TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

                                                                                TUTANAK DERGİSİ

 

                                                                                                59’uncu Birleşim

                                                                                              11 Şubat 2014 Salı

 

(TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

                                                                                               İÇİNDEKİLER

 

 

I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II.- GELEN KÂĞITLAR

III.- YOKLAMALAR

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Bayburt Milletvekili Bünyamin Özbek’in, Bayburt’un kurtuluşunun 96’ncı yıl dönümüne ilişkin gündem dışı konuşması

2.- Bursa Milletvekili İlhan Demiröz’ün, büyükşehirlerde il genel meclisi ve il özel idarelerinin kapatılmasına ilişkin gündem dışı konuşması

3.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, Kahramanmaraş’ın kurtuluşunun 94’üncü yıl dönümüne ilişkin gündem dışı konuşması

 

V.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Tezkereler

1.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının, Avrupa Parlamentosu Katılım Öncesi Eylem Birimi tarafından 19-20 Şubat 2014 tarihlerinde Belçika’nın başkenti Brüksel’de düzenlenecek olan “Sağlık ve Tüketicinin Korunması” konulu seminere katılması Genel Kurulun 4/2/2014 tarihli 56’ncı Birleşiminde kabul edilen heyeti oluşturmak üzere siyasi parti gruplarının bildirmiş olduğu isimlere ilişkin tezkeresi (3/1400)

2.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının, Suudi Arabistan Şûra Meclisi Parlamentolar Arası Dostluk Grubu heyetinin ülkemizi ziyaret etmesinin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlık Divanının 3/11/2013 tarihli 55 sayılı Kararı ile uygun bulunduğuna ilişkin tezkeresi (3/1401)

3.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Cemil Çiçek’in, Tunus Meclis Başkanı Mustapha Ben Jaafar’ın davetine icabet etmek üzere Tunus’a resmî bir ziyarette bulunmasına ilişkin tezkeresi (3/1402)

4.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının, Türkiye Büyük Millet Meclisi Dışişleri Komisyonu üyelerinden oluşan bir heyetin, Bulgaristan Parlamentosu Dış Politika Komitesinin davetine icabet etmek üzere Bulgaristan’a resmî bir ziyarette bulunmasına ilişkin tezkeresi (3/1403)

 

B) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- İstanbul Milletvekili Abdullah Levent Tüzel ve 24 milletvekilinin, iş kazaları ve meslek hastalıklarının nedenlerinin raştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/854)

2.- Kocaeli Milletvekili Haydar Akar ve 20 milletvekilinin, esnaf ve sanatkârların yaşadığı ekonomik ve sosyal sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/855)

3.- Malatya Milletvekili Veli Ağbaba ve 21 milletvekilinin, üniversite mezunu işsizlerin sorunlarının raştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/856)

 

C) Duyurular

1.- Başkanlıkça, Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonunda siyasi parti grubu mensubu olmayan milletvekillerine düşen 1 üyelik için aday olmak isteyen siyasi parti grubu mensubu olmayan milletvekillerinin yazılı olarak müracaat etmelerine ilişkin duyuru

 

D) Önergeler

1.- Ankara Milletvekili Sinan Aydın Aygün’ün, (2/130) esas numaralı Pasaport Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi (4/145)

 

VI.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- MHP Grubunun, MHP Grup Başkan Vekili İzmir Milletvekili Oktay Vural ile MHP Grup Başkan Vekili Kayseri Milletvekili Yusuf Halaçoğlu tarafından Adalet ve Kalkınma Partisi hükûmetleri döneminde liyakat, ehliyet ve tarafsızlık ilkeleri gözetilmeden yapılan bürokrat atamaları ve yer değiştirmelerde meydana gelen usulsüzlük ve haksızlıkların tespiti, yeni memur atamalarında hukuk ve hakkaniyet dışında yapılan alımların belirlenmesi, kamu bürokrasisinde kaosun giderilmesi ve var olan sorunların çözülmesi amacıyla 11/2/2014 tarih ve 3345 sayıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 11 Şubat 2014 Salı günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

2.- CHP Grubunun, Bolu Milletvekili Tanju Özcan ve arkadaşları tarafından sosyal yardımlaşma ve dayanışma vakıflarından yapılan yardımlardaki keyfî uygulamaların araştırılması ve alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla 27/11/2013 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 11 Şubat 2014 Salı günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

3.- AK PARTİ Grubunun, Genel Kurulun çalışma gün ve saatlerinin yeniden düzenlenmesine; gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmında bulunan 532 ve 423 sıra sayılı kanun tasarılarının bu kısmın 4 ve 13’üncü sıralarına, bastırılarak dağıtılan 546 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin ise kırk sekiz saat geçmeden yine bu kısmın 5’inci sırasına alınmasına ve diğer işlerin sırasının buna göre teselsül ettirilmesine; 11, 18 ve 25 Şubat 2014 Salı günkü birleşimlerinde sözlü sorular ve diğer denetim konularının görüşülmeyerek bu birleşimlerde gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmında yer alan işlerin görüşülmesine; 19 ve 26 Şubat 2014 Çarşamba günkü birleşimlerinde sözlü soruların görüşülmemesine; 546 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin, İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak bölümler hâlinde görüşülmesine ilişkin önerisi

 

VII.- AÇIKLAMALAR

1.- Isparta Milletvekili S. Nevzat Korkmaz’ın, Kars Milletvekili Ahmet Arslan’ın MHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

2.- Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, Ankara Milletvekili Sinan Aydın Aygün’ün Pasaport Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önerge üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin bir açıklaması

3.- İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, Millî Savunma Bakanı İsmet Yılmaz’ın 534 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın kabul edilmesinden sonra yaptığı konuşması sırasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

4.- Millî Savunma Bakanı İsmet Yılmaz’ın, İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

5.- İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, Millî Savunma Bakanı İsmet Yılmaz’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

6.- Kocaeli Milletvekili Haydar Akar’ın, Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun 546 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin tümü üzerinde yapılan soru-cevap işlemi sırasındaki bazı ifadelerine ilişkin bir açıklaması

 

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın MHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

2.- Bolu Milletvekili Ali Ercoşkun’un, Bolu Milletvekili Tanju Özcan’ın CHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

3.- Bolu Milletvekili Tanju Özcan’ın, Bolu Milletvekili Ali Ercoşkun’un sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına ve Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

4.- İstanbul Milletvekili Mihrimah Belma Satır’ın, Bolu Milletvekili Tanju Özcan’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

5.- Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, İstanbul Milletvekili Metin Külünk’ün CHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

6.- İstanbul Milletvekili Metin Külünk’ün, Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

7.- Adana Milletvekili Seyfettin Yılmaz’ın, Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun 546 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin tümü üzerinde yapılan soru-cevap işlemi sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

 

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Askerlik Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Milli Savunma Komisyonu Raporu (1/877) (S. Sayısı: 534)

2.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/242, 2/80) (S. Sayısı: 156)

3.- Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu Raporları (1/484) (S. Sayısı: 287)

4.- Bartın Milletvekili Yılmaz Tunç ve 77 Milletvekilinin; Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve Adalet Komisyonu Raporu (2/1929) (S. Sayısı: 523)

5.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı Arasında Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı Avrupa ve Bağımsız Devletler Topluluğu Bölgesel Hizmet Merkezinin İstanbulda Kurulmasına İlişkin Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/870) (Dağıtma tarihi: 21.01.2014) (S. Sayısı: 532)

6.- Kocaeli Milletvekili İlyas Şeker ve Ağrı Milletvekili Ekrem Çelebi ile 18 Milletvekilinin; Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ile Manisa Milletvekili Erkan Akçay ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Mersin Milletvekili Mehmet Şandır'ın; 657 Sayılı Devlet Memurları Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, Kocaeli Milletvekili Haydar Akar'ın; 7269 Sayılı Umumi Hayata Müessir Afetler Dolayısıyla Alınacak Tedbirlerle Yapılacak Yardımlara Dair Kanuna Geçici Bir Ek Madde Eklenmesi Hakkında Kanun Teklifi, Manisa Milletvekili Erkan Akçay ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili İzmir Milletvekili Oktay Vural'ın; Gelir Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, Eskişehir Milletvekili Ruhsar Demirel ve 1 Milletvekilinin; Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, Sinop Milletvekili Mehmet Ersoy ve İstanbul Milletvekili Hüseyin Bürge ile 44 Milletvekilinin; Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile İçişleri Komisyonu, Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu, Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve  Turizm Komisyonu ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporları (2/1967, 2/1074, 2/1438, 2/1529, 2/1571, 2/1966) (S. Sayısı: 546)

 

X.- OYLAMALAR

1.- (S. Sayısı: 534) Askerlik Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın oylaması

 

XI.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, bağlı kurum ve kuruluşların İstanbul ilindeki binalarında depreme karşı dayanıklılık ölçümü yapılıp yapılmadığına ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Emrullah İşler'in cevabı (7/35180)

2.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, TCDD’ye ait bazı taşınmazların satışına,

TEDAŞ’a ait bir taşınmazın satışına,

TEDAŞ ve Türkiye Şeker Fabrikalarına ait bazı taşınmazların satışına,

TEDAŞ’a ait bir taşınmazın satışına,

TEDAŞ’a ait bazı taşınmazların satışına,

TEDAŞ’a ve TTA’ya ait bazı taşınmazların satışına,

TTA’ya ait bir taşınmazın satışına,

Sümer Holding’e ait bir tesisin satışına,

Hazineye ait bir taşınmazın satışına,

TEKEL’e ait bir taşınmazın satışına,

Hazineye ait bir taşınmazın satışına,

TEDAŞ’a ait bir taşınmazın satışına,

TEDAŞ’a ait bazı taşınmazların satışına,

Hazine ve TTA’ya ait bazı taşınmazların satışına,

İlişkin Başbakandan soruları ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı (7/36519), (7/36520), (7/36521), (7/36522), (7/36523), (7/36524), (7/36525), (7/36526), (7/36527), (7/36528), (7/36529), (7/36530), (7/36531), (7/36532)

3.- Ankara Milletvekili Levent Gök’ün, veri hazırlama kontrol işletmenliği kadrolarına ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/36964)

4.- İstanbul Milletvekili Celal Adan’ın, İstanbul’da Bakanlığa bağlı kurum ve kuruluşlarda görev yapmakta iken görevinden alınan bürokratlara ilişkin sorusu ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/37056)

5.- Kırklareli Milletvekili Turgut Dibek’in, Kırklareli’nin Lüleburgaz ilçesinde yapımı bitirilemeyen bir atık su arıtma tesisine ilişkin sorusu ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/37058)

6.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, ekonomistlerin özel hizmet tazminatı sorununa ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı (7/37250)

7.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, 11 Aralık 2013 tarihinde açılışı yapılan 113 tesise ilişkin sorusu ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/37283)

8.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, Sakarya Fidanlık Borsası için satın alınan mal ve hizmetlere ilişkin sorusu ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/37288)

9.- Kars Milletvekili Mülkiye Birtane’nin, Samsun DSİ 7. Bölge Müdürlüğünde iki çalışanın arasında geçtiği iddia edilen bir olaya ilişkin sorusu ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/37328)

10.- Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, Uludağ İhracatçı Birliklerine ait bir aracın bir milletvekilinin eşine tahsis edildiği iddiasına ilişkin sorusu ve Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekci'nin cevabı (7/37480)

11.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, görevden alınan veya emekliliği istenen Bakanlık personeline ilişkin sorusu ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/37677)

12.- Trabzon Milletvekili Mehmet Volkan Canalioğlu’nun, Doğa Koruma ve Millî Parklar Genel Müdürlüğünün Trabzon’da gerçekleştireceği projelere ilişkin sorusu ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/37695)

13.- Trabzon Milletvekili Mehmet Volkan Canalioğlu’nun, Meteoroloji Genel Müdürlüğünün Trabzon’da gerçekleştireceği projelere ilişkin sorusu ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/37696)

 

11 Şubat 2014 Salı

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 15.03

BAŞKAN: Başkan Vekili Ayşe Nur BAHÇEKAPILI

KÂTİP ÜYELER: Muharrem IŞIK (Erzincan), Muhammet Bilal MACİT (İstanbul)

-----0-----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 59’uncu Birleşimini açıyorum.

III.- YOKLAMA

BAŞKAN – Elektronik cihazla yoklama yapacağız.

Yoklama için iki dakikalık süre veriyorum ve süreyi başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı vardır.

İyi çalışmalar, iyi haftalar dileklerimle görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce üç sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

Gündem dışı ilk söz, Bayburt’un kurtuluşunun 96’ncı yıl dönümü münasebetiyle söz isteyen Bayburt Milletvekili Bünyamin Özbek’e aittir.

Buyurun Sayın Özbek. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Bayburt Milletvekili Bünyamin Özbek’in, Bayburt’un kurtuluşunun 96’ncı yıl dönümüne ilişkin gündem dışı konuşması

BÜNYAMİN ÖZBEK (Bayburt) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Bayburt’umuzun düşman işgalinden kurtuluşunun 96’ncı yıl dönümü nedeniyle gündem dışı söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle sizleri saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, biz millet olarak esaret nedir bilmeyiz. Esaretin hiçbir şeklini dün kabullenmedik, bugün ve yarın da kabullenmeyeceğiz. Birinci Dünya Savaşı’nda Rus askerlerine karşı Mart 1916’da Kop Dağı’nda büyük bir savunma örneği gösterilmiştir. Bu savunma Mareşal Fevzi Çakmak Paşa’nın ifadesiyle ikinci Plevne savunması yani Kop savunması olarak tarihe geçmiştir. 16 Temmuz 1916’da Ruslar ve Ermeniler Bayburt’u işgal etmişlerdir. Rus işgali 1918’li yıllara kadar devam etmiştir. Ermenilerin Rus iş birliğiyle de bu işgal zulüm ve işkenceye dönüşmüştür. Halkımızın büyük bölümü şehri terk ederek Sivas, Yozgat, Amasya, Tokat ve Çorum civarına göç etmek zorunda kalmıştır. Geride kalanlara akla gelmeyecek işkenceler yapılmış, Taş Mağazalar’da yüzlerce kişi yakılarak şehit edilmiştir. Bir taraftan Ruslarla, Ermenilerle savaş, diğer tarafta halkın büyük bölümünün evini barkını terk etmesi çok büyük bir çaresizliği, açlığı, yokluğu, dramı, ölümleri ve felaketleri de beraberinde getirmiştir. Nihayetinde halkımızın kahramanca mücadelesi neticesinde 21 Şubat 1918 günü işgalden kurtulmuştur.

Değerli milletvekilleri, tarihimizin önemli sayfalarını bilmek, yaşatmak ve gelecek nesillerimize aktarmak bizlerin en önemli görevidir. Kurtuluş mücadelemizin kazanılmasında önemli yere sahip ve hâlâ o günün izlerini kaybetmemiş olan Kop savunmasının gelecek nesillere aktarılması için her yıl 19 Şubatta Kop Şehitleri Abidesi’ne yürüyüş gerçekleştiriyoruz. Şehitlerimize olan vefa borcumuzu ödemek adına yapılan bu yürüyüşe tüm vatandaşlarımızı davet ediyorum.

Değerli milletvekilleri, Bayburt, kahramanlıklarla dolu şanlı bir tarihe sahip olduğu gibi kültürel zenginlikleri olan bir şehirdir. Önemli tarihî ve turistik mekânlara sahiptir. Bayburt Kalesi, Aydıntepe Yeraltı Şehri, Çımağıl Mağarası, eşsiz güzellikteki doğası ve yaylalarıyla birlikte Bayburt önümüzdeki birkaç yıl içerisinde önemli turizm merkezi hâline gelecektir.

Değerli milletvekilleri, yıllardır kendi kaderine terk edilmiş olan Bayburt, on bir yıllık AK PARTİ iktidarıyla birlikte kalkınmada önemli adımlar atmıştır. Yılların biriktirdiği sorunların üstesinden gelmek ve bu sorunları kısa sürede çözmek kolay olmamıştır. 2015 yılı itibarıyla tüm il genelinde tarımdan hayvancılığa, ulaşımdan sağlığa kadar hemen her konuda tüm altyapı sorunu çözülmüş bir şehir olacaktır. Altyapı sorunu olmayan, temelleri sağlam bir şehirdeki kalkınma gözle görülür bir şekilde her geçen gün kendini hissettirecektir. Bayburt yakın bir zamanda kültür, turizm ve bilimsel anlamda adından çok söz ettirecek bir noktaya gelecektir. Bayburt Üniversitesine yaptığımız yatırımlarla Bayburt uluslararası kongrelere ev sahipliği yapacak noktaya gelmiştir.

Diğer taraftan, Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi Bilim, Kültür ve Eğitim Komitesinin 2014 Avrupa Konseyi Müze Ödülü’ne Bayburt’taki Baksı Müzesi layık görülmüştür. Bu ödül bizi gururlandırdığı kadar ulusal ve uluslararası alanda şehrimizin tanıtımına önemli katkı sağlamıştır. Kurucusu Değerli Hocamız Profesör Doktor Hüsamettin Koçan’a buradan bir kez daha teşekkür ediyorum.

Değerli arkadaşlar, Bayburt taş ustaları dünyaca ünlüdür. Genellikle tarihî yapıların restorasyonunu ülkemizde olduğu gibi dünyanın çeşitli yerlerinde de Bayburtlu taş ustaları yapmaktadır. Dünyaca ünlü Mostar Köprüsü’nün restorasyonu da yine Bayburtlu taş ustaları tarafından yapılmıştır. Türkiye’deki tarihî eserlerde, camilerde, minarelerde genelde Bayburt taşı kullanılır. Bu vesileyle, Bayburt taşı inşallah ileride daha iyi bir seviyeye gelecektir.

Bu vesileyle arkadaşlar, kurtuluş günümüzde mücadele eden tüm şehitlerimize tekrar Allah’tan rahmet diliyor; sizleri tekrar saygıyla, sevgiyle selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Özbek.

Gündem dışı ikinci söz, kapatılan il genel meclislerinin üyelikleri hakkında söz isteyen Bursa Milletvekili İlhan Demiröz’e aittir.

Buyurunuz Sayın Demiröz. (CHP sıralarından alkışlar)

Sayın milletvekilleri, yalnız, sessizliğimizi korursak konuşmacıyı daha iyi dinleyebileceğiz.

Buyurun Sayın Demiröz.

2.- Bursa Milletvekili İlhan Demiröz’ün, büyükşehirlerde il genel meclisi ve il özel idarelerinin kapatılmasına ilişkin gündem dışı konuşması

İLHAN DEMİRÖZ (Bursa) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün, kırk sekiz gün sonra, 30 Mart 2014 tarihi itibarıyla, il genel meclisi ve il özel idarelerinin kapatılması nedeniyle gündem dışı söz almış bulunuyorum. Televizyonları karşısında bizi izleyen vatandaşlarımızı, il genel meclisi üyelerimizi, il özel idaresi çalışanlarımızı ve sizleri saygı ve sevgiyle selamlıyorum.

"Efsane Meclis Üyeleri" diye Bursa'dan, gazetesinden sesleniyor köşe yazarı ve şöyle diyor: “Eskiden il genel meclisine girebilmek çok önemli bir şans sayılırdı çünkü âdeta milletvekilliği için bir staj yeriydi il genel meclisleri. Beş yıl boyunca kendisini yaz kış demeden, kırda, bayırda ahaliye iyi anlatan politikacılar Türkiye Büyük Millet Meclisinin dik merdivenlerine ilk adımlarını atmış kabul edilirdi.” ifadesiyle devam ediyor.

Sayın milletvekilleri, 30 ilde, değişik bir ifadeyle, 30 büyükşehirde 2.025 il genel meclisi üyesi arkadaşım görevlerini tamamlayarak il genel meclislerine ve il özel idarelerine nokta koyuyorlar. Tarih onlardan her zaman bahsedecek. Doğruları söylemekten kaçınmayan, bölgeleri, ilçeleri, köyleri için çırpınan, onların menfaatlerini koruyan, bölgelerini kirleten taş ocaklarına, çimento fabrikalarına karşı duran, su kaynaklarına, içme sularına, ormanlarına, tarım arazilerine sahip çıkan bu değerli arkadaşlarıma çok teşekkür ediyorum.

Sayın Başbakanın "başarısız" diye nitelendirdiği il genel meclisi ve il özel idare çalışanlarının ülkemizin her noktasında, emeklerini, çalışmalarını… Kırsal kesime hizmet etmekten, köylüye, çiftçiye sahip çıkmaktan mutlu olan ve onların sorunlarını çözebilmek için çabalayan, il genel meclisi üyelerini, il özel idare çalışanlarını yurttaşlarımız unutmayacaktır.

Bursa'da beraber çalışmaktan onur duyduğum ve şu anda bizleri izleyici bölümünden izleyen Bursa İl Genel Meclisi üyesi arkadaşlarımı Mustafakemalpaşa Çördük, İnatlar için, Karacabey Şahinköy ve KOTİYAK için, Kestel'de BESOB için, Nilüfer İnegazi’deki dik duruşları için bir kez daha kutluyorum, onlarla beraber uzun yıllar çalışmanın mutluluğu içerisinde selam ve saygılarımı sunuyorum.

Değerli milletvekilleri, sosyal haklarıyla ilgili teklif vermemize, önerimize rağmen herhangi bir şey yapamadığımız tüm özel idare çalışanlarını ve 2.025 il genel meclis üyesini parti farkı gözetmeksizin kutluyorum. Bu konuşmamı yaparken mart ayındaki toplantılarıyla 30 ilde 2.025 il genel meclisi üyesi arkadaşımızın nokta koyacağını bir kez daha huzurlarınızda ifade etmek istiyorum.

Gönüllerde her zaman hoş bir seda, saygı ve sevgi ile anılacaktır il genel meclisi üyeleri ve il özel idare çalışanları.

Bu duygu ve düşünce içerisinde, sevgili il genel meclisi üyelerine, il özel idare çalışanlarına bir kez daha şükranlarımızı, teşekkürlerimizi ve sevgilerimizi sunuyor ve buradan “Güle güle sevgili il genel meclisi üyeleri” diyor, hepinizi en derin saygı ve sevgilerimle selamlıyorum, sağ olun, var olun. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Gündem dışı üçüncü söz, 12 Şubat Kahramanmaraş’ın Kurtuluş Haftası münasebetiyle söz isteyen Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’na aittir.

Buyurun Sayın Dedeoğlu.(MHP sıralarından alkışlar)

3.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, Kahramanmaraş’ın kurtuluşunun 94’üncü yıl dönümüne ilişkin gündem dışı konuşması

MESUT DEDEOĞLU (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Kahramanmaraş’ımızın düşman işgalinden kurtuluşunun 94’üncü yıl dönümü kutlama etkinlikleri kapsamında söz aldım. Bu vesileyle yüce Meclisi saygılarımla selamlıyorum.

O yıllarda Kahramanmaraş’ı ilk önce İngilizler işgal etmiş, daha sonra Kahramanmaraş’ı ele geçiremeyeceklerini anladıklarından itibaren Fransızlara devretmişler ve nihayetinde Fransızlar Kahramanmaraş’ı işgal altına almışlar. Kahramanmaraş halkının en önemli sözlerinden bir tanesi “Maraş bize mezar olmadan düşmana gülizar olmaz.” düşüncesiyle, “Fransızlardan nasıl kurtuluruz? Nasıl Kahramanmaraş’ımızı yine eski hâline getiririz?” çerçevesi dâhilinde çalışmalarına başlamışlar.

Kurtuluş Savaşı’nın iki önemli noktası; bir tanesi Sütçü İmam olayı… Hamamdan çıkan Kahramanmaraşlı kadınlarımızın Fransız askerleri tarafından peçeleri açılmak istenmiş, buna Kahramanmaraş’ta yaşayan, Uzunoluk Hamamı’nın karşısında bulunan Sütçü İmam müsaade etmemiş ve nihayetinde orada bulunan askerlere -öldürmek suretiyle- Kahramanmaraş’ın ve Türk’ün namusuna el uzattırmamıştır.

İkinci en önemli unsurlardan bir tanesi de, yine, kılınan bir cuma namazında Rıdvan Hoca “Kalede Fransız Bayrağı olduğu müddetçe cuma namazı kılmak caiz değildir.” diyerek halkın cuma namazı kılmadan Fransız Bayrağı’nı indirip Türk Bayrağı’nı asmalarıyla… Bu da en önemli ikinci noktasıdır.

Bu olaylar, tabii ki, Türk milletinin, Kahramanmaraş halkının millî şuuruyla gerçekleşmiş. Fransızların halka yapılan zulümleriyle yirmi iki gün yirmi iki gece Kahramanmaraş mücadele etmiş ve nihayetinde de Fransızlar Kahramanmaraş’ı terk etmek durumunda kalmışlar.

Bizler Kahramanmaraş’ın kurtuluş mücadelesi veren torunlarıyız. 12 Şubat kurtuluş günümüz, Kahramanmaraş’ın düğünüdür, bayramıdır, gururudur, onurudur. Buradan tüm Kahramanmaraşlıların 12 Şubat kurtuluş bayramını kutluyorum.

Kurtuluş Savaşı’ndan sonra Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından 5 Nisan 1925’te kırmızı şeritli İstiklal Madalyası’yla Kahramanmaraş halkı ödüllendirilmiştir. Yine, Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından 7 Şubat 1973’te de kahramanlık unvanıyla, yine isminin başına kahramanlık unvanı gelmek kaydıyla Kahramanmaraş taltif edilmiştir.

Kahramanmaraş’ın bu kurtuluş savaşından sonra mücadelesi bitmiyor. Kendini kurtardıktan sonra çevredeki komşu illerimize yardıma gidiliyor, burada da birçok Kahramanmaraşlı şehit oluyor.

Yine Kahramanmaraş’ın mücadelesi bitmiyor. Özellikle son on yıldan beri de Kahramanmaraş, devlet yatırımı almadığı için, istenilen ölçüde devlet yatırımı almadığı için yine mücadelesini veriyor. Bunların en başında yol, sağlık, eğitim konuları geliyor. Kahramanmaraş yol konusunda -üç girişten hiçbiri daha şu ana kadar yapılmamış- sağlık konusunda, eğitim konusunda da en son sıralarda. Mücadelesi hâlâ devam ediyor Kahramanmaraş’ın.

Kurtuluş Savaşı’nda birçok şehidimiz olmuş, gazilerimiz olmuş, kahramanlarımız olmuş. Buradan hepsine Allah rahmet etsin diyorum, nur içinde yatsınlar diyorum ve yine, son cümle olarak diyorum ki, Allah bizlere bir daha Kurtuluş Savaşı yaşatmasın. Kurtuluş Savaşı’nın mücadelesini verirken kendi topraklarımızdan bir tane çakıl taşını vermeyiz  demişiz ve bunu da yapmışız. Şimdi aynısını tekrar ediyorum. Yine bir tek çakıl taşını vermeyiz, verdirtmeyiz.

Bu duygu ve düşüncelerle yüce heyetinizi saygılarımla selamlıyorum. (MHP, AK PARTİ ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Gündeme geçiyoruz.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının iki tezkeresi vardır, ayrı ayrı okutup bilginize sunacağım:

V.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Tezkereler

1.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının, Avrupa Parlamentosu Katılım Öncesi Eylem Birimi tarafından 19-20 Şubat 2014 tarihlerinde Belçika’nın başkenti Brüksel’de düzenlenecek olan “Sağlık ve Tüketicinin Korunması” konulu seminere katılması Genel Kurulun 4/2/2014 tarihli 56’ncı Birleşiminde kabul edilen heyeti oluşturmak üzere siyasi parti gruplarının bildirmiş olduğu isimlere ilişkin tezkeresi (3/1400)

10 Şubat 2014

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna

Avrupa Parlamentosu Katılım Öncesi Eylem Birimi tarafından 19-20 Şubat 2014 tarihlerinde Belçika'nın başkenti Brüksel'de düzenlenecek olan "Sağlık ve Tüketicinin Korunması" konulu seminere Türkiye Büyük Millet Meclisinden bir heyetin katılması Genel Kurulun 04/02/2014 tarihli ve 56'ncı Birleşiminde kabul edilmiştir.

28/3/1990 tarihli ve 3620 sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisinin Dış İlişkilerinin Düzenlenmesi Hakkında Kanun'un 2'nci maddesi uyarınca heyeti oluşturmak üzere siyasi parti gruplarının bildirmiş olduğu isimler Genel Kurulun bilgilerine sunulur.

                                                                                                                                    Cemil Çiçek

                                                                                                                       Türkiye Büyük Millet Meclisi

                                                                                                                                       Başkanı

Ad ve Soyadı                                                            Seçim Çevresi

Kemal Değirmendereli                                              Edirne

Ahmet Erdal Feralan                                                 Nevşehir

Cemalettin Şimşek                                                   Samsun

İsmail Güneş                                                            Uşak

2.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının, Suudi Arabistan Şûra Meclisi Parlamentolar Arası Dostluk Grubu heyetinin ülkemizi ziyaret etmesinin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlık Divanının 3/11/2013 tarihli 55 sayılı Kararı ile uygun bulunduğuna ilişkin tezkeresi (3/1401)

10 Şubat 2014

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlık Divanının 03 Ekim 2013 tarihli ve 55 sayılı Kararı ile Suudi Arabistan Şûra Meclisi Parlamentolar Arası Dostluk Grubu heyetinin ülkemizi ziyaret etmesi uygun bulunmuştur.

Söz konusu resmî ziyaretin, 28/3/1990 tarihli ve 3620 sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisinin Dış İlişkilerinin Düzenlenmesi Hakkında Kanun'un 7’nci maddesi uyarınca Genel Kurulun bilgilerine sunulur.

                                                                                                                                    Cemil Çiçek

                                                                                                                                  TBMM Başkanı

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Meclis araştırması açılmasına ilişkin üç önerge vardır, okutuyorum:

B) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- İstanbul Milletvekili Abdullah Levent Tüzel ve 24 milletvekilinin, iş kazaları ve meslek hastalıklarının nedenlerinin raştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/854)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Son zamanlarda giderek artan iş kazaları ve işçi ölümlerinin nedenlerinin tespit edilmesi ve işçi ölümlerine varan iş kazalarının ve meslek hastalıklarının önlenmesi için alınması gereken önlemlerin tespit edilmesi için Anayasa’nın 98’inci ve TBMM İç Tüzüğü’nün 104 ve 105’inci maddeleri uyarınca Meclis araştırması açılmasını arz ve teklif ederiz. 9/5/2012

1) Abdullah Levent Tüzel                        (İstanbul)

2) Pervin Buldan                                    (Iğdır)

3) Hasip Kaplan                                     (Şırnak)

4) Sırrı Sakık                                         (Muş)

5) Murat Bozlak                                     (Adana)

6) Halil Aksoy                                        (Ağrı)

7) Ayla Akat Ata                                     (Batman)

8) İdris Baluken                                     (Bingöl)

9) Hüsamettin Zenderlioğlu                    (Bitlis)

10) Emine Ayna                                     (Diyarbakır)

11) Nursel Aydoğan                               (Diyarbakır)

12) Altan Tan                                         (Diyarbakır)

13) Adil Zozani                                      (Hakkâri)

14) Esat Canan                                      (Hakkâri)

15) Sırrı Süreyya Önder                          (İstanbul)

16) Sebahat Tuncel                                (İstanbul)

17) Mülkiye Birtane                                (Kars)

18) Erol Dora                                         (Mardin)

19) Ertuğrul Kürkcü                                (Mersin)

20) Demir Çelik                                     (Muş)

21) İbrahim Binici                                  (Şanlıurfa)

22) Nazmi Gür                                       (Van)

23) Özdal Üçer                                      (Van)

24) Aysel Tuğluk                                    (Van)

25) Leyla Zana                                      (Diyarbakır)

Gerekçe:

İşçi sağlığı ve iş güvenliği sorunu, işçiler ve tüm çalışanların en temel ve en önemli gündemi durumundadır. Sorun, sadece kazalar yaşandığında, “Yine ihmal, yine can kaybı." haberleriyle sıradanlaştırılmakta ve istatistiksel değerlendirmeler temelinde ele alınıp sonra unutulmaktadır. Ölümlü iş kazaları öylesine artmaktadır ki "işçi sağlığı ve iş güvenliği" denince ölümler akla gelmektedir. Oysa, işçi ve emekçilerin istihdam biçimi, ücreti, çalışma ortamı ve günlük çalışma süresi, sendikalı ya da güvenceli olup olmamaları, emekçilerin ve doğal olarak ailelerinin sağlıklarını doğrudan etkilemektedir.

Nisan 2012 ayında 87 işçi yaşamını kaybederken, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanının açıkladığı verilere göre, 2002-2011 yılları arasında iş kazalarında ölen işçi sayısı toplam 11.273'dür. Aynı dönemde 775.803 iş kazası meydana gelirken, bu kazalarda yaralanan ve sürekli iş göremez duruma gelen işçi sayısı ise 16.227 'e ulaşmıştır.

Bu rakamlara göre, her gün iki-üç ölümlü kaza oluyor demektir. Buna, malullük, kısmi yaralanma, zehirlenme ve meslek hastalıkları da eklendiğinde, işçi sağlığı ve iş güvenliği önlemleri ile meslek hastalıkları riskine karşı korunma önlemlerinin daha çok kâr anlayışına ve özel sektöre terkedilemeyecek kadar ciddi ve kamusal denetimi zorunlu kılmaktadır.

İş kazalarının ve işçi ölümlerinin yaşandığı, arttığı bölgeler ve zamanın, ekonomik büyümenin arttığı yer ve döneme denk gelmesi rastlantı değil, iki olgunun ilişkisiyle açıklanabilir. İktisadi faaliyetler arttıkça cana kasteden iş ortamları, ölen işçi sayısı da artmaktadır. Daha fazla kâr için sosyal güvenceden yoksun, sağlıksız, güvenli olmayan ortamlarda on iki-on üç saate varan uzun çalışma süreleri ve daha düşük ücretle işçi maliyetlerini düşürmek için insanca yaşam koşulları göz ardı edilmektedir.

Türkiye'nin büyüyen sektörleri olan, sırasıyla inşaat, maden, enerji ve hizmet sektörü en fazla can kaybının da yaşandığı sektörlerdir. Yaralanmalar da yaygın olarak inşaat, tekstil, hizmet, gıda, metal, maden, gemi inşa ve enerji sektörlerinde görülmektedir. Bu sektörler, yeni teşvik paketi kapsamına alınan sektörlerdir. Hükûmetin teşvik verdiği bölge ve sektörlerde üretimin artması beklenen bir durumdur. Ancak bu sürecin daha fazla iş kazalarına yol açmaması için var olan tüzük ve yönetmeliklerin eksiksiz uygulanması gerekmektedir.

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı İş Teftiş Kurulu Başkanlığında 16/11/2011 tarihi itibarıyla işçi sağlığı ve güvenliği yönünden teftişe yetkili 227 iş müfettişi ve 236 iş müfettişi yardımcısı olmak üzere toplam 463 müfettiş görev yapmaktadır. Oysa Türkiye'de 1,5 milyonun üzerinde iş yeri bulunmaktadır. Bunun yüzde 92'si 50'nin altında işçi çalıştıran küçük ve orta ölçekli işletme, yüzde 8'i ise 50'nin üzerinde işçi çalıştırmaktadır.

Diğer yandan, son dokuz yılda 5.314 işçi meslek hastalığına yakalanmış, bunlardan 2.093'ü malulen emekli olmuştur. Türkiye'de sadece üç meslek hastalığı hastanesi bulunmaktadır.

Sorun tek başına mevzuat eksikliği değil, mevcut düzenlemelerin dahi yerine getirilmemesidir. Devlet kamusal denetleme görevini yapmaz, bunun için yeterli denetim elemanı ve müfettiş istihdam etmezken, işletmeler ise üretim maliyetini düşürmek için ilk önce işçi sağlığı ve iş güvenliği tedbirlerini almaktan imtina etmektedir.

Hükûmet, işçi ölümlerini "Kader.", "Ölüm bu işin doğasında." şeklinde değerlendirse de, bilim çevreleri ve meslek örgütlerinin raporlarına göre tüm iş kazaları ve meslek hastalıkları önlenebilir durumdadır. Son dönemde artan işçi ölümlerine varan iş kazalarının ve meslek hastalıklarının nedenlerinin tespit edilmesi, gereken tedbirlerin alınması, Meclis denetim çalışmaları bakımından büyük önem taşımaktadır.

2.- Kocaeli Milletvekili Haydar Akar ve 20 milletvekilinin, esnaf ve sanatkârların yaşadığı ekonomik ve sosyal sorunların raştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/855)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Ülkemizin ekonomik, sosyal ve kültürel yapısının temel unsurlarından olan esnaf ve sanatkârlarımızın yaşadığı ekonomik ve sosyal sorunların saptanması ve alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Anayasa'nın 98’inci ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’nün 104 ve 105’inci maddeleri uyarınca Meclis araştırması açılmasını arz ve talep ederiz.

1) Haydar Akar                                                         (Kocaeli)

2) Mehmet Ali Susam                                                (İzmir)

3) Mehmet Hilal Kaplan                                            (Kocaeli)

4) Namık Havutça                                                     (Balıkesir)

5) Ramis Topal                                                         (Amasya)

6) Selahattin Karaahmetoğlu                                     (Giresun)

7) Osman Kaptan                                                      (Antalya)

8) Ramazan Kerim Özkan                                          (Burdur)

9) İlhan Demiröz                                                      (Bursa)

10) Mehmet Şeker                                                    (Gaziantep)

11) Emre Köprülü                                                     (Tekirdağ)

12) Ahmet İhsan Kalkavan                                         (Samsun)

13) Hasan Ören                                                        (Manisa)

14) Kemal Değirmendereli                                        (Edirne)

15) Ümit Özgümüş                                                    (Adana)

16) İhsan Özkes                                                       (İstanbul)

17) Erdal Aksünger                                                   (İzmir)

18) Ali Sarıbaş                                                         (Çanakkale)

19) Bülent Tezcan                                                    (Aydın)

20) Malik Ecder Özdemir                                           (Sivas)

21) Ali Serindağ                                                       (Gaziantep)

Gerekçe:

Esnaf ve sanatkâr kesimi, küreselleşmenin olumsuz etkilerini son birkaç yıldır yoğun şekilde yaşamaktadır. Üretimi yeterince desteklemeyen mali ve finansal politikalar, vergi oranlarının, BAĞ-KUR ve SSK primlerinin yüksekliği, hem kendisi hem de yanında çalışanların primlerini ödemek zorunda olması, ağır çalışma ve emekli olma şartlarına rağmen emekli maaşlarının düşük olması ve bu kesime yönelik teşvik ve destek politikalarının yetersiz olması esnaf ve sanatkârlarımızın sürekli olarak kan kaybetmesine, esnaf ve sanatkâr teşkilatının örgüt yapısının zayıflamasına yol açmaktadır. Bunların üstüne, esnafın karşı karşıya olduğu haksız rekabet, piyasalardaki nakit sıkıntısı ve esnafın müşterisi olan işçi, memur, çiftçi ve emeklinin alım gücünün düşüklüğü eklenince esnaf ve sanatkârlar için çok acil olarak tedbirler alınması gerekliliği ortaya çıkmaktadır.

Esnaf ve sanatkârlarımız, ülkenin orta direği olma vasfını hızla kaybetmekte, alt gelir dilimine kaymakta, bu büyük camia hızla yoksullaşmakta, kazancı evini geçindirmeye yetmemektedir. Bu süreç, esnaf ve sanatkâr kesiminin sayısal büyüklüğü dikkate alındığında ülkemiz için hem ekonomik hem de toplumsal açıdan büyük bir tehlikedir. Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı verilerine göre 1 milyon 935 bin esnaf bulunmaktadır. Türkiye Esnaf ve Sanatkarları Konfederasyonunun verilerine göre, 2005-2010 yılları arasında 912 bin esnaf kepenk kapatmıştır. 2011 yılında ise iş yeri kapanan esnaf sayısı 117 bindir.

Küçük ve orta ölçekli işletmelerin varlığı, yaygınlığı ve ekonomi içindeki payları, ekonominin sağlıklı işleyişi ile doğru orantılıdır. Bu işletmeler gelişmiş ya da az gelişmiş olsun, tüm ekonomiler için büyük önem taşımaktadır. Avrupa Birliğinde ekonomik büyümenin ve istihdam artışının sağlanmasında en önemli unsurlardan birinin küçük ve orta ölçekli işletmeler olduğu kabul edilmiş ve bu işletmeleri destekleyecek çeşitli mekanizmalar uygulamaya konulmuştur. Haziran 2000'de, Avrupa Komisyonu, küçük işletmeleri teşvik etmek ve çeşitli alanlarda desteklemek amacıyla Avrupa Birliği Küçük İşletmeler Sözleşmesi'ni onaylamıştır. Sözleşme, Avrupa ekonomisinin gelişmesinde kritik rol oynayan bu işletmelerin önemini vurgulamayı ve bu işletmelerin gelişmesi ve başarısına yönelik gerekli faktörlerin dikkate alınmasını sağlamayı amaçlamaktadır.

Ülkemiz ekonomik ve toplumsal yapısında esnaf ve sanatkârlar ve küçük işletmeler, göz ardı edilemeyecek ölçüde önem taşımaktadır. Bu önem, esnaf ve sanatkâr işletmelerinin;

Daha az yatırımla üretim yapabilmeleri ve ürün çeşitliliği sağlamaları,

Emek yoğun çalışarak ve ülke çapında istihdam yaratarak işsizliği azaltmaya katkıda bulunmaları, istihdamı daha düşük maliyetle sağlamaları,

Talep değişikliklerine daha kısa sürede uyum sağlama becerisine sahip olmaları,

Bölgeler arası gelişmişlik farklılıklarını azaltmaya katkıda bulunmaları,

Yan sanayi olarak büyük ölçekli firma ve yatırımları desteklemeleri ve tamamlamaları,

Nitelikli iş gücünün yetiştirilmesine katkıda bulunmaları, gelirin dengeli dağılımına katkı sağlamaları ve orta sınıf olarak toplumsal hayatta denge faktörü olmaları,

Toplumsal ve sosyal hayatta denge unsuru ve istikrara katkıları ile demokrasinin vazgeçilmez unsuru olmaları,

gibi özelliklerinden kaynaklanmaktadır.

Ekonominin canlanması ancak yeni işletmelerin açılmasıyla sağlanabilir. Esnaf istihdam yaratır, işsizliğe çare olur. Nitekim, Avrupa Birliğinde işsizliğin önlenmesinde en önemli aracın küçük işletmelerin ve girişimciliğin desteklenmesi olduğu kabul edilmektedir. Bu işletmeler emek yoğun çalıştığı için büyük işletmelere göre daha fazla istihdam yaratma kapasitesine sahiptir. Her yıl iş hayatına 1 milyondan fazla kişi katılmaktadır. İş yeri açtıkları sokağı canlandıran esnaf, o bölgeye hareket katar ve hayat verir. Sosyalleşmeye ve ekonomiye de katkı sağlayan esnaf, parası olmayan memurun, işçinin, çiftçinin, öğrencinin ve dar gelirlinin âdeta kara gün dostudur. Esnaf, yeri gelir bu camiaya borç para verir, yeri gelir veresiye mal verir. Sonuç olarak, esnaf ve sanatkârlar hem ekonomik hem de toplumsal olarak ülkemiz için vazgeçilmezdir. Anayasa’mızın da 173'üncü maddesinde belirtilen “Devlet, esnaf ve sanatkârı koruyucu tedbirleri alır.” hükmünün hayata geçirilmesi, bunun için gerekli düzenlemelerin yapılması gerekmektedir.

Bu nedenlerle esnaf ve sanatkârlarımızın yaşadığı ekonomik ve sosyal sorunların saptanması ve alınacak tedbirlerin belirlenmesi amacıyla Anayasa'nın 98’inci ve TBMM İçtüzüğü’nün 104 ve 105’inci maddesi uyarınca Meclis araştırma komisyonu kurulması yerinde olacaktır.

3.- Malatya Milletvekili Veli Ağbaba ve 21 milletvekilinin, üniversite mezunu işsizlerin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/856)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

İşsizlik ülkemizin en ciddi ve acil sorunlarından biridir. Her meslek grubundan gençlerimiz arasındaki işsizlik oranı yüzde 20 civarındadır. Genç nüfusun işsizlik oranı açısından dünya genelindeki en yüksek ortalamaya sahip olan ülkemiz, dünyanın en yoksul ülkelerini bile geride bırakmıştır. Gençlerin işsiz olması ülkemiz açısından büyük bir kayıptır. “Diplomalı işsiz" olarak bilinen, ön lisans ve lisans mezunlarının genç işsizler arasındaki oranı da oldukça büyüktür. Eğitimli genç insanların üretimden, çalışmadan uzak kalması, her açıdan büyük sorunları beraberinde getirecektir. Ülkemizin geleceğini ilgilendiren bir konuda Türkiye Büyük Millet Meclisinin duyarsız ve ilgisiz kalmaması gerekir.

2011 yılı itibarıyla sayısı 172'yi bulan üniversitelerde, istihdam ve ihtiyaç muhasebesi yapılmadan kurulan üniversite ve açılan bölümler, işsizliğin artmasındaki en önemli etkenlerden biridir. 81 ilde en az bir tane devlet üniversitesi bulunmaktadır. Devlet üniversiteleriyle birlikte büyük şehirlerde bulunan vakıf üniversiteleri, binlerce bölümden, on binlerce mezun vermektedir ancak bu mezunların pek çoğu iş bulamamaktadır. İhtiyaca göre eğitim verilmemesi ve ihtiyaç duyulandan çok daha fazla eleman yetiştirildiği için sorun çözülmez bir hâl almaya başlamıştır.

İktisadi ve idari bilimler fakültelerinden mezun olan (işletme, iktisat, maliye, kamu yönetimi, çalışma ekonomisi ve endüstri ilişkileri, uluslararası ilişkiler) yaklaşık 300 bin kişi Kamu Personel Seçme Sınavı’na girmiştir. Ne var ki iki yılda İİBF mezunlarına açılan devlet memurluğu kadrosu sadece 17 binle sınırlı kalmıştır. Başvuru yapan mezunların bir kısmının özel sektörde veya farklı memuriyetlerde görev aldığı varsayılsa bile, İİBF mezunları açısından işsizlik sorununun vardığı nokta kolay anlaşılabilir.

Eğitim fakültesi mezunlarının işsiz sayısı da oldukça fazladır. 2011 yılı Kamu Personel Seçme Sınavı’na giren öğretmen sayısı 300 bin civarındadır. Eğitim fakültelerinden mezun olanların özel sektörde iş bulma olanağı daha düşük olduğundan, pek çoğu ücretli öğretmenlik gibi geçici işlerde çalışarak hayatını idame ettirmeye çalışmaktadır. Ataması yapılmayan öğretmenlerin yaşadığı sıkıntılar kamuoyu tarafından malumdur. Hatta 30'a yakın öğretmenin ataması yapılmadığı için intihar ettiği bilinmektedir. Öğretmenlerin sorunlarıyla birlikte, gelişmiş bir toplumun kaliteli bir eğitimle mümkün olacağının, bunun da ancak iyi eğitilmiş öğretmenlerle olabileceğinin altını çizmek gerekir.

Fen edebiyat fakültelerinden mezun olanların iş olanakları özel sektörde oldukça sınırlı olduğu gibi devlet kurumlarında da oldukça az sayıda istihdam olanaklarına sahiptirler. Bilim insanı yetiştirme hedefiyle kurulmuş bu fakülteler on binlerce mezun vermektedir ve ülkemizde akademik alanda istihdam edilmeleri mümkün değildir. 87 gibi yüksek KPSS puanlarıyla dahi atanamayan işsiz FEF mezunlarının sayısı her geçen yıl artmaktadır.

Teknik eğitim fakültelerinden mezun olanlar da benzer sorunları yıllardır yaşamaktadır. Okullarda binlerce öğretmen açığı varken, öğretmenlerimizin ve öğrencilerimizin hayatını olumsuz yönde etkilemektedir.

Üniversite mezunu işsizlerin sorunlarının ve sorunların çözümü için alınacak tedbirlerin belirlenmesi için Anayasa’nın 98, İç Tüzük’ün 104 ve 105’inci maddeleri uyarınca Meclis araştırılması açılmasını arz ve teklif ederiz. 9/4/2012

1) Veli Ağbaba                                                                 (Malatya)

2) Mustafa Sezgin Tanrıkulu                                             (İstanbul)

3) Hurşit Güneş                                                                (Kocaeli)

4) Mehmet Şeker                                                              (Gaziantep)

5) Mehmet Ali Ediboğlu                                                    (Hatay)

6) Gürkut Acar                                                                  (Antalya)

7) Ali Rıza Öztürk                                                             (Mersin)

8) Hülya Güven                                                                (İzmir)

9) Mahmut Tanal                                                              (İstanbul)

10) İhsan Özkes                                                               (İstanbul)

11) Muharrem Işık                                                            (Erzincan)

12) Namık Havutça                                                           (Balıkesir)

13) Hasan Akgöl                                                               (Hatay)

14) Mehmet Hilal Kaplan                                                  (Kocaeli)

15) Ramazan Kerim Özkan                                                (Burdur)

16) Osman Aydın                                                              (Aydın)

17) Arif Bulut                                                                   (Antalya)

18) Erdal Aksünger                                                           (İzmir)

19) Özgür Özel                                                                 (Manisa)

20) Mustafa Serdar Soydan                                               (Çanakkale)

21) Süleyman Çelebi                                                        (İstanbul)

22) Aylin Nazlıaka                                                            (Ankara)

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Önergeler gündemdeki yerlerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki görüşmeler sırası geldiğinde yapılacaktır.

C) Duyurular

1.- Başkanlıkça, Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonunda siyasi parti grubu mensubu olmayan milletvekillerine düşen 1 üyelik için aday olmak isteyen siyasi parti grubu mensubu olmayan milletvekillerinin yazılı olarak müracaat etmelerine ilişkin duyuru

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonunda siyasi parti grubu mensubu olmayan milletvekillerine de 1 üyelik düşmektedir. Bu Komisyona aday olmak isteyen siyasi parti grubu mensubu olmayan milletvekillerinin, 17 Şubat 2014 Pazartesi günü saat 18.00’e kadar Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına yazılı olarak müracaat etmelerini rica ediyorum.

Şimdi, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının iki adet tezkeresi daha vardır, ayrı ayrı okutup oylarınıza sunacağım.

Buyurun.

A) Tezkereler (Devam)

3.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Cemil Çiçek’in, Tunus Meclis Başkanı Mustapha Ben Jaafar’ın davetine icabet etmek üzere Tunus’a resmî bir ziyarette bulunmasına ilişkin tezkeresi (3/1402)

6 Şubat 2104

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Sayın Cemil Çiçek'in Tunus Meclis Başkanı Sayın Mustapha Ben Jaafar'ın davetine icabet etmek üzere Tunus'a resmî ziyarette bulunması hususu, 28/3/1990 tarihli ve 3620 sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisinin Dış İlişkilerinin Düzenlenmesi Hakkında Kanun'un 6'ncı maddesi uyarınca Genel Kurulun tasviplerine sunulur.

                                                               Cemil Çiçek

Türkiye Büyük Millet Meclisi

                                                                Başkanı

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Karar yeter sayısı…

BAŞKAN – Oylara sunmadan önce karar yeter sayısı talebi vardır.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı yoktur.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 15.38

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 15.50

BAŞKAN: Başkan Vekili AYŞE NUR BAHÇEKAPILI

KÂTİP ÜYELER: Muharrem IŞIK (Erzincan), Muhammet Bilal MACİT (İstanbul)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 59’uncu Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

Başkanlık tezkeresinin oylamasında karar yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi tezkereyi tekrar oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler... Kabul etmeyenler...

MUHARREM İNCE (Yalova) – Yine yok.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Gene yok efendim.

BAŞKAN -  Ne yapalım?

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Yok efendim.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkanım, neyi ne yapacaksınız? Yani çarpım tablosunu 9’a kadar…

BAŞKAN -  Müsaade ederseniz, kâtip üyelerin fikrini alayım.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkanım, gözle görülen bir şey var.

BAŞKAN -  Demokrasiye göre idare ediyoruz ya yönetimi.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Ama çelişkili bir durum yok ki.

BAŞKAN - Karar yeter sayısı -kâtip üyeler arasında anlaşmazlık olduğundan- yoktur.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 15.51

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 16.02

BAŞKAN: Başkan Vekili Ayşe Nur BAHÇEKAPILI

KÂTİP ÜYELER: Muharrem IŞIK (Erzincan), Muhammet Bilal MACİT (İstanbul)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 59’uncu Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

Başkanlığın tezkeresinin yapılan ikinci oylamasında da karar yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi, tezkereyi üçüncü kez oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Karar yeter sayısı vardır.

Diğer tezkereyi okutuyorum:

4.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının, Türkiye Büyük Millet Meclisi Dışişleri Komisyonu üyelerinden oluşan bir heyetin, Bulgaristan Parlamentosu Dış Politika Komitesinin davetine icabet etmek üzere Bulgaristan’a resmî bir ziyarette bulunmasına ilişkin tezkeresi (3/1403)

6/2/2014

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna

Türkiye Büyük Millet Meclisi Dışişleri Komisyonu üyelerinden oluşan bir heyetin, Bulgaristan Parlamentosu Dış Politika Komitesinin vaki davetine icabetle Bulgaristan'a bir resmi ziyaret gerçekleştirmesi öngörülmektedir.

Söz konusu heyetin Bulgaristan ziyareti, Türkiye Büyük Millet Meclisinin Dış İlişkilerinin Düzenlenmesi Hakkında Kanun'un 6’ncı maddesi uyarınca Genel Kurulun tasviplerine sunulur.

                                                                                                                                     Sadık Yakut

                                                                                                                        Türkiye Büyük Millet Meclisi

                                                                                                                                   Başkan Vekili

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

VI.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- MHP Grubunun, MHP Grup Başkan Vekili İzmir Milletvekili Oktay Vural ile MHP Grup Başkan Vekili Kayseri Milletvekili Yusuf Halaçoğlu tarafından Adalet ve Kalkınma Partisi hükûmetleri döneminde liyakat, ehliyet ve tarafsızlık ilkeleri gözetilmeden yapılan bürokrat atamaları ve yer değiştirmelerde meydana gelen usulsüzlük ve haksızlıkların tespiti, yeni memur atamalarında hukuk ve hakkaniyet dışında yapılan alımların belirlenmesi, kamu bürokrasisinde kaosun giderilmesi ve var olan sorunların çözülmesi amacıyla 11/2/2014 tarih ve 3345 sayıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 11 Şubat 2014 Salı günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

11/2/2014

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 11 Şubat 2014 Salı günü (bugün) toplanamadığından, grubumuzun aşağıdaki önerisini, İç Tüzük'ün 19'uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını arz ederim.

Saygılarımla.

                                                                                                                                     Oktay Vural

                                                                                                                                          İzmir

                                                                                                                           MHP Grup Başkan Vekili

11 Şubat 2014 tarih, 2014/3345 sayıyla TBMM Başkanlığına vermiş olduğu İzmir Milletvekili ve MHP Grup Başkanvekili Oktay Vural ile Kayseri Milletvekili ve MHP Grup Başkanvekili Yusuf Halaçoğlu'nun Adalet ve Kalkınma Partisi hükûmetleri döneminde, liyakat, ehliyet ve tarafsızlık ilkeleri gözetilmeden yapılan bürokrat atamaları ve yer değiştirmelerde meydana gelen usulsüzlük ve haksızlıkların tespiti, yeni memur atamalarında hukuk ve hakkaniyet dışında yapılan alımların belirlenmesi, kamu bürokrasisinde kaosun giderilmesi, var olan sorunların çözülmesi amacıyla verdiği Meclis araştırma önergesinin 11 Şubat 2014 Salı günü (bugün) Genel Kurulda okunarak görüşmelerinin bugünkü birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Milliyetçi Hareket Partisi Grubu önerisi üzerinde ilk söz, lehinde olmak üzere Isparta Milletvekili Sayın Süleyman Nazif Korkmaz’da.

Buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

S.NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Nevzat, Nevzat!

BAŞKAN – Nevzat.

Bir “Süleyman Nazif” diye tutturdum sizi…

S.NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Sizinle anlaşacağız Başkanım.

BAŞKAN – Teşekkür ederim, sağ olun.

Tekrar kusura bakmayın.

S.NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Estağfurullah.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Kamuda yapılan haksız, hukuksuz atamaların araştırılması üzerine Milliyetçi Hareket Partisi adına vermiş olduğumuz önerge hakkında söz aldım, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

AKP dönemi, kamu bürokrasisi için kayıp ve dejenerasyon yıllarıdır. Binlerce yıllık devlet geleneği olan ve Batı dünyasının kabile, soy, sülaleler hâlinde yaşadığı asırlarda çağının en güçlü cihan devletlerini kurma örneklerini sergileyen milletimiz kamu görevlisine her zaman saygıda kusur etmemiştir. Hele hele görevlerini ifa ederken devletin şefkat ve merhamet hisleriyle insanına hizmeti bir borç bilmiş, adalet ve hakkaniyet duygusuyla herkese eşit mesafede durmuş; günün, devranın adamı değil de devletin adamı olmuş memurunu hep baş tacı etmiştir. Ama değerli arkadaşlar, kurulduğunu günden beri AKP Hükûmetinin devletle problemi vardır, devletin adamlarıyla problemi vardır. Devleti tahrip etmenin yegâne yolunun kamu bürokrasisini tahrip etmekten geçtiğini Sayın Erdoğan bilmektedir. Devleti öcü, ceberut gösteren zihniyet devlet memurunu da hırpalamaya devam etmektedir. Devletimizin binlerce yıllık gelenekleri maalesef altüst olmuştur, çiviler yerinden çıkmıştır, sapla saman birbirine karıştırılmıştır. 17 Aralıktaki hırsızlık, yolsuzluk depreminden sonra artık gem iyice azıya alınmıştır. Çünkü artık Erdoğan ve tâifesi başlarının kaygısına düşmüştür. Bunu nereden anlıyoruz? Hukukun bile karşısına geçilmiş, hâkim, savcı bizzat Sayın Başbakan tarafından tehdit edilmiş, yargının başına çuval geçirilmiştir. Devletin kolluk güçleri, adalet güçleri zapturapt altına alınarak yolsuzluk dosyaları kapatılmaya çalışılmıştır. Kamu menfaatleri adına, adalet adına direnen kamu görevlileri ise zulüm süzgecinden geçirilmeye, kıyma makinelerinden geçirilmeye başlamıştır. AKP sözcüleri ve Erdoğan kitlelere verdikleri hak, hukuk ve dürüstlük sözlerini unutmuşlar ve bir gecede, binlerce insanı ilgilendiren sürgün kararnameleri çıkarmışlardır. Hukuk devletinin en önemli gereklerinden birisi, adalet dağıtan hâkim ve savcıların siyasetten bağımsız bir kurul tarafından atanması ve böylece hâkim, savcı kararlarının üzerine yansıyabilecek bir baskı oluşmasının engellenmesidir.

Hükûmet, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunu emri altına almak istemiştir. 2010 yılında yaptığı değişikliği, vatandaşa anlattığı gerçeklerini inkâr etmede bir beis görmeyerek HSYK’yı kontrol altına almak istemiştir. Bir gecede savcıların ellerindeki dosyalar alınmış, kendine yakın gördüğü savcılar görevlendirilmiştir. Ne için yapılmıştır bu? Kendisini, oğlunu, bakanları, mahdumları, bacanakları ve yoldaş iş adamlarını bizzat ilgilendiren dosyaların hâkim, savcı önüne gelmesinden sonra bu adım atılmıştır. Bir gecede yüzlerce hâkim, savcının yeri değiştirilmiştir. Bu yer değiştirmelerle hâkim ve savcıların bundan sonraki meslek hayatları karalanmış, lekelenmiştir. Değerli arkadaşlar, içinizde ilgili arkadaşlarımız bilir. Hâkim, savcı için zamanından önceki yer değiştirmeler, birinci sınıfa ayrılmalarında yahut daha sonraki yükselmelerinde bir engel olarak karşılarına çıkarılabilmektedir.

Sayın Erdoğan, bu işte gerçekten masum olduğuna inanıyorsan nedir bu telaşın? Niye hâkim ve savcı ve ellerindeki dosyalarla uğraşıyorsun? Nedendir bu baskı, bu zulüm? Bu yaptığınız açıkça suçluluk psikolojisinin tezahürü değil midir? Yoksa aklanma bu şekilde olmaz. Çiğ et yemediysen karnının ağrımayacağını bilmelisin. Ama her gün çıkan dinlemeler ve tapeler, üzerinizdeki suçların ağırlığını artırmaktadır. Hâkim, savcı tayinleri; dosyaları alıp, efendim, delil karartmalar, hepsi nafiledir. Adaletten kaçış yok, mutlaka adalet önünde hesap vereceksiniz.

Kolluk güçleri üzerine baskı yapıyorsunuz. Onları hiçbir haklı gerekçe olmadan uzaklaştırıyor, bu karda kışta yollara döküyorsunuz; alınlarına çocuklarına bile izah edemeyecekleri karalar çalıyorsunuz. Hırsızı polis, polisi hırsız; suçluyu suçsuz, suçsuzu suçlu yaptınız. Polisin kabahati çalan çırpanın peşine düşmüş olması mı? Zaten görevi bu değil mi değerli arkadaşlar? Yani, çevremizdeki hırsızlar, haramzadelerin onuru, haysiyeti devletin gücünü temsil eden üniformaların onurundan, haysiyetinden daha mı kıymetlidir?

Son dönemlerde 750 kadar polis amiri ile 6 bine yakın polis memuru “atama” adı altında bu karda kışta âdeta hicrete tabi tutulmuştur. Yüklerini omuzlamışlar, çocuklarını okullarından alarak karda kıyamette, eşlerine bile olan biteni izah edemeden, gözyaşlarını içlerine akıtarak yola düşmüşlerdir. Bu gözyaşı, bu ah, bu vebal sizi ve Sayın Başbakan, en başta seni yakacaktır.

Ağlamalardan sorumlu Sayın Devlet Bakanı, Sayın Arınç, olur olmaz her şeye gözyaşı dökerken bu masumlara dökecek iki damla gözyaşın kalmadı mı?

Bu insanlara yapılan zulüm aslında insanımızın devlete olan inanç ve güvenini ortadan kaldırmıştır. Hırsızın, yolsuzun peşine düşerek yakalamak konusunda artık insanlar isteksizdir çünkü her birinin altından AKP Hükûmeti ve yakın çevreleri çıkmaktadır.

“Durmak yok, yola devam.” derken yolunu bulan AKP’nin bakan ve yetkili sözcüleri artık “Yolun Sonu Görünüyor” türküsünü bir kez daha hatırlamalıdırlar. Bu hesap mutlaka sorulacaktır; bu dünyada da, ruzimahşerde de bu zulmün mutlaka karşılığı görülecektir.

AKP Hükûmeti hizmet hareketiyle olan kavgasını artık “ya herro ya merro” noktasına götürmüştür ki vicdan, insaf, vefa, adalet duygularıyla ilişiğini tamamen kestiğini cümle âleme göstermiştir.

Şimdi, dershanelerle ilgili yeni bir düzenleme Meclise sevk edilmiştir. Maksat, eğitim, eğitimin ıslahı ya da nesillerin istikbali falan değildir. Bir intikam ve öç yasasıdır gelen, birilerinin burnu sürtülecek ve diz çöktürülecektir. Binlerce müdür, öğretmen, öğrenci ve velinin ne olacağının hiçbir önemi yoktur AKP için. “Hizmet hareketinin inleri”nden kastettiği herhâlde bu olmalıdır. Buradan hesaplaşmak istemektedirler, buradan vurmak istemektedirler darbeyi. Bu yasayla birlikte, senelerini eğitim yöneticiliğine vermiş 100 bin okul müdürü boşa çıkmaktadır. Maksat, kendi adamlarını yerleştirmek; maksat, kendince oralardaki hizmet hareketine mensup müdürleri, öğretmenleri cezalandırmaktır. Sonra? Sonra AKP’nin militanı hâline gelmiş öğretmenlerle bu kadroları doldurup millî eğitimi tamamen teslim almaktır.

Soruyorum sizlere değerli milletvekilleri: Hangi dönemde parti devlet olmuştur, parti ve devlet aynı tüzel kişilikte birleşmiştir? Sürekli eleştirdiğiniz, değerli AKP milletvekilleri, tek parti döneminde. Vali, kaymakam, partinin il ve ilçe başkanlarıdır; memurlar, partinin hizmet ajanlarıdır. Bir de komünist, faşist diktatörlüklerde bu mevzubahistir. Mao’nun Çini’nde, Stalin’in Rusyası’nda, Mussolini’nin İtalyası’nda ve Führer Almanyası’nda görülebilmektedir bu hayal ettiğiniz sistem. Muhalif, farklı, çoğulcu görüşlere kesinlikle tahammülü yoktur Adalet ve Kalkınma Partisinin. Devleti parti devleti, milleti de otokrat devletin hizmetkârı hâline getirmek istemektedir. Beyler, aciz ve komik duruma düşüyor ve bu diktatörlüğe özenmenizle yıllar sonra bile milletin dilinden kurtulamayacağınızı hatırlatmak istiyorum. Lideri Führer’leştiriyorsunuz; yetmiyor, evliyalaştırıyor; yetmiyor, haşa, peygamber ve Tanrı konumuna getiriyorsunuz. Bunu milletin kabullenmeyeceğini göreceksiniz.

Herkes bilmektedir ki demokrasilerde suç işleyen bedelini öder, hata yapan gider; faturayı bürokrasiye, sağa sola kesmez, üstlenir. Kamu yönetimi üzerindeki haksız ve hukuksuz uygulamaları araştırmak ve bununla ilgili çözüm önerileri üretmek üzere vermiş olduğumuz…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

S. NEVZAT KORKMAZ (Devamla) –…Meclis araştırma önergesine desteğinizi bekliyor, heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

MHP grup önerisinin aleyhinde olmak üzere ilk konuşmacı Kars Milletvekili Ahmet Arslan.

Buyurun Sayın  Arslan. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AHMET ARSLAN (Kars) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; Milliyetçi Hareket Partisi Grubu önerisi aleyhine AK PARTİ Grubumuz adına söz almış bulunuyorum. Herkesi saygıyla selamlıyorum.

Önergenin gerekçesiyle başlayacağım, birkaç şeyin iyi anlaşılabilmesi adına. Önergenin gerekçesinde diyor ki: “Kamu hizmeti veren bürokrat, yönetici ve memurlar herhangi bir siyasi parti veya kişinin yararını veya zararını hedef tutan bir davranışta bulunamazlar. Kamu görevlileri görevlerini tarafsız olarak yerine getirmek, kamunun ve devletin menfaatlerini korumak zorundadırlar.” Yine, devam ediyor, burayı iyi dinleyin lütfen: “Bürokratların ve memurların tarafsızlık ilkesinden ayrılması devleti ve kamuyu zarara uğratır, vatandaşın devlete ve adalete olan güvenini tahrip eder, kaos ortamı oluşturur. Atamalar yapılırken liyakat, ehliyet ve tarafsızlık gibi objektif kavramlar göz önünde bulundurulmadan ‘benim adamımı nasıl makam ve yetki sahibi yaparım’ görüşü göz önünde bulundurulmuştur ve idari yargı bu atamaların bir kısmını iptal etmiştir.” deniyor.  Çok güzel söyleniyor sayın arkadaşlar.

Yine sayın hatip dediler ki: “AK PARTİ dönemi bürokrasi açısından kayıp yıllardır.” ve yine dediler ki: “AK PARTİ’nin devlet ve devlet adamıyla problemi vardır.” Bütün bunları, birkaç cümleyi ifade ettikten sonra döneceğim ve sizlerle tekrar paylaşacağım.

Saygıdeğer arkadaşlar, on bir yıldır, AK PARTİ Hükûmeti, bürokratıyla, memuruyla, dünya lideri ülkeler arasında yer almak adına gayret gösteriyor. Bundan önceki hükûmetler göstermediler mi? Belki de gösterdiler. Gösterdiler ama 70 sente muhtaç olduk; gösterdiler ama başbakanlarımız, bakanlarımız bile yurt dışına giderken neredeyse arandılar, içeri alınmak, ülkelerine alınmak istemediler. AK PARTİ dönemi ne yaptı? AK PARTİ dedi ki: “Ben, 2023 hedefi koyuyorum, dünyanın 16’ncı ekonomisinden 10’uncu ekonomisi, hatta ilk 10 ekonomisi arasında yer alacağım.” Ve yine AK PARTİ, Genel Başkanıyla, Sayın Başbakanıyla dedi ki: “Ben, dünya liderleri arasında yer alacağım, başkalarının bana biçtiği rol çerçevesinde hareket etmeyeceğim, rolümü ben kendim belirleyeceğim ve ona göre hareket edeceğim.” Onun için “…”(*) dedi, onun için bir başka yerde bir başkalarının hedefleri peşinde değil, kendi ülkesinin, kendi insanının kendi omuzlarına yüklediği sorumluluğun hedefleri çerçevesinde ilerledi.

Hâl böyle olunca birileri çıktı, 17 Aralığı başlattı. 17 Aralıkla ilgili bir şey söylemeden, yine geriye döneceğim çünkü 17 Aralıkla ilgili, günlerdir burada herkes bir şeyler söylüyor…

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Sen de söyle! Sen de söyle!

AHMET ARSLAN (Devamla) – …bizim arkadaşlarımız da açıklama yapıyor.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Kasalarda bulunan 4,5 milyon doları söyle! Söyle!

AHMET ARSLAN (Devamla) – Müsaade et. O kadar güzel bir şey söyleyeceğim ki neye uğradığını şaşıracaksın.

BAŞKAN – Laf atmayalım lütfen.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Söyle! Söyle!

BAŞKAN - Sayın Korkmaz…

AHMET ARSLAN (Devamla) – AK PARTİ Hükûmeti diyor ki: “Ben, 2023, 2050, 2071 hedeflerini ortaya koyuyorum.”

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – MHP’den çaldınız o hedefleri, hırsızlık yapmayın!

AHMET ARSLAN (Devamla) – “Bu hedeflere göre ülkem büyümeli, bu hedeflere göre projeler yapmalıyım. Bu hedeflere göre Türkiye sadece haritalar üzerinde önemli bir konumda olmamalı. Türkiye, bu önemli konumunun gereğini yapmalı. Türkiye, bu önemli konumuna göre havaalanları yapmalı, kara yollarını bölünmüş yol hâline getirmeli, yeni demir yolları yapmalı.”

Ne yaptı Türkiye on bir yılda?

SÜLEYMAN ÇELEBİ (İstanbul) – Demir yolları yaptı! Demir yolları yaptı!

AHMET ARSLAN (Devamla) – Arkadaşlar, Avrupa’yı Orta Asya’ya bağlayacak bölünmüş yolları yaptı.

SÜLEYMAN ÇELEBİ (İstanbul) – Daha önce yapılmamıştı demir yolları, bir tek sizde yapıldı!

AHMET ARSLAN (Devamla) – Sayın Başkan, denizin altından demir yolu, tren yürüttü. Ne yaptı? Dedi ki: “Karadeniz Otoyolu’nu bitireceğim. Bununla yetinmeyeceğim, bunun devamında üçüncü bir köprü yapacağım ki Orta Asya’dan kalkan bir yük Londra’ya kadar gidebilsin.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Marmaray Projesi için buradan Sayın Bakana teşekkür et.

AHMET ARSLAN (Devamla) - Bunun için Marmaray’ı, Bakü-Tiflis-Kars’ı yapacağım ki Orta Asya’dan kalkan bir yük Londra’ya kadar, Avrupa’nın her yerine gidebilsin. Bunun için yeni bir tünel, Avrasya Tüneli yapacağım ki İslamabad’tan, Afganistan’dan kalkan bir yük İran üzerinden Türkiye’ye, Türkiye üzerinden Avrupa’ya gidebilsin. Bunun dışında dedi ki: “Sadece orta omurgadaki bölünmüş yol koridorunu bitirmeyeceğim, güneyden de bir doğu-batı eksenli koridor yapacağım ve yine döneceğim “Dereyolu” dediğimiz yolu da bitireceğim, Türkiye’yi doğu-batı eksenli 4 tane ana koridora kavuşturacağım.” Ama yeter mi? Yetmez. “Kuzey-güney eksenli, Karadeniz’i Akdeniz’e bağlayan yeni yollar, yeni bölünmüş yollar, yeni otoyollar yapacağım.”

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Kamu bürokrasisiyle ilgili zulmü anlatsana zulmü!

AHMET ARSLAN (Devamla) – Ve yine dedi ki: “İstanbul’u İzmir’e köprüyle, bölünmüş yolla, otoyolla bağlayacak bir proje yapacağım.”

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Şu sürdüğünüz polisleri anlat, hâkim ve savcıları anlat!

AHMET ARSLAN (Devamla) - Arkadalar, başka birileri bunları anlayamadığı için, hayal bile edemediği için bunlara karşı çıkıyorlar. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Doğru, ayakkabı kutularında 4,5 milyon doları hayal edemedik, doğru!

BAŞKAN – Sayın Korkmaz…

AHMET ARSLAN (Devamla) - Arkadaşlar, siz, ulaşım koridorları anlamında dünyada söz sahibi olursanız dünya ticareti sizin üzerinizden yürür. Siz, dünyada söz sahibi olursanız sadece Marmaray’la, batı-doğu eksenli bir demir yoluyla yetinmezsiniz; ikinci demir yolu koridorunu düşünürsünüz, üçüncü köprünüzün üzerine bir de demir yolu düşünürsünüz.

Bu da yetmiyor arkadaşlar, bugün Almanya’da büyük havaalanları var, bunlara “hauptport” veya “büyük havalimanı” deniyor. Esprisi şu: Dünyanın her yerinden sizin üzerinize bir hareket olur ve buradan dağılır.

OKTAY VURAL (İzmir) – Alo, Fatih, yayını kesme!

AHMET ARSLAN (Devamla) - Neye yarar? Uçak gelse dahi para verir, uçsa dahi para verir, yolcu gelse dahi para verir.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Alo, Fatih!

AHMET ARSLAN (Devamla) - Türkiye ne yaptı? Başkalarının hayal edemediği, 35 milyon iç ve dış yolcuyu bugün 150 milyona çıkardı. Durup dururken mi çıkardı? Durup dururken çıkarmadı; Türkiye, AK PARTİ hükûmetleriyle, bürokratıyla, devletiyle birlikte yeni havaalanları yaptı, havaalanlarını daha modern hâle getirdi, yeni yatırımlar yaptı, böyle oldu. Bu da yetmedi, üçüncü havaalanını planladı; hayalleriniz yetmez.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Ne kadar götürdü, kaç milyon dolar?

AHMET ARSLAN (Devamla) - Yılda bir havaalanı 150 milyon yolcu taşıyacak.

Arkadaşlar, bunların hepsi birilerini çok rahatsız etti. Dünya çapında söz sahibi olan, dünyadaki ülkeleri yöneten, dünya ticaretine yön veren ülkeleri rahatsız etti. Niye? Türkiye artık başkalarının biçtiği role göre değil, kendi karar verdiği role göre hareket eder hâle geldi. Ne oldu? Birileri bundan çok rahatsız oldu. İşte, birileri de döndü, bu rahatsızlığa alet oldular. Gerekçenin en başında vardı; devletin yararını düşüneceksiniz, zararına sebep olmayacaksınız. Birileri kalktı, bunun hilafına hareket etti. Bunun hilafına hareket ediyorsanız… Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetiyle, Başbakanıyla, milletiyle büyük bir ülkedir. Bunun gereğini yapar, yapıyor, yapacaktır, buna hiç şüpheniz olmasın.

Yine, dediniz ki: “Siz bir lider yetiştiriyorsunuz, Führer’leşiyor, peygamberleşiyor, tanrılaşıyor.”

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Evet.

AHMET ARSLAN (Devamla) - Herkes çok iyi şahittir ki bu lider sadece milletten aldığı sorumluluğun gereğini yapmak üzere milletin hizmetkârıdır.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Senin arkadaşın dedi bunları. Biz demedik, senin arkadaşın diyor.

AHMET ARSLAN (Devamla) - Onun dışındaki sizin bildiğiniz liderler Führer olmaya heveslidir, sizin bildiğiniz liderler peygamber olmaya heveslidir. (MHP sıralarından gürültüler) İşte, sizin işinize gelmediği için bunu dönüp başkasına yakıştırıyorsunuz.

Arkadaşlar, ben AK PARTİ hükûmetlerinin bir bürokratıydım.

OKTAY VURAL (İzmir) – Ulaştırma Bakanlığındaki ihale havuzlarından bahset!

AHMET ARSLAN (Devamla) - Ben bu bürokratlığa nasıl geldim, biliyor musunuz? Bizden önceki Hükûmet döneminde üç yıldır genel müdürlük yapan arkadaş alındı, ben getirildim, mahkemeye verildi. Mahkeme dedi ki: “AK PARTİ’nin yaptığı, üçlü kararnameyle atanan Ahmet Arslan liyakate uygun bir arkadaştır. Liyakat çerçevesinde bu arkadaşın devam etmesi doğrudur.” Siz böyle kararlara alışık olmadığınız için, siz başka amaçlarla geçmişte atamalar yaptığınız için AK PARTİ’nin de sizin gibi davrandığını düşünüyorsunuz.

ERKAN AKÇAY (Manisa) - Ulaştırma Bakanlığındaki ihale havuzlarından bahset bakalım, var mı, yok mu?

AHMET ARSLAN (Devamla) - Yine, diyorsunuz ki: “Akrabalara, eşe dosta atama yapıyorlar.” Evet, bu dedikoduyu çıkardınız, kiminle ilgili çıkardınız? Benimle ilgili çıkardınız. Her yerde dediniz ki: “Binali Yıldırım’ın eniştesidir, onun için bürokrattır, onun için genel müdür.” Arkadaşlar, eğer “Dünyada yaşayan herkes kardeştir.” diyorsanız doğrudur, benim eşim Binali Yıldırım’ın kardeşidir. Eğer böyle bakmıyorsanız benim eşim Ankaralıdır, Binali Yıldırım Erzincanlıdır, ben Karslıyım.

Arkadaşlar, bütün bunlar AK PARTİ hükûmetlerinin yaptıklarını hayal dahi edemeyen insanların AK PARTİ’liyi karalama, AK PARTİ bürokratını karalama… Sayın Başbakanın “Benim valim, benim genel müdürüm…”

ALİM IŞIK (Kütahya) – Kendi milletvekiliniz diyor onu. Yanlış mı söylüyor?

AHMET ARSLAN (Devamla) – Tabii ki böyle söyleyecek. Sayın Başbakan bir genel başkan olarak söylemiyor, diyor ki: “Bu devletin Başbakanı bensem, bu devleti ben yönetiyorsam, bu devlette kamunun menfaatini düşünüyorsam, kamunun menfaatini düşünen vali de, genel müdür de, bürokrat da benimdir. Ben yanlış yapanlara, yanlış yapmak isteyenlere yedirmem.” Bunun böyle olduğunu iyi bilin.

ALİM IŞIK (Kütahya) – İhale havuzlarını bir açıkla, ihale havuzlarını.

AHMET ARSLAN (Devamla) – Dolayısıyla, millet niye üçüncü havaalanına karşı, niye üçüncü köprüye karşı; niye İstanbul’a, İzmir’e karşı, bunları çok iyi bilin diyorum, saygıdeğer vatandaşlarımın da bunu çok iyi bilmesini diliyorum. Aleyhinde olduğumuzu söylüyorum.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Birleşime beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 16.26

DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 16.29

BAŞKAN: Başkan Vekili Ayşe Nur BAHÇEKAPILI

KÂTİP ÜYELER: Muharrem IŞIK (Erzincan), Muhammet Bilal MACİT (İstanbul)

----- 0 -----

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 59’uncu Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Sayın Başkan...

BAŞKAN - Milliyetçi Hareket Partisi grup önerisinin lehinde Sayın Muharrem İnce’ye söz vereceğim.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Sayın Başkan...

BAŞKAN – Yalnız, bir söz talebi var.

Buyurun Sayın Korkmaz.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Efendim, şimdi, bakın, İç Tüzük’teki bir hükmün arkasına gizlenerek, bize orada o kadar söylenen söz varken “Bir önceki oturumda söylenenlerle ilgili konuşma hakkı olmaz.” ilkesinin arkasına sığınarak böyle bir hakkı elimizden alamazsınız. Bizim söyleyeceklerimiz var.

BAŞKAN – Şimdi, bu sözlerinizi reddediyorum, bir.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Ama niye ara verdiniz?

BAŞKAN – İki...

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Niye ara verdiniz Sayın Başkan?

BAŞKAN – İki...

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Niye ara verdiniz?

BAŞKAN – İki, konuşmacılarda gruplar arasında anlaşmazlık olduğundan ve bundan sonraki konuşmacının kim olduğuna karar verememe gibi bir sıkıntımız olduğundan ara vermek zorunda kaldık.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Burada var mıydı böyle bir şey? Bizim önergemizle ilgili, bununla ilgili miydi?

BAŞKAN – Ara verdiğimizde Sayın Vural’ın konuşmacı problemini çözdüğünü belirttiler yardımcılar Kanunlar Kararlardan, dolayısıyla da beş dakikayı beklemeden çıktık.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Söz istiyorum o zaman yerimden.

BAŞKAN – Sayın Vural konuşmasını sanıyorum bir başka arkadaşla    -geri çekerek- değiştirmiş; o yüzden, yine tekrar ediyorum, süreyi beklemeden oturumu açmak zorunda kaldık. Dolayısıyla da sizin sataşmadan dolayı sözünüz bana sunduğunuz, söylediğiniz kelimelerle birlikte sıfatlandırmamanız gerektiğini size öncelikle sunuyorum ama İç Tüzük’ü uygulamak zorundayım. Bir anlamda da böyle bir sorunumuz var. Bu nedenle, ben size yerinizden söz vereyim Sayın Korkmaz. Anlaştık mı?

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – “Süleyman Nazif Bey” tabii anlaştı.

BAŞKAN – Süleyman Nazif diyorum size ama o da yani belli, tarihî bir kişiliği olan bir kişi.

Buyurun, bir dakika…

VII.- AÇIKLAMALAR

1.- Isparta Milletvekili S. Nevzat Korkmaz’ın, Kars Milletvekili Ahmet Arslan’ın MHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Sayın Başkan, benim konuşmama cevaben bir arkadaşımız -Adalet ve Kalkınma Partisinden- çıktı, bürokrasiyi yetmiş sente muhtaç etmekten bahsetti. Hâlbuki, Dubai’de Körfez Savaşı’na girerken Amerika Birleşik Devletleri Başkanının tabiriyle “at pazarlığı” yapan Adalet ve Kalkınma Partisiydi.

Efendim, 1993 yılından beri Türkiye 16’ncı büyük ekonomidir. AKP’nin emeği kadar ondan önceki bütün hükûmetlerin de emeği vardır. 10’uncu ekonomi olma konusuna da kendiniz bile inanmıyorsunuz, büyük bir hayal.

Birileri çıktı… 17 Aralıkta olan biten hırsızlık, yolsuzluk meselesidir. Hırsızlık, yolsuzluk meselesini aydınlatmak herkesin görevidir, sadece muhalefetin değil.

2023, 2053 ve 2071 projeleri Adalet ve Kalkınma Partisinin Milliyetçi Hareket Partisinden çaldığı projelerdir. Efendim “Denizin altına -bilmem- metro döşedik.” diyor. Bak, burada Milliyetçi Hareket Partisinin Grup Başkan Vekili var, o dönemin Ulaştırma Bakanı, teşekkür borçlusunuz, teşekkür etmeniz lazım.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Korkmaz.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Teşekkür ediyorum.

VI.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

1.- MHP Grubunun, MHP Grup Başkan Vekili İzmir Milletvekili Oktay Vural ile MHP Grup Başkan Vekili Kayseri Milletvekili Yusuf Halaçoğlu tarafından Adalet ve Kalkınma Partisi hükûmetleri döneminde liyakat, ehliyet ve tarafsızlık ilkeleri gözetilmeden yapılan bürokrat atamaları ve yer değiştirmelerde meydana gelen usulsüzlük ve haksızlıkların tespiti, yeni memur atamalarında hukuk ve hakkaniyet dışında yapılan alımların belirlenmesi, kamu bürokrasisinde kaosun giderilmesi ve var olan sorunların çözülmesi amacıyla 11/2/2014 tarih ve 3345 sayıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 11 Şubat 2014 Salı günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – Milliyetçi Hareket Partisi Grubu önerisi lehinde ikinci konuşmacı Yalova Milletvekili Sayın Muharrem İnce.

Buyurun Sayın İnce. (CHP sıralarından alkışlar)

MUHARREM İNCE (Yalova) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın milletvekilleri, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Aslında farklı bir konuşma yapacaktım ama AKP sözcüsünü dinleyince sanki bütün bürokratlar böyle liyakate göre atanmış… Bakın, ben size şimdi örnekler vereyim: Gaziantep İslâhiye’de ilçe başkanlığı yapan ve sabıka kaydı bulunan birini yargıç yaptınız. İstanbul hâkimliğine atadığınız Veysi Pekacar Mardin Midyat AKP İlçe Yönetim Kurulu Üyesiydi. Van Cumhuriyet Savcılığına atadığınız İbrahim Halil Dulkadir AKP Mezitli İlçe Başkanıydı. Bakırköy hâkimliğine atadığınız Abdullah Boyalı Antalya AKP Demre İlçe Yönetim Kurulu Üyesiydi. Konya Akşehir hâkimliğine atanan Serdar Atalar AKP Kahramanmaraş Merkez İlçe Yönetim Kurulu Üyesiydi.

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Yasal engel mi var?

MUHARREM İNCE (Devamla) – Karaman Cumhuriyet Savcılığına atanan Bahri Bayazıtoğlu AKP Ordu İlçe Yönetim Kurulu Üyesiydi. Bursa Gemlik Cumhuriyet Savcılığına atadığınız Barış Zehir AKP Sancaktepe Belediye Meclisi Üyesiydi. Erciş Cumhuriyet Savcılığına atadığınız Kasım Kılıç AKP Tarsus Belediye Meclisi Üyesiydi. Şimdi, bunlar adalet dağıtacak öyle mi! Bunlar adil olacaklar, tarafsız olacaklar!

Her iktidar tabii ki müsteşarlarını, genel müdürlerini, daire başkanlarını belirleme hakkına sahiptir. Siz kapıcıya kadar geldiniz, siz öyle bir noktaya geldiniz ki artık, siz sadece bürokrat atamıyorsunuz, iş adamı atıyorsunuz, gazeteci atıyorsunuz, gazeteci; medya patronu atıyorsunuz siz. Yani Hükûmet patronu, Hükûmetin adına bir patron var, Hükûmetin adına yazar var. Siz damattan yazar yapıyorsunuz artık. Mesela, artık gazetecilere şöyle soracaklar: “Nerede çalışıyorsun?” “Ben bir Hükûmet gazetesinde köşe yazarıyım.” Siz memleketi, basını, medyayı, yargıyı, iş dünyasını bu hâle getirdiniz.

OKTAY VURAL (İzmir) – Teyyo basın, Teyyo.

MUHARREM İNCE (Devamla) – Yani, Rekabet Kurulu Başkanı atıyorsunuz, 20’nci Dönem Refah Partisi milletvekili. Bern’e basın müşaviri atıyorsunuz, İngilizcesi “yes”, “no”dan ibaret. Yani milletvekili olanlar, kamuda bürokratken AKP’ye hizmet edip, AKP’li yöneticilerin aklanmasına hizmet edip sonra milletvekili olanlar, bakan yardımcısı olanlar, bunları saymıyorum.

Yani, ombudsman kurumu oluşturduk, değil mi? Kamu başdenetçisi olacak.

Şimdi, bakın, değerli arkadaşlarım, kamu başdenetçisi olan kişi                     -oğlunun nikâh şahidi Recep Tayyip Erdoğan- Hrant Dink davasında karara imza atan hâkim.

Muhittin Mıhçak, kamu denetçisi, Erdoğan kararında tek muhalif üye.

Abdullah Cengiz Makas, kamu denetçisi, AKP tüzüğünü hazırlayanlardan birisi.

Serpil Çakın, kamu denetçisi, AKP kadın kolları üyesi.

Zekeriya Aslan, kamu denetçisi, AKP’nin eski milletvekili.

Mehmet Elkatmış, kamu denetçisi, AKP kurucu üyesi.

Değerli arkadaşlarım, kimi kandırıyorsunuz?

OKTAY VURAL (İzmir) – Turkcell’e de yönetim kurulu üyesi atadılar AKP il başkan yardımcısını.

MUHARREM İNCE (Devamla) – Ben şu anda buraya bir büyük hazırlıkla gelmedim; ben, sayın milletvekilinin konuşması üzerine hemen, ilk etapta aklıma gelenleri derleyip toparlayıp size sunmak istedim. Eğer ben buraya iki günlük bir hazırlıkla çıkmış olsam, devleti, tepeden tırnağa, akraba, eş dost, hala, dayı, enişte, kayınço, bunlarla nasıl doldurduğunuzu, nasıl yandaşlarınızı devlette liyakati yok ederek, yeteneği yok ederek, insanların onca yıllık emeklerini bir kalemde silerek, sizlere hizmet etmek isteyen, aslında hiç de yeteneği olmayan, bu işlerden anlamayan insanları buraya nasıl getirdiğinizi tek tek açıklarım. Yani, iki günlük bir çalışmayla                      saatler süren, herhâlde bir yarım saat zamana ihtiyacım vardır bunları anlatmak için.

Bakın, sayın milletvekilleri, ben şunu söylemek istiyorum size: AKP’nin grup önerisinde bu hafta sonu çalışmak var. Peki, Meclis, salı, çarşamba, perşembe günleri çalışır İç Tüzük gereği. Bu grup önerisi kabul edildiği takdirde -ki AKP çoğunluk olduğuna göre bu kabul edilecek- hafta sonu bu Meclis çalışacak; cuma, cumartesi, pazar çalışacak. Peki, size şunu soracağım: Bu acele… Bu hafta sonu çalışmasını biz niye yapacağız? Yani, hafta sonu biz burada ataması yapılmayan öğretmenlerin sorununu mu çözeceğiz? Böyle bir çalışmamız varsa, eğer 300 bin ataması yapılmayan öğretmenin sorununu burada çözeceksek söz, sabahlara kadar çalışalım. Peki, biz burada hafta sonu taşeron işçilerinin sorununu mu çözeceğiz? (CHP sıralarından alkışlar) Bunu çözeceksek hayhay; 134 milletvekili, hep birlikte biz -Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz veriyorum- cumartesi pazar yetmez, gece sabaha kadar çalışalım. Taşeron işçilerinin sorununu hep beraber çözelim.

Peki, o geçinemeyen, o aldıkları üç kuruş maaşla kendileri geçinirken bir de işten atılan oğullarına bakan, işsiz kalan kızına bakan emeklilerin sorunlarını görüşeceksek eğer, size söz veriyorum, üç ay boyunca haftanın yedi günü yirmi dört saati çalışalım. Hiç problem değil.

Peki, biz burada eğer bu hafta sonu yaşa takılan emeklileri görüşeceksek hiç itirazım yok. (CHP sıralarından alkışlar) Hiç itirazım yok, gelin, bu sorunu burada çözelim. Bu hafta sonu yetmez, önümüzdeki on hafta sonu için de Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına siz söz veriyorum: Bütün milletvekillerimiz burada olacak, hiçbir engel çıkartmayacağız, hiçbir zorluk çıkartmayacağız hatta konuşmaya bile gerek yok, zaman kaybı da olmasın. Getirin, oylayalım, hep birlikte yaşa takılanların sorununu çözelim.

SÜLEYMAN ÇELEBİ (İstanbul) – 4/C.

MUHARREM İNCE (Devamla) - Eğer biz hafta sonu burada özgür bir Türkiye, daha özgür bir Türkiye, mutlu bir Türkiye, yasakların kalktığı bir Türkiye, basını özgür bir Türkiye’yi tartışacaksak gelin, çalışalım.

SÜLEYMAN ÇELEBİ (İstanbul) – 4/C.

MUHARREM İNCE (Devamla) – 4/C’lilerin sorununu tartışacaksak, orman köylüsünün sorununu tartışacaksak gelin, bunları tartışalım. Ama bu hafta sonu ne için çalışacak bu Meclis biliyor musunuz? Hırsızlığın, yolsuzluğun, rüşvetin izlerini silmek için çalışacak yani Büyük Millet Meclisi bir çamaşır makinesi görevi yapacak. Temizlik için lojistik destek sağlanacak. Bu hırsızlığın, yolsuzluğun, rüşvetin, ayakkabı kutusundaki dolarların, o paraların, o ahlaksız iş adamlarının siyasetçilerle ilişkilerinin temizlenmesi için çamaşır makinesi görevi yapacak bu Meclis.

Eğer bakın, doğrudan bu hafta sonu bu Meclis ne için çalışacak biliyor musunuz? Zarrab’a çalışacak, Zarrab’a. Zarrab’a çalışacak bu Meclis, yolsuzluğa bulaşmış mahdumlara çalışacak, bu Meclis Zarrab’a çalışacak. Nasıl mı çalışacak? Söyleyeyim: O mahkemeler müebbet hapis cezasını verirken oy çokluğuyla verdiler mi? Verdiler. Nasıl olur da müebbet hapis için oy çokluğuyla karar veren mahkeme alıkoyma için oy birliği istiyor? Yani, müebbet hapis verirken bile oy birliği istemiyorsunuz da alıkoyma, elkoyma için, teknik takip için neden oy birliği istiyorsunuz? Zarrab’dan korkuyorsunuz, Zarrab’ın konuşmasından korkuyorsunuz. Ve tehdit ediyor, tehdit, diyor ki: “Ya beni çıkarın, ya beni kaçırın, ikisinden birini yapın; düzenleyin, bu düzenlemeleri yapın.” Siz de bu hafta sonu bu düzenlemeleri yapacaksınız şimdi.

Bakın, değerli arkadaşlarım, ezici bir çoğunluğunuzu tenzih ediyorum, hiç de bu yolsuzluklarla, bu rüşvetlerle işinizin olmadığını biliyorum, inanıyorum ve öyle inanmak istiyorum. Değerli arkadaşlarım, Zarrab’ın mal varlığına elkoyma kararını kaldırmak zorunda kalınacak bu düzenlemeden sonra yani hafta sonu Zarrab’a çalışacaksınız, bunu bilmiş olunuz.

Değerli arkadaşlarım, bunu bu Meclis hak etmiyor. Yani, on beş gün içinde tüm dinleme ve teknik takip kararlarının yeniden alınması zorunluluğu getiriliyor. Yani, dikensiz bir gül bahçesi yaratacaksınız. Bırakın hırsızlık yapanlar, rüşvete, yolsuzluğa bulaşanlar, ayakkabı kutularından dolar fışkıranlar, evlerinde, yatak odalarında kasa bulunanlar, para sayma makinesi bulunanlar hesabını versin, bırakın hesabını versin.

Bu düzenlemeye alet olmayın diyorum, bu çalışmaların içerisinde olmayın diyorum, sizi vicdanınızla baş başa bırakıyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu önerisi aleyhinde Kayseri Milletvekili Sayın Mustafa Elitaş konuşacaklar.

Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Şimdi, burada, Sayın İnce konuşmasına başlarken bürokraside hâkimlerin, savcıların nasıl atandığıyla ilgili ifade etti. Açıkçası, yani eğer bu kişi hukuk fakültesini bitirdikten itibaren, herhangi bir şekilde, doğrudan doğruya kamu görevlisi olduysa zaten bunların bir siyasi parti üyesi olması mümkün değil. Özellikle hâkim ve savcılar bir yerden aday oldukları takdirde onların mesleğe geri dönmemek üzere -ki 30 Mart tarihinde yapılacak seçimlerde- istifa etme mecburiyetleri var. Nitekim, 1 Aralık 2013 tarihinde Yüksek Seçim Kurulu bu konuyla ilgili kararını verdi. Kim, hangi partiden olursa, BDP’den olsun, MHP’den olsun, CHP’den, AK PARTİ’den olursa olsun, aday adayı olabildiği takdirde, olmak istediği takdirde geri dönmemek üzere istifa mecburiyeti var. Yani şimdi, mesela, Erzincan’da savcılık yapan bir arkadaşımız Cumhuriyet Halk Partisinden şu anda milletvekili, Cumhuriyet Halk Partisinden bir milletvekili.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Elitaş, benim anlattığım tersi. İlçe yönetim kurulunda…

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) –  Eğer, şimdi, sizden birileri aday adayı olursa, aday adayı yaptığınız veya aday yaptığınız kişi, yaptığı kararlarla adalet mefhumunu bir tarafa bırakıp ideolojik görüşüyle karar verdi diyorsak zaten tuz koktu demektir.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Tersini anlattım ben.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Bakın, biz bir kanun çıkardık, muhtemelen sizin de desteğinizle bir kanun çıkardık. AK PARTİ iktidara geldiğinde, yanlış hatırlamıyorsam, 8 bin civarında hâkim, savcı vardı. O günlerde, yargının hızlandırılmasıyla ilgili çıkardığımız kanunda avukatlık mesleğini belli bir süre icra edenlerle ilgili, yapılacak sınavlar içerisinde eğer başarıya ulaşırlarsa bunların hâkim ve savcı olarak atanmasına imkân verdik. AK PARTİ 2001 yılında kuruldu. O süre içerisinde, eğer birileri Cumhuriyet Halk Partisine üyeyse avukat olarak, AK PARTİ’ye üyeyse, başka siyasi partilere de üyeyse ve yapılan sınavda da başarı gösterdiyse hâkim ve savcı atanmasında herhangi bir engel olduğunu düşünmüyorum.

MUHARREM İNCE (Yalova) - Siz de CHP’li üyeleri çıkarın da görelim bakalım.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) -  Açıkçası, bugün bir siyasi partinin başka partilerin aldığı oy kadar, hatta başka siyasi partilerin aldığı oydan daha fazla üyesi varsa, bugün bu ülkede seçmenlerin yarısı AK PARTİ’ye oy veriyorsa, yani bazı insanların AK PARTİ'lilerin kamuda görev almalarına, sizin zihniyetinizi makul karşılarsak mümkün değil dememiz gerekir. Yani siz “Ey vatandaş, AK PARTİ'ye üye olma, üye olursan ben, senin, burada, üyeliğinden dolayı herhangi bir kamu görevine gelmeni eleştiririm ve şiddetle eleştiririm.” diye siz birilerine mesaj gönderiyorsunuz. 

SÜLEYMAN ÇELEBİ (İstanbul) – “Yargıya” diyoruz, yargıya. Biz “yargıya” dedik efendim.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Bakın…

SÜLEYMAN ÇELEBİ (İstanbul) – Grup başkan vekilimiz “Yargıya” dedi.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Sayın Çelebi, bakın, ben de onu izah ediyorum, yarım dinlediniz.

SÜLEYMAN ÇELEBİ (İstanbul) – “Savcı ve hâkimler için” dedi.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - Sayın Çelebi, yarım dinlediniz.

SÜLEYMAN ÇELEBİ (İstanbul) – Yo, yo tam dinledim.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Biz, hâkim ve savcılarla ilgili, belli bir süre -beş yıl- avukatlık yapmış olanları yapılan sınav ile hâkim ve savcı atama yetkisini Türkiye  Büyük Millet Meclisinde verdik. Bunlar içerisinde AK PARTİ'li de olabilir…

SÜLEYMAN ÇELEBİ (İstanbul) – Hepsi AK PARTİ'li.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – …Cumhuriyet Halk Partili de olabilir.

SÜLEYMAN ÇELEBİ (İstanbul) – Hiç yok. 

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Yo, yo, geç, geç!

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Bakın, atanan 4-5 bin tane hâkim ve savcıdan 5 tane, 6 tane saydı, bilemediniz 10 tane saydı.

SÜLEYMAN ÇELEBİ (İstanbul) – Şu anda bulduklarımız.

BAŞKAN – Sayın Çelebi, rica ediyorum, lütfen. 

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - Yani bu konuyla ilgili birilerini eleştirmeye kalkarsanız, o zaman, gidip de bunların hangisinin CHP’li olduklarıyla ilgili şecerelerini de araştırmak mecburiyetindesiniz. Bu arkadaşlar olabilir.

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Adana Valisi ne oldu, Adana Valisi?

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Birisi sivil hayatında her türlü siyasi düşünce ve siyasi partiye üye olma hakkına mensup. Kamu görevlisi de sandığa gittiği takdirde sandıkta oy verecek, o da bir siyasi görüşünü ortaya çıkaracak. Ama burada asıl önemli olan mesele ne biliyor musunuz? Oraya oturduğu anda, ideolojisini bir tarafa bırakarak, sadece kanunun yazdığı çerçevede vicdanıyla ve kanunlara uygun olarak karar verdiği takdirde bunda bir sorun yok demektir.

Bakın, değerli milletvekilleri, tekrar altını çizerek söylüyorum: AK PARTİ, 2011 seçimlerinde bu ülkenin vatandaşlarından 22 milyona yakın oy almıştır ve bugün AK PARTİ'nin üye sayısı 10 milyondur. Bu, diğer siyasi partilerin aldığı üye sayısından daha fazla bir rakamdır.

ALİ ÖZ (Mersin) – Zorla üye yaparsan ne olacak?

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Yani üye sayısı bu kadar olan bir siyasi parti içerisinde sivil hayatında da eğer insanların siyasete, sivil toplum örgütleri vasıtasıyla siyasi partilere girmesini arzu ediyorsak bunu da herhâlde hoş görmemiz gerekir.

ALİ ÖZ (Mersin) – Yanlış bilgilendiriyorsunuz.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Ha, şu olabilir: İşte “Dervişin fikri neyse zikri odur.” diye bir şeyi de zikredebilmek için yaşamak lazım, görmek lazım, okumak lazım; onu, hayatına icra etmek lazım. Bugün, bu ülkede biz, siyasi parti il başkanlarının vali olduğunu gördük.

ALİ ÖZ (Mersin) – Şimdi de valiler il başkanı.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Siz bunu eğer o dönem içerisinde, siyasi parti il başkanlarının vali olduğu dönem içerisinde kendi yaşam tarzınızda, kendi icraatlarınızda “Bunlar da bu şekilde uygular.” diye söylüyorsanız size hak vermek gerekir.

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Adana Valisine bir gelsene Adana Valisine.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Ama şunu söylüyoruz, diyoruz ki: Siyasi düşüncesi ne olursa olsun, görevini yaparken hakkaniyetle yaptığı takdirde bu işte hiçbir engel olmaması gerekir ve eleştiri de haksızdır.

Bakın, değerli milletvekilleri, bugün görüşeceğimiz -biraz sonra oylamasını yapacağımız- kanunla ilgili yani Sayın İnce’nin söylediği şeylerden hiçbir şey yok.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Hafta sonu için söyledim, hafta sonu.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Torba yasa olarak geldi. Bu torba yasa içerisinde AFAD’la ilgili 6 maddelik, 7 maddelik, 8 maddelik düzenleme var ve Yatırım İzleme ve Koordinasyon Başkanlığıyla ilgili 4-5 madde düzenleme var, organize sanayi bölgeleriyle ilgili çeşitli düzenlemeler var.

SAKİNE ÖZ (Manisa) – Yeni mi aklınıza geldi bunlar, niye torbaya doldurdunuz?

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Toplam 53 maddeyle ilgili düzenlemenin yani bunun ne Zarrab’la ilgisi var ne de yargıyla alakası var. Ama söylerseniz ki Adalet Komisyonunda veya Anayasa Komisyonundaki görüşülecek kanun teklifiyle ilgili yargının daha adil ve yargının tarafsızlığını daha etkin ve egemen hâle getirecek bir düzenleme var diyorsanız ona, doğru. Yargıyı ideolojik olmaktan çıkarmak diyorsanız ona,  doğru.

SAKİNE ÖZ (Manisa) – Var, var. Valilerin başına müsteşarları atamak var.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Şimdi, değerli milletvekilleri, bugüne kadar söylediğimiz hadise şu: Görevi değiştirilen, yeri değiştirilenler dışarıdan, AK PARTİ il yönetim kurulu üyesini almadık. Bir hâkimin görevi değiştirildi, öbür hâkim getirildi. O da hâkim, gelen de hâkim. Görevi değiştirilen savcı, yerine getirilen yine savcı. Yani, dışarıdan veya başka ülkelerden biz bu konuyla ilgili insanlar getirmedik. Bu görevi hakkıyla yapan 13 bin tane, 15 bin tane -ne kadar varsa- hâkim ve savcının içerisinden yapılan bir tercihtir.

SAKİNE ÖZ (Manisa) – Şimdi mi aklınıza geldi bu hâkimler?

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Bu tercih de kanunlarla eğer siyasi iradeye bu imkân verilmişse buna da herkesin “evet” demesi gerekir; yoksa “Yargıyı farklı yöne doğru götürmek…

ALİ ÖZ (Mersin) – Savcılara soruşturma açtınız mı?

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – …yargının farklı farklı işlemler yapması için veya birilerini ‘aklamak paklamak’ diye yapmak için yapıyor.” diyorsanız büyük bir haksızlık yapıyorsunuz.

Yine açıkça söylüyorum: Biz hiç kimsenin kirli çamaşırlarını, kirli icraatlarını temizlemek üzere seçilmedik ve AK PARTİ misyonu içerisinde bu da yoktur.

Yine ifade ediyorum; eğer birileri geçmişlerinde birilerinin kirli çamaşırlarını temizledilerse, onların yaptıkları karanlık işleri örtbas etmeye çalıştılarsa, bu AK PARTİ iktidarını ancak bu şekilde suçlayabilirler.

O anlamda değerli milletvekilleri, yargı aşaması daha henüz başlamamış, soruşturma aşamasında olan bir konuyla ilgili ne olur infaz yapmayın.

ALİ ÖZ (Mersin) – Siz dün yapmadınız mı?

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – İnfaz yapmayın. İnfaz yaptığınız takdirde hani bazen biz konuşuyoruz, söylüyoruz; işte diyoruz: “Eskişehir Belediye Başkanınızla ilgili iddianame var.” ve bu iddianame gerçekleşmiş, mahkemede. İzmir Büyükşehir Belediye Başkanıyla ilgili, yanlış hatırlamıyorsam, 200 yıla yakın bir talep var, iddianame gerçekleşmiş.

MUHARREM İNCE (Yalova) – 450 yıl!

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Mahkeme bunu kabul etmiş. Onun yargılaması sürüyor.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Mandalinadan 200 yıl…

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Ama hâlâ biz diyoruz ki: “O yargılama sonuçlanıncaya kadar Eskişehir Belediye Başkanı da, İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı da yargının hüküm vermesi anına kadar masumdur.” Bu masumiyet karinesini ortaya koymadığımız sürece, siz insanları bir tapede…

Tapede, şunlar şuna şu kadar parayı vermiş, bunlar bu kadar parayı vereceklermiş, verecekleri paralar bir havuzda toplanacakmış, toplanacak havuzla birlikte bunlar televizyon satın alacaklarmış... Yani tıpkı Nasrettin Hoca’nın hikâyesine benziyor. İşte “Buradan çalılara yün takılacak da, yün toplanacak da, birikecek de, bunları da eğireceğiz, biz bundan bir gömlek öreceğiz.” ifadesine benziyor. O tapeleri okuduğunuzda iddianame diye sunulan şey de “Bunlar bir araya gelecekler, geldikleri çerçevede alacaklar bir oluşum, havuz oluşturacaklar, bu havuzun başında da Başbakanın oğlu var. Asıl niyetleri böyle olduğundan dolayı…” diye birkaç kişinin telefon konuşmasıyla ilgili burada kesin hükme varıp yargısız infaz yapmayın diyorum. Ben bu önergenin aleyhinde olduğumu ifade ediyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar).

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

ALTAN TAN (Diyarbakır) – 630 milyon dolar topladınız mı toplamadınız mı? Onu söyleyin. O günden bugüne kadar “hayır” diyemediniz, yalanlayamadınız.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan, 69’a göre söz istiyorum. İleri sürdüğüm görüşten başka bir görüş ileri sürdü.

BAŞKAN – Evet “İleri sürdüğünüz görüşten başka bir görüş söylediğinizi atfetti.”, bunu iddia etmiştiniz.

Buyurun iki dakika.

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın MHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

MUHARREM İNCE (Yalova) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Elitaş, ben bir hâkimin, bir savcının istifa edip bir partiden aday olmasından söz etmedim. Bu doğal; AKP’den de, CHP’den, her partiden aday olabilir, buna itirazım yok. Ben AKP üyesiyken hâkimliğe geçmesini anlattım, 8-10 tane örnek verdim. Siz de dediniz ki: “CHP’li de vardı.” E,  bir tane de siz örnek verin.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Başta anlattım ama.

MUHARREM İNCE (Devamla) – Bakın, üç dönemdir beraber milletvekiliyiz, değil mi? Ben 10 tane örnek verdim AKP üyesi, meclis üyesi, ilçe yöneticisi. Siz de bir tane CHP ilçe yöneticisi örnek verin. Diyorsunuz ki: “Benim partim fazla oy alıyor.” Tamam da sizin partiniz benim partimin on katı mı fazla oy alıyor? Siz bir tane örnek vereceksiniz, bir tane örnek veremiyorsunuz. “Bunları fişleyelim mi, şecerelerine mi bakalım?”

İHSAN ŞENER (Ordu) – Fişleme yapmıyoruz biz.

MUHARREM İNCE (Devamla) – E, yapmıyor musunuz?

İHSAN ŞENER (Ordu) – Yok.

MUHARREM İNCE (Devamla) – İşiniz o değil mi sizin? “Kırk sene bizi fişlediler, şimdi fişleme sırası bizde.” diyen siz değil misiniz, sizin milletvekiliniz değil mi? Peki, sizin arkadaşınız değil mi… Siz fişleyenleri de fişlemediniz mi? Ha, bak, şuraya geleyim: Siyasi parti il başkanlarının vali olduğu devir, seksen sene önce öyleydi. Evet, doğru. Biz o günden demokrasiye geçmek istiyoruz, siz seksen sene öncesine geri dönmek istiyorsunuz, aramızdaki fark bu. “Biz demokrasiye doğru gidelim.” diyoruz. Siz de diyorsunuz ki: “Seksen sene önce böyleydi, vali siyasi partinin il başkanıydı, biz böyle olalım.” Bak, bu değişiklik “O da devletin hâkimi, bu da devletin hâkimi…” Tamam da siz belli  dosyalar için uğraşıyorsunuz, belli dosyalar için. Yoksa örgüt üyesi dediğiniz bir hâkimi, savcıyı İstanbul’dan alıp Tekirdağ’a gönderdiğiniz zaman örgüt üyesiyse örgüt üyeliği yine devam ediyor, İstanbul il sınırlarında örgüt üyeliği sona ermiyor. Sizin derdiniz

-tabii ki dışarıdan, AKP teşkilatından hâkim, savcı getirmiyorsunuz ama- belli dosyalara AKP’nin hâkimlerini getirmek, o savcıları getirmek, derdiniz bu.

Teşekkür ederim, saygılar sunarım.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

VI.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

1.- MHP Grubunun, MHP Grup Başkan Vekili İzmir Milletvekili Oktay Vural ile MHP Grup Başkan Vekili Kayseri Milletvekili Yusuf Halaçoğlu tarafından Adalet ve Kalkınma Partisi hükûmetleri döneminde liyakat, ehliyet ve tarafsızlık ilkeleri gözetilmeden yapılan bürokrat atamaları ve yer değiştirmelerde meydana gelen usulsüzlük ve haksızlıkların tespiti, yeni memur atamalarında hukuk ve hakkaniyet dışında yapılan alımların belirlenmesi, kamu bürokrasisinde kaosun giderilmesi ve var olan sorunların çözülmesi amacıyla 11/2/2014 tarih ve 3345 sayıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 11 Şubat 2014 Salı günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – Milliyetçi Hareket Partisi Grubu önerisini oylarınıza sunuyorum…

OKTAY VURAL (İzmir) – Karar yeter sayısı.

BAŞKAN – Karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kâtip üyeler arasında anlaşmazlık var.

Elektronik cihazla yapalım.

İki dakika süre veriyorum.

Buyurun.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Karar yeter sayısı yoktur.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 16.58

BEŞİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 17.10

BAŞKAN: Başkan Vekili Ayşe Nur BAHÇEKAPILI

KÂTİP ÜYELER: Muharrem IŞIK (Erzincan), Muhammet Bilal MACİT (İstanbul)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 59’uncu Birleşiminin Beşinci Oturumunu açıyorum.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu önerisinin oylamasında karar yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi öneriyi tekrar oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım: Öneriyi kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı vardır, öneri kabul edilmemiştir.

Sayın milletvekilleri, Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım:

2.- CHP Grubunun, Bolu Milletvekili Tanju Özcan ve arkadaşları tarafından sosyal yardımlaşma ve dayanışma vakıflarından yapılan yardımlardaki keyfî uygulamaların araştırılması ve alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla 27/11/2013 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 11 Şubat 2014 Salı günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

11/2/2014

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 11/02/2014 Salı günü (bugün) toplanamadığından, grubumuzun aşağıdaki önerisinin, İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                                                                 Muharrem İnce

                                                                                                                                        Yalova

                                                                                                                              Grup Başkan Vekili

Öneri:

Bolu Milletvekili Tanju Özcan ve arkadaşları tarafından, 27/11/2013 tarihinde, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına sosyal yardımlaşma ve dayanışma vakıflarından yapılan yardımlardaki keyfî uygulamaların araştırılması ve alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla verilmiş olan Meclis araştırma önergesinin (1136 sıra no.lu) Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak, 11/2/2014 Salı günlü birleşimde sunuşlarda okunması ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, lütfen, sessizliğimizi muhafaza edelim, konuşmacıyı kürsüye çağıracağım; özellikle rica ediyorum, lütfen.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu önerisi lehinde ilk konuşmacı, Bolu Milletvekili Sayın Tanju Özcan, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

TANJU ÖZCAN (Bolu) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; önemli bir konuyu, aslında, gündeme getiriyoruz ama her nedense, konunun ne olduğunu bile bazı arkadaşlarımız dinleme ihtiyacı duymadan iktidar partisi kulisine doğru yöneldiler.

Konu, arkadaşlar, az önce kâtip üye arkadaşımın okuduğu gibi, sosyal devlet olmanın gereği olarak devlet tarafından yapılan yardımlardaki usulsüzlükler ve adaletsizliklerle ilgili yani Türkiye’deki milyonlarca yoksul vatandaşımızı ilgilendiren bir konu ama “fakir fukara, garip gureba” edebiyatı yapan AKP milletvekillerinin, böylesine önemli bir konuya bile duyarsız kalmasını hayretle takip ediyorum, vatandaşımıza da sizleri şikâyet ediyorum.

Arkadaşlar, konu, gerçekten son derece önemli, Türkiye’deki milyonlarca insanı ilgilendiriyor. Bakın, ben -hiç abartmadan söylüyorum- halk arasında sürekli olan ve halkın gerçekten sorunlarını bizatihi halktan dinleyen ve bu noktada en iddialı 5 milletvekilinden biri olduğunu söyleyen bir milletvekili olarak bu konuşmayı yapıyorum.

Arkadaşlar, kendi seçim bölgemdeki gezilerimden elde ettiğim ve bizatihi kendi gözlerimle gördüğüm iki üç kısa anekdotu anlatarak sözlerime başlamak istiyorum.

Yer: Bolu, Sağlık Mahallesi’nde bir ev. Arkadaşlar, ben bu eve gece saat on birde gittim. Ev demeye bin şahit ister, sadece bir odadan ibaret. O odada da sadece bir kanepe var, başka hiçbir oturacak koltuk dahi yok. Bir kanepe var, o kanepede felçli bir teyze yatıyor, tek başına. Felçli bir teyze yatıyor ama o evde tek başına yaşamıyor; akli dengesi bozuk bir oğlu var ve yine, akıl zayıflığı, sıkıntısı olduğu belli olan bir gelini var ve evde de 3 tane çocuk yaşıyor, tek oda içerisinde. Çocuklar birer tane kuru ekmek bulmuşlar, bunu kemirmeye çalışıyorlar açlıktan. Yakacak odunları yok, soğukla baş edemiyorlar ve bu ailede çalışan tek kişi yok. Bu aile nasıl yardım alacağını bile bilemediği için, usulü bilemediği için bu aileye bugüne kadar devlet bir yardım eli dahi uzatmamış.

Yine, Çıkınlar Mahallesi’nde bir Mehmet Amca. Görünce tüylerim diken diken oldu, 90 yaşında bu adam, 90 yaşında. Yine, tek göz odada yaşıyor, tek göz odada.

RIFAT SAİT (İzmir) – Kaymakamlığa başvur, yardımcı oluver.

TANJU ÖZCAN (Devamla) – Bunların hepsini Sayın Milletvekilim, merak etmeyin, Sayın Valiyle paylaşıyorum ve bu sorun hâlâ çözülmediği için burada dillendiriyorum.

Adamcağız kaşık yapıyor, tahta kaşık. Ellerini sobaya doğru dokundurmuş. Bulduğu kartonları yakmaya çalışıyor, bu kadar zor durumda ve bu adama devlet yardım etmiyor.

Yine, çok vahim bir hikâye… Bir babayla konuştum geçenlerde. Toplam 4 çocuğu var, Sayın Başbakanın çağrısına uymuş, 2 tane daha çocuk yapmış, “2 tane yetmez.” demiş. İkiz kız babası, 2 çocuğu da 2 kızı da üniversiteyi kazanmış. Asgari ücretle çalışıyor, 350 lira kira veriyor. 2 çocuk ayrı ayrı şehirlere gitmiş -kız çocuk bunlar- ve adamcağız diyor ki: “İki aydır kızımla konuşamadım, bir tanesiyle. Ne yiyor, ne içiyor, bilmiyorum. Çaresizlikten para gönderemiyorum. Allah korusun, bu yoksulluk şartlarında bu kız kötü yola düşse ben ne yaparım?”

İBRAHİM KORKMAZ (Düzce) – Ona burs bağla, maaşından burs ver.

TANJU ÖZCAN (Devamla) – Burs konusunda da –merak etmeyin- Bolu’daki partililerinize, hâli vakti yerinde olduğunu düşündüğü, hayırsever olduğunu düşündüğü insanlara da müracaat etmiş ama herhangi bir sonuç alamamış, sayın milletvekilleri.

İBRAHİM KORKMAZ (Düzce) – Sen ver sen. Sen niye vermiyorsun?

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen, müdahale etmeyin.

TANJU ÖZCAN (Devamla) – Sayın milletvekilleri, şimdi, bakın, bu gezilerde önemli bir şey tespit ettim. Bir: Gerçekten ihtiyacı olduğu için devletten yardım alan insanlar var, gerçekten ihtiyacı olduğu için. İki: İhtiyacı hiç olmadığı hâlde devletten yardım alanlar var. Evinde, benim evimde olmayan büyüklükte LCD ekran televizyonlar olduğunu da gördüm. Listeyi alıp tek tek dolaştım bu insanları. Üçüncü bir grup daha var: İhtiyacı olup da yardım alamayanlar var. Bunlar da ikiye ayrılıyor: Bazıları utanıp sıkılıp yardım isteyemeyenler, bazıları da o kadar çaresiz ki yol yordam bilmiyor, nasıl müracaat edeceğini bile bilmiyor, böyle bir grup da var.

Tuhaf bir hesap yapılıyor, biliyor musunuz, bu yardımlarla ilgili hesabın nasıl yapıldığını belki çoğunuz bilmezsiniz. Asgari ücret baz alınıyor arkadaşlar. Hanede yaşayan kişi sayısına bölünüyor ve kişi sayısı üzerinden bir hesap yapılıyor, 255 liranın üzerinde bir geliri varsa bu aileye yardım yapılmıyor. Böyle tuhaf da bir hesaplama yapıyoruz. En sonunda bu hesap yöntemi 2013 Aralığının sonunda güncellendi Bakanlık tarafından ve bu hesap yöntemine bire bir uyulduğunda gerçekten çok az aileye yardım yapılabildiğini görmenin üzüntüsünü de yaşıyoruz. Yardım almak isteyen insanların evlerine dahi gidilmiyor çoğu zaman yetkililer tarafından. Bazen konu komşuya soruluyor, bazen de muhtara soruluyor veya sorulmuyor, “İhtiyacı yok.” deniyor, “Bunun damadı zengin, damadı bunlara yardım ediyor.” deniyor. Laf bunlar, boş laf. Ve bunun sonucunda gerçekten ihtiyaç sahibi insanlara bu anlamda yardım yapılamıyor.

Bir de tuhaf bir şey var: Yardıma ihtiyacı olanı biz devlet olarak tespit etmiyoruz. Gidiyoruz diyoruz ki o insanlara: “Şunları, şunları, şunları getireceksin.” Bir kamyon dolusu evrak doldurmasını bekliyoruz. Evde bakım yardımı alabilmek için o vatandaştan şunu bekliyoruz: “Sen evde bakıma muhtaç olan vatandaşı, yakınını, babanı, anneni, kardeşini evde bırak, benim verdiğim formu al, kapı kapı devlet kurumlarını dolaş, yardıma ihtiyacın olup olmadığını biz senin adına tespit edelim.” Böyle bir anlayış olabilir mi sayın milletvekilleri?

Evet, bir de enteresan bir şey var. Bizim anlayışımıza göre en azından, yardımın karşılıksız olması lazım. Dinî anlayışımıza göre de yardımın karşılıksız olması lazım, sağ elin verdiğini sol elin görmemesi lazım ama Anadolu’ya çıktığınızda yardımların karşılıksız yapılmadığını ve gizli yapılmadığını görüyorsunuz. Göstere göstere insanlara kömür yardımı yapılıyor, bütün komşular görsün diye. İnsanlar fişleniyor arkadaşlar, fişleniyor AKP’li belediyeler tarafından. “Bu, bize oy verecekse şayet buna yardım yapalım.” deniyor. Ve hiç sıkılmadan, devletin memurları, AKP’nin yöneticileri gibi “Bak sana bu yardımı yapıyoruz ama karşılığında oyunu vereceksin.” Bazen o insanlara Kur’an-ı Kerim uzatılıp üzerine yemin etmeleri şartı getiriliyor oy alabilmek için. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

METİN KÜLÜNK (İstanbul) – Yapma ya! Yapma ya!

TANJU ÖZCAN (Devamla) – Bunların hepsini biliyorsunuz siz, bunların hepsini biliyorsunuz.

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Antalya) – Nerede gördün nerede!

METİN KÜLÜNK (İstanbul) – İspat edemezsin onu.

TANJU ÖZCAN (Devamla) – Arkadaşlar, ilçelerde kaymakamlar AKP ilçe başkanı gibi olmuş.

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Ne kadar ayıp bir şey ya.

ALİ ŞAHİN (Gaziantep) – İftira atıyorsun, yazık!

TANJU ÖZCAN (Devamla) – Arkadaşlar, oy karşılığında kaymakamlar, AKP’ye oy verilmesi karşılığında gidip bu yoksul insanlara yardım ediyor.

ALİ ŞAHİN (Gaziantep) – Biraz utan konuşurken. Ayıp ya!

TANJU ÖZCAN (Devamla) – Sen utan bu tablo karşısında.

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Bunu yapan da şerefsiz, uygulayan da…

ALİ ŞAHİN (Gaziantep) – Kuran-ı Kerim’in neşriyatını alet ediyorsun konuşmalarına

BAŞKAN – Karşılıklı konuşmayın lütfen.

TANJU ÖZCAN (Devamla) – Arkadaşlar, bir de şöyle bir meselemiz var, şöyle bir meselemiz de var: 3294 sayılı Kanun’a 1989 yılında biz bir ek madde getirdik. Niye getirdik bunu? Bulgaristan’dan gelen soydaşlarımıza yardım edebilmek için. Nedir bunun özü? Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmasa bile, başka ülke vatandaşı olsa bile buna yardım edelim diye, doğru mu? Ama, bu, şu anda kim için kullanılıyor? Özellikle, Suriye’den Sayın Başbakanın daveti üzerine ülkemize gelen ve Sayın Başbakanın söylediği rakam doğruysa -en az bu sayı 600 bin diyor- 600 bin insanı yoksul insanımızın ekmeğine ortak ediyoruz. Ya, sen Türkiye Cumhuriyeti devleti olarak kendi yoksuluna baktın, kendi fakirine, muhtacına sahip çıktın da başka ülkenin vatandaşlarına başka bir kaynak ayırmadan, o yoksul insanın ekmeğinden bir parça daha vermeyi nasıl içinize sindiriyorsunuz?

ALİ ŞAHİN (Gaziantep) – Yazık ya! İnsanlıktan utan, insanlığından utan.

TANJU ÖZCAN (Devamla) – Bakın, siz büyük devletseniz, siz bu kadar kudretli bir Hükûmetseniz, önce kendi yoksulunuza sahip çıkacaksınız…

ALİ ŞAHİN (Gaziantep) – İnsanlığından utan!

TANJU ÖZCAN (Devamla) – …önce kendi yetiminize sahip çıkacaksınız, bunu özellikle söylüyorum, sonra başkalarına sahip çıkacaksınız.

ALİ ŞAHİN (Gaziantep) – İnsanlığından utan! Kendi yoksulumuza da bakıyoruz. Yazık, yazık!

TANJU ÖZCAN (Devamla) – Hükûmet olmanın, devlet yönetmenin gereği budur.

ALİ ŞAHİN (Gaziantep) – CHP’nin insanlık anlayışı bu mu? Sizin insanlığa bakışınız bu mu?

TANJU ÖZCAN (Devamla) – Arkadaşlar, bugün Genel Başkanımız bize grup toplantısında bir tape izletti. Orada Sayın Başbakan öyle yoğun şekilde gayret ediyor ki Sabah ve ATV’nin alımıyla ilgili, bir havuz oluşturmaya çalışıyor, iş adamlarını arıyor. Dedim ki kendi kendime: Ya, Türkiye’de bu kadar yoksul var, keşke bu ülkenin Başbakanı o yoksullarla ilgili havuz oluşturmak için bu iş adamlarını arasaydı, “Verin bakalım o milyon dolarları, en azından yoksullara gitsin.” deseydi. Türkiye’de yolsuzluğa giden paranın yarısı yoksullara gitse, bu ülkede gerçekten ihtiyaç sahibi insan kalmaz arkadaşlar.

HÜSEYİN BÜRGE (İstanbul) – Sizin için geçerli.

TANJU ÖZCAN (Devamla) – Gelin bu adaletsizlikleri araştıralım, bununla ilgili “evet” oyu vermenizi bekliyorum.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

ALİ ERCOŞKUN (Bolu) – Sayın Başkanım, Bolu’yla alakalı bazı gerçek dışı rakamlar söz konusu oldu.

BAŞKAN – Sizin şahsınıza bir sataşmada bulunmadı.

TANJU ÖZCAN (Bolu) – Ben onun şahsına bir şey söylemedim.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sataşma yok.

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – Sayın Başkan…

RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Burdur) – “Araştıralım.” dedi.

BAŞKAN – Bir dakika arkadaşlar, şunu bir çözelim.

RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Burdur) – “Böyle bir şey var.” diyor, “Araştıralım.” diyor arkadaş.

BAŞKAN – Sayın Ercoşkun, sizin şahsınızla ilgili bir sataşmada bulunmadı, size yerinizden açıklama hakkı verebilirim ama önce bir grup başkan vekilinizi dinleyeyim.

Buyurun Sayın Satır.

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – Sayın Başkanım, bizim dönemimizde…

RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Burdur) – Yani, böyle bir şey yok…

BAŞKAN – Sayın Özkan, grup başkan vekilini duymuyorum, lütfen…

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – Sayın Başkan, bizim dönemimizde kurulan Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı’nın faaliyetleriyle biz her zaman iftihar ettik fakat uygulamada sıkıntılar olduğundan ve buna da bizim sebep olduğumuzdan arkadaşımız bahsetti. Sataşmadan dolayı cevap vermek istiyoruz müsaade ederseniz.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Hayır, sataşma yok.

TANJU ÖZCAN (Bolu) – Sataşma yok efendim.

BAŞKAN – Buyurun.

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – Benim yerime Bolu Milletvekili arkadaşımız cevap verecek.

BAŞKAN – Buyurun Ali Ercoşkun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

İki dakika.

TANJU ÖZCAN (Bolu) – Efendim, ne sataşması var bunda?

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, şöyle bir uygulama yapıyoruz…

RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Burdur) – “Araştıralım.” diyor.

BAŞKAN - Sayın Ercoşkun, siz konuşun, ben açıklamamı sonra yapacağım.

Buyurun; iki dakika.

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

2.- Bolu Milletvekili Ali Ercoşkun’un, Bolu Milletvekili Tanju Özcan’ın CHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

ALİ ERCOŞKUN (Bolu) – Sayın Başkanım, öncelikle teşekkür ediyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; biraz önce, Bolu’da birlikte milletvekili olarak görev yaptığımız Cumhuriyet Halk Partisi milletvekili arkadaşımız bazı rakamlar verdi, kendi şahit olduğu bazı durumlarla ilgili bilgiler verdi. Maalesef, evet, belki gitmiş olduğu yerlerde bu durumlarla karşılaşmış olabilir ama Bolu da, aynı diğer 80 vilayetimiz gibi devletin yardım eli uzattığı noktalardan birisi. 2007 yılında sadece 358 bin liralık bir yardım bütçesi söz konusuyken, 2013 yılında bu rakam 10,2 milyon liraya çıktı. 358 bin lira nere, 10,2 milyon nere?

İZZET ÇETİN (Ankara) – Fakir çoğalmış.

ALİ ERCOŞKUN (Devamla) - Aynı şekilde 2007-2013 arasında 38 milyon liralık yardım bütçesi Bolu’da bütün vatandaşlarımıza, ihtiyacı olan vatandaşlarımıza dağıtıldı.

Evde bakım hizmeti 2007 yılında sadece 180 kişiye verilirken, 31/1/2014 itibarıyla bu rakam 1.186 kişiye yani 10 katına çıkmış durumda. Dolayısıyla, engelli memur istihdamından işçi istihdamına kadar birçok noktada bu yardımları Bolulu vatandaşlarımıza iletiyoruz.

Siz burada birçok ithamda bulundunuz; işte, Kur'an-ı Kerim’e el basmaktan tutun… Yani dini siyasete alet etmeyle bizi itham ederken diğer taraftan kendiniz de maalesef böyle bir işin içerisine giriyorsunuz ama bu tabii, bizi şaşırtmıyor. Neden?

İZZET ÇETİN (Ankara) – Yaptıklarınızı anlattı.

ALİ ERCOŞKUN (Devamla) - Bir taraftan başörtüsüyle alakalı kanunu Anayasa Mahkemesine götürürken, diğer taraftan çarşaflılara rozet takmayı âdet edinmiş bir parti, ancak bu şekilde bunları istismar edebilir diyorum.

Ben Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

TANJU ÖZCAN (Bolu) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Bir şeyi açıklamak zorundayım…

MUHARREM İNCE (Yalova) – Biz açlardan söz ediyoruz, o başörtüsünden söz ediyor.

BAŞKAN – Sayın İnce, lütfen…

Buyurun.

TANJU ÖZCAN (Bolu) – Efendim, konuşmamda ben sayın milletvekilliyle ilgili hiçbir şey söylemedim ancak benim söylediklerimin doğru olmadığını söylemek suretiyle, benim haksız ithamlarda bulunduğumu söylemek suretiyle…

ALİ ERCOŞKUN (Bolu) – Rakamlar ortada.

TANJU ÖZCAN (Bolu) - …beni açıkça hedef alarak sataşmada bulunmuştur. Sataşmadan dolayı söz istiyorum efendim.

BAŞKAN – Şimdi, bakın, Sayın Özcan, talebinizi anladım ama sizin söylediklerinizle ilgili, sizin ileri sürdüğünüz fikirden başka bir fikir açıklamasında bulunmadı.

TANJU ÖZCAN (Bolu) – Efendim, dini siyasete alet etmekle suçladı beni, ne alakası var?

BAŞKAN – Sadece “Sizin gördüğünüz olaylar da olmuş olabilir.” dedi.

Şimdi, normal sataşma, İç Tüzük’e göre -sataşmanın düzenlendiği maddede- ne size ne Ali Ercoşkun’a söz vermem gerekiyordu. Açıklamamı yapıyorum ama maalesef, şöyle bir uygulama gelişti ve gelişmekte. Sayın Satır, sizi hedef alarak söylemiyorum, bütün grup başkan vekili arkadaşlarım aynı davranışta bulunuyorlar. Size de Sayın Ali Ercoşkun’a da İç Tüzük’e göre söz vermemem gerekiyor ama grup başkan vekilleri bu durumu uyguladığım zaman söz istiyorlar, benim de doğal olarak, grup başkan vekillerine söz verme gibi bir hassasiyetim var, sözü devrediyorlar, dolayısıyla İç Tüzük’ü sanki böyle bir arkadan dolanarak delme gibi bir durum yaşıyoruz.

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Dolandırmayacaksın Sayın Başkan.

BAŞKAN – Şu anda bunun ben sadece böyle olmaması gerektiğini size açıklıyorum ama yaparsanız tabii ki bir müeyyidem yok, sadece bu konuda hassasiyetle davranmanızı rica edeceğim sayın grup başkan vekilleri.

Buyurun.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Yoksulluktan bahsetti bizim milletvekilimiz, Sayın konuşmacı başörtüsünden bahsetti…

ALİ ERCOŞKUN (Bolu) – Hayır, Kur’an-ı Kerim’den bahsetmedim.

MUHARREM İNCE (Yalova) - …partimizin tüzel kişiliğine bir saldırıda bulundu. Söz verirseniz sataşmaya cevap vermek istiyorum.

BAŞKAN – Size söz vereceğim, siz de hakkınızı Özcan’a teslim edeceksiniz.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Ben hakkımı Sayın Özcan’a gönül rahatlığıyla devrediyorum.

BAŞKAN – Elbette ki, Sayın Satır da gönül rahatlığıyla Sayın Ercoşkun’a sözünü devretti, bunu vurgulamanıza gerek yok ama bu uygulamayı yapmasak çok daha memnun olurum diye düşünüyorum.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Yok, ben zorunlu olduğum için değil, gönül rahatlığıyla…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Özcan.

3.- Bolu Milletvekili Tanju Özcan’ın, Bolu Milletvekili Ali Ercoşkun’un sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına ve Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

TANJU ÖZCAN (Bolu) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın milletvekilleri, öncelikle şuna çok şaşırdığımı ifade etmeliyim: “Efendim, biz iktidara geldiğimizde 358 milyar lira yardım yapılıyordu.

ALİ ERCOŞKUN (Bolu) – 358 bin lira…

TANJU ÖZCAN (Devamla) – Şimdi bu, 10,2 milyon liraya yani trilyon liraya çıktı. Nereden nereye…” demesini yadırgıyorum, hani, Başbakanın üslubuyla. Ya, arkadaş, bunda sevinecek bir şey mi var? Senin zamanında yoksulluk artmış Bolu’da, senin zamanında ihtiyaç sahibi olan insan sayısı artmış, senin zamanında yardıma muhtaç insan sayısı artmış. Bunda övünülecek bir şey var mı?

ALİ ERCOŞKUN (Bolu) – “Bolu’ya yardım yapılmıyor.” diyordun ya, onun karşılığında söyledim.

TANJU ÖZCAN (Devamla) – Sen keşke şunu söyleseydin: “Bolu’da bizim geldiğimizde 5 bin tane işsiz vardı, şimdi biz bu sayıyı bine indirdik. Nereden nereye…” deseydin.

ALİ ERCOŞKUN (Bolu) – Onu da deriz, onu da söyleriz.

TANJU ÖZCAN (Devamla) – Şimdi, ben sana şunu söylüyorum: Sizin zamanınızda, geldiğinizde Bolu’da 5 bin işsiz varsa şimdi bu sayı 12-13 bine ulaştı. Nereden nereye Ali Bey, nereden nereye!

ALİ ERCOŞKUN (Bolu) – İstersen o rakamları da veririz.

TANJU ÖZCAN (Devamla) – Bakın, şunu da söylemeliyim: Arkadaşlar, gelin, bu araştırma önergesine, grup önerimize “evet” deyin, ben size  Kur’an-ı Kerim üzerine yemin ettirilerek yardım alan insanları Bolu’da göstereyim. Var mısınız?

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Antalya) – Getir, getir, getir!

TANJU ÖZCAN (Devamla) – Var mısınız? Bakın, ben açık söylüyorum, evine kadar götüreceğim.

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Antalya) – Gösterme, getir!

METİN KÜLÜNK (İstanbul) – Pazarlıkla yapma, getir onu, pazarlıkla yapma bu işi.

TANJU ÖZCAN (Devamla) – Bu insanların isimlerini buradan zikredip kendilerini ifşa etmek istemiyorum.

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Antalya) – İspatlayacaksın, ortaya bir şey atıyorsun, ondan sonra konuşacaksın!

TANJU ÖZCAN (Devamla) – Bu insanları siz zaten yeterince utandırmışsınız.

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Antalya) – On bir yıldır siyaset yapıyorum, Kur’an üzerine el bastırmadık biz.

TANJU ÖZCAN (Devamla) – Hangi kaymakamın AKP’ye oy verilmesi karşılığında kömür yardımında bulunduğunu ispatlamaya hazırım.

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Antalya) – İspatlayabiliyorsan ispatla.

TANJU ÖZCAN (Devamla) – Benim buna yüreğim yetiyor. Peki, sizin bu önergeye “evet” demeye ve kurulacak komisyonla birlikte Bolu’ya gitmeye, buradaki yoksul insanların sorunlarını araştırmaya, hangi kaymakamın kömür yardımı karşılığında AKP’ye oy istediğini görmeye yüreğiniz yetiyor mu, yetmiyor mu arkadaşlar?

METİN KÜLÜNK (İstanbul) – Elbette yetiyor, problem yok, getir hemen.

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Antalya) – İspatla, tamam.

TANJU ÖZCAN (Devamla) – Mesele budur arkadaşlar. Yolsuzlukları konuşacağız, yoksullukları konuşacağız, yoksulların sorunlarını konuşacağız. Konuyu başka yerlere çekmeye çalışmayın.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

ÜNAL KACIR (İstanbul) – “Müftünün karısıyım” diyen gibi birisini bulur getirirsiniz.

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Satır.

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – Kömür ve diğer yardımlar konusunda suistimal yapıldığı ve kaymakamların bu konuda referans kullandığı konusunda…

BAŞKAN – Ne gibi bir sataşma unsuru gördünüz?

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – Kaymakamlığın “AK PARTİ’lilere kömür dağıtın.” dediğini söyledi arkadaşımız, ona cevap vermek durumundayım müsaade ederseniz.

BAŞKAN – Buyurun.

Biraz sonra İnce de hazırlanacak herhâlde.

İki dakika…

4.- İstanbul Milletvekili Mihrimah Belma Satır’ın, Bolu Milletvekili Tanju Özcan’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı, bizim iktidarımız döneminde kurulan bir sivil yapıdır.

TANJU ÖZCAN (Bolu) – Öyle mi, öyle mi! Baktınız mı ne zaman kurulmuş?

MİHRİMAH BELMA SATIR (Devamla) – Özellikle, bu yapının kurulmasında emeği geçen birisi olarak çok büyük bir memnuniyetle söylemek istiyorum ki, bu yapının içerisinde kamu otoritesi, özel sektör ve sivil toplum örgütlerinin temsilcileri vardır. Türkiye’de, hiçbir zaman yoksulluk sürdürülebilen bir şey olmasın, sayılar azalsın diye bu yapılar kurulmuştur.

TANJU ÖZCAN (Bolu) – 86’da kurulmuş olmasın!

MİHRİMAH BELMA SATIR (Devamla) – Bu yapıyla birlikte, Türkiye’nin birçok yerindeki yardıma muhtaç insanlar bilimsel yöntemlerle tespit edilmiştir. Bu konuda da çok iddialıyız. Türkiye’de yoksulluğun azaltılması konusunda çalışmalar devam etmekle birlikte, ihtiyaç sahibi olan insanlarımıza da insan onuruna yakışan bir şekilde yardım ve destek politikaları ürettik ve bu çalışmalarımız devam ediyor.

Eğer, sayın vekilin söylediği gibi, AK PARTİ referansıyla bu yardımların yapıldığı ve bu işin bir suistimale dönüştüğü, hak etmediği hâlde evinde büyük model LCD olanların aldığına dair belgeleri, bilgileri, dokümanları varsa anında ilgililere, ilgili birimlere, kaymakamlıklara, valiliklere veya savcılıklara müracaat edebilirdi.

TANJU ÖZCAN (Bolu) – Yaptık, yaptık.

MİHRİMAH BELMA SATIR (Devamla) - Bu gibi konular maalesef siyasi malzeme yapılmaması gereken konular.

TANJU ÖZCAN (Bolu) – Sayın Valiyi arayın, sorun, söyler size.

MİHRİMAH BELMA SATIR (Devamla) – Sizin artık uğraşacak başka bir şeyiniz kalmadı, bunlarla uğraşmaya başladınız. Biz, bu yardımlarla övünç duyuyoruz. İnsanlara, daha az gelirli insanlara destek politikalarına önem veriyoruz.

İZZET ÇETİN (Ankara) – Yardım değil, muhtaçlık.

TANJU ÖZCAN (Bolu) – Daha çok yardım yapın diyoruz, daha çok yardım yapın.

MİHRİMAH BELMA SATIR (Devamla) – Bilimsel değerlerle, bilimsel verilerle bu insanları tespit etmeye çalışıyoruz. Yoksulluğun sürdürülebilir bir şey olmadığını tekrar söylüyorum. Yoksullarımızın sayısının azalmasına yönelik çalışmalarımız da devam ediyor.

Dinî konular da -ki bu konudaki söylemlerinizi de şiddetle reddediyorum- Kur’an-ı Kerim hepimizin başının tacıdır.

TANJU ÖZCAN (Bolu) – Onu söylüyoruz biz de, ayıp değil mi?

MİHRİMAH BELMA SATIR (Devamla) - Ama bir Kur’an-ı Kerim’e el bastırılarak kömür dağıtılması, kapılarına kömür bırakılması gibi basit bir konuyu da size yakıştırmadığımı söylemek istiyorum.

TANJU ÖZCAN (Bolu) – Ayıp değil mi işte, ayıp değil mi o?

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Ayıp değil, şerefsizliktir o!

MİHRİMAH BELMA SATIR (Devamla) - Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın İnce.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan, sayın grup başkan vekili “Sosyal Yardımlaşma iktidarımız döneminde kuruldu.” dedi.

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – Mütevelli heyeti…

MUHARREM İNCE (Yalova) – Ya, yazık, ayıp, günah! Ta, Özal döneminde…

BAŞKAN – Tamam, teşekkür ederim, kayıtlara geçti.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Ta, Özal döneminde…

BAŞKAN – Lütfen, yoksulluğun siyasetini yapmayalım.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Yani, bir dakika…

BAŞKAN – Buyurun.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkanım, bir taraftan Menderes’in, Özal’ın devamı olduğunuzu söyleyeceksiniz, öbür taraftan Özal’ın kemiklerini sızlatacaksınız. Özal’ın döneminde kurulmadı mı bu?

MEHMET GÜNAL (Antalya)  - Doğru.

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – Fak-Fuk Fon olarak kuruldu, mütevelli heyetini biz oluşturduk.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Niye “Biz kurduk.” diyorsunuz bunu? Niye doğru bilgi vermiyorsunuz?

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen karşılıklı konuşmayın.

Sizi dinliyorum ben Muharrem İnce.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Kamuoyuna Sayın Satır’ın…

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Sayın İnce, Mecliste beraberdik, hatırlayın.

BAŞKAN – Lütfen laf atmayın Sayın Kacır.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın grup başkan vekilinin bunu düzeltmesi lazım. Yazık, günah…

İHSAN ŞENER (Ordu) – Özal da Menderes de bizimdir.

BAŞKAN – Teşekkür ederim, kayda geçti, ihtarınız kayda geçti, teşekkür ederim.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sizden önce elektrik de yoktu zaten!

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Zaten sizden önce hiçbir şey yoktu!

VI.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

2.- CHP Grubunun, Bolu Milletvekili Tanju Özcan ve arkadaşları tarafından sosyal yardımlaşma ve dayanışma vakıflarından yapılan yardımlardaki keyfî uygulamaların araştırılması ve alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla 27/11/2013 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 11 Şubat 2014 Salı günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisi üzerinde, aleyhinde olmak üzere ilk konuşmacı Metin Külünk, İstanbul Milletvekili.

Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

METİN KÜLÜNK (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sizleri saygıyla, muhabbetle selamlıyorum. Cumhuriyet Halk Partisinin grup önerisinin aleyhinde söz almış bulunuyorum.

Tabii ki, biraz evvel kürsüye gelen milletvekili arkadaşımız, özellikle yoksulluk üzerinden, hepimizi irite edecek, rencide edecek iki hususu ifade etti. Kendisini şuna davet ediyorum: Bahsettiği anlamda, kadim kitabımız Kur'an’ın üzerine insanlara el bastırıp oy avcılığı yapan birileri varsa ya da garibin gurebanın yoksulluğu üzerinden, oturduğu mülki idare makamını kullanarak siyaset aracına dönüştüren mülki amir varsa hiç grup önerisinin üzerinde pazarlık yapmaya gerek yok, hodri meydan! Getirin, istediğinizi getirin, üzerinde duracak mıyız durmayacak mıyızı birlikte göreceğiz. (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

Türkiye, tarihinin en önemli zorluklarından olan bir dönemi daha, çok şükür aştı. Bu ülke, demokrasi ve istikrarın üstüne karabasan gibi çöken darbeler geleneğinin farklı, yeşile bulandırılmış portakal rengi boyutunu da 17 Aralıkta savuşturdu çok şükür. Türkiye 2023’e emin ve istikrarlı adımlarla yürüyor, siyaset ve ekonomide istikrar devam ediyor çok şükür.

Biraz hafızalarımızı tazeleyelim diyorum. Parlamentonun tüm üyelerinin her birinin birbirimize son derece yüksek saygısı var, birbirimize saygı duyuyoruz. 17 Aralıktan bu yana, bu kürsüden, grubumuzun milletvekillerine ve partimize yönelik işittiğimiz hakaretler karşısında tek cümleyle şunu söylüyoruz: Es-selâm, es-selâm, es-selâm… Bunun manası şudur: Siz de emin ellerdesiniz, siz de bizim dünyamızda güvendesiniz. Bize hakaret etseniz de bizim yüreğimiz o kadar geniş ki sizin hakaretlerinize de selam deyip emindesiniz diyecek kadar.

Saygıdeğer milletvekilleri, bir zihniyet sorgulaması yapmak istiyorum. Bu zihniyet, kimi zaman bu ülkenin son seksen yıllık tarihinde askerî darbeler üzerinden kendini gösterdi, kimi zaman İstanbul dükalığı üzerinden gösterdi, kimi zaman sağda ve solda tek parti şeflik anlayışı üzerinden gösterdi, kimi zaman da 17 Aralıkta olduğu gibi yeşile bulandırılmış turuncu darbe girişimiyle kendini tazeledi. Türkiye bu anlayışı çok şükür iyi tanıdığı için, sokakta milletin feraseti, Parlamentonun gücü ve bu ülkenin liderinin dirayetli duruşuyla bu ülkenin demokrasi ve istikrarı üzerindeki vesayeti çok şükür ortadan kaldırdı.

Bakın saygıdeğer milletvekilleri, Türkiye’nin büyüyüp yeniden büyük Türkiye rüyasını dillendiren tarihteki bütün liderleri ne yaşamış, bir kez daha sizlerle paylaşmak istiyorum. Bu, Abdülaziz. Düşüşteki Osmanlıyı yeniden ayağa kaldırıp bir küresel güç yapma noktasında siyaseten ve iktisadi anlamda ve askerî anlamda Osmanlıyı yenilediği için başına gelen akıbet Abdülaziz’in boğdurulmasıdır.

Bu ise cennetmekân Abdülhamid Han. Otuz üç yıl boyunca emperyalizme meydan okuyan, devletin birliğini ve bekasını koruyan, modern bir devlet olma yolunda ülkede akıl değişiminin mimarı olan cennetmekân Abdülhamid Han da Abdülaziz Han’ın akıbetinin bir benzerine uğratıldı.

Bu fotoğrafa dikkatle bakınız. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün özel sektöre binbir emekle kurdurduğu uçak fabrikası tek parti şeflik döneminde tencere üreten imalathaneye çevrildi. AK PARTİ iktidarında ise, bakınız, bu milletin rüyaları gerçek oldu, millî tank üretimi başladı, geçmişten gelen o akıl üretimi eyleme dönüştü, havuzlu çıkarma gemimizi yapıyoruz.

TUFAN KÖSE (Çorum) – Millî tankçılar cezaevinde, haberin var mı? Tankçılar cezaevinde, gemiciler cezaevinde!

METİN KÜLÜNK (Devamla) – Saygıdeğer milletvekilleri, ama hamdolsun ki bugün geldiğimiz noktada artık, bu ülke, kendi millî savunma sanayisinde yerli üretimi yüzde 50 noktasına çıkarmış bulunmaktadır.

Saygıdeğer milletvekilleri, 17 Aralıkta turuncu darbe girişimi olarak, portakal rengi darbe girişimi olarak tezahür eden darbeci zihniyet… Ülkeyi CHP ve tek parti cenderesinden kurtaran, ekonomik bir sıçramayı gerçekleştiren, yaşatan Adnan Menderes de idam sehpasına yollandırılmıştır. Menderes’in suçu neydi? Menderes’in suçu, bu milleti tarihiyle barıştırmak, Anadolu’yla barıştırmak, bu ülkeyi yeniden coğrafyayla barışık bir ülke noktasına getirmek noktasında attığı adımlardı ama Menderes’in akıbeti de idam sehpası olarak tecelli etti ne acı ki. Keşke bugün, bu milletin siyasetin ve Parlamento iradesinin arkasındaki güçlü duruşunu Menderes de görebilseydi, merhum Özal da görebilseydi.

Saygıdeğer milletvekilleri, Türkiye karşıtı bu darbeci zihniyet, ülkenin içine düştüğü krizden kurtaran Refahyol Hükûmetini de bu manşetlerle alaşağı etmişti. Hafızalarımız çok uzakta değil, on sekiz yıl öncesinde. Yine bu ülkenin kalkınması için çabalayan Sultan Abdülhamid’den Turgut Özal’a, Adnan Menderes’ten Recep Tayyip Erdoğan’a her bir lider, aynı cümlelerle, bugünkü gibi itham edildi, iftira atıldı, “diktatör” denildi ama onlar diktatör değildi, bu toprakların yetiştirdiği millî liderlerdi. Millî lider olmanın bedeli, ecnebi akıl tarafından “diktatör” olarak itham edilerek gölgelenmek istendi ama çok şükür, Özal milletin bağrında yaşıyor, Menderes milletin bağrında yaşıyor, Abdülhamid milletin bağrında yaşıyor, Abdülaziz milletin bağrında yaşıyor. Menderes’in idamına imza atanlar, tarihin çöplüğünde…

MUHARREM İNCE (Yalova) – Atatürk nerede yaşıyor? Atatürk nerede?

METİN KÜLÜNK (Devamla) – Mustafa Kemal de yaşıyor, elbette yaşıyor. Mustafa Kemal’in de yaşadıkları, bir gün, tarih üzerinde daha açık olarak ortaya çıkacaktır. Mustafa Kemal’i cezalandırmak isteyen akılla, 17 Aralıktaki yeşile bulandırılmış portakal rengi darbe girişimi arasında, 28 Şubatın aklı arasında hiçbir fark yoktur. O da “millî devlet” dediği için -Mustafa Kemal- cezalandırılmak istenmiştir ve Millî Şef üzerinden.

Saygıdeğer milletvekilleri, bugün geldiğimiz nokta itibarıyla, bakın, sizin tarif ettiğiniz Türkiye’yi size gösteriyorum: Bu, sizin Türkiye’niz. 1989-1994 arası İstanbul. Bu da AK PARTİ belediyesinin İstanbul’u. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Birisinde kuyruk var, su bidonları var; diğerinde barajlar ve akan sular var.

Sayın Bakanım, siz de görüyorsunuz değil mi?

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Görüyorum, sağ olun.

METİN KÜLÜNK (Devamla) – Bakın, Özal’a da “sivil diktatör” demiştiniz, Özal’a da. “Erdoğan’ın da akıbeti Menderes gibi olacak.” diye birileri rakı masalarında konuşuyor. Avcunu yalayacaklar. Bu millet liderini yedirtmedi, yedirtmeyecek. Kimsenin endişesi olmasın.

TUFAN KÖSE (Çorum) – İdam cezası kalktı, senin haberin yok herhâlde!

METİN KÜLÜNK (Devamla) – Bakın sizin İstanbul’unuza, bakın: Ha İstanbul, ha Ruanda. Bak bizim İstanbul’umuza: Lale bahçesi, bütün renklerin dans ettiği, raks ettiği İstanbul. Aradaki fark: Bu sizin, bu da AK PARTİ iktidarının İstanbulu.

Bakın, bu sizin 17 Aralıkta arkasında durarak “Bir iktidar devşirebilir miyiz?” diye heyecan duyduğunuz anlayışın adresini gösteriyorum size. 28 Şubat sürecinde “Hükûmeti devirmemiz sizin de çıkarınıza olur.” diyen akıl, 17 Aralıkta da sizi böyle kandırıyor. Size de diyor ki: “Bu Hükûmeti devirirsek bu sizin de çıkarınıza olur.” Oysa, duracağımız yer sandıktır.

Ve şunu söylüyoruz size: Bakın, sizin Türkiye’nizde ikna odaları vardı, şimdi başörtüsü özgürlüğü var. Sizin Türkiye’nizde 28 Şubatta içi boşaltılan bankalar… IMF’e borcu sıfırlanmış Türkiye var.

TANJU ÖZCAN (Bolu) – Ya, yoksullarla bunun ne alakası var?

METİN KÜLÜNK (Devamla) – Ve son söz olarak söylüyorum ki, size son söz olarak söylüyorum ki bu millet liderini yedirttirmedi, yedirttirmeyecek.

Hepinizi saygılarımla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Herhâlde açıklama yapmamı istemiyorsunuz, değil mi Sayın Başkan?

BAŞKAN – Buyurun Sayın İnce. 

MUHARREM İNCE (Yalova) – Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Usulen soruyoruz Sayın İnce, dinliyoruz ama usulen de soruyoruz. Sizin de açıklamanız gerekiyor usulen ama…

Buyurun.

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

5.- Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, İstanbul Milletvekili Metin Külünk’ün CHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

MUHARREM İNCE (Yalova) – Şimdi, tabii, millî değerleri kim tahrip etti, devletin geleneklerini kim yok etti, kurumlarını kim diz çöktürdü, başkalaştırdı, bunları çok iyi biliyoruz.

Lale Devri’ni gösteriyor, İstanbul’da lale ektiklerini. Vallahi, Osmanlı da Lale Devri’ni yaşadı ama sonra çöktü -mutlu bir azınlık yaratmıştı Osmanlı- tıpkı Osmanlıdaki Lale Devri gibi siz de çöküş noktasındasınız.

İHSAN ŞENER (Ordu) – Umut fakirin ekmeği.

MUHARREM İNCE (Devamla) – Bakın, şimdi, uçak fabrikasından tencere fabrikasına söylemini yapacağınıza; SEKA’yı kim sattı, Etibank’ı kim sattı, Sümerbank’ı…

İHSAN ŞENER (Ordu) – Biz sattık.

METİN KÜLÜNK (İstanbul) – Biz sattık.

MUHARREM İNCE (Devamla) – …limanları, bankaları, TELEKOM’u, TEKEL’i, PETKİM’i, TÜPRAŞ’ı…

İHSAN ŞENER (Ordu) – Hepsini, evet.

MUHARREM İNCE (Devamla) – Bu milletin doksan yıllık birikimlerini, bu fukara milletin doksan yıldır dişinden tırnağından biriktirerek kurduklarını kim sattı?

BAŞKAN – Sayın İnce…

MUHARREM İNCE (Devamla) – O beğenmediğiniz tek parti döneminin, o beğenmediğiniz Cumhuriyet Halk Partisi döneminin insanlarının yaptıklarını siz sattınız. Sizden önceki…

İHSAN ŞENER (Ordu) – Artık sahibi olduğunuz bankaya para yatırmıyorlar mı?

BAŞKAN – Sayın İnce, sataşmadan söz aldınız, sataşmaya cevap verin lütfen.

MUHARREM İNCE (Devamla) – Sataşmaya cevap veriyorum zaten, partime sataştığı için.

BAŞKAN – Partinize sataştı diye cevap vermiyorsunuz şu anda.

MUHARREM İNCE (Devamla) – Zamanımı çalmayın efendim, zamanımı çalmayın, ekstra zaman vermelisiniz bana.

BAŞKAN – Ben size ekleyeceğim zamanı.

MUHARREM İNCE (Devamla) – Buraya sataştı zaten.

BAŞKAN – Zamanınızı ekleyeceğim, lütfen.

MUHARREM İNCE (Devamla) – Sataştığı yer burası zaten.

BAŞKAN – Burası değildi.

MUHARREM İNCE (Devamla) – Neresiydi?

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Hanımefendi, burası.

BAŞKAN – Neyse efendim.

Buyurun, devam edin.

MUHARREM İNCE (Devamla) – Bunları söylemedi mi?

BAŞKAN – Devam edin.

MUHARREM İNCE (Devamla) – Bunları söylemedi mi?

Ne söyleyeceğime sizin karar verecek hâliniz yok!

BAŞKAN – Gerekçenizi açıklamadınız Sayın İnce, bu nedenden dolayı açıklamanız gerekiyordu.

MUHARREM İNCE (Devamla) – Siz sınıf başkanı değilsiniz, Meclis Başkanısınız.

BAŞKAN – Süreyi ekleyin lütfen.

Buyurun.

MUHARREM İNCE (Devamla) – Siz tek parti dönemine takıntılısınız. Altmış yıldır söylediğiniz yalanın 2013 versiyonunu çıkardınız şimdi. “Camide içki içtiler.” İmam diyor ki: “İçmediler.” “Yok, içtiler.” İmamı sürüyorsunuz.

İBRAHİM KORKMAZ (Düzce) – Yalan konuşma!

MUHARREM İNCE (Devamla) – “Camilere saman doldurdu.” yalanını altmış sene anlattınız, bir altmış sene de “Camide içki içtiler.” yalanını anlatırsınız şimdi. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

İHSAN ŞENER (Ordu) – Çöp dağları yalan mıydı İstanbul’da?

MUHARREM İNCE (Devamla) – O zaman görüntüleri göster, görüntüleri göster.

Hani belediye başkanının gelinine eli sopalı insanlar saldırmıştı, hani cuma günü bu görüntüleri açıklayacaktınız? Ya, üzerinden üç mevsim geçti, aylar geçti, kırk cuma geçti, niye açıklamıyorsunuz?

TUFAN KÖSE (Çorum) – Yalan.

MUHARREM İNCE (Devamla) – İsmet Paşa… O camilere Trakya’da Alman ordularına karşı saman doldurup içine silah koydular, silah. Ey tarih cahilleri, bunu okuyun da… O silahlarla Türkiye'yi savunmak için yaptılar bunu.

İBRAHİM KORKMAZ (Düzce) – Yalan be!

MUHARREM İNCE (Devamla) – Ya cahiller söylüyor bunu ya yalancılar söylüyor. Cahilseniz de yalancıysanız da sizi Allah'a havale ediyorum. İnsaf, yazık, günah, ayıp! Bu memleketin kurucularına altmış yıldır aynı yalanları söylüyorsunuz. Bıkmadınız mı bu yalandan, utanmıyor musunuz daha hâlâ yalan söylemekten!

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

METİN KÜLÜNK (İstanbul) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Sayın Külünk, buyurun.

METİN KÜLÜNK (İstanbul) – Sayın İnce konuşmasında, benim konuşmama istinaden “Utanmıyor musunuz?” kelimesiyle şahsımı ve şahsımın üzerinden arkadaşlarımı itham ve ilzam etmiştir, cevap vermek istiyorum.

BAŞKAN – Siz, şahsınıza laf atıldıysa ancak söz alabilirsiniz.

METİN KÜLÜNK (İstanbul) – Şahsımla ilgili kısma…

BAŞKAN – İki dakika Sayın Külünk.

Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

6.- İstanbul Milletvekili Metin Külünk’ün, Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

METİN KÜLÜNK (İstanbul) – Sayın İnce, teşekkür ediyorum. Siyasi tarih analiz gerektirir. Elbette, bu ülkede insanlık tarihini de analiz edeceğiz, tekrar tekrar edeceğiz, siyasi tarih üzerinden yeni çıkarımlarda bulunacağız; bu çok doğaldır. Bu, çarpı sıfır demek değildir. Doğruları da söyleyeceğiz ama bulunduğumuz noktadaki siyasi duruşumuzun gerektirdiği analitik eleştiriyi de gerçekleştireceğiz. Bundan hiç alınmaya gerek yok; bakın, hiç gerek yok. Tarih konuşuyor. Buyurun, ilk yolcu uçağımız, bu tarafta da “Uçak yerine düdüklü tencere üretti.” Cevap… Sayın Ufuk Uras’ın babasının anılarını lütfen okuyun; anılarında, İsmet Paşa ile Nuri Demirağ arasında, Yeşilköy Havalimanı’nın ilk yapıldığı yerdeki konuşmayı tekrar tekrar okuyun.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Ya yetmiş sene öncesini geç, sen ayakkabı kutularını anlat, ayakkabı kutularını!

BAŞKAN – Sayın İnce…

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sen yatak odasındaki kasaları anlat kasaları, geç bunları!

BAŞKAN – Sayın İnce, lütfen…

METİN KÜLÜNK (Devamla) - Bakın, gazete ilanıyla satılan 16 cami; tarih konuşuyor.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sen paraları anlat, paraları, yeşilleri!

METİN KÜLÜNK (Devamla) - Onların da cevabını veririz.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Bak, 168 tane savcının yine yerlerini değiştirmişsiniz.

METİN KÜLÜNK (Devamla) - Bakın, Mustafa Kemal Paşa ile İsmet Paşa arasındaki diyaloglar; bunları bugün konuşacağız.

Bahsettiğiniz ayakkabı kutularıyla ilgili konu hukuku intikal etmiş. Hukukun herkesin hesabını görmeye gücü yetecektir. Ama, siz, bir hukuk bürokrasisi üzerinden gerçekleştirilmek istenen, Parlamentoyu yok sayan, seçilmiş iradeyi yok sayan darbe girişiminin arkasında durmayın. Bizim, o insanların hukukta, mahkemede hesap vermesinden hiçbir grup milletvekili arkadaşımız olarak endişemiz de yok, gocunduğumuz da yok.

SAKİNE ÖZ (Manisa) - Fezlekeler nerede? Fezlekeleri getirin o zaman!

METİN KÜLÜNK (Devamla) - Bize bunların üzerinden gelip günlerdir hakaret etmeyi terk edin. Biz insanız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

METİN KÜLÜNK (Devamla) - Bizim izzetinefsimizle bu derece oynamaya hiç kimsenin hakkı yok arkadaşlar. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Külünk.

VI.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

2.- CHP Grubunun, Bolu Milletvekili Tanju Özcan ve arkadaşları tarafından sosyal yardımlaşma ve dayanışma vakıflarından yapılan yardımlardaki keyfî uygulamaların araştırılması ve alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla 27/11/2013 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 11 Şubat 2014 Salı günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN - Cumhuriyet Halk Partisi Grubu önerisi lehinde Kütahya Milletvekili Sayın Alim Işık konuşacak.

Buyurun Sayın Işık.

Sayın milletvekilleri, Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisini bir kez daha hatırlatıyorum size ve konuşmalarınızı bunun üzerinden yapmanızı öneriyorum.

Cumhuriyet Halk Partisinin grup önerisi sosyal yardımlaşma ve dayanışma vakıflarında yapılan yardımlardaki keyfî uygulamaların araştırılması ve alınması gereken önlemlerin belirlenmesi konusundadır; lütfen, konuşmacılar bu içeriğe uygun davransınlar. Lütfen, rica ediyorum, İç Tüzük’ü uygulamak zorunda bırakmayın beni.

Çok özür dilerim Sayın Işık.

Buyurun.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Bize gelince mi aklınıza geldi Başkanım, bize gelince mi aklınıza geldi?

BAŞKAN - Çok özür dilerim Sayın Işık.

Buyurun.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – İki saattir Sayın Külünk’ü niye uyarmıyorsun? Niye uyarmıyorsunuz, uyarı yapmıyorsunuz ona?

BAŞKAN – Sayın Işık, buyurun.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, niye müdahale etmediniz? “Sizin Türkiye’niz” dediği zaman niye müdahale etmiyorsunuz?

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, ben açıklamamı bütün Genel Kurula yaptım.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Ne konuştular Sayın Başkanım, ne konuştular da bizi uyarıyorsunuz?

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Şimdi mi aklınıza geldi Sayın Başkan, şimdi mi aklınıza geldi?

BAŞKAN - Her tarafa aynı şekilde, eşit mesafede davranıyorum, herkese aynı vurguyu yapıyorum.

Buyurun Sayın Işık.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan, bu tutumunuzu kınıyorum.

Biz burada yoksulları, yardımlaşmayı konuşurken düdüklü tencere muhabbeti yapılıyor, dinliyorsunuz; tek parti dönemine laf edilince cevap veriyorum, sözümü kesiyorsunuz. Eğer bir daha benim bu şekilde sözümü keserseniz hakkınızda burada tartışma açarım.

BAŞKAN – Sayın İnce, bana bu şekilde davranmaya hakkınız yok.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Üslubunuz hakkında burada tartışma açarım.

BAŞKAN - İç Tüzük’ü okursanız, aksine, kınama yetkisinin bana ait olduğunu görürsünüz.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Siz kendinizi kınayın o zaman, o zaman kendinizi kınayın.

BAŞKAN - Ben bütün Genel Kurula hitap ettim “Lütfen konuya gelin, İç Tüzük’ü bana uygulatmak zorunda bırakmayın.” dedim.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Yanlı tutumunuzu kendiniz kınayın o zaman.

BAŞKAN - Hiç kimseyi hedef almıyorum.

MUHARREM İNCE (Yalova) – İstediğin İç Tüzük’ü uygula. İç Tüzük senin sopan değildir.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – İç Tüzük’ü uygulamadığınız için böyle oluyor zaten.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Sayın Başkan…

BAŞKAN - Sayın Halaçoğlu, grubunuzu hedef almadım.

Buyurun Sayın Alim Işık…

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Sayın Başkan, şimdi, kusura bakmayın ama konuşmanın en başından beri neden hatırlatmadınız da sadece bizim temsilcimiz çıkınca bunu hatırlatma ihtiyacını duyduğunuzu anlamaya çalışıyorum.

BAŞKAN – Çünkü bu aşamada en üst noktaya geldi bu tartışmalar.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Ama bizimle ne alakası var?

BAŞKAN - Sizin konuşmacınıza ve size yönelik bir davranış değildir. Kaç kere söylemem gerekiyor inandırmam için?

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Ama Sayın Başkan, bundan önceki konuşmalarda hatırlatmadığınız bir konuyu neden şimdi hatırlatma gereği duyuyorsunuz, bunu merak ediyorum.

BAŞKAN – Çünkü artık işin dozajı kaçtı.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Siz ne konuşacağımızı biliyor musunuz Sayın Başkan?

BAŞKAN - Sayın Halaçoğlu, grubunuza ve konuşmacınıza yönelik hiçbir davranışım yoktur. Başka bir şey söylemiyorum.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Ama bizim grubumuz konuşurken konuşuyorsunuz.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Işık.

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) - Taraflısınız, taraflı!

MEHMET GÜNAL (Antalya) – “Alo Fatih” hattı mı çalışıyor?

ALİM IŞIK (Kütahya) – Teşekkür ediyorum  Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun vermiş olduğu önergenin lehinde söz aldım. Bu vesileyle ülkemizde 1986 yılından bu yana bir sosyal devlet anlayışı gereğinin sonucu olarak yardıma muhtaç ailelerimize Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı bütçesinden yapılan yardımların dağıtımı sırasında yaşanan usulsüzlük ve yolsuzluklar ya da haksızlıkların araştırılmasına yönelik bir önergeden bahsediyoruz. Sayın Başkan konuyu hatırlattı, kendisine teşekkür ediyorum ama ben bu önerge doğrultusunda konuşacağım Sayın Başkanım, hiç merak etmeyin.

BAŞKAN – Teşekkür ederim. Siz her zaman öyle yaparsınız zaten Sayın Işık.

ALİM IŞIK (Devamla) – Değerli milletvekilleri, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının bütçesinden yasal kalemler üzerinden dağıtılan sosyal yardımları başlıklar hâlinde sizlerle paylaşmak istiyorum öncelikle.

“Eğitim Yardımları” adı altında şartlı eğitim yardımı, ücretsiz ders kitapları, eğitim materyali, öğle yemeği giderleri, engelli öğrencilerin okullarına ücretsiz taşınması, öğrencilere ev kiralama veya taşıma desteği ile yurt yapımı kalemlerinden yardım yapılıyor. “Aile Yardımları” başlığı altında gıda yardımları, barınma yardımları, yakacak yardımları yani kamuoyunun daha çok “kömür yardımı” olarak bildiği yardımlar yapılıyor. “Engelli Yardımları” başlığı altında engelli ihtiyaç yardımı kalemi üzerinden yardım yapılıyor. “Sağlık Yardımları” başlığı altında tedavi destekleri yapılabiliyor, yine şartlı sağlık yardımı destekleri yapılabiliyor ve “Özel Amaçlı Yardımlar” başlığı altında da aşevleri, afet yani acil durum yardımları gibi yardımlar yapılıyor.

Şimdi, bu yardımların yapılmasında, sosyal yardımlarla vatandaşımızın desteklenmesinde hiçbir sorun yok. Keşke imkânımız daha fazla olsa da daha çok insanımıza yardım yapabilsek ama Türkiye gerçekleri bugün itibarıyla şunu gösteriyor değerli milletvekilleri: Bugün yaklaşık 7 milyon aileye yardım yapılıyor yani Türkiye’deki ailelerin yaklaşık üçte 1’i yardıma muhtaç hâle gelmiş. Üzerinde durmamız gerek konulardan birisinin bu olduğunu düşünüyorum. Keşke bu üçte 1, beşte 1, onda 1 olabilse ama bugün yaklaşık 20 milyon ailenin üçte 1’ine yardım yapan bir devlet hâline geldiysek bunun üzerinde durmamız gerektiğini düşünüyorum.

Değerli milletvekilleri, bu yardımlarla ilgili önemli sıkıntılardan birisi, özellikle seçim öncesi dönemlerde köy muhtarları ve mahalle muhtarları resmen baskı altına alınıyor. Yani yardıma muhtaç ailelere, dağıtılacak kişilere bu yardımların dağıtımı konusunda, köy ve mahalle muhtarları, özellikle iktidar partisinin il ve ilçe yöneticilerinin baskısı altında, hak etmeyen ailelere bu yardımları vermek zorunda kalıyor. Birinci araştırılması gereken sorun budur. Sizler de çok iyi biliyorsunuz ki yardıma muhtaç, gerçek, bu yardımı alması gereken insanlar, sadece siyasi partilerin kul arayışına uygun cevap vermedikleri için, “Öyle olacaksa ben bu yardımdan vazgeçiyorum.” dedikleri için yardımları alamazlarken muhtarların ve il, ilçe teşkilatlarının belirlediği listelerde hiç yardıma muhtaç olmayan aile bireylerinin bu yardımlardan yararlandığını görüyoruz. Bu, sıkıntıların birisidir.

İkincisi, özellikle iktidar partisinin il ve ilçe yöneticilerinin referans olmadığı kişiler kaymakamlıklar veya Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfı tarafından bu yardımlardan yararlandırılmamaktadır. Canlı bir örnek vereceğim size: Kütahya ili Emet ilçesinde çocuğu kan kanseri olan bir aile babası bu yardımları alırken, bir gün kaymakamlığa gittiğinde “Kusura bakma, bu yardımı sana bu defa veremeyeceğiz.” sözüyle karşılaşmıştır. Düzenli olarak Ankara’ya çocuğunu tedaviye getiriyor. “Neden?” dendiğinde “Sen Adalet ve Kalkınma Partisi üyesi değilsin veya üyesi olma teklifini kabul etmemişsin, kusura bakma.” İsmini verebilirim.

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Antalya) – Evet, lütfen ya.

ALİM IŞIK (Devamla) – İsmini veririm, veririm abla, ben size veririm.

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Antalya) – Verin, bana verin, olsun.

BAŞKAN – Sayın Enç, lütfen…

ALİM IŞIK (Devamla) – Ama buradan veremem, buradan veremem.

Özel isteyen arkadaşım varsa sizi görüştürürüm. Müdahale ettim, kaymakamlığı aradım. Bu arkadaşımızın, bu kardeşimizin çocuğunu tedavi ettirebilmesi için bir 300 lira daha lütfen almasına ben aracı olduğum için biliyorum. İsmini veririm. Çünkü bunlar bu memlekete yakışmıyor, bu kaymakamlara yakışmıyor.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Yüzlerce var böyle, yüzlerce, binlerce var.

OKTAY VURAL (İzmir) – Bunlar zalim, zalim.

ALİM IŞIK (Devamla) – Bu sizin iktidar partisi il ve ilçe yöneticilerine hiç yakışmıyor çünkü siyasi partiler hizmet etmek için önemli demokratik kurumlardır, kuruluşlardır. Bu aracılıkta, partiye üye olursan veya partiye üye olma teklifine hayır diyorsan buna göre yardım alırsın veya almazsın anlayışını hepimizin reddetmesi lazım. Bu, yaşadığım canlı örnektir. Özellikle bunu sizlerle paylaşmak istiyorum.

İkincisi, engelli vatandaşlarımızın birçoğu engellerinden dolayı bu kurumlara, kuruluşlara gidemedikleri, aracı gönderdikleri için bu yardımları almada sıkıntı çekiyorlar. Şimdi, vakıf yöneticileri diyor ki: “Engellinin buraya gelmesi lazım.” Engellinin oraya gidecek hâli yok, evinde yatalak hasta. Buna şimdi niye zorlama getiriyorsunuz? Bu sıkıntıyı çözmemiz lazım, araştırılması lazım.

Bir diğeri, kömür ihtiyacı olmayan, evinde doğal gaz bağlı ailelere kömür yardımı yapılıyor, özellikle seçim öncesinde. Bu insanlar aldıkları bu kömür torbalarını gizlice, “satılamaz” ibaresi olmasına rağmen, gidiyorlar, kömür satan kuruluşlara verip yarı fiyatına, üçte 1’i fiyatına paraya dönüştürerek bu işi suistimal ediyorlar. Bunu araştırmamız, engellememiz lazım. Bunun örneklerini, medyaya da yansıdığı için sizler de çok iyi biliyorsunuz. Bunun önüne geçmemiz gerekiyor. Kömür yardımı yapılacaksa, gerçekten o kömürü yakacak, yardıma muhtaç ailelere bu yardım yapılmalı. Evinde doğal gaz bağlı olan aileye hangi gerekçeyle kömür yardımı yapılıyor, hangi gerekçeyle kömür torbaları istemediği hâlde evinin önüne yıkılıyor, millete afişe ediliyor? Bunları iyi görmemiz lazım, iyi anlamamız lazım.

Diğer taraftan, iktidar partisinin il ve ilçe başkanlıklarına yardımsever vatandaşların yardım çekleri teslim ediliyor, gelen insanlara bunlar kampanyayla dağıtılıyor. Bunlar bu Türkiye’ye yakışmıyor. İktidar partisinin çok değerli milletvekili arkadaşlarım, sizlerin de buna bina etmesi gerekiyor. Ben size gösteririm cebimde olduğunu ama hoş olmayacağı için, belgesi olduğu için bunu konuşuyorum. Bir iş adamı gidip de iktidar partisinin il başkanına “Bu çekleri, yardım çeklerini dağıtın.” diyor, veriyorsa teşekkür etmek lazım. Ama bu iktidar partisi gidip de bu çekleri kampanyayla yardıma muhtaç insanları sıraya dizip imza karşılığı veya üye formunu doldurduktan sonra dağıtıyorsa ayıp olan budur. Bu ayıbı önlememiz lazım. Onun için, bunlar hoş şeyler değil, bunların mutlaka önüne geçilmesi gerekiyor.

Diğer taraftan, bedelli askerlik paralarının şehit aileleri ve gazi ailelerine dağıtılması, yardım edilmesi amacıyla toplanmasına yönelik burada bir kanun çıkardık. “Bugüne kadar, bedelli askerlik paraları maalesef bu ailelere verilmedi; ‘yardım’ adı altında, bu ülkenin vatandaşı olmayan ama Türkiye’ye sığınmış Suriyeli vatandaşlara dağıtıldı.” iddialarını bugüne kadar bu Hükûmet cevaplamadı. Verdiğimiz önergeler cevapsız dönüyor. Şimdi, bunu söylememiz lazım. Eğer, Suriyeli vatandaşlara bedelli askerlik parasının toplandığı kaynaktan bu yardım yapıldıysa Hükûmetin yetkililerinin bunu açıklaması lazım, milletin de bilmesi lazım. Şimdi, kanunu öyle çıkarıyorsunuz, parayı başka yerde dağıtıyorsunuz. Bu hoş şey değil.

Sonra, rüşvet ve yolsuzluk operasyonlarında adı geçen iş adamlarını hayırsever iş adamları olarak kamuoyuna yansıtarak bu işin üstünü örtmeye kalkmanın Türkiye Büyük Millet Meclisindeki hiçbir milletvekili arkadaşıma yakışmadığını söylemek istiyorum. Hayırsever iş adamı milletin malını çalarak hayır yapmaz. Daha sonra, Deniz Feneri davasında insanlarımızın hayır hasenat duyguları köreltildi. Bunun üstüne hepimizin gitmesi gerektiğini düşünüyorum.

Onun için bu önergenin yerinde bir önerge olduğunu ve araştırılmasının çok önemli olduğunu ifade ediyor, önergeye evet oyu vereceğimizi paylaşarak hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Işık.

Bir şey mi söyleyecektiniz?

MUHARREM İNCE (Yalova) – Yoklama isteyecektim.

BAŞKAN – Biraz daha beklemeniz gerekecek.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Ben bir şey demedim, siz dediniz.

BAŞKAN – Ben sordum size Sayın İnce, her şeye alınıyorsunuz.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Hayır, alınmıyorum.

BAŞKAN – Sakin olalım biraz, lütfen.

OKTAY VURAL (İzmir) – Hayır efendim, manidar oluyor! Biliyor musunuz, çok manidar bir zamanda!

BAŞKAN –  Cumhuriyet Halk Partisi Grubu önerisinin aleyhinde son konuşmacı Mersin Milletvekili Sayın Ertuğrul Kürkcü.

Buyurun. (BDP sıralarından alkışlar)

FERİT  MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, bizim Türkiye’mizde böyle! Var ya bizim Türkiye’miz! O nasıl Türkiye’ymiş? Sonuna kadar Türkiye bizim, hepimizin.

BAŞKAN –  Elbette, şüphemiz yok hiçbirinden.

FERİT  MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Evet, ama müdahale etmediniz.

BAŞKAN –  Elbette, hepimizin Türkiyesi.

FERİT  MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan “Sizin Türkiye’niz…” dedi, müdahale etmediniz.

BAŞKAN –  Sayın Konuşmacıyı dinleyelim.

Buyurun.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Mersin) – Sayın Başkan, sevgili arkadaşlar; bu önerge elbette, mutlaka araştırılması gereken bir büyük toplumsal sorunla ilgili; iki bakımdan, hatta üç bakımdan.

Birincisi, yoksulluğun kendisi ve Hükûmetin bu yoksullukla karşı karşıya gelme, bunları ortadan kaldırma yönünde bir iradeye sahip olup olmadığı. İkincisi, şimdiye kadar bu yolda ortaya konulmuş araçların adilane ve düzgün bir biçimde kullanılıp kullanılmadığı. Nihayet, bu soru önergesinde ifade edildiği şekliyle, Türkiye’deki yoksulların kendileri ile dışarıdan göçler yoluyla Türkiye’ye gelen yoksullar arasında bu sosyal yardımların nasıl bölüştürüleceğine ilişkin meseleler.

Birincisi, şunu saptamamız yerinde olur: Yoksulluk ne Adalet ve Kalkınma Partisi Hükûmeti tarafından yaratılmıştır ne de onun tarafından ortadan kaldırılabilir; tıpkı, daha önceki hükûmetler tarafından kaldırılamadığı ve kaldırılamayacağı gibi. Bu, Türkiye’de bütün hükûmetlerin sürdürmekle kendilerini yükümlü hissettikleri kapitalist düzenin zorunlu sonucudur. Kapitalist düzen, zenginler ve yoksullar, sömürenler ve sömürülenler, işçiler ve patronlar olmadan olamayacağı için, kaçınılmaz olarak, kapitalizm yoksulluk doğurur, kapitalizm eşitsizlik ve adaletsizlik doğurur ama hükûmetler bir sosyal kisveye büründürmeden kendi siyasetlerini hükûmet edemeyecekleri için, her hükûmet de bu yoksullukla şöyle ya da böyle mücadele edeceğine dair asla tutamayacağı sözler verir, asla gerçekleşmeyecek programlar ortaya koyar çünkü yoksulluğun temel kaynağı işsizliktir. Daha doğrusu, bunu daha genişlemesine, genişliğine söyleyecek olursak, işçinin kapitalist piyasaya sunabildiği biricik meta olan iş gücünün fiyatı durmaksızın azalırken diğer metaların, malların durmaksızın yükselmesinin yol açtığı yoksunluk ve bunun sonucu olan yoksulluk Türkiye’de, başka yerlere nispetle çok daha çarpık, çapraşık, adaletsiz ve eşitsiz bir biçimde ortaya çıkıyor.

Türkiye, kendisini genellikle Avrupa ülkeleriyle kıyaslamayı seviyor ama böyle baktığımız zaman, Avrupa’da işsizlikle mücadelede hemen hemen en geride olan ülke olduğu apaçık ortada. Bu bakımdan, Adalet ve Kalkınma Partisinin temsilcilerinin burada çoktandır övündükleri gibi övünülecek hiçbir şey yok, rakamlar ortada. Türkiye’de Nisan 2013’te 23 milyon 668 bin 942 kişi muhtaç olarak görünüyor. Asgari ücretin üçte 1’inden az gelire sahip olanların sayısı 9 milyon 203 bin 853 kişi. 6,7 milyon hane yoksuldur Türkiye’de. Bu, neredeyse nüfusun üçte 1’inin yoksul ve sosyal yardım olmaksızın kendi hayatını sürdüremeyeceği bir tablodur ve bu tablo, öte yandan şu açıdan ilginçtir ki yöneltilen eleştirilerin doğruluğunu onaylamak bakımından: Sadece 2013 Ocak-Nisan arasında, 1 milyon 53 bin 27 kişi daha bu yoksulluk yardımına muhtaç olan kişiler arasına katılmıştır. Rakamların büyüklüğünü söylememe gerek yok, Türkiye’nin nüfusuyla kıyaslayın, neredeyse bir yılın üçte 1’inde, bir kent kadar nüfus yoksullar arasına katılıyor.

Adalet ve Kalkınma Partisinin bu yoksullukla mücadele bakımından uyguladığı politikaların eşitsiz, adaletsiz ve ölçüsüz olduğu doğrudur, bununla ilgili bir tartışmaya bile gerek yoktur ancak bir araştırma yapıldığında, gerçekte ne kadar çok kaynağın ne kadar çok usulsüz ve kuralsız bir biçimde kullanıldığını da görmek mümkün olacaktır fakat bütün bu kadar etrafında kıyamet koparttığımız şey, ulusal gelirin sadece yüzde 1’i kadarı sosyal yardım olarak dağıtılmaktadır. Dolayısıyla, Türkiye’nin zengin azınlığı ve onun kapitalist düzenini sürdürmekle görevli olan Hükûmet, aslında millî gelirin sadece yüzde 1’ini yoksullar arasında şu ya da bu şekilde dağıtıyor olmakla kendisini Türkiye’nin gelmiş geçmiş hükûmetlerinin en hayırseveri olarak göstermeye çalışıyor.

İşin doğrusu, Adalet ve Kalkınma Partisi döneminde usulsüz ve kuralsız da olsa yardımların dağıtılmasında ve yardıma muhtaç kişilerin sayısında artış olmasına rağmen, bu yardımların dağıtılmasına, yardıma muhatap olanlara “dilenci”, yardımı verenleri “sadaka veren” olarak söylemek, göstermek, halka karşı bir haksızlıktır. Doğrudan doğruya hakları olan, kamu bütçesinden mutlaka ve mutlaka kendilerine düzenli ve kurallı bir biçimde aktarılması gereken yardımın bir bölümünü kuralsız olarak aldıkları için insanları dilenci, onlara bunları dağıtanları da sadaka dağıtıyor olarak değerlendiremeyiz.

Bizim istememiz gereken -ki istiyoruz- bütün yurttaşlara onurlu yaşayabilecekleri bir yurttaşlık gelirinin yarından tezi yok belirlenmesi ve bağlanması gerekir. Türkiye Cumhuriyeti yurttaşı olmak, bu ülkede doğmak, kendinden önceki kuşakların bu ülkenin zenginliğine çalışarak, alın teri dökerek, emek vererek katkıda bulundukları için, bu ülkenin kolektif zenginliğinin doğal sahibi oldukları için, bütün yurttaşlarımıza onurlu yaşayabilecekleri bir yurttaşlık gelirinin bağlanması en önemli meseledir. Kamu kaynaklarının bu şekilde bölüştürülmesi mümkün olsaydı, aslında, bugün, yoksulluğun bütün bu gösterişli yardım kampanyalarına rağmen bu kadar büyümesi söz konusu olmaz, tersine bunda giderek artan bir azalış olabilirdi ama bu, şüphesiz, servet dağılımının Türkiye'de değiştirilmesi, çok kazananlardan ve yüksek gelir sahiplerinden, servet sahiplerinden yoksullara doğru bir kaynak transferini gerektirirdi. Adalet ve Kalkınma Partisi, bu kaynak transferini asla yapamayacağı bir biçimde kapitalizmin katarına altından zincirlerle bağlanmıştır. Bunun ayrıca yolsuzluklarla berelenmiş olması bahsidiğerdir fakat hiç yolsuzluk olmadan da yapacağı şey bundan başka bir şey değildi. Adalet ve Kalkınma Partisinin hayal ettiği, ümit ettiği gelişme düzeyindeki ülkelere baktığımızda, Amerika Birleşik Devletleri’ne baktığımızda, orada da yoksulluğun diz boyu olduğunu, Almanya’da da yoksulluğun diz boyu olduğunu, Yunanistan’da da yoksulluğun diz boyu olduğunu göreceğiz. O nedenle, yoksulluk ve kapitalizm arasındaki organik ilişkiyi unutarak tartışmak beyhudedir.

Ancak, burada bir sözcünün dile getirdiği “Bizim kendi yoksullarımız varken başkalarına nasıl yardım yaparız?” sözünün de insan hakları ve göçmen hakları bakımından sorunlu olduğunun altını çizmek isterim. Şöyle ya da böyle, Hükûmet yanlış siyasetleri sonucunda Türkiye'yi bir şekilde sel gibi bir mülteci akınına maruz bırakmış olsa da o gelen mültecilere kaynak dağıtmak, hak sağlamak, onların -çocuklardan, kadınlardan başlayarak- hepsine kaynak yaratmak Türkiye'nin belli başlı bir sorumluluğudur, bundan vazgeçilemez. Ancak, tabii, şu sorular doğrudur: Bunlar hangi kaynaklardan aktarılıyor? Kimin hakkı kimden alınıp kime veriliyor? Bütün bunlar meçhuldür, bu açıdan büyük bir kaos vardır. Bu kaosun giderilebilmesi bakımından, bu Meclis araştırmasına doğrusu ihtiyaç vardır. Bu çerçevede, bu Meclis araştırması ihtiyacı açıkça ortadadır. Bu kaotik gidişe son vermek ve yoksulluğun sebepleri üzerine yönelmek, Türkiye'de aşırı bolluğun kendisinden doğan aşırı yoksulluğun en önemli insani sorun olarak karşımıza dikildiğini görmek ve Türkiye'yi sömüren, yoksulları, ezilenleri, madunları ve mağdurları sömüren, ezen devlet sermaye ortaklığının topluma hesap vermesini sağlamak en önemli meseledir. Bunu yerine getirmek için Meclisi görevini yapmaya davet ediyorum. Bu önergeyi verdikleri için de arkadaşlarımıza teşekkür ederim bu vesileyle.

Hepinize iyi günler. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu önerisini oylamaya sunacağım.

III.- YOKLAMA

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan, yoklama istiyoruz.

BAŞKAN - Yoklama talebi vardır.

Şimdi tespiti yapalım: Sayın İnce, Sayın Ayaydın, Sayın Akar, Sayın Öz, Sayın Özkan, Sayın Serter, Sayın Aslanoğlu, Sayın Eyidoğan, Sayın Kaplan, Sayın Özdemir, Sayın Tanal, Sayın Tayan, Sayın Aygün, Sayın Topal, Sayın Köse, Sayın Balbay, Sayın Bayraktutan, Sayın Kesimoğlu, Sayın Öz, Sayın Gürkan ve Sayın Korutürk.

Yoklama için iki dakika süre veriyorum.

Yoklamayı başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı vardır.

VI.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

2.- CHP Grubunun, Bolu Milletvekili Tanju Özcan ve arkadaşları tarafından sosyal yardımlaşma ve dayanışma vakıflarından yapılan yardımlardaki keyfî uygulamaların araştırılması ve alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla 27/11/2013 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 11 Şubat 2014 Salı günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – Öneriyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Öneri kabul edilmemiştir.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

3.- AK PARTİ Grubunun, Genel Kurulun çalışma gün ve saatlerinin yeniden düzenlenmesine; gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmında bulunan 532 ve 423 sıra sayılı kanun tasarılarının bu kısmın 4 ve 13’üncü sıralarına, bastırılarak dağıtılan 546 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin ise kırk sekiz saat geçmeden yine bu kısmın 5’inci sırasına alınmasına ve diğer işlerin sırasının buna göre teselsül ettirilmesine; 11, 18 ve 25 Şubat 2014 Salı günkü birleşimlerinde sözlü sorular ve diğer denetim konularının görüşülmeyerek bu birleşimlerde gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmında yer alan işlerin görüşülmesine; 19 ve 26 Şubat 2014 Çarşamba günkü birleşimlerinde sözlü soruların görüşülmemesine; 546 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin, İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak bölümler hâlinde görüşülmesine ilişkin önerisi

11/2/2014

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 11/2/2014 Salı günü (bugün) toplanamadığından, İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince, grubumuzun aşağıdaki önerisinin Genel Kurulun onayına sunulmasını arz ederim.

                                                                      Mustafa Elitaş

                                                                     Kayseri

                                                                 AK PARTİ Grup Başkan Vekili

Öneri:

Gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmında bulunan 532 ve 423 sıra sayılı kanun tasarılarının bu kısmın 4 ve 13’üncü sıralarına, bastırılarak dağıtılan 546 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin ise kırk sekiz saat geçmeden yine bu kısmın 5’inci sırasına alınması ve diğer işlerin sırasının buna göre teselsül ettirilmesi,

Genel Kurulun;

11, 18 ve 25 Şubat 2014 Salı günkü birleşimlerinde sözlü sorular ve diğer denetim konularının görüşülmeyerek bu birleşimlerde gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmında yer alan işlerin görüşülmesi;

19 ve 26 Şubat 2014 Çarşamba günkü birleşimlerinde sözlü soruların görüşülmemesi;

Haftalık çalışma günlerinin dışında 14, 15 16 ve 17 Şubat 2014 Cuma, Cumartesi, Pazar ve Pazartesi günleri saat 14.00'te toplanarak bu birleşimlerinde gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmında yer alan işlerin görüşülmesi;

11 Şubat 2014 Salı günkü (bugün) birleşiminde 266 sıra sayılı Kanun Tasarısı’na kadar olan işlerin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar;

12 Şubat 2014 Çarşamba günkü birleşiminde 380 sıra sayılı Kanun Tasarısı’na kadar olan işlerin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar;

13 Şubat 2014 Perşembe günkü birleşiminde 63 sıra sayılı Kanun Tasarısı’na kadar olan işlerin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar;

14 Şubat 2014 Cuma günkü birleşiminde 471 sıra sayılı Kanun Tasarısı’na kadar olan işlerin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar;

15 Şubat 2014 Cumartesi günkü birleşiminde 462 sıra sayılı Kanun Tasarısı’na kadar olan işlerin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar;

16 Şubat 2014 Pazar günkü birleşiminde 375 sıra sayılı Kanun Tasarısı’na kadar olan işlerin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar;

17 Şubat 2014 Pazartesi günkü birleşiminde 230 sıra sayılı Kanun Tasarısı’na kadar olan işlerin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar;

Yukarıda belirtilen birleşimlerde gece 24.00'te günlük programın tamamlanamaması hâlinde günlük programın tamamlanmasına kadar;

18  ve 25 Şubat 2014 Salı günkü birleşimlerinde 15.00–23.00 saatleri arasında;

19, 20, 26 ve 27 Şubat 2014 Çarşamba ve Perşembe günkü birleşimlerinde ise 14.00–23.00 saatleri arasında çalışmalarını sürdürmesi;

546 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin, İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülmesi ve bölümlerinin ekteki cetveldeki şekliyle olması önerilmiştir:

 

546 Sıra Sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik

Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/1967)

Bölümler

Bölüm Maddeleri

Bölümdeki Madde Sayısı

1. Bölüm

1 ila 26 ncı maddeler

26

2. Bölüm

27 ila 53 üncü maddeler (Geçici 1 inci madde dâhil)

28

Toplam Madde Sayısı

54

BAŞKAN – Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu önerisi üzerinde, lehinde olmak üzere ilk konuşmacı Mehmet Doğan Kubat, İstanbul Milletvekili.

Buyurun Sayın Kubat. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MEHMET DOĞAN KUBAT (İstanbul) – Sayın Başkanım, çok değerli milletvekili arkadaşlarım; grubumuzun vermiş olduğu öneri hakkında lehinde görüşlerimi ifade etmek üzere söz almış bulunuyorum, bu vesileyle de yüce heyetinizi saygılarımla selamlarım.

Değerli arkadaşlar, önerimizde, 546 sıra sayılı Kocaeli Milletvekili İlyas Şeker ve bir kısım milletvekilinin bazı kanun ve kanun hükmünde kararnamelerde değişiklik yapılmasına ilişkin kanun teklifinin ki basında, kamuoyunda “AFAD yasası” olarak da bilinen bu yasa teklifinin bugün gündeme alınarak görüşmelerine başlamayı önermekteyiz.

Yine, önümüzdeki pazartesi, yani 17 Şubata kadar gündemdeki uluslararası sözleşmelerin görüşmelerinin yapılması, önümüzdeki hafta salı günü Meclisimizin saat üçten on bire kadar, çarşamba ve perşembe günkü birleşimlerinde ise ikiden on bire kadar çalışmasını önermekteyiz.

Bu AFAD yasası, toplam 54 madde olup iki bölüm hâlinde görüşülecektir.

Önerimize desteklerinizi bekler, yüce heyetinizi saygılarımla selamlarım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grup önerisinin aleyhinde ilk konuşmacı, İzmir Milletvekili Sayın Mustafa Balbay.

Buyurun Sayın Balbay. (CHP sıralarından alkışlar)

MUSTAFA ALİ BALBAY (İzmir) – Sayın Başkan, CHP İzmir Milletvekili olarak gündemdeki konu üzerine söz almış bulunuyorum.

Sevgili arkadaşlar, öncelikle Meclisin daha çok çalışma planlaması ve daha çok yasayı Meclisten geçirmesi elbette bir icraattır ancak ben öncelikle – bugün, biraz önce, Sosyal Yardımlaşma Fonu’yla ilgili konuşma da yapıldı- en büyük açlığın özgürlük açlığı olduğunu sizlerle paylaşmak isterim.

Bugün Türkiye Büyük Millet Meclisinin çatısı altında Anayasa Komisyonu 22 maddelik bir yeni paket üzerinde duruyor. Çok yasa çıkarmak, bu Meclisin çok fazla çalışmış olması, çok üretim yaptığı anlamına gelmiyor.

Sayın milletvekilleri, bugün, Türkiye’de, pek çok kişinin -gerek cezaevlerinde olan gerekse olmayan- pek çok yargılamalar nedeniyle kendisini özgür hissetmeyen pek çok kişinin birinci açlığının özgürlük olduğunu ve bu Meclisin buna cevap vermediğini vurgulamak isterim. Bu Meclisten çıkan ve özgürlükler getirebileceği tartışılan her yasanın gerek cezaevlerinde gerekse onların yakınları çevresinde nasıl algılandığını sizlerle şöyle bir örnekle paylaşmak isterim: Türk filmlerinde vardır; ıssız çölün ortasında, bir kişiyi ağaca bağlar zalim bir kişi ve o su istediğinde, gülerek bir metre ötesinden yere su döker. İşte, bu Meclisin “Özgürlük getirebilir.” diye gündeme getirdiği ancak devamında özgürlüklerin gelmediği yasalar böyle bir örneğe benziyor sevgili arkadaşlar. Özellikle, iktidar partisinin son 22 maddelik çalışmasının, temelde özgürlükleri getirmesinin kaçınılmaz bir toplumsal beklenti olduğunu paylaşmak istiyorum.

Biraz önce Adalet ve Kalkınma Partisi adına konuşan arkadaşımızın pek çok fotoğraf gösterdiğini gördüm; laleleri gösterdi, barajları gösterdi. Ama, on iki yıl boyunca -ben araştırdım bulamadım, varsa, arkadaşlar söylerlerse de sevinirim- bin işçinin çalıştığı bir tek fabrika açılmadı Türkiye'de. Şu anda, ekonominin sözüm ona patlama yaptığı, kalkındığı söyleniyor. Ama, Türkiye'de kalkınma hızının cumhuriyet tarihinin genel ortalamasının üzerinde olmadığını…

MEHMET ERDOĞAN (Gaziantep) – Gaziantep’e gel de gör.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen sessizliğinizi koruyun, konuşmacıya saygı duyun, lütfen.

MUSTAFA ALİ BALBAY (Devamla) – …Türkiye’deki genel rakamın üzerinde olmadığını ayrıca paylaşmak isterim.

Örneğin, dövizdeki son artışla birlikte, arkadaşlar, Türkiye'de açlık sınırı olan 2 doların altında yaşayan insan sayısı arttı. Yeniden, fakirliğin konuşulduğu bir ülke hâline geldik. Şimdi, tabii, dövizin artmasıyla birlikte ihracatın arttığı söyleniyor. Şu anda, arkadaşlar, 1 liralık katkıyla ithalata dayalı ihracatın yapıldığı sektörler var. O 1 liralık katkıyla, bazen yarım liralık katkıyla ihracat yapılıyor ve sadece ihracat kısmı toplumla paylaşılıyor ama ithalat kısmı paylaşılmıyor. Sağduyu sahibi ekonomistler,  önceki gün benim de konuştuğum kişiler, maalesef, bir felaket tellallığı yapmak da istemem ama bu gidişin bir krize gebe olduğunu da paylaşıyorlar.

Ayrıca, tarımla ilgili de… Ben, özgürlüğümün son iki ayında -bugün 61’inci günü- 19 şehir dolaştım ve 128 konuşma yaptım, rastgele kahvelerde durdum arkadaşlar. Tarım kesiminin tablosu şu: Bu Hükûmetin ekip biçmeyle fazla bir ilgisi kalmamış arkadaşlar. Tarlalardan, vesaire topraktan… Bir tek lalenin gösterildiğini gördüm. Eğer varsa “Şu binlerce dönümlük alanı biz yeni ekime açtık.” diyebilirler ama sanıyorum, bu Hükûmetin tarımla ilgili tek ilgisi, Tarım Bakanının soyadının “Eker” olması. (CHP sıralarından alkışlar) Bir başkası soyadı “Biçer” olan varsa onu da koyup “Eker-Biçer” olabilir! Ama, arkadaşlar, tarım potansiyelimiz 100 milyon insanı doyurabilecek durumdayken şu anda, incir ve fındık dışında ithal etmediğimiz ürün kalmadı. Öteki ürünlerde de, özellikle Türkiye’yle bütünleşmiş pek çok alanda, buğdaydan mercimeğe, pek çok şeyin ithal edilmekte olduğunu… Ve şu anda, biz tarımı küçümsüyoruz ama arkadaşlar, Amerika’nın özellikle tarım alanında, başta mısır ve buğday olmak üzere dünyanın 1’inci ihracatçısı olduğunu düşünürsek, tarımın gerçekten hiç de küçümsenmemesi gereken bir alan olduğunu ayrıca paylaşmak isterim.

Şimdi, arkadaşlar, tabii, son dönemde, özellikle, ben ilk konuşmamda da Sayın Dışişleri Bakanının kimi icraatını onaylamadığımı değişik şekillerde vurgulamıştım. Tabii “Davutoğlu”nun “D”si düşünce “Avutoğlu” dediğimde alındı; seviye düşüklüğü değildi, sadece bir harf düşüklüğüydü ama sizlerle şunu paylaşmak istiyorum arkadaşlar. Ben baktım, araştırdım, yılda ortalama beş yeni büyükelçilik açılıyor. Örneğin Gabon’a açılıyor, Papua Yeni Gine’ye açılıyor, Honolulu gibi yerlere açılıyor ama arkadaşlar, bu zaman dilimi içinde, düşünün, AKP iktidarı döneminde, şu anda, çevremizdeki dört ülkeyle hiç ilişkimiz kalmadı, büyükelçimiz yok; Mısır’la, Suriye’yle, İsrail’le ve son dönemde iyileşebilecekken -daha önceden kalan bir sorun olarak- Ermenistan’la, büyükelçimiz yok. Yani, biz komşularıyla ilişkisini büyükelçilik düzeyinde kapatmış ama uzak coğrafyalarda büyükelçilik açan bir ülke konumundayız dış politika bağlamında.

Bunun dışında, arkadaşlarım, ayrıca paylaşmak istediğim, özellikle de vurgulamak istediğim durum: Biraz önce özgürlüklerin altını çizdim. Bunun yanında, özellikle yargıyla ilgili uygulamalardan iktidar partisinin de yakınmakta olmasına -deyim yerindeyse- seviniyorum çünkü bir konu sorun olarak masaya konursa çözüm başlamış demektir.

Arkadaşlar, daha dün, Gezi olayları nedeniyle İstanbul’da bir mahkeme iddianameyi reddetti, Ankara’daki bir mahkeme de fidan dikmeyi terör faaliyeti saydı. Bunun başlıca nedeni, şu anda, artık yargının bir hukuk zemininden çıkıp her mahkemenin kendince bir karar verir olmasından kaynaklanmaktadır. Şu anda, arkadaşlar, 2 kere 2 Ankara’da 5 ediyor, İstanbul’da 8 ediyor, İzmir’de 2 ediyor, sonra da bütün medya “2 kere 2 kaç eder?” diye demokratik bir tartışma içine girmiş oluyor!

Arkadaşlar, medya demişken ayrıca vurgulamak istediğim durum şu ki şu anda, bugünkü iktidar şöyle bir hedef peşinde: Çok kanallı tek seslilik. Şimdi, sözüm ona, çok kanal varmış gibi görünüyor ama gerçeğe bakıyorsunuz, bütün kanallar aynı sesi yansıtıyor. Bu çok kanallı tek seslilik arayışı, arkadaşlar -iktidar dâhil- hiçbir iktidara öteki ülkelerde de yaramamıştır, Türkiye’de de yaramayacaktır. Medyayla ilgili tartışmalarda, siz, ne kadar sizden yana olsun diye çaba harcarsanız harcayın, böyle bir iletişim çağında yayın organlarının sadece iktidarın sesi olmasını beklediğiniz an, ne yaparsanız yapın, mutlaka farklı ses çıkacaktır, Türkiye’de de bu yaşanmaktadır. Ancak, son dönemde yasal olan dinlemeler nedeniyle ortaya çıkmış olan ses kayıtlarının iktidar partisinin sayın milletvekilleri tarafından da ayrıca dinlenmesini ben dilerim.

Burada, AKP iktidarı adına konuşma yapan arkadaşların yakın tarihimizle ilgili yaptığı karşılaştırmalara bakınca şu soruyu sizlerle paylaşmadan geçemiyorum arkadaşlar: Lütfen, düşünün, on iki yıl normalleşme süreci olur mu? Mademki Türkiye Cumhuriyeti’nin tarihiyle karşılaştırıyorsunuz, Türkiye Cumhuriyeti’nin tarihinde ilk on iki yılda yapılanları bir gözünüzün önüne getirin ve şu andaki on iki yılı, hâlâ, Türkiye, normalleşme süreci içinde geçiriyor. Ve şu anda ilk on iki yılın ardından bugün, iktidarın kendi içindeki koalisyonun arasındaki çatışma -ben günde 25 gazeteyi okuyorum arkadaşlar- iktidar koalisyonunun içindeki çatışmalara bakıyorum, sanıyorum yakında Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinden barış gücü isteyeceksiniz. Böylesine, kavgada edilmeyecek sözlerin paylaşıldığı bir tablo.

Sayın milletvekilleri, ben “AKP” diyorum, siz “AK PARTİ” diyorsunuz ama…

HÜSEYİN FİLİZ (Çankırı) – Ayıp oluyor, ayıp oluyor!

MUSTAFA ALİ BALBAY (Devamla) - …sadece adının “AK PARTİ” olmasıyla ak olunmuyor gerçekten. Bir Anadolu sözünü sizlerle paylaşmak isterim. Derler ki Anadolu’da işlerin kötüye gittiği dönemlerde: “Her işte kara bahtım; karpuz kestim, ak çıktı.” derler. AK PARTİ’nin adının bunu çağrıştırdığını paylaşmak istiyorum, saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Adalet ve Kalkınma Partisi grup önerisinin lehinde son konuşmacı Kırıkkale Milletvekili Sayın Ramazan Can, buyurun.

Ramazan Can…

Sayın Ramazan Can salonda yok herhâlde.

OKTAY VURAL (İzmir) – Tamam efendim, oylamaya geçelim.

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Bir tane aleyhte var, bizim var.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, ben konuşacağım, ben.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan ben konuşacağım, ben.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, konuşmacı yoksa biz hazırız.

BAŞKAN – Müsaade eder misiniz arkadaşlar, Grup Başkan Vekiliyle konuşuyorum.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Hayır, böyle bir usul yok yani konuşmacı yoksa…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) - Sayın Başkan, Ramazan Can’ın yerine AK PARTİ grubundan ben konuşacağım.

BAŞKAN - Kim? Siz mi konuşacaksınız?

Sayın Mustafa Elitaş, Kayseri Milletvekili; buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Efendim, ondan önce biz istedik ama Sayın Başkanım. Tutanakları getirtelim tutanaklardan bakalım.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, ben konuşacağım.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – AK PARTİ grup önerisini biraz sonra Türkiye Büyük Millet Meclisinde eğer milletvekili arkadaşlarımız oyladıkları takdirde…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Tutanaklara bak, ben ondan önce istedim. Hayır, konuşturamazsın onu.

BAŞKAN – Müsaade eder misiniz? Lütfen, konuşmacı kürsüde.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Hayır efendim, ben konuşacağım. Tutanaklara bak.

BAŞKAN - Sayın Elitaş bir dakika, ekleyeceğim sürenizi.

KAMER GENÇ (Tunceli) – “Ben konuşacağım.” dedim efendim.

BAŞKAN - Ben “Konuşmacı yok.” diye bir şey belirtmedim.

KAMER GENÇ (Tunceli) – “Yok.” dedin efendim.

BAŞKAN - Sadece konuşmacıyı aradım, Grup Başkan Vekili “Ben konuşacağım.” dedi.

Buyurun Sayın Elitaş.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Hayır efendim. Hanımefendi bakın, Sayın Başkan, lütfen…

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Hayır konuşturamazsın, tutanaklara bak.

BAŞKAN – Lütfen yerinize oturur musunuz?

KAMER GENÇ (Tunceli) – Hayır, ne “Lütfen yerine otur.”u? Sen doğru dürüst Meclisi yönetsene! Ya Meclisi doğru dürüst yönetin!

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Biraz sonra oylayacağımız AK PARTİ grup önerisini…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Mustafa otur, bırak; konuşma hakkı sende değil.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – …eğer değerli milletvekilleri oylarıyla kabul ettikleri takdirde…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Konuşma hakkı sende değil, tutanaklara bak.

İBRAHİM KORKMAZ (Düzce) – Ya sen mi buranın amirisin be, otur yerine!

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – …bugün gündemimizin ön sırasına çektiğimiz, Plan ve Bütçe Komisyonunda cuma günü tamamlanan, temel yasa olarak görüşeceğimiz 53 maddelik bir kanun teklifi mevcut. Bu 53 maddelik kanun teklifinin bugün bitimi diye karar aldık ama muhtemelen siyasi parti gruplarıyla yapacağımız bir anlaşma, görüşme çerçevesinde, herhâlde belirli bir maddesine gelene kadar devam edebiliriz diye tahmin ediyorum, yarın da yine aynı şekilde. Pazar, pazartesi gününe kadarki yapacağımız programı da gündemine getirmiş olduk.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Bak, çok kötü Meclisi yönetiyorsunuz. Burada bu kişisel konuşmadır, gruplar adına konuşma olmaz; grup önerisi hakkında 4 kişi konuşur.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Biraz sonra, geçen hafta perşembe günü oylamada karar yeter sayısı bulunamayan kanun teklifinin oylamasını yaptıktan sonra, yine geçen hafta aldığımız karar gereğince, 532 sıra sayılı Birleşmiş Milletlerle ilgili uluslararası sözleşmenin oylamasından sonra herhâlde bu AK PARTİ Grubu önerisi kabul edildikten sonra gündemimizdeki kanun tasarılarını görüşmek üzere devam edeceğiz.

Ben, haftamızın hayırlı olmasını, huzurlu olmasını temenni ediyorum.

Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu önerisi üzerinde, aleyhinde olmak üzere Sırrı Sakık, Muş Milletvekili. (BDP sıralarından alkışlar)

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan… Sayın Başkan, sana laf söylüyorum. Başkan, bakın, bu grup önerisidir. Grup önerisinde alınan konuşmalar, İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre, kişisel konuşmadır. Burada “grup adına” diye bir şey yok. Kişisel, grup önerisinin 2 lehinde, 2 aleyhinde konuşulur; 19’uncu madde böyle.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – 19’uncu maddede “şahsı adına konuşma” yazmaz.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Daha sen taze Başkansın, bu konuları bilmiyorsun.

BAŞKAN – Ben burada ne yaptığımı gayet iyi biliyorum. Lütfen yerinize geçin.

Sırrı Sakık, buyurun.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Bilmiyorsun, bu kişisel konuşmadır.

BAŞKAN – Sayın Sakık, buyurun.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – 19’uncu maddede yazmaz.

BAŞKAN – Sayın Sakık, buyurun lütfen.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Şimdi, bak, tutumunuz hakkında söz istiyorum bu arkadaşımız konuşsun da.

BAŞKAN – Buyurun.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – 19’uncu madde ne kişi yazar ne süreyi yazar, git bak 19’uncu maddeye.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Öğren, öğren, öğren Mustafa, öğren, öğren. Hâlâ sen cehaletinden kurtulamadın be.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – 19’a bak bakayım. 19’da kişisel konuşma yok.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Bak… Daha öğrenemedin be!

BAŞKAN – Sayın Sakık, bir dakikanızı rica edeceğim.

Sayın milletvekilleri, grup önerileri üzerinde buraya gelen konuşmacılar gruplar arasında anlaşma üzerine…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Efendim, gruplar arasında anlaşma olmaz. Olur mu? Burada bağımsız milletvekilleri de var.

BAŞKAN – …konuşma sahibi olmuşlardır, söz sahibi olmuşlardır. Siz kendi grubunuzun kararına uymuyorsanız o sizin sorununuz, o beni ilgilendirmiyor.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Efendim, cehaletini ortaya koyma, cehaletini ortaya koyuyorsun.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Sakık.

SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Başkan, sevgili arkadaşlar; ben de hepinizi saygıyla sevgiyle selamlıyorum.

Evet, AKP Grubunun grup önerisi var; yeniden, her hafta salı günü Parlamentonun daha çok çaba sarf etmesini, daha çok çalışmasını talep etmektedir. Buna biz grup olarak varız; eğer AKP, gerçekten halkın özgürlüğüyle ilgili, gerçekten halkın sorunlarıyla ilgili bir torba yasayı, bir demokratikleşmeyi hayata geçirecekse biz de varız, her seferinde bizleri göreve davet ediyor ama gelen yasalarda halkın refahı, halkın huzuru yok. Eğer, gerçekten, bugün, bu hafta içerisinde, bizim uzun süredir seslendirdiğimiz, mesela hasta tutuklu ve hükümlülerle ilgili bir yasal düzenleme olmuş olsaydı, biz de sizinle birlikte cumartesi de, cuma da, pazar da, isterseniz gecenin şafağına kadar birlikte çalışalım. Ama, sizin, gerçekten, muhalefetin ve ülkemizin temel sorunları olan sorunlarla ilgili bir duyarlılığınız yok, siz gerçekten… Mesela Van’da birkaç yıldır deprem sorunundan dolayı yaşanan o sıkıntıları ortadan kaldıracak yasal düzenlemeleri yapmak üzere Parlamentoyu biz göreve davet ediyoruz ama siz bununla ilgili bir şey getirmiyorsunuz. Van’da yine üç gün önce o çocuğun, Muharrem’in vefatıyla ilgili babasının, ailesinin yaşadığı sıkıntıları gerçekten ortadan kaldıracak yasal bir düzenlemeniz varsa buyurun, hep beraber olalım. Yani, sadece Muharrem bebek değil, Ceylan Önkolların, onlarca bebeklerin bu ülkede nasıl yaşamını yitirdiklerine hepimiz tanıklık ettik. Ve cezaevinde hasta tutsaklarla ilgili -elimizde- yaptığımız araştırmalar sonucu, 108 tane ağır hasta var ve bu hastalardan Aynur Epli, Abdulhalik Orak, Abdullah Altan, Alican Işık yani 108 tane insan, Fatih Hilmioğlu… Ve bu insanların cezaevindeki sıkıntıları var. Bu sıkıntılarla ilgili dönüp Parlamento bir yasal düzenleme yapmıyor.

Ve yine, bakın, bu kadar sıkıntılı bir süreçten geçiyoruz, daha yaz ayında Ali İsmail Korkmaz’ın Eskişehir’de nasıl yaşamını yitirdiğine tanıklık ettik ve Eskişehir’de, orada saldırıya maruz kaldı ve orada öldürüldü.

Daha önce de ona benzer, Uğur Kaymaz da aynı şekilde Kızıltepe’de öldürülmüştü; 12 yaşındaydı, bedeninde 13 kurşun vardı. Ve bunun mahkemesi Mardin’de görülmesi gerekirken mahkemeyi Eskişehir’e aldırdılar bilinmeyen güçler ve sonra Eskişehir’de Uğur’un katilleri aklandı.

Şerzan Kurt, Muğla’da saldırıya uğradı -bir üniversite öğrencisiydi- polis silahını çekti ve öldürdü. Kamera kayıtlarında var. Polis bir yıl içeride kaldı, o mahkemeyi de Eskişehir’e verdiler ve orada katil aklandı.

Şimdi, Eskişehir’de Ali İsmail Korkmaz yaşamını yitiriyor, Eskişehir’den dava alınıp Kayseri’ye gönderiliyor. Yani, gerçekten siz bu ülkenin sorunlarıyla ilgili bir yasal düzenleme yapıyorsunuz da muhalefet bu konuda size katkı mı sunmuyor? Tam tersine, katilleri kollayan ve koruyan bir anlayış içerisindeyiz.

Ve Paris’te… Barış sürecinden bahsediyorsunuz yani çözüm sürecinden bahsediyorsunuz. Çözüm süreci olduğu dönemde Paris’te 3 kadın katlediliyor, 3 Kürt kadını katlediliyor. Bununla ilgili bir araştırma mı yapıyorsunuz? Hayır. Çözüm sürecini önemsiyorsunuz ve önemsediğinizi de söylüyorsunuz ama çözüm süreciyle ilgili herhangi bir adımı da atmıyorsunuz. Bugünkü yaşadığınız bütün sıkıntıları… Diyorsunuz ki: “Çözümle ilgili kararlı olduğumuz için bize kumpaslar kuruluyor, bize tuzaklar kuruluyor; bize Oslo’da tuzak kuruldu, Habur’da tuzak kuruldu, Paris’te tuzak kuruldu.” Peki, bu tuzakları nasıl araştıracaksınız, çözümü nasıl hayata geçireceksiniz yani muhatap olduğunuz kesimlerle ilgili nasıl bir yasal düzenleme yapacaksınız? Bu da yok. Şimdi, dönüp sormazlar mı size, çözümle ilgili bu kadar ciddi bir hassasiyetiniz varsa ve gerçekten bu karanlık güçler… Ve ben inanıyorum ki çözüm sürecidir Türkiye’yi bu kadar tetikleyen süreç ama siz bunları görmüyorsunuz, çözüm süreciyle ilgili bir yasal düzenleme yapmıyorsunuz. Bir yıllık bir süredir –söylüyoruz- kan yok, gözyaşı yok, ölüm yok, tabut yok ama siz bu rehavete kapılıp yasal düzenleme denilen bir şey de yapmıyorsunuz. Siz muhatap olduğunuz kesimlerle neyi konuşacaksınız, neyi çözeceksiniz, hangi sorunu çözeceksiniz? Yani, eğer bir karşılıklı helalleşmeden bahsediyorsak siz, Kürtlerin demokratik haklarını hayata geçirmek gibi bir görevle karşı karşıyasınız. Yoksa sadece biz, siz geldik, karşılıklı bir helalleşme, bir af… Böyle bir sorun çözülmez; sorunlarımız yerli yerinde duruyorsa, Kürt sorunu eğer yerli yerinde duruyorsa, demokratikleşmeyle ilgili küçük bir adım atılmamışsa; dil yasak, kültür yasak, kimlik yasaksa; hâlâ on binlerce insan elinde silah dağlarda bulunuyorsa, hâlâ on binlerce insan Mahmur Kampı’nda, orada mülteci hayatı yaşıyorsa bu iktidarın bununla ilgili ciddi adımlar atması gerekir ama ne yazık ki siz, hâlâ, inşallahla, maşallahla bu işi geçiştirmeye çalışıyorsunuz. Şimdi, artık bizim karnımız bunlara tok. Gerçekten biz ciddi ve biz gerçekten hilesiz ve klişesiz, amasız, lakinsiz bir yol arkadaşıyız; onun için sizi göreve davet ediyoruz. Bu yasal düzenlemelerle siz gerçekten adımlar atabilirsiniz. İlk adım, bu hasta tutuklu ve hükümlülerin bir an önce özgürlüklerine kavuşması gerekir.

Bakın, son günlerde eski JİTEM’cilerin, eli kanlı, kirli, onlarca, on binlerce Kürt’ün kanına elleri bulaşmış bir komutanın Sayın Öcalan’la İmralı’da yaptığı bir görüşmeyi, bir montaj kaseti piyasaya sunuyorlar. Kiminle? Onların yani Ergenekon’un kılıç artıklarıyla piyasaya sürüyorlar ve açıkça da söylüyorlar: “Biz bu müzakere sürecini baltalamak adına yapıyoruz.” Şimdi, bu kasetin bizim hayatımızda, Kürtlerde yani Kürt özgürlük hareketinde, BDP’de ve Kürt halkında bir karşılığı yoktur. Biz Sayın Öcalan’ı çok iyi tanıyoruz. Sayın Öcalan’ın bu topraklarda ne istediğini az çok hepimiz, çok çok iyi biliyoruz çünkü 21 Mart 2013 manifestosu halkların gönüllü birlikteliğini oluşturacak demokratik bir Türkiye’yi o gün de söylüyor, o kasette de onlar var, bugün de diyaloglar var. Ama, barış müzakereleri eğer bir müzakereye dönüştüğü an, biz gerçekten, Türkiye’de eşit yurttaşlık temelinde demokratik bir Türkiye’yi inşa etmek istiyoruz.

Onun için, bu kasetleri piyasaya sunanlar, biz sizleri çok iyi tanıyoruz, sizlerin kimlere hizmet ettiğinizi biliyoruz. Sizin bizim halkımızda, bizim yanımızda hiçbir karşılığınız yoktur. Biz sizin bunları niye yaptığınızı çok çok iyi biliyoruz.

Asıl bunu bilmesi gereken de iktidar partisidir. Eğer bunlar böyle silahlanmış, kuşatılmış bir şekilde barış sürecine karşı böyle bir şantaj içerisindelerse sizin de yapabileceğiniz tek şey, demokratikleşmeyi ve özgürleşmeyi hayata geçirmektir. Onun ötesindeki bir yol, emin olun, sizin de sonunuz olur.

Biz ne yaparız? Direne direne kazanacağız. Biz yoktan var olduk, ta otuz yıldır kavga ediyoruz, birçok iktidarlarla da kavga ede ede geldik buralara ama diliyoruz, umuyoruz ki ilk kez Türkiye gündemine gelen, bugüne kadar devam eden bu görüşmeler, bir yıllık görüşmeler diyalogdan müzakereye geçer, bir an önce yasal düzenlemeler yapılır. Yani, oraya gidip gelenler, orada Sayın Öcalan’la görüşmeleri sürdürenler yasal düzenlemeyle bunu hayata geçirebilir. Bu size çok dostça bir öneridir. Gerçekten samimiyseniz bunun gereğini yapmalısınız yani bu sorunu siyasetüstü bir sorun olarak görmelisiniz ve onun için adım atmalısınız. Biz böyle görüyoruz ve böyle de değerlendiriyoruz, sizi de bu noktada göreve davet ediyoruz. Yapmamız gereken en büyük yasa, gerçekten, halklar arasındaki bu kavgayı bitirip kendi ülkemizde hukukun ve huzurun ülkesini yaratacak barışın projesini hayata geçirmektir, gerisi hiçbirimize yarar getirmez.

Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkürler.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubunun önerisini oylarınıza sunuyorum...

OKTAY VURAL (İzmir) – Karar yeter sayısı…

BAŞKAN - Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, Sayın Başkan, Sayın Başkan… Biz sana “Başkan” diyoruz ya, evvela bizi dinlemek zorundasın.

BAŞKAN - Benim nasıl davranacağımı bana öğretmeyin.

Buyurun.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Başını öne dikmenin ne anlamı var?

BAŞKAN - Buyurun, saygılı saygılı konuşun.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Şimdi, senin biraz önceki uygulaman yanlış. İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilen grup önerisi… Yanındaki o memurlarına sor, bilmiyorsun.

SIRRI SAKIK (Muş) – Onlar memur değil, vekil, vekil.

KAMER GENÇ (Tunceli) – O grup önerisi üzerinde 4 tane kişi -2 lehte, 2 aleyhte- konuşur.

BAŞKAN - Sayın Genç, söylemek istediğiniz şeyi biliyorum, niye tekrar ediyorsunuz? Dinlemek zorunda değilim bildiğim şeyleri tekrar etmenizi.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Bir dakika canım…

Bak, ben orada AKP’de lehte konuşan milletvekili olmayınca “Ben istiyorum sözü.” dedim -tutanaklara bak- yanlış yaptın, tutumun hakkında 63’üncü maddeye göre usul tartışması açılmasını istiyorum.

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, İç Tüzük’ün 19’uncu maddesini ben de biliyorum.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Bir de siz söyleyin.

BAŞKAN - İç Tüzük’ün 19’uncu maddesindeki konuşmaların, konuşma sürelerinin İç Tüzük’ün 63’üncü maddesine göre yapıldığını da biliyorum.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Evet.

BAŞKAN - Grup önerilerinde şahıs adına konuşulduğunu da biliyorum.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Ee, niye “grup” dedin ya? Biraz önce “grup” dedin.

BAŞKAN - Müsaade edin.

Ben, milletvekilini çağırdığım zaman…

KAMER GENÇ (Tunceli) – O “Yok.” dedi, ben arkasından “Ben varım.” dedim.

BAŞKAN - …grup başkan vekili yok…

Müsaade eder misiniz!

KAMER GENÇ (Tunceli) – Ben müsaade etmem, doğru konuş!

BAŞKAN - Daha doğrusu, sizden izin almak zorunda da değilim.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Doğru konuşmuyorsun.

BAŞKAN - Birleşime elli dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati : 18.46

ALTINCI OTURUM

Açılma Saati: 19.45

BAŞKAN: Başkan Vekili Ayşe Nur BAHÇEKAPILI

KÂTİP ÜYELER: Muharrem IŞIK (Erzincan), Muhammet Bilal MACİT (İstanbul)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 59’uncu Birleşiminin Altıncı Oturumunu açıyorum.

İç Tüzük’ün 37’nci maddesine göre verilmiş bir doğrudan gündeme alınma önergesi vardır; okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım:

V.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI (Devam)

D) Önergeler

1.- Ankara Milletvekili Sinan Aydın Aygün’ün, (2/130) esas numaralı Pasaport Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi (4/145)

15/3/2012

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

26/10/2011 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına sunduğum (2/130) esas no.lu Pasaport Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi’nin, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçişleri Komisyonunda süresi içerisinde görüşülmemesi nedeniyle, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’nün 37’nci maddesi gereğince doğrudan Genel Kurul gündemine alınmasını talep ediyorum.

Gereğini arz ederim.

Saygılarımla.

Sinan Aydın Aygün

                                                                                      Ankara

BAŞKAN – Teklif sahibi olarak Ankara Milletvekili Sayın Sinan Aygün konuşacak.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

SİNAN AYDIN AYGÜN (Ankara) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri, bir de bir “sayın”ım var, Sayın Mustafa Elitaş, Grup Başkan Vekilimiz, değerli büyüğüm, değerli ağabeyim; vermiş olduğum kanun teklifi yeşil pasaport uygulamasının iş âleminde geçerli olması konusunda bir kanun teklifi. Yeşil pasaportu kimler alıyor? Bizler alıyoruz, eski bakanlar alıyor; 1’inci, 2’inci, 3’üncü derece memurlarımız alıyor, BDDK üyeleri alıyor, TMSF üyeleri alıyor ve yukarıda saymış olduğum kişilerin eş ve çocukları alıyor. Tabii, bu arada, büyükşehir belediye başkanları da görevleri süresince bunu alıyorlar. Bundan bir müddet evvel, İçişleri Bakanlığına sormuş olduğum soru önergesinde, merak ettik, Türkiye’de şimdiye kadar kaç tane yeşil pasaport alınmış diye. Alınan pasaport sayısı 2 milyon 107 bin 426 adet, şu ana kadar alınan ama mevcut kullanılanın sayısı da 993.267 adet. Yani ortalama 7 bin pasaport daha olursa 1 milyon diyebiliriz. 1 milyon pasaport devlet memurları olarak varsaydığımız 1’inci, 2’nci, 3’üncü derece memurlara veriliyor. Biz de diyoruz ki: Bu kanunu, 2006 yılında -iktidara geldiğiniz zaman ben Ankara Ticaret Odası Başkanıydım, Odalar Birliğinin de Konsey Başkanıydım- o zaman hükûmetinizle bunu masaya yatırmıştık, aşağı yukarı üç dört gün de çalışmıştık, bir noktaya getirmiştik, ama 2006 yılından sonra bu kanun bir daha çıkmadı, o zaman da destek vermiştiniz.

Dediğimiz ne bizim? Dediğimiz şu: İhracatın teşvik edilmesi için 30 milyon Amerikan dolarından fazla ihracat yapan ihracatçıya -bu aşağı yukarı bin pasaport ediyor- yıl içerisinde gelir vergisi konusunda illerde 1’inci, 2’nci, 3’üncülere, yine, kurumlar vergisinde illerde 1’inci, 2’nci, 3’üncülere, yine, illerde ve ilçelerde oda başkanlarına verilmek üzere… Toplam pasaport sayısı, bunların hepsini yaparsak 5 bin civarında hususi pasaport, yeşil pasaport ediyor. Yani iş âlemine, ihracatçıya, çok vergi verene, kurumlar vergisi, gelir vergisi verenlere, oda başkanlarına, bu kanun eğer buradan çıkarsa şayet, 5 bin kişiye daha pasaport vereceksiniz. Ne kadar pasaportumuz vardı? 993 bin tane, 5 bin tane de ilave edince 998 bin tane olacak.

Şimdi, tabii ki -ben böyle öngörüyorum ki- muhalefetten gelen bir teklif olduğu için biraz sonra oylarınızla reddedeceksiniz. Ben de Kayseri’ye çok giden bir milletvekiliyim, orada çok değerli dostlarım var, orada da şunu diyeceğim: “Ben kanun teklifini getirdim -oda başkanlığını da ziyaret ediyorum- sizlere yeşil pasaport verilecekti ama Sayın Mustafa Elitaş o gün Grup Başkan Vekiliydi, alamadık.” Orada birçok vergi rekortmeni arkadaşım var, onlara da aynısını söyleyeceğim, “Bu kanunun çıkmasını Sayın Mustafa Elitaş engelledi.” diyeceğim.

Yine, Konya’ya gittiğim zaman -Hüseyin Üzülmez’i göremiyorum burada- Konya Oda Başkanına diyeceğim ki “Sana yeşil pasaport verdirecektim ama Hüseyin Üzülmez engelledi.” Bu arada Mustafa Ağabey’e de cevap hakkı doğmuş oluyor dolayısıyla.

O yüzden kanunu vermekteki amacımız, piyasadaki pasaportun yüzde yarımını iş âlemine vermeniz, hepsi bu. Bu da sürekli olmayacak, eğer önümüzdeki sene bir daha vergi rekortmeni olursa, bir daha ihracat şampiyonu olursa bir dönem daha uzayacak yani birer yıllık aralarla uzayacak pasaportlar bunlar. Tabii ki bunun, burada, biraz sonra oylarınızla ret olacağını da biliyorum ama benim hem ticaret odası başkanlığı dönemimde hem de Türkiye Odalar ve Borsalar Birliğine Konsey Başkanlığı dönemimde bu kanunla çok uğraştık, sizinle de çok görüştük. O zaman yeni iktidardınız, 2006 yılında, çok da sıcak bakıyordunuz. Sizlerle birçok toplantı yaptık, milletvekilleriyle.

SÜLEYMAN ÇELEBİ (İstanbul) – Zamanlaması manidar.

SİNAN AYDIN AYGÜN (Devamla) – Evet.

Ama şu anda geldiğimiz süreçte bu gerçekleşmedi. Burada ret olacağını da biliyorum ama önümüzdeki günlerde bir torba kanun çıkarsa, bizim talebimiz 5 bin kişiye daha pasaport vermek yani Türkiye’nin ihracatını yapan, Türkiye’nin vergisinin yüzde 95’ini veren kişilerin ellerine bir yeşil pasaport vermek, onları onore etmek, oda başkanını onore etmek. Türkiye’de 367 oda başkanı var, 367 oda başkanı var. O yüzden kanunuma destek verirseniz sevinirim. Vermezseniz, dediğim gibi, Kayseri’ye gittiğim zaman Mustafa Ağabeyimizi şikâyet ederim.

Hepinize saygılar sunuyorum.

Her şey gönlünüzce olsun diyorum.(CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Cevap hakkı verirsiniz herhâlde.

BAŞKAN – Size mi? İsterseniz veririz cevap hakkı.

Diğer konuşmacı Ankara Milletvekili Sayın Levent Gök, buyurun.

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Ankara Milletvekilimiz Sayın Sinan Aygün’ün Pasaport Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi üzerinde söz aldım. Hepinizi sevgiyle saygıyla selamlıyorum.

Aslında, genelde, arkadaşlarımızla görüştüğümüzde, iktidar olsun, muhalefet olsun, hemen hemen herkesin birleştiği bir kanun teklifi. Bu kanun teklifinde biz, özellikle sosyal demokrat bir parti olarak Türkiye’deki işverenlerimizin, oda başkanlarımızın, ihracat yapan ya da yurt dışıyla iş yapan iş adamlarımızın da Pasaport Kanunu’ndaki bir yasal engel nedeniyle alamadıkları yeşil pasaportu, halk arasında tabir edilen yeşil pasaportu almak ve yurt dışına çıkışlarının daha kolaylıkla gerçekleştirilmesini temin amacıyla verilmiş bir önergeyi konuşuyoruz. Çok haklı, çok da masum bir kanun teklifi. Bunun sağa sola çekilecek bir yanı da yok. Sayın Aygün’ün de belirttiği gibi, yaklaşık 5 bin kişiyi ilgilendiren bu kanun teklifinde yeşil pasaport dediğimiz pasaportun verilmesiyle iş adamlarımızın yurt dışına çıkışlarının daha serbest hâle gelmesi, vize engeline takılmaması, küreselleşen dünyamızda ekonomik argümanların içinde iş adamlarımızın daha fazlasıyla yer alması, kendilerine çıkartılan hukuki engellerin önlenmesi amaçlanıyor.

Yani bu konuda bence iktidar partisi milletvekillerinin de bu kanun teklifini desteklemesinin çok doğru olduğunu düşünüyorum. Yani iş adamlarımızın, ihracatçılarımızın, oda başkanlarının yapacakları işte onları kolaylaştırıcı bir kanun teklifini desteklemek herhâlde başta iktidar partisine düşen bir görevdir diye düşünüyorum. Biz muhalefette olmamıza karşın… Türkiye ekonomisine daha fazla katkı sağlanmasını, ihracatın yapılması suretiyle ya da yurt dışında alınacak müteahhitlik hizmetleriyle ya da satılacak mallarla, iş adamlarımızın kuracakları ilişkilerle Türkiye’ye getirecekleri dövizin ya da girdilerin Türkiye ekonomisine katılmasını ve Türkiye’nin de gelir düzeyinin artırılmasını da doğrudan ve dolaylı olarak etkileyen bir kanun teklifidir. Hem ekonomik gerekçesi haklıdır hem hukuki gerekçesi haklıdır hem de siyasi gerekçesi haklıdır ve gerçekten de, bir ana muhalefet partisinin iktidarla olan diyalog ilişkilerine de katkı sağlayacak bir kanun teklifidir. Eğer bu kanun teklifi reddedilirse iktidar partisinin, herhâlde, bir ana muhalefetin getirdiği bu kadar haklı bir kanun teklifini niçin reddettiğini kamuoyuna açıklaması gerekir.

Şimdi elbette bunları söylüyoruz ama ben kanun teklifinin oylarınızla reddedileceğini biliyorum. Neden biliyorum? Biz muhalefet olarak işverenlerimizin önünü açmak isterken siz de işverenlerimizin iktidarınıza bağımlı olmasını istiyorsunuz. İstiyorsunuz ki Türkiye’deki işverenler, iş adamları sadece iktidarınızın kontrolündeki kamu ihalelerine girebilsinler, onlardan nemalansınlar, size mahkûm olsunlar; işte, Sabah, ATV fezlekesinde olduğu gibi, bir televizyonun kurtuluşu için aralarında para toplamaya mecbur edilsinler. İktidarın çökerttiği kurumlar para toplamaya mahkûm edilerek, sizden iş almaya mahkûm edecek bir düzeni amaçladığınız için iş adamlarımızın  yurt dışına rahatça giriş çıkışlarını yapacağı bu kanun teklifini reddedeceksiniz.

Medyaya getirdiğiniz sınırlamalar ortada, yargıya getirdiğiniz düzenlemeler ortada. Herkesi kendinize  bağlamak istiyorsunuz, doğal olarak işverenleri de kendinize bağlamak istiyorsunuz. Yahu, bırakın  bir nefes alsınlar. Yani, iş adamlarının görevi ATV’yi, Sabah gazetesini kurtarmak değil ki. Ama kamu ihalelerini sizden alacaklar, siz de onlara talimat vereceksiniz “Şu kadar parayı toplayın.” İş adamlarımızın önünü açalım değerli AKP’li milletvekilleri; iş adamlarımız, Türkiye’ye katkı sağlasınlar, yeni kazançlar getirsinler, yeni katma değerler getirsinler, size mahkûm olmaktan da kurtulsunlar. Türkiye’ye gelecek her para, her girdi Türkiye'nin millî gelirinin yükseltilmesine çok da katkı sağlar diye düşünüyoruz.

Bu kadar haklı gerekçeli olan bir kanun teklifini desteklemezseniz biz de sizleri herkese şikâyet ederiz.

Hepinize saygılar sevgiler sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN –  Teşekkür ederim.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, Sayın Aygün ismimden  bahsederek…

LEVENT GÖK (Ankara) – Ama iyi bahsetti.

BAŞKAN – İyi bahsetti Sayın Elitaş.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Ben de kanunla ilgili bir görüş belirtmek istiyorum.

BAŞKAN – Ben anlamıyorum yalnız, çok konuşuluyor.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, sataşma anlamında değil, ben…

SİNAN AYDIN AYGÜN (Ankara) – Sataştım Başkanım, sataştım.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Aygün sataşmış bana Sayın Başkanım.

SİNAN AYDIN AYGÜN (Ankara) – Sataştım efendim.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen, Grup Başkan Vekili konuşuyor, ben de dinlemek zorundayım ki işlem yapacağım.

Buyurun Sayın Elitaş.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, izin verirseniz “sataşma” demek nezaketsizlik olur, Sayın Aygün konuyu gerçekten nezaket çerçevesinde anlattı yasayla ilgili. Ben de bu konuyla ilgili iki dakika görüşlerimi beyan etmek istiyorum. 

BAŞKAN – Açıklama yapacaksanız yerinizden söz vereyim.

Buyurunuz Sayın Elitaş.

VII.- AÇIKLAMALAR (Devam)

2.- Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, Ankara Milletvekili Sinan Aydın Aygün’ün Pasaport Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önerge üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin bir açıklaması

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Sayın Aygün’ün getirdiği kanun teklifi genel manasıyla baktığımızda gerçekten doğru bir teklif. Ben, 1994 yılında Akdeniz Demir ve Demir Dışı Metaller İhracatçıları Birliği Başkan Vekili olarak göreve başladığım, 2004 yılına kadar devam ettiğim süre içerisinde, Türkiye’de ihracat yapıp Türk ürünlerini dünyanın her tarafına pazarlayan ve ihracatın 30 milyar dolardan 150 milyar doları aşan bir seviyeye getiren iş adamlarının gümrükten çıkarken, yurt dışına çıkarken belirli bir taltif görmeleri gerektiğine inanan birisiyim. Çünkü, bu ülkeye istihdam yaratarak, ihracat yaparak, üretim yaparak katkı sağlayan iş adamlarının devlet memurlarının üst düzeyinde olanlar gibi en azından bir itibar görmeleri kanaatindeyim. Yalnız, bu kanun teklifi üzerinde baktığımızda -ben de Sayın Aygün’le şimdi paylaştım- bunun genel Pasaport Kanunu içerisinde düzenlenmesi gerektiğini ifade ediyorum. Şu anda biz İç Tüzük’ün 37’inci maddesine göre önergeyi kabul ettiğimiz takdirde görüşme anlamına gelmiyor. Önergeyi kabul ettiğimiz takdirde kırmızı gündemin sonunda bir yerde durmasıyla ilgili bir sonuç ortaya çıkıyor. Biz bu konuyla ilgili…

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Bundan daha kolay gelir.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) - Daha kolay gelmez, İç Tüzük 37’yle ilgili tekrar bir istekte bulunursunuz, o gelir.

Şimdi, İçişleri Bakanlığının, Dışişleri Bakanlığının bu konuyla ilgili çalışmaları var. Mesela, burada bir örnek vereyim: Büyükşehir belediye başkanlarının görevleri sürecince yeşil pasaport almalarını düzenliyor, “Görevleri bittiği anda yeşil pasaportları gitsin.” deniyor. Türkiye’de 30 vilayette büyükşehir belediye başkanlığını beş yıl veya uzun süreler yapmış kişilerin aldıkları yeşil pasaportun benim kanaatimce ömür boyu devam etmesi gerekir. Nitekim, bizim yaptığımız daha önce Türkiye Büyük Millet Meclisi üyelerinin özlük haklarını düzenleyen bir kanun teklifinde milletvekillerinin, milletvekilliği görev süresi bitmiş olanların da kırmızı pasaportlarının alınmamasıyla ilgili bir durum vardı, onunla ilgili bütün siyasi partilerin yaptığı bir imzalı teklif vardı ama maalesef sadece AK PARTİ milletvekillerinin imzasıyla şu anda Türkiye Büyük Millet Meclisinin komisyonunda bulunmakta. Açıkça ifade ediyorum, Sayın Aygün’ün verdiği…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Toparlarsanız Sayın Elitaş.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) - …teklif esas itibarıyla düzgün bir teklif, olumlu bir teklif ama bu teklifin komisyonlarda görüşülmeden Türkiye Büyük Millet Meclisi nezdinde tartışılmasının sonuçlarının olumsuz olabileceği kanaatiyle, AK PARTİ Grubu olarak, mantık olarak doğru olduğunu ama düzenleme açısından olumsuz olabileceğini düşünerek olumsuz kanaat belirttiğimi ifade ediyorum.

Saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

V.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI (Devam)

D) Önergeler (Devam)

1.- Ankara Milletvekili Sinan Aydın Aygün’ün, (2/130) esas numaralı Pasaport Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi (4/145) (Devam)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Gündemin “Oylaması Yapılacak İşler” kısmında yer alan Askerlik Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın açık oylamasına başlıyoruz.

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Askerlik Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Milli Savunma Komisyonu Raporu (1/877) (S. Sayısı: 534)(x)

BAŞKAN - Daha önce açık oylamanın elektronik oylama cihazıyla yapılması kabul edilmişti.

Oylama için şimdi iki dakika süre veriyorum. 

Oylama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Pusulaları okuyorum:

Sayın Çağatay Kılıç? Veysel Eroğlu verdi adına.

Sayın Ahmet Davutoğlu? Sayın İsmet Yılmaz verdi.

Oğuz Kağan Köksal? Burada.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Davutoğlu nerede yahu?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Ona vekâleten ben kullandım.

BAŞKAN – Beşir Atalay? Burada.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Yahu vekâleten olur mu oy kullanma?

BAŞKAN – Sayın Gürsoy Erol? Burada.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, yoklamada vekâlet olmaz.

YAHYA AKMAN (Şanlıurfa) – Yoklama değil oylama bu!

BAŞKAN – Sayın Ülker Can…

Sayın Ali Babacan’a vekâleten Sayın Beşir Atalay…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Oylamada vekâlet olmaz!

BAŞKAN – Açık oylamada vekâleten oy kullanma olur.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Vekâleten oy kullanma olmaz. 184 olması lazım.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, siz devam edin.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Yoklamada vekâlet olmaz.

BAŞKAN – Biz açık oylama yapıyoruz Sayın Milletvekili, açık oylama yapıyoruz. Lütfen, biz açık oylama yapıyoruz.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, doğrudur.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Hayır efendim, yoklamada vekâleten olmaz.

BAŞKAN – Hayır, biz açık oylama yapıyoruz, lütfen…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Açık oylama ama 184 olması lazım.

BAŞKAN – Açık oylama sonucunu açıklıyorum:

“Kullanılan oy sayısı                       : 185

Kabul                                             : 181

Ret                                                : 3

Çekimser                                        : 1 (x)

    Kâtip Üye                                Kâtip Üye

Muharrem Işık                    Muhammet Bilal Macit

    Erzincan                                 İstanbul”

Böylelikle, tasarı kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır.

Sayın Bakan bir teşekkür konuşması yapacak, böyle bir talepte bulundu.

Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; değişen şartlar, askerlik süresinin kısalması ve Türk Silahlı Kuvvetlerimizin yeniden yapılanmasına uyum amacıyla 15 kanun ve 1 kanun hükmünde kararnamede değişiklik yapılmıştır. Değişikliğe konu alanlardan birisi, hava değişiminde geçirilen sürelerin askerlik hizmetinden sayılacak kısmın yeniden düzenlenmesidir.

Bir diğer değişiklik konusu, yedek subay aday adaylarının test ve mülakat merkezlerine sevki uygulamasına son verildiğinden bakaya durumu yeniden tanımlanmış ve bu durumda olanların geldikleri takdirde birliklerine sevk edileceklerine dair düzenleme yapılmıştır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Kanunu’nun kimlik kartları, özlük dosyaları ve sosyal hizmetlere ilişkin hükümleri günümüz ihtiyaçları da dikkate alınarak yeniden düzenlenmiştir. Orduevleri, askerî gazinolar, kışla gazinoları, özel, yerel ve kış eğitim merkezleri ile askerî kantinlerde mehmetçiğin çalıştırılması uygulamasından vazgeçilmektedir. Ayrıca, bu yerlerde çalışan personelin de uzman olması gerekmektedir. Bu çerçevede, bahse konu tesislerin tamamında veya belirli bölümünde verilen hizmetlerin üçüncü şahıslara kiralanması, işlettirilmesi veya hizmet alımı yöntemiyle karşılanması için düzenleme yapılmıştır. Ayrıca, söz konusu tesislerin vergi mükellefiyetliği konusundaki tereddütler de giderilmiştir.

Türk Silahlı Kuvvetlerinin general, amiral kadroları ile son dönemde teşkilat yapısında meydana gelen değişikliklere uygun olarak Yüksek Askerî Şûra çalışmalarına yönelik hükümler güncellenmiştir. Zaman zaman emeklilik, sağlık, istifa veya zorunlu nedenlerle yıllık kontenjan dâhilinde terfi ettirilecek sayıda üst rütbeli personel bulunmaması hâlinde komuta kademesinde bir zafiyet oluşmasını önlemek için Yüksek Askerî Şûranın terfi ve emeklilik değerlendirmelerinin geniş bir çerçevede ele alınmasına imkân sağlanmıştır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; kabul edilen yasayla gerek görevde gerekse emekli olan personelin özlük haklarında iyileştirmeler yapılmıştır. Görevleri sebebiyle haklarında kamu davası açılmış ancak, beraat eden Türk Silahlı Kuvvetleri personelinin avukatlık asgari ücret tarifesine göre avukatına ödediği ücret ile dava masrafları yasanın yürürlüğe girmesiyle birlikte, devlet memurlarında olduğu gibi, kurumların bütçesine konulacak ödenekten karşılanacaktır.

Bu arada, yasanın Meclisimizde görüşülmesi sırasında, sanıkları arasında Türk Silahlı Kuvvetleri mensuplarının bulunduğu davalar için birtakım değerlendirmeler yapılmıştır. Bu davalarla Türk Silahlı Kuvvetlerinin yargılandığı ifade edilmiştir. Bu doğru değildir. Sanıklar arasında öğretim üyeleri de var, milletvekilleri de var, gazeteciler de var. Hiç kimse çıkıp öğretim üyelerinden dolayı “Üniversiteler yargılanıyor.”, milletvekillerinden dolayı “Türkiye Büyük Millet Meclisi yargılanıyor.” ya da gazetecilerden dolayı “Gazeteler yargılanıyor.” demedi. Suç ve suç ihdası şahsidir; yargılanan, hukuku ihlal ettiği iddiasıyla mahkeme karşısına çıkarılan kişilerdir, onların ait olduğu kurumlar değildir.

Bir vekilimiz “Askerî casusluk davasında yok yok” tabirini kullandı; bu, bir diğer ifadeyle “Ne ararsan var.” demektir.

Hukuku ihlal eden hareketlerle sair eylemlerin birbirinden ayırt edilmesi hukuk devletinin gereğidir, hâkime düşen görev de suçlu ile suçsuzu ayırt etmektir; yargı bunun için vardır.

Ceza yargılaması süreci ile disiplin mevzuatı doğrultusunda işlem yapılması süreci iki ayrı süreçtir. Ceza konusu olmayan fiiller pekâlâ disiplin ihlali olarak değerlendirilebilir ve buna göre de işlem yapılır, yapılan bu işlemler de yargı denetimine tabidir.

Biz hiçbir personelimizin mağdur olmasını istemeyiz, bunun için de hukuk düzeni içinde gereğini yerine getiririz; ancak, bunun reklamının yapılmasına da gerek duymayız. Şeyh Edibali’nin dediği gibi “Dünya senin gözlerinin gördüğü gibi değildir. Sevgi, davanın esasıdır, sevmekse sessizliktedir. Bağırarak da sevilmez, görünerek de sevilmez.” (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Türkiye Cumhuriyeti hiçbir hukuk dışı yapıya destek vermez, gücünü hukuka bağlılıktan alır. Bu nedenle de bugünkü Türkiye Cumhuriyeti son iki yüz yıllık devlet sürecinin en güçlü ve en itibarlı devletidir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yapılan bir başka düzenlemeyle, makam tazminatı almayan takriben 30 bine yakın subay, astsubay, uzman jandarma ve uzman erbaş emeklilerine de millî istihbarat hizmetleri ve emniyet hizmetleri sınıfına mensup emekli personel ile çarşı ve mahalle bekçileri gibi, her ay 100 Türk Lirası verilmesi sağlanmıştır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Devamla) – Muvazzaf uzman erbaşların…

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bakan.

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkan. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun.

VII.- AÇIKLAMALAR (Devam)

3.- İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, Millî Savunma Bakanı İsmet Yılmaz’ın 534 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın kabul edilmesinden sonra yaptığı konuşması sırasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkanım, çok teşekkür ederim.

Tabii, sayın bakanların bir kanun çıktıktan sonra nezaketen Genel Kurula, hem komisyona hem diğerlerine teşekkür etmesi usuldendir ama bunu...

Tasarıyla ilgili bilgi verirken biz de şunu ifade etmeliyiz ki, bu tasarıda, burada sözleşmeli subaylar yoktur, astsubayların derdi çözülmemiştir, uzman erbaşların derdi çözülmemiştir. Dolayısıyla bütün bunlar ortalıkta kalmış ve Türk Silahlı Kuvvetlerine mensup kimi kesimlerin sorunlarının çözülmediği de bir gerçektir. Dolayısıyla Sayın Bakanın bu ifadesi karşısında biz de bu kanunla ilgili bu görüşlerimizi ifade etmek zorunda kaldık.

Teşekkür ederim Sayın Başkan.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Yerimden bir açıklama yapmak istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun.

4.- Millî Savunma Bakanı İsmet Yılmaz’ın, İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; burada yapılan düzenlemeyle muvazzaf uzman erbaşların eğitim durumlarına göre 2.200 rakamını geçmemek üzere astsubaylar için belirlenmiş olan ek göstergenin üçte 2’sinin uygulanması kabul edilmiştir. Bu, özlük haklarında iyileştirmedir.

Yine, burada uzman erbaşlarla ilgili bir açıklama yapmak isterim. Bilindiği üzere 3269 sayılı Uzman Erbaş Kanunu 1985’te çıktı. Bu Kanun’un 3’üncü maddesinde “uzman erbaş” tanımı verilmekte. Buna göre, uzman erbaşın, bu Kanun hükümlerine göre istihdam edilen uzman çavuş ve uzman onbaşıları ifade edeceği; uzman onbaşı için en az ilköğretim okulu mezunu, uzman çavuş için ise en az lise mezunu çavuşlar ile en az ilköğretim okulu mezunu olup askerlik hizmetini çavuş olarak yapmış olma şartı aranmaktadır. Bu Kanun ilk çıktığında hizmet süreleri olarak en çok 30 yaşına girdiği yıl olarak belirtilmiştir. Bu Kanun çıktığında bunlar “30 yaşına kadar çalışır, daha sonra sözleşmeleri feshedilir.” denilmiştir. 14 Şubat 2004 tarihinde 5085 sayılı Yasa’yla bunların çalışma süresi 45 yaşına girdikleri yıla kadar uzatılabilir hâle gelmiştir.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Niye konuşuyor?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – 2010 yılında yine bizim dönemimizde çıkartılan bir yasayla da ola ki bunlar emekliliğini kazanamazsa o zaman Millî Savunma Bakanlığına bağlı ANT Başkanlığı ve Türk Silahlı Kuvvetleri kadrolarında emekli aylığına hak kazandıkları tarihe kadar devlet memuru olarak istihdam edilecekleri hükmü getirilmiştir. 1986’dan AK PARTİ iktidarına kadar görevde bulunan hiçbir hükûmetin aklına uzman erbaşların gerek yaşını gerek emeklilik keyfiyetini gerekse de göstergelerini düzenlemek aklına gelmedi. Bu konuları biz düzenledik, kendi döneminde yapamadıklarını bu dönemde bizden talep etmelerinden de memnunuz. Demek ki bu talepler ancak bu dönemde karşılanabilir ve dile getirilebilir.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bakan.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan…

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, söz talebim var. Söz talebim var efendim.

BAŞKAN – Özür dilerim görmedim.

Buyurun Sayın Vural.

5.- İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, Millî Savunma Bakanı İsmet Yılmaz’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

OKTAY VURAL (İzmir) – Teşekkür ederim.

Sayın Bakanın bu ifadeleri gerçekten hayret verici. Astsubaylar Genelkurmay Başkanıyla toplantı yaptı. Genelkurmay Başkanlığı diyor ki: “Maliye Bakanlığı, Bakanlık vermiyor.” Astsubayların hangi derdini çözüyorsunuz? Yani uzman erbaşların, sözleşmeli subayların dertleri devam… Şimdi, izleyen değerli kardeşlerim bir telefon açsınlar size. Yani sanki astsubayların, uzman erbaşların, sözleşmeli subayların bütün dertlerini bitirmişler, hepsi abat olmuş, sıkıntıları kalmamış. Genelkurmay Başkanlığındaki toplantıyı biliyor musunuz? Bu toplantıda neden onların istediklerini, Genelkurmay Başkanlığının istediklerini Maliye Bakanlığı vermiyor diye Genelkurmay Başkanı şikâyet ediyor Hükûmeti? Dolayısıyla tablo budur.

Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Ben teşekkür ederim.

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Sayın Başkanım, hem astsubaylarımıza neler verdiğimizi hem de uzmanlara neler verdiğimizi sayabilirim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bakan.

Buyurun.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, şimdi, biraz önce AKP Grubu önerisi üzerinde… Bakın, tutanaktan okuyorum. Sayın Ramazan…

BAŞKAN – Talebiniz nedir?

KAMER GENÇ (Tunceli) – Bir dakika efendim. Teklif şu: Çok keyfî Meclisi yönetiyorsunuz, açıklayacağım.

Şimdi, bak, siz soruyorsunuz “Sayın Ramazan Can salonda yok.” diyorsunuz.

BAŞKAN – Yok, demiyorum, iyice okuyun. Tutanaklar bende de var.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Efendim, burada tutanakta var. Hanımefendi, bak “Sayın Ramazan Can salonda yok, herhâlde.”

BAŞKAN – “Herhâlde…” Evet.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Evet, “herhâlde” de o anlama geliyor. Oktay Vural diyor ki: “O zaman oylamaya geçelim.” BDP’li arkadaşımız diyor ki: “Hayır, bizim aleyhte söz hakkımız var.” Ben o zaman yerimden diyorum ki: “Ben söz istiyorum.”

BAŞKAN – Sizden önce kim istiyor, onu da okuyun.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Kimse istemiyor. Hayır, tutanağa bakın işte.

BAŞKAN – Ferit Mevlüt Aslanoğlu istiyor sizden önce.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Efendim? Kim?

BAŞKAN – Ferit Mevlüt Aslanoğlu, iyice bakın.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Hayır efendim. “Biz konuşacağız.” diyor. Bakın, aynen tutanaktan okuyorum. Pervin Buldan  “Bir tane aleyhte söz var.” diyor. Kamer Genç “Sayın Başkan…” diyor, ondan sonra Ferit…

BAŞKAN – Hayır, eksik okuyorsunuz. Bakın, şimdi, gereksiz bir tartışma yapıyoruz.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Hayır efendim, bir dakika… Bir dinle de…

BAŞKAN – Sayın Pervin Buldan’dan sonra Sayın Mustafa Elitaş “Sayın Başkan…” diyor.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Evet, ondan sonra ben “Sayın Başkan…” diyorum. Ondan sonra da Mevlüt Aslanoğlu…

BAŞKAN – Ondan önce Elitaş “Sayın Başkan…” diyor.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Bakın Hanımefendi, önce ben söz istiyorum.

BAŞKAN – Sonra siz diyorsunuz, sonra Mevlüt Aslanoğlu söylüyor.

KAMER GENÇ (Tunceli) –  Hayır, hayır, ben söz istiyorum. Yani bu kadar, bu Meclisi keyfî…

BAŞKAN – Ben diyorum ki: “Arkadaşlar, Grup Başkan Vekiliyle konuşuyorum.” Sayın Grup Başkan Vekili de “Ben konuşacağım.” diyor, bu bir.

İkincisi…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Onu benden sonra diyor. Hanımefendi, bakın, burada açık söz var yahu! Ben diyorum ki…  Bak, Mustafa Elitaş “Sayın Başkan…” diyor, ondan sonra Kamer Genç “Sayın Başkan…” diyor.

BAŞKAN – Sayın Genç, lütfen oturur musunuz yerinize.

Bütün Genel Kurulun bilgisine sunuyorum…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Oku bakalım oradan.

BAŞKAN – Ben: “Adalet ve Kalkınma Partisi Grup önerisinin lehinde son konuşmacı Kırıkkale Milletvekili Sayın Ramazan Can, buyurun.

Ramazan Can…

Sayın Ramazan Can salonda yok herhâlde.

Sayın Oktay Vural: Tamam efendim, oylamaya geçelim.

Sayın Pervin Buldan: Bir tane aleyhte var, bizim var.

Sayın Mustafa Elitaş: Sayın Başkan…

Sayın Kamer Genç: “Sayın Başkan…”

Sayın Mevlüt Aslanoğlu: Sayın Başkan, konuşmacı yoksa biz hazırız.

Başkan: Müsaade eder misiniz arkadaşlar, Grup Başkan Vekiliyle konuşuyorum.”

KAMER GENÇ (Tunceli) – Söyle…

BAŞKAN – Sayın Genç, bana “siz” diye hitap edin, ben size “siz” diye hitap ediyorum.

Sayın Genç: “Ben konuşacağım ben.”

KAMER GENÇ (Tunceli) – “Ben konuşacağım.” dedim.

BAŞKAN – Sayın Mustafa Elitaş: “Sayın Başkan, Ramazan Can'ın yerine ben konuşacağım.”

KAMER GENÇ (Tunceli) – Ben önce demişim Hanımefendi. Hayır, ben önce demişim.

BAŞKAN – Hiçbir usul aykırılığı yok. Kaldı ki bu tartışma bir buçuk saat önce yapıldı.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Ee…

BAŞKAN – Bu konuyla ilgili olan işlem tartışıldı, karara bağlandı.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Hayır, bir dakika… Sayın Başkan, önce o tutumunuzu da şey ediyorum. Bir dakika efendim.

BAŞKAN – Dolayısıyla da, lütfen Sayın Genç, Genel Kurulun düzenini bozmayın. Biz çalışmamızda ilerleyeceğiz.

Buyurun Sayın Vural.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Hanımefendi, bir dakika… Sayın Başkan, bir beni dinler misin.

Bakın, siz, bu konuyu karara bağlamadan kaçıp gittiniz. Böyle bir şey olur mu arkadaşlar?

BAŞKAN – Olur… Olur… Ara verdim.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Olmaz efendim. Ara veremezsin.

BAŞKAN – Benim tasarrufumda olan bir şey. Sizinle tartışmak istemiyorum Sayın Genç.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Yani burada tartışılan bir konuda karar almadan çekip gidiyorsunuz.

BAŞKAN – Sayın grup başkan vekili, lütfen…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Dolayısıyla tutumunuz hakkında söz istiyorum 63’üncü maddeye göre.

BAŞKAN – Usul tartışması açamam çünkü işlem tamamlandı, geçti gitti.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Hayır efendim.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Vural.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkanım, bu grup önerileriyle ilgili, gruplar kendi aralarında milletvekillerinin söz taleplerini değerlendiriyor; Adalet ve Kalkınma Partisine düşmüş söz, o olmayınca grup başkan vekili söz alıyor. Dolayısıyla bu konuda tartışılacak bir durum yok.

BAŞKAN – Evet, teşekkür ederim. Ben açıklamamda onu da yapacaktım ama siz yerine getirdiniz, çok teşekkür ederim Sayın Vural.

OKTAY VURAL (İzmir) – Bu konuda böyle bir düzenin oluşturulmasını milletvekillerinin hakları açısından doğru buluyoruz efendim. Grupların hakları açısından doğru buluyoruz.

BAŞKAN – Sayın Genç, lütfen yerinize oturun.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Hayır, bakın, burada…

OKTAY VURAL (İzmir) – Kaldı ki Sayın Genç’in de o süre içerisinde bir şeyi de yok. Bu durumda, Adalet ve Kalkınma Partisinin ve diğer grupların hakları da var.

BAŞKAN – Evet.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Ee, var da…

OKTAY VURAL (İzmir) – Dolayısıyla diğer grupların da Cumhuriyet Halk Partisiyle Milliyetçi Hareket Partisi ve BDP’nin de hakları var.

BAŞKAN – Şimdi tutanağı size okudum Sayın Genel Kurul.

Sayın Vural, size çok teşekkür ederim. Tamamlanmış bir işlemin usul tartışmasını konuşuyoruz.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Hanımefendi, hayır, tamamlamadınız. Meclisi kapatıp gittiniz, ara verdiniz. Böyle kaçmakla Meclis yönetilmez. Doğru dürüst Meclisi yönetirseniz, tarafsız yönetirseniz olur.

BAŞKAN - Bu konuda usul tartışması açmamın yeri yok.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Bu kişisel bir sözdür. Kişisel sözde grupların…

BAŞKAN - Lütfen genel düzeni bozmayınız. Lütfen Genel Kurulun düzenini bozmayınız. İç Tüzük’ün gerekli hükümlerini yerine getirmek zorunda beni bırakmayınız. Lütfen… (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

KAMER GENÇ (Tunceli) – Haydi yap bakalım! Ne yapacaksan yap, haydi bakalım!

BAŞKAN – Siz beni tehdit mi ediyorsunuz? Tehdit mi ediyorsunuz beni?

KAMER GENÇ (Tunceli) – Keyfî Meclisi yönetiyorsun. Meclisi keyfî yönetiyorsun.

BAŞKAN - Tehdit mi ediyorsunuz beni, cevap verin. Tehdit mi ediyorsunuz?

KAMER GENÇ (Tunceli) – Mecliste karar almadan gidiyorsun, ondan sonra… Burası senin çiftliğin mi? Çiftliğin mi?

BAŞKAN - Tamam, işlem yapıyorum.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Yap! Haydi yap! Ne işlem yapıyorsan yap!

BAŞKAN - Sayın idare amirleri, lütfen konuşmacıyı sükûnete davet eder misiniz.

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Siz de tehdit ediyorsunuz ama Sayın Başkan.

İZZET ÇETİN (Ankara) – Sayın Başkan, baskıyla Meclisi yönetemezsiniz!

BAŞKAN – Lütfen… 161’inci maddeyi uygulatmak zorunda beni bırakmayın.

İZZET ÇETİN (Ankara) – Baskıyla Meclis yönetilemez!

BAŞKAN – Şimdi siz başlayın.

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Uygulayın Sayın Başkan.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, siz gündeme geçin.

BAŞKAN - Evet, sayın milletvekilleri, alınan karar gereğince, sözlü soru önergeleri ile diğer denetim konularını görüşmüyor ve gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmına geçiyoruz.

1’inci sırada yer alan, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

2.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/242, 2/80) (S. Sayısı: 156) (Devam)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

2’nci sırada yer alan,  Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu raporlarının görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

3.- Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu Raporları (1/484) (S. Sayısı: 287)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

3’üncü sırada yer alan, Bartın Milletvekili Yılmaz Tunç ve 77 Milletvekilinin; Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve Adalet Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

4.- Bartın Milletvekili Yılmaz Tunç ve 77 Milletvekilinin; Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve Adalet Komisyonu Raporu (2/1929) (S. Sayısı: 523)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

4’üncü sıraya alınan, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı Arasında Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı Avrupa ve Bağımsız Devletler Topluluğu Bölgesel Hizmet Merkezinin İstanbul’da Kurulmasına İlişkin Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.

5.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı Arasında Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı Avrupa ve Bağımsız Devletler Topluluğu Bölgesel Hizmet Merkezinin İstanbulda Kurulmasına İlişkin Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/870) (Dağıtma tarihi: 21.01.2014) (S. Sayısı: 532)(x)

BAŞKAN - Komisyon? Yerinde.

Hükûmet? Yerinde.

Komisyon raporu 532 sıra sayıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Tasarının tümü üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Iğdır Milletvekili Sayın Sinan Oğan konuşacaktır.

Buyurun Sayın Oğan. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA SİNAN OĞAN (Iğdır) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı’nın özellikle Avrupa ve Bağımsız Devletler Topluluğu Bölgesel Hizmet Merkezinin irtibat bürosunun İstanbul’da kurulması elbette önemlidir. Buna siyaseten de buna teknik olarak da itiraz etmek, bu kanuna karşı çıkmak veya bunun onaylanmasına karşı çıkmak elbette mümkün değildir ve bizim de Birleşmiş Milletlerin ilgili ofisinin İstanbul’da kurulmasından memnuniyet duyacağımızı ifade etmek istiyorum. Bu sebeple de Türkiye’nin…

Sayın Başkan, pazar yerine dönmüş Meclis. Meclise mi konuşuyoruz, pazar yerine mi konuşuyoruz belli değil.

GÜLAY DALYAN (İstanbul) - Nasıl hissediyorsan…

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, sayın konuşmacının dediklerini duydunuz, lütfen…

Buyurun.

SİNAN OĞAN (Devamla) – Değerli milletvekilleri, elbette ki Birleşmiş Milletler irtibat ofisinin İstanbul’da kurulması önemli ancak bununla beraber Türkiye’nin dış politikasına da bakmak lazım. Bunu Türkiye’nin dış politikası açısından önemli bir adım olarak görebiliriz ama bununla beraber, son günlerde özellikle Türk dış politikasında ilginç gelişmeler oluyor, onunla ilgili bazı hususların da altını çizmemiz lazım.

Hükûmetin, sizin de ifadelerinizde, Sayın Başbakanın da ifadelerinde şu gerçek var: “Adalet ve Kalkınma Partisi Hükûmeti son on bir yılın en sıkıntılı günlerinden geçiyor.” Bunu siz söylüyorsunuz, bunu biz görüyoruz, vatandaş görüyor, eloğlu bunu görmüyor mu? Elbette ki eloğlu da bunu görüyor ve Türkiye'yi yakından takip eden özellikle küresel çevreler, Türkiye'nin bu zayıf anında, Türkiye'yi yakından ilgilendiren çok stratejik önemli konuları birer birer Türkiye'nin önüne getirmiş durumda.

Bir yandan, bakıyorsunuz, Iğdır’da, Ermenistan’la sınırımızda mayın temizleme faaliyetleri başlamış. Tabii, mayın temizleme faaliyetlerini, biz Suriye sınırından hatırlıyoruz. Türkiye'nin gündemine mayın temizleme ve bu mayın temizleme işinin İsrail’e verilmesi geldiğinde, hiç kimse, bunun, bir gün gelecek ve Suriye’de kanın oluk gibi aktığı bir süreçte, İsrail’in şimdiden o bölgeye hâkim olma isteğinin altında yatan sebeplerden en başlıcası olduğunu o günlerde maalesef kamuoyu bilmiyordu ama gün geldi, İsrail’in neden o bölgenin mayınına talip olduğu gün gibi ortaya çıktı.

Şimdi, Türkiye sınırında, Ermenistan’la olan sınırımızda başka bir mayın temizleme faaliyeti gerçekleşiyor ve ne hikmetse bunun da finansının yüzde 70’ini AB’nin gönüllü bir şekilde karşılamaya hazır olduğunu görüyoruz. Bunun da dikkatli bir şekilde ele alınması lazım. Karabağ sorunu çözülmeden, Ermenistan Türkiye'ye yönelik iddialarından bir adım geri atmadan, Türkiye'nin sessiz sedasız, maalesef dış baskılara boyun eğerek, Ermenistan’la kapıları açma girişiminin ayak seslerinin geldiğini görüyoruz.

Bir taraftan Ermenistan’la mayın temizleme ilişkileri sürdürülüyor ama öbür taraftan da bakıyoruz, Türkiye için millî bir mesele olan Kıbrıs meselesinde, yine sessiz sedasız “yes be annem”cilere taş çıkartacak derecede yeni bir sürecin başladığını görüyoruz ve maalesef, bu süreçlerin hiçbirisi ne kamuoyunda tartışılıyor ne yüce Mecliste tartışılıyor. Kamuoyu bugünlerde maalesef ki “Alo Fatih”lere kilitlenmiş durumda; polis, yargıç sürgünlerine kilitlenmiş durumda ve Türkiye bugünlerde ayakkabı kutularına kilitlenmiş durumda. Elbette ki bu yolsuzluklar, elbette “Alo Fatih”ler Meclis kürsüsünden konuşulacak, elbette ki sizin yarattığınız suni gündemlerin arasında bu önemli gündemlerin kaybolmasına müsaade etmeyeceğiz ama dış politikada da ne oluyor, ne bitiyor, Türkiye’nin bütün dikkati bu tarafa yönelmişken dış politikada Türkiye’nin millî saydığı hususların da kaşla göz arasında birilerine peşkeş çekilmesine elbette ki müsaade edilmeyecektir. Bu sebeple, Kıbrıs’ta ne olup bittiğinin de burada, Mecliste görüşülmesi lazım. Orada yeni bir “yes be annem”ci furyanın başlatılıp başlatılmadığının burada gelinip konuşulması lazım ama bütün bunların yanında, çok daha ilginç bir gelişme oluyor değerli arkadaşlar. Birkaç gündür hem Sayın Davutoğlu’nun ağzından hem Sayın Başbakanın ağzından, denize düşen yılana sarılır misali bir İsrail ipine sarılma sevdasının bugünlerde Hükûmetinizde oluştuğunu görmekteyiz. Bu İsrail sevdası, acaba Gazze’de mazlumun, Müslüman’ın hakkı verildi de mi sizde ortaya çıktı? Bakıyoruz, öyle bir şey yok. Gazze’ye ambargo kaldırılmış falan değil. Filistinlilere yönelik İsrail ambargosu, Filistinlilere yönelik İsrail’in zulmü hâlâ devam ediyor. Peki, İsrail’in -sizin de orada provokasyonunuzla- maalesef katlettiği 9 vatandaşımızın hakkı hukuku ödenmiş midir? O konuda da sahte bir özür. Ama neyin özrü? Onu da “İsrail bizden özür diledi.” diye satıyorsunuz. Öyle bir özür falan yok. İsrail “Operasyonda bazı hatalar olmuş olabilir.” diyor. “Operasyon doğru, iyi yaptık ama bazı hatalar varsa o operasyonda ondan da üzgünüz.” diyor. Dolayısıyla, ortada bir özür falan yok. Milleti de bu anlamda “İsrail bizden özür diledi.” diye kandırmaya da hakkınız olmadığını ifade etmek istiyorum.

Peki, durup dururken bu İsrail sevdasının birdenbire ortaya çıkmasında acaba sizin İsrail ipine sarılma gibi, bu, artık, idare edemediğiniz iç ve dış politikada İsrail’le omuz omuza bazı meseleleri aşma hedefiniz olabilir mi? Bunu da kamuoyu yakında öğrenecektir, bundan emin olabilirsiniz.

Değerli arkadaşlar, tabii, sizin İsrail sevdanızın yeni olmadığını kamuoyu çok iyi biliyor. Biz de Meclis kürsüsünden defalarca örnekleriyle, ispatıyla, kanıtıyla burada ifade ettik. Hani, İran’dan İsrail’e olası bir füze saldırısından İsrail’i korumak için Malatya’ya kurduğunuz füze savunma sistemini ne Malatyalılar ne Türk milleti unutmuş değil. Yine, aynı şekilde, Mavi Marmara’da, zulmü, zalimcesine insanlarımızı katledenlerle sizin ticari ilişkilerinizin süreç içerisinde nasıl arttığını rakamlarıyla ve verdiğimiz soru önergelerine yazdığınız resmî cevaplarla da kamuoyuna bunları ifade etmiştik. Kamuoyu da sizin İsrail’le ticaretinizin bu süreç içerisinde, “…(x)” tiyatrolarının olduğu günlerde dahi İsrail’le ticaretin, Türkiye’nin İsrail’le ticaretinin en yakın dost ve müttefikleriyle bile olmayacak derecede arttığını rakamlarıyla ifade etmiştik. Dolayısıyla, bu, bugün, sizin İsrail’le yeniden ilişkileri düzeltme gayretinizi kamuoyu hangi amaçla yaptığınızı da gayet iyi biliyor.

Dış politikada, Doğu Türkistan’da Çin’in zulmü devam ediyor. Dış politikada, maalesef, Kerkük’te kan akmaya devam ediyor ve Sayın Davutoğlu’nun sanki dış politika gündeminde Kerkük diye bir madde yok, Sayın Davutoğlu’nun dış politika gündeminde Doğu Türkistan gibi bir madde maalesef yok. Sayın Davutoğlu’nun gündeminde bugünlerde hangi madde var? İsrail maddesi var. Hangi madde var? Ermenistan maddesi var. Hangi madde var? Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti maddesi var. Kim istiyor peki bu sorunların çözülmesini? Amerika istiyor. Kim bastırıyor? Yahudi lobisi, Rum lobisi bastırıyor ve denize düşen yılana sarılır gibi, siz de şimdi Rum lobilerinin, Yahudi lobilerinin ipine sarılmış durumdasınız.

Tabii, bizim de bunları vatandaşa anlatmamız lazım, bizim de bunları vatandaşa anlatacağımızdan hiç şüpheniz olmasın. Her ne kadar, elinizin altında “Alo Fatih” hatları yirmi dört saat çalışıyor olsa bile, ta Fas’tan Sayın Başbakan işi gücü yokmuş gibi “Alo Fatih” hatlarına sarılsa bile, sizin İsrail’le gerçekteki iş birliğinizi; sizin Rum lobisiyle, Ermeni lobisiyle yapmış olduğunuz ve planlamış olduğunuz bu planları, iş birliği planlarını biz elbette ki kamuoyuyla paylaşacağız.

Yeri gelmişken altını çizmekte fayda var değerli milletvekilleri. Biz Sayın Başbakanın hakikaten de işi gücü var zannediyorduk. Biz, Türkiye'nin iç ve dış gündeminin bu kadar yoğun olduğu bu süreçte Sayın Başbakanı meşgul, işinde gücünde ve Türkiye'nin meseleleriyle uğraşıyor biliyorduk ama meğerse Sayın Başbakan işini gücünü ya birilerine havale etmiş veyahut da biraz önce ifade ettiğim Amerikan, İsrail, Rum, Yahudi, Ermeni lobilerine havale etmiş olacak ki, Sayın Başbakan bugün “Alo Fatih” hatlarıyla meşgul. Televizyonda geçen bir alt yazıya dahi tahammülü olmayan bir yönetim anlayışınız bugün Türkiye'nin önünde maalesef bir ibret tablosu gibi duruyor. Sadece Başbakan düzeyinde mi? Değil.

Değerli arkadaşlar, bazen, hakikaten eliniz ayağınız o anlamda dolaşıyor. En son örneği Kadirli’de… Kadirli Devlet Hastanesinin temizlik işçilerine ve bazı memurlara oradaki yerel parti görevlileriniz talimat gönderiyor, “Akşam mesai bitimine kadar herkes AK PARTİ seçim bürosunda olacaktır –ve eklemeyi de unutmuyor- buna uymak da mecburidir.” diyor. Ya, Allah aşkına, milleti esir mi aldınız siz?

Bir yandan, “Alo Fatih” hattıyla Milliyetçi Hareket Partisinin ve onun Sayın Genel Başkanının ifadelerini alt yazıdan kaldırmaya çalışın, ee, öte taraftan da, başka bir “Alo Fatih” hattı kurun, vatandaşa “Alo talimat” yağdırın. Var mıdır böyle bir demokrasi anlayışı Avrupa’da? Yoktur elbet. Nerede var bu demokrasi anlayışı? Bazı Arap şeyhliklerinde, Rusya’da, Çin’de, diktatör birtakım ülkelerde var. Bu, aslında uygulamayla da sizin, Türkiye’nin diktatörlüğe gittiğinin en basit örneğidir. Ama daha vahimi nedir biliyor musunuz? Benim de seçim bölgem olan Iğdır’da vatandaşı ekmeğiyle tehdit eden bir yönetim anlayışına sahip olmanızdır. PKK Iğdır’da –çok açık ifade ediyorum- tehdit silahını yeniden devreye sokmuş ve diyor ki: “Bizim yakın olduğumuz, bizim gösterdiğimiz sandığa oy vermezseniz sizi canınızla tehdit ediyorum.” Peki, AKP ne yapıyor? AKP de vatandaşa diyor ki: “Bize oy vermezseniz, taşeronda çalışan işçiler, asgari ücretle ay sonunu zor getiren insanlar sizin ekmeğinizi elinizden alırım.” Bu nasıl bir vicdansızlıktır! Bu nasıl bir vicdansızlıktır! Birisi vatandaşı canıyla tehdit ediyor, öteki ekmeğiyle, işiyle  tehdit ediyor. Ve Iğdır’da bunun örneklerini de gelin size birer birer sunayım. Yahu, sizin başka işiniz yok mu? Başbakanınız “Alo Fatih” hattını kullanıyor, Iğdır’da il başkanınız taşeron işçilerin, güvenlik görevlilerinin Facebook sayfalarını takip ediyor. Eğer MHP’ye sempati besleyen birisi varsa, kazara Facebook sayfasında MHP’yle ilgili veyahut da sizin yanlışlarınızı gösteren bir paylaşımda bulunmuşsa vay o taşeron işçisinin hâline, ertesi gün hemen çöküyor sizinkiler ve adamı işiyle, adamı ekmeğiyle tehdit ediyor. Arkadaşlar, emin olunuz ki dünyadaki en tehlikeli şey insanları ekmeğiyle ve canıyla tehdit etmektir. İnsanları siz ekmeğiyle ve canıyla tehdit ederseniz, o insanlar da eğer duvara kadar dayanmış ve en son artık duvara sırtını yaslamışsa ondan daha tehlikeli şey yoktur emin olunuz ve öyle bir tokat atar ki o tokadın sesinin birisi sizin genel merkezinizde, ötekisi, bu aralar başka bir hat kurduğunuz Kandil’de duyulur, bundan emin olunuz. Dolayısıyla da bugün baktığımızda, Iğdır’da örneğini sıkça benim bizzat gördüğüm, Kadirli’de son örneğini bugün gördüğümüz ve Sayın Başbakanın da “Evet, Fas’tan aradım.” itirafında bulunduğu, bu milleti her taraftan kıskaca alma politikanızdan, siyasetinizden, gelin, yol yakınken vazgeçin; aksi takdirde milletin tokadıyla karşı karşıya kalacaksınız, ama siz, öyle anlaşılıyor ki milletin tokadının ne olduğunu herhâlde 30 Martta göreceksiniz, millet de bunu 30 Martta, insanları ekmeğiyle tehdit etmenin, insanları canıyla tehdit etmenin ne olduğunu size gösterecektir.

İnsanları dinlemeyi de bırakın artık bir tarafa. Vatandaşı dinliyorsunuz, vatandaşın kiminle konuştuğunu dinliyorsunuz, eski iş birliği yaptığınız arkadaşlarınızla beraber dinliyordunuz, Allah’ın hikmetine bakın, şimdi birbirinizi dinliyorsunuz.

VAHAP SEÇER (Mersin) – Bizi de dinlemişler. Tüm Mersinlileri dinlemişler.

SİNAN OĞAN (Devamla) – Vatandaşı dinliyorsunuz, ya, bir de vatandaşın derdini dinleyin, ne olur! Bir de vatandaşın derdini dinleyin, “Bunun ne derdi var?” deyin. Gelin, Iğdır’da vatandaşın ne derdi var bir de onu dinleyin. Tehdit etmeden önce, “Ya, sen eğer burada, bir taşeronda 800 liraya iş bulmuşsan, niye hâlâ bize değil, niye hâlâ MHP’ye yöneliyorsun?” diye, vatandaşı bir dinleyin Allah aşkına, ne olur! Vatandaş da size anlatsın. Eğer siz, o vatandaşın ilgisini, alakasını ve size oy vermesini sağlamak istiyorsanız o vatandaşın telefonunu değil, o vatandaşın derdini dinleyeceksiniz.

Ve sizin eğer içinizde azıcık bir demokrasi kırıntısı kalmışsa MHP’nin ve Sayın Genel Başkanımızın alt yazısına dahi tahammül etmek durumundasınız arkadaşlar. Demokrasi bir tahammül sanatıdır, demokrasi birbirimize tahammül etmemizi gerektirir, ama siz “Alo Fatih” hatlarıyla ve şimdi, öyle anlaşılıyor ki “Alo Fatih” hatlarının yeni serileri de devreye girmiş, siz “Alo Fatih” hatlarıyla milletin sesini kesmeye çalışıyorsunuz.

Şimdi öğreniyoruz ki neyi örnek veriyor bir sayın milletvekili ve aynı zamanda başdanışman, diyor ki: “Biz Meclisin sesini kestik.” Doğru, Meclisin, maalesef, sesini kestiniz. “Biz Meclisin sesini kestik, biz Mecliste bunu yayınlamıyoruz, siz nasıl gösterirsiniz.” Ne ilginçtir, bugün Sayın Genel Başkanımızın da grup toplantısında yaptığı konuşma ne zaman kesildi biliyor musunuz. Habertürk bir kısmını verdi, ne zamanki söz konusu “Alo Fatih”lere geldi ve anında Habertürk yayını kesti. Valla, ne güzel iş! Siz vatandaşı dinleyin; haksız, düzmece sebeplerle polisi, askeri yargı önüne çıkarın; televizyonları “Alo Fatih” hattıyla emrinize alın, “Meclis yayınını biz kestik.” diye itirafta bulunuyorsunuz, Meclis yayınını kesin.

Yahu, Allah aşkına, emin olunuz ki, bakın, hiçbir zalim diktatör, bu uygulamalarla hiçbir zalim diktatör milletin sesini keserek ebediyen o iktidarda, o koltukta oturamamıştır. Siz de ne yaparsanız yapın, ister telefonları toptan kaldırın, şimdi sosyal medyaya musallat olmaya çalışıyorsunuz, ister sosyal medyayı kapatın, ister Meclisin sesini, televizyon yayınlarını kesin, çaresi yok. Bugün Sayın Genel Başkanım da ifade etti, gerekirse 76,5 milyonun hepsine tek tek gideceğiz ve sizin bu milletin sesini nasıl kesmeye çalıştığınızı, sizin nasıl kendi yandaş basın yayın örgütünüzü kurmaya çalıştığınızı millete tek tek anlatacağız ve bunları yapmakla da ayakkabı kutularından çıkan balya balya yetimin hakkını, milletin parasını gizleyemeyeceğinizi de, televizyon yayınlarını keserek, insanları dinleyerek, insanları tehdit ederek, kış gününde memurları haksız yere sağa sola sürerek bunları önleyemeyeceğinizi bilmeniz lazım arkadaşlar.

Burada tek bir çare var, tahammül ve bugün sizin şikâyet ettiğiniz konular dün sizin dilinize doladığınız konulardı. Siz bugün bu dinlemelerden şikâyet ediyorsunuz ama dün onu yapanları siyaseten dilinize doladığınızı millet unutmuş değil ve hiç kimsenin de ahının, mazlumun ahının, yetimin hakkının da şimdiye kadar kimsede kalmadığını ve size de kalmayacağını bilmenizi ister, saygılar sunarım. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 20.46

YEDİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 21.00

BAŞKAN: Başkan Vekili Ayşe Nur BAHÇEKAPILI

KÂTİP ÜYELER: Muharrem IŞIK (Erzincan), Muhammet Bilal MACİT (İstanbul)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 59’uncu Birleşiminin Yedinci Oturumunu açıyorum.

532 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine devam edeceğiz.

Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Niye erteliyorsunuz?

BAŞKAN - 5’inci sıraya alınan Kocaeli Milletvekili İlyas Şeker ve Ağrı Milletvekili Ekrem Çelebi ile 18 Milletvekilinin Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ile Manisa Milletvekili Erkan Akçay ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Mehmet Şandır'ın; 657 Sayılı Devlet Memurları Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, Kocaeli Milletvekili Haydar Akar'ın; 7269 Sayılı Umumi Hayata Müessir Afetler Dolayısıyla Alınacak Tedbirlerle Yapılacak Yardımlara Dair Kanuna Geçici Bir Ek Madde Eklenmesi Hakkında Kanun Teklifi, Manisa Milletvekili Erkan Akçay ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili İzmir Milletvekili Oktay Vural'ın Gelir Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, Eskişehir Milletvekili Ruhsar Demirel ve 1 Milletvekilinin Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, Sinop Milletvekili Mehmet Ersoy ve İstanbul Milletvekili Hüseyin Bürge ile 44 Milletvekilinin; Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile İçişleri Komisyonu, Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu, Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporlarının görüşmelerine başlayacağız.

6.- Kocaeli Milletvekili İlyas Şeker ve Ağrı Milletvekili Ekrem Çelebi ile 18 Milletvekilinin; Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ile Manisa Milletvekili Erkan Akçay ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Mersin Milletvekili Mehmet Şandır'ın; 657 Sayılı Devlet Memurları Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, Kocaeli Milletvekili Haydar Akar'ın; 7269 Sayılı Umumi Hayata Müessir Afetler Dolayısıyla Alınacak Tedbirlerle Yapılacak Yardımlara Dair Kanuna Geçici Bir Ek Madde Eklenmesi Hakkında Kanun Teklifi, Manisa Milletvekili Erkan Akçay ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili İzmir Milletvekili Oktay Vural'ın; Gelir Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, Eskişehir Milletvekili Ruhsar Demirel ve 1 Milletvekilinin; Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, Sinop Milletvekili Mehmet Ersoy ve İstanbul Milletvekili Hüseyin Bürge ile 44 Milletvekilinin; Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile İçişleri Komisyonu, Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu, Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve  Turizm Komisyonu ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporları (2/1967, 2/1074, 2/1438, 2/1529, 2/1571, 2/1966) (S. Sayısı: 546)(X)

BAŞKAN - Komisyon? Burada.

Hükûmet? Burada.

Komisyon Raporu, 546 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Sayın milletvekilleri, alınan karar gereğince, bu teklif, İç Tüzük’ün 91’inci maddesi kapsamında temel kanun olarak görüşülecektir. Bu nedenle teklif, tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanıp maddelerine geçilmesi kabul edildikten sonra bölümler hâlinde görüşülecek ve bölümlerde yer alan maddeler ayrı ayrı oylanacaktır.

Teklif üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Konya Milletvekili Sayın Mustafa Kalaycı konuşacak.

Buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA MUSTAFA KALAYCI (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 546 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin geneli üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz aldım. Bu vesileyle hepinizi saygılarımla selamlıyorum.

Yine, 28 ayrı kanun veya kanun hükmünde kararnamede değişiklikler yapan torba niteliğinde bir kanun teklifini görüşüyoruz. Son zamanlarda çok başvurulan bir yol hâline gelen torba kanun uygulaması, hukuki güvenlik ilkesini ihlal etmektedir. Kanunlar için aranan öngörülebilir, anlaşılabilir ve ulaşılabilir olma özellikleri yok edilmektedir. Hukuki güvenlik ilkesinin ihlal edildiği bir ülkede hukuk devletinden bahsedilemez.

Kanun tasarı ve teklifleri yarım yamalak, düzensiz, özensiz, eksik ve ciddiyetsiz bir şekilde hazırlanmaktadır. Plan ve Bütçe Komisyonu, âdeta, Kanunlar ve Kararlar Genel Müdürlüğüne dönüşmüş olup, Komisyonda eksiklikler giderilmeye, metinler düzeltilmeye çalışılmaktadır ama Komisyon görüşmelerinde maddelerin sahibinin olmadığı ve maddeler hakkında bilgi verecek yetkili bulunamadığı durumlarla da sıkça karşılaşılmaktadır. Birbiriyle hiç ilgisi olmayan pek çok konuda düzenlemelerin yer aldığı torba kanunların yapım sürecinde pek çok konu dikkatlerden kaçmakta ya da kaçırılmaktadır. Özel nitelikte, adrese teslim, çıkar sağlamaya yönelik bazı maddeler torba kanunlara sıkıştırılmaktadır.

Bu kanun teklifiyle yapılan düzenlemeler de sağlıklı bir yasama yapılmadığını, çıkarılan kanunların uygulamada ne gibi sonuçlara neden olacağının irdelenmediğini, bu nedenle aynı konularda tekrar tekrar düzenleme yapmak zorunda kalındığını göstermekte, AKP zihniyetinin öngörüsüzlüğünü ve beceriksizliğini açık bir biçimde ortaya koymaktadır.

Biliyorsunuz, on beş ay önce kabul edilen 6360 sayılı Kanun uyarınca büyükşehir bulunan illerde il özel idareleri ve il genel meclislerinin kaldırılması, belde ve köylerin mahalle hâline getirilmesi hükme bağlanmıştır, 30 mart yerel seçimleriyle de uygulamaya geçilecektir. Ancak, anılan kanun çıkarılırken başka kanunları nasıl etkileyeceği dikkate alınmamıştır. Şimdi ise uygulamada ortaya çıkacak hukuki boşlukları gidermek üzere bu kanun teklifinin birçok maddesinde düzenleme yapılmaktadır. İl genel meclisleri ve il özel idarelerinin çeşitli kanunlarda yer alan hakları ile yetki ve sorumluluklarıyla ilgili boşta kalacak hususlar düzenlenmektedir.

Yine, yeterince inceleme yapılmadığı, uygulamada başka sorunlarla karşılaşılacağı görülmektedir. Nitekim, 167 sayılı Yeraltı Suları Hakkında Kanun’un 4’üncü maddesinin üçüncü fıkrasında il özel idarelerine verilen hak ve yetki ortada kalacaktır. Anılan maddede yeraltı suyu kuyusu olanların ihtiyacını aşan sular ile sulama, kullanma ve işlenerek veya doğal hâliyle içme suyu olarak satılmak üzere çıkarılan yer altı sularının, hazinenin özel mülkiyetinde veya devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan yerlerdeki kaynak sularının il özel idarelerince kiraya verilmesi hükmü bulunmaktadır. İl özel idareleri kapanacak olan illerde bu suları kim kiraya verecek? Kiraya verilmiş yerleri kim takip edecek? Kira gelirlerini kim tahsil edecek? Bu konuda da bir hukuki boşluk oluşacağı ve düzenleme ihtiyacı olduğu açıktır.

Değerli milletvekilleri, yer altı suyu kullanımıyla ilgili önemli bir sorun oluşturacak bir konudan daha bahsetmek istiyorum. Sayın Orman ve Su İşleri Bakanımızın burada olduğunu görünce bu konuyu konuşmama dâhil  ettim. Geçen yıl Yeraltı Suları Hakkında Kanun’da yapılan düzenlemeyle, kuyulara 1 Mart 2014 tarihine kadar ölçüm sistemi kurulması, kurmayanların ise 1 Mart 2014 tarihine kadar DSİ Genel Müdürlüğünden talep etmesi üzerine 1 Mart 2016’ya kadar kurulması veya kurdurulması, bedelinin yüzde 10 fazlasıyla kuyu sahibinden alınması öngörülmüştür. Bu şartlara uymayanların da masrafları sahibinden alınarak kuyularının kapatılması hükme bağlanmıştır.

Yer altı suyu kullanımının kontrol altına alınması önemlidir fakat alınan tedbirler üreticileri zor duruma düşürmemeli ve yapılacak işlemler akılcı ve uygulanabilir olmalıdır. Su kaynakları için tedbirler alınsın ama bütün fatura neden çiftçiye çıkarılıyor? Önce Hükûmetin kendine düşen görevleri yapması gerekmektedir. Bu nedenle ve öncelikle sulama şebekelerinin bir an önce kapalı sisteme dönüştürülmesi, basınçlı sulama sistemlerine geçilmesine dair tedbirlerin artırılması, arazi toplulaştırılması çalışmalarına hız kazandırılması ve dış havzalardan su getirmeye yönelik projelerin hayata geçirilmesi gerekmektedir. Bu çalışmaların tamamlanmasıyla kuyuların birçoğu zaten devre dışı kalacaktır.

Yer altı sularını korumayı amaçlayan tedbirler, tarımsal üretimi azaltmayacak şekilde planlanmalı ve altyapısı hazırlanarak uygulamaya konulmalıdır. Türkiye genelini kapsayan sayaç takma zorunluluğunun Bakanlar Kurulu kararıyla sadece Konya havzası ve Meriç, Ergene havzası için uygulanması kabul edilmiştir. DSİ tarafından hazırlanan Yer Altı Suyu Eylem Planı’na göre de ölçüm sisteminin kurulmasını takiben kota uygulanmasına geçilecektir. Zaten zor şartlar altında üretim yapan çiftçiye ölçüm sisteminin maliyeti bile önemli bir mali yük getirecektir. Anlaşılan o ki AKP Hükûmeti, Konya Ovası’nda çiftçiyi ve köylü toptan bitirecektir. Çünkü çiftçi hangi bitkiyi ekerse eksin 1 dekara 200 ton suyun yetmesi mümkün değildir. AKP Hükûmeti, Konyalı çiftçiye açıkça” Tarlanı ekmeyeceksin.” diyor. Çiftçinin ve köylünün iflahını kesmiş, şimdi de “Suyunu keseceğim.” diyor. Çiftçi, cihazları 1 Marta kadar taktırmadı diyelim. Zaten pek taktıran da olmadı. Ne yapacaksınız? “Kuyunu kapatır, masrafını da alırım.” mı diyorsunuz? Çiftçiyi tehdit mi ediyorsunuz? Hele bir deneyin de görün! İyi bilin ki Konyalı çiftçiler AKP’yi o kuyulara gömecektir.

Ey AKP Hükûmeti, aklını başına devşir. Konyalı çiftçi pancar ekemezse Ilgın, Çumra, Ereğli ve Konya şeker fabrikaları ne olacak? Şeker fabrikalarını da mı kapatacaksınız? AKP Hükûmeti, Konya’nın kaderiyle oynamaktadır. “Tarımın başkenti” diye anılan Konya, bu uygulamayla işsizliğin ve yoksulluğun başkenti hâline gelecektir. Kuyulara ölçüm sistemi kurulmasıyla ilgili düzenleme gözden geçirilmeli, hatta, su israfını önleyecek diğer çalışmalar sonuçlandırılarak bu hüküm tümüyle kaldırılmalıdır.

Değerli milletvekilleri, sorunları dayanılmaz hâle gelen sadece çiftçilerimiz değil, esnaf ve sanatkârımız da dertlidir. Bu teklifte esnafımızın umutla beklediği düzenlemeler yoktur. Pek çok vatandaşın sigorta prim borcuna yeniden yapılandırma imkânı geleceği, 4/C’lilere kadro verileceği, taşeron işçilerinin kadrolara alınacağı, iş ve meslek danışmanlarının sorunlarının çözüleceği konusunda basında “müjde” başlıklarıyla haberler yer almıştır. Hatta tasarının, Ekonomi Koordinasyon Kurulunda yapılan çalışmaların ardından Bakanlar Kuruluna da sunulduğu ifade edilmiştir ancak bugünlerde peş peşe torba kanunlar kabul edilmesine karşın bu konularda bir düzenleme yoktur.

Emekliyken çalışan esnafımızdan her gün onlarca şikâyet alıyoruz. Kimine 5 bin lira, kimine 10 bin lira, kimine 20 bin lira, hatta, kimine 40 bin lira sosyal güvenlik destek primi borcu çıkarılmış. AKP Hükûmeti, zaten haksız bir şekilde emekli aylığından kesilen bu parayı beklemiş, beklemiş, yıllar sonra faiziyle birlikte yüklüce borç çıkararak esnafın ümüğüne çökmüş. Ekmek teknesini, dükkânını satsa bile bu borcu ödeyemeyecek esnafımız var. Binlerce emekli çalışan esnaf, gelen borçlar nedeniyle büyük bir şok yaşamaktadır. Taksiciden dolmuşçuya, bakkaldan tamirciye, berberden lokantacıya kadar tüm esnafımız, bu borçlar nedeniyle Hükûmete ateş püskürmektedir.

AKP Hükûmeti, kaç para emekli aylığı verdiğine bakmıyor, bir de esnafa “Emekliyken niye çalıştın, niye evinde, kahvede oturmadın da dükkân çalıştırdın?” der gibi ceza kesiyor. Esasen, iş yeri açan, dükkân işleten, böylelikle katma değer yaratan, ekonomiye katkı sunan esnafımız, ödüllendirilmesi gerekecek yerde cezalandırılmaktadır. Müşteri bulamadığı, tahsilat yapamadığı, vergi borçlarının hakkından gelemediği bir dönemde çıkarılan bu borçlar, esnaf ve sanatkârı iyice zora sokmuştur. Emekliyken çalışan esnaf ve sanatkârın emekli aylığından sosyal güvenlik destek primi kesilmemeli, çıkarılan borçlar da mutlaka silinmelidir. Milliyetçi Hareket Partisi olarak, görüşmekte olduğumuz bu kanun teklifine böyle bir madde eklenmesi için gerekli desteği ve katkıyı vermeye hazırız. Eğer biraz insafınız kaldıysa çalışan esnafa çıkarılan borçları kaldırmanız gerekmektedir.

Değerli milletvekilleri, Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı, 5902 sayılı Kanun’la 2009 yılında kurulmuştur. Bu Kanun’la Başbakanlık Türkiye Acil Durum Yönetimi Genel Müdürlüğü, İçişleri Bakanlığı Sivil Savunma Genel Müdürlüğü ve Bayındırlık ve İskân Bakanlığı Afet İşleri Genel Müdürlüğü kaldırılmış, taşradaki sivil savunma müdürlükleriyle afet işleri şube müdürlükleri il özel idarelerine devredilmiş, illerde il özel idaresi bünyesinde valiye bağlı il afet ve acil durum müdürlükleri kurulmuştur.

Bu kanun teklifiyle tam tersi bir düzenleme yapılmakta, Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığının taşra teşkilatı oluşturulmaktadır. Taşra teşkilatı olarak valiye bağlı il afet ve acil durum müdürlükleri kurulmakta, il özel idarelerine bağlı il afet ve acil durum müdürlükleri ile sivil savunma arama ve kurtarma birlik müdürlükleri başkanlık bünyesine alınmaktadır. Bu devir yapılırken de illerde çalışan personel mağdur edilmektedir.

40 AKP milletvekilinin verdiği 2 kanun teklifinde, Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığının taşra teşkilatı hâline getirilen il müdürlüklerinde çalışan personelin maaşlarının 700 liranın üzerinde azaltılması hususunun yer alması dikkat çekicidir. AKP milletvekilleri işi gücü bırakmış kamu çalışanlarının ekmeğiyle oynamaktadır.

Personelin sosyal denge tazminatını almaya devam etmelerine yönelik, Milliyetçi Hareket Partisi milletvekilleri olarak verdiğimiz önerge, maalesef, komisyon üyesi AKP milletvekillerinin oylarıyla reddedilmiştir. Bu haksızlık mutlaka düzeltilmelidir. İlgili maddede bu önergemizi tekrar vereceğiz, umarım desteklersiniz.

Diğer taraftan, yine komisyonda verdiğimiz “Sivil Savunma Uzmanı” kadrosunun “Afet ve Acil Durum Yönetimi Uzmanı” olarak değiştirilmesi önergemiz, komisyon üyesi AKP milletvekillerinin oylarıyla reddedilmiştir.

Sivil savunma, seferberlik ve savaş hâli hizmetleri ile afet ve acil durum hizmetlerinin koordinasyonunu yürütmek amacıyla kamu kurum ve kuruluşlarında istihdam edilen sivil savunma uzmanları, mevzuattan kaynaklanan haklarını alamamaktan, emsali oldukları personel ile aynı özlük haklarına sahip olamamaktan ve kurumlar arası ücret farklılığından dolayı ciddi mağduriyet yaşamaktadır. 2010 yılında çıkarılan Sivil Savunma Uzmanlarının İdari Statüleri, Görevleri, Çalışma Usul ve Esasları ile Eğitimleri Hakkındaki Yönetmelik’te şube müdürü görev, yetki ve sorumluluklarına sahip oldukları belirtilmesine karşın şube müdürleri için öngörülen özlük haklarından yararlanamamaktadır. Sivil savunma uzmanlarının yaşadıkları mağduriyet bir an önce giderilmelidir.

Değerli milletvekilleri, yolsuzluk batağına saplanan AKP Hükûmetinin bugünlerde gözü başka bir şeyi görmemektedir, rüşvet ve yolsuzluk iddialarını örtbas etmenin telaşına düşmüştür. Son günlerde çıkarılan her kanun bu yönde hükümler içermektedir. AKP zihniyeti, gölgesinden bile korkar hâle gelmiş, hiçbir gerekçe olmaksızın kamu görevlilerini yerinden yurdundan etmektedir. AKP Hükûmetinin, rüşvet ve yolsuzluk soruşturmalarını yürüten savcı, hâkim ve polis müdürleri ve memurlara yönelik kıyım harekâtı diğer bakanlıklara yönelmiştir. Bu kanun teklifinde, Gençlik ve Spor Bakanlığı ile Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı ve Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığının yönetici kadrolarında kıyım yapılacağını gösteren düzenlemeler mevcuttur.

20 AKP milletvekili tarafından verilen ve komisyon görüşmelerinde esas alınan kanun teklifinde, Gençlik ve Spor Bakanlığındaki sayıları 38 olan müsteşar yardımcıları, genel müdürler, genel müdür yardımcıları, birinci hukuk müşaviri, müstakil daire başkanları ve diğer daire başkanlarının görevlerine son verilerek bakanlık müşaviri kadrolarına atanması öngörülmüştür. Bu düzenleme, tepkilerimiz üzerine komisyonda çıkarılmıştır ancak bundan vazgeçilmekle birlikte, 10 adet bakanlık müşaviri kadrosu ihdas edilmesi, Bakanlıktaki bazı üst düzey yöneticilerin görevden alınacağını göstermektedir. Aynı şekilde, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı için 10 bakanlık müşaviri kadrosu ihdas edilmektedir. Bu düzenleme de bu Bakanlıktaki bazı üst düzey yöneticilerin görevden alınacağına işaret etmektedir.

Bir başka düzenlemeyle, sayıları 92 olan il afet ve acil durum müdürleri ile sivil savunma arama ve kurtarma birlik müdürlerinin görevine son verilerek araştırmacı kadrosuna atanmaktadır. 92 müdürün görevden alınmasının 40 AKP milletvekilinin imzasını taşıyan iki ayrı kanun teklifinde yer alması, yine, Gençlik ve Spor Bakanlığında 38 üst düzey yöneticinin hiçbir gerekçe sunulmadan görevden alınmasının da 20 AKP milletvekilinin imzasını taşıyan kanun teklifinde yer alması dikkat çekicidir.

AKP milletvekilleri işi gücü bırakmış, kamu kurumlarındaki yöneticiler için kıyım yapılabilmesini önermiştir. AKP zihniyeti, personel kıyımı yapmak için kadrolar ihdas ederken, yıllardır kadro bekleyen kamu çalışanlarını görmezden gelmektedir. 4/C’liler ve taşeron işçileri için kadro verileceği müjdeleri verilirken başka amaçlarla kadro ihdas edilmektedir. 4/C’liler, aynı işi yapan emsallerinin aldığı mali ve sosyal hakları yıllardır alamamaktadır. Kadroya alınmayan 4/C mağdurları, bu ülkenin vatandaşları değil midir? Bu arkadaşlarımızı neden görmezden geliyorsunuz, neden kadroya geçirmiyorsunuz?

Bakınız, Türkiye Büyük Millet Meclisinde 4/C statüsünde ve yardımcı hizmetler sınıfında çalışanlar da mağdurdur. Kendilerine hizmet eden çalışanların mağduriyetini gideremeyenlerin başkalarına hayrı olur mu? Soruyorum, bu arkadaşlarımızın haklarını nasıl ödeyeceksiniz? 4/C’liler kadroya alınmalı, yardımcı hizmetler sınıfında çalışanlar genel idare hizmetleri sınıfına geçirilmelidir. Ayrımcılık ve haksızlıklar giderilmelidir.

Yine, iş ve meslek danışmanları, açılacak kadrolara atama yapılmayı beklerken AKP zihniyeti, kendi keyfi için, personel kıyımı yapmak için kadro ihdas etmektedir. Hâlbuki, 2012 Nisan ayında yapılan atama töreninde Sayın Başbakan “Biz varken emekler asla zayi olmayacak. Söz konusu gençlikse yapamayacağımız hiçbir şey yoktur. Artık, her işsizin bir iş ve meslek danışmanı olacak.” demişti. Ancak, bugün itibarıyla iş ve meslek danışmanlarının kendisi işsiz olup işsiz iş ve meslek danışmanı sayısı 7 bini bulmuştur. Verilen sözler yine tutulmamış, AKP Hükûmeti iş ve meslek danışmanlarını kaderine ve işsizliğe terk etmiştir. İş ve meslek danışmanlarına mesleklerine uygun olan alanlarda istihdam imkânları getirilmeli ve mağduriyetleri mutlaka giderilmelidir.

Değerli milletvekilleri, bu kanun teklifinde mahalli idarelerle ilgili maddeler yer almaktadır. Mahalli idareler ve belediyelerle ilgili kanunlarda bugüne kadar birçok düzenleme yapılmakla birlikte, il genel meclisi üyeleri ve belediye başkanlarımızın sorunlarına yıllardır bir çözüm getirilmemiştir. İl özel idaresinin karar organı il genel meclisidir. Önemli bir görev yapan il genel meclisi üyeleri, 5302 sayılı Kanun’a göre, sadece toplantı başına huzur hakkı alabilmektedir. Ödenen huzur hakkı da gerçekten çok yetersizdir. Ayrıca, 5302 sayılı Kanun’da il genel meclisi üyelerinin sosyal güvencesiyle ilgili hiçbir hüküm bulunmamaktadır. Milliyetçi Hareket Partisi olarak bu konuda verdiğimiz kanun teklifleri, Türkiye Büyük Millet Meclisi gündeminde beklemektedir. İl genel meclisi üyelerinin hem sosyal güvenceye kavuşturulmasını hem de aldıkları huzur hakkının iyileştirilmesini istiyoruz.

Belediye başkanlarımızın da özlük haklarıyla ilgili sorunları bulunmaktadır. Özellikle emekli belediye başkanlarımıza ödenen tazminatlarla ilgili, makam ve görev tazminatıyla ilgili farklı uygulamalar bulunmaktadır. “Geçmişte Emekli Sandığı iştirakçiliği yok.” diye bu tazminatlardan yararlanamayan, görev yapmış birçok belediye başkanımız bulunmaktadır. Yine, uzun süre belediye başkanlığı yapmış olmasına rağmen “atamayla geldi” diye bu tazminatlardan yararlanamayan belediye başkanlarımız vardır. Yine, 2008 yılında çıkan Sosyal Güvenlik Yasası’yla bu tarihten sonra yani şu an itibarıyla, 2009 yılında belediye başkanı seçilen başkanlarımız, maalesef, eğer geçmişinde Emekli Sandığı iştirakçiliği yoksa yine bu tazminatı alamamaktadır. Belediye başkanlarının özlük hakları mutlaka iyileştirilmeli, belediye başkanlarının emekli aylıklarındaki farklılıklar giderilmeli, her ne şekilde olursa olsun, belediye başkanlığı yapanların, belediye başkanlığı için belirlenen haklardan eşit olarak yararlandırılması gerekmektedir.

Teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Mersin Milletvekili Sayın Vahap Seçer konuşacak.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA VAHAP SEÇER (Mersin) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum. 546 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin üzerine söz aldım.

Değerli arkadaşlarım, mevcut torba kanun, geçtiğimiz hafta Plan Bütçe Komisyonunda görüşüldü ve 28 kanun ve kanun hükmünde kararnamede değişiklik yapıldı. İlk geldiği orijinal metinde 35 maddeden oluşuyordu ve daha sonra önergelerle ilave edilen maddelerle -53 artı 1 geçici madde- 54 madde hâlini aldı. Bunun içerisinde birçok farklı konu var yine her torba yasada olduğu gibi. Kooperatiflerle ilgili düzenlemeler var, Gençlik ve Spor Bakanlığıyla ilgili birtakım düzenlemeler yapıldı, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığıyla ilgili, askerî personelle ilgili, Sermaye Piyasası Kuruluyla ilgili yine düzenlemeler var, yeni bir üniversite kurulmasına dair bir düzenleme var. Asıl en önemlisi, büyük bir çoğunluğunu oluşturan torba yasadaki değişikliklerinde… Biliyorsunuz, yeni bir Büyükşehir Yasası çıktı geçtiğimiz yıl, ilginçtir, orada o yasaya uydurulması gereken bazı düzenlemeler yapılmamış ve Sayın Bakanın, Sayın Beşir Atalay’ın da komisyon görüşmeleri sırasındaki cevabı “Biz bu düzenlemeleri unuttuk.” şeklinde oldu. Yani “Bir yasa yapıyoruz ama yasada bazı düzenlemeleri unutabiliyoruz.” Bu da paradoksal bir durum gerçekten.

Şimdi, kanun teklifinin 1’inci maddesi, Jandarma Genel Komutanlığına 3 bin yeni uzman erbaş kadrosuyla ilgili. Bu, 2014 yılı bütçe görüşmeleri sırasında Plan Bütçe Komisyonunda müzakere edilmişti ve 2014 bütçesine dâhil edilmişti. Bugün de bu torba yasa içerisinde 3 bin uzman erbaşın kadro artırımına gidiliyor. Gerekçe de askerlik süresinin kısalması ve bundan kaynaklanan erken terhis.

Şimdi burada da bir çelişki durumu söz konusu. Bir anlamda askerlik süresini niçin kısaltıyoruz? Türkiye sayısal itibarla hem NATO’nun hem dünyanın en fazla asker sayısı bulunduran ordusu ve bunun da tabii ki bir mali portesi var. Türkiye bu yükten kurtulmalı, bunu zamana yaymalı, asker sayısını azaltmalı.

İyi, güzel; askerlik süresini kısalttık, dolayısıyla erken terhis yaptık ama birdenbire 3 bin yeni jandarma uzman erbaş kadrosu açıyoruz. Bunun bize parasal maliyeti 42 milyon TL. Türkiye yılda 40 milyar TL gibi bir parayı -bunun içerisinde emniyet teşkilatının, Millî Savunma Bakanlığının bütçesi de dâhil- savunmaya ayırıyor.

Dolayısıyla, bunun bir plan ve program çerçevesinde olması lazım, Türkiye bu yükten kurtulmalı. İhtiyaç varsa, mutlaka profesyonel orduya geçilecekse bu, bir plan dâhilinde, program dâhilinde profesyonel asker orduya alınarak sağlanabilir ama buna paralel olarak da askerlik süresi kısaltılır ve ordudan terhisler yapılır.

Bunun yanında, bakın, yine bir çelişkili durum. Biliyorsunuz, sözleşmeli er kadrosu da var. 50 bin sözleşmeli er kadrosu şu anda boş beklerken uzman erbaş kadrosu açılması da gerçekten düşündürücü bir durum olarak karşımıza çıkıyor.

2’nci maddede bahis ve şans oyunlarıyla ilgili bir düzenleme var. Bu görüşmeler sırasında, gelirlerden, özellikle amatör sporculara, İkinci ve Üçüncü Lig’deki spor kulüplerine daha fazla pay ayrılması konusunda bazı tekliflerde bulunuldu, telkinlerde bulunuldu ama bu talebimiz pek dikkate alınmadı. Ama Türkiye’de bu bir gerçek. Gerçekten amatör spor dallarında ya da amatör spor kulüpleri önemli sıkıntıyla karşı karşıya. Bu konuda, özellikle bahis ve şans oyunlarından elde edilen gelirdeki paylarının artırılmasının gerekliliğine inanıyoruz.

7’nci ve 8’inci maddede 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu ile 926 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunu’nda bazı değişiklikler var. Bu, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığını ilgilendiren bir konu. Burada, komisyona ilk geldiği hâliyle, 16 yaşından küçük ve en az yüzde 70 engelli çocuğa sahip çalışanların mevcut mazeret iznine bir ilave on gün mazeret izni öngörülüyordu ancak bizlerin de teşvikiyle, bizlerin de teklifiyle bazı önergelerle bu yaş sınırını kaldırdık. İlk gelen kanun teklifinde evli olmama şartı söz konusuydu, bunu da ortadan kaldırdık. Dedik ki yaş sınırını kaldıralım, evli de olsa eğer eşlerin her ikisi de en az yüzde 70 engelliyse bunlara da mazeret izni imkânı sağlayalım. Ancak, burada eksik kalan bir şey oldu, o da nedir? 4/B ve 4/C olarak anılan personelin bu düzenleme içerisinde yer almaması. Onun da Bakanlar Kurulu kararıyla yapılması gerekiyor. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı da bu meseleye sıcak baktığı için bu eksikliğin giderilmesi gerektiğini düşünüyoruz.

9’uncu ve 10’uncu maddelerde kooperatiflerle ilgili bir düzenleme var. Gerçekten, sadece Türkiye’de değil, dünyada kooperatifçilik önemli bir konu. Biliyorsunuz, 2012 yılı, Dünya Kooperatifçilik Yılı’ydı. Kooperatifler aynı, müşterek, ortak amaçlar güden -ekonomik olur, sosyal olur, kültürel olur- müşterek amaçları olan insanların bir araya gelerek oluşturdukları kurumlardır ve bunların özelliği de özerk olmaları, demokratik olmaları. Ancak, gelen teklife baktığınız zaman, tamamen kooperatiflerin o özerk ve demokratik yapısını ortadan kaldıran bir düzenleme olarak karşınıza çıkıyor. Bu düzenleme ilk geldiği anda şöyleydi: Kamu tüzel kişileri, ortağı oldukları kooperatiflerin yönetim kurullarında, üye tam sayısının çoğunluğunu geçmemek üzere üye bulundurabileceklerdi. Tartışmalar sırasında, bunun olamayacağı, Türkiye’de farklı alanlardaki kooperatiflere kamu eliyle hükûmetlerin el koyacağı ya da onların hegemonyası altına gireceği tartışmaları sırasında, bu teklifin üniversitelerden geldiği söylendi ve o “kamu tüzel kişiliği” ibaresi çıkartılarak “üniversiteler” ibaresi kondu. Bu da bizim tarafımızdan uygun görülen bir mesele değildir. Az önce de söylediğim gibi, o zaman kooperatiflerin o demokratik yapısı ortadan kalkar, özerk yapısı ortadan kalkar. Zaten en büyük sıkıntımız… Bakın, sendikaların, meslek odalarının ya da derneklerin siyasi partilerin arka bahçesi olma derdini tartışıyoruz. Şimdi, bu düzenlemeyle, kooperatiflerde kamu tüzel kişilikleri eliyle –bu, üniversitelerdir ya da farklı kurumlardır- söz sahibi olmayı, orayı yönetmeyi kanunla düzenlemiş oluyoruz. Yani, kendi hâlinde, kendi içinde yönetim kurulunu seçen bir yapıdan çıkartıyoruz, bunu kanunla “Efendim, sen yönetim kurulunu seçerken kamu tüzel kişilikleri belirli sayılarda oraya üye önersin ve siz bunların arasından bunları seçin.” diyoruz. Bu maddenin de kanun metninden çıkartılmasını istiyoruz.

13’üncü maddede yeni bir üniversitenin kurulmasıyla ilgili bir düzenleme var, Biruni Üniversitesi kurulması. Peki, niçin bu Plan Bütçe Komisyonuna geliyor? Oysaki ihtisas komisyonları var, Millî Eğitim Komisyonu var, gidilir orada enine boyuna bu konular tartışılabilirdi. Türkiye’de toplam 175 üniversite var; bunun 72’si -bununla beraber- vakıf üniversitesi, geriye kalanı devlet üniversitesi. Tabii, bunlar, her önüne gelen tarafından “Belli kriterleri yerine getirdik, binayı bulduk, arsayı bulduk, yeterli sermayeyi ya da parayı bulduk, hadi gelin üniversite kuralım.” Bu da doğru bir yaklaşım değil. Atanamayan öğretmenlerden bahsediyoruz, 300 bin atanamayan öğretmen var; mühendislerden bahsediyoruz, atanamayan, iş bulamayan ya da kadro açılamayan mühendisler var ama bu üniversitenin kuruluşundaki fakültelere bakıyorsunuz, eğitim fakültesi var. Eğitim fakültesi de nihayetinde öğretmen yetiştirecek. 300 bin atanamayan öğretmene yeni öğretmen kadrosu ya da öğretmen ilave etmiş olacağız.

19’uncu maddede sosyal yardımlaşma ve dayanışma vakıflarına üye seçimiyle ilgili bir değerlendirme var. Şimdi, burada, Büyükşehir Yasası gereği, biliyorsunuz, il genel meclisleri kapandı ve bu üyelerin daha çok il genel meclislerinin önerisi üzerine sosyal yardımlaşma ve dayanışma vakıflarına atanmaları, üye olmaları sağlanıyordu. Şimdi, yeni düzenlemeyle, illerde vali, ilçelerde de kaymakamın önerisi üzerine vali tarafından hayırsever vatandaş atanacak ya da üye olarak oraya verilecek. Burada hayırsever vatandaş kriteri ne, onu anlayamıyorum. Hayırseverlik, bana göre farklıdır, bir başkasına göre farklıdır, subjektif bir kavramdır nihayetinde. Bunun, iki üyenin “hayırsever vatandaş” değil de “iki vatandaş” üye olarak atanmasının, bu ibarenin buraya konmasının daha doğru olduğunu düşünüyorum ve bu “hayırsever” ibaresinin de çıkartılması gerektiğini düşünüyoruz.

41’inci maddede yatırım ortaklıklarında imtiyazlı payların oy hakkıyla ilgili düzenlemeler var. Burada, 6/12/2012 tarihli ve 6362 sayılı Sermaye Piyasası Kanunu’nun 48’inci maddesine bir fıkra ekleniyor. Bu fıkra da şu: “Yatırım ortaklıklarının imtiyazlı pay ihracına ilişkin usul ve esaslar Kurulca belirlenir. Yatırım ortaklıkları tarafından belirli grupların yönetim kurulunda temsil imtiyazı ile oyda imtiyaz tanıyan pay ihracında 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 360 ıncı maddesi ile 479 uncu maddesinin ikinci fıkrası hükümleri uygulanmaz.” diyor. Nedir bu 360, 479?

Şimdi, 360’ıncı madde, Türk Ticaret Kanunu’nda, belirli grupların yönetim kurulunda temsil edilmesini düzenliyor. 479 ise, Türk Ticaret Kanunu’nda “Oyda imtiyazlı paylar” başlığı altında bir düzenleme. Buradaki espri şu: Türk Ticaret Kanunu’nda bir paya en çok 15 oy hakkı tanınabiliyor. 479’un (2)’nci fıkrasında “Bu sınırlama, kurumlaşmanın gerektirdiği veya haklı bir sebebin ispatlandığı durumlarda uygulanmaz.” ibaresi var. “Bu iki hâlde, şirketin merkezin bulunduğu yerdeki asliye ticaret mahkemesinin, kurumlaşma projesini veya haklı sebebi inceleyip, bunlara bağlı olarak, sınırlamadan istisna edilme kararını vermesi gerekir.” diyor. Yani, bunu bir mahkeme kararıyla, mahkemeden aldığı kararla, bir paya en çok 15 oy hakkı sınırını aşabilir diyor. Yalnız, bakıyoruz, bu süre içerisinde işini yapmamış bazı firmalar var; yatırım ortaklığı kurumları. Bunlara aslında adrese teslim bir düzenleme. Bu doğru bir anlayış değil yani bir anlamda, hukuku dolanıyorsunuz. Yapmaları gereken işleri zamanında yapmayan kurumlara, bir anlamda, kanun çıkartarak, adrese teslim, bir kişiye münhasır, bir kişiye özel ya da bir kuruma özel kanuni düzenleme yapıyorsunuz. Dolayısıyla, bu maddenin de kanun metninden çıkartılmasını istiyoruz.

Değerli arkadaşlarım, her seçim öncesi ya da Meclisin kapanmasına yakın dönemlerde bu torba yasa artık geleneksel hâl aldı. Bu seçim öncesi de aslında ivedi çıkması gereken birtakım değişiklikler de torba yasa çatısı altında birleştiriliyor, Meclisimize geliyor ancak bu süre içerisinde, özellikle kamuoyunun beklentisi olduğu, toplumsal taleplerin yoğun olduğu bazı konular var. Emeklilerin önemli sorunları var. İnsanlar yıllarını, en güzel çağlarını çalışarak veriyor, sosyal güvenlik primi ödüyor “Emekli olduğumda bir emekli maaşım olur, medeni bir şekilde yaşama imkânına sahip olurum ve hayatımın son günlerinde kimseye muhtaç olmadan, devletin bana sağladığı imkânlarla yaşamımı idame ettiririm.” düşüncesi içerisinde. Ancak, emekli olduktan sonra tabii ki evdeki hesap çarşıya uymuyor. İnsanlar zor ekonomik koşullar altında, bir yandan emekli maaşını alıyor ama diğer yandan da ek işlerle ek gelirler elde etmeye çalışıyor. İşte böyle durumlarda “sosyal güvenlik destekleme primi” altında biz bu insanlardan yüzde 15 bir kesinti yapıyoruz yani çalıştığı için bu insanları cezalandırıyoruz, âdeta bir ceza primi kesiyoruz. Emeklilerin bu anlamda talepleri var.

Bakın, ocak ayında işçi ve BAĞ-KUR emeklilerine zam yapıldı ilk altı ay için, bu da yüzde 3,27’ye tekabül ediyor, 18 ila 31 TL arasında bir artış öngörülüyor ve en düşük emekli aylığı bugün 959 TL’den 990 TL’ye çıktı. Allah aşkına, 990 TL’yle, emekli olan bir yurttaş nasıl geçimini sağlayacak, sizlerin takdirine bırakıyorum. Dolayısıyla, hâl böyle olunca da insanlar ilave iş arıyor kendine; gidip çalıştığı zaman da, bir iş yeri açtığı zaman da bu insanlardan yüzde 15 ceza primi kesiyoruz.

Bir diğer konu da Sosyal Güvenlik Kurumuna olan prim borçlarının yeniden düzenlenmesi talebi. Gerçekten, özellikle serbest meslek erbapları, esnafların bu anlamda çok önemli sorunları var. Türkiye’de yaklaşık 1 milyon esnafın birikmiş BAĞ-KUR prim borcu var. Bu insanlar yaşı dolduğu hâlde emekli olamıyor ya da primleri zamanında yatmadığı için borçları katmerlenmiş, borçları büyümüş, bunları ödeyemiyorlar. Bu taleplerin de yerine gelmesi lazım, bu borçların yeniden yapılandırılması lazım, bu insanların borçlarının bir kısmının en azından belki silinmesi lazım ya da belirli taksitlere bölerek bu borçların kolayca ödenmesini sağlamaları gerekiyor ama bakıyorsunuz, bu torba yasada yok.

Taşeron işçilerinin talebi var. Bu da önemli bir toplumsal talep ama torba yasada göremiyoruz bunu.

Tarım sektörünün önemli sorunları var, yine, torba yasalarda göremiyoruz.

Biliyorsunuz, 1 Ocak 2012’den itibaren genel sağlık sigortası kapsamına alındı insanlar ve onlara verilecek sağlık hizmetleriyle ilgili gelir testi yaptırma koşulu getirildi ama o günlerden bugünlere birçok insan bu şartı yerine getiremedi ve dolayısıyla, yaklaşık olarak 3 milyon insanın, bu anlamda, o günden bugüne biriken borçları oluştu. Bunların tekrar gözden geçirilmesi lazım, bu soruna, bu yaraya bir neşter atılması lazım ve bir düzenleme yapılması gerektiğini düşünüyorum.

Değerli arkadaşlarım, bugün Sayın Başbakan grup konuşmasında, Mersin’de bütün siyasilerin bir yapı tarafından -bunun adı paralel devlet, bunun adı paralel yapı- ya da bir çete tarafından, il başkanlarından valiye, milletvekillerine, hepimizin dinlendiğinden söz etti. Bu iddia daha önce de gündeme gelmişti. Gerçekten, Türkiye’de bir akıl tutulması yaşanıyor. Bir anlam veremiyorsunuz. Belki de cumhuriyet tarihinin, Türk siyasi tarihinin en akıl almaz olayları bu süreçler içerisinde gelişiyor.

Bakın, bizim yıllardır bu yasa dışı dinlemelerle ilgili feveranlarımız oldu, bağırdık çağırdık, seslerimizi duyuramadık. O gün şikâyete konu olan yapı aynı yapıydı, bugün de aynı yapı ama dün o şikâyete konu olan yapıyla iç içe olduğunuz için, kol kola olduğunuz için bunlara göz yumdunuz, ses çıkarmadınız. Ama bugün silah size döndüğü için bizim yıllarca önce yaptığımız feveranı siz şimdi yapıyorsunuz, silah çünkü size döndü.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Silah susturucu mu Vahap Bey?

VAHAP SEÇER (Devamla) – Değerli arkadaşlarım, torba yasa bizim de uygun gördüğümüz bazı düzenlemeleri içeriyor ama uygun görmediğimiz düzenlemeleri de içeriyor.

Bu konuda bu yasaya ret oyu vereceğimizi belirtiyor, hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Bazı maddelerine.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Seçer.

Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına Şırnak Milletvekili Sayın Hasip Kaplan konuşacak.

Buyurun. (BDP sıralarından alkışlar)

BDP GRUBU ADINA HASİP KAPLAN (Şırnak) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Bugün Meclis fabrika gibi çalışıyor; Anayasa Komisyonu, yukarıda Adalet Komisyonu, aşağıda torba kanun.

İZZET ÇETİN (Ankara) – “Torba komisyonu” da desen olur.

HASİP KAPLAN (Devamla) – Fakat bu torba kanunun bir özelliği var; yüz yıldır, yani cumhuriyetin kuruluşundan bu yana en hızlı çıkan -en hızlı çıkan- torba kanundur bu. Sabah 10.30’da toplandı, tartışmalardan sonra, iki saat sonra alt komisyona verildi, iki saat sonra alt komisyon toplandı, muhalefet şerhini yazdırma vakti vermeden üst komisyon toplandı, üst komisyon ara vermeden, itirazları da dikkate almadan bu torba kanun çıktı. Artık Adalet ve Kalkınma Partisi adını değiştirsin “acil kanun partisi” diye. “Acil kanun partisi”, hızlı çıkar kanun.

İZZET ÇETİN (Ankara) – Onları koruma, “ayakkabı kutusu partisi” o.

HASİP KAPLAN (Devamla) – Yukarıda hızlı çıkıyor konjonktüre göre kanunlar, komisyonlar çalışıyor, burası çalışıyor. Daha ne diyeyim?

Şimdi, arkadaşlar bu torbanın içinde afet var, komisyonunda görüşülmedi; İçişleri Bakanlığıyla ilgili çok önemli bir düzenleme var, görüşülmedi komisyonunda; başka, Millî Savunma Bakanlığıyla ilgili maddeler var, komisyonunda görüşülmedi. Plan Bütçeye getirdiler. Plan Bütçe artık şeye döndü, bundan sonra hepsini toplayıp toplayıp, komisyonları çalıştırmayıp Plan Bütçeden çıkarıyorlar. Bu yaklaşım tarzı çok kötü, sağlıksız bir yasallaşma süreci.

Bakın, size bu usul içinde çok tehlikeli bir şey anlatacağım, bu tehlikeli olan kısım şu: Büyükşehir belediyelerini kurdunuz, büyükşehir belediyelerini kurduğunuz zaman il özel idarelerini lağvettiniz, onun yerine büyükşehir belediye meclisleri kurulacak. Bu çok önemli bir değişiklik; İl İdaresi Kanunu’nun değişmesini gerektiriyor, bütçeyi gerektiriyor, toplanan vergileri, harcamaları, KÖYDES’inizi, BELDES’i, projelerinizi bile değiştiriyor arkadaşlar çünkü paralar il özel idaresinden çıkıyordu.

30 tane büyükşehir. Seçime gideceğiz, kanunu getirdiniz, kanunu getirirken eksik getirdiniz, büyükşehir belediye meclisleri nasıl kurulacak bilmiyorsunuz. İl özel idareleri iptal edilecek, onun yetkileri ona, büyükşehir belediyesine devredilecek, nasıl devredilecek bilmiyorsunuz. Kanunu çıkardınız, eyvallah, elli gün sonra da seçime gideceğiz. E, bu seçime gideceğiz ya, büyükşehir belediyesi seçilecek; il özel idaresi duruyor. Onu kapatacaksınız, onun yerine bunu koyacaksınız. Bunu koymak için bu kadar acele ederseniz, siz ne demokrasiyi uygulayabilirsiniz ne doğru dürüst bir yerel yönetim politikasını ne Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı’nı uygularsınız ne yerel demokrasiden bahsedebilirsiniz ve zaten bu ruh hâlidir ki, Hükûmeti her şeyin başına bir vali koyma, dikme, Türkiye’yi valiler cumhuriyeti yapma alışkanlığı geliştirmeye başladı. Eski valiler kıskanıyor, diyor ki: “Şimdi  Hükûmetin valisi olacaksın ki millete ne dersen de yanına kâr kalsın.”

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Ben hiç kıskanmıyorum.

MEHMET ERSOY (Sinop) – Bir şey kalmadı, biz hiçbir şeyi kıskanmıyoruz Hasip Bey. Yok, kurudu.

HASİP KAPLAN (Devamla) – Bakın arkadaşlar, şimdi, bu torba yasaya göre, il idare meclisini kaldırıyorsunuz. Yerine kim geliyor? Büyükşehir belediye meclisi. Bir kere kapattınız, bütün belediyelerin günahını, ahını alıyorsunuz. Ben Konya Kulu’ya gitmiştim, beş altı tane belde gezdim. İşte, kimi “Elli yıllık belediyeydik.” diyor, kimi “Altmış yıllık belediyeydik.” diyor. Yani, demokrasiyi yerele yaymaktan niye korkuyorsunuz? Büyükşehir belediyelerini oluşturdunuz, yerellere güç, yerellere imkân, yerellere bütçe vermekten niye korkuyorsunuz?

Şimdi, halk, büyükşehir  belediye başkanını seçecek. Büyükşehir belediye başkanı gelecek… İstanbul’a büyükşehir belediye başkanı seçilecek, bir de Van’a. İstanbul deprem yaşamış 99’da, birçok kredi almışsınız ve bu krediler il özel idaresi üzerinden harcanıyor valilik kanalıyla. Şimdi, il özel idaresinin yerine kim gelmiş? Büyükşehir  belediye meclisi gelmiş; o gitti, o geldi. Ne olacak? Normali, bu kredilerin, bu paranın, il özel idare parasının büyükşehir  belediye meclisine aktarılması değil mi? Öyle. Olmaz, değil mi? Valilere teslim edin, valilere, Hükûmetin valilerine; devletin değil, milletin değil, partizan valilere teslim edin ki o parayı hangi müteahhide vereceğini, nerede harcayacağını, Hükûmetin çıkarına nasıl kullanacağını bilsin.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – İl başkanı, il başkanı.

HASİP KAPLAN (Devamla) - Ben Hükûmetin, AK PARTİ’nin yerinde olsam biraz daha dikkatli olurdum, hele hele bu 17 Aralık operasyonundan sonra yoğurdu biraz üfleyerek yerdim. Yani, insan biraz ders alır, ibret alır. Yani, niye bu yanlışı yaparsınız?

İl özel idaresi bir meclisti arkadaşlar, il genel meclisinden oluşurdu. Vali, sembolik olarak son dönemlerde il genel meclisinin başkanlığını bile yapmıyordu, kendi başkanını kendi içinden seçiyordu. Peki, siz, atanmış birini, Hükûmetin tayin ettiği birini, paralel içinden gelmiş birini veya dikey iktidarın içinden gelmiş birini, fark etmez, seçilmiş bir belediye başkanının ve meclisinin tepesine dikip vesayeti sonuna kadar uygularsanız bunun adı demokrasi değil -kimse kimseyi kandırmasın, demokrasicilik oynamıyoruz- açıkça o büyükşehir belediyesini ve meclisini, İstanbul gibi yerde milyonlarca oyu, Kocaeli gibi deprem görmüş yerde binlerce, yüz binlerce seçmeni, Van gibi deprem görmüş yerde yüz binlerce seçmeni tanımıyorum, iradesini tanımıyorum, bu kredileri onlara teslim etmiyorum, güvenmiyorum anlamını taşıyor. Peki, millet oyunu verip bu belediyelerin yönetimini, güvenini onlara verdiği zaman siz niye vermiyorsunuz? İşinize gelmiyor. Bütün mesele burada.

Şimdi, büyükşehirlerde yeni bir moda oluşturmaya başladınız: Sosyal yardımlaşma vakıfları. Eskiden Fakir Fukara Fonu’ydu, sonra Sosyal Yardımlaşma Fonu oldu, şimdi vakıf. Vakıf nedir arkadaşlar? Hukukçu arkadaşlarımız var aranızda. Tüzel kişi. Bir vakfın kurucuları belli olur, 3 kişi, 5 kişi. Sonra, bir senedi olur, bir amaca vakfedilir. Sonra, hadi, vakıf kurucusu olmayan birini mütevelli heyetine seçebilirsiniz. Farz edin ki o dönemki bürokratlar mütevelli heyetine seçildi. Nasıl yapacaksınız? Siz, sadece bir ayda 3 bin tane polisin, 600 tane hâkim, savcının, eğitimde, sağlıkta… Bir de eğitim teklifi geliyor Meclise, bütün il yöneticilerini Millî Eğitim okullarında atayacaksınız, değiştireceksiniz, hallaç pamuğuna çevireceksiniz Türkiye’yi. Hangi mütevelli heyeti, hangi yerde bir seneden fazla kalacak? Herkes artık seyyar valizle geziyor, bürokratlar. Emniyette şube başkanları, emniyet müdürleri artık seyyar, içinde küçük tıraş takımı, bilmem nesi olan seyyar valizlerle geziyorlar çünkü bir günde üç yere tayini çıkıyor onların. Siz, bunları mütevelli heyetine koyduğunu düşünün. O mütevelli heyeti de çalışır mı?

Peki, o vakfa yatırılan para, o vakfın mal varlığı… Devlet hazine arazisini verdi oraya, o vakfın o parasını, o malını mülkünü… Farz et ki o günün kaymakamı, tarım müdürü, millî eğitim müdürü, spor müdürü, işte, sosyal yardımlaşma müdürü birlikte kurdular, sonra da tayinleri çıktı, her birisi bir yere gitti veya yaşlanır insan, sonuçta biyolojik bir ömrü vardır, ölür. Ne olacak o paralar? Miras diye bir şey yok mu? Usul ve füruuna intikal etmiyor mu? Onun çocukları, eşi çıkıp bu vakıftaki mal varlığını “Bizim babamız kurdu bu vakıfları.” deyip talep etmeyecek mi? Ederse ne yapacaksınız? Bu kadar basit arkadaşlar. Bir işi yaparken düşünmüyorsunuz. Bir işi yaparken yanlış yapıyorsunuz. Üstelik, büyükşehir belediyelerine vakıf kurduruyorsunuz, o vakfın başına da, her seçilmişin başına bir atanmış dikiyorsunuz. Ne iştir bu, söyler misiniz?

Şimdi, o atanmışlar çıkıyor, diyor ki: “Ben, devleti ve Cumhurbaşkanını ve Hükûmeti, Başbakanı temsil ediyorum.” aynen böyle. Zaten -şimdi, bir sataşmada bulunacağım valilere- hep boşuna demiyorlardı “Önce Mülkiye, sonra Türkiye.”

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Bir dakika, Mülkiyeye laf atma.

HASİP KAPLAN (Devamla) – Elitaş geldi zaten…

OKTAY VURAL (İzmir) – Hangisi, kavas olan mı, kavas valiye mi?

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Mülkiyeye laf yok.

HASİP KAPLAN (Devamla) – Şimdi, böyle valileri, atanmışları seçilmişlerin tepesine dikip tersine demokrasi, Zihni Sinir projesi gibi şey yapıyorsunuz. Ben bunu… Bir ara il özel idareleri vergiyi de topluyordu, biliyorsunuz yani kadastro geçmeyen yerlerden, zilyetliğe dayalı kayıtlı yerlerden para toplarlardı. Bizde rahmetli İbrahim Efendi vardı tahsildar, 70 yaşında emekli oldu. Bir çantası vardı deriden, kırk beş yıldır aynı çantayı taşırdı ve içinde tahsilat makbuzları. Bir gün bir köye geliyor, dağ köyü, orman köyü, “vergi” diyor, vergi yok. Çıkarıyor kibriti “Verginizi vermezseniz köyü yakacağım." diyor. Devlet, özel idare ve tahsildar olarak orada vatandaşın karşısında gözüküyordu. Şimdi, vatandaşlar tabii ki köy yakılmasın diye ağlıyorlar, biraz da vergi ödüyorlar, dönüyor. Aynı sistemi 21’inci yüzyılda sürdürmenin demokrasiyle ne alakası var, hukukla ne alakası var Allah aşkına?

Şimdi, büyükşehirlerin başına valileri dikiyorsunuz, adına da “yerel yönetimleri güçlendirmek” diyorsunuz. Eğer harbiyseniz, bu Meclisin çıkardığı Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı var, hodri meydan, gelin çekinceleri beraber kaldıralım. Mademki demokrasiyi seviyorsunuz, yerel yönetimlerde de bütün partilerin şeyi var, gelin çekinceleri kaldıralım. Kaldırır mısınız? Kaldırmazsınız, çünkü… BDP istiyor diye kaldırmazsınız en azından. BDP’nin istediği bir konuda refleks oluşuyor, böyle üçlü birleşme oluşuyor, böyle üçlü bir refleks oluşuyor. Artık, gerçi o refleks kırılmaya başladı, AK PARTİ’de de, CHP’de de biraz artık o refleksin dışına çıkan çok arkadaş görüyorum ben ve şimdi buradan bakıyorum, bu felakettir, yanlış bir uygulamadır arkadaşlar. Keşke bütün sosyal yardımlaşma, bütün trafik, bütün eğitim, bütün okullar, elektriğine kadar, yollar o büyükşehre, o yerel yönetime verilseydi ama yok. 

Şimdi, bakın, organize sanayi bölgelerini de yine merkezîleştiriyorsunuz. Her şeyin başına illa vali. Burada da vali getiriyorsunuz. Ya, biraz o esnafa güvenin; ticaret odaları var, sanayi odaları var, şoför var, bilmem ne var. Yani insan sivil toplumlarına güvenmeyecek de kime güvenecek? Burada da yanlış bir yaklaşım var.

Yani, olimpik sporculara yardım etmek isteriz, etmek istemeyen parti olduğunu sanmıyorum. Ama şunu da sormak isteriz: Ya, bu olimpiyatlarda niye hep sondan birinci oluyoruz? Soçi’ye 8 kişiyle mi ne gitmiş. 76 milyonluk Türkiye’den 8 dalda yarışmaya katılmışız.

HALUK EYİDOĞAN (İstanbul) – Dağlarda kar yok, ondandır.

HASİP KAPLAN (Devamla) – Arkadaşlar, şimdi, Soçi’ye 8 kişiyle giderseniz 80 kişilik madalya getirecek hâliniz mi var? Demek ki bu kadar çıkarabiliyorsunuz, değil mi? Olimpiyatlarda durum iyi değil.

Bu bahis oyunlarından bir türlü elinizi çekmediniz. AK PARTİ’lilere hep söyledim. Cemaatle hep kavga edersiniz ama cemaatle aynı konuda kesişiyorsunuz. Bu bahis oyunlarından niye vazgeçmiyorsunuz, kumardan? Spor Toto, Loto, voto, ondan sonra, bahis oyunları İnternet üzerinden… Devlet ne için karışıyor bu kumara?

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Caizdir, caizdir!

HASİP KAPLAN (Devamla) – Her şeyi özelleştirdiniz de bu kumarı niye özelleştirmiyorsunuz?

İZZET ÇETİN (Ankara) – Çok kârlı!

HASİP KAPLAN (Devamla) – Çok mu getiriyor?

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Bazıları “caiz” diyor.

HASİP KAPLAN (Devamla) – Vallahi, tefecilik de kârlı, kumar da kârlı, kaçakçılık da kârlı ama yakalanınca sonu iyi olmuyor.

OKTAY VURAL (İzmir) – Haram para aklama…

HALUK EYİDOĞAN (İstanbul) – HSYK’yı değiştiriyorlar.

HASİP KAPLAN (Devamla) – Şimdi, bakanlıklarda, kararnameyle, bir yaz günü, tam Meclis tatile girerken bakanlıkların durumu değiştirildi. Her bakana bir bakan yardımcısı koydular. O bakan yardımcıları imam mı değil mi diye şimdi düşünmeye başlıyorum, paralel mi dikey mi diye. Eski arkadaşlarımız, Mecliste de her gün gördüğümüz arkadaşlar tabii. Şimdi soruyorum arkadaşlar: Eğer bakanın yanında o müsteşarı, yardımcıları, genel müdürleri iş yapamıyorsa bu bakan yardımcılıklarını niye koydunuz, onlar ne işe yarıyor? O işe yaramıyorsa şu torbada getirdiğiniz rehberlik ve denetim başkanlığı ne iş yapacak, bana söyler misiniz, neyin rehberliğini yapacak, neyi denetleyecek? Ya, neyi denetleyecek arkadaşlar? Bu gelen giden para, ihale, trafik vesaire, havuz mavuz… Yani, bu işleri mi denetleyecek yoksa bakanlığın devasa işlerini mi denetleyecek? Orası denetleyecekse Maliye neyi denetleyecek, İçişleri Bakanlığı idari olarak neyi denetleyecek? Bu rehberlik ve denetim başkanlığı “sugar” kadro, şeker kadro derler ya, en yakınları… Bu bakanlıklarda -bir paralel devlet vardır- “dikine devlet” Hükûmete bağlı yeni bir güç oluşturuluyor. Bu da yanlış. Bunun kanunu çıkarılıyor ama ne iş yapacağını bilmiyoruz yani rehberlik ve denetim başkanlığının ne iş yapacağını bilmiyoruz.

Şimdi, bu torba kanunda kooperatiflerle ilgili bir hüküm de var. Sayın Vahap Seçer bu konuyu çok güzel irdelemiştir, eminim. Pankobirlik, pancar üreticileri kooperatifi var. Kooperatif dedin mi, kooperatif, hakikaten, şeker sanayisinde çalışıyor, anlarız. Fakat, binlerce batık inşaat kooperatifi var, farklı sektörlerde çalışan binlerce kooperatif var. Maalesef, üniversitelerdeki bazı kooperatifleri idare edemedikleri için, üniversite yönetiminden biri o kooperatifte olsun diye, bütün kooperatifleri getirip bu torbanın içine koymuşlar.

Arkadaşlar, siz, eğer böyle kanun manun yapacaksanız, bu işi de bürokratlara verecekseniz, bürokratlar da artık, kendilerinden sonra gelen dördüncü, beşinci sıradaki memurlara hazırlatacaksa ve her gün sizin başınıza iş açacaksa bu torbanız da yok olsun, size destek yok.

Açık konuşuyoruz, yanlış yapıyorsunuz. Yanlış yapıyorsunuz, acele ediyorsunuz. Niye büyükşehirle beraber belediye meclislerinin yetkilerini belirlemediniz? Niye dört tane partiyle konuşup doğru dürüst bir yapılanma getirmediniz? Seçime giriyoruz: Yarın, büyükşehir belediyesi ile valiler birbirine –yakasına- girecektir, göreceksiniz. Valiler ile büyükşehir belediye başkanları kavgasını başlatan bu Hükûmetin bu yanlış düzenlemeleri olacak.

Bizden oy yok.

MEHMET ERSOY (Sinop) – Yapmayın!

HASİP KAPLAN (Devamla) – “Nayır!” Hayır! “…”(X)!

Teşekkür ederim. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Şimdi, şahısları adına konuşmalar bölümüne geçeceğiz.

İlk konuşmacı, İstanbul Milletvekili Sayın Haluk Eyidoğan.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

HALUK EYİDOĞAN (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; şimdi altı tane farklı esas sayılı kanun teklifinin oluşturduğu yeni bir torba kanunu görüşüyoruz, sıra sayısı 546 oldu bu torbanın. Biz, CHP olarak her zaman, bu tür çalışmalarda, torba kanun da olsa iyi niyetle destek verelim diyoruz. AKP, ne yazık ki gerek kanun yapma düzenini gerek komisyonda ve Genel Kurulda görüşme düzenini bozuyor, tahrip ediyor.

Biliyorsunuz, AKP birçok komisyonda görüşme teamüllerini, geleneklerini bozuyor. Bunun bir son örneğini de benim çalıştığım Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonunda yaşadık. 31 Ocak 2014 tarihinde, cuma günü öğleden sonra, akşamüstü, tali komisyon olarak bir kanun teklifi geldi yani görüşmeden altmış saat önce. Bu 19 maddelik yasa teklifi içerisinde 5 madde AFAD Kanunu’nda değişiklikle ilgili. Şimdi, dikkat edin, Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı sürekli, her sene, belli torba kanunlar içerisinde bazı maddelerini değiştiriyor. Biz, bu yaklaşıma bilimde “deneme yanılma yöntemi” diyoruz. Deniyoruz, olmadı, yanılıyoruz; bir daha değiştiriyoruz. Yani, böyle bir torba kanuna, yamalı bohça yaratan bir duruma geldi. Defalarca söyledik; ülkenin, bir afet yönetimi ve risk yönetimi için derli toplu, çağın gereklerine uygun, dünyadaki teamüllere uygun bir risk yönetimi, afet yönetimi yasası, kanunu lazım ama böyle değil. Gelin, bunu hep beraber yazalım uzmanlarımızla, bu deneme yanılma işinden, yamalı bohça işinden vazgeçelim; böyle bir ihtiyaç var, karşılayalım ama yok. Her sene, biz geliyoruz buraya, konuşuyoruz, o madde değişti, bu madde değişti. Şimdi iki madde daha var, o da gelecek yakında.

Neyse, biz, bu teklifi aldık -19 madde- oturduk çalıştık, görüşlerimizi yazdık altmış saat içinde. Takip eden pazartesi günü komisyona geldik. AKP’nin komisyon üyeleri 1/3 çoğunluğu sağlasınlar diye bekledik, yarım saat bekledik. Geldik, sonunda masaya oturduk, bir baktık önümüzde başka bir yasa teklifi var: Sayın İlyas Şeker ve arkadaşlarına ait, toplam 35 maddelik yeni kanun teklifi. Ee, bunu daha önceden de getirseydiniz, biz hazırlık yapsaydık. Bizim önceki teklifi, (1966) esas numaralı yasa teklifi metniyle oy çokluğuyla birleştirmişler, altmış saatte torba dolmuş, 19 maddelik yasa teklifi olmuş 35 madde. Bitti mi? Bitmedi. Daha sonra bu, şu anda 54 maddeye çıktı. Biraz daha beklersek daha gidecek anlaşılan. Neyse, biz görüştük.

Şimdi, değerli milletvekilleri, böyle alelacele komisyon çalışması oluyor mu? Hep böyle mi oldu bugüne kadar? Yüce Meclisin komisyonlarının çalışma biçimi böyle mi olmaya devam edecek? Bu nasıl bir etik anlayışıdır? Komisyon üyelerinin bilgilendirilmediği, aceleye getirilen düzenlemenin belli maddelerinde bakanlık yetkililerinin hazır bulunmadığı, teknik görüş isteme ve ayrıntılı görüşmek üzere komisyon toplantısını erteleme talebimizin geri çevrildiği komisyon toplantısı, açıkça bir “telaş yasası” ve “torba tasarıdan torba teklife” geçiş olarak yasama tarihine kayıt düşülecek bir niteliktedir.

Bugüne kadar yaşanan afetlerin ağır sonuçları, Türkiye’de yeni ve bütünleşik bir afet yönetim düzeninin bir an önce kurulmasını ve dünyadaki anlayışa uygun bir risk yönetim, hazırlık ve müdahale düzeninin oluşturulmasını gerekli kılmıştır. Biraz önce bunu ifade ettim, tekrarlıyorum. Bunda bir sorun yok, böyle bir ihtiyaç var ama bu AFAD Yasası’yla bu yeteri kadar karşılanmıyor.

Hükûmet bu ihtiyacı gidermek için 2009 yılında bu 5902 sayılı Kanun’u çıkardı, işte bazı kurumları birleştirdi ancak bunu yaparken ortaya çıkan AFAD Yasası içeriği, genel nitelikleriyle bu alandaki uluslararası gelişmelerden habersiz kalmış, Türkiye için yeni bir vizyon getirmediği gibi çok sayıda da yetersizlik göstermiştir ve göstermeye devam ettiği için de her sene birkaç torba kanun içinde, yamalı bohça eklemeler yapıyoruz.

Buradan beklediğimiz, özlediğimiz bir afet yönetim ve risk yönetim düzeni çıkmayacak. AFAD, yalnızca çadır ve konteyner kurarak, yemek ve diğer yardımları dağıtarak afet yönetimi yapılamayacağını artık anlamalıdır. Yani, o hâle geldi ki AFAD, sanki Kızıla ile yardım kuruluşlarıyla yarış ediyor. Bizim özlediğimiz bir AFAD modeli bu değil.

Bir diğer konu: Şimdi, bu yeni büyükşehir yasasıyla 30 büyükşehirde il genel meclislerinin kaldırılması ve yerine Yatırım İzleme Koordinasyon Başkanlığı ki bunun hâlihazırda yönetmeliği yok ama ben bir yönetmelik taslağı  buldum, üzerinde çalıştım ve o zaman gördüm ki yeni bir birim kurulması ve il AFAD müdürlüklerinin o taslak yönetmelikte afet yardım şube müdürlüklerine dönüştürülmesi niyeti gündeme getiriliyor, böyle bir durum ortaya çıkıyor. Ben de bu gelişmeler üzerine, yazılı ve sözlü, bir yerlerde yayınlar yaptım. AKP, bu yasada da olduğu gibi, yeniden yapılanma çerçevesinde, bu sefer yasanın 6’ncı maddesini de bu torba yasaya soktu, “başkanlık” adı altındaki teşkilatı merkez ve taşra teşkilatına çevirdi. Yani, anlaşılıyor ki afet yardım şube müdürlüklerinden vazgeçiyor, kademe düşürmüyor, doğrudan valiliğe bağlı bir taşra teşkilatı kurma niyeti. Bunun gerekçede de ifadesi şu: Yani biz bunu yaparsak, taşra teşkilatı yapılanmasına gidersek valiliklerin altında AFAD il müdürlükleri daha güçlü hâle gelecek, daha etkin olacak, daha proaktif olacak ama esas sorun bu değil. Esas sorun, AFAD’ın temel kanununda işleyiş biçimi çünkü AFAD yasası, ağırlıklı olarak afet anı ve afet sonrası müdahaleye odaklanmış bir yasa tarzı.

Şimdi, il özel idareleri kaldırılan büyükşehirlerde ayrı bir teşkilat yapısı, diğer şehirlerde ayrı bir teşkilat yapısı ortaya çıkıyor. Bu, muhtemelen bir çok başlılık ve yönetim zafiyeti getirebilir. Buna çok dikkat etmemiz lazım. Yani, zaten şu andaki değişikliklere baktığımız zaman değişikliklerin çoğunda arama kurtarma birliklerine ağırlık verilmiş. Peki, hep aradığımız, afet yönetiminde ağırlıklı olması gereken “risk yönetim” sözcüğü nerede? Kaldı ki hâlâ kadro cetvellerinde “zarar azaltma” deniyor. Risk azaltma Sayın Başkan, risk azaltma. Bunu, “zarar azaltma” sözcüğünü lütfen, buradan kaldırın.

Madde 35-36’ya değinmeyeceğim, onu daha sonraki bir konuşmada… Orada önemli bazı ayrıntılar var. Madde 36’da belirtilen uygulamaya göre, kurumun iş potansiyelini yüklenen mühendis dâhil, tüm eleman ve idarecilerin ataması neden Başkanlığa verilmiyor? Bu yaklaşım, müdür ve ekibinin bir uyum içerisinde çalışması açısından çok daha etkin olacaktır.

Sonuç olarak, her ne kadar bu yasa teklifinin gerekçesinde il afet ve acil durum yönetiminin, büyükşehir niteliğindeki illerde taşra teşkilatı olarak daha güçlü ve etkin olacağı savunulmaktaysa da teklifteki düzenlemelerin, bazı iyileştirmeler dışında, ülkemizde afet risklerinin azaltılmasına önemli katkı sağlamayacağını ve dünyada gelişen afet risk yönetim anlayışını oluşturamayacağı açıktır. 5902 sayılı Yasa’da 2009’dan bugüne kadar yapılan yamaların, değişikliklerin bu amaca varmayı sağlamayacağını ifade etmek istiyorum. Özellikle nüfusu birkaç milyonu geçmiş, ilçeleri yüz binleri zorlayan illerde bu düzenlemelere rağmen AFAD il müdürlükleri nasıl etkin ve güçlü olacaktır? Bu yeni yönetim modeliyle, her bir ilçesinin büyük bir kent nüfusu kadar olduğu büyükşehirlerimizde, ilçe örgütlenmeleri ve kademeleri olmadan, yerel yönetimle her düzeyde yerleşim, planlama, kentsel risklerin tespiti, risk yönetimi tesis edilmeden nasıl afet yönetimi yapılacağı çok tartışmalı bir durum yaratmaktadır. Örneğin İstanbul, İzmir, Antalya, Bursa gibi il nüfusu milyonlarla ifade edilen, ilçe nüfusu yüz binlerle ifade edilen ve birinci derece deprem bölgesindeki ilçelerde il afet örgütü yukarıda ifade edilen görevleri nasıl yapacaktır? Bunların ayrıntılı düşünülmesi gerekiyor.

Teşekkür ediyorum. Yüce Meclise saygılarımı sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Şahsı adına ikinci konuşmacı, Ağrı Milletvekili Sayın Ekrem Çelebi.

Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

EKREM ÇELEBİ (Ağrı) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; 546 sıra sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi üzerinde şahsım adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Özellikle, bu kanun teklifi konuşmamı yapmadan önce, geçtiğimiz cumartesi ve pazar günleri, biz, 30 AK PARTİ milletvekili olarak Van ilimizi ve vatandaşlarımızı gezdik. Dolayısıyla, özellikle, Van’da bizi ağırlayan başta sayın Van milletvekillerimiz olmak üzere, daha sonra Van’daki kardeşlerimiz ile il, ilçe ve köylerde konuştuğumuz kardeşlerimize ben burada misafirperverliklerinden dolayı çok teşekkür ediyorum, burada herkese saygılarımı arz ediyorum.

Bu vesileyle, 546 sıra sayılı Kanun Teklifi birçok alanda ihtiyaçları giderecek değişiklikleri içermektedir, bunlarla ilgili bazı konularda size bilgi arz etmek istiyorum.

Özellikle, teklifin 2’nci maddesiyle, Spor Toto Teşkilat Başkanlığı için Spor Toto Teşkilat Başkanlığı Reklam Yönetmeliği başta olmak üzere, benzer durumlarda bulunan diğer yönetmeliklerin de yasal dayanağa kavuşturulması ve bu şekilde, Anayasa’nın 124’üncü maddesinin gereğinin yerine getirilmesi amaçlanmaktadır.

Yine, bizim teklifimizin 5’inci maddesiyle -bu da Bakanlık için geçerli- gerçek ve tüzel kişilerin, Gençlik ve Spor Bakanlığı için yaptıracakları gençlik merkezleri ile gençlik ve izcilik kampları inşası için yapacakları harcamalar ile her türlü nakdî ve ayni bağış ve yardımları gelir vergisine esas kazançtan indirmesi imkânı sağlanmaktadır.

Yine, teklifimizin 6’ncı maddesiyle, teklifin 46’ncı maddesiyle kurulan Rehberlik ve Denetim Başkanlığında çalıştırılacak ve kariyer meslek olarak planlanmış olan gençlik ve spor denetçi yardımcılarının 657 sayılı Kanun’un ilgili hükümlerine ilave edilmesi amaçlanmaktadır.

Yine, teklifimizin 17’nci maddesiyle, bu da Spor Genel Müdürlüğümüz için geçerli, söz konusu düzenlemeyle olimpik ve paralimpik (engelli) olimpiyatları spor dallarında en az yıldızlar seviyesinde 4 bin sporcunun seçilerek 2020 olimpiyatlarına hazırlanmaları hedeflenmektedir.

Yine, teklifimizin 18’inci maddesiyle, il müdürlüklerinden 25, ilçe müdürlerinden 31 kişi olmak üzere araştırmacı kadrolarına atanan 56 kişi hâlen bulunmaktadır; 666 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’yle maaşlarda iyileştirme yapıldığı hâlde, bu kişiler 666 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’yle getirilen iyileştirmelerden yararlanamamışlardır. Yapılan bu yeni düzenlemeyle, il ve ilçe müdürlükleri maaşlarında yapılacak iyileştirmeler 666 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’den önce görevden alınan 56 personele de bu şekliyle yansıtılacak ve mağduriyetleri giderilecektir.

Yine, teklifimizin 30’uncu maddesiyle -bakanlık merkez teşkilatı için bu da geçerli- gerçek ve tüzel kişilerin bakanlığımız için yaptıracakları gençlik merkezleri ile gençlik ve izcilik kampları inşası için yapacakları harcamalar veya her türlü nakdî ve ayni bağış ve yardımlarının kurumlar vergisine esas kazançtan indirilmesi imkânı sağlanmaktadır.

Yine, teklifimizin 46’ncı maddesiyle, bakanlık bağlı kuruluşlarının koordinasyonunda duyulan ihtiyaç nedeniyle, özellikle, burada 2 tane müsteşar yardımcısı kadrosu ihdas etmekteyiz.

Öte yandan, hâlen bakanlıkta bir denetim birimi bulunmamaktadır. Öncelikle bakanlık merkez teşkilatında, gerektiğinde de  bakanlık teşkilatı ile bağlı kuruluşların ve bunların denetimi altındaki her türlü kuruluşun faaliyet ve işlemleri ve personelleri ile usulsüzlük önleyici, eğitici ve rehberlik yaklaşımlarını ön plana çıkaran bir anlayışla denetim, araştırma, inceleme ve  soruşturmaları yapmak üzere rehberlik ve denetim başkanlığı kurulmaktadır.

Yine, 47’nci maddesiyle, rehberlik ve denetim başkanlığının görevleri belirtilmektedir.

Teklifimizin 50’nci maddesiyle -bu, yine bakanlık merkez teşkilatımız için geçerli- yeni kurulan rehberlik ve denetim başkanlığının ivedilikle faaliyete geçmesini teminen, denetçi, müfettiş ve kontrolör unvanlarını haiz olmak üzere, diğer kamu kuruluşlarına da naklen atanmalarının önü açılmaktadır.

Burada önemli olan, bakanlık merkez teşkilatımızın, tabii, ivedi bir şekilde çalışması. Bunun yanı sıra, getirmiş olduğumuz teklifte, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun mazeret izni kapsamında bulunan 104’üncü maddesini biraz daha genişletiyoruz. Burada, özellikle yeni bir düzenleme getiriyoruz. Bu düzenlemeyle, memura yeni bir konuda mazeret izni verilmesini öngörmekteyiz. Buna göre, memurun çocuğunun en az yüzde 70 oranında engelli veya süreğen bir hastalığının olması, çocuğun evli olması hâlinde ise eşinin de en az yüzde 70 oranında engelli olması şartıyla, evli çocuk için de -bu durumun hastalık raporuyla tespit edilmesi hâlinde- memur olan ebeveynden sadece birisi tarafından kullanılması kaydıyla, bir yıl içerisinde toptan veya bölümler hâlinde on güne kadar mazeret izni verilebilecektir.

Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan kanun teklifiyle, Jandarma Genel Komutanlığına 3 bin adet uzman erbaş kadro artırımı yapılmaktadır. Yine, Jandarma Genel Komutanlığımızın özellikle ihtiyacı göz önünde bulundurularak bu kadro ilaveleri yapılmıştır.

AK PARTİ hükûmetleri döneminde eğitime her zaman için çok büyük önem verdik. Burada, özellikle son on bir, on iki yıl içerisinde, bizim üniversitelerimize ne kadar önem verdiğimizi çok net olarak sizlere arz etmek istiyorum. Üniversitelerimize her geçen gün bir yenisini eklemekle… Yükseköğretimimize katkı sağlayacak vakıf üniversitelerinden 75’incisi İstanbul’da, Dünya Eğitim Vakfı tarafından “Biruni üniversitesi” adı altında yeni bir vakıf üniversitesi kurularak, üniversite tıp, diş hekimliği, eczacılık, sağlık birimleri, eğitim, mühendislik fakülteleri ile meslek yüksekokulu, eğitim bilimleri enstitüsü, fen bilimleri enstitüsü ve sağlık birimleri enstitüsünden oluşacak. Gelişmiş Batı toplumlarında üniversite sayısının çokluğu, akademik yetersizliğimiz göz önüne alınarak bu konuda ne kadar yol almamız gerektiğini ortaya koymuş bulunmaktayız. Bu kurmuş olduğumuz Biruni Vakfı üniversitesiyle yükseköğretime güç katmış oluyoruz. Geleceğin gençleri donanımlı, yetenekli ve uluslararası alanda akademik yetkinlikle bu üniversitelerimizden yetişecek. AK PARTİ hükûmetleri olarak, on bir yılda kurmuş olduğumuz devlet ve vakıf üniversiteleriyle yükseköğrenim alanında Batı’yla aramızdaki makası hızla kapatmaktayız. Ayrıca, AK PARTİ hükûmetlerinin ilk dönemlerinde de almış olduğumuz bir kararla, her ile bir üniversite kurarak illerimizin sosyal, kültürel, spor ve eğitim alanlarında çehrelerini değiştirmeye devam ediyoruz.

Şu ana kadar 101 devlet üniversitemiz var, 75’inci vakıf üniversitemizi de bununla birlikte kurmuş olacağız inşallah.

Yine bu kanunla, orman köylüsüne tanınan hak ve imtiyazlardan yararlanan belde sakinleri, beldelerinin mahalleye dönüştürülmesinin ardından aynı hak ve imtiyazlardan da yararlanabilecek. Bu düzenlemeyle, büyükşehir sınırları içerisinde kalan orman vasfını haiz beldelerimiz aynı haklarını kullanmaya ve bu haklardan istifade etmeye devam edecektir.

Yine, bununla birlikte 112 acil çağrı merkezlerine acil durumlarda sevk ve koordinasyon sağlama görevleri verilecektir.

Yine, 3152 sayılı İçişleri Bakanlığı Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun’un 28’inci maddesinde değişiklik yapılmaktadır. Bilindiği gibi, büyükşehirlerde Yatırım İzleme ve Koordinasyon Başkanlığı bünyesinde, diğer illerde ise valilikler bünyesinde tüm acil çağrıları karşılamak üzere 112 acil çağrı merkezleri bulunmaktadır. Maddeyle, 112 acil çağrı merkezlerine acil durumlarda sevk ve koordinasyon sağlama görevi verilmektedir. Ayrıca, maddeyle, söz konusu acil çağrı merkezlerinde personel görevlendirilmesi ve bunların mali haklarına ilişkin usul ve esaslar düzenlenmektedir.

Diğer yandan, maddeyle, 112 acil servis hizmetlerini asılsız bir şekilde meşgul edenler hakkında 250 TL idari para cezası verilmesi ve eylemin tekrarı hâlinde ise bu cezanın 2 katına çıkarılması öngörülmektedir.

Yine bu kanunla, sosyal yardımlaşma ve dayanışma vakıflarının başkanının tespitine ve mütevelli heyeti üyelerinin seçimine yönelik usul ve esasları yeniden düzenlemekteyiz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

EKREM ÇELEBİ (Devamla) – Bu vesileyle, kanunun hayırlı uğurlu olmasını diliyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, soru-cevap işlemine geçmeden bir önerge var, onu okutacağım ve işleme koyacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

546 sıra sayılı raporun tümünün görüşmelerinin İçtüzük 72’ye göre devam etmesini grup adına arz ederiz.

                                                                                                                                     Oktay Vural

                                                                                                                                          İzmir

                                                                                                                           MHP Grup Başkan Vekili

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunacağım.

III.- YOKLAMA

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

MUHARREM İNCE (Yalova) – Yoklama istiyoruz.

BAŞKAN – Yalnız yoklama talebi var.

Sayın İnce, Sayın Aslanoğlu, Sayın Serindağ, Sayın Moroğlu, Sayın Seçer, Sayın Susam, Sayın Çetin, Sayın Eyidoğan, Sayın Akar, Sayın Topal, Sayın Öz, Sayın Serter, Sayın Gök, Sayın Güven, Sayın Danışoğlu, Sayın Değirmendereli, Sayın Güler, Sayın Onur, Sayın Şafak, Sayın Yüksel.

Yoklama için iki dakika süre veriyorum.

Buyurun.

(Elektronik cihazla yoklamaya başlandı)

BAŞKAN – Bu arada, bir duyuru yapayım: Sayın Türkkan, Sayın Yılmaz, Sayın Vural, Sayın Akar ve Sayın Aslanoğlu; soru için sisteme girmişsiniz ama yoklama yapıldığı için sistemde bir değişiklik oluyor. Yoklamadan sonra tekrar sisteme girerseniz memnun olacağım.

(Yoklamaya devam edildi)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı yoktur.

Birleşime on beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 22.28

SEKİZİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 22.45

BAŞKAN: Başkan Vekili Ayşe Nur BAHÇEKAPILI

KÂTİP ÜYELER: Muharrem IŞIK (Erzincan), Muhammet Bilal MACİT (İstanbul)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 59’uncu Birleşiminin Sekizinci Oturumunu açıyorum.

III.- YOKLAMA

BAŞKAN - İç Tüzük’ün 72’nci maddesine göre verilen görüşmelere devam edilmesine dair önergenin oylanmasından önce istem üzerine yapılan yoklamada toplantı yeter sayısı bulunamamıştı. Şimdi tekrar yoklama yapacağım.

Yoklama için iki dakika süre veriyorum ve yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN - Toplantı yeter sayısı vardır.

546 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine devam edeceğiz.

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

6.- Kocaeli Milletvekili İlyas Şeker ve Ağrı Milletvekili Ekrem Çelebi ile 18 Milletvekilinin; Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ile Manisa Milletvekili Erkan Akçay ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Mersin Milletvekili Mehmet Şandır'ın; 657 Sayılı Devlet Memurları Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, Kocaeli Milletvekili Haydar Akar'ın; 7269 Sayılı Umumi Hayata Müessir Afetler Dolayısıyla Alınacak Tedbirlerle Yapılacak Yardımlara Dair Kanuna Geçici Bir Ek Madde Eklenmesi Hakkında Kanun Teklifi, Manisa Milletvekili Erkan Akçay ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili İzmir Milletvekili Oktay Vural'ın; Gelir Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, Eskişehir Milletvekili Ruhsar Demirel ve 1 Milletvekilinin; Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, Sinop Milletvekili Mehmet Ersoy ve İstanbul Milletvekili Hüseyin Bürge ile 44 Milletvekilinin; Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile İçişleri Komisyonu, Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu, Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve  Turizm Komisyonu ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporları (2/1967, 2/1074, 2/1438, 2/1529, 2/1571, 2/1966) (S. Sayısı: 546) (Devam)

BAŞKAN -  Komisyon burada.

Hükûmet burada.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Gerekçe…

BAŞKAN -  Görüşmelere devam edilmesine dair önergenin gerekçesini okutacağım.

Gerekçe:

Torba bir raporun görüşülmesinin daha anlaşılır yapılmasını teminen.

BAŞKAN – Önergeyi kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Şimdi, tasarının tümü üzerinde soru-cevap işlemini gerçekleştireceğiz. Soru-cevap işlemimiz yirmi dakikadır; on dakikasını soruya, on dakikasını da cevaba ayıracağız.

Şimdi, sisteme giren arkadaşlara söz veriyorum sorularını sormaları için.

Sayın Akar, buyurun.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın Bakan, suyun yanlış yönetimi, yer altı sularının yağmalanması ve küresel ısınmanın katkısıyla hayat kaynağımız olan suyu yavaş yavaş kaybediyoruz. Ülkemizde son yirmi yılda kişi başına düşen su miktarı 4.000 metreküp iken, bugün 1.430 metreküpe inmiş durumdadır. Gelecek on yılda nüfus ortalamasına paralel olarak da 1.100 metreküpe düşecek.

İlimiz Kocaeli’de sanayi tesisleri suyun bir bölümünü Yuvacık Barajı ve Sapanca’dan sağlarken önemli bir bölümü de yer altı su kaynaklarından sağlamaktadır. Aylık su tüketimi 13 milyon metreküp olan Kocaeli’nin 10 milyon metreküpü Yuvacık Barajı’ndan sağlanmaktadır. Sanayi tesislerinin yer altı su kaynaklarını kullanmaları, ayrıca  Sapanca Gölü’nden su çekmeleri nedeniyle hem gölde hem de barajda su eksilmiştir. Kocaeli’deki sanayi tesislerinin kullanabileceği su konusundaki görüşleriniz nelerdir?

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Sayın Türkkan…

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sayın Bakan, Hükûmetinizin İçişleri Bakanı, Mart 2011’de İçişleri Bakanlığının Türkiye ve ortasında Atatürk olan amblemini değiştirerek farklı bir amblem yaptı. Bunu verdiği şirkete 400 milyon lira para ödedi; arkasından, bütün İçişleri Bakanlığı teşkilatı, yurt içindeki teşkilat, bu amblemleri tekrar değiştirerek ciddi bir masrafa sebep oldu. Bu şekilde, Türkiye’nin hangi meselesi halloldu? Sadece ve sadece üzerindeki Atatürk resmi ve bütün bir Türkiye resmi mi rahatsız etti Hükûmetinizi? Bunu öğrenmek istiyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Yılmaz…

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Teşekkür ediyorum.

Sayın Bakan, şimdi, bu Latif Topbaş’la Başbakan arasında bir konuşma geçiyor. Biliyorsunuz, orman arazilerinde, özel ormanlarda yüzde 6 hususu var. Latif Topbaş Başbakana diyor ki: “Ağabey bu şey çıkacak mı, bu yüzde 6 meselesi çıkacak mı?” Başbakan Erdoğan da diyor ki: “Tabii, tabii.” Bu görüşme geçiyor. Daha sonra Başbakanla görüşüldüğünü… Ve SİNPAŞ’ın sahibine arazi almasını tavsiye ediyorlar ve İ. Y. “Kanun çıkartıyoruz ağabey, kanun. Bu torba yasaya giriyor, Tayyip Bey’le görüştük bu konuyu uzun uzadıya. Artık kanuna şeyi de koyuyoruz ‘Yollar ve otoparklar hariç.’ diye, onu takip ediyorum ben Bakanımızla, Su Bakanımız Veysel Ağabey’le.” diyor. “Alalım mı?” diyor, “Alabilirsiniz.” diyor. Yani, bu konuyla ilgili sizi Başbakan aradı mı? Bu “Su Bakanı” diye bahsedilen Veysel Ağabey siz misiniz? Bu soruları cevaplarsanız memnun olurum.

BAŞKAN – Sayın Aslanoğlu…

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Sayın Bakan, üç soru soracağım.

1) Sivil savunma uzmanları ne olacak? Bu insanlar yetim mi kalacak, AFAD bünyesinde bunları değerlendirmek mümkün değil mi? Aynı ilde hem Sivil Savunma hem AFAD olacak, aynı bünyede toplanamaz mı?

2) Önemli olan, Mecliste birlik beraberliktir. Kocaeli’de depremde yapılan iş yerleriyle ilgili, ben AFAD Başkanıma da söyledim, oradaki hak sahiplerinin rızası olmaksızın yasa düzenleniyor yani önemli olan hak sahiplerinin rızasıdır. Birlikte bir çözüm getiremez miyiz, hak sahipleriyle birlikte?

3) Spor Toto Teşkilat Başkanıma soruyorum: Kulüplere ödenen yüzde 7’lik isim hakkını yüzde 15’e çıkarmayı düşünüyor musunuz? O zaman Üçüncü ve İkinci Lig kulüpleri kısmen nefes alır. Maça çıkmayan kulüpler var. İsim hakkını yüzde 15’e çıkarmayı düşünüyor musunuz?

BAŞKAN – Sayın Vural…

OKTAY VURAL (İzmir) – Teşekkür ederim.

Sayın Bakanım, bu torba yasaya sivil savunma uzmanlarının sorunlarını çözmesi için bir önergeniz olacak mı? 4/C’lilerin memur olması için acaba bir önergeniz olacak mı?

Bir de Biruni üniversitesinde eğitim fakültesi kuruyorsunuz. Bu kadar atanamayan öğretmen varken eğitim fakültesi kurmanızın amacı ve hedefi nedir?

Gazi Üniversitesinde bir kooperatif var. Bu kooperatife üniversite yönetiminin el koyma ihtiyacı neden kaynaklanmıştır, bu subjektif düzenlemeyi neden yapıyorsunuz?

Bir de sizin Bakanlığınızda paralel bir yapılanma var mı, tespit ettiniz mi, bunu öğrenmek istiyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Korkmaz…

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Sayın Bakan, Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Başkan Başdanışmanı Ankara Milletvekili Yalçın Akdoğan “Türk Silahlı Kuvvetlerine kumpas kurdular.” diye bir laf attı ortaya. Herkes, özellikle yargıda davası olan herkes tedirgin oldu bundan ancak gerisini getirmedi. Milyonlarca Fenerbahçe taraftarı kulübünün geleceğiyle ilgili sıkıntılı ve alınan kararların adil olmadığıyla ilgili düşünceye sahipler. Hem Fenerbahçe hem de kumpas kurulduğu bizzat vekilinizce ifade edilen Balyoz, Ergenekon sanığı komutanlar hakkında iadeimuhakemeyle ilgili Yargıtayda -tabii onun siyasi sorumluluğunu taşıyan Adalet Bakanlığına, Hükûmetinize soruyorum- bir çalışma var mıdır?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Serindağ…

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, Hükûmetin müşterek sorumluluğunu göz önünde bulundurarak soruyorum: Sayın Başbakan geçen hafta yaptığı bir konuşmada, seçime giderken bazı siyasetçilere yapılan şantajın paralel yapının eseri olduğunu söyledi. Bu yolda bir tespitiniz var mı; bu şantajın “paralel yapı” diye ifade ettiğiniz grupla bir ilgisi var mı, böyle bir tespitiniz var mı? Bir tespitiniz varsa yasal işlem yapmayı düşünüyor musunuz, yok öyle bir tespit yoksa Sayın Başbakan neden böyle bir söylemde bulundu?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Gök…

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Bakan, bundan üç dört yıl önce Ankara’da barajlardaki doluluk oranı düşünce Ankara Belediyesi alelacele Kızılırmak suyunu Ankara’ya getiren bir proje başlattı ve borular döşeyerek Ankara’ya su getirmeye çalıştı ama yıllardan beri Ankara’da bu su kullanılmıyor. Bunun maliyeti ne kadar olmuştur da şu anda kullanılmıyor? Acaba Ankara’ya içme suyu olarak getirilen bu, borularla döşenen su, şu anda tarladaki bitkilerin ya da ürünlerin yetişmesi için, tarlalar için mi kullanılıyor? Ve bu konuda, Başbakanın danışmanının oğlunun oradaki bir çiftliğine bir kiralama yapılmış mıdır Ankara’nın içme suyu olarak getirilen bu su?

BAŞKAN – Sayın Bayraktutan…

UĞUR BAYRAKTUTAN (Artvin) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakan, Artvin Deriner Barajı yapımından sonra, bizim ondan önce bir Artvin-Erzurum yolumuz vardı. Şimdi, siz “12/12/2012” deyip 112 dev eser açtınız, şimdi de 113 dev eser açtınız. Baktım o yola, bizim bir tane yolumuz vardı, yolu siz 9’a bölmüşsünüz; çarpmışsınız, toplamışsınız, bir tane yolu 9’a bölmüşsünüz. Duvarlar yapmışsınız, onun içerisinde ayrıca tünellere ışık bağlamışsınız, yolu kendi içerisinde kilometrelere bölmüşsünüz; bir yoldan “9” rakamı çıkartmışsınız. Sizi tebrik ediyorum. Başka yerlerde de böyle ilginç maharetleriniz var mıdır? Tarihe ve sayıya göre yolları bölüp, çarpıp, toplayıp, arkasından da rakamı uydurduğunuz başka proje de var mıdır?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Akar…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın Bakan, biliyorsunuz, 17 Aralıkta yapılan soruşturma neticesinde -pek soruşturma neticelenmedi sayenizde, Hükûmetin sayesinde- dört bakan hakkında fezleke hazırlanmış ve önce Adalet Bakanlığına yollanmış. Bu fezlekeleri Adalet Bakanı Meclise yollayacağını ifade ederek “Ben sadece postacılık görevi yapmaktayım, zamanı gelince Meclise yollayacağım.” demesine rağmen Meclise yollamamıştır ve geri, savcılıklara yollamıştır, yeni değiştirdiğiniz savcılara yollamıştır. Siz bir bakan olarak bu bakanlarla aynı şeyi paylaşmaktan, bilemiyorum, nasıl bir duygu içerisindesiniz ve bu fezlekelerin Meclise gelmesini talep ediyor musunuz, gelmeli midir; sizin de temize çıkmanız, Hükûmetinizin temize çıkması için gelmeli midir? Bu soruyu özellikle soruyorum.

BAŞKAN – Sayın Yılmaz…

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Teşekkür ediyorum.

Sayın Bakan, bu Orman Mühendisleri Odası seçimlerini alabilmek için müfettişler gönderdiniz. Netice itibarıyla orman mühendisleri dik duruş sergilediler, İstanbul’u, Ankara’yı, her tarafı aldılar ama –gerçi- hafta sonu benim de oy kullandığım Adana’da 5 tane bölge müdürünüz ardı ardına toplantı yaptı ve bu seçimlerin mutlaka alınması gerektiğinin bakan tarafından talimatlandığı ifade edildi. 5 tane bölge müdürünüzü ve üst düzey görevlilerinizi bu iş için görevlendirdiniz mi, bunu öğrenmek istiyorum. Ama, sonuç itibarıyla bütün görevlendirmelere rağmen, iktidar partisi tarafından desteklenen ekip seçimi kaybetti. Bunu nasıl düşünüyorsunuz? İleri demokrasinin bir gereği olarak değerlendirebilir misiniz?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Aslanoğlu…

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Sayın Bakan, Başbakanlık Başdanışmanı bugün “CHP milletvekillerinin sesini kesmek için TRT 3’ün yayın süresini kısalttık.” diye bir açıklama yaptı. Buna katılıyor musunuz? Hakikaten CHP milletvekillerinin sesini kesmek için mi bunu yaptınız? Acaba bundan sonra TRT 3’ü tamamen mi kapatacaksınız? Ama bilin ki CHP milletvekillerinin sesi kesilmez, kimse de kesemez.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Buyurun Sayın Bakan.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; özellikle Sayın Akar’ın sorularına öncelikle cevap vereyim efendim.

Şimdi, suyla alakalı olarak şunu ifade edeyim: Türkiye yarı kurak iklim bölgesinde yani su zengini bir ülke değiliz. Ancak Allah’a şükür biz kuraklığa rağmen bütün şehirlerimizde suyla alakalı çok köklü yatırımlar yaptık yani şu ana kadar Orman Su İşleri Bakanlığı, DSİ marifetiyle 76 şehrimizin içme suyu meselesini kökünden çözdü. Yani, bugün, Mardin’den tutunuz İzmir’e kadar, efendim, Sinop’tan Mersin’e kadar, Kars’tan Edirne’ye kadar her yerde, 76 şehirde su meselesiyle alakalı barajlar, isale hatları, muhteşem içme suyu arıtma tesislerini inşa ettik. Yani, Türkiye’de böylece problem çözdük.

Yalnız, özellikle “Suyu kaybediyoruz.” deniliyor; burada, Sayın Akar, yanlış bir hesap var. Yani, burada kaybolan bir şey yok. Yani, özellikle buradaki kriter yani mevcut kullanılabilir suyun miktarını nüfusa bölerseniz nüfus arttıkça oran yani kişi başına yılda düşen su miktarı metreküp olarak ister istemez azalır. Bunun, su miktarının azalmasıyla alakası yok, su miktarı sabit. Yani böyle bir kriter var, su zengini olan ülkelerde; işte, 4 bin, 5 bin metreküp yılda fazlaysa o su zengini demektir. Ama bizde ise su miktarı fark etmiyor, yaklaşık olarak 500 milyar metreküp yağış var ama bu akan sular yer altına, buharlaşmayı dikkate aldığımız zaman yaklaşık 112 milyar metreküp yılda kullanılabilir suyumuz var. Dolayısıyla bunu kişi başına nüfusa bölerseniz çıkan rakamı gösteriyor. Yani bu kriter değil, yağan yağmurun azaldığını göstermiyor. O bakımdan, böyle bir kriter, bu şekilde değerlendirmek yanlıştır.

Tabii, Yuvacık Barajı, biliyorsunuz, güya 2050 yılına kadar suyu temin edecekti, o şekilde planlandı. Hatta yap-işlet-devretle aslında DSİ yapacakken, çoğunu yapmışken maalesef bir şekilde yap-işlet-devret şekline dönüştürüldü ve neticede şu anda su, görüyorsunuz, miktarı yok, o bakımdan, Yuvacık yetmediği için biz Sapanca’dan, Kocaeli’ne su vermek için çalışma yapıyoruz.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Kime yaptırdınız? Hangi ihaleye ödeme yaptırdınız onu söyleyin!

BAŞKAN – Sayın Akar, lütfen, Sayın Bakan cevap veriyor. Soru sordunuz, dinleyelim, lütfen.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Ben sizi dinledim.

Tahammül edemiyorsun işte!

BAŞKAN – Buyurun Sayın Bakan.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Ve sayın vekiller, yani şu Yuvacık meselesinden dolayı hazineye yüklenen yük 4,5 milyar dolar olacak. Şu ana kadar 3,5 milyar dolar ödendi yani bu gerçekten…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Doğru söylemiyorsunuz, doğru söylemiyorsunuz.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Evet, bu böyle, ispat ederiz.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Edemezsiniz!

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Sayın Türkkan, yani kusura bakma, biz bayrağımızla da Atatürk’le de gurur duyuyoruz. Yani amblemin değişmesinden böyle bir mana çıkarmayı kabul edemeyiz.

S.NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Niye tabelalardan T.C.’yi indiriyorsunuz?

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Biz her zaman şanlı bayrağımızla, vatanımızla gurur duyuyoruz, gurur duymaya da devam edeceğiz, onu özellikle…

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Eylem ve söylem tutmuyor, keşke tutsa.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Evet, şimdi…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın Bakan, o isale hattını kim yaptı söyler misiniz?

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri…

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Sayın…

BAŞKAN – Sayın Bakan, bir dakika lütfen.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Soruma cevap vermedi ki!

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, sorularınızı sordunuz, lütfen… Sayın Bakan cevaplarını verecek, lütfen dinleyelim, lütfen sakin olalım.

Buyurun Sayın Bakan.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Efendim, özellikle Sayın Yılmaz’ın ifade ettiği, efendim, bu mevzu özellikle hususi ormanlarla alakalı yani kendisi de biliyor ama kafaları karıştırmak için söylüyor. Şu anda mevcut kanunda da yani normal tapulu bir arazide ağaç yetişmişse, o 3 hektardan fazla ise o kişilerin malı olmasına rağmen Orman Kanunu’na göre biz “hususi orman” diye tarif ediyoruz ve diyoruz ki: “Yüzde 6’dan fazla yapılaşma yapamazsın.” Zaten kanun bu şu anda, kanun değişmiş değil. Başbakanımızın da söylediği bu kanundur. Mevcut kanuna bakarsanız tapusu şahıslara ait olup da, üzerinde rastgele ağaç bitmişse dahi, 3 hektardan büyükse biz ona hemen el koyuyoruz Orman Kanunu mucibince ve diyoruz ki: “Yapılaşma artık bundan sonra yüzde 6’dan fazla olamaz.” Mevcut kanunu söylemiş Başbakanımız, bana da herhangi bir şey söylenmiş değil.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Sayın Bakan, Urla villalarıyla ilgili ne diyeceksiniz, Urla’daki villalarla ilgili?

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Tapeler, tapeler…

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Tapeleri soruyor Sayın Bakan.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU  (Afyonkarahisar) –  Evet.

Şimdi, diğer, Kocaeli’deki hak sahipleriyle ilgili, tabii anlaşma olabilirse uygun olurdu ama ben tabii, Plan Bütçe Komisyonunda bu konuda özellikle 17 Ağustos 99 depremi sonrası Sayın Aslanoğlu, Başbakanlık Proje Uygulama Birimince beş ilimizde 5.866 iş yeri yaptırıldı. Bu iş yerlerinden 1.563’ü hak sahiplerince kullanılmaktadır. 3.782’si kamu kurum ve kuruluşlarına verilmiştir. Kanun teklifiyle hak sahipliği sona eren ancak kendilerine tebligat ve ilan yapılmasına rağmen tapuda  ferağ vermedikleri için tapuyla devir işlemi gerçekleştirmeyen…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Tebligat, ilan yapılmadı, o da yanlış bilgi Sayın Bakan.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU  (Afyonkarahisar) – 521…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Kim veriyor sana bu bilgiyi ya! Kim veriyor sana bu bilgiyi!

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, böyle bir şey olmaz!

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU  (Afyonkarahisar) –  Ya, sana ne, yanlışsa söylersin. Böyle bir densizlik olur mu? Kusura bakma…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Yalan söylüyorsun, yalan söylüyorsun! Doğru bilgi verin!

BAŞKAN – Sayın Akar… Sayın Akar, lütfen…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, sayın milletvekilini uyarır mısınız?

BAŞKAN – Sayın Akar, lütfen…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın Başkan, Bakana doğru bilgi versinler!

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, böyle bir şey olmaz! Uyarır mısınız Sayın Başkan.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Doğru bilgi versin!

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU  (Afyonkarahisar) – 521 iş yerinin tapu sicil kayıtlarına…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Ayıp ya, ayıp! Milletin malına el koyuyorlar…

BAŞKAN – Sayın Akar, lütfen yerinize oturur musunuz, lütfen.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Doğru bilgi vermiyor, yalan söylüyor, tebligat yapmadılar.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Ben doğru bilgi veriyorum, otur yerine, otur yerine! Burada bilgiler… (CHP sıralarından gürültüler)

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Yalan bilgiler veriyor!

BAŞKAN – Sayın Akar, lütfen... Lütfen…

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU  (Afyonkarahisar) – İşine gelmiyor değil mi?

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Doğru bilgi vermiyor.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Bakın, işte burada resmî yazılar var.

BAŞKAN – Sayın Akar, lütfen…

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) - Sana mı inanacağız, buradaki resmî yazılara mı inanacağız?

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Yalan söylüyorlar!

BAŞKAN – Sayın Akar, çalışma düzenini bozmayın lütfen.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Böyle düzen mi olur! Söylediklerinin tümü yalan!

BAŞKAN – Siz bozuyorsunuz ama düzeni.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Doğru bilgi versin. Bakan doğru cevap versin. Yeter ya, doğru cevap versin!

BAŞKAN – Gerçeğe aykırı bir ifade varsa düzeltebilirsiniz ama şu anda yaptığınız düzeni bozmak Sayın Akar.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) –Efendim, böyle bir saygısızlık olamaz, kusura bakmayın, biz sizi saygıyla dinledik, yanlışsa konu konuşursun.

BAŞKAN – Sayın Akar, rica ediyorum.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) - Tekrar soru-cevap işlemi var. Sabırlı olun, niye bu kadar heyecanlanıyorsunuz?

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Yalan diyorlar, ben bunu biliyorum, doğru bilgi vermiyorlar.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) - Biliyorsan o zaman doğrusunu söyle, doğrusunu söyle, burada resmî evraklar var.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Doğru söylüyorum.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) - Efendim, sivil savunma uzmanları, AFAD personeli olmayıp görev yaptıkları kurumların personel cetvellerinde kadroları yer alıyor.

SAKİNE ÖZ (Manisa) – Vatandaşı kandırıyorsunuz.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) -Özlük haklarına ilişkin talepler genel olarak kamu ücret politikasına uygun olarak Maliye Bakanlığı ve Devlet Personel Başkanlığınca bu talepler üzerinde bir çalışma yapılacaktır, bunu da ifade edeyim.

Sayın Vural, biz de paralel yapılanma falan yok yani bizim Bakanlığımız, biz aile gibiyiz. Gerçekten, bizim Orman ve Su İşleri Bakanlığında hepimiz birbirimize dua ederiz, birbirimizi severiz yani işimizle meşgul oluruz, o bakımdan bunu özetle vurgulamak istiyorum.

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Aile gibisiniz Sayın Bakan!

OKTAY VURAL (İzmir) – Yani paralel yapılanma var mı?

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) - Efendim, paralel yapılanma…

BAŞKAN – Sayın Bakan, lütfen sorulara cevap vermeye devam edin.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) –Efendim, bizim… Elbette paralel yapılanma bazı kurumlarda var tabii, var; onu söylüyoruz. Paralel yapılanma görüyorsunuz siz de…

OKTAY VURAL (İzmir) – Anladım, aile gibisiniz!

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) - Şimdi, Sayın Korkmaz, Yalçın Akdoğan ne söyledi onu bilemem, onu kendisine sorarsanız.

OKTAY VURAL (İzmir) – Madem ailesiniz, yazık değil mi?

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) - Tabii, yeniden yargılanmayla ilgili…

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Yeniden yargılanma değil, iadeimuhakeme, ikisi farklı şeyler. Siz Bakansınız, onu nasıl bilmezsiniz!

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) - Adalet Bakanlığında bir çalışma… Yani o konuda Adalet Bakanlığı bir çalışma yapıyor ama neticesini bilmiyorum, yazılı olarak onu söyleriz.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Yuvarla gelsin Sayın Bakanım, Hükûmeti temsil ediyorsunuz!

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) - Sayın Gök, Kızılırmak suyuyla ilgili şunu ifade edeyim: Biliyorsunuz, 2007 yılında bir kuraklık olduğu zaman, Çamlıdere Barajı’nda çok su sıkıntısı olacağını dikkate alarak, biz, Ankara’nın içme suyuna bir sigorta olmak üzere Kızılırmak suyunu getirdik, Kesikköprü Barajı’ndan Ankara’ya su getirdik. O zaman bu çok faydalı olmuştur, hakikaten Ankara’nın kuraklık dönemindeki su meselesini halletmiştir. Yani böyle Ankara gibi, İstanbul gibi, İzmir gibi büyük şehirleri tek bir hatta bağlamak, tek bir kaynaktan beslenmesi doğru değildir. Kızılırmak suyu da Ankara’nın sigortasıdır. Dolayısıyla bu zaten yani bir aylık bir su sıkıntısı, kesintisinin Ankara’da çok daha büyük maliyetlere sebep olacağını burada vurgulamak istiyorum.

Misal, İstanbul’da geçmişte, Sayın Başbakanın Büyükşehir Belediye Başkanlığından önce, benim İSKİ Genel Müdürlüğümden önce bütün binalar depo yaptı su olmadığı için. 600 bin binaya yaklaşık her biri 15 milyara o zaman depo yapıldı. Sırf depoların maliyeti İstanbulluya 9 milyar TL’ye, eski parayla 9 katrilyona mal oldu. Hâlbuki biz İstanbul’a su getirdik, her şeyi, altyapı hariç vesaire, bunlar 3,5 milyar TL yani o zamanki parayla 3,5 katrilyona halloldu. Dolayısıyla, biz, Ankara’yı bu şekilde depodan kurtardık.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

OKTAY VURAL (İzmir) – İstanbul’un sigortası var mı?

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bakan.

Teklifin…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın Başkan, 69’a göre söz istiyorum. Sayın Bakan doğruyu söylememi söyledi. 

BAŞKAN – Bir dakika…

Sayın Bakan, teşekkür ederim, süreniz bitti. 

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Bakan bitmedi efendim, biraz daha süre verelim Sayın Bakana.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – İzin verirseniz bitireyim.

OKTAY VURAL (İzmir) – Cevap versin efendim.

BAŞKAN – Süreniz bitti Sayın Bakan. 

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Süre verilirse cevaplandırmak istiyorum ama süre verilmeyecekse…

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun.

Pardon…

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Bakan soruma cevap verirken herhâlde süresi bitti. Son cümlelerinizi tamamlar mısınız Sayın Bakan.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) - Sayın Bakan… 

BAŞKAN - Sayın milletvekili, bir dakika…

Hepinizi dinleyeceğim.

Soru-cevap işleminde Sayın Bakanın cevap süresi bitti.

LEVENT GÖK (Ankara) – Bir dakika daha verin diyorum.

OKTAY VURAL (İzmir) – Yerinden söz talebi var ama Sayın Bakanın.

BAŞKAN – Tamam.

Sayın Akar, buyurun.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – 69’a göre söz istiyorum. Sayın Bakan doğruyu söylememi talep etti, ben o doğruyu söyleyeceğim.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, konuşmacı sataşma yapar mı oradan? Buradan laf atıyor...

BAŞKAN – Bir sataşma söz konusu değil.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sataşan kendisi.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Ben doğruyu söylemediğini söyledim, Bakan da benim doğruyu söylememi talep ediyor.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Hayır, “Yalan söylüyorsun” diye hakaret etmedi mi?

BAŞKAN – Öyle bir şey yapmadı Sayın Akar.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Hayır, yaptı.

BAŞKAN – Şimdi birtakım rakamlardan bahsediyorsunuz.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın Bakan doğruyu söylememi talep etti, ben de doğru söylemek istiyorum.

BAŞKAN - Biz bu rakamları karşılaştırıp hangisinin doğru, hangisinin yanlış olduğuna karar verecek bir durumda değiliz.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) - Sayın Başkan, ama böyle olmaz ki.

BAŞKAN - Siz kendi görüşünüzü söylediniz, soru sordunuz, görüşünüzü söylediniz, Sayın Bakan da cevap verdi.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) - Bir dakikalık süre verin, bir dakika.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) - Sayın Bakan benden doğruyu söylememi talep etti.

BAŞKAN – Yerinizden bir dakika süre vereceğim size.

Buyurun.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) - Sayın Başkan, soruları cevaplayan Sayın Bakana laf atan birisine cevap vermek… Yani, yeni bir usul daha çıkıyor.

BAŞKAN - Tamam Sayın Elitaş, bir dakika bir açıklama yapacak.

Buyurun.

Bir dakika…

VII.- AÇIKLAMALAR (Devam)

6.- Kocaeli Milletvekili Haydar Akar’ın, Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun 546 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin tümü üzerinde yapılan soru-cevap işlemi sırasındaki bazı ifadelerine ilişkin bir açıklaması

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın Bakan, ben size, doğru, “Sizi yanıltıyorlar.” dedim, söze öyle girdim, “Doğru söylemiyor arkadaki bürokratlar.” dedim. O çıkan kanunda bu hak mağduru olan insanlara tebligat yapılmadı. Bu insanların birçoğu sakat, birçoğunun kolu yok, bacağı yok. Bu insanlar mağdur. Birçoğunun da kanundan haberi yok. Bu kanunla getirdiğimiz “Üç ay taksit ödemez ise bunlar haklarını kaybederler.” maddesi de tebligat yapılmadığı için insanlar bankalara gittiğinde şerh konulmuş mallarına mülklerine. Şimdi, yeni bu torba kanunla da bir düzeltme yapılmaya çalışılıyor çünkü tapuya gidip imza atmadıkları için bu insanlar cebren ve hileyle devlet bu insanların malına mülküne el koymaya çalışıyor. Arkadaki bürokratlar sizi yanıltıyorlar, sizin yalan söylemenize neden oluyorlar, doğru olmayan şeyler söylemenize neden oluyorlar. Bir kişiye dahi tebligat yapılmamıştır. O bürokratlara söyleyin, bir kişiye tebligat yapıldığını ispatlasınlar ben onlara her şeyi vermeye razıyım.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Sayın Başkanım, bana da sataşma hakkı doğuyor mu bilmiyorum ama “Kafayı karıştırıyor…”

BAŞKAN - Teşekkür ederim arkadaşlar.

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

6.- Kocaeli Milletvekili İlyas Şeker ve Ağrı Milletvekili Ekrem Çelebi ile 18 Milletvekilinin; Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ile Manisa Milletvekili Erkan Akçay ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Mersin Milletvekili Mehmet Şandır'ın; 657 Sayılı Devlet Memurları Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, Kocaeli Milletvekili Haydar Akar'ın; 7269 Sayılı Umumi Hayata Müessir Afetler Dolayısıyla Alınacak Tedbirlerle Yapılacak Yardımlara Dair Kanuna Geçici Bir Ek Madde Eklenmesi Hakkında Kanun Teklifi, Manisa Milletvekili Erkan Akçay ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili İzmir Milletvekili Oktay Vural'ın; Gelir Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, Eskişehir Milletvekili Ruhsar Demirel ve 1 Milletvekilinin; Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, Sinop Milletvekili Mehmet Ersoy ve İstanbul Milletvekili Hüseyin Bürge ile 44 Milletvekilinin; Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile İçişleri Komisyonu, Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu, Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve  Turizm Komisyonu ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporları (2/1967, 2/1074, 2/1438, 2/1529, 2/1571, 2/1966) (S. Sayısı: 546) (Devam)

BAŞKAN - Teklifin tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

OKTAY VURAL (İzmir) - Sayın Başkan… Sayın Başkan…

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) - Bir saniye efendim, bir saniye.

BAŞKAN - Buyurun Sayın Vural.

OKTAY VURAL (İzmir) - Bir müsaade edin efendim.

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Tutanakları inceleyin o zaman, “Kafa karıştırıyor.” diyor.

OKTAY VURAL (İzmir) – Şimdi, Sayın Bakan, bir milletvekiline “Kafa karıştırıyor.” diye sataşıyor, hakaret ediyor.

BAŞKAN - Kime etti?

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Bana. Tutanakları alın, bakın.

OKTAY VURAL (İzmir) – İşte.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Tutanaklara bakın Sayın Başkan, tutanakları inceleyin, bakın.

OKTAY VURAL (İzmir) – Yani, alın bakın, alın bakın.

BAŞKAN - Bir bakalım tutanaklara.

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Ama doğru olduğunu göreceksiniz yani.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) - Sayın Bakan orada, dedi mi cevap versin?

BAŞKAN – Tutanaklara bakalım, söz vereceğim size.

OKTAY VURAL (İzmir) - Eğer söylemedim diyorsa…

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Kendisine sorun, kendisine sorun söylemedim diyorsa talebimden de vazgeçeceğim.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) - Sorun Sayın Bakana.

OKTAY VURAL (İzmir) – Yani, “Kafa karıştırıyor.” ifadesi yakışıksız.

BAŞKAN - Bir tutanaklara bakayım Sayın Yılmaz, söz veriyorum eğer öyle bir şey varsa vereceğim size söz. Bakayım, hemen vereceğim, tamam.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) - Efendim, Sayın Bakan “Hayır.” demiyor ki, Sayın Bakan “Hayır.” demiyor ki.

BAŞKAN – Evet, sayın milletvekilleri, teklifin tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Maddelere geçilmesini oylarınıza sunacağım…

III.- YOKLAMA

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, yoklama istiyoruz.

BAŞKAN - Yoklama talebi var, onu yerine getirelim.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, 20 kişinin aynı anda ayağa kalkması lazım yani burada taksit taksit  ayağa kalkıyorlar, olmaz,  hepsi birden ayağa kalkacak.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Herkes ayakta.

BAŞKAN – Sayın Elitaş, ben mi öğreteceğim milletvekillerine, kalksınlar bir zahmet, bir zahmet kalksın 20 kişi.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Almayacaksınız efendim yoklama talebini. Yazılı versinler…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın Başkan, kim yönetiyor, Elitaş mı yönetiyor?

BAŞKAN – Sayın Aslanoğlu, Sayın Akar, Sayın Serindağ, Sayın Moroğlu, Sayın Seçer, Sayın Öz, Sayın Bayraktutan, Sayın Serter, Sayın Çetin, Sayın Susam, Sayın Gök, Sayın Yüksel, Sayın Topal, Sayın Onur, Sayın Kalkavan, Sayın Güven, Sayın Danışoğlu, Sayın Şafak, Sayın İnce, Sayın Değirmendereli.

Yoklama için iki dakika süre veriyorum.

Süreyi başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı vardır.

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

6.- Kocaeli Milletvekili İlyas Şeker ve Ağrı Milletvekili Ekrem Çelebi ile 18 Milletvekilinin; Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ile Manisa Milletvekili Erkan Akçay ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Mersin Milletvekili Mehmet Şandır'ın; 657 Sayılı Devlet Memurları Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, Kocaeli Milletvekili Haydar Akar'ın; 7269 Sayılı Umumi Hayata Müessir Afetler Dolayısıyla Alınacak Tedbirlerle Yapılacak Yardımlara Dair Kanuna Geçici Bir Ek Madde Eklenmesi Hakkında Kanun Teklifi, Manisa Milletvekili Erkan Akçay ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili İzmir Milletvekili Oktay Vural'ın; Gelir Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, Eskişehir Milletvekili Ruhsar Demirel ve 1 Milletvekilinin; Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, Sinop Milletvekili Mehmet Ersoy ve İstanbul Milletvekili Hüseyin Bürge ile 44 Milletvekilinin; Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile İçişleri Komisyonu, Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu, Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve  Turizm Komisyonu ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporları (2/1967, 2/1074, 2/1438, 2/1529, 2/1571, 2/1966) (S. Sayısı: 546) (Devam)

BAŞKAN – Maddelere geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Şimdi birinci bölümün görüşmelerine başlıyoruz.

Birinci bölüm, 1 ila 26’ncı maddeleri kapsamaktadır.

Birinci bölüm üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu Adına Manisa Milletvekili Sayın Erkan Akçay konuşacak.

Buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; birinci bölüm üzerine Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (Gürültüler)

BAŞKAN – Sessizlik rica ediyorum sayın milletvekilleri.

ERKAN AKÇAY (Devamla) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; biraz önce, tabii, soru-cevap bölümünde teknik bir sıkıntı nedeniyle bir soruyu girememiştim. Sayın Bakanı yakinen ilgilendirdiği için bu kürsüden Sayın Bakana bu soruyu yöneltmek istiyorum.

Öncelikle, bu aralık ayında Genel Kurulda bütçe görüşmeleri sırasında Sayın Bakana “Orman ve Su İşleri Bakanlığının faaliyetleriyle ilgili çeşitli açılışlar yapıldığını, törenler yapıldığını ve bu açılış ve törenlerin organizasyonunun -bildiğimiz kadarıyla- Bakanlık tarafından yapıldığını ve yine Bakanlık ve Hükûmet tarafından televizyonlarda ve gazetelerde çok sayıda reklam verildiğini, dakikalarca reklam oynatıldığını biliyoruz. “Acaba bunların masrafı ne kadardır, Bakanlık ne kadar masraf yaptı, Hükûmet ne kadar harcama yaptı ve bu harcamaları kim ödüyor?” diye soru yöneltmiştik. Sayın Bakan ilginç bir cevap verdi…

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Sayın Başkan, sizi dinlemiyorlar.

ERKAN AKÇAY (Devamla) – Sadece Sayın Başkanı değil tabii hatibi de dinlemiyorlar. İlla dinlemeleri için çok ağır ve incitici konuşmak gerekiyor herhâlde! Biz de tabii, ağır ve incitici konuşmamaya özen gösteriyoruz.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Akçay.

ERKAN AKÇAY (Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Bakan çok ilginç bir cevap verdi “Biz Hükûmet olarak, Bakanlık olarak hiçbir kuruş harcama yapmıyoruz, bu masrafların tamamı müteahhitler tarafından yapılıyor.” dedi. Bu çok önemli bir cevap, üstelik 17 Aralıktan sonra ülkemizde meydana gelen gelişmelerle çok yakinen ilgili olduğunu düşünüyorum ve Sayın Bakana da buradan soruyorum: Bu müteahhitler kimdir, ne kadar masraf yapmışlardır? Bu müteahhitlerin içeresinde Başbakanın kurduğu, Sabah ve ATV’nin alımı için havuza para atan müteahhitler var mıdır? Bu çıkan tapelerde aziz milletimize sinkafla küfür eden müteahhitler de var mıdır veya kimlerdir? Bunun mutlaka açıklanmasında fayda görüyoruz.

Değerli milletvekilleri, öncelikle Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarının zihniyetini anlamak istiyorsak; hükûmet etme tarzını, iktidarı yönetme tarzını anlamak için tabii pek çok veri var fakat bunların en başta geleni de, onun yasa yapma tekniğine bakmamız kâfidir diye düşünüyorum.

Soru 1) AKP, neden en çok torba kanunları tercih ediyor; birincisi.

İkincisi: Bu torba kanunlar neden tasarı şeklinde değil de özellikle son yıllarda çoğunlukla torba kanun teklifi şeklinde gelmeye başladılar? Burada Hükûmetin yönetim anlayışını pekâlâ görmemiz mümkündür. Neticede, zaman dar sözü mutlaka kısa söylemek lazım, şunu çıkarabiliriz ki AKP, ülkeyi keyfekeder yönetiyor ve tamamen Sayın Başbakanın keyfî yönetimi altında yönetildiği için plansız ve programsız bir iktidar ve Hükûmet yönetimi söz konusu ve bu plansızlık, programsızlık da en çok kendisini torba kanunlarda gösteriyor.

Değerli arkadaşlar, daha, üniversitelerin işletme fakültelerinin 1’inci sınıfında yönetim, organizasyon derslerinde yönetimin beş fonksiyonundan bahsedilir. Hükûmet de bir yönetim birimidir; üstelik devletin bütün kurumlarını kurallarıyla yönetmek ve sevk ve idare etmek, yönlendirmek durumunda olan bir anayasal kurumumuzdur ve yürütmenin de başını teşkil etmektedir. Malumunuz tekrar hatırlamamızda fayda var: Türkiye Cumhuriyeti, kuvvetler ayrılığı ilkesine dayanan yasama, yargı ve yürütme erklerinden oluşmaktadır ve Hükûmet de bu yürütme erkinin başındadır.

Şimdi, bu yönetim fonksiyonlarının birincisi planlamadır. Hükûmetin bir hükûmet programı olur, kalkınma planları, orta vadeli program, yıllık bütçe, bakanlıkların stratejik planları çerçevesinde amaçlar belirlenir ve bu amaçlara göre bir planlama yapılır ve teşkilatlanma da buna göredir. Buna yönetim biliminde örgütlenme denilir, teşkilatlanma denilir. Üçüncü fonksiyon da yöneltme, sevk etme hâlidir. Dördüncüsü, koordinasyondur ve beşincisi de denetimdir.

İnanın arkadaşlar Hükûmette bu beş yönetim fonksiyonun beşi de yoktur veya en hafif deyimiyle çok yanlış işlemektedir, doğru işlememektedir, ağır aksak gitmektedir. Hele eş güdüm diye hiçbir şey yoktur. Bunu çeşitli bakanların çelişkili ifadelerinden, birbirlerini yanlışlayan ve kamuoyuna yansıyan tartışmalarından görmek de mümkündür.

Denetim zaten hepten felç edilmiştir. Bütün  Sayıştay denetimi, bakanlıkların ve kurumların teftiş ve denetim birimleri neredeyse fonksiyonsuz hâle getirilmiş. Zaten Anayasası askıya alınmış bir ülkede biz bunları konuşuyoruz. Anayasa resmen Sayın Başbakanın  tutumlarıyla ilga edilmiştir, yasalar çiğnenmektedir, dün öyle bugün böyle deyip, yasalar işine geldiği gibi değiştirilmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu teklifin 1’inci maddesiyle uzman erbaş  kadrosu 3 bin artırılmaktadır. Askerlik süresinin kısaltılmasından dolayı ortaya çıkan ihtiyaç nedeniyle bu düzenlemenin yapıldığı ifade edilmiştir komisyonda. Türk Silahlı Kuvvetlerinde yaklaşık 50 bin sözleşmeli erbaş kadrosu varken jandarmaya 3 bin kişilik yeni uzman erbaş kadrosunun ihdas edilmesinin nedeni bir türlü açıklığa kavuşturulamamıştır. Yine bu Genel Kurul görüşmeleri sırasında bu ihtiyacın nereden kaynaklandığının açıklığa kavuşturulması gerekir. Ayrıca uzman erbaşların özlük hakları, çalışma şartları, disiplin ve ceza uygulamaları, emeklilik gibi sorunları bir an önce çözülmelidir.

Teklifin 2’nci maddesiyle 7258 sayılı Futbol ve Diğer Spor Müsabakalarında Bahis ve Şans Oyunları Düzenlenmesi Hakkında Kanun’un uygulanmasına ilişkin bir yönetmelik düzenleme, yapma yetkisi verilmektedir. Bilindiği üzere AKP Millî Piyango Teşkilatını özelleştirmeyi amaçlamıştır. Milli Piyango teşkilatıyla birlikte Spor Toto Teşkilatı da özelleştirilecektir. Bayiliklerin verilmesine yönelik bu yönetmelik değişikliğiyle bayilerin yandaşlara verilmesinin hukuki zemini hazırlanmaktadır.

Teklifin 5’inci maddesiyle gençlik merkezleri ile gençlik ve izcilik kamplarının inşası dolayısıyla yapılan harcamalar, bağış ve yardımların tamamı gelir vergisi beyannamesinde gelirlerden indirim konusu yapılabilecektir. Biz bu maddede verdiğimiz önergeyle de çocuk destek merkezleri, aktif yaşam merkezi, çocuk evleri sitesi, ev tipi sosyal hizmet birimleri, Ev Tipi Sosyal Hizmet Birimleri Koordinasyon Merkezinin inşası ve buraya yapılan bağış ve yardımların da gelir vergisinden düşülmesini amaçlıyoruz ve bu konuda da önergemiz vardır.

Süremiz burada maalesef bitti. İnşallah maddelerde, her madde üzerinde görüşlerimizi ve önerilerimizi belirtmek üzere hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Akçay.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Gaziantep Milletvekili Sayın Ali Serindağ konuşacak.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Şimdi, Sayın Başkan, bugün, gene bir AKP klasiğiyle karşı karşıyayız. Ben birinci bölüm üzerinde söz aldım. Birinci bölüm 26 madde ama 18 kanunda değişiklik yapıyor. Şimdi, Anayasa Komisyonu Başkanımız da burada. Yani Anayasa Komisyonu Başkanı bu temel kanunu mevzuata uygun görüyorsa, İç Tüzük’teki düzenlemeye uygun görüyorsa ona ben bir şey demem ama demiyorsa buna müdahale etmelidir. Başta Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı olmak üzere, tüm milletvekillerinin bu duruma isyan etmesi lazım. Bu, Türkiye Büyük Millet Meclisinin yasama yetkisini gasbetmektir.

Şimdi, hem temel kanun olarak görüşüyoruz hem torba kanun olarak görüşüyoruz. Geçen defaki konuşmamda da söyledim, bu torba değil harar. Harar -biliyorsunuz- bizim oralarda, saman doldurulan büyük çuval. Bu, bu niteliğe dönüştü; bu, Türkiye Büyük Millet Meclisinin ne ciddiyetiyle ne de haiz olması gereken vasfıyla bağdaşmıyor; buna herkesin isyan etmesi lazım.

Şimdi, bu torba kanun pek çok kurumu ilgilendiriyor, bunlardan bir tanesi de İçişleri Bakanlığı. Demin sordum, İçişleri Bakanlığı temsilcilerinden kimse yok, sadece -verilen bilgiye göre- Jandarma Genel Komutanlığından bir görevlimiz varmış. Hâlbuki, görüşülen ve İçişleri Bakanlığının görev sahasıyla ilgili olan bölümlerde Jandarma Genel Komutanlığının sadece bir maddeyle ilgisi var ama diğerlerinde herhangi bir ilgi göremiyoruz. Bu, yasama tekniğine ve Türkiye Büyük Millet Meclisinin görev anlayışına uygun değil.

Şimdi, değerli arkadaşlarım, 657 sayılı Yasa’da değişiklik yapıyoruz, 926 sayılı Yasa’da değişiklik yapılıyor, bir de 3269 sayılı Yasa’da değişiklik yapılıyor. Bu değişikliğin ana amacı şu: Yüzde 70 oranında hastalıkla malul bir çocuğun varlığı hâlinde, anne veya babasına -ikisinden birine- on gün ek mazeret izni verilmesidir. Biz bunu komisyonda dile getirdik, dedik ki: “Zaten yüzde 70 engelli olduğuna dair heyet raporu vardır, bir de her hastalığında, her grip olduğunda tekrar hastaneye gidip hasta olduğuna dair doktor raporu almasına gerek var mı?” Ama sizin getirdiğiniz düzenlemede bu var. Bunu komisyonda dile getirdik ama nazarıitibara alınmadı. .İnsanı eziyete sevk etmektir bu.

İkincisi, başka bir düzenleme, Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfıyla ilgili bir düzenleme var. Nedir bu? Daha evvel, ilk uygulamada valilerin seçtiği mütevelli heyet üyelerini daha sonra 2005’te yapılan, zamanı idarenizde yapılan bir değişiklikle il genel meclisleri seçer oldu, böyle bir değişiklik yaptınız. Şimdi, herhâlde o değişikliğin sakıncalarını görmüş olmalısınız ki tekrar, il genel meclisinin seçtiği üyeleri, il genel meclislerinin ve özel idarelerin kaldırıldığı yerlerde valilere veriyorsunuz o yetkiyi. Değerli arkadaşlar, şimdi, siz sürekli olarak ademimerkeziyetin faziletlerinden bahseden bir siyasi partisiniz. Sizin söyledikleriniz ile uygulamalarınız arasında çok büyük fark var. Siz gerçekten yerel yönetimleri güçlendirmek istiyorsanız, yerel yönetimlere daha fazla yetki vermek istiyorsanız neden yerel yönetimlerin kullandığı bir yetkiyi alıp merkezî idarenin taşradaki en büyük temsilcisine veriyorsunuz? Madem bu doğru idi neden daha evvel değişiklik yaptınız? Burada sizin genel anlayışınız ortaya çıkıyor. Nedir o? Siz yasa yaparken o anki konjonktüre göre hareket ediyorsunuz, kişileri ve olayları gözeterek değişiklik yapıyorsunuz. Oysa, değişik vesilelerle de ifade ettiğimiz gibi, yasalar ne olmalı? Yasalar soyut olmalı, genel olmalı, nesnel olmalı, herhangi bir olayı veya kişiyi gözeterek yasa yapılmamalı ama siz şimdi diyorsunuz ki: “Ya, bazı belediyeler bizim değil, bazı belediyeler şunların. E, o zaman belediye meclisleri neden mütevelli heyet üyeliğine seçim yapsınlar? Biz nasıl olsa valilere istediğimizi seçtiririz.” Bunu söylerken de üzüntü duyuyorum aslında, tüm valileri bu konuda dikkatli olmaya çağırıyorum ama maalesef, görünen köy kılavuz istemez. Bu yetkinin Hükûmetin istediği şekilde kullanılacağından hiç kuşkum yok. Bu bizi üzmekle beraber, durum bu. O zaman siz neden bu yetkiyi alıyorsunuz valilere veriyorsunuz? Sırf, sadece, iki hayırseveri mütevelli heyet üyeliğine daha fazla getirmek için bu değişikliği yapıyorsunuz. Bu, hiçbir şekilde yakışık almıyor.

Değerli arkadaşlarım, Büyükşehir Belediyesi Kanunu’yla ilgili düzenleme Türkiye Büyük Millet Meclisine geldiği vakit, biz, orada itirazlarımızı dile getirdik. Siz dinlemediniz ama şimdi kendinize göre, yavaş yavaş, belki, sizin için uygun olmayan düzenlemeleri görüyorsunuz ve tedbir almaya gidiyorsunuz. Bunlardan bir tanesi nedir? İl afet ve acil durum müdürlüğüyle ilgili düzenleme. Şimdi, siz, daha evvel il özel idarelerine bağlı olan il afet ve acil durum müdürlüklerini alıyorsunuz merkezî idareye bağlıyorsunuz. Nereye bağlıyorsunuz? Başbakanlık Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığına bağlıyorsunuz. Peki, neden öyle yapıyorsunuz? Çünkü, özel idareleri kaldırdınız. Özel idareler kalkınca, özel idarelerin yaptığı görevlerin diğer birimlere aktarılması ihtiyacı doğdu. Yasa çıkarken siz bunu düşünmediniz. Çünkü aceleniz vardı, belli bir tarihe yetiştirmeniz gerekirdi, bunu nazarıitibara almadınız ama şimdi onların sakıncalarını görerek bu değişiklikleri yapıyorsunuz. Bu değişikliği yaparken de ne yapıyorsunuz? Yine klasik bir yola başvuruyorsunuz, sizin döneminizde artık alıştığımız bir yönteme başvuruyorsunuz. Ne yapıyorsunuz? İl afet ve acil durum müdürlüklerini kapatıyorsunuz, müdürlerin görevini sona erdiriyorsunuz ve onları araştırmacı kadrosuna atıyorsunuz. E, madem, o görevi alıyorsunuz yeni il afet ve acil durum yönetimine devrediyorsunuz, personel de o görevi yapsın. Yani, 81 il müdürünü değiştirmekle elinize ne geçecek? Üstelik onlar sizin atadığınız müdürler, elinize ne geçecek? Biliyorsunuz, yine, bazı illerimizde sivil savunma, arama ve kurtarma birlikleri var, onların da müdürleri var. Şimdi, bu yasa çıkınca o müdürlerin de görevleri sona erecek ve araştırmacı kadrosuna atanacak. Memurlar kadrolarıyla beraber yeni birime atanıyorlar ama müdürler atanmıyor. Niye? Yeni bir kadrolaşmaya ihtiyacınız var. Peki, acaba, yani onlar da mı paralel yapının eseri? Öyle bir şey varsa söyleyin açıkça, deyin ki, bu müdürler paralel yapının –sizin deyiminizle söylüyorum- eseridir; ona göre biz tavrımızı belirleyelim. Neden bunu yapıyorsunuz? Bunun sebebi o.

Gene, şimdi, OSB’lerle ilgili yani organize sanayi bölgeleriyle ilgili bazı değişiklikler getiriyorsunuz. Biliyorsunuz, organize sanayi bölgeleriyle ilgili denetimi Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı yapıyor. Kamulaştırma Kanunu’nda da bir hüküm var, diyor ki: Özel hukuk tüzel kişileri yararına yapılacak olan kamulaştırmalar –biliyorsunuz OSB bir özel hukuk tüzel kişisidir- onların lehine yapılacak kamulaştırmalar, denetimine tabi oldukları idareler tarafından –bu, belediye olur, özel idare olur, bakanlık olur- yani onlar tarafından yapılması lazım. Ama siz şimdi, OSB’ler lehine yapılacak kamulaştırmaları, getiriyorsunuz, Yatırım İzleme ve Koordinasyon Başkanlığına veriyorsunuz. Hâlbuki, Yatırım İzleme ve Koordinasyon Başkanlığı İçişleri Bakanlığının bir taşra birimidir, tüzel kişiliği yoktur, hak ve alacak sahibi olamaz, borçlanamaz. E, siz getiriyorsunuz, kamulaştırma işlemini, hiç de uygun olmayan bir idareye veriyorsunuz.

Bu neden doğuyor  biliyor musunuz? Siz özel idareleri kaldırdınız. Özel idareler bizim yönetim sistemimizde, gelenekselleşmiş, oldukça da önemli görevler ifa etmiş idarelerdi. Bizim Anayasa’mıza göre üç mahallî idare birimi var: İl, belediye ve köy. Siz ili ortadan kaldırdınız. Bakın, 19 Mayıs Stadyumunu Ankara İl Özel İdaresi yaptı. Numune Hastanesini, Yüksek İhtisas Hastanesini Ankara İl Özel İdaresi yaptı. Bu kadar faydalı hizmet üretmiş bir idareyi, tutuyorsunuz, kaldırıyorsunuz, ondan sonra da o idarenin yaptığı görevlerin nasıl yerine getirileceği konusunda, hiç de uygun olmayan düzenlemeler yapıyorsunuz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ALİ SERİNDAĞ (Devamla) – Bu, netice vermeyecektir.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına Bingöl Milletvekili İdris Baluken... Yoklar.

Şimdi şahısları adına konuşmalara geçiyoruz.

Şahsı adına ilk konuşmacı Ankara Milletvekili Sayın Özcan Yeniçeri.

Buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

ÖZCAN YENİÇERİ (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yine, Meclise bakıyorum, büyük ölçüde bir uyuklama ve sayıklama aşamasına geçilmiş durumda.

ALİ AYDINLIOĞLU (Balıkesir) – Sen kendi grubuna bak!

ÖZCAN YENİÇERİ (Devamla) - Onun için, bunu biraz hareketlendirip biraz uyarmak istiyorum.

Değerli milletvekilleri, yasalar hiç kuşkusuz, herkesin ve her kesimin   -sonuçta bir iradenin ortaya koyduğu- birtakım müeyyidelere uymasını öngörür. Dolayısıyla, yasa çıkarmak ciddi bir iştir. Bu Mecliste bu yasalar çıkarılırken, hepsi birbirinin içerisine boca edilmiş ve birden fazla Bakanlığın birden fazla uzmanlık alanını gerektiren, ihtisası gerektiren, üzerinde ihtisas komisyonlarında yoğun bir biçimde durulması ve çalışılması gereken yasaları hepsini bir araya toplayarak sürekli bir biçimde Meclise getirip bir torba yasa sistemiyle Meclisi -tabir yerindeyse- bu şekilde çalıştırmak, halka, halkın ihtiyaçlarına, halkın beklentilerine karşı saygısız davranmak anlamına gelmektedir.

Çok açık bir şekilde ifade etmek gerekir ki, 4+4+4 yasa tasarısı görüşülürken Millî Eğitim Komisyonuna bu yasa tasarısıyla ya da bu yasanın öngördüğü birtakım malzemelerin ve hizmetlerin alım ve satımında kamu ihale mevzuatı uygulanmayacak şeklinde bir madde konmuştur. Ve dolayıyla, biz, Millî Eğitim Komisyonunda kamu ihale mevzuatının satın alım ve buna benzer hizmetlerde İhale Kanunu’nun uygulanıp uygulanmamasını tartışmıştık. Hâlbuki, orası ihale komisyonu değildi, orası Millî Eğitim Komisyonuydu.

Şimdi, geliyoruz, bakıyoruz ki, Plan ve Bütçe Komisyonunda “Falanca yere bir üniversite kurulsun.” deniliyor, üniversitenin ayrıntıları ortaya konuluyor; hangi fakülteler açılacak, hangi enstitüler açılacak, hangi yüksekokullar açılacak, bunlar oraya yazılıyor fakat Millî Eğitim Komisyonunun buradaki görüşü yok. Millî Eğitim Komisyonu, eğitimciler bu işe ne diyor, bunlardan hiç kimsenin haberi yok ve dolayısıyla, bu yasa buraya geliyor ve buradan çıkıp gidiyor. Bir yasa çıktığı zaman, onun diğer yasalara etkisi ne olacak, bir yasa çıktığı zaman gruplardan bir kısmının bundan etkilenme düzeyiyle toplumun genel etkilenme düzeyi ne olacak, bütün bunlar ortada görülmüyor, olmuyor, dikkate alınmıyor, bunun sonucu olarak çıkan yasalar da sakat ve hasarlı yasalar oluyor. Bir süre sonra kanun hükmünde kararname ve bazı kanunlarda değişiklik öngören değişiklik tekliflerini getiriyorsunuz ve dolayısıyla, bu tür bir yaklaşım tarzı, tabir yerindeyse, âdeta, millî iradenin amaç dışı kullanılması anlamına gelmektedir. Bu durumun yasa yapma tekniğiyle uzaktan yakından alakası yoktur. Burada bir “tutarlılık”, burada bir “devamlılık”, burada bir “bütünsellik” denilen bir sistematik vardır, bunlardan hiçbirisine riayet etmezseniz her getirdiğiniz yasayı bir başka yasayla değiştirmek ve dönüştürmek zorunda kalacağınızdan hiç kimsenin kuşkusu olmasın. “Liyakat, ehliyet, uzmanlık” diye bir şey vardır, buna “meritokrasi” denir. Aristokrasi seçkinlerin iktidarıdır, meritokrasi liyakatlilerin iktidarıdır. Liyakatlilerin iktidarını kurabilmek, liyakatlilerin ortaya koyduğu görüş ve düşünceleri esas alarak yasayı çıkarmak ve bunun sonucu olarak ortaya çıkan yapının da toplumu rahatlatıcı, sorun çözücü bir hâle gelmesine sebep olur. Aksi takdirde, hiç ihtisası olmayan ve tamamen tahayyüllere ve birtakım yaklaşımlara dayalı olarak getirilen yasa tasarılarının kendisi kârından daha çok zarar getirecektir ve birtakım hususların görülmesini engelleyecektir.

İki tane önemli arızamız var; bunlardan bir tanesi organize olma arızası, ikincisi de koordine olma arızasıdır.

Koordine olma, işler, faaliyetler, kişiler ve organlar arasında uyum ve ahengin kurulmasıdır. Organize olmak ise birbirine benzeyen işlerin bir yönetim altında toplanması ve onlara uygun kişilerin atanması, bunların arasındaki ast-üst ilişkilerinin kurulması ve bunların nasıl, nerede, ne şekilde çalışacakları, alet ve edevatın belirlenmesi anlamına gelmektedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

ÖZCAN YENİÇERİ (Devamla) – Bunların ikisinin de yasalar çıkarılırken özellikle dikkate alınması…

BAŞKAN – Sayın Yeniçeri, teşekkür ederim.

ÖZCAN YENİÇERİ (Devamla) – …ve bu çerçeve içerisinde görüşlerin veya yasaların çıkartılması gerekiyor, aksi takdirde buradan yasayı çıkarırsınız, üç ay sonra da getirirsiniz bu çıkardığınız yasayı çıkardığınıza nasıl pişman olduğunuzu ifade etmek için bir değişiklik önergesiyle…

BAŞKAN – Sayın Yeniçeri, teşekkür ederiz.

ÖZCAN YENİÇERİ (Devamla) – …veya bir değişiklik teklifiyle milletin karşısına gelirsiniz.

Bizi buradan toplum izliyor ve dolayısıyla da bu bizi izleyen toplum her şeyden önce bu koy-kaldır, yap-boz, dene-yanıl sistemini hiç kuşkunuz olmasın ki not ediyor.

BAŞKAN – Sayın Yeniçeri, süreniz doldu.

ÖZCAN YENİÇERİ (Devamla) – Bu da doğru bir yaklaşım tarzı değil.

Hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Seyfettin Yılmaz, tutanakları inceledim, sataşmadan dolayı size iki dakika süre veriyorum.

Buyurun.

Yeni sataşmalara neden olmayın lütfen.

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

7.- Adana Milletvekili Seyfettin Yılmaz’ın, Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun 546 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin tümü üzerinde yapılan soru-cevap işlemi sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Evet, Sayın Bakan benim kafaları karıştırdığımı ifade ediyor, biz kafaları karıştırmıyoruz da siz işleri karıştırmazsanız problem yok Sayın Bakan.

Şimdi, burada, bakın, özel ormanın tarifini yapıyor Sayın Bakan, özel ormanın tarifini ben çok iyi biliyorum.

Buradaki ana konumuz şu: Özel ormanlarda yapılaşma yüzde 6’dır. Yapılaşma yüzde 6’dır. Yani buranın mülkü sizde, 100 dönümlük yeriniz varsa 6 dönümde yapılaşma yapabilirsiniz.

Başbakanla Latif Topbaş’ın konuşmasında, Latif Topbaş diyor ki: “Siz buraları değiştirecek misiniz, bu yüzde 6’yı?” Başbakan Erdoğan da diyor ki: “Bu yüzde 6 irtifadan da 9,50 altında kalıyor, denizden 9,50.” “Anlaşıldı, anlaşıldı, Allah razı olsun abi.” diyor Başbakana. Şimdi, ondan sonra da İsmet Yıldırım diyor ki: “Kanunu çıkarıyoruz abi, bu torba yasaya giriyor.” “Yüzde 6’lık kesin mi? Atıyoruz, 100 dönüm arazide 6 dönüm kullanırsın diyordu, anormal bir karar vardı.” diyor. “Artı, kanuna şeyi de koyuyoruz, yollar ve otoparklar hariç diye. Onu takip ediyorum ben. Bakanımızla, Su Bakanımız Veysel Abi’yle görüştüm bunları.” diyor. “Yani, alayım mı bu yeri?” diyor. Yani, bunu şöyle düşünün: Bir yerde belediyecilik yapanlar var. Bir yerin imarı 1,2. Orayı belediyede siz 2,4’e çıkaracaksanız önce birilerine haber veriyorsunuz, buradan rant elde ediliyor. Burada kirli pazarlık bu, bu, Sayın Bakan, yoksa özel ormanı ben biliyorum. Bunları torba kanuna koymak için Başbakandan talimat aldınız mı almadınız mı? Bunları gündeme getirdiniz mi getirmediniz mi? Burada bu görüşmeleri yaptınız mı yapmadınız mı? Bu İsmet Yıldırım’la telefon tapeleri, poliste ve savcılıkta olan bu telefon tapeleri sahte mi değil mi, benim sorduğum bu. Yoksa çıkıyor -Paşaköy’de de aynısına düştün- 16’ncı maddeyi anlatıyor. Orman Kanunu’nun 16’ncı maddesini de biliyoruz, özel kanunu da biliyoruz. Ben bu kirli ilişkileri soruyorum, karışık işleri soruyorum, onlara cevap verin.

Teşekkür ediyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

6.- Kocaeli Milletvekili İlyas Şeker ve Ağrı Milletvekili Ekrem Çelebi ile 18 Milletvekilinin; Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ile Manisa Milletvekili Erkan Akçay ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Mersin Milletvekili Mehmet Şandır'ın; 657 Sayılı Devlet Memurları Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, Kocaeli Milletvekili Haydar Akar'ın; 7269 Sayılı Umumi Hayata Müessir Afetler Dolayısıyla Alınacak Tedbirlerle Yapılacak Yardımlara Dair Kanuna Geçici Bir Ek Madde Eklenmesi Hakkında Kanun Teklifi, Manisa Milletvekili Erkan Akçay ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili İzmir Milletvekili Oktay Vural'ın; Gelir Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, Eskişehir Milletvekili Ruhsar Demirel ve 1 Milletvekilinin; Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, Sinop Milletvekili Mehmet Ersoy ve İstanbul Milletvekili Hüseyin Bürge ile 44 Milletvekilinin; Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile İçişleri Komisyonu, Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu, Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve  Turizm Komisyonu ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporları (2/1967, 2/1074, 2/1438, 2/1529, 2/1571, 2/1966) (S. Sayısı: 546) (Devam)

BAŞKAN – Bölüm üzerinde Orman ve Su İşleri Bakanı Sayın Veysel Eroğlu söz istediler.

Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakikadır.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Özellikle, tabii, bu kanunla alakalı kısa bir bilgi vermek istiyorum. Aslında AFAD, hakikaten son zamanlarda çok büyük mesafe katetmiştir, bu kanunla yapısı daha da güçlenmektedir. Verdiğiniz desteklerden dolayı teşekkür ediyorum.

Hakikaten, bir kere, AFAD, barınma ihtiyacını karşılamak için çalışmalara devam ediyor. Yani, şu ana kadar 120 bin adet çadır hazırlandı ve ben 1999 depreminde İstanbul’da İSKİ Genel Müdürüydüm. O zaman, bu Marmara depreminde özetle altyapıdan sorumlu -su, elektrik, kanalizasyon vesaire- grup başkanıydım. Yani, o tarihlerde hakikaten çok büyük sıkıntı yaşandı yani yeteri kadar, anında müdahale edilemedi, hatta afet koordinasyon merkezi dahi o tarihlerde yoktu, biz ilk defa İstanbul’da AKOM adıyla, 9,5 büyüklüğünde depreme dayanıklı, Kâğıthane’de bir bina kurduk ve bütün İstanbul altyapısını orada topladık. Marmara depremi olduğu zaman haberleşme sistemi çökmüştü, hatta ben İSKİ Genel Müdürü olarak özellikle Yalova, Karamürsel, Gölcük, Adapazarı o zaman Sakarya ve İznik’te şube müdürlükleri kurdum. Röle istasyonlar kurarak haberleşmeyi biz sağladık, tankerlerle suları biz götürdük. Birtakım battaniye, sağlık tesislerini, İstanbul Büyükşehir Belediyesi ve İSKİ olarak ilk yardımı biz götürdük. Ama şu anda, bakın, Van’da deprem oldu, anında Hükûmetimiz oradaydı. Kalıcı konutlar yapıldı, gerçekten AFAD ve diğer bütün kurumlar, Sağlık Bakanlığı ve diğer bütün kurumlar, İçişleri Bakanlığı ve tabii, sivil savunma teşkilatı anında müdahale etti. 19 Mayısta, biliyorsunuz, özellikle, Kütahya’nın Simav ilçesinde bir deprem vuku buldu ve neticede biz, deprem vuku bulduktan sonra, bütün kurum ve kuruluşlar altı saat sonra oradaydı yani ve kısa zamanda yapılan tesisler, okullar, bütün kurumlar, yeni konutlar yapıldı ve orası da ayağa kalktı.

Özellikle hazırlık ve müdahale bağlamında, bu projelere ek olarak kesintisiz ve güvenli haberleşme sağlandı. Bütünleşik afet tehlike haritaları üretildi. Yani hakikaten, bunlar ilk defa yapılıyor. Ulusal Deprem Stratejisi ve Eylem Planı pek çok kurumların -ben de o kurumun bir üyesiyim- hazırlandı. Yani anında nasıl müdahale edilecek ve deprem öncesi ve depremde, deprem sonrası alınacak tedbirler konusunda çok büyük mesafe kat edildi. Bunu özellikle vurgulamak istiyorum.

Bir de burada yapılan iddialara cevap vermek istiyorum. Yani özellikle bizim Orman ve Su İşleri Bakanlığının orman izinleri tamamen mevzuata uygun olarak yapılmaktadır. Özellikle konuşmalar, ne konuşuldu? Konuşma olabilir ama acaba burada kendilerine bir rant sağlandı mı, ona bakmak gerekir. Arkadaşımızın da izah ettiği gibi -benim elemanımdı- biliyorsunuz, “hususi orman” dediğimiz…

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Ona kim bakacak? Ona mahkeme bakacak. Açın önünü, gitsin mahkemeye.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – Tarifi yapmak istiyorum önce. Hususi orman, bir kişinin tapulu mülkü olup da 3 hektardan büyükse, burada ağaçlar yetişmişse, bu, Orman Kanunu’na göre hususi orman ilan ediliyor. Tapulu malı yani ormanın malı değil, tapusu şahıslara ait.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sayın Bakan, bunu demin anlattınız, biz duyduk.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – Fakat burada yapılanma sınırlanmış. Aslında mevcut kanuna göre de zaten yollar, yollar hariç, bırakın şeyde, hususi ormanlarda, şahsın mülkiyetleri olan yerlerde gerektiği zaman biz kendi ormanlarımızda yollara, isale hatlarına vesaire, diğer birtakım elektrik hatlarına, hatta vatandaşlara dahi eğer herhangi bir yerden -ormanın bir kenarında bir binası, arsası varsa- başka bir geçiş hakkı yoksa, oradan bir izin veriyoruz yani. Orman Kanunu’na bakılırsa bu görülecek. Nitekim telefon konuşmalarında yapılanda da bir şey yok. “Hakkı ne kadar?” diyor. O da yüzde 6 olduğunu söylüyor. Zaten yol hariç. Bu mevcut durumu ilan etmekten ibaret. Yani “tape” dedikleri bu.

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – 9,50; 9,50; Başbakan 9,50 diyor, 2 katı.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – Yani kusura bakmayın, biz son derece şeffaf…

ÖZCAN YENİÇERİ (Ankara) – Tapeler doğru mu Sayın Bakan?

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – Şimdi, bakın, şimdi arkadaşın şeyini aşmayalım.

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Tapeler doğru mu?

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) - Kendisi acaba Adana Orman Bölge Müdürüyken… Özellikle bu gibi alanlarda izinleri bölge müdürleri dahi veriyordu, bölge müdürü.

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Evet.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) - Nitekim kendisi fuar alanına, kanunda olmamasına rağmen, izin vermiş.

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Gönderdin 10 tane müfettiş, bir daha gönder.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – Şimdi, ben İSKİ Genel Müdürlüğü yaptım yıllarca, sekiz buçuk yıl. Biz daima şeffaf ihale yaptık ama…

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Ya Başkan, o tapeleri sen savunmasan daha iyiydi Başkan be.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) - …bazı arkadaşların -bunlar da ortaya çıkacak, belki fezlekesi de gelecektir- doğrudan temin için belki kaç defa bölerek, bir işi otuz defa belki bölerek onu doğrudan temin içine sokup birilerine pazarladığı şeklinde bazı iddialar var, onları da tespit edip buraya sunacağız. Ben aslında bir eleman hakkında, hiçbir eleman, ne İSKİ’de büyük soygun olmuş, onlarla hiç meşgul olmadık…

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – “ASKİ” de, “ASKİ” de, beni kastediyorsan “ASKİ” de.

BAŞKAN – Sayın Yılmaz, lütfen…

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) - …çünkü benim tabiatımda bu yok. Yani birisi, neticede bir şey varsa…

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Ama bakın, beni ihalelere fesat karıştırmakla suçluyor Sayın Başkan.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – …gider, savcılığa götürür, bir şikâyeti varsa bu tapelerden dolayı bir suç varsa…

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Hırsızlıkla suçluyor, ne bana yeter diyorsunuz?

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – Suç benimle alakalı değil bir kere. Varsa götürsün, savcılığa versin ama kendisiyle ilgili herhangi bir suç olanlar varsa onların da hâkim huzuruna, savcı huzuruna, mahkeme huzuruna gelir, onlar da elbette hesabını verir. Arkadaşın herhâlde…

S.NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Ya, mahkemenin önünü kapatıyorsunuz, söylediğimiz o zaten. Mahkemenin önünü kapatıyorsunuz.

BAŞKAN – Sayın Korkmaz…

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – Mahkeme değil, bakın, mahkeme değil. Burada şunu soruyorum…

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Sen İSKİ’ye bak, İSKİ’ye.

S.NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – HSYK’yı niye değiştiriyorsunuz?

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – Burada iki kişi konuşmuş, benim dışımda, benim haberim yok. Yani netice, diyor ki: “Ne kadar hak veriliyor? Hususi ormanlarda verilen hak nedir?” O da “Yüzde 6.” diyor. Kanunda var zaten. Bizim kanun dışında yüzde 8 hak verme yetkimiz zaten yok. Bu yetki yüce Mecliste, bunlar daha bunu bilmiyor. Ama eğer bu şekilde yolsuzluklardan bahsedilirse biz bunların yolsuzluklarını çok iyi biliyoruz yani bunların dediği, geçmiş dönemlerdeki yöneticilerin yolsuzluklarını.

Ben İSKİ’de… İSKİ’yi devraldım. İSKİ’nin hâlini biliyorsunuz yani trilyonlarca yolsuzluk yapılmış, para yok, su yok; 2,5 milyar dolar borç takmışlar. Biz bunları ödedik. Kusura bakmayın, İstanbullu bunu biliyor, Türkiye bunu biliyor, o yüzden her seçimde bizi destekliyor. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

İZZET ÇETİN (Ankara) – Hırsızlığınızı mı destekliyor? Destekliyormuş! Ayyuka çıktı her şey be, utanın biraz!

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – Yani milleti saf mı sanıyorsunuz? Millet şöyle düşünüyor, bak, geçen gün Aydın’daydım, Afyon’daydım.

KEMALETTİN YILMAZ (Afyonkarahisar) – Afyon’u beraber gezelim.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – Sade vatandaş şunu söylüyor, aynen şunu söyledi bakın: “Ya, bizi saf mı sanıyor bunlar? Siz IMF’ye olan borcu ödediniz, ayrıca batmış bankaların bugünkü değeri olan 231 milyar TL, 231 katrilyon ödediniz, Merkez Bankasının kasasını doldurdunuz; ayrıca zorunlu tasarruf fonu, KEY ödemeleri gibi bir sürü borçları ödediniz geçmiş dönemden toplanan, hortumları kestiniz.”

S.NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Ayakkabı kutularına gel Sayın Bakan.

OKTAY VURAL (İzmir) – “Alo, Reza.”

S.NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Yakışıyor mu sana savunmak? Ayakkabı kutularına gel.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, anlayamıyorum, sonra talepte bulunacaksınız. Anlayamıyorum ama.

S.NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Anlaşılır şeyler söylemiyor ki zaten!

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – Dolayısıyla millet bunun farkında.

S.NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Ayakkabı kutuları, ayakkabı kutuları…

BAŞKAN – Sonra talepte bulunacaksınız.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, merak etmeyin, zaten bu rüşvet ve yolsuzluktan herkesin kafası karıştı.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – Hazine, Merkez Bankasının kasası doldu. Bunca yatırımlar yapıyoruz, bunca. Geçmiş dönemde bir gölet yirmi yılda bitmiyordu. Bakın, geçenlerde 32 metre yükseklikteki bir göletin kaç liraya bittiğini, ne kadar sürede bittiğini araştırdım. Geçmiş dönemde bir gölet 45 trilyona bitmiş. Kaç yılda? Yirmi iki yılda.  Biz aynı yükseklikte göleti sulaması dâhil şu anda on sekiz ayda 4,5 milyon TL’ye bitiriyoruz; fark bu işte, millet bunu görüyor. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Burada… Burada…

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU  (Afyonkarahisar) –  Milleti saf sananları millet sandığa gömer, bakın bunu söylüyorum.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Bu ihale havuzlarını bir açıkla bakalım. Bu ihale havuzlarını açıkla.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU  (Afyonkarahisar) –  Milletin ferasetine ben hayranım. Millet feraset sahibi, idrak sahibi, izan sahibi. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Dolayısıyla 30 Martta da bunlara gereken cevabı ben değil millet verecektir.

Hepinize saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

OKTAY VURAL (İzmir) – Ya, ya, ya…

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – İhale havuzları, ayakkabı kutuları…

OKTAY VURAL (İzmir) – Yargıdan kaçmayın! Cenab-ı Hakk’ın bildikleri var, Allah’tan korkun!

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Sayın Başkan…

BAŞKAN –  Buyurun Sayın Yılmaz.

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Meclis Genel Kurulunun kafasını karıştıracak şekilde, hakkımda bir sürü iddialar olduğunu “Bunu buraya getireceğiz.” Şeklinde, şahsımı hedef alan  birtakım…

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU  (Afyonkarahisar) –  Ben hiçbir isim vermedim, kusura bakmayın… Kendi alınıyorsa bilmem.

BAŞKAN – Ad olarak kimseden bahsetmedi Sayın Yılmaz.

OKTAY VURAL (İzmir) – Olur mu öyle şey!

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Hayır efendim “Orman bölge müdürlüğü yaptı.” dedi.

BAŞKAN – Gene bakayım tutanaklara, söz veririm, tutanaklara bakayım, lütfen…

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – “Orman bölge müdürlüğü yaptı.” dedi. Yani yapmayın ama.

BAŞKAN – Tamam “yaptı” dediği…

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU  (Afyonkarahisar) –  Orman bölge müdürlüğü yaptığını söylemek suçlamak mı? (MHP sıralarından gürültüler)

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Şahsı hedef aldığın belli olmuyor mu?

BAŞKAN – Beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 23.56

ONUNCU OTURUM

Açılma Saati: 00.13

BAŞKAN: Başkan Vekili Ayşe Nur BAHÇEKAPILI

KÂTİP ÜYELER: Muharrem IŞIK (Erzincan), Mine LÖK BEYAZ (Diyarbakır)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 59’uncu Birleşiminin Onuncu Oturumunu açıyorum.

546 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine devam edeceğiz.

Komisyon? Burada.

Hükûmet? Burada.

Şimdi birinci bölüm üzerinde şahsı adına son konuşmayı yapmak üzere Sinop Milletvekili Mehmet Ersoy Bey’i kürsüye davet ediyorum.

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Hakkımdan vazgeçiyorum Sayın Başkanım. Bakan gittiği için hakkımdan, talebimden vazgeçtim. Söz isteme talebimden vazgeçtim Bakan gittiği için diyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MEHMET ERSOY (Sinop) – Çok değerli Başkanım, değerli milletvekillerimiz; bu kadar aradaki uzun sohbetten sonra aslında ben de konuşma talebimden vazgeçecektim ama belki grubumuzda beni tanımayan arkadaşlarım vardır diye bari konuşayım dedim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Değerli milletvekillerimiz, bu teklifin geneli üzerindeki yapılan tartışmalarda da, birinci bölüm üzerindeki yapılan tartışmalarda da bazı hususların eksik anlaşıldığını hissettiğim için böyle bir talepte bulundum. Yeniçeri Hocam kadar sofistike bir konuşma yapamam ama sadece bu kanunun uygulanmasının içinden gelen birisi olarak bir iki algı hatasını düzeltme ihtiyacı hissettim. Bunlardan bir tanesi özel idarelerle ilgili husus. Sanki biz büyükşehir yasasında özel idareleri kapattığımız için bazı çevreler tarafından yeni sistemin aslında genel idareyi illerde yok ettiğiyle sonuçlanan bir eleştiriye gitti. Bazı çevreler tarafından da hiçbir şey olmadığı, hiçbir şey yapılmadığı, yerelleşme adına hiçbir çalışmanın yapılmadığı, tümüyle merkezî idarenin güçlendirildiğiyle ilgili eleştirilere götürüldü iş. İkisi de değil arkadaşlar. Hepimizin bildiği gibi, AK PARTİ iktidarından sonra 2005 yılında yapılan değişiklikle aslında yerelde kırsal kesime hizmet etmek üzere kurulmuş ve yüzyıllık geçmişi olan il özel idarelerine yeni bir fonksiyon daha yüklendi. Bu da merkezî idarenin merkezden yapacağı hizmetleri yerinden yapabilmek için il özel idarelerine görev ve sorumluluk verebilmesiyle ilgili düzenlemelerdi. Bu düzenlemelerle, biz, artık Ankara’dan ihale yapmaktan, Ankara’dan okul yapmaktan, sağlık ocağı yapmaktan kurtulduk. İl özel idareleriyle, bu sistemle bu hizmetleri yapmaya çalıştık. İl özel idarelerinin karar organları, bunlarla ilgili hiçbir zaman karar almazlar. İl özel idarelerinin kapatılan karar organları, sadece yerelde yapılacak hizmetler için karar alırlar ve il genel meclisinin kararıyla yapılan bu hizmetlerin de tamamını büyükşehir belediyelerine devrettik. Devretmediğimiz, valilere bırakılan ya da yatırım izleme koordinasyon başkanlıklarına bırakılan görevler, il özel idarelerinin bir yerel hizmet birimi, bir yerel yönetim birimi olmasından kaynaklanan hizmetler değildir. Büyükşehir belediyelerine bırakılan hizmetler, il özel idarelerinin yerel hizmet birimi olarak karar organlarıyla birlikte yaptığı hizmetlerdir. Bunların tamamı büyükşehir belediyelerine devredilmiştir.

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) - O sebep… O sebep…

MEHMET ERSOY (Devamla) – Böylece aklı, kaynakları, imkânları, aynı işi yapacak birden çok kuruluşu bir araya toplayarak birleştirmiş olduk. Büyükşehirle birlikte yaptığımızın özü budur. Bunun dışında, genel idarenin, taşra teşkilatının amiri olarak, hükûmetin temsilcisi, devletin temsilcisi olarak koordinatörlük hizmetlerinden faydalanmak üzere valilerimize verilen görevler valiliklerimizde zaten kalmıştır. Bunların tanımlanamayan bir kısmı özel idare kapatıldığında ortada kalacak, bir kısmı da yatırım izleme koordinasyon başkanlıklarına verilmiştir. Eğitim, sağlık, güvenlik, adalet gibi temel devlet hizmetlerinin hiçbiri belediyelere, yerel yönetimlere devredilmemiştir.

Bu teklifle getirilen ikinci en önemli husus il afet acil durum müdürlüklerinin kurulması olmuştur. Daha önce özel idareler bünyesinde kurulan bu müdürlükler afetlerle daha etkin, daha verimli mücadele edebilmek, illerimizde hem kurumlarımızı hem yerel yönetimlerimizi hem halkımızı afetlere karşı daha hazır hâle getirebilmek için müstakil, valiye bağlı bir kurum olarak kurulmaları ve bundan sonra ülkemizin bugüne kadar afetlere, özellikle müdahale alanında gösterdiği başarılı çalışmalara, afetlere hazırlık konusunda da, riskleri azaltma konusunda da gösterebilmesi için daha güçlü bir teşkilata kavuşması hedeflenmiştir.

Bu doğrultuda teklifimize desteklerinizi bekliyoruz. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın milletvekilleri, birinci bölüm üzerinde İç Tüzük’ün 72’nci maddesine göre verilmiş bir önerge vardır.

Önergeyi okutuyorum:

TBMM Başkanlığına

Bölüm görüşmelerinin İçtüzük 72’ye göre devam etmesini arz ederim.

                                                                                                                                     Oktay Vural

                                                                                                                                          İzmir

                                                                                                              BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Daha iyi anlaşılmasını sağlamak için.

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum…

III.- YOKLAMA

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

MUHARREM İNCE (Yalova) - Yoklama istiyoruz.

BAŞKAN – Yoklama istiyorsunuz.

Sayın İnce, Sayın Aslanoğlu, Sayın Serindağ, Sayın Moroğlu, Sayın Seçer, Sayın Çetin, Sayın Değirmendereli, Sayın Atıcı, Sayın Öz, Sayın Yüksel, Sayın Bayraktutan, Sayın Serter, Sayın Gök, Sayın Güler, Sayın Şafak, Sayın Danışoğlu, Sayın Güven, Sayın Akar, Sayın Özgündüz, Sayın Onur.

Yoklama için iki dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı yoktur.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 00.22

ON BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 00.31

BAŞKAN: Başkan Vekili Ayşe Nur BAHÇEKAPILI

KÂTİP ÜYELER: Muharrem IŞIK (Erzincan), Muhammet Bilal MACİT (İstanbul)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 59’uncu Birleşiminin On Birinci Oturumunu açıyorum.

III.- YOKLAMA

BAŞKAN - İç Tüzük’ün 72’nci maddesine göre verilen görüşmelere devam edilmesine dair önergenin oylanmasından önce istem üzerine yapılan yoklamada toplantı yeter sayısı bulunamamıştı. Şimdi tekrar yoklama yapacağım.

Yoklama için iki dakika süre veriyorum ve yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Yapılan ikinci yoklamada da toplantı yeter sayısı bulunamadığından, alınan karar  gereğince kanun tasarı ve tekliflerini ve komisyonlardan gelen diğer işleri sırasıyla görüşmek üzere 12 Şubat 2014 Çarşamba günü saat 14.00’te toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum.

Herkese iyi geceler diliyorum.

Kapanma Saati: 00.34



(*) Bu bölümde Hatip tarafından Türkçe olmayan kelimeler ifade edildi.

(x) 534 S. Sayılı Basmayazı 6/2/2014 tarihli 58’inci Birleşim Tutanağı’na eklidir.

 

(x) Açık oylama kesin sonuçlarını gösteren tablo tutanağa eklidir.

(x)  532 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

(x)  Bu bölümde Hatip tarafından Türkçe olmayan kelimeler ifade edildi.

(X) 546 S. Sayılı Basmayazı Tutanağa eklidir.

(X)  Bu bölümde Hatip tarafından Türkçe olmayan bir kelime ifade edildi.