TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

                                                                                TUTANAK DERGİSİ

 

                                                                                                 71’inci Birleşim

                                                                                          1 Mart 2014 Cumartesi

 

(TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

                                                                                               İÇİNDEKİLER

 

 

 

I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II.- GELEN KÂĞITLAR

III.- YOKLAMALAR

IV.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Tezkereler

1.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının, Kanada Parlamentosu Avam Kamarası Başkanı Andrew Scheer’in beraberinde bir parlamento heyetiyle birlikte ülkemizi ziyaret etmesinin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlık Divanının 27/2/2014 tarih ve 67 sayılı Kararı’yla uygun bulunduğuna ilişkin tezkeresi (3/1443)

2.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının, Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Başkanı ve Gaziantep Milletvekili Halil Mazıcıoğlu’nun, Avrupa Birliği Konseyi Yunanistan Başkanlığı tarafından 16-17 Mart 2014 tarihlerinde Yunanistan’ın başkenti Atina’da düzenlenecek olan Parlamento Üretim, Ticaret ve Denizcilik Komisyonu Başkanları Toplantısı’na katılmasına ilişkin tezkeresi (3/1444)

3.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Cemil Çiçek ve beraberindeki heyetin, 17-19 Mart 2014 tarihleri arasında Cenevre’de düzenlenecek olan Parlamentolar Arası Birlik (PAB)’ın 130’uncu Genel Kuruluna katılmak üzere İsviçre’ye ziyarette bulunmalarına ilişkin tezkeresi (3/1445)

4.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının, İnsan Haklarını İnceleme Komisyonunun Türkiye Büyük Millet Meclisinin ara vermesi sırasında çalışabilmesine dair talebine ilişkin tezkeresi (3/1446)

B) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Erzincan Milletvekili Muharrem Işık ve 21 milletvekilinin, Kyoto Protokolü’nün Türkiye tarafından uygulanabilirliğinin ve bu protokole uyulmadığı takdirde uygulanacak yaptırımların ekonomimize etkilerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/889)

2.- İstanbul Milletvekili Aykut Erdoğdu ve 33 milletvekilinin, TOKİ tarafından yapılan ihalelerdeki mevzuata aykırı hususların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/890)

3.- Bursa Milletvekili  İlhan Demiröz  ve 25 milletvekilinin, Bursa Yenişehir  Havalimanı’nın işlerlik kazanması için yapılması gerekenlerin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/891)

 

V.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- AK PARTİ Grubunun, Genel Kurulun çalışma saatlerinin yeniden düzenlenmesine; gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmında bulunan 559 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın bu kısmın 3’üncü sırasına alınmasına ve diğer işlerin sırasının buna göre teselsül ettirilmesine; bastırılarak dağıtılan (11/31) esas numaralı Gensoru Önergesi’nin Genel Kurulun 1 Mart 2014 Cumartesi günkü gündeminin “Özel Gündemde Yer Alacak İşler” kısmına alınmasına ve Anayasa’nın 99’uncu maddesi gereğince gündeme alınıp alınmayacağı hususundaki görüşmelerinin Genel Kurulun 1 Mart 2014 Cumartesi günkü birleşiminde yapılmasına; 1 Mart 2014 Cumartesi günkü birleşiminde 559 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerinin tamamlanması hâlinde 2, 3, 4, 5 ve 6 Mart 2014 tarihlerinde toplanmamasına; 1, 8, 15, 22 ve 29 Nisan 2014 Salı günkü birleşimlerinde bir saat süreyle sözlü soruların görüşülmesini müteakip diğer denetim konularının görüşülmeyerek gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmında yer alan işlerin görüşülmesine; 2, 9, 16 ve 30 Nisan 2014 Çarşamba günkü birleşimlerinde sözlü soruların görüşülmemesine; 559 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak bölümler hâlinde görüşülmesine ilişkin önerisi

 

B) Danışma Kurulu Önerileri

1.- Danışma Kurulunun, 30/3/2014 tarihinde yapılacak mahallî idareler genel seçimleri nedeniyle Türkiye Büyük Millet Meclisinin çalışmalarına 11 Mart 2014 Salı gününden başlamak üzere on beş gün ara verilmesine ilişkin önerisi

 

VI.- GENSORU

A) Ön Görüşmeler

1.- MHP Grubu adına, grup başkan vekilleri İzmir Milletvekili Oktay Vural ve Kayseri Milletvekili Yusuf Halaçoğlu’nun, rüşvet ve yolsuzluk iddialarıyla ilgili soruşturmaları yürüten adli kolluk ve yargı mensupları üzerinde baskı uyguladığı, soruşturmalara müdahale ettiği ve bazı bakanlar hakkında düzenlenen fezlekelerin gereğini yerine getirmediği iddiasıyla Adalet Bakanı Bekir Bozdağ hakkında gensoru açılmasına ilişkin önergesi (11/31)

 

VII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın, Eskişehir Milletvekili Bedii Süheyl Batum’un (11/31) esas numaralı Gensoru Önergesi üzerinde CHP Grubu adına yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

2.- Eskişehir Milletvekili Bedii Süheyl Batum’un, Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

3.- Kayseri Milletvekili Yusuf  Halaçoğlu’nun, Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında MHP Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

4.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında CHP Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

5.- Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın, İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında BDP Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

6.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında CHP Grubuna tekraren sataşması nedeniyle konuşması

7.- Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın, İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında BDP Grubuna tekraren sataşması nedeniyle konuşması

8.- Konya Milletvekili Faruk Bal’ın, Çankırı Milletvekili İdris Şahin’in (11/31) esas numaralı Gensoru Önergesi üzerinde AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

9.- Çankırı Milletvekili İdris Şahin’in, Konya Milletvekili Faruk Bal’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına ve AK PARTİ Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

10.- Konya Milletvekili Faruk Bal’ın, Çankırı Milletvekili İdris Şahin’in sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

11.- Konya Milletvekili Faruk Bal’ın, Adalet Bakanı Bekir Bozdağ’ın (11/31) esas numaralı Gensoru Önergesi üzerinde Hükûmet adına yaptığı konuşması sırasında şahsına ve Milliyetçi Hareket Partisine sataşması nedeniyle konuşması

12.- Eskişehir Milletvekili Bedii Süheyl Batum’un, Adalet Bakanı Bekir Bozdağ’ın (11/31) esas numaralı Gensoru Önergesi üzerinde Hükûmet adına yaptığı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

13.- Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın, Adalet Bakanı Bekir Bozdağ’ın (11/31) esas numaralı Gensoru Önergesi üzerinde Hükûmet adına yaptığı konuşması sırasında Barış ve Demokrasi Partisine sataşması nedeniyle konuşması

14.- Çankırı Milletvekili İdris Şahin’in, Konya Milletvekili Faruk Bal ile Eskişehir Milletvekili Bedii Süheyl Batum’un sataşma nedeniyle yaptıkları konuşmaları sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

15.- Batman Milletvekili Bengi Yıldız’ın, Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın 559 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 13’üncü maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

16.- Kayseri Milletvekili Yusuf Halaçoğlu’nun, Batman Milletvekili Bengi Yıldız’ın 559 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 16’ncı maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

17.- Batman Milletvekili Bengi Yıldız’ın, Kayseri Milletvekili Yusuf Halaçoğlu’nun sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

18.- Kayseri Milletvekili Yusuf Halaçoğlu’nun, Batman Milletvekili Bengi Yıldız’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

 

VIII.- AÇIKLAMALAR

1.- Kayseri Milletvekili Yusuf Halaçoğlu’nun, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın (11/31) esas numaralı Gensoru Önergesi’ni “fason” olarak nitelendirmesini kınadığına ilişkin açıklaması

2.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, Adalet Bakanı Bekir Bozdağ’ın (11/31) esas numaralı Gensoru Önergesi üzerinde Hükûmet adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

3.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, Türk Silahlı Kuvvetlerinin yabancı ülkelere gönderilmesini, yabancı silahlı kuvvetlerin Türkiye’de bulunmasını ve Türkiye üzerinden bir başka ülkeye gönderilmesini amaçlayan 1 Mart tezkeresinin Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından kabul edilmeyişinin 11’inci yıl dönümüne ilişkin açıklaması

4.- İstanbul Milletvekili Ali Özgündüz’ün, Bartın Milletvekili Yılmaz Tunç’un 559 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın tümü üzerinde AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

5.- Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay’ın, Kayseri Milletvekili Yusuf Halaçoğlu’nun 559 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 16’ncı maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması 

 

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/242, 2/80) (S. Sayısı: 156)

2.- Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu Raporları (1/484) (S. Sayısı: 287)

3.- Temel Hak ve Hürriyetlerin Geliştirilmesi Amacıyla Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Ağrı Milletvekili Halil Aksoy’un; 2820 Sayılı Siyasi Partiler Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Yasa Teklifi, Antalya Milletvekili Gürkut Acar’ın; Milletvekili Seçim Kanunu ile Siyasi Partiler Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi, Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanvekilleri Yalova Milletvekili Muharrem İnce ve İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin; Siyasi Partiler Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, Diyarbakır Milletvekili Altan Tan’ın; 2820 Sayılı Siyasi Partiler Kanununda Değişiklik Yapılmasına dair Kanun Teklifi, İstanbul Milletvekili Abdullah Levent Tüzel’in; 2820 Sayılı Siyasi Partiler Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun; Siyasi Partiler Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ile Anayasa Komisyonu Raporu (1/869, 2/445, 2/567, 2/624, 2/936, 2/1630, 2/1666) (S. Sayısı: 559)

4.- Sanal Ortamda İşlenen Suçlar Sözleşmesinin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/676) (S. Sayısı: 380)

 

X.- KOMİSYONLAR BÜLTENİ

1.- 01/07/2013-31/12/2013 tarihleri arasında komisyonlara gelen, komisyonlardan çıkan ve 31/12/2013 tarihinde komisyonlarda bulunan kanun hükmünde kararnameler, tasarılar, teklifler, tezkereler

 

1 Mart 2014 Cumartesi

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.02

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Muharrem IŞIK (Erzincan), Fehmi KÜPÇÜ (Bolu)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 71’inci Birleşimini açıyorum.

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı vardır, gündeme geçiyoruz.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının bir tezkeresi vardır, okutup bilgilerinize sunacağım.

IV.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Tezkereler

1.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının, Kanada Parlamentosu Avam Kamarası Başkanı Andrew Scheer’in beraberinde bir parlamento heyetiyle birlikte ülkemizi ziyaret etmesinin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlık Divanının 27/2/2014 tarih ve 67 sayılı Kararı’yla uygun bulunduğuna ilişkin tezkeresi (3/1443)

28 Şubat 2014

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna

Kanada Parlamentosu Avam Kamarası Başkanı Sayın Andrew Scheer'in beraberinde bir parlamento heyeti ile birlikte ülkemizi ziyaret etmesi, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlık Divanının 27/2/2014 tarih ve 67 sayılı Kararı ile uygun bulunmuştur.

Söz konusu heyetin ülkemizi ziyareti, Türkiye Büyük Millet Meclisinin Dış İlişkilerinin Düzenlenmesi Hakkında 3620 sayılı Kanun’un 7’nci maddesi gereğince Genel Kurulun bilgilerine sunulur.

                                                                              Cemil Çiçek

                                                                  Türkiye Büyük Millet Meclisi

                                                                                 Başkanı

 

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Meclis araştırması açılmasına ilişkin üç önerge vardır.

Okutuyorum:

B) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Erzincan Milletvekili Muharrem Işık ve 21 milletvekilinin, Kyoto Protokolü’nün Türkiye tarafından uygulanabilirliğinin ve bu protokole uyulmadığı takdirde uygulanacak yaptırımların ekonomimize etkilerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/889)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Türkiye küresel ısınmanın durdurulmasına ilişkin bütün dünya ülkeleri tarafından alınacak önlemlere katkı vermelidir. Küresel ısınmanın önlenmesi için ve göreceği zararı azaltmak için enerji yatırımlarında güneş ve rüzgâr enerjisine yönelmek, tarım politikalarında ekolojik dengenin gözetilmesi ve küresel ısınmadan dolayı yaşayacağımız kuraklık ve buna bağlı sorunlara ilişkin önleyici tedbirler alınmalıdır. Bu alanda ülkemizin geleceğini düşünen, ekonomik büyümeyi engellemeyen çevreye duyarlı çalışmalar yapılmalıdır.

Türkiye Kyoto Protokolü’nü 2009 yılında imzalayarak karbondioksit ve sera etkisine neden olan gazların salınımını azaltacağını ve bunun için tedbirler alacağını taahhüt etmiştir. Tüm bunların yapılmasının yaratacağı maliyetler, imzalanan Kyoto Protokolü’nün uygulanabilirliği ve bu protokole uyulmadığı takdirde uygulanacak yaptırımların ekonomimize etkilerinin araştırılması amacıyla Anayasa’nın 98'inci, TBMM İçtüzüğü’nün 104 ve 105'inci maddeleri gereğince Meclis araştırması açılmasını arz ederiz.

1)           Muharrem Işık                                                   (Erzincan)

2)           Mustafa Sezgin Tanrıkulu                                   (İstanbul)

3)           Kadir Gökmen Öğüt                                            (İstanbul)

4)           Mehmet Ali Ediboğlu                                          (Hatay)

5)           Ramazan Kerim Özkan                                       (Burdur)

6)           Sedef Küçük                                                      (İstanbul)

7)           Mevlüt Dudu                                                      (Hatay)

8)           Ali Serindağ                                                      (Gaziantep)

9)           İhsan Özkes                                                      (İstanbul)

10)        Mehmet S. Kesimoğlu                                        (Kırklareli)

11)        Bülent Tezcan                                                   (Aydın)

12)        Ali Sarıbaş                                                        (Çanakkale)

13)        Mahmut Tanal                                                   (İstanbul)

14)        Aylin Nazlıaka                                                   (Ankara)

15)        Hasan Ören                                                       (Manisa)

16)        Ali İhsan Köktürk                                               (Zonguldak)

17)        Mehmet Şeker                                                   (Gaziantep)

18)        Namık Havutça                                                  (Balıkesir)

19)        Refik Eryılmaz                                                   (Hatay)

20)        Durdu Özbolat                                                   (Kahramanmaraş)

21)      Mustafa Serdar Soydan                                      (Çanakkale)

22)      Rahmi Aşkın Türeli                                            (İzmir)

Gerekçe:

Dünyamız oluşumundan günümüze kadar iklimlerde görülen değişimler doğal süreçlerle meydana gelmiştir. Dünyanın mevsimlik hareketleri, eksen eğikliğinde görülen değişimler, atmosferdeki değişimler ve yüzey değişiklikleri, kıta hareketleri, dağ oluşumları iklimlerde görülen kısa veya uzun süreli değişikliklerin belirleyicisi olmuştur. İklimler dünyanın var oluşundan bu yana hep değişken olmuştur. Ekosistemler ve canlı türleri geçmiş dönemlerde görülen bu değişikliklere bağlı olarak bugünkü biyolojik çeşitliliğin de ortaya çıkmasını sağlamışlardır.

Ülkemiz, bulunduğu coğrafi konum ve fiziki coğrafya koşulları nedeniyle iklim çeşitliliği açısından elverişli ve aynı zamanda hassas bir konumda bulunmaktadır. Sanayideki hızlı gelişimin günümüzde çevre sorunlarının artmasına ve atmosfere verilen sera gazlarındaki artış sonucu küresel ısınmaya dayalı iklim değişikliğine neden olmuştur. Küresel ısınmaya yol açan sera gazları, esas olarak, fosil yakıtların yakılması, sanayi, ulaştırma, arazi kullanımı değişikliği, katı atık yönetimi ve tarımsal etkinliklerden kaynaklanmaktadır. Sera gazlarının salımı açısından dünyada öne çıkan devletlerin başında bilindiği gibi ABD gelmektedir. ABD'nin yıllık salınım miktarı 7 milyar tonu geçmektedir. BM raporlarına göre 41 sanayileşmiş ülkenin sera gazı salımı 2000-2004 döneminde yüzde 2,4 artış göstermiştir. 1997 yılında imzalanan ancak 2005 yılında yürürlüğe giren Kyoto Protokolü de istenen sonuçlara ulaşamamıştır. Türkiye'nin 1990 - 2004 yılları arasındaki toplam sera gazı salımı 170,1 Mton'dan 296,6 Mton eşdeğeri düzeye çıkarak yüzde 74,4'lük bir artış göstermiştir. Bu artış BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi Ek-1 listesinde olan 41 ülke içindeki en yüksek artış değeridir. Bu yüksek artış fosil yakıt tüketimiyle elde edilen enerji üretimine aittir.

İklim Değişikliğinin Küresel çapta 2 derecelik sıcaklık artışının Türkiye'yi de içine alan Akdeniz havzası üzerinde pek çok önemli etkisi olacaktır. Küresel sıcaklık artışı 2 dereceye ulaşırsa Akdeniz iklimi daha da ısınacak, kuraklık geniş bölgelerde hissedilecek, yağış miktarında düşüş, tarımda su tüketiminin giderek artması, yüzey sularının kaybedilmesi Kuzey Akdeniz'de bitkilerin yüzde 50 oranında kaybedilmesine yol açacaktır.

İklim değişikliği insanların her türlü yaşamsal faaliyeti üzerinde ciddi değişiklikler meydana getirmektedir. İklim değişikliklerinin en rahatsız edici yönü, bu değişiklikler sonucu ortaya çıkan sorunlardan yoksulların diğer kişilere göre daha orantısız bir biçimde etkilenmesi ve gelir dağılımındaki mevcut farklılıkların artmasıdır. Global iklim değişiklikleri sonucunda oluşacak su kıtlığı ve kuraklık sonucu belirli bölgelerin insan yerleşimine uygun bir yer olmaktan çıkması kıtasal göçleri ve su savaşlarını gündeme getirecektir.

2.- İstanbul Milletvekili Aykut Erdoğdu ve 33 milletvekilinin, TOKİ tarafından yapılan ihalelerdeki mevzuata aykırı hususların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/890)

Türkiye Büyük Millet Meclisi  Başkanlığına

Toplu Konut İdaresi, Bayındırlık ve İskan Bakanlığına Konut Müsteşarlığı olarak bağlı iken 16/01/2004 tarihli Başbakanlık Kararıyla 3046 sayılı Kanun’un 10 uncu maddesi çerçevesinde Başbakanlığın bağlı kuruluşu haline gelmiştir.

Başkanlık, 2008 yılına kadar konut inşa ederken, bu yıldan itibaren kamu kurum ve kuruluşlarının ihtiyacı olan hizmet binası, hastane, okul, cami ve ticaret merkezi inşası görevlerini de üstlenerek çok ciddi kamu kaynağı kullanan kurum haline gelmiştir.

Başkanlık, bu yükümlülüklerini yerine getirmek için ihtiyaç duyduğu finansmanı 2007 yılına kadar elinde bulunan arsa ve arazileri satarak karşılamış, 2007 yılından itibaren finansman ihtiyacını karşılamak için banka kredisi kullanmaya başlamıştır. Bu bağlamda, 2007 yılında 407 milyon lira, 2008 yılında 1,5 milyar lira, 2009 yılında 292 milyon lira, 2010 yılında ise 629 milyon lira tutarında banka kredisi kullanmıştır.

Başkanlık 4734 sayılı Kamu İhale Kanununa tabidir. Konut ve kamu kurum ve kuruluşlarının yukarıda sayılan yapım işlerinin inşası için yüklenici seçimini 4734 sayılı Kanun çerçevesinde yaptığı ihaleler ile belirlemekte ve 4735 sayılı Kamu İhale Sözleşmeleri Kanunu kapsamında yaptığı sözleşmelerle de yapım sürecini denetlemektedir.

2009 ve 2010 yılı Sayıştay raporları incelendiğinde, söz konusu yapım işlerinin ihale ve edimin ifası süreçlerinde ihaleye ve edimin ifasına fesat karıştırıldığına ve Başkanlığın zarara uğratıldığına dair şüpheden uzak ciddi emarelere rastlanmıştır. Örneğin;

1- Yaklaşık maliyeti 14.041.564 TL olan "Ordu ili, Gölköy ilçesi 208 adet konut, ticaret merkezi, camisi, 16 derslikli okul ada içi genel alt yapı ve çevre düzenleme ikmal inşaatı" ihalesi 27/10/2009 tarihinde 4734 sayılı Kanunun 21/b maddesi gereğince pazarlık usulünde 13.700.000 TL'ye,

2- Yaklaşık maliyeti 9.746.900 TL olan "Ankara ili Güdül ilçesi 144 adet konut ve ticaret merkezi, Çankırı ili, Çerkeş ilçesi 324 adet konut ve sosyal donatı (16 derslikli ilköğretim okulu, cami, şadırvan, ticaret merkezi) ile ada içi genel yapı ve çevre düzenleme ikmal inşaatı" ihalesi 04/07/2010 tarihinde 4734 sayılı Kanunu’n 21/b maddesi gereğince pazarlık usulünde 9.647.000TL'ye ihale edilmiştir.

Söz konusu bu ve benzeri ihalelerin 4734 sayılı Kanunun 21/b maddesine göre pazarlık usulü ile ihale edilmesi olanaklı değildir. Şöyle ki: Kanunu’n 21/b maddesinde "doğal afetler, salgın hastalıklar, can veya mal kaybı tehlikesi gibi ani ve beklenmeyen veya idare tarafından önceden öngörülmeyen olayların ortaya çıkması üzerine ihalenin ivedi olarak yapılmasının zorunlu olması” hâlinde ihalenin pazarlık usulünde gerçekleştirilebileceği kabul edilmiştir.

İhalelerde esas olan açık ihale usulüdür. Yukarıda ifade edilen koşulların oluşmaması hâlinde ihalenin 4734 sayılı Kanun 21/b maddesine göre pazarlık usulünde yapılmasına olanak bulunmamaktadır. Söz konusu yapım işlerinde bu koşullar mevcut değildir. İhalelerin Kanun’un 19’uncu maddesine göre "açık ihale usulü" ile gerçekleştirilmesi gerekirdi.

4734 sayılı Kamu İhale Kanunu’nun "Temel İlkeler" başlıklı 5’inci maddesi "İdareler, bu kanuna göre yapacakları ihalelerde saydamlığı, rekabeti, eşit muameleyi, güvenirliği, gizliliği, kamuoyu denetimini, ihtiyaçların uygun şartlarda ve zamanında karşılanmasını ve kaynakların verimli kullanılmasını sağlamakla sorumludur." hükmündedir. Kurum tarafından yapılan ihalelerde temel ilkeler gözetilmemiştir. Bu ilkelerin gözetilmemiş olması ihaleye fesat karıştırma suçunun unsurlarını oluşturmaktadır.

Diğer taraftan, Sayıştay raporlarıyla geçici kabule hazır olmayan işlerin geçici kabullerinin yapılarak hak ediş ödendiği tespit edilerek edimin ifasına fesat karıştırıldığı, cezalı çalışması gereken yüklenicilerin hak edişlerinden ceza kesintisi yapılmayarak menfaat temin edildiği tespit edilmiştir.

Bütün bu hususların açıklığa kavuşturulması amacıyla Anayasa’mızın 98’inci maddesi, İç Tüzük’ümüzün 104’üncü ve 105’inci maddeleri gereğince "Meclis araştırması" açılmasını arz ve teklif ederiz.

1) Aykut Erdoğdu                                                      (İstanbul)

2) Ali Sarıbaş                                                           (Çanakkale)

3) Birgül Ayman Güler                                              (İzmir)

4) Mehmet Şeker                                                      (Gaziantep)

5) Kamer Genç                                                         (Tunceli)

6) Haydar Akar                                                         (Kocaeli)

7) Mevlüt Dudu                                                         (Hatay)

8) Tufan Köse                                                          (Çorum)

9) Turgay Develi                                                       (Adana)

10) Ramazan Kerim Özkan                                        (Burdur)

11) Mustafa Sezgin Tanrıkulu                                    (İstanbul)

12) İhsan Özkes                                                       (İstanbul)

13) Ali Rıza Öztürk                                                   (Mersin)

14) Bülent Tezcan                                                    (Aydın)

15) Kazım Kurt                                                         (Eskişehir)

16) Namık Havutça                                                   (Balıkesir)

17) Kadir Gökmen Öğüt                                             (İstanbul)

18) Mehmet Volkan Canalioğlu                                  (Trabzon)

19) Mehmet Şevki Kulkuloğlu                                     (Kayseri)

20) Ali Özgündüz                                                      (İstanbul)

21) Candan Yüceer                                                   (Tekirdağ)

22) Mehmet Ali Susam                                              (İzmir)

23) Sabahat Akkiray                                                  (İstanbul)

24) Mehmet Ali Ediboğlu                                           (Hatay)

25) Sedef Küçük                                                       (İstanbul)

26) Mehmet S. Kesimoğlu                                          (Kırklareli)

27) Ali Serindağ                                                       (Gaziantep)

28) Mahmut Tanal                                                     (İstanbul)

29) Aylin Nazlıaka                                                    (Ankara)

30) Hasan Ören                                                        (Manisa)

31) Ali İhsan Köktürk                                                 (Zonguldak)

32) Durdu Özbolat                                                     (Kahramanmaraş)

33) Mustafa Serdar Soydan                                       (Çanakkale)

34) Rahmi Aşkın Türeli                                              (İzmir)

3.- Bursa Milletvekili İlhan Demiröz ve 25 milletvekilinin, Bursa Yenişehir Havalimanı’nın işlerlik kazanması için yapılması gerekenlerin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/891)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Bursa Yenişehir Havalimanı’nın 3 Kasım 2000 tarihinde resmî açılışı yapılmıştır. Aydınlatma ve benzeri eksiklerinin tamamlanmasını müteakiben faal olarak açılması 01 Haziran 2001 tarihinde olmuştur. Aynı gün Yunuseli'deki Bursa Havalimanı hava trafiğine kapatılmış ve Havalimanı Hava Kuvvetleri Komutanlığına teslim edilmiştir. Bugün itibarıyla da Yunuseli'deki eski Bursa Havalimanı hava trafiğine kapalıdır. Ancak 21/02/2011 tarihinde bu havalimanının tekrar açılması için çalışmalara başlamak üzere Büyükşehir Belediyesi ve DHMİ arasında protokol yapılmıştır.

21/05/2001 yılında Bakanlar Kurulu, 2001/2444 sayılı karar ile Bursa Yenişehir Havalimanı'nı daimi yolcu giriş-çıkış hava hudut kapısı olarak tespit etmiştir. Böylece Yenişehir Havalimanı uluslararası hava trafiğine de açılmıştır.

Yenişehir Havalimanı'na ilk yolcu seferleri 28/12/2002 tarihinde Rusya ve Ukrayna'dan Uludağ'a yılbaşını geçirmek üzere gelen turistleri taşıyan uçaklarla başlamıştır. Tarifesiz olarak yapılan bu seferler bugün de aynı dönemlerde yapılmaya devam etmektedir. Bunu müteakiben 2004 hac mevsiminde, Yenişehir Havalimanı ilk hacılarını da uğurlamaya başlamıştır.

6 Ağustos 2004 tarihi itibarıyla ilk tarifeli yolcu seferleri THY tarafından Ankara'ya başlamıştır. Ancak talebin düşük olması sebebiyle bu seferler iptal edilmiştir.

Bursa tarifeli iç hat seferlerine 26/03/2007 tarihinde tekrar kavuşmuştur. Trabzon seferleri yine THY tarafından icra edilmiştir. Bunu Erzurum seferleri izlemiştir. Sun Express'in uçaklarının devreye girmesiyle de Diyarbakır, İzmir ve Antalya seferleri başlamıştır. Daha sonra THY uçuşları tamamen Sun Express'e devretmiştir. Ancak önce İzmir ve Diyarbakır, sonra ise Antalya ve en son 18/02/2010 tarihinde Erzurum ve Trabzon seferleri iptal edilerek havalimanındaki bütün tarifeli seferler son bulmuştur.

2009 yılında ise umre seferleri ilk kez havalimanımızdan yapılmaya başlandı. Bu seferler hâlen devam etmektedir. Yine 2009 yılı içerisinde MNG Havayolları tarafından Mısır Kahire'ye civciv ihracatı amacıyla tarifesiz seferleri 14.4.2009'da başlamıştır.

Havalimanımızda 2/4/2010 tarihinden itibaren THY'nın alt kuruluşu olan Anadolujet, tarafından Ankara seferleri başlatıldı. Haftada 4 kez (Pazartesi, Çarşamba, Perşembe, Cumartesi) karşılıklı yapılan seferlerle havalimanımız tekrar iç hat tarifeli seferlere kavuştu. Bu şekilde Bursa'dan, Ankara aktarmalı olarak, yurdun dört yanına ayrıca kimi uluslararası noktaya gitmek mümkün oldu. Bu seferler 31/10/2010 tarihinden itibaren haftada yedi güne yapılmaya başlandı.

Bunun yanı sıra 30/3/2010 tarihinden beri Öger Tur tarafından, Germania Fluggesellschaft'a ait uçaklarla sezonluk olarak haftada 1 kez (Salı) karşılıklı Düsseldorf seferleri yapılmaktadır. 20/7/2010 tarihinde Borajet Bursa'dan öncelikle on noktaya tarifeli iç hat seferlerine başladı. Ancak bir dizi değişiklik ve iptallerin ardından 27/2/2011'de Erzurum'a yapılan son seferle birlikte Borajet'in bütün Bursa uçuşları durdurulmuş oldu.

2/8/2010 tarihinde Lufthansa tarafından haftada 3 kez karşılıklı Münih seferleri yapılmaya başlandı. Bu uçuşlar 28/10/2011 tarihinde sona erdi.

23/5/2011 tarihinden itibaren yukarıda zikredilen Anadolujet'in her gün gerçekleştirdiği Ankara uçuşları, Anadolujet-Borajet işbirliğiyle Borajet'e ait ATR 72-500 tipi uçaklarla her gün iki kez yapılmaya başlandığı kurumun İnternet sitesinde paylaşılmaktadır.

Ancak Bursa İli, tarihine ve bugünkü durumuna baktığımızda; Osmanlı Devletinin Başkentliğini yapmış, tarihi abideler şehri, tabii güzellikleri ve binlerce yıllık bilinen şifalı kaplıcaları ile turizm potansiyeline sahip olan ve Türkiye'nin 4’üncü büyük ili olarak ülkemizin önemli sanayi ve tarım kentidir. Ayrıca son yıllarda Bursa'ya olan göçler sebebiyle nüfusunda da ciddi artışlar meydana gelmiştir.

Bütün bu gerçekler göz önüne alındığında Bursa'nın ekonomisine, turizmine, sanayisine ve sosyal durumuna çok önemli katkılar sağlayacak olan havayolu hizmetlerinin düzenli olarak sağlanamadığı gerçeğinden hareketle, Bursa Yenişehir Havalimanı’nın işlerlik kazanmış düzenli seferlerle her yöne aktif olarak hizmet verebilmesi için gerekli incelemelerin yapılması ve gereken önlemlerin alınması amacıyla, Anayasa’mızın 98’inci TBMM İç Tüzük’ünün 104 ve 105’inci maddeleri gereğince Meclis araştırması açılmasını arz ve teklif ederiz.

1) İlhan Demiröz                                                       (Bursa)

2) Turhan Tayan                                                       (Bursa)

3) Sena Kaleli                                                          (Bursa)

4) Aykan Erdemir                                                      (Bursa)

5) Sakine Öz                                                            (Manisa)

6) Mustafa Sezgin Tanrıkulu                                      (İstanbul)

7) Musa Çam                                                            (İzmir)

8) Namık Havutça                                                     (Balıkesir)

9) Vahap Seçer                                                        (Mersin)

10) Aytun Çıray                                                        (İzmir)

11) İhsan Özkes                                                       (İstanbul)

12) Mahmut Tanal                                                     (İstanbul)

13) Rıza Türmen                                                       (İzmir)

14) Hülya Güven                                                       (İzmir)

15) Mustafa Moroğlu                                                 (İzmir)

16) Turgut Dibek                                                      (Kırklareli)

17) Ensar Öğüt                                                         (Ardahan)

18) Mehmet Şeker                                                    (Gaziantep)

19) Sedef Küçük                                                       (İstanbul)

20) Hasan Ören                                                        (Manisa)

21) Uğur Bayraktutan                                                (Artvin)

22) Ahmet İhsan Kalkavan                                         (Samsun)

23) Mehmet Ali Susam                                              (İzmir)

24) Mustafa Serdar Soydan                                       (Çanakkale)

25) Kadir Gökmen Öğüt                                             (İstanbul)

26) Rahmi Aşkın Türeli                                             (İzmir)

BAŞKAN – Önergeler gündemdeki yerlerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması hususundaki konuşmalar sırası geldiğinde yapılacaktır.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının iki adet tezkeresi vardır, ayrı ayrı okutup oylarınıza sunacağım.

A) Tezkereler (Devam)

2.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının, Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Başkanı ve Gaziantep Milletvekili Halil Mazıcıoğlu’nun, Avrupa Birliği Konseyi Yunanistan Başkanlığı tarafından 16-17 Mart 2014 tarihlerinde Yunanistan’ın başkenti Atina’da düzenlenecek olan Parlamento Üretim, Ticaret ve Denizcilik Komisyonu Başkanları Toplantısı’na katılmasına ilişkin tezkeresi (3/1444)

25/2/2014

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna

Avrupa Birliği Konseyi Yunanistan Başkanlığı tarafından 16-17 Mart 2014 tarihlerinde Yunanistan'ın başkenti Atina'da düzenlenecek olan Parlamento Üretim, Ticaret ve Denizcilik Komisyonu Başkanları Toplantısı'na Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Başkanı ve Gaziantep Milletvekili İbrahim Halil Mazıcıoğlu'nun katılımı hususu, 28/3/1990 tarihli ve 3620 sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisinin Dış İlişkilerinin Düzenlenmesi Hakkında Kanun'un 9'uncu maddesi uyarınca Genel Kurulun tasviplerine sunulur.

                                                                               Cemil Çiçek

                                                               Türkiye Büyük Millet Meclisi

                                                                                   Başkanı

BAŞKAN – Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

3.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Cemil Çiçek ve beraberindeki heyetin, 17-19 Mart 2014 tarihleri arasında Cenevre’de düzenlenecek olan Parlamentolar Arası Birlik (PAB)’ın 130’uncu Genel Kuruluna katılmak üzere İsviçre’ye ziyarette bulunmalarına ilişkin tezkeresi (3/1445)

27/2/2014

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Sayın Cemil Çiçek ve beraberindeki heyetin, 17-19 Mart 2014 tarihleri arasında Cenevre'de düzenlenecek olan Parlamentolararası Birlik (PAB) 130. Genel Kuruluna katılmak üzere İsviçre'ye ziyarette bulunmaları hususu Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin Dış İlişkilerinin Düzenlenmesi Hakkında 3620 sayılı Kanun'un 9’uncu maddesi uyarınca Genel Kurulun tasviplerine sunulur.

                                                                               Cemil Çiçek

                                                               Türkiye Büyük Millet Meclisi

                                                                                 Başkanı

BAŞKAN – Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Sayın Başkan, Danışma Kurulu önerisi oylanmadı. Danışma Kurulu önerisi vardı, öncelikle onun görüşülmesi, oylanması gerekmez mi?

BAŞKAN – Daha sonra…

AK PARTİ Grubu önerisini okutuyorum:

V.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- AK PARTİ Grubunun, Genel Kurulun çalışma saatlerinin yeniden düzenlenmesine; gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmında bulunan 559 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın bu kısmın 3’üncü sırasına alınmasına ve diğer işlerin sırasının buna göre teselsül ettirilmesine; bastırılarak dağıtılan (11/31) esas numaralı Gensoru Önergesi’nin Genel Kurulun 1 Mart 2014 Cumartesi günkü gündeminin “Özel Gündemde Yer Alacak İşler” kısmına alınmasına ve Anayasa’nın 99’uncu maddesi gereğince gündeme alınıp alınmayacağı hususundaki görüşmelerinin Genel Kurulun 1 Mart 2014 Cumartesi günkü birleşiminde yapılmasına; 1 Mart 2014 Cumartesi günkü birleşiminde 559 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerinin tamamlanması hâlinde 2, 3, 4, 5 ve 6 Mart 2014 tarihlerinde toplanmamasına; 1, 8, 15, 22 ve 29 Nisan 2014 Salı günkü birleşimlerinde bir saat süreyle sözlü soruların görüşülmesini müteakip diğer denetim konularının görüşülmeyerek gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmında yer alan işlerin görüşülmesine; 2, 9, 16 ve 30 Nisan 2014 Çarşamba günkü birleşimlerinde sözlü soruların görüşülmemesine; 559 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak bölümler hâlinde görüşülmesine ilişkin önerisi

1/3/2014

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 01.03.2014 Cumartesi günü (bugün) toplanamadığından, İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince, grubumuzun aşağıdaki önerisinin Genel Kurulun onayına sunulmasını arz ederim.

                                                                                                                                Nurettin CANİKLİ

                                                                                                                                        Giresun

                                                                                                                       AK PARTİ Grup Başkan Vekili

Öneri:

Gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmında bulunan 559 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın bu kısmın 3’üncü sırasına alınması ve diğer işlerin sırasının buna göre teselsül ettirilmesi,

Bastırılarak dağıtılan (11/31) esas numaralı gensoru önergesinin Genel Kurulun 01 Mart 2014 Cumartesi günkü gündeminin "Özel Gündemde Yer Alacak İşler" kısmına alınması ve Anayasa’nın 99’uncu maddesi gereğince gündeme alınıp alınmayacağı hususundaki görüşmelerinin Genel Kurulun 01 Mart 2014 Cumartesi günkü birleşiminde yapılması;

Genel Kurulun;

1 Mart 2014 Cumartesi günkü (bugün) birleşiminde 559 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerinin tamamlanması hâlinde 2, 3, 4, 5 ve 6 Mart 2014 tarihlerinde toplanmaması,

1,8, 15, 22 ve 29 Nisan 2014 Salı günkü birleşimlerinde bir saat sözlü soruların görüşülmesini müteakip diğer denetim konularının görüşülmeyerek gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmında yer alan işlerin görüşülmesi,

2, 9, 16 ve 30 Nisan 2014 Çarşamba günkü birleşimlerinde sözlü soruların görüşülmemesi,

1, 8, 15, 22 ve 29 Nisan 2014 Salı günkü birleşimlerinde 15:00 - 21:00 saatleri arasında,

2, 3, 9, 10, 16, 17, 24 ve 30 Nisan 2014 Çarşamba ve Perşembe günkü birleşimlerinde 14:00 -21:00 saatleri arasında,

Yukarıda belirtilen birleşimlerde gece 24:00'te günlük programın tamamlanamaması hâlinde günlük programın tamamlanmasına kadar çalışmalarını sürdürmesi,

559 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülmesi ve bölümlerinin ekteki cetveldeki şekliyle olması önerilmiştir.

 

559 sıra sayılı

Temel Hak ve Hürriyetlerin Geliştirilmesi Amacıyla Çeşitli

Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/869)

Bölümler

Bölüm Maddeleri

Bölümdeki Madde Sayısı

1.Bölüm

1 ila 10 uncu maddeler

10

2.Bölüm

11 ila 18 inci maddeler

8

Toplam Madde Sayısı

18

BAŞKAN – Adalet ve Kalkınma Partisi grup önerisi lehinde söz isteyen Mehmet Doğan Kubat, İstanbul Milletvekili. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MEHMET DOĞAN KUBAT (İstanbul) – Sayın Başkanım, çok değerli milletvekilleri; grubumuzun vermiş olduğu öneri lehinde görüşlerimi ifade etmek üzere söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygılarımla selamlarım.

Değerli arkadaşlar, grup önerimizde Türkiye Büyük Millet Meclisinin önümüzdeki hafta ve bu hafta yapacağı çalışmalara ilişkin gün ve çalışma saatleri, yine nisan ayına ilişkin çalışma gün ve saatlerine ilişkin düzenlemeler önerilmektedir. Ayrıca, gündemde 559 sıra sayılı Temel Hak ve Hürriyetlerin Geliştirilmesi Amacıyla Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısı’nın da bugün gündemin 3’üncü sırasına alınması suretiyle görüşmelerine başlanması; öte yandan, (11/31) esas numaralı Adalet Bakanımız Sayın Bekir Bozdağ hakkında verilen gensoru görüşmelerinin bugün “Özel Gündemde Yer Alacak İşler” kısmına alınarak yine Anayasa’nın 99 ve İç Tüzük’ün 106’ncı maddeleri gereğince görüşmelerinin bugün yapılması; Genel Kurulun bugün 559 sıra sayılı  demokratikleşme paketini bitirmesi durumunda da pazar gününden itibaren önümüzdeki perşembe gününe kadar toplanmaması önerilmektedir.

Önerimize desteklerinizi bekler yüce heyetinizi saygılarımla selamlarım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Adalet ve Kalkınma Partisi grup önerisi aleyhinde söz isteyen Mehmet Akif Hamzaçebi, İstanbul Milletvekili.

Buyurun Sayın Hamzaçebi. (CHP sıralarından alkışlar)

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bir demokraside parlamentonun gündemi halkın gündemiyle ne kadar örtüşürse o demokrasi o kadar iyi işliyor demektir ve parlamento halkın sorunlarına o kadar iyi çözümler getiriyor demektir.

Şimdi, Türkiye’ye baktığımızda, Türkiye’de Parlamentonun gündemiyle, Hükûmetin gündemi ile halkın gündeminin birbirinden tamamen farklılaştığını görüyoruz. Halkın gündeminde temel birtakım sorunlar var. Birinci sorun, 17 Aralıktan sonra ortaya çıkan rüşvet ve yolsuzluk iddialarının soruşturulması, bu iddiaların açıklığa kavuşturulmasıdır. Halkın isteği, birinci gündem maddesi bu şekilde iken Hükûmetin gündemi bunun tam aksi yönde, bu rüşvet ve yolsuzluk iddialarına ilişkin soruşturmanın nasıl kapatılacağıdır. Türkiye Cumhuriyeti Parlamentosu, 17 Aralık 2013 tarihinden bu yana Hükûmetin bu gündem maddesiyle meşgul edilmektedir. Bu çerçevede Hükûmet birçok yasayı Parlamento çoğunluğuna dayanarak buradan çıkardı, yasalaştırdı. Bugün yine o yasalardan bir tanesini görüşeceğiz. Demokrasi karşıtı, hak ve özgürlükleri kısıtlayan, Hükûmetin demokrasi ve özgürlük karşıtı politikalarını yasalarla uygulamaya intikal ettiren, yasalara dönüştüren düzenlemeler bütün bunların hepsi.

17 Aralık tarihinden bu yana çıkan yasaları şöyle bir gözden geçirirsek: Önce, yasa öncesi uygulamayı dikkatinize sunmak istiyorum. Hükûmet HSYK’ya bilfiil müdahale ederek dairelerin üye yapısını değiştirdi ve değişen üye yapısıyla, bir daire hâkim ve savcı tayinlerinde bulundu. Daha sonra HSYK Yasa Tasarısı Parlamentoya geldi. Demokrasi karşıtı, kuvvetler ayrılığı ilkenin yok eden, HSYK’yı Adalet Bakanlığına bağlayan bir yasa Parlamento tarafından kabul edildi. Hukuk devleti, o yasayla Türkiye’de ortadan kaldırılmıştır, tahrip edilmiştir.

Bir başka yasa özel yetkili mahkemelerin ve Terörle Mücadele Kanunu’n 10’uncu maddesinin kaldırılmasına ilişkin yasayı konu alan bir düzenlemeye sahipti, o da Parlamentodan geçti ama dikkatinize sunuyorum, Terörle Mücadele Kanunu’n 10’uncu maddesinin kaldırılması, özel yetkili mahkemelerin kaldırılması gibi topluma son derece hoş gelecek bir söylemin, bir düzenlemenin ardına Hükûmet yolsuzluk ve rüşvet soruşturmasını kapatacak düzenlemeleri koydu ve o yasa, Parlamentodan o şekilde çıktı. Oradaki düzenlemeler olağanüstü ölçüde vahimdir. Otuz gün içinde bir kara para soruşturmasına ilişkin olarak mahkemenin karar verebilmesi için MASAK, BDDK gibi kurumların burada kara para var raporu olması o yasayla şart koşuldu. Bu rapor yok ise mahkeme bu konuda herhangi bir şekilde kara para vardır kararını veremeyecektir. Yani doğrudan doğruya bilirkişi müessesini yürütmenin, hükûmetin emrine veren bir düzenleme. Buna paralel bir başka düzenleme, yine buna paralel olarak, yürütülen soruşturmalarla ilgili olarak mahkemelere, savcılara otuz gün içerisinde bu “Kara para vardır.” veya “yoktur” şeklindeki bir raporu MASAK’tan alma zorunluluğu getirildi. Otuz gün içinde MASAK’tan bu rapor gelmezse o soruşturma kendiliğinden ortadan kalkacak.

Bu düzenlemelerin amacı, 17 Aralık sonrası savcıların, mahkemelerin soruşturduğu, yargıladığı, kovuşturduğu olayların Hükûmet tarafından kapatılmasıdır. Birçok düzenleme var. Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Yasası’yla, hiç şaşırtıcı olmayan bir şekilde, o HSYK’daki tetkik hâkimlerinin, genel sekreterin, genel sekreter yardımcılarının, teftiş kurulu başkanının görevi sona erdi ve onların görevinin sona ermesini takip eden bir iki saat içinde Hükûmet, Adalet Bakanı yeni atamaları yaptı. Yasa, özellikle Resmî Gazete’de geç yayımlandı, geç yayımlandı. Çarşamba günü saat on bir gibi Cumhurbaşkanı onayından iki yasa çıktı. Bunlardan birincisi bir torba yasaydı. O torba yasa aynı günün akşamı Resmî Gazete’de yayımlandı ama HSYK’yla ilgili yasa yayımlanmadı. Ne zaman yayımlandı? Perşembe akşam saatlerinde ve cuma sabahı da Hükûmet, HSYK’da atamaları yaptı. Özel yetkili mahkemeler kaldırıldı o yasayla, Terörle Mücadele Kanunu’nun 10’uncu maddesi kaldırıldı.

Bütün bunlar Cumhuriyet Halk Partisinin savunduğu görüşlerdir ama bütün bunlar yapılırken biraz önce sözünü ettiğim şekilde yolsuzluk ve rüşvet soruşturmasını kapatacak maddeler oraya yerleştirildi ve dün, Sayın Bakanın atama yaptığı saatlerde, HSYK’da atamaları gerçekleştirdiği saatlerde İstanbul’da bir mahkeme rüşvet ve yolsuzluk soruşturmasındaki son tutukluların da tahliyesine karar verdi. Rıza Zarraf ve bakan çocukları tahliye edildi.

Mahkeme kararı son derece ilginç. Dikkatinize sunuyorum, mahkeme şöyle söylüyor: “Şüphelilerin rüşvet almaya ve vermeye aracılık etmek, suç işlemek amacıyla örgüt kurmak ve rüşvet vermek suçlarına yönelik delillerin, iletişim tespiti, dinlenilmesi, kayda alınması ve teknik araçlarla izleme neticesinde görüntülerin kayda alınması suretiyle elde edildiği, bu şekilde elde edilen delillerin yan delillerle desteklenmediği sürece tek başına esasa ilişkin delil mahiyetinde bulunmadığı açıktır.”

Evet, çok güzel, ama Balyoz’la Türkiye Cumhuriyeti Silahlı Kuvvetlerinin o şerefli subayları, komutanları, Ergenekon’da yine Türkiye Cumhuriyeti’nin aydınları, bilim adamları, siyasetçileri, gazetecileri, evet, tek başına delil oluşturmayacak şekilde dijital delillerle, telefon kayıtlarıyla mahkûm edildiler. Ve siz bu mahkûmiyetler nedeniyle buna yönelik olarak mahkûmların, sanıkların şikâyetlerini savunan, yakınmalarını savunan Cumhuriyet Halk Partisinin söylemleri karşısında “Türkiye, bağırsaklarını temizliyor.” dediniz, seyirci kaldınız.

17 Aralık sonrasında Başbakan şunu söyledi “İçeride dünya kadar günahsız var.” diyerek Balyoz ve Ergenekon davası hükümlülerine selam verdi, onların duygularıyla oynadı. Amaç: 17 Aralık rüşvet ve yolsuzluk soruşturmasını kapatmak için o kesimi arkasına almaktı.

Peki, şimdi, bakın, İstanbul’daki mahkeme Rıza Zarraf ve bakan çocuklarını serbest bırakıyor. Hani, hani Başbakanın verdiği sözler? “İçeride dünya kadar günahsız adam yatıyor.” sözünün uygulaması nerede?

Sapasağlam insanlar serbest bırakılıyor, gencecik, varlıklı insanlar ama Şener Eruygur yıllardır cezaevinde koma durumunda. Adli tıpta raporu var, çıkmasını bekliyor ki dışarıda tam teşekküllü bir hastanede tedavi edilsin. Şener Eruygur’a Hükûmet seyirci, onun umurunda değil.

Fatih Hilmioğlu’nun oğlu öldü, oğlunun cenazesine gidebilmek için bir izin verildi. Küçükesat civarında bir ev, ben de evine gittim Sayın Genel Başkanımızla. Akşam 17.00 gibi onu alıp Sincan Cezaevine götürdünüz. Neden? Kaçabilir, yurt dışına gidebilir, delilleri karartabilir…

Rıza Zarrap’la ilgili mahkeme kararında şunlar da var, diyor ki: “Tüm deliller elde edildiğinden delillerin toplandığı dolayısıyla ‘delil karartması’ diye bir durum söz konusu değil.” Oysa onların babaları Hükûmette, Parlamentoda ama “Delil karartması söz konusu değildir.” diyor. Ama her nasılsa koma vaziyetteki Şener Eruygur “Delil karartacak.” diye cezaevinde tutuluyor. Türkiye Cumhuriyeti’nin Genelkurmay Başkanı cezaevinde tutuluyor, feryadı duyulmuyor. Neden? “Delil karartabilir.” diye. Ama “Bu bakan çocukları, Rıza Zarrap delil karartmaz.” diyor. “Bunların sabit ikametgâhı var, kaçma şüphesi yoktur.” diyor. “Ayrıca, üzerine atılı suçlar o kadar ciddi değil, yani bunlar ceza alsa bile çok çok az ceza alabilirler.” yönünde bir değerlendirme çünkü “Deliller, içeride kalmalarını gerektiren deliller değildir, tahliyelerine…” diyor.

Değerli milletvekilleri, böylesi bir gündem maddesiyle Türkiye 17 Aralıktan bu yana meşgul ediliyor. Bu tutumu, bu politikayı kınıyorum.

Sözlerimi burada bitirirken, saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Bu okuduğun politika mı, mahkeme kararı mı, anlayamadım.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Adalet ve Kalkınma Partisi grup önerisi lehinde söz isteyen Yusuf Halaçoğlu, Kayseri Milletvekili.

Buyurun Sayın Halaçoğlu. (MHP sıralarından alkışlar)

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Evet, uzun bir süredir gündemimiz çok yoğun olarak geçti, âdeta bir maratona çıkmış gibi Türkiye Büyük Millet Meclisi birçok yasa çıkardı. Bu çıkarılan yasalar içerisinde toplumu doğrudan doğruya ilgilendirenlere baktığımızda çok fazla olduğunu göremiyoruz. Çıkarılan yasaların birçoğu özellikle 17 Aralıktan sonra birtakım yeni yapılanmaların temelini atan yasalar oldu. Dolayısıyla, bu çerçeve içerisinde baktığımızda, Meclis âdeta Hükûmetin kendisini korumaya yönelik yasalar çıkardığı durumunu ortaya koyuyor.

Nitekim, en başta HSYK’yı ele aldığımızda, 17’sinden önce düşünülmeyen bir mahkemenin yapısının 17’sinden sonra birdenbire, “akla kâr” olarak nitelendirilecek biçimde değiştirildiğini görüyoruz. Aslında belki Hükûmet buna çok fazla ihtiyaç duymayacaktı çünkü HSYK’nın 1. Dairesinin üyelerini değiştirmekle zaten HSYK’da istediği sonuca ulaşabilecek bir durum elde etmişti. Nitekim, 1. Dairedeki kişilerin, üyelerin 2’sinin değiştirilmesiyle gerek savcı gerekse hâkimler üzerinde büyük bir operasyon başlatıldı ve bunlar yer değiştirdi. Aslında yer değiştirenlere baktığınızda bunun hangi sebeple yapıldığını da görmeniz gayet tabiiydi çünkü 17 Aralıkta iddia edilen birtakım bakanların çocuklarının suistimalini, yine bakanların suistimalini ve birtakım yine kişilerin suistimalini yürüten savcı ve hâkimlerin yer değiştirildiğini görüyorduk. Nitekim, en son olarak zaten bu değişiklik kendisini gösterdi; İstanbul Sulh Ceza Mahkemesi Hâkimi Metin Çelik’in yıllık izinde bulunmasından faydalanarak diğer bir hâkim, nöbetçi olmasına rağmen kendisi, özellikle ön planda duran 5 kişiyi tahliye etti. Tahliye sebeplerini de çok güzel bir biçimde açıkladı; delil karartma imkânlarının olmadığından, yurt dışına da kaçmak gibi bir durumları olmadığı için tahliye edildiğini belirtti. Doğrudur, doğru olabilir ama ne gariptir ki, aynı pozisyonda olan başka kişilerle ilgili kararlar böyle yürümedi. Yani mahkemelerimizdeki çifte standardın insanların mahkemelere olan güvenini büyük ölçüde sarstığını, adalet duygularını zedelediğini çok açık ve net şekilde, eğer halkla doğrudan temasa geçerseniz görürsünüz. Dolayısıyla, 17 Aralıktan sonra yürütülen ve Türkiye Büyük Millet Meclisinde kabul edilen yasaların çoğunlukla bu yönde olduğunu görmek yanlış olmaz.

Değerli milletvekilleri, aslında bugün getirilen yasada da doğrudan doğruya yine Hükûmetin yürüttüğü bir politikanın neticesini göreceğiz ve onunla ilgili önümüzdeki saatlerde görüşmeler yapacağız. Fakat, atamalarda meydana gelen birtakım değişikliklerde, zannediyorum ki, bir şeye herkesin dikkat etmesi gerekir; hakikaten adalet tarafsız olmak zorundadır, adalet tarafsızlığını ortaya koymak zorundadır, hukuk adamları tarafsızlığını ortaya koymak zorundadır. Zira, toplumun hukuka güveni, devlete güveni adaletle mümkündür. Şöyle söyleyeyim bakın arkadaşlar: Dünyanın bütün geçmişteki tarihlerine bakın, ülkelerin tarihlerine bakın, devletlerin yıkılışları, genellikle hukuk sistemlerinin laçka hâline gelmesinden kaynaklanır, adalete güvenin sarsılmasından meydana gelir.

Tarih olarak 1464’te bile, o tarihte bile -1464 de Osmanlı devletinin Fatih Sultan Mehmet dönemine rastlar- modern hukuk sistemleri, çizgileri çizilmiştir ve uygulanmaktadır. Şöyle ki: O döneme ait önemli bir yazar olan Tursun Bey, “Târîh-i Ebü’l-Feth” isimli kitabında şöyle söyler: “Ülü’l emrin yani yönetimin ortaya koyduğu hüküm örftür. Örfün kanun hükmüne girebilmesi için iki temel şart gerekir.” Bunlardan birinde, verilen hükmün uygulanması hâlinde, uygulayan kişileri suçlu duruma düşürmemesi söz konusu edilir. İkinci şart olarak da “Verilen hükmün kanun hâline gelebilmesi için başka kanunlara ve anayasaya -o zaman “şeri şerîf” deniyor ona, teamül ve uygulanan hukuk sistemi, hukuki maddeler demektir- zıt olmaması gerekir.” der. Aslında bugünkü modern hukukumuzun temeli de bunlara dayanır ama dikkat ederseniz, birçok çıkarılan yasada Anayasa’ya aykırı hükümler yer almıştır.

Söz gelimi, dün bu Meclisten geçen, dershanelerin kapatılmasından söz ettik. Evet, aslında bir ülkede eğitim sistemi sağlam temeller üzerine oturmuşsa dershaneye ihtiyaç olmaması gerekir, dershane olmaması gerekir ama Anayasa’nın 48’inci maddesi “Herkes özel iş yeri açabilir ve ticaret yapabilir.” der. Şimdi, ihtiyaç varsa, bir kişi, kendisi böyle düşünüyorsa dershane açabilir ve bunu istediği şekilde de yürütebilir. Siz, devlet olarak, dershaneyi kapatmak yerine dershaneye öğrencinin gidip gitmemesiyle ilgili tedbirleri almak zorundasınız. Yani eğitimi, adil ve gerçekten eşit biçimde bütün ülke sathına yaymak zorundasınız. Aksi takdirde, “Dershaneleri kapatıyorum.” demekle adil bir devlet sistemi kuramazsınız. Çünkü, bir metropol şehirde bile yani İstanbul veya Ankara’da bile merkezdeki birtakım okullarla, eğitim kurumlarıyla taşradaki eğitim kurumları arasındaki eğitim düzeyinin aynı biçimde olduğunu söylemeniz mümkün değildir. Dolayısıyla -sizin bu eğitim çarpıklığından kaynaklanan- çocukların üniversiteye gitmeleri için kendilerini daha iyi yetiştirecekleri bir yere başvurmaları da gayet tabiidir. Siz bunu engellemeye çalışıyorsanız hâliyle Anayasa’nın 48’inci maddesine aykırı davranıyorsunuz demektir.

Dolayısıyla, bu gibi konularda devletin çıkardığı kanunların diğer kanunlara ve şeri şerîfe zıt olmaması ilkesini de yürütmek zorundasınız, göz önüne almak zorundasınız. Yarın bunlar Anayasa Mahkemesinden döndüğü takdirde ne diyeceksiniz? “Efendim, yanlış yapılmış, düzelttik.” Yani burası çadır devleti değil. Gerçek devletseniz çıkardığınız yasaların kalıcı olmasını sağlamak zorundasınız ve yapboz tahtasına çevirmemeniz gerekir.

Bir düşünün ki herhâlde Guinness Rekorlar Kitabı’na girecek bir duruma imza atmıştır Türkiye Büyük Millet Meclisi. İnternet yasasını çıkardığı gün, İnternet yasasından 4 maddenin değiştirilmesi için tekrar teklif vermiştir. Yani daha imzalanmadan İnternet yasasının değiştirilmeye kalkışılması aslında Meclisin ne kadar ciddiyetsiz çalıştığının göstergesidir. Peki, siz Millet Meclisinin onurunu, Millet Meclisinin toplum üzerindeki etkisini kırma hakkına sahip olduğunuzu nasıl düşünebilirsiniz?

Dolayısıyla, devlet olmanın en önemli prensibi, yaptığınız işi daha soğumadan bozmaya kalkmanız gibi bir durum ortaya çıkarmışsınız ki, dolayısıyla böyle bir yapı Türkiye'ye yazık edilmekte olduğunu göstermektedir, Türkiye'nin düşeceği durum değildir, buna herkesin dikkat etmesi gerekir.

Saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Adalet ve Kalkınma Partisi grup önerisi aleyhinde söz isteyen Hasip Kaplan, Şırnak Milletvekili.

Buyurun Sayın Kaplan. (BDP sıralarından alkışlar)

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Artık biliyoruz, uzun bir süredir AK PARTİ’nin gündemi ile Türkiye'nin gerçek gündemi farklı. AK PARTİ kendine göre bir gündem oluşturmuş; torba kanunlar getiriyor, iki saat sonra değiştiriyor, tekrar torbaya koyuyor. Torbalı demokrasiye döndük. Ama, çok vahim şeyler oluyor, ülkenin itibarı sarsılıyor dışarıda, rüşvet, yolsuzluk; dış politikada Suriye olayı, Suriye’yle ilgili terör örgütlerine finans sağlama gibi ciddi suçlamalar; ABD’nin insan hakları raporunda, güvenlik güçlerinin aşırı güç kullanması, demokratik gösterilere yapılan saldırılardan yargının siyasallaşmasına kadar.

Tabii -bütün bunlara baktığımız zaman- AK PARTİ Grubunun verdiği öneriye bakıyoruz: Mart ayında seçim, nisan ayında ne getirmiş Türkiye'nin gündemine? Arkadaşlar çok mu sevdiniz 12 Eylül darbe Anayasası’nı hakikaten? Bundan kurtulmak istemiyor musunuz? Bütün hastalıkların, adaletsizliğin, hukuksuzluğun, bütün bu… Yani, bu aracı, Parlamento arabasını istediğiniz kadar toplamaya çalışın -şasisi darbeden oluşan bir otomobili düşünün- ne kadar kapısını, boyasını değiştirseniz, işte 80 model demokrasisi Anayasa’yla belirlenen bir ülke. O 80 model demokrasiye de 2014 model yeni arabaların markalarını taksanız, şasisi Kenan Evren’in Anayasası, ana ekseni bu. Bundan kurtulmak istemiyorsunuz yani garip bir şey. Yani, demokrasiyi sevmiyor musunuz arkadaşlar? Özgürlükleri sevmiyor musunuz, eşitliği sevmiyor musunuz, insan haklarını sevmiyor musunuz, hukuku sevmiyor musunuz arkadaşlar? Temel hak ve özgürlüklerden niye bu kadar korkuyorsunuz? Oysaki hiçbir siyasi iktidar sizin kadar, tek parti dönemi hariç, 60’tan bu yana bu kadar hüküm sürmedi.

Bakın, bir gerçektir bu, Fatih Sultan Mehmet fethetmiş İstanbul’u, Ayasofya’da namaz kılıyor ve çıkıyor. Atıyla giderken, muhteşem beyaz atıyla, iniyor, bir avuç toprak alıyor ve yüzüne sürüyor, tekrar atına binip devam ediyor. Rivayet edilir işte, Akşemsettin yanında der ki: “Mağrur olma padişahım, senden büyük Allah var.” Ve şöyle denir: Yani, o toprak hepimizin sonudur, o toprağın altına gideceğiz ve sizlerin de sonu o topraktır, iktidarınızın sonu da bir insan yaşamı kadar değil arkadaşlar. Niye bu kadar asılıyorsunuz bu darbe Anayasası’na, mevzuatına?

Yani, sadece, tabii, biz kendimize özdeyişleri bağlarız. Derler ki eski Roma’da bir komutan fethetmiş bazı yerleri, gelmiş, şaşaayla karşılamışlar. O komutanın yanında da mütemadiyen bir danışmanı varmış. O da demiş komutanına: “Unutmayın, siz Tanrı değilsiniz.” AK PARTİ Hükûmetine ve AK PARTİ’nin ta kendisine söylemek istiyorum: Siz tek başınıza Parlamento değilsiniz, siz tek başınıza demokrasi değilsiniz. Bu gündemleri bu şekilde belirlerseniz, 4 parti grubuyla konuşmazsanız…

Yani, bir İçtüzük Uzlaşma Komisyonumuz vardı, çok da güzel, yüzde 90’larda da uzlaştık. Yani, bu İç Tüzük’ü hayata geçirmek bir haftalık bir iş, onu niye yarım bıraktık? O kadar, iki dönem onun çalışmasını yaptık arkadaşlar. Meclise bir renk gelecekti. Niye savsaklıyorsunuz, onu getirmeyi düşünmüyorsunuz?

Yeni anayasa çalışmalarımızda, belli bir noktada, 60 maddede anlaşmıştık. “Yeni anayasa çalışmalarını nisan ayında tekrar hızlandıralım.” diye niye düşünmezsiniz arkadaşlar? Yani, her gün önünüze çıkan duruma göre hareket edip kanunlar yaparsanız, inanın, insanlar şeşbeş olur, partiler de olur, iktidarlar da olur, yetiştiremez ben size açık söyleyeyim. Çok telaş hâlindesiniz ve çok müthiş bir belirsizlik içinde, bir kaygı içindesiniz. O kaygılar size o kadar büyük yanlışlar yaptırıyor ki arkadaşlar, bir şeyi düzelteyim derken çok ciddi yanlışlar yapıyorsunuz.

Bu yanlışlarınızdan birini söyleyeceğim, bunu bir not edin, ne dediğimi anlayacaksınız. 17 Aralık yaşandı, arkasından, 22 Aralıkta TİB’in başına yeni bir başkan getirdiniz. Şimdi, bakın, yeni başkan geldikten sonra ne olmuş? TİB yasasını daha görüşürken biz, İnternet yasasını görüşürken -daha yeni onaylandı biliyorsunuz, daha bunlar olmadan, torbada o yokken- ne olmuş? Rivayet edilir -öyle kabul edin arkadaşlar, bazen “Siz iktidarsınız size gelir her şey” derler ya- MİT’ten bir uzman ekip gider TİB’e, 3 tane mühendis vardır içlerinde ve bu 3 tane mühendis iyi bir çalışma yapar; bu, emniyet, jandarma, kolluk güçleri, mahkemelere ait bütün dinleme kararlarını şöyle bir tararlar, toplarlar, alırlar -hükûmetle, partilerle, neyle ilgili varsa- bir torbaya koyarlarmış onları da. Rivayettir, biri anlatıyor, öyle kabul edin. Sonra bunları toplayıp çok rahat bir biçimde, biz araştırma komisyonu olarak gittiğimizde “Ya, milletvekillerini dinliyor musunuz?” diye sorduğumuzda, bize gülen, pişkin pişkin “hi, hi, hi…” diye gülen memurları, görevlileri gördük biz. Meclisle dalga geçildiğini gördük, Meclisle; milletin iradesiyle,iradesiyle, milletin seçtikleriyle, bu yüce çatıyla dalga geçildiğini gördük arkadaşlar; o atanan memurların, nasıl sırıtarak dalga geçtiklerini gördük. İnanmıyorsanız, aha Zeyid Aslan buradadır; gidin, vallahi -dobra insandır- aynısını söyler size. Ben size söylüyorum.

Sonra, 5 eski daire başkanının bilgisayarları bir incelemeye alınır -biri işte; merak, merak; arkadaşlar, merak- “o 5 daire başkanının bilgisayarında neler vardır” diye ve sonra istihbaratın hedef listeleri alınır; derecesi yüksek mahkeme kararları falan, hard disklerinde gizlilik dereceleri olsun olmasın hepsi alınır.

Ne olur sonra? Hukuk dairesi vardır TİB’in, hukukçular var orada. O hukukçular da gelen mahkeme kararları, hani şekle, usule uygun mu diye bir inceleme yaparlardı. O hukukçuları alırlar arkadaşlar, yerine bahçıvanları koyarlar. Ben “bahçıvan” dedim yani hukukçu olmayanlarını koyarlar; siz öyle anlayın. Onları getirip koyarlar yerlerine ama bunlar sağlam adamlardır ha; sağlam, böyle, merkeze doğru, hemen anında bilgi verecek insanlar. Sonra da -bunların çoğu açık öğretim mezunu zaten, dışarıdan diploma- ne kadar bir adli karar varsa alarm çalmaya başlıyor -Hükûmetle ilgili- ve TİB, daha yasa çıkmadan, AK PARTİ’nin kendi dinleme örgütüne dönüşüyor.

Şimdi bu dinleme için de ben size son söz şunu söyleyeceğim: Tarih, doğru adımları zamanında atamayan milletlerin, yönetimlerin gelecek fırsatlarını nasıl kaçırdıklarını, iç sorunlarıyla nasıl boğuştuklarını ve bağımlı devlet hâline nasıl geldiklerinin ibret dolu örnekleriyle var, yakın tarih. Biz sizi uyarıyoruz: Gelin, bu ülke hepimizin, birlikte yapalım bazı şeyleri. Birlikte bir gündem belirleyemiyorsa bu Parlamento, yazıklar olsun, yazıklar olsun! Yazıklar olsun bizim de bu kürsülerde oturmamıza. Bir parlamento, gündemini ortaklaştıramıyorsa yazıklar olsun diyorum.

Saygılar sunuyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Adalet ve Kalkınma Partisi grup önerisini oylarınıza sunacağım…

III.- YOKLAMA

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Yoklama istiyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN - Yoklama talebi var, yerine getireceğim.

Sayın Hamzaçebi, Sayın Özdemir, Sayın Çelebi, Sayın Serindağ, Sayın Eyidoğan, Sayın Çetin, Sayın Aydın, Sayın Acar, Sayın Serter, Sayın Çandar, Sayın Öğüt, Sayın Danışoğlu, Sayın Özgündüz, Sayın Onur, Sayın Güler, Sayın Ekşi, Sayın Korutürk, Sayın Atıcı, Sayın Pavey, Sayın Öz.

İki dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, toplantı yeter sayısı vardır.

V.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

1.- AK PARTİ Grubunun, Genel Kurulun çalışma saatlerinin yeniden düzenlenmesine; gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmında bulunan 559 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın bu kısmın 3’üncü sırasına alınmasına ve diğer işlerin sırasının buna göre teselsül ettirilmesine; bastırılarak dağıtılan (11/31) esas numaralı Gensoru Önergesi’nin Genel Kurulun 1 Mart 2014 Cumartesi günkü gündeminin “Özel Gündemde Yer Alacak İşler” kısmına alınmasına ve Anayasa’nın 99’uncu maddesi gereğince gündeme alınıp alınmayacağı hususundaki görüşmelerinin Genel Kurulun 1 Mart 2014 Cumartesi günkü birleşiminde yapılmasına; 1 Mart 2014 Cumartesi günkü birleşiminde 559 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerinin tamamlanması hâlinde 2, 3, 4, 5 ve 6 Mart 2014 tarihlerinde toplanmamasına; 1, 8, 15, 22 ve 29 Nisan 2014 Salı günkü birleşimlerinde bir saat süreyle sözlü soruların görüşülmesini müteakip diğer denetim konularının görüşülmeyerek gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmında yer alan işlerin görüşülmesine; 2, 9, 16 ve 30 Nisan 2014 Çarşamba günkü birleşimlerinde sözlü soruların görüşülmemesine; 559 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak bölümler hâlinde görüşülmesine ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – AK PARTİ grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Danışma Kurulunun bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

B) Danışma Kurulu Önerileri

1.- Danışma Kurulunun, 30/3/2014 tarihinde yapılacak mahallî idareler genel seçimleri nedeniyle Türkiye Büyük Millet Meclisinin çalışmalarına 11 Mart 2014 Salı gününden başlamak üzere on beş gün ara verilmesine ilişkin önerisi

Danışma Kurulu Önerisi

1/3/2014

Danışma Kurulunun 1/3/2014 Cumartesi günü (bugün) yaptığı toplantıda, aşağıdaki önerinin Genel Kurulun onayına sunulması uygun görülmüştür.

                                                                               Sadık Yakut

                                                               Türkiye Büyük Millet Meclisi

                                                                                     Başkan Vekili       

 

     Nurettin Canikli                                                              Mehmet Akif Hamzaçebi  Adalet ve Kalkınma Partisi                                                                  Cumhuriyet Halk Partisi            Grup Başkan Vekili                                                                        Grup Başkan Vekili

     

      Yusuf Halaçoğlu                                                            Pervin Buldan

Milliyetçi Hareket Partisi                              Barış ve Demokrasi Partisi

   Grup Başkan Vekili                                           Grup Başkan Vekili

 

Öneri:

30 Mart 2014 tarihinde yapılacak mahallî idareler genel seçimleri nedeniyle Türkiye Büyük Millet Meclisinin çalışmalarına 11/3/2014 Salı gününden başlamak üzere 15 (on beş) gün ara verilmesi,

Önerilmiştir.

BAŞKAN – Öneri üzerinde söz talebi? Yok.

Öneriyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Öneri kabul edilmiştir.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının bir tezkeresi vardır, okutup oylarınıza sunacağım.

IV.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI (Devam)

A) Tezkereler (Devam)

4.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının, İnsan Haklarını İnceleme Komisyonunun Türkiye Büyük Millet Meclisinin ara vermesi sırasında çalışabilmesine dair talebine ilişkin tezkeresi (3/1446) (Devam)

28/02/2014

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna

İnsan Haklarını İnceleme Komisyonunun, Türkiye Büyük Millet Meclisinin ara vermede olduğu süre içinde çalışabilmesine dair bir talebi olmuştur. Başkanlığımızca uygun görülen bu talep İçtüzük'ün 25'inci maddesi gereğince Genel Kurulun tasviplerine sunulur.

                                                                                      Cemil Çiçek

                                                                  Türkiye Büyük Millet Meclisi

                                                                                        Başkanı

BAŞKAN – Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Alınan karar gereğince, gündemin "Özel Gündemde Yer Alacak İşler" kısmına geçiyoruz.

Bu kısımda yer alan, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına, grup başkan vekilleri İzmir Milletvekili Oktay Vural ve Kayseri Milletvekili Yusuf Halaçoğlu’nun; rüşvet ve yolsuzluk iddialarıyla ilgili soruşturmaları yürüten adli kolluk ve yargı mensupları üzerinde baskı uyguladığı, soruşturmalara müdahale ettiği ve bazı bakanlar hakkında düzenlenen fezlekelerin gereğini yerine getirmediği iddiasıyla Adalet Bakanı Bekir Bozdağ hakkında bir gensoru açılmasına ilişkin (11/31) esas numaralı gensoru önergesinin gündeme alınıp alınmayacağı hususundaki görüşmelere başlıyoruz.

VI.- GENSORU

A) Ön Görüşmeler

1.- MHP Grubu adına, grup başkan vekilleri İzmir Milletvekili Oktay Vural ve Kayseri Milletvekili Yusuf Halaçoğlu’nun, rüşvet ve yolsuzluk iddialarıyla ilgili soruşturmaları yürüten adli kolluk ve yargı mensupları üzerinde baskı uyguladığı, soruşturmalara müdahale ettiği ve bazı bakanlar hakkında düzenlenen fezlekelerin gereğini yerine getirmediği iddiasıyla Adalet Bakanı Bekir Bozdağ hakkında gensoru açılmasına ilişkin önergesi (11/31)

BAŞKAN – Hükûmet? Yerinde.

Önerge daha önce bastırılıp dağıtıldığı ve Genel Kurulun 28/2/2014 tarihli 70’inci Birleşiminde okunduğu için tekrar okutmuyorum.

Sayın milletvekilleri, Anayasa'nın 99'uncu maddesine göre bu görüşmede önerge sahiplerinden bir üyeye, siyasi parti grupları adına birer milletvekiline ve Bakanlar Kurulu adına Başbakan veya bir bakana söz verilecektir.

Konuşma süreleri, önerge sahibi için on dakika, gruplar ve Hükûmet için yirmişer dakikadır.

Şimdi, söz alan sayın üyelerin isimlerini okuyorum: Önerge sahibi Yusuf Halaçoğlu, Kayseri Milletvekili; gruplar adına; Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Faruk Bal, Konya Milletvekili; Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına Hasip Kaplan, Şırnak Milletvekili; Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Bedii Süheyl Batum, Eskişehir Milletvekili; Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına İdris Şahin, Çankırı Milletvekili; Hükûmet adına Adalet Bakanı Bekir Bozdağ.

İlk söz, önerge sahibi olarak Kayseri Milletvekili Sayın Yusuf Halaçoğlu’na aittir.

Buyurun.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Faruk Bal konuşacak.

BAŞKAN – Faruk Bal, Konya Milletvekili; buyurun.

Sayın Bal, grup adına da söz istemişsiniz; dolayısıyla birleştiriyorum, süreniz yarım saat.

Buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA FARUK BAL (Konya) – Peki, teşekkür ederim.

Sayın milletvekilleri, grubumuz adına, Adalet Bakanı Sayın Bekir Bozdağ hakkında verilen gensoru önergesi nedeniyle, hem önerge sahibi olarak hem de Milliyetçi Hareket Partisi Grubunun görüşlerini arz etmek üzere huzurunuzdayım. Yüce heyeti saygıyla selamlıyorum.

“Buraya nereden geldik, nasıl geldik?” sorusunun cevabını verebilmek için, küçük bir başlangıç yapmak istiyorum. Bu çerçeve içerisinde, değerli…

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen, salonda uğultu var.

Buyurun.

FARUK BAL (Devamla) – “Buraya nereden geldik ve nasıl geldik?” sorusunun cevabını verebilmek için sizi biraz geriye götürmek istiyorum. Son iki yüzyılda dünyada çok ciddi gelişmeler olmuştur. Bu gelişmeler, özetle, tarım toplumundan sanayi toplumuna, oradan da bilgi ve bilişim toplumuna geçiş sürecidir. Türkiye bu süreci başarılı olarak atlatamamıştır ve iç içe geçmiştir tarım toplumunun özellikleriyle sanayi toplumunun özellikleri, sanayi toplumunun özellikleriyle bilgi ve bilişim çağının özellikleri. Köklü sorunlar birikmiştir, her alanda birikmiştir ama en yoğun sorun, bugün görüşeceğimiz, demokrasi, hukuk, yargı, yargı bağımsızlığı, hâkim teminatı gibi konular üzerinde birikmiştir.

Adalet ve Kalkınma Partisi on bir yıldır iktidarda olan bir partidir. On bir yıl boyunca bu sorunlara köklü çözüm bulması ve Türkiye’yi birtakım sıkıntılardan kurtarması beklenirdi. Adalet ve Kalkınma Partisinin bunu yapabilmek için, objektif şartlar dâhilinde, yeterli imkânları vardı. Parlamenter demokratik sistem içerisinde güçlü bir Meclis çoğunluğu vardı ve o güçlü Meclis çoğunluğu Meclisi iyi çalıştırmak suretiyle demokratikleşme, yargının sorunlarını hâlletme gibi çareleri üretebilecek durumdaydı. Koalisyon sorunu yoktu ve muhalefet partileri de Adalet ve Kalkınma Partisini bu noktada teşvik etmeye gayret etmişlerdi. Ancak Adalet ve Kalkınma Partisi on bir yılı heder etmiştir. On bir yıl boyunca demokrasi sorunu olmadığı anlaşılan Adalet ve Kalkınma Partisi demokrasiyi bir tren olarak değerlendirmiştir -Bunu ben söylemiyorum, bunu Adalet ve Kalkınma Partisinin kurucusu ve Sayın Genel Başkanı söylüyor- demokrasiyi bir tren olarak kabul etmiştir, hedefe gidilene kadar ve varılan istasyonda inilecek bir hedef olarak görmüştür.

Demokrasi böyle bir tren olarak görülünce, demokrasinin iki tane ayağına da -birisi hukukun üstünlüğü, diğeri piyasa ekonomisi dediğimiz alanlarda- Adalet ve Kalkınma Partisinin fikriyatının yansıması sirayet etmiştir. Nasıl? Piyasa ekonomisinin tüm şartları  ortadan kaldırılmıştır on bir yıllık iktidar döneminde, piyasa ekonomisinde serbest rekabetin şartları ortadan kaldırılmıştır. Bunun yerine, yandaş olanlar, kendi partisine yakın olanlar, kendi partisine çıkar sağlayanlar, kendi partisinin bakanlarına çıkar sağlayanlar, kendi partisinin yandaşlarına yardım edenler bu piyasa ekonomisi şartları içerisinde rekabette üstün tutulmuş, onun dışında kalanlar ise iktidar gücü kullanılmak suretiyle tehdit edilmiş, baskı altına alınmış, bunların hakkını koruyabileceği parlamenter demokratik sistemin yasaları değiştirilmiştir, Kamu İhale Yasası değiştirilmiştir, Özelleştirme Yasası değiştirilmiştir. Dolayısıyla, tek parti devletine giderken tek partinin hükümdar olabileceği bir ekonomik alan yaratılmıştır. Bu ekonomik alan yaratılırken haram sofraları kurulmuştur, bu haram sofralarından nemalananlar, nimetlenenler kendi aralarında örgütlenmiş ve kendilerine yandaş siyasi kişiler aramaya başlamışlardır. İşte, bugünkü yolsuzluk operasyonlarının kökünde yatan sebeplerden bir tanesi budur.

İkinci olarak, “hukukun üstünlüğü” kavramı üzerinde Adalet ve Kalkınma Partisinin aynen demokratik değerlere bakışı gibi bir bakışı vardır. O bakış belliydi, nasıl, demokrasiyi hedefe giderken varılacak istasyona kadar binilecek tren olarak değerlendiriyorsa Adalet ve Kalkınma Partisi, hukukun üstünlüğünü de kendi yaratacağı üstünlere hizmet edecek bir hukuk olarak anlamıştır ve bu kapsam içerisinde de, yargı içerisinde müthiş bir kadrolaşma, müthiş bir siyasallaşma ve o siyasallaşmanın ortaya koyduğu sonuçları da işte bugün burada bu gensoruyla değerlendireceğimiz acı bir noktaya getirmiştir.

Değerli arkadaşlarım, bu iki temel konuyu ifade ettikten sonra genel olarak bir hususu daha sizlerle paylaşmak istiyorum. Dünyada medeniyetler inşa edilmiştir, inşa edilmiş medeniyetler vakti saati geldiğinde, sebepleri ortaya çıktığında dünya medeniyetler ailesi içerisinde kaybolup gitmiştir. İşte, medeniyetlerin yok olmasında o vakti, saati getiren en önemli özellik, adalet duygusunun yok olmasıdır, adalet duygusunun o medeniyet içerisinde yeterli karşılığı bulamamasıdır.

Dünyada kültürler oluşmuştur, bu kültürlerin evrensel değerlere katkısı olmuştur, ancak o kültürler de zaman olmuş dünya kültürü içerisinde ömrünü tamamlamış, bitmiştir. Ömrünü tamamlamasına en büyük sebep, o kültür değerlerini yaratan adalet kavramının ortadan kalkmasıdır.

Devletler kurulmuştur dünya var olduğu tarihten itibaren. Bu devletler büyümüş, gelişmiş ama gün gelmiş ortadan kalkmıştır. Kalkma sebepleri çok farklıdır ama en önemli sebeplerden bir tanesi adaletsizliktir.

İktidarlar kurulmuştur bu devletler içerisinde, iktidarlar gelmiş geçmiştir. Demokratik değerleri benimsemiş olan ülkelerde iktidarlar demokrasi değerinin karşılığı olarak muhalefetle yer değiştirmesinin kuralını belirleyen bir sistem içerisinde gelmiş gitmiştir. İşte, Adalet ve Kalkınma Partisinin sorunu buradadır. Demokrasinin bu önemli değerini bir kenara atarak gitmemek üzere iktidar olmuş bir partidir. Oysa, gitmemek üzere iktidar olan bir parti, demokrasiyi nasıl amaca varılana kadar binilecek bir tren olarak görüyorsa, yargıyı nasıl amaca varılana kadar kullanılacak bir güç olarak görüyorsa, aynı şekilde, amaç elde edildikten yani iktidara varıldıktan sonra bir daha gitmemek üzere kullanmaya başlamıştır. Değerli arkadaşlarım, bu kullanmanın vahametini anlayabilmek için size –ve bundan sonra ifade edeceklerimi anlayabilmeniz için- yeni 3 tane YouTube ve Twitter çıktısını paylaşmak istiyorum.

Bunlardan bir tanesi, -en son gösterecektim ama dikkatinizi toplamak için ilk göstermeye karar verdim- Zarrab dâhil, bakan çocuklarını tahliye eden Hâkim İsmail Çiçek YouTube sayfasında paylaşıyor, beğeniyor. Neyi beğeniyor? Size okuyorum: “Allah uzun ömür versin uzun adam.” diyor Tayyip Erdoğan Bey’in fotoğrafıyla beraber. İşte, yargı bu hâle gelmiştir. Biz de diyoruz Sayın Başbakana Allah uzun ömür versin çünkü biz canını alacak hâlde değiliz, Cenab-ı Allah ecelini verir, vakti saati gelir, hepimiz gidiciyiz ama böyle bir hâkim, Başbakanın taraf olduğu bir davada, YouTube sayfasında böyle bir reklama ihtiyaç duyuyorsa onun verdiği kararı, biz muhalefet partisi olarak ve Türk milleti de haklı olarak kaygıyla, endişeyle ve şüpheyle karşılaması gerekecektir.

İkincisi, değerli arkadaşlarım, dün Başbakan Burdur’da mitingdeydi, değil mi, hepimiz biliyoruz. Bütün valiler yaptı da ben bir tanesini ortaya çıkarabildim; İsmail Kalkan, Vali Adına Vali Yardımcısı, Isparta Valiliği Özel Kaleminden devlet dairelerinin tamamına tamim gönderiyor, “Başbakanın Burdur’da yapılacak mitingine bütün araçlarınızı -ama logosuz araçları diyor, yani gizleyecek güya, akıllı vali ya- logosuz araçları valilik emrine verin. Bunları ben mitingde kullanacağım.” diyor.

Üçüncüsü, “Sizin parmaklarınızda akıl yok.” diyen İyimaya’yı haklı çıkarırcasına tekrar ifade ediyorum: Sizin akıl yüklemediğiniz parmaklarınızla kabul ettiğiniz kanunun sonucu ortaya çıktı. O kanuna göre, İstanbul Başsavcılığı büyük yolsuzluk operasyonuyla ilgili soruşturmayı yapan adli kolluk kuvvetlerine yazılı emir verdi. Yazılı emir şu: “İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının yürütmekte olduğu filanca sayılı, soruşturma no.lu, suç işlemek amacıyla örgüt kurmak ve ihaleye fesat karıştırmak suçlarıyla ilgili dosya 15 Aralık 2013 tarihinde emniyet müdürlüğünüz tarafından fezlekeye bağlanarak gönderilmiş olmaklaaa…” Uzun bir “a”, bundan sonrasına dikkat edin. Ya, hiç dikkat eden milletvekili de yok! Bunların yani yine parmaklarda karar olmayacağı belli. Evet, uzun bir “a”dan sonra, buraya dikkatinizi çekiyorum: “Daha önce Başsavcılığınızın talebiyle mahkeme kararlarına istinaden yapılan telefon dinleme…” Duydunuz mu? “…telefon dinleme, iletişim tespiti…” Duydunuz mu? “…fizikî takip işlemlerinin 15 Aralık tarihi itibarıyla sonlandırılarak buna ilişkin işlemlerin Başsavcılığımızca, bizim nezaretimizde -yani Başsavcılığın nezaretinde- imha edilmek üzere gelin buraya.” diyor.

Değerli arkadaşlar, yani bu nedir biliyor musunuz? Türkçesini anlatayım: Telefonların mesaj sistemlerinde, tweet’lerde, Facebook sayfalarında -çünkü diğer yandaş ve candaş, korkutulmuş basın artık bunları söyleyemiyor- görmüş olduğunuz, duymuş olduğunuz Başbakanın oğluyla yapmış olduğu telefon tapeleri, oğlunun “El Kadı” adlı uluslararası terör şüphelisi olarak hakkında birtakım müeyyideler uygulanan bu kişiyle yapmış olduğu görüşmeler, onunla ilgili ortaklıkları, iş adamlarının, basının bir bölümünü daha satın alabilmek ve AKP’nin kontrolüne sokabilmek için zorla alınan veya para vermeye zorlanan, havuzda para toplamak için sıkıştırılan tapeleri, “sıfırlama operasyonu” dediğimiz… Cebirden sonra yepyeni bir terim daha girdi Türkçeye. Sıfır, bildiğiniz cebir denklemidir ama bu para işi, parayı sıfırlama işi. Hangi parayı sıfırlama işi? Hesaplayanlar var 2 milyar dolar olarak yani şu kadarı gitti, şu kadar küçük bir bölüm kaldı filan derken, o cebir işleminden yararlanarak, matematik işleminden yararlanarak bunu sıfırlamanın ne kadar bir miktara baliğ olduğunu hesaplayanlar var. Buna göre “1 milyar dolar” diyenler var, “2 milyar dolar” diyenler var. İşte, bu 1 milyar dolar, 2 milyar dolar civarındaki… Başbakanın oğlu Bilal Erdoğan’ın ifadesine göre “Benim evimde bir şeyim yok babacığım, sadece kasada senin paran var.” diyor. İşte “o senin paran” diye tanımladığı Bilal Erdoğan’ın, bu paranın sağa sola dağıtılmasına, mutemet kişilere teslim edilmesine ilişkin tape kayıtlarının delil olarak silinmesi için cumhuriyet başsavcısının vermiş olduğu emir.

Değerli arkadaşlarım, işte, Adalet ve Kalkınma Partisi Türkiye’nin zaten sorunlu olan yargısını bu hâle getirmiştir. İnşa etmiş olduğu AKP ekonomisi, inşa etmiş olduğu AKP basını, inşa etmiş olduğu AKP yargısı ile birbirlerini kollayarak, kontrol ederek, birbirlerini koruyarak Türkiye’yi bu hâle getirmiştir.

Şimdi geldiğimiz noktada, 17 Aralıkta ne oldu değerli arkadaşlarım? 17 Aralık Türk siyasi tarihinin en büyük siyasi, sosyal, adli ve demokratik krizinin yaşandığı tarihtir. 17 Aralık, bütün bunları toplarsak, cumhuriyet tarihinde görülmemiş bir devlet krizinin ve bunun akabinde de görülmemiş bir şekilde, mevcut demokratik değerlerin yok edilmesi için bizzat iktidar tarafından başlatılmış olan bir operasyonun adıdır. “Niçin bu iktidar tarafından operasyon başlatıldı, niçin yargı bu hâle getirildi?” sorusuna cevap olmak üzere, çünkü o tarihte asrın yolsuzluk operasyonu başlamıştı. Bu yolsuzluk operasyonunda ortaya çıkan rakamlar “asrın yolsuzluk operasyonu” tanımını kullanmaya elverişliydi. Elde edilen deliller, “asrın yolsuzluk operasyonu” demeye yeterliydi ve buradaki şüphelilerin, Hükûmetin 4 tane bakanı ve onun çocuklarıyla ve oradan da Sayın Başbakana, onun çocuklarına kadar uzanmış olması itibarıyla, şüphelilerin siyasi kimlikleri itibarıyla “asrın operasyonu” olarak tanımlanmaya müsaitti.

Değerli arkadaşlarım, bu iddialarla ortaya çıkan 4 tane bakanın, 4 tane bakan çocuğunun, 61’inci Hükûmetin çok yakınında bulunan Reza Zarrab -“zadeler” diyeyim artık, biraz biz de yüceltelim bu zatımuhteremi- onun ortak olduğu iş adamları, El Kadılar, bazı belediye başkanları, Halk Bankası Genel Müdürü, TÜRGEV adı altındaki, Başbakanın kontrolünde olan ve bazı kamu kuruluşlarından ve iş adamlarından zorla gelir elde edilen vakıf, işte bu operasyonun dâhili içerisindeydi. Bu kadar büyük ve kapsamlı asrın operasyonu ortaya çıktığında başta Başbakan ve Hükûmet üyeleri olmak üzere büyük bir telaşa ve büyük bir korkuya kapıldılar. Bunun neticesinde de bugünkü duruma gelebileceğimiz, Türkiye’yi demokrasi değerlerinden uzaklaştıran, yargı bağımsızlığını ortadan kaldıran sonuçlar doğurmaya başladı.

Değerli arkadaşlarım, bu operasyonda şüphe altında bulunan 4 tane bakan demokratik teamüller ve hukuk gereği derhâl görevlerinden ayrılması gerekirken sekiz gün boyunca görevlerinde kaldılar ve delillerin karartılması için, delillerin yok edilmesi için, delilleri bulan kamu görevlerinin, adli zabıtanın görevlerinden alınması için imza attılar, bakanlık yetkilerini kullandılar. Dolayısıyla, bunlardan sadece Erdoğan Bayraktar “Ben ne yaptımsa Başbakanın talimatıyla yaptım.” diyerek istifa etme haysiyetini gösterdi ama bir buçuk ay sonra -ne oldu bilinmez, bizim tahmin ettiğimiz şekle göre Başbakan tarafından tehdit edildi- bu istifasından ve yapmış olduğu açıklamadan geriye çark ederek Başbakandan özür dilemek zorunda kaldı.

Değerli arkadaşlarım, bu korku, bu telaş, bu panik neticesinde, 17 Aralık günü itibarıyla başta İstanbul Emniyet Müdürü değiştirildi; yerine Sayın Başbakan özel uçağıyla Aksaray’dan bir valiyi aldı, götürdü, “İstanbul Emniyet Müdürü” olarak görevlendirdi.

Bu valiye sordu basın mensupları: “Ne yapacaksınız?” Yani, doğruyu söyledi adamcağız: “Ben de bilmiyorum ne yapacağımı, öğreneceğiz.” dedi ama eline tutuşturulan, önceden hazırlanmış listelere göre ilk önce bu kaçakçılık, organize suçlar, mali suçlarla ilgili operasyonu yapan birimlerin müdürlerini, amirlerini, memurlarını çaycısına kadar aynı gün görevden uzaklaştırdı; onun yerine iktidar yanlısı, biraz önce gösterdiğim vali gibi, biraz önce gösterdiğim savcı gibi, biraz önce gösterdiğim hâkim gibi mutemet insanları atadılar.

Bununla işin biteceğini zannettiler, bitmedi. Bu defa soruşturmayı yapan savcıların yanına ek savcı ilave ederek onların işlerini sulandırmaya çalıştılar fakat ortaya çıkan deliller o derecede güçlü ve ciddiydi ki bu da olmadı. O zaman ne yaptılar? Savcının elinden dosyaları geri aldılar. Bu da yetmedi, savcıları sürdüler sağa sola.

Değerli arkadaşlarım, işte, İstanbul’da yapılan bu işler yani polislerin sağa sola sürülmesi, savcıların, hâkimlerin elinden dosyaların alınması, onların tayin edilmesi yetmedi. Yetmedi, niye? Çünkü bunlar biliyordu ki daha başka yerlerde de pis işleri var. Dolayısıyla, bu sürgün operasyonunu 17 ayrı ile daha yaydılar, 17 ayrı ilin emniyet müdürlerini ve adli zabıta görevi ifa eden, yolsuzluklarla ilgili araştırma yapan kamu görevlilerini, polislerini de sürdüler sağa sola. 7 bin civarında polis bu şekilde görevlerinden uzaklaştırılmış oldu. Aynı zamanda, buna paralel olarak, 25 Aralık tarihinde göreve başlayan Sayın Adalet Bakanı Bekir Bozdağ, önce 20 Aralıkta, bu operasyonlar ortaya çıktığında bir celallendi, hırsızlığı, yolsuzluğu kamuoyuna duyuran basın mensuplarının sorularını cevaplarken “Bu bilgileri, gizli soruşturmayı açığa çıkaran, onları yayan savcılar hakkında suç duyurusunda bulunuyorum.” dedi. Arkasından, 25 Aralıkta HSYK’ya karşı böyle, boy gösteren, tehdit eden bir beyanatta bulundu. 28 Aralıkta operasyonları durdurma talimatı verdiği şeklinde kamuoyuna basın marifetiyle bilgiler düşürüldü ve aynı zamanda da Sayın Adalet Bakanı Bekir Bozdağ’ın İstanbul’daki operasyonda savcıların elinden dosyaların alınmasına, savcıların sağa sola gönderilmesine ilişkin birtakım hukuksuz tasarruflarda bulunduğuna dair bilgiler kamuoyuna yansıdı.

Sayın Bakan Adalet Bakanlığı görevini üstlendikten sonra, 15 Ocakta HSYK’yla bir toplantıya katıldı. Bu toplantının hemen akabinde yani aynı gün, HSYK’nın kalbi olan, hâkimler ve savcılarla ilgili atama, nakil gibi bütün önemli işleri yapan 1. Dairesinin zülfüyâre dokunan 2üyesi bu daireden uzaklaştırıldı. Yerine, 2 mutemet üye getirildi ve bu şekilde AKP’nin siyasallaştırdığı 1. Daire ilk icraatını bundan bir gün sonra yaptı. 16 Ocak tarihinde, İstanbul’da operasyonları yapan savcılar ve hâkimler muhtemelen “16 ayrı ile de bunun sirayet etmesi ihtimali vardır.” diyerek o illerde de hâkim ve savcılarla ilgili bir kararname çıkardı. Bu, tabii, 16 Ocakta çıkarılan kararname çok acil bir işti, burada 20 hâkim ve savcı görevliydi ama akabinde bunun peşin devamı geldi. 21 Ocakta 97 hâkim ve savcıyı içeren bir kararname çıkarıldı. Bu kararname mazeret kararnamesi biliyorum ama bu kararnamenin içerisine zülfüyâre dokunacak, talimatlara uymayacak hâkimler, savcılar da konuldu. Bu da yetmedi, 12 Şubat tarihinde 166 kişilik bir kararname daha çıkarıldı ve böylece yargı içerisindeki yolsuzlukla ilgili operasyon, nasıl emniyetteki kolluk kuvvetleri, adli zabıta bertaraf edilmiş, tam yandaşlaştırılmış ise aynen hâkim ve savcılarla ilgili operasyon da bu şekilde tamamlandı.

Buraya gelene kadar, Adli Zabıta Yönetmeliği, sanıyorum 18 veya 19 Aralık günü Anayasa’yı değiştirecek şekilde değiştirildi yani yönetmelikle Anayasa değiştirildi. Suç delillerini ortadan kaldıran kanuni düzenlemeler yapıldı, özel yetkili mahkemeler kaldırıldı. Onların toplamış olduğu delilleri, işte “Şu savcının eline silah olarak verilsin.” diye onların toplamış olduğu yolsuzluk operasyonundaki delilleri  etkisizleştiren, değersizleştiren ve yok hükmünde sayan maddeler gizlendi. Bütün bunlar sizlere deşifre edildi, açıklandı ama sizin akla uygun olmayan parmak çoğunluğunuzla bunlar Türkiye’de oldu maalesef. İnternet’le ilgili yayınların önüne geçebilmek için İnternet kanunu değiştirildi. MİT’le ilgili bir değişiklik yapılarak, her ihtimale karşı, bu polisler de bir halt ederse, bu yargı da bir halt ederse diye, bir üçüncü güç olarak, polisten ve Silahlı Kuvvetlerden ayrı, operasyon yetkisiyle donatılmış bir MİT Kanunu yapılmaya çalışıldı ve bunun hukuki düzeni de Sayın Adalet Bakanının hazırlamış olduğu taslaklarla geldi.

Sonuç itibarıyla, 4 tane bakan hakkında fezlekeler geldi. Bu fezlekeler, 61’inci Hükûmetin 4 tane bakanının yolsuzluk operasyonunda suç işlediğine ilişkin delillerle birlikte Adalet Bakanlığına geldi. Adalet Bakanının kendi ikrarına göre, kırk beş gün boyunca bu dosyalar incelendi. Niye inceledin kardeşim? Hâkim misin sen, niye inceliyorsun dosyaları? Savcı mısın, niye inceliyorsun dosyaları? Niye kırk beş gün inceledin? Kırk beş gün sonra bu dosyaları geri gönderdi. Neye göre gönderdi? Kırk beş gün sonra, Adalet Bakanlığının çıkardığı bir genelgeye uymadığı için gönderildi.

Değerli arkadaşlarım, Adalet Bakanlığının genelgesi iki sayfa, hepimiz biliyoruz o genelgeyi. Buna uyup uymadığını, Adalet Bakanlığında onca bürokrat var, çağırıp birini sorduğunuz zaman “uyar” veya “uymaz” der, aynı gün gönderirsin. Gönderilmez çünkü kırk beş gün boyunca bu yolsuzluk dosyalarının içerisinde ne var, hangi deliller var, bu deliller kimleri şüpheli olarak riske atıyor ve hangi illeri kapsıyor, bunun araştırması, bunun incelemesi yapıldı. İşte, bu kırk beş gün boyunca bu inceleme yapılırken 16 tane ilin emniyet müdürü öyle değiştirildi. Kırk beş gün boyunca bu incelemeler yapılırken, bir ay içerisinde, hatta on gün içerisinde 3 defa hâkim kararnamesi çıkarılırken buradan alınan bilgilerle çıkarılmıştı ve netice itibarıyla Türkiye’de maalesef, Adalet Bakanlığı, yargının bağımsızlığı, tarafsızlığı, hâkimin teminatını sağlamak üzere oluşmuş bir demokratik temsil organı olmasına rağmen yargıyı bağımlı hâle getirecek, yolsuzlukların üstünü kapatacak, ortaya çıkmış delilleri bertaraf edecek, bu delillere göre nerelerde operasyon yapılacaksa oranın polisini, hâkimini, savcısını dizayn edecek bir hâle düşmüştür 21’inci yüzyılda.

Değerli arkadaşlarım, tabii, bununla yetmiyor, bunların niye bu kadar olduğunu anlayabilmek için şu İzmir olayına kısaca bakmak lazım. İzmir’de   -ve Adana’da da aynısı oluyor- Sayın Bakan deklare ediyor “Evet, ben konuştum bu savcılarla, savcılarla konuşmayan Adalet Bakanı mı var?” Savcılarla konuşmayan Adalet Bakanı yok, ben de biliyorum ama sizin gibi konuşanı yok! Ben 4 tane, en azından 4 tane Adalet Bakanıyla bürokrat olarak çalıştım, belki 50-60 tanesiyle de hâkim, savcı olarak çalıştım; hiçbir tanesinden hiçbir şekilde yargıya sizin kadar müdahale edenini görmedim. Bakın siz nasıl müdahale etmişsiniz: İzmir Emniyet Müdürü Ali Bilkay, operasyonu yapacak olan Şube Müdürü Bora Köprülü’ye telefon ediyor, diyor ki: “O konuyla ilgili bir şey sorarsa savcı ‘Çalışıyoruz.’ diyeceksin ama herhangi bir operasyon yapmayacaksın.” Mali Şube Müdürü: “Efendim, savcı bu işi takip ediyor, bu adli bir iştir.” Yani, sen ne karışıyorsun demeye getiriyor; haklı. Emniyet Müdürü Ali Bilkay: “Tamam, tamam. Çalışıyoruz, gereğini yapmıyoruz, tamam mı? Çalışıyoruz, gereğini yapmıyoruz, tamam mı? Çalışıyoruz ama operasyona adam çıkartmıyoruz, adam göndermiyoruz, tamam mı?” İzmir Valisi araya giriyor: “Kesinlikle.” Arkadaki güç! Ali Bilkay: “Vali Bey’in talimatı, kesinlikle biliyoruz. Bir dakika…” diyor, valiye veriyor. Vali diyor ki: “Şimdi, şöyle: Bu iş artık ülke meselesi hâline geldi. İstanbul’da da aynı şeyler oldu.” Aynı şeyi İstanbul’da da yapmışlar demek ki! Savcıya diyeceksiniz ki: “Efendim, talimatınız ulaştı, üzerinde çalışıyoruz.” Bora Köprülü itiraz ediyor: “Mahkemenin vermiş olduğu talimatlar var, kararlar var. Savcı şimdi bizzat kendisi konuyu takip edecek. Ortada bir idari konu var, siz ne karışıyorsunuz; bir de yargı konusu var.” diyor, doğru söylüyor. Vali Mustafa Toprak alıyor telefonu: “Nasıl-yani ben taklit yapamıyorum ama burada öyle yapmayı da gerektiriyor- gelecek, anlamadım ben. Savcı kendisi takip yaparsa yapsın, kapımız açık, gelir çayını içer ve gider kardeşim. Talimatı vereceksin tüm personeline ‘Talimat ulaştı, üzerinde çalışıyor.’ diyeceksin.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

FARUK BAL (Devamla) – Tüm iller var, savcı kalkıp tüm illere mi gidecek? Ankara'nın çok net tavrı bu. Anlatabildim mi? Ankara'nın çok net tavrı bu.”

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Ankara kim? Bakan.

FARUK BAL (Devamla) – Değerli arkadaşlarım, vakit yetmedi ama bunu hepiniz bir yerlerden okursunuz. İşte, bu, Sayın Bekir Bozdağ’ın Adalet Bakanı olarak yargıya müdahalesini, Anayasa’nın 138’inci maddesini askıya alışını, kuvvetler ayrılığı ilkesini, yargının bağımsızlığını, yargının tarafsızlığını, hâkim teminatını kısa süre içerisinde ortadan kaldırma başarısını gösterdiğini ortaya koymaktadır.

Meclisin İçtüzüğü ve Anayasa’nın hükmü gereği hakkında gensoru açılması amacıyla Milliyetçi Hareket Partisi Grubumuzun verdiği önergeyi değerli milletvekillerinin vicdanlarına havale ediyorum.

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Efendim, beş dakika ilave süre verin. Sayın Bakana verirsiniz nasıl olsa. Dinleyemiyoruz.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bal.

FARUK BAL (Devamla) – Bu defa, Cenab-ı Allah’ın bahşettiği vicdanla o parmakları hareket ettirirsiniz dilerim. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına söz isteyen Hasip Kaplan, Şırnak Milletvekili.

Buyurun Sayın Kaplan.

BDP GRUBU ADINA HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Gensoruyla ilgili partimizin görüşlerini açıklamaya çalışacağım ve tabii ki bu açıklamaya başlamadan önce, cumhuriyet tarihinin en kısa sürede gensoru yemiş Bakanı olarak Sayın Bozdağ herhâlde tarihe geçecek.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Bak, böyle bir şey de var yani!

HASİP KAPLAN (Devamla) – HSYK görüşmelerinde hep burada, bakanlık koltuğuna da oturmadan gensoru yemiş bir Bakan olarak da geçebilir.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Daha yoldayken hazırdı gensoru. Evden Bakanlığa giderken gensoru hazırdı.

HASİP KAPLAN (Devamla) – Gensoru önergesine şöyle bir baktım, bir İçişleri Bakanlığının yaptığı kolluk düzenlemeleri var, İçişleri Bakanlığını ilgilendiren bir konu, onunla ilgili yok. Sonra, Sayın Bakanın 25 Aralıkta Adalet Bakanı olmasından sonra HSYK toplantısı ve HSYK Yasası’nın gelmesi var; orada hâkim, savcıların yerlerinin değişmesi konusu. Doğrusu şaşırdım; binlerce polisin, şube müdürünün görev yerleri değiştirildi. Kimse, böyle İçişleri Bakanı hakkında bir gensoru vereyim demedi. Özel yetkili mahkemelerde birkaç hâkim, savcının yeri değişti, sonra da mahkemeler de kapandı zaten, biliyorsunuz. Yani aciliyet sırası itibarıyla neden, hangisi geliyor diye baktığımız zaman...

Yarın kapanacak Meclis, seçime gidecek herkes ve ciddi mekanizmaları işletirken muhalefet partileri olarak bizim oturduğumuz dayanakların çok sağlam olması lazım. Ancak adalet ve hukuk söz konusu olunca -ki bu gensorunun içeriğine baktığımız zaman bağımsız yargı çerçevesi var- bizim kaygılarımızın olduğu noktaları açıklayacağız elbette. Bu  kaygılarımız hangi noktalarda? Ancak böyle  bir gensoru için doğrusu Barış ve Demokrasi Partisi olarak biz, yaşadığımız süreci dikkate alarak, bütün hassasiyetlerimizi de ortaya koyarak şunu açık ifade ediyoruz: Bugüne gelinmesinde kimlerin sorumlu olduğunu açıkladıktan sonra neden Barış ve Demokrasi Partisi böyle konjonktürel gensoruların yanında olmadığını da ifade edecektir, bunu açıklayacağız.

Ancak, size bir şey söylemek istiyorum: Değerli milletvekilleri, siz, burada, şu arkada bir park var, bahçede, Meclis başkanları parkına hiç gittiniz mi? Hiç şöyle biraz yürüyüş yapayım diye şu arkadaki parka gideniniz oldu mu arkadaşlar? İnanıyorum, gitmemişsiniz çünkü yoklamadan iktidar partisi fırsat bulamıyor ama biz muhalefetin biraz şansı olabiliyor, biz gittik. Orada ne yazıyor? Bir pirinç levha var, o levhanın üzerinde şöyle bir şey yazıyor: Parkın odak noktasında yer alan dinlenme alanı içerisindeki fıskiyeli havuzda bulunan 3 adet siyah granit küp demokrasinin vazgeçilmez üç unsuru yasama, yürütme ve yargı organlarının her biri, ortasında kaynayan su erkler arasında kuvvetler ayrılığını, küplerin arasından fıskiyelerin fışkırması da bağımsızlığını ifade ediyor.

BENGİ YILDIZ (Batman) – Fışkırıyor mu Hasip?

HASİP KAPLAN (Devamla) – 3 tane granit küp var arkadaşlar.

Bu ufak, kusura bakmayın, şey edemedim, Meclis TV “zoom”lamıyor herhâlde, göremez ama.

Bu muhteşem 3 tane granit olayını merak ettim ve gittim, gördüm arkadaşlar -yakındakiler görebilirler- 3 tane granit küp var. Bu granit küpler var ya 3 tane sandığa benziyor yani küp falan değil, sandık, sandık, granit. Fakat vahim olanı, fıskiyeler yerde, kablolar birbirine geçmiş durumda, ne fışkıran var sudan ne güçler ayrılığı… Hakikaten tam da bizim güçler ayrılığına dönmüş, buradaki güçler ayrılığına benzemiş, aslında karmakarışık olmuş. Bu resmi, basın mensupları gidip o parkın içinde daha iyi görebilirler. Çok üzüldüm ben bunu sabah gördüğüm zaman. Demokrasimiz paslanmış arkadaşlar, kabloları çürümüş, fıskiyeleri fısmıyor, su atmıyor artık, içinde damla su yok. Mavi ladinin altında Birinci Meclis Başkanı Gazi Mustafa Kemal’in ismi var, sonradan, çınarlar falan var, bir şeyler ifade ediliyor.

Ben bunu niye söyledim? Eğer koskoca Meclis buna, güçler ayrılığına bu kadar önem veriyorsa ve orada da bu olay yaşanıyorsa durum vahim. Çünkü, cumhuriyet tarihinden bugüne bağımsız yargı ve adalet nerede sekteye uğramış, hangi siyasi iktidarların elinde güç olmuş, bunun üzerinde durmak gerekiyor.

Cumhuriyet tarihinden başlayacağız. Cumhuriyet tarihinden, istiklal mahkemelerinden, “Üç Aliler”den buraya geleceğiz. Orada, kendine muhalif kimi gördüyse isyancı demiş, idam ettirmiş, Seyit Rıza’nın yaşını küçültmüş, torunun yaşını büyütmüş, Erdal Eren’in yaşını, günümüze gelen mahkemelerde, sıkıyönetimlerde olduğu gibi, yakın zamana kadar… Bu olağanüstü mahkemelerde dehşet kararlar verilmiş.

Şimdi, cumhuriyet tarihinden, geldiğimiz 60’lı yıllara, Yassıada’ya gelelim. Yassıada’da, Yassıada yargılamalarında Hâkim Başol’un sözlerini bir daha hatırlatmak istiyorum. Sanıklara, rahmetli Menderes’e, bakanlarına, hâlâ sağ olan, şu an Meclise de gelip giden, o dönemin yargılanan siyasetçilerine şöyle demişti: “Sizi buraya tıkan kuvvet böyle istiyor.” Anladınız mı arkadaşlar? Türkiye'nin adaleti budur. Bu tıkan kuvvet bazen milliyetçi olmuş, bu tıkan kuvvet bazen ulusalcı olmuş, bu tıkan kuvvet, sonradan, dinî motifleriyle güçlü bir iktidar olmuş. Fark eden bir şey yok.

Her üç dönemde istiklal mahkemesinde bize vurdunuz; cezaevine attınız, astınız. 60 ihtilali geldi, yine biz bulduk. 12 Mart oldu, yine biz. Arada bazı kesimler... 12 Eylül oldu, biraz sağ, çokça sol, yine biz. Olağanüstü mahkemelerde özel yetkili mahkemeler dönemi geldi, yine biz.

Bakın, milletvekili arkadaşlarımızın, seçilenlerin hepsi bir telefon kaydı, yasal olmayan bir telefon kaydından dolayı içerideydiler yani kanun dışı, hukuk dışı, ahlak dışı kayıtlar nedeniyle. Binlerce sayfa iddianameler yap, kes, yapıştır sistemiyle yapıldı ve mahkemeye üç sene çıkarılmadılar ve senelerce tutuklu kaldılar. Hâlâ bizim belediye başkanlarımız hiçbir haklı neden olmaksızın içeridedirler. Şırnak Belediye Başkanı Ramazan Uysal, Batman Belediye Başkanımız Sayın Atalay, Diyarbakır İl Meclis Başkanımız, Viranşehir Belediye Başkanımız Leyla Güven -Avrupa Konseyi Yerel Yönetimler Komisyonu üyesiydi- ve şu an 34 mevcut, eskilerle beraber 50’nin üstünde belediye başkanımız içeride. Neden? Neden arkadaşlar biliyor musunuz? Bir basın açıklamasından, birisi 8 Martı kutlamaktan, birisi “Nevroz”da konuşmaktan ve her nedense bu tahliyeler bizim tarafa gelmiyor. Bakın, Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ eğer çarşamba gününe kadar tahliye olmazsa göreceksiniz.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Ayıp olur olmazsa, doğrusu o. Hatayı düzeltirsiniz.

HASİP KAPLAN (Devamla) – Ayıp olur bir, arkasından da “Pişman olduk.” diye diğer tahliyeler zincirleme gelmeye başlar.

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Biraz da Reza’dan bahset. Ya biraz da Reza’dan bahset.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – KCK’lılar serbest kaldı buraya geldi, İlker Başbuğ gelmiş çok mu?

HASİP KAPLAN (Devamla) – Dikkat edin, bize sıra gelmeyecek. Bakın çünkü iktidarın da, muhalefetin iki partisinin de zihniyeti “Siz kalabilirsiniz, yatabilirsiniz, siz bölücüsünüz, siz yatın, diğerleri çıksın, diğerleri zaten es kaza gariban, vatan millet Sakarya uğruna içeriye düşenlerdi.” diyeceksiniz. “Kahraman ordumuz köy yakmış, birkaç kişi öldürmüş, 20 bin kişi faili meçhul cinayet işlemiş, ne olacak canım? Ne olacak, sandıklarda milyarlar çıkmış, ne olacak  canım?” Bu havanın içinde olduğunuz sürece bu ülkeye adalet gelmez, hukuk devleti olmaz, insan hakları olmaz, istediğiniz kadar “bağımsız yargı” deyin arkadaşlar.

Bakın, bizim Anayasa’nın 90’ıncı maddesi ne diyor? Yargı yetkisini bağımsız mahkemeler kullanır değil mi? “Yargıç teminatı var.” diyor. Var mıdır yargıç teminatı? Vallahi billahi, bütün hâkimler, savcılar artık Sayın Bozdağ’ın insafına kalmış ama Allah’tan vicdanlı bir insandır yani hâkim, savcıların tek sığınacağı vicdanıdır.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Ya, o arada yağ da çekiyorsun Bakana Hasip! O arada yağ da çekiyorsun Bakana ama Hasip!

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Nereden biliyorsun?

HASİP KAPLAN (Devamla) – Hukuk değil, Anayasa değil, tek sığınağı Sayın Bozdağ’ın vicdanıdır, kızdırırlarsa ne olacaklarını bilemem.

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Nerede vicdan, nerede? Herkesin yerini değiştirdi, vicdan nerede kaldı?

HASİP KAPLAN (Devamla) – Hayır, şimdi o özel yetkili mahkeme, 20 tane hâkim savcı gitti. Bundan sonrası daha kaç bin hâkim, savcı var.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Zımni bir anlaşma mı var Hasip Bey?

HASİP KAPLAN (Devamla) – Yani tek sığınacakları liman Bakanın vicdanıdır. Eğer vicdanını biraz tersine işletirse gitti o hâkim, savcılar. Bu HSYK Bakana bağlandı artık arkadaşlar, kıskıvrak bağlandı artık, kıpraşacak hâli yok yargının. Bu HSYK geçti, Sayın Köşk de onayladı. E, siz de kardeşim, usulüne uygun yapamadınız. Çok tecrübelisiniz de niye geri geldi AYM’den? Sizin iptal başvurusu da sanırım pazartesi tekrar gidecek.

Şimdi, buradan şu noktaya gelelim: Anayasa’nın 138’inci maddesi uyarınca hiç kimse yargıya müdahale edemez. Evet, değil mi? Görülmekte olan bir dava hakkında hiç kimse konuşamaz. Bu kürsüde sabahtan akşama kadar bu milletvekilleri konuşmuyor mu? Konuşuyoruz, soru önergesi veriyoruz, araştırma önergesi veriyoruz, Mecliste yapıyoruz bunu. Yapmıyor muyuz arkadaşlar?

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Ya “konuşamaz” değil, talimat veremez, genelge gönderemez.

HASİP KAPLAN (Devamla) – Yapıyoruz “Yapıyoruz.” diyeceğiz, hukukçuyuz, doğru konuşacağız; hukukçuyuz biz, mağduriyetleri dile getireceğiz ama Anayasa’nın 139’uncu maddesindeki…

Yani, şaşırıyorum size, hepinize, gerçekten. Her buraya geldiğinizde şu sıraya hep böyle dönersiniz, yemini hatırlatırsınız bize. Ben de size bir yemini hatırlatayım: İnsan hakları, hukuk ve demokrasi üzerine yemin etmediniz mi? Yemininize sadık kalmayan sizi gidiler sizi! Ne insan hakları, ne hukuk, ne adalet, ne demokrasi kaldı. Yemin ettiniz hani. Bize hatırlatırsınız değil mi? Biz “Dilimiz özgür olsun.” deyince yeminimizi hatırlatıyorsunuz bize. Yok arkadaşlar, bu, size adalet, ona adalet, buna adalet, biraz adalet, çok adalet, yok; adalet ya vardır ya yoktur. Adaletin olmadığı bir ülke hukuk devleti değildir. Vatandaşın sığınacağı bir liman, Hazreti Ömer’in adaleti olmadıktan sonra siz istediğiniz kadar bakanları değiştirin, yeni bakanlar getirin, hâkimleri değiştirin, yenilerini getirin. Sistemi değiştireceksiniz, sistemi. Kökünden sistemi değiştirmediğiniz zaman Anayasa’dan başlayıp yasalarına kadar, eğitimine kadar hâkim ve savcıların, mülakatı da kaldırıp doğru dürüst, göreve kabul ederken de ayrımcılık yapmadan; barolarıyla, hukuk fakülteleriyle, yurtdışı eğitim kurumlarıyla akademik çalışmalarını yapmadan bu ülkeye adalet gelmez arkadaşlar. Herkes bir gün adalet arayışına çıkar, çıkar, gördük.

Bu ülkede hâlâ kasetlerle seçimi almak isteyen siyasi zihniyetler var. Bu siyasi zihniyet, yanlışlar, kimse, geçen seçimlerde yaptı bunu. Bunun bundan sonra yapılmaması, buna prim verilmemesi Parlamentoda her milletvekilinin görevi değil mi arkadaşlar? Peki, soruyorum size: Hukuk devletinin en değerli varlığı olan bağımsız yargı, adil yargılanma hakkı bu vatandaşların hakkı değil mi arkadaşlar? Gerçekten, bu ülkede en çok konuşulan şey adalet, olmayan şey de adalettir arkadaşlar, çok açık söylüyoruz.

Bakın, Medeni ve Siyasi Haklar Sözleşmesi’ni kabul etmedik mi üç sene önce? Adil yargılanma hakkı yok mu içinde onun? Ekonomik, Sosyal Sözleşme’de yok mu? Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 6’ncı maddesini -sözleşme- Anayasa’nın 90’ıncı maddesine koymadık mı? Hangi düzenlemenin hangisi, Allah aşkına, bu sözleşmelere uygundur? Bana bir tanesini söyleyebilir misiniz?

Yemin edersiniz ama hiçbiriniz yemininizi tutmazsınız vallahi. Yeminini tutmayanların sonu siyasette de hukukta da başka yerlerde de iyi değil arkadaşlar, benden söylemesi.

Eğer bu ülkeye bir şey armağan etmek istiyorsanız; gıcır gıcır yeni bir anayasa 21’inci yüzyılda, demokratik yasalar, düşünce, örgütlenme özgürlüğü, demokratik bir seçim sistemi yani milletin kendi adaylarını özgürce seçebileceği bir seçim sistemi, barajların olmadığı, engellerin olmadığı, liderlerin eteklerine kimsenin tutunmadığı, parti içinde demokrasinin olduğu… Bakın, eğer bunu yapmazsanız vatandaş sonra, birden bire, çok fazla aynı tipleri görmekten bıkıyor, bir seçimde hepsini gönderiyor; 2002’de yapmıştı onu. Hatırladınız mı? Siyasetin bütün yüzleri gitti 2002 seçimlerinde partileriyle beraber, yenileri geldi. 2014’e geldik, on iki sene geçti, sizler de eskidiniz arkadaşlar, bizler de eskidik. Gençlere yer verelim, açalım. Siyaset iradesini dinamik güçlere bırakalım artık. Biz yapamıyoruz. Bu ülkede doğru dürüst bir bağımsız yargı kanunlarını çıkaramıyoruz, beceremiyoruz işte. İktidarı da beceremiyor, işine geldi mi yapıyor, muhalefetiyle de yapmıyoruz. Hepimiz hukuk adına konuşuyoruz. Hepimiz de doğru konuşmuyoruz arkadaşlar. Doğruysa bunun kuralları çok basit: HSYK bağımsız olacak, Anayasa’da güvencesini koyacaksın. Geleceksin, sonradan, güvenliğe, silaha ayırdığın bütçenin sadece yüzde 1’lik kalemini veya sandıklara, kutulara konan paraların yüzde 1’i kadarını da Adalet Bakanlığı bütçesine vereceksin. 8 bin tane açık var, hâkim, savcı, personel açığı var. Bina, araç, gereç…

Bakın, arkadaşlar, ayıptır. 2004’ten beri bölge mahkemelerini açamıyorsunuz. “Bina yok.” dediniz, “Hâkim yok.” dediniz. Ayıptır, günahtır. Adli kolluğu oluşturamadınız. Ama maşallah operasyonlar olunca adli kolluk… Sabah da kalktık, gazeteyi açtık, adli kolluğun yine yetkilerini maşallah hemen -yönetmelik ya- değiştirivermişsiniz. İstanbul savcısı Ankara’da soruşturma yapamayacak, Ankara’daki Şırnak’ta yapamayacak. Oh, işte ondan sonra görürsünüz siz! Ankara’daki Ankara’da kalsın, İstanbul’daki İstanbul’da. Peki suç soruşturmaları il sınırı tanıyor mu arkadaşlar? Jandarma kolluğunun alanı var, polis kolluğunun alanı var.

Şimdi, bakın, yine 21’inci yüzyılda hasta hükümlüleri ölüm derecesinde olup bunun önlemini almayanların hepsi cehennemliktir, cehennemlik!. Tek kelimeyle bunu söylüyorum. Hasta hükümlüsüne sahip çıkmayanın ne Allah’ı var ne peygamberi var ne adaleti var ne insanlığı var ne vicdanı var.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HASİP KAPLAN (Devamla) – Bunu da söylüyorum işte. Ölümü bekliyorlar.

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Sorumlu burada.

HASİP KAPLAN (Devamla) – Herkes için söylüyorum arkadaşlar.

Arkadaşlar, öyle eften püften gensoruların yanında yer almayız. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Doğru dürüst gensoru getirin, harbiyen yanınızda yer alalım, grubumuzla alalım. Ciddi söylüyorum.

Teşekkür ederim. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Evet, teşekkür ediyorum.

Önerge üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz isteyen Bedii Süheyl Batum, Eskişehir Milletvekili.

Buyurun Sayın Batum. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA BEDİİ SÜHEYL BATUM (Eskişehir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, Adalet Bakanı Bekir Bozdağ hakkında verilen gensoru önergesiyle ilgili olarak CHP Grubu adına söz almış bulunuyorum.

İlk önce şu son iki ayda yaşadıklarımıza bir bakalım: Ben Sayın BDP temsilcisi gibi yapmayacağım. Bugüne kadar gelirken zamanı bitti, bugüne gelemedi. Bekir Bozdağ’ın da vicdanına bıraktı, gensoru önergesi ile ilgili görüşlerini 1930-1920’lerle tamamlayabildi.

Şimdi, bakın, değerli arkadaşlar, 17 Aralık 2013 tarihinde İstanbul Özel Yetkili Cumhuriyet Başsavcı Vekilliği koordinasyonunda yolsuzluk, rüşvet, kara para aklama gibi suçlarla ilgili bir soruşturma başlatıldı. 61’inci Hükûmette görev yapan bazı bakanları ve o bakanların yakınları ile diğer bazı yöneticiler ve iş adamlarının da şüpheli olarak yer aldığı soruşturma basın yayın organlarına yansıdı. Hakkında soruşturma olan İçişleri Bakanı, aynı gün tarihin en büyük cadı avını başlattı. Soruşturmada görev yapan adli kolluk amirleri görevden alındı, bütün kolluk yetkilileri görevden alındı. Böylece, bu soruşturmada elde edilmiş delillere ve şüpheli listesine ulaşılmak istendi. 25 Aralık 2013 tarihinde de Bekir Bozdağ, Adalet Bakanı olarak göreve başlatıldı. Hemen ilk yaptığı iş, 1. Dairenin 2 üyesinin -kanuna ve teamüle aykırı şekilde- 1. Daireden uzaklaştırılması, siyasi etki altına alabilecek 2 üyenin derhâl 1. Dairede görevlendirilmesiyle bir süreç başlatıldı. Arkasından, Adana ve İzmir Cumhuriyet Başsavcıları tarafından hazırlatılan fezlekeler ve onların kırk  beş gün süreyle Adalet Bakanı tarafından bekletilmesi, inceletilmesi ve tekrar geri döndürülmesi.  Aynı anda da, Türkiye Cumhuriyeti tarihinde ve dünyanın hiçbir demokrasisinde görülmeyecek bir yasa bombardımanı başlatıldı; hem de ne yasalar… “İnternet’te aleyhimizde yazıyorlar.” Koy iki üç madde torba kanunun içine, engelleyelim. “HSYK, ah, başka savcılara başka hâkimlere geçmiş.” Hemen HSYK’ya el koyayım. Derhâl, HSYK yasası. “Yolsuzlukları örtme, delilleri yok etme, bakanları, bakan çocuklarını, Bilal oğlanı, Reza Zarrabları kurtarma yasası” dediğimiz; onların da “Özel yetkili mahkemeleri kaldırıyoruz, demokratikleşiyoruz.” dedikleri yasa. Hemen arkasından MİT yasası, dershaneler yasası -şimdi birazdan tartışacağımız- toplu gösteri yürüyüşlerini, toplu gösterileri biraz daha zorlaştıracak bir yasa. Bunlar gidiyor. Tamamı nokta atışı, tamamı kişiye özgü, duruma özgü yasalar.

Şimdi, değerli arkadaşlar, HSYK yasası çarşamba günü imzalanıyor. Demin Sayın Grup Başkan Vekilimiz de söyledi, perşembe günü bekleniyor, listeler hazırlanıyor, bütün hazırlıklar tamam, perşembe günü Resmî Gazete’nin mükerrer sayısında yayımlanıyor, aynı gün tümüyle tasfiye hareketi başlatılıyor ve açıkça söyledikleri gibi, “F tipi” dedikleri yargıç ve savcıların yerine “RTE tipi” yargıç ve savcıları yerleştirme operasyonu ve bu operasyonun başında da şimdiki sorumlusu Bekir Bozdağ, Adalet Bakanı yani birilerinin ipini çekmek görevini üstlenen kişi, Adalet Bakanı Bekir Bozdağ. Şimdi her zaman söyledik ve biz söylerken sizler de görmezden gelmeye devam ettiniz, gözlerinizi sıkı sıkıya kapattınız, bir gün çocuklarınıza  bile “Aa, ne oldu ben görmedim o sırada, ben değil miydim, neydim orada?” diyebilin diye.

Şimdi, biz Bekir Bozdağ’a sorduk, HSYK Yasası sırasında da sorduk, bu yolsuzlukları örtme, birilerini kurtarma yasasında da sorduk, dedik ki: “Bunlar, bu nokta atışlar, kişiye özgü yasalar, bakanlar için, Başbakan için, Bilal için, Reza Zarrab için çıkarılan yasalar bırakın, hukuku, adaleti, insafla bağdaşır mı, vicdanla bağdaşır mı?” Aynen bize şöyle dedi: “Amacımız demokratikleşme, biz çok demokratikleşmeyi istiyoruz.” Başka şey de söyledi bize, açık açık: “Bir mensubiyetin eline geçmişti, o mensubiyetten kurtarmak istedik, başka bir mensubiyetin eline geçti.” dedi. “Bu ne demek, bir mensubiyetten başka bir mensubiyete geçmek?” dedik. “İdeoloji?” dedim, “İdeoloji” dedi. Siz tamam kötü bir bakan olabilirsiniz ama Türkçeyi bu kadar kötü kullanmazsınız; ideolojinin mensubiyeti olur mu, bir insan ideolojiye mensup olur mu? “İdeolojiye sahip olur, mensubiyet başka bir şeydir.” dedik. Sustu. Her zaman söylüyorum: 2007, 2008, 2009, 2010, 2011, 2012, 17 Aralığa kadar 2013’ün on bir buçuk ayı… Sayın Bakan Uganda’nın siyasetçisi miydi o sırada, demokratikleşme aklına gelmedi mi? Sayın Bakan Papua Yeni Gine’nin Bakanı mıydı? Hayır, o sıralarda Başbakan o talimatı vermemişti, buranın siyasetçisiydi ama daha talimat vermemişti. O mağduriyetler… İnsaf! O mağduriyetler, o sadece telefon kayıtlarına dayanan suçlamalar, iddianameler, yargılamalar, düzmece kanıtlarla verilen kararlar ne oldu, ne olacak? O insanlar, bu ses kayıtlarında, telefon kayıtlarında düzmece delillerle, gizli tanıklıklarla yedi yıl, altı yıl, beş buçuk yıl, dört buçuk yıl içeride… Ne oldu, nerenin Bakanıydınız, nerenin Adalet Bakanı oldunuz?

Sıra geldi 17 Aralığa, bakanların, hatta Başbakanın çocuğuyla yaptığı ses kayıtlarına, a, bir dakika, Bekir Bozdağ nöbete, Bekir Bozdağ iş başına! Hani bir şey vardı, gözlerimi kaparım, vazifemi yaparım! Buna Sayın Bekir Bozdağ iki mısra daha ekledi, vicdanımı kanatırım, bakanlığı da kaparım!

Değerli arkadaşlar, düstur bu, düstur bu, gözlerimi kaparım, bakanlığı kaparım! Şimdi, gerçekten inanıyorum, Bekir Bozdağ tipi bir siyaset anlayışının düsturu bu olabilir de bir demokratik ülkenin siyasetçisinin, bakanının düsturu bu olabilir mi? Ne olursa olsun, 2007’de susarım, 8, 9, 10, 11, 12, 13… Başbakanım isteyince gözlerimi kaparım, vazifeyi kaparım, bakan diye otururum!

Değerli arkadaşlar, özellikle şunu söylemek istiyorum: Devlet eskiden tanımlanırken, ne dersek diyelim, gözümüzü kapayalım, sımsıkı kapatalım… İsterse Sayın BDP temsilcileri “1920’lerde de öyleydi, Atina demokrasisinde de böyleydi.” desinler. Şimdiye baktığımız zaman…

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sataşırsan karşılığını alırsın, bak, onu söyleyeyim.

BEDİİ SÜHEYL BATUM (Devamla) – Devlet eskiden tanımlanırken üç unsurla tanımlanırdı, üç unsurla. Denirdi ki: Bu devletin bir ülkesi olacak, bir nüfusu olacak, insan topluluğu olacak “millet” ya da “halk” dediğimiz, bir egemenlik olacak. Çağdaş devlet tanımlarına bakın, çağdaş kitaplara baktığımız zaman şunu görüyoruz: Artık devletin dördüncü unsuru var, hukuk. Hukuksuz bir devlet diğer üç unsuru anlam ifade etmeyen devlet demek. Çağdaş devletin en temel unsurlarından biri artık devletin hukukla bağlı olması, hukuk devleti olması. Hukuk devletinde adalet çok önemli, yargı bağımsızlığı çok önemli, adalet kavramına duyulan güven çok önemli yani kısacası, açık söyleyeyim, hukuk devletinde birileri sahte delillerle, bırakın sahte delilleri, aynı telefon tapeleriyle yedi yıl tutuklu kalırken vicdanı sızlamayan, oralı bile olmayanlar, söz konusu Başbakana geldiğinde “Aa, bir dakika, bir dakika, neler yapılıyormuş? Dur bakayım, durdurayım. Hadi bakayım, birileri nöbete. Hadi ara savcıları.” demesi hukuk devletinde adalete olan güveni tamamen ortadan kaldırır. Yani kesinlikle hukuk devletinde adalete duyulan güven çok önemli diyorum. Valla kısacası şunu söyleyeyim: Hukuk devletinde Sayın Bekir Bozdağ gibi “Bana ne, boş verin hukuku filan, gözlerimi kaparım, vazifemi yaparım, bakanlığı da kaparım.” diyen siyasetçilerin Adalet Bakanı olmaması, Adalet Bakanı ise de kalmaması zorunludur diye düşünüyoruz.

Bir kere, değerli arkadaşlar, daha önce de söyledim -demin Sayın Bal söyledi “Tarihe geçtiniz.” dedi- tarihe geçtiği Sayın Bekir Bozdağ’ın bir tek bu değildir. Dünyada Sayın Bekir Bozdağ “Tutukluluk süresi beş yıl az.” deyip “On yıl olsun.” diye önerge verip bu Mecliste bu önergeyi kabul ettirerek bu önergeyle insanları on yıl içeri atmanın yolunu açan dünyadaki tek Adalet Bakanıdır, tek, tek. (CHP sıralarından alkışlar)

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Hocam, beş yıla indirildi.

BEDİİ SÜHEYL BATUM (Devamla) - İki: Fezlekeleri kırk beş gün bekleten ve savcıları değiştirdikten sonra iade edip üstünü örten dünyadaki tek bakandır. Adana’da, İzmir’de -demin Sayın Faruk Bal anlattı, uzun uzun anlatmamıza gerek yok- fezlekeye konu olan, burada tutanağa konu olan şekilde doğrudan doğruya savcıları arayıp müdahale eden, o müdahalenin de müdahale olduğunu saklamak için inanılmaz şeyler ileri süren dünyadaki tek bakandır. Hiç olmazsa derdi ki: “Ben gözlerimi kapıyorum, vazifemi yapıyorum, patron memnun, o yüzden ne gereği var, hiç aramadım, aramadım derim. Boşver, nasıl olsa tapeler de çıkmaz.” diyebilirdi. Çok açıklıkla “Evet, aradım. Ne var?” dedi çünkü öyle zannediyor. Tabii, açık söyleyeyim, çok güzel söyledi Bakan geçen gün, basına da söyledi, dedi ki: “Aradım, aradım ama eğer ‘O savcıyı görevden al.’ filan diyorsam, ‘Soruşturmayı durdur.’ diyorsam Allah canımı alsın, şerefsizdir, namussuzdur bunu söyleyen.” “Peki, ne dedin?” dedik. “Görevini iyi yap dedim, MİT yasasını hatırlattım." dedi. Şimdi, Sayın Bakan koskoca Adalet Bakanı, Ceza Kanunu’nun 277’nci maddesini hiç okumamış olabilir mi? 288’inci maddesini hiç okumamış olabilir mi?

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Haberi yoktur Hocam!

BEDİİ SÜHEYL BATUM (Devamla) – Vardır, vardır da Aliciğim, vardır da, boşver. “Gözlerimi kaparım, vazifemi yaparım, bakanlığı kaparım!”ın içinde bu da yer alıyor.

Değerli arkadaşlar, bu, Sayın Bakan, dünyada tutukluluğu en uzatan bakan, on yıla çıkartan önergeyi veren bakan, fezlekeleri bekleten bakan, fezlekeleri geri gönderen bakan, yetkisi yokken, savcıları da görevden alıp “Hop, tamam.” diyen, arkasından da o savcıları arayıp: “Bana bakın, sizi bilgilendireyim, hukuku anlatayım.” diyen, buna da inanmamızı bekleyen dünyadaki tek bakan.

Değerli arkadaşlar, gensoru muhalefetin önemli bir silahıdır, aracıdır çünkü bizim sayısal çoğunluğumuz yok. Biz kamuoyu bilgilensin, kamuoyu bu ülkede neler yapılıyor duysun istiyoruz.

ALİ ŞAHİN (Gaziantep) – Her silah her zaman çekilmez.

BEDİİ SÜHEYL BATUM (Devamla) – Şimdi, her silah her zaman çekilir de sizin gibi çoğunlukların gözlerini kapadığı yerlerde hiç olmazsa duyuralım diyebiliriz. Ama şuna inanıyoruz: Gensoruyu iyi kullanmak lazımdır, yerinde kullanmak lazımdır. Her zaman, her koşulda kullanmamak lazımdır. Bu nedenle de şuna inanıyoruz: Bırakın Türkiye'yi –samimiyetle söylüyorum- dünyada gensoruyu hak eden birkaç bakan varsa onların başında Bekir Bozdağ gelir.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Hadi hocam ya, hadi yapma ya!

BEDİİ SÜHEYL BATUM (Devamla) – En önemli bakanlardan bir tanesidir gensoruyu hak eden. (CHP sıralarından alkışlar) Var mı, var mı?

Birilerini içeri alıp, tutukluluk süresini on yıla çıkartıp, onları ilanihaye içeride tutacaksınız. Böyle biri mi lazım? Bekir Bozdağ, buyurun orada!

Eğer, nokta atışı yapıp yolsuzluklara özgü bir yasa mı çıkarmak lazım? Bekir Bozdağ orada!

Delilleri karartmak, yok etmek, buna da “Ne güzel demokratikleşiyoruz.” diye biteviye cümlelerle cevap vermek mi lazım? Bekir Bozdağ orada!

Bu tür yasalara hiç yüzü bile kızarmadan ve “Ne yapıyorsunuz?” deyince “Demokratikleşiyoruz canım, yazık değil mi insanlara?” diye cevap verebilen dünyada tek bakan Bekir Bozdağ!

Yargıçları tasfiye mi edeceksiniz? Yeni RTE tipi yargıç, savcı mı lazım? Bekir Bozdağ orada!

Fezlekeleri durdurup “Anayasa’ya aykırı olarak geri gönderdim, ilk önce savcıları değiştirdim.” demek mi lazım? Sayın Bekir Bozdağ orada!

Savcılara telefon edip müdahale etmek mi lazım? Yargı görevi yapanı açıkça 277’nci maddeye aykırı olarak etkilemek mi lazım? Sayın Bekir Bozdağ orada!

Değerli arkadaşlar, bu gensoru, bir kere şunu söyleyeyim, gerçekten, haklı olarak düzenlenmiş ve dünyada gensoruyu hak eden bakanların başında gelen Bekir Bozdağ için önemli bir silah olarak muhalefetin kullanabileceği bir gensorudur.

Şunu özellikle vurgulamak istiyorum: “Görmezden geldim ben, boş ver, ne olacak, beni seçecek kişi daha önemli.” diye hepimiz düşünebiliriz, yanlış da yapabiliriz.

Geçen gün söylediğim bir şeyi özellikle söylemek istiyorum: Bekir Bozdağlar çok bulunabilir, eskiden de vardı, hatta ben size örneğini de söylemiştim; “Kırşehir’i ilden -Demokrat Parti o sırada çok kızdığı için Bölükbaşı’na- ilçe yapalım, bu adam buraya gelmesin.” diye Kırşehir ilçe yapılırken, tasarıda, hiçbir adalet düşüncesiyle bağdaşmayan bugünkü Sayın Bekir Bozdağ türü, Bekir Bozdağ’ın getirdiği tür, nokta atışı, kişiye özgü yasalar yapılırken o dönemin Demokrat Partili Muhlis Tümay’ı şöyle diyor: “Ben istifa ediyorum komisyondan, böyle bir yasayı kabul edemem. Bu, adalet düşüncesiyle bağdaşmaz.” Beğenmediğimiz 50-60 dönemi. Şimdi, tabii, ama siyaset bu, her yerde Sayın Bekir Bozdağ yönünde görev ifa edenler bulunur. Hemen buluyorlar onlar da, Nevşehir Milletvekili Hasan Hayati Ülkün’ü buluyorlar, diyorlar ki: “Sen yap komisyon başkanlığını.” “Gözlerimi kaparım, vazifemi yaparım, komisyon başkanlığını kaparım!” diyor o da ve komisyonun başkanı oluyor. Tabii, o dönemde de Bölükbaşı “Ah, neyse, ipimizi bir Nevşehirliye çektirdiler.” diyor. O gün de söylemiştim, Nevşehirliye ip çektirmişlerdi, şimdi de Sayın Bekir Bozdağ’a birilerinin, eski suç ortaklarının ipini çektiriyorlar.

Ben umuyorum, biz… Söyledim, Sayın Bekir Bozdağ’ın mutlaka yargılanması gerektiğine inanıyorum, mutlaka yargılanacağına da inanıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

RAMAZAN ÇAN (Kırıkkale) – Yapma Hoca ya.

BEDİİ SÜHEYL BATUM (Devamla) – Ama yine de ipini çektirmek şeyi ağır oldu, Bölükbaşı’nın oradaki şeyini kabul etmiyorum. Biz, birilerinin ipini çeken bile olsa onu demokratik hukuk devletinde adil, bağımsız yargıyla yargılayacağız ve suçunun gereğini mutlaka üstlenecek. Tutukluluğu on yıla çıkaran Bakan olarak üstlenecek.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Beş yıla indiren kim?

BEDİİ SÜHEYL BATUM (Devamla) – Ama şunu söyleyeyim değerli arkadaşlar, özellikle şunu vurgulayarak bitireyim: O dönemde yapılan iki kanun var aynı bugünkü gibi, aynı bugünkü gibi. Abana ilçesi merkezinin Bozkurt’a taşınması ve CHP’nin Haksız İktisaplarının İadesi Hakkında Kanun. Şimdi bunu özellikle bir daha vurguluyorum çünkü söyleyince sizin grubunuzdan çok değerli arkadaşlarım gelip bana dediler ki o gün… Öğrencimdi bazıları da o zaman demek ki anlatamamışız, öğretememişiz. O yüzden söylüyorum, 50-60 arasında yapılmıştı bu yasalar, o sırada Anayasa Mahkemesi olmadığı için tabii bunları iptal ettiremedik. 62’den sonra Anayasa Mahkemesi kurulunca Anayasa Mahkemesine başvuruldu ve Anayasa Mahkemesi 1967 yılında bu iki yasayı da “Böyle amaç mı olur, böyle kamu yararı mı olur, böyle kanun mu olur?” diye iptal etmişti.

Şimdi söylüyorum… O sırada değerli arkadaşlarımdan bana gelip şöyle diyen oldu: “Hocam, herhâlde karıştırdın, 54’te yapılanı 67’de Anayasa Mahkemesi mi iptal etti?” dediler. Şimdi, bir kere o dönemi anlatamamışım demek ki. Hayır, o sıra Anayasa Mahkemesi olmadığı için iptal etmemişti, 67’de iptal etti. Bu getirdiğiniz yasaları da mutlaka iptal edecektir, hiç merak etmeyin. Ama bu arada siz tarihin bu nedenlerle gensoru önergesi yiyen, ileride de mutlaka yargılanacak olan tek Bakanısınız.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, sayın hatip ismimi zikrederek “1930’larda kaldığımızı” ve başka şeyler de söyleyerek sataşmadan bulundu, ona cevap vermek istiyorum.

BAŞKAN – Ne söyledi sataştı, isminizi zikretti?

HASİP KAPLAN (Şırnak) – İsmimi zikrederek “1930’larda kaldığımızı, bugüne gelemediğimizi” ifade ederek sataşmada bulundu.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Kaplan, sataşma nedeniyle iki dakika söz veriyorum.

VII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın, Eskişehir Milletvekili Bedii Süheyl Batum’un (11/31) esas numaralı Gensoru Önergesi üzerinde CHP Grubu adına yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Hatip, çok yerinde bir gensoruysa siz ana muhalefet partisisiniz, niye uyudunuz da siz getirmediniz? (BDP sıralarından alkışlar) Söyler misiniz?

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Bravo!

HASİP KAPLAN (Davamla) - Bizi konuşturtmayınız.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Konuş, konuş!

HASİP KAPLAN (Devamla) – Doğru konuşunca alınıyorsunuz. 30’larda kaldık! Ben bugüne getirdim, bugün olmadığını söyledim hukukun, adaletin ve bunda üç partinin de günahı olduğunu söyledim. “Gelin, sistemi değiştirelim.” dedim. Şimdi soruyorsunuz Hasip Kaplan niye karşı? Bu gensoruda hasta mahkûmlar var mı? Bu gensoruda uzun tutukluluk var mı? Bu gensoruda yeniden yargılama var mı? Bu gensoruda veren partinin tutuklu milletvekili Engin Alan bile yok.

Şimdi, bakın, bu gensoruda, gensoru Adalet Bakanıyla ilgili geliyorsa adaletle ilgili bütün sorunları yatırırsınız ve bunda sorumluluğu varsa üstüne gidersiniz. Ben bu saatten sonra paralel sevici değilim, olmayacağım, olamam da bir hukukçu olarak.

Arkadaşlar, yanlış yapmaya gerek yok. Birinin ipini mi çekmek istiyorsunuz, sehpayı bizden istemeyiniz. Gidin sehpanızla gelin.

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Ya, ne güzel anlaştınız işte!

HASİP KAPLAN (Devamla) – Sayın Hatip, ip çekmekten, idamdan bahsediyorsunuz. İdamı kaldıralı çok oldu, farkında değil misiniz? Size yakışıyor mu aslan sosyal demokratlar adına böyle bir konuşma?

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – AKP’yi eleştirmiyorsun da CHP’yi mi eleştireceksin? AKP’yi eleştirme, tamam!

HASİP KAPLAN (Devamla) – Bir hukukçu adına, bir öğretim üyesi adına ip çekmekten bahsediyorsunuz; nasıl ip çekiyormuşsunuz? Sehpa istiyorsunuz. Sizin altınıza sehpa koymamızı mı istiyorsunuz? Binlerce siyasetçim içeride benim, özgürlük için mücadele veriyor. Hasta, 542 tanesi ölüm döşeğinde. Biz bunların mücadelesini veriyoruz. Biz mücadele ede ede, vere vere bugünlere geldik. Gelin, doğru dürüst adalet sistemi isteyin, bütün partilerin yanında yer alırım. Hiç ayrım yapmadan, grubumuzla yer alırız çünkü bağımsız yargı hepimiz için geçerlidir ama bu kadar zayıf kalıyorsunuz ki Bozdağ da gelir, 100 tane Bozdağ daha gelir gider, ben size söyleyeyim.

Teşekkür ederim. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

BEDİİ SÜHEYL BATUM (Eskişehir) – Sayın Başkan, bir konuyu tashih etmemiz lazım. Sataşma var. İpi çekmek filan falan konusunda ne kastettiğimizi…

HASİP KAPLAN (Şırnak) – İp çekmedin mi kardeşim?

BEDİİ SÜHEYL BATUM (Eskişehir) – Orada bir sataşma var. Onu bir açıklamamız lazım.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Batum.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – İp çekmedin mi? Yoksa ip atlama mı oynuyorsunuz?

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Ne zaman çekti? Adil yargılamadan bahsetti sayın hatip. Adil yargılamadan bahsetti.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – İp atlama mı oynuyorsun Hocam? Hocam, ip çekmek asmak demektir, infaz etmek demektir, biliyor musun?

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Adil yargılamadan bahsetti. Doğru konuşmuyorsunuz.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Hukuk literatüründe onun adı odur. Menderes’i asan iptir.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Batum.

2.- Eskişehir Milletvekili Bedii Süheyl Batum’un, Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

BEDİİ SÜHEYL BATUM (Eskişehir) – Değerli arkadaşlar, şimdi Parlamentoya anlattık, bir de Sayın Kaplan’a anlatmamız lazım geliyor. Hani demişler ya “Bölük dur, sen de dur!” diye, şimdi Sayın Kaplan’a da şunu anlatmamız lazım: İp çekme, orada Bölükbaşı idam edilmedi. Öyle zannetti Sayın Kaplan.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – “İpini çekeceğiz.” dediniz.

BEDİİ SÜHEYL BATUM (Devamla) – Bölükbaşı’nın ili ilçe hâline dönüştürüldü. Bu kanunu yapacak komisyonun da başkanı bir milletvekili oldu. Diyor ki: “İpimizi çekecekse Nevşehirli çeksin.” Şimdi, Sayın Hasip Kaplan’ın herhâlde bu olaydan çok haberi yok.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Var, var… Biliyorsun.

BEDİİ SÜHEYL BATUM (Devamla) - O yüzden zannediyor ki, Bölükbaşı’nı idam ettiler, ipini de bir Nevşehirli çekti. Bana da diyor ki: “İp çekmekten bahsettiniz. Siz, bir anayasa hukukçusu, bir akademisyen ip çekmekten bahseder mi?” Hayır, oradaki mecazi… Ama şimdi anladım ben.

Sayın Parlamento, sayın üyeler, Sayın Kaplan; -sizden de özür diliyorum- bundan sonra mecaz kullanırken ipi çekmek yönünde ben Parlamentoya anlatacağım, bir de Sayın Kaplan’a dönüp diyeceğim ki: “Efendim, burada mecaz kullandım. İpini çektim.” (Gürültüler)

HASİP KAPLAN (Şırnak) – “İp çektim.” derken Menderes’in ipi aklıma gelir, Deniz Gezmiş’in ipi aklıma gelir…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Hadi cevap ver şimdi.

BEDİİ SÜHEYL BATUM (Devamla) – Şimdi, sevgili arkadaşlar…

HASİP KAPLAN (Şırnak) – 12 Eylülde asılanlar aklıma gelir! Öyle ip çekmek kolay değil. Konuştuğunuz laflara dikkat edeceksiniz, öğretim üyesisiniz.

BEDİİ SÜHEYL BATUM (Devamla) – Sevgili arkadaşlar, bunların hepsi mugalatadır.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – İp çekmek ne demek?

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Burada otur, burada otur!

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Ben buradayım. Onurlu yerdeyim ben!

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Ne alakası var orayla ya!

HASİP KAPLAN (Şırnak) – İp çekmekle ne alaka? Siz ip çekmekten bahsediyorsunuz 21’inci yüzyılda. Ayıp, ayıp!

BEDİİ SÜHEYL BATUM (Devamla) – Şunu söyleyeyim: İpini çekmenin ne olduğunu anlatabildikten sonra bir gün Deniz Gezmişleri de biz onlarla konuşuruz, Abdullah Öcalan’ı da konuşuruz, PKK’yı da konuşuruz, her şeyi konuşuruz.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Kimin ipini çekiyorsunuz?

BEDİİ SÜHEYL BATUM (Devamla) – Cumhuriyeti de konuşuruz ama ilk önce şunu anlasınlar: Cumhuriyet Halk Partisinin milletvekili “ipi çekti” dediği zaman Bölükbaşı’nın anlayışıyla söyler, hiçbir zaman ip çekmekten bahsetmez, adam öldürmekten bahsetmez.

Bunu anlatayım da sonrasını tekrar konuşuruz. (CHP sıralarından alkışlar)

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Her zaman… Her zaman…

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Sayın Başkan…

BAŞKAN - Buyurun Sayın Halaçoğlu.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Sayın Kaplan bizim verdiğimiz gensoruyu farklı şekilde yorumlayıp bize sataşmada bulundu. Onu açıklamak istiyorum.

BAŞKAN – Ne söyledi Sayın Halaçoğlu? Nasıl farklı şekilde yorumladı?

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Gensorunun yerinde olmadığını, Engin Alan’ın içerisinde bulunmadığını ifade etti. Bizim gensorumuz onlarla alakalı değil.

BAŞKAN – Buyurun, sataşma nedeniyle size de iki dakika söz veriyorum.

3.- Kayseri Milletvekili Yusuf  Halaçoğlu’nun, Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında MHP Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; burada bağırarak çağırarak bir şey halletmemiz de mümkün değil, öncelikle bunu söyleyeyim.

Şimdi, biz, gensoruyu verirken hangi bakan hakkında verdik?

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Adalet Bakanı…

YUSUF HALAÇOĞLU (Devamla) - Şu anki Adalet Bakanı. Hükûmet hakkında vermedik veya bundan önceki bir adalet bakanı hakkında da vermedik, şu anki Adalet Bakanı hakkında verdik. Dolayısıyla şu anki Adalet Bakanının icraatıyla ilgili olarak ancak verebiliriz. Engin Alan Beyefendi’nin hapishanede bulunması şimdiki Adalet Bakanıyla alakalı değil.

Dolayısıyla biz, adaleti tenkit ederken, Türkiye’deki hukuk sistemini tenkit ederken Engin Alan hakkında verilen kararlarıdan veya ondan öncekilerden söz ederiz ama Engin Alan’dan dolayı şimdiki Adalet Bakanına bir gensoru veremeyiz. Dolayısıyla adaletsiz davranışları burada ifade etmek başka bir şeydir, şimdiki Adalet Bakanının icraatlarıyla ilgili verdiğimiz gensoru farklı bir şeydir. Biz diyoruz ki, şimdiki Adalet Bakanı daha bakan olmadan veya olur olmaz hukukta büyük bir skandallar zinciri ortaya çıkardı; savcılar ve hâkimlerin yerlerini anında değiştirdi, bir yolsuzluğun önüne geçti. Biz, bundan dolayı Sayın Adalet Bakanı hakkında gensoru verdik. Yoksa, Balyoz, Ergenekon veya orduya kumpas düzenlenmesi, millî orduya kumpas düzenlenmesi -ki bunu sonunda Hükûmetin kendisi de kabul etti- bunlarla ilgili vermedik. Aslında, yapılması gereken şey, tabii ki, Hükûmetin -mademki millî orduya kumpas düzenlendi- bu kumpası da ortaya çıkaracak tedbirleri alması gerekir ve o insanların, içeride yatan insanların vebalinden kurtulması gerekir.

Hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Buyurun Sayın Hamzaçebi.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Kaplan konuşmasında Milliyetçi Hareket Partisinin vermiş olduğu gensorudan söz ederek “Cumhuriyet Halk Partisi asıl gensoruyu vermeliydi, o getirmedi.” anlamında bir değerlendirme yaparak bize sataşmada bulunmuştur efendim.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Hayır, “Çok savunuyorsanız niye getirmediniz?” dedim.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Hamzaçebi.

İki dakika söz veriyorum sataşma nedeniyle.

4.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında CHP Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; gensoru anayasal bir müessesedir, Meclis soruşturması anayasal bir müessesedir ve 17 Aralıktan bu yana Hükûmet, Sayın Başbakan, bazı eski bakanlar bir rüşvet ve yolsuzluk soruşturmasının konusu durumundadır; böylesi ciddi günler yaşıyoruz. Böylesi ciddi bir süreçte gensoru elbette ciddi bir müessesedir, Meclis soruşturması yine ciddi bir müessesedir; ancak bunları seçime doğru giderken, sıkıştırılmış bir takvim içerisinde biz Türkiye Büyük Millet Meclisine getirmeyi doğru bulmadık, zaman olarak doğru bulmadık ama bunlar Cumhuriyet Halk Partisinin gündemindedir. Bunları verdiğimiz zaman biz sonuç alacağız Parlamentoda. Reddedilmek üzere bir gensoru vermeyi düşünmüyoruz, reddedilmek üzere bir Meclis soruşturması önergesi vermeyi düşünmüyoruz; sonuç alacağımız zaman bunları Parlamentoya getireceğiz, hepiniz göreceksiniz.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Yeni bir operasyon var öyleyse.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – İkinci söyleyeceğim şudur: Burada Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Yasası’nı günlerce görüştük, sabahlara kadar Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Yasası’nı görüştük ve geçen cumartesi günü sabah onda onun oylamasını yaptık; buradaydık Cumhuriyet Halk Partisi olarak. Sayın Hasip Kaplan benim çok beğendiğim, sevdiğim bir siyasetçidir, bu kürsüyü heyecanla doldurur, ben de kendisini heyecanla gerçekten izlerim ama sormak istiyorum: Biz o yasaya “hayır” oyu verirken Barış ve Demokrasi Partisi neredeydi acaba?

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Tutanaklara bakın Sayın Hamzaçebi.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Kaç kişiyle “hayır” dediniz?

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Neredeydi? Acaba hangi oyu kullandılar?

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – İki parti 18 kişiydiniz, iki parti.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Hamzaçebi, tutanaklara bakın, sizin muhalefetin 2 katı yok mu, bakın bakayım.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Elektronik oylamada hangi oyu kullandılar, ben merak ediyorum.

Teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – İki parti 18 kişiydiniz.

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Kaç oy verdiniz, kaç oy?

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Kaplan.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Hamzaçebi bizi “HSYK oylamasında neredeydiniz?” diye…

BAŞKAN – Neredeydiniz?

HASİP KAPLAN (Şırnak) – İşte ona cevap vereceğim.

BAŞKAN – Buyurun.

İki dakika süre veriyorum Sayın Kaplan.

5.- Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın, İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında BDP Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Arkadaşlar, 135 milletvekiliniz var ana muhalefet olarak, Allah artırsın, bir şey demiyorum; milletin teveccühünü kazanırsınız, artarsınız, gelirsiniz. 50 tane buradan alacağınıza kendiniz artırsanız daha iyi olur.

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Hasip Bey, buradan ne alacaklar?

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Ne alacaklar oradan?

HASİP KAPLAN (Devamla) – HSYK tutanaklarına yurttaşlarımız İnternet’ten bir girseler en etkili muhalefeti BDP’nin yaptığını görürsünüz, en etkili muhalefeti. Bakın, sonuna kadar…

Şimdi, Allah aşkına, biz referandum oylamasında da “boykot” diyen partiyiz, HSYK referandumunda da “boykot” diyen partiydik. Her maddede önergemiz vardır, her tutanakta adımız okunmuştur, her maddede muhalefetimiz sizinkinin 10 katı daha etkili olmuştur. Şimdi, 135 kişiydiniz de -ben hadi MHP’yi saymıyorum- niye 20’de kalıp…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – 18… 18…

HASİP KAPLAN (Devamla) – 18’de mi kaldınız? Niye? Niye? (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Böyle muhalefet olursa bunlar daha yirmi sene iktidar olur. (AK PARTİ sıralarından gülüşmeler, alkışlar)

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Hasip Bey, yirmi sene çok fazla!

HASİP KAPLAN (Devamla) – Vallahi billahi, Barış ve Demokrasi Partisini göreceksiniz bu seçimlerde bölgede, bir de sizi göreceğiz arkadaşlar. Yani sizin sayenizde iktidar yaşıyor, ne yapayım ben şimdi? Vallahi billahi… Yani gidip aşağıda 2 rekât namaz sizin için de kılıyorlar “Allah böyle muhalefetten bizi mahrum etmesin.” diye. Yani kardeşim, bir gün görmedim şu koltuklarınızın dolduğunu.

HALUK AHMET GÜMÜŞ (Balıkesir) – Sen destek verdiysen…

HASİP KAPLAN (Devamla) – Doldursanız, el kaldırsanız belki reddettireceksiniz ama gelmiyorsunuz, Meclisi sevmiyorsunuz. Anlamıyorum ama gelip bana yükleniyorsunuz. (CHP sıralarından gürültüler)

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Hasip Bey, bir daha sataşmazlar.

HASİP KAPLAN (Devamla) – Ben 90’lara kadar sizinle çalıştım arkadaşlar, sonra anladım ki yanlış yoldayım, barış ve demokrasi yoluna geçtim. İş yapıyoruz, mesele bu yani kusura bakmayın.

Teşekkür ederim. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Hamzaçebi.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sayın Başkan, Adalet ve Kalkınma Partisine söz vermeyin, Hasip Bey yeter, AKP’nin konuşmasına gerek yok.

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Buna verilecek bir cevap yok ki Sayın Başkan ya!

BAŞKAN – Bir saniye sayın milletvekilleri.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, Sayın Kaplan yeniden bir sataşmada bulunmuştur efendim.

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Ne cevap verecek merak ediyorum yani.

BAŞKAN – Sayın Hamzaçebi, buyurun, lütfen sataşma nedeniyle son söz isteme olsun.

Buyurun.

6.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında CHP Grubuna tekraren sataşması nedeniyle konuşması

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Değerli milletvekilleri, ben bir soru sordum: Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanun Teklifi’nin oylamasında Barış ve Demokrasi Partisi neredeydi?

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Boykotçuyuz kardeşim, Allah Allah!

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Yani “Her maddede önerge verdim.”, “Önergemizin gerekçesi okundu.”… Bunlar gerekçe değil; oylamada oy kullandınız mı, kullanmadınız mı?

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Siz ne yaptınız? Bunu sormaya ne hakkın var?

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Siz kaç oy kullandınız?

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Kullanmadınız, bıraktınız, gittiniz.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Ya, boykot ettik Sayın Hamzaçebi.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Siz kaç oy verdiniz?

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) - Yani Barış ve Demokrasi Partisi gerçekten o yasaya karşı çıkmış olsaydı burada oylamada bulunur, “hayır” oyunu verirdi. Bir kişi bile “hayır” oyu verseydiniz ben Barış ve Demokrasi Partisinin “hayır” oyu vermiş olduğunu kabul edecektim.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Biz boykotçuyuz, boykotçu.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Ben, şimdi, sizin o yasa karşısında olduğunuzu düşünmüyorum çünkü oy vermediniz. Türkiye 17 Aralıktan bu yana rüşvet ve yolsuzluk soruşturmasıyla çalkalanıyor,…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – 18 kişi o yasaya karşıymış.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) - …bu kürsüden bir kez olsun bu konuda bir değerlendirme yapmadınız, bir kez olsun onunla ilgili aleyhte konuşmadınız… (CHP sıralarından alkışlar)

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Aşk olsun! Ya, dün yolsuzluklarla ilgili araştırma önergesi indirdik.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) - …bu yolsuzluk iddialarıyla ilgili değerlendirme yapmadınız, hatta şunu söylediniz, bir arkadaşımız şunu söyledi: “Bu paralar çalınıyorsa Türk hazinesinden çalınıyor, bizi ilgilendirmiyor.” değerlendirmesi yaptı.

Değerli milletvekilleri, bakın, samimi olalım, açık olalım. Bu gensoru, elbette Milliyetçi Hareket Partisinin takdiriyle gelmiştir.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Çok ağır oldu, çok.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) - Önemli bir konuyu görüşüyoruz ama Sayın Kaplan bir yandan diyor ki: “Bu gensoruyu niye Cumhuriyet Halk Partisi getirmedi?” Öte yandan diyor ki: “Bu gensoruda Engin Alan yok, bizim tutuklu arkadaşlarımız yok.” Doğru. Bir yandan “Bu gensoruyu niye getirmediniz?” diyorsunuz ama “Gensoruda da bunlar yok.” diyorsunuz. Bunları birer çelişki olarak görüyorum. Sanırım Sayın Kaplan’a bir konuşma fırsatı yarattım, bunun için bana teşekkür edecektir.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Kaplan’dan önce ben teşekkür ediyorum.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Teşekkür ederiz. Bu işe yarıyorsunuz gerçekten, sağ olun.

Sayın  Başkan, çok ağırdı sataşması.

BAŞKAN - Buyurun Sayın Kaplan.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Çok ağır sataştı. Yolsuzluk konusunda BDP’nin bu kürsüde tek laf etmediğini söyledi.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Kaplan, sataşma nedeniyle iki dakika söz veriyorum.

7.- Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın, İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında BDP Grubuna tekraren sataşması nedeniyle konuşması

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Şimdi, değerli milletvekilleri, bu ana muhalefet partisine şaşırıyorum ben bazen arkadaşlar. Ya, daha dün -Allah’tan korkun- yolsuzluklarla ilgili araştırma önergesi indirmedik mi buraya?

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Evet, evet, biz şahidiz.

HASİP KAPLAN (Devamla) – Yolsuzlukları araştırma önergemizin hepsi bu konularla ilgili değil miydi? Gelip bu kürsüde sizin hatip, tutanaklarını çıkarın, başka şeyler anlatıyordu, yolsuzlukları konuşmamıştı. Biz araştırma önergesi indirdiğimiz zaman sizin konuşmacı gelip bunun üstünde başka şeyler konuşuyordu, bu bir.

Bakın, Sayın Hamzaçebi sizi çok seviyorum, Ofluları da çok seviyorum.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Ben Oflu değilim.

HASİP KAPLAN (Devamla) – Bakın, yeni önergeyi görüyor musunuz, Hasip Kaplan imzalı? Bu, Barış ve Demokrasi Partisi Grubunun. Paralel yapı, Türkiye’de araştırılması en önemli, acil gündem maddesidir. Bu da yolsuzlukla ilgilidir kurban, etme eyleme!

Bizim üstümüze samimiyet testiyle gelemezsiniz. Samimiyet testiyle niye gelemezsiniz? Siz, hâlâ daha 30’lardasınız, hakikaten. “Kürt” deyince zıplıyorsunuz, inkâr. “Dil” deyince inkâr. Biraz farklı kimlik, kültür, türkü, halay deyince inkâr. İnkâr, inkâr, inkâr. Kendi içinizdeki inkârcılarla didişmekten siz burada muhalefet yapmayı beceremiyorsunuz. Yani Türkiye’nin gerçek kimliğine, eşit yurttaşlarına, kardeşliğine bir katkı sunan…

SAKİNE ÖZ (Manisa) – Bu yolsuzluklar sizi ilgilendirmiyor mu, doğruyu söyleyin.

HASİP KAPLAN (Devamla) – Sizi tenzih ederim, sizi iyi biliyorum, içinizde çok değerli arkadaşlar da var, biliyorum ama birazdan demokratikleşme paketini konuşacağız, sizi tekrar test edeceğiz. Ben “Samimiyetinizi test edeceğiz.” demiyorum, sizin içinizde bazı arkadaşlarınızı test edeceğiz. Biz bunu çok iyi biliyoruz ama bizi test edemezsiniz arkadaşlar. Biz gümbür gümbür geliyoruz, geleceğin partisiyiz arkadaşlar, bunu söyleyeyim. (BDP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

BAŞKAN – Evet, teşekkür ediyorum.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, yolsuzlukla ilgili bütün araştırma önergelerinde bizi temsilen kürsüye çıkan arkadaşlarımız yolsuzluk üzerine konuşurlar, başka bir konuda konuşmazlar. Bunu Genel Kurulun bilgisine sunuyorum.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Alın, okuyun bakayım.

BAŞKAN – Peki, teşekkür ediyorum.

Sayın milletvekilleri, birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 16.34

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 16.51

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Muharrem IŞIK (Erzincan), Fehmi KÜPÇÜ (Bolu)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 71’inci Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

(11/31) esas numaralı Gensoru Önergesi’nin görüşmelerine devam edeceğiz.

VI.- GENSORU (Devam)

A) Ön Görüşmeler (Devam)

1.- MHP Grubu adına, grup başkan vekilleri İzmir Milletvekili Oktay Vural ve Kayseri Milletvekili Yusuf Halaçoğlu’nun, rüşvet ve yolsuzluk iddialarıyla ilgili soruşturmaları yürüten adli kolluk ve yargı mensupları üzerinde baskı uyguladığı, soruşturmalara müdahale ettiği ve bazı bakanlar hakkında düzenlenen fezlekelerin gereğini yerine getirmediği iddiasıyla Adalet Bakanı Bekir Bozdağ hakkında gensoru açılmasına ilişkin önergesi (11/31) (Devam)

BAŞKAN – Hükûmet yerinde.

Önerge üzerinde Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına söz isteyen İdris Şahin, Çankırı Milletvekili. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA İDRİS ŞAHİN (Çankırı) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Adalet Bakanımız Bekir Bozdağ hakkında verilen gensoru önergesi hakkında AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Konuşmamı iki bölüm hâlinde Genel Kurula arz edeceğim. Bu, öncelikle, AK PARTİ iktidarı döneminde yargıda gerçekleşen düzenlemelere kısaca değinmek; sonrasında, gensoruda iddia edilen ve gerekçedeki hususlara cevap vermek suretiyle olacak.

Elbette ki, burada, bağımsız ve tarafsız yargının oluşabilmesi için on iki yıllık AK PARTİ iktidarı boyunca, hiçbir cumhuriyet hükûmetine nasip olmayacak köklü ve kapsamlı değişikliklerin altına imza attık. Yargı alanında âdeta Rönesans etkisi yapan ve ülkemizin hukuk sistemini çağdaş demokrasiler seviyesine taşıyan bu değişiklikleri görmemek, iyi niyet ve insaf sınırlarını aşan bir anlam taşımaktadır.

AK PARTİ hükûmetleri öncesinde yargımızın içinde bulunduğu hâli, daha doğrusu yargının hâli pürmelalini, yargı erkinin bir ayağı olan avukatlık mesleğini yıllarca onur duyarak icra etmiş biri olarak yargı camiasının içinde yakinen izleme ve görme fırsatı bulanlardanım. Bugüne kadar, yargının sorunlarının tespiti ve çözümü konusunda teorik tartışmaların dışında kalarak, gerçekçi bir gözle problemleri analiz etmenin ve atılacak adımları planlamanın doğru olacağını hep söyledim.

Demokratik modern devletlerin yasama, yürütme ve yargı olarak ifade edilen temel fonksiyonları, ülkeler arasındaki ilişkilerin gelişmesiyle birlikte değişime uğramaya başlamıştır. Küreselleşme olarak vücut bulan uluslararası değerler ulusal hukuk sistemlerini de etkilemiş ve bu husus, ulusal yasa koyucuların yasama fonksiyonlarını icra ederken göz ardı edemeyecekleri bir etken hâline gelmiştir. Bu sebeple, küresel değerleri uluslararası toplumla uyum içerisinde ulusal hukuk sistemlerinin bir parçası hâline getiremeyen ülkeler, genel dünya sisteminden izole olma tehlikesiyle karşı karşıya kalmışlardır. Bu tehlike, gerçek anlamda tüm fonksiyonlarıyla varlığını devam ettiren demokratik hukuk devletinin önemini artırmıştır.

3 Kasım 2002 genel seçimleri sonrasında tek başına iktidara gelen AK PARTİ Hükûmetimiz, ülkemizi vesayet rejiminden kurtarmak ve demokratik bir hukuk devleti inşa etmek amacıyla demokratik reform sürecine güçlü bir ivme kazandırmıştır. Kendi coğrafyasında lider ülke olma iddiası ve çabası bulunan Türkiye’nin, bu hedefi gerçekleştirme amacı doğrultusunda kalkınmasını ilerletme, dünya standartlarında üretme, katılımcı demokrasiyi işler kılma, gelir adaletini sağlama gibi siyasi, ekonomik ve toplumsal reformlar yanında, hukukun üstünlüğünü sağlama ve bir bütün olarak insan haklarını uluslararası standartlara ulaştırma zorunluluğu da bulunmaktadır. Bu zorunluluklardan hareketle, ülkemiz, zamanında… Özellikle buradaki biraz önce konuşan hatibin bilgisine arz ediyorum bu cümleleri çünkü “Demokratikleşme noktasında AK PARTİ hiçbir adım atmadı, hiçbir şey yapmadı.” diyenlerin, kısaca vereceğim örnekler kulaklarına küpe olmalı. Devlet güvenlik mahkemelerinin ve bilahare özel yetkili mahkemelerin kaldırılması, Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru hakkının tanınması, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun daha çoğulcu ve daha eşitlikçi bir yapıya büründürülmesi, ceza ve hukuk alanındaki mevzuatımızın çağın gereklerine uygun olarak yeniden kodifiye edilmesi, yargının fiziki imkânlarının çağın gereklerine uygun olarak yeniden düzenlenmesi, mahkemelerin teknik altyapılarının geliştirilmesi, tutukluluk sürelerinin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin ihlal kararlarına konu olmayacak düzeye çekilmesi gibi birçok hizmet ve ilerleme, çok şükür, Hükûmetimize nasip olmuştur.

2002 yılından sonra, Türkiye’nin insan hakları standardını önemli ölçüde yükselten Avrupa Birliği uyum yasa paketleriyle, özellikle, Türkiye Cumhuriyeti Anayasa’sında, Türk Ceza Kanunu’nda, Ceza Muhakemesi Kanunu’nda, Ceza İnfaz Kanunu’nda, Dernekler Kanunu’nda, Basın Kanunu’nda, Türk Medeni Kanunu’nda, Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’nda, Terörle Mücadele Kanunu’nda ve Askeri Mahkemeler Kuruluşu ve Yargılama Usulü Kanunu ve diğer kanunlarda önemli değişiklikler ve ilerlemeler kaydedilmiştir.

Hükûmetimizin yapmış olduğu reformlar ve uyum çalışmalarıyla, çağdaş uygarlıkla bütünleşme vizyonu doğrultusunda, daha özgürlükçü, daha katılımcı bir demokrasiye ulaşma iradesi ortaya konulmuştur. Hükûmetimiz, yargı alanında, daha önce cumhuriyet hükûmetlerinin hiçbirine nasip olmayan pek çok köklü değişikliğin de mimarı olmuştur.

Hepimiz şöyle bir hatırlayalım: Hükûmet konaklarının altına sıkışmış, köhne ve harap binalarda yargı hizmeti veren bir Türkiye’den, bugün, modern teknolojik altyapıya sahip adliye saraylarında yargı hizmeti üretilen bir Türkiye görmekteyiz.

SAKİNE ÖZ (Manisa) – Binalar mı önemli?

İDRİS ŞAHİN (Devamla) – Elbette, yapılan altyapı harcamalarını daha da artırmamız gerektiğinin farkındayız. Tüm bu yapılanları görmemek, yapılan her yeniliği sadece ve sadece politik hesaplarla insafsızca eleştirmek artık gerçekçi bir siyasi duruşu ifade etmemektedir. Sağduyusuna ve bizlere olan güvenine her zaman inandığımız yüce milletimizde bu hizmetlerin karşılık bulduğuna ve bundan sonra da bulacağına yönelik inancımız da tamdır.

Ülkemizdeki insan hakları standartlarının çağdaş uygarlıklar seviyesine çıkarılabilmesi ve insan haklarının mevzuatta ve pratikte tam olarak sağlanabilmesi için, evrensel hukuk normları, AB ilerleme raporları ve özellikle de Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatları doğrultusunda pek çok yasal düzenlemeyi bu süreç içerisinde hayata geçirdik.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün de aynı prensip ve kararlılıkla, yargının 2002 öncesi ve AK PARTİ hükûmetleri sonrasındaki durumunun resmini çekip Sayın Adalet Bakanımız Bekir Bozdağ Beyefendi hakkında verilen gensoru önergesinin gerçeklerle ve hukuk normlarıyla nasıl bağdaşmadığı hakkındaki düşüncelerimi de sizlerle kısaca paylaşacağım:

Birileri laf üretirken biz çağdaş hukuk sistemlerini analiz ettik. Yargının tarafsızlığı ve bağımsızlığını sağlamak adına Avrupa Birliği Anlaşması’nı, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ni, Hâkimlerin Statüsü Hakkında Avrupa Şartı’nı, Venedik Komisyonu raporlarını, Avrupa Yargı Kurulları Ağı’nın ilkelerini, Birleşmiş Milletlerin yargı bağımsızlığı hakkındaki temel prensiplerini, konuyla ilgili -başta Kıta Avrupası ve Anglosakson hukuk sistemleri olmak üzere- mukayeseli hukuk sistemlerini ve evrensel hukuk tarafından kabul edilen çağdaş hukuk ilkelerini hep göz önünde bulundurduk.

Hukuk alanındaki yapısal reformlarımızı, kendi sosyal yaşantımızı, tarihimizi ve hukuk pratiğimizi de dikkate alarak millî menfaatlerimize ve uluslararası taahhütlere uygun, gerçekçi ilkeler üzerine inşa ettik. Bizim dönemimizde Türkiye, daha demokrat, daha şeffaf, yargı alanında tam bağımsız bir ülke hâline geldi. Millî iradeyi vesayet altına alan, geçmişin kirli alışkanlıklarıyla bunu devam ettirme arzusunda olan tüm yapılarla hukuk kuralları içerisinde mücadele eden bir ülke hâline geldik. Hamdolsun, bugün için ülkemiz, kendisine yön verilen değil, büyüyen ekonomisi ve gücünü aziz milletimizin desteği ve duasından alan istikrarlı siyasi yapısıyla bölgesel ve küresel sorunlara yön veren prestijli bir aktör hâline geldi. Her türlü engellemeye, aslı olmayan isnatlara, karalamalara ve millî iradeye saygı duymadığı aşikâr olan girişimlere rağmen asla yolumuzdan vazgeçmedik. Çünkü, bu yol, demokrasi yoludur; bu yol, ezilen mazlumların yoludur; bu yol, millî iradenin tüm kurumlarıyla hayat bulduğu büyük Türkiye’nin yoludur.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün burada Sayın Adalet Bakanımız hiçbir hukuki temeli olmayan birtakım afaki ve soyut isnatlarla karşı karşıyadır. Milliyetçi Hareket Partisi Grubu başkan vekilleri tarafından verilen gensoru önergesinde, Adalet Bakanımız Sayın Bekir Bozdağ hakkında, İzmir, İstanbul ve Adana cumhuriyet başsavcılıklarınca yürütülen soruşturmalarda adli kolluk görevlileri ve yargı mensupları üzerinde baskı uyguladığı, görevden alınmaları sağladığı, yeni atanan adli kolluk görevlileri ve yargı mensupları üzerinde nüfuzunu kullanarak soruşturmalara müdahale ettiği ve bazı şüpheliler lehine sonuç almak amacıyla yargı makamlarını etkilediği iddia edilmektedir. Ayrıca, gensorunun gerekçesinde, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 15 Ocak 2014 tarihinde yapılan toplantısında, HSYK’nın 1. Dairesinin 2 üyesinin kanuna ve teamüle aykırı şekilde değiştirilerek dairenin siyasi etki altına alındığı ve 20 cumhuriyet savcısının görev yerlerinin değiştirildiği belirtilmiştir. Özellikle, burada MHP Grubu adına konuşmalarını yapan değerli hatip, geçmişten beri tanıdığımız bir hukukçu kimliğine sahiptir ve HSYK’nın yapısının ne şekilde tecelli ettiği, dairelerin çalışma usullerinin nasıl olduğunu fevkalade iyi bilen birisidir. Sonuç itibarıyla, Sayın Adalet Bakanımızın buradaki kararlar alınırken dairede görev yapmadığını ve yine HSYK Genel Kurulunun 15 kişiyle toplanıp salt çoğunlukla karar aldığını da fevkalade iyi bilmektedir ve HSYK kanun düzenlemesi Meclis Genel Kurulundan çıkmadan da bu tür tasarrufların yapıldığı aşikâr ve açıktır. Dolayısıyla, her zaman hukuk devleti ilkelerini savunan, tam bağımsız ve tarafsız yargıyı burada savunmakla geldiğimiz süreç içerisinde, bu noktadaki bir telkini ve böyle bir tespiti asla ve asla kabul etmemiz mümkün değil.

Anayasa’nın 2’nci maddesinde Türkiye Cumhuriyeti’nin demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti olduğu, “Yargı yetkisi” başlıklı 9’uncu maddesinde de yargı yetkisinin Türk ulusu adına bağımsız mahkemelerce kullanıldığı net olarak ifade edilmiştir. Hâkim teminatı, savcı teminatı da yine Anayasa’da öngörülmüş olan düzenlemelerden biridir. Hukuk devleti ilkesinin temel bileşenlerinden olan yargı bağımsızlığı, insan haklarının ve özgürlüklerinin başlıca en etkin güvencesidir.

TUFAN KÖSE (Çorum) – Allah’tan kork ya!

İDRİS ŞAHİN (Devamla) – Mahkemelerin bağımsızlığı, genellikle hâkimlerin bağımsızlığı kavramıyla eş anlamlı olarak kullanılmakta ve biri diğerinin nedeni ve doğal sonucu olarak anlaşılmaktadır.

TUFAN KÖSE (Çorum) – İnanıyor musun bunlara?

İDRİS ŞAHİN (Devamla) – Hâkimlerin görevlerine ilişkin bağımsızlığı onlara tanınan bir ayrıcalık olmayıp, bunun amacı, adaletin dolaylı, dolaysız her türlü etki, baskı, yönlendirme ve kuşkudan uzak dağıtılacağı yolundaki güven ve inancı yerleştirmektir.

TUFAN KÖSE (Çorum) – İnanıyor musun bunlara?

İDRİS ŞAHİN (Devamla) – Evrensel hukukta ceza muhakemeleri usulü hukukuna egemen olan temel strateji, sosyal düzenin korunması ile bireyin temel hak ve özgürlüklerine saygı arasında bir denge kurulması suretiyle gerçeği ortaya çıkartmak ve adil yargılanma ilkesine uyarak adil yaptırımlara hükmedip uygulamaktır. 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 2’nci maddesinin (1)’inci fıkrası da soruşturmanın kanuna göre yetkili mercilerle suç şüphesinin öğrenilmesinden, iddianamenin kabulüne kadar geçen evreyi ifade eder ve bu süreç içerisinde savcının gözetmekle yükümlü olduğu hadiselerden birisi de temel hak ve özgürlüklere saygı gösterilmesidir. Ceza hukuku sistemimize göre soruşturma aşamasında tek yetkili merci cumhuriyet savcılarıdır. Dolayısıyla, cumhuriyet savcısı maddi gerçeğin araştırılması ve adil bir yargılamanın yapılabilmesi için emrindeki adli kolluk görevlileri marifetiyle şüphelinin lehine ve aleyhine olan delilleri toplayarak muhafaza altına almakla ve şüphelinin haklarını korumakla yükümlüdür. Soruşturma işlemleri cumhuriyet savcısının emir ve talimatları doğrultusunda öncelikle adli kollukla yapılır. Adli kolluk görevlileri cumhuriyet savcısının adli görevlere ilişkin emirlerini yerine getirmekle yükümlüdür. Bu görevi yerine getirirken, cumhuriyet savcıları, maddi gerçeğin araştırılması ve adil bir yargılamanın yapılabilmesi için emrindeki adli kolluk görevlileri marifetiyle şüphelinin veya mağdurun lehine ve aleyhine olan tüm delilleri toplayarak muhafaza altına almakla ve şüpheli ve mağdurların haklarını korumakla yükümlüdür.

Burada bir değerli hatip özellikle şunu ifade etti: Son atanan cumhuriyet başsavcısının, bir genelge yayımlamak suretiyle, adli kolluğun elinde bulunan belgeleri imha etmesi yönünde bir genelge verdiğini ifade etti. Böyle bir durumun olması kesinlikle söz konusu olamaz. Çünkü, adli soruşturmanın esaslarında var olan hadisede eğer bir delil varsa soruşturma dosyasına intikal etmiştir. Dolayısıyla, bunun dışında elindeki bir bilgi ve belgenin soruşturmanın selametine veya yönlendirilmesine etki edecek durumdaysa da asla ve asla bunu karartamazsınız. Bu, delilleri karartmaya girer ve kanunda bir suçtur. Suç olan bir hadiseyi İstanbul Cumhuriyet Başsavcısının yapmasını da olağan bir vatandaşın yapmış olduğu bir davranış gibi beklemek asla ve asla mümkün değildir. Bunu, buradan özellikle altını kalın çizgilerle çizerek ifade etmek istiyorum. Çünkü, yargılama aşamasında bir delili karartmaya yönelik her türlü işlemin suç olduğunu hukuk fakültesinin 1’inci sınıfındaki bir öğrenci de çok netliğiyle bilmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 5235 sayılı Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluşu Hakkında Kanun’da cumhuriyet başsavcılarına bir kısım yetkiler vermiştir. Hani, deniliyor ya: “Adalet Bakanın etkisiyle başsavcı, savcıların önünden dosyaları aldı, başka yerlere verdi.” Şimdi, kanundan doğan bir hakkı var başsavcının, diyor ki: “Cumhuriyet başsavcısı tarafından verilen adlî ve idarî görevleri yerine getirmek.” Bu, savcının görev alanına giren konulardan birisi ve yine, 18’inci maddesinde, kanunlarla verilen diğer görevleri yapmakla birlikte, başsavcılığın verimli, uyumlu ve düzenli bir şekilde çalışmasını sağlamak, iş bölümünü yapmak gibi bir yükümlülüğü söz konusudur ve yine, o bölgenin başsavcısının, maiyetinde çalışan savcıların elindeki evrakların tamamını alıp incelemek, istediği şekilde, savcılar önündeki bu hazırlık dosyalarını başka birine teslim etmek gibi hak ve yükümlülükleri de vardır. Bunları hiç görmeden, sadece İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturmada Başsavcılık görevini ifa eden Sayın Turan Çolakkadı’nın, yürütülen soruşturmanın niteliği ve tespit edilen mevzuata aykırı hususlarda kamuoyu tarafından da takip edilen ve bilinen beyanları dikkate alındığında, kanun tarafından kendisine verilen görev gereği, soruşturmayı yürüten cumhuriyet savcıları hakkında, adliye içerisindeki işleyiş ve kanun gereği birtakım tasarruflarda bulunmuş olması kendi takdirindedir; kanundan almaktadır bu yetkiyi ve bu yetkisini kullanmıştır. Yine, bu konuda Sayın Çolakkadı, yasal yetkisini kullandığını da her şekliyle ifade etmiştir.

Ayrıca, 1. Dairedeki görev değişikliğinin yapıldığı tarihteki düzenlemede de kurul üyelerinin hangi dairede görev yapacağını belirleme yetkisinin de HSYK’nın  Genel Kurulunda olduğunun da bilinmesinde fayda vardır. Buradaki üyelerin, 20 üye, Müsteşar ve Bakan hariç, illaki 1. Dairede, 2. Dairede, 3. Dairede çalışacak diye, zorunlu olarak orada bulunacak diye bir yetki söz konusu değildir. 20 üyenin 20’si de birbirinden değerlidir. Sonuç itibarıyla daireler arasındaki bu değişikliği de normal karşılamak, bu noktada herhangi bir etki alanında, Bakanlığın etki alanında kaldığını söylemenin de o genel kurulun ruhuna aykırı düştüğünü özellikle ifade etmek istiyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Adalet Bakanının, ne cumhuriyet savcılarına ne de hâkimlere soruşturma işlemleriyle ilgili talimat verme yetkisi bulunmamakla birlikte, adalet politikalarının belirlenmesi ve bu bağlamda soruşturmaların hukuka uygun olarak yürütülmesi, adaletin doğru tecelli etmesi yönünde topluma karşı siyasi sorumluluğu vardır. Nitekim, yargısal konularda ortaya çıkan sorunlar bakımından sorumluluk ilk olarak Adalet Bakanına yüklenmekte ve bu sorunlara çözüm bulması da öncelikle Adalet Bakanından beklenmektedir.

Yine bir başka iddiayla alakalı, özellikle burada şu hususları da ilave etmek istiyorum: Sayın Bakanın kendisine gelen fezleke dosyalarını iade etmek gibi bir yetkisinin olmadığını, kırk beş günlük süre içerisinde inceleme gibi bir lüksünün bulunmadığını burada değerli hatipler ifade etti. Oysa, 4 bakan hakkında Adalet Bakanlığına gelen 32 klasör intikal eden fezlekeler içerisinde iddia edilen eylemlerin kişisel suç olup olmadığı, yasama sorumsuzluğu veya dokunulmazlığı kapsamında kalıp kalmadığı, Bakanlar Kurulunun genel siyasetiyle, bakanların görevleri nedeniyle işlendiğine ilişkin suçlar kapsamında olup olmadığı yönlerinden makul bir inceleme süresi olduğunu özellikle ifade etmek istiyorum.

Sonuç itibarıyla, eğer görevlerinden dolayı bir suç varsa dosya Türkiye Büyük Millet Meclisine gelmekle yükümlüdür ancak şahsi suçlarından dolayı bir sıkıntı varsa cumhuriyet savcılıkları fezleke düzenlemek suretiyle bunu Adalet Bakanlığına göndermekle yükümlüdür.

Sonuç  olarak, iddia edilen eylemlerin görevle alakalı olup olmadığı ve şahsi suçlara ilişkin eylemleri içerip içermediği yönünden inceleme yapma yetkisi elbette ki, bağlı bulunduğu cumhuriyet başsavcılıklarındadır. Bu konuda titiz bir irdeleme yapıp, eğer şahsi sorumlulukları varsa bunu Adalet Bakanlığına, görev suçuyla alakalı bir sorumluluğu varsa bunu da Türkiye Büyük Millet Meclisine göndermekle yükümlüdür.

Buradan şunu ifade etmek istiyorum: Sözün özü, gerek demokratikleşme adına gerekse de yargının tarafsızlığı ve bağımsızlığı adına, AK PARTİ iktidarı…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İDRİS ŞAHİN (Devamla) – … on iki yıldır üzerine düşen her türlü sorumluluğu bihakkın yerine getirmiştir. Bundan dolayı da vatandaşa karşı siyasi sorumluluğu olan Sayın Adalet Bakanının HSYK’nın sıkıştığı noktada HSYK’nın sorunlarını çözmeye dair kanun tasarısı da teklifi de getirmeye hakkı vardır.

Bunun dışında, özel yetkili mahkemelerde olan düzenlemeler de bu ülkenin daha demokratik normlarla yürüyüşüne devam etmesi için yapılan düzenlemelerdir diyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

FARUK BAL (Konya) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Bal.

FARUK BAL (Konya) – Sayın Başkan, sayın hatip konuşurken benim konuşmalarıma atfen verdiği bilgiler yanlıştır -üç noktada yanlıştır- onu düzeltmek için söz istiyorum.

BAŞKAN - Buyurun, sataşma nedeniyle iki dakika söz veriyorum.

VII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

8.- Konya Milletvekili Faruk Bal’ın, Çankırı Milletvekili İdris Şahin’in (11/31) esas numaralı Gensoru Önergesi üzerinde AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

FARUK BAL (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tabii, burada konuşurken millet adına konuşuyoruz ve doğrusunu ifade etmek lazım.

Evet, ben HSYK’nın içini dışını en iyi bilenlerden bir tanesiyim. Şunu gayet iyi bilirim, herkes de bilir: HSYK 2 tane kararname çıkarır yılda; biri “büyük kararname” dediğimiz yaz kararnamesi, ikincisi ise “kış kararnamesi” dediğimiz mazeret kararnamesi, bunun içerisine disiplin suçları da girer.

Ama Sayın Bakan, yolsuzluk operasyonlarında ortaya çıkan ve zülfüyârına dokunan birtakım yerlerdeki hâkimleri, savcıları değiştirebilmek için 15 Ocak günü HSYK’ya başkanlık yaptı. Aynı gün HSYK’nın 1. Dairesinden 2 tane üye ihraç edildi, başka yerlere gönderildi, kendi tarafında oy kullanabileceğini düşündüğü 2 tane üye de 1. Daireye getirildi. Bu operasyondan bir gün sonra, İstanbul’da yolsuzluk operasyonlarını yapan hâkim ve savcılar darmadağın edildi. Bu operasyondan dört gün sonra 21 Ocakta, yine, 97 tane mazeret kararnamesinin içerisine, muhtelif yerlerde, 16 tane büyük ilde -kolluk kuvvetlerinin darmadağın edildiği illerde- soruşturmaları yapacak olan veya yapmakta olan hâkim ve savcılar da tayin edildi. Devamında, 166 kişilik bir kararname daha çıkarıldı.

Dolayısıyla, “kış kararnamesi” dediğimiz bir kararname yerine, bu operasyonlarda görev alacak ve o görevlerinin gereğini de şuradaki hâkimler gibi benzer hâkimleri işin başına getirip, kürsüye oturtup yandaş yolsuzluk yapanları koruyabilmek için hâkim ve savcıları belirli yerlere görevlendirdiler.

İşte, bu gensorunun asıl amacı da, Adalet Bakanı olarak yargının içerisine girip yargıdaki bağımsızlığı, tarafsızlığı ve…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

FARUK BAL (Devamla) - …hâkim teminatını ortadan kaldırmasıyla ilgilidir. Diğer taraftan, İstanbul savcısının böyle bir iş yapması mümkün değildir. Ben sana suretini vereceğim; işte bu, “Delilleri yok et.” diyor. Bu savcı da aslında haklı. Neye göre haklı? Sizin aklı olmayan parmaklarınızla çıkarılmış olan kanunla “Delilleri yok et.” diyor.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Bu nasıl bir ifadedir Sayın Bal ya! Bu nasıl bir ifadedir, “aklı olan, olmayan parmak” ifadesi? Rica ederim ya!

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Bizim parmaklarımızın aklı yok sadece, onu söyleyeyim; öbür türlü aklımız var bari!

İDRİS ŞAHİN (Çankırı) – Sayın Başkan, müsaade eder misiniz?

BAŞKAN – Buyurun Sayın Şahin.

İDRİS ŞAHİN (Çankırı) – Sayın hatip “sizin aklı olmayan parmaklarınız” diyerek hem grubumuza hem şahsımıza da sataşmış oldu. Müsaade ederseniz, sataşmadan, iki dakika söz istiyorum.

BAŞKAN – Sayın Şahin, Sayın Bakan yirmi dakika konuşacak zaten, cevap verecek.

İDRİS ŞAHİN (Çankırı) – Bir iki dakika lütfederseniz, açıklama gereği duyuyorum.

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, lütfen.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Şahin, iki dakika… (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

İDRİS ŞAHİN (Çankırı) – Teşekkür ederim.

9.- Çankırı Milletvekili İdris Şahin’in, Konya Milletvekili Faruk Bal’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına ve AK PARTİ Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

İDRİS ŞAHİN (Çankırı) – Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum.

Ben burada, dikkat ederseniz, üslubumda hiçbir grubu incitmeden, olan hadiseleri hukuk temelinde,  demokratikleşme  temelinde ve on iki yıllık AK PARTİ iktidarında yaptıklarımızı anlatmak suretiyle yirmi dakikalık konuşmamı tamamladım ve orada sadece şunu söyledim: Hukukçu kimliğiyle bildiğimiz bir hatibin… Kanuna aykırı olarak hiçbir başsavcının emir ve talimat veremeyeceğini ifade ettim. Şimdi, oradaki genelgeyi görmedik, genelgenin içeriğinde şu denilebilir: Eğer sayısızca hukuka aykırı dinlemeler söz konusuysa, bir kısım tapeler söz konusuysa… Dosya içeriğini bizler bilmiyoruz ve dosyada bir gizlilik kararı olduğu hepimizin malumu ama maalesef, o dosyada gizlilik kararı bulunmasına rağmen Sayın Bal’ın elinde bu genelge var.

FARUK BAL (Konya) – İnternet’te bu genelge, İnternet’te.

İDRİS ŞAHİN (Devamla) - İşte, AK PARTİ Hükûmetinin yargıda taraf olanlarla mücadelesi bu yüzdendir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Bu genelgeler muhalefetin eline nasıl geçiyor, basının eline nasıl geçiyor? Bizim araştırdığımız, soruşturduğumuz ve Sayın Bakanımızın da yapmak istediği budur ama bunun dışında, Kurul Başkanı olarak HSYK Genel Kuruluna katılır Sayın Başkan, Bakan sıfatıyla ve Başkan sıfatıyla katılır ancak hiçbir dairenin çalışmasına katılmaz Sayın Bal. Bunu siz de çok iyi biliyorsunuz. O günkü atamaların hiçbirinde de imzası da söz konusu değildir.

Diğer hâkimin ifadesine gelince, bunlar tutuklanırken, bahsettiğiniz isimler tutuklanırken, bu ülkede hukuk devletinin varlığına inanıyorduk, bugün tahliye edildiğinde de bu ülkenin hukuk devleti olduğuna inanıyoruz.

Sonuç itibarıyla, tutuklayan da bir hâkim, salıveren de bir hâkim. İtiraz müessesesi de var, yasa yolu açık, itiraza tabidir. 3. Sulh Ceza tahliyesine karar vermişse savcı itiraz edebilir, farklı bir karar da çıkabilir.

FARUK BAL (Konya) – İtiraz edecek savcı yok ki, hepsi değişti.

İDRİS ŞAHİN (Devamla) – Nereden, hangi konuda farklı karar çıkarsa çıksın, bizim hukuk devletine olan inancımız her zaman devam edecektir diyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Şahin.

FARUK BAL (Konya) – Sayın Başkan, sayın hatip benim her yerde bulunan şu yazıyı ele geçirmemi gizli olan bir soruşturmada bilgi edinmiş kişi gibi ifade etti. Bu konuyu açıklamak için söz istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Bal.

Anlaşılan Sayın Bakana söz gelmeyecek.

Buyurun.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Gensoru fason olduğu için…

10.- Konya Milletvekili Faruk Bal’ın, Çankırı Milletvekili İdris Şahin’in sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

FARUK BAL (Konya) – Biz de Sayın Bakanın ne söyleyeceğini ciddi bir şekilde bekliyoruz.

Değerli arkadaşlar, bu belgeden suret göndereceğim dedim ama fırsat olmadı, tekrar konuşma fırsatı yarattığı için değerli hatibe teşekkür ediyorum.

Benim ifade ettiğim husus sizin yanlış değerlendirdiğiniz şekilde gizli bir belge değildir. Bunun üzerinde gizli herhangi bir damga yok.

İki: Bu belge İnternet sitelerinde dolaşıyor. Herkesin elinde, sadece benim elimde değil.

Üç: Sizin ifade ettiğiniz gibi bu belgede yani bu talimatta hukuksuz olarak yapılmış dinlemelerle ilgili tapeleri ortadan kaldırın demiyor, 15 Aralık tarihinden itibaren ortaya çıkmış olan delilleri kaldırın diyor. Yani kastettiği, Başbakan Erdoğan’la oğlu Bilal arasında geçen soruşturmalar, bunların tapelerini ortadan kaldırın diyor…

İDRİS ŞAHİN (Çankırı) – Kim dosyaya intikal etmiş delilleri kaldırın diyebilir? Böyle bir şey mümkün mü ya? Milleti kandırıyorsunuz.

FARUK BAL (Devamla) – …iş adamlarının havuzlarla ilgili milyon dolarları toplamayla ilgili tapeleri kaldırın diyor. Yani, birtakım villaların…

İDRİS ŞAHİN (Çankırı) – İşte diyorsun ki “İnternet’e takılmış.” Bizim İnternet düzenlemesi yapmamızın gereği de bu zaten.

FARUK BAL (Devamla) – Bir dinleyin beni.

Üzerinde inşaat yapılması mümkün olmayan sit alanları içerisine Hükûmet gücü kullanılmak üzere, Başbakanlık gücü kullanılmak üzere yapılmış villalarla ilgili tapeleri kaldırın diyor. İşte bu emir, o emirdir. Bu yargının emridir.

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Ya, böyle bir şey olur mu Sayın Bal? Yapmayın lütfen ya!

FARUK BAL (Devamla) – Bu yargıyı bu hâle getiren de Sayın Adalet Bakanıdır. Gensorunun temeli de budur.

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Resmî bir yazıyla “Bunları kaldırın.” diyor öyle mi? Olur mu böyle bir şey ya?

FARUK BAL (Devamla) – Efendim?

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Böyle bir şey olur mu?

FARUK BAL (Devamla) – Ben size olduğunu gösteriyorum, işte imzası var; İsmail Uçar, İstanbul Cumhuriyet Savcısı; İrfan Fidan, İstanbul Cumhuriyet Savcısı; Murat Çağlar, İstanbul Cumhuriyet Savcısı.

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Tamam, öyle bir belgeyi üretmek zor değil ki!

İDRİS ŞAHİN (Çankırı) – Böyle bir şey varsa, yapacağınız ilk iş, bu kişi hakkında suç duyurusunda bulunmaktır, bunu getirip burada okumak değil. Madem böyle bir şey varsa…

FARUK BAL (Devamla) – Bunu yaratan siyasi güç sizsiniz, sizi muaheze edecek olan muhalefet gücü de benim. İşte bu nedenle buradayım.

BAŞKAN – Evet, teşekkür ediyorum.

Önerge üzerinde Hükûmet adına…

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Halaçoğlu.

VIII.- AÇIKLAMALAR

1.- Kayseri Milletvekili Yusuf Halaçoğlu’nun, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın (11/31) esas numaralı Gensoru Önergesi’ni “fason” olarak nitelendirmesini kınadığına ilişkin açıklaması

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Şimdi, sayın konuşmacımız kürsüye çıkarken, AKP grup başkan vekili “fason gensoru” şeklinde bir ifadede bulundu. Şimdi, biliyorsunuz ki gensoru Anayasa’nın Türkiye Büyük Millet Meclisinde partilere verdiği bir haktır. Bunun “fason” şeklinde adlandırılmasını kınıyorum, özür dilemesini istiyorum.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Allah Allah!

MEHMET ŞÜKRÜ ERDİNÇ (Adana) – Fasona “fason” denir!

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

VI.- GENSORU (Devam)

A) Ön Görüşmeler (Devam)

1.- MHP Grubu adına, grup başkan vekilleri İzmir Milletvekili Oktay Vural ve Kayseri Milletvekili Yusuf Halaçoğlu’nun, rüşvet ve yolsuzluk iddialarıyla ilgili soruşturmaları yürüten adli kolluk ve yargı mensupları üzerinde baskı uyguladığı, soruşturmalara müdahale ettiği ve bazı bakanlar hakkında düzenlenen fezlekelerin gereğini yerine getirmediği iddiasıyla Adalet Bakanı Bekir Bozdağ hakkında gensoru açılmasına ilişkin önergesi (11/31) (Devam)

BAŞKAN – Şimdi, önerge üzerinde Hükûmet adına söz isteyen Adalet Bakanı Bekir Bozdağ.

Buyurun Sayın Bozdağ. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; Milliyetçi Hareket Partisi grup başkan vekillerinin hakkımda vermiş olduğu gensoru açılması önergesi hakkında söz aldım. Bu vesileyle saygıdeğer heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, bir bakan hakkında gensoru açılmasını istemek son derece ciddi bir husustur; anayasal teminatı vardır, İç Tüzük’ümüzde bunun karşılığı vardır. Yalan yanlış bilgilerle veya rivayetler üzerine veya siyasi karşıtlık üzerine gensoru verilirse, bu, gensoru müessesinin kıymetini azaltır, hakkında gensoru verilen bakan için değil ama çalakalem gensoru verenler bakımından bir nakisa oluşturur, bunu özellikle huzurlarınızda ifade etmek istiyorum. Çünkü bu gensorunun her tarafı lime lime dökülmektedir.

Hakkımda gensoru açılması istemi, esasında, kötü bir rüya tabirinden ibarettir. Hani, rüya tabirleri olur ya; ölü görürsünüz, diri görürsünüz, gündüz görürsünüz, karanlık görürsünüz, sonra da “Bunun anlamı şudur: Bak, karanlık görürsen böyle, gündüz görürsen böyle.” Âdeta el yordamıyla, rüya tabiri yaparak bir bakan hakkında gensoru önergesi veriliyor. Bu, gensoru müessesesinin itibarını azaltır, gensoru verenlerin itibarını azaltır ama hakkında rüya tabiri gibi gensoru verilen bir bakan olarak da eminim ki benim itibarımı yükseltecektir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Tabii, gensoru içerisinde olanlarla ilgili de kısa kısa değerlendirmede bulunmak istiyorum. Burada şahsiyat yapanlarla ilgili bir değerlendirmede bulunmayacağım. Çünkü bu, ciddi bir iş. Bu ciddi işin üzerinde polemik yapanlarla ilgili bir değerlendirme yapmayacağım. Onu, dinleyenler yaptı, ayrıca girmeyeceğim.

Adli Kolluk Yönetmeliği’nin değişikliğini yapan düzenleme, Anayasa ve yasaya uygun bir düzenlemedir, bir defa, bunun altını özellikle çizmek isterim. Çünkü CMK’nın 167’nci maddesinin başlığı yönetmeliktir. Adli kollukla ilgili yönetmeliğin Adalet ve İçişleri Bakanlığı tarafından müştereken tanzim edileceği ifade ediliyor. Bu yönetmelik bu kapsamda çıkarılmış bir yönetmeliktir, bu bir.

İki: Polis, adli kolluk görevini yaparken ne Adalet Bakanının emrindedir ne de İçişleri Bakanının emrindedir. Yasalarımız çok açık. Adli kolluk görevini yapan kolluk görevlileri, görev süresince cumhuriyet savcısının emirleri ve talimatları doğrultusunda hareket eder. Herhangi bir kolluk amiri -bu, ilin emniyet müdürü olabilir veya başkası olabilir- bunlara emir ve talimat veremez. Bunu ben söylemiyorum, kanun söylüyor. Kimsenin talimat veremeyeceği bir adli kolluğa eğer hiyerarşik bir bağlantı olursa ki Adalet Bakanlığıyla adli kolluğun herhangi bir bağlantısı yoktur. Adli kolluk, esasında, idari bakımdan baktığınızda İçişleri Bakanlığıyla ilgili bir husustur ama buna talimat verme yetkisi de ne İçişleri Bakanına aittir ne Adalet Bakanına aittir. Benimle hiç alakası olmayan bir konuyu siz getirir, buradan “Bakan da böyle talimat vermiştir.” yorumunu yaparsanız bu “Gündüz mü, gece mi?” rüya tabirine benzer; doğru bir şey olabilir mi? Biraz ciddiyet olsun lütfen.

Bakın, öte yandan, birtakım, kollukta görev yapan polislerin, müdürlerin yerlerinin değişmesiyle ilgili tasarruflar oldu; bunu Adalet Bakanlığı değil İçişleri Bakanlığı yaptı ama doğru tasarruflar mı? Doğru tasarruflar çünkü bu tasarrufların hepsi usule ve yasaya uygun tasarruflardır. Bir yere il müdürü atadığınız zaman, il müdürü kendisiyle çalışacak yardımcıları, şube müdürlerini veya hangi polislerin nerede çalışacağını Türkiye’de bütün ilk atamalardan sonra kendileri belirlemiştir. Sadece yeni İstanbul İl Emniyet Müdürü ve yeni atanan emniyet müdürleri değil, bundan önce atanmış bütün emniyet müdürleri de aynısını yapmış.

FATMA NUR SERTER (İstanbul) - Talimatı kim verdi?

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) - Örnek olsun diye söylüyorum: Sayın Hüseyin Çapkın İzmir İl Emniyet Müdürü olduğu yıllarda, 2008 yılında tam 2.500 kişiyle ilgili, görevlendirmede değişiklik yapmış. Arkasından Ercüment Yılmaz İzmir Emniyet Müdürü olmuş, 2.298 polisle ilgili veya emrinde çalışanlarla ilgili yer değişikliği yapmış. Rakamlara baktığınızda, her emniyet müdürü atanışında bunu yapar. Neden? Beraber çalışacağı kadroyu elbette kendisi belirleyecek, bundan daha doğal olan ne olabilir?

Onun için, rutin olan işlemleri 17 Aralık sürecinin cazibesine kapılanlar farklı bir değerlendirmeye tabi tutabilirler ama işin gereği her daim yapılan yeni atamalar çerçevesinde yapılan değerlendirmelerdir, bu hususu özellikle ifade etmek isterim.

ALİ HAYDAR ÖNER (Isparta) – Kendin inanıyor musun bunlara Sayın Bakan?

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) - Tabii, değerli milletvekilleri, HSYK’nın dairelerinde görev yapacak üyelerin kanun ve usule, teamüle aykırı olarak belirlenmesi iddiası… “Bu da hem kanuna aykırı belirlendi hem de teamüle aykırı belirlendi” denildi. Ben merak ettim, acaba kanuna aykırı nasıl olmuş bu iş, bu konuda nasıl bir teamül var da Adalet Bakanı HSYK Başkanı olarak bu teamülü ayaklar altına alan bir iş yapmış. Arkadaşlara da sordum, “Ya, ben ne yapmışım, haberim yok, söyleyin bana. Bu gensoruda bir şey var ama benim haberim yok bu işten. Nasıl yapmışım, bir söyleyin, haberim olsun.” dedim.

SAKİNE ÖZ (Manisa) – Haberin olsa yapmazsın zaten.

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Kanunu getirdiler, diyorlar ki… Kanun açık, HSYK Kanunu’nun 8’inci maddesinin ikinci fıkrası birtakım esaslar koyuyor dairelerde görev yapacak üyelerle ilgili. Altında diyor ki: “Genel Kurul, yukarıdaki esaslara göre üyelerin hangi dairede asıl ve tamamlayıcı üye olarak görev yapacağına, seçimle karar verir.” Yapılan toplantıda ne olmuş? Genel Kurul konuyu gündemine almış. Nasıl bir seçim yapmış? Yukarıdaki esaslara göre bir seçim yapmış, hangi üyenin hangi dairede görev yapacağına karar vermiş. Yapılan iş, kanunun özüne, esasına uygun bir iş, teamüle de uygun bir iş. Çünkü daha 1 defa seçim yaptı, ortada oluşmuş, böyle, hani çok yapılan bir iş olup da bir teamül de yok. Ama siz o 1 defayı teamül bile kabul etseniz ona da uygundur. Çünkü başlangıçta da dairelerde kimlerin çalışacağına yine aynı şekilde Genel Kurul karar vermiştir, yapılan şey de tamamen buna uygundur. Burada da ne kanuna ne de teamüle aykırı bir durum yoktur. Nasıl yapıyoruz? Dairelerde üyelerin görevi değişti ya, buradan bir anlam çıkarıyoruz. O zaman, biz böyle bir anlam çıkarmaya başlarsak herkes birbirini kolaylıkla itham edebilir. Hukuk, anlamlar üzerinden değil, objektif deliller üzerinden hareket eder. Hukuk, rüya tabirleri üzerinden değil, somut deliller üzerinden hareket eder, rüyalarla, subjektif değerlendirmelerle amel etmeyi de yasak eder. Onun için de bizim yaptığımız, hukuka uygun ve usule, teamüle tamamen uygun bir düzenlemedir.

Tabii, hâkimlerin, savcıların atanmasıyla ilgili de değerlendirmeler yapıldı. Hâkim, savcıları atamak, kurulun bir dairesinin görevi dâhilinde olan bir iştir; 1. Daire bu görevi yapıyor, 1. Daire her daim atama kararnameleri çıkarmıştır. Yıl içerisinde bir  tane büyük kararname ama onun dışında da mazeret kararnameleri çıkarabilmektedir. Geçenlerde, 1. Dairenin Başkanı bir televizyon programında “Biz, hâkimlere sorduk: Mazeret kararnamesi bir tane mi olsun, yoksa çok mu olsun? Bize döndüler, dediler ki: ‘Büyük kararname tek olsun ama mazeret kararnamesi çok olabilir çünkü ihtiyaç olduğunda bu mazerete binaen atamalar yapılabilsin.’ ve biz ona uyduk.” Onun için de 2011 yılında 20 kararname çıkmış, 2012 yılında 16 kararname çıkmış, 2013 yılında 11 kararname çıkmış. Bu kararnameler normaldir. Bizim bakan olmamızdan sonraki süreçte çıkan kararnamelerin -siz de ifade ettiniz- büyük bir kısmı mazeret kararnamesidir. Hâkimlerin, savcıların talepleri doğrultusunda yapılan kararnamelerdir. Hizmet gereği yapılan atamaların sayısı çok azdır. Bunların hepsini de bu olaylarla irtibatlandırırsanız, o zaman, Diyarbakır’da Cumhuriyet Başsavcısı değişti, onu nereye koyacaksınız? Yalova’da Başsavcı değişti, Kocaeli’de Başsavcı değişti. Orada hangi soruşturma vardı?

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) –. Kocaeli’deki Başsavcı emekli oldu Sayın  Bakan, değişmedi.

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Bir defa, başsavcıların yürüttüğü bir soruşturma da yok. İzmir’de Başsavcı değişti, İzmir’de Başsavcının yürüttüğü bir soruşturma yok. Adana’da Başsavcının yürüttüğü bir soruşturma yok. Adana’da süren, savcıların yürüttüğü soruşturma da başka bir soruşturma. Ama, her şeyi birbirine bağladığınızda doğru bir sonuç alacağınızı düşünüyorsanız yanlış düşünüyorsunuz. Bunu özellikle ifade etmek isterim.

Değerli kardeşlerim, ben Adalet Bakanı olarak hiçbir cumhuriyet başsavcısına veya cumhuriyet savcısına soruşturmaların üzerini örtün, soruşturmaları durdurun, bu işi kapatın demedim. Kim ki bunu dediğimi iddia ediyorsa bunu ispat etmesi lazım.

TUFAN KÖSE (Çorum) – İma ettin, bunu söylemedin tabii.

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Ben bunu söylemedim, daha önce de Genel Kurulda ifade ettim.

TUFAN KÖSE (Çorum) – İma ettin, ima!

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) - Bunu yapan namussuzdur, şerefsizdir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Ama bunu yaptığımı birileri iddia edip de ispat etmiyorsa onlar da namussuzdur, şerefsizdir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) İnsanların haysiyetiyle öylesine kolayca hiç kimse oynamamalıdır.

TUFAN KÖSE (Çorum) – İma ediyorsun, ima!

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) - Soruşturmalar, kovuşturmalar, usul çerçevesinde elbette yürümelidir. Neden kanunlar var? İnsanlar soruşturulurken bir kural çerçevesinde bu yapılsın. Soruşturmanın gizliliği niçin var? Deliller sağlam toplansın, gerçekler bulunsun, failler yakalansın ve hak edilen ceza neyse onu alsın suç işleyenler ama öte yandan, soruşturmanın gizliliğinin ana bir nedeni de insanların hukukunu, insanların onurunu, insanların masumiyetini, lekelenmeme hakkını korumak ve kollamaktır. Siz soruşturmayı açtınız, belki ilerletmeden dosyayı işlemden kaldıracaksınız, belki daha işin başında bir işlem yapılmasına gerek olmadığına karar vereceksiniz veya devam ettiniz, soruşturmanın sonunda kovuşturmaya yer olmadığına karar vereceksiniz. Televizyonların önünde evleri aranırsa, üstleri aranırsa, birtakım şeyler yapılırsa, soruşturmanın gizliliğine rağmen soruşturma dosyasında varlığı iddia edilen evrak televizyonlarda, gazetelerde çarşaf çarşaf yayınlanırsa, bu savcılardan herhangi birisi, sadece bu olay değil, başka olaylara da alın, hangi kararı verirse versin, toplumun bir kesimi onu itham edecektir. Baskı gördü bu kararı verdi veyahut da itham edecek iş yapmadı, dava açtı, beraat etti, o insanlar başka noktaya evrilecektir. Onun için de soruşturmanın gizliliği konusunda hepimizin hassas olması lazım.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Her zaman olmak lazım, her zaman!

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) - Lekelenmeme hakkı çok önemli.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Sayın Bakanım, her zaman hassas olmak lazım; Ergenekon’da, Balyoz’da, her zaman.

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) - Lekelenmeme, bir iddia, kişinin hakkında bir iddia olmadan onun suçlu ilan ediliyor olması, insanların lekelenmeme hakkını ihlal eder ama masumiyet ilkesi, soruşturma yapılırken, bir isnat adı altında yapılırken…

VELİ AĞBABA (Malatya) – Ucu size dokununca değil, her zaman olması lazım, her zaman.

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) - …o ilkeyi zedelememek için de bir hassasiyet lazımdır.

Bakın, geçmişte, bu ülkede, soruşturmanın gizliliğinin ihlali nedeniyle…

VELİ AĞBABA (Malatya) – Türkan Saylan’ı hatırlıyor musunuz, Türkan Saylan’ı?

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) - …nice yargısal infazlar yapıldı daha yargılama bitmeden.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Sayın Türkan Saylan’ı hatırlıyor musunuz  -saat dört buçukta- kanser hastası?

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – İnsanlar, şüpheli olmadan sanık, sanık olmadan mahkûm ilan edildiler.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – En çoğunu da siz yaptınız, o infazların en büyüğünü siz yaptınız.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Türkan Saylan’ı hatırlıyor musun?

BAŞKAN – Sayın Ağbaba, lütfen!

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) - Mahkemeler, savcılar ne karar verilirse versin…

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Adamlara “darbeci” dediniz.

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) - …bu mahkûmiyetten insanların kurtulma imkânı yok.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Adamlara “darbeci” dediniz.

BAŞKAN – Sayın Türkkan!

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) - Dün birileri farklı değerlendirmiş olabilir, biz de yapmış olabiliriz, ben geçmişte de söyledim.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Türkan Saylan’ı hatırlıyor musunuz, Türkan Saylan’ı?

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) - Ama bakın, siyaset kurumunun bir şeyi düzeltmesi lazım, soruşturmanın muhatabı değiştikçe savcıları…

VELİ AĞBABA (Malatya) – Sayın Bakan, İlhan Selçuk’u, Türkan Saylan’ı hatırlıyor musun?

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) - … yargılama yapanları kutsamaya veya yerin dibine geçirmeye başlayan tavırları biz sürdürürsek o zaman hukukun dışına çıkanları hukukun içinde tutmayı asla başaramayız.(AK PARTİ sıralarından alkışlar)

VELİ AĞBABA (Malatya) – Soruşturma aç, geçmiştekilere soruşturma aç!

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) - İnsanların onurunun, haysiyetinin lekelenmesinin önüne geçemeyiz.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Yapanlara soruşturma aç.

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) - Bazı soruşturmalar nedeniyle insanların içeride bulunmasını değerlendirirken orada savcıları suçlayacaksınız, “Delilleri sahte.” diyeceksiniz; mahkeme kararları var, bunları yok sayacaksınız…

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Şimdi siz söylüyorsunuz onların sahte olduğunu, siz!

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) - …öte yandan, insanlar hakkında henüz iddianame tanzim edilmeden, soruşturmanın seyrinin ne olacağı belli olmadan mahkûmmuş gibi konuşacaksınız…

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Fezlekeleri getirmiyorsunuz, getirin fezlekeleri.

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) - …ondan sonra da “Biz hukuk devletiyiz, biz doğru yapıyoruz.” diyeceksiniz, böyle bir şey olmaz.

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Fezlekeler nerede Sayın Bakan? Kime iade ettiniz fezlekeleri?

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) - Gelin, diyorum ki dün AK PARTİ Grubu, bugün CHP, MHP, BDP, hangi grup olursa olsun, hukukun dışına çıkan, hukuk devletini ihlal eden…

VELİ AĞBABA (Malatya) – Geçmişin hesabını sor!

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) - …insan haklarını ihlal eden, insan onurunu ve haysiyetini ihlal eden…

VELİ AĞBABA (Malatya) – Sor, arkandayım, sor! Samimiysen sor!

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) - …ne tür uygulama varsa, siyasal rekabeti bir tarafa bırakıp onun karşısında bu Parlamento bir olmadıkça, dik durmadıkça bunların önüne geçemeyiz. (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar) Gelin beraber olalım!

VELİ AĞBABA (Malatya) – Samimiysen sor! Bugün sor, bugün sor, hazırız biz!

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) - Bakın, Adana’da yürüyen MİT’e dönük soruşturmayla ilgili -çok ilginçtir- cumhuriyet savcısı müzekkere yazıyor kolluğa: “Suriye tarafına geçin, orada şu, şu, şu adli işlemleri yapın.” diyor.

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Duydun mu?

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) - Hepiniz bilirsiniz, savcıların yetkisi nerede başlar, nerede biter!

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Gereğini yapın, gereğini yapın!

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) - İlçede, ilde, bölgede, sınırları var ama il, ilçe, bölge sınırlarını tanımayıp Türkiye’nin sınırları dışında doğrudan işlem yapılması talimatını verirse, bu talimatlar böyle hukukun dışında olan…

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Gereğini yapın, şikâyet etmeyin!

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) - …işler olduğunda, şikâyet olduğunda -işte şikâyetler var, HSYK inceliyor- o zaman bizim burada kalkıp dememiz lazım ki: Bu hukuku…

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Biraz fezlekelerden bahsedin. İade ettiğiniz fezlekeler…

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – …böylesine pervasızca çiğneyenler bu gücü hukuktan almıyorlarsa nereden alıyorlar? Hep beraber sormamız lazım, eleştirmemiz lazım.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Sizden alıyorlar, sizden. Siz beslediniz, büyüttünüz. Şimdi gözünüzü oyuyor.

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Değerli kardeşlerim…

Kusura bakmayın “kardeşlerim” dedim ama buradaki herkes kardeşim zaten.

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Fezlekeler nerede?

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Saygıdeğer milletvekilleri, fezlekelerle alakalı birkaç hususu ifade etmek isterim. “Fezlekeler geldi, Adalet Bakanı fezlekeleri tuttu, inceledi; delilleri aldı, baktı; soruşturmayı, devamını, şunu bunu engelledi.” Bunların hepsi yanlıştır, büyük bir çarpıtmadır, asılsızdır.

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Ne yaptınız kırk beş gün?

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Bakın, fezlekeler Adalet Bakanlığına 3/1/2014’te geldi.

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Evet, evet…

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – İadesi 29/1/2014’tür.

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Niye beklettiniz?

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Yirmi altı gündür. Ama herkes “Adalet Bakanı kırk beş gün bunu tuttu.” diyor.

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Ya, yirmi altı gün olsun. Niye beklettiniz?

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Ben fezlekeyi geldiği gün iade etseydim bu sefer ne denecekti? “Jet hızıyla, Bakan, geldiği gibi gönderdi.” denecekti.

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Yirmi altı gün neyi beklediniz? Ya, böyle bir şey olur mu? Savcıları aldınız, ondan sonra niye beklediniz?

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Ne yapacağız? Geldiği zaman göndersek başka, biraz bekletip göndersek başka.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Göndermeyeceksin, buraya getireceksin Sayın Bakan. Buraya getireceksin, buraya!

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Size bizim bir şeyi beğendirme imkânımız yok. (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Göndermeyip buraya getireceksin. O zaman yiğit olursun.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Ama burada doğru olan şey nedir, o da şudur: Bizim yaptığımız iş usule uygun mu, uygun; yasaya uygun mu, uygun.

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Yirmi altı gün hangi gerekçeyle beklettiniz?

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Bizim bu fezlekeleri inceleme yetkimiz yok, içeriğine girme yetkimiz yok. Ama sanki incelenmiş gibi, içeriğine girilmiş gibi takdimler yapılıyor. Bunların tamamı gerçek dışıdır.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sayın Bakan, yiğitlik o fezlekeleri buraya getirmek, orada konuşmak değil. Fezlekeler buraya gelecek, o zaman konuşacaksınız.

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Ağzı açılmadan gitmiştir. Çünkü, bu genelge bakanların görevleriyle, Hükûmet politikalarıyla ilgili fezlekelerin Bakanlığa değil, Meclise gönderilmesini söylüyor. Ben göndererek “Dolambaçlı yoldan gitme, daha hızlı gönder; Meclise gönder, daha erken baksınlar…” Niye dolandırıyorlar oradan buradan? (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

ÖZCAN YENİÇERİ (Ankara) – Siz gönderseydiniz Meclise.

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Bakın, benimle ilgili fezlekenin ekinde İzmir Cumhuriyet Başsavcılığından gelen fezlekede orada devam eden soruşturmayla alakalı 32 klasörü de ekine koyup göndermişler, 32 klasör. Peki, benimle bunun ne alakası var?

ÖZCAN YENİÇERİ (Ankara) – Belki siz de varsınız içinde, bir baksaydınız.

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Müsteşar niye telefon açıyor?

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Benimle alakalı olan kısmı üst yazıda yazıyor ne olduğunu. O klasörlerle alakası yok. Meclis Başkanı farz edin Genel Kurula sunsaydı oradaki her şey aleni hâle gelecekti. O zaman demezler mi “Sayın Başsavcı, hukuk önünüzde, yasa önünüzde, kural elinizde; Bekir Bozdağ’la ilgili olmayan bu kadar dosyayı ekleyip Adalet Bakanlığına...” Sonra iade ediliyor, “Meclise gönder.” deniyor. Aynı dosyaları ekleyip Bakanla ilgili olmayanları Meclise göndermenize hangi hukuk izin veriyor, hangi madde buna izin veriyor? Var mı öyle şey? Yok. Ama bu hukuksuzluklar karşısında bizim susmamız da hukuksuzlukları çoğaltır.

Sayın Bal’ın ifade ettiği bir  hususa, Sayın Başkan sürem doldu ama izin verirseniz cevap vermek istiyorum. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığından yazılan bir yazıyla ilgili burada önemli bir iddiayı dile getirdi. Başsavcılık bir yazı yazıyor. Ne zaman yazıyor? 8/1/2014 tarihinde aynen Sayın Bal’ın ifade ettiği şekilde bir yazı yazıyor. Peki, niçin yazıyor? Yazıya dikkatle baktığınızda diyor ki: “15/12/2013 tarihinde Emniyet Müdürlüğünüz tarafından fezlekeye rapten gönderilmiş olmakla...” O cümle çok önemli çünkü  bir soruşturma sırasında eğer adli kolluğun soruşturmada görevi var, birtakım iş ve işlemler yapıyorsa, bu soruşturma bittiği zaman fezlekeye bağlıyor, bütün delilleri ekine koyuyor, bu fezlekeyi Cumhuriyet Başsavcılığına gönderiyor. Buradaki yapılan işlem de aynısı. Daha önceki...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Bakan, bir saniye.

Sayın grup başkan vekilleri müsaade ederse ve aynı süreyi de kendilerine vermek şartıyla Sayın Bakana süre verebilirim.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Olur, tabii, tabii.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – İstediği kadar konuşsun Bakan ya, son söz sanığın!

BAŞKAN - Kaç dakika süre istiyorsunuz Sayın Bakan? Ona göre sayın grup başkan vekillerine de vereyim.

Buyurun.

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) - İstanbul Cumhuriyet Başsavcıları yazıyı yazıyorlar ve bununla ilgili fezleke 10/2/2013 tarihinde geldiğine göre bununla ilgili kayıt var mı elinizde, bilgi var mı vesaire? Bunu öğrenmek için oraya yazı yazıyorlar, “…kapatılması…” vesairesi, elimde de İstanbul Başsavcılığının açıklaması var.

FARUK BAL (Konya) – “İptal” diyor Sayın Bakan, “iptal”. “İptal” diyor, öğrenme değil.

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Bakın, İstanbul Başsavcılığının açıklaması var, diyor ki: “2012/656 soruşturma sayılı dosya 25/12/2013 tarihinde Cumhuriyet Savcısı Muammer Akkaş’ın uhdesinden alındıktan sonra soruşturmayı sürdürmek üzere 4 cumhuriyet savcısı görevlendirilmiştir.” Soruşturma evrakıyla ilgili bu cumhuriyet başsavcıları yazışmalar yapıyorlar. Bu yazışmalar çerçevesinde “Bu yazışmalarla ilgili olarak yapılan dosya tetkikinde İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının 2012/256 soruşturma sayılı evrakıyla ilgili büro amirliğinin servisinde herhangi bir belge ve dosya bulunamamıştır.” şeklinde savcılığın yazdığı yazıya cevap veriliyor, “Herhangi bir bilgi, belge bizim elimizde yok.” Bu yazının içerisinde de yine bu soruşturmanın evraklarının ilgisiz olanlarının imha edilmesi ve hepsinin getirilmesine ilişkin Muammer Akkaş tarafından 17/12/2013 tarihinde yazılmış bir yazı var, o yazı çerçevesinde. Bu yazıyı ne zaman öğreniyor? Taa, ayın 24’ünde, cevap geldikten sonra öğreniyor Cumhuriyet Başsavcılığı. Dolayısıyla, yazının yazılış tarihi bunun öğrenilmesinden, bir defa çok çok önceki bir tarihtir. Oradan gelen cevap da “Burada herhangi bir bilgi, belge yoktur.” şeklinde cevaptır ve fezleke geldiği için orada zaten ayrıca bir dinlemenin, başka başka belgenin bulunması mümkün değildir. O saatten sonra, fezlekeden sonra yeni bir dinleme kararı yoksa devam eden işlemler hukuksuz işlemlerdir. Bunu siz bizden, en az bizim kadar, iyi biliyorsunuz, bildiğinizi düşünüyorum ve “Soruşturma kapsamında elde edilen deliller üst yazıda gönderilmiştir.” diye aynı şekilde devam ediyor ve bu dosyanın içerisinde hiçbir delil kalmadığı da ifade ediliyor. “Fezleke tarihi olan ve tüm soruşturma evrakı ile o tarihe kadar elde edilen delillerin gönderildiği belirtilen 15/12/2013 tarihi itibarıyla dosyada mevcut olan tüm deliller aynen muhafaza edilmekte olup bugün itibarıyla dosyada var olan hiçbir yasal delil hiçbir şekilde, hiçbir kişi veya merci tarafından imha edilmemiştir. Dolayısıyla, soruşturmayı hâlen sürdüren cumhuriyet savcıları tarafından herhangi bir imha işlemi de yapılmamıştır.

                                                           28/2/2014

                                                               Hadi Salihoğlu

İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı”

Açıklama burada, imha edilen bir şey yok.

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Ne zaman açıklandı Sayın Bakan? Açıklanma tarihi ne zaman, bugün mü?

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) – Ayrıca da bu işlemin geçenlerde Parlamentonun kabul ettiği, TMK 10’u kaldıran ve diğer bazı düzenlemeleri içeren kanun teklifiyle de uzaktan yakından bir alakası yoktur çünkü o kanun henüz Sayın Cumhurbaşkanı tarafından onanmamış, yürürlüğe girmemiştir. Kaldı ki onanmış, yürürlüğe girmiş olsa dahi bu delilleri etkisiz kılacak, anlamsız kılacak, yok sayacak, o teklifin içerisinde, o kanunun içerisinde herhangi bir düzenleme yoktur. Bunu siz bizim kadar iyi biliyorsunuz.

Değerli milletvekilleri, sonuç itibarıyla, bu gensoru içerisinde yer alan hususların hiçbirisinin gerçekle uzaktan yakından ilgisi, alakası yoktur. Gazetelerde yazan kimi rivayetler, aslı astarı olmayan birtakım değerlendirmeler üzerinden yapılmış rüya tabirine benzemektedir. Ben biliyorum ki Türkiye Büyük Millet Meclisi rüyalarla değil hakikatlerle her zaman hareket eder.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

İsteyen gruplara beşer dakika süre vereceğim.

FARUK BAL (Konya) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Siz mi kullanacaksınız Sayın Bal?

Buyurun.

FARUK BAL (Konya) – Ayrıca Sayın Başkan, Sayın Bakan konuşmalarında benim ifademde geçen hususların yalan yanlış, rüya tabiri, fezlekelerle ilgili olarak…

BAŞKAN – Tamam, sataşma nedeniyle iki dakika veriyorum.

Ayrıca, grup için de siz mi konuşacaksınız?

FARUK BAL (Konya) – Evet.

BAŞKAN – Yedi dakika süre veriyorum.

Buyurun.

VII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

11.- Konya Milletvekili Faruk Bal’ın, Adalet Bakanı Bekir Bozdağ’ın (11/31) esas numaralı Gensoru Önergesi üzerinde Hükûmet adına yaptığı konuşması sırasında şahsına ve Milliyetçi Hareket Partisine sataşması nedeniyle konuşması

FARUK BAL (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sayın Adalet Bakanının burada yapmış olduğu konuşmalara canıgönülden inanmak isterdim. Canıgönülden, basına düşmüş olan birtakım bilgilerin, belgelerin yanlış olduğunu ispatlamasını veya bizi ikna etmesini isterdim. Ancak Sayın Adalet Bakanı, hakkında verilmiş gensoru önergesinin ciddiyetini müdrik ancak bunun sonuçlarını idrak edemeyecek şekilde bir savunma yaptı. Gensoru önergesinin rüya tabiriyle, yalan yanlış, çalakalem düzenlendiğini ifade ederek bizi itibarsızlaştırdığını, kendisini de itibarlı hâle getirdiğini beyan etti. Bakalım itibar kimde?

Bu gensoru önergesinin adı besbelli bellidir. 17 Aralıkta ortaya çıkan ayakkabı kutularının, para kasalarının içerisinde bulunan, sağa sola saçılan milyon dolarların, milyon euroların, yargı eliyle, yargı eğilip bükülerek düz bir hâle getirilip sanıkların aklanması, şüphelilerin aklanması için Adalet Bakanlığı aracı olarak kullanılmıştır. Bunu tespit amacıyla verilmiştir. Bunu ben biliyorum, bunu Türkiye biliyor, Türk milleti biliyor. Sayın Adalet Bakanı idrak edememiş demek ki. Anlamasını temenni ederim.

Bu gensoru önergesi, sonucu itibarıyla, Zarrab denilen bir İran asıllı şahsın, Hükûmetin 4 Bakanını nasıl teslim aldığını ispatlamak için verilmiştir. Milyon dolarlarla 4 Bakanı, 4 Bakan çocuklarını nasıl satın aldığını ispatlamak için verilmiştir. Bunu idrak etmesini beklerdim bir Adalet Bakanından.

Bu gensoru önergesi, El Kadı adı altında uluslararası terörle iş birliği yapan bir şahsın Başbakanlık korumalarıyla ve Başbakanın çocuklarıyla iş tuttuğunun ve bu iş tutma çerçevesi içerisinde Türkiye’de şirketler kurduğunun, bu şirketlerin Başbakan talimatıyla, Başbakan yardımıyla ve AKP Hükûmetinin desteğinde birtakım faaliyetlerde bulunduğunu ortaya koymak için verilmiştir. Adalet Bakanının bunu görmesini beklerdim, bunu anlamasını beklerdim bir hukukçu olarak. Bir hâkimin hakikaten peygamber postunda oturan kişi olduğunu idrak eden bir kişi olarak üzerine yürümesini beklerdim, ancak kendisini savunmaya kalktı. Kendisini savunurken de rüyayı, çalakalemi ve yalan yanlış gibi bilgilerle; cılız, basit bir savunmaya girdi.

Asıl savunmasında beklediğimiz şudur: “İzmir Başsavcısına telefon ettim.” diyor. Ne konuştuğunu bilmeyiz. “Adana Başsavcısına telefon ettim.” diyor. Ne konuştuğunu bilmeyiz. Kendisi eğer buraya rüyayı değil gerçeği anlatacak ise o takdirde hakkında düzenlenmiş olan fezlekeler niçin buraya gelmiyor? Meclis Başkanı iade etti. Meclis Başkanı farz edelim ki -dediği doğru olabilir- “Bunun içerisinde gizli saklı bilgiler var, şunu ayıkla da gönder.” demiştir. İşte Adalet Bakanının vermesi gereken hesap şu: İzmir Başsavcısını değiştirdin. Nereye? Adı var, kendi olmayan bir mahkemeye, istinaf mahkemesine başsavcı. Yerine mutemet bir adamını atadın, giden fezlekeyi o adam aldı, sümen altı etti, gelmiyor geriye. Adana Başsavcısını… Dediğin doğru olabilir ama  fezleke geri gönderildi Sayın Meclis Başkanı tarafından. Niye geri gelmiyor? Çünkü oranın başsavcısını da değiştirdin çünkü kendine göre bir yargı yaratmak istiyorsun çünkü AKP’nin Adalet Bakanlığına vermiş olduğu misyon, vermiş olduğu mesele, vizyon bu. Yargıyı eğ, bük, yolsuzlukları kapat, ortaya saçılmış milyon dolarların, euroların fotoğraflarıyla, görüntüleriyle, tapeleriyle ortaya çıkmış olan milyon dolarlık yolsuzlukları kapat. Nasıl kapatacaksın? Ancak böyle yargıyı eğerek, bükerek, siyasallaştırarak.

1. Daireyle ilgili olmak üzere, Anayasa’ya, yasaya ve teamüllere aykırı dedik. 2010 tarihinden bu yana 1.Dairede niye üye değişikliği olmadı da siz HSYK’nın başına gidip toplantı yaptığınız gün bu üye değişikliği gerçekleşti? Düşün, bunun hesabını verin. Üye yapısı değiştikten sonra niçin, ikinci gün yani 16 Ocak tarihinde yolsuzluk operasyonunu yapan savcılar görevden alındı? Evet, doğru, üçüncü 97 hâkimli kararname mazeret kararnamesidir. Onun içinde niçin yolsuzluk operasyonuna girmiş olan kişileri, görevli savcıları, savunmasını almadan, hakkında disiplin soruşturması yapmadan tayin ediyorsunuz, bunun hesabını ver. Üçüncü 166 kişilik hâkim kararnamesi mazeretli de olabilir, doğru olabilir ama bunların içerisine niçin yolsuzluk operasyonunu soruşturan hâkimler, savcılar konuldu, onun hesabını ver.

Sayın Bakan demeseydi bunu size söylemezdim, “Bu namus ve şeref meselesidir.” dedi. Namus ve şeref meselesiyse Sayın Bakanın namusunu, şerefini kurtarın. Bizim açımızdan öyle değil. Sayın Bakan diyor ki: “Bana bunlar iftiradır, bu namus meselesi.” Eğer iftiraysa bunun yolu belli hukuk düzeninde, parlamenter demokratik düzende. Bu fezlekeler gelsin, bu gensoru araştırmasıyla ilgili olmak üzere “evet” oyu verin, Sayın Bakanı beraber aklayalım eğer dedikleri doğruysa ama dedikleri yanlış ise hesabını burada gelsin, burada versin.

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Müddei iddiasını ispata mecburdur, sen iddia ediyorsun!

HÜSEYİN BÜRGE (İstanbul) – 17 Aralıktan beri kararı verdiniz zaten!

FARUK BAL (Devamla) – Sayın Bakan bunu namus meselesi yapıyorsa, Sayın Bakanın bu ifadesini ben Adalet ve Kalkınma Partisinin değerli milletvekillerinin vicdanına havale ediyorum.

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Biz de iftira atalım, siz de cevap verin!

FARUK BAL (Devamla) – Onun bu talebini doğru değerlendireceklerine inanıyorum.

Ve geçtiğimiz süreç içerisinde cumhuriyet tarihinin en ağır krizini yaratan, yargı alanında en ciddi sorunları yaratan, yargıyı eğip büken, sadece siyasallaştırmayan; Anayasa’ya aykırı, demokratik parlamenter sisteme aykırı, hâkimlerin bağımsızlığı, tarafsızlığı ve hâkimlik teminatı ilkelerine aykırı iş yapmış olan Sayın Adalet Bakanı hakkındaki gensorunun açılması ve bu şekilde aklanacaksa yine aklayın, parmaklarınız neredeyse; yok, hakkında vaki şüpheler sizin vicdanınızda da bir anlam ifade ediyorsa o takdirde gereğini yapın diyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Evet, teşekkür ediyorum.

Adalet Bakanı Bekir Bozdağ hakkında gensoru önergesinin gündeme alınıp alınmayacağı hususundaki görüşmeler…

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, bizler de gruplar olarak söz istemiştik.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, bir dakika, söz verecektiniz efendim.

BAŞKAN – El kaldırmadınız Sayın…

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, biz işaret etmiştik, görmediniz.

BAŞKAN – Kim konuşacak?

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Süheyl Batum.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Batum, sataşma nedeniyle, buyurun.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sataşma değil, beş dakika değil. Sataşmaya ayrı söz alacağız Sayın Başkan.

12.- Eskişehir Milletvekili Bedii Süheyl Batum’un, Adalet Bakanı Bekir Bozdağ’ın (11/31) esas numaralı Gensoru Önergesi üzerinde Hükûmet adına yaptığı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

BEDİİ SÜHEYL BATUM (Eskişehir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; şimdi, demin Sayın Bakan, burada, rüya tabirlerinden, rüya görmekten söz etti. Tabii ki rüya görmek, bu ciddi Mecliste, yüce Meclis çatısı altında, rüyalarını anlatmak kötü. Ama Alice Harikalar Diyarında misali, nasıl olsa Sayın Başbakanım talimat veriyor, arkadaşlarım da bu talimatları nasıl uyguladığımı görmezden geliyor, gözlerini kapıyorlar diye düşünerek, bundan itibar kazanırım zannederek bunu burada dile getirmek çok daha kötü, çok daha vahim.

Burada söylenenler, dünyanın hiçbir bakanına -her ne kadar, nasıl olsa çoğunluk bende, istediğimi söylerim, arkadaşlarım da oralı değil zaten diye düşünerek- burada yapılanları görmezden gelmek hiçbir bakana, dünyanın hiçbir yerinde, itibar kazandırmayacağı gibi Bekir Bozdağ’a da hiçbir şekilde itibar kazandırmayacaktır. Bunu kesinlikle biliyoruz. Tam tersine, adalet bakanlarının kazanması gereken, kendilerinde olması gereken güven ve itibar duygusunu, maalesef, törpüleyecektir.

Değerli arkadaşlar, “17 Aralık sonrası yasa bombardımanı başladı.” dedik. Bakan buna şöyle cevap verdi: “Ben ne yapayım, İçişleri Bakanının yaptıklarından bana ne. Kolluk görevlilerini ben mi görevden aldım, benim ne alakam var onlarla.” dedi. Biz gensoruları onun üzerine filan kurmadık, onları söylemedik, İçişleri Bakanlarından bahsetmedik. Biz, Bakanın yaptıklarının üzerine, gensoru konusunda konuşmalarımızı yönelttik. “Yaptığınız yasalar, arka arkaya, İnternet yasası, HSYK yasası, yolsuzlukları örtme, delilleri saklama yasası, bakan çocuklarını, bakanı, Reza Zarrabları, Bilal oğlanları kurtarma yasası değil mi?” dedik. Şöyle dedi: “Çok güzel yasa yaptık, Anayasa’ya çok uygun.” Sayın Bakan bu söylediklerinin kendine itibar getireceğini zannediyor.

Şimdi herkes, herkes, gerek komisyonda… Değerli arkadaşlar, sizler de biliyorsunuz, her gelen, HSYK’nın Başkan Vekili bile “Bu yasa Anayasa’ya aykırı.” dedi. Komisyonda ne yaptınız? HSYK temsilcilerini çağırmadınız. “Bakan temsil eder, yeterdir.” dediniz. Bakan da orada oturdu. “Evet, evet, ben buradayım, HSYK’dan başka kimseye gerek yok.” dedi. Oysa 2010’da siz “HSYK’da bakanı protokoler hâle soktuk artık, hiçbir yetkisi yok.” diyordunuz. “Sadece o, gösteride, protokoler olarak başkanı.” demiştiniz. Şu HSYK gibi önemli bir yasa tartışırken Bakanın “Yok, yok, ben baktım, Anayasa’ya çok uygun.” demesini yeterli gördünüz.

Bakana sorduk: “Neden aradın? Niçin aradın savcıları? Böyle önemli bir adli soruşturmada niçin aradın?”

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Cevabını verdi ya.

BEDİİ SÜHEYL BATUM (Devamla) – Verdi. İtibar kazandıracağını zannediyor Sevgili Ramazan, itibar.

Diyor ki: “Aradım, aradım. Ama ‘Hukuka uygun davranın, güzel davranın, iyi davranın, gözaltına almayın, masumiyet karinesine dikkat edin.’ dedim.” Şimdi o yüzden söylüyoruz biz: “Sayın Bakan, sen Uganda’nın siyasetçisi miydin? Papua Yeni Gine’nin siyasetçisi miydin? 2007’den beri insanların haysiyetleri, vicdanları, çoluğu çocuğu… Yedi yıldır tutukluluk sürerken orada ağzını açmadan oturdun.”

Şimdi, arkadaşlar, bunları, gensoru, bırakın… Zaten ben Sayın Başkandan, Sayın Bakandan başka bir şey beklemiyordum. O kendine itibar kazandırdığını zannediyor. O zaten öyle bakan oldu, “Bunlar bana itibar kazandıracak.” diye.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Yapma Hocam!

BEDİİ SÜHEYL BATUM (Devamla) – Ama ciddiyetli, 2007, 2008, 2009, o yatan insanlar, aynı delillerle, aynı, hatta daha kötü, düzmece delillerle yatanlar hiçbirinizin peşinizi bırakmayacaktır. Ona gitmeyeceklerdir çünkü ona zaten gidecek insan da yoktur ama sizlere gelecektir yedi yıldır bekleyenler. Onlara hiçbir zaman şöyle diyeceğinizi tahmin etmiyorum: “Ne bileyim, Bakanımız bize ‘Demokratikleşme bu.’ dedi, biz öyle anladık.”

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BEDİİ SÜHEYL BATUM (Devamla) – Sayın Başbakanımız da demeyecektir.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Bir saniye Sayın Tanal.

Sayın Kaplan, buyurun, size de sataşma nedeniyle beş dakika süre veriyorum…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Yok, yok efendim, belgesini vereceğim ben, konuşacağım.

BAŞKAN – Öyle bir usulümüz yok yalnız, grup başkan vekilleri…

Buyurun Sayın Kaplan.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Şimdi, efendim, usul değil. Sayın Bakan ne dedi? “Belgesini göstermeyen şerefsizdir.” Belgeyi göstereceğim ben, tutanak, resmî tutanak.

BAŞKAN – Sürenizi yeniden veriyorum Sayın Kaplan, buyurun.

13.- Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın, Adalet Bakanı Bekir Bozdağ’ın (11/31) esas numaralı Gensoru Önergesi üzerinde Hükûmet adına yaptığı konuşması sırasında Barış ve Demokrasi Partisine sataşması nedeniyle konuşması

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bir gensoru daha görüşüyoruz. Kusura bakmayın, ne yanınızda yer alacağız ne “evet” diye muhalefetin yanında yer alacağız. Neden?

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Şaşırırdık zaten öyle bir şeye.

HASİP KAPLAN (Devamla) – Nedeni çok açık arkadaşlar. 2007’de bu Meclise geldik. Fezlekeleri konuşuyorsunuz, fezlekeler, değil mi? 945 tane fezleke bize gelmiş, Barış ve Demokrasi Partisine, 945 tane. Bunlar neyle ilgili biliyor musunuz? Düşünceyi ifade hürriyeti, kendi dilimizde konuştuğumuz için, alfabenin harflerine aykırı davrandığımız için, hatta ve hatta, bu fezlekelerde, yasak yayın bulundurduğumuz için, bu fezlekelerde, propaganda suçu işlediğimiz için.

Ama fezlekeler, son 20 tane daha bugün gelmiş herhâlde; CHP’nin 121, AK PARTİ’nin 90, MHP’nin 26 tane var. Şimdi, siz üç partiye gelen, fezlekelerin konusunu konuşacağım, bakın size gelen fezlekelerde ne var: Sahtecilik, ihaleye fesat karıştırma, karşılıksız çek keşide etme, cinsel taciz, yetkili olmadığı iş için yarar sağlama, zimmet, kalpazanlık, resmî evrakta sahtecilik, cürüm işlemek için teşekkül oluşturmak, kara paranın aklanmasına dair yasaya muhalefet, soruşturmanın gizliliğini ihlal, yargı görevini yapanı etkileme, GDO’lu ürünleri ithal, üretme ve çevreye bırakma, Kaçakçılıkla Mücadele Yasası’na muhalefet, dolandırıcılık.

Şimdi, 945 fezlekenin sahibi olarak başımız dik, alnımız ak burada konuşabiliyoruz, bu kadar net konuşabiliyoruz; bizim farkımız bu, Barış ve Demokrasi Partisinin. Özel yetkili mahkemelerin yaptığı hukuksuzluğun, adaletsizliğin, yaptığı rezaletin ve o kadar çok siyasetçiyi uzun süre tutuklayıp içeride tutan -özel yetkili mahkemelerin 3 tane, 20 tane en fazla, sanıyorum, alınandı- özel yetkili mahkemelerin yargıçlarının arkasından gözyaşları dökmeyiz biz, gözyaşları dökmeyiz biz!

VELİ AĞBABA (Malatya) – Biz hiç dökmeyiz!

HASİP KAPLAN (Devamla) – Bu, yapılmasın, yapıldı, adalet gitti değil, adalet bu değil, adaleti iyi anlayacaksınız.

Arkadaşlar, bakın, Türkiye’de yasama var, yasama işlemiyor, işlemiyor işte. Dört tane grubuz, işleseydi bize 945 fezleke gelmezdi. Yargı var, işlemiyor işte yargı, yargı işlemiyor. Terörle Mücadele Kanunu’nun arkasında “devletin güvenliği, bütünlüğü” diye diye durduğunuz sürece  bu ülkeye adalet gelmez; bunu yazın kafanıza.

Yürütme var; vallahi iyi çalışıyor, yürütüyor arkadaşlar, aman dikkat. Aman dikkat, yürütürken insanın başına çok şeyler gelir, hukuk devletlerinde gelir. Onun için bu gensoruda, ne  burada olacağız, ne orada olacağız. Referandumda nasıl biz “boykot” demiştik, biz, çekimserliğimizi kullanacağız. Yeri gelince, gerektiğinde bizim vereceğimiz şeyler olabilir.

Biz burada, gizli soruşturmaları, gizli dinlemeleri, gizli tanıkları; bunlara dayanılarak yapılan yargılamaları, binlerce Kürt siyasetçi içerideyken kılı kıpırdamayanları çok iyi biliyoruz ama içinizde çok vicdanlı, bu davaları takip edenleri, cezaevlerine gidenleri de sevgiyle burada selamlıyorum. Onlar onurlu bir görev yapıyorlar, bununla yerini ayırıyorum, siyaseten nasıl durdukları önemli insanların, yoksa “Silici” filminde olduğu gibi, insanlar ve yalancı tanıklar yeni yüzlere sahip olurlar. Onun için, doğru duracağız, bu fezlekelerde bizim dik durduğumuz gibi. Fezlekelerimiz onurumuzdur arkadaşlar, fezlekelerinden utananlar utansın, gereğini yapsınlar, adalet hepimize lazım.

Hepinizi bu duygularla selamlıyorum. Vaktimiz biraz boşa gitti, kaç saattir tartışıyoruz, tartışıyoruz, bir gensoru bitecek. Sayısal çoğunluk burada belli ama dilerim ki diğer demokratikleşme paketinde biraz daha hayırlı işler yaparız.

Saygılarımla.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN - Buyurun Sayın Hamzaçebi.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Efendim, Sayın Mahmut Tanal biraz önce 69’uncu maddeden söz talebinde bulundu.

HALİDE İNCEKARA (İstanbul) – Konuşmacılarına verselerdi Başkanım.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Bulunma gerekçesi, Sayın Bakan, “Yargıya müdahale ettiğime yönelik olarak bir belgesi olup da bunu açıklamayan…”

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Dediğimiz çok nettir: Ben yargıya müdahale etmedim, soruşturmaları örtün demedim, durdurun demedim, soruşturmayı kapatın demedim, buna dair böyle bir şey yok.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – “Savcılarla görüşmedim, ispat etmeyen de şerefsizdir.” dedi.

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, grup olarak konuşma sırası bizde, müsaade ederseniz biz de konuşmamızı yapalım.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Peki, ben cümlemi bitireyim, sonra arkadaşımız konuşsun.

BAŞKAN – Sayın Ünal, ben diğer konuşmacılara sataşma nedeniyle söz verdim, Sayın Bakanın konuşmasından dolayı; Anayasa’nın 99’uncu maddesi net efendim.

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Ha, bize söz vermeyecek misiniz Sayın Başkan? Sayın Başkan, bizim gruba beş dakika söz vermeyecek misiniz?

BAŞKAN – Evet, Sayın Tanal’a bir dakika yerinden söz veriyorum. Yerinizden Sayın Tanal, yerinizden efendim. Kabul ediyorsanız böyle, yerinizden, çünkü 69’uncu madde açık.

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, anlamadım, özür diliyorum.

VELİ AĞBABA (Malatya) – MHP’ye kürsüden verdin Sayın Başkan.

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, bizim gruba söz vermeyeceğinizi mi ifade ettiniz, anlamadım.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Sizin adınıza Hasip Kaplan konuştu!

VIII.- AÇIKLAMALAR (Devam)

2.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, Adalet Bakanı Bekir Bozdağ’ın (11/31) esas numaralı Gensoru Önergesi üzerinde Hükûmet adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkan, teşekkür ediyorum ben.

Sayın Bakan dedi ki: “Belgeyi eğer göstermeyen varsa şerefsizdir.” Bakın, Sayın Bakan, Müsteşar sizin neyiniz, siz Müsteşarın neyisiniz? Bu, sizin Müsteşarınız, siz onun ita amiri değil misiniz? Hukukta, ita amiri olarak, müsteşarın tüm eylem ve işleminden siz sorumlu değil misiniz?

Netice itibarıyla, bir müsteşarınız, Anayasa’nın 138’inci maddesi uyarınca sizin namı hesabınıza İzmir Cumhuriyet Başsavcısını arıyorsa, İzmir Cumhuriyet Başsavcısı bunu resmî tutanağa döküyorsa, burada şerefsiz, namussuz, haysiyetsiz kim olur? (CHP sıralarından alkışlar) Bunun cevabını vermek lazım. Burada sükût, ikrardan gelir. Eğer o müsteşarınız bu suçu işlemişse, hâlen siz o makamda tutuyorsanız, onun hakkında gereği yapılmıyorsa buna biz ne deriz? Buna “ikrar” deriz biz, “suça iştirak” deriz.

Onun için, benim sizden istirhamım, siz eğer bu suçtan kurtulmak istiyorsanız, suça iştirak hükümlerinden kurtulmak istiyorsanız, ita amiri olarak derhâl o görevden onu almanız lazım.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Tanal. 

HALUK AHMET GÜMÜŞ (Balıkesir) – Sayın Bakan, gülme, ağlayacağın günler de olur! Gülünür mü ya buna? Nasıl gülüyorsunuz ya? Hiç olmazsa kız yani, hiç olmazsa kız!  Sen orada Bakansın ya!

BAŞKAN – Sayın Şahin, buyurun, sataşma nedeniyle size de söz veriyorum beş dakika.

VII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

14.- Çankırı Milletvekili İdris Şahin’in, Konya Milletvekili Faruk Bal ile Eskişehir Milletvekili Bedii Süheyl Batum’un sataşma nedeniyle yaptıkları konuşmaları sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

İDRİS ŞAHİN (Çankırı) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi tekrar saygıyla selamlıyorum.

Elbette ki çok önemli bir konuda, gensoruyla alakalı bir görüşmede seviyenin buralara kadar düşmüş olmasını, AK PARTİ Grubu olarak, emin olun, büyük bir hayretle ve şaşkınlıkla karşıladığımızı ifade etmek istiyorum.

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Seviyeye bak!

FATMA NUR SERTER (İstanbul) – Öyle bir seviyeye düşürdünüz ki…

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – İdris Bey, seviyeyi düşürene bak! 

SAKİNE ÖZ (Manisa) - Belge göstermek seviyesizlik mi oluyor?

İDRİS ŞAHİN (Devamla) - Ama şunu özellikle bilmenizde ve hatırlatmamızda da fayda olduğunu düşünüyorum: Burada kürsüye çıktığımızda hem Sayın Bakanımız hem de AK PARTİ Grubu adına ben, sadece gensoruyla alakalı konuşacağımızı ve orada iddia edilen hususlara cevap vereceğimizi ifade etmemize rağmen,  burada kürsüye çıkan arkadaşlarımız “On bir yıldır AK PARTİ demokratikleşme noktasında ne yaptı?” dediğinde, okuduğum metinden “Birilerinin kulağına küpe olsun.” diye yaptıklarımızı ifade etmemize rağmen, hâlâ bir şeyleri  anlayamamışsınız. Maalesef, emeklerimize üzülüyoruz ama siz istediğiniz kadar AK PARTİ’nin demokratikleşme adına yaptıklarını anlamayın, bu aziz millet çok iyi anlıyor…

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Faşizmi getirdiniz, daha ne olsun?

İDRİS ŞAHİN (Devamla) -  …ve meydanlarda da bunu çok netliğiyle gösteriyor.

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Ancak totaliter rejime doğru bir şeyler yaptınız, demokrasi adına hiçbir şey yapmadınız çünkü demokrasiye inanmıyorsunuz!

İDRİS ŞAHİN (Devamla) - Gelelim şu 17 Aralıkla alakalı meselelere. Tamamen bağımsız ve tarafsız yargının ilgi alanına giren bir konuda, maalesef, her konuyu burada, kürsüde…

FATMA NUR SERTER (İstanbul) - Bütün  dünya öğrendi sizi, bütün dünya!

AYTUN ÇIRAY (İzmir) – Getirdiğiniz her kanun, af kanunu.

İDRİS ŞAHİN (Devamla) -  …dile getirmek suretiyle, özellikle Adalet Bakanımızın kendi hukuki yetkisi çerçevesinde yapmış olduğu görüşmeleri dahi “yargıya müdahale” şeklinde nitelendirmiş olmanız son derece vahim.

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) - Ayıp ya İdris Bey. Bakanın konuşmalarıyla ilgili tapeler var ya.

İDRİS ŞAHİN (Devamla) – Yine, şunu özellikle ifade etmem lazım ki, burada bir değerli hatibimizin “2007 yılındaki yapılan dinlemelerle, aynı delillerle pek çok kimse mahkûm edildi, onları görmediniz. Oh işte, şimdi aynı delillerle bunlar size de yapılıyor.” noktasındaki söylemi…

AYTUN ÇIRAY (İzmir) - Mugalata yapma, mugalata yapma.

İDRİS ŞAHİN (Devamla) -  …tam bir hukuk garabetidir, tam manasıyla hukuk devleti ve hukukun ilkelerine sadık durmamaktır.

VELİ AĞBABA (Malatya) - Elinizde Ali Tatar’ın kanı kurumadı, kanı! Elinizde kan var hâlâ. Elinizde Ali Tatar’ın kanı var, Türkan Saylan’ın kanı var,  İlhan Selçuk’un kanı var!

İDRİS ŞAHİN (Devamla) - Şimdi biz, her zaman, o gün de hukukun üstünlüğünden bahsediyorduk, tam bağımsız ve tarafsız yargıdan bahsediyorduk, bugün de aynı şeyleri söylüyoruz. Bu hukuk hepimize lazım, masumiyet karinesi hepimize lazım ve sonuç itibarıyla, iddia edilen suç tipleriyle alakalı bağımsız yargı, birileri hakkında mahkûmiyet kararı veriyorsa sonuna kadar buna saygı duyacağımızı ifade ettik.

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) - Bağımsız yargı, bağımsız yargı…

İDRİS ŞAHİN (Devamla) - Ve aynı mahkemelerin bağımsızlığından ve tarafsızlığından eğer şüpheniz varsa sizin, o zaman hukuk devleti ilkelerinden bahsetmeye hakkınız yok.

AYTUN ÇIRAY (İzmir) - Gemileri anlat, gemileri.

İDRİS ŞAHİN (Devamla) - 2007’de yaşadıklarınız bugün başkalarının üzerine geldi diyerek eğer bir teşbih yapıyorsanız vay sizin hâlinize diyorum çünkü o gün de biz, orada masum insanların hak ve hukukunun korunması gerektiğini ifade ediyorduk, bugün de aynı şeyleri ifade ediyoruz.

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) - O yüzden mi seçim meydanlarında kullanıyordunuz!

İDRİS ŞAHİN (Devamla) – Yine, başsavcıların aranıp soruşturmanın bir kısım yerlere sevk edildiğine yönelik iddialarınıza ilişkin de: İdari yönden savcıların tamamı, Adalet Bakanına bağlı olan kimselerdir, bunlar hukuk normları içerisindedir. Ve demin de ifade ettim, bu işin bir siyasal sorumlusu vardır, o da Adalet Bakanıdır. HSYK düzgün çalışmıyorsa bunu çözecek olan anahtar Parlamentodur, yüce Meclistir. Eğer hâkim ve savcılar bağımsızlığını ve tarafsızlığını yitirmişse onlarla alakalı önlem almak yine bu Parlamentonun görevidir ama sizler, millet iradesinin tecelligâhı olan milletten umudunuzu kesmiş…

AYTUN ÇIRAY (İzmir) - Millet iradesini hırsızlıklara kılıf yapmayın!

İDRİS ŞAHİN (Devamla) - …Parlamentodan umudunuzu kesmiş sadece yalan yanlış bilgilerle İnternet’ten yapılan yayınlarla ve elinizdeki gizlilik teşkil edecek, soruşturmanın gizliliğini ihlal teşkil edecek bir kısım bilgileri burada eksik olarak milletimize anlatmaya çalışıyorsunuz ama asla ve asla bu millet size taviz vermiyor, sizin yüzünüzün, gerçek yüzünüzün ne olduğunu biliyor.

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Gelsin fezlekeler, gerçeği öğrenelim!

İDRİS ŞAHİN (Devamla) – Milletten umudunu kesenlerin, hak arayışını nerede aradıklarını bu aziz millet son derece iyi biliyor.

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Fezlekeler gelsin okunsun, herkes öğrensin!

İDRİS ŞAHİN (Devamla) – Sayın Bakanım, son derece rahat olun. (CHP sıralarından gürültüler) Bu millet ve bu grup, sonuna kadar sizin yapmış olduğunuz işlemlerin kanun çerçevesinde olduğunu, hukuk çerçevesinde olduğunu ve bu millete yakışan bir üslupla hareket ettiğinizi biliyor. [CHP ve MHP sıralarından alkışlar (!)]

AYTUN ÇIRAY (İzmir) – Eyvah, bağlılığını bildiriyor!

İDRİS ŞAHİN (Devamla) – Burada size sataşanlara cevap vermediniz, bu, sizin olgunluğunuzdur. Emin olun, burada, sataşanlara cevap vermeye de gerek yoktur.

Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Bakan, söz talebiniz vardı…

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Vazgeçtim.

BAŞKAN – Peki.

VI.- GENSORU (Devam)

A) Ön Görüşmeler (Devam)

1.- MHP Grubu adına, grup başkan vekilleri İzmir Milletvekili Oktay Vural ve Kayseri Milletvekili Yusuf Halaçoğlu’nun, rüşvet ve yolsuzluk iddialarıyla ilgili soruşturmaları yürüten adli kolluk ve yargı mensupları üzerinde baskı uyguladığı, soruşturmalara müdahale ettiği ve bazı bakanlar hakkında düzenlenen fezlekelerin gereğini yerine getirmediği iddiasıyla Adalet Bakanı Bekir Bozdağ hakkında gensoru açılmasına ilişkin önergesi (11/31) (Devam)

BAŞKAN – Adalet Bakanı Bekir Bozdağ hakkındaki gensoru önergesinin gündeme alınıp alınmayacağı hususundaki görüşmeler tamamlanmıştır. (AK PARTİ ve CHP sıralarından karşılıklı laf atmalar)

Şimdi, gensoru önergesinin gündeme alınıp alınmayacağı hususunu oylarınıza sunacağım: Gensoru önergesinin gündeme alınmasını kabul edenler… Kabul etmeyenler… Gensoru önergesinin gündeme alınması kabul edilmemiştir. (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 18.14

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 18.26

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Muharrem IŞIK (Erzincan), Fehmi KÜPÇÜ (Bolu)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 71’inci Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

Alınan karar gereğince, gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmına geçiyoruz.

1’inci sırada yer alan, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/242, 2/80) (S. Sayısı: 156)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

2’nci sırada yer alan, Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu Raporlarının görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

2.- Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu Raporları (1/484) (S. Sayısı: 287)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

3’üncü sırada yer alan, Temel Hak ve Hürriyetlerin Geliştirilmesi Amacıyla Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Ağrı Milletvekili Halil Aksoy’un; 2820 Sayılı Siyasi Partiler Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Yasa Teklifi, Antalya Milletvekili Gürkut Acar’ın; Milletvekili Seçim Kanunu ile Siyasi Partiler Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi, Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanvekilleri Yalova Milletvekili Muharrem İnce ve İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin; Siyasi Partiler Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, Diyarbakır Milletvekili Altan Tan’ın; 2820 Sayılı Siyasi Partiler Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, İstanbul Milletvekili Abdullah Levent Tüzel’in; 2820 Sayılı Siyasi Partiler Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun; Siyasi Partiler Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ile Anayasa Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.

3.- Temel Hak ve Hürriyetlerin Geliştirilmesi Amacıyla Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Ağrı Milletvekili Halil Aksoy’un; 2820 Sayılı Siyasi Partiler Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Yasa Teklifi, Antalya Milletvekili Gürkut Acar’ın; Milletvekili Seçim Kanunu ile Siyasi Partiler Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi, Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanvekilleri Yalova Milletvekili Muharrem İnce ve İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin; Siyasi Partiler Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, Diyarbakır Milletvekili Altan Tan’ın; 2820 Sayılı Siyasi Partiler Kanununda Değişiklik Yapılmasına dair Kanun Teklifi, İstanbul Milletvekili Abdullah Levent Tüzel’in; 2820 Sayılı Siyasi Partiler Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun; Siyasi Partiler Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ile Anayasa Komisyonu Raporu (1/869, 2/445, 2/567, 2/624, 2/936, 2/1630, 2/1666) (S. Sayısı: 559) (x)

BAŞKAN – Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Komisyon raporu 559 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Sayın milletvekilleri, alınan karar gereğince, bu tasarı, İç Tüzük’ün 91’inci maddesi kapsamında temel kanun olarak görüşülecektir. Bu nedenle tasarının tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanıp maddelerine geçilmesi kabul edildikten sonra bölümler hâlinde görüşülecek ve bölümlerde yer alan maddeler ayrı ayrı oylanacaktır.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Hamzaçebi.

VIII.- AÇIKLAMALAR (Devam)

3.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, Türk Silahlı Kuvvetlerinin yabancı ülkelere gönderilmesini, yabancı silahlı kuvvetlerin Türkiye’de bulunmasını ve Türkiye üzerinden bir başka ülkeye gönderilmesini amaçlayan 1 Mart tezkeresinin Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından kabul edilmeyişinin 11’inci yıl dönümüne ilişkin açıklaması

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Bugün, 1 Mart 2003 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından kabul edilmeyen 1 Mart tezkeresinin on birinci yıl dönümü. Bu nedenle çok kısa bir şekilde bu konudaki görüşlerimi Genel Kurula ifade etmek istiyorum.

O tarihte, Hükûmet, gerek Türk Silahlı Kuvvetlerinin yabancı ülkelere gönderilmesine gerekse yabancı silahlı kuvvetlerin Türkiye’de bulunmasına ve Türkiye üzerinden bir başka ülkeye gönderilmesini amaçlayan bir tezkereyi Türkiye Büyük Millet Meclisine getirmişti. Türkiye Büyük Millet Meclisi, o tarihte yapmış olduğu tarihî oturumda bu tezkereyi yeterli oyu bulamadığı için reddetmiştir. Salt çoğunluk sağlanamayan bu tezkere reddedilmiş sayıldı.

O günkü Parlamento, Adalet ve Kalkınma Partisi ile Cumhuriyet Halk Partisi gruplarından oluşuyordu ve bu iki grubun, siyasi parti kaygılarının ötesine geçerek Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun “ret” oyu yanında Adalet ve Kalkınma Partisinden de aynı görüşü benimseyen arkadaşlarımızın vermiş olduğu “ret” oyları sonucu, kabul edilmeyen tezkereyle Türkiye Cumhuriyeti Parlamentosu tarihî bir sınav vermiştir. Ben o günkü Parlamento mensuplarını buradan saygıyla anıyorum, o günkü Genel Başkanımız Sayın Deniz Baykal’a da buradan saygılarımı sunuyorum.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Evet teşekkür ediyorum.

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

3.- Temel Hak ve Hürriyetlerin Geliştirilmesi Amacıyla Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Ağrı Milletvekili Halil Aksoy’un; 2820 Sayılı Siyasi Partiler Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Yasa Teklifi, Antalya Milletvekili Gürkut Acar’ın; Milletvekili Seçim Kanunu ile Siyasi Partiler Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi, Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanvekilleri Yalova Milletvekili Muharrem İnce ve İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin; Siyasi Partiler Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, Diyarbakır Milletvekili Altan Tan’ın; 2820 Sayılı Siyasi Partiler Kanununda Değişiklik Yapılmasına dair Kanun Teklifi, İstanbul Milletvekili Abdullah Levent Tüzel’in; 2820 Sayılı Siyasi Partiler Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun; Siyasi Partiler Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ile Anayasa Komisyonu Raporu (1/869, 2/445, 2/567, 2/624, 2/936, 2/1630, 2/1666) (S. Sayısı: 559) (Devam)

 

BAŞKAN – Teklifin tümü üzerinde Hükûmet adına söz isteyen Beşir Atalay, Başbakan Yardımcısı.

Buyurun Sayın Atalay. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Kırıkkale) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; önce hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Uzun bir çalışma döneminden sonra, bugün inşallah demokratikleşme paketiyle ilgili tasarının kabulünden sonra Parlamentodaki arkadaşlarımız seçim meydanlarına gidecek. İnşallah seçimler de ülkemiz için hayırlı olsun. Demokrasinin güzelliği bu ve ben de doğrusu, Parlamentomuzun seçime gitmeden önce son tasarı olarak demokratikleşme alanında bir çalışmayı gündemine almasından dolayı memnuniyetimi ifade ediyorum. Bu, ülkemiz için, doğrusu, özgürlüklerin arttırılması anlamında önemli bir tasarı.

Kısaca, huzurunuza getirdiğimiz, Hükûmet olarak getirdiğimiz bu tasarıdan sizlere bazı bilgileri sunmak istiyorum. Bilindiği gibi -önceki konuşmalarda da ifade edildi- bu on bir yılda, doğrusu, sivilleşme, normalleşme adına Türkiye'de önemli reformlar yapıldı, bu Meclis bunların tamamını gerçekleştirdi. Millî iradeye, sandığa, demokrasiye yönelik her türlü saldırıya, her türlü riske, millî iradeden, sandıktan ve demokrasiden taviz vermeyerek karşı konuldu. Millet bize bir emanet yükledi. Biz de bu emanetin hakkını vermek, bu emanetin gereğini yerine getirmek için cesaretle, kararlılıkla, dimdik durarak, aldanmayarak ve aldatmayarak Türkiye’yi bu seviyelere taşıdık ve gerçekten Türkiye bu on bir yılda demokratikleşme anlamında, sivilleşme, normalleşme anlamında büyük kazanımlar elde etti. Özellikle temel hak ve özgürlük alanlarını genişleten, vatandaşlarımızın gündelik hayatını kolaylaştıran, toplumda karşılıklı güveni pekiştiren çok sayıda reform paketi bu sürede gerçekleştirildi. Toplumun tüm kesimleri düşünülerek gerçekleştirilen bu reformlar, çok boyutluluğu, ilgilendirdiği geniş siyasal yelpaze ve derin etkileri itibarıyla “sessiz devrim” olarak da nitelendirilmeyi hak etmiştir. Burada ifade ediyorum, bunu kitaplaştırdık da. Bütün milletvekillerimiz için ifade ediyorum. Hangi tarihte, hangi reform yapıldı bu on bir yılda, bunun bir envanteridir.

Son on bir yılda, hukuk ve demokrasi alanında yaşadığımız sessiz devrimle birlikte, yukarıdan dayatmacı, buyurgan, ceberut, kibirli bir devlet ve siyaset anlayışı artık gerilerde kaldı. Bugün Türkiye'de insanıyla, vatandaşıyla var olan, insanı için var olan, bütün vatandaşlarına karşı aynı mesafede duran bir devlet anlayışı vardır ve meşruiyetin kaynağı artık sadece ve sadece millettir, herhangi bir vesayet makamı da söz konusu değildir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 30 Eylül 2013 tarihinde Başbakanımız tarafından kamuoyuyla paylaşılan ve sonradan eklenen düzenlemelerle daha da zenginleşen demokratikleşme paketi, AK PARTİ Hükûmetinin son on bir yıllık süreç içerisinde almış olduğu siyasi kararlar, uyguladığı mali, ekonomik, sosyal, kültürel politikalar, temel hak ve özgürlüklerin genişletilmesine yönelik gerçekleştirdiği düzenlemeler, insan odaklı güvenlik yaklaşımı ve terörle mücadeleye ilişkin paradigma değişimi çerçevesinde toplumun tüm kesimlerine daha çok demokrasi ve daha çok özgürlük sunmayı hedeflemektedir. Bu paket üzerinde doğrusu çok çalışıldı -dört ay kadar- ve çok kesimlerle görüşüldü. Daha sonra, Meclise intikal ettikten sonra Anayasa Komisyonumuz, üzerinde verimli çalışmalar yaptı, alt komisyona havale etti, alt komisyon olgunlaştırdı ve Anayasa Komisyonunda da doğrusu çok seviyeli değerlendirmeler oldu.

Bugün görüşülecek olan tasarının hazırlanmasındaki temel amaç, insan haklarının güçlendirilmesi ve demokrasinin temellerinin sağlamlaştırılmasıdır ve ön yargısız biçimde ele alındığında, bu paketin on yılların tortusunu kaldırdığı, on yılların sorunlarına çözüm ürettiği, kardeşliğimizi daha da güçlendirdiği açık bir şekilde görülecektir.

Demokratikleşme paketinin kapsamı, bugüne kadar farklı nedenlerle mağduriyete uğramış değişik toplum kesimlerinin ihtiyaçlarına cevap veren paketin içerdiği hususlar, mağduriyetlerin giderilmesi açısından anlamlı ve işlevsel bir görünüm arz etmektedir.

Paket, düzenleme getirdiği konuların sayısı, içeriği, hitap ettiği geniş kesimler düşünüldüğünde bugüne kadarki bir defada yapılan en kapsamlı çalışmadır. Pakette yer alan sorunlar, çoğunluğu son otuz yılın olmak üzere cumhuriyet tarihimiz boyunca var olan ve sürekli konuşulan konulardır. Bu paket, on bir yıl önce hayal dahi edilemeyen, kurulamayan, telaffuzu dahi yasak olan hak ve özgürlükleri getiren bir pakettir. Paket, özel okullarda farklı dil ve lehçelerde eğitim, siyasi hakların genişletilmesi, toplantı ve gösteri yürüyüşü haklarının güçlendirilmesi, nefret ve ayrımcılık suçlarına ilişkin düzenleme yapılması, yaşam tarzına saygının güvence altına alınması gibi bir dizi güncel toplumsal talebe de cevap vermektedir.

Ve demokratikleşme paketinin dayanakları, referansları şunlardır, onları da kısaca arz etmek isterim. Bütün reformlarımızda olduğu gibi bu reform paketimizde de referans noktamız önce millettir. Demokratikleşme paketi hazırlanırken her bir sorun alanıyla ilgili olarak tüm tartışmalar, görüş, öneri, tavsiyeler dikkate alınmış, çözümler ona göre şekillenmiştir.

Paket, geçmiş dönemlerde açıklanan diğer paketlere nazaran çok daha geniş yelpazede bir dizi referans metne dayanmaktadır. Bunları şöyle sıralayabiliriz: AK PARTİ Programı’mız, 2023 Vizyon Belgemiz, 61’inci Hükûmet Programı’mız, çözüm sürecinde ayrı ayrı komisyonlar hâlinde yedi coğrafi bölgede görev yapan Akil İnsanlar Heyetinin nihai olarak tek bir rapor hâline getirilen raporlarındaki ortak veya öne çıkan önerileri; ülkemiz yargı yetkisinin ve kararlarının bağlayıcılığını kabul ettiği Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatları; ülkemizin katılım yolunda müzakere sürecini yürüttüğü Avrupa Birliği ilerleme raporlarında dile getirilen bazı hususlar; mevzuatımız ile adli ve idari makamlarımızın uygulamalarına ulusal ve uluslararası kamuoyunda insan haklarının korunması ve geliştirilmesi bağlamında dile getirilen eleştiriler; ülkemizin gelişiminde her zaman için büyük değer ve katkısı olan sivil toplumun ve kamuoyunun demokratik talep ve beklentileri.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu paket, demokratikleşme paketi üç unsurdan meydana geliyordu: Birincisi, idari tasarruflardı açıklandığında hatırlarsanız. Bunları, biz, paketi açıkladıktan sonra Hükûmetimizin yetkisi içinde olan bu hususları düzenledik. Bunlar nelerdi, tekrar hatırlatırsam: 1) Okullarda andın kaldırılması. 2) Kamu kurumlarında kılık kıyafet özgürlüğünün sağlanması. 3) Süryani vatandaşlarımızla ilgili, Mor Gabriel’deki arazilerinin iadesiydi. Onları idari tasarruflarla, yönetmeliklerle gerçekleştirmiş olduk.

İkinci kısmı, müstakil yasalardır. Bu müstakil yasalar -bir yerde daha önce ifade etmiştim, komisyonda- kişisel verilerin korunması yasası, ayrımcılıkla mücadele yasası -ayrımcılıkla mücadele kurulu oluşturuyoruz- ve bir de kolluk gözetim mekanizması. Bunlar, üçü bağımsız yasalar olarak gelecek.

Peki, bu pakette neler var? Bu pakette değişik yasalardaki maddelerden oluşan -bir anlamda üçüncü kısmıdır bu paketin- özellikle Ceza Kanunu ağırlıklı olmak üzere, Seçim Kanunu ağırlıklı olmak üzere, Siyasi Partiler Kanunu ağırlıklı olmak üzere bazı değişiklikler öngörüyoruz.

Burada, aslında, grupladığımız zaman bugünkü görüşeceğimiz paketi, başlıca dört gruba ayırabiliriz: Birinci grup, siyaset yapmayı kolaylaştıran hükümler. Yani siyaseti destekleyen, siyaset alanını biraz daha genişleten maddelerimiz var.

Bunlar neler? Hem yerel hem de genel seçimlerde her türlü propagandanın Türkçenin yanı sıra farklı dil ve lehçelerde de yapılabilmesi.

Siyasi partiler, tüzüklerinde yer almak ve ikiden fazla olmamak koşuluyla eş genel başkanlık sistemini uygulayabilirler.

Siyasi partilerin bir ilçede teşkilatlanmaları için beldelerde teşkilat kurma zorunluluğu kaldırılıyor.

Siyasi partilere hazine yardımı, devlet yardımı yapılabilmesi için milletvekili genel seçimlerinde alınması gereken oy oranı yüzde 7’den yüzde 3’e düşürülüyor. Birinci grup bunlar.

Aslında, burada çok tartışılan seçim barajı da vardı biliyorsunuz. Seçim barajında biz, bu paketin içinde üç alternatif sunduk. Yani “Bunu diğer partilerimiz de değerlendirsin, hangisi üzerinde mutabakat sağlanırsa biz üçüne de katılırız.” dedik. Birincisi, seçim barajının yüzde 5’e düşürülmesi ve daraltılmış bölge sistemi; seçim barajının sıfırlanması ve dar bölge sistemi ve bir de, şimdiki uyguladığımız yüzde 10 sistemi. Doğrusu, bu tartışılmadı, üzerine gidilmedi, siyasi partilerimizden de çok fazla bu konuda bir karşılık alınmadığı için bu pakette tabii barajla ilgili bir konu yer almıyor. Ama o bizim gündemimizde. Ne zaman bunun üzerinde mutabakat sağlanırsa biz onu yine yürütmeyi arzu ediyoruz.

Diğer grup, toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkının kullanılacağı yer ve güzergâhın belirlenmesi ile toplantı ve gösteri yürüyüşü saatleri ve bir de toplantı ve gösterilerdeki hükûmet komiserliğinin kaldırılmasıdır. Burada yer belirlemede mevcut uygulama şudur: İllerde valiler, ilçelerde kaymakamlar miting alanlarını belirliyorlar ve miting veya toplantı ve gösteri yapacak olanlar o meydanlardan birini tercih ediyor. Mesela, Ankara’da valilik belirlemiş, Tandoğan Meydanı veya Sıhhiye Meydanı miting alanlarıdır. Şimdi, yeni bir madde getiriyoruz. Bir ilde, ilçede bu alanları belirlerken valilik, kaymakamlık, oradaki siyasi partilerin il, ilçe başkanlarının, meslek örgütlerinin temsilcilerinin sendikaların da görüşünü alacak. Onlarla istişare içinde belirlenecek ve ondan sonra toplantı ve gösteri yürüyüşü yapacaklar veya o alanları kullanacaklar bunlardan birini seçmiş olacak.

Toplantı saatleri… Özellikle açık yerlerde toplantı ve yürüyüşler gün batmadan önce dağılacak, kapalı yerlerdekiler ise -23.00’tü- gece 24.00’e kadar uzatılıyor.

Bir de, hükûmet komiseri uygulaması kaldırılıyor. Bunu sivil toplum kuruluşları arzu ediyorlar, karışıklıklara sebep oluyor. Yani bir de onlar şunu arzu ediyor: Toplantıyı düzenleyenler sorumluluğunu da alsın. Biliyorsunuz, her toplantının organizasyonunu bir organizasyon grubu, bir heyet düzenler, toplantıyla ilgili bütün konulara da onlar karar verecekler.

Bundan sonrakiler ise Ceza Kanunu’nda bazı maddeler… Pardon, Ceza Kanunu değil. Farklı dil ve lehçelerle eğitim öğretim yapmak amacıyla özel okullar açılması, bu, Özel Öğretim Kurumları Kanunu’nda. Biliyorsunuz, bu çok tartışılan bir konuydu. Dünya örneklerini inceledik ve ana dillerde, farklı lehçelerde özel okulların açılması da ilk defa ülkemizde bu şekilde gündeme gelmiş oluyor.

Ayrıca, eğitim ve öğretim hakkının kullanılmasının engellenmesi, kamunun sunduğu hizmetlerden yararlanılmasının engellenmesi, bireysel ibadetlerin engellenmesi Ceza Kanunu’nda suçları ağırlaştırılan hususlar ve bir de yaşam tarzına ilişkin tercihlere müdahale, yine, cezası ağırlaştırılan bir husus. Bir anlamda hem düşünce özgürlüğünü hem de yaşam tarzını daha da özgür kılan, rahatlatan maddeler.

Önemli bir kavramı getiriyoruz ilk defa Ceza Yasası’na, “nefret suçları” diye bir kavramı. Uluslararası alanda çok zikredilen bir ifadedir bu, onu da buraya getirmiş oluyoruz. Nefret suçlarıyla ilgili bazı konularda cezalar ağırlaşıyor.

Diğer bir konu, köy ve yer isimlerinin değiştirilmesiyle ilgili. İl İdaresi Kanunu’nda bir madde var, 49 yılında konulmuş, “Türkçe olmayan yer isimlerinin değiştirilmesi” diye. Kamuya görev verilmiş, pek çok yer ismi de değiştirilmiş, yaklaşık 12 bin yer ismi. Şimdi o maddeyi kaldırıyoruz. Yine, köylerin falan yer ismi değiştirilmesinde, tabii, o köydekilerin referandumu yapılacak, onlar karar verdikten sonra da İçişleri Bakanının onayıyla yer ismi değişiyor. Biliyorsunuz, il ve ilçelerde zaten yasa gerekiyor.

Her nevi fitre, zekât, kurban derisi gibi konularda müdahalenin kaldırılması… Vatandaş istediği şekilde tasarruf edecek. Bu da doğrusu önemli tartışma konularından birisiydi.

Ayrıca, Türk Harflerinin Kabulü ve Tatbiki Hakkında Kanun var biliyorsunuz, bunlar inkılap kanunları statüsünde. Bir de Şapka İktisâsı Hakkında Kanun var. Bu iki kanuna dokunmuyoruz ama bunların Ceza Kanunu’nda müeyyidesiyle ilgili 222’nci maddeyi kaldırıyoruz. Böylece, bu kanunlar duruyor ama bunların müeyyidesi -zaten uygulamada da alanları yok- ortadan kalkmış oluyor.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tabii, bu yasanın bir özelliği de çözüm süreciyle de ilgili bir boyutu var yani çözüm süreciyle irtibatlı, onunla ilgili konular bunun içinde. Bilindiği üzere 2002 yılından itibaren kararlı bir şekilde uygulanan demokratikleşme adımlarının bir devamı olarak daha güçlü, demokratik, özgür ve huzurlu bir Türkiye için, çözüm süreci olarak adlandırılan bir süreç şu anda yürüyor ve çözüm sürecinin nihai hedefi terörün tamamen sonlandırılması. Ülkemizde silahı aradan çıkarma; sözü, düşünceyi, siyaseti devreye alma sürecidir çözüm süreci. Çözüm süreci çok büyük bir hassasiyetle, büyük dikkatle, yaralı duyguları tamir etme, karşılıklı güven tesis etme ve kardeşlik hukukunu yüceltme süreci olarak devam ediyor ve şu anda da milletimiz tarafından da büyük onay görüyor. Özellikle, Doğu, Güneydoğu bölgeleri, on yıllardır özledikleri normalleşme görüntülerini bu süreç sayesinde şu anda yaşıyorlar ve doğrusu, bu yönde hem vatandaşlarımızın, milletimizin büyük desteği var hem de Hükûmetimizin büyük bir kararlılığı var.

Bugün geldiğimiz noktada, çözüm sürecinin tıkandığı, kilitlendiği eleştirileri dile getiriliyor. Farkındayız ama yüce Parlamentoya ben şunu ifade edeyim: Benzer sorunları yaşayan ülkelere bakıldığında, bu tür süreçlerin inişli çıkışlı olduğu, hiçbir şekilde düz gitmediği görülmektedir. Bu nedenle, süreçteki hızlanmaları, yavaşlamaları olağan karşılamak gerekir. Bunlara bakarak umutsuzluğa kapılmamak, telaşa düşmemek gerekir yani bizim burada hem samimiyetimiz hem de kararlılığımız devam ediyor. Unutulmamalıdır ki bu, tabii, kökü yaklaşık yarım asırdır devam eden terör problemini çözebilmek anlık bir mesele değil; sabır, zaman ve emek istiyor bu. Ve çözüm sürecini yürütme konusunda şu anda kararlılık tamdır. Tekrar yüce Mecliste bunu ifade etmek isterim.

Doğrusu, bir başka açıdan bakıldığında da, bu çözüm süreci siyasetin çözüm kabiliyetinin de önemli göstergelerinden birisi olacaktır yani silahın, şiddetin sorun çözmesi değil, siyasetin sorun çözmesi bir anlamda yürürlüktedir ve bizim de hedefimiz zaten budur. Yani, eminim, çözüm süreci hedeflerine ulaştığında siyaset kurumu da ülkemizde daha güçlenmiş olacaktır ve bundan sonra sorunlar siyaset kurumu içinde konuşulacaktır.

Esasen, bu paket vesilesiyle şunu da ifade etmek isterim: Yani, biz, bu sürece muhalefetten daha fazla destek almayı hep arzu ettik ve ediyoruz, bu konuda gene elimizden geleni yapma kararlılığı içindeyiz.

Netice olarak, ben, sizlere kısaca bu paketi ve önemini arz etmiş oldum. Doğrusu, seçime doğru giderken, Parlamentonun, vatandaşlarımıza umut veren, daha geniş alanlar açan, özgürlük alanları açan böyle bir düzenlemeyle gitmesi gerçekten bütün partilerimiz açısından önemlidir. Ben, hem komisyonlara, Anayasa Komisyonu Sayın Başkan ile üyelerine, alt komisyona çok teşekkür ediyorum -orada da olgunlaştı bu- ve bütün partilerimizin katkılarına teşekkür ediyorum.

Hepinizi en derin sevgiyle, saygıyla selamlıyorum.

Teşekkür ederim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Teklifin tümü üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz isteyen Faruk Bal, Konya Milletvekili. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA FARUK BAL (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; biraz önce Sayın Bakanı dinledik.

Benim üzerinde durmak istediğim konu, eğer gerçekten bu demokratikleşme, temel hak ve hürriyetlerin genişletilmesi, vatandaşlarımızın hak ve özgürlüklerinin hem derinleştirilmesi hem genişletilmesi anlamında olsaydı, biz elbette ki Milliyetçi Hareket Partisinin sahip olduğu demokratlık vizyonu ve hürriyetçilik prensibi çerçevesi içerisinde buna destek verirdik. Ancak, Adalet ve Kalkınma Partisinin son aylarda ortaya çıkan iki tane ciddi sorun üzerinde yoğunlaştığını görüyoruz. Bunlardan bir tanesi yolsuzluklar. İkincisi ise ülkenin, devlet ve millet bütünlüğü çerçevesi içerisinde örselenmesi; Oslo’da başlayan, İmralı’da devam eden ve müzahir bir ülke gözetiminde devam eden Büyük Orta Doğu Projesi kapsamı içerisinde şekillendirilmesine ilişkin, bizim “yıkım planı” dediğimiz bir planın peşine düşmesi, buna ilişkin kademe kademe yasalarla yüce Meclisin huzuruna gelmesidir. Asıl bu Mecliste konuşulması gereken, on bir yıllık AKP Hükûmeti döneminde ortaya çıkan fakirlik, yoksulluk, garip ve gurebanın derdi, işsizlik, sıcak para, cari açık, bununla ilgili ortaya çıkan riskler. Ekonomik çöküntü, kriz ve en son yaşadığımız kuraklıkla ilgili tedbirlerin konuşulması gerekirken, maalesef, bu iki konuya odaklandı ve Meclisin son aylardaki bütün gündemi, birinci olarak yolsuzluğu kapatma kanunları, bunlarla ilgili adli zabıtanın yönetmeliğinin Anayasa’ya aykırı bir şekilde değiştirilmesi. Hatta, iddia ediyorum ki Adli Zabıta Yönetmeliği ile Anayasa’nın değiştirilmesi, Anayasa’nın fiilen askıya alınması, demokratik parlamenter sistemin genleriyle oynanması, yürütme organının yargıya tahakküm etmesi sağlandı.

Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu ve Adalet Akademisinin içi boşaltılarak, orada Bakanın en güçlü kişi, en yetkili kişi hâline getirilmesi, böylece AKP’nin şapkasının yargının başına geçirilmesiyle ilgili kanun tamamlandı.

İnternet yasası ile… Daha önce yazılı basında ortaya çıkan 100-200’e yakın -Gazeteciler Cemiyetinin verdiği rakama göre- köşe yazarının, muhabirinin işten atılması; görsel basında “Alo Fatih” hatlarının ortaya çıkması suretiyle Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanının bir televizyonun alt yazısında geçen iki cümlesine dahi tahammül gösteremeyecek bir anlayışın, dikta anlayışının hâkim kılınması ve yazılı ve görsel basının bu şekilde kontrol altına alınmasından sonra ortaya çıkan, İnternet alanında, sanal medyada vatandaşlarımızın tepkilerinin kısıtlanabilmesi, seslerinin kısıtlanabilmesi, ifade hürriyetlerinin kısıtlanabilmesi için İnternet yasasının getirilmesi; “demokratikleşme” adı altında, yolsuzluk operasyonunda tespit edilmiş, tescil edilmiş tapelerin, kayıtların, görüntülerin delil olmaktan çıkarılmasına ilişkin kanun teklifleri ve tasarılarıyla Meclis son aylarda oyalandı ve bunların hepsi de AKP’nin milletvekillerinin parmaklarını kaldırması suretiyle gerçekleşti. Bunlar millî irade miydi? Hayır, değil. Bu, AKP’nin iradesidir çünkü millî irade olabilmesi için bir millî mutabakatla, bir toplumsal mutabakatla bunların yapılması lazımdı. Diğer üç partinin mutabakatı olmadığına göre, bunlar AKP’nin iradesiyle ortaya çıkmış kanunlar olarak karşımıza geldi.

Geldik bizim “yıkım projesi” dediğimiz, Sayın Bakanın çok alındığı bu konuda ama özünde doğru olan bu projeyle ilgili gelişmelere. Bu kanun tasarısı da aynen yıkım kanunlarında olduğu gibi, burada da izlerini göstermektedir. Birinci iz, Sayın Bakan ifade etti “Bu, çözüm projesinin bir parçasıdır.” dedi; yararlandığı kaynaklardan bahsetti, yararlandığı görüşlerden bahsetti. Milliyetçi Hareket Partisinin hiçbir görüşünden yararlanmamıştır. Bu tasarıya, Milliyetçi Hareket Partisinin hiçbir katkısı olmamıştır. Anayasa Komisyonunda yaptığımız konuşmaya Sayın Bakan sert bir üslupla cevap verip, bizi anlamadan, korumak istediğimiz değerleri anlamadan, idrak etmeden, ondan sonuç çıkarmaya çalışmadan, fevri bir hareketle ters bir konuşma yapmıştır ve eğer ifade ediyorsa, katkı bundan ibarettir.

Özü itibarıyla, bu kanun, değerli milletvekilleri, Oslo’da başlayan, İmralı’da devam eden, milletvekillerini postacı hâline getirip İmralı’yla Kandil arasında dolaştıran…

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Barışın postacılığını yapmaktan gurur duyuyoruz Sayın Bal.

FARUK BAL (Devamla) - … bir kanun hükmü hâline getirilmek istenen tekliftir.

Bunun özü BOP projesinde vardır. BOP projesi, Türkiye'nin istikrarsızlaştırılarak 23 ülkeyle birlikte Orta Doğu’nun, Orta Doğu’da bulunan zengin doğal zenginliklerin yani gaz ve petrolün, enerji hatlarının geçiş yollarının ve bunların bulunduğu kaynakların üç şekilde düzenlenmesi projesidir. Bu üç şekilde düzenleme, bir, ya sınırları değiştirilecektir bu 23 ülkenin ya siyasi yönetim şekilleri değiştirilecektir veya iktidarları değiştirilecektir. İşte bu projeye Sayın Başbakan “Biz bu projenin eş başkanıyız.” dedi. Sonra işin içerisinde farklı bir durum ortaya çıkınca, en az 8-10 defa kayden tespit edilmiş, görüntüsüyle tespit edilmiş olan eş başkanlık görevini inkâr etti, “Benim böyle hiçbir beyanım yoktur. Kim söylüyorsa bunu, yalan söylüyor.” dedi.

Başbakanın git gelleri burada da durmadı, bu projeyi yani “açılım” adı verilen -bizce yıkım olan- projeyi önce “Kürt açılımı” diye ilan etti. Habur görüntüleriyle milletin tepkisini görünce, cismi aynı kaldı, ismini değiştirerek “Bu, demokratikleşme paketi.” dedi. Demokratikleşme paketine de tepki milletin infiali boyutuna ulaşınca, bu defa, Milliyetçi Hareket Partisinin “Millî birlik ve kardeşliği bozuyorsunuz.” iddiasını, sanki bu projeye kesip yapıştırmakla millî birlik ve kardeşliği sağlayacağını zannederek “millî birlik ve kardeşlik projesi” olarak ilan etti. Bu, millî birliği ve kardeşliği kökünden yok eden, ayrıştıran, ötekileştiren, bin yılda oluşmuş olan kardeşlik hukukunu yok eden bir projedir.

Değerli arkadaşlarım, bu kapsam içerisinde, bizim, Milliyetçi Hareket Partisinin demokratikleşme, temel hak ve hürriyetleri genişletme, derinleştirme konusundaki görüşleri Anayasa Uzlaşma Komisyonuna sunulmuştur ve diğer partilerin de büyük bir oranda katkı vermesiyle Türkiye’ye vizyon veren bir görüş hâline gelmiştir ancak burada ifade etmek istediğim, millet bütünlüğünü bozacak, bin yılda yarattığımız kardeşlik hukukunu bozacak, milletin evlatlarını birbirine düşürerek onlar arasında çatışmaları körükleyecek bir anlayışın hâkim olmasıdır. Bunu Sayın Başbakan da zamanında düşündü, dedi ki açılım projesinden bir çark ettiğinde: “Bizim ‘Kürt meselesi’ diye bir meselemiz yoktur, Türkiye’nin terör meselesi vardır ve terörle sonuna kadar mücadele edeceğiz. Kürt kardeşlerimiz de bütün vatandaşlarımız gibi eşit, birinci sınıf vatandaştır.” Sanki Milliyetçi Hareket Partisinin sözcüsü gibi konuştu. Ancak, ne olduysa oldu, ondan sonra tekrar çark ederek bu açılım projesini akil adamların aklına havale edip sonra da Meclisin huzuruna kadar getirdiler.

Değerli arkadaşlarım, burada ifade etmek istediğim hususu Sayın Başbakanın “Kürt meselesi yoktur.” şeklindeki ifadesine dönerek söylemek istiyorum: Biz -bin yıl diyorlar da bin yıldan da eski ama tabir olduğu için söylüyorum- bin yıl boyunca beraber ağladık, beraber güldük. Bin yıl boyunca biz açlığı paylaştık, tokluğu paylaştık. Bin yıl boyunca biz aynı Allah’a inandık, aynı kaderi paylaştık. Bin yıl boyunca aynı Peygamber’in akidelerine uygun davranmaya çalıştık. Bin yıl boyunca biz çoluğumuzu çocuğumuzu bu değerlerle büyüttük, besledik. Bin yıl boyunca aile hukukumuz buna göre gelişti. Bin yıl boyunca bizim komşuluk hukukumuz buna göre gelişti, toplumsal hoşgörü anlayışımız buna göre gelişti. Bin yıl boyunca buna göre geliştiği için her 3 “Ben Kürt’üm.” diyen insanımızdan 2 tanesi 1 Türk’le akraba hâline geldi. Kültürümüz bununla geliştiği ve hoşgörü kapsamı içerisinde oluştuğu için, ayrışma olmadığı için her “Ben Türk’üm.” diye kendini ifade eden insanlardan, 3 kişiden 1’i 1 Kürt’le akraba oldu. Bin yıl boyunca bizim sosyal hayatımız böyle oldu; soframız aynı, sofrada pişirilen yemekler aynı. Bin yıl boyunca bizim kadınlarımızın el örgüsü aynı, oyası aynı, halısı aynı, kilimi aynı hâle geldi. Bin yıl boyunca kızlarımızın saç örgüsü hâline geldi. İşte bu, bin yıllık kardeşlik hukukunun somut gerçeğidir. Bu, bin yıllık kardeşlik hukukunun müştereğidir. Bin yıl boyunca biz aynı cephede savaştık, bin yıl boyunca aynı cephede mağlup olmanın acısını, sıkıntısını, üzüntüsünü yaşadık.

Şimdi, bu “bin yıl boyunca” denildiği zaman ortaya rakamları da dökmek gerekmektedir. Bin yıl boyunca beraber olduğumuz kitlenin yüzde 85’i “Ben Türk’üm.” diyor, yüzde 15’i de farklı etnisiteleri kastederek kendini ifade ediyor. Neye göre? Benim ifadem değil, Amerikan Etnoloji Enstitüsünün rakamlarına göre. Neye göre? Avrupa Birliğinin etnisitelerle ilgili komisyonunun rakamlarına göre. Neye göre? 1925 yılından beri, Türkiye İstatistik Enstitüsünün 1965 yılına kadar yapmış olduğu beyan ifadelerine göre ve 1990 yılından sonra da KONDA gibi, ANAR gibi birtakım, sivil olarak bu konuları araştıran şirketlerin sonuçlarına göre.

Şimdi, bu bütünlüğün, bu birliğin, bu birlikteliğin içerisinden Kürt tanımını alarak, onu ayrı bir varlık olarak, ayrı bir hâkimiyet unsuru olarak, ayrı bir parça olarak ayırıp Türkiye Cumhuriyeti topraklarından parça bölmek üzere kurulmuş PKK terör örgütü, bu ülkenin başına uluslararası güçler tarafından musallat edilmiş bir terör örgütüdür. Otuz yılı bulan bir zaman parçası içerisinde bunun lojistik desteğini veren, eğitimini yaptıran, bilgisini veren, istihbaratını sağlayan yabancı güçler, Türkiye üzerindeki, ilerleyen süreçte, Büyük Orta Doğu Projesi kapsamı içerisinde, kendi stratejik hedeflerine ulaşabilmek için kullanmışlardır. Adalet ve Kalkınma Partisinin açılım projesi kapsamı içerisinde Oslo’da başlayıp İmralı’da devam eden süreçte, PKK terör örgütü Kürt kardeşlerimizin temsilcisiymiş gibi varsayılarak, doğrudan onlar muhatap kabul edilerek bu sorunun çözülmesi Türkiye’nin yıkımı demektir. Biz onun için bu projenin adına “yıkım projesi” diyoruz. Niçin? Çünkü, PKK terör örgütü otuz yıl boyunca 40 bine yakın insanımızı şehit ederken bunlardan sadece 7 bin civarındaki asker, polis, hâkim, savcı, imam, öğretmendi, geriye kalan 33 bin civarındaki kardeşimiz PKK’nın terör faaliyetlerine karşı çıkan ve kendini Kürt olarak ifade eden, o bölgede yaşayan aşiretlerdir, o bölgede yaşayan vatandaşlarımızdır. PKK, terör örgütü olarak, bu bölgede hâkimiyetini kurabilmek için 33 bin kişinin canına kıymış ancak başaramamıştır. İşte, yıkım projesidir bu proje. Çünkü, 21 Mart 2013 tarihinde, PKK’nın başı olduğu mahkeme kararıyla tescil edilmiş olan Öcalan’ın mesajını Diyarbakır’da okutmak suretiyle orada yüz binlerce insanı toplayarak…

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Milyon, milyon… 100 bin değil, 1 milyon.

FARUK BAL (Devamla) - …sanki “Sizin lideriniz artık budur.” diyerek Hükûmetin kontrolünde ve desteğinde bir organizasyon yapılması, bu millî birliğin ve kardeşliğin yıkımı için verilmiş, el ele ve birlikte davranışın en güzel örneğidir.

Yıkım projesinden sonra ne oldu? Evet, şehitler gelmiyor, siz teslim olursanız şehit gelmez. Karşınızda eline silah almış olan kişiye elinizi kaldırır “Tamam, teslim oluyorum.” derseniz, elbette size bir şey yapmaz. İstediklerini yaparsanız, elbette ki bir zarar görmezsiniz. İstedikleri ne? Silahlı olan güçleri -öyle ifade ediliyor- yurt dışına çıkacak denildi, çıkmadı. Sadece, hastaları ve birtakım kendilerince değerlendirdikleri küçük bir grup çıktı. Geriye kalanı ne oldu? Geriye kalanı, değerli milletvekilleri, mezralara indi, silahıyla birlikte; köylere indi, silahıyla birlikte; şehirlere indi, silahıyla birlikte. Orada ne oldu? Orada olan şu: Orada, vergi toplamaya başladılar, Türkiye Cumhuriyeti devletine değil PKK’ya vergi toplamaya başladılar. Asayiş birimleri kurdular. Asayiş birimleri, orada vatan hizmetini yapan askerlere dahi kimlik soracak hâle geldi ve özel kıyafetler giymek suretiyle, oradaki vatandaşların üzerinde asayiş uygulamaları yapmaya başladılar.

Seçim süreci içerisine girdik. Şimdi, dağdan inip köye, mezraya ve beldelere, ilçelere, illere inen PKK’nın unsurları “Seçimlerde kimin aday olacağına ben karar vereceğim.” diyerek orada bulunan kişileri, kuruluşları tehdit etmektedir; kimlerin aday olmasına, kimlerin olmamasına karar verir hâle gelmektedir. İşte, bu, Türkiye'nin son yıllarda yaşamış olduğu PKK terör örgütüne teslimiyetin tam bir fotoğrafı, tam bir görüntüsü olarak karşımıza çıkmaktadır.

Elbette ki değerli milletvekilleri, Türkiye'nin Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde sorun vardır. Ben o bölgede uzun yıllar çalışmış olan bir kardeşinizim, hem asker olarak çalıştım hem hâkim olarak görev yaptım. O bölgenin sorunları etnik bir temel içerisine oturtulamaz ve etnik bir dar görüşün içerisine sığdırılamayacak kadar büyüktür.

O bölgede iklim sorunu vardır; kar, kış, kıyamette o bölge insanının yaşam şartları zorlaşmaktadır. Buna çare bulmak, demokratik hukuk devleti içerisinde Türkiye Cumhuriyeti devletinin görevidir. O bölgede Türk de olsa, Kürt de olsa, Çerkez de olsa, Çeçen de olsa, bu sorunu çözmek bu Hükûmetin görevidir, bu devletin görevidir. Bunu bir “etnik kimlik” adı altında izah etmek, yıkım için ortaya konulan dinamitin patlatılması demektir.

Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nin coğrafi sorunu vardır; dağları daha yüksek, ovaları daha dar ve platolarla çevrilidir. Bundan dolayı, yol yapımında veya birtakım yatırımların yapılmasında güçlük vardır. Bu güçlüğün giderilmesi, elbette ki Türkiye Cumhuriyeti hükûmetlerinin görevi ve Türkiye Cumhuriyeti devletinin görevi. Orada farklı etnik yapıda oturan insanlarımızın bulunması, bunun şeklini, niteliğini, özünü değiştirmemektedir.

Elbette ki ekonomik olarak sorun vardır orada. Ekonomik olarak sorun, üretim kapasitelerinin düşük olması ve tüketim alanlarına, pazarlarına ulaşmakta zorluk olması. Bu elbette ki kârlılığı azaltmakta, bundan dolayı da özel sektörün yatırımını, terör tehdidi dışında, engelleyen bir ekonomik sebep olarak karşımıza çıkmaktadır. Bunun da çaresi, bölgedeki ekonomik yatırımların teşviki, bu olumsuzlukların giderilmesi çerçevesi içerisinde Hükûmetin alacağı ekonomik tedbirlerle ilgilidir. Bütün bunları bir kenara bırakarak, bu bilimsel değerlerin dışında, bu objektif değerlerin dışında, bu sorunların adını “Kürt sorunu” olarak koyup başına da PKK terör örgütünün şapkasını geçirmek suretiyle “Buna çare bulacağım.” demek, işte, projenin adını “demokratikleşme” olmaktan çıkarıyor, “temel hak ve hürriyetlerin geliştirilmesi” olmaktan çıkarıyor, tam anlamıyla Türkiye Cumhuriyeti devletinin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü yok etme sonucunu doğurabilecek bir yıkım projesi olarak karşımıza çıkmaktadır.

Değerli arkadaşlarım, bu başarılı olamayacaktır. Çünkü, Kurtuluş Savaşı öncesine döndüğümüz zaman, bu ülkenin insanları, farklı etnisitelere sahip olsalar bile, kan dökerek vatan hâline getirdikleri bu topraklar tehlikeye girdiği anda; birleşmeyi, bütünleşmeyi, bir araya gelmeyi anlamış ve yedi düvele karşı Kurtuluş Savaşı’nı birlikte verebilmiştir. Çünkü, o döneme geri dönersek, Kurtuluş Savaşı’ndan önceye geri dönersek, Kuvayımilliye ruhunun canlanabilmesi için bu ülkeye, bu ülkenin toprağına terini dökmüş, emeğini vermiş, alın teriyle toprağı yoğurarak vatan hâline getirmiş olan kitle, Türk’üyle ve farklı etnisiteleriyle birlikte, bu toprağı koruyabilmek için bir araya gelmiş, omuz omuza vermiştir. Yine, bu ülke, yaşamış olduğu acı hezimetler, Osmanlı İmparatorluğu’nun yedi cephede vermiş olduğu aynı andaki savaşlarda uğramış olduğu o mağlubiyetler nedeniyle gözünün yaşını dökmüştür. Akan gözyaşı, hepimizin gözyaşı, bu toprağı yoğurmuş, vatan hâline getirmiştir. İşte, bütün Anadolu insanı, Kurtuluş Savaşı öncesinde, döktüğü gözyaşının hakkını vermiştir ve…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

FARUK BAL (Devamla) - …onu da bir mücadele şekline dönüştürmek suretiyle Kuvayımilliyeye destek olmuştur.

Bu proje, Kuvayımilliye ruhunu ortadan kaldırma projesidir, yıkım projesidir. Maddeleriyle ilgili düşüncelerimizi elbette ki sizlerle paylaşacağız ama köküne tümüyle karşı olduğumuzu ifade eder, hepinizi saygıyla selamlarım. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın milletvekilleri, birleşime bir saat ara veriyorum.

Kapanma Saati: 19.11

DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 20.11

BAŞKAN: Başkan Vekili Ayşe Nur BAHÇEKAPILI

KÂTİP ÜYELER: Muharrem IŞIK (Erzincan), Fehmi KÜPÇÜ (Bolu)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 71’inci Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

559 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine devam edeceğiz.

Komisyon ve Hükûmet burada.

Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına Iğdır Milletvekili Pervin Buldan konuşacak.

Buyurun Sayın Buldan. (BDP sıralarından alkışlar)

BDP GRUBU ADINA PERVİN BULDAN (Iğdır) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, Temel Hak ve Hürriyetlerin Geliştirilmesi Amacıyla Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın tümü üzerinde Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına söz aldım. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Bugün burada görüşmekte olduğumuz bu paket dolayısıyla ülkedeki temel demokrasi sorunlarının bir kez daha masaya yatırılması, Parlamentonun bu sorunlarla yüzleşmesi ve çözüm için doğru bir tutum alması gerekmektedir. Her şeyden önce şu açıkça görülmelidir ki Türkiye’nin karşı karşıya bulunduğu demokrasi, özgürlük ve adalet sorunlarının günübirlik paketlerle, kısmi düzenlemelerle çözülmesi mümkün değildir. Belki bugüne değin yüzlerce paket çıkarıldı ama hiçbiri çözüm olmadı. Türkiye’nin bugün yaşadığı temel krizin kaynağında yapısal sorunlar yatmaktadır. Toplumsal talepleri karşılamaktan uzak olan mevcut tekçi, otoriter, vesayetçi sistem sürekli kriz ve çatışma üretmekte, ülkedeki demokrasi açığını her geçen gün derinleştirmektedir. Darbe anayasası, antidemokratik yasalar, darbe kurumları ve katılımcılıktan uzak, aşırı merkeziyetçi yönetim modeli devrede olduğu sürece, bu ülke demokrasi ve özgürlükler alanında ilerleme sağlayamayacaktır.

Yapısal bir değişimi öngörmeyen, antidemokratik sisteme dokunmayan hiçbir yaklaşım, gerçek anlamda bir demokratikleşmeye, köklü bir değişim ve dönüşüme yol açmayacaktır. Demokratik yapısal reformların bu denli aciliyeti karşısında ne yazık ki Hükûmetin ortaya koyduğu tutum, toplumsal talep ve beklentileri karşılamaktan oldukça uzaktır.

Bugün görüşülmekte olan paket de bunun somut örneğidir. Paket, yasakçı, antidemokratik uygulamaları ortadan kaldıracak, demokratik siyaset kanallarını açacak, özgürlükleri genişletecek, adalet ve eşitliği tesis edecek düzenlemelerden ne yazık ki yoksundur. Bu pakette yer alan sınırlı düzenlemelerin, elbette, demokrasiye küçük de olsa katkısı olacaktır. Ancak bu, hastayı tedavi etmeyecektir çünkü demokrasi açığı çok daha büyüktür. Sadece demokratikleşme açısından değil, bir yıldır sürmekte olan çözüm süreci açısından da bu paketin bir siyasal karşılığı yoktur. Çözüm sürecini ilerletmesi için atılması gereken önemli yasal demokratik adımlar ne yazık ki bu pakette yer almamıştır.

Toplumun, halkımızın, demokratik kamuoyunun, aslında, beklentisi bu değildir. Halkın demokrasi ve özgürlük talepleri bu paketi katbekat aşan bir düzeydedir. Çağdaş, çoğulcu demokrasilerde olması gereken neyse halk da onu talep etmektedir ama paket buna ne yazık ki yanıt vermemektedir.

Bugün, Türkiye’de temel özgürlükler, temel haklar baskı altındadır. Farklı kimlik, inanç ve kültürlerin özgürlükleri anayasal güvence altında değildir. Siyaset özgür değildir. Demokratik siyaset kanalları kapalıdır. Düşünce ve örgütlenme özgürlüğü baskıyla karşı karşıyadır. Demokratik katılımcılık ve temsiliyet engellenmektedir. Temsilde adalet imkânı yoktur. Basın özgürlüğü baskı altındadır. Yargı, bağımsızlığını ve tarafsızlığını yitirmektedir.

Buradan sormak istiyoruz: Seçilmiş belediye başkanlarının, siyasetçilerin, gazetecilerin, avukatların tutuklu olduğu, siyaset, düşünce ve örgütlenme özgürlüğünün baskı altına alındığı, hak taleplerinin engellendiği, demokratik siyaset kanallarının tıkalı olduğu, seçim barajı engelinin devam ettiği bir ülke yapısı daha ne kadar devam edebilir? Toplumsal barış ve güven ortamı nasıl sağlanabilir?

Bakınız, biz, çözüm süreciyle de bağlantılı olarak, demokratikleşmenin hız kazanması için kısa vadede atılması gereken adımlar konusunda Hükûmete defalarca öneri paketleri sunduk. TMK’nın kaldırılması, kamusal alanda ana dil kullanımı, uzun tutukluluğun üç yıla indirilmesi, tutuklamanın zorlaştırılması, hasta tutsakların bırakılması, koruculuk sisteminin sona erdirilmesi, seçim barajının yüzde 3’e çekilmesi, demokratik gösterilerin önündeki tüm engellerin kaldırılması, cemevlerinin ibadete açılması, Yerel Yönetimler Özerklik Şartı başta olmak üzere uluslararası sözleşmelere çekincelerin kaldırılması, yasalardaki milliyetçi, ayrımcı ifadelerin ayıklanması, eğitimde din özgürlüğünün sağlanması, vatandaşlık tanımı ve kriterlerinin düzenlenmesi, vicdani ret hakkının tanınması gibi alanlarda çok önemli yasal değişiklik önerileri sunduk. Bu öneriler demokrasinin ve özgürlüklerin önünü açacak, çözüm sürecini ilerletecek adımlardır ama Hükûmet bu yasal adımları gündemine almamış, pakette bu anlamda bir düzenlemeye ne yazık ki yer vermemiştir.

Meclisten ihale yasalarını, alkol yasasını, torba yasaları, sınır ötesi operasyon tezkerelerini, HSYK Kanunu’nu, İnternet yasasını, yargı paketini çıkartan Hükûmet kendi iktidar önceliklerini esas alırken halkın taleplerini, demokratikleşmeyi ise ötelemiştir. Kendi iktidar güvenliğini sağlamak için antidemokratik düzenlemeleri sayısal çoğunluğuna dayanarak bu Meclisten çıkartan Hükûmetin demokrasiyi, özgürlükleri güvence altına alacak köklü reformlara yönelmemesi, iktidarın demokrasiyle kurduğu bağın ne denli zayıf olduğunu gözler önüne sermektedir.

Aslında, çözüm sürecinin başladığı bir yıldan bu yana demokratikleşme açısından çok büyük fırsatlar ortaya çıkmıştı. Her şeyden önce, başlayan sürecin herkese demokratikleşme açılımı olarak yansıması gerekirdi ama Hükûmet, bu fırsatı doğru değerlendirmedi, bu süreci demokratikleşmeye evriltmedi; tam tersine, özgürlükleri sınırlandıran, yaşam hakkı başta olmak üzere her türlü ihlale yol açan otoriter uygulamalara yönelen, demokratik hak taleplerini devlet şiddetiyle bastırmaya çalışan bir politika izledi. Böylesi bir tablo karşısında Hükûmetin kendisini çok ciddi bir biçimde sorgulaması, gözden geçirmesi ve bu yanlış pratiğiyle bir an önce yüzleşmesi gerekir. Demokrasi söylemine sarılıp ancak bunun gereğini yerine getirmeyen bir zihniyet bu ülkeyi ileriye değil geriye götürür, nitekim de götürmektedir.

Bugün her tarafı kuşatan demokrasi ve hukuk dışı paralel örgütlenmelerin bu denli güç kazanmasının nedenini Türkiye’nin demokratik bir hukuk devleti olmayışında aramak gerekmektedir. Demokrasi ve özgürlükler azaldığı oranda demokrasi dışı güçler etkinlik kazanmaktadır. Dolayısıyla Hükûmetin hem Kürt sorununun çözümü hem de demokratikleşme konusunda sergilediği isteksiz, kararsız ve oyalayıcı tavır paralel örgütlenmelerin güçlenmesine zemin sunmuştur ve sunmaktadır. Aynı şekilde, katılımcı demokrasiden, denetimden uzak bir yönetim anlayışı yolsuzluk ve hırsızlık üretmekte, siyaseti kirletmektedir. Hükûmetin bu gerçeği çok açık ve net görmesi ve doğru bir tutum alması gerekir.

Bugün, Orta Doğu kaynıyor, rejimler birer birer çöktü, yerine yeni demokratik sistemler inşa edilemiyor. Aynı şekilde, Türkiye’nin diğer yakın komşu ülkelerinde çok ciddi toplumsal hareketlenmeler söz konusu. Kendi iç demokrasisini geliştiremeyen, iç barışını tesis edemeyen, yurttaşına eşit ve özgür bir yaşam koşulu sağlayamayan vesayetçi, statükocu sistemlerin ne hâle geldiği ortadadır. Hükûmet, bu olup bitenlerden gerekli dersi çıkartmak zorundadır. Demokratikleşme yerine otoriter yapıya hizmet edecek her adım krizi daha da  derinleştirecek, toplumsal çatışmayı körükleyecektir. Bu nedenle buradan bir kez daha çağrı yapıyoruz: Bu krizlerden tek bir çıkış yolu vardır; o da hızlı bir biçimde radikal demokrasiye yönelmek olmalıdır. Hem demokratikleşme hem de Kürt sorununun çözümü konusunda atılacak adımlar Türkiye'nin önünü açacak, barış ve istikrarı sağlayacaktır. Bu ülkenin ihtiyacı tekçi, otoriter anayasa ve aşırı merkeziyetçi yönetim yapısı başta olmak üzere tüm sistemde köklü, radikal demokratik reformların vakit kaybetmeden hayata geçirilmesidir. Kürt sorununun çözümü de, paralel örgütlenmelerle, yolsuzluklarla mücadelenin yolu da demokratikleşmeden, yasal, anayasal reformlardan geçmektedir.

Bu paketi burada müzakere ederken Hükûmeti, AK PARTİ Grubunu ve muhalefeti halkın daha fazla demokrasi ve özgürlük taleplerini dikkate almaya, yine bununla bağlantılı olarak çözüm ve barış sürecinin gereklerini gözeterek hareket etmeye çağırıyoruz. Bu bağlamda, grubumuzun sunduğu teklifler ve vereceği önergelerin hassasiyetle ele alınmasını bekliyoruz.

Değerli milletvekilleri, başından bu yana ifade ettiğim üzere, bu paket, demokratik talepleri karşılama noktasında ileri düzenlemeler içermemektedir. Ancak sınırlı da olsa bu paketin demokratikleşmeye katkısı tabii ki olacaktır. Bunu, en azından daha kapsamlı bir demokratikleşme sürecinin küçük adımları olarak değerlendiriyoruz fakat buna bile karşı çıkan, en ufak bir demokratik açılımı engellemeye çalışan bir zihniyetin de devrede olduğunu biliyoruz. Bu paketin geçmesiyle kıyametin kopacağını ileri süren muhalefet  zihniyetiyle Türkiye nasıl demokratikleşebilir?

Şimdi, bu paketin içeriğiyle ilgili hem iktidara hem de bu pakete karşı çıkan bir kısım muhalefete sormak istiyoruz: Cezaevleri bir ülkenin aynasıdır. Bugün 163’ü ağır, 66’sı ölüm sınırında, toplam 522 hasta tutuklu ve hükümlü var. Cezaevlerinden her an ölüm haberleri gelebilir. Son zamanlarını aileleriyle geçirmesi gereken bu insanlara bir veda hakkı bile tanınmıyor; bu insanlar serbest bırakılırsa, tedavileri dışarıda yapılırsa kıyamet mi kopar? Biz, Hükûmete teklif sunduk ama bu paketin içerisinde yok, buraya bir düzenleme konulsaydı kıyamet mi kopardı? Bakan çocukları iki ay dayanabildi, dün tahliye edildiler. Peki, hasta tutsaklar, onlar insan değil mi? Bu, vicdansızlık değil mi? Hasta tutsakları bırakmak kıyameti koparmaz ama yarın cezaevlerinden çıkacak her bir cenaze, her bir tabut aynı zamanda kıyametin kopmasına da sebep olacaktır değerli arkadaşlar.

Sayın Başbakan dünkü tahliyeler için “Adalet yerini buldu.” demiş. Biz adaletin ayaklar altına alındığını ifade etmek istiyoruz. Adalet, ancak ve ancak haksız yere, hukuksuz yere şu anda cezaevinde bulunan insanların tahliye edilmesiyle birlikte yerini bulacaktır diye ifade etmek istiyoruz.

Bu pakette seçim barajıyla ilgili bir düzenleme yok. Yüzde 10’luk seçim barajı darbe ürünüdür, çağ dışıdır, antidemokratiktir, demokratik temsiliyetin önünde en büyük engeldir. Seçim barajı kaldırılırsa, bu ülkedeki bütün siyasi renkler Parlamentoda temsil edilirse kıyamet mi kopar? Seçim barajını kaldırmayan bir AKP darbelerle hesaplaştığını söyleyebilir mi?

Paketteki bir diğer düzenleme hazine yardımıyla ilgili. Pakette yüzde 3 olarak öngörülüyor, biz yüzde 1 olarak teklif ettik. AKP, CHP ve MHP hazineyi kendi aralarında paylaşmışlar, ne güzel yardım alıyorlar. Peki, BDP de hazine yardımı alsa kıyamet mi kopar? Bu aldığınız hazine yardımlarının içinde BDP seçmeninin vergisi yok mu? Halkımız vergi verecek ama hazine yardımından 3 parti yararlanacak. Bu adaletsizliğin, eşitsizliğin bir an önce son bulması gerektiğini bir kez daha ifade etmek istiyoruz. Bu eşitsizliği sürdürmek vicdansızlıktır, siyasi yolsuzluktur.

Bir başka düzenleme farklı dil ve lehçelerde propagandayla ilgili. Zaten, uygulamada bu yasaklar halkımızın mücadelesiyle çoktan aşılmıştır. Şimdi, paketle yasa hâline getiriliyor ama diğer yasa maddelerinde dil yasakları devam ediyor. Burada ana dilde siyaset tanımlaması getirilse, tüm yasalardaki dil yasakları kaldırılsa kıyamet mi kopar?

Bu hâliyle bile düzenlemenin geçmemesini isteyen MHP’ye hatırlatmak istiyoruz: Ana dil ülkeyi bölmez, tam tersine ana dil yasakları böler ve bir halkın kendi ana dilinde örgütlenmesi, siyaset yapması, eğitim hakkı talep etmesi kadar demokratik ve meşru bir talep yoktur. Bu ülkedeki bütün dillerde, sadece Kürtçe değil, Lazca, Arapça, Çerkezce, Rumca, Hemşince olmak üzere bütün ana dillerde siyaset yapılabilmeli, önündeki engeller kaldırılmalıdır.

Bir başka madde ana dil öğrenimiyle ilgili. Düzenlemede “ana dil” denilmiyor. Bir dilin farklılığı kabul ediliyor ama ana dil olduğu gerçeğiyle yüzleşmekten kaçınan bir iktidar gerçeğiyle karşı karşıyayız. Şimdi, düzenlemede özel okullarda farklı dillerin öğrenilebileceği belirtiliyor ve paralı eğitim hâline getiriliyor. Madem farklı bir dil var ise, bunu kabul ediyorsanız niye ana dilde eğitimin önündeki engelleri kaldırmıyorsunuz; özel okullarda değil de kamusal alanda niye yapılmıyor, yapılsa kıyamet mi kopar? Bu ülkenin yurttaşları kendi ana dili olan Türkçeyi özel, paralı okullarda mı öğrendi? Farklı ana dillerde eğitim yapan ülkelerde kıyamet kopuyor mu?

Bu pakette eş başkanlıkla ilgili düzenleme var. Bu olumlu bir gelişmedir. Buna karşı çıkmak lider sultasını kabul etmek anlamına gelir ki bunun da demokrasilerde yeri olmaz. Ancak buradaki eksiklik şudur: Biz, eş başkanlıklardan birinin kadın olması koşulunu öneriyoruz ancak bu tasarı böyle bir koşulu öngörmüyor. Bu da kadının siyasetteki eşit temsiliyetini dikkate almayan erkek egemen bir yaklaşımdır. Biz kadınlar bunu kabul etmiyoruz.

Bir başka düzenleme toplantı ve gösteri yürüyüşleriyle ilgili. Burada demokratik eylem ve etkinliklere geniş bir özgürlük alanı yaratılmıyor. Kaldı ki polis yasası değişmediği sürece eylem ve etkinliklere müdahaleler devam edecektir. Gezi eylemlerinde 9 insan hayatını kaybetti. Bugüne değin toplumsal gösterilerde yüzlerce kişi hayatını kaybetti. Milletvekilleri olarak bizler saldırılara uğradık ve yaralandık. En son geçen aralık ayında Yüksekova’da 3 insanımız katledildi. Siz, polisin bu orantısız müdahale yetkisini daraltmazsanız insanlar ne yazık ki ölmeye devam edecek.

Sonuç itibarıyla, bu düzenleme, yeterli, kapsayıcı ve kucaklayıcı değildir ama sınırlı da olsa olumlu bir adımdır. Demokrasiyi ve özgürlükleri sadaka dağıtır gibi gıdım gıdım verme anlayışı asla kabul edilemez. Hükûmet, bu yaklaşımını terk etmelidir. Halkımız meydanlarda, alanlarda mücadele ede ede kendi demokratik haklarını bugüne kadar kazandı, bundan sonra da kazanmaya devam edecektir. O yüzden, Hükûmetin getirdiği düzenleme halkın mücadelesinin gerisindedir. Demokratik ülkelerde olduğu gibi hak ve özgürlüklerin şartsız, koşulsuz, eksiksiz tanınması gerekir. Hak ve özgürlükler siyasi pazarlık konusu değildir, olamaz da. Herkesin bu gerçeği doğru anlaması gerekir. Bütün bunlarla birlikte, sınırlı düzenlemelere dahi tahammül göstermemek bu ülke demokrasisine verilen en büyük zarardır. Biz, bu düzenlemenin daha geniş açılımlar içerecek şekilde genişlemesi için demokratik muhalefetimizi yapacağız ama düzenlemeyi de destekleyeceğiz.

Değerli milletvekilleri, benden önce MHP Grubu adına Sayın Faruk Bal’ın yaptığı konuşmada özellikle ”Milletvekilleri İmralı Adası’nda postacılık yapıyor.” sözünü ben şöyle değerlendiriyorum: Sayın Bal, evet, doğru; biz postacılık yapıyoruz ama biz  barışın postacılığını yapıyoruz ve barışın postacılığını yapmaktan da gurur duyuyoruz. (BDP sıralarından alkışlar) Kandil’e gidiyorum, İmralı Adası’na gidip Sayın Öcalan’la görüşüyorum ama aynı zamanda gelip Hükûmetle de görüşüyorum. Bu görüşmelerime devam edeceğim çünkü biz barış için uğraşıyoruz, barış için mücadele ediyoruz. Dolayısıyla, eğer bir senedir bu coğrafyaya cenazeler gelmediyse, bu coğrafyada kan akmadıysa, bu coğrafyada anneler ağlamadıysa, bu coğrafyada gencecik insanlar toprağın altına girmediyse ne mutlu bize, bunu başarabiliyorsak ne mutlu bize değerli arkadaşlar. Bunun için savaş aracılığı değil, barış aracılığı yapıyoruz, bundan da gurur duyuyoruz.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyoruz, paketi de destekliyoruz. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Sayın Başkan, sayın hatibin özellikle Faruk Bal’ı -kendisi de burada olmadığı için- itham altında bırakan bazı cümleleri oldu.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – MHP Grubunu da itham eden…

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Milliyetçi Hareket Partisi Grubunu da itham eden… Kayıtlara geçmesi açısından…

BAŞKAN – Şimdi Sayın Faruk Bal burada değil.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Müsaade buyurun, kayıtlara geçmesi açısından, söz istemiyorum.

Efendim, barış olabilmesi için barışın iki tarafında da hukuki, meşru güçlerin olması lazım. Bir tarafta Hükûmet var, Türk milletinin seçmiş olduğu meşru bir otorite, öbür tarafta da 40 bin kişinin katili bir terör örgütü var. Dolayısıyla ikisinin arasında barışın olmasını bizim tasavvurlarımız zaten almamaktadır…

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Korkmaz.

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Kimlerle savaş peki?

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – …bunu şiddetle reddediyoruz.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz, böyle bir usulümüz yok.

Teşekkür ederiz, kayıtlara geçti.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Müsaade buyurun ama bir saniye…

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Barış, savaşan taraflar arasında olur.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Abdullah Öcalan terör örgütünün başı değilse dediğiniz doğru.

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Barış kiminle yapılır?

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Zaten Faruk Bey de…

BAŞKAN – Faruk Bey cevabını verir sataşmadan dolayı, teşekkür ederim.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Sayın Ali Özgündüz konuşacak.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, kanunun ismi Temel Hak ve Hürriyetlerin Geliştirilmesi Amacıyla Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı. Aslında, tabii, bunu okuyan insan sanki “Türkiye'de temel hak ve özgürlükler genişletiliyor, Hükûmet bu yönde bir adım atıyor.” gibi düşünebilir. İçeriğine baktığımızda alakası yok. Bu kanun özü itibarıyla Hükûmetin PKK’yla yürüttüğü müzakereler sonucu Meclis kapanmadan önce getirdiği bir tasarı.

Değerli arkadaşlar, aslında orayı da yani Apo’yu da kandırıyorlar, Avrupa Birliğini de kandırıyorlar, kamuoyunu da kandırıyorlar çünkü ne diyorlar orada? “Efendim, işte, ana dilde eğitimle ilgili taleplerinizi yerine getiriyoruz.” diyorlar. Gerçekte öyle olmadığını görüyoruz. Başlangıçta komisyona sunulan tasarıda “özel eğitim kurumları” iken -yani Türkçeden başka dil ve lehçelerin eğitimde kullanılması “özel eğitim kurumları” olarak sunulmuşken- Komisyonda yapılan değişikliklerle bu daraltıldı, sadece “özel okullar”a indirgendi. Bu şekilde, dolayısıyla, efendim, işte, “ne şiş yansın ne kebap” misali bir orta yolla gidiyorlar, samimi değiller.

Bir başka şey: Burada, bu farklı dil ve lehçelerin kullanılmasına ilişkin maddede “Efendim, hangilerinin olacağına Bakanlar Kurulu karar verecek.” diyor. Yani, siz, bir taraftan “Bu bir temel insan hakkıdır, hak ve özgürlüktür. Bunun için getirdik.” derken kendi kendinizle çelişkiye düşerek “Nelerin olacağına, yani hangi insan hakkının nasıl kullanılacağına Hükûmet karar verir.” diyorsunuz.

Değerli arkadaşlar, eğer bir şey temel insan hakkıysa bu artık başka  bir makamın izniyle verilebilecek bir lütuf değildir, bir inayet değildir. Siz, demek ki, aslında, İmralı’yı da kandırıyorsunuz, onu da aldatıyorsunuz.

Bir başka şey: “Efendim, toplantı, gösteri yürüyüşleriyle ilgili biz genişletiyoruz, özgürlük alanı açıyoruz.” diyerek aslında Avrupa Birliğini kandırıyorsunuz, yine hile yapıyorsunuz. Bugün, Türkiye’nin taraf olduğu AİHM’de, şiddet içermeyen, kamu düzenini bozmayan toplantı ve gösteri yürüyüşleri hakkının ihlaliyle ilgili altmış civarında dosya var. Buralardan, ne yazık ki ülkemiz mahkûm olacak. Tabii, sizin yaptığınız kanuna göre polisin müdahalesi meşru olabilir, yasal olabilir ama siz şunu unutuyorsunuz ki siz kendiniz “Efendim, Anayasa’ya uygundur, ben bu kanunu yaptım, benim de mantığıma uygundur.” diyerek kanun yapamazsınız aslında çünkü Türkiye’yi bağlayan uluslararası İnsan Hakları Sözleşmesi vardır, yapacağınız kanunlar öncelikle bu uluslararası temel İnsan Hakları Sözleşmesi’ne uygun olmak zorundadır. Yani, AİHM diyor ki: “Senin iç hukuk düzenlemen benim temel aldığım, senin de altına imza atığın bu İnsan Hakları Sözleşmesi’ne uygun olacak.” Biz, bunun üzerine zaten Anayasa’nın 90’ıncı maddesinde değişiklik yaparak 90’a son fıkrasında diyoruz ki: “Temel insan haklarına ilişkin uluslararası sözleşmeler ile iç hukuk hükümleri çatıştığı zaman uluslararası sözleşme hükümleri esas alınır.”

Peki, AİHM ne diyor bu konuda, toplantı ve gösteri özgürlüğüne ilişkin? Buradaki tek meşru sınırlama, toplantı ve gösteri yürüyüşleriyle ilgili, bu hakkın kullanılmasıyla ilgili tek meşru sınırlama gösterinin şiddet içermemesi, sadece bu. Yani, toplantı ve gösteri yürüyüşü barışçıl olduğu sürece, bunun, bildirim gibi formalitelerde bulunmamasını ya da efendim, saatin geçmiş olması nedeniyle dağıtılmasını, polisin müdahalesini Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ihlal olarak görüyor. Nitekim, 2006 yılında ülkemiz aleyhine Oya Ataman’la ilgili verilen kararda bunu açıkça Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi söylemektedir. Orada, Sultanahmet Meydanı’nda yapılan bir gösteride polis: “Burada izin vermedik, toplantı, gösteri yürüyüşü yapamazsınız.” diyerek gösteriyi dağıtıyor. Konu Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine gittiğinde “Göstericiler şiddet eylemlerine başvurmadıkları sürece ilgili makamların hoşgörü göstermeleri gerekir, aksi takdirde toplantı hakkının özü ortadan kaldırılmış olur.” diyor.

Dolayısıyla, değerli arkadaşlar, değerli milletvekilleri, eğer biz hakikaten, gerçekten Avrupa standartları, Kopenhag Kriterleri, altına imza attığımız Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ndeki toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkını, özgürlüğünü -ki bu, ifade hürriyetiyle ilgilidir, 10’uncu maddeyle bağlantılı bir haktır- eğer gerçekten o standartta bir şey düzenlemek istiyorsak sizin getirdiğiniz bu tasarı kandırmacadır, kimse kusura bakmasın.

Burada siz güya, efendim, bu güzergâhı belirlerken, işte, biz burada ilgili siyasi partilerin il ve ilçe temsilcileri, oradaki kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının temsilcileri… Bizim talebimizle belediye başkanını bu komisyona yani güzergâh belirleme komisyonuna sokmuş olmamıza rağmen, aslında, sonuçta yine diyorsunuz ki: “Kararı mülki amiri verir.” Kim verir? Vali veya kaymakam. E, nedir, siz Avrupa’ya nasıl pazarlayacaksınız? “İşte, efendim, biz güzergâh belirlerken çeşitli sivil toplum kuruluşları, siyasi partileri de bu işin içine kattık, böyle bir komisyon oluştu.” diyorsunuz. E, o zaman, eğer samimiyseniz, biz diyoruz ki: “O zaman bu kurulun salt çoğunluğu karar versin.” Yani vali bey diyecek ki –geçen sene olduğu gibi- “1 Mayıs Taksim’de yapılmasın.” Hayır, Taksim’de yapılacak 1 Mayıs. “Efendim, buraya ben izin vermedim, güzergâh, toplantı yeri değil.” diyemezsiniz ki.

Yine Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi bir başka kararında, Bulgaristan’la, Stankov, Bulgaristan davasıyla ilgili kararında diyor ki: “Bulgaristan’daki Makedonyalıların tarihsel bir yıl dönümünü anmak için yaptıkları toplantı, bunun için zaman ve yer önemlidir, yani semboliktir bazı şeyler. Siz şiddet olabilir düşüncesiyle önemli olan zamanda ve yerde yapılmasını ertelerseniz, bu insan hakları ihlalidir.” Dolayısıyla, Taksim, İşçi Bayramı için, emekçilerin bayramı için, 1 Mayıs için geçmişte bedel ödenen, şehit verilen, sembolik anlam taşıyan bir meydandır. “Yok, efendim, git Kazlıçeşme’de yap.” diyemezsiniz. Getirdiğiniz düzenlemeyle bunu sağlayacaksınız. Hâlbuki orası sembolik açıdan önemlidir. Dolayısıyla, bunu yasakladığınız anda Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ni de ihlal etmiş olacaksınız.

Değerli milletvekilleri, yine bu tasarı da, efendim, siyasi partilere milletvekili genel seçimlerinde toplam yüzde 3 ve daha fazla oy alan siyasi partilere hazine yardımı yapılmasına dönük bir düzenleme. Mevcut düzenlemede yüzde 7 biliyorsunuz, bunu yüzde 3’e çekiyorsunuz. Bu da uygun değildir yani yüzde 3 ciddi bir rakamdır. Biz dedik ki hiç olmazsa bunu ya yüzde 1’e çekelim ya da Mecliste siyasi parti grubu oluşturan partilere yapılsın. Çünkü işte, bugün Parlamentoda olan Barış ve Demokrasi Partisi Grubu var ancak hazineden yardım alamıyor. Topladığınız anda bu arkadaşların, bağımsız olarak Parlamentoya giren bu arkadaşların toplam oyunu yüzde 3’ü de geçiyor, yüzde 7’ye yaklaşıyor. Siz eğer bunu onun için getiriyorsanız yine samimiyetten uzak bir durum vardır. Israrla parti olarak seçime girmeye zorluyorsunuz ama bir taraftan yüzde 10 barajını koruyorsunuz. Yani “millî irade, millî irade” diyorsunuz. Şu anda sizin, iktidar partisi grubunun aldığı oy normal koşullarda yüzde 49. 550 milletvekillinin 276’sını çıkarmanız lazımken 320 küsura ulaştınız. Yani haksız yere siz 50 milletvekili çıkardınız bu seçim sisteminin sonucu. Bu, aslında millî iradeye haksızlıktır. Bu, yani vatandaşın size oy vermediği bir yerde sizin haksız yere milletvekili çıkarmanız sonucunu doğuran bir düzenlemedir. Bu düzenleme orada kaldığı sürece sizin burada hazine yardımıyla ilgili yüzde 3’e getirmeniz de bir kandırmacadır. O zaman, gelin, bir bütün olarak koyalım bunu ortaya yani milletvekilliği seçiminde uygulanacak baraj sistemini siz düşürmediğiniz sürece, buna paralel hâle getirmediğiniz sürece bu da bir kandırmacadır. Dolayısıyla hem dünyayı kandırıyorsunuz hem kamuoyunu kandırıyorsunuz hem de aslında BDP’yi kandırıyorsunuz.

Değerli arkadaşlar, yine, bu toplantı ve gösteri yürüyüşünün güzergâhını belirleyecek komisyona Mecliste grubu bulunan siyasi partilerin temsilci verebilmesini öngörüyorsunuz. Bir taraftan hazine yardımını yüzde 3’e düşürürken bir taraftan toplantı ve gösteri yürüyüşünün nerelerde yapılacağına ilişkin kurulan komisyona -ki size göre son kararı yine vali verecektir- burada yüzde 3 oy alan siyasi partinin temsilcisini buraya sokmuyorsunuz. O da ayrı bir çelişki doğuruyor. Bazı zaman, bazı illerde bir parti yüzde 65-70’inin, yani o halkın üçte 2’sinin, yüzde 80’inin, efendim yüzde 90’ının oyunu alabilir ama ülke genelinde barajı aşamadığı için ya da başka nedenlerle Parlamentoya üye sokmayabilir, grubu olmayabilir. Dolayısıyla, o ilde yapılacak toplantı ve gösteri yürüyüşlerinde aslında o partinin yani sadece o ilde yüksek oy alan partinin temsilcisinin birinci öncelikle bulunması gerekiyor. Öyle değil mi? Yani orada en büyük kitleyi sürükleyen bir siyasi partinin temsilcisi olmayacak, yüzde 5’lerde oy alan bir siyasi parti -sırf grubu var diye Parlamentoda- orada olacak. Bu da ayrı bir çelişkidir. Dolayısıyla bence samimiyetten uzaktır.

Değerli arkadaşlar, yine bu kanunla birlikte, efendim, Türk Ceza Kanunu’nda bazı maddelerde değişiklik yapıyorsunuz. “Cebir, tehdit ya da hukuka aykırı başka bir davranışla…” diye devam ediyor. Şimdi gelip diyeceksiniz ki: “Önceki kanunda da var.”

Değerli milletvekilleri, hukuka aykırılık kavramı ceza hukuku açısından uygulanan bir kavram değildir; bu, daha çok özel hukuk, medeni hukuk, borçlar hukuku anlamında  bir anlam ifade etmektedir. Hukuka aykırılık kavramı çok geniş bir kavramdır. Hukuka aykırılık kavramına her türlü mevzuat girer. Hâlbuki bizim Anayasa’mıza göre, yine altına imza attığımız uluslararası insan hakları sözleşmelerine göre suç ve ceza ancak kanunla ihdas edilebilir. Yani kanun hükmünde kararnameyle bile siz suç ihdas edemez iken, getirip bir tamim çıkararak, bir valinin genelgesi, bir rektörün genelgesiyle “Efendim, bu da hukuksal bir mevzuattır, geniş anlamda hukuka aykırılığa girer, sen valinin bu genelgesine aykırı davrandın, sen rektörün bu yazısına aykırı davrandın.” diyerek özgürlükleri kısıtlayabileceksiniz. Daha doğrusu, suç ihdas ediyorsunuz yani burada kısıtlamadan sonra cezai müeyyide sonucunu doğuracak bir düzenleme yapıyorsunuz.

“Hak ve özgürlükleri” diyorsunuz, yine yasanın 14’üncü maddesiyle düzenlenen 5237 sayılı Kanun’un 115’inci maddesinin (3)’üncü fıkrasında enteresan bir şey getiriyorsunuz, “Cebir veya tehdit kullanarak ya da hukuka aykırı başka bir davranışla bir kimsenin inanç, düşünce veya kanaatlerinden kaynaklanan yaşam tarzına ilişkin tercihlerine müdahale eden kişi bu şekilde cezalandırılır.” diyorsunuz.

Bir defa hukuka aykırılık kavramı ayrı bir mesele, gelelim meselenin öbür tarafına. Siz bunu niye getiriyorsunuz? Efendim, açıkça söyleyelim, türbana müdahaleyi suç hâline getiriyorsunuz. E, peki, siz samimiyseniz eğer, demokratsanız, özgürlükçüyseniz, ya Allah’tan korkun, bugün Alevi canların, bu ülkenin üçte 1 yurttaşlarını temsil eden Alevi canların, bu ülkenin Türk ve İslam yurdu olması için en çok bedel ödeyen ilk gelenler Alevi canların ibadethanelerini hâlen, cemevlerini hâlen ibadethane kabul etmezken bu ne biçim bir çelişki? Siz samimi misiniz hakikaten?

Yani bir taraftan tek bir inanca, Sünni inanca herkesten topladığınız vergiden bu sene için 5 katrilyon lira bütçe ayırırken bir taraftan cemevinin elektrik parasını sanayi tarifesinden alırken bu ne biçim bir adalet anlayışı? Bu ne biçim bir hukuk anlayışı? Bu ne biçim bir özgürlük anlayışı?

“Efendim, yapıyoruz. Alevilerle ilgili de yapacağız.” Kaçıncı paketiniz oldu? Ne zaman yapacaksınız? E, zamana yayıyorsunuz. Yani kim engelliyor bu konuda sizi?

Bir taraftan müftüler, benim vergimle beslenen müftüler, Türkiye’deki, Iğdır’daki Caferi kesimi aşağılayan, horlayan, haddini aşan raporlar yazıyor ve hâlen görevde bu müftü efendi. Ben vergi vereceğim, benim vergimle beni asimile edeceksin, beni aşağılayacaksın, bir taraftan ben özgürlükçüyüm, demokratım diyeceksin. Bu çelişkidir, bu samimiyetsizliktir, bu riyakârlıktır.

Bir başka konu değerli arkadaşlar, nefret suçu. Nefret suçunu getiriyorsunuz, sadece “dil, ırk, milliyet, renk, cinsiyet, engellilik, siyasi düşünce, felsefi inanç, din veya mezhep farklılığından kaynaklanan; bir kişiye kamuya arz edilmiş olan bir taşınır veya taşınmaz malın satılmasını, kiraya verilmesini; kamuya arz edilmiş belli bir hizmetten yararlanmasını, işe alınmasını ve ekonomik bir etkinlikte bulunmasını engelleyen kimse cezalandırılır.” diyorsunuz. Yani nefret söylemini cezalandırmıyorsunuz.

Bir başka konu, buraya cinsel kimliği koymuyorsunuz. Cinsel kimliği niye koymuyorsunuz? Cinsel kimlik, yaş, medeni durum, fiziksel ve zihinsel engellilik, sağlık durumunu niye koymuyorsunuz? Bunlar sizin açınızdan ayrımcılık sebebi değil mi? Yani cinsel kimlikten dolayı bir kişiye karşı ayrımcılık yapıldığı zaman bu suç olmayacak, sizin getirdiğiniz düzenleme. Bu mudur özgürlük anlayışınız? “Efendim, ben kiraya vermem. Bu benim tercihim.” Niye? “Cinsel yöneliminden, cinsel kimliğinden dolayı.” Bunu mu diyorsunuz siz? Açık açık söyleyin.

Efendim, medeni durum… “Ben bekâra ev vermem, bekârı işe almam.” Bunu mu demek istiyorsunuz? Açık açık söyleyin.

Bir başka konu, en çok nefret suçu söylemlerle işleniyor. Meydanlarda çıkıp Sayın Genel Başkanımıza “Bilirsiniz, bu Alevidir ha.” diyerek halka yuhalatırken nefret suçunu işliyorsunuz. Bu cezalandırılmayacaksa siz işe alma, kiraya verme konusuyla mı bu işin üstünü kapatmaya çalışıyorsunuz? Bu samimiyetsizliktir.

Dolayısıyla biz diyoruz ki: “Herhangi bir kişi veya grubun, o kişi veya grupla bağlantılı kişi veya grupların, ırk, milliyet, etnik köken, renk, din, inanç, inançsızlık, siyasi görüş, dil, cinsiyet, cinsel yönelim, cinsel kimlik, fiziksel veya zihinsel engellilik, sağlık durumu, medeni durumu veya yaş nedeniyle bu şekilde ayrımcılığa tabi tutulması; ayrıca, etnik köken, din, mezhep, dil gibi unsurlar kullanılarak bir kişi ya da grubun küçük düşürülmesi amacına yönelik söz, yazı, görüntü ya da başka bir materyalle bu grubu, bu kişiyi aşağılarsan bu nefret suçu olsun.” Bu, uluslararası belgelere de uygundur. Siz, bir grubu-söylemek istemiyorum buradan- çeşitli iftiralarla, tevatürlerle aşağılayacaksınız, o grup üzerinden fıkralı anlatımla “ha, ha, ha, hi, hi, hi” güleceksiniz, bu, nefret suçu olmayacak ama “Evimi kiraya vermiyorum.”, bu, nefret suçu olacak. Bu, çelişki değil mi arkadaşlar? Dolayısıyla, Hükûmetin getirdiği bu tasarı, özgürlük, demokrasi anlamında hiçbir anlam ifade etmiyor.

Demokrasi, hak ve özgürlüklerin olabilmesi, etkin kullanılabilmesi için bir ülkede bağımsız yargının olması gerekmektedir. Bugün ülkede mahkeme kararları uygulanmıyorsa, yargı kararları uygulanmıyorsa siz bana özgürlükten bahsedemezsiniz, hepsi palavradır. Ne olursa olsun, bir mahkeme kararı uygulanmak zorundadır. Aksi takdirde, siz, vatanseverleri Silivri’de tutamazsınız. Dün tahliye edilen, rüşvet dağıtan, konvoyla karşılanan adamınız -bakanlarınıza rüşvet dağıtan Reza Zarrab- neyle tahliye edildi? “Efendim, deliller toplanmıştır, kaçma şüphesi yoktur, bakan çocukları da konumları itibarıyla kaçmayacaklar, bu nedenle tahliye ediyorum.” Her gün tahliye dilekçesi verirsen bir gün birine rast gelir, nöbetçi mahkeme değişir. İşte, ne tür numaralar döndü, tahliye edildi. Peki, ülkenin Genelkurmay Başkanı kaçacak mı? Niye tutuyorsunuz içeride? Bu insanı kovsanız da kaçmaz, kaçamaz, yurt dışına gidemez.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ALİ ÖZGÜNDÜZ (Devamla) – Gitse zaten yabancı istihbarat servislerinin, terör örgütlerinin hedefi olur. Bunları yapmayacaksınız, öbür taraftan tahliye edeceksiniz, bu da bir çelişkidir.

Genel Kurulu saygıyla sevgiyle selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Bartın Milletvekili Sayın Yılmaz Tunç konuşacak.

Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Temel Hak ve Hürriyetlerin Geliştirilmesi Amacıyla Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın tümü üzerinde AK PARTİ Grubu adına söz aldım. Bu vesileyle Genel Kurulu saygılarımla selamlıyorum.

18 maddeden oluşan, temel hak ve hürriyetlerin geliştirilmesi açısından çok önemli reformlar içeren demokratikleşme paketinin ülkemiz ve milletimiz için hayırlı uğurlu olmasını diliyorum.

Değerli milletvekilleri, AK PARTİ, 2001 yılında daha kurulurken programının adını Demokratikleşme ve Kalkınma Programı olarak koymuştur; iktidara geldiğinde ülkemizin demokrasi çıtasını yükselteceğini ve kalkınmışlık seviyesini artıracağını taahhüt etmiştir; iktidara geldiği 2002 yılından bu yana, on iki yıllık süre içerisinde de milletimize vadettiği bu iki ana başlık üzerinde büyük reformlara imza atmıştır.

İnsan haklarının ve demokrasinin güçlendirilmesi: Büyük kalkınma hamlesi bakımından tarihimize altın harflerle geçen bu on iki yıllık dönem, demokrasimizin sağlam bir zemine oturtulması, her kesimden insanın temel hak ve özgürlüklerden en geniş şekilde yararlanması açısından önemli adımların atılmasına sahne olmuştur. Atılan bu demokratikleşme adımları, devlet ile toplum arasındaki mesafeyi kısaltmış, milletimizin devletine güvenini pekiştirmiştir. Daha önceki süreçte, güvenlikçi bakış açısı ve vesayet kurumları nedeniyle, hak ve özgürlükler başta olmak üzere talepleri duymazdan gelinen halkımızın sesine kulak verilmiş, güvenlik ve özgürlük arasında bir denge yakalanmış, aralarında hiçbir ayrıma gidilmeksizin insanlarımızın meşru taleplerinin en geniş şekilde karşılanmasına çaba harcanmıştır.

AK PARTİ hükûmetleri tarafından bu süreçte atılan adımlar, geleceğin büyük ve güçlü Türkiye’sine ulaşılması noktasında tarihî bir dönemeçten geçildiğine işaret etmektedir. Etnik, kültürel, dinî ve siyasal farklılıklarına bakmaksınız tüm vatandaşlarımıza eşit mesafede duran ve hepsini ülkemizin eşit ve özgür vatandaşları olarak gören bir anlayışla demokratikleşme alanında düzenlemeler yapılmış ve geçmişin yaralarının sarılmasına da büyük önem verilmiştir.

İnsan odaklı yönetim anlayışının esas alındığı bu demokratikleşme hareketinde, her türlü vesayetin tasfiye edilmesi ve yerine millet iradesinin egemen olduğu bir sistemin tesis edilmesi hedeflenmiştir. Bu hedef doğrultusunda atılan adımlarla vatandaşlarımızın temel hak ve özgürlüklerden evrensel standartlarda yararlanmasının önü açılmıştır.

Son on iki yılda Türkiye’de yaşanan geniş kapsamlı değişim ve dönüşüm sürecini “sessiz devrim” olarak nitelemek doğru bir yaklaşım olacaktır. Zira, 2002-2014 arasında, her biri Türkiye'de demokrasinin ve insan haklarının çıtasını yükseltmeyi hedefleyen reformlar ardı ardına hayata geçirilmiştir. Geçen hafta görüştüğümüz ceza hukuku paketi, bugün görüşmekte olduğumuz demokratikleşme paketi, bu adımlara kararlılıkla devam edildiğinin en önemli göstergeleridir.

Değerli milletvekilleri, ülkemizde, demokrasiye geçiş sonrasında yaşanan gelişmelere ve demokratik rejimin işleyişine bakıldığında, göze çarpan önemli bir özelliğin vesayet olduğu görülmektedir. Seçimle gelen iktidarları hedef alan 27 Mayıs ve 12 Eylül darbeleri ile 12 Mart ve 28 Şubat muhtıraları vesayet aktörlerinin gücünü göstermiş, 1961 Anayasası’yla düzenlenen Millî Güvenlik Kurulu vesayet bağlamında en önemli kurumlardan biri olmuştur. Silahlı Kuvvetler dışındaki erkler ve bürokratik aktörler de vesayet olgusu bağlamında unutulmamalıdır. Bunlar içerisinde yargı önemli bir yer almaktadır. Zira, verdiği kararların bağlayıcı olması ve başka bir kamu erkinin denetimine tabi olmaması dolayısıyla, yargı daha farklı bir konumdadır. Özellikle konjonktürel olarak vesayet aktörlerinin etkin olduğu dönemlerde veya vesayetçi anlayışın baskın olduğu durumlarda yargı, hukuk ve özgürlüklerden ziyade ideolojik tercihler doğrultusunda karar verebilmekte ve hukukun üstünlüğü zedelenmektedir. İşte, AK PARTİ hükûmetleri ve 22’nci, 23’üncü ve 24’üncü Yasama Döneminde Türkiye Büyük Millet Meclisi, her türlü vesayetin aşılması, demokrasi standardının yükseltilmesi ve sivilleşme için büyük bir gayretin içerisinde olmuş ve önemli reformlara imza atmıştır.

Ülkemizde, bu dönemde güvenlik paradigması değiştirilmiş, önemli yargı reformları gerçekleştirilmiştir. Bu bağlamda, devlet güvenlik mahkemelerinin ve ardından özel yetkili mahkemelerin kaldırılması, Anayasa Mahkemesi ve Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun yapısının değiştirilmesi, Millî Birlik ve Kardeşlik Projesi’nin başlatılması ve ardından çözüm süreci olarak devam ettirilmesi ve otuz yıl süren terörün sona erdirilmesi, vatandaşlıktan çıkarılanlara haklarının iadesi, gündelik hayatın kolaylaştırılması ve bürokrasinin azaltılması, yerleşim birimlerine eski isimlerinin verilmesi ülkemiz için önemli reformlar ve kazançlar olarak tarihe geçmiştir.

On iki yıllık dönemde güvenlik paradigmasını değiştiren AK PARTİ, gerçekleştirdiği reformlarla da sivilleşmeyi sağlamıştır. Bu bağlamda da Cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesi, Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterinin sivil olması, askerî yargının yetki alanının daraltılması, EMASYA Protokolü’nün kaldırılması, bazı kamu kurum ve kuruluşlarında askerî üye uygulamasının kaldırılması, Yüksek Askerî Şûra kararlarına yargı yolunun açılması, 12 Eylül darbecilerine yargı yolunun açılması, Türkiye Büyük Millet Meclisinde bu konuda araştırma komisyonlarının kurulması gibi her biri ayrı bir reform niteliğinde sivilleşme çalışmaları hayata geçirilmiştir.

Son on iki yıl insan haklarının geliştirilmesi açısından da çok büyük reformlara sahne olmuştur. İşkenceye sıfır tolerans politikası, ifade ve basın-yayın özgürlüğünün genişletilmesi, mafya ve çetelerin çökertilmesi, faili meçhullere son verilmesi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları doğrultusunda yeniden yargılamaların yapılması, Bilgi Edinme Kanunu’nun çıkarılması, toplantı ve gösteri yürüyüşleri, azınlık vakıflarının haklarının iadesi, Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru hakkının getirilmesi, Kamu Denetçiliği Kurumunun kurulması, Türkiye İnsan Hakları Kurumunun kurulması, çocuk ve kadın hakları konusundaki reformlar, sanık ve tutuklu haklarının iyileştirilmesi, denetimli serbestlik ve adli kontrol sistemlerinin geliştirilmesi, standarda uymayan cezaevlerinin kapatılması insan hakları konusunda son on iki yılda gerçekleştirilen önemli iyileştirmeler olarak uygulamaya geçmiştir.

Bugün görüşmekte olduğumuz tasarı da bize gösteriyor ki demokratikleşmeye hız kesmeden devam eden bir Türkiye var. Sayın Başbakanımızın ekim ayında açıkladığı, önemli bir kısmı idari düzlemelerle hayata geçirilen demokratikleşme paketinin yasal düzenlemelerle hayata geçirilecek olan bölümünü de bugün gerçekleştiriyoruz. Bu tasarıyla, temel insan haklarından olan ifade özgürlüğüyle seçme ve seçilme hakkı, toplantı ve gösteri yürüyüşü haklarının kullanımının genişletilmesi ve kişinin sahip olduğu özelliğinden dolayı ayrımcılığa uğramaması için kanunlarımızda önemli değişiklikler yapılıyor.

Görüşmekte olduğumuz tasarıyla, toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkının kullanılmasında zaman aralığı genişletilmekte, seçim propagandalarında farklı dil ve lehçelerin kullanılabilmesine imkân sağlanmakta, beldelerde teşkilat zorunluluğu kaldırılmakta, siyasi partilerin eş başkan seçebilmeleri sağlanmakta ve siyasi partilerimizin devlet yardımından yararlanabilmesi için yüzde 7’lik olan oy oranı, yüzde 3’e indirilmektedir.

Farklı dil ve lehçelerde özel okulların açılması, eğitim ve öğretim hakkını engelleyenlere, kişi hangi inanca sahip olursa olsun, -ki biraz önceki konuşmacı “Buna Aleviler dâhil değil.” dedi; buna Aleviler de dâhil- kişinin o inancının gereğini yapmasını engelleyenlere hapis cezası getirilmesi, kişilerin yaşam tarzına müdahale edenlere cezai yaptırımlar getiren düzenlemeler yasalaştığında ülkemiz insan haklarının gelişmesinde önemli yer tutacaktır.

Diğer yandan, nefret suçu, günümüzde mücadele edilmesi gereken en önemli olgulardan biri olarak uluslararası gündemde yerini almıştır. Nefret suçlarında hedef, mağdurdan öte, mağdurun üyesi olduğu sosyal gruptur. Fail için ise, ön yargı, açık veya örtülü şekilde suçun işlenme motivasyonunu oluşturmaktadır. Ayrımcılık temelli olması nedeniyle, nefret suçu, fail ve mağdur ile birlikte tüm toplumu yakından etkilemektedir. Bu kapsamda, Türk Ceza Kanunu’nda ayrımcılık suçuyla birlikte nefret suçu da getirilerek Türk ceza adalet sistemine daha uygun olacak şekilde, ayrımcılık suçunun nefrete dayalı ayrımcılık olduğuna vurgu yapılmıştır.

Tasarının hayata geçmesiyle birlikte, ülkemiz insan hak ve özgürlüklerinin iyileştirilmesi yolunda önemli bir mesafe daha katedilmiş olacaktır.

Bugün görüşmekte olduğumuz ve bundan önceki paketlerle de hayata geçirdiğimiz her biri sessiz devrim niteliğinde olan bu önemli reformları…

SÜLEYMAN ÇELEBİ (İstanbul) – Karşı devrim.

YILMAZ TUNÇ (Devamla) - … gönül isterdi ki muhalefet partileriyle birlikte oylayarak oy birliğiyle geçirseydik ama bu mümkün olmuyor, bu nasip olmadı. Keşke, özel yetkili mahkemelerin kaldırılmasına hep birlikte burada el kaldırabilseydik. Uzun tutukluluk sürelerinin indirilmesinde hepimizin oyu olsaydı kötü olmazdı. Tutuklu vekillerin, bireysel başvuru hakkını kullanarak serbest kaldığı Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru düzenlemesini birlikte gerçekleştirseydik daha güzel olmaz mıydı? Kişinin en doğal hakkı olan ana dilde savunmaya hepimizin “evet” demesi daha şık olmaz mıydı? Terörün bitirilmesi için başlatılan çözüm sürecine hepimiz destek verseydik, ülkemiz ve milletimiz için daha hayırlı bir iş yapmış olmaz mıydık?

Demokrasi tarihimiz boyunca sürekli sorun olarak önümüzde duran, gerçekleşmesi için güçlü bir iradeyi bekleyen bu büyük reformları hayata geçirirken yanımızda destekçi olarak yalnızca milletimizi bulduk. Gerek demokratikleşme reformlarının hayata geçirilmesinde gerekse büyük kalkınma hamlesinde dünyaya meydan okuyan projelerin bir bir uygulanmasında, on iki yıllık süreçte güllük gülistanlık bir yolda da ilerlemedik. Bu süreçte, eski Türkiye özlemiyle yanıp tutuşan, vesayet anlayışının devamını isteyen güç odaklarınca hep engellenmeye çalışıldık. AK PARTİ olarak bu reformları, bu büyük başarıyı, ülkemizi 4 kat büyüten ekonomik kalkınma hamlesini, milletimizin refahını artırma mücadelesini hep engelli koşuyla yaptık. Bu engelli koşuda muhalefet partilerinin rolü de hep engel olmak yerine yapıcı bir muhalefet şeklinde olsaydı, bundan muhalefet de kazançlı çıkardı, milletimiz ve ülkemiz de daha fazla kazanç sağlardı.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; on iki yıllık süreçte biraz önce saydığım devrim niteliğindeki reformların gerçekleşmesinden rahatsız olanlar, ülkemiz insanının müreffeh bir hayat sürmesini istemeyenler darbe girişimleriyle, 27 Nisan bildirileriyle, 367 krizleriyle, kapatma davalarıyla bu demokrasi mücadelesinin önünü kesmeye çalışanlar her zaman milletimize mahcup olmaya devam edeceklerdir, ülkemizin hızını kesemeyeceklerdir. Türkiye’nin enerjisini montaj siyasetiyle kimse azaltamayacaktır. AK PARTİ’nin millete hizmet yolundaki şevkini sahte dinleme kayıtlarıyla kimse kıramayacaktır. Bu milletin gönlünden Recep Tayyip Erdoğan sevgisini kirli oyunlarla kimse silemeyecektir. (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

İşte, seçime gidiyoruz, fazla da telaşa gerek yok. 30 Mart çok yakın. 1 Nisanda da hemen hepimiz buradayız, Meclis tekrar açılacak ve yine yüz yüze geleceğiz, hep konuştuklarımızı hatırlayacağız. O nedenle buradaki konuşmalarımızda da gerçekçi olmak durumundayız. 30 Martta milletimiz, bundan önceki 5 seçim ve 2 referandumda olduğu gibi, bu kez daha yüksek bir sesle, iftira siyasetine, karalama siyasetine, vesayetçi anlayışa “Hayır.” diyecek ve yeni Türkiye yolunu tıkamak isteyenleri elinin tersiyle bir kenara itip yoluna devam edecektir.

Bu duygu ve düşüncelerle, demokratikleşme paketinin hayırlı uğurlu olmasını diliyor, Genel Kurulu saygılarımla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Tunç.

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Sayın Başkanım, az önceki konuşmacı benim konuşmama atfen “Aleviler bu kapsamda sayılmadı.” dedi. O konuda bir yanlış anlaşılma var, müsaade ederseniz bir açıklama yapmak istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun, yerinizden bir dakika…

VIII.- AÇIKLAMALAR (Devam)

4.- İstanbul Milletvekili Ali Özgündüz’ün, Bartın Milletvekili Yılmaz Tunç’un 559 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın tümü üzerinde AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Şimdi, az önce iktidar partisi adına konuşan arkadaşımız, benim konuşmama atfen, “Efendim, Aleviler de bu kapsamdadır.” dedi. Benim orada demek istediğim budur yani bir defa, Alevilerin ibadethanesi olan cemevlerine yasal statü tanımadan, bugün Hükûmetin resmî görüşü, Diyanetin resmî görüşü “Efendim, Müslümanların bir ibadethanesi, Hristiyanların bir ibadethanesi, Musevilerin bir ibadethanesi var. Dolayısıyla, Alevi kardeş, sen de İslam’ın tasavvufi bir yorumusun. Buyur, gel camiye, benim gibi ibadet et yani asimile ol.” diyorsun. Dolayısıyla, bu anlamda bir ayrımcılık varken siz yalandan, bir inancın bir cüzünü -o da tartışmalı olan bir kısmını- getirip ona müdahaleyi ceza tehdidi altına sokarsanız bu bir çelişkidir, bu samimiyetsizliktir. Bunu demek istemiştim.

Teşekkür ediyorum.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Bu inanç… Bütün inançları kastediyoruz.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

3.- Temel Hak ve Hürriyetlerin Geliştirilmesi Amacıyla Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Ağrı Milletvekili Halil Aksoy’un; 2820 Sayılı Siyasi Partiler Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Yasa Teklifi, Antalya Milletvekili Gürkut Acar’ın; Milletvekili Seçim Kanunu ile Siyasi Partiler Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi, Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanvekilleri Yalova Milletvekili Muharrem İnce ve İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin; Siyasi Partiler Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, Diyarbakır Milletvekili Altan Tan’ın; 2820 Sayılı Siyasi Partiler Kanununda Değişiklik Yapılmasına dair Kanun Teklifi, İstanbul Milletvekili Abdullah Levent Tüzel’in; 2820 Sayılı Siyasi Partiler Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun; Siyasi Partiler Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ile Anayasa Komisyonu Raporu (1/869, 2/445, 2/567, 2/624, 2/936, 2/1630, 2/1666) (S. Sayısı: 559) (Devam)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, şahıslar adına konuşmalarda birinci sırada Eskişehir Milletvekili Sayın Süheyl Batum var.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

BEDİİ SÜHEYL BATUM (Eskişehir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, şimdi, arkadaşlarımızın bu yeni demokratikleşme paketiyle ilgili söylediklerini dinledim, Sayın Bakanın da dinledik demin. Biz komisyonda da bunları konuştuk ve gerçekten, iktidar bir şeyler söyler, muhalefet tersini söyler; bu, parlamenter rejimlerin, demokratik rejimlerin bir unsurudur ama bu kadar farklı algılamak, bu kadar, bir anlamda yapamadığını ifade etmek çok zor olur diye düşünüyorum. Neyi söylemek istiyorum? Şimdi, AKP iktidarı zamanında en çok duyduğumuz söz, gerçekten söylüyorum, “demokratikleşme” sözü ve “demokratikleşme, reform” ve “demokratikleşme paketleri.” Şimdi, bir tanesini alayım.

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Hakkını veriyorsunuz yani.

BEDİİ SÜHEYL BATUM (Devamla) – Sevgili Bülent, bir tanesini alayım. Birinci yargı paketi, pardon, demokratikleşme paketi; ikinci demokratikleşme paketi, yargı; üçüncü yargı paketi, dördüncü yargı paketi, sonunda da geçen gün getirdiğiniz beşinci yargı paketi. Şimdi, amaç neydi, ne için söylediğiniz? Yargının uzun karar vermesini engelleyelim, hukuksuzlukları ortadan kaldıralım, uzun tutuklulukları ortadan kaldıralım. 5 yargı paketinde vardığınız nokta, kendi koyduğunuz beş yıla Anayasa Mahkemesi’nin kararından sonra dönelim. Bunun için 5 paket açıtınız, 5 tane paket.

Değerli arkadaşlar, peki, bu arada ne oldu? Düzmece kanıtlar, sehven kanıtlar, onlarla yapılan mahkûmiyetler -e, ortada bunlar- yedi yıllık tutukluluklar, beş yıllık tutukluluklar. Allah rızası için ne getirdiniz, bunlara karşı ne getirdiniz? Hadi, iyi niyetle diyelim ama iyi niyetle demek istemiyorum çünkü o zaman beceriksizlik olacak. 5 tane yargı paketiyle, bir insanın Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi normlarına uygun, evrensel normlara uygun olarak suçu varsa tutuklanması ve eğer kaçma tehlikesi, delilleri karartma tehlikesi yoksa tahliye edilmesi bu kadar zor muydu?

Sevgili arkadaşlar, en son “ÖYM’leri kaldırdık.” diyorsunuz, “Demokratikleştik.” Ne oldu? Hep beraber yaşadık. “ÖYM’leri kaldıralım.” Peki. “Soruşturmaları kaldıralım.” Peki. “Delilleri yok edelim.” Peki. “Şu andaki soruşturmalara ve kovuşturmalara bu uygulansın.” Tamam. E, peki, yedi senedir yaşayanlar? Daha oraya gelmedik arkadaşlar, onu daha öğrenmedik, bundan sonra öğreneceğiz! Şimdi, buna çok rahatlıkla… Sevgili Yılmaz Tunç da çıkıyor, diyor ki: “Demokratikleştik işte, harika şeyler yapıyoruz.” diyor.

Şimdi, bu yasada 3 tane önemli husus var. Bu demokratikleşmeyi… Hep beraber oradaydık, bunları konuştuk. Bir kere toplantı gösteri yürüyüşü… Değerli arkadaşlar, toplantı gösteri yürüyüşü, Anayasa’nın 34’üncü maddesi, 2001 yılında değişti. Buna uygun bir yasa yapmamız lazımdı, hâlâ güzergâhı vali belirliyor, hâlâ güzergâhı mülki amir belirliyor. Şimdi, bunun için orada da konuştuk, dedik ki: “Gelin, yapmayalım bunu, demokratikleşelim.” “Hayır.” dediniz. Üstelik de harika, demokratik bir formül koydunuz. “Vatandaşların günlük yaşamını zorlaştırmayacak şekilde…” Oh, ne güzel! Toplantı gösteri yürüyüşünün esası bu zaten, esası bu. Adam bir yerden geçerken bakacak bir şey var; “Ne oluyor?” diyecek, “Toplantı gösteri yürüyüşü yapıyorlar, bir şeyi beğenmediler.” diyecek. “Hayır...” Bunu eklediniz: “Vatandaşların günlük yaşamını zorlaştırmayacak şekilde…” Bu konuda açılan davaları biliyoruz. Otobüs duraklarının yanında yürüdün diye, yakınında yürüdün diye... Bilmiyorsanız ben size göstereyim, Eskişehir’de...

İDRİS ŞAHİN (Çankırı) – Otobüs duraklarını parçaladınız diye.

BEDİİ SÜHEYL BATUM (Devamla) – Vallahi tallahi, parçaladınız değil, yakınında yaptınız diye.

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Çiçek veriyorlar, çiçek!

İDRİS ŞAHİN (Çankırı) – Ah Hocam, ah!

BEDİİ SÜHEYL BATUM (Devamla) – Değerli arkadaşlar, şimdi, toplantı gösteri yürüyüşünde “Hadi, gelin, bunu mülki amire bırakmayalım; sivil toplum kuruluşlarından, parti temsilcilerinden o ilde bir kurul oluşturalım, kurul versin.” dedik.

İHSAN ŞENER (Ordu) – Kaos istiyorsun, kaos!

BEDİİ SÜHEYL BATUM (Devamla) – “Yok.” dediniz. O kadar…

İHSAN ŞENER (Ordu) – O kaos, kaos!

BEDİİ SÜHEYL BATUM (Devamla) –  Şimdi daha da ilgincini gördüm. Bakın, sevgili kardeşim ne diyor? Diyor ki: “Aman, demokrasi isteme kaos olur.”

İHSAN ŞENER (Ordu) – Yok, demokrasiyle hiç alakası yok!

BEDİİ SÜHEYL BATUM (Devamla) – “Yani…” diyoruz. “Yani, demokrasinin ölçüsünü bizim mülki amirimiz, valimiz belirler.” diyor.

İHSANŞENER (Ordu) – Öyle mi anladınız?

BEDİİ SÜHEYL BATUM (Devamla) – Şimdi, hep beraber, dedik ki: “Gel, parti temsilcilerini koyalım, bir kurul koyalım, o karar versin.” “Hayır.” dediniz. Çok demokratikleştik! Ne yaptık? “Görüşleri alınarak…” E, görüşlerini aldı, uymadı. “Olsun, bizim demokrasimiz o kadar.” Zaten, yargı anlamında yaptığımız ortada olduğu için, bugün bunun da yanlış olduğunu söylüyoruz.

Sevgili arkadaşlar, bu yasa aykırı. Hadi, gelin -demin Sayın Bakan da anlattı- 11’inci maddeye bakalım. Arkadaşlar, böyle bir şeyin dünyada örneği filan yok ya.

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Örnek ülkeyiz Başkanım.

BEDİİ SÜHEYL BATUM (Devamla) – Anayasa Uzlaşma Komisyonu kurduk. Oturduk. İki yıl oturduk. İki yıl otururken BDP’den arkadaşlar -Bengi Bey de orada, biliyor- haklı olarak dedi ki: “Gel, özel okulları bu esasların dışında bırakalım.” Ya, madde getirdiler iki sene önce. BDP o konuda dürüst; dedi ki: “Benim istediğim bu, bunu koyalım.” Faruk Bey de oradaydı, ben de oradaydım, AKP’li dostlarımız da oradaydı. “Hayır, olmaz, böyle bir şeyi kabul edemeyiz. Özel okullar, resmî okul diye ayrım yoktur Türk hukukunda, okullar aynı esaslara tabiidir.” dediler.

FARUK BAL (Konya) – AKP de kabul etmedi.

BEDİİ SÜHEYL BATUM (Devamla) – Onlar da kabul etmedi, “Hayır, olmaz böyle bir şey.” dediler. Tutanaklar bizde, “Özel okul, resmî okul diye bir ayrım yapılmaz.” dediler. Sonra bir baktık, demokratikleşiyoruz! Peki, “Özel okullarda eğitim başka dilde yapılabilir.” Arkadaşlar, bunun namuslu yolu, gelin, Anayasa’da değişiklik yapın. Hadi gelin, değişiklik yapın.

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Kiminle?

İHSAN ŞENER (Ordu) – Kiminle, sizinle mi Hocam?

BEDİİ SÜHEYL BATUM (Devamla) – Benimle değişiklik yapma, sen öner de… Bak, BDP de istedi. “Hayır, seninle mi yapacağım?” Peki, ne yapacağım? “Yani hoop dolandıracağım.” Nasıl dolandıracaksın? “Ne bileyim ben, Başbakanım söyledi, herhâlde doğrudur. Biz anlaştık.”

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Buna “evet” diyorsanız biz yaparız. “Evet” diyor musunuz?

BEDİİ SÜHEYL BATUM (Devamla) – Şimdi, “evet”i filan bırak, sen getir Bülent, yeter ki “Uyanıklık yapıyorum.” deme.

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – 60 maddede uzlaştınız, onu niye kabul etmediniz?

BAŞKAN – Karşılıklı konuşmayalım lütfen.

BEDİİ SÜHEYL BATUM (Devamla) – Cevabını verirsin. İki sene burada, iki sene Anayasa Komisyonunda ağzını açma “Olmaz özel okullar.” de, özel okul… Şimdi, hep beraber oradaydık, Sayın Bakan söylerken. Aynen şöyle söylüyor: “Ne var, çocuklarımız Kürtçeyi de öğrensin, başka dilleri de öğrensin.” Sayın Bakan, peki, bu “özel okul”dan anladığın nedir senin? Ya, ilkokul mu, ortaokul mu, lise mi, üniversite mi, şoför kursu mu, nedir? “Onu söyleyemem. Yoksa oyun ortaya çıkar. Biz öyle ‘özel okul’ dedik geçiyoruz. Buraya da gelip biz gerektiği zaman da ‘Bu izni verir miyiz?’ deriz. Öbür tarafa da gider, Karadeniz’de onu söyleriz, Orta Anadolu’da, Güneydoğu’ya da gidip ‘Bak, getirdik.’ deriz, böylece herkesten bir şeyler, gönlünden kopana göre oy alırız.” diyor. Şimdi, Anayasa’yı böyle bir uyanıklıkla açık açık çiğniyorsunuz. Hadi gelin Anayasa’yı değiştirin, hadi gelin Anayasa’yı değiştirin, hadi gelin.

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Toplantıya gelmediniz, toplantıya.

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Hocam, 60 maddede uzlaşmıştınız, onu niye kabul etmediniz?

BEDİİ SÜHEYL BATUM (Devamla) – Sevgili kardeşim, o 60 madde içinde o yoktu, emin ol.

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Olabilir, 60 taneyi yapalım, ona da sonra bakalım. Niye anlaşamıyoruz?

BEDİİ SÜHEYL BATUM (Devamla) – Yoktu, yoktu.

BAŞKAN – Karşılıklı konuşmayın lütfen.

BEDİİ SÜHEYL BATUM (Devamla) – Şimdi, gelelim, bu yasanın inanılmaz maddeleri de var, açık söyleyeyim, bunun dışında.

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Hocam, kendi aranızda anlaşamadınız komisyonda. Toplantıya gelmiyordunuz.

BEDİİ SÜHEYL BATUM (Devamla) - Nokta atışı, demokratikleşiyoruz arkadaşlar, siyasi partilerde demokratikleşiyoruz. Tamam dedik, ne güzel ya.

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Oy veriyor musunuz ki?

BEDİİ SÜHEYL BATUM (Devamla) - Belki barajla oynayacaklar, belki partide seçimleri ön seçime bağlayacaklar… Getirdikleri şu: “Partilerde eş başkan olur, eş başkan diğer başkanların yetkilerine hâkimdir.” Bu ne için getirilmiş? “Dur bakalım, ağustosta ne olur ne olmaz, üçüncü defa seçilemezsek açıkta kalırız. Dur bakalım, biz acaba Abdullah Gül’e mi verelim bu işi yoksa biz mi başında oturalım? Oturursak da bu arkadaşların listesini belirleme işini kime vereceğiz?” Olay bu. Açık, eş başkan, eş başkan.

HÜSEYİN BÜRGE (İstanbul) – Niyet okuyorsun. Yıllarca niyet okudunuz.

İHSAN ŞENER (Ordu) – Size versin, size.

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Eş başkan derken biz kadın temsiliyetini önemsiyoruz. Kadın olacak, kadın!

BEDİİ SÜHEYL BATUM (Devamla) - Bizi de kandırıyorlar, diyorlar ki: “Efendim, Öcalan için mi getirdi, Ahmet için mi getirdi, Mehmet için mi getirdi?” Yok, yok, bunların başkanı için, Başbakan için.

HÜSEYİN BÜRGE (İstanbul) – CHP’nin Genel Başkanına verelim, çok başarılı ya!

BEDİİ SÜHEYL BATUM (Devamla) - İki, değerli arkadaşlar son söyleyeceğim şu: Şunun bir 16’ncı maddesine bakın. Ne diyorlar biliyor musunuz?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Batum.

BEDİİ SÜHEYL BATUM (Devamla) – Sayın Başkanım, müsaade…

BAŞKAN – Sayın Batum, teşekkür ederim.

BEDİİ SÜHEYL BATUM (Devamla) – Hırsız, zimmetine para geçiren herkes…

BAŞKAN – Süreniz bitti.

BEDİİ SÜHEYL BATUM (Devamla) – Hemen bitirdim.

…partilere üye olsun diyorlar. Artık zaten bu siyasete insanlar laf ediyordu, açık açık kızıyorlardı bazen, “hırsızlar partisi” dediğimizde şimdi bu değişiklikle…

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Niye oraya bakıyorsunuz Hocam?

BEDİİ SÜHEYL BATUM (Devamla) – Sizin için değil, hepimiz için. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Batum, süreniz bitti, lütfen…

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Hocam, sizin dönemi Sarıgül’e soracaklar, Sarıgül’e, Sarıgül’e soracaksınız.

BAŞKAN – Şahsı adına ikinci konuşmacı Sayın Fatih Şahin, Ankara Milletvekili.

Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

FATİH ŞAHİN (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Temel Hak ve Hürriyetlerin Geliştirilmesi Amacıyla Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın tümü üzerinde şahsım adına söz almış bulunmaktayım, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

3 Kasım 2012’den bu yana ülkemize, milletimize olan eksilmez sevdamızla her alanda çok önemli hizmetler, çok önemli yatırımlar ve köklü reformlar gerçekleştirdik. Hiç şüphesiz ki son on bir-on iki yıl içerisinde Türkiye’ye kazandırdıklarımız arasında demokratik reformların ayrı ve özel bir yeri bulunmakta. Türkiye’nin daha demokratik, daha özgür, daha müreffeh, daha huzurlu, daha güvenli bir ülke olması için attığımız bu adımlar sayesinde, gerçekleştirdiğimiz bu reformlar sayesinde ülkemizin çehresi değişti. Demokratikleşme adımları ekonomimizi, dış politikamızı, sosyal hayatımızı doğrudan etkileyerek ülkemizin her alanda güçlü ve istikrarlı bir şekilde büyümesini sağladı. Devleti milletimizin hizmetkârı yapabilmek, devlet ile millet arasındaki mesafeyi kapatabilmek, devlet ile millet kucaklaşmasını sağlamak amacıyla çok önemli, çok ciddi adımlarımız, gayretlerimiz, reformlarımız oldu.

Yeni bir güvenlik paradigması geliştirerek, tabiri caizse sessiz bir devrimi gerçekleştirdik iktidarımız döneminde. Örneğin, iktidara gelişimizin daha on ikinci gününde, on beş yıllık süren ve tam 46 kez uzatılan “Kaldırılamaz.” denen olağanüstü hâli kaldırarak Hükûmet etmeye başladık bu ülkeye. Devlet güvenlik mahkemelerini kaldırdık ve daha yakın bir zamanda da özel yetkili mahkemeleri kaldırdık. Kamu Düzeni ve Güvenliği Müsteşarlığını kurduk.

Millî birlik ve kardeşlik projesiyle bir zihniyet devrimini gerçekleştirdik bu topraklarda. Cezaevlerindeki tutuklu ve hükümlülerin, yakınlarıyla ana dillerinde, istedikleri dilde iletişim kurmalarını, görüşmelerini sağladık.

GÜRKUT ACAR (Antalya) – İnsanlar cezaevinde ölüyor hastalıktan!

FATİH ŞAHİN (Devamla) – Kamu Denetçiliği Kurumunu, Türkiye İnsan Hakları Kurumunu kurduk. Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru hakkını getirdik. Millî Güvenlik Kurulunun daha özgür, daha demokratik, daha sivil bir hüviyet kazanmasını sağladık.

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Orduyu tasfiye ettiniz!

FATİH ŞAHİN (Devamla) – YAŞ kararlarına karşı yargı yolunu açtık. Sizin muhalefetinize, sizin direnmenize rağmen milletimizin desteğiyle yaptık bunu.

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Kandırarak, kandırarak!

FATİH ŞAHİN (Devamla) – Millî Güvenlik Bilgisi dersini müfredattan çıkardık, tek parti iktidarının faşizan kalıntılarından olan Andımız uygulamasına son verdik.

FARUK BAL (Konya) – “Türk’üm, doğruyum, çalışkanım.” demek faşizan mı oluyor ya?

FATİH ŞAHİN (Devamla) – 12 Eylül darbecilerinin yargılanmasının önündeki yasal engelleri kaldırdık. Devlet memurlarının yargıya başvurmasının önündeki engelleri ortadan kaldırdık ve yargısal güvenceyi daha da genişlettik. Memurların sendikal haklarını güçlendirdik ve kamu görevlilerine toplu sözleşme imkânı tanıdık. Kamu kurumlarındaki başörtüsü yasağı utancına bu topraklarda çok şükür ki bizler son verdik.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; her biri milletimizin talepleri, milletimizin ihtiyaçları doğrultusunda atılmış olan bu adımlar sayesinde toplumsal barışımız güçlendirilmiş, birlik ve beraberliğimiz pekiştirilmiş, akan kan ve gözyaşına son verilmiştir. Anne babaların evlatlarını teröre kurban verme endişeleri izale edilmiş, ortadan kaldırılmıştır.

Temel hak ve hürriyetlerde sağlanan bu iyileştirmeler sayesinde, ülkemiz, özgüveni yüksek, geleceğe güvenle bakabilen bir ekonomik zemine kavuşmuştur. Bu sayede millî gelirimiz on bir yılda 3 kattan daha fazla artmıştır, ihracatımız 4 kattan daha fazla artmıştır; devlet borçlanma faizleri düşmüş, faizlerdeki bu düşüş sayesinde 642 milyar TL -eski parayla 642 katrilyon- bu topraklar, bu millet, bu devlet kazanmıştır. Bu, yıllık gelir bütçemizin yaklaşık 2 katına tekabül etmektedir.

Ülkenin bankaları hortumlanırken, devletin kasası boşaltılırken, ülke bir günde fakirleştirilirken tüm bu olup bitenleri seyredenlerin ülkemizin geldiği bu noktayı idrak etmelerini elbette ki beklemiyoruz.

Gençlerin eğitim hakları, inançları, düşünceleri nedeniyle ellerinden alınırken, usulsüz yargılamalar yapılırken, en temel hak ve hürriyetler ayaklar altına alınırken sesini çıkarmayanların, AK PARTİ’nin demokrasi ve özgürlük vizyonundan rahatsız olmasını anlayabiliyoruz. O günlerde, hatta bugünlerde de çetelerin, mafyaların, cuntaların, vesayet odaklarının, sermaye gruplarının karşısında el pençe divan duranlardan başka türlü bir tavır geliştirmelerini de zaten beklemiyorduk.

Çözümsüzlüğün bir siyaset tarzı olarak benimsendiği bir dönemde bu reformları yapmak son derece zordur ve cesaret ister. Biz, on bir yıl boyunca, işte bu zorluklara, bu dirence rağmen bu reformları gerçekleştirdik. Bugün gerçekleştirmeyi arzuladığımız yeni reformlar, atmayı istediğimiz yeni adımlar on bir yıllık demokratikleşme yolculuğumuzun tabii bir sonucudur. Türkiye artık geri döndürülemez bir biçimde demokrasi istikametinde ilerlemektedir. Bu doğrultuda, görüşülmekte olan bu tasarıda, atmayı planladığımız, Meclisin takdirine sunduğumuz bazı hususları da örnekleme yoluyla sizlerle paylaşmak istiyorum.

Toplantı ve gösteri yürüyüşlerinin daha özgür bir ortamda yapılabilmesi için Hükûmet komiserine verilen görev ve yetkileri, düzenleme kuruluna devretmekteyiz. Farklı dil ve lehçelerde eğitim ve öğretimin önündeki engelleri kaldırmaktayız. Eğitim ve öğretim hakkının kullanımının engellenmesi suçuna verilen cezayı daha da artırmaktayız. Kamu hizmetlerinin sürekliliği ve vatandaşlarımızın bu hizmetlerden faydalanmasını güvence altına almaktayız. Ayrımcılık suçunun tanımını değiştirmekte, nefrete dayalı ayrımcılık suçunun cezasını artırmaktayız. Yardım toplamadaki kısıtlamaları kaldırmakta, vatandaşlarımızın, özgür iradeleriyle, istedikleri yere yardımlarını verebilmelerini mümkün hâle getirmekteyiz. Köy isimlerinin değiştirilmesinin önündeki yasal engelleri kaldırmaktayız. “Q” gibi, “w” gibi, “x” gibi harflerin kullanımını cezai müeyyideye bağlayan hükümleri kaldırmakta, tabiri caizse klavyelere özgürlük getirmekteyiz.

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Alfabeyi bile bozdunuz.

FATİH ŞAHİN (Devamla) – Farklı dil ve lehçelerde propaganda yapmayı suç olmaktan çıkarmaktayız. Siyasi partilere eş genel başkanlık sistemini uygulanabilir, mümkün hâle getirmekte ve yasal güvence altına almaktayız.

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Kendi devletinizi kuruyorsunuz, AKP devleti.

FATİH ŞAHİN (Devamla) – Siyasi partilere yapılan devlet yardımı için öngörülen yüzde 7’lik sınırı yüzde 3’e çekmekteyiz.

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Lütfettiniz!

FATİH ŞAHİN (Devamla) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; attığımız bu adımlar, geldiğimiz bu nokta hiç şüphesiz ki bir son değildir. İnsanoğlu var oldukça, hayat devam ettikçe değişim ve tekamül devam edecek, şartlar değiştikçe yeni ihtiyaçlar ortaya çıkacaktır. Ülkemizi daha demokratik, daha özgür, daha müreffeh, daha güvenli, daha huzurlu kılma ülkümüzden asla vazgeçmeyecek, bu ideale ulaşmak için bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da kararlı bir şekilde, milletimizin desteğini arkamıza alarak yeni ve güçlü adımlar atmaya devam edeceğiz. Ülkemizin 2023 hedeflerine ulaşabilmesi, bölgesinde ve dünyada daha etkin ve itibarlı bir konuma yükselmesi için yeniden büyük Türkiye için reformlarımızı kararlılıkla sürdürmeye devam edeceğiz. Bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da tüm bu adımları milletimizin desteği, ihtiyaçları ve talepleri doğrultusunda gerçekleştireceğiz.

Bu paket ve bundan önce attığımız adımların hiçbirisi bir mutabakat, bir görüşme, bir pazarlığın sonucu değildir. Tamamen milletimizin bize çizdiği istikamet ve rota doğrultusunda atılmış adımlardır.

Sözlerimin sonunda, görüşülmekte olan tasarının ülkemize, milletimize, devletimize hayırlar getirmesini temenni ediyor, saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın milletvekilleri, şimdi soru cevap işlemine başlayacağız. Süremiz yirmi dakika. On dakika içinde sayın milletvekillerinin sorularını alacağım, diğer on dakikada ise Sayın Bakana söz vereceğim.

Sisteme giren milletvekillerine sırasıyla söz veriyorum:

Sayın Öztürk…

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Sayın Bakan, Başbakanın oğlu Bilal Erdoğan hakkında açılmış soruşturma var mıdır? Varsa bu soruşturmanın konusu nedir? Soruşturma hangi suçu işlediği iddiasıyla açılmıştır? Bilal Erdoğan bu soruşturma kapsamında ifadeye çağırılmış mıdır, ifade vermiş midir? Bilal Erdoğan hangi suçları işlediği iddiasıyla ifadesi alınmıştır? Soruşturma hangi aşamadadır?

BAŞKAN – Sayın Acar…

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Sayın Bakan, Gezi Parkı olayları AKP iktidarının asla demokratik bir yönetim olmadığını dünyaya duyuran halk hareketleridir. 6 ölü, 60’ı ağır olmak üzere 7.832 yaralı var, bunların arasında 17 genç insanın gözü çıkarıldı. Silahsız ve saldırısız bu halk tepkisini saptırmak için aralarına sivil polisler, ajanlar soktunuz. Sanki kamu malına saldırı varmış gibi mizansen kurdunuz. Toplantı ve gösteri hakkını kullanan 15 yaşındaki çocuklar için ceza davaları açtırdınız. Kalabalığın üzerine 45 derece açıyla atılması gereken biber gazı kapsülünü doğrudan yurttaşların kafalarına sıkan kaç polis hakkında soruşturma ve ceza davası açıldı, bunun miktarını öğrenmek istiyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN –  Sayın Köse… Sayın Köse yok galiba.

Sayın Dinçer…

CELAL DİNÇER (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başbakan Yardımcım, Gezi olaylarını protesto etmek amacıyla Eskişehir’de düzenlenen gösteriler sırasında dövülerek öldürülen Ali İsmail Korkmaz’ın darbedildiği sokakta bir esnafa, güvenlik güçlerince, kamera olup olmadığının sorulduğu, kameranın olduğunun söylenmesi üzerine de derhâl şalterin kapatılmasının istendiği iddiası doğru mudur? Bu polisler hakkında herhangi  bir işlem yapılmış mıdır?

İkinci sorum: Gezi Parkı protestoları sonrasında İstanbul Emniyetince hazırlanan değerlendirme raporunda, eylemlere katılanların yaklaşık yüzde 70’ine yakınının belli bir mezhebe mensup olduğu iddia edilmiştir. Bu tespit, hangi kriterlere ve bilimsel verilere dayanılarak yapılmıştır? İnsanların mezheplerini ölçen bir alet mi icat edilmiştir yoksa devletin güvenlik örgütü vatandaşlar arasında mezhep ayrımı yapıp nefret suçu mu işlemiştir?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN –  Sayın Özgündüz…

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Sayın Bakan, daha önce Hükûmetinizin açıkladığına göre, Alevi kesimin inanç ve ibadet sorunlarıyla ilgili ayrı bir çalışma yapıldığı söylenmişti. Bu konu hangi aşamadadır, ne tür çalışma yapıyorsunuz ve o çalışmayı yaparken ülkedeki Alevi, Caferi, Bektaşi kesimin temsilcileriyle, diğer siyasi partilerle bir istişareniz var mı?

İki, Gezi olayları sırasında Kamu Başdenetçiliği tarafından hazırlanan raporda, çok ciddi insan hakları ihlalleri olduğu tespit edilmiştir. Bu konuyla ilgili yine, İstanbul Valisinin yaptığı bir açıklamayla ilgili olarak hak ihlali tespit edilmiştir. Bu konuyla ilgili Hükûmetiniz ne yaptı yani Kamu Başdenetçiliğinin raporu var ancak siz rapor gereğince ne tür işlemler yaptınız vali ve diğer kamu görevlileri hakkında?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Çelebi…

SÜLEYMAN ÇELEBİ (İstanbul) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Sayın Bakan, çok açıkça şunu sormak istiyorum ve cevap istiyorum özellikle: 1 Mayısa tam iki ay var, biliyorsunuz, Taksim’in 1 Mayıs alanı olduğu AİHM tarafından 22 Kasım 2012 tarih ve 38676/08 no.lu DİSK ve KESK kararıyla tescil edilmiş durumdadır.

Şimdi, Gezi olaylarına giden sürece bakıldığında Türkiye aslında… Bu kürsüden ifade ettim, “Bir gün Taksim’de yeniden halk orada olacak ve kutlayacak.” dedim. Şimdiden soruyorum ve öğrenmek istiyorum: Bu çıkan demokratikleşme yasası ve benzeri uygulamalar içerisinde Taksim’de işçiler, emekçiler özgürce 1 Mayısı kutlayacaklar mı, iki ay önceden soruyorum Sayın Bakan, cevabını da çok net istiyorum.

BAŞKAN – Sayın Bayraktutan…

UĞUR BAYRAKTUTAN (Artvin) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakan, bu getirdiğiniz değişiklikle siyasi partilere yardıma ilişkin bir düzenleme var, buradaki oranı yüzde 3’e indiriyoruz. Bu seçim barajıyla ilişkin esas problem yani yüzde 10’luk barajla ilişkin Hükûmetin bir çalışması var mıdır? 2013 yılında yapılan açıklamalarda “Başkanlıkla ilişkin şeyi kabul edin, seçim barajını düşürelim, hatta Silivri’deki tutukluları bile serbest bırakalım.” şeklinde Hükûmetin açıklamaları oldu. AB ülkelerinde hiçbir ülkede yüzde 10’a ilişkin bir baraj yok. Türkiye bu utancı ne kadar taşıyacaktır? 12 Eylül darbesiyle aramızda problem olduğunu söylüyorsunuz, o mirasa niye sahip çıkıyorsunuz merak ediyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Kaplan…

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başbakan Yardımcım, neden kamusal alanda ana dilde eğitime karşısınız; bir.

İkincisi, siyasi temsil, demokrasi demokratikleşmenin ana temasıdır. Neden darbe Siyasi Partiler Yasası’nı, seçim sistemini değiştirmiyorsunuz ve neden seçim barajını hâlâ yüksek tutmakta ısrar ediyorsunuz, indirmiyorsunuz?

Yine, bu toplantı, gösteri yürüyüşleriyle ilgili valilere tanınan geniş yetki sonucu demokratik hakların engellenmesi, parti önündeki toplanmaların gaz bombalarıyla dağıtılması gibi antidemokratik bir durum yaratmayacak mı?

Başbakan sabaha karşı havaalanında VIP mitinglerine son verecek mi bu yasadan sonra? Çünkü kimilerine ayrıcalıklı mitingler yapılıyor istenilen saatte, istenilen yerde. Muhalefet olarak da biz TOMA’yla gaz bombasını karşımızda görüyoruz yani bu ayrımcılığı nasıl…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Tanal…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Tasarının 14’üncü maddesinde dinî inancın gereğinin yerine getirilmesinin veya dinî ibadet veya ayinlerin bireysel veya toplu olarak yapılması hâlinde hukuka aykırı bir şekilde engellenmesini suç sayıyorsunuz.

Namaz vaktinde ben gelip burada ibadetimi yapsam, seccademi sersem buraya ve ibadetimi yapsam, siz burada gayet rahat benim ibadetimi yapmamı engelleseniz bu maddeye göre suç işlemiş olmaz mısınız?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Halaçoğlu…

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakanım, şimdi, bizzat Fas’tan Başbakan tarafından aranmak suretiyle Habertürk TV’de sansür uygulanması, İnternet’te fişleme yapılması, 2004 yılında sizin tarafınızdan kurulan ÖYM’lerin bütün hukuksuzluklarına göz yumulup on sene sonra iş size yönelince kaldırmanız demokrasinin neresine uymaktadır?

Yine özel emirlerle gazete satın alındığı, köşe yazarlarının gazeteden atıldığı bir ortamda sizin getirdiğiniz bu demokratikleşme paketi ne işe yarayacaktır?

BAŞKAN – Sayın Erdoğdu…

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Sayın Atalay, Yasin El Kadı isimli şahsın Türkiye’ye girmesi yasaklanmış mıdır, yasaklanmışsa hangi tarihte yasaklanmıştır, kaldırıldıysa hangi tarihte kaldırılmıştır? Yasin El Kadı yasaklıyken Türkiye’ye girmiş midir?

Reza Zarrab isimli şahısla alakalı olarak bundan aylar önce bir MİT raporu düzenlenmiş midir ve bu MİT raporunda Reza Zarrab’ın birtakım bakanlarla olağan dışı ilişkilere, maddi ilişkilere girdiği tespitleri var mıdır? Yurt dışına Başbakanlık tahsisli uçaklarda 10 milyon doların üzerinde olmak üzere döviz taşınması, yurt dışına çıkarılması veya yurt dışından getirilmesi bilgisi size ulaşmış mıdır, böyle bir durum var mıdır?

Bir de kabineden herhangi bir bakan ve ailesinin son dönemde Malezya’dan sığınma hakkı talep ettiğine ilişkin bir bilgi elinizde var mıdır?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Son soru, Sayın Yılmaz…

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakan, 17 Aralıkla beraber Sayın Başbakan miting meydanlarında bu 17 Aralık operasyonunu yapan savcılara, bunu uygulayan polislere çete diye, vatan haini diye birtakım hitaplarda bulunuyor. Bunlarla ilgili, bu savcılarla ilgili açılmış bir dava var mıdır? Herhangi bir soruşturma var mıdır? Yoksa önce suçlu üretip sonradan mı suç isnat edilecek bir aşamaya doğru geliyor? Gerçekten oraya dışarıdan baktığımızda öyle gözüküyor.

İkincisi de, bu Hükûmet eliyle devletin soyulduğu bir süreçten geçiyoruz tapelere göre yani şimdi, ben, buradan soruyorum: Gerçekten tapelere baktığımızda -devamlı yayınlanıyor- şunu bunu bir kenara bırakıyoruz ama devletin bu kadar soyulduğu bir ortamda bunların hiç mi gerçeklik payı yok? Eğer azıcık gerçeklik payı varsa Hükûmetin o koltukta oturması doğru mudur?

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Bakan, on dakikanız var ve otuz dört tane sorunuz var.

Buyurun.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Kırıkkale) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tekrar saygıyla selamlıyorum.

Tabii, bazı sorular var ki benim cevap vermem mümkün olmayan sorular, onları geçiyorum. Yani özellikle bu Gezi Parkı olaylarıyla ilgili - tabii o şeyleri bilmem mümkün değil- veya Eskişehir’le ilgili, Eskişehir’de polisin uygulaması vesaire. Yani bakmamız lazım. Bunlar tabii İçişleri Bakanının bilebileceği şeyler.

Burada “Alevi kesimle ilgili çalışma var mı?” sorusu var Sayın Özgündüz’ün. Bu çalışmamız var, şu anda yürüyor. Bu konuda, doğrusu, samimiyetle şunu ifade edeyim, biz tabii, şu anda görüştüğümüz paket içinde onun olmasını çok arzu ettik, yani bu, Türkiye'nin şu anda bir toplumsal meselesidir. Bunun mutlaka en geniş şekilde görüşmelerle çözülmesi gerekir. Çok da görüşme de yapıldı ama yani ben kendim de görüştüm bu paketi çalışırken –dört ay falan çalıştık bunu- çok arzu ettik, son günlere kadar da hep böyle ajandada durdu ama kendi aralarında da şey olamadı yani biraz daha olgunlaşmaya ihtiyacı var. Yani, özellikle burada ana konu cemevlerinin statüsü, yani o belki en önemli konulardan biriydi…

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Sayın Bakan, bütçeden pay alma var, ders kitapları var.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Kırıkkale) – …ama bu konuda bizim taahhüdümüz var, inşallah sizlerin de desteğiyle mutlaka kendileriyle tabii görüşerek, görüşmeden olmaz bu konu…

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Biz kanun teklifi verdik Sayın Bakan, onu çıkarabiliriz yani samimiyseniz.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Kırıkkale) – Tamam.

Bu, Sayın Çelebi’nin tabii, 1 Mayısla ilgili yani o konu çözüldü ve son yıllarda sorunsuz gidiyor. İnşallah gene sorunsuz gider.

SÜLEYMAN ÇELEBİ (İstanbul) – Nerede çözüldü Sayın Bakan, Taksim’de kutlattınız mı? Gezi ondan oldu.

BAŞKAN – Sayın Çelebi, sorunuzu sordunuz, cevabı bekleyeceksiniz, lütfen…

SÜLEYMAN ÇELEBİ (İstanbul) – “Çözüldü." diyor ama doğru cevap vermeli.

BAŞKAN – Sizin istediğiniz gibi cevap vermek zorunda değil Sayın Bakan, lütfen…

SÜLEYMAN ÇELEBİ (İstanbul) – Ama yanıltmamalı efendim. “Çözüldü." diyor, neyi çözüldü!

BAŞKAN – Buyurun Sayın Bakanım.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Kırıkkale) – Şu anda tam bilemiyorum ama benim İçişleri Bakanlığım döneminde çözüldü o ve normal olarak yürüyordu, inşallah gene öyle yürür.

SÜLEYMAN ÇELEBİ (İstanbul) – Geçen sene niye yasakladınız?

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Kırıkkale) – Burada, siyasi partilere baraj konusu… Konuşmamda da, ben arz ettim onu değerli milletvekilleri, tabii, onun ciddi şekilde burada partilerimiz arasında çalışılması lazım. Yani biz samimiyetle üç alternatif koyduk ama başka alternatifler de çıkabilir. Yani yüzde 10 barajı bizim getirdiğimiz bir uygulama değil, biz de buna teslim olduk, bununla…

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Ama bunu savunamazsınız Sayın Bakan.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Kırıkkale) –Ama şu anda yüzde 5 olabilir, sıfır baraj olabilir diye başka partilerimizden başka teklif de çıkabilir. Bu hâlen…

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Hayır, getirin konuşalım.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Kırıkkale) – Getirdik, bakın…

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Burada yok.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Kırıkkale) – Bu paket açıklandığında -Başbakanımız 30 Eylülde açıkladığında- bu üç alternatif vardı. Bir anlamda bunu siyasi partilere sunduk, şu kitapçıkta hâlen vardır. Dolayısıyla, birazcık onun tartışma zemini gelişmedi, kendiliğinden gelişseydi… Ama şu anda da biz hazırız.

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – O zaman getirin, siyasi partilerle anlaşılır.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Kırıkkale) – Yani seçim barajıyla ilgili -en azından genel seçime bir yıldan fazla zaman var- siyasi partilerimiz, ben burada söylüyorum, işte gruplarımız bu konu üzerinde çalışsınlar. Biz bu konuda hazırız.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Şimdi çalışalım.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Kırıkkale) – Yani biz üç alternatif getirdik…

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Teklifimiz var zaten.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Kırıkkale) – Siz dördüncü bir alternatif de getirebilirsiniz.

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Hemen konuşalım, hemen.

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Teklif ettik Sayın Bakan.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Kırıkkale) – Bunu bütün partiler birlikte çözmeli. Yani bunu biz -diğer konularda- buradaki gibi “Baraj şu olacak.” diye getirsek yanlış olur. Sadece burada tartışmaya açabiliriz bunu. Yani o tartışmaya da açmaya çalıştık.

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Hayır, samimiyseniz bir haftada çözülür bu konu.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Hadi üç olsun.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Kırıkkale) – Şimdi, kamusal alanda ana dile niçin karşısınız? Bakın, değerli milletvekilleri, yani biz bu konularda samimiyetle çalışıyoruz. Hem ülkemizin birlik, bütünlüğünü koruma hem bütün farklılıkları zenginlik olarak görme, bütün farklılıklara saygı duyma, bütün değerleri birlikte yaşatma; hepimizin amacı bu. Yani bu toplumda gerçekten o kardeşliği kurma ve onun için de herkesin hak ve hukukunu sağlama. İnanın dünyada nerede ne uygulama varsa araştırdık -o kitabı isteyene ben gönderebilirim- yani birden fazla resmî dili olan ülkeler, resmî dili bir olan ama eğitimde değişik uygulamaları yapan ülkelerin çoğunda, bakın, genelde önce özel okulda bir başlıyor. Ama uygulamada doğrusu şu… “Özel okul nedir?” diye soranlar oldu -bir konuşmacı- özel okul, ilkokul, ortaokul, lisedir yani ortaöğretimdir özel okul. Üniversite zaten o şeye girmez.

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Niye girmez?

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Kırıkkale) – Şimdi, genelde uygulamada zaten biz daha önce resmî okullarda ana dilin öğretilmesini getirmiştik.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Seçmeli olarak.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Kırıkkale) – Yani, bir okulda eğer öğrenciler “Ben şu dili de öğreneceğim.” diyorsa onlar için özel sınıf açılıyor. Bu, şu anda bütün ana diller için geçerli; Kürtçe, Zazaca, Arapça, hangisi olursa olsun; hakkıdır, ana dil çok değerlidir. Dolayısıyla devlet ana dili öğretsin ama eğitim, özel eğitim, eğitim dili farklı bir şey arkadaşlar yani çok mesai sarf etmek gerekiyor. Kolayca konuşulabiliyor, konuşması kolay ama bunun üniversite eğitimi, istihdam hayatı falan pek çok boyutunu düşündüğünüzde kolay çözüm bulamıyorsunuz. Yani, burada diyor ki: “Samimi misiniz?” Biz bu sorunları çözmede samimiyiz. Yani, çok renklilik, hepsi, millî birliğimizin, bütünlüğümüzün içinde bütün renkler değer bulsun, onu istiyoruz ama bütünlüğü de koruyalım. Yani, bunun hepsini birden sağlamak kolay değil ve herkesin bunda samimi olması lazım.

Yani, burada -seçim barajı da sordunuz, biraz önce söyledim- hepimizin doğrusu düşünmemiz lazım. Yani, bu Parlamento, partiler burada daha farklı çözümler öneriyorsa biz tartışmaya da açığız.

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Çözüm öneriyoruz, getirin, üç olsun, beş olsun. Biz de öneriyoruz, BDP de öneriyor.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Kırıkkale) – Bir de burada bir soru var, işte 14’üncü madde dinî inancın yerine getirilmesi, engelleme, işte burada seccade… Arkadaşlar, bu öyle değil. Bakın, zaten daha önce o maddede dinî inanç özgürlüğüyle ilgili ve engellemeyle ilgili ceza vardı, burada sadece bireysel getirildi, bireysel. Yani, o da önemlidir, yoksa her kurumun kendi uygulamaları vardır. Bütün bu özgürlükler o kurumların kendi uygulamalarından sonra gelir, onu da ifade etmek istiyorum.

17 Aralık savcılarıyla ilgili ben de doğrusu o konuda yani sizlere bilgi verecek kadar bir şey, bilgi içinde… Yanlış bilgilendirebilirim. Sayın Yılmaz’ın sorusu.

Şimdi, arkadaşlar, şu kalan bir buçuk dakikada da şunu söyleyeyim: Yani, tabii, burada konuşmalarda değinilen bir iki husus var, ayrıca söz  almamak için.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Sayın Bakan, ben birinci soru sordum, cevap vermediniz.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Kırıkkale) – Yani “Türkiye'de demokratikleşme olmadı, Türkiye hiç değişmedi, işte, bu paketin de bir değeri yok.” falan gibi sözler. Yani ben bazen hayret ediyorum. Eski Türkiye’yi hiç mi bilmiyorlar, kendileri yaşadılar eski Türkiye’yi. Eski Türkiye dediğinizde: İşkenceler var, faili meçhuller var, toplu ölümler var, tabular var, yasaklar var. Arkadaşlar, geldiğimiz yeri neden inkâr ediyoruz? Lütfen, lütfen…

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Yeterli değil Sayın Bakan.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Kırıkkale) – Daha fazlasına ihtiyacımız var, daima var.

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Daha fazla, biz de daha fazla olsun diyoruz.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Kırıkkale) – Ama Türkiye çok değişti, eski Türkiye değil.

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – İyi de dünya değişti.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Kırıkkale) – Bu on bir yılda bakın, yasaklar, tabular gitti, her şeyi konuşuyoruz en azından.

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Sayın Bakan, dünya değişti, dünya.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Kırıkkale) – Ve bu konuşmalarla biz çok iyi yerlere gideceğiz, bundan emin olun, iyi yerlere gideceğiz.

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Siz samimiyseniz olur.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Kırıkkale) – Yeter ki şiddetin olmadığı, siyaset ortamında her şeyin konuşulduğu zemini yakalayalım.

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Ama toplantı, gösteri yürüyüşünü kısıtlıyorsunuz, özgürlükleri kısıtlıyorsunuz.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Kırıkkale) – Bakın o zaman çok farklı bir yere geleceğiz.

Ben çok teşekkür ediyorum Sayın Başkan, değerli milletvekilleri.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bakan.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Bitmedi daha Sayın Bakan, benim soruma cevap verin Sayın Bakan.

BAŞKAN – Tasarının tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Karar yeter sayısı…

BAŞKAN – Karar yeter sayısı arayacağım.

Maddelere geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler...

Karar yeter sayısı yoktur.

On dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 21.49

BEŞİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 21.59

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Muharrem IŞIK (Erzincan), Mine LÖK BEYAZ (Diyarbakır)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 71’inci Birleşiminin Beşinci Oturumunu açıyorum.

559 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın maddelerine geçilmesinin oylanmasında karar yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi, tasarının maddelerine geçilmesini tekrar oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı vardır, maddelerine geçilmesi kabul edilmiştir.

Tasarının görüşmelerine devam edeceğiz.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Şimdi, birinci bölümün görüşmelerine başlıyoruz.

Birinci bölüm, 1 ila 10’uncu maddeleri kapsamaktadır.

Birinci bölüm üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz isteyen Süleyman Nevzat Korkmaz, Isparta Milletvekili. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Sözlerimin başında, Ukrayna’daki karışıklıklardan sonra başlayan olayların, Kırım özerk bölgesine sıçradığı, başkanlık binasının işgal edildiği, binaya Rus Bayrağı’nın çekildiği iddia edilmektedir. Kırım, yakın tarihimizde acı ve gözyaşlarıyla anılmıştır hep. Geçtiğimiz yüzyılda yaşanan sürgünlerin ve soykırımların tekrar yaşanmaması adına Hükûmetin bu konuda çok hassas davranması gerektiğini hatırlatmak istiyorum.

Değerli arkadaşlar, bilinen ismiyle “demokratikleşme paketi” denen kanun tasarısının birinci bölümü üzerinde Milliyetçi Hareket Partisinin görüşlerini açıklamak üzere söz aldım.

Değerli arkadaşlar, dikkat ediyor musunuz, kanun yapma süreci, kanun yapma tekniği, özellikle 24’üncü Dönemde AKP tarafından felç edilmiştir. Yıllar var ki Genel Kurul, Anayasa’da ve İç Tüzük’te belirtilen normal bir yasa yapma sürecini unutmuştur. Gelen kanunlar artık ya temel kanun yahut da torba kanun şeklinde görüşülmektedir. Bu, muhalefet haklarının yahut milletin iktidarı denetleme hukukunun açık bir ihlalidir. Muhalefet, mümkünse hiç konuşmasın ama eğer konuşacaksa da az konuşsun iradesinin bir tezahürüdür.

Son derece önemli bir kanun. Anayasa’da çizilen devletin ve egemenliğin sınırlarını zorlayan bir kanun. Acelesi var mı? Olmaması lazım. Bu kanun yerel seçimlerden önce mi görüşülsün, sonra mı görüşülsün diye yaşanan tartışma da açıkça bunu gösteriyor. Aciliyet olsa, bu tartışma yaşanmazdı. Ancak dediğim gibi, bir acelesi var Hükûmetin. 30 Mart seçimlerinden önce, anlaşılıyor ki, Oslo görüşmelerinde PKK’ya vermiş olduğu siyasal sözlerin, kanun hükümleri, kanun maddeleri olarak hayata geçirilmesiyle karşı karşıyayız. Dolayısıyla, bu kanun, Türkiye'nin demokratikleşmesine, özgürlüklerin genişlemesine değil de PKK’nın siyasallaşmasına hizmet eden bir tasarıdır.

Değerli milletvekilleri, Hükûmetin acelesi var dedik. Çünkü kanunda yer alan hükümler, Siyasi Partiler Kanunu, Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu, Yabancı Dil ve Öğretimi Hakkında Kanun, Türk Ceza Kanunu, İl İdaresi Kanunu, Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı Kanunlarında değişiklik öngörüyor. Ama bu kanun görüşmelerinde ihtisas komisyonları olarak İçişleri, Adalet, Millî Eğitim, Aile, Sağlık ve Sosyal İşler ve Çalışma Komisyonu ile mali hükümler içerdiği için Plan Bütçe Komisyonunun tali komisyon olarak dinlenilmesi, çalıştırılması gerekiyordu. AKP döneminde komisyonlar usulen çalıştırıldığı için, tali komisyonlara ya hiç sorulmamakta ya da onlardan alınan “İşimiz çok, görüşemeyiz.” yazılarıyla savuşturulmaktadır.

Tasarının açıkça Anayasa’ya aykırı olduğu ifade edildi hem komisyonlarda hem de Genel Kurulda. Doğrudur, burada Anayasa’nın, Anayasa Mahkemesine götürülebilmesi şartlarına baktığımızda, 1/5 nisabın da, doğrusu, yeniden değerlendirilmesi gerektiğini ifade etmek istiyorum.

Sayın milletvekilleri, bu kanun, temel kanun olarak görüşülüyor ama aynı zamanda beş altı kanunu da içerdiği için bir nevi torba kanun. İçinizde hukukçu arkadaşlar var, gerçekten, bu işin artık şirazeden çıktığını, Meclisin son derece itibarsız bir yöne doğru götürüldüğünü, hakikaten, görmüyorlar mı diye merak ediyorum ve soruyorum: Bu düzenleme kimi demokratik iyileştirmeleri içeriyor mu? Belde teşkilatları kurma zorunluluğunun ortadan kaldırılması gibi, toplantı ve gösteri yürüyüşleri meydan ve güzergâhlarının belirlenmesinde ortak aklın alınması gibi, evet, kimi iyileştirmeler var. Ancak değerli arkadaşlar, bu taslakta Anayasa’ya, millî ve üniter devlet yapısına aykırı hususlar içeren düzenlemeler de var. Ayırın bunları birbirinden, üzerinde mutabakat sağlayacağımız hükümlerin arkasına Genel Kurulun tamamının iradesini koyun, diğerlerini de ayrı bir düzenlemeyle getirin. Dolayısıyla, her partinin duruşu, sözleri, söyledikleri net olsun. Burada biraz önce Bartın Milletvekilimiz Yılmaz Bey muhalefete dönerek “İşte, destek vermiyorsunuz, bunları biz yalnız yapıyoruz.” derken… E nasıl destek verelim arkadaşlar? Siz, âdeta, zehir ile balı birbirine karıştırmış bizim yememizi istiyorsunuz. Bakın, bunları ayırdığınız zaman göreceksiniz birçok tasarının, teklifin belki de mutabakatla geçirildiğini göreceksiniz.

Tasarının 1’inci maddesine baktığımız zaman, Türkçenin yanı sıra farklı dil ve lehçelerle de siyasi propaganda yapılabileceğine onay vermektedir. Bu durum, ülkenin egemenliğinin millet temelinden alınıp etnik temellere doğru götürülmek istendiğinin ve belli bölgelerde sadece yerel dili bilenlerin temsilci seçilebileceği, diğerlerinin ise bir şansının çok fazla olmayacağı gibi bir sonucu doğuracaktır ki, bu durum, seçilen milletvekilinin, seçildikten sonra Türkiye’yi temsil etme vasfını zedeleyeceği ve artık  Türkiye milletvekillerinin yerine bölgesel temsilciler hâline dönüşeceği açıktır.

2’nci maddedeki partilerde eş başkanlık hususu, siyasi partilerin kendi takdirleriyle yapacakları tüzükleriyle hayat bulacaktır ki aslında cari mevzuatta da bunun önünde bir engel bulunmamaktadır.

3’üncü maddede belirtilen belde teşkilatlanmaları zorunluluğunun kaldırılması, siyasi hayata ve siyasi parti teşkilatlanmalarına bazı kolaylıklar getirebilecektir.

Siyasi partilere yapılan hazine yardımlarının asgari yüzde 3 oy almış partilere kadar genişletilmesi, bilindiği üzere, bir partinin talebidir. Bu hususun, Hükûmetin terör örgütüyle müzakerelerinin devam ettirildiği bir süreçte ve yerel seçimlerin gölgesinde gündeme getirilmesi, bunların daha önceden müzakere edilmemesi de gerçekten manidar bulduğum bir husustur.

Tüm ülkelerin, Birleşmiş Milletler sözleşmelerinde de ülkelere tanınan bir hak olarak ifade edilen,  ülkelerin milletiyle birlikte bölünmez bütünlüğü ve anayasal sistemlerini koruma reflekslerinin mevcudiyeti bilinmektedir. Hem hazine yardımı alınıp hem de anayasal sistemi ve ülkeyi, milleti, bölünmez bütünlüğünü ortadan kaldırmak iddiası gibi bir garabete hiçbir devlet müsaade edemez.

Terörü, silahı siyasetin aracı olarak gören ve bununla ilgili birçok kez görüş ifade eden bir partinin demokrasiden nemalanması da trajikomik bir çelişkidir. Biz, madem böyle bir genişletme öngörüyoruz, hiç olmazsa, Anayasa’da belirtilen temel ilkeler ve çerçeveye uygunluk şartının getirilerek bunun her yıl Anayasa Mahkemesince denetlenmesi gibi bir mekanizma oluşturulmalıdır.

5’inci, 6’ncı maddede, toplantı ve gösteri yürüyüşlerinin meydan ve güzergâhlarının ortak akıl ile belirlenmesi, efendim, kapalı yer toplantılarına verilen izin süresinin 23.00’ten 24.00’e çıkarılması öngörülmektedir. Ortaklaşa belirleme -biraz önce Cumhuriyet Halk Partisindeki arkadaşlar da söyledi- aslında eksik bir tanımadır. Onların görüşlerini alıp kararı mülki idareye bıraktığınız zaman, sadece mülki iradenin kararının arkasına bir dayanak koymuş olursunuz yani bunun demokratikleşmeyle, bunun özgürleşmeyle bir alakası olduğunu düşünmüyorum. Palyatif bir adımdır 23.00’ten 24.00’e çıkarmak da çünkü zaten uygulamaya baktığınız zaman, oradaki yerel birimler bu esnekliği gösteriyorlar. Bunun dışında, Avrupa Birliği uygulamalarını göz önüne almak, şiddet olmayan toplantı, gösteri ve yürüyüşlerin önünü tamamen açmak gibi bir düzenleme de getirmediğinize göre, söylediğim gibi bunlar palyatif adımlardır.

Kolluk güçlerince çekilen resim ve fotoğrafların üzerinde kurumun amblemi ve logosunun olması iyi bir düzenlemedir. Çünkü, bunun üzerinden hak ihlallerinin yapılmasının önüne geçileceğini düşünüyorum. AKP’nin ülke ve millet hayrına olmayan birtakım hususları, incir çekirdeğini doldurmayan bazı hak ve özgürlükleri, iyileştirmelerin içine serpiştirerek halkın, Meclisin önüne getirmesi ilk kez rastladığımız bir durum değildir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

S. NEVZAT KORKMAZ (Devamla) – Klasik AKP siyasi manevraları. Dolayısıyla, millî birlik için tuzak hükümler içeren bu tasarıya bizim olumlu yaklaşmadığımızı, olumlu oy vermeyeceğimizi ifade ediyor, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Bölüm üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz isteyen Akif Hamzaçebi, İstanbul Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tasarının adı çok güzel: Temel Hak ve Hürriyetlerin Geliştirilmesi Amacıyla Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı. Sayın Bakan da Hükûmet adına yaptığı konuşmada, bu tasarının amacının bireyin özgürlük alanını genişletmek olduğunu ifade etti ama tasarıya baktığımızda, birkaç ufak tefek düzenleme dışında, bireyin özgürlük alanını genişleten değil, tam tersine devletin, hükûmetin birey karşısında gücünü artıran düzenlemeler olduğunu görüyoruz.

Anayasaların tarihî gelişimine baktığımızda iki unsurun öne çıktığını görürüz. Başlangıçta, anayasalar, devletin kuruluşunu, devletin yürütme, yargı, yasama gibi organları arasındaki ilişkileri, bunların işleyişini düzenleyen metinler hâlindeyken, sonraki tarihlerde, özellikle 20’nci yüzyılın ikinci yarısından itibaren anayasaların, devlet karşısında bireyin hak ve özgürlüklerini koruyan metinlere dönüştüğünü görüyoruz, bu, çok önemlidir. Artık, anayasaların temel özelliği, bireyin devlet karşısındaki özgürlük alanını genişletmek, onun özgürlüklerine devletin müdahalesini önlemektir çünkü devlet, bir yandan özgürlükleri korumakla görevli olan kurum iken, öte yandan bireyin özgürlük alanına müdahale edebilecek en büyük güçtür. Şimdi bu çerçevede bu tasarıya baktığımızda, bunların düzenlemelerini görmüyoruz burada.

Şimdi örnek vereceğim: Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’yla ilgili olarak yapılan düzenlemeler, hem Anayasa'mıza aykırıdır hem de Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin kararlarına aykırıdır. Bu, kamuoyuna, güya Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’nda toplantı ve gösteri yürüyüşünün önü açılıyor diye sunulmuştu. Sayın Başbakan 30 Eylül 2013 tarihinde “Demokratikleşme paketi nasıl olacak?” şeklinde bir basın toplantısı yapmıştı. O basın toplantısı, toplam 65 dakika sürmüştü; bunun 40 dakikası genel cümlelerden, genel değerlendirmelerden ibaretti, paketin içeriğiyle ilgili de 25 dakikalık bir  sunum vardı yani işin cila kısmı, anlatım kısmı içerikten daha öne çıkmıştı tıpkı bu tasarı gibi. İçinde özgürlük adına olan düzenlemeler çok az.

Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’yla ilgili düzenlemeyi söylüyorum şimdi. Buraya, mevcut Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’nda olmayan üç tane kısıt getiriliyor: Birincisi, yapılacak toplantı veya gösteri yürüyüşü kamu düzenini bozmayacak; ikincisi, genel asayişi bozmayacak; üçüncüsü, vatandaşların günlük yaşamını zorlaştırmayacak. Bu üç unsuru koyduğunuz zaman, toplantı ve gösteri yürüyüşünün yapılmasını engelliyorsunuz demektir.

Hani Başbakan açıklamıştı, Sayın Bakan da açıklıyor; valinin başkanlığında komisyon kurulacak, burada sivil toplumun temsilcileri olacak, siyasi partilerin temsilcileri olacak, bu komisyon toplantı ve gösterinin nerede yapılacağına karar verecek güya ama son kararı yine vali verecek, vali onlardan sadece görüş alacak.

Şimdi ben size, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin Türkiye’yle ilgili verdiği bir karardan söz etmek istiyorum. DİSK ve KESK, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde dava açtı 1 Mayısla ilgili olarak, 1 Mayısta Taksim’de gösteri yapma isteklerinin kabul edilmemesine, sınırlandırılmasına ilişkin olarak. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, 27 Kasım 2012’de Türkiye hakkında karar verdi ve Türkiye’yi mahkûm etti, “Uygulamanız yanlış.” dedi. Şunu söylüyor Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi: “Toplantı ve gösteri yürüyüşü yapmak, ifade özgürlüğünün bir parçasıdır. Dolayısıyla, buna sınır getirirseniz, ifade özgürlüğünü, düşünce özgürlüğünü sınırlandırmış olursunuz.” Bu, çok temel bir kural, bu tasarı bunu ihmal etmiş durumda.

Yine, toplantı ve gösteri yürüyüşünün bir parçası, tartışmasız bir şekilde, mekân seçimidir. Yani, toplantı nerede yapılacak? Bunun seçimi, o toplantıyı yapacak olan insanlara aittir. Diyeceksiniz ki: “Bu, sınırsız bir hak mıdır?” Mahkeme şunu da söylüyor, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi: “Her toplantı ve gösterinin mutlaka kamu hayatını, genel hayatı etkileyen bir tarafı vardır, bu, çok normaldir.” diyor. Ama, öte taraftan, o toplantı ve gösteri yürüyüşünü yapmak isteyenlerin bellek hakkı dediğimiz bir hakkı vardır. Yani, Taksim Meydanı’nda 1 Mayısı ele alırsak, 1 Mayıs 1977 tarihinde o meydanda meydana gelen 37 kişinin ölümü olayı nedeniyle bu meydan, bir trajik olayın sembolüdür. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, bu sembol kavramına saygı duyuyor ve orada o insanların gösteri yapma hakkının olduğunu teyit ediyor, bunu kabul ediyor, “Bu, çok doğaldır.” diyor, bellek hakkı bunu gerektirir ve “Bu hakkın kullanılması nedeniyle Taksim Meydanı’nda kamu hizmeti aksayabilir, genel hayat aksayabilir, bunu da tespit ediyorum.” diyor, bu kadar.

Şimdi, bu tasarı neyi getiriyor bu maddesiyle, Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’na ilişkin düzenlemeleriyle? Taksim Meydanı’nın bir daha toplantı ve gösteri yürüyüşüne kapatılmasını, onlara izin verilmemesini düzenliyor. Yani, bu, bu düzenlemeleriyle Gezi’den intikam paketidir, başka bir şey değil, özgürlük getirmiyor. Meydanlardan Hükûmet korkuyor. Ancak otoriter yönetimler, statükocu yönetimler meydanlardan korkarlar çünkü meydanlar daha önce hiç bir araya gelmemiş insanları bir araya getirirler tıpkı Gezi’de olduğu gibi; sağcı-solcu, muhafazakâr-modern, türbanlı-başı açık, bütün bu kavramlar altında isimlendirdiğimiz kişiler, kesimler Taksim Meydan’ında, 1 Mayıs Meydanı’nda bir başka talebin altında birleştiler: Özgürlük. Bütün kitleler özgürlük için orada birleştiler. Sayın Başbakan özgürlük talep eden kitlelerin önünü açmak, gerçekten onlara özgürlük getirecek paketler sunmak yerine, tam tersine, 1 Mayıs için Taksim Meydanı’nı ve Türkiye’nin bütün meydanlarını göstericilere kapatmanın hazırlığında ve bu hazırlık, buraya, bu tasarıyla geldi. Bunu kabul etmek mümkün değildir. Bu düzenlemeler, demokrasiye, insan haklarına, ifade özgürlüğüne, düşünce özgürlüğüne aykırıdır. Meydanlardan korkanlar, demokratikleşme paketi hazırlayamazlar.

Taksim Meydanı’ndaki insanlara güvenlik güçleri şiddet kullandığı zaman “Benim polisim kahramanlık destanı yazdı.” diyenler, öte taraftan, o olaylarda hayatını kaybeden vatandaşlarımıza Allah’tan bir rahmet dilemeyi bile esirgiyor ise, bu anlayış, Türkiye’ye demokrasi getiremez, özgürlük getiremez.

Ve toplantı ve gösteri yürüyüşü yapanların kamu hayatını aksatacak olmaları nedeniyle, bir belediye otobüsü seferi bile aksamış olsa, onlara verilecek olan ceza burada artırılıyor, yasaklama.

Bir de şunu da söyleyeyim: “Taksim Meydanı yeşillendiriliyor.” diye bir haber vardı gazetelerde, İstanbul Büyükşehir Belediyesi böyle bir faaliyetin içerisinde. Hiç ilgisi yok, “yeşillendirme” adı altında yapılmak istenen, o meydanı göstericilere kapatmaktır. Şimdi, Taksim Meydanı’yla hesaplaşma anlayışı içinde olanın, bir demokrasi paketi getirmesi mümkün müdür? Değildir.

Seçimle ilgili düzenlemeler, bakın, seçim barajı yüzde 10’da duruyor. Sayın Başbakan 30 Eylül 2013 tarihindeki demokratikleşme paketine ilişkin sunumunda 3…

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Önerinizi söyleyin de bilelim.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Bizim önerimiz açık, yüzde 3; baraj yüzde 3. Siz ama korkuyorsunuz yüzde 3’lere gelmekten; yüzde 3’lere gelmekten korkuyorsunuz.

Başbakan dedi ki: “Ya yüzde 10’luk barajı muhafaza edelim ya 550 seçim bölgesine Türkiye’yi ayıralım…”

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Tamam. Hadi var mısınız?

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – “…ya da daraltılmış, beşer kişiden oluşan seçim bölgesi.”

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Hadi ona var mısınız? Yoksunuz.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Yani yüzde 10’luk seçim barajını indirirken “Kaybettiğimi, beşer kişilik daraltılmış bölgeyle geri alayım.” kurnazlığı.

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Barajı kaldırıyoruz, baraj sıfır, sıfır.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Gelin, er meydanı burası. Baraj teklifimiz yüzde 3 ama gelemiyorsunuz.

Şimdi, siyasi partilere yapılacak olan hazine yardımını düzenliyorsunuz. Şu an seçimlerde yüzde 7 oy alan partiye bu yardım yapılıyor, yüzde 3’e indiriyorsunuz ama baraj, yüzde 10’da duruyor. Yani diyorsunuz ki, Hükûmet diyor ki: “Parayı al, sesini çıkarma, otur oturduğun yerde.” Böyle bir şey kabul edilebilir mi?

Ayrıca şunu niye yapmıyorsunuz: Yani seçimlerde insanlar, bağımsız olarak Parlamentoya girebilir, daha sonra bir grup oluşturabilir. Niye bu? Yani bir siyasi parti grubu Mecliste iki yıldır, üç yıldır, dört yıldır var ise bu, neden hazine yardımına layık olmasın? Demokrasiyse, getirin bunları yapalım.

Kısaca, paketin demokratikleşmeyle, insan hak ve özgürlüklerini genişletmeyle hiçbir ilgisi yoktur.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Evet, sürem bitti.

Sizlere saygılar sunuyorum.(CHP sıralarından alkışlar)

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – Sayın Başkan, müsaade ederseniz, sadece şuradan, zabıtlara geçmesi açısından birkaç şey söylemek istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun.

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – Sayın konuşmacı, “Meydanlardan korkuyorsunuz.” dedi Taksim’den bahsederek. Herhâlde, son iki üç gündür miting alanlarını izlemediler. Biz her gün meydanlardayız; seçim olsun olmasın, milletvekillerimiz veya teşkilat mensuplarımızla meydanlardayız. Bugün özellikle Denizli meydanını da izlemelerini istiyorum. Asla taşıma falan değil…

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Montaj da değil.

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – …sadece o bölgenin insanlarının katıldığı bir mitingdi. Kendilerini de bu meydanları görmeye ve bizimle birlikte coşkuya davet ediyorum.

Teşekkür ederim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Satır, teşekkür ediyorum.

Biz de her gün Genel Kuruldayız.

Şimdi, Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına söz isteyen Erol Dora, Mardin Milletvekili. (BDP sıralarından alkışlar)

BDP GRUBU ADINA EROL DORA (Mardin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 559 sıra sayılı Temel Hak ve Hürriyetlerin Geliştirilmesi Hakkında Kanun Tasarısı’nın birinci bölümü üzerine Barış ve Demokrasi Partisi adına söz almış bulunuyorum. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Tasarının 1’inci maddesinde “Siyasi partiler ve adaylar tarafından yapılacak her türlü propaganda, Türkçenin yanı sıra farklı dil ve lehçelerde de yapılabilir.” biçiminde bir değişiklik öngörülmektedir. Özetle, bu maddede denilmektedir ki: “Ey halkımız, sen dört yılda bir genel seçimlerde ve beş yılda bir yerel seçimlerde senden oy istemeye gelen milletvekili ya da belediye başkan adaylarının miting konuşmalarını Türkçe haricinde başka dillerde de dinleyebileceksin.” Bu maddeyle, ikinci olarak, partilerin muhtemelen seçimlerde bastıracakları yazılı afiş, broşür ve kitapçıklarda da Türkçe haricinde Kürtçe, Lazca, Arapça, Çerkezce gibi dillerde yazılı beyanlarda bulunmalarının önü açılacaktır. Ancak şöyle bir trajik durum var ki, seçmenlerin çok büyük bir kısmı bu dillerde basılacak yazılı metinleri okuyamayacaklardır. Neden mi? Çünkü halkın çoğunluğu bu dillerde ancak konuşabilmekte, konuşulanları anlayabilmekte fakat bu dillerde okuyup yazma, eğitim alabilme imkânları devletçe yasaklanmış olduğundan, yurttaşların çoğunluğu, kendi ana dillerinde okuma yazma bilmemektedirler. Dolayısıyla, düzenlemenin fiilî bir karşılığı olmayacaktır. Bir dil, ancak o dilde eğitim, öğretim, kısaca her türlü bilimsel ve edebî faaliyetler yapılmasının önü açılabildiğinde özgürleşebilir. Bir dilde seçim propagandası izni vermeye lütufta bulunmanın o dile doğrudan bir katkısından söz edilemez.

Değerli milletvekilleri, tasarının 2’nci maddesiyle, hâlihazırda partimizin zaten yıllardır uygulamakta olduğu eş başkanlık sistemi yasal hâle getirilmektedir. Demokrasilerde temsiliyetin en önemli göstergelerinden biri de, hiç şüphesiz, cinsiyetlere tanınan fırsat eşitliğidir. Hepinizin takip ettiği gibi, partimiz, eş başkanlık uygulamasını sadece parti genel başkanlığı düzeyinde değil, partinin diğer tüm yönetim organlarında başarılı bir biçimde uygulamaktadır. Son olarak, gerek Barış ve Demokrasi Partisi gerek Halkların Demokratik Partisi, önümüzdeki yerel seçimlerde tüm belediye başkanlıklarında eş belediye başkanlığı uygulamasını hayata geçirmektedir. Dolayısıyla, demokratikleşme paketi adıyla sunulan bu kanun tasarısının, eş başkanlık uygulamasını sadece parti genel başkanlığına hapsetmesini, bizim kadın hakları konusundaki ilkelerimiz ve evrensel demokrasi ilkeleri açısından olumlu, ancak oldukça yetersiz bir düzenleme olarak görmekteyiz. Siyaseti hâlâ bir erkek işi olarak algılayan bu ve benzer yaklaşımlar, demokrasiden söz eden ama kadına yönetme hakkı tanımayan anlayışların devam ettiğinin de göstergesidir. Oysa sadece partiler düzeyinde değil, devletin bütün yönetim organlarında eş başkanlık sistemi uygulanmalıdır.

Değerli milletvekilleri, tasarının 4’üncü maddesi, siyasi partilerin hazineden alacakları yardımları düzenleyen bir maddedir. “Milletvekili genel seçimlerinde toplam geçerli oyların yüzde 3’ünden fazlasını alan siyasi partilere de devlet yardımı yapılır.” şeklinde bir düzenlemeye gidilmektedir. Öncelikle belirtmek gerekir ki, partilere yapılacak hazine yardımı için genel seçimlerde yüzde 3 gibi bir oran, parti olarak destekleyebileceğimiz bir standart değildir. Bu tasarıyla yüzde 3’ün altında oy alan partiler âdeta cezalandırılmak istenmektedir. Dolayısıyla, bu partilerin seçmenleri de cezalandırılmak istenmektedir. Doğru olan yöntem, seçimlere giren partilere adaletli biçimde hazine yardımlarının yapılmasıdır.

Tasarıda seçimlere bağımsız girip de seçim sonrası bir siyasi parti çatısı altında birleşen ve Mecliste grubu bulunan siyasi partiler açısından bir düzenleme de bulunmamaktadır. Seçimlere bir parti çatısı altında girmeyi koşul olarak sunan bir düzenlemenin, demokrasi açısından olumlu bir katkı sunmadığı açıktır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; genel seçimlerde uygulanan seçim barajının bir örneği de hazine yardımlarında uygulanmaktadır. Hazin, tüm toplumun ortak birikimiyse ve bu birikim, tüm toplumların katkılarıyla oluşturuluyor ise, siyaseten temsil eden partilere hazine yardımı için yüksek barajlar konulması adil bir yöntem değildir.

Değerli milletvekilleri, tasarının 5, 6, 7, 8, 9 ve 10’uncu maddelerinde Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’na dair kimi değişikler öngörülmektedir. Toplantı ve gösteri yürüyüşü özgürlüğü hakkı, demokratik hukuk devletinin en temel unsurlarından birisini teşkil etmektedir. Bu hak, aynı zamanda düşünceyi açıklama özgürlüğü hakkının en önemli araçlarından biri olma özelliğini taşımaktadır. Bütün demokratik ve hukuk ülkelerinde bir düşünceyi açıklamak, yaymak, duyurmak veya tepki göstermek için gösteri ve yürüyüş hakkının kullanılabilmesi güvence altına alınmıştır. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası da bu hakla ilgili bir düzenlemeye sahiptir.

Anayasa’ya göre, herkes önceden izin almaksızın silahsız ve saldırısız toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına sahiptir. Gösteri ve yürüyüş hakkı en temel insan haklarından biri olmasına rağmen, Türkiye’de bu hak, Anayasa ve evrensel hukuka aykırılık teşkil eden kimi kanun, kararname ve yönetmelikler doğrultusunda çoğu zaman siyasi irade tarafından yasaklanmakta ve kolluk güçleri aracılığıyla da sık sık engellenmektedir.

Değerli milletvekilleri, tasarıda, toplantı ve gösteri yürüyüşlerinde bir iki saatlik uzatmalar yapılabileceğiyle ilgili düzenlemelerden söz edilmektedir. Toplantı ve gösterilerin saatleri istenirse sınırsız da tutulabilir. Ancak, meselenin bizce asıl önemli olan kısmı bu değildir. Önemli olan, bireyler ve kolektif topluluklar bir konuyla ilgili tepkilerini görünür kılmak istediklerinde devletin kolluk kuvvetlerinin bu gösteriler karşısında nasıl konumlandığıdır. Örneğin, süresi çok kısa olan on beş dakikalık bir basın açıklamasında kolluk güçleri nasıl davranmaktadır? Öncelikle bunu gözden geçirmek gereklidir. Dolayısıyla, toplantı ve gösteri yürüyüşlerinin sorunlara yol açması, süresinin kısalığıyla ilgili değil, polisin şiddet ve silah kullanma yetkisinin genişliğiyle ilgilidir. Söz konusu yetkiyi düzenleyen başlıca kanunlar ise, 2559 sayılı Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu ve 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’dur.

Değerli milletvekilleri, uluslararası hukuk, meşru gösteri hakkının kullanımı konusunda devletlerin negatif yükümlülüğü bulunduğunu, üçüncü kişilere saldırı, zarar verme, cebir ve şiddet unsuru içermedikçe, kamu düzenini açık bir biçimde ihlal etmedikçe, şiddet içermeyen, barışçıl protesto eylemlerinin devletlerce hiçbir şekilde engellenemeyeceğini, bu tür gösterilere kolluk güçleriyle doğrudan müdahale edilemeyeceğini vurgular. Türkiye’de ise, kolluk güçlerinin barışçıl gösterilerde basınçlı su, plastik mermi, kimyasal silah, gösteri kontrol ajanları kullanarak şiddete başvurması önceki yıllara oranla büyük bir artış göstermektedir.

Değerli milletvekilleri, Türkiye’nin toplanma ve gösteri hakkı ile güvenlik güçlerinin müdahalesiyle ilgili yasalar ve bunların uygulanması konusunda Avrupa standartlarının gerisinde olduğu 2013 Avrupa Birliği Türkiye İlerleme Raporu’nda da açıkça belirtilmiştir. Polisin silah kullanma yetkisinin genişliği, yaşam hakkı ihlali olasılığını son derece artırmaktadır; bu nedenle sınırlandırılması gereken bir yetkidir. Kaldı ki bu uygulama Birleşmiş Milletlerin 1990 yılında kabul ettiği Kolluk Kuvvetlerinin Zor ve Silah Kullanımına Dair Temel Prensipleri’nin 9’uncu maddesine de aykırıdır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; polise isnat edilen suçların ya hiç kovuşturmaya uğramaması ya da yeterli kovuşturulmaması da insan hakları ihlallerinin tekrarlanmasında etkili olan unsurlardan biridir. Kanun tasarısı, bu mevcut, can yakmaya devam eden sorunları da görmezden gelerek hazırlanmıştır. Unutmamak gerekir ki, eğer bireylerin ve halkların her türlü özerkliği ve özgürlüğü gerçekleşiyor ise, gerçekten halk kendi kendini yönetebiliyor ve kendi kaderine sahip çıkabiliyor ise, velhasıl, bireysel ve kolektif haklar özgürce kullanılabiliyor ise, ancak o zaman bir rejimin gerçek anlamda demokratik olduğundan söz edilebilir.

Gerçekten, bu yapılan son düzenlemelerde kısmi düzenlemeler vardır ama Türkiye'nin gerçek anlamda demokratikleşmesi ve özgürleşmesi noktasında atılması gereken daha çok adım olduğunu belirtiyor, bu duygularla tekrar Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Bölüm üzerine şahsı adına söz isteyen Mehmet Şandır, Mersin Milletvekili.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Nevzat Korkmaz…

BAŞKAN – Süleyman Nevzat Korkmaz, Isparta Milletvekili. (MHP sıralarından alkışlar)

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; tekrar saygıyla selamlıyorum. Birinci bölüm üzerinde şahsım adına konuşma yapmak üzere huzurlarınızdayım.

Biraz önceki konuşmamın sonunda da belirtmiştim, Adalet ve Kalkınma Partisi zaman zaman bu tür siyasi manevraları yapıyor ve maalesef, halkın belki faydasına olabilecek birtakım şeyler ile halkın, milletin istiklalini, istikbalini karartacak bazı hususları bir araya getirerek, âdeta acı olan bir hapı millete kolayca yutturabilmek için etrafının tatlandırıcılarla çevrilmesi gibi bir oyunu sürekli milletimizin önüne getiriyor. İşte, bu tasarı da böyle bir şey. Biraz önce söylediğim gibi, klasik AKP siyasi manevrası, “Millî iradeyi acaba nasıl arkadan dolaşırım?” taktiği.

Şimdi, tabii, buna niye karşı çıkıyoruz değerli arkadaşlar? Bunun bir evveliyatı var. Milliyetçi Hareket Partisi Oslo görüşmelerini, Oslo görüşmelerindeki o tutanakları okudu, Türkiye’nin başına nasıl bir çuval geçirilmek istendiğini gördü. Bakın, oradaki olan biteni kısaca hatırlatmak istiyorum: Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın özel talimatıyla, o zaman Başbakanlık Müsteşar Yardımcısı, şimdi MİT Müsteşarı Hakan Fidan ve dönemin MİT Müsteşar Yardımcısı Afet Güneş, PKK terör örgütü adına Kandil temsilcisi Mustafa Karasu, Avrupa temsilcisi Sabri Ok ve Zübeyir Aydar’la birlikte Oslo’da bir görüşme yapıyor. Bu görüşmede MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın şu sözleri milletin arşivinde, diyor ki: “Her sene 10 bin tane öğretmen alınır. Adamı alıyorsun –Güneydoğu’da öğretmen açığı var- adam ertesi sene gitmek istiyor; dört sene, beş sene duruyor, batıya gitmek istiyor. Niye? ‘Benim orada yaşam şartlarım iyi değil.’ İktidar beş sene önce dedi ki: ‘Biz yerel yönetimler yasasını geçiriyoruz, belli şeylerin mahallî teşkilatlarını kaldırıyoruz, Millî Eğitim, şunlar bunlar, bakanlıklarını kaldırıyoruz, valiliklere ve belediyelere veriyoruz. İlk önce valiliklere, uzun vadede belediyelere gidecek.’ Biz bunu yapamadık. Yani, Cumhurbaşkanı iki defa geri çevirdi, aldı Anayasa Mahkemesine götürdü, o zaman kaldı gitti.” Yani, aslında, Adalet ve Kalkınma Partisi, iktidara geldiği ilk andan itibaren bu tür rüyaların, hülyaların peşinde. Onun böyle olduğu anlaşılıyor.

Artık bu görüşmeleri Hükûmetin inkâr etmediği ortada. Önceleri bir inkâr etme girişiminde bulundular, “Biz görüşmedik, devlet görüştü, devletin kurumları görüştü.” dediler, şimdi bizzat Başbakan da, bakanlar da, AKP’nin sözcüleri de söylüyor, “Görüşüyoruz.” diyor. Ama bazen şöyle söylüyor: Eğer sıkıntılı bir konuysa “Devlet görüştü.” diyor ama bölgede oya tahvil edebileceği, siyasi istismar konusu yapabileceği bir şey ise “İşte şunları yaptık, bunları yaptık, biz başardık.” diyor.

Değerli arkadaşlar, zaten PKK ile siyasi müzakere yapıldığı için şu anda devletin güçleri ile PKK orada çatışmıyor gözüküyor ama bu demek değildir ki bu mesele bitti. Bunun böyle olmadığını herkes biliyor. Niye saldırsın ki? Otuz beş yıldır hayal ettiği ama bir türlü gerçekleştiremediği birtakım hususlar şu anda iktidar partisi tarafından Meclis kürsüsüne getiriliyor, uygulamaya bir bir geçiriliyor.

PKK artık çıtayı yükseltmiştir. PKK demokratik özerklik dillendirmektedir. Yani, bütün bu dillendirmeleri artık sağır sultan duymuştur ama buna bir cevap vermesi gereken ne Sayın Başbakan ne de huzur ve asayişi teminle görevli İçişleri Bakanı bir cevap vermemektedir.

Tutturmuş bir paralel yapı, artık aldı başını gidiyor. Paralel yapıyla oturuyoruz, paralel yapıyla kalkıyoruz. İki tane paralel yapı var benim gördüğüm. Bir tanesi Adalet ve Kalkınma Partisinin içerisinde. Buradaki 320 milletvekilinden 300 milletvekili aynen diğer milletvekilleri gibi hizmet için gelmişler buraya ama 20-25 kadar -ben bu sayıyı bilmiyorum- onlar da kendi gemilerini yürütmeye gelmişler. İşte bakın, AKP içerisinde bir paralel yapı. Hep, sürekli söylüyoruz o 300 arkadaşa: Yani onların veballerini çekmek zorunda mısınız?

Bakın, bir paralel yapı bu. İkinci paralel yapı da PKK-KCK yapısı, bölgedeki. Orada bir devlet kurma çalışmaları, devlet yapısı oluşturma çalışmaları var. Bakın, dikkat edin, Sayın Başbakan bu iki yapıyı da gördüğü hâlde susuyor. Şu anda tek üzerine gitmek istediği, hizmet erbabı sınıf.

Değerli arkadaşlar, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Evet, teşekkür ediyorum.

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – Sayın Başkan, bu konuya yine cevap vermem gerekiyor.

BAŞKAN – Sayın Bakan söz istedi zaten, verecek galiba Sayın Satır.

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – Ama benim buna milletvekili arkadaşlarım adına cevap vermem lazım.

BAŞKAN – Sayın Bakan söz istedi Sayın Satır.

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – Müsaade ederseniz, benim milletvekili arkadaşlarım adına da düzeltmem lazım.

“20 milletvekili kendi gemisi için burada bulunuyorlar.” dedi. Bu çok kötü bir cümle, kendisini kınıyorum. Biz burada halkın temsilcileriyle, halkımızın taleplerini yerine getirmek için bulunuyoruz. Bütün milletvekillerimiz aynı hedef için burada.

Kendisini kınadığımı tekrar belirtiyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Evet, teşekkür ederim.

Sayın Bakan, söz talebiniz var.

Buyurun, yerinizden kısa bir açıklama.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Kırıkkale) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, değerli milletvekillerimizin konuşmalarında işaret ettiği bir iki hususu doğrusu düzeltmek istiyorum.

Birincisi, Sayın Korkmaz’ın ifade ettiği, son görüşmelerle ilgili husus. Yani, ben tekrar değerli arkadaşlarımıza ifade edeyim nasıl görüşmeler oluyor.

Çözüm sürecindeki görüşmelerde, biliyorsunuz, Millî İstihbarat Teşkilatımız örgüt kesimiyle, İmralı’yla görüşmeleri yürütüyor; biz kendimiz siyaset ve Hükûmet kesimi olarak siyaset kesimiyle görüşüyoruz ve yani siyaset kesiminin bu konuda çok daha yapıcı rol almasını istiyoruz. BDP’li arkadaşlarımız hem İmralı’ya gidiyorlar hem diğer görüşmeleri yürütüyorlar, biz de onlarla görüşüyoruz. Yani, bu süreçte tabii ki bunlar görüşmelerle yürüyecek. Yani bu sorunları çözeceksek… Her ülke bu sorunları çözerken bu görüşmeleri yapmış. Tabii, burada partilerimiz, gruplarımız sorunlara yaklaşırken biraz öyle bakmalı.

İkincisi de yani bu toplantı, gösteri yürüyüşüyle ilgili konulara değindi arkadaşlarımız.

Bakın, bizim burada konuştuğumuz, değerli arkadaşlar, basın açıklaması falan değil. Bak, her gün, gidin, Sakarya Caddesi’nde, Ankara’da basın açıklaması yapılır, hele cumartesi günleri.

SÜLEYMAN ÇELEBİ (İstanbul) – Bu akşam gaz yediler.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Kırıkkale) – Sadece büyük toplantı ve mitingler için… Yani biz burada sadece İstanbul’u falan konuşmuyoruz. Bakın, ben Ankara örneğini verdim. Bir şehirde mülki idarenin STK’ları, parti başkanlarını, belediye başkanını çağırarak “Oturun arkadaşlar, şehrimizin toplantıyla ilgili konularını görüşelim.” demesi, bu makul değil mi? İçimizde mülki idareden gelen arkadaşlar var.

UĞUR BAYRAKTUTAN (Artvin) – En son kararı kim veriyor?

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Kırıkkale) – Yani bunları, böyle, tabii, şeyin dışına çıkarmak yanlış. Bakın, Ankara’da, örneğini verdim, herkes biliyor ki birkaç tane meydan var. Ama yani ellerinde pankart Meclise kadar gelir, efendim, Sakarya Caddesi, onlar ayrı. Yani onu ifade etmek istiyorum.

Bir de burada, Cumhuriyet Halk Partisi sözcüsü “Yani bu muydu paket?” falan diye… Ben ifade ettim. Sizlere de sunabilirim. Başbakanımızın açıkladığı paket çok geniş bir pakettir. Bunun bir kısmı idari tasarruflardır, kılık kıyafet özgürlüğü gibi, Andımız gibi vesaire; bir kısmı bağımsız yasalardır -bunlar gelecek- yani kişisel verilerin korunması gibi. Burada sadece bir kısmı vardır. Onu özellikle arz etmek istedim.

Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Evet, teşekkür ediyorum.

Bölüm üzerinde şahsı adına söz isteyen Sakine Öz, Manisa Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

SAKİNE ÖZ (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; özgürlük ve adaleti ortadan kaldıran, demokraside reform yapma iddiası taşıyan kanun tasarısı üzerine şahsım adına söz aldım. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Ülkemizde, muhalif gördüğü her kesime, şu an bile, Ankara’da Kızılay’da, İstanbul’da “Hırsız var.” diyen eylemcilere karşı acımasızca saldıran, yolsuzluk, hırsızlık, rüşvet belgeleriyle varlığını yitirmiş bir yürütmenin, Meclisi yasa değil, yama yapma organına dönüştürdüğü bir gündemle yaşıyoruz. Gezi’de özgürlük ve adalet arayışı içindeki gençlerimize şiddette sınır tanımayanların sırtını sıvazlayan, hesap vermekten kaçan, her sözüyle toplumumuzun farklı gruplarına, kimliklerine açıkça ayrımcılık uygulayan bir partinin paraları sıfırlamakla meşgul genel başkanının utanç verici sözlerine meydanlarda devam ettiği bir dönemde sözüm ona demokratikleşme paketini tartışıyoruz. Demokrasi ve özgürlükten özenle uzak duran AKP’nin seçim yatırımına dönük paketini görüşüyoruz.

Sayın milletvekilleri, demokratik ve adil bir ülkede hesap veren bir devletle yaşama ilkesinden her geçen gün uzaklaşırken, tutuklu öğrenci, gazeteci, bilim insanı ve asker sayısında dünyada başa güreşiyoruz. Uzun tutukluluk süresiyle adil yargılanma hakkı açıkça çiğnenenler bir tarafa, eski bakan çocukları ve Reza Zarrab toplumun beklediği adaleti çiğneyip geçmekte, Tayyip Erdoğan ise kendi adaletinin yerini bulmasına sevinmektedir.

Çok açık bir gerçek var ortada: Bu yasa tasarısı geçtiğimiz aylarda açıkladığımız 17 maddelik demokrasi paketinden çok uzaktır. Seçim barajını düşürmeyen, yüzde 5’e çekemeyen hiçbir paket demokrasiden ve ifade özgürlüğünden bahsedemez. Kutularla anılan bir hükûmet, süslü paketlerle demokrasiye ve adalete yanaşamaz. Biz yüzde 1 oy almış bir partiye hazine yardımı yapılsın dedik, önerdik ama AKP sıraları hazine yardımını yüzde 3 oy alan partiyle sınırlı tutmuş, marjinal diyerek yaftaladığı toplum güçlerine sırtını dönmeye devam etmiş, millet iradesinden çoktan vazgeçmiştir.

Değerli milletvekilleri, ülkemizde farklı din, mezhep ve görüşleri üzerinde açıkça ayrımcılığa uğrayan yurttaşlarımız kamu hizmetlerinden adil ve eşit faydalanma, devlette görev alma ve yükselme olanaklarını özellikle bu Hükûmet döneminde daha fazla kaybetmiştir. Tayyip Erdoğan’ın meydanlarda nefret suçu içeren sözleri, Gezi’de yaşamını yitiren gençlerimizin arkasından konuştukları, bu Hükûmetin özgürlüğe ve demokrasiye karşı duruşunu açıkça ortaya koymuştur. Alevilerin inanç ve taleplerini büyük ölçüde görmezden gelen, Diyanetten eşit hizmet vermekten kaçınan Hükûmet, Alevi köylerinin en tabii hakları olan yol, su ve köprü taleplerine bile sırtını dönmektedir. Bu tutum yaşadığımız hizmet ve inanç adaletsizliğinin açık kanıtı, Alevilerle güya akıllarınca dalga geçmenin somut örneğidir. Sırf Hükûmete yakın bir inanç ya da mezhepten olmadığı için, farklı bir etnik kimliğe ait olduğu için yok sayılan, kamu görevlerinden dışlanan, kamu hizmetlerinden uzak tutulan, isimleri etiketlenen, evleri işaretlenen birçok inanç grubunu ve etnik kimliği düşündüğümüzde, bu paketten, bu Hükûmetin demokrasi paketinden beklemek kuru bir hayalcilik olur.

Sayın milletvekilleri, yaşımıza, cinsiyetimize, etnik kimliğimize, mezheplerimize, rengimize, dilimize, dinimize, çocuk sayımıza, ne giyip ne giymeyeceğimize, yaşam tercihlerimize, boyumuza posumuza, hatta hatta medeni durumlarımıza dahi dil uzatan Recep Tayyip Erdoğan’ın konuşmaları ortadayken bu Hükûmetten ne demokrasi ne de adalet beklenir. Direnen gençlerine “ateist” ve “terörist” diyerek dil uzatan Hükûmetin uygulamaları ortadayken, adalet ve özgürlük tümüyle rafa kalkmışken demokratikleşme paketi adı altında çıkacak yasaların hiçbir anlamı olmayacaktır.

Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

On beş dakika süreyle soru-cevap işlemi yapılacaktır.

Sayın Köse… Yok.

Sayın Nazlıaka…

AYLİN NAZLIAKA (Ankara) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, aslında sorduğumuz ama yanıt alamadığımız bir soruyu tekrar sormak istiyoruz: Bilal Erdoğan’la ilgili olarak açılmış olan bir soruşturma var mıdır? Gerekçesi nedir?

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Çelebi…

SÜLEYMAN ÇELEBİ (İstanbul) – Sayın Bakan, demin de sordum soruyu ama siz “O zamanın İçişleri Bakanıydım, ben de o zaman serbest bıraktım 1 Mayıs Taksim alanını.” demiştiniz. Sizinle o zamanlarda da muhatap olmuştuk ve en çok gaz bombasını da sizin döneminizde DİSK binasına atılarak yemiştik; onu hatırlarsınız.

Şimdi, ben  sorumu soruyorum: İki ay sonra 1 Mayıs; Taksim,  Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine göre açılacak mı? Birinci sorum bu.

İkinci sorum da: Bugün bir operasyon yine başladı; hırsızlığa karşı, yoksulluğa karşı eylem yapan, Ankara’da, İstanbul’daki vatandaşların üzerine gaz bombaları yağdırılıyor. Bir yandan burada bu yasa görüşülüyor, bir yandan demokratikleşme deniliyor. Sizin demokratikleşme anlayışınızda gaz bombaları, tazyikli su ve benzeri baskılar ve zulümler mi devam edecektir? Bunu soruyorum.

BAŞKAN –  Teşekkür ediyorum.

Sayın Halaman…

ALİ HALAMAN (Adana) – Başkanım, teşekkür ederim. Sorumuz Sayın Bakanımıza.

Sayın Bakanımız özellikle “Demokratik açılım, halklara dayalı yeni Türkiye oluşturacağız sosyal, siyasi, ekonomik…” diyor sürekli olarak.

Şimdi, bunları derken -geçmiş dönemde de diyenler oldu- Kırım’ın hâli ortada. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde son gelişmeler var. Bunlarla ilgili bir bilgi verirseniz memnun oluruz.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN –  Teşekkür ediyorum.

Sayın Öztürk… Yok.

Sayın Serindağ…

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, 2911 sayılı Yasa’nın 6’ncı maddesinde toplantı ve gösteri yürüyüşü yer ve güzergâhı belirtilmiş. Buna göre, toplantı yerlerinin tespitinde, gidiş gelişi, güvenliği bozmayacak ve pazarların kurulmasına engel olmayacak biçimde, toplantıların genel olarak yapıldığı -dikkatinizi çekiyorum- elektrik tesisatı olan yerler tercih edilir; kısıtlama bu. Getirdiğiniz değişikliğe bakıyoruz, diyorsunuz ki: “Kamu düzenini, genel asayişi bozmayacak ve vatandaşların günlük yaşamını zorlaştırmayacak şekilde ve 22’nci maddenin birinci fıkrasında sayılan sınırlamalara uyulması kaydıyla…”  Yani, sizin getirdiğiniz değişiklik, eskiye göre daha sert bir düzenlemeyi öngörmektedir. Hâl böyle iken buna “Temel Hak ve Özgürlüklerin Geliştirilmesine Dair Kanun Tasarısı” demek acaba samimiyetinizin bir ifadesi olarak görülebilir mi?

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Köktürk…

ALİ İHSAN KÖKTÜRK (Zonguldak) – Sayın Bakan, ABD yönetimi 27 Şubat 2014 tarihinde 2013 yılı geleneksel insan hakları raporunu açıkladı. Türkiye bölümünün bu sene 48 sayfadan 51 sayfaya çıktığı görülen rapora, Gezi protestoları sırasında Hükûmetin uyguladığı aşırı şiddet ve 17 Aralık rüşvet operasyonu sonrasında yaşananların damga vurduğu görüldü ve ABD yönetimi, 17 Aralık operasyonu sonrasında ortaya çıkanları “skandal” olarak nitelendirdi. ABD yönetiminin yolsuzlukları “skandal” olarak değerlendirmesine yönelik yaklaşımınız ve yorumunuz nedir?

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Acar…

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Sayın Bakan, Türkçede bulunmayan “x, q, w” harflerinin kullanılmasını serbest bıraktınız. Bu kanunla da Türk Ceza Kanunu’nun 222’nci maddesini kaldırarak, Türk Harflerinin Kabul ve Tatbiki Hakkında Kanun’un koyduğu yasaklara veya yükümlülüklere aykırı hareket edenlere verilen ceza kaldırılmaktadır. Bu madde Anayasa’mızın 174’üncü maddesini korumaktadır. Bu madde Türk toplumunu çağdaş uygarlık seviyesinin üstüne çıkarmak ve Türkiye Cumhuriyetinin laiklik niteliğini korumak amacı güden devrim kanunlarını korumaktadır.

Size iki sorum var. Bir: Türkçenin düşmanı mısınız, değilseniz ne yapmayı amaçlıyorsunuz? İki: Laikliği kaldırmanın ön hazırlığını mı yapıyorsunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Ekşi...

OSMAN OKTAY EKŞİ (İstanbul) – Teşekkürlerimi sunuyorum.

Sayın Başkan, sekiz ay önce takdim ettiğim fakat yanıtlanmamış bir soruyu huzurunuzda tekrar etmek ihtiyacını duyuyorum Sayın Başbakan Yardımcımın yanıtlaması istirhamıyla. Taraf gazetesi 10 Haziran 2013 tarihli sayısında, Millî İstihbarat Teşkilatı ile Millî Eğitim Bakanlığı ve Millî İstihbarat Teşkilatı ile Tapu Genel Müdürlüğü ve keza, Millî İstihbarat Teşkilatı ile Türk Hava Yolları ve PTT idaresi arasında bu kurumların normal işlemler sırasında elde ettikleri kişisel veri türü bilgileri MİT’e aktarmalarını öngören bir protokol imzalanmış mıdır, imzalandıysa bundan güdülen amaç nedir? Böyle bir protokol var ise bunun uygulanmasına ne zaman başlanmış, bugüne kadar kaç kişiyle ilgili bilgiler MİT’e aktarılmış?

BAŞKAN- Teşekkür ediyorum.

Sayın Erdoğdu…

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Sayın Atalay, milletvekillerinin size soru sorması İç Tüzük’ten gelen bir hak, sizin de cevap vermeniz İç Tüzük’ten gelen bir yükümlülüktür ama ne yazık ki siz ve diğer bakanlar bizim bu sorularımıza cevap vermemektesiniz ve biz bu sorularımızı kendi özel işlerimizle  veya sizinle ilgili özel işlerle ilgili sormayıp kamu işleriyle ilgili soruyoruz. Demin dört soru sordum, cevap vermediniz, yazılı bildireceğinizi de söylemediniz.

Bilal Erdoğan hakkında yürütülmekte olan bir soruşturma var mıdır?

Reza Zarrab’la ilgili bir MİT raporu düzenlenip aylar öncesinden Başbakana ve Hükûmete verilmiş midir?

Yurt dışında Başbakanlığa tahsis edilen uçaklarla nakit taşınmış mıdır?

Malezya’dan sığınma hakkı isteyen Hükûmet üyeleri var mıdır?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Bayraktutan…

UĞUR BAYRAKTUTAN (Artvin) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakan, bunu Komisyonda da görüşmüştük. 6’ncı maddede toplantı ve gösteri yürüyüşlerine ilişkin düzenlemede “Mecliste grubu bulunan siyasi partilerin, il ve ilçe temsilcileri ile güzergâhın geçeceği il ve ilçe belediye başkanlarının, sendika temsilcilerinin görüşü alınır.” şeklinde bir ibare var. Bu ibarenin sonunda asıl yetkilinin vali olduğu gözüküyor. Eğer bu konuda vali kesin karar mercisi ise bu istişari görüşün bir önemi olmadığı kanısındayız. Bu konuda, bir oylama sonucunda, bir oylama yapılarak gerçek iradenin ortaya çıkması konusundaki düşünceniz nedir? Bu konudaki düşüncenizi merak ediyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Son soru, Sayın Çelebi...

SÜLEYMAN ÇELEBİ (İstanbul) – Çok teşekkürler Sayın Başkan.

Şimdi, biraz önce de ifade ettim, bir kez daha, bu konuda en çok canı yanan bir insan olarak da söylüyorum -bu demokratikleşme paketini biraz önce Grup Başkan Vekilimiz de söyledi- çayırda çukurda mı bundan sonra eylemleri yapacaklar? Bunu çok net öğrenmek istiyoruz çünkü bu tasarıyla, aslında, toplumdan bu süreç gizlenerek, başka yere taşınarak bir yere yükümlülük getirilmek isteniyor. Çok net şunu öğrenmek istiyorum: Çayırda çukurda mı kutlanmak isteniyor? Ve demokratik haklarını kullanmak isteyenlerin, -bu gece- arkadaşların bu haklarının kullanılması bu yasayla daha da kısıtlanacak mı? Çok açık cevap istiyorum.

Çok teşekkürler.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Bakan, buyurun.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Kırıkkale) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sorularla ilgili, tabii, burada biraz önce de söyledim, Bilal Erdoğan konusu gibi konular şu anda benim bilebileceğim ve cevaplayacağım hususlar değil.

1 Mayısla ilgili konuyu biraz önce cevapladım.

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’yle ilgili konu da, tabii, geniş bir konu ama herhâlde son müzakere sürecini kastediyor arkadaşlarımız. Yani Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ile ilişkilerde tabii Türkiye Cumhuriyeti daima Kuzey Kıbrıs’ın yanında. Mali protokolleri biliyorsunuz, buradan geçti anlaşması. Yani üç yılık bir ekonomik kalkınma programı uyguluyoruz ve Türkiye’nin şu anda yıllık oraya desteği 1 milyar TL’nin üzerindedir, 1 milyar 100 gibi. Bunu hükûmetlerimiz döneminde her yıl biraz daha yükselttik.

Doğrusu, su projesi tamamlanmak üzere  yani Anamur’dan karşı tarafa, barajlar tamamlandı, borular da döşeniyor, inşallah mart ayında barajları bitmiş olacak, eylül ayında da su akmaya başlayacak. İçerideki dağıtım projesinde çalışıyoruz.

Enerji projesi var. Yani elektrik de Türkiye’den gidecek. Biz, doğrusu, Türkiye olarak… Elektrik ve su bağlantısının Ada üzerinde çok önemli etkileri olacak. Tabii, eğer ileride orada eşit, adaletli bir sistem -tek devletli, iki taraflı- kurulursa, Türkiye, Türk tarafının, Türk kesiminin üstünlüğü olacak. Eğer olmazsa da, doğrusu Türk tarafı çok büyük avantajlar kazanacak. Doğrusu, biz Kıbrıs’la ilgili çalışmalarımızı bu çerçevede yürütüyoruz.

Müzakere sürecine gelince: Biliyorsunuz, şu anda Türkiye ve Yunanistan da bu konuda rol aldı, Avrupa Birliği daha olumlu bir bakış içinde yani onlar da artık bunun yürümeyeceğini görüyor. Biz 21 Ocakta Sayın Başbakanla Brüksel’e gittiğimizde bu çok konuşuldu. Uluslararası alanda Birleşmiş Milletlerin de burada şu anda bir baskısı var. Yani, bir yeni gelişme bu. Müzakereciler, işte, Türk müzakereci dün Yunanistan’a gitti, Güney Kıbrıs’ın müzakerecisi bize geldi, bu çalışmalar da sürüyor ama yani hemen, çok hızlı gideceğe de benzemiyor. Benim kendimin, doğrusu, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanından aldığım bilgiler de o yönde. Kıbrıs’la ilgili, tabii, çok şey söylenebilir ama diğer sorulara kısa kısa değineyim.

Toplantı, gösteri yürüyüşüyle ilgili sorular var burada, Sayın Serindağ’ın, diğer arkadaşların.

Değerli arkadaşlar, daha önce de ifade ettim, yani toplantı, gösteri yürüyüşünde acaba çok mu şehir dışı falan, öyle bir şey yok. Bugüne kadar vali, kaymakam kendisi belirliyordu, tebliğ ediyordu; şimdi şehrin ileri gelenlerini çağırıyor ve birlikte istişare ediyor. Bu önemli bir katkıdır, onu ifade edeyim, birlikte kararlaştırıyorlar. Burada illa olumsuz bir şey görmeyi ben doğrusu pek anlayabilmiş değilim. Ankara örneğini verdim. Yani, tabii ki toplumun huzuru çok bozulsun istemiyoruz. Yani yürüyüş yaparak, ticarethanelerin camları falan kırılsın istemiyoruz. Herkes hem özgürce toplantısını yapsın, sesini çıkarsın…

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Biz barışçıl toplantılardan bahsediyoruz.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Kırıkkale) – Biz de yapıyoruz, biz de miting yapıyoruz, yani iktidar partisi de yapıyor sadece muhalefetin işi değil ki toplantı, gösteri yürüyüşü. Dolayısıyla bunları…

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Sadece partiler açısından düşünmemek lazım.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Kırıkkale) – Yani, makul baktığımızda herkes burada neyin getirildiğini görüyor aslında ama tabii illa bir eleştirel bakış getirirsek farklı şeyler söylenebilir.

GÜRKUT ACAR (Antalya) – 12 Eylül yasası bu, 12 Eylül yasası Sayın Bakan

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – 12 Eylülden geri, geri. Ne yasası!

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Kırıkkale) – Tabii, burada, inkılap kanunlarıyla ilgili, bu harflerle ve şapkayla ilgili yasalar duruyor. Biz bunların, zaten uygulama alanı kalmamış, cezasını kaldırıyoruz. Zaten günlük hayatta da bu harfler kullanılıyor “Türkçe düşmanı” gibi falan şeyleri reddederiz. Yani bizim ana dilimizdir Türkçe, resmî dilimizdir Türkçe. O tür nitelemeleri de bu Parlamentoya yakıştıramam. O tür şeyleri bizim sizlere söylememiz daha kolaydır ama söylemiyoruz.

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Anayasa 174’ü nasıl koruyacaksınız?

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Kırıkkale) – Dolayısıyla, o tür soruları ben ayıp olarak görüyorum.

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Anayasa 174 ne olacak Sayın Bakan?

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Kırıkkale) – Sayın Ekşi, doğrusu,  bilemiyorum. Sizin sorunuzu cevaplayabilecek durumda değilim ben. 

Sayın Erdoğdu, işte “Zerrab”tır, diğer konulardır, benim bilemediğim konular; buradaki tasarımızla da ilgili değil bunlar.

HASAN ÖREN (Manisa) - Türkiye gerçeği değil mi bunlar?

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Kırıkkale) –  Yani bana çok genel diğer konuları soruyorsunuz, o konularda benim şu an bir şey söylemem mümkün değil.

SÜLEYMAN ÇELEBİ (İstanbul) – Tasarıyla ilgili sorduk Sayın Bakan.

D. ALİ TORLAK (İstanbul) – Ne istiyorsan onu soralım Sayın Bakan!

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Kırıkkale) – Sayın Bayraktutan’a ise şunu söylüyorum: Biraz önce söylediğim gibi yani bir valinin -Kırıkkale Valisinin, seçim bölgem- ilinin siyasi parti il başkanlarını, STK’larını, ticaret odasını vesaire, ondan sonra belediye başkanını çağırıp “Arkadaşlar, gelin oturalım, ilimizin neresinde miting yapılabilir, birlikte görüşelim ve karar verelim.” demesi güzel bir şey.

UĞUR BAYRAKTUTAN (Artvin) – Oylama yapsınlar Sayın Bakan.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Kırıkkale) – Yani, niye valinin illa hepsinin görüşünün zıddına bir karar içinde olmasını bekliyorsunuz?

UĞUR BAYRAKTUTAN (Artvin) – Sayın Bakan, oylama yapsınlar, oylama.

GÜRKUT ACAR (Antalya) – 12 Eylül döneminde yaşadık bunu biz.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Kırıkkale) – Yani bu görüşmeyi niye değerli görmüyorsunuz, ben onu anlamıyorum.

GÜRKUT ACAR (Antalya) – İhtilalden sonra yaşadık bunu biz.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Kırıkkale) – Bakın, bu sadece İstanbul değil, bir Taksim takıntısı var. Biz, bütün illeri konuşuyoruz, bütün illeri.

SÜLEYMAN ÇELEBİ (İstanbul) – Takıntı değil, hukuksuzluğu konuşuyoruz, mahkeme kararını konuşuyoruz .

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Kırıkkale) – Ankara’nın -5 milyonu aşkın- neresinde miting yapacaksınız? Nerede miting yapılacak?

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Issız yollarda yapılacak, ıssız yollarda Sayın Bakan.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Kırıkkale) – Yollarda yapılamaz miting.

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Şehrin dışında, ıssız yollarda, fabrikaların arasında yapılacak. Aynı 12 Eylül kanunu bu.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Kırıkkale) – Dünyanın hiçbir yerinde yollarda miting yapılmaz. Mitingin yapılacağı yerler vardır.

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Aynı 12 Eylül dönemini mi getiriyorsunuz?  12 Eylül kanunu bu.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Kırıkkale) – Ayrıca, biz ne meydanlardan korkarız ne milletten. Biz millete sığınırız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Taksim’den korkuyorsunuz ama Taksim’den korkuyorsunuz.

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Korkmasaydınız HSYK’yı değiştirmezdiniz.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Kırıkkale) – O milletten korkanlar kendilerini bilirler.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Taksim’den korkuyorsunuz.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Kırıkkale) – 30 Mart geliyor, milletten kim korkacak, o zaman da göreceğiz.

Teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Taksim’den korkuyorsunuz.

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Korku içindesiniz.

UĞUR BAYRAKTUTAN (Artvin) – Sayın Bakan, oylamayla çıkartın kararları oylamayla.

BAŞKAN – Evet, teşekkür ediyorum Sayın Bakan.

Birinci bölüm üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Şimdi birinci bölümde yer alan maddeleri, varsa o madde üzerindeki önerge işlemlerini yaptıktan sonra, ayrı ayrı oylarınıza sunacağım.

1’inci madde üzerinde biri Anayasa’ya aykırılık olmak üzere üç adet önerge vardır. Önergeleri okutacağım ve İç Tüzük’ün 84’üncü maddesi gereğince Anayasa’ya aykırılık önergesini öncelikle işleme alacağım.

 

                          Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 559 sıra sayılı kanun tasarısının 1 inci maddesinin 2 nci  fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

"Radyo, televizyon ve her türlü iletişim aracı ile yapılacak propaganda yayınlarıyla, Siyasi partiler ve adaylar tarafından yapılacak her türlü propaganda diğer seçim propagandalarında, Türkçe'nin yanı sıra farklı dil ve lehçeler de kullanılabilir."

                  Pervin Buldan                                       Leyla Zana                                        Hasip Kaplan

                        Iğdır                                              Diyarbakır                                             Şırnak

             Sırrı Süreyya Önder                                 Bengi Yıldız

                      İstanbul                                              Batman

                                                                                   

                                              Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

559 Sıra Sayılı Temel Hak ve Hürriyetlerin Geliştirilmesi Amacıyla Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı'nın 1. maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

MADDE 1- 26/4/1961 tarihli ve 298 sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanunun 58 inci maddesinin başlığı "Propaganda yayınlarına ilişkin yasaklar ve propagandada kullanılacak dil:" şeklinde ve ikinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"Siyasi partiler ve adaylar tarafından yapılacak her türlü propaganda, Türkçe'nin yanı sıra farklı dil ve lehçelerde de yapılabilir."

                   Levent Gök                                        Celal Dinçer                                      Ali Özgündüz

                       Ankara                                              İstanbul                                              İstanbul

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 559 Sıra Sayılı Kanun Tasarısının 1. Maddesinin Anayasaya aykırı olması sebebiyle Tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                     Faruk Bal                                      Yusuf Halaçoğlu                                        Ali Öz

                       Konya                                               Kayseri                                               Mersin

                 Ruhsar Demirel                                S. Nevzat Korkmaz                                 Mehmet Günal

                     Eskişehir                                             Isparta                                               Antalya

                                                                   Hasan Hüseyin Türkoğlu

                                                                             Osmaniye

BAŞKAN – Komisyon Anayasa’ya aykırılık önergesine katılıyor mu?

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Kırıkkale) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Seyfettin Yılmaz, Adana Milletvekili. (MHP sıralarından alkışlar)

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 559 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 1’inci maddesi üzerine verdiğimiz önergeyle ilgili söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Bakan, demokratikleşmeden bahsedenlerin öncelikle kendilerinin demokratik olması gerekir. Demokrasi nedir? Hukuk devleti nedir? Hukuk devletinin demokrasiyle İlişkisi nedir? Yargının tarafsızlığı ve bağımsızlığı nedir? Mahkemelerin bağımsızlığı nedir? Kuvvetler ayrılığı neye denir? Basın ve ifade özgürlüğü ne anlama gelmektedir? Bu soruların cevaplarını vermeden demokratikleşme paketinden bahsetmek mümkün değildir.

Türkiye, kendine demokrat ve kendine çalışan bir iktidar tarafından yönetilmektedir. Şu sözleri Başbakan Erdoğan gazetecilere söylemiştir: “Tasmalarını biz çıkardık, şimdi ise boyunlarına uluslararası tasmaları taktılar.” Bu sözleri eden bir Başbakan, demokratik ülkede bir gün dahi Başbakanlık yapamaz. Şu sözleri de yine Erdoğan gazete patronlarına yönelik olarak söylemiştir: “Ne yapayım, köşe yazarına hâkim olamıyorum.’ diyemezsiniz. ‘Kusura bakma kardeşim, bizim dükkânda sana yer yok.’ demelisiniz.” Başbakan, böylece muhalif gazetecilerin gazete patronları tarafından işten atılmalarını emrediyor. Böyle bir örneğe ancak faşist ve totaliter sistemlerde rastlanabilir.

Bir haberle ilgili olarak Başbakan Erdoğan Milliyet gazetesine: “Batsın sizin gazeteciliğiniz.” diyor. Bunun üzerine gazetenin patronu: “Sizi çok üzdük, Milliyet’i hemen uygun görürseniz birine satmaya hazırım.” diyor. Baskının şiddetini varın siz hesaplayın.

Başbakan Erdoğan televizyon yetkilisini arayarak “Geçmeyin, o alt yazıyı.” diyerek müdahale ediyor. Bu talimat ve sözleri ancak faşist bir rejime sahip ülkelerin yöneticileri edebilir. Tayyip Erdoğan anket şirketinin araştırmalarına müdahale ediyor. Dahası, Başbakan, MHP lideri Devlet Bahçeli’nin grup toplantısını canlı olarak veren televizyon kanalını arıyor. “Devlet Bahçeli bir manifesto açıklıyor. Siz de bunu canlı olarak veriyorsunuz.” diyor. Muhatabı da “İki üç dakikaya kestiriyorum efendim.” diyor ve kestiriyor. Siz bu yetkiyi nereden ve kimden alıyorsunuz ve hangi demokrasiden bahsediyorsunuz?

Gazetede “Bu mu sağlıkta çağ atladı iddiasında olan Türkiye?” başlıklı bir haber çıkıyor. Başbakan Erdoğan hemen “Alo Fatih” hattıyla devreye giriyor. “El insaf edin, yani böyle başlık nasıl atıyorsunuz ya?” diyor. Muhatabı, buna karşılık “Kaçak olmuş, bu bir ayıptır efendim.” dedikten sonra derhâl durumu telafi eden manşetler atılıyor. Haberi yapan 3 gazeteci de görevden alınıyor ve siz burada demokratikleşmeden bahsediyorsunuz. Bu tavrıyla Tayyip Erdoğan, basın ve ifade özgürlüğünün önündeki en büyük engeldir. Erdoğan, televizyon ve gazeteleri maskaraya çevirtmiş, İnternet’i sansürlemiş, HSYK’yı hegemonyası altına aldırmış, Adli Kolluk Yönetmeliği’ne müdahale ettirmiştir.

AHMET YENİ (Samsun) – Siz meydanları görmez misiniz, meydanları? Meydanlara bakın, meydanlara.

SEYFETTİN YILMAZ (Devamla) – Böylece, Tayyip Erdoğan medya dünyasında patronların patronu hâline gelirken AKP de yalan, yağma ve yolsuzluk sarmalında bocalar hâle gelmiştir. Bu paket demokratikleşme paketi değil Türkiye’yi bölünmeye ve çözülmeye uygun hâle getirme paketidir. İktidar yolsuzluğu değil yolunanı cezalandırarak, İnternet’i sansürleyerek, HSYK’yı denetim altına alarak, savcıyı ve polisi sürerek, bakanlar hakkındaki fezlekeleri iade ederek, “Alo Fatih” hattı kurarak, Adli Kolluk Yönetmeliği’ni değiştirerek Türkiye’yi zaten demokratikleşmiştir! Siz hangi demokratik paketten bahsediyorsunuz?

Sayın Bakan, ben size açıkça söylüyorum; 28 Şubat postmodern darbesinin yapamadıklarını yapıyorsunuz ve bize demokrasi nutku atıyorsunuz. 28 Şubatta askerin andıççıları vardı, bugün Sayın Başbakanın ve sizin andıççılarınız var. 28 Şubatta asker gazetelerin genel yayın yönetmenlerini çağırıyordu, talimat veriyordu, o talimatlar doğrultusunda manşet atılıyordu. Bugün, sizin talimatlarınızla aynı anda 7-8 tane gazete aynı manşeti atıyor ve demokrasiden bahsediyorsunuz. Sayın Başbakan adımbaşı konuşuyor, 40’a yakın televizyon veriyor, nerede konuşursa ondan bahsediyor. Ondan sonra kalkıyorsunuz, siz demokrasiden bahsediyorsunuz. Siz demokrasiden ne anlarsınız, demokrasi paketinden ne anlarsınız da bu paketi getirerek demokratikleşmeden bahsediyorsunuz?

AHMET YENİ (Samsun) – Meydanlara bakın, meydanlara.

SEYFETTİN YILMAZ (Devamla) – Yani bu milleti kandırmaya hakkınız yok. Ancak kendinize yönelik demokrat olabilirsiniz, kendinize demokrat olursunuz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SEYFETTİN YILMAZ (Devamla) – Onun için, sizin getirdiğiniz demokratikleşme paketi kabul edilir bir paket değildir.

Ahmet Yeni, sen de ikide bir oradan laf etme, gel buradan laf et. Bildiğin, konuşacağın bir şey varsa buradan konuş. (MHP sıralarından alkışlar)

AHMET YENİ (Samsun) – Ahmet Yeni olarak kaçmıyorum, gel!

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler…

III.- Y O K L A M A

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Yoklama istiyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Yoklama talebi var, yerine getireceğim.

Sayın Hamzaçebi, Sayın Bayraktutan, Sayın Ören, Sayın Serindağ, Sayın Çelebi, Sayın Öztürk, Sayın Acar, Sayın Gök, Sayın Öz, Sayın Danışoğlu, Sayın Öner, Sayın Oyan, Sayın Haberal, Sayın Köktürk, Sayın Aydın, Sayın Aygün, Sayın Ekşi, Sayın Cihaner, Sayın Erdoğdu ve Sayın Onur.

İki dakika süre veriyorum.

Yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, toplantı yeter sayısı vardır.

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

3.- Temel Hak ve Hürriyetlerin Geliştirilmesi Amacıyla Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Ağrı Milletvekili Halil Aksoy’un; 2820 Sayılı Siyasi Partiler Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Yasa Teklifi, Antalya Milletvekili Gürkut Acar’ın; Milletvekili Seçim Kanunu ile Siyasi Partiler Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi, Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanvekilleri Yalova Milletvekili Muharrem İnce ve İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin; Siyasi Partiler Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, Diyarbakır Milletvekili Altan Tan’ın; 2820 Sayılı Siyasi Partiler Kanununda Değişiklik Yapılmasına dair Kanun Teklifi, İstanbul Milletvekili Abdullah Levent Tüzel’in; 2820 Sayılı Siyasi Partiler Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun; Siyasi Partiler Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ile Anayasa Komisyonu Raporu (1/869, 2/445, 2/567, 2/624, 2/936, 2/1630, 2/1666) (S. Sayısı: 559) (Devam)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

559 Sıra Sayılı Temel Hak ve Hürriyetlerin Geliştirilmesi Amacıyla Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı'nın 1. maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                                        Levent Gök (Ankara) ve arkadaşları

MADDE 1- 26/4/1961 tarihli ve 298 sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanunun 58 inci maddesinin başlığı "Propaganda yayınlarına ilişkin yasaklar ve propagandada kullanılacak dil:" şeklinde ve ikinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"Siyasi partiler ve adaylar tarafından yapılacak her türlü propaganda, Türkçe'nin yanı sıra farklı dil ve lehçelerde de yapılabilir."

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) – Katılmıyoruz Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Kırıkkale) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Levent Gök, Ankara Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz kanun teklifinin 1’inci maddesi üzerine söz aldım, hepinizi sevgiyle saygıyla selamlıyorum.

Kanun başlığı “Temel Hürriyetler ve Temel Haklar” olunca, doğal olarak bunların da anayasa metinleri gibi bütün siyasi partiler tarafından ortak bir mutabakatla görüşülmesi ve ortak bir mutabakatla Meclise getirilmesi gerekirken, yine Adalet ve Kalkınma Partisinin, diğer torba yasalarda olduğu gibi, böyle bir uzlaşmayı ve mutabakatı sağlamadan getirdiği bu kanun teklifinde Cumhuriyet Halk Partisi olarak kimi maddelerde uygun gördüğümüz teklifler var ama pek çoğunda da antidemokratik gördüğümüz hükümler var. Keşke değerli milletvekilleri, böylesine temel hak ve hürriyetler gibi önemli bir konuda hepimizin bütün maddelerde ortaklaşa görüş bildireceği ve uyum sağlayabileceği maddeleri birlikte burada konuşabilsek çünkü bütün bunların hepsi bütün yurttaşlarımızı ve hepimizi ilgilendiren maddeler.

Biz, Cumhuriyet Halk Partisi olarak, devletin görevini bütün etnik kimliklerin, din ve mezhep farklılıklarının üzerine çıkarak insanı odak yapan yaklaşımları ortaya koymak, ortak değerleri bulup çıkartmak olarak görüyoruz. Ancak, etnik kimliğine bireysel olarak vurgulama yapmak isteyenleri de saygıyla karşılıyor ve etnik kimliği insanların bir şerefi sayıyoruz. Devletin vatandaşlarının etnik kökenini, dinini ve mezhebini görmeden bütün vatandaşlara eşit davranan bir yapıya sahip olmasını savunuyoruz. Sorunların sadece yasalardaki eksiklikler değil, uygulamadaki bazı yanlışlıklardan da kaynaklanabileceğini düşünerek bu evrensel insan hak ve özgürlüklerinin, değerlerinin hayata geçirilmesinin üzerinde önemle duruyoruz. Yurttaşlarımızın farklı etnik kökenden gelmeleri, farklı kültürel, mezhepsel, dinsel özellik taşımaları, birlikte olmalarına ve ortak bir ulus oluşturmalarına engel değildir; tam tersine bu farklılıklar ulus olarak zenginliğimizdir, güç kaynağımızdır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüştüğümüz madde “Siyasi partiler ve adaylar tarafından yapılacak her türlü propaganda Türkçenin yanı sıra farklı dil  ve lehçelerde yapılabilir.” teklifini getirmekte. Biz de buna benzer bir önergeyi koyduk, her ne kadar Sayın Bakanımız “Katılmıyoruz.” dese de niçin katılmadığını anlamış değilim. Çünkü, Cumhuriyet Halk Partisi olarak daha önce Meclise vermiş olduğumuz kanun teklifinde, 2820 sayılı Siyasi Partiler Yasası’nda değişiklik teklif ettiğimiz metnin, 2010 yılında kabul edilen ve 298 sayılı Yasa’daki dil yasaklarını ortadan kaldıran bir kanun olduktan sonra, artık bu kanun teklifinde dile getirilen maddenin zaten gerekli olduğunu biz daha önce de ifade ettik. Kaldı ki bunun, sadece 298 sayılı yani şu anda görüştüğümüz kanunda değil, Siyasi Partiler Yasası’ndaki muadil maddelerde de değişikliğinin yapılmasının, kanun ve maddeler arasında bir uyum sağlamasının da zorunlu olduğunu düşünüyoruz.

Değerli milletvekilleri, dolayısıyla, bizim daha önce vermiş olduğumuz kanun teklifine uygun -Siyasi Partiler Yasası’ndaki kanun teklifine uygun- ve burada getirilen teklifteki 2’nci maddeyle paralel bir şekilde uyum gösteren bu teklif de Cumhuriyet Halk Partisi olarak bizim görüşlerimizi de yansıtan bir metindir. Biz, sadece, verdiğimiz önergeyle bir “de” maddesi getirerek daha da zenginleştirmek istedik, bence uygun olanı buydu ama Sayın Bakanın niçin karşı çıktığını anlamış değilim.

Dolayısıyla, bir ortak cumhuriyet duygusu içerisinde ve ortak bir ulus duygusu içerisinde, üniter devlet yapısı içerisinde ve büyük bir devlet olma iddiası içerisinde, kimseden korkmadan, herkesin konuşabildiği ve anlayabildiği bir dili kendi yurttaşlarıyla seçimlerde bir propagandada kullanması, Anayasa’da, insan hakları sözleşmelerinde ve uluslararası sözleşmelerde tanınan bir temel haktır.

Biz, bu maddeye bu anlayışla bakıyor ve destekleyeceğimizi ifade ederek hepinizi sevgiyle saygıyla selamlıyoruz. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Başkan, bir söz talebiniz var galiba önergeyle ilgili.

Buyurun.

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) – Sayın Başkanım, eldeki basılı metinde “lehçelerle de” deniyor, Levent Bey’in yaptığı açıklama ise “lehçelerde de” şeklinde. İkisi de benziyor ama belki Türkçe olarak bu daha vurgulayıcı olur. Olumlu görüşle takdire sunabiliriz.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 559 sıra sayılı kanun tasarısının 1 inci maddesinin 2 nci  fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

"Radyo, televizyon ve her türlü iletişim aracı ile yapılacak propaganda yayınlarıyla, Siyasi partiler ve adaylar tarafından yapılacak her türlü propaganda diğer seçim propagandalarında, Türkçe'nin yanı sıra farklı dil ve lehçeler de kullanılabilir."

                                                 Hasip Kaplan (Şırnak) ve arkadaşları

 

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) – Katılmıyor Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Kırıkkale) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Hasip Kaplan, Şırnak Milletvekili.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın milletvekilleri, aslında bizim önergemiz, seçim döneminde farklı dil ve lehçeler de kullanılabilir olayının radyo, televizyon ve her türlü iletişim aracıyla yapılması konusunda.

Bakıyoruz, sınırlama konusunda herkes mutabık. Yani, Şırnak milletvekili adayı olarak 2007’de Şırnak’a gittiğim zaman “Günaydın”, “…” (x) demiştim ve ”…”(x) dedikten sonra valilik hemen bir ceza kararı gönderdi, seçim yasaklarına aykırı davranmışım, sonra da fezlekeler geldi.

Açık söyleyeyim, buradan, hiç şey yapmadan söyleyeceğim: Bu cumhuriyetin çatısı, bu Meclis kurulduğu zaman İstiklal Savaşı’nda kimseye, dönüp yanındaki şehide “Sen Kürt’sün, Kürtçe türkü söylüyorsun.” denmiyordu, “Sen Arap’sın, sen Çerkez’sin.” denmiyordu. Biz bu Meclisi kurduğumuz zaman, Osmanlı Devleti’nden yeni bir cumhuriyet kurulduğu zaman bu Meclisin çatısı altında bütün renkler vardı. Şimdi onları soldurup teke indirmeye çalışan bir anlayışa karşı biz direniyoruz ve bu yasaklara karşı başkaldırdık, sivil itaatsizlik olarak geliştirdik ve istediğiniz kadar sınırlama da koysanız, seçim dönemi de dâhil, seçim dönemi dışında da gittiğimiz yerlerde halk kendi ana diliyle konuşuyor. Onlarla onların anladığı dilden konuşacağız. Yani, benim, tamamı Kürtçe konuşan bir köye gittiğim zaman onlarla İngilizce konuşmam doğru mu? İngilizce mi siyaset anlatacağım veya Türkçe resmî dil diye Türkçe mecburiyetim mi var? 21’inci yüzyılda buna takılmak utanç verici bir şeydir, biliyor musunuz arkadaşlar.

Bizim seçim müziğimiz öyle “Dombra” gibi değil; her dilde var, Kürtçesi de var, Türkçesi de var, farklı dillerde de var, Karadeniz’e gider, Lazcası da var. Kardeş Türküler’in dillerindeki bütün müzikleri biz seçim döneminde kullanıyoruz. Bunu da kullanmak gerekir, niye bundan korkuluyor? 21’inci yüzyılda korkuluyor, niye? Bakın, size çok zor gelebilir, bilmiyorum ama…

(Hatip tarafından cep telefonundan bir ses kaydı dinletildi)

HASİP KAPLAN (Devamla) – Bu resmî, BDP’nin resmî seçim müziğinin bir tanesi. Kadınlar kendileri için ayrı bir müzik yapmışlar, batıda Türkçe farklı müzikler yapılmış. Yani, siz “Dombra”yı sevebilirsiniz. Bizde halk kendi dilinde farklı havaları seviyor, farklı türküleri seviyor, farklı şeyleri söyleyebilir. Zaten sosyolojik olarak farklı farklı tabanlara oturmuyor mu partiler? Yani, illa da bir tarafa, bir söze... Bir çiçek bahçesinde tek çiçek istemek gibi bir şey bu.

Burada görüyoruz, bir seçim dönemine ilişkin propaganda, sınırlı bir hak bile geliyor, bir tartışma konusu açılıyor. Bu Meclis, demokratikleşmek için, her demokratikleşilecek basit bir adım atılmasında niye bu kadar direnç gösteriyor, anlamış değiliz. Yani, gerçekten, bu ülke farklılıkları yaşamayacak mı? Yani, bu farklılıkların kendisi, hepsi inkâr edilip, asimile edilip resmî ideoloji çerçevesinde, tablolar çerçevesinde yok sayıldığı zaman mı bu ülkede birlik ve dirlik sağlanacak?

Arkadaşlar, uydudan -zapladığımız zaman- şu an 35 tane kanal bulduk sadece Kürtçe yayın yapan. Yasaklar devri bitti arkadaşlar. Bu yasaklar da, bu siyasi partilere isteyen… Avrupa’nın bütün gelişmiş ülkelerinde var, kim ne anlıyorsa o dilde yapacak, başka yolu yok. Bu sınırlı yasağa demokratikleşme adımı deniyor, ben bu sınırlı şeye demokratikleşme demiyorum. Dilim doğuştan hakkım benim yani kimse buna sınırlama getiremez. Bunu biz sınırlama olarak kabul ediyoruz ve itiraz ediyoruz. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Kabul edilen önerge doğrultusunda 1’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

2’nci madde üzerinde üç adet önerge vardır, birisi Anayasa’ya aykırılık önergesidir.

Buyurun.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 559 sıra sayılı kanun tasarısının 2 inci maddesinin 2 inci cümlesinden sonra gelmek üzere,

“Eş Başkanlardan birinin kadın olması zorunludur.” ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

                  Pervin Buldan                                       Leyla Zana                                        Hasip Kaplan

                        Iğdır                                              Diyarbakır                                             Şırnak

             Sırrı Süreyya Önder                                 Bengi Yıldız

                      İstanbul                                              Batman

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

559 Sıra Sayılı Temel Hak ve Hürriyetlerin Geliştirilmesi Amacıyla Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 2. maddesinin aşağıdaki gibi değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

MADDE 2- 22/4/1983 tarihli ve 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanununun 15 inci maddesine aşağıdaki fıkra eklenmiştir.

“Siyasi partiler, tüzüklerinde yer almak ve iki kişiden fazla olmamak kaydıyla eş genel başkanlık sistemini uygulayabilirler. Eş genel başkanlar, bu Kanunda genel başkan için öngörülen hak ve yetkilere tabidir.”

                   Celal Dinçer                                      Ali Özgündüz                                 Bedii Süheyl Batum

                      İstanbul                                             İstanbul                                             Eskişehir

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 559 Sıra Sayılı Kanun Tasarısının 2. Maddesinin Anayasaya aykırı olması sebebiyle Tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                     Faruk Bal                                      Yusuf Halaçoğlu                                  Ruhsar Demirel

                       Konya                                               Kayseri                                             Eskişehir

                       Ali Öz                                  Hasan Hüseyin Türkoğlu                          S. Nevzat Korkmaz

                       Mersin                                             Osmaniye                                             Isparta

                                                                          Mehmet Günal

                                                                               Antalya

BAŞKAN – Komisyon Anayasa’ya aykırılık önergesine katılıyor mu?

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) – Katılmıyor Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Kırıkkale) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen?

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri)- Lütfü Türkkan.

BAŞKAN – Lütfü Türkkan, Kocaeli Milletvekili.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu kanunun adı “Temel Hak ve Hürriyetlerin Geliştirilmesi” diye geçiyor ama bu paket, Sayın Başbakanın daha önce açıkladığı demokratikleşme paketi olarak önümüze sunuldu.

Her ne kadar adında “Hak ve Hürriyetlerin Geliştirilmesi” geçse de, bu kanunun, diğer adıyla demokratikleşme paketinin, içeriği itibarıyla demokratikleşmeyle pek ilgisi yok. Bu paket için söylenebilecek net bir şey vardır: Bu, bir seçim yatırımı olarak hazırlanmıştır.

Paket, sınırlı düzenlemeler getirmekte, insan hakları açısından sorunlara çözüm amaçlı yaklaşmaktan uzak kalmaktadır. AKP iktidarı, on bir yıl boyunca tüm uygulama ve politikalarında demokrasiyi geri götürmüş, bu tanımı kendine göre yorumlayarak etnik kimliklere indirgemek amacıyla kullanmıştır.

Bakanların rüşvet ve yolsuzlukla itham edilerek haklarında fezleke hazırlandığı ancak bu fezlekelerin iade edildiği bir ortamda, siz nasıl demokrasiden bahsediyorsunuz?

Partimizin sesini kısmak için “Alo Fatih” hatları kuruyorsunuz, Başbakanın talimatlarıyla basına müdahale ediyorsunuz, sonra kalkıp burada demokrasiden bahsediyorsunuz. Kimseyi kandırmaya çalışmayın. Kendinizi çok akıllı, aziz Türk milletini de saf zannetmeyin.

Bu paket, doğrudan doğruya, PKK terör örgütüyle yapılan görüşmelerin, teröristbaşı Öcalan’ın taleplerinin meşrulaştırılması, yasal zemine oturtulması amacıyla Meclise getirilmiştir. Bu pakette asıl amaç, adında Türk yazan her şeyin silinmesine yöneliktir. Türkçeyi dışlamak, Türk adını dışlamak için demokratikleşme paketi adıyla her şey kılıfına uydurulmuştur.

Hükûmet, Andımız’ın kaldırılmasıyla başladığı Türk milleti kimliğinin silinmesine yönelik çalışmaları daha da genişleterek sürdürme gayreti içindedir. Hükûmetin esas amacı, Türkiye’de bir Kürdistan kurmaktır.

Şimdi Hükûmete soruyorum: Bu kadar mı rahatsızsınız “Türk” kelimesinden? Yaşadığınız coğrafyadan, Türk vatanından bu kadar mı rahatsızsınız? Eli kanlı terör örgütünün çoluk çocuk, genç yaşlı demeden katlettiği canlara, aziz şehitlerimize, yaşadığınız vatana, Türk topraklarına ihanet ettiğinizin farkında mısınız? Bence farkındasınız ama öyle pazarlıklar yaptınız ki artık geri dönüşünün olmadığını siz de biliyorsunuz.

İktidar partisi tarihî bir hata yapmaktadır. Türkiye’yi siyasal bir çözülmeye götürüyorsunuz. Hedefiniz belli; Türkiye’yi tek millet, tek egemenlik, tek vatan, tek dil, tek bayrak ve üniter devlet hukukundan uzaklaştırmak.

Az evvel, Kosova’dan arayan Demokratik Türk Partisi yöneticisi bir arkadaşımla sohbet ettim, görüştüğümüz kanunu anlattım. Bana çok güzel bir benzetme söyledi: “Desenize, sizin geçirmek istediğiniz bu paketin ismi belli olmuş.” dedi. Nedir, dedim. “Yugoslavyalaşma paketi bu.” dedi. Gerçekten öyle. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

Türkiye’yi Yugoslavyalaşmaya götüren -yabancıların deyimiyle- Balkanlaştırma projesine hizmet eden bir kanun bu.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Kosova’da 20 bin Türk var, resmî dil orada.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Devamla) - Bu tasarının maddeleri incelendiğinde görülecektir ki tasarı sorunları çözmekten uzak, tamamen, yapılan pazarlıkların neticesinde hazırlanmıştır. Örneğin, siyasi partilere yapılan yardımların yüzde 3’e çekilmesi de özellikle bir partinin talebidir. Bunun, Hükûmetin terör örgütüyle müzakereleri devam ettirdiği sürecin ardından, yerel seçimlere çok az bir zaman kala gündeme getirilmesi de -sizin deyiminizle- manidardır.

Tasarıdaki maddelerden biri, coğrafi yerleşim birimlerinin isimlerinin Türkçe olması ve iltibasa meydan vermemesi şartının kaldırılmasıdır. Bölücü çevrelerin sözde “Kürdistan coğrafyası” gibi tanımlarda bulunduğu bir ortamda isimlerin tamamen eski hâle döndürülmesi, bu çevrelerin cesaretlendirilmesinin ve yeni siyasi bölücü taleplerin önünü açacaktır. İstediğiniz kadar uğraşın, “Türk” kelimesini, gerçeğini silmeye çalışın, bu yaptıklarınız konusunda tarih sizi affetmeyecek.

Sözlerime burada son verirken, bir kere daha bu kürsüde “Ne mutlu Türk’üm diyene!” diyor ve hepinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

559 Sıra Sayılı Temel Hak ve Hürriyetlerin Geliştirilmesi Amacıyla Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 2. maddesinin aşağıdaki gibi değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

MADDE 2- 22/4/1983 tarihli ve 2820 sayılı Siyasi Partiler Kanununun 15 inci maddesine aşağıdaki fıkra eklenmiştir.

“Siyasi partiler, tüzüklerinde yer almak ve iki kişiden fazla olmamak kaydıyla eş genel başkanlık sistemini uygulayabilirler. Eş genel başkanlar, bu Kanunda genel başkan için öngörülen hak ve yetkilere tabidir.”

                                                                                                             Bedii Süheyl Batum (Eskişehir) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Kırıkkale) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Süheyl Batum, Eskişehir Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

Buyurun.

BEDİİ SÜHEYL BATUM (Eskişehir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; konuşmama başlarken özellikle bir noktayı vurgulamak istiyorum: Bizler, milletin vekilleri olduğumuzu iddia ediyoruz, öyleyiz fakat milletin hiçbir ferdi ya da meslek grubunun imkânı olmayan, hakkı olmayan, elinde olmayan bir ayrıcalıktan yararlanıyoruz. O da şu… Ve bunu ben şaşkınlıkla da izliyorum, özellikle AKP iktidarı döneminde. Başka hiçbir meslek grubunun şöyle bir hakkı yok: Ben marangozum, bir masayı yapıyorum ama 4 ayağını bir türlü oturtamıyorum; olsun ama işte, niyetin iyi. Ben denetçiyim ama bugüne kadar denetlediğim 4 dosyadan 3’ünde hiçbir şey bulamadım, denetleyemedim ama arada sırada 1 tane denetliyorum; böyle bir hakkı yok. Bir tek siyasette böyle bir hakkın olduğunu gördüm: “Bir yargı paketi yaptım, tutmadı; iki yaptım, tutmadı; üç yaptım, tutmadı; dört yaptım, tutmadı ama beşte demokratikleşeceğiz.”

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Bunların devamı var.

BEDİİ SÜHEYL BATUM (Devamla) – Herkes çok memnun, “Harika, demokratikleştik!” diyor, herkes anlatıyor. Şimdi, içi boş ama herkes memnun. Tabii, biz değil, iktidar memnun.

Şimdi, toplantı ve gösteri yürüyüşlerinden demin bahsettik. Bir örnek vereyim. Toplantı ve gösteri yürüyüşlerinde değiştirdiğimiz en önemli nokta şu: Eskiden 23.00’e kadar toplanılıyordu, şimdi 24.00’e getirdik; çok mutluyuz, demokratikleştik! Peki, o arada diğer unsurların hiçbirine dokunmadık. “Olsun canım; iki, üç, dört, beşte onu da yaparız. Bizde beceri bu kadar.”

Şimdi, arkadaşlar, 2’nci maddede baktığımız zaman, Türkiye’de, Siyasi Partiler Kanunu’nda değişiklik yapılması dediğimizde, Türkiye Cumhuriyeti’ndeki 75 milyon adama tek tek sorun; öyle milletvekili filan olmasına da gerek yok, ilkokulu bitirmesine bile gerek yok; makul, anlayışı, idraki olan bir insana sorun. Biz bula bula 3 tane madde bulduk arkadaşlar, 3 tane madde bulduk: Eş genel başkan seçiyoruz, bir de tüzüklerinde belde teşkilatı kurmaları zorunlu değil. Ya, arkadaşlar, Siyasi Partiler Kanunu’nda, araya, araya, araya, araya “demokratikleştik” diye eş başkanı söyleyebilen dünyada tek iktidar olma imkânına sahipsiniz, dünyada daha başka örneği yok. (CHP sıralarından alkışlar) Partilerin iç işleyişleri, demokratik esaslar, seçimler… Hayır, hayır, onlar yok; eş başkan…

Tekrar söylüyorum: Bu eş başkanın da niçin getirildiğini hepimiz biliyoruz. Kimileri diyor ki: “Efendim, BDP filan.” Hayır, hayır; onların zaten eş başkanı var, zaten eş başkanlık sistemini uyguluyorlar. Kim “Eş başkanlık sistemini uygulama.” dedi tüzüğünde? Hayır, bizim amacımız o değil. Yazıyoruz oraya: “Eş başkanlar, genel başkan için öngörülen hükümlere tabidir.” Tekrar söylüyorum, bugün de söylüyorum, her zaman da söyleyeceğim: Hiç öyle demokratikleşme falan değil. Recep Tayyip Erdoğan, Cumhurbaşkanı olmadığı ya da olduğu zaman bir tek şey amaçlıyor, “Eyvah, bu listeyi nasıl tutarım ben?” diyor, “Listeyi yapma yetkisini elimde tutamazsam ben bu çoğunluğu tutamam. En iyisi ne yapayım? Ben, listeyi yapma yetkisini alayım.” Anayasa’da da yazıyor “Partinden ayrılacaksın.” diye. “Olsun şimdilik eş başkanlığı getirelim, sonra buluruz.” diyor. Tabii, bunda bir samimiyet olsaydı, BDP güzel bir teklif getirmiş, “1 tanesi kadın olsun.” demiş; hiç olmazsa bari onu uygulayın, “1 tanesi kadın olsun.” deyin kadın-erkek eşitliği açısından. Yok, yok; ilk önce, siz, en iyisi Sayın Başbakana sorun, ondan sonra karar verirsiniz.

Özellikle sonda da şunu vurgulamak istiyorum: Böyle bir demokratikleşme… Sevgili arkadaşlar, ben, tahmin ediyorum ki herhâlde bir şeyler söylemezler ve “Yahu görmedik, olmadı, idare et işte.” derler. Çünkü, dünyada partiler sisteminde “Demokratikleşme getiriyoruz.” diye 3 maddeyi bulabilen, toplantı ve gösteri yürüyüşünü de 24.00’e kadar çıkartıp “Yeter yahu, işte bu kadar demokratikleştik, daha ne istiyorsunuz?” deyip Sayın Bakanın da söylediği gibi “Yahu, bu vali iyi adamdır. Boşverin yani ne var, hiç olmazsa görüş sor.” dedik diyen dünyada tek iktidarsınız, kusura bakmayın ama böyle de kalacaksınız.

Hepinize saygılar. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 559 sıra sayılı kanun tasarısının 2 inci maddesinin 2 inci cümlesinden sonra gelmek üzere,

“Eş Başkanlardan birinin kadın olması zorunludur.” ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

Pervin Buldan (Iğdır) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) – Sayın Başkanım, uygulamada bir engel çıkarmaz, bu gerekçeyle katılmıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Kırıkkale) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Iğdır Milletvekili Pervin Buldan.

Buyurun. (BDP sıralarından alkışlar)

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; eş başkanlık sistemi aslında bizim parti olarak yıllardır fiiliyatta uyguladığımız bir sistem. Sayın Gültan Kışanak, iki dönemdir partimizin Eş Genel Başkanlığını yapan bir arkadaşımız. Tabii ki biz, daha önce, kadınların karar mekanizmalarında temsiliyetinin, eşit temsiliyetinin önemli olduğunu ifade ederek bir kadın kotası uygulamasına gitmiştik, yüzde 40 kadın kotamız vardı ama bu dönem, artık kadın kotasının bir anlamının kalmadığını gördük ve tüm alanlarda eş başkanlık sisteminin hayata geçmesi konusunda bir karar aldık ve bu yaklaşan yerel seçimlerde, aday gösterdiğimiz bütün il, ilçe ve beldelerimizde eş başkanlık sistemini uygulamaya başladık. Kadın başkan adaylarımızın yanında bir erkek eş başkan adaylar, erkek başkan adaylarımızın yanında da bir kadın eş başkan adaylarımız var. Yani, illerde, ilçelerde ve beldelerde kazanacak olan erkek belediye başkanlarımıza, aynı zamanda, kadın eş başkan arkadaşlarımız, hem temsiliyette hem karar mekanizmalarında hem de yönetim biçimlerinde temsiliyet sağlayarak yardımcı olacaklar.

Dolayısıyla, eş başkanlık sisteminin, biz, bugün, sadece BDP tarafından değil, aynı zamanda, Türkiye’deki bütün siyasi partilerin bu sistemi uygulaması gerektiğini ve hayata geçirmesi gerektiğini ifade etmek istiyoruz. Çünkü, kadınlar, eşit temsiliyet düzeyinde Türkiye’de karar mekanizmalarına yerleştikleri düzeyde kadın sorunlarını daha çok aşma yönünde adım atacaklardır. Çünkü, bugün, Türkiye’de, gerçekten, kadınlara yönelik çok büyük sorunların yaşandığı bir ülkedeyiz, bir coğrafyadayız; kadın katliamlarının, kadın cinayetlerinin, kadınlara baskı ve şiddetin, kadınlara cinsel taciz ve tecavüzlerin çok yoğun yaşandığı bir coğrafyadayız. Hem bunlara bir cevap olabilme hem de aynı zamanda kadınların eşit temsiliyeti açısından eş başkanlık sistemini uygulamaya bütün partileri davet ediyoruz.

Eş başkanlık sisteminin, siyasetin tüm alanlarında, karar mekanizmalarında, aynı zamanda örgütlü katılımın olması açısından da önemli olduğunu düşünüyoruz. Bu anlamda, tüm kadınların, kadın adayların siyaset sahnesine kitlesel katılım iddiası, ezilen, emekçi kadınların gücünün iradeleşmesi de bu anlamda sağlanacaktır.

Ben, bütün kadın milletvekili arkadaşlarımdan bu konuda destek istiyorum, oylarını istiyorum, önergemize destek istediğimizi ifade ediyor, teşekkür ediyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

3’üncü madde üzerinde üç adet önerge vardır, birisi Anayasa’ya aykırılık önergesidir, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 559 sıra sayılı kanun tasarısının 3 üncü maddesinde yer alan "Siyasi partilerin ilçe teşkilatı" ibaresinden sonra gelmek üzere “,” (virgül) işaretinin “;” (noktalı virgül) işareti olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                  Pervin Buldan                                       Leyla Zana                                        Hasip Kaplan

                        Iğdır                                              Diyarbakır                                             Şırnak

                   Bengi Yıldız                                  Sırrı Süreyya Önder

                      Batman                                              İstanbul

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

559 Sıra Sayılı Temel Hak ve Hürriyetlerin Geliştirilmesi Amacıyla Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı'nın 3. maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Madde 3- 2820 sayılı Kanunun 20 nci maddesinin birinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"Siyasi partilerin ilçe teşkilatı, ilçe kongresi, ilçe başkanı, ilçe yönetim kurulu ve kurulmuş ise belde teşkilatından meydana gelir. Parti tüzüğünde belde teşkilatı ve ilçe disiplin kurulu teşkili de öngörülebilir. Beldelerde teşkilat kurulması zorunlu değildir."

                Ali Rıza Öztürk                                     Celal Dinçer                                      Ali Özgündüz

                       Mersin                                              İstanbul                                              İstanbul

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 559 Sıra Sayılı Kanun Tasarısının 3. Maddesi ile değiştirilen 2820 sayılı Kanunun 20 nci maddesinin birinci fıkrasının son cümlesinin Anayasaya aykırı olması sebebiyle Tasarı metninden çıkartmasını arz ve teklif ederiz.

                     Faruk Bal                                        Mehmet Günal                                          Ali Öz

                       Konya                                               Antalya                                               Mersin

                Yusuf Halaçoğlu                                  Ruhsar Demirel                            Hasan Hüseyin Türkoğlu

                      Kayseri                                             Eskişehir                                           Osmaniye

                 Mehmet Şandır                                 S. Nevzat Korkmaz                                 Lütfü Türkkan

                       Mersin                                               Isparta                                               Kocaeli

BAŞKAN – Komisyon Anayasa’ya aykırılık önergesine katılıyor mu?

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) - Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

GENÇLİK VE SPOR BAKANI AKİF ÇAĞATAY KILIÇ (Samsun) - Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Lütfü Türkkan, Kocaeli Milletvekili.

Buyurun.(MHP sıralarından alkışlar)

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Başbakan Erdoğan “demokrasi paketi” dedi ama bize göre demokrasinin “d”sini bile taşımayan bu paket beş ay önce açıklandı kendisi tarafından. Başbakan ve çevresindekiler paketi öyle büyüttüler ki toplumda büyük bir beklenti oluştu demokrasi adına. Duyanlar, demokrasi liginde liderliğe yükseleceğini düşünmeye başladı Türkiye’nin. Bırakın liderliğe yükselmeyi, Türkiye’yi amatör kümeye düşürdüler demokraside. Çünkü, paket de fiyasko çıktı. Ona baktık, bu paket demokratikleşme paketinden başka her şeye benziyor.

Bu pakette de uyanıklık yapmaya çalışmışsınız. Maddelerin arasına çok güzel düzenlemeler serpiştirmişsiniz. Örneğin, Siyasi Partiler Yasası’nın 11’inci maddesinin (b) fıkrasının 6 maddesini kaldırıyorsunuz. Başbakan bunu açıkladığında sadece memurların siyaset yasağını kaldırıyormuş gibi anlattı. İşin aslı öyle değil tabii. Siz bu maddeyle hırsızların, arsızların, dağdaki teröristin, tecavüzcülerin de siyaset yasağını kaldırıyorsunuz. Adam devleti soyup soğana çevirecek, sonra da aleni bir şekilde siyaset yapacak.

Bu teklifi yasalaştırdıktan sonra kabinenin yaşam koçluğunu yapan Rıza Sarraf’ı bence partinize artık üye yapın. Hazır hapisten de çıktı, bugüne kadar az soymuş, biraz daha soysun ülkeyi.

Sayın Başbakana bir önerim var: Sarraf’ı dışarıdan bakan olarak atasın. Bu Maliye Bakanı bu kabineye -burada mı- çok yakışmıyor -Rıza Sarraf bile beğenmemişti, bir türlü irtibat kuramamıştı- onun yerine Maliye Bakanı yapsın Sarraf’ı mesela. Ekonomi Bakanlığını da iyi yapar. Paranın döndüğü tüm bakanlıkları rahatça emanet edebilirsiniz. Paylaşmayı da güzel yapıyor çünkü; birisine saat, birisine kutu, birisine elbise ama içinde hep dolarlar var.

Öncelikle şunu kabul edin: Bu paket, bebek katili ve onun eli kanlı terör örgütünün istediği bir pakettir. Çünkü, Öcalan’ın ve Murat Karayılan’ın siyaset yapmalarının önü açılmaktadır. Oslo görüşmelerinde mutabakata varılan tüm maddeler adım adım uygulanmaktadır. Yavaş yavaş sıra bebek katilinin serbest kalmasına gelmektedir. Öcalan’a önce ev hapsi, ardından özgürlük, daha sonra siyaset ve en sonunda da Türkiye Büyük Millet Meclisi yolu açılacaktır, daha doğrusu açılması planlanmıştır ama bu emelinize ulaşamayacaksınız. Tarihte Türklerin aleyhine olan anlaşmalar nasıl bozulmuş ise PKK’yla sürdürülen bu müzakere ve pazarlık süreci de bozulacaktır. Vatanseverler, milliyetçiler bu vatanın bölünmesine, parçalanmasına asla izin vermeyeceklerdir. Türkiye Cumhuriyeti, Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün dediği gibi, ilelebet payidar kalacaktır.

Bu paket asla milletin taleplerini içermemektedir. Eş başkanlık, üç tane harfin alfabemize girmesi, ana dilde eğitim, farklı dillerde propaganda, gösteri yürüyüş saatlerinin değişmesi, hazine yardımının yüzde 3’e düşürülmesi tam anlamıyla birer seçim yatırımıdır. Bu yasayı alelacele, Meclis kapanmadan önce hafta sonunda Genel Kurul gündemine getirmeniz de bunun ispatıdır. Bunlar bayat numaralar beyler. Bu tarz seçim taktikleri artık çok eskilerde kaldı, takvim yaprakları 2014’ü gösteriyor. O baktığınız takvim yaprakları 2054’ü de gösterse yaptığınız yolsuzluklar, hırsızlıklar unutulmayacak.

Başbakan 2014 yılı için “Milat olacak.” diyordu. Yanlış söylemiş Sayın Başbakanın ve Hükûmetin miladı 2013 Aralığının 17’sidir. Artık hiçbir şey eskisi gibi olmayacak. Saltanat bitti, kara göründü. O yüzden istediğiniz yasayı çıkartın, taklalar atın, amuda kalkın, sahte gülücükler atın, timsah gözyaşlarınızı akıtın, durum çok farklı olacak. Hatta, ayakkabı kutularında sakladığınız, kasalarda sakladığınız, kamyonlara yüklediğiniz avroları, paraları sokakta halka dağıtsanız bile sonucu değiştiremeyeceksiniz. Siyasi ömrünüzün sonuna geldiniz. A’dan Z’ye gittiğimiz her yerde sizin yolsuzluklarınız, hırsızlıklarınız konuşuluyor. Millet size  "…ve leddâllîn. Âmin." demek için gün sayıyor.

Özetle, bu millet artık sizi de demokrasinizi de istemiyor. Sizin demokrasiniz ile bizim demokrasimiz, milletin demokrasisi çok farklı. O yüzden artık bize demokrasiden bahsetmeyin. Alın demokrasi paketinizi başınıza çalın.

Saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

559 Sıra Sayılı Temel Hak ve Hürriyetlerin Geliştirilmesi Amacıyla Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı'nın 3. maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

MADDE 3- 2820 sayılı Kanunun 20 nci maddesinin birinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"Siyasi partilerin ilçe teşkilatı, ilçe kongresi, ilçe başkanı, ilçe yönetim kurulu ve kurulmuş ise belde teşkilatından meydana gelir. Parti tüzüğünde belde teşkilatı ve ilçe disiplin kurulu teşkili de öngörülebilir. Beldelerde teşkilat kurulması zorunlu değildir."

Ali Rıza Öztürk (Mersin) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) – Katılmıyor Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

GENÇLİK VE SPOR BAKANI AKİF ÇAĞATAY KILIÇ (Samsun) – Katılmıyoruz Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Ali Rıza Öztürk, Mersin Milletvekili, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yasa koyucunun demokratikleşmesi, demokrasinin de serüvenidir. Ancak, bugünkü görüştüğümüz bu kanun ve bundan önce çıkardığımız HSYK ve özel yetkili mahkemelerle ilgili kanun ve bundan önceki paketler, maalesef, yasa koyucunun demokratikleşmesinin göstergelerini değil; tam aksine, bir adamın, tek adamın, her şeye kadir tek adamın uygulamalarını, politikalarını ve onun otoriter yönünü bize göstermektedir.

Adalet ve Kalkınma Partisi hem 23’üncü Dönem hem bu dönem çıkardığı tüm kanunları, demokratikleşme adı altında ya da reform adı altında topluma sunmuştur. Aslında, çıkarılan kanunların demokratikleşme adı altında topluma sunulmuş olması dahi, Türkiye'nin demokratikleşemediğinin, Türkiye’de demokrasinin olmadığının somut göstergesidir. Siz İngiltere’de, Fransa’da ya da Avrupa’nın diğer bir ülkesinde, İsviçre’de parlamentonun çıkardığı kanunları, demokratikleşme kanunlarıdır diye topluma sunduklarını gördünüz mü?

2002 yılından bu yana geçen sürede, Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarı Türkiye’yi demokratikleştirememiştir, devleti demokratikleştirememiştir. Çünkü her çıkardığı kanun Türkiye Cumhuriyeti devletinin demokratikleşmesi yerine otoriter bir gidişe işaret etmiştir, kuvvetler ayrılığını sağlamlaştıracağı yerde kuvvetler birliğini gerçekleştirmiştir. Demokratikleşebilmek için önce demokrasiyi savunmak gerekiyor. Demokrasinin özü hukuk devletidir. Hukuk devleti de kuvvetler ayrılığı ilkesi üzerine oturmuştur. Siz bir ülkede kuvvetler ayrılığını yok edecek kanunlar çıkartırsanız, siz ülkede Parlamentodaki çoğunluğunuz eliyle, yasama organının eliyle gerçekten yargıyı yürütmeye teslim ederseniz, o ülkede kuvvetler ayrılığını ortadan kaldırırsanız hukuk devletini ortadan kaldırmışsınız demektir. Hukuk devletini de ortadan kaldırırsanız demokrasiyi ortadan kaldırıyorsunuz demektir. Hukuk devletinin olmadığı bir ülkede demokratikleşmeden bahsedilemez çünkü demokrasi yok demektir.

Değerli milletvekilleri, bugün özel yetkili mahkemelerin kaldırılmasını, “demokratikleşme” adı altında, tabii ki önemsiyoruz. Buraya gelen AKP sözcüsü arkadaşımız özel yetkili mahkemelerin kaldırılmasını bir iftihar vesilesi olarak sundu. İsterdim ki muhalefete bu konuda teşekkür etsin. 23’üncü Dönemden beri o özel yetkili mahkemelerin kaldırılması için mücadele veren bir arkadaşınızım ben. Kanun teklifleri verdik, komisyonda reddettiniz, Türkiye Büyük Millet Meclisinde reddettiniz. Daha üçüncü yargı paketi çıkarken siz 74’üncü maddede önerge vererek özel yetkili mahkemelere tanınan özel soruşturma ve kovuşturma yetkilerini Terörle Mücadele Kanunu’nun 10’uncu maddesine taşıdınız. Daha o kanunun görüşülmesi sırasında 104’üncü maddede Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak verdiğimiz önergede Terörle Mücadele Kanunu’nun 10’uncu maddesinin kaldırılmasını talep ettik ve bundan önceki özel yetkili mahkemelerin görüşülmesi sırasında hukuk devletinde olmaması gereken bu mahkemeler mademki kaldırıldı, o zaman bu mahkemelerin verdiği kararlar da hukuk devletinde olması gereken kararlar değildir. Başbakan da yeniden yargılamaya sıcak baktığını açıkladığına göre ve bu mahkemelerin hukuk devletinde olmaması gerektiği nedenle kaldırıldığına göre, bu mahkemelerce verilen kararların yeniden gözden geçirilmesi, yapılan yargılamaların yeniden yapılması gerektiğini söyledik. Yani, bugün, bu yeniden yargılama müessesesi işletilmediği takdirde, Terörle Mücadele Kanunu bu ülkede kaldırılmadığı müddetçe, Siyasi Partiler Yasası’ndaki baraj aşağı indirilmediği müddetçe, siyasi partilere tanınan yardımdaki eşitsizlik devam ettiği müddetçe, Ceza Kanunu’nun 220’nci maddesinin (5)’inci fıkrasından ibaret hükümler kaldırılmadıkça, Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Yasası demokratikleştirileceği yerde daha da faşist bir yasa hâline getirildiği müddetçe siz adına…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Devamla) - …ister Ali deyin ister Veli deyin, demokratikleşme yapamazsınız.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunacağım…

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Karar yeter sayısı…

BAŞKAN – Karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı yoktur.

Sayın milletvekilleri, birleşime beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 23.56

 

ALTINCI OTURUM

Açılma Saati: 00.05

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Muharrem IŞIK (Erzincan), Bayram ÖZÇELİK (Burdur)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 71’inci Birleşiminin Altıncı Oturumunu açıyorum.

559 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 3’üncü maddesi üzerinde Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk ve arkadaşlarının verdiği önergenin oylanmasında  karar yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi, önergeyi tekrar oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı vardır, önerge kabul edilmemiştir.

Tasarının görüşmelerine devam edeceğiz.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 559 sıra sayılı kanun tasarısının 3 üncü maddesinde yer alan "Siyasi partilerin ilçe teşkilatı" ibaresinden sonra gelmek üzere “,” (virgül) işaretinin “;” (noktalı virgül) işareti olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                            Hasip Kaplan (Şırnak) ve arkadaşları

BAŞKAN –  Komisyon önergeye katılıyor mu?

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) – Sayın Başkanım, bir düzeltmedir, doğrudur, takdire bırakıyorum.

BAŞKAN –  Hükûmet katılıyor mu?

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Katılıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN –  Önerge üzerinde söz isteyen Hasip Kaplan, Şırnak Milletvekili.

Buyurun.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Değerli milletvekilleri, çok çalışıyorsunuz, yirmi dört saat, noktalara, virgüllere de dikkat etmiyorsunuz; bari dedik, o konuda biraz katkı sunalım.

Burada, “demokratikleşme” derken neyin anlaşıldığı konusunda sanıyorum bir sıkıntı var. 12 Eylül darbesinin getirdiği bir Siyasi Partiler Yasası var, bir seçim sistemi var ve bu Siyasi Partiler Yasası 12 Eylülde siyaset kurumunu tasfiye ederek o konjonktürde refleks olarak yapılmış bir Siyasi Partiler Yasası. Bunun içinde değiştirilen bu maddelerin dışında o kadar bilim dışı, o kadar gerçeğe aykırı maddeler var ki; örneğin, sosyolojik azınlık yaratmak. Sanki sosyolojik azınlıklar tarihsel olarak gelişmiyor, binlerce yılın  birikiminden gelmiyormuş gibi.

Burada, bakıyorum, gerçekten Şapka Kanunu’na takılan durumlarla karşılaşıyorum. Devrim kanunlarına çok sadık olanlar sekiz köşeli kasketlerini yanlarından  ayırmasınlar ama bir tek milletvekilinde de kasket görmedim. Yani toplantı gösteri yürüyüşleri sadece siyasi partilere özgü bir olay değil arkadaşlar. Sivil toplum örgütleri de, farklı kesimden gruplar da bunu yapıyor. Yani bu açıdan da bakıldığı zaman, belki propaganda dönemi için, belli bir dönem siyasi partiler belli bir düzen kurabilirler yerleri belirleme konusunda. Ancak, genel olarak bakmak lazım, toplantı gösteri yürüyüşlerinin bir anayasal hak olduğu konusunda çok dikkat etmek gerekiyor.

Tabii, burada iktidar olmanın olanakları kullanılmıyor değil. VIP mitingler düzenleniyor, biliyoruz, Sayın Başbakan üçte gelir, sabah namazında on binler gider havaalanına, miting yapılır. Havaalanı miting yeri mi mesela arkadaşlar? Şimdi bir düzen, bir değişiklik getirdiğiniz zaman, bütün siyasi partilerin buna uygun davranması gerekiyor. Eğer “Ben iktidarım.” deyip istediğiniz saatte, istediğiniz yerde, istediğiniz meydanda gösteri yapmaya kalkarsanız, e, diğerlerine de TOMA’ları, panzerleri dikip bol bol gaz sıkarsanız vallahi yanlış olur. Yani bu, demokratikleşmeyle ilgili sadece mevzuat olayı değil, bu, zihniyet olayı.

İlginç bir fotoğraf vardı basında bugün. Kırklareli’de Sayın Başbakanı karşılama töreni vardı, sanıyorum Trakya’daki bütün Romanlar oradaydı çünkü sağ cenahta 100 davul vardı, 100 de zurna vardı. Yani bilmem izlediniz mi, gördünüz mü karşılama fotoğrafını?

HÜSEYİN BÜRGE (İstanbul) – Siz gidin, sizi de karşılasınlar.

İSMAİL KAŞDEMİR (Çanakkale) – Seviyorlar, seviyorlar.

HASİP KAPLAN (Devamla) - Yani vallahi bu sevgi, bu davul, bu zurna, siyaset, bu seçim hoş şeyler, bir şey demiyorum. Ama, onun yanında bir fotoğraf daha vardı, o fotoğrafın yanında devlet araçlarının kullanılması, mitinge insan taşınması… Bu olmadı işte arkadaşlar!

HÜSEYİN BÜRGE (İstanbul) – Ne alakası var?

HASİP KAPLAN (Devamla) – Bakın… 

HÜSEYİN BÜRGE (İstanbul) – Ne alakası var?

HASİP KAPLAN (Devamla) – Olmadı…

Bakın, valilik, araçların mitinge taşınması için, eğer seçim çalışması mitingine insan taşıyorsa…

HÜSEYİN BÜRGE (İstanbul) – Kiralanmıştır araçlar.

HASİP KAPLAN (Devamla) – Bakın, arkadaşlar, biz her gün görüyoruz, her gün yaşıyoruz. Valiler, kaymakamlar, eğitim, sağlık, bütün memurlar, katılmayanı, Başbakanın geldiği mitinge, seçim çalışmasına gelmeyeni anında mimliyorlar, takip çizelgesi yapıyorlar. O zaman bundan da kaçınacaksınız. Demokratikleşme bir bütün olarak değerlendirilmelidir. Eğer buna da siz uyarsanız biraz katkı sunmuş olursunuz. Yani hiç size gaz sıkıldığını görmedik arkadaşlar. Bir gün size de polisin gaz sıktığını zevkle görmek istiyorum izinsiz gösteriden. Vallahi yani hasret kaldık, size gaz sıkıldığını görmedik yani. Bir gün de size sıksınlar ya.

HASAN ÖREN (Manisa) – Dayanamazlar onlar, dayanamazlar…

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Yakında muhalefet olacaklar Hasip Bey, işte o zaman…

HASİP KAPLAN (Devamla) – Neyse... Bakın…

Neyse, bir şey demeyeyim, daha sonraki maddelerde söyleyeyim. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Evet, teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmiştir.

Kabul edilen önerge doğrultusunda maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

4’üncü madde üzerinde üç adet önerge vardır. Biri Anayasa’ya aykırılık önergesidir, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı'na

Görüşülmekte olan 559 sıra sayılı kanun tasarısının çerçeve 4 üncü maddesinin 5 inci fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini ve maddeye bir fıkra eklenmesini arz ve teklif ederiz.

"Milletvekili genel seçimlerinde toplam geçerli oyların %1'inden fazlasını alan siyasi partilere de devlet yardımı yapılır. Bu yardım en az devlet yardımı alan siyasi partinin milletvekili genel seçimlerinde almış olduğu yardım miktarı esas alınarak en az devlet yardımı alan partinin aldığı toplam geçerli oylarla orantılı olarak yapılır. Ancak bu yardım 1 milyon Türk Lirasından az olamaz, bunun için her yıl Maliye ve Gümrük Bakanlığı bütçesine yeterli ödenek konulur.

Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde 5 veya daha fazla milletvekili bulunup da devlet yardımı alamayan ve seçimlere girme hakkını elde edecek şekilde teşkilatlanmasını tamamlamış siyasi partilere bu kanunun yürürlüğe girdiği tarihten sonra Siyasi Partiler Kanunun Ek Madde 1 'de öngörülen esaslar dairesinde en az devlet yardımı alan siyasi partiye yapılan yardımın bu partinin milletvekili sayısına bölünerek elde edildiği rakam esas alınarak yardım alacak en az beş milletvekili şartını taşıyan partinin milletvekili sayısı ile çarpılması sonucu çıkan miktar kadar yardım yapılır."

                  Pervin Buldan                                Sırrı Süreyya Önder                                   Leyla Zana

                        Iğdır                                                İstanbul                                            Diyarbakır

 

                   Bengi Yıldız                                      Hasip Kaplan                                    Mülkiye Birtane

                      Batman                                               Şırnak                                                 Kars

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

559 Sıra Sayılı Temel Hak ve Hürriyetlerin Geliştirilmesi Amacıyla Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı'nın 4. maddesinin aşağıdaki gibi değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

MADDE 4- 2820 sayılı Kanunun ek 1 inci maddesinin dördüncü ve beşinci fıkraları aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir:

"Bu madde uyarınca yapılacak yardımlar sadece parti ihtiyaçları veya parti çalışmalarında kullanılır.

Milletvekili genel seçimlerinde toplam geçerli oyların % 1’inden fazlasını alan siyasi partilere de Devlet yardımı yapılır. Bu yardım en az Devlet yardımı alan siyasi partinin ikinci fıkra gereğince almış olduğu yardım ve genel seçimlerde aldığı toplam geçerli oy esas alınarak kazandıkları oyla orantılı olarak yapılır. Bu fıkra uyarınca yapılacak yardım bir milyon Türk Lirasından az olamaz. Bunun için her yıl Maliye Bakanlığı bütçesine yeterli ödenek konulur."

                 Hüseyin Aygün                                     Celal Dinçer                                      Ali Özgündüz

                      Tunceli                                              İstanbul                                              İstanbul

               Uğur Bayraktutan

                       Artvin

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 559 Sıra Sayılı Kanun Tasarısının 4. Maddesinin Anayasaya aykırı olması sebebiyle Tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                     Faruk Bal                                        Mehmet Günal                                   Seyfettin Yılmaz

                       Konya                                               Antalya                                               Adana

                       Ali Öz                                        Yusuf Halaçoğlu                                  Ruhsar Demirel

                       Mersin                                               Kayseri                                             Eskişehir

          Hasan Hüseyin Türkoğlu                            Mehmet Şandır                                 S. Nevzat Korkmaz

                     Osmaniye                                             Mersin                                               Isparta

BAŞKAN – Komisyon Anayasa’ya aykırılık önergesine katılıyor mu?

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) -  Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Seyfettin Yılmaz, Adana Milletvekili. (MHP sıralarından alkışlar)

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 559 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 4’üncü maddesiyle ilgili verdiğimiz önerge hakkında söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bu maddeyle siyasi partilere yapılacak hazine yardımıyla ilgili özel hükümler getirilmektedir. Ülkemizde 200 civarında yasal olarak kurulmuş parti bulunmaktadır. Bunlardan yaklaşık 20 tanesi seçimlere girme hakkı elde etmektedir. Bu getirilen maddeyle de adalet nasıl sağlanacak o da ayrı bir konu.

Değerli milletvekilleri, Mithat Paşa hazırladıkları anayasaya da imparatorluktaki her milletin kendi dillerini resmen kullanabileceklerini koydurtmak istemiştir. Mithat Paşa’nın hazırladığı Kanun-i Esasi’nin dil konusundaki hükmü şöyleydi: “Osmanlı ülkesinde yaşayan unsurların her biri kendilerine ait dil ile eğitim ve öğretimde muhtardır fakat devlet hizmetinde bulunmak için devletin resmî dili olan Türkçeyi bilmek şarttır.” Bu metne sadece Eğinli Sait Paşa itiraz eder ve Sultan Abdülhamit’e bir rapor verir. Durumdan haberdar olan Sultan Abdülhamit Mithat Paşa’yı çağırtıp şu uyarıda bulunur: “Bilmeliydiler Paşa, nasıl Kur'an-ı Kerim’i Arapça okumaktan vazgeçmezsem devletimin toprakları üzerinde de Türkçe konuşulmasından ve Türk lisanından başkasını kabul edemem. Böyle bir maddenin yer almayacağı Kanun-i Esasi’yi bana getirmeyin.” der. Böylece Teşkilat-ı Esasi’ye Türkçenin tek resmî dil olduğu hususu konulur.

Başbakan Erdoğan ana dilde eğitim konusunda ne dedi ve ne yaptı, şimdi bunlara bir bakmak lazım.

Millî birlik ve beraberliğimizi yavaş yavaş, sindire sindire bölüp parçalama politikası öyle vahim noktalara ulaştı ki iktidar partisinin hukukçu bir milletvekili şunları söylüyor, yetkili bir makamda: “Bana sorarsan ana dilde eğitim doğru olmaz. Ana dilde eğitim ülkeyi de, huzuru da bozar. Bu ülkede 18 etnik grubun olduğu varsayılır. Bir tek Kürt’ün anası yok ki, 18 tane etnik grup anasını alıp gelirse ne olacak? ‘Ben de anamı getirdim, ben de dilimi istiyorum.’ derse ne yapacağız? Bunları iyi düşünmek gerek. Sonra diyorlar ki: ‘Biz bölünmek istemiyoruz, böyle bir niyet yok.’ Ya, yok da sonu oraya gider.” Bunu siz diyorsunuz. Tayyip Erdoğan ne diyor? Özel okulların yasalarla ya da Anayasa’yla bağlı olmadığını düşünüyor olacak ki Anayasa’ya aykırı, bölücü ve ayrıştırıcı işlemleri önce oradan başlatıyor. Tayyip Erdoğan ana dilde eğitimin ülkeyi bölecek dinamikleri tetikleyeceğini söyleyen muhalefete karşı şunları söylüyor: “‘Türkiye bölünüyor, parçalanıyor, dağılıyor.’ iddiasını dile getiriyorlar. Göreceksiniz, bunlar bugün de aynı şeyleri söyleyeceklerdir.” Hâlbuki, Tayyip Erdoğan, Türkmenistan dönüşü, uçakta, “Ana dilde eğitim pakette yer alıyor mu?” şeklindeki soruya “Hayır, yok, özel okullarda da yok. O konu bizim için şu anda ele alınacak durum değil. Biz, ülkemizi bölecek konular üzerinde AK PARTİ olarak adım atamayız. Biz, zaten, okullarda ana dili öğrenme imkânı sağladık. Ama ana dille eğitimin önünü açarsanız resmî dili zedelersiniz.” diye yanıt vermişti. Demek ki Tayyip Erdoğan’ın kendisi de, özel ya da kamu okulunda ana dilde eğitimi ülkemizi bölecek bir süreç olarak görüyor ve “Bu konuda adım atmayız.” diyordu. Şimdi ne oldu? Bunu bir düşünmek lazım.

Etnik değil millet temelinde, bölgesel değil ulus temelinde, farklılıkları kutsayarak değil farklılıklar içinde birlik temeline bakış;

Türk milliyetçiliği için demokrasi ve özgürlükler bir yönetim biçiminden daha fazlasını anlatır. Demokrasi, millet iradesi, temel hak ve özgürlükler, Türk milleti için aynı zamanda bir millî güvenlik sorunudur. Milletiyle bütünleşmiş siyaset ve düşünceler, milletin de, devletin de geleceğinin teminatıdır. Milletine, onun rızasına, gerçekleri ve değerleri üzerine bina edilmeyen bir düşünce ya da siyaset her şeyden önce demokrasiye ihanettir. Bizim anlayışımız, etnisiteler, mezhepler, bölgeler, cinsiyetler arasını açmayı değil bütünleştirmeyi, uzaklaştırmayı değil yakınlaştırmayı, çatıştırmayı değil uzlaştırmayı esas alır. Toplumun tamamını ve bu tamamiyet içindeki bütün farklılıkları müktesebatı olarak kabul eder. Bizim anlayışımız milletini bütünüyle, etnik, mezhep, bölge ya da cinsiyet ayrımı yapmadan kapsar; Alevi’yi Sünni’siz, Doğu’yu Batı’sız, kadını erkeksiz, milliyeti maneviyatsız ya da Türk’ü Kürt’süz düşünmeyi yanlış görür, farklılıkları ne kutsar ne de yok sayarız.

Hayırlı akşamlar. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…  Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

                          Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

559 Sıra Sayılı Temel Hak ve Hürriyetlerin Geliştirilmesi Amacıyla Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı'nın 4. maddesinin aşağıdaki gibi değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

MADDE 4- 2820 sayılı Kanunun ek 1 inci maddesinin dördüncü ve beşinci fıkraları aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir:

"Bu madde uyarınca yapılacak yardımlar sadece parti ihtiyaçları veya parti çalışmalarında kullanılır.

Milletvekili genel seçimlerinde toplam geçerli oyların % 1’inden fazlasını alan siyasi partilere de Devlet yardımı yapılır. Bu yardım en az Devlet yardımı alan siyasi partinin ikinci fıkra gereğince almış olduğu yardım ve genel seçimlerde aldığı toplam geçerli oy esas alınarak kazandıkları oyla orantılı olarak yapılır. Bu fıkra uyarınca yapılacak yardım bir milyon Türk Lirasından az olamaz. Bunun için her yıl Maliye Bakanlığı bütçesine yeterli ödenek konulur."

                                                           Uğur Bayraktutan (Artvin) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) - Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde konuşacak olan Uğur Bayraktutan, Artvin Milletvekili.

UĞUR BAYRAKTUTAN (Artvin) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, çok değerli değerli milletvekilleri; 559 sıra sayılı Temel Hak ve Hürriyetlerin Geliştirilmesi Amacıyla Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 4’üncü maddesinde verilen önerge üzerinde söz aldım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Şimdi, bu 4’üncü maddedeki getirilen önergede yüzde 7 olan barajın, yüzde 7 olan miktarın yüzde 3 olarak indirilmesi öngörülüyor. Burada, aslında, Anayasa Uzlaşma Komisyonundaki miktarlar ve bizim de ileri sürmüş olduğumuz, önergeyle vermiş olduğumuz miktarların yüzde 1’e indirilmesine ilişkin bir önerge var. Ama, şimdi, siyasi partilere yapılan mali yardımlara ilişkin bu önergeye baktığımız zaman -biraz önce Sayın Bakana sormuş olduğum seçim barajının yüzde 10’dan aşağıya indirilmesine ilişkin siyasi partilerin- bu konuda bir çelişkinin olduğunu görüyoruz. Yani, biz burada yüzde 3’e indiriyoruz, mali yardım yapıyoruz, onu kabul ediyoruz ama partilerin seçim barajına ilişkin o yüzde 10’a dokunmuyoruz. Öncelikle bu aradaki çelişkiyi gidermemiz gerektiğini düşünüyorum. Neden? Çünkü, yüzde 10 seçim barajı, değerli milletvekilleri, bilindiği üzere 12 Eylülün bize bırakmış olduğu bir miras. 12 Eylülde getirilen bu düzenlemeye, ne yazık ki aradan geçen otuz, otuz beş yıla rağmen yüzde 10 konusuna, iktidara gelen siyasal partiler bu konuyu sanki bir tabu olarak görüyorlar, hiç o tarafa doğru bakmıyorlar.

Şimdi, yüzde 10 neye yarıyor? Avrupa ülkelerindeki sistemleri buraya gelmeden evvel inceledim. Bütün Avrupa ülkeleri sistemlerinde barajın en yüksek olduğu miktar yüzde 5’lerde, yüzde 4’lerde, yüzde 3’lerde. Bu, temsilde adalet ile siyasi istikrar arasındaki ince çizgiyi de bir anlamda anlatıyor. Kanun koyucu 80’den sonra siyasal istikrarı sağlarız diye, siyasal istikrarla ülkeyi yönetiriz diye, koalisyonlara gitmeyiz diye bu tip bir  baraj sistemini getiriyor. Aradan geçen yıllar içerisinde, hükûmetler, iktidar oldukları zaman bir anlamda hiç o tarafa girmiyorlar. Neden? Bu baraj olduğu için seçimlerde oy kullanan vatandaşlar da kendi oy kullandıkları, oy kullanmayı düşündükleri partilere, oylarının çöpe gideceğinden bahisle oy kullanmıyorlar. Bu ne demektir? Siyasal sistemlerde iktidarların temsilde adaleti sağlaması açısından bir eksikliğin olduğunu da gösteriyor.

Bakın, değerli arkadaşlarım, 2002, 2007 ve 2011 seçimlerini karşılaştırdığımız zaman, özellikle 2002 milletvekili seçiminde, o dönemdeki Parlamentoda siz yüzde 34’le Parlamentonun yüzde 65 çoğunluğunu ele geçirdiniz. Bu anlamda temsilde adalet var mıdır, diyebilir misiniz? Bakın, o tarihteki yapılan seçimlerde AKP 11 milyon oy aldı, CHP 6 milyon oy aldı ama Parlamento dışında kalan oy sayısı 15 milyon; oy kullanan 32 milyon kişi var. Yine 2007 seçimlerinde 8 milyon oy çöpe atıldı değerli arkadaşlarım. Yani 2002 seçimlerinde 15 milyon oy, 2007 seçimlerinde 8 milyon oy. Bu ne demektir? Demek ki yüzde 10 barajından kaynaklanan bu ülkede gerçekten temsilde adaleti sağlayabilecek çok ciddi bir sorun vardır. Bu sorunu gidermeden, bu sorunu yok sayarak, hiç böyle bir sorun yokmuş gibi, bir sorunu bir anlamda görmezden gelerek mali yardımlarla -siyasi partilere olan yardımı- aşarız diye düşünmek bir anlamda yanlıştır.

Demokrasiler, siyasi partiler olmadan yaşayamaz, siyasal partiler demokrasilerin vazgeçilmez unsurlarıdır ama unutmayacağımız bir  şey daha vardır; siyasal partiler demokrasileri yaşatırlar ama demokrasiler siyasal partiler yüzünden de sona erebilir. Bu ince çizgiyi de iyi görmek zorundayız. O nedenle sadece mali yardım açısından yüzde 7’yi yüzde 3’e indirerek –bizim önergemize göre yüzde 1’e de inmelidir- sadece o gözlükle bakarak bu sorunu halletmemiz mümkün değildir. Bize göre, biraz önce de ifade ettiğim gibi, bir garabet olarak duran, bugün demokrasinin önündeki en büyük engellerden bir tanesi olan bu yüzde 10 denen heyulayı da bir anlamda ortadan kaldırmalıyız. Niye? Çünkü biraz önce de ifade etmiş olduğum gibi hem 2002 seçimlerinde hem 2007 seçimlerinde hem de 2011 seçimlerinde… 2011’i de göz ardı etmemeliyiz. Neden? Yüzde 50 civarında oy alan bir siyasal partinin aslında temsildeki adalete göre Parlamentonun yüzde 50 çoğunluğunu sağlaması gerekirken, 275 milletvekiliyle temsil edilmesi gerekirken yaklaşık 51 milletvekili civarında fazla milletvekili kendi hanesine artı olarak yazılmıştır. Bunun, demokrasiye baktığımız zaman, demokrasinin işlerliği açısından bir eksiklik olduğunu da göz önüne almak durumundayız. 

O nedenle, bu önergemizin kabulü hâlinde tek başına yeterli olmadığını da ifade etmek istiyorum çünkü bunu, sadece mali hakları siyasal partilere sağlayarak belki geçici olarak bir düzenleme yapmış olabiliriz ama esas sorunun kaynağının siyasal partilerden kaynaklandığını, Anayasa’nın eşitlik ilkesinden kaynaklandığını, demokrasinin vazgeçilmez unsurları olan siyasal partilerin bu açıdan da çok önemli bir dönemeçten geçtiğini ifade etmeliyiz.

Biz, daha önce, Cumhuriyet Halk Partisi olarak bu konuda, seçim barajının indirilmesine ilişkin kanun teklifleri yaptık, milletvekili arkadaşlarımız Parlamentoda konuştular ama ne yazık ki bu konuda herhangi bir duyarlılık görmedik. Bu konudaki önergemize destek vereceğinizi umuyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

MURAT BOZLAK (Adana) – Sizin önergenizin AKP tasarısından farkı yok ki.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı'na

Görüşülmekte olan 559 sıra sayılı kanun tasarısının çerçeve 4 üncü maddesinin 5 inci fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini ve maddeye bir fıkra eklenmesini arz ve teklif ederiz.

"Milletvekili genel seçimlerinde toplam geçerli oyların %1'inden fazlasını alan siyasi partilere de devlet yardımı yapılır. Bu yardım en az devlet yardımı alan siyasi partinin milletvekili genel seçimlerinde almış olduğu yardım miktarı esas alınarak en az devlet yardımı alan partinin aldığı toplam geçerli oylarla orantılı olarak yapılır. Ancak bu yardım 1 milyon Türk Lirasından az olamaz, bunun için her yıl Maliye ve Gümrük Bakanlığı bütçesine yeterli ödenek konulur.

Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde 5 veya daha fazla milletvekili bulunup da devlet yardımı alamayan ve seçimlere girme hakkını elde edecek şekilde teşkilatlanmasını tamamlamış siyasi partilere bu kanunun yürürlüğe girdiği tarihten sonra Siyasi Partiler Kanunun Ek Madde 1'de öngörülen esaslar dairesinde en az devlet yardımı alan siyasi partiye yapılan yardımın bu partinin milletvekili sayısına bölünerek elde edildiği rakam esas alınarak yardım alacak en az beş milletvekili şartını taşıyan partinin milletvekili sayısı ile çarpılması sonucu çıkan miktar kadar yardım yapılır."

                                                           Hasip Kaplan (Şırnak) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Bengi Yıldız, Batman Milletvekili, buyurun.

BENGİ YILDIZ (Batman) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu madde hazine yardımını düzenleyen bir madde. Yüzde 7 oy alandan yüzde 3’e indirilen bir düzenleme tabii ama gerçek sorunu görmekten gerçekten uzak ve sorunu çözen bir yaklaşım değil. Sayın HEP Genel Başkanımız, HEP, HADEP gibi siyasal gelenekten gelen Genel Başkanımız Sayın Murat Bozlak biraz önce bana hatırlattı. 1990’dan beri bu siyasi hareketin önünün kapatılması için âdeta bir engelli atlama gibi yasal düzenlemeler getiriliyor. Eskiden hazine yardımından yararlanmak için bu kadar güçlükler yoktu. Sonra yüzde 7 civarlarına getirildi. O yüzde 7’ye yaklaştığı için oy oranları yüzde 7 hazine... O zamana kadar gruplara yardım yapılıyordu. Biz Parlamentoda grup kurduktan sonra bu sefer de gruplara da yardımı kesen bir düzenleme yapıldı değerli arkadaşlar.

Çokça burada tekrarlanıyor “Siyasi partiler siyasal hayatın vazgeçilmez unsurlarıdır, millî iradenin üstünde başka bir irade tanımıyoruz.” diye ama bu Parlamentonun pratiğine baktığımızda, bu Parlamentoda bulunan siyasi partiler kendi durumlarından çok memnun gözüküyorlar. Başka bir parti buraya gelmesin, gelenler de bin bir türlü engelle buraya gelebilsin.

Değerli arkadaşlar, bu, tam da bir samimiyet sınavıdır. Yani demin bazı arkadaşlar çıktı konuştu, bu düzenleme sanki olağanüstü bir şey getiriyormuş gibi, işte, bazı partilerin isteği üzerine yüzde 3 barajı getirildi şeklinde yaklaşımlar. Yedi sekiz yıldır bu Parlamentodayız. Hâlen bizim burada olmamızı hazmetmeyen bir siyasal anlayışla karşı karşıyayız. Bununla da demokrasiyi hazmetmediğini, farklılıkların Parlamentoda temsiline henüz hazır olmayan bir Parlamentoyla karşı karşıya olduğumuz ortaya çıkıyor.

Değerli arkadaşlar, bu bir reform mudur? Bu bir demokratikleşme adımı mıdır? Siyasal çoğulculuğun Parlamentoya yansımasını sağlayan bir düzenleme midir? Lider sultasına son veren bir düzenleme midir? Bunların hepsine “Hayır.” diyoruz.

İlginçtir, ülkemizin yıllardır tartışılan meselesi seçim barajıyken, AKP Hükûmeti bu adaletsizliği gidermek yerine hazine yardımını ön plana çıkarıyor. Hâlbuki halkımız verdiği her oyun karşılığını Parlamentoda bir temsiliyet şeklinde görmek istiyor. Dünyanın hiçbir ülkesinde ülkemizdeki gibi bir seçim barajı yoktur. Beğenmediğimiz Rusya bile yüzde 7 barajı önerdiği için bütün Avrupa ülkeleri tarafından eleştirilmektedir.

Biz parti olarak, hem seçimlerde hem de hazine yardımında baraj olmasın diyoruz. Ama illaki olacaksa yüzde 1’lik bir barajın yeterli ve adil olacağını düşünüyoruz.

Seçim barajı yerinde dururken hazine yardımını önermek tam bir AKP klasiğidir. Yani “Emek yoksa pasta yeyin.” meselesi gibi bir durum. Üstüne üstlük, bu hazine yardımını alırken de “İllaki genel seçimlere katılacaksınız ve oradan yüzde 3 oy alacaksınız.” deniliyor. “Bağımsız seçime girelim çünkü seçim barajı yüksek.” diyenlere, “O zaman hazine yardımı yok.” deniliyor. Yani ya parayı tercih edeceksin ya da Parlamentoya bağımsız girmeyi. “Bağımsız girelim, sonra Parlamentoda bir grup kuralım.” dediğimizde buna da hazine yardımı olmadığını görüyoruz.

Sayın milletvekilleri, bu düzenleme, gerçekten halkımızın Parlamentoda, özellikle de bu demokratikleşme paketindeki en önemli düzenlemelerden biri olabilirdi. Özellikle bugün CHP’nin de olumlu önermeleriyle birlikte, eğer iktidar partisi samimi olsaydı, çok kısa bir zamanda, beş dakikalık bir düzenlemeyle sadece BDP’nin değil bütün Türkiye’deki siyasi partilerin çoğulculuğunu sağlayacak bir düzenlemeyle bu Parlamentoyu daha renklendirebilirdik ama…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BENGİ YILDIZ (Devamla)  …ne yazık ki AKP’nin henüz buna hazır olmadığını, “istikrar” adı altında hâlen bu halkın iradesinin Parlamentoya yansımasını engellediğini görüyoruz. Dolayısıyla daha buna hazır olmayan bir iktidarın demokratikleşme ve özgürlükleri getireceğini söylemesi, aslında yani tabiri caizse -o sözü kullanmak istemiyorum, bağışlasınlar arkadaşlarımız beni ama- bir safsatadan ileri gitmez diye düşünüyorum.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Karar yeter sayısı Başkanım.

Bundan sonra Elitaş görecek. Sana demokratikleşmeyi göstereceğim Elitaş.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Demokrasinin bir gereği bu, ne yapalım.

MURAT BOZLAK (Adana) – Kardeş kardeş üç parti paylaşacak devlet yardımını.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum, karar yeter sayısı arayacağım: Kabul edenler…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – “Kabul edenler…” diyor bak.

BAŞKAN - Kabul etmeyenler…

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Kardeş kardeş paylaşacaksınız değil mi? Vay sizin demokrasinize! Ne kadar akıllısınız!

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Ayıp valla ha! Çok ayıp!

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Kabul eden yok.

BAŞKAN - Karar yeter sayısı yoktur.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Valla ha utanma yok sizde, utanma!

BAŞKAN - Birleşime beş dakika ara veriyorum.

                                                                          Kapanma Saati: 00.34

YEDİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 00.40

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Fehmi KÜPÇÜ (Bolu), Bayram ÖZÇELİK (Burdur)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 71’inci Birleşiminin Yedinci Oturumunu açıyorum.

559 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 4’üncü maddesi üzerinde Batman Milletvekili Bengi Yıldız ve arkadaşlarının verdiği önergenin oylanmasında  karar yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi, önergeyi tekrar oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı vardır, önerge kabul edilmemiştir.

Tasarının görüşmelerine devam edeceğiz.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

4’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

5’inci madde üzerinde üç adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 559 Sıra Sayılı Kanun Tasarısının 5. Maddesi ile değiştirilen; 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanununun 6 ncı maddesinin;

 1) 2. Fıkrasında bulunan görüşleri alınarak ibaresinden sonra gelmek üzere, "ortaya çıkan eğilime uygun şehrin merkezi yerlerinde" ibaresinin eklenmesini,

2) 2. Fıkrasında bulunan dikkate alınarak ibaresinden sonra gelmek üzere, "şehrin merkezi yerlerinde" ibaresinin eklenmesini,

3) 3. Fıkrasında bulunan halka duyurulur ibaresinden sonra gelmek üzere, "teşkilatı bulunan siyasi partilere tebliğ edilir." ibaresinin eklenmesini,

Arz ve teklif ederiz.

                     Faruk Bal                                      Yusuf Halaçoğlu                                  Ruhsar Demirel

                       Konya                                               Kayseri                                             Eskişehir

                 Mehmet Şandır                                    Mehmet Günal                                          Ali Öz

                       Mersin                                              Antalya                                               Mersin

                                      Hasan Hüseyin Türkoğlu                          S. Nevzat Korkmaz

                                                 Osmaniye                                             Isparta

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 559 sıra sayılı kanun tasarısının çerçeve 5 inci maddesiyle değiştirilen 2911 s. Kanunun 6 ncı maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

"Toplantı ve gösteri yürüyüşleri; tüm il veya ilçe sınırları içerisinde her yerde yapılabilir. Mülki idare; hakkın demokratik işlevine zarar vermeyecek biçimde gerekli tedbirleri alır."

                  Pervin Buldan                                       Leyla Zana                                        Hasip Kaplan

                        Iğdır                                              Diyarbakır                                             Şırnak

                                          Sırrı Süreyya Önder                                 Bengi Yıldız

                                                  İstanbul                                              Batman

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

559 Sıra Sayılı Temel Hak ve Hürriyetlerin Geliştirilmesi Amacıyla Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı'nın 5. Maddesi aşağıdaki gibi değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

MADDE 5 - 6/10/1983 tarihli ve 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanununun 6 ncı maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"MADDE 6- Toplantı ve gösteri yürüyüşleri, tüm il ve ilçe sınırları içerisinde aşağıdaki hükümlere uyulmak şartıyla her yerde yapılabilir.

İl ve ilçelerde toplantı ve gösteri yürüyüşü yer ve güzergâhı, 22 nci maddenin birinci fıkrasında sayılan sınırlamalara uyulması kaydıyla en son yapılan Milletvekili genel seçiminde geçerli oyların yüzde 1 ini alan siyasi partilerin il ve ilçe temsilcileri ile güzergâhın geçeceği ilçe ve il belediye başkanlarının, en çok üyeye sahip üç sendikanın ve kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarının il ve ilçe temsilcilerinin oylarına başvurulur. Oylamada salt çoğunlukla karar verilir ve bu karar uygulanmak üzere mahallin en büyük mülki amirine iletilir. İl ve ilçenin büyüklüğü, gelişmişliği ve yerleşim özellikleri dikkate alınarak birden fazla toplantı ve gösteri yürüyüşü yer ve güzergâhı belirlenebilir.

Belirlenen toplantı ve gösteri yürüyüşü yer ve güzergâhı yerel gazeteler ile valilik ve kaymakamlık internet sitelerinden ilan edilerek halka duyurulur.

Toplantı ve gösteri yürüyüşleri yer ve güzergâhı hakkında sonradan yapılacak değişiklikler de aynı yöntemle yapılır. Bu değişiklikler duyurudan onbeş gün sonra geçerli olur.

Birden fazla toplantı ve gösteri yürüyüşü yer ve güzergâhının belirlendiği il ve ilçelerde düzenleme kurulu kamu düzenini ve genel asayişi bozmayacak şekilde belirlenen yer ve güzergâhlardan birisini tercih edebilir.

 

Ali Haydar Öner                        Celal Dinçer             Ali Özgündüz

      Isparta                                   İstanbul                    İstanbul

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Kırıkkale) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Ali Haydar Öner, Isparta Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

Buyurun Sayın Öner.

ALİ HAYDAR ÖNER (Isparta) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Temel Hak ve Hürriyetlerin Geliştirilmesi Amacıyla Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair 559 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 5’inci maddesini görüşüyoruz.

Önergemizle, toplantı yer ve güzergâhının, milletvekili genel seçimlerinde en az yüzde 1 oy alan siyasi parti temsilcileriyle sivil toplum kuruluşları temsilcilerinin ve belediye yetkililerinin salt çoğunluğuyla belirlenme yetkisinin verilmesi, vali ve kaymakamların tek belirleyici olmaktan çıkarılmasının uygun olacağını değerlendiriyoruz.

Değerli milletvekilleri, bu yasayla birkaç olumlu adım atılıyor. Bunlardan birisi, yüzde 3 oy alan partilere yardım yapılması. Grubumuzun yaklaşımı, yüzde 1’e kadar düşürülse daha iyi olur şeklinde. Nefret suçlarıyla ilgili birtakım düzenlemeler var, keşke uyulsa. Kapalı yer toplantılarının 23.00’ten 24.00’e kadar uzatılması da olumlu. Ancak, kanunun adına aldanmamak lazım, çok sakıncalı maddeler var. Cilalı Taş Devri misali, kanun tasarısının adını cilalayınca millet temel hak ve hürriyetlerinin geliştirildiğini zannedecek. Bu tasarıyla demokratik haklar gelişiyor mu yoksa geriliyor mu?

Gençleri yıldırma, özellikle üniversite öğrencilerinin hayatlarını karartma maddeleri var. 12’nci maddede, 5237 sayılı Yasa’nın 112’nci maddesindeki cezayı bir yıldan üç yıla yerine iki yıldan beş yıla çıkarıyoruz; 13’üncü maddede de, bir yıldan üç yıla olan ceza hükümlerini iki yıldan beş yıla çıkaracağız. Gençler toplantı yapamayacak, gösteri yapamayacak; silahsız, saldırısız olarak her yerde toplantı ve gösteri yapma hakkını kullanamayacaklar. Böylece, iki yılı aşan cezalar nedeniyle bir tutuklanma nedeni yaratılacak; at içeriye, unut içeride. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde yeni davalar açılacak, Türkiye yine birinciliğini koruyacak.

Sayın milletvekilleri, Ergenekon’da, Balyoz’da sahte deliller, oynanmış CD’ler, yalancı gizli tanıklarla mağdur edilmek istenen sanıkları tahliye eden hâkimler bulundukları kürsülerden tahliye edilmişlerdi. Şimdilerde, yolsuzluğa, rüşvete bulaşanları tahliye edecek hâkimler, savcılar, HSYK Başkanı Sayın Bakanın buyruğuyla bulunur, baş tacı edilir oldu.

Bir eğitim bakanının ifadesiyle “Şu okullar olmasa ne güzel olurdu.” dendiği misal, son dönem hükûmetler de “Demokrasinin kırıntıları olmasa ne iyi olur.” diye düşünüyor. Meclis kürsüsü dokunulmaz olmaktan çıktı, gerçekler dile getirildiğinde gocunanlar çoğaldı.

Değerli arkadaşlar, demokrasi varsa şeffaflık vardır. Kısıklı’daki paralar nasıl sıfırlandı? Dolarlar nerelere götürüldü? Eritilemeyen avrolar Şehrizar Konakları’ndan villalar alınmasında kullanıldı mı? Hesap verebilirlik… Hangi icraatın hesabı verilebildi? Verimlilik… Ankara kafesi kaça mal oldu?

Bir de Sayın Hükûmet Başkanından bir çirkinliğin sonucunu sormak lazım. Kabataş meydanında bir kadın bebeğiyle saldırıya uğramıştı. Güpegündüz, bellerinin üstü çıplak, elleri eldivenli magandalar bir kadını taciz etmişlerdi ancak hâlâ failleri bulunamadı.

Aynı şekilde, Ali İsmail Korkmaz gösteri hakkını kullanırken, canını kurtarma peşindeyken öldürüldü, MOBESE’ler karartıldı. Vali iftira çalmaya kalkıştı, sonra da “Ben güvenliği sağlayamıyorum.” diye mahkemenin yeri değiştirildi. Emaneti ehline ne zaman vereceksiniz? Emaneti ehline vermeyenlerden bu millet emaneti alır.

Saygılar sunarım. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 559 sıra sayılı kanun tasarısının çerçeve 5 inci maddesiyle değiştirilen 2911 s. Kanunun 6 ncı maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

"Toplantı ve gösteri yürüyüşleri; tüm il veya ilçe sınırları içerisinde her yerde yapılabilir. Mülki idare; hakkın demokratik işlevine zarar vermeyecek biçimde gerekli tedbirleri alır."

Pervin Buldan (Iğdır) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) – Katılmıyor Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Kırıkkale) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Hasip Kaplan, Şırnak Milletvekili.

Buyurun.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; aslında, demokratikleşme paketi adı altında buraya getirip, hazine yardımı konusunda, samimiyetsizliğin ve gerçekten ayrımcılığın ruhunuza, iliklerinize kadar işlediğinin demin resmini, fotoğrafını verdiniz. Sizin, özgürlüklerle, siyasi temsille, siyasi partiler arasında eşitlikle zerre kadar, zerre kadar ama bağlantınız yok. Eğer olsaydı…

Aslında korkuyorsunuz siz çünkü sizin partinizden istifalar başladı, ola ki yarın bir grup kurarlar. Daha önce de sizin partiden ayrılan bir grup, burada, Mecliste grup kurmuştu. O grup, hazine yardımı almıştı, Erkan Mumcu’nun yanılmıyorsam. Şimdi…

İSMAİL AYDIN (Bursa) – Hazine yardımı alamadı…

HASİP KAPLAN (Devamla) – O zaman Kenan Evren’in çıkardığı yasada, seçimlerde yüzde 7 almak, bir de artı, grubu olan partiler hazine yardımı alıyordu. Siz, oturdunuz, CHP’yle o dönemde iki partiydiniz, bunu, grubu çıkardınız ki başkaları sizden ayrılmasın, istifa etmesin, grup kurmasın.

Bugün, CHP bir önergeyle sizden fersah fersah ileride, diyor ki: “Yüzde 1’lerde oy alan partiler de temsil edilsin hazine yardımından.“ Hazine yardımı sanki Elitaş’ın cebinden çıkıyor, cüzdanından çıkıyor. Sanki AK PARTİ’nin milletvekillerinin cebinden çıkıyor, sanki sizin seçmenleriniz yalnız hazineye bu yardımın vergisini yatırıyorlar. Ve siz, ayrımcılığı iliklerinize kadar o kadar işlemişsiniz ki, o kadar işlemişsiniz ki, bunu getirdiğiniz zaman “genel seçimler” diyorsunuz. Yerel seçimler seçim değil midir beyler, bayanlar? Bunu söyler misiniz, seçim değil midir yerel seçimler? Türkiye genelinde olmuyor mu? Niye onun yüzde 3’ünden korkuyorsunuz, kaçıyorsunuz? Niye? Çünkü sırf BDP kazanmasın diye. Hani meşhur hikâyedir; Kürt’le, bilmem kim gitmiş ipe, Kürt’e sormuşlar: “Son diyeceğin nedir?” “Anamı görmek istiyorum.” demiş. Diğer taraftan da sizin gibi düşünenler de demiş ki: “Son sözümüz, Haso anasını görmesin.” Bakalım, Haso anasını mı görecek, başkaları mı anasını görecek, bu demokratikleşmenin ölçütlerinde daha çok konuşacağız.

Yalnız şunu çok iyi bilin: Bu toplantı, gösteri yürüyüşleriyle başlayan 5’inci maddeden itibaren, Taksim Meydanı’ndaki korku ruhunuza işlemiş, onun maddeleri geliyor arkadan. Gezi Parkı direnişinin korkusu sarmış yüreklerinizi. Öyle ki valilerle oturup -atanmışlarınıza, emrinizdeki valilere- tutup seçim, miting meydanları belirleyeceksiniz. Koskoca İstanbul metropolünde 3-4 yer.

Ondan sonra 5 kişiyi bir arada gördü mü başlayacaksınız gazı sıkmaya, TOMA’larla sıkmaya, saldırmaya. Birisi iktidara karşı en ufak bir muhalefet gösterdi mi başlayacaksınız saldırmaya. Saldırgan demokrasi denir buna, saldırgan demokrasi! Bu, AK PARTİ’nin yeni demokrasi modelidir. Sizin, toplantı ve gösterilerden, vatandaşın kendini ifade etmesinden korkunuzun başlaması, aslında ne kadar önlem alsanız da boştur. Niye valilere bırakıyorsunuz bütün karar mekanizmasını, mercisini? Anayasal bir hak değil mi? Anayasa’da toplantı, gösteri hürriyeti yok mu? Orada “İzin alınmadan yapılır.” demiyor mu? Yani siz, bu Anayasa’ya aykırı bu düzenlemeyi yaparken nasıl Anayasa’ya rağmen valilerin inisiyatifine verirsiniz? İşinize gelirse değil mi, işinize gelirse...

Bakın, sizin demokrasi anlayışınız kendi tarzınızdır. Evrensel demokrasiyle hiçbir bağınız yok arkadaşlar. Kendi kendinizi kandırıyorsunuz. Karşınızda da birilerini kandıracağınızı zannediyorsunuz. Kandıramazsınız arkadaşlar. Yanlış yoldasınız, yanlış yoldasınız; samimi değilsiniz, samimi değilsiniz. Samimi olmayanların barışa da demokrasiye de hayrı dokunmaz. Size bunu açık söylüyorum, uyarıyorum.

Karar yeter sayısıyla beraber oylama yapın Sayın Başkan.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunacağım, karar yeter sayısı arayacağım: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı yoktur.

Birleşime beş dakika ara veriyorum.

                                                                               Kapanma Saati: 00.55

SEKİZİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 01.08

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Fehmi KÜPÇÜ (Bolu), Muharrem IŞIK (Erzincan)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 71’inci Birleşiminin Sekizinci Oturumunu açıyorum.

559 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 5’inci maddesi üzerinde Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan ve arkadaşlarının verdiği önergenin oylanmasında  karar yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi önergeyi tekrar oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı var, önerge kabul edilmemiştir.

Tasarının görüşmelerine devam edeceğiz.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 559 Sıra Sayılı Kanun Tasarısının 5. Maddesi ile değiştirilen; 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanununun 6 ncı maddesinin;

 1) 2. Fıkrasında bulunan görüşleri alınarak ibaresinden sonra gelmek üzere, "ortaya çıkan eğilime uygun şehrin merkezi yerlerinde" ibaresinin eklenmesini,

2) 2. Fıkrasında bulunan dikkate alınarak ibaresinden sonra gelmek üzere, "şehrin merkezi yerlerinde" ibaresinin eklenmesini,

3) 3. Fıkrasında bulunan halka duyurulur ibaresinden sonra gelmek üzere, "teşkilatı bulunan siyasi partilere tebliğ edilir." ibaresinin eklenmesini,

Arz ve teklif ederiz.

                                                         Faruk Bal (Konya) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) – Katılmıyor Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Kırıkkale) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Faruk Bal, Konya Milletvekili.

Buyurun Sayın Bal.

FARUK BAL (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sayın Bakanın ve Sayın Komisyon Başkanının katılmadığını ifade ettiği Milliyetçi Hareket Partisinin vermiş olduğu önerge üzerinde söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bu kanun tasarısının iki tane önemli özelliği vardır: Biri, demokratikleşme adı altında “-muş gibi” yaparak bir şeyler yapmak; ikincisi ise, millî birlik ve kardeşlik hukukunu bozmak. Sayın Hükûmet ve Sayın Komisyon Başkanı eğer bizim önergemizi dinlemiş olsalardı, eğer gerekçesini ve önergeyi okumuş olsalardı ve amaçları da demokratikleşme olsaydı “Katılıyoruz.” demesi lazımdı. Niçin? Çünkü, 5’inci maddeyle, toplantı ve gösteri yürüyüşleriyle, vatandaşın en tabii hakkı olan toplantı ve gösteri yürüyüşüyle ilgili belirlenecek alanları siyasi iradenin tek başına belirlemesinden ziyade, yani siyasi iradenin temsilcisi durumundaki mülki amirlerin belirlemesinden ziyade, bu toplantıyı yapmayı arzu eden kuruluşların da fikrinin alınmasıyla ilgiliydi.

Bizim önerimiz şuydu: Mademki valinin, kaymakamın ayağına siyasi partileri çağırıyorsun; mademki valinin, kaymakamın ayağına sendikaları, sivil toplum örgütlerini çağırıyorsun, görüşünü alıyorsun, arkasından niye sadece valiye bırakıyorsun? O toplantıda belirlenmiş olan eğilime uygun olarak toplantı gösteri ve yürüyüşünün yapılacağı yeri belirle diyorum. Bunu reddediyorsun çünkü demokratikleşme değil adı; amaç, demokratikleşme değil; amaç, demokratikleşme adı altında yine siyasi iktidarın sesi durumunda olan mülki amirlerin kararını uygulamak.

Yine, ikinci fıkramızda ifade ediyoruz ki “dikkate alınarak” ifadesinden sonra gelmek üzere belirli bir kriter koyuyoruz, şehrin merkezî yerinde bu gösteri ve yürüyüşün yeri belirlensin. Öyle uygulamalar var ki, şehir burada duruyor, dışarıda hayvan pazarı var, kaymakam uygun görmüyor; beğenmediği grupların, sendikaların, derneklerin veya gösteri yürüyüşü yapacak olan kitlelerin hayvan pazarında gösteri yapmasına veya toplantı yapmasına karar veriyor.

Bir de “Halka duyurulur.” diye bir ifade var. Bu halka duyurma işini     -buralarda en önemli olan husus siyasi partilerdir- mademki belirleniyor böyle bir yer, bunu siyasi partilere tebliğ et ki, siyasi partiler nerede ne toplantı yapılacağını, nasıl bir gösteri yapılacağını bilsin, onlar da toplumu buna göre şekillendirebilsin. Tabii, amaç bu değil. Amaç, demokratikleşiyormuş gibi göstererek ipin ucunu elden bırakmamak yani valileri, mülki amirleri tek yetkili olarak kabul etmek.

İşte, bırakacağınız valilerden birkaç tane örnek vermek istiyorum:

Bu valilerden bir tanesi Isparta Valisi. 27 Şubat 2014 tarihinde Sayın Başbakan Burdur’a AKP mitingi yapmak için gidiyor. AKP mitingine AKP’lileri taşımak üzere, Isparta Valisi, şehirde bulunan bütün resmî araçları tahsis ediyor, bunun için de resmî yazı yazıyor. Bu demokratikleşme mi Sayın Bakan? Eğer, hakikaten demokrat ruhunuz varsa derhâl bu Sayın Vali hakkında bir soruşturma açmanız lazım. Kamu araçlarının bir siyasi partinin mitingine…

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – Başbakana eşlik eder.

FARUK BAL (Devamla) – Efendim, Başbakan olarak değil AKP Genel Başkanı olarak gidiyor; mitingine gittiği zaman da AKP propagandası yapıyor. Bunun hakkında bir tahkikat yapmanız lazım.

Bu sayın valilerden bir tanesi daha var. Vatandaşa, affedersiniz “kavat” diye hitap eden bir Adana Valisi var, bunun emrine veriyorsunuz. Bu yetkiyi -biraz önce ifade ettiğim- bu toplantı, gösteri yürüyüşü yapma yetkisini bu Valinin iradesine bırakıyorsunuz.

Bir başkası, Van Valisi var. Kamuoyuna düştü, basına düştü; vali muavinlerini çekiyor “Benim dediğim dedik, çaldığım düdüktür, bunun dışına çıkmayacaksınız…” 4 tane vali muavini istifa ediyor. Bu mu demokratikleşme?

Bir başkası “Ne mutlu Türk’üm diyene!” tabelası eskidiği için indiriyor; yenisini, aylar geçti, yıl geçiyor, bu tabelayı yerine asmıyor. Devletin valisi, Türkiye Cumhuriyeti devletinin valisi olmaktan çıkmış sizin Türklükle hesaplaşma şeklindeki…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

FARUK BAL (Devamla) - ...politikalarınızı uygulayan bir vali hâline gelmiştir. Dolayısıyla, bu örnekler, sadece aklımıza gelen bu örnekler, seksen küsur ildeki ve 600 küsur ilçedeki kaymakamlar marifetiyle, iradesine terk edilemez. Eğer demokratikleşmeyse, önergemizi kabul etmeniz gerekir diyor, Meclisi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

6’ncı madde üzerinde üç adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 559 Sıra Sayılı Kanun Tasarısının 6. Maddesi ile değiştirilen; 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanununun 7 nci maddesinde bulunan "yapılabilir." kelimesinden sonra gelmek üzere;

“, kaymakamlar güneşin saatini ilçelerinde internet sitesinde ve mutat ilan vasıtaları ile ilan eder, seçim dönemlerinde siyasi partilere tebliğ eder.” ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

                     Faruk Bal                                        Mehmet Günal                                          Ali Öz

                       Konya                                               Antalya                                               Mersin

                Yusuf Halaçoğlu                                  Ruhsar Demirel                            Hasan Hüseyin Türkoğlu

                      Kayseri                                             Eskişehir                                           Osmaniye

                 Mehmet Şandır                                 S. Nevzat Korkmaz                                          

                       Mersin                                               Isparta                                                   

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 559 sıra sayılı kanun tasarısının çerçeve 6 ıncı maddesiyle değiştirilen 2911 S. Kanunun 7 nci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

“Açık yerlerdeki toplantılar gece 24.00’a kadar yapılabilir, kapalı yerlerdeki toplantılar açısından zaman sınırlaması bulunmamaktadır.”

                  Pervin Buldan                                       Leyla Zana                                        Hasip Kaplan

                        Iğdır                                              Diyarbakır                                             Şırnak

                   Bengi Yıldız                                  Sırrı Süreyya Önder

                      Batman                                              İstanbul

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

559 Sıra Sayılı Temel Hak ve Hürriyetlerin Geliştirilmesi Amacıyla Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı'nın 6. maddesi aşağıdaki gibi değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

MADDE 6- 2911 sayılı Kanunun 7'nci maddesinin ikinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir:

"Açık yerlerdeki toplantılar ile yürüyüşler güneş batmadan önce dağılacak şekilde, kapalı yerlerdeki toplantılar ise saat 24.00'e kadar yapılabilir. Araç trafiğine kapalı caddeler, parklar, meydanlar ve stadyumlar da kapalı yerlerden sayılır."

                   Celal Dinçer                                      Ali Özgündüz

                      İstanbul                                             İstanbul

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) - Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Kırıkkale) – Katılmıyor.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Celal Dinçer, İstanbul Milletvekili.(CHP sıralarından alkışlar)

CELAL DİNÇER (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, 559 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 6’ncı maddesi üzerinde vermiş olduğumuz önerge hakkında söz almış bulunuyorum, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Anayasa’nın 34’üncü maddesine göre “Herkes, önceden izin almadan, silahsız ve saldırısız toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına sahiptir.” Medeni dünyada toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkı temel hak ve hürriyetlerin en başında gelmektedir. Bu hakkın şiddete başvurmaksızın barışçıl bir şekilde serbestçe kullanılmasının önündeki tüm engellerin kaldırılması da temel ilkedir.

Toplantı ve gösteri yürüyüşleri bir hak arayışıdır ve idarenin eylem ve işlemine karşı yapılmaktadır. Dolayısıyla, demokratik bir ülkede bu hak ve özgürlüğün kullanımı doğaldır ve yürütme organına düşen, bu tür toplantı ve gösterileri yasaklamak değil bu hakları kullananların özgürce ve güvenli bir şekilde kullanmalarına imkân sağlamaktır.

Görüştüğümüz tasarının 6’ncı maddesiyle 2911 sayılı Kanun’da değişiklik yapılmakta, bu değişikliğe göre açık alanlarda toplantılar ile yürüyüşler güneş batmadan önce dağılacak şekilde, kapalı alanlardaki toplantılar ise saat 24.00’e kadar yapılabilir şeklinde düzenlenmektedir.

Kapalı yer toplantılarının 23.00’ten 24.00’e çıkarılması uygulamada önemli bir yenilik değildir. Barışçıl bir gösteri sırf formalitelere uyulmadı, zaman aşıldı diye kanunsuz sayılmamalıdır. Açık ve kapalı alanlar ayırımı da net değildir. Tasarıda öngörülen bu değişiklikler iktidar tarafından reform olarak sunulmaktadır ki bu, doğru bir iddia değildir.

Değerli arkadaşlar, tasarıdaki düzenlemeler toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkıyla ilgili temel sorunlara çözüm getirmemektedir. Kamu düzenini bozmayacak şekilde şiddet içermeyen toplantı ve gösterilerin yapılmasında özgürlük alanının genişletilmesi daha doğru ve demokratik bir yaklaşım olacaktır.

Türkiye, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi nezdinde en çok ihlali Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu nedeniyle almaktadır. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, barışçıl nitelikteki toplantı ve gösterilerde kamu otoritelerinin orantısız güç kullandığını, orantısız güç kullanan güvenlik görevlileri hakkında etkin soruşturma yapılmasını öngörmektedir. Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi de Türkiye’de toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkına yönelik ihlallerin çok arttığına dikkat çekerek barışçıl gösterilere müdahale edilmemesini, biber gazı kullanımının kurallara bağlanmasını, güvenlik güçlerinin kuvvet kullanırken gereklilik, ölçülülük ve makuliyetin göz önünde bulundurulmasını önermiştir. Bu iktidar ise tam tersini yapmıştır; Taksim’i, Ulus Meydanı’nı, Tandoğan’ı, hatta Anıtkabir’e giden yolları bile yasak alan ilan etmiştir. Taksim yasağı hukuki bir mesele değildir; Taksim yasağı, AKP’nin, Taksim Meydanı üzerinden güç gösterisinin bir ifadesidir. Hiç kimse yukarıdaki ilkeleri görmezlikten gelip toplantı hakkını olanaksız hâle getiremez, buna hakkı yoktur.

Değerli arkadaşlar, vatandaşların günlük yaşamlarını etkilemeyecek yerlerde toplantının yapılması hükmü ne demektir? Sadece bu hüküm bile tek başına toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkını anlamsız kılmaktadır. Hukuki bir araç olarak kullanıp ülkeye nizam vermeye çalışanlara, ifade özgürlüğünün toplu kullanımı bağlamında sınıfta kalanın kendileri olduğunu belirtmek istiyorum.

Gezi Parkı dolayısıyla iktidarın tutumunu Türkiye ve dünya kamuoyu net olarak görmüştür. Bilindiği gibi, orada 7 kişi hayatını kaybetmiş, binlerce kişi gözaltına alınmış, 60’ı ağır olmak üzere 8.041 kişi yaralanmıştır, 11 kişi de gözünü kaybetmiştir. Tazyikli suya kimyasal katılarak insanların üzerine sıkılması, dünyada eşi benzeri görülmedik bir şekilde 150 binin üzerinde biber gazı fişeğinin göstericilere karşı kullanılması büyük insan hakkı ihlalidir ve AKP iktidarının insan hakları karnesinin de bir yansımasıdır. Bu karneye baktığımızda toplantı ve gösteri yürüyüşleri hakkının kullandırılmasında AKP iktidarının notunun çok zayıf olduğunu görmekteyiz. Bu tasarıyla da iktidar notunu iyice sıfırlamaktadır. Zamanı geldiğinde bu halkımız da iktidarınızı sıfırlayacaktır.

Tekrar yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 559 sıra sayılı kanun tasarısının çerçeve 6 ıncı maddesiyle değiştirilen 2911 S. Kanunun 7 nci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

“Açık yerlerdeki toplantılar gece 24.00’a kadar yapılabilir, kapalı yerlerdeki toplantılar açısından zaman sınırlaması bulunmamaktadır.”

                                                     Pervin Buldan (Iğdır) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Kırıkkale) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Hasip Kaplan, Şırnak Milletvekili. (BDP sıralarından alkışlar)

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Değerli arkadaşlar, size bugün demokrasinizden bir resim göstermek istiyorum şöyle. Toplantı, gösteriye gerek yok, artık TOMA’lardan apartmanlara, dershanelere gördüğünüz gibi… Bayağı terakki eylemişsiniz. Toplantı ve gösteri yürüyüşüne de gerek yok, binaların içine artık su sıkmaya başladınız.

Şimdi, bu anlayışla siz demokrasi getireceğinizi düşünüyorsunuz bu ülkeye değil mi? Bunun adına da “demokratikleşme paketi” diyorsunuz. Siz çok büyük adımlar attığınızı düşünebilirsiniz, belki de öyle düşünüyorsunuz, belki Başbakan da… Ama sizin çok çok büyük adım olarak gördüğünüz şeyleri biz bir civciv adımı kadar görmüyoruz demokrasi açısından, biliyor musunuz, civciv adımı kadar.

Gerçekten, samimiyetle söylüyorum: Bu çözüm sürecinde barış ve kardeşliği temin etmek için gerçekten yolun demokrasiden geçtiğini bile bile bu yola taş koyuyorsunuz. Onun için, bundan sonra her maddede size demokrasi dersi vermeye karar verdim. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

Ders bir; isterseniz dışarıdan, isterseniz içeriden dinleyin ama demokrasi bir, birinci ders…

ALİ ŞAHİN (Gaziantep) – Bu mu demokrasi!

HASİP KAPLAN (Devamla) – Evet, dinleyeceksiniz. Bu kürsüden demokrasiyi size anlatacağım, öğreneceksiniz. Biraz faydalanırsınız.

ALİ ŞAHİN (Gaziantep) – Demokrasiyi siz AK PARTİ’den öğreneceksiniz.

HASİP KAPLAN (Devamla) – Çünkü sizin zorbalık dediğiniz, dikta dediğiniz, baskı dediğiniz şeylerin demokrasi olmadığını göreceksiniz.

Demokrasinin üç süjesi vardır…

ALİ ŞAHİN (Gaziantep) – AK PARTİ öğretti demokrasiyi size. Burada konuşuyorsanız, AK PARTİ…

HASİP KAPLAN (Devamla) – Lak lak etme, lak lak etme, sus.

BAŞKAN – Sayın Kaplan, lütfen…

HASİP KAPLAN (Devamla) – Sen lak lak etme.

Sayın Başkan, siz susturun.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen söz atmayın.

HASİP KAPLAN (Devamla) – Öyle işte Sayın Başkan, görevinizi yapın. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

Demokrasi dersi, bir: Siyasal demokrasi olmadan demokrasi olmaz. Üç tane süjesi var. İkinci süjesi ekonomik demokrasidir. Üçüncü süjesi kültürel, çoğulcu demokrasidir. Bu önergede size siyasal demokrasiyi anlatacağım arkadaşlar.

Siyasal demokrasi milletin iradesine değer biçmektir, saygılı olmaktır. Hani diyor ya “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir.”, bu millete kazık atmamaktır, doğru durmaktır, iradesine saygı göstermek için onun önüne seçim barajları koymamaktır, hazine barajları koymamaktır.

O Siyasi Partiler Yasası ki Kenan Evren diktatöründen kalmış ve lider sultası yaratmış. O siyasal demokraside lider sultasının yeri yoktur arkadaşlar. O lider sultasının olduğu partilerde, yine, darbe döneminde çıkarılan bir yasayla, Siyasi Partiler Yasası’nda parti içi demokrasi kaldırılmıştır. Parti içi demokrasi kaldırıldığı için biat kültürü aşılanmıştır. Biat edenler lider partilerinde istenen yerlere gelebilirler. Biat etmeyenlerin önünde bütün kapılar kapanır, bir dahaki döneme aday bile olamazlar. Ve o zaman liderler kendilerine uygun prototipte insanları aday yapmaya başlarlar ve bu adaylarla meclislere gelmeye başlarlar. Ondan sonra susturmaya başlarlar karşılarındakini. Nasıl? Demin resim A’da görüldüğü şekilde, TOMA’yla apartmanlara su sıkmaya başlarlar, gazla kırmızı elbiseli kadına sıkmaya başlarlar, insanların kafasına gaz fişeklerini sıkıp Ali İhsan Korkmaz’ı öldürdükleri gibi öldürür, sonra da failleri korumaya başlarlar. İşte, onların, o rejimin adı demokrasi değildir arkadaşlar, o tür rejimlerin adı diktatöryal rejimlerdir. Hukukun işlemediği, faillerin, canilerin korunduğu, kollandığı, yargıdan kaçırıldığı, davaların sürgüne gönderildiği, göz göre göre kayıtların, delillerin silindiği ve siyasi iktidarların da katilleri koruduğu dönemlerdir. Bu siyasal demokrasilerde bunun yeri yok arkadaşlar.

Size siyasal demokrasiden bu kadar. İnşallah diğer önergede ekonomik demokrasi ve kültürel çoğulculukla ilgili devam edeceğiz. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 559 Sıra Sayılı Kanun Tasarısının 6. Maddesi ile değiştirilen; 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanununun 7 nci maddesinde bulunan "yapılabilir." kelimesinden sonra gelmek üzere;

"Kaymakamlar güneşin batma saatini ilçelerinde internet sitesinde ve mutat ilan vasıtaları ile ilan eder, seçim dönemlerinde siyasi partilere tebliğ eder." ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

                                                            Faruk Bal (Konya) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) – Katılmıyor Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Kırıkkale) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Faruk Bal, Konya Milletvekili. (MHP sıralarından alkışlar)

FARUK BAL (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sayın Başbakan “İstanbul’un silüetini bozan gökdelenlerin sahiplerine küstüm.” demişti ya, ben de Sayın Kuzu’ya küstüm. Yani şu önergeye dikkat etse anayasa profesörü olarak “Evet, doğrudur bu, yapalım.” demesi lazım ama maalesef olmuyor.

Önerge ne? Değerli arkadaşlarım, önerge şu: “Güneşin batma saati” diye bir saat belirleniyor. Güneşin batma saati meridyenlere göre her meridyende iki dakika, üç dakika fark eden bir durum. Dolayısıyla her ilçede değişecektir güneşin batma saati ama bu güneşin batma saatine hüküm bağlıyoruz, “Siyasi partilerin propagandalarının bittiği zamandır.” diyoruz, “Toplantı, gösteri ve yürüyüşünün bittiği zamandır.” diyoruz.  O zaman, değişken olan bu hükme bir açıklık getiriyoruz, diyoruz ki: “Kaymakamlar, ilçesindeki güneşin batma saatini tespit etsin, mutat vasıtalarla ilan etsin, İnternet sitesine koysun. Seçim zamanlarında da siyasi partiler kargaşaya gitmesin. Bir uzman çavuşun veya jandarmanın, polisin baskısı altında, güneş ne zaman battı, ne zaman batacak kaygısına kapılmasın.”

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) –  Diyanet takviminde bunların hepsi var.

FARUK BAL (Devamla) –  Kış günlerinde hava bulutlu olduğu zaman, kapalı olduğu zaman güneşin batıp batmadığı belli olmaz.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) –  Diyanette var, telefonda var.

FARUK BAL (Devamla) – Dolayısıyla, buna bir açıklık getirilsin. Bunun demokrasideki tam adı: Hukuk kuralları, güvenilir bir şekilde kanun hâline getirilir. “Sayın Kuzu’ya küstüm.” derken, “profesör” unvanı ile Anayasa Komisyonu Başkanlığı görevini yürütürken, bu kadar “hukukun üstünlüğü” kavramına riayet etmesi gerekirken, hukukun güvenilir bir şekilde kanunlaştırılması ilkesine “hayır” dediği için küsüyorum. Dolayısıyla, demokratikleşme gibi bir amacı olmadığını biliyorum. Dönüyorum başka bir sayfaya.

Değerli arkadaşlarım, bu kanun, “millet bütünlüğü” kavramını ortadan kaldırmayı amaçlamış bir kanundur. Tarihin aydınlatıcı projektörünü sizin vicdanlarınızın üzerine tutarak,  buradan bir sonuç çıkarmanızı temenni ederek sözlerime o açıdan devam edeceğim.

Osmanlı İmparatorluğu, 400 çadırlık kayı boyundan 3 kıtada altı yüz yıl hüküm süren bir cihan imparatorluğudur. Bu cihan imparatorluğu hâline gelmesinin en önemli iki tane temel unsuru vardır: Biri, İslamiyet; diğeri, Türklük.  Bu iki kavrama sarıldığı, bilimi, teknolojiyi ön planda tuttuğu müddetçe Osmanlı yükselmiş, bu kavramlardan uzaklaştığı müddetçe de Osmanlı İmparatorluğu önce duraklamış, sonra gerilemiş, sonra çökmüştür. Çöküşü, 19’uncu yüzyılda dramatik bir noktaya ulaşmıştır.

İşte, o 19’uncu yüzyıla geldiğimizde Osmanlı aydınlarında şu kavram karşımıza çıkıyor: “Etrâkıbîidrâk”, eski bir tabirdir, açıklamak istiyorum. “Etrâkıbîidrâk” şu demektir: “Etrâk”, Arapçada “Türk”ün çoğulu yani “Türkler”, “bîidrâk” ise “idrak” kelimesini olumsuz kılan “bî” ekiyle olmakta ve tam Türkçe anlamı da “idraksiz Türk.” İşte, bu “idraksiz Türk” kavramı, Osmanlıyı var eden, yücelten, yükselten, altı yüz yıl boyunca 3 kıtada hüküm sürmesini sağlayan o muhteşem cihangir imparatorluktan yavaş yavaş çökmeye ve arkasından da dağılmaya gelindiği noktada ortaya çıkmış ve Osmanlı İmparatorluğu’nun -altmış yıl civarında- 1850 yılından itibaren bütün topraklarını kaybederek Anadolu’ya çekilme ve orada da bir Kuvayımilliye ruhu ile, imparatorluğun dağılmasından sonra, külleri üzerinde bir devlet yaratmaya çalışmasının ifadesidir. Şimdi, bu, Osmanlı İmparatorluğu’nun millet bütünlüğünün, “idraksiz Türk” anlayışının imparatorluğa hâkim olmasıyla gerçekleşmiş, tarihî bir gerçektir. Bugüne yansıması ise -devam edeceğiz ama- Türk millet bütünlüğünün etnisitelere bölünerek bu topraklarda da, “Türklük” kavramının, nasıl Osmanlı çökertildiyse, bu Anadolu’da Kuvayımilliye ruhuyla kurulmuş olan Türkiye Cumhuriyetinin nasıl çökertileceğinin işaretidir ve hepimizin üzerinde ciddi bir sorumluluktur. Bu, bir partinin sorunu değil, Türk milletinin sorunudur. Bu konuya devam edeceğiz.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Karar yeter sayısı Sayın Başkan…

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunacağım, karar yeter sayısı arayacağım: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı yoktur.

Birleşime beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 01.35

 

DOKUZUNCU OTURUM

Açılma Saati: 01.41

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Fehmi KÜPÇÜ (Bolu), Muharrem IŞIK (Erzincan)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 71’inci Birleşiminin Dokuzuncu Oturumunu açıyorum.

559 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 6’ncı maddesi üzerinde Konya Milletvekili Faruk Bal ve arkadaşlarının verdiği önergenin oylanmasında  karar yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi, önergeyi tekrar oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı vardır, önerge kabul edilmemiştir.

Tasarının görüşmelerine devam edeceğiz.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

6’ncı maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

7’nci madde üzerinde üç adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 559 Sıra Sayılı Kanun Tasarısının 7. maddesinin 3. Fıkrasında bulunan "kullanılamaz." kelimesinden sonra gelmek üzere “ve bir kopyası düzenleme kuruluna tutanakla teslim edilir.” ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

                     Faruk Bal                                        Mehmet Günal                                          Ali Öz

                       Konya                                               Antalya                                               Mersin

                Yusuf Halaçoğlu                                  Ruhsar Demirel                            Hasan Hüseyin Türkoğlu

                      Kayseri                                             Eskişehir                                           Osmaniye

                 Mehmet Şandır                                 S. Nevzat Korkmaz                                          

                       Mersin                                               Isparta                                                   

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

559 Sıra Sayılı Temel Hak ve Hürriyetlerin Geliştirilmesi Amacıyla Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı'nın 7. maddesinin aşağıdaki gibi değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

MADDE 7- 2911 sayılı Kanunun 11 inci maddesinin birinci fıkrasının üçüncü cümlesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"Bu yükümlülüğün yerine getirildiğine dair tutulan tutanak düzenleme kurulu tarafından hazırlanarak yetkili kolluk amirine teslim edilir."

                  Mahmut Tanal                                      Celal Dinçer                                      Ali Özgündüz

                      İstanbul                                             İstanbul                                              İstanbul

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı'na

Görüşülmekte olan 559 sıra sayılı kanun tasarısının çerçeve 7 inci maddesi ile eklenen fıkranın tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                  Pervin Buldan                                       Leyla Zana                                        Hasip Kaplan

                        Iğdır                                              Diyarbakır                                             Şırnak

             Sırrı Süreyya Önder                                 Bengi Yıldız

                      İstanbul                                              Batman

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) -  Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet  katılıyor mu?

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Kırıkkale) - Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Hasip Kaplan, Şırnak Milletvekili.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Değerli milletvekilleri, sizin demokrasiniz fişleme, izleme, görüntüleme, kayıt altına alma üzerine kuruludur. Bu madde de aynen böyledir. Yani toplantı ve gösteri yürüyüşünün ses ve görüntülerini alacaksınız, kolluk tarafından yapıldığı belli olacak şekilde kaydedilecek, elde edilen kayıt ve görüntüler üzerinden de işinize ne gelirse yapacaksınız. Demokrasi anlayışınız budur, hep takip, izlemek.

Sizin toplantılarınızı peki polis nasıl kaydedecek, görüntüleyecek? Siz iktidarsınız. Alimallah, birisi bir kamera doğrultsun… 6 bin polisi  aldınız, bütün müdürleri, şube başkanlarını. Güç, kudret sizde. Güç, kudret taşıyor sizden. Şimdi, böyle bir yanlış yapacak birisi size… Bir milletvekiliniz yapmıştı zaten, çocuğuna bir yanlış yapılmıştı, bütün polisleri dizmişlerdi. Aynen böyle, istavritleri dizerler ya çiroz yapmak için ipe, aynen böyle dizmiştiniz. Bravo size, iktidar sizin, sizden başka iktidarlık yapan olmadı.

Sizin demokrasi anlayışınız var ya demokrasi anlayışınız siyasal boyutuyla eksik. Siz barajlara sığınırsınız, siz barajlara ve Kenan Evren’in yasalarına sığınırsınız. Biz de inadına inadına başkaldırırız, o duvarlarınızı, o barajlarını yıkar, geliriz, burada grup kurarız, konuşuruz. Bu sesimizi kısmak istiyorsunuz ama gücünüz yetmez.

Bakın, demiştim size, demokrasinin bir diğer sacayağı da ekonomik demokrasidir. Demokrasinin olabilmesi için o ülkede adil bir bölüşüm olması lazım. Birilerinin çok yiyip birilerinin az yemesi, birilerinin çok çırpıp birilerinin geçinemeyip kirasını ödeyemez duruma düşmesi, bir toplumda kabul edilir bir durum değildir, sosyal patlamalara yol açar. Onun için, gelir elde ederken hazineye, vergileri adil alacaksınız. İşçiden, emekçiden yüzde 27 artı yüzde 80 de dolaylı vergi alıp kurumlardan, holdinglerden yüzde 20 vergi alırsanız bir tarafta çok azınlık bir zengin yaratıp diğer tarafta milyonlarca fakir bırakırsanız, o ülkede demokrasi gelişmez arkadaşlar. Demokrasinin vazgeçilmez unsurlarından birisi ekonomidir. Eğer ekonomide herkes kendi verdiği vergisinin nereye gittiğini takip edemiyorsa, denetleyemiyorsa, bütçeyi Sayıştayıyla takip edemiyorsa, Sayıştayıyla takip edemediği o paracıklar birilerinin cebine gidiyorsa, demokrasi işlemiyor demektir.

Bakın, bu ayağını hiç düşünmüyorsunuz, oysaki demokrasinin en önemli ayağı ekonomik demokrasidir. Ekonomik demokrasi olmadığı zaman süje olarak bir demokraside, birilerinin yaptığı yanına kâr kalır. Eğer siz bunun hukukunu yaratmazsanız, “nereden buldun” yasalarını getirmezseniz, herkes “nereden bulurum” yasalarının peşine düşerse, o ülkede demokrasi olmaz arkadaşlar. Her şey özel değildir, kamusal alanlarda yapılması gerekenler vardır, bütün bunların hayata geçirilmesi gerekiyor.

Şimdi, bunu dikkate aldığımız zaman, şöyle düşünün, bir ulusun yarısı özgür, yarısı tutsak olabilir mi? Yani özgür olmadığı hâlde bazen yurttaşlar, insanlar kendini özgür hissedebilir mi? Oluyor, bunun farkındayız. Özellikle, gelişememiş demokrasilerde bu var. Yine, insanlar özgür olmadan mutlu olabilir mi arkadaşlarım, var mı bunun bir ölçüsü? Yoktur. Onun için her taraf TOMA, her taraf gaz, her taraf kokuyor arkadaşlar. Gaz kokan bir demokrasiden hayır gelmez memlekete, biz size açık konuşalım. Gaz kokan demokrasinin yerine bahar geliyor, bırakın Kızılay bulvarında parfüm koksun, yeni açmış bahar çiçekleri koksun. Ne bu tutmuşsunuz tık tık tık oraya, pencerelere, kapılara, eve, 3 tane insan bir arada görseniz durmadan sıkıyorsunuz. Böyle bir demokrasi koruması var mı? Yok. O zaman yanlış bir iş yapılıyor. Bu yanlışı yaparken “Bu paketin içindekilerle demokrasi getiriyoruz, Türkiye’yi uçuruyoruz, uzaya götüreceğiz…” Bu hikâyeleri de bize yutturmayın diyoruz.

İnşallah, bir dahaki önergede kültürel çoğulcu demokrasiyle devam ederiz.

SEBAHATTİN KARAKELLE (Erzincan) – Çok istifade ettik!

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Vallahi, edersiniz etmezsiniz, belki kulağınızda kalır bir iki kelime.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Karar yeter sayısı…

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Karar yeter sayısı istemiştik.

BAŞKAN – Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

559 Sıra Sayılı Temel Hak ve Hürriyetlerin Geliştirilmesi Amacıyla Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı'nın 7. maddesinin aşağıdaki gibi değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

MADDE 7- 2911 sayılı Kanunun 11 inci maddesinin birinci fıkrasının üçüncü cümlesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"Bu yükümlülüğün yerine getirildiğine dair tutulan tutanak düzenleme kurulu tarafından hazırlanarak yetkili kolluk amirine teslim edilir."

                                                                                                                 Mahmut Tanal (İstanbul) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) – Katılmıyoruz Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Kırıkkale) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Mahmut Tanal, İstanbul Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Yasası… Tabii, dünyada iki sistem vardır: Bir, izne tabi olan; iki, izne tabi olmayan. Ancak, bizim Anayasa’mızın 34’üncü maddesinde, izne tabi olmayan bir sistem kabul edilmiş durumda. Ancak, mevcut olan yeni düzenleme nedir? Esas olan, kural olan, özgürlüklerin serbest bırakılması, özgürlüklerin kısıtlanması ise istisnai bir durumdur. Ancak, mevcut olan bu düzenlemede, tamamen, bir toplantı ve gösteri yürüyüşüne katılan her vatandaş fişlenecek, izlenecek, takip edilecek. Hakikaten, bu, otoriter olan rejimlerde göze çarpan bir husustur, korkan iktidarlarda göze çarpan bir husustur. Halkından korkmayan, halkından çekinmeyen sistemlerde gayet rahat yapılan toplantı ve gösteri yürüyüşlerinin bu kadar kayıt ve zabıt altına alınması sisteme aykırı.

Şimdi, tabii, burada, dikkat ettiğimizde, hukuk fakültelerinde toplantı ve gösteri yürüyüşüyle ilgili, Türk hukukunda bir ders en azından idare hukukunda okutulur, ceza hukukunda okutulur ve bunlar da kaynak kitap olarak gösterilir. Sayın Burhan Kuzu Hocam’ın eğer üniversiteyle hâlen bağlantıları devam ediyorsa… Aynen burada örnek olarak geçirilir, denilir ki: Eğer bir toplantı ve gösteri yürüyüşü yapılacaksa mümkün olduğunca… Örneğin, Taksim’de toplantı ve gösteri yürüyüşü yapılacak, oradan geçen sürücüler veya vatandaşın şunu düşünmesi lazım: “Bugün bu trafik niye kilitlendi? Bugün acaba burada olağanüstü bir durum mu var?” Yani, bu toplantı ve gösteri yürüyüşünün amacının halk tarafından hissedilebilir olması lazım, duyulabilir olması lazım, oradan geçen insanların “Burada bugün ne oldu, acaba niçin insanlar toplandı?” bu gerekçeyi bilmesi lazım. Mevcut olan bu düzenlemeyle bu temel hak ve özgürlüğün özünü ortadan kaldırmış oluyoruz. Nedir bu da? Bunun yasaklanması, sınırlanması Anayasa’mızın 13’üncü maddesine hem burada ölçülülük ilkesi uyarınca aykırı hem de demokratik hakkın özünü ortadan kaldırıcı bir düzenleme olduğu için buna da aykırı. Peki, aynı şekilde yine nerede bu düzenleme var? 15’inci madde de yine bu sınırlamayı getiriyor yani burada 15’inci madde de böyle bir düzenlemenin getirilmesini yasaklıyor. Nedir 15’inci madde de? Temel hak ve özgürlükleri ortadan kaldırıcı mahiyette bir durdurma yapamazsınız. Yani, buradaki mevcut olan düzenlemelerin tamamı temel hak ve özgürlükleri ortadan kaldırıcı, demokratik toplum düzeninin gereklerine aykırı olan bir düzenlemedir.

Tasarıya baktığımız zaman, tabii ki Burhan Hoca’nın bu Komisyonun Başkanı olmasına biz bazen “güvence” diyoruz ama hakikaten artık “güvence” diyemiyoruz, tam güvencesiz durumda. Örnek vereceğim ben sizlere madde 12’den, 13’ten, 14’ten, 15’ten. Hukuk fakültesinde -Allah rızası için- anayasa hukuku dersinde bizlere ne öğrettiniz? “Çocuklar, kanun düzenlemesi yapılırken aynı cümleyi tekrar etmekten kaçının.” denilmesi lazım. Aynen okuyorum ben, burada “cebir ve şiddeti”, “cebir veya tehdit kullanılarak ya da hukuka aykırı başka davranışlarla…” Aynı düzenleme içerisinde, aynı kanunda 12’de, 13’te, 14’te ve 15’te aynı tekrarı yapmışsınız. Bu, doğru bir düzenleme değil Değerli Hocam. Sizden istirham ediyorum, yani o ders kitaplarınızda bunu yazacaksınız ve bu Komisyonun Başkanı olacaksınız, bu düzenlemeyi yapacaksınız.

Şimdi, söz sırası geldi Meclis Başkan Vekilimizden… Benim sizden istirhamım şu: Önergeyi oylamaya sunarken hem değerli arkadaşlarımızın da zamanını alıyoruz, dışarıda bulunan arkadaşlarımız da toplantılara katılamıyorlar. İç Tüzük’ün 149’uncu maddesi diyor ki: “Her oylamadan önce milletvekilleri zil çalınmak suretiyle çağırılır.” Sizden rica ediyorum, ben şimdi, burada, karar yeter sayısı isteyeceğim, siz Başkan Vekili olarak, İç Tüzük’ün 149’uncu maddesinin bu son fıkrasını, istirham ediyorum, yani burada zaman ekonomisi açısından hem de doğru uygulanmayan bir olayın tatbiki açısından bunu uygulamanızı arz eder, hepinize teşekkür ederim, iyi çalışmalar diliyorum hepinize.

Karar yeter sayısı istiyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

SÜLEYMAN ÇELEBİ (İstanbul) – Zil de çalacak mısınız Sayın Başkan?

BAŞKAN – Çalındı efendim, çalındı.

Önergeyi oylarınıza sunacağım karar yeter sayısı arayacağım:

Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Karar yeter sayısı var, önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 559 Sıra Sayılı Kanun Tasarısının 7. maddesinin 3. Fıkrasında bulunan "kullanılamaz." kelimesinden sonra gelmek üzere

"ve bir kopyası düzenleme kuruluna tutanakla teslim edilir." İbaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

Faruk Bal (Konya) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Kırıkkale) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Faruk Bal Konya Milletvekili.

Buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

FARUK BAL (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu kanunun başlığı, temel hak ve hürriyetlerin genişletilmesine ilişkin bir demokratikleşme paketi. Şimdi, temel hak ve hürriyetler dediğimiz zaman toplantı ve gösteri yürüyüşleri hakkı çekirdek haklardandır, anayasa hukukçuları bunu bilir. Bu çekirdek hak kullanılırken devlet olarak diyorsunuz ki: “Ben hepinizi kayda alıyorum, çekiyorum, filme alıyorum.” Bunu niye yapıyorsunuz? Devlet olarak, ortaya çıkabilecek birtakım suçların faillerini filan tespit etmek için ama demokratikleşen bir ülkede, demokratikleşme iddiasında olan bir kanunla karşımıza gelirseniz, devlet tarafından inin, bir de sivil toplum örgütü tarafına bakın. Eğer hakikaten demokratikleşiyor iseniz, bu takdirde, yapmış olduğunuz işlemlerin karşı tarafa da bir nüshasını vermek ve onların da kendilerine göre çekidüzen verme, içlerinde varsa provokatörler, varsa kanun dışı faaliyetler, bunları ayıklayıp, çıkarıp ortaya koymaları ve kendilerini buna göre kanuna uygun hâle getirmelerine... Önerge bu amaçla verildi.

Şimdi, bu amaçla verilmiş olan bir önergeyi reddetmek ile demokratikleşme arasında bir bağ kurabiliyor musunuz? Kuramıyorsunuz, demek ki bu, demokratikleşme değil, bu, demokratikleşmiş gibi görünerek insanları aldatmak, uyutmaktır. O zaman, biz biraz önceki maddeden kalan tarih dersimize geçeceğiz.

Değerli arkadaşlarım, “Etrâkıbiidrak” dediğimiz kavram… Osmanlı İmparatorluğu’nu çökertirken bir viraj dönüldü; o viraj, 1856 Paris Anlaşması’dır. Paris Anlaşması’yla Osmanlı millet bütünlüğünün bozulması için içerisine gerekli birtakım malzemeler konuldu ve Osmanlı İmparatorluğu’na “Bir anayasa yap.” denildi. İşte, o Anayasa’nın mimarlarından… Sayın Seyfettin Yılmaz’ın ifade ettiği konu, bizim bugün gündemimizde olan konudur. O da Osmanlı milletini meydana getiren milliyetlerin kendi dilleriyle konuşabilmelerine ilişkin bir öneri. Ulu Hakan Sultan Abdülhamit Han bunu fark etti ve reddetti ama Meclisin ilk toplantısında yine ana dille konuşma mevzusu gündeme geldi. O zamanın Meclis Başkanı “Osmanlı tebaasından olan herkes lisan-ı Türkçeyi bilmek mecburiyetindedir.” dedi, reddetti fakat bu, çok geç fark edilen bir çareydi çünkü o “Etrâkıbiidrak” dediğimiz kavram, imparatorluğun bütün hücrelerine yansımıştı ve devlet “Türklük” ve “İslamiyet” dediğimiz kavramlardan uzaklaşarak farklı bir noktaya sürüklenmişti.

O sürüklenişin tabii sonucu şu olmuştur: Değerli arkadaşlarım, 1876 Osmanlı Anayasası’nın yapıldığı tarihte Osmanlı İmparatorluğu’nun hudutlarında Kuzey Afrika’daki devletler vardı, Arap Yarımadası vardı, Basra Körfezi Osmanlı körfeziydi, Kırım ve Kafkaslarda Osmanlının geniş bir toprağı vardı ve Balkanlar, bugün, Kosova’ya kadar Osmanlınındı. 1879’dan tarihi 1920 yılına taşıyın ve Osmanlının düştüğü hâle bakın. Osmanlının payitahtı İstanbul işgal edilmişti. Kimler işgal etmişti? İngiliz, Fransız ve İtalyanlar. Kimdi bunlar? Osmanlıya “Sen böyle bir anayasa yap.” diyen ve “Etrâkıbiidrak” dediğimiz o hastalığı Osmanlının hücrelerine kadar yansıtabilen üç tane Avrupa devleti. Osmanlının Kuzey Afrika’daki toprakları işgal edilmişti. Kim bunu yapan? Aynen, Paris Anlaşması’nda imzası bulunan İngilizler ve İtalyanlar. Arap Yarımadası işgal edilmişti. Kimdi bunlar? Paris Anlaşması’nda Osmanlıya dayatmada bulunan İngilizler, Fransızlar. Bunun yanı sıra Balkanlarda milliyetler çatışması ortaya çıktı ve bunları komitalar hâline dönüştüren, Osmanlıya karşı ayaklandıran devletlerin arkasında bir tarafta Avrupa devleti dediğimiz İngiliz, Fransız, İtalyanlar, diğer tarafta ise Slav ve Ortodoks nüfuzunu kendilerine siyaset alanı olarak kullanan Çarlık Rusyası. Dolayısıyla burada fakir kalan, burada öksüz kalan bir “Türklük” kavramı vardı; evli evine, köylü köyüne gitti, Türk kitlesi de Anadolu’ya sıkıştı, “Kuvayımilliye” denilen bir güçle, bağımsızlık mücadelesi yapabilmek için. Şimdi, Osmanlının millet bütünlüğünü bozanlar…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

FARUK BAL (Devamla) – …bugün Türk millet bütünlüğünü bozmak istiyorlar. Derse devam edeceğiz. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Karar yeter sayısı…

BAŞKAN – Maddeyi oylarınıza sunuyorum, karar yeter sayısı arayacağım:

Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı vardır, madde kabul edilmiştir.

8’inci madde üzerinde üç adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 559 Sıra Sayılı Kanun Tasarısının 8. Maddesi ile değiştirilen; 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanununun 12 nci maddesinin birinci fıkrasının üçüncü cümlesinde bulunan "kararı alır" ibaresinden sonra gelmek üzere ", bu kararı ilan eder" ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

                    Faruk Bal                                    Yusuf Halaçoğlu                               Ruhsar Demirel

                       Konya                                              Kayseri                                            Eskişehir

                Mehmet Şandır                                 Mehmet Günal                                         Ali Öz

                      Mersin                                             Antalya                                              Mersin

        Hasan Hüseyin Türkoğlu                      S. Nevzat Korkmaz

                    Osmaniye                                           Isparta

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 559 sıra sayılı kanun tasarısının çerçeve 8 inci maddesi ile değiştirilen 2911 Sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunun 12 inci maddesinin 1 inci fıkrasının 3 üncü cümlesinde yer alan "alır" ibaresinin "alabilir", "bildirir" ibaresinin "bildirebilir" şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                Pervin Buldan                                     Leyla Zana                                     Hasip Kaplan

                        Iğdır                                             Diyarbakır                                            Şırnak

            Sırrı Süreyya Önder                                Bengi Yıldız

                     İstanbul                                            Batman

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

559 Sıra Sayılı Temel Hak ve Hürriyetlerin Geliştirilmesi Amacıyla Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı'nın 8. maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                  Ali Serindağ                                     Celal Dinçer                                     Ali Özgündüz

                    Gaziantep                                          İstanbul                                            İstanbul

MADDE 8- 2911 sayılı Kanunun 12 nci maddesinin birinci fıkrasının üçüncü cümlesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"Toplantının amacı dışına çıktığı veya düzen içinde gerçekleşmesini imkânsız gördüğü takdirde Kurul veya toplanamadığı taktirde Kurul Başkanı dağılma kararı alır ve durum Kurul Başkanı tarafından derhal yetkili kolluk amirine bildirilir."

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) – Katılmıyoruz Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Kırıkkale) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Ali Serindağ, Gaziantep Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bu değişiklik hükûmet komiserinin görevini düzenleme kurulu başkanına veriyor. Bu kadar, başka bir değişiklik yok yani bunun demokratikleşmeyle falan alakası yok. 2911 sayılı Yasa’da yapılan değişikliğin temel nedeni, Gezi protestolarının bir daha tekrarlanmaması, böyle bir durumun zapturapt altına alınmasıdır. Getirilen değişiklik ve bugüne kadar getirilen değişiklikler diktatöryal ölçüde otoriter ve Hükûmete muhalif tüm nefes borularının tıkanmasına ilişkindir. O nedenle, bunun demokratikleşmeyle falan ilgisi yoktur.

Şimdi, toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkı Anayasa’nın 34’üncü maddesinde belirtilmiş ve Anayasa diyor ki: “Herkes, önceden izin almadan, silahsız ve saldırısız toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkına sahiptir.” Toplantı ve gösteri yürüyüşleriyle ilgili Anayasa maddesi, biliyorsunuz, 2001 yılında, sizin çok eleştirdiğiniz üçlü koalisyon döneminde değişti ama siz yasayı değiştirmediniz. Bu yasa Anayasa’nın şimdiki hâline aykırı. Bakın, o değişiklikle mülki idare amirinin toplantı ve gösteri yürüyüşünü erteleme ve yasaklama yetkisi kaldırıldı ama bu yasada hâlâ o yetki duruyor. Şayet sizin demokratikleşmeyle ilgili bir probleminiz olsaydı, öncelikle bunu düzeltmeniz lazımdı, o düzeltilmedi. Toplantı ve gösteri yürüyüşüne getirilen kısıtlama aynı zamanda, sayın milletvekilleri, düşünce ve ifade özgürlüğüne getirilen bir kısıtlamadır. Bu açıdan da Anayasa’mız ihlal ediliyor. Siz, Anayasa’nın bu hükümlerine aykırı herhangi bir değişiklik yapmadan “Biz demokratikleşiyoruz.” diye bu değişikliği getirirseniz kimse size inanmaz, kimse size güvenmez.

Bakın, tüm demokratik ülkelerde gösterilerin çoğu parlamento binalarının hemen yakınında yapılır. Niye yakınında yapılır? Çünkü parlamentoda bulunan parlamenterlere o toplantı ve gösteri yürüyüşünü düzenleyenler seslerini duyurmak isterler ama bizim mevcut kanunda Türkiye Büyük Millet Meclisine 1 kilometreden daha yakın mesafede siz toplantı yapamazsınız. Bununla ilgili bir düzenleme yok. Demokratikleşme gibi bir kaygınız olsaydı, siz bunu öncelikle düzenlerdiniz. Bakın, İngiltere ve Amerika Birleşik Devletleri gibi ülkelerde, düşünceler özgürce ifade edilsin diye parklar tahsis ediliyor, en geniş parklar toplantılar için tahsis ediliyor, oysa siz, Türkiye’de, ağaç kesilen parka dahi protestocuların girmesine izin vermiyorsunuz. Demokratikleşme diye bir kaygınız olsaydı, siz bunu öncelikle değiştirirdiniz. O nedenle, bu yasanın demokratikleşmeyle, şununla bununla ilgisi yok. Bu yasanın getiriliş amacı, daha doğrusu 2911 sayılı Yasa’nın değiştiriliş amacı -demin de ifade ettiğim gibi- Gezi protestolarıdır. Gezi protestoları maalesef Hükûmetin kimyasını bozmuştur ve Gezi protestolarının bir daha tekrar etmemesi için, benzeri gösterilerin bir daha olmaması için Hükûmet kendine göre bazı tedbirler alıyor ama bunun demokratikleşmeyle ilgisinin olmadığını öncelikle herkesin kabul etmesi lazım.

Bir de yasada eksikler var. Efendim, toplantının bitiş saati belli de başlangıç zamanı ne zaman? Eski yasada diyor ki: “Güneş doğmadan başlanamaz.” Şimdi, siz ne zaman başlatacaksınız? Saat üçte bir grup toplantı düzenlemek istese, siz neye dayanarak “Yok.” diyeceksiniz? Çünkü toplantının ne zaman başlayacağıyla ilgili bir hususu burada düzenlememişsiniz, eski yasada var ama yeni yasada bunu düzenlemiyorsunuz. Niye? Çünkü bu yasayı düzenleyenlerin belki bu yasayla herhangi bir tanışıklıkları olmamış, bu yasayı düzenleyenlerin demokratikleşmeyle herhangi bir tanışıklıkları olmamış. Ne olmuş? Tek sebep var, o da Gezi benzeri protestoların önlenmesi, vatandaşların bir araya gelmesinin önlenmesi ve Hükûmet icraatlarının protestolarla önlenmemesi, bu kadar. Başka bir amacı yok bu yasanın.

Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Karar yeter sayısı…

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunacağım, karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı yok.

Birleşime beş dakika ara veriyorum.

                                                                               Kapanma Saati:02.08

ONUNCU OTURUM

Açılma Saati: 02.11

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Fehmi KÜPÇÜ (Bolu), Muharrem IŞIK (Erzincan)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 71’inci Birleşiminin Onuncu Oturumunu açıyorum.

559 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 8’inci maddesi üzerinde Gaziantep Milletvekili Ali Serindağ ve arkadaşlarının verdiği önergenin oylanmasında karar yeter sayısı bulanamamıştı. Şimdi önergeyi tekrar oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı vardır, önerge kabul edilmemiştir.

Tasarının görüşmelerine devam edeceğiz.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 559 sıra sayılı kanun tasarısının çerçeve 8 inci maddesi ile değiştirilen 2911 Sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunun 12 inci maddesinin 1 inci fıkrasının 3 üncü cümlesinde yer alan "alır" ibaresinin "alabilir", "bildirir" ibaresinin "bildirebilir" şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Pervin Buldan (Iğdır) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Kırıkkale) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Hasip Kaplan, Şırnak Milletvekili.

Buyurun.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, 1829 yılında İngiltere’de başbakan düelloya davet edilir. Bunun da nedeni, bir Katolik milletvekilinin parlamentoya alınmasıdır. Oranın lortları der ki: “Nasıl olur Protestan anayasasını ihlal eder bir Katolik milletvekilini alırsınız?” Ve düelloya davet eder. Derler ki: O düello, tarihsel olarak, düellonun sonudur.

Türklerin geleneğinde düello yok, bir Anglosakson, hatta Amerika’da biraz var. Bizde pusu kurma vardır biliyor musunuz; pusu kurma, arkadan vurma, “Nasıl tuzağa düşürdüm?” diye böbürlenme… Bunun ne anlama geldiğini aslında çok iyi biliyorsunuz, çok çok iyi biliyorsunuz.

Bakın, Sayın Başbakan Almanya’ya gittiği zaman iki dillilikten bahsediyordu, “Burada 1 milyonun üstünde Türkiye’den gelen yurttaş var.” diyordu. Tabii ki Türkiye gibi imparatorluk bakiyesi olan ülkelerde -işte, resmî olarak açıklanıyor, önümüzdeki maddelerde de gelecek- 36 farklı dilin konuşulduğu, farklı etnisiteden insanların olduğu bilinen bir gerçek. Eğer siz demokrasinizde kültürel çoğulculuk süjesini yaşamın içine oturtmadığınız zaman, o demokrasi tekli demokrasi olur, teklemeye başlar arkadaşlar, tekleyen demokrasi olur. Hani “tek, tek, tek, tek” diye başlanır ya, o tekleme çoğulculuğa karşıdır, farklı dillerin olmasına karşıdır, farklı türkülerin olmasına karşıdır, farklı halayların çekilmesine bile karşıdır. Onun için, demokrasilerde, o çoğulculuğu, o kültürel yapıyı, o kimliği kabul edeceksiniz, demokrasi olmanın şartı bu. Bu şartı yerine getirmediğiniz zaman, o toplumda huzur olmaz, o toplum güvenliğine erişmez, o toplumda barış olmaz, o toplumda adalet olmaz. Hayatın gerçeği bu.

Kültürel çoğulculukla ilgili olarak, vazgeçilmez bir unsur olarak demokrasilerde bahsedilir. Fakat, bunu hep anlatmaya çalıştığımız zaman, arkadaşlarımız, tabii, sabırsız, anlamak istemiyorlar veya geçen zamanın farkında değiller. Yani, yeni çareler bulamayanların yeni olumsuzluklara da hazır olması lazım, böyledir gerçekten. O kadar kolay değil. Yani, oyalayarak, öteleyerek, kandırarak, sallayarak, insanlarla dalga geçerek, insanların, yurttaşların hakkına, hukukuna riayetsizlik kabul edilir bir olay değil arkadaşlar.

Çağımızda, 21’inci yüzyılda vatandaşlık artık evrensel bir insan hakkıdır. Onun bir kısmı çok makbul, bir kısmı çok daha az makbul yok; eşitlik herkes içindir. Bu eşitliği oturtmak zorundayız. Bunu oturtamadığımız zaman, eşitliği, vatandaşlığı bir sadaka sertifikası gibi algılayan rejimlerin adı inanın demokrasi değil, onların adı zorbalık yönetimidir. Farkında olmadan zorba bir yönetim icra ettiklerinin bilincinde değillerdir, onlara göre her şey normaldir. Onlara göre, daha önce bir darbe olmuştur, ondan önceki on yıl olmuştur, ondan önceki on yıl olmuştur, o tortularla gelmiştir, “E, ben bir iki tane rötuş yapıyorum, demokrasi maşallah...” Maşallahla, inşallahla bu demokrasi yürümez arkadaşlar. Bununla da kimseyi kandıramayız. Kimse kimseyi kandırmasın. Böyle bir demokrasi anlayışıyla çözüm, barış olmaz. Sadaka verir gibi gıdım gıdım, bir adım adım, ondan sonra da lanse edeceksiniz “Korkunç demokrasi paketi.” Ne demokrasi paketi? Ayrımcılık dolu, ırkçılık kokuyor. Yani bu paketin içinde her yetkiyi kendine bağlayan bir anlayışı kurduğunuz zaman bir şeyi çözmüyor.

Bunu diğer maddelerde de anlatmaya devam edeceğiz.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

                          Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 559 Sıra Sayılı Kanun Tasarısının 8. Maddesi ile değiştirilen; 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanununun 12 nci maddesinin birinci fıkrasının üçüncü cümlesinde bulunan "kararı alır" ibaresinden sonra gelmek üzere ", bu kararı ilan eder" ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

                                          Faruk Bal (Konya) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Kırıkkale) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Faruk Bal, Konya Milletvekili. (MHP sıralarından alkışlar)

FARUK BAL (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu 8’inci madde, gösteri ve toplantı yürüyüşünü düzenleyen kurulun, toplantının amacı dışına çıkması hâlinde ne yapacağını ifade ediyor. Biz de bu öneride…  “Dağılma kararı aldığı takdirde kurul -kanunda ifade ettiği şekle göre- güvenlik güçlerine haber verir.” diyor. Kurul dağılma kararı aldı, güvenlik güçleriyle birlikte göstericiler karşı karşıya geldi; bu çatışma demek, bu yeni asayişsizlik demek, bu devlet gücünün, kendisini ifade etmek isteyen topluluğa karşı kullanılması demektir.

Bunun önlenmesi lazım. Nasıl? Gayet basit: “Dağılma kararı alan düzenleme kurulu -iki kelime ilave ediyor- bu kararı ilan eder.” İlan ettiği zaman, oradaki iyi niyetle gitmiş olan insanlar anlar ki toplandıkları gösteri ve yürüyüş kendilerini oraya çağıran, organize eden güç tarafından kapatılmıştır, dağıtılmaktadır ve çeker evine gider. Bu kadar basit, bu kadar açık bir şekilde kanunu yapmayı öneren önergemizin reddedilmesini ben hayretle karşılıyorum.

Dolayısıyla, bizim hayretimiz bunun iyi bir şekilde sonuçlanmasına çare olmadığına göre dönelim tarihin projektörünü sizin vicdanlarınızın üzerine yansıtmaya. Evet, Etrâkı biidrak. Etrâkı biidrak, Osmanlı İmparatorluğu’nu dağıtan bir hastalıktı ve dağıldıktan sonra, evli evine, köylü köyüne gitmişti. Osmanlı İmparatorluğu’nun toprakları üzerinde ve buna ilaveten Osmanlı İmparatorluğu’nun nüfuzu, himayesi altında bulunan alanlarda tam 62 tane devlet kuruldu. Devleti olmayan bir tek Türk milleti kaldı. Onlar da dünyanın dört bir tarafından, üç kıtadan geldiler, Anadolu’ya toplandılar. Başlarına bir kış daha geldi, bir değil iki kış birden geldi. Balkan Savaşı’yla birlikte 5,5 milyon insan sadece Balkanlardan yola çıktı Anadolu’ya gelmeye. Yarısından fazlası yollarda heder oldu; kimi karda, kışta kıyamette, kimi salgın hastalıkta, kimi de Ermeni, Rum, efendim, Bulgar komitacılarının yaptığı saldırılarla heder oldular. Geldiler ki Anadolu’da buldukları insan, netice itibarıyla, Galiçya’sında, Yemen’de, Fizan’ında şehit olmuş, geriye kalanların büyük bir bölümü kadın, erkeklerinin büyük bir kısmı askerlik çağının dışında, askerlik çağının içinde olanlar da ya gazi ya kolunu bacağını kaybetmiş olan kitle. İşte bunların arasında sadece o ruhu canlandırabilecek bir küçük grup var ki adı “Halaskâran Zabitan”dır. Bunlar “Mesele vatan ise gerisi teferruat.” deyip candan geçen, maldan geçen, yârdan geçen, serden geçen kitledir. İşte o kitle, Ziya Gökalp’in ortaya koymuş olduğu, harsta, kültürde ve medeniyette mensubiyet anlamındaki Türk milliyetçiliği fikrinden hareketle Kuvayımilliye’yi oluşturmuş ve bu Kuvayımilliye bakın neler yapmış.

Değerli arkadaşlarım, tekrar 1876’ya dönüyoruz. O Anayasa’yla Osmanlı İmparatorluğu’na vadederek “Sizi Avrupa devleti yapacağız. Avrupa devletleri olarak, güçlü devlet olarak, İngiltere, İtalya ve Fransa olarak biz senin toprak bütünlüğünü koruyacağız.” diyen bu ülkeler ile Halaskâran Zabitanın ortaya koymuş olduğu Kuvayımilliye ruhu, Kahramanmaraş’ta Fransızlara karşı mücadele ediyor, onun için biz Kahramanmaraş’a “kahraman” unvanını veriyoruz. Bu Halaskâran Zabitanın organize etmiş olduğu Kuvayımilliye ruhu Urfa’da mücadele ediyor, biz onun için Urfa’da İngilizlere karşı mücadele eden Urfa’ya Şanlıurfa diyoruz. Şehit Kamil ve önderliğindeki Antepliler Fransızlara karşı Antep’te mücadele ediyor, biz onun içindir ki Antep’e “gazi” diyoruz. İşte, o Halaskâran ruhunu siz, bugüne taşıdığımız zaman, hâk ile yeksan ettiniz. Artık bugün Halaskâran ruh değil, Silivri’de, köşebaşında teröre karşı mücadele etmiş olan, her taşın altında terörist arayan Engin Alan gibi paşalarda ve onu takip edecek Türk subaylarında Halaskâran ruh mu bıraktınız?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

FARUK BAL (Devamla) – Yargıyı paramparça ederek “Uzun adam, uzun yaşa” ilanı ile yolsuzlukları, rüşveti, kara parası ortaya çıkmış olan kişileri tahliye ettiren yargıdan mı Halaskâran ruh bekleyeceğiz?

Devam edeceğiz tarihe. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

9’uncu madde üzerinde üç adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan "Temel Hak ve Hürriyetlerin Geliştirilmesi Amacıyla Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı"nın çerçeve 9 uncu maddesiyle değiştirilmesi öngörülen 2911 sayılı Kanunun 23 üncü maddesinin birinci fıkrasının (j) bendinde yer alan "kurul tarafından" ibaresinin madde metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                    Mahir Ünal                                 Mehmet Doğan Kubat                             Osman Aşkın Bak

                 Kahramanmaraş                                        İstanbul                                              İstanbul

                                        Hacı Bayram Türkoğlu                                       Ali Şahin

                                                    Hatay                                                  Gaziantep

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 559 sıra sayılı kanun tasarısının çerçeve 9 uncu maddesinde yer alan "kurul" ibaresinin "düzenleme kurulu" olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                  Pervin Buldan                                       Leyla Zana                                        Hasip Kaplan

                        Iğdır                                              Diyarbakır                                             Şırnak

                                     Sırrı Süreyya Önder                                        Bengi Yıldız

                                                İstanbul                                                     Batman

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

559 Sıra Sayılı Temel Hak ve Hürriyetlerin Geliştirilmesi Amacıyla Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı'nın 9. maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

MADDE 9- 2911 sayılı Kanunun 23 üncü maddesinin birinci fıkrasının (j) bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“j) 12 nci madde gereğince kurul tarafından toplantının dağılmasına karar verilmesi durumunda,”

                 Aylin Nazlıaka                                     Celal Dinçer                                      Ali Özgündüz

                       Ankara                                              İstanbul                                              İstanbul

                                                                           Ali Serindağ

                                                                             Gaziantep

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ANAYASA KOMİSYONU BAŞKANI BURHAN KUZU (İstanbul) - Katılmıyoruz Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Kırıkkale) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen?

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Aylin Nazlıaka.

BAŞKAN – Aylin Nazlıaka, Ankara Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

AYLİN NAZLIAKA (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 559 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 9’uncu maddesine yönelik olarak sabaha karşı iki buçukta söz almış bulunuyorum. Yüce heyeti saygıyla selamlarım.

Bakın değerli milletvekilleri, aslında kendi içinde çok çelişkili bir tabloyla karşı karşıyayız. Bizler bu akşam burada 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’na yönelik olarak konuşmalar yaparken Ankara Güvenpark’ta ve Kızılay’ın çeşitli sokaklarında vatandaşlarımız gazlandı, coplandı ve polis şiddetine maruz kaldı, bazı basın mensupları yaralandı. Bakın, iş o kadar ilerledi ki artık, 5’inci kattan eylemcilere destek verenlere dahi tazyikli sular sıkıldı. Yani, utanç verici bir tabloyla karşı karşıya kaldık bir kez daha.

Biz “toplantı ve gösteri yürüyüşü” dediğimizde aklımıza gelen kelimeler; özgürlük, adalet, eşitlik, ifade özgürlüğü olurken sizin aklınıza gelen kelimeler, Akrep, TOMA, biber gazı ve tazyikli su oluyor. Soru önergelerimize çok ender yanıt veriyorsunuz ama nasıl olduysa bir önergemize verdiğiniz yanıttan biliyorum, Türkiye Cumhuriyeti, son on iki yıl içerisinde toplam 21 milyon dolarlık biber gazı aldı değerli milletvekilleri yani 628 tonluk biber gazından bahsediyoruz.

Tabii, biz bundan bahsettiğimizde, toplantı ve gösteri yürüyüşlerinden korkuyorsunuz, halkın meydanlara çıkmasından korkuyorsunuz dediğimizde “Yok canım, biz de mitingler yapıyoruz.” diyorsunuz ama o mitinglerin nasıl yapıldığını herkes biliyor değerli milletvekilleri. O mitingler, devlet imkânlarıyla, devletin ulaşım araçlarıyla ve devletin personeline psikolojik baskı uygulanarak ve taşıma insanlar götürülerek yapılıyor. Biz o mitinglerde sizin dağıttığınız konuşma metinlerini biliyoruz. O konuşma metinlerinin hangi bölümünde hangi sloganların atıldığını yazdığınızı biliyoruz. Bütün bunlar bizim elimize geçti değerli milletvekilleri.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Vay anasına,  dinleme yapıyorsunuz!

AYLİN NAZLIAKA (Devamla) – Ama, şu konuda hakkınızı yememek lazım: Gerçekten de bazı konularda, Türkiye’yi, dünyada bazı şeyleri ilk kez deneyimleyen ülke hâline getirdiniz. Mesela, bugün, dünyada ilk kez, bir ülkede vatandaşlar sokağa çıkıp “Hırsız var.” diye bağırırken onları gözaltına aldınız ama hırsızları serbest bıraktınız. Tabii, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkı ihlalleri nedeniyle en fazla ceza alan ülke olduğumuzdan hiç bahsetmek dahi istemiyorum. En fazla, dünyada en fazla tutuklu gazetecilere sahip olan ülke olduğumuzdan bahsetmek dahi istemiyorum. Avrupa’nın, iş kazaları konusunda ilk sırada yer alan ülkesi olduğundan gene bahsetmek dahi istemiyorum çünkü bunlar beni utandırıyor, sizin adınıza utandırıyor.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Bizim adımıza konuşmayın lütfen!

AYLİN NAZLIAKA (Devamla) – Bakın, biz sizin demokrasiyi ne kadar içselleştirdiğinizi 1 Mayısta gördük, Gezi olaylarında gördük, ODTÜ yolunda gördük. Öyle bir belediye başkanınız var ki “Ben ne zaman halka sordum ki şimdi sorayım?” diyor. Yani kendisi öyle bir zihniyete, öyle bir demokrasi anlayışına sahip ki…

İSMAİL AYDIN (Bursa) – Mansur Yavaş’a söyle, o yapar.

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Danışmanlık yap ona.

AYLİN NAZLIAKA (Devamla) - …halka sormayı bir zafiyet olarak görüyor ama tabii, bunların her birinin hesabı 30 Martta kesilecek.

Gelelim Gezi olaylarına.

İHSAN ŞENER (Ordu) – Gezi’ye takılma, Gezi’ye.

AYLİN NAZLIAKA (Devamla) - Gezi olaylarını birkaç kelimeyle anlatacak olsam aklıma gelen kelimeler şunlar: Gezi sınıfsızdı; Gezi hiyerarşisizdi, Gezi hem dağınık hem de bir başka yönüyle de topluydu ama toparlayıcıydı.

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Ders al o zaman, ders al!

AYLİN NAZLIAKA (Devamla) – Ama, Gezi’de en önemlisi şuydu: Orantısız polis şiddetine karşı orantısız bir zekâ vardı. Öyle bir ince mizah anlayışıyla o gençler yürüdüler ki, öyle güzel sözcükler kullandılar ki, söyleyecek hiçbir şey bulunamadı ve otoriteye karşı kahkahalar yarıştı.

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Birini söyler misin, birini?

AYLİN NAZLIAKA (Devamla) - Bakın, o gençler ne dedi biliyor musunuz: Sizin şu “3 çocuk yetmez, 4 çocuk; 4 çocuk da yetmez, 5 çocuk.” söyleminiz var ya…

NUREDDİN NEBATİ (İstanbul) – 5 de yetmez, 5 de yetmez, 7 tane!

AYLİN NAZLIAKA (Devamla) - …sokaklarda “Bizim gibi çocuklar ister misiniz?” diye bağırdı o gençler. Her o yürekli genci bir kez daha kutluyorum.

Bakın, değerli arkadaşlar, Goethe der ki: “Her kuşakta yeniden kazanılmak zorunda kalınan bir şeydir özgürlük.” İşte, şu anda, gene bizim kuşaklarımız bunların savaşını veriyor ama şurası bir gerçek: Sizler adaleti sıfırladınız, vicdanları sıfırladınız, paraları sıfırladınız…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

AYLİN NAZLIAKA (Devamla) - …30 Martta da halk sizi sıfırlayacak. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Hadi bakalım!

İSMAİL AYDIN (Bursa) – Hadi bakalım, hodri meydan!

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Sizler de oyları sıfırladınız. Ne olacak şimdi?

İSMAİL AYDIN (Bursa) – 1 Nisanda da bekleriz.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Ankara) – Karar yeter sayısı…

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunacağım, karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı vardır, önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 559 sıra sayılı kanun tasarısının çerçeve 9 uncu maddesinde yer alan "kurul" ibaresinin "düzenleme kurulu" olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                                   Pervin Buldan (Iğdır) ve arkadaşları