerjisi teknolojilerinin geliştirilmesi için gerçekleştirilen çalışmalara ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/40987)

53.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri'nin, Bakanlık tarafından çeşitli enerji kaynaklarının tespiti ve değerlendirilmesi adına yürütülen projelere ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/40988)

54.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri'nin, Bakanlık tarafından yürütülen bazı projelere ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/40989)

55.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri'nin, Bakanlık tarafından yürütülen bazı projelere ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/40990)

56.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri'nin, Bakanlık tarafından yürütülen RİTM ve MİLTES projelerine ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/40991)

57.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri'nin, Bakanlık tarafından enerji kaynakları ve enerji kaynaklarının kullanımı konularında farkındalığın artırılması adına yürütülen çalışmalara ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/40992)

58.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri'nin, Bakanlık tarafından enerji sektörünün gelişmesi adına çeşitli alanlarda yürütülen projelere ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/40993)

59.- Kırklareli Milletvekili Turgut Dibek'in, Kırklareli Doğa Turizmi Master Planına ilişkin sorusu ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/41236)

60.- İzmir Milletvekili Birgül Ayman Güler'in, 2003-2013 yılları arasında dikilen ağaç ve fidan sayısı ile bu dikimlerin maliyetine ilişkin sorusu ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/41237)

61.- Ankara Milletvekili Aylin Nazlıaka'nın, Ankara Büyükşehir Belediyesi tarafından şehrin muhtelif yerlerinde gerçekleştirilen ağaç kesimlerine ilişkin sorusu ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/41238)

62.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri'nin, Ankara Macunköy'deki bir alanda bulunan ağaçların hukuksuz bir biçimde kesildiği iddiasına ilişkin sorusu ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/41240)

63.- Iğdır Milletvekili Sinan Oğan'ın, ormanlık alanların korunmasına yönelik yürütülen çalışmalara ilişkin sorusu ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı  (7/41241)

64.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu'nun, 2009-2014 yılları arasında broşür, kitap, kitapçık, reklam ve tanıtım işleri için açılan ihalelere ve bu kapsamda yapılan harcamalara ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/41270)

65.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu'nun, Gezi Parkı olaylarına ve 17 Aralık yolsuzluk ve rüşvet operasyonuna dair yaptıkları yayınlar nedeniyle ceza alan radyo ve televizyonlara ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/41278)

66.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu'nun, TRT'nin yayınlarında tarafsızlığın ve siyasi partiler arasında fırsat eşitliğinin sağlanması konusunda yapılan çalışmalara ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/41281)

67.- Diyarbakır Milletvekili Altan Tan'ın, TRT yayınlarında siyasi partilere ayrılan sürelere ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/41292)

68.- Kahramanmaraş Milletvekili Sıtkı Güvenç'in, RTÜK üyelerinin Kahramanmaraş'taki bir yerel TV'yi şifahen uyardığı iddialarına ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/41294)

69.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu'nun, 2009-2014 yılları arasında broşür, kitap, kitapçık, reklam ve tanıtım işleri için açılan ihalelere ve bu kapsamda yapılan harcamalara ilişkin sorusu ve Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun cevabı (7/41338)

70.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu'nun, 2009-2014 yılları arasında broşür, kitap, kitapçık, reklam ve tanıtım işleri için açılan ihalelere ve bu kapsamda yapılan harcamalara ilişkin sorusu ve Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekçi'nin cevabı (7/41343)

71.- Hatay Milletvekili Mevlüt Dudu'nun, son 10 yıllık dönemde kesilen ağaçlara ve zarar verilen orman alanlarına ilişkin sorusu ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/41490)

72.- İstanbul Milletvekili Kadir Gökmen Öğüt'ün, Milli Parklar Yönetmeliği'nde yapılan bir değişikliğe ve milli parkların imara açılacağı iddiasına ilişkin sorusu ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/41491)

73.- Balıkesir Milletvekili Haluk Ahmet Gümüş'ün, Milli Parklar Yönetmeliği’ndeki bir değişikliğe ilişkin sorusu ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/41494)

 

74.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu'nun, 2003-2013 yılları arasında kamu kurum ve kuruluşlarında işe alınan yabancı uyruklu kişilere ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/41566)

75.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu'nun, Vahdettin Köşkünün gizlice yıkıldığı iddialarına ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/41567)

76.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu'nun, İstanbul'da Bakanlığa ait olan arsa ve araziler ile bunların satış ve kiralama işlemlerine ilişkin sorusu ve Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun cevabı (7/41664)

77.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu'nun, 2002-2014 yılları arasında şahsının ve ailesinin mal varlığındaki değişime ilişkin sorusu ve Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekçi'nin cevabı (7/41674)

78.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu'nun, İstanbul'da Bakanlığa ait olan arsa ve araziler ile bunların satış ve kiralama işlemlerine ilişkin sorusu ve Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekçi'nin cevabı (7/41675)

79.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu'nun, Ankara ilinde Bakanlığa ait gayrimenkullere ve bunların satış ve kiralama işlemlerine ilişkin sorusu ve Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekçi'nin cevabı (7/41676)

80.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu'nun, Ankara ilinde Bakanlığa ait arsa ve arazilere ilişkin sorusu ve Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekçi'nin cevabı (7/41677)

81.- Diyarbakır Milletvekili Altan Tan'ın, Suudi Arabistan-Türkiye arasındaki yıllık ticaret hacmine ilişkin sorusu ve Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekçi'nin cevabı  (7/41678)

82.- Diyarbakır Milletvekili Altan Tan'ın, Kuzey Irak Bölgesel Yönetimi ile ticarete ilişkin sorusu ve Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekçi'nin cevabı (7/41679)

83.- Diyarbakır Milletvekili Altan Tan'ın, İran ile Türkiye arasındaki yıllık ticaret hacmine ilişkin sorusu ve Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekçi'nin cevabı (7/41680)

84.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu'nun, İstanbul'da Bakanlığa ait olan arsa ve araziler ile bunların satış ve kiralama işlemlerine,

Ankara ilinde Bakanlığa ait gayrimenkullere ve bunların satış ve kiralama işlemlerine,

Ankara ilinde Bakanlığa ait arsa ve arazilere ilişkin

Soruları ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/41804), (7/41805), (7/41806)

85.- Antalya Milletvekili Gürkut Acar'ın, Milli Parklar Yönetmeliği'nde yapılan bir değişikliğe ve milli parkların imara açılacağı iddiasına ilişkin sorusu ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/41808)

86.- Ankara Milletvekili Aylin Nazlıaka'nın, Ankara'nın Beypazarı ilçesindeki bir alanın milli park ilan edilmesine ve bu alandaki kiralamalarla ilgili iddialara ilişkin sorusu ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/41809)

87.- İzmir Milletvekili Ahmet Kenan Tanrıkulu'nun, orman işçilerine kadro verilip verilmeyeceğine ilişkin sorusu ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/41811)

88.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri'nin, Sayıştayın iş süreçleri ve faaliyetler ile savunma ve güvenlik denetimlerine ağırlık vermesine yönelik projelerine,

Sayıştayın dış paydaş ve medya ile ilişkilerine yönelik çalışmalara,

Sayıştayın iletişim stratejisine,

Sayıştayın yönetim bilgi sistemi, kurumsal risk kütüğü ve risk azaltma planının geliştirilmesi adına yürütülen projelere,

Sayıştay raporlarının etkisinin artırılmasına yönelik çalışmalara,

Sayıştayın TBMM ve denetlenen kurumlar ile iletişim stratejisine,

Sayıştayın mesleki konularda ulusal ve uluslararası düzeyde araştırma ve inceleme çalışmalarının geliştirilmesi kapsamında yürütülen projelere,

Sayıştayın bilgisayar destekli denetimin yaygınlaştırılması adına yürüttüğü çalışmalara,

Sayıştayın bilgi paylaşımı kapsamında yürüttüğü projelere,

Sayıştayın insan kaynakları yönetim stratejisine,

Sayıştayın hizmet içi eğitim politikasına,

Sayıştayın yargılama süreçlerinin geliştirilmesi kapsamında yürüttüğü projelere,

Sayıştayın kendi dış denetim standartlarının oluşturulması adına yürüttüğü projelere,

Sayıştayın kurum için çalışma ortamının geliştirilmesi adına yürütülen projelere,

Sayıştayın denetim faaliyetlerinin yaygınlaştırılması kapsamında yürütülen projelere,

2002-2014 yılları arasında Sayıştayın uluslararası alanda yürüttüğü işbirliği çalışmalarına,

Sayıştaya yapılan ihbar ve şikayetler ile ihbar ve şikayet sistemi kurulmasın,

Sayıştayın dış paydaş ve medya ile ilişkilerine yönelik çalışmalara,

Sayıştayın denetim kalitesinin artırılmasına yönelik çalışmalara,

Sayıştayın diğer denetim birimleriyle işbirliğinin geliştirilmesine yönelik projelere,

Sayıştay denetimleri hakkındaki çeşitli hususlara,

Sayıştayın denetim kültürünün geliştirilmesi adına yürüttüğü projelere,

Sayıştayın kurumsal yönetim ve insan kaynakları kapasitesinin artırılmasına yönelik çalışmalara,

Sayıştayın tanıtılmasına yönelik çalışmalara,

Sayıştay raporlarının etkisinin artırılmasına yönelik çalışmalara,

Sayıştayın kamu idarelerinin denetim standartlarına uyumunun artırılması adına yürüttüğü projelere,

Sayıştayın denetim sonuçlarının paylaşımı konusunda karşılaştığı sorunlara,

Sayıştay raporları eliyle risk alanlarının belirlenmesi kapsamında yürütülen projelere,

Sayıştayın kurum içi eğitim faaliyetleri ile uluslararası işbirliğinin artırılması adına yürüttüğü çalışmalara,

Sayıştayın uygulama altyapısının güçlendirilmesi kapsamında yürüttüğü çalışmalara,

Sayıştayın kamu idarelerinin denetim birimlerinin kapasitesinin artırılması kapsamında yürüttüğü çalışmalara ilişkin,

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanından soruları ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan Vekili Sadık Yakut’un cevabı (7/41850) (7/41851) (7/41852) (7/41853) (7/41854) (7/41855) (7/41856) (7/41857) (7/41858) (7/41859) (7/41860) (7/41861) (7/41862) (7/41863) (7/41864) (7/41865) (7/41866) (7/41867) (7/41868) (7/41869) (7/41870) (7/41871) (7/41872) (7/41873) (7/41874) (7/41875) (7/41876) (7/41877) (7/41878) (7/41879) (7/41880)

89.- Diyarbakır Milletvekili Altan Tan'ın, Irak ile Türkiye arasındaki yıllık ticaret hacmine ilişkin sorusu ve Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekçi'nin cevabı (7/41967)

90.- Diyarbakır Milletvekili Altan Tan'ın, Rusya ile Türkiye arasındaki yıllık ticaret hacmine ilişkin sorusu ve Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekçi'nin cevabı (7/41968)

5 Mayıs 2014 Pazartesi

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.03

BAŞKAN: Başkan Vekili Meral AKŞENER

KÂTİP ÜYELER: İsmail KAŞDEMİR (Çanakkale), Bayram ÖZÇELİK (Burdur)

----- 0 -----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 84’üncü Birleşimini açıyorum.

Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlayacağız.

Gündeme geçmeden önce üç sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

Yalnız ilk arkadaşımı okumadan evvel, anons etmeden evvel Genel Kurulda sükûneti sağlayabilirsek eğer sayın milletvekilleri, değerli arkadaşlarım. Rica ediyorum…

Gündem dışı ilk söz 1 Mayısta yaşanan olaylar hakkında söz isteyen Kocaeli Milletvekili Sayın Mehmet Hilal Kaplan’a aittir.

Buyurun Sayın Kaplan. (CHP sıralarından alkışlar)

III.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Kocaeli Milletvekili Mehmet Hilal Kaplan'ın, 1 Mayısta yaşanan olaylara ilişkin gündem dışı konuşması

MEHMET HİLAL KAPLAN (Kocaeli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

1 Mayıs tüm dünyada işçi sınıfının demokratik hak ve özgürlüklerini kullanma adına bu uğurda mücadelenin, birliğin ve dayanışmanın yaşama geçirilmesinin ifade edildiği bir gün olarak kutlanıyor, kutlandı da. Ne yazıktır ki Türkiye’de 1 Mayıs İşçi Bayramı yasakçı bir anlayışla şiddetin uygulandığı, keyfî gözaltıların olduğu, bayramdan ve dayanışmadan çok, toplumu geren bir bayram algısı oluşturmaya çalışılıyor. Taksim’de 1 Mayıs 1977 yılında yitirdiğimiz canların, dökülen kanların hâlâ faillerinin bulunmadığı bir ortamda Hükûmetin Taksim’i yasaklaması özgürlükler ve demokrasi adına utanç vericidir. Emekçilerle Taksim’e inatlaşmanız neden değerli milletvekilleri? Nedir sizi  bu kadar korkutan? Hatırlarsanız geçen yıl Taksim’e çıkan tüm yolları kapattınız, bu yöne giden şehir hatlarını ve diğer toplu taşıma araçlarını bir gün öncesinden yasakladınız. Hatta âdeta olağanüstü hâl ilan edercesine Taksim yönüne giden Unkapanı Köprüsü’nün ayaklarını bile kaldırdınız. Bu, savaşta bile rahat alınabilecek bir karar değilken Hükûmetiniz ve Sayın Valiniz bu kararı çok rahatlıkla aldı. Bu sene de 1 Mayısta yine benzeri olaylar yaşattınız topluma. Tüm yolları TOMA’larınızla, kolluk kuvvetlerinizle kapatarak, orantısız güç kullanarak, şiddet uygulayarak, manevi işkence yaparak âdeta 1 Mayısı işçi sınıfına zehir ettiniz. Taksim yönüne giden, gitmek isteyen ilgili ilgisiz 170 kişi gözaltına alındı sayenizde. Yasada gözaltı süresi kırk sekiz saat olmasına rağmen iki defa ek gözaltı süresini uzatarak keyfî bir uygulamayla dört güne kadar çıkarttınız. Sonra da hiçbir şey olmamışçasına bu sabah serbest bıraktınız.

Değerli milletvekilleri, hani hukuk devleti, hani hukukun üstünlüğü, hani ileri demokrasi, hani özgürlükten yana olan Adalet ve Kalkınma Partisi? Size önerim şudur değerli milletvekilleri, işçi sınıfından bu kadar korkmaya gerek yok. Bu Taksim fobisinden de artık ne olursunuz kurtulun ve toplumu bu kadar germeyin, toplumu bu kadar germeye hiç hakkınız yok. Bakın, sizin yasak koymadığınız 1 Mayıs törenlerinde Türkiye'nin birçok ilinde hiç olumsuz bir olay yaşanmadı, bari bundan bir ders çıkarın. Toplumu bu uygulamalarınızla korkutmayı, sindirmeyi, baskı altına almayı düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Gün gelir bunun altında kalırsınız, bunu zapt edemezsiniz. İşçi sınıfına 1 Mayısın gerçekten bayram olmasını mı istiyorsunuz? Size birkaç önerim var, gelin beraber yapalım: Taşeron işçi çalıştırılmasını ortadan kaldıralım. Sendikalı olmayı işten atılma nedeni olmaktan çıkaralım. Kamu emekçileri dâhil tüm çalışanlara grevli toplu sözleşme hakkını gelin beraber verelim. Asgari ücreti açlık sınırının üzerinde tutalım. Çalışanlara yaşanabilir bir ücret verelim.

Değerli milletvekilleri, işçi sınıfına gerçekten bayram yaşatacaksak gelin bu yukarıda saydığımızı Türkiye  Büyük Millet Meclisinde yasallaştıralım ve bir an önce çıkaralım.

Değerli milletvekilleri, yarın 6 Mayıs, yine sizi korkutan bir gün; Deniz Gezmiş, Yusuf Arslan, Hüseyin İnan’ın idam edilişlerinin üzerinden kırk iki yıl geçmiş. Gördüğünüz gibi üzerinden kırk iki yıl geçmiş olmasına rağmen, hâlâ düşünceleri Türkiye  gündeminde olmaya devam ediyor. 3 yoldaşımız yaşamlarını işçi sınıfı ve emekçilerin özgürlükleri için, tam bağımsız Türkiye  için korkusuzca feda ettiler. Bu yasaklı anlayış… Korkum şudur ki yarın 6 Mayısta 3 fidanın yaşamını yitirdiği, baharında yaşamlarını feda ettikleri bugün de yine baskı, yine şiddet, yine orantısız  güç kullanacaksınız. Bunun bir daha yaşanmaması adına, toplumdaki özgürlüklerin ve demokrasinin yerleşmesi adına, gelin bu inatlaşmanızdan vazgeçin.

Yarın 6 Mayıs olması nedeniyle  bu 3 fidanın devrimci duruşları karşısında bir kez daha saygıyla eğiliyor, huzurunuzda hepinize teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

IV.- AÇIKLAMALAR

1.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi'nin, Genel Kurul görüşmelerinin Meclis TV’den yayınlanması için Meclis Başkanlığına başvuruda bulunduğuna ancak bunun mümkün olmayacağıyla ilgili Meclis Başkanlığının yazısını aldıklarına ve görüşmeler İnternet’ten de yayınlanmadığı için yayınlanana kadar ara verilmesini talep ettiğine ilişkin açıklaması

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, bugünkü görüşmelerin Meclis Televizyonundan yayınlanması için geçtiğimiz cuma günü Meclis Başkanlığına başvuruda bulundum. Meclis ile -Türkiye  Büyük Millet Meclisi ile- TRT arasında yapılan protokole göre yayın olan salı, çarşamba, perşembe günleri dışında herhangi bir özel oturumun, özel nitelikli bir görüşmenin olması hâlinde bunun da yayınlanacağı hükmü vardı. Bu hükmü Sayın Başkana hatırlattık. Ancak, kendileri bu sabah bize vermiş olduğu cevapta bunun mümkün olmadığını ifade etti. Ben saat 13.30’da Sayın Meclis Başkanını aradım, bu yazıyı aldığımızı söyledim. Esasen, sizden farklı bir yazı beklemiyorduk. Bu talebimizi reddedeceğinizi bekliyorduk. Aksi bir sürpriz olurdu, aksi bir tutum takınmanız. Çünkü bu görüşmelerin yayınlanmaması konusunda Meclis Başkanlığının Hükûmetle bir mutabakatı vardı, özellikle milletin gözünden bu görüşmelerin kaçırılması için yayın olmayan bir güne konulmuştur bu görüşmeler ve bu konudaki talebimiz de reddedilmiştir. Ancak, kendisine şunu hatırlattım: “İnternet’te bir sorun var, İnternet’ten de yayınlanmayabilir, böyle bir tehlike görüyorum, lütfen buna müdahale edin.” Şu anda aldığım bilgiye göre bu görüşmeler İnternet’ten yayınlanmamaktadır Sayın Başkan. O nedenle, yayınlanana kadar bu görüşmelere ara vermenizi talep ediyorum efendim.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Vural.

2.- İzmir Milletvekili Oktay Vural'ın, Meclis Başkanı Cemil Çiçek Parlamentoya gönderilen fezlekeleri milletin vekillerinden sakladığı için milletvekillerinin inceleme hakkından mahrum bırakıldığına ve Genel Kurul görüşmelerinin TV 3’ten yayınlanması için kendilerinin de Meclis Başkanlığına başvurduklarına ve olumsuz cevap aldıklarına ilişkin açıklaması

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkanım, bu konuda Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı, maalesef, Parlamentoya gönderilen fezlekeleri milletin vekillerinden saklamış, milletin vekillerinin inceleme ve takdir hakkını kullanmasını engellemiştir. Bizatihi millî egemenliğe darbe vurulmuştur. Milletvekilleri olarak bizler Parlamentoda bulunan Sayın Cemil Çiçek’in ve bürokratların bildiği, okuduğu fezlekeleri inceleme hakkından mahrum bırakıldık. Türk milleti bizi buraya egemenlik yetkisini kullanmak üzere gönderdi ama Meclis Başkanlığı, maalesef, bu yetkimizi engelledi.

Şimdi de yine TRT’ye sırf Türkiye Büyük Millet Meclisi yayınlarından, Türkiye Büyük Millet Meclisi faaliyetlerinden milletin haberdar olması için tahsis edilmiş kanal Türk milletine kısıtlanmaktadır, engellenmektedir. Bu, doğrudan doğruya millî iradeye bir karartmadır. Bu bakımdan, biz de Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına başvurduk. Bu konuda hazırlanan protokolle aslında TRT 3’ün doğrudan doğruya TBMM yayınları için tahsis edildiği açık ve bununla ilgili bir protokol imzalanmış ve bu protokolde 5’inci madde yayın süresinde değişiklik yapılmasının önemli ve özel hâllerde mümkün olduğunu ifade ediyor. Böylesine önemli ve özel durumlarla ilgili müracaatımızı yaptık ama yine Sayın Meclis Başkanı bize ret gerekçesini verdi. Huzurunuzda, Sayın Başkan, milletin milletvekillerinin huzurunda şunu okumak istiyorum. Bakınız, diyor ki Sayın Başkan verilen cevabi şeyde: “Yayın sürelerindeki değişiklikler aynı zamanda TRT Spor kanalı olarak yayın yapmakta olan TRT 3 kanalında spor programlarında, özellikle canlı yayınlarda aksamalara neden olmaktadır. Bu bakımdan yayın süreleri dışına çıkamayacağız.” 

Şimdi, yani bürokratik oligarşi mi Meclisi yönetiyor? Atanmışlar mı seçilmişlerin üzerinde? Burada, özellikle naklen yayınlarla ilgili ifadelerde bulunurken, buyurun bakın Sayın Başkan, TRT, Türkiye Büyük Millet Meclisine yalan beyanda bulunuyor. Nerede naklen yayın var saat 14.15’te? 14.15’te Spor Toto Süper Lig karşılaşma özeti; Beşiktaş-Kasımpaşa. Beşiktaşlılar da, Kasımpaşalılar da burada Meclis soruşturma önergelerini bekliyor, görüşmelerini bekliyor. Ersun Yanal şampiyonluk öyküsü, hava durumu, spor bülteni, ampute, işte, Fransa-Şili, 38’inci hafta özeti, hava durumu… Burada naklen yayın yok. Bu gerekçelerle TRT, milletin Meclisinde yapılan görüşmelerin yayınlanmasını engelliyor. Bu gerekçeler kabul edilebilir gerekçe midir? Canlı yayın yoktur. Dolayısıyla böyle bir rezalet olmaz.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

OKTAY VURAL (İzmir) – Türkiye Büyük Millet Meclisinin üzerinde görüyor bu atanmışlar.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Vural, kayıtlara geçti.

Sayın Baluken, buyurun.

3.- Bingöl Milletvekili İdris Baluken'in, Meclis Başkanlığının Genel Kurul görüşmelerinin Meclis TV’den yayınlanmamasıyla ilgili tutumunun kabul edilemez olduğuna ilişkin açıklaması

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Sayın Başkan, bu konuyla ilgili Halkların Demokratik Partisi olarak bizler de 76 milyon halkımızın, vatandaşımızın bilgi edinme hakkının göz önünde bulundurulması ve bu nedenle bugünkü tartışmaların tamamının TRT’den naklen yayınlanması için başvuruda bulunduk. Ancak anladığımız kadarıyla, AK PARTİ Grubu özellikle bu konuyla ilgili bütün tartışmalardan halkımızı soyutlamak istiyor. Bu konuda daha önce Meclise getirmiş oldukları soruşturma önergelerinde 4 bakan hakkındaki iddiaları, fiilleri ve o fiillerin hangi maddelere aykırılık taşıdığını da gizleyen bir usulle bu soruşturma önergesini ele almışlardı. Ancak daha sonra Meclis Başkanlığına yaptığımız itirazlar neticesinde, AK PARTİ, İç Tüzük’e aykırı olarak hazırlamış olduğu o soruşturma önergesini geri çekip, fiili ve hangi maddelere aykırılık olduğunu yazdı ama onun devamı olarak da bugün, pazartesi günü Meclis yayınının olmayacağı biliniyor… Bu konuda İç Tüzük Komisyonunda da ısrarla Meclis yayınlarının yirmi dört saat boyunca halkımız tarafından takip edilmesini muhalefet partileri olarak önermemize rağmen, AK PARTİ Grubu bu değişikliğe karşı çıktı. Şimdi, anlıyoruz ki kendisini rahatsız eden konularda, bazı tartışmaları halkımızın gözünden saklamak için, halkımızın gündeminden kaçırmak için ısrarla bu Meclis TV’yle ilgili yayınlarda bu çözümsüz tavrını sürdürüyor.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Bugünkü tutumunu da biz bu çerçevede değerlendiriyoruz. Bunun kabul edilemez olduğunu belirtmek istiyoruz. Meclis Başkanlık Divanının da Genel Kurula pazartesi günü bu kadar önemli bir konunun, neredeyse ülkenin altı aydır en önemli gündem maddesi olan konunun getirilmesini de anlaşılmaz bulduğumuzu ifade etmek istiyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Canikli buyurun.

4.- Giresun Milletvekili Nurettin Canikli'nin, Genel Kurul görüşmelerinin İnternet’ten canlı olarak yayınlandığına, Meclis TV’nin bugüne özel ve farklı bir uygulamasının ve görüşmelerin kamuoyundan kaçırılması gibi bir iddianın geçerliliğinin olmadığına ilişkin açıklaması

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Sayın Başkanım, öncelikle belirtelim, şu anda İnternet’ten canlı yayın yapılıyor. Cep telefonuyla isteyen herkes…

ENGİN ALTAY (Sinop) - Hayır, o ayrı, o Meclisin içindeki.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Bingöl’ün köylerinden İnternet üzerinden takip yapılamıyor.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) - İzin verin lütfen çünkü biraz önce burada gündeme geldi.

Kimse kimseden bir şey saklamıyor Sayın Başkan. Şu anda İnternet’ten canlı olarak yayınlanıyor. Cep telefonuyla isteyen herkes bu yayına rahatlıkla ulaşabilir, hiçbir sorun yok.

OKTAY VURAL (İzmir) - Hadi yayınla bakalım, ulaşılıyor mu?

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, rica ediyorum, Sayın Canikli’yi işitemiyorum.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Mikrofonunu açın, konuşsun.

BAŞKAN - Olabilir de işitemiyorum.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Dolayısıyla, hiçbiri doğru değil. Yani “İnternet’ten yayınlanmıyor ya da kapatılıyor, özellikle yayın engelleniyor.” gibi bir ifade, bir iddia kesinlikle doğru değil. İsteyen herkes İnternet’ten bunu izleyebilir, bu bir.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – O zaman her zaman İnternet’ten yapsın Meclis televizyonu.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – O zaman yarın getirseydin ya. Niye bugün getirdin? Yarın getirseydin ya.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – İkincisi, bugüne kadar Meclis Televizyonunun yayın politikası, yayın kuralları nasıl uygulanıyorsa bugün de aynı şekilde uygulanıyor. Bu anlamda özel bir durum yoktur. Bugüne özel bir ayrıcalık, farklı uygulama söz konusu değildir. Dolayısıyla da bu anlamda da…

ORHAN DÜZGÜN (Tokat) – Ne zamandan beri TRT Genel Müdürü Meclisin üzerine çıktı?

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, rica ediyorum, lütfen.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Bugün özellikle sanki bu konuşmalar kamuoyundan, vatandaştan kaçırılıyor gibi bir iddianın geçerliliği yoktur, altyapısı doğru değildir. Böyle bir iddianın -hiçbir şekilde somut değildir- hiç bir geçerliliği yoktur.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Sayın Başkanım, izin verirseniz. Bakın, fezlekeler, bugüne kadar Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına gönderilen notlar -bilgi notu, fezleke, ne derseniz deyin- Türkiye'de herkesin elinde bunlar var. Yani sanki bunlar gizliymiş gibi, sanki “Hiç kimse ulaşamamış, ulaşılamamış, ulaşılamıyor, ulaşamıyor.” gibi iddialar da gerçeği yansıtmıyor.

OKTAY VURAL (İzmir) – Yarın denetim günü. Yarın yayınlayalım, yarın.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Bunlar bütün Türkiye’ye, bütün dünyaya sayfa sayfa servis edildi. Dolayısıyla eğer o konuda bir bilgi edinme noktasında bir talebiniz varsa zaten bunlar herkesin İnternet’inde, herkesin elinde var.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Meclis verecek Meclis, illegal değil. Meclis verecek, illegal yoldan değil, Meclis saklamayacak.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Ama bakın devlet yönetmek ciddi bir iş Sayın Başkanım.  Üzerinde gizliliği olan bir bilginin, belgenin elbette kamuoyuna açıklanmasının kuralları vardır, ona herkesin uyması gerekir. Siz Meclis Başkanlığını suç işlemeye teşvik edemezsiniz. Evet, gizli olan bir hususun, bu gizlilik kaldırılmadan kamuoyuyla paylaşılması bir suçtur ama tekrar söylüyorum; bütün bunlara rağmen servis edilmiştir bunlar bir yerlerden, herkesin elinde vardır, gizli kapaklı hiçbir durum söz konusu değildir Sayın Başkanım.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkanım, eğer gizli kapaklı olmasını istemiyorsa hodri meydan! Yarın yapalım görüşmeleri, buyurun. Hadi yarın yapalım, buyurun yarın yapalım.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Efendim, yarın olmaz Sayın Başkanım, bugün son gün. Bakın, Sayın Başkan, yarın olmaz.

OKTAY VURAL (İzmir) – Hadi, hadi bakalım, hodri meydan! Yarın yapalım, yarın yapalım. Siz gizli servislerle çalışabilirsiniz, bizim gizli servislerle işimiz yok.

BAŞKAN – Sayın Tanal…

Sayın Vural, Sayın Canikli, lütfen…

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Çünkü son gün, bugün son gün, yarın olmaz Sayın Başkanım, yarın bunları görüşemeyiz.

OKTAY VURAL (İzmir) – Yarın çalışalım.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Bunu biliyorsunuz, yarın son gün. Dolayısıyla bugün görüşmemiz gerekiyor Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Ben herkesi dinledim.

Sayın Tanal, aynı konuda mı konuşacaksınız?

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkan…

OKTAY VURAL (İzmir) –  Yahu, daha TRT’ye yayınlatamıyorlar efendim, daha TRT’ye güçleri yetmiyor. İktidarsız! Muktedir değiller, TRT’ye yayınlatamıyorlar.

BAŞKAN – Gürültü kesilebilirse…

ENGİN ALTAY (Sinop) – Sayın Başkanım, kürsüye yaklaşabilir miyim?

BAŞKAN – Tabii tabii.

OKTAY VURAL (İzmir) – Yayınlanmıyor efendim. Nerede?

BAŞKAN – Hayır, şimdi, ben İnternet yayınıyla ilgili arkadaşlara söyleyeceğim. Hepinizi dinledim de onun için.

Buyurun.

ENGİN ALTAY (Sinop) – Bu Meclis TV’nin…

BAŞKAN – Hayır, şimdi, önce ben söyleyeceğim. Bu arada gündem dışılarını bitireyim arkadaşların.

ENGİN ALTAY (Sinop) – Efendim, İnternet’ten yayının…

BAŞKAN – Hayır, İnternet yayınını şimdi arkadaşlarımıza huzurunuzda yani teknik personele söylüyorum. Ama bu arada değerli başkanlarım, şu anda, gündem dışı için hazırlanmış, benim de söz verdiğim arkadaşlarımıza söz vereyim, ondan sonra o konuyu takip edeceğim.

Sayın Tanal, aynı konuda mı konuşacaksınız?

5.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal'ın, TRT Genel Müdürlüğüyle yapılan sözleşmeye göre, Meclis soruşturması gibi önemli günlerde Genel Kurul görüşmelerinin yayınlanması gerektiğine ilişkin açıklaması

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Değerli Başkanım, 1997 yılında yaşanan başka fezlekelerle ilgili elimde kaynak kitap var. O fezlekelerde var. O yapılan protokol 3 Ocak 1995 tarihinde yapılan sözleşme. Bakın, sözleşmenin yapıldığı tarihten sonra yüce Mecliste, 1997 yılında farklı bakanlarla ilgili soruşturmalar görüşülmüş ve bunlar halka açık olarak TRT 3’te yayınlanmış. Bu protokol 1995’te yapıldığı hâlde 2011 tarihinde mevcut olan iktidar, tek başına, keyfî olarak, herhangi bir hukuksal gerekçe olmaksızın bu sözleşmeyi askıya almıştır. Sözleşmenin 5’inci maddesi diyor ki: “Önemli, özel günlerde yayın yapılabilir.”

Benim, Sayın Başkanlığınızdan istirhamım şu: Ben bu sözleşmenin fotokopisini, Türkiye Radyo Televizyon Kurumu Genel Müdürlüğünün üst yazısının birer fotokopisini makamınıza sunuyorum. Burada TRT Genel Müdürlüğünün yazısı şunu diyor: Bu yapılan protokole göre, yani böyle Meclis soruşturması gibi önemli günlerde, protokolün 5’inci maddesi uyarınca ben yayını yaparım. Yani sporu, vesaireyi, başka bir şeyi ileri sürmem. Ben bunu vatandaşa…

BAŞKAN – Sayın Tanal, anladım da benim resen açın televizyonu deme hakkım yok. Sayın Meclis Başkanlığına müracaat ettiniz. Onun verdiği bir cevap var. Bu cevabı beğenirsiniz, beğenmezsiniz, o konuda bir fikir beyanında da bulunma imkânım yok. Dolayısıyla ben sizleri dinledim. Teşekkür ederim.

Yalnız İnternet yayınıyla ilgili takibi yapacağım.

Gündem dışı ikinci söz, Türkiye Kürdistan Demokrat Partisinin kurulmasına onay verilmesi ve PKK’nın son günlerde artan şiddet olayları hakkında söz isteyen Kocaeli Milletvekili Sayın Lütfü Türkkan’a aittir.

Buyurun Sayın Türkkan. (MHP sıralarından alkışlar)

III.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR (Devam)

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları (Devam)

2.- Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan'ın, Türkiye Kürdistan Demokrat Partisinin kurulmasına onay verilmesi ve PKK’nın son günlerde artan şiddet olaylarına ilişkin gündem dışı konuşması

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye Kürdistan Demokrat Partisinin kurulmasına İçişleri Bakanlığı tarafından onay verilmesi ve terör örgütünün son dönemde artış gösteren eylemleriyle ilgili gündem dışı söz almış bulunmaktayım, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Öncelikli olarak, bir süre önce kurulmasına onay verilen Türkiye Kürdistan Demokrat Partisiyle başlamak istiyorum. İçişleri Bakanlığını ve İçişleri Bakanını böyle bir partinin isminden dolayı onay verdikleri için esefle kınıyorum kendilerini.

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Öyle bir onay yok.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Devamla) – Ve bir kez daha soruyorum: Kürdistan neresi? Ben böyle bir yer bilmiyorum. Haritaya bakıyorum bulamıyorum. Bugüne kadar birilerinin hayalinde yaşayan ve bundan sonra da hayalinin ötesine geçemeyecek sözde bir bölgeyi, siz, sadece tabelalarda yaşatırsınız.

Bu konuda Sayın İçişleri Bakanına bir soru önergesi verdim, “Kürdistan neresi?” diye sordum. Ancak yanıt, Bakandan önce BDP Grubundan bir milletvekili arkadaştan geldi.

Ya, arkadaşlar, Adalet ve Kalkınma Partisinin uzantısısınız, tamam. Bununla da gurur duyuyorsunuz, ona da tamam. Biz gönül işlerine karışmayız ama bunu bu kadar çok belli etmeyin ya da açık açık ilan edin aşkınızı.

Bir yerde iktidara esip gürleyeceksiniz, verip veriştireceksiniz, daha sonra onlara methiyeler düzeceksiniz. Onların vermesi gereken cevabı onların adına da siz vereceksiniz. Hani piyanoda “do” tuşuna basarsınız ya, arkasından bakarsınız “si”den ses gelmiş, bu da öyle bir şey oldu. Safınızı belli edin.

Gelelim çok muhterem İçişleri Bakanına. Sen bağımsız Kürdistan tezini savunan bir partiye onay verdin. Bu, Türkiye’de Kürtlerin bağımsızlığının kabul edilmesi anlamına mı geliyor? Diyarbakır’da daha önce kurulan Kürdistan Gençlik Hareketi Derneği ve Kürdistan Sanayici ve İşadamları Derneğinden, isimlerinde “Kürdistan” kelimesi geçtiği için kendilerinden tüzük düzeltmeleri istenmişti.

Peki, bu örnekler varken Türkiye Kürdistan Demokrat Partisinin torpili nereden kaynaklanıyor? Şimdiden dillendirmeye başladılar zaten. Yarın öbür gün “Diyarbakır başkentimiz.” dediğinde ne yapacaksınız, merak ediyorum.

“Polisinizi, askerinizi tanımıyoruz; dağdaki eli kanlı teröristleri getirip kendi kolluk kuvvetlerimizi kuracağız.” dediklerinde ne yapacaksınız? Şimdi de durum çok farklı değil.

Sabah uçakta bu Hükûmette çok önemli yerlerde bulunmuş bir bürokrat arkadaşla konuştum; şu anda görevde değil, bir özel şirkette danışmanlık yapıyor, bir elektrik şirketinde, enerji şirketinde. “Diyarbakır’a gittim, durum içler acısı ve çok üzüldüm. Türkiye oraları gözden çıkartmış.” diyor. Bu, sizin arkadaşınız. On yıl sizinle beraber çalışmış bir bürokrattan bahsediyorum. Sarı, kırmızı, yeşil renklerden oluşan, sözde “bayrak” dedikleri paçavranın Diyarbakır’da, Van’da, Hakkâri’de, Şırnak’ta dalgalanmasına izin verecek misiniz? Size soruyorum. “Kendi para birimimizi basacağız, üstüne de bebek katilinin fotoğrafını koyacağız.” dediklerinde alkışlayacak mısınız siz? Size de soruyorum.

Bu soruların yanıtını vermek zorundasınız. Bize değil, önce kendinize. Adına “çözüm süreci” denilen bu süreçte terör örgütü hiç güçlenemediği kadar güçlendi, dinlendi, morallendi. Şimdi de yavaş yavaş şehirlerde eylemlere başladı; şantiye basıyorlar, adam kaçırıyorlar. Şantiye sahibi il jandarma komutanına gidiyor, komutandan “Bizim elimizden bir şey gelmiyor, PKK’yla uygun bir kanal bulun.” cevabını alıyor. Bir başkası Kuzey Irak’ta bulunan bir yere para yatırarak adamlarını kurtarıyor. Kalekol yapımı protesto ediliyor, askerler kaçırılıyor. Hükûmet de âdeta BDP’li milletvekili arkadaşların gözlerine bakıyor ki “Bizim şu askerleri bir kurtarın.” diye. Bu kadar âciz bir hâldesiniz, bu kadar âcizsiniz.

Geçen hafta Tunceli’de jandarma komutanı ölümden döndü. Bunlar da mı Oslo’da yaptığınız anlaşmaların maddeleri arasında veya bir taktik mi? Yarın öbür gün PKK yine eylemlerine başlayacak, analar ağlayacak, siz hâl⠓İmralı canisini serbest bırakalım mı?” diyeceksiniz.

Türkiye Cumhuriyeti hiçbir döneminde bu kadar âciz bir duruma düşmemişti. PKK’nın önünde koskoca Türkiye Cumhuriyeti devletini diz çöktürdünüz. PKK’nın amacı Türkiye'nin güneydoğusunu sizden koparmaktır ve siz de hizmet ediyorsunuz. Bölgede önce özerk, sonra da şartlar olgunlaştığında bağımsız bir devlet kuranlara siz de payanda oluyorsunuz, suç ortaklarısınız.

Hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Gündem dışı üçüncü söz…

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Efendim?

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Şimdi, sayın hatip konuşması sırasında “Hükûmet de BDP’lilerin gözüne bakarak askerleri kurtarmasını bekliyor.” diyerek, biz sanki Hükûmetten bir beklenti ya da talep üzerine gitmişiz algısı oluşturdu; söz istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun.

Yeni bir sataşmaya meydan vermeden çünkü diğer arkadaşımıza da sözünü tamamlattırayım.

Buyurun.

V.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Bingöl Milletvekili İdris Baluken'in, Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan’ın yaptığı gündem dışı konuşması sırasında Halkların Demokratik Partisine sataşması nedeniyle konuşması

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle, Lütfü Bey’in burada yapmış olduğu konuşmanın çerçevesini hiç anlamadığımı ifade etmek istiyorum. Lice’de uzun süredir barış sürecine denk düşmeyecek şekilde karakollar yapan, kalekollar yapan, güvenlik barajları, HES barajları yapan, halkın bütün demokratik tepkisel eylemlerine karşı ısrarla savaş döneminin hafızasını canlandıran AKP Hükûmetinin uygulamalarını burada getirip partimizle bir şekilde ilişkilendirmeye çalışıyor.

Orada biz başından beri AKP’nin bu savaş hafızasını canlandıran uygulamalarının çözüm sürecinin ruhuna denk düşmediğini ifade ettik. Bu uygulamalardan dolayı gençlik yapısının orada, farklı, kendi karar süreçleri içerisinde 2 uzman çavuşu alıkoymasıyla ilgili bir durum yaşandı. Bizler de Halkların Demokratik Partisi milletvekilleri olarak o uzman çavuşların burnu kanamasın diye, çözüm süreciyle ilgili farklı herhangi bir sıkıntı yaşanmasın diye, ülkede otuz yıldır akan kanın tekrar akması gündemleşmesin diye tamamen kendi irademizle bir inisiyatif aldık; o inisiyatif neticesinde hem devlet yetkilileriyle hem de oradaki gençlerle bazı temaslar yürüttük, bazı çalışmalar yürüttük ve çok şükür ki o uzman çavuşların burnu kanamadan da kendi ailelerine kavuşmasını sağladık. Bu öyle utanılacak sıkılınacak, burada açıklaması yapılamayacak bir durum da değil. Yarın farklı bir durum olursa yine aynısını yaparız. Keşke bugüne kadar, otuz yıldır çatışmalı süreç devam ederken bütün bunlar yapılmış olsaydı.

Bakın, ben sadece bir duyguyu sizinle paylaşmak istiyorum. Onları almaya gittiğimizde Grup Başkan Vekilimiz Sayın Pervin Buldan şunu dedi: “Keşke Savaş’ı bu şekilde kaybettikleri zaman bir heyet aracı olsaydı da Savaş bugün aramızda olsaydı.” Bu duyguyu siz bilmediğiniz için böyle güncel konularla, Hükûmetin güncel yaklaşımlarıyla ilişkilendirerek bize saldırı aracı olarak kullanıyorsunuz. Bunun doğru bir tutum olmadığını buradan belirtmek istiyorum.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Gündem dışı…

ALTAN TAN (Diyarbakır) – Sayın Başkan, Sayın Hatip konuşmasında Kürdistan İş Adamları Derneğini bölücülükle suçladı. Bunun kurucuları arasında benim kardeşim de var, ben de varım. Söz hakkı istiyorum.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Ya böyle bir şey olur mu canım?

OKTAY ÖZTÜRK (Erzurum) – Böyle bir suçlama olmaz ya!

BAŞKAN – Bir saniye… Bir saniye…

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Benim de emmimin oğlu var; olur mu böyle bir şey canım? Ne alakası var?

ALTAN TAN (Diyarbakır) – Ben varım, ben varım.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – İsminizi vermeyince bir şey olmaz.

BAŞKAN – Sayın Tan, Grup Başkan Vekiliniz cevap verdi.

ALTAN TAN (Diyarbakır) – İş adamlarıyla ilgili cevap verilmedi Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Ben ara vereceğim o zaman. Olmaz yani.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Ben şahsıma yönelik sataşmadan dolayı söz aldım.

BAŞKAN – Hayır, şahsınızla değil, grubunuzla ilgili söylediniz. Yapmayın yani gerçekten bakın, zaten çok zor bir günü götüreceğiz. Yani başlangıçta dakika bir, gol bir modeline geçmeyelim. Verdi cevabını. Üstüne de en az bir dakika ekstradan konuştu. Yapmayın.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Sayın Başkan, bir durumu belirtebilir miyim?

BAŞKAN – Oradan belirtin.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Askerleri getiren milletvekilleri olarak bize sataşmada bulunduğu için ben şahsım adına oradan cevap verdim.

BAŞKAN – Anladım ama bakın, Grup Başkan Vekili olarak ben sizi ikiletmedim yani.

ALTAN TAN (Diyarbakır) – Kürdistan İş Adamları Derneği hakkında ben söz almak istiyorum.

BAŞKAN – O Kürdistan İş Adamları…

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Orada Kürdistan İş Adamları Derneğiyle ilgili benim “bölücü” suçlamam yok.

ALTAN TAN (Diyarbakır) – Bulundu efendim, bulundu.

BAŞKAN – Değil, değil, söylediği şey… Ben dikkatle dinledim.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Zira, bütün toplum zaten bölücü olduğunu biliyor.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Sayın Başkan, sataşmaya devam ediyor. “Bütün toplum bölücü olduğunu biliyor.” diyor.

BAŞKAN – Birleşime on beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 14.31

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 15.01

BAŞKAN: Başkan Vekili Meral AKŞENER

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), İsmail KAŞDEMİR (Çanakkale)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 84’üncü Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

Gündem dışı üçüncü söz, 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü münasebetiyle söz isteyen İstanbul Milletvekili Sayın Süleyman Çelebi’ye aittir.

Buyurun Sayın Çelebi. (CHP sıralarından alkışlar)

III.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR (Devam)

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları (Devam)

3.- İstanbul Milletvekili Süleyman Çelebi'nin, 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü’ne ilişkin gündem dışı konuşması

SÜLEYMAN ÇELEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; hepinizi saygıyla sevgiyle selamlıyorum.

Tabii ki 1 Mayısla ilgili gelişmeleri değerlendireceğim ama buraya özellikle poşuyla çıkmamın nedeni şu: Polisin daha önce Cihan Kırmızıgül üzerinde uyguladığı ve o nedenle yargılattığı uygulamanın bir başkasını 1 Mayısta gençler üzerinde, gençleri teşhir etme amacıyla zorla poşu takmaya çalışan polisin ve iktidarın uygulamalarını protesto etmek için bu poşuyu taktım.

Hepinizi bir kez daha saygıyla sevgiyle selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlarım, Başbakan, ustalık döneminde herhâlde yeni bir, tarihî bir uygulamayı Taksim’de başardı. Ustalık döneminde, sıkıyönetim koşullarında bile uygulanmayan… Hani sıkıyönetim koşullarında sokağa çıkma yasağı vardı, bir dönem 1 Mayısı kutlamak için sokağa çıkanlar, gözetim altına alındı. Burada ise -belirli bir bölgeye çıkmak- sıkıyönetim koşullarının ötesinde bir uygulamayla, oraya çıkanlar suçlu sayıldı, gözetim altına alındı.

Bakın, 171 arkadaşımız, hukuk dışı, yasa dışı yollarla ve zorla, baskıyla, dayakla gözetim altına alındı, işkence yapıldı. Ondan sonra dün bırakıldı, aileler seviniyor, biz seviniyoruz, onlar seviniyor. Sevinecek bir şey yok. İşte ileri demokrasinin ustalık döneminin Türkiye’yi ne noktaya taşıdığının ibret belgesi bu uygulamadır. Çünkü, o uygulamanın içinde tam da yapay bir uygulamayı başlatan savcılar, polis teşkilatı, bu arkadaşlarımızın hiç suçu yokken orayı bir abluka altına aldılar.

Bakın, 2 tane 1 Mayıs dünyada yasaklandı. Birisi Kamboçya, bir diğeri Taksim Meydanı. Şimdi, değerli arkadaşlarım, Kamboçya’daki yasağı anladık ama bizim açımızdan Kamboçya yasağının ötesinde şunu soruyorum, bu Mecliste herkese soruyorum: Çanakkale’de Anzaklar anıldığında bundan sonra onları Avustralya’ya mı göndereceksiniz? (CHP sıralarından alkışlar) Çünkü, oradan da şehit vermiş insanlar, şehitleri için Çanakkale’ye geliyor. İşçiler de en temel haklarını kullanıyorlar. Defalarca söyledik “1 Mayıs, Türkiye işçi sınıfı açısından, emekçi halkları açısından Taksim Meydanı’dır.” dedik ve “Bu, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kararıdır.” dedik aynı zamanda ama hukuk tanımıyorlar.

Altını çizerek söylüyorum: Dün yapılan uygulamaların, o yasa dışı gözetim altına almaların esas sorumlusu iktidardır, Başbakandır, ilgili bakanlardır çünkü o iktidar yasa tanımıyor, Başbakan yasa tanımıyor, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kararını tanımıyor; iki dudağı arasında “Yasakladım.” diyor ve uygulamaya koyuyor. Onun için, aslında dün o 171 kişiyle ilgili yapılan uygulama esas, yasa dışıdır.

İşte, Beşiktaş’ta genel başkan yardımcılarımızdan, Sayın Şafak Pavey’in yaşadığı sorunu biliyorsunuz; diğer taraftan, Mahmut Tanal’ın yaşadıklarını biliyorsunuz; bizim, Şişli’de Sezgin Tanrıkulu ve Musa Çam’la beraber yaşadıklarımızı biliyorsunuz. Abluka altına alınmış, tam bir ceberut anlayışla, tam bir faşist yaklaşımla bu bayramı da bize zehir ettiniz. 1 Mayıs böyle bir gün değildir; işçilerin birlik, mücadele günüdür oysa iktidar, işçilere müdahale günü olarak bu bayramı bu noktaya taşımıştır. Buradan bir kez daha kınıyor, hepinize saygılar, sevgiler sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Çelebi.

60’ıncı maddeye göre söz vereceğim.

Sayın Öğüt…

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

6.- İstanbul Milletvekili Kadir Gökmen Öğüt'ün, hayatını kaybeden Balyoz davası hükümlüsü Albay Murat Özenalp’e rahmet, ailesi ve sevenlerine başsağlığı dilediğine ve Balyoz davasından ceza alanların Anayasa Mahkemesine yaptıkları başvurunun bir an evvel sonuçlandırılması gerektiğine ilişkin açıklaması

KADİR GÖKMEN ÖĞÜT (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Balyoz hükümlüleri toplumun vicdanını yaralamaktadır. En son, geçtiğimiz hafta Albay Murat Özenalp zulümhanede hayatını kaybetmiştir. Kendisine bir kez daha rahmet, ailesi ve sevenlerine başsağlığı diliyorum. Ne var ki Özenalp’ın vefatı, Balyoz tutuklamalarıyla ilgili olarak, gözlerin, yeniden Anayasa Mahkemesine çevrilmesine neden olmuştur. Nitekim, Balyoz davasından ceza alan pek çok kişinin Anayasa Mahkemesine yaptıkları bireysel başvurular, altı aydan fazla süre geçmesine rağmen sonuçlandırılmamıştır. Bu başvuruların değerlendirilmesi için yeni ölümler mi beklenmektedir?

“Özenalp’ın ölümüne vicdansızlık, hukuksuzluk ve vefasızlık neden oldu.” diyen Maltepe Askerî Cezaevindeki arkadaşları, onun için duygularını şöyle aktarmışlardır: “Ama, ölmekle bitmeyeceğiz; neden olanlar, sessiz kalanlar, hiçbir şey yokmuş gibi yapanlar biliniz, hatta emin olunuz, öldürmekle bitmeyeceğiz. Murat’ın kanı üzerinizde, görüyoruz, beyazda, mavide, hakide. Biliniz, öldürmekle bitmeyeceğiz.”

Bu zulmün bir an önce bitmesini istiyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Atıcı…

7.- Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı'nın, Hükûmetin, cezaevlerinde kalan çocukların sorunlarını araştırması ve acilen çözmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, Türkiye, yine cezaevlerinde bir çocuğa tecavüz edildiği haberiyle çalkalanıyor. Ceyhan Cezaevinde yatmakta iken kendisine tecavüz edilen suça itilmiş bir çocuk, ancak tahliye edildikten sonra korkusunu yenerek bu iğrenç olayı haykırabiliyor. “Çocuklarınıza çığlık atmayı öğretin.” diyen bir Bakan ve mensubu olduğu AKP Hükûmeti, cezaevindeki çocukların çığlığını duymuyor. AKP Hükûmeti, topluma yeniden kazandırılması gereken çocuklarımıza cezaevlerinde sahip çıkamıyor. Başta Ceyhan olmak üzere tüm cezaevlerinde kalan suça itilmiş çocukların ve cezaevlerindeki annelerinin yanında kalmak zorunda olan çocukların sorunları araştırılmalı ve acilen çözülmelidir, Ceyhan Cezaevindeki ilgililer hakkında da acilen soruşturma başlatılmalıdır.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Sarıbaş…

8.- Çanakkale Milletvekili Ali Sarıbaş'ın, Gökçeada’da yaşanan sel felaketi nedeniyle Hükûmetin acil tedbir alması gerektiğine ilişkin açıklaması

ALİ SARIBAŞ (Çanakkale) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Çanakkale Gökçeada’da, yetkililerin yapmış olduğu açıklamaya göre, 1 Mayısı 2 Mayısa bağlayan gece saat 00.10’da başlayıp 04.00’e kadar devam eden sağanak yağış sonunda oluşan sel, hayatı felç etmiştir. Ev ve iş yerlerini sular altında bırakan sel, park hâlindeki araçları da sürüklemiştir. Ayrıca, çok sayıda büyükbaş ve küçükbaş hayvan telef olmuş, bağ, bahçe ve tarlalar da büyük zarar görmüştür. Buradan sizlerin aracılığıyla tüm Hükûmet yetkililerine sesleniyorum: Acilen, çok büyük zarar gören esnaflarımız da dâhil olmak üzere, orada bu afeti yaşayan halkımızın ve esnafımızın da zarar ve ziyanlarının bir an önce karşılanması için burada afet bölgesi ilan edilerek borçlarının ertelenmesini diliyorum.

Bu vesileyle, tüm Gökçeada’daki hemşehrilerimize geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum.

BAŞKAN – Sayın Tamer…

9.- Kayseri Milletvekili İsmail Tamer'in, 5 Mayıs Dünya Ebeler Günü’nü kutladığına ilişkin açıklaması

İSMAİL TAMER (Kayseri) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; bugün 5 Mayıs Dünya Ebeler Günü. Türkiye’de yaklaşık 50 bin tane ebe var. Cefakâr, vefakâr olan bu ebelerimizin bugün de hepsini kutluyorum ve başarılarının devamını diliyor, saygılar sunuyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Özkan…

10.- Burdur Milletvekili Ramazan Kerim Özkan'ın, İnternet’teki yoğunluktan dolayı kayıt yaptıramayan ikinci basamak öğrencilerine ÖSYM’nin ek süre vermesi gerektiğine ilişkin açıklaması

RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Burdur) – Sayın Başkan, teşekkür ederim.

Sayın bakanların dikkatini çekmek istiyorum: Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezi, üniversiteye girecek ikinci basamak öğrencileri için, kayıt yaptırmak isteyen öğrenciler için, İnternet’te aşırı yoğunluktan dolayı bir sorun yaşandığını belirtiyorlar. Yaklaşık 62 bin öğrenci, İnternet’teki yoğunluktan dolayı sınav başvurularını yapamamıştır. Önümüzdeki günlerde, bu öğrenciler hiç olmazsa bir iki gün -belki “link”lerden dolayı da olmuş olabilir- süre istemektedirler. Ben Bakanlar Kurulu üyelerimizin, Ölçme, Seçme ve Yerleştirme Merkezine bir uyarıda bulunmalarını diliyor, teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Çam…

11.- İzmir Milletvekili Musa Çam'ın, TRT’nin böyle önemli bir günde yayın yapmamasını kınayıp protesto ettiğine ve 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü’ne ilişkin açıklaması

MUSA ÇAM (İzmir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Yüzyılın soygununun görüşüleceği böyle önemli bir günde TRT’nin yayın yapmamasını şiddetle kınıyoruz ve protesto ediyoruz.

1 Mayıs işçi sınıfının birlik, mücadele, dayanışma gününde İstanbul’da olağanüstü bir gün ve sıkıyönetim yaşandı. Sayın Başbakan her seferinde diyor ki: “Makul bir çoğunluk Taksim’e gelip kutlayabilir.” Akşamüstü saat 16.00 civarlarında Taksim’e gittiğimizde, Recep Güzel ve Gamze Nihal İyidoğan adında iki gencin tek başlarına Taksim’e çıkıp slogan atmaya başlayınca yaka paça alınıp götürüldüğünü orada gördük. AKP faşizmini açık ve net bir şekilde 1 Mayısta Türkiye’nin her tarafında gördük. Kahrolsun faşizm, yaşasın 1 Mayıs!

BAŞKAN – Sayın Demir…

12.- Muğla Milletvekili Nurettin Demir'in, Muğla Seydikemer’de yaşanan dolu felaketinin giderilmesi konusunda Hükûmetin desteğini beklediklerine ilişkin açıklaması

NURETTİN DEMİR (Muğla) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Seydikemer ilçemizde Karadere, Kumluova ve Karaköy’de yaklaşık olarak bin dekar dolayında plastik örtülü serada ve 400 dolayında da cam serada doluya bağlı olarak büyük bir felaket yaşandı. Sigortalı olma imkânı olmayan birçok tarım üreticisi de var. Dolayısıyla, bu büyük felaketin giderilmesi konusunda Hükûmetin desteklerini bekliyoruz. Bu konuda yoğun çalışma…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Baluken…

13.- Bingöl Milletvekili İdris Baluken'in, HDP olarak, 1 Mayısta Taksim’e yürümek isteyenlere yönelik polis terörünün bütün sorumluluğunun AKP Hükûmetinde olduğunu belirtmek istediklerine ve mülki amirler ya da güvenlik güçleri hakkında herhangi bir soruşturmanın başlatılmamış olmasını kınadıklarına ilişkin tekraren açıklaması

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, 1 Mayısta Taksim’e yürümek isteyen işçilere, emekçilere, gençlere, halkımıza yönelik, tek kelimeyle tam bir polis terörü uygulanmıştır. Ortaya çıkan sokak ortası işkence görüntüleri tüm halkımızın vicdanını kanatmıştır. Bu konuda bütün sorumluluğun AKP Hükûmetinde olduğunu belirtmek istiyoruz. Bu tutumu Halkların Demokratik Partisi olarak kınadığımızı ifade ediyoruz.

Yine, 1 Mayısta milletvekillerine yönelik gazlı, TOMA’lı, coplu, yumruklu müdahalelerin kabul edilemez olduğunu belirtiyoruz. Bu konuda Meclis Başkanlığının tavırsız tutumunun da buradaki suça ortak olmak olduğunu ifade etmek istiyoruz. Her ne kadar talimat Hükûmetten gelmişse de kadın, çocuk demeden, milletvekili, sendikacı demeden bu tabloyu ortaya koyan idari ve mülki amirler ya da güvenlik güçleri hakkında herhangi bir soruşturmanın başlatılmamış olmasını da buradan kınadığımızı ifade etmek istiyoruz. 1 Mayısların bayram coşkusuyla, işçilerin, emekçilerin özgürce kullandığı alanlara özgürce aktığı günler temenni ediyoruz.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Bulut…

14.- Balıkesir Milletvekili Ahmet Duran Bulut'un, Gökçeada’da yaşanan sel felaketi nedeniyle Hükûmetin acil tedbir alması gerektiğine ilişkin açıklaması

AHMET DURAN BULUT (Balıkesir) – Sayın Başkan, Çanakkale Gökçeada, geçtiğimiz günlerde, çok büyük bir sel felaketiyle karşı karşıya kalmıştır. Esnaf, çiftçi, büyük bir mağduriyet altındadır. Adaya ulaşım zor. Valilik ilk etapta tedbirler almış ancak bilhassa esnafın iş yerlerini su basmasıyla çok miktarda maddi hasar oluşmuştur. Hükûmetin bu konuda acil tedbir alması ve gereğini yapması konusunda Genel Kurulu bilgilendiriyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Gündeme geçiyoruz…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkan, ben sizden özür dilerim. Biraz önce sizden söz istediğimde dediniz ki: “Benim yetkim yok.” Benim elimde parlamento hukuku… Divan Başkanlığında, Divanda oturan Meclis Başkan Vekili veya Meclis Başkanının, Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunu, oturumu, siz biraz önce nasıl on beş dakika kapattıysanız, o şekilde, buradaki milletvekillerinin talebini de karara bağlama gibi bir yetkiniz ve bir göreviniz var. TRT’yle yapılan sözleşmenin 5’inci maddesinde, önemli konularla ilgili, Meclis Başkan Vekili sıfatıyla, şu anda Divanda oturan Başkan sıfatıyla sizin böyle bir görevinizin olduğunu size söyledim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

MAHMUT TANAL (İstanbul) -  Ama, dediniz ki: “Bu, benim görevimde değil.” Biraz önce nasıl kapattıysanız, aynı şekilde…

BAŞKAN – Ara verdim ben, kapatmadım ki…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – …yayınlatma göreviniz de var Sayın Başkan. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Yok, yok, boş yere alkışlamayın, yok, öyle değil.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Ben sizden görevinizin gereğini yapmanızı istirham ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Boş yere alkışlamayın, öyle değil, öyle bir şey yok. Hayır, ara verebiliyorum sadece. Yani, kendi…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Olur mu öyle şey?

BAŞKAN - Özür dilerim, bir saniye… Kafama göre “Ben beğenmedim bugünkü toplantıyı, kapatıyorum.” deme imkânım yok ki benim; hepiniz biliyorsunuz onu. İç Tüzük’ün kendi içinde oluşturduğu teamüller var, bu Meclisin yönetim biçimi var. Sonuçta, bana müracaat etmediniz ki şeyi aramak için, TRT için, gittiniz, Sayın Cemil Çiçek’e müracaat…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Bakın, teamülleri uygulasaydınız… Ben size uygulamaları söylüyorum.

BAŞKAN – Neyse, Sayın Tanal, teşekkür ederim, kayıtlara geçti.

Buyurun Sayın Vural.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkanım, zatıaliniz Genel Kurulu yönetmekle görevlisiniz. Dolayısıyla bu konuda, protokolün gereğini yapması gereken, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanıdır. Sayın Meclis Başkanıyla görüştük, kendileri bunu ileteceğini ifade etti. Siz de İnternet yayınıyla ilgili, bir ara vereceğinizi söylediniz.

BAŞKAN – Ha, o, benim uhdemdeydi. Onunla ilgili talimat verdim arkadaşlara.

OKTAY VURAL (İzmir) – Daha gelmedi henüz…

BAŞKAN - Dolayısıyla bir sıkıntının yani buradan kaynaklanan bir sıkıntının olmadığını, Telekom tarafıyla görüştüklerini…

GÜRSEL TEKİN (İstanbul) – Niye kapalı?

BAŞKAN – Bana anlatılanı söylüyorum size. Ben elektronik mühendisi değilim. Arkadaşlarımıza söylüyorum.

AYTUN ÇIRAY (İzmir) – Yapmayanı görevden alsınlar.

BAŞKAN – Dolayısıyla, onu sıkı  takip ediyorum.

Cep telefonlarında bir  yüklenmeden dolayı sorun olduğunu, diğer konuda bir sorun olmadığını teknik ekip söyledi ama cep telefonlarıyla ilgili konuyu da rahatlatmak amacına yönelik Türk  Telekom’la görüşüldüğünü… Bunun da takibini yapıyorum.

OKTAY VURAL (İzmir) – İnşallah, Meclis Başkanı TRT’ye söz geçirir de yayınlanır efendim.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Sayın Başkan, ben de  TRT yayınlarıyla ilgili bir bilgilenme beklentimizin olduğunu ifade etmek istiyorum.

Demin diğer siyasi partilerin grup başkan vekilleriyle beraber Meclis Başkanıyla görüştük. Kendisi de Meclis TV’nin bu konuda canlı yayın yapması için TRT Genel Müdürüyle konuşacağını ifade etti. Böyle bir görüşme olmuş mu? Görüşme olmuşsa sonucu ne olmuştur, merak ediyoruz.

BAŞKAN – Tamam, onu da takip edeyim.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Şu açıdan da önemlidir: Meclis Başkanını dikkate almayan bir TRT Genel Müdürü tablosu var ise bunu da Genel Kurulun, milletvekillerinin bilme hakkı var.

BAŞKAN – Tamam Sayın Baluken.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Değerli Başkanım, son söz: Siz dediniz ki: “Bu iş Meclis Başkanının yetkisinde.” Allah göstermesin, Meclis Başkanı vefat etti.

BAŞKAN – Vekil oluyorsunuz o zaman, vekil oluyorsunuz, vekil.

MAHMUT TANAL (İstanbul) -  Devlette süreklilik esastır. Onun makamına gelen başkan yardımcıları karar vermeli.

BAŞKAN – Tamam işte, o sandalyeye oturacak birisi oluyor. İç Tüzük’ü biliyorsunuz muhterem arkadaşlar. Yapmayın Allah aşkına! Tamam, bütün bunların hepsi geçti kayıtlara yani herkes her şeyi biliyor.

MAHMUT TANAL (İstanbul) -  Örnek karar var elimde.

BAŞKAN – Anladım, tamam.

MAHMUT TANAL (İstanbul) - 1997 yılındaki Tansu Çiller hakkındaki kararı okuyayım size.

BAŞKAN – Anlaşıldı. Siz öyle söylüyorsunuz, ben de böyle söylüyorum yani “Yetkim yok.” diyorum, “Açın TRT’yi.” demeye bir yetkim yok. Dolayısıyla, grup başkan vekilleriniz “Ara verin.” dediler.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkan, siz  kararınızı verin, o TRT açıyor mu, açmıyor mu? Siz bir kararınızı verin bakalım. (AK PARTİ sıralarından “Haydi yürü!” sesi)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Siz kararınızı verin bir zahmet, o TRT açacak. 

BAŞKAN – Sayın Tanal, bakın, rica ediyorum, belli bir noktanın dışına çıkmayalım. 

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – “Yürü” diyen malı götürenlerden mi, değil mi? Ona bakalım Yaşar Karayel.

BAŞKAN - Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkan, biraz önce, bana “Hadi yürü!” diyen milletvekilinin -nazik bir dil değil- tespit edilip -ben şikâyetçiyim- İç Tüzük hükümleri uyarınca disiplin uygulanmasını talep ediyorum.

BAŞKAN -  O tutanakları getirteceğim ama yarınızı atmam lazım o zaman –bütün milletvekilleri için konuşuyorum- laf atmadan dolayı.

Meclis araştırmasına ilişkin üç önerge vardır, okutuyorum:

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- BDP Grubu adına Grup Başkan Vekili Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın, Şırnak’ta kaplıcaların bulunduğu bölgelerdeki sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/922)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Şırnak ilinde bulunan kaplıcaların bulunduğu bölgelerdeki sorunlarının bütün boyutlarıyla araştırılarak tespit edilmesi, önlem alınması, alınacak önlemlerin ve yürütülecek politikaların belirlenmesi, termal kaynakların değerlendirilmesi amacıyla Anayasa'nın 98'inci İç Tüzük’ün 104'üncü ve 105'inci maddeleri gereğince Meclis araştırması açılması için gereğini arz ve teklif ederiz.

                                                                   Hasip Kaplan

                                                           BDP Grup Başkan Vekili      

Gerekçe:

1-Belkıs Ana(Hesta)Kaplıcaları:

Şırnak'ın Güçlükonak ilçesi Ilısu köyünde bulunan Belkıs Ana (Hesta) Kaplıcası gerek şifa niyetine gerekse vücut direncini artırmak, stresten kurtulmak ve rahatlamak amacıyla tercih edilmektedir.

Bölgenin en yüksek ısılı sıcak su kaynağı olup, sıcaklığı 67°C'dir. Kaplıca suyu kalsiyum ve sülfit ihtiva etmektedir. Debisi 7 litre/sn, pH:7,15 olarak belirlenmiştir. Mevcut debinin arttırılabileceğini gösteren hidrojeolojik şartlar mevcuttur. Kaplıca banyosu romatizmal hastalıklar ile kadın hastalıklarında yararlı olmaktadır

2-Zümrüt Dağı Kaplıcası:

Beytüşşebap ilçe merkezine 7 km uzaklıktaki Ilıcak köyündedir. Debisi 1 litre/sn olarak tahmin edilmekte olup, su sıcaklığı 39°C’dir. Kaplıca suyu tortulu olduğundan içilmez. Su banyosu ise cilt, böbrek ve romatizmal hastalıklara yararlı olmaktadır.

3-Besta Kaplıcası:

İl merkezinin 30 km kuzeydoğusundadır. Biri çamur banyosu, diğeri su banyosu ve içme olarak yararlanılan iki kaplıca hâlindedir. Cilt, kadın hastalıkları ve romatizmal hastalıkların şifa bulduğu bu kaplıcalara yaya veya binek hayvanıyla ulaşılabilmektedir.

4-Nasfaran Kaplıcası:

Merkez Kumçatı beldesine birkaç km uzaklıktaki bu kaplıcada biri çamur banyosu olarak, diğeri banyo ve içme olarak yararlanılan iki kaynak bulunmaktadır. Çamur banyosunun sivilce, egzama ve mantar hastalıkları kesin tedavi ettiği söylenmektedir.

Coğrafi dağılımı, nitelik ve nicelikleri çok farklı olan ülkemizdeki jeotermaller ve şifalı su kaynakları üzerine yeterince araştırma yapılmamakta ve yapılan mevcut çalışmalar da tam olarak değerlendirilmemektedir.

Son yıllarda hızlı nüfus artışı, sanayileşme ve kentleşme sonucu ortaya çıkan çevre sorunları insan sağlığını tehdit etmekte, bozmakta ve verimliliği azaltıcı bir ortam yaratmaktadır. Bu olumsuz ortamlarda bulunmak zorunda kalan insanlar sağlığını korumak, daha verimli olmak ve hastalıklarına şifa bulmak amacıyla sağlık turizmine yönelmektedir. Sağlık turizmi faaliyetlerinden biri olan termalizm, soğuk ve sıcak mineralli suların sağlık amacıyla içme ve dış tatbiklerde kullanımı için turistlerin ulaşım, konaklama ve ağırlama gereksinimlerinin karşılanmasını sağlayan çok yönlü bir turizm çeşidi olarak ön plana çıkmaktadır.

Şırnak ilinde bulunan bu dört şifalı kaplıca birçok hastalığa yarar sağlamaktadır. Her yıl binlerce insan zor şartlar altında kaplıcaları şifa niyetine ziyaret etmektedir. Kaplıcaların bulunduğu bölgelere ulaşım güçlüğü çekilmekle beraber su, sağlık gibi sorunları da mevcuttur.

Şırnak il sınırları içerisinde bulunan kaplıcalar il özel idaresi tarafından halkın yararlanabileceği şekilde işletilmemesi nedeniyle bölge insanı bu tesislerden yaralanamamaktadır. Bu şifa merkezlerinde otel, lokanta benzeri işletmeler ihtiyacı karşılayamamaktadır. Ayrıca kaplıcalarda, cadde ve sokaklar yetersiz, çöp, su sorunu önemli ölçüde burada sorun teşkil etmektedir. Ülkenin her yerinden gelen binlerce insan söz konusu eksiklikler yüzünden sorun yaşamaktadırlar.

Bölgedeki termallerde az sayıda uygulama çalışmalarında planlanan düzeye ulaşılamaması, altyapı ve işletmede ortaya çıkan sorunlar, yetersiz tanıtım, istatistiksel yetersizlik, sağlık personeli ile sağlıkla ilgili alet ve donanım eksikliği gibi etkenler etkili olmaktadır.

Ülkemizde jeotermal kaynakların sağlık turizmine tanıtılması ve kazandırılması gerekirken, Şırnak İl Özel İdaresinin bu tesislere kaynak ayırmayıp özelleştirmesi ülke ekonomisine ve halk sağlığı acısından bir kayıp olarak değerlendirilmektedir. Bu durumda, yoksul halk bundan yaralanamayacak ancak parası olan, bu tesislerden yararlanabilecektir. Oysaki, sosyal devlet anlayışına göre, bu tür yer altı ve yer üstü kaynaklarından bölge halkının yararlandırılması için gerekli tedbirlerin alınması gerekmektedir.

Bu nedenlerle kaplıcaların bulunduğu bölgelerdeki sorunlarının bütün boyutlarıyla araştırılarak tespit edilmesi, önlem alınması, alınacak önlemlerin ve yürütülecek politikaların belirlenmesi, termal kaynakların değerlendirilmesi amacıyla araştırma komisyonu kurulmasında yarar bulunmaktadır.

2.- Osmaniye Milletvekili Hasan Hüseyin Türkoğlu ve 19 milletvekilinin, iktisadi ve idari bilimler fakültesi mezunlarının sorunlarının  araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/923)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

İktisadi ve idari bilimler fakültesi mezunlarının Hükûmetin uygulamalarından dolayı ortaya çıkan mağduriyetinin tespiti, bu sorunların giderilmesi ve çözüm yollarının belirlenmesi amacıyla, Anayasa’mızın 98'inci maddesi, İç Tüzük’ün 104 ve 105'inci maddeleri gereğince ekte sunulan gerekçe çerçevesinde Meclis araştırması açılmasını arz ve teklif ederiz.

1- Hasan Hüseyin Türkoğlu                            (Osmaniye)

2- Mehmet Günal                                           (Antalya)

3- Cemalettin Şimşek                                    (Samsun)

4- Emin Çınar                                                (Kastamonu)

5- Celal Adan                                                (İstanbul)                  

6- Seyfettin Yılmaz                                        (Adana)

7- Koray Aydın                                              (Trabzon)

8- Ali Öz                                                       (Mersin)

9- Ali Halaman                                              (Adana)

10- Mehmet Erdoğan                                      (Muğla)

11- Bülent Belen                                           (Tekirdağ)

12- Emin Haluk Ayhan                                   (Denizli)

13- Sümer Oral                                              (Manisa)

14- Kemalettin Yılmaz                                    (Afyonkarahisar)

15- Lütfü Türkkan                                          (Kocaeli)

16- Özcan Yeniçeri                                        (Ankara)

17- Mesut Dedeoğlu                                       (Kahramanmaraş)

18- S. Nevzat Korkmaz                                   (Isparta)

19- Atila Kaya                                               (İstanbul)

20- Alim Işık                                                 (Kütahya)

Gerekçe:

Türkiye'de açılan tüm devlet ve vakıf üniversitelerinin hemen hemen tamamında yer alan iktisadi ve idari bilimler fakülteleri, her yıl on binlerce mezun vermektedir. Bu fakültelerden mezun olan öğrencilerin bir kısmı özel sektörde istihdam edilirken, önemli bir bölümü de aldığı eğitimin neticesi olarak kamu kurumlarında görev almaktadır.

Türkiye'de en fazla mezun veren fakülte, iktisadi ve idari bilimler fakültesidir.

2011 yılında KPSS'ye giren iktisadi ve idari bilimler fakültesi mezunu yaklaşık 300 bin kadardır. 2011 yılı içerisinde kamuya yerleşen İİBF mezun sayısı ise 7.113 kişidir.

İİBF mezunlarının kamu kurumlarında görev aldığı kadrolara GİH (genel idare hizmetler) denilmektedir. İİBF mezunlarının yaşadığı en büyük sorun, bu kadrolara atama şartlarının son yıllarda değiştirilmesiyle olmuştur.

Bankalar, maliye, gümrük memurluğu, KİT'lerde ve diğer kamu kurumlarındaki birçok pozisyon önceden İİBF mezunu olma şartı ararken, son yıllarda 4001 (herhangi bir lisans mezunu olma) şartı aramaktadır. Bu da hem bu pozisyonlara bu alanda bilgisi olmayan kişilerin atanmasına yol açmakta hem de İİBF mezunu 100 binlerin atanamayıp açıkta kalmasına neden olmaktadır.

Diğer yandan, tüm üniversitelerde İİBF açılması ve kontenjanların yüzde 20 civarında artırılması hem bu alanda yapılan eğitimin kalitesinin düşmesine hem de bu fakültelerden mezun olan yüz binlerce gencin istihdam edilememesine neden olmaktadır. İİBF, fen edebiyat gibi fakültelerin hem sayısının hem de kontenjanının düşürülmesi, genç neslin istikbali açısından çok önemlidir.

Bu bilgiler ışığında İİBF mezunlarının sorunlarının Meclis araştırma komisyonu kurularak araştırılması, bu sorunlara çözüm üretilmesi ve gerekli önlemlerin alınması gerekmektedir.

3.- Adana Milletvekili Ali Halaman ve 19 milletvekilinin, boşanma olaylarının ve sebeplerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/924)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Aile kurumumuzun güçlendirilmesi için, ülkemizde meydana gelen, birçok ailenin dağılmasına ve çocuklarımızın mağdur olmasına neden olan boşanma olaylarının ve sebeplerinin araştırılarak alınması gereken tedbirlerin belirlenmesi amacıyla Anayasa’nın 98'inci ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’nün 104 ve 105'inci maddeleri uyarınca Meclis araştırması açılmasını arz ederiz.

1) Ali Halaman                                         (Adana)

2) Hasan Hüseyin Türkoğlu                        (Osmaniye)

3) Lütfü Türkkan                                       (Kocaeli)

4) Adnan Şefik Çirkin                                (Hatay)

5) Mehmet Erdoğan                                   (Muğla)

6) Bahattin Şeker                                    (Bilecik)

7) S. Nevzat Korkmaz                                (Isparta)

8) Ali Öz                                                   (Mersin)

9) Celal Adan                                           (İstanbul)

10) Muharrem Varlı                                   (Adana)

11) Cemalettin Şimşek                              (Samsun)

12) Mesut Dedeoğlu                                  (Kahramanmaraş)

13) Seyfettin Yılmaz                                  (Adana)

14) Özcan Yeniçeri                                    (Ankara)

15) Mustafa Kalaycı                                 (Konya)

16) Alim Işık                                             (Kütahya)

17) Reşat Doğru                                        (Tokat)

18) Yusuf Halaçoğlu                                  (Kayseri)

19) Necati Özensoy                                   (Bursa)

20) Enver Erdem                                       (Elâzığ)

Gerekçe:

Ülkemizde toplumun en küçük birimi olan aile kurumunun temelini evlilik oluşturmaktadır. Sosyal yapıdaki bu önemi nedeniyle bütün ülkelerde ailenin kurulması veya aile birliğinin bozulması kanunlar çerçevesinde yapılan düzenlemelerle gerçekleştirilmektedir.

Türk toplumunun ve devletinin temel taşı ve ana birimi olan aile kurumunun sarsıldığını ve yara aldığını tedbir alınmadığı takdirde, geri dönüşü mümkün olmayan noktalara ulaşılacağını göstermektedir.

Özellikle boşanma olayları, ailenin yıkımına ve on binlerce çocuğun anne veya baba sevgisinden mahrum kalmasına ve neticede çocuklarımızda tamiri mümkün olmayan psikolojik tahribatlara neden olmaktadır. Kimi zaman da tamamen sahipsiz kalan çocuklara devlet kol kanat germekte, aile ortamının sıcaklığından uzakta büyüyen bu çocuklarımızın sorunları ise katlanarak büyümektedir.

Anne veya babasından ayrı kalmak zorunda kalan veya çocuk esirgeme kurumlarına verilen çocukların kişisel gelişimlerinde ciddi sorunlar ortaya çıkmakta ve bu nedenle, ilerleyen yıllarda topluma entegre olma sorunu yaşamaktadırlar.

Dolayısıyla, boşanma hadiseleri, kişisel ve ailevi problemler olmaktan öte, toplumun genelini ilgilendiren sonuçlar doğurmakta ve Türk aile yapısını derinden yaralamaktadır.

Bu gerekçelerle kurulacak bir araştırma komisyonunda, Türk aile yapısının sağlam temeller üzerine kurulabilmesi için, evlilik müessesesinin güçlendirilerek, ülkemizde meydana gelen, on binlerce ailenin dağılmasına ve on binlerce çocuğun mağdur olmasına neden olan boşanma olaylarının ve sebeplerinin araştırılarak alınması gereken tedbirlerin belirlenmesinin, toplum hayatımıza önemli katkılar sağlayacağından, yararlı olacağı kanaatindeyiz.

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Önergeler gündemdeki yerlerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki görüşmeler, sırası geldiğinde yapılacaktır.

Kanun teklifinin geri alınmasına dair bir önerge vardır, okutuyorum.

B) Önergeler

1.- Bursa Milletvekili Sena Kaleli’nin, (2/1978) esas numaralı İstanbul İli Adalar İlçesi Sınırlarında Bulunan “Demokrasi ve Özgürlükler Adasının” Adının “Demokrasi ve İnsan Hakları Adası” Olarak Değiştirilmesi ve Adada “Demokrasi ve İnsan Hakları Müzesi” Kurulması Hakkında Kanun Teklifi’nin geri alındığına ilişkin önergesi (4/156)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

(2/1978) Esas numaralı Kanun Teklifi’mi geri çekiyorum. Gereğini bilgilerinize arz ederim. 29/04/2014

Saygılarımla.

                                                                               Sena Kaleli

                                                                                   Bursa

BAŞKAN – Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonunda bulunan teklif geri verilmiştir.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

VII.- ÖNERİLER

A) Siyasî Parti Grubu Önerileri

1.- CHP Grubunun, gündemin “Özel Gündemde Yer Alacak İşler” kısmının 2, 3, 4 ve 5’inci sıralarında yer alan (9/3), (9/4), (9/5) ve (9/6) esas numaralı Meclis Soruşturması Önergelerinin, bu kısmın sırasıyla 1, 2, 3 ve 4’üncü sıralarına alınmasına ve bu kısımda yer alan diğer işlerin sırasının buna göre teselsül ettirilmesine ilişkin önerisi

05/05/2014

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulunun 05/05/2014 Pazartesi günü (bugün) yaptığı toplantısında siyasi parti grupları arasında oy birliği sağlanamadığından, grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                     Engin Altay

                                                                                         Sinop

                                                                                Grup Başkan Vekili

Öneri:

Gündemin “Özel Gündemde Yer Alacak İşler” kısmının 2, 3, 4 ve 5’inci sıralarında yer alan (9/3), (9/4), (9/5) ve (9/6) esas numaralı Meclis soruşturması açılmasına ilişkin önergelerin, bu kısmın sırasıyla 1, 2, 3  ve 4’üncü sıralarına alınması ve bu kısımda yer alan diğer işlerin sırasının buna göre teselsül ettirilmesi önerilmektedir.

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu önerisinin lehinde ilk söz İstanbul Milletvekili Sayın Mehmet Akif Hamzaçebi’ye aittir.

Buyurunuz. (CHP sıralarından alkışlar)

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bir seçimi geride bıraktık. Seçimin ağırlıklı konusu 17 Aralık 2013 tarihinde İstanbul’da cumhuriyet savcılarınca başlatılan soruşturmaya konu olan 4 bakan hakkındaki rüşvet ve yolsuzluk iddialarıydı. İlerleyen süreçte rüşvet ve yolsuzluk iddialarının kapsamı genişledi, bu kapsama Başbakan ve onun yakın çevresi de dâhil oldu.

Seçim sürecinde “Rüşvet ve yolsuzluk iddiaları mutlaka soruşturulmalı, mutlaka bunlar yargıya götürülmeli.” diyen muhalefete karşı “Hayır, bunları soruşturmaya gerek yok, ortada soruşturulacak olan bir şey yok. Bunları yargıya değil, sandığa götürelim.” diyen bir iktidar vardı. Şimdi seçim yapıldı. Çıkan seçim sonucunu yolsuzluk konusunda, rüşvet ve yolsuzluk iddiaları konusunda güvenoyu olarak algılayan, böyle değerlendiren bir iktidar var, “Bu seçim sonucuyla, yüzde 43 oyla biz yolsuzluk ve rüşvet iddialarından aklandık.” iddiasını ortaya koyan bir iktidar var. Hatta çok daha ileri gidiliyor. Güvenoyu demek yetersiz olur ortadaki tabloyu, iktidar psikolojisini yansıtmak açısından, daha vahim bir tablo var. Her seçim sonrası geleneksel olarak yapılan balkon konuşması, bu defa, evvelkilerde olan mağruriyetin ifadesi, ürkütücü bir keyfin ifadesi yanında, balkondaki zevatla birlikte pervasızlığın ilanıydı. Yolsuzluk konusunda, balkon konuşmasında bir pervasızlık ilan edilmiştir; asıl vahim olan tablo budur.

Kimse seçimde almış olduğu yüzde 43 oyu rüşvet ve yolsuzluk iddiaları konusunda bir güvenoyu olarak görmesin, kimse bu oya güvenerek rüşvet ve yolsuzluk iddialarının üzerini örtebileceğini düşünmesin, hiç kimse bu yolsuzluk ve rüşvet iddialarını burada soruşturma komisyonları kurmak suretiyle kapatabileceğini düşünmesin, hiç kimse yüksek tepelere çıkma hevesiyle bu yolsuzluk iddialarını kapatabileceğini düşünmesin. Şimdi yüksek tepelere çıkma hevesinde olan birileri var, hedefine yüksek bir tepeyi koymuş, oraya çıkmanın hesaplarını yapıyor. Bu heves, bu yüksek tepe hevesi, yüksek tepe merakı bana Kur'an-ı Kerim’den bir kıssayı hatırlattı.

Bugün “Oman” dediğimiz coğrafyada tarihin eski zamanlarında yaşayan bir Âd kavmi vardı. Âd kavmî, bulduğu her yüksek tepeye yüksek yapılar yapıyordu, sanki hiç ölmeyecekmiş gibi, hiç iktidarı kaybetmeyecekmiş gibi, ebedî olarak kendileri iktidarda kalacakmış gibi kendilerini ebedîleştirecek yapılar yapıyordu; tıpkı sizin bugün bulduğunuz her boş arsaya gökdelen yaptığınız gibi, rezidans yaptığınız gibi. Onlar yüksek tepeye yüksek yapılarla çıktılar, siz yüksek tepeye arkalarınızdaki devasa yolsuzluk iddialarıyla çıkmak istiyorsunuz. Tarihte ne oldu? Tarihte Allah’a şirk koşmuş olarak kabul edilen ve kendilerine gönderilen Hazreti Hûd’u peygamber olarak kabul etmeyen o kavim yok olup gitti. Siz de yok olup gideceksiniz; sanmayın ki bu yüzde 43 oyla, bu kuracağınız soruşturma komisyonuyla bu işin üzerini örteceksiniz ve kazanacaksınız, tam aksine, yok olup gideceksiniz. Hangi tepeye çıkarsanız çıkın, isterseniz en yüksek tepeye çıkın, bunun hesabı mutlaka görülecektir, bu hesap bir gün mutlaka Yüce Divanda görülecektir değerli milletvekilleri. (CHP sıralarından alkışlar) Bu yolsuzluk iddialarının üstünü örtmeye hiç kimsenin gücü yetmeyecektir. Allah ömür verirse yaşayacağız ve göreceğiz.

Değerli milletvekilleri, şimdi, bugün tarihî bir gün. Bugün 4 bakan hakkındaki yolsuzluk iddialarını görüşeceğiz. Cumhuriyet Halk Partisinin 4 bakanla ilgili ayrı ayrı Meclis soruşturma önergeleri var. Ön almak isteyen Adalet ve Kalkınma Partisi, 4 bakanı aynı kefeye koyarak tek bir soruşturma önergesiyle buraya getirdi. Evet, bir soruşturma komisyonu kurulacak, Adalet ve Kalkınma Partisinin çoğunluk oylarıyla kendi önergelerini mutlaka kabul edecekler, öyle gözüküyor. Ama bu önergeyle Adalet ve Kalkınma Partisi Grubundan kabul edilmesi istenen şey, aslında, İsa’nın çarmıha gerilmesi, Barabbas’ın serbest bırakılmasıdır. Değerli milletvekilleri, İsa’yı çarmıha germeyin, Barabbas’ı serbest bırakmayın.

Bugün aynı zamanda on iki yıllık saltanat ideolojisinin sonudur. O sonun başlangıcı bugündür, seçim değil. Bugün, kurmayı düşündüğünüz, kapatmayı düşündüğünüz yolsuzluklarla, son konusundaki, sona erme konusundaki, AKP’nin bitişi konusundaki adımınızı atmış olacaksınız. Bunu tavsiye etmiyorum Adalet ve Kalkınma Partisi Grubuna. Bu adaletsizliğe izin vermemelerini, Türkiye Büyük Millet Meclisi 1 Mart 2003 tarihindeki tezkerede nasıl onurlu bir duruş gerçekleştirmişse bu soruşturmada da aynı onurlu duruşu gerçekleştirmelerini diliyorum.

Değerli milletvekilleri, seçim sonucunu, seçim sonuçlarını illa da yolsuzluk konusunda bir güvenoyu olarak algılayacak, değerlendirecek olursanız, güvenoyu verdi mi, vermedi mi millet konusunda değerlendirecekseniz söyleyeceğimiz tek bir cümle var: Milletin yüzde 57’si “Yolsuzluk vardır.” demiştir, “Rüşvet vardır.” demiştir. Bunun altında hiç kimse kalmamalıdır, bu iddialar mutlaka soruşturulmalı, bu iddialar mutlaka açıklığa kavuşturulmalıdır.

Değerli arkadaşlar, 19 Mart 2014 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisini Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olağanüstü toplantıya çağırdı. Milliyetçi Hareket Partisi, Barış ve Demokrasi Partisi -şimdiki adıyla Halkların Demokratik Partisi- ve bağımsız milletvekillerimiz bu öneriye destek verdiler. 4 bakanla ilgili buraya soruşturma önergesi geldi, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu “Muhalefet nasıl olsa toplanamaz.” düşüncesiyle içeriye girmedi. Beklediniz orada, muhalefet toplanamasın, toplantı gerçekleşmesin, bu önergeler düşsün. Gerçek beklentiniz, gerçek niyetiniz buydu.

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Siz önerge getirmemiştiniz o zaman da, o gün önergeniz yok.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Baktınız ki biz içerdeyiz, korktunuz, içeri girdiniz.

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Önergeyi biz getirdik, siz değil.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) –  O korkudur sizi bugün buralara getiren.

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Siz işin lafını yapmaya geldiniz, önergeniz yoktu.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Daha doğrusu, o korkudur sizleri buraya sevk eden, başınızdaki kişilerin “Aman, Genel Kurula gidin.” talimatı vermesine neden olan o korkudur.

Değerli milletvekilleri, biz o zaman 4 bakanla ilgili önerge verdik.

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Olmayan şeyi varmış gibi söyleme. O tarihe kadar önergeniz var mıydı?

MUHAMMET RIZA YALÇINKAYA (Bartın) – Laf atma Sayın  Kacır. Saygı göster ya! Bırak ya, sen savcı mısın!

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Yalana saygı yok.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) –  Alelacele, akşamüzeri bir soruşturma önergesi verdiniz. Alelacele, acemice, külüstürce, eksik, yanlış, İç Tüzük’e aykırı, kendi siyasi stratejiniz açısından bile hatalı, bunu bile akıl edemeyecek durumda bir panik havasıyla o gün verdiniz, sonra tuttunuz onu geri çekmek zorunda kaldınız.

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Siz niye vermediniz önerge?

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Geri çekmeniz hukuka saygıdan dolayı değil, İç Tüzük’e saygıdan dolayı değil; aman, biz şimdi burada bir kısım suçları yazmadık, rüşveti yazmadık, bu kapıyı açık bırakmayalım düşüncesiyle getirdiniz. Ama, neyi yazarsanız yazın, isterseniz o komisyonda bütün bunların hepsini aklayın, bu soruşturmalar bir gün Türkiye Büyük Millet Meclisinde açılacaktır, bu sorumlular Yüce Divanda hesap verecektir.

Değerli milletvekilleri, neden tek komisyon kurulmasını öneriyorsunuz? Neden 3 bakanla Çevre Bakanı Erdoğan Bayraktar’ı aynı kefeye koyuyorsunuz, neden aynı kefeye koydunuz? Birisi Rıza Zarraf ve onun önünde eğilen bakanlar, öbürü TOKİ olayı. İkisinin birbiriyle ne gibi bir ilgisi var? Ama, fire vermeme ihtiyacı, fire verirsek kötü oluruz düşüncesi, sizleri 4 bakan hakkında birlikte bir soruşturma önergesi vermeye yöneltti. Doğru olan, veriliş sırası itibarıyla yani Cumhuriyet Halk Partisinin 4 önergesinin önce görüşülmesi, diğerinin sonra görüşülmesidir. Bizim önergemiz bunu amaçlıyor ama siz, bir İç Tüzük uyanıklığıyla, kendi önergenizi öne aldınız, Cumhuriyet Halk Partisi önergesini sona koydunuz. Hiç fark etmiyor, hangisini kabul ederseniz edin, bizimkileri reddedin, sizinkini kabul edin, isterseniz aklayın o 4 bakanı ama bu hesap Türk milleti olduğu sürece mutlaka görülecektir.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Hamzaçebi.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu önerisinin aleyhinde Diyarbakır Milletvekili Sayın Altan Tan.

Buyurunuz. (HDP sıralarından alkışlar)

ALTAN TAN (Diyarbakır) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; bugün cumhuriyet tarihinin en önemli yolsuzluk iddialarından biriyle ilgili olarak Meclis toplandı. İddiaları diyorum, bu iddialar öyle eften püften iddialar olsaydı, bir mahalle dedikodusu hâlinde olsaydı, herhâlde bu Meclis böyle bir toplantıya da gerek duymazdı.

Değerli arkadaşlar, bu kadar önemli bir mevzuyla alakalı toplandık ama ne yazık ki üçüncü dünya ülkelerinde bile rastlanılamayacak bir katakulliyle -yani tabirimi mazur görünüz Sayın Başkan- bu görüşmeler halktan gizli olarak yapılıyor. Peki, neyi gizliyorsunuz?

ALİ ERCOŞKUN (Bolu) – Son gün Altan Bey, bugün son gün, bilmiyor musunuz?

ALTAN TAN (Devamla) – Neyi gizliyorsunuz değerli arkadaşlar? Meclis Başkanını da buradan ben şahsen kınıyorum; bir emriyle, bir talimatıyla, bu görüşmeler rahatlıkla halkın gözetimi altında yapılabilirdi. Bunu da yapmamakla, maalesef, Sayın Meclis Başkanı kendi siyasi kariyerine bir kara çizik atmıştır.

Değerli arkadaşlar, ne saklanıyor, ben söyleyeyim. Meşhur bir hikâye var bizde, memlekette anlatılan. Bedevi bir Arap’ın önüne bir tepsi mükemmel sarılmış yaprak sarması getiriyorlar. Ne yapıyorlarsa bedevi yemiyor. Rica, minnet… “Ya, niye yemiyorsun, bir tane tat en azından.” Diyor ki: “Bunun içinde büyük bir hile olmasaydı vallahi bu kadar sarıp sarmalamazdınız.” İşte, siz de eğer halkın duyacağı, bizlerin konuşmalarıyla ortaya çıkacak gerçeklerden bir rahatsızlık duymasaydınız, bugün bangır bangır bütün dünyaya bu Meclisin tartışmalarını açık ve seçik olarak gösterecektiniz.

Değerli arkadaşlar, az buz iddialar değil dedik. Bir telefon konuşması, 1 milyar dolardan bahsediliyor. Bu montajdı, sabotajdı, debriyajdı, ne kadar ”yaj”lı “maj”lı Fransızca kelime varsa bunların hepsi eklendi. Peki, bunun tespiti çok mu zor? İşte, aylardır bekliyoruz, bir türlü tatminkâr bir netice alamıyoruz.

Onun ötesinde, bir Banka Müdürünün yine evinde ayakkabı kutularında milyon dolarlar bulunuyor. Yine, o arkadaş da daha henüz tam olarak hesabını vermeden, veremeden bir başka bankanın yönetim kurulu üyesi yapılıyor.

Değerli arkadaşlar, İçişleri Bakanının oğluyla yaptığı telefon görüşmelerinde yine trilyonlardan bahsediliyor ve bu paralardan “Üç beş kuruş” diye bahsediliyor, ifade ediliyor.

Şimdi, imar yolsuzlukları… İstanbul’un göbeğinde, Boğaz Köprüsü’nün ayakları dibinde 230 bin metrekare olan emsal 600 bin metrekareye çıkıyor ve bu iktidar Sülün Osman’ı geride bıraktı. Sülün Osman Galata Köprüsü’nü sattı, Dolmabahçe Saat Kulesi’ni sattı. Bu iktidarın belediyeleri havayı sattı arkadaşlar, havayı, göğü sattı! Tabii, bunda Şişli Belediyesinin yaptıkları da bir parantez içinde. Bunların büyük bir kısmı da Şişli Belediyesinin sınırları içerisinde. İlçe belediyesi ile Büyükşehir, nasıl olduysa, Maslak’taki, Sarıyer’deki, Şişli’deki meselelerin büyük bir kısmında bir -tırnak içinde- uyum içerisinde gitti.

Şimdi, değerli arkadaşlar, ben bunları böyle mahalle üslubuyla artık konuşmak istemiyorum çünkü seçim boyunca iki ay bunlar konuşuldu. Gelelim şimdi işin esas, öz noktasına. Esas sorun ne? Osmanlı padişahları ve dünyadaki diğer padişahlar da, çarlar da, şahlar da, krallar da bütün bir mülkü kendilerinin kabul ediyorlardı. İşte, İngiliz Kralına 1215’te verilen Magna Carta Fermanı’ndan bugüne kadar devam eden bir zihniyet var bütün dünya krallarında, padişahlarında; Rus çarından, İran şahından Osmanlı sultanlarına kadar, bütün bir devleti kendi mülkü kabul ediyor ve “Bu mülk üzerinde ben istediğim tasarrufu yapabilirim.” diyor. İki: Halkı, tebaayı kul olarak kabul ediyor, tebaa... Ben her türlü tasarrufun sahibiyim. Dolayısıyla, bu verilen ihalelere, verilen kredilere, medya havuzlarına bizim günümüzdeki bazı şeyhülislamlar da fetva üretiyor, bunu ortak bir havuz olarak değerlendiriyor. İşte değerli arkadaşlar, esas eleştirilecek nokta bu.

Peki, Rus çarını, İran şahını, İngiliz kralını bir yana bırakalım, bizim kendi inancımızda ve sizlerin de her gün müntesibi olmakla övündüğünüz ve kullandığınız, siyasete alet ettiğiniz İslam dininde durum nasıl? Ben size birkaç tane örnek vereceğim. Bunlardan birisi Hazreti Ömer’le alakalı. İşte, meşhur hikâye, her yerde anlatılır, çocukluğumuzdan beri camilerde anlatılır bize. Hazreti Ömer bir gün minbere çıkar, hutbe verecek millete; oradan bir sahabe kalkar ayağa, der ki: “Ey Ömer, seni dinlemiyoruz, itaat de etmiyoruz.” Kızmaz, köpürmez, “Atın bunu dışarı.” demez, “Ananı da al git, babanı da al git.” demez. “Niye beni dinlemiyorsun, niye bana itaat etmiyorsun?” Der ki: “Dün bize hazineden, ganimetten birer parça kumaş dağıtıldı, ancak yarım gömlek olabiliyor. Senin üzerinde tam bir gömlek var bundan, elbise var.” Yine kızmıyor. Oğlunu işaret ediyor “Kalk, cevabını sen ver.” diyor. Oğlu diyor ki: “Ben kendi hissemi babama verdim. İkisini birleştirdik, bir gömlek yaptık.” İtiraz eden sahabe kalkıyor ayağa, diyor ki: “Bundan sonra konuş, konuşmaya devam et, seni dinleyeceğiz, itaat de edeceğiz.” Sorgu sual bu.

İki: Yine, Hazreti Ali’ye kendi öz ağabeyi Akîl geliyor, diyor ki: “Çok perişan bir hâldeyim –iki gözü de görmüyor- çocuklarıma götürecek ekmeğim yok, bana biraz yardım et.” Hazreti Ali ondan perişan bir hâlde, ölene kadar borçlu, ölene kadar, diyor ki: “Veremem, benim param yok. Biliyorsun, ben de senin gibiyim.” “O zaman hazineden ver.” “Allah’ın malını da sana veremem.” diyor, öz ağabeyine verdiği cevap bu.

Üçüncü bir örnek: Büyük İslam mücahidi, Kudüs’ün fatihi Kürt Selâhaddin Eyyubî öldüğü vakit cenazesi giderken, tabutu giderken bir münadi -yani çağırıcı, ses verici, ilan edici- tabutun önünde yürüyor ve diyor ki: “Ey Ümmetimuhammed, işte koskoca Selâhaddin’den geriye bu atı ile bu kılıcından başka bir şey kalmadı, mirası yok.”

Değerli arkadaşlar, bunları 5 yaşından itibaren her yerde anlatacaksınız, sonra da hesap vermeyeceksiniz, hesap verenlere kızacaksınız, öfkeleneceksiniz. Böyle bir inanç yok. Velev ki sütten çıkmış ak kaşık gibi bembeyazsınız, size iftira ediyorlar; çıkıp bu hesapları vermek zorundasınız, bütün bu cevapları vermek zorundasınız. 4 bakanı neden istifa ettirdiniz? Eğer hiçbir suçları yoktuysa, hakikaten bu arkadaşlara inanıyorsanız, Erdoğan Bayraktar’ın teklif ettiği gibi “Başbakan istifa etmeli.” derken etmiyorsa, o zaman sizden rica ediyoruz, bu 4 bakanımızı geri iade ediniz; bunu bir istirham olarak kabul ediniz.

Değerli arkadaşlar, Alman Cumhurbaşkanı bir arkadaşından ev alma gerekçesiyle 500 bin avro borç para aldı diye istifa etti, istifa etmek zorunda kaldı. Alman dedi ki: “Biz birbirimize bedava, karşılıksız bir çay ikram etmiyoruz, 500 bin avroyu neye karşılık aldın?” İstifa etti.

Yine, daha bir ay evvel bir İngiliz milletvekili danışmanına Mecliste 40 avroluk bir yemek yedirdiği için istifa etti. Şimdi, dünyada böyle, İslam tarihinde böyle. Vahşi kapitalizm sizleri esir aldı. CHP her seferinde kalkıp diyordu ki: “Bunlar şeriatı getirecek, devleti İslamileştirecek.”

KAMER GENÇ (Tunceli) – Altan Bey, Türkiye’yi anlat, Türkiye’yi, Türkiye’de ne olmuş?

ALTAN TAN (Devamla) - Sayın Kamer Genç de yine laf atıyor oradan; niye atıyor, onu da bilmiyorum.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Hayır, diyorum ki: Bunlar ne yaptı, onu anlat.

ALTAN TAN (Devamla) - Arkadaşlar, bizim arkadaşlarımız devleti İslamileştireceklerine, iktidar bizim arkadaşları devletleştirdi. Boşuna endişelendiğinizi söyledim, defalarca söyledim.

Değerli arkadaşlar, söylenecek çok söz  var. Lütfen hesap vermekten çekinmeyiniz.

Saygılar sunarım. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

ENGİN ALTAY (Sinop) – Sayın Başkan, biz, biraz önce Sayın Oktay Vural ve Sayın İdris Baluken’le Sayın Meclis Başkanına gittik. Millî iradeye gölge düşüyor, millî iradeye saygısızlık yapılıyor dedik. Sayın Meclis Başkanı, İnternet  yayınıyla ilgili bir yere telefon açtı, ondan sonra biraz yayın geldi fakat şu anda da İnternet  yayını sağlıklı değil. Burada ya Meclis TV’nin teknik kadrosu ya TÜRK TELEKOM’un teknik kadrosu ya da bizatihi Sayın Cemil Çiçek Genel Kurulla alay etmektedir, Genel Kurulun iradesini küçümsemekte ve hiçe saymaktadır.

Talebim şudur: İnternet yayınları en azından normale girene kadar görüşmelere ara vermenizi talep ediyorum Sayın Başkanım. Yani bu Meclisteki çalışmaların teknik kadroların keyfine göre yayına verilip verilmemesi noktasında kimsenin bir tasarrufu olamaz. O tasarruf sizin makamınızda olur olsa olsa.

FARUK BAL (Konya) – Bunun için tantana çıkmasın Sayın Başkanım, yoksa tantana çıkacak.

ENGİN ALTAY (Sinop) - Velev ki o da olamaz ama Meclisin bu kadar hakaret görmeye, bu kadar aşağılanmaya hakkı olmadığını düşünüyorum. Oturumu yöneten Başkan olarak oturuma ara vermenizi talep ediyorum.

BAŞKAN – Şimdi, ara verebiliriz ama arayı ancak, siz de biliyorsunuz ki bir saatlik bir süre içerisinde verebiliriz.

ENGİN ALTAY (Sinop) –  Onu diyorum Sayın Başkanım, bir saat ara verelim.

BAŞKAN – Hayır, hayır, itirazım yok da durumu anlatıyorum.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, grup başkan vekilleri olarak biz mütalaa edelim müsaade ederseniz eğer.

BAŞKAN – Tamam, tamam.

İsterseniz şöyle yapalım mı: Ben sizin grup önerinizde konuşmak isteyenleri konuşturayım ya da şimdi ara vereyim, grup başkan vekili arkadaşlarımızı çağırayım.

Yirmi dakika ara veriyorum.

Grup başkan vekillerini de kürsü arkasına rica ediyorum.

Kapanma Saati: 15.55

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 16.19

BAŞKAN: Başkan Vekili Meral AKŞENER

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), İsmail KAŞDEMİR (Çanakkale)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 84’üncü Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

VIII.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Meral Akşener'in, büyük bir yüklenme olması sebebiyle İnternet yayınlarında aksaklık olduğuna ve bu aksaklığın giderilmesinin takipçisi olacaklarına ilişkin konuşması

BAŞKAN – İnternet yayınıyla ilgili, grup başkan vekillerimizle birlikte, teknik personeli de çağırarak bilgi aldık. Teknik bilgim olmadığı için dilim döndüğünce sizinle paylaşacağım.

Büyük bir yüklenme olduğu sebebiyle aksaklık olduğuna dair bir bilgi verildi. Bunun çözülmesiyle ilgili adımların atıldığını, zaman zaman bu yüklenmeden dolayı -yanlış söylüyorsam düzeltirsiniz- aksaklıklar olması hâlinde de teyakkuz şeklinde bu aksaklıkların giderilme işleminin yapılmaya devam edildiği bilgisini aldık. Bunun da takipçisi hep beraber olacağız. Doğru mu anlattım? Tamamdır.

VII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasî Parti Grubu Önerileri (Devam)

1.- CHP Grubunun, gündemin “Özel Gündemde Yer Alacak İşler” kısmının 2, 3, 4 ve 5’inci sıralarında yer alan (9/3), (9/4), (9/5) ve (9/6) esas numaralı Meclis Soruşturması Önergelerinin, bu kısmın sırasıyla 1, 2, 3 ve 4’üncü sıralarına alınmasına ve bu kısımda yer alan diğer işlerin sırasının buna göre teselsül ettirilmesine ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu önerisinin lehinde İzmir Milletvekili Sayın Oktay Vural. (MHP sıralarından alkışlar)

Buyurunuz.

OKTAY VURAL (İzmir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Aslında bugün görüşmelerini yapacağımız ya da biraz sonra oylayacağımız Meclis soruşturma önergeleri, bu süreç, 17 ve 25 Aralık süreci, bu süreçle ilgili iddialar, fezlekeler, soruşturma önergeleri... Aslında bugün geldiğimizin özeti şu: Birincisi: Gerçekten 17 ve 25 Aralık süreci içerisinde bu iddiaları dile getiren savcıların, hâkimlerin, polislerin başına, fezlekelerin başına her şey geldi. Pişmiş tavuğun başına gelmeyenler bu fezlekelerin ve iddiaların başına geldi.

Bakın, 17 Aralık ve 25 Aralık süreci içerisinde çok vahim iddialar var. Bu vahim iddialarla ilgili her şey aslında bütün delilleriyle buraya, ortaya konmuş, bütün maddi delilleriyle ortaya konmuş, fotoğraflarıyla ortaya konmuş, konuşmalarıyla ortaya konmuş. Bunlar montaj, dublaj değil; bunlar kaçakçılık yapmaktan, kara para aklamaktan tutun, bir suç örgütü yapılanması gerçekleştirilmesine kadar bütün maddi delilleriyle ortaya konmuş iddialar. Tabii biz bu iddialar ortaya konduğu zaman hiç kimseyi suçlamıyoruz ama bizim aramamız gereken bu iddiaları dile getirenlerin, bu iddiaları ortaya koyanların başına neler geldiğini herkesin idrak etmesi gerekiyor. 17 ve 25 Aralık süreci içerisinde, bu süreçle ilgili olarak suçlananlar, 52 milyon dolar rüşvet almaktan, Türk vatandaşlığını para karşılığı, maddi menfaat karşılığı verenler, bayram öncesi, arife günü 1 milyon dolar, 500 bin dolar rüşvet almayla ilgili iddialar ortaya konduğu zaman yapılması gereken süreç nedir? Bu süreçlerle ilgili bu iddiaları dile getirenlerin, savcıların ve hâkimlerin bağımsız ve tarafsız çalışmasını sağlamaktı ama maalesef 17 Aralık ve 25 Aralık süreci içerisinde, böyle bir süreç içerisinde maalesef yargıya baskılar olmaya başladı. Yürütme yargıya baskı uygulamaya başladı. Bununla ilgili soruşturma yapan savcılar görevden alındı, hâkimler ayarlandı, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kuruluna müdahaleler başladı, polisler sürgün edildi. 17 Aralık ve 25 Aralık sürecinde hesap vermekten kaçınanlar, yargıdan kaçanlar bunun üstünü örtmek için neleri söylediler: “Dış güçler planladı. Yargı darbesi var.” dediler. Bütün bunlarla ilgili iddiaları ortaya koyarak, 17 ve 25 Aralık süreciyle ilgili kesinlikle böyle bir rüşvetin ve yolsuzluğun olmadığını, aksine bir yargı darbesi olduğunu, bunu dış güçlerin planladığını ifade ettiler. Ne hazindir ki dış güçlerin planladığını söyleyenler, bunu Amerika Birleşik Devletleriy’le görüştükleri zaman dile getirmediler; İngiltere’yle, Almanya’yla, Fransa’yla görüştükleri zaman dile getirmediler ama miting meydanlarında dış güçleri sorumlu kıldılar. “Yargı darbesi.” dediler, bunlarla ilgili iddiaları reddettiler.

Şimdi, biraz sonra görüşeceğimiz Adalet ve Kalkınma Partisinin iradesi oysa diyor ki: “Rüşvet ve yolsuzluk yapan bu bakanlarla ilgili soruşturma.” Yahu, hani bu yargı darbesiydi, hani dış güçlerin planlamasıydı? Bu durumda bu önergeyi veren Adalet ve Kalkınma Partisi, bu 17 ve 25 Aralık sürecini soruşturmak, yargının önünü açmak gayreti içerisinde değil, aksine üstünü örtmeye çalışıyor. Nasıl hâkimlere, nasıl savcılara, nasıl adli kolluğa müdahale ettiyse Meclis soruşturma süreciyle ilgili attığı taktik adımların amacı ve hedefi soruşturmak değildir, Yüce Divana göndermek hiç değildir; aksine Meclis soruşturmasını bir aklama paklama süreci olarak değerlendirmektedir, onun için de bugünkü görüşmelerde de önce kendi önergesinin görüşülmesini istemiştir. Aslında, bakıldığında, bu önergelerin geliş sırasına göre görüşülmesi gerekirken Adalet ve Kalkınma Partisi, zannederim, 24 Nisanda verdiği önergeleri 19 Martta verilmiş önergelerin önüne koymak suretiyle yine taktik adım atmıştır. Oysa yapılması gereken iş neydi? Öncelikli olarak, Cumhuriyet Halk Partisine mensup milletvekillerinin verdiği önergeleri öncelikle görüşmek ve Meclis iradesini oluşturmak gerekiyordu.

Öyle bir noktaya geldik ki Meclis olağanüstü toplandı, dedi ki: “Bu fezlekeler görüşülsün, okunsun.” ama bu Meclisin toplanmaması için sizler lobilerde oturdunuz. “Meclis toplanmasın.” Niye? “Millet bu fezlekeler hakkında bilgi sahibi olmasın.” Meclis toplandı, bu sefer Meclis Başkanının darbesi gerçekleşti. Milletvekillerinin Parlamentoya gönderilmiş bir dosya hakkında bilgi edinme hakkı gasbedildi hiçbir yetkileri yokken. Meclis Başkanı milletvekillerinin millî egemenlik yetkisini kullanmasını kısıtladı. Neden? “Milletvekilleri bundan haberdar olmasın.” dediler ve  maalesef Türkiye Büyük Millet Meclisi tarihinde ilk defa Türkiye Büyük Millet Meclisine gelen fezlekeler milletvekillerinden saklandı ve gizlendi.

Daha sonraki süreç içerisinde soruşturma önergeleri 19 Martta verildi. AKP bir önerge verdi, çakma bir önerge, aslında bu iddialarla hiç ilgisi olmayan, tamamen geçiştiren bir önergeydi. Yine Meclis Başkanına dedik ki: “Bu önergelerin gündeme alınması doğru değil çünkü Meclis soruşturmasının zorunlu kıldığı muhtevada değil, şartları taşımıyor.” “Hayır, görüşülmesi gerekir.” dediniz. Yine Milliyetçi Hareket Partisi ve muhalefet olarak bu konuda ısrarımızı ortaya koyduk, Adalet ve Kalkınma Partisi yine tornistan etmek zorunda kaldı, önergeyi yenilemek zorunda kaldı.

İşte bugün, geldiğimiz bu süreç içerisinde gerçekten yargıya yapılan müdahalenin sonuç verdiğini gördük. Öyle ki haram para aklamacı Rıza hakkında serbest bırakma kararı veren bir hakîmin Başbakan Recep Tayyip Erdoğan hakkında methiyeler dizdiğini İnternet sayfalarında, Facebook sayfalarında gördük. Dolayısıyla, bu süreç içerisinde maalesef yargıya müdahale devam etmektedir, bu da Adalet ve Kalkınma Partisinin yürütme gücünü yargıyı tahakküm altına almak için kullandığının bariz delilidir.

İşte bunun için AKP, grup önerisini önce kendisi görüşmek için karar alıyor ve görüşme gününü de ayarlıyor, pazartesi günü. Milletvekillerinden sakladılar, bu sefer de milletten saklıyorlar ama aziz milletimiz yoğun bir ilgi gösteriyor, yoğun bir ilgiyle bu Meclis soruşturmalarını takip etmek istiyor; onun için kanallar tıkanıyor, altyapı kâfi gelmiyor. Bu da vatandaşların bu yolsuzluk ve rüşvet iddiaları karşısında ne kadar duyarlı olduğunu ve Adalet ve Kalkınma Partisinin bu görüşmeleri milletten saklamasına yönelik tepkiye duyduğu bir örneği teşkil ediyor.

Bu bakımdan, bugün geldiğimiz bu noktada Adalet ve Kalkınma Partisinin yapması gereken iş, bu önergelerin Türkiye Büyük Millet Meclisinde görüşülmesi sırasında TRT’den naklen yayınlanabileceği bir ortamı hazırlamasıdır. Millet öğrensin. Siz de konuşacaksınız, biz de konuşacağız. Milletin huzurunda bunları konuşalım, niye kaçıyorsunuz? Fezlekeleri sakladınız, savcıları sürdünüz, hâkimleri sürdünüz. Bugün geldiğimiz bu noktada, Meclis soruşturma komisyonunda 4 bakanı aynı kefeye koymak suretiyle bir hukuk ucubesi meydana getiriyorsunuz. Onun üstüne üstlük Meclis soruşturmalarını bir aklama komisyonu olarak kullanmak suretiyle, Yüce Divana göndermek yerine bu komisyonda aklamak için çabaladığınız gayet açık ve nettir.

Bu bakımdan, bugün geldiğimiz bu noktada Meclisin iradesinin ortaya çıkmasını temin edecek bir ortama geliyoruz ama ne hazindir ki bugün kahvaltılı toplantıda Adalet ve Kalkınma Partisine mensup milletvekilleri Meclis soruşturmasını görüşüyor. Oysa İç Tüzük’e göre, bu konuda bir toplantı yapılamaz, görüşme yapılamazdı. Hangi talimatlarla milletvekillerinin hür iradesi baskı altına alınmak isteniyor? Nasıl yönlendirilmek isteniyor? İşte, 17 ve 25 Aralık sürecinde Adalet ve Kalkınma Partisinin takındığı tavır yargının çalışması değildir, yargının üstüne baskı oluşturmak suretiyle bu süreci aklamak için kullanmak istemektedir.

Bu bakımdan, Adalet ve Kalkınma Partisinin bu konuda verdiği önergenin kesinlikle samimi olmadığı… Nasıl yargıya müdahale etmişse Meclis soruşturma sürecine de müdahale etmek suretiyle âdeta bu süreci bir aklama hâline getirmeyi düşünmektedir.

Milliyetçi Hareket Partisi olarak biz, kim ne yaparsa yapsın… Cuma günü savcı neden takipsizlik kararı veriyor, pazartesi günü Mecliste konuşacağımız zaman? Anlaşılmaktadır ki savcılar dahi bu süreçle ilgili siyasi gündeme göre karar vermektedir. Savcı, milletin yargısını takip etmesi gereken savcı hangi takipsizlik kararını verirse versin, biz milletin iradesiyle bunları takip etmeye ve hesap sormaya devam edeceğiz. Bunun üstünü hiç kimse örtemeyecektir.

O bakımdan, Milliyetçi Hareket Partisi olarak bugün Türkiye Büyük Millet Meclisinde görüşeceğimiz bu fezlekeler, bu önergelerle ilgili süreç konusunda yapılan müdahaleleri gördüğümüz zaman, yargıya yapılan müdahaleleri gördüğümüz zaman bunun neden milletten saklanmak istendiğini, neden Meclis yayını yapılmak istenmediğini, neden üstünün örtülmek istendiğini gördüğümüz zaman, gerçekten, burada, turpun büyüğü heybede demektir. Demek ki bu iş çok derindir, çok daha vahimdir, korkulmaktadır. Neden?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

OKTAY VURAL (Devamla) – Çünkü Çankaya yokuşuna giderken önce Ahlatlıbel’e gidip orada hesap vermekten korkmaktadırlar. Ama unutulmasın ki Çankaya yokuşunu tırmanmak için Ahlatlıbel’de, Yüce Divanda hesap verileceğini herkes görecektir.

Hepinize saygılarımı arz ediyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Vural.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu önerisinin aleyhinde Giresun Milletvekili Sayın Nurettin Canikli, buyurunuz.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Şu anda Meclis görüşmelerini ve bu yaptığımız konuşmaları binlerce, on binlerce vatandaşımız takip ediyor. (CHP ve MHP sıralarından gürültüler) Evet, evet, aynen öyle, bunu siz de biliyorsunuz.

OKTAY VURAL (İzmir) – Millet bin kişi mi yani?

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Dolayısıyla, şimdi, biraz önce… (CHP ve MHP sıralarından gürültüler)

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Ayıp be ayıp! İnsan yalan söylerken biraz utanır!

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen… Sayın milletvekilleri, rica ediyorum, lütfen…

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Değerli arkadaşlar, şimdi, biraz önce bu konuşmaları, “Efendim, işte, bu görüşmeler halktan gizlenmek isteniyor, üstü kapatılıyor.” iddialarını binlerce vatandaşımız televizyondan ya da cep telefonundan ya da iPad’lerinden izliyorlar.

KEMALETTİN YILMAZ (Afyonkarahisar) – Daha çok merak ediyorlar, daha çok merak ediyorlar.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Ne düşünüyorlar, ne diyorlar? Allah aşkına! “Yani siz böyle diyorsunuz ama ben bütün bu görüşmeleri buradan izliyorum.” diyor.

ALİ HAYDAR ÖNER (Isparta) – Allah Allah!

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Demek ki bunların hiçbir tanesi doğru değil.

HAMZA DAĞ (İzmir) – Grup toplantısında canlı yayınladı beyefendi, mitinglerde canlı yayınladı. 

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Ne bu görüşmelerin vatandaşımızdan kaçırılması, üstünün örtülmesi, gizlenmesi söz konusu…

KEMALETTİN YILMAZ (Afyonkarahisar) – Vatandaşa hakaret ediyorsunuz.

FARUK BAL (Konya) – O zaman yarın görüşelim, erteleyelim. Yarın görüşelim Sayın Canikli.

CEMALETTİN ŞİMŞEK (Samsun) – Siz kesmeye çalışıyorsunuz.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – …ne de geleceğe yönelik olarak soruşturma komisyonu kurulmasındaki amacımız biraz önce bazı arkadaşların ifade ettiği gibi bir amaç değil arkadaşlar.

KEMALETTİN YILMAZ (Afyonkarahisar) – Aklamak istiyorsunuz.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – On binlerce vatandaşımız bunu izliyor, sizi izleyerek yalanlıyor. Maalesef, evet, aynen öyle. Yani çıkıyor diyor ki: “Efendim, görüşmeler kapatılıyor, kimse izleyemiyor, amacınız vatandaşımızdan gizlemek.” derken aynı anda vatandaşlarımız bunu izliyor değerli arkadaşlar, bunları görüyor. (CHP ve MHP sıralarından gürültüler)

ALİM IŞIK (Kütahya) – Meclis TV açık mı, kapalı mı?

BAŞKAN – Rica ediyorum, lütfen… Sayın milletvekilleri, lütfen, rica ediyorum.

OKTAY ÖZTÜRK (Erzurum) – Sayın Canikli, 100 bine çıkaralım bunu ya, 100 bine çıkaralım, 100 bine.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Allah aşkına, bu ne demektir? Yani vatandaşımız fiilî olarak, fiziki olarak kendisi şöyle düşünmez mi? “Yani sen öyle diyorsun ama ben bunu görüyorum, izliyorum, bütün konuşmaları izliyorum.” Sizin yaptığınız konuşmaları da izliyor, bizim yaptığımız konuşmaları da izliyor.

FARUK BAL (Konya) – Sayıştay raporu gibi anlat.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Değerli arkadaşlar, bu duruma düşmeyin, gülünç konuma gelmeyin, kendinizi gülünç duruma düşürmeyin lütfen.

CEMALETTİN ŞİMŞEK (Samsun) – Siz gülünç duruma düşüyorsunuz.

OKTAY ÖZTÜRK (Erzurum) – Ya sizin yerinizde olsam sokakta gezemem ya, sokakta gezemem ya!

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Bakın, AK PARTİ’li milletvekili arkadaşlarımız bugüne kadar eski 4 bakanımızla ilgili gündeme gelen tüm iddiaları, bütün iddiaları enine boyuna hepsini kapsayacak şekilde bir soruşturma önergesi veriyorlar.

OKTAY VURAL (İzmir) – İddia sahibi değil mi yani?

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Amaç nedir? Amaç şudur: Bütün bu iddiaların, bugüne kadar şu veya bu şekilde kamuoyunun gündemine yansımış olan bütün iddiaların bütün detayıyla, bütün ayrıntılarıyla araştırılması ve soruşturulmasını temin etmektir.

FARUK BAL (Konya) –  Milletvekilleri inceleyemiyor bunu. Milletvekillerinden gizli.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – …ve AK PARTİ’li milletvekili arkadaşlarımızın amacı, muradı budur. Şaşırabilirsiniz değerli arkadaşlar.

FARUK BAL (Konya) – Şaşırdık, milletvekillerinden gizli.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Şaşırmanıza şaşırmıyoruz. Neden? Çünkü hakikaten geçmiş uygulamalara, siyasi tarihimize baktığımız zaman, bunun, buna benzer uygulamaların sayısı, örneği ya hiç yoktur ya da çok azdır.

CELAL ADAN (İstanbul) – Sen inanıyor musun bu konuştuğuna ya?

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Yani kendi bakanları hakkında, iddialarla ilgili olarak, iddiaların araştırılması ve gerçeğin açığa çıkartılması için soruşturma komisyonu kurulmasını öneren siyasi partiler yok denecek kadar azdır değerli arkadaşlar. Buna şaşırmanızı anlıyoruz, anlayışla karşılıyoruz.

OKTAY ÖZTÜRK (Erzurum) – Onlardan biri burada oturuyor.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Bakın, o kadar eminiz kendimizden, ne varsa çıksın ortaya, hiç önemli değil. Ne varsa, gerçek bütün boyutlarıyla aydınlansın.

OKTAY ÖZTÜRK (Erzurum) – O zaman yarın görüşelim.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Zaten, bakın, unuttuğunuz bir nokta daha var.

OKTAY VURAL (İzmir) – Yüce Divana, Yüce Divana!

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Bu 4 bakan arkadaşımız da, bugün bu iddialarla karşı karşıya kalan 4 bakan arkadaşımız da kendileri yazılı olarak hem Meclis Başkanlığına hem de AK PARTİ Grubuna başvurarak…

VELİ AĞBABA (Malatya) – Sayın Canikli, sizi tebrik ediyoruz, kutluyoruz sizi. Bu durumu bile anlatabiliyorsunuz ya, yetenekli bir hatipsiniz siz!

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – …kendileriyle ilgili bütün bu iddiaların soruşturulması, bütün boyutlarıyla değerlendirilmesi için kendileri hakkında Mecliste bir soruşturma komisyonu kurulmasını talep etmişlerdir değerli arkadaşlar, bunu unutmayın.

FARUK BAL (Konya) – Neden sonra?

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Bakın, herhangi bir bakanla ilgili bir iddia olduğu zaman bunun soruşturması nasıl olacak? Yöntem olarak…

OKTAY VURAL (İzmir) – Hani yargı darbesiydi, hani darbe vardı?

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Bakın, ben sizi dinledim. Lütfen, yani rahatsız olduğunuzu biliyorum ama dinleyin. Vatandaşımız da dinliyor, hepimiz dinliyoruz.

OKTAY ÖZTÜRK (Erzurum) – Gerçekten rahatsızız.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Bir bakan hakkında -herhangi bir eski bakan hakkında veya bir bakan hakkında- bir iddia gündeme geldiğinde bunun soruşturulması, bu iddiaların üzerine gidilmesi nasıl olur değerli arkadaşlar? İşte bu yöntemle olur. Yani bizim Anayasa’mıza göre, İç Tüzük’ümüze göre o bakanlarla ilgili o iddiaların araştırılması, soruşturulması için ne yapılır? Soruşturma komisyonları kurulur. Biz de bunu yapıyoruz, arkadaşlarımız da bunu yapıyor. Neyi eleştiriyorsunuz Allah aşkına?

Daha önce bir soruşturma önergesi vermişti arkadaşlarımız. Orada bir farklı değerlendirme söz konusuydu. Bazı fiillerin Türk Ceza Kanunu’nda bir madde değil de başka bir madde, TCK’nın 255’inci maddesi kapsamına girdiklerini düşünerek öyle bir önerge verdiler ama öyle bir durum ortaya çıkartıldı ki sanki bazı fiiller özellikle soruşturma dışında tutuluyor diye ciddi bir çalışma yapıldı, bir propaganda yapıldı. Bizim gittiğimiz yerlerde vatandaşlarımızın bir bölümünün de en azından buna inandığını ya da kafasının karıştığını görünce soruşturma önergesini arkadaşlarımız bu nedenle yenilediler ve en ufak bir tereddüde mahal bırakmayacak açıklıkta ve netlikte, tüm iddiaları kapsayacak şekilde ve bu fiillerin, bu iddiaların karşılığındaki Türk Ceza Kanunu’nun ilgili maddesi de belirtilerek bir önerge verdiler. Bunun nesini eleştiriyorsunuz Allah aşkına arkadaşlar, bunun nesini eleştiriyorsunuz? Bundan daha ötesi var mı? Bundan daha ötesi var mı? Soruyorum.

KEMALETTİN YILMAZ (Afyonkarahisar ) – Bravo Sayın Canikli, bravo! Bravo! Pes doğrusu, pes!

NURETTİN CANİKLİ  (Devamla) –  Yani, bir olayın üzerine gidilmek istenirse, gerçekten bir olay soruşturulmak istenirse bundan daha ötesi var mı?

OKTAY VURAL (İzmir) – Ya, yok mu? Var zaten soruşturma önergesi, var zaten.

NURETTİN CANİKLİ  (Devamla) –  Bundan daha başka bir yol var mı bir bakan hakkında? Soruyorum, çıkın söyleyin. Yok.

OKTAY VURAL (İzmir) – Var, var, önergeler burada.

NURETTİN CANİKLİ  (Devamla) –  Bir araştırma, bir soruşturma en etkili bir şekilde, sorunsuz bir şekilde -hukuki anlamda söylüyorum- bu şekilde yapılır. Değerli arkadaşlar, biz de bunu yapıyoruz.

OKTAY VURAL (İzmir) – Bak, önergeler burada. Kaç tane? Bak, kaç tane?

NURETTİN CANİKLİ  (Devamla) –  O yüzden hiç kimsenin en ufak  bir kuşkusu olmasın, hiç kimse bu iddiaları kapatamaz. Hukuki çerçevede ne yapılması gerekiyorsa yapılacak, yapılıyor zaten,

Bu arkadaşlarımızın soruşturma önergeleri de budur.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Yapılıyor! Bütün hakimler, savcılar içeri tıkılıyor. Yapılıyor gereği yani, yapılıyor!

NURETTİN CANİKLİ  (Devamla) – Bakın, o kadar çelişkili bir durum söz konusu ki: Daha önce bu fezlekeler… “Efendim, şu anda Erdoğan Bayraktar Bakanımızla ilgili iddialar hakkında bugünlerde takipsizlik kararı verilmesi anlamlıdır.” diye biraz önce ifadelerde bulunuldu.

OKTAY ÖZTÜRK (Erzurum) – Onun bir günahı yok ki, o bir şey yapmamış zaten, ona talimat verilmiş.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Şimdi arkadaşlar, aynı mantıkla hareket ederseniz, seçimden hemen önce bu fezlekelerin Türkiye Büyük Millet Meclisine gönderilmesine de aynı şekilde özel bir anlam yükler misiniz?

OKTAY VURAL (İzmir) – Şimdi olsaydı ne diyecektiniz?

NURETTİN CANİKLİ  (Devamla) –  Bakın, biz öyle bir anlam yüklemiyoruz. Açık söylüyorum bakın: Ben sadece yapılan konuşmalardan yola çıkarak bunu söylüyorum ama öyle bile  olsa varsayalım ki -öyle bir şey olması söz konusu değil de- öyle bir şey olsa, bu bizim yani önerge veren arkadaşlarımızın bu konudaki tavırlarını değiştirdi mi? Değiştirmedi. Neden değiştirmedi? Yine, aynı şekilde 4 bakanımızla ilgili soruşturma komisyonu kurulması noktasındaki önerge şu anda aktif ve biraz sonra görüşmelerine başlayacağız.

Bakın değerli arkadaşlar, Cumhuriyet Halk Partisinin bakanlarımızla ilgili tek tek, ayrı olarak verdiği ve her biri için ayrı soruşturma komisyonu kurulmasına ilişkin önergelerde içerikte yer alan hususlardan eksik olan, yani AK PARTİ’li arkadaşlarımızın verdiği önergede eksik olan bir şey var mı, eksik olan bir fiil var mı? Yani, soruşturulması noktasında eksik olan bir fiil var mı? Yok.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Var, var…

NURETTİN CANİKLİ  (Devamla) – TCK noktasında -Türk Ceza Kanunu’nun karşılığı anlamında söylüyorum- eksik olan bir fiil var mı? Türk Ceza Kanunu’nun ilgili maddesi var mı? Yok. Dolayısıyla neyi tartışıyoruz? Ayrıca, eğer görüşmelerden sonra AK PARTİ’li milletvekili arkadaşların verdiği önerge kabul edilirse diğer önergelerin artık bir anlamı kalıyor mu? Kalmıyor. Yani öncesi verilmiş görüşülmüş, sonrası görüşülmüş, ne fark eder, neyi değiştirir bu? Hiçbir şeyi değiştirmez.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Zaten amacınız o.

NURETTİN CANİKLİ  (Devamla) –  Hiçbir şeyi değiştirmez çünkü  bakın aynı fiiller, tamamı var mı? Var.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Değiştirir, değiştirir.

NURETTİN CANİKLİ  (Devamla) – Kişiler aynı mı? Aynı.

ALİM IŞIK (Kütahya) – 4 bakan hakkında on dakika konuşmak var, hepsi hakkında ayrı ayrı...

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) - Ve soruşturulması talep edilen Türk Ceza Kanunu’nun ilgili maddeleri aynı mı? Aynı.

OKTAY VURAL (İzmir) – Kaçmayın, kaçmayın!

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) - E, ne fark var? Aynı, her şey aynı. Biz verdiğimiz için mi rahatsız oluyorsunuz?

OKTAY VURAL (İzmir) – Kaçmayın, kaçmayın! Boş ver, kaçmayın!

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) - AK PARTİ’li milletvekili arkadaşlarımız tarafından verildiği için mi rahatsız oluyorsunuz?

OKTAY ÖZTÜRK (Erzurum) – Ya, iddialara muhatap biz miyiz rahatsız olalım ya!

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) - Bakın, bir şey daha söyleyeyim: Bu konularla ilgili soruşturma komisyonu kurulmasını içeren ilk önergeyi kim verdi, soruşturma önergesini kim verdi? AK PARTİ’li milletvekili arkadaşlarımız verdi değerli arkadaşlar.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Hayır, hayır, bizden sonra verdiniz.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) - Hayır, biz verdik. Değerli arkadaşlar, ilk gündeme getiren biziz ve biz verdik. Dolayısıyla, bunun burada açıklığa kavuşturulması gerekiyor.

OKTAY VURAL (İzmir) – Çakma önergeden bahsediyorsun. Niye çektiniz o zaman? Niye çektiniz verdiyseniz?

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) - Şimdi, bakın, “Efendim bu AK PARTİ’nin işte sonudur, sonu geliyor.” buna benzer yorumlar on iki yıldan beri yapılıyor. Biz bunları hatırlıyoruz. Bütçe görüşmelerinde, başka vesilelerle yapılan görüşmelerde buraya çıkan muhalefete mensup arkadaşlarımız “Efendim işte “AK PARTİ gitti, gidiyor.” vesaire… Biz gitmedik, biz buradayız, AK PARTİ bütün görkemiyle burada ama o iddialarda bulunan arkadaşları göremiyoruz, bugün buralarda yoklar değerli arkadaşlar. Ama biz buradayız, biz milletimize hizmet etmeye devam ediyoruz.

Üç. Bakın…

FARUK BAL (Konya) – İkiyi atladın.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) - Cumhurbaşkanlığı seçimi… Anayasa’da yapılan son değişiklikten sonra, eski, sembolik ve temsil makamında yetkiler kullanan bir cumhurbaşkanı değildir artık.

OKTAY VURAL (İzmir) – İlave yetki mi aldınız?

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) - Cumhurbaşkanı, bundan sonra doğrudan demokrasilerde gücün kaynağı olan halktan alacağı yetkiyle 1982 Anayasası’nda verilen yetkileri de sonuna kadar kullanacaktır. Kim olursa olsun değerli arkadaşlar, bakın altını çizerek söylüyorum, kim olursa olsun. Dolayısıyla, artık fiilî olarak icranın başı bundan sonra başbakanlar olmayacak, cumhurbaşkanları olacak. Yani bazı arkadaşlarımızın…

OKTAY VURAL (İzmir) – Yok ya! Millet başbakanını seçecek, sen yok sayacaksın. Millet iradesine hakaret etme! Millet iradesine hakaret ediyorsun! Millet iradesine hakaret ediyor ya!

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Anayasa’mız böyle. Bakın, Anayasa’mız böyle. bunu biz söylemiyoruz. Yani olmayan bir yetki atfedilmiyor. Onun için genel başkanların yarışma arenası bundan sonra başbakanlık değil, cumhurbaşkanlığıdır. Hodri meydan, herkesi bekleriz. Değerli arkadaşlar, herkesi bekliyoruz, buyurun gelin. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlar…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – AK PARTİ ve AK PARTİ’li arkadaşlarımız cesaretle, samimiyetle bütün bunların açıklığa kavuşturulması için olayın üzerine gidiyorlar, gidecekler.

OKTAY ÖZTÜRK (Erzurum) – Ya, biraz daha cesaret, yarın görüşelim. Biraz daha cesaret. Kendin bile inanmıyorsun.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) - Ve bunun sonucunda olaylar ve hukuk bizi nereye götürürse oraya doğru gidecektir. Bundan başka hiç kimsenin en ufak kuşkusu olmasın.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Canikli.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, efendim, Sayın Canikli konuşmasında “4 bakanla ilgili Meclis soruşturma önergelerini ilk biz verdik.” demek suretiyle Cumhuriyet Halk Partisi önergesinin sanki kendilerinden sonra verilmiş olması gibi bir izlenim yarattı. Bu nedenle 69’uncu maddeye göre söz istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun.

(AK PARTİ ve CHP sıraları arasında karşılıklı konuşmalar)

MAHMUT TANAL (İstanbul) – İdare amirini görevden alın Sayın Başkan!

BAŞKAN - Sayın Tanal, Allah rızası için, ne olur bugün beni biraz rahat bırakın.

Sayın milletvekilleri, lütfen sayın hatibi dinleyebilir miyiz. Rica ediyorum, lütfen…

Buyurunuz Sayın Hamzaçebi. 

V.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

2.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi'nin, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli’nin CHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 17 Aralık 2013 tarihinde İstanbul’daki cumhuriyet savcıları tarafından rüşvet ve yolsuzluk soruşturması başlatılınca Cumhuriyet Halk Partisi olarak bu savcılık soruşturmasının sonuçlanmasını bekledik. “Mademki bu konuda soruşturma konusu olan 4 bakan vardır, elbette Anayasa gereği 4 bakanla ilgili soruşturma bir şekilde Türkiye Büyük Millet Meclisine intikal edecektir. Dolayısıyla bu bilgi, belgeler Meclise gelsin, biz de ondan sonra hareket edelim, soruşturma önergemizi ondan sonra verelim.” dedik, bekledik. Ta 19 Mart tarihine kadar bu soruşturma önergeleri Türkiye Büyük Millet Meclisinde konuşulmadı. 19 Mart tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisini olağanüstü toplantıya çağırdık. Meclis olağanüstü toplandı ve daha önce, 1 Mart 2013 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisine geldiği hâlde Meclisten, milletvekillerinden gizlenen bu savcılık fezlekesinin Mecliste görüşülmesini istedik, görüştük. Görüşmenin akabinde de… “Görüştük.” derken bu bilgi, belgeler milletvekillerine verilmedi ama onun bitiminde de Cumhuriyet Halk Partili milletvekilleri Meclis soruşturma önergelerini verdiler. Adalet ve Kalkınma Partisi alelacele, bizden sonra soruşturma önergesini verdi. Kanunlar ve Kararlar Başkanlığının o günkü giriş kayıtlarına baksınlar, hangi saatte kim vermiş bilelim.

SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) - Sayın Elitaş’ın açıklamasından sonra.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) - Efendim, siz o gün telaşa kapıldınız, alelacele verdiniz. “Verdiğiniz bu önerge eksik, yanlış.” dedik. Sayın Canikli şöyle savunuyor Genel Kurulda: “Bunlar tamamen İç Tüzük’e uygundur. İç Tüzük’ün iki tane öngördüğü şart vardır. Dolayısıyla, İç Tüzük’e aykırılık yoktur.” O günlerde o önergeyi savundu, şimdi diyor ki: “Bu önerge eksikmiş, yanlışmış. Tereddüde meydan vermemek üzere bunu düzelttik.”

MEHMET GÜNAL (Antalya) - Ne yaptığını bilmiyor ki!

OKTAY VURAL (İzmir) – Duman olmuş, duman!

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) - Hayır, o önergede rüşvet yoktu, sahte belge düzenlemek yoktu, Kaçakçılık Kanunu’na muhalefet yoktu. Şimdi onlar girdi bizim önergemizi kopya ederek.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Hamzaçebi.

VII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasî Parti Grubu Önerileri (Devam)

1.- CHP Grubunun, gündemin “Özel Gündemde Yer Alacak İşler” kısmının 2, 3, 4 ve 5’inci sıralarında yer alan (9/3), (9/4), (9/5) ve (9/6) esas numaralı Meclis Soruşturması Önergelerinin, bu kısmın sırasıyla 1, 2, 3 ve 4’üncü sıralarına alınmasına ve bu kısımda yer alan diğer işlerin sırasının buna göre teselsül ettirilmesine ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN - Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler…

Kâtip üye arkadaşlar, sayar mısınız lütfen.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Efendim, elektronik yapalım Sayın Başkan.

BAŞKAN - Elektronik cihazla yapacağım oylamayı.

İki dakika süre veriyorum ve oylamayı başlatıyorum.

(Elektronik cihazla oylamaya başlandı)

BAŞKAN – Bakanların haricinde pusula alamıyoruz. Bakanların vekâletleri hariç hiç kimseden alamıyoruz.

OKTAY VURAL (İzmir) – Elektronik ortama giremeyenlerin anonsunu yapmanız gerekiyor Sayın  Başkan. Sayın Başkanım, bu makineye de müdahale etmesinler.

(Elektronik cihazla oylamaya devam edildi)

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisi kabul edilmemiştir.

Gündemin “Özel Gündemde Yer Alacak İşler” kısmına geçiyoruz.

Bu kısmın 1’inci sırasında yer alan  Isparta Milletvekili Sayın Süreyya Sadi Bilgiç ve 76 Milletvekilinin; Ekonomi Eski Bakanı Sayın Mehmet Zafer Çağlayan hakkında, bir şahıstan sağlanan miktar ve değeri tespit edilemeyen bazı maddi menfaatler karşılığında bu şahsın İran’a altın ihracatı yapması işlerinde imtiyaz sağladığı, Gana’dan kaçak yollarla yurda sokulmak istendiği iddia edilen 1,5 ton altınla ilgili adli ve idari soruşturmaları engelleyerek altının Dubai’ye çıkışını sağlamaya çalıştığı ve bu eylemlerin Kaçakçılıkla Mücadele Kanununa Muhalefet oluşturduğu, Türk Ceza Kanunu’nun 204 ve 252’nci maddelerine uyduğu; İçişleri Eski Bakanı Sayın Muammer Güler hakkında, bir şahıstan sağlanan miktar ve değeri tespit edilemeyen bazı maddi menfaatler karşılığında bu şahsın araçlarına trafikte emniyet şeridini kullanma imtiyazı verdiği ve söz konusu şahıs için koruma polisi görevlendirdiği, bu şahısla birlikte gözaltına alınan bazı şüphelilerin ve yakınlarının yasaya aykırı olarak istisnai yoldan Türk vatandaşlığına geçirilmesini sağladığı, bu şahısla ilgili adli veya istihbari çalışma yapılıp yapılmadığının araştırılması için talimat verdiği, bu şahsın usulsüzlükleri hakkında basında çıkacak haberlerin engellenmesi için girişimlerde bulunduğu ve bu eylemlerin Türk Ceza Kanunu’nun 204, 255, 252 ve 285’inci maddelerine uyduğu; Avrupa Birliği Eski Bakanı Sayın Egemen Bağış hakkında, bir şahıstan sağlanan miktar ve değeri tespit edilemeyen bazı maddi menfaatler karşılığında bu şahsın turizm belgeli bir otel kiralama girişimi ile yakınlarına vize alınması işleri için aracılık ettiği, bu şahısla ilgili bir soruşturma olup olmadığı yönünde ilgili kurum ve kuruluşlarda araştırma yapılmasını sağladığı ve bu şahsın faaliyeti ile ilgili basında haber yapılmasının önlenmesi için girişimlerde bulunduğu ve bu eylemlerin Türk Ceza Kanunu’nun 255 ve 252’nci maddelerine uyduğu; Çevre ve Şehircilik Eski Bakanı Sayın Erdoğan Bayraktar hakkında, bir suç örgütünün yönetici ve üyelerinin kendilerine sağlanan ve miktar ve değeri tespit edilemeyen bazı menfaatler karşılığında kişiye özel imtiyazlı imar planlarını onaylattıkları ve imar planlarına aykırı olarak yapılan bazı projelerin usulsüzlüklerine göz yumdukları ve denetimlerden sorunsuzca geçmelerini sağladıkları ve bu eylemlerin Türk Ceza Kanunu’nun 255 ve 257’nci maddelerine uyduğu iddialarıyla bir Meclis soruşturması açılmasına ilişkin (9/8) esas numaralı önergesinin görüşmelerine başlıyoruz.

IX.- MECLİS SORUŞTURMASI

A) Ön Görüşmeler

1.- Isparta Milletvekili Süreyya Sadi Bilgiç ve 76 Milletvekilinin; Ekonomi Eski Bakanı Mehmet Zafer Çağlayan hakkında, bir şahıstan sağlanan miktar ve değeri tespit edilemeyen bazı maddi menfaatler karşılığında bu şahsın İran’a altın ihracatı yapması işlerinde imtiyaz sağladığı, Gana’dan kaçak yollarla yurda sokulmak istendiği iddia edilen 1,5 ton altınla ilgili adli ve idari soruşturmaları engelleyerek altının Dubai’ye çıkışını sağlamaya çalıştığı ve bu eylemlerin Kaçakçılıkla Mücadele Kanununa Muhalefet oluşturduğu, Türk Ceza Kanunu’nun 204 ve 252’nci maddelerine uyduğu; İçişleri Eski Bakanı Muammer Güler hakkında, bir şahıstan sağlanan miktar ve değeri tespit edilemeyen bazı maddi menfaatler karşılığında bu şahsın araçlarına trafikte emniyet şeridini kullanma imtiyazı verdiği ve söz konusu şahıs için koruma polisi görevlendirdiği, bu şahısla birlikte gözaltına alınan bazı şüphelilerin ve yakınlarının yasaya aykırı olarak istisnai yoldan Türk vatandaşlığına geçirilmesini sağladığı, bu şahısla ilgili adli veya istihbari çalışma yapılıp yapılmadığının araştırılması için talimat verdiği, bu şahsın usulsüzlükleri hakkında basında çıkacak haberlerin engellenmesi için girişimlerde bulunduğu ve bu eylemlerin Türk Ceza Kanunu’nun 204, 255, 252 ve 285’nci maddelerine uyduğu; Avrupa Birliği Eski Bakanı Egemen Bağış hakkında, bir şahıstan sağlanan miktar ve değeri tespit edilemeyen bazı maddi menfaatler karşılığında bu şahsın turizm belgeli bir otel kiralama girişimi ile yakınlarına vize alınması işleri için aracılık ettiği, bu şahısla ilgili bir soruşturma olup olmadığı yönünde ilgili kurum ve kuruluşlarda araştırma yapılmasını sağladığı ve bu şahsın faaliyeti ile ilgili basında haber yapılmasının önlenmesi için girişimlerde bulunduğu ve bu eylemlerin Türk Ceza Kanunu’nun 255 ve 252’nci maddelerine uyduğu; Çevre ve Şehircilik Eski Bakanı Erdoğan Bayraktar hakkında, bir suç örgütünün yönetici ve üyelerinin kendilerine sağlanan ve miktar ve değeri tespit edilemeyen bazı menfaatler karşılığında kişiye özel imtiyazlı imar planlarını onaylattıkları ve imar planlarına aykırı olarak yapılan bazı projelerin usulsüzlüklerine göz yumdukları ve denetimlerden sorunsuzca geçmelerini sağladıkları ve bu eylemlerin Türk Ceza Kanunu’nun 255 ve 257’nci maddelerine uyduğu iddialarıyla Meclis soruşturması açılmasına ilişkin önergesi (9/8)

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan…

ENGİN ALTAY (Sinop) – Sayın Başkan…

HASİP KAPLAN (Şırnak) –Sayın Başkan, anayasal usul itirazımız var.

BAŞKAN – Sırayla vereceğim grup başkan vekillerine. Boş yere şey yapmayın da Sayın Vural’ı dinleyin.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

15.- İzmir Milletvkili Oktay Vural'ın, İç Tüzük’e göre, Meclis soruşturmasında hangi fiillerin hangi kanun nizamına aykırı olduğunun gerekçe gösterilerek belirtilmesi gerektiğine ve en son verilen önergenin (9/8) esas numaralı Meclis Soruşturması Önergesi olması sebebiyle diğer Meclis soruşturması önergelerinin önüne alınamayacağına ilişkin açıklaması

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkanım, öncelikli olarak Meclis İçtüzüğü’müze göre, bu konuda, Meclis soruşturmasında hangi fiillerin hangi kanun nizamına aykırı olduğunun gerekçe gösterilmek suretiyle belirtilmesi… Bu iddia milletvekillerine ait iddiadır, dolayısıyla kamuoyundaki iddialar değildir. Bir milletvekili koyduğu imzanın arkasında olmalıdır, “Bu benim iddiam.” diyebilmelidir ama “kamuoyundaki iddialar” demek suretiyle kendisini bu süreçten arındırarak kamuoyuna yüklemesi bir kere önerge verenlerin bu konuda yukarıdan talimatla, hareketle bu önergeyi hazırladığını ortaya koyuyor.

İkinci husus da; Sayın Başkan, bu önergenin bu şekilde görüşülmesi mümkün değildir; çünkü bu önerge bundan önceki önergelerden sonra verilmiştir. Malumlarınız olduğu üzere, Meclis soruşturmaları önergelerinin verilmesi süreye tabidir, görüşülmesi süreye tabidir. Bu görüşmelerin bu süreye ve veriliş sırasına göre yapılması kesinlikle gereklidir. Bu bakımdan bu konuda Meclis soruşturmasıyla ilgili Adalet ve Kalkınma Partisinin bu grup önerisi çerçevesinde öncelikli olarak bunun görüşülmesini temin etmeniz bundan sonraki Meclis iradesini etkilemek amacıyladır. Bilindiği gibi Genel Kurul çalışmalarıyla ilgili 49’uncu maddede Danışma Kurulunun bazı konularla ilgili öne alma yetkisi vardır ama istirham ediyorum, bugüne kadar Meclis soruşturma önergeleri içerisinde Danışma Kurulu kararıyla aynı mahiyette olup, aynı konuda olup daha sonra verilen hangi önerge daha önce verilmiş bir önergenin önüne konulmuştur? Böyle bir uygulama da söz konusu değildir. Dolayısıyla Danışma Kurulunun bu Meclis soruşturmasıyla ilgili önergeleri veriliş sırasının dışında Genel Kurul iradesiyle, Danışma Kurulu kararıyla değiştirme yetkisi de söz konusu değildir. İç Tüzük’ümüzün amir hükmü ve bugüne kadar da Meclis soruşturmalarıyla ilgili yapılan uygulamalar şunu ortaya koymuştur ki, Meclis araştırma önergelerinde veriliş tarihine bağlı olmaksızın görüşme yapılması grup önerisi olabilmekte ama Meclis soruşturmalarıyla ilgili bugüne kadar ben öne alındığına ilişkin bir örnek görmedim. Bu bakımdan bu öne alma işlemi yapılmadan diğer önergelerin görüşülmesi gerekiyor. Bu önemli bir husustur. Bu bakımdan fiilî olarak, İç Tüzük’te… İstirham ediyorum, eğer Meclis Başkanlığının bu konuda bundan önceki dönemlerde Danışma Kurulu kararıyla bir ay önce verilmiş önergenin yerine daha sonra verilmiş bir önerge geçirilmiş ve görüşülmüş bir önerge varsa, bununla ilgili bir Danışma Kurulu varsa lütfen o örneği de bize iletiniz ama bence böyle bir sıra değiştirme Danışma Kurulunun yetkisinde değildir.

BAŞKAN – Anladım.

Şimdi Sayın Altay’a söz vereyim, ondan sonra size söz vereceğim.

Buyurun.

16.- Sinop Milletvekili Engin Altay'ın, (9/8) esas numaralı Meclis Soruşturması Önergesi’nin, (9/3), (9/4), (9/5) ve (9/6) esas numaralı Meclis Soruşturması Önergeleri görüşüldükten sonra işleme alınması gerektiğine ilişkin açıklaması

ENGİN ALTAY (Sinop) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, iktidar partisi ilk, evvela (9/7) sıra sayılı bir hukuk garabeti önergesiyle Meclise geldi ve Başkanlığınız ve Sayın Başkan bunu Anayasa’nın ve İç Tüzük’ün çizdiği çerçeve dışında olmasına rağmen, muhalefetin bütün itirazlarına rağmen işleme aldı. O ayrı bir kusur, o hukuk bakımından ayrıca hesabı sorulacak bir iştir.

Ancak, şimdi, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 72’nci Birleşiminde 19 Mart 2014’te o kürsüden Genel Kurula iki ayrı sunum yapıldı, Başkanlığın Genel Kurula sunuşu yapıldı. Sunuşların birisinde, eski İçişleri Bakanı Muammer Güler’den başlayan, Egemen Bağış’tan çıkan, 3 eski bakanı itham eden, suçlarını itham eden İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının tarihi, sayısıyla Genel Kurula bir sunuş yapıldı ve orada deniyor ki: “Direkt biz soruşturma açamayacağımız için 55 kişiyi bulan bu konuyu soruşturma önergesi olarak Genel Kurula getirsin.” Hemen akabinde ayrı bir sunuş yapıldı ve bu ayrı sunuşta da eski Çevre ve Şehirlik Bakanı Erdoğan Bayraktar’la ilgili gene İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının yürüttüğü soruşturma çerçevesinde bir bilgi Genel Kurula sunuldu.

Ben şimdi makamınıza soruyorum. Cemil Çiçek niye bu iki ayrı sunumu, iki ayrı imzayı atarak yaptı? Eğer bunlar iki ayrı soruşturma süreci, evrakı, hukuk süreci ise, bugün, şimdi sizin işleme almak istediğiniz (9/8) esas numaralı Soruşturma Önergesi’nin bu iki ayrı sunumda, bunun birleştirilmesi sizin hukuk yorumunuz bakımından doğru mudur, caiz midir? Bizce değildir. Bu çerçevede elma ile armudu bir sepete koymak ya da elma çalan ile adam öldüreni bir tutmak hukuk normlarında da zaten kabul edilemez.

Bu bakımdan bu önergenin diğer önergelerin gerisine alınarak (9/3), (9/4), (9/5) ve (9/6) numaralı soruşturma önergelerinin görüşüldükten sonra olsa olsa bunu işleme almanız hukuk normları bakımından da bir zarurettir.

Arz ederim.

BAŞKAN – Sayın Kaplan, buyurun.

17.- Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan'ın, Çevre ve Şehircilik eski Bakanı Erdoğan Bayraktar hakkındaki takipsizlik kararı fezleke sürecini kestiği için 4 bakanla ilgili toplu oylama yapılamayacağına, diğer 3 bakanla ilgili ayrı bir önerge verilerek (9/8) esas numaralı Meclis Soruşturması Önergesi’nin düşmesi gerektiğine ve bu durumda (9/5) esas numaralı Meclis Soruştarması Önergesi’nin de geri çekilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkanım, Mecliste 4 parti grubu varız ama Anayasa diyor ki: “Soruşturma önergelerini ancak onda 1 yani 55 milletvekili imzasıyla verebilirsiniz.” Grubumuzun sayısı 55’i bulmadığı için bugün önergelerimiz yok burada, olsaydı nasıl önerge verilmesi gerektiğini burada gösterecektik. Çünkü, hakikaten ana muhalefetin verdiği önergeler var, iktidar partisinin müşterek verdiği bir önerge var. İkisine de baktığımız zaman hem Anayasa 100 hem İç Tüzük açısından birçok eksiklik var, bunlara girmeyeceğim çünkü biz burada sorgu yargıcı değiliz, jüri değiliz, burada kimseyi sorgulamayacağız; şurada sandıklar var, burada gizli oylarımızı kullanacağız, herkes vicdanının sesiyle Yüce Divana ya “evet” ya “hayır”, komisyonun kurulmasına oy kullanacak. Ancak, hukuka uygun bir şey yapalım derken hukuku, Meclisin çıkardığı kanunları Meclisin çiğnememesi gerekiyor Sayın Başkanım.

Şimdi söyleyeceğim husus çok dikkatle incelenmelidir ve dinlenmelidir. AK PARTİ Grubunun önergesi elimde, 4 bakan hakkında, Sayın Bayraktar da var bunun içinde. Bir de CHP’nin önergesi elimde, Erdoğan Bayraktar’la ilgili ayrı bir önerge var. Şimdi, burada 4 bakanla ilgili AK PARTİ önergesi olduğu için oylama yapıldığı zaman 4 bakan için 1 oylama yapılacak. Yani 4 bakan için 4 ayrı oy kullanma şansınız yok. 4 bakan için 1 oylama yapılacağı için kuruyla beraber yaş da her zaman yanar tabii ki. Cümleten, toptan, kolektif, böyle bir anlayış hukukta yok. Ama bu boyutuyla baktığımız zaman son bir gelişmenin Meclis Başkanlık Divanının, Başkanın bilgisinde olduğunu biliyorum. Otuz yıl ceza avukatlığı yaptık. Biliyoruz. 2 Mayısta Sayın Bayraktar hakkında takipsizlik kararı verildi. Fezlekeler hazırlık aşamasının ilk aşamasıdır, savcının önüne gelir. Savcı bakar, bakan mıdır, milletvekili midir. Dokunulmazlığı var. Onunla ilgili soruşturma açabilmek için Anayasa’da, 100’e göre, bakanlar için Meclisin izin vermesi gerekiyor ama Sayın Bayraktar’la ilgili son gelişme, 2 Mayısta Sayın Bayraktar hakkında takipsizlik kararı verildi. Artık Sayın Bayraktar’ın fezlekesi yok. Fezlekesi yoksa AK PARTİ Grubunun 4 bakan hakkında verdiği grup önerisi düşer.

Niye düşer Sayın Başkanım? Düşer çünkü Bayraktar’la ilgili savcılık soruşturma izni istemiyor ki. Fezlekeyi de Meclis Başkanlığı geri gönderecek. Niye geri gönderecek? Çünkü takipsizlik kararı fezleke sürecini kesmiştir. Şimdi Bayraktar’la ilgili fezleke süreci kesilmişken AK PARTİ iktidarı kendi bakanı hakkında hukuk dışılığa başvurup toplu oylama yaptırabilir mi? Hukuken mümkün değildir. Toplu oylama yaptığı anda, toptan gizli oylamaya gittiği takdirde Bayraktar’ın takipsizlik kararını dikkate almadığı için hukuk dışılık yapılmış olacak. Burada AK PARTİ Grubu şanssız bir durumda, kendi kalesine gol attı farkında olmadan. Ya grup önergesini çekecekler, düzeltecekler, 3 tane bakanla ilgili ayrı bir önerge getirecekler. Bunu da şimdi yapacaklar.

Diğerine gelince, Cumhuriyet Halk Partisinin (9/5) önergesi Sayın Bayraktar’la ilgilidir. Bu da çekilir, 3 tane önergesi kalır. Şimdi AK PARTİ Grubunun 4’lü önergesi düşünce ana muhalefetin 3’lü önergesi kalacak.

Şimdi, burada şöyle bir durum çıkacak ortaya. Sayın Başkanım, çok basit bir…

BİNNAZ TOPRAK (İstanbul) – Sayın Başkan, hiçbir şey duyamıyoruz.

BAŞKAN – Sayın Toprak, ben duyuyorum. Bana söylüyor, size değil.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Evet, çok basit bir yöntem çıkacak. Herkes vicdanına göre burada oy kullanacak, ne çıkarsa ona uyulacak. Bu yanlış düzeltilmeden, takipsizlik kararı verilen insanı Yüce Divana sevk eden bir Meclis durumuna düşersiniz.

Sizin bakanınız, sizin milletvekiliniz. Bakanınızın hukuku mu, grubunuzun önergesi mi daha önemli, buyurun çıkıp koyun ortaya.

Ben bu yanlışa dikkat çekiyorum. Halkların Demokratik Partisi olarak bu hukuksuzluğa dikkat çekiyorum ve bu grup önerisini geri alın, çekin diyorum, oylamayın diyorum, yazık edersiniz. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Canikli…

18.- Giresun Milletvekili Nurettin Canikli'nin, herhangi bir bakan hakkında soruşturma önergesi verilebilmesi için herhangi bir fezleke ya da mahkemelerden herhangi bir bilgi, belge ve dosya gelmesine gerek olmadığına, gerek olsa bile takipsizlik kararının kesinleşmediğine ve Danışma Kurulu kararı ya da grup önerisiyle soruşturma önergelerinin görüşülme sırası ve gününün değiştirilebileceğine ilişkin açıklaması

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Sayın Başkanım, yeterli sayıdaki milletvekilinin imzasıyla herhangi bir bakan hakkında, herhangi bir konuda, bir iddiayla elbette, o gerekçeler belirtilmek suretiyle soruşturma önergesi verilebilir, soruşturma komisyonu kurulması için önerge verilebilir. Bunun için, herhangi bir fezleke ya da savcılıklardan ya da mahkemelerden herhangi bir bilgi, belge, dosya gelmesine gerek yok. Böyle bir şart yok. Bu çok önemlidir Sayın Başkan. Çünkü biraz önce ifade edilen, gündeme getirilen o iddia, bu şekilde düşünüldüğünde mesnetsiz kalmaktadır. Çünkü…

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Öyle bir şey olur mu!

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Yani, bakın, herhangi bir bakan hakkında, herhangi bir şekilde, şu anda soruşturma önergesi, haklarında soruşturma komisyonu kurulması önerilen eski 4 bakanımızla ilgili olduğu gibi fezleke ya da savcılıktan belge gelmeyebilir. Geçmişte bunun sayısız örnekleri vardır. Kendiliğinden de 55 milletvekili kendi açılarından herhangi bir tespiti usulüne uygun bir şekilde önergeye dönüştürebilir ve soruşturma komisyonu kurulmasını talep edebilirler.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Mersin) – Durup dururken soruşturma açılır mı!

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Dolayısıyla ona bağlı değildir. O düştüğü zaman otomatik olarak düşer, bu tespit doğru değildir.

İkincisi, öyle bile olsa, takipsizlik kararı Sayın Başkan, henüz daha kesinleşmemiştir.

CELAL ADAN (İstanbul) – Sen inanıyor musun bu konuştuğuna!

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Üç, burada -özellikle ben konuşmamda biraz önce söyledim- bütün iddialar, yani biraz önce önerildiği şekliyle 4 bakanla ilgili önergeyi çekip yerine 3 bakanımızla ilgili yeni bir önerge verdiğimiz zaman ortaya çıkacak tartışmaların, iddiaların, muhtemel hakaretlerin, haksızlıkların boyutunu tahmin edemiyoruz Sayın Başkan. Dolayısıyla hiçbir arkadaşımız… Zaten kendileri de bu konuda talep ediyorlar, istiyorlar, istediler. Bu olaydan sonra, biz, arkadaşlarımız kendileriyle de görüştü ve bu şekilde devam etmesi noktasında kendi talepleri de var. Bakın, bu kadar açık söylüyorum Sayın Başkan.

Dolayısıyla, hukukiliği noktasında herhangi bir problem yok. Herhangi bir soruşturma önergesi verildiği tarihten itibaren bir ay içerisinde görüşülür. Genel Kurul istediği takdirde, Danışma Kurulu kararı ya da işte, toplanamazsa grup önerisiyle önce verilen soruşturma önergesini sonra, sonra verilen soruşturma önergesini gün olarak farklı günlerde görüşebilir Sayın Başkan. Buna karar verecek olan Genel Kuruldur. Nitekim, bu konuyla ilgili de Genel Kurul AK PARTİ’li milletvekilleri tarafından verilen soruşturma önergesinin öncelikle görüşülmesi konusunda bir karar almıştır, bu konuda Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunun bir kararı vardır ve bu karar değişmediği sürece de bu şekilde uygulanmak durumundadır.

Teşekkür ederim Sayın Başkan.

BAŞKAN – Evet, şimdi…

ENGİN ALTAY (Sinop) – Sayın Başkan, Sayın Grup Başkan Vekili doğru söylüyor yani Meclis soruşturması komisyonu kurulması için önerge vermek için bir fezlekeye şüphesiz ihtiyaç yok.

ORHAN DÜZGÜN (Tokat) – Sayın Başkanım, duyamıyoruz, lütfen mikrofonu açın.

ENGİN ALTAY (Sinop) – Ama (9/8) esas numaralı, tamamı iktidar partisine mensup 76 milletvekilinin verdiği önerge “İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Kaçakçılık ve Narkotik Suçlar Bürosunun 2012/120653 no.lu soruşturma dosyası…” diye başlıyor, 3 bakanın ismini sayıyor. Ondan sonra diyor ki yine “İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen bir soruşturma kapsamında 25 Aralık 2013 günü…” falan filan… Yani kendi önergeleriyle burada iki ayrı soruşturma dosyası, iki ayrı suç şebekesi olduğu iddia ediliyor: Biri 17 Aralık, biri 25 Aralık. Sonra diyorlar ki: “Biz bunları birleştireceğiz, topyekûn bunu böyle yapacağız.”

Bu, doğru değildir Sayın Başkan. Hukuk normlarında bunun yeri yoktur.

Arz ediyorum.

SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Sayın Başkan, suç şebekesi olduğu iddia edilmiyor. Yanlış bir cümle bu.

BAŞKAN – Şimdi, ben grup başkan vekillerimizi kürsü arkasına davet etmeden önce şunu söyleyeyim…

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Gerek yok ki Sayın Başkan.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN - Sayın Tanal, rica ediyorum, ben bir cümlemi bitirebilir miyim lütfen?

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkan, bir hukukçu olarak… Çünkü çok önemli bir konu.

BAŞKAN – Hayır, anladım da yani bakın, bana söylendi. Ben bir görev yapmak zorundayım, dolayısıyla onunla ilgili fikrimi söyleyeceğim.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Efendim, bu Mecliste sanki Mahmut Tanal’dan başka hukukçu yok zaten.

BAŞKAN – Olabilir de…

Şimdi, bu konuşmaları dinledim, bütün grup başkan vekillerinin. Hukuki olarak söylediklerinizde kulak verilecek konular var ama bir de bir Danışma Kurulu kararı var yani Meclisten geçmiş.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Bu tartışmalar geçen hafta da yapıldı Sayın Başkanım, karara bağlandı, bir daha tartışmaya gerek yok ki.

BAŞKAN – Sayın Aydın, ben söyleyeyim.

Şimdi, ben bu durumda onu da göz ardı edemem, yani sonuçta Genel Kurul kararı. Yapabileceğim şey, sadece tutumum hakkında bir…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Değerli Başkanım…

BAŞKAN – …usul tartışması açabilirim ve Genel Kurulun kararını tekrar isteyebilirim.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Değerli Başkanım…

BAŞKAN – Amma velakin şimdi, dediğim gibi, çok zor bir gündeyiz. Ben grup başkan vekillerimizi istirham ediyorum kürsü arkasına, onun üzerine beraber konuşalım, ondan sonra ne yapacağımıza karar veririz.

On beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 17.13

DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 17.35

BAŞKAN: Başkan Vekili Meral AKŞENER

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), İsmail KAŞDEMİR (Çanakkale)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 84’üncü Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

(9/8) esas numaralı Meclis Soruşturması Önergesi’nin görüşmelerine devam ediyoruz.

Sayın milletvekilleri…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, bir şey sorabilir miyim?

Şimdi, efendim, bakın, ben de otuz küsur senedir bu Parlamentodayım. Şimdi, 4 kişi hakkında bir tek soruşturma önergesi verilmez. Oylamayı nasıl yapacaksınız? Suçlar şahsidir. Şimdi, bir bakanın suçu var, birisinin yok. 4 bakanı bir tek gizli oylamayla yapamazsınız, bir.

ENGİN ALTAY (Sinop) – Yapmayacak öyle.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Efendim, nasıl olacak?

ENGİN ALTAY (Sinop) – Hayır, tek tek olacak.

BAŞKAN – O sonraki iş, daha o tartışmaya gelmedik, şu önceki tartışmaları halletsek.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Ama şöyle: Efendim, bakın, bir defa geçen gün Danışma Kurulu kararı almışsınız. Geçmişte yaptığımız uygulamalarda savunma hakkı sonsuzdur. Siz savunmayı on beş dakika, yirmi dakikayla sınırlayamazsınız.

BAŞKAN – O sonraki işmiş, o sonraki aşama.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Meclis Genel Kurulunda on dakika, komisyonda sonsuz, dört saat konuşabilir.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, demin yapılan tartışmalar çerçevesi içinde bir usul tartışması açacağım ama önce tutumum hakkında bir bilgi vereyim kısaca, ondan sonra da lehte Sayın Canikli, Sayın Altay, aleyhte Sayın Kaplan, Sayın Vural konuşacak.

VIII.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI (Devam)

2.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Meral Akşener'in, (9/8) esas numaralı Meclis Soruşturması Önergesi’nin, 29/4/2014 tarihli 82’nci Birleşimde kabul edilen siyasi parti grubu önerisiyle gündemin “Özel Gündemde Yer Alacak İşler” kısmının 1’inci sırasına alındığı için bu önergeyi işleme almama yönünde bir tutum sergilemesinin mümkün olmadığına ve İç Tüzük’te birden fazla bakanın veya birden fazla fiilin bir Meclis soruşturması önergesinde yer alıp alamayacağına dair bir kural bulunmadığına ilişkin konuşması

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Isparta Milletvekili Sayın Süreyya Sadi Bilgiç ve 76 arkadaşı tarafından verilen (9/8) esas numaralı Meclis Soruşturması Önergesi Meclis Başkanlığı tarafından 24/04/2014 tarihli ve 117 numaralı gelen kâğıtlar listesinde yayımlanmış ve aynı gün bastırılarak dağıtılmıştır. Söz konusu önerge, İç Tüzük’ün 108’inci maddesi gereğince 29/4/2014 tarihli 82’nci Birleşimde Genel Kurulda okunarak bilgiye sunulmuştur. Aynı gün kabul edilen siyasi parti grubu önerisiyle (9/8) esas numaralı soruşturma önergesi gündemin “Özel Gündemde Yer Alacak İşler” kısmının 1’inci sırasına alınmıştır. Bu çerçevede, birleşimi yöneten Başkan Vekili olarak önergeyi işleme almama yönünde bir tutum sergilemem mümkün olmamaktadır.

Ayrıca İç Tüzük’te birden fazla bakanın veya birden fazla fiilin bir Meclis soruşturması önergesinde yer alıp alamayacağına ilişkin bir kural bulunmamaktadır. Meclis uygulamasına bakıldığında birden fazla bakan hakkında yine birden fazla fiillerine ilişkin verilen Meclis soruşturmaları önergelerinin işleme alındığı görülmüştür. 82 Anayasası döneminde verilen bu şekildeki 29 önerge Genel Kurulda işlem görmüştür.

Şimdi, usul tartışmasını açıyorum.

Lehte…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan.

BAŞKAN – Efendim.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Hangi konuda usul tartışması açıyorsunuz?

BAŞKAN –Sayın Oktay Vural, Sayın Engin Altay’ın ve de Sayın Hasip Kaplan’ın itirazları çerçevesi içinde bir usul tartışması açıyorum.

Birincisi, bu öne alınmakla ilgili yani Cumhuriyet Halk Partisinin verdiği önerge ile Adalet ve Kalkınma Partisinin verdiği önergelerin sıralarının değiştirilmesine yönelik yapılan itiraza yönelik. Bir diğeri de Sayın Hasip Kaplan’ın, Sayın Bayraktar’ın takipsizlik kararıyla ilgili olarak normalde geri çekilmesi lazım geldiği iddiasına yönelik. Birleştirerek, grup başkan vekillerimizin de onayıyla bir usul tartışması açıyorum.

Önce lehte, Sayın Engin Altay, buyurunuz.

Beşer dakika süre veriyorum.

Buyurunuz Sayın Altay. (CHP sıralarından alkışlar)

X.- USUL HAKKINDA GÖRÜŞMELER

1.- (9/8) esas numaralı Meclis Soruşturması Önergesi’nin, (9/3), (9/4), (9/5) ve (9/6) esas numaralı Meclis Soruşturması Önergeleriyle sırasının değiştirilerek öne alınmasının ve Çevre ve Şehircilik eski Bakanı Erdoğan Bayraktar hakkındaki takipsizlik kararı nedeniyle (9/8) esas numaralı Meclis Soruşturması Önergesi’nin geri çekilmesinin İç Tüzük hükümlerine uygun olup olmadığı hakkında

ENGİN ALTAY (Sinop) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, sizin bu hukuk ve İç Tüzük tartışmasındaki olumlu yaklaşımınız nedeniyle lehte söz aldım ancak iktidar çoğunluğunun size ve Genel Kurula dayattığı bu hukuksuzluğun aleyhinde konuşacağımın bilinmesini isterim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; siyasette bir kural vardır: Kimse kimsenin başına geleceği önleyemez,  sadece geciktirir. Şimdi sizin yaptığınız odur. Siz, kimi zanlı bakanların Yüce Divanda yargılanmasını geciktirmeye yönelik -kendinizce İç Tüzük’ü de dolanarak- bir işlem tesis ettiniz. Bunu hem Başkanlık Divanına hem Parlamentoya, dolayısıyla her vesileyle bahsettiğiniz millî iradeye de dayatıyorsunuz.

Şimdi, 17 Aralık ve 25 Aralık operasyonları çerçevesinde, bu operasyonlara kaynak olan İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının -tarihlerini ve evrak numaralarını okuyarak zaman kaybetmek istemiyorum- yaptığı, yürüttüğü soruşturmalar çerçevesinde, biz 4 ayrı eski bakan için Meclis soruşturma önergesi verdik: (9/3), (9/4), (9/5), (9/6) Hemen arkamızdan, iktidar partisi de apar topar, Anayasa'da ve İç Tüzük’te çizilen çerçevenin çok dışında bir -Sayın Vural’ın söylediği gibi- çakma önergeyi yetiştirdi. Ve Başkanlık, bilhassa Sayın Meclis Başkanı, muhalefetin bütün itirazına rağmen bu (9/7)’yi işleme aldı, bastırdı. Burada zaten büyük bir hukuk ayıbı, hukuk ihlali işlendi. Sonra -ne düşündünüz düşünmediniz- bu soruşturmaların görüşüleceği gün daha fazla hukuken zor duruma, gülünç duruma düşmemek için (9/8) esas numaralı bir soruşturma önergesini, bizim önergelerimizden neredeyse bir ay sonra verdi iktidar partisinin 76 milletvekili, Süreyya Sadi Bilgiç ve 76 arkadaşı. Ve şimdi gene parmak çoğunluğuna dayanarak, İç Tüzük’ü güya kullanarak, İç Tüzük’ten kaynaklı hakkınızı kullanarak bir grup önerisi getirdiniz, Genel Kurula bir karar dayattınız, çoğunlukla da bunu geçirdiniz. Dediniz ki: “Biz önce (9/8)’i görüşeceğiz.” Görüşemezsiniz, olmaz. Sayın Vural açıklayacağı için ben girmiyorum, İç Tüzük’ün bu konuda, 8’inci maddeyle ilgili grup önerilerinde bir obstrüksiyonu var, bunu yapamazsınız Sayın Başkan. Siz de diyeceksiniz ki: “Efendim, Genel Kurulun da iradesi var ortada.” Ama, göz göre göre parmak çoğunluğuyla… Bunun adına parmak diktatörlüğü denir, demokrasi denmez. Evet, demokrasilerde, tabii, bir oy kim geçiyorsa onun dediği olur ama sizin yaptığınız demokrasi, demokratik uygulama falan değil, parmak zulmü, parmak demokrasisi; bu olmaz.

İkinci bir durum, iki usul tartışmasını birleştirdiğiniz için söylüyorum, biz diyoruz ki, biraz önce yerimden de söyledim: Şimdi, bu Genel Kurul yoldan geçerken daldan bir elma alanla adam öldüreni aynı sepete koymuş, yargının önüne çıkarmak istiyor. Ya, yukarıda Allah var, ayıptır, günahtır, böyle şey olabilir mi sayın milletvekilleri? En doğrusu Sayın Başkan, 4 ayrı bakanla ilgili bizim yaptığımız (9/3), (9/4), (9/5) ve (9/6)’yı ayrı ayrı görüşüp oylamaktır, en doğrusu budur. Makul doğrusu -hadi bunu yapmıyorsunuz- Erdoğan Bayraktar’ın soruşturmasının bundan ayrılması lazım, diğer 3 eski bakanla ilgili bir soruşturma komisyonu kurulması lazım, kurulacaksa Erdoğan Bayraktar ile ilgili de ayrı kurulması lazım. Yani, çok ayıp, bunun adı direkt bir insana zulümdür, böyle bir şey yapılamaz, kaldı ki Sayın Bayraktar iktidar partisine mensup bir milletvekilidir. Bunu doğru bulmuyoruz, hukuki bulmuyoruz, ahlaki bulmuyoruz, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’ne uygun görmüyoruz.

Biraz önce de söyledim, sayın milletvekilleri, 19 Martta, 72’nci Birleşimde Meclis Başkanı niye iki ayrı evrakı burada okuttu? Meclis Başkanı gelip ya da bu Divana bir yazı yollayıp bir açıklama yapmalıdır “Ben bunları şu sebeple ayrı okuttum.” diye, “Aslında bunlar birdir.” diye. Bunlar ayrıysa bu (9/8) olamaz, aykırıdır. Parlamento hukukun çiğneneceği yer olmamalıdır, hukukun tesis edileceği yerdir Parlamento. Lütfen, iktidar partisini bu parmak demokrasisi oynamaktan vazgeçmeye, hukuka ve adalete davet ediyorum.

Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Altay.

Aleyhte Konya Milletvekili Sayın Faruk Bal.

Buyurunuz. (MHP sıralarından alkışlar)

FARUK BAL (Konya) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

17 ve 25 Aralık tarihinde ortaya çıkan ve cumhuriyet tarihinin en büyük yolsuzluk operasyonu olarak bilinen olayla ilgili olmak üzere yüce Meclis bir araştırma yapmaktadır. Bu araştırmanın neticesinde, bu müzakerenin neticesinde ilgili bakanlar hakkında Yüce Divana sevk prosedürü içerisinde gerekli karar verilecektir. Dolayısıyla, burada yapılması gereken iş hukukun kâmilen uygulanmasıdır. Bunun dışında siyasi fikirle ve parti taassubuyla hareket etmek yanlıştır.

Bu perspektif içerisinde baktığımız takdirde değerli arkadaşlar, Anayasa’nın 100’üncü maddesi, İç Tüzük’ün 107’nci maddesi açık ve seçiktir. Bu açık ve seçiklik çerçevesi içerisinde değerlendirildiğinde, bu konuyla ilgili verilmiş önergeler belirli bir süreye tabi kılınmıştır. Mademki bir ay içerisinde görüşüleceğine dair Anayasa’da açık hüküm var, İç Tüzük’te açık hüküm var, o takdirde bu bir aylık sürelerin başlangıç ve bitiş tarihi itibarıyla gelen önergelerin o sıraya göre yapılması lazım. Bu çerçeve içerisinde, bugün, burada, bu anda görüşülmesi gereken araştırma ve soruşturma önergesinin ilk önce verilen önergeden başlaması lazım. Oysa, bu, 17 ve 25 Aralık tarihlerinde ortaya çıkan büyük yolsuzluk operasyonunu Meclis içerisindeki birtakım parmak oyunlarıyla bertaraf etmek, ortadan kaldırmak ve netice itibarıyla da bu soruşturmaları akamete uğratmak şeklinde değerlendirilmektedir. Bizim Milliyetçi Hareket Partisi Grubu olarak birinci görüşümüz önergelerin geliş sırasına göre gündeme alınması şeklindeydi.

Diğer taraftan, 4 sayın bakan hakkında soruşturma önergesi verilmiştir.

Değerli arkadaşlarım, ceza hukukunda temel prensip şudur: Her suç faili bağımsız olarak yargılanır. Bunun bir tek istisnası vardır, o da suçların failleri veya hukuki sebepleri arasında irtibat bulunmakta ise o takdirde birlikte yargılanma söz konusu olabilir. Bu iki temel kuraldan hareket ettiğimiz zaman, Avrupa Birliği eski Bakanı Egemen Bağış, İçişleri eski Bakanı Muammer Güler ve Ekonomi eski Bakanı Zafer Çağlayan’la ilgili olmak üzere fiilî ve hukuki irtibat vardır. Nedir bu fiilî ve hukuki irtibat? Azerbaycan’dan gelen 29 yaşındaki bir çocuğun bunları paraya boğarak istediği işleri yaptırması. Hem fiilde irtibat vardır, fiilî irtibat vardır hem de hukuki irtibat vardır ancak Sayın Çevre eski Bakanı Erdoğan Bayraktar’a gelindiğinde bununla bir alaka yok yani fiilî ve hukuki irtibat söz konusu değil. Reza’yla ilgili bir iddia yok, Reza’nın milyon dolarlarıyla ilgili Sayın Erdoğan hakkında bir iddia yok. Nedir o hakkındaki iddia? Nüfuz suistimali kamuoyuna yansıdığı kadarıyla ya da oğluyla ilgili birtakım iddialar. Değerli arkadaşlarım, bu ikisinin birbirinden ayrılarak görüşülmesi gerekmektedir hukuki ve fiilî irtibat bulunmadığı gerekçesiyle.

Diğer taraftan, “Sayın Bakan hakkında takipsizlik kararı verilmiştir, dolayısıyla önerge düşmüştür.” Bu yanlıştır, bu yanlıştır ve külliyen yanlıştır. Sayın Bakan hakkında cumhuriyet savcısı takipsizlik kararı veremez çünkü takipsizlik kararı bir yargı faaliyetidir. Sayın Bakan hakkındaki delillere savcının takipsizlik kararı verebilmesi için tartması, değerlendirmesi ve hükmetmesi gerekmektedir. Oysa Sayın Bakanın dokunulmazlığı vardır. Dokunulmazlığı olduğu içindir ki bu değerlendirmeyi, takipsizlik kararı verme değerlendirmesini yapamaz. “Bir tek şartla, bu dokunulmazlığı olduğu için ben takipsizlik veriyorum.” demiş ise mümkündür, o da yanlış bir karar olur. Böyle bir takipsizlik kararı verilmişse hukuken geçersizdir, yok hükmündedir.

Diğer taraftan, zaten Sayın Bakan hakkında cumhuriyet savcısı bir fezleke gönderdi. Gönderilmiş bu fezleke çerçevesi içerisinde, Meclis, dokunulmazlığını kaldıracak veya kaldırmayacak. Meclisteki fezleke gündemde dururken Ankara’daki cumhuriyet savcısı nasıl takipsizlik kararı verebilir? Dolayısıyla Erdoğan Bayraktar hakkındaki takipsizlik kararı nedeniyle önergenin düşmesi düşüncesi veya iddiası doğru bir iddia değildir.

Tabii ki bu takipsizlik kararı da şaşırtıcı bir karardır. Sayın Erdoğan’ın durumu farklı. “Ben ne yaptıysam Sayın Başbakanın verdiği talimatlara göre yaptım.” diyerek “Ben istifa etmiyorum, kendisi istifa etsin.” demişti.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

FARUK BAL (Devamla) – Ama, arada ne oldu bilmiyoruz. Daha sonra, Sayan Bakan özür diledi ve arkasından da alelacele bu takipsizlik kararı geldi. Bu işlerde bir bit yeniği var.

ÖZCAN YENİÇERİ (Ankara) – Var, var!

FARUK BAL (Devamla) – Bu bit yeniğinin, bu Mecliste, enine sonuna bakmadan, gidebildiği yere kadar gidilip araştırılması gerekmektedir. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bal.

Lehte, Giresun Milletvekili Sayın Nurettin Canikli, buyurunuz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Tartıştığımız konuyla ilgili olarak İç Tüzük’ümüzün 50’nci maddesi çok açık, net hükümler ihtiva etmektedir. “Özel gündem” başlıklı 50’nci maddesinde “Danışma Kurulu, Anayasa ve İç Tüzük’ün emredici hükümleri gereğince, belli bir sürede sonuçlanması gereken, muayyen bir veya birkaç konunun yer alacağı özel gündemler ve görüşme günleri tespit edebilir.” Kim tespit ediyor? Danışma Kurulu. Danışma Kurulunda oy birliği sağlanamazsa grup önerisiyle getiriliyor ve Genel Kurulun kararıyla tespit ediliyor. Dolayısıyla tartıştığımız konuyla ilgili olarak yani AK PARTİ’li milletvekilleri tarafından verilen soruşturma komisyonu kurulmasına ilişkin önergenin CHP’nin verdiği soruşturma komisyonu kurulmasına ilişkin önergelerden önce görüşülmesinin Genel Kurul tarafından, 50’nci maddeye göre, biraz önce içeriğini okuduğum 50’nci madde çerçevesinde, Genel Kurul tarafından belirlenmesinin mümkün olmadığı iddia ediliyor. Açık bir şekilde, bu yolla, Genel Kurul… Bakın, daha somut bir örnek verelim: Soruşturma komisyonlarıyla ilgili önergeler Meclis Başkanlığına verildikten sonra otuz gün içerisinde Genel Kurulda görüşülmesi gerekiyor. Bununla ilgili işte o 50’nci madde devreye giriyor ve herhangi bir soruşturma önergesinin günü Genel Kurul tarafından herhangi bir gün olarak belirlenebiliyor yani diyelim ki, AK PARTİ’li milletvekillerinin soruşturma önergeleri CHP’li milletvekili arkadaşlarımızın verdiği soruşturma önergelerinden sonra verilmiş olsun, bu yöntemle Genel Kurul gün olarak bir hafta önce gündemine alır, onu görüşebilir, bir hafta sonra da önce verilmiş olmasına rağmen, Cumhuriyet Halk Partisi milletvekilleri tarafından verilen soruşturma önergelerini görüşebilir. Bunda hiçbir sorun yok. Bugüne kadarki tüm uygulamalar da bu şekilde oldu.

Meclis Başkanlığının inisiyatifi ya da görevi devralma zorunluluğu nerede ortaya çıkar? Eğer otuz gün içerisinde  50’nci madde hükmü  Danışma Kurulu kararıyla ya da grup önerileriyle işletilmez ve bu konuda bir gündem belirlenmez ise, gündeme alınmaz ise  o zaman Meclis Başkanlığı bir ay içerisinde görüşülme zorunluluğu talimatını yerine getirmek maksadıyla özel gündemi kendisi son günde belirler. İşte o zaman geliş sırasına göre bunlar görüşülür ve belirlenir çünkü burada Genel Kurulun bir kararı yoktur artık. Doğal olarak, mecburen Meclis Başkanlığı geliş sırasına göre alır ve yürütür, oraya dokunamaz, kendisini Genel Kurulun ya da Danışma Kurulunun yerine koyarak  bir işlem tesis edemez. Bundan dolayı, Meclis Başkanlığı oradan aktif olarak bunun sırasını değiştiremez ama Genel Kurul bu konuda bir karar vermişse –ki, verdi- ancak aynı yöntemle değiştirilebilir. Birinci kural da bu,  Genel Kurulun herhangi bir konuda aldığı karar ancak aynı yöntemle değiştirilebilir.

Bu kararlar alınırken kalkan parmaklar da  Meclis içi parmak oyunları değildir değerli arkadaşlar. Her birisi, bütün arkadaşlarımızın kalkan parmakları millî iradeyi temsil eder, hepsi millî iradeyi temsil eder.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Yok canım, öyle değil.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) -  Evet, eğer herhangi birisi etmiyorsa hiçbirisi etmiyordur o mantıkla. Olur mu böyle bir şey değeli arkadaşlar? Öyle bir şey olabilir mi? (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Kahvaltıda ne oldu? 

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) -  Her milletvekili arkadaşımızın parmağı bir iradeyi temsil eder, sizinki de, herkesinki.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Kahvaltıda ne konuşuldu açıklayın, kabul edeceğiz.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) -  Arkadaşlar, kendi kendinizi niye böyle değerlendiriyorsunuz?

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) - Kahvaltıda ne konuşuldu, açıkla.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) - Bugüne kadar, parlamenter sistemde muhalefetin ve iktidarın karar alma mekanizmaları ve Meclis çalışmalarının yürütülmesi mekanizmaları bellidir.

OKTAY VURAL (İzmir) – Kahvaltıda yediğiniz içtiğiniz size kalsın da ne konuştuğunuzu açıklayın.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – On yıl önce nasıl yapılıyorsa, yirmi yıl önce nasıl yapılıyorsa bugün de aynı şekilde yürütülüyor değerli arkadaşlar.

OKTAY VURAL (İzmir) – Duman oldu, duman!

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Bu çok önemli, bakın, on beş yirmi yıl önce nasıl bu işlemler hayata geçiriliyorsa, realize ediliyorsa bugün de aynı yöntemle, aynı şekilde, aynı içerikte yapılıyor, Dolayısıyla, bunu hiçbir zaman unutmamak gerekir.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Eskiyi savunma, siz yeni Türkiyesiniz, yeni! Eski yok artık canım, bırak eskiyi.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Şimdi, bakın, değerli arkadaşlar, soruşturma komisyonlarının şu anda yapacağımız oylaması bir soruşturma komisyonu kurulmasına ilişkin; yargısal bir karar değildir bu. Soruşturma komisyonu kurulduktan sonra kararları, faaliyetleri yargısal bir karar ya da faaliyettir. Ama şu, şu andaki Türkiye Büyük Millet Meclisinin… Aslında, siyasi bir karardır. Soruşturma komisyonu kurulduktan sonra…

Dolayısıyla, bu oylama kaç bakan hakkında olursa olsun tek oylamadır, çünkü bu oylama onların yargılanmasına ilişkin değildir, soruşturma komisyonu kurulup kurulmamasına ilişkindir. Ancak soruşturma komisyonunun raporunun oylanması her bakan hakkında tek tek olacaktır, olmak zorundadır. Bunu karıştırmamak lazım, Anayasa Mahkemesinin verdiği karar da bu çerçevededir.

Ayrıca, soruşturma komisyonu, savcının kullandığı yetkileri kullanır yargısal fonksiyon olarak. Bir savcı, fiilleri, failleri, zamanları farklı…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – …birbirinden tamamen farklı onlarca dosyaya bakabilir, soruşturabilir. Aynı yetkiyi kullanan soruşturma komisyonları da birden fazla olaya, birden fazla dosyaya, fiiller, failler ve zaman farklı olsa dahi bakabilir, bunları görüşebilir, sonuçlandırabilir.

Hepinize saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim Sayın Canikli.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Zaman yetmez zaman, o kadar çok ki dosyanız, zaman yetmeyecek.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, Sayın Canikli 50’nci maddeyi gösterdi ama 50’nci madde bir gün belirlenmesiyle ilgilidir. Dolayısıyla, önergelerin veriliş sırasıyla hiç alakası yoktur, yani özel gündemin belirleyeceği günler bellidir. Veriliş sırasıyla ilgili bugüne kadar Türkiye Büyük Millet Meclisi tarihinde sonradan verilmiş bir önerge önceden görüşülmemiştir, bu da bir garabet, ucube.

BAŞKAN - Aleyhte son söz, Şırnak Milletvekili Sayın Hasip Kaplan’ın.

Buyurunuz. (HDP sıralarından alkışlar)  

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Değerli milletvekilleri,  biraz dikkatinizi buraya lütfen… (AK PARTİ ve MHP sıralarından gürültüler) Sonra sohbet edersiniz Sayın Canikli.

Bakın, burada hem iktidar 4 bakan hakkında toplu soruşturma önergesi vererek müthiş bir hata yapıyor çünkü konular ayrı, fiil ayrı, irtibat ayrı, dosyalar ayrı. Şimdi, siz Mecliste gizli oy kullanacak milletvekilinin vicdanına seslenirken, 4 bakanla ilgili, belki her birisiyle ayrı ayrı oy kullanacaklar. Yani sizin işinize gelince dörtlü önerge verirsiniz; tek komisyon kurulsun... Ya hep ya hiç gibi bir duruma düşüyorsunuz.

Bakın, o kadar uzağa gitmeye gerek yok, kütüphane burada, dersinizi çalışır gelirsiniz. Size de söylüyorum, CHP’ye de söyleyeceğim. Siz geçmişte bu kürsüde. Tabii, koalisyon dönemi olduğu için MHP’yi de bu tartışmalar açısından konuşacağım. 3 tane bakan var aynı belgeyi imzalıyor, geliyor burada koalisyon döneminde -buradaki görüşmelerde- rapor okunuyor, oylama yapılıyor, Yüce Divana sevk kararı çıkmıyor. Sonra, 2003’te AK PARTİ veriyor, bir de CHP veriyor. 3 tane bakan aynı belgeyi imzalamış, birini tereyağından kıl çeker gibi ayırıyorsunuz, yanınızda birisi; diğer ikisi hakkında Yüce Divana sevk kararı çıkıyor. Geçmişte bu yaşandı. Şimdi, bunu kendinize yapıyorsunuz, kendi bakanınıza yapıyorsunuz. Ya, takipsizlik kararı almış, şimdi, savcılık denen bir olay var, polisten başlar hazırlık tahkikatı, gelir fezlekeyle savcının önüne. Savcı da Meclise gönderir, der ki: “Anayasa 100’e göre izin ver. İzin ver de ben Yüce Divanda bunu yargılayayım.” Yüce Divanla da aranız iyi değil, son durumu da biliyoruz; Yüce Divana bu arada, bu atmosferde gitmek hiç de iyi değil, yalnız bunu öteliyorsunuz. Bakın, Anayasa’nın 100’üncü maddesinin son paragrafı demiyor mu “Meclis gruplarında bu Yüce Divan fezlekeleriyle ilgili görüşme yapılmaz” diye? Maşallah, bütün milletvekilleri kahvaltıda görüşüyorsunuz. Siz de yapıyorsunuz, muhalefet de yapıyor.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Ne görüşüyoruz? Ne görüştüğümüzü biliyor musun?

HASİP KAPLAN (Devamla) – Kahvaltıyı niçin yaptınız? Bugün kahvaltıyı niçin yaptınız?

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Ne görüştüğümüzü biliyor musun?

HASİP KAPLAN (Devamla) – Hadi hadi, kahvaltıyı sırf bunu konuşmak için yaptınız.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Ne görüştüğümüzü nereden biliyorsun? Herkes her şeyi biliyor!

HASİP KAPLAN (Devamla) – Anayasa’yı çiğniyorsunuz, İç Tüzük’ü çiğniyorsunuz, arkadaşlarınızı çiğniyorsunuz, doğru yapmıyorsunuz; bu bir.

İkincisi, ana muhalefete gelince, kardeşim diyorsunuz ki “İlla ayrı ayrı olsun.” Ya, geçmişte siz de ikişer ikişer vermişsiniz ha; Mesut Yılmaz, Güneş Taner, Cumhur Ersümer, diğeri, ikişer ikişer vermişsiniz, burada da görüşülmüş, kararı da çıkmış.

Koalisyon ortağı o zaman, 2000-2001. MHP’den arkadaşım çıkıyor, diyor ki: “Biz Hasip Kaplan’ın dediğine katılmıyoruz, takipsizlik kararı verilemez.” Vermişler kardeşim, vermişler. Takipsizlik kararı, ceza muhakemesinde kişinin lehine olduğu zaman ifade almaya gerek yok, izne gerek yok, istediği zaman verir savcılar veya fezlekesini geri çeker. Ama bütün mesele o değil, Ferrari hızında gidiyor her şey, 2 Mayısta takipsizlik kararı verdi, araya cumartesi pazar girdi, gelemedi buraya kadar, gelse burada fezleke geri gidecek. O zaman ne olacak? AK PARTİ’nin verdiği 4’lü grup önerisi düşecek. Çekmek zorunda, çekmezse kolektif ceza sorumluluğuna gidiyorsunuz. Bu Orta Çağ’da kaldı. Uyarıyorum, hukuk değil bunun adı, kendi arkadaşlarınızı yakarsınız, bırakın vicdanını arkadaşlarınızın, bu Meclisi… Bu sonuçta izindir, kimse kimseyi yargılamıyor.

CHP’ye gelince: “Olmaz kardeşim, tek komisyon olmaz.” Bal gibi yapmışsınız, geçmişte ikişer ikişer önerge vermişsiniz, tek komisyon yapmışsınız, hatta Kılıçdaroğlu konuşmuş, Engin Altay konuşmuş. Sayayım mı daha? O dönemde Bekir Bozdağ konuşmuş, Bülent Arınç konuşmuş. Ben konuşmamda onların ne konuştuğunu anlatacağım. Öyle es geçmek yok, bugünü atlatabilirsiniz. Koalisyon dönemi arkadaşlarını korudu, CHP, AK PARTİ döneminde, geldi, bir sene sonra hepsinin Yüce Divan sevki çıktı. Yani bu durum yarın AK PARTİ’nin başına da gelir.

Burada derseniz “Bunlar kesin mesin değil.”, yarın gün olur devran döner ve size döner, bir başka iktidar gelir, sizin hakkınızda da aynısını yapar. Böyle bir duruma kimsenin düşmesini istemem.

OKTAY VURAL (İzmir) – Zaten öyle olacak.

HASİP KAPLAN (Devamla) – Biz burada doğru karar verin diyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HASİP KAPLAN (Devamla) –  Bizim imzamız yok, 55 imzamız olsaydı size “Nasıl fezleke verilir”i öğretirdik, fezleke dersi verirdik size, soruşturma önergesi dersi verirdik. Neyse, ona konuşmamda devam ederim.

Saygılar sunuyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kaplan.

OKTAY VURAL (İzmir) – Nihayet rüşvet aleyhinde konuştunuz yani.

ENGİN ALTAY (Sinop) – Sayın Başkan, hatip bizi tutarsızlıkla, çelişkili konuşmakla itham etti.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Tutarsızlık değil.

ENGİN ALTAY (Sinop) – İster buradan ya da oradan iki dakika cevap vermem lazım.

BAŞKAN – Buyurun.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Yahu on senede insan değişiyor Enginciğim.

ENGİN ALTAY (Sinop) – Yahu ne alaka? Sen beni dinlememişsin, ben ne yapayım.

BAŞKAN – “Tutarsızlıkla itham etmedim.” diyor ama siz ısrar ettiğiniz için buyurun.

V.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

3.-Sinop Milletvekili Engin Altay'ın, Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın usul tartışması üzerinde yaptığı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

ENGİN ALTAY (Sinop) – Çok teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın hatip herhâlde beni dinlemedi –şimdi de gidiyor mu bilmiyorum- ben bu kürsüde en doğrusunun ayrı ayrı olması gerektiğini ama başka bir doğrunun da Muammer Güler, Egemen Bağış, Zafer Çağlayan’ın birlikte, Erdoğan Bayraktar’ın ayrı olması gerektiğinin altını çizdim. Sayın Kaplan beni dinlemedi, ondan sonra geldi “CHP de geçmişti iki iki verdi.” diyor.

Bir de tabii şu var: Eğer Sayın Meclis Başkanı, 92’deki ve 85’teki Meclis başkanları gibi davranabilseydi yani bu fezlekeleri milletvekillerinin tetkikine açsaydı biz o zaman muhtemelen Muammer Güler, Egemen Bağış ve Zafer Çağlayan için ayrı, Erdoğan Bayraktar için ayrı verir idik. Burada biz fezlekelere resmî olarak ulaşamadığımız için 4’üyle ilgili ayrı ayrı vermek zorunda kaldık.

Canım kabul; 3’ünü ayrı, 1’ini ayrı yapalım. Onu söyledim ben de burada zaten, başka bir şey söylemedim ki Sayın Kaplan

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Mersin) – Tamam öyle yapalım, tamam.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Yok iktidar, ana muhalefet de şöyle diyor, böyle diyor… Biz ne söylediysek odur, anlayışımız, tavrımız da budur.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, ben uzatmayacağım, çok, çok, çok sakince…

Şu bir: Çok basit, 2 bakan hakkında; Ersümer, Çakan; Hüseyin Besli ve 63 arkadaşı, CHP’den.

ENGİN ALTAY (Sinop) – Yahu itirazım yok, 3 tane bir olsun diyoruz zaten.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Bir dakika kardeşim.

BAŞKAN – Hayır yani ben neye itiraz edildiğini anlayabilmiş değilim.

ENGİN ALTAY (Sinop) – Hayır neye itiraz ediyor Sayın Vekil, ben anlamadım.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Haluk Koç ve arkadaşları, bakın, 2003. Bir tane daha söyleyeceğim, var yani.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Sayın Kaplan, öyle söylemedi mi? “3 tane bir verelim.” diyor ya.

BAŞKAN – Sayın Aslanoğlu, lütfen… Allah rızası için ya, lütfen…

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Hayır, ikişer ikişer verdiler, “Verilebilir.” diyorum.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – “3’ünü birden verelim.” demedi mi?

X.- USUL HAKKINDA GÖRÜŞMELER (Devam)

1.- (9/8) esas numaralı Meclis Soruşturması Önergesi’nin, (9/3), (9/4), (9/5) ve (9/6) esas numaralı Meclis Soruşturması Önergeleriyle sırasının değiştirilerek öne alınmasının ve Çevre ve Şehircilik eski Bakanı Erdoğan Bayraktar hakkındaki takipsizlik kararı nedeniyle (9/8) esas numaralı Meclis Soruşturması Önergesi’nin geri çekilmesinin İç Tüzük hükümlerine uygun olup olmadığı hakkında (Devam)

BAŞKAN – Evet, şimdi, tutumumda bir değişiklik mümkün görülmemektedir.

IX.- MECLİS SORUŞTURMASI (Devam)

A) Ön Görüşmeler (Devam)

1.- Isparta Milletvekili Süreyya Sadi Bilgiç ve 76 Milletvekilinin; Ekonomi Eski Bakanı Mehmet Zafer Çağlayan hakkında, bir şahıstan sağlanan miktar ve değeri tespit edilemeyen bazı maddi menfaatler karşılığında bu şahsın İran’a altın ihracatı yapması işlerinde imtiyaz sağladığı, Gana’dan kaçak yollarla yurda sokulmak istendiği iddia edilen 1,5 ton altınla ilgili adli ve idari soruşturmaları engelleyerek altının Dubai’ye çıkışını sağlamaya çalıştığı ve bu eylemlerin Kaçakçılıkla Mücadele Kanununa Muhalefet oluşturduğu, Türk Ceza Kanunu’nun 204 ve 252’nci maddelerine uyduğu; İçişleri Eski Bakanı Muammer Güler hakkında, bir şahıstan sağlanan miktar ve değeri tespit edilemeyen bazı maddi menfaatler karşılığında bu şahsın araçlarına trafikte emniyet şeridini kullanma imtiyazı verdiği ve söz konusu şahıs için koruma polisi görevlendirdiği, bu şahısla birlikte gözaltına alınan bazı şüphelilerin ve yakınlarının yasaya aykırı olarak istisnai yoldan Türk vatandaşlığına geçirilmesini sağladığı, bu şahısla ilgili adli veya istihbari çalışma yapılıp yapılmadığının araştırılması için talimat verdiği, bu şahsın usulsüzlükleri hakkında basında çıkacak haberlerin engellenmesi için girişimlerde bulunduğu ve bu eylemlerin Türk Ceza Kanunu’nun 204, 255, 252 ve 285’nci maddelerine uyduğu; Avrupa Birliği Eski Bakanı Egemen Bağış hakkında, bir şahıstan sağlanan miktar ve değeri tespit edilemeyen bazı maddi menfaatler karşılığında bu şahsın turizm belgeli bir otel kiralama girişimi ile yakınlarına vize alınması işleri için aracılık ettiği, bu şahısla ilgili bir soruşturma olup olmadığı yönünde ilgili kurum ve kuruluşlarda araştırma yapılmasını sağladığı ve bu şahsın faaliyeti ile ilgili basında haber yapılmasının önlenmesi için girişimlerde bulunduğu ve bu eylemlerin Türk Ceza Kanunu’nun 255 ve 252’nci maddelerine uyduğu; Çevre ve Şehircilik Eski Bakanı Erdoğan Bayraktar hakkında, bir suç örgütünün yönetici ve üyelerinin kendilerine sağlanan ve miktar ve değeri tespit edilemeyen bazı menfaatler karşılığında kişiye özel imtiyazlı imar planlarını onaylattıkları ve imar planlarına aykırı olarak yapılan bazı projelerin usulsüzlüklerine göz yumdukları ve denetimlerden sorunsuzca geçmelerini sağladıkları ve bu eylemlerin Türk Ceza Kanunu’nun 255 ve 257’nci maddelerine uyduğu iddialarıyla Meclis soruşturması açılmasına ilişkin önergesi (9/8) (Devam)

BAŞKAN – Soruşturma önergesinin görüşmelerine devam ediyoruz.

Bu görüşmede, sırasıyla, önergeyi verenlerden ilk imza sahibine veya onun göstereceği bir diğer imza sahibine, şahısları adına üç üyeye ve son olarak da hakkında soruşturma açılması istenmiş bulunan Ekonomi eski Bakanı Sayın Mehmet Zafer Çağlayan’a, İçişleri eski Bakanı Sayın Muammer Güler’e, Avrupa Birliği eski Bakanı Sayın Egemen Bağış’a ve Çevre ve Şehircilik eski Bakanı Sayın Erdoğan Bayraktar’a söz verilecektir.

Konuşma süreleri onar dakikadır.

Meclis soruşturması önergesi Genel Kurulun 29/04/2014 tarihli 82’nci Birleşiminde okunmuş ve bastırılarak sayın üyelere dağıtılmıştır. Bu nedenle soruşturma önergesini tekrar okutmuyorum.

Söz alan sayın milletvekillerinin isimlerini okuyorum…

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Efendim?

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, bir hususun tutanaklara geçmesi açısından…

Biraz önce yapılan tartışmalarda 3 bakan ve diğer bakan arasında fiili bir irtibat olmadığı iddiasını ileri sürmüştük. Anlaşılan o ki Adalet ve Kalkınma Partisi bir fiili irtibat olduğu kanaatiyle bu önergelerin birlikte görüşülmesini istemiştir. Bu durumda fiili irtibatı sağlayan yegâne makam Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’dır. Dolayısıyla, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın fiili irtibatı sağladığına ilişkin Adalet ve Kalkınma Partisi Grubunun fiili ve zımni bir mutabakatı vardır. Aslında, bu önergeyi değiştirmek suretiyle, fiili irtibatı sağlayan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın da bu soruşturma dosyası içerisine dâhil olduğunu bu şekilde AKP Grubu kabul etmiş olmaktadır efendim. (MHP sıralarından alkışlar)

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Sayın Canikli…

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Sayın Başkanım, olay çok nettir.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Doğru, Oktay Bey’in dediği gibi, çok net.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Soruşturma komisyonlarının kurulmasına ilişkin olarak AK PARTİ’li milletvekili arkadaşlarımız tarafından verilen önergenin dayanağı o önergede açık olarak belirtilmiştir. Bu da İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından Meclis Başkanlığına gönderilen fezlekelerdir, daha doğrusu fezlekelerin kamuoyuna yansıyan bölümleridir ki tamamı yansımıştır.

OKTAY VURAL (İzmir) – Fiili irtibat makamının Başbakan olduğunu Adalet ve Kalkınma Partisi bu tavrıyla ortaya koydu.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Dolayısıyla, orada irtibat bellidir, her şey bellidir, olay çok açık bir şekilde ortadadır. Sayın Vural’ın söylediği gibi bir durum kesinlikle söz konusu değildir, olması da mümkün değildir. Siyaseten söylenmiş bir ifadedir ve geriye alınmasını talep ediyorum Sayın Başkanım. (MHP sıralarından gürültüler) Böyle bir şey olamaz, böyle bir durum söz konusu değildir. Bakın, gerekçeleri, biraz önce bu tartışmayla ilgili gerekçeleri açık olarak orada ifade ettik.

OKTAY VURAL (İzmir) - Biz bu iddiaların…

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Neden verildiğini, neden geriye çekilmeyeceğini, çekilmemesi gerektiğini, hepsini ifade ettik.

BAŞKAN – Evet.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Dolayısıyla, bütün bunlar ortadayken böyle birtakım iddialarda bulunmak, hiçbir yerde açıkça yokken, yer almamışken -ne fezlekelerde ne kamuoyuna yansıyan iddialarda- bunu böyle söylemek, sadece bir haksızlık, yanlışlıktır Sayın Başkanım.

FARUK BAL (Konya) – Çevre Bakanı açıkça söyledi, Çevre Bakanı açıkça söyledi.

BAŞKAN – Şu isimleri okuyabilir miyim?

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, fiilî olarak irtibatı olmayan konuları bir araya getirmek, bu işte fiilî bir irtibat olduğu anlamını taşıyor.

BAŞKAN – Anladım, demin siz söylediniz, kayıtlara da geçti.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Sayın Başkan, bir savcı elli konu hakkında, elli dosya hakkında soruşturma yapabilir, onu görüşebilir.

OKTAY VURAL (İzmir) - Benim kendilerine tavsiyem, madem “Fiilî bir irtibat yok.” diyorsanız, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’nın fiilî irtibat sağladığı kanaatiniz yoksa önergenizi değiştirin. Kendi grubunuz Başbakanı suçluyor.

BAŞKAN – Evet, ben isimleri okuyorum:

Değerli ve muhterem arkadaşlarım, önerge sahibi Isparta Milletvekili Sayın Süreyya Sadi Bilgiç, şahıslar adına Şırnak Milletvekili Sayın Hasip Kaplan, Sinop Milletvekili Sayın Engin Altay, Adana Milletvekili Sayın Seyfettin Yılmaz, hakkında soruşturma açılması istenen eski bakanlar; Ekonomi eski Bakanı Sayın Mehmet Zafer Çağlayan, Avrupa Birliği eski Bakanı Sayın Egemen Bağış, Çevre ve Şehircilik eski Bakanı Sayın Erdoğan Bayraktar, İçişleri eski Bakanı Sayın Muammer Güler.

İlk söz Isparta Milletvekili Sayın Süreyya Sadi Bilgiç’te.

Buyurunuz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; (9/8) esas numaralı Meclis Soruşturması Önergesi üzerinde ilk imza sahibi olarak söz almış bulunuyorum. Aziz milletimizi ve yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Anayasa’nın 2’nci maddesinde belirtilen hukuk devleti insan haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren, eylem ve işlemleri hukuka uygun olan, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdüren, hukuk güvenliğini sağlayan, Anayasa’ya aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan, Anayasa ve yasalarla kendini bağlı sayan, yargı denetimine açık olan devlettir. Hak arama hürriyetini düzenleyen Anayasa’nın 36’ncı maddesinin birinci fıkrasında “Herkes, meşrû vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma ile adil yargılanma hakkına sahiptir.” denilmektedir. Anayasa’nın 100’üncü maddesinin birinci fıkrasında ““Başbakan veya bakanlar hakkında, Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tamsayısının en az onda birinin vereceği önerge ile, soruşturma açılması istenilebilir. Meclis, bu istemi en geç bir ay içinde görüşür ve gizli oyla karara bağlar.” hükmü yer almaktadır. Meclis İçtüzüğü’nün “Meclis soruşturması açılması için önerge” başlıklı 107’nci maddesinde ise “Görevde bulunan veya görevinden ayrılmış olan Başbakan veya bakanlar hakkında Meclis soruşturması açılması, Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tamsayısının en az onda birinin vereceği bir önerge ile istenebilir.” denilmektedir.

Ben ve 85 arkadaşımın vermiş olduğu ilk soruşturma önergesi üzerinde, anlamsız olduğuna inandığım pek çok tartışma yaşandı ve insafsız eleştiriler yapıldı. Rahatsızlığın, soruşturma önergesinin AK PARTİ milletvekilleri tarafından verilmiş olmasından kaynaklandığını düşünüyorum.

4 eski bakanımız hakkında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından gönderilen fezleke ve eki bilgi ve belgeler, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 157’nci maddesi uyarınca soruşturmanın gizli olması, masumiyet karinesi ve lekelenmeme hakkı gereği, Yüce Divan’a sevk kararı alınıncaya kadar Türkiye Büyük Millet Meclisi üyelerine de açılamamaktadır.

Türkiye Büyük Millet Meclisi üyelerinin yasama faaliyeti çerçevesinde bulunan eylemlerinin cezai bakımdan takibi için Meclisin buna izin vermesi gerekmektedir. Bakanların görev nedeniyle işledikleri suçların kovuşturması ise ancak Meclis soruşturması yoluyla mümkündür.

Meclis soruşturma komisyonu da siyasi denetim değil adli anlamda denetim yapmaktadır, âdeta bir savcılık makamı gibi çalışmalarını yürütmektedir. Bundan dolayıdır ki, milletvekilleri olarak Meclise intikal eden fezlekeleri görmememize rağmen kamuoyuna ve basına yansıyan bilgi, belge ve “tape”lerden ve açılan davalardan hareketle bir önerge verdik. Fezleke içeriğini tam olarak bilemememize rağmen “görevi kötüye kullanma ve nüfuz ticareti” fiillerini kapsayan TCK 257 ve TCK 255’in iddiaları tam kapsayabileceğini düşünmüş idik ancak daha sonra gerek basına ve kamuoyuna yansıyan daha çeşitli haberler gerekse Meclis Genel Kurulunda okunan fezleke özetlerinden hareketle daha önce verdiğimiz soruşturma önergesini revize ederek daha detaylı, daha kapsamlı bir soruşturma önergesi verdik.

Bu önergeyi vermemizdeki amaç, söz konusu 4 eski bakanımıza ilişkin tüm iddiaların araştırılarak aydınlığa kavuşmasıdır, cezai sorumluluğu gerektiren tüm fiillerin araştırılması içindir. Şunu herkes bilmelidir ki: Yolsuzluğa bulaşmış biri varsa hesabı mutlaka sorulmalıdır. Yol arkadaşlarınızdan biri olsa da iddia edildiği gibi bir olaya bulaşanın milletimize hesap vermesi zorunludur.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yargı, bir ülkede millete ait olan egemenliğin düzgün bir şekilde kullanılması için gerekli olan bir kurumdur. Demokratik bir ülkede yargı işlemlerini yaparken yasalar çerçevesinde ve demokratik yasalardan ortaya çıkan temel mantığa zarar vermeyecek, aksine onu güçlendirecek şekilde çalışmalıdır. Adaleti teslim ettiğimiz savcı ve hâkimler her şeyden önce adli süreçlerin şaibelerden uzak ve tarafsız bir şekilde yürütülmesine yönelik toplumsal güveni tesis etmek zorundadırlar. Zira, soruşturmalar onların kişisel ayrıcalıkları değil, toplumsal bir yükümlülüktür. Bu yükümlülük ihlal edildiğinde hem demokratik siyaset ve bunun kurumları ağır yaralar alır hem de yargının her şeyi olan toplumsal güven zedelenir.

Anayasa’nın 38’inci maddesine göre ise suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar kimse suçlu sayılamaz. Buna göre, her türlü suçun sanıkları, başta Anayasa ve yasaların korumasında olan, suçsuzluk varsayımından yararlanması gereken kişilerdir. Anayasa’nın 2, 36, 38 ve 100’üncü maddeleri, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü ve ilgili yasalara rağmen soruşturma esnasında üst makamlara bilgi verilmeden soruşturmanın başlatılmış olması, soruşturmanın başsavcıdan saklanması, bilgi verilmemesi, soruşturmanın gizliliğinin ihlal edilmesi, teknik takip, arama, el koyma sırasında elde edildiği iddia edilen belge ve bilgilerin dışarıya sızdırılması ve bu şekilde de yargısız infazın yapılması, birbirleriyle bağlantısı bulunmayan soruşturmalara ilişkin işlemlerin aynı anda gerçekleştirilmiş olması, soruşturma evrakının UYAP sistemine kaydedilmemesi, koruma tedbirlerinin uygulanmasında ölçülülük ilkesinin ihlal edilmesi, koruma tedbirlerinin gereksiz ve usulsüz olarak uzatılması, kolluğun önleyici görevini ifa etmemesi, söz konusu soruşturmada yetkisi bulunmayan cumhuriyet başsavcı vekilinin emniyet müdürlüğüne giderek soruşturmaya müdahale etmiş olması, cumhuriyet savcısının yetkisi dışında adliye önünde bildiri dağıtması gibi ve bunlara benzer pek çok usulsüzlük bu hazırlık soruşturması esnasında yaşanmıştır. Soruşturmanın başından sonuna kadar ortaya çıkan veriler, zamanlama, olayların ve kişilerin birbirleriyle ilişkilendirilme biçimi, fezlekenin hazırlanması ve Meclise gönderilme süreci dikkate alındığında operasyonun sadece hukuki bir soruşturma olmadığı, sadece yolsuzluk operasyonu olmadığı, aynı zamanda bakan arkadaşlarımızı, partimizi ve millet iradesini hedef alan hukuk yoluyla siyasi bir suikast girişimi olduğu aziz milletimiz tarafından da fark edilmiştir.

FARUK BAL (Konya) – O zaman niye önerge veriyorsunuz?

SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Devamla) – Devletimizin yürüttüğü politikaların altyapısının hukuk normunun sağladığı maskeyle çökertilmeye çalışılması o ülkenin egemenliğine saldırıdır. Dünyanın hiçbir yerinde yargının böyle adımlar attığını göremezsiniz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; herkes bilmelidir ki hiç kimse ve hiçbir kurum millî iradenin üzerinde değildir ve olamaz da. 17 Aralıktan bu yana yaşanan tüm hadiseler bunun sadece yolsuzluk operasyonu olmadığını göstermesine rağmen, hesap verilebilirlik noktasındaki hassasiyetimiz gereği bu soruşturma komisyonun kurulmasını ve tüm gerçeklerin açığa kavuşmasını istiyoruz.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığınca 30 Nisan 2014 tarihinde alınan kararla Çevre ve Şehircilik eski Bakanı Erdoğan Bayraktar hakkında açılmış olan (2012/125043)  numaralı soruşturma dosyası hakkında kovuşturmaya yer olmadığına, Erdoğan Bayraktar tarafından işlendiği iddia edilen nüfuz ticareti ve görevi kötüye kullanma suçlarından hakkında suç işlediklerine dair hiçbir delil bulunmadığı gerekçesiyle takipsizlik kararı verilmiştir. Esasında, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının bu kararıyla eski bakanımız Erdoğan Bayraktar hakkında soruşturma komisyonu oluşturulmasının dayanağının da ortadan kalktığını düşünüyorum.

Cumhuriyetin ilanından bugüne bir Başbakan ve 17 bakan bu yöntemle yargılanmıştır. Mensubu olduğu partinin milletvekilleri tarafından haklarında soruşturma önergesi verilen ve soruşturma komisyonu kurulması talep edilen ikinci örnek bizim vermiş olduğumuz önergedir. Daha önce, 8 Ocak 1985 tarihinde, (9/328) sayı ile Anavatan Partisi milletvekilleri tarafından -ki ilk imza Osman Doğan- verilmiş bir önerge vardı. Bu da AK PARTİ milletvekillerinin gerçeklerin açığa çıkması hususundaki kararlı tutumunu açıkça ortaya koymaktadır.

Bir kez daha vurgulamak istiyorum, şunu herkes bilmelidir ki yolsuzluğa bulaşmış biri varsa hesabı mutlaka sorulmalıdır. AK PARTİ, kurulduğu günden bu yana yolsuzluğa bulaşmış hiç kimseyi içinde barındırmamış ve barındırmayacaktır. Her şeyin şeffaf olduğu bir dünyada hiçbir şeyin gizli kalmayacağını, kalamayacağını da hepimiz çok iyi biliyoruz.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Kaç kişiyi hukuka teslim ettiniz, kaç kişiyi?

SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Devamla) – Bu duygu ve düşüncelerle yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bilgiç.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Efendim?

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Sayın önerge sahibi konuşmacı, hem konuşmanın içeriğine baktığımızda hem de kullandığı terimlere baktığımızda soruşturma istenen kimseler hakkında hâlen “Bakanımız” diye hitap etmektedir yani, soruşturma istenen kişiyi bakanı olarak sahiplenmektedir…

RECEP ÖZEL (Isparta) – Ne diyecek?

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – …ve konuşmanın içeriğine bakıldığında da soruşturma önergesinin aleyhinde olabilecek bir konuşma yapılmıştır. Dolayısıyla, bu soruşturma önergesinin bir anlamı yoktur, bu soruşturma önergesi gündemden düşürülmelidir.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Eğer, soruşturma önergesinin sahibi böyle konuşuyor, sayın soruşturma istenen bakanlar hakkında bir kişilik olarak “Sayın Bakan” diye bahsetmek yerine “Bakanımız” diye sahiplenebiliyorsa bu soruşturma önergesinin bir anlamı yoktur.

BAŞKAN – Komisyon kurulmasını istediğini söyledi.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Bu grup, grup kararı almıştır; o komisyon üyelerinin hakkaniyetle bir soruşturma yapması mümkün değildir.

Meclis zabıtlarına geçmesini isterim.

BAŞKAN – Evet, geçirdiniz, tamamdır.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, efendim, bakın, burada çocuk oyuncağı oynanmıyor.

Biraz önce soruşturma önergesini savunmaya kalkan kişi…

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Tiyatro mu burası ya!

KAMER GENÇ (Tunceli) – …bu bakanların suçsuz olduğunu söylüyor. Hiçbir iddia öne sürmüyor. Bir defa, bu soruşturma önergesi milleti kandırmak için, göz boyamak için verilen bir soruşturma önergesidir ve bu bakanları aklamak için verilen bir soruşturma önergesidir.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Gündemden düşürülmelidir bu önerge.

BAŞKAN – İşte, düşürme hakkım yok da…

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Düşürülmelidir bu gündemden.

BAŞKAN – Tamam da öyle bir hak yok.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Hayır, hiçbir iddia söylemedi, sadece “Biz bunları aklayacağız.” dedi.

SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Sayın Başkan, biz soruşturma komisyonu kurulmasını ve gerçeklerin açığa çıkmasını istiyoruz. Böyle bir şey olabilir mi?

BAŞKAN – Onu söyledim.

KAMER GENÇ (Tunceli) - Boğaz’da 183 bin metrekare kaçak inşaatı nasıl akladı, onu söylesin.

BAŞKAN – Teşekkür ederim, kayıtlara geçti.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, yani biz burada oyuncak oynamıyoruz. Türkiye Büyük Millet Meclisinin…

BAŞKAN – Bakın, kayıtlara geçiriyorsunuz yani sonra aynı şeyler söyleniyor.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Böyle bir soruşturma önergesi olmaz efendim. Yani insanda da biraz utanma duygusu olur.

BAŞKAN – Şimdi, şahıslar adına ilk söz, Şırnak Milletvekili Sayın Hasip Kaplan’da.

Buyurun Sayın Kaplan. (HDP sıralarından alkışlar)

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın milletvekilleri, şahsım adına söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bugün iktidar için tarihî bir gün, sınavdalar ancak Meclis TV kapalı. Bunu halka kapatmayacaktınız, bunu halktan esirgemeyecektiniz. Halktan, hukuktan korkmanın, kaçmanın gereği yok.

Biz jüri üyesi değiliz zaten, sorgu yargıcı da değiliz. Sonuçta, Meclis, Yüce Divana sevk konusunda “evet” veya “hayır” bir gizli oylama yapacak ve izin verecek.

Otuz yıl ceza avukatlığı yaptım, uluslararası hukukta çalıştım ama ben böyle soruşturma, böyle engelleme, böyle rezalet, böyle hukuksuzluk görmedim arkadaşlar. Polisin, yargının içinde siyasallaşmış özel güçler illegal örgütleniyor, tezgâh kuruyor, izliyor, teknik takip yapıyor, dinleme yapıyor, binlerce sayfa hazırlıyor; sonra düğmeye basıyor, operasyon başlatıyor, basına servis ediyor. Başsavcının haberi yok, İçişleri Bakanının haberi yok, Başbakanın haberi yok.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Yalan onlar ya, yalan. Emniyet müdürü ödenek almış, operasyon başlatmış; vali ödenek almış ya. Kim diyor haberim yok diye?

HASİP KAPLAN (Devamla) - Masumiyet karinesi esastır, evrensel hukuk açısından buna inanırım. Ancak özel hayat, kişilik hakları, temel haklar herkes için vardır; eşit uygulanması, korunması, hukuk devletinin gereğidir.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – O piyasaya söylenen ya, vali ödenek almış.

HASİP KAPLAN (Devamla) – CHP’de Baykal’a, MHP yöneticilerine, muhalefete kasetlerle şantaj yapanlar bulunamadı. Binlerce siyasetçi yasa dışı dinlemelerle tutuklandı, hâlâ yargılanıyor. O gün susanları, gereğini yapmayanları emirleri altındaki kontrolsüz güç vurmaya başladı. Başbakan açıklama yaptı “Biz safmışız.” Parsadan hatırladım, örtülü ödeneğe kadar dadanmıştı, sonra televizyonlara çıkıp Çiller için “Saf bayan.” demişti. Ne diyelim, günaydın saf adam.

Sayın milletvekilleri, aradan dört ay geçti. “Derin”, “paralel” ne derseniz deyin, bugüne kadar bunu yapanlardan bir teki hakkında tutuklama kararı neden çıkmadı? Hükûmet niye panik içinde? Bakanlar istifa etti, polis teşkilatı hallaç pamuğuna çevrildi, tayinlerle sarsıldı, savcıların, hâkimlerin yerleri değiştirildi, HSYK Yasası geldi; MİT, İnternet, baskıcı yasalar, vesayet ve özgürlükler yok edildi. Sonra bir hâkim çıktı Facebook’ta “Allah uzun ömür versin uzun adam” diyen, tesadüfe bakın 17 Aralık tahliyeleri sağlandı. Meclis görüşmelerine iki gün kala -deminki tartışmalarımız- 60 kişi hakkında takipsizlik veriliyor 2 Mayısta, cuma günü, HSYK hâkim ve savcılar hakkında 4’e 3 oyla soruşturma açıyor yani pazartesi görüşmesi öncesi. Peki, Hükûmet delilleri değiştirme, engelleme, yargıya müdahale hakkını kendinde nereden buluyor?

Bakın, Google’a girin; para, döviz, altın, mücevher, rüşvet, havuz, yat, kat, özel uçak, Dubai, kadın, fantezi falan yazın, karşınıza belli bir isim çıkar -fezlekede var resmî- Rıza Zarrab ismi. Her taşın altından o çıkıyor. Bakanların, Başbakanın her toplantısında ailenin içinde hep başköşede. Sanırsınız kabinenin 27’nci bakanı. Siyaset biliminde buna yozlaşma denir. Tanımı, siyasal iktidarın ve kamu görevlilerinin erklerini çıkar sağlamak için kullanmaları, iyi vasıfları kaybedip kaba, adi hâl alması, dejenere olması demektir.

Sayın Arınç 2001’de Meclis soruşma önergeleri üzerinde bu kürsüde konuşurken diyordu ki: “Bir dostum bana öğütte bulundu: ‘Aman, siz dikkat edin, adam olun da kendi partilileriniz bu ilişkilerin içine girmesin.’” Sonra, hırsızlıkla ilgili bir Nasrettin Hoca fıkrası anlatmıştı. Ben onu anlatmayacağım. Sayın Yakut o zaman Başkandı Mecliste. Sayın Arınç’a gidin, size anlatır onu.

Şimdi, maalesef yolsuzluklar yozlaşma yarattı. Yozlaşma kanser gibi toplumun her yanına yayıldı, metastaz yaptı, kronikleşti.

Sayın milletvekilleri, Yüce Divanla ilgili Meclis önerge ve raporlarını, konuşmalarını hep inceledik. Meclis soruşturma komisyonlarına inanın çağrılanlar bile gelmiyordu, ifade vermiyordu, susma hakkını kullanıyordu. Yani, o komisyonlardan çok fazla bir şey çıkacağını beklemeyin. Hatta Yüce Divana gidenlerin hemen hemen tamamı da aklandı. Yani, bir kısmı da Rahşan affıyla, bir kısmı da -bir kısmı değil, bir ikisi- çok az ceza aldı. Peki, o dönem burada ne tartışması vardı? 2003-2004 Meclis tartışmalarında, o zaman Adalet Bakanı Sayın Bozdağ bu kürsüde şöyle diyordu: “Evet, koalisyon hükûmetleri döneminde, koalisyon ortakları Meclisin çoğunluğuydu. Yüce Divana gidecek soruşturma raporları görüşülürken reddettiler, oy çoklukları vardı. Bu, takipsizlik kararı gibi kesin değil. Bu nedenle, biz aynı konuda şimdi Yüce Divana sevk kararı verebiliriz.” ve de verdiniz. Ben de şunu söylüyorum: Şimdi, AK PARTİ çoğunluk, aynı durum sizin için de geçerli. Sakın ola ki bu yola tevessül etmeyin, gün olur devran döner, sizin de başınıza aynısı gelebilir. Başbakan bir yolunu bulacak, Cumhurbaşkanlığına gidebilirse dörtte 3, 412 milletvekili lazım, e, muhalefet de zor bulur o rakamı, o tamam ama diğerleri ne olacak, onu düşünün.

Değerli milletvekilleri, bakın, komplo teorileriyle, paralel iddialarına sığınarak, yolsuzluk soruşturmalarını örtbas ederek hiç kimse aklanamaz. Sizlerden Japonya’dakiler gibi harakiri yapmanızı beklemiyoruz. İspanya’da Luis Barcenas gibi, Almanya eski Cumhurbaşkanı Christian Wulff gibi, Paraguay’da bir bakan gibi, Tokyo Valisi Naoki Inose gibi yargıya gidiniz, yargıya yol açınız. Bağımsız yargı, herkes için sığınılacak bir limandır.

Sonuçta, Yüce Divanla aranızın iyi olmadığını biliyorum. Ne demiştiniz? 3Y: Yozlaşma, yolsuzluk, yoksulluk. 3Y’yi yolsuzluğa yol yaptınız. Sonra, 3Y daha dediniz. Demokrasinin vazgeçilmez unsuru güçler ayrılığı: Yargı, yasama, yürütme. Onu da  bir “Y” yaptınız, yürütmenin tahakkümüne soktunuz, güçleri kendi elinizde birleştirdiniz. İktidar olsanız da, dikta yasaları da çıkarsanız, Başbakanın çocukları da olsa kimse dokunulmaz ve ayrıcalıklı değildir bu ülkede arkadaşlar. Bir günde kendi milyarderleri, bir ayda gazete patronu, üç ayda holding sahibi olanlar bu dönemde yaşadı, gördük. Çocuklarınız 20 yaşında çalışmadan trilyoner olunca binlerce işsiz güçsüz, üniversite bitirmiş milyonlarca gencin umudu kırılıyor, öfkeleniyor, kaderine isyan ediyor. Unutmayın, temiz ve demokratik bir toplum için hepiniz sorgudasınız.

Sayın milletvekilleri, biz, darbelerden çetelere ve bu çete olaylarından günümüz hortumlarına, banka hortumlarından mercimek davasına, saadet zincirine, Deniz Feneri’ne, enerji skandalına, 17 Aralıka... Bu kirli çarkın son elli yıldaki hükûmetlerinin hepsinin sağcı, milliyetçi, muhafazakâr, ırkçı partiler olması bir tesadüf değildir arkadaşlar, son elli yılı diyorum. Şimdi, bu elli yıla bakarak darbe Anayasası’na, Terörle Mücadele Kanunu’na, DGM’lere, özel yetkili mahkemelere, baskı rejimlerine sığınanlar, rant sağlayanlar bize, hiç kimseye hukuk dersi veremezler, hele hele devlet sırrının gizliliğinin ardına saklananların hiçbirisi bize bu konuda ahlak ve siyaset dersi veremez. İsyanımız bunadır, bu sömürü düzeninin kirli çarkına çomak sokmak da bizim görevimizdir.

Değerli milletvekilleri, otorite olmayı sevmek, kontrol delisi olmak bazılarının düşü olabilir. İktidar gözlüklerinizi çıkarınız. Toplumdaki insanların hislerini anlamaya çalışın, sevinçlerinin, umutlarının çalındığını göreceksiniz, mutlu değiller. Soruyorum size: Bu tablo karşısında mutlu olan siyasetçi var mıdır? Hangi kutsal kitapta hırsızlık, rüşvet, yolsuzluk helaldir? Bu ölümlü dünyada efsunlanmadınız, dua ritüelleriyle büyülenmediniz. Bir amaç ne kadar kutsal olursa olsun her araç mübah değildir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HASİP KAPLAN (Devamla) – İhtirasın, güneşin, günahın menekşe renkli olduğunu kimse söylemedi size. Beyninizin mantık kısmını çalıştırın, paslanmış vicdanınızı yoklayın diyoruz.

Saygılarımla. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kaplan.

Şahıslar adına Sinop Milletvekili Sayın Engin Altay.

Buyurunuz. (CHP sıralarından alkışlar)

ENGİN ALTAY (Sinop) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın milletvekilleri, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Adamın biri suçüstü yakalanmış, hâkime götürüyorlar, “İlle de avukatımı isterim.” diye tutturuyor. “Avukat sana ne yapsın? Her şey ortada.” deyince de “Ben de avukatın ne diyeceğini merak ediyorum.” demiş. Şimdi yaşadığımız durum biraz bu.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Hüküm vermek yok. Siz yargıç değilsiniz, biz yargılamıyoruz. En temel hukuk kuralını ihlal ediyorsunuz.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 17 ve 25 Aralık bir darbe değil, bir rüşvet ve yolsuzluk operasyonudur. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının başlattığı bir soruşturma çerçevesinde gelinen sonuçtur. Bu operasyonlar neticesinde kimi sayın bakanların ve kıymetli çocuklarının suça karıştıklarına dair ciddi kuşkular, deliller ve şüpheler vardır. Ortaya saçılmış paralar, ayakkabı kutuları, para kasaları, para sayma makineleri vardır. Milletimiz bunları unutmuş değildir.

Bütün bununla beraber, biz Anayasa’nın 38’inci maddesine bağlı ve sadığız.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Çok sadıksınız vallahi!

ENGİN ALTAY (Devamla) – Bu sebeple, biz kimi sayın bakanları, bugün soruşturma önergelerini görüştüğümüz sayın bakanları peşinen suçlu ilan etmedik. Ama şunu bilin ki Türkiye’de konuşma çağına gelmiş yani 3 yaşını tamamlamış herkes bu aradan geçen üç dört aylık süre içinde 17 ve 25 Aralık soruşturmalarından bahsetti, şu veya bu oranda bu konuyu Türkiye’de konuşmayan kimse kalmadı. Bu görüşmeleri bugüne getirmeniz aklıma şunu getirdi: Soruşturmalarda adı geçen bir sayın bakan “Gerekirse Rıza Zarraf’ın önüne yatarım.” demişti. Şimdi Türkiye Büyük Millet Meclisi de soruşturulan bakanların önüne yatırılmaya çalışılıyor, zanlı bakanların önüne Türkiye Büyük Millet Meclisi yatırılmaya çalışılıyor. Bu doğru değildir, çok etik değildir.

Evet, biz bu bakanlarla ilgili, hukuk tabiriyle “zanlı” dedik, “zanlı” diyoruz, yargılanmaları gerekir diyoruz. Hukuk mevzuatımıza göre yargılanacakları yer de Yüce Divan sıfatıyla Anayasa Mahkemesidir. Ama onun öncesinde, sizin bu (9/8) esas no.lu Önerge’nizle -Süreyya Bey anlatırken niyet ortaya çıktı- derdiniz, bu soruşturmanın objektif bir şekilde yürütülmesi değil adı geçen bakanların bir an önce, ivedilikle aklanmasından ibarettir.

18 Nisan 2013’te MİT’in Başbakana bu konuda bir rapor sunduğu söylendi ve bu yalanlanmadı. 18 Nisan nerede, 17 Aralık nerede… Ne Başbakandan ne Başbakanlıktan böyle bir yalanlama ben duymadım.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Kaç defa yalanlandı. Duymamışsın ama yalanlandı, yalanlama oldu.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Ben duymadım, bana belgesini getir.

Aradan geçen bunca süre içinde Başbakan ne yaptı ya da niye ne yapmadı? Bu soru bütün milletin kafasında kuşkudur.

Şimdi, bu dönemde bu soruşturmalarla birlikte, olağanüstü bir Hükûmet gücüyle Emniyette operasyonlar, 25 Aralık operasyonunu direkt engelleme, savcılarının ve hâkimlerinin görev yerlerini değiştirme, HSYK’da düzenleme; velhasıl, bu soruşturmanın akamete uğraması için ne gerekiyorsa yaptınız. Bu arada Türkiye Büyük Millet Meclisini de çamaşır makinesi gibi kullandınız. Bu çerçevede, HSYK Kanunu, MİT Kanunu, İnternet Kanunu, kimi torba kanunlarla bu soruşturmayı gölgelemek, suçu ve suçluyu örtmek için elinizden geleni yaptınız. Ancak sayın milletvekilleri, politikacı gelecek seçimleri, devlet adamı gelecek nesilleri düşünür. Bugün bu Parlamentoda gelecek seçimler mi, gelecek nesiller mi sınavını hep beraber vereceğiz. 30 Mart 2014 seçim sonuçlarıyla ilgili not almışım, Akif Bey gereği gibi değindi, bunu atlıyorum.

Sayın milletvekilleri, içinizde, çalana, yetim hakkı yiyene, devleti kirletene beddua eden çok sayıda milletvekili oldu bu süreçte. Onları gönülden kutluyorum. Bu sürecin vicdanlarını kanattığı çok milletvekili, iktidar partisine mensup milletvekili arkadaşım var. Onların vicdanlarına buradan selam gönderiyorum. Az da olsa, yapılanlara meşruiyet kılıfı bulacağım derken özrü kabahatinden büyük cinsinden laflar edenler de oldu. Siyaset kurumunun itibarını iki paralık hâle getiren aymazlar oldu bu dönemde. Oradan bir örnek vermek istiyorum: “Sol, iktidara az geldiği için hırsızlık yapamıyor. İktidar olduklarında onları da göreceğiz. Hükûmet olunca bunlar ortaya çıkıyor çünkü bir adamın elinde para yoksa, makam yoksa neyi çalacak?” ifadesi grubunuza mensup bir milletvekiline ait.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – İsmini söyle de.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Bu ifade bile siyasetin ne kadar dejenere edilip ne kadar kirletilmeye partinizde kimi çevreler tarafından müsait ve hazır olunduğunun açık bir ifadesidir.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – İsmini söyle, ismini.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Gene bu süreçte grubunuzdan bir milletvekili günah işleme özgürlüğünden bahsetti. Bunlar da kamu vicdanında kabul görmedi, bilmenizi isterim.

Sayın milletvekilleri, bu sürece gelişmiş Batı demokrasilerinde gösterilen toplumsal tepkinin gösterilmemesinde maalesef demokrasi kültürümüzün az gelişmişliği önemli rol oynadı. “Bal tutan parmağını yalar.”, “Devletin malı deniz, yemeyen domuz.”, “Çift süren öküzün ağzı bağlanmaz.” gibi atasözleri; “Benim memurum işini bilir.” gibi anlayışlar; maalesef toplumumuzda kısmen de kabul gören yaklaşımlar oldu, olageldi ve bu asrın yolsuzluğu bu sebeple kamuoyunda gerektiği gibi, Batı demokrasilerinde olduğu gibi bir reaksiyonla karşılık bulmadı.

Müslüman bir toplum olmakla beraber dinimizin bu konulardaki yaklaşım ve emirlerinin toplumca bilinmemesinde Diyanet İşleri Başkanlığına görev ve sorumluluğunu bir kez daha hatırlatmamıza ve tartışmamıza vesile olmuştur. Dalga geçtikleri Bakara Suresi: “Ey iman edenler, sizi rızıklandırdığımız temiz, helal şeylerden yiyin ve eğer sadece ona kul iseniz Allah’a şükredin.” diyor. Bu surenin ve benzer surelerden –zamanımız az, hepsini okumayacağım- Âl-i İmrân 161’i herkesin okuyup burada öyle oy kullanmasını da tavsiye ederim. Ancak, Diyanet İşleri Başkanlığının, bu süreçte, yüce kitabımızın bu emirlerini değil de topluma başka konularda fetvalar vermesi de çok kabul edilebilir ve anlaşılabilir bir tutum olmamıştır.

Sayın milletvekilleri, cumhuriyeti kuranların, bu toprakları bize yurt edenlerin devleti yönetirken temiz devlet, temiz siyaset, temiz yönetimle ilgili bizlere bıraktıkları sayısız anı ve yaşanmışlık vardır. Bunlardan, zamanım yeterse iki tanesini sizlerle paylaşmak istiyorum. Mevhibe Hanım, Malatya kumaş fabrikası gezisinde 3 metre kumaş alır. Demokrat Parti, İnönü’nün yirmi yedi yıllık iktidarında yaptıklarını burnundan fitil fitil getirmek için bir açığını aramak üzere bir çalışma grubu oluşturur. Uzun çalışmalardan sonra bulurlar. Demokrat Partili Ahmet Gürkan, İsmet İnönü Köşk’ten inip muhalefetin başına geçince bunu Meclis kürsüsünden sorar İnönü’ye. İnönü hatırlayamaz ve o gün o soruya cevap vermez. Demokratlar bayram yerine çevirir Meclisi, İnönü âdeta yıkılmıştır. Akşam eşine sorar, olayı doğrular “Ama parasını ödedik Vecihi Bey”le der. Vecihi Bereketoğlu muhasebecisidir İsmet İnönü’nün. Faturayı ve ödeme makbuzunu bulur, İnönü’ye verir. İnönü, Mecliste söz isteyip ibraz eder ve iddia eden Ahmet Gürkan bizzat elini öperek özür diler İnönü’den. (CHP sıralarından alkışlar) İşte, o günkü  Türkiye Büyük Millet Meclisinden bugünkü  Türkiye Büyük Millet Meclisine geldik.

Gene, Meclis yolsuzlukları araştırma komisyonunun… Bakın, Meclis neler için yolsuzluk araştırma komisyonu kurmuş geçmişte, raporunu özetle size nakletmek istiyorum: Kurtuluş Savaşı komutanlarından Selahattin Adil Paşa emekli olur; emekli olunca bir Alman silah fabrikasının bayiliğini alır ve Almanya’dan bir uçak alımı ihalesine bayi sıfatıyla ara buluculuk eder. Doğal olarak yüzde 10 komisyonu vardır. İnönü, Selahattin Adil Bey’e “Almanlara söyle, senin yüzde 10 komisyonu fiyattan düşsünler.” der ve Selahattin Adil Bey bu emri yerine getirir, “Paşam, bari masrafım olan 3 bin lirayı bana verin.” der. Bir rivayet, İnönü’nün bu parayı Selahattin Adil Bey’e kendi cebinden ödediği söylenir. Bu konuda bir netlik sağlanamaz ve  Türkiye Büyük Millet Meclisinde bu sebeple soruşturma komisyonu kurulur.

Sayın milletvekilleri, kuralların yönetilenler için olduğu, yöneticilerin kurala uymama özgürlüğü olduğuna dair bir anlayışı hep birlikte değiştirmeliyiz. Sorun, ahlak sorunudur. Pek çok din vardır ama bir tek ahlak vardır. Bu ülkede ahlakı egemen kılmak hepimizin topluma ve inandığımız değerlere karşı bir samimiyet sınavıdır. Gün o gündür, bugün o gündür.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Altay.

Şahıslar adına son söz, Adana Milletvekili Sayın Seyfettin Yılmaz’a aittir.

Buyurun Sayın Yılmaz. (MHP sıralarından alkışlar)

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 61’inci cumhuriyet Hükûmetinin 4 bakanıyla ilgili Meclis soruşturması açılması için verilen önergeyle ilgili şahsım adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

AKP Hükûmetinin 4 bakanı rüşvet almak, suç işlemek için örgüt kurmak, uluslararası altın kaçakçılığına aracılık etmek, nüfuz suistimali, imar planlarında ve sit alanlarında usulsüzlük ve yolsuzluk gibi vahim suçlarla karşı karşıyadır. Hepimiz biliyoruz ki iddia edilen ve ortaya çıkan bu suçlar tüyü bitmedik yetim hakkına el atmaktır, haram sofrasında nemalanmaktır. Sayılan iddialar, Türk Ceza Kanunu açısından suçtur; dinimiz açısından haram ve günahtır, ahlak açısından kötüdür, geleneklerimiz yönünden de ayıptır.

Bu önergeyi veren AKP Grubu samimi değildir. Hem 17 Aralığa “yargı darbesi” diyeceksiniz hem bunu komplo olarak değerlendireceksiniz hem de Meclis soruşturma önergesi vereceksiniz. Hepimiz göreceğiz ki, çoğunluğu AKP Grubunun üyeleri olan milletvekilleri tarafından bu bakanların bu süreç sonunda aklanma görevini yapmaktan başka hiçbir şey ifade etmediğini bugün Meclis tutanaklarına geçiyoruz ki yarın kayıtlara geçsin diye bu kürsüden ilan ediyorum.

17 Aralık günü sabah uyandığımızda, 3 bakan çocuğu, 1 genel müdür ve AKP iktidarına yakın bazı iş adamlarının da içerisinde bulunduğunu ve gözaltına alındıklarını televizyonlardan öğreniyoruz ve yine televizyonlarda şunu görüyoruz: Ayakkabı kutuları içerisinde milyon dolarlar, bir bakanın evinde para kasaları, para sayma makinesi ve milyon dolarlar, bir bakana giden 700 bin liralık saatin olduğu iddia edilen görüntüler yansıyor.

Şimdi buradan soruyorum: İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Kaçakçılık ve Narkotik Suçlar Bürosunca yürütülen 120653 no.lu evrakta sahtecilik, kaçakçılık, rüşvet alıp vermek amacıyla suç örgütü oluşturulduğu ifade ediliyor.

Değerli milletvekilleri, ne idiği belirsiz Rıza Sarraf, milyar dolarlık kara para aklayan, altın kaçakçılığı yapan ve bakanlara rüşvet veren ve bütün işlerini rüşvet karşılığında yapan, kendisine engel olan polisleri rüşvet karşılığında süren bir kişinin, ne idiği belirsiz bir kişinin 3 bakanla ilgili ve Hükûmete yakın iş adamlarıyla, bürokratlarla yakınlıklarını hepimiz görüyoruz.

Şimdi, burada, “tape”ler ve fezlekelere baktığımızda neyi görüyoruz? Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetinde Ekonomi Bakanı olarak görev yapan Zafer Çağlayan hakkında 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu’na muhalefet, resmî belgede sahtecilik, birden çok rüşvet aldığına ilişkin iddialar. Neler var bu iddiaların içerisinde? 32 milyon 53 bin 600 euro, 6 milyon 750 bin dolar, 3 milyon 460 bin TL, 300 bin İsviçre frangı. Nerede gözüküyor bunlar? 10/04/2013 tarihinden önce hem teknik takip hem de dijital delillerle tespit edilen maddi menfaatler burada görülüyor.

Bu iddialar vahim iddialardır. Bu iddialar, kul hakkını savunan, Allah inancı olan, helal ile haramı bilen hiç kimse tarafından yok sayılamaz. Bunları hep beraber araştırmak zorundayız.

Bakın, burada, yine aynı görüntüler…

Şimdi, bununla da bitmiyor saatlerden bahsediliyor, pahalı hediyelerden bahsediliyor. Burada bu saatin hesabının mutlaka birileri tarafından verilmesi lazım. Bu komisyonun bunları incelemesi lazım.

Şimdi, İçişleri Bakanı Muammer Güler hakkında, sahte belge düzenlemek, nüfuz suistimali ve birden çok rüşvet aldığına ilişkin suçlamalar. Rüşvet alındığı iddia edilen rakam ne kadar? 5 milyon 800 bin dolar.

Burada, bakın, sayfalar dolusu iddialar var, “tape”ler var. Bunları “darbe” diyerek geçiştiremezsiniz. Eğer, burada, Anadolu coğrafyasında o masum Türk milletinin bir kuruşluk hakkı varsa, o birileri tarafından yeniyorsa, emin olun beş yıllık milletvekilliğine de bedeldir, beş yıllık bakanlığa da bedeldir. Çünkü mazlumun ahını alanların iflah olması mümkün değildir.

Yine, AB Bakanı hakkında birçok kez rüşvet aldığına ilişkin iddialar ortalıkta dolaşıyor. Nedir o? 1,5 milyon dolar. Nerede gidiyor bunlar? Ayakkabı kutularının içerisinde. Nerede gidiyor? Çikolata kutularında. Nerede gidiyor? Takım elbisenin kılıfının içerisinde Egemen Bağış’a 1,5 milyon dolar rüşvet gittiği iddiaları var. Şimdi, ben burada soruyorum, elinizi vicdanınıza koyun: Bakara Suresi’yle alay eden, Kur’an’ın ayetlerini alaya aldığı “tape”yle ortaya çıkan bir bakanı, burada inançlarının sağlam olduğuna inandığım, değer yargılarına güvendiğim milletvekillerinin savunmak mecburiyeti var mıdır? Buradan soruyorum. Metehan Demir -ismi geçen şahıs- en azından şunu yaptı: En azından, televizyonda yaptığı programdan çekilmek zorunda kaldı. Ama sizin Avrupa Birliği Bakanınız hâlâ Başbakanla beraber, hiçbir şey olmamış gibi, balkon konuşmasıyla birtakım şeyleri ifade etmeye çalışıyor. En azından, susmasını bilmek bile büyük bir erdemdir.

Şimdi, gelelim…

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Niye o kadar bağırıyorsun?

SEYFETTİN YILMAZ (Devamla) – Evet, bağıracağız. Vatandaşın hakkı olursa bağıracağız. Mazlum milletin hakkı, kör kuruşunu, o Müslüman Türk milletinin tek kuruşunu sonuna kadar savunacağım ve savunmak için de bağıracağım. Sen rahatsız olsan da bağıracağım.

Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar… Şimdi, onunla ilgili şunu ifade etmek istiyorum: Hakkındaki iddiaları biliyorsunuz ama kendisinin birtakım açıklamaları var. Buradan soracağım: İmar yolsuzluğuyla ilgili, kendine yakın iş adamlarına rant sağladığıyla ilgili, oğluna birtakım imkânların sağlandığıyla ilgili, sit alanında… Bakın, Fatih Belediye Başkanı Mustafa Demir’le ilgili iddia şu: Sit alanındaki arazilerin bakanlığın gücünü kullanarak illegal olarak imar ve inşaata açılması. Bu suçlamalar karşısındaki ifadesinde “Bilal Erdoğan’ın isteği üzerine imara yasak bölge için izin çıkardım, Başbakanın da haberi var.” Herkes de dedi ki: “En azından yürekli bir bakan varmış.” Ve şunu söyledi Bakan: “Bu milleti ve vatanı rahatlatmak için Sayın Başbakanın istifa etmesi gerektiğine inandığımı ifade ediyor, yüce Türk milletine saygılar sunuyorum.”

Ey Bakan, yüce Türk milletini rahatlatacak olan Başbakan size ne yaptı da bu ifadelerinizden vazgeçtiniz? O zaman insanın aklına şu geliyor: Bir gece yarısı 5 polis korumasıyla Başbakanın evine götürüldünüz ve orada şu ifadelerin söylendiği: “Ey Erdoğan Bayraktar, rahat ol. Rahat ol, biz Emniyeti hallediyoruz, savcıları hallettik, HSYK’nın yapısını değiştiriyoruz; bu işi planlayanları, bu işin üstüne giden kim varsa çil yavrusu gibi dağıtıyoruz. Biz seni rahatlatıyoruz, sen ne yapacaksın milletin rahatlamasını? Senin rahatlamanı sağlıyoruz.” denilerek bu söylediklerinizden mi vazgeçtiniz Sayın Erdoğan Bayraktar? Yani, şimdi, insan bir duruş sergiler. Eğer o duruşu sergilediyseniz en azından orada durmasını bilmeniz gerektiğine inanıyorum.

Değerli milletvekilleri, şimdi, burada Adalet ve Kalkınma Partisine bu kadar vahim iddiaların olduğu yerde ne düşerdi? Yargıya gitsin ve sonuna kadar gitsin. “Kim kul hakkı yemişse, kim bu garip gurebanın, fakir fukaranın bir kuruşuna el atmışsa hesabı yüce yargı tarafından sorulsun.” denmesi beklenirdi ama bu beklenti niye gerçekleşmedi biliyor musunuz? Bu işlerin hepsinin içerisinde, 25 Aralıkta görüyoruz ki Sayın Başbakan ve Sayın Başbakanın çocukları var. Meğer, diyorlardı ya “Turpun büyüğü heybede.” diye, 25 Aralıkta Sayın Başbakanın da içerisinde olduğu, Başbakanın çocuklarının da içerisinde olduğu iddialar ortaya çıkınca Türk milletine ne yaptınız? Bir darbe girişiminde bulundunuz. İşte esas darbeyi 25 Aralık itibarıyla Sayın Başbakan yaptı; hakkı bıraktı, hukuku bıraktı, adaleti bıraktı, yargıyı bıraktı, polisi görevden aldı, savcıları görevden aldı ve yerine atadığı savcılarla o mahkemelerde aklanacağını düşündü ve onları sağladı.

İşte Facebook’ta, bakın, Rıza Sarraf -biraz önce saydım- ne idiği belirsiz İranlıyla beraber 3 tane bakan çocuğunu bırakan hâkimin Facebook sayfasındaki… Bir de ne? Savcının vekili, tahliye ediyor ve Facebook sayfasında Başbakanı övüyor. Bir hâkim kararlarıyla konuşur, bir hâkim Türk milleti adına karar verir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SEYFETTİN YILMAZ (Devamla) – İşte bu şartlar altında aklandığınızı düşünüyorsunuz ama Allah’ın adaletinden kurtulamayacaksınız.

Saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Yılmaz.

Hakkında soruşturma açılması istenen eski bakanlardan Ekonomi eski Bakanı Sayın Mehmet Zafer Çağlayan.

Buyurunuz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – Sayın Bakan, saat kaç, saat kaç? (CHP ve MHP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen, rica ediyorum, sayın milletvekilleri, sizden hassaten rica ediyorum.

Buyurunuz.

MEHMET ZAFER ÇAĞLAYAN (Mersin) – Sayın Başkan, yüce Meclisin saygıdeğer üyeleri…

Sayın Başkan, konuşmaya başlamadan önce öncelikle…

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, kaçta ara vereceksiniz?

BAŞKAN – On dakika sonra.

MEHMET ZAFER ÇAĞLAYAN (Devamla) – Konuşsunlar, çok fazla aldırış etmiyorum, yalnız bakın, dakikalardır konuşuluyor. Biz burada on dakikada neyin savunmasını yapabileceğiz? Ben burada sizden yarım saat süre istiyorum.

BAŞKAN – Şimdi, o mümkün değil. Ona ben baktırdım, o itirazı arkadaşlar söylediği için. Yani böyle bir şeyden dolayı, komisyon kurulacak ya, ondan dolayı böyle bir şey mümkün değil hukuki olarak.

MEHMET ZAFER ÇAĞLAYAN (Devamla) – Yüce Divanda…

BAŞKAN – Bir saniye…

Ancak bir danışma meclisi yapılıp getirilmiş olsaydı mümkündü, dolayısıyla böyle bir imkânım yok ama ben sizlere itiraz olmazsa eğer, iki veya üç dakika…

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Biz dört bakanı on dakikada konuşuyoruz da onlar konuşamıyor mu?

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Efendim, burada on dakika neyin savunmasını yapacak? Sizden yarım saat süre istiyorum Sayın Başkan.

OKTAY VURAL (İzmir) – Efendim, eğer böyle bir şey aranıyorsa her bakanla ilgili soruşturma önergesini ayrı ayrı görüşerek komisyon kurulsun, orada daha rahat olur mesela.

BAŞKAN – O zaman mesele yok.

Sayın Vural, kapattım ben, cihazı kapattım, şimdi Sayın Çağlayan’la konuşuyorum, tekrar açacağım. Allah rızası için ya, içim kurudu.

Şimdi, dolayısıyla, o danışma meclisi içinden bir karar alıp getirilmiş olsaydı onu uygulayabiliyorduk ama soruşturma komisyonu kurulduktan sonra Meclise gelecek ya, o zaman konuşma süreniz sınırsız. Yani maalesef benim böyle bir imkânım yok.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, Adalet ve Kalkınma Partisi, grup önerisinde sürelerle ilgili bir düzenleme öngörmemiş. Bu bakımdan, Adalet ve Kalkınma Partisinin bu önergeyi hazırlamasında fayda vardı ama hazırlamamış.

BAŞKAN – Aynı şeyi söylüyoruz Sayın Vural. Ben de bir şey söylemedim. Sayın Çağlayan’a izah ettim, o da bir şey söylemiyor.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Sayın Başkanım, sanıyorum gruplar da buna itiraz etmez yani…

BAŞKAN – Ettiler, ettiler. Sordum, ettiler.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Biz ederiz.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Sayın Başkanım, gruplar burada, Meclis çalışmalarında gruplar “Tamam.” derse rahatlıkla…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Efendim, parası olan burada konuşmaz, öyle bir kaide mi var?

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Kendilerini savunmak için, iddialara cevap vermek için on dakikanın yetersiz olduğunu düşünüyorum.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Para burada geçmez Sayın Başkan!

BAŞKAN – Ama şimdi Sayın Tanal…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Bu para burada geçmez Sayın Başkan!

BAŞKAN – Yani bana karşı bu konuşmanız hiç hoş değil

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Burası para babalarının konuşacağı bir yer değil, para babalarının konuşacağı bir yer değil, İç Tüzük’e göre konuşsunlar.

BAŞKAN – Bakın, hiç hoş değil yani ilzam ettiğiniz kişi benim, hiç hoş değil. Yani farkında değilsiniz, ilzam ettiğiniz kişi benim.

Şimdi, bir talepte bulundu, ben de kendisine cevap veriyorum. Dolayısıyla, şöyle bir soru sordum Genel Kurula. Dolayısıyla, itirazlar olduğu için yapabileceğim bir şey yoktur, maalesef yani yok. Ama ara vereyim, aranızda anlaşıp Danışma Kurulu imzalayıp getirirseniz öyle olur.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Sayın Bakanım olayın daha açık bir şekilde ortaya çıkması ve Türkiye Büyük Millet Meclisini bilgilendirmek açısından ilave konuşma istiyorsa sanıyorum gruplarımızın da buna bir itirazı olmaz Sayın Başkanım, neden olsun?

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Yok, itirazımız var daha hâlâ yoktur diyor, var, benim var.

BAŞKAN – İtiraz ettiler diyorum Sayın Canikli.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Sonuç itibarıyla, olaya her şey söyleniyor, her türlü iddiada bulunuluyor. Dolayısıyla, kendilerini savunmaları ve kendilerini ifade etmeleri kime ne zarar verir Sayın Başkan? Yani dolayısıyla…

BAŞKAN – Şimdi, herkes itiraz etti Sayın Çağlayan, maalesef böyle bir imkânım yok. Sıfırdan başlatıyorum.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkanım, milletvekilleri 4 bakanla ilgili on dakika konuştu yani

MEHMET GÜNAL (Antalya) - On dakika konuşuyoruz.

BAŞKAN – Ya bir şey demiyorum, tamam on dakika konuşacak, Allah rızası için.

Buyurun, buyurun Sayın Çağlayan.

Rica ediyorum Sayın Çağlayan’ı dinleyelim.

OKTAY VURAL (İzmir) – O zaman her bakan için onar dakika versin, grup önerisi getirelim yeniden görüşelim. Kabul ediyorum, kabul ediyorum ben.

MEHMET ZAFER ÇAĞLAYAN (Devamla) – Sayın Başkan…

OKTAY VURAL (İzmir) – Her bakanla ilgili onar dakika konuşalım.

MEHMET ZAFER ÇAĞLAYAN (Devamla) – Efendim, hâlâ konuşamıyorum.

BAŞKAN – Sayın Çağlayan, lütfen siz devam edin.

MEHMET ZAFER ÇAĞLAYAN (Devamla) – Konuşamıyorum efendim.

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, rica ediyorum. On dakikası var, on dakika konuşacak.

AYTUN ÇIRAY (İzmir) – Bütün basın ellerinde. Her gün konuşuyorlar Sayın Başkanım.

BAŞKAN – On dakika konuşacak tamam, itiraz mı ettim, itiraz mı ettim!

AYTUN ÇIRAY (İzmir) – Hayır bir şey demedim.

BAŞKAN – Tamam da niye bağırıyorsunuz onu anlayamadım.

AYTUN ÇIRAY (İzmir) – Burada bir masumiyet havası yaratıyorlar.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, hatiple ilgili, sizinle ilgili değil.

BAŞKAN – Sayın Çağlayan, ben sizi şöyle alayım.

On dakika ara veriyorum, bir ferahlasın insanlar.

Kapanma Saati: 18.57

BEŞİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 19.13

BAŞKAN: Başkan Vekili Meral AKŞENER

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), İsmail KAŞDEMİR (Çanakkale)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 84’üncü Birleşiminin Beşinci Oturumunu açıyorum.

(9/8) esas numaralı Meclis Soruşturması Önergesi’nin görüşmelerine devam ediyoruz ama ondan evvel bir duyuru yapacağım.

VIII.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI (Devam)

3.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Meral Akşener'in, Meclis TV’nin, tüm Türkiye’de 365 farklı noktadan yayın yapan TÜRK TELEKOM sunucularından sorunsuz olarak İnternet üzerinden yayın yapmasının sağlandığına ilişkin konuşması

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, “Meclis televizyonunun, İnternet üzerinden, tüm Türkiye'de 365 farklı noktadan yayın yapan TÜRK TELEKOM sunucularından sorunsuz olarak yayın yapması sağlanmıştır.” diye bir bilgiyi sizinle paylaşıyorum.

OKTAY VURAL (İzmir) – TRT’den haber yok değil mi Sayın Başkan?

BAŞKAN – Henüz ondan bir haber alamadım.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Sayın Başkanım, bu duyuruyu yaptığınız çok iyi oldu, çok memnun olduk.

OKTAY VURAL (İzmir) – TRT yan gelip yatıyor!

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Sayın Başkanım, bu duyuruyu yapmanızdan dolayı teşekkür ediyoruz, çok memnun olduk.

BAŞKAN – Kulaklarım uğulduyor artık ya, vallahi. Biraz da bana acıyın.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Teşekkür ediyoruz Sayın Başkanım, bütün Türkiye izleyebiliyor.

OKTAY VURAL (İzmir) – TRT, RTE televizyonu!

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Sayın Başkan, burada canlı yayın var zaten, Melda arkadaşımız yapıyor.

IX.- MECLİS SORUŞTURMASI (Devam)

A) Ön Görüşmeler (Devam)

1.- Isparta Milletvekili Süreyya Sadi Bilgiç ve 76 Milletvekilinin; Ekonomi Eski Bakanı Mehmet Zafer Çağlayan hakkında, bir şahıstan sağlanan miktar ve değeri tespit edilemeyen bazı maddi menfaatler karşılığında bu şahsın İran’a altın ihracatı yapması işlerinde imtiyaz sağladığı, Gana’dan kaçak yollarla yurda sokulmak istendiği iddia edilen 1,5 ton altınla ilgili adli ve idari soruşturmaları engelleyerek altının Dubai’ye çıkışını sağlamaya çalıştığı ve bu eylemlerin Kaçakçılıkla Mücadele Kanununa Muhalefet oluşturduğu, Türk Ceza Kanunu’nun 204 ve 252’nci maddelerine uyduğu; İçişleri Eski Bakanı Muammer Güler hakkında, bir şahıstan sağlanan miktar ve değeri tespit edilemeyen bazı maddi menfaatler karşılığında bu şahsın araçlarına trafikte emniyet şeridini kullanma imtiyazı verdiği ve söz konusu şahıs için koruma polisi görevlendirdiği, bu şahısla birlikte gözaltına alınan bazı şüphelilerin ve yakınlarının yasaya aykırı olarak istisnai yoldan Türk vatandaşlığına geçirilmesini sağladığı, bu şahısla ilgili adli veya istihbari çalışma yapılıp yapılmadığının araştırılması için talimat verdiği, bu şahsın usulsüzlükleri hakkında basında çıkacak haberlerin engellenmesi için girişimlerde bulunduğu ve bu eylemlerin Türk Ceza Kanunu’nun 204, 255, 252 ve 285’nci maddelerine uyduğu; Avrupa Birliği Eski Bakanı Egemen Bağış hakkında, bir şahıstan sağlanan miktar ve değeri tespit edilemeyen bazı maddi menfaatler karşılığında bu şahsın turizm belgeli bir otel kiralama girişimi ile yakınlarına vize alınması işleri için aracılık ettiği, bu şahısla ilgili bir soruşturma olup olmadığı yönünde ilgili kurum ve kuruluşlarda araştırma yapılmasını sağladığı ve bu şahsın faaliyeti ile ilgili basında haber yapılmasının önlenmesi için girişimlerde bulunduğu ve bu eylemlerin Türk Ceza Kanunu’nun 255 ve 252’nci maddelerine uyduğu; Çevre ve Şehircilik Eski Bakanı Erdoğan Bayraktar hakkında, bir suç örgütünün yönetici ve üyelerinin kendilerine sağlanan ve miktar ve değeri tespit edilemeyen bazı menfaatler karşılığında kişiye özel imtiyazlı imar planlarını onaylattıkları ve imar planlarına aykırı olarak yapılan bazı projelerin usulsüzlüklerine göz yumdukları ve denetimlerden sorunsuzca geçmelerini sağladıkları ve bu eylemlerin Türk Ceza Kanunu’nun 255 ve 257’nci maddelerine uyduğu iddialarıyla Meclis soruşturması açılmasına ilişkin önergesi (9/8) (Devam)

BAŞKAN – Ekonomi eski Bakanı Sayın Mehmet Zafer Çağlayan, buyurunuz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MEHMET ZAFER ÇAĞLAYAN (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; şahsımla ilgili verilen (9/8) esas numaralı Soruşturma Önergesi’yle ilgili söz almış bulunmaktayım. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

17 Aralıktan itibaren uygulanmaya çalışılan sistematik bir itibarsızlaştırma kampanyasıyla karşı karşıya kaldık. Her türlü iftira, yalan, her türlü illegal deliller, hukuksuz dinlemeler ve bunlarla yapılan montajlar bu süreçte karşımıza çıkartıldı. Bunları kamuoyu ibretle izledi.

GÖKHAN GÜNAYDIN (Ankara) – İbretle izledik, ibretle.

MEHMET ZAFER ÇAĞLAYAN (Devamla) – Kısıtlı süremi de verimli kullanmak amacıyla öncelikle, hâlâ savcılık tarafından yürütülen dosyada gizlilik kararı olmasına rağmen hakkımdaki tamamen asılsız iddialara delilleriyle birlikte cevap vereceğim. Özellikle belirtmek ve tutanaklara geçmesini istiyorum ki gizlilik kararı olan bir dosyada bizleri konuşturarak ve konuşarak suç işliyoruz. Ama, bundan daha önemli olan bu siyasi linç operasyonunun Türkiye’ye vermek istediği ve hatta verdiği zararları sizlerle paylaşacağım.

Değerli arkadaşlar, beni tanıyanlar bilir, yirmi yedi yıllık bir sanayicilik geçmişi olan, on üç yıl Ankara Sanayi Odası Başkanlığı yapmış bir iş adamıyım. 2007 yılından beridir bu kutsal çatı altında siz değerli arkadaşlarımla birlikte milletin vekili ve Hükûmetin çeşitli bakanlık görevlerini üstlenmiş bulunmaktayım. Gerek Sanayi ve Ticaret Bakanlığım gerek Devlet Bakanlığım gerekse Ekonomi Bakanlığım süresince, altı buçuk yıl bir çoğunuzla hem illerinizde hem de yurt dışı çalışmalarınız esnasında birlikte olduk. Bu süreçlerde sizlerin de yakından takip ettiği gibi, ben ülkemizin ticaretine, ihracatına, istihdamına katkı yapan her bir iş adamıyla ilgilenmiş, sorunlarıyla hemhâl olmuşumdur. Sözde bu yolsuzluk operasyonunda şahsıma atılan iddiaların biri, benim makamımı ve hatta Özel Kalemimi iş adamlarıma tahsis ettiğimdir. Evet, değerli milletvekilleri, ben bu iddiayı aynen kabul ediyorum ve bir itirafta daha bulunuyorum. Sanayi Odası Başkanı olduğum dönemde de, bakan olduğum dönemde de, hatta istifam sonrası milletvekili olduğum bu süreçte de, kendimi de, çalışma arkadaşlarımı da bu ülkede çivi çakan, taş üstüne taş koyan, Türkiye’nin ihracatına katkısı olan ve olacak tüm iş adamlarımızın emrine amade ettim, etmeye de devam edeceğim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Rıza Sarraf…

MEHMET ZAFER ÇAĞLAYAN (Devamla) – Evet, bu, suç ise bu suçu yirmi yıldır işlediğimi itiraf ediyor ve bu suçu kabul ediyorum.

Arkadaşlar, zor olan nedir biliyor musunuz? Başkalarının yaptığı işlemlerden dolayı benim ve oğlumun savunma yapması yani taraf olmadığımız bir konunun içine çekilmemizdir, yaklaşık beş aydır aile boyu bu sıkıntıyı yaşıyoruz. İtibarsızlaştırmayla karşı karşıyayız, yargısız infazlarla karşı karşıyayız ve büyük bir iftirayla, büyük bir yalanla karşı karşıyayız. (CHP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Sayın Özgündüz, lütfen...

MEHMET ZAFER ÇAĞLAYAN (Devamla) – Bunlar beni yaralıyor ama yine de bu ülke için, bu millet için canımız feda olsun. Şimdi, hakkımdaki asılsız iddialara cevap vermeye devam ediyorum.

Arkadaşlar, bırakın, savunma hakkını dinleme müdanası olmayan, buna bile tahammül edemeyene cevap vermekle uğraşmayın. Bırakın, siz beni dinleyin. (CHP sıralarından gürültüler)

Bugüne kadar bazı milletvekillerinin ve taraflı basının diline dolamış olduğu…

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Daha Yüce Divana gideceksiniz.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, çok rica ediyorum, lütfen…

MEHMET ZAFER ÇAĞLAYAN (Devamla) – Sayın Başkanım, süreme ilave edilmesini istiyorum bu kesintilerin. Madem savunma hakkım kısıtlı, lütfen…(CHP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Lütfen, buyurun siz.

MEHMET ZAFER ÇAĞLAYAN (Devamla) – Bugüne kadar… (CHP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, rica ediyorum.

MEHMET ZAFER ÇAĞLAYAN (Devamla) – …bazı milletvekillerinin ve taraflı basının diline dolamış olduğu saat konusuyla ilgili başlamak istiyorum. Aslında bu konuda avukatım aracılığıyla bir basın açıklaması yapmış, sürdürülen soruşturma dosyasında gizlilik kararı olduğundan dolayı kapsamlı açıklamalarda bulunamamıştım.

TUFAN KÖSE (Çorum) – Gizlilik kararının arkasına sığınma.

MEHMET ZAFER ÇAĞLAYAN (Devamla) – Bahse konu saatin şahsım tarafından alındığını ve bedelinin tarafımca ödendiğini belirtmiştim ancak bu konuda bazıları yargısız infaz yaparak şahsımla ilgili yakışmayan ifadeler kullandı.

TUFAN KÖSE (Çorum) – Yazıklar olsun, yazıklar olsun!

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Vergisini öde.

BAŞKAN – Sayın Özgündüz, lütfen, rica ediyorum…

MEHMET ZAFER ÇAĞLAYAN (Devamla) – Bakın, bir kez daha Genel Kurul huzurunda anlatıyorum, diyorum ki bu saat tarafımca alınmış, bedeli tarafımca ödenmiş ve mal beyanıma da girmiştir arkadaşlar. (CHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar!)

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Vergisi, vergisi…

MEHMET ZAFER ÇAĞLAYAN (Devamla) – Şimdi, bir diğer istismar konusuna geliyorum. Bir diğer istismar konusu da önergelerde suçlu olduğu iddia edilen Rıza Sarraf’ın uçağıyla gittiğim iddiasına gelince, soruyorum: Siz insanların suçlu olup olmadığını nereden biliyorsunuz? Operasyon yapılırken siz de orada mıydınız? Elinizde mahkeme kararları mı var? Ben, en azından bilmiyorum.

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Dosya burada, dosya burada.

MEHMET ZAFER ÇAĞLAYAN (Devamla) – Arkadaşlar, siz bilmezsiniz, ben 1995 yılında, 38 yaşındayken, Sanayi Odası Başkanı olmadan evvel kutsal görevim olan hac ziyaretimi yaptım ve hac ziyaretimi yaparken de…(CHP sıralarından sıra kapaklarına vurmalar, gürültüler)

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Ayıp ya, ayıp ya, halâ dini kullanıyorsun.

MEHMET ZAFER ÇAĞLAYAN (Devamla) – …ailemden başkası bunu bilmez. Ve şimdi, defalarca hac ziyareti…

ALİ HAYDAR ÖNER (Isparta) – Ne alakası var?

MEHMET ZAFER ÇAĞLAYAN (Devamla) – …defalarca umre ziyareti yaptım. Söz konusu ziyaretimi de ben bir acente üzerinden gerçekleştirdim. Bu ziyaretin bedelinin de tarafımca ödendiğini, işte, belgelerle size burada gösteriyorum.

TUFAN KÖSE (Çorum) – Vay anasını ya!

MEHMET ZAFER ÇAĞLAYAN (Devamla) – Ancak, bakın, bu iddialara tek tek cevap veriyorum ama şunu da özellikle belirtmek isterim ki bu bir itibarsızlaştırma operasyonudur. Umre konusunun bu iddialar arasında yer almasının sebebi bize inanan, bize güvenen ve hatta 30 Martta bu güveni tekrarlayan aziz Türk milletinin manevi, dinî ve muhafazakâr duygularını istismar etmektir. Geçin bu işi, bu işten size ekmek çıkmaz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlar, bakın, kaldı ki hac gibi, umre gibi mukaddes görevlerin böyle asılsız iddialara malzeme yapılması inanın ki inciticidir.

Şimdi gelelim bir başka asılsız iddiaya. İstanbul Atatürk Havalimanı’na inen, Gana’dan geldiği söylenen bir uçakta bulunan 1,5 ton altınla ilgili şahsıma yapılan, bu işleme ilişkin adli ve idari soruşturmaları engellediğim yalanıdır. Konu kısaca şudur: Atatürk Havalimanı’na inen, Gana’dan gelen bir uçak yüküyle ilgili olarak gümrük idaresine gerekli belgeleri sunamadığı için bu durum gümrük idaresince tutanağa bağlanmıştır.

TUFAN KÖSE (Çorum) – Sen de hiç utanma kalmamış!

MEHMET ZAFER ÇAĞLAYAN (Devamla) - Daha sonra özet beyan verilmiş, eksik belgeler tamamlanmış, uçak muayeneye hazır hâle getirilmiş ve uçak Dubai’ye gitmiştir.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Hava Meydanları kamera kayıtlarını göster.

MEHMET ZAFER ÇAĞLAYAN (Devamla) - Ancak buna geçmeden önce, insaf ve vicdan sahibi olan insanlara şunu belirtmek istiyorum ki size bahsedeceğim bu konuyla ilgili gerek gümrük gerekse savcılıkta yapılan tüm işlemlerde adım dahi geçmezken söz konusu iddiayla adımın ilişkilendirilmiş olmasıdır.

TUFAN KÖSE (Çorum) – Sana kimse inanmıyor, bu taraf da inanmıyor sana!

MEHMET ZAFER ÇAĞLAYAN (Devamla) - Bu konuda ilk işlem Gümrük ve Ticaret Bakanlığı müfettişleri tarafından yapılmıştır. Altının gümrük vergisinden muaf ve KDV’den istisna olması nedeniyle Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu kapsamına girmediği, altın ithalatına teşebbüs edilmesi nedeniyle Gümrük Kanunu’nun ilgili maddesiyle para cezasının uygulanması ifade edilmiş ve beyan edilen malla ilgili başsavcılık tarafından değerlendirilmesi ifade edilmiştir. Arkadaşlar, görüyorsunuz, herhangi bir idari soruşturmaya engel olmamışım. Devam eden süreçte bu soruşturma raporunu referans alarak işlem yapan Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı 25 Kasım 2013 tarihli kararıyla kovuşturmaya yer olmadığına hükmetmiştir.

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Kaldırıldı onlar, kaldırıldı! Soruşturma açıldı, yalan söylüyorsun!

MEHMET ZAFER ÇAĞLAYAN (Devamla) - Yine, Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığının 18/12/2013 tarihli idari yaptırım kararıyla Türk Parasını Koruma Kanunu maddesi gereğince idari para cezası verilmiş ancak bu karar Bakırköy 10. Sulh Ceza Mahkemesinin 18 Nisan 2014 tarihli idari yaptırım kararına göre, itirazın kabulü kararıyla kaldırılmıştır.

Değerli vekiller, bu iddiada şahsıma yöneltilen suçlama, idari ve adli işlemleri engellemektir. Gana’dan geldiği belirtilen uçak hakkında her türlü idari işlem yapılmış ve bu işlemler gereğince kesilebilecek idari para cezaları kesilmiştir. Bununla da kalmayarak Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı tüm iddiaları araştırmış ve bunlara ilişkin kararlarını vermiştir.

Sonuç olarak, ortada 1 liralık vergi kaybı ve kaçağı yoktur. Zira altın ithali gümrük vergisine ve KDV’ye tabi değildir. Kaldı ki bu teşebbüsü yapanların benimle ilgisi yoktur. Konunun hiçbir tarafında benim ve Bakanlığın görev alanına giren hiçbir husus yoktur.

Değerli arkadaşlar, geliyorum diğer bir yalana, diğer bir safsataya. Rıza Sarraf’ın İran’a yapmış olduğu ihracatlarda Halkbankın komisyon oranının düşürülmesi ve ihracat yapılmasına kolaylık sağladığım iddiasıdır. Bir sonraki konuşmamda asıl bunun Türkiye üzerinde oynanan oyunu ekonomik verileriyle sizlere vereceğim ancak çok net ve açık bir mevzuat çerçevesinde yapılan işlemlerin hukuken eleştirilmesinin gerekçesini anlamak zordur. Ortada tipik bir yargısız infaz çabası vardır.

Halk Bankasının bu konudaki rolünü ve durumunu açıklamak istersem, özellikle Halkbankın bir yandan KİT statüsünde, kamu sermayeli banka olması, bir yandan 1980 yılından beri İran’da temsilciliğinin bulunması nedeniyle devrede olduğunu unutmayın. Nitekim ortada konuyla ilgili olarak savcılığın talebiyle Halkbank tarafından yapılan bir teftiş ve soruşturma bulunuyor. Halkbank tarafından aracılık edilen İran’la ilintili dış ticaret işlemlerine ilişkin iddialar, bakın, 4 müfettiş tarafından 22 Ocak 2014 tarihinde incelenmiş, raporda, rapor burada.

Sahte belge olayı…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET ZAFER ÇAĞLAYAN (Devamla) – Komisyon indirimi ve işlemler arasında ayrım yaptığı iddiaları tek tek incelenmiş bulunmaktadır. (CHP sıralarından gürültüler)

TUFAN KÖSE (Çorum) – Niye istifa ettin o zaman, niye istifa ettin?

MEHMET ZAFER ÇAĞLAYAN (Devamla) – Sayın Başkan, bir dakika istiyorum sadece, lütfen, bir dakika istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun.

MEHMET ZAFER ÇAĞLAYAN (Devamla) – Ve değerli arkadaşlar, Halkbank yaptığı raporla bunları ortaya koymuştur. Savcılık soruşturması kapsamında hakkında bilgi talep edilen firmaların peşin bedel karşılığında gerçekleştirdiği ihracat sistemleri incelenmiş, bu işlemlerin tümüne ilişkin proforma faturalar, fatura ve gümrük beyannamelerinin bulunduğu, gümrük beyannamelerinin Gümrük ve Ticaret Bakanlığı Gümrük Veri Ambarı Sistemi’ne yüklenen gümrük beyannameleriyle tutarlı olduğu ortaya konmuştur. Bilmeyenler için söylüyorum: Peşin ihracatlarda, transit ihracatlarda hiçbir şekilde ihracatçı proforma fatura sunma mecburiyetinde değildir.

Savcılık soruşturması konusunda, Royal Grubu ve diğer grupla ilgili yapılan araştırmalarda Halk Bankası, transfer bedelinin altın için binde 4, gıda ihracatı için binde 8 oranında komisyona tabi tutulduğu ve firmalara uygulanan komisyon oranlarının piyasa koşullarına göre makul sevilerde olduğu ve herhangi bir firma için özel bir uygulamaya gidilmediği, bu işlemlerde bankanın belirleyici değil asıl belirleyici olanın İran’da mal alan ile Türkiye’de mal satanın olduğu çok net bir şekilde ortaya konulmuştur.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET ZAFER ÇAĞLAYAN (Devamla) – Tamamen ulusal ve uluslararası mevzuata ve ticaretin gereklerine uygun olarak yapılan altın ihracatı, bu işlemlere aracılık yapan Halkbankın durumu budur.

TUFAN KÖSE (Çorum) – Niye istifa ettin, niye?

MEHMET ZAFER ÇAĞLAYAN (Devamla) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Yok, teşekkür ederim.

Sözünüz kesildiği için bir dakika ekledim.

MEHMET ZAFER ÇAĞLAYAN (Devamla) – Saygıdeğer milletvekilleri, sonuç olarak şunu ifade etmek istiyorum: Ortaya atılan iddiaların hepsi yalandır, dolandır, iftiradır.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – O zaman mahkemeye gitsin, mahkemeye.

MEHMET ZAFER ÇAĞLAYAN (Devamla) – Bu operasyonda amaç, Tayyip Erdoğan ve ailesi; araç, Zafer Çağlayan ve ailesi olmuştur.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Hâkimleri, savcıları görevden almayın o zaman.

MEHMET ZAFER ÇAĞLAYAN (Devamla) – Hepinizi saygı ve hürmetle selamlıyorum.

Sağ olun, var olun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Çağlayan.

OKTAY VURAL (İzmir) – Efendim, Sayın Bakan, Meclis soruşturma önergesine konu olan Sayın Bakan iddialarla ilgili bir şey ortaya koyamadı. Tabii, bu havale edilen paralar… Dolayısıyla, bu soruşturma önergesinde ne umreden bahsediliyor ne saatten bahsediliyor. Bunlarla ilgili ortaya koyduğu savunma, diğer konuları göz ardı etmesi bu iddialar karşısında ezildiğini ortaya koyuyor, bunu ifade etmek istedim.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Sayın Başkan, Sayın eski Bakanımız bu konuyla ilgili, bütün bunları kamuoyuyla paylaşmak için ilave süre istedi.

BAŞKAN – Evet, Genel Kurul da izin vermedi.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Yani verilemedi şu veya bu nedenle ama gruplar bu konuda kendisini anlatması için yeterli süre vermediler. Ayrıca, sabahtan beri belge gösteriyor Sayın Bakan.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Şimdi ben ikinizi de duymuyorum. Herkesinki tutanağa geçti.

Ben Sayın Egemen Bağış’ı çağırabilir miyim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar; CHP ve MHP sıralarından “Yuh!” sesleri)

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, eğer Adalet ve Kalkınma Partisi bu konuda samimiyse, bu konularla ilgili, görüşmelerle ilgili Adalet ve Kalkınma Partisi bu konuda samimiyse, görüşmelerle ilgili, görüşme sürelerini artıracak önergeyi getirsinler, hodri meydan!

BAŞKAN - Evet, teşekkür ederim.

OKTAY VURAL (İzmir) – Buyurun, hodri meydan! Haydi yüreğiniz yetiyorsa getirin önergeyi.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – “Tamam.” deyin. “Tamam.” deyin.

OKTAY VURAL (İzmir) – Ne konuşuyorsun orada! Hadi! Hadi! Yürü!

BAŞKAN – Şimdi, değerli milletvekili arkadaşlarım, çok değerli arkadaşlarım, sükûneti sağlayabilirsek…

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Gruplar tamam derse Sayın Başkan verecek.

OKTAY VURAL (İzmir) – El kesesinden düğün yapma, boşver. Kendi kesenden yap.

BAŞKAN - Avrupa Birliği eski Bakanı Sayın Egemen Bağış, buyurunuz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

EGEMEN BAĞIŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; heyetinizi ve bütün milletvekili arkadaşlarımı saygıyla selamlıyorum.

17 Aralıkta başlayan sözde yolsuzluk operasyonu ve darbe girişimi kapsamında, hakkımızdaki iddialara cevap verme imkânı tanıdığı için Meclis Başkanlık Divanına ve siz değerli milletvekili arkadaşlarıma teşekkürlerimi sunuyorum.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Utanmaz adam! Allah’sız herif!

BAŞKAN – Sayın Türkkan, lütfen…

EGEMEN BAĞIŞ (Devamla) – Doğrusu, bu kürsüde, böylesine çirkin, mesnetsiz ve adice kurgulanmış…

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Utanmaz adam! Allah’sız adam! Terbiyesiz herif!

BAŞKAN – Sayın Türkkan, rica ediyorum.

EGEMEN BAĞIŞ (Devamla) - …iftiraların hedefinde…

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) –  Utanmaz, haysiyetsiz herif!

BAŞKAN – Rica ediyorum, lütfen…

EGEMEN BAĞIŞ (Devamla) - …yer alıyor olmaktan büyük bir üzüntü ve acı duyuyorum. (MHP sıralarından sıra kapaklarına vurmalar)

On iki yıldır bu çatı altında “milletin vekili” sıfatını üzerinde gururla taşıyan, bu kürsüde, her zaman, ülkem ve milletim adına yapılan yararlı çalışmaları, reformları anlatan bir kardeşiniz olarak  bugün böylesine çirkin iftiraların hedefinde olmak, gerçekten son derece yaralayıcı. (CHP sıralarından “Vay, vay, vay!” sesleri)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, rica ediyorum.

EGEMEN BAĞIŞ (Devamla) – 17 Aralıktan bu yana, kendi emellerine ulaşmak için her yolu mübah gören gözü dönmüş bir örgütün sistematik itibarsızlaştırma kampanyasına maruz bırakıldık.

TUFAN KÖSE (Çorum) – Ortak değil miydiniz, ortak, ortak?

EGEMEN BAĞIŞ (Devamla) – Üzerinde gizlilik olduğu gerekçesiyle dosyanın muhatabı olan bizlerle dahi paylaşılmayan ama medyaya… (CHP ve MHP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, rica ediyorum.

EGEMEN BAĞIŞ (Devamla) – …çarşaf çarşaf servis edilen sözde belgelerle kamuoyu vicdanında mahkûm ettirilmeye çalışıldık. Şahsımıza, ailemize, partimize, itibarımıza, önceden planlandığı çok açık olan bir linç kampanyası başlatıldı. (CHP ve MHP sıralarından gürültüler) Hukukun en temel ilkeleri, masumiyet karinesi ayaklar altına alındı. Bizleri ve partimizi itibarsızlaştırmak için, organize bir algı operasyonuna, itibar cellatlığına girişildi, hatta 17 Aralıktan çok önce, daha sonra paralel yapıyla ilişkili olduğu ortaya çıkan bir İnternet çetesinin saldırılarına 2011’den bu yana maruz kaldık.

Keza, 17 Aralıktan bir hafta önce katıldığım bir televizyon programında dershanelerle ilgili sorulan bir soruya verdiğim cevap üzerine paralel yapının medyasından 3 önde gelen ismin tehdit imalı cep telefonu mesajlarını aldık.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Terbiyesiz adam!

EGEMEN BAĞIŞ (Devamla) -  Tehditle, şantajla bizi susturamayanlar 17 ve 25 Aralık darbe girişimiyle bu sefer aslı astarı olmayan çirkin iftiralarla hakkımızda siyasi darağaçları hazırlamaya kalktı.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Utanmaz! Sen makara yapmaya devam et!

EGEMEN BAĞIŞ (Devamla) - Başbakanımızın dediği gibi, Allah düşmanın bile şereflisini nasip etsin. (CHP ve MHP sıralarından gürültüler)

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Allah’ın adını anma Allahsız adam!

EGEMEN BAĞIŞ (Devamla) - Bildiğiniz gibi, bu iddialar ve iftiraların gündeme gelmesinin akabinde ilk olarak milletimizin ve yüce Meclisin huzuruna çıkıp bu kürsüden iddialara cevap vermiş, alnımızın ak, başımızın dik olduğunu vurgulamıştık. (CHP ve MHP sıralarından gürültüler)

TUFAN KÖSE (Çorum) – Utanmazsın sen!

EGEMEN BAĞIŞ (Devamla) - Aradan geçen sürede herkes konuştu, biz sustuk. İftiralar, yargısız infazlar, itibarsızlaştırma gayretleri devam ederken, biz, en önce milletin kürsüsünde kendimizi anlatmayı tercih ettiğimiz için bugünü bekledik ve bugün buradayız. Yine, yüce Meclis çatısı altında milletin kürsüsündeyiz, artık susmayacağız, yutkunmayacağız. Bize bu hain kumpası kuranlarla ilk günden itibaren kararlılıkla devam eden mücadelemizi bugünden itibaren milletimizle de paylaşmaya, bu karanlık odakların  iç yüzünü milletimize anlatmaya devam edeceğiz. (CHP ve MHP sıralarından gürültüler)

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Terbiyesiz herif!

BAŞKAN – Sayın Türkkan, lütfen…

Sayın milletvekilleri, rica ediyorum.

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Elbise Vakko’dan mı?

BAŞKAN - Sayın Özgündüz, yeter! Yapmayın.

EGEMEN BAĞIŞ (Devamla) - Gerçekler elbet er ya da geç ortaya çıkacak. Neyin ne olduğu, hangi çirkin tezgâhların tedavüle sokulduğu, ne tür iftiralarla insanların hakkına, hukukuna tecavüz edildiği elbet anlaşılacak. Biz bunu biliyor ve asla hukuk nezdinde hesaplaşmaktan çekinmiyoruz. Hiçbir zaman dokunulmazlığımızın arkasına saklanacak tıynette olmadık.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Haydi! Haydi!

EGEMEN BAĞIŞ (Devamla) - Bakınız, bu kardeşiniz başörtüsüyle ilgili bir soruya cevaben “Millet neyse vekili o olmalıdır.” dediği için siyasetten men edilme talebiyle Anayasa Mahkemesinde partimize açılan kapatma davası kapsamında yargılandı. Bundan asla gocunmadık.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Korkuyorsun tabii, gizli oylama ya.

EGEMEN BAĞIŞ (Devamla) - Aksine, gurur duyduk çünkü bu milletin vekillerini birbirinden ayıran; sadece vekillerini değil, insanlarını kılık kıyafetinden dolayı ayrımcılığa mahkûm eden zihniyete meydan okumak bizim için utanılacak değil, gurur duyulacak bir hatıradır.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Terbiyesiz herif!

EGEMEN BAĞIŞ (Devamla) - Ne garip bir çelişkidir ki, dün bize irticacı yaftasını yapıştırmaya kalkanlar, bu sefer, siyasi bir montaj ses kaydı üzerinden bizim imanımızı sorgulamaya ve sorgulatmaya kalktılar.

FARUK BAL (Konya) – Makarayı mı, makarayı mı?

EGEMEN BAĞIŞ (Devamla) - Paralel yapının daha önce dinleyip havuzunda tuttuğu anlaşılan, yirmi yıllık bir arkadaşımla telefon görüşmemi arşivden çıkarıp kestiler, biçtiler, montajladılar, amaçlarına göre makyajladılar ve bu montaj üzerinden benim imanımı sorgulatmaya kalktılar. [CHP ve MHP sıralarından alkışlar(!)]

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Kesme, yapıştırma sana ait.

EGEMEN BAĞIŞ (Devamla) - Bu milletin inancı ve değerlerini yıllarca hor gören siyasetçiler, gazeteciler medya ve sosyal medya üzerinden imanımız hakkında hadleri olmadan ahkâm kesmeye kalktılar. O gün açıkladım, bugün bir kez daha açıklıyorum: O kayıt aleni bir montajdır ve mahkemeler nezdinde buna yönelik girişimlerimiz ilk günden başlamıştır.

Ne acı ki, bu yasa dışı dinlemeler nasıl yapıldı? Bu dinleme havuzları, montaj ve dublaj merkezleri nasıl, hangi amaca yönelik kuruldu, bunlar hiç tartışılmıyor. Ama o ihanet merkezlerinde üretilen montaj ve dublajlarla insanlar suçlanıyor, lekeleniyor. Bugün…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Metehan niye özür diliyor Metehan madem montaj?

EGEMEN BAĞIŞ (Devamla) - Tekrar ediyorum, bizim imanımızı sorgulamak kimsenin haddi değildir, sizin hiç değildir. Burada sizlere imanımın ve inancımın ölçüsünü anlatma çabası içerisinde olmayacağım, zira Allah her şeyi bilendir.

Avrupa’da ve ülkemizde, inancımıza, Kitabımıza, Peygamberimize dil uzatmaya kalkan İslam düşmanlarına hadlerini bildirmekten çekinmediğimize milletimiz ve o platformlarda bizlerle olan milletvekilleri de şahittir. Yani bizi bilen bilir, bilmeyen de kendi gibi bilir.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Sus bari sus!

EGEMEN BAĞIŞ (Devamla) - Değerli milletvekilleri, 17 ve 25 Aralık darbe girişimlerine ve yukarıda belirttiğim konulara ilaveten, biliyorsunuz, bu paralel medya bir iddia ortaya attı: Güya, Avrupa Birliği…

(Hatip kürsüde konuşurken Çorum Milletvekili Tufan Köse’nin cep telefonuyla hatibin fotoğrafını çekmesi)

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Ne yapıyorsun sen? Otur yerine, otur! (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

İBRAHİM KORKMAZ (Düzce) – Ne yapıyorsun?

EGEMEN BAĞIŞ (Devamla) - Sayın Başkan, ek süre istiyorum, beni konuşturmuyorlar, süre istiyorum.

BAŞKAN – Sayın Bağış, devam edin siz lütfen.

(CHP sıralarından bir grup milletvekilinin konuşmacı kürsüsüne sırtını dönmesi)

EGEMEN BAĞIŞ (Devamla) – Bakın, bir iddia ortaya attılar, Avrupa Birliği Bakanlığının ilgili kuruluşu olan Türkiye Ulusal Ajansında usulsüz ihaleler ve personel alımı yapıldığına yönelik iddialarda bulundular. Hakkında soruşturma açtırdığım  bir bürokratın, soruşturma esnasında istifa eden bir bürokratın yazdığı bir elektronik postayı hiçbir süzgeçten geçirmeden doğruymuş gibi çarşaf çarşaf yayınladılar. Buna dayanarak, Avrupa Birliğinin AB fonlarını, Erasmus Programı’nı askıya alacağını iddia ettiler. Ve Avrupa Birliği Türkiye’ye müfettişler gönderdi, üç ay Ulusal Ajansta didik didik araştırma yaptılar ve bir rapor ortaya çıktı, hiçbir usulsüzlük olmadığı Avrupa Birliği tarafından da ilan edildi, ki Avrupa Birliği Komisyonunun ne kadar titiz olduğunu sizler de biliyorsunuz. (CHP sıralarından gürültüler) İşte, bunu neden söylüyorum? İftira atmak çok kolay, çamur atmak çok kolay.

ALİ ÖZ (Mersin) – Onu en iyi siz bilirsiniz.

EGEMEN BAĞIŞ (Devamla) – Hamdolsun, hayatım boyunca ne şahsımın ne ailemin ne partimin ne de bana güvenenlerin başını öne eğdirecek hiçbir şey yapmadım, yapmam, yapamam.

O zaman da söyledim, bugün bir kez daha söylüyorum: 17 Aralık soruşturmasında, şahsımın bir iş adamından 3 kez rüşvet aldığı iddiası külliyen yalandır, iftiradır, alçakça, şerefsizce kurgulanmış bir iftiradan başka bir şey değildir.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sensin o, dediklerin sensin!

EGEMEN BAĞIŞ (Devamla) –  Evet, söz konusu iş adamı Rıza Sarraf’ı beş yıldır tanırım. Kendisiyle, on beş yıldır tanıdığım değerli bir sanatçımız olan Sayın Ebru Gündeş’in eşi sıfatıyla ilk kez beş yıl önce Darülacezede her sene eşimle birlikte verdiğimiz bir iftar yemeğinde tanıştım. Daha sonra çeşitli organizasyonlarda, davetlerde karşılaştık.

Şimdi, gelelim hakkımdaki iddialara. Nedir o iddia? Rıza Sarraf’tan 3 kez, toplamda 1,5 milyon dolar rüşvet almak. Dediğim gibi, bu iddia külliyen yalandır, iftiradır. Peki, bu iftiraya dayanak olarak öne sürülen 3 olay nedir?

İddia bir: Rıza Sarraf’ın babasına İtalyan vizesi başvurusuna yardımcı olmak karşılığında 500 bin dolar. Güler misiniz, ağlar mısınız? Yani şahsımı, Türkiye’nin tanınmış bir sanatçısının kayınpederine, başvurusu dahi olmayan İtalya vizesi almaya yardımcı olmak karşılığında 500 bin dolar almakla itham ettiler, iftira attılar.

Sayın milletvekilleri, on iki yıllık siyasi hayatım boyunca her biriniz gibi ben de birçok kişinin vize almasına yardımcı oldum, çalışma arkadaşlarım veya şahsım aracılığıyla destek vermeye çalıştım. Şahsım ve Bakanlığım tarafından yüz binlerce vatandaşımızın, AB fonlarıyla eğitime gönderilen öğrencilerimizin, sporcularımızın, sanatçılarımızın, gazetecilerimizin vize başvurularında insani çerçevede yardım edilmesine vesile oldum.

TUFAN KÖSE (Çorum) – Niye istifa ettin?

EGEMEN BAĞIŞ (Devamla) – Evet, Rıza Sarraf’ın babası için bir vize yardım talebi aldım ama vizeye başvurmadılar bile. Alınmamış bir vize için yardımcı olduğum iddiasıyla 500 bin dolar aldığımı iddia ettiler.

Gelelim ikinci iddiaya: Adı geçen şahsın otel projesine aracılık yaptığım ve bunun için de bir 500 bin dolar daha aldığım iddia edildi.

Konunun özeti şudur: Bir etkinlikte karşılaştığımızda ortak bir tanıdığımızdan otel yapma düşüncesiyle bir bina satın aldığını söyledi. Ben de her ikisine de hayırlı olsun dedim, onun dışında tek bir müdahalem olmamıştır. Türkiye’de herhangi bir…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Şimdi, bir dakika ekliyorum size.

Buyurun.

EGEMEN BAĞIŞ (Devamla) – …bir ilçe belediyesinin, herhangi bir büyükşehir belediyesinin, herhangi bir bakanlığın -Turizm Bakanlığının ya da bir başka kuruluşun- tek bir yetkilisi, bürokratı çıkıp “Egemen Bağış bu otelle ilgili bizi aramıştır.” diyemez çünkü aramadım, sadece hayırlı olsun dedim.

FARUK BAL (Konya) – Niye? Çünkü AKP var, ondan.

EGEMEN BAĞIŞ (Devamla) – Gelelim üçüncü iddiaya: Aynı şahsın, Rıza Sarraf’ın aleyhinde yapılacak bir haberi engellediğim için de 500 bin dolar aldığım iddia edildi.

Arkadaşlar, olayın özeti şudur: Rıza Sarraf beni telefonla aradı, tanıdığı bir siyasetçiye bir şikâyeti bildirmek üzere.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Niye başkalarını aramıyorlar da seni arıyorlar?

EGEMEN BAĞIŞ (Devamla) – O gün Yunanistan’da resmî bir ziyaretteydim. Yanımda olan çalışma arkadaşlarım ve beraberimdeki gazeteciler de buna şahittir, Nuri Elibol köşesinde de bunu yazmıştır. Bana dedi ki: “Bir gazeteden beni arıyorlar ‘1 milyon dolar vermezsen senin aleyhine haber yapacağız.’ diyorlar. Ben bu şikâyetimi kime aktarmalıyım? Bana yardım edin Sayın Bakan.” Ben dedim ki ben bahsettiğiniz kişileri tanımıyorum ama benim partimin medyadan sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik Bey var, ona bu şikâyetinizi aktarırım. Ve o gazetecilerin önünde Sayın Hüseyin Çelik’i -işte burada, şahittir- aradım, Hüseyin Abi…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

EGEMEN BAĞIŞ (Devamla) – …böyle böyle bir iddia, böyle bir şantaj durumu var, bu konuda takdir sizindir dedim.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Hani, Hüseyin Abi nerede? Hani Hüseyin Abi, çıksın “Şahidim.” desin.

EGEMEN BAĞIŞ (Devamla) – Sayın Başkanım, bir dakika istiyorum, bir dakika.

BAŞKAN – Verdim ben size, sözlerinizi tamamlayın lütfen, ek süre verdim.

EGEMEN BAĞIŞ (Devamla) – Değerli arkadaşlar, bakın, öyle deli saçması iddialarla, iftiralarla karşı karşıyayız ki ama bunların hepsi ortaya çıkacak.

Sokrat idama götürülürken eşinin ağladığını görmüş, “Niye ağlıyorsun?” diye sormuş, “Haksız yere sizi öldürüyorlar.” deyince “Ne yani, haklı yere mi öldürsünler?” demiş.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Çabalama kaptan, kurtaramazsın! Vallahi ikna olmadım, hâlâ ikna olmadık!

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Sizi ikna etmek mecburiyetinde değiliz.

EGEMEN BAĞIŞ (Devamla) – Yüce Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar, CHP sıralarından alkışlar [!])

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bağış.

Sayın Bayraktar konuşmama kararı almıştır.

ENGİN ALTAY (Sinop) – Sayın Başkan, Sayın eski Bakan “Bu kürsüde adice kurgulanmış iftiralar aylarca konuşuldu.” diyerek muhalefet milletvekillerini ve esasen de İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığını itham etmiştir. Bu kürsüde bu konuyu konuşan her milletvekili İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının yürüttüğü soruşturma çerçevesinde ortaya çıkan bulgu, belge, emare, delil vesairi kaynak alarak konuşmuştur. Bunu kabul etmiyorum, o kelimeyi de kendisine iade ediyorum.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Hem konuşturmuyorsunuz hem böyle diyorsunuz!

BAŞKAN – Eski İçişleri Bakanı Sayın Muammer Güler, buyurunuz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MUAMMER GÜLER (Mardin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan (9/8) esas sayılı Meclis Soruşturması Önergesi’yle ilgili olarak İç Tüzük’ün 108’inci maddesi gereğince söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, Meclis soruşturması önergesinde yer alan iddialar hakkında sizlere bilgi sunmadan önce şu hususu öncelikle belirtmek istiyorum.: Özellikle de değerli milletvekilleri,  konuşmamı iki bölüme ayırdım, diğer önerge sırasında da kalan bölümleri arz edeceğim sizlere.

Değerli arkadaşlarım, bu soruşturma, başlangıcından operasyon aşamasına gelinceye kadar, hatta operasyon sırasında birçok hukuksuzluk, yetki aşımı, ilgili kanun hükümlerine açıkça aykırılık ve özellikle de usul hükümleriyle bağdaşmayan yanlışlıkları içermektedir. Hukuki olmaktan ziyade siyasi düşüncelerin ve kişisel kanaatlerin etken olduğu, maddi delillerden çok ön yargılı yorumlara dayalı ve itibarsızlaştırmaya yönelik bir soruşturmadır. Esasen bu soruşturma, adli nitelik taşımaktan öte önceden kurgulanan bir senaryonun sahneye konulmasından ibarettir ve amacı da şahsım ve Hükûmetimiz hakkında olumsuz bir algı yaratmaktır.

Değerli arkadaşlarım, operasyondan önce bütün gizlilik kuralları çiğnenerek bizzat görevliler tarafından bazı basın ve televizyon kuruluşlarına önceden servisler yapılmış, görüntü ve iletişim kayıtlarında yer alan bazı kelimeler ve cümleler dijital ortamda kesilerek başka yerlere eklenmiş, hukukiliğine ve olayla ilgili olup olmadığına bakılmaksızın tüm dosya bilgileri sızdırılarak evrensel nitelikteki masumiyet karinesi yok sayılmıştır.

Değerli arkadaşlarım, aslında bu operasyon gizli değil, yetkili ve görevli makamlardan gizlenmiş bir psikolojik harekât, itibarsızlaştırma ve hedefi belli bir algı operasyonudur. Oysa Ceza Kanunu’nun 153’üncü maddesine göre gizlilik ve kısıtlılık kararı bulunan ve müdafilerin dahi inceleme yetkileri olmayan dosya ayrıntılarının kasıtlı şekilde saptırılması suretiyle kamuoyuna yansıtılmış olması, soruşturmanın önceden hedeflenmiş amaçlar için kullanıldığını açıkça ortaya koymaktadır. Soruşturmanın belli bir süre beklenerek yapılmış olması da manidardır.

Değerli arkadaşlarım, şunu özellikle dikkatinize sunmak istiyorum: Konusu, tarafları, mahiyetleri ve suç tarihleri birbirinden tamamen farklı olan ve aralarında fiilî ve hukuki irtibat bulunmayan başka soruşturmalarla birleştirilerek aynı tarihte müşterek bir operasyon icra ediliyor, bu suretle de kamuoyu algısı oluşturuluyor. Haberleşme özgürlüğü, soruşturmanın gizliliği, masumiyet karinesi yok sayılmış, basına bilgi sızdırılarak yargı görevlilerinin de etkilenmesi amaçlanmıştır.

Değerli arkadaşlarım, kanuna açıkça aykırı bir biçimde aylarca yürütülen ve bakanların -altını çizerek söylüyorum- şüpheli olarak addedildikleri, bakın, bakanların şüpheli olarak addedildikleri bu soruşturmadan İstanbul Cumhuriyet Başsavcısının bilgisi yoktur. Bakın, gizli olduğu için yayımlanmayan Emniyet Genel Müdürlüğü Operasyon Yönetmeliği’ne de burada uyulmamıştır. (CHP ve MHP sıralarından gürültüler) Evet, evet, uyulmamıştır değerli arkadaşlarım.

Şimdi, değerli arkadaşlarım, vazgeçilmez nitelikteki savunma hakkı ve daha geniş anlamda da adil yargılanma hakkı ihlal edilmiştir. Daha ilgincini söylüyorum size değerli arkadaşlarım, bu her milletvekili arkadaşım için söz konusu olabilir: Oğlumun ve diğer şüphelilerin... (CHP ve MHP sıralarından gürültüler) Müsaade buyurun. İfadesi dahi alınmadan Mali Şube Müdürü, görevden ayrılanlar, 18 Aralık tarihinde yani soruşturmadan, gözaltından bir gün sonra tam 309 sayfalık “fezleke” niteliğindeki bir dosya hazırlanıyor, yeni gelen görevlilere imzalatılmak isteniyor, imzalamadıkları zaman da götürülüp 18 tarihi itibarıyla savcılığa teslim ediliyor.

Değerli arkadaşlarım, bu raporda -ki bu rapor fezlekeye esas teşkil eden rapordur- hukuka aykırı ve derhâl imhası gereken delillere yer veren -ve gene altını çiziyorum- suçüstü yapma olanağı varken yapmayan adli kolluğun, sadece maddi olgu ve durum tespitiyle yetinmek yerine, bu raporda bakan olarak şahsıma ve Hükûmetimize kamuoyunda olumsuz bir algı oluşturacak tanımlarda bulundukları görülüyor.

Değerli arkadaşlarım, bu görevliler kendilerini cumhuriyet savcısı, hâkim ve hatta Türkiye Büyük Millet Meclisi soruşturma komisyonu yerine koyarak, dosyada yer alan içeriği kuşkulu, somut olay ve olgularla örtüşmeyen beyan ve bulguları kendilerine göre yorumlayarak kesin bir biçimde suç nitelemesi yapmışlardır. Bu nitelemeyi ancak Türkiye Büyük Millet Meclisi soruşturma komisyonu yapabilir ve yüce Genel Kurulun kararıyla bu kesinleşir. Evet, bu da ön yargıyla yapıldığının açık bir örneğidir. Türkiye Büyük Millet Meclisi soruşturma komisyonunun yetkisi kapsamındaki bu işlemlerin adli kollukça yapılmış olması açık bir yolsuzluktur.

Değerli arkadaşlarım, şimdi size bu notlarımdan da özet olarak sunmak istiyorum: Bu soruşturmanın hukukiliği konusunda, bakınız, Adli Kolluk Yönetmeliği’nin 5’inci ve 6’ncı maddesi. 5’inci maddesi diyor ki: “Adli kolluğun öncelikli görevi suçun işlenmesini önlemektir.” Niçin suçüstü yapılmamıştır? 6’ncı maddesi, delillerin hukuka uygun olarak toplanmasını öngörmektedir; bu da yapılmamıştır.

Değerli arkadaşlarım, 17 Aralıkta oğlumla yaptığım iddia edilen telefon görüşmesi, bakın, müfettişlerin tespitinde de ortaya… (CHP sıralarından gürültüler)

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Rıza Sarraf…

MUAMMER GÜLER (Devamla) - Bir müsaade buyurun, istirham ediyorum bir müsaade buyurun.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Neden savunmasına izin verilmiyor Sayın Başkan?

MUAMMER GÜLER (Devamla) - Cumhuriyet savcısının bize verdiği resmî yazı var değerli arkadaşlarım, cumhuriyet savcısının bize verdiği resmî yazı var dinlenen telefonlarla ilgili.

SADİR DURMAZ (Yozgat) – Savcıyı niye değiştirdiniz?

MUAMMER GÜLER (Devamla) - Maalesef benim konuşma yaptığım telefon ile o sırada avukatın, arama sırasında bulunan avukatın telefonları bu konuşmada yok. Değerli arkadaşlarım, bu çok hazin bir şeydir. Bırakın onu, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısıyla kendi cep telefonumdan ve Sayın Çolakkadı’nın cep telefonundan yaptığım konuşma dahi basına sızdırılmıştır. Bir bakanın ve bir cumhuriyet başsavcısının telefonunu kim hangi yetkiyle dinleyebilir ve hangi yetkiyle bunu basına sızdırabilir? Bu hazin bir olaydır.

Değerli arkadaşlarım, sizden istirham ediyorum…

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – İçeriği doğru mu yanlış mı?

MUAMMER GÜLER (Devamla) – Ha, ne güzel söylediniz. Bunu söyleyen arkadaşım eğer bir hukukçuysa ona bir kez daha teessüf ederim. “Ben hukuken elde edilmiş olup olmadığına bakmaksızın bunun içeriğine bakarım, bana ne.” demek, hukuku katletmektir, kanunsuz ve gayrimeşru dinlemelere meşruiyet kazandırmaktır.

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Bilelim ya, içeriği doğru mu yanlış mı?

MUAMMER GÜLER (Devamla) – Ona da geleceğim müsaade buyurun.

Öncelikle ceza hukukunda usulün esasa takaddüm ettiğini de lütfen unutmayalım. (CHP sıralarından gürültüler)

Şimdi, değerli arkadaşlar…

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – İçeriği doğru mu yanlış mı, onu söyle.

MUAMMER GÜLER (Devamla) – Müsaade buyurun, bir müsaade buyurun. Bakın, siz İdare Amirisiniz, istirham ediyorum. O zaman, buyurun, evet, komisyona gelin, orada bunları tekrar geniş olarak sorun. Ceza Muhakemesi Kanunu’nun…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Şu MİT’ten Başbakanlığa giden raporu bir söylesenize.

MUAMMER GÜLER (Devamla) – Müsaade buyurun.

Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 135’inci ve 140’ıncı maddelerinde hangi delillerin toplanacağı belli, Yargıtay Ceza Genel Kurulu kararları var.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – İçeriği doğru mu değil mi?

MUAMMER GÜLER (Devamla) – Bakın, değerli arkadaşlarım, bir önemli husus daha: Bu soruşturmada bir bakan şüpheli olarak addedilmiş ve hakkında sekiz buçuk ay soruşturma yapılmıştır. Bir bakan şüpheli olarak addedilemez, bir bakan hakkında cumhuriyet savcısı soruşturma yapmaya yetkili değildir. Yargıtay Ceza Genel Kurulu kararı da bunu öngörür; Anayasa’nın 83’üncü maddesi, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’nün maddeleri bunu açıkça öngörmektedir.

Şimdi, değerli arkadaşlarım…

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Özel soruşturma, özel, özel…

MUAMMER GÜLER (Devamla) – Geliyorum ona da.

Şimdi, Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 135’inci ve 138’inci maddeleri… Aleyhine tanıklık yapılamayacak kişiler arasındaki görüşmelerin derhâl imha edileceğini; özel soruşturmaya tabi olan kişiler hakkında, 3’üncü kişilerle yapılan konuşmaların tesadüfi delil dahi kabul edilemeyeceğine dair Yargıtay Ceza Genel Kurulunun, Başkanlar Kurulunun kararları var.

Değerli arkadaşlarım, burada Adalet Bakanlığında üst düzey görevde bulunmuş arkadaşlarım var. Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğünün 100 ve 100/1 sayılı genelgelerinde bakanlarla ilgili soruşturma usulleri açıkça belirlenmiş. Bakın, burada, özellikle bu hükümlere uyulmamıştır yani makul şüpheyi öğrenen cumhuriyet savcısı derhâl dosyayı ayıracak, cumhuriyet başsavcısına bilgi verecek, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına gönderecek… Daha ilgincini söylüyorum: 3628 sayılı Kanun’un 8,17 ve 19’uncu maddeleri, değerli arkadaşlarım, “Özel soruşturmaya tabi olan kişiler hakkındaki hükümler saklıdır.” diyor. Hukukçu arkadaşlarım burada. Peki, savcı ne yapacak burada? Makul şüpheyi öğrendiği zaman, bir: Dosyayı ayıracak. İki: Türkiye Büyük Millet Meclisine bildirecek.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Para aldın mı, almadın mı?

MUAMMER GÜLER (Devamla) – Geleceğim oraya, geleceğim.

Artı, 19’uncu madde “Amirine bilgi verecek.” diyor.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Ne kadar para aldınız?

MUAMMER GÜLER (Devamla) –  Değerli arkadaşlarım, bakanın amiri kimdir? Bakanın amiri Başbakandır. Niçin bilgi vermemiştir?

Bir cumhuriyet savcısının bunu bilmemesi mümkün müdür? Müsaadenizle geleceğim.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın  Bakan, paraya gel!

MUAMMER GÜLER (Devamla) – Şimdi, değerli kardeşlerim, soruşturma iddia konusu işlerin, nüfuz suistimali suçunun, suçluyu kayırma, soruşturma gizliliği ihlal suçlarının kanuni unsurları yoktur. Biraz sonraki konuşmamda bunları tek tek sizlere kanuni tedbirlerle açıklayacağım.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Para aldın mı, almadın mı onu anlat!

MUAMMER GÜLER (Devamla) – Sayın  Tanal, sen hukukçusun bari sen bunu söyleme.

Şimdi, değerli arkadaşlarım, evet, buradan açıkça ifade ediyorum: Benim veremeyeceğim hiçbir hesap yoktur, komisyon kurulacak.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUAMMER GÜLER (Devamla) – O komisyon…

VELİ AĞBABA (Malatya) – Ali İsmail Korkmaz’ın kanı elinde, Berkin Elvan’ın kanı elinde, Gezi şehitlerinin kanı elinde! Elin kanlı Sayın  Bakan!

BAŞKAN – Sayın Ağbaba, lütfen! (AK PARTİ ve CHP sıralarından gürültüler)

Teşekkür ederim Sayın Bakan.

MUAMMER GÜLER (Devamla) – Bu beyanınızdan dolayı sizi kınıyorum. Benim veremeyeceğim hesap yoktur. Bunu ispatlarsan ben de milletvekilliğinden ispat edeceğim.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Elin kanlı!

MUAMMER GÜLER (Devamla) – Sen de bunu ispatlayabilirsen… Lütfen, ispat et!

Sayın Başkanım, müsaade ederseniz, diğer konuşmamda da kalanları tamamlamak istiyorum.

BAŞKAN – Tamam.

MUAMMER GÜLER (Devamla) – Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Meclis soruşturması önergesi üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Şimdi, Ekonomi eski Bakanı Sayın  Mehmet Zafer Çağlayan, İçişleri eski Bakanı Sayın  Muammer Güler, Avrupa Birliği eski Bakanı Sayın  Egemen Bağış, Çevre ve Şehircilik eski Bakanı Sayın  Erdoğan Bayraktar hakkında Meclis soruşturması açılıp açılmaması hususunu oylarınıza sunacağım. Anayasa’nın 100’üncü maddesi hükmü gereğince oylamayı gizli oylama şeklinde yapacağız.

Oylamaya başlamadan önce oylamanın yöntemiyle ilgili olarak bazı açıklamalarda bulunacağım.

Gizli oylamanın ne şekilde yapılacağını arz ediyorum: Komisyon ve Hükûmet sıralarında yer alan kâtip üyelerden, komisyon sırasındaki kâtip üye Adana'dan başlayarak Denizli'ye kadar, Denizli dâhil ve Diyarbakır'dan başlayarak İstanbul'a kadar -İstanbul dâhil- Hükûmet sırasındaki kâtip üye ise İzmir'den başlayarak Mardin'e kadar -Mardin dâhil- ve Mersin'den başlayarak Zonguldak'a kadar -Zonguldak dâhil- adı okunan milletvekillerine biri beyaz, biri yeşil, biri de kırmızı olmak üzere 3 yuvarlak pul ile mühürlü zarf verecek ve pul ve zarf verilen milletvekilini ad defterinde işaretleyecektir. Milletvekilleri Başkanlık kürsüsünün sağında ve solunda yer alan kabinlerden başka yerde oylarını kullanamayacaklardır. Vekâleten oy kullanacak bakanlar da yerine oy kullanacakları bakanın ilinin bulunduğu bölümde oylarını kullanacaklardır.

Bildiğiniz üzere, bu pullardan beyaz olanı kabul, kırmızı olanı ret, yeşil olanı ise çekimser oyu ifade etmektedir. Oyunu kullanacak sayın üye kâtip üyeden 3 yuvarlak pul ile mühürlü zarfı aldıktan ve adını ad defterine işaretlettikten sonra kapalı oy verme yerine girecek, oy olarak kullanacağı pulu burada zarfın içerisine koyacak, diğer 2 pulu ise ıskarta kutusuna atacaktır. Bilahare, oy verme yerinden çıkacak olan üye, oy pulunun bulunduğu zarfı Başkanlık Divanı kürsüsünün önüne konulan oy kutusuna atacaktır. Oylamada adı okunmayan milletvekiline pul ve zarf verilmeyecektir.

Şimdi gizli oylamaya Adana ilinden başlıyoruz.

(Oyların toplanmasına başlandı)

BAŞKAN - Oyunu kullanmayan sayın üye var mı? Yok.

Evet, oylama işlemi bitmiştir.

Oy kupaları kaldırılsın.

(Oyların ayrımı yapıldı)

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, (9/8) esas numaralı Ekonomi eski Bakanı Sayın Mehmet Zafer Çağlayan, İçişleri eski Bakanı Sayın Muammer Güler, Avrupa Birliği eski Bakanı Sayın Egemen Bağış ve Çevre ve Şehircilik eski Bakanı Sayın Erdoğan Bayraktar hakkında bir Meclis soruşturması açılmasına ilişkin önergenin gizli oylama sonucu:

 

“Kullanılan Oy Sayısı

:

469

 

Kabul

:

453

 

Ret

:

9

 

Çekimser

 

Boş

:

 

:

6

 

1

 

 

 

 

Kâtip Üye

Bayram Özçelik

Burdur

Kâtip Üye

İsmail Kaşdemir

Çanakkale”

Meclis soruşturması açılması kabul edilmiştir.

Anayasa’nın 100’üncü maddesi gereğince soruşturma siyasi partilerin güçleri oranında komisyona verebilecekleri üye sayısının üç katı olarak gösterecekleri adaylar arasından her parti için ayrı ayrı ad çekme suretiyle kurulacak 15 kişilik bir komisyon tarafından yürütülecektir.

Soruşturma komisyonunun iki aylık görev süresinin komisyonun başkan, başkan vekili, sözcü ve kâtip seçimi tarihinden başlamasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Birleşime bir saat ara veriyorum.

Kapanma Saati: 20.28

ALTINCI OTURUM

Açılma Saati: 21.31

BAŞKAN: Başkan Vekili Meral AKŞENER

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), İsmail KAŞDEMİR (Çanakkale)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 84’üncü Birleşiminin Altıncı Oturumunu açıyorum.

Sayın milletvekilleri, alınan karar gereğince, Başkanlığımıza sunulmuş olan Meclis soruşturması önergelerinin görüşmelerinin -sırasıyla…

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Bitireyim, ondan sonra sizi dinleyeceğim.

…(9/8), (9/3), (9/4), (9/5) ve (9/6) esas numaralı önergelerin- Genel Kurulun bugünkü birleşiminde tamamlanması gerekmektedir.

Bunlardan (9/8) esas numaralı önergenin kabul edilerek 4 eski bakan hakkında bir Meclis soruşturması açılmasının kabul edilmiş olması, yine söz konusu eski bakanlar hakkında verilmiş olan diğer önergeleri resen geçersiz hâle getirmediğinden ve ayrıca Anayasa ve İç Tüzük gereğince söz konusu önergelerin görüşülmelerine ilişkin bir aylık süre bugün sona ereceğinden görüşmelere kaldığımız yerden devam ediyoruz.

Buyurunuz Sayın Canikli.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

19.- Giresun Milletvekili Nurettin Canikli'nin, (9/8) esas numaralı Meclis Soruşturması Önergesi kabul edilerek bir soruşturma komisyonu kurulduğuna ve aynı konuda aynı iş için ikinci bir soruşturma komisyonu kurulmasının hukuken ve fiilen mümkün olmadığına ilişkin açıklaması

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Sayın Başkanım, sizin de belirttiğiniz üzere, aradan önce 4 eski bakanımızla ilgili, AK PARTİ Grubuna mensup milletvekili arkadaşlarımız tarafından verilen soruşturma komisyonu kurulmasına ilişkin önerge kabul edildi ve soruşturma komisyonu kuruldu yani kararı verildi, sonuç itibarıyla kurulacak.

Şimdi, Cumhuriyet Halk Partisine mensup milletvekili arkadaşlar tarafından verilen soruşturma komisyonu kurulmasına ilişkin önergeler de oluşturulan komisyonla ilgili önergede olduğu gibi aynı içeriğe sahip. Aynı kişiler hakkında ayrı ayrı ama sonuç itibarıyla eski 4 bakan hakkında fiiller ve işledikleri iddia edilen suçlarla ilgili olarak da yine hepsi aynı. Bu  konuyla ilgili olarak o kişiler hakkında, o içerikte bu fiilleri araştırmak üzere soruşturma komisyonu kuruldu. Dolayısıyla, aynı konuda aynı iş için ikinci bir soruşturma komisyonu kurulması hukuken de, fiilen de mümkün değildir. Yani, varsayalım ki bu önergeler görüşüldü, oylandı ve soruşturma komisyonu kurulması kabul edildi ayrı ayrı ama aynı konuda, aynı kişiler hakkında, bugün, burada bir soruşturma komisyonu kurulması kabul edildi. Kim hangi işi yapacak? Yarın, komisyon raporları hazırlandığında farklı raporlar ortaya çıkarsa hukuki olarak nasıl bir işleme tabi tutulacak? Dolayısıyla, bütün bunları dikkate aldığınızda, aynı konuda, aynı kişiler hakkında soruşturma komisyonu kurulmasını içeren önergelerin görüşülmesi mümkün değildir Sayın Başkanım. Dolayısıyla, bu önergelerin düşürülmesi gerekir.

BAŞKAN – Fikrimi mi söyleyeyim, sizleri dinleyeyim mi?

ENGİN ALTAY (Sinop) – Fikrinizi söyleyin Başkanım.

BAŞKAN – Buyurun.

CELAL DİNÇER (İstanbul) – Duymuyoruz, kürsüden konuşsun Sayın Başkan.

ENGİN ALTAY (Sinop) – Bugün saat 14.00’ten beri gerek Milliyetçi Hareket Partisi…

BAŞKAN – Sayın Altay, bir saniye...

FATMA NUR SERTER (İstanbul) – Mikrofonu açsanız…

BAŞKAN – Şimdi, sayın milletvekilleri, hayır, öyle olmaz işte. Şimdi, grup başkan vekili arkadaşlarımız, öncelikle başkanlık görevini yürüten kişiye ilişkin itirazlarını dile getiriyorlar yani buradaki uygulamaya ilişkin itirazlarını dile getiriyorlar. Dolayısıyla, sizin duymanızı çok isterim ama bana “Şöyle yapmak lazım.” ya da “Böyle yapmak lazım.” şeklinde fikirlerini ileri sürdükleri için orayı açamıyoruz maalesef. O nedenle, gürültü olmazsa hem siz duyabilirsiniz hem de ben duyabilirim. Grup başkan vekillerinden rica ederim biraz daha yüksek sesle konuşsunlar.

Evet…

20.- Sinop Milletvekili Engin Altay'ın, (9/3) esas numaralı Meclis Soruşturması Önergesi dışındaki (9/4), (9/5) ve (9/6) esas numaralı Meclis Soruşturması Önergeleri ile kabul edilen (9/8) esas numaralı Meclis Soruşturması Önergesi arasında farklılıklar olduğuna ve bu önergelerin görüşülmesinin Anayasa’nın verdiği bir hak olduğuna ilişkin açıklaması

ENGİN ALTAY (Sinop) – Sayın Başkan, saat 14.00’ten beri bütün muhalefet partileri olarak iktidar partisine “Doğru olan, (9/3), (9/4), (9/5), (9/6) ve (9/8)’in sırayla görüşülmesidir.” dedik, dedik, dedik, Nuh dediler, peygamber demediler ve şimdi böyle bir noktaya geldik. Şunu asla kabul edemem, doğal olarak siz de kabul edemezsiniz: “Bundan sonraki diğer esas numarası verilmiş soruşturma önergeleri görüşülemez.” ifadesi asla olamaz.

Öte yandan şu da var: (9/8)’de olup da (9/3)’te, (9/4)’te, (9/5)’te, (9/6)’da olmayan, Türk Ceza Kanunu’nda karşılığı olan suçlar var. Bir örnek vereyim, mesela bir tek Zafer Çağlayan’la ilgili bizim verdiğimiz önergedeki Türk Ceza Kanunu’nun suç karşılığı ve Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu motamot örtüşmektedir. Örneğin, Muammer Güler’le ilgili Türk Ceza Kanunu’nun 283’üncü maddesi de var iktidar partisininkinde, bizde yok. Yani, biz Muammer Güler’in 283’ten suçlanmasını öngörmemişiz. Aynı şekilde, Egemen Bağış’ın 255, nüfuz kullanma bizde öngörülmemiş yani bizim önergemizde bu yok. Aynı şekilde, Erdoğan Bayraktar’ın 255 bizde öngörülmemiş, (9/8)’de var. Yani, esasen, bu önergeler her ne kadar motamot, aynı gibi görünse de sizin de tetkik ettiğinizde göreceğiniz üzere, Zafer Çağlayan’la ilgili önergenin dışındaki bütün önergelerde isnat edilen Türk Ceza Kanunu karşılığı suçlarda farklılıklar var. İsterseniz bir beş dakika ara verin, tetkik edin, bunu siz de göreceksiniz.

BAŞKAN – Siz yoktunuz Sayın Altay, ben zaten okudum.

ENGİN ALTAY (Sinop) – Bu bakımdan, bizim önergelerimizin görüşülmesi hem Anayasa’nın bize verdiği bir haktır, millî iradeye verdiği bir hak ve teminattır…

BAŞKAN – Ben o konuda fikrimi söyledim, aynı fikirdeyiz.

ENGİN ALTAY (Sinop) – …hem de yani İç Tüzük’ün amir hükmüdür. Ben bunu arz etmek istedim efendim.

BAŞKAN – Sayın Vural, buyurun.

21.- İzmir Milletvkili Oktay Vural'ın, (9/3), (9/4), (9/5) ve (9/6) esas numaralı Meclis Soruşturması Önergelerinin görüşülmesi gerektiğine ilişkin tekraren açıklaması

OKTAY VURAL (İzmir) – Evet, teşekkür ederim Sayın Başkan.

Biz de bunu defalarca ifade ettik çünkü aslında Adalet ve Kalkınma Partisinin kabul ettiği önergede, Erdoğan Bayraktar’la ilgili fiilî bir irtibat olmamasına rağmen diğer bakanlar aynı fezlekede yer aldı. Bundan sonraki süreç içerisinde… Hatta Erdoğan Bayraktar “Beni ne yaparsanız yapın, görevden alabilirsiniz ama rüşvet ve yolsuzlukla ilgili bir iddiadan dolayı Kabineden ayrılmayayım.” demesine rağmen Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu, Erdoğan Bayraktar’ı rüşvet ve yolsuzlukla ilgili bir Meclis soruşturmasına dâhil etti. Aslında, gerçekten, bu bakanlarla ilgili, 3 bakanla ilgili iddialarda bir fiilî irtibat var ama Erdoğan Bayraktar’la ilgili bir fiilî irtibat yoktu. Buna rağmen, Adalet ve Kalkınma Partisi fiilî bir irtibatın olduğu konusunda bir kanaat oluşturmuş olacak ki bundan önce, kapanmadan önce bu fiilî irtibatın Başbakan tarafından sağlandığına ilişkin bir kanaat olduğunu ifade etmiştim. Gerçekten, bu durumda Adalet ve Kalkınma Partisinin yanlış bir soruşturma önergesi sonucunda bu noktaya gelindi.

Şimdi, bundan sonraki süreç içerisinde yapılması gereken husus, Adalet ve Kalkınma Partisinin belki de bu konuda, soruşturma önergelerinde -bundan sonraki soruşturma önergelerinde de- ilk önergede olduğu gibi, muhtemelen kabul oyu vermek suretiyle bu komisyonların birlikte çalışmasını sağlaması en sağlıklı yol olacaktır. O bakımdan, bundan sonraki süreç içerisinde de bu komisyon raporlarının, önergelerinin görüşülmesi kaçınılmaz gibi gözükmektedir çünkü biliyorsunuz usul tartışması yaptığımız zaman, “Sizinkini daha sonra görüşelim.” dediğimiz zaman “Hayır, Danışma Kurulu karar aldı bunları görüşmek üzere.” dendi. Oysa, bunu yapmasaydılar, bugün, bu noktada böyle bir problemle karşılaşmayacaktık. Kendileri yaptılar, kendileri ettiler, kendileri buldular efendim.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Şimdi, şöyle bir şey yapabilir miyiz? Yani, bu karşılıklı itirazlar, konuşmalar sürecek.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Sayın Başkanım, izin verirseniz öncelikle…

BAŞKAN - İzin vereceğim fakat şunu söyleyeyim: Aynı birinci bölümde olduğu gibi bir usul tartışması ben açabilirim dolayısıyla ama…

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Sayın Başkan…

BAŞKAN - Hayır, ben fikrimi belirttim. Aynı şey olabilir. Ha, şimdi sizi dinleyeyim ama biz bunu görüşmek durumundayız. Yani, benim demin öbüründe olduğu gibi “Görüşmüyoruz.” deme yetkim söz konusu değil, dolayısıyla bunu resen geçersiz kılmadığından dolayı, başlangıçta açarken de okuduğum gibi devam edeceğiz.

Evet, buyurun.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Sayın Başkanım, öncelikle şunu belirtelim: AK PARTİ milletvekillerinin verdiği soruşturma önergesinde eski bakanlarımızdan Sayın Erdoğan Bayraktar’la ilgili rüşvet konusu veya iddiası söz konusu değildir. Bunu altını çizerek söylüyorum. Burada çok açık bir şekilde sadece iki suçla ilgili olarak Sayın Bayraktar’la ilgili soruşturma komisyonu kurulması önerilmektedir. Böyle bir durum yoktur, doğru değildir, gerçeği yansıtmamaktadır. Bu önemlidir.

İkincisi, Sayın Altay’ın ifade ettiği gibi, gerçekten AK PARTİ milletvekilleri tarafından verilen ve kurulması kabul edilen Genel Kurul tarafından ve ayrıca diğer gruplara mensup… (CHP sıralarından “Duyamıyoruz.” sesleri)

BAŞKAN – Ne yapalım?

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – …arkadaşların da kabul oyu verdiği, kurulmasını onayladığı soruşturma komisyonu daha çok, daha geniş kapsamlı bir inceleme, soruşturma yapacak. Yani, kendilerininkinde olmayan bazı fiiller ve Türk Ceza Kanunu’nun ilgili maddelerini de içerecek şekilde, işte TCK’nın 283 ve 255’inci maddeleri, iki ayrı bakanla ilgili; bu daha güzel Sayın Başkan yani onlarınkinde olmayan, daha geniş kapsamlı. Özellikle konuşmalarımızda biz bunu ısrarla ifade ettik “Bugüne kadar kamuoyuna yansıyan bütün bu iddiaların araştırılması için biz bunu veriyoruz.” diye ve kabul edildi, nitekim şu anda komisyon kurulacak, kuruluyor, kurulma kararı verildi. Dolayısıyla, onların soruşturma önerdikleri komisyon kurulsa bile bunları inceleyemeyecek. Ayrıca, aynı konuda aynı kişiler hakkında, ifade ettiğim gibi, iki tane komisyon çalışamaz Sayın Başkan. Kim hangi görevi yapacak? Yani, bu neye benziyor, bakın, böyle bir şey olamaz.

BAŞKAN – Sayın Canikli, bunların hepsini anlıyorum.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Sayın Başkanım, bir dosyanın iki ayrı savcıya verilmesi gibi bir durum söz konusu şu anda.

BAŞKAN – Bütün bunları, bakın…

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Evet, aynen böyle çünkü sonuç itibarıyla soruşturma komisyonları savcıların yaptığı işi yapıyor. O yetkiyle ve içerik olarak o sıfatla bu görevlerini ifa edecekler. Bir dosya -aynı içerik, aynı fiiller- iki ayrı savcıya verilemez. Aynı orada olduğu gibi, şu anda iki ayrı komisyon kurulmasını öneren bir önerge… Birincisi kabul edildikten sonra ikincisi kabul edilemez ve görüşülemez.

BAŞKAN – Şimdi, bunların hepsini anlıyorum.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Ama usul tartışmasına gerek görmüyoruz.

BAŞKAN – Ha, ama o zaman usul tartışmasına gerek… Yani, talep etmiyorsanız siz, siz talep ettiğiniz takdirde açacaktım, etmiyorsanız…

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) –Evet, talep etmiyorum.

BAŞKAN – Ben konuşmamın başında, Meclisi açtığımda bir kanaat belirttim. Dolayısıyla, biz bu soruşturma önergelerini görüşmek zorundayız. Dolayısıyla, görüşmeye devam edeceğiz.

Herkesin itirazları, konuşmaları geçtiğine göre, usul tartışması da istemediğinize göre sanıyorum devam edebiliriz.

Şimdi, 2’nci sırada yer alan, İstanbul Milletvekili Sayın Ali Özgündüz ve 60 Milletvekilinin; bir soruşturma dosyasında yer alan bir şüphelinin sahte belgelerle ihracat karşılığı Halk Bankasından çektiği paralarla altın alıp İran’a ihracat işlemlerinde kolaylık sağlamak, İstanbul Havalimanına inen bir uçakta bulunan altınla ilgili kaçakçılık eyleminin adli ve idari soruşturmasını engellemek, ithalat ve ihracat işlemlerine aracılık eden Halk Bankasının komisyon oranının düşürülerek zararına yol açmak suretiyle yirmi sekiz defa rüşvet aldığı ve bu eylemlerin Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu’na muhalefet, Türk Ceza Kanunu’nun 204’üncü maddesinde düzenlenen resmi belgede sahtecilik ve 252’nci maddesinde düzenlenen birden çok kez rüşvet almak suçlarına uyduğu iddiasıyla Ekonomi Eski Bakanı Mehmet Zafer Çağlayan hakkında bir Meclis soruşturması açılmasına ilişkin (9/3) esas numaralı önergesinin görüşmelerine başlıyoruz.

IX.- MECLİS SORUŞTURMASI (Devam)

A) Ön Görüşmeler (Devam)

2.- İstanbul Milletvekili Ali Özgündüz ve 60 Milletvekilinin; bir soruşturma dosyasında yer alan bir şüphelinin sahte belgelerle ihracat karşılığı Halk Bankasından çektiği paralarla altın alıp İran’a ihracat işlemlerinde kolaylık sağlamak, İstanbul Havalimanına inen bir uçakta bulunan altınla ilgili kaçakçılık eyleminin adli ve idari soruşturmasını engellemek, ithalat ve ihracat işlemlerine aracılık eden Halk Bankasının komisyon oranının düşürülerek zararına yol açmak suretiyle yirmi sekiz defa rüşvet aldığı ve bu eylemlerin Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu’na muhalefet, Türk Ceza Kanunu’nun 204’üncü maddesinde düzenlenen resmi belgede sahtecilik ve 252’nci maddesinde düzenlenen birden çok kez rüşvet almak suçlarına uyduğu iddiasıyla Ekonomi Eski Bakanı Mehmet Zafer Çağlayan hakkında bir Meclis soruşturması açılmasına ilişkin önergesi (9/3)

BAŞKAN – Bu görüşmede sırasıyla önergeyi verenlerden ilk imza sahibine veya onun göstereceği bir diğer imza sahibine, şahısları adına üç üyeye ve son olarak da hakkında soruşturma açılması istenmiş bulunan Ekonomi eski Bakanı Sayın Zafer Çağlayan'a söz verilecektir.

Konuşma süreleri onar dakikadır. (Madde 108 ve 60)

Meclis soruşturması önergesi Genel Kurulun 8/4/2014 tarihli 73'üncü Birleşiminde okunmuş ve bastırılarak sayın üyelere dağıtılmıştır. Bu nedenle soruşturma önergesini tekrar okutmuyorum.

Söz alan sayın milletvekillerinin isimlerinin önce hepsini okuyacağım, ondan sonra sırayla konuşmaya çağıracağım. İsimlerini okuyorum: Önerge sahibi İstanbul Milletvekili Sayın Ali Özgündüz; şahıslar adına Antalya Milletvekili Sayın Mehmet Günal, İstanbul Milletvekili Sayın Mustafa Sezgin Tanrıkulu, Antalya Milletvekili Sayın Sadık Badak; hakkında soruşturma açılması istenen eski Bakan Sayın Mehmet Zafer Çağlayan, Ekonomi eski Bakanı.

İlk söz, İstanbul Milletvekili Sayın Ali Özgündüz’e aittir.

Buyurunuz Sayın Özgündüz. (CHP sıralarından alkışlar)

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, sözlerime başlarken yüce heyeti saygıyla selamlıyorum.

Şimdi, meşhur bakan, saatçi bakan Zafer Çağlayan hakkındaki önerge üzerine konuşacağım. Kendisi burada mı, bilmiyorum. Az önce konuşmasında bu saatle ilgili fatura gösterdi, o faturayı görmek isteriz. Bu fatura, yine, duyduğumuza göre, geriye doğru sonradan alınan bir sahte fatura.

Değerli arkadaşlar “Aldım.” diyor, “Ben kendim sipariş verdim.” diyor. Allah aşkına bunu bir sorun, 300 bin franklık bir saat yurt dışından geldiği zaman -bunun vergisi yaklaşık 160 bin lira- vergisini de ödemiş mi bu Bakanınız? Bunu bir sorun, Allah aşkına. Yani, fatura göstermekle falan olmaz. Şimdi söylemiyorum o faturanın hangi saatçiden alındığını, gerekirse oraya kadar çıkarırız.

CELAL DİNÇER (İstanbul) – Nasıl ödemiş, çekle mi ödemiş?

ALİ ÖZGÜNDÜZ (Devamla) – Bu arkadaş, bu Bakan… Bu şekilde olmaz. Faturasını ödemişse bugün de taksaydı ya koluna, gösterseydi övünerek, utancından takamıyor bile. (CHP sıralarından alkışlar)  Evindeki piyanonun da faturası var mı acaba, piyanonun?

Bunları, bu bakanları besleyen, “Mama vermek lazım.” diyen Rıza Sarraf ne diyor biliyor musunuz bu Bakanla ilgili? “Timsah geliyor.” Bunu da söyleyeyim, bilesiniz. “Timsah” diye nitelendiriyor Türkiye Cumhuriyeti’nin bir bakanını. Ya, insan hakikaten utanır yani buraya çıkıp da bir de dinden imandan, hacdan bahsediyor. Rüşvetçi adamın özel uçağıyla nasıl gidilir umreye? Bu hangi inanç, hangi anlayış, ne biçim bir anlayış, hayret ediyorum.

Değerli arkadaşlar, bu arkadaşları hak ettikleri yere, Yüce Divana gönderelim ki orada savunma hakkını kullansınlar, sonuna kadar kullansınlar. Orada sorgulansın -biz de gidelim, o duruşmayı izleyelim- ayakta bir sorulsun: “Mehmet Zafer Çağlayan; ana adın, baba adın, doğum tarihin, nereden geçiniyorsun?” “Varlıklı ailedenim.” diyor ya.

Soruşturma komisyonu kurulacak. Size rica ediyorum, söylüyorum: 3628 sayılı Mal Bildiriminde Bulunulması, Rüşvet ve Yolsuzluklarla Mücadele Kanunu var; açın, okuyun. O kanuna göre, bu tür iddiayla ilgili soruşturma açıldığı zaman, siz, ilgili şahıslardan ve üçüncü dereceye kadar kan hısımlarından, ikinci dereceye kadar sıhri hısımlarından da mal beyanı istemek zorundasınız. Soruşturma komisyonuna seçilecek arkadaşları şimdiden bu konuda uyarıyorum; mal beyanlarını isteyin, yetkiniz var, çünkü savcı gibi soruşturma yapacak bu komisyon. Meclis Başkanlığından isteyin, bu Bakan ne zaman bu saatin faturasını vermiş, mal beyanında ne zaman bildirmiş? Oğlunun geliri neymiş, oğlunun mal beyanında neler varmış bir sorun.

Değerli arkadaşlar, banka dekontları var, göreceksiniz. Şu anda, diyorsunuz ya “paralel yapı” falan, hem de o ekibin bankasından gönderilen paralar var.

Yine, bu saat gelirken, x-raydan geçerken görüntüleri var. Bu saati getiren kişi, ta Cenevre’deyken özel kalem müdürünü arayarak “Senin de bir ihtiyacın var mı, çoluk çocuğuna bir şey ister misin?” diyor. Bu görüşmeler var. Bunları, tabii, şu andaki milletvekili arkadaşlar bilmiyorsunuz çünkü dosyayı bilmiyorsunuz, delilleri bilmiyorsunuz ama soruşturma komisyonuna giden arkadaşlardan rica ediyorum, onlarla konuşun, onlardan bu dokümanları alın, siz de bir inceleyin.

Dolayısıyla, bu arkadaşlar hak ettikleri yere yani mahkemeye, bağımsız mahkemeye gitsinler, orada hesap versinler.  Beraat ederlerse sorun yok. Gelsinler “Beraat ettik kardeşim, alnımız açık, başımız dik.” diye o zaman desinler ama şu aşamada yani daha soruşturma komisyonu kurulmadan, deliller toplanmadan “Biz böyleyiz, öyleyiz, bu kadar imanlıyız, bizim imanımızı sorgulayamazsınız.” falan, filan şeklinde, yine din-iman ticareti yaparak, bu yolsuzluktan, bu hırsızlıktan kurtulamazlar. Ortada -affınıza sığınırım- bir pislik var. Bu pisliğin üstünü kapatmaya kalkarsanız bu necaset bulaşır, sirayet eder, dolayısıyla sorumluluk olur.

Tebrik ediyorum grubunuzu, iktidar partisi grubunu, soruşturma açılması yönünde oy kullandınız. Doğrusu da buydu. Yalnız, eğer siz “Komisyonda biz bu işi kapatırız, aklarız.” diye düşünüyorsanız, o zaman hırsızlık yapmasanız da hırsızlık yapanların suçuna ortak olursunuz. Bunun gerek bizim beşer hukuku açısından gerek ilahî hukuk açısından hükmü budur, ortak olursunuz.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Soruşturma komisyonu neye karar verirse odur yani müdahale etmeyin. (CHP ve MHP sıralarından gürültüler)

OKTAY VURAL (İzmir) – Kaçmayın. Kaçmayın.

ALİ ÖZGÜNDÜZ (Devamla) – Soruşturma komisyonu bir rapor hazırlayacaktır, Genel Kurula gelecektir.

OKTAY VURAL (İzmir) – Kahvaltı yapın, kahvaltı. Kahvaltı yapacak mısınız Yüce Divanla ilgili?

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…

ALİ ÖZGÜNDÜZ (Devamla) – Genel Kurul karar verecektir. Genel Kurulun kararına göre… Soruşturma  komisyonu karar vermez.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Öyle bir yönlendirme olamaz.

ALİ ÖZGÜNDÜZ (Devamla) – Sayın Canikli, dinlerseniz…

OKTAY VURAL (İzmir) – Yüce Divana göndermek için kahvaltı yapacak mısınız?

ALİ ÖZGÜNDÜZ (Devamla) – Soruşturma komisyonu konuyu soruşturacaktır, bir rapor hazırlayacaktır.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Komisyon kurulmadan suçlamayın. Elbette, herkes vicdanıyla karar verecektir.

ALİ ÖZGÜNDÜZ (Devamla) – Vicdanıyla hareket etsin.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Elbette… Aksi düşünülemez bile.

Ama “Siz öyle yaparsanız böyle olur, şöyle yaparsanız böyle olur.” diyemezsiniz.

ALİ ÖZGÜNDÜZ (Devamla) – Bakın, soruşturma komisyonu soruşturmayı yaptıktan sonra buraya sunacaktır ama arkadaşlarımızın, milletvekillerinin bu konuyu bilmeleri gerekiyor.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Kimse aklanmayacak.

ALİ ÖZGÜNDÜZ (Devamla) – Sadece soruşturma komisyonuna seçilen sizin 9 kişinizin bildiği evraklarla bu arkadaşlar karar veremez.

Bakın, uyarıyorum, 3628 sayılı Kanun’u açın okuyun, rüşvet suçlamasıyla suçlanan kişinin üçüncü dereceye kadar kan hısımlarının mal beyanını araştırmak zorundadır bu komisyon, şimdiden görevlerini hatırlatıyoruz.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Öyle bir şey varsa gerekeni yapar arkadaşlar, hiç merak etmeyin.

ALİ ÖZGÜNDÜZ (Devamla) - Değerli arkadaşlar, bu Zafer Çağlayan 3/9/2012 tarihinde bir gazetenin –söylemeyeceğim- ekonomi sayfasına bir beyanat veriyor, “Bu yapılan ihracat başarısının altında kim ne sebep ararsa arasın, Türkiye ihracatını yapmaya devam edecektir. Bilhassa altın ihracatı ile ilgili farklı sözleri söyleyenler eğer mutlaka ahlaksız arıyorlarsa kendileri aynaya baksınlar, ahlaksızın kim olduğunu görürler.” diyor. Bunun üzerine, bir hafta sonra, 11/9/2013’te 2 milyon euro gönderiliyor hesaba. Zafer Çağlayan baktın mı aynaya, ahlaksızı gördün mü, ahlaksızı gördün mü, bakıyor musun aynaya? (CHP sıralarından alkışlar) Yani, bunun üzerine, efendim, kim ahlaklıymış, kim ahlaksızmış aynada baksın, görecek.

Zafer Çağlayan’la Rıza Sarraf arasında ilk rüşvet ilişkisi 19 Mart 2012’de başlıyor değerli arkadaşlar. Dediğimiz gibi, toplam rüşvet 52 milyon dolar, bu toplamı. 30 milyon 53 bin 600 euro, 6 milyon 766 bin 750 dolar, 3 milyon 465 bin TL –ki, bu, banka hesabıyla, Bank Asya üzerinden giden bir paradır, söyleyeyim, dekontu da var- 300 bin İsviçre frangı değerinde saat.

Başka bir şey söyleyeyim mi değerli arkadaşlar? Yani, hakikaten, bunu söylemeyecektim ama o savunması üzerine söylemek zorundayım: 12 Nisan 2013’te oğlu evlendi biliyorsunuz. 27 Mart tarihinde, yani düğünden on beş gün önce, Nuruosmaniye’de bulunan –kuyumcunun ismini söylemiyorum- değerli taşlar satan meşhur mücevheratçıdan 3 takım mücevherat alınıyor, 2 milyon 684 bin 11 dolara, 2 milyon 684 bin dolara, 3 takım.

OKTAY VURAL (İzmir) – Vay, vay, vay! Alkış!

ALİ ÖZGÜNDÜZ (Devamla) - Birisini eşine takıyor, birisini öbür gelinine, birisini de düğünde evlenecek o gelinine takıyor. Rüşvet parasıyla gelinine takı takıyor, bu ne biçim bir anlayıştır? Yani, bir de gelmiş, burada ahlaktan bahsediyor, aynaya bakmaktan bahsediyor. (CHP sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlar, yani, hakikaten sizin gruba güveniyorum yani sizin grubunuzda pırıl pırıl arkadaşlarımız var. Bizim yapacağımız işlem yani bu yüce Meclisin yapacağı işlem, şüphe var ise, yeterli emare, delil var ise bu insanları Yüce Divana göndermektir, hak ettikleri yere. Orada, efendim, o “tape”ler böyleydi, öyleydi, faturaydı; sahte miydi, değil miydi? O savunmalarını orada yapacaklar. Bunları da mahkeme değerlendirecek, yüce mahkeme değerlendirecek. Avukatları olacak, savunmalarını yapacaklar, biz de gidip izleyeceğiz. Duruşmalar halka açık, alenidir, izleyip göreceğiz.

Bahsettiği soruşturma, müfettiş, altın ihracat şeyiyle ilgili, Gana’dan gelip Dubai’ye gönderilen altınla ilgili sizin Bakanlığınız, Gümrük ve Ticaret Bakanlığı Gümrük Müfettişliğinin hazırladığı rapor var. Burada usulsüzlüğü açıkça söylüyor. 1,5 ton altından değerli arkadaşlar, 1.208 kilosu yurt dışına gidiyor, yaklaşık 300 kilosu –yani burada kargoda 1.500 kilogram altın deniyor, 1.208 kilogramı çıkış yapıyor- şu anda yok, piyasada yok, içeride yani. Bu para ne oldu, birilerine rüşvet mi verildi, ne yapıldı onu bilmiyoruz. Dolayısıyla…

OKTAY VURAL (İzmir) – Vay, vay, vay, vay!

ALİ ÖZGÜNDÜZ (Devamla) - Bir de -öbür konuşmamda bahsedeyim, sürem bitti- bu kişileri ayrı ayrı yargılamamız gerekir diyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum.

Teşekkür ediyorum. (CHP ve MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Özgündüz.

Şahıslar adına ilk söz Antalya Milletvekili Sayın Mehmet Günal’a aittir.

Buyurun Sayın Günal. (MHP sıralarından alkışlar)

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, akşamın ilerleyen bu saatinde hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Maalesef, yine, kamuoyundan kaçırılan başka bir oturumdayız.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Hepsi yayında.

MEHMET GÜNAL (Devamla) – Sayın Canikli çok uğraştı, çabaladı ama milletin aklıyla alay etmenin anlamı yoktur…

RECEP ÖZEL (Isparta) – Samanyolu falan hepsi canlı yayında ya.

MEHMET GÜNAL (Devamla) - …sizden biz alıştık, siz beş yıllık kalkınma planını dahi pazartesi görüştünüz ya, beş yıllık kalkınma planını dahi. Utandığınız bir şey olursa, sıkılacak bir şey olursa “Aman millet duymasın!” diyorsunuz ama burada…

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Mehmet Bey, herkes izliyor, izlemek isteyen izliyor.

MEHMET GÜNAL (Devamla) – Bu normaldir, suçluluk psikolojisi içerisinde bunları mümkün mertebe kapatmak, “Herkes duymasın, uğraşmayalım.” demekten daha doğal bir şey olamaz. Bunu anlayışla karşılıyoruz yani kabul etmiyoruz ama bu suçluluk psikolojisinden kaynaklandığını da biliyoruz. Gerçi siz de aslında az önce kabul etmiş olduğunuz komisyon kurulması kararıyla beraber kısmen bu iddiaların ciddi olduğunu kabul etmiş oldunuz ama az önce Sayın Canikli’nin imasından ortaya çıktı ki bunlar hemen bu komisyon aracılığıyla oylanacak, aklanacak zannediyorsunuz.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Mehmet Bey, “Komisyonu yönlendirmeyin.” diyorum ben. Böyle bir şey söylemiyorum ben. “Böyle karar verirse doğrudur, böyle karar verirse yanlıştır.” olmaz öyle.

OKTAY VURAL (İzmir) – Niye? Sabah kahvaltıda ne konuştunuz?

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sen Sayıştayı yönlendiriyorsun.

MEHMET GÜNAL (Devamla) – Şimdi, burası maalesef aklama partisi oldu artık, aklama partisi bu sefer burada komisyondaki çoğunluğunu sağlayarak aklayamayacak. Lütfen kimsenin aklıyla dalga geçmeyin, millet bunu yutmuyor.

Burada kalkıp bir hakaret oldu diye muhalefete mensup milletvekiline kınama cezası verirken -Sayın Yakut burada, şahittir; o, kürsüde oturuyordu- üç oturumluk cezayı önerdiği zaman eller kalktı ve bir grup disiplini içerisinde -tebrik ediyorum sizi- bunu dahi akladınız ama burada bu alacağınız karar, komisyonda çoğunluğunuza güvenerek alacağınız karar o bakanları aklamayacaktır. Gerçek aklama yeri varsa o zaman burada yaptığınız delikanlılığı hep beraber kaldıralım, komisyon kararından sonra oylayalım. O zaman görelim bakalım Yüce Divandan aklanabiliyor mu.

Dolayısıyla, şimdi…

RECEP ÖZEL (Isparta) – Önergeyi konuş, önergeyi ya. O zamanki komisyonun yapacağı işi konuşmayalım.

MEHMET GÜNAL (Devamla) – Önergeye geçiyorum ama Sayın Canikli’nin dediği gibi biz burada bu önergenin içerisinde ne fezlekeye ne eklerine ulaşamadık.

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Komisyon ulaşacak, merak etme.

MEHMET GÜNAL (Devamla) – Ben, şimdi, gece çok düşündüm, ne konuşacağım, ne geldi, sordum, Meclis Başkanlığına dilekçeler verdik, Sayın Vural başlarken hatırlattı, çok fazla düşündüğüm için dalıp gitmişim. Bir rüya gördüm, kan ter içerisinde uyandım. Önüme bir sürü sorular sordular, bir sınava tabi tutulmuş gibiyim; çoktan seçmeli var, doldurmalı var. Şaşırdım, panik içerisindeyim, böyle de sanki çok önemli bir sınav içindeymişim gibi telaşeyle baktım. Dediler ki: “Hızlıca, film gibi önünden geçireceğiz. Burada ne görürsen onları söyleyebilirsin.” Baktım ama kalkar kalmaz hemen aklımda kalanları yazdım. Ben bunların çoğuna cevap veremedim hakikaten. Şimdi bunların bir kısmını sizlere soracağım, belki sizler de yardımcı olursanız hem ben buradan geçmiş olacağım…

Örneğin, burada…

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Ya, rüyanda mı gördün bunu?

MEHMET GÜNAL (Devamla) – Rüyamda gördüklerimden aklımda kalanı söylüyorum.

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Allah Allah!

MEHMET GÜNAL (Devamla) – Çözemedim, belki siz yardımcı olursunuz Sayın Kacır!

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Not alacağım, yavaş söyle!

MEHMET GÜNAL (Devamla) –  Mesela, az önce Sayın Ali Özgündüz söylerken Sayın Bakanın açıklamasından bahsetti “hayalî ihracat ile altın ihracatından bahsedenler” diye. Şimdi, şöyle bir soru vardı; diyor ki: “Buradaki hayalî altın ihracatını savunmanın karşılığı nedir?” Altta yazıyor: “1 milyon, 2 milyon, 3 milyon, 4 milyon euro.” Çok hızlı geçtiği için ben tarayamadım. Yani az önce 2 milyon mu demişti Ali Bey?

İLHAN DEMİRÖZ (Bursa) – Evet.

OKTAY VURAL (İzmir) – 2 milyon…

MEHMET GÜNAL (Devamla) – Yani, hemen ertesi gün hesabına geçmiş, iddialar böyle, bilmiyorum. Acaba hangisidir diyorum?

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Yani, rüyanda gördün!

MEHMET GÜNAL (Devamla) – Öbür tarafta şöyle bir soru daha var, diyor ki: “Hayalî altın ihracatı tehlikeye girince çok pahalı olan gıda ve ilaç ihracatı transit ticareti üzerinden bu işlemi yapmayı hangi cin fikir akıl etmiştir?” Yazıyor altında: “Zafer Çağlayan, Süleyman Aslan…” Alta doğru yazmış. Şimdi yine baktım, acaba “Hepsi” şıkkı var mı diye, onu da göremedim. Sonra baktım, aralarda açıklamalara baktım, resmî olarak bugün Süleyman Aslan’ın icadıymış. Yani, transit ticaret olunca daha pahalı fatura kesebiliyorlar.

OKTAY VURAL (İzmir) – Çete, çete ya! Paralel çete!

MEHMET GÜNAL (Devamla) – Başka bir soru daha geçti burada. Şimdi, hakikaten, birçok soru var. En çok merak ettiklerimden biri buydu, biraz ipucu buldum ama. Şöyle bir mesaj geçmiş: “18 kapalı, 11’e geç ne demek?”

“A) 18 no.lu yolda inşaat var, 11 no.lu yoldan git.

B) 18 no.lu telsiz frekansından 11’e geç.

C) Sonu 18’le biten telefondan 11’le bitene geç, dinlemeye takılmayalım.”

D şıkkı hiç aklımıza gelmedi, ne diyor: “D) 18 no.da işlenmiş 2 telefondan 11 no.da işlenmiş diğer 2 telefona geç.”

OKTAY VURAL (İzmir) – Şifreli!

MEHMET GÜNAL (Devamla) – Yani, sonra baktım, hakikaten garip. “Bütün telefonlar bakanlar arasında şifrelenmiş.” diyor, bunu da anlayamadım yani rüyada böyle ter içerisindeydim. Yine baktım, altından acaba buna neden geçildi diye düşündük.

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Akşam ne yedin de yattın sen ya?

MEHMET GÜNAL (Devamla) – Vallahi hep bunu düşündüm, ne konuşacağım bugün diye hep stres oldum, onun için oldu.

Baktım, acaba neden geçmişler dedim. Meğer, altın ihracatına Amerika ambargoyu koyup Halk Bankasına da ihtarı çekince bunlar yeni fikir bulmuşlar, gıda ve ilaca geçmişler. Yani, gerçekten inanamadım, hâlâ inanamadım ama esas soru burada.

OKTAY VURAL (İzmir) – Konvertibl rüşvetçi bunlar!

MEHMET GÜNAL (Devamla) – Şimdi, bizde bir tane denizci var, sizde de var mı bilmiyorum. Sağ olsun Ali Torlak Bey… Ali Bey, ben merak ediyorum, 5 bin tonluk bir gemiye 150 bin tonluk bir fatura nasıl gönderilir, denizcilik kuralları içerisinde bu mümkün müdür? Bu da bir soruydu, bunu cevaplayamadım, sizlere bırakıyorum. Ali Bey’in şahitliğinde, mümkünse, bilemiyorum, 5 bin tonluk bir gemiye 150 bin tonluk malı nasıl yüklediler, onu da anlayamadım.

OKTAY VURAL (İzmir) – Alkışlamak lazım, fazla ihracat yapmışlar. İhracat rekoru bu.

MEHMET GÜNAL (Devamla) – Yani en çok çuvalladıklarımdan bir tanesi buydu. Sonra sordum, sahte konşimento düzenlenerek oluyormuş, “5 bin”in yerine “150 bin” yazıyormuşsunuz. “Konşimentoda 150 yazdığı zaman önemli değil.” diyorlar, kontrol eden de yok. Hakikaten, değerli arkadaşlar, buralarda, bakıyoruz ama…

Başka bir soru daha var. Bitireceğim, sorularım yani bana yardımcı olabileceğinizi… Artık herhâlde birkaçını arkadaşlar cevapladı. Diyor ki: “Bu işlerin kolaylaştırılması karşılığında Rıza Sarraf’tan alınan komisyon kaçtır?”

A) Binde 2

B) Binde 3

C) Binde 4

D) Binde 5 (MHP sıralarından “D şıkkı” sesleri)

Nasıl D şıkkı? 9 tane iş var; Süleyman Aslan’ınki var, Zafer Çağlayan’ınki var, bir öbür işten var, bir bu işten var. İşler karışınca yüzde 5’ten 4’e düşmüş, 3’e düşmüş.

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Hepsini rüyanda gördün ha!

MEHMET GÜNAL (Devamla) – Filmde bir sürü şey geçince benim kafam karıştı. Şimdi, hangisi acaba hangisiydi, bilemedim ki. “3’le 5 arasında” diyor. 4 olmuş, 5 olmuş.

OKTAY VURAL (İzmir) – Üzümünü yiyorlar, bağını sormuyorlar, boşver.

MEHMET GÜNAL (Devamla) – Hakikaten şimdi… Sonra düşündüm. Şimdi diyorum ki hani, bu yarışma vardı, joker hakkı kullanıyorlar. Dedim: Bir arkadaşı arasam sorsam. Hadi burada Ali Torlak’a sorduk. Yani, bu komisyon işini de herkes bilmez. Acaba dedim, seyirciye mi sorsak joker hakkımızı kullanıp, kaçtır yani bir şekilde bulmam lazım. Vallahi, yoksa sınavdan kalacağım. Sonra baktım. Aklımdan bir an oran geçmedi ama toplam 38 milyon euro muydu, miktar geçti. “O da doğru olmaz, biz komisyon oranını soruyoruz.” dediler. Vallahi, böyle kan ter içerisinde rüyadan uyandım, soruların hepsini hatırlamıyorum ama o anda dedim ki: Ya, bu nasıl bir şeydir? Kendi kendime bunları düşünüyorum. O ara rüyanın sonuna doğru uyandığım aşamayı hatırlıyorum arkadaşlar. Ak saçlı, ak sakallı, nur yüzlü bir ihtiyar yaklaştı: “Evlat, kafan çok karışmış görünüyor, öyle mi?” dedi. “Evet dede.” dedim. “Niye?” dedi. “Vallahi, neden bu rüşveti verenler ve alanlar serbest bırakıldı ama öbür tarafta mal varlıklarından tedbir de kaldırıldı? Bu tarafa bakıyorsunuz, hâkimler, savcıların hepsiyle ilgili HSYK karar almış. Doğru dede, vallahi bunu düşünüyorum.” dedim Yani, aklım ermiyor, bir tarafta bunları yargılıyorsunuz… “Peki, başka ne oldu?” dedi, “Vallahi bunu düşünüyordum ama bir taraftan buna benzer başka tezatlar var, ben kaç gündür bunu düşünüyorum: Bir tarafta Engin Alan içeride, öbür tarafta Sebahat Tuncel dışarıda, KCK’lıların hepsi serbest kaldı. Buna da aklım ermiyor.” dedim. Yani, bu nasıl bir şeydir: Bütün muvazzaf subaylar içeride, mücadele edenler içeride, bunlar burada. Efendim, suçlanan bakanların hepsi içeride, koçlar gibi de savunma yapıyorlar; onların savunma hakkı dahi yok -az önce burada sayın bakanlarımız diyordu biz burada konuşuyoruz diye- onların hiçbirisi doğru dürüst savunma yapamadı. “Efendim, ben dört buçuk aydır sürünüyorum, azap çekiyorum.” diyor; dört buçuk senedir sürünenler ne olacak?

Yani, maalesef, bunları söyledikten sonra dedem dedi ki: “Evlat, bu bir fetret devridir. Bu kadar da fazla canını sıkma, Türk milleti büyük millettir, bunu da aşacaktır. İnşallah adalet geç de olsa tecelli edecektir, Allah’ın izniyle bunlar da Yüce Divan da hesap verecektir.” Allah’tan o anda uyanmışım. İnşallah, ben de “Amin, amin, amin.” diyorum, Yüce Divanda yargılansınlar. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Başka bir şey olmadı mı rüyada?

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Ya, seçimden önce miydi, sonra mıydı bu rüya?

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Önce Sayın Canikli.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Hepsi rüyaydı Sayın Başkanım.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Sayın konuşmacı, ismimden de bahsederek, komisyon kurulduktan sonra onun kararıyla ilgili imada bulunduğumu ifade etti. Onunla ilgili sataşmadan söz istiyorum.

BAŞKAN – Buyurunuz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

V.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

4.- Giresun Milletvekili Nurettin Canikli'nin, Antalya Milletvekili Mehmet Günal’ın (9/3) esas numaralı Meclis Soruşturması Önergesi üzerinde yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Değerli arkadaşlar, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bakın, biraz önce kullanılan ifadeyi sizinle paylaşmak istiyorum: “Rüşvet alanlar, verenler serbest bırakıldı.” Yani, birileri kararını vermiş, bakın birileri kararını vermiş, birileri mahkûm etmiş, birileri hüküm vermiş. (MHP sıralarından gürültüler) İzin verin, lütfen…

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Darbe planı yapanlarla ilgili sen vermedin mi karar?

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Bakın, arkadaşlar, söylediğimiz şu…

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Darbe planı yapanlarla ilgili sen vermedin mi?

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – …söylediğimiz şu, bakın, söylediğimiz şu, eğer dinlerseniz ben anlatayım ne demek istediğimi.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Hâlâ içerideler sizin yüzünüzden!

BAŞKAN – Sayın Günal, lütfen…

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Peşinen kimseyi ne suçsuz ilan edebilirsiniz ne de suçlu ilan edebilirsiniz. (MHP sıralarından gürültüler)

OKTAY VURAL (İzmir) – Siz suçsuz ilan ettiniz!

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Suçsuz ilan ettiniz ya!

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Onlar 5 senedir yaşıyor!

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Biz soruşturma komisyonunu niye kuruyoruz, niye kuruyoruz?

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Çıkaralım mı arşivleri?

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Gerçekleri araştırmak için kuruyoruz, bütün bunların ortaya çıkarılması için kuruyoruz.(CHP ve MHP sıralarından gürültüler)

OKTAY VURAL (İzmir) – Ya, ya…

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Peşinen, lehte ya da aleyhte, olumlu ya da olumsuz, aklayan ya da suçlayan bir yaklaşım içerisinde olamazsınız, olamazsınız. Evet, olamazsınız. Sizin sorununuz bu işte. 

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Başbakan ne dedi meydanlarda?

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Böyle bir davranış ön yargılı bir davranıştır, hukuki bir yaklaşım değildir. Siz hükmetmişsiniz, kararı vermişsiniz. (CHP ve MHP sıralarından gürültüler) Onun için benim itirazım buna yani komisyon şöyle karar verirse iyidir, böyle karar verirse kötüdür… Böyle bir yaklaşım olmaz.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Hani yargı darbesiydi, hani askerlere yapılan yargı darbesiydi, ne oldu?

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Komisyonun görevi gerçekleri araştırmaktır, hepimizin görevi gerçekleri araştırmaktır. Biz, arkadaşlarımız peşinen suçludur ya da suçsuzdur demiyoruz, diyemiyoruz, demememiz gerekir. (CHP ve MHP sıralarından gürültüler)

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Başbakan ne dedi, Başbakan? Meydanlarda ne dedi Başbakan?

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Biz bütün olayların, iddiaların enine boyuna araştırılması, bütün delillerin ortaya konulması için soruşturma komisyonu kurulmasını kabul ediyoruz.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Aklama komisyonu, aklama!

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Doğru yaklaşım budur, doğru yaklaşım budur. Onun dışında, elbette, bakın, komisyonun çalışmalarında ortaya çıkan delilleri hiç kimsenin karartamayacağını ve bu delillerin gösterdiği sonucun dışında kimsenin başka bir karar veremeyeceğini biliyoruz biz… (MHP sıralarından gürültüler)

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Zaten kararttınız, şu anda kapatıyorsunuz delilleri, şu anda karartıyorsunuz. Delilleri toplayan hâkimleri, savcıları görevden alıyorsunuz.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – …ve bunu bilerek bu komisyonun kurulmasını önerdik değerli arkadaşlar, ne yaptığımızın farkındayız. Biz samimiyiz… (CHP ve MHP sıralarından gürültüler)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Kapatıyorsun şu anda!

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – …biz ön yargılı değiliz, gerçeklerin ortaya çıkarılmasını istiyoruz.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Canikli.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Sizin yaklaşımınız, bu yaklaşımınız doğru yaklaşım değildir, adaletin tesisini sağlayacak bir yaklaşım değildir.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Bence sen konuştukça duman oluyorsun, en iyisi konuşma!

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Meydan meydan dolaştı Başbakan, meydan meydan!

MEHMET GÜNAL (Antalya) – “Temiz arkadaşlarımız” dedi!

OKTAY VURAL (İzmir) – Nerede samimisiniz ya! 

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, demin hatip bir konuşma yaparken “Bütün KCK’liler serbest bırakıldı.” dedi. Benim Şırnak’ta bütün belediye başkanlarım hâlâ tutuklu, benim İl Başkanım tutuklu. Onun için…

BAŞKAN – Buyurun.

5.- Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan'ın, Antalya Milletvekili Mehmet Günal’ın (9/3) esas numaralı Meclis Soruşturması Önergesi üzerinde yaptığı konuşması sırasında Halkların Demokratik Partisine sataşması nedeniyle konuşması

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sevgili arkadaşlar, buraya zaman zaman hatipler çıkıyor, konuşmalarında hemen “Bütün KCK’liler serbest.” diyor. Benim İdil Belediye Başkanım  Resul Sadak içeridedir, Cizre Belediye Başkanım Aydın Budak içeridedir, Silopi Belediye Başkanım Emin Toğurlu içeridedir, Balveren Belediye Başkanım Abdurrezak Yıldız içeridedir, il başkanım Halil İrmez içeridedir ve Edirne F tipindedir, mahkemesi Şırnak Ağır Cezada.

Elinizi vicdanınıza koyun, bu kürsüye gelirken Kürtlere düşmanlığı bırakın ve bizi kimseyle karıştırmayın, hata yaparsınız.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Paradan bahset sen, bırak bunları, bırak.

HASİP KAPLAN (Devamla) – Biz para için, hırsızlık için, rüşvet için, başkaları için, işkence için içeri girmedik. Bizim düşüncelerimiz ve özgür mücadelemizin uğrunda başımız dik; çıktığımız zaman her yerde çıktık, her yerde konuştuk, her yerde de savunuruz, her yerde de on binlerce arkadaşımız içeride. Hatip Dicle neden içeridedir, bana söyler misiniz? Bana söyler misiniz, Sayın  Dicle on yıl yattı cezaevinde, buraya fezlekesi geldi, dokunulmazlığı kaldırıldı. Elinizi vicdanınıza koyacaksınız. Bu ülkede vatanseverlik adı altında hukukun yerine geçen, devletin yerine geçen Susurluk çetelerini, iş adamlarını, siyaset mafya üçgenini, bunun içinde yer alanları, hangi karanlık örgütlerin yer aldığını, hangilerinin darbeci olduğunu, hangilerinin çeteci olduğunu çok iyi biliyoruz. Onlar burada çıkıp kahraman gibi konuşacak, benim insanlarım düşüncelerinden hâlâ cezaevinde olacak, iki de gelip bu kürsüde bana çakmaya çalışacak! Partime çakmaya çalışacak, arkadaşıma çakmaya çalışacak. Çakamazsınız, biz çakarız.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Çivi gibi çakarız, çivi!

HASİP KAPLAN (Devamla) – Başımız dik, alnımız ak. Biz gelir bu kürsüde konuşuruz, biz özgürlüğümüz ve mücadelemiz için buradayız. Özgürlük mücadelesi, ihale, hırsızlık… Koalisyon döneminin Yüce Divan bakanları vardı, şimdi de bu bakanlar var.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HASİP KAPLAN (Devamla) – Bizimle yarıştırmayın, yanlış yerde ararsınız.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sen paradan bahset ya! Millet malı götürmüş, sen neden bahsediyorsun?

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Müsaade ederseniz, şimdi…

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Tutanaklara geçmesi açısından da bir şey ifade edeceğim.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Bir saniye… Sataşmayla ilgili…

BAŞKAN – Pardon, Sayın Günal’ı bir dinleyeyim ondan sonra sizi dinleyeceğim.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Sayın Başkanım, sizden özür diliyorum, sizin tutumunuzu tartışmamak için seslenmedim ama ben hiçbir şekilde ne Hasip Kaplan’a ne…

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – KCK’den BDP’liler yatıyor, arkadaşlarımız yatıyor.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Bir saniye…

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Hasip Kaplan’a değil KCK’lı tutuklulara söylediniz.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Müsaade ederseniz, yanlış…

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Bütün KCK’liler BDP çalışanlarıdır.

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Bizim Iğdır Belediye Başkanımız da içeride.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – “Bizi suçlayarak söylemiştir…” Benim hiç öyle bir şeyim olmamıştır.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Ayıptır ya!

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Ayıptır ya!

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Yanlışı düzeltmek istiyorum.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – KCK’lılar dışardayken Engin Alan yatıyorsa yazıklar olsun! Evet, zorumuza gidiyor!

BAŞKAN – Buyurunuz. (MHP sıralarından alkışlar)

6.- Antalya Milletvekili Mehmet Günal'ın, Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli arkadaşlar, burası Hasip Kaplan’ın şov yeri değil.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Bravo!

MEHMET GÜNAL (Devamla) – Ben, hiçbir şekilde hiçbir partiyi… Burayı saptırmayın, burada yolsuzlukları sorguluyoruz, destek atmayın AKP’ye!

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Kimseye destek atmıyoruz.

MEHMET GÜNAL (Devamla) – Benim söylediğim şudur. (HDP sıralarından gürültüler) Bir saniye, bir dinle!

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Siz saptırıyorsunuz!

MEHMET GÜNAL (Devamla) – Bir dinle, bir dinle!

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – KCK davasının burayla ne alakası var!

MEHMET GÜNAL (Devamla) – Benim söylediğim şudur: Engin Alan içeride mi? İçeride. O içerideyken aynı şekilde Sabahat Tuncel’i siz çıkardınız mı? Çıkardınız. Evet, seçim arifesinde bunların aday olmasını herkese baskı yaparak sağladınız. O hâlâ içeride duruyor, Engin Alan içerideyken bu dışarıda. Ben kimseyi suçlamıyorum. Dışarıda mı? Dışarıda. KCK davasından herkesi saldınız mı beraber? Saldınız. Ben suçunu, suçsuzluğunu konuşmuyorum.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Kim saldı ya, yok öyle bir şey!

MEHMET GÜNAL (Devamla) – Ben, onlar dışarıdayken neden Engin Alan içeride, aklım ermiyor diyorum.

Benim bir sataşmam yoktu Sayın Başkanım ama siz söz verdiniz. Ama şimdi bu Sayın Kaplan’ın sözlerinden sonra bunu açıklamak durumundayım. Lütfen sapla samanı karıştırmayalım, burada onu tartışmıyoruz. Ben, şunu söylüyorum: Sayın bakanlar burada savunma yaparken siz bir taraftan “Deliller çıksın.” diyorsunuz Sayın Canikli ama delilleri toplayan polisleri görevden alıyorsunuz. Delilleri toplayan, karar veren hâkimi, savcıyı görevden alıyorsunuz, yetmedi HSYK kalkmış bir de bunları sorguluyor, bunu söylemeyelim mi?

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Komisyon kurulduğunda hepsi ortaya çıkacak!

MEHMET GÜNAL (Devamla) – Ne karıştırıyorsunuz bununla onu! Bizim söylediğimiz budur.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – KCK’yi sen niye karıştırıyorsun!

MEHMET GÜNAL (Devamla) – Hukuk burada işlemek zorundadır.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – KCK ile ne alakası var bu işin!

MEHMET GÜNAL (Devamla) – Hukuku işletmeye çalışan emniyet görevlilerini, bu raporları düzenleyen, Mali Suçlarla Mücadele biriminin başındaki adamları, bunları ihbar etmeyen istihbarat şube müdürlerini görevden aldınız mı, almadınız mı?

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Bir delil varsa kimse karartamaz onları!

MEHMET GÜNAL (Devamla) – Nasıl delil topluyorsunuz, delili toplayan adamı cezalandırıyorsunuz? Benim söylediğim buydu.

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Yolsuzluklarla ilgili konuşup KCK’lileri ortaya attınız Sayın Hatip, ne alakası var!

MEHMET GÜNAL (Devamla) – Benim burada ne KCK’yla ne PKK’yla bunlarla bir alakam yoktur, kendileri sahipleniyor olabilir KCK davasını, bu bizim işimiz değil. Ama onlar gezerken Engin Alan’ın içeride olması bir garabettir.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) - Kararı kim veriyor?

MEHMET GÜNAL (Devamla) – Bakanlar burada durup koçlar gibi kendilerini savunurken o hâkimler, o savcılar görevden alınıp üstüne üstlük bunlarla ilgili soruşturma açılması bir garabettir.

Benim söylediğim bundan ibarettir diyorum, söylediklerim çarpıtılmıştır.

Bilgilerinize sunuyor, saygılar sunuyorum.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Evet, buyurun.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Sayın Başkan, herhâlde açıklama yapmama gerek yok.

BAŞKAN – Olsun, ben gene dinleyeyim, herkesi dinliyorum, ondan sonra gerekeni yapayım.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Deminki konuşmasında, işte “Sabahat Tuncel dışarıda, Engin Alan içeride…

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Yalan mı?

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Doğru.

Ama Sabahat Tuncel’in içeriye girmesi gerekmiyor; Engin Alan çıksın, tamam çıksın. Niye komisyona üye vermediniz?

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – …ve tüm KCK’liler dışarı çıktı.” diyerek cezaevindeki partili arkadaşlarımızla ilgili bize cevap hakkı doğmuştur.

BAŞKAN – Tamam, Sayın Kaplan’a ben söz verdim.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Bize cevap hakkı doğmuştur. Onunla ilgili bilgilendirme yapmam lazım.

BAŞKAN – Ama Sayın Kaplan o konuda konuştu. Ben Sayın Kaplan’a o nedenle söz verdim.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Sayın Başkan, tamam ama şimdi yeniden aynı konuda ısrarına devam ediyor.

BAŞKAN – Şu anda başka bir şey söyledi.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Sayın Başkanım, ben sataşmadım.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Başka bir şey söylemedi Sayın Başkan.

“Tüm KCK’liler dışarıda.” diyerek cezaevinde bulunan arkadaşlarımızla ilgili bizlere cevap hakkı doğdu, söz istiyoruz.

BAŞKAN – Şimdi, bakın, bir saniye…

OKTAY VURAL (İzmir) – Efendim, gruba yönelik bir sataşma yok burada, gerek yok.

BAŞKAN – Şimdi şunu söylemeye çalışıyorum: Ben Sayın Kaplan’a, Sayın Günal’ın KCK ve Sayın Tuncel’le ilgili sözünden dolayı söz verdim, o da konuştu.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Sataşma yoktu onda da…

HASİP  KAPLAN (Şırnak) – KCK’lilerle ilgili.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – …durum tespiti vardı Sayın Başkan.

BAŞKAN – Düzeltme amaçlı, bir o yani “Hepsi dışarıda.” dediniz siz.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Doğru.

BAŞKAN – O da dedi ki: “Benim il başkanım, işte belediye başkanlarım, vesaire…”

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Genel Kurulu yanlış bilgilendiriyor, ne doğrusu ya?

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Götüreyim sizi, bir cezaevi gezdireyim isterseniz. Bütün F tipi cezaevlerimizi götürüp gezdirelim.

BAŞKAN – Böyle bir yere varamayız.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Bizimkiler öyle hırsızlıktan, rüşvetten falan içeride değil.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Sayın Başkan, bize ikinci defa sataştı, söz istiyoruz. Aynı iddiasına “Doğru.” diyor.

BAŞKAN – Aynı anda ikiniz birden ayaktasınız Sayın Baluken.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Birimize söz verin de grup adına çıkıp bir iki kelime söyleyelim.

BAŞKAN – Hayır, öyle yok işte. Şimdi, ben diyorum ki…

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Bu defa da Başkana verin.

BAŞKAN – Tamam, bir saniye.

Siz konuşuyorsunuz, ben de bir cevap vereceğim, ondan sonra bir karar vereceğiz.

Şimdi, Sayın Kaplan’a o nedenle yani sataşmadan değil, bilgi düzeltmeden söz verdim ben, kalktı düzeltti. Ondan sonra Sayın Günal da kendisinin… Yani herhangi bir sataşma, grubunuza yönelik bir sataşma anlamı taşımadığını ama bir garabet olduğunu… Bir milletvekili hapisteyken benzer bir suçtan yargılanmış olan bir diğer milletvekili de dışarıda. Bunu sizin grupla ilgili de söylemedi. Adalet ve Kalkınma Partisine döndü, dedi ki: Siz böyle bir garabet yaptınız. Şimdi aslında burada söz hakkı o tarafa düşmekle birlikte…

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Hayır…

BAŞKAN – Bir saniye, bir saniye, ben şimdi önce bir açıklayayım. Bu devam edecek anladığım kadarıyla da önce bir durumu düzeltelim.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – KCK davasının burayla bir alakası yok. Bunu açması saçma. Saçma sapan bir iddia yani.

BAŞKAN – Tamam, anladım. Ben size Grup Başkan Vekili olarak söz vereceğim ama lütfen bunun sürdürülmesine neden olacak bir konuşma yapmayın.

Buyurun.

7.- Bingöl Milletvekili İdris Baluken'in, Antalya Milletvekili Mehmet Günal’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Halkların Demokratik Partisine sataşması nedeniyle konuşması

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Şimdi, sayın hatip burada konuşurken KCK davasından herkesin çıktığını söyledi. Bir kere bunun külliyen yanlış bir bilgi olduğunu ifade edelim. Hatip Dicle, belediye başkanlarımızın, belediye meclisi üyelerimizin, binlerce, yüz binlerce oy almış il genel meclisi üyelerimizin çoğu hâlâ cezaevinde bulunuyor. Yine, ölüm döşeğinde olan, son nefesini vermek üzere olan 500’ün üzerinde hasta arkadaşımız bu dava kapsamında siyasi rehine olarak cezaevinde tutulmaya devam ediliyor. Dolayısıyla, böyle KCK’lilerin tamamen tahliye edilmesi gibi bir durum yok.

Diğer konuya gelince, Sabahat Tuncel’in dışarıda, Engin Alan’ın içeride olmasıyla ilgili; yani hayret ediyorum bu kadar samimiyetsizlik olur mu? Buraya her çıktığınızda Engin Alan’dan bahsediyorsunuz. Milletvekilli dokunulmazlıklarıyla ilgili kalıcı çözüm getirecek bir komisyon kurduk. Bu komisyon Anayasa değişikliğiyle ilgili çalışma yaptı, siz üye vermediniz. Üye vermeyip buradan “Engin Alan cezaevinde kalmaya razıdır.” diye milletvekilleriniz beyanatlarda bulundu. Bir taraftan böyle söylüyorsunuz, bir taraftan da “Sebahat Tuncel niye dışarıda, Engin Alan niye içeride?”

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Niye olduğunu biz biliyoruz, sizin gibi pazarlık yapmıyor çünkü.

İDRİS BALUKEN (Devamla) – Bu komisyonun yaptığı çalışmanın metni üzerimizde. CHP grup başkan vekili, AK PARTİ grup başkan vekili de biliyor. Siz bu komisyona üye vermemekle Engin Alan’la ilgili hiçbir kaygınızın olmadığını zaten ifade etmiş oluyorsunuz.

Doğrusu, Genel Kurula şunu söyleyeceğim: “KCK”, “PKK”, “Kürt” kelimelerini yasaklayın, herhâlde MHP'nin söyleyeceği bir söz kalmaz ki buraya yolsuzluklarla ilgili bir soruşturma geldiğinde KCK üzerinden savunma yapıyorlar. Böyle bir şey olur mu?

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Asıl sizin kalmaz! PKK, KCK’yı yasakla, sizin kalmaz asıl söyleyecek bir şeyiniz!

İDRİS BALUKEN (Devamla) - Bugünkü konuyla KCK tutuklamalarının ne gibi bir alakası var ki siz buraya gelip KCK davasıyla ilgili bir tartışma yürütüyorsunuz?

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, burada, tabii, gerçekten, Adalet ve Kalkınma Partisiyle BDP arasında 17-25 Aralık ekseninde bir koalisyon kurulduğunu görüyoruz.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) - Bırak ya, bırak cevap ver sen! Sen bırak cevap ver, cevap!

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Ne alakası var!

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Ne alakası var ya!

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) - Bırak sataşmayı, cevap ver! AK PARTİ’yi sokma içine, konuşma!

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Sayın Başkan, KCK’yle ilgili olan kısmına cevap veriyoruz. Yolsuzluklarla ilgili bütün söylediklerimizi söyledik. Hiçbir alakası yok.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) - Parayı götürenlerden iste, bizden ne istiyorsun!

OKTAY VURAL (İzmir) – Birbirini aklamak amacıyla rüşvet ve yolsuzluk iddiaları gündemdeyken…

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) - Para isteyenlerden sor, bizden ne istiyorsun! Parayı götürenlerden iste!

OKTAY VURAL (İzmir) – Bu konu gündemdeyken burada Engin Alan’ın içeride kalmasının garabet olduğundan hareket ederek böyle bir konuda bu tartışmanın rüşvet ve yolsuzluk tartışmasının üzerine geçme gayretini gerçekten anlıyoruz; başka yerlerden talimatla hareket edilmiş.

Ancak Sayın Engin Alan’la ilgili konuda kurulan komisyona, evet, üye vermedik. O bakımdan, bu komisyona üye vermememizi çarpıtarak ifade etmiştir. Bu konuda gruba sataşmadan dolayı Sayın Faruk Bal’a söz vermenizi istirham ediyorum.

BAŞKAN – Buyurunuz.

8.- Konya Milletvekili Faruk Bal'ın, Bingöl Milletvekili İdris Baluken’in sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında MHP Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

FARUK BAL (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün burada asrın yolsuzluk meselesini tartışıyoruz, bu yolsuzluğa bulaştığı iddia edilen 4 tane bakanla ilgili olmak üzere bir müzakere yapıyoruz. Bu müzakere sırasında Barış ve Demokrasi Partisine mensup milletvekillerinin meseleyi gererek, Milliyetçi Hareket Partisi Grubunu da ilzam ederek Engin Alan meselesinde partimizi samimiyetsiz olarak suçlaması doğru değildir.

Engin Alan Bey, ömrü boyunca, askerlik hayatı boyunca dağlarda PKK terör örgütüne karşı savaş vermiştir. Bu mücadelesinin neticesinde de Tayyip Erdoğan’ın “Ayağa kalkmadığı için nereye gittiğini görüyorsunuz.” demek suretiyle Silivri’de bugün bir eziyet çekmekte, bir işkence çekmekte, mapus yatmaktadır. Burada tutuklu milletvekilleriyle ilgili konu görüşüldüğü zaman Engin Alan Bey’den yiğit bir ses çıkmıştır “Beni takasa tabi tutmayın. Ben burada çürürüm, tabutumla birlikte buradan çıkarken bile ayakta çıkarım, dimdik çıkarım.” diyerek. Milliyetçi Hareket Partisinden milletvekili olmuş bir milletvekilinden gelebilecek en yüce, en kaliteli, en anlamlı söz buydu. Bu vesileyle Milliyetçi Hareket Partisi de Anayasa’da bir değişiklik yapılmak üzere kurulmuş olan  komisyona üye vermemiştir, bu nedenle verilmemiştir; bu samimiyetsizlik değil, şerefin daniskasıdır. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 22.23

YEDİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 22.37

BAŞKAN: Başkan Vekili Meral AKŞENER

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), İsmail KAŞDEMİR (Çanakkale)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 84’üncü Birleşiminin Yedinci Oturumunu açıyorum.

IX.- MECLİS SORUŞTURMASI (Devam)

A) Ön Görüşmeler (Devam)

2.- İstanbul Milletvekili Ali Özgündüz ve 60 Milletvekilinin; bir soruşturma dosyasında yer alan bir şüphelinin sahte belgelerle ihracat karşılığı Halk Bankasından çektiği paralarla altın alıp İran’a ihracat işlemlerinde kolaylık sağlamak, İstanbul Havalimanına inen bir uçakta bulunan altınla ilgili kaçakçılık eyleminin adli ve idari soruşturmasını engellemek, ithalat ve ihracat işlemlerine aracılık eden Halk Bankasının komisyon oranının düşürülerek zararına yol açmak suretiyle yirmi sekiz defa rüşvet aldığı ve bu eylemlerin Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu’na muhalefet, Türk Ceza Kanunu’nun 204’üncü maddesinde düzenlenen resmi belgede sahtecilik ve 252’nci maddesinde düzenlenen birden çok kez rüşvet almak suçlarına uyduğu iddiasıyla Ekonomi Eski Bakanı Mehmet Zafer Çağlayan hakkında bir Meclis soruşturması açılmasına ilişkin önergesi (9/3) (Devam)

BAŞKAN – (9/3) esas numaralı Meclis Soruşturması Önergesi’nin görüşmelerine devam ediyoruz.

Şahıslar adına şimdi söz, İstanbul Milletvekili Sayın Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nda.

Buyurunuz Sayın Tanrıkulu. (CHP sıralarından alkışlar)

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

İç Tüzük falan uyarınca değil ama kendi vicdanım adına konuşacağım.

Değerli arkadaşlar, öncelikle şunu ifade edeyim: Yani hangi konuda, neyi oylayacağınızı bilmiyorsunuz. Ben fezlekeyi okudum, tümünü okudum, gizlenen fezlekeyi okudum. Okuma gereği duydum çünkü vicdanım adına okuma gereği duydum. Çünkü biraz sonra burada oylama yapılacak ama sizden hiç kimsenin okumadığını biliyorum. Bunu okusaydınız eğer biraz önce burada gerçekten de hiçbir şey olmamış gibi konuşan milletvekillerini bu şekilde dinlemezdiniz, gerçekten dinlemezdiniz.

Bakın değerli arkadaşlar, şahsım adına konuşuyorum. Bunları okurken hiçbir yasa dışı dinlemeyi okumadım, okumadım ve tenezzül bile etmedim okumaya ama bu cumhuriyetin bir vesileyle, bir mahkeme kararıyla alınmış kararlarını okudum ve teknik izlemelerine baktım. Şimdi, biraz önce burada çıkmışlar, gerçekten de hukuktan, CMK’dan bahsediyorlar. Yahu, ayıp ya! Hakikaten ayıp, gerçekten ayıp! Sizin yatacak yeriniz yok, yatacak yeriniz yok eğer bundan bahsediyorsanız. Hakikaten yatacak yeriniz yok ya! (CHP sıralarından alkışlar) Bugüne kadar neredeydiniz? Bakın, ben bu kürsüde 10 kez konuştum. Yasa dışı dinleme, hukuk dışı dinleme, yasa dışı delil, dijital delil… Kaç tane kanun teklifi verdim? Size soruyorum, kaç tane verdim? Havaya bakıyordun, tavana bakıyordun, arkanı dönüp konuşuyordun.

METİN KÜLÜNK (İstanbul) – Nereden biliyorsun? Seni dinlemek zorunda mıyım?

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Sen önüne bak ya, önüne bak.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) – Ne zaman, bakın, ne zaman? Ne oldu biliyor musunuz? Şimdi döndü geldi ve size geldi.

METİN KÜLÜNK (İstanbul) – Sen dön, kürsüde konuş.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) - Bakın, size geldi, size. Sizin yatacak yeriniz yok. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Ya, kime diyorsun sen? Ne diyorsun?

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) - Tümünü buraya getirdik. Bakın, tümünü buraya getirdik değerli arkadaşlar. Ya, ayıp! Gerçekten ayıp ya! Bakın, okuyayım... Burada çıkmış...

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Saldırmadan konuş da ne dediğini anlayalım.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) - Ya, ayıp, gerçekten ayıp! Utanıyor insan bunları okumaktan. Bu kürsü milletin kürsüsü. Bu kürsü rüşvetin, yolsuzluğun, ahlaksızlığın savunulduğu kürsü değil; milletin kürsüsü, milletin. (CHP sıralarından alkışlar) Gelsinler versinler pozu böyle bakalım, nasıl verecekler? Ayıp ya! Gelin, bu pozu burada verin. Göstereyim size. Gelin verin bakalım, nasıl vereceksiniz? Burada, okuyayım şimdi size. Bir de tribe girmiş. Ne diyor bakın, özel kalem müdürü: Kol saati mevzusu. Cenevre’yle ilgili herhâlde bir şey istemiş, bir konu varmış onunla ilgili, hiçbir gelişme olmamış.

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Nerede yazıyor bu?

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) - Okuyayım: “O kadın da bakan beyi aradı yani hiç kimse gelmedi, gitmedi falan diye bakan da bayağı bir şey yaptı, bozuldu. Yani, hatta bana dedi ki: Söyle, kendim hallederim. Ben, artık, falan filan... Böyle bayağı da bozuldu. Ben de ona: Hadi.... Size iletmek üzere... Zorundayım, görevim...” Ya, bu konuşmayı kim yapmış? Kim yapmış bu konuşmayı? Kim yapmış ya? (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Ne bilelim ya? Nereden okuyorsun?

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) - Mahkeme kararıyla dinlenmiş bu, mahkeme kararıyla. Kim yapmış bunu? Ayıp arkadaşlar, ayıp!

ÜNAL KACIR (İstanbul) –  Söyle de biz de oradan okuyalım.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) - Her şeyi yapalım, bakın... Her şeyi yapın ama hiç olmazsa vicdan sahibi olarak çocuklarınızı bu işe bulaştırmayın ya. Ayıp! Çocuklarınızdan ne istiyorsunuz ya? Ne istiyorsunuz? Tertemiz gençler, bırakın, kendi işlerini yapsınlar. Ne istiyorsunuz? (CHP sıralarından alkışlar) Gönder şuraya, gönder buraya. Şunu yap, bunu yap. Ayıp ya, gerçekten ayıp! Okuyayım size... Nerede bu fezlekede Başbakan? Nerede? Soruyorum. Okuyayım mı size? Okuyayım size, bakın okuyayım.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Sen ne okuyorsun orada? Ne okuyorsun orada?

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) - Nerede Başbakan? Tümünden haberi var.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Nerede Başbakan orada?

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) - Bakın, tümünden haberi var. Bugün için hesapladım. Ne kadar biliyor musunuz?

METİN KÜLÜNK (İstanbul) – O fezlekeden de size iktidar çıkmayacak.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) - 110 milyon lira yani 110 trilyon.

METİN KÜLÜNK (İstanbul) – O fezlekeden de siz Başbakana bir şey yapamayacaksınız.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) - Bir bakanın, bir milletvekilinin, Başbakanın haberi olmadan bu kadar büyük bir rüşvetin kendisine zimmet edilmesi mümkün mü?

RECEP ÖZEL (Isparta) – Hocam iddia,  iddia.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) - Size soruyorum, mümkün mü?

METİN KÜLÜNK (İstanbul) – O fezlekeden de eline bir şey çıkmayacak, hiç merak etme.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) – Ne diyor: “Başbakanla konuştum iki saat.” İki saat “Devam edin, cari açık var, bilmem ne var, 3 milyar dolar, 5 milyar dolar gelsin.” dedi yahu. Burada hepsi var.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Nerede o?  O ne?

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) – Hepsi var, hepsi burada. Bakın, hepsi burada var değerli arkadaşlar. Okuyayım mı?

RECEP ÖZEL (Isparta) – Ne o? Nereden okuyorsun sen?

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) – Vallahi utanın! O zaman niye dağıtmadınız? Niye dağıtmadınız?

RECEP ÖZEL (Isparta) – Yahu nereden okuyorsun sen onu? Ne o?

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) – Niye dağıtmadınız o fezlekeleri.

RECEP ÖZEL (Isparta) – O ne, ne?

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) – Fezleke, fezleke. Okuma yazman var mı?

RECEP ÖZEL (Isparta) – Nereden aldın?

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) – Senden aldım, nereden alacağım. Bakan nereden aldıysa ben de oradan aldım.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Nereden aldın?

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) – Bakan nereden aldı? Ben de oradan aldım.

Bakın, değerli arkadaşlar…(AK PARTİ sıralarından gürültüler)

Yahu, şimdi bakın, değerli arkadaşlar, hakikaten bakın merak ediyorum. Bu komisyon… Sayın Bakanım dinle, seni de ilgilendiriyor. Bakanım dinle, dinle.

MEHMET ŞÜKRÜ ERDİNÇ (Adana) – Nasıl ya?

RECEP ÖZEL (Isparta) – Ya, sen burada Bakana nasıl “dinle” diye bağırıyorsun?

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) – Sizi de ilgilendiriyor, dinleyin.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Başka bir emrin var mı?

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) – Ben şunu merak ediyorum değerli arkadaşlar; şunu merak ediyorum, biliyor musunuz: Yahu, rüşvetin de, aracının da bir ahlakı olur ya. Ya, Sayın Bakan gelsin de burada bir cevap versin.

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Nasıl rüşvetin ahlakı?

RECEP ÖZEL (Isparta) – Rüşvetin ahlakı ne?

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) - Ne biliyor musunuz? Ne yapmış biliyor musunuz? Size soruyorum, soruyorum. Diyor ki: “10 milyon nerede?” Hakikaten merak ediyorum, bu 10 milyon nerede ya? 83 milyon rüşvet gelmiş, hesap kitap yapmışlar, soruyor: “10 milyon açık var.” Yahu, bu komisyon bunun için kurulsun değerli arkadaşlar. Bu aradaki kaçak kimde, kime vermişler bu 10 milyonu? 83 milyon alınmış, Bakan da saymış “Ama eksik var, 10 milyon yok.” demiş. Gerçekten de bir yurttaş olarak da merak ediyorum. Bu aradaki aracılar kim, aracılar kim, 10 milyonu götüren kim?

RECEP ÖZEL (Isparta) – Orada yazmıyor mu?

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) - Komisyon kurulacaksa bunun için kurulsun, hiç olmazsa bu 10 milyonu kurtaralım, hazineye irat kaydedelim.

Değerli arkadaşlar, okuyayım bir daha. Okuyayım mı?

RECEP ÖZEL (Isparta) – Oku, oku.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) - Bir de merak ettim gerçekten. Bu piyano meselesi var, piyano. Ya, “Cuma günü gelecek.” diyor, “Cuma günü piyano gelecek.”, Ya, etme eyleme, kargo var, başka mesele var, nasıl gelecek?

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Kim diyor, kim? Neyi diyor? Kime gelecek?

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) - 37 milyon para kalmış, nereden gelecek merak ediyorum, gerçekten merak ediyorum.

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Nereden okuyorsun?

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) - Yani bu piyanoyu, resital mi verecekler evlerinde cuma akşamı, kim çalacak? Bakiyesi 37 milyon, kendisi ne kadar? Ya, hepsi bunlarda var değerli arkadaşlar, hepsi var, gerçekten hepsi var ya.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Oku, oku, hadi oku.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) - Hepsi burada, bak, hepsi burada.

Değerli arkadaşlar, bakın, değerli basın size sesleniyorum, deniliyor ki: Burada hâkim kararıyla alınan Excel tablosu, teker teker yazılmış, teker teker, Excel tablosu.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Kim verdi onu sana?

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) - Kimler biliyor musunuz? “Rüşvetin miktarı ve ne zaman verilmiş.” Ayıp size ya, gerçekten ayıp! Bakın, insanın gerçekten ne yapması lazım biliyor musunuz? Bakın, bir bakanın… Bu cumhuriyetin en büyük onuru burada vekil olmaktır, bundan daha büyük bir onur yoktur. Başka bir onur daha var, bakan olmuşsunuz; başka bir onur daha var, Başbakan olmuşsunuz. Ya, bu yetmez mi size, yetmez mi size ya? Nedir bu para aşkı, nedir bu rüşvet aşkı, nedir bu yolsuzluk aşkı ya? Bundan daha büyük bir onur var mı? Bu kürsüde konuşmaktan başka daha büyük bir onur var mı, var mı arkadaşlar? Nedir, nedir, söyler misiniz, bu kadar rüşvet, bu kadar yolsuzluk, bu kadar para hırsı? Buraya bakın ya.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Ya, niye mahkûm ediyorsun? Hukukçusun, bir de mahkûm ediyorsun.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) - Gerçekten, bakın, size söylüyorum, eğer içinde yoksanız, vicdan sahibiyseniz…

RECEP ÖZEL (Isparta) – Sen hukukçuydun değil mi? Baro başkanlığı yaptın.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) - …bu bakanların yapacağı tek iş var değerli arkadaşlar, burada 15 kişinin önüne çıkmak değil; isterler, giderler, yargılanırlar, gelirler, baş tacı olurlar, baş tacı.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Ama sen yargılamışsın zaten. Sen mahkûm etmişsin, infaz etmişsin.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) - Ama ne yaptılar? Mahkemeyi kapattılar, savcıyı kapattılar, Emniyeti kapattılar, sonra ne yapacaklar? Efendim, işte gelin… Yok böyle bir şey değerli arkadaşlar, hakikaten yok, yok böyle bir şey.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Sen mahkûm ettin zaten.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) - Ben kimseyi mahkûm etmiyorum.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Mahkûm ettin, mahkûm. Bir de hukukçusun.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) - Masumiyet karinesine inanıyorum ama bakın, bu kadar çok pervasızlık yok.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Sözüm ona hukukçusun.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) – Bu kadar çok utanmazlık yok, bu kadar çok şey yok.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Sen öyle konuşmuyordun ya.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) – Şunu da söyleyeyim değerli arkadaşlar, son olarak: Bugün niye…

RECEP ÖZEL (Isparta) – Masumiyet karinesine göre hiç konuşmuyorsun ha.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) – Anlamadım, anlamadım, bu arkadaşlar, niye bugün desenli kravat takmamışlar, sadece düz kravat takmışlar ha, niye?

RECEP ÖZEL (Isparta) – Kim ya?

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) – Konuşanlar.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Allah, Allah!

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) – Niye takmamışlar?

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Sen niye öyle kravat taktın?

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) – O soru da size zulüm olsun.

Teşekkür ediyorum.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Sen niye yelek giydin içine?

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) – Size zulüm olsun o soru, zulüm. Size zulüm olsun o soru. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Şahıslar adına son söz Antalya Milletvekili Sayın Sadık Badak’a aittir.

Buyurun Sayın Badak. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

SADIK BADAK (Antalya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz (9/3) esas numaralı önerge üzerinde şahsım adına söz aldım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Kıymetli arkadaşlar, önceki oturumumuzda İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 2012/120653 sayılı dosyası kapsamında şahsımın da aralarında bulunduğu grubumuzdan 55 arkadaşımızla verdiğimiz önerge yüce Meclis tarafından kabul edilmiş ve soruşturma komisyonu kurulması kararlaştırılmıştır. Meclis soruşturma komisyonu, Ekonomi eski Bakanı Sayın Zafer Çağlayan’la ilgili iddiaları da araştıracaktır. Aşağıda ifade edeceğim sebeplerle aynı konuda ayrı bir komisyon daha kurulmasının bu aşamada doğru olmadığı kanaatindeyim.

Değerli milletvekilleri, görüşmekte olduğumuz konunun şeklî, hukuki ve siyasi boyutları var. Şeklî bakımdan değerlendirecek olursak bu soruşturmaları başlatan merci, dosyaları zaten fikren bir araya getirmiş; ayrı zamanlarda tespit ettiği hususları birleştirmiş, yorumlarında 4 dosya arasında bağlar kurarak onları bir paket hâline getirmiş. Bu itibarla, Meclisimizin de konuyu ayrı ayrı komisyonlarda değil, tek komisyonda incelemesi soruşturmanın şekli ve selameti bakımından doğrudur ve süreçte doğabilecek çeşitli kargaşaları önleyecektir.

17 Aralık gününden bu yana, henüz iddianame hazırlanmadan, çeşitli kesimler konuyu istismar boyutuna varacak, kişisel hakları zedeleyecek, vicdanları yaralayacak boyutta çekiştirmiştir. Hatta muhalefet 30 Mart seçim politikalarını bu iddialar üzerine kurmuştur. Şimdi de ayrı ayrı komisyonlar teklif ederek kendilerince siyasi rantı artıracaklarını düşünebilirler fakat bu uygun bir yol değildir.

Hukuki boyut açısından: Sayın bakanlar hakkında 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu ile 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 204, 252, 255, 257 ve 285’inci maddeleri kapsamında iddialarla hukuki bir süreç başlatılmıştır. Her partiden iştirak edecek üyelerle kurulacak olan soruşturma komisyonu, Türkiye Büyük Millet Meclisi soruşturma komisyonu mevcut evrakları inceleyecek, tarafları ve tanıkları dinleyecek, ihtiyaç duyduğu her türlü bilgi ve belgeyi araştıracaktır. Yüce Meclisimiz milletimizin vicdanı olduğu gibi, bu soruşturma komisyonu da Meclisimizin vicdanı olarak meseleyi en ince ayrıntısına kadar tetkik ederek raporunu sunacaktır.

Ülkemizde her kim olursa olsun yasalara uymak zorundadır. Hiç kimse yasaların haricinde tutulamaz. Komisyonun vereceği kararın sonuna kadar arkasında olacağız.

Konunun siyasi boyutuna gelince: Esasen 2012 yılında başladığı anlaşılan takip ve soruşturma dosyalarının bekletilmeden tespitin yapıldığı an itibarıyla işlem uygulamasına geçilseydi, yargının hukuki görevini yapmakta olduğunu düşünebilirdik. Ancak böyle olmamış, soruşturmaların bekletilip bütün dosyaların bir plan dâhilinde birleştirilerek aynı gün içerisinde harekete geçilmesi, bunun, hakkın ve hukukun tecellisi maksadından çok, halkımızı galeyana getirmek, şok etkisi yaratmak, yurt içinde ve yurt dışında sansasyon oluşturarak Hükûmeti devirmeyi amaçlayan bir cunta operasyonu niteliği taşıdığını göstermektedir.

2003 yılından bu yana ülkemizin istikrarını bozmaya dönük benzer hareketler başka şekil ve görüntüler altında sergilenmiş ve başarılı olamamıştır. Hedefleri iktidarın arkasındaki çoğunluğun zihnini bulandırmak, iktidara karşı güven bunalımı yaratarak ülkemizi istikrarsızlaştırmaktır. Uluslararası bazı şirketlerin ve kuruluşların destekleriyle gelişmekte olan ülkelerde demokrasileri tehdit eden cunta hareketlerinin emir komuta prensipleriyle çalışan piramit yapıların içinden çıktığı bir gerçektir.

Bu açılardan değerlendirdiğimizde, aktörleri ve şekli farklı olsa da beklenen sonuçlar itibarıyla 17 Aralık hareketini 12 Mart 1971 darbesine benzetebiliriz. Şöyle ki: 1960 demokrasi suikastından sonra milletimiz 1965 seçimleriyle siyasi istikrarı yakalamış, kalkınma yolunda yeniden bir gayrete koyulmuştu. 1969 seçimlerinde milletimizin yine siyasi istikrarı tercih etmesiyle eş zamanlı olarak üniversitelerde öğrenci olayları başlatıldı. “İrticaya hayır”, “devrimci Türkiye”, “İktidar irticaya prim veriyor.”, “laiklik tehlikede”, “cumhuriyet değerleri tehlikede”, “faşist iktidar”, “Türkiye polis devleti oluyor.” sloganlarıyla Ankara ve İstanbul’da meydanlar dolduruldu. Polisler ve öğrenciler karşı karşıya getirildi. Kaos ortamı meydana getirildi. Bu olayları gerekçe gösteren askerî cunta bir muhtırayla Hükûmetin istifasını istedi. Seçimlere daha iki buçuk yıl olmasına rağmen, baskıya boyun eğen Hükûmet, milletin iktidarını cuntaya teslim etti.

O günleri yaşayan 2 milletvekilinin hatıralarını birkaç cümleyle sizlerle paylaşmak istiyorum: Esat Kıratlıoğlu şöyle anlatıyor: “12 Mart günü İmar ve İskân Bakanının odasındaydım. Saat 13.00’te haberleri dinlerken askerin Hükûmetin istifası için muhtıra verdiğini öğrendik. Sayın Başbakan bu durumun demokrasiye karşı bir hareket olduğunu belirterek istifa etti. 12 Mart ihtilali olduğunda Türkiye’de faizler yüzde 5,5; enflasyon yüzde 5’ti ve Türkiye OECD ülkeleri arasında Japonya’dan sonra en yüksek kalkınan 2’nci ülkeydi. İktidarın yıkılıp koalisyon hükûmetlerinin kurulması için askerî, politik ve dış güçler marifetiyle bir hareket gerçekleştirildi, ondan sonra da Türkiye'nin hem ekonomik hem de politik düzeni berbat oldu.”

Yine, Kastamonu Milletvekili Fethi Acar: “Muhtıradan sonra ülkenin istikrarsızlık dönemi başladı. 1973 milletvekili seçimlerine kadar, iki buçuk yıl içinde 4 hükûmet değişti. Bu dönemde İstanbul Birinci Boğaz Köprüsü geçişi dâhil, ülkemiz için çok önemli projeler gündeme gelmişti.”

Değerli milletvekilleri, böylece 1971 darbesinin ardından 1973-1980 arasında devlet hâkimiyeti zayıfladı, sokak hareketleri arttı, rejim kavgaları başladı, kayıtlara göre 8.500’e yakın gencimiz sokak olaylarında katledildi. Kahve taramalar, bombalamalar, suikastlar, mahkemeler, tutuklamalar, işkenceler, soruşturmalarla 12 Eylül sürecinde 100 bine yakın gencimiz aileleriyle beraber büyük zarar gördü; okuyup öğretmen, mühendis, doktor, bankacı olacak gençlerimiz sistemden uzaklaştı; ülke istikrarsızlaştı, fakirleşti.

Değerli milletvekili arkadaşlarım, yaşanan tarihten ve problemlerden ders alındığı takdirde onların bir değeri olur. Basiret aynı hatalara düşmemeyi gerektirir.

KADİR GÖKMEN ÖĞÜT (İstanbul) – Kanlı pazardan ders aldın mı hocam, kanlı pazardan?

SADIK BADAK (Devamla) – Ülkemizin on iki yılda göstermiş olduğu önemli başarılardan birisi, IMF’yle 1961 yılında başlayan borç ilişkimizi 2013 Mayıs ayında bitirmiş olmamızdır. Bunun ülkemizin geleceği açısından taşıdığı önemini, IMF’nin gelişmekte olan ülkelerdeki metotlarını ve sonuçlarını takip edenler iyi değerlendirecektir. Bugün Türkiye geleceğini planlayan, hedeflerine ulaşabilen bir ülke olma yoluna girdi. Milletimiz yeni hedeflere hukuk ve demokrasi içinde, istikrarlı yönetim ve planlı kalkınmayla ulaşabileceğimizin şuurundadır. Kişilerin varsa yasal olmayan iş ve eylemleri üzerinden demokrasiyi, kalkınmayı hedef alan hareketlere destek olmak ülkemizin geleceğine katkı sağlamaz.

Son olarak şunu ifade etmek isterim: Yüce Meclisimiz bugün denetim görevini yerine getirmektedir. İddialarla ilgili oluşturulacak komisyon, tarafları dinleyip bütün sorulara cevap verecek ve raporunu hazırlayıp sunacaktır. Bizler de yasalar çerçevesinde süreci takip edeceğiz.

Bu değerlendirmeler ışığında ayrıca bir komisyon kurulmasının gerekli olmadığını düşünüyor, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Badak.

Ekonomi eski Bakanı Sayın Mehmet Zafer Çağlayan.

Buyurunuz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MEHMET ZAFER ÇAĞLAYAN (Mersin) – Sayın Başkan, yüce Meclisin saygıdeğer milletvekilleri; öncelikle konuşmama başlamadan önce, yine, bana ayrılan süre içinde… Biraz evvel bazı konuşmalar yapıldı. Sağ olsun, Grup Başkan Vekilimiz Sayın Canikli gerekli cevabı verdi ancak edep dışı bazı ifadeler, yüce Meclise yakışmayacak ifadeler maalesef bu kürsüde kullanıldı ve bundan dolayı da Yunus Emre aklıma geldi. Hani Yunus Emre diyor ya: “Edebim el vermez edepsizlik edene, / Susmak en güzel cevap edebi elden gidene.” (AK PARTİ sıralarından alkışlar, CHP ve MHP sıralarından gürültüler)

Şimdi, bakın, arkadaşlar, ben aynı seviyeye inmeyeceğim…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Saat kaç oldu, saatin kaç?

MEHMET ZAFER ÇAĞLAYAN (Mersin) – …aynı seviyeye inmeyeceğim.

Ben biraz evvel komisyonun kurulmasıyla ilgili kendime oy verdim ve bu komisyonun kurulmasıyla ilgili kendim de oy vererek baştan beri bu komisyonun kurulmasını istedim. Düzmece, sahte savcılık raporlarıyla, yalan “tape”lerle ortaya konmuş olan bir komik olayın maalesef peşine takılmış gidenleri gördüm ve şimdi diyorum ki: Biz cevabı size vereceğiz. Aslında 30 Martta Türk milleti size gerekli cevabı verdi ama eğer alabildiyseniz, eğer duyabildiyseniz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Şimdi siz tekrar bu cevabı Allah’ın izniyle Yüce Divanda da komisyonda da alacaksınız. (CHP ve MHP sıralarından gürültüler)

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Savunma yap, savunma!

MEHMET ZAFER ÇAĞLAYAN (Devamla) - Hele bir tanesi çıktı diyor ki: “Efendim, Osmaniyeli bir kuyumcu var, 2,6 milyon liraya karısına, çocuklarına takı almış, saatin sahte faturası varmış.” Buradan sesleniyorum bu iddiayı yapana: Sahte fatura alan, hediye saat alan, hediye saat veren, hediye saat aldı diyen de 2,6 milyon liraya takı aldı diyen de namerttir, namerttir, müfteridir! (CHP sıralarından gürültüler)

METİN KÜLÜNK (İstanbul) – Yüzüne baka baka söyle!

MEHMET ZAFER ÇAĞLAYAN (Devamla) - Gene bunu söylüyorum burada işte. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Haydi gelin.

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Böyle atıp tutmakla olmaz!

MEHMET ZAFER ÇAĞLAYAN (Devamla) - Şimdi, utanmadan, arlanmadan, edeplenmeden… Bakın, ben 56 yaşındayım. Ben istersem bunu da alabilirim, alacak güce de sahibim. Ancak 2,6 milyon dolar vermişim ben, takı almışım. Osmaniyeli bir kuyumcu… Sen bunu ispatlamazsan müfterisin, namertsin Ali Bey! (CHP sıralarından gürültüler)

Arkadaşlar, şimdi ben bununla zaman geçirmeyeceğim. Bakın, ben size başka bir şey anlatacağım, onlar konuşsunlar.

Şimdi, arkadaşlar bakın, İran’la ilgili hadisede, bu İran’a yapmış olduğumuz ihracatı, Türkiye’yi faiz sarmalına sokmuş olan faiz lobisinin niye sıktığını biliyorum. Bunun neden faiz lobisinin işine gelmediğini biliyorum. Düşünün ki, ülkenin yapmış olduğu ihracattan, cari açığın azalmasından rahatsız olanlar var ve bunlar maalesef bu Meclisin çatısı altındalar.

Değerli arkadaşlar, biz İran’a ihracat yaptık, biz İran’dan her yıl 10 milyar dolarlık enerji almak zorundayız. Biz İran’a 2011 yılında 9 milyar dolar ticaret açığı vermiştik. 2012 yılında eğer bu İran stratejisi olmasaydı biz İran’dan yine her yıl 10 milyar dolarlık petrol almak için dışarıdan, faiz lobisinden borçla para alıp ödemeler dengemizi bozmak zorundaydık. Niye gocunuyorsunuz? Biz kalktık İran’a ihracatımızı 2012 yılında 10 milyar dolara çıkarttık, 10 milyar dolar ihracatı yapan bütün ihracatçılara teşekkür ediyorum, Allah razı olsun onların hepsinden. Ve Türkiye bu ihracatı yaparak İran’la dış ticaret açığını 2 milyar dolara düşürdü.

Bakın, 2012 yılında Türkiye'nin cari açığı 48,5 milyar dolara düştü, 2011 yılında Türkiye'nin cari açığı 70 milyar dolardı; aradaki 26 milyar dolar cari açık farkı kesildi. (CHP sıralarından gürültüler)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Ayıptır ya! Adamı alkışlayın, rahat konuşsun! Ağzın kurudu, su iç. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

MEHMET ZAFER ÇAĞLAYAN (Devamla) – Sus, dinle, bari öğren bunları hiç olmazsa!  Öğren bunları, öğren! Başka yerden öğrenemezsin.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Saat kaç!

MEHMET ZAFER ÇAĞLAYAN (Devamla) – Saati söyledim. “Hediye alan da, hediye veren de, ‘Aldı.’ diyen de namerttir, edepsizdir.” dedim. Daha varsa söyleyeceğin laf söyle bunun üzerine. (AK PARTİ sıralarından alkışlar, CHP sıralarından gürültüler)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sen saati söyle.

MEHMET ZAFER ÇAĞLAYAN (Devamla) – Değerli kardeşlerim, şimdi, onlar konuşacaklar. Çok merak eden varsa gelsin saati dışarıda gösteririm kaça aldığımı. Çok adam varsa gösteririm, hazırım ben buna, hadi buyurun. Hadi buyurun, hodri meydan! (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Gel! Gel!

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Burada göster, burada!

MEHMET ZAFER ÇAĞLAYAN (Devamla) – Değerli arkadaşlar, bunlarla zaman kaybettik. Bakın, yapılan işlem şu… (CHP sıralarından gürültüler)

Sayın Başkanım, ben konuşamıyorum.

BAŞKAN – Yapıyoruz ama aynı şey.

MEHMET ZAFER ÇAĞLAYAN (Devamla) – Ben savunma hakkımı yerine getiremiyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Biliyorum.

MEHMET ZAFER ÇAĞLAYAN (Devamla) – Lütfen ikaz edin.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen… (CHP sıralarından gürültüler)

MEHMET ZAFER ÇAĞLAYAN (Devamla) – Bunlar savunmadan bile rahatsız oluyorlar ya. Ayıptır, ayıp! Dinleyin de öğrenin.

(Hatip kürsüde konuşurken Çorum Milletvekili Tufan Köse’nin cep telefonuyla hatibin fotoğrafını çekmesi)

MEHMET ZAFER ÇAĞLAYAN (Devamla) – Sen de fotoğrafçılığa mı başladın? Fotoğraf mı çekiyorsun? Nereye götüreceksin o fotoğrafı? O fotoğrafı nereye götüreceksin? (CHP  sıralarından gürültüler, AK PARTİ sıralarından “Yuh” sesleri ve sıra kapaklarına vurmalar)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…

(İstanbul Milletvekili Ünal Kacır’ın Çorum Milletvekili Tufan Köse’ye basın bülteni ve İç Tüzük kitapçığını fırlatması)

BAŞKAN – Lütfen… Lütfen…

MEHMET ZAFER ÇAĞLAYAN (Devamla) – O fotoğrafı nereye götüreceksin? (CHP sıralarından gürültüler)

(Muş Milletvekili Faruk Işık’ın Çorum Milletvekili Tufan Köse’nin üzerine yürümesi)

BAŞKAN – Birleşime on beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 23.04

SEKİZİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 23.16

BAŞKAN: Başkan Vekili Meral AKŞENER

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), İsmail KAŞDEMİR (Çanakkale)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 84’üncü Birleşiminin Sekizinci Oturumunu açıyorum.

(9/3) esas numaralı Meclis Soruşturması Önergesi’nin görüşmelerine devam ediyoruz.

Sayın Çağlayan, buyurun.

Dört dakikanız kalmıştı, beşe tamamladım, buyurunuz.

MEHMET ZAFER ÇAĞLAYAN (Mersin) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; tabii, komisyonda her türlü cevabı vereceğiz ancak bu kadar ithamın ardından benim savunmamın da dinlenmesi buraya gösterilmesi gereken bir nezakettir.

Sizlere bilhassa ifade etmek istediğim birkaç husus var. Bakın, bu operasyon Türkiye’nin birliğine, beraberliğine, ekonomisine yapılmış olan bir operasyondur. (CHP sıralarından gürültüler) Bu operasyon, senaryosu baştan yazılmış ve senaryoda oynayanları baştan konulmuş olan bir operasyondur.

Size şimdi bir olayı anlatacağım. Benim Özel Kalem Müdürüm bir komiser yardımcısı tarafından 20 Aralık günü ifadeye çekiliyor. İfadeye çekilirken kendisine sorulan bütün soruların hepsi direkt bana çıkacak şekilde hazırlanmış ve kendisine diyor ki: “Siz bu şeye telefon açmışsınız.” “Evet, bana Sayın Bakan söyledi…” diyor, “Bir dakika, burada Bakan yok.” diyor. “Sayın Zafer Çağlayan…” diyor, “Bak kardeşim, burada sayın da yok.” diyor. Avukatım hemen devreye giriyor. Avukatım diyor ki: “Memur bey, yapmayın. Bakın, burada siz Bakanı itibarsızlaştırıyorsunuz, Özel Kalem Müdürünü sıkıntıya sokuyorsunuz, bunlar dışarıya yansıyacak. Siz nasıl bir insana ‘Sayın demeyin.’ veya ‘Bakan demeyin.’ ifadesini kullanıyorsunuz?” Memurun ifadesi aynen, “Çok üstüme gelmeyin, çok üstüme gelirseniz ‘Zafer’ diye yazdırırım, imza attırırım.” diyor ve hemen arkasından devam ediyor, “Kafanızı takmayın, zaten dört beş güne kadar ne bakan kalacak ne Hükûmet kalacak ne Başbakan kalacak.” diyor. Bunu ifade alan bir polis memuru söylüyor arkadaşlar…

KADİR GÖKMEN ÖĞÜT (İstanbul) – Kimin polisi, kimin?

MEHMET ZAFER ÇAĞLAYAN (Devamla) - …ve bunların yapmış olduğu bu tezgâh içinde, bu uygulama içinde, bakın, yine bu operasyonu yapan savcı -ben sizlere anlatıyorum- bir avukatı Reza Zarrab’a gönderiyor, 5 Ocak günü saat 13.24’te Metris Cezaevine. Diyor ki: “Bakın, sen burada güneş yüzü görmeyeceksin, sen buradan artık çıkamazsın. Evinde çoluğun var, çocuğun var, böbreklerinde rahatsızlığın var.”

VELİ AĞBABA (Malatya) – Ali İsmail Korkmaz’ı vuran polis olmasın bu!

MEHMET ZAFER ÇAĞLAYAN (Devamla) - “Sen buradan kurtulmak istiyor musun?” dediğinde “Niye kurtulmayayım?” diyor.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Berkin’i vuran polis mi yoksa, Berkin’i vuran!

MEHMET ZAFER ÇAĞLAYAN (Devamla) - “Bak o zaman, biz seni buradan kurtaracağız. Savcı seni yarın ifadeye çağıracak, geleceksin ikinci bir ifade vereceksin.” diyor. “Peki, siz beni nasıl çıkartacaksınız? Benim size borcum ne olacak?” diyor. (CHP sıralarından “Anlat, anlat!” sesleri, gürültüler) “Borcum ne olacak?” dediği zaman diyor ki o avukat: “Arkadaş, biz para almayacağız.”

TUFAN KÖSE (Çorum) – Hikâye anlatma! Ya, hikâye, masal anlatıyorsun!

MEHMET ZAFER ÇAĞLAYAN (Devamla) - “Nasıl para almazsınız, dünyanın parası konuşuluyor.” “Hayır, bu bir vatan görevidir.” diyor. “Peki, ne söyleyeceğim? Ne istiyorsunuz benden?” diyor.

TUFAN KÖSE (Çorum) – Anlat, anlat, masal anlat bize!

MEHMET ZAFER ÇAĞLAYAN (Devamla) - Aynen ifade şu: “İki satır bir ifade vereceksin. Diyeceksin ki: ‘Ben bu olayların hepsini bakanlarla birlikte ancak Sayın Başbakanın talimatıyla yaptım.’” Bakın, şimdi: “Bunu yaparsan gelecek bu olay bitecek.” diyor. Çocukcağız diyor ki, adam diyor ki: “Peki, garantim ne benim? Nasıl olacak bu?” “Geleceksin yarın, yarın ifadeni vereceksin. İfadeni verdiğin zamanda bir tarafta savcının salıverme kâğıdı, bir tarafta ifade yapacaksın.”

Arkadaşlar, bakın, bu operasyon böyle bir operasyondur.

TUFAN KÖSE (Çorum) – Vay be, vay anasını!

MEHMET ZAFER ÇAĞLAYAN (Devamla) - Yapılmak istenen böyle bir operasyondur. Umarım inşallah bir gün sizin başınıza gelmez. (CHP sıralarından gürültüler) Bugün bizim başımıza gelen yarın sizin başınıza da gelecektir ve size, arkadaşlar, son olarak şunu söylemek istiyorum: Bakın, söyleyecek çok şeyim var ancak elimde Amerikan Kongresinin 11 Nisan 2013 tarihli, bakın, bir belgesi var. 47 senatör Amerikan Kongresinde Halk Bankası, Zafer Çağlayan ve Tayyip Erdoğan’ı, ihracat yaptığımız için, İran’a ihracat yaptığımız için bizi âdeta bir yerde kötü adam eden bir belgeyi burada sizlerin dikkatine sunuyorum.

AHMET TOPTAŞ (Afyonkarahisar) – Geç, geç…

MEHMET ZAFER ÇAĞLAYAN (Devamla) – Bunun 11 Nisan 2013’te Amerika’da ipi çekilmiş.

Transit ticaretten bahsettiler. Bakın, arkadaşlar, bilmeyenlere anlatayım da Genel Kurul tutanaklarına geçsin. 2012 yılında Halk Bankası üzerinden 14,3 milyar dolar transit ticaret yapıldı.

AHMET TOPTAŞ (Afyonkarahisar) – Kara para mı?

MEHMET ZAFER ÇAĞLAYAN (Devamla) – Bu transit ticaretin sadece 995 milyon doları Türkiye’de yerleşik firmalar tarafından yapılırken bunun yaklaşık 13,2 milyar doları Türkiye’de hiç olmayan, adresi olmayan, vergiyle tanışmayan ve bir taraftan İran’a ambargo koyan ülkelerin şirketleri tarafından yapıldı. Ben buna isyan ettim, bunun üzerine oturduk biz Sayın Başbakanla beraber Türkiye’de olmayan şirketlerin ihracatını yapmayacağız dedik.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Haydi hayırlı olsun.

MEHMET ZAFER ÇAĞLAYAN (Devamla) – Bakın, 2012 yılında bu yurt dışında olan şirketler, ambargo koyan ülkelerin şirketleri transit ticaretin…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET ZAFER ÇAĞLAYAN (Devamla) – Sayın Başkan, bir dakika…

BAŞKAN – Bir dakika veriyorum, tamamlayın lütfen.

MEHMET ZAFER ÇAĞLAYAN (Devamla) – Transit ticaretin yüzde 93’ünü yaptılar arkadaşlar. 2012 yılında bu yapılan ihracat karşılığında, sonra, frene basıldıktan sonra 2013 yılında yurt dışındaki şirketlerin ihracat içindeki oranı yüzde 60’a düştü.

TUFAN KÖSE (Çorum) – Vay anasını!

MEHMET ZAFER ÇAĞLAYAN (Devamla) – Transit ticaret nedir biliyor musunuz? Transit ticaret, bizim ülkemizden 1 sentlik mal alınmadan, 1 sentlik vergi vermeden, hiçbir şekilde istihdama katkı vermeden, bir ülkeden diğerine ama bizim TÜPRAŞ ve BOTAŞ’ın elde edilmiş olan gelirleriyle yapılan ihracattır.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Bunlar ülkenin düşmanları!

MEHMET ZAFER ÇAĞLAYAN (Devamla) – Ben size soruyorum: Niye rahatsız oluyorsunuz? Ben Ali’nin, Veli’nin, Ahmet’in burada ihracat yapmasını istedim, John’un ihracat yapmasını istemediğim için hain ilan edildim.

TUFAN KÖSE (Çorum) – Bunlar suçların bahanesi mi ya?

MEHMET ZAFER ÇAĞLAYAN (Devamla) – Bakın, ben eğer bundan dolayı suçluysam, Türkiye ihracatını artırmak için suç işlemişsem bu suçu şeref kabul ediyorum, onur kabul ediyorum arkadaşlar.

TUFAN KÖSE (Çorum) –  Bravo!

OKTAY VURAL (İzmir) – Alkış, alkış!

MEHMET ZAFER ÇAĞLAYAN (Devamla) –  Ve sizlere diyorum ki son söz olarak: Bakın, rüşvetten bahsedildi, bilmem şundan bahsedildi. Arkadaşlar, tekrar söylüyorum: Yirmi yedi yıl sanayicilik yaptım. Çok net bu kürsüden sayıyorum: Rüşvet alan da, rüşvet veren de, iftira atan da şerefsizdir, namerttir diyorum arkadaşlar.

Teşekkür ediyorum, çok sağ olun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Sayın Başkan, az önce savunma yapan şahıs benim konuşmama atfen edep dışı ifadeler şeklinde şahsımı hedef almıştır.

BAŞKAN – Şimdi, onların hepsi öyle oldu da…

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Sataşma vardır, burada da sataşma nedeniyle söz istiyorum.

BAŞKAN – Hayır, biliyorum. Sataşmadan veremem -siz hukukçusunuz- çünkü ara verdim. Kavga ettiniz, dolayısıyla da ara verdim.

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Şu anda, şu anda…

BAŞKAN – Hayır, hayır…

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Şu andaki savunması...

BAŞKAN – Şu andaki…

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (İstanbul) – Şu anda söyledi efendim.

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Sayın Başkan, şu andaki başlangıçta…

BAŞKAN – Bir saniye…

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Tutanaklara bakalım Sayın Başkan.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (İstanbul) – Sayın Başkan…

OKTAY VURAL (İzmir) – Şu anda söyledi Sayın Başkan.

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Şu andaki başlangıçta “edep dışı ifadeler” efendim “Bu iddiaları ispatlamayan namerttir, şerefsizdir.” şeklinde bizim konuşmamızı hedef alarak…

BAŞKAN – Şimdi, bir saniye…

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (İstanbul) – Sayın milletvekilinden önce biz konuştuk. Biraz önce de bizi itham edecek şekilde konuştu. 69’uncu maddeye göre söz istiyoruz, bu çok açık.

BAŞKAN – Muhterem itirazım yok.

OKTAY VURAL (İzmir) – Konuşmasını tamamlamamıştı efendim.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan…

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (İstanbul) – Tamamlamamıştı.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Efendim, bakın…

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (İstanbul) - Altı dakika söz konuştu, beş dakika söz verdiniz.

BAŞKAN – Ben, bir kelimemi tamamlayabilirsem ondan sonra anlaşacağız zaten.

“Konuşma vermeyeceğim.” demiyorum, sadece söylediğim şey şu: Ondan evvelki sözlerinde, evet bu itirazlar, yani sizin söylediğiniz sözler söylendi ama o arada kavga çıktı, ben ara verdim, o kısmı düştü.

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Şu anda da, yine…

BAŞKAN – Şimdi…

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (İstanbul) – Sayın Başkan, konuşma bitmedi.

BAŞKAN – Şimdi, bir saniye… Biz, ara verdik…

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN - Ben vereceğim söz ama ikinize birdendi, hayır…

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Sevgili Başkan, hepimizin vaktini çalıyorlar.

BAŞKAN – Hepimizin vakti, benim vaktim bedava mı?

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Zaten vereceksin, ver.

BAŞKAN – Vereceğim de başka bir cümle kuracağım ona göre söz vereceğim.

Dolayısıyla, son sözü “Alan da, veren de, söyleyen de, iftira atan da müfteridir.” vesaire demesine karşılık vereceğim Sayın Özgündüz size söz. Yani, ona göre konuşmanıza dikkat edin.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan…

AHMET AYDIN (Adıyaman) – İftira attıklarını kabul ediyorlar mı Sayın Başkan, onun için mi söz veriyorsunuz?

BAŞKAN – Bir saniye…

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, efendim, sataşma nedeniyle elbette ki aynı oturumda söz talebinde bulunmak gerekir ancak biraz önce oturum, arkadaşlarımız sataşma nedeniyle söz isteme fırsatını elde edemeden, zorunlu olarak sizin tarafınızdan kapatıldı.

BAŞKAN – Evet, biliyorum.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Dolayısıyla “Bir önceki oturumda talep etmediniz, o nedenle o kısmı düştü.” görüşünüze katılmıyorum efendim.

BAŞKAN – Hayır, ben “Talep etmediniz.” demedim.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Hayır, “O, o bölümde kaldı...”

BAŞKAN – Hayır, şimdiki…

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – “…dolayısıyla o bölümdeki cümleler nedeniyle size sataşmadan söz veremem.” dediniz.

BAŞKAN - “O fasıldan dolayı” dedim.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Hayır, hayır… Bakın, normal bir görüşme olup o oturum kapansaydı elbette ki talep edilmediği için veremezdiniz ama siz kürsüdeki, buradaki olağanüstü bir gerginlik nedeniyle kapatmak zorunda kaldınız. Dolayısıyla İç Tüzük’ün o kuralını burada uygulayamazsınız.

SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – İç Tüzük’te öyle bir şey yok!

BAŞKAN – Sayın Özgündüz, son cümlelerle ilgili söz veriyorum, buyurun.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (İstanbul) – Ben de efendim, benim de söz talebim var.

BAŞKAN – Sıraya girin. Amerikalılar şey diyor ya, hani, süpermarketlerde “next, next” diye, hani, işte, biraz sonra.

Buyurun.

V.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

9.- İstanbul Milletvekili Ali Özgündüz'ün, Mersin Milletvekili Mehmet Zafer Çağlayan’ın (9/3) esas numaralı Meclis Soruşturması Önergesi üzerinde yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Evet, susmak en güzel cevap edebi olana. İyi de bari susun ya! Allah’tan korkun, bari susun! Yani, hırsızdan daha beteri arsız olmaktır. (AK PARTİ  sıralarından  gürültüler) Ya, böyle bir şey yoksa kardeşim niye istifa ettin? Hırsızdan daha beteri arsız olmaktır. (CHP sıralarından alkışlar)  Yani, ayıp yani! Niye istifa ettin? Hepsi kurmacaydı, hepsi düzmeceydi, hepsi komploydu, darbeydi, niye istifa ettin? Niye görevden alındın? Bunu gel bir açıkla!(CHP sıralarından alkışlar; AK PARTİ sıralarından gürültüler) Ya, arkadaşlar “Efendim, ben, yok 2 milyon 684 bin dolarlık takı almışım da…” Sen almamışsın. Konuşmayı bir dinle. Rıza Sarraf alıyor sana gönderiyor. Düğün kasetlerini inceleyin, düğün kasetlerini… Bakın, Bakanın oğlu evleniyor, o gün, 12 Nisan 2013. Bakın, medyada var, takılara bakın, düğünde takılanlara bakın. Bunları bir izleyin ondan sonra söyleyin. Burada, değerli arkadaşlar, böyle, böyle, böyle…

MEHMET ZAFER ÇAĞLAYAN (Mersin) – Yalan söylüyorsun! Namertsin!

ALİ ÖZGÜNDÜZ (Devamla) - “Efendim, yalan…” Kardeşim ortada, getirirsin şeyi. “Saati gelin göstereyim.” Herhâlde sabahki kahvaltıda gösterdi. Saatin faturasını Yüce Divanda göstereceksin.

Suçlamalara yanıt vermiyor, bizim dediklerimize… Efendim, soruşturma öyle oldu, böyle oldu.  Peki, Bank Asya’dan hesabına gelen, senin değil tabii ki  -söylemeyeyim ismini şimdi- yakınının 2 milyon 465 bin lira. Bunu da mı kuşlar getirdi, paralel yapı yaptı?

“İhracatı artır, ödül verelim.” Ama kardeşim, ihracatı artırırken çalma, komisyon alma yani 52 milyon dolar 28 kere de rüşvet alacaksın “Ben ihracatı artırdım.” Cari açığı da Rıza Sarraf kapattı, öyle mi! Vergi rekortmenleri açıklandı, nerede Rıza Sarraf’ınız? (CHP sıralarından alkışlar) Önüne yattığınız Rıza Sarraf’ın adı niye yok bu listede? Sizin meşhur iş adamlarınızın hiçbirinin adı yok, suçladığınız, “paralel yapı” dediğiniz, bilmem, odur, budur, kimin adamıdır, İsrail’in, oranın, buranın dediğiniz adamların hepsi vergi rekortmeni bu ülkede. İşte namuslu olmak, şerefli olmak, onuruyla, alın teriyle çalışarak vergi vermektir, buradan atıp tutmak değildir.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar, AK PARTİ sıralarından gürültüler)

MEHMET ZAFER ÇAĞLAYAN (Mersin) – Sayın Başkan, ben de söz istiyorum.

BAŞKAN – Sayın Tanrıkulu’ndan sonra size söz vereceğim.

Buyurunuz.

10.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu'nun, Mersin Milletvekili Mehmet Zafer Çağlayan’ın (9/3) esas numaralı Meclis Soruşturması Önergesi üzerinde yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu kadar çok sinirlenmeye gerek yok.

Bakın değerli arkadaşlar, ben belgeyle konuştum, fezlekeyle konuştum. Madem bu kadar kendinize güveniyor idiyseniz, neden seçimlerden önce bu Genel Kurulda bunu konuşmadık? Neden konuşamadık? Neden bu fezlekeyi dağıtamadınız? Neden Meclis Başkanı bunu sakladı? Söyler misiniz? Sizlerden sakladı, sizlerden, biz okuduk ama sizlerden saklandı bu kadar. Neden arkadaşlar? (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

Bakın, kendinize güveniyor iseniz burada çıkıp -böyle bağırıp çağırmanın bir anlamı yok, hiç yok, bağırıp çağırmakla bu işler olmaz- gelirsiniz, fezlekeleri dağıtırsınız, herkes bunları okur, ne yanlış, ne doğru, tartışırız. Sizler biliyor musunuz ne olduğunu?  Herkes biliyor tabii ne olduğunu ama şunu ifade edeyim…

EBU BEKİR GİZLİGİDER (Nevşehir) – Komisyonda göreceğiz.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) - Gerçekten ifade edeyim: Bu kadar çok da pişkinlik olmaz ya! Pes! Gerçekten pes ya! Bu kadar çok iddia olacak… İnsan saklanacak delik arar ya! Çıkmaz, en arkada oturur, sessiz kalır, çıkmaz buraya gerçekten ya, hakikaten çıkmaz, aklanmak ister, aklanmak. Nerede aklanılır? Bakın, sandık aklanma yeri değil, aklanma yeri bağımsız, tarafsız, adil yargılama yapan mahkemelerdir, onun güvencesini gelin beraber sağlayalım.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – İşte komisyon kuruluyor.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) – Var mısınız? Var mısınız? Adil yargılama sağlayacak mahkemeyi kuralım, var mısınız? Neden kaçıyorsunuz? Neden kaçıyorsunuz soruyorum.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Kim kaçıyor, komisyon kuruluyor ya.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) – Gelin, bağımsız mahkemede yargılanın.

Son söz değerli arkadaşlar: Rüşvet alan da veren de yolsuzluk yapan da şerefsizdir, son söz. (CHP ve MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Önce Sayın Çağlayan’a…

Buyurunuz.

11.- Mersin Milletvekili Mehmet Zafer Çağlayan'ın, İstanbul Milletvekili Ali Özgündüz’ün sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

MEHMET ZAFER ÇAĞLAYAN (Mersin) – Sayın Başkanım, saygıdeğer milletvekilleri; istifa ettik, “Niye istifa ediyorsunuz?”, istifa etmemiş olsaydık “Niye istifa etmiyordunuz?” Allah aşkına, bir karar verin ne yapacağınıza ya. (CHP sıralarından gürültüler)

Biz, sorumlulukla gittik istifamızı verdik. Burada soruşturmanın en iyi, en doğru şekilde yapılması için 17 Aralık günü sabah saat 07.30’da Sayın Başbakan beni telefonla aradığı zaman, ben telefonda kendisine “Sayın Başbakanım, olayın ne olduğunu bilmiyorum ama ben şu andan itibaren bakanlık görevimden istifa ediyorum. Çünkü, benim, Hükûmetime, partime herhangi bir zarar verme hakkım yoktur, soruşturma adil bir şekilde yapılsın.” dedim.

KADİR GÖKMEN ÖĞÜT (İstanbul) – Kaçtın sonra da.

MEHMET ZAFER ÇAĞLAYAN (Devamla) – Ben koltuğa yapışan bir adam değilim ve bundan dolayı da eğer istifa etmeseydik, bugün gelip farklı söyleyeceklerdi.

Şimdi, değerli arkadaşlar, bakın, burada bu tür konuşmalarla, ahlak dışı konuşmalarla bir yere gidemezsiniz, sokak konuşmalarıyla bir yere gidemezsiniz. Birine “namussuz” demek için önce senin namuslu, senin ahlaklı olman gerekir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

YILDIRIM TUĞRUL TÜRKEŞ (Ankara) – Yuh! Yuh! Yuh!

MEHMET ZAFER ÇAĞLAYAN (Devamla) – Birine kalkıp herhangi bir şey söylemen için önce senin edepli olman gerekir, ayıptır ayıp.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Düştüğün hâle bak.

MEHMET ZAFER ÇAĞLAYAN (Devamla) – Burada namus terazisi mi var, namus kantarı mı var, neye göre tartıyorsunuz, neye göre bunları söylüyoruz?

YILDIRIM TUĞRUL TÜRKEŞ (Ankara) – Yuh!

MEHMET ZAFER ÇAĞLAYAN (Devamla) – Yuh sana olsun, kime yuh çekiyorsun? (MHP sıralarından gürültüler)

YILDIRIM TUĞRUL TÜRKEŞ (Ankara) – Ben söylüyorum Zafer! Utan, utan!

MEHMET ZAFER ÇAĞLAYAN (Devamla) – Yüz bin kere yuh sana olsun edepsiz adam!

Ve çıkmış burada utanmadan cevap veriyorlar.

Siz, savunma hakkına bile saygı göstermeyecek kadar hazımsız insanlarsınız, değişik insanlarsınız. (CHP ve MHP sıralarından gürültüler)

Sizler İstiklal Mahkemelerinde önce asıp sonra ifade alalım diyen bir zihniyetin temsilcilerisiniz. Bunları size yakıştırıyorum ben.

Saygıyla selamlıyorum hepinizi. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Sayın Başkan, yine, şüpheli, savunmasında bize “Edep dışı, ahlak dışı konuşmalar.” diyerek sataşmada bulunmuştur. Bu nedenle sataşmadan söz istiyorum. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Biz bunu sabaha kadar sürdürecek miyiz? Bir karar verin.

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – İyi de Sayın Başkan…

BAŞKAN – Hayır, bir şey demiyorum Sayın Özgündüz. Aynı konuşmalar karşılıklı olarak devam edecek. Sürdürelim diyorsanız benim için sakıncası yok da bir yerde keselim yalnız bunu.

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Sayın Başkan, sadece kısa bir söz, fazla uzatmayacağım.

BAŞKAN – Buyurun.

MEHMET ZAFER ÇAĞLAYAN (Mersin) – Ben de istiyorum.

BAŞKAN – Bir sakıncası yok, başladık, hayhay. Ama bir yerde kesilmesi lazım yani böyle olmaz ki.

Buyurun.

12.- İstanbul Milletvekili Ali Özgündüz'ün, Mersin Milletvekili Mehmet Zafer Çağlayan’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Evet, bir yerde kesilmesi lazım.

Ya, arkadaşlar Allah aşkına, şimdi, bakın, bu sadece bir destede, bir postada Bakanın oğlunun evine giden para, İstanbul’dan çıkışından itibaren takip edilen…

MEHMET ZAFER ÇAĞLAYAN (Mersin) – Nereden biliyorsun onu, orada mıydın sen?

ALİ ÖZGÜNDÜZ (Devamla) – Dosyada var, dosyada.

MEHMET ZAFER ÇAĞLAYAN (Mersin) – Senin evine mi gidiyor, senin evine?

RECEP ÖZEL (Isparta) – Hani dosyaya ulaşamamıştınız.

ALİ ÖZGÜNDÜZ (Devamla) – Baz istasyonu aynı noktadan sinyal veriyor, konuşmalar yapılıyor. Ya, Allah aşkına gidin yargılanın, hesabını verin. Mahkeme kararıyla, teknik takip kararıyla yapılan işler bunlar.

MEHMET ZAFER ÇAĞLAYAN (Mersin) – O senin evine mi gidiyor?

ALİ ÖZGÜNDÜZ (Devamla) – Saat, saat, meşhur saat, yine göstereyim, meşhur saat. Efendim, gelsin göstereyim. Bunda eğer şeysen, kendin aldıysan tak koluna kardeşim, övüne övüne taşı. Niye gizli saklı yapıyorsun?

MEHMET ZAFER ÇAĞLAYAN (Mersin) – Gel saati göstereyim sana.

ALİ ÖZGÜNDÜZ (Devamla) – Bakın, böyle bir şey olmaz, böyle bağırarak çağırarak olmaz. Gideceksin, hesap vereceksin, yargıya hesap vereceksin, savunmayı orada yapacaksın. Dolayısıyla, komisyon kurulacak, komisyonda ifade vereceksin.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Kuruldu ya komisyon.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Komisyon kuruldu, komisyon. Komisyonu kurduk, sen farkında değilsin herhâlde. Sen dünyada yaşamıyorsun herhâlde.

ALİ ÖZGÜNDÜZ (Devamla) – Bağırıp çağırmasın, sakin olsun.  Dolayısıyla, nedir bu suçluluk telaşı yani? Komisyon kuruldu, gidecek oraya, ondan sonra da inşallah Yüce Divana gidecek, orada savunmada bulunacak. Beraat etsin gelsin, “Alnım açık, başım dik.” Böyle bir şey olur mu? Böyle bir mantık olur mu? (AK PARTİ sıralarından “Niye mahkûm ediyorsun?” sesi)

Değerli arkadaşlar, mahkûm etmiyoruz.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Mahkûm ediyorsun.

ALİ ÖZGÜNDÜZ (Devamla) – İddialar var ve bu iddialar yüzünden, diyor ki: “Soruşturmanın selameti açısından istifa ettim.” Çok güzel. O zaman niye… De ki, kardeşim… Bak, Erdoğan Bayraktar ne güzel “Susuyorum kardeşim, ne yaparsanız yapın, ben millî iradeye saygılıyım. Meclis aynı zamanda bakanları denetleyen bir organdır. Dolayısıyla gereğini yapın.”

Şimdi, burada çıkacaksın, bağıracaksın, yok namustan, şereften, edepten bahsedeceksin. Yani benim edebim elvermiyor bazı şeyleri söylemeye, daha fazla sürdürmeye.

Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

EBU BEKİR GİZLİGİDER (Nevşehir) – Var mı senin edebin? Edebin var mı senin?

BAŞKAN – Meclis soruşturması…

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkanım, yani bahse konu soruşturma önergesine konu Sayın Bakan, bunun bir düzmece olduğunu ifade etti ama Halkbank’la ilgili Bakan Ali Babacan, Mehmet Şimşek, onlarla ilgili bir iddia söz konusu değil. Dolayısıyla böyle bir konunun, kendisiyle illiyet bağı olmayan bir bankayla ilgili bir konuda böyle bir iddianın ileri sürülmesi doğru değil.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, burası komisyon değil, komisyon kurmaya karar verildi, burada herkes komisyon gibi karar veriyor.

BAŞKAN – Biliyorum. 

OKTAY VURAL (İzmir) – Bir de Adalet ve Kalkınma Partisi milletvekilleri bu iddiaların doğru olduğunu ifade etti ve soruşturma komisyonu da kuruldu zaten. Dolayısıyla düzmece idiyse niye kuruldu? Demek ki inanıyor.

IX.- MECLİS SORUŞTURMASI (Devam)

A) Ön Görüşmeler (Devam)

2.- İstanbul Milletvekili Ali Özgündüz ve 60 Milletvekilinin; bir soruşturma dosyasında yer alan bir şüphelinin sahte belgelerle ihracat karşılığı Halk Bankasından çektiği paralarla altın alıp İran’a ihracat işlemlerinde kolaylık sağlamak, İstanbul Havalimanına inen bir uçakta bulunan altınla ilgili kaçakçılık eyleminin adli ve idari soruşturmasını engellemek, ithalat ve ihracat işlemlerine aracılık eden Halk Bankasının komisyon oranının düşürülerek zararına yol açmak suretiyle yirmi sekiz defa rüşvet aldığı ve bu eylemlerin Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu’na muhalefet, Türk Ceza Kanunu’nun 204’üncü maddesinde düzenlenen resmi belgede sahtecilik ve 252’nci maddesinde düzenlenen birden çok kez rüşvet almak suçlarına uyduğu iddiasıyla Ekonomi Eski Bakanı Mehmet Zafer Çağlayan hakkında bir Meclis soruşturması açılmasına ilişkin önergesi (9/3) (Devam)

BAŞKAN – Meclis soruşturması önergesi üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Şimdi oylamaya geçeceğiz.

Ekonomi eski Bakanı Sayın Zafer Çağlayan hakkında Meclis soruşturması açılıp açılmaması hususunu oylarınıza sunacağım.

Anayasa’nın 100’üncü maddesi hükmü gereğince oylamayı gizli oylama şeklinde yapacağız.

Gizli oylamanın yöntemiyle ilgili daha önce açıklamada bulunmuştum, aynı usulle oylama yapacağız.

Kâtip üyeler yerlerini alsınlar.

Şimdi, gizli oylamaya Adana ilinden başlıyoruz.

(Oylar toplandı)

BAŞKAN - Oyunu kullanmayan sayın üye var mı? Yok.

Evet, oylama işlemi bitmiştir.

Oy kupaları kaldırılsın.

(Oyların ayrımı yapıldı)

BAŞKAN – (9/3) esas numaralı Ekonomi eski Bakanı Sayın Mehmet Zafer Çağlayan hakkında bir Meclis soruşturması açılmasına ilişkin önergenin gizli oylama sonucu:

 

“Kullanılan Oy Sayısı

:

453

Kabul

:

174

Ret

:

274

Çekimser

Boş

:

:

4

1

 

Kâtip Üye

Bayram Özçelik

Burdur

Kâtip Üye

İsmail Kaşdemir

Çanakkale”

Meclis soruşturması açılması kabul edilmemiştir.

Bu kısmın 3’üncü sırasında yer alan, İstanbul Milletvekili Sayın Ali Özgündüz ve 60 Milletvekilinin; bir soruşturma dosyasında yer alan bir şüphelinin bürokratik işlerini takip etmek, bu kişinin babasına İtalya’ya giriş vizesi ve oturma izni alınması konusunda aracı olmak, aynı kişi hakkında ulusal bir gazetede yayımlanması planlanan yolsuzluklarla ilgili haberin yayımını durdurmak için tavassutta bulunmak ve söz konusu kişinin yürüttüğü otel projesine yardımcı olmak amacıyla bu kişiden üç defa rüşvet aldığı ve bu eylemlerin Türk Ceza Kanunu’nun 252’nci maddesinde düzenlenen birden çok kez rüşvet almak suçuna uyduğu iddiasıyla Avrupa Birliği Eski Bakanı Sayın Egemen Bağış hakkında bir Meclis soruşturması açılmasına ilişkin (9/4) esas numaralı Önergesi’nin görüşmelerine başlıyoruz.

3.- İstanbul Milletvekili Ali Özgündüz ve 60 Milletvekilinin; bir soruşturma dosyasında yer alan bir şüphelinin bürokratik işlerini takip etmek, bu kişinin babasına İtalya’ya giriş vizesi ve oturma izni alınması konusunda aracı olmak, aynı kişi hakkında ulusal bir gazetede yayımlanması planlanan yolsuzluklarla ilgili haberin yayımını durdurmak için tavassutta bulunmak ve söz konusu kişinin yürüttüğü otel projesine yardımcı olmak amacıyla bu kişiden üç defa rüşvet aldığı ve bu eylemlerin Türk Ceza Kanunu’nun 252’nci maddesinde düzenlenen birden çok kez rüşvet almak suçuna uyduğu iddiasıyla Avrupa Birliği Eski Bakanı Egemen Bağış hakkında bir Meclis soruşturması açılmasına ilişkin önergesi (9/4)

BAŞKAN – Bu görüşmede sırasıyla önergeyi verenlerden ilk imza sahibine veya onun göstereceği bir diğer imza sahibine, şahısları adına üç üyeye ve en son olarak da hakkında soruşturma açılması istenmiş bulunan Avrupa Birliği eski Bakanı Sayın Egemen Bağış’a söz verilecektir.

Konuşma süreleri onar dakikadır. (Madde 108 ve 60)

Meclis soruşturması önergesi Genel Kurulun 8/4/2014 tarihli 73'üncü Birleşiminde okunmuş ve bastırılarak sayın üyelere dağıtılmıştır. Bu nedenle soruşturma önergesini tekrar okutmuyorum.

Söz alan sayın milletvekillerinin isimlerini okuyorum: Önerge sahibi Sayın Ali Özgündüz, İstanbul; şahıslar adına Kocaeli Milletvekili Sayın Lütfü Türkkan, İzmir Milletvekili Sayın Aytun Çıray, Şanlıurfa Milletvekili Sayın Abdülkadir Emin Önen; hakkında soruşturma açılması istenen Avrupa Birliği eski Bakanı Sayın Egemen Bağış.

İlk söz, önerge sahibi İstanbul Milletvekili Sayın Ali Özgündüz’e aittir.

Buyurunuz. (CHP sıralarından alkışlar)

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, öncelikle bu soruşturmaların bir arada yapılıp yapılmayacağı konusuna değinmek istiyorum. Siz, 4 bakan hakkında bir tek soruşturma önergesi verdiniz, biz ayrı ayrı verdik. Niçin? Çünkü bu, şu anda Meclisin yaptığı işlem aslında bir ceza muhakemesi işlemidir yani soruşturma komisyonu cumhuriyet savcısı gibi delilleri toplayacak, dolayısıyla ifadeleri alacak, efendim bu kişilerin suçlu olup olmadıkları hakkında bir kanaat bildirecek, rapor hazırlayacak ve buraya sunacak. Dolayısıyla, ceza usulüne göre yapılan bu soruşturmanın bir arada yürümesi için bağlantı olması lazım yani Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 8’inci maddesinde tarif edilen bağlantı kavramının olması lazım. Bağlantı kavramını nasıl tarif ediyor Ceza Muhakemesi Kanunu? Bir kişi birden fazla suçtan sanık olur veya bir suçtan her ne sıfatla olursa olsun birden fazla sanık bulunursa bağlantı varsayılır. Şimdi, burada birden fazla sanık var. Evet, yani şüpheli, daha doğrusu hakkında soruşturma açılması istenen bakan var fakat bunlar arasında, eylemler arasında aslında bağlantı yok. Yani Erdoğan Bayraktar’ın, efendim, usulsüz olarak özel imtiyazlı imar planı hazırlayıp vermesiyle, işte Zafer Çağlayan’ın usulsüz ihracat işlemlerinden menfaat temin etmesi ya da Egemen Bağış’ın, başka bir, işte bu iş adamı, meşhur, “Bakanlara mama vermek lazım, beslemek lazım.” diyen iş adamı hakkında çıkacak medyadaki bir haberi engellemek için çıkar sağlaması ya da İçişleri eski Bakanının bu kişiye koruma vermesi ya da -istisnai vatandaşlık- İran vatandaşlarının Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığına geçirilerek çıkar sağlaması eylemleri aslında irtibatlı değil. Dolayısıyla, tek soruşturma olmaması lazım, ayrı ayrı soruşturma… Bu aynı zamanda bu kişilerin savunma hakkını kullanmaları açısından da yerinde olacaktır. Onun için biz diyoruz ki bunların ayrı ayrı görüşülmesi lazım. Ancak az önce yapılan oylamada ne yazık ki Zafer Çağlayan hakkında verdiğimiz önergeyi reddettiniz fakat bu, aslında iyilik değil, onu söyleyeyim. Dediğim gibi, teknik olarak bu kişilerin farklı soruşturma komisyonlarında kendi eylemleriyle ilgili savunma yapmaları, dolayısıyla delillerin toplanması, daha rafine ortamda bir işlem yapılması daha samimi olacaktı.

Şimdi gelelim bu Egemen Bağış’a. Bu Egemen Bağış, Allah’ın kelamıyla dalga geçen… Şimdi, diyor ki savunmasında: “Efendim, benim, işte, on beş yıllık arkadaşım, yirmi yıllık arkadaşım.” falan. O “arkadaşım” dediği zaten bundan dolayı özür diledi, dolayısıyla kabul ediyor. Yani bu Egemen Bağış’ı, tabii, Allah bağışlar mı, bağışlamaz mı o Allah’ın bileceği iş. Efendim, Bakara Suresi, yani dalga geçtiği, Allah’ın ayetinde zaten diyor: “Bunlar müminleri aldatmaya çalışırlar oysa sadece kendilerini aldatırlar. Kalplerinde münafıklıktan kaynaklanan bir hastalık var. İman edenlerle karşılaştıkları zaman ‘inandık’ derler fakat şeytanlarıyla, münafık dostlarıyla yalnız kaldıkları zaman ‘şüphesiz biz sizinleyiz’ derler, gerçekte Allah onlarla alay eder.”

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Sizi tarif ediyor, sizi.

ALİ ÖZGÜNDÜZ (Devamla) – Bu, Allah’ın hikmeti, Allah biliyor. Dolayısıyla, Allah’ın işine karışmayız ama biz bu adamı bu millet adına, Türk milleti adına -bu yüce Meclis affetmeyecektir, bağışlamayacaktır- hak ettiği yere, Yüce Divana göndereceğiz. Dolayısıyla, oraya gitsin, hesabını versin.

Efendim, bu çikolata kutuları, çikolata kutusunda gelen paralar, dolarlar niye geldi, nasıl geldi? Hizmetçisi, işte biliyorsunuz, “Evde değil, Marina’ya teslim et.” diyor. -Daha önce de söyledim- “Marina gelecek sana ne teslim edildi, bu çikolata kutusunda ne vardı?” Yine, Avrupa Birliği İstanbul Ofisine, Rıza Sarraf’ın adamına aldırdığı Vakko’dan 52 beden takım elbise, kravat ve yanında bir paket, 500 bin dolar.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Kaç bedendi?

ALİ ÖZGÜNDÜZ (Devamla) – Bu 500 bin dolar bir kutuda, ayakkabı kutusunda özel olarak hazırlanmış. Tabii, bu bir poşete konmuş Sayın Ağbaba. Giderken zorlanmış, Rıza Sarraf odaya götürüyor, zorlanıyor. Hatta diyor ki: “Ya korktum, bu poşet dağılacak, makama paralar saçılacak, rezil olacağız. O yüzden de çıkarken dedim ki ‘Beyefendi, bunu kendiniz taşıyın, korumaya falan vermeyin, böyle bir tehlike var.’” Ondan sonra çıkıp adamını arıyor, diyor ki: “Ya çok ağırdı, dolar mıydı, euro muydu?” “Yok, dolardı.” diyor. “Oh, rahatladım.” diyor. Çünkü 500 bin euro olsa farklı bir kur. Dolayısıyla, bayramda 500 bin dolar harçlık gönderiliyor, efendim, teslim ediliyor; daha sonra işte vize konusunda yine bir 500 bin dolar; yine bir haberle ilgili bir 500 bin dolar gönderiliyor; 1,5 milyon dolar. Aslında bu, kümülatifte bir anlam ifade etmiyor. Ufakçı. Yani Google Müslümanlığı yapan, işte benim tabirimle “çakma Müslüman”, işte oradan Allah’ın ayetlerini sabah sabah salladığını söyleyen bir adam. İşte böyle olur, yani Allah böyle adamı rezil rüsva eder işte, böyle ayağına dolaştırır. Allah’ın sopası olmaz. Tabii, Allah nasıl sopasını gösterir? İşte böyle gösterir, ayağına dolaştırır, ömrünün sonuna kadar rezil rüsva bir hâlde yaşarsın.

Değdi mi yani 1,5 milyon dolara? 1,5 milyon dolara değdi mi hakikaten? Türkiye Cumhuriyeti’nin bakanısın, ya Allah’tan kork. Takım elbise 52… Ya kaç paradır Vakko takım elbise? Git en iyisini al, ne olacak? Devletin bütün imkânları emrinde, arabalar, araç gereç, telefonlar, sekreterler, maaş, para. Daha ne istiyorsun yani? Ne istiyorsun? Yani kendini böyle satmaya 500 bin dolara, bu kadar ucuzculuk olur mu? Yakışıyor mu Türkiye Cumhuriyeti bir bakanına? Yakışmıyor. Dolayısıyla sizin de bu adama sahip çıkmayacağınıza inanıyorum.

Nitekim kendi önergenizde zaten kabul ettiniz ama dediğim gibi, bence bizim verdiğimiz bu önergeyi özellikle ayrı olarak kabul edin çünkü bunun eylemi başka bir şey, yani diğerleriyle karıştırmayın. Dolayısıyla ayrı ayrı herkes hak ettiğini alsın.

Şimdi, efendim, işte millet görüyor falan filan. Yok, işte düne kadar milletin değerleriyle oynayanlar, bizim imanımızla falan filan… Geçin bunları arkadaşlar. Yani, şimdi, seçim meçim, sandık, bu iş bitmez. Sandık yolsuzluğu kapatmaz.

Geçen gün bir arkadaşım, bir avukat arkadaşım diyor ki: “Bu neye benzer biliyor musunuz? Öğrenci sınıfın başarılı bir öğrencisi, parlak bir öğrenci ama arkadaşlarının çantasından para çalıyor. Hemen velisini çağırıyor. Veli gelir gelmez müdüre diyor ki: ‘Hayır, benim oğlum başarılı.’” Böyle bir şey olur mu, böyle bir mantık olur mu? Ya da bu mantıkla giderseniz… İtalya’nın eski başbakanı Berlusconi ne oldu? Seçimden çıktı ama bir suçtan dolayı yargılanıyordu, ona rağmen seçimden çıktı. Ama bir cinsel tacizden dolayı mahkûm edildi ve dolayısıyla milletvekilliği düştü.

Yine bu mantıkla giderseniz, bir terör örgütü yöneticisi yarın aday oldu, hasbelkader seçildi. Ya suçları örtüldü mü? Böyle bir şey olmaz arkadaşlar.

Yargı, egemenlik hakkını kullanan en önemli unsurlardan bir tanesidir. Yani bizim parlamenter rejime göre, yasama, bu yüce Meclis yasa yapacak ve yürütmeyi denetleyecek. Çünkü yürütmeye görev veriyor “yürütme yetki ve görevi” der Anayasa, yürütmeyi denetleyecek. Sorun olduğu zaman da -şimdi olduğu gibi- birileri hakkında yolsuzluk, hırsızlık iddiaları olduğu zaman da gereği yapılacak. Millet adına yargılama yetkisi olan yargıya gönderecek. Orası da egemenliğin en önemli unsuru olan cezalandırma yetkisini kullanarak Türk milleti adına, yani egemenlik hakkını kullanarak gereken kararı verecektir.

Efendim, olumlu olumsuz… Yargı kararına saygı duyacağız. Yani beğendiğiniz zaman birilerini kahraman ilan edip, ondan sonra beğenmediğiniz, aleyhinize karar çıktığı zaman da hain ilan etmek, dolayısıyla ben bu karara saygı duymuyorum falan filan demek, bu bir demokratik anlayış değildir. Hukuk devletine saygıyla bağdaşmaz, efendim parlamenter rejimle bağdaşmaz.

Dolayısıyla, ben diyorum ki: Özellikle bu Bağış, soyadı Bağış olan ancak bizim açımızdan bağışlanmayacak bu kişiyi, hak ettiği şekilde şeye gönderelim.

Efendim, soruşturma komisyonu elbette ki açılacak. Özellikle orada görev alan arkadaşların vicdanına sesleniyorum: Delilleri iyi toplayın, bu kişiyi yargıya gönderin. Rüşvet mi olur, nüfuz suistimali mi olur, efendim, görevi miydi, değil miydi, görevi kötüye kullanmak mıdır, bunu takdir edecek biz değiliz. Bizim görevimiz, sadece yeterli şüphe, emare olan bir kişi hakkında oraya, yetkili merciye sevk etmektir; oraya gitsin, gereğini yapsın.

Mahzuni Şerif, rahmetli, yıllar önce aslında bugünleri görür gibi ne güzel demiş:

“Yuh, yuh soyanlara,

Soyup kaçıp doyanlara,

İnsanlara kıyanlara,

Yuh nefsine uyanlara.”

Evet, yani hâlen insana kıyılıyor, hâlen Gezi’de insanlara kıyıldı, hâlen bu topraklarda, efendim, yolsuzluk, hırsızlık yapılıyor diyorum ve yuh olsun onlara diyorum. Siz de böyle deyin, siz de böyle deyin:

“Yuh, yuh soyanlara,

Soyup kaçıp doyanlara,

İnsanlara kıyanlara,

Yuh nefsine uyanlara.” deyip Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Şahıslar adına Kocaeli Milletvekili Sayın Lütfü Türkkan.

Buyurunuz. (MHP sıralarından alkışlar)

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; az evvel bir haber aldık. Şemdinli’de bir askerî aracımız devrilmiş, 3 tane Mehmetçik’imiz şehit olmuş, 8 tane Mehmetçik de yaralı. Şehit olanlara Cenab-ı Allah’tan rahmet diliyorum, yaralı olanlara acil şifa diliyorum. Milletimizin başı sağ olsun.

Avrupa Birliği eski Bakanı Egemen Bağış hakkında Meclis soruşturması açılmasına ilişkin önergeyle ilgili şahsım adına söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bu önergeleri Adalet ve Kalkınma Partisi ve Cumhuriyet Halk Partisi hazırladı. İki partinin de aslında amacı aynı, gerçeklerin ortaya çıkması. İki parti de farklı düşünmüyor. Adalet ve Kalkınma Partili arkadaşlara sormak istiyorum: Yani başka gün yok muydu arkadaşlar? Bunu, salı, çarşamba, perşembe günlerinden birisinde yapsaydık da millet bunları izleseydi ne olurdu, ne fark ederdi? Yani yok “İnternet’ten izliyor.”, yok “Halk TV’den izliyor.” Böyle kaçarak, göçerek anlamı yok. Bu bir suçluluk psikolojisi. Burada bu suçluluk psikolojisini hissetmemesi gereken arkadaşlara da günah ediyorsunuz, hiç bu işlerde zerre alakası olmayan insanlara da günah ediyorsunuz bence. Bu şekilde de aklayamazsınız bakanları veya bu şekilde de bu yolsuzlukların üstünü örtemezsiniz. Her zaman yaptığınız gibi, konuşulanları halkımızdan kaçırarak…

Beş ay önce, 17 Aralıkta ne olmuştu hatırlıyor musunuz? Bazı bakan çocuklarının evinden kasalar, paralar… Yani ben samimi söylüyorum, gerçekten utanıyorum. Bu insanlar bizim çeşitli vesilelerle hukukumuz olan insanlar; bu mesele bu insanlara yakışmadı, gerçekten yakışmadı. Dünya malına bu kadar tamah edip nefislerine bu kadar kurban olmak bu insanlara da yakışmadı, Türk milletine hele reva görülmemeliydi; çok güvendi bu insanlar sizlere, hep oy verdiler.

Devletin bankacısının evinden ayakkabı kutusunda dolarlar çıkıyor. Neymiş? “Ben bununla okul yapacağım, imam-hatip yapacağım, üniversite yapacağım.” Yahu, kalıbından utan be arkadaş ya!

CELAL DİNÇER (İstanbul) – Külahıma anlat onu!

LÜTFÜ TÜRKKAN (Devamla) – Buna çocuk inanır mı? Buna biz inanır mıyız? Böyle bir şey olur mu? O paralar bağış parası falan değil, yani bağışı bilmiyor bu arkadaşlar. Sizin bildiğiniz bir tek bağış var, o da Egemen Bağış; bu 4 bakanın arasında o da var biliyorsunuz. Hani -hatırlayanınız vardır ama ben bir daha hatırlatayım- Kutlu Doğum Haftası’nda Londra Hilton Otelin mini barından içtiği içkilerin faturasını devlete ödeten bir bakan bu.

Bakın, bu, diğer bakanlarla alakalı -bugün sesim kısıldı benim- suçludur, rüşvet almıştır, vermiştir, yolsuzluk yapmıştır; ben bilemiyorum, kimseyi ön yargıyla yargılamak istemiyorum, akçeli konular çok farklı şeyler ama bu Bakanla alakalı bir şey söyleyeceğim: Diniyle, diyanetiyle, kitabıyla bir millete bu kadar hakaret eden adamın burada işi olmamalı arkadaş. (MHP ve CHP sıralarından alkışlar) Size yemin ediyorum -hepimizin tanıdığı ateist insanlar var- ateist insanlar bunu yapmaz, bu işin makarası Bakara’sı da olmaz, bu iş ciddi bir iş. İnsanların inancıyla bu kadar dalga geçen, insanların inancını bu kadar yerlere seren bir adamın buralarda olmaması lazım, buraya gelip konuşmaya cesaret bulamaması lazım -bırakın para işlerini- buna müsaade etmememiz lazım, çocuklarımıza bunun hesabını veremeyiz. Biz inançlı çocuklar yetiştirmeye çalışıyoruz, inançlı nesiller yetiştirmeye çalışıyoruz. Savunduğumuz adamın Kur’an’ın ayetleriyle dalga geçen bir adam olmaması lazım bu şartlarda.

Ne diyor? “Oğlum, ben her cuma bir tane ayet sallıyorum.” diyor. “Kitapçık yok lan, Google’a gir, Kur’an’da -atıyorum- kardeşlik mesela, Kur’an’da nankörlük, Kur’an’da bilmem ne, ‘search’ yap, hepsi çıkıyor. Oradan beğen bir tane, salla gitsin.” Ya, bu mudur arkadaşlar ya? Ben utanıyorum, samimi söylüyorum utanıyorum. Bunun bu Mecliste konuşuluyor olması bile çok üzüntü verici. Bu iş soruşturma, araştırma meselesi değil, bu bir ahlaksızlık boyutudur. (MHP ve CHP sıralarından alkışlar) Soruşturma olsa ne olur, mahkemeye gitse ne olur, aklansa ne olur, bu nedir arkadaş? Ben bir şey söyleyeceğim size: Bu vatandaş Bakara’ya “makara” demek yerine Sayın Başbakanla dalga geçseydi şu koltuklarda aramızda oturma şansı var mıydı?

VELİ AĞBABA (Malatya) – Otuz saniye durabilir miydi, otuz saniye?

LÜTFÜ TÜRKKAN (Devamla) – Yüce Kitap Kur’an-ı Kerim’le dalga geçene sessiz kalıp bir zahiri mevcudiyete laf edildiğinde ayağa kalkmak münafıklıktır. (MHP ve CHP sıralarından alkışlar)

İşin para kısmına geleceğim. Kendisinin gönlü çok zengin. Hazırlanan iddianameye göre en az rüşveti de o almış. Biraz evvel Sayın Ali Özgündüz bir laf söyledi: “Ufakçı.” Günah ya, 1,5 milyon dolar arkadaş. Gerçekten çok önemli bir para, doğru da bir ülkenin bakanının böyle bir paraya tamah etmemesi lazım. “Bunların hepsi kumpas, paralel, vesaire.” Ya, arkadaş, aynı Hükûmette Maliye Bakanı var, Mehmet Şimşek; bankaların bağlı olduğu Ali Babacan var; hiç yıldızımız barışmasa da Başbakan Yardımcısı var, eğer paralel maralel bir şey yapacaksa Bülent Arınç’a yapsın. Niye yapmadı? Savunma Bakanına yapsın. Ya, gözünüzü seveyim ya, bu işler bu kadar ucuz, üstü kapatılacak işler değil veya sadece ona buna laf atarak, onu bunu susturarak olmaz, üzüntü verici bir iş bu. Ne yapmış? Otelin işlerini kolaylaştırmış, vize almış. Sayın Bakanım, Allah aşkına size soruyorum: Hiç kimse size vize için müracaat etti mi?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Sivas’tan kim gelirse gelsin hepsine elimden geldiğince yardım etmeye çalışırım.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Devamla) – Sayın Bakanım, bakın, seçim bölgenizden gelen birisinden bahsediyorsunuz. Bu vize işi parayla pulla yapılacak iş değildir, istirham ediyorum ya. Yani bu hakikaten çok basit yapılacak bir iştir, eğer yardım edilecekse bile. Bu konuda ayağa düşmek denir buna, ağaya düşmek. Bir hükûmetin bakanı ayağa düşmemeli. Bu kadar rezil rüsva etmemeli o makamı. Bu makamda onlar gelip geçici ama bu devlet kalıcı. Hatırlıyor musunuz bir Avrupa Birliği bütçesinde ben kendisine bir şey söylemiştim, bugünleri görür gibi: “Siz oraya yakışmıyorsunuz Sayın Bakan, istifa edin. Oraya Türk ve Müslüman birisi gelsin.” dedim. Kendisi çok sinirlendi. “Bakara makara” derken benim o sözlerimi doğruladı.

Resmî dinlemelere takılıyor, Abdullah Happani’ye diyor ki: “Çikolata paketlerinde 500 bin liranı ‘Sadık’ adlı birine gönder, ‘Sadık’ adlı biriyle ‘Ege’ kod adlı birisine gönder.” “Ege kod kim ağabey?” diyor. “Egemen Bağış kardeşim, ona götüreceksin, Marina’ya bıraksın.” diyor. “Kim Marina?” “Bizim hizmetçi Marina’ya bıraksın.” Sonra, İstinye taraflarında “Ege” ve kısa kodladığı şahsa bir 500 bin talimatı daha gönderiyor. 500, 500 gönderiyor, 1,5 milyon dolara tamamlıyor, çikolata kutularında paralar. Yani bunlar burada konuşulmalı mı? Şimdi, Sayın Bakan, çıkıp “Ben çikolata kutusunda para almadım.” demek bir adama zül gelir. Sayın Mustafa Elitaş, böyle bir lafı söyleyebilir misin? Rica ediyorum ya, zül gelir sana ya. Kalbine inme iner, ben inanıyorum, yemin ediyorum. Bunu reddetmek bile adamın kalbine inme indirir.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Bilemezsin, bilemezsin.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Devamla) - Ben inanıyorum, Mustafa Elitaş’a bu konuda inanırım. Ben bilmem sizi, ben inanıyorum.

Efendim, “Patron Ankara’ya çağırdı beni: Sen işte bizim Marina’ya götür, oraya ver, ben oradan alacağım.” Arkadaşlar, bu İranlı şarlatan var ya -bir daha söylüyorum, beni de mahkemeye versin, inşallah karşı karşıya da geliriz orada- kabineyi doyurmuş ya, bazı bakanları.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Eş başkan, eş başkan.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Devamla) - Yani sadece bakanlar iyi; bakan çocuklarını, akrabalarını, bürokratların yedi sülalesini jetiyle umreye taşımış. Ya umreye gitmek dediğin 1.000 euroluk bir iş ya, Eman Tura ver 1.000 euroyu git ya. Niye bu adamın altına yatıyorsun ya? Önüne yatıyorsun, arkasına yatıyorsun? Yakışır mı yani 65 yaşında adam. Olur mu böyle bir şey ya? Çok utanıyorum ve üzülüyorum, yemin ediyorum utanıyor ve üzülüyorum. Sizin de utanmanız gerekir diye düşünüyorum.

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – Biz sizden utanıyoruz, siz konuşuyorsunuz.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Devamla) - Kabinede, parayla ilgili bakanların bundan sonraki görev yerlerinin sağlam olmadığını düşünüyorum.

Rıza Sarraf cezaevinden çıktı, en iyi bakanlığı o yapar! Sizi bakanlıktan alabilir Sayın Başbakan, yeriniz tehlikede! Her türlü işe “Evet.” diyen bir bakan var. Rıza Sarraf’ı dışarıdan bakan olarak ayarlayabilir, adam paradan iyi anlıyor ya! “Bütçe açığının yüzde 15’ini ben yaptım.” diyor. Bir de Türk Bayrağı’nın önünde çıkartıyorsunuz onu. Ayıp değil mi ya, yazık değil mi bu millete?

CELAL DİNÇER (İstanbul) – Çok yazık!

LÜTFÜ TÜRKKAN (Devamla) – Böyle bir şarlatanı, Türk Bayrağı’nın önünde, parasını verdiğiniz bir televizyonun önüne çıkartıyorsunuz.

OKTAY VURAL (İzmir) – Havuz medyası ya, yandaş medya!

LÜTFÜ TÜRKKAN (Devamla) – İnsanlar yiyecek ekmek bulamıyor. Bu şarlatan bizim muhteremlerle milyon dolarlarla beş taş oynuyor. Ve bunların hepsi Başbakanın bilgisi dâhilinde yapılmış. Bakın en acı olan da bu, insan içine bunu sindiremiyor. Sayın Başbakan da diyor ki: “Bu çok hayırsever bir adamdır.” Bu bir şarlatandır, hayırsever değildir. Devleti soyan, devleti soyanlarla iş birliği yapan bir şarlatandır. Hayırsever insanlar farklıdır. Rahmetli Sabri Ülker hayırsever adamdı, rahmetli Aydın Bolak hayırsever adamdı, rahmetli Yusuf Türel hayırsever adamdı. Eğer bu hayırseverse onlar kim peki, onu söyler misiniz bana?

Bu paraları -bakın, ben size bir şey söyleyeyim- bu rüşvetle ilgili dönen paraları hesap ediyorum, 840 lira olan asgari ücretten 160 bin kişinin maaşı ödeniyor. Yazıklar olsun!

Hepinize hayırlı günler. (MHP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

İzmir Milletvekili Sayın Aytun Çıray, buyurunuz. (CHP sıralarından alkışlar)

AYTUN ÇIRAY (İzmir) – Sayın Başkan, Meclisin değerli üyeleri; hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum.

17 Aralık 2013 tarihi eşi benzeri görülmemiş bir yolsuzluklar zincirinin başlangıç tarihidir. 17 Aralık 2013 tarihi, aynı zamanda, ikiyüzlülük doktorası yapmış bir zihniyetin başlattığı büyük bir algı yapılandırmasının da başladığı bir tarihtir. Büyük yolsuzluklar ortaya çıkmıştır ama bu sürpriz değildir. Bunlar çıkmasaydı acaba gemilerin nereden geldiğini zannediyordunuz? Bunlar çıkmasaydı bu hayat tarzı, bu villalar nasıl değişebilirdi? Dolayısıyla, bu yolsuzlukların çıkması esasen malumun ilamından ibarettir. Bir yıllık yasal takip süresine dayanan soruşturmanın dokümanları AKP iktidarının 4 bakanın çok ciddi yolsuzluklara bulaştığını ortaya koymuştur. Ama, daha acı bir şeyi ortaya koymuştur, Sayın Başbakanın ve bakanlarının “tape”lerine baktığınızda, evlatlarına kıyıp bu işlere bulaştıran kötü babalar olduğu ortaya çıkmıştır.

Değerli arkadaşlar, şapkadan tavşan çıkarmayı her daim başaran bu iktidar, Rıza Sarraf’ı hapisten çıkarmayı başarmıştır. Yani, Balyoz ve Ergenekon davası sanıklarının asla mazhar olamadıkları tutuksuz yargılanma hakkına Rıza mazhar olmuştur. Yasal takiple elde edilen ses ve görüntü kayıtlarına göre Egemen Bağış’a 1,5 milyon dolar rüşvet verdiği iddia edilen Rıza’dan söz ediyorum. Şimdi diyeceksiniz ki: “Yargılamanın sonucunu bekleyin.” E, biz de tam olarak onu söylüyoruz zaten. Ancak, şu ana kadar şahit olduğumuz gelişmeler bu ihtimalin çok düşük olduğunu ortaya koymaktadır çünkü işin nereye varacağını gören yürütmenin başı sağlıklı bir yargı sürecine izin vermemektedir. Bu yüzden, operasyondan sonra derhâl bu operasyonu yapan savcılar ve polisler hakkında operasyon başlatmıştır, tarihin en büyük memur sürgünlerinden birisi gerçekleşmiştir.

Değerli arkadaşlar, bu süreç yaşanırken, aynı zamanda tarihte eşi benzeri görülmemiş bir gerçekleri ters yüz etme kampanyasına şahit olduk. Algı yapılandırması için uzun süre ortağı oldukları cemaati hain, casus, paralel devlet oluşumu ilan ettiler. Bir de krizden fırsat çıkardılar, kendi paralel devletlerini inşa etmeye başladılar. Şimdi ben buradan iddia ediyorum, Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’na yapılan saldırıyı azmettirenler de, şüpheli sıfatıyla Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nu davet edenler de bu yeni paralel devletin elemanlarıdır. (CHP sıralarından alkışlar)

Değerli dostlarım, yolsuzluk batağındaki bakanlardan en çarpıcı örneği belki de Egemen Bağış’tır. Bağış, o zatın başlangıçtan beri tercümanlığını yaptığı için, eminim, çok özel sırlarının da çantacılığını yapmaktadır. Ayrıca yürütmenin başına olan yakınlığında, doğrusu Bağış’ın çarpıcı ikiyüzlü siyasetini de inkâr etmemek lazım.

Hatırlayın lütfen, Bağış 16 Kasım 2010’da Fener Patrikhanesi’ne bağlı ABD-Avrupa Ortodoks kiliseleri tarafından Dinî Özgürlükler Ödülü’nü almak için Atina’ya gitmişti ama Atina’da kalmamış o gece Brüksel’e dönmüştü. Dönmesinin gerekçesini ise şöyle açıklamıştı: “Atina’ya Yunanlılar cami yaptırmadığı için, orada bayram namazını kılamayacağım için Brüksel’e döndüm.” demişti. Ne kadar derin bir iman sahibi değil mi! İşte bu derin iman sahibi yaptığı bir telefon konuşmasında her cuma bir ayet salladığını söylüyor: “Google’a bakıyorum, ayeti sallıyorum, çakıyorum ayeti.” diyor. Müşrikler gibi Allah’ın ayetleriyle dalga geçiyor. “Bu Bakara iyi makara.” diyor. Hanımlar, beyler; bu, riyakârlıkta ve küfürde dip noktadır. Bu dip noktayı kurtaranlar ortak olur. (CHP sıralarından alkışlar)

Değerli üyeler, şimdi işin bir başka yönüne bakalım. Biz daima hukukun üstünlüğünü savunduk, geliyoruz. Bu yüzden yasal olmayan kayıtları şüphesiz mahremiyetimize tecavüz kabul ediyoruz. Ancak bunlar, bu kayıtlar bizim özel gayretlerimizle ortaya çıkmadı. Biz bu “tape”lere maruz kaldık, biz bu rezilliklere maruz kaldık. Sonuçta bu “tape”ler bir realiteyi ortaya koydu. Peki, bu rezil gerçeklik karşısında yürütmenin başı ne yaptı? Kadrolu profesyonel politik senaristlerine bir senaryo üretmeleri için talimat verdi. Öyle bir senaryo ki sadece yolsuzlukları örtbas etmekle kalmayacak, aynı zamanda AKP’nin kârlı çıkmasını sağlayacak bir senaryo. Profesyonellerin senaryosu hem basit hem de Başbakanın riyakâr karakterine uygun bir senaryoydu. Senaryo basitti: “İnkâr et ve suçla. Bunu otuz kanaldan, yedi gün aralıksız, yirmi dört saat yap.” Algı yapılandırması işte bu kadar basit, bu kadar yarayışlıydı. Oldu mu böylece yolsuzluk soruşturmaları darbe, yargı darbesi; İnternet’e düşen “tape”ler montaj ve dublaj? Doğrusu Egemen Bağış da patronunun bu stratejisine uyum sorunu yaşamadı. Derhal tweet’ten cuma namazına gittiği camilerin resimlerini atmaya başladı.

Değerli vekiller, sakın bu iş tuttu, o zat ve suç ortakları kurtuldu diye kimse ümitsizliğe kapılmasın çünkü bu kadar yoğun bir propaganda kısa vadede etkili olmuş olabilir ama Cumhurbaşkanlığı seçiminde bu senaryo çalışmayacak. Geçmişte AKP’ye oy veren ve bugün vermeyen 2,5 milyon vatandaşımız nasıl bu senaryoyu fark ettiyse, bundan sonra bir suç örgütünün Türkiye’yi yönettiğini geri kalan seçmenlerimiz ve vatandaşlarımız da fark edecektir. Ayrıca, Türk insanı dünyanın kendisine ve ülkesine bakışına önem verir. Bu kadar itibarsız bir zatın Türkiye’yi dışarıda taşıyamayacağını çok iyi bilir. Örneğin, Freedom House’ın Türkiye’yi basın özgürlüğünde “özgür olmayan ülkeler” kategorisine indirmesi; ikincisi, Amerika’nın en önemli adli bilişim kurumu olan Arsenal’in Ergenekon ve Balyoz davalarını “sofistike dijital sahtecilik” olarak ilan etmesi Türk insanının asıl darbecilerin kimler olduğunu görmesine yaramaktadır. Asıl darbecilerin doymak bilmez iştahı ve para hırsı, o zat ve suç ortakları olduğunu bu millet teşhis edecektir. Egemen Bağış gibi bizi Avrupa Birliğine yaklaştırmaktan ziyade uzaklaştıran çapsız bakanlardan Türkiye kurtulacaktır.

Değerli arkadaşlar, şimdi size yolsuzluklardan daha vahim bir konudan, bir başka yönden bahsetmek istiyorum ve Türkiye kamuoyunu bu soruları tartışmaya ve düşünmeye davet ediyorum. Bütün bu “tape”leri servis edenler o zat ve Hükûmeti hakkında acaba başka hangi bilgilere sahipler? O zat “Sadece ben değil, Cumhurbaşkanı, Anayasa Mahkemesi Başkanı, devletin tamamı dinlenmiş.” dediğine göre, millî varlığımızı, şantaj altında olan bir Cumhurbaşkanı, bir Başbakan, bir Genelkurmay Başkanı ve Hükûmetten daha fazla ne tehdit edebilir? Kıbrıs eski Cumhurbaşkanı ve Dışişleri konutunun dinlenmesiyle ilgili “tape”ler gösteriyor ki, bu beceriksizlikler yüzünden devlet sırrı diye bir şey kalmamış. Peki, hiç merak etmiyor musunuz değerli arkadaşlar, bu devlet sırları şimdi kimin ellerinde?

Değerli millet size büyük imkânlar verdi, 700 bin kişilik orduyu emrinize verdi, 400 bin kişilik polis teşkilatını emrinize verdi, MİT’i emrinize verdi, devleti emrinize verdi ama kendinizi koruyamadınız, kendinizin dinlenmesini engelleyemediniz. Kendisini koruyamayan bu milletin hanesini koruyamaz, evladını koruyamaz, çoluğunu koruyamaz, çocuğunu koruyamaz, âcizdir. Âcizlere ise ne Başbakanlık ne de Cumhurbaşkanlığı teslim edilemez.

Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Şahıslar adına son söz Şanlıurfa Milletvekili Sayın Abdülkadir Emin Önen’e aittir.

Buyurunuz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

A. EMİN ÖNEN (Şanlıurfa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; (9/4) esas numaralı Meclis Soruşturması Önergesi üzerine şahsım adına söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Türkiye, 17 ve 25 Aralık senaryolarıyla karanlık bir sürecin içine çekilmek istenmiş ve başta 4 bakanımız olmak üzere birçok AK PARTİ’li haklarında medyada yapılan yanlı yayınlar ve sosyal medya üzerinden yayılan dedikodularla, yasa dışı yollarla elde edilen dinleme kayıtlarıyla yargısız infaza uğratılmışlardır. 4 bakan hakkında iddia edilen eylem ve fiillerin ortaya çıkış zamanı ise manidardır. Nitekim, 30 Mart seçimlerinden önce ana muhalefet partisi de Anayasa’nın 98’inci maddesinde belirtilen Türkiye Büyük Millet Meclisinin bilgi edinme ve denetim yollarını hiçe sayarak gizlilik çerçevesinde yürütülen ve henüz soruşturma aşamasında olan konularda yargısız infaza ortak olmuş ve 4 bakan hakkında ispatlanmamış eylem ve fiilleri seçim malzemesi olarak kullanmıştır. Muhalefet, yerel seçimler öncesi, doğruluğu kanıtlanmamış, ne olduğu belli olmayan iddialarla AK PARTİ’yi yıpratma amaçlı kişilik suikastı yapmayı tercih etmiştir.

Değerli milletvekilleri, AK PARTİ’nin kurulduğu 2001 yılı Ağustos ayından bu yana geçen on üç yılda 3 genel seçim, 3 yerel seçim, 2 halk oylaması olmak üzere aziz milletimiz tam 8 defa sandığa gitmiştir. Son olarak halkımız 30 Mart yerel seçimlerinde Türkiye'nin rotasını, tercihini, istikametini ve istiklalini belirlemiştir. Bugüne kadar yapılan her seçimde kazanan millî irade oldu. Son olarak yapılan 30 Mart yerel seçimlerinde seçmen apaçık “AK PARTİ’nin yön verdiği yeni Türkiye” dedi. Kazanan demokrasi oldu. Vesayeti savunanlar bu defa da hezimete uğradı, bu defa da sandığa gömüldü. Aziz milletimiz iftiraya değil, istikrara oy verdi.

30 Mart yerel seçimleri öncesinde ülkemizde yaşananları lütfen kısaca bir hatırlayın. Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetine, Sayın Başbakanımıza, bakanlarımıza, çalışma arkadaşlarımıza, hatta ailelerimize varıncaya kadar, son derece ahlak dışı saldırılar yapıldı. Millî irade hedef alındı, hukuk çiğnendi, demokrasi devre dışı bırakılmak istendi; hatta ve hatta, ülke içinde bazı ihanet şebekeleri ve ülke dışında bunlara lojistik destek sağlayan bazı örgütler tarafından ülkemizin geleceği, birliği, kardeşliği hedef alındı. Seçim öncesi manzara böyle olunca, muhalefet, fırsattan istifade, yalana ve iftiraya dayalı bir kampanyaya başladı. Bu kampanya yer yer insanların itibarlarıyla oynamaya kadar vardı. Millete söyleyecek sözü olmayan, önünü görecek programı dahi yapamayanların tek sermayesi, AK PARTİ üzerinden, milletçe kabul görmeyen bir seçim kampanyasını yürütmek oldu ama aziz milletimiz bu oyuna gelmedi. En büyük jüri olan halk, iradesine güvenmeyenlere asla unutamayacakları bir dersi ve en güzel mesajı sandıkta verdi. Feraseti yüksek milletimiz gündemdeki bu olayların neye hizmet ettiğini çok iyi anladı ve “Sandıkla gelen, ayak oyunlarıyla değil sandıkla gider.” dedi.

Bakın, Cumhuriyet Halk Partisi doksan yıllık, Milliyetçi Hareket Partisi kırk beş yıllık partiler. İnsanlar yaşlarıyla övünç duyabilirler ama partiler yaşlarıyla değil yaptıklarıyla övünç duymalıdırlar. AK PARTİ sadece on üç yaşında ve övündüğü tek şey hizmetle, eserle geçen on iki yıllık mazisidir. Demek ki neymiş: Bu millet lafa değil icraata bakıyormuş. Burada muhalefetin kendine asıl sorması gereken soru şu olmalıdır: 3 genel seçim, 2 yerel seçim ve 2 halk oylamasından başarıyla birinci olarak çıkan bir partinin genel başkanı diyor ki: “30 Mart yerel seçimlerinde de birinci parti olmazsam istifa ederim.” Asırlık, yarım asırlık partilerin bence oturup bu  durumu iyice bir tefekkür etmeleri gerekiyor.

Ayrıca, muhalefet her seçim sonrası makarna ve kömür edebiyatı yapmayı, milletin tercihini ve sahip çıktığı iradesini küçümsemeyi bir kenara bırakmalı ve kendi hatalarından ders çıkarmalıdır.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Yolsuzluğa gel, yolsuzluğa!

A. EMİN ÖNEN (Devamla) - Halkın oyunun her şeyden üstün ve belirleyici olduğu hafızalara kazınmalıdır.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Milyon dolarlara gel, milyon dolarlara!

A. EMİN ÖNEN (Devamla) – Çok değerli milletvekilleri, muhalefet her seçim öncesi gerilim siyaseti ve karalama yaparak, iftira, hakaret içeren, milleti montajlarla aldatmaya çalışan şer ittifaklarla AK PARTİ’yi yıkmaya çalışan bir tutum içinde olmamalıdır. Milletimiz meselenin sadece yolsuzluk ve rüşvet araştırmak olmadığını, AK PARTİ üzerine, Türkiye üzerine oynanan bir oyun olduğunu çok net bir biçimde görmüştür. Apaçık Türkiye’yi hedef alan bir darbe girişimi olduğunu anlayan milletimiz seçimlerde bu iradesini herkesin anlayacağı net bir biçimde açık farkla ortaya koymuştur. Sonuç olarak ise ülkemizdeki mahallî idareler seçimler tarihinin en parlak sonuçlarından birini almıştır AK PARTİ. Muhalefet ise 30 Mart seçimleriyle birlikte iktidarın alternatifi olamayacağını kanıtlamıştır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; şunu burada özellikle vurgulamak istiyorum: Türkiye’de 2002 yılı öncesinde kaybedilen siyasi itibarı AK PARTİ yeniden kazandırmıştır. Türkiye'nin 2023 hedefine ulaşmasını sağlayacak adımları ve küresel dünyada ülkemizi güçlü kılacak yatırımları AK PARTİ Hükûmetleri yapmıştır. Bugüne kadar AK PARTİ’nin aziz milletimiz adına yaptıkları ortadadır ve milletinden saklayacak hiçbir şeyi de yoktur. Hakkında Meclis soruşturması yapılması istenilen Avrupa Birliği eski bakanı ve İstanbul Milletvekili Egemen Bağış’ın bakanlıktaki görevi süresince ve AK PARTİ hizmetlerinin gerçekleşmesinde bugüne kadar önemli katkıları olmuştur. 17 Aralıktan bugüne kadar muhalefet partileri 4 bakanın rüşvet, kaçakçılık, nüfuz, nüfuz ticareti, resmî belgede sahtecilik ve görevi kötüye kullanma suçlarını işlediklerini iddia etmişlerdir, ancak ortaya bu iddialarını doğrulayacak hukuka uygun belgeleri koyamamışlardır. Fakat başta, zan altında bırakılan 4 bakan hesap vermenin sorumluluğu gereği kendi iradeleriyle Türkiye Büyük Millet Meclisine 19 Mart 2014 günü bizzat başvurarak haklarında Anayasa’nın 100 ve İç Tüzük’ün 107’nci maddesindeki usuller doğrultusunda Meclis soruşturması yapılmasını istemişlerdir. Ayrıca, AK PARTİ Grubu olarak 55 milletvekilimizin imzasıyla verilen önergeyle bugüne kadar 4 bakan arkadaşımız hakkında kamuoyunun gündemini meşgul eden konuların Meclis soruşturmasıyla araştırılması istenilmiştir.

Biz, AK PARTİ olarak kimseden bir konuyu gizlemiyoruz, varsa olay ve iddiaların üzerini de örtbas etmiyoruz. Bu onurlu duruşta da görüldüğü üzere Meclis soruşturmasının açılmasını bizzat AK PARTİ olarak biz istiyoruz. Bizim derdimiz, gerçeğin hukuki gerekçeleriyle birlikte ortaya çıkmasıdır. Kim yanlış yaptıysa hukuk kuralları içerisinde ceza almasından da asla rahatsız olmayız. Bütün bunlar yapılır ve yaşanırken hukukun en temel ilkesinin masumiyet karinesi olduğunu da bir kez daha çok değerli milletvekillerine hatırlatmak istiyorum.

Sözlerimin sonunda, AK PARTİ siyasi tarihimizde her zaman kararlı ve omurgalı bir duruş sergilemiş, inandığı değerleri savunmuş ve ilkeli davranışını muhafaza etmiştir, etmeye de devam edecektir diyorum.

Az önceki oturumda da aslında maksat hasıl olmuştur. Kendi önergemiz ve çok değerli milletvekillerinin katkılarıyla 453 milletvekilinin aldığı karar açıkça göstermiştir ki, Meclis soruşturması komisyonu kurulacak, gerekli araştırma yapılacaktır. Ayrıca bir komisyonun da kurulmasına bu anlamda bir gerek kalmamıştır.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Önen.

ENGİN ALTAY (Sinop) – Sayın Başkan, Sayın Hatip konuşmasında ana muhalefet partisini zikrederek “Yalan ve iftiraya dayalı bir kampanya yürüttüler.” şeklinde partimize bir sataşmada bulunmuştur.

BAŞKAN – Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

V.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

13.- Sinop Milletvekili Engin Altay'ın, Şanlıurfa Milletvekili A. Emin Önen’in (9/4) esas numaralı Meclis Soruşturması Önergesi üzerinde yaptığı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

ENGİN ALTAY (Sinop) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; öncelikle, az önce konuşan hatip ve ondan önce konuşan iktidar partisine mensup kimi milletvekilleri bu kürsüde 30 Mart seçimlerine atıfta bulunarak bu seçimlerin 17 Aralık ve 25 Aralık soruşturmalarına yönelik milletin bir hakemliği ve bir takdiri olduğunu sürekli buradan söylüyorlar. Şimdi, bunu söylerlerse biz bunu karıştırmayalım diyoruz, o ayrı bir iş, bu ayrı bir iş. 30 Mart seçimlerinden 1’inci parti çıkmanıza bir itirazımız yok, milletin bu kararının başımızın üstünde de yeri var. Ancak bunu ısrarla söylemeye devam ederseniz size derler ki: Bu milletin yüzde 43’ü sizi akladı, bu milletin yüzde 57’si de sizi ya da içinizden çıkmış bakanları tescilledi, hırsızlığını tescilledi. Neyi tescilledi? Suç örgütü kurmak ve yönetmek, resmî belgede sahtecilik, kaçakçılık, rüşvet alıp vermek, Rıza Sarraf ve arkadaşlarıyla birlikte Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu’na muhalefet, nüfuz ticareti, suçtan kaynaklı mal varlığını aklama gibi suçlarla bakanlarınızın cumhuriyet başsavcılarınca ortaya koyduğu iddianameyi bu millet doğru buldu, yüzde 57. (AK PARTİ sıralarından gürültüler) Seçim sonuçları başka, hırsızlık ve yolsuzluk başka bir şeydir.

Bir şey daha, bu yolsuzluk ve rüşvet operasyonu bir darbeyse, ortaya serilen “tape”ler, paralar, kasalar montajsa, dublajsa, bu dış operasyonsa, biraz önce (9/8) esas numaralı Soruşturma Önergesi’ni kabul ederek bu dış operasyona alet oldunuz. Yazıklar olsun size o zaman! Öyle ya! (CHP sıralarından alkışlar)

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Çok yakıştı size, çok!

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, sayın konuşmacı arkadaşımıza cevap verirken bir ifade kullandı, “Demek ki Türkiye'deki seçmenin yüzde 57’si sizin hırsızlığınızı ve yolsuzluğunuzu onayladı.” diye…

ENGİN ALTAY (Sinop) – “Sizin” demedim, “adı geçen bakanlarınızın” dedim!

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – “Sizin” diye söylediniz, farkında değilsiniz.

BAŞKAN – Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

14.- Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş'ın, Sinop Milletvekili Engin Altay’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; az önce konuşan Şanlıurfa milletvekili arkadaşımız 30 Mart seçimlerini ifade ederken, “Yalan ve iftirayla yapılan, yürütülen kampanyalara millet prim vermedi, iftirayı reddetti, istikrarı tercih etti.” dedi. Şimdi, siz bunu farklı bir şekilde ifade etmeye kalktığınız takdirde size de derler ki arkadaşımın sözünden, “Demek ki Türkiye'de yaşayan seçmenin yüzde 75’i sizi iftiracı olarak nitelendirdi, tescil etti.” (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ENGİN ALTAY (Sinop) – Ne alakası var?

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Ee, bunun ne alakası var?

ENGİN ALTAY (Sinop) – Biz mukayese etmiyoruz, mukayeseyi siz yapıyorsunuz!

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Bunun ne alakası var?

BİNNAZ TOPRAK (İstanbul) – Öyle bir şey demedi!

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Bu milletin yüzde 45,5’u 30 Mart seçimlerinde açık ve net dedi ki: “Muhalefetin 17 Aralık operasyonunun arkasına sığınarak AK PARTİ iktidarını yıpratma gayretlerini ben elimin tersiyle itiyorum, onları sandığa gömüyorum ve AK PARTİ’ye tekrar ‘Durmak yok, yola devam.’ diye yürü diyorum.” dedi. Olayın özü, özeti budur. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AHMET TOPTAŞ (Afyonkarahisar) – Çalmaya devam!

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Siz eğer bu yalan ve iftira dolu 17 Aralık operasyonunun arkasına sığınmamış olsaydınız, Genel Başkanınız Türkiye Büyük Millet Meclisi çatısı altında Anayasa’ya aykırı bir şekilde “tape”leri dinletir miydi Allah aşkına?

Bakanların elinde olmayan fezlekelerin, evraklar diye ortaya konulan resimlerin tamamı sizin elinizde.

ENGİN ALTAY (Sinop) – Sizde de var!

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Ya paralele siz hizmet ettiniz ya paralel size hizmet etti! Hâkimin, savcının elinde bulunmayan bütün bilgiler, belgeler diye ortaya koyuyorsunuz, işte, bak resim! Ya, bu resimleri nereden buldunuz Allah aşkına?

ENGİN ALTAY (Sinop) – Sizde de var!

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Bakın, değerli milletvekilleri, komisyonu kurduk. Komisyon kurma önergesini vermediniz. Niye vermediniz? Çünkü siz “30 Mart seçimlerinde bunu kullanacağız, AK PARTİ’yi yıpratacağız.” dediniz ama bu millet altmış yıldır olduğu gibi size prim vermedi, inanmadı ve kendisine hizmet eden…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - …tüyü bitmedik yetimin hakkını koruyan bir Başbakanı, iktidarını ve hükûmetini destekledi, sandıktan alnının akıyla çıkardı.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından “Bravo!” sesleri, alkışlar)

ENGİN ALTAY (Sinop) – Sayın Başkan, biz, seçim sonuçlarıyla asrın yolsuzluğuyla ilgili süreçle ilgili bir ilişki ve ilinti kurmadık. İktidar partisi sözcüleri bunu her vesileyle bu kürsüde dillendirdikleri için ben de doğal olarak eğer… Biraz önce konuşan sayın milletvekili de “Millet bu konudaki hükmü, yolsuzlukla ilgili hükmü verdi.” diyerek bir teşhiste bulundu. Onun da karşılığı şudur: Milletin yüzde 43’üne göre AK PARTİ ak, yüzde 57’sine göre şaibeli ve hukuken zanlı. Budur, onun Türkçe karşılığı budur. Biz aldığımız oyu tartışmıyoruz, o milletin takdiri. Ne alakası var?

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Hayır, sen, Emin Bey’e “Yüzde 75’i iftiracıdır.” diyorsun.

IX.- MECLİS SORUŞTURMASI (Devam)

A) Ön Görüşmeler (Devam)

3.- İstanbul Milletvekili Ali Özgündüz ve 60 Milletvekilinin; bir soruşturma dosyasında yer alan bir şüphelinin bürokratik işlerini takip etmek, bu kişinin babasına İtalya’ya giriş vizesi ve oturma izni alınması konusunda aracı olmak, aynı kişi hakkında ulusal bir gazetede yayımlanması planlanan yolsuzluklarla ilgili haberin yayımını durdurmak için tavassutta bulunmak ve söz konusu kişinin yürüttüğü otel projesine yardımcı olmak amacıyla bu kişiden üç defa rüşvet aldığı ve bu eylemlerin Türk Ceza Kanunu’nun 252’nci maddesinde düzenlenen birden çok kez rüşvet almak suçuna uyduğu iddiasıyla Avrupa Birliği Eski Bakanı Egemen Bağış hakkında bir Meclis soruşturması açılmasına ilişkin önergesi (9/4) (Devam)

BAŞKAN – Evet, Avrupa Birliği eski bakanı Sayın Egemen Bağış…

Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

EGEMEN BAĞIŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bir kez daha yüce Meclisimizin Genel Kurulunu saygıyla selamlıyorum.

Mensubu olmaktan onur duyduğum Adalet ve Kalkınma Partisinin biraz evvel kabul edilen ilk önergesinde yaptığım konuşmada hakkımdaki iftiralara tek tek cevap verdim.

Değerli milletvekilleri, tekrar ediyorum, 17 Aralık darbe girişimi kapsamında şahsımın bir iş adamından üç kez rüşvet aldığım iddiası tamamen yalandır, iftiradır; şerefsizce, adice kurgulanmış bir yalandan, iftiradan başka bir şey değildir.

Değerli arkadaşlar, üç iddia gündeme getirildi. Diyorlar ki: “Bir iş adamının, Türkiye’nin önde gelen sanatçılarından biri olan Ebru Gündeş’in kayınpederinin İtalya’dan bir turist vizesi almasına yardımcı olduğu için 500 bin dolar almış.” Bu şahıs İtalya’dan vize başvurusu dahi yapmamış, vize de almamış.  Yani, alınmamış bir vize için 500 bin dolar rüşvet aldığımızı iddia ediyorlar. Güler misiniz, ağlar mısınız?

YILDIRAY SAPAN (Antalya) – Neden istifa ettiniz?

EGEMEN BAĞIŞ (Devamla) – İkinci iddia; diyorlar ki: “Reza Zarrab’ın aleyhinde çıkacak medyadaki yazıları engellemek için girişimlerde bulundu, 500 bin dolar da bunun için aldı.”

Değerli arkadaşlar, biraz evvel de izah ettim, bir kez daha izah etmek istiyorum: Yunanistan’da resmî bir ziyarette bulunurken, beş yıldır tanıdığım… Eşi Ebru Gündeş Hanımefendi’yi de on beş yıldır tanırım. New York’ta Türk Amerikan Dernekleri Federasyonu Başkanlığı yaptığım dönemde New York’taki Türk Günü yürüyüşüne gelip ücretsiz konser verdiği günden bu yana da saygı duyduğum, gerçekten vatansever bir sanatçı olduğuna şahitlik ettiğim bir kişidir. Beni eşi arayıp “Bir gazete bana şantaj yapıyor, ‘Aleyhinde yazı yazarız bize 1 milyon dolar vermezsen.’ diyor. Bu konuda bana yol gösterir misiniz Sayın Bakanım?” diye tanıdığı bir siyasetçi olarak benden yardım istediğinde tek bir şey yaptım, dedim ki: Ben o gazeteyi tanımıyorum, benim müdahale etmem de doğru olmaz ama bizim partimizde medyayla ilişkilerden sorumlu Genel Başkan Yardımcımız Hüseyin Çelik Bey var, onu arar, bu şikâyetinizi, şantaja uğradığınızı onunla paylaşırım.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – “Savcıya git.” diyeceksin Sayın Bakan, savcıya. Medya iletişime değil “Savcıya git.” diyeceksin. Savcıyı yol göstereceksin ona.

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Dinleyelim, dinleyelim.

EGEMEN BAĞIŞ (Devamla) – Ve Hüseyin Çelik Bey de gerçekten… Yanındaki arkadaşlarımın ve gazetecilerin şahitliğinde Hüseyin Çelik Bey’i aradım…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, bırakın kendisini savunsun.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Ya neyi uyaracak! “Savcıya git.” diyecek.

EGEMEN BAĞIŞ (Devamla) –  “Hüseyin Ağabey, böyle böyle bir duyum var, bir gazetenin şantaj yaptığıyla ilgili bilgi var, takdir sizindir.” dedim.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Abidik gubidik yapmayacak, “Savcıya git.” diyecek.

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Asalım mı, asalım mı?

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Biraz sonra oylamaya gideceğiz. Ali Bey’i uyarır mısınız.

BAŞKAN – Hayhay uyarayım, uyarayım.

Sayın Uzunırmak, rica ediyorum, lütfen…

EGEMEN BAĞIŞ (Devamla) – Başkanım, siz karşılıklı konuşuyorsanız benim süremden almayın.

BAŞKAN – Tamam, peki.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Ben konuşmamdan veririm sana, sen merak etme. Ben konuşmamdan veririm sana. “Savcıya git.” diyeceksin ona. Devlet olmayı bir türlü aklınıza yerleştiremediniz abidik gubidik beşerî ilişkilerden.

EGEMEN BAĞIŞ (Devamla) – Yani, ikinci iddia da tamamen palavradır.

Gelelim üçüncü iddiaya. Diyorlar ki: “Reza Zarrab’ın otel projesine aracılık yaptığı için 500 bin dolar da öyle aldı.”

Değerli arkadaşlar “Reza Zarrab’ın otel projesi” dediği, bir etkinlikte bana ortak bir tanıdığımızdan ileride otel yapma düşüncesiyle bir bina aldığını söylediğinde hem kendisine hem de binayı satan şahsa “Hayırlı olsun.” demekten başka hiçbir girişimim olmamıştır. Türkiye’de hiçbir ilçe belediye yetkilisi, hiçbir büyükşehir belediye yetkilisi, hiçbir bakanlık yetkilisi “Egemen Bağış filan şahsın filan otel projesi için bizi aramıştır.” dahi diyemez çünkü aramadım. Yani, hakkımdaki üç iddianın üçünün de hiçbir temeli yok.

Değerli arkadaşlar, gerçekten bir sözde yolsuzluk operasyonu ve darbe girişimi kapsamında bu zamana kadar çok şey yazıldı, çizildi. Biz 17 Aralıktan hemen sonra geldik, bu kürsüden sizlere hitap ettik, o gün bugün hiçbir yerde konuşmadık, bugünü bekledik ama bugünden sonra konuşacağız. Karakter suikastleri gerçekleştirildi, hukuki prosedürler altüst edildi, “Türkiye tarihinin en büyük yolsuzluk operasyonu” diye yutturulmaya çalışılan senaryo ne tesadüf ki tam da 30 Mart yerel seçimlerinin öncesine denk getirildi.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Dört ay var, dört ay!

EGEMEN BAĞIŞ (Devamla) – Değerli arkadaşlar, hakkımızdaki bütün iddiaları ve bu iddialara delil olduğu öne sürülen sözde belgeleri biz de medyadan ve sosyal medyadan öğrendik.

YILDIRAY SAPAN (Antalya) – Vah vah!

EGEMEN BAĞIŞ (Devamla) – Düşünebiliyor musunuz, bu iddiaları öğrenebilmek amacıyla avukatım aracılığıyla savcıya başvurup ifademin alınmasını istedim, o dahi uygun görülmedi. Hiçbir bilgi, gizlilik gerekçesiyle bize verilmedi ama medyaya çarşaf çarşaf servis edildi.

17 ve 25 Aralık darbe girişimlerinin mağdurlarından biri olarak şunu özellikle vurgulamak istiyorum.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Yesinler senin darbe girişimini! Yavuz hırsız ev sahibini bastırıyor!

EGEMEN BAĞIŞ (Devamla) – Bu sürecin özeti şudur: Paralel yapının ve iş birlikçilerinin sahip olduğu medya eliyle, sivil toplum kuruluşlarıyla sosyal medya üzerinden servis edilen montajlar ve dublajlar eliyle devlet bürokrasisine sızmalarıyla, en önemlisi, yine paralel yapının yargıdaki uzantıları eliyle yargısız infaz yapılmıştır, yapılmaya da devam edilmektedir. Ama değerli arkadaşlar “Her şerde bir hayır vardır.” der ya büyüklerimiz…

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Büyükleri katma “Bakara makara” yapma, “Bakara makara” yapma! Büyükler demiyor onu, hadis o!

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – O konulara girme ya Sayın Bağış!

EGEMEN BAĞIŞ (Devamla) – …yıllarca camileri ahıra çeviren, mütedeyyin, dindar insanlara öcü muamelesi yapan, ezanın Arapça okunmasına dahi müsamaha gösteremeyen, tahammül edemeyen bazı partinin mensupları…(CHP ve MHP sıralarından gürültüler)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Bakara, Bakara; Bakarayı anlat!

EGEMEN BAĞIŞ (Devamla) – …bugün Meclis kürsüsünde, şükürler olsun, Rabb’imin adını ağızlarına aldılar.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Hadi oradan, terbiyesiz!

EGEMEN BAĞIŞ (Devamla) – Değerli arkadaşlar, paralel yapının uzantısı olduğu anlaşılan bir İnternet çetesinin 2011’den bu yana sistematik saldırılarına maruz kaldık.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Bak, 1 kişi inanmıyor sana, 1 kişi!

EGEMEN BAĞIŞ (Devamla) -  10 Aralıkta katıldığım bir televizyon programı sonrası aldığım tehditler, 17 Aralıkta aslı astarı olmayan zorlama iddialarla bu dosyanın içine dâhil edilmem, bunlarla da yetinmeyip, sonrasında şahsıma karşı devam eden linç kampanyası, bütün bunlar bir araya geldiğinde hesap çok açık. Ama hamdolsun ki milletimiz bunun hesabını 30 Martta sandıkta kesti. (CHP sıralarından gürültüler) Biraz evvel burada söz alanlar 30 Marttan hâlâ ders alamadıklarını, milletin mesajını alamadıklarını ortaya koydular ama 30 Mart da bu ihanet şebekesine ve onlarla birlikte hareket eden ihanet siyasetine geçit vermedi. Yanlış hesap bir kez daha sandıktan döndü.

Kimsenin şüphesi olmasın, milletimiz nasıl bunların hesabını sandıkta kestiyse biz de gerek bu yüce Parlamento çatısı altında gerekse hukuk nezdinde bu müfterilere ve ihanet şebekesiyle hesaplaşmaya devam edeceğiz. Ama şunu da samimiyetle paylaşmakta fayda görüyorum: Bu sorun sadece bizim sorunumuz değildir arkadaşlar.

AHMET TOPTAŞ (Afyonkarahisar) – Senin sorunun, senin!

EGEMEN BAĞIŞ (Devamla) - Bu sorun hepimizin sorunudur.

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Doğru, doğru, bütün pisliklerden temizlenme sorunudur!

EGEMEN BAĞIŞ (Devamla) - Gayrimeşru yollardan meşru yollara çıkamazsınız. Kem âlât ile kemâlât olmaz. (CHP sıralarından gürültüler) Bu oyun çok tehlikeli bir oyundur. İftira ve şantaj siyasetine hep birlikte dur demeliyiz.

AHMET TOPTAŞ (Afyonkarahisar) – Bizi karıştırma, sorun senin sorunun.

EGEMEN BAĞIŞ (Devamla) - Bu ihanet şebekesinin kurduğu tezgâhı hep birlikte bozmalı, bu yapıyla hep birlikte mücadele etmeliyiz. Nitekim, Meclis soruşturma komisyonunun kurulması için önergeyi bizzat partimizin vermesi de bunun bir tezahürüdür.

Şunu da herkes bilsin ki: Önemli olan milletin divanında aklanmak, milletimize olayların gerçek yüzünü anlatmak ve Hakk’ın divanına çıkınca…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – O zaman yandın, o zaman yandın!

EGEMEN BAĞIŞ (Devamla) - …hiçbir şeyin gizli olmadığı, “tape”lerin değil, kalpten geçenlerin dahi aşikâr olduğu o güne hazır olmaktır.

Değerli arkadaşlar, biraz evvel de anlattım, meşhur hikâyedir: Sokrat idama götürülürken eşi ağlıyor, “Niye ağlıyorsun?” diye eşine sorduğunda, “Günahsız yere idama götürülüyorsun.” dediğinde…

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Suçsuz, suçsuz; günahsız değil, suçsuz.

EGEMEN BAĞIŞ (Devamla) - …“Ne yani, bir de haklı yere mi öldürselerdi?” diyor.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Heyecandan konuşamıyor bu Egemen ya!

EGEMEN BAĞIŞ (Devamla) – Değerli arkadaşlar, burada birçok söz söylendi ama Yunus Emre’nin dediği gibi: “Edebim el vermez edepsizlik edene / Susmak en güzel cevap, edebi elden gidene.” (CHP sıralarından gürültüler)

Bakın, arkadaşlar, bir ihanet örgütünün ve bu şebekenin değirmenine su taşıyanların, sadece şahsıma değil, diğer bakan arkadaşlarıma, Başbakanımız ve ailesine karşı da sistematik ve organize bir kampanya yürüttüğü aşikârdır. Bu zaman zarfında ne ideolojik ne de siyasi olarak birbirleriyle alakası olmayan çevrelerin daha sonra “Düşmanımın düşmanı dostumdur.” mantığıyla bir araya gelmiş olması da çok ama çok manidardır. (CHP sıralarından gürültüler)

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Egemen, sen makaradan bahset, takım elbiseden bahset!

EGEMEN BAĞIŞ (Devamla) – Yıllarca bu millete “Ata’m izindeyiz.” diyenlerin, “Ata’m izindeyiz.” diye bağıranların artık “Hocam, emrindeyiz.” demeye başladıkları bir döneme girdiğimize hep beraber şahitlik ettik. (CHP sıralarından gürültüler)

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Biz kimseyle bir arada olmadık, biz hakkın, hukukun yanındayız!

VELİ AĞBABA (Malatya) – Hocayla kucak kucağaydınız, şimdi ne oldu?

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Egemen, daha geçen sene methiyeler düzüyordunuz!

EGEMEN BAĞIŞ (Devamla) – Değerli arkadaşlar, milletimiz her şeyi görmektedir, milletimiz her şeyin farkındadır ve bu iftiralara, bu yalanlara, bu şantajlara boyun eğmedik, bundan sonra da eğmeyeceğiz. Biz alnımızın ak, başımızın dik olduğunu ilk günden beri söylüyoruz. (CHP sıralarından gürültüler)

Kurulmuş olan Meclis soruşturma komisyonu hayırlı uğurlu olsun. Biz o komisyonda her soruya cevap vereceğiz.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Egemen, buraya kadar battın ha, buraya kadar!

EGEMEN BAĞIŞ (Devamla) – Çok meraklıysanız, partinizin grup başkan vekillerine başvurun, o komisyona sizi koysunlar, orada size de öğretiriz, anlatırız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

EGEMEN BAĞIŞ (Devamla) – Sayın milletvekilleri, hepinize gösterdiğiniz ilgi için teşekkür ediyorum. Siyaseti kirletmek için elinden geleni ardına koymayan, paralel örgütün, paralel terör şebekesinin güdümüne düşmüş olanların da bir an evvel kurtulmasını temenni ediyor, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar, CHP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bağış.

AYTUN ÇIRAY (İzmir) – Sayın Başkan, hatip hem şahsıma hem partimize sataşmıştır.

BAŞKAN – Buyurun.

V.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

15.- İzmir Milletvekili Aytun Çıray'ın, İstanbul Milletvekili Egemen Bağış’ın (9/4) esas numaralı Meclis Soruşturması Önergesi üzerinde yaptığı konuşması sırasında şahsına ve Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

AYTUN ÇIRAY (İzmir) – Doğrusu, bugün, burada, üstünde konuşulan şahıslardan hiç olmazsa en az birinin buraya gelip “Hiçbir konuşma yapmıyorum, adalete gitmeye hazırım, Yüce Divan için bana oy verin.” demesini  beklerdim. Sürekli mazeret ürettiler, sürekli mazeret ürettiler. Aslında yapmak istemezdim ama Bağış burada darbesavar pozisyonuna girince şimdi bunu yapmak zorundayım. Çok düşündüm bunu yapıp yapmamayı ama artık bu kadar saptırmaya karşı Türk milletine vicdani bir görev olarak sizlerle bir anımı paylaşmak istiyorum.

2000 ya da 2001 yılındaydık, Ereğli Demir Çelik fabrikalarının yönetim kurulu üyesiydim, benimle birlikte Kenan Paşa’nın damadı Maksut Göksu da orada yönetim kurulu üyesiydi. Bir gün bana geldi -dinle bak şimdi- dedi ki: “Seni birisiyle tanıştırmak istiyorum.” “Kim?” dedim, “Türk-Amerikan Dernekleri Başkanı. Orada, Amerika’da yürüyüş yapılacakmış, bizden de yardım talebi var, tanışırsan seveceksin.” dedi. “Peki, sizin tanışıklığınız nerden geliyor?” dedim. “Kenan Paşa Amerika’ya geldiği zaman teşrifat işlerine o bakar.” dedi. (CHP sıralarından alkışlar) Şimdi, sen Kenan Paşa’nın teşrifatçılığını yapacaksın, sonra geleceksin burada “O darbeci, bu darbeci.” diye palavra atacaksın. Yani, bu iki yüzlü siyasetin varacağı nokta bu kadar mı? Ama, AKP Grubunu bu sefer tebrik ediyorum, hiç olmazsa, bu şahıs çıkarken ve dönerken az alkışladınız -tamam mı- hiç olmazsa ona buğzettiniz. (CHP sıralarından alkışlar)

EGEMEN BAĞIŞ (İstanbul) – Yalan söylüyorsun, öyle yalancısın ki! Şerefsizsin, yalancısın!

Sayın Başkan, adımı vererek yalan konuştu, cevap hakkım doğdu.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Sayın Başkan…

ENGİN ALTAY (Sinop) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Bir saniye, sıraya göre, hayır, şimdi önce Sayın Ali Uzunırmak’ı dinleyeceğim.

Buyurun.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

22.- Aydın Milletvekili Ali Uzunırmak'ın, İstanbul Milletvekili Egemen Bağış’ın (9/4) esas numaralı Meclis Soruşturması Önergesi üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Teşekkür ediyorum.

Sayın Başkan, Sayın Bağış “Büyüklerimizin dediği gibi.” diyerek “Şer bildiğiniz şeylerde hayır vardır.” diye konuştu. Hâlbuki o bir ayettir, hatta öyle bir ayettir ki Sayın  Bağış’ın o tweet atarken “Bakara makara” dediği Bakara Suresi’nin 216’ncı ayetidir.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın  Başkan, bunlara müsaade etmemeniz gerekir. Böyle bir görüşme usulü mü olur? Efendim, olur mu böyle bir şey, ayağa kalkana söz veriyorsunuz ya!

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) - Otur Elitaş, otur!

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Otur! Bırak! Sen idare amirisin, otur!

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) - Otur da oradan ayetlerle dalga geçip büyük küçük demesin.

EGEMEN BAĞIŞ (İstanbul) – Bana ayet öğretemezsin!

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, böyle bir usul yok! Burada hiç kimsenin bilgisini küçümseme hakkı yok.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) - Hiç olmazsa öğrensin, öğrensin! (Gürültüler)

BAŞKAN – Şimdi, bakın, ne yapayım ben?

Birleşime on beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 01.11

DOKUZUNCU OTURUM

Açılma Saati: 01.29

BAŞKAN: Başkan Vekili Meral AKŞENER

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), İsmail KAŞDEMİR (Çanakkale)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 84’üncü Birleşiminin Dokuzuncu Oturumunu açıyorum.

(9/4) esas numaralı Meclis Soruşturması Önergesi’nin görüşmelerine devam ediyoruz.

Sayın Bağış, 60’ıncı maddeye göre size bir dakika söz veriyorum.

Buyurun.

23.- İstanbul Milletvekili Egemen Bağış'ın, İzmir Milletvekili Aytun Çıray’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşmasındaki ve Aydın Milletvekili Ali Uzunırmak’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

EGEMEN BAĞIŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, çok teşekkür ediyorum.

Biraz evvel burada Kenan Paşa’nın Amerika Birleşik Devletleri’ne Cumhurbaşkanı olarak yaptığı ziyarette teşrifat işlerini yaptığım iddia edildi. Kenan Paşa’nın Cumhurbaşkanı olarak Amerika’yı ziyaretinde ben ortaokul talebesiydim. Rahmetli babam New York’ta Türkiye Cumhuriyeti'nin eğitim ataşesiydi. Benim teşrifat işlerini yapabilme ihtimalim yoktu. Orada söz alan milletvekilinin tamamen gerçekleri çarpıtarak doğru olmayan bilgileri burada Meclisle paylaşmış olduğunu özellikle vurgulamak istiyorum.

İkinci olarak da Sayın Başkan, ben “Her şerde bir hayır vardır.” derken “Hayır bildiklerinizde şer, şer bildiklerinizde hayır vardır.” ayetine vurgu yapmadım; tam tersi, toplumda sıkça kullanılan bir cümleden bahsettim, onun için “Büyüklerimizin dediği gibi” dedim. Herhâlde sayın milletvekili yanlış anladı. Bu konuda da bir düzeltme yapmayı arzu ettim. Bana bu fırsatı verdiğiniz için teşekkür ediyorum.

Keşke Türkiye'yi Kenan Paşa’nın Anayasa’sından hep birlikte kurtarabilseydik. Onda kıvıranların bugün Kenan Paşa’yı istememeleri de çok düşündürücüdür.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Vural…

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, siz bu oturumu kapatmadan önce meydana gelen olaylarla ilgili, tabii, hakkında rüşvetten dolayı Meclis soruşturma komisyonu kurulmuş birinin ve Kur'an-ı Kerim ayetleriyle dalga geçen birinin Milliyetçi Hareket Partisini hedef alması aslında Milliyetçi Hareket Partisinin millî ve manevi değerlere dayalı siyasetin odağı olduğunu, aynı zamanda bu milletin hakkını, hukukunu koruma noktasında siyasetin temsilcisi olduğunu ortaya koymuştur. Aslında milletin millî ve manevi değerleri ile hukukunu gasbedenlerin Milliyetçi Hareket Partisine saldırısı tesadüf değildir. Milliyetçi Hareket Partisi olarak biz milletin değerlerine, milletin hukukuna, hakkına sahip çıkmaya devam edeceğimizi ve bundan zerre kadar taviz vermeyeceğimizi ifade etmek istiyorum.

Ayrıca, biraz önce yapılan konuşmada özellikle 30 Mart sürecinde ihanet süreci siyasetine prim vermediğini ifade etmek suretiyle Milliyetçi Hareket Partisine oy vermiş insanları ve Milliyetçi Hareket Partisi siyasetini bir ihanet siyaseti olarak nitelendirdiğinden dolayı partimize sataşma olmuştur. Bu konuda da partimize sataşmadan dolayı söz talebimiz vardır; onu arz ediyoruz.

BAŞKAN – Sayın Altay…

ENGİN ALTAY (Sinop) – Aynı çerçevede biraz önce konuşan eski Bakan partimizi ihanet şebekeleriyle iş birliği yapmakla suçlamıştır. Öte yandan, bir önceki konuşması ile sonraki konuşması arasında tutanaklardan tespit ettiğimiz Genel Kurula çok önemli yanlış bir bilginin verildiği beyanı vardır; biz de söz talep ediyoruz.

BAŞKAN – Şimdi, şöyle yapalım mı: Ben ara vermiş olduğum için sataşmadan söz veremem. Siz grup başkan vekillerisiniz, sisteme girin, zaten ikişer dakika grup başkan vekillerine söz veriyorum.

ENGİN ALTAY (Sinop) – Bizim hakkımızı Sayın Tanal kullanacak Başkanım.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkanım, ara vermeniz sırasında sataşmadan dolayı söz talebimizi iletmemize imkân verecek bir ortam yoktu. Çünkü siz ara verdiğiniz zaman konuşma bittiği için vermediniz, burada tartışma çıktığı için verdiniz.

BAŞKAN – Kavga çıktığı için verdim.

OKTAY VURAL (İzmir) – Dolayısıyla, oturum kapatmanız bir ara verme olayı değildir, doğrudan doğruya bir kavga ve gürültüden dolayı ara vermedir. Bu bakımdan, kürsüde yapılmış sataşmaya kürsüden cevap vermek istiyoruz.

BAŞKAN – Şimdi, grup başkan vekillerini kırmam söz konusu değil hangi gruptan olursa olsun. Yani, bir çözüm önermiştim. Bugüne kadar hangi nedenle olursa olsun ara verdikten sonra sataşmaya yönelik söz vermedik ama bu akşam her şey oluyor.

Buyurunuz Sayın Vural önce size, sonra da Sayın Altay sizin grubunuza söz vereceğim.

Buyurun.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Uzunırmak efendim…

BAŞKAN – Sayın Uzunırmak, buyurunuz.

V.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

16.- Aydın Milletvekili Ali Uzunırmak'ın, İstanbul Milletvekili Egemen Bağış’ın (9/4) esas numaralı Meclis Soruşturması Önergesi üzerinde yaptığı konuşması sırasında Milliyetçi Hareket Partisine sataşması nedeniyle konuşması

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Yüce heyeti saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, burası milletin kürsüsü. Buraya çıkarken arkadaşlarımızın hazırlıklı çıkması lazım, hele ki hata yapmış sorgulanan insanların daha hazırlıklı çıkması lazım. Allah hiç kimseyi hem kekeme hem geveze yapmasın. Eğer hem kekeme hem geveze olursa çok hatalar yapar, çok yanlışlar yapar tabii ki.

Değerli milletvekilleri, “Sizin şer bildiğiniz şeylerde hayır, hayır bildiğiniz şeylerde şer vardır. Siz bilmezsiniz, Allah bilir.” Bakara Suresi’nin 216’ncı ayetidir. Sayın konuşmacının, işte, o “Bakara makara, buluyorum bir ayet, atıyorum.” falan dediği o suredir, o surenin ayetidir. Enteresandır ki Allah cezalandırıyor herhâlde. Aynı sureyi aynı konuşma içerisinde bir büyüğün sözü olarak telaffuz etmek kadar, bu kadar hazırlıksız çıkarak bu Türkiye Büyük Millet Meclisine saygısızlık yapmak kadar kötü bir durum olamaz değerli arkadaşlar.

Değerli arkadaşlar, “17 Aralık bir darbe.” deniliyor. Soruyorum ben yüce Meclise: Sayın Başbakan, sayın bakanlar hukuka aykırı icraat yaptığında bunun tek hesap sorulacak yeri sandık mıdır, yoksa hukuk mudur? Eğer hukuksa hukuk bunun hesabını soracağı zaman darbe mi oluyor bu?

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Soruşturma komisyonu onun için kuruluyor.

ALİ UZUNIRMAK (Devamla) – Soruşturma komisyonları kurulabilir. Savcı resen de elbette ki iddianamesini hazırlayıp fezlekeyi gönderebilir.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Yapamaz.

ALİ UZUNIRMAK (Devamla) – Eğer bu soruşturmadan kaçılıyorsa asıl o zaman ülkeyi tehlike bekliyordur, o zaman her şey demokrasiye aykırı olarak gidiyordur.

Devlet kurallar ve kurumlar hiyerarşisidir. Eğer kurallar ve kurumlar yoksa devlet yoktur. Herkes kurallara ve kurumlara göre davranmak ve yönetmek zorundadır. Eğer onun hukuk denetimi yoksa sadece “sandık” …

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ALİ UZUNIRMAK (Devamla) – …deniliyorsa demokrasilerde sandık vazgeçilmezdir, olmazsa olmazdır ama sandık kimin yöneteceğine karar verir, nasıl yönetileceğine hukuk karar verir.

Teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Tanal, buyurun.

17.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal'ın, İstanbul Milletvekili Egemen Bağış’ın (9/4) esas numaralı Meclis Soruşturması Önergesi üzerinde yaptığı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Egemen Bağış’ın bugün saat 19.47’deki konuşma metnini ben size ibraz ediyorum. Burada gazeteciyle ilgili konuda şöyle dedi: “Ben Yunanistan’dayken…” Bahsi geçen gazeteciyle ilgili, “Tanıyorum.” dedi. Açık ve net, resmî tutanak. Biraz önceki görüşmesinde, konuşmasında “Bahsi geçen gazeteciyi ben tanımıyorum.” dedi.

ALİ HAYDAR ÖNER (Isparta) – İşi gücü yalan! İşi gücü yalan!

MAHMUT TANAL (Devamla) – Ya, Sayın Egemen, hangisi doğru değerli kardeşim? Doğru bilgiyi verin.

İki: O önceki konuşmanda “Ben bu konuya müdahale edemem, ben Bakanım. Ancak, medyadan sorumlu Başkan Yardımcımız Hüseyin Çelik Bey.” diyorsunuz. Hüseyin Çelik Bey’i kendine niye ortak ediyorsun? Ayıp yani. Buradaki tüm AKP’li milletvekili arkadaşlarımız sizin gibi değil. O insanları kendine niye ortak ediyorsun? Yani pırlanta gibi insanlar var. (AK PARTİ sıralarından gürültüler) Seyahat ettiğimiz arkadaşlarla aynı şeyi düşünüyoruz. Ama siz kalkıp… Yani içinizdeki bu hırsızları da sizler de ayıklayın değerli arkadaşlar. Sizden istirham ediyoruz.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkan, mahkûm ediyor ya!

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Hüküm verme. Bak, hüküm verme, burası yargılama yeri değil.

MAHMUT TANAL (Devamla) – Bakın, yargılama değil ama sizler de sahip çıkmayın.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Yargılama değil de yargısız infaz yapıyorsun.

MAHMUT TANAL (Devamla) – Bakın, rahmetli İsmet İnönü’nün bir sözü var: “Namussuzlar kadar namuslular cesaretli olsa namussuzlar bu kadar çoğalmaz.”

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Bakın, bunları araştırmak için soruşturma komisyonu kuruyoruz. Ama böyle itham edemezsiniz.

MAHMUT TANAL (Devamla) – Yapacağımız olay şu: Namussuzlarla hep birlikte mücadele etmemiz lazım, hırsızlarla hep birlikte mücadele etmemiz lazım, yolsuzluklarla hep birlikte mücadele etmemiz lazım.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkanım, bu ithamları yapamaz.

MAHMUT TANAL (Devamla) – Bu bizim sorunumuz olduğu kadar, bizim namus borcumuz olduğu kadar sizin de namus borcunuz değerli arkadaşlar.

Ben bu duygularla hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Ne olur elinizi vicdanınıza veriniz, topluma dönünüz, topluma bakınız ve Allah’a bir bakınız, “Allah’ım biz ne yaptık, başımıza bu geldi?” Yani hakikaten kötü bir durumdasınız.

Teşekkür ederim.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun.

18.- Giresun Milletvekili Nurettin Canikli'nin, İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bakın, bugün müteaddit kereler ifade etmeye çalıştık. Şu anda biz yargılama yapmıyoruz değerli arkadaşlar. Şu anda yaptığımız: Bir mahkeme kurmadık. Burada sadece iddiaların araştırılması, soruşturulması, bütün iddiaların, eski bakan arkadaşlarımızla ilgili bugüne kadar kamuoyunda gündeme gelen, hatta bir kısmı sizin önergelerinizde yer almayan iddialar dâhil olmak üzere hepsiyle ilgili, soruşturulması, araştırılması, bütün boyutlarıyla ortaya çıkartılması için AK PARTİ Grubuna mensup arkadaşlar tarafından verilen soruşturma komisyonu kurulmasına ilişkin önerge kabul edildi ve biz soruşturma komisyonu kurduk. Bütün bu konular orada bütün detayıyla gündeme gelecek ve değerlendirilecek ama burada kimse hakkında hüküm verici bir iddiada bulunamazsınız. İddia olduğunu söylersiniz, zaten söylüyorsunuz ama hüküm anlamına gelecek ifadeler kullanamazsınız. Bu, yetkiyi aşmaktır, haddi de aşmaktır değerli arkadaşlar. Burası mahkeme değil. Mahkeme olarak, mahkeme gibi karar veremezsiniz burada. Eğer öyle olursa herkes, herkes hakkında hüküm verir, her iddia hakkında hükümle sonuçlanan cümle kurar ve işin içinden çıkamayız. AK PARTİ bu konudaki kararını, iradesini, samimiyetini çok açık bir şekilde ortaya koymuştur. Soruşturma komisyonunun kurulması yoluyla koymuştur. Bundan daha ötesi var mı? Bir bakanla ilgili iddialar gündeme geldiğinde yapılması gereken budur, o da yapılmıştır değerli arkadaşlar. Hepimizin buna katkı sağlaması gerekir. Biz şu anda esasında neyi konuşuyoruz? Soruşturma komisyonu kuruldu. Tekrar ikinci bir soruşturma komisyonu kurulması için boşa görüşmeler ve tartışmalar yapıyoruz. (CHP sıralarından gürültüler) Aynı konular hakkında, aynı kişiler hakkında, aynı iddialarla ilgili, tekrar, soruşturma komisyonu kurulması için önergeleri görüşüyoruz değerli arkadaşlar Allah aşkına. Abesle iştigal değil mi?

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

ENGİN ALTAY (Sinop) – Sayın Başkanım, yerimden...

Canikli doğru söylüyor yani bizim burada bir hüküm verme ehliyetimiz yok. Şimdi ben soruyorum: 17 Aralık ve 25 Aralık için “adice düzenlemiş bir komplo”...

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Aynen.

ENGİN ALTAY (Sinop) - ...“dış operasyon”, “darbe” gibi nitelemeler hüküm müdür, değil midir?

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Sizinle ne alakası var? Yok ki.

ENGİN ALTAY (Sinop) – Siz de öyle diyorsunuz ki. O da hüküm, bu da hüküm.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Ya, şimdi o konudaki kanaatini söyledi.

ENGİN ALTAY (Sinop) – Bir de ben konuşmamda ısrar ettim: “Anayasa 38’e saygılıyız.” dedik.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Onun sizinle ne alakası var Engin Bey? Yani sizinle ne alakası var, karıştırma ya?

ENGİN ALTAY (Sinop) – Sen devletin cumhuriyet başsavcısını “Adi bir dizi komplo düzenliyor.” diye itham ediyorsun, bu hüküm değil mi?

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Yahu sizinle ne alakası var konuyla ilgili? Sizi ilgilendiren bölüm ne?

ENGİN ALTAY (Sinop) – Efendim, devletin cumhuriyet başsavcısını “Adice komplo düzenleyen adam.” denebilir mi? Bu hüküm olmaz mı?

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Efendim, savcı savunamıyor burada kendini.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Bakın, burada neden ilgili olup olmadığını söylüyorsunuz ama…

ENGİN ALTAY (Sinop) –  Siz de hüküm veriyorsunuz, onu söylüyorum ben.

Teşekkür ederim.

IX.- MECLİS SORUŞTURMASI (Devam)

A) Ön Görüşmeler (Devam)

3.- İstanbul Milletvekili Ali Özgündüz ve 60 Milletvekilinin; bir soruşturma dosyasında yer alan bir şüphelinin bürokratik işlerini takip etmek, bu kişinin babasına İtalya’ya giriş vizesi ve oturma izni alınması konusunda aracı olmak, aynı kişi hakkında ulusal bir gazetede yayımlanması planlanan yolsuzluklarla ilgili haberin yayımını durdurmak için tavassutta bulunmak ve söz konusu kişinin yürüttüğü otel projesine yardımcı olmak amacıyla bu kişiden üç defa rüşvet aldığı ve bu eylemlerin Türk Ceza Kanunu’nun 252’nci maddesinde düzenlenen birden çok kez rüşvet almak suçuna uyduğu iddiasıyla Avrupa Birliği Eski Bakanı Egemen Bağış hakkında bir Meclis soruşturması açılmasına ilişkin önergesi (9/4) (Devam)

BAŞKAN – Evet, sayın milletvekilleri, Meclis soruşturması önergesi üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan…

AYTUN ÇIRAY (İzmir) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Bir saniye…

Şimdi, Avrupa Birliği eski Bakanı Egemen Bağış hakkında Meclis soruşturması açılıp açılmaması hususunu oylarınıza sunacağım.

AYTUN ÇIRAY (İzmir) – Sayın Başkan, bir düzeltme yapmam lazım.

BAŞKAN – Şimdi, bakın, İç Tüzük’ü eğerek, bükerek…

AYTUN ÇIRAY (İzmir) – Şimdi, bana cevap verdi, tarihi yanlış söyledi, düzeltmeme izin vermiyorsunuz.

BAŞKAN – Hayır, anladım da, Sayın Tanal bir bilgiyi düzeltirken onu da düzeltebilirdi çünkü ben grubunuz adına söz verdim.

AYTUN ÇIRAY (İzmir) – Sayın Başkan, tutanaklara geçmesi için söylüyorum. 2000 yılında söz ettiğim şey bu. Ayrıca, 12 Eylül referandumuna kadar Başbakan dâhil olmak üzere hepsi için Kenan Evren büyük adamdı, istedikleri zaman da bunu tartışırız.

BAŞKAN – Evet.

Anayasa’nın 100’üncü maddesi hükmü gereğince oylamayı gizli oylama şeklinde yapacağız. Kâtip üyeler yerlerini alsın lütfen.

Şimdi, gizli oylamaya Adana ilinden başlıyoruz.

(Oyların toplanmasına başlandı)

(Oylar toplandı)

BAŞKAN – Oyunu kullanmayan sayın üye var mı? Yok.

Oylama işlemi bitmiştir.

Oy kupaları kaldırılsın.

(Oyların ayrımı yapıldı)

BAŞKAN – (9/4) esas numaralı Avrupa Birliği eski Bakanı Sayın Egemen Bağış hakkında bir Meclis soruşturması açılmasına ilişkin önergenin gizli oylama sonucu:

 

“Kullanılan Oy Sayısı

:

443

Kabul

:

170

Ret

:

267

Çekimser

Geçersiz

:

:

3

3

 

Kâtip Üye

Bayram Özçelik

Burdur

Kâtip Üye

İsmail Kaşdemir

Çanakkale”

Meclis soruşturması açılması kabul edilmemiştir.

Bu kısmın 4’üncü sırasında yer alan, İstanbul Milletvekili Sayın Ali Özgündüz ve 60 Milletvekilinin; bazı iş adamlarının özellikle arazi işlerinde kolaylık sağladığı, kültür ve tabiat varlıklarının statülerinde değişiklik yaparak inşaatlar için özel düzenleme yapılması için uğraştığı, imara ilişkin çok sayıda yenileme ile kendisine yakın iş adamlarına sağladığı rant ile doğrudan ve dolaylı olarak çıkar elde ettiği ve birden çok kez rüşvet aldığı, bu eylemlerin Türk Ceza Kanunu’nun 252’nci maddesinde düzenlenen birden çok kez rüşvet almak ve imar mevzuatına aykırı uygulamaları nedeniyle Türk Ceza Kanunu’nun 257’nci maddesinde düzenlenen görevi kötüye kullanmak suçlarına uyduğu iddiasıyla Çevre ve Şehircilik Eski Bakanı Sayın Erdoğan Bayraktar hakkında bir Meclis soruşturması açılmasına ilişkin (9/5) esas numaralı önergesinin görüşmelerine başlıyoruz.

4.- İstanbul Milletvekili Ali Özgündüz ve 60 Milletvekilinin; bazı iş adamlarının özellikle arazi işlerinde kolaylık sağladığı, kültür ve tabiat varlıklarının statülerinde değişiklik yaparak inşaatlar için özel düzenleme yapılması için uğraştığı, imara ilişkin çok sayıda yenileme ile kendisine yakın iş adamlarına sağladığı rant ile doğrudan ve dolaylı olarak çıkar elde ettiği ve birden çok kez rüşvet aldığı, bu eylemlerin Türk Ceza Kanunu’nun 252’nci maddesinde düzenlenen birden çok kez rüşvet almak ve imar mevzuatına aykırı uygulamaları nedeniyle Türk Ceza Kanunu’nun 257’nci maddesinde düzenlenen görevi kötüye kullanmak suçlarına uyduğu iddiasıyla Çevre ve Şehircilik Eski Bakanı Erdoğan Bayraktar hakkında bir Meclis soruşturması açılmasına ilişkin önergesi (9/5)

BAŞKAN - Bu görüşmede, sırasıyla, önergeyi verenlerden ilk imza sahibine veya onun göstereceği bir diğer imza sahibine, şahısları adına üç üyeye ve son olarak da hakkında soruşturma açılması istenmiş Çevre ve Şehircilik eski Bakanı Sayın Erdoğan Bayraktar'a söz verilecektir.

Konuşma süreleri onar dakikadır. (Madde 108 ve 60)

Meclis soruşturması önergesi Genel Kurulun 8/4/2014 tarihli 73'üncü Birleşiminde okunmuş ve bastırılarak sayın üyelere dağıtılmıştır. Bu nedenle soruşturma önergesini tekrar okutmuyorum.

Söz alan sayın milletvekillerinin isimlerini okuyorum: Önerge sahibi Sakarya Milletvekili Sayın Engin Özkoç; şahıslar, İstanbul Milletvekili Sayın Mahmut Tanal, İstanbul Milletvekili Sayın Metin Külünk, Çanakkale Milletvekili Sayın Mehmet Daniş ve Çevre ve Şehircilik eski Bakanı Sayın Erdoğan Bayraktar.

Sayın Engin Özkoç, buyurunuz. (CHP sıralarından alkışlar)

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Çevre Bakanı Erdoğan Bayraktar, işini bilen adam Ali Ağaoğlu. Yıl 2011, işini bilen adam satın aldığı arsanın inşaat katsayısını artırmak ve imar alanını genişletmek istiyor yani havadan zengin olmak istiyor, Büyükşehir Belediye Başkanlığına başvuruyor. Yer İstanbul Büyükşehir Belediyesi, yıl 2012, Büyükşehir Belediyesinin AKP’li ve Cumhuriyet Halk Partili meclis üyeleri havadan zenginleşmeyi oy birliğiyle reddediyorlar. Bunun üzerine, işini bilen müteahhit Ali Ağaoğlu “Belediye Başkanı ve üyeleri kim oluyor?” diyor, muhatabı ülkenin Başbakanı. Başbakan, işini bilen adamın işini “Derhâl halledin.” diye Çevre Bakanı Erdoğan Bayraktar’a talimat veriyor. Bakan, bakanlık yetkisi ve Başbakanın talimatıyla arsanın bulunduğu alanı özel proje alanı ilan ediyor ve böylece kat artışı ve imar alanının genişlemesiyle işini bilen adam trilyonlarca liralık gelir elde ediyor. Yer Bakırköy ilçesinde, hipodrom karşısında 70 dönümlük arazidir. Hedef, arsanın 40 dönümlük park alanını işini bilen adamın talebiyle 25 dönüme düşürmek, kazanılan 15 dönümde yani yeni açılacak 15 dönümlük bir imar alanında emsal değişikliği ve kat yüksekliği elde ederek trilyonlar vurmaktır.

Biz milletvekilliği yapalım, insanlar emekleriyle çalışsınlar, onlar televizyonun karşısına çıkıp, reklam filmlerinde oynasınlar ama trilyonları böylece, sadece bir çırpıda elde ediversinler. Savcının önündeki yasal olarak yapılmış dinleme kayıtlarında Belediye Meclisinin AKP’li üyesi ve İmar Komisyonu Başkan Vekili Timur Soysal ile arasında geçen konuşmanın dökümünde Ağaoğlu kat yüksekliği için şöyle diyor: “63 değil, 70 metre olacak.” Daha sonra devam ediyor: “Bak, ben onu Bakanlığa yaptırmadım, açık ve net konuşuyorum -konuşan Ağaoğlu, kayıtlarda geçiyor, dinleme yasal- Başbakana yaptırttım. Yani, yapmadınız, yapmadınız, Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Bey bin kişinin önünde söz verdi bana ‘Bu ay’ dedi, ‘Önümüzdeki ay’ dedi, yapmadı, ben de gittim sayın patrona söyledim. Büyük patron da, o direkt bana talimat verdi, şimdi oldu.” Bütün bunların hepsi Başbakanın dediği üzere paralel devletin işi.

Peki, Sayın Başbakan, Sayın Bakan da paralel devletin adamı mı? Neden bunu söylüyorum? Sözü edilen arsa üzerinde bahsi geçen bu değişiklikler gerçekleşti mi? Evet. Menfaat sağlandı mı? Evet. Savcılar tarafından zanlılarla ilgili hükümler doğrultusunda yasal yollarla dinleme yapılarak deliller elde edildi mi? Evet. Olay ortaya çıktığında Bakanın ifadesiyle “Başbakan tarafından bize baskı yapılıyor, bir elimde deklarasyon kâğıdı, bir elimde istifa kâğıdı var.” denildi mi? Evet. Bakan, “Rüşvet ve yolsuzluk ifadelerinin bulunduğu bir operasyon sebebiyle beni ve Başbakanı rahatlatacak deklarasyonu yayınlayınız. Tarafıma baskı yapılmasını kabul etmiyorum.” dedi mi? Evet.

OKTAY VURAL (İzmir) – Dedi.

ENGİN ÖZKOÇ (Devamla) - Ardından, “Soruşturma dosyasında var olan ve onaylanan imar planlarının büyük bir bölümü Sayın Başbakanın onayıyla yapıldı, imar değişikliğinin sorumlusu Başbakandır. O da istifa etmelidir.” diye Sayın Bakan söyledi mi?

OKTAY VURAL (İzmir) – Söyledi.

ENGİN ÖZKOÇ (Devamla) – Evet. (CHP sıralarından alkışlar)

Bu bir itiraf mıdır? Evet. Suça azmettirilip itham edilen Çevre ve Şehircilik Bakanı tarafından itiraf mıdır? Evet. TOKİ’den sorumlu Bakan tarafından mıdır? Evet.

Değerli milletvekilleri, Türkiye Cumhuriyeti’nin savcıları yasalar çerçevesinde suç ortağını ortaya çıkartmıştır. Başbakan ve Hükûmet inkâr etmiştir. Yasal olarak yapılan dinlemeler kamuoyunda ifşa edilmiştir, Başbakan ve Hükûmet inkâr etmiştir. Ardından, “Siz kim oluyorsunuz, bakanlar hakkında gizli soruşturma yapıyorsunuz?” denilmiş, savcılar görevden alınmıştır. “Siz kim oluyorsunuz, bakanlara haber vermeden suçlu dahi olsalar bakan çocuklarını, iş bilen iş adamlarını tutukluyorsunuz?” denilmiş, polis şefleri ve polisler görevden alınmıştır. Sonra, suçlular değil, suçlulardan önce soruşturan savcılar hakkında  yargılama izinleri verilmiştir.

Değerli arkadaşlarım, Pakistan dönüşünde uçakta medyaya konuşan Sayın Başbakan Zekeriya Öz’le ilgili “Ergenekon davası başarısı dolayısıyla 2 kez terfi ettirdik ancak onu, isteği doğrultusunda bölge savcılığı makamına getirmedikleri için son yolsuzluk ve rüşvet davalarının üzerine gitmiştir.” dedi. Hani yargı bağımsızdı? Hani atamalar Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu tarafından yapılıyordu? Tüm bunların gerçek olmadığı görüldü. Suç ağının bizzat içinde olan Çevre ve Şehircilik Bakanı istifa etmeden önce “Azmettiren Başbakandır, ben istifa ettiriliyorsam o da istifa etmelidir.” dedi.

Değerli arkadaşlarım, en çok üzücü olan Sayın Başbakanın burada 23 Nisanda yaptığı konuşmadır. Cumhurbaşkanıyla ilgili bir yolsuzluk olayının burada konuşulduğunu hiç duydunuz mu? Hakkında “tape”, CD, herhangi bir itham çıkartıldığını hiç duydunuz mu? Ama kirlilik anlayışı öyle bir sarmıştır ki “Beni yok ederseniz hepinizi yok ederim.” tehdidi, “Ben varsam siz varsınız.” tehdidi Sayın Cumhurbaşkanına kadar uzanmıştır. Başbakan “Bu ‘tape’ler Cumhurbaşkanı için de vardır, Cumhurbaşkanı da dinlenmiştir.” demiştir hiç gerek yokken. Neden? Yolsuzluk ve rüşvet ağının içine Sayın Cumhurbaşkanını da çekmek istemiştir.

Şimdi deniliyor ki: “Biz masumuz.”, “Masumiyet karinesi…”

Peki, Ergenekon’da yargılanan, Balyoz’da yargılanan, müebbet hapse çarptırılan o insanlar yargılanırken paralel devlet hiç aklınıza gelmiyor muydu? Orada onlar, masum insanlar ölürken, paralel devlet hiç aklınıza gelmiyor muydu?

KADİR GÖKMEN ÖĞÜT (İstanbul) – Hâlâ yatıyorlar.

ENGİN ÖZKOÇ (Devamla) – O insanlar orada yok edilirken hiç aklınıza gelmiyor muydu? Şimdi “masumiyet karinesi” diyorsunuz. Ben de size bu kürsüden diyorum ki eğer birazcık bir onur kırıntısı varsa, eğer birazcık bir dik duruş göstermek istiyorsanız yapacağınız tek şey vardır. Ben bu bakan arkadaşların yerinde olsam buraya çıkar, “Hukuk karşısında, mahkeme karşısında yargılanmak istiyorum, aklanmak istiyorum.” der, istifa eder, adaletin karşısına çıkarım. Bunun tek yolu budur.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Dilekçe verdiler zaten.

ENGİN ÖZKOÇ (Devamla) – Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Şahıslar adına İstanbul Milletvekili Sayın Mahmut Tanal. (CHP sıralarından alkışlar)

Buyurunuz.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Değerli Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Tabii, bu, rüşvet, yolsuzluk operasyonu sanki gökyüzünden zembille indi değil değerli arkadaşlar. Bu, daha önce, Vergi Usul Kanunu uyarınca vergi kaçakçılığından dolayı ikramiye alabilmek için bir vatandaşın Maliye Bakanına başvurusuyla başladı. Yani, bu konuda eğer bir paralel yapı varsa içinizde, Maliye Bakanı onun ortağı o zaman, Maliye Bakanı gayet rahat. Vergi Usul Kanunu uyarınca vergi ikramiyesinden yararlanmak için vatandaş müracaatta bulundu ve bu olay o şekilde emniyete intikal etti ve emniyetin iziyle bu olay ortaya çıktı. Peki, oldu da ne oldu? Yani, şimdi, bu olay… Kendinizi bir sorgular mısınız. İstanbul Büyükşehir Belediyesinin… Daha doğrusu, Çevre ve Şehircilik Bakanlığına yetkiler verilmeden önce -planlama, imar işleri- bu yetkiler Bakanlığa verilmeden böyle bir tartışma var mıydı? Böyle bir tartışma yoktu.

Hanımefendiler, beyefendiler; içinizden bize gelen bilgilerde, mevcut olan kar ilişkisi paylaşılamadığı için İstanbul Büyükşehir Belediyesi ile Bakanlık arasındaki sürtüşmeden, ekonomik ranttan kaynaklanan bir husus deniliyor. Şimdi, “Yeni gelen Çevre ve Şehircilik Bakanı, ey İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı, bundan sonra imar ve planlamayla ilgili olan hususlarda mümkün olunduğunca ben sizin yetkinize karışmayacağım, ben planlama yapmayacağım, ben imar işlerini yapmayacağım, dedi. Böyle bir anlaşma, yazılı olmayan, sulh olan bir sözleşme var.” deniliyor bizlere. Yani, burada yok şu paralel yapı, bu paralel… Bunun içerisinde para var arkadaşlar, ekonomi var.

Şimdi, evet, yani burada şunu yapmak isterim ben: Burada, bu soruşturmayla ilgili şüpheli olan bakanların çıkıp “Arkadaş, ben bugüne kadar iş adamıydım, ben bugüne kadar memurdum. Aldığım gelirler şunlar, verdiğim vergiler şunlar…” O zaman, Sayın Bakanımızın, Üsküdar Kız Kulesi’ndeki 7 milyon 500 bin dolarlık servetinin nasıl ortaya çıkacağını bize meşru şekilde izah etmeleri lazım. Kız Kulesi’ndeki villaları bilen arkadaşlarımız varsa, Üsküdar’ı, gayet rahat, paha biçilmez.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Kız Kulesi’nde villa mı var?

MAHMUT TANAL (Devamla) – Ben bilmem,  sorun Bakanınıza. Onu sorun işte, gayet rahat… Hatta Hâkim ve Savcılar Yüksek Kuruluna sizin atadığınız bir üyenin de orada villası var.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Kız Kulesi’nde villa mı var?

MAHMUT TANAL (Devamla) – Bakarsınız.

Yani, netice itibarıyla, eğer bir bakanın mevcut olan serveti ile meşru kazançlar örtüşmüyorsa, orada olması gereken olay, 3628 sayılı Rüşvet ve Yolsuzluklarla Mücadele Kanunu’nun hükümleri uyarınca, tüm akrabalarının, eş dostunun soruşturulması lazım.

Burada, sizin getirmiş olduğunuz önerge de yolsuzluk ve rüşvetle ilgili o kapsam dışına bırakılmış, kapsam gittikçe daraltılmış durumda. Yani, bu şekliyle “Efendim, evet, biz, rüşvet ve yolsuzlukla ilgili soruşturma önergesini vesaireyi burada getirdik. Ancak, biz bununla kendimizi aklayacağız…” Yok arkadaşlar. Yani, burada yapılan işlem nedir? Bu bir siyasi işlem midir, yoksa bir yargısal işlem midir? Burada yapılan işlem yargısal bir işlem. Yargısal bir işlemse, biz gayet rahat, geniş kapsamlı olarak… Mevcut olan çerçeve de, yine 3628 sayılı Yasa da kapsam içerisine alınmazsa bu iş aydınlığa çıkmamış olur.

Peki, aynı şekilde… Hani Şehrizar mıdır Şehrezar mıdır, sizlerin içerisinden buralardan çok daire alan arkadaşlarımız var bildiğim kadarıyla. Sayın Bakan, ben size dilekçe veriyorum, diyorum ki: Buranın yapı ruhsat izni var mı, kat irtifakı var mı, kat mülkiyeti var mı? Bildiğim kadarıyla oturan insanlar var. Resmî yazınız: “Kat irtifakı, kat mülkiyeti, bizim kayıtlarımızda bilgi yok.” deniliyor. Yani, olabilecek bir iş mi bu? Hatta Ali Ağaoğlu’nun ismi geçti. Ali Ağaoğlu’ndan sizin yine bir bakanınıza bir villa satıldı yani satıldı gösterildi daha doğrusu. Satış mıdır, değil midir, bilmem. Yerini de size söyleyeyim yine: Üsküdar’da Mabeyin Lokantası’nın arkasındaki sokakta, Ağaoğlu konakları.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Varsa iddia soruşturma önergesi verin.

MAHMUT TANAL (Devamla) – Netice itibarıyla, 2014 yılının temizlik yılı olması lazım. Yani rüşvet ve yolsuzluğu -hep birlikte el ele verelim- en azından süpürmüş olalım yani kirli olan bu ülkemizi temize çıkaralım.

Peki, bununla ilgili biz hukukta ne deriz, Sayın İpek de karşımda, meslektaşım, hukukçu arkadaşımız: İkrar yani bir şey ikrar edilmişse artık bunun tersi ispatlanmaz. 3 tane ikrar ben size söyleyeyim: O dönemin Sayın Çevre ve Şehircilik Bakanı dedi ki: “Evet, biz ne kadar izin verdiysek, hukuka aykırıysa hepsi Başbakanın bilgisi dâhilindedir.” Bu bir ikrar mı? İkrar.

İki: Aynı şekilde, bakanların görevden alınması. Bu bir, yine Anayasa’mızın 112’nci maddesi uyarınca Başbakanın sorumluluğunda mıdır, bu bir ikrar mıdır? Yine bir ikrar.

FATİH ŞAHİN (Ankara) – Ceza hukukunda ikrar olur mu Mahmut Bey, ikrar olur mu ceza hukukunda?

MAHMUT TANAL (Devamla) – Üçüncüsü anlamında, AKP’li milletvekillerinin imzasıyla verilen soru önergesi yine bir ikrar mıdır? İkrar.

FATİH ŞAHİN (Ankara) – Çaktın, çaktın, ikrar olmaz ceza hukukunda!

MAHMUT TANAL (Devamla) – Ben size ceza hukuku, onu da öğreteyim. Birisi eğer suçu üstlenip diğerini kurtarmak isterse, evet, sizin dediğiniz, o küçük çocuklar için… Kişileri öldürürler genellikle Anadolu’da, kadınları öldürürler, 18 yaşında bir çocuğa derler: “Bu yaptı.” O da ”Ben yaptım.” der, efendim, hâkim onun ikrarına…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Karıştırdın yine. Sen bir daha git, sınava gir, sen bir daha hukuk fakültesinin sınavına gir. Diplomanı alırlar elinden.

MAHMUT TANAL (Devamla) – Siz herhâlde 18 yaşında değilsiniz, sizin suçu üstlenen kimse yok. Yani, o açıdan bunlar ikrar.

FATİH ŞAHİN (Ankara) – Öyle ikrar mı olur ya, öyle ikrar mı olur? Dersine çalış da gel, dersine çalış, dersine!

MAHMUT TANAL (Devamla) – Şimdi, biz şunu kabul edecek miyiz, etmeyecek miyiz? Sayın bakanlar diyorlar ki: “Ya arkadaş, hukuka aykırı yöntemlerle deliller elde edilmiş.” Şunu söylesinler: Rüşvet var mı, yok mu? Para aldınız mı, almadınız mı? Bu paralel yapı, bu dış mihraklar niye benim evime getirmiyor, 6 tane para kasası getirmiyor?

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Yargılamayı soruşturma komisyonu yapacak işte.

MAHMUT TANAL (Devamla) - Niye benim arsama imar ruhsatı vermiyorsunuz? Niye başka bir milletvekiline gitmiyor da bakanların adreslerini biliyorlar? Yani, içinizde maaşıyla zorla geçinen arkadaşlar var. Yani, bu paralel yapı, bu dış mihraklar bunların adreslerini bilmiyorlar mı, bakanların biliyorlar? Bu bakanlar ne kadar şanslı. Yani, siz de dokuz aylıksınız, diğer vekiller de dokuz aylık.

FATİH ŞAHİN (Ankara) – Biz ikrarı anlamadık.

MAHMUT TANAL (Devamla) - Ve sizin adreslerinizi de, bilemiyorum, yani bu kadar herhâlde herkes de bilmiyor.

Yapılması gereken, bir: Mal beyanlarınızı açık ve net ortaya sergileyin.

İki: “Dokunulmazlıktan yararlanmak istemiyoruz.” deyin, dilekçelerinizi verin.

Üç: Bugüne kadarki tüm servetlerinizi açıklayın.

Dört: 3628 sayılı Yasa diyor ki: “Bakan, bakan olmadan mal beyanını vermek zorunda.”

Şimdi, ben o zaman diyorum: “Ya kardeşim, ey bakanlar, getirin bize; mal varlıklarının böyle belgesini bize uzaktan göstermeyin, birer tane fotokopi dağıtın bizlere, biz de size inanalım. Eğer siz bunları gerçekten dağıtmazsanız, kamuoyuna yeteri kadar bilgi vermezseniz ve bu maddi gerçeklerin ortaya çıkması için savcıyı tayin ederseniz, polisi görevden alırsanız, hâkimi tayin ederseniz, bununla ilgili Hâkim ve Savcılar Yüksek Kurulu yapısıyla oynarsanız, kanunları değiştirirseniz, arkadaşlar, kimse sizin samimiyetinize inanmaz yani bu açıdan samimi olmak lazım.

Bu arada, AKP’nin sırasında bulunan, sıralarında bulunan milletvekili arkadaşlarımızın, tabii, hepsini bu pisliğe bulaşan insanlarla aynı kefeye koymamak lazım, bunu ayırıyoruz. Sizler de bunlardan lütfen kendinizi arındırınız. İçinizde hakikaten bunu tasvip etmeyen insanlar var ama siz kenetlendikçe… Mesela biraz önce söyledim: Bakan art arda konuştu, sizleri de aldattı, diğer arkadaşları da aldattı. Yani, onun için bu temizliği yapmak hepimizin görevi. Temennim şu: Bizim kadar en azından sizler de temizlik konusunda duyarlı davranırsınız, 2014 yılı temizlik yılı olmuş olur.

Hepinize teşekkür ederim, saygılarımı sunarım. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Şahıslar adına ikinci söz, İstanbul Milletvekili Sayın Metin Külünk.

Buyurunuz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

METİN KÜLÜNK (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sizleri en kalbî duygularla selamlıyorum. Gecenin ilerleyen bu vaktinde sizleri sevgiyle, muhabbetle selamladıktan sonra…

Tarihin son derece önemli bir evresini birlikte yaşıyoruz. Binlerce yıllık iftihar dolu bir tarihimiz var. Özellikle zorlukların, yaşanan zorlukların ardından kurulan tezgâhların, darbelerin neredeyse bire bir birbirine benzediği bir üç yüz yıldan bahsediyoruz. Devleti içinde bulunduğu ataletten kurtarmaya çalışan vezirinden sadrazamına, padişahına; cumhurbaşkanından başbakanına kadar hepsinin başına aynı senaryolar yazılmış, aynı oyunlar kurulmuştur. Acımasız bir iftira ve yıpratma kampanyası eşliğinde darbe teşebbüslerinin tarihidir aslında üç yüz yıl. Maalesef bu teşebbüslerin tamamına yakını başarıyla sonuçlanmış, padişahlar, vezirler, sadrazamlar ve başbakanların canlarına mal olmuştur. Katledilen, devletin en tepesindeki tüm şahısların ortak özelliği Türk devletini ayağa kaldırmak ve şahlandırmaktır. Bu büyük milletin, bedeli ölüm bile olsa, kefenini giymeye hazır evlatları her zaman vardır. Dün vardı, bugün de var ve yarın da olmaya devam edecektir. Bu büyük millet korkutulup sindirilecek, teslim alınacak bir millet hiçbir zaman olmamıştır. Bu büyük milletin tarihinde hiçbir zaman esaret ve teslimiyet de olmamıştır.

Sultan II. Mahmut devlette reform ve dönüşüm başlattı. Bu girişime karşılık, CHP’nin atası sayılabilecek Yeniçeri Ocağı ve eski düzenden beslenen çeteler tarafından adı gavur padişah, hırsız padişaha çıkarıldı. Oysa, tarih ve bizler iyi biliyoruz ki Sultan II. Mahmut zikir meclislerinin insanıydı. Sultan Abdülaziz Han,  donanması yok olmuş, ticareti çökme noktasında devleti yeniden reorganize etmek istedi. Köhne düzenden beslenenlerin rantlarına  çomak soktuğu için -bunun akıbetinde- Osmanlı hanedanının hiçbir ferdinin uğramadığı hakaretler ve muamelelerle katledildi. Ve yine o güzel insan, Osmanlı İmparatorluğu’nun en nadide hanlarından Abdülaziz Han da “hırsız”, “zevk düşkünü”, “devleti batıran adam” gibi iftiralar atılarak tahtan indirildi. Cennetmekân Abdülhamit Han çok konuşuluyor çok şükür, anlaşılma yolunda çok önemli mesafeler katedildi. Modern Türkiye’nin kurucu aklının ifadesi olan cennetmekân da aynı bedeli ödemişti. İngilizlere teslim olmayıp Mustafa Kemal Paşa’yı kilolarca altınla Anadolu’ya yollayıp Türkiye’nin yeniden ayağa kalkışının önünü açan Sultan Vahideddin Han da bu yapı tarafından hain ve haramzade ilan edilmişti. Oysa, Vahideddin Han’ın sürgünde nasıl bir yoksul hayat yaşadığının şahidi tarihtir.

17 Aralık darbe teşebbüsü, aklın bittiği, devlete tabi olması gerekenlerin bir gruba tabi olduğu, milletin iradesini yok sayarak “yolsuzluk” adı altında küresel finans oligarklarının dış politika aparatı olan paralel tehdit örgütünün piyonlaştığı bir darbe girişimidir. İstediğiniz kadar, sonuçlar üzerinden siz davransanız da 17 Aralık bir darbe girişimidir. Bu, tarihe böyle kayıt olarak geçmiştir.

17 Aralık darbe teşebbüsü, hikmetin katledildiği, son üç yüz yıldır bu millete yönelik, ayırt etmeksizin bütün devletin mensubu olan hepimize yönelik yapılmış en hain, en alçak, en şerefsizce darbe girişimidir.  On yılda dönüşen küresel sistemde -ben de varım- Türkiye’ye ilk darbe teşebbüsü şüphesiz bu değil, askerî darbe çabalarının ardından Deniz Feneri davası aslında bu darbe girişiminin ilk sinyaliydi. Alman savcı daha sonra yaptığı açıklamalarda, sohbetlerde kendisine birçok belgenin illegal yollarla Türk polisinin içerisindeki bir kanat tarafından ulaştırıldığını ifade etmiştir. Türkiye’den illegal yollarla iletilen bu belgelerin sahte olduğu Alman istihbaratı tarafından ortaya çıkartılmıştır.

Kurulduğu günden bu yana her türlü komploculuk, darbecilik ve tezviratçılığın içerisinde yer alan -şahısları tenzih ederek söylüyorum ki- Cumhuriyet Halk Partisi ve neoconların kontrolünde oldukları gün gibi ortaya çıkan paralel tehdit örgütünün hedefinde kim var? Bu yapının ürettiği belgelerle hedef ısrarla AK PARTİ ve Başbakanımız Recep Tayyip Erdoğan’ın şahsında millet iradesi olmuştur.

Sevgili milletvekilleri, bakın, bu, Türkiye’nin büyümesinin ve gelişmesinin, dünyada oyun kurucu olmasını engellemeyi görev bilmiş güçler sık sık oyuncu değiştirdi. Dün, kendi adamları bildikleri Süleyman Demirel kural dışı oynadı diye onun da şapkasını alıp gönderdiler 6 kez. Sağ bir vakıftan burs almasına rağmen bu oyunda bu küresel finans oligarklarına karşı olan merhum Ecevit de kural dışı oynayınca aynı ağır darbeyi yedi. Bugün emirlerini uyguladığınız, âdeta emirlerini uygulamakta yarış ettiğiniz sermaye çevrelerinin ve para oligarklarının tavrı değişmemiştir unutmayınız.

Günümüze gelirsek, MİT Müsteşarına yönelik paralel örgüt ve çeteci yargının yaptıkları her şeyiyle ortaya çıktı. Çünkü, MİT Müsteşarı, eski MİT Müsteşarı 2007 yılında kuruluş yılı bildirisinde Türkiye ve dünya algısının değiştiğini yüksek sesle ifade ediyor, “Türkiye gerek stratejik gerekse jeopolitik önemi nedeniyle kendisini hiçbir zaman olayların akışına bırakmaya ya da ‘bekle, gör; tavır al’ taktiğiyle sınırlama lüksüne sahip değildir.” diyerek yeni Türkiye’nin işaretini veriyordu.

17 Aralık, Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en önemli kırılma noktasıdır. Çünkü, Türkiye Cumhuriyeti devleti 17 Aralığa ekonomik ve siyasal bağımsızlığıyla girmiştir. Siyasi ve ekonomik olarak küresel güç olma yolunda emin adımlarla yürüyen Türkiye, yüz bir yıl önceki gibi bir Babıali baskını yaşamıştır. CHP’nin de iyi bildiği ittihatçı gelenek, ittihatçı geleneğin adamları kanlı ve çirkef bir şekilde yaptıkları Babıali baskını gibi baskınla 17 Aralıkta Türkiye Cumhuriyeti bir  şok yaşamıştır, alçakça bir ihanetle karşılaşmıştır. Paralel terör örgütü ve yargı içindeki uzantıları Babıali baskını gibi bir baskınla, Kara Kemal’in telefon ve telgraf hattını kesip Babıali’yi izole ederek 100 ittihatçı sergerdenin Harbiye Nazırı Mahmud Şevket Paşa’yı vahşice katlederek devirdikleri olaya benzetmek istemişlerdir. Cumhuriyet tarihinin en onurlu, en çalışkan hükûmetlerinden birinin 4 bakanı üzerinden bu darbe girişimini gerçekleştirmek istemişler. Çok şükür Allah’a, millet buna da müsaade etmemiştir, etmiyor, etmeyecektir de.

17 Aralık gecesi herkes uykudayken bu ülkenin Başbakanının evini basma cüretini gösterenlerin… Adı ne olursa olsun, bu millet hep onun karşısında dimdik durdu, dimdik duruyor, dimdik durmaya da devam edecektir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Bu hadsizliği, bu densizliği ve bu alçaklığı yapanlar, aslında hepimizin mensup olduğu devlete karşı bu adımı atmıştır. Sayın Başbakanımız bu milletin önüne geçerek halk direnişini gerçekleştirmiş ve bu reziller sürüsünün darbe teşebbüsünü akim bırakmıştır.

Tüm milletvekillerine sesleniyorum, şu cümlelere bakın, paralel tehdit örgütünün en önemli isimlerinden birisi “Türkiye ağustosa kadar gergin geçecek. Erdoğan Çankaya’ya çıkamayacak. Gül de HSYK, İnternet ve dershane düzenlemesini veto etseydi garantilemişti.” Bu, hepimizin iradesine ket vurmaktır. Bu, milletin iradesine darbe değildir de nedir? Bu kararı millet verecektir. 30 Martta millet verdi, 10  Ağustosta millet verecek. O sandıktan ne çıkarsa hepimizin baş tacı değil mi? Millî iradeyi ayaklar altına alan, tecavüze kalkışan bu alçak, bu hain, bu ahlaksız sözlere dikkat ediniz, hepimiz için önemli. Aynı cümleleri, pazar günü Sayın İzmir Milletvekili Birgül Ayman Güler Hanımefendi’nin Yeni Şafak’taki söyleşisini hepinizin dikkatine sunuyorum. Dikkatle okumanızı ve bu söyleşideki derin sorgulamayı, Cumhuriyet Halk Partisinin kendi iç dinamiklerine yönelik derin sorgulamasının bütün izlerini taşıyan bu söyleşiyi de sizlerle paylaşıyorum. Bu anlamda şunu devam ettiriyor: “Erdoğan’la birlikte hareket eden bütün yapılar ve cemaat ve tarikatlar da tasfiye edilecektir.” Bu ülkede milletin iradesinin dışında hiç kimsenin kimseyi tasfiye etmeye gücü yetmeyecektir.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Külünk.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, Yeniçeri Ocağını Cumhuriyet Halk Partisinin atası olarak nitelendirmek suretiyle konuşmacı sataşmada bulunmuştur efendim.

BAŞKAN – Buyurun.

V.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

19.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi'nin, İstanbul Milletvekili Metin Külünk’ün (9/5) esas numaralı Meclis Soruşturması Önergesi üzerinde yaptığı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; biraz önce bu kürsüde konuşan konuşmacı her seferinde Cumhuriyet Halk Partisi karşıtlığıyla değil, Cumhuriyet Halk Partisi eleştirisiyle değil, Cumhuriyet Halk Partisi düşmanlığıyla burada konuşuyor. Bir kez daha böyle düşmanca konuşan bir kişiyi burada gördük. Benim için şaşırtıcı değil. Bu üslubu, bu kişiyi tanıyorum, gayet iyi tanıyorum.

Şimdi, lafının neresini düzelteyim? II. Mahmud’u övdü. Oysa bundan birkaç ay önce Başbakan Recep Tayyip Erdoğan grup konuşmasında “İki yüz yıldır insanımıza dayatılan bir yaşam biçimi var.” dedi. Yani, iki yüz yıl önceye gittiğiniz zaman 1808 tarihli II. Mahmud’un padişah olma yılına denk geliriz ve 1808 tarihinde de Türkiye'nin anayasacılık tarihindeki ilk belge olan Senedi İttifak imzalanmıştır. Yani, Türkiye'nin, cumhuriyetin modernleşme projesinin temeli, başlangıcı 1808 tarihli Senedi İttifak’tır. Başbakan bunu reddederken, bunu kınarken, yenilikçi padişahlara bile tahammülü olmadığını gösterirken, o yenilikçi padişahın Yeniçeri Ocağını kaldırmasına bile tahammülü olmadığını söylerken buradaki konuşmacı farklı bir şey söylüyor. Ben sizin Genel Başkanınızın söylediğine inanırım. Siz II. Mahmud’a da karşısınız, bütün yenilikçi padişahlara karşısınız. Cumhuriyet devrimlerini içinize sindiremediğiniz gibi yenilikçi padişahları da içinize sindiremiyorsunuz.

Sadede gelelim, ne demişti bu konuşmacı: “17 Aralık günah işleme özgürlüğüne bir darbedir.” Haydi, günah işleme özgürlüğü… Yani, nedir günah? Hırsızlık günahtır, yolsuzluk günahtır, Allah’ı inkâr etmek günahtır. Bu günahları işleme özgürlüğü vardır müminlerin, 17 Aralık da buna darbe vurmuştur! Bu kadar zavallı bir insan, çıkmış burada Cumhuriyet Halk Partisini eleştiriyor, tek kelimeyle zavallı.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Hamzaçebi.

METİN KÜLÜNK (İstanbul) – İzniniz olursa…

BAŞKAN - Sayın Külünk…

METİN KÜLÜNK (İstanbul) – Söylediği cümlelere istinaden sataşmadan söz istiyorum.

BAŞKAN – Çok gülümseyerek olduğu için şaşırdım.

Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

20.- İstanbul Milletvekili Metin Külünk'ün, İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

METİN KÜLÜNK (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben tebessümden yanayım hep.

Öncelikle, II. Mahmud üzerinden Sayın Grup Başkan Vekilinin eleştirisine saygı duyuyorum ancak II. Mahmud’u kendisi de iyi anlamamış. II. Mahmud, modernleşme sürecinde bu ülkede devletin karşılaştığı en önemli kalkışmanın devletin birliği ilkesi üzerinden tasfiye edildiği ilk adımdır ve bu kalkışmanın ardından devlet son derece stratejik bir karar alarak bugüne de referans olacak şekilde Yeniçeri Ocağını ne pahasına olursa olsun tasfiye etmiş ve devlet kendini yenileme kararı almıştır. Dolayısıyla, II. Mahmud bu anlamda sarayın içerisindeki birtakım dengelere dokunduğu için -o dengeleri isterseniz uygun vakitte ben size anlatırım- adı “gâvur padişah”a çıkmıştır.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) - “Başbakan anlamamış.” diyorsun değil mi?

KADİR GÖKMEN ÖĞÜT (İstanbul) – Başbakana anlat, Başbakana.

METİN KÜLÜNK (Devamla) – Oysa, II. Mahmud’u bütün olarak değerlendirdiğinizde, Osmanlının sıkışma döneminde devleti yenileme noktasındaki en önemli adımları atandır.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Anlamamışsın, anlamamışsın.

NAMIK HAVUTÇA (Balıkesir) – Erdoğan Bayraktar’a gel, Erdoğan Bayraktar’a gel sen!

KADİR GÖKMEN ÖĞÜT (İstanbul) – TOKİ’ye gel, TOKİ’ye.

METİN KÜLÜNK (Devamla) – Bu, şu demek değildir: Ben II. Mahmud’un bütün yaptıklarına onay vereceğim demek değildir.

İkincisi: Cümlemin arkasındayım, cümlemi çarpıtıyorsunuz. Günah işleme özgürlüğünün hedefi şudur: Siz bu örgütün en önemli bedelini ödemiş bir grupsunuz ve Milliyetçi Hareket Partisindeki milletvekili arkadaşlarımız da bu bedeli ödemiş. Bu sonuçtur. (CHP ve MHP sıralarından gürültüler) Günah işleme özgürlüğünü anlayabilmeniz için önce âdemi, meleği ve şeytanı anlayacaksınız. Yoksa, bir insanın yaptığı yanlış varsa hukuk üzerinde gider hesap verir, soruşturma komisyonunda hesap verir. Hiçbir insanın günahını meşrulaştırmak için o cümleyi söylemedim, o cümleyi söyleyemeyecek kadar da çok şükür akide bilgim var. Öğrenmek istiyorsanız gelin, öğreteyim size.

KADİR GÖKMEN ÖGÜT (İstanbul) – Başbakana öğret, bize değil.

METİN KÜLÜNK (Devamla) – Saygılarımla. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurunuz.

21.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi'nin, İstanbul Milletvekili Metin Külünk’ün sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Ben sayın konuşmacıya şunu tavsiye ederim: Konuya doğrudan girsin, topu kenarlarda dolaştırmasın. Cümlesi şu: “17 Aralık günah işleme özgürlüğüne bir darbedir. Hazreti Peygamber günahları açan değil, örtücü olan rahmet geleneğinin mimarıdır.” Hazreti Peygamber’i bile bu yolsuzluğa alet ediyorsunuz, ayıp. Yani, şunu diyor: “Bir hırsızlık, yolsuzluk var. Hazreti Peygamber günahları örten bir rahmet anlayışının mimarıdır, bunları örtmek lazım.”

Evet, yolsuzluğu ve hırsızlığı Hazreti Peygamber örtüyor muydu acaba? Günah ancak bireysel tövbeyle Kur'an-ı Kerim’de yer bulur, kişi kendisini o şekilde affettirmeye çalışır. Eğer devletin malına karşı, milletin malına karşı bir saldırı var ise, bir yolsuzluk var ise bu, doğrudan doğruya Kur'an-ı Kerim’in cezalandırdığı bir fiildir. Siz konuşmanıza dönün.

Şimdi, hem İslamcı bir bakış açısıyla liberalizmi eleştireceksiniz, liberal bakış açısını eleştireceksiniz… Doğru, evet, İslam’la liberalizm yan yana gelemez, İslam’ın özü lehul mülktür. Mülk Allah’ındır yani mülkiyet, varlık, egemenlik, güç, servet, hepsi Allah’ındır, bunlar yöneticilerde, insanlarda sadece emanettir. Hem bunu savunacaksınız hem de liberal bedenin günahı yücelten anlayışına sığınıp bakanlarınızın günahlarını orada affettirmeye çalışacaksınız.

Sadede gelelim: Günah işleme özgürlüğünü Kur'an-ı Kerim’le yan yana getiren bir milletvekili bugün dini siyasete alet eden bir partinin milletvekilidir, Bakara Suresi’yle dalga geçen milletvekilleriniz gibi. Hayırlı olsun bu anlayış size.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

METİN KÜLÜNK (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Çok sataşacak bir şey görmedim. Devam ettireceğiniz anlaşılıyor, ben varım.

Buyurun.

22.- İstanbul Milletvekili Metin Külünk'ün, tekraren, İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

METİN KÜLÜNK (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bir kez daha ifade ediyorum: Beytülmale uzanan kimin eliyse yargı önünde hesap vermesinden hiçbirimizin gocunacak bir şeyi yok. Beytülmale uzanacak hangi el ise o eli meşrulaştıracak bir akide sapkınlığımız da yok.

Hâlâ anlamamakta ısrar ettiğiniz bir şey var. 17 Aralık darbe girişiminin sahibi olan tehdit örgütünün insanların mahremlerine girerek özel hayatları üzerinden… (CHP sıralarından gürültüler)

KADİR GÖKMEN ÖĞÜT (İstanbul) – Genel o, genel. Hatırla Metin!

MUSA ÇAM (İzmir) – Para sayma makineleri ne âlemde, para sayma makineleri?

METİN KÜLÜNK (Devamla) – …insanları şantajla, tehditle teslim alması, insanların bireysel iletişim özgürlüğünü yok ederek teslim almasına karşı söylediğim bu cümleyi çarpıtma çabanızdan dolayı size teşekkür ediyorum, bu işi iyi biliyorsunuz.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Aynen İnternet’te yer alan cümlenizi okudum, aynısını okudum.

METİN KÜLÜNK (Devamla) – Ancak, anlamaya çalışırsanız Kur'an’da insanın özgürlüğü vardır. Bu özgürlük sizin de iradenizin sınırları içerisinde tecelli eder. (CHP ve MHP sıralarından gürültüler) Siz istediğiniz kadar bağırın. Oturun âdemin niye yaratıldığını, şeytanın niye var olduğunu, meleğin niye var olduğunu, Allah’ın bu üçüyle kurduğu diyalektiği bir kere daha okuyun da ondan sonra gelin burada istediğiniz gibi konuşun.

Bir daha söylüyorum, son kez: 4 bakan arkadaşımız mahkeme haklarında karar verinceye kadar masumdurlar. 4 bakan arkadaşımız mahkeme önünde haklarında karar verilinceye kadar masumsa, masumiyet karinesi yerindeyse ben o arkadaşlarımız üzerinden bu cümleleri söylemedim. (CHP sıralarından gürültüler)

AHMET TOPTAŞ (Afyonkarahisar) – Paralel yapıya...

METİN KÜLÜNK (Devamla) - Benim kimseye borcum yok. Hiç merak etme, benim kimseye borcum yok. Ben aslanlar gibi çıkar, düşüncelerimi söylerim. Siz oturun, anlayışınızı bu anlamda yenileyin.

Hepinize teşekkür ediyorum. Bir daha da cevap vermeyeceğim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, efendim, şimdi bakın -kürsüye çıkmayacağım- ben son kez şunu söylüyorum: Konuşan milletvekilinin cümlelerini aynen okuyorum, basında yer alan cümleler... “Çarpıttınız.” diyor. Kendisi çıksın desin ki: “Ben bu cümleleri etmedim, o televizyon programında bunları etmedim.”

METİN KÜLÜNK (İstanbul) – Ben ettim Sayın Hamzaçebi, ettim. Ben cümlelerin sahibiyim, sonuna kadar da arkasındayım.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – O zaman nesini söylüyorsunuz? Aynen okuyorum: “17 Aralığı günah işleme özgürlüğüne darbe olarak nitelendiriyorum. Hazreti Peygamber günahları açan değil, örtücü olan rahmet geleneğinin mimarıdır.” Yani, bu yolsuzlukları, bu iddiaları örtelim. Böyle bir rahmet geleneğinin mirasçısı olalım. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

OKTAY VURAL (İzmir) – Efendim, esefle kınıyorum o sözlerin sahibini.

BAŞKAN – Ben gidiyorum. Herkes fetva emini oldu. Böyle şey yok.

METİN KÜLÜNK (İstanbul) – Sayın Başkanım, izin verirseniz, ben burada...

BAŞKAN – Ben şu anda ara veriyorum on dakika.

Kapanma Saati: 02.59

ONUNCU OTURUM

Açılma Saati: 03.12

BAŞKAN: Başkan Vekili Meral AKŞENER

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), İsmail KAŞDEMİR (Çanakkale)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 84’üncü Birleşiminin Onuncu Oturumunu açıyorum.

IX.- MECLİS SORUŞTURMASI (Devam)

A) Ön Görüşmeler (Devam)

4.- İstanbul Milletvekili Ali Özgündüz ve 60 Milletvekilinin; bazı iş adamlarının özellikle arazi işlerinde kolaylık sağladığı, kültür ve tabiat varlıklarının statülerinde değişiklik yaparak inşaatlar için özel düzenleme yapılması için uğraştığı, imara ilişkin çok sayıda yenileme ile kendisine yakın iş adamlarına sağladığı rant ile doğrudan ve dolaylı olarak çıkar elde ettiği ve birden çok kez rüşvet aldığı, bu eylemlerin Türk Ceza Kanunu’nun 252’nci maddesinde düzenlenen birden çok kez rüşvet almak ve imar mevzuatına aykırı uygulamaları nedeniyle Türk Ceza Kanunu’nun 257’nci maddesinde düzenlenen görevi kötüye kullanmak suçlarına uyduğu iddiasıyla Çevre ve Şehircilik Eski Bakanı Erdoğan Bayraktar hakkında bir Meclis soruşturması açılmasına ilişkin önergesi (9/5) (Devam)

BAŞKAN - (9/5) esas numaralı Meclis Soruşturması Önergesi’nin görüşmelerine devam ediyoruz.

Çanakkale Milletvekili Sayın Mehmet Daniş, buyurunuz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MEHMET DANİŞ (Çanakkale) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Malumunuz üzere, 17 Aralık operasyonu olarak bilinen süreç kapsamında yüce Meclisimizin bünyesinde Çevre ve Şehircilik eski Bakanı Sayın Erdoğan Bayraktar’ın Bakanlığı sırasındaki faaliyetlerin incelenmesi için kurulacak soruşturma komisyonu önergesi hakkında söz almış bulunuyorum.

Bilindiği üzere, Türkiye 17 Aralıkta cumhuriyet tarihinin en önemli, devleti çökertme operasyonlarından birisine maruz kalmıştır. Basiretli bir yönetimle bertaraf edilen bu operasyon artık kılık ve muhteva değiştiren darbeleri sürdürmek isteyen derin çetelerin, yargı ve bürokrasiyi kullanarak gerçekleştirmeyi planladığı bir darbe teşebbüsüdür. Bugün ayrıntıları daha net ortaya çıkmaya başlamış olan bu komploların iç yüzü soruşturma komisyonu çalışmalarıyla daha da iyi anlaşılacaktır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; on iki yıllık iktidarımızın en çok önem ve öncelik verdiği konuların başında vatandaşlarımızın refahı ve buna bağlı olarak barınma sorunu gelmektedir. Ülkemizin kanayan yarası olan gecekondu, kaçak yapılaşma ve ev sahibi olamama meseleleri bizim dönemimizde büyük oranda çözüme kavuşturulmuştur. Sayın Başbakanımızın talimatlarıyla 2002 sonunda başlatılan ve yakın takibiyle devam eden planlı şehirleşme ve konut üretim seferberliği kapsamının en önemli aktörlerinden biri de TOKİ’nin bugünlere gelmesinde emeği olan Erdoğan Bayraktar’dır. Son on iki yılda TOKİ faaliyetleri kapsamında altyapı, sosyal donatı ve çevre düzenlemeleriyle birlikte 625 bin konut rakamına ulaşılmıştır. Konutlarla birlikte 960 okul, 250’nin üzerinde hastane, 114 kamu hizmet binası, 19 stadyum ve yine yüzlerce diğer  sosyal donatılar TOKİ tarafından yapılmıştır ve bu hizmetler, sayısı 600’ü bile bulmayan personelle gerçekleştirilmiştir.

TOKİ faaliyetleri sayesinde gecekondu ve kaçak yapılaşma azalmış, alt gelir grubu ve yoksulların ev sahibi olma umutları artmış, kentsel dönüşüm başlatılmış, 200’den fazla sektöre destek olarak, destek verilerek piyasa hareketlendirilmiştir.

Tüm bu faaliyetler gerçekleştirilirken toplam 40 milyon TL büyüklüğünde 3 binden fazla ihale yapılmıştır ve o dönemde TOKİ Başkanı Erdoğan Bayraktar’ın dokunulmazlığı da yoktur. Bu faaliyetlerin tamamı her yıl Türkiye Büyük Millet Meclisi KİT Komisyonunca denetlenmiş ve ayrıca bazı yıllarda Devlet Denetleme Kurulu, Yüksek Denetleme Kurulu ve teftiş kurulları tarafından da incelenmiştir. Bütün bu faaliyetlerin sonucunda TOKİ’nin alacak portföyü 20 milyar TL’ye ulaşmış yani kamuya on yıl içinde 20 milyar TL gelir getirecek tarzda ekonomik bir yapı oluşturulmuştur.

Hatırlarsak, kamuoyunda “KEY hesapları” olarak bilinen, çalışanların maaşlarından yapılan kesintilerle oluşan Konut Edindirme Yardımı hesapları da 1990’lı yıllardaki yanlış politikalar  sonucunda içi boşaltılmış ve tasfiye noktasına gelmiş bir hâldeyken, yani çalışanların hakları gasbedilmişken bizim iktidarlarımız döneminde tüm hak sahiplerine KEY payları ödenmiş ve bu hesaplar TOKİ ve Emlak Konut faaliyetleri sonucunda ödenebilmiştir.

Yine, Çevre ve Şehircilik Bakanlığının kurulmasına bakıldığında, bugün dünyamızın gelmiş olduğu durumda modern ve planlı şehirleşme en önemli konularımızdan bir tanesidir. Bu itibarla, kalkınma, şehirleşme ve çevre dengesini kuracak bir bakanlığın kurulmasına ihtiyaç olmuş ve dünyadaki diğer ülke deneyimlerinden de faydalanılarak 61’inci Hükûmetimizin en önemli icracı bakanlıklarından biri olarak Çevre ve Şehircilik Bakanlığı kurulmuştur. Yaşanabilir çevre ve marka şehirler hedeflerini baz almış ve bu çerçevede özellikle afet ve kentsel dönüşüm konusunda çalışmalar başlatılmıştır.

Bütün bunlarla beraber kamu ve özel yatırımlar da daha hızlı bir şekilde tamamlanmaya başlanılmıştır. Koruma ve kullanma dengesini gözeten bir anlayışla çevrenin korunması ve sürdürülebilir kullanmanın sağlanmasına, mahalli idarelerin çevre, imar ve şehirleşme konularındaki çalışmalarına ve kapasitelerinin güçlendirilmesine destek olunmuştur. Yerleşmeye, çevreye ve yapılaşmaya dair imar, çevre ve yapı mevzuatlarını hazırlamak, uygulamaları izlemek ve denetlemek temel önceliklerimizden biri olmuştur.

Kentsel dönüşümler kapsamında 36 farklı ilde 106 Bakanlar Kurulu kararıyla 6.931 hektar alan riskli alan ilan edilmiş; 1 milyon kişinin üzerinde insanın yaşadığı bu alanlarda 164.300 binanın bulunduğu ve yaklaşık 377 bin bağımsız bölümün bulunduğunu hatırlatmak isterim.

Yine Çevre ve Şehircilik Bakanlığının kurulmasıyla beraber sadece kamu yatırımları değil özel yatırımlar da hız kazanmış, böylece Dünya Bankası tarafından hazırlanan Türkiye İş Yapma Kolaylığı Endeksine göre plan ve ruhsat alma konularında kolaylaştırıcı işlemlerin geliştirildiği görülmüş ve ülkemizin sıralaması yükselmiştir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 17 Aralık çevre ve şehircilik dosyasında ve fezlekede yer alan savcı iddiaları, kanunlarla Bakanlığa verilen yetkileri bilmemek ve bu konudaki kanunları tanımamak anlamına gelmektedir. Hükûmetimizin 2023 hedefi doğrultusunda sürdürdüğümüz kentsel dönüşüm hamlesi daha şeffaf bir imar düzenlemesine dönük çalışmaların, ayrıca kamu ve özel yatırımların hızlanmasına dönük çalışmaların bu sinsi operasyonla engellenmek istendiği ortadadır. 17 Aralık süreci hukuksuz olarak başlatılmış, 18 Eylül 2012 tarihinde isimsiz ve imzasız bir ihbar mektubuyla süreç başlatılmış, hatta ihbar mektubundaki hususlar adi bir suça, yani bir araç kurşunlama olayına işaret etmektedir.

İhbar mektubu üzerine talep edilen iletişim tespiti, İstanbul 16. Sulh Ceza Mahkemesinin 24 Eylül 2012 tarihli kararıyla yeterli delil olmadığı gerekçesiyle reddedilmiş ve aynı konudaki itiraz da İstanbul 40. Asliye Ceza Mahkemesinin 1 Ekim 2012 tarihli kararıyla reddedilmiştir.

Hâl böyle iken ve mahkemenin verdiği kararlara uygun yeni adımlar atılmadan İstanbul 33. Sulh Ceza Mahkemesinden tekrar iletişim tespit kararı alınmış ve süreç başlatılmıştır. Yani iletişim tespit kararı varsayıma dayalı bir örgüt oluşturmak suretiyle alınmış ve bütün soruşturma başlangıcı da hukuki olmaktan uzak bir karar üzerine alınmıştır.

Takipsizlik kararına biraz değinecek olursak: Sonuç itibarıyla, 2 Mayıs itibarıyla kovuşturmaya yer olmadığı ve takipsizlik kararı verilmiştir.

Bu dosyaya bakıldığında, size bizzat fezlekeden okumak isterim bunu, aslında sürecin de bir özetidir bu. Fezlekeyi hazırlayan savcı demektedir ki, özellikle örgüt lideri Hüseyin Avni Sipahi’nin “Bilgin dışında hiçbir şeye hareket etmem, edemem ki zaten abi” şeklindeki ifadesi Erdoğan Bayraktar’ın kendisine gelen şirket yöneticilerinin sorunlarıyla ilgili Hüseyin Avni Sipahi’ye yönlendirmesi olarak ifade edilmektedir.

Hüseyin Avni Sipahi’yle Erdoğan Bayraktar’ın “tape”lere yansıyan konuşmasıysa tamamen İstanbul Büyükşehir Belediye başkan adaylığı ve Hüseyin Avni Sipahi’nin de söz konusu ihtimal dâhilindeki bir belediye başkan adaylığı konusundadır ve bugün Hüseyin Avni Sipahi Beşiktaş Meclis üyesidir, Cumhuriyet Halk Partisi Meclis üyesidir ve sanıyorum Belediye Başkan Yardımcısıdır. Yani belediye başkan adaylığı konusundaki bir ifade Hüseyin Avni Sipahi’yi örgüt lideri yapmıştır ve bu örgüt liderinin belediye başkanlığı konusunda “Benim bir adaylığım vaki olursa bundan muhakkak senin haberin olur.” anlamına gelecek ifadesi de “Erdoğan Bayraktar’ı da bu örgütün bütün işlemlerinden, eylemlerinden haberi olduğu ve bilgisi dâhilinde olduğu” olarak dosyaya yansıtılmış. Bunun üzerine bir fezleke hazırlanmış ve Türkiye Büyük Millet Meclisinde, işte, milletvekilli arkadaşlarımızın, 57 milletvekili arkadaşımızın 4 eski bakanımız hakkında vermiş oldukları önerge kapsamında soruşturma komisyonları kurulması kararı alınmıştır. Ancak tabii ki bu önergeyle ilgili de, usulen de olsa, bir oylama yapacağız.

Ama, gerçekten, arkadaşlar, ben şu dosyanın, bu fezlekenin konusunu teşkil eden, hüküm kurulmaya çalışılan konuyu sizin dikkatlerinize, bir hukukçu olarak vicdanlarınıza sunuyorum. Hiçbir polemiğe girmeden aslında bu süreci çok iyi özetleyen en önemli noktalardan biri diyorum.

Teşekkür ediyorum.(AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Daniş.

FARUK BAL (Konya) – Sayın Başkan, sayın konuşmacı TOKİ faaliyetlerini ifade ederken, KEY hesaplarıyla ilgili, benim de bakan olarak görev yaptığım dönemle ilgili yanlış bilgi verdi. Onu düzeltmek için söz istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun.

V.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

23.- Konya Milletvekili Faruk Bal'ın, Çanakkale Milletvekili Mehmet Daniş’in (9/5) esas numaralı Meclis Soruşturması Önergesi üzerinde yaptığı konuşması sırasında şahsına ve Milliyetçi Hareket Partisine sataşması nedeniyle konuşması

FARUK BAL (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; biraz önce konuşan sayın milletvekili TOKİ’nin faaliyetleriyle ilgili bilgi verirken benim de bakan olarak görev yaptığım dönemle ilgili yanlış bir bilgi vermiştir. Bu yanlış bilgi bu sayın milletvekilinin kusuru değil, daha önce de Sayın Başbakan bu yanlış bilgileri tekrarladı. Çok fazla tekrar gerçeği araştırmayanlar için hakikatmiş gibi  değerlendiriliyor. Burada Sayın Bakan da var. Lütfen, bundan sonra bu kabil yanlışların tekrar edilmemesi düşüncesiyle söz aldım.

Olay şu: İşçi ve memur olarak görev yapan kamu görevlilerinden Turgut Özal zamanında “Konut Edindirme Yardımı” adı altında maaşlarından para kesilmiş. Bu o zamanki hükûmetin bir finansman aracı olarak kullanılmış. Para yok, para bulmak için böyle bir yol bulmuşlar. Bu paralar Emlakbank’a yatırılmış ve  o dönemde faiz yüksek olmasına rağmen, altı aylık vadede düşük bir faiz belirlenmiş, dolayısıyla 400 trilyon lira civarındaki para orada birikmiş fakat bankanın kötü yönetiminden sonra, özellikle 90’lı yıllarda kötü yönetimi nedeniyle bu parayı ödeme gücü yok. İşte buna çareyi, sizin “KEY hesaplarını ödedik.” dediğiniz çareyi Milliyetçi Hareket Partisinin koalisyon ortağı olduğu 57’nci Hükûmet döneminde biz bulduk. Nasıl yaptık? Emlakbankın nominal değeri 400 trilyon lira civarındaki gayrimenkulünü Emlak Konutun içerisine koyduk; bu konutların, bu gayrimenkullerin yönetimini de TOKİ idaresine verdik. Dolayısıyla, ödenen paraların tamamı bununla ilgilidir ve sizin 2002 yılından sonra iktidarınız döneminde cebinizden çıkmış bir para değil, kaynağını finansman olarak yarattığınız bir para değil; Sayın Bakan da bunu sanıyorum teyit edecektir.

Teşekkür ederim.

IX.- MECLİS SORUŞTURMASI (Devam)

A) Ön Görüşmeler (Devam)

4.- İstanbul Milletvekili Ali Özgündüz ve 60 Milletvekilinin; bazı iş adamlarının özellikle arazi işlerinde kolaylık sağladığı, kültür ve tabiat varlıklarının statülerinde değişiklik yaparak inşaatlar için özel düzenleme yapılması için uğraştığı, imara ilişkin çok sayıda yenileme ile kendisine yakın iş adamlarına sağladığı rant ile doğrudan ve dolaylı olarak çıkar elde ettiği ve birden çok kez rüşvet aldığı, bu eylemlerin Türk Ceza Kanunu’nun 252’nci maddesinde düzenlenen birden çok kez rüşvet almak ve imar mevzuatına aykırı uygulamaları nedeniyle Türk Ceza Kanunu’nun 257’nci maddesinde düzenlenen görevi kötüye kullanmak suçlarına uyduğu iddiasıyla Çevre ve Şehircilik Eski Bakanı Erdoğan Bayraktar hakkında bir Meclis soruşturması açılmasına ilişkin önergesi (9/5) (Devam)

BAŞKAN – Meclis soruşturması önergesi üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Şimdi Çevre ve Şehircilik eski Bakanı Sayın Erdoğan Bayraktar hakkında Meclis soruşturması açılıp açılmaması hususunu oylarınıza sunacağım.

Anayasa’nın 100’üncü maddesi hükmü gereğince oylamayı gizli oylama şeklinde yapacağız.

Kâtip üyeler yerlerini alsınlar lütfen.

Şimdi gizli oylamaya Adana ilinden başlıyoruz.

(Oylar toplandı)

BAŞKAN – Oyunu kullanmayan sayın üye var mı? Yok.

Oylama işlemi bitmiştir.

Oy kupalarını kaldırın lütfen.

(Oyların ayrımı yapıldı)

BAŞKAN – (9/5) esas numaralı Çevre ve Şehircilik eski Bakanı Sayın Erdoğan Bayraktar hakkında bir Meclis soruşturması açılmasına ilişkin önergenin gizli oylama sonucu:

 

 

“Kullanılan Oy Sayısı

:

421

 

 

Kabul

:

151

 

 

Ret

:

264

 

 

Çekimser

Boş

:

:

2

2

 

 

Geçersiz

:

2

 

Kâtip Üye

Bayram Özçelik

Burdur

Kâtip Üye

İsmail Kaşdemir

Çanakkale”

Meclis soruşturması açılması kabul edilmemiştir.

Bu kısmın 5’inci sırasında yer alan, İstanbul Milletvekili Sayın Ali Özgündüz ve 60 Milletvekilinin; bir şahsın trafikte durdurulmaması için araçlarına trafikte geçiş üstünlüğü kartı ve koruma polisi verilmesi, bu şahsın yakınlarının Türk vatandaşlığına geçirilmesinin sağlanması, aynı şahsın yabancı bir ülkedeki paravan firmalarının bankalarla olan sıkıntılarının giderilmesi için İçişleri Bakanı sıfatıyla referans mektubu yazılması, söz konusu şahsı MASAK’ın takip etmesine yol açan ihbarı yapan emniyet müdürünün tayininin çıkarılması ve söz konusu şahsın usulsüzlükleri hakkında basında çıkacak haberlerin engellenmesi karşılığında her bir iş için ayrı ayrı rüşvet aldığı ve bu eylemlerin Türk Ceza Kanunu’nun 204’üncü maddesinde düzenlenen sahte belge düzenlemek, 255’inci maddesinde düzenlenen nüfuz suiistimali, 285’inci maddesinde düzenlenen soruşturmanın gizliliğini ihlal, 283’üncü maddesinde düzenlenen suçluyu kayırma ve 252’nci maddesinde düzenlenen birden çok kez rüşvet almak suçlarına uyduğu iddiasıyla İçişleri eski Bakanı Sayın Muammer Güler hakkında bir Meclis soruşturması açılmasına ilişkin (9/6) esas numaralı önergesinin görüşmelerine başlıyoruz.

5.- İstanbul Milletvekili Ali Özgündüz ve 60 Milletvekilinin; bir şahsın trafikte durdurulmaması için araçlarına trafikte geçiş üstünlüğü kartı ve koruma polisi verilmesi, bu şahsın yakınlarının Türk vatandaşlığına geçirilmesinin sağlanması, aynı şahsın yabancı bir ülkedeki paravan firmalarının bankalarla olan sıkıntılarının giderilmesi için İçişleri Bakanı sıfatıyla referans mektubu yazılması, söz konusu şahsı MASAK’ın takip etmesine yol açan ihbarı yapan emniyet müdürünün tayininin çıkarılması ve söz konusu şahsın usulsüzlükleri hakkında basında çıkacak haberlerin engellenmesi karşılığında her bir iş için ayrı ayrı rüşvet aldığı ve bu eylemlerin Türk Ceza Kanunu’nun 204’üncü maddesinde düzenlenen sahte belge düzenlemek, 255’inci maddesinde düzenlenen nüfuz suiistimali, 285’inci maddesinde düzenlenen soruşturmanın gizliliğini ihlal, 283’üncü maddesinde düzenlenen suçluyu kayırma ve 252’nci maddesinde düzenlenen birden çok kez rüşvet almak suçlarına uyduğu iddiasıyla İçişleri Eski Bakanı Muammer Güler hakkında bir Meclis soruşturması açılmasına ilişkin önergesi (9/6)

BAŞKAN – Bu görüşmede, sırasıyla, önergeyi verenlerden ilk imza sahibine veya onun göstereceği bir diğer imza sahibine; şahısları adına üç üyeye ve son olarak da hakkında soruşturma açılması istenmiş bulunan İçişleri eski Bakanı Sayın Muammer Güler’e söz verilecektir.

Konuşma süreleri onar dakikadır. (Madde 108 ve 60)

Meclis soruşturması önergesi Genel Kurulun 8/4/2014 tarihli 73'üncü Birleşiminde okunmuş ve bastırılarak sayın üyelere dağıtılmıştır. Bu nedenle soruşturma önergesini tekrar okutmuyorum.

Söz alan sayın milletvekillerinin isimlerini okuyorum: Önerge sahibi Aydın Milletvekili Sayın Bülent Tezcan; şahıslar adına İstanbul Milletvekili Sayın Abdullah Levent Tüzel, Aydın Milletvekili Sayın Ali Uzunırmak, Sinop Milletvekili Sayın Mehmet Ersoy ve İçişleri eski Bakanı Sayın Muammer Güler.

Aydın Milletvekili Sayın Bülent Tezcan, buyurunuz. (CHP sıralarından alkışlar)

BÜLENT TEZCAN (Aydın) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; İçişleri eski Bakanı Muammer Güler’le ilgili verilen Meclis soruşturması önergesi üzerine konuşuyoruz.

Değerli arkadaşlar, dünden bu yana uzun bir görüşme maratonu içerisindeyiz ve kuşkusuz aynı Meclis çatısı içerisinde yapılan en zor görüşme çeşitlerinden birisi bu yaptığımız görüşme. Aynı Parlamento çatısı altında siyasi nedenlerle bir konuyu tartışmıyoruz, ahlaki ya da hukuki nedenlerle bir suçun işlenip işlenmediği konusunda soruşturma yapılması hususunu görüşüyoruz. Kuşkusuz hiçbir milletvekili arkadaşımız açısından hoş bir tablo değil ancak şunu unutmamak lazım: Parlamentoda görev alırken milletvekili yemini ederek göreve başladık ve milletvekili yemini ederken hukukun üstünlüğünü koruyacağımıza yemin ettik. Dolayısıyla, hukukun üstünlüğünü koruma noktasında yeminimize sadık kalmak zorundayız. Milletvekilleri olarak yeminimize sadık kalmak zorundayız, Parlamento olarak yeminimize sadık kalmak zorundayız ve bir yolsuzluk, rüşvet ya da sair bir suç iddiası söz konusuysa yargının önünü açmak milletvekili yeminin mecbur kıldığı bir görevdir.

Değerli arkadaşlar, evrensel hukukun temel prensiplerinden birisi masumiyet karinesidir, kuşkusuz. Ancak, masumiyet karinesinin gerçekleşebilmesinin zorunlu şartlarından birisi de yargılanabilme imkânının sağlanmasıdır. Eğer yargılanma bağışıklığını kullanarak bir perde gibi yargılamanın önünü kapatırsanız ortada masumiyet karinesinden de bahsetmek mümkün olmaz. O yüzden -Parlamentonun temel görevlerinden birisi de- masumiyet karinesini ayakta tutmak istiyorsak, yargılamanın önündeki bütün engelleri aşmak, açmak ve bu tip iddiaların yargı mercilerinin önüne getirilmesini sağlamak durumundayız.

Bakın, günlerden bu yana tartıştığımız ve hâlâ milletvekillerine açılmayan, ne yazık ki korsan yollardan milletvekillerinin eline geçen “fezleke” dediğimiz rapor burada; 4 eski sayın bakanla ilgili çeşitli suçların iddia edildiği rapor.

Değerli milletvekilleri, bakın, bu raporda İçişleri eski Bakanı Muammer Güler’le ilgili sekiz ayrı suç isnadı var, sekiz ayrı suç isnadı. Bu sekiz ayrı suç isnadında, kamu gücünü kullanarak yabancı bankalara gerçeğe aykırı itibar mektubu vermekten menfaat karşılığı vatandaşlık dağıtmaya kadar, emniyet müdürünü sürgün etmek üzere bir iş adamından menfaat temin edip görevdeki emniyet müdürünü sürgün etmek ya da onunla uğraşmaya, nüfuz kullanmaya kadar, bir şirketin yönetimini ele geçirmek için bakanlık gücünün, kamu gücünün verdiği yetkiyi kullanmaya kadar birçok iddia var.

Değerli arkadaşlar, burada sayılan fiillerin bir kısmı günlük hayat içerisinde zaman zaman karşılaşılabilecek fiiller olabilir. Ancak, iddialara baktığımızda, bu sekiz ayrı fiilin işlenmesi için 14 ayrı partide verilen 6 milyon dolar rüşvet ya da menfaatten bahsediliyor. Bu doğrudur, yanlıştır, bu başka bir şey ama devam eden bir soruşturma, bu devam eden soruşturmada hukuka uygun olarak alınmış dinleme kararları var. Dinleme kararlarında paranın nereye götürüleceği, nasıl götürüleceği, kime verileceği ve bu ilişkinin nasıl kurulduğu, raporu düzenleyen soruşturma makamları tarafından tek tek anlatılmış.

Değerli arkadaşlar, bakın, iki veya üç tane örnek vereceğim: İstisnai vatandaşlık verilmesi konusunda İran uyruklu kişilere kişi başı 1 milyon dolara anlaşma yapıldığı iddia ediliyor. 1 milyon dolar kişi başı rüşvet. Toplam 3,5 milyon doların bu sebeple istisnai vatandaşlık verildiğinin ertesi günü ödendiği, bu ödemelerin hangi şekilde, nerelerde yapıldığı bu raporun içerisinde var değerli milletvekili arkadaşlarım. Paranın bavullarla nasıl taşındığının fotoğrafları çekilmiş. Bunlar teknik takip yani soruşturma makamlarının izin alarak teknik takiple çektikleri fotoğraflar.

Şimdi, bir başka konu, “Emniyet Müdürü Orhan” isimli birisi çete lideri olduğu söylenen Rıza Sarraf’a zorluk çıkarıyor, onunla ilgili bilgileri basına sızdırıyor. Bu konuda, onu sürme karşılığında, ertesi gün sürgün kararının arkasından 400 bin doların verildiği iddiası var. Telefon kayıtlarıyla “Şu saatte gideceksin, parayı şuradan alacaksın, şu kadar lira alacaksın.” Bu paralar nasıl alındı, nasıl teyit edildi? Bakın, bir çark kurulmuş. İddia edilen şey şudur: Bir rüşvet ilişkisi var. Rüşveti veren Rıza Sarraf, rüşveti alan dönemin İçişleri Bakanı Muammer Güler. Aracılık yapanlar Barış Güler, Yaşar Aktürk. Paraların transferini sağlayanlar Barış Güler’in yardımcısı Özgür Özdemir, Rıza Sarraf’ın adamı Abdullah Happani. Bütün bunların telefon görüşmeleri dinlenmiş -“Parayı nerede vereceksin, nasıl vereceksin?”- çantalarla, bavullarla paraların nasıl taşındığı tespit edilmiş.

Şimdi, bunun gerçeği yargılama sürecinde ortaya çıkacak. Bunun gerçeği yargılama sürecinde ortaya çıkacak ama bu olayın buraya kadar gelmesi bile çok uzun ve ciddi bir macera sonucu ortaya çıktı. Değerli arkadaşlar, eğer bugün burada görüştüğümüz 4 tane Meclis soruşturma önergesini vermemiş olsa idik bugün ilk görüşülen Meclis soruşturma önergesi de verilmemiş olacaktı.

Ve bu konu yargıda, Emniyette 17 Aralık soruşturmasından itibaren başlayan operasyonlarla doğrudan doğruya kapatılmaya çalışıldı. Bakın, savcılar görevden alındı, Emniyet personeli görevden alındı, 7 bin tane polis görevden alındı. Şimdi yargının önünü açmaktan bahsediyoruz, masumiyet karinesinden bahsediyoruz, hukukun önünü açmaktan bahsediyoruz ama 17 Aralıktan itibaren adım adım iktidar güç ve kudreti kullanılarak soruşturma makamlarını susturmak ve bu dosyayı kapatmak için özel bir çaba harcandığını biliyoruz.

Değerli arkadaşlar, bir şeyi anlamakta zorluk çekiyorum. Son dönemde moda tabirler var: Darbe. Her şey darbeyle açıklanmaya ve her şeyin üzeri darbeyle örtülmeye başlandı. Orduyu tasfiye edeceksin, “Darbecilikle mücadele ediyorum.” de, yolsuzluk yapacaksın, “Darbecilikle mücadele ediyorum.” de. Darbecilikle mücadele edersiniz etmezsiniz ama darbecilikle mücadele etmenin yolu yolsuzluk yapmak ya da çalmak, hırsızlık yapmak değildir. Bunu anlamak mümkün değil. (CHP sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlar, bir başka moda tabir: Faiz lobisi, vaiz lobisi, lobicilik. Hangi yerde hangi lobicilik var bilmem, biz lobi ilişkilerini de bilmeyiz ama şu yaşananlar gösteriyor ki Türkiye’de on iki yıldır bir rüşvet lobisi kurulmuş. Türkiye rüşvet lobisiyle mücadele etmediği sürece önü açılmayacaktır. O yüzden, Parlamento olarak, hep beraber, hukukun hâkim olması için komisyon çalışmalarından sonra da birlikte Yüce Divan yolunu açmak zorundayız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BÜLENT TEZCAN (Devamla) – Hepinize saygılar sunuyorum, teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Tezcan.

Şahıslar adına İstanbul Milletvekili Sayın Abdullah Levent Tüzel.

Buyurunuz. (HDP sıralarından alkışlar)

ABDULLAH LEVENT TÜZEL (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

5’inde başlayan görüşmeler 6’sına sarkmış ve sizler de hayli yorgun durumdasınız.

Öncelikle, burada soruşturma konusu olan bakanlarla ya da suçlarla ilgisi olmayan bir değerli insandan söz etmek istiyorum. 2011’in 5 Mayısında aramızdan ayrılan değerli devrimci, aydın ve hukukçu, 68 gençliğinin sıkıyönetim mahkemelerinde yargılanan gençlerin avukatı Halit Çelenk’i sevgiyle, saygıyla anıyorum. (CHP sıralarından alkışlar) Demokrat kimliğiyle zorbalığa, baskılara boyun eğmemiş, hep dik durmuştur.

Yine, kırk iki yıl önce ülkemiz gençlik hareketinin önderleri, devrimci gençler Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan “Bağımsızlık, özgürlük ve kardeşlik” diyerek idam sehpasına çıktılar. O günden bugünlere halklarımızın gönlünde, işçilerin, gençlerin, kadınların mücadelesinde yaşadılar, yaşatıldılar. Türk, Kürt ve her milliyetten Türkiye gençliği Denizler ve tüm devrimci gençlerin ideallerinin, devrim ve sosyalizm kavgalarının devamcısı olarak mücadelelerini sürdürüyor. Onlar hep yaşayacak, idamlarını onaylayanlar ise hep lanetlenecekler.

4 bakan hakkında görüşülmekte olan soruşturma önergesi halktan saklanmak istendi. Cumhuriyet tarihinin en ciddi ve kapsamlı devlet krizini yaratan yolsuzluk soruşturmasının gözlerden uzak yapılması elbette mümkün değildi ve bütün ülkenin gözü bugün sürmekte olan bu görüşmelerde.

Son aylarda yaşananları bir yolsuzluk hikâyesinden öte devlet yönetiminin antidemokratik, despotik bir yeniden yapılanma süreci olarak nitelendirmek doğru olacaktır. 19 Mart 2014’te verilen 4 bakan hakkındaki soruşturma talebi yeniden görüşülürken AKP Hükûmetinin ekonomik temelinin bu rant ve paylaşım üzerine kurulu olduğu da ortaya çıkacaktır, çıkmaktadır. Aslında bu kirli ortaklığın temeli çatlamıştır, çöktüğünde de Hükûmetin göçtüğü de görülecektir. Eksik olarak gördüğümüz ise bütün bu organize işlerin başındaki siyasi şahsiyet Başbakan için fezleke hazırlanamıyorsa aslında bu yargı üzerindeki siyasi baskının göstergesidir. Konumuz yolsuzluk, rüşvet ve yüz kızartıcı suçlardır. 100 milyon dolar rüşvet, el değiştiren milyon dolarlar, sıfırlanan avrolar, bunlar karşısında sunulan imtiyazlar, haksız servetler yani kişisel ilişkiler değil, kamusal yetkilerle siyasal güç eşliğinde organize suçlardır görüştüğümüz.

Yolsuzlukların üzerine gidilmesinin miting meydanlarından doğru büyük gürültü ve baskıyla “Darbe yapılıyor.” söylemiyle bastırılması ve itibarsızlaştırma söz konusudur. Oysa ki olanlar hükûmet yıkmak ya da darbe yapmak değil, Türk Ceza Kanunu’nda karşılığı olan suçlar ve Anayasa’da tarifi yapılan bir soruşturma çerçevesinde hesap verilmesi, Meclis denetimidir. Ortada yolsuzluk, edepsizlik ve pişkinlik vardır. Günümüzün memleket tablosu ile bu Hükûmet yönetiminin suçlarının doğrudan bağlantısı vardır. Hükûmetin 1  Mayıs yasakçılığı ve işçiler, gençler üzerindeki şiddeti bu hesap sormayı önlemek içindir.  Tamamen keyfî ve despotça gösteri ve bayram hakkının gasbedilmesi, İstanbul’un açık hava hapishanesine dönüştürülmesi Başbakanın insan hakları suçlarına yeni bir çentik atması anlamındadır. Çocuklar üzerindeki şiddet, tecavüz ve Adana Ceyhan Cezaevinde olduğu gibi 15 yaşındaki çocuğun duyulmak istenmeyen çığlıkları karşısında âdeta “kolay kaçış-ağır sonuç” anlamındaki idama sarılmak bu gerçeklerin bastırılmasıdır. Çocuklarını koruyamayan bir düzen kendi suçunu örtbas etmek istemektedir.

Her gün üçer beşer iş cinayetinde can veren çocuk ve genç işçilerin ölümü karşısında bakanlığın bugün topladığı İş Sağlığı ve Güvenliği Konferansı acımasız, vahşi sömürünün ve kapitalist sistemin açıklarını örtmek için yapılmaktadır. Siyasi seçim barajlarını koruma ve fiilî başkanlık arzularının ilanı, halk demokrasisinin reddedilmesi dâhi bütün bunlar, yani Başbakanın direnci, hesap vermek istememesi, aslında bu kara düzenin sürmesi içindir.

17 Aralıktan bu yana soruşturmanın derinleştirilmesi ve gerçeklerin ayrıntılarının ortaya çıkması engellenmiştir. Adli mekanizmaya müdahale edilmiş, halkın bilgilenmesi “çete”, “paralel devlet”, “komplo”, “darbe” ve nihayet “casusluk”, “vatan hainliği” diyerek engellenmiş ve soruşturma yapan görevlilere örgüt suçlamasından soruşturma açılmıştır. Bu engellemenin en sonuncusu TOKİ dosyasından 60 kişi için takipsizlik verilmesini sağlamıştır. Bu süre içerisinde Adli Kolluk Yönetmeliği değiştirilmiş, HSYK’yla yasaya müdahale edilmiş, havuz medyası oluşturulmuş, tutuklananlara sahip çıkılarak tahliyeleri sağlanmış, fezlekelerin Mecliste okunması engellenmiştir. İktidar ve güç sarhoşluğu içindeki siyasetçiler halkı âdeta cepte keklik görmüş, “Doğru olsa bile inanan yok.” diyebilmiştir. Gerçekse kutu kutu paralar, kasalar, para sayma makineleri, “Benim sözlerim değildir.” denilemeyen ama “montaj, dublaj” sözleriyle geçiştirilen dinleme kayıtları ve kara para ilişkileridir. Dinlemek, Başbakanın deyimiyle hareme, özel hayata girmek suç, hatta vatan hainliği de, konuşmalarda geçen sözlerin hangi eylemin ürünü ve sonucu olduğunu konuşmaktan kaçınmak acaba nasıl bir suç gizleme hâlidir! Günah işleme özgürlüğü -biraz önce de konuşulan- bunu isteyenlerin en çok “Kefenin cebi yok!” türünden dinî düstur kullanmaları halkımızın dinî inançlarını istismarın bir başka hususudur.

Başbakana göre devletin kasasından çıkmıyorsa ortada yolsuzluk yoktur. Oysaki hukuki tanım açıktır: Kamu görev ve yetkisinin özel çıkar sağlamak için kötüye kullanılması, yetki ve yasadan sapma, rüşvet ya da yasa dışı menfaat teminidir. İddia ve soruşturmaya göre Reza Zarrab’ın önüne yatanlar, ayet sallayanlar, kaçak altın çıkışı sağlayanlar, “Ben değil, asıl Başbakan istifa etmeli.” diyenler, aslında bütün bu adı geçenler haksız menfaati sağlamışlardır.

Resmî evrakta sahtecilik, nüfuz ticareti, rüşvet, gizliliğin ihlali. Bütün bunları gizlemek için sürgünler, soruşturmalar, medya yasakları, gazetecileri işinden etmek, tehdit ve korku salma, insanları vatan hainliğiyle suçlama. İşte iktidarın yaptığı ve resmi budur; inkâr, saldırganlık, despotizm ve devlet sopası sallamak.

Cumhuriyet tarihinin sayılı yolsuzluklarının, tıpkı özelleştirmeler karşılaştırmasında olduğu gibi, son on iki yıllık, üç dönem AKP Hükûmetinde kat kat fazlasının gerçekleşmesi söz konusudur. Hizmet, yatırım diyerek kamu işlerinde kayırma, çıkar ve imtiyaz sağlama bu Hükûmetin alametifarikası olmuştur.

Son üç yılda 170 milyarlık kamu harcamasının nereye gittiğini Kamu İdare Kurulu dâhil kimse bilmiyor ama bilen var, Başbakan ve etrafındaki 15 müteahhit, holding. Vatandaşın nazarında “Yapıyorlarsa da Allah için hakkını veriyorlar.” görüşü ne yazık ki yaygındır. Toplumun kimliği ve karakteriyle bu denli oynanmıştır.

On iki yıllık Hükûmetin tartışılan 60 yolsuzluk dosyası, özelleştirme politikalarıyla, hizmet alımlarıyla, kredi bataklarıyla, 50 kez değiştirilen Kamu İhale Kurumu üzerinden adrese teslim ihaleleriyle, doğrudan Başbakanlığa bağlanan ve hesapları denetlenemeyen TOKİ inşaatlarıyla, Meclisten saklanan Sayıştay raporlarıyla Hükûmetin yakasında âdeta asılı durmaktadır.

Eski İçişleri Bakanı Muammer Güler’in oğluyla yaptığı telefon görüşmesi aslında olanları anlatır mahiyettedir. 7 tane kilitli kasa oğlunun evinde bulunmuştur. Sayın Bakan oğlu tarafından arandığında ısrarla para miktarını sormuş ve tedbir almak istenmiştir. Bu denli büyük para miktarının ne danışmanlıktan ne ev satımından gelmediği ortadadır. Yolsuz şahıslara devlet güvencesi verilmesi, gerekirse önüne yatmak sermaye sınıfının ne yazık ki sefil siyasetinin itirafıdır. Normal demokratik hukuk devletinde bu dinleme “tape”leri aslında hükûmeti de bakanları da tepeler. Böyle olup olmayacağını hep birlikte göreceğiz.

İnançların emrettiği “Çalmayacaksın.”, “Öldürmeyeceksin.”, “Yalan söylemeyeceksin.” düsturuna uymayan bu devlet görevlileri her zaman olduğu gibi cezasızlık ve adaletsizlikle bu işten sıyrılacak mıdır? Soruşturmalar, Meclis denetimi ve yargı gerçeğin…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ABDULLAH LEVET TÜZEL (Devamla) – …tecellisi için gereken demokrasinin olup olmadığının göstergesi olacaktır. Bütün bu suçlanan, hakkında iddialar olanlar için soruşturma açılmalı ve Yüce Divana sevkleri sağlanmalıdır.

Teşekkür ediyorum. (HDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Tüzel.

Aydın Milletvekili Sayın Ali Uzunırmak...

Buyurunuz. (MHP sıralarından alkışlar)

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Yüce heyeti saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, bugün çok önemli bir görüşmeyi gerçekleştiriyoruz. Bundan hepimizin ders çıkarması lazım. Bir yanım diyor ki, samimiyetle söylemem gerekirse, söylenenler doğru olmasın ama bir yanım da, hakikaten bir seneyi aşkın bir süre, hiç de öyle komplo falan olma ihtimali olmayacak şekilde başka bir ülkede yakalanan bir kaçakçılığın, bir kara paranın neticesinde Uluslararası Polis Teşkilatının ve başka ülkenin uyarılarıyla başlayan takiple eğer Türkiye'de bir sene delil toplamayla, dinlemelerle, fiziki takiplerle geçerek deliller elde edildiyse, bu doğruysa acaba ne olmalı diye başka bir cevabı veriyor. Evet, bir yanım diyor ki aslı olmasın çünkü ortada Türkiye Cumhuriyeti devletinin en yüksek makamlarında görev yapan, tanıdığımız ve bazen görüştüğümüz arkadaşlarımız var. Ama, bir yanımızda da toplum, devlet, millet ve gelecek ve bu açıdan da düşündüğümüzde o yanımızın da başka cevaplar ve başka sorularla karşılaştığına şahit oluyoruz.

Değerli arkadaşlar, ben konuşmamı üç başlık altında toplayacağım: Demokrasi, millet iradesi, devlet ve millî güvenlik. Çünkü bütün tartışmalar bu üç ana kavram üzerinde tecelli ediyor. Her şeyden önce, biz bu kavramlardan neyi anlıyoruz, bunlarla neyi ifade ediyoruz, bunların ne olması gerekiyor? Eğer devlet bir kurallar ve kurumlar hiyerarşisiyse önce devleti yönetenler bunu böyle almalı, böyle algılamalı ve böyle hareket etmelidir. Ama, bugün bakıyoruz ki devlet bir kurallar ve kurumlar hiyerarşisi olmaktan çıkmış, kural iki dudağın arasından çıkan söz olmuş, kurumlar ise yeri geldiğinde kuşatılan, yeri geldiğinde şahsiyetsizleştirilen, itibarsızlaştırılan ve yeri geldiğinde ele geçirilen birimler hâline gelmiş.

Değerli milletvekilleri, böyle bir devlet düzeninin yaşaması mümkün değildir. Eğer demokrasi tarihini tanımlamamız gerekirse iktidarın kaynağı, sınırlandırılması ve denetimi mücadelesidir demokrasi tarihi. Eğer siz iktidarın kaynağına doğru teşhis koyamıyorsanız, iktidarı denetleyemiyorsanız, iktidarı sınırlandıramıyorsanız çağdaş demokrasiye ulaşmanız mümkün değildir. Peki, bugün ben saygıdeğer milletvekillerine soruyorum: Acaba, Türkiye’de, iktidar, kaynağını doğru anlayabilmiş midir? Ben bugünkü AKP iktidarının kaynağını doğru anlayabildiği kanaatini taşımıyorum. Bütün söylemleri ve yaşadıklarımız bize bunu kafamıza vura vura hatırlatıyor. Değerli arkadaşlar, iktidarın kaynağı eğer millet iradesi ise millet iradesi çoğunluk iradesi değildir. Millet iradesi, bu Parlamentonun topyekûnudur ve Türk milletinin iradesidir. Ne yüzde 43’tür ne yüzde 45’tir ne de yüzde 99’dur değerli arkadaşlar. Her şeyden önce, millet iradesiyle bunu anlamamız gerektiği kanaatini taşıyorum.

Eğer siz demokrasinin, iktidarın denetlenebilir olduğunu bugünkü Türkiye’de söylüyorsanız ben inanın ki hayretle karşılarım. Hem soruşturma komisyonunun kurulması için önerge vereceksiniz hem de soruşturma delili toplayan savcılar, hâkimler, polisler, cumhuriyet tarihinin en büyük tayinleri gerçekleştirilecek, soruşturmalardan el çektirilecek ve onlar darbe teşebbüsçüsü olarak yaftalanacak, Meclis kürsülerinden “Onlar şerefsiz.” diye itham edilecek. Böyle bir mantıkla iktidar denetlenebilir, demokrasi gerçekleştirilebilir mi değerli arkadaşlar?

Eğer siz iktidarın denetimini sadece sandık olarak görürseniz, hukuk denetimini hiçe sayarsanız sandığı halk mahkemelerine dönüştürürsünüz. Köydeki Mehmet amca sizin hukuka uygun yönetip yönetmediğinize, kanunlara uyup uymadığınıza nereden karar verebilir? Hukukun neresindedir köydeki oy veren Mehmet amca? Sizin, Anayasa Mahkemesi Başkanının söylediği gibi, devlet imkânlarını, bir lütuf olarak sosyal yardımları sunduğunuz vatandaş nasıl bir hukuk denetimi sağlayabilir? Böyle bir ülkede acaba demokrasi kurumlarıyla ve kurallarıyla yaşayabilir mi? Peki, iktidarı sınırlandırabilir misiniz?

Sayın Başbakanın 3 bakanın istifasından sonra genişletilmiş il başkanları toplantısında kendi ağzından söylediği bir şeyi sizlerle paylaşmak istiyorum. Bu dosyayla ilgili söylüyor: “Eğer sizin elinizde hakikaten hukuka uygun ciddi belgeler varsa bunları önce bizimle paylaşırsınız. Gereği neyse biz yaparız.” Siz mahkeme misiniz? Kaç kişiyi hukuka teslim ettiniz? Böyle bir mantık içerisinde acaba yargı denetimi sağlanabilir mi değerli arkadaşlar? Yani birtakım deliller, belgeler, bilgiler varsa bunu yürütmenin eline vereceksiniz, ondan bunun gereğini isteyeceksiniz. Bu mantık içerisinde acaba Sayın Bakan da... Diyor ki: “Reza Zarrab telefon açmış.” Basın işlerinden sorumlu genel başkan yardımcısına yönlendiriyor tehdidi. Tehdidi niye oraya yönlendiriyorsun Sayın Bakan? Reza Zarrab’a diyeceksin ki: “Savcıya git.” Eğer Reza Zarrab hakikaten tehdit edilen konudan korkmuyorsa ülkenin savcısına gidecek, hakkını hukukunu orada arayacak. Bireysel ilişkilerde aramayacak, hukuk devletine sığınacak.

Değerli milletvekilleri, sizin iktidarınız döneminde her şey kayıt dışına çıktı, ekonomi kayıt dışına çıktı. İşte “Ülkenin cari açığının yüzde 25’ini karşılıyorum.” diyenin vergide verdiği ortada, hiç vergi kayıtlarında adı yok ve ülkede iş adamlarının, koca koca 630 milyon dolarları havuz medyası için toplayanların vergilerinin ne  olduğu ortaya çıkıyor. Bunlar hep görülüyor. Dış politika kayıt dışına çıktı.

Değerli milletvekilleri, savaş ilan etmek sadece Türkiye Büyük Millet Meclisinin yetkisindedir. Suriye meseleleriyle ilgili Dışişlerinde yapılan görüşmenin ortaya saçılmasının neticesinde gene bir vaveylayla karşılaşıldı. Acaba bu dinlemelerin içeriği mi yanlış, onların konuşulması mı yanlış, onların dışarı çıkması mı yanlış? Biz hiçbir meselemizi doğru tartışamıyoruz. Acaba nasıl olur da Dışişleri Bakanlığındaki o görüşmede Suriye’yi bombalayarak, Türkiye Büyük Millet Meclisini ıskat ederek Suriye’yle savaşa girmenin senaryosunu hazırlayabilirler? Türkiye Büyük Millet Meclisi eğer darbelere karşı duracaksa önce bu konuşmalara karşı durmalıdır Türkiye Büyük Millet Meclisi. 12 Martta idam edilen gençler Türkiye Büyük Millet Meclisini ıskat etmek gerekçesiyle idam edildiler. Acaba orada konuşulanın ıskat gerekçesinin onlardan ne farkı vardı? Bunların da kayıtlara geçmesini istiyorum ki orada anayasal suç işlenmiştir, Türkiye Büyük Millet Meclisi ıskat edilmeye çalışılmıştır.

Değerli milletvekilleri, aslında konuşulacak çok konu var. Acaba yolsuzluk, rüşvet mi millî güvenliği tehdit eden unsurdur, yolsuzluğu ortaya çıkarmak, onlarla mücadele etmek mi millî güvenliğe tehdit unsurudur? Sayın Başbakan her şeyden önce her konuyu millî güvenlik meselesi olarak tanımlayıp bütün usulsüzlükleri, yolsuzlukları devlet zırhının içerisine alarak karşı tarafı suçlamaktan vazgeçmelidir. Böyle bir devlet mantığı olmaz. Elbette ki bunların karar verileceği yer, delillerin en iyi şekilde toplanıp değerlendirileceği Meclis araştırma komisyonudur.

Hepinizi en derin saygılarımla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Uzunırmak.

Sinop Milletvekili Sayın Mehmet Ersoy, buyurunuz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MEHMET ERSOY (Sinop) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben de İçişleri eski Bakanımız Sayın Muammer Güler hakkında ileri sürülen iddialarla ilgili olarak Cumhuriyet Halk Partisi tarafından verilen Meclis soruşturması önergesi açılmasıyla ilgili görüşlerimi ifade etmek üzere söz aldım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, sözlerime başlarken her şeyden önce bir AK PARTİ milletvekili olarak 17 Aralıktan bu tarafa yaşadığımız süreçle ilgili üzüntülerimi ifade etmek istiyorum. Gerçekten, bu gruba mensup bir milletvekili olarak 17 Aralıktan bu tarafa uğramadığımız hakaret, işitmediğimiz ağır itham kalmadı. Her defasında sanki yargılama tamamlanmış, sanki birilerinin suçu sabit olmuş ve AK PARTİ’ye mensup bütün milletvekilleri bu suça ortak olmuş gibi bir suçlamayla karşı karşıya kaldık. Çoğu kere muhalefete mensup bazı milletvekili arkadaşlarımız bir kısmımızı ayırdıklarını ifade etseler de genel anlamda kullanılan ifadeler hepimizi incitici, hepimizi yaralayıcı, hepimizi gerçekten üzücü oldu. Bunun karşısında uzun zaman sadece sustuk ve sadece bu haksız ithamlara kısa, özlü cevaplar vermeye çalıştık ancak grup olarak, parti olarak her seviyede şunu dedik: Asla ve asla hiçbir yanlışın yanında olmayacağız. Kim  yanlış yaptıysa, kim yetimin hakkına, kim devletin malına el uzattıysa mutlaka gereğini yapacağız. Ve nihayet, arkadaşlarımız önergelerini verdiler, bugün de o gün geldi, Meclis soruşturması için komisyon kurulmasıyla ilgili önergemiz oylandı ve hepimizin oylarıyla kabul edildi.

Değerli milletvekilleri, sabah, dünden bu tarafa yine bu Mecliste tartışmaları, konuşmaları hep birlikte izliyoruz. Çoğu kere yine muhalefete mensup milletvekillerimiz çok hararetli bir şekilde aynı üslubu devam ettirdiler. Peki, ne yapacaktık daha? Yargılanmaları için bu Mecliste öncelikle kurulması gereken bir Meclis soruşturması komisyonu değil mi? E, onu kuralım dedik, kurduk. Bu komisyonda, ne varsa herkes gelsin, komisyon üyeleri sorsunlar, şüpheliler veya 4 bakanımız bilgi versin, kendilerini savunsunlar. Peki, başka ne yapacaktık?

Değerli milletvekillerimiz, aslında temelde meselenin özü şu: Biz, 17 Aralıktan bu tarafa işlenen süreçte iki temel noktada muhalefetten ayrılıyoruz. Ayrıldığımız noktaların birincisi, 4 sayın bakanın suçlu olduğuna sizler kadar emin, sizler kadar rahat karar veremiyoruz.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Niye?

MEHMET ERSOY (Devamla) – Suçlular da demiyoruz, suçsuzlar da demiyoruz. Bunun yolu soruşturma komisyonudur, bunun yolu bundan sonra devam edecek olan yargı sürecidir diyoruz.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Sayın Ersoy, Ergenekon, KCK, Balyoz, Oda TV…

MEHMET ERSOY (Devamla) – Çünkü soruşturmalar doğal olarak gizli yürütülüyor, ancak kimse bizlere yasal olduğu iddia edilen konuşma “tape”lerini servis etmiyor, kimse bizlere cumhuriyet savcılarının elinde bulunan gizli dosyalardan aşırttığı, yürüttüğü belgeleri, bunları gerçek belgelerdir, doğru belgelerdir diye elimize vermiyor. Hâliyle naklen yayınlanan “tape”lerin doğru olduğunu iddia eden insanların bir, nereden temin ettiklerini bilmiyoruz, iki yasal dinlemelerden kaynaklanıp kaynaklanmadığını bilmiyoruz. Bilmediğimiz, aslını görmediğimiz, bizlerden, devletten, Hükûmetten, Türkiye Büyük Millet Meclisinden gizlenen belgelerin, dinleme “tape”lerinin birileri tarafından servis edilmesinin de doğru olduğuna sizin kadar rahat inanamıyoruz.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Balyoz’a inandın ama!

MEHMET ERSOY (Devamla) – Mecliste naklen “tape”ler yayınlandı. “Bunlar yasal dinlemelerdir.” denildi. İstanbul Başsavcısı açıkladı, “Bizim böyle bir dinleme kaydımız yok.” dedi. Kime inanalım şimdi? Ben, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısına inanmayı tercih ediyorum.

İkinci…

VELİ AĞBABA (Malatya) – Sayın Valim, dün kime itimat ediyorsan bugün de ona itimat et.

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Sus be kardeşim sabah sabah!

MEHMET ERSOY (Devamla) – Sayın Ağbaba, bu kadarcık konuşmamıza bile tahammül edemiyorsunuz.

BAŞKAN – Sayın Ağbaba, lütfen… Lütfen…

MEHMET ERSOY (Devamla) - 17 Aralıktan bu tarafa bize hakaret ediyorsunuz. Beş dakika dinleyeceksin! Beş dakika dinleyeceksin! 17 Aralıktan beri siz hakaret ettiniz bize.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Doğruyu söyle!

MEHMET ERSOY (Devamla) – İkinci ayrıldığımız nokta şu değerli milletvekilleri: 17 Aralıkta yapılan operasyonun biz bir yolsuzluk operasyonu olduğuna inanmıyoruz. (CHP sıralarından gürültüler) Yolsuzluk operasyonundan başka şeyler ifade ettiğini de biliyoruz.

İnanmıyoruz… İnanmıyoruz… Çünkü birbiriyle hiç bağlantısı olmayan dosyalar sadece algı için birleştirilmiştir.

İnanmıyoruz… Yıllarca dinlenen, yıllarca takip edilen, fotoğraflanan şüphelilerden bir tanesine bile suçüstü yapılmamıştır.

OKTAY VURAL (İzmir) – Yapıldı, yapıldı…

VELİ AĞBABA (Malatya) – Zor senin işin, zor…

MEHMET ERSOY (Devamla) - Madem bu paralar verildi, madem bu kadar rüşvet alındı, neden bir tanesinin kolundan yapışılmadı? Neden bir tanesine suçüstü yapılmadı?

OKTAY VURAL (İzmir) – Ayakkabı kutuları…

MEHMET ERSOY (Devamla) – İnanmıyoruz… İnanmıyoruz…

Henüz ifadeler bile alınmadan 300 küsur sayfalık iddianamelerin bir gecede hazırlandığı, henüz onlarca çuval evrakın mühürleri bile sökülmeden bir günde, iki günde binlerce sayfalık fezlekelerin hazırlandığı bir adalet sisteminin gerçekten yolsuzlukla mücadele edeceğine inanmıyoruz.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Eğer birazcık samimiyet varsa, biraz samimiyetin varsa, geçmişle ilgili yorumunu da bekliyoruz.

MEHMET ERSOY (Devamla) – İnanmıyoruz bunun bir yolsuzluk operasyonu olduğuna çünkü daha sabah evlerde operasyon yapılırken bazı televizyonlar, bazı İnternet gazeteleri “Asrın yolsuzluğu” diye haber vermeye başladı. Kim bildirdi bunlara bu evlerden bu suçların çıkacağını? Bunların hepsi daha…

VELİ AĞBABA (Malatya) – İnsanlar öldü! İnsanlar çürüdü! Keşke yüz olsa da utansanız!

MEHMET ERSOY (Devamla) – Evet, inanmıyoruz… İnanmıyoruz… Çünkü daha o sabah evlerde operasyon yapılırken 247 milyarlık bir operasyonun yapıldığı bilgisini bizim Genel Başkanımıza, bizim Başbakanımıza veren hiçbir gizli mihrak olmadı kardeşim.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Hadi oradan!

MEHMET ERSOY (Devamla) – Onun için, inanmıyoruz bunun yolsuzluk operasyonu olduğuna. (CHP sıralarından gürültüler)

Bize göre, bu, yolsuzluktan öteye iktidarımızdan, partimizden umduğunu bulamayan bazı kaynakların, bazı mahfillerin, siyasetin yapamadığını, muhalefetin beceremediğini bir şekilde yargı yoluyla becerip Türkiye’yi AK PARTİ’den ve Recep Tayyip Erdoğan’dan kurtarma operasyonu olduğuna inanıyoruz.

ORHAN DÜZGÜN (Tokat) – Kasalar kimin, kasalar?

MEHMET ERSOY (Devamla) – Sayın Muammer Güler’e gelince… Zamanım yetmedi. Ben onu kırk iki yıllık bürokratlığıyla, devlet adamlığıyla bilirim; 1987 yılında İçişleri Bakanlığına kaymakam aday adayı olarak girdiğim günden bu tarafa bilirim. Onun devlet adamlığına itimat ederim. Eğer “Ben Reza Zarrap’la hiçbir konuda herhangi bir şekilde para alışverişinde bulunmadım.” diyorsa benim tanıdığım Muammer Güler doğru söylüyordur kardeşim. Ben Muammer Güler’e inanırım. (CHP sıralarından gürültüler)

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Yazıklar olsun!

MEHMET ERSOY (Devamla) – Ama ben elime tutuşturulan “tape”lerin, hangi derin kaynağın, hangi derin gizli mahfilin, elimize tutuşturduğu “tape”lerin doğru olduğuna yargılama bitene kadar inanmam.

FARUK BAL (Konya) – Yedi kasa yatak odasında, yedi kasa…

MEHMET ERSOY (Devamla) – Onun için de soruşturma komisyonu kurulmasına “Evet.” dedik. Onun için, bütün AK PARTİ milletvekilleri bu soruşturmaların yapılmasını ve bütün gerçeklerin ortaya çıkarılmasını canıgönülden destekliyoruz dedik ama komisyon üzerine komisyon kurulmasına da “Hayır.” diyoruz.

Hepinize saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Ersoy.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, efendim, hatip bu birtakım bilgiler, belgeler, dinlemelerle ilgili, bunlarla ilgili “Türkiye Büyük Millet Meclisinden, bizden saklandı.” dedi. Aslında, Türkiye Büyük Millet Meclisinden ve sizden saklayan Meclis iradesi. Savcılık fezlekeyi gönderdi. Madem istiyordunuz niye bu fezlekelerin incelenmesi için Meclis Başkanına bu konuda yardımcı olmadınız? Halep oradaysa arşın burada. Fezlekeler savcılıkta, buyurun klasörleri inceleyelim.

BAŞKAN – Evet, teşekkür ederim.

OKTAY VURAL (İzmir) – Ondan sonra, Sayın Başkan, şahsı adına söz almış bir kimsenin “İnanmıyoruz.” demek suretiyle konuşması, bu konunun AKP Grubunun tamamında grup olarak bir karara dönüştüğünü ortaya koymaktadır.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Ne alakası var Sayın Başkan?

OKTAY VURAL (İzmir) – Dolayısıyla, Anayasa ve İç Tüzük’e göre gruplar bu konuda karar alamaz.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Herkes kendi kanaatini söylüyor Sayın Başkan, onu da mı söylemesin? Birilerinin istediği gibi mi konuşacak arkadaşlar?

OKTAY VURAL (İzmir) – Bir grup disipliniyle “İnanmıyoruz.” demek suretiyle, AKP Grubuna dâhil bütün milletvekillerinin bu konuda bir görüşme yaparak kanaat hasıl olduğunu, Meclis Başkanlığının da soruşturma komisyonu üyelerini tespit ederken bu ifadelerini ortaya koymuş olanlarla ilgili kararı vermesi gerektiğini düşünüyorum.

BAŞKAN – Evet, ya beş dakikayı doldurdunuz.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Sayın Başkan, konuşmacı birilerinin istediği gibi mi konuşacak?

BAŞKAN – Şimdi ben en güzelini yapacağım.

Birleşime yirmi dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 04.41

ON BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 04.59

BAŞKAN: Başkan Vekili Meral AKŞENER

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), İsmail KAŞDEMİR (Çanakkale)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 84’üncü Birleşiminin On Birinci Oturumunu açıyorum.

(9/6) esas numaralı Meclis Soruşturması Önergesi’nin görüşmelerine devam ediyoruz.

Şimdi söz sırası İçişleri eski Bakanı Sayın Muammer Güler’de.

Buyurunuz.

MUAMMER GÜLER (Mardin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan (9/6) esas sayılı Meclis Soruşturması Önergesi’yle ilgili olarak İç Tüzük’ün 108’inci maddesi gereğince söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, bir önceki önergenin görüşülmesi sırasında bazı konuları arz etmiştim. Öncelikle Genel Kurula 453 üyeyle bizlerin soruşturma komisyonu kurulması konusundaki talebimizi yerine getirdikleri için ayrı ayrı hepinize şükranlarımızı sunuyorum, aklanmamıza fırsat verdiğiniz için de bunu özellikle belirtiyorum.

Ben bir önceki sunuşumda bu soruşturmanın hukuksal birçok eksiklikleri, yetkiyle ilgili eksiklikleri olduğunu ve bunların deliller incelendiğinde ortaya çıkacağını söylemiştim.

Burada söz alan değerli arkadaşlarım da müsterih olsunlar. Sayın Tezcan hukukçudur, delillerin nasıl değerlendirilmesi gerektiğini, hangi hâllerde delillerin hukuken geçerli sayılabileceğini, maddi gerçeğe nasıl ulaşılabileceğini iyi bilir. Sayın Uzunırmak’a da teşekkür ediyorum. Onun endişelerinin yerine gelmeyeceğini komisyon çalışmaları sırasında da göreceğini umuyorum. Sayın Tüzel biraz kesin bir yargıda bulundu ama inşallah o da komisyon çalışmalarında ortaya çıkar.

Şimdi, bu önergede bize yöneltilen suçlamalarla ilgili olarak vaktin el verdiği ölçüde çok kısa bilgi arz etmek istiyorum sizlere. Değerli arkadaşlarım, bu koruma kararı meselesi İstanbul Valiliği İl Koruma Komisyonunca 3713 sayılı Kanun’a ve buna bağlı yönetmeliğin ilgili maddelerine göre valilikçe yapılan bir tasarruftur. Bunda İçişleri Bakanlığı yetkisi olmaz. Evrakların olumlu olması hâlinde bu tasarruf uygulanır ve bu birçok kişiye de uygulanan bir tasarruftur.

Ayrıca, bu plaka tahsisi meselesi de hep yanlış ifade ediliyor. Koruma kararı olanlara 2918 sayılı Kanun’un 71/f ve buna bağlı çıkarılan yönetmeliğin de 58/1ğ maddesine göre talepleri hâlinde yine ilgili dairelerin incelemeleri üzerine verilen bir işlemdir. Bunda İçişleri Bakanlığının bir idaresi söz konusu değildir. Kaldı ki bu işlerde bir eksiklik var da ben “Buna rağmen bunu yanlış yapın, buna rağmen bunu verin.” demişsem böyle bir şey de söz konusu değil.

Bir diğer konu, bir emniyet müdür yardımcısının tayiniyle ilgili. Değerli arkadaşlarım, şahısla ilgili olduğu için ayrıntısına girmiyorum, komisyonda inşallah bunu açıklama imkânım olur. Bu şahısla ilgili, 2013 yılının başlarında resmî evrakta sahtekârlık suçunu işlemekten dolayı emniyet genel müdürlüğü merkez disiplin kurulunca disiplin cezası tesis edilmiştir. Hakkında kovuşturma açılmıştır, bir başka suçlamadan dolayı yine soruşturma açılmıştır, hâlen devam eden suçlamaları vardır. Her ne kadar Reza Zarrab kendisinden şikâyetçi olmuşsa da yapılan tayinin doğrudan doğruya bu şikâyetle alakası yoktur ve bir başkasına uygulanan işlemlerden de farkı yoktur. Ayrıntıya girmiyorum.

Bir diğer konu, Çin’e yazılan referans mektubu. Değerli arkadaşlarım, bir resmî evrak niteliğinde, hukuki bir sonuç yaratabilecek nitelikte, bakanlıkça resmen yazılmış veya bakanlıkça gönderilmiş bir evrak niteliğinde değil -Çin’de kurulu- iş adamlarımıza ticari kurallar ve hukuk kuralları içerisinde yardımda bulunulmasını dileyen bir mektup niteliğindedir. Esasen böyle bir resmî görevimiz yoktur ama birçok milletvekili arkadaşımın iş adamlarımıza zaman zaman bu konuda yardımcı olmalarını amaçlayan bir evrak niteliğindedir.

Değerli arkadaşlarım, şimdi gelelim nüfusla ilgili… Değerli arkadaşlarım, benden önce yapılan bazı müracaatlar üzerine… 5901 sayılı Nüfus Kanunu, buna bağlı çıkarılan yönetmeliğe göre bununla ilgili gerekli araştırmalar yapılır, MİT’e sorulur, emniyete sorulur, ikamet ettiği il nüfus ve vatandaşlık işleri müdürlüğüne sorulur, teknik bilgiler araştırılır; bunların hepsi olumluysa İçişleri Bakanlığına düşen görev, bunu Bakanlar Kuruluna liste hâlinde göndermektir. Yapılan işlem de bundan ibarettir, farklı bir işlem de söz konusu değil. Kaldı ki, 2003 yılından beri bu surette yapılmış 37.367 evrak vardır. Başkalarına göre tanınmış bir imtiyaz da söz konusu değildir.

Şimdi, değerli arkadaşlarım, burada en önemli iddia, şu soruşturmanın gizliliğini ihlal meselesidir. İçinde oğlumun da bulunduğu, bakanların bulunduğu, bakan çocuklarının bulunduğu bir soruşturmadan haberim olduğu ifade ediliyor. Cumhuriyet Halk Partisi lideri Sayın Kemal Kılıçdaroğlu grup konuşmasında “17 Aralık günü, bir bakan, oğluyla ilgili soruşturmadan haberdar olmuştur.” şeklinde bir ifadede bulundu. Hangisi doğrudur sizlerin ifadesine göre, onu bilmek istiyorum.

Ben, bu soruşturmanın gizliliğini ihlal anlamında hangi adli yetkiliyle görüşmüşüm, maiyetimdeki kime talimat vermişim, operasyon günü hangi işe mani olmuşum? Adli mercilerin verdiği emirler harfiyen yerine getirilmiş ve kesinlikle soruşturmanın gizliliğini ihlal söz konusu değil; tam tersi, asıl soruşturmanın gizliliğini ihlal edenler, hedef saptırmak için bu suçlamayı bize yöneltmektedirler. Asla böyle bir iddiayı kabul etmemiz mümkün değildir.

Şimdi, değerli arkadaşlarım, diğer iddialar açıkta kalmasın diye ifade etmek istiyorum. Şimdi, Reza Zarrab’la ilgili, bizim tanışmamız sırasında -ki makul şüphenin orada oluştuğu söyleniyor- ben maiyetime, bu konuda, kendisiyle ilgili herhangi bir takipte bulunulup bulunulmadığı konusunu sorduğumda, bana, bizzat maiyetim tarafından, kendisiyle ilgili hiçbir adli ve istihbari veya mali bir çalışmanın ol