TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

                                                                                TUTANAK DERGİSİ

 

                                                                                                 60’ıncı Birleşim

                                                                                        12 Şubat 2014 Çarşamba

 

(TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

                                                                                               İÇİNDEKİLER

 

 

I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II.- GELEN KÂĞITLAR

III.- YOKLAMALAR

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun, cezaevlerinin sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

2.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, İstanbul’un Üsküdar ilçesinin sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

3.- Gümüşhane Milletvekili Kemalettin Aydın’ın, Gümüşhane’nin kurtuluşunun 96’ncı yıl dönümüne ilişkin gündem dışı konuşması

 

V.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- İstanbul Milletvekili Mihrimah Belma Satır’ın, İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın gündem dışı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

2.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, İstanbul Milletvekili Mihrimah Belma Satır’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

3.- Kars Milletvekili Yunus Kılıç’ın, Kars Milletvekili Mülkiye Birtane’nin BDP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

4.- Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, Gaziantep Milletvekili Şamil Tayyar’ın MHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

5.- Gaziantep Milletvekili Şamil Tayyar’ın, Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

6.- Kocaeli Milletvekili Hurşit Güneş’in, Gaziantep Milletvekili Şamil Tayyar’ın MHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

7.- Gaziantep Milletvekili Şamil Tayyar’ın, Kocaeli Milletvekili Haydar Akar’ın MHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

8.- Kocaeli Milletvekili Haydar Akar’ın, Gaziantep Milletvekili Şamil Tayyar’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

9.- İzmir Milletvekili Alaattin Yüksel’in, İzmir Milletvekili Ali Aşlık’ın CHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

 

VI.- AÇIKLAMALAR

1.- İstanbul Milletvekili Mihrimah Belma Satır’ın, İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

2.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, İstanbul Milletvekili Mihrimah Belma Satır’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

3.- Kars Milletvekili Mülkiye Birtane’nin, Kars Milletvekili Yunus Kılıç’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

4.- İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, üniversitelerin yasa dışı eylemlerin değil, eğitimin yapıldığı yerler olması gerektiğine ilişkin açıklaması

5.- Kocaeli Milletvekili Haydar Akar’ın, Türkiye ile Bulgaristan arasındaki transit geçiş belgesi sorunun ne zaman çözüleceğini öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

 

VII.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Malatya Milletvekili Veli Ağbaba ve 22 milletvekilinin, ataması yapılmayan öğretmenlerin sorunlarının ve intihar nedenlerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/857)

2.- İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel ve 21 milletvekilinin, Türkiye’de yaşayan farklı kültürlerin ve kimliklerin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/858)

3.- İstanbul Milletvekili Sırrı Süreyya Önder ve 22 milletvekilinin, tiyatro sanatçılarının sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/859)

 

 

 

B) Tezkereler

1.- (10/753, 754, 755, 756, 757, 758, 759, 760, 761, 762, 763, 764, 765) esas numaralı Meclis Araştırması Komisyonu Başkanlığının, görev süresinin uzatılmasına ilişkin tezkeresi (3/1404)

 

VIII.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- BDP Grubunun, BDP Grup Başkan Vekili Bingöl Milletvekili İdris Baluken tarafından üniversitelerdeki bazı kesimlerin solcu ve Kürt öğrencilere yönelik provokasyon ve saldırılarla gündem oluşturmasının araştırılması amacıyla 6/2/2014 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 12 Şubat 2014 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi 

2.- MHP Grubunun, 11/2/2014 tarih ve 3342 sayıyla Manisa Milletvekili Erkan Akçay ve arkadaşları tarafından Türk basınındaki sansür ve otosansürün nedenlerinin araştırılarak basın özgürlüğünün sağlanması, yasal düzenlemeler de dâhil olmak üzere alınacak önlemlerin belirlenmesi amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 12 Şubat 2014 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

3.- CHP Grubunun, İzmir Milletvekili Alaattin Yüksel ve arkadaşları tarafından Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı tarafından bugüne kadar açılan, devam eden ve sonuçlanan tüm ihalelerde yolsuzluk yapılıp yapılmadığının belirlenmesi ve gerçeklerin tüm boyutlarıyla ortaya çıkarılması amacıyla 11/2/2014 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 12 Şubat 2014 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

 

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/242, 2/80) (S. Sayısı: 156)

2.- Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu Raporları (1/484) (S. Sayısı: 287)

3.- Bartın Milletvekili Yılmaz Tunç ve 77 Milletvekilinin; Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve Adalet Komisyonu Raporu (2/1929) (S. Sayısı: 523)

 

 

4.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı Arasında Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı Avrupa ve Bağımsız Devletler Topluluğu Bölgesel Hizmet Merkezinin İstanbulda Kurulmasına İlişkin Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/870) (S. Sayısı: 532)

5.- Kocaeli Milletvekili İlyas Şeker ve Ağrı Milletvekili Ekrem Çelebi ile 18 Milletvekilinin; Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ile Manisa Milletvekili Erkan Akçay ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın; 657 Sayılı Devlet Memurları Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, Kocaeli Milletvekili Haydar Akar’ın; 7269 Sayılı Umumi Hayata Müessir Afetler Dolayısıyla Alınacak Tedbirlerle Yapılacak Yardımlara Dair Kanuna Geçici Bir Ek Madde Eklenmesi Hakkında Kanun Teklifi, Manisa Milletvekili Erkan Akçay ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili İzmir Milletvekili Oktay Vural'ın; Gelir Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, Eskişehir Milletvekili Ruhsar Demirel ve 1 Milletvekilinin; Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, Sinop Milletvekili Mehmet Ersoy ve İstanbul Milletvekili Hüseyin Bürge ile 44 Milletvekilinin; Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile İçişleri Komisyonu, Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu, Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporları (2/1967, 2/1074, 2/1438, 2/1529, 2/1571, 2/1966) (S. Sayısı: 546)

6.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile İtalya Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Çevre Koruma ve Sürdürülebilir Kalkınma Alanlarında İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ile Çevre Komisyonu ve Dışişleri Komisyonu Raporları (1/682) (S. Sayısı: 385)

7.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile İran İslam Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Doğal Kaynaklar ve Su Havzası Amenajmanı Üzerine Mutabakat Zaptının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ile Çevre Komisyonu, Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu ile Dışişleri Komisyonu Raporları (1/441) (S. Sayısı: 266)

8.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Rusya Federasyonu Hükümeti Arasında Kültür Merkezlerinin Kuruluşu ve Faaliyetlerine Dair Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/764) (S. Sayısı: 459)

 

X.- OYLAMALAR

1.- (S. Sayısı: 385) Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile İtalya Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Çevre Koruma ve Sürdürülebilir Kalkınma Alanlarında İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı’nın oylaması

2.- (S. Sayısı: 266) Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile İran İslam Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Doğal Kaynaklar ve Su Havzası Amenajmanı Üzerine Mutabakat Zaptının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı’nın oylaması

3.- (S. Sayısı: 459) Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Rusya Federasyonu Hükümeti Arasında Kültür Merkezlerinin Kuruluşu ve Faaliyetlerine Dair Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı’nın oylaması

12 Şubat 2014 Çarşamba

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.03

BAŞKAN: Başkan Vekili Ayşe Nur BAHÇEKAPILI

KÂTİP ÜYELER: Muhammet Bilal MACİT (İstanbul), Muharrem IŞIK (Erzincan)

-----0-----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 60’ıncı Birleşimini açıyorum.

Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

Hepimize iyi çalışmalar diliyorum, sakin çalışmalar diliyorum.

Gündeme geçmeden önce üç sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

Gündem dışı ilk söz, cezaevlerinin sorunları hakkında söz isteyen Tokat Milletvekili Sayın Reşat Doğru’ya aittir.

Buyurun Sayın Doğru. (MHP sıralarından alkışlar)

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun, cezaevlerinin sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

REŞAT DOĞRU (Tokat) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; cezaevlerinin sorunlarıyla ilgili olarak söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Sözlerimin başında, yıllardır, haksız hukuksuz verilen kararlarla Sincan Cezaevinde suçsuz şekilde yatan kahraman insan, Milliyetçi Hareket Partisi İstanbul Milletvekili Engin Alan’ı yüce Türk milletinin kürsüsünün olduğu Türkiye Büyük Millet Meclisinden saygıyla selamlıyorum.

Ülkemizde bütün cezaevlerinde çok ciddi problemler, sorunlar mevcuttur. Bugün itibarıyla, Yozgat’ta cezaevinde dün bir kişi, aynı koğuşta yatan arkadaşı tarafından öldürülmüştür. Ayrıca sabah haberlerinde, Ankara Kızılay Meydanı’nda binlerce insan, hasta mahkûmlar için protesto gösterileri yapmış, polis kalabalığa gaz püskürterek dağıtmıştır.

Ülkemizde yaklaşık 150 binin üzerinde, cezaevlerinde hükümlü ve tutuklu mevcuttur. Her geçen gün de bu sayı küçümsenmeyecek şekilde artmaktadır. Ülkemizde bu kadar kalabalık mahkûma cezaevlerinde yeterli sayıda yer yoktur, bundan dolayı da yetersizlik had safhaya ulaşmıştır. İnsanlar “suç işliyor, tutuklanıyor.” diyerek toplum dışına itilemez, tabii ki cezasını çekmesi için cezaevlerine konacaktır, ancak orada onurlu bir şekilde yaşamını da devlet sağlamalıdır. Cezaevlerinde terör, siyasi ve çeşitli adli suçlardan dolayı insanlar bulunmaktadır ancak AKP iktidarında on iki yılda mahkûm sayısı 2-3 misli artmıştır. Artış, her geçen gün daha da fazla olmaktadır. Suç oranlarındaki artışların sebeplerini inceleyince çok önemli neticeler ortaya çıkmaktadır. Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarında insanlar yoksullukla baş edememekte, psikolojileri bozulmaktadır. Gençler okullarını bitiriyor, öğretmen, iktisatçı, hukukçu olması gerekiyor, maalesef, işsizlik de almış başını gidiyor. Bu durumlardan psikolojileri bozuluyor, birçok suçla karşılaşılıyor. Sonuçta da cezaevleri doluyor, mahkûmu koymak için de maalesef yer bulamıyoruz. Bundan dolayı da acilen yeni cezaevlerine ihtiyaç doğuyor. Ancak önce, cezaevlerine insanların nasıl, neden girdiği tespit edilip sebebe yönelik çalışmalar yapılmalıdır. Cezaevine düşülmeyecek ortamlar, yaşamlar mutlaka toplum tarafından oluşturulmalıdır.

Sayın milletvekilleri, cezaevlerinde kalan insanlara, mutlaka insan onuruna yakışan şekilde davranılmalı, ihtiyaçları karşılanmalıdır. Başta tecrit, çıplak üst arama gibi kabul edilemeyecek durumlardan mutlaka vazgeçilmelidir. Çocuklara ve kadınlara yönelik mutlaka çeşitli çalışmalar yapılmalıdır. Uyuşturucu kullanımı, madde bağımlılığı her geçen gün ülkemizde maalesef artıyor. Bu suçlardan gelen insanlara iyi bir rehabilitasyon çalışması yapılmalı, cezaları bitip normal hayata dönüşlerine yardımcı olunmalıdır. Ayrıca F tipi gibi bazı cezaevlerinde çok ciddi problemler mevcuttur. Bunların talepleri, istekleri mutlaka karşılanmalıdır. İnsanların basit ihtiyaçları olan TV, buzdolabı ve çamaşır makinesi gibi ihtiyaçlar mutlaka giderilmelidir.

Sayın milletvekilleri, cezaevlerinde sağlıkla ilgili çok ciddi sorunlar vardır. Ağır hasta olan mahkûmlar, yeni kanuni düzenlemelerle mutlaka şartlı tahliye edilmelidir. Cezaevlerinde bulunan sağlık personeli kadroları maalesef boş bulunmaktadır. Cezaevlerinde psikiyatri uzmanına, psikolog, sosyal çalışmacıya çok büyük ihtiyaç vardır. Ayrıca, cezaevlerine yeni teknolojilerin kullanımı ve uzmanlaşmış sağlık bakım ünitelerinin hizmetlerinin sunulması için yeterli sayı ve nitelikte sağlık çalışanı mutlaka verilmelidir. Ayrıca, cezaevi sağlık koşulları iyileştirilirken kamuoyuna da denetim için fırsat verilmelidir.

Unutulmaması gereken bir konu da, sağlık hizmetlerinin iyileştirilmesi, iyi özlük haklarına sahip cezaevi hekimleri ve sağlık personeliyle olmaktadır.

Ayrıca, hastanelerdeki mahkûm hasta koğuşları düzenlenmelidir. Mahkûmlara daha fazla ilgi gösterilmeli ve korunmalıdır. Kim olursa olsun, sağlığa erişim engellenmemelidir. Her mahkûm, rahatça, sağlıkla ilgili ihtiyacını karşılayabilmelidir.

Sayın milletvekilleri, ayrıca, bütün bunların yanında cezaevlerinde çalışan personelin de birçok sorunu vardır. Cezaevi çalışanlarının stres altında çalıştığı unutulmamalıdır. Yıpranma hakları, fazla mesai ücretleri, özel hizmet zamları dâhil, iyileştirmeler mutlaka maaşlara yansıtılmalıdır. İnfaz koruma memurlarının sesi, mutlaka ama mutlaka duyulmalıdır. Başka meslek gruplarına verilen haklar onlara da en kısa zamanda verilmeli ve o insanlara çeşitli imkânlar mutlaka sağlanmalıdır.

Sonuçta, insanlar bizimdir; bütün insanları mahkûmuyla beraber kucaklamak hepimizin asli görevidir. Bugün dışarıda gezen insanlar, yarın oralara düşebilir diyor, Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Gündem dışı ikinci söz, İstanbul’un Üsküdar ilçesinin sorunları hakkında söz isteyen İstanbul Milletvekili Sayın Mahmut Tanal’a aittir.

Buyurun Sayın Tanal. (CHP sıralarından alkışlar)

2.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, İstanbul’un Üsküdar ilçesinin sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Değerli Başkan, değerli milletvekilleri; televizyonları başında bizi izleyen tüm vatandaşlarımızı saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, Üsküdar’da 530 bine yakın seçmen oturmakta. İstanbul’da üç İstanbul var: Pera İstanbul, Suriçi İstanbul ve Anadolu İstanbul. Anadolu İstanbul akla geldiği zaman da ilk akla gelen Üsküdar’dır. Sayın Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkan Vekili Belma Satır meslektaşım karşımda. Üsküdar’da oturan 10 mahalle muhtarı -Selamiali Mahallesi Muhtarlığı, Ahmediye Mahallesi Muhtarlığı, Aziziye Mahmud Hüdayi Mahallesi Muhtarlığı, Kuzguncuk Mahallesi Muhtarlığı, Sultantepe Mahallesi Muhtarlığı, Zeynep Kâmil Mahallesi Muhtarlığı, İcadiye Mahallesi Muhtarlığı, Murat Reis Mahallesi Muhtarlığı, Valide-i Atik Mahallesi Muhtarlığı, Mimar Sinan Mahallesi Muhtarlığı- arkadaşımızın, imzalayarak, iktidardan ve Adalet ve Kalkınma Partisinin Grup Başkan Vekili, aynı zamanda Üsküdar’dan milletvekili olan arkadaşımızdan bir istekleri var. İstekleri ne? 530 bin nüfusu olan Üsküdar’da ağız, diş merkezi, hastanesi anlamında bir hastane isterler. Burada klinikler var ancak insanlarımız ağız, diş bakımıyla ilgili hastane olmadığı için en yakın olan yere, ya Üsküdar’a gidiyorlar ya Şişli’ye gidiyorlar.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Üsküdar’a değil, yakın başka bir yere olacak.

MAHMUT TANAL (Devamla) – Bu anlamda Üsküdar halkımız mağdur. Ve aynı zamanda bu 10 tane mahalle muhtarımız hem Başbakanlığa hem İstanbul Valiliğine, Üsküdar Belediye Başkanlığına, Kaymakamlığına ve Adalet ve Kalkınma Partisinin Grup Başkan Vekiline taleplerini dile getirdikleri hâlde bugüne kadar bir arpa boyu yol gitmiş değil; bu bir.

İkincisi: Aynı zamanda Üsküdar’da ne sorunlarımız var? Yavuz Selim’de lise yok. Yavuz Selim’de elektrikler çok kısıtlı, cadde ve sokaklar aydınlatılmıyor.

Yavuztürk Mahallesi’nde imar sorunu var. Yavuztürk Mahallesi’nde mülkiyet sorunu var. Yavuztürk Mahallesi’nde İETT otobüsleri -2 tane hat çalışır- saat on birde sona erer; insanlar misafir olarak gittikleri yerde en azından 24.00’e kadar oturma ihtiyacı hissederler. Bu anlamda, maalesef sıkıntı yaşıyorlar.

Üsküdar esnafı şunu söylüyor: “Üsküdar, rızkı dar.” Niçin diyor Üsküdar esnafı? Şunun için söylüyor: Kız Kulesi var, Kız Kulesi’ne dışarıdan gelen turist otobüsle Kız Kulesi’ne girip geri dönüyor. Yani Üsküdar’da dışarıdan gelen turistin oturabileceği bir mekân, bir turistik alan yok. Bu turistik alanın olmamasının da en büyük nedeni nedir? Belediye Başkanı… İş yerlerinin açılmasında ruhsat sıkıntısı çektikleri için, bu anlamdaki, turistlerin en azından zamanlarını geçirebilecekleri bir alan yok.

Üsküdar’da 8 tane üniversite var, 8 tane üniversitede okuyan toplam 11 bin öğrenci var. Bu öğrencilerin Üsküdar’da takılabilecekleri bir mekânları, alanları yok. Bu öğrenciler nereye gidiyor? Ya Üsküdar’dan Beşiktaş’a veyahut da Kadıköy’e gidiyor. Yani sosyal yaşam alanında, Üsküdarlı, Üsküdar’da oturan vatandaşlarımız, Üsküdar esnafı ve Üsküdar’da öğrenci olan arkadaşlarımız bu konuda gerçekten bir sıkıntı yaşıyorlar.

Üsküdar’da eğer mezarlık ve koru alanları olmazsa yeşil alan yok, Üsküdar’da yeşil alanı yaratan mezarlıklar ve koru alanlarıdır. Onun için, Üsküdar’ın bir turizm şehri olması lazım, bir turizm kenti olması gerekirken bu da yok.

Üsküdar’da okula giden, hastaneye giden, caddede dolaşan engelli kardeşlerimizin ulaşabileceği erişim alanları da kısıtlı. Onun için, Üsküdarlı gerçekten… Bu neye bağlı? Üsküdar’ı 1994 yılından bugüne kadar idare eden yöneticilerden kaynaklanıyor. Yasa buna izin veriyor mu, yapılmasına? İzin veriyor. Peki, niye yapılmıyor? İnsan odaklı olmadığından dolayı programları, insana öncelik vermediklerinden dolayı, Üsküdar halkı bu konuda bugüne kadar mağdur olmuş durumda.

Ben teşekkür ediyorum, saygılarımı sunuyorum. (CHP ve MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Buyurun Sayın Satır.

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – Sayın Vekil -ismimden bahsederek- benden bahsetti, Üsküdar’la ilgili, cevap vermek istiyorum.

BAŞKAN – Sataşmayı gerektirecek bir şey söylemedi. Eğer açıklama yapacaksanız yerinizden söz verebilirim.

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – Ama muhtarlarla ilgilenmediğimi, sonuçsuz kaldığına dair bir şey söyledi. Müsaade ederseniz oradan cevap vereyim.

BAŞKAN – Peki, iki dakika.

Buyurun.

V.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- İstanbul Milletvekili Mihrimah Belma Satır’ın, İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın gündem dışı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; güzel bir çalışma günü diliyorum.

Öncelikle, hassasiyeti için değerli vekil arkadaşıma teşekkür ediyorum. Ben de bir Üsküdarlıyım, Üsküdar’da oturmaktan ve oranın seçmenine hizmet etmekten dolayı çok memnunum. Öncelikle şunu düzeltmem lazım: Üsküdar’ın mahallelerini de sayın vekil pek iyi bilmiyor: Aziz Mahmut Hüdayi Mahallesi ve Muhtarlığı, bunu bir düzeltelim, bir.

İkincisi: Bahsettiğiniz muhtarlarla bir veya birkaç kere özel toplantılar yaptık. Hepsi çok sevdiğimiz, çok saydığımız, çok değer verdiğimiz muhtarlar. Hepsi bize teşekkürlerini, takdirlerini ilettiler.

Ağız ve diş sağlığı hastanesi, Türkiye’de ilk defa İstanbul’da, Avrupa Yakası’nda il özel idareleri imkânlarıyla yapıldı. İstanbul’da, Üsküdar’da çevik kuvvetin olduğu alanda böyle bir hastane yapılması isteniyor. Orası Emniyete ait bir gayrimenkul. Kurumlar arası yazışmalardan sonra inşallah bir netice alınacak. Anadolu Yakası’nda bu dönemde bizim, Sağlık Bakanlığımızın başlattığı şekilde bir ağız ve diş hastanesi yapılacak. Bunun yerini tabii ki bakanlık, vilayet organize ederek yapacaklar diye düşünüyorum.

Bu vesileyle, Üsküdar’ın çok değerli belediye başkanları ve yöneticileri olduğunu tekrar hatırlatmak isterim. Özellikle, rahmetli Mehmet Çakır’ı rahmetle, muhabbetle anmak istiyorum, kendisine tekrar Allah’tan rahmet diliyorum. Mehmet Çakır döneminde başlayan güzel çalışmalar, şimdiki Belediye Başkanımız Mustafa Kara ve inşallah bundan sonra belediye başkanımız olacak Hilmi Bey döneminde de devam edecek.

Aydınlatmayla ilgili iddialarınıza katılmıyorum. Üsküdar’da özellikle orman bölgelerinde, Yavuz Selim’de, Fethipaşa’da ve diğer yerde aydınlatma oranlarının artmasıyla birlikte suç oranları azalmıştır. Bu, benim yakın takip ettiğim bir bölge.

Üsküdar’da gerçekten üniversiteler var, üniversite gençliğinin gideceği çok güzel imkânlar var, sahil var, Fethipaşa Korusu var. Ben sizi davet edeyim, benim de oturduğum Fethipaşa Korusu’nda birlikte bir çay içelim ve üniversite gençliğinin orada streslerini attığını, güzel muhabbetler yaptığını, derslerini çalıştıklarını hep birlikte görelim. Üsküdar’a hizmet etmek bir şeref, inşallah, bu hizmetlere hep birlikte yeni başkanımızla birlikte devam edeceğiz.

Saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Satır.

Buyurun Sayın Tanal.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Değerli Başkanım, sayın hatip dedi ki: “Mahmut Tanal orayı bilmiyor.” Bununla ilgili gerçekten bir sataşmada bulundu. İzin verirseniz bir açıklama yapmak istiyorum.

BAŞKAN – Pek bir sataşma yapmadı yalnız, çay içmeye de davet etti sizi. (CHP sıralarından gürültüler) Orada konuşup halletseniz…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Değerli Başkanım, yani ben sataşmada bulunmamak adına…

BAŞKAN – Peki, buyurun.

Yeni bir sataşmaya neden olmayın lütfen Sayın Tanal.

2.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, İstanbul Milletvekili Mihrimah Belma Satır’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Peki Başkanım.

Değerli Başkan, değerli milletvekilleri; ben sataşma amacıyla Sayın Grup Başkan Vekilinin ismini kullanmadım. Benim elimde, gayet rahat, 10 mahalle muhtarlığının Sağlık Bakanlığına vermiş olduğu dilekçe var, dilekçeyi aynen okuyorum ben: “Aşağıda imzaları bulunan muhtar arkadaşlarımız İstanbul ili Üsküdar ilçesi muhtarları olarak, Üsküdar’ımızın ihtiyacı olan ağız ve diş sağlığı hastanesine ihtiyaç vardır.

Halkın istekleri doğrultusunda, Üsküdar Selami Ali Mahallesi 130 ada, 4.900 metrekareden 3 bin metrekaresi millî emlak, 1.900 metrekaresi özel mülk, vakıf ve belediyeye aittir. 1.900 metrekarelik alan kamulaştırılarak Üsküdar halkının ağız ve diş sağlığı hastanesinin ilçemize kazandırılması için gereğinin yapılmasını saygılarımla arz ederim.”

Sağlık Bakanlığına hitaben verilmiş olan yazı, Sayın Belma Satır Hanımefendi’ye gönderilen bir faks. Kendileriyle sürekli konuşulduğu hâlde, bugüne kadar bu konunun üzerine düşülmemiş, eğilinmemiş. Üsküdar halkı, sürekli, bu konuda mağdur olduğunu dile getiriyor.

Netice itibarıyla, ben, burada bir laf kalabalığı içerisine, bir yarışmanın içerisine girmek istemem ama objektif olarak, vatandaşın beklentisi bu. Yani siyasetçilere düşen sorumluluk, böyle bir sorun varsa bu sorunun mazeretinin olmaması lazım, bu sorunun çözülmesi lazım.

Üsküdar’la ilgili… Üsküdar’da eğer korular ve eğer mezarlıklar olmazsa, bana, Allah rızası için bir yeşil alan gösterir misiniz? Yani, Allah’tan, o korular var ve mezarlıklar var Üsküdar’da. Eğer olmazsa, bana, bir şehir parkı yani Üsküdar’da insanların yeşil alan olarak göstereceği bir alan söyler misiniz?

Bugüne kadar seçilen belediye başkanlarının hepsi zenginleşmiştir, Üsküdar halkının borcu artmıştır. Bunu iddialı olarak söylüyorum ben. Yani, bir belediye başkanı, bir milletvekili, bir bakan zenginleşmemeli; asıl -zenginleşmesi gereken- halkın zenginleşmesi gerekir. Üsküdar’da bunun tersi oldu.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Tanal.

Sayın Satır…

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – Efendim, Üsküdar’daki yeşil alanla ilgili ve yolsuzlukla ilgili belediyeden gelen bilgiyi paylaşmam lazım.

BAŞKAN – Yerinizden vereyim lütfen, bir dakika.

Buyurun.

VI.- AÇIKLAMALAR

1.- İstanbul Milletvekili Mihrimah Belma Satır’ın, İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – Teşekkür ediyorum Sayın  Başkan.

Şimdi, ağız ve diş sağlığı hastanesiyle ilgili son bilgiyi vermek istiyorum. Çengelköy Mahallemize yeni ağız ve diş sağlığı merkezi açılıyor. Önümüzdeki altı ay içerisinde bu açılışı inşallah birlikte yaparız, sayın vekili de davet ederiz.

Yavuztürk Mahallesi’nden bahsettiler. Yavuztürk de dâhil, 14 mahallemizde, Üsküdar’ın 14 mahallesinde Kentsel Dönüşüm Yasası’yla birlikte imar sorunu çözülmüştür, bölgedeki sorun sadece parsel bazındadır. Üsküdar’ın yeşil alanı kişi başına 3 metrekare iken, bizim dönemimizde kişi başına 6 metrekareye çıkarılmıştır, 80 adet yeni mahallede yeni park yapılmıştır. Hemen hemen her mahallede çocuklarımızın oynayacağı, gençlerimizin dinleneceği, yaşlılarımızın vakit geçireceği parklarımız mevcuttur. Üsküdar gerçekten yükselen bir değerdir. Çok değerli hizmetleri için buradan bütün görevli arkadaşlarımıza teşekkür ediyorum.

Sağ olun.

BAŞKAN – Ben de teşekkür ederim.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Değerli Başkanım…

BAŞKAN – Sayın Tanal…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Özür dilerim, uzatmak istemiyorum. Sayın Başkan tabii ki sürekli sataşmadır ama izin verirseniz ben de yine yerimden cevap vereyim. Konu şu, açıklayayım…

BAŞKAN – Sayın Tanal, izin vermek istemiyorum çünkü ikiniz de birinci bölgenin milletvekillerisiniz.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Özür dilerim Sayın Başkan.

BAŞKAN – Belma Hanım, sizi çok büyük bir nezaket göstererek çaya da davet etti. Milletvekili olduğunuz ilçenin sorunları olabilir, birlikte çözümlerseniz Üsküdar halkı da, İstanbul milletvekilleri de…

MUHARREM İNCE (Yalova) – Siz, Mahmut Tanal’a söz verin, biz yemeğe de davet ederiz, bırakın çayı.

BAŞKAN – Ben Sayın Tanal’la konuşuyorum Sayın İnce, lütfen. Birlikte çözümleyebilirsiniz, lütfen.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Biraz adaletli davranın Sayın Başkan, adaletli olun.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkan, bakın, eşitlik esası…

BAŞKAN – Sayın İnce, ben sizinle konuşmuyorum şu anda, Sayın Tanal’la konuşuyorum.

Buyurun.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Bizim Grup Başkan Vekilimiz, özür dilerim, söz hakkı Grup Başkan Vekilinin.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Tanal, sizi dinliyorum.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Grup Başkan Vekilim konuşacak.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan, dünden beri tutumlarınızda bir adaletsizlik var, adil olmuyorsunuz. Bakın, önce Sayın Grup Başkan Vekiline dediniz ki: “Sayın Tanal size sataşmadı, onun için oturduğunuz yerden söz vereyim.” Sonra değiştirdiniz kararınızı, kürsüye çağırdınız.

BAŞKAN – Olabilir, olabilir.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Efendim, o zaman Sayın Tanal’a da söz vereceksiniz. Adil olacaksınız, adil.

BAŞKAN – Sayın İnce, ben nerede ve nasıl adil olacağını bilebilecek yaştayım ve bilebilecek olgunluktayım.

MUHARREM İNCE (Yalova) – İşte, zaman zaman…

BAŞKAN – Bunun tartışmasını sizinle yapmayacağım. Söz sırasını kime vereceğimi de müsaade ederseniz, ben takdir ederim.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Tabii ki siz takdir edersiniz ama doğru takdir edeceksiniz.

BAŞKAN – Adaletli olma konusunda lütfen bana yol gösterici olmayın. Olabilir, gösterebilirsiniz de yol ama böyle hükmeder gibi konuşmayın, size yakıştıramıyorum.

Sayın Tanal, buyurun.

Bir dakika yerinizden söz veriyorum size.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Siz Grup Başkan Vekiliyken Meclis Başkan Vekiline adaletli olma konusunda çok telkinde bulundunuz.

BAŞKAN – Lütfen Sayın İnce, lütfen… Ben sayın grup başkan vekillerine yeteri kadar hassasiyet gösteriyorum, sizin de bu konuya özen göstermenizi rica ediyorum.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Ben gösteririm ama adil olmak şartıyla; adil olacaksınız.

BAŞKAN - Buyurun Sayın Tanal.

Bir dakika…

2.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, İstanbul Milletvekili Mihrimah Belma Satır’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Değerli Başkan, değerli milletvekilleri; teşekkür ediyorum.

Şimdi, Çengelköy’de klinik açılıyor, ağız diş hastanesi değil, Sayın Başkan. Yani, kamuoyuna bir sefer doğru bilgi verelim.

İki: Bu 3 metrekareden 6 metrekareye… Bana bunu gayet rahat çıkarabilir misiniz? Mezarlıklar yani o koruluklar ve mezarlıklar olmazsa hiçbir yerde yok ama açılan bir park var, hakkınızı ben inkâr etmeyeceğim. O açtığınız parkın karşısında… O parkı kim açtı, ne imar karşılığında yaptı bana onu söyler misiniz? Size firmanın da adını söylüyorum: MESA konutlarına ne karşılığında ruhsat izni verdiniz? Bana bunu izah eder misiniz?

Teşekkür ederim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR (Devam)

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları (Devam)

3.- Gümüşhane Milletvekili Kemalettin Aydın’ın, Gümüşhane’nin kurtuluşunun 96’ncı yıl dönümüne ilişkin gündem dışı konuşması

BAŞKAN – Evet, gündem dışı üçüncü söz, Gümüşhane’nin düşman işgalinden kurtuluş yıldönümü münasebetiyle söz isteyen Gümüşhane Milletvekili Sayın Kemalettin Aydın’a aittir.

Buyurun Sayın Aydın. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

KEMALETTİN AYDIN (Gümüşhane) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; şirin Gümüşhane’mizin bundan doksan altı yıl önce Rus birliklerinin işgalinden kurtuluşunda Gümüşhanelilerin, hem Gümüşhane coğrafyasında hem Sarıkamış’ta hem Çanakkale’de hem Anafartalar’da verdiği mücadeleyi tüm Türkiye biliyor. Bu ülkenin en kutsal değerlerinden birisi olan Türk bayrağının oluştuğu o kanlarda Gümüşhanelilerin de var olduğunu bütün Türkiye biliyor.

Elbette ki, doksan altı yıl önce düşmandan kurtulan toprakların son on iki yılda da sosyoekonomik olarak, kültürel olarak, sağlık, ulaşım, Devlet Su İşleri yatırımlarıyla da nasıl bir kurtuluş yaşadığını sizlerle paylaşmak istiyorum.

Gümüşhane’miz kurtulduktan sonraki yaklaşık seksen beş yılı, Anadolu’nun bir köşesinde, dağların avuçladığı, bir tanımlamayla, Türkiye Cumhuriyeti yönetimleri tarafından sürekli unutulmuş ve ihmal edilmiş olup, son on iki yılda, ulaştırmasına yaklaşık 1,5 katrilyon, Devlet Su İşlerine yaklaşık 1,7 katrilyon, sağlığa 100 trilyon, eğitime 150 trilyon gibi harcamalarla neler yapıldı ve vatandaşına nasıl hizmetler gittiğini elbette ki tüm Türkiye’nin bilmesi gerekiyor. Gümüşhane’mizin bundan önceki yıllarda, yaklaşık on yıl önce, üniversite imtihanında 70’li sıralardayken, bugün Türkiye'nin ilk 4’ünde yer alması, sağlıkta bütün Gümüşhane’de 25 uzman varken bugün 75 uzmanın olması, Gümüşhane’nin cumhuriyetin kuruluşundan itibaren 2002 yılına geldiğinde 24 bin dolar ihracat yapmışken, geçtiğimiz yıl 5,4 milyon dolar ihracat yapar düzeye ulaşmış olması, yine Gümüşhane’miz özellikle 1 meslek yüksekokulu, 1 fakülteyle idare edilmeye çalışılıp bir kısım şehirlerin arkabahçesi konumunda bulundurulurken, kavuşmuş olduğu üniversitesi, 13.400 üniversite öğrencisi, 570 akademisyeniyle beraber bugün şehrin önemli dinamiklerinden birisi hâline gelmiştir.

Yine Gümüşhane’miz, işsizliğin baş gösterdiği 2000’li yıllardan bugüne geldiğinde, 19 bin çalışanın, sigortalının bugün 27 bin sigortalıya ulaşmış olduğunu, özellikle ilçe bazlı baktığımız zaman da bir ilde yani Türkiye Cumhuriyeti’nin ili olan Ankara ve İstanbul’da ne varsa tüm bunların Gümüşhane’ye ulaşmış olduğunu, Gümüşhane merkezde ne varsa bunların tüm ilçelerde var olduğunu görebiliyoruz on iki yıl içerisinde. Örnekleyecek olursak, liseleriyle, ilköğretim okullarıyla, anaokullarıyla; yine örnekleyecek olursak, tüm ilçelerdeki hastaneleriyle ve doktorlarıyla; yine örnekleyecek olursak, tüm ilçelerin dere ıslahlarının yapılmış olmasıyla; yine örnekleyecek olursak, hiçbir ilçesinde, AK PARTİ iktidara gelene kadar spor salonu söz konusu değilken, bugün bütün ilçelerinde, hatta belde ve köylerinde suni çim sahalarına kadar birçok yatırımı almış durumdadır.

Özellikle son yıllarda bölgesel kalkınmada önemli olan Doğu Anadolu projelerinden de yararlanabilen bir il olması, aynı zamanda Doğu Karadeniz anlamında DOKAP’tan da yararlanabilen bir il olması, SODES ile gelen yatırımların ve kültürel gelişmenin, çocuk parklarının, bireysel becerilerin geliştirilmesi, sinema ve tiyatronun oraya ulaştırılması, hepsi Gümüşhaneliler tarafından takdirle karşılanmaktadır.

Yine yetimin, garibin gurebanın, engellinin, fakirin, genel sağlık sigortasını ödeyemeyen herkesin yanında olan Hükûmetimiz, on bir yıl içerisinde, on iki yıl içerisinde -134 milyon TL- Gümüşhane’deki engellisinden, evinden alınması gerekli olan diyaliz hastasına kadar herkesin yanında olmuştur. Cumhuriyet tarihi boyunca bir yılda belki 10 milyon, 100 milyon gelirken on iki yılda Gümüşhane’ye 4,5 milyar TL yatırım gitmiş olup bu, eski rakam ile 4,5 katrilyona ulaşmıştır.

Yani, kısacası, biraz önce benden önceki tartışmalarda da, Anadolu’nun birçok ilinde yatırımların dizi dizi gittiği bir yerde Gümüşhane’miz de bu yatırımlardan hakkı olanları ve cumhuriyet tarihi boyunca alamamış olduklarını son on iki yılda almış olup millet de bunun karşılığını, tüm seçimlerde ve referandumlarda layıkıyla da Hükûmetine desteğini vermiştir. 30 Martta da benzer desteğini vererek yerel yönetimlerde de ak iktidarlar ve ak belediyeler olacağına inanarak hepinizi saygı ve hürmetle selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın milletvekilleri, gündem dışı konuşmalar bitti.

Bu bölümde İç Tüzük’ün 60’ıncı maddesine göre, sayın milletvekillerine söz vermediğimi tekrar belirtmek istiyorum. Sisteme giren bir milletvekili var, bu bilgiyi tekrar tazeleyelim.

Gündeme geçiyoruz.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

Meclis araştırması açılmasına ilişkin üç önerge vardır, okutuyorum:

VII.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Malatya Milletvekili Veli Ağbaba ve 22 milletvekilinin, ataması yapılmayan öğretmenlerin sorunlarının ve intihar nedenlerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/857)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Ülkemizde 300 bin civarında ataması yapılmayan öğretmen bulunmaktadır. Ataması yapılmayan öğretmen meselesi gittikçe derinleşen bir sorun hâline dönüşürken beraberinde daha ciddi bir meseleyi gündemimize getirmiştir, ataması yapılmadığı için intihar eden öğretmenler meselesi. İnsanların hayatlarının baharında yaşamlarına son vermesi, sorunlara çözüm bulması gereken siyaset kurumu tarafından görmezden gelinemez.

Mezun oldukları alanda iş sahibi olmak hakkına sahip genç öğretmenlerimizin ücretli öğretmen, hamal, temizlikçi, inşaat işçisi olarak çalışması ülkemiz ekonomisi, kalkınması ve eğitim kalitesi açısından büyük kayıplar anlamına gelmektedir. Her geçen gün artan ataması yapılmayan öğretmen sayısı sosyal açıdan ciddi sorunları da birlikte getirmektedir. Pek çok işsiz öğretmen hayatlarına dair planlarını ertelemektedir. Evlenme, aile kurma düşüncelerini bile meçhul bir zamana bırakan gençlerimiz artık intiharla gündeme gelmektedirler.

5 Haziran 2007 yılında Nurcan Uca adlı resim iş öğretmeninin hayatına son vermesiyle başlayan intiharlar zinciri, 5 Nisan 2012 tarihinde biri Trabzon'da, diğeri Diyarbakır'da olmak üzere, 2 ataması yapılmayan öğretmenin intiharlarıyla devam etmiştir. Biyoloji öğretmeni Hilal Uzunkaya, Trabzon'da yaşadığı apartmanın 8'inci katından atladı ve olay yerinde hayatını kaybetti. Diyarbakır'da ise merkeze bağlı İncehıdır köyünde Mustafa Kaya, kravatıyla kendini tavana asarak intihar etti. 5 Haziran 2007 tarihinden günümüze kadar olan süreçte hayatına son veren öğretmen sayısı 30'a yaklaşmıştır.

17/7/2010 tarihinde Bursa'da intihar eden Fikret Ercan adlı öğretmen, intiharlar hakkında net bir fikir oluşturabileceğimiz bir not bırakmıştır. Ailesine bıraktığı kısa not şöyledir: “Artık yoruldum. Çalışıyorum ama olmuyor. Sizleri sıkıntıya sokacak, onurunuzu zedeleyecek bir şey yapmadım. Yaşamış olsam bile KPSS'de yine başarılı olamayacaktım.” Fikret Ercan'ın bıraktığı notta göze çarpan umutsuzluk ve çaresizlik bugün on binlerce genç öğretmenin ruh hâlini yansıtmaktadır.

On binlerce öğretmen açığı varken öğretmenlerimizin işsiz kalması ve bu nedenle hayatlarına son vermesi, sosyal bağlamda oluşan bir sorunun da habercisidir. Öğretmenlerin başka iş alanlarında çalışma imkânı kısıtlıdır ve ücretli öğretmenlik gibi bir emek sömürüsü dahi bazı öğretmenler için hayal olmaktadır. Örneğin, 14/10/2009 tarihinde İstanbul'da intihar eden öğretmen İsmail Kızılok tam da bu durumun bir kurbanı olmuştur. İsmail Kızılok, uzun süre iş aramış ve son olarak ücretli öğretmenlik başvurusunda bulunmuştur. Ücretli öğretmenlik başvurusuna olumsuz cevap alan Kızılok “Cenazemi hastaneden alın.” diye not bırakarak hayatına son vermiştir.

Ataması yapılmayan öğretmenlerin intihar nedenlerinin sosyal ve ekonomik boyutuyla araştırılması, bu can yakıcı sorunun ortadan kaldırılması için gerekli tedbirlerin belirlenmesi için Anayasa’nın 98, İç Tüzük’ün 104 ve 105’inci maddeleri uyarınca Meclis araştırması açılmasını arz ve teklif ederiz.

1) Veli Ağbaba                                                         (Malatya)

2) Mustafa Sezgin Tanrıkulu                                      (İstanbul)

3) Ali Özgündüz                                                        (İstanbul)

4) Hurşit Güneş                                                        (Kocaeli)

5) Mehmet Şeker                                                      (Gaziantep)

6) Ramazan Kerim Özkan                                          (Burdur)

7) Ali Rıza Öztürk                                                     (Mersin)

8) Gürkut Acar                                                          (Antalya)

9) Hülya Güven                                                        (İzmir)

10) Mahmut Tanal                                                     (İstanbul)

11) İhsan Özkes                                                       (İstanbul)

12) Namık Havutça                                                   (Balıkesir)

13) Hasan Akgöl                                                       (Hatay)

14) Muharrem Işık                                                    (Erzincan)

15) Mehmet Hilal Kaplan                                           (Kocaeli)

16) Aylin Nazlıaka                                                    (Ankara)

17) Osman Aydın                                                      (Aydın)

18) Arif Bulut                                                           (Antalya)

19) Erdal Aksünger                                                   (İzmir)

20) Mustafa Ali Balbay                                              (İzmir)

21) Özgür Özel                                                         (Manisa)

22) Mustafa Serdar Soydan                                       (Çanakkale)

23) Süleyman Çelebi                                                (İstanbul)

2.- İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel ve 21 milletvekilinin, Türkiye’de yaşayan farklı kültürlerin ve kimliklerin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/858)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Türkiye'de yaşayan farklı kültürlerin, dillerin, kimliklerin ve dinlerin tespit edilmesi ve nüfus yapısının çıkarılması, çok kültürlülüğü ve zenginliği koruyabilmek için toplumun çok kültürlü yapısının bilimsel verilerin derlenmesi, bu konuda araştırma yapılarak ayrıntılı ve sürekli raporların oluşturulması ve yok olan kültürlerin ve dillerin nedenlerinin araştırılması amacıyla Anayasa’nın 98'inci, İç Tüzük’ün 104 ve 105'inci maddeleri gereğince Meclis araştırması açılması için gereğini arz ederiz.

1) Sebahat Tuncel                                                        (İstanbul)

2) Pervin Buldan                                                           (Iğdır)

3) Hasip Kaplan                                                            (Şırnak)

4) Sırrı Sakık                                                                (Muş)

5) Murat Bozlak                                                            (Adana)

6) Halil Aksoy                                                               (Ağrı)

7) Ayla Akat Ata                                                            (Batman)

8) İdris Baluken                                                            (Bingöl)

9) Hüsamettin Zenderlioğlu                                           (Bitlis)

10) Emine Ayna                                                            (Diyarbakır)

11) Nursel Aydoğan                                                      (Diyarbakır)

12) Altan Tan                                                               (Diyarbakır)

13) Adil Zozani                                                             (Hakkâri)

14) Esat Canan                                                             (Hakkâri)

15) Sırrı Süreyya Önder                                                (İstanbul)

16) Erol Dora                                                               (Mardin)

17) Ertuğrul Kürkcü                                                       (Mersin)

18) Demir Çelik                                                            (Muş)

19) İbrahim Binici                                                         (Şanlıurfa)

20) Nazmi Gür                                                              (Van)

21) Özdal Üçer                                                             (Van)

22) Leyla Zana                                                             (Diyarbakır)

Gerekçe Özeti:

Türkiye çok kültürlü ve kimlikli bir ülke olmasına rağmen bu zengin çoğunluğa dair bir araştırma ve ulusal bir bilgi bankası bulunmamaktadır. Türkiye'de ilk kapsamlı nüfus sayımı 1927 yılında yapılmış olup, bu sayımda vatandaşlara ana dili sorulmuştur. Ana dili sorusuna Türkçe, Kürtçe, Ermenice, Çerkezce, Rumca, Arapça, Yahudice gibi cevaplar alınmış ve kaydedilmiştir. Ancak bu tarihten sonra yapılmış bir çalışma bulunmamakla birlikte günümüzde Türkiye'de kaç farklı dilin, kimliğin, dinin, kültürel özelliklerin olduğuna dair bir güncel ve bilimsel bilgi bulunmamaktadır.

Farklı kültürlük zenginlik olarak kabul edildiğinde farklı din, dil, kimlik ve kültürel özelliklere göre nüfusun yapısının ortaya çıkarılması çok kültürlülüğün devam edilmesi ve bazı özel gruplar için koruyucu önlemler alınmasına dair bilgiler verecektir. Türkiye'nin çok dilli, çok dinli, çok kültürlü yapısının devlet tarafından bilimsel olarak ortaya konması, Başbakanın tek dil, tek din söylemleri yaparken bunun mümkün olmayacağını ya da böyle bir tekçilik yaklaşımının ancak bu farklılıkların yok edilerek yapılabileceğini de gösterecektir. Türkiye'de konuşulan diller ve dünya dilleri üzerine kapsamlı çalışmalara yer veren “ethnologue.com”un Türkiye raporuna, istatistiklerine göre, Türkiye'de Türkçeyle birlikte 34 dil konuşulmaktadır. Aynı rapora göre, Türkiye dil çeşitliliği açısından 224 ülke arasında 139’uncu sıradadır. Ancak Türkiye'de zamanla 2 dilin yok olduğu, 36 dilden 34 dile düştüğü görülmektedir. Bu da çok kültürlülüğün korunması konusunda devletin bir politikasının olmaması ve tekçilik üzerine kurulu bir yaklaşımın farklı dillerin, kültürlerin yok olup gitmesine neden olacağını göstermektedir. Dolayısıyla, Türkiye'nin çok kültürlü yapısı hakkında ayrıntılı, sürekli ve kapsamlı bir çalışmanın ve bir politikanın eksikliği kesin rakamların olmamasıyla sonuçlanmaktadır. 34 farklı dilin konuşulduğu, 12 farklı dinî inancın yaşandığı, 25 farklı etnik kimliğin yaşadığı söylenen Türkiye'de bu farklı kimlikten, inançtan ve kültürlerden kişilerin ne kadarının asimilasyona uğradığı, ne kadarının göç etmek zorunda kaldığı ya da kendi kültür ve dilinden uzaklaştığı bilimsel yöntemlerle ifade edilememektedir. Bu bağlamda, Türkiye'de yaşayan farklı kültürlerin, dillerin, kimliklerin ve dinlerin tespit edilmesi ve nüfus yapısının çıkarılması, çok kültürlülüğü ve zenginliği koruyabilmek için toplumun çok kültürlü yapısının bilimsel verilerin derlenmesi, bu konuda araştırma yapılarak ayrıntılı ve sürekli raporların oluşturulması ve yok olan kültürlerin ve dillerin nedenlerinin araştırılması amacıyla bir Meclis araştırma komisyonu kurulmasını önermekteyiz.

3.- İstanbul Milletvekili Sırrı Süreyya Önder ve 22 milletvekilinin, tiyatro sanatçılarının sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/859)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları Yönetmeliği’nde yapılan değişiklik ve siyasi iktidarın tiyatro sanatçıları özelinde sanatçılara yönelik söylemleri, devlet tiyatrolarının özelleştirileceği açıklamaları, tiyatro sanatçılarının yaşadığı sorunları ortaya koymuştur. Tiyatrolarda çalışan sanatçıların yaşadığı sorunların araştırılması amacıyla Anayasa'nın 98’inci ve İç Tüzük’ün 104 ve 105’inci maddeleri gereğince Meclis araştırması açılmasını saygılarımla arz ederim.

1) Sırrı Süreyya Önder                                              (İstanbul)

2) Pervin Buldan                                                      (Iğdır)

3) Hasip Kaplan                                                       (Şırnak)

4) Sırrı Sakık                                                           (Muş)

5) Halil Aksoy                                                          (Ağrı)

6) Ayla Akat Ata                                                       (Batman)

7) İdris Baluken                                                       (Bingöl)

8) Hüsamettin Zenderlioğlu                                      (Bitlis)

9) Emine Ayna                                                         (Diyarbakır)

10) Nursel Aydoğan                                                  (Diyarbakır)

11) Altan Tan                                                           (Diyarbakır)

12) Adil Zozani                                                        (Hakkâri)

13) Esat Canan                                                        (Hakkâri)

14) Sebahat Tuncel                                                  (İstanbul)

15) Mülkiye Birtane                                                  (Kars)

16) Erol Dora                                                           (Mardin)

17) Ertuğrul Kürkcü                                                  (Mersin)

18) Demir Çelik                                                       (Muş)

19) İbrahim Binici                                                    (Şanlıurfa)

20) Nazmi Gür                                                         (Van)

21) Özdal Üçer                                                         (Van)

22) Leyla Zana                                                         (Diyarbakır)

23) Murat Bozlak                                                      (Adana)

Gerekçe:

İstanbul Büyükşehir Belediyesi Meclis Komisyonunca, nisan ayında Şehir Tiyatrosu Yönetmeliği’nde değişiklik yapılarak, İstanbul Şehir Tiyatroları yönetiminin sanatçılardan alınarak belediyenin bürokratlarına devredileceği karar altına alınmıştır. Alınan bu karar, ülkemizde yıllardan beri tartışılan sanata devlet müdahalesi endişelerini ortaya çıkarmıştır. Bu kararın sanatın özgürlüğünü kısıtlayacağı, sanatı, bürokratların vesayetine terk edeceği anlamı taşıdığı tiyatro sanatçılarınca dillendirilmektedir. Tiyatrolar, gelişmiş ülkelerde özerk yapıda ve devlet desteği ile sağlanırken, ülkemizi gerilere götürecek bu düzenleme sanatçılar ve sanatseverler tarafından eleştirilmiştir. Bu gelişmeler ile beraber Başbakan Sayın Recep Tayyip Erdoğan'ın sarf ettiği "Despot aydınların bize nasıl akıl vermeye kalktığını görüyor ve kusura bakmasınlar, belki biraz ağır olacak bu ifade ama, o zavallılara acıyoruz. İstanbul'da şehir tiyatroları meselesinde o despot anlayış, o kibirli tavır bir kez daha tezahür etti. Şehir tiyatrolarında yapılan bir yönetmelik değişikliği üzerinden hem bizi hem tüm muhafazakârları aşağılamaya, küçümsemeye başladılar. Soruyorum, yahu siz kimsiniz? Bu ülkede tiyatro sizin tekelinizde mi? Bu ülkede sanat sizin tekelinizde mi? Sanat konusunda söz söyleme ehliyetine sahip olan sadece sizler misiniz? Geçti o günler. Artık despot aydın tavrıyla parmağınızı sallayarak bu milleti küçümseme, bu milleti azarlama dönemi geride kalmıştır. Bu ülkede pırıl pırıl bir nesil yetişti. Bu ülkede kendi tarihini bilen, mazisini iyi tanıyan, bu toprakların birikimini tanıyan, Batı'yı, diğer medeniyetleri de bilen, tanıyan, öğrenen bir nesil var." sözleri, bu endişelerin siyasi iktidar tarafından yürütüldüğü kaygılarını arttırmıştır. Zira, Kars'taki heykel tartışmaları da hatırlandığında, iktidarın sanat üzerindeki baskıcı yaklaşımı ortadadır. Bugün Avrupa Birliğine giriş süreci yaşanırken, ülkemizde sanatçının emeğinin küçümsenmesi, aşağılanması çağdaş Türkiye’ye yakışacak nitelikte değildir. Tiyatro bir kamu hizmetidir ve bir sosyal devlet olan Türkiye’de tiyatroların özelleştirme yerine özerkleştirmeye ihtiyacı vardır. Aynı zamanda, sanat toplumun aynasıdır; toplumun sesini, sorunlarını, taleplerini dile getirmektedir. Bu nedenlerle, sanatçılarımızın yaşadığı sorunlara çare bulmak, sanatı etkin kılmak, teşvik etmek gerekmektedir. Ülkemizde tiyatro sanatçıları düşük ücretlerle, zor fiziki koşullarda, uzun çalışma saatleriyle mesleklerini icra etmektedirler. İş mevzuatının ve diğer yasal mevzuatın bu sorunların çözümü konusunda düzenlenmesi, fiziki koşulların düzeltilmesi, tüm oyuncuların bağlı çalışan olması ve sosyal güvencelerinin sağlanması, tüm alanlarda taban ücreti belirlenmesi, telif haklarıyla ilgili düzenlemeler  yapılması,  oyuncuların  çalışma koşullarına  göre  işsizlik sigortasının düzenlenmesi, emeklilik priminin mesleğe göre belirlenmesi, hiçbir oyuncunun emeklilik sorunun kalmaması gibi sorunlar aşılması gereken sorunlardır.

Bu nedenle, tiyatrocuların ve tiyatroların özelleştirilmesi tartışması özelinde, ülkemizde sanatın ve sanatçının sorunlarının araştırılması ve bunlara çözüm bulunması amacıyla Anayasa'nın 98’inci ve TBMM İçtüzüğü'nün 104 ve 105’inci maddeleri uyarınca Meclis araştırması açılmasını saygılarımızla arz ederiz.

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Önergeler gündemdeki yerlerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki görüşmeler sırası geldiğinde yapılacaktır.

Son Yıllarda Türk Sporunda Yaşanan Doping Sorununun Araştırılarak Alınması Gereken Önlemlerin Belirlenmesi Amacıyla Kurulan Meclis Araştırması Komisyonu Başkanlığının Komisyonun görev süresinin uzatılmasına dair bir tezkeresi vardır, okutuyorum:

B) Tezkereler

1.- (10/753, 754, 755, 756, 757, 758, 759, 760, 761, 762, 763, 764, 765) esas numaralı Meclis Araştırması Komisyonu Başkanlığının, görev süresinin uzatılmasına ilişkin tezkeresi (3/1404)

6/2/2014

Türkiye Büyük Millet Meclisi  Başkanlığına

28/11/2013 tarihinde çalışmalarına başlayan Komisyonumuzun, 16/1/2014 tarihli toplantısında aldığı karar gereğince, görev süresinin Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü'nün 105'inci maddesinin ikinci fıkrası uyarınca, 28/2/2014 tarihinden itibaren bir ay uzatılması hususunda gereğini saygılarımla arz ederim.

Osman Aşkın Bak

      İstanbul

Komisyon Başkanı

BAŞKAN – İç Tüzük’ün 105’inci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “Araştırmasını üç ay içinde bitiremeyen komisyona bir aylık kesin süre verilir.” hükmü gereğince Komisyona bir aylık ek süre verilmiştir.

Sayın milletvekilleri, Barış ve Demokrasi Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

VIII.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- BDP Grubunun, BDP Grup Başkan Vekili Bingöl Milletvekili İdris Baluken tarafından üniversitelerdeki bazı kesimlerin solcu ve Kürt öğrencilere yönelik provokasyon ve saldırılarla gündem oluşturmasının araştırılması amacıyla 6/2/2014 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 12 Şubat 2014 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

12/2/2014

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulunun 12/2/2014 Çarşamba günü (Bugün) yaptığı toplantısında siyasi parti grupları arasında oy birliği sağlanamadığından, grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                                                                  Pervin Buldan

                                                                                                                                          Iğdır

                                                                                                                              Grup Başkan Vekili

Öneri:

6 Şubat 2014 tarihinde Bingöl Milletvekili Grup Başkanvekili İdris Baluken tarafından verilen (4972 sıra no.lu), "Üniversitelerdeki bazı kesimlerin solcu ve Kürt öğrencilere yönelik provokasyon ve saldırılarla gündem oluşturulmasının" araştırılması amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisine verilmiş olan Meclis araştırma önergesinin, Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak, 12/2/2014 Çarşamba günlü birleşiminde sunuşlarda okunması ve görüşmelerin aynı tarihli birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Barış ve Demokrasi Partisi Grubu önerisinin lehinde olmak üzere ilk konuşmacı Bursa Milletvekili Sayın Aykan Erdemir.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

AYKAN ERDEMİR (Bursa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; şiddet ülkemizde gerçekten kanayan bir yara, fakat şiddet yalnızca üniversite kampüslerinde yok, üniversite yerleşkelerinde yok, şiddet toplumumuzun her alanına sirayet etmiş bir salgın.

Bir ülkede otoriter siyaset yükselirse, ataerkil siyaset yükselirse, beraberinde kaçınılmaz olarak şiddet de yükseliyor. Türkiye'de de yalnızca vatandaşa karşı şiddet yok gazetelerin manşetlerinde, kadına karşı şiddet var, çocuğa karşı şiddet var, hatta geçtiğimiz günlerde gördüğümüz gibi, hayvanlara karşı şiddet var. Demokratik kanalların tıkandığı tüm toplumlarda ne yazık ki şiddet egemen olur, şiddet o toplum üzerindeki varlığını güçlendirir.

İşte üniversitelerimiz de, üniversite yerleşkelerimiz de ne yazık ki bugün şiddetin egemen olduğu, kaba kuvvetin egemen olduğu, demokratik müzakere kültürünün ise gün geçtikçe zemin kaybettiği kurumlar, mekânlar olmuş durumda. Gün geçmiyor ki bir üniversite yerleşkemizde karşıt görüşlü öğrenciler arasında ya da kolluk kuvvetleriyle öğrenciler arasında bir nahoş olay yaşanmasın. İşte, benim de temsil etmekten gurur duyduğum Bursa şehrinde Uludağ Üniversitesinde sık sık, gazete manşetlerinde, karşıt görüşlü öğrenciler arasında yaralamaya varan ciddi sonuçlar doğuran kavgalar olduğunu görüyoruz. Bu noktada, acaba devlet, üniversitelerimiz için, öğrencilerimiz için, öğretim üyelerimiz için nasıl bir eğitim hayatı, öğretim hayatı öngörüyor, buna bakmak gerek.

Bakın, günümüzdeki üniversitelere ilişkin pek çok sıkıntıyı biz hep 12 Eylülle özdeşleştiriyoruz, 1980 darbesiyle özdeşleştiriyoruz, YÖK’le özdeşleştiriyoruz. YÖK’ün üniversiteler, öğretim üyeleri ve öğrenciler üzerindeki o çelik disiplininin, antidemokratik baskılarının en büyük örneklerinden biri, en büyük kanıtlarından biri 21 Ağustos 1982 tarihli Yükseköğrenim Kurumları Disiplin Yönetmeliği. Peki, bu disiplin yönetmeliği eğer millî egemenlik üzerindeki bir vesayetin yansımasıysa, temel hak ve özgürlükler üzerindeki sınırların yansımasıysa, Türkiye’deki demokrasinin üzerindeki bir ayıbın gölgesiyse bugün biz bu disiplin yönetmeliğine nasıl yaklaşıyoruz? Ne yazık ki geçtiğimiz günlerde bu disiplin yönetmeliğinde bazı değişiklikler yapıldı. Gönül isterdi ki, arzu ederdik ki disiplin yönetmeliğinde yasaklar kaldırılsın, üniversite yerleşkelerine demokrasinin, müzakerenin, uzlaşmanın kültürü yansısın ve şiddetin önünde yeni engeller konulsun. Ama ne yazık ki şunu gördük: Disiplin yönetmeliğinin “Kınama cezası gerektiren fiil ve hâller” bölümüne bir (ö) fıkrası eklendi ve bakın, hangi –tırnak içinde söylüyorum- suç kınama cezası gerektiren bir fiil ve hâl olarak öngörüldü: “Bilimsel tartışma ve açıklamalar dışında, yetkili olmadığı hâlde basına, haber ajanslarına veya radyo ve televizyon kurumlarına resmî konularda bilgi veya demeç vermek.”

Evet, dünyanın bütün üniversitelerinde, bütün özgür üniversitelerinde, bir öğretim üyesi, üzerine vazife olmadığı düşünülen, toplum olsun kültür olsun eğitim olsun çevre olsun, bu konularda açıklama yaptığında bir kamu hizmeti yapıyor olarak algılanır çünkü çağdaş üniversitenin temelini atan Humboldt’un, üniversite misyonunu oturttuğu bir sacayağı vardır, üç temel vardır: Biri eğitim, biri araştırma, biri topluma hizmet. İşte, öğretim üyelerinin “topluma hizmet” ayağından kastı da toplumu ilgilendiren konularda bilim insanlarının kendi özgür, kendi bağımsız görüşlerini, hangi konuda olursa olsun toplumla paylaşmasıdır ama ne yazık ki bugün Türkiye’deki iktidar, 12 Eylül rejiminin âdeta bir devamı niteliğinde, kınama cezası gerektiren fiil ve hâller içine, öğretim üyelerinin özgür ve bağımsız görüşlerini açıklamasını eklemiştir.

Şimdi, eğer iktidarın üniversiteye tavrı bu olursa, baskıcı, yasakçı bir anlayış olursa, işte, o üniversitede, o yerleşkede demokrasi kültürü, tartışma kültürü, müzakere kültürü, düşünce hürriyeti, fikrini ifade etme hürriyeti de gelişmez. Müzakere kültürünün, uzlaşma kültürünün, tartışma kültürünün gelişmediği yerleşkelerde de ne yazık ki şiddet, kaba kuvvet, hakaret egemen olur. İşte, biz umuyoruz ki 12 Eylülden Türkiye Cumhuriyeti’ne miras bu disiplin yönetmeliğinde, bir an önce, demokrasinin önünü açan, düşünce özgürlüğünün, ifade özgürlüğünün önünü açan, müzakere kültürünü güçlendiren adımlar atılsın.

Yine öğrencilerimiz, elbette ki Hükûmete bakıyor, Hükûmetin kendilerine nasıl bir yükseköğrenim vizyonu çizdiğini, nasıl bir üniversite vizyonu çizdiğini görmek istiyor.

Yine geçtiğimiz aylarda, belki hatırlayacaksınız, Hükûmetimiz şöyle bir sinyal vermişti, arkası gelmedi; dediler ki: Üniversite öğrencilerinden evlenenlere kredi borçlarının silinmesi müjdesi geldi. Yani Hükûmetimiz üniversite öğrencilerine “okuyun, araştırın, tartışın, konuşun” şeklinde bir inisiyatif sunmadı, aksine, dedi ki: Bir an önce evlenin, çoluk çocuk sahibi olun, bu eğitimden de önemlidir; eğer bunu yaparsanız biz, sizin kredilerinizi, kredi borcunuzu siliyoruz. Şüphesiz ki biz parasız eğitimi savunuyoruz,  şüphesiz ki biz üniversite öğrencilerimiz için en iyi maddi koşulları savunuyoruz fakat kredi borcunun silinmesi ya da öğrenci kredileri, bir öğrencinin evli olup olmadığına bakılmaksızın yürütülmesi gereken bir siyaset alanı.

Yine Hükûmetimizin bir diğer alanı, üniversitelerdeki barışçıl gösterilere tepkisiyle ortaya çıkıyor. Geçtiğimiz günlerde -bütün izleyicilerimiz de, bütün milletimiz ve milletvekillerimiz de şahittir, tanıktır- ODTܒde fidan diken öğrenciler, oradaki hukuksuz inşaata engel olduğu gerekçesiyle yargılanıyorlar, iddianamede isimleri geçiyor. Yani bir fidan dikme bile bugün  Türkiye’de Hükûmet tarafından tehdit unsuru olarak algılanabiliyor.

Kısacası, Türkiye’de iktidar, üniversiteye ilişkin, üniversite yerleşkelerine ilişkin, öğretim üyelerine ve öğrencilere ilişkin çok yanlış bir çerçeveden meseleye yaklaştığı için, üniversitelerimizde de demokrasi kültürü, müzakere kültürü, uzlaşma  kültürü gelişmiyor, şiddet egemen oluyor.

Bakın, geçtiğimiz günlerde, Orta Doğu Teknik Üniversitesinde yaşanan olaylara ilişkin, Rektörümüz Sayın Ahmet Acar önemli bir açıklamada bulundu ve tüm üniversite yerleşkeleri için örnek olabilecek bir kurallar bütünü sundu. Dedi ki: “Dört kırmızı çizgi aşılmadığı sürece üniversitelerde her tür eylem, her tür konuşma, her tür kendini ifade etme serbest olmalı. Birincisi, şiddet içermesin. İkincisi, üniversitenin araştırma, eğitim faaliyetleri engellenmesin. Üçüncüsü, çevreye zarar vermesin ve dördüncüsü, demokratik bir kültür içinde bütün bunlar ifade edilsin.”

İşte, biz de bugün buradan diyoruz ki: Hükûmetin bugün yapması gereken, üniversitelere ilişkin en geniş temel hak ve özgürlükler vizyonunu Türkiye’deki bütün yerleşkelere bu şekilde ifade etmesi. Şiddetin önünü siz yalnızca kolluk güçleriyle, polisiye tedbirlerle alamazsınız. Eğer siz bir ülkede demokrasi kültürünü kurumsallaştırmazsanız, eğer siz bir ülkede basın özgürlüğünü, İnternet özgürlüğünü tesis etmezseniz, eğer siz bir ülkede kamusal alanda gençlerimizin, kadınlarımızın, işçilerimizin, emekçilerimizin kendilerini ifade etme imkânlarını tanımazsanız elbette ki meşru zeminler zamanla kaybolur ve şiddet egemen olur.

Son olarak, bu konuda Toplum Gönüllüleri Vakfı tarafından yapılan bir araştırmadan bahsetmek istiyorum. “Üniversite Öğrencilerinin İfade ve Örgütlenme Özgürlüğü” araştırmasında karşımıza şöyle hazin bir tablo çıkıyor: Türkiye genelinde yapılan bu araştırmaya göre, Türkiye’de dezavantajlı pek çok üniversite öğrencisi -bunların içinde kadınlar da var, Kürt öğrenciler de var, LGBT öğrenciler de var, yoksul öğrenciler de var, sol görüşlü öğrenciler de var- diyor ki: “Tedirginiz, kendimizi baskı altında hissediyoruz. Şiddet mağduruyuz.” İşte, bu olumsuz tabloyu aşmak istiyorsak Türkiye'nin ihtiyacı -bir kez daha söylüyoruz- ileri demokrasi değil, gerçek demokrasi.

Teşekkür ediyorum, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Barış ve Demokrasi Partisi grup önerisinin aleyhinde olmak üzere ilk konuşmacı Kars Milletvekili Sayın Yunus Kılıç.

Buyurun Sayın Kılıç. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

YUNUS KILIÇ (Kars) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; BDP Grubunun üniversitelerdeki öğrenci olaylarıyla alakalı vermiş olduğu Meclis araştırma önergesinin aleyhinde söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygılarımla selamlıyorum.

Tabii, işin bir tarafında, üniversitedeki olaylardan kaygı duyulmasıyla alakalı bir araştırma önergesi talebi. Burada ne zararı var? Tabii ki çok haklı bir talep gibi görünüyor olabilir fakat saygıdeğer milletvekilleri, aslında, araştırma önergesinin gerekçesi kaleme alınırken bu kaygıları artırabilecek bir noktadan bakıldığını; aslında, bu kaygıları sadece bir alana yıkmaya çalışan, solcu ve Kürt öğrenciler özelinde olayı sadeleştiren, basitleştiren, üniversitedeki diğer öğrenci kesimlerinin arasında olan sıkıntıları göz ardı eden ve ta 1960’lı yıllardan beriki sürecin sorumluluğunu tamamen AK PARTİ’ye yıkan bir ifadeyle kaleme alındığını görmüş bulunuyoruz.

Tabii, baktığınız zaman, bu, üniversitedeki olaylarda… Evet, bazı dönemlerde üniversiteler, gençliğin olduğu, enerjinin olduğu, heyecanın olduğu, farklı kültürlerin bir anda bir araya geldiği, birbirlerini tanımaya başladıkları, farklılıklarını ayrışma gibi bazen değerlendirdikleri anların olduğu alanlar. Olur üniversitelerde bazen böyle sıkıntılar ama bu dönemde özellikle bu olayların art arda, değişik şehirlerdeki üniversitelere sıçraması ve hemen hemen birbirini destekleyecek eylemler şeklinde organize edilmesi aslında bize başka bir bakış açısıyla bakmamız gerektiğini göstermektedir. Üstelik, bu olaylara baktığınız zaman, sadece solcu ve Kürt öğrenciler arasında olmadığını, İslam hassasiyeti olan öğrencilerle solcu öğrenciler arasında, efendim, BDP yanlısı öğrencilerle solcu öğrenciler arasında, milliyetçi öğrenciler arasında, çeşitli üniversitelerde, isimleri ve aidiyetleri farklı olmakla beraber, öğrenci olaylarının yaşandığını aslında görmekteyiz.

Şimdi, sayın milletvekilleri, tabii, üniversitelerde bu olaylar yeni değil. Aslında, üniversitelerde, biliyorsunuz, demokratikleşme ortamının, insanların özgürlüklerini yaşayabilmelerinin, öğrencilerin inançlarıyla üniversitelerde kabul edilebilmelerinin önü bizim Hükûmetimizle birlikte açılmaya başlandı. Üniversitelerde eskiden neler yaşandığını, içinde bizzat öğretim üyesi olarak bulunduğum için, yaşayan, gören, bilen bir insan olarak söylüyorum. Üniversitelerde aslında bizim arzu ettiğimiz demokratik ortamın, insan haklarının, öğrenci haklarının, sosyal yaşamın ve evrensel bir üniversite eğitiminin çok da fazla olmadığını sizin de üniversite sıralarından, yıllarından hatırlamanız aslında hiç de zor değil.

Bizim üniversitelerimizde çıkan bu olayların, aslında, bu son zamanlarda arkasına baktığınız zaman şöyle bir kaygıyla ve endişeyle ortaya çıktığını düşünmekteyiz... Saygıdeğer milletvekilleri, aslında, BDP Meclis araştırma önergesinin gerekçesinde şöyle bir cümle var, arkadaşların ifadesinde şöyle bir şey var, deniyor ki: “Türkiye'nin demokratikleşmesi, özgürlüklerin genişletilmesi ve eşitlik idealleriyle yaşamı kurgulayan bu öğrencilere karşı sistematik bir saldırı.” Arkadaşlar, eğer bu sistematik saldırı bir şekilde bu üniversitelerde yapılıyorsa, emin olun, bu aslında AK PARTİ’ye karşı yapılan bir saldırıdır çünkü AK PARTİ’nin başlatmış olduğu millî birlik ve kardeşlik projesi, hedef olarak, zaten bu ülkede özgürlüklerin tam olarak yaşanabilmesi, dinî, etnik, bölgesel milliyetçiliklerin asla konuşulmaması ve bunun önüne geçilmesi amacıyla yürütmüş olduğu bir proje. Demek ki aslında sizin bu gerekçeye yazdıklarınız, AK PARTİ’yle alakalı söylemler olmasa gerek. AK PARTİ’nin bu bölgede yaşamış oldukları, son zamanlardaki sıkıntılar, özellikle 7 Şubattan, 25 Şubattan, Gezi eylemlerinden falan baktığınız zaman, aslında isimleri farklı, yapılış noktaları farklı, gerekçeleri farklı ama sonuç olarak hedefinde Türkiye'nin olduğu, hedefinde Türkiye'nin, Hükûmetin olduğu bir sürecin başlamış olduğunun delaleti. Şimdi, bir bakıyorsunuz, bu insanlar farklı kimlikler altında bu ülkede yer yer çeşitli operasyonlar, çeşitli iç ve dış güçlerin etkisiyle çeşitli operasyonlar, eylemler, ameliyatlar yapmışlar. Kendilerini bazen üniversitelere, bazen yargıya, bazen askeriyeye, bazen siyaset içerisine saklamış ama Türk milleti artık bunlara o kadar alışmış ki ameliyat masasında hep Türk milleti olduğu için, amaçlar, gayeler, kişiler, şunlar, bunlar farklı olsa da biz ameliyat masalarında onları artık tanıyoruz. Bu yüzler değişmiş olsa da niyetlerin aynı, menşelerin aynı, kökenlerin aynı olduğunu biliyoruz.

BDP’nin grup önerisine baktığınız zaman, evet, sıkıntılar… Ama arkadaşlar, özellikle Diyarbakır’da başlayan eylemlerden sonra, orada 49 tane sivil toplum örgütünün birleşerek bir deklarasyonu var. Orada özellikle şuna dikkat çekiliyor: BDP ve HÜDAPAR’da siyaset yapan siyasetçilerin çok özenli bir dil kullanmaları gerektiği ve bu sıkıntılara ancak güzel bir dille, bir yaklaşımla engel olunabileceği noktasında uyarıları var. Aslında çok olumlu bir uyarı. Demek ki, burada, özellikle siyasetin kızışmaya, sıkışmaya, heyecanlanmaya başladığı bu dönemde siyasi partilerin; AK PARTİ, BDP, CHP veya MHP, kim olursa olsun, herkesin bu dönemde, özellikle ülkemizde başlamış olan bu barış ve kardeşlik süreci içerisinde bütün çözümleri aramaları gerektiği ve buna şiddetle hassasiyet göstermeleri gerektiği, destek olmaları gerektiği bir süreçten geçiyoruz.

Evet, öğrenci olaylarında üniversitelerin yanlı yaklaşımları olabilir mi? Olmaması gerekir. Olabilir mi? Yanlış davranışlar içerisinde olanlar olabilir. Bunlara hassasiyet göstermek hepimizin görevi; takip etmek, kolluk kuvvetlerinin, Hükûmetin, adaletin elbette görevi.

Bakın, biz üniversiteyken, arkadaşlar -ben Kars’ın Kafkas Üniversitesinin bir öğretim üyesiyim- olaylar olurdu küçük çaplı. Gittiğiniz zaman siz öğrencilerin yanına -kendi küçük, böyle, farklı anlaşmalardan kaynaklanan sıkıntılardan doğan olaylar olurdu- sizin şefkatli, samimi yaklaşımlarınızla kısa sürede bunlar bir sükûnete kavuşurdu, barıştırılırdı, uzlaştırılırdı, ayrılırdı. Fakat, bu olaylar artarak üniversitelerde devam ettirilmeye çalışılıyor. Demek ki öğrencilerden kaynaklanan, öğrencilerin birbiriyle olan sıkıntılarından kaynaklanan olaylar değil, bunlar bu kadar masumane değil; bunların altında büyük provokasyonlar, büyük eylem hazırlıkları içerisinde olan ve Türkiye üzerinde çeşitli oyunlar oynamaya çalışan ve bu ülkede barış ve kardeşlik sürecinin sonuçlanmasıyla beraber istedikleri ameliyatları rahat yapamayacaklarını düşünen, bu bölgede rahat at koşturamayacaklarını düşünen ekiplerin, insanların girişimlerinin de rolü olduğunu hiç kimsenin unutmaması lazım. Yani bu, bizim bildiğimiz masumane öğrenci hareketlerinden çok farklı süreçte yürüyen bir gidişat olarak görünüyor. Dicle Üniversitesinden başlıyor, bunu destekleyen olaylar diğer üniversitelerde şekilleniyor ve bu bütün ülkeye, arkadaşlar, yayılmaya çalışılıyor. Demek ki amaç nedir? İşte 7 Şubatta yapmak istediklerini yapamayanlar, Gezi olaylarında yapmak istediklerini yapamayanlar, 17 Aralıkta, 25 Aralıkta yapmak istediklerini yapamayanlar ayrı bir mecradan ülkenin geleceğiyle alakalı bir sıkıntı alanı daha oluşturmaya çalışmaktadırlar.

Arkadaşlar, gençlik heyecanın olduğu, kanın kaynadığı bir yerdir, kolay provoke edilebileceklerinin düşünüldüğü alandır ama ben şuradan bu üniversitelerde okuyan öğrenci kardeşlerime seslenmek isterim: Arkadaşlar, sizi kullanmak isteyenler olabilir, sizin enerjinizden, bu heyecanınızdan yararlanmak isteyenler elbette olabilir fakat inanın bana, öğrencilik hayatınızı sizin istediğiniz şekilde sonuçlandıramadığınız takdirde, geleceğinizi o elde etmiş olduğunuz imkânlarla kurgulayamadığınız takdirde, sizi bugün kullanmak isteyenler, yarın, daha pervasızca, acımasızca kullanmak için, bu amaçlarını gerçekleştirmek isterler. Dolayısıyla, lütfen, ailelerinizin size vermiş olduğu büyük emek ve katkılardan, devletimizin, Hükûmetimizin size sağlamış oldukları büyük imkânlardan bu sıralardayken bir an önce yararlanıp ülkenin geleceğine, bölgenin geleceğine, ailenin ve sizin geleceğinize katkı olarak kullanmanız sizin şu andaki yapacağınız en önemli şeydir diye düşünüyorum.

Evet, bu ülkede her zaman sağcı-solcu tartışması, Kürt-Türk çatışması çıkarmak isteyenler olabilir ama bilmeniz lazım ki bu ülkenin insanı artık barışa, kardeşliğe ve huzura heveslidir diyor, hepinize saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Barış ve Demokrasi Partisi Grubu önerisinin lehinde olmak üzere ikinci konuşmacı, Kars Milletvekili Sayın Mülkiye Birtane. (BDP sıralarından alkışlar)

Buyurun.

MÜLKİYE BİRTANE (Kars) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Kafkas Üniversitesi öğretim üyeliğinden gelen Sayın Yunus Kılıç Hocamız orada yaşanan sorunlara da keşke daha objektif olarak değinmiş olsaydı, öğrencileri terörize eden bir konuşması oldu. Yine, suçlayıcı ve AKP’yi savunan bir konuşma görevi Kars milletvekiline düştü çünkü bugünkü konuşmayı benim yapacağımı bildikleri için her kürsüye çıktığımızda, Kars’taki sorunlarla ilgili konuştuğumuzda ne yazık ki Kars milletvekili arkadaşlarımızın çıkıp savunmaya geçmeleri doğru karşılanacak bir durum değildir.

Üniversite öğrencilerinin üzerindeki baskı ve sindirme politikaları hakkında vermiş olduğumuz önerge üzerine söz aldım. Bu vesileyle, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Türkiye siyaseti rüşvet, yolsuzluk ve paralel devlet iddiaları ile çalkalanmadan önce, gündemde Hükûmetin ortaya attığı “kızlı erkekli yurt” tartışması vardı. İktidara oturduğundan beri baskı politikalarına hız veren AKP, baskı rejimlerinin en tipik özelliği olan üniversite öğrencilerini sindirme politikalarını Türkiye tarihinde görülmemiş özel yöntemlerle hayata geçirmeye çalışmakla meşgul.

Ortadoğu Teknik Üniversitesi başta olmak üzere, üniversitelerde önce kendine biat eden öğrenci grupları oluşturmak, sonrasında ise bu gruplarla öğrenciler üzerinden baskı kurarak kendi ideolojisini benimsetmek için, AKP-cemaat iş birliği ile projeler hayata geçirilmiştir. Bakanları, bürokratlarıyla üniversitelere giderek oraları AKP’ye avukat, savcı, bürokrat yetiştiren okullar hâline getirmeye çalışan Hükûmet, karşılaştığı her protestoda öğrencilere daha çok öfkelenerek bu kez yola getiremediği öğrencileri üniversitelerden atmak, kaydını sildirmek gibi hukuksuzluklar yapma yoluna başvurmuştur. Devlet yetkililerini protesto eden öğrencilere yüksek oranda cezalar verildi, okul hayatları karartıldı, kayıtları silindi, okuldan uzaklaştırıldılar. Siyasi baskılar sonucu yüzlerce öğrencinin okulla ilişiği kesilmiştir, binlercesi tutuklanarak cezaevine konulmuştur. 2013 yılı Mayıs ayında, Adalet Bakanlığı tarafından bir soru önergesine istinaden verilen bilgiye göre, tutuklu öğrencilerle ilgili olarak ellerinde anlık veri olmadığı, 4 Ocak 2013 itibarıyla 2.776 tutuklu ve hükümlü öğrenci bulunduğu açıklanmıştır. “Anlık veri olmadığı”ndan anladığımız ise serbest bırakılan öğrenci olsa da bu sayının günbegün artış gösterdiğidir çünkü 2011 yılının Ekim ayında cezaevinde bulunan öğrenci sayısı 503 idi ve iki yıl içinde 6 kat artış yaşanmıştır.

Son birkaç ay içerisinde, Erzurum, Kars, Diyarbakır, Kütahya, Afyonkarahisar, Bolu, Bursa, İstanbul, Sivas ve daha birçok üniversitede öğrenciler polis ve üniversite yönetiminin baskılarına maruz kalmışlardır. Daha önce kamuoyunda tıp öğrencilerine yönelik hiçbir delil olmadan yapılan tutuklamalarla gündeme oturan bu baskılar, son dönemlerde hız kaybetmeden öğrenciler üzerinde devam ettirilmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye’de öğrenciler yaptıkları basın açıklamalarında parasız eğitim istedikleri, bu içerikli pankartlar açtıkları için terör örgütü üyesi olarak yargılanmaktadırlar ve çeşitli cezalara çarptırılmaktadırlar. Sadece bu içerikte değil, demokratik ve devrimci örgütlenmede yer almak, toplumsal sorunlar karşısında duyarlılık göstermek, bir sorun hakkında fikir beyanında bulunmak veya toplantı ve gösteri yürüyüşlerine katılmak öğrencilerin terör suçu ile yargılanmalarına neden sayılmaktadır.

Devlet, bir taraftan öğrenciler üzerinde baskı kurarken bir taraftan  Kürt demokrat, devrimci, sol görüşlü öğrencilere yönelik ise okullarda linç kampanyaları başlatmakta, öğrenciler ırkçı grupların saldırılarına uğramaktadırlar. Bu nedenle üniversite hayatı sona eren öğrenciler çıkarılan öğrenci af yasalarının da dışında tutulmaktadırlar. Bu durum, uluslararası sözleşmeler ve Anayasa’nın eşitlik ilkesi başta olmak üzere, birçok yasaya aykırılık teşkil etmektedir. Kişinin temel ve anayasal hakkı olan eğitim hakkının engellenmesi hukukun genel kaideleriyle de çelişen bir husustur. Fırsat bulmuşken belirtmek isterim ki bir an önce, bu vesileyle  kapsayıcı ve eşitlikçi bir yasal düzenlemenin yapılarak yeni bir af yasası çıkarılması elzemlik arz eder.

Hükûmetin toplumun en dinamik gücü olan üniversite gençliğine dönük baskıları, sadece okul hayatını bitirmek, araştırmayan, okumayan, sorgulamayan bir öğrenci tipi yaratmaya dönük değildir. AKP, bu amaçlarını gerçekleştirmek için ciddi sindirme yöntemleri de kullanmaktadır. Gezi direnişi sırasında da hedeflenen en fazla öğrenciler olmuştur çünkü Gezi direnişi aynı zamanda bir öğrenci hareketiydi. Yüzlerce öğrencinin hedef hâline getirildiği gösterilere destek yürüyüşlerinde Eskişehir Anadolu Üniversitesi öğrencisi 19 yaşındaki Ali İsmail Korkmaz, polislerin dakikalarca darbetmesi sonucu beyin kanaması geçirerek hayatını kaybetmiştir. 4 Nisan 2009’da Amara yürüyüşünde polisler tarafından katledilen 21 yaşındaki Kürt öğrenci Mahsum Karaoğlan, 6 Aralık 2009 yılında Diyarbakır’da bir gösteride polisin hedef göstererek vurduğu öğrenci Aydın Erdem, 12 Mayıs 2010 tarihinde Muğla’da Gültekin Şahin adındaki polis  tarafından öldürülen Şerzan Kurt cinayetleri devletin öğrencilere dönük sindirme politikalarının  bir  sonucudur. Bu öğrenciler, göz göre göre devletin resmî kolluk kuvvetleri tarafından katledildiler. Kamera kayıtları ortada, polis isimleri açık, görüntüler ve sesler net ancak Hükûmetten ses yok.

Yolsuzluk ve rüşvet operasyonlarında operasyona katılan binlerce polisin, yargılama yapan hâkimlerin, savcıların görev yerini değiştiren, jet hızı ile görevden alma işlemini yapan Hükûmet, bu katliamlar ve üniversitedeki linç girişimleri karşısında kılını kıpırdatmamaktadır. Çocuklarının yargılanmasına bile tahammül edemeyen, bunun için yeni kanun yapanlar, gençleri, öğrencileri sokak ortasında katleden polisleri âdeta ödüllendirmekte, mahkemeye çıkmalarına bile izin vermemektedir. Hükûmet, paralel yapılanma olduğunu iddia ettiği emniyeti, yargıyı daha dün halk çocukları söz konusu olduğunda efsane yazmakla, gereğini yapmakla kutlayıp teşekkür yağmuruna tutuyordu; bugün “Keser döner, sap döner; gün gelir, hesap döner.” misali, kendi çocukları söz konusu olunca o aklayıp pakladıkları yargı ve emniyet bir anda çeteci, hukuksuz yapıların sızdığı bir kurum oluverdi.

Buradan Hükûmete sesleniyoruz: Aydın Erdem’i, Şerzan Kurt’u, Mahsum Karaoğlan’ı, Ali İsmail Korkmaz ve daha nice öğrencileri ve gençleri senin polisin mi öldürdü, yoksa cemaatin mi? Öğrencileri öldüren kolluk kuvvetlerini aklayan, onlara koruma kalkanı olan senin yargın mı, paralel yargı mı?

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; üniversitedeki baskılar, linç kampanyaları hakkında defalarca Meclis araştırması açılmasını talep ettik ancak bu talebi, AKP Meclisteki çoğunluğuna dayanarak reddetmiştir. Bütün bu belirttiğimiz sorunlar, aslında iktidarın kendi anlayışına göre şekillendirmek istediği bilimsel, demokratik, özgür araştırma yapmayan, tekdüze, kendine biat eden bir gençlik ve gelecek istediğinin açık göstergeleridir. Hepimiz, gençlikle ilgili konuşurken “Gençlik ülkenin geleceğidir.” deriz ancak geleceğimizi iktidarlar eliyle nasıl kararttığımızı ve ne hâle getirdiğimizi de bu vesileyle sizlerle paylaşmış olduk.

Araştırma önergemizin gündeme alınması diliyor, hepinize saygılar sunuyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Birtane.

YUNUS KILIÇ (Kars) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Kılıç.

YUNUS KILIÇ (Kars) – Konuşmacı sözlerine başlarken benim öğrencileri kışkırtmaya yönelik, provoke etmeye yönelik bir hitabım olduğunu söylediler. Karşılık olarak onu söylemek isterim.

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Gerçekleri koydu ortaya.

BAŞKAN – Dedi… Duydum, duydum, evet.

SIRRI SAKIK (Muş) – Allah için biz de duyduk!

MÜLKİYE BİRTANE (Kars) – Biz, hepimiz duyduk.

BAŞKAN – Duydum, dinledim sonuna kadar.

Buyurun.

İki dakika…

V.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

3.- Kars Milletvekili Yunus Kılıç’ın, Kars Milletvekili Mülkiye Birtane’nin BDP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

YUNUS KILIÇ (Kars) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; Mülkiye Hanım tabii Kars Milletvekilimiz, saygım büyüktür kendilerine, özellikle Kars halkı adına selamlıyorum kendilerini.

MÜLKİYE BİRTANE (Kars) – Teşekkür ediyoruz. Kars halkı da bizi izliyor.

YUNUS KILIÇ (Devamla) – Şimdi, efendim, şöyle: Üniversiteler olunca hani benim konuşacağımı bildiği için, işte “Yunus Hocaya da söz  vermişler.” dedi. Oysa zaten üniversitelerde konuşması gereken insanların başında benim gelmem lazım, üniversitede hocayım ben yani ben üniversitelerde konuşmayacağım da kim konuşacak? Burası, bir kere hiç tutarlı değil.

Bir de öğrencileri provoke edici ve kışkırtıcı bir konuşma yaptığımı söylediniz. Asla, sizin gibi buradaki milletvekilleri düşünmüyordur. Ben, özellikle, üniversite öğrencilerini yatıştırıcı, aklıselimle hareket etmeleri gerektiğini, bu tür provokasyonlara meyletmemeleri gerektiğini anlattım. Nasıl anlamışsınız? Siz de bir öğretim üyesisiniz, böyle mi anladınız benim anlattığımı?

Saygıdeğer milletvekilleri, ben Kafkas Üniversitesinde, özellikle Kürt öğrencilerin ağırlıklı olarak okuduğu bir üniversitede hocayım. Bizim üniversitemizde bu hassasiyetler çok önemlidir. Üniversitede hoca olduğumuz süre içerisinde, küçük küçük olaylara -dikkat ederseniz, söyledim- gidip, müdahale edip o öğrencilere şefkati, sevgiyi, kucaklayıcılığı bizzat kendim yaptığım için, bizim yaşadığımız, üniversitede görev yaptığımız dönemde, o üniversitede bir tane olay ve eylem olmamıştır.

MÜLKİYE BİRTANE (Kars) – Siz geldikten sonra oldu Hocam!

YUNUS KILIÇ (Devamla) – Bakın, daha sonra, biz milletvekiliyken Kars’taki üniversitede de benzer bir olay yaşandı ve ben, emniyet müdürümüzle,  üniversite rektörümüzle ve oradaki insanlarla bizzat görüşerek bu bölgenin özellikle bu konuda hassas olduğunu, çok dikkatli davranılması gerektiğini, asla birilerinin yanında, birilerinin  karşısında görülmemenin gerektiğini ve ülkeye ve millete hayrın bu olacağı noktasında konuşmalar yaptığım zaman, birileri, orada dinleyenler “Ya, bu adam PKK’lı mı, BDP’li mi?” falan gibi söylemlerde bulunmuşlar. Biz bu kadar hassasiyet gösterirken provokasyonla suçlamanız çok ayıp olmuştur.

Yüce Meclisi saygılarımla selamlarım.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

MÜLKİYE BİRTANE (Kars) – Sayın Başkan… Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Birtane.

MÜLKİYE BİRTANE (Kars) – Sayın konuşmacının aslında beni yanlış anladığını düşünerek ben iki dakikalık bir söz hakkı istiyorum.

BAŞKAN – Şimdi, sataşma yapmadı size.

MÜLKİYE BİRTANE (Kars) – Hayır sataşmada… Az önceki konuşmasında… Aslında, vurgulamak istediğim şey şuydu: BDP’nin…

BAŞKAN – Yerinizden bir dakika söz vereyim size, açıklama yapacaksanız.

PERVİN BULDAN (Iğdır) - Başkanım, iki dakika verin, yerinden konuşsun.

BAŞKAN – Sataşma yok çünkü Sayın Buldan.

PERVİN BULDAN (Iğdır) - Var, var… Başkanım, sataşma var.

MÜLKİYE BİRTANE (Kars) – Daha önceki konuşmada da yine sayın hatibimizin üniversite tabanını kışkırtan kesimlerin olduğunu ve bizi işaret ettiğini, HÜDA PAR ve BDP’nin daha açıklayıcı, daha ılımlı dil kullanmaları gerektiğinden de yola çıkarak… Ben, o yüzden, hem nalına hem mıhına vurup burada terörize etmiştir, hem olumlu hem olumsuz söylemleri olmuştur; buna istinaden o şekilde bir cümle sarf ettim. Yanlış anlaşıldığı için, ben açıklamak istiyorum.

BAŞKAN – Ama, açıkladınız zaten yeteri kadar Sayın Birtane. Bunda sataşma yok.

PERVİN BULDAN (Iğdır) - Başkan, iki dakika yerinden…

MÜLKİYE BİRTANE (Kars) – İki dakika…

YUNUS KILIÇ (Kars) - Mülkiye Hanım, anladık, tamam.

NİMET ÇUBUKÇU (İstanbul) – Anladık zaten…

BAŞKAN – Şimdi, bakın, sayın milletvekilleri… Sayın Birtane…

SIRRI SAKIK (Muş) - Bugün Karslıların günü olsun.

ALTAN TAN (Diyarbakır) - Bir şey olmaz, bugünü Karslılara bırakalım Sayın Başkan, bir şey olmaz. Zaten felek vurmuş, Hükûmet de bir şey yapmamış Kars’a!

BAŞKAN – Keşke hepsine bırakabilsem de… Başka milletvekilleri var, bir yığın ilden milletvekilleri var; ne yapabiliriz? Şimdi…

MÜLKİYE BİRTANE (Kars) – Kars’ı bu vesileyle gündeme taşımış olacağız Sayın Başkan. Bir dakika…

BAŞKAN – Peki ama şimdi, usulü uygulama gibi bir sorumluluğum var. Tabii ki söz vermek isterim size. Hadi, bugün Karslıların da günü olsun, ona da bir şey demiyorum ama sataşmadan dolayı İç Tüzük’e göre şu anda bir durum söz konusu değil. Yerinizden vereyim, bunu kabul edin, yoksa Pervin Hanım isteyecek, bu sefer size devredecek; bu usulü de tercih etmek istemiyorum.

Teşekkür ederim.

Buyurun Sayın Birtane.

VI.- AÇIKLAMALAR (Devam)

3.- Kars Milletvekili Mülkiye Birtane’nin, Kars Milletvekili Yunus Kılıç’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MÜLKİYE BİRTANE (Kars) – Teşekkür ediyorum.

Tabii, az önceki konuşmamda, daha önceki konuşmalarımda da Kars’la ilgili veya bölgeyle ilgili görüşlerimizi dile getirdiğimizde ne yazık ki Kars milletvekili arkadaşlarımız hemen kalkıp cevap veriyorlar. Buradan Kars halkı hepimizi izliyor. Kimin ne kadar doğru, kimin ne kadar yanlış konuşma yaptığına da Kars halkı karar verecektir diyor, teşekkür ediyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

SIRRI SAKIK (Muş) – İzliyor, izliyor…

ALTAN TAN (Diyarbakır) – Bravo, bu kadar kibar olunur, cevap böyle verilir.

BAŞKAN – Ben de anlayışınızdan dolayı size teşekkür ediyorum.

VIII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

1.- BDP Grubunun, BDP Grup Başkan Vekili Bingöl Milletvekili İdris Baluken tarafından üniversitelerdeki bazı kesimlerin solcu ve Kürt öğrencilere yönelik provokasyon ve saldırılarla gündem oluşturmasının araştırılması amacıyla 6/2/2014 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 12 Şubat 2014 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – Barış ve Demokrasi Partisi grup önerisinin aleyhinde ikinci konuşmacı, Bolu Milletvekili Ali Ercoşkun.

Buyurun Sayın Ercoşkun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ALİ ERCOŞKUN (Bolu) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum; Barış ve Demokrasi Partisinin grup önerisinin aleyhine söz almış bulunuyorum.

Değerli arkadaşlar, bildiğiniz gibi, üniversite deyince aslında, 1980’lerden yani 12 Eylülden sonra sadece 70 civarında olan üniversite sayısı geldiğimiz günlerde 170’in üzerine çıkmış durumda. Yani, 237 bin civarındaki öğrenci sayısı ise 4,5 milyonu aşıyor ve Türkiye’nin 81 vilayetinde en az 1 üniversiteyle öğrencilerimizin, gençlerimizin eğitim seviyesini yükseltmeyi hedefliyoruz. Tabii, bu kadar büyük bir camiada yani 4,5 milyon civarında bir rakamı ortaya koyarken bu camiada da sorunların, sıkıntıların olmadığını, bütün meseleleri çözdüğümüzü de ifade etmek gerçekleri yansıtmaz. Evet, üniversitelerde birçok sıkıntıyı geçtiğimiz süreçte de hep birlikte yaşadık. Katsayı sıkıntısı vardı mesela; öğrenciler, özgürce istedikleri bölümü seçemiyorlardı veya yüksek puanlar almalarına rağmen bu bölümleri tercih edemiyorlardı. Başörtüsü denen bir zulüm vardı; öğrenciler üniversiteyi kazandıkları hâlde, sadece ve sadece başörtüsü taktıkları için okullarda okuyamıyorlardı ve ikna odalarıyla bu öğrenciler ikna edilmeye çalışılıyordu. Müthiş derecede, gönüllerde yangınlar söz konusu oluyordu. Neler çekildiğini, bu öğrencilerin aslında defalarca ifade ettiğine şahit olduk. Tabii, bu süreçlerde BDP’nin grup önerisinde de belirttiği gibi bazı olaylar da söz konusu oldu karşıt görüşlü öğrenciler arasında, hâlâ da bunlar devam ediyor. Bu olaylardan zarar gören, mağdur olan öğrencilerin de muhakkak rahatsız olduklarını da ifade edebiliriz . Dolayısıyla, burada bizlere düşen, bu tür olayların meydana gelmesini engellemek ama diğer taraftan bütün süreçle alakalı, doğru yönetilerek soruşturmaların açılması ve neticelenmesini sağlamak ama diğer taraftan, bütün bunları sadece bir gruba, bir kesime yönelik olarak ifade etmek de aslında gerçekleri yansıtmaz çünkü Türkiye 81 vilayetiyle, doğusuyla batısıyla, güneyiyle kuzeyiyle birdir ve bütündür. Bu bütün içerisinde bir grubu, bir kesimi sadece mağdur olarak ifade etmekle doğruların yansıtılmadığını düşünüyoruz. Dolayısıyla, burada, belki tüm partiler 80 ihtilali sonrasındaki süreçten şikâyetçiyken aslında yapılması gereken, yeni sivil bir anayasayla bu şikâyetçi olunan konuların ve kurumların ortadan kalkması ve sonrasının daha demokratik, daha sivil bir şekilde dizayn edilebilmesi olmalı. Bu süreçte anayasa çalışmalarına verilecek olan desteklerle bunlar sağlanabilecekken, şu anda sadece bir konunun, spesifik bir olayın araştırılmasını istemek meselenin tamamını çözmeye yönelik bir hareket olmayacaktır muhakkak.

Gündemimiz bellidir değerli arkadaşlar. Bu gündem çerçevesinde, Barış ve Demokrasi Partisinin önergesinin aleyhinde olduğumuzu belirtir, Genel Kurulu saygıyla selamlarım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Barış ve Demokrasi Partisinin grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Vural, buyurun.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, bir söz talebim olmuştu.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Vural, görmedim.

VI.- AÇIKLAMALAR (Devam)

4.- İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, üniversitelerin yasa dışı eylemlerin değil, eğitimin yapıldığı yerler olması gerektiğine ilişkin açıklaması

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkanım, üniversitelerde gerçekten pis ve kirli bir oyun oynanıyor. Özellikle, birçok üniversitedeki PKK’nın üniversite yapılanması, illegal yapılanma, maalesef üniversitede huzursuzluk meydana getiriyor. Buradan, özellikle bu yapılanma ve bu konuda vatansever, milliyetçi, dersine gitmek isteyen insanlara yönelik saldırılar karşısında hem güvenlik görevlilerini hem de açıkçası üniversite yönetimlerini uyarıyoruz. Üniversiteler, gençler arasındaki bu tip illegal yapılanmaların, şiddete yol açan yapılanmaların, yasa dışı eylemlerin, yasa dışı örgütlerin sloganlarının ve posterlerinin asılma yeri olmaktan çıkartılsın, üniversiteler bir eğitim yeri olsun, Türkiye’nin geleceği olsun. Bu konuda uyarımı hem üniversite yönetimlerine hem de aynı zamanda Hükûmete iletmeyi bir görev addettim efendim.

Teşekkür ederim. 

BAŞKAN – Ben de teşekkür ederim.

VIII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

2.- MHP Grubunun, 11/2/2014 tarih ve 3342 sayıyla Manisa Milletvekili Erkan Akçay ve arkadaşları tarafından Türk basınındaki sansür ve otosansürün nedenlerinin araştırılarak basın özgürlüğünün sağlanması, yasal düzenlemeler de dâhil olmak üzere alınacak önlemlerin belirlenmesi amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 12 Şubat 2014 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

BAŞKAN – Milliyetçi Hareket Partisi grup önerisini okutuyorum:

12/02/2014

Türkiye  Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulunun 12 Şubat 2014 Çarşamba günü (bugün) yaptığı toplantısında siyasi parti grupları arasında oy birliği sağlanamadığından, grubumuzun aşağıdaki önerisinin, İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını arz ederim.

Saygılarımla.

                                                                                                                                    Oktay Vural

                                                                                                                                         İzmir

                                                                                                                          MHP Grup Başkan Vekili

Öneri:

11 Şubat 2014 tarih, 3342 sayı ile TBMM Başkanlığına, Manisa Milletvekili Erkan Akçay ve arkadaşlarının Türk basınındaki sansür ve otosansürün nedenlerinin araştırılarak basın özgürlüğünün sağlanması, yasal düzenlemeler de dâhil olmak üzere, alınacak önlemlerin belirlenmesi amacıyla verdiği Meclis araştırma önergesinin 12 Şubat 2014 Çarşamba günü (bugün) Genel Kurulda okunarak görüşmelerinin bugünkü birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Milliyetçi Hareket Partisi grup önerisinin lehinde Manisa Milletvekili Sayın Erkan Akçay konuşacak. (MHP sıralarından alkışlar)

Buyurun.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türk basınındaki sansür ve otosansürün nedenlerinin araştırılarak basın özgürlüğünün sağlanması amacıyla yasal düzenlemeler de dâhil  olmak üzere, alınacak önlemlerin tespiti için Meclis araştırması açılmasına yönelik verdiğimiz önerge üzerine söz aldım. Muhterem heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, medya, çağdaş demokratik ülkelerde demokrasinin çok önemli bir aracıdır, kamuoyunun sesini gündeme taşıma ve siyasal iktidarı denetlemek işlevlerini yerine getirmektedir. Tekelleşen ve ticarileşen patronaj yapısı, medya-siyaset-ihale ilişkisi ve gazeteci kimliğinde yaşanan bozulmalar medya işlevlerini ziyadesiyle dejenere etmiştir. Medya doğru, gerçek ve objektif haber ilkelerinden çok uzaklaşmıştır.

Gazetecilik mesleğinde sansür, yayın içeriklerine müdahale, manipülasyon veya yayını durdurma olarak kendini göstermektedir. Diğer bir boyutta ise, meslekten kovulma, tasfiye edilme, kanal kapatma, yasal baskılar, hatta tutuklanmayla karşılaşılmaktadır. Otosansür, sansürün içselleştirilmiş hâlidir. Endişe ve korku kaynaklı otosansür, gazeteciler için sansürden daha tehlikeli ve vahim bir hâle gelmiştir.

AKP’nin baskıları nedeniyle günümüzde medya, iktidarın söylemi doğrultusunda gündemi yönlendirmekte, iktidarların söylemini yeniden üretirken hangi kaynakların kullanılacağına, haber başlıklarının seçimine, ne söyleneceğine ve nasıl söyleneceğine karar vermektedir. Gezi olaylarında milyonlar sokaklara çıkmışken haber kanallarının bu olayları görmezden gelmesi, Başbakan Sayın Erdoğan’ın gazetecilere Gezi Parkı eylemleriyle ilgili “Demokratik taleplere canımız feda.” sözlerinin 7 gazetede aynı günde manşette yer alması ülkemizdeki medyanın durumunu gözler önüne sermektedir.

AKP döneminde sansürün artması sonucu Türkiye, basın özgürlüğü sıralamasında her geçen gün geriye gitmiştir. Türkiye, Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütünün basın özgürlüğü sıralamasında 2002’de 99’uncu sıradayken, bugün 179 ülke arasında 154’üncü sıradadır.

Anadolu Ajansı ve TRT Hükûmetin borazanı hâline gelmiş, muhalefet partilerine sansür uygulamıştır. Türk Hava Yolları uçaklarında muhalefet gazetelerinin dağıtımı yasaklanmıştır. Meclis Televizyonunun yayın saati kısıtlanarak haber özgürlüğü engellenmiş, Meclis TV muhalefet partilerinin grup toplantılarına sansür uygulamıştır. Gezi olayları ve 17 Aralık yolsuzluk ve rüşvet operasyonundan sonra televizyon ve gazete yayınlarını kontrol etmek amacıyla AKP Genel Başkan Yardımcısının Başkanlığında bir komisyon kurulduğu iddia edilmektedir. Gazetecilerin emniyete girişi yasaklanmıştır. Anayasa’nın 28’inci maddesinde “Basın hürdür, sansür edilemez. Devlet, basın ve haber alma hürriyetlerini sağlayacak tedbirleri alır.” denilmesine rağmen, Sayın Başbakan gazete ve televizyon sahiplerini bizzat arayarak sansür uygulamaktadır, âdeta kendi eliyle bir sansür memuru gibi hareket etmektedir. Medya, bugün itibarıyla bizzat Sayın Başbakanın tasallutu altındadır.

Sayın Başbakanın talimatıyla Ulaştırma eski Bakanı Binali Yıldırım… ATV televizyonu ve Sabah gazetesinin yeni sahibine devredilmesiyle iş adamlarına salma salınmış, para toplanmış ve havuz oluşturulmuştur. Muhalif gazete ve televizyonların sahiplerine sürekli denetimler yapılmış, yüklü cezalar yazılmıştır. AKP Hükûmeti rüşvet, yolsuzluk ve antidemokratik uygulamalarını örtbas etmek için, televizyon ve gazetelere yayın yasağı getirmekte, İnternet üzerinden sosyal medyaya sansür uygulamaktadır.

Değerli milletvekilleri, şimdi, sizlerle Türk basın tarihine kara bir leke olarak geçen sansür konuşmalarını üzülerek paylaşmak istiyorum. Bu konuşmalar Telekomünikasyon İletişim Başkanlığınca dinlenen konuşmalardır, hepsinde tarih ve “tape”ler mevcuttur. Bu sansür olayının kahramanlarını artık hepiniz biliyorsunuz. Sahne Habertürk gazetesi ve radyosu, başaktör Sayın Başbakan, yardımcı oyuncular…

(Hatip tarafından cep telefonundan bir ses kaydı dinletildi)

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Duyulmuyor, duyulmuyor.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Mikrofona yaklaştır…

ERKAN AKÇAY (Devamla) –  Vallaha, şimdi bunları…

OKTAY VURAL (İzmir) – Mikrofona yaklaş…

ERKAN AKÇAY (Devamla) – Genelde duyuluyor, duymayan vatandaşlarımız da duyuyor.

ALİ ŞAHİN (Gaziantep) – Sesini biraz daha açsın, ses duyulmuyor.

ERKAN AKÇAY (Devamla) – Sesi bu kadar, daha sonra dinletirim.

BAŞKAN – Sayın Akçay, konuşmanıza devam eder misiniz lütfen.

ERKAN AKÇAY (Devamla) – Sayın Başkan, bu, konuşmamızın bir parçasıdır.

ALİ ŞAHİN (Gaziantep) – Biraz yüksek. Teyp getirin!

BAŞKAN – Böyle bir uygulama yok yalnız biliyorsunuz.

OKTAY VURAL (İzmir) – Efendim teknoloji…

BAŞKAN – Teknoloji ama hiçbir şey duyulmuyor.

OKTAY VURAL (İzmir) – Efendim, duyuluyor merak etmeyin.

ERKAN AKÇAY (Devamla) – Şimdi burada…

BAŞKAN – Sayın Akçay, siz konuşmanıza devam edin, lütfen. Atıfta bulunabilirsiniz.

Buyurun.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Hangi alçak bunu dinledi?

ERKAN AKÇAY (Devamla) - …Sayın Başbakan genel koordinatörüne talimat veriyor, Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanının basın toplantısının canlı yayınının kaldırılması için.

İkinci konuşma…

MEHMET ŞÜKRÜ ERDİNÇ (Adana) – Bayatladı bu laflar ya! Başka bir şey söyleyin.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Başka bir şeyler söyleyin.

ERKAN AKÇAY (Devamla) – Vallahi yani size her gün nasıl olsa bir şeyler çıkar.

MEHMET ŞÜKRÜ ERDİNÇ (Adana) – Hukuksuz dinlemeleri söyleyin.

ERKAN AKÇAY (Devamla) – Şimdi, değerli arkadaşlar seçim anketi yapılıyor güya ve bu anketin manipülasyonu için…

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Bayatladı bunlar.

MEHMET ŞÜKRÜ ERDİNÇ (Adana) – Yeni şeyler söyleyin.

ERKAN AKÇAY (Devamla) - …görüşmeler yapılıyor. Başbakan, Bilal Erdoğan, Habertürk’ün “Alo Fatihleri”, 2 Fatihler konuşma yapıyorlar.

OKTAY VURAL (İzmir) – Meclis TV’de “Alo Fatihler” var mı acaba?

ERKAN AKÇAY (Devamla) – Milliyetçi Hareket Partisinin anket sonuçlarında çıkan oylarından 2 puan, 3 puanının BDP’ye aktarılmasını, başka partilere kaydırılmasını söylüyorlar ve onlar da “Başüstüne efendim”, “Hemen efendim”, “Derhâl efendim.” diyerek köle-efendi ilişkilerinin diyaloğunu geliştiriyorlar.

Yine o kadar çok ki süremiz yetersiz ve Meclis TV’nin yayınlarına nasıl müdahale edildiğinin “tape”leri de çıktı. Yalçın Akdoğan -kılavuz Yalçın” deniyor- “Alo” diyor. Alo Fatih de: “Yav arkanı dönemiyorsun ya şimdi çıktım ya!” diyor; kendi personeli için söylüyor. “Biz Meclis TV’yi kapattırıyoruz, kimse görmesin diye siz canlı Meclisi veriyorsunuz.” diyor Akdoğan. Alo Fatih: “Kardeşim, İçişleri Bakanının konuşmasını verelim dedik, devam ettiler.” diyor. “Ya bu çok alçak herif bunlar ya –kendi personeli için söylüyor- arkamı döndüm çıktı ya, şimdi çıktım, İstanbul Emniyet Müdür Yardımcısı falan geldi, onlarla konuştuk. Başbakan da aradı sabahleyin. Fatih orada otur.’ diyor” ve bu diyaloglar sürekli devam ediyor.

OKTAY VURAL (İzmir) – Hayır için oturuyor. Hayırsever!

ERKAN AKÇAY (Devamla) – Sağlık haberine ilişkin 24 Eylülde, Habertürk gazetesinde “Bu mu sağlıkta çağ atlama?” diye bir haber çıkıyor Hükûmeti eleştiren ve Sayın Başbakan yine “Alo Fatih”i arayarak bu yayına müdahale etmesini istiyor, azarlıyor onu. O da suç işlemiş çocuk gibi kendisini nasıl affettireceğini bilemiyor, “Hemen telafi ederiz.” diyor. Ertesi gün de aynı haberi değişik bir şekilde, işte “Bakanlık Sedef için seferber oldu.” diye, bu 24’üncü sayfada çıkan haberi bu defa Sağlık Bakanlığı Sedef’in bakımı için seferber oldu diye… Yine manipüle edilen, sansüre uğrayan bir basın hadisesini görüyoruz.

Değerli arkadaşlar, Başbakanın müdahale ettiği basından, medyadan gazete olmaz, televizyon olmaz, gazete olmaz. Ne olur? Çekirdek külahı olur, kese kâğıdı olur yani bundan basın, gazete filan olmaz ancak çekirdek külahı yaparsınız; çocuklar da uçak yapar, birbirlerine atar oynarlar.

Bu araştırma önergemizin kabulünü temenni eder, hepinize saygılar sunarım. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Milliyetçi Hareket Partisi grup önerisinin aleyhinde Gaziantep Milletvekili Sayın Şamil Tayyar konuşacak.

Buyurun Sayın Tayyar. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ŞAMİL TAYYAR (Gaziantep) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Milliyetçi Hareket Partisinin Türk basınındaki sansür ve otosansür iddialarıyla ilgili verdiği araştırma önergesine dair Adalet ve Kalkınma Partisi Meclis Grubunun görüşlerini ifade etmek üzere söz aldım. Yüce heyetinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum.

Hepimizin bildiği gibi, çağdaş demokrasilerde basın, yasama, yürütme, yargıdan sonra dördüncü kuvvet olarak yer alır ve demokratik rejimin vazgeçilmez, olmazsa olmaz şartlarından, mekanizmalarından biridir. Ne var ki demokrasi ve basın kavramına yüklenen anlamların ideolojilere, mesleki taassuba veya değişik çıkar hesabına bağlı olarak farklılık göstermesi, sadece Türkiye'de değil, tüm gelişmiş demokrasilerde basın özgürlüğünün sınırlarını tartışma konusunu yapmıştır. Hele Türkiye’deki tartışmalar tam içler açısıdır. Çok partili siyasi hayata geçinceye kadar varlığından pek söz edemeyeceğimiz basın, o tarihten itibaren de ağırlıklı olarak vesayetçi rejimin kaldıracı olarak görev yapmış, onların sesi olmuş, zamanla toplumsal hassasiyetlerden uzaklaşmıştır. Demokratik bir işleyiş olması gerekirken vesayetçi rejimle iş birliğini seçmiştir.

O süreçte “sansür” kavramı üzerinde kafa yorulmazken, sivil siyasetin etkin olduğu dönemlerde yargı gibi basın da sansür tartışmasıyla o günün antidemokratik arayışlarının enstrümanı hâline getirilmek istenmişti. Yirmi altı yıl aktif gazetecilik yapmış birisi olarak üzülerek ifade ediyorum, Türk basınının sicili postal rengine bulanmıştır, aradan geçen süre basının demokratik rejime entegrasyonunu maalesef sağlayamamıştır.

Hafızamızı yoklayalım. 27 Mayıs askerî darbe haberini, gazeteler -yakından takip edenler daha iyi bileceklerdir- manşetten kahramanlık olarak veriliyordu. Demokrat Parti kadrolarına yönelik çirkin ve utanç verici haberlere imza atılıyordu.

Bir Millî Birlik Komitesi üyesi, Fransız haber ajansına verdiği demeçte, çukurlarda ve Et Balık Kurumuna ait buzhanelerde cesetler bulunduğunu öne sürmüştü. Bu haber, Cumhuriyet gazetesinin 2 Haziran 1960 tarihli nüshasında manşetten yer almıştı.

Aynı gazetenin 4 Haziran 1960 tarihli bir başka nüshasında “Şehit cesetleri kıyılıp hayvan yemi mi yapıldı?” diye manşet atıldı.

Cemal Gürsel’in “Harp okulunun imhası hakkındaki planlar rivayet değildir. Elimizde kesin deliller bulunuyor.” ifadesi de Cumhuriyet’te 9 Haziran 1960 tarihinde yine manşetten yer almıştı.

Cumhuriyet gazetesi o dönemde öyle yoldan çıkmıştı ki 17 Haziran 1960’ta şöyle bir manşet attı: “Menderes yardım almak için Ardahan’ı Ruslara mı teklif etti?” Hazindir, ilginçtir…

ALTAN TAN (Diyarbakır) – 2014’e gel, 2014’e; ayakkabı kutularına gel. Sana yakışmıyor Şamil Bey, sen gazetecisin.

ŞAMİL TAYYAR (Devamla) – Bir saniye…

Cemal Gürsel aynı gün bu haberi doğruladı.

Vatan gazetesinin 9 Haziran 1960 tarihli manşeti ise şöyledir: “Sabıkların en hunharca planı.” Haber ise -buradan okuyalım- diyor ki: “Harbiyeliler bir meydanda toplanacak, bombalar makineli tüfeklerle özel adamları tarafından imha edilecekler.”

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Farkınız kalmadı, farkınız.

ŞAMİL TAYYAR (Devamla) - Aynı gazete 16 Haziran 1960’da “Büyük yolsuzluklar ortaya çıkıyor.” diye manşet atıyordu.

Menderes’in İsviçre’de yaptırdığı köşk için 32 milyon lira döviz kaçırdığını yazdılar. 30 Mayıs 1960 tarihli Ulus gazetesinde “Sabık iktidarın yarıda kalan tertibi.” manşeti atılırken…

ALTAN TAN (Diyarbakır) – Zorlu İnşaatın Boğaz’daki 1 milyon metrekaresinden bahset! Adres belli, Zorlu İnşaat.

BAŞKAN – Sayın Tan, lütfen…

ŞAMİL TAYYAR (Devamla) - …“İstanbul Taşlıtarla’da parayla tutulmuş adamlara dağıtılan 7 bin silah ve asker elbisesi ele geçti, depolar bulundu, tahrip teşkilatı yakalandı.” yalanına yer verildi.

Askerî müdahale sırasında Ankara dışında bulunan Menderes Kütahya’da gözaltına alınıp Ankara’ya getirildiğinde, neredeyse tüm gazeteler “Menderes yakalandı.” manşetiyle çıktılar.

AHMET DURAN BULUT (Balıkesir) – Ergenekoncu da mı varmış?

ŞAMİL TAYYAR (Devamla) - Hatta kimi gazeteler Menderes’in askerlere “Bırakın, meçhul yerlere gideyim.” yalanını yazdılar.

O tarihte Eskişehir Örfi İdare Kumandanlığı bir tebliğ yayınladı. O tebliğe imzayı Tuğgeneral Bedii Kireçtepe atmıştı ve basın kuruluşlarına gazetelerde yayınlanmak üzere şu tebliği göndermişti. Diyor ki: “Ankara’da bütün Hükûmet erkânı ve Demokrat Parti başkanları yabancı memlekete kaçarken yakalanmışlardır. Beraberinde 12 uçak dolusu altın, mücevherat ve parayı kaçırmaktayken yakalandılar. Eskişehir’de matbaası olan herkes bu havadisi basıp yayınlamalıdır.”

Aynı kumandanlık bir başka tebliğinde vatandaşlara bir ev ödevi çıkarmıştı, orada da diyordu ki: “Vatanseverliğinize hitap ediyoruz: Demokrat Parti il, ilçe ve bucak başkanlarının kaçmalarına mahal vermeden tevkif edilmelerini ve askerî kuvvetler gelinceye kadar salınmamalarını rica ederim.”

Peki, şimdi çok mu farklı?

AHMET DURAN BULUT (Balıkesir) – “Alo Fatih.”

ŞAMİL TAYYAR (Devamla) - Şimdi durum çok da farklı değil. Vesayetçi anlayışın temsiline soyunan siyasiler o gün de aynıydı, bugün de aynı. Birkaç örnek vermek istiyorum.

CHP Genel Başkanı Sayın Kemal Kılıçdaroğlu göreve geldikten sonra Halk TV’ye el attı. Malum, bu kanalın sahipleri eski genel başkanı Sayın Deniz Baykal’ın da yakınları. O dönemde Ergenekon davasından yargılanan Soner Yalçın’la telefon konuşmaları da o dönemde medyaya yansımıştı. Soner Yalçın Halk TV’de bir gazeteciyle konuşuyor, diyor ki: “Çarşamba günü Hurşit de gelsin, öyle konuşalım. Hurşit paranın sahibi ağabey. Ne kadar para alacağız? Önce Baykal’a gideceğiz, akşam da Kılıçdaroğlu’na.” Bu ve buna benzer birçok konuşma Oda TV davasının iddianamesinin eklerinde de yer aldı. Orada savcı, bir dönem Sayın Kılıçdaroğlu’nun da “kahraman” diye tanımladığı, daha sonra farklı tanımlamalar yaptığı Zekeriya Öz soruyor: “Siz bu görüşmeyi neden yaptınız?” Soner Yalçın diyor ki: “Hurşit Güneş CHP’de finanstan sorumlu Genel Başkan Yardımcısıdır. Halk TV’nin devri için borçların ödenmesini görüştük.”

O telefon konuşmaları, biliyorsunuz, basına da yansımıştı, birkaçını örnek olsun diye buradan aktarmak isterim. Soner Yalçın diyor ki: “Baykal: ‘Ben hiçbir şekilde kiralığa, satılığa razı değilim. CHP arkasındaysa gelsin çalıştırsınlar.’ diyor.” Hurşit Güneş: “Tamam, çalıştırayım ama niye? Deniz Bey’de duracak hissesi, bana gelmeyecek ağabey. Madem kimseye değil de bana güveniyor, o zaman ben de ‘Hisseleri Ahmet’e, Mehmet’e devret.’ diyeyim, onlara devretsin.” Soner Yalçın diyor ki: “Kimseye devretmek istemiyor. ‘Partinin ihtiyacı varsa buyursun çalıştırsın.’ diyor.” Bunlar savcılık soruşturmasında ayrıntılı olarak Soner Yalçın’a da sorulmuştur.

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Sayın Tayyar, Adalet Bakanı hakkında suç duyurusunda bulunabilir.

ŞAMİL TAYYAR (Devamla) – Lütfen, lütfen dinlerseniz onlara da cevap veririz.

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Adalet Bakanı hakkında suç duyurusunda bulunabilir.

BAŞKAN – Sayın Yılmaz, lütfen…

ŞAMİL TAYYAR (Devamla) – Şimdi, Halk TV’den yine Hakan Aygün’ün bazı konuşmaları o dönemde basına yansımıştı.

AHMET TOPTAŞ (Afyonkarahisar) – Geç bunları geç ya, Kılıçdaroğlu başbakan değil!

BAŞKAN – Sayın Toptaş…

ŞAMİL TAYYAR (Devamla) – Soner Yalçın’a diyor ki: “Bu CHP’den aldığımız paraları, lütfen aramızda kalsın, kimse bunları duymasın.”

AHMET TOPTAŞ (Afyonkarahisar) – Havuzdan bahset, havuzdan!

ALTAN TAN (Diyarbakır) – Havuz! Havuz!

ŞAMİL TAYYAR (Devamla) – E, tabii, teknoloji gelişiyor, bunları bunları diyor.

AHMET TOPTAŞ (Afyonkarahisar) – Kılıçdaroğlu havuz mu kurmuş? İhaleci havuzlarından bahset!

ŞAMİL TAYYAR (Devamla) –  Bunlar sizin yüreğinizi sızlatmıyor mu?

AHMET TOPTAŞ (Afyonkarahisar) – İhalecilerden bahset!

ŞAMİL TAYYAR (Devamla) – Siz bundan rahatsız olmuyor musunuz?

AHMET TOPTAŞ (Afyonkarahisar) – İhaleci havuzlarından bahset!

ŞAMİL TAYYAR (Devamla) – Bir şey soracağım: Bundan rahatsız olmuyor musunuz?

AHMET TOPTAŞ (Afyonkarahisar) – İhaleci havuzlarından bahset!

BAŞKAN – Sayın Ahmet Toptaş… Sayın Toptaş…

ŞAMİL TAYYAR (Devamla) – Yani RTÜK Kanunu’na göre Cumhuriyet Halk Partisinin böyle bir televizyon pazarlığına girmemesi gerekirken böyle bir pazarlığın parçası hâline gelmesi sizi rahatsız etmiyor mu?

AHMET TOPTAŞ (Afyonkarahisar) – Sen Başbakanın havuzundan bahset!

ŞAMİL TAYYAR (Devamla) – “Alo Soner…” demesi sizi rahatsız etmiyor mu madem bu kadar konuşuyorsunuz?

AHMET TOPTAŞ (Afyonkarahisar) – Kılıçdaroğlu Başbakan mı, ihale mi dağıtıyor?

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…

ŞAMİL TAYYAR (Devamla) – Şimdi, bu konuşmalar, eğer arzu ederseniz, iddianamelerin eklerinde var…

AHMET TOPTAŞ (Afyonkarahisar) – İhalecilerden mi istiyor parayı, ihalecilerden?

ŞAMİL TAYYAR (Devamla) – …Google’dan da taradığınız zaman bunları da çok rahat bulursunuz.

Sayın Kemal Kılıçdaroğlu diyor ki 2 Şubattaki görüşmede: “Bizim Kahramanmaraş Milletvekilimiz Durdu Özbolat İstanbul’a gelecek akşam, sizinle görüşecek. Bu akşam vaktiniz var mı, bilmiyorum ama…” diyor. Soner Yalçın diyor ki: “Var efendim, var.” Bunun üzerine Kemal Kılıçdaroğlu: “Sizin telefonunuzu ona verebilir miyim?” Soner Yalçın “Tabii tabii, tamam. Çok teşekkür ediyorum.” diyor. Bunlar da o zaman Savcı Zekeriya Öz tarafından Soner Yalçın’a sorulmuş.

AHMET TOPTAŞ (Afyonkarahisar) – Ne olmuş dediyse, ne olmuş?

ŞAMİL TAYYAR (Devamla) – Soner Yalçın da diyor ki Zekeriya Öz’e: “Deniz Baykal, Hurşit Güneş, Kılıçdaroğlu ve Gürsel Tekin’le görüştüm bu mevzuları halledebilmek için.”

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Ne oldu yani? Ne var bunda?

ŞAMİL TAYYAR (Devamla) – Ve Yalçın, Kılıçdaroğlu’yla yaptığı görüşmenin akşamında da CHP’li…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Şamil, bunda ne var Şamil?

AHMET TOPTAŞ (Afyonkarahisar) – İhale mi vermiş, ihale?

BAŞKAN – Sayın Toptaş, lütfen…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Şamil, komisyon mu toplamış milletten? Ne var bunda?

ŞAMİL TAYYAR (Devamla) – Hayır, bundan niye rahatsız oluyorsunuz ki?

AHMET TOPTAŞ (Afyonkarahisar) – İhale mi yapmış? Havuz mu var?

ŞAMİL TAYYAR (Devamla) – Peki, bir şey soracağım: CHP Genel Başkanı bir televizyon pazarlığı için birileriyle oturup konuşabilir mi?

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Bak, bak, şimdi geliyorum.

ŞAMİL TAYYAR (Devamla) – Az önce “havuz” dediniz; peki, bundan sizin vicdanınız rahatsız olmuyor mu?

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Geliyorum bak şimdi.

AHMET TOPTAŞ (Afyonkarahisar) – 700 milyarlık ihaleden bahset! 700 milyarlık ihaleden rahatsız olmuyor musunuz?

ŞAMİL TAYYAR (Devamla) – Grup Başkan Vekiliniz burada. Öyle bağırmaya çağırmaya gerek yok. Yani sesinizi yükseltmeniz sizi daha haklı kılmaz. Lütfen yerinize oturunuz. Ben sizleri sabırla dinledim, siz de beni sabırla dinleyeceksiniz.

AHMET TOPTAŞ (Afyonkarahisar) – Ya boş ver, ne anlatıyorsun sen?

ŞAMİL TAYYAR (Devamla) – Neyse, fazla uzatmayayım, zamanımı da yediniz.

Buraya biraz sonra Grup Başkan Vekiliniz gelecek, onu anlıyorum. Lütfen, Kanaltürk’ün nasıl satıldığını, Kanaltürk’le yapılan o ahlaksız sözleşmeyi de burada anlatacaksınız. O 3,5 milyon doları nasıl ödediğinizi, niye ödediğinizi, neyin karşılığında ödediğinizi de burada gelip anlatacaksınız.

AHMET TOPTAŞ (Afyonkarahisar) – Sen kutudan bahset! Havuzdan bahset, havuzdan!

ŞAMİL TAYYAR (Devamla) – Eğer anlatmazsanız o prodüksiyon sözleşmesini getirir, hepinize birer birer dağıtırım. Evet, birer birer, gelir size dağıtırım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MUHARREM VARLI (Adana) – Vallahi, ben de sizi alkışlıyorum! Demokrasi anlayışınıza hayranım, ileri demokrasiciler sizi!

ŞAMİL TAYYAR (Devamla) – Tuncay Özkan Vatan gazetesinden Mustafa Mutlu’ya diyor ki: “Ben 25 milyon dolara burayı sattım. Akın İpek’in Kanaltürk’te iktidar yanlısı bir yayın politikası izleyeceğine inanmıyorum çünkü Kanaltürk’te…”

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Tayyar.

MUHARREM VARLI (Adana) – Demokrasiye çelme takan ileri demokrasiciler!

ŞAMİL TAYYAR (Devamla) – Anlatacağımız daha çok şey var ama süremiz buna yetmedi.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Sen şimdi kendi yaptığını kabul ettin değil mi?

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen, müsaade eder misiniz.

Buyurun Sayın İnce.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Partimizin tüzel kişiliğine hakaret etti, iftiralarda bulundu. İzin verirseniz…

BAŞKAN – Buyurun, iki dakika.

V.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

4.- Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, Gaziantep Milletvekili Şamil Tayyar’ın MHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

MUHARREM İNCE (Yalova) – “Alo Fatih, alt yazıyı değiştir.” “Onu kapat.” “TRT 3’ü kapattım.” Bütün bunları unutup 1960’ın manşetleriyle uğraşmak herhâlde yani yüzsüzlük ve yolsuzluk arasındaki bu orantısızlığın en güzel göstergesidir.

İBRAHİM KORKMAZ (Düzce) – Halk TV’ye gel.

MUHARREM İNCE (Devamla) – “Halk TV” diyor.

Bakın, Başbakan konuşurken 30 kanal canlı yayında, parti sözcünüz konuşurken 30 kanal canlı yayında. Ya, bırakın, böyle garibanca, o küçücük binalarda bir Halk TV yayın yapmaya çalışıyor. Hortum satacaklar; reklam veremiyor iş adamları, korkuyorlar maliyeci baskısından. Bırakın, yüreğimizle destek olalım, harçlığımızla destek olalım, hortum alarak destek olalım, bırakın bir kanal yaşasın be! Ya, bundan, ne istiyorsunuz daha siz Halk TV’den? Böyle bir insafsızlık, böyle bir vicdansızlık… Bu kadar yolsuzlukları, ihaleleri, bunları bir kenara bırakıp kendi hâlinde, o köhne binalarda, o zor şartlar altında -personeli yok, parası yok, kameramanı yok- cep telefonlarıyla yayın yapmaya çalışan…

İBRAHİM KORKMAZ (Düzce) – Bırak, bırak duygu sömürüsü yapmayı!

MUHARREM İNCE (Devamla) – Reklam veremiyor insanlar oraya reklam, bütün kanallar kapalı.

İBRAHİM KORKMAZ (Düzce) – Duygu sömürüsü yapma!

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen. Grup Başkan Vekili konuşuyor.

MUHARREM İNCE (Devamla) – Gezi olaylarını o Halk TV duyurdu bu millete Halk TV. Penguen medyası, sizin medyanız penguenlerin anavatanını anlatırken o yoksulluklar içerisinde, o zorluklar içerisinde o insanlar duyurdu. Gözünüzü toprak mı doyuracak, medya mı doyuracak, gazete mi doyuracak? 50 tane televizyon, 50 tane gazete, bütün medya emrinizde. Gözünüze bata bata bir Halk TV mi batıyor?

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Tribünlere oynama!

MUHARREM İNCE (Devamla) – Bu ne insaf, bu ne vicdan, bu ne ahlak, bu ne siyaset duygusu? Yazıktır, yazık, yazıktır! (CHP sıralarından alkışlar)

İBRAHİM KORKMAZ (Düzce) – Demagoji yapma, söylediğine cevap ver!

BAŞKAN – Sessizlik lütfen.

ŞAMİL TAYYAR (Gaziantep) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Tayyar.

ŞAMİL TAYYAR (Gaziantep) – Sataşma gerekçesiyle söz istiyorum.

BAŞKAN – Gerekçeniz…

ŞAMİL TAYYAR (Gaziantep) – Sataşma gerekçesiyle yani doğrudan adım zikredilmese de beni kastederek burada ağır ifadeler kullandı. Buna cevap vermek istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Tayyar. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

İki dakika…

5.- Gaziantep Milletvekili Şamil Tayyar’ın, Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

ŞAMİL TAYYAR (Gaziantep) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi sevgiyle selamlıyorum.

Sayın Grup Başkan Vekiline ağır ifadelerini aynen iade ediyorum. Ben daha fazla polemiğe girmek istemem ama kendisine o sözleşmedeki birkaç hükmü buradan hatırlatmak istiyorum. Şimdi, o sözleşmenin 3’üncü maddesinde Kanaltürk CHP’ye birtakım taahhütlerde bulunuyor, diyor ki: “CHP’nin gönderdiği tanıtım ve reklam filmlerinin, izlenme oranı yüksek yayın kuşağında dört yıl boyunca bedelsiz yayınlanması. CHP tarafından belirlenecek partili uzmanların -bakın, CHP tarafından belirlenecek partili uzmanların- televizyonda spordan müziğe kadar her alanda yayınlanan programlarda konuk edilmesi ve konuşmalarının yayınlanması…”

MUHARREM İNCE (Yalova) – Ne yapalım, ne yapalım? Ya televizyonlar bize kapalı ne yapalım?

ŞAMİL TAYYAR (Devamla) - Anladım ama bir televizyon kanalında CHP uzmanlarından bir kurul oluşturulması…

MUHARREM İNCE (Yalova) – Ya ne yapalım?

BAŞKAN – Sayın İnce, lütfen.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Bütün kanalları kapattınız, “Alo Fatih.” deyip kapattınız, ne yapacağız?

BAŞKAN – Sayın İnce, rica ediyorum.

ŞAMİL TAYYAR (Devamla) - …ve o kurulun yayın politikasını belirlemesi doğru mudur?

BAŞKAN – Sayın İnce, konuşmak isterseniz söz vereceğim, lütfen.

ŞAMİL TAYYAR (Devamla) - Yine “Parti tarafından önerilen kişi veya kişilerin haftada yedi saatten az olmamak kaydıyla televizyon ve radyo programlarına konuk olmalarının sağlanması…”

MUHARREM İNCE (Yalova) – Ülke TV bizi çıkardı da biz mi çıkmadık?

ŞAMİL TAYYAR (Devamla) – “…haber bültenlerinde konuk edilmesi ve görüşlerinin yayınlanması. “

AHMET TOPTAŞ (Afyonkarahisar) – İhale mi verdi?

MUHARREM İNCE (Yalova) – Ne var? Ne var bunda?

ŞAMİL TAYYAR (Devamla) – “Parti liderinin veya CHP’nin yetkili kıldığı yöneticilerin haftada en az bir kez olmak üzere programlarda konuk edilmesi…”

MUHARREM İNCE (Yalova) – Tamam, aynen kabul. Ne var bunda?

ŞAMİL TAYYAR (Devamla) - Ya işte biz de anlatıyoruz. Ne olup olmadığına milletin kendisi karar versin.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Diğer kanallar çıkarttı da biz çıkmadık mı?

ŞAMİL TAYYAR (Devamla) - Bundan niye rahatsız oluyorsunuz ki? Niye rahatsız oluyorsunuz ki? Eğer rahatsızlık vermiyorsa bırakın millet de bunu duysun ve takdiri kendi yapsın.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Havuzu anlat, havuzu!

BAŞKAN – Karşılıklı konuşmayın lütfen.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Tamam, ben söyleyeyim onu ben.

BAŞKAN – Sayın İnce! Lütfen, rica ediyorum.

ŞAMİL TAYYAR (Devamla) - Bakın, şimdi diyor ki ayrıca, son cümleyi okuyayım: “Yayıncı, ayrıca prodüksiyon ve yayınlarda yasalara aykırı olmayacak şekilde parti görüş ve programına uygun davranmayı taahhüt eder.”

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Rüşvet havuzlarını anlat!

MUHARREM İNCE (Yalova) – Aynen öyle.

ŞAMİL TAYYAR (Devamla) - Aynen öyle değil mi? Peki Halk TV sizin arka bahçeniz mi?

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sizin 30 tane arka bahçeniz var da bizim de 1 tane olsun, ne olacak? 30 tane var!

ŞAMİL TAYYAR (Devamla) - Hayır, hayır arka bahçeniz mi? Çok basit bir soru sordum. Siz mi finanse ediyorsunuz, siz mi finanse ediyorsunuz? Bakın, düzgün cevap verin, suç işlersiniz, siz mi finanse ediyorsunuz?

MUHARREM İNCE (Yalova) – 30 tane arka bahçen var!

ŞAMİL TAYYAR (Devamla) - Halk TV’yi siz mi finanse ediyorsunuz?

MUHARREM İNCE (Yalova) – Hayır.

ŞAMİL TAYYAR (Devamla) - Kopya çektin, kopya çektin.

Peki, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Tayyar.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan…

BAŞKAN - Sizden önce Sayın Hurşit Güneş söz istemişti.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Bir dakika Sayın Başkan. “Kopya çektin.” diyor.

Bak Şamil Tayyar, ben burada milletvekilliği yaparken sen yandaş yazılar yazıyordun, benim kopyaya ihtiyacım yok, çeksen çeksen sen çekersin.

BAŞKAN – Tamam Sayın İnce, Sayın İnce herkes sizi tanıyor.

HURŞİT GÜNEŞ (Kocaeli) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Pardon, nedir talebiniz?

MUHARREM İNCE (Yalova) – Ben ne söylediğini duymadım, ne söylediğini duymadığım için sordum.

BAŞKAN - Sayın Güneş talebinizi alabilir miyim, Grup Başkan Vekiliniz izin verirse? Buyurun, talebinizi öğreneyim.

HURŞİT GÜNEŞ (Kocaeli) – Benden bahsetti, 69’uncu maddeye göre açıklık getirmek istiyorum, ismimle bahsetti. (CHP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Usulen sormak zorundayım sayın milletvekilleri, lütfen.

ALİ HAYDAR ÖNER (Isparta) – Azarlamak zorunda değilsiniz.

BAŞKAN – Anlamayana öyle davranılır.

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Sayın Başkan, usul tartışması açacağız hakkında, çok azarlıyorsun ya.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Güneş.

6.- Kocaeli Milletvekili Hurşit Güneş’in, Gaziantep Milletvekili Şamil Tayyar’ın MHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

HURŞİT GÜNEŞ (Kocaeli) – Sayın Başkan, teşekkür ederim.

Ben yoktum ama arkadaşlar bilgi verdi. Genel Kurulun bilgi almasında yarar var.

Vallahi, boş lafla iştigal; bunun özeti bu. Halk TV, Türkiye'de çeşitli televizyon kanallarından bir tanesi. Benim, CHP’de Genel Başkan Yardımcısı olduğum dönemde, evet, Halk TV’de CHP’nin reklamları da yer aldı, programları da yer aldı; bu, başka televizyon kanallarında da yer almıştır.

Cumhuriyet Halk Partisi, sadece Halk TV’de program yaparken bazı özel program sözleşmeleri de yaptı. “Şu programı yayınlamanızı istiyoruz.” dedi, bedelini ödedi, bedeli karşılığında da yayın hakkını elde etti. Bunda ne var? Bunu, bedelsiz olarak iktidar partisi çeşitli kanallarda yapıyor, biz bedelli olarak bir televizyon kanalında yapmışız; bu nereyi acıttı? Siz bedelsiz olarak bir sürü televizyon kanalında bunu yapıyorsunuz, her akşam da Türk milleti seyrediyor.

AHMET DURAN BULUT (Balıkesir) – Bedeli krediler.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Baskı, tehdit…

HURŞİT GÜNEŞ (Devamla) – Şimdi, Halk TV, Türkiye'de, çeşitli farklı televizyon kanalları gibi, seçimlerde Cumhuriyet Halk Partisinin reklamlarını yayınladı. Ne var bunda?

Okuduğunuz sözleşme doğru. Ne var bunda yanlış? Hukuk dışı bir şey var mı? Yok. Ahlak dışı bir şey var mı? Yok. Ama, bugün, birçok televizyon kanallarında ahlak dışı şeyler gözüküyor, biz de seyrediyoruz. Bazısına da kızıyorsunuz. Bazıları “Hırsızlık var.” diyor, yerinizden zıplıyorsunuz.

Saygılar sunarım. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Vural…

OKTAY VURAL (İzmir) – Efendim, Milliyetçi Hareket Partisi olarak, özellikle, tabii, demokrasiye, hukuk devletine ve özgürlükler üzerine yemin etmiş Türkiye Büyük Millet Meclisinin üyelerine, Başbakanın fiilî olarak nüfuzunu kullanmak suretiyle medyaya müdahalesinin, bir medya satın alınması için bakanlar aracılığıyla ihale havuzları oluşturulmasının… Bununla ilgili bir araştırma önergesi istedik.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, olmayan şeyler hakkında konuşuyor.

İBRAHİM KORKMAZ (Düzce) – Hepsinin cevabını verdi, hepsinin.

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Git de oradan cevap ver.

BAŞKAN – Müsaade eder misiniz.

OKTAY VURAL (İzmir) – Bunlara cevap veremeyenler şunu ortaya koymuşlardır ki bugün Türkiye'yi yönetenler, 28 Şubatın, 12 Eylülün, 27 Mayısların müsveddeleridir. Bunu ortaya koymuşlardır ve bu hesap sorulacaktır.

BAŞKAN – Sayın Vural, zaten konuşmacınız bu konuda gerekli  bilgiyi verdi. Kayıtlara geçmiştir.

Teşekkür ederim.

Sayın Buldan, bir şey mi istemiştiniz?

OKTAY VURAL (İzmir) – Bu ihale havuzlarına böyle gülenlerin de…

İBRAHİM KORKMAZ (Düzce) – Cevabını verdi, verdi.

BAŞKAN – Sayın Buldan, vaz mı geçtiniz?

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Evet.

OKTAY VURAL (İzmir) – Böyle gülenlerin de aynaya bakarak nasıl trajikomik olduğunu görüyoruz. Rüşvet ve yolsuzluğu aklayanlar, savunanlar…

İBRAHİM KORKMAZ (Düzce) – Hepsinin cevabını verdi Başbakan.

VIII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

2.- MHP Grubunun, 11/2/2014 tarih ve 3342 sayıyla Manisa Milletvekili Erkan Akçay ve arkadaşları tarafından Türk basınındaki sansür ve otosansürün nedenlerinin araştırılarak basın özgürlüğünün sağlanması, yasal düzenlemeler de dâhil olmak üzere alınacak önlemlerin belirlenmesi amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 12 Şubat 2014 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – Milliyetçi Hareket Partisi grup önerisinin lehinde olmak üzere Kocaeli Milletvekili Sayın Haydar Akar konuşacak.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Çürümüşsünüz, çürümüş!

OKTAY VURAL (İzmir) – Rüşvet ve yolsuzluğun bütün vasıflarını toplamış.

BAŞKAN – Sayın Vural, lütfen, konuşmacıyı dinleyelim.

Buyurun.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sözüm aslında “Alo Fatih” değil, alo Şamil Şayyar’la…

ALİ ŞAHİN (Gaziantep) – Daha adını öğrenememişsin ya.

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – Dünya tanıyor Şamil Tayyar’ı.

HAYDAR AKAR (Devamla) – …Tayyar’la başlamak istiyorum. Alo Şamil, sen 1960’lardaki…

Evet, özür diliyorum, dilim sürçtü, kusura bakmayın.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Şahsiyetle uğraşma, konuşmanı yap.

HAYDAR AKAR (Devamla) – Evet, Şamil Tayyar, alo Şamil, sen düne kadar…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Konuşmanı yap, şahsiyetle uğraşma.

HAYDAR AKAR (Devamla) – …Ergenekon hakkında kitaplar yazıp bugün Ergenekon’un savunucusu…

ŞAMİL TAYYAR (Gaziantep) – Ayarınız bozuldu galiba, ayarlar bozuldu galiba. Ayarınızı bozmaya devam edeceğim.

BAŞKAN – Sayın Tayyar, lütfen…

HAYDAR AKAR (Devamla) – …düne kadar Amerika’ya gidebilmek için el etek öpüp Amerika’ya gitmenin yollarını araştıran…

ŞAMİL TAYYAR (Gaziantep) – Diliniz de sürçecek, ayarınız da bozulacak.

HAYDAR AKAR (Devamla) – …1999 yılında DSP’den milletvekili olmak için her türlü şeyi yapıp, bugün AKP’den milletvekili olup burada Başbakana kıyak yapacağım diye her türlü marifeti göstermene hiç gerek yoktu.

ALİ HAYDAR ÖNER (Isparta) – Allah Allah, bunu da mı yapmış?

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, bakın, şahsiyetle uğraşıyor. İç Tüzük’te…

BAŞKAN – Sayın Elitaş, lütfen, susar mısınız. Konuşmacıyı dinliyorum, lütfen.

HAYDAR AKAR (Devamla) – Şimdi, konuşacak lafınız olmayınca bunları konuşursunuz. 1960’lara gidip askerî dönemle bugündeki…

BAŞKAN – İstediğiniz kadar ikazda bulunun, kimse dinlemiyor ki kimseyi.

HAYDAR AKAR (Devamla) – …Halk TV’yi karşılaştırırsınız ama on iki yıldır AKP iktidarından konuşmazsınız.

BAŞKAN – İstediğiniz kadar söyleyin.

HAYDAR AKAR (Devamla) – Eğer on iki yıllık AKP iktidarı konuşması olsaydı, askerî vesayetteki basına uygulanan sansürle sizin aranızda bir fark olmadığını çok rahatlıkla görecektiniz ama bunu da görecek bilgi, zekâdan yoksun gibi görüyorum sizi, kusura bakmayın. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

İBRAHİM KORKMAZ (Düzce) – Hakaret mi ediyorsun?

HAYDAR AKAR (Devamla) – Hayır, hakaret etmiyorum; gerçekleri söylüyorum, gerçekleri.

BAŞKAN – Sayın Akar, lütfen… Şahsiyatla uğraşmayın Sayın Akar, lütfen.

HAYDAR AKAR (Devamla) – Şimdi, çok değerli milletvekilleri, MHP’nin vermiş olduğu Türk basınındaki sansür ve otosansürle ilgili araştırma önergesi üzerine söz almış bulunuyorum.

Yalnız, bu söze girmeden önce çok önemli bir haberi sizinle paylaşmak istiyorum. Gözünüz aydın, yeni bir mağduriyet alanı yarattınız. Biliyorsunuz, İstanbul’da yapılmak istenen havalimanı ÇED kararları idare mahkeme tarafından durduruldu.

İBRAHİM KORKMAZ (Düzce) – Zil çalıp oynayın.

HAYDAR AKAR (Devamla) – Hayır.

İBRAHİM KORKMAZ (Düzce) – Almanya oynuyor, sen de oyna.

HAYDAR AKAR (Devamla) – Evet, gözünüz aydın diyorum çünkü bir haber daha vereceğim size, bir haber daha vereceğim.

İBRAHİM KORKMAZ (Düzce) – Zil takıp oynayın.

BAŞKAN – Sayın Korkmaz…

HAYDAR AKAR (Devamla) – Bilmediğiniz, dokunmadığınız, okumadığınız bir haberi vereceğim. Alman ve Japon finans kuruluşları, bu 5 tane, hani ATV ve Sabah ihalesini almaya çalışan, Sabah’ı almaya çalışan, 100’er milyon dolar toplamaya çalışan 5 tane şirketin ön şartname olarak imzaladıkları kredileri bundan bir ay önce durdurmuş bulunuyor. Gerekçesi de rüşvet, yolsuzluk ve Başbakanın talimatıyla havuzda biriken paralar. Araştırın, göreceksiniz. Yarın meydanlarda kullanırsınız diyorum.

UĞUR BAYRAKTUTAN (Artvin) – Haydar, çok manidar bu, çok manidar!

HAYDAR AKAR (Devamla) – Elimde çok not var da şimdi şunu göstermek istiyorum. Biraz evvel, Halk TV’nin “tape”lerini okudunuz; bravo, ele geçirmişsiniz, tebrik ediyorum. Yasal olmayan hiçbir şey yok ama bir de bunu okumanı tavsiye ediyorum Şamil Tayyar.

ŞAMİL TAYYAR (Gaziantep) – Ya Anayasa Mahkemesinin kararlarında var.

HAYDAR AKAR (Devamla) – Bir de bunu oku. Sabah, ATV yolsuzluğu fezlekesi.

BAŞKAN – Sayın Akar, lütfen şahsa karşı konuşmayın.

HAYDAR AKAR (Devamla) – Bu fezleke tam tamına 240 sayfa, 240 sayfa. 630 milyon doların Başbakanın, Ulaştırma Bakanının emriyle, talimatıyla o havuzda… O havuz yüzme havuzu değil arkadaşlar, para havuzu. Alttan akarı yok sadece bir yöne akarı var.

ALTAN TAN (Diyarbakır) – Jakuzi, jakuzi!

HAYDAR AKAR (Devamla) – Hani diyorsunuz ya “Hortumları kestik.” Daha büyük hortumları döndürmüşsünüz, bağlamışsınız o havuza. 630 milyon dolarlık havuzdan bahsediyoruz. Tam 240 sayfalık bir yolsuzluk abidesi burada duruyor, hepinize okumanızı tavsiye ediyorum.

Şimdi, bugün mü sadece, bugün mü oldu bu olay? Arkadaşlar, Sabah, ATV olayı, hepinizin bildiği gibi, bu Hükûmette kangren olmuş bir olay. Başlangıcı bile devlet bankalarının, Vakıfbankın, Halk Bankasının sömürüsüyle, onlardan alınan haksız krediyle, düşük faizli kredilerle başlayan bir süreç. Kim aldı bunu? Çalık Holding. Çalık Holding kim? Başbakanın damadının CEO olduğu bir holding. Ayrıca, sadece damadı da değil, kardeşi de yönetim kurulunda; çok acele ediyor yönetim kurulundayken bu “tape”lerde paranın bir an evvel toplanması için. Nedenini bilmiyorum ama bu paraya çok ihtiyaçları olduğunu düşünüyorum.

MURAT YILDIRIM (Çorum) – Paralel yapıyla ortaklığınız hayırlı olsun.

MEHMET METİNER (Adıyaman) - Cemaat hayırlı olsun.

HAYDAR AKAR (Devamla) – Evet, şimdi size biraz basından bahsedelim. Basın özgürlüğünden bahsediyoruz. Vesayet döneminden bahsediyor, çıkıp bir gazeteci olarak bugün geldiği durumu göstermek zorundaydı burada, anlatmak zorundaydı basın özgürlüğünü. Ne demeliydi? Paris merkezli Uluslararası Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü’nün 2014 Dünya Basın Özgürlüğü Endeksi yayınlandığında Türkiye'nin 180 ülke arasında 154’üncü sıraya geldiğini görecektiniz basın özgürlüğünde.

Yine basın özgürlüğünde… İktidarınız sürecinde, sayıları 100’ü bulan gazetecilerin hapse atıldığını göreceksiniz. Bugün bu rakam, hepinizin bildiği gibi, 70’ler civarında.

HARUN KARACA (İstanbul) – Kaç tane gazeteci hapiste sen biliyor musun?

HAYDAR AKAR (Devamla) - Şimdi gelelim “tape”lere, meşhur “tape”lere. Biraz evvel sevgili gazeteci kardeşim buradan okudu, bir de ben okumak istiyorum. Şeyi okumayacağım…

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Oku, oku.

HAYDAR AKAR (Devamla) - …Fas’tan, muhalefet partisi Genel Başkanı Devlet Bahçeli’ye olan şeyleri; bunu Başbakan da kabul ediyor ama Başbakan yapar da bunu, onun Başdanışmanı yapmaz mı? O da yapar değil mi? Ne yapmış Başdanışmanı? Size söylüyorum, hepsini okumayacağım:

“Yalçın Akdoğan: Biz Meclis TV’yi kapattırıyoruz kimse görmesin diye, siz canlı Meclisi veriyorsunuz.”

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Yaver, o yaver.

HAYDAR AKAR (Devamla) - Tabii ya. Siz Meclis TV’yi kapattıracaksınız tabii. Hani o 500; 100’er milyon dolar topladığınız müteahhitler var ya -o müteahhitlerin iktidara geldiğinizden beri sayısı 5’i geçmiyor- tüm devlet ihalelerinde onları görüyorsunuz. Nasıl pazarlık yaptığını, ihaleleri nasıl yaptığını bu kitapta görüyorsunuz. Bunu vatandaşın duymasını istemiyorsunuz, halkın duymasını istemiyorsunuz.

Ne diyor? “Meclis TV’yi kapattırdık.” diyor, “Şimdi bu yayını nasıl yaparsınız?” diyor.

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Bağırma, bağırma.

HAYDAR AKAR (Devamla) - Fatih Saraç ne diyor? “Nasıl yapacağımı bilmiyorum ya, arkamı döndüm kestim. Şimdi al ya.” “Hadi, tamam.” diyor Yalçın Akdoğan, “Görüşürüz.” diyor.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Fatih bizim arkadaşımız, istediğimiz gibi konuşuruz.

HAYDAR AKAR (Devamla) – Şimdi, Yalçın Akdoğan Mehmet Fatih Saraç’a söylüyor. Mehmet Fatih Saraç da gidiyor Abdullah’a söylüyor. Abdullah’ı da merak ediyorsunuzdur herhâlde? “Abdullahcığım, şu Meclis TV’yi niye veriyoruz biz ya?” diyor. “Ha, buyurun, buyurun Fatih Bey, çıktık Fatih Bey.” “Ama çıktık ama güzel kardeşim, iki tane, iki tane bakan arıyor.” diyor, “İki tane bakan arıyor.” diyor. Bu da bir başka “tape.”

AHMET TOPTAŞ (Afyonkarahisar) – Çok manidar, çok manidar!

HAYDAR AKAR (Devamla) - Şimdi, sağlık haberiyle ilgili Başbakanın Habertürk’e…

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Siz o paralelcilerin “tape”leriyle…

HAYDAR AKAR (Devamla) – “Recep Tayyip Erdoğan: Bir olay olmuş yani şöyle, yani 3,5 kilo çocuk; işte annesi her yere başvurulduğunu söylüyor, ilgilenmediği, şudur budur, buna benzer şeyler. Olayında…” Recep Tayyip Erdoğan devam ediyor, aradaki şeyleri okumuyorum: “El insaf edin ya, nasıl böyle bir başlık atıyorsunuz ya?” Mehmet Fatih Saraç: “Bu bir ayıptır efendim, bu bir ayıptır.” Recep Tayyip Erdoğan: “Ama ayıp, ama bak işte şimdi buraya atıldığı zaman bu başlık gel de bunu artık sil çıkar.”

MUHARREM İNCE (Yalova) – Özgür basın, özgür basın!

HAYDAR AKAR (Devamla) – Mehmet Fatih Saraç “Anlaşılmıştır efendim. Ben şimdi Mehmet Müezzinoğlu Bey’i birinci sayfadan haber yapıyorum.” diyor ama ara ki Sağlık Bakanını bulasın, meğer yurt dışındaymış. Bir telaş, bir telaş, telefonla bağlanacaklar, olmuyor; başka bir vatandaşı çıkartmak istiyorlar, olmuyor. Ya, bir zor durumda kalmışsınız, gerçekten üzüldüm. Şimdi, niye yapıyorlar bunu? En çok sağlıkta iddialılar çünkü, “Yüzde 70 memnuniyet oranı var.” diyorlar ama Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en pahalı sağlık hizmetini veriyorlar. Veremedikleri için de vatandaş çocuğunun cesedini çuval içerisinde sırtında taşımak zorunda kalıyor.

Şimdi, sadece o da bitmiyor. Bu da biter mi? Grup toplantıları yapılıyor salı günleri. Salı günleri grup toplantıları yapılınca tabii ki haber kanalları neyi veriyor? Başbakanın konuşmalarını veriyor, muhalefet partisi genel başkanlarının konuşmalarını veriyor. “Olur mu efendim, nasıl verirsin?” diyor, Sayın Erdoğan telefon ediyor, “Alo, Fatih, sen izliyor musun şu andaki basın açıklamasını?” diyor. Devlet Bahçeli’nin basın açıklamasından, toplantısından bahsediyor. Fatih Saraç: “Efendim, şu anda evdeyim ben. Bir dakika, dışarıda şeyi mi diyorsunuz, Habertürk’tekini mi?” Erdoğan “Evet. Fatih yani siz var ya ne yaptığınızın farkında değilsiniz, adam şu an sanki Türkiye batmış, bitmiş, tamamen elden çıkmış, böyle bir manifesto açıklıyor ve bunu tam olarak, canlı yayın olarak veriyorsunuz.” diyor.

UĞUR BAYRAKTUTAN (Artvin) – Çok manidar, çok manidar!

HAYDAR AKAR (Devamla) – Şimdi, bu sadece bitiyor mu? Uludere olayında Bakanımız Taner Yıldız’ın konuşmaları var Habertürk’te haberlerin nasıl karartıldığı konusunda. Aslında örnekler çok ama konuşmamın içeriği bu değildi. Gelip burada bir Halk TV örneğini vermeleri, yasal yapılan her şeyin örneğini vermeleri, on yıldır yaptıklarınızın tek bir konusuna değinmemenizi kınıyorum, o nedenle de konuşmamın içeriğini burada değiştirdim.

Yalnız, şunu da söyleyeyim: Basın dediğiniz zaman, sizin o yandaş basınınız, altı yedi gazeteden manşetten veren yandaşlar, o beş şirketin hegemonyasına girmiş, onların tekeline girmiş, onların grup medyaları hâline dönüşmüştür. Habertürk zaten evlere şenlik. Onu bir incelerseniz, devletten nasıl haksız ihaleler aldığını görürseniz diğer şirketlerle birlikte, bu söylediklerimin ne kadar haklı olduğunu anlayacaksınız diyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

İBRAHİM KORKMAZ (Düzce) – Sarıgül’ün dosyalarından bahsetsene.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Bahsederim, getir.

İBRAHİM KORKMAZ (Düzce) – Açıkla, getir, getir!

BAŞKAN – Lütfen, sayın milletvekilleri… Sayın Korkmaz, Sayın Akar…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Getirsene, getir sen, ben çıkacağım oraya, getir.

İBRAHİM KORKMAZ (Düzce) – Sor, sor, Genel Başkanına sor, verir sana.

BAŞKAN – Sayın Korkmaz…

ŞAMİL TAYYAR (Gaziantep) – Sayın Başkanım, sataşma nedeniyle…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Tayyar. Nedir talebiniz?

ŞAMİL TAYYAR (Gaziantep) – Sataşma gerekçesiyle söz istiyorum efendim. Benim az önce adımı…

BAŞKAN – Buyurun, iki dakika, şahsiyatla uğraştığı için.

SİNAN OĞAN (Iğdır) – Ne söylediğini sorsanıza.

BAŞKAN – Sayın Oğan, söyledi gerekçesini, siz duymamış olabilirsiniz.

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Mülkiye Hanım’a vermediniz Başkan!

V.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

7.- Gaziantep Milletvekili Şamil Tayyar’ın, Kocaeli Milletvekili Haydar Akar’ın MHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

ŞAMİL TAYYAR (Gaziantep) – Başkanım, çok teşekkür ediyorum.

CHP’nin saygıdeğer Grup Başkan Vekili Sayın Muharrem İnce’den bir küçük ricam var: Ne olur, lütfen, kürsüye çıkan CHP’li milletvekilleri eğer espri yapacaklarsa içlerinde mutlaka zekâ pırıltısı olsun!

AHMET TOPTAŞ (Afyonkarahisar) – Yolsuzluk yapın siz, hadi!

ŞAMİL TAYYAR (Devamla) – Eğer bu konuda onlara telkinlerde bulunursanız inanılmaz derecede memnuniyet duyarım.

Ayrıca, şunu söyleyeyim: Yandaş, vesaire diye sıkça konuşuyorsunuz. Sayın Deniz Baykal’ın kaseti İnternet sitelerine düştüğü zaman gece saat on ikiden sonra -ben o zaman Star gazetesinde temsilci olarak görev yapıyordum- biz arkadaşlarımızla konuştuk, onunla ilgili ertesi gün tek satır haber yapmadık çünkü iğrenç bir komploydu ve “Biz o komplonun içerisinde asla yer almayız.” dedik. Ve ertesi gün bir yazı yazdım.

ALTAN TAN (Diyarbakır) – Kimler yaptı, niye çıkarmadınız şimdiye kadar?

ŞAMİL TAYYAR (Devamla) – Bir saniye, bir saniye… Ya, sabahtan beri konuşuyorsunuz Sayın Tan.

ALTAN TAN (Diyarbakır) – Hayır, çıkarın komployu; kim yaptı komployu çıkarın.

BAŞKAN – Sayın Tan, lütfen.

ŞAMİL TAYYAR (Devamla) – Ve ayrıca, bir yazı yazdım, “Sayın Baykal, bu iğrenç komploya karşı lütfen genel başkanlıktan istifa etmeyin, sonuna kadar direnin.” dedik ama ertesi gün Milliyet’i, Vatan’ı açtık, bugün çok sevdiğiniz Güngör Mengi başta olmak üzere birçok yazar Baykal’ı istifaya davet etmişti.

AHMET DURAN BULUT (Balıkesir) – Başbakan da meydanlarda konuşuyordu.

ŞAMİL TAYYAR (Devamla) – Biz o zaman doğru yerdeydik, sizin yanınızdaydık çünkü orada bir mağduriyet hâli vardı ama siz onu yapmadınız, video kasetinden bir genel başkan çıkardınız. Takdir sizlerin; seversiniz, sevmezsiniz onu bilmem.

AHMET TOPTAŞ (Afyonkarahisar) – Aman, yanımızda falan olmayın!

ALTAN TAN (Diyarbakır) – Sizden de çıkacak bir genel başkan, sizden de çıkacak, az kaldı!

ŞAMİL TAYYAR (Devamla) – Ayrıca, şunu söyleyeyim: Sansür diyorsunuz, başka şeyler söylüyorsunuz. Arkadaşlar, ben yirmi altı sene çalıştım bu sektörde ve ben Milliyet gazetesinde Mesut Yılmaz’ın talimatıyla işten atılmış bir adamım. Bunlar yaşanmadı mı? Yaşandı, günlerce. Dediler ki bana: “Mesut Yılmaz Milliyet’le ilişkisini sana endeksledi. Ya gideceksin özür dileyeceksin ya da seni işten atarız.” Ben dedim ki: “Hayır kardeşim, ben doğru yaptığımı düşünüyorum.” Özür dilemediğim için beni işten attılar. Biz, böyle bir onurlu mücadelenin içerisinden geliyoruz.

TUNCA TOSKAY (Antalya) – Yok ya!

ŞAMİL TAYYAR (Devamla) – Sizler bunu anlamayabilirsiniz, idrak edemeyebilirsiniz ama hiç önemli değil, bu aziz Türk milleti bunların hepsinin farkında.

AHMET TOPTAŞ (Afyonkarahisar) – Seni çok iyi idrak ettik biz!

ŞAMİL TAYYAR (Devamla) – Onun için söyleyecek daha fazla bir şey yok.

Hepinizi sevgiyle saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Akar.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Zekâ ve espri yeteneğimin olmadığını söyledi. (Gürültüler)

BAŞKAN – Duymuyorum.

Sayın milletvekilleri, lütfen sessiz olursanız, Sayın Akar’ı duymak zorundayım.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın Başkan, 69’a göre, zekâ ve espri yeteneğimin olmadığını ifade ederek bana sataşmada bulundu.

BAŞKAN – Buyurun, iki dakika.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, izin verir misiniz?

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Hayır, vermez, ben geldim şimdi, otur yerine.

BAŞKAN – Sonra dinleyeyim.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, bu konuyla ilgili.

BAŞKAN – Bir dakika Sayın Akar.

Buyurun Sayın Elitaş.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Tayyar’a söz verirken “Sayın Akar’ın sataşması” diye söyledi, “Ne dedi?” dediniz, “Şahsiyatla…” dedi. Siz de kürsüye Sayın Tayyar’ı çağırırken “Doğru, şahsiyatla uğraştı.” dediniz, o anlamda söz verdiniz.

BAŞKAN – Evet.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – İç Tüzük’ün 157’nci maddesine göre “Şahsiyatla uğraşma”nın uyarma cezası gerektiğini biliyorsunuz.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın Başkan, sonra dinler misiniz?

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Herhâlde, siz, şahsiyatla uğraşmaktan dolayı kürsüye Sayın Tayyar’ı çağırdıysanız tahmin ediyorum uyarmış olmanız gerekir.

BAŞKAN – Sayın Elitaş, teşekkür ederim.

Buyurun Sayın Akar.

OKTAY VURAL (İzmir) – Güzel bir cevap oldu Sayın Başkan, güzel bir cevap.

8.- Kocaeli Milletvekili Haydar Akar’ın, Gaziantep Milletvekili Şamil Tayyar’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın Başkan, özellikle rica ediyorum: Sayın Elitaş nöbetçi olduğunda ve siz de nöbetçi olduğunuzda Elitaş’ın bu grubu, Meclisi yönetmesine izin vermeyin.

BAŞKAN – Sayın Akar, lütfen sözlerinize dikkat edin. Sayın Akar, lütfen…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, ikinci uyarıyı hak etti.

SUAT ÖNAL (Osmaniye) – İç Tüzük’ü öğren!

BAŞKAN – Böyle bir şeyi duymadım ben.

HAYDAR AKAR (Devamla) – Şimdi, evet, Sayın Tayyar, espri yeteneğim yok, doğru, haklısın, espri yeteneğim yok; zekâyı tartışırız seninle ama hırsızlık yeteneğim hiç yok, bunu çok iyi bilmeni istiyorum, hırsızlık yeteneğim hiç yok. (CHP sıralarından alkışlar)

VELİ AĞBABA (Malatya) – Hırsıza ortaklığı da yok.

HAYDAR AKAR (Devamla) – Şimdi, diyorsunuz ki: “Sizin Genel Başkanınızla bize talepte bulunuldu.” Ama senin Başbakanın o talepte bulunduğunu iddia ettiğiniz şeyi meydanlarda konuştu. Sadece, onu da konuşmadı, MHP’nin başına geleni de şöyle ifade ediyordu: “Yahu, sanki vatandaş da, yatak odasında kendi eşiyle birlikte de yasaklayacağız bunları.” diye ifadesi vardı sizin Sayın Başbakanınızın.

OKTAY VURAL (İzmir) – Ahlaksızlık ya, rezillik.

HAYDAR AKAR (Devamla) – Şimdi, niye korkuyorsunuz İnternet’ten? Niye korkuyorsunuz, İnternet’i yasaklamayı? Sizin de videolarınız çıkacak diye mi korkuyorsunuz, “tape”leriniz çıkacak diye mi korkuyorsunuz?

İHSAN ŞENER (Ordu) – El insaf!

HAYDAR AKAR (Devamla) – Dünyanın hiçbir ülkesinde bu şekilde çıkartılmış bir İnternet yasası yok.

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Yalan! Haberiniz yok.

HAYDAR AKAR (Devamla) – Belki de birçoğunuz okumadınız, 9/A maddesinin (8)’inci fıkrasını okuduğunuzda yarın başınıza neler geleceğini çok rahat fark edebilirsiniz. Oradaki bir bürokratla, her şeyin onunla biteceğini çok rahat göreceksiniz. Bu pazarlıkların İnternet’te yayınlanmasının önüne geçileceğini, mahkeme kararına gerek duyulmaksızın bir bürokratın vereceği talimatla yasaklanacağını göreceksiniz. (AK PARTİ sıralarından gürültüler) Ülkeyi getirdiğiniz nokta bu, bununla övünç duymamanız lazım arkadaşlar.

İnternet’i yasaklıyorsunuz, medyayı satın alıyorsunuz, halkın haber alma özgürlüğünü elinden alıyorsunuz, çıkmışsınız, burada sanki adınızda “AK” var; alnınız “ak”mış gibi konuşuyorsunuz diyor, saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) – Aynen öyle!

VIII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

2.- MHP Grubunun, 11/2/2014 tarih ve 3342 sayıyla Manisa Milletvekili Erkan Akçay ve arkadaşları tarafından Türk basınındaki sansür ve otosansürün nedenlerinin araştırılarak basın özgürlüğünün sağlanması, yasal düzenlemeler de dâhil olmak üzere alınacak önlemlerin belirlenmesi amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 12 Şubat 2014 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN -  Milliyetçi Hareket Partisi Grubu önerisinin aleyhinde olmak üzere, İstanbul Milletvekili Sayın Tülay Kaynarca konuşacak. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Bir kadın milletvekili olarak sizin vesilenizle biraz sakinlik olur sanıyorum.

Buyurun Sayın Kaynarca.

TÜLAY KAYNARCA (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Milliyetçi Hareket Partisi grup önerisi aleyhine söz aldım; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle, şunu ifade etmek istiyorum: İnternet’e yasak değil getirilmek istenen, Sayın Akar’a bunu özellikle ifade edeyim.

AYKAN ERDEMİR (Bursa) – Sansür…

TÜLAY KAYNARCA (Devamla) – İlgili maddelere baktığınız zaman göreceksiniz ki Anayasa’nın ilgili maddesinde de…

ALTAN TAN (Diyarbakır) – Avrupa Birliği niye karşı çıktı?

TÜLAY KAYNARCA (Devamla) – …Türk Ceza Kanunu’nun 132’nci ve 134’üncü maddesinde de kişisel hakların ve özel hayatın korunmasıyla ilgili maddeler vardır ve bu çok önemlidir ve bu herkes için geçerlidir. Dolayısıyla, buna, lütfen, toplum sağlığının korunması olarak bakın; buna, lütfen, vicdan olarak, insani olarak… Ve gerçekten, bir toplumun bu anlamdaki sağlığı açısından da dikkate alın diyorum.

Değerli milletvekilleri, MHP’nin grup önerisinde basın sansürüne değinildi. Az önce, Gaziantep Milletvekilimiz Sayın Şamil Tayyar -etkili ve önemli örneklerle diye düşünüyorum- gerçekten etkili örneklerle -ki, en son, az önce- Sayın Deniz Baykal’la ilgili örneği de, kendi hayatıyla ilgili Mesut Yılmaz örneğini de ifade etti.

AHMET DURAN BULUT (Balıkesir) – Çok çarpıcıydı!

TÜLAY KAYNARCA (Devamla) - Dolayısıyla, ben konuyu bu açıdan değil de biraz sorumluluklar açısından, bir de özellikle devletin yani ülke menfaatleri açısından önemine dikkat çekmek istiyorum.

İfade hürriyeti ve basın özgürlüğü demokrasinin, bir defa, ayrılmaz unsurlarından biridir. Evet, katılıyorum, bu çok önemli. Çünkü kamusal güç olarak kullanmaya başladığınızda o güç farklı noktalara gitmeye başlar. Dolayısıyla, basın kuruluşlarımızın özgür, tarafsız, objektif bir şekilde görevlerini yerine getiriyor olmaları; ülke menfaatlerini, kamunun düzenini, toplumsal dinamikleri ve mesleğin gerektirdiği ahlaki değerleri göz ardı etmemeleri, sorumlu bir yayıncılık üstlenmeleri de bu anlamda büyük önem taşımaktadır. Bu görev, basının sansür ve benzeri sınırlamalara maruz kalmadan sorumluluklarını yerine getirmesi de çok önemlidir. Ben buna çok inanıyorum çünkü ben sürekli basın kartı sahibi, bu meslekten gazeteci bir…

OKTAY VURAL (İzmir) – “Alo Fatih” hattına ilişkin… Hiç tuşladınız mı “Alo Fatih”i?

TÜLAY KAYNARCA (Devamla) – Ve buna inandığımı belirtirken… Çünkü medya, görevini ne kadar özgür yaparsa -bakın, bunun altını dikkatle çiziyorum- bireyler ve toplum da kendini bu anlamda o kadar iyi ifade etme imkânına kavuşabilir.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Bitmiş zaten basın, neyi konuşuyorsak!

SİNAN OĞAN (Iğdır) – “Alo Fatih” hattına ne diyorsun bir gazeteci olarak, bir cevabın var mı?

BAŞKAN – Sayın Oğan…

TÜLAY KAYNARCA (Devamla) – Farklı görüşlerin seslendirilebildiği, tartışılabildiği, sağlıklı toplumların temeli ifade özgürlüğü ve yine basın özgürlüğüyle mümkündür.

AHMET DURAN BULUT (Balıkesir) – Var mı peki?

AYKAN ERDEMİR (Bursa) – Başbakandan talimat var mı?

TÜLAY KAYNARCA (Devamla) – Doğru, eksiksiz, tarafsız haber verme; objektiflik, özel hayata ve kişisel haklara saygı söz konusu olduğunda özgürlüklerin korunması açısından da basınımıza çok ciddi yükümlülükler düşmektedir. Bakınız, normal kanunlara baktığımızda, özellikle Basın Kanunu’nda, Türk Ceza Kanunu’nda, en son RTÜK Kanunu’nda bununla ilgili hukuki metinlerde yapılan değişiklikler çok çok önemlidir basın camiası açısından, bizim meslektaşlarımız açısından ama bazen kanuni düzenleme yapıyorsunuz, yasa koyuyorsunuz, kanunu uyguluyorsunuz, bir cevap hakkı, cevap hakkı kullanma, buna benzer birçok… Ama bu, toplumsal zihniyet değişimiyle, toplumsal zihniyet dönüşümüyle de alakalı diye düşünüyorum…

OKTAY VURAL (İzmir) – Evet ya, Türkiye'yi yöneten zihniyet değişmediği müddetçe bunu… İnşallah, o zihniyeti de değiştireceğiz.

TÜLAY KAYNARCA (Devamla) – …az önce Şamil Tayyar vekilimizin, milletvekilimizin verdiği canlı örneklerle ve yaşadıklarından verdiği pasajlarla.

AHMET DURAN BULUT (Balıkesir) – Siz de örnek verir misiniz!

TÜLAY KAYNARCA (Devamla) – Tüm yazılanların ve çizilenlerin aksine -ben tüm ifade edilenlerin de altını çizerek- Türkiye'de özgür bir basının oluşmasına önem verdiğimizi, nitekim Türkiye'nin demokratikleşme ve insan hakları alanında katettiği büyük değişime paralel olarak haber alma ve ifade özgürlüğünde de çok önemli reformlar yapıldığını belirtiyorum ve az önce bahsettiğim…

BÜLENT BELEN (Tekirdağ) – Evet, “Alo Fatih” hattı kurdunuz!

TÜLAY KAYNARCA (Devamla) –  …Türk Ceza Kanunu, Basın Kanunu ve RTÜK’teki değişikliklerin de, bu kanuni düzenlemelerin de yine medyanın kamuoyunu aydınlatma görevini yapacağı…

OKTAY VURAL (İzmir) – Çok önemli gerçekten!

TÜLAY KAYNARCA (Devamla) – …en iyi ortamın tesis edilmesi gerekliliğinin de altını çiziyorum.

AHMET DURAN BULUT (Balıkesir) – “Alo Fatih!”

TÜLAY KAYNARCA (Devamla) – Bu doğrultuda medyanın da, bireysel hakları ve kamu yararını esas alan bir anlayışla, dördüncü kuvvet olmanın gerekli titizliğini yerine getirmesi gerektiğinin de altını çiziyorum.

Etkileme, kanaat oluşturma ve yönlendirme gücüne sahip olan günümüz medyasının, bu büyük sorumluluğu, elbette çok büyük bir sorumluluğu gereğince yerine getireceğine, ben meslekten bir kardeşleri olarak inanıyorum.

OKTAY VURAL (İzmir) – “Alo Fatih” hatları buna hizmet ediyor gerçekten!

TÜLAY KAYNARCA (Devamla) – Bu bir grup önerisi, bugün bunu konuşalım diye öneride bulunuyorsunuz, oysa dün, yine 546 sıra sayılı Kanun Teklifi’yle ilgili çalışmalara biz başladık.

OKTAY VURAL (İzmir) – “Alo Fatih” hattı özgürleştiriyor! Genelleştirmeyi düşünüyor musunuz?  Genelleştirmeyi düşünüyorsanız kanun teklifi getirin. Öyle mi? Kanunlaştıracak mısınız “Alo Fatih” hattını?

TÜLAY KAYNARCA (Devamla) – Temel kanun bu ve iki bölümden oluşuyor. Dolayısıyla, önerimiz, öngörümüz, bu kanunun çalışmasını tamamlamak şeklindedir.

Bu duygu ve düşüncelerle, MHP grup önerisi aleyhine görüş belirttiğimi ifade ediyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Milliyetçi Hareket Partisi…

OKTAY VURAL (İzmir) – Efendim, utanç verici, böylesine basın özgürlüğüne darbe yapan bir zihniyet karşısında vurdumduymaz bir anlayış!

BAŞKAN – Milliyetçi Hareket Partisi Grubunun önerisini oylarınıza sunacağım…

III.- YOKLAMA

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

MUHARREM İNCE (Yalova) – Yoklama istiyoruz.

BAŞKAN – Yoklama talebi var.

Tespitimizi yapalım.

OKTAY VURAL (İzmir) – “Alo Fatih!”

BAŞKAN – Sayın Vural, izin verir misiniz lütfen.

Sayın İnce, Sayın Aslanoğlu, Sayın Seçer, Sayın Serindağ, Sayın Erdemir, Sayın Öner, Sayın Aksünger, Sayın Toptaş, Sayın Çıray, Sayın Köprülü, Sayın Sarıbaş, Sayın Güven, Sayın Danışoğlu, Sayın Yüksel, Sayın Korutürk, Sayın Ekşi, Sayın Genç, Sayın Akar, Sayın Dinçer, Sayın Dudu.

İki dakika süre veriyorum.

Buyurun.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı yoktur.

Birleşime on beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 16.18

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 16.39

BAŞKAN: Başkan Vekili Ayşe Nur BAHÇEKAPILI

KÂTİP ÜYELER: Muhammet Bilal MACİT (İstanbul), Muharrem IŞIK (Erzincan)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 60’ıncı Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

III.- YOKLAMA

BAŞKAN – Milliyetçi Hareket Partisi Grubu önerisi oylamasından önce yapılan yoklamada toplantı yeter sayısı bulunamamıştı. Şimdi yeniden elektronik cihazla yoklama yapacağım.

Yoklama için iki dakika süre veriyorum ve yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı vardır.

VIII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

2.- MHP Grubunun, 11/2/2014 tarih ve 3342 sayıyla Manisa Milletvekili Erkan Akçay ve arkadaşları tarafından Türk basınındaki sansür ve otosansürün nedenlerinin araştırılarak basın özgürlüğünün sağlanması, yasal düzenlemeler de dâhil olmak üzere alınacak önlemlerin belirlenmesi amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 12 Şubat 2014 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – Öneriyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Öneri kabul edilmemiştir.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

Buyurun:

3.- CHP Grubunun, İzmir Milletvekili Alaattin Yüksel ve arkadaşları tarafından Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı tarafından bugüne kadar açılan, devam eden ve sonuçlanan tüm ihalelerde yolsuzluk yapılıp yapılmadığının belirlenmesi ve gerçeklerin tüm boyutlarıyla ortaya çıkarılması amacıyla 11/2/2014 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 12 Şubat 2014 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

12/2/2014

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulunun, 12/02/2014 Çarşamba günü (bugün) yaptığı toplantısında siyasi parti grupları arasında oy birliği sağlanamadığından, grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                  Muharrem İnce

                                                                                 Yalova

Grup Başkan Vekili

Öneri:

İzmir Milletvekili Alaattin Yüksel ve arkadaşları tarafından 11/2/2014 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına “Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı tarafından bugüne kadar açılan, devam eden ve sonuçlanan tüm ihalelerde yolsuzluk yapılıp yapılmadığının belirlenmesi ve gerçeklerin tüm boyutlarıyla ortaya çıkarılması” amacıyla verilmiş olan Meclis araştırma önergesinin (1291 sıra no.lu) Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere, bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak 12/2/2014 Çarşamba günlü birleşimde sunuşlarda okunması ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu önerisinin lehinde olmak üzere ilk konuşmacı İzmir Milletvekili Sayın Alaattin Yüksel.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

ALAATTİN YÜKSEL (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; önce 17 Aralıkta neler olduğunu bir kısaca hatırlayalım. Hoş, AKP’li milletvekili arkadaşlarımız bizim bundan söz etmemizden çok hoşlanmıyorlar, hatta bunu sürekli gündemde tutmamızı da ayıplıyorlar. Benim çok sevdiğim bir halk deyişi vardır “Ayıptır söylemesi, yapması değil.” diye yani siz her türlü yolsuzluğu, rüşveti alacaksınız, her türlü hırsızlığı yapacaksınız, bunu dile getirenleri ayıplayacaksınız. Bu doğru bir şey değil.

İHSAN ŞENER (Ordu) – Ne kadar rahat söylüyorsun ya, ne kadar rahat böyle iftira atabiliyorsun!

SALİH KOCA (Eskişehir) – Belge göster bakalım, bir belge göster, hangi yolsuzluklar var? Dedikodudan başka bir şey bilmiyorsunuz.

ALAATTİN YÜKSEL (Devamla) – Evet, 4 bakanla ilgili olarak hazırlanan fezlekelerle milyarlarca dolarlık yolsuzluktan söz ediliyor ancak bu bakanlarla ilgili düzenlenen fezlekeler hâlâ Meclise getirilmiyor. Sadece dün Meclise gelen 25 dokunulmazlık dosyası arasında eski Bakan Egemen Bağış ile ilgili bir dosya bulunuyor. Bağış’la ilgili gelen dosyada kişiye hakaret gerekçesiyle dokunulmazlığının kaldırılması isteniyor. Halk Bankası Genel Müdürünün evinde ayakkabı kutuları içinde 4,5 milyon dolar çıkıyor, Başbakan iki gün önce El Cezire televizyonundaki röportajında bunun bir yolsuzluk olmadığını, yolsuzluk olabilmesi için devlet kasasından bir paranın çıkması gerektiğini, bu paranın devlet kasasından çıkmadığını iddia ediyor.  Peki, Sayın  Başbakan, bu para nedir o zaman, niye bu kadar büyük para, 10 trilyon Türk lirası evdedir, niye ayakkabı kutulularının içindedir? Bir memurun, hem de bir banka müdürünün evinde bu kadar büyük nakdin bulunması doğal mıdır?

İçişleri Bakanının oğlunun evinde 7 adet kasanın, para sayma makinesinin bulunması… Bakan operasyon sırasında oğluyla telefonda konuşuyor. Bakan “Oğlum, evde kaç para var?” diye soruyor. Oğul: “Sen biliyorsun baba, çok kalmadı, 3-5 kuruş işte.” Bakan: “Kaç para oğlum?” Oğul: “1 trilyon işte baba.” Bakan, oğluna akıl veriyor, “Bu parayı Sarraf’a danışmanlık yaptığın için ondan aldığını söylersin, hatta yeğenin onun yanında çalışıyor, yeğeninin sana olan borcunu ödediğini söylersin.” diye de akıl veriyor. Bakan Zafer Çağlayan’ın kolunda 700 bin TL’lik hediye saat… Bunlar rüşvet değil mi Sayın  Başbakan? Sahi nerede bu eski mağdur bakanlarımız? Gelseler de şuraya, Meclise hem gözümüz şöyle  700 bin liralık bir saat görse hem de bize neler olup bittiğini bir anlatsalar diyorum. Tüm bunlar yaşanırken yolsuzlukların üzerine gideceğinize, üstünü örtmeye, kapatmaya, dikkatleri başka alanlara çekmeye çalışıyorsunuz çünkü ucu size de dokunuyor.

Oğlunuzun başında olduğu vakıf TÜRGEV hesabına 90 milyon 999 bin 90 lira para yatırılması iddialarına, askeriyeden maliyeye, iş adamından belediyelere herkes vakfa arazi ve arsa yağdırıyor iddialarına yanıt vermiyorsunuz. Hani, insanın aklına kötü şeyler geliyor. Yoksa bu vakıf işi, Osmanlı işi rüşvet ve yolsuzlukla, nüfuz ticaretiyle servet edinmek işi midir? Başbakan ne diyor? “Bu, paralel devlet işidir.” diyor.

Değerli arkadaşlar, 17 Aralık operasyonundan sonra nur gibi bir devletimiz daha oldu: Paralel devlet. Bu paralel devletle ilgili Amerikalı bir tarihçi Robert Paxton ilk kez bu deyimi kullanıyor fakat bu deyimi, öyle devlet içinde devlet anlamında, derin devlet anlamında kullanmıyor. Nazi Almanya’sında, Hitler Almanya’sında, kendi ideolojileri doğrultusunda, kendileri gibi düşünmeyen muhalifleri yok etmek için, Yahudilere soykırım uygulamak için, Gestapo ve SS’ler gibi oluşturulmuş paralel yapılardan söz ediyor. İtalya’da, Mussolini İtalya’sında, faşist ideoloji doğrultusunda muhalifleri yok eden kara gömleklilerden söz ediyor.

Başbakan ne yapıyor? Önce, özel görevli Adalet Bakanı atıyor. Özel yetkili Bakan Bekir Bozdağ, müsteşara ve savcılara, bu rüşvet operasyonunun durdurulması için baskı yapıyor. Yürütmenin özel görevli Bakanı, bakın, bugün, dün bombadan daha tehlikeli bulduğunuz kitabın yazarı Ahmet Şık’ı, Nedim Şener’i Avrupalarda övüp masum olduklarını, hapse girip yargılanmalarının cemaat işi olduğunu anlatmaya çalışıyor. Başbakanın havuz lideri olarak belirlediği Binali Yıldırım’a bağlı TCDD İzmir Liman İşletmeleri yolsuzluğunda 14 kişi tutuklanmıştır. Bu tutuklananlar arasında bacanak Cemo da rüşvet, yolsuzluk operasyonu içinde bulunan… Bu “Cemo” ifadesini ben kullanmıyorum, Cemalettin Bey’in TCDD Genel Müdürüyle yaptığı konuşmalarda TCDD Genel Müdürü kendisine bu rüşvet ve ihale meselelerinde yardımcı olurken “Cemo” diye hitap ediyor. Cemo, önceden haberdar edildiği için, uygun günde gidiyor ifade vermeye, uygun savcıya, mesai saati dışında gidiyor ve tabii ki salıveriliyor. Tutuklananlar arasında, Liman İşletme Müdür Yardımcısı Birol Bafra da var. Kendisi, Samsun’dan İzmir’e atanmış. Bafra’yla birlikte, limandaki dökme yük taşımacılığı ihalelerinin hemen hepsini Samsun merkezli Ahtapot Denizcilik almaya başlamış, hemen bütün ihaleler Ahtapot Denizcilik’e veriliyor. 21 ihaleye fesat karıştırıldığı ve 38 rüşvet olayının yaşandığı iddiası var. Bu iddialar, İzmir Denizcilik sahibi Halil Demir’in ifadelerinde de çok açık biçimde yer alıyor. Rüşvetlerin bacanak Cemo tarafından jammer kullanılarak AVM tuvaletlerinde alındığı tespit ediliyor.

Binali Yıldırım’a bağlı İzmir Liman İşletmeleri yolsuzluğunu kapatmak için savcılar tehdit edildi; emniyet müdürleri, emniyet müdür yardımcıları görevden alındı; İzmir’de yüzlerce polisin, Türkiye’de 6 bin polisin görev yerleri değiştirildi, bazılarının 2-3 kez görev yerleri değiştirildi; bu kış kıyamette eşleri işlerinden oldu, çocukları okullarından oldu.

Değerli milletvekilleri, aslında, AKP’yi destekleyen avukatlar, avukatlar derneği, Adalet ve Hukuk Derneği, Bağımsız Hukukçular Platformu, Genç Baro ve Yargıda Reform Grubu isimli 5 platformun üyesi avukatlar Başbakan Erdoğan, Adalet Bakanı Bozdağ, İçişleri Bakanı Ala’nın da aralarında bulunduğu 12 kişi hakkında yargı görevini etkilemeye teşebbüs, halk arasında korku ve panik yaratmak amacıyla tehdit, T. C. organlarını aşağılama, suçluyu kayırma iddiasıyla suç duyurusunda bulundular. Yapılan teknik takipler sonucunda, rüşvet olarak toplanan paraların kamu ihalelerine karşılık olarak verildiği, bu ihalelerle ilgili listenin Binali Yıldırım tarafından tutulduğu ve örgüt üyelerini gerek kendi aralarında gerekse TCDD Genel Müdürü Süleyman Karaman ve Karayolları Genel Müdürü ve diğer TCDD yetkilileriyle görüşmeler yaptıkları ve taahhüt edilen ihaleleri takip ettikleri tespit edilmiştir. Ulaştırma eski Bakanı Yıldırım’ın başında bulunduğu Bakanlık bünyesindeki kurumların yapım ihalelerini bazı iş adamlarına verdiği, karşılığında yüzde 10 kâr, komisyon istediği belirlendi. Binali Yıldırım’ın, Ulaştırma Bakanlığı bünyesindeki kamu ihalelerinin kime verileceğinin listesini yaptığı, hangi ihaleyi hangi firmanın alacağını daha önceden belirlediği açıkça ortaya çıkmıştır. ATV, Sabah yolsuzluğunda Hükûmete yakın iş adamlarından 630 milyon dolar para toplama işi de Binali Yıldırım’a verilmiştir.

Binali Yıldırım, Ahlatlıbel’deki PTT’nin sosyal tesislerinde iş adamlarını toplayıp 8 iş adamına “İki ay içinde 630 milyon dolar para vereceksiniz.” diyor. İbrahim Çeçen ve Mehmet Cengiz Bakan Binali Yıldırım tarafından Ankara’ya çağrılıyor. Binali Yıldırım toplantıda, Turkuvaz grubunun Cengiz, Kolin ve Limak grupları tarafından satın alınmasını emrediyor Başbakan talimatıyla. Toplantının ardından, önceden ihale verilmeyen Çeçen’den de para istendiği için Çeçen buna isyan ediyor, para vermeyeceğini söylüyor. 300 milyon ABD doları ödeme yaptıkları anlaşılan Cengiz, Kolin, Limak üçlüsü ihtiyaç duydukları paranın bir kısmını Ulaştırma Bakanının aracılığıyla Ziraat Bankasından, Arap Türk Bankasından alıyorlar. Cengiz İnşaatın patronu “Ama hakikaten iyi bir şey oldu, Binali kalırsa yaşadık.” diyor çünkü Binali kalırsa ihaleleri onlar alacaklar. Bu paralar karşılığında para aktarımında bulunan şirketlerine Palu-Genç demir yolu ihalesi, Erzincan-Diyarbakır-Mardin demir yolu ihaleleri gibi birçok ihalenin -kendilerine- verileceği sözü veriliyor.

Hükûmet, hükûmet değil sanki suç örgütü arkadaşlar. “Tape”lerde kayıt dışı 100 milyon TL’lerin ödendiği anlaşılmıştır, bu kurumların varlığı biliniyor, Maliye Bakanı acaba bu kurumlarla ilgili ne yaptı? Türkiye’nin en saygın kurumlarının üzerine giderken bunlarla ilgili ne yapılmıştır?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

ALAATTİN YÜKSEL (Devamla) – Bu nedenle, Binali Yıldırım’ın bakanlığı dönemi boyunca açılmış, sonuçlanmış veya devam eden ihalelerde yolsuzluk yapılıp yapılmadığının belirlenmesi…

BAŞKAN – Sayın Yüksel, teşekkür ediyoruz.

ALAATTİN YÜKSEL (Devamla) – …gerçeklerin tüm boyutlarıyla ortaya çıkarılması için kamuoyunun aydınlatılması gerekmektedir.

Hepinizin, bu anlamda, Binali Bey’i de aklamak istiyorsanız desteğinizi bekliyoruz. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Yüksel, konuşma süreniz bitti.

Teşekkür ederim.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu önerisinin aleyhinde olmak üzere söz sırası Diyarbakır Milletvekili Sayın Altan Tan’da. (BDP sıralarından alkışlar)

Sayın Tan…

ALTAN TAN (Diyarbakır) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; yine bu yolsuzluklar üzerinde konuşacağız.

Ama ben bir polemik olmasın, kavga gürültü olmasın diye mümkün olduğu kadar sakin bir ses tonuyla tane tane görüşlerimi, iddialarımı ileteceğim. Lütfen… AKP adına grup başkan vekilleri mi cevap verir? Sayın bakanlardan Sayın Mehdi Eker burada mı, bilmiyorum, biraz evvel buradaydı, keşke olsaydı, bir şeyler söyleyeceğim, hemşehrim, o da cevap verseydi. Tane tane, çıksınlar desinler ki vallahi bunlar doğru değil, yalandır, eksiktir, fazladır…

Şimdi başlayalım değerli arkadaşlar. Nedir bu verilen Meclis araştırma önergesinin iddiası? Ulaştırma Bakanlığının İzmir merkezli, liman merkezli yolsuzluk iddialarıyla ilgili bir Meclis araştırma önergesi. Şimdi, değerli arkadaşlar, bakın, bu kadar kendine güvenen bir iktidar, hiçbir şey yok diyen bir iktidar -lafı fazla uzatmaya gerek yok- tek şey yapmalı: Buyurun kardeşim, kurun komisyonlarınızı, getirin bütün hâkiminizi, savcınızı, belgenizi, evrakınızı, araştırın -altım yaş değil, çiğ yemedim ki karnım ağrısın- çıkarın ortaya. Hiçbir şey yoksa da çıksın Sayın Bakan buraya aslanlar gibi, desin ki utanın, sıkılın, bakın işte tertemiz bu evraklar, belgeler, soruşturmalar çıktı, teessüf ederim size desin. Demokrasilerde yapılacak olan bu. Yani, böyle, kavgaya, gürültüye, polemiğe, tartışmaya, karalamaya, bağırmaya, çağırmaya, laf atmaya gerek yok.

Şimdi, gelelim iddialara. Benim de iddialarım var. Bakın, ben, son bütçe görüşmelerinde -Sayın Binali Yıldırım da burada oturuyordu, Karayolları Genel Müdürü de arkasındaydı- çıktım buraya, bir konuşma yaptım. Arkasından bu konuşmayı on gün, on beş gün sonra bir daha yaptım, bu kürsüden yaptım, dedim ki… Bakın, bir inşaat firması var Türkiye'de. Rizesporun eski başkanı. Kod adını da böyle koydum. Hani, ismini verme, hakaret etme, firma gizli belgelerini açığa çıkarma… Bu arkadaş Hasankeyf’teki Ilısu Barajı’nı 1 milyar 100 milyon euroya almış ve dış kredilerin tamamını kendisi bulacak, bir konsorsiyum kuracak. Sadece bu konsorsiyumlu ve dış kredili olduğu için de normal diğer İhale Kanunu’na uygun yapılmamış bu. Çünkü, bütün baraj ihaleleri, kara yolları ihaleleri, otoyol ihaleleri yüzde 50 indirimle gidiyor, tenzilatla gidiyor. Hiçbir tenzilat yapılmadan bir protokolle verilmiş, üç yıl bu krediyi bulamamış. Avusturya firmasına gitmiş, İngilizlere gitmiş, sağa sola gitmiş, en son Çin üzerinden karmakarışık bir şekilde, o ihale şartnamelerine de tam uygun olmayacak bir şekilde “Bu, bu işi yerine getirdi.” denmiş. Çünkü “yerine getirmedi.” denilse normal ihaleye çıkacak, bütçeden parayla ihaleye çıkacak. Ki defalarca da Hükûmet “Bu kredi olmazsa ben bunu kendi bütçemle yapacağım.” demiş, buna rağmen bu iş bu zata verilmiş. 1 milyar 100 milyon euro… Sonrasında, hızlı tren ihalesinin önemli bir kısmı yine bu firmaya verilmiş ve sonrasında Erbil’de Erbil Havaalanı -420 milyon dolar- aynı firmaya vermiş, Duhok Havaalanı TİP proje -420 milyon dolar- aynı firmaya verilmiş, Erbil-Kerkük duble yolu -100 milyon dolar- yine aynı firmaya verilmiş. Bunu dediğim vakit buradaki arkadaşlar diyorlar ki: “Kardeşim, tamam, işte Hasankeyf’te şöyle oldu, hızlı trende böyle oldu ama Erbil’in, Duhok’un, Kerkük-Erbil yolunun hesabını bize niye soruyorsunuz oradaki Kürt Hükûmeti vermiş?” Gidiyorum, Sayın Barzani’yle görüşüyorum, Sayın Talabani’nin masasına oturuyorum, Sayın Neçirvan Barzani’yle görüşüyorum, oradaki Kürt yetkililere de soruyorum: “Kardeşim, niye bütün bu ihaleleri siz belli firmalara, aynı firmalara veriyorsunuz?” “Vallahi ne yapalım, Ankara bizi böyle yönlendiriyor.” diyorlar. Kürt’e diyorsun sana böyle söylüyor, buradakine soruyorsun o da böyle söylüyor.

Değerli arkadaşlar, en son ramazan ayında, bu geçtiğimiz ramazan ayında, aziz, mübarek ayda yine bu Ilısu Barajı kapsamında Hasankeyf’in Dıfne köyüne (Üçyol köyü) 1.100 metre bir köprü yapılacak -birinci boğaz köprüsü 1.070 metre- boğaz köprüsünden daha büyük bir köprü yapılacak. Yine, 5 tane firmaya davetiye çıkarılmış, bunlar yine aynı firmalar ve bu 5 firma 1 katrilyona yakın işi kendi arasında paylaştırmış. 4’üncü seferdir bu kürsüden bunu söylüyorum, Allah billah aşkına biri çıkıp da cevap vermiyor bana. En son, hiç alakası yok, Dışişleri Bakanı Sayın Ahmet Davutoğlu Diyarbakır’da yanımda oturuyor, Başbakanın yemeğinde bizi protokolde yan yana koymuşlar, döndüm ona da söyledim. Dedi ki: “Efendim, bütün bu ihaleler şeffaf ihalelerdir, İhale Kanunu’na uygun yapılıyor” Dedim ki: Sayın Bakan gözünü aç, bana bak, benimle sen otuz beş sene evvelden aynı İslami gruplarda, yapılarda… Tertibiz, yaşıtız, aramızda altı ay var. Otuz üç senelik inşaat mühendisiyim böyle bir rezalet görmedim. Hep aynı 5 firma mı çağrılır? 4 tane iş, 5 firma davetiyeli. 1 katrilyonluk iş, tenzilatsız veriliyor, yüzde 50 indirim oluyor bunlarda.

Sayın Bakan geldi, burada durdu on dakika. Daha cevap hakkı gelmeden bana izah vermeye çalıştı. Efendim, pozlar böyle, şartlar böyle, bilmem ne böyle, işte ne yapalım şöyle… Yine buradan ilan ettim, dedim ki: Sayın Bakan bölgenin müteahhitleri, siz Diyarbakır’da 8 tane alt geçit ihalesi verdiniz, batçık... Bu 8 tane ihaleyi yapan firmalar, bakın, size feryat ediyorlar, diyorlar ki: Biz bu 1 katrilyona verdiğin 4 tane işi 500’e, yarısına yapıyoruz, yarısına. Bütün şartını, şurtunu, evrakını... Bakın, hâlâ cevap yok değerli arkadaşlar. Çıkın, deyin ki: Niye bu 5 tane firma seçildi, söyleyin bana. Bu işin aciliyeti ne, özelliği ne? Yani özellik isteyen işler var, termik santral yaptığın vakit, sokaktaki müteahhit yapamaz. Kabul, bunları biliyoruz. Peki, bu köprülerle ilgili, bu 5 firmanın, 6 firmanın dışında kimse yok mu?

Gelelim, tekrar, daha somut, daha belirgin bir işe. Diyarbakır’a bir havalimanı, bir terminal binası yapılacak. Senelerdir tartışıyoruz, yeni bir havaalanı için Çınar yakınlarında, Çınar ile Diyarbakır arasında hazinenin çok güzel bir yeri belirlendi, uluslararası bir havalimanı yapılması için devletin paftalarına kadar işlendi. Bendeki devletin paftalarında... Bunu Sayın Mehdi Eker’e de gösterdim, açtım paftayı önüne koydum. Resmî, üzerinde devletin mührü olan pafta, o, rafa kaldırıldı niyeyse? Dediler ki: Diyarbakır’a yeni bir terminal yapacağız, çok güzel bir terminal, projesi güzel. 93 bin metrekare kapalı alan, 6 tane körük. Kabul, baş göz üzerine, onu yapın. Kalktılar bunu da yine belli istekliler arasında ön elemeli davetiye... Bakın, tüy dikildi. Ön elemeli ne demek? 15 tane firmaya davetiye çıkarıyor, çıkardı. 15 tane firmaya davetiye çıkardıktan sonra da bu 15 firmayı bir daha inceliyor, diyor ki: “Bunların 8 tanesi” veya “10 tanesi ihaleye girebilir.” Yahu, bu davetiyeyi sen çıkarmışsın bir sefer. Yani, niye davetiyeli yapıyorsun, bu ayrı bir tartışma konusu fakat davetiye çıkardığın firmayı, “Yeterlidir, bu gelsin, öbürleri yeterli değildir bütün Türkiye’ye.” dediğin bu 15 tane firmayı da tekrar bir ön elemeye tabi tutuyorsun.

Ne oldu biliyor musunuz arkadaşlar? 10 tane firma kaldı. Yine, feryat ettim, bu kürsülere çıktım, basın toplantıları yaptım, Diyarbakır’daki bütün gazetelere verdim, dedim ki artık utanırlar, korkarlar, yapmazlar. Tınmadı kimse, umurunda olmadı kimsenin, hiç kimsenin umurunda olmadı ve sonuçta bu 10 firmadan 4 tanesi teşekkür attı. Teşekkür ne demek? “Beni çağırdın ama ben bu işe girmiyorum. Sana hayırlı olsun.” 1 firma -bu işin içerisinde- anlaşmaya girmedi, Diyarbakır’da İntim İnşaat -onun da adını vereyim- allem edildi, kallem edildi, bu firma da elendi. “Senin şu evrakın eksik, senin bu belgen eksik.”

Şimdi diyebiliriz ki “Kardeşim, sen çıkmışsın, anlatıyorsun. Bunların hepsi yalan.” Yahu, kurun bir komisyon, getirin evrakları, eğer böyle değilse deyin ki: “Altan Tan, sen bunları yalan söylüyorsun.” Getirin bunları. Ve o günün parasıyla 270 trilyona yani 270 milyona, 150 milyon dolara bu terminal binası ihale edildi arkadaşlar. Bakın, Diyarbakır’da duruyor, 150 milyon dolar, o günkü kurla 150 milyon dolar. Getirin dedim, ben otuz üç yıllık inşaat mühendisiyim, yarı fiyatına yapıyorum; bütün teminat, belge, evrak, kontrgaranti, konsorsiyumu kuruyorum. Buyur, yarı fiyatına yapıyorum. Diyor ki: “İhale müddeti geçti, müracaat etseydin.” Ya, müracaat yok ki zaten, sen çağırıyorsun.

Değerli arkadaşlar, şimdi, bunlar, dediğim gibi polemikle, kavgayla, küfürle, bilmem neyle olacak bir şey değil. Gelirsin, yüzünün akıyla bunun hesabını verirsin.

Basına gelince, basın Roboski olduğu gün öldü Türkiye’de. Saat on bire kadar devletten, ordudan cevap gelinceye kadar cemaatçisi, öbürü, diğeri, hiç kimse yayın yapmadı.

Saygılar sunuyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

OKTAY VURAL (İzmir) – Doğan Bey, cevap verecek misiniz bu ifadelere?

ALTAN TAN (Diyarbakır) – Bekliyorum ben, çıksınlar, desinler ki: “Böyle olmadı.”

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu önerisinin lehinde olmak üzere şimdi söz Adana Milletvekili Sayın Seyfettin Yılmaz’da.

Buyurun Sayın Yılmaz. (MHP sıralarından alkışlar)

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisinin vermiş olduğu İzmir Liman İşletmesindeki yolsuzluklar ve Sabah ve ATV’nin satışıyla ilgili havuz oluşturmada olan rüşvet olaylarının araştırılmasıyla ilgili Meclis araştırma önergesinin lehinde söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Şimdi, değerli milletvekilleri, bakın size bir şey okuyacağım. “25 Ocakta ABD’de toplantı yapıldı. ‘Biz Refah Partisini iktidardan indirmekle kalmamalıyız, bölmeliyiz.’ Amerika’nın planı bu. Evlatlarımızı önce raydan çıkardılar, şimdi uçurumdan yuvarlıyorlar. Erdoğan partiyi kendisi kurmadı, ona bu partiyi kurması emredildi. Erdoğan’a bu projede niye rol verildi? Çünkü onda makam, mevki, mansıp, mal ve Cumhurbaşkanlığı zaafı var. AKP’ye oy vermek cehenneme bilet almak gibidir. AKP’ye oy verdin, yaptığın iş ne? Sırtına birer hortum bağladı, hortumu AKP’ye teslim ettin, o da rantiyeciye verdi.” Bunu kim diyor biliyor musunuz değerli milletvekilleri? Bunu, Sayın Başbakanın ve birçoğunuzun “Hocam” dediği, değer verdiği Necmettin Erbakan 2007 yılında ifade ediyor ve 2007 yılında ifade ettiği bu lafların altı yıl sonra gerçek olduğunu, onun tedrisatından geçmiş, onun fikirleriyle bugünlere gelmiş birçok milletvekili eğer görmekten imtina ediyorsa Cenab-ı Allah’ın katında hakikaten sorumluluk içerisine gireceklerdir. Siz niye hırsızlıkları, yolsuzlukları, usulsüzlükleri sonuna kadar savunacaksınız? Eğer sizin boğazınızdan bir şey geçmediyse bugün, yolsuzluğa bulaşan, hırsızlığa bulaşanları cansiperane savunmak için Türkiye Büyük Millet Meclisinde niye kendinizi zorlayacaksınız? Bakın, araştırma önergesinde iddia edilen husus, İzmir’deki olay: Kim var İzmir’deki olayın içerisinde? Bakanın bacanağı var. Şimdi, diğerleri ne yapıyor? Savcı gidiyor onları alıyor ama Bakanın bacanağı bir türlü ifadeye gitmiyor. Binali Yıldırım’a soruyorlar: “Nerede sizin bacanağınız? Niye gelmiyor?” dediğinde “Birkaç gün sonra gelir.” diyor. Değerli arkadaşlar, orada birtakım savcılarda ve bu operasyonu yapanlarda değişiklik olduktan sonra geliyor akşam yedide, bir mahkeme başkanının olduğu yere geliyor ve ne yapılıyor? Serbest bırakılıyor. Şimdi, biz, etik kuralı gereğince Bakanın bacanağı, şudur budur, falan filan noktasına girmeyeceğiz ama şunu açık yüreklilikle ifade ediyoruz: Bakın, 17 Aralık operasyonunda, 17 Aralık operasyonu ilk yapıldığında -içinizde İçişleri Bakanlığı yapanlar da var- ayıkamadınız. 17 Aralık operasyonu yapıldığında 4 bakanın çocuğu alındı, Halk Bankasının Genel Müdürü, bir sürü üst düzey kişiler alındı ve bunlar savcılar tarafından yapılan sorgulamalar neticesinde hâkim tarafından tutuklanarak şu anda cezaevindeler. İddiaların hepsini biliyorsunuz, tek tek girmeyeceğim.

Akabinde, 25 Aralıkta “asrın yolsuzluğu” dediğimiz, 17 Aralıktan daha büyük yolsuzluk… İşin içerisinde kim var değerli arkadaşlar? Başbakan var, Başbakanın oğlu var, Başbakanın damadı var, Başbakanın kızı var, bakanlar var, birçok ileri gelenler var. Şimdi, bu iddialarla ilgili bir operasyon yapılıyor. Bu operasyon yapılır yapılmaz savcının talimatına rağmen, kolluk kuvveti görevini yapan emniyetçiler görev yapmıyor. Şimdi, değerli arkadaşlar, Türkiye Cumhuriyeti devletinde veya bir hukuk devletinde savcının verdiği talimatı bir kolluk kuvvetinin, kolluk kuvveti görevini yapan polisin yerine getirememesi gibi bir şey olabilir mi? Ama bunu yaptınız.

Bakın, şunu ifade ediyorum: Şimdi, hangi gerekçeye sığındınız bunu yapmak için? Dediniz ki: “Millî devlete darbe var, paralel yapı var. Paralel yapının arkasında Amerika’sı, İngiltere’si neyse, dış güçleri var, bizi yıkmaya çalışıyorlar -sözde- asrın liderini ortadan kaldırmaya çalışıyorlar.” Ben size buradan söylüyorum, Sayın Genel Başkanımız Devlet Bahçeli de dedi: Bir buçuk aydır, iki aydır bas bas bağırıyoruz buradan, diyoruz ki: Gelin…

GÜLAY DALYAN (İstanbul) – Duyuyoruz, bağırma.

SEYFETTİN YILMAZ (Devamla) – Bağıracağım, vatandaşın hakkını yiyenlerden hesap sorana kadar bağıracağım, bağırmaya da devam edeceğim.

OKTAY VURAL (İzmir) – Bağır, millet isyan ediyor, vicdanlar isyan ediyor.

SEYFETTİN YILMAZ (Devamla) – Şimdi, biz diyoruz ki: Gelin Allah rızası için, Allah rızası için gelin.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Hırsızlar bağırmayacak, sen bağıracaksın, hırsızlar susacak.

SEYFETTİN YILMAZ (Devamla) – Sayın Başbakan, sayın bakanlar, Allah rızası için gelin, bu işin arkasında kim varsa bu kürsüden açıklayın. Amerika mı var, İngiltere mi var, Fransa mı var? Ama ben çok iyi biliyorum, bir zamanlar AKP’liler ne diyordu biliyor musunuz oturduğumuz bir toplantıda: Bizim beyefendinin, patronun arkasında Amerika da var, biz şöyle güçlüyüz, askeriyeyi hallettik, yargıyı hallettik, 2023 yılına kadar bizim iktidarımızı kimse engelleyemez.” diyorlardı. Bu konuşmalara şahit olan birçoğunuz vardır. Şimdi, buradan soruyorum: Gelin bunu açıklayın. Eğer gizli bir şey varsa, gizli bir şey varsa dedik ki: Bunun gizliliği varsa milleti ilgilendiren, devleti ilgilendiren gizliliği varsa gelin Mecliste kapalı oturum yapalım. Bize bir açıklayın ya Allah rızası için! Biz, sizden daha fazla Milliyetçi Hareket Partisi olarak millî devletin yanında durmazsak namerdiz. Açık söylüyorum: Bizim için devletin ebet müddetliği kaçınılmazdır ama gelin, açıklayın bunu değerli milletvekilleri, gelin açıklayın.

ERTUĞRUL SOYSAL (Yozgat) – Mahkeme devam ediyor, neyi açıklayacağız ya?

SEYFETTİN YILMAZ (Devamla) – Ama Allah rızası için ben size bir şey soracağım: Başbakan hırsızlığa bulaşmışsa, bakan hırsızlığa bulaşmışsa -iddia- bakanların çocukları bulaşmışsa veya birtakım bürokratlar bulaşmışsa, iş adamları bulaşmışsa yani burada bu işlerle hiç alakası olmayan milletvekillerinin, boğazından haram lokma geçmeyen milletvekillerinin; rüşveti almanın da, vermenin de, aracılık etmenin de lanetlendiği ve cehennemlik olduğu bir ortamda size oy veren insanları bile medya manipülasyonlarıyla, algı yöntemiyle “Hırsızlık, yolsuzluk yok da millî devlete operasyon var, Hükûmetimizi yıkıyorlar.” diye size o anasının ak sütü gibi oylarını veren o insanlara bile yanlış yaparsınız, yazık edersiniz, günaha girersiniz.

Sayın Başbakan “Abdestimden şüphem yok ki namazım sorgulansın.” diyorsun. Bunu demekle olmaz, abdestinden şüphesi olmayan şunu diyecektir: “On iki yıldır ben bu ülkeyi yönetiyorum. On iki yıldır bu ülkenin Başbakanıyım. Türkiye Cumhuriyeti tarihinde hiçbir Başbakana, hiçbir hükûmete nasip olmayacak şekilde bu millet bana yetki verdi. Ben, on iki yıldır yönettiğim bu ülkenin savcısına, polisine güvenmeyeceğim de kime güveneceğim?” deseydi Allah’ınızı severseniz bugün bu yaşananlar yaşanır mıydı? Ben size soruyorum: Bugün harama bulaşmayan, boğazından haram lokma geçmeyen kime Türk savcısı kumpas kurabilir, kime Türk polisi kumpas kurabilir? Bugün Başbakana kumpas kuracak bir savcı olabilir mi değerli arkadaşlar? Bir polis Başbakana kumpas kurabilir mi? Yani bu mümkün değildir. Çıkarsınız, harama bulaşmamışsanız, bu milletin önünde… Bakın şurada tapeler var tapeler, 274 sayfa, 274 sayfa tape var. Bu tapelerde –girmeyeceğim tek tek ama- o kadar iğrenç konuşmalar var ki, o kadar milletin malına el uzatılmış ki, o kadar haram var ki Allah aşkına, biri gelip de bunu bize niye açıklamıyor?

“Millî devlete darbe”, “paralel yapı”, “paralel devlet.” Kimdir bu paralel devlet? On iki yıldır bu ülkeyi yönetiyorsunuz. Şimdi çıkıyorsunuz, diyorsunuz ki: “Paralel yapıyla MHP, CHP, bilmem kim iş birliği yapıyor.” Bu ülkede bir paralel yapı varsa o paralel yapıyı siz oluşturdunuz, o paralel yapıyı ortaya çıkarmak da sizin göreviniz ama siz “paralel devlet”, “paralel yapı” diyerek koskoca bir camiayı zan altında bırakacaksınız, gereğini yapmayacaksınız, alnı secdeye değen insanlara hırsız muamelesi, hain muamelesi yapacaksınız, kendiniz bu işten  sıyrılacaksınız. Devletsiniz, içinizde bakanlık yapanlar var, eğer paralel yapı varsa, ihanet eden varsa bu savcı da olsa, polis de olsa tutarsınız kolundan gereğini yaparsınız. MİT elinizde, Emniyet elinizde, devletin bütün birimleri elinizde değerli arkadaşlar, devletin bütün birimleri sizin elinizde ama… Çünkü veremeyecek hesabınız var.

Bakın, değerli arkadaşlar, siz iktidar olurken arkanızda ne ATV vardı ne Sabah vardı ne A Haber vardı ne bugün… Başbakan bakkal açıyor, Allah’ınızı severseniz, 50 kanal canlı veriyor. Siz hükûmet olduğunuzda bu kanalların hangisi vardı? Ama siz ne yaptınız? Millete gittiniz ve iktidar oldunuz ama bugün, içinden çıktığınız millete yabancılaştınız çünkü siz harama bulaştınız, haramzadelerle beraber oldunuz, o fakiri fukarayı, garip gurebayı, Anadolu’nun yiğit insanını unuttunuz. Siz harama bulaştınız ama şunu unutmayın: Bu şekilde giderseniz, harama bulaşarak giderseniz 28 Şubat sürecini yaşayanlar da bütün güçleri eline almışlardı “Bin yıl sürecek.” diyorlardı. Sizin de akıbetiniz onlardan farklı olmayacak, onlar gibi olacaksınız, unutmayın. Aynı şekilde gideceksiniz çünkü siz milletten korkuyorsunuz. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu önerisinin aleyhinde olmak üzere İzmir Milletvekili Sayın Ali Aşlık konuşacak.

Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ALİ AŞLIK (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun vermiş olduğu önerge karşısında grubum adına söz almış bulunuyorum.

AHMET DURAN BULUT (Balıkesir) – Vallahi almasan iyi olurdu.

ALİ AŞLIK (Devamla) – Özellikle 17 Aralıktan sonra güçlenen, büyüyen ve…

AYKAN AYDEMİR (Bursa) – Çalan…

ALİ AŞLIK (Devamla) – …çevresinde el uzatılması gereken bütün dost ve akrabalara el uzatan bir Türkiye’ye karşı bir komplo düzenlenmiştir. [CHP ve MHP sıralarından “Bravo(!)” sesleri, alkışlar(!)] Bu komplo karşısında bazıları gibi şapkayı alıp gideceğimizi zannedenler yanılgıya düştüler. Çünkü biz desteği milletten aldık, gücümüzü milletten aldık.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Parayı kimden aldın, parayı?

OKTAY VURAL (İzmir) – Parayı kimden aldınız?

İZZET ÇETİN (Ankara) – Parayı kimden aldınız?

ALİ AŞLIK (Devamla) – Bizi millet getirir ve millet götürür. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen!

OKTAY VURAL (İzmir) – Malı kimden götürdünüz?

ALTAN TAN (Diyarbakır) – Parayı da milletten aldınız.

BAŞKAN – Tahammül edin konuşmacıya, lütfen!

ALİ AŞLIK (Devamla) – Özellikle İzmir’deki operasyonla alakalı biraz evvel oradaki sanıkların avukatlarıyla görüştüm. Çünkü, bize sizin gibi mahkemedeki henüz gizli olan belgeleri ulaştıran savcı ve hâkimler yok. (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

OKTAY VURAL (İzmir) – Alkışlayın, Rıza Zarrab gurur duyuyor.

ALİ AŞLIK (Devamla) – İzmir’de liman operasyonu diye bahsedilen konu: 2010 yılında dinlemeler başlamış, 2012’nin yedinci ayında bitmiş.

İZZET ÇETİN (Ankara) – Sonra?

OKTAY VURAL (İzmir) – Ee…

ALİ AŞLIK (Devamla) – İhale 2012’nin beşinci ayında yapılmış.

OKTAY VURAL (İzmir) – Ee…

İZZET ÇETİN (Ankara) – Sonra?

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen saygıyla dinleyelim; duyuluyor buradan.

ALİ AŞLIK (Devamla) – İhaleyi alan, daha doğrusu şikâyetçi olan firma…

OKTAY VURAL (İzmir) – Ee…

ALİ AŞLIK (Devamla) – Evet Oktay Bey, yani böyle pişmiş kelle gibi bana “Ee, ee” demenin pratik bir anlamı var mı? (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri,  alkışlar) Dinleyin, ben de anlatıyorum işte insan gibi.

BAŞKAN – Sayın konuşmacı…

OKTAY VURAL (İzmir) – Vallahi pişmiş kelle gibi utanmadan…

ALİ AŞLIK (Devamla) – Hayır ama yani “Ee, ee” ne demek yani?

BAŞKAN – Sayın konuşmacı…

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Pişmiş kelle gibi utanmadan konuşuyorsun.

ALİ AŞLIK (Devamla) – Olur mu canım?

BAŞKAN – Sayın konuşmacı, siz lütfen Genel Kurula bakarak konuşmanızı sürdürün.

OKTAY VURAL (İzmir) – Utan, utan!

ALİ AŞLIK (Devamla) - Ben hiç kimseyi şey yapmadan, saygısızlık yapmadan konuşuyorum. Niye koskoca Grup Başkan Vekili olarak “Ee, ee” Ne demek “E, ee”? Niye saygısızlık yapıyorsun?

OKTAY VURAL (İzmir) – Sen tuzluk musun, yağdanlık mısın? Tuzluk, tuzluk!

LÜFTÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Rüşvete gel, rüşvete!

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri…

ALİ AŞLIK (Devamla) – Değerli arkadaşlar, dinlemeler 2012’de bitiyor yedinci ayında.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sonra?

ALİ AŞLIK (Devamla) – İhale, 2012’nin beşinci ayında yapılıyor. İhale yapıldıktan sonra…

İZZET ÇETİN (Ankara) – Nereden biliyorsun?

ALİ AŞLIK (Devamla) – Alan firmayla konuştuk canım, yapanlarla konuşuyorum, avukatlarıyla konuşuyorum. İyi de bir siyaset yapıyorum.

BAŞKAN – Sayın konuşmacı, lütfen Genel Kurula hitap eder misiniz?

OKTAY VURAL (İzmir) - Yani sen milletvekili değil, iş takipçisi misin? İş takibi mi yapıyorsun?

ALİ AŞLIK (Devamla) – Bilmeyeyim mi?

BAŞKAN – Sataşmalara cevap vermeyin lütfen.

ALİ AŞLIK (Devamla) – Değerli arkadaşlar, ihale 2012’de, 2012’nin beşinci ayında tamamlanıyor. Şikâyetçi olan firma KİK’e başvuruyor talebi reddoluyor. Yetmiyor idare mahkemesine başvuruyor talebi reddoluyor. Yani dolayısıyla hukuk devletinde nedir? İdarenin bütün eylem ve işlemleri yargıya tabidir. Bütün yargı yolları denenmiş mi? Denenmiş. Netice alınmış mı? Alınmış.

İZZET ÇETİN (Ankara) – Parayı kim almış?

ALİ SARIBAŞ (Çanakkale) – Firmaya sordun mu?

ALİ AŞLIK (Devamla) – Ama bütün bunlara rağmen bir şikâyette bulunuyor.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Para kimde, para? Bunları söyle.

ALİ AŞLIK (Devamla) - O şikâyetten sonra da, bu şikâyetten sonra da Sayın eski Ulaştırma Bakanımız Binali Yıldırım İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı adayı olarak açıklandıktan bir hafta sonra, bacanağı da bu işe bulaştırılmak üzere, 2012’nin yedinci ayında biten ve sümen altı edilen bir şey raflardan çıkarılıyor.

Şimdi arkadaşlar, bu işler sizlerin de başına geldi, bu işler birçok insanın başına geldi. Türkiye'de yargıdan başına birçok sıkıntı gelmeyen kaç tane insan var?

MUHARREM VARLI (Adana) – Niye savcıları değiştiriniz?. Allah Allah!

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Paradan bahset.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Paradan, yolsuzluktan, hırsızlıktan bahset. Bunları yani niye savunuyorsun?

ALİ AŞLIK (Devamla) – Şimdi, bu dinlemeler CMK 335’e göre yapılıyor. Nedir bu? Sınırsız dinleme hakkı veriyor. Yani “örgüt”ten dinleme yapılıyor ama sevk maddesi “ihaleye fesat karıştırma.”

AHMET DURAN BULUT (Balıkesir) – Yıllardır bizi dinliyordunuz ya.

ALİ AŞLIK (Devamla) – Şimdi, buradan Binali Yıldırım Bakanımızı, İzmir Büyükşehir belediye başkan adayımızı yıpratma amacı oluşturulmaya çalışılıyor. (CHP ve MHP sıralarından “Oooo” sesleri)

Bakınız değerli arkadaşlar, madem bu yolsuzluk vardı, 2012’nin 7’nci ayında biten bir dinleme niye 2014’ün 7 Şubatında devreye sokuluyor. Hiç düşünmüyor musunuz, hiç vicdanınıza sormuyor musunuz bunu?

OKTAY VURAL (İzmir) – Ya vicdanına sen sor! Hangi vicdanla milletvekilliği…  Sizin vicdanınız mı var? İzmirliler seni izliyor.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri lütfen ciddiyetinizi koruyun.

ALİ AŞLIK (Devamla) – Değerli arkadaşlar, şikâyetçi firma on yıl boyunca bu işi yapmış, on yıl boyunca yapmış, ihale şartlarına uygun yapılmış çünkü yargının da denetiminde geçmiş ama ona rağmen 17 Şubatta millî iradeye, millî sermayeye, millî güçlere karşı başlatılan sinsi planın İzmir ayağı devreye sokulmuştur. [CHP ve MHP sıralarından “Bravo!” sesleri, alkışlar (!)]

OKTAY VURAL (İzmir) – Yolsuzluklar millî!

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Hırsızlık var, hırsızlık!

ALİ AŞLIK (Devamla) – Biz bu tür olayların altında bugüne kadar ezilmedik, bundan sonra da ezilmeyiz. Biz bugüne kadar yapılan her şeyin hesabını verdik bundan sonrada vereceğiz.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Hiçbir şeyin hesabını vermediniz.

ALİ AŞLIK (Devamla) – Sayın Başbakan ve ekibini hırsızlıkla suçlayıp, hakaret etmeye kalkanlara da yargıda hesabını soracağız.

SUAT ÜNAL (Osmaniye) - İzmirli Binali Yıldırım’a güveniyor

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Hırsız, polisi kovalıyor.

ALİ AŞLIK (Devamla) – Değerli arkadaşlar, şimdi, 2011 seçimleri öncesi, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanına karşı aynı şekilde bir operasyon yapıldı.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Hırsızı anlat.

ALİ AŞLIK (Devamla) – 400 sayfayı geçen iddianame var. İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu da üç yüz doksan yedi yılla yargılanıyor…

İZZET ÇETİN (Ankara) – Ee?

ERKAN AKÇAY (Manisa) –  Soygun çetesi oldu bunlar ya.

ALİ AŞLIK (Devamla) – …ve ben İzmir’de muhalefet milletvekiliyim, burada iktidar milletvekiliyim ama İzmir’de iktidar Cumhuriyet Halk Partisi ve ben orada İzmir’de muhalefetin milletvekili olarak çıktım dedim ki: “Biz adliyelerin şeklini şemailini değiştirdik ama henüz zihniyetleri değiştiremedik. Bu yapılanlar yanlıştır.” dedim ve bunu kamuoyuna açıkladım. Basının önünde söyledim, kapalı yerlerde söylemedim. [AK PARTİ sıralarından alkışlar, CHP sıralarından alkışlar(!)]

SÜLEYMAN ÇELEBİ (İstanbul) – Bravo!

ALİ AŞLIK (Devamla) – Ve Aziz Kocaoğlu o günden bugüne bu operasyonlarla alakalı kitap yazdı. İzmir’e hiçbir şey yapmadı. Şimdi de “Namuslularla namussuzların seçimi” diyor. Hakkında 400 sayfayı geçen fezleke var ve bunu konuşuyoruz. Değerli arkadaşlar, bak, ben çıkıp bir defa Aziz Kocaoğlu’na “namussuz” demedim, “hırsız” demedim. Niye?

MUHARREM İNCE (Yalova) – Değil de ondan.

ALİ AŞLIK (Devamla) – Değil meğil mevzu değil. Eğer ona yargı beraat kararı verecekse ben öyle söylersem o hâkime hakaret etmiş olurum.

ALTAN TAN (Diyarbakır) – Yahu, hâkime zaten fırsat vermediniz, hâkimleri aldınız.

ALİ AŞLIK (Devamla) – Siz daha iddianame hazırlamadan tapelerle geziyorsunuz. Arkadaşlar, tape ile tıpayı birbirine karıştırmayın. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Olmaz böyle bir şey. Onun için diyoruz ki bunlar algı yönetimi için yapılan şeylerdir. Bu millet hırsızı, namussuzu yürüyüşünden, gözünden tanır.

FATMA NUR SERTER (İstanbul) – Doğru, doğru.

HASAN ÖREN (Manisa) – Ergenekon’daki tapeler?

ALİ AŞLIK (Devamla) – Öyle tapelerle mapelerle milleti kandıramazsınız, bilir anlar, bu millet âlim değil ariftir. Onun için, madem Alaatin Yüksel’e… Siz madem bu kadar namuslu, siyaseti bu kadar namus üzerine yapıyorsunuz. O zaman niye bir başka aday göstermediniz de Aziz Kocaoğlu’nu gösterdiniz? Hâlâ yargılanıyor. Yargılanan bir adamı…

HASAN ÖREN (Manisa) – Sana ne?

ALİ AŞLIK (Devamla) – İnanmıyor olabilirsiniz, “Onun için gösterdik.” diyebilirsiniz ama başka yargılanana niye “Namussuz” niye “Şerefsiz” diyorsunuz?

MUHARREM İNCE (Yalova) – Kim yargılanıyor?

ALİ AŞLIK (Devamla) – Daha iddianame bile açılmayanlara hırsız damgasını niye vuruyorsunuz arkadaşlar?

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Adam hırsız ya!

ALİ AŞLIK (Devamla) – O zaman biz de aynı şeyi söyleyelim. Ama biz hukuka saygılıyız.

HAMZA DAĞ (İzmir) – Fotoğrafları göster.

ALİ AŞLIK (Devamla) – Yargılama bitene kadar, süreç bitene kadar asla kimseye “namussuz” demeyeceğiz. Onlarla uğraşacağınıza keşke İzmir’le uğraşsaydınız. Bakınız, her selde İzmir bu manzaralarla karşılaşıyor.

SÜLEYMAN ÇELEBİ (İstanbul) – Ne var onda, ne var?

ALİ AŞLIK (Devamla) – Sıkıntıda, insanları kurtaracak itfaiye su altında kaldı.

Proje üretin arkadaşlar. Halkın karşısına projelerle, yaptıklarınızla çıkın, laf salatası üretmeyin, hukuka saygılı olun.

SÜLEYMAN ÇELEBİ (İstanbul) – Sen Kağıthane’deki bataklığı…

ALİ AŞLIK (Devamla) – Binali Yıldırım’ın bacanağı tutuklanmadı diye hayıflanıyorsunuz. Bu ülkede Bakanların çocuğu, bakanken tutuklanabildi.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

ALİ AŞLIK (Devamla) – Demek ki bir şeyi yok. Onun için derdinizi burada bağırarak değil, halkla kucaklaşarak anlatın.

BAŞKAN – Sayın Aşlık, teşekkür ederim.

ALİ AŞLIK (Devamla) – Biz nasıl medyasız gelmişsek, biz nasıl medya karşımızdayken iktidara gelmişsek, kucaklaşın, bütünleşin, iktidara gelin, her şey size helal olsun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Aşlık, teşekkür ederim.

AHMET DURAN BULUT (Balıkesir) – Savcıyı değiştirdiniz, hâkimi değiştirdiniz.

ALAATTİN YÜKSEL (İzmir) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Yüksel.

ALAATTİN YÜKSEL (İzmir) – Sayın Başkanım, 69’a göre söz istiyorum sataşmadan dolayı.

BAŞKAN – Neden? Anlamadım.

ALAATTİN YÜKSEL (İzmir) – Adımı geçirdi bizzat “Alaattin Yüksel, Sayın Alaattin Yüksel” diye.

BAŞKAN – Şimdi, size sataşmada bulunmadı, sadece bir soru sordu.

ALAATTİN YÜKSEL (İzmir) – Hayır.

BAŞKAN – Size söz vereceğim ama sataşmadan mı yoksa açıklamak için mi onu ayırt etmeye çalışıyorum.

ALAATTİN YÜKSEL (İzmir) – Tamam, sataşmadan açıklamak istiyorum.

BAŞKAN – Size şahsınızla ilgili bir sataşmada bulunmadı, sadece size bir soru sordu orada.

ALAATTİN YÜKSEL (İzmir) – Açıklama yapmak üzere, evet.

BAŞKAN – O soruyu cevaplamak için yerinizden bir dakika süre vereceğim size.

Buyurun yerinize.

ALAATTİN YÜKSEL (İzmir) – Kürsüden verin efendim.

BAŞKAN – Yerinize Sayın Yüksel, kürsüye değil.

ALAATTİN YÜKSEL (İzmir) – Efendim, kürsüden. Hem sataşma var hem de soru soruyor. Ayrıca…

BAŞKAN – Sizin şahsınıza bir sataşma olmadı Sayın Yüksel. Çok iyi dinledim. Sadece size bir soru sordu.

ALAATTİN YÜKSEL (İzmir) – Bakın, ben sataşmada bulunmak için istemeyeceğim. Binali Bey’e hırsız demediğimizi anlatacağım. Hırsız demiyoruz biz kimseye.

BAŞKAN – Sayın milletvekili arkadaşlarınıza söylerseniz, seslerini yükseltmesinler, sizi duymuyorum.

Sizin şahsınızla ilgili hiçbir sataşmada bulunmadı.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Söylemediğini söyledi.

BAŞKAN – İleri sürdüğünüz bir fikirden aksi bir fikir söylediğinizi de söylemedi.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Aynen öyle dedi.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Aynen öyle oldu.

ALAATTİN YÜKSEL (İzmir) – Olur mu Sayın Başkan? Soru bana yönelik olarak tamamen aykırı…

BAŞKAN – İsterseniz yerinizden kısa bir açıklama vereyim.

ALAATTİN YÜKSEL (İzmir) – Lütfen, hayır, kürsüden iki dakikalık söz istiyorum.

BAŞKAN – Bir dakika… Tutanakları getirteyim, gerekiyorsa sataşmadan da söz veririm.

Lütfen, şimdi yerinize geçin, bir dakikalık söz vereyim size açıklamak için.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Söylemediği kelimeyi “söyledin” dedi Sayın Başkan. Bu açık, net.

BAŞKAN – Lütfen…

ALAATTİN YÜKSEL (İzmir) - Sayın Başkan, hem bizzat ismimi geçirerek…

SÜLEYMAN ÇELEBİ (İstanbul) – İtfaiyeden bahsetti orada.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – İtfaiyeden bahsetti.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, hep birlikte bağırdığınız zaman söz vereceğim diye bir kaide yok. Ben şimdi diyalog içindeyim.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Hanımefendi, burası yanıyor mu?

BAŞKAN – Lütfen, üçüncü kişiler konuşmasın.

ALAATTİN YÜKSEL (İzmir) - Bakın, Sayın Başkan, ben sataşmak için söz istemiyorum hem de Binali Bey’e hırsız falan demediğimizi de anlatmak istiyorum.

BAŞKAN – Bakın “Ben sataşmadan dolayı söz istemiyorum.” dediniz, değil mi?

ALAATTİN YÜKSEL (İzmir) - Bakın, ben…

BAŞKAN - Şimdi, o zaman, bakın, anlaşalım. Sataşmadan dolayı söz istemediğiniz zaman benim size yerinizden söz verme durumum söz konusu olur. Beyan ettiniz ki “Sataşmadan söz istemiyorum.” O zaman lütfen…

ALAATTİN YÜKSEL (İzmir) - Hayır, ben beyan etmedim.

BAŞKAN – Söylediniz şimdi, “Sataşmadan söz istemiyorum.” dediniz.

ALAATTİN YÜKSEL (İzmir) - “69’a göre söz istiyorum.” dedim Sayın Başkan.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan, Sayın Yüksel’in Binali Yıldırım’la ilgili söylemediği bir şeyi söylemiş gibi söyledi sayın hatip; bir. Yani Sayın Yüksel’in ileri sürdüğü görüşten başka bir görüş ileri sürdü.

Onun için 69’uncu maddeye göre söz istiyoruz.

BAŞKAN – Tamam, böyle güzel, bu şekilde açıklayıcı olsaydınız size söz verecektim ama siz “Sataşmadan söz istemedim.” deyince, yerinizi işaret ettim size. Sayın İnce gerekli açıklamayı yaptı.

Buyurun iki dakika. (CHP sıralarından alkışlar)

V.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

9.- İzmir Milletvekili Alaattin Yüksel’in, İzmir Milletvekili Ali Aşlık’ın CHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

ALAATTİN YÜKSEL (İzmir) - Değerli milletvekilleri, biz burada kimseye “hırsız” demedik. Gelin bir araştırma komisyonu kuralım, hırsızlık var mı yok mu; rüşvet, yolsuzluk var mı, yok mu, bunu bir araştıralım dedik.

İSMAİL GÜNEŞ (Uşak) – Niye daha önceden söylemediniz? İzmir için de niye aynı şeyi söylemediniz?

ALAATTİN YÜKSEL (Devamla)- Gelin destek verin; bir.

İkincisi, 1 tane ihaleden bahsediyor sayın konuşmacı. Biz 1 ihaleden değil 21 ihaleye fesat karıştırmadan ve 38 rüşvetten söz ediyoruz; iki.

Siz susarsanız anlarsınız ne anlattığımı.

İSMAİL GÜNEŞ (Uşak) – Anlıyoruz zaten.

ALAATTİN YÜKSEL (İzmir) - 38 rüşvetten söz ediyoruz; iki.

Üç; İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu’yla ilgili akşam da söylediniz, doğrudur. Aziz Kocaoğlu, sizin dediğiniz gibi bir yıl falan da beklememiştir, sekiz yıl boyunca dinlenmiştir ve kameralarla izlenmiştir. Sekiz yıl boyunca dinlenmenin sonucunda 2011 Haziran seçimleri öncesinde operasyon yapılıp evlerinden, iş yerlerinden insanlar alınarak hapishanelere atılmış, yirmi iki ay hapis yatan bürokratlar vardır ve o sözünü ettiğiniz iddianamede tek bir rüşvet, zimmet, haksız zenginleşme, irtikap yoktur ve bu bizim sözünü ettiğimiz dinlemeler hâkim kararıyla dinlenmiş şeylerdir. Bundan söz ediyoruz. İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı neden yargılanıyor biliyor musunuz, ne var iddianamede? Süt var, yoksul çocuklara üreticinin sütünü alıp bedava vermesi var. Mandalina üreticilerinin mandalinasının tarlada kalmaması için onlara yardım etmek var. “Şevval Şam’ı niye ihalesiz İzmir’e getirdiniz?” diye var. Şevval Sam’dan kaç tane var değerli arkadaşlar? (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

HAMZA DAĞ (İzmir) – Çeşme otoparkı da var.

ALAATTİN YÜKSEL (Devamla) - Bakın, Aziz Kocaoğlu mahkemeye gitti. Biz yüz saat boyunca mahkemede yargılandık. Siz de çıkın, bir şey yoksa, yoksa rüşvet, yoksa yolsuzluk, yoksa hırsızlık, çıkın hâkim önüne, yargılanın. Bütün istediğimiz budur, bunu söylüyoruz.

HAMZA DAĞ (İzmir) – Yargılansın.

ALAATTİN YÜKSEL (Devamla) - Biz yargılanıyoruz. Yüz saattir yargılandı o bürokratlar ve her şeyi gayet güzel açıkladılar. Hiçbir suçlarının olmadığı gayet açık bir şekilde ortaya çıktı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

OKTAY VURAL (İzmir) – Karar yeter sayısı Sayın Başkan.

VIII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

3.- CHP Grubunun, İzmir Milletvekili Alaattin Yüksel ve arkadaşları tarafından Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı tarafından bugüne kadar açılan, devam eden ve sonuçlanan tüm ihalelerde yolsuzluk yapılıp yapılmadığının belirlenmesi ve gerçeklerin tüm boyutlarıyla ortaya çıkarılması amacıyla 11/2/2014 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 12 Şubat 2014 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN - Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun önerisini oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler… (AK PARTİ sıralarından “Var, var.” sesleri, CHP ve MHP sıralarından “Yok, yok.” sesleri) Elektronik yapalım, peki.

Oylamayı elektronik olarak yapıyoruz.

İki dakika süre veriyorum ve süreyi başlatıyorum.

(Elektronik cihazla oylamaya başlandı)

MUHARREM İNCE (Yalova) – Matematikle ilgili bir sıkıntı var.

SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Başkan…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Divan Kâtibi burada “Var.” diyor. Ayıp!

İZZET ÇETİN (Ankara) – Bu, sahtekârlık…

BAŞKAN – Lütfen ciddiyetimizi koruyalım arkadaşlar. Burası espri yapma yeri değil, lütfen… Rica ediyorum.

OKTAY VURAL (İzmir) – Girenleri saymasanız bakın bakalım Sayın Başkan. Önce Divan Kâtibi bir ciddi olsun. Bu kadar insan giriyor, görmüyorsunuz değil mi?

ALİ ÖZ (Mersin) – Var mı burada toplantı yeter sayısı? Hayret bir şey yahu!

(Elektronik cihazla oylamaya devam edildi)

BAŞKAN – Karar yeter sayısı vardır, grup önerisi kabul edilmemiştir.

Alınan karar gereğince, sözlü soru önergelerini görüşmüyor ve gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmına geçiyoruz.

1'inci sırada yer alan, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu'nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/242, 2/80) (S. Sayısı: 156)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

2'nci sırada yer alan, Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu Raporlarının görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

2.- Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu Raporları (1/484) (S. Sayısı: 287)

BAŞKAN - Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

3'üncü sırada yer alan, Bartın Milletvekili Yılmaz Tunç ve 77 Milletvekilinin; Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve Adalet Komisyonu Raporu'nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

3.- Bartın Milletvekili Yılmaz Tunç ve 77 Milletvekilinin; Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve Adalet Komisyonu Raporu (2/1929) (S. Sayısı: 523)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

4’üncü sırada yer alan, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı Arasında Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı Avrupa ve Bağımsız Devletler Topluluğu Bölgesel Hizmet Merkezinin İstanbulda Kurulmasına İlişkin Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.

4.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı Arasında Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı Avrupa ve Bağımsız Devletler Topluluğu Bölgesel Hizmet Merkezinin İstanbulda Kurulmasına İlişkin Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/870) (S. Sayısı: 532)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

5’inci sırada yer alan Kocaeli Milletvekili İlyas Şeker ve Ağrı Milletvekili Ekrem Çelebi ile 18 Milletvekilinin; Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ile Manisa Milletvekili Erkan Akçay ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Mersin Milletvekili Mehmet Şandır'ın; 657 Sayılı Devlet Memurları Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, Kocaeli Milletvekili Haydar Akar'ın; 7269 Sayılı Umumi Hayata Müessir Afetler Dolayısıyla Alınacak Tedbirlerle Yapılacak Yardımlara Dair Kanuna Geçici Bir Ek Madde Eklenmesi Hakkında Kanun Teklifi, Manisa Milletvekili Erkan Akçay ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili İzmir Milletvekili Oktay Vural'ın; Gelir Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, Eskişehir Milletvekili Ruhsar Demirel ve 1 Milletvekilinin; Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, Sinop Milletvekili Mehmet Ersoy ve İstanbul Milletvekili Hüseyin Bürge ile 44 Milletvekilinin; Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile İçişleri Komisyonu, Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu, Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporlarının görüşmelerine başlayacağız.

5.- Kocaeli Milletvekili İlyas Şeker ve Ağrı Milletvekili Ekrem Çelebi ile 18 Milletvekilinin; Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ile Manisa Milletvekili Erkan Akçay ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın; 657 Sayılı Devlet Memurları Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, Kocaeli Milletvekili Haydar Akar’ın; 7269 Sayılı Umumi Hayata Müessir Afetler Dolayısıyla Alınacak Tedbirlerle Yapılacak Yardımlara Dair Kanuna Geçici Bir Ek Madde Eklenmesi Hakkında Kanun Teklifi, Manisa Milletvekili Erkan Akçay ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili İzmir Milletvekili Oktay Vural'ın; Gelir Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, Eskişehir Milletvekili Ruhsar Demirel ve 1 Milletvekilinin; Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, Sinop Milletvekili Mehmet Ersoy ve İstanbul Milletvekili Hüseyin Bürge ile 44 Milletvekilinin; Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile İçişleri Komisyonu, Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu, Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporları (2/1967, 2/1074, 2/1438, 2/1529, 2/1571, 2/1966) (S. Sayısı: 546)(x)

BAŞKAN – Komisyon? Burada.

Hükûmet? Burada.

Geçen birleşimde İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülen kanun teklifinin birinci bölümü üzerindeki konuşmalar tamamlanmıştı ve İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın İç Tüzük’ün 72’nci maddesine göre vermiş olduğu -görüşmelere devam edilmesine ilişkin- önergenin oylanmasında kalmıştık.

Şimdi hatırlatmak için önergeyi tekrar okutup oylarınıza sunacağım, buyurun:

TBMM Başkanlığına

Bölüm görüşmelerinin İçtüzük 72’ye göre devam etmesini arz ederim.

                                                                                                                                    Oktay Vural

                                                                                                                                         İzmir

                                                                                                                          MHP Grup Başkan Vekili

OKTAY VURAL (İzmir) – Karar yeter sayısı…

BAŞKAN – Gerekçesini okutuyorum:

Gerekçe:

Daha iyi anlaşılmasını sağlamak için.

OKTAY VURAL (İzmir) – Karar yeter sayısı…

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

OKTAY VURAL (İzmir) – Efendim, karar yeter sayısı istedim ben.

BAŞKAN – Duymadım özür dilerim.

OKTAY VURAL (İzmir) – Efendim, duymadınız değil tutanaklarda var, duymanızla alakalı…

BAŞKAN – Tamam bir şey söylemiyorum, tekrar edeceğim.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, oylamayı yaptınız.

ALİ ÖZ (Mersin) – Olur mu canım öyle şey! Bırak Allah’ını seversen! (MHP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Şimdi, oylamayı yaptım ama Sayın Oktay Vural bir şey işaret etti.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan…

BAŞKAN - Sayın Elitaş, tamam.

Sayın Elitaş, Sayın Oktay Vural bir işarette bulundu ben anlamadım. Şimdi ne yapılması gerekiyorsa onu yapacağız. Bir konuşayım arkadaşlarla.

OKTAY VURAL (İzmir) – Efendim, İç Tüzük’ün ilgili maddesi var bununla ilgili, oylamada yanlış bir şey yapılmışsa usul tartışması açacaksınız.

BAŞKAN – Evet, İç Tüzük’ün 13’üncü maddesi Başkanlık Divanı görevlerinde böyle bir usul var. Oya başvurarak tekrar düzeltmeyi yapacağım, karar yeter sayısı arayacağım.

Oylamaya sunuyorum: Önergeyi kabul edenler… Karar yeter sayısı arayacağım.

OKTAY VURAL (İzmir) – Efendim…

BAŞKAN – Kabul etmeyenler…

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Elektronik oylamayla yapalım.

İki dakika süre.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, neyi oyluyorsunuz?

BAŞKAN – İç Tüzük 72’ye göre verilen önergeyi okutuyorum.

OKTAY VURAL (İzmir) – Tamam. Efendim, bir yanlışlık olduğunu iddia ediyorsun. Usul tartışması açacaksınız, gerekirse oya başvurarak düzeltme yapacaksınız.

BAŞKAN – Evet, evet.

OKTAY VURAL (İzmir) – Usul tartışması açacaksınız. Dolayısıyla, buna göre yapın.

BAŞKAN – Şimdi, Sayın Vural, ben, sizin işaretinizi gerçekten görmedim.

OKTAY VURAL (İzmir) – Efendim, ama ben söyledim. Görmekle ilgili değil. Ben 2 defa tekrar ettim.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, oylama yaptınız.

BAŞKAN – Bunu görmedim. Sayın Vural, bir şeyi düzeltmeye çalışıyoruz.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan…

OKTAY VURAL (İzmir) – Kâtip üyeleriniz orada gördü ve söyledim ben. “Karar yeter sayısı istiyorum.” dedim.

BAŞKAN – Sayın Vural, tamam. “Görmedim.” diyorum; “Siz söylemediniz.” demiyorum. Görmedim ve bu hatayı düzeltmeye çalışıyoruz şu anda.

OKTAY VURAL (İzmir) – Tamam. Efendim, o zaman usul tartışması açacaksınız. Bundan sonra düzeltme yapın.

BAŞKAN – Usul tartışması açmama gerek yok ki. Ben itiraz etmiyorum ki sizin karar yeter sayısı istemiş olmanıza.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan…

OKTAY VURAL (İzmir) – Efendim, ama oylama yaptınız.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan…

OKTAY VURAL (İzmir) – Şimdi, Genel Kurulun bu konudaki iradesine “evet” dediniz, sonra iradeyi siz kendi iradenize dönüştüremezsiniz. Ben konuşmayacağım. Diyorum ki, usul tartışması açın, sonra düzeltsinler tutanağı.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, ben de bir meramımı anlatayım müsaade ederseniz.

BAŞKAN – Şöyle yapalım, ben on dakika ara vereyim.

Grup başkan vekilleri arkaya gelsin, sorunu çözelim.

Kapanma Saati: 17.41

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 17.58

BAŞKAN: Başkan Vekili Ayşe Nur BAHÇEKAPILI

KÂTİP ÜYELER: Muhammet Bilal MACİT (İstanbul), Muharrem IŞIK (Erzincan)

----- 0 -----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 60’ıncı Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın İç Tüzük’ün 72’nci maddesi uyarınca vermiş olduğu görüşmelere devam edilmesine ilişkin önergenin oylamasını tekrar edeceğim ve karar yeter sayısı arayacağım.

Önergeyi kabul edenler… Kabul etmeyenler…

Elektronik cihazla yapacağız oylamayı.

İki dakika süre veriyorum.

Buyurun.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Karar yeter sayısı vardır, önerge kabul edilmemiştir.

Teklifin görüşmelerine devam ediyoruz.

Komisyon burada, Hükûmet burada.

Şimdi soru-cevap işlemini gerçekleştireceğiz.

Geçen birleşimde soru-cevap işlemi için sisteme giren milletvekillerinin isimlerini okuyacağım, bu sıraya göre öncelikli olarak kendilerine söz vereceğim:

Sayın Yüksel, Sayın Yılmaz, Sayın Varlı, Sayın Gök, Sayın Akçay, Sayın Akar, Sayın Bayraktutan.

Sayın Yüksel, buyurun.

İsmini okuduğum milletvekilleri lütfen sisteme girebilirler mi.

AHMET DURAN BULUT (Balıkesir) – Kimler efendim? Tekrar okuyabilir misiniz.

BAŞKAN – Tekrar okuyorum: Sayın Yüksel, Sayın Yılmaz, Sayın Varlı, Sayın Gök, Sayın Akçay, Sayın Akar, Sayın Bayraktutan.

Sayın Yılmaz, siz girmişsiniz, sistemdesiniz; buyurun.

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Teşekkür ediyorum.

Sayın Başkan, Sayın Bakan; şimdi bu “tape”lere baktığımızda, özellikle 6-7 tane iş adamı; bunlar ağırlıklı olarak devletten ve AKP’li belediyelerden büyük miktarlarda iş alıyorlar. İşte, bu Sabah-ATV’de görüyoruz, 100 milyon dolarlar toplanıyor. Toplanan paranın miktarının 630 milyon dolar olduğu ifade ediliyor ve bir zırhlı arabayla bu paralar götürülüyor. Siz ekonomiden sorumlu bir bakan olarak, bu paralar kayıt dışı paralar mı, bu paraların ülke ekonomisine bir zararı var mı?

Bir ikinci sorum da, bu, Sayın Başbakanın Fas’tan Habertürk’ün Genel Yayın Yönetmenini arayıp bu, MHP’nin haberlerini kaldırtması, “Alo Fatih” demesi, Yalçın Akdoğan’ın TRT 3’te muhalefetin sesini kısmasını -demokrasiye inandığınızı biliyorum, ülkemizin de demokrasi yolunda yol katetmesini düşündüğünüzü biliyorum- bunu demokrasiye sığdırabiliyor musunuz? Bu, demokrasinin neresindedir Sayın Bakan? Bu soruya bir cevap bekliyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Akar…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın Bakan, bildiğiniz gibi, son günlerde 630 milyon dolarlık bir alımdan bahsediliyor yani Sabah ve ATV'nin Turkuvaz Medya Grubundan, Başbakanın talimatıyla Ulaştırma eski Bakanı Binali Yıldırım tarafından görevlendirilen firmalar, bu satış konusunda ve vergilendirilmesi konusunda kendi aralarında yapmış oldukları konuşmalardan bir problem olduğu anlaşılmaktadır. Bu satış nasıl gerçekleşmiştir? Parayı veren bu firmalar kendi kayıtlarında bu paraları nasıl göstermişlerdir? Bu satış vergilendirilmiş midir? Bu iş adamlarıyla, şirketleriyle vergi uzlaşması anlaşmaları yapılmış mıdır?

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Varlı…

MUHARREM VARLI (Adana) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, bu yolsuzluk ve rüşvet soruşturması başladığında Sayın Başbakan bunun bir komplo olduğunu söyledi. 4 tane bakanla ve bakan çocuklarıyla alakalı bir soruşturma başlatıldı. Şimdi, ben özellikle şunu sormak istiyorum: Eğer bu komploysa neden Sayın Ali Babacan’a böyle bir soruşturma açılmadı, neden Sayın Mehmet Şimşek’e böyle bir soruşturma açılmadı, neden geçmiş dönemde bakanlık yapmış, şu anda bakan olmayanlar, hatta milletvekili olmayanlar varken bunlara soruşturma açılmadı da bu 4 tane bakana açıldı ve 4 tane bakan çocuğuna açıldı ve Başbakanın oğlu davet edildi sorgulanmak üzere? Bununla alakalı net bir cevap vermenizi istiyorum ve savcıların tayin edilmesi, hâkimlerin tayin edilmesi bu sorunu çözecek mi, bu yolsuzluk ve rüşvet iddialarını ortadan kaldıracak mı, milletin vicdanında aklanabilecek misiniz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Yüksel…

ALAATTİN YÜKSEL (İzmir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, biliyorsunuz, Halk Bankası Genel Müdürünün evinde ayakkabı kutularında 4,5 milyon dolar yani 10 trilyon civarında para bulundu. Halk Bankası, politika olarak bunun bankayla ilişkisi olmadığını, bunun Genel Müdürün kendisine ilişkin bir şey olduğunu, özellikle bankayı zarar görmesin diye ayırmaya çalıştılar ama siz Halk Bankası Genel Müdürünü görevden almak için uzun süre beklediniz. Bir, niye beklediniz?

İki, acaba Başbakan talimatı mıdır? Çünkü Başbakan iki gün önce El Cezire’de “Bu bir soygun değildir, bu bir rüşvet değildir. Devlet kasasından para çıkmış değildir.” dedi. Buna siz de mi inanıyorsunuz? Bu para nedir, bunu biliyor musunuz? Halk Bankasında başka böyle kişiler var mı, onları da görevden almayı düşünüyor musunuz?

Üç, Hükûmetinizin bu ciddi iddiaları…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Bayraktutan…

UĞUR BAYRAKTUTAN (Artvin) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakan, Artvin’de 2012 yılında yapılan Cerattepe diye bir ihale var. Bu ihaleyi iki buçuk yıldır bu Parlamentoda anlatıyorum. Anlatmış olduğum şuydu: Bu ihalenin paket ihale olmuş olduğuna, sözleşme şartlarının bir anlamda hikâye olduğuna, bir firmayı tarif ettiğine ilişkin tespitim gerçekleşti. İhaleyi benim demiş olduğum firma almadı, bir başka firma aldı. Şimdi, bu tape kayıtları yayınlandı Sabah-ATV’ye ilişkin. Bu iki ihale firmasının sahiplerinin birbirleri arasında yapmış olduğu konuşmalardan bir tek bir şeyi sizinle paylaşmak istiyorum. Diyor ki birisi birine, çok özür dileyerek diyorum: “Biz de o kadar keriz değiliz, verilmesi gerekiyor ki veriyoruz. O parayı yolda bulmuyoruz.” Demek ki bu iki kişi arasında anlaşma var. Firmaların adını söylemek istemiyorum ama Cerattepe ihalesinin ne olduğunu bizler biliyoruz, birçok milletvekilimiz de biliyor. Şunu bir ayrıntılarıyla inceleyip şu pis kokan ihaleyi bir an evvel iptal etmek için Hükûmet bazında girişimde bulunacak mısınız, yoksa bu vebali üzerinizde taşımaya devam edecek misiniz?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Doğru…

REŞAT DOĞRU (Tokat) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

17 Aralıktaki rüşvet ve yolsuzluk operasyonundan sonra kaç tane emniyet yetkilisinin ve kaç tane savcı, hâkimin görev yerleri değiştirilmiştir, bunu öğrenmek istiyorum.

Diğer bir soru olarak da, şu anda çiftçilerin çok büyük oranda icra daireleriyle ilgili sorunları vardır. Çiftçi borçlarıyla ilgili bir çalışma yapılmakta mıdır, bunu öğrenmek istiyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Türkkan…

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sayın Bakanım, Rıza Sarraf’ın rüşvet ilişkilerini ortaya çıkaran belgelerde bir söz dikkatimizi çekti. “İki tane bakana bir türlü yanaşamadık.” diyor. Bunun bir tanesi Ali Babacan, bir tanesi Mehmet Şimşek. Siz, Sayın Rıza Sarraf’a koyduğunuz bu mesafede, sekiz ay önce ortaya çıkan MİT raporlarının etkisiyle mi hareket ettiniz yoksa diğer arkadaşlarınızın bu yaptığı tavrı yanlış gördüğünüz için bu konudan uzak mı kaldınız, bunu merak ediyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Işık…

ALİM IŞIK (Kütahya) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakan, Sabah ve ATV’nin Çalık Grubu tarafından satın alınması sırasında Halkbank ve Vakıfbank’tan alınan 750 milyon dolarlık kredinin bugüne kadar ne kadarı geri ödenmiştir? Bunların tamamı ödenmediyse, bunun yeniden el değiştirilmesi hangi kurallar çerçevesinde olmuştur, bu konuda bir açıklama yapabilir misiniz?

İkincisi de, Sayın Başbakan, iş adamları tarafından bir havuzda 630 milyon dolarlık paranın bir televizyon kanalı satın alınmak üzere toplandığı yönünde ifadelerde bulundu. Bu para kimin talimatıyla hangi iş adamları tarafından, hangi kurallarla toplanmıştır? Bu bir yağmacılık ya da zorbalık değil midir? Bu konudaki görüşünüzü öğrenmek istiyorum. Türkiye bu kadar sahipsiz midir? Bir telefonla bir iş adamına 1 trilyon bilmem kaç milyon dolar talimat veren yöneticiler konusunda ne düşünüyorsunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Bulut…

AHMET DURAN BULUT (Balıkesir) – Sayın Bakanım, ülkenin 130 bin öğretmen açığı varken ödenek yokluğundan 10 bin öğretmen atanmış, bunların da 530 tanesi açık kalmıştır. Ülkede bunca açığın kapanması konusunda ne gibi düşünceniz vardır?

Ayrıca, çok sayıda olan, primlerini ödedikleri hâlde hâlâ emekli olamayan emeklilikte yaşa takılanlar konusunda ne gibi çalışmalarınız vardır?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Bakan, buyurun.

BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Ankara) – Teşekkür ediyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle şunu ifade etmek istiyorum: Bizim, 2001 yılındaki parti programımıza baktığınızda, şimdiye kadarki 4 seçimle ilgili bütün seçim beyannamelerimize baktığınızda, hükûmet programlarımıza baktığınızda, aslında pek çok konuyla ilgili orada bazı temel ilkeler göreceksiniz. Bunlar nedir? Öncelikle, Türkiye'nin gerçek anlamda bir hukuk devleti olması için şimdiye kadar vermiş olduğumuz mücadeledir. Türkiye'de siyasi reformlar çok sayıda yapıldı, 4 tane ayrı yargı reformunu biliyorsunuz biz Türkiye Büyük Millet Meclisimize sunduk, hepsi kabul edildi ama yapılanlar kadar önümüzde en az o kadar bir yapılacaklar listesi de var.

Hukukun üstünlüğünün gerçek anlamda Türkiye'de egemen olması, bizim birinci sınıf bir demokrasi olmamız için de ileri bir ekonomi olmamız için de olmazsa olmaz şartlar.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Hâkimleri, savcıları görevden alıyorsunuz, yerlerini değiştiriyorsunuz, ondan sonra hukuk devletinden bahsediyorsunuz; böyle bir şey olmaz ya!

BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Ankara) – Tabii ki bütün bunları yaparken hem Türkiye'nin geçmişine bakmak lazım hem on bir yıllık gelişmelere bakmak lazım ama daha da önemlisi bundan sonra yapılması gerekenlere bakmak lazım.

Şimdi, Türkiye'nin kurallı bir piyasa ekonomisi uygulaması… (CHP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN - Sayın Bakan cevap veriyor, lütfen.

BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Ankara) - …yine bizim en önemli ilkelerimizden bir tanesi, kurallı piyasa ekonomisi.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Bu Meclise saygı duyulması lazım ya. Ya böyle bir şey olur mu ya!

BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Ankara) – Burada, yine yönetim ilkesi olarak şeffaflık, hesap verebilirlik de bugüne kadar yaptığımız pek çok düzenlemede, attığımız pek çok adımda yine bizim temel ilkelerimiz oldu.

Bütün bu çerçeveye bakacak olursak, şunu özellikle ben vurgulamakta fayda görüyorum: Yolsuzlukla mücadele, yine, on bir yılda, bizim en çok önem verdiğimiz konulardan bir tanesi oldu ve bu konuda da önemli adımlar atıldı ama kuşkusuz bu konuda da yapılacaklar var. Türkiye'de şeffaflığın arttırılması ve yolsuzlukla mücadelenin güçlendirilmesi adına da yine yapılması gereken önemli konular var, atılması gereken adımlar var, bunlarla ilgili de zaten ilgili bakanlardan oluşan heyetimizin önemli bir hazırlığı şu anda mevcut.

Şunu ifade etmekte yine büyük fayda var ki, biz, politika olarak yolsuzlukla ilgili bütün iddiaların üzerine gideriz ve hiçbir yolsuzluğun üzeri de örtülmez, bunu özellikle altını çizerek vurgulamak istiyorum.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Hâkimi, polisi görevden alarak…

BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Ankara) – Öte yandan, Türkiye'de yine bu işlerin düzgün yürüyebilmesi için yargının bağımsızca çalışması önemlidir ama bağımsız çalışan yargının tarafsız hareket etmesi de yine çok çok önemlidir.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Tarafsızlık Tayyip Erdoğan’ın…

BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Ankara) – Yargının bağımsızlığı kadar tarafsızlığı da önemli bir ilkedir.

Özellikle şu son iki aydır, iki buçuk aydır Türkiye'de meydana gelen olaylara baktığımızda, hem yargı içerisinde hem de Emniyet içerisinde, hatta bazı diğer devlet kurumlarında; bazı çalışanların, bazı yetkililerin farklı bir emir-komuta zinciri içerisinde çalıştığıyla ilgili de önemli tespitler vardır. Ve her kurum kendi içerisinde, kendi organizasyon yapısı içerisinde ve kendi emir-komuta zinciri içerisinde çalışması gerekirken, o kurumlarda çalışanların farklı yerden gelen talimatlarla farklı adımlar atabilmeleri, hele hele yargıda taraflı bir tutum almaları kuşkusuz, Türkiye Cumhuriyeti için, devletimiz için önemli bir risk alanıdır. Zaten şu son haftalarda atılan adımların pek çoğu da mümkün olduğunca bu tür farklı emir-komuta zinciri içerisinde çalıştığı tespit edilen kişilerle ilgili atılan adımlardır, önemli bir kısmı budur. Tabii, sadece sebep bu değildir, başka sebepler de vardır ama adımlar ağırlıklı olarak buna yöneliktir. Kuşkusuz, ister özel sektör olsun ister devlet olsun kurumlarımızın belli bir insicam içerisinde çalışması, kurumlarımızın, hele hele yargının evrensel hukuk normları içerisinde çalışması Türkiye açısından son derece kritik bir konudur. Burada “evrensel hukuk normları” deyince de bizim almış olduğumuz referanslar vardır. Sadece kendi Hükûmetimiz döneminde değil, daha önceden gelen  normlar vardır. Bunlar nedir? Avrupa Konseyinin normlarıdır, bunlar Avrupa Birliğinin…

ALAATTİN YÜKSEL (İzmir) – Sayın Başkan, Sayın Bakan sorulara cevap vermiyor. Sorulara cevap versin.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Sayın Bakan cevap veriyor. Cevabına müdahale etme hakkımız yok. Lütfen…

Buyurun Sayın Bakan.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Nasıl hakkın yok? Konuşurken müdahale ediyorsun.

BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Ankara) – Şimdi, bakın, burada sorulan…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Hâkim ve savcıları görevden alıyor, polisleri görevden alıyor, hukuk devletinden bahsediyor. Bu Meclise hakaret ediyor.

BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Ankara) – Bir müsaade ederseniz… Bakın, burada sorulan soruların bir kısmı devam eden dava süreçleriyle alakalıdır. Devam eden dava süreçleriyle alakalı nokta atış ifadelerin, beyanların, müdahalelerin zaten yine yargının bağımsızlığına gölge düşüreceğini unutmamanız gerekiyor.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Benimki davayla alakalı değil, siyasi bir soruydu.

BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Ankara) – İkincisi, yine bazı sorular, Bankacılık Kanunu ve Türk Ticaret Kanunu kapsamında, yine Borçlar Kanunu kapsamında sır niteliğindedir. Ticari sır ya da bankacılık sırrı niteliğindeki bilgilerin de yine aleni olarak konuşulması, bu konuda aleni olarak bilgi verilmesi de mümkün değildir…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Ya, niye sırra sığınıyorsunuz hemen?

BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Ankara) -  …ama şu vardır ki: Bakın, yargıya karşı bir sır yoktur, bahsettiğiniz konuların hepsi zaten yargıya intikal etmiş konulardır.

OKTAY VURAL (İzmir) – Yargıya müdahale var Sayın Bakan.

BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Ankara) – Şimdi, Halk Bankası Genel Müdürümüzle ilgili soru soruldu.

Bakın, Halk Bankası Genel Müdürümüz gözaltına alındığı gün, hemen yerine vekâleten bir atama yapılmıştır.

OKTAY VURAL (İzmir) – Vekâleten zaten atayacaksınız, ama görevden alma niye uzadı? Çok uzadı!

BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Ankara) – Yönetim kurulu derhâl genel müdür yardımcılarından bir tanesini vekil olarak hemen o gün atamıştır, hiçbir yönetim boşluğu olmamıştır, arkasından yaptığımız titiz bir çalışma sonucunda da çok sayıda aday içerisinden yeni bir genel müdürü tespit etmiş bulunmaktayız ve cuma günü akşam itibarıyla da yeni genel müdür, Halk Bankasının Genel Müdürü de görevine başlamıştır.

Yargı karşısında “ticari sır” ya da “bankacılık sırrı” diye bir kavram olmaz, yargı her türlü bilgiye ulaşabilir, bahsettiğiniz konuların önemli bölümü de zaten yargıya intikal eden konulardır, ama burada açıkça ifade edilebilecek ya da bizim açıkça cevap verebileceğimiz konular değildir, çünkü cevap verilmesi bizzat Türkiye Büyük Millet Meclisinin kabul ettiği kanunlar tarafından yasaklanmış konulardır.

Dolayısıyla, burada önemli olan, hep beraber, Meclis olarak, Hükûmet olarak, bundan sonra yargının gerçek anlamda bağımsız ve tarafsız çalışmasını sağlayacak tedbirler almaktır.

OKTAY VURAL (İzmir) – Ama yargıya niye müdahale ediliyor o zaman Sayın Bakan, yasama olarak biz ne yapıyoruz?

BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Ankara) – Burada, bakın, sistemin…

OKTAY VURAL (İzmir) – Meclis olarak biz ne yapıyoruz, milletvekilleri? Recep Bey mi yapıyor yani bunları? 

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Medya baskısına niye bir şey demediniz?

BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Ankara) – Şimdi, şunu da ifade edeyim: Bakın, sormuş olduğunuz soruların bazıları Sayın Başbakanımıza dün soruldu ve kendisi de bu sorulara cevaplarını verdi…

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Ben sizin görüşünüzü merak ediyorum!

BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Ankara) – …yani bahsettiğiniz sorulardan bazılarına. Dolayısıyla, onlara tekrar ilave bir yorum, ilave bir açıklama getirmeyi buradan zaten çok doğru da görmüyorum.

Burada yapılan, sistemin özüne dokunmadan, sistemin asıl kodunu, sistemin prensiplerini bozmadan devlet içerisindeki yapılanmayı ve bu yapılanma içerisinde münferiden hareket eden kişilerle ilgili sorunları çözebilmek. Buna böyle bakmakta büyük fayda var. Bu konuların dışında…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bakan.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, 60’ıncı maddeye göre yerimden bir söz istiyorum.

BAŞKAN – Neden?

KAMER GENÇ (Tunceli) – Nedeni, bu, Halk Bankasından -bu Bakana bağlı- bir kredi verilmiş, 575 milyon dolar, teminat da alınmamış, o evdeki paralar oradan -hazine arazisi gösterilmiş teminat olarak- ayrıca da Halk Bankasından 1 milyar 600 milyon lira 2012 yılında değersiz alacak olmuş, işte, o Genel Müdürün evinde bulunan paralar oradan gelmiş. Tayyip Bey diyor ki: “Efendim, bu paralar bankanın parası değil.”

BAŞKAN - Tamam, diğer bölümde soru şeklinde sorarsınız. Soru-cevap bölümünde, diğer bölümde, ikinci bölümde sorarsınız.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Hayır, ben soru sormuyorum, kısa bir açıklama yapacaktım.

BAŞKAN - Birinci bölüm üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Şimdi birinci bölümde yer alan maddeleri, varsa o madde üzerindeki önerge işlemlerini yaptıktan sonra ayrı ayrı oylarınıza sunacağım.

Birinci madde üzerinde üç adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 546 sıra sayılı kanun teklifinin çerçeve 1 inci maddesinde yer alan “3.000” ibaresinin “4.000” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                  Erkan Akçay                                  Mustafa Kalaycı                                 Mehmet Günal

                      Manisa                                              Konya                                              Antalya

                     Alim Işık                                         Oktay Vural                                           Ali Öz

                     Kütahya                                              İzmir                                                Mersin

                   Emin Çınar                                 S. Nevzat Korkmaz                           Ahmet Duran Bulut

                   Kastamonu                                          Isparta                                             Balıkesir

BAŞKAN – Şimdi okutacağım iki önerge aynı mahiyette olduğundan birlikte işleme alacağım. Talepleri hâlinde önerge sahiplerine ayrı ayrı söz vereceğim ve gerekçelerini okutacağım.

Şimdi aynı mahiyetteki önergeleri okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 546 Sıra Sayılı Yasa Teklifinin 18/5/1929 tarihli ve 1453 sayılı Zabitan ve Askeri Memurların Maaşatı Hakkında kanunu düzenlemeyi öngören 1’inci maddesinin teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                Pervin Buldan                                   İdris Baluken                                       Erol Dora

                        Iğdır                                                Bingöl                                              Mardin

                 Hasip Kaplan                                     Bengi Yıldız                                               

                       Şırnak                                              Batman                                                  

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

            Aydın Ağan Ayaydın                       Ferit Mevlüt Aslanoğlu                     Ramazan Kerim Özkan

                     İstanbul                                            İstanbul                                             Burdur

                  Haydar Akar                                     Tanju Özcan                                Mustafa Ali Balbay

                      Kocaeli                                               Bolu                                                 İzmir

                   İzzet Çetin                                     Mahmut Tanal                                     Aytuğ Atıcı

                      Ankara                                             İstanbul                                             Mersin

 

BAŞKAN – Komisyon önergelere katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ SALİH KOCA (Eskişehir) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Ankara) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Önergeler üzerinde kim konuşacak?

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Sayın İzzet Çetin.

BAŞKAN – Sayın İzzet Çetin, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

İZZET ÇETİN (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, 546 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nda vermiş olduğumuz önerge üzerine söz aldım.

Değerli arkadaşlar, bildiğiniz gibi kadro tahsisleri bütçe kanunuyla yapılıyor. Bir buçuk ay evvel Bütçe Kanunu gerçekleşti, böyle bir talep yoktu, şimdi birden bire Jandarma Genel Komutanlığına bağlı 3 bin uzman erbaş kadrosu ihdas ediliyor. Tabii, “Bu 3 bin kadro hangi ihtiyaçtan doğdu?” derseniz -onun gerekçesini belki tam olarak açıklamadılar ama- bildiğiniz gibi, jandarma uzman çavuşların yetiştiği jandarma okulları geçtiğimiz yılda kapatıldı ve jandarma uzman çavuşları astsubaylığa nasbedildikleri için bir boşluk oldu. Tabii “Bu boşluk nereden doğdu?” derseniz, herhâlde 17 Aralıkta ülkemizde yaşanan bu büyük, tarihin belki dünyada eşi benzeri görülmeyen yolsuzluğunda pek çok hâkim ve savcıyla birlikte polislerin de yerleri değişti. Tabii, jandarma uzmanların görevleri kanunla düzenlenmiş. Onlar başta, belediye sınırları dışında trafik, olay yeri inceleme, kaçakçılık, kriminal suçlar, asayiş, istihbarat vesair işlerde görevli idi ve onlar belli bir eğitimden geçtikten sonra bu görevleri yapmaktaydı. Şimdi, uzman erbaş almak suretiyle, jandarma uzmanların yapmış olduğu görevler daha eğitimsiz, daha niteliksiz kişilere yaptırılacak. Neden? Çünkü, artık polise güven yok, astsubaylara, askere güven yok, Türk Silahlı Kuvvetleri… On bir yıllık AKP iktidarında, Türkiye Cumhuriyeti’nin, cumhuriyetin bütün kurumlarının çökertildiği gibi Silahlı Kuvvetler de bundan en acımasızca nasibini alan kurumlardan biri hâline getirildi. Yıllarca Genelkurmay Başkanlığı yapmış bir Genelkurmay Başkanı ve onlarca general, amiral ve albay, üst düzey subay “Ergenekon davası” adı altında yargılanarak hapse atıldı. Böyle bir dönemde “Ordunun niteliğini yükselteceğiz, kalitesini artıracağız, profesyonelleşeceğiz.” diye hiç kimseyi kandıramazsınız. Bu, düpedüz, sadece, polislerden, astsubaylardan ve subaylardan -güven duymadığınız için- daha eğitimsiz bir kesimle, suçları örtbas etmek amacıyla birden bire getirdiğiniz bir kadro ihdasıdır.

Bu vesileyle, arkadaşlar, gerçekten, ülkemizde ve bütün dünyada da belki, askerî yapı, hiyerarşik bir yapı olduğu için, emir-komuta içinde olduğu için en alttakilerin çalışma koşulları her yerde kötü ama bizim ülkemizde en kötü. Belki uzman erbaşların bu vesileyle, sıkıntılarına birkaç cümleyle değinmek isterim. Gerçekten eğer modern bir ordu yaratacaksanız ilkel çalışma yöntemleriyle… Onlara hiçbir yargılama olmadan, takım komutanının 3 gün, bölük komutanının 7 gün, tabur komutanının 14 gün, tugay komutanının 21 gün, yargısız bir biçimde hapis cezası verme yetkisiyle modern ordu yaratamazsınız. Bu uzman erbaşları istihdam etmenizin tek nedeni ağızları var, dilleri yok. En alttakiler “Vurun abalıya!” Hepsi Köle Isaura gibi emir eri, emir kulu, ezildikçe eziliyor ve oradan siz hizmet almayı bir medet olarak görüyorsunuz. Oysa onların doksan günden fazla istirahat hakları yok, doğru dürüst izin hakları yok. Erbaş ve erlerle ve askerî öğrencilerle hemen hemen aynı statüdeler.

AHMET YENİ (Samsun) – İlk defa mı alınıyor?

İZZET ÇETİN (Devamla) – İlk defa alınmıyor, sizin döneminizde ayyuka çıktı. 50 bin civarında sayısı şu anda ama bu 3 bin kadro bir ay evvel gelmemişse sizin, polislerin ve jandarma astsubayların, uzmanların görevlerini bu erbaşlara yaptırma ihtiyacınızdan doğduğu içindir. Hem hizmetin niteliği açısından yaptığınız iş doğru değildir hem de Türkiye’de modern orduyu yaratma söyleminiz sadece bir safsatadan ibaret, hiçbir inandırıcılığı yoktur. Bunların kapı kapı dolaşarak hepinizin kapılarında, belediyelere ya da diğer kamu kuruluşlarına geçmek için kapınızda beklemesinden mutlu olduğunuz için herhâlde, bu kadroları artırıyorsunuz. Yapmanız gereken iş, ordudan kaçan subay, astsubay ve diğer askerî personelin istifalarını durdurmak, orduyu güvenilir, sözünün eri ve gerçekten…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İZZET ÇETİN (Devamla) - …asker kişiliğine yakışır kişilere emanet etmektir.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 18.24

DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 18.33

BAŞKAN: Başkan Vekili Ayşe Nur BAHÇEKAPILI

KÂTİP ÜYELER: Muhammet Bilal MACİT (İstanbul), Muharrem IŞIK (Erzincan)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 60’ıncı Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

546 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Komisyon?

OKTAY VURAL (İzmir) – Yok efendim, ertelenmiştir.

BAŞKAN – On dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati:18.34

BEŞİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 19.05

BAŞKAN: Başkan Vekili Ayşe Nur BAHÇEKAPILI

KÂTİP ÜYELER: Muhammet Bilal MACİT (İstanbul), Muharrem IŞIK (Erzincan)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 60’ıncı Birleşiminin Beşinci Oturumunu açıyorum.

Saat yediyi beş geçiyor, elli dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 19.05

ALTINCI OTURUM

Açılma Saati: 20.02

BAŞKAN: Başkan Vekili Ayşe Nur BAHÇEKAPILI

KÂTİP ÜYELER: Muhammet Bilal MACİT (İstanbul), Muharrem IŞIK (Erzincan)

----- 0 -----

BAŞKAN –Türkiye Büyük Millet Meclisinin 60’ıncı Birleşiminin Altıncı Oturumunu açıyorum.

Sayın  milletvekilleri, 546 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

BAŞKAN – 6’ncı sırada yer alan, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile İtalya Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Çevre Koruma ve Sürdürülebilir Kalkınma Alanlarında İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ile Çevre Komisyonu ve Dışişleri Komisyonu Raporlarının görüşmelerine başlayacağız.

6.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile İtalya Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Çevre Koruma ve Sürdürülebilir Kalkınma Alanlarında İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ile Çevre Komisyonu ve Dışişleri Komisyonu Raporları (1/682) (S. Sayısı: 385)(x)

BAŞKAN – Komisyon? Yerinde.

Hükûmet? Yerinde.

Komisyon Raporu 385 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Tasarının tümü üzerinde söz isteyen? Yok.

Maddelerine geçilmesini oyluyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

1’nci maddeyi okutuyorum:

Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile İtalya Cumhuriyeti Hükümeti arasında Çevre Koruma ve Sürdürülebilir Kalkınma Alanlarında İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı

Madde 1- (1) 8 Mayıs 2012 tarihinde Roma’da imzalanan “Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile İtalya Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Çevre Koruma ve Sürdürülebilir Kalkınma Alanlarında İşbirliği Anlaşması’nın onaylanması uygun bulunmuştur.

BAŞKAN – 1’inci madde üzerinde söz isteyen? Yok.

1’inci maddeyi oylarınıza  sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

2’nci maddeyi okutuyorum:

Madde 2- (1) Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

BAŞKAN - 2’nci madde üzerinde söz isteyen? Yok.

2’nci maddeyi oylarınıza  sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

3’üncü maddeyi okutuyorum:

MADDE 3- (1) Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

BAŞKAN – Kabul edenler... Kabul etmeyenler... 3’üncü madde kabul edilmiştir.

Tasarının tümü açık oylamaya tabidir. Açık oylamanın elektronik oylama cihazıyla yapılmasını oylarınızı sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Oylama için iki dakikalık süre veriyorum, oylama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı yoktur.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 20.07

YEDİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 20.18

BAŞKAN: Başkan Vekili Ayşe Nur BAHÇEKAPILI

KÂTİP ÜYELER: Muhammet Bilal MACİT (İstanbul), Muharrem IŞIK (Erzincan)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 60’ıncı Birleşiminin Yedinci Oturumunu açıyorum.

385 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın tümünün açık oylamasında toplantı yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi açık oylamayı elektronik cihazla tekrarlayacağız.

Oylama için iki dakika süre veriyorum, oylama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN - Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile İtalya Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Çevre Koruma ve Sürdürülebilir Kalkınma Alanlarında İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı’nın açık oylama sonucunu okuyorum:

 

“Kullanılan oy sayısı

:

192

 

 

Kabul

 

Ret

:

 

:

190

 

2(x)

 

 

 

 

 

 

Kâtip Üye

Muharrem Işık

Erzincan

Kâtip Üye

Muhammet Bilal Macit

İstanbul”

Böylece, tasarı kabul edilip kanunlaşmıştır.

7’nci sırada yer alan, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile İran İslam Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Doğal Kaynaklar ve Su Havzası Amenajmanı Üzerine Mutabakat Zaptının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ile Çevre Komisyonu, Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu ile Dışişleri Komisyonu Raporlarının görüşmelerine başlayacağız.

7.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile İran İslam Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Doğal Kaynaklar ve Su Havzası Amenajmanı Üzerine Mutabakat Zaptının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ile Çevre Komisyonu, Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu ile Dışişleri Komisyonu Raporları (1/441) (S. Sayısı: 266)(xx)

BAŞKAN – Komisyon? Burada.

Hükûmet? Burada.

Komisyon Raporu 266 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Tasarının tümü üzerinde söz isteyen yok.

Tasarının maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Maddelerine geçilmesi kabul edilmiştir.

1’inci maddeyi okutuyorum:

 

TÜRKİYE CUMHURİYETİ HÜKÜMETİ İLE İRAN İSLAM CUMHURİYETİ HÜKÜMETİ ARASINDA DOĞAL KAYNAKLAR VE SU HAVZASI AMENAJMANI ÜZERİNE MUTABAKAT ZAPTININ ONAYLANMASININ UYGUN BULUNDUĞUNA DAİR KANUN TASARISI

 

MADDE 1- (1) 29 Eylül 2010 tarihinde Tahran’da imzalanan “Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile İran İslam Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Doğal Kaynaklar ve Su Havzası Amenajmanı Üzerine Mutabakat Zaptı”nın onaylanması uygun bulunmuştur.

BAŞKAN – 1’inci madde üzerine gruplar adına söz isteyen yok.

Şahsı adına İstanbul Milletvekili Sayın Süleyman Çelebi konuşacak.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

SÜLEYMAN ÇELEBİ (İstanbul) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; hepinizi saygıyla sevgiyle selamlıyorum.

Yarın, benim de mensubu olduğum Türkiye Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu DİSK’in 47’nci kuruluş yıl dönümü. DİSK, tam kırk yedi yıldır birçok süreci yaşayarak Türkiye sendikal hareketine damga vurmuş bir örgüt. Kurulduğu günden itibaren bu ülkede devletten bağımsız, sermayeden bağımsız, siyasi partilerden bağımsız bir sendikal mücadeleyi yaşama geçirmiştir. Türkiye’de yaşanan olumsuzluklar üzerinde mücadelesini sürdürmüştür. Yalnız, klasik anlamda ücret sendikacılığı yapmamıştır. Türkiye'nin yaşanan bütün sorunlarını, emekten, demokrasiden, özgürlüklerden yana bütün sorunlarını Türkiye'nin gündemine taşımıştır. Bunun da bedelini çok ağır ödeyen bir örgüttür DİSK. Bunun için Genel Başkanı Kemal Türkler’ini yitirmiştir, katledilmiştir. Bu mücadelede Kenan Budak, 1980 darbesi öncesi katledilmiştir; bu mücadelede eski DİSK Genel Başkanımız Abdullah Baştürk’ü; eski DİSK Genel Başkanımız Kemal Nebioğlu’nu ve şimdi isimlerini burada tek tek sayamayacağım özgürlük, demokrasi mücadelesinde yüzlerce yitirdiklerimizi bir kez daha buradan anıyorum ve mücadeleleri önünde bir kez daha saygıyla eğiliyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

Dolayısıyla, bu mücadelede bugün yaşadığımız temel sorun şudur değerli arkadaşlar: Örgütlü bir toplum olsa, örgütlü toplumun etkin olduğu bir Türkiye olsa, DİSK’in bugün gerçekten örgütlü bir yapıya ulaştığı, sendikal hareketin örgütlü bir yapıya ulaştığı, TÜRK-İŞ’in ulaştığı, HAK-İŞ’in ulaştığı... Kamudaki diğer sendikalar devletten, sermayeden ve siyasi partilerden bağımsız, özgür bir sendikal mücadele verseler, şu anda yaşadığımız, şu anda gündemimizi işgal eden birçok sorunu yaşamayız. Neye karşı mücadele verdik geçmişte? Bugün konuştuğumuz, tabii, bağımsız mahkemeler için, DGM’lere karşı direniş yaptık, o nedenle yargılandık. 15-16 Haziran direnişini yaptık diye yargılandık. Bu ülkede işçilerin ekonomik çıkarlarını savunduğumuz ve onun için grev yaptığımız için yargılandık ve on iki yıl sendikal yaşamdan alıkonulduk. Ve belki dünyanın en büyük sendikal davalarından bir tanesi Türkiye’de DİSK davalarından bir tanesidir, 1.477 sanığı var, tam on iki yıl süren bir dava ve işkencelerden, çileden geçen bir süreç. Kim için bu mücadele verilmiştir? Bu ülkenin gerçekten bağımsızlığı, demokrasisi, insan hakları ve bu ülkenin mağdurlarının mücadelesini veren bir örgüt DİSK. Gönül ister ki bütün örgütler böyle taçlanarak Türkiye'nin gündeminin belirlendiği bir süreçte etkin olsunlar.

Bugün, değerli arkadaşlar… Çok uzatmayacağım, çok böyle ayrıntılara girmeyeceğim, bu saatte de can sıkıcı şeyler söylemeyeceğim ama Çalışma Bakanımız hazır buradayken söylemek istiyorum. Şu anda İzmir Gediz EDAŞ direnişi sürüyor. Bugün yüz doksan yedi gündür Punto’da deri işçileri direnişi sürüyor ve orada, sırf sendika üyesi oldukları için, 79 işçi işten atıldı. Bugün, Kumport liman işçileri -bu HAK-İŞ’e bağlı bir sendika- orada işçiler direnişte. Bugün, Greif çuval fabrikasında çalışan işçiler, sendikalı oldukları için işten atıldılar. FENİŞ Alüminyum Fabrikasında üç aylık maaşlarını alamayan işçiler, 420 işçi 2014’ü direnişle başlattılar. Pakmayada işçiler örgütlendikleri için, 2012’den beri orada, TEKGIDA-İŞ Sendikasının örgütlenmesi nedeniyle, şu anda eylemlerini sürdürüyorlar. Son olarak da Yatağan işçileri özelleştirmelere karşı çıktıkları için direnişteler.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SÜLEYMAN ÇELEBİ (Devamla) – Yani, gerçekten, Grup Başkan Vekilimiz de söyledi…

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Çelebi.

SÜLEYMAN ÇELEBİ (Devamla) – Bir cümleyle bitiriyorum Sayın Başkan.

Keşke bu yaptığımız mesailer bu ülkedeki taşeron işçilik için olsa, bu yaptığımız bugünkü çalışmalar 4/C işçileri için olsa, keşke emeklilikte yaşa takılanlar için olsa, keşke emekliler için olsa, bu ülkenin gerçek mağdurları için olsa diye düşünüyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Çelebi, lütfen, sözlerinizi toparlar mısınız.

SÜLEYMAN ÇELEBİ (Devamla) – DİSK’in kuruluş yıl dönümünü saygıyla sevgiyle bir kez daha buradan kutluyorum.

BENGİ YILDIZ (Batman) – Biz de kutluyoruz Sayın Başkanım, biz de kutluyoruz.

SÜLEYMAN ÇELEBİ (Devamla) – Bu uğurda yitirdiklerimizin önünde saygıyla eğiliyorum.

Sağ olun, var olun. (CHP ve BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – 1’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... 1’inci madde kabul edilmiştir.

2’nci maddeyi okutuyorum:

MADDE 2- (1) Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

BAŞKAN – 2’nci madde üzerinde söz isteyen yok.

2’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

3’üncü maddeyi okutuyorum:

MADDE 3- (1) Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

BAŞKAN – 3’üncü madde üzerinde söz isteyen yok.

3’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir. 

Sayın Akar, sistemdesiniz, bir talebiniz mi var?

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Kısa söz talebim var.

BAŞKAN – Neyle ilgili?

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın Gümrük Bakanımıza bir açıklama yapmak istiyorum.

BAŞKAN – Peki, bir dakika süre veriyorum yerinizden.

Buyurun.

VI.- AÇIKLAMALAR (Devam)

5.- Kocaeli Milletvekili Haydar Akar’ın, Türkiye ile Bulgaristan arasındaki transit geçiş belgesi sorunun ne zaman çözüleceğini öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Gümrük ve Ticaret Bakanımıza bir talebi iletmek istiyorum, soru değil.

Biraz evvel Romanya’dan bir Türk iş adamından telefon aldım ve on beş gündür Bulgaristan ile olan problemin ne zaman çözüleceğini soruyor, merak ediyor. Çok zor durumda olduklarını, ticari faaliyetlerin durma noktasına geldiğini belirtiyor. Bu konuda bizi bilgilendirirseniz…

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

7.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile İran İslam Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Doğal Kaynaklar ve Su Havzası Amenajmanı Üzerine Mutabakat Zaptının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ile Çevre Komisyonu, Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu ile Dışişleri Komisyonu Raporları (1/441) (S. Sayısı: 266) (Devam)

BAŞKAN – Tasarının tümü açık oylamaya tabidir.

Açık oylamanın elektronik oylama cihazıyla yapılmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir. 

Oylama için iki dakika süre veriyorum.

Oylama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile İran İslam Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Doğal Kaynaklar ve Su Havzası Amenajmanı Üzerine Mutabakat Zaptının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı’nın açık oylama sonucunu bildiriyorum:

 

“Kullanılan oy sayısı

:

204

 

 

Kabul

:

204

 

(x)

 

 

 

 

 

Kâtip Üye

Muharrem Işık

Erzincan

Kâtip Üye

Muhammet Bilal Macit

İstanbul”

Bu nedenle, tasarı kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır.

8’inci sırada yer alan, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Rusya Federasyonu Hükümeti Arasında Kültür Merkezlerinin Kuruluşu ve Faaliyetlerine Dair Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.

8.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Rusya Federasyonu Hükümeti Arasında Kültür Merkezlerinin Kuruluşu ve Faaliyetlerine Dair Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/764) (S. Sayısı: 459)(xx)

BAŞKAN – Komisyon? Burada.

Hükûmet? Burada.

Komisyon Raporu 459 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Tasarının tümü üzerinde söz isteyen? Yok.

Maddelere geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

1’inci maddeyi okutuyorum:

TÜRKİYE CUMHURİYETİ HÜKÜMETİ İLE RUSYA FEDERASYONU HÜKÜMETİ ARASINDA KÜLTÜR MERKEZLERİNİN KURULUŞU VE FAALİYETLERİNE DAİR ANLAŞMANIN ONAYLANMASININ UYGUN BULUNDUĞUNA DAİR KANUN TASARISI

MADDE 1- (1) 3 Aralık 2012 tarihinde İstanbul’da imzalanan “Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Rusya Federasyonu Hükümeti Arasında Kültür Merkezlerinin Kuruluşu ve Faaliyetlerine Dair Anlaşma”nın onaylanması uygun bulunmuştur.

BAŞKAN – Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

2’nci maddeyi okutuyorum:

MADDE 2- (1) Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

BAŞKAN - 2’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

3’üncü maddeyi  okutuyorum:

MADDE 3- (1) Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

BAŞKAN – 3’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Tasarının tümü açık oylamaya tabidir.

Açık oylamanın elektronik oylama cihazıyla yapılmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

İki dakika süre veriyorum ve süreyi başlatıyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Rusya Federasyonu Hükümeti Arasında Kültür Merkezlerinin Kuruluşu ve Faaliyetlerine Dair Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı’nın açık oylama sonucunu söylüyorum:

 

“Kullanılan oy sayısı

:

204

 

 

Kabul

:

204

 

(x)

 

 

 

 

 

Kâtip Üye

Muharrem Işık

Erzincan

Kâtip Üye

Muhammet Bilal Macit

İstanbul”

Tasarı kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır.

Sayın milletvekilleri, bugünkü gündemimiz tamamlanmıştır.

Kanun tasarı ve teklifleri ile komisyonlardan gelen diğer işleri sırasıyla görüşmek için 13 Şubat 2014 Perşembe günü, alınan karar gereğince saat 14:00’te toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum.

İyi geceler diliyorum.

Kapanma Saati: 20.39



(x) 546 S. Sayılı Basmayazı 11/2/2014 tarihli 59’uncu Birleşim Tutanağı’na eklidir.

 (x) 385 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

(x) Açık oylama kesin sonuçlarını gösteren tablo tutanağa eklidir.

 

(xx) 266 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

(x) Açık oylama kesin sonuçlarını gösteren tablo tutanağa eklidir.

 

(xx)  459 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

(x) Açık oylama kesin sonuçlarını gösteren tablo tutanağa eklidir.