6 Şubat 2014 Perşembe

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.00

BAŞKAN: Başkan Vekili Meral AKŞENER

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), İsmail KAŞDEMİR (Çanakkale)

----- 0 -----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 58’inci Birleşimini açıyorum.

 

 

Y O K L A M A

 

 

BAŞKAN – Elektronik cihazla yoklama yapacağız.

Yoklama için üç dakika süre vereceğim.

Sayın milletvekillerinin oy düğmelerine basarak salonda bulunduklarını bildirmelerini, bu süre içerisinde elektronik sisteme giremeyen milletvekillerinin salonda hazır bulunan teknik personelden yardım istemelerini, buna rağmen sisteme giremeyen üyelerin ise yoklama pusulalarını görevli personel aracılığıyla üç dakikalık süre içerisinde Başkanlığa ulaştırmalarını rica ediyorum.

Yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı yoktur.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

                                                                   Kapanma Saati: 14.06

 

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.20

BAŞKAN: Başkan Vekili Meral AKŞENER

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), İsmail KAŞDEMİR (Çanakkale)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 58’inci Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

 

Y O K L A M A

 

BAŞKAN – Açılışta yapılan ilk yoklamada toplantı yeter sayısı bulunamamıştı. Şimdi yeniden elektronik cihazla yoklama yapacağız.

Yoklama için dört dakika süre veriyorum.

Yoklama işlemini başlatıyorum.

 (Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce üç sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

Sayın milletvekilleri, gündem dışı söz almış arkadaşlarımızı daha sağlıklı dinleyebilmek için gürültüye birazcık dikkat edersek...

Gündem dışı ilk söz, Millî Eğitim Bakanlığının yapmış olduğu SBS ve TEOG sınavları hakkında söz isteyen İstanbul Milletvekili Sayın Aydın Ağan Ayaydın’a aittir.

Buyurun Sayın Ayaydın. (CHP sıralarından alkışlar)

 

 

 

AYDIN AĞAN AYAYDIN (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Millî Eğitim Bakanlığının her yıl yapmış olduğu SBS sınavlarında ve benzer sınavlarda hep skandallar yaşanıyor. 2013 yılında SBS sınavı yapıldı, SBS sınavında Almanca ve Fransızca dillerinden sınava giren öğrencilerin kağıtları İngilizce cevap anahtarıyla okundu, dolayısıyla yanlış değerlendirildi. Millî Eğitim Bakanlığına bu yanlışlık bildirilince, Millî Eğitim Bakanlığı hemen 718 öğrencinin kağıtlarını yeniden İngilizce cevap anahtarıyla değil, kendi cevap anahtarlarıyla okudu ve düzeltti. Düzeltti ama bir yanlışlığa da imza attı çünkü o 718 öğrencinin puanları değişince sınava giren 1 milyon 112 bin 604 öğrencinin sıralamasının değişmesi gerekirdi. Ben, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı aracılığıyla, Anayasa’nın 98 ve İç Tüzük’ün 96’ncı maddesi gereğince Millî Eğitim Bakanı Sayın Nabi Avcı’ya yazılı soru önergesi verdim. Aradan yedi ay geçti, Sayın Bakan soru önergesine Anayasa’nın ve İç Tüzük’ün emredici hükmüne rağmen cevap vermedi. Bunun üzerine, 1 milyon 112 bin öğrenci ailesinin bu mağduriyetini önlemek için idare mahkemesine dava açtım. Benimle birlikte öğrenciler de dava açtı ve Ankara 18. İdare Mahkemesi, sınavdaki puanlama sırasının benim iddia ettiğim gibi yanlış olduğunu, bunun düzeltilmesi gerektiğini öne sürerek Millî Eğitim Bakanlığının işlemiyle ilgili yürütmeyi durdurma kararı verdi. Millî Eğitim Bakanlığına düşen görev, bir an önce 1 milyon 112 bin öğrenci ailesinin bu mağduriyetini önlemek iken Millî Eğitim Bakanlığı her zaman olduğu gibi burada da yine topu taca attı. Kalktı, bölge idare mahkemesine yürütmenin durdurma kararının iptali yönünde dava açtı ve bölge idare mahkemesi son noktayı koydu, “Sizin yaptığınız bu uygulama yanlıştır. Sizin yeniden sıralama yapmanız gerekiyor.” dedi. Şu anda 1.112.604 öğrencinin SBS sınav sıralaması değişmiştir. Dolayısıyla, okullara girmesi gereken öğrencilerden bazıları girememiştir, bazıları da üst okullara girmesi gerekirken girememiştir. Millî Eğitim Bakanlığı bile bile 1 milyon 112 bin ailenin bu durumunu düzeltmek yerine, hâlâ yerinde saymakta ve buna cevap verememektedir.

Millî Eğitim Bakanlığı diyor ki: “4 öğrencinin notu artmış, 99 öğrencinin notu düşmüştür.” Millî Eğitim Bakanlığı Türk halkını aptal zannediyor. Eğer 99 öğrencinin notu düşmüşse onun yerine giren 99 öğrenci olmaz mı? Kaldı ki her bir puan arasında bir öğrenci değil, yüzlerce, binlerce öğrenci vardır. Konunun uzmanlarının yaptığı değerlendirmelere göre, bu yeni puan sıralamasında en az 2 bin öğrencinin puanları değişmekte, dolayısıyla Millî Eğitim Bakanlığının bu puan sıralamasını bir an önce şeffaf bir şekilde değiştirip 1 milyon 112 bin öğrenci ailesinin bu haksızlığına çare bulması gerekmektedir.

Millî Eğitim Bakanlığının yapmış olduğu sınav skandalları SBS’yle sınırlı değildir. Bu yıl, SBS’nin yerine yapmış olduğu TEOG sınavında da yeni bir skandal yaşanmıştır, burada da haksızlık vardır. Bu yıl TEOG sınavına giren yaklaşık 2 milyon öğrencinin Kasım ayında yapılan sınavları da ne yazık ki skandallara imza atmıştır. Matematik ve fen derslerinde yirmişer soru sorulmuş ancak her iki dersten de birer yanlış olduğu için 19 soru üzerinden değerlendirme yapılmıştır ama o sınava giremeyen öğrenciler telafi sınavına girmiş, 20 soru üzerinden değerlendirme almıştır. O zaman, telafiyle, normal sınava giren öğrenciler arasında bir fark vardır, burada bir haksızlık vardır, bunun giderilmesi lazım.

Bir de, din ve ahlak kültürü dersinden muaf olan öğrencilerin ne yazık ki o muafiyetleri dikkate alınmamış ve sınavda o derslerden sıfır almışlardır. Millî Eğitim Bakanlığının bu yılki uygulaması da idari yargıdan dönecektir. Millî Eğitim Bakanlığı bir an önce buna çözüm getirmek zorundadır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

AYDIN AĞAN AYAYDIN (Devamla) – Eğer, idari yargı kararını uygulamazsa, Millî Eğitim Bakanlığı hakkında cumhuriyet savcılığına suç duyurusunda bulunacağımı bildirir, hepinize saygılar sunarım. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Ayaydın.

Gündem dışı ikinci söz, Adana çiftçisinin sorunları hakkında söz isteyen Adana Milletvekili Sayın Seyfettin Yılmaz’a aittir.

Buyurun Sayın Yılmaz. (MHP sıralarından alkışlar)

 

 

 

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Adana ilimizdeki çiftçilerimizin sorunlarını dile getirmek için gündem dışı söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Bir buçuk aydır yolsuzluk, rüşvet, hırsızlık, paralel devleti konuşuyoruz. AKP Hükûmeti olarak bütün mesainizi yolsuzlukların üstünü örtmekle, savcı ve polislerin yerlerini değiştirerek bu süreçten kurtulmaya çalışmakla uğraşırken toplumun işçisinin, memurunun, emeklisinin, çiftçisinin, dolayısıyla toplumun tüm kesimlerinin gün geçtikçe sıkıntıları artmakta, hayatın yükü daha da ağır bir şekilde üzerlerine gelmektedir.

AKP Hükûmetleri dönemi, Türk çiftçisi için tarihinin en zor dönemidir. On bir yıllık AKP iktidarı döneminde, tarımın temel girdileri olan gübre, ilaç, tohum ve mazotun çok pahalı olması ve buna karşılık ürünlerinin yeterince para etmemesi neticesinde çiftçilerimiz topraklarını ekemez duruma gelmiştir. Gübrenin, mazotun, tohumun fiyatı son on bir yılda yüzde 500 artarken, ne yazık ki ürünlerin, özellikle Adana’da, Çukurova’da buğdayın, mısırın, pamuğun ve narenciyenin fiyatları yerlerinde saymıştır.

Yine, yanlış politikalarınızla, Çukurova’da çiftçimiz buğday hasat ederken buğday, mısır hasat ederken mısır, karpuz hasat ederken karpuz ithal edilmekte ve çiftçi perişan, tarım yok edilmektedir. Türkiye’de baklagiller üretiminin merkezi olan Adana’da bile artık Çin menşeli baklagiller satışı yapılmaktadır. Adana çiftçisinin büyük çoğunluğu alınan kredileri ödeyemeyecek durumdadır. Ne yazık ki Adana’da, çiftçimizin tarlaları Ziraat Bankasına ipoteklidir. Yine, Ziraat Bankasına ipotekli olan tarlaların dışında kalan gayrimenkulleri de özel bankalara ipoteklidir. Ziraat çiftçilerimiz ödeme güçlüğü içerisindedir; borcu borçla kapatmaya çalışmakta ama bu işin içerisinden kalkamamaktadır. Geçen hafta, bölgede çiftçilerimizi gezerken şunu söylüyorlar: “Çukurova’da, bu kadar verimli toprakların olduğu, mümbit toprakların olduğu yerde ilk defa tefecilerin eline düştük; artık tarlalarımız bizim değil, özel bankaların ve Ziraat Bankasınındır.” Bunu bir an önce düzeltmek gerekiyor.

Şimdi, değerli milletvekilleri, hepiniz biliyorsunuz ki, popülist politikalarla “Hayvancılıkta sıfır faizle kredi vereceğiz.” dediniz, bunu da kamuoyuna bir lütuf gibi duyurdunuz. Sizin sözünüze güvenen o Adana’daki, Aladağ’da, Pozantı’da, Karaisalı’da, Saimbeyli’de, Feke’de, Adana’nın merkezindeki çiftçilerimiz size güvenip, sıfır faizinize inanıp kredi aldılar ama sonuçta ne oldu biliyor musunuz? Büyükbaş hayvanı 6.000-6.500 liraya almalarına karşılık, bugün 2 bin liraya, 2.500 liraya satamıyor. Şimdi ben size soruyorum: Bu nasıl sıfır faizdir? Hesapladığınız zaman yüzde 300’e gelen bir faizle karşı karşıya bu insanlarımız. Türkiye’de hayvancılığı bitirme noktasına geldiniz. Kaba ve karma yem yetersizliği, çayırların, meraların verimsizliği ve giderek azalması gibi temel sorunları çözmeden popülist politikalarla yaklaştığınızda Türkiye’de hayvancılığı kalkındırmanız, geliştirmeniz mümkün değildir.

Sonuç itibarıyla Adana’da çiftçilerimiz, hayvancılarımız, ellerindeki gayrimenkulleri bile, bu sizden aldıkları kredileri ödemekle çıkarmak zorunda kaldılar ama buna rağmen ödeyemediler ve şu anda, bir kredinin içerisinde boğulma noktasındadır.

Bu kadar sıkıntıları yaşayan Adana çiftçimiz son yılların en büyük kuraklığıyla karşı karşıyadır. Buğday ekildikten sonra yağmur yağmadığı için tohumları çimlenmedi. Çiftçilerimizin tarlaları arasında büyük oranda sulama yapmamaları nedeniyle buğday rekoltesinde düşük kaldığı ve zarar ve ziyanın çok büyük miktarlara ulaştığını belirtmek istiyorum.

Kuraklığın sadece buğdaya değil, narenciyeyle birlikte kış sebze ve meyve üreticilerine de ciddi zararlar verdiği ortadadır ama Çukurova gibi dünyanın en önemli verimli topraklarında sulama politikalarınız bile iflas etmiştir. 527 bin hektar sulanabilir arazimizin ne yazık ki hâlâ 217 bin hektarlık bir alanında sulama yapılmaktadır.

Şu anda çiftçimiz mısır ekti, tav suyuyla tarlasını sulamak istiyor fakat su verilmiyor. Devlet Su İşlerine gidiyorlar, valiliğe yönlendiriliyor; valiliğe gidiliyor, Devlet Su İşlerine yönlendiriliyor. Çiftçimiz bu sulama işini yapamazsa gerçekten hem ürünlerinde hem verimlerinde ciddi sıkıntılarla karşılaşacaktır.

Buradan sesleniyorum: Ey Adana Valisi, vatandaşa “Kavat” demekle, başka işlerle uğraşacağına, milletvekilleriyle uğraşacağına şu görev yaptığın Adana ilinde şu çiftçimizin sorunlarıyla bir uğraşmayı dene.

Buradan Hükûmete sesleniyorum, Adanalı bakan da var: Adana’nın bu sıkıntılı durumunda çiftçilerimizin afet kapsamını alınması gerektiğine inanıyor, hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Yılmaz.

Gündem dışı üçüncü söz, Millî Eğitim Bakanlığınca yapılan temel eğitimden orta öğretime geçiş ortak sınavında Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersinden muaf olan öğrencilerin yaşadıkları mağduriyet hakkında söz isteyen Mardin Milletvekili Sayın Erol Dora’ya aittir.

Buyurun Sayın Dora. (BDP sıralarından alkışlar)

 

 

EROL DORA (Mardin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Milli Eğitim Bakanlığınca düzenlenen temel eğitimden orta eğitime geçiş sınavlarında Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersinden muaf olan öğrencilerin yaşadıkları hak kayıpları ve mağduriyet üzerine söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Bilindiği üzere, Milli Eğitim Bakanlığının 28-29 Kasım 2013 tarihlerinde yaptığı ortaöğretime geçiş sınavları ilköğretim okullarında zorunlu olarak okutulan Türkçe, Matematik, Din Kültürü ve Ahlâk Bilgisi, Fen ve Teknoloji, Türkiye Cumhuriyeti İnkılap Tarihi ve Yabancı Dil derslerinden hazırlanmış sorularla yapılmıştır.

İlgili soruların öğrenciler tarafından cevaplanması suretiyle sınav sonuçlarına ilişkin puanlar hesaplanmıştır. Bu sınav neticesinde, azınlık okullarında okuyan öğrenciler ile resmi devlet okullarında okuyup, Din Kültürü ve Ahlâk Bilgisi dersinden muaf olan öğrencilerin, mevcut sınav puanı hesaplama yöntemleriyle, sınava eşit fırsatlarda girme hakları engellenmiş, kısa ve uzun dönemli hak kayıpları yaşamalarının önü açılmış ve mağduriyetlere sebebiyet verilmiştir. Söz konusu öğrenciler, din kültürü ve ahlak bilgisi dersinden muaf olmalarına karşın, bu durum puan hesaplanırken dikkate alınmamakta ve bu öğrencilerin puanları eksik hesaplanmaktadır. Bu konuda görüş bildiren eğitim uzmanları, hak kayıplarının yaklaşık 30-35 puana kadar çıkabildiğini belirtmektedirler. Söz konusu sınav henüz yapılmadan önce, mevcut puan hesaplama yöntemleri neticesinde ortaya çıkabilecek mağduriyetleri öngörerek Millî Eğitim Bakanlığına konuyla ilgili vermiş olduğumuz yazılı soru önergesinin üzerinden yaklaşık üç ay geçmiş olmasına rağmen, henüz bir yanıt alabilmiş değiliz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Millî Eğitim Bakanlığı, öğrencilerimizin genelinin kariyerini etkileyecek bir sınavda farklı inançlara mensup öğrencilere yönelik sistematik olarak eşitsiz sonuçlara yol açacak, bürokratik, politik ve pratik uygulamalar gerçekleştirebilmektedir. Millî Eğitim Bakanlığı, mevcut Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın hangi maddesini referans alarak bu haksız uygulamayı devam ettirebilmektedir? Bunu derhâl açıklamalıdır.

Söz konusu sınava dair Bakanlığın uygulaması, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 14’üncü maddesinde belirtilen "Hak ve özgürlüklerden yararlanma, cinsiyet, ırk, renk, dil, din, siyasal veya diğer kanaatler, ulusal veya toplumsal köken, ulusal bir azınlığa aidiyet, servet, doğum başta olmak üzere, herhangi başka bir duruma dayalı hiçbir ayrımcılık gözetilmeksizin sağlanmalıdır." ifadesiyle açıkça çelişmektedir.

Değerli milletvekilleri, din kültürü ve ahlak bilgisi dersinden muaf olan öğrencilere negatif ayrımcılık yapılmasına müsaade eden yöntemlerin, bu öğrencilerde yaratacağı dışlanmışlık, güvensizlik, haksızlığa uğramışlık duygularına bağlı olarak ortaya çıkacak psikososyal travmalar konusunda Millî Eğitim Bakanlığı dolaysız biçimde sorumludur ve bu sorumluluğunun gereğini bir an önce yerine getirmelidir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bir yandan, çarpıklığı giderilmemiş bir eğitim sisteminde öğrencilerin geneli mağdur edilmekte iken, diğer taraftan, haksızlıklara yol açan sınav sistemleri ve puan hesaplama yöntemleriyle din kültürü ve ahlak bilgisi dersinden muaf olan öğrenciler âdeta cezalandırılmak istenmektedir. Hiçbirimiz, ortak geleceğimiz olan çocuklarımızı inançları üzerinden haksız biçimde, avantajlı ya da dezavantajlı konuma getirecek uygulamalar konusunda sessiz kalamayız, kalmamalıyız. Anayasa’nın 10’uncu maddesinde “Herkes, dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasî düşünce, felsefî inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayırım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir. Devlet organları ve idare makamları bütün işlemlerinde, kanun önünde eşitlik ilkesine uygun olarak hareket etmek zorundadırlar.” denilmektedir. Peki, bu Anayasa maddesinde sayılan durumlarla Millî Eğitim Bakanlığının söz konusu sınava dair uygulaması bağdaşmakta mıdır? Hayır, bağdaşmamaktadır.

Değerli milletvekilleri, Millî Eğitim Bakanlığının Anayasa'ya aykırı olan bu sınav puanlama sistemini düzeltmesi olmazsa olmaz, acil bir zorunluluktur. Millî Eğitim Bakanlığının, açık hak ihlallerinin yaşandığı bu tablo karşısında; duymazdan gelme, görmezden gelme tavrı, devlet kurumlarına olan güvensizliği arttırmaktan başka bir işe yaramayacaktır.

Anayasa ve uluslararası hukuk normları çerçevesinde, bu konunun takipçisi olacağımızı bildirir ve bu konuda da bütün Parlamentoyu duyarlı olmaya çağırıyor, Genel Kurulu tekrar saygıyla selamlıyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Dora.

60’ıncı maddeye göre on arkadaşımıza söz vereceğim.

Sayın Öğüt…

 

 

 

KADİR GÖKMEN ÖĞÜT (İstanbul) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Türkiye’de her yıl on binlerce üniversite öğrencisi dikey geçiş sınavıyla öğrenimlerini ön lisans düzeyinden lisans seviyesine taşımaktadır. Bu öğrencilerin büyük bir kısmı da sınavı kazanabilmek için ön lisans eğitimi sonrası ara vererek ya dershanede ya da kendi imkânlarıyla çalışmak zorunda kalmaktadır. Ne var ki, sınavı kazanıp lisans programına geçtikten sonra Kredi Yurtlar Kurumuna başvuru yapıp öğrenim kredisi ve burs talebinde bulundukları zaman kendilerine ret cevabı gelmektedir. Nitekim, ön lisans sonrası öğrenime ara veren öğrencilerin sağlık sebebi dışında hiçbir koşulda burs ve kredi alamayacağı kurumun yönetmeliğinde de yer almaktadır. Liseden mezun olan bir genç, zaman sınırı olmaksızın üniversiteye girmeye hak kazandığında burs ve kredi imkânlarından yararlanabilirken binbir zorlukla eğitimine devam etmek için çabalayan bu ön lisans öğrencilerini teşvik etmek yerine aksine, geri ödemeli olan kredi dahi vermemenin gerekçesi nedir? Bir an önce bu yönetmelik değiştirilmelidir.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Havutça…

 

 

NAMIK HAVUTÇA (Balıkesir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Balıkesir’in büyükşehir belediyesi olmasından sonra, Balıkesir merkezde Altıeylül ve Karesi adında iki ilçeye ayrıldı. Karesi İlçe Millî Eğitim Müdürlüğüne Ramazan Konakbay isminde bir öğretmen arkadaş atandı. Bu kişi aynı zamanda millî eğitimin EĞİTİM-BİR-SEN Sendikasının teşkilatlanmadan sorumlu başkan yardımcısı olarak görev yapıyor. Aralık ve ocak ayı içerisinde sendikasının örgütlenme gezilerine katıldı, bu geziler sendikanın İnternet  sitesinde, yerel basında da yer aldı ve burada diğer sendikalar bununla ilgili basın açıklamalarında da bulundu.

Sayın Bakan, bildiğiniz gibi 4688 sayılı Kamu Görevlileri Sendikaları Yasası’nın 15’inci maddesine göre, işveren temsilcisi sıfatı bulunan millî eğitim müdürleri, aynı zamanda bir sendikanın yöneticisi olamazlar. Açıkça Anayasa’ya ve kanuna aykırı bir işlem varken, bu kamu görevlisinin hem sendikadaki görevini devam ettirmesi hem de millî eğitim müdürlüğü görevini devam ettirmesi Anayasa’ya ve kanuna aykırıdır…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Karaahmetoğlu…

 

 

SELAHATTİN KARAAHMETOĞLU (Giresun) – Sayın Başkan, seçim bölgem Giresun’da devlet hastanesinde yer olmadığından, yoğun bakım hastaları Hassa, Sivas ve Erzurum’a sevk edilmektedir.

2008 yılı itibarıyla, Giresun’da, İlhan Özdemir ve Kale Devlet Hastaneleri hizmet veriyordu, toplam yatak kapasiteleri de 517. Sağlık Bakanlığı politikaları gereği iki hastane birleştirildi. Projesi 1993 yılına ait ve standartlara uygun olmayan hastane, 2009 yılında hizmete başladı. Kapasitesi 250 yatak olup, 420 hasta kabul edilmektedir.

Kapatılan Kale Hastanesi arazisine 350 yataklı şehir hastanesi yapılacağı ve tıp fakültesiyle ortak kullanım sağlanacağı, iktidar partisinin Giresun 1 no.lu siyasi temsilcisi tarafından kamuoyuna açıklanmıştı.

Bugün, Giresun’da acil olarak ikinci bir hastane ihtiyacı ve hastaların başka illere nakli sorun olarak önümüzde…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

 

 

BAŞKAN – Sayın Varlı…

MUHARREM VARLI (Adana) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Çiftçilerimizin aracılığınızla hükûmete bir mesajı var. “Buğday ektik, kuraklıktan olmadı, hayvancılıktan zarar ettik, mısır ektik, zarar ettik, pamuk dibine yattı, narenciye dalında kaldı, traktörlerimiz sattık, sıra tarlalara geldi. Ya, şu ayakkabı kutularındaki çil çil dolarlardan bir miktar da bize verseler de işimizi biraz düzeltsek.” diye çiftçilerimizin bir mesajı var, bunu aracılığınızla Hükûmete iletmek istiyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Bayraktutan…

 

 

 

UĞUR BAYRAKTUTAN (Artvin) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

6 Şubat 2014 tarihinde yani bugün, Kentsel Dönüşüm Kongresi’nde Çevre ve Şehircilik Bakan Yardımcısı Muhammet Balta’nın 10’uncu Yıl Marşı’yla ilgili sözleri salondan büyük bir tepki toplamış, Balta’nın 10’uncu Yıl Marşı’yla ilgili olarak “10’uncu Yıl Marşı denilen şeye takılıp kalan ve demir ağlarda bir arpa boyu bile yol almayan bu zihniyetten buralara geldik.” şeklindeki ifadeleri basına düşmüştür. Arkasından salonda büyük bir tepki olmuş ve salonda bulunanlar ortamı terk etmişlerdir.

Sayın Bakana buradan soruyorum: Bu şekilde -büyük bir gaf demiyorum- bilerek bu yanlışı yapan Bakan Yardımcısı hakkında ne yapmayı düşünüyorsun?

Cumhuriyeti kuran kadrolar ülkeyi demir ağlarla örmüşlerdir, örümcek ağlarıyla değil, önce bunu ifade etmek istiyorum. Atatürk’e ve onun silah arkadaşlarına, o zihniyete yapılan saldırıyı lanetliyorum.

Teşekkür ediyorum Değerli Başkanım.

BAŞKAN – Sayın Yeniçeri…

 

 

 

ÖZCAN YENİÇERİ (Ankara) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Urla’da villa pazarlığı yapan, televizyon haberleri için sansürcü başlığına soyunan, Sabah-ATV’nin satın alınması için 100 milyon dolarlık haraç alan, Deniz Feneri davasında yargılayanları yargılatan, ayakkabı kutusunda dolarları yakalayanları cezalandıran AKP iktidarıyla Türkiye karşı karşıyadır.

Sayısız bakan ve adaleti koordine etmekle görevli Adalet Bakanı ile Müsteşarı hakkında yolsuzluk ya da yargılamayı etkilemeye teşebbüsten fezlekeler vardır. İktidar açıkça yolsuzluk yapanların, rüşvet alanların ve halkı soyanların yanında saf tutmuş durumdadır. Yolsuzluk yapanlar, halkı soyanlar, kamu vicdanında meşruiyetlerini yitirmişlerdir. İktidar mensuplarının istifa etmeleri yetmez, ömürlerinin kalan kısmını da tövbe-istiğfar ile geçirmeleri gerekir.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Tüzel…

 

 

 

ABDULLAH LEVENT TÜZEL (İstanbul) – Sayın Başkan, İstanbul Fizik Tedavi Rehabilitasyon Eğitim Araştırma Hastanesi Başhekimliği, çalışanlarına 17 Şubat tarihi itibarıyla taşınılacağını, hazırlık yapılmasını bildirmiştir. Çalışanlar, hastalar ve semt sakinlerinin kafasında birçok sorular oluşmuştur. Taşınılacak Bahçelievler Devlet Hastanesinin yapım inşaatı devam etmekte fakat özel bakım bekleyen engelli hastalar bu hâliyle ne yapacaklar? “Seçimden önce burayı açıp siyasi rant hesabı mı var?” diye soruyorlar.

Yine “Yerine yapılacak yeni hastane İl Özel İdaresinde ihale aşamasında.” denmekte ancak yazılı hiçbir belge sunmamaktadırlar. “Bu inşaat ne zaman başlayıp bitecek?” diye sorulmakta. E-5 kenarında çok değerli ve cazip, 70 bin metrekare büyüklüğünde bir alan birçok spekülatörün iştahını kabartmakta, rant ve arazi yolsuzluklarının ortalığa döküldüğü bu süreçte sağlık emekçileri haklı endişeler taşımakta. Başhekimlik ve Bakanlık bu soruları yanıtlamalı.

BAŞKAN – Sayın Atıcı…

 

 

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, yer Van’ın Gürpınar ilçesi, tarih 1 Şubat 2014. 3 yaşındaki Muharrem hastalanıyor, acil yardım isteniyor. Yollar kardan kapalı, yardım gelmiyor, gelemiyor. Muharrem ölüyor. Sonra, baba, bu resimde gördüğünüz çuvala koyduğu oğlunu sırtlıyor ve otopsi için Van’a gidiyor. Muhtemelen aynı sıralarda Başbakan, Almanya’da, seçim kampanyasında şunları söylüyor: “Anneler kızaklarla çekilerek doğumlara yetiştiriliyordu, şimdi paletli ambulanslarla, 17 tane ambulans helikopter, 4 tane jet ambulansla bu hizmeti veriyoruz.” Nerede bu ambulanslar? Sadece seçim malzemesi olarak varlar, ambulansları satanlar veya kiralayanlar paraları götürdüler. Demek ki AKP’nin hizmeti ihale bitene kadarmış. Bu resimden başta Başbakan, Sağlık Bakanı ve AKP Hükûmeti utanmalıdır.

BAŞKAN – Sayın Ekşi…

 

 

 

OSMAN OKTAY EKŞİ (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, 3 Ağustos 2012 tarihinde yani bundan on sekiz ay önce, Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanına, Türk TELEKOM tarafından 22 Temmuz 2012 tarihinde Hürriyet’te yayımlanmış bir ilan hakkında soru sordum. Soru, 14 ilimizde 15 adet gayrimenkulün Türk TELEKOM idaresi tarafından satışa çıkarıldığına dair olan ilan idi. Buna bu idarenin hakkı var mıdır, bu gayrimenkullerin sahibi bu idare midir, bu idare aslında bütün devraldıklarını yirmi beş sene süreyle, sadece işletme hakkı olarak devralmış değil midir diye sordum. Ulaştırma Bakanından bugüne kadar, on sekiz aydır, bu fevkalade zor gelen sorunun yanıtını alamadım. Bir kez de huzurunuzda bunu ifade ediyorum.

Çok teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Sarıbaş…

 

 

 

ALİ SARIBAŞ (Çanakkale) – Çok teşekkür ederim Başkan.

Sizin aracılığınızla, günümüzde, artık yasaların dinlenmediği bir dönemi yaşadığımızı ve bununla ilgili olarak da Turizm Bakanlığının özellikle Gökçeada’da, Bademli’de kaçak yapılan  Bademli-Masi Oteli’nin yıkım kararı olmasına rağmen hâlâ daha belediye tarafından yıktırılmadığı ve Turizm Bakanlığının da bu yıkım kararını mahkeme kararı olmasına rağmen hâlâ uygulamadığını ve durdurma kararına rağmen de durdurulmadığını görüyoruz. Tam bir buçuk yıl önce, soru önergemde de belirttiğim bu yıkım kararı, özellikle turizm alanı olan, sit bölgesi olan Gökçeada’da kaçak yapılaşma olabildiğince hızla devam etmekte. Bu, yerinde uygulanacak mıdır?

Bunlar devam etmekle birlikte, Aydıncık Kefalos’ta da -sörfün çok güzel yapıldığı bir bölgede- bu arada kaçak yapılar yine devam etmekte, kararlara ve özellikle de imar kanunlarına uyulmamaktadır…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Gündeme geçiyoruz.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır. Meclis araştırması açılmasına ilişkin üç önerge vardır.

Okutuyorum:

 

 

 

 

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Öğretmenlerin ve öğretim elemanlarının sorunlarının araştırılması ve alınacak tedbirlerin belirlenmesi amacı ile Anayasa’mızın 98 ve İç Tüzük’ün 104 ve 105’inci maddeleri gereğince bir Meclis araştırması komisyonu kurulmasını arz ve teklif ederiz.

Gerekçe:

666 sayılı KHK ile kamuda yapılan "eşit işe eşit ücret” düzenlemesinde öğretmen ve öğretim elemanları kapsam dışında tutulmuş ve ek ödemeden yararlandırılmamıştır. Bu durum 800 binden fazla öğretmen ve öğretim elemanını mağdur etmiştir. 666 sayılı KHK ile genel idare hizmetleri sınıfı çalışanları için kurumlar arası denge sağlanırken diğer taraftan eğitimde kurum içi denge bozulmuştur. Bilinmelidir ki öğretmen

ve öğretim elemanları neredeyse en düşük ücret alan kamu çalışanlarıdır.

9/1 öğretmen 1.624 TL, 7/1 öğretim görevlisi ise 1.856 TL maaş almaktadır. Ek derse girme imkânı bulamayan yüzde 20 civarında öğretmen ise herhangi bir ek gelir olmaksızın ayakta kalma mücadelesi vermektedir.

Türkiye'nin geleceğinin inşasında en önemli görevi yapmaya çalışan öğretmen ve öğretim elemanlarının sorunlarının dikkate alınması ve toplu sözleşme masasındaki çarpıklığın düzeltilmesi, ekonomik ve sosyal problemlerine duyarlılık gösterilmesi ve ek ödeme mağduriyetlerinin acilen giderilmesi gerekmektedir.

1) Mehmet Volkan Canalioğlu                                    (Trabzon)

2) Hülya Güven                                                        (İzmir)

3) Mustafa Sezgin Tanrıkulu                                      (İstanbul)

4) Ali Sarıbaş                                                           (Çanakkale)

5) Ali İhsan Köktürk                                                  (Zonguldak)

6) Mehmet S. Kesimoğlu                                           (Kırklareli)

7) Gürkut Acar                                                          (Antalya)

8) Kadir Gökmen Öğüt                                               (İstanbul)

9) Mehmet Ali Ediboğlu                                             (Hatay)

10) Mustafa Serdar Soydan                                       (Çanakkale)

11) Recep Gürkan                                                     (Edirne)

12) Tanju Özcan                                                       (Bolu)

13) Selahattin Karaahmetoğlu                                   (Giresun)

14) Ramis Topal                                                       (Amasya)

15) Osman Kaptan                                                    (Antalya)

16) İlhan Demiröz                                                     (Bursa)

17) Ramazan Kerim Özkan                                        (Burdur)

18) Mehmet Şeker                                                    (Gaziantep)

19) Ahmet İhsan Kalkavan                                         (Samsun)

20) Emre Köprülü                                                     (Tekirdağ)

21) Hasan Ören                                                        (Manisa)

22) Kemal Değirmendereli                                        (Edirne)

23) Ümit Özgümüş                                                    (Adana)

 

 

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Türkiye'de sayıları 8,5 milyonu bulan çeşitli seviyelerde ve türlerde engelleri bulunan bireylerin sorunlarının araştırılması, bu bireylerin toplumsal yaşama katılabilmeleri için özel politikaların diğer ülke deneyimleri de araştırılarak ortaya konması, mevcutta bulunan özel eğitim ve rehabilitasyon merkezlerinde özellikle engelli çocuklara ve bireylere yönelik cinsel taciz olaylarının araştırılması, bu merkezlerin hukuksal alt yapı sorunlarından, ekonomik, personel yetersizliği ve uzman kadro eksikliği gibi sorunların tespit edilmesi ve çözüm önerilerinin raporlanması için bir Meclis araştırma komisyonu açılması amacıyla Anayasa’nın 98'inci, İç Tüzük’ün 104 ve 105'inci maddeleri gereğince Meclis araştırması açılması için gereğini arz ederiz.

1) Sebahat Tuncel                                                    (İstanbul)

2) Hasip Kaplan                                                       (Şırnak)

3) Sırrı Sakık                                                            (Muş)

4) Murat Bozlak                                                        (Adana)

5) Halil Aksoy                                                          (Ağrı)

6) Ayla Akat Ata                                                       (Batman)

7) İdris Baluken                                                        (Bingöl)

8) Hüsamettin Zenderlioğlu                                       (Bitlis)

9) Emine Ayna                                                          (Diyarbakır)

10) Nursel Aydoğan                                                  (Diyarbakır)

11) Altan Tan                                                           (Diyarbakır)

12) Adil Zozani                                                         (Hakkâri)

13) Esat Canan                                                        (Hakkâri)

14) Sırrı Süreyya Önder                                            (İstanbul)

15) Erol Dora                                                           (Mardin)

16) Mülkiye Birtane                                                  (Kars)

17) Ertuğrul Kürkcü                                                  (Mersin)

18) Demir Çelik                                                        (Muş)

19) İbrahim Binici                                                     (Şanlıurfa)

20) Nazmi Gür                                                          (Van)

21) Özdal Üçer                                                         (Van)

22) Pervin Buldan                                                     (Iğdır)

23) Leyla Zana                                                         (Diyarbakır)

Gerekçe:

Türkiye'de 8,5 milyona yakın değişik engeli bulunan kişi bulunmaktadır ve bu kişilerin toplumsal yaşama katılımlarının sağlanması önemli bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır. Ancak, Türkiye'de engellilerin sosyal yaşama katılım alanı olarak açılan olan rehabilitasyon merkezlerinin işlevi, sağlıklı bir altyapıya sahip olmaması nedeniyle ciddi sorunların yaşandığı bir sektöre dönüşmüştür.

Bu merkezler, engellilerin toplumsal yaşama daha etkin ve engelsiz olarak katılmalarını sağlamak yerine, onlar üzerinden nasıl para kazanılacağı hesabıyla çalıştırıldığı için çoğu zaman amacının dışına çıkmaktadır. Kırsal kesimde bulunan engelli çocukların aileleriyle anlaşılarak çocukların bu merkezde eğitim alıyormuş gibi gösterilip devletten ödeneğin alınması bu duruma en bariz örnektir.

Bu merkezlerde yaşanan diğer bir sorun da bu merkezlere devam eden engelli çocuklardan bazılarının sağlık kurulu raporunun yenilenmesi sürecinde ve devamında yaşadığı sorunlardır. Örneğin, özür türü nedeniyle bazı gelişmeler kaydetmiş olduğu için eksik ve yanlış değerlendirmelerle rapor yenileme döneminde özür derecesi düşük olarak belgeleme yapılmakta, bu nedenle bazı engelli çocuklar gelişim ve eğitim yardımı alamadıkları için özel eğitim ve rehabilitasyona devam edememektedir. Tanı ve değerlendirmenin belirli bir süre içerisinde tamamlanamaması eğitime başlamada zaman kaybına neden olmakta, hastanelerde rapor verilmesi uzun vadede zamana yayılmaktadır ve “RAM” adı verilen eğitsel tanı için uzun vadede gün verilmesi ve hastane ortamında yapılan psikolojik ve gelişimsel test uygulamaları için, uzman personel, uygun ortam ya da materyal bulunmaması, rehberlik ve araştırma merkezlerinde her engel grubuna ve çoklu engele sahip bireylere göre uygun testler, değerlendirme materyalleri, bu test ve materyalleri uygulayabilecek uzmanların bulunmaması bu merkezlerin etkin bir şekilde çalışmasının önünde engeldir.

Özel rehabilitasyon merkezlerinin personel, eğitimsel materyal ve bilgi yetersizliğinden önce en büyük sorunu, düzenli ve etkili denetimlerin yapılmamasıdır. Ne yazık ki zaman zaman haberlerde bu merkezlerde meydana gelen, engelli çocuklara ve bireylere taciz ve tecavüz haberlerini duymaktayız. En son, Batman ili Demiryolu köyü yolu üzerinde olan ve Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığına bağlı çalışan özel bir merkezde zihinsel engelli olan genç bir kadına bir görevlinin tecavüz ettiği haberi basında çıkmıştır. Bu durum, merkezlerin denetim mekanizmasının işleyip işlemediğine dair endişeleri gündeme getirmiştir. Merkezlerde bulunanların engelli olmasından dolayı istismara daha açık oldukları göz önünde bulundurulup Bakanlığın merkezleri daha özenle denetlemesi gerektiği ortaya çıkmıştır. Mali denetimler, görece daha fazla yapılsa da bu tür sorunlar dernekler tarafından dile getirilmektedir. Engellilere yönelik, Millî Eğitim Bakanlığı, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı ve farklı kurumlarda olan ayrı ayrı eksik kanunların olması da uygulamada sıkıntılara neden olmaktadır. Türkiye'nin de imzalamış olduğu Birleşmiş Milletler engellilere yönelik sözleşmedeki ilkeler baz alınarak uluslararası standartlara göre tek ve kapsamlı bir yasanın hazırlanması elzemdir. Engelli vatandaşlarının toplumsal yaşama dâhil edilmesi devletin görevidir. Bu yüzden, mağduriyetlerin çok fazla olabileceği böyle bir alanda devletin öncülük etmesi gerekirken ihtiyaca göre özel okullar açılmalıdır ve denetim mekanizmaları oluşturulmalıdır.

Türkiye'de sayıları 8,5 milyon olan ve çeşitli seviyelerde ve türlerde engelleri bulunan bireylerin sorunlarının araştırılması, bu bireylerin toplumsal yaşama katılabilmeleri için özel politikaların ve diğer ülke deneyimleri de araştırılarak ortaya konması, mevcutta bulunan özel eğitim ve rehabilitasyon merkezlerinde özellikle engelli çocuklara ve bireylere yönelik cinsel istismar, şiddet, kötü muamele gibi olaylarının araştırılması, bu merkezlerin hukuksal alt yapı sorunlarının, ekonomik, personel yetersizliği ve uzman kadro eksikliği gibi sorunların tespit edilmesi ve çözüm önerilerinin raporlanması için bir Meclis araştırma komisyonu açılmasını öneriyoruz.

 

 

 

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Mardin'in Kızıltepe ilçesi sınırları içinde yer alan Zergan Deresi'nin ıslah çalışmalarıyla ilgili sorunların araştırılması ve gerekli tedbirlerin alınması amacıyla Anayasa'nın 98’inci, TBMM İçtüzüğü 'nün 104 ve 105'inci maddeleri uyarınca Meclis araştırması açılmasını arz ederim.

1) Erol Dora                                                             (Mardin)

2) Pervin Buldan                                                      (Iğdır)

3) Hasip Kaplan                                                       (Şırnak)

4) Sırrı Sakık                                                            (Muş)

5) Murat Bozlak                                                        (Adana)

6) Halil Aksoy                                                          (Ağrı)

7) İdris Baluken                                                        (Bingöl)

8) Hüsamettin Zenderlioğlu                                       (Bitlis)

9) Emine Ayna                                                          (Diyarbakır)

10) Nursel Aydoğan                                                  (Diyarbakır)

11) Altan Tan                                                           (Diyarbakır)

12) Adil Zozani                                                         (Hakkâri)

13) Esat Canan                                                        (Hakkâri)

14) Sırrı Süreyya Önder                                            (İstanbul)

15) Sebahat Tuncel                                                  (İstanbul)

16) Mülkiye Birtane                                                  (Kars)

17) Ertuğrul Kürkcü                                                  (Mersin)

18) Demir Çelik                                                        (Muş)

19) İbrahim Binici                                                     (Şanlıurfa)

20) Nazmi Gür                                                          (Van)

21) Özdal Üçer                                                         (Van)

22) Ayla Akat Ata                                                      (Batman)

23) Leyla Zana                                                         (Diyarbakır)

Gerekçe:

Mardin'in Kızıltepe ilçesi sınırları içinde yer alan ve Zergan Deresi olarak bilinen Gümüş Deresi ve bunun yan kolu olan, Gundik-1 ve Gundik-2 dereleri, şu anki hâliyle çevreye ve bölgede yaşayan insanların sağlığına ciddi zararlar vermeye devam etmektedir. 1992 yılında kurulmuş organize sanayi bölgesinden çıkan kimyevi atıklar dereye akmakta ve bu atıklar özellikle yazın bölge halkını son derece rahatsız etmekte, başta deri hastalıkları olmak üzere çeşitli hastalıklara sebebiyet vermektedir.

Derenin ıslah çalışmaları ile ilgili olarak; Kızıltepe Belediyesi ve DSİ sivil toplum kuruluşlarının da desteğiyle çalışmalara başlamış ancak sorunlar bitmemiştir. DSİ'nin asli görevleri arasında yer alan ıslah çalışmaları için kurum Kızıltepe Belediyesinden proje desteği istemiş ancak 2010 yılında hazırlanan proje kurum yetkilileri tarafından kabul edilmemiştir. Proje kapsamında toplamda 10 kilometre olan derenin kaya tahkimat duvarlarının dışında 6 kilometre boyunca yürüyüş parkuru, güneş enerjili aydınlatma direkleri, damlama sulama sistemleri ve içinde 9 adet parkla beraber yaya geçişi için demir ahşap köprüler yapılmıştır. Kurum tarafından kabul görmeyen proje yerine sadece beton duvarlarla sorunu çözme yoluna gidilmiştir.

Dere ıslah çalışmalarında derenin ıslahıyla beraber çevre düzenlemelerinin de yapılması gerekmektedir. Çevreye duyarlı, insanların sağlığını düşünen uzun vadeli projelerin hayata geçirilmesi gerekirken sorunu kısa vadeli yöntemlerle çözmeye çalışmak, uzun vadede sorunların aynen tekrarını beraberinde getirecektir. Oysa, nüfusu her geçen yıl giderek büyüyen, il olması zaman zaman gündeme gelen bir ilçe için kısa vadeli çözümler yerine uzun vadeli ve köklü projelerin hayata geçirilmesi gerekmektedir. Belediye çalışanlarının büyük bir kısmının tutuklandığı gerçeği göz önünde bulundurulduğunda belediyeye daha fazla maddi ve manevi desteğin verilmesi gerekmektedir. Bu bağlamda, dere ıslah çalışmalarında ve kalıcı çözümlerin getirilmesinde siyaset üstü bir anlayışın geliştirilmesi gerektiği açıktır. Bu bağlamda; Mardin Tabipler Odası'nın 7 kişilik bir uzman komisyonu tarafından hazırlanan "Zergan Deresi Raporu" nun hayata geçirilmesi elzemdir.

Zergan Deresi kurumlar üstü bir sorundur. Bu gerçeklikten hareketle, çevre ve insan odaklı bir yaklaşımla derenin ıslah çalışmaları için hızlandırılması ve gerekli tedbirlerin alınmasına yönelik düzenlemeleri ortaya çıkarmak amacıyla Meclis araştırması talep ediyoruz.

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Önergeler gündemdeki yerlerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki görüşmeler, sırası geldiğinde yapılacaktır.

Başbakanlığın dört adet tezkeresi vardır, okutup bilgilerinize sunacağım.

 

                                                                                                                               03/02/2014

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel hakkında tanzim edilen ve ilgi (b) yazı ile Başkanlığınıza gönderilen soruşturma dosyasının yeniden değerlendirilmesi için evrakın ve fezlekenin iadesinin talep edildiğine dair Adalet Bakanlığından alınan ilgi (c) yazı sureti ve ekleri ilişikte gönderilmiştir.

Gereğini arz ederim.

                                                                                                                                    Beşir Atalay

                                                                                                                             Başbakan Yardımcısı

 

 

 

 

                                                                                                                                    03/02/2014

                                                                                                                                            

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel hakkında tanzim edilen ve ilgi (b) yazı ile Başkanlığınıza gönderilen soruşturma dosyasının yeniden değerlendirilmesi için evrakın ve fezlekenin iadesinin talep edildiğine dair Adalet Bakanlığından alınan ilgi (c) yazı sureti ve ekleri ilişikte gönderilmiştir.

Gereğini arz ederim.

                                                                                                                                    Beşir Atalay

                                                                                                                             Başbakan Yardımcısı

 

 

 

                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                      03/02/2014

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Diyarbakır Milletvekili Emine Ayna hakkında tanzim edilen ve ilgi (b) yazı ile Başkanlığınıza gönderilen soruşturma dosyasının yeniden değerlendirilmesi için evrakın ve fezlekenin iadesinin talep edildiğine dair Adalet Bakanlığından alınan ilgi (c) yazı sureti ve ekleri ilişikte gönderilmiştir.

Gereğini arz ederim.

                                                                                                                                    Beşir Atalay

                                                                                                                             Başbakan Yardımcısı

 

 

 

                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                      03/02/2014

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Van Milletvekili Özdal Üçer hakkında tanzim edilen ve ilgi (b) yazı ile Başkanlığınıza gönderilen soruşturma dosyasının yeniden değerlendirilmesi için evrakın ve fezlekenin iadesinin talep edildiğine dair Adalet Bakanlığından alınan ilgi (c) yazı sureti ve ekleri ilişikte gönderilmiştir.

Gereğini arz ederim.

                                                                                                                                    Beşir Atalay

                                                                                                                             Başbakan Yardımcısı

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, bu 5 tane bakanla ilgili fezlekeler nerede? Niye Meclis Başkanlığı bize bilgi vermiyor da bu fezlekeleri geri istiyor? Evvela, hem Başbakanın oğlu… Eski İçişleri Bakanı, Egemen Bağış ve Bayraktar hakkındaki fezlekeler niye gelmiyor efendim? Meclis Başkanlığı bize bilgi versin efendim.

BAŞKAN – Olur, söylerim bilgi verilmesini efendim.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Hayır, yani niye saklıyor Meclis Başkanlığı?

BAŞKAN – Hayır, bir şey demiyorum, söylerim, iletirim; ben iletmek durumundayım, iletirim; beyanınızı ve de talebinizi ileteceğim.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Peki.

BAŞKAN – Anayasa ve Adalet komisyonları üyelerinden kurulu Karma Komisyonda bulunan (3/127, 128, 320 ve 387) esas no.lu dosyalar Hükûmet geri verilmiştir.

Barış ve Demokrasi Partisi Grubunun, İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

 

 

 

                                                                                           06/02/2014

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulunun 06/02/2014 Perşembe günü (bugün) yaptığı toplantısında toplanamadığından grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19'uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                             İdris Baluken

                                                                                                  Bingöl

                                                                                       Grup Başkan Vekili

Öneri:

30 Ocak 2014 tarihinde Diyarbakır Milletvekili Altan Tan ve arkadaşları tarafından verilen (4919 sıra no.lu) Diyarbakır başta olmak üzere bölgemizin tamamında uzun süreden bu yana yaşanan elektrik kesintilerinin araştırılması amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisine verilmiş olan Meclis araştırma önergesinin, Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak 06/02/2014 Perşembe günlü birleşiminde sunuşlarda okunması ve görüşmelerin aynı tarihli birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Barış ve Demokrasi Partisi Grubu önerisinin lehinde ilk söz, Hakkâri Milletvekili Sayın Adil Zozani’ye aittir.

Buyurun Sayın Zozani. (BDP sıralarından alkışlar)

3 kişiden baya büyük ses çıktı.

ALTAN TAN (Diyarbakır) – Evet, iyi ses çıkardık.

BAŞKAN – Evet.

Buyurunuz.

ADİL ZOZANİ (Hakkâri) – Sayın Başkan, elektrik kesintilerine alışık olduğumuz için biz de ses çıkararak kendi sesimizi duyurmaya çalışıyoruz. O yüzden, karanlıktan bağırdığımız için biraz da ondan kaynaklıdır. O ses o nedenle görünüyor.

BAŞKAN – Yok, ben o fasıldan bakmadım da yaş grubuyla alakalı, gençler böyle ses çıkaramıyor.

Buyurun.

ADİL ZOZANİ (Hakkâri) – Evet, grubumuza iltifat olarak kabul ediyoruz.

Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Meclis açıldığı günden bu yana bu sorunu defaatle Meclis gündemine taşımaya çalışıyoruz, ilgili Bakanla sürekli istişare ederek, konuşarak bölge genelindeki hemen hemen tüm illerde elektrik kesintilerine çözüm bulunması konusunda girişimlerde bulunuyoruz ama maalesef bugüne kadar hep duvara konuşuyoruz. Bu kış koşullarında Diyarbakır’dan Hakkâri’ye, bütün serhat illeri de dâhil olmak üzere, hemen hemen her gün ortalama altı saat, yedi saat elektrik kesintileriyle yüz yüzeyiz. Hele mensubu bulunduğum, milletvekili bulunduğum ile ise mesela son on gün içerisinde bir haftadan fazla süreyle hiçbir şekilde enerji verilememiştir, elektrikleri tümden kesik. Devlet, oradaki vatandaşların bu sorunlarının çözümüne ilişkin ne sorunları dinlemeye tahammül ediyor ne de sorunların giderilmesi için de bir çaba içerisinde olabiliyor. Enerji Bakanı, maalesef, Kürtlerin yaşadığı bölgede, Kürtlerin yaşadığı coğrafyada elektrik şalterini Kürt halkına karşı şantaj aracı olarak kullanıyor. Elektriklerin kasten kesildiğine dair kaygılarımız var ve bu konuda bize gelmiş bilgiler de var. Enerji Bakanı her defasında çıkıp şuralarda şunu söylüyor, bu kürsüde şunu söylüyor: “Efendim, kayıp kaçak oranı çok yüksek. Biz, tahsilat yapamadığımız için maalesef oradaki hat donanımında yenileşme yapamıyoruz.” Böyle bir mazeretin arkasına sığınıyor. Evet, Hakkâri’de kayıp kaçak oranı devletin resmî verileriyle yüzde 75 oranındadır. Ama, bir rakam daha ifade edeceğim -Hakkâri halkı mı bu kayıp enerjiyi kullanıyor- vereceğim rakamlar resmîdir, resmî verilere yakın veriler ifade edeceğim. Hakkâri bölgesindeki kayıp kaçağın yüzde 30’undan fazlası devletin resmî kurumlarına aittir. Devlet, oradan, trafolardan direkt hat çekerek kayıt dışı elektrik kullanıyor. Bölgede bulunan bütün karakolların çevre aydınlatmaları -bakın bir tek istisna yok- kayıt dışıdır. Devlet kendi malının hırsızlığını yapıyor. Bakın, çok açık ifade ediyorum: Devlet kendi enerjisini çalıyor ve bunu çalarken de oradaki masum vatandaşa mal ediyor.

Son on gün içerisinde, Hakkâri bölgesinde ihtarname çekilmiş okul, karakol, tabur, alay diz boyu ve tespitlidir, kayıt dışı elektrik kullandıkları tespitlidir ve toplam kayıp kaçak içerisindeki oran yani yüzde 30’un üzerinde  bir rakama tekabül ediyor. Sayın Bakan çıkıp burada cevap vermelidir ve bölge halkından bu konuda özür dilemelidir.

Enerjinin, Türkiye’deki toplam enerjinin yüzde 35’ini ürettiğiniz bölgenin insanını enerjiden mahrum bırakıyorsunuz. Niye bunu yapıyorsunuz, anlamak istiyoruz.

Üç gün önce köyleri dolaştık, elektrikleri kesik olan köyleri dolaştık; bir hafta boyunca enerji verilmemiş. Ve en son, hatlardaki, enerji nakil hatlarındaki iyileştirme, gözden geçirme, onarma 1985 yılında yapılmış. Sistem bir bütün olarak bir kar yağışıyla çöktü ve şu anda kentlerin büyük çoğunluğu enerji alamayacak durumdadır. Bakın, isim olarak veriyorum, Bingöl Karlıova Taşlıçay Köyü. 170 civarında silikozis hastası var burada ve bir elektrik kesintisiyle bunların tamamının hayati riski vardır, yaşamları tehlike altındadır. Ve bu köyde dahi elektrik kesintisi oluyor. Diyarbakır öyle, Mardin öyle, Batman öyle, Şırnak öyle, serhat illerinin tamamı böyle.

Bu devlet kendi vatandaşına eziyet etmek için mi vardır? Kendi vatandaşına karşı elektrik şalterini şantaj aracı olarak kullanmak için mi vardır? Bakın, bunlar artık itham olmaktan çıktı, çıplak gerçekliği sizinle paylaşıyoruz. İnsanlar mum ışığında aydınlanıyor artık. Bölgeden alınan enerjinin bir kısmını bölgeye verseniz sorun çözülmüş olacak.

Her defasında Sayın Bakana söylüyoruz: Yatırım olarak ne yapıyorsunuz bu bölgeye? Bir buçuk ay önce de bu kürsüde ifade ettim, örneğin, Hakkâri’de, Hakkâri’yle ilgili olarak yapılmış, taahhüt edilmiş yatırım kalemlerinin hiçbiri ilana dahi çıkarılmamış. Aslında, biz bu seneyi artık konuşmaktan vazgeçtik, önümüzdeki seneyi kurtarmaya çalışıyoruz. Geçen sene de bu seneye ilişkin olarak uyarılarımızı yaptık ama maalesef atılmış bir adım yok. Elektrik dağıtım şirketleriyle ilgili yapılmış özelleştirmelerin hemen hemen tamamı şaibelidir. Bu konuya ilişkin sorduğumuz hiçbir soruya cevap alamıyoruz. Bizden neyi gizliyorlar, ne yapmaya çalışıyorlar, anlamak istiyoruz. Tekrar ifade ediyorum: Halkına yalan söyleyen bir bakan bakanlık yapamaz. Enerji Bakanı, yatırımlar açısından, taahhütleri açısından halk karşısında artık yalancı pozisyonundadır. Verilen sözün yerine getirilmemesi “yalan” ifadesi dışında, başka bir şekilde tarif edilemez.

İhmallerden söz ediyoruz, sıkıntılardan söz ediyoruz ama maalesef, hiç umurunuzda olmuyor. 1970’deki resim neyse bugün de aynı resmi yaşıyoruz, bugün de aynı tabloyu görüyoruz. O nedenle, merhum Şemsi Belli’nin şiirini size anımsatırım tekrar “Bebek yanir, bebek hasda, bebek ataş içinde…” dediği o şiirin fotoğrafı bu işte. Bu, 1970’te çekilmiş bir fotoğraf değil, Muharrem Taş’ın fotoğrafı 1970’te çekilmedi, bugün sizin gerçek tablonuz işte bu. Bu bebek devlet ihmali sonucu öldü ve babası bu bebeği, 3 yaşındaki bu çocuğu un torbasında taşımak durumunda kalmıştır. Vicdanınız sızlamıyor mu? Bu ihmale bir yerde “Dur.” demeyecek misiniz? Eğer bu resim karşısında da hâlâ sessizseniz, sessizliğinizi koruyorsanız size söylenecek bir şey kalmıyor. Bu ihmallere artık “Dur.” demek gerekir, “Dur.” demeniz lazım.

Gündeme getirdiğimiz Meclis araştırma önergesi işte, bu resmin ortadan kaldırılmasına dönük bir araştırma önergesidir ve ihmal vardır. Bu ihmallerin, Hükûmetin, ilgili bakanın ihmallerinin araştırılması için sizden en azından bu araştırma önergesine müspet oy bekliyoruz.

Teşekkür ediyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Zozani.

Barış ve Demokrasi Partisi Grubu önerisinin aleyhinde, Kocaeli Milletvekili Sayın Lütfü Türkkan.

Sayın Türkkan yok mu? Yok.

Konya Milletvekili Sayın Hüseyin Üzülmez.

Buyurunuz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

HÜSEYİN ÜZÜLMEZ (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Barış ve Demokrasi Partisi grup önerisinin aleyhinde söz almış bulunmaktayım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, bölgedeki elektrik kesintileriyle ilgili bir araştırma önergesi üzerinde söz aldım. Şimdi, elektrik kesintilerinin neden, nasıl olduğunu, evvela olayın bir haritasını çizmemiz gerekir. Bir sanayici, bir iş adamı arkadaşınız olarak bunu daha net ifade edebilirim. Bir sanayi tesisi veya bir ev, iskân ruhsatı almadan evvel, evvela elektriği alabilmek için bir elektrik mühendisi veya teknisyenine o elektrik tüketimiyle ilgili maksimum gücünü hesaplattırır ve şirkete bildirir ve ona göre bir elektrik tahsisi yapılır.

Şimdi, bölgeye şöyle bir baktığımızda, özellikle Güneydoğu Anadolu Bölgemizde Dicle Elektrik AŞ’nin olduğu ama buna Van, Hakkâri bölgesini de dâhil ettiğimizde şöyle bir netliği ortaya koyabiliriz: Türkiye’de 2012 yılında yaklaşık 242 milyar kilovatsaat elektrik üretilmiş ve bu da yaklaşık olarak tüketilmiş. Bunu abone başına vurduğumuzda, kişi başı elektrik tüketimi 550 kilovatsaat -abone başı- ancak Dicle bölgesine baktığımızda kişi başı ve abone başı elektrik tüketimi 1.237 kilovatsaat. Değerli arkadaşlar, burada abone sayısı az ama kaçak elektrik tüketimi 2,2 katı yani Türkiye ortalamasında bir abone tüketiminin 2,2 katı tüketim var, abone daha düşük. Türkiye ortalamasına baktığımızda, abone başına 468 kilovatsaat tahakkuk var ama bölgeye baktığımızda, Dicle bölgesinde 297 kilovatsaat elektrik tahakkuku var. Bu tahakkuklarda tüketim ve tahsilat oranına baktığımızda, meskenlerde aylık tüketim -meskenleri ele alalım, sanayi tesislerini veya tarımsal sulamaları değil- Türkiye ortalaması 131 kilovatsaatken bölgede 418 kilovatsaat çıkmaktadır. Bu da 3,2 oranında yani normal tüketimin, abone başı tüketimin 3,2 katı kaçak var demektir. Kişiler abone olmamakta ve ücret ödememektedirler. Yine, Türkiye’ye baktığımızda, Türkiye’de mesken abonesi başına ortalama aylık 43 TL’lik elektrik tüketimi var, Dicle bölgesinde 138 TL. Acaba Dicle bölgesi son derece teknolojik aletlerle evler donatıldı da ondan mı tüketiyor, yoksa her bir ev üretim merkezi hâline mi geldi de bu yapılıyor? Tahsilata baktığımızda ise Türkiye’de mesken başına aylık tahsilat 43 lira tahakkuk varken 42 lira tahsilat var; Dicle bölgesinde ise 15 TL. Bunu yaklaşık bölgede meskenlerde tüketilen elektriğin yüzde 10’unu tahsil edebilmekteyiz.

Şimdi, bu elektrik kesintileri, bu haritayı ifade ettikten sonra bölgelere baktığımızda 2012 yılında -Sayın Zozani de ifade etti “Hakkâri yüzde 75.” dedi, bunlar TEİAŞ’ın verileri- illerin toplamında Dicle bölgesinde yüzde 75,68 kayıp ve kaçak var, Türkiye’de bu yüzde 15 oranında. Şimdi, siz bir bölgede müracaat ediyorsunuz bir mahalleye, buradaki abone sayısına bakarak bin kw’lık bir trafo kuruyorsunuz ama arkasından kaçak elektriklerle 4.000 kw’lık bir elektrik tüketimi olduğu zaman trafolar patlıyor, hatlar çekmiyor. Bundan dolayı da sık sık elektrik kesintisi yaşanmakta.

Şimdi, “Bunları aşabilmenin yolu özelleştirmeden geçer.” dedik. Özelleştirme yapıldığı zaman bunlar daha dikkatli yapılacak ve bölgeyi uzun bir süre veya orta vadede bir rehabilite ederek bunların asgariye indirilmesi ve planlamanın gerçekçi anlamda yapılması gerekir. Bir mahallede ihtiyaç 1.000 kw’lık trafoysa 1.000 kw’lık, 5.000 kw’lık ise 5.000 kw’lık trafo gerçekleştirmeli ancak bu kayıp kaçaklar olduğu müddetçe bunları doğru planlamanız ve doğru hedefleyebilmeniz mümkün değildir.

Ancak, şu mantık da doğru değildir: “Bölgede üretilen elektriğin yüzde şu kadarı halka verilsin, yani bu ücretsiz verilsin.” dendiği zaman Anayasa’nın adalet ölçüsüne aykırıdır.

EMİN HALUK AYHAN (Denizli) – Zaten veriyorsunuz.

HÜSEYİN ÜZÜLMEZ (Devamla) – Şöyle bir anlayış  mümkün olmaz: Hububatın yüzde 70’i Konya’da üretiliyor, biz bu üretimin yüzde 25’ini Konya bölgesine bedava dağıtalım. Bu anlayışla devlet idare edilmez.

EMİN HALUK AYHAN (Denizli) – Fiilen var zaten bu.

ALTAN TAN (Diyarbakır) – Ya, bırakın bunları. Vatandaşın elektriği yok. Kaçak varsa engelleyin, asker var, polis var. “Vatandaşın elektriği yok.” diyoruz, bunlar hikâye.

HÜSEYİN ÜZÜLMEZ (Devamla) – Kaçak var ve bu kaçakların, trafo patlamalarının, elektrik kesintilerinin önlenebilmesi için doğru bir planlama yapılması gerekir. Bunu yapamadığınız müddetçe kim iktidara gelirse gelsin bunları yapması mümkün değildir. Bu kayıp kaçak oranları bizim AK PARTİ iktidarımız döneminde değil.

ALTAN TAN (Diyarbakır) – O zaman yirmi beş sene daha mı bekleyelim?

EMİN HALUK AYHAN (Denizli) – Mazeret mi söylüyorsun?

HÜSEYİN ÜZÜLMEZ (Devamla) – 1996 yılında elektrik özelleştirme ihalelerine girmiş birisi olarak söylüyorum, buradaki özelleştirmenin temelinde kayıp kaçak oranlarını azaltma vardır. Yıllara yayarak kayıp kaçak oranları aşağı çekilecektir ve bunlar telafi edilecektir.

ALTAN TAN (Diyarbakır) – Ne zaman? 2073’te.

HÜSEYİN ÜZÜLMEZ (Devamla) – Önemli olan, bölgede insanımızın doğru bilgilerle müracaat ederek abone olması ve bunlara göre planlama yapılarak, doğru bir trafo ve hat çekilerek bunlar neticelendirilebilir.

Şimdi, Sayın Zozani dedi ki “Özelleştirmeler şaibeli.” Ben de özelleştirmeye girdim, ihaleyi alamadım ama 2 sefer, 3 sefer enerji ihalesine girmiş bir arkadaşınız olarak… Televizyonların huzurunda yapıldı bu.

ALTAN TAN (Diyarbakır) – Ayakkabı kutuları da televizyonların huzurunda ama ortada fail yok!

HÜSEYİN ÜZÜLMEZ (Devamla) – Ve en çok fiyatı kim verdiyse bunlar aldı. Bunlarla ilgili hâlâ bir şaibe aramak son derece yanlış diye düşünüyorum. Özelleştirmeler, son dönemde, şeffaf olarak milletimizin huzurunda televizyonlarda gerçekleştirilmektedir.

Bir diğer konu: Sayın Zozani dedi ki “Devlet şantaj yapıyor.” Değerli arkadaşlar, bölge insanımız kendi elektriğini kendisi kesiyor. Biz buradan hep beraber, hep birlikte bölge insanını çalışarak, eğiterek, bunların bir millî mesele olduğunu anlatarak bu işe çözüm bulmamız gerekiyor. Aksi takdirde bunun sürdürülebilir bir durum olması mümkün değil. Sadece, bakın, 2012 ile 2013 yılındaki temmuz, ağustos, eylül aylarını kıyasladığımızda Türkiye’de 1,4 oranında elektrik tüketiminde artış var ama bölgeye baktığımızda yüzde 5 oranında tüketim artışı var. Her geçen gün kaçak ve kayıplar artmakta. Bunların devlete bir yıllık maliyeti yaklaşık 1 milyar 300 milyon TL’yi aşmaktadır. Böyle bir kayıp kaçak oranını uzun süre daha sürdürebilmemiz mümkün değildir. Bunun en doğru olanı, özelleştirme yoluyla bu bölgeyi kontrol altına alarak, halkımızı kayıt altında bir enerji tüketmeye sevk ederek sorunu çözmemiz gerektiğine inanıyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Üzülmez.

ADİL ZOZANİ (Hakkâri) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurunuz.

ADİL ZOZANİ (Hakkâri) – Sataştı.

BAŞKAN – Ne dedi?

ADİL ZOZANİ (Hakkâri) – Ben dedim ki… Ben, “Orada üretilen elektrik enerjisinin bir kısmı bölgeye ücretsiz verilsin.” diye bir tabir kullanmadım Sayın Başkan. Ayrıca…

BAŞKAN – “Yanlış bilgi” diyebiliriz.

ADİL ZOZANİ (Hakkâri) – Yanlış bilgiler ifade etti.

BAŞKAN – Siz şimdi düzelteceksiniz, tamam?

Sayın Üzülmez böyle sakin sakin konuştuğu için doğrusu çok dikkat etmedim sataşmasız bir iş yürüyor diye.

Buyurunuz.

 

 

 

ADİL ZOZANİ (Hakkâri) – Şöyle şu açıdan koyayım, belki Sayın Üzülmez’in vicdanı biraz sızlar. Bu fotoğrafa bakarak beni dinleyin.

HÜSEYİN ÜZÜLMEZ (Konya) – Bu fotoğrafı biliyorum.

ADİL ZOZANİ (Devamla) – Bu fotoğrafa bakarak beni dinleyin.

HÜSEYİN ÜZÜLMEZ (Konya) – …paletli ambulans olduğunu biliyorum ancak insanlar hata yapabilir.

ADİL ZOZANİ (Devamla) – Bakın, bakın…

HÜSEYİN ÜZÜLMEZ (Konya) – Ben konuya girmedim. Konuyu biliyorum…

ADİL ZOZANİ (Devamla) – Süremden alıyor Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Üzülmez, iki dakikası var, Sayın Zozani konuşsun. Size sataşırsa size de söz vereceğim.

Buyurun.

ADİL ZOZANİ (Devamla) – Sayın Başkan, ben daha konuşmadım, yarım dakika gitti. Yenilerseniz…

BAŞKAN – Şimdi, bakın, kendi aranızdaki iş bana yansırsa sinirim bozuluyor.

Buyurun, açtım şimdi.

ADİL ZOZANİ (Devamla) – Daha günün erken saatidir Sayın Başkan. İlerleyen saatlerde şey yaparız.

BAŞKAN – Yorgunum, hadi.

ADİL ZOZANİ (Devamla) – Şimdi, Hakkâri Bağışlı’dan Yüksekova’ya giden hatta, o arada hiçbir ev yok, hiçbir mesken yok ama Bağışlı çıkışı 36 bin kilovat -15 kilometrelik mesafeden söz ediyorum- Yüksekova girişi yani hiçbir meskene elektrik verilmeden 27 bin kilovat. Arada kaç kilovat fark kaldı? Nereye gitti bu? Hatların yenilenmemesi sebebiyle kayıp, kayıp. Hatların yenilenmemesi nedeniyle kayıp. Siz getirip burada vicdanınız sızlamadan bu yükü Hakkâri halkına yüklüyorsunuz. Bu kadar ticaret olmaz ya! Yani tamam, anladık, tüccarsınız, ticaretten gelmişsiniz, ihale de alamamışsınız, yüreğiniz yanmış ama bu kadar da olmaz, bu kadar ticaret ağzıyla konuşulmaz burada! Milletvekiliyiz, halkın sorunlarıyla ilgiliyiz. Bunu çözeceğiz.

Ben asla ve asla “Hakkâri halkına, bölge halkına ücretsiz elektrik verilsin.” demedim. Dedim ki: “Devlet kendi elektriğini çalıyor.” Bir sözünüz var mı? Bakın, rakam koyuyorum ortaya: Kayıp kaçağın yüzde 30’undan fazlasını devlet yapıyor, devlet kendi malının hırsızlığını yapıyor. Var mı bir sözünüz burada? Hodri meydan diyoruz.

Siz gidin, karakolların çevre aydınlatmalarının faturasını kayıt altına alın, Hakkâri’deki kayıp kaçak zaten yüzde 30’lara inecek. Türkiye ortalaması, bakın, doğru söyleyin, yüzde 15 değildir kayıp kaçak; Türkiye ortalaması yüzde 25-yüzde 30 arasıdır. Yanlış rakam veriyorsunuz, yanlış bilgi veriyorsunuz. Zannediyorsunuz ki sizin dışınızda kimse bu rakamları bilmiyor.

Bu fotoğrafı size ithaf ediyorum, belki vicdanınız sızlar. Burada bırakacağım. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Barış ve Demokrasi Partisi Grubu önerisinin lehinde son söz, Adana Milletvekili Sayın Turgay Develi…

Buyurunuz. (CHP sıralarından alkışlar)

TURGAY DEVELİ (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; her iki sayın milletvekilinin de hem teknik olarak hem de etnik olarak konuya yaklaşmaları aslında doğru değil. Olay bir sömürü sorunu. Halkın devlet erki eliyle nasıl sömürüleceğinin çok tipik bir örneği, sömürüldüğünün çok tipik bir örneği, Diyarbakır merkezli bölgedeki elektrik kesintileri.

Temmuz ayı içerisinde, Temmuz 2010 içerisinde bu şirket, dağıtım şirketi Eksim Holding’e Abdullah Tivnikli’nin şirketine 387 milyon dolara özelleştirilmişti, satılmıştı.

Şimdi işin teknik boyutuna gelelim: Şirket devredilirken 2 milyar 300 milyon lira, halktan enerji bedeli alacağı vardı. Şirket ihaleyi aldıktan sonra altı ay içerisinde 1 milyar 200 milyon lirasını bunun tahsil etti. Rakamlara dikkat edin, 387 milyon dolara ihale edildi, altı ay içerisinde bunun 1 milyar 300 milyon lirasını tahsil etti.

Döndü, yüzde 71 olan ortalama kaçak oranından her bir puan düşürüldüğü andan itibaren Hazinenin sırtından şirkete yani Abdullah Tivnikli’nin şirketine 18 trilyon lira para aktarılıyor her bir puan için.

Bu şirket arkadaşlar, devraldıktan sonra halka zulmettiği gibi orada çalışan işçilere de zulmediyor. Tam 1.200 kişinin işine son verildi. Bunların 200 tanesi  yirmi yirmi beş yıllık tecrübeli elemanlar; bunlar emekliye zorlandı. Geriye kalan beş on yılık tecrübeli olanlar sürülerek, kötü işlere verilerek yüzlercesi işten ayrılmak zorunda kaldı. Yerlerine 1.200 tane hiçbir sosyal güvenliği olmayan taşeron işe alındı. Bu işçiler bugün sendikasızlaştırılmak için, emeklerini güvencesiz hâle getirmek için büyük firmanın, üst firmanın kurduğu 50 tane alt taşeron firması arasında iki ayda bir yatay geçiş yapılarak örgütlenmeleri engellenmek isteniyor ve engelleniyor, yani bir emek sömürüsü ve bunlara karşı  bir zulüm uygulanıyor.

Şu anda bu işçiler,  sendikalı haklarını aradıkları için, taşeronlaşmaya karşı çıktıkları için bugün Batman’da eylem yapıyorlar, yarın da  Siirt’te yapacaklar.

İşin başka bir yönü de şu arkadaşlar: Yüzde 71’lik kayıp kaçak oranında, şirketin 2011 yılı içerisinde özelleştirilmeden önce Dicle EDAŞ iken firma, 17 milyon 760 bin kilovatsaat elektrik satın almış TEİAŞ’tan. Bunun, satıp parasını aldığı rakam 5 milyon 85 bin lira yani 12 milyon 675 bin kilovatsaat enerjinin bedeli kayıptır, kaçaktır, satmıştır, toplayamamaktadır. Bu elektrik kesintilerinin özellikle kırsal ilçelerde, bu DEDAŞ’a bağlı olan 6 ilin kırsalındaki yaşanan elektrik kesintilerinin sömürü mantığında adı şu arkadaşlar: TEİAŞ’tan aldığı zaman DEDAŞ elektriği bunun parasını ödemek zorunda kalıyor ama bir şekilde bunun karşılığını toplayamadığı için, özellikle akşam sekiz ile sabah sekiz arasında burada yaşayan halka zulmederek, onların elektriğini keserek kendisinin TEİAŞ’tan çektiği enerji bedelini düşürüyor dolayısıyla kârlılığını artırıyor.

Sistem sömürü üzerine kurulmuş. Türkiye’deki elektrik dağıtım şirketlerinin tamamı ihale edildi, satıldı. Olay teknik bir olay değil. Devlet erkinin, o mekanizmanın halkı daha fazla sömürmesi üzerine kurulu bu sistem. AKP gelir, bunun siyasi taşeronluğunu yapar, bir başka parti gelir bunun siyasi taşeronluğunu yapar; sistem bunun üzerine kurulmuş, bunu yenmek gerekiyor. Bunun Kürtleri sömürmekle Türkleri sömürmek, Arapları sömürmek arasında bir farkı yok. Nasıl sömürünün dini, imanı, mezhebi, ırkı olmazsa Kürtlere yapılan özel bir muamele değil bu. Oradaki yaşayanları da bu araçları kullanarak sömürüyorlar, sistem bunun üzerine kurulu arkadaşlar. Şimdi…

ADİL ZOZANİ (Hakkâri) – Ama sistem hep orada işliyor Sayın Vekilim.

TURGAY DEVELİ (Devamla) - Burada da başka türlü işliyor.

ADİL ZOZANİ (Hakkâri) – Sömürü çarkı orada işliyor, bu konu da orada işliyor.

TURGAY DEVELİ (Devamla) - Bu sistemi bir bütün olarak yıkmadıktan sonra, yeniden kurmadıktan sonra, halkın çıkarları temel alınarak, esas alınarak bu sistemi yeniden kurmadıktan sonra biz burada, her konuda spesifik olarak ayrı ayrı tartışırız, dileklerimizi, temennilerimiz gündeme getiririz, geçer gideriz.

Şimdi, bakın özelleştirme ihalelerinde… Sayın vekil özelleştirme ihalelerini savundu. Bu bir peşkeş, bu bir peşkeş. Bu kürsüde ben beş altı defa bu peşkeşin bütün ayrıntılarını anlattım. Öylesine bir peşkeş çekiliyor ki halkın alın teriyle kurulmuş, halkın vergileriyle kurulmuş, işleyen, çalışan bir sistem son otuz yıl içerisinde öylesine çökertildi ki özelleştirme için altyapı hazırlandı. TEDAŞ bunun için kullanıldı. TEDAŞ, şimdi, milyarlarca lira borçla özelleştirilen şirketlerin borçları devralınarak tasfiye ediliyor. Genel Müdürü Sayın Haşim Keklik de görevini tamamladı, on bir yıllık genel müdürlükten sonra, şimdi emekliliğini istedi.    

Biliyorsunuz, özelleştirilen dağıtım şirketlerinin kasalarında sözleşmeden dolayı paralar bırakıldı, tam 120 milyon lira. “Yapmayın etmeyin.” dedik, “Bu halka yazık ediyorsunuz, şirketlere peşkeş çekiyorsunuz bunu.” dedik, o zaman bizi dinletememiştik, sesimizi duyuramamıştık size. Allah’a şükür ki bu memlekette hâlâ Sayıştay var, hâlâ değiştiremediniz, dönüştüremediniz. Onun tespitleriyle bu paranın şimdi 40 milyon lirasını alma umudumuz oluştu.

Peki, başka ne yaptınız özelleştirme şirketlerine devrederken? Öylesine kurnazlıklar yapıldı ki. Bu Abdullah Tivnikli kim biliyorsunuz değil mi arkadaşlar? Türk TELEKOM’un yönetim kurulu üyesi, aynı zamanda mal varlığı dondurulması için savcıların polise talimat yazdığı 7 şirketten, 7 kişiden bir tanesi yani Dicle EDAŞ, DEDAŞ peşkeş çekilen, alacakları bile verdiği paradan bir yıldan fazla parasını çıkardığı bir kişi.

AK PARTİ milletvekillerinin vicdanına sesleniyorum: Seçim bölgelerinize gittiğiniz zaman yoksul halkın oyunu alıyorsunuz. Onlar size elektrik parasını ödeyemediklerini, su parasını ödeyemediklerini, sıkıntılarla boğuştuklarını söylüyorlar, iş istiyorlar, aş istiyorlar sizlerden. İşte devletin kaynakları böyle çarçur ediliyor, hepsi çarçur ediliyor.

İZZET ÇETİN (Ankara) – Götür, topla hepsini, havuza at!

TURGAY DEVELİ (Devamla) - Sizin yarın onların karşısında -halkımız bu gerçekleri dinliyor, şimdi teker teker öğreniyor- bunların karşısında hepimizin vereceği bir cevap olması gerekiyor. Bugün AK PARTİ var, yarın bir başka parti olur. Sömürenler, küresel finans. Sizler -geçen bir daha söylemiştim, alınmıştınız- küresel finansın siyasi cariyelerisiniz. Sizler Düyun-ı Umumiye’nin yönetimisiniz, bu işleri yapmakla mükellefsiniz, zorunlusunuz, yoksa gönderilirsiniz ama bu halk bir gün size bunun hesabını sandıkta soracak ve halkın gerçek iktidarını bu Meclise getirecek.

Teşekkür ediyorum arkadaşlar. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Develi.

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Cariye sözünü sana iade ediyoruz, cariye sen olabilirsin.

BAŞKAN – Barış ve Demokrasi Partisi Grubu önerisinin aleyhinde son söz Kocaeli Milletvekili Sayın Lütfü Türkkan’a aittir.

Buyurunuz. (MHP sıralarından alkışlar)

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; dün gece Türkiye Büyük Millet Meclisinde diktatörlüğe, faşizme, baskıcı rejime bir adım daha atıldı. İnternet erişim kanunu adı altında İnternet yasası getirildi ama bu İnternet yasasının gerçek amacı, Türkiye’deki özgürlüklerin, basına getirilen özgürlüklerin biraz daha kısıtlanmasına yönelikti. Umuyorum, çok kısa bir zamanda bu yanlışın farkına varır değerli Hükûmetimiz ve bu yasanın ülkenin hayrına olmadığını bir kez daha anlar. Zira, göreceksiniz, bundan sonraki yurt dışı seyahatlerimizde Avrupalı parlamenterler bunu önümüze her demde koyacaklardır. Zira, sadece Çin’de ve Suudi Arabistan’da rastlanan bu uygulama dünyada 3’üncü ülke olarak Türkiye'de gerçekleşti. İnşallah, tekrar niyaz ediyorum, farkına varır ve geri alırlar.

Ben burada Meclisin kanayan bir yarasına daha parmak basıyorum: Bir tane milletvekili, bu Meclisin seçilmiş bir milletvekili, burada, aramızda kanun yapmakla ve denetlemekle mükellef bir milletvekili şu anda Sayın Başbakanın inadı yüzünden cezaevinde yatıyor, Sayın Engin Alan. Engin Alan’ın cezaevinde hükmü onaylandığı için yattığını iddia edenler, aynı konumda olan HDP Eş Başkanı Sayın Sebahat Tuncel’in Mecliste oturmasını görmemezlikten geliyorlar. Buradan sakın ola ki farklı algılara yol açmayın. Ben, milletvekilinin görevi bitene kadar bu Mecliste görev yapmasını savunan bir arkadaşınızım. Ama Sebahat Tuncel’in burada oturması, aynı konumda olan Engin Alan’ın cezaevinde çile çekiyor olması burada benim kadar hepimizi yaralıyor olması lazım. Bununla ilgili Sayın Başbakan inadından bir an önce vazgeçip, artık, Engin Alan’ı bu Meclise, gerçek, olması gereken ait olduğu yere göndermesini bekliyorum.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Vicdan varsa tabii.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Devamla) - Bir konudan daha bahsetmek istiyorum size. 5 yıl 49 gün evvel, 19 Aralık 2009 günü Türkiye’de bütün basını meşgul eden bir hadise cereyan etti. Başbakan Yardımcımız Sayın Bülent Arınç’a suikast düzenlemekle organize olmuş bir albay ve bir binbaşı gözaltına alındı. 5 yıl 49 gün geçti. 26 gün süreyle bunu vesile edip, 26 gün süreyle kozmik odada arama yapan hâkim daha sonra ne oldu biliyor musunuz? Yargıtayda üye oldu. Yani memleketin özel meseleleri diye kasaların, kutuların gösterilmesini abesle iştigal diye savunan Hükûmet, memleketin kozmik odasına hâkimi soktu ve deşifre etti yani Türkiye’nin can damarına. 19 Aralık gününden bugüne kadar yakalanan albayın bir kâğıdı yutmak üzere olduğunu ifade ettiler. Daha sonra seferberlik komutanı dedi ki: “Ben bu albayı, bilgi sızdırdığını tahmin ettiğimiz bir albayı takiple görevlendirmiştim.” Albay da ifadesinde diyor ki: “Ben böyle bir kâğıdı tutanak imzalatırken -aynı şekilde binbaşı da- o tutanağın altında polisin koyduğunu bizzat gördüm.” Böyle bir organizasyonla Türkiye'nin can damarına girip deşifre ettiniz. Türkiye için çok önemli bir hadise, Türkiye'nin Başbakan Yardımcısına suikast düzenlenecekse tabii ki bunun ortaya çıkartılması lazım. Zira Türkiye'nin bekasıyla önemli bir hadisedir, Sayın Bülent Arınç milletvekili olduğu günden bu güne kadar Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarında her dönemde bakanlık yapmış, Türkiye'nin bekasıyla paralellik arz eden bir şahsiyettir, dolayısıyla onun hakkında verilen bir suikast kararı Adalet ve Kalkınma Partisi kadar hepimizi ilgilendirir. Ancak, bir şey söylemek istiyorum size, aradan geçen beş yıl kırk dokuz günden sonra ne oldu biliyor musunuz? Bununla ilgili ne dava açıldı, ne de beraat kararı verildi veya takipsizlik kararı verildi. Dava öyle duruyor. Zira böyle bir dava, böyle bir suikast komplosu yok, sadece ve sadece Türkiye'nin “en gizli” dediğimiz bilgilerinin yer aldığı kozmik odasına bir baskın yapmak için böyle garabet bir mesele ortaya çıkarttınız. Türkiye ilk defa böyle bir konuyla karşı karşıya kaldı döneminizde. Sayın Arınç’a Manisa’da kendisine soruluyor, diyor ki: “Ne oldu size suikast yapılacaktı, mesele ne oldu?” “Ben de merakla bekliyorum.” diyor. Böyle bir şey olur mu? Bu ülkenin Başbakan yardımcısı beklemez, sonuca ulaştırır. Bana suikast yapılacak, bunun sonucu nedir beş yıl geçmiş aradan? Sayın Arınç’ın ben bu kadar sabırlı olduğunu da düşünmüyorum, mutlaka Sayın Arınç bunun olmadığını en az benim kadar da biliyordur. En sonunda zaten Habertürk televizyonunda Sayın Arınç diyor ki: “Ben bunun bir suikast girişimi olduğunu düşünmüyorum. Bu bir gözetlemeydi, evimin gözetlendiği ama arkasından ne yapılmak istendiğini bilmiyorum. 8 kişi mahkemeye sevk edilmiş, hepsi salıverilmiş, ben bunları gazeteden okudum. Kozmik odalarda ne çıktı onu da hiç bilmiyorum.” Bakın, bunu eğer ben bir başka ülkede okusam, anlatsam “Bu, bize fıkra anlatıyor.” derler, bunun ciddi bir olay olduğunu düşünmezler asla. “Bir milletvekili oturmuş kürsüde fıkra anlatıyor.” derler ama bu bir gerçek, maalesef Türkiye'nin gerçeği.

Size bir gerçekten daha bahsetmek istiyorum bugün. Türkiye’de 17 Aralıktan bugüne kadar tek bir konu konuşuluyor: Hırsızlık, yolsuzluk, arsızlık.

Bugün, toplumda ilmiyle, şahsiyetiyle temayüz etmiş çok önemli bir bilim adamıyla kahve içtim sabah. Kendisi de Adalet ve Kalkınma Partisinin kurulduğu günden bugüne kadar Adalet ve Kalkınma Partisine oy vermiş bir şahsiyet. “Lütfü Bey, biz arkamızdan hançerlendik.” dedi, emin olun. Milleti, size oy verenleri dahi bu kadar pişman ettirecek bir duruma getirmiş bu yaptıklarınız.

Yalnız, burada bir inhirafta bulunmak istiyorum: Birileri kasalarla dolarları, birileri kutularla euroları taşırken, Van’da bir baba da ölmüş oğlunun cesedini çuvalla taşıyor. Türkiye'yi getirdiğiniz nokta bu. Bakın, birisi kasayla dolar, birisi ayakkabı kutusuyla euro taşırken, Van’da bir baba ölen oğlunun cesedini sırtına çuvallamış şehre götürüyor. Bu ayıp, bence bu iktidara yeter. Daha fazla bir şeyi de konuşmaya gerek duymuyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum, sağ olun, var olun. (MHP sıralarından alkışlar)

PERVİN BULDAN (Iğdır) - Sayın Başkan…

BAŞKAN – Efendim.

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Sayın Türkkan, konuşmasında, Sayın Sebahat Tuncel’e ilişkin bir değerlendirme yaptı. Ben, bunun, çok manidar bir değerlendirme olduğunu düşünüyorum, cevap vereceğim.

BAŞKAN – Buyurun.

 

 

 

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, doğrusu, MHP Milletvekili Sayın Lütfü Türkkan’ın biraz önce burada yapmış olduğu değerlendirmenin, ben, çok manidar bir değerlendirme olduğunu düşünüyorum.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Bu “manidar” lafı çok geçiyor bu ara!

PERVİN BULDAN (Devamla) – Sayın Türkkan, lütfen…

Biz, hiçbir zaman yaptığımız konuşmalarda ve değerlendirmelerde, Sayın Engin Alan’ın cezaevinde tutulması gerektiğini ifade eden bir söz kullanmadık ve başından beri cezaevindeyken seçilen milletvekillerinin çalışma yerinin Türkiye  Büyük Millet Meclisi olduğunu ifade etmeye çalıştık ve 8 milletvekilinin bir an önce  görevlerinin başına gelmesi gerektiğini söyledik. Hiçbir zaman Engin Alan’ı bu değerlendirmenin dışında tutmadık ama siz biraz önce yapmış olduğunuz konuşmada “Engin Alan içeride, Sebahat Tuncel neden burada oturuyor?” diye bir değerlendirme yaptınız. Biz burada bir komisyon kurduk, siz bu komisyona bir üye bile vermediniz Sayın Türkkan. Şimdi bu değerlendirmeyi yapmanızın bir anlamı olmadığını düşünüyorum ve yaptığınız değerlendirmeden dolayı Sayın Sebahat Tuncel’den özür dilemeniz gerektiğini ifade etmek istiyorum Sayın Türkkan.

Sayın Engin Alan tabii ki burada olmalı, tabii ki görevinin başında olmalı. Çünkü, sonuçta halkın iradesiyle seçilen bir Milletvekilidir Sayın Engin Alan ama Sayın Sebahat Tuncel de halkın iradesiyle seçilmiş bir Milletvekilidir ve cezaevine girmemesi gerekmektedir. Dolayısıyla, yapmış olduğunuz konuşma hepimizi yaralamıştır ve üzmüştür. Bu konuşmanızdan dolayı sizden bir özür beklediğimizi ifade etmek istiyorum Sayın Türkkan.

Biz, Sayın Sebahat Tuncel nasıl dışarıdaysa Sayın Engin Alan’ın da dışarıda olması gerektiğini düşünüyoruz ve bunun için bugün Türkiye Büyük Millet Meclisinde bir komisyon kurduk. Siz bu komisyona bir üye bile vermediniz, bu komisyonun çalışmasına katılmadınız. Şimdi bu değerlendirmeyi yapmanın hiçbir anlamı yoktur Sayın Türkkan. (BDP sıralarından alkışlar)

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sayın Başkanım, müsaade ederseniz yanlış bir değerlendirme var, düzeltmek istiyorum.

BAŞKAN – Buyurunuz. (MHP sıralarından alkışlar)

 

 

 

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; zannediyorum Sayın Buldan benim konuşmamı iyi takip edememiş, öyle düşünüyorum.

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Çok iyi anladık, herkes iyi anladı.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Devamla) – Ama maksat polemik yaratmaksa üzerine devam edeyim ben.

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Buyurun.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Devamla) – Türkiye’de, aynı şekilde hukukun beraber yargıladığı -farklı suçlardan olabilir- cezaları Yargıtayca onaylanan iki tane milletvekilinden birisi burada oturup birisi cezaevinde oturuyorsa bunun ismi bir hukuk garabetidir.

ADİL ZOZANİ (Hakkâri) – Gelin beraber çıkaralım, bu işle ilgili komisyon kuruldu.

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Tamam, çıkaralım işte.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Ya, içeridekini dışarı çıkaracaksınız…

LÜTFÜ TÜRKKAN (Devamla) – Cümlemin sonunda bir şey söyledim: “Yanlış algılamaya sebep olmamak adına söylüyorum, milletvekillerinin yeri burasıdır, olması gereken de budur.” dedim.

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Doğru.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Devamla) – Bunun üzerine kalkıp bunu manidar…

PERVİN BULDAN (Iğdır) - “Sebahat Tuncel burada, Engin Alan içeride.” dediniz.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Devamla) – …  bu “manidar” sözcüğü dolar, euro içeriyor. Benim konuşmamda dolar, euro yok, insanların özgürlüğü var, insanın çilesi var. Çile üzerinden polemik yapmamak lazım. 70 yaşına yaklaşan Engin Alan’ın orada çile doldurması bizim yüreğimizi yaralıyor, toplumun vicdanını da yaralıyor. Sabahat Tuncel’in cezası da milletvekilliği düştükten sonra hüküm edilecekse, infaz edilecekse gider infaz edilir. Milletvekilleriyle ilgili zaten Anayasa’nın 83’üncü maddesi de buna amir. Kesinlikle bununla ilgili komisyona da gerek yok. O komisyonun altından hangi çapanoğlunu çıkaracağınızı az çok tahmin edebiliyoruz. Milletvekillerinin burada görev yapmasına dair Anayasa’nın 83’üncü maddesinin dördüncü fıkrası var, diyor ki: Hüküm verilen milletvekillerinin hükmü milletvekilliğinin bitiminden sonra infaz edilir. Bir başka ne komisyona ihtiyaç var ne kanuna ihtiyaç var. O komisyondan nerelere varacağınızı az çok biliyorum. Oslo’nun gereği yapılmak üzere devamlı birtakım kertikler atılıyor, o kertiklerden birisi de o komisyondur.

Saygılar sunuyorum; sağ olun, var olun. (MHP sıralarından alkışlar)

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkan.

BAŞKAN – Bir saniye, şunu oylayayım.

Barış ve Demokrasi…

ADİL ZOZANİ (Hakkâri) – Karar yeter sayısı istiyoruz.

BAŞKAN – Karar yeter sayısı mı istiyorsunuz?

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Ama önce sataşmadan dolayı söz istedim Sayın Başkan.

BAŞKAN –  O zaman buyurun.

ADİL ZOZANİ (Hakkâri) – Karar yeter sayısı istedik Sayın Başkan; kayıtlara geçti.

BAŞKAN – Yine karar yeter sayısı arayacağım; daha oylamaya sunmadım.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Bunlar daha cezaevine girmedi ki Sayın Başkan ya!

BAŞKAN – Efendim?

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Bunlar daha cezaevine girmedi ki, cezaevinde olan bizim milletvekilimiz; biz bağıracağız.

 

 

 

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Çok teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Değerli arkadaşlar, tabii siz şimdi içeridekini mi dışarıya çıkarmaya uğraşıyorsunuz yoksa dışarıdakini de içeri almaya uğraşıyorsunuz onu ben pek anlamış değilim.

Tabii bir defa sizden önce CHP sözcüsünün “Siyasi cariye” sözünü ben aynen kendisine iade ediyorum. Biz hiçbir kimseden emirle, talimatla hareket eden iktidar değiliz. Hakk’ın rızası için halkın talimatlarıyla hareket eden, milletin talimatlarıyla hareket eden bir iktidarız.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Gerçekten mi? İnanıyor musun buna?

AHMET AYDIN (Devamla) - Dolayısıyla bu sözünüzü hiç şık bulmadım, çok ağır bir sözdür; bu sözü size aynen iade ediyorum.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – “Ayakkabı kutuları biriktirin.” diye halk söylüyor size, halk!

AHMET AYDIN (Devamla) – İkincisi “İnternet yasasını getirdiniz.” diyor.

Değerli arkadaşlar, şu özel hayatın gizliliğini her seferinde dilinize pelesenk eden, kişilik haklarına saldırıyı haklı görmeyen, hiç kimsenin haklı görmediği, haklı görmemesi gereken bir konuyu her seferinde ifade ederken bu İnternet konusunda tam da Anayasa’nın bize buyurduğu gibi düzenlemeleri yaparken niye bu kadar rahatsız oluyorsunuz?

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Onun üzerine seçim siyaseti iliştirdiniz. O İnternet’teki konuşan…

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – 2011’de bu konuşmayı niye yapmadınız, 2011’de bu konuşmayı niye yapmadın?

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri lütfen…

AHMET AYDIN (Devamla) – Bir başka husus: Değerli arkadaşlar, Engin Alan Başbakanın inadı yüzünden içerde durmuyor. Engin Alan sizin o inadınız yüzden içeriden duruyor, kusura bakmayın.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Yazık!

AHMET AYDIN (Devamla) – Birincisi, dışarıda birisini seçip milletvekili yaptıktan sonra tutuklu olmamış, siz tutuklu birini milletvekili yapmışsınız ve bu süreç içerisinde yargılanmış mahkûmiyeti de kesinleşmiş.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Çünkü İnternet’te korkuyorsunuz, gençlerde korkuyorsunuz.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sana mı soracağız kimi milletvekili yapacağımızı.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Sana mı soracak bu insanlar kimin milletvekili olacağını?

LÜTFÜ TÜKKAN (Kocaeli) – Sen oğlu hırsızlıkta yakalanan adamı  bakan yapmışsın, onu ne yapacağız?

AHMET AYDIN (Devamla) – Biz her seferinde şunu dedik: Bizim de gönlümüz elvermiyor, rıza göstermiyoruz. Bu manada Sayın Haberal’ın da Sayın Balbay’ın tahliyesini alkışla biz de takdir ettik.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Hadi oradan!

AHMET AYDIN (Devamla) – …ve bu konuda yine eğer tahliye olmuşlarsa AK PARTİ iktidarının Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru yolunu sizlere rağmen açmasıyla birlikte tahliye oldular, kusura bakmayın. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Kusura bakmayın, biraz da doğruları söyleyin. Biraz da yapmış olduğumuz bu güzel icraatları hiç olmazsa destek olmuyorsanız köstekte olmayın arkadaşlar. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ALTAN TAN (Diyarbakır) – Gökte yağan yağmur da sizin sayenizde yağdı! Ya ayıp! Ayıp!

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) - Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Önce Sayın Altay’da sıra, sonra Sayın Halaçoğlu size.

ENGİN ALTAY (Sinop) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Yok, izahata lüzum kalmadan. Şimdi, ben dikkatle dinliyorum. Sataşma konularından konuşanları kelime sektirmeden dinlediğim için.

SIRRI SAKIK (Muş) – Bugün biz bize konuşalım.

BAŞKAN – Bence de.

Buyurun.

 

 

ENGİN ALTAY (Sinop) – Çok teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın milletvekilleri bir parlamentonun üyeleri cezaevindeyse, o parlamentonun haklardan, özgürlüklerden ve adaletten bahsetme şansı ve hakkı yoktur. Hep söyledim, 12 Haziran 2011’de oluşan bu Parlamento defolu, fireli ve sakat olarak göreve başlamıştır ve şu veya bu sebeple, şu veya bu saikle, şu veya bu gelişmelerin sonucu… Sayın Aydın’ın dediği gibi “Bizim Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru hakkına imkân veren kanunu getirdik.” Siz, biz bu Parlamentoda çıktı bunlar. Bu Parlamentonun hâlen bir üyesi cezaevindeyse bu Parlamento demokrasi adına burada laf söyleyemez  önce bunu bir söylememiz lazım ancak Sayın Türkkan’ın söylediği bizim BDP’yle ve iktidar partisiyle birlikte, bu tutuklu vekil ayıbını çözecek bir formül için bir araya gelmemizde -bizim abdestimizden şüphemiz yok- kendimiz açısından, demokrasi açısından bir zarar, sakınca görmedik; yeter ki Parlamentoyu bu ayıptan kurtaralım. Yani “Değişik şeyler, çapanoğlu çıkabilir.” derken bizim de içinde olduğumuz bir Komisyona dolayısıyla bize de bir nevi sataşma gibi algıladık.

Ancak Genel Kurulun bir şeyi daha dikkatine sunmak istiyorum. Sayın Mehmet Haberal’ın, Sayın Mustafa Balbay’ın, Sayın Sinan Aygün’ün yurt dışına çıkış yasağı var ve ben müteaddit defalar dedim ki: “3 milletvekilinin yurt dışına çıkış yasağı varsa bu yasağı koyanların Türkiye Büyük Millet Meclisine bundan daha büyük bir hakaret etme şansları yoktur.” Yargının yasama organı üyesine yurt dışı yasağı koymak gibi bir haddi olamaz. Türkiye Büyük Millet Meclisinin hem bu sayın milletvekillerinin yurt dışı yasağı için hem de Sayın Engin Alan’ın bir an önce özgürlüğüne kavuşması için el ele vermesi gerekir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ENGİN ALTAY (Devamla) – Aksi hâlde kimse bu Parlamentoda demokrasiden, özgürlükten bahsetmesin. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Tur tamamlandıktan sonra -ona göre konuşun- kimseye bir dakika yok, turu tamamlayacağım o kadar.

Sayın Halaçoğlu, buyurun.

 

 

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, AKP Grup Başkan Vekilinin yaptığı konuşma gerçekten enteresan. Şimdi, tutuklu olanlar suçsuzluk karinesi altında değil midir Ahmet Bey?

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Aynen öyle, doğrudur.

YUSUF HALAÇOĞLU (Devamla) – Öyle diyorsunuz, bakanların çocukları için de öyle diyorsunuz veya…

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Yok, ben genelde, ben hukukçu olarak, doğru, öyle diyorum.

 YUSUF HALAÇOĞLU (Devamla) – …buna benzer şeyler için de ama bakın bir şey yaptınız: Demin, Engin Alan eğer…

YUSUF BAŞER (Yozgat) – Mahkûm olmuş ya.

YUSUF HALAÇOĞLU (Devamla) – Mahkûm değildi. Milletvekili adayı olduğu sırada mahkûm muydu, mahkûm muydu?

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Hayır, tutukluydu.

YUSUF HALAÇOĞLU (Devamla) – Değildi, tutukluydu. Tutuklu, suçsuzluk karinesine göre zaten mahkûm olmuş olsaydı Yüksek Seçim Kurulu aday yapmazdı.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Onu salıverecek biz miyiz mahkeme mi, mahkeme mi biz mi?

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Masumiyet karinesi nerede? Masumiyet karinesini niye aramıyorsunuz orada?

YUSUF HALAÇOĞLU (Devamla) – Eğer suçsuzluk karinesine göre aday yapmışsa Yüksek Seçim Kurulu sizin herhangi bir şekilde bunu suçlu olarak addetmeniz, kusura bakmayın ama…

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Biz öyle addetmedik.

YUSUF HALAÇOĞLU (Devamla) – Ama bakın, öyle diyorsunuz.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Hayır, hayır öyle demiyoruz. Çarpıtma Başkan.

YUSUF HALAÇOĞLU (Devamla) – Şimdi, bakın, aynı anlama gelecek şekilde konuşuyorsun. Demin öyle söyledin burada.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – “Suçlu adamı niye aday gösteriyorsun?” diyorsun.

YUSUF HALAÇOĞLU (Devamla) – “Niye aday gösteriyorsun?” diyorsun. Aday gösteririm. Suçlu olduğunu, bırakın onu, uluslararası mahkeme bile suçlu olarak addedemez. İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’ne bakın, 11’inci maddesi de aynı şeyi söyler. Yani tutuklu da olsa suçsuzdur ve gösterme hakkımız vardır.

Diğer taraftan, bakın…

MEHMET ALTAY (Uşak) – Yani tahlisine ama kim karar verecek Sayın Başkan? Meclis mi karar verecek?

YUSUF HALAÇOĞLU (Devamla) – Tahliyesine mahkeme karar verecek. Çünkü, bakın, ne diyorsunuz? Hem “Orduya kumpas kuruldu.” diyorsunuz, millî orduya hem ondan sonra CD’nin, en azından mahkûm edilen CD’nin sahtekârlığını kabul ediyorsunuz, ortaya koyuyorsunuz, ondan sonra da daha konuşuyorsunuz. Yapmayın.

MEHMET ALTAY (Uşak) – Aday gösterilmesine itiraz eden yok. Tahliyesine kim karar verecek?

YUSUF HALAÇOĞLU (Devamla) - Siz 14’üncü maddeyi tekrar okuyun. Burada ne diyor? “Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve insan haklarına dayanan demokratik ve laik cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetler.” Hangisini yaptı?

Siz dağa çıkanlarla oturup konuşuyor musunuz şimdi? Konuşuyorsunuz.

YUSUF BAŞER (Yozgat) – Mahkûm olmuş…

YUSUF HALAÇOĞLU (Devamla) – Ondan sonra gelmişsin burada ahkâm kesiyorsun. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Evet, buyurun.

ADİL ZOZANİ (Hakkâri) – Başkan vekillerine bir şey sormuyorsunuz Başkanım.

BAŞKAN – Efendim?

ADİL ZOZANİ (Hakkâri) – Bize söz vermek için...

BAŞKAN – Ben o konuşmacıyı gerçekten dinlememiştim. Ama sataşmaları öyle nokta virgül dinliyorum ondan dolayı.

ALTAN TAN (Diyarbakır) - Sayın Başkanım, grup başkan vekilleri…

BAŞKAN – Şimdi zaten turu tamamladıktan sonra kim kime ne derse desin bir kelime yok yani ona göre.

Buyurun.

 

 

 

 

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Evet, teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Bu konuyla ilgili bizim ilkesel tutumumuz başından beri bellidir ve bu Meclisteki tüm değerli milletvekilleri ilkesel tutumumuzu bilirler.

Yüksek Seçim Kurulu milletvekili seçilme yeterliliği vermişse ve halk da, o milletvekilini seçimle kendi iradesini temsil edecek bir yetkiyle buraya göndermişse, yerinin burası olduğunu, Meclis olduğunu biz başından beri söylüyoruz, ilk günden itibaren söylüyoruz, bugün de aynı şeyi söylüyoruz. Ama burada ilkesel durum olmayıp güncel, konjonktürel değerlendirmeler olunca, bu şekilde savruk değerlendirmeler ortaya çıkıyor.

Bakın, tutuklu vekillerle ilgili Anayasa Mahkemesinin emsal kararı olmasına rağmen, yerel mahkemeler o vekilleri cezaevinde tutmaya devam ettiği sürece… Burada, biz, bu cümleleri duymadık. Biz o gün de aynı cümleleri söyledik. Engin Alan’la diğer tutuklu arkadaşlarımız arasında bir ayrım yapacak şekilde konuşma yapan tek bir BDP milletvekili yoktur burada. Engin Alan’ın politik görüşünü, geçmiş siyasi çalışmalarını, geçmiş asker deneyimini falan hiç sevmiyoruz, hiçbir noktasında savunulacak bir yön de bulmuyoruz ama Engin Alan milletvekili seçilmişse burada olması gerektiğini belirtiyoruz. Bu ilkesel duruşun bir gereği olarak da, Hatip Dicle’nin de gasbedilen hakkını defalarca burada ifade ettik. Diğer siyasi partilerden bugüne kadar değerli milletvekilleri buraya çıkıp YSK’dan onay almış, mazbatasını almış Hatip Dicle’nin niye cezaevinde tutulduğunu ifade ettiler mi? Böyle bir çelişkiyi bu Mecliste, bu kürsüde tartışmak yakışmaz. Sebahat Tuncel’in içeri gitmesi değil, Engin Alan’ın dışarı çıkması, Meclise dönmesi doğru olan yaklaşımdır. BDP kişilerden bağımsız olarak bu konuyla ilgili ilkesel tutumunu korumaya devam etmektedir.

Teşekkür ediyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN -  Teşekkür ederim.

 

 

BAŞKAN - Barış ve Demokrasi Partisi Grubu önerisini oylarınıza sunuyorum, karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı yoktur, birleşime on dakika ara veriyorum.

                       Kapanma Saati: 16.02

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 16.16

BAŞKAN: Başkan Vekili Meral AKŞENER

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Muhammet Bilal MACİT (İstanbul)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 58’inci Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

Barış ve Demokrasi Partisi Grubu önerisinin oylamasında karar yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi öneriyi tekrar oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir, karar yeter sayısı vardır.

Gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmına geçiyoruz.

1’inci sırada yer alan, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

 

 

 

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük  Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/242, 2/80) (S. Sayısı: 156)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

2’nci sırada yer alan, Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu Raporlarının görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

 

2.- Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu Raporları (1/484) (S. Sayısı: 287)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

3’üncü sırada yer alan, Bartın Milletvekili Sayın Yılmaz Tunç ve 77 Milletvekilinin; Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve Adalet Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

 

3.- Bartın Milletvekili Yılmaz Tunç ve 77 Milletvekilinin; Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve Adalet Komisyonu Raporu (2/1929) (S.Sayısı: 523)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

4’üncü sırada yer alan, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Manisa Milletvekili Sayın Erkan Akçay ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili İzmir Milletvekili Sayın Oktay Vural'ın; Terörle Mücadele Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, Manisa Milletvekili Sayın Erkan Akçay ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili İzmir Milletvekili Sayın Oktay Vural'ın; Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, İzmir Milletvekili Sayın Hülya Güven ve 31 Milletvekilinin; Sosyal Hizmetler Kanunu ile Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi, Diyarbakır Milletvekili Sayın Cuma İçten ve Rize Milletvekili Sayın Hasan Karal ile 6 Milletvekilinin; Adana Milletvekili Sayın Necdet Ünüvar ve Sivas Milletvekili Sayın Hilmi Bilgin ile 4 Milletvekilinin; Sivas Milletvekili Sayın Hilmi Bilgin ve 15 Milletvekilinin; Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifleri ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

 

4.- Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Manisa Milletvekili Erkan Akçay ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili İzmir Milletvekili Oktay Vural'ın; Terörle Mücadele Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, Manisa Milletvekili Erkan Akçay ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili İzmir Milletvekili Oktay Vural'ın; Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, İzmir Milletvekili Hülya Güven ve 31 Milletvekilinin; Sosyal Hizmetler Kanunu ile Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi, Diyarbakır Milletvekili Cuma İçten ve Rize Milletvekili Hasan Karal ile 6 Milletvekilinin; Adana Milletvekili Necdet Ünüvar ve Sivas Milletvekili Hilmi Bilgin ile 4 Milletvekilinin; Sivas Milletvekili Hilmi Bilgin ve 15 Milletvekilinin; Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifleri ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/796, 2/1160, 2/1183, 2/1608, 2/1927, 2/1928, 2/1937) (S. Sayısı: 524) (x)

BAŞKAN – Komisyon? Burada.

Hükûmet? Burada.

Sayın milletvekilleri, 110’uncu madde üzerinde aynı mahiyette üç önerge vardır, okutacağım ve birlikte işleme alacağım, talepleri hâlinde önerge sahiplerine ayrı ayrı söz vereceğim veya gerekçelerini okutacağım.

Şimdi aynı mahiyetteki önergeleri okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan  Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının çerçeve 110. maddesinin Tasarıdan çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

             M. Akif Hamzaçebi                        Ferit Mevlüt Aslanoğlu                            Aydın Ayaydın

                     İstanbul                                            İstanbul                                            İstanbul

            Kadir Gökmen Öğüt                                Müslim Sarı                                       Musa Çam

                     İstanbul                                            İstanbul                                               İzmir

Diğer önergenin imza sahipleri:

                Pervin Buldan                                   İdris Baluken                  Adil Zozani         

                        Iğdır                                                Bingöl                          Hakkâri            

                   Sırrı Sakık                                      Levent Tüzel                  Hasip Kaplan

           Muş                                               İstanbul                          Şırnak

Diğer önergenin imza sahipleri:

                  Erkan Akçay                                  Mustafa Kalaycı                                Ruhsar Demirel

                      Manisa                                              Konya                                             Eskişehir

               Yusuf Halaçoğlu                                     Alim Işık                                         Emin Çınar

                      Kayseri                                            Kütahya                                          Kastamonu

                                                                         Mehmet Günal

                                                                              Antalya

BAŞKAN – Komisyon katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANI AYŞENUR İSLAM (Sakarya) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Sayın Buldan, kim konuşacak?

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Sayın Altan Tan.

BAŞKAN – Sayın Tan, buyurunuz.

ALTAN TAN (Diyarbakır) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarının bu on iki yıllık dönem boyunca en fazla dile getirdiği konulardan birisi, bu duble yollarla otoyollar konusundaki çalışmaları ama ne hikmettir ki yine bunlarla ilgili düzenlemeler, ihale şartnameleri, kullanma şekli, tasarruf veya yap-işlet-devret modelleri her seferinde tekrar tekrar değiştiriliyor.

Değerli arkadaşlar, biz başından beri şunu söylüyoruz: Dürüst ve adil bir iktidarın ilk yapması gereken şey, bu Devlet İhale Yasası’nı, özellikle de inşaat, yapım ve bakımla ilgili olan maddeleri doğru düzgün, uluslararası, demokratik ülkelerdeki standartlarda bir şekle sokmasıdır. Bunu yapmadığı müddetçe, yapamadığı müddetçe sürekli olarak bu iddialar, suistimaller, yolsuzluklar boynunda bir yafta olarak kalacaktır. En son olarak da işte bu otoyollarla ilgili yapılan düzenlemelerde, yine, bunların bir anonim şirket hâline getirilerek satılması veya bunların bakım ve kontrolüyle ilgili düzenlemeler çalakalem, paldır küldür bir şekilde gündeme gelmektedir.

Değerli arkadaşlar, bu otoyollar bahsi açılmışken bir büyük yaramızı da tekrar gündeme getirmek istiyorum. Bugün, biliyorsunuz, Türkiye’nin esas hedefi Edirne Kapıkule’den başlayarak Şırnak Habur’a kadar öncelikle birinci etap olarak bütün bu otoyolun bitirilmesi ve Türkiye’nin hem Avrupa’ya hem de Orta Doğu’ya açılan en büyük ihracat kapılarının olduğu bu bölgede, otoyollarının bitirilmesiydi ama ne yazık ki özellikle Ulukışla-Niğde-Ankara bağlantısı yıllardır bitirilemedi. Yani bir nefes borusu düşünün, bu nefes borusunun ortasındaki bir kesim yok. Bir de bu nefes borusunun veya yemek borusunun baş kısmı da yok. Urfa’dan Habur’a kadar olan kısım da yok. Defalarca buradan sorduk, bir: Bu otoyolların, Ulukışla’dan Ankara’ya kadar olan kısmı senelerdir niye bitirilemiyor? Çok klasik cevaplar, işte ödenek, proje, efendim istihkak, vesaire, vesaire. Bunları bir yana bırakın, bu on iki sene zarfında bu kadar iş yapılmışken, her seferinde de bunları söylüyorken, sizler söylüyorken doğru düzgün bir izahatta bulunun. Bu Ulukışla ile Ankara arası niye bitmedi? Birinci fasıl bu.

İşte biliyorsunuz, son dönemde nakliyeciler büyük grevlere gittiler. Antalya’nın, Mersin’in, Adana’nın, özellikle Çukurova’nın bütün bağlantısı bu yol üzerinde. Tabii, Antalya’nın yine ülkenin doğusuna doğru giden arterlerinde yine aynı kısımları kullanılıyor ama esas kesim, Mersin-Adana-Antep-Urfa hattının gelip de Ankara’ya, İstanbul’a, Karadeniz’e, ülkenin diğer yönlerine bağlandığı esas ana arter, damar, kanal bu. Ama senelerdir, maalesef bu Ulukışla-Ankara arası da faaliyete giremedi.

Bir diğer konu, en önemli konulardan birisi, Urfa-Habur bağlantısı. Bunun projesiyle ilgili burada, bütçe konuşmaları sırasında ayrıntılı bir şekilde sizlere izah verdim. Bütün millet ayağa kalkmasına rağmen, feryat figan etmesine rağmen ve o zaman işte Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım Bey henüz görevdeydi, o da gelip on dakika burada ayakta bize izahat vermesine rağmen niye mevcut yola paralel, otoban standardında bir İpek Yolu Projesi’yle beraber ikinci bir proje hazırlanıyor? Niye bundan, Diyarbakır’ın, Batman’ın, Siirt’in, Siverek’in, Bismil’in istifade edebileceği şekilde kuzeye doğru bir hat yapılmıyor? Bugüne kadar aradan iki buçuk ay geçti, yine bize en ufak bir bilgi verilmedi.

Değerli arkadaşlar, Türkiye'nin şu an en fazla ihracatı Almanya’ya 13 milyar dolar ama Kürdistan bölgesine 12 milyar dolar; bu resmî rakam. Burada bir otoyol yok ve mevcut duble yolun Silopi kısmında henüz sıcak asfalt yok; dert çok. Cevap bekliyoruz… Cevap bekliyoruz… Cevap bekliyoruz…

Saygılar sunarım. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Tan.

Denizli Milletvekili Sayın Emin Haluk Ayhan.

Buyurun Sayın Ayhan. (MHP sıralarından alkışlar)

EMİN HALUK AYHAN (Denizli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; önergemizle, görüşülmekte olan 524 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın çerçeve 110’uncu maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını teklif ediyoruz. Gerekçemiz ise, otoyolların ve tesislerin değerlendirilmesiyle ilgili öngörülen özelleştirme modelini uygun görmüyoruz.

Sayın milletvekilleri, deniz bitti. Bu, Hükûmetin 2014 yılı programı. Bunda yatırımlara baktığınız zaman -bundan bir önceki maddeyle de ilgili- ulaştırma için ayrılan merkezî yönetim bütçe kaynağını iyi değerlendirmek lazım. 2012 yılı gerçekleşmesi 11,9 milyar Türk lirası, 2013 yılı gerçekleşme tahmini 14,1 milyar Türk lirası ama 2014 yılı hedefi 7,8 milyar Türk lirası. Bu, artık, bütçenin yatırım açısından sıkıntıya girmeye başladığını, fevkalade zorlukların ortaya çıkmaya başladığını açık bir şekilde gösteriyor.  Tabii, bir yıl 14 milyar TL yatırım yaparsınız, ertesi yıl bunu 7’ye düşürürseniz, sizin öngörünüz, sizin ileriye doğru projeksiyonunuz, neyiniz varsa hiçbir anlamı olmadığı gayet net ve açık bir şekilde ortaya çıkıyor.

Ekonomik gidişat ortada. Çözüm süreci ekonomiden daha önemliymiş. Kalkınma Bakanına buradan söyledik; havuzdaki adamlar -doğruysa- millete küfrediyor, hiç sıkıntınız yok, o bize kızıyor. Milletten, Türk milletinden oy alıyorsun, Türk milletine küfredenlere bir şey demeyeceksin ama bize kızacaksın bunu dile getirdiğimiz için. Bizim konuşma metnimizin içinde iltifat var, nezaket var. Böyle abuk sabuk cevaplar vermenin hiçbir anlamı, hiçbir manası da yok. Ne diyor? Ekonomik gidişat ortada diyoruz. Çözüm süreci neymiş? Ekonomiden önemliymiş. Çözüm sürecini kiminle götürüyorsun? PKK’yla götürüyorsun; ekonomiyi milletle götürüyorsun. Olaya AKP’nin bakış tarzı çok net ve açık. “PKK’yla götürmüyoruz çözüm sürecini.” diyen bir AKP’li arkadaş var mı? O da yok. Paralel devlet çözüm sürecine karşıymış. Allah’tan korkun, “paralel devlet” diye cemaati mi kastediyorsunuz, başka bir grubu mu kastediyorsunuz, kimi kastediyorsanız söyleyin. Yıllardır onunla berabersiniz, onların çözüm süreci için yaptıkları ne, o da meydanda. Niye dosdoğru konuşmuyorsunuz? O zaman, söylediğinizin içinde, muhtevada bana göre riya var demektir. Bunun böyle olduğu da -ne yapıyor- açık bir şekilde gözüküyor.

Şimdi, enflasyon artıyor, büyüme azalıyor, daha şubat ayındayız, şimdiden revizyona başlıyorsunuz. Nasıl bir revizyona başlıyorsunuz? Enflasyon artıyor, enflasyon artınca bu fakir fukaraya vurur, zengine vurmaz. Peki, başka ne? Büyüme de düşüyor, revizede geri çekeceksiniz, öyle gözüküyor. Hatta, şimdiden revizyon yapacaksınız ama mart sonunu beklemeye çalışıyorsunuz seçimleri geçirelim, milleti kandıralım diye. O zaman ne olacak? Yaptığınız uygulamalar yine fakir fukaraya, yoksula vuracak. Zaten yapılan çalışmalar da yoksulun -gıdada özellikle- durumunun çok kötüleştiğini -ne yapıyor- gösteriyor.

Biraz önce enerjiden bahsedildi. Siz, onu, Hükûmet olarak, ileriye doğru sübvansiyonla karşılamak üzere zaten yetki aldınız. Sayın Babacan’ın ifadesiyle “BOTAŞ’taki -neyi- yüzde 20 yapılacak zammı.” diyor. O söylemiyor da yüzde 20’yi bulacak. Fakat “BOTAŞ’taki enerji maliyetlerini sineye çektik.” diyor. Kimin maliyetini kime sineye çekiyorsun? Korkuyorsun zam yapmaktan. Ekonominin gereği bu ise, 30 Marttan önce zam yapmaktan ödünüz -ne yapıyor- kopuyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

EMİN HALUK AYHAN (Devamla) – Ben şimdilik bu kadar vakitte konuşmamı tamamlıyorum. Önergemize destek bekliyorum.

Yüce Heyeti saygıyla selamlıyorum.(MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Ayhan.

Sayın Çetin, buyurunuz. (CHP sıralarından alkışlar)

İmzası olmayan arkadaşlar sonra tamamlasınlar.

Buyurunuz.

İZZET ÇETİN (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, görüşülmekte olan kanun tasarısının, torba kanun tasarısının 110’uncu maddesinde, 6001 sayılı Karayolları Genel Müdürlüğünün Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun’un 29’uncu maddesinde değişiklik yapılıyor. Çok masumane gibi gözüküyor. Gerçekten masumane göstermek için de ne yazık ki Ulaştırma Bakanı… Yerinde yok, konuyla ilgisi olmayan Aile ve Sosyal Politikalar Bakanımız Hükûmet adına burada.

Değerli arkadaşlar, bu madde otoyolların işletme hakkının devredilmesini imtiyaz kapsamından çıkarmakta ve yapılan sözleşmelerin özel hukuka tabi olacağını belirtmektedir. Bu, Anayasa’ya aykırı bir uygulamadır çünkü söz konusu olan bir devir sözleşmesidir, söz konusu olan kamu hizmetidir. Kamu hizmeti de ancak ve ancak imtiyaz sözleşmeleriyle devredilebilir. Sözleşmenin adını değiştirmiş olmanız özünü değiştirme anlamına gelmez.

Değerli arkadaşlar, biliyorsunuz bundan birkaç ay önce Koç-UEM-Ülker ortaklığının köprü ve otoyollar ihalesini 5,7 milyar dolara almasından sonra Başbakan o günlerde “5,7 milyar dolara bu ihaleyi teslim edersek vatan haini oluruz.” demişti. Şimdi, bu tasarıdan ve bu düzenlemeden anlıyorum ki Başbakan konuyu karartıyor çok açıkça.

Esasında, “5,7 milyar dolara ucuz gitti.” anlamında mesaj veriyor ama gerçek söylemi gizliyor. Gizlediği şu: Biraz evvel söylediğim kamu hizmeti sunan kurumların devri, imtiyaz hakkı korunarak, imtiyazı kamuda kalma koşuluyla devredilebilir. Siz eğer imtiyaz hakkını ortadan kaldırırsanız ve bunu da mülkiyet devri şekline sokmak için özel hukuk hükümlerine tabi bir anonim şirket kurar, “Bu anonim şirket de son hisse satılıncaya kadar görevini yapacak.” derseniz, bu bir mülkiyet devridir. Kamu hizmetinin mülkiyet devri söz konusu olamaz. Köprülerin, yolların, vatandaş tarafından kullanıldığı açıktır. Bu bir yol hakkıdır. Yol hakkı kutsal bir haktır. Burada mülkiyet devrini gerçekleştirdiğinizde vatandaşın geçiş hakkını şahıslara teslim etmiş olursunuz, holdinglere teslim etmiş olursunuz, havuzunuza para akıtan müteahhitlere teslim etmiş olursunuz ki buna hakkınız ve yetkiniz yok. Bu Anayasa’ya aykırı hükmün mutlak düzeleceğini umuyorum.

Değerli arkadaşlar, gerçekten kurduğunuz şirket ibret verici bir şirket. Devlet bünyesinde, kamu bünyesinde bir şirket kurduk. E kuruyorsunuz, köprüdeki geçiş paralarını, biletleri şirket toplayacak. Peki, köprülerin, otoyolların gelirleri ona akacak. Bakımını kim yapacak yaptığınız düzenlemede? Kamu yapacak, Karayolları yapacak. Yani Türkiye’de belki en köklü, en eski kurumlardan biri, belki görevini en iyi yapan kurumlardan biri olan Karayolları bir tek para toplama işini yapamıyor da o hakkı, mülkiyet devri olacak şekilde şirkete devrediyorsunuz. Bu, doğrudan doğruya Karayollarının otoyolların üzerlerindeki tesislerine ve köprülere göz koymaktır, bunu da havuza para akıtan müteahhitlere aktarmak için “5,7 milyara verirsek vatan haini oluruz.” söyleminin altına gizleyerek bu satışı gerçekleştirmektir.

Değerli arkadaşlar, gerçekten eğer bunu özel hukuk hükümlerine tabi özelleştirirseniz tahkim yolu açık kalır. Geçmişte Uzanlara yapılan satıştan bu memleket çok çekti, uluslararası tahkimle uğraştı. Şimdi, eğer imtiyaz hakkı kamuda kalırsa ben vatandaş olarak bir zarar görürsem tazmin etmek için dava hakkım var ama imtiyaz hakkını kaldırır mülkiyet devrederseniz sadece zararımı isteme hakkım olabilir. Böyle bir satışı yapmaya hiç kimsenin hakkı ve yetkisi yoktur, Başbakanın da yoktur, AKP’nin de yoktur, buraya gelemedi, sevgili dostum, arkadaşım Sayın Bakan, onun da hakkı ve yetkisi olamaz. Bu hükmün, bu düzenlemenin mutlaka çıkması gerekir.

Bu konunun önemine iki muhalefet partisinin de gruplarının dikkatini çekiyor, bu maddenin düzenlemenin dışına alınmasını diliyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Çetin.

Mahiyeti aynı önergeleri oylarınıza sunuyorum…

İZZET ÇETİN (Ankara) – Karar yeter sayısı.

BAŞKAN – Tamam, arayacağım.

Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı yoktur.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

                                                                               Kapanma Saati: 16.36

DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 16.51

BAŞKAN: Başkan Vekili Meral AKŞENER

KÂTİP ÜYELER: İsmail KAŞDEMİR (Çanakkale), Bayram ÖZÇELİK (Burdur)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 58’inci Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

110’uncu madde üzerindeki, maddenin tasarıdan çıkarılmasına ilişkin üç önergenin oylamasında karar yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi önergeleri yeniden oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım. Arkadaşlar, sayar mısınız?

Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Karar yeter sayısı vardır.

524 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Komisyon ve Hükûmet burada.

110’uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Madde 111’de üç adet önerge vardır. Sırasıyla okutup işleme alıyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 524 sıra sayılı kanun teklifinin 111’inci maddesi ile 6015 sayılı Devlet Desteklerinin İzlenmesi ve Denetlenmesi Hakkında Kanuna yapılması öngörülen ek maddenin ikinci fıkrasında yer alan “Devlet Destekleri Bilgi Sistemine aktarırlar” ibaresinden sonra gelmek üzere “Bu bilgiler üç aylık periyotlar halinde Resmi Gazete aracılığıyla kamuoyuna duyurulur.” cümlesinin eklenmesini arz ve talep ederiz.

                Pervin Buldan                      İdris Baluken                Adil Zozani

                       Iğdır                                  Bingöl                        Hakkâri

                   Sırrı Sakık                 Abdullah Levent Tüzel

                        Muş                                 İstanbul

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 524 sıra sayılı kanun tasarısının çerçeve 111 inci maddesinde geçen “Bu tarihi birer yıllık sürelerle iki defa ertelemeye Bakanlar Kurulu yetkilidir.” cümlesinin madde metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

      Erkan Akçay                     Mustafa Kalaycı           Ruhsar Demirel

          Manisa                                Konya                       Eskişehir

         Alim Işık                           Emin Çınar               Mehmet Günal

         Kütahya                            Kastamonu                    Antalya

Yusuf Halaçoğlu

          Kayseri

BAŞKAN – Şimdiki önergeyi okutup işleme alacağım.

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Kanun Tasarısının 111. maddesindeki “31.12.2014” tarihinin “30.06.2014” tarihine çekilerek madde sonundaki “Bu tarihi birer yıllık sürelerle iki defa ertelemeye Bakanlar Kurulu yetkilidir.” ifadesinin metinden çıkartılmasını arz ederiz.

Ferit Mevlüt Aslanoğlu               Haydar Akar            Ramazan Kerim Özkan

             İstanbul                          Kocaeli                           Burdur

      Hasan Ören                  Dilek Akagün Yılmaz

          Manisa                                 Uşak

BAŞKAN – Komisyon katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MEHMET YÜKSEL (Denizli) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

BAŞBAKAN YARDIMCISI EMRULLAH İŞLER (Ankara) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Seçer, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

VAHAP SEÇER (Mersin) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 524 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 111’inci maddesinde verdiğimiz önerge hakkında söz aldım.

Şimdi, bir torba yasayı bitiriyoruz bugün inşallah ama hiç merak etmeyin Plan ve Bütçede ikinci bir torba yasa geliyor. Yine, 15 maddeyle başladık, şu anda 47 ya da 50’nci maddedeyiz. Herhâlde esas komisyonda bu tamamlanıncaya kadar 70-80 maddeyi bulur. Yine, böyle 30-40 ayrı kanunda ya da kanun hükmünde kararnamede değişikliklerle buraya huzurlarınıza gelir.

Verdiğimiz önergenin sebebi, 111’inci maddede 6015 sayılı Devlet Desteklerinin İzlenmesi ve Denetlenmesi Hakkında Kanun’da bir ilave madde konuyor. Nedir bu maddenin içeriği? Bu maddenin içeriği şu: Biliyorsunuz, teşvikler var, destekler var ve bunu da çok farklı kurumlar aracılığıyla teşebbüslere veriyoruz. Burada, bu maddede diyoruz ki: “Bunu, Hazine Müsteşarlığında bir veri tabanı oluşturalım, bu dağınıklığı giderelim ve bu destek ve teşvikleri bir çatı altında toplayalım, buradan izleyelim, buradan denetleyelim.” İyi, güzel, buraya kadar güzel. Bugüne kadar aklınız neredeydi, şimdi mi aklınız başınıza geldi? Onu rezerv koyuyorum bir kenara.

Burada diyor ki: “İzlemeyle ilgili yönetmelikler üç ay içerisinde yürürlüğe girsin ancak denetlemeyle ilgili ve bildirimle ilgili yönetmelikler de 30/12/2014 tarihine kadar yürürlüğe girsin.” Biz de diyoruz: Hayır, bunu kısaltalım, bu süreyi. Özellikle 30/12 tarihini 30/6 tarihine çekelim, zaten gecikilmiş bir mesele bu, geç alınmış bir karar, geç yapılmış bir düzenleme, bunu daha fazla ötelemenin hiçbir gereği yok. Niçin bunu istiyoruz? Çok değişik arızalar çıkartıyor bu, başımıza çok işler açıyor. Bu iş -biliyorsunuz- bir anlamda siz bu teşebbüslere mali destek sağlıyorsunuz, işin içinde para var. 26 ayrı kurumla bu işi yapıyorsunuz. Bakın, Ekonomi Bakanlığının Teşvik Uygulama ve Yabancı Sermaye Genel Müdürlüğü de bu işi yapıyor, Ekonomi Bakanlığının İhracat Genel Müdürlüğü de ya da Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı bu işi yapıyor ama buna bağlı olarak Tarım ve Kırsal Kalkınmayı Destekleme Kurumu Başkanlığı da. Bunu çoğaltabiliriz, Ulaştırma Bakanlığı, Gümrük ve Ticaret Bakanlığı, Kültür ve Turizm Bakanlığı, Bilim, Sanayi, Teknoloji Bakanlığı vesaire vesaire. 26 kurum, ayrı ayrı, bu destekleri, teşvikleri veriyor, izlemeleri yapıyor, denetlemeleri yapıyor. Bunları bir an önce bir çatı altına toplamamız lazım. Niçin? Bu konuda, bunların… Bu meseleler yolsuzluklara açık meseleler.

Bakınız, geçen haziran ayında, 2013 yılının Haziran ayında, yine böyle bir torba yasa görüşmeleri sırasında bir kanun geçti. Neydi o kanun? Tarımsal desteklemelerle ilgili… 2006 yılından bu yana, 2006 yılı önemlidir tarım sektöründe çünkü Tarım Kanunu çıkmıştı, önemli bir kanundu. O günden bugüne, tarımsal desteklerde belirli yolsuzluk yapılmıştı. Ne yapılmıştı? Tarımsal üretim yapan çiftçi sahte belge düzenlemiş ya da ürününü sattığı firma sahte belge düzenlemiş, gelmiş, haklı olarak destek talebinde bulunmuş ama düzenlediği evrakların sahte olduğu anlaşılınca bu insanlara bu destekleme primleri ya da teşvikler verilmemiş ve biz geriye dönük bir düzenleme yaptık -haklıdır haksızdır- bu mağduriyetleri gidermek için 102 trilyon lirayı devletin hazinesinden verdik. Yazıktır, günahtır. O verilen 102 trilyon lira haklı mıydı, haksız mıydı; hâlâ, bugün, benim vicdanım rahat değil. Farklı kurumlar çatısı altında farklı teşvikler, farklı destekler, mükerrer birtakım ödemeler… Bu, yazıktır, günahtır, tüyü bitmemiş yetimin hakkıdır, topladığımız vergilerden Türkiye ekonomisi kalkınsın diye özel teşebbüse verdiğimiz teşviklerdir, desteklerdir. Bunun bu şekilde zapturapt altına alınması lazım ve bir an önce düzenlenecek olan yönetmeliklerin de yürürlüğe girmesi lazım.

Önergemize destek vereceğinizi umut ediyor, hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Seçer.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 524 sıra sayılı kanun tasarısının çerçeve 111 inci maddesinde geçen “Bu tarihi birer yıllık sürelerle iki defa ertelemeye Bakanlar Kurulu yetkilidir.” cümlesinin madde metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                                                      Erkan Akçay (Manisa) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon, katılıyor musunuz?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MEHMET YÜKSEL (Denizli) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANI AYŞENUR İSLAM (Sakarya) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Sayın Ayhan, buyurunuz.

EMİN HALUK AYHAN (Denizli) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; önergeyle görüşülmekte olan 524 sıra sayılı Kanun Tasarısının çerçeve 111’inci maddesinde geçen “Bu tarihi birer yıllık sürelerle iki defa ertelemeye Bakanlar Kurulu yetkilidir.” cümlesinin madde metninden çıkarılmasını teklif ediyoruz. Gerekçemiz şu: Yönetmeliklerin çıkarılması için öngörülen sürelerin birer yıllık süre ile iki defa ertelenmesi konusunda Bakanlar Kuruluna verilen yetki maddeyi anlamsızlaştırıyor, hiçbir anlamı yok. Uygulama tarihi bize göre net olarak belirli olmalı.

Şimdi, 2010 yılında Devlet Desteklerinin İzlenmesi ve Denetlenmesine İlişkin Kanun’a ek madde ilave ediliyor. Bu madde ile… Ben, bu kanun tasarısı Plan Bütçe Komisyonunda görüşülürken, daha doğrusu, kanun tasarı hâlinde Plan Bütçe Komisyonunda 2010 yılında görüşülürken o Komisyonun üyesiydim ve bulundum. Eğer, bugün bunu buraya getiriyor ve bunu erteliyor iseniz -o günden bugüne zaten ertelediniz- ben Sayın Babacan’ın o günkü söylediklerini AKP Grubunun tutanaklardan okumasını tavsiye ediyorum. Ben utanırım şahsen!

Bunu, defalarca ileri, defalarca ileri… O gün Avrupa Birliği istiyor diye ne yapıyordunuz? Yapıyordunuz. Yapılması mümkün olmayan bir şeyi mi erteliyorsunuz, yoksa yapacaktınız, işin içinde başka bir hinlik var, onu göstermek mi istemiyorsunuz? Beceriksiz misiniz, kabiliyetsiz misiniz, 2010 yılından beri bu.

Şimdi, “Buraya bu maddeyi biz koyuyoruz, iki yıl ertelenmesinde Bakanlar Kuruluna yetki verilmesin, şimdi olsun.” diyorsunuz. Bunun zaten böyle olması lazım. Bunu değerlendirirken şunu ifade etmek istiyorum: AKP’de gerek kanun yapımında gerekse işin sistematiğe bağlanmasında bir ahenk yok. Önüme ne gelirse, hangi tasarıda gelirse, hangi torbada gelirse ben bunu yapabilir miyim, yapamaz mıyım, gerekli mi, gereksiz mi…

Şimdi, bu yetkiyi versek, iki yıl daha erteleseniz, sonra ne olacak, ne yapmayı düşürüyorsunuz?

Havuz problemini soruyoruz -Sayın Başbakan Yardımcısı burada- o havuzda konuşulanlar, millete küfredenler doğru mu değil mi, araştırdınız mı? Allah rızası için bir kere sordunuz mu? Bu devleti siz yönetiyorsunuz, bu millete küfrediliyorsa size de küfrediliyor demektir. Nasıl bunu içselleştiriyorsunuz?

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Sayın Vekilim, bize konuşun bize.

EMİN HALUK AYHAN (Devamla) – Böyle bir şey olabilir mi? Böyle bir şey olabilir mi?

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Karşınızda biz var.

EMİN HALUK AYHAN (Devamla) – Sayın Başbakan Yardımcısı Genel Kurul üyesi.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Genel Kurula konuşursanız…

EMİN HALUK AYHAN (Devamla) – Sizi hiç ilgilendirmez. Ben size gayet açık soruyorum, siz bunun doğru olup olmadığını biliyor musunuz? Diğer bakanlara da sordum, öğrenmek istiyorum tutumunuzu. Yalansa “Yalan.” deyin, millet onu öğrenmek istiyor, söyleyin.

ENGİN ALTAY (Sinop) – Sayın Vekil, o, temizlerden.

EMİN HALUK AYHAN (Devamla) – Şimdi, nereden bakarsanız bakın, eğer bu millete küfrü içinize sindiriyorsanız, bu milletten aldığınız meşruiyetin bir anlamı yok sizin açınızdan. Böyle bir şey olabilir mi?

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Kim, nerede küfretmiş, bana bir söyler misiniz?

EMİN HALUK AYHAN (Devamla) – Hiç duymadın mı Sayın Vekil? Duymadın mı?

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Söyler misin, bir duyayım. Sen söyle.

EMİN HALUK AYHAN (Devamla) – Her tarafta dolaşıyor, duymadın mı? Havuzdakiler, havuzdakiler.

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Kim ne kötü söz söylemişse…

EMİN HALUK AYHAN (Devamla) – “Yalan mı doğru mu?” diye soruyoruz. “Biliyor musun?” diye soruyoruz. İçine sindiriyor…

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Sor, ona sor.

EMİN HALUK AYHAN (Devamla) – Ona sordum zaten, ona sordum.

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Kim bu millete küfretmiş, nerede? Allah Allah!

EMİN HALUK AYHAN (Devamla) – Sizin arkadaşlar “Bize söyleyin.” dedi; al, size de söylüyorum, nasıl içinize sindiriyorsunuz? “Doğru mu yanlış mı?” diye soruyorum, yetkili burada.

Dün anlattım havuz problemini, eskiden alttan boşalırdı, şimdi boşalmıyor. Böyle bir şey olabilir mi? Bu millete saygı duymanız lazım, bu milleti siz idare ediyorsanız bu idare ettiğiniz millete edilen küfre de karşı çıkmanız lazım eğer o söylenilenler doğru değilse. O söylenilenlerin doğru, yanlış olduğunu bulmak sizin göreviniz.

Teşekkür ediyorum.

Saygılar sunuyorum Sayın Başkan. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Ayhan.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 524 sarı sayılı kanun teklifinin 111’inci maddesi ile 6015 sayılı Devlet Desteklerinin İzlenmesi ve Denetlenmesi Hakkında Kanuna yapılması öngörülen ek maddenin ikinci fıkrasında yer alan “Devlet Destekleri Bilgi Sistemine aktarırlar” ibaresinden sonra gelmek üzere “Bu bilgiler üç aylık periyotlar halinde Resmi Gazete aracılığıyla kamuoyuna duyurulur.” cümlesinin eklenmesini arz ve talep ederiz.

Pervin Buldan (Iğdır) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon katılıyor musunuz?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MEHMET YÜKSEL (Denizli) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANI AYŞENUR İSLAM (Sakarya) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Sayın Sakık, buyurunuz. (BDP sıralarından alkışlar)

SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.

Sevgili arkadaşlar, sizleri de selamlıyorum.

Biraz önce burada milletvekillerinin bir tartışması oldu, tutuklu milletvekilleriyle ilgili. Aslında bir yanlış tartışmanın içerisindeyiz. Yani burada Parlamento eğer gerçekten milletvekillerinin hukukunu koruyacaksa, sadece sahibi olanlar birbirini kollayıp, koruyacaksa, bunun adına hukuk demeyiz. Birçok milletvekili arkadaşımız, evet, uzun süre cezaevinde kaldılar, Anayasa Mahkemesinin kararı sonrası özgürlüklerine kavuştular. Yani gecikmiş bir adalet. Ama beş yıla yakın bir süre içerisinde, belediye başkanlarımız var, onlar içeride, halkın iradesiyle seçildiler. Batman Belediye Başkanımız milletvekillerinden daha fazla oy alarak, ama hâlâ içeride.

Eğer biz gerçekten bütün herkesin sığınabileceği bir hukuk istiyorsak, yeni bir anayasal düzenleme istiyorsak, herkesi kapsayabilmelidir. Sahipleri olanlar, sırtı kalın olanlar… Evet, burada milletvekilleri bir dayanışma içerisinde milletvekillerinin hukukunu koruyorlar. Peki, diğer arkadaşlarımızın hukukunu kim koruyacak? Burada büyük bir yanlışlık içerisinde olduğumuzu düşünüyoruz ve onun için, hepimizin, bu konuda, herkesin sığınabileceği bir hukuk, bir anayasal düzenlemeye ihtiyacımız var.

Sevgili arkadaşlar, aslında bu Parlamento miadını doldurdu. Bu tartışmalardan, bu konuşmalardan, son bir aydır görüyoruz, artık bir erken seçime doğru hızlı adımlarla ilerlediğimizi görüyoruz. Bu Parlamento acilen bunu yapmalıdır, bu Parlamento bu torba yasalarından bir an önce vazgeçmelidir. Havanın bu kadar kurşun gibi ağır olduğu, her gün bu kadar kavgaların buralarda hayat bulduğu bir alanda, bir Parlamentoda yasal düzenlemeler yapamazsınız.

Siz ne yapmalısınız? Alelacele bir konsensüs sağlanmalıdır. Yani yolsuzluklar yargının işidir ama bu Parlamento yeniden bir güven tazelemek zorundadır. Ne yapmalısınız? Mevcut olan Siyasi Partiler Yasası ve Seçim Kanunu’nu derhâl değiştirmelisiniz, yüzde 10’luk barajı derhâl ortadan kaldırmalısınız, hazine barajını derhâl ortadan kaldırmalısınız ve siz halka gideceksiniz, yeni bir parlamento oluşacaktır.

Bakın, yıl 1987, rahmetli Özal Başbakan. O dönemde siyasi parti aktörlerinden birçoğu siyaset yasağındaydı ve bir re ferandum yapıldı 6 Eylülde. Sandıklar açılmadan Rahmetli Özal çıktı, bir açıklama yaptı: “Erken seçime gidiyoruz.” Şimdi bizim de iktidara çağrımızdır: Türkiye bu süreci eğer kazasız, belasız bir şekilde atlatmak istiyorsa, gerçekten bu Parlamento hukukun ve huzurun ülkesini yaratacaksa derhâl çıkıp bir erken seçim kararını siz de 30 Mart akşamı alacaksınız. Eminim ki halkımız bu konuda mesajı size verecektir.

Parlamentonun yeniden güven tazelemesi için erken bir seçim kaçınılmazdır. Daha önce Halkların Demokratik Partisi bu konuda çağrı yapmıştı, biz de buna inanıyoruz. Türkiye’nin buna ihtiyacı vardır. Bu tabloyla burada siyaset yapılmayacağını en çok AKP’li arkadaşlarımız görmelidirler. Çünkü, her buraya çıkan yolsuzluk ve hukuksuzluklardan bahsediyor ve bunun yolu da halka gitmektir. Yani yolsuzlukların biz sandıkta aklanacağını söylemiyoruz, yolsuzluklar yargının işidir ama Parlamentonun yeniden kan tazelemesi de sandığın işidir, halkın işidir. Bu konuda biz hazır olduğumuzu söylüyoruz ve bu Siyasi Partiler Yasası ve Seçim Kanunu derhâl değiştirip yeni bir erken seçime gidip Türkiye’yi ancak bu kaostan, bu yaşanan sıkıntılardan bu koşullarda kotarabileceğimizi umut ediyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

 

Madde 112’de üç adet önerge vardır, sırasıyla okutup işleme alıyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 524 sıra sayılı kanun tasarısının çerçeve 112 inci maddesinin eki (4) sayılı listede yer alan "Sosyolog" için ihdas edilen ve "500" olarak belirlenen serbest ve toplam kadro sayısının "700" şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                  Erkan Akçay                                  Mustafa Kalaycı                                Ruhsar Demirel

                      Manisa                                              Konya                                             Eskişehir

               Yusuf Halaçoğlu                                     Alim Işık                                         Emin Çınar

                      Kayseri                                            Kütahya                                          Kastamonu                   Mehmet Günal    Kemalettin Yılmaz

                      Antalya                                       Afyonkarahisar

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 524 sıra sayılı Kanun Tasarısının 112'nci maddesine ekli 4 sayılı listede yer alan sosyolog kadrolarına ilişkin "500" ibarelerinin "1000" olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

        Mehmet Akif Hamzaçebi                    Ferit Mevlüt Aslanoğlu                       Aydın Ağan Ayaydın

                     İstanbul                                            İstanbul                                            İstanbul

                   İzzet Çetin                                   Süleyman Çelebi                                   Musa Çam

                      Ankara                                             İstanbul                                               İzmir

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 524 Sıra Sayılı Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının 112 inci maddesine aşağıda yer alan fıkranın eklenmesini arz ve teklif ederiz.

                Mustafa Elitaş                            Mehmet Doğan Kubat                            Necdet Ünüvar

                      Kayseri                                             İstanbul                                              Adana

                  Yılmaz Tunç                                   Tülay Kaynarca                                    Salih Koca

                       Bartın                                              İstanbul                                           Eskişehir

                   İdris Şahin                                       Oya Eronat                                    Bayram Özçelik

                      Çankırı                                           Diyarbakır                                            Burdur

"190 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye ekli (I) sayılı cetvelin kurumlara ait bölümleri ile diğer ilgili mevzuatta yer alan Programcı ve Çözümleyici unvanlı kadroların sınıfı Teknik Hizmetler Sınıfı olarak değiştirilmiştir."

BAŞKAN – Komisyon, katılıyor musunuz?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MEHMET YÜKSEL (Denizli) – Takdire bırakıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANI AYŞENUR İSLAM (Sakarya) – Katılıyoruz.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Gerekçe okunsun.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

657 sayılı Devlet Memurları Kanunu açısından unvanları teknik hizmetler sınıfına dahil edilen Programcı ve Çözümleyicilerin, 190 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile diğer mevzuatta Genel İdare Hizmetleri olan hizmet sınıflarının Teknik Hizmetler Sınıfı olarak değiştirilmesi amaçlanmaktadır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 524 sıra sayılı Kanun Tasarısının 112'nci maddesine ekli 4 sayılı listede yer alan sosyolog kadrolarına ilişkin "500" ibarelerinin "1000" olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                   Ferit Mevlüt Aslanoğlu (İstanbul) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon, katılıyor musunuz?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MEHMET YÜKSEL (Denizli) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANI AYŞENUR İSLAM (Sakarya) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Sayın Hamzaçebi, buyurunuz. (CHP sıralarından alkışlar)

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu önerge ile Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının almakta olduğu 500 sosyolog kadrosunun bine çıkarılmasını teklif ediyoruz. Hükûmetin sosyolojinin, sosyologların önemini fark etmiş olmasını önemsiyorum ama ihdas edilmek istenen 500 kadro sayısı son derece yetersizdir. Bu sayının bine çıkarılması çok daha uygun olacaktır. O nedenle, Sayın Bakanın “Önergeye katılmıyoruz.” yönündeki değerlendirmesini bir kez daha değerlendirmek üzere kendisini düşünmeye davet ediyorum.

Değerli milletvekilleri, küreselleşme çağındayız. Küreselleşme, sınıfları kitlelere, kitleleri de sessiz çoğunluğa dönüştüren bir süreçtir. Küreselleşmenin hayatı kolaylaştıran yanları vardır. Yine “küreselleşme” dediğimiz, bunu tetikleyen süreç olan bilgi ve iletişim teknolojilerindeki gelişmenin yereli küresele taşıyan, toplumları birbirine yaklaştıran, çeşitli toplumlara mensup bireyler arasındaki sınırları kaldıran, bireyleri birbirlerine yaklaştıran ve toplumsaldaki bağların çözülmesine yol açan etkileri vardır. “Küreselleşme” dediğimiz kavram sadece mallarla sermayenin coğrafi sınır tanımaksızın dolaşması değil, kültürler arasındaki, toplumlar arasındaki, bireyler arasındaki sınırların da kalkmasıdır. Böyle bir sürecin içerisindeyiz. Böyle bir süreç tüm toplumları etkiliyor. “Toplumsal” dediğimiz kavram, “toplum” dediğimiz kavram bu etkilenmeden payını alıyor ve sınırlar ne kadar kalkarsa toplumlar, bireyler birbirlerine ne kadar yaklaşırsa toplumsal da o kadar çözülmeye başlıyor. Artık ulusal ekonomilerin menfaatleri, yararları yanında en az onun kadar bireyin, insanın menfaatleri ve yararları da öne çıkmış durumda.

Küreselleşmenin topluma, toplumsala yaptığı bu etki hayatımıza, toplumumuza çok büyük ölçüde yansıyor; bunun etkilerini yaşıyoruz. Artık bilgi ve iletişim teknolojilerinin gelmiş olduğu seviye, sınıflar arasındaki farklılıkları, sınıflar arasındaki katı duvarları kaldırmış durumda. Artık tek tek “bir avukat, bir doktor, bir esnaf, bir işçi, bir fabrika çalışanı, bir büro çalışanı, bir sanayici” dediğimiz kişiler bir sınıfa mensup değil, artık bunların hepsi birlikte bir kitleyi oluşturuyor.

Eskiden sınıflar vardı. Sosyal sınıflar arasındaki farklılıklar sınıf çatışmalarını yaratıyordu ve sınıf çatışmalarından toplum doğuyordu. Bugün “sosyal sınıflar” dediğimiz kavram o kadar güçlü değil. Sınıflar arasındaki farklılıkların azalması, geçişkenliğin artması sınıflar arasındaki çatışmayı da kaldırmış durumda. Artık televizyon ve İnternet’in karşısında pasif konumda duran bireyler var ve bunlar bir sınıfın ötesinde bir kitleye dönüşmüş durumda. Kitlenin ötesinde bunları “sessiz çoğunluk” olarak isimlendirebiliriz. İşte, bu sessiz çoğunluğun ne düşündüğü, ne yaptığı demokrasilerin en büyük sorunudur.

Kalabalıkları, kitleleri topluma dönüştüren siyasettir. İşte, kalabalıklarla, kitlelerle siyaset arasındaki bu süreci izleyecek olan da sosyolojidir, sosyologlardır.

İlk kez, Türkiye’de Haziran 2013’te yaşadığımız Gezi olayları bize sosyolojinin ve sosyologların önemini göstermiştir. Sosyologlar olmadan bu kitlesel olayları analiz edemeyeceğimiz ortaya çıkmıştır, sosyologlara kulak vermenin gerekli olduğu ortaya çıkmıştır. Evet, o nedenle sosyologları önemsiyoruz, sosyolojiyi önemsiyoruz. Sorunları çözebilmek için, sosyal sorunları çözebilmek için yönetimlerin sosyologlara kulak vermesi gerektiğini düşünüyoruz.

O nedenle, sayın milletvekilleri, hepinize bu önergeyle ilgili bir kez daha düşünmenizi öneriyorum. Yaptığımız, 500 sosyolog kadrosunun bine çıkarılmasıdır, bir mütevazı adımdır, bütçeler bu kadar kadro artışını karşılayabilecek düzeydedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Önergemizi takdirinize sunuyor, hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Hamzaçebi.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 524 sıra sayılı kanun tasarısının çerçeve 112 inci maddesinin eki (4) sayılı listede yer alan “Sosyolog” için ihdas edilen ve “500” olarak belirlenen serbest ve toplam kadro sayısının “700” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Kemalettin Yılmaz (Afyonkarahisar) ve arkadaşları

BAŞKAN – Sayın Komisyon, katılıyor musunuz?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MEHMET YÜKSEL (Denizli) – Sayın Başkanım, katılmıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet?

AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANI AYŞENUR İSLAM (Sakarya) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Sayın Yılmaz, buyurunuz. (MHP sıralarından alkışlar)

KEMALETTİN YILMAZ (Afyonkarahisar) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 524 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 112’nci maddesi üzerinde söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygılarımla selamlıyorum.

İlgili madde ile Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığına sosyal çalışmacı, psikolog, çocuk gelişimcisi, sosyolog ve öğretmen kadrolarının ihdası istenmektedir. Buna bir itirazımız yoktur. Zaten Bakanlığın bütün kurumlarında çok sık şekilde personel sıkıntısından kaynaklanan olumsuzluklar ve hizmet aksamaları basın kuruluşlarına da zaman zaman yansıyor. Binlerce sosyolog, psikolog, hatta sosyal çalışmacı, çocuk gelişimcisi ve öğretmen işsiz gezerken atanacak olan 2.162 kişi ne Bakanlığın sorununu çözecektir ne de bu mesleklerden istihdam edilecek insanlarımızın sorununu çözecektir.

Ülkede en büyük sosyal yara olan işsizlikle de mücadele etmesi gereken kurum, mutlaka akılcı bir istihdam politikası geliştirerek bütün bakanlık kurumlarında, kuruluşlarında temizlik ve yemek işinden tutan da temel kadrolar olan sosyolog, psikolog ihtiyacına kadar bütün personel ihtiyacını acilen gidermelidir. Zira, hizmet aksamaları telafisi mümkün olmayan olaylara, yaralara sebep olmaktadır. En yakınımızda, seçim bölgem olan Afyon’da, geçtiğimiz günlerde, yurtta kalan ve yurt gözetimine verilen kız çocuklarını fuhuş ve madde bağımlılığına sürükleyenlerle ilgili bir operasyon gerçekleştirildi, bu basına da yansıdı. Konuyla ilgili, il müdürümüzün açıklaması dehşet verici, ancak ilimizin Valisinin açıklaması ise her zamanki gibi sorumsuzluk örneği bir açıklama. İl müdürümüz, yapılan fuhuş operasyonunun kurumda çalışanlarla alakasının olmadığını söylüyor, ancak mağdurelerin ifadelerinde göze çarpan husus, temizlik ve yemek şirketinin taşeron personelinin kız çocuklarına taciz ve ahlaksız teklifleri; ifadelerinde yer alıyor.

Sayın  müdür göreve geldiği bir yıl içinde 30 kişinin tutuklandığını belirtiyor; olaya adı karışan kız çocuklarının ise madde bağımlısı olduğunu, kolluk kuvvetleri vasıtasıyla koruma altına alınan kız çocukları olduğunu, yurttan kaçarak tekrar bu olayların mağdureleri olmaya devam ettiklerini söylüyor. Sayın  Bakan, sizin il müdürünüz kolluk kuvvetlerinin getirdiği bu kızların kendilerine emanet olduğunu unutuyor galiba. Yurtta sürekli kalan çocuk da olsa kolluk kuvvetlerinin korumasında olan çocuklar da olsa onları korumak devletin birinci vazifesidir. Bağımlılıklarıyla gerekli tedaviyi yapmak, yaptırmak en önemli göreviniz, “Tekrar kaçıyorlar.” demeniz ise bu kurumlarda kalan çocuklarımızın güvende olmadığını âdeta itiraf etmektir. Personel eksikse sorumlusu Bakanımız, göndersin, atama yapsın. Taşeron çalışanlar bu işlere teşebbüs ediyorsa denetlemek, kontrol etmek yine sizin vazifeniz. Anladım, müdür savunma yapıyor ancak gaflarıyla basında ilimizin adını manşetlerden düşürmeyen valimizin yaptığı açıklama ise çok daha büyük bir skandal. Valimiz çıkıyor “Taciz olayı abartıldı; abartıldığı gibi 30-40 kişi yok, 3 kızımız istismar edilmiş.” diyor, bu açıklaması da ertesi gün tabii ki manşetlerde. Sayın il müdürü, ilimizin sayın valisi, Sayın Bakan; değil 3, 1 kızımız dahi bu iğrençliklere maruz kalıyorsa ve sizler bu işin sorumluları olarak bu işi hafifletmeye, sulandırmaya, önemsizleştirmeye kalkıyorsanız bunun vebalini kimse ödeyemez.

Sayın milletvekilleri, bu kürsüden de defalarca söyledim, Afyon’da da defalarca dile getirdim. Afyon’da boşaltılan bazı kamu binaları var, buraların adeta metruk hâle getirilip bağımlıların bu mekânları kullanmasını, bu mekânlarda fuhuş yapmasını sadece izleyen idareciler, bunların hesabını önce bu dünyada sonra da –inanıyorsak- öbür dünyada vereceklerdir. Ben ilimin adını, ülkemin adını bu tür nahoş olaylarla duyurmak, duymak istemiyorum. Lütfen, Afyon’da da ülkemizin genelinde de bu sorunu kökten çözün. Kadro ise kadro, personel ise personel, kaç kişi lazımsa alalım; yetki elinizde. Yeter ki bu kanayan sosyal yarayı gelin hep beraber tedavi edelim.

Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. 

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Yılmaz. (MHP sıralarından alkışlar)

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Madde 113’te üç adet önerge vardır, sırasıyla okutup işleme alıyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 524 sıra sayılı Kanun Tasarısının 113’üncü maddesinde yer alan “eklenmiştir.” ibaresinin “dahil edilmiştir.” şeklinde değiştirilmesini arz ve talep ederiz.

                 İdris Baluken                                   Pervin Buldan                                     Adil Zozani

                       Bingöl                                                Iğdır                                               Hakkâri

                    Erol Dora                                         Sırrı Sakık

                      Mardin                                                Muş

 

T. Büyük Millet Meclisi Başkanlığı’na

Görüşülmekte olan yasa tasarısının 113. maddesine bağlı Ekli (5) sayılı liste’de yer alan Daire Başkanı sayısının (15) olmasını arz ederiz.

          Ferit Mevlüt Aslanoğlu                         Uğur Bayraktutan                               Haluk Eyidoğan

                     İstanbul                                              Artvin                                              İstanbul

                 Doğan Şafak                                  Namık Havutça                                    Levent Gök

                       Niğde                                             Balıkesir                                             Ankara

 

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 524 sıra sayılı kanun tasarısının çerçeve 113 üncü maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                  Erkan Akçay                                  Mustafa Kalaycı                                Ruhsar Demirel

                      Manisa                                              Konya                                             Eskişehir

               Yusuf Halaçoğlu                                     Alim Işık                                         Emin Çınar

                      Kayseri                                            Kütahya                                          Kastamonu

                Mehmet Günal                               Kemalettin Yılmaz

                      Antalya                                       Afyonkarahisar

“MADDE 113 – Ekli (5) sayılı listede yer alan kadrolar ihdas edilerek 190 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin eki (I) sayılı cetvelin Sosyal Güvenlik Kurumu Bölümüne eklenmiştir.”

BAŞKAN – Komisyon katılıyor musunuz?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MEHMET YÜKSEL (Denizli) – Sayın Başkanım, katılmıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet?

AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANI AYŞENUR İSLAM (Sakarya) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Sayın Yılmaz, siz mi konuşacaksınız önergede?

KEMALETTİN YILMAZ (Afyonkarahisar) – Evet Sayın Başkan.

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Yılmaz. (MHP sıralarından alkışlar)

KEMALETTİN YILMAZ (Afyonkarahisar) – Teşekkürler Sayın Başkanım.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 524 sıra sayılı Kanun Tasarının 113’üncü maddesi üzerine verdiğimiz önergeyle ilgili söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi tekrar saygılarımla selamlıyorum.

İlgili madde, Sosyal Güvenlik Kurumuna genel müdür yardımcısı ve daire başkanı ihdası içeriyor. Maşallah, Sosyal Güvenlik Kurumunda her sorun çözüldü, iş 20 tane makam vermekle çözülecek gibi bir liste yapılmış. 8 genel müdür yardımcısı, 12 daire başkanıyla bütün Sosyal Güvenlik Kurumunun sorunları halledilecekse hiç beklemeyin, buyurun, atayın. Ancak atanmasını istediğiniz personeli sırf bazı yandaşlara kadro imkânı olsun diye düşünüyorsanız gerçekten çok yazık, inanın ki üzülerek izliyoruz. Sosyal Güvenlik Kurumu mutlaka kendini gözden geçirmelidir. 

Şahsen ilimden dün bir telefon aldım, yaşlı bir teyze aradı. Eşi otuz yıl bu devlete memur olarak hizmet vermiş, prim ödemiş, rahatsızlanmış; Allah rahmet eylesin, üç ay önce de vefat etmiş. Ancak üç ay geçmiş, hâlâ hanımefendiye maaş bağlanmamış. Yetkili ve ilgililerin de bigâne kaldıklarının farkındayız.

Yine, bir vatandaşımız bir başvuru yapmış yurt dışı borçlanmasıyla ilgili. İnanın üç buçuk ay geçmiş, hâlâ bir haber yok.

Başka bir vatandaş yurt dışında tedavi olmak için başvurmuş ama maalesef iki buçuk ay olmuş hâlâ bir olumlu yanıt alamamış. Bu teknoloji çağında bu tür sıkıntıları yaşamak gerçekten ülkemize hiç ama hiç yakışmıyor değerli kardeşlerim. Bunlarla ilgilenecek olursanız, ben ilgililerin isimlerini ve mağdur olan insanlarımızın adreslerini ve telefonlarını da verebilirim.

Yine, büyük bir sıkıntı var değerli milletvekilleri. Engelli vatandaşlarımıza yapılan eziyetler de maalesef hat safhaya ulaşmıştır. Raporların oranları düşürülmekte, itirazlar aylarca cevapsız kalmakta, emeklilik ve tedavilerinde ciddi aksaklıklar ortaya çıkmaktadır. Kuruma bağlı hastaneler arasında farklı oranlarda raporlar çıkmakta, insanlar âdeta ne yapacaklarını şaşırmaktadırlar.

Yine, AKP Hükûmetinin istismar ettiği, seçim kazanma aracı hâline getirdiği taşeron işçilerin kadro ve özlük haklarıyla ilgili, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı ayrı konuşuyor, Maliye Bakanı ayrı konuşuyor. Çeşitli ortamlarda bu insanlarımıza umut veriliyor, oyları ipotek altına alınmaya çalışılıyor. Sayın Bakan, lütfen, bu konuda açık açık “Size kadro vereceğiz.” veya “Vermeyeceğiz.” deyin de bu insanlarımız ya umut beslesinler ya da umutlarını yitirsinler. Ama, lütfen, sizler istismar etmeyin.

Değerli milletvekilleri, yine çeşitli yasalarla emeklileri yaş ve prim eksikliğine takılan vatandaşlarımız hepimizi Twitter’dan elektronik posta bombardımanına tutuyor, sorunlarını, sıkıntılarını aktarıyorlar. Buradan onlara sesleniyorum: Ne Twitter’larınızdan sizi okuyorlar, ne de elektronik postalardan sizin postalarınızı okuyorlar, ne de telefonlarınıza cevap veriyorlar. Siz hâlâ bunlara inanmaya devam edecek misiniz? Kesinlikle AKP’lilere elektronik posta yazmakla, telefon açmakla uğraşmayın; buyurun, lütfen, cevabınızı sandıkta verin. Bunların size olan duyarsızlığını AKP’yi sandığa gömerek gösterin ki kontrolsüz şımarmışlıklarının “Biz her şeyi biliriz.” havalarını bir an önce bırakmak zorunda kalsınlar, sizlerin çığlığına kulak versinler diyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Yılmaz.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

T. Büyük Millet Meclisi Başkanlığı’na

Görüşülmekte olan yasa tasarısının 113. maddesine bağlı Ekli (5) sayılı liste’de yer alan Daire Başkanı sayısının (15) olmasını arz ederiz.

                                                        Levent Gök (Ankara) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon katılıyor musunuz?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MEHMET YÜKSEL (Denizli) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANI AYŞENUR İSLAM (Sakarya) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Sayın Gök, buyurunuz. (CHP sıralarından alkışlar)

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 524 sayılı Yasa Tasarısı’nın 113’üncü maddesi üzerine verdiğim önerge üzerinde söz aldım. Hepinizi sevgiyle saygıyla selamlıyorum.

Aslında günlerdir konuşuluyor, aslında çok uzun zamandan beri konuşuluyor, “rüşvet” deniyor, “yolsuzluk” deniyor ama Hükûmet bir türlü üzerine almıyor.

Değerli AKP’li milletvekilleri, biz bu kürsüden konuşurken kime hitap ediyoruz? Bir yandan, bir paralel devlet çıkardınız, siz iktidarın hangi paydaşını oluşturuyorsunuz, iktidar içinde iktidar mısınız, iktidarın içinde muhalefet misiniz; bunu bir anlayalım. Çünkü işinize geldiği zaman iktidardasınız, her şeyi siz yapıyorsunuz, yolları yapıyorsunuz ama işinize gelmediği zaman, yolsuzluklarla burun buruna geldiğiniz zaman, suçüstü yakalandığınız zaman varsa yoksa paralel devlet, varsa yoksa komplo, varsa yoksa darbe. İşinize geldiği zaman, muhalefet hakkında çıkarılan, İnternet’e düşen sözlerde Başbakan hemen çıkacak miting meydanlarına “Neler neler ortaya çıkıyor, görüyorsunuz, her şey ortaya saçılıyor, pislikler ortaya çıkıyor.” diyecek ve devam edecek “Daha neler neler ortaya çıkacak, göreceksiniz. Çeteler, mafyalar, karanlık güçlerin faaliyetleri bir bir ortaya saçılıyor.” diyecek, Başbakanı o zaman alkışlayacaksınız ama cumhuriyet tarihinin en ağır yolsuzluğu ortaya çıktığı zaman ve şimdiye kadar gerçekleşmemiş boyutta birçok bakanı ilgilendiren, fezleke düzenlenen soruşturma dosyaları ortaya geldiği zaman; komplo. Var mı öyle? Bunu halk yutmuyor değerli arkadaşlarım.

Bakın, elimizde fezlekeler var, bütün “tape”ler ortada. Sizler bize şunu söyleyemezsiniz: Biz çünkü her zaman hukuktan yana olduk ama siz şimdi diyorsunuz ki: Gizlice dinlenmiş İnternet ortamına düşen sözler kimseyi bağlamaz. Bunu sizin söylemeye hakkınız yok çünkü ortaya saçıldığı zaman, her birini ortaya çıkartıp bizzat Başbakanınız, televizyon televizyon gezip anlattı, mitinglerde anlattı, o yüzden doğru düzgün olun. Siz nesiniz? İktidar mısınız, muhalefet misiniz?

Bir paralel devlet var öyle mi? Bakın, Binali Yıldırım diyor ki: “Yanlış işiniz, yasal olmayan işiniz yoksa dinlenmekten korkmayın.” Haksız mı Binali  Yıldırım? Haksız değil. O yüzden de iş adamları konuşmuş aralarında, ATV-Sabah iş birliğinde Binali Yıldırım onları para toplama işine davet ettiği zaman, bir tane iş adamı diğerine diyor ki değerli milletvekilleri: “Biz de keriz değiliz ya! Verilmesi gerekiyor ki veriyoruz o paraları. Yolda bulmuyoruz.” O müteahhit tabii ki keriz değil, 100 milyon dolar veriyorsa biliyor ki karşılığında 1 milyar dolarlık iş alacak. Öyle mi arkadaşlar? Öyle. Ötekisi de onu destekliyor, diyor ki: “Hakikaten iyi oldu, Allah’tan Binali ayakta, Binali kalırsa yaşadık.” Ne için yaşadılar? Kamu ihalelerini paylaşmak için yaşadılar. Şimdi, bunları halkımız biliyor.

Şimdi, siz karar vereceksiniz. Siz, yolsuzluklar sizin üzerinize geldiği anda Türkiye’yi âdeta bir muhaberat devletine dönüştürmek için her türlü yasayı dönüştürüyorsunuz. Kendinize gelince iyi, başkalarına gelince kötü. Yok öyle yaş dava. Bizler muhalefet olarak, Türkiye’deki tüyü bitmemiş yetimin hakkını arıyoruz, bu hakkımızı sonuna kadar arayacağız. Bu yolsuzluklardan kurtulmanız söz konusu değildir. Sizlerin burunlarınızdan fitil fitil getireceğiz. Suç ortağı olmayın, yolsuzluk olduğu zaman çıkın hesabını verin, gidin mahkemelerde yargılanın, hep beraber alkışlayalım. (CHP sıralarından alkışlar) Kaçmayın, kaçacak delik bulamayacaksınız, yolsuzlukların hesabını teker teker vereceksiniz. Olay bu kadar basittir. Siz yeter ki bizi, milleti aldatmayın. Şu anlama geliyor: Sizler on iki yıldır iktidardasınız, iktidarda olduğunuzu söylediniz. Şimdi kalkıp bir paralel devlet var... E, niye halkı kandırdınız kardeşim? On iki yıldır iktidardaysanız ve siz paralel devleti keşfetmemişseniz yuh olsun size. Zaten sizden iktidar da olmaz, iktidar da çıkmaz ama kamu kaynaklarını paylaşmada çok maharetlisiniz, çok da iktidar sahibisiniz.

Şimdi, yolsuzluklar ortaya dökülmüş, “tape”ler ortaya dökülmüş, bundan kurtuluş yok. 30 Martta halkımız sizlere dünyanın kaç bucak olduğunu gösterecek diyor, hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Gök.

Bu “hepiniz”in içinde herkes var, değil mi?

LEVENT GÖK (Ankara) – Herkes var, evet.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 524 sıra sayılı Kanun Tasarısının 113’üncü maddesinde yer alan “eklenmiştir.” ibaresinin “dahil edilmiştir.” şeklinde değiştirilmesini arz ve talep ederiz.

İdris Baluken (Bingöl) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MEHMET YÜKSEL (Denizli) – Sayın Başkanım, katılmıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet?

AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANI AYŞENUR İSLAM (Sakarya) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Sayın Baluken, buyurunuz.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Gerçi ben konuşmamı 112’nci madde üzerindeki sosyologların durumuyla ilgili yapmak istiyorum. Demin, teknik bir sorundan dolayı vermiş olduğumuz önerge sanırım işleme alınmadı. O nedenle, sosyologların mevcut sorunlarını bu maddede dile getirmeye çalışacağım.

Değerli milletvekilleri, sosyoloji mezunlarının yaşamış olduğu sorunları en yakından bilenlerden biriyim. Çünkü, benim eşim de sosyoloji bölümünden mezun oldu ve bütün o süreç boyunca hangi sıkıntıları yaşadığını çok iyi biliyorum.

Şu anda Türkiye’de 40 binin üzerinde işsiz sosyolog var. Sadece aslında sosyologlar için değil, fen-edebiyat fakültesi mezunlarının tamamı için şu anda böyle bir sıkıntı söz konusu. Bakın, fen-edebiyat fakültesi mezununun işe girmesi için KPSS’den genellikle 90 ve üzeri bir puan alması gerekiyor. Ben iddia ediyorum, şu anda Kabinedeki bütün bakanları ve bu Meclisteki 550 milletvekilini KPSS sınavına koyalım, eğer 50’nin üzerinde not alan 10 kişi çıkarsa o zaman diyelim ki “Ya, bu fen-edebiyat fakültesi mezunlarına bu şartı dayatalım.” Ama kendimiz için, genel olarak bu tarz şeylerde uygulamadığımız kriterleri getirip üniversite mezunlarına işsizliği dayatacak bir zulümle buralarda geçirmeye çalışırsak orada sorun yaratmış oluruz.

Bakın, bu, fen-edebiyat fakültesi mezunlarının iş alanlarına baktığımızda da çoğunlukla pedagojik formasyon alıp öğretmenlik yapma yoluna başvuruyorlar. Şimdi, normalde bir sosyoloji fakültesinden mezun olan birisi, aslında, felsefe grubu öğretmenliğini rahat yapabilecek bir donanıma sahip olmasına rağmen biz yine illaki pedagojik formasyon şartını onların önüne getiriyoruz. Bu şekilde sıkıntı yaşayan, intiharın eşiğine gelen, işsiz kalmış binlerce sosyoloğun durumuyla ilgili, fen-edebiyat fakültesi mezunlarıyla ilgili bir düzenlemenin mutlaka yapılması gerekiyor. Gerçi, verilen önergelerde kadro sayılarının 500’den 1.000’e çıkarılması yönünde tekliflere bizler de destek verdik ama iktidar partisi niye bu tekliflere destek vermedi, doğrusu anlayabilmiş değiliz.

Bizim görüşümüze göre, sadece Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı bünyesinde değil her bakanlığın bünyesinde mutlaka sosyologların istihdam edilmesi gerekiyor. Çünkü Türkiye’de toplumsal yapıdan siyaset hayatına kadar, tamamen bir travma süreciyle büyük bir boşluğa düşmüş bir sosyal dokuyla karşı karşıyayız. Bu sosyal dokuyu çözmeden, bunun analizini yapmadan Türkiye’de sağlıklı bir toplumu yaratmak mümkün değildir düşüncesindeyiz. Siyasetin, toplumun ve tarihin sosyolojisini yapmadan güncelin sağlıklı nesillerini yaratmak mümkün değildir düşüncesindeyiz.

Buradan ben fen-edebiyat fakültelerinin akademik kadrolarına da seslenmek istiyorum. Bu durumu, aslında, en başta onların kabul etmemesi gerekiyor. Sosyoloji kürsülerinde ders veren hocaların, kürsü başkanlarının en başta, bu Meclisin kapılarına dayanmaları gerekiyor. Verdikleri her mezun bir işsiz olarak eğer çok büyük sıkıntılarla yüz yüze geliyorsa bu akademik kadroların, o koltukları işgal eden öğretim görevlilerinin de bunu kendi sorunları olarak görmesi ve kendi mezun ettikleri öğrencilerin hakkını Meclis kapısında da savunmaları gerekiyor.

Barış ve Demokrasi Partisi olarak bizler hem sosyologların hem de fen-edebiyat fakültesi mezunlarının istihdamına yönelik, bütün bakanlıklar bünyesinde istihdamına yönelik Meclis gündemine araştırma önergelerini getirmeye devam edeceğiz, soru önergeleriyle konuyu takip etmeye devam edeceğiz. Bu konuda da hem Hükûmetten hem diğer siyasi partilerden de duyarlılık beklediğimizi ifade ediyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Baluken.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Madde 114’te aynı mahiyette üç önerge vardır, okutacağım ve birlikte işleme alacağım. Talepleri hâlinde önerge sahiplerine ayrı ayrı söz vereceğim veya gerekçelerini okutacağım.

Şimdi, aynı mahiyetteki önergeleri okutuyorum:

 

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Kanun Tasarısının 114. Maddesinin metinden çıkartılmasını arz ederiz.

          Ferit Mevlüt Aslanoğlu                             Haydar Akar                             Ramazan Kerim Özkan

                     İstanbul                                            Kocaeli                                              Burdur

                  Hasan Ören                               Dilek Akagün Yılmaz

                      Manisa                                               Uşak

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 524 sıra sayılı Kanun Tasarısının 114’üncü maddesinin tasarı metninden çıkartılmasını arz ve talep ederiz.

                Pervin Buldan                                   İdris Baluken                                      Adil Zozani

                        Iğdır                                                Bingöl                                              Hakkâri

                   Sırrı Sakık                               Abdullah Levent Tüzel                            Hasip Kaplan

                        Muş                                               İstanbul                                              Şırnak

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 524 sıra sayılı kanun tasarısının çerçeve 114 üncü maddesinin Tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                  Erkan Akçay                                  Mustafa Kalaycı                                Ruhsar Demirel

                      Manisa                                              Konya                                             Eskişehir

               Yusuf Halaçoğlu                                   Emin Çınar                                     Mehmet Günal

                      Kayseri                                          Kastamonu                                          Antalya

                     Alim Işık                                         Celal Adan

                     Kütahya                                            İstanbul

BAŞKAN – Komisyon önergelere katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MEHMET YÜKSEL (Denizli) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANI AYŞENUR İSLAM     (Sakarya) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Baluken, kim konuşacak, siz mi?

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Ben konuşacağım.

BAŞKAN – Sayın Baluken, buyurunuz.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

“Dünyayı verelim çocuklara hiç değilse bir günlüğüne,

Allı pullu bir balon gibi, verelim oynasınlar,

Oynasınlar, türküler söyleyerek yıldızların arasında,

Dünyayı çocuklara verelim.” diyor Nazım Hikmet. Tabii, üstat, bu ülkedeki çocuklara reva görülen zulmü, reva görülen vicdansızlığı bilmesine rağmen çocuklara yönelik umudu yaşatmak için bu dizeleri kaleme alıyor. Maalesef bizler çocuklara dünyaları vermeyi hayal ederken bugünlerde çocukların ölüm haberlerini, hepimizin vicdanını yaralayan ölüm görüntülerini vicdanımızda kanayarak görmek zorunda kalıyoruz.

Bundan iki buçuk yıl önce Kübra bebek Samsun’da yaşamını yitirmişti, beslenme yetersizliğinden Kübra bebeğin yaşamını yitirdiği haberleri düşmüştü. Beslenme yetersizliği dediğimiz şey şudur: Bir bebek açlıktan ölmüştü. O dönem sizin burada, Meclis kürsüsünde yapmış olduğunuz konuşmalarda dünyanın 18’inci büyük ekonomisi olduğumuz söylemlerini dinliyorduk. Yine, Türkiye’nin hangi hızla, hangi güçlü hamleleri yaptığınızın konuşmalarını bu kürsüden dinliyorduk. O dönem muhtemeldir ki ayakkabı kutularının içleri doldurulmaya çalışılıyordu, hediyeler havada uçuşuyordu ama Kübra bebek, bu ülkede açlıktan ölüyordu, böyle bir utancın yaşandığı bir ülkeden bahsediyoruz.

Yine, bu ülkedeki çocuk ölümlerinin hangi düzeyde vicdanları kanattığını en iyi sizler biliyorsunuz çünkü vicdanlarınız körelmesin diye bu resimleri hep size getirmiştik. Katır sırtlarında parçalanmış cenazeleriyle çocuklara dünyaları değil ölümleri verdiniz ve sizin döneminizde oldu. Bu ölümlerin hesabını da vermediniz, katır sırtlarında paramparça edilmiş çocukların niçin bu ölümlere tabi tutulduğunu bu halka anlatmadınız. Ve şimdi, yine vicdanlarınız körelmesin diye bugün birkaç milletvekili bu resmi göstermişti, tekrar gösteriyorum. Van’da bir babanın yorgun sırtında bir çuvalın içerisindeki çocuğun cansız bedenini hepiniz görmelisiniz. Ne tesadüftür ki aynı gün de Başbakan Almanya’da “Anneler kızakların çekmesiyle doğumlara yetiştiriliyordu, şimdi paletli araçlarla. 17 ambulans helikopter, 4 jet ambulansımız var.” söyleminde bulunuyordu ama ülkenin içerisinde bulunduğu gerçek bir babanın kendi çocuğunu kendi sırtında, bir çuvalda cansız bedenini taşımasının ötesinde değildi. Muharrem Taş’ın kapalı olan yollardan dolayı, sağlık hizmetinin ulaşmamasından dolayı yaşamanı yitirmesini yine burada Genel Kurulun vicdanına sunuyoruz.

Özellikle, bu resimlerin burada geçiştirilmeyecek resimler olduğunu tekrar vurgulamak istiyoruz. Kübra bebeğin açlıktan ölmesi, Roboskili çocukların parçalanmış cenazeleri, Muharrem’in baba sırtındaki cansız bedeni, Ceylan’ın canlı bakan, hepimizin yüreğini dağlayan o parlak gözleri bu ülkenin maalesef ki gerçekleridir ve bu gerçekleri bu şekildeki torba kanunlarla çözemeyeceğimizi sanırım en iyi sizler biliyorsunuz.

Özellikle, her çocuk ölümünden sonra bu ülkedeki çocukların yaşam hakkını bu Meclisin tartışması gerektiğini her defasında ifade ettik, bugün de aynı şeyi ifade ediyoruz. Sokak ortasında infaz edilen bir çocuğun da yaşam hakkı yoktur, sağlık hizmeti gitmediği için  yaşamını yitiren bir çocuğun da yaşam güvencesi bu ülkede yoktur.  O nedenle, torba yasalarla bu Meclisin gündemini işgal edeceğinize bir an önce başta çocuklar olmak üzere bu ülkedeki gerçek gündemleri burada tartışmanızı öneriyoruz, istiyoruz, talep ediyoruz.

Bu duygularla genel kurulu saygıyla selamlıyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

İstanbul Milletvekili Sayın Celal Adan. (MHP sıralarından alkışlar)

Buyurunuz.

CELAL ADAN (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; günlerdir burada torba yasa adı altında Adalet ve Kalkınma Partisi Hükûmetinin önümüze koyduğu maddeleri tartışmaya devam ediyoruz fakat görüyoruz ki hazırlanan torba yasa memleket ve millet yararına değil, sadece AKP iktidarının hezeyanlarına hizmet etmektedir. Son günlerde burada konuştuğumuz her şey ölçüsüz bir paniğin, ölçüsüz bir ihtirasın, ölçüsüz bir hırsın ürünüdür. Türk demokrasi tarihinde, Türk siyasi tarihinde görülmemiş, duyulmamış olayları yaşamaya devam ediyoruz.

Değerli milletvekilleri, aranızda, geçmişteki siyasi partilerde politika yapan, hayatlarında bir kuruş gölge lekesi olmayan ciddi siyaset, devlet adamları var; Köksal Toptan var, bir sürü isim… Yani şu anda rastladığım için söylüyorum. Onurlu yaşamlarına, hayatlarına bir kuruşluk gölge getirmeyen çok değerli milletvekillerimiz var.

Değerli milletvekilleri, biraz evvel 3-5 arkadaş buradan geçerken kendilerini çağırdım, “Siz hırsız değilsiniz, siz pırıl pırıl Anadolu çocuklarısınız.” dedim. Ama hâkim denetiminde, hâkimden icazet alarak dinlemeler yapılmış ve bu dinlemelerde, geçmişte sabıkalı olduğunu bildiğimiz… Burada da zaman zaman dile getirdim ben, dedim ki “Şu anda uçağınızda bulunan bazı iş adamları geçmişte de bazı uçaklara inip bindiler, bunlara fazla güvenmeyin.”

Şimdi, bazı iş adamları 650 milyon doları vermişler. Beyler, 650 milyon dolar, para. Sigortası, vergisi ödenmiş bir paranın bize ait olduğunu söyleyebilmesi için bir iş adamının 6,5 milyar dolarlık, 10 milyar dolarlık bir ticaret yapması lazım. Bu 630 milyon doları verenlerin de sanık olması gerekir. Şimdi, İstanbul’da 10 milyona yakın insan servetini cebinde taşırken, hatta burada bir sürü milletvekili aylığını cetvelle ölçerken, hanımına, çocuklarına aldığı aylığı tevzi ederken, seçim bölgesine gidip yapacağı yatırımlarda 3-5 kuruşun hesabını yaparken 650 milyon doları okumaya çalışıyorum.

Bakınız, değerli milletvekilleri, hepinizle birlikte bir araya gelsek ve resmi okumak istesek, emin olun, resim şu.

Değerli milletvekilleri, demokrasiyi tam benimsemiş olsak, benimsemiş olsanız bu manzarayla karşı karşıya gelmeyeceksiniz.

Şimdi, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı ve grubu bulunan siyasi partilere de sesleniyorum. Daha üç gün evvel, 6 milyona yakın bir oy almış bir siyasi partinin genel başkanının grupta yaptığı bir konuşmayı televizyonda veren televizyon yöneticisi… Onu da tanıyorum ben, o yöneticiyi de tanıyorum, geçmişte emeği çok büyük olmuş sizin meydana gelişinizde. Onu arayıp, bu alt yazıyı çıkarana karşı grup başkan vekilleri bir araya gelip niye bir protesto ortaya koymadılar? Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı neden bu meseleyi sahipsiz bıraktı? Şimdi, 6 milyona yakın oy almış bir siyasi partinin genel başkanının yaptığı açıklamaya sansür uyguluyorsa Başbakan, ATV ile Sabahı da ele geçirmek isteyecektir.

Problem şudur: Adalet ve Kalkınma Partisi iktidara gelirken ATV ile Sabah sizinle beraber değildi ama iktidara geldiniz. Fakat demokrasiyi içinize sindirmeyip oluşturduğunuz yapıyla bir diktatör yarattınız, “ATV ile Sabah da benim olsun.” dedi, bırakın onu, “Devlet Bahçeli de açıklama yapmayacak.” dedi. Dolayısıyla -şu andaki manzara- 90 yılda idam sehpalarına gidilmesine sebebiyet teşkil edilmiş, onun altından kalkarak tekrar millet iradesinin, iktidarının oluşmasına sebep olmuş demokrasinin kazanımlarını da yok ediyorsunuz 3-5 hırsız adına. O zaman, ben düşünüyorum şuradan seyrederken: Ya, bu hırsızlık, ana karargâhı da içine mi almış, bundan korkuyorum. İnşallah olmaz diye dua ediyorum çünkü hırsızlığın boyutları bu kadar, gelir, bir yere oturursa ne olacak Türkiye’nin hâli diye endişe ediyoruz.

Ben size samimi bir şey söylüyorum: 10 milyon değil, 65 milyon insanın, 70 milyon insanın servetini cebinde taşıdığı Türkiye’de çalmanın çırpmanın varlığını devam ettirmesi mümkün değil.

Dolayısıyla değerli milletvekilleri, gelin, şu hırsızlara karşı tavrımızı birlikte koyalım, beraber koyalım diyorum, hepinize saygılarımı sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Adan.

Sayın Ekşi, buyurunuz. (CHP sıralarından alkışlar)

OSMAN OKTAY EKŞİ (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Saygıdeğer milletvekilleri, görüşülmekte olan yasanın, sizin deyiminizle “torba yasa”nın -eğer beni bağışlarsanız- benim deyimimle “çorba yasa”nın 114’üncü maddesi üzerinde görüşlerimi açıklamak için huzurunuza geldim.

Saygıdeğer milletvekilleri, öyle bir ortamda sizin huzurunuza geldim ki Türkiye’de bu meseleyi bizim görüştüğümüz tarihte ülkemizi yöneten Sayın Başbakan “Şu anda Twitter denen bir bela var. Sosyal medya denilen şey aslında şu anda toplumların baş belasıdır.” diyor. Onun bir numaralı yardımcısı Sayın Bülent Arınç “Twitter denen rezalet” diye çağımızın en önemli sosyal medya aracını nitelendiriyor.

Böyle bir ortamda, bizim bugün gazetelerde okuduğumuz habere göre, İngiliz Başbakanı David Cameron kendilerinin uzun yıllardan beri en önemli yayın organı olan BBC’yi İngiltere’nin gururu olarak nitelendiriyor. “İngiltere’nin gururu” dediği BBC, hepinizin anımsayacağı gibi, özellikle Falkland Savaşı sırasında, yani ülkenin bir başka ülkeyle savaşta bulunduğu dönemde, yıllarda açıkça Hükûmeti rahatsız edecek ama bağımsız yayınlar yaparak itibarına itibar katmıştı. Oysa Türkiye’mizde Sayın  Başbakanın sadece twitter’dan, sadece sosyal medyadan değil, sadece çeşitli gazetelerden de değil, özel sektörün elinde bulunan televizyon kanallarından da ne kadar rahatsız olduğunu -az önce benden önce konuşan saygıdeğer milletvekili arkadaşımın da değindiği gibi- 6 milyon oy almış bir muhalefet partisi liderinin sözlerinin o televizyon kanalından yayınlanmasından bile rahatsızlık duyup sansür teşebbüsünde bulunduğunu biliyoruz.

TRT, bir önceki salı günü yani iki gün önce, ana muhalefet partisi liderinin konuşmasını, yine burada sık sık dile getirilen yolsuzluklar konusuna geldiği zaman keserek kamuoyuna aktardı yani gerçeklerin kamuoyuna duyurulmasına alenen ve resmen karşı olan, sosyal medyadan da davacı olan bir siyasi iktidar olarak maalesef ülkeyi yönetmektesiniz.

İZZET ÇETİN (Ankara) – Hesabını soracağız hiç merak etmeyin.

OSMAN OKTAY EKŞİ (Devamla) – Saygıdeğer milletvekilleri, işte bu zihniyetin karşımıza çıkardığı asıl önemli mesele -benim kanaatime göre- bu 114’üncü maddede devlet eliyle verilen tahsisatın belirli şekilde Anadolu Ajansından kullanılmasını öngören bir madde. Anadolu Ajansı, tarafınızdan maalesef yine sizin pek beğendiğiniz deyimle bir “ucube” hâline getirildi. Hisse senetleri saygıdeğer arkadaşlar, genel müdürün eline nominal değer üzerinden 12.800 lira karşılığında Anadolu Ajansının, ki milyarlarca liralık değere sahip olan bir ajansın  hisselerinin yüzde 25’i devredildi; hiçbir şekilde kanuni gereklere uyulmadan bu yapıldı ve Anadolu Ajansının mevcut yasaların hükümlerinden muaf bir şekilde istediğini yapabilmesi için de on dört ayrı yasada bu görüşmeler sırasında muafiyet sağladınız ajansa. Anadolu Ajansının Genel Müdürüne kurallara uymadan Ajansın hisselerinin yüzde 25,6’sını devreden arkadaşlar acaba gelecek yıllarda bu Ajansın Genel Müdürü Allah geçinden versin, vefat ettiği zaman, o hisselerin murisler tarafından nasıl değerlendirileceğini, “Ajansın ortağı biziz.” deyip demeyeceklerini dikkate alıp almadıklarını merak ediyorum. Sizlere Anadolu Ajansı gibi tarihimizin… Hatta bu Büyük Millet Meclisinin kurulmasından üç hafta önce büyük Atatürk tarafından kurulan millî bir değerin kişilerin elinde devletle genel müdür ortaklığı hâlinde sürmesine izin vermemenizi rica ediyorum.

Hepinizi saygılarımla selamlıyorum, sağ olun. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Ekşi.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Madde 115’te üç adet önerge vardır, sırasıyla okutup işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 524 sıra sayılı kanun tasarısının çerçeve 115 inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Erkan Akçay                           Mustafa Kalaycı                     Ruhsar Demirel

      Manisa                                    Konya                                Eskişehir

Yusuf Halaçoğlu                          Alim Işık                              Emin Çınar

      Kayseri                                  Kütahya                              Kastamonu

Mehmet Günal

      Antalya

"MADDE 115 - 27/6/1989 tarihli ve 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin ek 6 ncı maddesinin birinci fıkrasındaki "merkez teşkilatlarının" ibaresi "merkez teşkilatları ile 5018 sayılı Kanuna ekli (III) sayılı cetvelde sayılan düzenleyici ve denetleyici kurumların" şeklinde değiştirilmiştir.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, şimdi okutacağım iki önerge aynı mahiyette olduğundan birlikte işleme alacağım, talepleri hâlinde önerge sahiplerine ayrı ayrı söz vereceğim veya gerekçelerini okutacağım.

Şimdi aynı mahiyetteki önergeleri okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan yasa tasarısının 115. maddesinin metinden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

Ferit Mevlüt Aslanoğlu                                              Uğur Bayraktutan

        İstanbul                                                                   Artvin

Haluk Eyidoğan                                                        Namık Havutça

       İstanbul                                                                  Balıkesir

Doğan Şafak                                                            Kamer Genç

    Niğde                                                                       Tunceli

 

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

                 İdris Baluken                                   Pervin Buldan                                     Adil Zozani

                       Bingöl                                                Iğdır                                               Hakkâri

                    Erol Dora                                         Sırrı Sakık

                      Mardin                                                Muş

BAŞKAN – Sayın Komisyon, önergelere katılıyor musunuz?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MEHMET YÜKSEL (Denizli) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANI AYŞENUR İSLAM (Sakarya) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Sakık, buyurunuz. (BDP sıralarından alkışlar)

SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bugün burada birçok arkadaşımız bu konuyu seslendirdiler. Biraz önce, Grup Başkan Vekilimiz, Sevgili Nazım’dan alıntılar yaptı. Ben de Sevgili Ahmet Arif’ten…

“Doğdun,

Üç gün aç tuttuk

Meme vermedik sana

Adiloş Bebem,

Hasta düşmeyesin diye,

Töremiz böyle diye,

Saldır şimdi memeye,

Saldır da büyü...”

İşte Adiloş bebelerimiz bunlar, bizim ülkemizde Adiloş bebelerimiz bunlar. Bunlar, her gün yaşamlarını yitiriyorlar. Bunları yeniden seslendirmek hepimizin  görevi. Diliyordum, umuyordum ki iktidar partisi de, o da çıkar bu konuda eksikliklerini, yetersizliklerini seslendirir. Yani bir daha bu ülkede Adiloş bebeler ölmesin. Muharrem 3 yaşında, Van’ın bir dağ köyünde yaşıyorlar ve orada hasta düşüyor Muharrem. Ailesi, bütün yetkilileri tek tek arıyor. Ama geçen gün de burada söyledim sevgili arkadaşlar, bütçe tıka basa dolu da olsa bizim payımıza adalet, hakkaniyet, sağlık, eğitim düşmüyor, ölüm düşüyor, işte ölüm. Hayat bizi nasıl teyit ediyor? İşte Muharremler ölmemeli. Bu topraklarda bu bütçenin ya yandaşlara ya da savaşa gittiğini hep söylüyoruz. Oysaki bu bütçe insanların hayatına dönük harcanmalıydı. Bu bütçede Muharremler pay almıyor. Muharrem’in babası, 16 kilometrelik yolda Muharrem’in cesedini sırtında taşıyor. Bizlere düşen, kaderimize düşen, çocuklarımızın cenazesini ya sırtımızda taşıyacağız ya Ceylan’ın o patlayan bombayla parçalanan bedenlerini annesi eteklerine doldurarak götürüp toprağa defnediyor veyahut da Roboski’de olduğu gibi, F16’larla bombalayıp Roboskili anneler çocuklarının cesetlerini poşetlere doldurup götürüp defnettiler. Bu ülkede işte böyle.

Ben iki gün önce Ağrı’nın Diyadin ilçesindeydim, bir mitingdeydim. Bir anne geldi, platforma yanaştı, cebinden resimler çıkarttı, “Benim çocuklarım, bu çocuklar öldü.” dedi, birkaç resim birden vardı, ağladı. Resimleri öperek bana gösterdi, ben de aldım, baktım ve tekrar kendisine verdim. Resimleri aldı, ilk önce kalbinin üstüne koydu, sonra öptü, sonra cebine koydu ve tekrar aldı, okşadı.

Şimdi, bu ülkede herkes, hepimiz, burada oturan insanlar da, çocuklarını verenler de var, biliyorum. Acılarımız var cebimizde, sırtımızda. Ya, morgun önündeyiz ya mezarlıktayız veyahut da Adli Tıp Kurumunun önündeyiz. Dün işte bu Muharrem’in ailesinin yaşadıkları da bu. Biz bunları hak ediyor muyuz, bu topraklarda yaşayan insanlar olarak bunları hak ediyor muyuz? İşte, bizim de düşünüp sualler sormamız… Oradaki yetkililer, size Muharrem’in ailesi bu kadar feryat ediyor. Siz şu anda Van’a gidin, Kobra helikopterler duruyor. Siz Van’a gidin, asayiş için polisler orada bekliyor. Siz gidin, jandarma bekliyor. Eğer küçücük bir demokrasi talebi varsa gaz bombalarıyla anında karşılaşıyorsunuz ama insan hayatıyla ilgili feryatlar, telefonlar oluyor ve sizin feryadınıza sosyal devlet gelmiyor. Devlet sosyal değil, devlet ceberut bir devlet. Onun için, bizim sesimizin gür çıkması zaman zaman bu şekilde yani bazen sözlerimiz yanlış anlaşılıyor ama hepimizin acıları. Ya, çocuklarımızın cesetleri sırtımızda, ya omuzumuzda, ya eteklerimizde. Onun için, bu acıların sonlanması gerekir. Onun için, bir an önce Türkiye iç barışını sağlamalı ki savaşa, askerî harcamalara paralar gitmemelidir. Türkiye, kendi geçmişiyle yüzleşmeli ki bir daha Muharremler ölmemelidir, bir daha Adiloş bebeler ölmemelidir.

Ben, bu duygularla hepinize saygılar sunuyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkan, efendim, bu konu tabii çok konuşuldu. Grubumuz adına birtakım sataşmalarda da bulundu.

BAŞKAN – Şimdi, Sayın Bakan da 60’ıncı maddeye göre pek kısa söz talebinde bulundu.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Bakanı o zaman dinleyelim.

BAŞKAN – Buyurun.

 

 

 

SAĞLIK BAKANI MEHMET MÜEZZİNOĞLU (Edirne) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; tabii, ülke olarak ülkemizin sağlık hizmetlerinde ve özellikle acil sağlık hizmetlerinde geldiği başarılı fotoğrafa gölge düşürecek bir fotoğrafla karşı karşıya kaldık. Bu nedenle üzgün olduğumu ifade etmek isterim. Ama bunun bir fırsat gibi, bir medyatik olay gibi sunularak ve bunu ceberrut devlet mantığıyla burada ifade edilmesini de açıkçası doğru bulmuyorum. Kısaca bilgi vermek istiyorum.

1 Şubat saat 18.36’da Gürpınar, Yalınca Köyü Korucusu tarafından jandarma aranıyor. Jandarma, 112’yi arıyor saat 18.38’te. Bilgi alabileceğimiz telefon numaralarını istiyor 112. Bilgi alınabilecek telefon numaralarının hiçbirine bilgi için ulaşılamıyor ve burada bir kopukluk oluyor. Gece saat 3.30 sularında Van merkezden Muharrem evladımızın amcası arıyor: “Bir hastamız var, Gürpınar Yalınca Köyü Çeli Mezrası’nda, hastayla ilgili bir bilgi alabileceğimiz numara var mı?” diyor. “Siz de bilgi var mı? Bende bilgi yok.” İşte günün hastalığı ateşi var, hastayla ilgili bilgi alacak telefon, ne yazık ki babanın telefonuna ulaşılamıyor, iletişim kurulacak hiçbir telefona ulaşılamıyor. Gürpınar Yalınca köyü, Çeli mezrası, Yalınca köyüne kadar yol açık, Çeli mezrasıyla Yalınca arasında 7 kilometre yol tamamen kapalı. Paletli ambulansların gidebilmesine uygun değil, gece yolun açılması gerekir. Diğer araçlar yolların açımıyla ilgili hava koşulları nedeniyle o araçlarla da il özel idarenin ve Karayollarının araçlarıyla da irtibat kurulamıyor.

Babayla ben görüştüm. Az önce yine Sırrı Bey söyledi, çalmadığı kapı, ulaşmadığı… Baba, yalnız saat 18.30’da korucuya yani Gürpınar Yalınca köyündeki korucuya bilgi verebildiğini, bir daha telefon iletişimi kurulamadığını, gece iki buçukta da evladının vefat ettiğini ifade ediyor. Dolayısıyla burada, tabii ki idari aksamalar var mıdır? Olabilir. Anında soruşturma açtırdık, müfettişlerimiz orada ama Yalınca köyü ve Çeli mezrası arasında 7 kilometrelik mesafe ilk telefonun geldiği, ihbarın geldiği saat akşam 18.36, gece iletişim sıfır noktasında ve bu Çeli köyünde yalnız tek bir hane yaşıyor, o da bu, Taş ailesi.

Dolayısıyla, tabii ki bütün bu hizmetleri yaparken aksayan yönleri…

BAŞKAN – Toparlarsanız Sayın Bakan…

SAĞLIK BAKANI MEHMET MÜEZZİNOĞLU (Edirne) – Bir cümleyle…

BAŞKAN – Evet, lütfen.

SAĞLIK BAKANI MEHMET MÜEZZİNOĞLU (Edirne) – Mutlaka insanla çalışıyoruz, en dinamik şekilde bunları takip ediyoruz ama bunu bu şekilde, ülkenin sağlık hizmetlerine, hele hele acil sağlık hizmetlerine gelecek bu noktayı, bu üzüntülü tabloyu bir fırsat gibi sunmayı da açıkçası çok doğru bulmuyorum.

Bugün yine, Van’da ambulansla hamile annemiz alındı ve Van Devlet Hastanesine getirildi. Şu anda Türkiye’nin övünebileceği en önemli alandır.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Süreyi çok aştık, lütfen tamamlarsanız.

SAĞLIK BAKANI MEHMET MÜEZZİNOĞLU (Edirne) -  Ama tabii ki aksayan yönlerini de gözetlememiz lazım.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

 

4.-  Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Manisa Milletvekili Erkan Akçay ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili İzmir Milletvekili Oktay Vural'ın; Terörle Mücadele Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, Manisa Milletvekili Erkan Akçay ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili İzmir Milletvekili Oktay Vural'ın; Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, İzmir Milletvekili Hülya Güven ve 31 Milletvekilinin; Sosyal Hizmetler Kanunu ile Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi, Diyarbakır Milletvekili Cuma İçten ve Rize Milletvekili Hasan Karal ile 6 Milletvekilinin; Adana Milletvekili Necdet Ünüvar ve Sivas Milletvekili Hilmi Bilgin ile 4 Milletvekilinin; Sivas Milletvekili Hilmi Bilgin ve 15 Milletvekilinin; Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifleri ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/796, 2/1160, 2/1183, 2/1608, 2/1927, 2/1928, 2/1937) (S. Sayısı: 524) (Devam)

BAŞKAN – Sayın Genç, buyurunuz. (CHP sıralarından alkışlar)

KAMER GENÇ (Tunceli) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 524 sayılı Yasa Teklifi’nin -veya tasarısının- 115’inci maddesinin tasarı metninden çıkarılmasıyla ilgili olarak verdiğim önerge üzerinde söz almış bulunuyorum. Hepinize saygılar sunuyorum.

Şimdi, değerli milletvekilleri, her zaman söylüyorum, kanun çıkarmanın bir anlamı yok. Türkiye’de hukuk yok, Türkiye’de adalet yok. Türkiye’de devlet çökmüş. Devletin çöktüğü, hukukun işlerlik kazanmadığı yargının sözü olmadığı bir memlekette kanunu niye çıkarıyoruz?

Tayyip Erdoğan’ın oğlu örgüt üyesi olmaktan, çete kurmaktan dolayı şüpheli sıfatıyla mahkemeye çağrılıyor. Tayyip Erdoğan, bunu, savcılığa göndermiyor, “Ben göndermem.” Diyor, “Bu hâkimlere, savcılara ben güvenmem.” diyor.

BÜLEN TURAN (İstanbul) – Yalan!

BEDRETTİN YILDIRIM (Bursa) – Ayıp!

KAMER GENÇ (Tunceli) – Şimdi, arkadaşlar, ben, bakın, 17 Nisan 2008 tarihinde burada bir konuşma yapmışım bu ATV ve Sabah’ın alınmasıyla ilgili. Biliyorsunuz, o zaman, bu ATV ve Sabah’ın alınmasıyla ilgili 375 milyon dolar Halk Bankasından, 375 milyon dolar da Vakıflar Bankasından alındı. Bir de 350 milyon dolar da Katar’dan geldi. “Yahu, bu Katar nerede kardeşim?” dedim. O zaman ki bu Hükûmetin üyeleri -burada çok sıraları boş- 18 tane bakan, Başbakan Katar’a gidiyorlar. Dedim ki: “Yahu, Katar’ın parası değil, bunlar Türkiye’den parayı getirdiler oraya, oradan getirdiler.”  Şimdi, ATV ile Sabah’ı satmışlar. Peki, Katar’ın hissesi ne oldu? Onu bir sorun Bakana, açıklayın. Çıksın, buradaki bu sağır Hükûmet bir açıklasın.

Şimdi, arkadaşlar, bakın, ben, İzmir adayına “Dolar Ali” diyorum. Dolar Ali Yıldırım gitmiş, o kendi Bakanlığından 630 milyon dolar salma almış. Şimdi, 630 milyon dolar salma alan bir Hükûmetin… Yani, arkadaşlar biliyorsunuz, yüzde 10 kâr etse 6 milyar 300 milyon lira bunların kârı olması lazım, değil mi? Şimdi bu 6 milyar 300 milyon dolar kime gidiyor?

Şimdi arkadaşlar, bakın şurada elimde Ziraat Bankasının şeyi var. Bodrumda 687 dönümlük araziyi Bodrum Turizme veriliyor. Bodrum Turizm kim biliyor musun? Bu Tayyip Erdoğan’ın gidip de aileyle beraber kaldığı Rixos Otelinin sahipleri ve Cengiz İnşaatın. Hemen buraya sattıktan -180 milyon dolar, bakın 180 milyon dolar- üç gün sonra gidiyorlar Ziraat Bankasından alıyorlar. Buyurun, makbuzu da burada. Şimdi işte hani bugün gazetelerde var ya Cengiz Holdingin gitmişler 100 milyon dolarını almışlar getirmişler.

Şimdi arkadaşlar, bakın, biraz önce Sayın Celal Adan burada konuştu. Ya, dedi ki: “Arkadaşlar, bakın bu memlekette, bakın bu Meclis bu hâliyle yürüyemez, bu kadar yolsuzluk altına batmış bir Meclis yürüyemez burada.” Onun için, gelin bu pisliği temizleyelim. Ortada bir lağım var, bu lağımın oluşturduğu bir bataklık var, bu bataklığa batan bir Hükûmet var. Bu Hükûmeti bu lağım bataklığından nasıl çıkaracağız arkadaşlar? Gelin bunu bir temizleyelim. Bunu temizlemedikten sonra bu memleketin geleceği karanlık. Bu memlekette artık Hükûmete kimsenin şeyi kalmamış.

Şimdi “paralel hükûmet” diyor Tayyip Erdoğan. Arkadaşlar, bir devlette polis, asker hâkim, bürokrat o devletin temel unsurudur, hükûmet geçici unsurudur. Şimdi, hükûmet dört yılda bir geliyor; dört yılda bir gelen hükûmet eğer hırsızlık yapıyorsa o savcının da, o hâkimin de, o polisin de görevi o hırsızlık yapan hükûmeti yakalamaktır. Burada paralel devlet yok. Hırsızlık yapıyor hükûmet, yolsuzluk yapıyor hükûmet, ondan sonra polis rapor tutuyor, savcı takibat yapıyor. Buna “paralel hükûmet” demek için aptaloğluaptal olmak lazım yani. Böyle bir şey denir mi ya? Ya, devlet korunuyor, devleti korumak zorundadır bu bürokratlar. Şimdi, Tayyip Erdoğan ikide bir diyor ki efendim, ben yolsuzluk yapacaktım, yolsuzluklarımı bunlar çıkardılar ortaya. E, tabii ki çıkaracaklar ya. Şimdi, senin şeylerini dinlemişlerse, yolsuzluklarını ortaya çıkarmışlarsa bu polisleri, bu savcıları tebrik etmek lazım, alnından öpmek lazım. “Yok efendim, bunlar paralel hükûmet.” diyor. Ya paralel devlet, paralel devlet olan sensin. Sen devleti talan etmişsin, yok etmişsin; ondan sonra da diyorsun ki: “Benim yolsuzluklarımı, hırsızlıklarımı ortaya çıkaranları ben hizaya getireceğim.”

Beyler, dünyada en ilkel kafalı hiçbir insanda böyle bir düşünce tarzı olamaz yahu. İlkel kafadan olan o insanlar… Böyle bir düşünce tarzı olamaz ya!

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkan, böyle bir konuşma olabilir mi, böyle bir üslup olabilir mi?

KAMER GENÇ (Devamla) – Böyle bir ilkel düşünce olabilir mi?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

KAMER GENÇ (Devamla) – “Ben yolsuzluk yapacağım, efendim beni dinlemeyeceksiniz.” diyor.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Genç.

KAMER GENÇ (Devamla) – Yahu dinlemeyi özel aile işlerinde değil…

BAŞKAN – Teşekkürler.

KAMER GENÇ (Devamla) -  Ha yolsuzluklarla ilgili dinleme, buyurun serbest edelim. Eğer yapılan dinlemeler yolsuzlukları ortaya çıkaracaksa bunları savunalım ama karı koca arasındaki ilişkiler… (AK PARTİ sıralarından gürültüler) Tamam canım, niye sizi rahatsız ediyor? Niye sizi rahatsız ediyor? Rahatsız olmayın ya!

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Genç.

KAMER GENÇ (Devamla) – Tamam peki.

Teşekkür ederim Sayın Başkan. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Birbirinin aynı mahiyette olan önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

 

 

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Sayın Başkan, demin Bakan Bey’in yaptığı açıklama üzerine yerimden birkaç şey söylemek istiyorum çünkü bu olayı medyatik, siyasi malzeme amacıyla kullandığımızı ima etti.

BAŞKAN – Ama onu sadece sizin konuşmacılarınızın söylemi üzerine söylemedi, birçok arkadaş aynı konuyu konuştu.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Yani bizim öyle bir amacımız yok onu ifade etmek istiyoruz.

BAŞKAN – Yani tutanağa da geçti zaten.

SIRRI SAKIK (Muş) – Yani gerçekten böyle bir…

BAŞKAN – Tutanağa geçsin.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Peki, şöyle söyleyelim: Yani Sayın Bakanın açıklamasında bir özür var bu anlamlıdır, başlangıcındaki özür son derece anlamlıdır ama sonrasındaki açıklama özrü kabahatinden beter bir açıklamadır. Saat 18.30’da ilk ihbar oluyor, hastanın acil olduğuna yönelik ilk ihbar 18.30’da, daha sonra gece 03.30’da tekrar ihbar oluyor, arada neredeyse yedi saatlik bir süre var ve 03.30’daki ihbardan sonra da gereği yapılmıyor bunun.

Şimdi, babanın basına yansıyan açıklamaları var hem karakol yetkililerine hem hastane yetkililerine hem de ilgili yetkililere haber verildiğini dair. Dolayısıyla Sayın Bakandan biz şunu beklerdik: O özürden sonra bu yapılan ihbarları değerlendirmeyen…

BAŞKAN – Soruşturma açılacağını söyledi ama.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) - …karakol yetkilisi hakkında da, sağlık görevlileri hakkında da ve sorumlular hakkında da soruşturmanın açılacağını ve gereğinin yapılacağını belirtmesini isterdik.

BAŞKAN – Onu söyledi. Yani yer yer belirtmedi ama o idaredeki insanlarla ilgili olarak soruşturma açılacağını söyledi.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) - Yani biz o mesajı almadık.

SAĞLIK BAKANI MEHMET MÜEZZİNOĞLU (Edirne) – Açıldığını söyledim.

BAŞKAN – Açıldığını söyledi.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Ayrıca bölgede ambulans helikopterlerin olduğunu biliyoruz. Özellikle kar gerçeği nedeniyle kapalı olan pek çok köy yolu var. Bu tarz durumlarda paletli ambulansların ulaşamayacağı yerlere…

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) - …bu ambulans helikopterlerle mutlaka müdahale edilmesi gerektiğini ifade etmek istiyoruz.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Şimdi, şöyle bir sistem oluyor. Bakın, aynı cümleleri defalarca, aynı kelimeler tekrarlanıyor.

SAĞLIK BAKANI MEHMET MÜEZZİNOĞLU (Edirne) – Bir cümle…

BAŞKAN – Bir saniye.

Dolayısıyla o süreyi çok uzatıyor. Ona dikkat edersek. İki de olur da, hani böyle tekrar  tekrar tekrardan ziyade konunun özüne yönelik.

Buyurunuz.

 

 

SAĞLIK BAKANI MEHMET MÜEZZİNOĞLU (Edirne) – Şimdi iki tane,  iki konuyu… İki cümle söyleyeyim: 1) ambulans helikopterlerimizin gece uçma şansı yok. Yani bizim oradan, köyden ambulans helikopterle gece hastamızı alma şansımız, karadan ulaşmamız lazım.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Askerî helikopterlerle alın.

SAĞLIK BAKANI MEHMET MÜEZZİNOĞLU (Edirne) – Karadan da paletli ambulans değil kara yolunun açılması lazım ki o mezraya paletli ambulans gidebilsin.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) - Sayın Bakan, gece hastalanan ölsün mü o zaman?

SAĞLIK BAKANI MEHMET MÜEZZİNOĞLU (Edirne) – 2) İrtibat o kadar kesik ki, Van’daki amca saat üç buçukta bizi arıyor: “Hasta var.” diye ama baba diyor ki: “Evladımız iki buçukta vefat etti.” Dolayısıyla iletişim yok, iletişim kopuk.

BAŞKAN – Deha evvel de söylediniz iletişimin kopuk olduğunu.

SAĞLIK BAKANI MEHMET MÜEZZİNOĞLU (Edirne) – Ve her türlü soruşturmayı da açtığımızı ifade ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

SAĞLIK BAKANI MEHMET MÜEZZİNOĞLU (Edirne) – Ülkemiz adına da, sağlık camiası adına da üzüntü duyduğumuz bir tablo.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Şimdi, gece görüşlü askerî helikopterler var. Şimdi, benzer tablolar yaşanmasın diye biz bu uyarıları yapıyoruz.

BAŞKAN – Şimdi, ben isterseniz ara vereyim. Siz baş başa gelin, konuşun.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Hayır, hayır.

BAŞKAN – Ya hakikaten öyle oldu ama.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Sayın Başkan ortada bir yanlış anlaşılma olmasın, benzer durumlar yaşanabilir.

BAŞKAN – Gerçekten öyle. Ben mesela çok doğru anladım hepinizi.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) - Gece görüşlü askerî helikopterler var bölgede. Eğer gece görüş yoksa ambulans helikopterinde bu tarz durumlarda acil bir B planının mutlaka olması gerektiğini ifade ediyorum çünkü bu tarz sorunlarla sık karşılaşacağız. Gece yolu kapalı olan bir köyde hastalanan çocuk ölümle burun buruna gelmemeli diyorum.

BAŞKAN – Doğrudur, doğrudur.

 

4.-  Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Manisa Milletvekili Erkan Akçay ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili İzmir Milletvekili Oktay Vural'ın; Terörle Mücadele Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, Manisa Milletvekili Erkan Akçay ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili İzmir Milletvekili Oktay Vural'ın; Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, İzmir Milletvekili Hülya Güven ve 31 Milletvekilinin; Sosyal Hizmetler Kanunu ile Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi, Diyarbakır Milletvekili Cuma İçten ve Rize Milletvekili Hasan Karal ile 6 Milletvekilinin; Adana Milletvekili Necdet Ünüvar ve Sivas Milletvekili Hilmi Bilgin ile 4 Milletvekilinin; Sivas Milletvekili Hilmi Bilgin ve 15 Milletvekilinin; Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifleri ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/796, 2/1160, 2/1183, 2/1608, 2/1927, 2/1928, 2/1937) (S. Sayısı: 524) (Devam)

BAŞKAN – Evet, diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 524 sıra sayılı kanun tasarısının çerçeve 115 inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Erkan Akçay (Manisa) ve arkadaşları

"MADDE 115 - 27/6/1989 tarihli ve 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin ek 6 ncı maddesinin birinci fıkrasındaki "merkez teşkilatlarının" ibaresi "merkez teşkilatları ile 5018 sayılı Kanuna ekli (III) sayılı cetvelde sayılan düzenleyici ve denetleyici kurumların" şeklinde değiştirilmiştir.

BAŞKAN – Komisyon, katılıyor musunuz?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MEHMET YÜKSEL (Denizli) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANI AYŞENUR İSLAM (Sakarya) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Eskişehir Milletvekili Sayın Ruhsar Demirel.

Buyurunuz Sayın Demirel. (MHP sıralarından alkışlar)

RUHSAR DEMİREL (Eskişehir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tabii ki, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının teşkilat yapısıyla ilgili bir önerge var ama az önceki tartışmaya hekim de olmam itibarıyla bir söz söylemek istiyorum.

Sayın Bakan, haklı olarak ülkedeki hava koşullarıyla ilgili bir açıklama yapmaya çalışıyor ama “Erişmediğimiz hiçbir yer, gitmediğimiz hiçbir kapı” diyen de bir Başbakan var. Eritre’ye ulaşan telefon hatları oraya ulaşamıyor. Eğer teknik sebeple değilse bu, hava koşulları nedeniyle ulaşılamıyorsa bu daha vahim. 17’nci büyük ekonomide yalnızca “çocuk doğur” demekle olmuyormuş demek ki. Demek ki neymiş? “Yalnızca çocukları doğuralım, ortalığa salalım.” değilmiş, o çocukların yaşama hakları, o çocukların ailelerinin çocuklarının acısına tanık olmama hakları korunmalıymış. Kaldı ki şu anda eski Bakan olup, tekrar bir dönüş yapan Sayın Erdoğan’ın bir kanser hastasının “İlaç bulamıyorum.” dediğinde cebine para sıkıştırma operasyonunu da gördü bu ülke ve bu gözler. O bakımdan Sayın Bakan diğer eski bakanları da bilgilendirirse biz hepimiz ülkemizin sağlık güvenliği adına memnun oluruz.

Ben Sayın Aile ve Sosyal Politikalar Bakanına bir şey söylemek istiyorum. Bakanlığın yapısındaki bu değişiklikler hayatta neyi değiştiriyor, bilmiyorum ama aslolan insanın hayatına dokunmak.

Bakın, bugün Türkiye’deki yazılı basında çok böyle kabaca bile taradığınızda kendilerini ilgilendiren birkaç haber söylemek istiyorum.

Evet, Van Gürpınar ilçesi Yalınca köyü Çalık mezrasındaki acı vefat olayı.

2012 yılı istatistiklerine göre de 245.080 çocuk bu yıl karakolla tanışmış.

Aile ve Sosyal Politika Bakanlığını ilgilendiren bir başka haber: Fethiye Kadın Sığınmaeviyle ilgili çok ciddi ithamlar var. İtham var, iddia var ama doğruluğunu bilmiyoruz.

Daha vahimi yoksullukla ilgili bir haber var gazetelerde, deniliyor ki: “Türkiye’de her çocuk 15.600 lira borçla doğuyor.” O çok beğenmediğiniz 2002 yılındaki Milliyetçi Hareket Partisinin de ortak olduğu hükûmet zamanında neydi biliyor musunuz? 5.525 liraydı, bugün ise 15.631 lirayla doğuyor çocuklar. Herhâlde bu parayı, baktınız sosyal politikalarınızla düzeltemiyorsunuz, çocuklar daha çok doğsun, sayı çoğalınca da hisselerine düşen para azalır diye düşünüyorsunuz galiba.

Ben bir başka rakam daha vermek istiyorum yine bugünün basınından: Tasarruf. 2002 yılında Türkiye’de tasarruf oranı yüzde 17,5’la 101’inci sıradayız o beğenmediğiniz hükûmet zamanında, 2013 yılı itibarıyla da yüzde 12’yle 131’inci sıradayız. Hepsi bir yana, hiç değilse yoksullukla mücadele ederseniz bu ülkedeki anneler o zaman gerçekten ağlamazlar, bu ülkedeki babalar gerçekten ağlamazlar. Yoksa, kuru hamaset yapıp, analar ağlamasın, babalar ağlamasın… İyi de çocuklar ölüyor. Nasıl ağlamayacağız? Eğer ağlamama durumunuz böyle bir realite karşısında gerçekleşiyorsa, o da sizin vicdanınıza havale.

Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakfıyla ilgili çalışanların kadro taleplerine hâlâ tarafınızdan bir cevap verilmemiş. Kaldı ki 2011 itibarıyla Sayın Başbakanın 4/C’yle ilgili çok ciddi sözleri var. Aile ve Sosyal Politika Bakanlığının teşkilat yapısında orayı alır buraya koyabilirsiniz, isimler değiştirebilirsiniz, başlıklar değiştirebilirsiniz ama sizin asıl yol arkadaşlarınız, ülkenin sosyal politikasını ilerletmek ve geliştirmek, çözüm bulmak adına birlikte çalıştığınızı vakıf çalışanları kadro bekliyor Sayın Bakan ve sizden de bir şeyler duymak istiyorlar.

 Ayrıca, bu bizim parti olarak 700 sayısına ulaşmasını istediğimiz sosyologlar… Tamam, “500” dediniz, 500’e de denilebilecek bir şey yok ama çok önemli bir şey var. 2011 yılında KPSS’ye girmiş olanlar 2014 yılı Haziranı itibarıyla tekrar sınav haklarını kaybedeceklerine göre bu 500 tane kadronun işe başlaması için bir takvim de verirseniz sosyologlar memnun olur. 4/C’li sosyal yardımlaşma vakfındakileri de bir an önce kadroya alırsanız, öncelikle kendi hayatlarıyla ilgili güvencelerini elde eder ve sizin sosyal politika çalışmalarınıza daha iyi katkı sunarlar diye düşünüyorum.

Teşekkür ederim. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Demirel.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Madde 116’da aynı mahiyette üç adet önerge vardır; birlikte işleme alacağım, talepleri hâlinde önerge sahiplerine ayrı ayrı söz vereceğim veya gerekçelerini okutacağım.

Şimdi, aynı mahiyetteki önergeleri okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 524 sıra sayılı kanun tasarısının çerçeve 116 ncı maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                  Erkan Akçay                                  Mustafa Kalaycı                                Ruhsar Demirel

                      Manisa                                              Konya                                             Eskişehir

               Yusuf Halaçoğlu                                     Alim Işık                                         Emin Çınar

                      Kayseri                                            Kütahya                                          Kastamonu

                Mehmet Günal

                      Antalya

“Madde 116- 3/6/2011 tarihli ve 633 sayılı Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 3 üncü maddesinin birinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“(1) Bakanlık, merkez, taşra ve yurt dışı teşkilatından oluşur.”

T. Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan yasa tasarısının 116. maddesindeki “meydana gelir” ifadesinin “oluşur” olarak değiştirilmesini arz ederiz.

          Ferit Mevlüt Aslanoğlu                              Engin Altay                          Mehmet Volkan Canalioğlu

                     İstanbul                                              Sinop                                              Trabzon

              Uğur Bayraktutan                              Haluk Eyidoğan                                  Doğan Şafak

                       Artvin                                              İstanbul                                              Niğde

                Namık Havutça

                     Balıkesir

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı’na

Görüşülmekte olan 524 sıra sayılı Kanun Tasarısının 116’ncı maddesinin ikinci fıkrasında bulunan “meydana gelir” ibaresinin “oluşur” şeklinde değiştirilmesini arz ve talep ederiz.

                 İdris Baluken                                   Pervin Buldan                                     Adil Zozani

                       Bingöl                                                Iğdır                                               Hakkâri

                    Erol Dora                                         Sırrı Sakık

                      Mardin                                                Muş

BAŞKAN – Komisyon, katılıyor musunuz önergelere?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MEHMET YÜKSEL (Denizli) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANI AYŞENUR İSLAM (Sakarya) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Kaplan, buyurunuz. (BDP sıralarından alkışlar)

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Burada torba kanunla mücadele ediyoruz; Komisyondaydık, yine torba kanunla mücadele ediyoruz. Arkadaşlar, Plan ve Bütçe Komisyonu Mangal Mahmut’un evine döndü. Artık 19 tane özel ihtisas komisyonunun çalışmasına gerek yok, torba kanuna koyuyorlar yasaları, hepsini getiriyorlar Plan ve Bütçe Komisyonuna. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının orada da torbada yerleri var şu an. Şu an görüşüyoruz, şu an. Böyle bir yaklaşım tarzı olabilir mi arkadaşlar?

Şimdi, Türkiye'nin gündeminde acil olarak bekleyen, çok ciddi ve Türkiye'nin demokrasisini, Türkiye'nin çözüm sürecini, Türkiye'nin geleceğini, Türkiye'nin adaletini ilgilendirecek çok tarihî, çok önemli gündemler var ve güncel durumlar var.

Şimdi, bu güncel durumlara bakıyoruz, Anayasa Mahkemesinin verdiği bir karar var, 4 Temmuz 2013. 4 Temmuz 2013’te verilen bu karar diyor ki: “Terörle Mücadele Kanunu’nun 10’uncu maddesi uzun tutuklulukla ilgili ve diğer hükümler açısından iptal edilmesi gerekir.” Yani bunu iptal edeceksiniz, bir sene içinde yeni yasal düzenleme yapacaksınız. On yıl uzun tutukluluk süresi ise bu özel yetkili mahkemelerin, ilgili Terörle Mücadele Kanunu 10’uncu maddeden önce, siyasi tutuklulara, tutsaklara karşı uyguladığı bir hüküm. Beş yıl olan uzun tutukluluk süresi 2 katına uygulanıyor burada. Bu 2 katına uygulamanın Terörle Mücadele Kanunu’yla olduğu açık. Şimdi, Terörle Mücadele Kanunu’yla olan bu uygulamada bakıyoruz bir paket geliyor, Terörle Mücadele Kanunu’nun 10’uncu maddesi kalkacak. Bunun kalkmasıyla sorun çözülmüyor arkadaşlar. Uyarmak istiyorum herkesi buradan hakikaten, Anayasa Mahkemesiyle, hukukla. Milletin aklıyla kimsenin dalga geçmesine gerek yok. Özel yetkili mahkemeler miadını doldurmuş mahkemeler zaten. Zaten kapatılmıştı, ellerindeki dosyalar vardı, ellerindeki dosyaları alırsınız, özel ağır ceza mahkemelerini kapatırsınız, olağanüstü mahkemelere son verirsiniz ve tarihî bir şey olur, burada 4 parti grubunun da desteğiyle bu olur. Bakın, bu kaçınılmaz bir şey. Ama bizim kanun tekliflerimiz var, uzun süreli tutukluluğa ilişkin Anayasa Mahkemesi kararından önce verdiğimiz kanun teklifleri var. Bunların hiçbirisi paketin içinde dikkate alınmıyor. Pakete bakıyorsunuz, konjonktürel, refleksel bir koruma anlayışıyla geliyor, günübirlik hukuk yaratma anlayışıyla geliyor. Bu günübirlik hukuk yaratma anlayışında ağır ceza mahkemeleri, illegal, ahlak dışı, yasa dışı dinlemelerde ağır ceza olarak üç tane yargıç da karar verse gizli dinlemelerin önleneceğini sanıyorsanız kendinizle dalga geçersiniz. Tıpkı Nasreddin Hoca’nın taktığı kapı gibi, bir kapı takarsınız üstüne de kocaman bir kilit, üç tarafı açık kalır. Böyle bir şey. Önleyici dinleme varken, yüzde 80 önleyici dinlemeden dinlemeler yapılırken, dinlemeler illerde, 81 ilde uzatmalı çavuş ve bekçi düzeyine inerken ve kamu görevlileri bu dinlemeleri yaparken bu dinlemeler hakkında bir düzenleme yapmadığınız zaman, zapturapt altına almadığınız zaman, bunlar herkesi dinlemeye devam ettiği sürece istediğiniz kadar ağır ceza mahkemesi kararları getirin bu çözülmez. Yine bir yanlışın eşiğindeyiz, yine bir yanlışla yanlış torba kanunlarla gündemimizi meşgul ediyoruz.

Buradan çok açık bir şekilde şunu ifade etmeye çalışıyoruz: Bu tarihe gömülmesi gereken mahkemelerin yanında çok sağlam bir altyapı düzenlemesi getirilmediği takdirde bütün bunların hepsi, her gün ihlal etmeye devam edeceklerdir. Bu ihlal karşısında şöyle bir durum da ortaya çıkıyor: Bu hukuk dışılıkta kendini koruma kanunlarına dönüşmemesi dileğimizle. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kaplan.

Sayın Ruhsar Demirel, buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

RUHSAR DEMİREL (Eskişehir) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; tekrar teşekkür ediyorum söz hakkı verdiğiniz için.

Tabii, Bakanlık sırasında, Sayın Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı yok, Sayın Sağlık Bakanını görünce ben biraz engelli konusuna değinelim istedim. Engelli öğrencilerimizin -öğrenci demek de doğru değil- engelli vatandaşlarımızın sınavlara nasıl girdiğine hiç tanıklık edeniniz var mı bilmiyorum. Ben hekim olmaktan öte bir insan olarak, vicdani olarak bunun bir gözlemlenmesini herkesten talep ediyorum. Hani hukuk fakültesine gidenlere derler ya “Bir gün gözetimde kalırsan daha iyi öğrenirsin” diye. Biz hekimler de bir kere hastalanırsak hasta psikolojisini daha iyi öğreniyoruz. Engellilerin bu ÖSYM sınavlarına nasıl girdiğini görürseniz, onların bu sınavlar için farklı ne tür haklar elde etmesi gerektiğini algılayabilirsiniz. Ama bir durum var ki çok legal, ÖSYM’nin kılavuzunda yazıyor: “Şu üniversitelerin şu fakültelerine, şu bölümlerine engelli öğrenciler başvuramaz.” Tabii ki bazı handikaplı bölümler olabilir, başvuramazlar ama kılavuzda yazmadığı hâlde üniversitelerin veya ilgili fakültelerin rezerv koyduğu bazı öğrenciler oluyor, bunlar zaman zaman basına da yansıyor. Ben hem Sayın Sağlık Bakanından hem Millî Eğitim Bakanından hem Sayın Aile ve Sosyal Politikalar Bakanından bu konuya üçlü bir komisyonla veya daha farklı katılması gereken kimler var ise ÖSYM'yle de bir iş birliği yaparak bu konudaki sıkıntıları giderebilmek adına bir çalışma yapmalarını parti grubum adına rica ediyorum.

Evet, ÖSYM'de sınava giren, mesela bir görme engelli öğrenci... Yalnızca yirmi dakika veya bazen yarım saat sanıyorum, ek süre veriliyor. Gözlerinizi kapatın ve bir önergenin şurada size okunduğunu düşünün, herhangi bir önergenin; mesela, az sonraki işte, 117, 118'inci önergenin. Ne anladığınızı bir test edin. Sonra da size çoktan seçmeli birkaç soru sorulsun "Şurada 'ki' mi vardı 've' mi vardı 'veya' mı vardı?" diye. Bu tanınan yirmi ya da otuz dakikalar neye çözüm getiriyor, iyice bir anlayabiliriz herhalde. Ya da işitme engelli bir öğrencinin girdiği bir sınavı düşünün. Dolayısıyla, başta üniversite sınavına girmekte olan engelli öğrencilerin çok ciddi sıkıntıları var. ÖSYM kılavuzunda yazılanların dışında inisiyatif kullanan üniversiteleri Hükümet bu konuda bir çalışma yaparak bilgilendirmeli. Engelli öğrenciden korkmamaları, kaygı duymamaları gerekiyor.

Mesela, bir konservatuvar öğrencisinin basına da yansıyan bir öyküsü var. Ben daha sonra kendisiyle bir telefon görüşmesi de yaptım. Kılavuzda yazmamasına rağmen bir üniversite kabul etmiyor. "Bizim hiç engelli öğrencimiz yok. Sizi biz konservatuvara alamayız." diyor. Ama Karadeniz Teknik Üniversitesindeki öğretim üyeleri diyorlar ki: "Bizim bugüne kadar hiç böyle bir öğrencimiz olmadı. Ama sizinle beraber bir ilki yaşayıp birlikte bu işi halledebilirsek biz sizin öğrencimiz olmanızdan memnun oluruz. "Ve öğrencimiz Karadeniz Teknik Üniversitesine başlıyor. Öğretim üyelerinin ve kendisinin yaptıkları mücadele, öğrenme konusundaki azimleri, birlikte sorunları aşma çabalarıyla şu anda son derece başarılı bir öğrenci.

Dolayısıyla, ÖSYM kılavuzunda engellilerin tercih etmemesi belirtilen okulların dışında, üniversite yönetimlerinin, fakülte yönetimlerinin, yüksekokul yönetimlerinin kendi iradeleriyle ve hiçbir gerekçe göstermeksizin "Biz okulumuza engelli öğrenci alamayız." dedikleri kurumlarla ilgili üst düzeyde bir bilgilendirme, bir paylaşım, bir farkındalığın yaratılması gerekiyor. Ve Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığını genelinde içeren bu yasa tasarısıyla da biliyorsunuz, engellilerle ilgili, taşıtlarla ilgili erişim konusunu 2018'e öteleyen bir düzenleme var. Oysa bu ötelemelerden öte, yakına çekilmesi gereken durumlar var. Mesela, engellilerin emeklilik meseleleri, engellilerin yıllık izin meseleleri. Engellilerin pek çok haklarıyla ilgili ihlal edilen durumlar var, eşitliksiz durumlar var.

Ben hem Sağlık Bakanı burada oturduğu için kendilerinden hem de     -mesai arkadaşları olması itibarıyla, paylaşırlarsa- Aile ve Sosyal Politikalar Bakanından bu konularda yapabilecekleri çalışmalara parti grubumuz adına destek vereceğimizi buradan söylüyorum çünkü bu hepimizin sorunu. Bizler hepimiz bu milletin vatandaşlarıyız, bu sorunla birlikte baş etmek zorundayız. Engelliler adına yapılabilecek her tür düzenlemeye Milliyetçi Hareket Partisi olarak destek vereceğimizi belirtiyorum.

Sağ olunuz. (MHP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Volkan Canalioğlu, buyurunuz. (CHP sıralarından alkışlar)

MEHMET VOLKAN CANALİOĞLU (Trabzon) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 524 sıra sayılı Kanun Tasarısı üzerinde görüşmelerimizi yürütüyoruz.

Şimdi, bu yasanın adı bizce de, kamuoyunca da “torba yasası” ve içinde her şey var ama bu torba yasasında, her şey dediğimiz bu torba yasası içerisinde toplumun mutluluğu, huzuru ve beklentisine cevap verecek hiçbir şey yok. Örnek olarak maddeler için söyleyeyim.

Sevgili, sayın AKP’li milletvekili arkadaşlar, siz hiç polis karakollarına gittiniz mi? O otobüsler içerisinde nöbet bekleyen polislerle beraber oldunuz mu? (AK PARTİ sıralarından “Olduk.” sesleri) “Olduk.” diyorsunuz ama onların beklentilerine cevap vermiyorsunuz.

ENGİN ALTAY (Sinop) – Hangi aidiyete ait polisleri soruyorsunuz?

MEHMET VOLKAN CANALİOĞLU (Devamla) – “Benim polisim, benim polisim” diyorsunuz, “benim amirim” diyorsunuz, bir gecede onları yerlerinden ediyorsunuz. Hem onları aileleriyle birlikte mağdur ediyorsunuz, kış kıyamet günü onların çoluklarını çocuklarını düşünmüyorsunuz, ayrıca bütçeye de yük getiriyorsunuz, onlara yolluk veriyorsunuz, ödeme yapıyorsunuz, kaynak harcıyorsunuz. Oysa, polislerimizin bekledikleri, onların yirmi yıldan sonra şark hizmetine gönderilmemeleri. Yirmi yılları doluyor, siz de ikinci şarka gönderiyorsunuz. Bunların çocukları öğrenci, üniversitede okuyorlar, yerleşik düzene geçiyorlar ama siz “Hayır, doğru şarka gidin.” diyorsunuz ve bekledikleri ek göstergeleri 3.600 yapmıyorsunuz ama “Benim polisim.” dediğiniz zaman da ağzınızdan ballar akıyor, bu bir.

İki: Atanamayan öğretmenlerle ilgili bir şey yok. 250 bin öğretmen atama bekliyor ama siz onlara… Ne demişti geçmişteki Millî Eğitim Bakanı: “Atama bekleyen, yem bekleyen güvercinler gibisiniz.” Ve bu ayakkabı kutusundan çıkan parayla 300 bin öğretmenin atamasını yapıyorsunuz ve onlara da otuz yıl maaş ödüyorsunuz.

Sevgili AKP’li milletvekilleri, ben biliyorum ki sizler hepiniz kul hakkına sahipsiniz, kul hakkından korkarsınız. O hâlde şunu söylüyorum, kul hakkından korkan insanlar şunu yaparlar: Bakın, siz AKP’lisiniz, AKP’ye de oy verdiniz, doğrudur, o partiye üyesiniz. Ama gelin, bu seçimlerde artık AKP’ye oy vererek bu AKP’nin vebaline ortak olmayı çünkü o tarafta bunun hesabını veremezsiniz. Mantıklı düşünün ve bunun hesabını da gayet iyi yapın.

BAĞ-KUR’lu vatandaşların sorunlarına çözüm yok. Borçlanmışlar, 1994’te şirket kurmuşlar, 2000 yılında tescillenmiş, aradaki farka ücret çıkarıyorsunuz. O da ortada, bir şey yok.

Ve yine, değerli arkadaşlar, yeni adı “TÜİK” olan, eskiden Devlet İstatistik Kurumu olan kurumun bölge müdürlerini 3.000 ek göstergede tutuyorsunuz, onlardan sonra atanan insanlara -feda olsun, tabii ki daha çok verin- 3.600 ek gösterge veriyorsunuz ama onları, 50-60 kişi sayıda olan bu insanları mağdur ediyorsunuz. Bu torba yasada bunlarla ilgili herhangi bir şey yok.

Üniversite öğrencilerimizin yurt sorununa çözüm getirecek bir madde yok.

Taşeron işçilerimiz, kölelerimiz… Sevgili milletvekilleri, siz hiç 1 Ocak sabahı işsiz kaldınız mı? 1 Ocak sabahı insanların yeni yılları kutlanır ama Trabzon’da taşeron işçilerinin yeni yılları onlar işten çıkarılarak kutlanmıştır. Bu günah değil midir, bu vebale nasıl ortak olacaksınız? Bunlarla ilgili bir şey var mı? Yok. Taşeronlar ne yapacağını bilmiyorlar, sosyal güvenceleri yok, sabah işe geldikleri zaman “Haydi kardeşim, senin işine son verdik çünkü firma olarak ihaleyi biz alamadık.”la karşılaşıyorlar, yüz yüze geliyorlar.

Fakülte sekreterleri her işi yapıyor ama ek göstergelerinde hak ettiği hakkı alamıyor. Onlarla ilgili bir şey var mı? Onlarla ilgili herhangi bir şey yok.

Değerli arkadaşlar, bakın, 2007’de çıkarılan bir yasa var, 5578 sayılı Toprak Koruma ve Arazi Kullanma Yasası. Bu yasayla birlikte Güneydoğu Anadolu Bölgesi, İç Anadolu Bölgesi, Doğu Anadolu Bölgesi, bütün bölgelerde toprak kullanımı en az “5 bin metrekare” yani 5 dönüm olacak deniyor. Şimdi, el insaf! Burada o dönemde de Doğu Karadeniz milletvekilleri vardı. Ya, arkadaşlar, bizim Karadeniz’de 5 dönüm arazisi olan Ergene Ovası’nın sahibi gibidir. “Gelin bu yasayı değiştirelim.” dedik ama bu yasayla ilgili  herhangi bir şey yok. Adamın babası ölüyor, 5 dönüm arsası yok, 1 dönüm arsası var. 5 oğlu varsa, hadi bakalım  200 metrekare inşaat yapacak. Nasıl olacak? Olmuyor. Orada bunlarla ilgili herhangi bir  şey var mı? Herhangi bir şey yok.

 

Değerli arkadaşlar, defterdar yardımcılarıyla ilgili de herhangi bir şey  yok. Defterdar yardımcıları arasında da eşitsizlik var; onların bir kısmı 3.600, bir kısmı 3.000 gösterge bekliyor. Bunların sorunlarını çözmemiz gerekiyor ve sonuç olarak şunu söylüyorum: Bu torba yasa halkın beklentilerine cevap verecek bir yasa değildir, bunu yeniden düzenlemeli ve halkın beklentilerine cevap verecek yasalar ortaya konulmalıdır.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum, teşekkür ediyorum. (CHP ve MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın  Canalioğlu.

Önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmedi.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edildi.

Madde 117’de üç adet önerge vardır, sırasıyla okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı’na

Görüşülmekte olan 524 sıra sayılı Kanun Tasarısının 117’inci maddesinde bulunan “dört”  ibaresinin “beş” şeklinde değiştirilmesini arz ve talep ederiz.

Pervin Buldan İdris Baluken                               Adil Zozani

 Iğdır                                                                       Bingöl                                              Hakkâri

Abdullah Levent Tüzel                                        Sırrı Sakık                                      Hasip Kaplan

 İstanbul                                                                   Muş                                                 Şırnak

 Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 524 sıra sayılı kanun tasarısının çerçeve 117 inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Erkan Akçay                           Mustafa Kalaycı                     Ruhsar Demirel

      Manisa                                    Konya                                Eskişehir

Yusuf Halaçoğlu                          Alim Işık                              Emin Çınar

      Kayseri                                  Kütahya                              Kastamonu

Mehmet Günal                      Cemalettin Şimşek        

      Antalya                                  Samsun

Madde 117- 633 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 5 inci maddesinin ikinci fıkrasındaki “üç” ibaresi “dört” şeklinde değiştirilmiştir.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı’na

Görüşülmekte olan yasa tasarısının 117. maddesinin metinden çıkartılmasını arz ederiz.

          Ferit Mevlüt Aslanoğlu                         Uğur Bayraktutan                               Haluk Eyidoğan

                     İstanbul                                              Artvin                                              İstanbul

                Namık Havutça                                  Doğan Şafak                                  Ali Haydar Öner

                     Balıkesir                                             Niğde                                               Isparta

BAŞKAN – Komisyon katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MEHMET YÜKSEL (Denizli) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

SAĞLIK BAKANI MEHMET MÜEZZİNOĞLU (Edirne) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Ali Haydar Öner.

Buyurunuz. (CHP sıralarından alkışlar)

ALİ HAYDAR ÖNER (Isparta) – Sayın Başkanım, değerli milletvekillerimiz; bazı kanun hükmündeki kararnameler ile kanunlarda değişiklik yapılmasını öngören tasarı ve teklifleri görüşüyoruz.

Daha yeni sayılabilecek bir tarihte yayınlanan kanun hükmünde kararnameler ile bir kısım hükümleri eskimeden değişen, değiştirilen kanunlar görüşülüyor. Eleştiriler ve katkılar muhalefet partilerinden, parmak kaldırmalar ve kabuller AKP’den. Yoklamaya katılım için 100 metre rekorlarını İzmir Marşı’yla kıran milletvekilleri, çoğunluğun sağlandığı anlaşıldıktan sonra şu anda olduğu gibi Genel Kurul salonunda genellikle bulunmuyorlar. Komisyonlarda yeterli katkı sağlamayan Adalet ve Kalkınma Partili sayın milletvekilleri Genel Kurulda da katkılarını esirgiyorlar.

Değerli milletvekillerimiz, biz burada yasama çalışması mı yapıyoruz, yasamacılık oyunu mu oynuyoruz? İktidar partisi milletvekillerinin tek işi yoklamaya katılıp parmak kaldırıp kabul oyu vermek midir? 524 sıra sayılı Yasa Tasarısı görüşülüyor, takip ettim 117’nci maddedeyiz. Maddenin, kanunun bütünü dışında bir de bölümde söz alan arkadaşımız var, Allah rızası için bir tek iktidar partisi milletvekili söz alıp konuşmamış.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Sen ne yapacaksın? Sen kendi işine bak.

ALİ HAYDAR ÖNER (Devamla) – Sayın Recep Özel, cevabını alırsın. Milletvekilliği sorumluluğunu müdrik değilsin, sadece laf atıyorsun. Ispartalılardan da utan, Türk milletinden de utanmalısın! (CHP sıralarından alkışlar)

Görüştüğümüz tasarı ve teklifler, torba kanun veya temel kanun diye adlandırılıyor. Torba kanun mu, çorba kanun mu, çuval kanun mu, belli değil. Ne bulursan koy sepete, at torbaya. Böyle bir kanun hiçbir şekilde temel kanun olarak tanımlanamaz. Bir kanunun temel kanun olarak tanımlanabilmesi için, İç Tüzük 91’e göre “Bir hukuk dalını sistematik olarak bütünüyle ve kapsamlı olarak değiştirecek biçimde genel ilkeleri içermesi…” deniyor ve devam ediyor. Bu yasa tasarısının içinde kaç tane kanun var, bilen var mı? Üşenmedim saydım, tam 58 yasada değişiklik yapılıyor. İnsaf, Hükûmet adına da insaf! Komisyonlar da nasıl böyle kırk yamalı bohça yasasını temel kanun diye getirirler, şaşmamak elde değil.

İçinde neler var: Aile ve sosyal politikalarla ilgili var ama Kamu İhale Kanunu’nun 7 maddesi değişiyor, 4 ek madde daha geliyor, zaten daha önce de kaç defa değişmişti. İşiniz gücünüz Kamu İhale Kanunu’nda değişiklik yapmakla mı geçecek? Her değişiklik yeni bir yolsuzluğun kapısını aralıyor. Sivil havacılık var, bilgi teknolojileri var, Türk Standartları Enstitüsü var, Devlet Memurları Kanunu var, ne varsa bulunmuş. Torbaya atılanların bir kısmı ihtiyaçtan. Gerçekten vatandaşların beklediği bir kısım yasa hükümleri var ama pek çok beklenen yok. Çiftçilerin beklediği yok, emeklilerin beklediği yok, polislerin beklediği yok, hâkim teminatını içerenler yok, benzeri durumlar yok.

Yazılı basın bloke edildi, görsel basındaki altyazılar bile uzaktan kumandalı aletlerle silinmeye çalışılıyor. Yazılı ve görsel basın engellendi, şimdi sanal ortamdaki yayınlar da engellenmeye çalışılıyor. Eğer, Usain Bolt Türkiye'de olsaydı hiçbir yarışta rekor kıramazdı çünkü önüne sürekli engeller çıkarılırdı.

Bir sonraki maddeye bazı hususlar kalacak. 17 Aralıkta bir yolsuzluk operasyonu yapıldı, o yolsuzluk operasyonu 40 tane yeni kanun, 40 tane yeni düzenlemeye ihtiyaç gösterdi.

118’inci maddede görüşmek üzere, hak edenlere saygılar sunarım. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 524 sıra sayılı kanun tasarısının çerçeve 117 inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                             Cemalettin Şimşek (Samsun) ve arkadaşları

MADDE 117 – 633 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 5 inci maddesinin ikinci fıkrasındaki “üç” ibaresi “dört” şeklinde değiştirilmiştir.

BAŞKAN – Komisyon katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MEHMET YÜKSEL (Denizli) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

SAĞLIK BAKANI MEHMET MÜEZZİNOĞLU (Edirne) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Şimşek.

CEMALETTİN ŞİMŞEK (Samsun) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz 524 sıra sayılı torba yasanın 117’nci maddesi üzerinde -633 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 5’inci maddesinin (2)’nci fıkrasıyla ilgili- vermiş olduğumuz değişiklik önergesi hakkında söz aldım. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygılarımla selamlarım.

Değerli milletvekilleri, burada -tabii ki Parlamentonun görevi- yasalar geliyor önümüze, bu yasaları yapıyoruz, çıkarıyoruz ancak son zamanlarda öyle bir noktaya geldi ki tartışmalar gerçekten vatandaşımızın bu yaptığımız yasalara ne kadar güvendiği, bizlere ne kadar güvendiği, yürütmeye, yasamaya, yargıya ne kadar güvendiği konusunda çok büyük tartışmalar geçiyoruz.

Değerli arkadaşlarım, öncelikle bizim tartışmamız gereken konunun bu olduğunu, elbette daha sonra da Parlamentonun, yüce heyetinizin bu yasaları yapması gerektiğine inanıyorum.

Ortalıkta öyle şeyler var ki -bu kadar yolsuzluk, rüşvet, kıyım, hukuksuzluk- ne bu görüştüğümüz torba yasanın, kanunun ne de önergelerin ne halk nezdinde ne de bence çok fazla da bir önemi yok. Gördüğüm, baktığım kadarıyla da bu güvensizlik ortamının en büyük nedenlerinden bir tanesi ve bunu vatandaşımıza yansıtan Sayın Başbakan yani gördüğümüz şey bu.

Bakın, şöyle söyleyelim: Başbakan Fas’tan telefonla bir televizyon kanalının yetkilisini arayarak Sayın Genel Başkanımız Devlet Bahçeli’nin bir demecinin alt yazıyla geçmesine “Kaldırın.” diyor. Bir demokratik ülkede, demokrasiyle yönetilen bir ülkede bir başbakan bir televizyon kanalını arar da ona “Bu alt yazıyı kaldırın.” der mi? Bu demokrasi olur mu? Demokratik bir ülkede böyle bir şey olabilir mi? Bakın, biz burada kanunları yapmaya çalışıyoruz ama Sayın Başbakanın yaptıklarına bakın. Vatandaş nasıl güvensin değerli milletvekilleri?

Bu ülkede, ayrıca, yasa ve yasalar çerçevesinde görevini yapan kamu görevlileri hallaç pamuğu gibi kış ortasında oradan oraya savruluyor. Onları “paralel devlet” olarak ilan ediyor; bunu söyleyen bir başbakan. Normal görevini yapan kamu görevlileri görevlerini yapmalarından dolayı paralel devlet olabilir mi? Bir savcı eğer kendisine bir ihbar gelmişse bunu değerlendirmek, bunu yapmak zorunda. Yapmadığı zaman, o işi yapmadığında kanunsuzluk yapmış olur. Ama, bunu yapanları “paralel devlet” olarak ilan ediyor Sayın Başbakan. İş adamları hoşuna gitmeyen açıklamalar yaptılar diye son zamanlarda döviz arttı bu ülkede, faizler arttı, vatandaşın cebinden paralar çıktı. İş adamları da yatırımcı gelmez diye endişelerini dile getirdiler. Sayın Başbakan ne dedi onlara? “Hain” dedi, “İhanet içerisindedirler.” dedi. Böyle bir şey olabilir mi değerli arkadaşlarım?

Şimdi, bu bakanlar hakkında fezlekeler düzenlendi. Sayın Başbakan bu fezlekelerin Meclise gelmesini engellettirdi, görüşmelerini engellettirdi. Sayın bakanlardan bir tanesi Zafer Çağlayan Mersin’de yaptığı açıklamada “Bizim hiçbir günahımız yok, bize bu atfedilen suçların hiçbirini işlemedik, biz tertemiziz.” diyor. Sayın Bakan Muammer Güler Mardin’de yaptığı açıklamada “Ben aklanmadan daha siyasete dönmeyeceğim.” diyor. Bu Sayın bakanların, bu fezlekelerin buraya gelmesini engellerseniz, Mecliste görüşülmesini engellerseniz, bu Sayın bakanlar nasıl aklanacaklar arkadaşlar? Bunları çamaşır suyuna soksak aklanabilirler mi? Yani bu yasalarda  nerede, nasıl aklanacakları belli. Bunların önüne geçerek, bir şekilde bunu önlemek, bakanların da kanuni hakkını, yargılanma hakkını kullanmanın önüne geçmek demek değil midir? Sizlere söylüyorum: Bu fezlekeler mutlaka bu Meclise gelip görüşülmeli, bakanlar zan altından eğer suçlu değillerse bundan kurtulmalıdırlar.

Şimdi, ayrıca, demokratik hakkını kullanan eylemcileri de, sanatçıları da Sayın Başbakan tehdit ediyor. Biliyorsunuz, Gezi eylemlerinde “Mehmet Ali Alabora” diye bir sanatçımız orada Gezi eylemlerine destek verdiğinden dolayı Başbakanın hedefi hâline geldi. Bunları niçin anlatıyorum değerli milletvekilleri? Bunlar, bu tavırlar, ülkemizdeki demokrasiyi geliştirmiyor, geriye götürüyor, onun için bunları anlatmaya çalışıyorum. Bunlar demokratik davranışlar değil. Elbette ki bir sanatçı, bir konudaki muhalefetini ortaya koyacak ama bir Başbakan bunu hedef almaz, böyle şey olmaz, bunlarla uğraşmaz. Başbakanın uğraşacağı, konuşacağı başka şeyler vardır. Daha birçok söyleyeceğim şey var ama bir maddede daha konuşmam var herhâlde. Bu vesileyle hepinize tekrar saygılar sunuyorum.

BAŞKAN –Teşekkür ederim Sayın Şimşek.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmedi.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 524 sıra sayılı Kanun Tasarısının 117’inci maddesinde bulunan “dört” ibaresinin “beş” şeklinde değiştirilmesini arz ve  talep ederiz.

Pervin Buldan (Iğdır) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MEHMET YÜKSEL (Denizli) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANI AYŞENUR İSLAM (Sakarya) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Sayın Buldan ne yapalım?

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Gerekçe Başkanım.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

 

Gerekçe:

Bu önergeyle Aile ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının görev kapsamının genişliği ve ehemmiyeti göz önünde bulundurularak müsteşar yardımcısı sayısı artırılmıştır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Madde 118’de üç adet önerge vardır, sırasıyla okutup işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Kanun Tasarısının 118. Maddesindeki “yurtdışı teşkilatı” ifadesinin yurtdışı teşkilatları” olarak değiştirilmesini arz ederiz.

        Mehmet Akif Hamzaçebi                    Ferit Mevlüt Aslanoğlu                             Haydar Akar

                     İstanbul                                            İstanbul                                             Kocaeli

         Ramazan Kerim Özkan                             Hasan Ören                               Dilek Akagün Yılmaz

                      Burdur                                              Manisa                                               Uşak

               Ali Haydar Öner

                      Isparta

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 524 sıra sayılı Kanun Tasarısının 118'inci maddesinin birinci fıkrasında yer alan "Taşra ve Yurtdışı Teşkilatı, Kurullar ve Çalışma Gruplar" ibaresinin "Kurullar ve Çalışma Grupları ile Taşra ve Yurtdışı Teşkilatı" şeklinde değiştirilmesini arz ve talep ederiz.

                 İdris Baluken                                   Pervin Buldan                                     Adil Zozani

                       Bingöl                                                Iğdır                                               Hakkâri

                    Erol Dora                                         Sırrı Sakık

                      Mardin                                                Muş

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 524 sıra sayılı kanun tasarısının çerçeve 118 inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

               Mustafa Kalaycı                                Ruhsar Demirel                                   Erkan Akçay

                       Konya                                             Eskişehir                                            Manisa

                     Alim Işık                                         Emin Çınar                                   Yusuf Halaçoğlu

                     Kütahya                                         Kastamonu                                          Kayseri

                Mehmet Günal

                      Antalya

"MADDE 118- 633 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin Dördüncü Bölümünün başlığı "Taşra ve Yurtdışı Teşkilatı, Kurullar ve Çalışma Grupları" şeklinde değiştirilmiş ve 23 üncü maddesinden sonra gelmek üzere aşağıdaki 23/A maddesi eklenmiştir.

"Yurtdışı teşkilatı

MADDE 23/A- (1) Bakanlık, 13/12/1983 tarihli ve 189 sayılı Kamu Kurum ve Kuruluşlarının Yurtdışı Teşkilatı Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamede belirlenen esaslar çerçevesinde yurtdışı teşkilatı kurmaya yetkilidir."

BAŞKAN – Komisyon, katılıyor musunuz?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MEHMET YÜKSEL (Denizli) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANI AYŞENUR İSLAM (Sakarya) – Katılmıyoruz.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Gerekçe…

BAŞKAN – Gerekçeyi okuyun.

Gerekçe:

Maddede ifade düzeltmesi yapılmaktadır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 524 sıra sayılı Kanun Tasarısının 118'inci maddesinin birinci fıkrasında yer alan "Taşra ve Yurtdışı Teşkilatı, Kurullar ve Çalışma Gruplar" ibaresinin "Kurullar ve Çalışma Grupları ile Taşra ve Yurtdışı Teşkilatı" şeklinde değiştirilmesini arz ve talep ederiz.

İdris Baluken (Bingöl) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon, katılıyor musunuz?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MEHMET YÜKSEL (Denizli) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANI AYŞENUR İSLAM (Sakarya) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Gerekçe…

BAŞKAN – Gerekçeyi okuyun lütfen.

Gerekçe:

Bu önerge ile Aile ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında 633 Sayılı Kanunun dördüncü bölümünün daha anlaşılır olması amaçlanmıştır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum:  Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Kanun Tasarısının 118. Maddesindeki “yurtdışı teşkilatı” ifadesinin “yurtdışı teşkilatları” olarak değiştirilmesini arz ederiz.

Mehmet Akif Hamzaçebi (İstanbul) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon, katılıyor musunuz?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MEHMET YÜKSEL (Denizli) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANI AYŞENUR İSLAM (Sakarya) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Sayın Öner, buyurunuz.

ALİ HAYDAR ÖNER (Isparta) – Sayın Başkanım, çok teşekkürler ediyorum.

Sayın milletvekillerimiz, 17 Aralık operasyonu yeni yasama çalışmalarına vesile oldu ama 17 Aralık operasyonu kötü örneklere de vesile oldu. Tarihte ilk defa, hırsızların polisleri kovaladığı, savcıları, hâkimleri yerinden ettiği bir dönem geldi. Fakat bu 524 sayılı torba mı, çuval mı, temel kanun mu, ne ise orada erişimin, İnternet ortamındaki erişimin engellenmesini bir tek kişiye veriyor, hâkim olmayan kişiye hâkim yetkisi veriyor. Dinleme için de ağır ceza heyetinin oy birliğinin aranacağı bir yasama çalışması yapılıyor. Ne çelişkidir anlamak mümkün değil.

En iyisi, Hükûmet eleştirilmeyi men etsin. Sayın Başbakanın uzaktan verdiği talimat doğrultusunda alt yazılar silindiği gibi, alt yazı silicili uzaktan kumandalar icat edilsin, Hükûmet eleştirilirken televizyonlar otomatikman kararsın, sesleri de otomatikman kısılsın. Tıpkı 34’üncü dakikada “Mustafa Kemal’in askerleyiz.” diye bağıran sporseverlerin seslerinin kısılması gibi. (CHP sıralarından alkışlar)

Bir önerim daha var: Alfabeden “z” harfini çıkarın, “z” harfi çıkarsa hırsızlık telaffuz edilemez, “hırsılık” hâline gelir; yolsuzluk telaffuz edilemez, “yolsuluk” hâline gelir. Yolsuzluk denmesin, denemesin. Bundan böyle ayakkabıların da kutulara konması men edilsin, torbaya vesaire konsun.

İktidar partisinden bir değerli milletvekilimiz çıkıp “Ya, bu kutuda para ne geziyor?” niye demiyor? Millet bunun cevabını bekliyor. Bir iktidar partisi sayın vekilinden, efendim…

ENGİN ALTAY (Sinop) – Diyorlar, diyorlar...

ALİ HAYDAR ÖNER (Devamla) – Ama kapalı mahfilde diyorlarmış, açıktan diyen yok.

ENGİN ALTAY (Sinop) – Bire bir diyorlar, söylüyorlar ya yeter.

LEVENT GÖK (Ankara) – “Az çıkmış.” diyorlar ama Sayın Valim.

ALİ HAYDAR ÖNER (Devamla) – Efendim, “Sonuna kadar gidilsin, araştırılsın.” diyorlar…

AYTUĞ ATICI (Mersin) – “Olur mu öyle şey?” diyorlar.

ALİ HAYDAR ÖNER (Devamla) – …ne sorgulatıyorlar ne yargılatıyorlar.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – “Büyütecek bir şey yok.” diyorlar.

ALİ HAYDAR ÖNER (Devamla) – Sayın Başbakan da “Para olduğu ne malum, ya kitapsa?” diyor -o çuvallar giriyor ya bazı evlere, mekânlara- ama o kitaplar nasıl oluyor da kutularda, kasalarda paraya dönüşüyor, bunu Zati Sungur bile izah edemez, başaramaz. Bazı yandaş yazarlar bile izah edemez.

Yolsuzlukların üstünün örtülmesi, delillerin karartılması, sorgulamaların, yargılamaların geciktirilmesi sadece günahları büyütür, hepinizin vebalini artırır. Her gün yeni bir yolsuzluk ortaya çıkıyor, yeni bir dalavere ortaya çıkıyor, yeni bir rantçılık hilesiyle karşılaşıyoruz. Efendim, en son, sit alanlarını da koruma kurullarının elinden alıp nelere çevirmişsiniz. Koruma kurullarına bile mi rüşvet verildi, ne oldu, bilmiyorum. Rüşvete aracılık eden kamu görevlileri de herhâlde var.

Bu duyarsızlıkları yakıştıramadığım Adalet ve Kalkınma Partisinin sayın milletvekilleri var, bir kısmını görüyorum. Bir gün söyleyeceğim.

BEDRETTİN YILDIRIM (Bursa) – Aynaya bak, aynaya.

ALİ HAYDAR ÖNER (Devamla) – Ama, efendim, daha önce -burada yok- istifa eden bazı milletvekilleri var, değirmenle su taşıdıkları yerin yanlış değirmen olduğunu anladılar, bağımsız olarak görevlerini sürdürüyorlar.

LEVENT GÖK (Ankara) – Bunlar hâlâ taşıyorlar ama.

ALİ HAYDAR ÖNER (Devamla) – Haram iki türlüdür deniyor; biri yemek, biri yenmesine müsaade etmek. Üçüncü haram bu defa -devam ediyor- yiyenleri, yedirenleri, çalanları, çaldıranları sorgulatmıyorsunuz, yargılatmıyorsunuz. Hiç uğraşmayın, günü gelecek sorgulatmayanlar, yargılatmayanlar adaletle çarpılacak, hak yerini bulacak, yetim hakkını alacak.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Siz dua edin Sayın Valim, sizi suçlamıyorlar.

ALİ HAYDAR ÖNER (Devamla) – Değerli milletvekilleri, Antalya’da Giden Gelmez Dağları var, Giden Gelmez Dağları. Bazı arkadaşlarımız “Geldik, gitmeyiz.” türküsü mü söylemeye kalkışıyorlar. Merak etmeyin, sizden önce gelenler gittiler, sizler de gideceksiniz ama gittikten sonra hayırla, şükranla anılmak lazım. Ayakkabı kutularındaki paraları sorgulatmayanlar hayırla anılmayı hak etmiyorlar.

Hak edenlere saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmedi.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edildi.

Madde 119’da üç adet önerge vardır, sırasıyla okutup işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 524 sıra sayılı kanun tasarısının çerçeve 119 uncu maddesinde geçen “açabilir” ibaresinin, “açar” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

               Mustafa Kalaycı                               Ruhsar Demirel                                   Erkan Akçay

                       Konya                                             Eskişehir                                            Manisa

                     Alim Işık                                         Emin Çınar                                   Yusuf Halaçoğlu

                     Kütahya                                         Kastamonu                                          Kayseri

                Mehmet Günal

                      Antalya

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 524 sıra sayılı Kanun Tasarısının 119’uncu maddesinde bulunan “yer alan” ibaresinin “yazılı olan” şeklinde değiştirilmesini arz ve talep ederiz.

                 İdris Baluken                                   Pervin Buldan                                     Adil Zozani

                       Bingöl                                                Iğdır                                               Hakkâri

                    Erol Dora                                         Sırrı Sakık

                      Mardin                                                Muş

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Kanun Tasarısının 119. Maddesinin metninden çıkartılmasını arz ederiz.

          Ferit Mevlüt Aslanoğlu                             Haydar Akar                             Ramazan Kerim Özkan

                      İstanbul                                            Kocaeli                                              Burdur

                   Hasan Ören                               Dilek Akagün Yılmaz                                Tufan Köse

                       Manisa                                               Uşak                                                Çorum

                 Muharrem Işık                                    Levent Gök

                     Erzincan                                            Ankara

BAŞKAN – Komisyon, katılıyor musunuz?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MEHMET YÜKSEL (Denizli) – Sayın Başkanım, katılmıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet?

AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANI AYŞENUR İSLAM (Sakarya) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Sayın Gök, buyurunuz. (CHP sıralarından alkışlar)

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu madde üzerinde yapacağım konuşmayı hazırlamış ve kendi iç dünyamda kendi kendime tekrar ederken birden konuşma metnimi değiştirme ihtiyacı içerisinde hissetim kendimi.

Bir müddet önce Sayın Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın bir cümlesi aklıma geldi. Bu yolsuzluk ve rüşvet operasyonundan sonra bakanların çocuklarının tutuklandığı, bakanlar hakkında fezleke düzenlendiği bir ortamda Başbakan Yardımcısı Sayın Bülent Arınç çıktı ve dedi ki: “Biz ne kadar safmışız!” ve ben de gerçekten baktım, arkadaşlarımıza, sizlere haksızlık ettiğimi düşündüm

Değerli arkadaşlarım, gerçekten yani sözlüğe baktım “saf” kime denir diye; fazla zeki olmayan, kolayca kandırılan kişilere saf deniyor. Yani şimdi böylesine saf arkadaşlarımızı böyle ağır iddialarla suçlamanın da haksızlık olduğunu düşündüm. Saf saf, saf altınlar yürütülüyor, gidiyor. Altınlar saf, arkadaşlarımız saf, bizler safız, ayakkabı kutuları saf. Az önce konuşan konuşmacımız “Ayakkabı kutuları içindeki paraları niçin sorgulamadınız?” diyor. Niçin sorgulansın, yani saflıklarından Sayın Valim! Yani arkadaşlarımız bu paraların ayakkabı kutularının içine girmeyeceğini bilmiyorlar ki esas onlar kasaya girmesi gerekiyordu ama saflar. Herkes saf, Başbakan saf, bakanlar saf, saf saf Türkiye’yi idare ediyoruz ve zannediyoruz ki Türkiye’deki insanlarımız da saf. Şimdi, gerçekten sizlere haksızlık edildiği ortada. Yani bu ülkeyi yönetenlerin zeki olmadıklarının, kolayca kandırıldıklarının kendileri tarafından ifade edildiği bir ortamda biz de muhalefet olarak sizleri suçluyoruz.

Değerli milletvekilleri, yani gerçekten bu konu ve bu durumunuz bir ibretiâlemdir. Şimdi, bunu değiştirecek birtakım mekanizmaları kurmamız gerekiyor. Yani bu saflıktan nasıl kurtulacaksınız? Safsınız ama saflık hâlen devam ediyor. Fezlekeler geliyor saf saf Adalet bakanlığına “Yanlış gelmiş.” deyip geri gönderiliyor, yapılan işlemlerin tümü reddediliyor, savcılar değiştiriliyor ama unutuyorsunuz ki Türk halkının da size vereceği bir cevap var. Şimdi, 30 Marta doğru yaklaşıyoruz. 30 Marta doğru giderken sizin bu saf ayaklarınızın altında yatan bütün dümenleri sorgulayacağımız döneme geliyoruz, kurtuluş yok.

BEDRETTİN YILDIRIM (Bursa) – Bundan size ekmek yok!

LEVENT GÖK (Devamla) – Sizler saf ayağına yatmayın. Türk halkı saf değil. Türk halkı, bir paralel devlet iddiasıyla, komplo teorilerinin üretildiği bir ortamda yolsuzlukları da biliyor, rüşveti de biliyor, her şeyi de biliyor, yolsuzlukların boğazınıza kadar sizi bataklığa çektiğinin farkında. Şimdi, böylesine önemli bir süreçte halkımız bu hesaplaşma gününü bekliyor. Fezlekeleri kaçırabilirsiniz, hırsızı sorgulayan, yakalayan emniyet kuvvetlerini değiştirebilirsiniz, savcıları değiştirebilirsiniz, hâkimleri değiştirebilirsiniz ama Türk halkının o saf yüreğini değiştiremezsiniz, saf yüreğini değiştiremezsiniz. (CHP sıralarından alkışlar) O saf yüreğinin altında biliniz ki Mustafa Kemal’in kurduğu bu cumhuriyette o emperyalizme karşı verilen savaşı en güç koşullarda, en kıt olanaklarla kuran bu ülkenin yurttaşları, bu ülkenin bütün kaynaklarını hovardaca harcayan, kendi yandaşlarına peşkeş çeken bu iktidardan mutlaka hesap soracak yürektedir. Bizler biliyoruz ki Türkiye’de yaşayan bütün insanlar, bütün yurttaşlar İsmet Paşa’nın şu sözünün şiar edinmiştir: “Bu ülkenin namuslu insanları namussuzlardan daha cesaretlidir.”

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 524 sıra sayılı Kanun Tasarısının 119’uncu maddesinde bulunan “yer alan” ibaresinin “yazılı olan” şeklinde değiştirilmesini arz ve talep ederiz.

                                                     Pervin Buldan (Iğdır) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon, katılıyor musunuz?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MEHMET YÜKSEL (Denizli) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANI AYŞENUR İSLAM (Sakarya) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Gerekçe lütfen.

Gerekçe:

Bu önerge ile maddenin daha anlaşılır olması amaçlanmaktadır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmedi.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 524 sıra sayılı kanun tasarısının çerçeve 119 uncu maddesinde geçen “açabilir” ibaresinin, “açar” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Mustafa Kalaycı (Konya) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MEHMET YÜKSEL (Denizli) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANI AYŞENUR İSLAM (Sakarya) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Sayın Halaçoğlu…

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Gerekçe…

BAŞKAN – Gerekçe lütfen…

Gerekçe: Veri tabanında tutulan bilgilerin belirlenecek usûl ve esaslar çerçevesinde kamu kurum ve kuruluşları ile mahalli idareler ve Türkiye Kızılay Derneğine açması öngörülmektedir.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmedi.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edildi.

Madde 120’de üç önerge vardır, sırasıyla okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 524 sıra sayılı Kanun Tasarısının 120’nci maddesinde bulunan “eklenmiştir” ibaresinin “ilave edilmiştir” şeklinde değiştirilmesini arz ve talep ederiz.

 

  İdris Baluken                         Pervin Buldan                           Adil Zozani

       Bingöl                                     Iğdır                                    Hakkâri

 

    Erol Dora                               Sırrı Sakık

      Mardin                                      Muş

BAŞKAN – Şimdi okutacağım iki önerge aynı mahiyette olduğundan birlikte işleme alacağım. Talepleri hâlinde önerge sahiplerine ayrı ayrı söz vereceğim veya gerekçelerini okutacağım.

Şimdi aynı mahiyetteki önergeleri okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Kanun Tasarısının 120. Maddesinin metinden çıkartılmasını arz ederiz.

 

Ferit Mevlüt Aslanoğlu               Haydar Akar                    Ramazan Kerim Özkan

     İstanbul                                  Kocaeli                                   Burdur

 

   Hasan Ören                      Dilek Akagün Yılmaz                      Tufan Köse

      Manisa                                     Uşak                                     Çorum

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

 

Mustafa Kalaycı                      Ruhsar Demirer                         Erkan Akçay

       Konya                                  Eskişehir                                 Manisa

 

     Alim Işık                               Emin Çınar                         Yusuf Halaçoğlu

     Kütahya                               Kastamonu                                Kayseri

 

Mehmet Günal

      Antalya

BAŞKAN – Komisyon aynı mahiyetteki önergelere katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MEHMET YÜKSEL (Denizli) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANI AYŞENUR İSLAM (Sakarya) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Sayın Halaçoğlu, gerekçeyi okutuyorum?

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Evet efendim.

Gerekçe: Devredilmesi öngörülen sosyal hizmet kuruluşlarının personeli, taşınmazları, her türlü araç ve gereçleri ile borç ve alacaklarının kime ait olacağı ve hangilerinin nasıl devredileceği konusunda açıklık bulunmamaktadır.

BAŞKAN – Sayın Dilek Akagün Yılmaz, buyurunuz. (CHP sıralarından alkışlar)

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 524 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 120’nci maddesi üzerine grubumuz tarafından verilen önerge üzerinde konuşmak üzere söz aldım.

Grubumuzun verdiği önerge bu maddenin metinden çıkartılmasına ilişkin. Artık zaten burada yasa yapmamızın çok fazla bir anlamı kalmadı, yani ne yasalara uyuluyor ne Anayasa’ya uyuluyor ne de verilen sözlere uyuluyor. Ben bu madde üzerinde konuşmayacağım sevgili arkadaşlar.

Bugün Adalet Komisyonuna bir tasarı geldi, aynen şöyle: “Terörle Mücadele Kanunu’nun 10’uncu maddesi uyarınca kurulan ağır ceza mahkemelerinin kaldırılmasına ve çeşitli kanunlardaki değişikliğe ilişkin…” En başında da bizim Adalet Komisyonundaki arkadaşlarımızın imzaları var.

Şimdi, bunu görünce biz elbette çok sevindik. Bakandan, Başbakandan bunları duyduğumuzda özel yetkili mahkemelerin kaldırılacağı, terör mahkemelerinin kaldırılacağına dönük bu çalışmayı duyunca çok sevinmiştik, demiştik ki: Yıllardır özel yetkili mahkemelerin bu ülkede olmaması gerektiğini söylüyoruz. Bütün insanların -yani suçlu da olabilir, suçsuz da olabilir, daha sonra beraat de edebilir- doğal mahkemelerinde, yani suç işlediklerindeki o yerdeki mahkemelerde yargılanması gerektiğini, özel ayarlanmış mahkemelerde yargılanmaması gerektiğini biz yıllardır söylüyorduk. “Tamam, şimdi böylesi bir şey geliyor.” dedik. Ama bütün insanların Godot’yu.bekler gibi beklediği bu tasarıdan ne çıktı biliyor musunuz sevgili arkadaşlar? Dedi ya Sayın Başbakan, cezaevindekilere umut verdi ya, dedi: “Bu, özel yetkili mahkemeler, terör mahkemeleri sahte delillerle, ayarlanmış yargıçlarla kumpas kurdular bizim memleketimize, askerlerimize, aydınlarımıza. Onların bir an önce çıkması gerekir.” dedi ya, aynı şeyi Yalçın Akdoğan da söyledi, “Kumpas kurdular millî ordumuza, Millî İstihbarat Teşkilatına ve millî Hükûmete.” dedi. “O insanlar masum bir şekilde orada yatıyor.” denildi ve Sayın Başbakan dedi ki Barolar Birliği Başkanı Metin Feyzioğlu’nun görüşmesinden sonra, bu kumpas davalarında yeniden yargılanmalar yapılabilir özel yetkili mahkemelerde, tasfiye hâlindeki, geçen yıl 2012 Temmuzunda tasfiye hâline soktuğunuz özel yetkili mahkemelerde mahkûmiyet alanların yeniden yargılanması söz konusu olabilir. Cezaevindeki insanlarla oynadınız, onların aileleriyle oynadınız. Peki, bugün gelen yasa tasarısında ne var? Koskoca bir hiç. Görüyoruz ki bu yasa tasarısında özel yetkili mahkemeleri kaldırıyorsunuz, terör mahkemelerini kaldırıyorsunuz; bunları kaldırıyorsunuz ne için? Kendinizle ilgili yapılan o “ayarlanmış yargıçlar ve savcılar” dediğiniz, “cemaatin çetesi” dediğiniz o yargıçları dağıtmak için, savcıları dağıtmak için yapıyorsunuz, onları kaldırıyorsunuz ama daha dün söylediğiniz… “Bu insanlar masum, bu insanlar sahte delillerle mahkûm oldular.” denilen insanlar için en ufak bir madde, en ufak bir gelişme, en ufak bir umut bırakmıyorsunuz. Nasıl insanlarsınız siz? Vicdanınız nerede? Sayın Başbakanın vicdanı nerede? Ben buradan ona sesleniyorum hem “Kumpas var.” diyeceksiniz hem “Sahte delil var.” diyeceksiniz hem “Ayarlanmış yargıçlarla masum insanlar mahkûm edildi.” diyeceksiniz sonra da arkanızı dönüp gideceksiniz. Bunu yapabilir misiniz? Bunu hanginiz yapabilir? Bir düşünün,  kendinizi o insanların yerine koyun. Böylesi bir şey yapıyorsanız eğer bu ülke insanları sizi affetmeyecek.

HİLMİ BİLGİ (Sivas) – Dilek Hanım bağırma, bağırma.

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Devamla) – Bakın, ben eminim ki, eminim ki, bu söylenilen yalanlar nedeniyle, halkı kandırma nedeniyle insanlar Meclisin önüne yığılacaklar “Siz nasıl bize yalan söylediniz? Madem bu insanlar böylesine haksız yere mahkûm edildi, nasıl sırtınızı dönebilirsiniz onlara?” diyecekler, sizden hesap soracaklar.

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Niye bağırıyorsun ya?

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Devamla) – Şimdi, bu mahkemelerle ilgili ayarlanmış ve sahte delillerden bahsedildi, 5 no.lu hard diskin sahte olduğu TÜBİTAK raporuyla anlaşıldı. Ne oldu? Gittiler 10. Ağır Ceza Mahkemesine, yargılanmanın iadesi 311’e göre istendi, “ret” dedi 10. Ağır Ceza Mahkemesi. Ne oldu? Bu Balyoz ile Ergenekon davasında gösterilen Danıştay şemasının aslında sahte olduğu anlaşıldı. Ne oldu? Bunların hiçbirisini dikkate almıyorlar. O insanlar, Fatih Hilmioğlu bakın, ölüm döşeğinde neredeyse, Kemal Alemdaroğlu şu anda hastanede yatıyor, ölüm döşeğinde, Ergun Poyraz yedi buçuk yıldır cezaevinde; Tuncay Özkan, Doğu Perinçek, Engin Alan, İlker Başbuğ bunların hepsi şu anda cezaevindeler ve bu tasarıyı bekliyorlardı umut içinde ama o insanların umutlarını öldürdünüz, o insanların ailelerinin umutlarını öldürdünüz, bu halkın size birazcık bile olsa güvenini öldürdünüz. Sadece kendiniz için yapıyorsunuz bu değişikliği, sadece kendi insanlarınızı…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Devamla) - …kurtarmak için, Başbakanın oğlunu kurtarmak için, bakanları kurtarmak için yapıyorsunuz. Hepinize yazıklar olsun, hepinize! (CHP sıralarından alkışlar, AK PARTİ sıralarından “Sana Yazıklar olsun!” sesleri, gürültüler)

ŞİRİN ÜNAL (İstanbul) - Sana yazıklar olsun!

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Yazıklar olsun, söylenecek laf yok zaten! Niye yalan söylediniz, neden yalan söylediniz! Bu yalanı nasıl açıklayacaksınız! (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Sayın Başkan, doktor çağırın.

BAŞKAN – Şimdi arkadaşlar…

Şimdi önergeyi oylarınıza sunuyorum, karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı yoktur, beş dakika ara veriyorum.

Geleceğim, ondan sonra ara vereceğim bir yemek arası, onu duyurmuş olayım.

Kapanma Saati: 19.21

 

BEŞİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 19.24

BAŞKAN: Başkan Vekili Meral AKŞENER

KÂTİP ÜYELER: İsmail KAŞDEMİR (Çanakkale), Bayram ÖZÇELİK (Burdur)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 58’inci Birleşiminin Beşinci oturumunu açıyorum.

120’nci madde üzerindeki Uşak Milletvekili Sayın Dilek Akagün Yılmaz ve arkadaşlarının ve aynı mahiyetteki diğer önergenin oylamasında karar yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi önergeyi tekrar oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler…

Şimdi biri var, biri yok dedi.

Elektronik oylama yapıyorum.

İki dakika süre veriyorum ve oylamayı başlatıyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Karar yeter sayısı yoktur.

Birleşime bir saat ara veriyorum

                                                                              

                                                                               Kapanma Saati: 19.27

ALTINCI OTURUM

Açılma Saati: 20.31

BAŞKAN: Başkan Vekili Meral AKŞENER

KÂTİP ÜYELER: İsmail KAŞDEMİR (Çanakkale), Bayram ÖZÇELİK (Burdur)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 58’inci Birleşiminin Altıncı Oturumunu açıyorum.

120’nci madde üzerindeki, maddenin tasarıdan çıkarılmasına ilişkin iki önergenin ikinci oylamasında da karar yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi, önergeleri yeniden oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Karar yeter sayısı vardır.

524 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Komisyon burada.

Hükûmet burada.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 524 sıra sayılı Kanun Tasarısının 120’nci maddesinde bulunan “eklenmiştir” ibaresinin “ilave edilmiştir” şeklinde değiştirilmesini arz ve talep ederiz.

                                                  İdris Baluken (Bingöl) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon, katılıyor musunuz?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MEHMET YÜKSEL (Denizli) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANI AYŞENUR İSLAM (Sakarya) – Katılmıyoruz.

ADİL ZOZANİ (Hakkâri) – Gerekçe…

BAŞKAN – Gerekçeyi lütfen…

Gerekçe:

Bu önergeyle maddenin daha anlaşılır olması amaçlanmaktadır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

121’inci maddede üç adet önerge vardır, sırasıyla okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 524 sıra sayılı Kanun Tasarısının 121'inci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan birinci "haberleşme," kelimesinin madde metninden çıkartılmasını arz ve talep ederiz.

                 İdris Baluken                                   Pervin Buldan                                     Adil Zozani

                       Bingöl                                                Iğdır                                               Hakkâri

                    Erol Dora                                         Sırrı Sakık

                      Mardin                                                Muş

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Kanun Tasarısının 121. maddesindeki "Afet ve acil durumlara yönelik sağlık hizmetlerinin sunumu" ifadesinden sonra gelmek üzere "ayrıca, bakanlığın diğer Hizmetlerinin de öncelikle sunulması amacıyla" ifadesinin eklenmesini arz ederiz.

          Ferit Mevlüt Aslanoğlu                             Haydar Akar                             Ramazan Kerim Özkan

                     İstanbul                                            Kocaeli                                              Burdur

                  Hasan Ören                               Dilek Akagün Yılmaz

                      Manisa                                               Uşak

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 524 sıra sayılı kanun tasarısının çerçeve 121 inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

               Mustafa Kalaycı                                Ruhsar Demirel                                   Erkan Akçay

                       Konya                                             Eskişehir                                            Manisa

                     Alim Işık                                         Emin Çınar                                   Yusuf Halaçoğlu

                     Kütahya                                         Kastamonu                                          Kayseri

             Cemalettin Şimşek                              Mehmet Günal

                     Samsun                                            Antalya

"MADDE 121- 11/10/2011 tarihli ve 663 sayılı Sağlık Bakanlığı ve Bağlı Kuruluşlarının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin 9 uncu maddesinin birinci fıkrasının (e) bendinden sonra gelmek üzere aşağıdaki bend eklenmiş ve diğer bendler buna göre teselsül ettirilmiştir.

"f) Acil sağlık hizmetlerinin sunumu için gerekli telsiz haberleşme altyapısını kurup işletmek."

 

BAŞKAN – Komisyon, katılıyor musunuz?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MEHMET YÜKSEL (Denizli) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANI AYŞENUR İSLAM (Sakarya) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Sayın Halaçoğlu, gerekçeyi mi okutuyorum?

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Evet Başkanım.

BAŞKAN – Gerekçe lütfen…

Gerekçe:

Acil Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğünün görevleri arasına alınan "acil sağlık hizmetlerinin sunumu için gerekli telsiz haberleşme altyapısını kurup işletmek" görevi ayrı bir bend olarak düzenlenmektedir.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 524 sıra sayılı Kanun Tasarısının 121'inci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan birinci "haberleşme," kelimesinin madde metninden çıkartılmasını arz ve talep ederiz.

                                                              İdris Baluken (Bingöl) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon, katılıyor musunuz?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MEHMET YÜKSEL (Denizli) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANI AYŞENUR İSLAM (Sakarya) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Gerekçe lütfen…

Gerekçe:

Bu önerge ile hem anlatımdaki hata düzeltilmiş hem tekrar önlenmiştir.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye  Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Kanun Tasarısının 121. maddesindeki "Afet ve acil durumlara yönelik sağlık hizmetlerinin sunumu" ifadesinden sonra gelmek üzere "ayrıca, bakanlığın diğer hizmetlerinin de öncelikle sunulması amacıyla" ifadesinin eklenmesini arz ederiz.

                                                                                         Ferit Mevlüt Aslanoğlu (İstanbul) ve arkadaşları

 

BAŞKAN – Komisyon katılıyor musunuz?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MEHMET YÜKSEL (Denizli) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKAN AYŞENUR İSLAM (Sakarya) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Sayın Aytuğ Atıcı, buyurunuz. (CHP sıralarından alkışlar)

 AYTUĞ ATICI (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, 524 sıra sayılı çorba yasanın, tasarının 121’inci maddesiyle ilgili olarak verdiğimiz önerge üzerine söz almış bulunuyorum. Aklını kullanarak parmak kaldıran tüm milletvekillerini saygıyla selamlarım.

Değerli arkadaşlar, Sağlık Bakanlığı, maalesef ama maalesef, 663 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’yle yönetilmektedir. Oysa, 663 sayılı KHK kanunsuzdur, hukuksuzdur, olağanüstü şartların yasasıdır ve gayrimeşru bir yasadır. Bunu, defalarca bu kürsüden size aktardım. İki yıl üç aylık olan ve kaçıncı kez değiştirdiğinizi sizin bile unuttuğunuz, bilmediğiniz bu tasarının, bu kararnamenin 9’uncu maddesinin birinci fıkrasının (e) bendini değiştiriyorsunuz. İnanın kendi yasalarınızı bile o kadar hızlı değiştiriyorsunuz ki tek kelimeyle güvenilmezsiniz.

Bakın, şimdi size bir efsane anlatacağım, bu, herhâlde, Parlamento tarihine girecek bir uygulamadır. Şu anda biz ne yapıyoruz burada? Şu anda biz 524 sayılı bir tasarıyı görüşüyoruz değil mi? Bu tasarının görüşülmesi bitti mi? Bitmedi. Onay aşamaları tamamlandı mı? Cumhurbaşkanlığından ya da başka bir… Resmî Gazete’de yayınlandı mı? Hayır.  Bu tasarının 24’üncü maddesini bir şekilde değiştirdiniz burada, bakın, bu tasarının 24’üncü maddesini değiştirdiniz. Daha, bu tasarının görüşmeleri devam ederken, yeni bir kanun teklifi hazırladınız, şu anda Plan ve Bütçede görüşülüyor ve burada henüz onaylanmamış olan bir maddeyi değiştiriyorsunuz. Parlamento tarihinde ilktir, daha bir yasa onaylanmadan, daha bir yasanın görüşmeleri bile tamamlanmadan, aşağıda, Genel Kurulda görüşülürken siz yukarıda Plan ve Bütçe Komisyonuna bir teklif verdiniz, kanun teklifi, burada görüşülmüş olan bir maddeyi gene değiştiriyorsunuz. Ben ne diyeyim size? Bu utanç size yeter, eğer utanma duygusu kaldıysa.

Bakın, bu yasada Acil Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğünün görevleri arasına acil sağlık hizmetlerinin sunumu için gerekli telsiz ve haberleşme altyapısının kurulmasını ekliyorsunuz. Yani, Acil Sağlık Hizmetleri Genel Müdürlüğünün bütün işleri bitti, telsiz kurmak kaldı! Bırakın telsizi bir başkası kursun. Gerekçeniz neymiş efendim? Belli değil. “Efendim, acil sağlık hizmetlerinin telsizlerini kullanırken başka kurumlarınkini kullanıyor.” Sanki Yunanistan’ın telsiz altyapısını kullanıyormuş gibi. Kullansın, ne olur? Acil Sağlık Hizmetleri Müdürünün görevi kalkıp telsiz kurmak mıdır, acil sağlık hizmetlerini iyileştirmek midir? Bunu net olarak düşünmeniz lazım.

Telsize harcayacağı zamanı, parayı Sağlık Bakanı, Müsteşarı ve Genel Müdürü sağlıktaki iyileştirmeler için kullanmalıdır. Acil servislerde çalışan tıp uzmanları yeterli mi? Değil. On bir yılda sayıyı artırdınız mı? Artırmadınız, tam tersine ambulanslarda bulunan acilcileri aldınız, aile hekimleri yaptınız. Acil servise gelen hasta sayısı bir hastaneye gelen hasta sayısının üçte 1’idir. Niye biliyor musunuz bu utanç? Çünkü tam on bir noktada katkı ve katılım payı alıyorsunuz, insanlar polikliniğe gidemiyorlar ve acil servislere geliyorlar sanki acil servisler bedavaymış gibi. Başbakan da, Sağlık Bakanı da defalarca “Acil sağlık hizmetleri bedavadır.” demiştir. Ben buradan söylüyorum: Yeşil alana giren bütün acil sağlık hizmetlerinden para alıyorsunuz.

Bakın, acil sağlık hizmetlerinin belkemiği olan ve çok zorluklar içerisinde fedakârca çalışan acil tıp teknisyenleri, doktorlar ve paramedikler kan ağlamaktadırlar. Neden, biliyor musunuz? Çünkü, onların özlük haklarını iyileştirmiyorsunuz. Gelin telsizi sahibine bırakalım, biz acil uzmanlarının, paramediklerin, ATT’lerin özlük haklarını düzeltelim; onların eğitimlerini artıralım, onları bir afet durumunda çok etkili bir şekilde kullanabilmek için yurt dışına gönderelim, oradaki durumlardan yararlanmalarını sağlayalım. Siz ne yapıyorsunuz bunu yapmak yerine? Tesis yapıyorsunuz. Daha önce ne yaptınız? Gemi hastane yapmaya kalktınız. Gemi hastane tabii ki yapılacak ama gemi hastane yapana kadar depreme dayanıklı güzel hastaneler yapın. Van’da bir deprem olsa gemi hastanesi ne işe yarayacak?

Değerli arkadaşlar, Acil Sağlık Hizmetleri Genel Müdürü telsizle uğraşacağına, Acil 112’lerde kayınpeder, enişte aracılığıyla yapılan yolsuzlukları aydınlatsın yeter bu şeref ona.

İyi akşamlar. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Şimdi, maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Madde 122’de birbirinin aynı iki önerge vardır aynı mahiyette; okutup, ayrı ayrı işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Kanun Tasarısının 122. Maddesinin metinden çıkartılmasını arz ederiz.

 

          Ferit Mevlüt Aslanoğlu                             Haydar Akar                             Ramazan Kerim Özkan

                     İstanbul                                            Kocaeli                                              Burdur

 

                  Hasan Ören                               Dilek Akagün Yılmaz

                      Manisa                                               Uşak

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

               Mustafa Kalaycı                                Ruhsar Demirel                                   Erkan Akçay

                       Konya                                             Eskişehir                                            Manisa

 

                     Alim Işık                                         Emin Çınar                                   Yusuf Halaçoğlu

                     Kütahya                                         Kastamonu                                          Kayseri

 

             Cemalettin Şimşek                              Mehmet Günal

                     Samsun                                            Antalya

BAŞKAN – Sayın Komisyon, katılıyor musunuz önergelere?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MEHMET YÜKSEL (Denizli) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANI AYŞENUR İSLAM (Sakarya) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Sayın Halaçoğlu, gerekçeyi mi okutalım?

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Cemalettin Şimşek konuşacak.

BAŞKAN – Sayın Şimşek, buyurunuz. (MHP sıralarından alkışlar)

CEMALETTİN ŞİMŞEK (Samsun) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 524 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın çerçeve 122’nci maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını talep ediyoruz. Niçin bunu yapıyoruz değerli milletvekilleri? 122’nci maddeyle Diyanet İşleri Başkanlığına bağlı iki tane hastanenin kamu hastanelerine devrini öngörüyor bu yasa. Şimdi, gerek Hükûmetin politikaları gerekse bu sağlıktaki politikalar birbiriyle çelişmekte.

Diğer işlere baktığımızda, özelleştirmeler yapılırken bu hastanecilik işinde, sağlık hizmetlerinde de bir nevi kamulaştırma yapıyoruz. Burada bir çelişki var bir defa. Diyanet İşleri Başkanlığının vakıf hastaneleri özel hastane mantığından çalışan -ve ben de gidip tedavi olduğum bir hastane olduğu için biliyorum- sağlık hizmetlerinin kalitesi kamu hastanelerinde sunulan sağlık hizmetleriyle kıyaslanamayacak derecede daha kaliteli, daha iyi hizmet sunulmakta, hastalar daha memnun olmakta. Eğer biz bu hastaneyi kamu hastane birliklerine katar da o mantıkla işletirsek, o da niceliksel olarak, işte, sayısal olarak daha çok hasta bakılacak orada ama sağlık hizmetlerinin kaliteli sunumundan geriye adım atmış olunacak. Bir defa bu bakımdan sakıncalı. Biz hep söylüyoruz, diyoruz ki: Sağlık hizmetlerinde sayısal çoğaltmak ya da 8,3’lere, 8,5’lere çıkmak önemli değil asıl olan sağlık hizmetlerinin sunumunun kaliteli olmasıdır, giden insanların netice almasıdır. Burada birçok hekim arkadaşlarım var, görüşüyorum onları da ben, onlar da bu görüşe katılacaklardır.

Son zamanlarda âdeta şöyle bir şey icat edildi: İşte, Türkiye'de 2002’de 4’lerdeyken, 3’lerdeyken kişi başına baktığımız hasta sayısı, bugün 8’lere falan çıktı ama bizim esas bakmamız gereken burada sağlık hizmetlerine ne kadar kalite kattık? Ona bakmalıyız. Eskiden çıktığımda hep söylüyorum bunu: Hastalar bir sistematik olarak 3’üncü basamak ya da fakülte hastanelerine giderlerdi ancak son zamanlarda hiçbir şey olmadan sadece TC numarasıyla beraber istediği hastaneye gitsin, denildi. “Oh! Ne kadar güzel” diye bakılıyor bu ama bakın, aşağıda, 2’nci basamakta, 1’inci basamakta tanısı konulmadan, biraz yaklaşım olmadan 3’üncü basamağa ya da fakülte hastanelerine hastalar gittiğinde oralarda yığılmalar oluyor. Dolayısıyla o fakülte hastanelerinin poliklinikleri de sağlık ocağı polikliniği gibi yoğunlaşıyor, çok oluyor. Dolayısıyla hastada atlamalar, arada gerçek hasta olanlar da, grip olmayıp da hakikaten birtakım böyle iyi araştırılacak, araştırma yapılacak hastalıkları olanlar da araştırma yapılamadan çıkıyor. İşte, burada da yapılmak istenen şimdi bununla bu. Bu kanunla bu vakıf hastanesinin, Diyanet Vakfına ait olan vakıf hastanesinin kamuya nasıl devredileceği, personelinin ne şekilde, taşınmazlarının, demirbaşlarının nasıl bir şekilde devredileceğini düzenliyor. Bunun düzenlenmesine ait elbette bir sıkıntı, şikâyet olmaz ama esasen niçin kamulaştırılıyor, onu tartışmamız lazım çünkü biraz evvel de söylediğim gibi, bu hastanelerde kaliteli hizmet sunumu bakımından diğer hastanelerle kıyaslanmayacak kadar farklılık var.

O bakımdan biz bu maddenin tasarı metninden çıkarılmasını öneriyoruz. Vatandaşlarımızın gitmek istedikleri, almak istedikleri sağlık hizmetinin hangisini nereden almak istediklerine fazla müdahale etmememiz lazım. İşte, diğerlerinde dediğimiz gibi, özelleştirmeler, piyasa ekonomisinde piyasalaştırılırken burada kamulaştırılarak sanki eskiden komünist sistemlerde olan düzene doğru… Sağlıkta sadece bu yapılmak isteniyor. Hâlbuki maalesef kamunun sağlık hizmetlerini kaliteli bir şekilde sunma imkânı yok, bunu da hep beraber, hep birlikte gözlemliyoruz.

Onun için diyoruz ki bu vakıf hastanesinin kamuya devredilmesini, bu maddenin tasarıdan çıkarılmasını temenni ediyor, teklifimizin desteklenmesini, önergemizin desteklenmesini bekliyoruz.

Hepinize tekrar saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Aynı mahiyetteki diğer önerge üzerinde Sayın İzzet Çetin konuşacak.

Buyurunuz. (CHP sıralarından alkışlar)

İZZET ÇETİN (Ankara) – Sağ ol Başkanım.

Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, 524 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 122’nci maddesinde verdiğimiz önerge üzerine söz aldım.

Değerli arkadaşlar, hani bizim bir halk deyimimiz var, “Yarım hoca dinden, yarım doktor candan eder.” derler. Burada hem Diyanet hem de sağlık iç içe geçince bu atasözümüz geldi aklıma. Diyanet İşleri Başkanlığı kuruldu kurulalı hiçbir dönemde bu kadar siyasal emellere alet edilen bir başkanlık olmamıştı.

Şimdi, Türkiye Diyanet Vakfına ait hastanelerin, taşınır taşınmazların Sağlık Bakanlığına devriyle ilgili bir düzenleme; bu torba kanun anlayışının en ibret verici maddelerinden birisi. Yani biz burada Diyanet Vakfının hastanecilik yapmasına karşı değiliz. Türkiye’de şu anda 5 bine yakın vakıf var veya yüzlerce özel hastane oluşturuldu. Yani şimdi, vakıflarda binlerce, belki 100 binden fazla insan istihdam ediliyor, 5 bin vakıfta.

Şimdi, bu madde kabul edildiği takdirde, ben basın mensuplarının da dikkatini çekerek, Türkiye kamuoyuna diyorum ki: Türkiye’de ne kadar Diyanet Vakfına benzer özel hukuk tüzel kişisi konumunda vakıf varsa çalışanları Hükûmete, Devlet Personel Başkanlığına müracaat etsin; devlet memurluğuna geçiş hakkı doğuyor.

İkincisi: “Hastane işletmeciliğinden vazgeçeceğim.” diyen hastane işletmecilerine sesleniyorum: Hepsi Sağlık Bakanlığına müracaat etsin; bütün varlıklarıyla, kârı zararıyla, bir komisyon kurulacak, Sağlık Bakanlığı alacak. Bu madde böyle bir madde değerli arkadaşlar.

Şimdi, devlet memurluğuna girişin koşulları var değerli arkadaşlar. Bizim fakir fukara halkımızın, yoksul halkımızın çocukları kıt kanaat ailelerinin bütçeleriyle okuyor, üniversite bitiyor, devlet memurluğu sınavına giriyor, sınav kazansa bile memur olamıyor, kadro durumuna bakılıyor. Atama için yıllarca bekliyor. Şimdi, burada, herhangi bir şarta bağlı olmaksızın, doğrudan doğruya, 2 hastanede çalışan 656 personel doğrudan, sınav şartı olmadan, kadro şartı aranmadan devlet memurluğuna geçtiği için bütün Türkiye’deki vakıflardaki çalışanlara da memuriyete geçme hakkının yolu açılıyor.

Değerli arkadaşlar, bizim 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 33, 49 ,50, 52’nci maddelerine bakınız. Kurumların memur ihtiyaçlarının nasıl karşılanacağı düzenlenmiş; sınav şartı var, kadro koşulu var. Eğer bunu  böyle yapmadan bütün hastanede çalışan 656 kişiyi kadroya geçirirseniz 100 binlerce sıra bekleyen memur adayını haksızlığa uğratırsınız, atanamayan 300 bin öğretmenin hakkını yemiş olursunuz. Mecliste bile kadrosuzluk nedeniyle, biraz evvel “Bizimle ilgili bir madde ihdası gelecek Sayın Vekilim, bize katkı yapınız.” diyen garsonların, hizmetlilerin, 4/C’lilerin hakkını yemiş olursunuz. Buna hiç kimsenin hakkı olmaması gerekir.

Diyanet Vakfı hastane işletmeciliğinden vazgeçecekmiş, vazgeçerse vazgeçsin. Ticaretin kuralları var. Oturur, bir değer tespiti yapar, alıcısı ister Sağlık Bakanlığı olur, ister Ahmet alır, ister Mehmet alır, isterse Başbakan emir verir beş altı tane iş adamına, alın bu hastaneleri der, onlar da alır, işletir. Ama ne Sağlık Bakanlığının Diyanet Vakfının hastanelerini alma gibi bir mecburiyeti var ne de devletin sınava girmeden, hiçbir hakları olmadığı hâlde, sınavsız biçimde Diyanet Vakfında çalışanları kadroya alma hakkı var. Yani, bu torba kanun içerisinde böyle bir düzenleme baştan yoktu, alt komisyonda yoktu, bilahare Süreyya Sadi Bilgiç bir önerge verdi, itiraz ettim komisyonda, bu düzenleme yanlıştır dedim. Bu sefer vazgeçti AKP. Komisyonda da Anayasa gereği 25 üye onlardan; bu sefer Vedat Demiröz, kulağı böyle tutma yerine böyle tutarak bir başka önerge verdi “İlla ki de biz bu işi yapacağız…” Çoğunluğunuz var, yaparsınız.

Anayasa’nın eşitlik ilkesine aykırı, Devlet Memurları Kanunu’na, 657’ye aykırı bir düzenlemedir, hak doğurucu bir düzenlemedir ve de her yönüyle yasalara aykırı. Çıkarılmasında  yarar var.

Hepinizi saygıyla selamlarım. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Çetin.

Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmedi.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edildi.

Sayın Vural, 60’ıncı maddeye göre söz istediniz,  buyurunuz.

Sayın Vural’a iki dakika…

 

 

 

 

 

OKTAY VURAL (İzmir) – Evet, teşekkür ederim.

Sayın Başkan, bir konuyu, Sayın Bakan da buradayken, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı buradayken, hem de Malatya Milletvekiliyle görüşürken, inşallah kulakları… Efendim, Malatya’ya yaptığım bir ziyaret sırasında  görme engelli çocuklar ve velileriyle birlikte oldum. Gerçekten, onlara, 2001 yılında bir okul yaptırılmış fakat daha sonra bu okul, maalesef, engelliler yerine başka bir okul hâline dönüştürülmüş. Maalesef görme engelli çocuklar için bir sınıf tahsis edilmiş ama öğretmen yok. Analar babalar haykırıyor: “Çocuklarımızı okutmak istiyoruz ama Malatya’da Millî Eğitim İl Müdürlüğü maalesef ihtiyaca binaen görme engellileri eğitecek bir öğretmen tahsis etmiyor.”

Çok ciddi bir problemle karşı karşıyayız, gerçekten çok vahim bir konu. Bu konuyu ben Sayın Millî Eğitim Bakanına da ileteceğim ama engellilerle ilgili sizin  bizatihi takip etmenizde fayda mülahaza ediyorum. Lütfen, o çocukların bu eğitim imkânlarını sağlayalım. Oraya hiç olmazsa ihtiyaç olan öğretmenleri ve sınıfları tahsis ederek onların sorunlarını çözelim.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

 

 

 

 

 

.- Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Manisa Milletvekili Erkan Akçay ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili İzmir Milletvekili Oktay Vural'ın; Terörle Mücadele Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, Manisa Milletvekili Erkan Akçay ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili İzmir Milletvekili Oktay Vural'ın; Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, İzmir Milletvekili Hülya Güven ve 31 Milletvekilinin; Sosyal Hizmetler Kanunu ile Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi, Diyarbakır Milletvekili Cuma İçten ve Rize Milletvekili Hasan Karal ile 6 Milletvekilinin; Adana Milletvekili Necdet Ünüvar ve Sivas Milletvekili Hilmi Bilgin ile 4 Milletvekilinin; Sivas Milletvekili Hilmi Bilgin ve 15 Milletvekilinin; Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifleri ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/796, 2/1160, 2/1183, 2/1608, 2/1927, 2/1928, 2/1937)     (S. Sayısı: 524) 

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, yeni madde ihdasına dair bir önerge vardır. İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre, yeni bir madde olarak görüşülmesine komisyonun salt çoğunlukla katıldığı önergeler üzerinde görüşme açılır ve bu maddede belirtilen sayıda önerge verilebilir. Bu nedenle önergeyi okutup komisyona soracağım. Komisyon önergeye salt çoğunlukla katılırsa önerge üzerinde yeni bir madde olarak görüşme açacağım. Komisyonun salt çoğunlukla katılmaması hâlinde ise önergeyi işlemden kaldıracağım.

Şimdi, önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 524 S. Sayılı Kanun Tasarısına 122 nci maddeden sonra gelmek üzere aşağıdaki maddenin eklenmesini ve diğer maddelerin teselsül ettirilmesini arz ve teklif ederiz.

          Mehmet Doğan Kubat                          Osman Aşkın Bak                                               Recep Özel      İstanbul                     İstanbul                                                 Isparta

          Hacı Bayram Türkoğlu                               Şirin Ünal                                                

                       Hatay                                              İstanbul

"MADDE 123- Ekli (6) sayılı listede yer alan kadrolar ihdas edilerek 1/12/2011 tarihli ve 6253 sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı İdari Teşkilatı Kanununa ekli (I) Sayılı Listeye eklenmiştir.

Bu maddenin yayımını takip eden iki ay içinde birinci fıkrada belirtilen (I) sayılı listede yer alan boş kadrolardan on beş adedi Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlık Divanı tarafından iptal edilir. "

 

(6) SAYILI LİSTE

Kurumu: Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı İdari Teşkilatı

Teşkilatı: Merkez

 

İhdas Edilen Kadrolar

Sınıf

Unvan

Derece

Serbest Kadro Adedi

Toplam

GİH

Aşçıbaşı

4

8

8

GİH

Şef garson

4

7

7

 

Toplam

 

15

15

BAŞKAN – Sayın Komisyon, önergeye salt çoğunlukla katılıyor musunuz?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Katılıyoruz Sayın Başkan salt çoğunluğumuzla.

BAŞKAN – Evet, komisyon önergeye salt çoğunlukla katılmış olduğundan önerge üzerinde yeni bir madde olarak görüşme açıyorum.

Söz isteyen? Yok.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Tasarıya yeni bir madde eklenmiştir.

Şimdi, mevcut tasarıdan devam ediyoruz.

123’üncü madde üzerinde dört önerge vardır. Sırasıyla okutup işleme alıyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 524 sıra sayılı kanun tasarısının çerçeve 123 üncü maddesinde geçen “Bu Kanunun yayımı tarihinde;” ibarelerinin, “Bu Kanunun yayımı tarihi itibariyle” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

               Mustafa Kalaycı                                Ruhsar Demirel                                   Erkan Akçay

                       Konya                                             Eskişehir                                            Manisa

                     Alim Işık                                         Emin Çınar                                   Yusuf Halaçoğlu

                     Kütahya                                         Kastamonu                                          Kayseri

                Mehmet Günal

                      Antalya

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 524 sıra sayılı Kanun Tasarısının 123’üncü maddesinin birinci fıkrasında bulunan “yayımı tarihinde” ibaresinin “yayınlandığı tarihte” şeklinde değiştirilmesini arz ve talep ederiz.

                 İdris Baluken                                   Pervin Buldan                                     Adil Zozani

                       Bingöl                                                Iğdır                                               Hakkâri

                    Erol Dora                                         Sırrı Sakık

                      Mardin                                                Muş

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 524 Sıra Sayılı Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının 123 üncü maddesinin birinci fıkrasının (c) bendinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                Mustafa Elitaş                            Mehmet Doğan Kubat                            Sevim Savaşer

                      Kayseri                                             İstanbul                                            İstanbul

                 Yaşar Karayel                                   Nurdan Şanlı                                  Tülay Kaynarca

                      Kayseri                                             Ankara                                             İstanbul

                   Oya Eronat

                   Diyarbakır

“c) 633 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin geçici 9 uncu maddesinin dördüncü fıkrası,”

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 524 S. Sayılı Kanun Tasarısının 123 maddesi “c” fıkrasının madde metninden çıkartılmasını arz ve teklif ederiz.

                   İzzet Çetin                           Mehmet Volkan Canalioğlu                    Osman Oktay Ekşi

                      Ankara                                             Trabzon                                            İstanbul

                Muharrem Işık                         Selahattin Karaahmetoğlu

                     Erzincan                                            Giresun

BAŞKAN – Komisyon, katılıyor musunuz?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MEHMET YÜKSEL (Denizli) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANI AYŞENUR İSLAM (Sakarya) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Sayın Işık, buyurunuz. (CHP sıralarından alkışlar)

MUHARREM IŞIK (Erzincan) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle hepinizi saygılarımla selamlıyorum.

Tabii, biraz önce konuşulan bu Diyanetin vakfına ait hastanenin Sağlık Bakanlığına devredilmesinden önce, daha önce bu Kızılayın başına geldi. Ben de Kızılayın başhekimiydim. O zaman, yasa çıktığı zaman Kızılayın tüm tesisleri çalışacaktı, sağlık çalışanları devlete geçecekti ama sağlık tesisleri kapanmayacaktı. Şu anda sağlık tesislerinin hepsi gitti. Oradaki amaç… Kızılay güzel iş yapıyordu gerçekten. Erzincan’ı örnek vereyim: Erzincan en az yüzde 30 ile yüzde 40 oranında sağlık sorunu çözüyordu ama ne hikmetse, birilerine bir şeyler çekmek için o zaman Kızılayı kapattınız, diğer illerde de kapattınız, ne olduğu belli ama şimdi Diyanetinkini alıp zarar ediyormuş. Zararı devlet karşılayacak, çalışanlar da devlet memuru olacak.

Tabii, bizim yıllardır söylediğimiz, bu sağlıkta şehir hastaneleri yapıp oraları, daha sonra sağlığı özelleştirmekle ilgili yasalarınız vardı, birkaç sefer getirmiştiniz, Danıştay da bozmuştu ama yine ısrarla getirip çıkardınız. Sayın Bakan burada olsaydı, ona soracaktım ama bu Bilkent’te yapılacak kampüs için anlaştığınız firmanın geri çekildiği söyleniyor, yapamayacağı söyleniyor, bir duyum aldık öyle. Çünkü doları, euroyu fırlattınız, artık önünü de alamıyorsunuz. Tabii, üç yıllık bir şeyle vermiştiniz kira bedelli olarak yapılacak şeyi. Bu konuda bir açıklama yaparsa memnun oluruz.

Tabii, yasanın komplesine baktığımız zaman, İnternet’i engelleyip sizinle ilgili haberleri engellemeye çalışıyorsunuz, amacınız oydu. Yeni gelen bir yargı paketi yasası var. Bu yasayla da rüşvet, yolsuzluk, soruşturmaları engellemeye çalışıyorsunuz. Oradaki kişilerin soruşturulmasını, bakanlara, yakınlarına uzanılmasını engellemek için uğraştığınız bir yasa olarak geldiği şu anda basına da düştü. Bizim sayın vekillerimiz de bu konuda açıklamalar yaptılar.

Tabii, yasa dışı dinlemeleri engellemek için yasa yapıyoruz ama sizinle ilgili çıkan tapeler, yargının -kim olursa olsun, ister paralel olsun ister dörtgen olsun ister dikdörtgen olsun, ne olursa olsun, onların- bir mahkemeye verip mahkemeden aldığı kararla olan dinlemeler. Bunların hiçbiri yasa dışı değil, hepsi yasal. Ama sizin özellikle “paralel devlet” dediğiniz kişilerle ilgili yayınladığınız  -fezlekede olan şeyler- konuşmaların çoğu yasa dışı dinlemesi yani burada suçu siz işlemişsiniz, siz yayınlıyorsunuz çünkü. Ama maddeyi çıkarırken de diğer tarafı suçluyorsunuz.

Tabii, yasalar yapılırken önemli olan, suçlunun kim olduğuna tam karar vermek. Sizin böyle bir amacınız olmadığını zaten bu yasalarda gördük, bununla da devam ediyor.

Yasal dinlemelerde amacınız, yolsuzlukları, hırsızlıkları, konuşmaları medyadan kesip seçimlere kadar bir götürmek, bütün amacınız o. Şu anda İnternet yasası da o, yarın gelecek paket de bu. Şu 30 Martı nasıl bir atlatırız, vatandaşın gözünden nasıl bir kaçırırız, bunun çalışmalarını yapmak için uğraşıyorsunuz.

Özel hayatın gizliliği falan umurunuzda değil sizin, hiç umurunuzda değil. Umurunuzda olsaydı, Sayın  Başbakan seçimlerde çıkıp bas bas bağıraraktan “Yanlarındaki eşleri değil ki özel hayat olsun, başkaları olunca genel olur.” diye bağırmazdı.

Şimdi, diyorsunuz ki: “Siyasette seviye iyice düştü, artık yerlerde sürünüyor, bunu yükseltelim.” Tamam, yükseltelim ama seviyeyi düşüren kim? Biriniz, herhangi biriniz çıkın, grup başkan vekilleri desinler ki: “Siyasette seviyeyi düşüren Başbakanın kendisidir. Hata yapmıştır, yanlış yapmıştır, biz onun adına özür diliyoruz. Gelin, siyaseti yükseltelim, seviyeyi yükseltelim.” O zaman amenna diyelim, yükseltmeye çalışalım. (AK PARTİ sıralarından “Tersini de söyle” sesleri)

MUZAFFER ÇAKAR (Muş) – Kılıçdaroğlu’nu söyle.

MUHARREM IŞIK (Devamla) – Ama, bunu söylemeniz lazım. Tersini de söyleriz.

Tabii, yargı konusuna gelince, işinize gelmeyen şeylerde bir şey söylenmiyor. Örneğin, Almanya’ya giderken Ali İsmail Korkmaz’la ilgili soru sorulduğu zaman Sayın Başbakan: “Yargı süreci, yargı süreciyle ilgili söylenecek herhangi bir sözümüz yok.” demiş. İşine gelince yok, işine gelmeyince her şey var. İşte, 17 Aralıkta neler söylediğini, hâkimlere, savcılara neler söylediğini duyduk.

Ethem Sarısülük’ü öldüren katil polisi görevden almadınız, yalnızca yirmi dört ay kıdem durdurma cezası vermişsiniz.  Göz göre adam çekiyor, basıyor yani bunu görmeyen bir göz olur mu ya? Televizyonda izliyorsunuz, basıyor resmen, döndürmüş adam; hâlen diyorsunuz ki: “Bu şüpheli.” Ne demiş? “Meşru savunmaya sınırın aşılması.” Resmen vuruyor.

Bu arada, MHP Grubuna ve Tuğrul Türkeş’e teşekkür etmek istiyorum, çünkü güzel bir açıkla yapmış Ali İsmail Korkmaz’la ilgili. En son kısmını okuyayım. “‘Ali İsmail Korkmaz solcuydu.’ diyorlar, ‘Ali İsmail Korkmaz Aleviydi.’ diyorlar, ‘Ali İsmail Korkmaz Ateistti.’ diyorlar. Biz de MHP olarak onlara cevaben diyoruz ki: ‘Ali İsmail Korkmaz insandı, Ali İsmail Korkmaz sizin gibi T.C. devletinin eşit vatandaşıydı.’” Tabii, buna, herkese, şehitlerimize, üç beş Mehmet’e, Afyon’da ölen şehitlerimize, Reyhanlı’da ölen -parantez içinde söylüyorum- Sünni vatandaşlarımıza, hepsine üzülüyoruz. Ama, elinizle ne yarattınız biliyor musunuz? O Ali İsmail Korkmaz Che Guevara olacak, Deniz Gezmiş olacak.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUHARREM IŞIK (Devamla) – Bunu yarattınız siz. Korku imparatorluğunuz böyle yıkılacak. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın  Işık.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmedi.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 524 Sıra Sayılı Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının 123 üncü maddesinin birinci fıkrasının (c ) bendinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                                                              Mustafa Elitaş (Kayseri) ve arkadaşları

“c) 633 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin geçici 9 uncu maddesinin dördüncü fıkrası,”

 

BAŞKAN – Komisyon katılıyor musunuz?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MEHMET YÜKSEL (Denizli) – Takdire bırakıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANI AYŞENUR İSLAM (Sakarya) – Katılıyoruz.

BAŞKAN – Gerekçe lütfen.

GEREKÇE:

Maddenin (c ) bendiyle, 633 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin geçici 9 uncu maddesinde yürürlükten kaldırılması öngörülen diğer hükümler Anayasa Mahkemesinin 11/10/2012 tarihli ve Esas: 2011/82 ve Karar: 2012/150 sayılı Kararı ile iptal edildiğinden, yürürlükten kaldırmaya ilişkin bendin bu çerçevede yeniden düzenlenmesi amaçlanmaktadır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 524 sıra sayılı Kanun Tasarısının 123’üncü maddesinin birinci fıkrasında bulunan “yayımı tarihinde” ibaresinin “yayınlandığı tarihte” şeklinde değiştirilmesini arz ve talep ederiz.

                                                                                                                İdris Baluken (Bingöl) ve arkadaşları

 

BAŞKAN – Komisyon katılıyor musunuz?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MEHMET YÜKSEL (Denizli) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANI AYŞENUR İSLAM (Sakarya) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN - Sayın Dora, buyurunuz.

EROL DORA (Mardin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 524 sıra sayılı bazı kanunlarda değişiklik yapılmasına dair Kanun Tasarısı’nın 123’üncü maddesi üzerine, Barış ve Demokrasi Partisi adına söz almış bulunuyorum. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Kanun değişikliğinin yürürlüğe girmesi usulleriyle ilgili olan 123’üncü madde kapsamında, hâle hazırda yürürlükte olan 5378 sayılı Engelliler Kanunu’nun 15’inci maddesinde yapılması öngörülen değişiklikle ilgili birkaç noktaya temas etmeyi gerekli buluyorum. Teklifle Engelliler Kanunu’nun 15’inci maddesinin (1)’inci fıkrası şu şekilde değiştirilmektedir: “Hiçbir gerekçeyle engellilerin eğitim alması engellenemez. Engelliler, özel durumları ve farklılıkları dikkate alınarak yaşadıkları çevrede bütünleştirilmiş ortamlarda eşitlik temelinde hayat boyu eğitim imkânından ayrımcılık yapılmaksınız yararlandırılırlar.” Gördüğümüz gibi, bu fıkrada engelli bireylerin eğitim haklarının engellenemeyeceği, özel durumları ve farklılıklarının dikkate alınacağı, eşitlik temelinde hayat boyu eğitim imkânından ayrımcılık yapılmaksızın yararlandırılacakları açıkça belirtilmiştir. Bilimsel, çağdaş eğitim ilkeleri referans alınarak yazılmış bu fıkrayı canı gönülden destekliyoruz. 

İlgili maddeyi incelemeye devam ederken maddenin son fıkrasının ise birinci fıkrayı âdeta anlamsızlaştıran, içini boşaltan bir zihniyet ve yaklaşımla hazırlandığını görüyoruz. Maddenin son fıkrasında “İşitme engellilerin eğitim ve iletişimlerinin sağlanması amacıyla Türk işaret dili sistemi oluşturulur. Bu sistemin oluşturulmasına, geliştirilmesine ve uygulanmasına yönelik çalışmaların esas ve usulleri Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının koordinatörlüğünde, Millî Eğitim Bakanlığı ve Türk Dil Kurumu Başkanlığınca müştereken çıkarılan yönetmelikle belirlenir.” denilmektedir.

Değerli milletvekilleri, bu fıkradan anlaşılıyor ki kanun tasarısı, çağdaş eğitim kurumlarını ve uygulamalarını iyi incelemeden, üstünkörü ve tekçi bir bakış açısıyla hazırlanmıştır. İşaret dili, çoğu işitme engellinin ve işitme engellilerle iletişim kuran diğer insanların kullandığı, anlamı aktarmak için sözlü olmayan iletişimden yararlanılan dillerdir. İşaret dilleri kendi gramer sistemleri bulunan ayrı bir dil olabilirler. Dünyanın farklı yerlerinde çeşitli işaret dilleri gelişmiştir. Örneğin, Amerikan işaret dili, İngiliz işaret dili, Fransız işaret dili gibi.

Değerli milletvekilleri, ailesi sadece Türkçe konuşan çocukların kendi dillerinde işaret dili öğrenmeleri için Bakanlığın tedbir alması son derece olumludur. Ancak, bunun yanında, Kürtçe konuşan bir ailede doğan işitme engelli bireye, Lazca konuşan bir ailede doğan işitme engelli bireye, Çerkezce konuşan bir ailede doğan işitme engelli bireye aynı fırsatın sunulmuyor olması da bir o kadar negatif ayrımcılıktır.

İşitme engelli bireylerin tek dilli kalmasını beklemek, işitme engelli bireylere karşı kabul edilemez ve eksik bir bakış açısıdır. Daha kapsamlı iletişim, farklı kültürlere erişim, daha geniş deneyim dünyası ve daha bol iş imkânı işitme engelli bireylerin iki dilli olabilmesiyle mümkün olabilir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; aynı şekilde işitme engelli bireylerin ikinci bir dil kullanmalarını engellemek dil gelişimlerini kısıtlar ve onları iki dillilik fırsatından mahrum eder. İyi planlanmış iki dilli eğitim ve ebeveynlere bilgi verilmesi sayesinde işitme engelli bireyler birden fazla dili öğrenebilirler. İki dilliliğe fırsat tanınması, işitme engelli bireylerin hem işiten hem de işitemeyen toplumla bütünleşmiş iki dilliler olmalarına yardımcı olur. İki dilliliklerine karşı gösterilen olumsuz tavırlar, işitme engelli bireyleri özellikle etkiler.

Değerli milletvekilleri, işitme engellilerin iki dilli olmasına olanak tanınırsa katılım, kültürel ve öz saygıyı artırabilir. İşitme engelliler arasında iki dilliliği desteklemek, onların ilk dillerini ve iki dilli eğitimlerini desteklemekten geçer. Dolayısıyla, kanun teklifleri hazırlanırken bir yandan çağdaş bilimsel eğitimin deneyimlerinden faydalanmaya çalışmak, ancak diğer taraftan hâlâ tekçi eğitim yapısında direnmek olsa olsa eğitim sistemimizi daha da çarpıklaştıracaktır.

Bu düşüncelerle konuşmamı bitiriyor, tekrar Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Dora.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 524 sıra sayılı kanun tasarısının çerçeve 123 üncü maddesinde geçen “Bu Kanunun yayımı tarihinde;” ibarelerinin, “Bu Kanunun yayamı tarihi itibariyle” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Yusuf Halaçoğlu (Kayseri) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MEHMET YÜKSEL (Denizli) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANI AYŞENUR İSLAM (Sakarya) – Katılmıyoruz.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Gerekçe…

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Maddede ifade düzeltmesi yapılmaktadır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Geçici madde 1 üzerinde üç önerge vardır, sırasıyla okutup işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 524 S. Sayılı Kanun Tasarısının Geçici Madde 1’in son cümlesindeki “… memur kadrolarına herhangi bir sınırlamaya tabi olmaksızın açıktan atamaları yapılır.” cümlesinin madde metninden çıkartılarak yerine “memur kadrolarına sınavda aldıkları puan sıralamaları dikkate alınarak atamaları yapılır.” cümlesinin ilave edilmesini arz ve teklif ederiz.

                   İzzet Çetin                           Mehmet Volkan Canalioğlu                           Oktay Ekşi

                      Ankara                                             Trabzon                                            İstanbul

                Muharrem Işık                         Selahattin Karaahmetoğlu                           Hasan Ören

                     Erzincan                                            Giresun                                             Manisa

        Mehmet Akif Hamzaçebi

                     İstanbul

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 524 sıra sayılı Kanun Tasarısının geçici 1 inci maddesine aşağıdaki fıkraların eklenmesini arz ve teklif ederiz.

               Zülfü Demirbağ                                Faruk Septioğlu                               Mustafa Kabakcı

                       Elâzığ                                               Elâzığ                                               Konya

                   Şuay Alpay                                      Sermin Balık                                     Osman Ören

                       Elâzığ                                               Elâzığ                                                 Siirt

                Mahmut Kaçar                                  Harun Tüfekci

                    Şanlıurfa                                            Konya

“(2) Bigadiç Maden İşletmeleri Müessesesi, Şarkkromları Ferrokrom İşletmesi Müessesesi, Kırka Boraks İşletmesi Müessesesi, Seydişehir Alüminyum İşletmesi ve 100. Yıl Gümüş İşletmesi Müdürlüklerinde 7/6/1997 tarihinde yapılan sınavda başarı gösterip 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin (II) sayılı cetvelinde yer alan koruma ve güvenlik görevlisi unvanlı sözleşmeli personel pozisyonlarına atanma hakkı kazandığı halde sınavlarının iptal edilmesi nedeniyle görevlerine başlayamayanlardan, tabi oldukları sosyal güvenlik mevzuatı çerçevesinde emeklilik aylığı, yaşlılık aylığı, malullük aylığı veya sürekli tam iş göremezlik geliri bağlananlar ile kamu kurum ve kuruluşlarında çalışmakta olanlar hariç olmak üzere, 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 7 nci maddesinde aranan genel şartları kaybetmemiş olanlar bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren 6 ay içinde Eti Maden İşletmeleri Genel Müdürlüğüne müracaat etmeleri hâlinde, anılan Genel Müdürlük veya bağlı birimlerinde memur unvanlı sözleşmeli personel pozisyonlarına atanırlar. Bu fıkra çerçevesinde atama işlemi yapılmasıyla birlikte memur unvanlı pozisyon ihdas edilmiş sayılır. Bu şekilde ihdas edilen pozisyonlar herhangi bir sebeple boşalması hâlinde başka bir işleme gerek kalmaksızın iptal edilmiş sayılır. Bu madde çerçevesinde ataması yapılanlar 1 ay içinde Devlet Personel Başkanlığına bildirilir ve bunlara geçmişe dönük herhangi bir hak sağlanmaz.

(3) Kapatılan Sosyal Sigortalar Kurumu Genel Müdürlüğünde 6-7-8 Aralık 1996 yılında yapılan Devlet memurluğuna giriş sınavlarında başarılı olarak atamaya hak kazanan ancak, sınavlarının iptal edilmesi sebebiyle göreve başlayamayanlar ile göreve başlamakla birlikte idarelerce tesis edilen işlemler sonucunda görevlerine son verilen kişilerin bu fıkra hükmünün yürürlüğe girdiği tarihten itibaren altı ay içinde Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığına müracaat etmeleri hâlinde, Devlet memuru olabilmek için aranan genel şartları kaybetmemiş olmaları şartıyla, mezkur Başkanlığın merkez ya da taşra birimlerinde durumlarına uygun memur kadrolarına herhangi bir sınırlamaya tabi olmaksızın açıktan atamaları yapılır. Bu fıkra kapsamında ataması yapılanlar 1 ay içinde Devlet Personel Başkanlığına bildirilir ve bunlara geçmişe dönük herhangi bir hak sağlanmaz."

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 524 sıra sayılı kanun tasarısının geçici 1 inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

               Mustafa Kalaycı                                Ruhsar Demirel                                   Erkan Akçay

                       Konya                                             Eskişehir                                            Manisa

                     Alim Işık                                         Emin Çınar                                   Yusuf Halaçoğlu

                     Kütahya                                         Kastamonu                                          Kayseri

                Mehmet Günal

                      Antalya

"GEÇİCİ MADDE 1- (1) Kapatılan Sosyal Sigortalar Genel Müdürlüğü ve Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Müdürlüğü taşra teşkilatı tarafından 1997 yılında yapılan personel alımı sınavı sonucunda asil listede yer alan ve sınavın iptal edilmesi nedeniyle; atanma şartlarını haiz olduğu hâlde Devlet memurluğuna atanmayan Devlet memurluğuna atanıp göreve başlatılmayan ya da göreve başlatıldığı halde sonradan görevden alınan kişilerin bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren altı ay içinde Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığına müracaat etmeleri hâlinde ve Devlet memuru olabilmek için aranan genel şartları kaybetmemiş olmaları şartıyla, mezkûr Bakanlığın taşra teşkilatının durumlarına, uygun memur kadrolarına herhangi bir sınırlamaya tabi olmaksızın açıktan atamaları yapılır."

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MEHMET YÜKSEL (Denizli) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANI AYŞENUR İSLAM (Sakarya) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Kim konuşacak?

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Gerekçe lütfen.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Sosyal Sigortalar Genel Müdürlüğü tarafından 1997 yılında yapılan personel alımı sınavı sonucunda asil listede yer alan ve sınavın iptal edilmesi nedeniyle; göreve başlatıldığı halde sonradan görevden alınan kişilerin de mağduriyetinin giderilmesi amaçlanmaktadır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmedi.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 524 sıra sayılı Kanun Tasarısının geçici 1 inci maddesine aşağıdaki fıkraların eklenmesini arz ve teklif ederiz.

Şuay Alpay (Elâzığ) ve arkadaşları

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, bu ayrı bir madde yani bu ayrı bir geçici madde, buradaki geçici maddeyle ilgisi yok. Komisyon çoğunluğu aramanız lazım. Yani, buradaki, geçici 1’inci maddedeki Sosyal Hizmetler Çocuk Esirgeme Kurumuyla ilgili bu. Getirilen bu önergeyle ayrı bir geçici madde ve birçok kamu kurumunda, taa 1996’larda yapılan imtihanlarda başarılı olup da atanmayan insanlara atanma şartları getiriyoruz. Böyle bir, ayrı bir geçici madde olması lazım, Komisyonun salt çoğunluğunu aramanız lazım efendim. Yani, bu maddeyle ilgisi yok.

BAŞKAN – Şimdi, Sayın Genç, ben önergeyi okutayım, ara verip grup başkan vekilleriyle görüşeceğim.

“(2) Bigadiç Maden İşletmeleri Müessesesi, Şarkkromları Ferrokrom İşletmesi Müessesesi, Kırka Boraks İşletmesi Müessesesi, Seydişehir Alüminyum İşletmesi ve 100. Yıl Gümüş İşletmesi Müdürlüklerinde 7/6/1997 tarihinde yapılan sınavda başarı gösterip 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin (II) sayılı cetvelinde yer alan koruma ve güvenlik görevlisi unvanlı sözleşmeli personel pozisyonlarına atanma hakkı kazandığı halde sınavlarının iptal edilmesi nedeniyle görevlerine başlayamayanlardan, tabi oldukları sosyal güvenlik mevzuatı çerçevesinde emeklilik aylığı, yaşlılık aylığı, malullük aylığı veya sürekli tam iş göremezlik geliri bağlananlar ile kamu kurum ve kuruluşlarında çalışmakta olanlar hariç olmak üzere, 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 7 nci maddesinde aranan genel şartları kaybetmemiş olanlar bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren 6 ay içinde Eti Maden İşletmeleri Genel Müdürlüğüne müracaat etmeleri hâlinde, anılan Genel Müdürlük veya bağlı birimlerinde memur unvanlı sözleşmeli personel pozisyonlarına atanırlar. Bu fıkra çerçevesinde atama işlemi yapılmasıyla birlikte memur unvanlı pozisyon ihdas edilmiş sayılır. Bu şekilde ihdas edilen pozisyonlar herhangi bir sebeple boşalması hâlinde başka bir işleme gerek kalmaksızın iptal edilmiş sayılır. Bu madde çerçevesinde ataması yapılanlar 1 ay içinde Devlet Personel Başkanlığına bildirilir ve bunlara geçmişe dönük herhangi bir hak sağlanmaz.

(3) Kapatılan Sosyal Sigortalar Kurumu Genel Müdürlüğünde 6-7-8 Aralık 1996 yılında yapılan Devlet memurluğuna giriş sınavlarında başarılı olarak atamaya hak kazanan ancak, sınavlarının iptal edilmesi sebebiyle göreve başlayamayanlar ile göreve başlamakla birlikte idarelerce tesis edilen işlemler sonucunda görevlerine son verilen kişilerin bu fıkra hükmünün yürürlüğe girdiği tarihten itibaren altı ay içinde Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığına müracaat etmeleri hâlinde, Devlet memuru olabilmek için aranan genel şartları kaybetmemiş olmaları şartıyla, mezkur Başkanlığın merkez ya da taşra birimlerinde durumlarına uygun memur kadrolarına herhangi bir sınırlamaya tabi olmaksızın açıktan atamaları yapılır. Bu fıkra kapsamında ataması yapılanlar 1 ay içinde Devlet Personel Başkanlığına bildirilir ve bunlara geçmişe dönük herhangi bir hak sağlanmaz."

BAŞKAN – Sayın grup başkan vekillerini arkaya davet ediyorum.

On beş dakika birleşime ara veriyorum.

Kapanma Saati: 21.20

 

YEDİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 21.40

BAŞKAN: Başkan Vekili Meral AKŞENER

KÂTİP ÜYELER: İsmail KAŞDEMİR (Çanakkale), Bayram ÖZÇELİK (Burdur)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 58’inci Birleşiminin Yedinci Oturumunu açıyorum.

524 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine kaldığımız devam yerden devam edeceğiz.

Komisyon ve Hükûmet burada.

Geçici 1’inci madde üzerindeki, biraz önce okuttuğum, Elâzığ Milletvekili Sayın Zülfü Demirbağ ve arkadaşlarının önergesi geri alınmıştır.

Şimdi, diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 524 S. Sayılı Kanun Tasarısının Geçici Madde 1’in son cümlesindeki “… memur kadrolarına herhangi bir sınırlamaya tabi olmaksızın açıktan atamaları yapılır.” cümlesinin madde metninden çıkartılarak yerine “memur kadrolarına sınavda aldıkları puan sıralamaları dikkate alınarak atamaları yapılır.” cümlesinin ilave edilmesini arz ve teklif ederiz.

İzzet Çetin (Ankara) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon, katılıyor musunuz?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MEHMET YÜKSEL (Denizli) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANI AYŞENUR İSLAM (Sakarya) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Sayın Akif Hamzaçebi, buyurunuz. (CHP sıralarından alkışlar)

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, görüştüğümüz geçici 1’inci madde, kapatılan Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Müdürlüğünün taşra teşkilatı tarafından, 14 Haziran 1997 tarihinde yapılan sınavı kazandığı hâlde daha sonra sınavın iptal edilmesi nedeniyle göreve başlatılmayan kişilerin yeniden göreve başlatılmasına yönelik bir düzenlemeyi kapsamaktadır. Yani on yedi yıl önce iptal edilmiş bir sınavın on yedi yıl sonra sınav kazananlar açısından, daha sonra sınav edilmiş olsa dahi onların haklarının kendilerine iade edilmesi yönünde bir düzenleme var burada. Bu düzenlemenin hangi gerekçeyle getirildiğini bilemiyoruz ama 28 Şubat nedeniyle bu mağduriyetin olduğu şifahen ifade edilmiştir. 28 Şubat, bundan çok sonra, sekiz ay sonra yapılmış olmakla birlikte ona bağlanan bir gerekçe ortaya konulmaktadır.

Ben şunu sormak istiyorum: Değerli milletvekilleri, 12 Eylül mağdurları da var, 12 Mart mağdurları da var, 1402 sayılı Sıkıyönetim Kanunu uygulaması döneminde, o Sıkıyönetim Kanunu’nun mağdurları var. Yine, güvenlik soruşturmaları nedeniyle sınavları kazanmış olduğu hâlde kamu görevine atanamayanlar var ama siz, Hükûmet, darbe deyince bundan sadece 28 Şubatı anlıyor. 12 Eylül, 12 Mart, Adalet ve Kalkınma Partisi Hükûmetine göre darbe değildir çünkü kendi yakınları, kendi siyasi görüşüne yakın olan kişiler, kitleler bu darbelerde mağdur edilmemiştir. O nedenle o mağdurlar, sizlerin sözlüğünde yok.

Değerli milletvekilleri, şimdi, belki çıkıp bir sözcünüz diyecek ki: “Biz onların haklarını da iade ettik.” Hayır, kısmen bir düzenleme yapıldı ama hâlen 12 Eylül ve 12 Martın, güvenlik soruşturmalarının, 1402 sayılı Sıkıyönetim Kanunu’nun mağdurları var yani kamu görevlisi mağdurları var. Sınavları kazandığı hâlde o görevlere atanamayanlar var, o görevleri sona erdirilenler var ama onlara yönelik bir düzenlemeyi nedense buraya getirmeyi düşünmüyorsunuz. Bu tasarının ardından görüşeceğimiz Askerlik Kanunu’yla ilgili düzenleme var. O kanun tasarısının Plan ve Bütçe Komisyonu görüşmeleri sırasında sözünü ettiğim 12 Eylül, 12 Mart, Sıkıyönetim Kanunu güvenlik soruşturması mağdurlarının haklarının iade edilmesi yönünde önergelerimizi Millî Savunma Komisyonunda verdik ama bunları iktidar çoğunluğunuza dayanarak kabul etmediniz. Biraz sonra o tasarının görüşmelerine geçeceğiz, orada da bu önergeleri vereceğiz ve bakacağız, gerçekten, siz hakikaten darbe mağdurlarının yanında mısınız, değil misiniz, orada sınanacak. Sınanmayan dürüstlükler dürüstlük değildir, sınanmayanlar siyasetler siyaset değildir. Bu madde vesilesiyle bunları ifade etme ihtiyacı duydum.

Biraz önce sözünü ettiğim önerge, biraz önce burada gündeme gelen, şimdi geri çekilen önerge de İç Tüzük’e göre burada işlem görmesi mümkün olmayan bir önergedir.

Şimdi şöyle bir açıklama da yapılıyor: “12 Temmuz 2013 tarihinde çıkarılan bir yasa ile benzer mağduriyetler giderildi, burada da aynı mağduriyet söz konusudur, onları gideriyoruz.” Hayır, 12 Temmuz 2013 tarihinde çıkarılan yasa, sınavı yapılan, o sınavı kazanan, sınavdan sonra kamu görevine atanan kişilerin sınavlarının iptal edilmesi nedeniyle görevlerine son verilmesi sonucunda doğan mağduriyetleri telafi etmeyi amaçlamaktadır. Bu düzenleme ise görüştüğümüz geçici 1’inci madde, hiçbir şekilde göreve atanmamış olan kişilerin tekrar göreve atanmasını düzenlemektedir. Dolayısıyla, 12 Temmuz 2013 tarihinde çıkarılan yasayla bunun hiçbir paralelliği yoktur. Gelin, 12 Eylül, 12 Mart, sıkıyönetim mağdurları, güvenlik soruşturması mağdurlarının sorunlarının tamamını çözecek düzenlemeyi hep birlikte yapalım. Bu önergelerimizi askerlik kanunu tasarısı görüşmeleri sırasında vereceğiz.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Hamzaçebi.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum:  Kabul edenler…  Kabul etmeyenler…  Kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum:  Kabul edenler…  Kabul etmeyenler…  Kabul edilmiştir.

Madde 124’te 4 adet önerge vardır, sırasıyla okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 524 sıra sayılı Kanun Tasarısının 124'üncü maddesinin f bendinde yer alan “yayımı tarihinde” ibaresinin “yayınlandığı tarihte” şeklinde değiştirilmesini arz ve talep ederiz.

                 İdris Baluken                                   Pervin Buldan                                     Adil Zozani

                       Bingöl                                                Iğdır                                               Hakkâri

                    Erol Dora                                         Sırrı Sakık

                      Mardin                                                Muş

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 524 sıra sayılı kanun tasarısının çerçeve 124 üncü maddesinde geçen “1/1/2015” ibarelerinin, “1/3/2014” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

               Mustafa Kalaycı                                Ruhsar Demirel                                   Erkan Akçay

                       Konya                                             Eskişehir                                            Manisa

                     Alim Işık                                         Emin Çınar                                   Yusuf Halaçoğlu

                     Kütahya                                         Kastamonu                                          Kayseri

                Mehmet Günal

                      Antalya

 

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 524 sıra sayılı Kanun Tasarısının 124 üncü maddesinin (ç) bendinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                  Ahmet Aydın                                    Bülent Turan                                      Oya Eronat

                    Adıyaman                                           İstanbul                                          Diyarbakır

                   İdris Şahin                                      Yılmaz Tunç

                      Çankırı                                              Bartın

“ç) 47 nci ve 48 inci maddeleri yayımı tarihinden doksan gün sonra,”

TBMM Başkanlığına

Görüşülmekte olan 524 S. Sayılı Kanun Tasarısının 124. Maddesi (d) fıkrasının madde metninden çıkartılmasını arz ve teklif ederiz.

                   İzzet Çetin                           Mehmet Volkan Canalioğlu                        Muharrem Işık

                      Ankara                                             Trabzon                                            Erzincan

       Selahattin Karaahmetoğlu                          Hasan Ören                                 Osman Oktay Ekşi

                     Giresun                                             Manisa                                             İstanbul

BAŞKAN – Komisyon, katılıyor musunuz?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MEHMET YÜKSEL (Denizli) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANI AYŞENUR İSLAM (Sakarya) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Sayın Ören, buyurunuz. (CHP sıralarından alkışlar)

HASAN ÖREN (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; torba kanunun 124’üncü maddesi üzerine Cumhuriyet Halk Partisinin verdiği önerge üzerine söz almış bulunuyorum.

Bir aydan fazla zaman diliminden beri 2 konuyu bu kürsüden tartışıyoruz: İktidar olarak paralel devlet, muhalefet olarak Türkiye’deki yolsuzluklar. Aslında biz bir saat önce Sayın Metiner’le görüştüğümüzde bu koltuklarda anlaşmıştık kendisiyle, veya anlaşmaya yaklaşmıştık. Gerçekten istenen, bu kürsüden bu sorunların Türk halkına doğru bir şekilde anlatılması ise, paralel devletle ilgili bir sıkıntınız var ise -dün paralel devleti Türkiye’nin silahlı kuvvetlerinin içerisinde aradınız; şimdi hedef değişti, cemaatin, camianın, örgütün içerisinde arıyorsunuz; haklı da olabilirsiniz ama- bu kürsüye gelin, bize anlatın. İsterseniz gizli bir oturum yapalım, isterseniz açık bir oturum yapalım ama buna ne Başbakan karar versin ne bizim Genel Başkan karar versin. Halkın iradesiyle teşekkül etmiş yasamayı yani bizi buraya gönderen halkın bunu bizden isteme hakkı vardır. Gelin, ortak yapalım. Siz paralel devleti buradan anlatın.

Bir ülkede iki devlet olmaz. Seçimle gelen bir iktidar olur, bir devlet olur. Sizin paralel devlet anlayışınız dünkü gibi yanlış değilse, bugün bu cemaatin bir örgüt hâlini aldığını söylüyor iseniz Sayın Başbakan gelsin, bizlere anlatsın. Biz bunu anlarız. Eğer gerçekten bilgileriniz, bilgilerin altyapısı donanımlı ise bir problem söz konusu değil ama Türkiye’de bir aydan bu yana iktidar eliyle yapılan -dilim varmıyor ama- hırsızlık -dilim varmıyor ama- yolsuzluk -dilim varmıyor ama- usulsüzlük konuşuluyor. Yani bakanların çocuklarının durumu belli. Hâlâ daha, tutuklamayla ilgili, avukatların serbest bırakılma taleplerine rağmen içeride duruyorlar. Halk Bankası Müdürünün evinden çıkan paralara itirazınız yok, böyle bir itirazda da bulunmuyorsunuz veya Sayın Başbakanın o çok söylediğiniz tapelerdeki konuşmalarında duyduklarımıza “Hayır, bu montajdır.” demiyorsunuz. Bakanlarla ilgili, fezlekelerin buraya gelmesiyle ilgili engellemeye devam ediyorsunuz.

Peki, bunları da anlatacak bir oturum gerçekleştirelim. Biz milletvekilleri atalım imzaları; Türkiye’deki 76 milyon da seçtiği AKP’li, MHP’li, CHP’li, BDP’li vekillerin, öyle, liderlere bağımlı, liderler “Otur.”, liderler “Kalk.” dediğinde parmak kaldıran insan olmadığını görsün. Bu halkın bu konuda bilgiye ihtiyacı yok mu? Yani gerçekten Türkiye’de iktidar eliyle bir soygun mu yaşanıyor, bu doğru mudur, buraya kim gelip anlatacak? Herhâlde buraya elinde istihbarat teşkilatı olan, MİT’in elinde olduğu, jandarmanın elinde olduğu, Emniyet Genel Müdürlüğünün elinde olduğu on bir yıldır iktidar olan sizler geleceksiniz veya sizlerin içerisinden bu konuyu kim biliyor ise -gerçi Başbakandan başka kimse bilmiyor ama Başbakan biliyor ise davet edeceksiniz- burada anlatacaklar, anlatacak Başbakan “Hayır, sizin söylediğiniz 4,5 milyon dolar o kutuların içerisinden şöyle dendi ama şöyleydi.” deyip bu muhalefeti ikna edecek veya muhalefeti iknanın ötesinde bilgileri aktaracak.

Değerli arkadaşlarım, Türkiye’de kaos yaşanıyor, Türkiye’de dolar almış başını gidiyor, euro almış başını gidiyor. Hepinizin telefonlarına yabancı paralarla kullanılan kredilerle ilgili ev sahiplerinin, sanayicinin, esnaf ve sanatkârların mesajları geliyordur, “Yandım Allah” türküsü söylüyor herkes, “Battım.” diyor. Hani istikrar vardı? Yani Adalet ve Kalkınma Partisi istikrarı temsil etmiyor muydu? Bugüne kadar övündüğünüz, güvendiğiniz, topluma sunduğunuz, Türkiye’de ekonomide, siyasette, demokraside istikrar değil miydi? Hangi istikrar? 3 bin liranın üzerinde -Sayın Metiner- euro, 2.300 liranın üzerinde dolar. Hangi istikrar? Demokraside istikrar yok. Yasakların hepsini şu an getirdiniz, koydunuz.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Bana cevap hakkı doğur ki…

HASAN ÖREN (Devamla) – Değerli arkadaşlarım, neyi yaparsanız yapın, sorgu günü geldiğinde muhakkak ki bu hesaplar sizden sorulacak, isterseniz kendi atadığınız savcılar, isterseniz kendi atadığınız hâkimler ama muhakkak bunun hesabı sorulacak.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Sayın Başkan, Hasan Bey ismimi andı. Kendisine bir dakika içinde paralel devleti anlatmama izin verir misiniz?

BAŞKAN – Yok, veremem. Şimdi ara vereceğim, bu kanunu bitireyim, ondan sonra bakarız.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Çünkü bugüne kadar hep onlar “Var.” diyordu, şimdi “Yok.” diyorlar.

BAŞKAN – Bir de isterseniz beraber şöyle arka tarafta güzel bir çay eşliğinde de konuşabilirsiniz.

Evet, önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 524 sıra sayılı Kanun Tasarısının 124 üncü maddesinin (ç) bendinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                           Ahmet Aydın (Adıyaman) ve arkadaşları

 

"ç) 47 nci ve 48 inci maddeleri yayımı tarihinden doksan gün sonra,"

BAŞKAN –  Sayın Komisyon katılıyor musunuz?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MEHMET YÜKSEL (Denizli) – Başkanım, takdire  bırakıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet?

AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANI AYŞENUR İSLAM (Sakarya) – Katılıyoruz.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Gerekçe…

BAŞKAN –  Gerekçe lütfen.

Gerekçe:

Tasarının 54 üncü maddesinin yürürlük tarihi, Kanunun yayımı tarihi şeklinde değiştirilmektedir.

BAŞKAN –  Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edildi.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 524 sıra sayılı kanun tasarısının çerçeve 124 üncü maddesinde geçen "1/1/2015" ibarelerinin, “1/3/2014" şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                     Yusuf Halaçoğlu (Kayseri) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MEHMET YÜKSEL (Denizli) – Katılmıyoruz Sayın  Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANI AYŞENUR İSLAM (Sakarya) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri)  – Gerekçe…

BAŞKAN –  Gerekçeyi okutuyorum.

Gerekçe:

Araştırma ve geliştirme, yenilik ile yazılım faaliyetleri neticesinde ortaya çıkan patentli veya faydalı model belgeli buluşa ilişkin gayri maddi hakların kiralanması, devri veya satışına ilişkin KDV istisnası ve sınai mülkiyet haklarına ilişkin kurumlar vergisi istisna hükümlerinin büyük önem arz etmesi nedeniyle bir an önce yürürlüğe konulması amaçlanmaktadır.

BAŞKAN –  Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmedi.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 524 sıra sayılı Kanun Tasarısının 124'üncü maddesinin f bendinde yer alan "yayımı tarihinde" ibaresinin "yayınlandığı tarihte" şeklinde değiştirilmesini arz ve talep ederiz.

                                          İdris Baluken (Bingöl) ve arkadaşları

 

BAŞKAN – Komisyon katılıyor musunuz?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MEHMET YÜKSEL (Denizli) – Katılmıyoruz Sayın  Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANI AYŞENUR İSLAM (Sakarya) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) Gerekçe…

BAŞKAN –  Gerekçe lütfen.

Gerekçe:

Bu önerge ile maddenin daha anlaşılır olması amaçlanmaktadır.

BAŞKAN –  Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmedi.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edildi.

Madde 125.

Üç önergemiz var, sırayla okutup işleme alıyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 524 sıra sayılı Kanun Tasarısının 125’inci maddesinde yer alan “hükümlerini” ibaresinin “hükümleri” şeklinde değiştirilmesini ve “Kurulu” ibaresinden sonra gelmek üzere “tarafından” ibaresinin eklenmesini arz ve talep ederiz.

İdris Baluken                           Pervin Buldan                    Adil Zozani

    Bingöl                                        Iğdır                               Hakkâri

Erol Dora                                                                          Sırrı Sakık

  Mardin                                                                                Muş

BAŞKAN – Şimdi okunan önergeyle birlikte iki önerge aynı mahiyette olduğundan birlikte işleme alacağım, talepleri hâlinde önerge sahiplerine ayrı ayrı söz vereceğim veya gerekçelerini okutacağım.

Şimdi aynı mahiyetteki önergelerin ilkini okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 524 sıra sayılı kanun tasarısının 125 inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Mustafa Kalaycı                      Ruhsar Demirel                    Erkan Akçay

     Konya                                    Eskişehir                             Manisa

Alim Işık                                    Emin Çınar                     Yusuf Halaçoğlu

 Kütahya                                    Kastamonu                           Kayseri

Mehmet Günal

   Antalya

“MADDE 125 - Bu Kanun hükümleri Bakanlar Kurulu tarafından yürütülür.”

BAŞKAN - Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

İzzet Çetin                                                               Engin Altay

  Ankara                                                                       Sinop

Mehmet Volkan Canalioğlu                                Osman Oktay Ekşi

       İstanbul                                                                   İstanbul

Hasan Ören

   Manisa

BAŞKAN – Komisyon, katılıyor musunuz?

PLAN  VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MEHMET YÜKSEL (Denizli) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

AİLE  VE  SOSYAL POLİTİKALAR BAKANI AYŞENUR İSLAM (Sakarya) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Gerekçeleri okutuyorum:

Gerekçe:

Maddede ifade düzeltmesi yapılmaktadır.

Gerekçe:

Daha anlaşılır hâle getirilmesi amaçlanmıştır.

 

BAŞKAN - Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 524 S. Sayılı Kanun Tasarısının 125. maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                   Engin Altay                                       İzzet Çetin                                  Osman Oktay Ekşi

                       Sinop                                               Ankara                                             İstanbul

                  Hasan Ören                          Mehmet Volkan Canalioğlu                Mehmet Akif Hamzaçebi 

                      Manisa                                             Trabzon                                            İstanbul

md-125: Bu Kanun hükümleri Bakanlar Kurulunca yürütülür.

BAŞKAN – Komisyon, katılıyor musunuz?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MEHMET YÜKSEL (Denizli) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANI AYŞENUR İSLAM (Sakarya) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Sayın Akif Hamzaçebi, buyurunuz. (CHP sıralarından alkışlar)

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tasarının bu son maddesinde tasarının geneline yönelik çok kısa bir değerlendirme yapmak istiyorum.

Geçici maddeler dışında 125 maddeden oluşan bir tasarıyı görüştük. Tasarı, torba tasarı olduğu için çok çeşitli kanunlarda düzenlemeleri kapsıyor. Anadolu Ajansından vergi düzenlemelerine kadar, engelli vatandaşlarımıza yönelik düzenlemelerden Kamu İhale Kanunu’ndaki düzenlemelere, Millî Eğitim Bakanlığı Teşkilat Kanunu’ndaki düzenlemeden Devlet Memurları Kanunu’ndaki düzenlemelere kadar, otoyollarla ilgili, otoyol ve tesislerin özelleştirilmesiyle ilgili düzenlemelerden birçok özel hayat İnternet düzenlemelerine kadar çok çeşitli konuyu düzenleyen bir tasarıyı görüşüyoruz.

Tasarıda olumlu bulduğumuz düzenlemeler var. Engelli vatandaşlarımıza yönelik olarak getirilen düzenlemeleri olumlu buluyoruz ancak bunların yeterli olmadığını, devamının gelmesi gerektiğini düşünüyoruz. Örneğin zihinsel engelli vatandaşlarımızın otomobil iktisabında ÖTV muafiyetine ilişkin düzenleme bu tasarıda yoktur, bu konuda vermiş olduğumuz önerge de kabul edilmemiştir.

Yine pozitif ayrımcılık gereği, engelli vatandaşlarımızın dava açması hâlinde, açacakları davalarda icra takibine girmeleri hâlinde icra takibinde harçtan muaf tutulması yönündeki bizim verdiğimiz önerge yine çoğunluk oylarıyla kabul edilmemiştir.

Yine işitme engelli, görme engelli vatandaşlarımıza yönelik olarak teknolojinin getirmiş olduğu yeni ürünlerin iktisabında, örneğin, bir cep telefonu, bir mobil cihazın sadece işitme ve görme engellilere yönelik, vatandaşlarımız için, kişiler için üretilen bu cihazların iktisabında herhangi bir verginin olmaması gerekir. Bu yönde vermiş olduğumuz önerge yine Hükûmet ve iktidar partisinin çoğunluk oylarıyla kabul edilmemiştir. Bunları son derece eksik buluyoruz. Oysa, çok daha kavrayıcı, kapsayıcı bir düzenleme yapmak mümkün olabilirdi.

5651 sayılı İnternet Ortamında Yapılan Yayınların Düzenlenmesi ve Bu Yayınlar Yoluyla İşlenen Suçlarla Mücadele Edilmesi Hakkında Kanun’da değişiklik yapan ve İnternet’te sansür diyebileceğimiz düzenlemeleri içeren çok sayıda madde vardır. Bunu, bilgi toplumu olma yolunda iddia ortaya koymuş Türkiye'nin geleceğine indirilmiş bir darbe olarak görüyoruz. 5651 sayılı Kanun’un 8’inci maddesiyle ilgili olarak Türkiye, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde mahkûm olmuştur yani bu yasanın bu maddesi kişilerin düşünce, ifade özgürlüğüne karşıdır, buna aykırıdır. AİHM Sözleşmesi’nin 10’uncu maddesiyle güvence altına alınmış düşünce ve ifade özgürlüğü ihlal edilmiştir diye Türkiye aleyhine verilen karara uygun olarak 5651 sayılı Kanun’un 8’inci maddesinde değişiklik yapılması gerekirken, tam tersi bir anlayışla 8’inci maddenin kapsamı genişletilmiş ve İnternet’e erişim konusunda mahkeme kararı değil, mahkeme kararıyla yasaklama, erişimin engellenmesi değil, yürütme organının kararıyla erişimin engellenmesi yönünde bir düzenleme yapılmıştır. Bu, kesinlikle Anayasa’ya aykırı bir düzenlemedir; Türkiye'nin bilgi toplumu olma yolundaki iddiasını zedeleyen, ona aykırı bir düzenlemedir. Adalet ve Kalkınma Partisinin öyle anlaşılıyor ki -Hükûmetin daha doğrusu- bilgi toplumu olma yolunda herhangi bir iddiası yoktur. Onun amacı, yolsuzluk ve rüşvet iddiaları nedeniyle Hükûmet aleyhine İnternet ortamında yapılacak yayınları engellemektir. Bu, son derece 2013 yılındaki, 2014 yılındaki Türkiye’nin tablosuna yakışmayan bir durumdur, bir düzenlemedir.

Kamu İhale Kanunu’nda yapılan düzenlemeler son derece yanlıştır. Kamu İhale Kanunu’nun istisna kapsamı genişletilmektedir.

Otoyolların özelleştirilmesi diyebileceğimiz işletme hakkının devri yönündeki düzenleme bir borçlanmadan başka bir şey değildir. Mevcut otoyol gelirleri bir şirkete verilecek, bu şirketin payları Özelleştirme İdaresi eliyle satılacak. Bunları son derece yanlış buluyoruz.

Tasarının olumlu bulduğumuz düzenlemelerini elbette destekliyoruz ancak biraz önce özetlemeye çalıştığımız olumsuz düzenlemelerini de kesinlikle desteklemiyoruz. Bunlarla ilgili Anayasa Mahkemesinde dava açma hakkımızı kullanacağımızı bilgilerinize sunuyorum ve konuşmamı sonlandırıyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Hamzaçebi.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmedi.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edildi.

Beşinci bölümde yer alan maddelerin oylamaları tamamlanmıştır.

Şimdi, tümünün oylanmasından önce, bir lehte bir aleyhte iki milletvekiline oyunun rengini belli etmek üzere söz vereceğim.

Lehte Manisa Milletvekili Sayın… Evet.

Aleyhte Tunceli Milletvekili Sayın Kamer Genç.

Buyurunuz.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı ile ilgili gelen bir kanun tasarısı ve birçok kanun teklifi birleştirildi, buraya geldi, bir torba kanun hâline geldi. Aslında torba kanun hâline geldi ama yani burada, bugün, benim elime bir broşür geçti. Broşürde diyor ki: “Dört yıllık din eğitimi alan gençlerin diploma törenleri.” Bakın, siz de bakabilirsiniz. Sayın Başkan, bakın şu diploma törenine bakabilir misiniz?

Neyse Başkan…

Şu, işte 21’inci asırda Türkiye'de din eğitimini alan kadınlarımızın, kızlarımızın çok güzel resmi değil mi? Türkiye'yi getirdiğiniz seviye bu.

NECDET ÜNÜVAR (Adana) – Çevir o resmi, kendine çevir.

KAMER GENÇ (Devamla) – Bu, bu işte, buyurun bakın. Ters çevireyim mi?

RECEP ÖZEL (Isparta) – Sen bir bak ona, kendine doğru çevir.

KAMER GENÇ (Devamla) – Size yakışıyor, bana yakışmıyor.

RECEP ÖZEL (Isparta) – O resimdeki sensin ama.

KAMER GENÇ (Devamla) – Dolaysıyla çok güzel bir yere getirmişsiniz Türkiye'yi.

Şimdi, dolayısıyla, yani sizin bir hedefiniz var, laik Türkiye Cumhuriyeti devletini tamamen dönüp, tamamen ortaçağ karanlıklarına doğru Türkiye'yi götürmektir. Yazık ediyorsunuz şu memlekete.

Bakın, bu memleketi eğitimiyle çökertiyorsunuz, tarımıyla çökertiyorsunuz, sanayisiyle çökertiyorsunuz ve en büyük şeyi de Türkiye'de yasaya saygınlığı bırakmıyorsunuz.

Ben bu kanunun başlangıcında sorular da sordum, burada Bakanlık makamında oturan arkadaşa sordum: Oturduğunuz binayı kimden kiraladınız, kirası kaç liradır? Söylemediler çünkü fahiş bir suiistimal var.

Yine, 50. Yıl Yetiştirme Yurdunu kapattılar, getirdiler bunun yerine bazı öğrencilere değil, kendi mensuplarına Antalya’da lüks otellerde eğitim alıyorlar, birtakım turizm acentelerine büyük paralar ödüyorlar.

Değerli arkadaşlar, ayrıca, şimdi, Yenimahalle’nin orada bu kuruma ait çok güzel, kıymetli arsalar var, bunları yarın öbür gün TOKİ’ye devredecekler, TOKİ getirecek bunu yine kendi yandaşlarına rant verecek. Yine, Keçiören’de kıymetli arsaları vardı, bunu aldılar, TOKİ’ye verdiler, TOKİ burada bunları yine kendi yandaşlarına büyük rantlar sağladı. Yani, nereye atıyorsanız bir yolsuzluk, bir kanunsuzluk, bir hukuksuzluk var. Mesela insanları öyle rahat zengin ediyorsunuz ki Denizbankı getirdiniz Zorlu Holdinge 69 milyon dolara verdiniz. Emlakbanktan aldı, Zorlu Denizbankı çok kısa zaman sonra o, 69 milyon dolara Zorlu Holdinge verdiğiniz o Denizbank 2,4 milyar dolara satıldı. Yani, böyle bir sene içinde -devletin buradaki o en kıymetli bankadaki- bir kişinin kazandığı para 1milyar 931 milyon lira. Zorlu ne yaptı? Gitti Karayollarının İstanbul’daki o arsasını aldı. Geçenlerde burada söylediğim gibi 86 bin        -bunu zaten gazeteler yazıyor, diyoruz ki: “Araştıralım.”- metrekarelik kaçak, fazla inşaat yapılmış, ondan sonra denildi ki: “İşte, Bilal Erdoğan araya girdi ve Bilal Erdoğan orada iki tane önemli büyük mağazaları almak suretiyle imarın durumu düzeltildi.” Bunlar eğer doğru değilse, yüzde 100 doğru değilse bunları araştıralım diyorum.

Şimdi, bir paralel devletten bahsediyorsunuz arkadaşlar. Dünyanın her tarafında devlette var olan, devam eden kurulumlar var; işte, bu, bürokrasidir, polistir, askerdir, yargıdır. Ama hükûmetler dört seneden dört seneye gelir. Eğer dört seneden dört seneye seçimle gelen hükûmetler yolsuzluk yaparsa, elbette ki -o yolsuzluğu- o devleti ayakta tutmak zorunda kalan devletin kurumlarıdır; işte yargısıdır, işte bürokrasisidir, polisidir.

Şimdi, Hükûmet, birtakım olaylarda yolsuzluk yapmış. Bunu, polisler tespit etmiş, savcılar tespit etmiş. Ne yapmışlar? Efendim, şimdi, bu ortaya çıkınca, diyorsunuz ki: “Efendim paralel devlet bize ihtilal yapıyor.” Dünyanın hiçbir yerinde böyle bir mantık olmaz arkadaşlar.

Şimdi, Ulaştırma Bakanı olan Binali Yıldırım şu anda İzmir’de. Ben İzmirlilere şunu söylüyorum: “Dolar Ali” diye, “Dolar Ali Yıldırım” olarak kendisini takdim edebilir. Onu da, tutuyor, 630 milyon dolarlık bir havuz getiriyorlar, 630 milyon dolar. Komisyon, yani Tayyip Bey’in talimatıyla oluşturulan bu havuza acaba kaç liralık ihale verilmiş? E, bunu da bir araştıralım. Eğer  bunlar doğru değilse, o zaman araştırma yapalım “Halep orada ise arşın burada.” diyorlar… 

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

KAMER GENÇ (Devamla) – Araştıralım bunları, doğru olup olamadığını araştıralım. Olmazsa artık kimse söylemez ama devamlı olarak ithamlarla karşı karşıya kalacaksınız.

Kanuna ret veriyorum efendim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Genç.

Tasarının tümü açık oylamaya tabidir. Açık oylamanın elektronik oylama cihazıyla yapılmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…  Kabul edilmiştir.

Oylama için üç dakika süre vereceğim. Bu süre içinde sisteme giremeyen üyelerin teknik personelden yardım istemelerini, bu yardıma rağmen de sisteme giremeyen üyelerin oy pusulalarını oylama için öngörülen üç dakikalık süre içinde Başkanlığa ulaştırmalarını rica ediyorum. Ayrıca, vekaleten oy kullanacak sayın bakanlar varsa hangi bakana vekaleten oy kullandığını, oyunun rengini ve kendisinin ad ve soyadı ile imzasını da taşıyan oy pusulasını yine oylama için öngörülen üç dakikalık süre içerisinde Başkanlığa ulaştırmalarını rica ediyorum.

Oylama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN –  Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname İle Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın açık oylama sonucu:

“Kullanılan oy sayısı:              229

 Kabul:                                   208(X)

 Ret:                                         21

                    Kâtip Üye                                         Kâtip Üye

               İsmail Kaşdemir                               Bayram Özçelik

                   Çanakkale                                          Burdur”

Böylece tasarı kabul edilmiş ve  kanunlaşmıştır.

Hayırlı uğurlu olsun.

Sayın Bakanı teşekkür konuşması için kürsüye davet ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Buyurunuz.

AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANI AYŞENUR İSLAM (Sakarya) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; çok uzun bir maratondan sonra en hoşunuza gidecek konuşmayı yapacağımı tahmin ediyorum çünkü çok kısa sürecek. Başta Plan ve Bütçe Komisyonumuz olmak üzere, bütün gruplarımız dâhil milletvekillerimize, Başkanlık Divanına, çok değerli bürokrat arkadaşlarıma, Meclisimizin çok değerli çalışanlarına bu yorucu mesaileri dolayısıyla gerçekten, bütün yüreğimle teşekkür ediyorum. Elbirliğiyle çıkardığımız bu iyi ve güzel Kanunu’nun hayırlara vesilesi olmasını diliyorum. Bundan sonraki mesailerinizde ve çalışmalarınızda hepinize kolaylıklar ve başarılar diliyorum.

Teşekkür ederim, saygılar sunarım, sağ olun. (AK PARTİ ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Birleşime beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 22.19

SEKİZİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 22.28

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), İsmail KAŞDEMİR (Çanakkale)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 58’inci Birleşiminin Sekizinci Oturumunu açıyorum.

5’inci sırada yer alan Askerlik Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Milli Savunma Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.

 

 

5.-  Askerlik Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Milli Savunma Komisyonu Raporu (1/877) (S. Sayısı: 534) (X)

BAŞKAN – Komisyon? Yerinde.

Hükûmet? Yerinde.

Komisyon Raporu 534 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Sayın milletvekilleri, alınan karar gereğince bu tasarı İç Tüzük’ün 91’inci maddesi kapsamında temel kanun olarak görüşülecektir. Bu nedenle tasarı tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanıp maddelerine geçilmesi kabul edildikten sonra bölümler hâlinde görüşülecek ve bölümlerde yer alan maddeler ayrı ayrı oylanacaktır.

Tasarının tümü üzerinde Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına söz isteyen İdris Baluken, Bingöl Milletvekili.

Buyurun Sayın Baluken.

BDP GRUBU ADINA İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülecek olan kanun tasarısının tümü üzerine grubumuzun görüşlerini aktarmak üzere söz almış bulunmaktayım. Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, aslında, Türkiye siyasi tarihi, resmî devlet tarihi bir yönüyle Türk Silahlı Kuvvetlerinin tarihidir. Her dönemde, AKP de dâhil olmak üzere, her hükûmette, her toplumsal mücadele zemininde Türk Silahlı Kuvvetleri bugüne kadar siyasetin ve toplumun gidişatına müdahale etmiştir. Siyasetçiden akademisyene, kadından yaşlısına kadar bu müdahalelerden etkilenmeyen toplumsal kesim neredeyse yok denecek kadar azdır.

Ordu kurumunun siyaseti dizayn etme isteği doğrultusunda gerçekleştirilen müdahaleler cumhuriyetin kuruluşundan bugüne kadar toplumda çok büyük tahribatlara, yıkımlara yol açmıştır. Askerî darbeler sonucunda oluşturulmuş olan anayasalar da bu sürdürülmek istenen zihniyetin bugüne kadar taşınmasına vesile olmuştur. Dolayısıyla, bugün görüşmüş olduğumuz bu kanun tasarısını aslında biz bir darbe anayasasının gölgesinde yapmanın sıkıntısını yaşıyoruz. Eleştiri noktamızın sebebi de odur. Aslında Türkiye'nin şu anda bir darbe anayasasından sıyrılmış olmasını; sivil, demokratik, özgürlükçü bir anayasayı oluşturmuş olmasını ve bu yönüyle de aslında doksan yıldır ordunun siyasete, topluma dair yapmış olduğu bu müdahalelerle yüzleşmiş olmasını temenni ederdik. Ancak, maalesef, AKP Hükûmeti de dâhil olmak üzere, bugüne kadar başa gelen iktidar partilerinde böylesi bir isteğin, böylesi bir çabanın olmadığını görüyoruz.

Askerî darbe dönemleri “olağanüstü hâl dönemleri” olarak anılır. Ancak, uygulamada toplum üzerinden öyle silindir gibi politikalarla geçilir ki sanki darbe dönemleri ve darbe anayasaları olağan dönemlermiş gibi toplumda bir algı yaratılmıştır. Bugün de hâlâ biz bu olağanüstü durumun, yani bir darbe anayasasıyla yönetilme durumunun toplum tarafından olağanlaştırma çabasını kabul etmiyoruz.

Değerli milletvekilleri, burada tabii ki ordunun bu toplumsal ve siyasal alana müdahalelerini tamamen teşhir edecek zamana sahip değiliz. Ancak dönemsel olarak bu toplumsal müdahalelerin yaratmış olduğu travmalardan bazı kesitleri burada paylaşmak istiyorum.

Bakın, cumhuriyetin ilk yıllarında bahsetmiş olduğumuz müdahalelerden bir tanesi Biçar Tenkil Harekâtı’dır. Bu tenkil harekâtı neticesinde 25 ile 28 yılları arasında 10 binlerce köylü Kürt maalesef çok acımasız katliamlardan geçirilmiştir. Özellikle, benim de seçim bölgem olan Bingöl’ün her taşı, bütün coğrafyası bu yapılmış olan katliamların izleriyle doludur. “…”(x) dediğimiz 25-28 yılları arasında bizler Bingöl’ün köylerinde, Genç’in, Solhan’ın köylerinde kadın, çoluk çocuk demeden evlerde, ahırlarda, mezralarda yakılan insanların dramlarını dedelerimizden kulaktan kulağa bugüne kadar öğrendik. Sadece Solhan’ın Guev köyünde 76 kadın ve çocuğun bir ahırın içerisinde yakılarak öldürüldüğünü, nasıl gerçekleştiğini bu kulaktan kulağa aktarılan tarih sayesinde biliyoruz. Yine, aynı köyde 11 erkeğin süngülenerek, 1 erkeğin de köy meydanında silahla vurularak katledildiğini çok iyi biliyoruz. O günlerde sadece Bingöl, Genç, Lice, Kulp bölgesinde 60 kadar köyün yakıldığı ve en az 1.500’e yakın köylünün suçsuz yere katledildiğini çok iyi biliyoruz. Bunları niye anlatıyorum? Çünkü, bizim beklentimiz demokratik, sivil, özgürlükçü bir anayasayla birlikte ordunun cumhuriyetin kuruluşundan bugüne kadar olan süreçte bugüne kadar sürdürmüş olduğu toplumsal müdahalelerle, toplumsal hamlelerle bir yüzleşme ihtiyacının olduğunu belirtmek amacıyla söylüyoruz.

Yine, o dönemlerde yaşanan pek çok travmatik olay var. Yine, 37-38 yılları arasında özellikle Dersim’de yapılan Tunç Eli Operasyonu’nu herhâlde burada artık anlatmaya gerek yok. O operasyonun detaylarını, mağaralarda farelere gibi insanların nasıl zehirlendiğini eminim ki bu Meclisin sıralarından oturup bilmeyen bir milletvekili yoktur. O dönemde bu yapılan katliamları yapanlar kendi günlüklerini kitap hâline getirdiklerinde, o dönemi kitaplarına aktaramayacak kadar ağır katliamlar yaptıklarını tarih önünde âdeta itiraf etmişlerdir. Tarihten bugüne kadar geldiğimizde değişen çok bir şey olmuş mudur? Olmamıştır.

90’lı yıllarda da maalesef yine ordu kurumunun siyasal ve toplumsal alana müdahalesiyle karşı karşıya bulunduğumuz bir tarihsel kesiti sizlerle paylaşmak istiyorum.

90’lı yıllarda yaşanan zulümlerin birebir tanığıyız biz. Özellikle Kürt coğrafyasında nelerin yapıldığını, orada ordu mensuplarının hangi acıları o halka yaşattığını birebir biliyoruz ama özellikle bizim bildiklerimizi artık itiraflar üzerinden, o dönem o katliamlara imza atanların itirafları üzerinden eminiz ki sizler de biliyorsunuz.

Bakın, sadece 90’lı yıllarda köy yakma amacıyla taburlar kurulmuş, köy yakma taburları var o dönemde. Bunlar 1990’lı yıllarda… Bizim anlattığımız zulmün bugünlerde basına aktarılan kısımlarıyla size aktaracağım.

İnsanı dehşete düşüren açıklamalarda, itiraflarda, bakın, 1994 yılında Diyarbakır bölgesinde görev yapan bir asker ne diyor: “Bizim taburumuza verilen görev köyleri yakmaktı. Orada kaldığımız süre içesinde Hazro, Lice, Hani ve Kulp ilçelerine bağlı yaklaşık 30 köyü yaktık. Köylere girince komutanlarımız askerleri 2’şer, 3’er kişi olarak evleri yakmakla görevlendiriyordu. Evlere girip ‘Dışarı çıkın, yakacağız.’ diyorduk. Köylere girince komutanlarımız askerleri 2’şer, 3’er kişi olarak evleri yakmakla görevlendiriyordu ve biz, eşyalarını boşaltmaya fırsat vermeden bu verilen talimatları yerine getiriyorduk.”

Yine, aynı şekilde, bu köylere yönelik yapılmış olan bombalamaların da canlı tanığıyız. Ancak, bu bombalamaların da artık kamuoyu önünde, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi önünde mahkûm edilmiş yönünü yine siz değerli milletvekilleriyle paylaşmak istiyorum.

26 Mart 1994’te Şırnak’ın Koçağılı ve Kuşkonar köylerinde 38 kişi, 38 köylü askerî uçaklar tarafından paramparça edildi. O dönem bunun bir katliam olduğunu defalarca ilgili platformlarda dile getirdik. Ancak, o dönemin Genelkurmay Başkanı bu yapılan katliamlarla ilgili “Savaş uçaklarına yüklemiş olduğumuz bombaların kayışları gevşemişti.” demişti.

Yine, o dönemin Başbakanı “Uçaklar bize ait değil.” diyerek tarihe geçecek bir trajikomik durumu gözler önüne sermişti. O dönemin İçişleri Bakanı ise 38 Kürt köylüsünün katledildiği bu operasyonu teröristleri imha etmeye yönelik bir operasyon olarak tanımlamıştı. Biz söyledik, sizler inanmadınız ama Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Şırnak’ın bu iki köyünde, Koçağılı ve Kuşkonar köylerinde yapılan katliamla ilgili Türkiye’yi mahkûm edecek kararı verdi ve Türkiye Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde 2 milyon 305 bin euro tazminat cezasına çarptırıldı.

Yine, bulunduğumuz bölgenin her tarafında toplu mezarlar gerçeğiyle karşı karşıyayız. Bakın, sadece Şırnak’taki toplu mezar sayısı 15’in üzerindedir. O toplu mezarlarda 250’ye yakın insanın kemikleri vardır. 90’lı yıllarda, neredeyse, toplu mezarlar ve toplu mezarlarda insan kemikleri olağan hâle gelmiştir. 1996 yılında Şırnak’ın Güçlükonak ilçesinde 11 kişinin yine askerler tarafından katledildiğini iktidar partisinin milletvekilleri de bu kürsüden söyleme durumunda kalmışlardır. Yine, bu Güçlükonak katliamının da Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından cezalandırıldığını ve ortaya çıkarıldığını ifade etmek istiyorum.

Bugünlerde yine sıkça tartışılan Lice katliamı… 1993 yılında o bölgenin en rütbeli askerlerinden olan Bahtiyar Aydın’ın da katledildiği Lice’deki olayların artık ordu içerisindeki birtakım tezgâhlar tarafından ortaya konduğu, yaşama geçirildiği kabul ediliyor. Lice’de 1993 yılında Bahtiyar Aydın’ın da dâhil olduğu 16 kişinin katledildiği, bütün bir ilçenin yakılıp yıkıldığı olayda tek bir yaralı ya da tek bir ölü PKK’li gerçeğinin olmamasını bugün savcılık da askerlerin yaptığıyla ilgili bir kanıt olarak mahkemede değerlendiriyor.

Bakın, yine Şırnak’ta o dönemde valilik yapan bir valinin itiraflarını söyleyeyim: “Gece geç vakit oldu. Hâlâ unutamıyorum. Askeriye de gündüz çıkmaz, gece çıkardı, vatandaşların evlerini tarardı. Onlar da yanlış yaptı.” Gazeteci soruyor: “Askerler sivillerin evlerini mi taradılar?” O dönemin Şırnak valisi: “Evet, tabii. Çıktılar, evlerin her tarafını, camını, köşesini, her tarafını perişan ettiler. O dönemler ben de bu olaylara çok sinirlendim.” diyor.

Sayısız bu şekilde katliam manzarasını, tablosunu buraya getirebiliriz. Bunları anlatmamdaki amaç: Askerlikle ilgili bir kanun yapılacaksa bu ülkenin gerçek tarihi ile yüzleşme kanununu bu Meclise getirmemiz gerekiyor. Bu yüzleşmeyi yapmadan, 1925’ten 1990’lı yıllara kadar bütün bu ülkede yaşanılan acılarla yüzleşmeden istediğiniz kadar askerlikle ilgili kanunlar getirin, bu ülkedeki travmaları bitiremezsiniz, bu ülkedeki yaraları saramazsınız.

Yine, ordu içerisindeki generallerden Eşref Bitlis Paşa’nın ölümünün de nasıl şaibeli olduğunu herhâlde bu sıralarda oturan milletvekillerinin tamamı biliyorlar.

Bir de ordunun yapıp da PKK’nin üzerine atmış olduğu cinayetlerden, katliamlardan bahsetmek istiyorum. Sadece Genç ilçemizde, 1999 yılında Genç’te öğrenci olan ve esnaf olan Mehmet Eliveren’in ve Yılmaz Eliveren’in nasıl katledildiğini çok iyi biliyoruz. Katledildikten sonra her 2 gencin başına kayıtlarda bulunmayan birer kalaşnikofu koyup “2 PKK’liyi etkisiz hâle getirdik.” denen bir zihniyetin, yüzleşilmesi gereken bir zihniyet olduğunu tekrar ifade etmek istiyoruz.

Değerli milletvekilleri, Lice-Hani-Kulp-Genç üçgeninde hangi köylüyü çevirseniz, hangi vatandaşı çevirseniz bu bahsetmiş olduğumuz olaylarla ilgili onlarca örneği size verebilir. O dönem Bolu Komando Tugayının neler yaptığını Lice’deki köylüler, Genç’teki köylüler çok iyi biliyorlar. Ortaya çıkan pek çok katliamın itiraflarını da bugünlerde basından bolca okuyabilirsiniz.

90’lı yıllarda bunlar oluyordu da bugün değişti mi? Bugün de değişmedi. Aynı coğrafyada Ceylan Önkol’un o bölgedeki karakoldan atılan bir havan mermisiyle paramparça olan küçük bedenini annesinin nasıl topladığını çok iyi biliyoruz. Bütün bunlara tarih tanıklık ediyor, bütün bunların hesabını sorumluları mutlaka tarih önünde, halkın önünde verecek. Darbe anayasasıyla, burada bu acı olaylara dokunmayan askerlik yasalarıyla bu yüzleşmeden kaçacağınızı sanıyorsanız burada büyük yanılıyorsunuz.

Yine, sizin döneminizde işlenen Roboski katliamında 34 Kürt köylüsünün kusursuz bir katliamla nasıl paramparça edildiğini tarih çok iyi biliyor. Tarih bütün bu katliamların hesabını soracak şekilde işliyor. Sizler ya tarihin bu işleyişini doğru okur, bu yüzleşmeyle ilgili yasaları bu Meclise getirirsiniz ya da bugüne kadar tarihin bu gidişatına karşı koyanlar gibi siz de tarihin altında ezilirsiniz. O nedenle, biz bu uyarılarımız tekrar buradan ifade etmek istiyoruz.

Siz ne yapıyorsunuz, bakın, bu Askerlik Kanunu’nun 61’inci maddesinde, bütün bu bahsetmiş olduğumuz suçlamalarla ilgili tarih önünde yargılanması gerekenlere koruma zırhı getiriyorsunuz. Generallerin, paşaların yaptıklarıyla ilgili adalet önünde yargılanması yerine soruşturma süreçlerini başbakanın inisiyatifine verecek ve dolayısıyla soruşturmalardan kaçacak yasal düzenlemeleri Meclisin önüne getiriyorsunuz. Bunları yapabilirsiniz, bugün sayısal çoğunluğunuz vardır ama ant olsun ki Roboski katliamını yapanların tarih önünde, halk önünde hesap vereceğini hep birlikte göreceğiz. Yaptığınız bu yasaların hepsini tarihin çöplüğüne atma konusunda bizler kararlıyız.

Değerli milletvekilleri, bu bahsetmiş olduğum dışarıda gelişen cinayetler dışında bir de kışla içerisinde -sürekli gündeme getirdiğimiz- şüpheli asker ölümleri var. Yine, şüpheli asker ölümleriyle ilgili de defalarca burada buralara araştırma önergesi getirdik, kanun teklifleri hazırladık ama bugüne kadar bu konuda da tıpkı bu diğer cinayetlerde olduğu gibi kılınızı kıpırdatmadınız. Sadece, son on yılda binden fazla asker kışla içerisinde şüpheli bir şekilde cinayete kurban gitmiştir. İntihar olarak sunulan çoğu ölümün, çoğu asker ölümünün cinayet olduğunu çok iyi biliyoruz. Bu askerlerin aileleri sizleri de arıyorlar, sizin grupları da ziyaret ediyorlar. Bu asker aileleri 15 Şubatta Ankara’ya tekrar gelecekler. Bu konuda, siz adım atmazsanız, böyle etliye sütlüye dokunmayan askerlik kanunlarıyla bizleri kandırma çalışırsanız, en büyük cevabı da bu asker ailelerinden alacaksınız. “Eğer bu konuda Meclis bir adım atmazsa biz 15 Şubatta gelip AK PARTİ Genel Merkezinin önünde gerekirse ölüm orucuna yatarız.” diyen asker aileleri bizi arıyor. Dolayısıyla, böyle acil gündemler varken, böyle yakıcı gündemler varken buraya getirmiş olduğunuz bu yasa teklifinin hiçbir anlamının olmadığı ifade etmek istiyorum. İstedikleri şey de çok basit: Bu süreçleri, kışla içerisindeki bu şüpheli ölümlerin soruşturma süreçlerini askerî mahkemelerden alıp sivil mahkemelere vermenizi istiyorlar, Sorumluların yargı önüne çıkmasını istiyorlar, Meclisin bir komisyon kurarak bu işin üzerine gitmesini istiyorlar. Bu üç masumane talebi bile bugüne kadar yerine getirmeyen Hükûmetiniz, generalleri korumanın, paşaları korumanın büyük bir paniği, büyük bir kaygısı içerisine girmiş durumda. Bakın, bugüne kadar AK PARTİ Hükûmeti her halka gittiğinde “Biz darbe süreçleriyle yüzleşiyoruz.” dedi ama darbe kurumları ve darbe anayasası olduğu yerde duruyor. Millî Güvenlik Kurulu, yine, aynı şekilde bu darbe zihniyetinin oluşturmuş olduğu ve bugüne getirmiş olduğu bir kurumdur. Millî Güvenlik Kurulunu kaldıracağınıza, Millî Güvenlik Kurulunu kendinize göre dizayn etmenin peşine düştünüz.

“Ergenekon” ve “Balyoz” adı altında açmış olduğunuz davaların tamamında Fırat’ın doğusuna geçme cesaretini göstermediniz. O davalar kapsamında haksız, hukuksuz yere de pek çok insanı tutukladınız. Bu bahsettiğiniz paralel devlet yapılanmasının o davalar kapsamında suçu olmayan insanları cezaevlerine attığını da biliyoruz. Ama asıl suçu taşıyan o askerlerden -Fırat’ın doğusundaki köy yakma taburlarına- gençleri asit çukurlarına atmalarının, faili meçhul cinayetlerin hesabını sormadınız, soramadınız. Dolayısıyla, buraya getirmiş olduğunuz bu düzenlemenin de bizim açımızdan hiçbir değerli yoktur.

Zorunlu askerlikle ilgili bazı düzenlemeler yapmışsınız. Zorunlu askerliğe tamamen karşıyız. “Zorunlu askerlik kaldırılmalıdır, vicdani ret hakkı getirilmelidir.” diyoruz. Biz, yine, bugüne kadar özellikle vicdani ret hakkıyla ilgili bu ülkede gençlere yaşatılmış olan bütün acıların da yargı önünde, adalet önünde tekrar değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyoruz.

Özlük haklarıyla ilgili bazı düzenlemeler getirmişsiniz. Özlük haklarıyla ilgili, Barış ve Demokrasi Partisi ilkesel olarak çalışanın, emekçinin hakkını her zaman savunan, pozitif bakan bir noktadır. Ama getirdiğiniz bu tasarıdaki bütün bu zafiyetleri kabul etmediğimizi, bu nedenle de ret oyu vereceğimizi, etkili muhalefetimizi de ilgili maddeler geldikçe…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İDRİS BALUKEN (Devamla) - …ortaya koyacağımızı ifade ediyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Tasarının tümü üzerinde, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz isteyen Koray Aydın, Trabzon Milletvekili. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA KORAY AYDIN (Trabzon) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına görüşlerimizi açıklamak üzere söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle hepinizi saygılarımla selamlıyorum.

Milliyetçi Hareket Partisi olarak Türk Silahlı Kuvvetlerinin, günün değişen ve gelişen dünya şartlarına göre mevcut yasalarında yerli yerinde değişiklik yapmasını önemsiyoruz. Türk milletinin göz bebeği olarak gördüğümüz Türk Silahlı Kuvvetlerinin görevlerini daha hızlı, etkin ve verimli bir şekilde yapabilmesi için atılacak her adıma bugüne kadar katkı verdik, bundan sonra da vermeye devam edeceğiz.

Türk Silahlı Kuvvetleri personelinin özlük hakları konusundaki problemleri de acil çözüm beklemektedir. Görev süreleri devam eden ve görev sürelerini tamamlayan uzman erbaşlar, uzman jandarmalar, sözleşmeli subaylar, astsubaylar ve hatta subaylar hâlen çeşitli sorunlarla karşı karşıyadır. Hazırlanan tasarıda beklentilerin pek azının karşılandığını görmekteyiz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; buradan daha önce yaptığım bir öneriyi tekrar vurgulamak istiyorum. Bir konuda yasal düzenleme yapılmadan önce konuyla ilgili sivil toplum kuruluşlarının, sektör temsilcilerinin, sendika temsilcilerinin görüşlerinin alınması çağdaş ve katılımcı demokrasinin bir gereğidir.

Bilindiği üzere, hâlen çalışan askerî personelin kendi hak ve menfaatlerini savunacak bir dernek, vakıf veya sendika kurmasına yasal olarak imkân bulunmamaktadır. Sayın Millî Savunma Bakanımıza ve Hükûmete önerimiz, Türk Silahlı Kuvvetleri bünyesinde görev yapan personelle ilgili düzenleme yapılmadan önce Emekli Uzman Erbaşlar Derneği gibi, Türkiye Emekli Astsubaylar Derneği gibi ve Türkiye Subaylar Derneği gibi bu kesimleri temsil eden dernek ve kuruluşların görüşlerinin mutlaka alınması gerekiyor. Hazırlanacak tasarı ve tekliflere tarafları dâhil etmek, onların görüş, düşünce ve tavsiyelerini almak, onlara kulak vermek kimseye bir şey kaybettirmez. Tarafların görüşlerine kulak verilmediği takdirde, çıkarılacak düzenlemelerin uzun ömürlü olması, sorunları karşılaması ve ihtiyaçları karşılaması mümkün değildir. Basına yansıyan haberlere göre, 10-12 Şubatta Ankara'da Türk Silahlı Kuvvetleri kıdemli astsubaylar semineri düzenlenecektir. Görüştüğümüz yasa çıktıktan sonra görüş sormanın bir anlamı olmadığına göre bu durumu bundan sonraki düzenlemeler için atılmış bir adım olarak görebiliriz. Emekli askerî personele yapılan 100 liralık ilave iyileştirme şimdiden enflasyona yenik düşmüştür. Gerçek şudur: Bir astsubayımız emekli olduğunda maaşı yarı yarıya düşmektedir. Aslında, bu durum birçok kamu çalışanı için de geçerlidir. Çalışırken alınan maaşla emekli olununca alının maaş oranında Türk Silahlı Kuvvetleri evlatları arasında adalet gözetilmeli ve ayrım yapılmamalıdır. Türk Silahlı Kuvvetleri bünyesinde görev yapan bütün personelin özlük, emeklilik ve sağlık şartları adaleti gözetecek şekilde bütünlüklü olarak ele alınıp iyileştirilmelidir. Yapılacak düzenlemelerle askerlik herkesin özendiği bir meslek hâline getirilmeli, Türk milletinin bekası için askerliği Peygamber ocağı olarak gören anlayış kesintisiz devam ettirilmelidir.

Değerli milletvekilleri, çalışma şartları bakımından askerî mevzuata ama özlük hakları yönüyle memur mevzuatına tabi olan Türk Silahlı Kuvvetleri bünyesinde görev yapan sivil memurların da yeni düzenleme konusunda talepleri ve beklentileri vardır. Bu beklentilerin de en kısa sürede ele alınarak değerlendirilmesi gerekmektedir.

Okullarıyla ilişiği kesilen askerî öğrencilerimiz de bir dizi sorunla karşı karşıya bulunmaktadır. Okullarında askerlikle ilgili her türlü teorik ve silahlı eğitim gören askerî öğrencilerimizin okullarıyla ilişkilerinin kesilmesi hâlinde yeniden askerlik yapmaktadırlar. Oysa, yapılacak düzenlemelerle, eğitimde geçen süreler askerlik hizmetinden sayılmalı, yine ağır bir cezaya dönüşen yüksek miktardaki tazminatlar da daha makul seviyelere çekilmelidir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; mevcut tasarının çoğu maddelerin katılmakla birlikte, kanun tasarısının 61’inci maddesindeki kuvvet komutanlarının yargılanmalarına izin veren yetkisinin Başbakana veya bir bakanına verilmesi uygun değildir. Soruşturma açılması konusunda Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı yetkili olmalıdır. Anayasa’mızın 9’uncu maddesi açıktır: “Yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız mahkemelerce kullanılır.” Tasarının 61’inci maddesi, yargı yetkisinin bir bölümünü İçişleri Bakanına, Başbakana ve Cumhurbaşkanına vermesinin ötesinde bu yetkinin denetimi yönüyle de Anayasa’ya aykırıdır.

Değerli milletvekilleri, burada yasama görevi yapıyoruz. Temel görevimiz yasa yapmaktır. Kanunlar Anayasa’ya aykırı olamaz. Bu sözler, partimizin veya benim şahsi görüşlerim değil, Anayasa’nın 11’inci maddesinde yazılıdır. Tasarının 61’inci maddesindeki Anayasa’ya aykırı hususlardan sadece birini sizlerin ve bütün Türk milletinin dikkatlerine sunuyorum. İzin vermeye yetkili merci kamu davasının açılmasına gerek görmezse kovuşturma yapılmasına yer olmadığına karar verir, bu karar kesindir. Oysa, Anayasa’nın 125’inci maddesi gereğince idarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolu açıktır. Anayasa’nın yargıya verdiği bu açık yetki daha alt bir hukuk normu olan yasayla kısıtlanamaz, yargıya itirazın önü kapatılamaz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz tasarının esas amacı, Başbakanın yetkisine yetki katmak, nihayetinde siyaseti kışlaya sokmaktır. Komutanların yargılanması Başbakanın isteğine bırakılmaktadır. Başbakan yargılanmasını isteği komutan için izin verecek, istemediği için de izin vermeyecek. İtiraz mercisi Cumhurbaşkanlığı ve kararı da kesin, üstelik bu süreç de yargı denetimine tabi değil. Böyle bir düzenleme Anayasa’ya ve hukukun temel esaslarına uygun değildir. Türkiye Cumhuriyeti’nin 26’ncı Genelkurmay Başkanının, onlarca generalin ve görevleri sadece emir ve talimatlara uymak olan askerî personelin terör suçundan mahkûm olmasını sadece seyreden AKP’nin bundan sonra askerî yargılamalarla ilgili atacağı adımlar, sadece geçici bir ittifak arayışı olarak değerlendirilecektir.

Millî ordunun canını okunurken ses çıkarmayanlar eş zamanlı olarak teröristle pazarlık masası kurmuşlardır. Bundan sonra AKP’nin her düzenlemesinin ortaya saçılan yolsuzluk, rüşvet ve yağmanın üzerini örtmek üzerine olacağı anlaşılmaktadır. İnternet’i tek tuşla kapatma yetkisinin iktidara verilmesi arayışı, İnternet  medyasına sansürün hayata geçirilmesi işte bu örtbas projesinin sonucudur. Kendi ikbal ve istikbalini kurtarmak için Anayasa’yı ihlal eden, adaletin canını okuyan, bürokrasiyi hallaç pamuğu gibi atan, Sayıştay denetiminden kaçan, yargı kararlarını hiçe sayan ve nihayet basına sansür uygulayan AKP Hükûmeti ve Sayın Başbakandır.

Değerli milletvekilleri, burada hangi birini sayalım? Anayasa’mız “Kanun önünde herkes eşittir.” diyor. Anayasa’mızın 10’uncu maddesine göre, hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz ama AKP Türkiyesi’nde mahkemelerin ifadeye çağırma, gözaltı ve tedbir kararları, iktidar yandaşları için uygulanmamış, Anayasa’mızın eşitlik ilkesi yerle bir edilmiştir.

Değerli milletvekilleri, Anayasa’nın 138’inci maddesine göre, hiçbir organ, makam, merci veya kişi, yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hâkimlere emir ve talimat veremez. Bu hüküm açıkça ortadayken Adalet Bakanı ve Müsteşarı, İzmir’de yürütülmekte olan bir yolsuzluk soruşturmasıyla ilgili yargıya açıkça müdahale etmiş, konuyla ilgili fezleke bile düzenlenmiştir. Muhalefet milletvekilleriyle ilgili fezlekeler Parlamentoya jet hızıyla gelirken söz konusu AKP’nin bakanları olunca fezlekeler neredeyse yandı, bitti, kül oldu masalındaki gibi âdeta buhar olmuşlardır. Açıkça anlaşılıyor ki Anayasa’nın 138’inci maddesi askıya alınmış, fezlekelerle ilgili yasamanın yetkisine Adalet Bakanı el koymuştur. Meclis Başkanımız da bu yetkinin gasbedilmesine maalesef nezaret etmektedir. O fezlekeler bu Parlamentoya gelmedikçe söylenen sözlerin hiçbir anlamı olmayacaktır.

Yargıya müdahale eden, adaleti katleden, sonra da hiçbir şey olmamış gibi sansür uyguladıkları basını bugün toplayıp halkla ilişkiler çalışması yapan Adalet Bakanı değil, olsa olsa garabet bakanı olabilir. Basına “Sansür nereden çıktı?” diyenlere bir hatırlatmada bulunmak istiyorum: Anayasa’nın 28’inci maddesine göre “Basın hürdür, sansür edilemez.” ama AKP iktidarı ve Sayın Başbakan tam tersini yapıyor. Taa Fas’tan arayıp Genel Başkanımız Sayın Devlet Bahçeli’nin açıklamasını derhâl sansürletiyor. Hatta, televizyonun geçtiği iki cümlelik alt yazıya bile tahammül edemiyor. Başbakan değil de sanki baş sansürcü olmuş. Bu nasıl çarpık bir anlayıştır Allah aşkına? Muhalefet liderinin televizyonda alt yazı olarak geçen sözüne tahammülü olmayanların demokratlığı sahte ve vicdanları da nasırlıdır.

AKP ve Başbakanın yolsuzluk soruşturmalarının ardından yaptığı, yolsuzluğu yüzsüz örtmektir. Sekiz ay önceden MİT’in haber verdiği yolsuzluğa “komplo” demek Türk milletinin aklıyla alay etmektir. Nitekim, Başbakan kendisine sunulan MİT raporunun bir tespit olduğunu ifade ediyor ama bunun servis edilmesinin manidar olduğunu belirtiyor. Yani, inkâr etmiyor, edemiyor, etmesi de mümkün değil. Ona göre her şey manidar.

Daha önce de değindiğim gibi fezlekeleri Meclisten kaçırmanın amacı pisliğin üzerini örtmek ve soruşturmayı yandı, bitti, kül oldu masalına çevirmek içindir. Kumpas, komplo ve paralel yapı söylemleri yolsuzluğu, rüşveti ve yağmayı gizlemeye yetmeyecektir. Esas paralel yapı, hatta paralel devlet KCK’dır ve AKP Hükûmeti KCK ile pazarlık masasındadır. Sözde “çekilme süreci” adı altında, teröristler değil ama askerimiz kışlasına çekilmiş, bölgede alan hakimiyeti KCK’nın eline geçmiştir. İmralı ve Kandil AKP Hükûmetine ayar üstüne ayar vermekte, “Tek bir silah patlarsa Başbakan yerinde kalamaz.” diye tehditler savrulmaktadır. Kendi derdine düşen AKP Hükûmeti ve Sayın Başbakan “çözüm” diye diye ülkeyi çözülmenin, bölünmenin ve parçalanmanın eşiğine getirmiştir. AKP Hükûmeti, bölgede 30 Mart yerel seçimlerinde sandıklardan özerklik çıkacağına dair söylemleri ve uyarıları görmezden ve duymazdan gelmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sözde “çözüm ve barış süreci” adı altında yapılan uygulamalar, millî savunma ve güvenlik politikalarımızı zaafa uğratmıştır. Daha önce de ifade ettiğim gibi, Türk Silahlı Kuvvetlerini yıpratmak ve etkisizleştirmek için yürütülen operasyonlar sonucu komuta kademesinin önemli bir bölümü darbeye teşebbüs gerekçesiyle mahkûm edilmiştir. Hatta, Deniz Kuvvetleri Komutanlığına atanacak oramiral kalmamış, mevcut Deniz Kuvvetleri Komutanımız atandıktan yaklaşık sekiz ay sonra oramiralliğe terfi etmiştir. AKP iktidarı maalesef, Türk Silahlı Kuvvetlerinin yerleşik teamüllerini yerle bir etmeyi marifet saymıştır. Yaşananlara tepki gösteren birçok subay istifa etmiştir. Yolsuzluk operasyonlarıyla sarsılan AKP Hükûmeti bu kez gündem saptırmak ve yolsuzluğu örtbas etmek için birdenbire “Millî orduya kumpas kuruldu.” söylemini ortaya atmıştır. Ortaya atılan hiçbir söylem ve “Cambaza bak.” taktiğiyle yapılacak hiçbir düzenleme yolsuzluk gerçeğini örtmeye, gizlemeye ve gözlerden kaçırmaya yetmeyecektir. Yapılması gereken, yolsuzluk soruşturmalarında yargının önünün açılması, hakkında fezleke hazırlanan bakanlara da Yüce Divanda aklanma fırsatı verilmesidir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; buradan Hükûmete ve Sayın Başbakana açık bir çağrıda bulunmak istiyorum. Yolsuzluk soruşturmalarında yargının önünü açın. Yolsuzluk, rüşvet ve her türlü yasa dışı iş ve işlemlere bulaşmış kişileri korumaktan vazgeçin. Temiz siyaset, temiz toplum ve hesap verebilir bir yönetim adına gerekli adımları ivedilikle atın. Aksi hâlde, geciktiğiniz her saat, her dakika Türk milletinin kafasındaki “Acaba neyi gizliyorlar?”, “Acaba neyi örtbas ediyorlar?” kuşkuları gittikçe büyüyecek, Hükûmet bu sürecin altında kalacaktır.

Yürütme Başbakanın emrindedir, yasamada da çoğunluk hükûmete aittir. Bütün bu güçlerin yanında, basını dizayn eden, hatta bizzat arayıp sansür uygulatan, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunu Adalet Bakanlığına bağlı bir birim hâline getirecek düzenlemeyi Parlamentoya getiren, İnternet’i tek tuşla kapatma yetkisini idareye veren, kendi çıkar ve menfaatleri doğrultusunda kullanmak için izinsiz dinleme, izleme, fişleme yapan bir anlayışın demokrat olarak nitelendirilmesi mümkün değildir.

Demokrasilerde millî iradenin tecelli edeceği yer sandıktır, elhak doğrudur ancak seçimle gelenlerin hukuk ve demokrasi dışına çıkması da seçilmiş diktatörlüktür. Son birkaç ayda yaşanan Anayasa ihlalleri, yolsuzluk operasyonlarına bulaşan AKP iktidarının suçunu örtbas etmek için gözünü ne derece kararttığını açıkça gözler önüne sermektedir. Konuşmamda sadece birkaç örneğini verdiğim Anayasa ihlalleri, Hükûmetin bir değil, birkaç kez Yüce Divanlık olduğunun açık bir göstergesidir. Anayasa’nın açık hükümleri Başbakanın, ilgili bakanların, valilerin ve emniyet müdürlerinin baskılarıyla, zorla çiğnenmiştir. Bu uygulamalara bakıldığında anlaşılmaktadır ki bu dönem, AKP ve Sayın Başbakanın ustalık dönemi değil, hukuksuzluk ve zorbalık dönemidir. Demokrasi zorbalık değil, hukuk rejimidir. Demokrasilerde herkesin hukuka, Anayasa’ya ve yasalara uyma mecburiyeti vardır. Demokratik parlamenter rejimlerde kuvvetler ayrılığı esası vardır. Kuvvetlerin millî iradeyi temsil etmekte birbirlerine üstünlükleri yoktur. Anayasa’mızda da açıkça yazdığı gibi hukukun üstünlüğü esastır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; şimdiye kadar her olaydan bir mağduriyet devşiren AKP iktidarı için artık deniz bitmiş, kara görünmüştür. AKP ve Sayın Başbakanın artık mağduru oynama imkânı kalmamıştır. Yolsuzluğun, rüşvetin, saltanatın, yağmanın gerçek mağduru AKP ve Sayın Başbakana samimiyetle oy veren, ancak gelinen noktada açıkça aldatılan insanımız olmuştur.

Asıl mağdur olanlar 4,5 milyon doları bankasında değil de evinde, ayakkabı kutularında saklayan banka müdürü değil, çocuğuna 4,5 lira günlük harçlık veremeyen milyonlardır.

Asıl mağdur olanlar evlerinde tam 7 para kasası bulunduran bakan çocukları değil, pazar kasalarından çürük meyve, sebze toplayan yığınlardır.

Asıl mağdur olanlar servet değerinde saat taşıyan ve yargıdan kaçan iktidar mensupları değil, saatlerini, mesailerini bu iktidar için karşılıksız harcayan partililerdir.

Asıl mağdur olanlar villalarda, malikânelerde, yazlıklarda, gemilerde Lale Devri yaşayan hanedan ve yandaşları değil, açlığa, sefalete ve nihayet sadakaya muhtaç hâle getirilen milyonlardır.

Asıl mağdur olanlar yolsuzluk ve rüşvet operasyonlarıyla âdeta suçüstü yakalananlar değil, “İnananlar çalmaz, inanlar haram yemez, inanlar rüşvet almaz.” diyerek üç dönemdir bu iktidara limitsiz kredi veren Adalet ve Kalkınma Partisinin samimi tabanıdır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

KORAY AYDIN (Devamla) – Sözlerimi bitiriyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Tasarının tümü üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz isteyen Mustafa Moroğlu, İzmir Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA MUSTAFA MOROĞLU (İzmir) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; “Meclisimizi ve bizi izleyen yurttaşlarımızı saygıyla selamlıyorum.” diye başlayacaktım ama sanırım bu saate kaldığından ötürü bizi izleyen yurttaşlarımız az olduğu gibi bizi izleyen milletvekillerimiz de az. Bu duruma üzülsem mi, sevinsem mi bilemiyorum çünkü çok olunca dinleniyor mu, dinlenmiyor mu ondan endişeliyim çünkü hatip konuşurken Mecliste laf atan arkadaşlarımız, gürültü çıkaran arkadaşlarımız çok olduğu için diğer arkadaşlarımız da dinleyemiyor. Umarım, bu saatte bizi burada dinlemek için kalan arkadaşlarımız… Özellikle iktidar milletvekili arkadaşlarımızı, kulislerde olan varsa ya da odalarında, çağırmayı bir görev biliyorum. Belki, her askerlik kanunu görüşüldüğünde bizi dinleyen ve bizi bekleyen, sorunların çözümünü bekleyen, eşitsizliklerin kaldırılmasını bekleyen asker kişiler ya da asker personel yurttaşlarımız var. Onların sorunlarına çözüm bulmakla ilgili önemli bir adımı atmış oluruz diye düşünüyorum. O nedenle de inanın, 17 Aralıktan beri sizleri rahatsız eden bazı konulara değinmeden konuşmamı devam ettireceğim. Aslında bu konulardan rahatsızlık duydukları için arkadaşlarımdan da memnunum çünkü rahatsızlık duyuluyor ki bu sorunların çözümüne ilişkin de vicdanlarda biraz da olsun bir çaba hissediyorum diye düşünüyorum.

Bir defa, her askerlik kanunu ya da askerlikle ilgili bir kanun geldiğinde Millî Savunma Komisyonunda görev yaptığımızdan bu yana, üç yılı aşkın bir süredir birçok eşitsizliği gidermek için çaba göstermeye çalıştık. Eşitsizlikten kastım, Türk Silahlı Kuvvetlerinde görev yapan personelle ilgili önemli eşitsizlikler var; Türk Silahlı Kuvvetlerinden herhangi bir nedenle atılmış, emekli olmuş ya da cezaevine düşmüş ya da orduyla ilişkisi kesilmiş eski personel arasında eşitsizlikler var. Onların giderilmesiyle ilgili önemli çabalar gösterdik. Bu çabaların çok az, belki yüzde 10’u gibi bir kısmında Bakanın ve Millî Savunma Komisyonundaki diğer partilere mensup arkadaşlarımızın da çabasıyla bir iyileştirme söz konusu oldu fakat “Bu eşitsizliklerin giderilmesinin neresindesiniz?” derseniz bir arpa boyu ilerlemediğimizi düşünüyorum. Bunları da örnekleriyle anlatmaya çalışacağım değerli arkadaşlarım.

Bu tasarı Komisyona geldiğinde de aslında 61 maddeden oluşan bir kanun tasarısıydı. 15 değişik kanunda da değişiklikler içeriyor. Bu değişiklikleri görüşürken çok önemli konularda da, birazdan anlatacağım birçok önemli konuda da bazı değişiklik önergeleri verdik fakat her seferinde olduğu gibi, hem Komisyonda çok kısa sürede inceleme fırsatı verildiği için  -yani, bir gün önce bize iletiliyor bu tasarı, bir gün sonra da “Bununla ilgili önerileriniz varsa Komisyonda toplanın.” deniyor- gerek zaman eksikliğinden ötürü gerekse dışarıda hazırlanan tasarıları Komisyonda değiştirme çabası, iradesi gösterilmediği için önemli değişiklikler yapamadık. Bu kanun tasarısı gündeme geldiğinde yani Komisyonumuza iletildiğinde yarattığı bir algıdan bahsetmek istiyorum. Bu algı şuydu, hatırlayın: 17 Aralıkla ilgili, bazı savcıların talimatlarıyla harekete geçildiği zaman, bazı yolsuzluk soruşturmalarını ve rüşvet ilişkilerini sorgulamak için harekete geçildiğinin hemen ertesinde, aslında bu yargının harekete geçmesinin nedeninin yolsuzlukları ortaya çıkarmak olmadığı, aslında Hükûmete karşı bir kumpas olduğu algısı yaratılmaya çalışıldı ve bu yaratılan algıya hizmet etsin diye de millî orduya da kumpas kurulduğu hem Başbakan tarafından hem de Başbakanın Danışmanı tarafından ifade edilmeye çalışıldı. Bu algıyı yaratmak için öyle şeyler de kullanıldı ki daha önceleri tu kaka idiler ve hedef gösteriler Barolar Birliği bile bu algının yaratılması için umut olarak görüldü ve onların Cumhurbaşkanıyla, Başbakanla görüşmeleri sağlanarak ve onlarla görüşüldükten sonra, talimat verdim, evet, millî ordumuza kurulan kumpastan ötürü, artık, ordu mensuplarımızın, komutanlarımızın yeniden yargılanması için önemli hazırlıklar yapılıyor, dendi ve bu yapılıyor denilmesinin üstüne hemen bu yasa tasarısı geldi ve özellikle biraz önce MHP Grubu adına konuşan milletvekilimizin de ifade ettiği gibi komutanların yargılanmasına ilişkin bir madde de, 61’inci madde de bu yasa tasarısının içine kondu.

Hâl böyle olunca, birden, artık, bu tasarıyla, 61’nci maddeyle komutanların yeniden yargılanmasının önü açılıyor gibi bir algı yaratıldı. Bu algıya biz de kapıldık ve dedik ki “Bu yargılamanın yolunu açacak bir düzenlemede bizim de katkımız olsun.” ve 61’inci maddeye ilişkin bir önerge getirdik. Yani öyle bir algı yaratıldı ki bu operasyonu yapanlar vatan haini, operasyonun mağdurları da memleketi sevenler ve memleketi sevenler algısının içerisine “Millî orduya kumpas yapıldı.” denilerek yargılanan, haksız yere, hukuksuz yere Balyoz ve Ergenekon davasında yargılanan komutanlar da katılmış oldu.

Bu yeniden yargılamaya bir faydası olsun diye getirilen 61’nci maddedeki öneriye sadece iki kelime önerdik. “Madem 61’inci maddeyle ilgili Türk Silahlı Kuvvetlerine mensup komutanların, Genelkurmay Başkanı ve komutanların yargılanmasının, Yüce Divanda yargılanmasının yolu açılıyorsa -aslında bu bir Anayasa maddesiydi, daha önce de bu madde geçerliydi fakat böyle bir algı eğer yaratmak istiyorsanız ve bunu gerçekleştirmek istiyorsanız- o zaman ‘görevleri sırasında yaptıkları fiillerden dolayı’ diye iki kelime ekleyelim.” dedik, bu kelime asla kabul edilmedi. Niye kabul edilmediğini de ne Millî Savunma Bakanımız ne de AKP’li komisyon üyesi arkadaşlarımız haklı bir gerekçe göstererek bize anlatabildiler. Biz de anladık ki takiye devam ediyor yani Başbakanın söylediği ayrı, yapmak istediği ayrı. Sonra anlaşıldı ki, 61’inci maddesinin altını okuyunca anlaşıldı ki aslında yapılmak istenen şey Türk Silahlı Kuvvetlerinin komutanları üzerinde yargı düzenlemesi yapıldıktan sonra istediği zaman, istediği bir biçimde bu komutanları yargılamanın ya da yargılatmamanın yolu açılıyor. Yani eğer bu 61’inci madde olduğu gibi kabul edilirse ve geçerse, yani komutanların yargılamasıyla ilgili izin Başbakana bırakılırsa ve Başbakanın oluşturduğu kurula savcı yetkisi verilirse -açıkça o madde okunduğunda görülecektir- Başbakan Türk Silahlı Kuvvetlerinin komutanlarını istediği zaman kahraman -Roboski katliamının sorumlularını gizlemek için gösterilen çabada olduğu gibi- istediği zaman da Balyoz ve Ergenekon davalarında olduğu gibi terörist ilan edebilir. Çünkü bu maddede aynen -bunu kayıtlara geçsin diye de bir okumak istiyorum- şu yetki veriliyor, en can alıcı noktası da burasıdır: “Soruşturma sırasında 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun cumhuriyet savcısına tanıdığı bütün yetkilere sahip olup soruşturma sırasında hâkim kararı alınması gereken hususlarda yetkili mahkemelere başvurur.” Yani savcının yapması gereken işi Başbakanın oluşturduğu bir kurula olduğu gibi devrediyor.

Bir defa, bunun tümüyle karşısında olduğumuzu belirtmek istiyorum. Aslında her şey düşünülmüş, itiraz mercisi olarak da, yani bu kurulun aldığı karara, soruşturma yetkisini veren kurulun aldığı karara itiraz yetkisi de Cumhurbaşkanına bırakılmış. Yani Anayasa’da tanınan denetim yetkisinin Danıştayda olduğu ifadesi sanki unutulmuş, kalkıp bu yetki Cumhurbaşkanına tanınmış. Yani tümüyle bu döneme uygun, çünkü Cumhurbaşkanına gönderilen her madde bir onay makamı olarak geliyor. Yarın eğer Başbakan Cumhurbaşkanı olma yolunda bir biçimde açılırsa ve devam ederse bu işlem aynı şekilde, yargıç aynı, soruşturma yapan kişi aynı, Danıştaya itiraz edilmesi gerekirken Cumhurbaşkanına itiraz yapıldığı zaman da “İkimiz bir fidanın güller açan dalıyız.” gibi onaylayan da aynı olduğu için Türk Silahlı Kuvvetleri üzerinde aslında bir demokratikleşme gibi gösterilen şey tümüyle Türk Silahlı Kuvvetleri  komutanlarının ve sistemin yargı tehdidiyle baskı altına alınmasıdır değerli arkadaşlarım.

Bu  tasarıyla eşitsizlikler gideriliyor mu? Öyle bir umut beslendi, hatta bu tasarının görüşüleceği haberi alınınca Türk Silahlı Kuvvetleri personeli olarak hâlâ göreve devam edenler de, atılanlar da, ayrılanlar da ve mahkemeye düşenlerin yakınları da bizi ziyaret etmeye başladı “Ne olur, bu bir fırsat, bizim eşitsizliğimizi bir parça da olsa giderin.” dedi. Ama öyle bir şeyle karşılaştık ki tasarıyla eşitsizlikler devam ettiği gibi, bu eşitsizliklerin daha da çözülememesi için çaba harcandığını gördük ve her seferinde umut ettiğimiz bir başka askerlik kanunundaki görüşmeye kadar bu umutlar ertelendi.

Kısaca o eşitsizliklerden bahsetmek istiyorum her askerlik kanunu geldiğinde bundan bahsettik ama bunu, bu vesileyle de bahsetmek istiyorum: Bütün yurttaşlarımızın da bildiği gibi, Meclisteki Sayın Başkanın ve milletvekillerinin de bildiği gibi hem 12 Mart döneminde hem de 12 Eylül döneminde siyasal düşüncelerinden ötürü yani darbecilerin hoşlanmadığı siyasal düşüncelere sahip asker personelimiz, Türk Silahlı Kuvvetlerindeki subaylar, astsubaylar, ordudan atıldı fakat onlara denildi ki: “Sizin mahkeme yolunuz açık, mahkemeye başvurup geri gelebilirsiniz.” Herhâlde o dönemin mahkemelerinin, generallerin attığı asker subayların geriye dönüşünün sağlanamayacağını herkes biliyordu ve bu dönem kapandı ama şûra kararıyla atılan bütün subay ve astsubaylar, Türk Silahlı Kuvvetleri mensuplarının özlük hakları ve mali hakları iade edildi; bunlarınki hâlâ iade edilmedi ve iade edilmeme konusunda da ısrar ediliyor.

En son Askerlik Kanunu görüşülürken ben Bakanımıza bir çağrı yaptım, buradan bir çağrı daha yapmak istiyorum, aslında her Komisyonda aynı çağırıyı yapıyoruz. Çok iyi niyetle belki, Bakanımız da diyor ki: “Öbür yasa gelinceye kadar bir çalışma yapıyoruz, bu sorunu halledeceğiz.” Komisyonda “Evet,  nisan  ayında bir torba yasa hazırlıyoruz, o zaman bu sorunla ilgili bir çalışma yapalım. eğer cinayet işleyerek ya da komutanına silah çekerek yani bizim de affedemeyeceğimiz bazı şeyleri ayıklayıp bu resen emekli olan arkadaşlarımızın da haklarını iade edelim.” Belki bu sakin ortamda bu talebimiz, daha doğrusu bizim dilimiz olduğu yurttaşlarımızın talebi daha iyi anlaşılır ve bu sorun çözülür.

Yine hızla geçmek istiyorum. 1402 sayılı Sıkıyönetim Yasası nedeniyle üniversitelerden atılan öğretim üyesi arkadaşlarımız var, ağabeylerimiz var. Yine 1402 sayılı Sıkıyönetim Yasası gereği generallerin beğenmeyip emekliye sevk ettiği memurlarımız var. Bütün bunların mali hakları ve özlük hakları iade edilsin diye belli düşüncelerimizi hep ortaya koyduk, sanırım önümüzdeki nisan ayında yapılması düşünülen torba yasayla, yine Askerlik Kanunu’yla ilgili bir tasarıyla bu sorumluluklar giderilir diye düşünüyorum.

Yine, bir bedelli askerlik sorunumuz var, hâlâ her dönem gündeme getirilen ve bir türlü kökten çözülemeyen bir bedelli askerlik sorunu. Aslında bunun kökten çözülme konusunda irade göstermesi gereken yer bugünkü AKP iktidarı çünkü öyle bir kaosa sürükleniyor ki çıkıyor bir AKP genel başkan yardımcısı umut veriyor, “Bedelli askerlik gündemimizde var, bu sorun çözülmesi gereken bir sorun. Daha önceki bedelli askerliklere yeterince bir talep olmadı, bedelli askerliği çıkaracağız.” diyor. İki gün sonra, başka bir AKP yetkilisi çıkıyor “Bu açıklama doğru değil, bedelli askerlik gündemimizde yok.” diyor. Yine aynı kişi aradan on beş gün, yirmi gün geçiyor, bedelli askerliği yine gündeme getiriyor. Onun için bizim bir bedelli askerlik kanun teklifimiz var ve bu kanun teklifi eğer daha önce çıkan bedelli askerlik yasasından önce dikkate alınsaydı daha çok talep olacaktı ve “Zenginimiz bedel öder, askerimiz fakirdendir.” lafı da tarihe karışacaktı çünkü fakir askerimiz de bu bedellilikten yararlanabilecekti, bizim verdiğimiz kanun teklifi ile bu bedellilikten yararlanabilecekti. Bu umutlarımızı da nisan ayına kadar olan süreçte özellikle yerel seçimlerden sonra çözmek istiyoruz. Ama giderek eriyen oyların toparlanması konusunda yardımcı olunacağı düşünülüyorsa 30 Marttan önce çıkarmanızda hem yurttaşlarımız için gerekli olur, daha iyi olur diye düşünüyorum çünkü istenildiği zaman istenildiği tasarı birden komisyona getirilip ve bu Meclisten bugün olduğu gibi hızla çıkarılmasını sağlayabilen maşallah iyi bir iradeye sahip Hükûmetimiz. Onun için bunun da çıkmasını istiyoruz.

Eşitsizlikler başka bir alanda da devam ediyor. Özellikle astsubaylar ile subaylar arasında, uzman jandarmalar ile astsubaylar arasındaki eşitsizlikler devam ediyor ve bu eşitsizliklerin giderilmesi için de her seferde, bu bir mali konu, Maliye Bakanlığına sormak lazım, bütçe müsait olmayabilir çünkü bu eşitsizliklerin başında astsubaylar ile subaylar arasındaki aynı işe yakın işler yapmalarına rağmen farklılıklar söz konusu. Örneğin astsubayların yükseköğrenimi bitirenlerine 1’in 4’üne kadar yükselme şansı tanındı ama 1’in 4’ünün karşılığı olan ek göstergeler verilmedi. Dolayısıyla maaşlarına, aldıkları ücrete, bu zor yaşam şartlarında aldıkları ücrete yansıyacak bir düzenleme yapılamadı.

Yine uzman jandarmalar ile astsubaylar arasındaki eşitsizlikler. Uzman jandarma görevi yapan yurttaşlarımızın her defasında bize, AKP’li Komisyon üyelerine ve Bakanımıza ulaşabildikleri ölçüde gelmelerine rağmen herhangi bir düzenleme, düzeltme yapılamadı. Biliyorsunuz, 24 bine yakın -yanlış bilmiyorsam- uzman jandarma görevi yapan arkadaşımız var. Bunların 20 bini yükseköğrenim mezunu ve bunlar, son çıkan bir yasayla, 55 ilde astsubaylarla aynı görevleri yapar hâle geldiler. Hatta bana bir çizelge getirdiler, o çizelgede aldıkları dersler aynı. Şöyle, işaretlemişler hepsini. Aldıkları dersler ne bir eksik ne fazla yani uzman jandarmalar da aynı dersleri görüyor, astsubaylar da aynı dersleri görüyor ve artık uzman jandarmalar Türkiye’deki bugün 55 ilde astsubayların yaptığı bütün işleri yapıyorlarmış. Bir yanlışlık varsa Bakanımız çıkar düzeltir. Bana Uzman Jandarmalar Derneğinin ilettiği bilgi. Böyle olunca aldıkları maaşlar arasında 700 liraya yakın bir fark var yani aynı işi yapan astsubay 1.700 lira alıyorsa aynı işi yapan jandarma bin lira alıyor. Emekliliklerinde biri 1.700 lira alıyorken biri 2.200 lira alıyor. Emekli ikramiyelerinde biri 60 lira alıyorsa biri 70 bin lira alıyor. Farklılık ne? Sadece birinin adı uzman jandarma, birinin adı astsubay, yaptıkları görev aynı. Bir farklılıkları var yalnız: Bu dersleri birisi bir yılda alıyor ama hızlandırılmış bir biçimde alıyor yani bir günde birisi dört saat ders görüyorsa diğeri sekiz saat görüyor, birisi iki yılda alıyor. Bunun dışında hiçbir farklılıkları yok ama ona rağmen bu eşitsizlik giderilmiyor değerli arkadaşlarım.

En sonunda ilave etmem gereken şu ki, yine Komisyonda dile getirdik: Biliyorsunuz, yeniden yargılanmanın tartışıldığı bu dönemde Balyoz davasından hükümlü olan askerler, askerî cezaevinden sivil cezaevlerine nakledilmelerinin doğru olmadığını söylüyorlar ve böyle bir talepleri var. Bu, Askerî Ceza Kanunu’ndaki bir değişikliği, bir kanun değişikliğini gerektirebilir ama eğer yönetmeliklerle ya da hemen hızlı bir değişiklikle bu asker kişilerin hâlâ Türk Silahlı Kuvvetleriyle ilişkileri kesilmediği için sivil cezaevine nakledilmelerinin önüne geçilirse bu mağduriyet de bir ölçüde giderilmiş olur. Çünkü hâlâ Başbakan eğer bu Balyoz sanıklarının yeniden yargılanması konusunda samimiyse, bu konuda Meclise yeni gelmesi düşünülen “demokratikleşme paketi” adı verilen pakette bu düzenleme düşünülüyorsa bu sevk işlemi durdurulmalı ve Balyoz sanıkları istedikleri talepleri, askerî cezaevlerinde kalmaları sağlanmalıdır. Yani, öyle bir noktaya gelindi ki Türkiye’de, haksız yere yargılanan, hüküm giyen askerlerin tahliye edilmeleri talepleri, defalarca iade edilmeleri talepleri reddedilmesine rağmen, reddedilirken bari askerî cezaevlerinde kalabilelim noktasına geldiler. Bu talebin dikkate alınmasını rica ediyoruz Balyoz davasından tutuklu komutanlar, subaylar, askerler adına.

Bütün bu uzman jandarmalarla astsubaylar arasında, subaylarla astsubaylar arasındaki eşitsizlikleri giderelim derken her sefer karşımıza çıkan bir gerekçe: Maliyeye sormak lazım, bütçe izin vermeyebilir. Bir tavsiyem var değerli arkadaşlarım, aslında hepimize tavsiyem: Türkiye kalkınmasının ve ilerlemesinin en önemli koşullarından birisi tasarruf etmesidir. Bütün ekonomiyle az çok ilgilenen, aile bütçesini bilen herkes tasarruf edilirse aile bütçesi, şirket bütçesi, devlet bütçesi daha iyi yönetilir ve kalkınma daha iyi sağlanır. Eğer bire yapılan işler üçe yaptırılmaktan vazgeçilirse, devletin toplanan vergileri çarçur edilmezse ve yolsuzluklar engellenirse astsubaya da, subaya da, emekliye de verilecek para bulunur, bunun yolu budur.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. Bu saatte bizi dinleyen milletvekili arkadaşlarıma da teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Tasarının tümü üzerinde şahsı adına söz isteyen Veli Ağbaba Malatya Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

VELİ AĞBABA (Malatya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Tabii, son dönemde paralel devlet lafını ağzınıza doladınız, işinize geldiği gibi kullanmaya başladınız. Ama herkes merak ediyor: “Ne oldu da çark ettiler, ne oldu birbirlerine düştüler?” diye. Bir zamanlar “Ne istediyse verdik, ne istediyse verdik.” diyordunuz. O verdiklerinizi bugün vatan haini ilan ettiniz, şimdi “Haşhaşi” diyorsunuz; dün savcısı olduğunuz davalara bugün kumpas diyorsunuz. İnsan sormadan edemiyor: “Acaba dün ne istemişlerdi de sizler vermiştiniz?” İlker Başbuğ’u mu istemişlerdi, Teğmen Mehmet Ali Çelebi’yi mi istemişlerdi, Soner Yalçın’ı mı istemişlerdi, Aziz Yıldırım’ı mı istemişlerdi, şehit Ali Tatar’ı mı istemişlerdi? Ne zaman duvara tosladınız diye merak ediyoruz. Ayakkabı kutularında gördüğünüz yeşilleri yakalattığınızda, bas bas bağırmaya başladığınız zaman mı paralel devlet aklınıza geldi? Savcı, oğlunuzu ifadeye çağırdığında “Milletin ordusuna da kumpas kurdu.” demeye başladınız. Eli kanlı El Kaide’ye silah gönderdiğinizde, tırlar yakalatıldığında “İşte, bunlar devleti ele geçirmeye çalışıyor.” dediniz. Kumpası birlikte kurarken sorun yoktu, sonra, mevzu sizin dolarlara gelince feryat etmeye başladınız. Konu siyasi davalardan mağdur olanlara gelince yargısız infaz yaptınız, insanları hukuk yoluyla katlettiniz. “Bağımsız yargı” dediniz ama ucu size dokununca; hırsızlığa, yolsuzluğa dokununca “paralel devlet” dediniz. Ergenekon, Balyoz, askerî casusluk, KCK, Oda TV, Devrimci Karargâh gibi davalarda haysiyet cellatlığına soyundunuz. Sözde delilleri servis edenler manşetler üzerinden insanları mahkûm edenler bugün yüzleri kızarmadan, utanmadan adalet, hukuk gibi sözcüklerle dolu konuşmalar yapabiliyorlar.

Değerli arkadaşlar, CHP Cezaevi Komisyonu olarak bütün siyasi davaları yakından takip ediyoruz. Ergenekon, Balyoz, KCK, şike, Oda TV, Cübbeli Ahmet, Devrimci Karargâh gibi davaları yakından izliyoruz. Hukuksuzlukları ortaya koyuyoruz, bugün övünerek söylemek istiyorum, bu Parlamentoda sadece bir grup, sadece Cumhuriyet Halk Partisi Grubu dün ne söylüyorsa bugün de aynı şeyleri söylüyor ve haklı çıktı. Dün bu davalar siyasidir diyorduk, dün bu davalarda insanlar özel yetkili mahkemeler yoluyla katlediliyor demiştik. Kumpasın ortasında cellatların önüne fırlatılıp atılan bu insanlara büyük acılar yaşatılıyor demiştik.

Askerlerin yargılandığı davalara bir bakalım, bugün konumuz askerlik. Kumpasın sacayaklarını artık herkes çok iyi biliyor: Ergenekon, Balyoz, askerî casusluk. Ne oldu bu davalarda? Ergenekon davasıyla üst düzey komutanlar, Balyoz davasıyla kurmay subaylar, askerî casusluk ile de orduda geriye kalan tüm doktor, hâkim, mühendis, pilot gibi subaylar askeriyeden tasfiye edilmiştir. Bu tasfiye nasıl başlatıldı? Başbakan önce “Askerî darbe yapacaklar." dedi, “Ergenekon” diye bir terör örgütü yarattı. Sonra askeri, sivili, bilim insanını bir torbaya koyup cezaevine gönderdi. Bugün burada askerlik kanununu konuşuyoruz. Ergenekon Davası’nda cezaevine gönderilen askerlerle ilgili birkaç tane ismi size hatırlatmak isterim. Bir zamanlar birlikte görev yaptığınız, zaman zaman da selam durduğunuz İlker Başbuğ, Şener Eruygur, Hurşit Tolon, Dursun Çiçek, Hasan Iğsız, Nusret Taşdeler ve aralarında kuvvet komutanlarının da bulunduğu birçok asker. Bu davada Genelkurmay Başkanı başta olmak üzere Genelkurmay karargâhının tamamı terör örgütü olarak nitelendirildi. İlker Başbuğ’un da ifade ettiği gibi, söylediği gibi, Türk Silahlı Kuvvetlerinin karargâhı eğer terör örgütü ise, eğer terör örgütünü yönetiyorsa ki Türk Silahlı Kuvvetlerine ne denir? O sorunun da cevabını siz bilirsiniz, ama ben bir daha tekrar etmek isterim: Türk Silahlı Kuvvetlerine de “terör örgütü” denir.

Değerli arkadaşlar, burada, bu olaylar yaşanırken Millî Savunma Bakanı ne yaptı? Genelkurmay Başkanı ne yaptı? Sayın Millî Savunma Bakanı da burada, Genelkurmay Başkanının değerli temsilcisi de burada. Onlar ne yaptı? Bir tedbir aldılar; haksızlığa, hukuksuzluğa uğrayan o ordunun mensuplarına, yani kendi personeline orduevlerine giriş yasağı koydular. Almış oldukları tek tedbir oydu. Kendi personeline sahip çıkamadılar. Başta Hükûmet olmak üzere, siyasetçiler, yandaş aydın ve gazeteciler bu davada cellatlık yaptılar, sahte CD’lerle insanların yaşamlarını elinden aldılar. Bu davalarda, değerli arkadaşlar -birçok dava gibi, bu dava da- bir dava daha var ki o da Millî Savunma Bakanlığını ve Sayın Genelkurmayı çok yakından ilgilendiriyor: Balyoz davası. Bu dava ilk önce 366 askerle başladı, sonra 237 askere verilen cezalarla son buldu. Dava 2010 yılında AKP ve işbirlikçilerin kurgusuyla başladı. Bu kurgu da yandaş gazeteler, köşe yazarları, candaş vakıflar, sivil toplum örgütleri ve özel yetkili mahkemeler eliyle desteklendi, masum, suçsuz, günahsız insanlara saldırıldı, onların onuruyla, haysiyetiyle oynandı. Askerler darbeci, cami bombalayan, suikast düzenleyen insanlar olarak gösterildi. Bu askerlerden bazıları bu duruma dayanamadı ve intihar etti. Bu askerlerin aileleri, çocukları sokağa çıkamaz duruma geldi. Yani göz göre göre bu insanların meslekleri, şerefler yok edilmeye çalışıldı. Bu davalarda insanlar hukuk yoluyla katledildi.

Değerli milletvekilleri, şimdi Hükûmet ne diyor bu davalara? “Bu davada millî orduya kumpas kuruldu.” diyor. Bu davada kumpas varsa, bu davada hukuksuzluk varsa, bu davada ahlaksızlık varsa, bu davada yargısız infaz varsa o zaman sorarlar adama “Sen orada bostan korkuluğu musun?” diye sorarlar, “Sen nesin?” diye sorarlar.

Değerli arkadaşlar, gelelim bir başka davaya. Her yanı kumpas, her yanı sahte delil, her yanı ahlaksız suçlamalarla dolu askerî casusluk davasına. Bu davayla değerli milletvekilleri, gencecik subayların mesleki namuslarına “casusluk”, kişisel namuslarına “fuhuş” lekesi sürüldü. Bu dava öyle bir dava ki yok yok. Bu dava da tıpkı Türk filmlerindeki gibi aşk var, nefret var, intikam var, acı var, gözyaşı var; üstüne üstük mezhepçilik var, ırkçılık var, kin var, acizlik var; AKP Hükûmetinin Türk Silahlı Kuvvetlerine karşı nefreti var; TSK’nın, Türk Silahlı Kuvvetlerinin kendi içindeki ihaneti var; mezhebe göre fişleme var, isme göre fişleme var; bu davada saz çalmak dahi suç unsuru olarak gösterilmiş, fişlenmiş. Bu davada bir kişinin ismi suçlamalara delil olarak kaydedilmiş. İsmini veriyorum: Kara Binbaşı Merdin Kışkan’ın Süryani olup olmadığı savcılar tarafından sorgulanmış. Merdin Kışkan’ın annesi Meclise geldi ve gözyaşları içerisinde bir şey anlattı. Dedi ki: “Biz aile olarak Süryani olmadığımızı kanıtlamak için çaba gösterdik. Süryani olmamızın bir önemi yok ama gittik Ahıska Türkü olduğumuzu kanıtlamak için soy kütüğümüzü çıkardık geldik, savcıya verdik.” Tabii, bundan utanacaklar var mı bilemiyorum.

Değerli arkadaşlar, fişlemeler içerisinde bir insan için aynen şöyle söyle söyleniyor: “Görevi savsaklar, alkol içer, Alevi’dir.” O zaman sormak lazım: Bu yapılan zulümlerin, bu utancın sorumlusu Alevi’ler midir, yoksa Süryani olmakla suçlananlar mıdır? Hiçbiri değil. Bu utancın sorumlusu -açık söylüyorum- Hükûmettir, bu utancın sorumlusu Millî Savunma Bakanıdır, bu utancın sorumlusu Genelkurmay Başkanıdır.

Değerli milletvekilleri, askerî casusluk davasının yanında, askerlerin yanında, Maliye Bakanlığı, Tapu Kadastro Genel Müdürlüğü, Sosyal Güvenlik Kurumu, Hazine Müsteşarlığı ve İçişleri Bakanlığı personeline dâhil fişlemeler var. Değerli arkadaşlar, ne hikmetse bütün kurumlarının hiçbirinin personeli yargılanmadı, bir tek Türk Silahlı Kuvvetleri, kendisinin nitelikli personelinin eline kelepçe vurup dört duvar arasına yolladı, yani Millî Savunma Bakanlığı, yani Genelkurmay Başkanlığı Tapu Kadastro Müdürü kadar olamadılar. Tapu Kadastro Müdürü kendi personeline sahip çıktı, Hazine Müsteşarı kendi personeline sahip çıktı, bugün sanki başka yıldız alacakmış gibi -dört yıldızın var, yeter- Genelkurmay Başkanı, Millî Savunma Bakanı kendi personeline sahip çıkamadı ve eliyle dört duvar arasına teslim etti.

Şimdi bir haksızlık daha yapılıyor, bu davalar hâlâ sonuçlanmadığı hâlde insanlar emeklilik haklarını elde etmeden resen emekli ediliyor, ordudan atılıyor. Şimdi sizde vicdan varsa, sizde birazcık meslek dayanışması varsa buradan size sesleniyorum: Davalar sonuçlanmamış hâlâ, o insanları sivil cezaevlerine göndermeyin, o insanların özlük haklarını almayın. Geçtiğimiz gün askerî casusluk davasında  -buraya sesleniyorum- askerî casusluk davasından yargılanan bir astsubay işsiz kalmış, ordudan atılmış; yanıma geldi ne yapabilirim diye ve açlık sınırıyla karşı karşıya.

Yine askerî casusluktan yargılanan bir öğretmen, asker öğretmen açlık sınırıyla karşı karşıya; şu anda cezaevinden çıkmış durumda, ne yapacağını şaşırmış durumda.

Kendi personeline sahip çıkamayan ordu, Türk milletine sahip çıkamaz.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Başka söz talebi yok, soru-cevap yok.

Tasarının tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Birleşime beş dakika ara veriyorum.

                                                                               Kapanma Saati: 23.42

DOKUZUNCU OTURUM

Açılma Saati: 23.49

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), İsmail KAŞDEMİR (Çanakkale)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 58’inci Birleşiminin Dokuzuncu Oturumunu açıyorum.

534 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Komisyon ve Hükûmet, yerinde.

1’inci bölüm üzerinde Cumhuriyet Halk Parti Grubu adına söz isteyen Tolga Çandar Muğla Milletvekili.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA TOLGA ÇANDAR (Muğla) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; her Türk gencinin daha doğrusun her yoksul Türk gencinin hayalinde bir pilot olmak var, bir subay olmak var. Biz de böyle yetiştik çünkü başka türlü bizim hayallerimiz bile sınırlı.
Yoksul aile çocukları profesör olacağım, ben ileride iş adamı olacağım diye yetişmez. En fazla olabileceğimiz asker. Biz de öyle yetiştik. Girdik bir devreyle beraber, Cumaovası’nda bir uçakta uçtuk, küçük deneme uçuşları, kamp komutanlarıyla, harp okulu sınavı öncesi, sonra anladık ki bize göre değil bu meslek, ayrıldık, ODTܒye geri döndük. İyi ki ayrılmışız yani ayrılmasaydık…

LEVENT GÖK (Ankara) – İçerideydiniz.

TOLGA ÇANDAR (Devamla) – …o dönem birlikte olduğum ve şu anda, Balyoz’dan on altı sene yiyen sevgili arkadaşım, dostum Yalçın Ergül gibi, tabii bugüne kadar gelseydik biz de herhâlde orada olurduk. Yalçın Ergül Akıncı 4. Ana Jet Üst Komutanı, Cumhuriyet bayramlarında sizler aşağıda tören izlerken üstünüzden geçen o F16’ların komutanıydı. Bu devlete bir şey yapacak olsaydı, o zaman bir tane bomba atsa şu anda hepiniz mevtaydınız ama öyle bir yurtseverdir ki, ODTܒden doktorasını almış bir yurtsever. Bu tür insanları sevmediğiniz ortada, siz daha biatçı bir ekibi seviyorsunuz. Zaman içerisinde göreceğiz bakalım, sonuç ne olacak.

Peki, ben bir iki isim vereceğim. Bilgin Balanlı, 2. Kuvvet Komutanlığı yaptı, Diyarbakır, sonra 1. Kuvvet Komutanlığı yaptı, Genelkurmay 2’inci Başkanlığı yaptı, Balyoz’dan on sekiz sene verdiniz.  Yani kuvvet komutanlığı yaparken, korgenerallik, orgenerallik, tümgenerallik hiç mi fark etmediniz bu adamın terörist olduğunu? Çok enteresan.

Peki, Cem Gürdeniz, Tümgeneral, on altı sene verdiniz, Deniz Kuvvetleri Amiral, Tümamiral. “Hedefteki Donanma” diye kitabını lütfen herkes okumalı. Akdeniz’i donanmasız bıraktınız, Karadeniz’i donanmasız bıraktınız, komutansız bıraktınız. Karadeniz “kara delik” olacak neredeyse, savunma sistemi çökmüş durumda. “Acaba ne alakası var?” diyorsunuz yani bu konuyla ne ilgisi var? Ben merak ediyorum, acaba Akdeniz’in altındaki bu doğal gaz yatakları, petrol yatakları… Şimdi, bakınız, ne güzel kazdılar, bizim oradaki bütün savunma sistemimiz çöktü. Amerikalılar, İsrailliler, Yunanlılar vurdular kazmayı, ne güzel, oh! Bize ait, bizim de payımız olan doğal gazı ve petrolü alıyor, biz seyrediyoruz çünkü komutanlarımız Balyoz’dan içerideler.

Bakın, bu yasayı görüşüyoruz, Askerlik Yasası’nı, bunların gölgesinde görüşüyoruz diye… 4 bin kişiyle başladı askerî casusluk davası. Asıl neydi? Fuhuş, şantaj ve casusluk davası. Dediler ki: “Fuhuş ayıp ya, Türk Silahlı Kuvvetleri, olmaz.” Peki, indirelim. Onu kaldırdılar, 2 bine düştük. Sonra “Ya, şantaj da olmaz ayıptır.” dediler, 300 kaça düştük? 300 küsur, önemli değil. Ama içinde kimler yok, kimler yok içinde; sonra çıktı. Şu andaki İçişleri Bakanı, şu anda Artvin Valisi, Hatay Valisi; bunların tamamı bu kavramlar kalkınca… Yani bu nasıl bir davadır, bu nasıl?

Bakın, bu askerî casusluk davasında yönetici, koordinatör konumunda olan insanlar eskortlar, genç subaylar, doktorlar ve iş adamları. Mesela bir tanesi var, Marmaris marinanın sahibi arkadaş, çok da düzgün bir insandır, tanırız kendisini. Hangi çıkar gruplarının tekerine çomak soktu da bu vatandaş hâlâ içeride? İzmir’deki davada 32 duruşma yapılıyor, 12. Ağır Ceza Mahkemesinde 32 duruşma. 32 duruşmasında tık tahliye yok, kimse tahliye edilmiyor. 63 kez mahkeme heyetinin uyuduğu tespit edilmiş, uyumuşlar. Gerek yok, ne dinlesin canım, nasıl olsa sonuç belli, verilmiş bir yerden sonuç. Sonra ne oluyorsa, 17 Aralık diye müthiş bir tarih var, o tarihten sonra Bursa 6. Ağır Ceza Mahkemesine -bir üst mahkeme çünkü- itiraz ediliyor, hepsi bırakılıyor çocukların, 9 kişi içeride. Bu marinanın sahibi, o çıkar gruplarının, tekerine çomak soktuğu çıkar gruplarının zorlamasıyla mı hâlâ bu insanlar içeride, merak ediyoruz.

Bakınız, bu ucube davaların gölgesinde Askerlik Yasası konuşuluyor. Konuşsak ne olacak ki? Konuşsan ne olacak? Komisyonda eskiden bakanlık yapmış bir ağabeyimizin beş dakikalık, bir dakikalık konuşmasına bile tahammül edemeyen bir komisyonun, bütün önergelerimizi reddeden, muhalefeti bir figüran rolüyle gören bir tiyatronun sonunda geldi işte bir başka tiyatro. Böyle şey olur mu? Muhalefetin dinlenmediği rejimlere ne dendiğini biliyorsunuz; diktatörlük denir, diktatörlük. Bu bir ayıptır.

Bakınız, Devekuşu Kabare Tiyatrosu’nun, Metin Akpınar-Zeki Alasya’nın bir oyunları vardı “Yasaklar”, “Yasaklar yasaklanmıştır, bitti.” Şu anda Türkiye tam bu Devekuşu Kabare Tiyatrosu’nun… 25 bin...

Biraz önce değerli arkadaşlarım söz etti, uzman jandarma, uzman erbaşlar, onların sıkıntılarından söz ettiler. Ben hemen arkasından daha genişleterek bir konu bu… Demokratsınız ya, Türkiye’ye demokrasi getirdiniz, öyle bir nefes aldık…

Darbelerin hiç biri masum değildir, tüm darbeler aynı statüdedir. Kime karşı yapılırsa yapılsın, kim yaparsa yapsın tüm darbeler aynı statüdedir. E, siz 28 Şubat mağdurlarının tamamen haklarını geri iade ettiniz ama 12 Eylül ve 12 Mart mağdurlarını görmezlikten geldiniz, görmezden geldiniz. Nedir gerekçe? Efendim, mahkeme yolu açık. Bir buçuk yıl sonra Danıştay’a müracaat edebildi bu insanlar.

Bakınız, bir mahkeme kuruluyor hemen şeyin arkasından, bir sıkıyönetim mahkemesi, bu mahkemede bu insanları yargılıyorsunuz ve mahkûm ediyorsunuz. Sivil mahkemeler Hak getire. Ortada bir dava var, bir trajedi, bir oyun ve bu insanlar, bu askeri öğrenciler… Bakınız, bir gün kalmış mezuniyetine, bir gün. Bir gün kala alıyorsunuz bu adamı… Kuleli Askeri Lisesinde okumuş üç yıl, dört yıl da Harp Okulunda okumuş, yedi yıl, terörist olduğunu anlayamamışız, bir gün kala anlaşımız ki “Allah, terörist yakaladık!” küt içeri. İki ay sonra annesi -ismini de vereyim, Cihan Pelen- Cihan Pelen’in annesi çocuğunu bulamayınca -iki ay Ankara’da bir karakolda tutuluyor- ne yapıyor? Harp Okulunun nizamiyesinde eteklerinden kendisini tutuşturarak yakıyor. Bunun üzerine, baktılar durum ciddi “Bir anayı bari şey yapmayalım.” deyip korktukları için -vicdanları oldukları için hiç sanmıyorum- o çocuğu… Bana göre, bir gün kala, on gün kala görevinden alınan bu insanların haklarını vermek… Eğer gerçekten inanıyorsa şu anda bu çatının içinde bulunan herkes, bu insanların mağduriyeti giderilmelidir. Bu insanların mağduriyeti giderilmedikten sonra burada alacağınız her karar bir tiyatral karar olmaktan öteye geçemez değerli dostlarım. İçinizde iyi niyetli olanları biliyorum.

Bakınız -zamanımız daraldı, hemen kısa kısa geçiyorum- bize gelen şeylerden… Evet, biraz önce arkadaşım söyledi, ben külliyen bu bedelli işine sıcak bakmayanlardanım. “Bedelli” ne demek ya? Zenginin parası varsa bastırıyor parayı, yapıyor. Ee, gariban? Gariban asker; olmaz öyle şey. Bu Meclisin bu eşitsizliği üretme hakkı olmamalı çünkü burası sorun çözme yeridir, sorun üretme yeri değil. Burasını biz öyle biliyorduk ben geldiğimde. Ha, geldikten sonra, ne yazık ki dışarıda düşündüğüm gibi düşünmüyorum değerli dostlarım.

Doktorlar: Bırakıyor adam diplomasını, zorunlu hizmetleri askerliğe sayılmalı. Evet, doktorlar böyle bir talepte bulunmuşlar, doğru. Öğretmenler: Onların zorunlu hizmetten görev süreleri de askerlikten sayılmalı.

Çok kısa zamanım kaldı, hemen bir şey söyleyeceğim. Evet, Silahlı Kuvvetlerin içerisinde… “Paralel, paralel” diyorsunuz ya “paralel” biliyorsunuz geometrik bir kavram. “Yamuk” da geometrik bir kavramdır. Yamuk devlet! Yani bu yamuk devletin yaptığı uygulamalardan bir tanesi Cizre pislik yedirme olayıdır, onu Avrupa’ya taşıyan İnsan Hakları Komisyonu içinde ben de vardım ama hak bir tek onlara ait değildir, hak aynı zamanda 2 bacağını da kaybetmiş gaziye aittir. Ben gazilerle de birlikte çalıştım. O dönem birlikte çalıştığımız komutanların hepsi şu anda Balyozdan içeride, hepsini saygıyla selamlıyorum, Cizre’de öldürülen çocuğun anasını da, şu anda Balyozdan içeride bulunan bütün yurtsever generalleri de.

Saygıyla selamlıyorum hepinizi. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Bölüm üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz isteyen Süleyman Nevzat Korkmaz, Isparta Milletvekili. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Sözlerimin başında, basının yüz karası, sansürün sembolü hâline gelmiş Habertürk’ü ve onun basın ahlakı üzerine yemin etmiş, sonra da bu yeminini bizzat küçük menfaatlere pazarlamış gazete yöneticilerini ve Fatih Altaylı’yı telin ettiğimi burada belirtmek istiyorum. Ve yine sözlerimin başında, İstanbul Milletvekilimiz, terörle mücadele denilince ilk akla gelen şerefli komutan Sayın Engin Alan Paşa’yı da bir kez daha buradan selamla, saygıyla yâd etmek istiyorum.

Değerli milletvekilleri, bu kürsüden askerî personel ve onların özlük haklarıyla ilgili birçok konuşmalar yapıldı, belki 6-7 kez bizzat ben yaptım. Burada birçok arkadaş da yine kendi görüşlerini açıkladılar. Ama üzülerek söylüyorum, ne dersek diyelim, Hükûmet sağır, Meclisteki AKP çoğunluğu sağır, bir şey duymuyor veya bir latif söz var ya: İşine geldiğini duyuyor. Zülfüyâre dokundu mu, bir gecede MİT Müsteşarıyla kanun çıkarıyorsunuz, bir gecede HSYK Kanunu’nu Genel Kurula indiriyorsunuz, bir gecede hâkim, savcı, polis kararnameleri çıkarıyor, insanların ocağına incir ağacı dikiyorsunuz. Yahut yandaş bir iş adamını korumak ve kollamak maksadıyla Kamu İhale Kanunu’nu bilmem kaçıncı kez değiştirip kalbura döndürüyorsunuz. Ama işinize gelmedi mi, insanlar sıkıntıdaymış, ölmüş, yanmış, umurunuzda değil.

Binlerce insanımızı, askerimizi ilgilendiren bir konudan bahsediyorum. Türk Silahlı Kuvvetlerindeki sivil memurlar, uzman jandarmalar, uzman erbaşlar ve astsubaylar… Sivil memurlar, birçoğu üniversite mezunu, hatta içlerinde yüksek lisans, doktora yapan arkadaşlarımız dahi var. 55 bin kişiler, aileleriyle birlikte 250 bin kişi. Ama her ne hikmetse MİT Müsteşarı 1 kişi, Bilal 1 kişi, Reza Zarrab vesaire 1 kişi, onlar için anında koruma kollama yasaları çıkarılıyor ama sivil memurlar 55 bin kişi torba yasada yok. “1, 55 binden büyük.” AKP’nin anlayışı bu. Kendinden olunca 1, 55 binden fazla. Ama merak etmeyin, seçimin kıyamet günü, 30 Mart geliyor; 1 mi büyük, 55 bin mi göreceksiniz. Sadece bu ilgisizliğinizin bile size sandıktan binlerce kırmızı kart çıkmasına sebep olacağını, az kaldı, göreceksiniz.

Diyoruz ki: Bunlar sivil memur, adı üstünde. Ne diye Anayasa Mahkemesinin kararına rağmen askerî makamlarca yargılanıyor, askerî disiplin cezalarına çarptırılıyorlar? Yüzlerce hâkim ve savcının yeri Bilal oğlan için değiştirilirken 55 bin, aileleriyle 250 bin kişilik kitleye yapılan bu haksızlığa daha ne kadar göz yumacaksınız? Fiilî hizmet hakları ve fazla mesai ücretlerinden mahrumiyet, lojman ve sosyal tesis haksızlıkları, insan onuruna yakışmayan servis ve çalışma ortamları, eğitimlerine uygun emeklilik statülerinden, görevde yükselme şanslarından bir türlü istifade edememeleri; bunları defalarca dile getirdik. Artık hiç olmazsa bir-ikisini çözün ve iyi niyetinizi gösterin.

Sayın Bakan, bunların bir kısmı için kanun çıkarmak da gerekmiyor, iki dudağınızın arasında. Nedir bu rahatlık, bu vurdumduymazlık? Bunlar sizin personeliniz değil mi? Ya uzman erbaşlar, bunları da mı personelinizden saymıyorsunuz? Sayın Bakan, Allah rızası için bunların kurmuş oldukları dernekleri -SİMED gibi, efendim, EMUZDER gibi- bir karşınıza oturtun, bir muhatap alın ve bu sorunları birinci ağızlardan dinleyin.

Bırakın çözüm üretmeyi, bunların sorunlarından bile habersizsiniz. Söyleye söyleye dilimizde tüy bitti. Sizin Başbakanınız, hatta şu AKP Grubundan vekillerinizin çoğu bile uzman jandarma ile uzman erbaş arasındaki farkı bilmiyor. Daha adlarını, statülerini bile bilmiyorsunuz.

Şu anlattığım, arkadaşlar, 3269 sayılı Yasa’ya tabi uzman erbaşlarla ilgili. Başbakan Siverek’te “Çözün bu insanların meselelerini.” diyeli yıllar olmuş. Bir gelişme var mı? Yok. İnsanları kandırmak için miydi bu söz, yoksa Başbakan ne dediğini bilmiyor mu?

Zorunlu emeklilik yaşları 45’ten 60’a yükseltilmeli, üniformalarıyla emekli olmalarına fırsat tanınmalı. Aldıkları sağlık raporları ve disiplin cezaları ekmekleriyle oynanmasına vesile oluyor, defalarca söyledik. Bu zalim uygulamaya derhâl son verilmeli. Ek göstergeleri yoktur, ek göstergeleri olmayan tek meslek grubudur hatta. Yaklaşık 25 yıllık uzman erbaş ile 1 yıllık uzman erbaş arasında hiçbir fark bulunmamaktadır. Lojman hakları, sivil memurlarla birlikte kullanılmak üzere, sadece toplam içinde yüzde 5. Bu kontenjan artırılmalı.

Değerli milletvekilleri, uzman jandarmaların eğitimine uygun olarak emekli olamama sıkıntıları hâlâ devam ediyor. Üniversiteyi bile bitirseler intibakları yapılmıyor. Ortaokul mezunu gibi mesleğe başlatılıyor ve emekli ediliyorlar. Orduevlerinde üvey evlat muamelesi görüyorlar. Türk milletinin bu yiğit evlatları maalesef o üniformanın kendisine vermiş olduğu daha birçok haktan istifade ettirilmiyor.

Sayın Bakan, bunu gidermek için kanun çıkarmaya gerçekten gerek yok, niye çözmüyorsunuz? Milliyetçi Hareket Partisinin vermiş olduğu bir kanun teklifi var. İktidar bu teklife de sırtını dönmüş, yok sayıyor. Demokratikleşme paketleriyle devlete, millete karşı ihanet etmiş çetelere yeni haklar sunulurken teröristle savaşan, gazi olan, şehit olan bu insanlara hakikaten AKP iktidarı sırtını dönmüş durumdadır.

94 bini aşkın muvazzaf ve 120 bin emeklisiyle astsubaylarımızın da çok ciddi ve birikmiş sorunları vardır. Bu sorunları yine Milliyetçi Hareket Partisi olarak birçok kez verdiğimiz kanun teklifleri ve Meclis araştırma önergeleriyle dile getirdik. Seçim beyannamemizde de taahhüdümüz ortada. Güvenlik tazminatlarının ödenmesi başta olmak üzere, maaşlarının iyileştirilmesi, öğrenim durumlarına uygun olarak derece ve kademeleriyle birlikte intibak işlemlerinin yapılması, makam ve görev tazminatı verilmesi, emekli emniyet ve MİT mensuplarına seyyanen yapılan ödemeden astsubayların da istifade ettirilmesi gibi haklı talepleri var. MİT ve emniyet teşkilatı mensuplarına ve emeklilerine her ay seyyanen yapılan 100 liralık ödeme artık komik kalmıştır. Bu zam en 300 liraya çıkarılmalıdır. Son iki ayda dolardaki yükseliş bile yüzde 25 seviyesindedir. Hayat pahalılığı tavan yapmışken bu ödemeler hâlâ yerlerde sürünmektedir. Ayrıca, bu miktardan subay, astsubay, uzman jandarma ve uzman erbaşlar da faydalandırılmalıdır. Bu zam TÜFE oranına endekslenerek her yıl tartışma konuşma olmaktan çıkarılmalıdır. Terörle mücadelenin ve vatanına, milletine, bayrağına sadakatin sembolü hâline gelmiş geçici köy korucularımız da sahipsizdir. Bölgede halkın arasında dolaşan PKK eşkıyalarının bölge temsilcileri de bunu aynen bu şekilde ifade etmektedir. “Yüzde 85’i bizim yanımızdadır, yanımızda olmasalar da bir görelim hele!” diye konuşmaktadırlar. Devletimizin bekası için mücadele vermiş bu insanlarımıza sahip çıkmak ve onların özlük haklarında iyileştirmede bulunmak için Hükûmet için namus meselesidir. Bu konuda, Milliyetçi Hareket Partisi olarak her türlü desteği vermeyi vaat ediyoruz.

Değerli milletvekilleri, otuz beş yıldır terörle mücadele eden bir ülkeyiz. Sizler, bizler rahat koltuklarımızda otururken bu insanlar sahada canları pahasına bu mücadeleyi vermişlerdir. Dolayısıyla, bu insanların, askerlerimizin bu taleplerini  yerine getirmek, sadece bu Hükûmetin değil, her hükûmetin boyun borcudur. Ancak, bu Hükûmetin bu ana kadar dile getirilen talepleri dinlediğiyle ilgili de maalesef bir iyi niyet besleyemiyoruz. Dolayısıyla, Hükûmeti bir kez daha uyarıyoruz. Binlerce, aileleriyle birlikte milyonlarca insanı ilgilendiren Türk Silahlı Kuvvetleri mensuplarını daha fazla mağdur etmeyin. Bakın, bu konuda, muhalefet de getireceğiz her konudaki teklife destek vermeye hazırdır.

Yüce milleti ve yüce Meclisimizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Bölüm üzerinde, Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına söz isteyen İdris Baluken, Bingöl Milletvekili. (BDP sıralarından alkışlar)

BDP GRUBU ADINA İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; birinci bölüm üzerine grubumuz adına söz almış bulunmaktayım. Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Demin tümü üzerine konuşurken işin felsefesi hakkında bir çerçeve çizmeye çalıştık. Tabii, bu önümüze getirilen kanun tasarısıyla ilgili, yapılmış olan düzenlemelerle ilgili görüşlerimizi de burada ifade etmek istiyoruz.

Şimdi, bu tasarıyı incelediğimiz zaman, 1 ila 6’ncı madde arasında zorunlu askerlikle ilgili, bazı uygulamalarla ilgili düzenlemelerin olduğunu görüyoruz. Biz, başından beri bu zorunlu askerlik uygulamasına karşı olduğumuzu ifade ediyoruz. Yani, bu kürsüden defalarca bu cümleyi duydunuz, bugün de Askerlik Kanunu’yla ilgili yine net olarak tavrımızı söyleyelim: Zorunlu askerlik uygulaması kaldırılmalıdır, “Her Türk asker doğar.” anlayışı aşılmalıdır. Ben, asker doğan bir Türk’ü görmedim, tıpkı diğer insanlar gibi her Türk de sivil doğar. Bu anlayışı aşmadığımız sürece, biz, istediğimiz kadar askerî vesayetle uğraştığımızı söyleyelim, bu zihniyeti, bu ülkede maalesef bir tarafa bırakamayız.

Bakın, zorunlu askerliği kaldırmadığımız sürece de sürekli olarak palyatif çözümler peşinde koşarız; yığılmalar oldu, bedelli askerlik çıkaralım. Daha yeni bir bedelli askerlik düzenlemesi yaptınız. İşte, şimdi, bu kanun tasarısı komisyonda görüşülürken yine bu bedelli askerlikle ilgili önergeler geldi. Yani, bu işi kökten çözmek varken, bu şekilde, parası olana imtiyaz tanıyan düzenlemeler üzerinde yoğunlaşmanızı anlamıyoruz doğrusu. Parası olan parayı bassın, askerlikten yırtsın, savaştan kaçsın; parası olmayan yoksul, fakir, Anadolu köylüsünün, Anadolu emekçisinin çocuğu da silah altına alınsın, çatışmaya gitsin, savaşa gitsin, gerekirse yaşamını yitirsin; nasıl olsa bir “vatan millet Sakarya” edebiyatıyla bu toplumu uyuturuz anlayışı var. O nedenle, bu zorunlu askerlikle ilgili radikal bir karar almalıdır. Hele hele böyle “Askerî vesayetle uğraşıyoruz, bertaraf ettik.” diyen bir hükûmetin on bir yıllık, on iki yıllık iktidarı döneminde bu uygulamayı çoktan yapmış olması gerekirdi, halkın beklentisi de oydu doğrusu.

Zorunlu askerliği kaldırmadınız, hiç olmazsa bu süreç içerisinde vicdani ret hakkını tanıyın dedik. Bakın, insanlar çok değişik nedenlerle askere gitmek istemeyebilirler, en doğal haklarıdır. Bazen ideolojik nedenlerle, bazen dinî, inançsal nedenlerle; bazen bir insanın yapısı hiyerarşik, aşırı statücü yapılanmalara, görevlere uygun değildir, bu nedenle; bazen bir ülkede savaş vardır, çatışma vardır, en insani duygularla bir birey, bir insan askere gitmek istemeyebilir. Uluslararası sözleşmelerin çoğunda da vicdani ret hakkı güvence altına alınmıştır. Pek çok ülkede zorunlu askerlik uygulaması ayıbı artık vicdani ret hakkıyla aşılmaya çalışılıyor ama Türkiye’de altına imza attığımız sözleşmelerde vicdani ret hakkını taahhüt etmemize rağmen hâlâ bu konuyla ilgili bir düzenleme yapılmamıştır.

7’nci ve 20’nci maddeler arasında askerî personelin özlük haklarıyla ilgili düzenlemeler var. Yani biz burada tabii Türk Silahlı Kuvvetleri içerisinde topluma, siyasete müdahale eden, suç işleyen yapıları eleştirdiğimizde, hani bu işi gerçekten yurtseverlik duygusuyla yapmaya çalışan, kendi işinde, kendi alanında hizmet üretmeye çalışan tüm askerleri tabii ki kastetmiyoruz. Suç makinesi hâline gelmiş olan kişi ya da örgütlenmelerle, her yerde olduğu gibi Türk Silahlı Kuvvetleri içerisinde de mücadele edilmelidir diyoruz. Tabii ki kendi işini yapan askerlerle ilgili özlük hakları düzenlemesine, biz çalışanlardan yana olan bir parti olarak da ilkesel olarak hiçbir zaman karşı çıkmayız.

Ama bu tasarının içerisinde kantinlerle ilgili, kantinlerin kiralanmasıyla ilgili bazı düzenlemeler var. Bunu son derece tehlikeli buluyoruz. Ordunun tesislerinin kiralanması, bazı tesislerde hizmet alımı yöntemine gidilmesini de yine askerî tesislerin rant alanına dönüştürülmesiyle ilgili bir uygulama olarak görüyoruz. Hizmet alımı yöntemine nerede gidilmişse orada taşeronlaştırma olmuştur, orada yandaşlara peşkeş çekilen rant alanları oluşmuştur. Dolayısıyla, bu yapılan düzenlemede de bu kantin ve benzeri tesislerle ilgili düzenlemenin mutlaka tekrar değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyoruz.

46 ile 50’nci madde arasında ihtiyaç fazlası araç ve gereçlerin başka ülkelere verilebilmesiyle ilgili bir düzenleme var. Yani, cümle şöyleydi: “Dost veya müttefik devletlere veya bu devletlerde bulunan kurum ve kuruluşlara mal veya hizmetin hibesi veya mübadelesi işlemleri ile ilgili anlaşmaları imzalamaya, Cumhurbaşkanı ve Başbakanın yetkileri saklı kalmak kaydıyla, Bakanlar Kurulu ya da ilgili kuruluşlar yetkili olacak.” Doğrusu, bu maddeyi görünce son derece endişeleniyoruz. Özellikle, bu Suriye'deki gelişmelerden sonra çetelere vermiş olduğunuz desteklerin resmileştirilmesiyle ilgili bir mantığı görüyoruz burada. Bu mantık, aslında bütün dünya tarafından sorgulanıyor. Suriye'de özellikle Kürtlere karşı savaşan El Kaide çetelerine vermiş olduğunuz destek, bütün dünyada çığ gibi bir tepki ortaya koymuşken bu yaptığınız yasal düzenlemede bunu resmileştireceğinizle ilgili bir kaygımız var. Adana’da, Hatay’da ortaya çıkan tır krizlerini önlemeye yönelik bir düzenleme olduğuyla ilgili kamuoyunda da yine yaygın bir kanaat var.

61’inci madde, bizi en çok kaygılandıran ve mutlaka bu tasarının içerisinden çekilmesi gereken bir maddedir. 61’inci maddede Jandarma Genel Komutanı hakkında soruşturma açılıp açılmayacağı yetkisi İçişleri Bakanına, Genelkurmay Başkanı ve diğer kuvvet komutanlarıyla ilgili yetki de Başbakana verilmiştir. Yapılan düzenlemeyle Başbakana âdeta yürütme yetkisi dışında bir de yargı yetkisi verilmiştir. Yapılan düzenleme, MİT Yasası’nda yapmış olduğunuz düzenlemeden de daha vahim bir düzenlemedir. Çünkü orada savcıların soruşturmayı yapma yetkisiyle ilgili düzenleme, burada da Başbakanın belirleyeceği bir soruşturma kuruluna, bir soruşturma komisyonuna veriliyor. İtirazı da yine Cumhurbaşkanına yapacak bir düzenleme yapmışsınız ki yine yargıyla ilgili bir yetkiyi, bir süreci de bu şekilde Cumhurbaşkanına vermiş oluyorsunuz. Doğrusu, bu 61’inci maddeyi görünce, biz yeni bir askerî vesayet kurmanızdan şüpheleniyoruz. Kendi denetiminizde kendinize bağlı olan yeni bir vesayet sistemini planlıyorsunuz. Çünkü şikâyet ettiğiniz askerî vesayet döneminde de böylesi bir uygulama yoktu. Bakın, bu Parlamentodaki milletvekillerinin yargılanmasıyla ilgili bile bu düzeyde bir koruma zırhı, bir dokunulmazlık zırhı yoktur. Yüce Divan, yetkinin Başbakana verilmesi, özel soruşturma komisyonları, kusura bakmayın ama kaldırıldığını düşündüğünüz askerî vesayeti tekrar geri getirmenin ta kendisidir. Dolayısıyla, bu 61’inci maddenin de bir an önce bu tasarıdan çıkması gerekiyor.

Bakın, bir yıldır bir süreçten bahsediliyor, çözüm sürecinden bahsediliyor. Bu çözüm süreciyle daha fazla demokrasi, özgürlüklerin genişletilmesi, daha fazla insan haklarına saygı gibi bir beklentiyle ilgili yasal düzenleme beklentileri varken maalesef buraya getirdiğiniz yasalar daha fazla otokratik, daha fazla baskıcı, daha fazla hegemonik düzenlemelerin ötesine geçmiyor. Çok yanlış bir yoldasınız. Büyük bir siyasi krizin içerisine girdiniz. Bir iktidar savaşının tam ortasında ülkeyi âdeta bir yangın yerine çevirmek üzeresiniz. Bu yangından kurtuluşun tek reçetesi daha fazla demokrasidir, özgürlükleri daha fazla genişletmektir. Bu, Gezi direnişi sürecinde de ortaya çıktı; bu, 17 Aralık operasyonundan sonraki süreçte de ortaya çıktı. Daha fazla demokratikleşeceğinize, daha fazla otoriterleşen bir anlayışı, bir yasal düzenleme zihniyetini görüyoruz. Bu anlayışla giderseniz bu siyasal krizi çok daha büyük bir ateş topuna çevrilmiş olarak kendi önünüzde bulacaksınız. Bugün Meclise sunmuş olduğunuz bu yeni demokratikleşme paketinde de yine dağ fare doğurmuştur, büyük bir hayal kırıklığı yaratmıştır. Umarım ki bir an önce aklınızı  başınıza alırsınız, sivilleşmeyle ilgili, demokratikleşmeyle ilgili, özgürlüklerle ilgili halkın beklentisine cevap verecek yasalar getirirsiniz.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Bölüm üzerinde şahsı adına söz isteyen Şirin Ünal İstanbul Milletvekili. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ŞİRİN ÜNAL (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Askerlik Kanunuyla Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunu Tasarısı’nın birinci bölümü hakkında şahsım adına söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle yüce heyetinizi en derin saygılarımla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, Türk Silahlı Kuvvetlerinin bazı güncel ihtiyaçlarının karşılanması amacıyla hazırlanan bu kanun tasarısında 1111 sayılı Askerlik Kanunu’nda yapılan değişlik ile celp dönemleriyle, celp ve sevk esaslarını belirleme yetkisi Millî Savunma Bakanlığına verilmektedir.

5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’yla getirilen müesseseler dikkate alınarak askere alınmadan önce veya askerlik hizmeti sırasında askerî yargının görev alanına giren suçların dışındaki suçları işleyen yükümlülerin kesinleşmiş cezalarının infazına ilişkin usul ve esaslar yeniden belirlenmektedir. Hava değişimi ve istirahat sürelerinin askerlikten sayılacak kısmı on iki aylık hizmete tabi olanlar için doksan günden otuz güne, altı aylık hizmete tabi olanlar için kırk beş günden on beşe güne düşürülmüş ve uyuşturucu madde  kullanımından dolayı mahkemelerce verilen kararlar uyarınca tedavi görenlerin bu sürelerinin askerlik hizmetinden sayılmayacağı yönünde düzenleme yapılmıştır.

Değerli milletvekilleri, 5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu’nda yapılan değişiklik ile millî istihbarat hizmetleri ve emniyet hizmetleri sınıfına mensup emekli personel ile çarşı ve mahalle bekçilerine her ay ödenmekte olan 100 Türk lirasının makam tazminatı almayan subay, astsubay, uzman jandarma ve uzman erbaş emeklilerine de ödenmesi sağlanmaktadır.

Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Kanunu’nun kimlik kartları, özlük dosyaları ve sosyal hizmetlere ilişkin yükümleri günümüz ihtiyacını karşılamamakta, özellikle erbaş ve erlerin büyük bir bölümünün çekilmesi nedeniyle sosyal tesislerin işletilmesinde ve gazilerimiz için amatör askerî spor kulüpleri kurulmasında problemlerle karşılaşılmaktadır. Diğer yandan, orduevleri, askerî gazinolar, kışla gazinoları, özel, yerel ve kış eğitim merkezleri ile askerî kantinlerde görevli personelin bu tesislerin işletilmesine yönelik özel ihtisaslarının olmaması personelin sık sık hukuki sorunlarla karşılaşmasına neden olmakta, personel yetersizliği nedeniyle sistem tıkanma noktasına gelmekte ve bazı hizmetler yerine getirilememektedir. Bu kapsamda, bahse konu tesislerin tamamında veya belirli bölümlerinde verilen hizmetlerin üçüncü şahıslara kiralanması, işlettirilmesi veya bu şahıslardan hizmet alımı yöntemiyle karşılanması ihtiyacını ortaya çıkarmıştır. Ayrıca, söz konusu tesislerin vergi mükellefiyeti konusunda mevcut kanunda geçen hükümler daha sonra yürürlüğe giren kanunlarla çelişmekte ve buna bağlı olarak ortaya çıkan tereddütlerin giderilmesine ihtiyaç duyulmaktadır. Bu kapsamda 211 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Kanunu’nda yapılan değişiklikle askerî kimlik kartlarının Türk Silahlı Kuvvetleri mensuplarınca her zaman üzerlerinde taşınacağı ve resmî belge olduğu yönündeki hüküm muhafaza edilmiş, personelin kişisel verileri ile nüfus, iletişim ve askerî bilgilerinin personel bilgi sistemlerine kayıt edileceği esası getirilmiş, erbaş ve erler ile öğrencilere gelen posta gönderilerinin emniyet ve istihbarat açısından amirlerince denetlenmesine imkân tanınmıştır.

Değerli milletvekilleri, her birlik tarafından kurulabilen orduevi, askerî gazino, vardiya yatakhanesi, askerî müzeler gibi sosyal tesislerin kurulması Genelkurmay Başkanlığının iznine tabi kılınmıştır. Bu tesislerin aylık gayrisafi hasılatının yüzde 1’inin bütçeye aktarılması kaydıyla sosyal tesislerin vergiden muaf tutulması uygulamasına devam edilmiştir. İhtiyaç hâlinde, Genelkurmay Başkanlığının izniyle, rehabilitasyon merkezleri, gazi uyum evleri ve refakatçi misafirhaneleri kurulmasına imkân tanınmıştır. Orduevi, askerî gazino, vardiya yatakhanesi ve askerî kantinler gibi sosyal tesislerde, özel ihtisas gerektiren hizmetlerin personel yetersizliği veya maliyeti nedeniyle verilememesi durumunda bu hizmetlerin hizmet alınması veya kiralanması yoluyla dışarıdan karşılanmasına imkân tanınmıştır.

Değerli milletvekilleri, 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nda yapılan değişiklikle, Genelkurmay Başkanlığı ve kuvvet komutanlıkları kadrolarında da Millî Savunma Bakanlığı kadroları gibi silahlı kuvvetleri uzmanı ve silahlı kuvvetler uzman yardımcılıkları unvanlarıyla kariyer grubu personel istihdamına olanak sağlanmıştır.

Sözlerime son verirken hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Soru yok.

Başka söz yok.

Birinci bölüm üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Şimdi, birinci bölümde yer alan maddeleri, varsa o madde üzerinde önerge işlemlerini yaptıktan sonra ayrı ayrı oylarınıza sunacağım.

Birleşime beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 00.27

ONUNCU OTURUM

Açılma Saati: 00.33

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Muhammet Bilal MACİT (İstanbul)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 58’inci Birleşiminin Onuncu Oturumunu açıyorum.

534 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine devam edeceğiz.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

1’inci madde üzerinde bir adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 534 sıra sayılı Kanun Tasarısının 1111 sayılı Askerlik Kanununun 8 inci maddesinin birinci fıkrasında değişiklik öngören 1 inci maddesinin kaldırılmasını arz ve talep ederiz.

                 İdris Baluken                                     Adil Zozani                                         Erol Dora

                       Bingöl                                              Hakkâri                                             Mardin

                 Hasip Kaplan                                   Pervin Buldan

                       Şırnak                                                Iğdır

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ SAVUNMA KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ ŞİRİN ÜNAL (İstanbul) – Katılamıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet, katılıyor mu?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Gerekçeyi mi okutuyorum?

EROL DORA (Mardin) – Gerekçe…

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Dinsel inançları, ahlaki değerleri veya politik görüşleri doğrultusunda zorunlu askerliği reddedenlerin zorla askere alınması bir insan hakkı ihlalidir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin Türkiye aleyhine vermiş olduğu kararlarda da vicdani reddin tanınması gerekliliği vurgulanmıştır. Ayrıca Anayasanın Vatan Hizmeti başlıklı 72. maddesinde ki "Bu hizmetin Silahlı Kuvvetlerde veya kamu kesiminde ne şekilde yerine getirileceği veya getirilmiş sayılacağı kanunla düzenlenir." ibaresi ile de bu hizmetin Silahlı Kuvvetler dışında başka kamu kesiminde de yerine getirilebileceği açıkça yer almıştır. Ayrıca bu hak, İngiltere, Danimarka, İsveç, Hollanda, Finlandiya, Almanya, Fransa, Lüksemburg, İtalya, Avusturya, Portekiz, İspanya, Polonya, Macaristan, Letonya, Çek Cumhuriyeti, Estonya, Yunanistan, Litvanya gibi birçok Avrupa ülkesi tarafından da tanınmıştır.

Zorunlu askerlik uygulamasının ortaya çıkardığı bir sonuç da asker intiharlarıdır. 2012 Aralık ayında TSK tarafından açıklanan rakamlara göre son 22 yılda 2221 asker intiharı yaşanmıştır. Bu da her yıl 100, her 3-4 günde 1 askerin intihar ettiği anlamına gelmektedir. Basına yansıyan 2013 yılı askeri intiharların sayısı da 39'dur.

Bu gerekçeler dikkate alınarak bu önergeyle, vicdani reddini açıklamasına rağmen zorla askere alınanların mağduriyetinin giderilmesi amaçlanmıştır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

2’nci madde üzerinde bir adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 534 sıra sayılı Kanun Tasarısının 1111 sayılı Askerlik  Kanununun 39 uncu maddesinde değişiklik öngören 2 nci maddesinin kaldırılmasını arz ve talep ederiz.

                Pervin Buldan                                     Adil Zozani                                      İdris Baluken

                        Iğdır                                               Hakkâri                                              Bingöl

                 Hasip Kaplan                                       Erol Dora

                       Şırnak                                              Mardin

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ SAVUNMA KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ ŞİRİN ÜNAL (İstanbul) – Katılamıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Gerekçeyi mi okutuyorum?

EROL DORA (Mardin) – Gerekçe…

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Dinsel inançları, ahlaki değerleri veya politik görüşleri doğrultusunda zorunlu askerliği reddedenlerin zorla askere alınması bir insan hakkı ihlalidir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin Türkiye aleyhine vermiş olduğu kararlarda da vicdani reddin tanınması gerekliliği vurgulanmıştır. Ayrıca Anayasanın Vatan Hizmeti başlıklı 72. maddesinde ki “Bu hizmetin Silahlı Kuvvetlerde veya kamu kesiminde ne şekilde yerine getirileceği veya getirilmiş sayılacağı kanunla düzenlenir.”  ibaresi ile de bu hizmetin Silahlı Kuvvetler dışında başka kamu kesiminde de yerine getirilebileceği açıkça yer almıştır. Ayrıca bu hak, İngiltere, Danimarka, İsveç, Hollanda, Finlandiya, Almanya, Fransa, Lüksemburg, İtalya, Avusturya, Portekiz, İspanya, Polonya, Macaristan, Letonya, Çek Cumhuriyeti, Estonya, Yunanistan, Litvanya gibi birçok Avrupa ülkesi tarafından da tanınmıştır.

Zorunlu askerlik uygulamasının ortaya çıkardığı bir sonuç da asker intiharlarıdır. 2012 Aralık ayında TSK tarafından açıklanan rakamlara göre son 22 yılda 2221 asker intiharı yaşanmıştır. Bu da her yıl 100, her 3-4 günde 1 askerin intihar ettiği anlamına gelmektedir. Basına yansıyan 2013 yılı askeri intiharların sayısı da 39'dur.

 

Bu gerekçeler dikkate alınarak bu önergeyle, vicdani reddini açıklamasına rağmen zorla askere alınanların mağduriyetinin giderilmesi amaçlanmıştır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum:  Kabul edenler…  Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum:  Kabul edenler…  Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

3’üncü madde üzerinde bir adet önerge vardır, okutuyorum:

 Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 534 sıra sayılı Kanun Tasarısının 1111 sayılı Askerlik Kanunun 47 nci maddesinin birinci fıkrasından sonra gelmek üzere fıkra eklenmesini öngören 3 üncü maddesinin kaldırılmasını arz ve talep ederiz.

                Pervin Buldan                                     Adil Zozani                                      İdris Baluken

                        Iğdır                                               Hakkâri                                              Bingöl

                 Hasip Kaplan                                       Erol Dora

                       Şırnak                                              Mardin

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ SAVUNMA KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ ŞİRİN ÜNAL (İstanbul) – Katılamıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet, katılıyor mu?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Katılmıyoruz Başkan.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Dinsel inançları, ahlaki değerleri veya politik görüşleri doğrultusunda zorunlu askerliği reddedenlerin zorla askere alınması bir insan hakkı ihlalidir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin Türkiye aleyhine vermiş olduğu kararlarda da vicdani reddin tanınması gerekliliği vurgulanmıştır. Ayrıca Anayasanın Vatan Hizmeti başlıklı 72. maddesinde ki "Bu hizmetin Silahlı Kuvvetlerde veya kamu kesiminde ne şekilde yerine getirileceği veya getirilmiş sayılacağı kanunla düzenlenir." ibaresi ile de bu hizmetin Silahlı Kuvvetler dışında başka kamu kesiminde de yerine getirilebileceği açıkça yer almıştır. Ayrıca bu hak, İngiltere, Danimarka, İsveç, Hollanda, Finlandiya, Almanya, Fransa, Lüksemburg, İtalya, Avusturya, Portekiz, İspanya, Polonya, Macaristan, Letonya, Çek Cumhuriyeti, Estonya, Yunanistan, Litvanya gibi birçok Avrupa ülkesi tarafından da tanınmıştır.

Zorunlu askerlik uygulamasının ortaya çıkardığı bir sonuç da asker intiharlarıdır. 2012 Aralık ayında TSK tarafından açıklanan rakamlara göre son 22 yılda 2221 asker intiharı yaşanmıştır. Bu da her yıl 100, her 3-4 günde 1 askerin intihar ettiği anlamına gelmektedir. Basına yansıyan 2013 yılı askeri intiharların sayısı da 39'dur.

Bu gerekçeler dikkate alınarak bu önergeyle, vicdani reddini açıklamasına rağmen zorla askere alınanların mağduriyetinin giderilmesi amaçlanmıştır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler…  Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum:  Kabul edenler…  Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

4’üncü madde üzerinde bir adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 534 sıra sayılı Kanun Tasarısının 1111 sayılı Askerlik Kanununun 53 üncü maddesinde değişiklik öngören 4 üncü maddesinin kaldırılmasını arz ve talep ederiz.

                 İdris Baluken                                   Pervin Buldan                                     Adil Zozani

                       Bingöl                                                Iğdır                                               Hakkâri

                    Erol Dora                                      Hasip Kaplan

                      Mardin                                              Şırnak

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ SAVUNMA KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ ŞİRİN ÜNAL (İstanbul) – Katılamıyoruz efendim.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Dinsel inançları, ahlaki değerleri veya politik görüşleri doğrultusunda zorunlu askerliği reddedenlerin zorla askere alınması bir insan hakkı ihlalidir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin Türkiye aleyhine vermiş olduğu kararlarda da vicdani reddin tanınması gerekliliği vurgulanmıştır. Ayrıca Anayasanın Vatan Hizmeti başlıklı 72. maddesinde ki “Bu hizmetin Silahlı Kuvvetlerde veya kamu kesiminde ne şekilde yerine getirileceği veya getirilmiş sayılacağı kanunla düzenlenir.” ibaresi ile de bu hizmetin Silahlı Kuvvetler dışında başka kamu kesiminde de yerine getirilebileceği açıkça yer almıştır. Ayrıca bu hak, İngiltere, Danimarka, İsveç, Hollanda, Finlandiya, Almanya, Fransa, Lüksemburg, İtalya, Avusturya, Portekiz, İspanya, Polonya, Macaristan, Letonya, Çek Cumhuriyeti, Estonya, Yunanistan, Litvanya gibi birçok Avrupa ülkesi tarafından da tanınmıştır.

Zorunlu askerlik uygulamasının ortaya çıkardığı bir sonuç da asker intiharlarıdır. 2012 Aralık ayında TSK tarafından açıklanan rakamlara göre son 22 yılda 2221 asker intiharı yaşanmıştır. Bu da her yıl 100, her 3-4 günde 1 askerin intihar ettiği anlamına gelmektedir. Basına yansıyan 2013 yılı askeri intiharların sayısı da 39'dur.

Bu gerekçeler dikkate alınarak bu önergeyle, vicdani reddini açıklamasına rağmen zorla askere alınanların mağduriyetinin giderilmesi amaçlanmıştır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

5’inci madde üzerinde bir adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 534 sıra sayılı Kanun Tasarısının 1111 sayılı Askerlik Kanununun 78 inci maddesinin birinci, dördüncü ve beşinci fıkralarında değişiklik ve üçüncü fıkrasının yürürlükten kaldırılmasını öngören 5 inci maddesinin kaldırılmasını arz ve talep ederiz.

                 İdris Baluken                                   Pervin Buldan                                     Adil Zozani

                       Bingöl                                                Iğdır                                               Hakkâri

                    Erol Dora                                      Hasip Kaplan

                      Mardin                                              Şırnak

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ SAVUNMA KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ ŞİRİN ÜNAL (İstanbul) – Katılamıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Erbaş ve erlere verilen hava değişim ve istirahat sürelerinin uzun dönem olan 12 aylık hizmete tabi olanlar için 90 günden 30 güne, kısa dönem 6 aylık hizmete tabi olanlar için 45 günden 15 güne düşüren bu düzenleme birçok soruna neden olacaktır. Özellikle son yıllarda artan asker intiharları ile ilgili hiçbir düzenleme yapılmazken bu düzenlemeyle askerlikten sayılan sürelerin kısaltılması yeni intihar vakalarının yaşanmasına sebep olabilecektir. Bu temelde bu önergeyle yaşanabilecek olumsuz durumların engellenmesi amaçlanmıştır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

6’ncı maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Yeni madde ihdasına dair bir önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 534 Sıra Sayılı Tasarının Çerçeve 6. maddesinden sonra gelmek üzere aşağıdaki çerçeve 7. maddenin eklenmesini ve madde numaralarının buna göre teselsül ettirilmesini arz ve teklif ederiz.

        Mehmet Akif Hamzaçebi                           Ali Demirçalı                                     Hasan Ören

                     İstanbul                                             Adana                                              Manisa

              Mustafa Moroğlu                                  Engin Altay                               Mehmet Hilal Kaplan

                        İzmir                                                Sinop                                              Kocaeli

MADDE 7- 1111 sayılı Askerlik Kanununun geçici 46 ncı maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"Geçici Madde 46- Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihte her ne sebeple olursa olsun henüz fiili askerlik hizmetine başlamamış, 31 Aralık 2013 tarihi itibariyle (bu tarih dâhil) 28 yaşından gün almış ve 1076 sayılı Yedek Subaylar ve Yedek Askeri Memurlar Kanunu ile 1111 sayılı Askerlik Kanununa tabi yükümlüler, istekleri halinde, bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten itibaren altı ay içinde askerlik şubelerine başvurmaları ve yıllık gelir toplamı;

a) 14.000 Türk Lirasından (14.000 Türk Lirası dahil) az olanların veya hiç geliri olmayanların herhangi bir bedel ödememeleri,

b) 14.001 Türk Lirası ile 25.000 Türk Lirası (25.000 Türk Lirası dahil) arasında olanların 7.500 Türk Lirası ödemeleri,

c) 25.001 Türk Lirasından fazla olanların 15.000 Türk Lirası ödemeleri,

halinde temel askerlik eğitimine tabi tutulmaksızın askerlik hizmetini yerine getirmiş sayılırlar.

Birinci fıkranın (b) ve (c) bentlerinde belirtilen tutarlar, askerlik hizmetinin yerine getirilmiş sayıldığı tarihten itibaren iki yıla kadar eşit taksitler halinde de ödenebilir. Bu halde ödenecek tutara TÜFE farkı eklenir.

Bu uygulama kapsamında yapılacak ödemeler Maliye Bakanlığı Merkez Muhasebe Birimi adına T.C. Ziraat Bankasında açılacak özel hesaba yatırılır. Bu hesapta toplanan miktarları genel bütçeye özel gelir ve karşılığı da ilgili kurum bütçelerine aktarılmak üzere Maliye Bakanlığı bütçesinde açılacak özel bir tertibe ödenek kaydetmeye Maliye Bakanı yetkilidir. Bu ödeneklerden yılı içinde kullanılmayan miktarlar, ertesi yıl bütçesine devren gelir ve ödenek kaydedilir.

Bu tertipteki ödenek, 16.8.1961 tarihli ve 351 sayılı Yüksek Öğrenim Kredi ve Yurtlar Kurumu Kanununun 20 nci maddesindeki hükümler çerçevesinde yapılacak öğrenci yurtlarının finansmanında kullanılır.

Yapılacak inceleme ve denetlemelerde gerçeğe aykırı beyanda bulunduğu tespit edilenlere zorunlu askerlik hizmeti yasal süresi üzerinden yeniden yaptırılır.

Bedelin ödenme usul ve esasları, beyanlarda istenecek bilgi ve belgeler ve uygulamaya ilişkin diğer hususlar, Bakanlar Kurulu kararı ile düzenlenir.

Bu madde hükümlerinden yararlanan yükümlüler hakkında saklı, yoklama kaçağı ve bakayadan veya başvurup da bedeli zamanında ödeyememekten dolayı idari ve adli soruşturma ve kovuşturma yapılmaz, başlatılmış olanlar sona erdirilir."

BAŞKAN –  Evet, Komisyona soracağım, Komisyon önergeye salt çoğunlukla katılırsa önerge üzerinde yeni bir madde olarak işlem açacağım; salt çoğunlukla katılmazsa işlemden kaldıracağım.

MİLLÎ SAVUNMA KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ ŞİRİN ÜNAL (İstanbul) – Millî Savunma Komisyonu üyelerini davet ediyorum, buyurun.

Salt çoğunluğumuz olmadığı için katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN –  Salt çoğunluk olmadığı için önergeyi işlemden kaldırıyorum.

7’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Yani madde ihdasına dair bir adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 534 Sıra Sayılı Tasarının Çerçeve 7. maddesinden sonra gelmek üzere aşağıdaki çerçeve 8. maddenin eklenmesini ve madde numaralarının buna göre teselsül ettirilmesini arz ye teklif ederiz.

            M .Akif  Hamzaçebi                               Ali Demirçalı                                     Hasan Ören

                     İstanbul                                             Adana                                              Manisa

                   Engin Altay                                  Mustafa Moroğlu                           Mehmet Hilal Kaplan

                       Sinop                                                İzmir                                               Kocaeli

 

MADDE 8- 8/6/1949 tarihli ve 5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanununun mülga ek geçici 16'ncı maddesi aşağıdaki şekilde yeniden düzenlenmiştir.

"Ek Geçici Madde 16- 5434 sayılı Emekli Sandığı Kanununa 13.11.1981 tarihli ve 2559 sayılı Kanunun 1 nci maddesiyle eklenen ek geçici 16 ncı madde hükümlerine göre emekliliğe sevk edilenlerin, emekliliğe sevk tarihi ile 5434 sayılı Kanunun 40 ıncı maddesine göre zorunlu emekliliğe sevk tarihi arasında geçen süreye ilişkin emekli kesenek ve kurum karşılığı toplamları, emekliye sevk edildikleri tarihteki derece ve kademelerine hizmet olarak sayılacak sürenin her yılı bir kademe ve her üç yılı bir derece (hakim ve savcılar ile bu meslekten sayılanlarda her iki yılı bir derece) verilmek ve öğrenim durumları itibariyle 657 sayılı Devlet Memurları Kanununda veya özel mevzuatında öngörülen yükselecekleri dereceleri geçmemek üzere tespit edilecek derece ve kademelerinin kurumlarına başvuru tarihindeki emsalleri esas alınarak Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından emekli keseneği ve kurum karşılıkları hesaplanır ve emekliye sevk edildikleri kuruma bildirilir. Söz konusu tutarlar bu idareler tarafından üç ay içerisinde Sosyal Güvenlik Kurumuna defaten ödenir.

Bunlardan emekliye ayrılanların veya ölenlerin emekli ikramiye farkları ile emekli aylığı farkları Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından kendilerine veya yasal mirasçılarına ödenir ve emekli ikramiye farkları kurumlarından üç ay içinde tahsil edilir."

BAŞKAN – Komisyon, önergeye salt çoğunlukla katılıyor mu?

MİLLÎ SAVUNMA KOMİSYONU BAŞKANI OĞUZ KAĞAN KÖKSAL (Kırıkkale) – Önce arkadaşları davet edelim Komisyona. Komisyon üyelerini davet ediyorum.

Gelen olmadığına göre, salt çoğunluğumuz yok, katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Evet, Komisyon önergeye salt çoğunlukla katılmamış olduğundan önergeyi işlemden kaldırıyorum.

8’inci madde üzerinde bir adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Askerlik Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı'nın 8 nci maddesinin son fıkrasının madde metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

Ali Demirçalı                             Hasan Ören              Mustafa Moroğlu

   Adana                                       Manisa                        İzmir

Mehmet Hilal Kaplan                                                Engin Altay

     Kocaeli                                                                    Sinop

BAŞKAN – Komisyon, önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ SAVUNMA KOMİSYONU BAŞKANI OĞUZ KAĞAN KÖKSAL (Kırıkkale) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet, katılıyor mu?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Erbaş ve erler ile askeri öğrenciler tarafından gönderilen ve kendilerine gelen posta gönderilerinin ilgilinin amirince denetlenmesi özel hayatın gizliliğinin ihlali anlamına gelmektedir. Emniyet ve istihbarat açısından önlem almak gibi bir gerekçe ile postaların okunması, son derece olumsuz sonuçların doğmasına neden olacaktır. Bu nedenle bu düzenlemenin kaldırılması gerekmektedir.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – TİB Başkanına sorsaydık, her şeye o karar veriyor ya.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

9’uncu madde üzerinde bir adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 534 sıra sayılı Kanun Tasarısının 211 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Kanununun 43 üncü maddesinin dördüncü fıkrasında değişiklik öngören 9 uncu maddesinin üçüncü cümlesindeki "verilebilir" ibaresinin "verilir” ibaresi ile değiştirilmesini arz ve talep ederiz.

                Pervin Buldan                                   Hasip Kaplan                                     Adil Zozani

                        Iğdır                                                Şırnak                                              Hakkâri                      

                    Erol Dora                                       İdris Baluken

                      Mardin                                              Bingöl 

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ SAVUNMA KOMİSYONU BAŞKANI OĞUZ KAĞAN KÖKSAL (Kırıkkale) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Katılamıyoruz.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Harp ve vazife malulleri ile gaziler tarafından rehabilitasyon amacıyla kurulan spor kulüplerinin Türk Silahlı Kuvvetlerinin spor tesislerinden istifade edebilmelidir. Bu değişiklik önergesiyle, metindeki "verilebilir" ibaresinin "verilir" ibaresi ile değiştirilerek bu tesislerden yararlanabilmenin engellenmesinin önüne geçmek amaçlanmıştır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

10’uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

11’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

12’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

13’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

14’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

15’inci madde üzerinde bir adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 534 sıra sayılı Kanun Tasarısının 211 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Kanununun 103 üncü maddesinde değişiklik öngören 15 inci maddesinin kaldırılmasını arz ve talep ederiz.

                Pervin Buldan                                   Hasip Kaplan                                     Adil Zozani

                        Iğdır                                                Şırnak                                              Hakkâri                      

                    Erol Dora                                       İdris Baluken

                      Mardin                                              Bingöl 

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ SAVUNMA KOMİSYONU BAŞKANI OĞUZ KAĞAN KÖKSAL (Kırıkkale) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Askeri tesislerdeki hizmetlerin, hizmet alımı veya kiralama yoluyla dışardan alınabilmesi düzenlemesiyle kadrolu istihdam yerine taşeronlaşma yaygınlaşacaktır. Böylece güvencesiz, esnek ve kuralsız çalışma koşulları artacak ve bu hizmet alımları yeni bir rant alanı oluşturacaktır. Bu gerekçelerle mevcut önergeyle kamu hizmetleri alanında taşeronlaşmanın önüne geçmek amaçlanmıştır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

16’ncı madde üzerinde bir adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 534 sıra sayılı Kanun Tasarısının 211 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Kanununun 104 üncü maddesinde değişiklik öngören 16 ncı maddesinin kaldırılmasını arz ve talep ederiz.

                 İdris Baluken                                   Pervin Buldan                                     Adil Zozani

                       Bingöl                                                Iğdır                                               Hakkâri

 

                    Erol Dora                                      Hasip Kaplan 

                      Mardin                                              Şırnak

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ SAVUNMA KOMİSYONU BAŞKANI OĞUZ KAĞAN KÖKSAL (Kırıkkale) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Askeri kantinlerin tamamı, bir kısmı, bazı şubeleri veya reyonlarını kiraya verilebilmesi veya üçüncü şahıslara işlettirilebilmeleri düzenlemesi bir rant alanı oluşturacaktır. Ayrıca bu kantinlerdeki hizmetlerin, hizmet alımı veya kiralamaya yoluyla dışardan alınabilmesi düzenlemesiyle kadrolu istihdam yerine taşeronlaşma yaygınlaşacaktır. Böylece güvencesiz, esnek ve kuralsız çalışma koşulları artacaktır. Bu gerekçelerle mevcut önergeyle askeri kantinlerin bir rant alanına dönüştürülmesinin engellenmesi amaçlanmıştır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

BAŞKAN – 17’nci madde üzerinde bir adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 534 sıra sayılı Kanun Tasarısının 211 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Kanununun 105 inci maddesinde değişiklik öngören 17 inci maddesinin birinci fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                Pervin Buldan                                     Adil Zozani                                      İdris Baluken

                        Iğdır                                               Hakkâri                                              Bingöl

                 Hasip Kaplan                                       Erol Dora

                       Şırnak                                              Mardin

“MADDE 105 – Silahlı Kuvvetlerin sosyal, tarihi ve teknik gelişimini dönemlere göre yansıtmak, yerine getirdiği önemli görevleri sergilemek, geçmişle yüzleşmek amacıyla doğrudan ya da dolaylı olarak neden olduğu bireysel ve toplumsal mağduriyetlere ilişkin bir bellek oluşturmak, kendi sahasındaki tarih ve askerlik ile ilgili bilimsel araştırmalar ve incelemeler için bir ortam hazırlamak, bu hususları belgeleyen kültür varlıklarının korunmasını, saklanmasını, sergilenmesini sağlamak amacı ile 21/7/1983 tarihli ve 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununa göre askerî müzeler kurulur. "

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ SAVUNMA KOMİSYONU BAŞKANI OĞUZ KAĞAN KÖKSAL (Kırıkkale) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Silahlı Kuvvetler Cumhuriyetin kuruluşundan bu yana doğrudan ya da dolaylı olarak bir çok bireysel ve toplumsal mağduriyete neden olmuştur. Koçgiri katliamından Şehy Sait'e, Dersim'den Zilan'a, Diyarbakır Cezaevinden Roboski'ye yaşanan birçok olayda asıl fail olarak görev yapmıştır. Ayrıca Silahlı Kuvvetlerin patlayıcı mühimmatları nedeniyle de birçok vatandaşımız özellikle çocuklar hayatlarını kaybetmiş ve yüzlercesi de yaralanmıştır. Dünya örnekleri de bize göstermektedir ki geçmişle yüzleşmek toplumları olgunlaştırır ve yeni acıların yaşanmasına engel olur. Dünyada da özellikle askeri cunta dönemleriyle ve toplumsal acılarla yüzleşmek için müzeler kurulmuştur. Bu müzeler aracılığıyla yaşanan acıların bir daha yaşanmaması için toplumsal bir bellek oluşturulmuştur. Bu bağlamda ülkemizde de kurulacak geçmişle yüzleşme müzeleri de benzer acıların bir daha yaşanmaması için toplumsal bir bellek oluşturacaktır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

18’inci madde üzerinde bir adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 534 sıra sayılı Kanun Tasarısının 211 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Kanununun 106 ncı maddesinde değişiklik öngören 18 inci maddesinin kaldırılmasını arz ve talep ederiz.

                 İdris Baluken                                     Adil Zozani                                         Erol Dora

                       Bingöl                                              Hakkâri                                             Mardin

 

                 Hasip Kaplan                                   Pervin Buldan

                       Şırnak                                                Iğdır

 

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ SAVUNMA KOMİSYONU BAŞKANI OĞUZ KAĞAN KÖKSAL (Kırıkkale) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet, katılıyor mu?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Orduevleri ve bağlı şubeleri, askeri gazinolar, kışla gazinoları, vardiya yatakhaneleri ve bunların müştemilatı, özel, yerel ve kış eğitim merkezleri, askeri kantinler ve askeri müzelerin kurumlar vergisinden muaf olması eşitsizliğe neden olacaktır. Bu önergeyle eşitsizliğe yol açan bu durumun kaldırılması amaçlanmıştır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

19’uncu madde üzerinde bir adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 534 sıra sayılı Kanun Tasarısının 211 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Kanununun 107 nci maddesinde değişiklik öngören 19 uncu maddesinin kaldırılmasını arz ve talep ederiz.

                 İdris Baluken                                     Adil Zozani                                         Erol Dora

                       Bingöl                                              Hakkâri                                             Mardin

 

                 Hasip Kaplan                                   Pervin Buldan

                       Şırnak                                                Iğdır

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ SAVUNMA KOMİSYONU BAŞKANI OĞUZ KAĞAN KÖKSAL (Kırıkkale) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet, katılıyor mu?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Kurumlar vergisinden muaf tutulan tesislerin aylık gayrisafi  hasılatının %1'inin genel bütçeye yatırılması ve bu oranında Maliye Bakanı kararı ile sıfıra indirilebilmesine imkân sağlayan düzenleme eşitsizliğe neden olacaktır. Bu gerekçeyle bu önergede ilgili maddenin kaldırılması amaçlanmıştır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

20’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

21’inci madde üzerinde bir adet  önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 534 sıra sayılı Kanun Tasarısının 237 sayılı Taşıt Kanununun 10 uncu maddesinin beşinci fıkrasında değişiklik öngören 21 inci maddesinin kaldırılmasını arz ve talep ederiz.

                 İdris Baluken                                     Adil Zozani                                         Erol Dora

                       Bingöl                                              Hakkâri                                             Mardin

 

                 Hasip Kaplan                                   Pervin Buldan

                       Şırnak                                                Iğdır

BAŞKAN - Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ SAVUNMA KOMİSYONU BAŞKANI OĞUZ KAĞAN KÖKSAL (Kırıkkale) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet, katılıyor mu?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

İlgili değişiklikle mevcut kanunda bulunan sınırlamaların kaldırılması öngörülmüştür. Mevcut yasaya baktığımızda "her ne suretle olursa olsun yabancı menşeli binek ve station-wagon cinsi taşıt edinilemez" ibaresi bu önergeyle kaldırılmaktadır. Bu düzenlemeyle zaten bütçenin büyük bölümünün harcandığı askeri ve güvenlik harcamaları daha da artacaktır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi ve arkadaşları tarafından yeni madde ihdası öngören bir önerge verilmiştir. Bu önerge görüşülmekte olan kanun tasarısının konusu olmayan sair kanunlarda değişiklik getiren yeni bir kanun teklifi niteliğinde olduğundan işleme alınamamaktadır.

22’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

Birinci bölümde yer alan maddelerin oylamaları tamamlanmıştır.

Şimdi ikinci bölümün görüşmelerine başlıyoruz.

İkinci bölüm 42’nci maddeye bağlı ek 31, 32, 33’üncü maddeler ile 43’üncü maddeye bağlı geçici 36 ve 37’nci maddeler dâhil 23 ila 43’üncü maddeleri kapsamaktadır.

İkinci bölüm üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz isteyen Engin Altay, Sinop Milletvekili.

ENGİN ALTAY (Sinop) – Konuşmayacağım.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Altay.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz isteyen Yusuf Halaçoğlu, Kayseri Milletvekili…

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; gecenin bu saatinde hitap ediyorum ancak bir iki konu var demin dile getirilmişti, bunlarla ilgili bir düzenleme yapmamız, düzeltmemiz gereken konular var.

Şimdi, şurası hiçbir zaman unutulmamalıdır ki her kim olursa olsun bir ülkede yaşayan, o ülkede yaşayan her kişi için hukuk tek olmalıdır. Onun dışında başka bir ayrıcalıklı hukuk sistemini düşünmek mümkün değildir, o takdirde zaten demokrasiye uymayan bir sistemi kabul etmiş olursunuz. Ancak, şunu söyleyeyim, tabii ki özel kanunlara sahip kurumlar vardır ama bunlar “koruma kanunu” adı altında olmamalıdır. Bunu hatta daha ileriye giderek söyleyebilirim, milletvekilleri için de aynı şey geçerlidir, milletvekilleri de eğer adi suçlar işlemişlerse kürsü dokunulmazlığı dışında, onların da ayrı bir hukuk sistemi içerisinde telakki edilmemesi gerekir ki birçok Batı ülkelerinde, Amerika Birleşik Devletlerinde başkan da dâhil  olmak üzere sorguya çekilebilmekte ve yargılanabilmektedir.

Değerli milletvekilleri, Türk ordusuyla ilgili demin bir şeyler söylendi ki Türk asker olarak doğar. Türk asker olarak tabii ki doğmaz ama her Türk askerliğini yapar çünkü her Türk’ün yaptığı askerlik vatan hizmeti olarak telakki edilir. Bu sebeple de askere gitmemiş çocuklar, gençler bir defa kendi içlerinde askerlik yapmadıkları için bir eziklik duyarlar, aileler eziklik duyar. Bu, bizim geleneğimizdir, iki bin beş yüz yıldır var olan Türk ordusunun temelinde yer alan bir husustur. Gelenekleri bir kenara bırakamazsınız, her milletin kendi kültür ve gelenekleri vardır ve bu gelenekler çerçevesinde hayatiyetlerini devam ettirirler. Dolayısıyla, bunu  bir kenara atmanız, bir çırpıda değiştirmeniz söz konusu değildir. Orduda profesyonel asker muhakkak ki oluşturabilirsiniz ama her vatandaşın askerlik yapması demek o vatana bağlılıkları anlamına gelir, o toprağı vatan telakki etmeleri anlamına gelir. Ama söylendiği gibi ücretli askerlik yaptırttığınız takdirde Amerika’da vesairede olduğu gibi bunların karşılığı sadece menfaate dayanan askerlik sistemleridir.

Bu arada şundan da bahsetmek istiyorum: Tabii ki, bugün Türkiye  Cumhuriyetinde bir askerî arşiv bulunmaktadır, çok değerli belgelere sahip olan bir arşivdir. Bu arşiv, birçok araştırıcının da hizmetine sunulmaktadır. Ama Türkiye’nin çok kritik konularıyla ilgili bilgileri havi olan arşivdir. Bu konuda herhangi bir tavsiyede bulunmuyorum çünkü zaten çok ciddi şekilde değerlendiriliyor.

Bunun dışında, bedelli askerlik yerine kısaltılmış askerlikler yapılmıştı daha önce, 1975’te ilki uygulanan askerlik yapılmıştı. Buna benzer bir askerlik sistemi zannediyorum ki parası olan ve olmayan için, tümüne daha uygun gelecek adil bir sistem olacağı için bunun tercih edilmesi daha doğru olur diye düşünüyorum.

Şimdi, diğer taraftan, bugün, 2010 yılında kabul edilen Anayasa değişikliğiyle birlikte hukuk sistemimizde birtakım değişiklikler yapıldı ve birtakım iddialarla orduya mensup pek çok şerefli subayımız tutuklandı ve hatta Engin Alan Paşa gibi bazı kahramanlar da mahkûm edildi. Ama bu mahkûmiyet de aradan üç sene geçtikten sonra anlaşıldı ki efendim millî orduya kumpas kurulmuş. Tabii, sürekli olarak bu mahkemelerde dile getirilen bir husus vardı, hepiniz bilirsiniz, hatırlarsınız. Orada şunlar söylenmişti: Bir, gösterdiğimiz şahitler dinlenmiyor. İki, mahkemeler normal hukuk sistemi çerçevesinde yürütülmüyor. Üçüncüsü de konulan delillerin şüphe götürdüğü ifade ediliyordu. Nitekim bugün 2010 yılında şiddetle Anayasa’nın bu değişikliklerini kabul eden Hükûmet de şu an büyük bir hata işlediklerini, millî orduya kumpas kurulduğunu söyleyecek duruma gelmiştir.

Şimdi, böyle baktığınız zaman, o takdirde şunları yapmak zorundadır Türkiye: İnsanları içeride beş yıldan fazla tutuyorsunuz, aileleri, çocuklarını mahrum ediyor ediyorsunuz ve onları bir şekilde toplum içerisinde de kötü duruma düşürüyorsunuz. Ben şunu ifade edeyim, mesela bir ülkenin Genelkurmay Başkanı, İlker Başbuğ Paşa. 2003 yılından itibaren eğer atamalarına bakacak olursanız: Önce, 2003 yılında Kara Kuvvetleri Kurmay Başkanlığına, ardından Genelkurmay Kurmay Başkanlığına, ardından 1. Ordu Komutanlığına, ardından Kara Kuvvetleri Komutanlığına, ardından Genelkurmay Başkanlığına atanmıştır 2008 ile 2010 yılları arasında. Şimdi, bütün bu atamalar kim tarafından yapılmıştır? Hükûmete mensup Bakanlar Kurulu, Başbakan ve Sayın Cumhurbaşkanı tarafından yapılmıştır ve neyle suçlanmıştır bu kişi? Terörist olmakla suçlanmıştır. Şimdi, bu kadar atama yapılırken, bu kadar önemli görevlere getirilirken bir teröristin farkına varmayan bir yönetim aslında acizliğini ortaya koyar. Dolayısıyla bu acizlik başka bir ülkede olsa derhâl istifa eder eğer bu iddialar doğruysa ama yok bu kişi gerçekten terörist değilse, o zaman terörist olmayan bir kişiyi nasıl mahkûm ediyorsunuz, teröristse bunu buraya getiren insanlar bu kadar istihbarı bilgiler elinde olmasına rağmen nasıl oluyor da bununla ilgili atamalar sırasında bilgi sahibi değil? Yani aslında sopanın hangi tarafından tutarsanız tutun elinizde kalır çünkü eğer böyle bir teröristi iş başına getiriyorsanız 700 bin kişilik bir ordunun başına getiriyorsunuz demektir; yani aslında siz bir orduyu, silahlı bir orduyu bir teröriste teslim ettiniz anlamına gelir ama böyle bir şey yoksa o zaman da ortaya çıkan vahim durum, yani hakkında verilen yanlışlar ve bir Genelkurmay Başkanın bu kadar içeride tutulması zannediyorum hukuk skandalı olarak adlandırılır.

Nitekim daha sonraki incelemelerde, işte en son TÜBİTAK incelemesinde, CD’nin sonradan yapıldığı ortaya çıktı. Ben bununla ilgili bir soru önergesi de vermiştim. “Nasıl olur da 2003 yılında tertiplenen bir olayda 2007 Windows kullanılabilir? diye soru önergesi de verdim ama cevap gelmedi. Ama bugün görüyoruz ki TÜBİTAK’ta, tarih değiştirilmek suretiyle CD hazırlanmış; öyleyse şimdi kökten, aslında verilen kararların tümü çökmüş oluyor. Verilmiş olan tüm kararların Yargıtay Başsavcısı tarafından da Genel Kurulunda ifade edilip, bugüne kadar verilmiş tüm kararların, mahkeme kararlarının yok sayılıp yeniden yargılama dönemine geçilmesi gerekir ve tahliye edilmeleri gerekir. Ama tabii ki, bunu yapmak için bir hukuk devleti olmak gerekir. Dolayısıyla bunu yapmadığınız takdirde, şahitlerin dinlenmediği takdirde –ki dinlenmedi birçok şahit de- bu insanların karşında devletin adil olduğunu söylememiz mümkün değildir.

Değerli milletvekilleri, dün, bugün sürekli olarak birtakım -ve bundan sonra da çıkacağı benziyor ki- ses kayıtları vesaire çıkıyor. İşte, en son ses kaydında da Habertürk gazetesinin yaptırdığı veya televizyonun yaptırdığı bir ankette Milliyetçi Hareket Partisinin oylarının 3 puanının BDP’ye verilmesi şeklinde bir konuşmalar zinciri söz konusu. Bunun içerisinde de Sayın Başbakanın oğlu ile yine Habertürk’ün Genel Yayın Yönetmeni Fatih Saraç ve yine Fatih Altaylı’nın yer aldığı ve telefon konuşmaları ve kayıtları ortaya çıkmış vaziyette. Şimdi düşünün ki…

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Yalanladılar.

YUSUF HALAÇOĞLU (Devamla) – Bu o kadar önemli değil, ne olup olmadığı da önemli değil ama şu önemli: Siz demek ki basını belli bir ölçüde kontrol ediyorsunuz, yoksa ankette şunu göstermeniz, bunu göstermeniz hiçbir önem taşımaz, nasıl olsa sandık gerçekleri gösterecektir ama burada böylesine bir harekete girmenin böyle bir olayın içerisinde yer almanın ne kadar yanlış olduğunu ifade etmek istiyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum, teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Akar sorunuz var galiba.

Buyurun.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın Başkan, bu ülkede orduya Başkumandanlık yapmış bir Genelkurmay Başkanının bir çete lideri ya da terör örgütü lideri sıfatıyla suçlanması ve cezaevinde tutuklu olarak bulunması sizi rahatsız ediyor mu? Birinci sorum bu.

Bir terör örgütü başının Türk ordusunun Başkomutanı olarak atanmasına ve uzun süre görev yapmasına göz yuman ve bu atamaya imza koyan Başbakan ve Cumhurbaşkanı suç işlemişler midir, bu suça ortak olmuşlar mıdır?

Sayın Bakan, gerçekten orduya kumpas kurulmuş ise bugün gösterdiğiniz hassasiyeti -yolsuzluklar nedeniyle- o günlerde niye göstermediniz, Genelkurmay Başkanı savcılığa davet edildiğinde savcıları niçin görevden almadınız?

Zor mu oldu sorularım Sayın Bakan?

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Akar.

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Yok, zor değil de “Savcıları niye görevden almadınız?”…

BAŞKAN – Bir saniye Sayın Bakanım.

Sayın Akar, tamam mı sorunuz?

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Tamam.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Buyurun Sayın Bakanım.

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Muhterem Başkanım, şimdi, sayın vekilimiz diyor ki: “Savcıyı niye görevden almadınız?” Savcıyı görevden almamızı istiyor. Niye? Hukuka aykırı işlem yaptığı için. Bugün yapılanlar nelerdir? Yine savcının hukuka aykırı işlem yaptığını söylüyoruz. Dolayısıyla hukuka aykırı işlem yaptığında savcıyı değiştirdiğimizde “Hukuku ihlal ediyorsunuz, ayaklar altına alıyorsunuz.” diyorsunuz. Ee, burada da niye yapmadığımızı söylüyorsunuz.

Bir sefer, bir Genelkurmay Başkanının “terörist” sıfatıyla suçlanmasından biz rahatsız oluruz ve doğru da değildir. Bunu, Sayın Başbakanımız da dâhil olmak üzere Hükûmetin bütün üyeleri söyledi, birinci husus bu.

İkincisi: Muhakkak ki biz bu Kuvvet Komutanımızı atarken de üçlü kararnameyle, Genelkurmay Başkanı olarak atarken de Bakanlar Kurulu kararıyla atadık. Bu atamada Bakanlar Kuruluna kimse “Bu Genelkurmay Başkanını ata.” diye bir zorlamada bulunmamıştır. O Bakanlar Kurulu Cumhurbaşkanı dâhil olmak üzere -çünkü onun imzasıyla tekemmül eder- bu kişiye olan güvenimizi gösterdi. Dolayısıyla biz söyledik ki hep şudur: “Bu ülke için yapmış olduğu hizmetler için teşekkür ediyoruz.” Ancak bir de yargı var, bu yargı bizim yargımız değil ki, işte, bizim arkadaşları da yargılıyorlar veya bizimle de... Bu yargı Türkiye Cumhuriyeti devletinin. Devlet üçayaktan oluşuyor; yasama, yürütme, yargı. Ee, yargı, ne yapacaksınız? Sonuçta, bu yargının yapmış olduğu bir eylemden dolayı bazı kararları bozuluyor, bazı kararları onansa dahi biz hep şunu söyledik: “Millet vicdanında ne yankı buluyor, ses buluyor?” Zamanla da, tarih geçince de ortaya çıkacaktır ki en yanılmaz, en doğru karar milletin verdiği karardır. Ee, peki bu süre geçmiş midir? İşte, Hocam da söyledi, bazı eklemeler, bazı çıkartmalar var, işte, bilirkişi raporları var fakat bunu siyasetçi olarak bizim yapmamamız lazım. Bunu kimin yapması lazım? Bu eklemeden veya çıkartmadan dolayı veya bu sahtelikten dolayı kimin hakkı mağdur edilmişse bunu hâkimlerin ayırması lazım, Türkiye Cumhuriyeti mahkemelerinin hâkimleri yapar.

“Hâkimler görevini yapmıyor, savcılar görevini yapmıyor.” İşte, o zaman da bizim Meclisin çalışması lazım, idarenin daha çok güçlendirilmesi lazım. Neden? Hâkim veya savcı her dört yılda bir milletin önüne gitmiyor ama yürütme her zaman, dört yılda bir milletin önüne gidiyor, doğru yaparsa “Teşekkür ederiz.” diyor millet oylarıyla ama yanlış yaparsanız da “Kusura bakmayın, yanlış yaptınız.” diyorlar ki 21 alanı yüzde 1’e indirdiği görülmüştür bu milletin. İşte ANAP, iktidardı, Başbakan çıkardı, Cumhurbaşkanı çıkardı; şu anda ANAP diye bir parti var mı? Dolayısıyla da bu millete güvenmek lazım, bu milletin seçtiklerine de güvenmek lazım, bu milletin seçtiklerinin güvendiği Hükûmete de güvenmek lazım. Neden? Milletin aleyhine olacak hiçbir karara imza atmayız, milletin aleyhine olacak hiçbir eylemi de yerine getirmeyiz.

İşte, herkes millete gidiyor, seçim dönemindeyiz. “Seçim sathı mailine girdik.” derler, tam seçim sathı mailindeyiz ve bütün millete, hukuka aykırı her ne olmuşsa biz onları izah edeceğiz; geçmişte ne yapıldığını da söyleyeceğiz, bugün de ne yapıldığını söyleyeceğiz. Muhakkak ki millet vicdanı yanılmaz, biz irfan sahibi olduğunu düşünüyoruz ve bilin ki geçmişten bu yana kadar ne karar vermişse, millet vicdanının yanıldığı görülmedi. İsmet Yılmaz yanılır, Haydar Bey yanılır, işte, Veli Ağbaba yanılır, Muharrem kardeşim yanılır ama milletin vicdanının ve terazisinin yanıldığı görülmemiştir.

Teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Buyurun Sayın Akar.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Evet Sayın Bakan, iyi bir açıklama yaptınız, keşke söylediklerinizle bugün yapılanlar örtüşmüş olsa.

Şimdi, tabii ki yargı bağımsız olmalı; dün de bağımsız olmalıydı, bugün de bağımsız olmalı ama yargının ucu, çuvaldız kendinize dokunduğunda veya Hükûmete dokunduğunda her türlü tedbiri, kararı alacaksınız ama masum insanlar uzun tutukluluk süreleriyle yıllarca ve haksız suçlamalarla yatırıldığı zaman ses çıkarmayacaksınız. O günlerde ortak olduğunuz -bugün “paralel devlet” dediğiniz- ve ülkeyi birlikte yönettiğiniz insanlara bu kürsülerden “Yanlış yapılıyor.” denildiğinde şiddetle bize karşı çıkacaksınız, bugün gündeme oturduğunda, sizi ilgilendiren -sizi tenzih ediyorum tabii- Hükûmetinizi ilgilendiren, Hükûmetinizdeki bakanları ilgilendiren olaylar çıktığında da hâkimleri, savcıları, emniyet müdürlerini görevden alacaksınız ve yargının bağımsızlığından, hukukun işlemesinden bahsedeceksiniz.

Ha, şunu yapsaydınız: O günün bakanlarının çocuklarını yargıya teslim etseydiniz, Başbakanın oğlunu yargıya teslim etseydiniz ve daha sonra da bu paralel devletle hep birlikte savaşsaydık diyorum, yargının bağımsızlığını hep birlikte tesis etseydik diyorum. Yani bu kadar şey değil, sizin bahsettiğiniz gibi değil olay.

Tabii ki millî irade çok önemli, insanlar sandığa… Ama yargı çok farklı bir şey. Herkes yaptığı yolsuzluğun, hırsızlığın hesabını vermek zorundadır. Bunu millî iradeye, sandığa bırakamazsınız. Hüsnü Mübarek de çaldı, Saddam da çaldı, Kaddafi de çaldı ama hiçbir zaman sandıkta hesap vermediler, yargıda da hesap vermediler.

BAŞKAN – Sayın Akar, lütfen sorunuzu sorun.

Teşekkür ederim.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Ben teşekkür ederim Sayın Başkan.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Evet, 23’üncü madde üzerinde bir adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 534 sıra sayılı Kanun Tasarısının 926 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanunun 3 üncü maddesinin birinci fıkrasının (j), (l), (m), ve (r) bentlerinde değişiklik öngören 23 üncü maddesinin (l) bendinin kaldırılmasını arz ve talep ederiz.

                Pervin Buldan                                     Adil Zozani                                      İdris Baluken

                        Iğdır                                               Hakkâri                                              Bingöl

                 Hasip Kaplan                                       Erol Dora                                                

                       Şırnak                                              Mardin                                                   

                           

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ SAVUNMA KOMİSYONU BAŞKANI OĞUZ KAĞAN KÖKSAL (Kırıkkale) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN- Hükûmet katılıyor mu?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Evet, gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Tasarının 23 üncü maddesi (l) bendi yıllık kontenjanlarda Yüksek Askeri Şura kararıyla değişiklik yapılmasını öngörmektedir. Söz konusu değişiklik sonucu kontenjanlarla keyfi oynama ve bu yolla liyakat esaslı bir terfiden çok kontenjan oynamalarıyla subay kayırma riski ortaya çıkmaktadır. Bu nedenle ilgili bendin kaldırılmasını arz ve talep ediyoruz.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

24’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

25’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

26’ncı maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

27’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

28’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

29’uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

30’uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

31’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

32’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

33’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

34’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

35’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

36’ncı maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

37’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

38’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

39’uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…Kabul edilmiştir.

40’ıncı maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…Kabul edilmiştir.

41’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…Kabul edilmiştir.

Madde 42’ye bağlı ek madde 31’de Hükûmetin bir düzeltme talebi vardır.

Buyurun Sayın Bakan.

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Muhterem Başkanım, 42’nci maddede sadece bir virgül konulması gerekli. Belki, bu, redaksiyon yetkisiyle yapılabilir. Gerek 42’nci maddede gerekse 47’nci maddede bir harf eksik “n” harfi. 42’nci maddede de ek 31’inci maddenin “…astsubayların istek üzerine, yaş haddi…” diye gitmesi lazım.

Arz ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Düzeltme talebiyle birlikte maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Madde 42’ye bağlı ek madde 32’de bir adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 534 sıra sayılı Kanun Tasarısının 926 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanununa ek maddeler şeklinde üç madde eklenmesini öngören 42 inci madde içerisinde bulunan ek 32 nci maddenin kaldırılmasını arz ve talep ederiz.

                 İdris Baluken                                     Adil Zozani                                     Pervin Buldan

                       Bingöl                                              Hakkâri                                               Iğdır

                 Hasip Kaplan                                       Erol Dora

                       Şırnak                                                Iğdır                                                    

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ SAVUNMA KOMİSYONU BAŞKANI OĞUZ KAĞAN KÖKSAL (Kırıkkale) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Tasarının 42 inci maddesine eklenen 32 nci ek madde askerî hizmete ilişkin görevleri sebebiyle haklarında kamu davası açılan personelden beraat edenlerin dava ile ilgili yaptıkları masrafların ilgili bakanlıkça ödenmesini öngörüyor. Şu ana kadar asker kişilere açılan davalarda devletin onlardan yana kararlar aldığı herkesin malumudur. Bu maddeyle beraat verilen askerlere bir de para desteği sunulmaktadır. Zaten devletin hukuk mercilerinin suç işleyen güvenlik personelini beraatla ödüllendirdiği, faili meçhul cinayet, köy yakma, işkence ve yargısız infaz davalarının sonuçları itibarıyla bilinen bir gerçektir. Bu düzenleme bu beraat kararlarına bir de para ödülü getirmektedir. Bu nedenlerle ilgili bendin kaldırılmasını arz ve talep ediyoruz.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

Madde 42’ye bağlı ek madde 33’ü oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Madde 43’e bağlı geçici madde 36’yı oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Madde 43’e bağlı geçici madde 37’yi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Yeni geçici madde ihdasına ait iki adet önerge vardır.

Okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 534 Sıra Sayılı Tasarının Çerçeve 43. maddesine aşağıdaki geçici maddenin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

        Mehmet Akif Hamzaçebi                            Hasan Ören                                       Engin Altay

                     İstanbul                                             Manisa                                               Sinop

                 Ali Demirçalı                              Mehmet Hilal Kaplan                           Mustafa Moroğlu

                       Adana                                              Kocaeli                                               İzmir

 

GEÇİCİ MADDE 38-a) 12 Mart 1971 tarihinden bu maddenin yayımlandığı tarihe kadar, kesinleşmiş yargı kararına dayanmayan idari işlemlerle Türk Silahlı Kuvvetlerinden ilişiği kesilen subay, astsubay, uzman jandarma ve uzman erbaşlar veya vefatları halinde hak sahipleri de aynı neşetli emsallerine (subaylarda general olanlar, astsubaylarda subay olanlar, uzman erbaş ve uzman jandarmalarda astsubay olanlar hariç) Geçici 32 inci madde ile düzenlenmiş haklardan bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren üç ay içinde başvurmaları halinde bütünüyle yararlanırlar. Gerek Geçici 32 inci madde ve gerekse bu geçici madde ile düzenlenen emeklilik için hak başlangıcı olarak, yürürlük tarihini izleyen aybaşı esas alınır. Bu kişilere, emsalleriyle aynı rütbe ve kıdem üzerinden emekli kimlik kartı verilir.

b) 12 Mart 1971 tarihinden bu kanunun yayımlandığı tarihe kadar, kesinleşmiş yargı kararına dayanmayan idari işlemlerle harp okulları, fakülteler, yüksek okullar ve astsubay okullarından ilişiği kesilen askeri öğrenciler (akademik yetersizlik ve sağlık nedenleriyle ilişiği kesilenler hariç) veya vefatları halinde hak sahipleri de, bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren üç ay içinde başvurmaları halinde aşağıda belirtilen esaslar çerçevesinde geçici 32 inci madde ile düzenlenmiş haklardan yararlanırlar.

Harp okulları, fakülteler, yüksek okullar ve astsubay okullarından 5434 sayılı Emekli Sandığı Kanununa tabi sigortalıyken ilişiği kesildikten sonra eşiti bir fakülte veya yüksek okuldan mezun olanlar ile ilişiğinin kesildiği tarihteki emeklilik için zorunlu asgari süreyi bu yasanın yürürlük tarihinde doldurmuş olanlar, askeri okuldan mezun olmuş sayılırlar ve emsallerine Geçici 32 inci madde ile tanınmış haklardan bütünüyle yararlanırlar. Bu kişilerin tahsil edilmiş öğrenim giderleri yasal faiziyle iade edilir.

İlişiğinin kesildiği tarihteki emeklilik için zorunlu asgari süreyi bu yasanın yürürlük tarihinde doldurmamış ve ilişiği kesildikten sonra herhangi bir eşiti okula kayıt yaptırmamış olan harp okulları ve astsubay okulları öğrencileri, sınıf ve branşlarına uygun fakülte ve yüksek okullara yatay geçiş yaparlar. İlişiği kesilmiş fakülte ve yüksek okullar öğrencileri aynı okullarda öğrenimlerine devam ederler. Öğrenime devam ve yatay geçiş esasları Milli Savunma Bakanlığı, Yüksek Öğretim Kurumu ve Milli Eğitim Bakanlığı tarafından müştereken hazırlanacak bir yönetmelikle belirlenir. Tamamlanacak eğitim öğretim süresine karşılık gelen sosyal güvenlik kesenekleri ilgili Kuvvet Komutanlıkları, Jandarma Genel Komutanlığı veya Sahil Güvenlik Komutanlığınca karşılanır. Öğrenimlerini başarıyla tamamlayanlar, 657 Sayılı Kanunun 48'inci maddesindeki genel şartları taşımaları kaydıyla emsallerine Geçici Madde 32'de tanınmış haklardan bütünüyle yararlanırlar. Bu kişilerin varsa öğrenim giderleri borcu tahsil edilmez; tahsil edilmiş öğrenim giderleri yasal faiziyle iade edilir.

c) Bu madde hükümlerinden yararlananların, 3.1.1961 tarihli ve 205 sayılı Ordu Yardımlaşma Kurumu Kanununun 20 inci maddesinde belirtilen hakları neşetleri üzerinden hesaplanarak Milli Savunma Bakanlığı bütçesinden tazminat olarak ödenir.

ç) Bu madde uyarınca yapılacak atamalarda kullanılmak üzere, Geçici 32 inci maddedeki esaslar dahilinde, Genel İdare Hizmetleri Sınıfında 5 inci dereceli bin adet araştırmacı kadrosu ihdas edilir."

BAŞKAN – Komisyon önergeye salt çoğunlukla katılıyor mu?

MİLLİ SAVUNMA KOMİSYONU BAŞKANI OĞUZ KAĞAN KÖKSAL (Kırıkkale) – Mehmet Akif Hamzaçebi ve arkadaşlarının verdiği yeni madde ihdasına dair önergeyi görüşmek üzere Komisyonu buraya davet ediyorum.

Evet, salt çoğunluğumuz olmadığı için katılamıyoruz.

BAŞKAN – Evet, Komisyon önergeye salt çoğunlukla katılmamış olduğundan önergeyi işlemden kaldırıyorum.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 534 sıra sayılı Kanun Tasarısının 43 üncü maddesine aşağıdaki geçici maddenin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

Mustafa Kalaycı Mehmet Günal                       Yusuf Halaçoğlu

     Konya                                                               Antalya                                             Kayseri

Koray Aydın                                                  Adnan Şefik Çirkin                           S. Nevzat Korkmaz

   Trabzon                                                                Hatay                                               Isparta

GEÇİCİ MADDE 38-8/6/1949 tarihli ve 5434 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanunu hükümlerine göre emekli olmuş veya halen görevli olan Astsubaylardan ortaokul, lise veya dengi okullardan mezun olanların bu Kanun hükümlerinin uygulanması bakımından iki yıllık Astsubay meslek yüksek okulu mezunu kabul edilerek intibakları yapılır. Bu şekilde yapılacak intibaklarda geçmişe yönelik maaş ve maaş farkı ödenmez.

BAŞKAN – Komisyon önergeye salt çoğunlukla katılıyor mu?

MİLLÎ SAVUNMA KOMİSYONU BAŞKAN OĞUZ KAĞAN KÖKSAL (Kırıkkale) – Mustafa Kalaycı ve arkadaşlarının madde ihdasıyla ilgili önergesini görüşmek üzere komisyonu buraya davet ediyorum.

Salt çoğunluğumuz olmadığından katılamıyoruz.

BAŞKAN – Evet, önergeyi işlemden kaldırıyorum.

İkinci bölümde yer alan maddelerin oylamaları tamamlanmıştır.

Şimdi üçüncü bölümün görüşmelerine başlıyoruz.

Üçüncü bölüm, 56’ncı maddeye bağlı ek 2 ve ek 3’üncü maddeler dâhil 44 ila 64’üncü maddeleri kapsamaktadır.

Üçüncü bölüm üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz isteyen Levent Gök, Ankara Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; gecenin bu ilerleyen saatinde görüştüğümüz bu tasarının üçüncü bölümü üzerinde söz aldım.

Özellikle, bu yasadaki 61’inci madde, getirilen teklifin en önemli maddesi olarak önümüzde duruyor. Bir beyin yorgunluğunun olduğu bu saatte kendimizce önemli gördüğüm hususları sizlerle sakin sakin de tartışmak istiyorum. Çünkü ortada yargının ve yürütmenin iç içe girdiği, bence kuvvetler ayrılığı ilkesinin de zedelendiği ve yürütmenin asker üzerinde vesayetinin arttığı ama belki de bunun bir pazarlık yoluyla bir metin hâline döküldüğü bir maddeyi tartışıyoruz.

Şimdi, önce, madde ne getiriyor, onu size birkaç cümleyle ifade etmek isterim: Burada, başta Genelkurmay Başkanı olmak üzere, kuvvet komutanlarının yargılanmasıyla ilgili bir madde. Genelkurmay Başkanı, Kara  Kuvvetleri, Deniz Kuvvetleri, Hava Kuvvetleri komutanlarının yargılanmalarının Başbakanın izin vermesine; Jandarma Genel Komutanının yargılanmasının da İçişleri Bakanlığının izin vermesine ilişkin bir maddeyi konuşuyoruz. Bu madde şöyle işleyecek: Görevleriyle ilgili bir suç isnadı yapıldığında ya da öğrenildiğinde Başbakan, Genelkurmay, Kara, Deniz ve Hava Kuvvetleri komutanları hakkında soruşturma izni veriyor ya da vermiyor, İçişleri Bakanı da Jandarma Genel Komutanı hakkında. Bu soruşturma izni verilirse ya da verilmezse ilgililer on gün içerisinde Cumhurbaşkanına başvuruyorlar. On gün içerisinde başvurulduktan sonra, Cumhurbaşkanının soruşturma izni verilmesinin yerinde olduğuna ya da yerinde olmadığına dair olan kararı kesin olarak ortaya çıkıyor  bu maddede düzenlenen metinde ve Cumhurbaşkanı eğer soruşturma izninin verilmesini kararlaştırırsa, onaylarsa üç kişilik bir soruşturma komisyonu kuruluyor. Bu üç kişilik soruşturma komisyonu sonunda raporunu izin verme yetkili merciye yani Başbakana ya da İçişleri Bakanına sunuyor ve İçişleri Bakanı ya da Başbakan da kamu davasına açılmasına gerek gören bu denetim raporu üzerine Yüce Divan sıfatıyla yargılanmak üzere, dosyayı Anayasa Mahkemesine gönderiyor.

Şimdi, Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; işleyişi bu şekilde düzenlenen bu maddede öncelikli olarak yürütmenin çok önemli bir ölçüde asker üzerindeki denetiminin adeta bir pamuk ipliğine bağlandığı bir düzenlemeyle karşı karşıyayız. Burada yapılacak herhangi bir ihbar ya da bir şikâyet, Başbakanın Genelkurmay Başkanını ya da kuvvet komutanlarını görevden alma sonucunu dahi doğurabiliyor. Elbette, bunu, Genelkurmay, kuvvet komutanları içine sindiriyorsa mesele yok. Zaten, kanunun gerekçesinden de anlıyoruz ki kanun, Türk Silahlı Kuvvetlerinin bazı güncel ihtiyaçlarının giderilmesi amacıyla çıkartılmış. Yani, Genelkurmay Başkanının, Hava Kuvvetleri Komutanının ve diğer komutanların güncel ihtiyaçları bu ise, o onların bileceği bir iştir ama biz hukukun altını çizmek durumundayız, hukuk bu değildir.

Bakın, geçtiğimiz birkaç yıl önce Türkiye’de bir Anayasa referandumu yapıldı ve bu Anayasa referandumunda Yüksek Askerî Şûranın ilişik kesme kararlarına karşı iradi yargı denetimi getirildi; değil mi Sevgili Bakanım? Bu, o zaman, iktidar tarafından da Yüksek Askerî Şûranın verdiği bu kararların mutlaka yargı denetimine tabi tutulması yönündeki görüşlerinin ve bu görüşlerin kamuoyunca da benimsenmesiyle de referandumdan geçerek Anayasa hükmü hâline geldi değerli arkadaşlarım. Yani, askerî kararların alındığı Yüksek Askerî Şûradaki ilişik kesme kararları yargısal denetime tabi. Peki, Genelkurmay Başkanı ve kuvvet komutanlarının soruşturulmasına ilişkin olan hususlarda bu hususu biz Başbakana, İçişleri Bakanına ve sonunda Cumhurbaşkanının kararıyla pekiştirirsek, acaba hukuk dünyamızda yargıyla yürütmenin iç içe girdiği başka bir alan yaratmıyor muyuz ve acaba bu husus Cumhurbaşkanının yetkisi dâhilinde midir?

Şimdi, değerli arkadaşlarım, Cumhurbaşkanına geldiği zaman dosya, Cumhurbaşkanı karar verecek Genelkurmay Başkanı hakkında. Deniz, kara ve hava kuvvetleri komutanı hakkında soruşturmanın açılmasına dair kararı onayladı; şimdi, Anayasamızın 104’üncü maddesinde Cumhurbaşkanımızın görevleri sayılmıştır ve tahdididir. Türkiye’de cumhurbaşkanları görev alanında daha bir sembolik anlam ifade ederler ve Cumhurbaşkanının yürütmeye ilişkin görevleri tek tek sayılmıştır, yasamaya ilişkin görevleri tek tek sayılmıştır, yargıya ilişkin görevleri tek tek sayılmıştır. Cumhurbaşkanına yargıyla ilgili olarak sadece yüksek mahkemelerde üye belirleme yetkisi verilmiştir. Cumhurbaşkanının yargısal alana girme ve bu alanda bir karar ihdas etme yetkisi bulunmamaktadır. Gerçi, Cumhurbaşkanının görevlerini düzenleyen maddenin son fıkrasında, 104’üncü maddenin son fıkrasında Cumhurbaşkanına ayrıca Anayasa’da ve kanunlarda verilen seçme ve atama görevleri ile diğer görevleri yerine getirme görevi verilmiştir ama bahsedilen görev yargısal bir görevdir değerli arkadaşlarım. Cumhurbaşkanının yargıyla kullandığı yetki, sadece yüksek mahkemelere üye atamaktan ibarettir. Yani yargısal alana girmeyecektir Cumhurbaşkanı, bu başka bir iştir. Bunu böyle yorumlamak, Cumhurbaşkanının, yargısal boyutu olan bir görev ihdas etmek suretiyle, yetkilerinin ve görevinin ağırlaştırıldığı ve artırıldığı Anayasa’ya aykırı bir düzenleme olur.

Sayın Bakan, bu düzenleme Anayasa Mahkemesinden döner, bizim yorumumuz böyledir. Siz, her ne kadar “Kanunlarla verilen görevleri Cumhurbaşkanı yapıyor.” diyebilirsiniz ama yargısal göreve girdiğiniz anda burada durmak gerekir. Yargısal görevlere Cumhurbaşkanı giremez değerli arkadaşlarım, böyle bir görevi yoktur.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Diğer görevler…

LEVENT GÖK (Devamla) – Onu tartışıyoruz Yılmaz Bey.

Bizim yorumumuz budur. O “diğer görevler” kapsamı içerisinde yargısal tasarrufta bulunma görevi yoktur, sadece yüksek mahkeme başkanlarını, üyelerini ya da verilen diğer üyeleri seçme yetkisi vardır.

Bu konuda çok dikkatli olmak gerekir. Bu konuda böyle tartışma yaratacak maddelerle Cumhurbaşkanını, Genelkurmay Başkanını ya da Başbakanı birbirlerine karşı itiraz yollarında neredeyse birbirlerini rakip konumuna götüren bir konuma da düşmememiz gerekir. Üç makam da hassastır. Cumhurbaşkanlığı da hassastır, Kuvvet Komutanlığı da hassas bir makamdır, Başbakanlık ve İçişleri Bakanlığı da hassas bir makamdır. Bu makamları hassasiyetlerinden ve birbirleriyle olan iç ilişkilerinden ve görev alanlarından dolayı birbirlerinden ayrı tutmak gerekir. Bu, ülkedeki kurumların işleyişi açısından son derece önemlidir. Ancak, ben bu işleyişte zımni bir ortaklığın olduğunu düşünüyorum, o da şundan kaynaklanıyor: Başbakan ile Genelkurmay Başkanı arasındaki ve diğer kuvvet komutanının arasındaki bu ilişkide… Ülkemizde geçtiğimiz iki yıl önce, 28/12/2011 tarihinde gerçekleştirilen, Uludere’de hava harekâtı sonucu öldürülen 34 yurttaşımızla ilgili yargıda sonuç alınamaması üzerine; Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin, yine 1994 yılında Şırnak’ın Koçağıl köyündeki öldürülen 38 yurttaşımızla ilgili verdiği kararın önemli olduğunu düşünüyorum. O kararda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Türkiye'yi çok ciddi tazminata mahkûm ettiği gibi, ayrıca soruşturma açılması yönünde de Türkiye'ye talimat vermiştir.

Şimdi, böyle bir talimatla karşılaşıldığı zaman, Genelkurmay veya Başbakanın bir iş birliği içerisinde Uludere soruşturmasının unutturulmasına ve kapatılmasına dönük bir zımni anlaşmanın bu kanun içeriğine monte edildiğini düşünüyoruz. İşin özü budur. Ama, işin özünün bu olmasından ötürü, daha fazlası, az önce belirttiğim gerekçelerin Türk hukuk ve anayasal sistemimizde yer almamasından dolayı biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak görev esnasında ve Danıştaya başvurulması koşulunu getiriyoruz. Bu haklı bir gerekçedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

LEVENT GÖK (Devamla) – Bunu ister dinlersiniz ister dinlemezsiniz ama biz böyle bir durumda sizlere bunu sunmak durumundayız.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Üçüncü bölüm üzerindeki görüşmeler böylece tamamlanmıştır.

Şimdi üçüncü bölümde yer alan maddeleri, varsa o madde üzerindeki önerge işlemlerini yaptıktan sonra ayrı ayrı oylarınıza sunacağım.

44’üncü madde üzerinde bir adet önerge vardır.

Okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 534 sıra sayılı Kanun Tasarısının 3056 sayılı Başbakanlık Teşkilatı Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamenin Değiştirilerek Kabulü Hakkında Kanunun 12 nci maddesinin birinci fıkrasında değişiklik öngören 44 üncü maddesinin kaldırılmasını arz ve talep ederiz.

                 İdris Baluken                                     Adil Zozani                                         Erol Dora

                       Bingöl                                              Hakkâri                                             Mardin

                 Hasip Kaplan                                   Pervin Buldan

   Şırnak                                                      Iğdır

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ SAVUNMA KOMİSYONU BAŞKANI OĞUZ KAĞAN KÖKSAL (Kırıkkale) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Terörle Mücadele Kanunun kaldırılmasının demokrasi ve insan hakları açısından öneminin sürekli ifade edildiği, partimiz ve demokratik kamuoyu tarafından kaldırılmasının talep edildiği ve bizzat Başbakan tarafından kaldırılacağının beyan edildiği bir süreçte, Terörle Mücadele Kanununa atıfla yapılan bu değişikliğin gerçekleştirilmesi tarafımızca uygun değildir.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

45’inci madde üzerinde bir adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 534 sıra sayılı Kanun Tasarısının 3065 sayılı Katma Değer Vergisi Kanununun 17 nci maddesinin (3) numaralı fıkrasının (a) bendinde değişiklik öngören 45 inci maddesinin kaldırılmasını arz ve talep ederiz.

                 İdris Baluken                                     Adil Zozani                                         Erol Dora

                       Bingöl                                              Hakkâri                                             Mardin

                 Hasip Kaplan                                   Pervin Buldan

   Şırnak                                                      Iğdır

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ SAVUNMA KOMİSYONU BAŞKANI OĞUZ KAĞAN KÖKSAL (Kırıkkale) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Askeri tesislerin Katma Değer Vergisinden istisna edilmesini öngören bu düzenleme eşitsizliğe neden olacaktır. Bu gerekçeyle bu önergeyle eşitsizliğe yol açan bu durumun kaldırılması amaçlanmıştır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

46’ncı madde üzerinde bir adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 534 sıra sayılı Kanun Tasarısının 3212 sayılı Silahlı Kuvvetler İhtiyaç Fazlası Mal ve Hizmetlerinin Satış, Hibe, Devir ve Elden Çıkarılması; Diğer Devletler Adına Yurt Dışı ve Yurt İçi Alımların Yapılması ve Eğitim Görecek Yabancı Personel Hakkında Kanununun 1 inci maddesinde değişiklik öngören 46 ncı maddesinin kaldırılmasını arz ve talep ederiz.

                Pervin Buldan                                   Hasip Kaplan                                     Adil Zozani

                        Iğdır                                                Şırnak                                              Hakkâri                     Erol Dora                 İdris Baluken

                      Mardin                                              Bingöl

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ SAVUNMA KOMİSYONU BAŞKANI OĞUZ KAĞAN KÖKSAL (Kırıkkale) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Yapılan değişiklikle Silahlı Kuvvetler tarafından üretilen veya çeşitli yollarla temin edilen veya ihtiyaç fazlası her cins ve sınıf ikmal maddelerinin tahsisini öngören düzenleme ile kamu malları ve böylece kamu zarara uğratılacaktır. Bu gerekçeyle bu önergeyle oluşacak kamu zararının önüne geçilmesi amaçlanmıştır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

47’nci madde üzerinde bir adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 534 sıra sayılı Kanun Tasarısının 3212 sayılı Silahlı Kuvvetler İhtiyaç Fazlası Mal ve Hizmetlerinin Satış, Hibe, Devir ve Elden Çıkarılması; Diğer Devletler Adına Yurt Dışı ve Yurt İçi Alımların Yapılması ve Eğitim Görecek Yabancı Personel Hakkında Kanununun 2 nci maddesinde değişiklik öngören 47 nci maddesinin kaldırılmasını arz ve talep ederiz.

                   Adil Zozani                                     Pervin Buldan                                   İdris Baluken

                      Hakkâri                                               Iğdır                                                Bingöl

                 Hasip Kaplan                                       Erol Dora

                       Şırnak                                              Mardin

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ SAVUNMA KOMİSYONU BAŞKANI OĞUZ KAĞAN KÖKSAL (Kırıkkale) - Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Silahlı Kuvvetler tarafından üretilen veya çeşitli yollarla temin edilen veya ihtiyaç fazlası her cins ve sınıf ikmal maddelerinin tahsisini öngören bu düzenlemeyle tahsisler, kamu kurumları, özel kurumlar ve kuruluşlara yapılabilecektir. Kamu mallının özel kurum ve kuruluşlara tahsisini düzenleyen bu tasarı kamu malının zarar uğratılmasına ve bu tahsislerde kayırmalara neden olacaktır. Bu gerekçelerle bu önergeyle oluşacak kamu zararının önüne geçilmesi amaçlanmıştır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Hükûmetin bir düzeltme talebi vardır.

Buyurun Sayın Bakan.

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Muhterem Başkanım, 47’nci maddenin madde 2’nin birinci fıkrasındaki “kadro dışı bırakılan mal ve hizmetleri” demiş “mal ve hizmetlerin” olması lazım, yani bir “n” harfinin eklenmesi lazım.

BAŞKAN – Evet, düzeltme talebiyle birlikte maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

48’inci madde üzerinde bir adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 534 sıra sayılı Kanun Tasarısının 3212 sayılı Silahlı Kuvvetler İhtiyaç Fazlası Mal ve Hizmetlerinin Satış, Hibe, Devir ve Elden Çıkarılması; Diğer Devletler Adına Yurt Dışı ve Yurt İçi Alımların Yapılması ve Eğitim Görecek Yabancı Personel Hakkında Kanununun 3 üncü maddesinde değişiklik öngören 48 inci maddesinin kaldırılmasını arz ve talep ederiz.

                   Adil Zozani                                     Pervin Buldan                                   İdris Baluken

                      Hakkâri                                               Iğdır                                                Bingöl

                 Hasip Kaplan                                       Erol Dora

                       Şırnak                                              Mardin

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ SAVUNMA KOMİSYONU BAŞKANI OĞUZ KAĞAN KÖKSAL (Kırıkkale) - Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Yapılan değişiklikle mevcut düzenlemeden farklı olarak getirilen "destek" ibaresi gibi kavramlar muğlak kavramlardır. Bu kavramların neleri ifade ettiği ve kapsadığının açıkça belirtilmesi gerekmektedir. Bu gerekçeyle bu önergeyle ilgili düzenlemenin kaldırılması amaçlanmıştır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

49’uncu madde üzerinde bir adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 534 sıra sayılı Kanun Tasarısının 3212 sayılı Silahlı Kuvvetler İhtiyaç Fazlası Mal ve Hizmetlerinin Satış, Hibe, Devir ve Elden Çıkarılması; Diğer Devletler Adına Yurt Dışı ve Yurt İçi Alımların Yapılması ve Eğitim Görecek Yabancı Personel Hakkında Kanununun 6 ncı maddesinde değişiklik öngören 49 uncu maddesinin kaldırılmasını arz ve talep ederiz.

                Pervin Buldan                                   Hasip Kaplan                                     Adil Zozani

                        Iğdır                                                Şırnak                                              Hakkâri

                    Erol Dora                                       İdris Baluken

                      Mardin                                              Bingöl

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ SAVUNMA KOMİSYONU BAŞKANI OĞUZ KAĞAN KÖKSAL (Kırıkkale) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Gerekçe…

Gerekçe:

Yapılan değişiklikle başka ülkelerin silahlı kuvvetler personeline verilecek eğitimin gerektirdiği harcamaların ve masrafların ne şekilde yapılacağını belirleyen 244 sayılı Milletlerarası Antlaşmaların Yapılması, Yürürlüğü ve Yayınlanması İle Bazı Antlaşmaların Yapılması İçin Bakanlar Kuruluna Yetki Verilmesi Hakkında Kanun hükümlerinin uygulanması kaldırılmaktadır. Harcamaların ve masrafların nasıl ve ne şekilde yapılacağının belirlendiği 244 sayılı kanunun hükümlerinin dışarıda bırakılması yapılacak işlemlerde usulsüzlüklere neden olacaktır. Bu gerekçeyle bu önergeyle ilgili düzenlemenin kaldırılması amaçlanmıştır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

50’nci madde üzerinde bir adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 534 sıra sayılı Kanun Tasarısının 3212 sayılı Silahlı Kuvvetler İhtiyaç Fazlası Mal ve Hizmetlerinin Satış, Hibe, Devir ve Elden Çıkarılması; Diğer Devletler Adına Yurt Dışı ve Yurt İçi Alımların Yapılması ve Eğitim Görecek Yabancı Personel Hakkında Kanununun 7 nci maddesinde değişiklik öngören 50 nci maddesinin kaldırılmasını arz ye talep ederiz.

                Pervin Buldan                                   Hasip Kaplan                                     Adil Zozani

                        Iğdır                                                Şırnak                                              Hakkâri

                    Erol Dora                                       İdris Baluken

                      Mardin                                              Bingöl

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ SAVUNMA KOMİSYONU BAŞKANI OĞUZ KAĞAN KÖKSAL (Kırıkkale) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Gerekçe…

Gerekçe:

Yapılan değişiklikle, başka devletlere ve bu devletlerde bulunan kamu veya özel nitelikte kurum ve kuruluşlara mal veya hizmetin hibe edilmesinde Bakanlar Kurulu kararıyla kişi ve kuruluşların yetkili kılınması düzenlenmektedir. Son dönemlerde Hatay ve Adana illerimizde arama yapılmak istenen tırların Milli İstihbarat Teşkilatı yetkililerince "devlet sırrı" gerekçesiyle aranmasına izin verilmemesi kamuoyunda tartışmalara yol açmıştı. Bu düzenlemede Bakanlar Kurulu kararıyla yetkilendirilen Milli İstihbarat Teşkilatının bu faaliyetlerine kanuni dayanak sağlamaya yöneliktir. Bu gerekçeyle bu önergeyle ilgili maddenin kaldırılması amaçlanmıştır.

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

Yeni madde ihdasına dair bir önerge vardır, okutacağım, Komisyona soracağım. Salt çoğunlukla katılırsa önerge üzerinde, yeni bir madde olarak görüşme açacağım, katılmazsa önergeyi işlemden kaldıracağım.

Okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 534 sıra sayılı Kanun Tasarısının 50’nci maddesinden sonra gelmek üzere aşağıdaki maddenin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

               Mustafa Kalaycı                                 Mehmet Günal                                Yusuf Halaçoğlu

                       Konya                                              Antalya                                             Kayseri

                  Koray Aydın                                      Şefik Çirkin                                 S. Nevzat Korkmaz

                     Trabzon                                              Hatay                                               Isparta

“MADDE 51- 18/3/1986 tarihli ve 3269 sayılı Uzman Erbaş Kanununun 5’inci maddesinde yer alan “kırkbeş yaşına” ibareleri “altmış yaşına” şeklinde değiştirilmiş ve maddenin sonuna aşağıdaki fıkra eklenmiştir.

“Astsubay ve uzman jandarmalara ilgili mevzuat uyarınca uygulanan emeklilik sistemine ilişkin hükümler uzman erbaşlara da uygulanır.”

BAŞKAN – Komisyon önergeye salt çoğunlukla katılıyor mu?

MİLLÎ SAVUNMA KOMİSYONU BAŞKANI OĞUZ KAĞAN KÖKSAL (Kırıkkale) – Mustafa Kalaycı ve arkadaşlarının verdiği yeni madde ihdasına dair önergeyi görüşmek üzere Komisyonu davet ediyorum.

Evet, Komisyonumuz gelmediğine göre salt çoğunluğumuz yoktur, katılamıyoruz.

BAŞKAN – Evet, önergeyi işlemden kaldırıyorum.

51’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

52’nci madde üzerinde bir adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 534 sıra sayılı Kanun Tasarısının 52’nci maddesinde yer alan “Ancak, bunlara uygulanacak ek gösterge rakamı 2200’ü geçemez.” cümlesinin madde metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

               Mustafa Kalaycı                                 Mehmet Günal                                Yusuf Halaçoğlu

                       Konya                                              Antalya                                             Kayseri

                  Koray Aydın                                      Şefik Çirkin                                 S. Nevzat Korkmaz

                     Trabzon                                              Hatay                                               Isparta

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ SAVUNMA KOMİSYONU BAŞKANI OĞUZ KAĞAN KÖKSAL (Kırıkkale) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Uzman erbaşlara dereceleri itibariyle astsubaylar için belirlenmiş olan ek göstergelerin 2/3’ünün uygulanmasında ek gösterge rakamının 2200’üniversite geçemeyeceğine dair sınırlama kaldırılmaktadır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

53’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

54’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

55’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Yeni madde ihdasına dair bir adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Askerlik Kanunu ve Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 55. maddesinden sonra gelmek üzere 56. maddenin eklenmesini teklif ederiz.

                   Engin Altay                                  Mustafa Moroğlu                                  Hasan Ören

                       Sinop                                                İzmir                                               Manisa

                 Ali Demirçalı                                     Levent Gök                               Mehmet Hilal Kaplan

                       Adana                                              Ankara                                             Kocaeli

MADDE 56 - 3466 sayılı Uzman Jandarma Kanununun 21 inci maddesinin ikinci paragrafı aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

“Uzman jandarmalara dereceleri karşılığı 926 sayılı Türk Silahlı Kuvvetleri Personel Kanununa ekli III sayılı astsubaylar için ek gösterge tablosu uygulanır.

"Çeşitli Kanun, Kanun Hükmünde Kararname ve Kararnameler ile jandarma sınıfı astsubaylara verilen komutanlık, makam, temsil, görev, temininde güçlük çekilen eleman zammı, dalgıç, kurbağa adam, paraşüt, denizci vb. ilave ödemeler, görevlendirildikleri astsubay kadroları rütbesi karşılığı miktarında, astsubay kadrolarında görevli uzman jandarmalara da ödenir."

BAŞKAN – Komisyon önergeye salt çoğunlukla katılıyor mu?

MİLLÎ SAVUNMA KOMİSYONU BAŞKANI OĞUZ KAĞAN KÖKSAL (Kırıkkale) – Sayın Engin Altay ve arkadaşlarının verdiği ek madde ihdasına dair önergeyi görüşmek üzere Komisyonu davet ediyorum.

Salt çoğunluğumuz olmadığı için katılamıyoruz.

BAŞKAN – Önergeyi işlemden kaldırıyorum.

Madde 56’ya bağlı ek 2’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Madde 56’ya bağlı ek 3’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

57’nci madde üzerinde bir adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 534 sıra sayılı Kanun Tasarısının 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanununun 20 nci maddesinin üçüncü fıkrasının son cümlesinde değişiklik yapılmasını öngören 57 nci maddesinin kaldırılmasını arz ve talep ederiz.

                Pervin Buldan                                   Hasip Kaplan                                     Adil Zozani

                        Iğdır                                                Şırnak                                              Hakkâri

                    Erol Dora                                       İdris Baluken

                      Mardin                                              Bingöl

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ SAVUNMA KOMİSYONU BAŞKANI OĞUZ KAĞAN KÖKSAL (Kırıkkale) – Katılamıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet, katılıyor mu?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Terörle Mücadele Kanunun kaldırılmasının demokrasi ve insan hakları açısından öneminin sürekli ifade edildiği, partimiz ve demokratik kamuoyu tarafından kaldırılmasının talep edildiği ve bizzat Başbakan tarafından kaldırılacağının beyan edildiği bir süreçte bu kanunda değişiklik yapılması doğru değildir.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

58’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

59’uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

60’ıncı maddeyi oylarınızı sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

61’inci madde üzerinde iki adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Askerlik Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı'nın 61.maddesinde düzenlenen 353 sayılı Kanun'un 15/A maddesindeki "Cumhurbaşkanı" ibarelerinin "Danıştay" olarak değiştirilmesi ile 353 sayılı Kanun'un 15/A maddesinin ilk fıkrasında "görevleriyle ilgili" ibaresinden sonra "görevleri sırasında" ibaresinin eklenmesi arz ve teklif ederiz.

     Engin Altay                                      Haydar Akar                                  Mustafa Moroğlu

                       Sinop                                              Kocaeli                                               İzmir

                   Levent Gök                              Kemal Değirmendereli                            Muharrem Işık

                      Ankara                                              Edirne                                             Erzincan

                  Veli Ağbaba

                     Malatya

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 534 sıra sayılı Kanun Tasarısının 353 sayılı Askeri Mahkemeler Kuruluşu ve Yargılama Usulü Kanununa 15/A maddesinin eklenmesini öngören 61 inci maddesinin kaldırılmasını arz ve talep ederiz.

                Pervin Buldan                                     Adil Zozani                                      İdris Baluken

                        Iğdır                                               Hakkâri                                              Bingöl

                 Hasip Kaplan                                       Erol Dora

                       Şırnak                                              Mardin

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ SAVUNMA KOMİSYONU BAŞKANI OĞUZ KAĞAN KÖKSAL (Kırıkkale) - Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Bu madde ile Genelkurmay Başkanı, Kara, Deniz ve Hava Kuvvetleri Komutanıyla ilgili soruşturma açılmasına Başbakan, Jandarma Genel Komutanı hakkında soruşturma açılmasına ise İçişleri Bakanı karar verecektir. Ayrıca soruşturma izni verilse de bu soruşturmayı özel kurullar yapacaktır. Kurul yaptığı soruşturma raporunu izin vermeye yetkili mercie sunacak, kamu davası açılıp açılmamasını da yine yetkili mercii karar verecektir. Bu düzenleme birçok yönüyle yanlışlıklar içermektedir. Genelkurmay Başkanı ve Kuvvet Komutanlarının yargılanmasında, Başbakanın izni aranan bu düzenleme ile suç işleyen ilgili görevlilere "dokunulmazlık zırhı" uygulanacaktır. Ayrıca kurulun raporu sonucunda kovuşturma yapılıp yapılmamasına Başbakanın ve İçişleri Bakanının karar vermesi, yürütme organına yargı yetkisi sağlayacaktır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Askerlik Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı'nın 61. maddesinde düzenlenen 353 sayılı Kanun'un 15/A maddesindeki "Cumhurbaşkanı" ibarelerinin "Danıştay" olarak değiştirilmesi ile 353 sayılı Kanun'un 15/A maddesinin ilk fıkrasında "görevleriyle ilgili" ibaresinden sonra "görevleri sırasında" ibaresinin eklenmesi arz ve teklif ederiz.

Mustafa Moroğlu (İzmir) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ SAVUNMA KOMİSYONU BAŞKANI OĞUZ KAĞAN KÖKSAL (Kırıkkale) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet, katılıyor mu?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Mustafa Moroğlu, İzmir Milletvekili.

MUSTAFA MOROĞLU (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; Ankara Milletvekilimiz Levent Gök bu maddenin hem Cumhurbaşkanıyla Başbakan arasındaki ilişkiler açısından hem de Cumhurbaşkanına Anayasa’da tanımlanan görevlerine uymayan bir görev yüklediğiniz açısından detaylıca gerekli açıklamaları yaptı ve bir duyarlılığa davet etti. Aslında ben de konuşmama başlarken bütün milletvekilli arkadaşlarım eğer dinlerlerse ve beraberce bazı konuları buralarda düzeltebilirsek tarihe karşı sorumluluklarımızı yerine getirmiş oluruz diye düşündüm ama 61 maddenin görüşülmesinde yine anlaşıldı ki gruplar tarafından ne öneriliyorsa, maddelerin nasıl geçmesi isteniyorsa burada konuşmalar hiç dikkate alınmadan ve herhangi bir düzeltme konusunda çaba harcamadan 61 maddelik bir kanunu iki saat gibi bir zamanda geçirerek bir rekor daha kırdık.

Keşke, özellikle Anayasa açısından sakıncalar içeren 61’inci maddenin değiştirilmesi konusunda, Cumhurbaşkanına büyük sorumluluklar yükleyen ve Anayasa’ya aykırı olan maddeye iki kelimeyi, “görevleri sırasında” kelimelerini koyabilseydik ve “Cumhurbaşkanı” ibaresi yerine de itiraz mercisini Danıştay yapabilseydik hem Anayasa’ya uygunluk açısından iyi bir iş yapmış olurduk hem de Türk Silahlı Kuvvetlerinin korunması açısından da iyi bir görev yapmış olurduk diye düşünüyorum ve bu önergeye ret veren Millî Savunma Bakanımızın temsil ettiği Hükûmetimizi ve Komisyonumuzu temsil eden AKP iktidarı milletvekili arkadaşlarımı bir kez daha uyarmayı ve yanlış bir iş yaptıklarını belirtmeyi bir görev sayıyorum.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

62’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

63’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

64’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Böylece üçüncü bölümde yer alan maddelerin oylamaları tamamlanmıştır. Tasarının görüşmeleri de tamamlanmıştır.

Tasarının tümü açık oylamaya tabidir.

Açık oylamanın şekli hakkında Genel Kurulun kararının alacağım.

Açık oylamanın elektronik oylama cihazıyla yapılmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Oylama için beş dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, toplantı yeter sayısı yoktur, birleşime beş dakika ara veriyorum.

                                                                               Kapanma Saati: 02.01

ON BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 02.04

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), İsmail KAŞDEMİR (Çanakkale)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 58’inci Birleşiminin On  Birinci Oturumunu açıyorum.

534 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın tümün açık oylamasında toplantı yeter sayısı  bulunamamıştı.

Şimdi, açık oylamayı elektronik cihazla tekrarlayacağız.

Oylama için iki dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, 534 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın tümünün 2’nci defa yapılan oylamasında da toplantı yeter sayısı bulunamadığından sözlü soru önergeleri ile alınan karar gereğince, kanun tasarı ve teklifleri ile komisyonlardan gelen diğer işleri sırasıyla görüşmek için, 11 Şubat 2014 Salı günü saat 15.00’te toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum.

Kapanma Saati. 02.07



(x) 524 S. Sayılı Basmayazı 28/1/2014 tarihli 53’üncü Birleşim Tutanağı’na eklidir.

(X)  Açık oylama kesin sonuçlarını gösteren tablo tutanağa eklidir.

(X)  534 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

(x) Bu bölümde Hatip tarafından Türkçe olmayan kelimeler ifade edildi.