TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

                                                                                TUTANAK DERGİSİ

 

                                                                                                54’üncü Birleşim

                                                                                        29 Ocak 2014 Çarşamba

 

(TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

                                                                                               İÇİNDEKİLER

 

 

I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II.- GELEN KÂĞITLAR

III.- YOKLAMALAR

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- İstanbul Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu’nun, kamyoncuların K belgesiyle ilgili sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

2.- Batman Milletvekili Bengi Yıldız’ın, faili meçhul cinayetlere ve kayıplara ilişkin gündem dışı konuşması

3.- Bursa Milletvekili Hakan Çavuşoğlu’nun, Batı Trakya Türk azınlığının 29 Ocak Millî Direniş Günü’ne ilişkin gündem dışı konuşması

 

V.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- İstanbul Milletvekili Abdullah Levent Tüzel ve 22 milletvekilinin, Aliağa ve çevresinde yapılması planlanan termik santrallerin yaratacağı insan sağlığı, tarımsal üretim ve çevre sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/839)

2.- Nevşehir Milletvekili Ebu Bekir Gizligider ve 24 milletvekilinin, yer altı depoculuğunu geliştirmek ve hizmet kalitesini artırmak için yapılması gerekenlerin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/840)

3.- Ankara Milletvekili Aylin Nazlıaka ve 20 milletvekilinin, Devlet Tiyatrolarının ve tiyatro sanatçılarının sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/841)

 

VI.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- CHP Grubunun, Aydın Milletvekili Metin Lütfi Baydar ve arkadaşları tarafından bazı bakanlar hakkında hazırlanan fezlekelerin TBMM'ye ulaştırılmaması konusunun araştırılarak sorumluların ortaya çıkarılması amacıyla 28/1/2014 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 29 Ocak 2014 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

 

VII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- İzmir Milletvekili Mustafa Moroğlu’nun, Muş Milletvekili Sırrı Sakık’ın CHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

2.- Muş Milletvekili Sırrı Sakık’ın, İzmir Milletvekili Mustafa Moroğlu’nun sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

3.- Kayseri Milletvekili İsmail Tamer’in, Muş Milletvekili Sırrı Sakık’ın CHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

4.- İstanbul Milletvekili Ali Özgündüz’ün, Bartın Milletvekili Yılmaz Tunç’un CHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

5.- Bartın Milletvekili Yılmaz Tunç’un, İstanbul Milletvekili Ali Özgündüz’ün sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında AK PARTİ Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

6.- Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Ayşenur İslam’ın, Eskişehir Milletvekili Ruhsar Demirel’in 524 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 16’ncı maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

7.- Eskişehir Milletvekili Ruhsar Demirel’in, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Ayşenur İslam’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

8.- Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Ayşenur İslam’ın, Eskişehir Milletvekili Ruhsar Demirel’in sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

 

VIII.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Ayşe Nur Bahçekapılı’nın, Kayseri ve Sivas yakınlarında meydana gelen trafik kazalarında hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet dilediğine ilişkin konuşması

2.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Ayşe Nur Bahçekapılı’nın, Maliye Bakanının ikiz bebeklerine sağlıklı, mutlu, uzun yıllar dilediğine ilişkin konuşması

 

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/242, 2/80) (S. Sayısı: 156)

2.- Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu Raporları (1/484) (S. Sayısı: 287)

3.- Bartın Milletvekili Yılmaz Tunç ve 77 Milletvekilinin; Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve Adalet Komisyonu Raporu (2/1929) (S. Sayısı: 523)

 

4.- Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Manisa Milletvekili Erkan Akçay ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın; Terörle Mücadele Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, Manisa Milletvekili Erkan Akçay ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın; Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, İzmir Milletvekili Hülya Güven ve 31 Milletvekilinin; Sosyal Hizmetler Kanunu ile Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi, Diyarbakır Milletvekili Cuma İçten ve Rize Milletvekili Hasan Karal ile 6 Milletvekilinin; Adana Milletvekili Necdet Ünüvar ve Sivas Milletvekili Hilmi Bilgin ile 4 Milletvekilinin; Sivas Milletvekili Hilmi Bilgin ve 15 Milletvekilinin; Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifleri ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/796, 2/1160, 2/1183, 2/1608, 2/1927, 2/1928, 2/1937) (S. Sayısı: 524)

 

5.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile İtalya Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Çevre Koruma ve Sürdürülebilir Kalkınma Alanlarında İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ile Çevre Komisyonu ve Dışişleri Komisyonu Raporları (1/682) (S. Sayısı: 385)

6.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile İran İslam Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Doğal Kaynaklar ve Su Havzası Amenajmanı Üzerine Mutabakat Zaptının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ile Çevre Komisyonu, Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu ile Dışişleri Komisyonu Raporları (1/441) (S. Sayısı: 266)

 

X.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, gemi sanayinin geliştirilmesi için yürütülen projelere ve gemicilik sektörüne verilen desteklere ilişkin sorusu ve Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Lütfi Elvan'ın cevabı (7/35611)

2.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, ihracatçıların uğradığı zararlara ilişkin sorusu ve Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanı Lütfi Elvan'ın cevabı  (7/35613)

3.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, Bakanlık tarafından gerçekleştirilen gazete ve ikram malzemeleri alımlarına ilişkin sorusu ve Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati Yazıcı’nın cevabı (7/36207)

4.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, Bakanlıkta görev yapan memurların maaşlarına ve Bakanlığa yönelik denetimlere ilişkin sorusu ve Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati Yazıcı’nın cevabı (7/36372)

5.- İstanbul Milletvekili Celal Adan’ın, eski bakanlara tahsis edilen makam araçlarına ilişkin sorusu ve Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekçi'nin cevabı  (7/36825)

 

29 Ocak 2014 Çarşamba

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.00

BAŞKAN: Başkan Vekili Ayşe Nur BAHÇEKAPILI

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Muharrem IŞIK (Erzincan)

----- 0 -----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 54’üncü Birleşimini açıyorum.

III.- Y O K L A M A

BAŞKAN – Elektronik cihazla yoklama yapacağız.

Üç dakikalık süre veriyorum ve süreyi başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce üç sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

Gündem dışı ilk söz, kamyoncuların K belgesi sorunları hakkında söz isteyen İstanbul Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu’na aittir.

Buyurun Sayın Aslanoğlu. (CHP sıralarından alkışlar)

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- İstanbul Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu’nun, kamyoncuların K belgesiyle ilgili sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; hepinize saygılar sunuyorum.

Değerli arkadaşlar, konuyu çok basit bir şekilde anlatacağım. Vicdanlarınıza, adalet duygunuza seslenmek istiyorum. Bir şoför esnafı, geçimini, nafakasını şoförlük yaparak… 1 kamyonu olan esnafla 50 kamyonu, 100…

BAŞKAN – Sayın Aslanoğlu, bir dakikanızı rica edeceğim.

Sayın milletvekilleri, büyük bir uğultu var salonda. Lütfen hatibe saygı gösterelim. Lütfen… Teşekkür ederim.

Buyurun Sayın Aslanoğlu.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – Süremi yeniden başlatırsanız Başkanım…

BAŞKAN – Süreyi ekleyeceğim.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – 1 kamyonu olan bir esnafla 50 kamyonu, 100 kamyonu olan şirketler ve kişiler, hepsinden 17 bin lira... 1 kamyonu olan da K belgesi almak için 17 bin lira ödüyor, 50 kamyonu olan da 100 kamyonu olan da. Arkadaşlar, bu ne haktır ne adalettir ne vicdana sığar; hiçbir vicdana sığmaz. Şoför esnafı geçimini bununla sağlıyor. Bunlar şirketleşmiyor, bir kamyonu borçla alıyor, mazot belli, diğer tamir, hepsi belli. Yani, bu açıdan, Ulaştırma Bakanlığı bu insanlardan 17 bin lira alırken 100 kamyonu olandan da 17 bin lira almasını ben vicdanımda kabul edemiyorum. Bu nedenle, bunun mutlak değiştirilmesi lazım. Gelin, indirin bu fiyatları; örneğin, 1 arabası olandan almayın, 2 arabası olandan bin lira alalım -3 arabası, 5 arabası- kademeli yapalım arkadaşlar. Eğer vicdan ve hak varsa bunu böyle yapalım.

Yine, şoför esnafımızın en büyük sorunu bir de C belgesi var arkadaşlar -bu K belgesiydi- C belgesi alanlar uluslararası taşıma yapıyor ve onlar da hem yurt içi hem yurt dışı taşıma yetkisine sahip. Uluslararası taşıma yaptıkları için, oradan aldıkları mazotları yurt içi taşımada kullanarak… Yani, benim Denizli’mden bir esnaf kardeşim, Malatya’dan bir esnaf kardeşim çok yüksek fiyatta mazot alıyor fakat C belgesine sahip şoför esnaf uluslararası taşıma yaptığı zaman oradan getirdiği mazotlarla yurt içi taşıma yapıyor ve rekabet koşullarında çok zor durumda kalıyor arkadaşlar. Eğer, bir yerde rekabet koşulları eşit koşulda değilse arkadaşlar burada yurt içinde taşıma yapan şoför arkadaşlarım çok güç durumda kalıyor.

Yine, bu K belgelerini Ulaştırma Bakanlığı bölge müdürlüklerine satıyorlar. Bölge müdürlükleri zannediyorum ki 13 ilde var. Yani, Hakkâri’deki bir şoför arkadaşım kalkıp bölge müdürlüğü olan yere hakikaten çok zor koşullarda gidiyor.

Arkadaşlar, K belgesini kim satar? Şoförler ve Otomobilciler Derneğine zimmetleyin; bunun yetkilisi, bunu bilen kurum Şoförler ve Otomobilciler Derneğidir. Tüm K belgelerini 13 bölge  müdürlüğüne satmak yerine Şoförler ve Otomobilciler Derneğinde satmak şoför esnafına yapılacak en büyük hizmettir ama her ne hikmetse yine, belgeyi… 1 kamyon aldım, 17 bin lira ödedim, bir ay sonra bu kamyonu sattım, 17 bin gitti; bir ay sonra bir başka kamyon aldım, bir daha 17 bin ödüyorum. Arkadaşlar, bu ne haktır ne adalettir. (CHP sıralarından alkışlar) Eğer bana bir K belgesi veriyorsanız belli bir süre sonra, üç yıl, beş yıl sonra, bu eğer benim hakkımsa bende kalsın. C belgesi alanların arkadaşlar, C belgesi olanların üçüncü kişilere devretme olanağı var, o C belgesini devrettiriyorsunuz ama K belgesini niye devrettirmiyorsunuz? Niye? 1 kamyonu olan esnafı güç durumda bırakmak için. C belgeliler genelde uluslararası taşıma yapan şirketler, ucuz mazot alıyorlar ve maalesef üzülerek söylüyorum, C belgesine sahip olanlar -hiçbir emek vermeden- C belgelerini üçüncü kişilere kiralayarak buradan bir avantaj sağlıyorlar nakliyecilik yapmadan, yani K belgesiyle C belgesi…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – Başkanım, peki, teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz.

Sürenizi verdik.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Öyle mi? Tamam.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz.

Gündem dışı ikinci söz, Silopi kayıpları hakkında söz isteyen Batman Milletvekili Bengi Yıldız’a aittir.

Buyurun Sayın Yıldız. (BDP sıralarından alkışlar)

2.- Batman Milletvekili Bengi Yıldız’ın, faili meçhul cinayetlere ve kayıplara ilişkin gündem dışı konuşması

BENGİ YILDIZ (Batman) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; kayıplar ve faili meçhuller bu ülkenin kanayan bir yarasıdır. Faili meçhul cinayetlerde yaşamını yitiren başta Vedat Aydın, Musa Anter gibi aydınlarımız olmak üzere, tüm faili meçhulleri ve kayıpları saygıyla buradan anmak istiyorum.

Değerli arkadaşlar, 25 Ocak 2001 yılında, yani bundan on üç yıl önce, Şırnak’ın Silopi ilçesinde, HADEP İlçe Başkanı Serdar Tanış ile ilçe yöneticisi Ebubekir Deniz, çağrıldıkları ilçe jandarma karakoluna gittikten sonra bir daha kendilerinden haber alınamadı, görgü tanıkları ve şahitlere rağmen olay bugüne kadar aydınlatılamadı.

Faili meçhul cinayetler ve kayıplar hangi ülkelerde hayata geçiyor? Genelde otoriter rejimler ve askerî diktatörlüklerle yönetilen ülkelerde; Şili, Arjantin, Somali, Bosna, Türkiye ve son günlerde Mısır, Irak, Suriye gibi savaşın yaşandığı ülkeler. 

Türkiye'de kayıplar 12 Eylül darbesiyle başladı ve 1990’larda yürütülen kirli savaşla doruğa çıktı.

Faili meçhul ve kayıplar konusunda açıklanan rakamlar her zaman değişken ve tartışmalı olmuştur. Türkiye İnsan Hakları Vakfına göre gözaltında kayıp sayısı 750, faili meçhul cinayet sayısı 1.901 iken, sadece Diyarbakır Özel Yetkili Savcılığında 10 bini aşkın faili meçhul ve bini aşkın kayıp dosyası bulunduğunu hatırlatmak isteriz.

Değerli arkadaşlar, ilginç olan nokta -bu Adalet ve Kalkınma Partisini yakından ilgilendiriyor- gözaltılara karşı Gözaltında Kayıplara Karşı Önlem Sözleşmesi var, Türkiye hâlen bunu imzalamamıştır, demek ki Türkiye'nin kayıplar ve faili meçhuller gibi bir problemi olmamıştır AKP Hükûmetine göre. Devlet kayıplar konusunda kapı gibidir, faili bellidir ama herkes bunu duymazlıktan gelir. Bu duymazlıktan gelme olayı, Hrant Dink’in dediği gibi insanlarda bir güvercin tedirginliği yaratmaktadır.

Ülkemize benzer ülkeler ne yapmış değerli arkadaşlar? Öncelikle hakikatleri araştırma komisyonları kurmuş ve geçmişle yüzleşmişlerdir. Ülkemizde analar hâlen başında yas tutacakları ve dua edecekleri bir mezar arayışındadırlar. Ülkemizde ne yazık ki yasların ertelendiği bir insan gerçekliğiyle karşı karşıyayız. Faili meçhul kayıplarda yas olayı gerçekleşmediği zaman, bunu, ömür boyunca özellikle ailenin üzerinden atamadığını, sürekli beraberinde yaşattığını görüyoruz.

Gözaltında kayıplara karşı ilk örgütlü mücadele, kayıp yakınları ve insan hakları savunucularınca, Hasan Ocak’ın devlet tarafından kaybedildiği ve katledildiği ortaya çıkınca 27 Mayıs 1995’te başlatıldı. Büyük bir özveri ve kararlılıkla yürütülen bu mücadele daha sonra “Cumartesi Anneleri” adını alacaktı. Dünyanın en uzun süreli sivil itaatsizlik eylemlerinin başında gelen Cumartesi Anneleri eyleminde, devletin tavrı, özür dilemek yerine bu etkinliğe katılanlara gaz sıkmak, coplamak olmuştur. Devlet bu olayların görünür olmasını istememiş ve suçlu telaşıyla bu olayları bastırmaya çalışmıştır. Berfo Ana, Sayın Pervin Buldan bu eylemlerde simgeleşmiş, Sezen Aksu “Ben Anayım” şarkısıyla bu seslere ses katmıştır.

Faili meçhul cinayetler meselesinde ne yazık ki bugüne kadar sadece Ergenekon davasında Tuğgeneral Levent Ersöz ve Diyarbakır’da Şırnak Alay Komutanı Cemal Temizöz davası tek başına kalmıştır. Hâlen “İyi çocuktur…” Veya Veli Küçük’e kefil olan Fahri Kasırga’yı Başbakanlık Müsteşarlığına getiren bir Hükûmetle karşı karşıyayız. Bunlar yetmiyormuş gibi, son günlerde, AKP’nin Başkent Belediye Başkanı 21’inci yüzyılda, 2014 yılında yeni faili meçhul cinayetlerin, suikastların olacağını da haber vermektedir ki bu gerçekten de insanların tedirginliğini artırmaktadır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BENGİ YILDIZ (Devamla) – Kişilerle değil, sistemle ve sistemin kurumlarıyla hesaplaşmadığımız sürece, bu devlet, çetelerden, faili meçhullerden ve kayıplardan kurtulmayacaktır diyoruz.

Teşekkür ediyorum Sayın Başkan. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Yıldız.

Gündem dışı üçüncü söz, Batı Trakya 29 Ocak olayları hakkında söz isteyen Bursa Milletvekili Hakan Çavuşoğlu’na aittir.

Buyurun Sayın Çavuşoğlu. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

3.- Bursa Milletvekili Hakan Çavuşoğlu’nun, Batı Trakya Türk azınlığının 29 Ocak Millî Direniş Günü’ne ilişkin gündem dışı konuşması

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle Genel Kurulu saygıyla selamlarım.

Sayın milletvekilleri, bugün sizlere vatandaşı olduğu Yunanistan’ın kalkınması için çaba sarf eden, huzur ve refahına yönelik her türlü olumsuzluklardan hassasiyetle kaçınan, ana vatanı olarak kabul ettiği Türkiye için ise dilinden duasını eksik etmeyen Batı Trakya Müslüman Türk azınlığı ve bu azınlığın onur mücadelesi olarak tarihe geçen 29 Ocak Millî Direniş Günü’nden söz etmek istiyorum.

Sayın milletvekilleri, Batı Trakya, Yunanistan sınırları içerisinde kalan ve statüsü 24 Temmuz 1923 tarihli Lozan Anlaşması’yla belirlenmiş, yaklaşık 150 bin Müslüman Türk azınlığının yaşadığı bölgenin adıdır. Bu azınlık Yunanistan’a emanet edildiği tarihten itibaren çok çeşitli haksızlıklarla karşılaşmış ise de verdiği mücadelesinde hiçbir zaman meşruiyetin dışına taşmamış, millî ve manevi değerlerine ilişkin her türlü saldırılar karşısında onurlu bir duruş sergilemiştir.

Sayın milletvekilleri, işte bundan tam yirmi altı yıl önce bugün, verilen mücadelelerin bayraklaştığı gün olmuş ve azınlık tarafından 29 Ocak tarihi “Millî Direniş Günü” olarak adlandırılmıştır. Batı Trakya Müslüman Türk azınlığının sembol kuruluşlarından olan Gümülcine Türk Gençler Birliği ile Batı Trakya Türk Öğretmenler Birliği, isminde “Türk” ibaresi geçtiğinden bahisle Yunan mahkemeleri tarafından kapatılmıştır. Azınlığın Lozan Anlaşması ve birçok uluslararası metinlerle teminat altına alınmış millî kimliğine yönelik bu saldırı, azınlık arasında büyük bir infiale yol açmıştır. Bunun üzerine Azınlık Yüksek Kurulu bu kararı protesto etmek için 29 Ocak 1988 günü bir yürüyüş yapılmasına karar vermiştir. Ancak, Yunanistan makamları aynı gün, yer ve saatte Yunanlıların da bir karşı gösteri talebinde bulunduğunu ileri sürerek azınlığın bu talebine olumsuz yanıt vermiştir.

Diğer taraftan, radyoları vasıtasıyla azınlık mensuplarının bir araya gelmesinin yasaklandığı duyurulmuştur. Millî kimliğinin inkârı ve yok sayılması anlamına gelen bu kararları hiçbir şekilde kabullenemeyen binlerce azınlık mensubu, Gümülcine’de, Türk Gençler Birliğinin bulunduğu caddede toplanmıştır. Yine, kadınlı erkekli binlerce azınlık mensubu da köylerden Gümülcine’ye doğru akın etmiştir.

Gümülcine’de toplanan binlerce kişinin dağılmaya başladığı bir sırada, çevrede çatışma ve tutuklama olduğu haberlerinin gelmesiyle birlikte, dağılan kalabalık yeniden toplanmış, polisle çatışmalar yaşanmış ve pek çok kişi yaralanmıştır.

Sayın milletvekilleri, bu olayların meydana gelmesinden iki yıl sonra, 29 Ocak 1990 günü yıl dönümü vesilesiyle Gümülcine’de Eski Camii’de bir mevlit okutulması kararlaştırılmıştır. Ancak mevlit için belirlenen tarihten bir gün önce, yani 28 Ocak günü, Yunanistan’daki radyolar hastanede yatan bir Yunanlının kendisiyle aynı hastanede tedavi gören bir azınlık mensubu tarafından saldırıya uğradığını haber yaparak, Yunanlıları 29 Ocakta düzenlenecek bu mevlidi engellemeye çağırmışlardır. Yanı sıra, Gümülcine metropoliti de aynı amaçla çağrıda bulunmuştur. Son olarak, 29 Ocak sabahı, hastanede saldırıya uğradığı iddia edilen Yunanlının öldüğü haberleri radyodan yayılmıştır. Hâlbuki, gerçekte ne bu kimse ölmüştür ne de böyle bir kimseye saldırıda bulunulmuştur. Bu haber tamamen asılsız olarak üretilmiş ve fanatik Yunanlıları harekete geçirmeyi amaçlamıştır.

Nihayet yalan haber amacına ulaşmış, asılsız ölüm haberinin duyulmasından sonra Yunanlılar 8-10 kişilik gruplar hâlinde toplanarak Türk kahvehanelerine taş ve sopalarla saldırmışlar, çarşıda azınlık mensuplarına ait yüzlerce dükkânı yağmalamışlar, birçok azınlık mensubunu da yaralamışlardır. En acısı, tüm bu olaylar ne yazık ki Yunan polisinin gözleri önünde cereyan etmiştir.

Sayın milletvekilleri, azınlığın, millî kimliğini yok saymaya yönelik kararlara karşı canı pahasına göstermiş olduğu bu onurlu duruş bugün azınlık tarafından “Millî Direniş Günü” olarak adlandırılmakta ve Batı Trakyalıların kümelendiği birçok ülkede çeşitli etkinlerle anılmaktadır. Millî ve manevi değerlerine sımsıkı sarılarak, bu değerlerine yönelecek her türlü tehdit karşısında hukukun içinde kalarak varlık mücadelesi veren Batı Trakya Müslüman Türk azınlığını bugün vesilesiyle buradan bir kez daha selamlıyorum.

Bugün, medeniyet havzamızın muhtelif yerlerinde tarihin gönüllü bekçiliğini yapan soydaş ve kardeşlerimiz güven içinde olsun. Zira, artık daha güçlü bir Türkiye ve onları kendisine tarihin bir emaneti olarak telakki eden bir Başbakanımız vardır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Devamla) – Bu duygu ve düşüncelerle Genel Kurulu tekrar saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Çavuşoğlu.

Gündeme geçiyoruz.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

Meclis araştırması açılmasına ilişkin üç önerge vardır, okutuyorum:

V.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- İstanbul Milletvekili Abdullah Levent Tüzel ve 22 milletvekilinin, Aliağa ve çevresinde yapılması planlanan termik santrallerin yaratacağı insan sağlığı, tarımsal üretim ve çevre sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/839)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Uzun yıllardan beri ağır sanayi atıklarına maruz kalan Aliağa'nın, mevcut çevre sorunları çözümlenmeden bu bölgeye kömürle çalışacak 7 termik santralin yapılması planlanmaktadır. Aliağa ve çevresinde yapılması planlanan termik santrallerin yaratacağı kirliliğin, insan ve halk sağlığı, tarımsal üretim, doğal yaşam, yüzeysel ve yer altı suları, deniz suyu üzerindeki zararlı etkilerinin tespit edilmesi için Anayasa’nın 98 ve TBMM İç Tüzüğü’nün 104 ve 105’inci maddeleri uyarınca Meclis araştırması açılmasını arz ve teklif ederiz. 04/05/2012

1)   Abdullah Levent Tüzel                                         (İstanbul)

2)   Pervin Buldan                                                      (Iğdır)

3)   Hasip Kaplan                                                       (Şırnak)

4)   Sırrı Sakık                                                           (Muş)

5)   Murat Bozlak                                                       (Adana)

6)   Halil Aksoy                                                          (Ağrı)

7)   Ayla Akat Ata                                                       (Batman)

8)   İdris Baluken                                                       (Bingöl)

9)   Hüsamettin Zenderlioğlu                                      (Bitlis)

10) Emine Ayna                                                        (Diyarbakır)

11) Nursel Aydoğan                           (Diyarbakır)

12) Altan Tan                                                           (Diyarbakır)

13) Adil Zozani                                                         (Hakkâri)

14) Esat Canan                                                        (Hakkâri)

15) Sırrı Süreyya Önder                                            (İstanbul)

16) Sebahat Tuncel                                                  (İstanbul)

17) Mülkiye Birtane                                                  (Kars)

18) Erol Dora                                                           (Mardin)

19) Ertuğrul Kürkcü                            (Mersin)

20) Demir Çelik                                                        (Muş)

21) İbrahim Binici                                                     (Şanlıurfa)

22) Nazmi Gür                                                          (Van)

23) Özdal Üçer                                                         (Van)

Gerekçe:

Aliağa'da, petrol rafinerileri, demir çelik fabrikaları, gemi söküm tesisleri gibi çok sayıda ağır sanayi tesisinin yer aldığı 40'a yakın büyük sanayi tesisi, 2.900 iş yeri bulunmaktadır. Hâlen, bu yörede 2.384 megavat gücünde altı  (6) adet termik santral çalışır durumdadır. Lisans almış ve tesis aşamasına gelmiş üç (3) adet 1.600 megavatlık termik santral mevcuttur. Yine bu bölgede yedi (7) firma, termik santral kurmak için lisans beklemekte, talepleri EPDK’da inceleme ve değerlendirme aşamasında bulunmaktadır.

Termik santraller, özellikle kömürle çalışanlar atmosfere her saniye tonlarca CO2,  atık kül parçacıkları saçarak doğayı kirletmektedir. Örneğin, 1.000 MW gücünde bir kömür santrali bir yılda 2,5 milyon ton kömür tüketerek doğaya; 6 milyon ton C02 gazı, 600.000 ton atık kül yaymaktadır. 200 milyon bekerellik radyasyonu da eklemek gerekir.

Termik santralin etkileyeceği bölgeler başta Kozbeyli, Gencelli, Bağarası, Gerenköy, Yenifoça, Foça'dan başlayarak Karaburun'a, hatta Midilli'ye kadar ulaşmaktadır. Kısaca Kuzey Ege kıyıları, verimli ovalar, İzmir’in büyük bölümü termik santralden etkilenecektir.

Uzun yıllardan beri ağır sanayi atıklarına maruz kalan Aliağa’nın, mevcut çevre sorunları çözümlenmeden, yapılması planlanan 7 termik santralin Aliağa ve çevresinde telafisi olmayan kirlilik yaratacağı belirtilmektedir. Aliağa özelinde Bakırçay havzası, tarım, turizm, sanayi ve bunlara bağlı ticaret sektörünün canlı olduğu bir merkez durumundadır. Çevre örgütleri, kitle örgütleri, sendika ve meslek örgütleri, belediyeler tarafından, kirliliği artıracak en ufak bir tesisin bile insan sağlığını, doğayı, denizi tehdit edeceği uyarılarında bulunmakta ve termik santral kurulmasına itiraz edilmektedir.

Aynı bölgede, yirmi iki yıl önce 1990 yılında yapılması planlanan termik santrallerden, doğanın ve çevrenin korunması için harekete geçen bölge halkının tepkisi sonucu vazgeçilmiştir. Dönemin hükûmeti tarafından 6 Mayıs 1990’da bölgeye termik santral yapımından vazgeçilmiştir.

Ağır sanayi tesislerinin yoğun olarak bulunduğu ve yeterince arıtılmadan doğaya salınan atıkların havayı, toprağı ve yer altı sularını kirletmesiyle yaşamın birçok alanında ölümcül etkilere maruz kalan Aliağa'da, kanser vakalarının Türkiye ortalamasının çok üstünde olduğuna dair bulgular çevre ve sağlık örgütleri tarafından yapılan araştırmalarda ortaya konulmaktadır. Çevre örgütleri yaptıkları açıklamalarda, Aliağa'nın geleceğinin de tıpkı Kocaeli Dilovası'nda olduğu gibi yaşamın durma noktasına gelebileceği uyarısında bulunmaktadır.

Aliağa ve çevresinde yapılması planlanan termik santrallerin yaratacağı kirliliğin, insan ve halk sağlığı, tarımsal üretim, doğal yaşam, yüzeysel ve yer altı suları, deniz suyu üzerindeki zararlı etkilerinin tespit edilmesi, insan ve halk sağlığı tehlikelerinin ve çevre sorunlarının giderilmesi ve Meclis denetim çalışmaları bakımından büyük önem taşımaktadır.

2.- Nevşehir Milletvekili Ebu Bekir Gizligider ve 24 milletvekilinin, yer altı depoculuğunu geliştirmek ve hizmet kalitesini artırmak için yapılması gerekenlerin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/840)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Yer altı depoculuğunun geliştirilmesi, yasal bir mevzuata kavuşturulması, altyapı ve hizmet kalitelerinin yükseltilip iç ve dış yatırımcının hizmetine sunulabilmesi için alınacak tedbirlerin belirlenmesi amacıyla Anayasa’nın 98’inci ve TBMM İçtüzüğü’nün 104 ve 105’inci maddeleri uyarınca bir Meclis araştırması açılması hususunda gereğini arz ederiz.

1) Ebubekir Gizligider                                           (Nevşehir)

2) Ahmet Erdal Feralan                                         (Nevşehir)

3) Murat Göktürk                                                   (Nevşehir)

4) Mustafa Hamarat                                               (Ordu)

5) Mustafa Ataş                                                     (İstanbul)

6) Ömer Faruk Öz                                                  (Malatya)

7) Yüksel Özden                                                    (Muğla)

8) Sıtkı Güvenç                                                     (Kahramanmaraş)

9) Kemalettin Aydın                                               (Gümüşhane)

10) Tülay Selamoğlu                                             (Ankara)

11) Ahmet Öksüzkaya                                            (Kayseri)

12) İsmail Tamer                                                   (Kayseri)

13) Yaşar Karayel                                                 (Kayseri)

14) Ali Rıza Alaboyun                                            (Aksaray)

15) Yıldırım M. Ramazanoğlu                                 (Kahramanmaraş)

16) Cahit Bağcı                                                     (Çorum)

17) Ali Küçükaydın                                                (Adana)

18) Durdu Mehmet Kastal                                      (Osmaniye)

19) Harun Tüfekci                                                 (Konya)

20) Bilal Uçar                                                       (Denizli)

21) Muzaffer Aslan                                                (Kırşehir)

22) Alpaslan Kavaklıoğlu                                       (Niğde)

23) Ali Şahin                                                        (Gaziantep)

24) Ömer Selvi                                                      (Niğde)

25) İlhan İşbilen                                                   (İzmir)

Gerekçe:

Kaya oyma mekânlar ilimizde tarımsal, turistik ve ticari amaçlara hizmet etmekte olup ilimiz ekonomisinde önemli bir yere sahiptir. Kaya oyma mekânlar, ilimizde, merkez ilçeye bağlı Nar, Uçhisar, Göre, Çat, Kavak, Göreme, Ürgüp’e bağlı Ortahisar, Mustafapaşa beldelerinde ve Avanos ile Gülşehir ilçelerinde yoğunluk göstermektedir.

İç Anadolu ve özellikle Kapadokya bölgesinin jeolojisi yaklaşık 5 milyon yıl önce volkanik faaliyetler sonucunda oluşan 100-300 metre istifli genelde tüf kökenli yumuşak kayaçlardır. Tarımsal faaliyetler ve ürünlere bağlı olarak kaya yapıları yüzyıllardır küçükten büyüğe depo olarak kullanılmakta olup günümüzde ciddi bir ticari sektör hâlini almıştır. Bölgeye has kaya yapıları içerisinde yapılabilen, kimi zaman tarımsal amaçlı kimi zaman turistik ve ticari amaçlı bu yapılar bölgede varlığını sürdürmektedir.

Geçen zaman içerisinde bu yapılar gelişen teknolojiyle birlikte günümüzde modern yer altı tesislerinin yapıldığı (turistik kaya oyma tesisler, tarımsal amaçlı kaya oyma tesisler, hayvancılık ve ticari tesisler ve benzeri) bir hâle dönüşmüştür. Önceki dönemlerde el yordamı ile açılan küçük ölçekli kaya oyma mekânlar, teknolojik gelişmeler sayesinde, makineler yardımıyla içerisinde araçların dolaşabileceği büyük yapılar hâlini almıştır. Bu amaçla Nevşehir ilinde yapılmış bu tarz 2 binden fazla depo bulunmaktadır. Bazı soğuk hava depoları ise genişlikleri açısından dünyanın en büyük soğuk hava depoları arasındadır. Depolara konulan ürünlerin temizlenmesi, taşınması, nakliyesi alanlarında 5 bin çalışanı ile bölge insanın sosyoekonomik gücünü arttırmakta ve yeni istihdam imkânları oluşturmaktadır.

Kaya oyma mekânlar ciddi istihdam oluşturmaları, sağladığı katma değer ile bölgemizin kamu yararı adına "bacasız fabrikaları" niteliğinde olup bölge ve ülke ekonomisine de hatırı sayılır katkılar sağladığı açıktır. Örneğin bölgede depolanan sadece patates 1 milyon ton ve yatak limon 80 bin ton (yaklaşık 4 milyon 5 yüz bin sandık olup, limonun kendine has rengini ve tadını alabilmesi ancak sabit nem dengesi ile doğal ortamda sadece bölgemizde sağlanabilmektedir) rezervinin üzerindedir. Türkiye genelinde üretilen 5 milyon ton patatesin 2 milyon tonu üretim aşamasında anlık tüketilmekte olup geriye kalan ve depolara gönderilen 3 milyon ton Türkiye rezervinin üçte 1’i bölgemizdeki yer altı depolarında saklanmaktadır.

Söz konusu kaya oyma tarımsal amaçlı depolar, harici iklimlendirme gerektirmediğinden enerji maliyeti sıfıra yakındır. Yapılış maliyetleri açısından aynı büyüklükteki yer üstü soğuk hava depolarının üçte 1’i maliyetleri seviyelerinde oluşu, kayacın sabit nem dengesi gibi üstün ve doğal özellikleri sayesinde içerisine depolanan ürünün doğal yapısını bozmadan muhafaza etmesi, yer üstü soğuk hava depolarına göre enerji tüketimi 1/10 seviyelerinde oluşu vb. özellikleri itibariyle yatırımcılar açısından kaçınılmaz tercih sebebi olmakta ve ülkemiz açısından da çok büyük menfaatlere katkı sağlamaktadır.

Bütün bu olumlu katkılarının yanı sıra kaya oyma mekânların ruhsatlandırılmasında problemler yaşanmaktadır. Sistem üzerinden kesilen yapı ruhsatlarında bu mekânlar herhangi bir yapı sınıfına (betonarme-çelik, yığma yapı ve benzeri) dâhil edilememektedir. Bununla birlikte bölgede açılacak olan kaya mekânlarla ilgili ciddi bir planlama ve projelendirme çalışması yapılması bu sektörün uzun vadeli verimliliği ve güvenliği için zaruridir.

Bu tip yapılar açılmadan önce planlama aşamasında konunun uzmanları (MTA, üniversiteler vs.) ve ilgili meslek disiplinleri tarafından (inşaat mühendisliği, maden mühendisliği, jeoloji mühendisliği, jeofizik mühendisliği, harita mühendisliği) gerekli çalışmalar yapılarak planlama, projelendirme ve stabilite güvenliği ortaya konmalı ve yapılacak yasal düzenlemelerle ruhsatlandırma aşamasındaki eksiklikler giderilmelidir.

Bu nedenle, tarımsal depolamada enerji maliyeti sıfır olan yer altı depoculuğunu geliştirmek, hizmet kalitesini artırmak için alınacak tedbirlerin belirlenmesi, gerekli düzenlemelerin yapılması amacıyla bir Meclis araştırması komisyonu kurulması uygun görülmektedir.

3.- Ankara Milletvekili Aylin Nazlıaka ve 20 milletvekilinin, Devlet Tiyatrolarının ve tiyatro sanatçılarının sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/841)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Tiyatroyu ülkenin her köşesinde geniş halk kitleleriyle buluşturan, sanatın gelişmesine her alanda büyük katkı sağlayan, uzun yıllardır başarıyla hizmet veren Devlet Tiyatrolarının yaşadığı sorunların saptanması, Devlet Tiyatrolarının dünyadaki diğer örnekleriyle karşılaştırılması, tiyatro sanatçılarının sorunlarının araştırılması, var olan sorunlara etkin ve kalıcı çözümler bulunması amacıyla Anayasa'mızın 98, İç Tüzük’ün 104 ve 105’inci maddeleri gereğince Meclis araştırması açılmasını arz ve teklif ederiz.

1) Aylin Nazlıaka                                                    (Ankara)

2) Atilla Kart                                                           (Konya)

3) Mustafa Sezgin Tanrıkulu                                   (İstanbul)

4) Ramazan Kerim Özkan                                        (Burdur)

5) Mehmet Şeker                                                  (Gaziantep)

6) Namık Havutça                                                  (Balıkesir)

7) Mahmut Tanal                                                    (İstanbul)

8) Ömer Süha Aldan                                                (Muğla)

9) Rıza Türmen                                                        (İzmir)

10) Ahmet Toptaş                                             (Afyonkarahisar)

11) Müslim Sarı                                                     (İstanbul)

12) Ali İhsan Köktürk                                            (Zonguldak)

13) Bedii Süheyl Batum                                         (Eskişehir)

14) Turgut Dibek                                                   (Kırklareli)

15) Aykan Erdemir                                                   (Bursa)

16) Osman Oktay Ekşi                                            (İstanbul)

17) İlhan Demiröz                                                   (Bursa)

18) Gürkut Acar                                                      (Antalya)

19) Mehmet Hilal Kaplan                                        (Kocaeli)

20) Mevlüt Dudu                                                      (Hatay)

21) Doğan Şafak                                                     (Niğde)

Gerekçe:

Devlet Tiyatroları, cumhuriyetin en önemli kazanımlarından biridir. Ülkemizde tiyatronun çağdaş bir sanata dönüşmesinin temelleri 1927 yılında Muhsin Ertuğrul'un Darülbedayiyi kurmasıyla atılmıştır. Darülbedayideki gelişmelerin ardından Ankara Devlet Konservatuvarı açılmış ve 1949 yılında Devlet Tiyatroları resmen kurulmuştur.

1950'lerde tiyatronun yaygınlaştırılması, daha fazla izleyiciye ulaştırılması için devlet eliyle çabalar gösterilmiştir. Kasabalara ve köylere turneler düzenlemiş, tiyatro için uygun salon olmadığında, bazen düğün salonlarında bazen köy meydanlarında perdelerini açmıştır. 1960'lar ise tiyatro edebiyatı için parlak bir dönem olmuştur. Siyasal, ekonomik, kültürel açılardan önemli bir bilinçlenme aşamasının yaşandığı bu dönemde tiyatro, işçi ve köylü kesiminin sorunlarına eğilmiştir. 1970'lerde politik tiyatro üstünde durulmuştur. Bu dönemde sık sık yerli ve yabancı siyasal-belgesel oyunlar sahnelenmiştir. Bugün, Devlet Tiyatroları 13 ilde (Ankara, İstanbul, İzmir, Bursa, Adana, Antalya, Trabzon, Konya, Sivas, Diyarbakır, Van, Erzurum, Gaziantep) yaklaşık 30 sahneye sahiptir.

Devlet Tiyatrolarının misyonu, kurulduğu yıldan itibaren genç yazarları teşvik etmek ve çağdaş eserlerin yanı sıra prodüksiyonu zor ve pahalı olan klasikleri halkla buluşturmak olmuştur. Devlet Tiyatrolarının altmış üç yıllık geçmişi, birikimi ve deneyimli kadroları, aynı zamanda Cumhuriyet Türkiyesi'nin kültürel hafızasıdır.

Sanat, bir toplumu ileriye taşıyan, estetik duygusunu ve görsel algısını geliştiren en önemli unsurdur. Aynı zamanda, sanat toplumun aynasıdır; toplumun sesini, sorunlarını, taleplerini dile getirmektedir. Devlet Tiyatroları, perdelerini açtığı her yerde halkın sanatla buluşmasını sağlamaktadır.

Son yıllarda iktidar, sanat üzerinden eleştirel olmaktan çok baskıcı bir söylemle konuşmaktadır. İstanbul Büyükşehir Belediyesi Şehir Tiyatroları Yönetmeliği'nde yapılan değişiklikle başlayan ve son olarak Devlet Tiyatrolarının özelleştirilmesi yönünde yapılan açıklamalar kaygı verici bir boyuta ulaşmıştır. Avrupa'nın kasaba ölçekli kentlerinde dahi opera, tiyatro, bale salonlarına rastlanmaktadır ki bu da devlet desteğinin olduğunu göstermektedir. Hiç şüphesiz, pahalı yapımların ülkenin her köşesindeki yurttaşa ulaşması için devlet desteği çok önemlidir. Burada bahsi geçen "devlet desteği" mevcut iktidarların sanat üzerinde bir baskı kurması anlamına gelmemektedir.

Sanata devlet desteği, Avrupa'da kurumsallaşmış yapılar aracılığıyla yapılmaktadır. İngiltere'de sanat, kazanılmış gelirler, devlet yardımı, özel bağışlar ve sponsorluklar aracılığıyla finanse edilmektedir. Devlet, sanatı desteklemek için bir kurum oluşturmuştur fakat kuruma müdahale etmemektedir. İtalya'da ise sanata ilişkin yetkiler, devlet, bölgeler, il idareleri ve belediyeler arasında paylaşılmaktadır. Toplam mali desteğin yarısı ise devlet tarafından karşılanmaktadır. Bu örneklere bakıldığında, devletin sanata desteğinin sadece ülkemize ilişkin olmadığı görülecektir.

Devlet Tiyatroları açısından sanatsal özgürlüğün ve mali esnekliğin sağlanması son derece önemlidir. Devlet Tiyatrolarının mevcut durumunda yapılması gereken değişiklikler iktidarın değil, Devlet Tiyatrosu yöneticileri, sanatçılar, kültür sanat dernekleri ve meslek birlikleri ile birlikte alınması gereken kararlardır.

BAŞKAN - Bilgilerinize sunulmuştur.

Önergeler gündemdeki yerlerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki görüşmeler sırası geldiğinde yapılacaktır.

Sayın milletvekilleri, Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

VI.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- CHP Grubunun, Aydın Milletvekili Metin Lütfi Baydar ve arkadaşları tarafından bazı bakanlar hakkında hazırlanan fezlekelerin TBMM'ye ulaştırılmaması konusunun araştırılarak sorumluların ortaya çıkarılması amacıyla 28/1/2014 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 29 Ocak 2014 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

29/1/2014

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulunun 29/1/2014 Çarşamba günü (Bugün) yaptığı toplantısında siyasi parti grupları arasında oy birliği sağlanamadığından, grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                        Mehmet Akif Hamzaçebi

                                                                               İstanbul

                                                        Grup Başkan Vekili

Öneri:

Aydın Milletvekili Metin Lütfi Baydar ve arkadaşları tarafından, 28/1/2014 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına bazı bakanlar hakkında hazırlanan fezlekelerin TBMM'ye ulaştırılmaması konusunun araştırılarak sorumluların ortaya çıkarılması amacıyla verilmiş olan Meclis araştırma önergesinin (1262 sıra no.lu) Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak 29/1/2014 Çarşamba günlü birleşimde sunuşlarda okunması ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu önerisi lehinde birinci konuşmacı Aydın Milletvekili Metin Lütfi Baydar.

Buyurun Sayın Baydar. (CHP sıralarından alkışlar)

METİN LÜTFİ BAYDAR (Aydın) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 17 Aralık rüşvet ve yolsuzluk operasyonu sonrası bazı bakanlar hakkında hazırlanan fezlekelerin Türkiye Büyük Millet Meclisine neden bir türlü gönderilemediğinin araştırılması için vermiş olduğumuz araştırma önergesi hakkında Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Böyle bir konuşmayı Türkiye Büyük Millet Meclisi çatısı altında yapmış olmaktan ve yapmak zorunda kalmaktan üzüntü duyduğumu belirterek sözlerime başlamak istiyorum.

Değerli milletvekilleri, 17 Aralık 2013 tarihinde basına yansıyan haberlerde Avrupa Birliği Bakanı Egemen Bağış, Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar, İçişleri Bakanı Muammer Güler ve Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan hakkında fezlekelerin hazırlanarak Türkiye Büyük Millet Meclisine gönderildiği açıklanmıştır.

19 Aralık 2013 tarihli haberde ise söz konusu bakanların fezlekelerinin UYAP’a yüklendiğinin ifade edilmesine karşı, Adalet Bakanlığı yetkililerince Bakanlığa herhangi bir fezlekenin ulaşmadığı belirtilmiştir.

10 Ocak 2014 tarihinde çıkan haberlerde ise ilgili fezlekelerin Adalet Bakanlığına ulaştığı bilgisi yine Adalet Bakanlığı içerisinden  bir yetkiliye dayandırılarak sunulmuştur. Aynı yetkilice -Reuters’a yapmış olduğu açıklamada- fezlekelerin Bakanlık tarafından yapılacak incelemelerden sonra Türkiye Büyük Millet Meclisine gönderileceği ifade edilmiştir.

15 Ocak 2014 tarihinde ise Adalet Bakanı Bekir Bozdağ, konuyla ilgili olarak, kendilerinin postacı vazifesi gördüklerini ve kimsenin merak etmemesi gerektiğini, üzerlerine düşen sorumlulukları yerine getireceklerini basına açıklamıştır.

24 Ocak 2014 tarihinde ise fezlekelerin Türkiye Büyük Millet Meclisine ulaşmadığı basına yansıyan haberler ile ortaya çıkmıştır.

Adı geçen 4 bakandan başka, şu an hâlen görevde bulunan Adalet Bakanı Bekir Bozdağ hakkında da 2 ayrı fezlekenin bulunduğu ortaya çıkmıştır.

Bu fezlekeler nerededir? Fezlekelerin Türkiye Büyük Millet Meclisine ulaşmasını kimler engellemektedir? Bu gecikmenin açıklanmaya ihtiyacı vardır.

Değerli milletvekilleri, Anayasa’mızın 2’nci maddesinde, cumhuriyetimizin nitelikleri arasında hukuk devleti ilkesi belirtilmiştir. “Hukuk devletine sahip miyiz?” sorusu, 17 Aralık sonrası daha fazla sorulmaya başlanmıştır. Acaba ülkemizde hukuk var mıdır, yok mudur? Cevabı, Hükûmetin 17 Aralık sonrasındaki uygulamalarında gizli. 17 Aralıktan bu yana iktidar yetkililerinin ağızlarından düşürmedikleri kelimeler var: Çete, gizli örgüt, paralel devlet, dış mihraklar, iç mihraklar, Haşhaşiler gibi. Fakat ağızlarından bir şey çıkmadı: Hukuk.

Değerli milletvekilleri, iktidar için hukuk nasıl bir şey bakalım. Geçtiğimiz hafta sonunda Sayın Başbakanla ilgili olarak, Urla’da bulunan villalarla ilgili tapeler ve bunların çözümlemeleri yayımlandı. Bu ses kayıtları doğru mudur, değil midir, bu kayıtlar kimler tarafından ve ne maksatla kayıt altına alındı, bu ayrı bir konudur. Ancak, iddialar çok ciddidir. Çözümlemelerden anlaşılıyor ki Başbakan, Bakan, Vali, Kaymakam, Genel Müdür birlikte “Urla’ya nasıl villa yapılır?” diye çalışma yapılmış, konuyla ilgili bazı hocalara rapor yazdırılmış. Havuzlu villalar yapılmış, villalar yapılmış ama öyle kolay olmamış bu iş. İlk önce İzmir Valisi değiştirilmiş, değişiklik yapılırken de kimsenin dikkatini çekmesin diyerek Diyarbakır Valisiyle yer değiştirmişler, bir de demişler ki: “Bakın, çözüm süreci nedeniyle bu valilerin yerini değiştirdik.” Sonra 1’inci derecede sit olan bölgeyi, 3’üncü dereceye çevirmişler, sonra evin planlamasına geçilmiş, güzel güzel villaların, havuzun şekli çizilmiş. Bu arada işin bozulmaması için ilgili meclis komisyonundan da ayarlamalar yapılmış.

Erdoğan Bayraktar’ın deyimiyle soruşturma dosyasında var olan ve onaylanan imar planlarının büyük bir bölümü Sayın Başbakanın talimatıyla yapılmış. Yönetmelikler değiştirilmiş. Bizim anlayabildiğimiz kadarıyla el birliğiyle devlet yatmış kalkmış “Bu villaları nasıl yaparız?” çalışmasına girmiş, azmetmiş ve sonunda başarmış. Başarmış başarmasına ama bütün bu süreç kayıt altına alınmış, yazılmış, çizilmiş ve kayıtlar yayımlanmış.

Eğer bu kayıtlar doğru ise işte iktidar yetkilileri için hukuk böyle bir şey diyorum, ne pahasına olursa olsun olmayanı bile oldurtmak.

Değerli milletvekilleri, Urla konusunu kapatmadan önce bir belge açıklamak istiyorum. 20 Ağustos 2013 tarihinde, o zaman Bakan olan Erdoğan Bayraktar’a birkaç soru sordum: İzmir’in Urla ilçesine bağlı Zeytineli köyünde “Özel mülktür.” yazan bir koy olduğunu, bu özel mülkün kimlere ait olduğunu, ne zaman ve ne kadar bedel ile özel mülk olduğunu, ülkemizde bu şekilde “özel mülk” olarak adlandırılan, kapatılan koy sayısını sordum. Erdoğan Bayraktar bu soruma 4 Aralık 2013 tarihinde cevap verdi, verdiği cevap soruların hiçbirini karşılamamakta fakat son paragrafta şunu ifade ediyor: “Yönetmeliğin 59’uncu maddesi kapsamında gerekli denetimler başlatılmış ve sürdürülmektedir.” Şimdi, buradan yeni Bakana sormak istiyorum: Denetimler ne aşamadadır? Bu, “özel mülk” denilerek kapatılan alan kimindir? Burası ne kadar bedelle kapatılmıştır?

Değerli milletvekilleri, iktidarın hukuk anlayışına birkaç örnek daha vermek istiyorum. Türkiye Cumhuriyeti Genelkurmay Başkanı “terör örgütü üyesi” sıfatıyla içeri atılırken, bağımsız yargıya karışılamayacağını açıklayıp yıllardır, orduya bir oyun yapıldığını söyleyenlere karşı kulaklarını kapatan, “O davaların savcısıyım.” diye dolaşan, sonra ne hikmetse bir anda, yargının gizli bir yapılanma içinde olduğunu ve orduya kumpas kurulduğunu söyleyerek davaların avukatı olan, Türk Silahlı Kuvvetleri üst kademesinin yargılanmasına yönelik, Başbakan ve İçişleri Bakanından izin alınması için kanun tasarısı getiren kimlerdir?

Türk Silahlı Kuvvetlerinin resmî olarak yaptığı, kayıt altında olan, sivil kamyonlarla mühimmat taşınması işini tüm kanallara, devlet kanalına canlı yayın yaptırarak orduya iftira atan, kumpas kuran ama içi silah, mühimmat dolu 7 tırın durdurulmasını hazmedemeyen, savcıya “Kim oluyorsun?” diyerek “MİT’in işlerine kimse karışamaz.” diyen, bir valinin talimatıyla tırları aratmayan, Suriye’deki şeriatçı yapılara, El Kaide’ye MİT eliyle bunları gönderip, aramak isteyen savcıyı tehdit eden, bağımsız yargıya Valilik yazısıyla müdahale eden, o bölgedeki tüm emniyet ve yargı mensuplarının yerlerini değiştiren kimlerdir? (CHP sıralarından alkışlar)

Yüzlerce askerimizin hapis cezası almasına neden olan Balyoz, Poyrazköy ve amirallere suikast davalarının temelini oluşturan 5 no.lu hard disk için, TÜBİTAK’ın “Tarih ve saatiyle oynanmış.” raporunu vermesine rağmen bunca süre bekleyen, gıkını çıkarmayan, ancak, bakan çocuklarının odalarından para sayma makineleri çıkınca makineyi polisin koyduğunu iddia eden kimlerdir? Çocukları tutuklanan ve soruşturmada adı geçen bakanları ilk önce el üstünde tutan, daha sonra, rahatlamaları için istifa ettiren, görevlerinden alınan bir bakanın “Başbakan da istifa etsin.” açıklamasını duymayarak “Çürük yumurtaları temizledik.” diyenler kimlerdir?

Değerli milletvekilleri, 17 Aralık 2013 yolsuzluk ve rüşvet operasyonu sonrasında yaşananlar ülkemizi yönetenlerin düşünce anlayışını net bir şekilde ortaya koymuş, ileri demokrasi tanımı yapanların aslında yürütmede de ileri yürütme tanımı getirdiklerini gözler önüne sermiştir. Fezlekeler yetmiş iki gün geçmesine rağmen neden Türkiye Büyük Millet Meclisine gelememiştir? Bu sorunun açıklanmaya ihtiyacı vardır. Yasama olarak bu duruma bir son vermek, fezlekelerin kimler tarafından Meclisimize hâlâ getirilmediğini bulmak, haklarında iddialar bulunan bakanların söyledikleri gibi, kendilerine komplo kurulduğunun ispatlanabilmesi ve olayların açığa kavuşabilmesi açısından önem taşımaktadır. Verecek olduğunuz karar sadece sizi, bugünü değil; Türkiye Cumhuriyeti devletinin bekasını da etkileyecektir.

Sunmuş olduğumuz Meclis araştırma önergemize desteklerinizi bekler, hepinizi sevgi ve saygıyla selamlarım. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu önerisi üzerinde, aleyhinde olmak üzere birinci konuşmacı Muş Milletvekili Sayın Sırrı Sakık.

Buyurun Sayın Sakık. (BDP sıralarından alkışlar)

SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; ben de Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun vermiş olduğu araştırma önergesiyle ilgili düşüncelerimi ve grubun düşüncelerini sizlerle paylaşacağım. Bu vesileyle hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bu konuya gelmeden önce, geçen hafta birkaç kez burada seslendirdiğimiz Kayseri’deki o vahim olayla ilgili ne yazık ki bugün gazetelerde bazı haberler var. Bizim bu eleştirimizden sonra Kayseri milletvekilleri Kayseri’yi ziyaret ederler, yaralıları ziyaret ederler… Ve aynen şöyle açıklamaları var, bunu Meclis Başkan Vekili Yakut diyor, diyor ki: “Gelsinler, hastalarını ziyaret etsinler.” yani hastalarını ziyaret etsinler, yine bir ayrımcı dil var. “Hastalarını ziyaret etmeden, görmeden, nereden temin edildiği bilinmeyen bilgileri açıklıyorlar, yapıyorlar, doğru değil.” diyor. Oysaki Sayın Yakut, bu hastalar hastanedeydi, ilk giden bizdik, buraya taşıyan bizdik, siz görevinizi yapmadınız diye sizi eleştiren biziz yani bu ortadayken… Ve sonra diyor ki: “Bunları kaşımak istiyorlar.” Burada insanlığa karşı işlenen bir suçtan dolayı sizi insanlığa davet ediyoruz. Bizi yine karıştırıcı, bölücü olarak lanse ediyorsunuz. “Bunlar doğru değildir. Bunların işte kini var.” falan diyor. Benim ne kinim olacak? Ben size insanlığınızı hatırlatıyorum. Bir başka milletvekili de diyor ki: “Ya, ne yapsın Belediye Başkanı ya. Kefen vermiş, yıkamış, tabut vermiş, başka ne yapabilir?” Asıl işte sorun burada sevgili kardeşlerim.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) - Onu da lütuf olarak mı söylüyor? Lütfetmiş!

SIRRI SAKIK (Devamla) – Yani bize bu ülkede “Kefen, tabut ve bir ambülans yeter; alın, gidin, ölün.” diyorlar. Bir sosyal devletten bahsediyoruz. Burada ölen Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı değil, bir başka ülkenin vatandaşı da olabilir. Bu belediyenin görevi yasal olarak onları alıp, defnetmek, yâd etmek, dualarla defnetme hakkına sahip değil mi? İnsanlık da böyle emreder, yasa da böyle emreder. Siz, kendi arkadaşlarınıza eleştiriler, kendinizin yapamadıklarınızı… Dönüp sonra bizim ölüm üzerinde, tabut üzerinde siyaset yaptığımızı söylüyorsunuz, çok ayıp ediyorsunuz, günah işliyorsunuz. Ben şunu söylüyorum: Kimi günahlar var üstü örtülür, bağışlanır ama kimi günahlar vardır ki kabir defterine yazılır. Eğer siz ölülere, siz yaralılara bu şekilde yaklaşırsanız ben sizi Cenab-ı Allah’a havale ediyorum ve kabir defterine yazılan o günahlarınızla baş başa bırakıyorum.

Değerli arkadaşlar, ülkemiz olağanüstü bir süreçten geçiyor. Her gün bir yerde bir olayla karşı karşıyayız. Dün burada seslendirdik, Milliyetçi Hareket Partisine, İstanbul’daki saldırıyı Grup Başkanımız, grup başkan vekillerimiz, biz burada tasvip etmediğimizi -başsağlığı diledik- ve buradan dolayı bir tetikleme sürecinin yaşanacağına da dün işaret ettik. Hemen hayat bizi teyit etti çünkü biz uzun yıllardır ülkemizi tanıyoruz, sokakları tanıyoruz, ne yapılmak istendiğini çok açık, net biliyoruz.

Dün Kars’ta üniversiteli öğrencilere saldırı oldu, Bursa’da Kürt öğrencilere saldırı oldu -geceleyin, grup başkan vekillerimiz ve bizler geç saatlere kadar- Kürt mahallelerine saldırı oldu. Dikili’de HDP mitingine saldırı oldu, çok üzülerek söylüyorum, duyumdur, bu konuda sitemdir, bunun içinde Cumhuriyet Halk Partisinin üyelerinin olduğu da söyleniyor. Bunu sadece bir duyum olarak söylüyorum ve size dostça söylüyorum bunları.

Şimdi, birileri tetiklemek istiyor, birileri, evet, bu süreçte… 17 Aralıkta yeni bir süreç başladı. 17 Aralık neydi sevgili arkadaşlar? Aslında, çok planlı, projeli bir süreçtir 17 Aralık. Şimdi dönüp soruyoruz biz de… Bakın, yolsuzluğun üzerine sonuna kadar gidelim, gitmeyen namerttir, ister adı AK PARTİ olsun, CHP olsun, MHP olsun, BDP olsun, hepimiz bunun üzerine gidelim ama sualler, sualler, sualler var kafamızda.

Mustafa Balbay’la ilgili, Anayasa Mahkemesinde bir karar verildi -gecikmiş bir karardı, gecikmiş bir adaletti, gecikmiş bir adalet, adalet de değildi- Mustafa Balbay serbest kaldı. Aslında, senaryoyu yapanlar o kadar planlı ve projeli yapmışlardı ki Kürt coğrafyasında da Kürt milletvekilleri için Anayasa Mahkemesinin verdiği kararı emsal teşkil edecek yargıçlar… Avukat arkadaşlarımız Diyarbakır’da başvuruda bulundular ama hâkimler     -militan hâkim, senaryonun bir parçasılar- Diyarbakır’daki tahliye kararlarını reddettiler. Gerekçesi neydi? Gerekçesi şuydu: 2011 seçimlerinde Yüksek Seçim Kurulunda Kürtlerle, BDP’yle ilgili yapılan o haksızlığa karşı Kürtler bir bütün olarak ayağa kalktılar “Ya demokrasi ya da biz yokuz.” dediler. Bu planı, bu projeyi gerçekleştirenler de Kürtleri oradan ayaklandıracaklardı, 17 Aralıkta da burada düğmeye basacaklardı. Ne konuşuluyordu 17 Aralıkta? Ben bunları yolsuzlukların üstünü örterek söylemiyorum ama biz bir farklı pencereden bakıyoruz. Dershaneler konuşuluyordu, İsrail konuşuluyordu, barış süreci konuşuluyordu ama bu egemen güçler bunlardan rahatsız. Türkiye’nin gerçek yüzüyle yani gerçek kimliğiyle yüzleşmekten rahatsızlık duyuyorlar. Şimdi, ben bu operasyonu gerçekleştiren yargıçlara sesleniyorum: Ey yargıçlar, siz neredeydiniz, daha önceleri nerelerdeydiniz? Niye müsaade ettiniz? Kamunun malının… Biraz önce arkadaşımız buradan açıkladı, milyon dolarlardan bahsediyor, bunların heba edilmesine niye seyirci kaldınız, niye 17 Aralığı beklediniz? Şunun için beklediniz: Kürtler oradan ayaklanacak, buradan ayaklanacak, AKP iktidarını devireceğiz. Bütün hesap kitap bu. AKP’yi yenin, AKP’yi sandıkta yenin, buna hiçbir itirazımız yok. Onlarla mücadele edeceğiz, bölgede sandığa gömeceğiz, onların teskeresini bölgede biz vereceğiz. Geldiler, görev aldılar, bugün teskere günüdür. Bizim anlayışımız bu. Biz bölgede ve Türkiye genelinde AKP’yi sandığa gömeceğiz ama biz bu kirli oyunların içerisinde olmadığımızı, olamayacağımızı da açık ve net olarak da söylüyoruz.

Şimdi, yargıçlar, siz hangi hukukla, niye seyirci kaldınız bu kadar süre içerisinde? Bir yıldan, iki yıldan bahsediyorsunuz. Eğer gerçekten yargıçsanız, eğer gerçekten bu ülkenin bir tek lirasını, bir tek kuruşunu kollama koruma görevi sizdeyse, sizin yapmanız gereken, bu olayın olduğu gün ve saatte derhâl devreye girmenizdi ama siz yapmadınız. Onun için biz diyoruz ki: İşte, bu militan yargıçlarla bu sorun çözülmez.

Dün Sayın Başbakanın söylediği, işte, İran’a giderken söylediği, seslendirdiği “Özel yetkili mahkemeleri kaldıracağız.” çok doğru bir karardır. Bu grup sekiz yıldır, yedi yıldır her gün bu kürsüden sesleniyor: Bu özel yetkili mahkemelerden hak, hukuk ve adalet çıkmaz, buralardan cinayet çıkar, buralardan öç çıkar, buralardan halk arasına nifak sokmaktan başka hiçbir şey çıkmaz. Bu tespit doğru bir tespittir. Bu derhâl hayata geçmelidir.

Bugün Sayın Adalet Bakanının da bu konuda açıklamaları var, bunları önemsiyoruz, önemli bulduğumuz her adımı da destekliyoruz. Hemen, yanı başında, derhâl, bu Terörle Mücadele Yasası buradan kaldırılmalıdır, bu ülkenin ayıbıdır. Dün bizim bir arkadaşımız burada oturuyordu, birçok milletvekili soruyordu: “Kemal Aktaş kaç yıl yattı?” Tam yirmi yedi yıl yattı. Kemal Aktaş, bu ülkede özgürlükler hayat bulsun diye, bu ülkede Kürtler eşit yurttaş olsun diye yirmi yedi yıl cezaevinde yattı ve hâlâ Kemal Aktaş gibi binlerce, on binlerce insan yirmi yıldır, yirmi iki yıldır, yirmi beş yıldır cezaevinde yatıyorlar.

İşte tarihî fırsat. Hem yolsuzluklarla hem hukuksuzluklarla yüzleşmenin adı birlikte bunlara karşı saf oluşturmaktır. Eğer saf oluşturabilirseniz hem gerçekten bu yolsuzlukların üzerine birlikte gidebiliriz hem de hukuksuzluktan dolayı içeride olan kimse, kimliği neyse, ister Balyoz, ister, bilmem, Ergenekon, ister KCK, kimse, herkesin bir an önce özgürlüğüne kavuşması gerekir. Bu Parlamentoya da yakışan budur. Daha sağduyu, daha hoşgörü, bunları yapabilirsek olur.

Bakın, bir tek sitemim daha var: Biz bu konuda vicdanımız ve beynimiz MHP’ye saldırıyı eğer…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SIRRI SAKIK (Devamla) – Sayın Başkan, son bir cümleyle bitireyim, çok önemli.

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – Duyuyoruz biz.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Sakık.

Süre uzatamam, buyurun, süre uzatamam.

SIRRI SAKIK (Devamla) – Eğer bu konuda biz hassasiyet gösteriyorsak kimseden ürktüğümüz, korktuğumuz için değil. Biz vicdanımızın emrettiği gibi konuşuyoruz ama sizler…

BAŞKAN – Sayın Sakık, teşekkür ederim.

SIRRI SAKIK (Devamla) – Sayın Başkan, sizler bugüne kadar… Bizim grubumuza, bizim partimize onlarca, yüzlerce kez saldırılar oldu, arkadaşlarımızı kaybettik. İsterdim ki grup başkan vekillerinden birileri tuşa bassın, BDP’ye yapılan haksızlıkları, katliamları kınasın.

Saygılar sunuyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Cumhuriyet Halk Partisi…

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, Sayın Sakık konuşmasında Dikili’deki bazı olaylardan söz ederek…

SIRRI SAKIK (Muş) – Ben “duyum” dedim sadece efendim.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – …“Cumhuriyet Halk Partililerin de bu olaylarda yer aldığı şeklinde bir söylenti var.” diyerek grubumuza sataşmada bulunmuştur.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Hamzaçebi.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – İzmir Milletvekili Sayın Mustafa Moroğlu konuşacak efendim.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Moroğlu, süreniz iki dakikadır. (CHP sıralarından alkışlar)

Lütfen yeni sataşmalara neden olmayın.

VII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- İzmir Milletvekili Mustafa Moroğlu’nun, Muş Milletvekili Sırrı Sakık’ın CHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

MUSTAFA MOROĞLU (İzmir) – Sayın Başkan, Sayın Meclis üyeleri; Meclise getirilecek konuların söylentiyle, söylemle ifade edilecek bir konu olmadığını sanırım yılların tecrübelisi Sırrı Sakık’a anımsatmaya gerek yok.

Ben koşa koşa geldim, televizyondan izledim. Hele Dikili gibi bir yerde, hele Dikili gibi 12 Eylülden bu tarafa, sadece bütün demokratların, aydınların değil, sizlerin bile fikirlerini özgürce söyleyebildiği yani herkesin fikrini özgürce söyleyebildiği, festivallerin yapıldığı bir kentte ve bunu yapan Cumhuriyet Halk Partisinin Belediye Başkanının olduğu bir yerde bunu söylemeniz hiç doğru değil, yanlış buluyorum.

Eğer demokratik hak ve özgürlükleri kısıtlama konusunda karşı çıkacağımız, mücadele edeceğimiz bir yer varsa iktidarın kendisidir. Lütfen hem halkımıza hem yurttaşlarımıza hedef şaşırtıcı beyanlarınızdan kaçının.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Mitinge saldıran kimler, onu söyle Sayın Vekilim.

MUSTAFA MOROĞLU (Devamla) – Demokrasi, hak ve özgürlükler için mücadele etmeye her zaman Cumhuriyet Halk Partililer vardır, meydanlardadır, bunların da bedelini ödemiştir, ödemeye de hazırdır. Bir daha, söylemlerle, söylentilerle Meclisi ve yurttaşlarımızı yanıltmanın haklı bir şey olduğunu düşünmüyorum. Buradan da konuyu düzeltmenizi istiyorum Sayın Sakık.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Sakık.

SIRRI SAKIK (Muş) – Yanlış anlaşıldı, düzeltmek istiyorum.

BAŞKAN – Sataşmadan mı söz istiyorsunuz?

SIRRI SAKIK (Muş) – Evet efendim.

BAŞKAN – Buyurun, iki dakika.

2.- Muş Milletvekili Sırrı Sakık’ın, İzmir Milletvekili Mustafa Moroğlu’nun sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Başkan, çok teşekkür ediyorum.

Sevgili arkadaşlar, ben bir ithamda bulunmadım, bir duyumu sizlerle paylaştım ve üzüldüğümü söyledim.

Ben Dikili’yi çok iyi tanıyorum, Dikili’deki o demokrat duruşu yıllardır hepimiz de biliyoruz ama eğer böyle bir söylenti varsa grubunuzun da araştırması gerektiğini söyledim. Çok dostça bir eleştiriydi, yoksa bunun altında grubunuzu hedef gösterecek bir açıklama değildi. Yanlış anlaşılma var. Ben Dikili’deki o demokrat insanlara buradan bin kez selam söylüyorum.

Teşekkürler.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

VI.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

1.- CHP Grubunun, Aydın Milletvekili Metin Lütfi Baydar ve arkadaşları tarafından bazı bakanlar hakkında hazırlanan fezlekelerin TBMM'ye ulaştırılmaması konusunun araştırılarak sorumluların ortaya çıkarılması amacıyla 28/1/2014 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 29 Ocak 2014 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu önerisi lehinde olmak üzere İzmir Milletvekili Sayın Oktay Vural konuşacak.

Buyurun Sayın Vural. (MHP sıralarından alkışlar)

OKTAY VURAL (İzmir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Cumhuriyet Halk Partisi Aydın Milletvekili Metin Lütfi Baydar’ın, özellikle, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına bazı bakanlarla ilgili fezlekelerin getirilmemesinin sebeplerinin ve sorumlularının ortaya çıkarılmasıyla ilgili bir grup önerisi var, onun lehinde söz aldım.

Sözlerimin başında, öncelikle, İstanbul’da, maalesef, planlı ve uzun süreden beri hedef alınmış, Milliyetçi Hareket Partisine yönelik saldırılardan birisi de tecelli etti. Maalesef Cengiz Akyıldız Hakk’ın rahmetine kavuştu. Uzun namlulu silahların, silahın kullanıldığı böylesine bir vahim sonuç, aslında terörü ve şiddeti masumlaştıran ve meşrulaştıran bir anlayışın demokrasinin nimetlerinden faydalanarak nasıl toplumu sindirmek istediğini ve toplumu birbirine düşürmek için neleri planladığını ortaya koyması bakımından son derece önemlidir.

Milliyetçi Hareket Partisi olarak biz, özellikle bu saldırıların toplumsal şiddeti artırma ve kutuplaşmayı meydana getirme ve tahrik etme aracı olarak kullanılabileceğini ifade ederek bu konuda kesin tavrımızı ortaya koyduk. Ama hamdolsun ki Milliyetçi Hareket Partisi ve Türk milleti PKK terör örgütünün uzantılarının üniversitelerde ya da çeşitli illerde yaptıkları bu tahrikler neticesinde kurgulanmak istenen tuzağa düşmemiştir. Türk milleti bu tuzağa düşmeyecektir ve inşallah terörü ve terörü meşrulaştıran siyasi zihniyeti de sandığa gömecektir.

Evet, 17 Aralık rüşvet ve yolsuzluk soruşturması. Aslında, değerli arkadaşlarım, bu 17 Aralık asrın yolsuzluğudur. Gerçekten, bugün şöyle bir geçmişe bakıldığında, bu kadar kapsamlı bir yolsuzluk Türkiye Cumhuriyeti tarihinde delilleriyle ortaya konabilmiş bir yolsuzluk değildir. Dolayısıyla, gerçekten on bir yıldan bu yana Türkiye Cumhuriyeti’ni, devletini yönetmek durumunda olan AKP’nin yolsuzluk ve rüşvet ağına bulaşmış bazı bakanlarının ve bakan çocuklarının yer aldığı bir operasyonla karşı karşıyayız. Şüphesiz bunlar birer iddiadır ama bu iddiaların açıkçası sübut bulacağı yer de mahkemelerdir.

Bu bakımdan bu süreç içerisinde asıl önemli olanı, 17 Aralık rüşvet ve yolsuzluk soruşturması sürecinde yaşadıklarımızdır. Şüphesiz bu süreç içerisinde bakıldığında bir çete kurulmuştur, bir haram para aklama çetesi. Bu haram para aklama çetesi rüşvet ya da komisyonlarla ya da saatlerle yurt dışından getirdikleri paraları aklamaktadırlar, kaçakçılık meşrulaştırılmaktadır. Aynı zamanda imar lobileri, rant lobileri, İstanbul’un, Büyükşehrin reddettiği imar alanlarının doğrudan doğruya Çevre ve Şehircilik Bakanlığına verilen talimatlarla peşkeş çekildiği bir ortamla ilgili iddialar var. Dediğim gibi, bütün bunların hepsi iddia. Bütün bu iddiaların hepsinin bir gerçek olarak delileriyle birlikte mahkeme safhasında ispatlanması gerekir. Ama bu süreç içerisinde gerçekten ortaya çıkan bu kara para aklamayla ilgili bir süreç…

11 Aralık 2012 tarihinde bu kara para aklama, haram para aklamayla ilgili bir ihbar Başbakana ve Maliye Bakanlığına gönderiliyor. Bundan Başbakanlığın haberi vardır, Maliye Bakanlığının haberi vardır. Yine aynı şekilde, 18 Nisan 2013 tarihinde Millî İstihbarat Teşkilatı bir bilgi notuyla Başbakana bunu iletmektedir ve Hükûmetin başına iş açabileceğini söylemektedir. Böylesine vahim bir konuda devletin istihbarat kurumlarının böylesine bir kara para aklama çetesiyle ilgili bilgiyi “Hükûmet zorda kalır.” diye sadece Hükûmete bilgi notu arz etmesi maalesef hukuk devleti açısından, sorumluların tespit edilmesi açısından son derece yanlış olmuştur. Millî İstihbarat Teşkilatı bu konuda bir bilgi geldiği zaman neden bunu soruşturacak, götürecek ilgili makamlara vermemiştir? Bu da ayrıca cevaplandırılması gereken bir sualdir.

İşte, bu süreç içerisinde yaşadıklarımız, 25 Aralıktaki ikinci ihale yolsuzluğu süreci, bütün bu süreçlerle ilgili yaşananlar, ihale yolsuzluğuyla ilgili iddialar, İzmir’de bacanakların karıştığı bir ihale yolsuzluğu, bu süreçle ilgili yaşadıklarımız ve ortaya çıkan iddialar, parklarda, bahçelerde para paylaşımının yapıldığı görüntüler, ayakkabı kutularındaki dolarlar ve eurolar, bunlar somut delillerle böylesine kirli bir ilişkinin delillerini ortaya koymaktadır. Şüphesiz, bu delillerin geçerliliğini ortaya koyacak olan elbette yargıdır, ona hiçbir diyeceğim yoktur ama Urla’da villa pazarlıkları yapılmıştır. Urla’da Devlet Hava Meydanları İşletmesinin sahip olduğu koy bir tatilden sonra beğenildi diye hazineye iade edilmiş, hazine aracılığıyla da başka yerlere verilmesi planlanmıştır. Bütün bunlarla ilgili iddialar nereye gelmelidir? Savcılar ve hâkimler bağımsız ve tarafsız mahkemeler tarafından bunları soruşturmalı ve bunlarla ilgili millî irade adına karar vermelidir ama maalesef böyle bir sürecin sorunlarının hesap vermesini engellemek için polisler sürülmüş, savcılar sürgüne gönderilmiştir, Adli Kolluk Yönetmeliği değiştirilmiştir, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun değiştirilmesi öngörülmüştür. Öyle ki, bugün öğreniyoruz ki, son dakika olarak veriliyor, 17 Aralık soruşturmasını sürdüren 2 savcı da görevden alınmıştır.

Değerli arkadaşlarım, rüşvet ve yolsuzluk bir sorunsa bu rüşvet ve yolsuzluğa bulaşanları ayıklamak gerekir ama rüşvet ve yolsuzluğun üstünü örtmek için çaba içerisine girmek, değerli arkadaşlarım, bu bir ahlaki çöküştür. Doğrudan doğruya, asıl sorgulanması gereken husus da budur. Bu rüşvet ve yolsuzluk süreci içerisinde maalesef bu süreci örtmek için yargı darbesi dendi, millî iradeye darbe dendi, uluslararası çete dendi, faiz lobisi dendi. Uluslararası çete dediler, dış komplo dediler, Avrupa Birliğine bu meseleyi anlatmaya gittiler. Faiz lobisinin oyunudur dediler, bir baktık ki gece yarısı Merkez Bankası faizleri 3-4 puan artırmış. Demek ki bu süreçlerin hiçbirinin biraz önce ifade ettiğim bu algı yönetimiyle hiçbir alakası söz konusu bile değildir. Aslında darbe yapılan, milletin iradesiyle oluşmuş hukuka darbedir. Hukuka darbe yapılırken bunu kendilerine yapılan bir darbe olarak göstermek ve yönlendirmek yanlış bir algıyla milleti yöneltmektir. “Millî irade darbesi” dediğinizde, özellikle 2010 referandumunda Türk milletine gidip, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kuruluyla ilgili neden “Evet” dememiz gerektiğine ilişkin bu kadar sorulara cevap verip, ondan sonra kalkıp bugün de “Efendim, biz hata yaptık.” deyip “Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunu değiştirmek istiyoruz.” demek millî irade yolsuzluğudur değerli arkadaşlarım. Millete yalan söylemenin, yalanla iradesini almanın sonucunda bugün yine Türkiye Büyük Millet Meclisine Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kuruluyla ilgili bir Anayasa değişikliği getirmek istemektedir. Bu tablo şunu ortaya koymaktadır: Birtakım gerçekler vardır değerli arkadaşlarım. Bu gerçekler önemli ölçüde subjektiftir. Ama bu gerçeklerin üstünü siyasi amaçlarla örtmeye başladığınız zaman artık bu siyasi anlamıyla rüşvet ve yolsuzluğun algı yönetimiyle üstünü örtme çabasına girer. Bunun kesinlikle kabul edilmesi mümkün değildir. Bu bakımdan, Zümer Suresi 10’uncu ayette ifade edildiği gibi, kendisine gelen doğruyu yalanlayan kişi zalimdir arkadaşlar. Dolayısıyla, yapmamız gereken husus, bu doğruları dikkate alarak bunun gerçekten doğru olup olmadığını yargı sürecinde tespit etmektir. Bu doğruları yalanlamak zalimlik hâline getirir. O bakımdan, Milliyetçi Hareket Partisi olarak biz, Türkiye Büyük Millet Meclisine bu bakanlarla ilgili fezlekelerin gelmesi gerektiğini düşünüyoruz ve bunun bu kadar bekletilmesinin hiçbir anlamı yoktur. Sayın Bakan burada söyledi: “Ben postacıyım.” dedi. Postada bu kadar bekleme olmaz. Siz fezlekeleri buraya getireceksiniz, Millet Meclisi soruşturmayla ilgili inisiyatifini kullanacaktır. Bu bakımdan, ben hodri meydan diyorum. Adalet ve Kalkınma Partisi olmak üzere bu konuda, bu iddiaların, bu doğruların, bunların doğru olup olmadığını tespit etmek amacıyla yapılması gereken iş, yargının çalışması, savcının çalışması, Meclisin çalışmasıdır. İvedilikle yapılması gereken husus sadece fezlekelerin gelmesi değildir. Daha önce birkaç kere olduğu gibi ilk imzayı Bülent Arınç Bey atsın, ilk imzayı AKP milletvekilleri atsın. Gelsinler bu Meclis soruşturmasını açalım. Hep beraber, birlikte Türkiye Büyük Millet Meclisi bu soruşturmaları yapsın. Hâkimler ve savcılar üzerinde tehditlerle soruşturmanın üstü örtülebilir ama sonuçta değerli arkadaşlarım, millet iradesinden kaçış yoktur. O bakımdan, sadece fezlekelerin gelmesi değil, Adalet ve Kalkınma Partisinin bu iddialar konusunda Meclis soruşturmasını açmasını temin etmesi de bence hayırlı olacaktır. Bu vesileyle bu fezlekelerin gelmesiyle ilgili…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

OKTAY VURAL (Devamla) – …grup önerisinin lehinde oy kullanacağımızı ifade ediyor, hepinize saygılarımı arz ediyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Vural.

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – Sayın Başkan, bir evvelki konuşmacı Sayın Sakık’ın Kayseri’deki kazayla ilgili açıklamalarına karşılık biz de bir açıklama yapmak istiyoruz müsaade ederseniz.

BAŞKAN – Sataşmadan dolayı mı söz istiyorsunuz?

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – Evet, 69’a göre…

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Satır.

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – Müsaade ederseniz, Kayseri Milletvekilimiz açıklama yapacak.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Tamer.

Süreniz iki dakikadır.

Lütfen yeni sataşmalara neden olmayın. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

VII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

3.- Kayseri Milletvekili İsmail Tamer’in, Muş Milletvekili Sırrı Sakık’ın CHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

İSMAİL TAMER (Kayseri) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Değerli milletvekili arkadaşlarım, buraya ben bir açıklama yapmak üzere huzurlarınıza çıktım.

Geçen çarşamba gecesi saat ikide elim bir kaza neticesinde -Muş otobüsünün- başlangıçta 19 kişi, hemen akabinde 1 kişi daha ölmesiyle 20 kişi, daha sonra da yine 1 ağır yaralının vefatıyla 21 kişiyi kaybetmiş bulunuyoruz. Önce, başlangıçta, bu kaybettiğimiz vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet diliyorum, yaralılara acil şifalar diliyorum.

Akabinde biz Kayseri’ye gittiğimizde 3 tane vekil arkadaşımla beraber biz hastalarımızı ziyarete gittik. 2 hastaneye uğradık, orada yatan hastaları bizzat yatağında ziyaret ettik, onların ihtiyaçlarının olup olmadığını sorduk hatta daha ileri giderek Sayın Sakık’ın ve Faruk Bey'in selamlarını da götürdük biz onlara. Çünkü biz birlikte, beraber… İnsanlığın gereği olan bunları ziyaret etmek en büyük özelliklerimizden bir tanesidir diye düşünüyoruz. Ama tabii çıkışta basın mensuplarına verdiğimiz bir demeç de var. Orada yatan hastalardan aldığımız… Kazanın şekliyle ilgili sorduğumuz sorularda özellikle Pınarbaşı’nın girişinde polisin durdurduğunu, şoförün çok hızlı gittiğini, hatta ikaz ettiğini ve bir daha gitmemesi gerektiğini söylediğini fakat çok süratli olmalarının esas kazanın nedeni olduğunu da ifade ettiler. Hiçbir problemlerinin olmadığını söylediler. Bir tanesinin çıkması… “Bizi Muş’a gönderin.” diye ifadeleri olduğunu söylediler. Ben onlarla bir doktor olarak da görüşme ihtiyacı hissettim, görüştüm, onların kalmasını sağladık. Hâlâ da takip ediyoruz. Hiçbir şekilde bir ayrımcılık yoktur, kesinlikle böyle bir şey düşünülemez. Sosyal devletin görevlerinden birisi de insanlarına, hastalarına en iyi şekilde hizmet etmektir ve bu şekilde olduğunu ifade etmek istiyorum.

Hepinize teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Tamer.

VIII.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Ayşe Nur Bahçekapılı’nın, Kayseri ve Sivas yakınlarında meydana gelen trafik kazalarında hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet dilediğine ilişkin konuşması

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, bir trafik kazası yaşandı, onun arkasından bir trafik kazası daha geldi. Kabarık sayıda vatandaşımız hayatını kaybetti ama bir haftadır elbette ki milletvekillerimiz bu sorunu, bu konuyu gündeme getiriyorlar. Elbette ki Meclisin üzerine düşen herhangi bir görev varsa yapmaya hazırız ama lütfen acılarımızı buradan yarıştırmayalım, aileleri de rahatsız etmeyelim.

Bu konuda emek veren herkese çok çok teşekkür ediyoruz hepimiz. Lütfen, acılarla ilgili olarak bir yarış yapıp ailelerin acısını, dediğim gibi, tekrar canlı tutmayalım.

Teşekkür ederim.

SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Başkanım, çok özür diliyorum.

Tutanaklara geçsin diye… Kimse acıları yarıştırmıyor. İhmal varsa üstüne gidilmelidir. Yani, biz bu konuda Parlamento ve kamuoyunu duyarlı olmaya davet ediyoruz. 

BAŞKAN – Tamam, teşekkür ederim.

Yeteri kadar bu konu konuşuldu.

SIRRI SAKIK (Muş) – Büyük iddialar var, bu insanların orada büyük acılar yaşadığına dair…

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Yeteri kadar konuşuldu.

Dediğim gibi, tekrar, hayatını kaybedenlere Allah’tan rahmet diliyoruz, ailelerine sabır diliyoruz, başları sağ olsun.

VI.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

1.- CHP Grubunun, Aydın Milletvekili Metin Lütfi Baydar ve arkadaşları tarafından bazı bakanlar hakkında hazırlanan fezlekelerin TBMM'ye ulaştırılmaması konusunun araştırılarak sorumluların ortaya çıkarılması amacıyla 28/1/2014 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 29 Ocak 2014 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN - Evet, şimdi Cumhuriyet Halk Partisi Grubu önerisi aleyhinde son konuşmacı Bartın Milletvekili Sayın Yılmaz Tunç.

Buyurun Sayın Tunç. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisinin aleyhinde söz aldım. Bu vesileyle Genel Kurulu saygılarımla selamlıyorum.

Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisinde bazı bakanlar hakkında hazırlandığı iddia edilen fezlekelerin Türkiye Büyük Millet Meclisine ulaştırılması konusunun araştırılarak sorumluların ortaya çıkarılması için bir Meclis araştırması açılması talep edilmekte ve konunun Meclisin bugünkü gündeminde görüşülmesi istenmektedir.

Değerli milletvekilleri, Meclis araştırması, Anayasa’mızın 98’inci maddesinde sayılan Türkiye Büyük Millet Meclisinin bilgi edinme ve denetim yollarından biridir. Bilgi edinme ve denetim yolları Anayasa’mızda soru, Meclis araştırması, genel görüşme, gensoru ve Meclis soruşturması olarak  belirlenmiştir.

Soru, Bakanlar Kurulu adına, sözlü veya yazılı olarak cevaplandırılmak üzere Başbakan veya bakanlardan bilgi istemekten ibarettir.

Meclis araştırması, belli bir konuda bilgi edinilmek için yapılan incelemeden ibarettir.

Genel görüşme, toplumu ve devlet faaliyetlerini ilgilendiren belli bir konunun, Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunda görüşülmesidir.

Soru, Meclis araştırması ve genel görüşme ile ilgili önergelerin verilme şekli, içeriği ve kapsamı ile cevaplandırılma, görüşme ve araştırma yöntemleri Meclis İçtüzüğü ile belirlenmiştir.

Gensoru Anayasa’mızın 99’uncu maddesinde, Meclis soruşturması da Anayasamızın 100’üncü maddesinde ayrıntılı bir şekilde düzenlenmiştir.

Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisinin konusu, bazı bakanlar hakkında hazırlandığı iddia edilen fezlekelerin Adalet Bakanlığına ulaştığı, fezlekelerin Adalet Bakanlığından Türkiye Büyük Millet Meclisine neden gönderilmediğinin araştırılmasına yönelik bir araştırma komisyonu kurulmasından ibarettir. Bu konuda bir araştırma komisyonu kurulabilir mi? Anayasa ve Meclis İçtüzüğü’müze göre bir engel yok. Meclisin belli bir konuda bilgi edinmesi için araştırma komisyonu kurulabilir ancak bunun daha kısa ve pratik yolu soru önergesidir. Milletvekilleri, grup önerisine konu olan ve araştırma önergesinde talep edilen hususlarla ilgili olarak ilgili bakan Adalet Bakanına yine Meclisin bilgi edinme ve denetim yollarından biri olan soru önergesi vererek de bu konuda gerekli bilgiyi alabileceklerdir.

Bu konuda gerek Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunda geçen haftaki yasama çalışmalarımız sırasında gerekse Meclis Adalet Komisyonundaki çalışmalar sırasında Sayın Adalet Bakanımıza sorular sorulmuş ve gerekli cevaplar verilmiştir. Sayın Bakanımız fezlekelerin Adalet Bakanlığına ulaştığını açıklamış, gerekli incelemenin ardından mevzuatımız neyi öngörüyorsa o şekilde işlem yapılacağını belirtmiştir.

Şundan hiç kimsenin şüphesi olmasın: Türkiye Cumhuriyeti bir hukuk devletidir. Kim yanlış yapmışsa, kim hukukun dışına çıkmışsa, kim bir yolsuzluk yapmışsa karşısında AK PARTİ’yi bulur.

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Öyle mi? O yüzden mi savcıyı bir saat sonra aldınız? Bir saat sonra savcıyı dosyadan aldınız.

YILMAZ TUNÇ (Devamla) – AK PARTİ’nin varlık sebebi zaten budur. 2001’de kuruluş sebebimiz bizim budur. 2002 yılından bu yana verdiğimiz mücadelede…

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Neden bahsediyorsun?

ALİ SARIBAŞ (Çanakkale) – Kendin inanıyor musun?

YILMAZ TUNÇ (Devamla) – …Türkiye’nin yolsuzluklardan, yoksulluktan ve yasaklardan kurtulma mücadelesi yapıyoruz. Bundan sonra da bu böyle olacaktır.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – İçindesiniz içinde.

YILMAZ TUNÇ (Devamla) - Değerli milletvekilleri, şu konuda hepimizin hassas olması gerekir. Siz bir hukukçusunuz, bir eski savcımız olarak buradan sataşma yapıyorsunuz. Şu konuda hepimizin hassas olması gerekmez mi?

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – İyi de hassas değilsiniz.

YILMAZ TUNÇ (Devamla) – Masumiyet karinesi kutsal değil mi?

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri…

YILMAZ TUNÇ (Devamla) – Soruşturmanın gizliliği mevzuatımızın ve Anayasa’mızın gerektirdiği kurallar değil mi?

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – İddianameyi yazan savcı görevden alındı.

BAŞKAN – Sayın Özgündüz, lütfen…

Sakinlik arkadaşlar... Sakin olalım lütfen.

YILMAZ TUNÇ (Devamla) – Anayasa’mıza göre ve ceza mevzuatımıza göre hiç kimse bir mahkeme kararıyla tespit olmadıkça suçlu sayılamaz. Soruşturmanın gizliliği ilkesi de masumiyet karinesini korumak içindir. Soruşturmanın gizliliğinin ihlali Ceza Kanunu’muzda suç sayılmıştır ve hapis cezasıyla yaptırıma bağlanmıştır.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Yolsuzlukları örtüyorsunuz.

AHMET DURAN BULUT (Balıkesir) – Hukuku katlediyorsunuz.

YILMAZ TUNÇ (Devamla) – Suçluluğu kesin hükümle ispat edilmedikçe herkesi suçsuz kabul etmek zorundayız.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Hayırsever kabul ediyorsunuz, hayırsever!

YILMAZ TUNÇ (Devamla) – Aksi takdirde, hem masumiyet karinesini hem insan haklarını hem de kanunu ihlal etmiş olmaz mıyız? Çifte standartlı olmamalıyız.

ALİ SARIBAŞ (Çanakkale) – İzmir’deki operasyonla ilgili…

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri…

YILMAZ TUNÇ (Devamla) – Bu mahkemelerdeki savcıların yürüttüğü soruşturmalarla ilgili olarak ve açılan davalarla ilgili olarak olmadık eleştirileri yapanların, hem bu kürsüden hem partilerin grup toplantılarından bu savcı ve hâkimlere her türlü hakaretleri yapanların bugün bu savcıların doğru yaptıklarını kabul eder nitelikte açıklamalar yapması büyük bir çelişki değil midir?

AHMET DURAN BULUT (Balıkesir) – Siz de aynısını yaptınız.

YILMAZ TUNÇ (Devamla) – Bakanlar Kurulu üyelerinin suç işlemesi durumunda Anayasa’mızda, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’müzde ve kanunlarımızdaki süreç bellidir. Bu sürecin işlemesini hepimiz bekleyeceğiz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın “Yasama dokunulmazlığı” başlıklı 83’üncü maddesinde…

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Anayasa mı kaldı?

YILMAZ TUNÇ (Devamla) – “Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri, Meclis çalışmalarındaki oy ve sözlerinden, Mecliste ileri sürdükleri düşüncelerden, o oturumdaki Başkanlık Divanının teklifi üzerine Meclisce başka bir karar alınmadıkça bunları Meclis dışında tekrarlamak ve açığa vurmaktan sorumlu tutulamazlar.

Seçimden önce veya sonra bir suç işlediği ileri sürülen bir milletvekili, Meclisin kararı olmadıkça tutulamaz, sorguya çekilemez, tutuklanamaz ve yargılanamaz. Ağır cezayı gerektiren suçüstü hali ve seçimden önce soruşturmasına başlanılmış olmak kaydıyla Anayasanın 14 üncü maddesindeki durumlar bu hükmün dışındadır. Ancak, bu halde yetkili makam, durumu hemen ve doğrudan doğruya Türkiye Büyük Millet Meclisine bildirmek zorundadır.

Türkiye Büyük Millet Meclisi üyesi hakkında, seçiminden önce veya sonra verilmiş bir ceza hükmünün yerine getirilmesi, üyelik sıfatının sona ermesine bırakılır; üyelik süresince zamanaşımı işlemez.

Tekrar seçilen milletvekili hakkında soruşturma ve kovuşturma, Meclisin yeniden dokunulmazlığını kaldırmasına bağlıdır.

Türkiye…”

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – 100’üncü maddeyi okuyun. Bakan hakkında soruşturma açılmasına ilişkin. Milletvekili dokunulmazlığı değil.

YILMAZ TUNÇ (Devamla) – Onu da okuyacağım, biraz sonra ona da geleceğim.

“Türkiye Büyük Millet Meclisindeki siyasî parti gruplarınca, yasama dokunulmazlığı ile ilgili görüşme yapılamaz ve karar alınamaz.”

100’üncü maddesinin birinci fıkrasında “Başbakan veya bakanlar hakkında, Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tam sayısının en az onda birinin vereceği önerge ile, soruşturma açılması istenebilir. Meclis, bu istemi en geç bir ay içinde görüşür ve gizli oyla karara bağlar.”

Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’nün “Meclis soruşturması açılması için önerge” başlıklı 107’nci maddesinde “Görevde bulunan veya görevinden ayrılmış olan Başbakan ve bakanlar hakkında Meclis soruşturması açılması, Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tamsayısının en az onda birinin vereceği bir önergeyle istenebilir.

Bu önergede; Bakanlar Kurulunun genel siyasetinden veya bakanlıkların görevleriyle ilgili işlerden dolayı hakkında soruşturma açılması istenen Başbakan veya bakanın cezai sorumluluğu gerektiren fiillerinin görevleri sırasında işlendiğinden bahsedilmesi, hangi fiillerinin hangi kanun ve nizama aykırı olduğunun gerekçe gösterilmek ve maddesi de yazılmak suretiyle belirtilmesi zorunludur.” şeklinde, Anayasa’mızın ve İç Tüzük’ümüzün öngördüğü düzenlemeler bu yöndedir.

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Niye uyulmuyor?

YILMAZ TUNÇ (Devamla) - Türkiye Büyük Millet Meclisi üyelerinin yasama faaliyeti çerçevesinde bulunan eylemlerinin cezai bakımdan takibi için Meclisin buna izin vermesi zorunlu olup, Başbakan ve Bakanlar Kurulunun üyesi bakanların görevi nedeniyle işledikleri suçların kovuşturulması ise ancak Meclis soruşturması yoluyla mümkün olabilecektir.

Anayasa’mızda, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’müzde ve mevzuatımızdaki süreç işlemektedir.

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Nasıl işliyor, fezlekeler gelmedi ki? Bakanlar hakkında soruşturma komisyonu kurulması lazım.

YILMAZ TUNÇ (Devamla) - Bu süreci hepimizin beklemesi gerekmektedir.

Değerli milletvekilleri, şu anda Adalet Bakanımızın yapmış olduğu açıklamaları, hem medyadaki hem komisyonlardaki hem Genel Kuruldaki açıklamalarını dinlediniz.

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Adalet Bakanı göndermiyor.

YILMAZ TUNÇ (Devamla) - Bu sürecin devam ettiği yönünde açıklamalar yaptı.

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Süreç devam edemez! Göndermek zorundadır!

YILMAZ TUNÇ (Devamla) - Bu konuda Anayasa’mızın soruşturmanın gizliliği ve masumiyet karinesiyle ilgili de açıklamalarına hepimizin, aslında, o noktada, hassas olmamız gerekir.

O nedenle, süreci, hep birlikte, Türkiye Büyük Millet Meclisi olarak bekleyeceğiz.

Şunu da ifade etmek istiyorum: Eğer bir savcı adli kolluktan gelen 6 tane çuvalın mührünü dahi açmadan, içindeki belgelere bakmadan tutuklamaya sevk ediyorsa siz hangi ceza soruşturmasından bahsediyorsunuz?

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Onları biliyorlar, haberiniz yok. Onların dokümanları dosyada var.

YILMAZ TUNÇ (Devamla) - Eğer 2011 yılında başlatılan bir soruşturmayı üç yıl sonraya saklayıp “Zamanı gelince patlatırım.” diyorsa bir savcı, eğer bu eleştiriliyorsa bu yargıya müdahale değildir.

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – O torbada dolar yok, dolar yok…

YILMAZ TUNÇ (Devamla) - O nedenle, hepimizin uyması gereken kurallar vardır. Bu kurallara hepimizin uyması gerekir.

Bu nedenle, Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisinin aleyhinde olduğumuzu belirtiyor, Genel Kurulu saygılarımla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Tunç.

MUHARREM VARLI (Adana) – Arka bahçeyi biliyor musun sen Yılmaz?

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Özgündüz.

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Hatip arkadaşımız şahsımı hedef alarak “Sizin bu konuyu bilmeniz lazım, siz savcısınız, daha hassas olmanız gerekir.” diyerek…

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Hedef almadım. Sataşma yaptı, hedef almadım.

BAŞKAN – Şimdi, size bir sataşmada bulunmadı Sayın Özgündüz. Müsaade eder misiniz…

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Ama, bakın, beni…

BAŞKAN - Ben sizin talebinizi dinledim. Müsaade eder misiniz…

ALİ HAYDAR ÖNER (Isparta) – Ne bağırıyorsun?

ALİ SARIBAŞ (Çanakkale) – Ne bağırıyorsun Sayın Başkan?

BÜLENT BELEN (Tekirdağ) – Niye bağırıyorsun?

BAŞKAN – Lütfen sakin olun biraz. Lütfen…

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Sayın Başkan… Sayın Başkan…

BAŞKAN - Size bir savcı olmanız nedeniyle “Bunları gayet iyi bilirsiniz.” dedi.

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Atıfta bulundu.

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – O konuda hassas olmamı söyledi.

BAŞKAN - Aslında burada bir sataşma yok ama size söz vermezsem ne olacağını biliyorum. Bir gerginlik olmaması adına size iki dakikalık söz veriyorum sataşmadan dolayı ama biliniz ki İç Tüzük uygulanmıyor şu anda.

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Yani beni hassas olmaya davet etmekle ithamda bulunuyor.

BAŞKAN – “Hassas.” demedi size, “Bunu biliyorsunuz.” dedi.

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Tutanaklarda var Sayın Başkan.

BAŞKAN – İki dakika.

Buyurun.

VII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

4.- İstanbul Milletvekili Ali Özgündüz’ün, Bartın Milletvekili Yılmaz Tunç’un CHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Teşekkür ediyorum.

Değerli arkadaşlar, şimdi, az önce hatip arkadaş Anayasa’dan, İç Tüzük’ten falan bahsetti de… Anayasa’yı, İç Tüzük’ü tabii biliyor, hukukçu bir arkadaşımız. Ancak Bakanlığın gereğini yerine getirmediğini de çok iyi biliyor. Siz de biliyorsunuz ki bakanlar hakkındaki bu fezleke aslında klasik bir fezleke değil, milletvekili dokunulmazlık fezlekesi değil arkadaşlar. Bu, Meclis soruşturmasıyla ilgili bir bilgi notudur. Gelecek, burada okunacak, herkesin vicdanına, yasama organı üyelerinin vicdanına hitap edilecek ve onda 1 milletvekilinin imzasıyla bir soruşturma komisyonu kurulacak.

Şimdi, bu prosedüre uyulmuyor. Bakan bey diyor ki: “Efendim, biz postacıyız.” E postacıysan gönder kardeşim. Ne bekletiyorsun? Şu anda 17 Aralık soruşturmasını yapan savcı arkadaş, 2 arkadaş, Celal Kara ile Mehmet Yüzgeç bir saat önce dosyadan el çektirildi. Böyle bir hukuk anlayışı olur mu? Adam iddianame yazıyor arkadaşlar. İddianame yazarken görevden alınıyor, dosya alınıyor.

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Çeker, çeker…

ALİ ÖZGÜNDÜZ (Devamla) – Ya niye çektiriyorsunuz? Bırakın işini yapsın. Suç işlemişse, bakın, çektiremez. Bu, hukuka, soruşturmaya müdahaledir. Yürütmenin kesinlikle yargıya müdahale…

RECEP ÖZEL (Isparta) – Çektiren kim? Kim çektiriyor?

BAŞKAN – Lütfen hatibe müdahale etmeyin.

ALİ ÖZGÜNDÜZ (Devamla) – Bakın, suç işlemişse, arkadaşlar, suçu varsa soruşturma açın, gereğini yapın. Gereğini yapın, bırakın görevini yapsın.

Bakın, ne yaparsanız yapın bunun altında kalırsınız. 52 milyon dolar rüşvet, bakanınızın biri hakkında; birisi hakkında 10 milyon dolar rüşvet…

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – İddia bunlar, iddia…

RECEP ÖZEL (Isparta) – Sen bu rakamları nereden buluyorsun ya?

ALİ ÖZGÜNDÜZ (Devamla) - …birisi hakkında 1,5 milyon dolar rüşvet…

RECEP ÖZEL (Isparta) – Sen o rakamları nereden biliyorsun?

ALİ ÖZGÜNDÜZ (Devamla) – Dosya Adalet Bakanlığında, gidin görün…

RECEP ÖZEL (Isparta) – Rakamları nereden biliyorsun?

ALİ ÖZGÜNDÜZ (Devamla) – … gidin görün orada. Ya, buradan böyle, bakın, işkembeden sallamakla olmaz; gidin oraya bakın.

BAŞKAN – Sayın Özgündüz…

ALİ ÖZGÜNDÜZ (Devamla) – Dosyalar Adalet Bakanlığında. Buraya gelecek, Meclisin namusudur. O dosyalar -Meclis Başkanına da sesleniyorum- Meclisin namusudur, buraya gelecek, burada okunacak. O zaman, masuniyet karinesine uyuyorsanız soruşturma açılması için önce ilk oyu siz vereceksiniz, vicdanlıysanız. Doğru mudur?

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Özgündüz.

ALİ ÖZGÜNDÜZ (Devamla) – Ha, buna varsanız buyurun kardeşim. Öyle buradan atıp tutmakla olmaz.

Teşekkür ediyorum Sayın Başkan. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Özgündüz.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Başladık mı?

Sayın Vural, buyurun.

OKTAY VURAL (İzmir) – Efendim, hatip kürsüde konuşanların masuniyet karinesine uymadığını, dolayısıyla aksi sabit oluncaya kadar suçsuz olduklarını ifade etti.

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Bunu da söylemeyecek miyiz Sayın Başkan?

RECEP ÖZEL (Isparta) – Bunu söylemeyecek miyiz ya? Bu kadar da…

OKTAY VURAL (İzmir) – Biz yargısız infaz yapmıyoruz ama deliller ortada, ayakkabı kutuları ve tapeler ortada. Biz sadece savcı ve hâkimler için “Bırakın savcı çalışsın, bırakın hâkim çalışsın.” diyoruz.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Vural.

OKTAY VURAL (İzmir) – İsteğimiz budur. Hukukun önünde yargısız infaz biz yapmıyoruz ama yargıya infaz yapanlar, bu hâkim ve savcılara ve adli kolluğa müdahale edenlerdir.

BAŞKAN – Teşekkür ederim. Kayda geçmiştir.

Sayın Satır…

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – Sayın Başkan, biraz evvelki değerli konuşmacı “işkembeden sallamak” gibi bir tabir kullandı, bunun için kendisini şiddetle kınıyorum. Mecliste bu tip basit kelimelerin bir daha kullanılmamasını istiyorum.

Grubumuza yaptığı sataşmayla ilgili de arkadaşımız cevap verecek müsaade ederseniz.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Tunç.

Süreniz iki dakikadır. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Lütfen, yeni sataşmalara neden olmayın.

5.- Bartın Milletvekili Yılmaz Tunç’un, İstanbul Milletvekili Ali Özgündüz’ün sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında AK PARTİ Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygılarımla selamlıyorum.

Benim konuştuklarım ortada. Anayasa’mızdan ve Meclis İçtüzüğü’müzden Meclis soruşturmasının nasıl olacağı yönünde zaten gerekli açıklamaları yaptım. Yani bu açıklamaları tekrar etti çıkan hatip arkadaşımız. Burada soruşturmanın gizliliğine uyacak olan herkes. Bu soruşturmaları yürütecek olan savcılar da bu ilkeye uyacak, medya da uyacak, yasama olarak biz de uyacağız, yürütme de uyacak.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Uymuyorsunuz, uyduramıyorsunuz.

YILMAZ TUNÇ (Devamla) – O nedenle, bir ceza soruşturması başlıyor ve başlamasıyla birlikte, başlamasıyla, yakalamalarla beraber eğer medyaya da servis yapılıyorsa, medyada da birtakım yayınlar yapılıyorsa, bu, soruşturmanın gizliliğini ihlaldir.

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Onu da yapan polis. Gereğini yapın, soruşturma açın.

YILMAZ TUNÇ (Devamla) - Bu konuda, hukukçu olduğunu beyan eden herkesin buna saygı duyması gerekir.

Bakınız, değerli milletvekilleri, tabii, bu husus üzerinden, bu konu üzerinden AK PARTİ’yi yıpratamazsınız. Milletimiz olan biteni net bir şekilde görüyor. AK PARTİ’yi bu çamurlarla yıpratamazsınız. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Çamur değil, dolar dolar.

YILMAZ TUNÇ (Devamla) - Yıpratamazsınız çünkü eğer Türkiye’de yolsuzluk olsaydı, bugün biz ülkemizin 81 vilayetini şantiyeye çeviremezdik şantiyeye, bu yatırımları yapamazdık; nereye gittiği belli olmayan 13,5 katrilyon konut edindirme yardımını ödeyemezdik memurumuza, işçimize.

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – AKP yolsuzluktan kokuyor! Rüşvet, yolsuzluk…

BAŞKAN – Sayın Özgündüz, lütfen müdahale etmeyin.

YILMAZ TUNÇ (Devamla) – 3,5 katrilyon zorunlu tasarruf ödemelerini yapamazdık. Eğer Türkiye’de bugün yolsuzluklar olsaydı biz IMF borcumuzu sıfırlayamazdık, 500 bin konut yapamazdık.

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – 600 milyar dolar borcunuz var. Neden bahsediyorsun?

YILMAZ TUNÇ (Devamla) – 81 vilayete üniversite getiremezdik, Türkiye’yi hızlı trenlerle tanıştıramazdık. AK PARTİ’den önce yolsuzluklar vardı. Bu ülkenin 21 bankası 50 milyar dolar hortumlanmıştır, onu milletimiz çok iyi biliyor. (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Tunç.

III.- YOKLAMA

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Yoklama talep ediyoruz.

BAŞKAN – Peki.

Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisini oylamadan önce yoklama talebi var, ona bakalım.

Sayın Hamzaçebi, Sayın Moroğlu, Sayın Aslanoğlu, Sayın Aksünger, Sayın Ayaydın, Sayın Öner, Sayın Ören, Sayın Özkes, Sayın Özgündüz, Sayın Sarıbaş, Sayın Topal, Sayın Öğüt, Sayın Baydar, Sayın Tayan, Sayın Akova, Sayın Küçük, Sayın Öz, Sayın Nazlıaka, Sayın Köse, Sayın Kalkavan.

Üç dakika süre veriyorum ve süreyi başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı yoktur.

Birleşime on beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 15.36

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 15.49

BAŞKAN: Başkan Vekili Ayşe Nur BAHÇEKAPILI

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Muharrem IŞIK (Erzincan)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 54’üncü Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

III.- YOKLAMA

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu önerisinin oylanmasından önce yapılan yoklamada toplantı yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi yeniden elektronik cihazla yoklama yapacağız.

Yoklama için üç dakika süre veriyorum ve yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN –Toplantı yeter sayısı vardır.

VI.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

1.- CHP Grubunun, Aydın Milletvekili Metin Lütfi Baydar ve arkadaşları tarafından bazı bakanlar hakkında hazırlanan fezlekelerin TBMM'ye ulaştırılmaması konusunun araştırılarak sorumluların ortaya çıkarılması amacıyla 28/1/2014 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 29 Ocak 2014 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – Öneriyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Öneri kabul edilmemiştir.

VIII.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI (Devam)

2.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Ayşe Nur Bahçekapılı’nın, Maliye Bakanının ikiz bebeklerine sağlıklı, mutlu, uzun yıllar dilediğine ilişkin konuşması

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Maliye Bakanımızın ikiz bebeklerine sağlıklı, mutlu, uzun yıllar diliyoruz. Bahtları, yolları açık olsun. (AK PARTİ ve CHP sıralarından alkışlar)

Alınan karar gereğince sözlü soru önergelerini görüşmüyor ve gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmına geçiyoruz.

1’inci sırada yer alan, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/242, 2/80) (S. Sayısı: 156)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

2’nci sırada yer alan, Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu Raporlarının görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

2.- Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu Raporları (1/484) (S. Sayısı: 287)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

3’üncü sırada yer alan, Bartın Milletvekili Yılmaz Tunç ve 77 Milletvekilinin; Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve Adalet Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

3.- Bartın Milletvekili Yılmaz Tunç ve 77 Milletvekilinin; Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve Adalet Komisyonu Raporu (2/1929) (S. Sayısı: 523)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

4’üncü sırada yer alan, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Manisa Milletvekili Erkan Akçay ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili İzmir Milletvekili Oktay Vural'ın; Terörle Mücadele Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, Manisa Milletvekili Erkan Akçay ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili İzmir Milletvekili Oktay Vural'ın; Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, İzmir Milletvekili Hülya Güven ve 31 Milletvekilinin; Sosyal Hizmetler Kanunu ile Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi, Diyarbakır Milletvekili Cuma İçten ve Rize Milletvekili Hasan Karal ile 6 Milletvekilinin; Adana Milletvekili Necdet Ünüvar ve Sivas Milletvekili Hilmi Bilgin ile 4 Milletvekilinin; Sivas Milletvekili Hilmi Bilgin ve 15 Milletvekilinin; Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifleri ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

4.- Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Manisa Milletvekili Erkan Akçay ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın; Terörle Mücadele Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, Manisa Milletvekili Erkan Akçay ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın; Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, İzmir Milletvekili Hülya Güven ve 31 Milletvekilinin; Sosyal Hizmetler Kanunu ile Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi, Diyarbakır Milletvekili Cuma İçten ve Rize Milletvekili Hasan Karal ile 6 Milletvekilinin; Adana Milletvekili Necdet Ünüvar ve Sivas Milletvekili Hilmi Bilgin ile 4 Milletvekilinin; Sivas Milletvekili Hilmi Bilgin ve 15 Milletvekilinin; Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifleri ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/796, 2/1160, 2/1183, 2/1608, 2/1927, 2/1928, 2/1937) (S. Sayısı: 524) (x)

BAŞKAN – Komisyon? Burada.

Hükûmet? Burada.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Vural, buyurun.

OKTAY VURAL (İzmir) – Efendim, biraz önce okudunuz, bizim de teklifimiz var burada. Ben komisyondan istirham ediyorum, bizim bu tekliflerimiz ret mi edildi, kabul mu edildi? Çünkü bildiğiniz gibi, Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından reddedilen bir kanun teklifi bir yıl müddetle getirilemiyor.

BAŞKAN – Evet.

OKTAY VURAL (İzmir) – Dolayısıyla, teklifimizin akıbetini komisyondan öğrenmek istiyorum. Bizim tekliflerimiz ret mi edildi, kabul mü edildi?

BAŞKAN – Bir açıklama yapacak mısınız komisyon?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ VEDAT DEMİRÖZ (Bitlis) – İç Tüzük 35’e göre birleştirdik, şu anda Mecliste görüşülecek.

OKTAY VURAL (İzmir) – Efendim, ama ret mi etti? Şimdi…

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ VEDAT DEMİRÖZ (Bitlis) – Maddelerin uygun olanlarını birleştirdik. Burada da, Genel Kurulda da görüşmelere başlıyoruz.

OKTAY VURAL (İzmir) – Ama şimdi ben somut olarak şunu öğrenmek istiyorum: İç Tüzük’ümüze göre Türkiye Büyük Millet Meclisinin reddettiği bir kanun teklifi bir yıl müddetle gündeme getirilemez. Dolayısıyla, ben bu kanun teklifim ret mi edildi, kabul mü edildi öğrenmek istiyorum. Bu benim kanun teklifimin akıbeti açısından çok önemli.

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ VEDAT DEMİRÖZ (Bitlis) – İç Tüzük’ün 35’inci maddesine göre görüştük.

OKTAY VURAL (İzmir) – Dolayısıyla, benim ismimi buraya yazmanın bir anlamı yok.

BAŞKAN – Sayın Vural, komisyon açıklama yapıyor. Sayın Vural, komisyonu dinleyelim.

OKTAY VURAL (İzmir) – Benim ismimi buraya yazmanın bir anlamı yok, ya ret ya kabul. “Reddettik.” desinler, tamam.

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ VEDAT DEMİRÖZ (Bitlis) – Efendim, İç Tüzük’ün 35’inci maddesine göre Plan ve Bütçe Komisyonumuzda tasarıyla birleştirilmiş ve ilgili maddeleri aynen tasarıyla birleştirilerek Genel Kurula getirilmiştir, reddedilmemiştir.

OKTAY VURAL (İzmir) – O zaman ilgili maddeyi, bizim kanun teklifimizin hangi ilgili maddede olduğunu söyleyin, ona göre bakayım. Benim kanun teklifimi “İlgili maddede değerlendirdik.” diyorsunuz, “Kabul ettik.” diyorsunuz. Hangi maddede?

BAŞKAN – Komisyon raporunda belli edilmiştir herhâlde Sayın Vural.

OKTAY VURAL (İzmir) – Belliyse Sayın Komisyon Başkanı…

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ VEDAT DEMİRÖZ (Bitlis) –  Şimdi, efendim, 6 tane teklif var ve 6 teklifin içerisindeki madde toplamında belki de diğer getirdiğimiz tasarı kadar madde var. Birbirlerine benzerler var, uygun olanların hepsi görüşülerek birbirine benzer olanların hepsi tasarının içerisinde yer almış ve getirilmiş, şu anda Genel Kurula indirilmiş.

OKTAY VURAL (İzmir) – Nasıl benzer efendim? Bana somut olarak neyle benzediğini söyleyin.

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ VEDAT DEMİRÖZ (Bitlis) – Sizin teklifler kabul edildi ve şu anda tasarının içerisinde yer alıyor.

OKTAY VURAL (İzmir) – Hangi maddede yer alıyor kabul ettiğiniz?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ VEDAT DEMİRÖZ (Bitlis) – Benim şu anda ezberimde yok, bakıp söyleyeyim.

BAŞKAN – Sayın Vural, İç Tüzük’ün 35’inci maddesine göre komisyon açıklamasını yaptı. Tasarıyı görüşürken ilgili hangi maddenin olduğu zaten kendiliğinden ortaya çıkacak.

OKTAY VURAL (İzmir) – Yok efendim, yok öyle bir şey.

BAŞKAN – Şu anda müsaade ederseniz komisyon bu konuda…

OKTAY VURAL (İzmir) –  Doğru değil efendim.

BAŞKAN –…madde çok olduğu için açıklayıcı bilgi veremeyebilir.

OKTAY VURAL (İzmir) – Ama komisyon bu bilgiyi verecek efendim. Benim ismimi oraya geçirerek, ondan sonra, sanki benim kanun teklifim görüşülüyormuş gibi bir hava verilmesi doğru değil ki, doğru değil yani.

BAŞKAN – Komisyon açıkladı yalnız, birleştirerek görüşmeye alındığını belirtti. Bunun ötesinde nasıl bir açıklama bekliyorsunuz?

OKTAY VURAL (İzmir) – Almasınlar, reddedilmişse almasınlar. Birleştirmek, onunla ilgili komisyon iradesinin belli olması demektir. Ben de diyorum ki: İlgili maddede varsa “Bu kanun teklifi var, bununla ilgilidir, reddedilmiştir, kabul edilmiştir.” desin.

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ VEDAT DEMİRÖZ (Bitlis) - Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın komisyon.

OKTAY VURAL (İzmir) – Torba olarak koymanın bir anlamı yok ki.

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ VEDAT DEMİRÖZ (Bitlis) – Sayın Oktay Vural Bey’in de imzasının olduğu teklifin öncelikle tasarıyla birleştirilmesi kabul edilmiştir. Ancak, söz konusu teklifteki maddeler, 2013 Temmuz ayında Genel Kurulda kabul edilen yasa içerisinde olduğundan dolayı, şu anda, tekrar mevcut tasarıdan çıkarılmıştır ama yasalaşan bir madde olduğu için çıkarılmıştır.

OKTAY VURAL (İzmir) – Ama niye birleştirdiniz o zaman, ben de onu soruyorum.

BAŞKAN – Ama böyle bir…

OKTAY VURAL (İzmir) – Evet, doğru, ikinci işle ilgili teklifimizi birleştirmeniz lazım zaten.

BAŞKAN – Sayın Vural, İç Tüzük’ün 35’inci maddesine göre bir birleştirme yapabilirler ama.

OKTAY VURAL (İzmir) – Efendim, kanunlaşmış bir konuyu neden birleştirirler? O zaman, komisyon bu konuyu incelememiş demektir, ben de onu söylüyorum. İkinci işle ilgili verdiğim kanun teklifi…

BAŞKAN – Sayın Vural, komisyon açıklamayı yaptı, tasarının kendisinde kanunlaşan hükümler bulunduğunu söyledi.

Konu anlaşıldı sanıyorum.

Sayın milletvekilleri, dünkü birleşimde İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülen tasarının birinci bölümü üzerindeki soru-cevap işlemi tamamlanmıştı.

Şimdi, birinci bölümde yer alan maddeleri, varsa o madde üzerindeki önerge işlemlerini yaptıktan sonra ayrı ayrı oylarınıza sunacağım.

1’inci madde üzerinde üç önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Kanun Tasarısının 1 inci maddesindeki “en az daire başkanı” ifadesinin “en az genel müdür” olarak değiştirilmesini arz ederiz.

Ferit Mevlüt Aslanoğlu                    İzzet Çetin                 Haydar Akar

         İstanbul                                  Ankara                       Kocaeli

Aydın Ağan Ayaydın                 Kadir Gökmen Öğüt           Müslim Sarı

         İstanbul                                  İstanbul                      İstanbul

       Ensar Öğüt                              Musa Çam

         Ardahan                                    İzmir

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı’na

Görüşülmekte olan 524 sıra sayılı kanun teklifinin birinci maddesinin birinci fıkrasında geçen “on bir üye” ibaresinin “on dört üye” şeklinde değiştirilmesi ve ikinci fıkrasından sonra gelmek üzere aşağıdaki bendin eklenmesini arz ve talep ederiz.

“l) Eğitim Öğretim ve Bilim Hizmetleri Kolunda faaliyet gösteren en büyük üç sendikanın merkezi yönetim kurullarında görevli birer üye,”

                 İdris Baluken                                     Demir Çelik                                     İbrahim Binici

                       Bingöl                                                Muş                                               Şanlıurfa

                  Bengi Yıldız                                     Hasip Kaplan                                     Adil Zozani

                      Batman                                              Şırnak                                              Hakkâri

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 524 sıra sayılı Kanun Tasarısının 1 inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                  Oktay Vural                                   Mustafa Kalaycı                                 Mehmet Günal

                        İzmir                                                Konya                                              Antalya

                  Erkan Akçay                                      Emin Çınar                                           Ali Öz

                      Manisa                                          Kastamonu                                           Mersin

               Muharrem Varlı

                       Adana

“MADDE 1- 21/6/1927 tarihli ve 1117 sayılı Küçükleri Muzır Neşriyattan Koruma Kanununun 2 nci maddesinin dördüncü fıkrasının e) bendi “Millî Eğitim Bakanlığı Talim Terbiye Kurulu ile Gençlik ve Spor Bakanlığı Gençlik Hizmetleri Genel Müdürlüğü’nden birer üye”, aynı fıkradaki “10 üye” ibaresi “on iki üye” şeklinde değiştirilmiş ve fıkraya aşağıdaki bent eklenmiştir.

“k) Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığınca en az daire başkanı düzeyinde seçilecek bir üye,”

BAŞKAN – Okunan son önergeye Komisyon katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ VEDAT DEMİRÖZ (Bitlis) – Katılamıyoruz Değerli Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANI AYŞENUR İSLAM (Sakarya) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Kim konuşacak önerge üzerinde?

OKTAY VURAL (İzmir) – Muharrem Varlı…

BAŞKAN – Önerge üzerinde Adana Milletvekili Muharrem Varlı söz aldı.

Buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

MUHARREM VARLI (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; vermiş olduğumuz önerge üzerinde söz aldım. Bu vesileyle hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Yine, milletin faydasına olmayan, kimin faydasına olduğu belli olmayan bir torba yasayla karşı karşıyayız. Burada, o kadar değişik konulardan, o kadar birbiriyle alakasız konulardan birleştirilmiş bir torba yasa karşımızda ve bununla alakalı da yasama çalışması yapıyoruz.

Şimdi, burada, tabii, o kadar çok madde var ki, maddelerin her birinde ayrı ayrı konuşacak olsanız, herhâlde, ne zamanımız yetecek ne de bununla ilgili sizleri ikna edebileceğiz. Dolayısıyla, burada altın, gümüş, pırlanta gibi ve süs eşyası olan bazı şeylerde ÖTV’yi de kaldırmayı planlıyorsunuz bu torba yasayla.

Şimdi, yıllardan beridir ben burada çıkarım, derim ki –Sayın Maliye Bakanı da burada, bununla ilgili birkaç defa hem yazılı hem sözlü soru önergesi de verdim- “Gübredeki KDV fiyatlarını sıfıra çekelim, çiftçimizin cebine buradan önemli bir meblağ girsin, çiftçimize katkı sağlayalım.” Her defasında, bize gelen cevapta “Efendim, işte, bu yeni bir yük getirecek, yeni bir ekonomik sıkıntı verecek.” düşüncesiyle bizim bu tekliflerimiz reddedildi.

Ama şimdi bakıyorsunuz, daha önce altında, gümüşte, pırlantada ve süs eşyalarında KDV’yi sıfırladınız, şimdi de ÖTV’yi sıfırlıyorsunuz. Ya, bu çiftçi üvey evlat mı? Yani bu ülkenin üreten insanları değil mi bu çiftçiler? Neden bu çiftçilerin taleplerini hep göz ardı ediyorsunuz da sanki çok önemli şeylermiş gibi süs eşyasında KDV’yi, ÖTV’yi sıfırlayıp burada yeni kaçakçılığın, yeni rüşvetin önünü mü açmaya çalışıyorsunuz?

Şimdi, değerli arkadaşlarım, bakın, çiftçi gübre giderleriyle âdeta bu yükün altında ezilir vaziyette. “Mazotta ÖTV’yi kaldıralım, KDV’yi kaldıralım.” dediğimizde de “Efendim, burada çok önemli bir yük devletin sırtına biner.” diyorsunuz her defasında. Ee, peki, biz bu çiftçiye ucuz mazot kullandıramazsak, Avrupa çiftçisiyle aynı standartlarda desteklerini veremezsek nasıl onlarla yarışmasını bekleyeceğiz, nasıl onlarla rekabet etmesini bekleyeceğiz?

Yani, siz çiftçiyi âdeta üvey evlat pozisyonuna sokup, onlarla ilgili önünüze gelen kanun tekliflerini, bizim ortaya koyduğumuz, sunduğumuz tekliflerin hepsini reddettiniz. Ama altın, gümüş denildi mi, pırlanta denildi mi KDV’yi de ÖTV’yi de sıfırlıyorsunuz. Herhâlde, özel bir ilgi alanınız var burayla alakalı, ben bunu çözebilmiş değilim, anlayabilmiş değilim.

Şimdi, “Ucuz mazot vereceğiz, mavi mazot vereceğiz.” dediniz iktidara geldiniz ama o günden bugüne mazot yüzde 400 oranında zamlandı, bunun farkında mısınız? Yüzde 400 oranında zamlandı. Yani çiftçi o günkü aldığı değerle bugünkü ödediği değer arasında yüzde 400 fazla para ödüyor ama çiftçinin sattığı ürünlere baktığınız zaman, her geçen gün daha da aşağı çekiliyor. Ayçiçek üreticisi bir yıl önce bilmem kaç liraya sattığı ayçiçeğini bir yıl sonra onun altında bir fiyatla satıyor. Mısır üreticisi mısırını bir yıl önce, iki yıl önce 600 küsur bin liraya satarken bir yıl sonra, iki yıl sonra bu fiyatın altında mısırı satmak zorunda kalıyor ama çiftçiye vereceğiniz yardımlar, çiftçiye vereceğiniz katkılar gündeme geldiği zaman, ne yazık ki, bununla alakalı hiç böyle bir destek söz konusu olmuyor. Dolayısıyla, çiftçiyi hep üvey evlat pozisyonunda görüyorsunuz.

Yani şimdi, altından, gümüşten ÖTV’yi kaldırırken sulama borcu, elektrik borcu olan çiftçilerimize her gün yeni hacizler geliyor. Bu çiftçilerimizin elektrikleri kapalı, sulamalarını yapamıyorlar. Niye bunlarla alakalı bir düzenleme getirmediniz? Neden bunlara bir yenilik getirmiyorsunuz, bunlara bir katkı sağlamıyorsunuz? Yok çünkü onlar sizin ilgi alanınızda değil, sizin ilgi alanınızda olan şeyler altın, gümüş, pırlanta gibi şeyler.

Değerli arkadaşlarım, çiftçiler üreten insanlar; üretip bu ülkeyi doyuran, doyurduğu gibi besleyen insanlar. Bu çiftçimizi koruyamazsak, bu çiftçimize sahip çıkamazsak, herhâlde onlar da üretimden vazgeçtikleri zaman, ülkemizin hâli ne olur hep beraber iyice kara kara düşünün.

Hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Kanun Tasarısının 1 nci maddesindeki “en az daire başkanı” ifadesinin “en az genel müdür” olarak değiştirilmesini arz ederiz.

Ferit Mevlüt Aslanoğlu (İstanbul) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ VEDAT DEMİRÖZ (Bitlis) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANI AYŞENUR İSLAM (Sakarya) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde, Ardahan Milletvekili Sayın Ensar Öğüt.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

ENSAR ÖĞÜT (Ardahan) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; 524 sıra sayılı Kanun Tasarısı üzerinde söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygılarımla selamlarım.

Ben, bugün Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının…

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Önerge üzerinde söz aldın!

ENSAR ÖĞÜT (Devamla) – Kömürle ilgili konuşacağım.

Değerli arkadaşlar, ülkemizde yaklaşık 2 milyon ton civarında kömür dağıtılıyor, buna 3,5 milyar lira para ödeniyor. Ama bu kömür, özellikle Kars, Ardahan, Doğu Anadolu, o bölgede dağıtılan kömürler ne biliyor musunuz Sayın Bakanım? Ardahan’dan bana kömür gönderdiler, şimdi size göstereceğim, tamamı taş ve toprak. Taş ve toprak arkadaşlar. Böyle bir zulüm olmaz!

Ve bu kömürün ocaktan çıkış fiyatı, 70-80 lira maliyeti, devlet 400 liraya alıyor, ithal kömür de 500 lira. Yani olacak iş değil bu! Öyle bir vurgun vuruluyor ki aradaki fark… Mesela diyelim ki kapalı ocak diyorlar, kapalı ocaktan fazla fiyata ihale yapıyorlar, açık ocaktan malı alıyorlar, korkunç bir vurgun vuruyorlar.

VAHAP SEÇER (Mersin) – Allah ıslah etsin!

ENSAR ÖĞÜT (Devamla) – Şimdi, size burada belgeleriyle konuşacağım. Ne diyor burada? “AKP’li başkanın babasının evinde 17 ton kömür çıktı!” Al! Al sana belge kardeşim! Belge diyorsunuz ya! AKP’li başkanın babasının evinde 17 ton kömür çıktı Sayın Başkanım. Yani bunlar kömürü millete de dağıtmıyor, kendileri alıyorlar. İşte, burada…

VAHAP SEÇER (Mersin) – Kömürcülük yapıyorlar, ticaretini yapıyorlar!

ENSAR ÖĞÜT (Devamla) – Evet, belgesi burada.

Şimdi, değerli arkadaşlar…

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Peki, savcılığa verdin mi onu? Ver, savcılığa ver onu.

ENSAR ÖĞÜT (Devamla) – Tabii ki gereken yapılıyor, gerekli işlemler yapılıyor.

Değerli arkadaşlar, bu kömürün kükürt oranı çok yüksek, kalorisi çok düşük, korkunç bir is var ve hava kirliliği var. Şimdi, bizim bölgemizde rakım 1.800 civarında. Rakımı yüksek olan yerlerde biliyorsunuz oksijen düşük olur, bir de hava kirliliği olduğu zaman, inanın samimi söylüyorum, insanlarımızın yüzde 90’ına yakını hava kirliliğine…

BAŞKAN – Sayın Öğüt… Sayın Öğüt… Sayın Öğüt…

ENSAR ÖĞÜT (Devamla) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Sayın Öğüt, bir ikazda bulunmak zorundayım, sürenizi ekleyeceğim.

ENSAR ÖĞÜT (Devamla) – Buyurun.

BAŞKAN – Şu anda görüştüğümüz torba kanunun konuşma yaptığınız maddesi, Küçükleri Muzır Neşriyattan Koruma Kanunu’yla ilgilidir.

ENSAR ÖĞÜT (Devamla) – Çok güzel…

BAŞKAN – Lütfen, konuyla ilgili konuşunuz…

ENSAR ÖĞÜT (Devamla) – Bak, küçükleri…

BAŞKAN - Sözüm bitmedi.

MUHARREM VARLI (Adana) – Ya, o zaman ne konuşacağımızı da yazın verin elimize, ona göre konuşalım o zaman! Ne konuşacağımızı da yazın verin elimize!

BAŞKAN - Ve lütfen ifadelerinizi, siz, özgürce ve kelimeleri kullanarak yerine getirebilirsiniz, ifade edebilirsiniz; başka materyalleri lütfen kürsüden göstermeyiniz. Sürenize ekleyeceğim.

ENSAR ÖĞÜT (Devamla) – Sayın Başkan, zaten benim derdim de küçükleri korumak. Küçükleri nasıl koruyacağız? Hava kirliliğinden korumamız gerekmez mi küçükleri arkadaşlar? (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Muzır neşriyattan koruma, küçükleri korumak değil.

ENSAR ÖĞÜT (Devamla) – Yani, küçükler hava kirliliğinden nasıl… Şu anda, samimi söylüyorum, bölgemde…

BAŞKAN – Sayın Ensar Öğüt, lütfen başka materyalleri göstermeyin salonda, lütfen!

ENSAR ÖĞÜT (Devamla) – Bakın Sayın Başkanım, şimdi şurada ne yazıyor? Aile ve Sosyal Yardımlaşma Fonu.

BAŞKAN – Sayın Ensar Öğüt…

ENSAR ÖĞÜT (Devamla) – Sayın Bakanım, bu torba Ardahan’dan geldi. Bakın, bu torba Ardahan’dan geldi arkadaşlar. Bu torbanın içinde ne var? Bakın, şimdi bakacağız…

(Ensar Öğüt kömür torbasından kömürleri çıkartıp Genel Kurula göstererek kürsüye bıraktı)

BAŞKAN – Sayın Ensar Öğüt, size ikazda bulundum. İç Tüzük’ü uygulamak zorunda bırakmayın beni, lütfen.

ENSAR ÖĞÜT (Devamla) – Ama Başkanım, şimdi, müsaade edin. Ben bölgemin sorunlarını iletiyorum.

BAŞKAN – Tamam, düşüncelerinizi kelimelerle, sözlerle ifade edebilirsiniz.

ENSAR ÖĞÜT (Devamla) – Ama şimdi, bakın, taş…

Beyler, bunlar taş, taş!

AHMET YENİ (Samsun) – Şov yapma be!

ADİL ZOZANİ (Hakkâri) – At, at, taşsa at!

ENSAR ÖĞÜT (Devamla) – Evet, ben şimdi size hediye edeceğim, AKP’lilere.

GÜLAY DALYAN (İstanbul) – Hadi onları bir de havaya at!

BAŞKAN – Sayın Milletvekili Ensar Öğüt kömür gösteriyor, konumuzla direkt ilgilidir!

ENSAR ÖĞÜT (Devamla) – Şimdi, arkadaşlar, bu taş yanmıyor, yanmıyor, yanmıyor.

AHMET YENİ (Samsun) – Şov yapma!

ENSAR ÖĞÜT (Devamla) – Evet, şov yapıyorum tabii. Ya, ne yapacağım Ahmet? Gel bakalım, sen “Fakire fukaraya kömür dağıtıyorum.” diyorsun ama bak Cumhuriyet Halk Partisi olarak biz ne diyoruz biliyor musunuz? Biz kömür değil, nakit para vereceğiz fakire fukaraya -600 lira para vereceğiz- kendisi kömürünü alsın.

AHMET YENİ (Samsun) – Hadi oradan be!

ENSAR ÖĞÜT (Devamla) – Verin kardeşim!

GÜLAY DALYAN (İstanbul) – İzmir Belediyesi sizin, niye vermiyorsunuz 600 lirayı?

ENSAR ÖĞÜT (Devamla) – Bu kömürü siz devlete 400 liraya mal ediyorsunuz, 400 liraya mal ettiğiniz kömürün parasını verin kardeşim. İşte, Sayın Bakan…

GÜLAY DALYAN (İstanbul) – İzmir Belediyesi sizin, Antalya Belediyesi sizin, niye vermiyorsunuz parayı da, konuşuyorsunuz?

ENSAR ÖĞÜT (Devamla) – Ben, hayır… Bakın, bunlar Ardahan’dan gelen tescilli kömürler. Ben, Sayın Bakana bu kömürleri hediye edeceğim, lütfen araştırsın. Ben araştırmasını istiyorum arkadaşlar. Yani, bunu…

GÜLAY DALYAN (İstanbul) – Hangi parayı veriyorsun?

ENSAR ÖĞÜT (Devamla) – Bakın… Yahu, bağırmana gerek yok Hanımefendi. Bu kömürler taş mı değil mi? Bunu Sayın Bakan araştırsın, ben araştırmasını istiyorum. Sayın Bakana da torbayı veriyorum, alın, buyurun.

GÜLAY DALYAN (İstanbul) – İzmir Belediyesi sizin, Antalya Belediyesi sizin… Ne oldu, ne oldu?

(Ensar Öğüt kömür torbasını komisyon sırasının önüne bıraktı)

BAŞKAN – Sayın Öğüt, lütfen sükuneti bozmayın; çalışma düzeni ve sükuneti bozmayın.

GÜLAY DALYAN (İstanbul) – Saygısızlık yapıyorsun ya! Ne yapıyorsun?

BAŞKAN – Görevliler lütfen torbayı alır mısınız Sayın Öğüt’ün elinden.

ADİL ZOZANİ (Hakkâri) – Yanmaz, yanmaz, sen atsana!

BAŞKAN - Yeteri kadar gazeteciler resim çekti Sayın Öğüt. Tamam, amacınıza ulaştınız, fotoğraflar çekildi. Lütfen alın yerinden.

SUAT ÖNAL (Osmaniye) – Şov yapma! Kürsüde konuşma hakkın var, Bakanın yanına gitmeye hakkın yok.

GÜLAY DALYAN (İstanbul) – Siz oyları parayla mı satın alıyorsunuz? Huyunuz bu, doğru ya! Oyları parayla satın alıyorsunuz, bugüne kadar böyle geldi, böyle gidiyor.

ENSAR ÖĞÜT (Devamla) – Değerli arkadaşlar…

BAŞKAN - Sayın Öğüt, şimdiye kadar yaptığım ihtarları veya ikazları birinci ihtar olarak kabul edin lütfen ve ikinci ihtara lütfen mahal vermeyin.

Lütfen buyurun.

ENSAR ÖĞÜT (Devamla) – Peki.

Değerli arkadaşlar, bakın, amacımız birilerini kötülemek değil. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

Bakın, müsaade eder misiniz? Ya, şimdi burası Büyük Millet Meclisi.

SALİH KOCA (Eskişehir) – Ya, niye süre veriyorsunuz ya? Zaman bitti, zaman!

ENSAR ÖĞÜT (Devamla) – Ben, şimdi, bunu, kömürle ne anlatırsam anlatayım, kimse anlamıyor. Şimdi, bu taşı gösterdim. Benim amacım ne biliyor musunuz? Halka kömürden ziyade kaliteli kömür dağıtılsın.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ENSAR ÖĞÜT (Devamla) – Bunu ben rica ediyorum. Büyük Millet Meclisinde ben kime anlatacağım? Hükûmetin Bakanına anlatacağım. Yapmayın ya!

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Antalya) – Elinizin karası her yere bulaştı Sayın Öğüt.

MURAT YILDIRIM (Çorum) – Samandan, kömürden, bunlardan iş çıkmaz. Sen millete git, millete!

ENSAR ÖĞÜT (Devamla) – Geçen sene saman 1.100 liraydı, bu sene 300’e indirdik. Bunların sorunlarını dile getirmesek olur mu?

MURAT YILDIRIM (Çorum) – Sırada odun kaldı, odun getir, kereste getir.

ENSAR ÖĞÜT (Devamla) – Değerli arkadaşlar, sonuç şudur: Ülke bizimdir. Bu kömürler taş kömürü. Devletin parası veriliyor, devlet zarar ediyor. Yetimin, fakirin fukaranın hakkını götürüp başkasına veriyorsunuz. Bunu vermeyin, etmeyin. Kömür verin, biz kömüre karşı değiliz ama kaliteli kömür verin veya parasını verin, vatandaş parasıyla kömür alsın. Ben bunu demek istiyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

NİMET BAŞ (İstanbul) – Kömürleri de al oradan.

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – Toplar mısınız orayı?

BAŞKAN – Sayın Ensar Öğüt, alır mısınız oradaki materyalleri lütfen?

ENSAR ÖĞÜT (Devamla) – Peki.

BAŞKAN – Lütfen ciddiyetimizi koruyalım arkadaşlar, sayın milletvekilleri, lütfen, Türkiye Büyük Millet Meclisindeyiz.

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Sizin işiniz kirletmek, bizim işimiz temizlemek.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Sayın Elitaş, söz istediniz.

Buyurun.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.

Kısa bir açıklama yapma ihtiyacı hissettim. Biraz önce Sayın Varlı konuşmasını yaparken dedi ki: “Değerli taşlardan, altın ve mücevherattan ÖTV’yi sıfırladınız.” Ben tasarıyı inceledim. ÖTV’nin sıfırlanması durumu söz konusu değil. Yanlış bir bilgilendirme olduğundan dolayı Geneli Kurulu bilgilendirmek ve tutanaklara geçmesi açısından bu ifadeyi kullandım.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Ben teşekkür ederim.

Diğer önergeyi okutuyorum.

OKTAY VURAL (İzmir) – Efendim, tasarıda vardı, komisyonda çıktı.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Öyle bir şey yok tasarıda. Hayır, tasarıda da yok.

OKTAY VURAL (İzmir) – Tasarıda vardı, Hükûmet tasarısı suçüstünde yakalandı, komisyondan döndü.

BAŞKAN – Komisyondan döndüyse…

OKTAY VURAL (İzmir) – Dolayısıyla, Hükûmet iradesini burada deşifre etmiştir. Evet, Hükûmet iradesini deşifre etmiştir. Tasarıda var.

BAŞKAN – Sayın Vural, komisyondan döndüyse sayın milletvekillerinin burada konuşma yaparken Genel Kurula gelen metin üzerinden konuşma yapması gerekir.

OKTAY VURAL (İzmir) – Siz çıraktınız.

MUHARREM VARLI (Adana) – Komisyon çıkarttı, Komisyon.

OKTAY VURAL (İzmir) - Siz çıkarttınız.

MUHARREM VARLI (Adana) – Bu çiftçi yetim mi, öksüz mü, ikinci sınıf vatandaş mı? Allah’tan korkun biraz ya!

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Allah’tan korkan kürsüde doğru konuşur.

BAŞKAN – İyice okumak gerekir. Genel Kurula metin nasıl geldiyse o metin üzerinden konuşma yapmak gerekir. Bunu da bildirelim, bilginize sunalım. Zaten biliyorsunuz diye de kabul etmek gerekiyor.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı’na

Görüşülmekte olan 524 sıra sayılı kanun teklifinin birinci maddesinin birinci fıkrasında geçen “on bir üye” ibaresinin “on dört üye” şeklinde değiştirilmesi ve ikinci fıkrasından sonra gelmek üzere aşağıdaki bendin eklenmesini arz ve talep ederiz.

“l) Eğitim Öğretim ve Bilim Hizmetleri Kolunda faaliyet gösteren en büyük üç sendikanın merkezi yönetim kurullarında görevli birer üye,”

İdris Baluken (Bingöl) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ VEDAT DEMİRÖZ (Bitlis) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANI AYŞENUR İSLAM (Sakarya) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – İdris Baluken konuşacak.

Buyurun. (BDP sıralarından alkışlar)

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Tabii, bu torba kanunla sürekli Meclis gündeminde bir kanun yapma tekniğini getirmenizi yine buradan anlaşılmaz bulduğumuzu ifade etmek istiyorum. Neredeyse artık her bir ayda bir torba kanunu, içerisine çok farklı konularda düzenlemeler doldurarak buraya getiriyorsunuz. Doğru dürüst bir kanun teklifi Genel Kurula getirme sorumluluğundan da kaçma gibi bir pozisyona düşüyorsunuz.

Tabii, bu 1’inci madde daha çok çocuk haklarıyla ilgili bir madde. Vermiş olduğumuz önergeye niçin katılmadığınızı anlamadık çünkü biz bu vermiş olduğumuz önergede çocukların her türlü ihmal ve istismarıyla ilgili muzır yayınların olup olmadığı konusunda Bakanlık yetkilileri dışında sendikadan da temsilcilerin olmasını öneriyoruz. Katılımcı demokrasinin gereği de budur. Yönetim süreçlerinde, karar alma süreçlerinde sendikaların, sivil toplum alanlarının, meslek örgütlerinin katılımını sağlıyorsanız, merkeziyetçilikten kurtulma çabası içerisindeyseniz demokratik davranmış olursunuz. O nedenle, sunmuş olduğumuz önerinin kabul edilmemesini, doğrusu, son derece yadırgıyoruz.

Tabii, çocuk hakları dediğimizde, böyle torba kanunların içerisinde kaçamak maddelerle geçiştirilecek bir sorundan bahsetmiyoruz. Çocuk hakları dediğimizde, çok kapsamlı tartışmalardan sonra, komisyonda yapılan düzenlemelerden sonra Genel Kurula gelecek çok önemli ayrıntıları içeren kanun tekliflerine, kanun tasarılarına ihtiyaç olduğunu belirtmek istiyoruz. Hatta, Anayasa’da çocuk haklarını güvence altına alacak düzenlemelerin bir an önce bu Meclis tarafından, bu Parlamento tarafından ele alınması gerektiğini düşünüyoruz.

Bakın, geçmiş dönemlerde, burada çocukların yaşam hakkı ihlalinden maruz kaldıkları pek çok soruna kadar burada pek çok hususu dile getirmiştik. Bugüne kadar dile getirdiğimiz hususlarda hiçbir şey yapmadınız. Cezaevlerinde “Politik tutuklu çocuk” kavramı diye bir şey var ve şu anda Türkiye cezaevlerinde 2 binin üzerinde tutuklu ya da hükümlü olan çocuk dramı var. Bunu çözmeyle ilgili bugüne kadar maalesef hiçbir şey yapmadınız. Bırakın çözmeyi, Pozantı Cezaevinde, Şakran Cezaevinde, Antalya Cezaevinde çocuklara yönelik tecavüz vakalarıyla ilgili sorumluları yargı önüne çıkarma, sorumlulardan hesap sormayla ilgili de maalesef bugüne kadar kamuoyu vicdanını tatmin eden bir şey yapmadınız. Daha on gün önce, Sincan Cezaevindeki çocuk tutuklular çok ağır işkencelere maruz kaldılar, hemen hemen hepsi darbedildi. Cezaevi yönetimi ve oradaki sorumlu cezaevi personeli hakkında soruşturmalar yürüteceğinize, bu işkenceye maruz kalmış olan çocukları Türkiye’nin değişik cezaevlerine sürgünlere gönderdiniz. Böyle bir anlayışın çocuk haklarıyla ilgili bir yasal düzenleme yapmasını da beklemiyoruz doğrusu.

Yine, biliyorsunuz, çocukların Türkiye’de yaşam hakkının olmadığını savunuyoruz. Bunu, Ceylan Önkol’un durumunu buraya getirirken söylemiştik; Uğur Kaymaz’ın, Halil İbrahim Oruç’un sokak ortasında infaz edilmesini burada dillendirirken söylemiştik. Türkiye’de çocukların henüz yaşam hakkı yoktur, Türkiye’de, çocukların yaşam hakkını garanti altına alacak bir yasal düzenleme yoktur. Buna ihtiyaç varken torba kanunda bu şekilde değerlendirmenizi anlaşılmaz bulduğumuzu ifade etmek istiyoruz.

Tabii “çocuk hakkı” deyince ana dilde eğitim hakkından yine bahsetmek gerekir. Bütün uluslararası sözleşmelerde de ana dilde eğitim hakkı çocuklar için en temel eğitim hakkı olarak tanımlanmasına rağmen Türkiye’de hâlâ çocukların kendi ana dilinde eğitim hakkı yoktur. Bununla ilgili, Hükûmetin kapsamlı bir Anayasa düzenlemesi yapmasıyla ilgili bütün beklentiler boşa çıkmış, demokratikleşme paketinde de başta Kürt çocukları olmak üzere Türkiye’deki farklı etnisitedeki çocukların özel okullarda parayla ana dilinde eğitim alabileceğine dair maalesef düzenlemeler yapılmıştır.

Bütün bu sorunları burada beş dakikaya sığdırmak mümkün değil. Biz, çağrımızı yinelemek istiyoruz: Çocuk haklarıyla ilgili kapsamlı bir Anayasa düzenlemesi, Genel Kurula gelecekse de torba kanun içerisinde değil, kapsamlı kanun teklifleriyle Meclisin ayrıntılı bir tartışma yürütmesi gerekir diyorum, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

2’nci maddede 3 adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Kanun Tasarısının 2’nci maddesindeki “Ankara icra dairesine” ifadesinin “Ankara’da belirlenecek bir icra dairesine” olarak değiştirilmesini arz ederiz.

Ferit Mevlüt Aslanoğlu                İzzet Çetin                         Haydar Akar

         İstanbul                               Ankara                               Kocaeli

Aydın Ağan Ayaydın                  Veli Ağbaba                         Musa Çam

         İstanbul                              Malatya                                İzmir

Kadir Gökmen Öğüt

         İstanbul

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, şimdi okutacağım 2 önerge aynı mahiyette olduğundan birlikte işleme alacağım, talepleri hâlinde önerge sahiplerine ayrı ayrı söz vereceğim.

Şimdi, aynı mahiyetteki önergeleri okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 524 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 2’nci maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

       Oktay Vural                     Mustafa Kalaycı                     Erkan Akçay

           İzmir                                 Konya                                Manisa

           Ali Öz                             Emin Çınar                       Mehmet Günal

          Mersin                             Kastamonu                            Antalya

    Muharrem Varlı

          Adana

Diğer önerge sahipleri:

                 Hasip Kaplan                                     Bengi Yıldız                                       Sırrı Sakık

                       Şırnak                                              Batman                                                Muş

                   Adil Zozani                                      Demir Çelik

                      Hakkâri                                               Muş

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergelere Komisyon katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ VEDAT DEMİRÖZ (Bitlis) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANI AYŞENUR İSLAM (Sakarya) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Adana Milletvekili Muharrem Varlı önerge hakkında konuşacak.

Buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

MUHARREM VARLI (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Az önceki önergemizle ilgili Sayın Elitaş itirazda bulundu ama Hükûmet tasarısında ÖTV’nin sıfırlanmasıyla alakalı madde var, daha sonra alt komisyonda bu değiştirildi.

Tabii, ben bunu söylerken yıllardan beridir burada gübre fiyatlarıyla alakalı hep çiftçinin hakkını savunmak adına, çiftçiye fayda sağlamak adına bir şeyler söylüyorum. Gelin, şu yüzde 18 KDV’yi sıfırlayalım, hadi, varsanız! Niye altında, gümüşte, süs eşyasında, ojede, ne bileyim, şunda, bunda sıfırlarken KDV’yi gübrede sıfırlamıyorsunuz? Mazotta hadi ÖTV’yi, KDV’yi sıfırlayalım. Ha, ona gelince bir şey yok, ona gelince itiraz yok tabii!

Şimdi, bu yasada taşeron işçilerinin de çok önemli beklentileri vardı, kendileriyle alakalı bazı düzenlemeler bekliyorlardı. Geçen bununla ilgili verilen önerge üzerinde de ben söz almıştım ve konuşmuştum burada. Taşeron işçilerin nasıl sıkıntılar yaşadığını, iş güvenliklerinin olmadığını, emeklilikle ilgili kaygılarının olduğunu, evlerine ekmek götürmekte sıkıntı yaşadıklarını, yarın kapının önüne konulup konulmayacaklarıyla alakalı bir garantilerinin olmadığını burada anlatmıştım. Taşeron işçiler bu beklentiler içerisindeyken ne yazık ki bu tasarıda, 125 maddelik bu tasarıda, taşeron işçilerin durumunu iyileştirecek, onlara fayda sağlayacak bir madde yok. Dolayısıyla, bu, çoğunluğu ilgilendiren bir yasa teklifi olmaktan öte, herhâlde birilerinin menfaati doğrultusunda çıkartılan bir yasa teklifi, Hükûmet tasarısı diye değerlendiriyorum ben.

Şimdi, taşeron işçilerin iş güvencesini veremezsek, onların hayatlarını garanti altına alamazsak, bugün işteyken yarın kapının önüne konulmalarını engelleyemezsek, bu merdiven altında çalışan işçileri garanti altına alamazsak biz bunların hakkını nasıl korumuş olacağız? Biz vicdanımızda nasıl rahat bir hesaplaşma, muhasebe yapacağız? Ama, baktığınız zaman, burada, efendim, işte uçak sahiplerinin alacaklarıyla ilgili, hacizlerin konulmasıyla, bunun kaldırılmasıyla ilgili özel bir teklif var. Yani, neden bu kadar özel indiriyorsunuz bu işi? Hadi gelin çiftçilerin elektrik borçlarını taksitlendirelim, “Haciz konulamaz çiftçilere elektrik borcundan dolayı.” diyelim. Bunlar üretim yapmak için kullanıyorlar bu elektriği, keyiflerinden kullanmıyorlar, klima çalıştırmıyorlar, efendim, ne bileyim, elektrikli soba çalıştırmıyorlar; su çekiyorlar, tarlayı suluyorlar, dolayısıyla elektrik borçları birikiyor. Ürünleri de para etmeyince elektrik borçlarından dolayı sıkıntıya giriyorlar, ödeyemiyorlar. Hop, haciz, elektrikleri kesiliyor. Gelin, hadi bunu yapalım varsanız ama yok. Kimin özel işi var, kime özel kıyak çekilmesi lazım, onunla alakalı tasarı, madde düzenliyorsunuz. Arkadaşlar, geneli ilgilendiren, çoğunluğu ilgilendiren… Bu ülkede üretim yapan, üretime katkı sağlayan insanlara fayda sağlayalım, onları koruyalım, onlarla ilgili bir şeyler yapalım burada. Ama size bunları söylediğimiz zaman hiç umurunuzda değil.

4/B’liler, 4/C’lerle alakalı ne yaptınız? Hiçbir şey yapmadınız. Burada, Mecliste de çalışan bir sürü arkadaşımız var bu statüde, onlar da bir sürü şey bekliyorlar sizden ama hiçbir şey yapmadınız bugüne kadar, yapmaya da niyetiniz gözükmüyor.

Şimdi, yine, sulama birliklerinde çalışan sözleşmeli personel var. Bütün sözleşmeli personeli kadroya geçirdiniz ama sulama birliklerinde çalışan sözleşmeli personeli ikinci sınıf vatandaşmış gibi onları ayırt ettiniz, bıraktınız bir kenara. Onlar şu anda hâlâ sözleşmeli personel olarak çalışmaya devam ediyorlar. Bu Allah’tan reva mıdır yani? Bunu vicdanınıza sorduğunuz zaman rahat mısınız vicdanınızda? Ben rahat değilim doğrusu, sizin ve birçok arkadaşımızın rahat olduğu kanaatinde değilim. Toplumun genelini ilgilendiren, toplumun genel problemleriyle alakalı yasa teklifi, yasa değişikliği getirmemiz gerekirken biz özel, kişiye özel servisler yapıyoruz. Bundan vazgeçin arkadaşlar, toplumun genel yarasına gelin parmak basalım, bunu düzenlemeye çalışalım.

Hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Diğer konuşmacı…

Sayın Baluken, siz mi konuşacaksınız?

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Hasip Kaplan…

BAŞKAN – Şırnak Milletvekili Sayın Hasip Kaplan konuşacak diğer önerge üzerinde.

Buyurun. (BDP sıralarından alkışlar)

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Arkadaşlar, bu torbada her şey var maşallah. Bu maddede de… Cape Town’da bir sözleşme imzalanıyor, bu sözleşmeye göre -bizim bu torba kanununa her şey konuyor ya- şöyle bir madde ekliyorlar, diyorlar ki: Uluslararası taşınılabilir araçlar… Bunlara el konulmayacak. Yani, amaç bu. E, bunun için ne yapalım? İcra ve İflas Kanunu’nu değiştirelim, Harçlar Kanunu’nu değiştirelim. Harçlar Kanunu’nda bu şirketlere ayrımcılık yapalım, harçlarını sınırlayalım. Ne kadar mesela? 10 bin Türk lirasıyla. Kardeşim, bahsettiğiniz şeyler uçak uçak, Airbus,   400-500 kişi taşıyor böyle; koca koca gemiler; tren, tren; uzay araçları, bahsettiğiniz şeyler bunlar, kabaktan bahsetmiyoruz burada arkadaşlar. Kabak parasıyla uçak parası aynı olur mu, nispi harcı aynı olur mu, başvuru harcı aynı olur mu, vatandaşa ayrı harç, başkasına ayrı harç olur mu? Ya, arkadaşlar, bu hukuku lastik olsa bükseniz 20 yerden kopar yani, inanın şaşırıyorum.

Burada Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü tarafından düzenlenen belgeyle İcra Müdürlüğüne başvuruluyor. İcra ve İflas Kanunu’nu da yok ediyorlar. İcra ve İflas Kanunu var. İcra ve İflas Kanunu’nu yönetmelikle dolanıyorlar arkadaşlar, yönetmelikle İcra ve İflas Kanunu’nu değiştirmeye çalışıyorlar. Peki, bunun için buna gerek var mı? Şöyle bir baktım, Türkiye uluslararası sözleşmeleri önce imzalıyor, burada oyluyoruz ya, hani elini kaldır indir oluyor burada sözleşmelerde, sonra bizim Dışişleri Bakanlığı depo ediyor. Depo ederken şöyle bir hüküm düşmüşler, Başbakanın imzasının hemen üstünü okuyacağım size: “Türkiye Cumhuriyeti tarafından Hava Aracı Protokolü’nün onaylanmasının uygun bulunduğuna dair belge depo edilir edilmez Türkiye’de mezkûr protokole ilişkin olarak yapılan deklarasyon.” Şimdi, bu deklarasyonda diyor ki: “İflas olayına karışmıyoruz.” Bu sözleşmede ne diyor? “Taraflar mahkemesini belirler.” diyor. Geliyorsunuz, birkaç çekince konmuş, bu konan çekincelerin içinde hava aracı var, zilyetli kontrol var. Fakat hava araçları ise bu Cape Town’daki sözleşmeye bağlı değil. Uçakların sicili Chicago’da, orada bir sözleşme var. Şimdi, Chicago’daki sözleşmeye göre tescil yani genel işaret tescil otoritesi devlet oluyor. Şimdi, buradan baktığınız zaman, tescil yeri orada, gemiler kendi ülkelerinde, uzay araçlarına şirketler ortak olabiliyor farklı. Şimdi, ABD, 31 ülke ve Avrupa Birliği ülkeleri bunu onaylamış. Ananas cumhuriyetine uçağımız gitti ve el koydular. Ne olacak şimdi? Orada yok, taraf değil. Ne olacak? İşte orada kıyamet kopacak. Çünkü “Güvenceli yükümlülük” diye bir madde var. Taraf olan buna güvenceli yükümlülük imzasını koyar. Güvenceli yükümlülüğü yerine getiremiyorsan, o zaman tescil şartlarını da sözleşmeye uyduramazsınız. Niye bununla uğraşıyorsunuz arkadaşlar? Anayasa’nızı uygulayın ya. Anayasa’nın 90’ıncı maddesinde demediniz mi uluslararası sözleşmeler kanun hükmündedir, uygulanır? Alın size bu protokol, 30 sayfadır, bunu olduğu gibi uygulayın. Ne lüzum var böyle dolanmaya, harçları 10 bin TL’yle sınırlı tutmaya? Sivil Havacılık Müdürlüğüne, İcra Müdürlüğüne göndermeye ne lüzum var? Gelin bunları düzeltin ama doğru dürüst düzeltin, bu yanlış. Eğer bu yanlışları, bu torbada, bu şekilde dile getirirseniz inanın karmakarışık bir durum yaparsınız ve hukuk tekniği açısından son derece sakat bir durum ortaya çıkıyor. İmzaladığınızı uygulamıyorsunuz, Anayasa’yı uygulamıyorsunuz. Ama merak ediyorum demir yolu, tren miren alan var mı bu ara, uzay aracı alan var mı? Bu alanları biraz araştırmamız gerekir diyorum, hepinize saygılar sunuyorum. Bu ucube maddenin çıkarılması gerektiğini hatırlatıyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Kanun Tasarısının 2’nci maddesindeki “Ankara icra dairesine” ifadesinin “Ankara’da belirlenecek bir icra dairesine” olarak değiştirilmesini arz ederiz.

Veli Ağbaba (Malatya) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ VEDAT DEMİRÖZ (Bitlis) - Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANI AYŞENUR İSLAM (Sakarya) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Sayın Ağbaba, siz mi konuşacaksınız?

VELİ AĞBABA (Malatya) – Evet Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Sayın Veli Ağbaba konuşacak, Malatya Milletvekili.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

VELİ AĞBABA (Malatya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Teklifle ilgili konuşmadan önce bir konu hakkındaki düşüncelerimi sizlere ifade etmek istiyorum. Ülkemizde maalesef her gün, her kesimden yurttaşımız şiddetle karşı karşıya kalmaktadır. Türkiye’de hak arayan herkes, kendini ifade etmek isteyen herkes, şiddete maruz kalmaktadır.

Değerli milletvekilleri, sokakta güvenlik görevlilerinin uyguladığı şiddet, hiçbir dönemde olmadığı kadar artmıştır. Bu tür saldırı ve şiddetin demokratik ülkelerde yaşanması kabul edilemez. Bu saldırılar, Türkiye’de gördüğümüz olaylar ancak olsa olsa faşist idarelerin hâkim olduğu, faşist hükûmetlerin hâkim olduğu ülkelerde olabilir.

Hiçbir şiddetin olmadığı, insanların en demokratik hakkını kullandığı toplantılarda AKP şiddete başvurmaktadır. Birkaç örnek vermek istiyorum. En son, geçtiğimiz haftalarda gözaltına alınan yakınlarının emniyetteki durumunu öğrenmeye giden 2 gence tazyikli sularla, TOMA’larla müdahale edildi. Türkiye’deki insanlar hangi ülkede yaşayacaklarını şaşırdılar.

Bakın, değerli milletvekilleri, Hükûmetin yasakladığı ama milyonlarca insanın kutlamak istediği Cumhuriyet Bayramı kutlamalarında ilk kez Ulus Meydanı’nda insanların üzerine TOMA’yla, copla müdahale edildi, biber gazları sıkıldı. Ellerinde hiçbir şey olmayan, sadece ve sadece cumhuriyeti kutlamak için Türk Bayrağı’nı eline alan insanların üzerine maalesef TOMA’larla, biber gazlarıyla müdahale edildi. 4+4+4’te eğitim yasasını protesto eden sendikacıların üzerine saldırıldı, kimilerinin ayakları kırıldı.

Yine, Çağlayan Adliyesinde, bugün, sizin de utanarak kabul ettiğiniz hukuksuzlukları protesto eden avukatların üzerine saldırdınız. Türkiye'nin en iyi üniversitelerinden biri olan ODTܒnün, o güzelim pırıl pırıl öğrencilerin okumuş olduğu ODTܒnün üzerine saldırdınız.

Değerli arkadaşlar, bakın -bu yaz, Berkin’i hatırlar mısınız bilmiyorum, sizin de çocuklarınız var- Berkin’in sadece ve sadece tek suçu ekmek almaya gitmektir, ekmek almaya giden bir çocuğun üzerine maalesef saldırdınız. Ali İsmail Korkmaz gecenin bir karanlığında AKP’nin polisleri ve AKP’nin çeteleri tarafından bir gece yarısı hunharca öldürüldü ve Ali İsmail’in kanı ellerinizde. Ethem Sarısülük üç metreden vuruldu, Ethem Sarısülük’ün kanları ellerinizde.

Bu söylediklerimiz, değerli arkadaşlar, ülkede bu söylediklerimiz Mecliste de yaşanmaya başlandı. Uçan tekmeler, çeşitli küfürleri her gün yaşıyoruz. Bugün ismi “İnsan Hakları” olan komisyonda böyle bir saldırıya ben maruz kaldım. Değerli arkadaşlar, AKP milletvekilleri hem Mecliste hem de Meclis dışında herkese şiddet uygulamaya çalışıyor. Ne konuşacağımıza, nerede konuşacağımıza, nasıl konuşacağımıza, kimi eleştirip eleştirmeyeceğimize AKP karar vermeye çalışıyor.

BAŞKAN – Sayın Ağbaba, lütfen, konuya gelir misiniz.

VELİ AĞBABA (Devamla) – Değerli arkadaşlar, Cumhuriyet Halk Partisi milletvekilleri olarak biz biat kültüründen gelmedik. Biz hiç kimsenin önünde eğilmedik, eğilmeyiz. Biz hiç kimsenin önünde diz çökmedik, diz çökmeyiz. (CHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar) Bizi hiç kimse teslim alamaz. Bize hiç kimse, değerli arkadaşlar, diz çöktüremez. Bakın, siz biat kültüründen gelmiş olabilirsiniz, siz bir parmakla milletvekili de seçilmiş olabilirsiniz ama Cumhuriyet Halk Partisi milletvekillerinin geldiği yer bellidir. Bizler yedi düvele karşı meydan okuyan, emperyalistlere karşı duran Mustafa Kemal’in evlatlarıyız, Mustafa Kemal’in çocuklarıyız biz. (CHP sıralarından alkışlar) Biz, idam sehpasına giderken kürsüyü, sehpayı ayağı titremeden yere atan, “Yaşasın tam bağımsız Türkiye!” diyen, “Yaşasın halkların kardeşliği!” diyen Deniz Gezmiş’in yoldaşlarıyız biz. Onun için, sizin bizi susturmaya gücünüz yetmez. Haddinizi bileceksiniz bundan sonra, haddinizi bileceksiniz. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

Değerli arkadaşlar, işin bir başka yönü, bakın, işin bir başka yönü: Bir kavga oluyor, diğer kavgalarda olduğu gibi bir kavga oluyor ama Anadolu Ajansı, sizin yönetmiş olduğunuz Anadolu Ajansı utanılacak bir şekilde, bunu benimle o malum zat arasında bir kavgaymış gibi veriyor. Geçmiş örneklerde yaşadık, CNN TÜRK’ün kameramanını burada tekmelediniz, kavga diye verildi. Anadolu Ajansı artık… Buradan bütün Türkiye’deki yurttaşlara çağrı yapmak istiyorum: Anadolu Ajansına gazeteci demeyin, Anadolu Ajansı AKP’nin kendi koludur, AKP’nin basın bültenlerini yazmaktan başka hiçbir işe yaramayan bir basın kuruluşudur. Burada, huzurlarınızda Anadolu Ajansını da kınıyorum, yanlış vermiş olduğu haberlerden dolayı.

Bir daha bir şey söylemek istiyorum: Şiddet uygulayana adam denemez, şiddet uygulayana insan denemez, bunu da buradan belirtmek istiyorum.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

2’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, 3’üncü maddede üç önerge vardır, okutacağım ve birlikte işleme alacağım, talepleri hâlinde önerge sahiplerine ayrı ayrı söz vereceğim.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 524 sıra sayılı Kanun Tasarısının 3’üncü maddesindeki “verilmesi gereken beyannamelerin şekil, içerik ve eklerini” ibaresinin, “beyannamelerin şekil ve içeriklerini” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                  Oktay Vural                                   Mustafa Kalaycı                                   Erkan Akçay

                        İzmir                                                Konya                                              Manisa

                Mehmet Günal                                    Emin Çınar                                           Ali Öz

                      Antalya                                          Kastamonu                                           Mersin

                  Reşat Doğru

                       Tokat

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 524 sıra sayılı yasanın 3 ncü maddesinin 3 fıkrasının aşağıda ki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                 Hasip Kaplan                                     Adil Zozani                                       Demir Çelik

                       Şırnak                                              Hakkâri                                                Muş

                   Sırrı Sakık                                       Bengi Yıldız

                        Muş                                                Batman

3 fıkra: “birinci fıkrada ki gider vergileri oranları %2 ye indirilir.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 524 sıra sayılı Kanun Tasarısının 3 üncü maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederim. ■

        Mehmet Akif Hamzaçebi                     Aydın Ağan Ayaydın                       Ferit Mevlüt Aslanoğlu

                     İstanbul                                            İstanbul                                            İstanbul

                  Haydar Akar                               Kadir Gökmen Öğüt                                 İzzet Çetin

                      Kocaeli                                             İstanbul                                             Ankara

                  Müslim Sarı                                       Musa Çam

                     İstanbul                                              İzmir

MADDE 3 - 13/7/1956 tarihli ve 6802 sayılı Gider Vergileri Kanununun 39 uncu maddesinin birinci fıkrasının sonuna;

"Şu kadar ki Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığınca engellilere yönelik olduğu konusunda olumlu görüş bildirilen ve elektronik haberleşme işletmecileri tarafından münhasıran engellilere yönelik olarak sunulan hizmetler bu vergiden istisnadır." hükmü eklenmiş,

bu fıkranın a) bendinde yer alan "(ön ödemeli kart satışları dâhil)" ibaresi "(ön ödemeli hatlara yüklemeler için yapılan satışlar dâhil)" şeklinde, aynı maddenin ikinci ve yedinci fıkraları aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"Birinci fıkranın (a), (b), (c) ve (d) bentlerinde yer alan hizmetlerin birlikte veya birbiriyle bağlantılı olarak verilmesi ile ön ödemeli hat kullanıcıları tarafından yapılan yüklemelerin farklı oranlara tabi hizmetlerde kullanılması hâlinde, her hizmet tabi olduğu oran üzerinden vergilendirilir."

"Birinci fıkradaki %25 ve %15 oranlarını ayrı ayrı veya birlikte %5'e, %5 oranını ise sıfıra kadar indirmeye ve bu oranları kanuni oranlarına kadar artırmaya Bakanlar Kurulu, vergiye ilişkin usul ve esasları belirlemeye, ön ödemeli hatlara yapılan yüklemelerin farklı oranlara tabi hizmetlerde kullanılması hâlinde fazla tahsil edilen vergiyi kullanıcıya ödenmesi koşuluyla mükellefe iade ettirmeye, verilmesi gereken beyannamelerin şekil, içerik ve eklerini belirlemeye Maliye Bakanlığı yetkilidir."

BAŞKAN – Son önergeye Komisyon katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ VEDAT DEMİRÖZ (Bitlis) – Katılamıyoruz Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANI AYŞENUR İSLAM (Sakarya) – Katılamıyoruz.

BAŞKAN – İstanbul Milletvekili Sayın Akif Hamzaçebi, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, sanıyorum Komisyon temsilcisi ve Sayın Bakan bizim önergemizin ne anlama geldiğini bu kısa süre içerisinde değerlendiremedi. Ben açıklayacağım, yine de katılamıyor ise bu takdiri Genel Kurula ve bizi izleyen vatandaşlarımıza bırakacağım.

Şimdi, bu görüştüğümüz maddenin engellilere yönelik bir yanı yok, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının görev alanıyla hiçbir ilgisi yok. Gelir İdaresi Başkanlığı, Maliye Bakanlığı; Gider Vergileri Kanunu uygulamasında karşılaştığı bir sorunu burada çözüyor. Cep telefonu işletmecilerinin ön ödemeli satışlarla ilgili uygulamasının yüklemelere dönüşmesi nedeniyle burada ortaya çıkan vergi sorununu çözmeye yönelik bir madde. Hemen söyleyeyim ki: İnternet hizmetlerinin artık özel iletişim vergisine tabi tutulması düşünülemez. Bu hizmetleri özel iletişim vergisinden istisna etmek lazım; bu, son derece yanlış. Özel iletişim vergisinin ağırlığı, yüksekliği ayrı bir tartışma konusu ama mademki böyle bir vergi var ve Hükûmet bu vergiden vazgeçmiyor, o zaman gelin, İnternet hizmetlerini özel iletişim vergisinden istisna edelim.

Benim söylediğim, Cumhuriyet Halk Partisinin önergesinin söylediği şudur: Mademki engellilere yönelik birtakım olumlu düzenlemeler yapıyoruz, o hâlde engellilerin iletişim hizmetleriyle ilgili onları koruyucu bir düzenleme yapalım. Engelli bireylerin diğer toplum kesimlerinin ihtiyaçlarından farklı bir ihtiyacı yoktur. Eğitim, sağlık, iletişim, ulaşım, rehabilitasyon, hayatın çok çeşitli alanlarındaki hizmetler nasıl her vatandaş için bir ihtiyaç ise engelli vatandaşlarımız için de aynı şekilde bir ihtiyaçtır. Ancak engelli vatandaşlarımızın bu hizmetlere ulaşmada güçlüğü vardır. İşe girmede, sağlık hizmetinde, eğitim hizmetinde diğer vatandaşlara göre bu gruplar dezavantajlı gruptur. O hâlde, kanun koyucu, Hükûmet bunlara pozitif yaklaşacak, onun dezavantajlı olduğu alanı yok edecektir. Biz önergemizde şunu diyoruz: Teknoloji sürekli gelişiyor, sürekli değişiyor, engelli vatandaşlara yönelik teknolojik yenilikler ortaya çıkıyor. Örneğin, Amerika Birleşik Devletleri’nde engelli vatandaşlara yönelik olarak bir kamera ve kişisel veri bankasından oluşan, sadece görme özürlüler için yazılı metinleri tarayarak sesli hâle getiren bir teknoloji ortaya konulmuştur. Sadece engellilere, görme engellilere yönelik bu hizmeti vergiden istisna etmek gerekir ya da bir başka şirket, görme engelliler ile ellerini kullanamayan, engellilerin daha çok faydalanabileceği, sesli mesajı yazılı hâle getirebilen ses tanımlı telefon üretmiştir. Bunu sadece engelli vatandaşımız kullanabilir yani bir başka normal vatandaş alıp bunu kullanamaz. Dolayısıyla, kötüye kullanılma ihtimali yoktur.

Türkiye'nin tarafı olduğu 30 Mart 2007 tarihli Uluslararası Alanda Engellilerin Haklarına İlişkin Sözleşme ve zorunlu olmayan protokolün 9’uncu maddesi erişilebilirlik yönünden engelli vatandaşlara yönelik bir düzenleme yapılmasını üye devletler için emredici hâle getirmiştir. Türkiye bu sözleşmenin tarafı olarak engelli vatandaşlarımızın iletişim hizmetlerinde dezavantajlı konumunu ortadan kaldırmak zorundadır.

Önergemiz şunu söylüyor: Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının engellilere yönelik olduğu konusunda olumlu görüş bildirdiği, uygun gördüğü, elektronik haberleşme işletmecileri tarafından münhasıran engellilere yönelik olarak sunulan hizmetler özel iletişim vergisinden istisnadır. Gelin, sadece telefon işletmecilerinin, operatörlerin uygulamada karşılaştığı bir vergi sorununu çözerken özel iletişim vergisini engelliler için bir sorun olmaktan çıkaralım, münhasıran engelliler için üretilen teknolojik yenilikleri, bunların sunduğu hizmetleri özel iletişim vergisinden istisna edelim.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

OKTAY VURAL (İzmir) – Hayırlı bir şey bu ya!

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, efendim, bir konuyu Sayın Bakanın ve Genel Kurulun bilgisine sunuyorum.

BAŞKAN – Buyurun.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Şimdi, bizim, engelli vatandaşlarımıza yönelik olarak, onların hayatını iyileştiren, onların bürokraside ve vergi kanunları karşısında dezavantajlı konumlarını iyileştiren önergelerimiz olacak. Bir tanesi çok uygundu ama reddedildi. Doğrusu son derece üzüntülüyüm ama diğer önergelerimizi şimdiden ben Hükûmetin ve Genel Kurulun bilgisine sunuyorum. Kendilerine dağıtılmış durumdadır, lütfen bu önergeleri dikkatle incelesinler. Engelli vatandaşlarımız için olumlu düzenlemeleri çoğaltalım.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Şimdi, isterseniz ara verelim, konuşun Sayın Hamzaçebi.

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun.

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – Sayın Başkanım, bu ve bütün önergeleri çok dikkate aldığımızı belirtmek istiyorum. Bu maddeyi geçelim, biz çok önemsiyoruz bu maddeyi. Gerekirse tekriri müzakereyle bunu tekrar görüşebiliriz.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Peki, teşekkür ederim efendim, sağ olun.

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – Ben teşekkür ederim.

BAŞKAN – Bu maddeden sonra ara vermemi mi öneriyorsunuz?

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – Hayır, hayır.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Yok, hayır, hayır.

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – Devam edelim.

BAŞKAN – Daha sonra, tekriri müzakere, peki.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 524 sıra sayılı yasanın 3 ncü maddesinin 3 fıkrasının aşağıda ki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Adil Zozani (Hakkâri) ve arkadaşları

3 fıkra: “birinci fıkrada ki gider vergileri oranları %2 ye indirilir.

BAŞKAN – Önergeye Komisyon katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ VEDAT DEMİRÖZ (Bitlis) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANI AYŞENUR İSLAM (Sakarya) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Adil Zozani konuşacak.

Buyurun Sayın Zozani.

ADİL ZOZANİ (Hakkâri) – Şimdi, Sayın Başkan, tekriri müzakere edilecek bir madde üzerinde şimdi bizim boşa zaman harcamamızın bir anlamı var mı açıkçası sormak istiyorum. Yani, eğer bu maddeyi biz tekriri müzakere yöntemiyle yeniden konuşacaksak biz de sözümüzü o zamana bırakalım.

BAŞKAN – Talebinizi söyleyebilirsiniz, bilmiyorum…

ADİL ZOZANİ (Devamla) – Talebi ifade ediyorum. Süremi de başlattınız. Süremi başlatmayın çünkü yanlış bir işlem yapıyoruz.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Tekriri müzakere kararı alınmadı tabii. Hep beraber ona karar verebiliriz.

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – Şimdi, Sayın Başkan, önergeler bizim elimize yeni geldi. Dünden gelmiş olsaydı biz de üzerinde çalışır, burada daha çabuk, böyle, bir anda belirtirdik.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Efendim, biz dünden verdik.

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – Bize yeni geldi, bize şimdi geldi, inceliyoruz.

BAŞKAN – Şu anda yapacak bir şey yok.

ADİL ZOZANİ (Devamla) – Önergeler daha önce verilmiş efendim, şimdi.

BAŞKAN – Karşılıklı konuşmayalım arkadaşlar, sayın milletvekilleri.

Sayın Zozani, size söz vereyim konuşacaksanız.

ADİL ZOZANİ (Devamla) – Süremi başlatırsanız…

BAŞKAN – Biz usulü uygulayalım, daha sonra diğer konunun gerekleri yerine getirilir.

Buyurun.

Süreyi başlatıyorum yeniden.

ADİL ZOZANİ (Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Şimdi, bu maddeyle ilgili bir düzenleme yapmaya ihtiyaç olduğu her hâlükârda belli. Daha iyi bir fikir varsa üzerinde gruplarca görüşelim, tartışalım, daha iyisini de bulalım. Belki, bu maddede esas alınacak usul diğer maddelerin de düzeltilmesine emsal olur, ön açıcı olur, iyi bir yöntem işletmiş olursunuz.

Şahsi önerim: Bu maddeyi geçip sonra tekrar geri dönmek yerine bu madde üzerine görüşmelerimizi gerçekleştirdikten sonra bir beş on dakika ara verip bu arada ne yapılabileceğine ilişkin ortak karar verdikten sonra görüşmelere devam etmenin daha faydalı olacağını düşünüyorum. Çünkü burada yapılacak işlem diğer maddelerin de düzeltilmesi hususunda bize biraz ön açıcı olur. Hükûmetin de bizim önerilerimize ne denli olumlu bir meyil içerisinde olduğunu görmüş olacağız. Belki, Meclisin çalışma koşullarının kolaylaştırılması konusunda da ön açıcı bir durum olur. Bütün maddeler üzerine ayrı ayrı önergeler üzerinden görüşme yapmak yerine, konuşma yapmak yerine burada ön açıcı bir tartışma yapıp kabul edilebilir önergelerde ortaklaşabiliriz diye düşünüyorum. Önerimi bu konuşmanın içerisinde sizinle paylaşmak istedim.

İkinci önemli husus: Sayın Başkan, şimdi, buraya çıkan hatipleri, mutlaka, siz konu bütünlüğü içerisinde, konuyla ilgili konuşmaya davet ediyorsunuz. İç Tüzük size böyle bir hak veriyor, doğru bir işlem yapıyorsunuz, uyarınız bu yönüyle doğrudur ancak ben de iddia ederim ki Akdeniz Bölgesi’ndeki çam kozalaklarının yola düşmesini bile burada konuşursak bu torba yasayla ilgilidir. Hiçbir şeye “Bu torbayla ilgili değildir.” diyemezsiniz. Dolayısıyla neyin bu konu bütünlüğü içerisinde olup neyin bu konu bütünlüğü içerisinde olmadığına, ne Meclis Başkan Vekili olarak sizin ne de burada milletvekillerinin kesin karar verebilme şansı yoktur. Bakın, çocuk haklarını konuşuyoruz, engelli haklarını konuşuyoruz, onlarla ilgili düzenlemeleri konuşuyoruz, vergiyle ilgili düzenlemeleri konuşuyoruz; Anadolu Ajansını konuşacağız, otoyolların özelleştirilmesini konuşacağız, SGK’ya alınacak personelle ilgili konuşma yapacağız, uzman personeli konuşacağız. Şimdi, hangi konunun tasarıyla ilgili olup hangisinin olmadığını burada kararlaştırmak gerçekten güç.

Şimdi, esasında Hükûmetin vergi politikasında bir problem var. Çok kazanandan az, az kazanandan çok vergi alma politikası sakat bir politikadır. Hükûmet yetkililerinin uzun süre “Biz bu yöntemi değiştireceğiz; çok kazanandan çok, az kazanandan az alacağız.” şeklinde vaatleri, sözleri var. Başbakanın var, Hükûmet üyelerinin var, AK PARTİ sözcülerinin bu minvalde sözleri var ancak bunların hiçbiri yerine getirilmiyor.

Şimdi, burada da, bu maddeyle ilgili de bizim önerdiğimiz farklı bir şey: Yani mümkün olduğunca sıfıra indirgemek çünkü Türkiye’de iletişim vergisinin gelir oranıyla orantılı olarak, paralel olarak düşünülmesi gerekir. Toplumun büyük çoğunluğunun alt gelir grubu kategorisinde yer aldığı ülkemizde yani Türkiye’de iletişim vergisinin çok yüksek olduğu gerçek. Dolayısıyla iletişim vergilerinin mümkün olduğunca asgariye indirilmesi yönteminin esas alınması gerekir. Bu maddede kısmen iyileştirilme düşünülmüş ancak mevcut madde de, Komisyondaki tartışmalarda da ifade edildiği üzere, mevcut düzenleme de bu konuda var olan haksızlığı ortadan kaldırmıyor. Dolayısıyla bu konuda iyileştirmenin yapılabileceğine ilişkin bir umut var iken biz de pozitif görüşlerimizi o müzakerelerde ifade etmek üzere ben de sözlerimi burada sonlandırıyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Zozani, dün de sizinle biz tüzük tartışması yapmıştık, bugün de yapacağız galiba.

ADİL ZOZANİ (Hakkâri) – Ben size hak verdim Sayın Başkan, ben sizi eleştirmedim.

BAŞKAN – Şu anda tüzüğün geneli üzerinde, tümü üzerinde konuşmuyoruz, maddeler bölümüne geçtik. O madde hangi konudan bahsediyorsa konuşmacıların o konuyla ilgili burada düşüncelerini ifade etmesi gerekiyor.

SIRRI SAKIK (Muş) – Doğrudur, doğrudur.

ADİL ZOZANİ (Hakkâri) – Sayın Başkan, ben size hak verdim.

BAŞKAN – Biliyorum, bana hak verdiniz ama bir kez daha hatırlatayım.

ADİL ZOZANİ (Hakkâri) – Ama bunu dün de hatırlamanız gerekiyordu Sayın Başkan.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 524 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 3’üncü maddesindeki “verilmesi gereken beyannamelerin şekil, içerik ve eklerini” ibaresini “beyannamelerin şekil ve içeriklerini” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Reşat Doğru (Tokat) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ VEDAT DEMİRÖZ (Bitlis) - Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANI AYŞENUR İSLAM (Sakarya) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Tokat Milletvekili Sayın Reşat Doğru konuşacak.

Buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

REŞAT DOĞRU (Tokat) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

524 sayılı Kanun Tasarısı’nın 3’üncü maddesi üzerine söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Sözlerimin başında, Türkiye Büyük Millet Meclisinden, haksız ve hukuksuz şekilde Sincan Cezaevinde yatan kahraman insan Engin Alan Paşa’yı selamlıyorum. İnşallah haksızlık, hukuksuzluk bir gün bitecek ve o değerli kardeşimiz de bizlerin arasına katılarak yasama faaliyetlerine katılacaktır.

İkinci olarak, çok değerli kardeşimiz, Esenyurt’ta seçim büromuza yapılan hain saldırıda, Cengiz Yücel Akyıldız, şehit edildi. Cengiz Yücel Akyıldız’ı ben de yakinen tanırım; hakikaten, kendisi ülkesine, milletine, toprağına, bayrağına bağlı olan yiğit bir insandı. Onu kahpe kurşunlar şehit etti. Şurası unutulmasın ki Türk milliyetçileri, ülkücüler hiçbir zaman yapılan saldırılardan en küçük bir şekilde yadsınmazlar, hiçbir şekilde rahatsız olmazlar; gerekirse şehit olurlar, gazi olurlar, vatanları ve milletleri için dün olduğu gibi bugün de her şeylerini ortaya koyarlar ama şu unutulmasın ki: Hainler mutlaka bir gün cezalarını görecektir ve o ceza da kendilerine verilecektir. Ama, şunu ifade etmek isterim ki: Failler mutlaka süratli bir şekilde yakalanmalıdır ve gereken ceza da verilmelidir.

Sayın milletvekilleri, bu maddeyle, 3’üncü maddeyle 6802 sayılı Gider Vergileri Kanunu’nda değişiklik yapılıyor. Tabii, engellilerle ilgili ve aileyle ilgili çıkarılan kanunlara daha fazla birtakım imkânların verilmesini canıgönülden arzu ediyoruz, bu noktada da her türlü desteğimizi yapacağız, engelli vatandaşlarımıza her türlü imkân farklı şekilde verilmelidir. Ancak, şurası bir gerçektir ki: Ülkemiz on iki yıldan beri Adalet ve Kalkınma Partisinin oylarıyla, tek başına iktidarıyla idare edilmektedir yani ülkenin büyük bir sorumluluğu çok büyük bir güçle bu siyasi partiye verilmiştir. Milletimiz bu siyasi partiye görev verirken fakirliğime, yoksulluğuma, yolsuzluğun üzerine gidilmesine, her türlü işte, meselelerin çözülmesi noktasında oy vermiştir. Ancak, değerli milletvekilleri, şu anda Anadolu’nun birçok yerinde maalesef çiftçi kardeşlerimiz perişandır. Bakınız, bugün mazota yüzde 12 civarında zam gelmiştir. Bu gelen zam çok büyük bir zamdır. Çiftçi kardeşlerimiz maalesef traktörüne mazot koyamıyorlar, tarlalarına gübre atamıyorlar, ilaç kullanamıyorlar. Sadece onlar mı? Hayır, bugün emekliler de aynı şekilde çok büyük bir sıkıntı içerisindeler. Emekli kardeşlerimiz neredeyse torunlarına bir çikolata almanın hesabını yapmaktadırlar. Memurlarımız, işçilerimiz yani ücretlilerimiz enteresandır şu anda çok büyük sıkıntı içerisinde kalmışlar, yoksulluğun ağır girdabı içerisinde maalesef ezilmektedirler öyle ki şu anda kartzede duruma gelmemiş bir memurumuz maalesef yoktur. Ancak, şurası da bir gerçektir ki: “Ülkemizin kalkınmasını, gelişmesini istemeyenler -diye bazen tabirler kullanılıyor- yolsuzluk olayını gündeme getiriyorlar.” deniliyor.

Değerli milletvekilleri, şu anda yoksullukla mücadele edilmemiş, fakirlikle mücadele edilmemiş fakat en önemlisi de yolsuzluklarla şu anda ülkemiz maalesef çok büyük oranda suçlanır konuma gelmiştir.

“Şu anda” diyoruz çünkü 17 Aralıktan itibaren yani aralık ayının 3’üncü haftasından itibaren ülkemizde çok ağır durumlarla karşı karşıya bulunulmaktadır. Yolsuzluk almış başını gitmektedir. Biz bunları zaman zaman, Milliyetçi Hareket Partili sözcüler olarak, ülkemizin her tarafında ifade etmeye çalıştık. Türkiye’mizde bir yolsuzluk hadisesi var. Birtakım yerlerde rüşvet alımları, rüşvetle birtakım işler dönüyor. Bazı yerlerde, işte, insanlar ekmek bulamazken, rüşvet dolayısıyla, kayırmacılık dolayısıyla haksız kazançlar temin ediliyor. Dolayısıyla, bu fakirliğin üzerindeki bu ağır yükün ortadan kaldırılmasında “Hükûmet yetkilileri üzerlerine düşen görevleri yapsın.” denmişti. Ancak, enteresandır, yolsuzluk girdabına Hükûmet maalesef girmiş, 4 bakan bundan dolayı görevden alınmış ve çocukları dâhil, akrabaları dâhil, birçok insan suçlanmıştır.

Saygıdeğer milletvekilleri, bunların üzerine gidilmesi gerekirken maalesef bugün öğreniyoruz ki 2 tane daha savcı görevden alınmış ve beraberinde emniyet yetkilileri görevden alınıyor. Hâlbuki, bunlar yapılacağı yerde, işte, yolsuzlukların üzerine gidilme babından, savcıların, hâkimlerin, emniyet yetkililerinin, güvenlik güçlerinin yani o araştırma yapan herkesin önü açılsa ve sorumlular bir bir ortaya çıkarılsa daha doğru olmaz mıydı? Ama insanların vicdanında ağır bir yara oluşturuluyor fakat yolsuzluklar maalesef almış başını gidiyor, haksızlıklar almış başını gidiyor. Gelin, bunların önlerini açalım yani kim yolsuzluk yapmışsa, kim rüşvet almışsa bunun hesabı mutlaka sorulsun. Bugün sormazsanız, yarın yüce millet soracaktır diyor, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

3’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) - Sayın Başkan, izninizle bir düzeltme yapabilir miyim?

BAŞKAN – Buyurun.

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) - Sayın konuşmacı, sanıyorum dil sürçmesi oldu, “yüzde 12 zam gelmiştir…”

BAŞKAN – Sayın Satır, sesinizi biraz yükseltir misiniz veya mikrofonlara doğru yakınlaşırsanız...

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – Değerli konuşmacı, “Mazota yüzde 12 zam gelmiştir.” dedi, sanıyorum bir hata oldu, 12 kuruş zam gelmiştir sadece, zabıtlara geçmesi açısından söylüyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Zam geldiği böylece zabıtlara geçmiş oldu.

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, 4’üncü madde üzerinde aynı mahiyette üç önerge vardır. Önergeleri okutacağım ve birlikte işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Kanun Tasarısının 4’üncü maddesinin metinden çıkarılmasını arz ederiz.

 

Haydar Akar              İzzet Çetin          Ferit Mevlüt Aslanoğlu

    Kocaeli                   Ankara                      İstanbul

 

Müslim Sarı               Musa Çam             Aydın Ağan Ayaydın

  İstanbul                      İzmir                       İstanbul

 

Sakine Öz

 Manisa

Diğer önerge sahipleri:

 

Oktay Vural             Mustafa Kalaycı                 Erkan Akçay

    İzmir                        Konya                                Manisa

 

   Ali Öz                      Emin Çınar                Mehmet Günal

   Mersin                     Kastamonu                     Antalya

 

Özcan Yeniçeri

   Ankara

Diğer önerge sahipleri:

 

   İdris Baluken                      Bengi Yıldız             Hasip Kaplan

      Bingöl                                Batman                      Şırnak

 

Demir Çelik                        İbrahim Binici             Adil Zozani

      Muş                                  Şanlıurfa                  Hakkâri

BAŞKAN – Önergelere Komisyon katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ VEDAT DEMİRÖZ (Bitlis) - Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANI AYŞENUR İSLAM (Sakarya) – Katılamıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Manisa Milletvekili Sakine Öz.

Buyurun Sayın Öz. (CHP sıralarından alkışlar)

SAKİNE ÖZ (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Anadolu Ajansıyla ilgili 4’üncü maddede söz aldım. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Anadolu Ajansıyla ilgili bu düzenleme, yaklaşık yedi ay önce Meclise geldi ve bekletiliyor. Anadolu Ajansındaki usulsüzlükler konusunda haziran ayında verdiğim araştırma önergesi üzerine Genel Kurulda söz aldım ve konuştum. Ajansın, ülke gündemindeki önemli konularda AKP’nin basın bürosu gibi çalıştığını, yöneticilerinin siyasi kadrolaştığını, Ajansın temel kuruluş ilkelerine nasıl ters düştüklerini, çalışanlara uyguladıkları baskıları o önergemde açıklamıştım. Aynı zamanda şirketin ortağı olan Hazinenin, Anadolu Ajansındaki hisse devri usulsüzlüğüne dair itirazlarını belgelemiş ve şöyle demiştim: “Bu hukuksuzluğun üstünü örtmek için yakında özel bir yasa getirecekler. Türk Ticaret Kanunu’nu, miras hukukunu ve kamu denetimini tümüyle hiçe sayan, Başbakanlıktan ödenek alıp da hesap vermeye gelince kaytarmanın yolunu arayan, usulsüzlüklerin üstünü kapatmaya kalkan bir kanun hazırlanıyor.” O iddialarım, bugün, işte bu kanun tasarısıyla ortaya çıkmıştır.

Sayın milletvekilleri, Anadolu Ajansı üzerine 6 Temmuzda şunları söylemiştim: “Hazine, ortağı olduğu Anadolu Ajansındaki sermaye artırımı davetine uymuş ancak sahibi belirsiz olduğu ileri sürülen yüzde 25’lik hissenin, Genel Müdürün şahsına sadece 12.825 liraya devrine karşı çıkmıştır. Mirasçıların birçoğuna ulaştığını iddia eden kişinin çağrısına kulak tıkamıştır. Hisseleri bugünkü piyasa değeriyle değil, üzerinde yazan 12 bin lirayla Genel Müdüre devretmek, yaşanacak usulsüzlüğün ve gelen yasanın zaten habercisidir. “Bilinmeyen hisse varsa, bunlar Hazineye devrolmalı, aksi hâlde, Ticaret Kanunu ve miras hukuku çöker.” diyen Hazineye Ajansın yazdığı cevaplar 2012 yılı Sayıştay denetim raporlarında da açığa çıkmış, Sayıştay, Hazinenin gelir kaybına uğratıldığını belgelemiş, hisse devrinin usulsüzlüğüne, bu hukuksuzluğa resmen “pes artık” dedirtmiştir. İşte Sayıştay raporlarının bir kısmı: Bu, Meclisimize verilen ve sadece şu kısmıyla ilgili olan Sayıştay raporu ama içeriği daha detaylı olan Sayıştay raporu.

Değerli milletvekilleri, siz devleti öyle bir hâle getirdiniz ki Meclise yollatmadığınız o Sayıştay raporlarıyla belgelenen usulsüz işler birkaç ay sonra birilerini korumak, usulsüzlüğü aklamak için yasa kılıfına bürünüp önümüze düşmektedir. Meclis, “paralel devlet” yalanından önce, paralı ellerin aklandığı, kişiye özel yasaların tekme tokatla çıktığı bir boks ringine dönüşmüştür. Yargıda hesap vermesi gerekenler, dayatma yasalarla cezaevlerinden kurtarılmakta, servetine servet katarak koltuğuna koltuk çıkmaktadır. Devleti hesap vermekten meneden Hükûmet, tüm vurgunlar karşısında Sayıştayı, sayamayacak; Hazineyi, hazmedecek; Maliyeyi, halkın malını yedirecek hâle getirmiştir. Kusura bakmasın kimse.

Anadolu Ajansının mali denetimden, Sayıştay gözetiminden, KİT ve ihale mevzuatından, Ticaret Kanunu’ndan bu tasarıyla uzak tutulması, yolsuzluk sürecinde yeni yollar açacaktır. Anadolu Ajansındaki kamu hisselerinin özelleştirilmesi, Ajansın bir “AKP aile şirketi olma” yolunda taşların döşenmesi demektir. Hazine, Sayıştay ve Maliyenin usulsüz eleştirileri, Sayın Arınç’ın koruması altındaki Anadolu Ajansında, farklı hesaplar uğruna hiçe sayılmıştır. Öyle ki Komisyon görüşmeleri sırasında duruma karşı çıkan Maliye bürokratları bu konuda ısrarla konuşturulmamış, Ajans içinde Hükûmet eliyle kurulan bir prenslik, Bakanlık görüşlerinin önüne geçirilmiştir.

Kanunu yazanlar bize şimdi şunları açıklamalıdır: Anadolu Ajansındaki değişikliği “piyasadaki rekabete uyum” diye süslü sözlerle anlatanlar, madem bu kadar özel sektör ve piyasa meraklısı, Ajans, o zaman ne diye Başbakanlık Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğünden bu kadar büyük bütçe almaya devam ediyor? Basında rekabete inanan bu şirket, bu kadar kamu kaynağını kullanarak haksız rekabet yaratmıyor mu? Güya, devlet güdümü altına girmek istemeyen Anadolu Ajansı, bu kadar kamu kaynağını kullanırken her şey iyi de sıra harcamanın, paranın denetimine gelince mi kötü? Hem halkın vergisini kullanıp Ajansı AKP’nin basın bürosu gibi çalıştıracaksınız, Orta Doğu ve Türkiye siyasetinde kirli hesaplar peşinde koşacaksınız…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

SAKİNE ÖZ (Devamla) - …hem de kamu denetiminden muaf olmak için, hisseleri özelleştirmek için yasa çıkaracaksınız.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Öz.

SAKİNE ÖZ (Devamla) – Yok öyle yağma Sayın Başkan, biz böyle yağmaya izin vermeyeceğiz.

BAŞKAN – Ne demek? Sayın konuşmacı, lütfen sözünüzü geri alır mısınız!

SAKİNE ÖZ (Devamla) – Hepinizi saygılarla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Size söylemedi Hanımefendi, size söylemedi.

BAŞKAN – Bana dönerek “Yok öyle yağma.” dedi de.

SAKİNE ÖZ (Manisa) – Ben size söylemedim. Siz öyle anladıysanız ben ne yapabilirim?

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Genel Kurula söyledi Hanımefendi.

BAŞKAN – Ben üzerime alınmadım. Yani “Ben ne yapabilirim?” değil, eğer öyle bir şey yaptıysanız özür beklerim ama konuşmanın genel akışında geçen bir cümleymiş.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Evet, Genel Kurula söyledi.

SAKİNE ÖZ (Manisa) – Evet, Genel Kurula söyledim.

BAŞKAN – Bana dönerek söylediğiniz için bir yanlış anlaşılma oldu.

Evet, önergeler üzerinde diğer konuşmacı, Ankara Milletvekili Sayın Özcan Yeniçeri. (MHP sıralarından alkışlar)

ÖZCAN YENİÇERİ (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 524 sıra sayılı Kanun ve Kanun Hükmündeki Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 4’üncü maddesi üzerinde verdiğimiz önerge dolayısıyla söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Anadolu Ajansı, Kurtuluş Savaşı sırasında Türkiye Büyük Millet Meclisinin çıkardığı ilk yasaları duyuran bir kurumdur. Anadolu Ajansı Millî Mücadele’nin millî şahidiydi. Aslında, Anadolu Ajansı üzerinde değil, gerçek bir tarih üzerinde konuşuyoruz. Türkiye Büyük Millet Meclisinin açılmasından on yedi gün önce 6 Nisan 1920’de örgütlenmiş olan bir kurumu, bugün, burada yeni bir düzenlemeyle amacından, ilkelerinden, ideallerinden uzak bir noktaya taşıyoruz. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu’nun 379’uncu maddesindeki yüzde 10 sınırlamasına tabi olmaksızın kendi paylarının doğrudan veya dolaylı bir şekilde, karşılıklı veya karşılıksız kazanılması ya da rehin olarak kabul edilebilmesi, kazanılan paylar üzerinde Hazineye yararlanma hakkı verilmesi ve kazanılan payların özelleştirilmesine yönelik düzenlemeler yapılıyor.

Özellikle bir şeyin altını çizmek zorunlu ve gerekli oldu: Yasaları çıkarmak değil, yasaların uygulanmasını sağlamak esastır, yasalara uygun davranmak esastır. Uygulanmayacak yasayı çıkartmak beyhude bir işin somut yansımaları olarak ortaya çıkıyor. Biz eğer çıkardığımız yasaları gerçek manada kendimiz ihlal ediyorsak  ve onların uygulanmasına izin vermiyorsak ortada bir problem var demektir.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Hocam, yeni bir şey değil ki.

ÖZCAN YENİÇERİ (Devamla) – Söyleyeceğim şimdi, hiç merak etme. Canınıza okuyacağım şimdi.

KİT’lerle ilgili mevzuatın, kamu personeli rejiminin, kamu denetim sisteminin, kamu ihale sisteminin, kamu mali yönetim sisteminin, Anadolu Ajansı Anonim Şirketi hakkında uygulanmaması öngörülmektedir. Neredeyse, “Anadolu Ajansı, hiçbir yasaya bağımlı değildir, keyfî bir kuruluştur, dilediğini yapar, dilediğini alır, dilediğini satar.” demeye getiriliyor. Peki, bir şeyin altını çok net çizmek lazım. Anadolu Ajansı Anonim Şirketinin, Sayıştay denetiminden, Türkiye Büyük Millet Meclisi denetiminden, kamu ihale mevzuatından muaf hâle getirilmesinin mantığı nedir? Yasayla, yasal denetimin olmadığı bir sistem teşekkül ettiriliyor. Ajansın özel hukuk tüzel kişiliği oluşturularak denetim ve ihale mevzuatı dışı bir yapı oluşturuluyor. Kestirmeden söyleyeyim: Yapılan düzenleme, yasayla yasal soygun düzeni inşa etmek anlamına gelmektedir.

Bu noktada birkaç konunun altını çizmek istiyorum: Kiraladığınız otomobiller, bakanlıkların kiraladığı otomobillerin veya Meclisin kiraladığı otomobillerin, neredeyse, bir yıllık kirasıyla otomobilin kendisini satın almak mümkün hâle gelmiştir. Türkiye’nin Dışişleri Bakanının -buradan defalarca ikaz etmemize rağmen- oturduğu konutun aylık kirası 48.720 liradır. “Garip gureba, fakir fukara” edebiyatının başmimarlarından olan Sayın Davutoğlu’nun aylık kirasının garip gurebeya maliyeti 48.720 liradır. İçinize siniyorsa devam ettirin. Bakanlıkların kiraladıkları bazı binaların dört yıllık kirasıyla, o kiralanan binanın mülkiyetini satın almak mümkündür, bu, reva mıdır?

Kamu İhale Yasası, 164 defa ihlal edilmiştir. Ya, bu Kamu İhale Yasası’nı niçin çıkardınız? Kamu İhale Yasası’nı uymamak, uygulamaya koymamak için mi çıkardınız? Bunu çıkıp birilerinin açıklaması gerekiyor. Keyfîlik, yiyicilik, yağmacılıkta iktidar haddini fena hâlde aşmıştır.

Bakın, şu elimdeki kitabın, İstanbul Belediyesi tarafından basılan bu kitabın maliyeti 361 lira 90 kuruştur ve bu, ayakkabı kutularının yarısına denk bir parayla basılmıştır. Ve bunların -çok açık söylüyorum bakın- 3 tanesi bir ihalede…

GÜLAY DALYAN (İstanbul) – Hocam, bu kitap ne, biliyor musunuz? İstanbul’un nasıl çalıştığını gösteriyor o kitap. Bak, ne büyük işler başarmışız, görüyor musunuz?

ÖZCAN YENİÇERİ (Devamla) – Buraya gelir konuşursunuz.

ASAL Limited Şirketi, Turkuaz Tanıtım Şirketi, İstanbul Kültür Sanat Anonim Şirketi…

GÜLAY DALYAN (İstanbul) – Ansiklopedi hâlinde çalışmışız biz. Ansiklopedi hâlinde çalıştığımızı gösteriyor o kitap.

BAŞKAN – Lütfen, müdahale etmeyin sayın milletvekilleri.

ÖZCAN YENİÇERİ (Devamla) – 3,5 milyon birisi veriyor, 3 milyon 583 birisi veriyor, 2.500 birisi veriyor. Önce 2.500 olana veriyorlar -2,5 milyon lira verene- sonra diyorlar ki: “Evrakın eksik.” Onu alıp 3,5 milyon olana veriyorlar ve oradan…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÖZCAN YENİÇERİ (Devamla) – …bu 3,5 milyon liraya basılan bu kitabın -10 bin tane basılıyor- 1 tanesinin maliyeti…

BAŞKAN – Sayın Yeniçeri, teşekkür ederim.

GÜLAY DALYAN (İstanbul) – Bu, çalıştığımızı gösteriyor.

ÖZCAN YENİÇERİ (Devamla) – …350 liraya geliyor. 11 lira 90 kuruş da bunun posta parası veriliyor, 361 lira 90 kuruş.

BAŞKAN – Sayın Yeniçeri, süreniz bitti.

GÜLAY DALYAN (İstanbul) – İstanbul’a gelen hizmetleri anlatıyor.

ÖZCAN YENİÇERİ (Devamla) – Buna itiraz edeceğinize bu hırsızlığa itiraz edin, bu yolsuzluğa itiraz edin.

BAŞKAN – Sayın Yeniçeri, sözünüz bitti, süreniz bitti.

GÜLAY DALYAN (İstanbul) – O kitap İstanbul’a gelen hizmetleri anlatıyor.

BAŞKAN – Sayın Dalyan, lütfen, müdahale etmeyin.

ÖZCAN YENİÇERİ (Devamla) – Yani yasayla, kanunla yasal soygun düzeni inşa etmek sistemini bir kenara bırakın…

GÜLAY DALYAN (İstanbul) – Siz Hocasınız, gayet iyi biliyorsunuz. İstanbul’a gelen hizmetler anlatılıyor kitaplarda.

ÖZCAN YENİÇERİ (Devamla) – Neler anlatıyor, neler? İstanbul’da yapılan hırsızlıkları anlatıyor.

GÜLAY DALYAN (İstanbul) – Bir okuyun, öğrenin. Eğer daha farklısını isterseniz iktidara gelirsiniz, çalışır yaparsınız inşallah.

ÖZCAN YENİÇERİ (Devamla) – Daha o dosya açılmadı. O dosyalar açılacak birer birer. Onların altında kalacaksınız hepiniz. Hepiniz göreceksiniz nasıl yapılacağını… Biraz sonra devam edeceğim.

BAŞKAN – Sayın Özcan, süreniz bitti.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, efendim, sataşma varsa Sayın Milletvekiline söz verin, kürsüden cevap versin. Oradan müdahale etmeye gerek yok. Lütfen cevap versinler.

GÜLAY DALYAN (İstanbul) – Ben cevabımı verdim, siz benim muhatabım olmayın.

BAŞKAN – Sayın Vural, milletvekili kendi talebini dile getirebilir. Teşekkür ederim uyarınıza. Kendi talebini yerine getirebilir.

Aynı mahiyetteki diğer önerge için Şırnak Milletvekili Sayın Hasip Kaplan konuşacak.

Buyurun Sayın Kaplan.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Değerli arkadaşlar, Anadolu Ajansı, Meclisten bir ay önce kurulmuştur. “16 Mart tarihi itibarıyla” denir, Halide Edibe Adıvar, Yunus Nadi ve şu anki Ziraat Fakültesinde. Zamanla, cumhuriyetin kuruluşunda devletin resmî ajansı olarak günümüze geldi ama şöyle bir girdiğiniz zaman, Ajansın kuruluş hikâyesinde, yirmi beş yıllığına kurulmuş, yani yirmi beş yıllık bir ömür için. Fakat sonra burası iyi gelmiş birilerine çünkü bunun yöneticilerinin payları var, 50 tane hisse payı, bir de ortaklık sandığı var. Yani gerçekleri bir türlü konuşmuyoruz.

Şimdi, devletin resmî ajansı, basın özerk olmasa, özgür olmasa o ülkenin adına nasıl özgür basın olarak görev yapacak? Yapmamış belli. Bu daha sonraki iktidarlar döneminde nasıl TRT’yi kendilerine borazan hâline çevirdilerse, Anadolu Ajansı da bu geleneğini bugüne kadar sürdürdü, sonra kadrolarını almaya başladılar, her iktidar orayı bir arpalık olarak görmeye başladı ama bir türlü işin içinden çıkamıyorlar çünkü devletin resmî ajansı, hukukta Türk ticaret şirketi.

Bakın, devletin resmî ajansı bir tarafta, bir tarafta ticaret şirketi, bir tarafta hisseler olayı var ve bu olaya bizim bütçeden, Basın Enformasyon bütçesinden para veriliyor. Devlet görevlileri, şirketse sözleşmeyle gitmesi lazım, 657 sayılı Yasa’ya göre memur olarak tayin ediliyor. Böyle ucube bir şey olabilir mi arkadaşlar? Ya şirkettir ya değildir. Ya devletin ajansıdır ya değildir. Ya birilerinindir ya devletindir. Yani bunun artık netleşmesi lazım ve maalesef KİT Kanunu’ndan kaçırılıyor, Sayıştay Kanunu’ndan kaçırılıyor. Sayıştay raporunu okuduk bu konuda, felaket.

Şimdi, böyle bir durumda bununla ilgili düzenleme yapıp bunu, buradaki bazı kişileri güçlendirmenin, burayı da arpalık olarak kullanmanın bir anlamı var mı arkadaşlar? Yakışıyor mu? Mademki Türkiye Cumhuriyeti’nden daha kıdemli, yaşlı bir ajans, bunu bu hâle getirmek doğru mudur? İşte, basına bakış açısının yansımasıdır bu arkadaşlar.

Basın Konseyi… Daha dün Galatasaray Üniversitesinde François Hollande’ın ziyaretine yalnız Anadolu Ajansını almışlar, tek başına. Haksız rekabet. Ajans, üyelerine haberini satacak. Bütün basına bu kapatılıyor. Daha iki günlük bir olay.

Şimdi, buradan baktığımız zaman, Ajansın en son, Kürtçede yayın yaptığını biliyoruz 6’ncı dil olarak ama hâlâ çözüm dilini kullanamıyor çünkü resmî devlet refleksini sürdürüyor. Bu resmî devlet refleksi içinde baktığınız zaman bu kurum iflah olmaz, ıslah olmaz, TRT gibi, her gelen iktidarın elinin altında tutacağı bir arpalık olarak kullanılır, orayı herkes kendi kadroları için kullanır, oradan haber çıkmaz, basın çıkmaz, onu gül suyuna da batırsanız, altın suyuna da batırsanız, halka açık da arz etseniz beş kuruş etmez, miadı dolmuştur, derhâl kapatılması lazım. Bu Meclisin de  bununla artık uğraştırılmaması lazım. Bütün kavganın nedeni hisse sahipleridir. Yöneticilik yapanların, cumhuriyetten bu yana yöneticilik yapanların mirasçılarını bir araya getiremiyorlar. Miras hukukuna göre bir araya getirirseniz 2 milyon kişi eder. Bunların payını bölüşün bakayım, bunların vekâletini alın bakayım. Bu şirket, ne yaşar ne yaşamaz bir şirket arkadaşlar ama en güçlü basın şirketi, devletin resmî ajanı. Ajansı… Pardon, ajanı, doğru söylemişim. Devletin resmî ajanı.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Paralar… Paralar…

HASİP KAPLAN (Devamla) – Bakın, devletin bu resmî ajansının artık birilerinin, milletin sırtından beslenmesine, arpalanmasına son verelim. Bu Meclis onurlu bir şey yapsın. Cumhuriyet Dönemi’nde hayırlı işler yapmıştır ama sonrasında resmî devlet ideolojisi neyse inkâr, imha, asimilasyonda da aynı şeyi yapmıştır. Bugün de iktidarların etkisi altına girmiştir, miadı dolmuştur; kapatalım, biz de rahat edelim, herkes etsin.

Saygılarımızla. (BDP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önergeler kabul edilmemiştir.

4’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 4’üncü madde kabul edilmiştir.

5’inci maddede üç adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Kanun Tasarısının 5. Maddesindeki “eklenmiştir” ifadesinin “ilave edilmiştir” olarak değiştirilmesini arz ederiz.

          Ferit Mevlüt Aslanoğlu                              İzzet Çetin                                       Haydar Akar

                     İstanbul                                             Ankara                                             Kocaeli

            Aydın Ağan Ayaydın                          Mehmet Ali Susam                                  Musa Çam

                     İstanbul                                              İzmir                                                 İzmir

            Kadir Gökmen Öğüt                                Müslim Sarı

                     İstanbul                                            İstanbul

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 524 sıra  sayılı Kanun Tasarısının 5 inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

“Madde 5- 18/11/1960 tarihli ve 132 sayılı Türk Standardları Enstitüsü Kuruluş Kanununun 4 üncü maddesinin ikinci fıkrasının (c ) bendinin başına “Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı, Dışişleri Bakanlığı” ibaresi eklenmiştir.

                  Oktay Vural                                    Mehmet Günal                                 Özcan Yeniçeri

                        İzmir                                               Antalya                                              Ankara

                   Emin Çınar                                   Mustafa Kalaycı                                   Erkan Akçay

                   Kastamonu                                           Konya                                              Manisa

                       Ali Öz

                      Mersin

TBMM Başkanlığına

Görüşülmekte olan 524 sıra sayılı yasanın 5. maddesinde geçen “ikinci fıkrasının (c) bendinin” ifadesinin “ikinci fıkrasının (b) bendi” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                 Hasip Kaplan                                      Sırrı Sakık                                      Ayla Akat Ata

                       Şırnak                                                Muş                                                Batman

                  Bengi Yıldız                                      Adil Zozani

                      Batman                                             Hakkâri

BAŞKAN – Okunan son önergeye Komisyon katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANI AYŞENUR İSLAM (Sakarya) – Katılamıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Batman Milletvekili Sayın Ayla Akat Ata konuşacak.

Buyurun. (BDP sıralarından alkışlar)

AYLA AKAT ATA (Batman) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan yasanın 5’inci maddesi üzerinde BDP Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının görev ve yetki alanı dikkate alındığında, bugüne kadar Türk Standartları Enstitüsünün Genel Kurulunda temsilcisinin bulunmayışını bir eksiklik olarak değerlendiriyoruz ve yasa teklifinde geçtiği üzere 1 değil, 2 üyeyle temsil edilmesini uygun görüyoruz. Şöyle ki: Söz konusu olan ekonomik faaliyetler, ticari faaliyetler olduğunda doğa ve kültür aleyhine şekillendiği gibi, insan aleyhine de şekilleniyor ve aynı zamanda kadın, çocuk, yaşlılar ve engelliler aleyhine de şekillenebiliyor. Bu yüzden Bakanlığınızın bu konudaki sözünün etkili olacağını değerlendiriyoruz ve 2 üyeyle temsil edilmesi noktasındaki önerimizin kabulünü rica ediyoruz.

Sayın Bakanım, görev alanınız içerisinde aile ve toplum hizmetleri, çocuk hizmetleri, kadının statüsü, engelli ve yaşlı hizmetleri, sosyal yardımlar, şehit yakınları ve gazi hizmetleri… Bu kadar geniş bir alana hitap eden, yönetmekte olduğunuz toplumun -kadını bir tarafa bırakırsak çünkü kadın zaten toplumun yarısı- neredeyse yarısına hitap eden bir çalışma alanınız var ama ilgili düzenlemeler bir torba kanunla geliyor. Bunu en başta sizin kabul etmemeniz gerektiğine inanıyorum ki bu düzenlemenin siz göreve başlamadan önce şekillendiğini biliyoruz. Keşke göreve başladıktan sonra bu noktada bir itirazınız olsaydı çünkü Bakanlığınızla ilgili herhangi bir düzenlemenin mutlaka ama mutlaka, bir torba kanunun içerisinde değil, ilgili bir kanunla ve gereği gibi tartışılarak ve görev alanınız dikkate alındığında ilgili sivil toplum örgütlerinin de mutlaka sözünün, bu konuda varsa önerilerinin dikkate alınarak şekilleneceği düzenlemelerle bir kanun teklifinin geçirilmesi gerektiğine inanıyoruz.

Sayın Bakanım, sosyal politikalar dediğinizde, toplum olarak akla ilk gelenin seçim yatırımı olarak topluma giden birtakım hizmetler olduğu gerçeğiyle yüz yüzeyiz bir muhalefet partisi olarak. Yine bir seçim arifesindeyiz, yine biliyoruz ki toplumumuzun ekonomik gelir düzeyi oldukça düşük ve bu gelir düzeyindeki düşüklük, çoğu zaman seçim yatırımlarının konusu hâline gelebiliyor. Kendi seçim bölgem içerisinden bile dikkate aldığımda, benim bulunduğum ilin nüfusunun neredeyse yarısı yeşil kartlı. Yeşil kartlı olmak demek de herhangi bir sosyal güvenliğinin olmaması demek, herhangi bir şekilde ekonomik gelir elde edememek demek.

Bu noktadan ele aldığımızda, sorunları çözmek yerine görünür olmasını engellemek doğru bir politika değil. Sorunları çözmek için önce sorunun varlığını kabul etmek gerekiyor ve bu ülkede kadınların, çocukların, engellilerin ve yaşlıların sorunları var. Bu sorunların giderilmesi noktasında, mevcut torba kanun içerisinde bile gelmiş olsa bazı düzenlemeler bizim tarafımızdan da destekleniyor. Çünkü yetmediğini biliyoruz ama herhangi bir hizmet götürmemektense belli bir hizmetin kapısını açabilecek herhangi bir çalışmanın bizler mutlaka tarafı olacağız ama aynı şekilde tekrar başta söylediğimi belirtmek istiyorum: Aslolan, sorunu çözmek olmalı. Sorunun görünmez kılınması ne yazık ki bir politika hâline geldi. Görünmez kılınmadığını, aksine bir süre sonra daha büyük ve derinleşmiş olarak bizim karşımıza çıktığını bir kez daha belirtmek istiyorum.

Sayın Bakanım, öncelikli talebimiz, tabii ki yaşlılar da olsa, engelliler de olsa, mutlaka ama mutlaka çocuklar da olsa bakım hizmetlerinin toplumsallaşması ve bakım masraflarının kamu tarafından ücretsiz olarak karşılanması. Bunu sağlayabilmek için tabii ki Bakanlığınız bütçesinin mutlaka artırılması gerekiyor. Bu konuda herhangi bir partinin -eğer partiniz bu konuda gerekli düzenlemeleri yaparsa- itirazı olacağını zannetmiyoruz. Çünkü daha önce de ifade ettiğim üzere, görev ve yetki alanınız dikkate alındığında toplumun can alıcı birtakım noktalarına nüfuz ettiğiniz ve bu noktada da sizden beklentimizin, toplumun beklentisinin en yüksek düzeyde olduğunun da altını çizmek gerekiyor.

Son olarak, Sayın Bakanım, ilgili Bakanlık, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı ama bu Bakanlığın isminin başından “kadın”ın çıkarılmasını biz hâlâ hazmedebilmiş değiliz. Mutlaka ama mutlaka bir sonraki düzenlemenin Bakanlığın “Kadın, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı” şeklinde ya da bu konuda çalışan ilgili sivil toplum örgütlerinin görüşleri alınarak yeniden isimlendirilmesini ve bunun bir yasa teklifiyle tekrar gündemimize gelmesinde sizin de bu konuda bir icraat sahibi olacağınıza da inanarak belirtmek istiyorum.

Saygılar sunuyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 524 sıra  sayılı Kanun Tasarısının 5 inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

“Madde 5- 18/11/1960 tarihli ve 132 sayılı Türk Standardları Enstitüsü Kuruluş Kanununun 4 üncü maddesinin ikinci fıkrasının (c ) bendinin başına “Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı, Dışişleri Bakanlığı” ibaresi eklenmiştir.

Özcan Yeniçeri (Ankara) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Katılamıyoruz efendim.

BAŞKAN – Hükûmet?

AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANI AYŞENUR İSLAM (Sakarya) – Katılamıyoruz.

OKTAY VURAL (İzmir) – Efendim, Özcan Yeniçeri, İstanbul hikâyesine devam edecek.

BAŞKAN – Ankara Milletvekili Sayın Özcan Yeniçeri, buyurun.

Önerge üzerinde konuşacak.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Hocam İstanbul’un icraatını iyi öğrenecek o kitaptan ha, iyi öğrenecek kitaptan Hocam.

OKTAY VURAL (İzmir) – Ben de. Onun için okutturuyorum.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Hocam imzala da ver.

ÖZCAN YENİÇERİ (Ankara) – İstanbul Belediyesinden alırsınız, benden niye istiyorsunuz?

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 524 sıra sayılı Kanun’un 5’inci maddesi üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi olarak vermiş olduğumuz grup önergesi üzerinde söz almış bulunuyorum, bir kez daha hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Ben, biraz önce dedim ki: “Bu kitap 350 liraya basılmış, 3,5 milyon lira ediyor bedeli, 11 lira da bunun posta masrafları olmuş, 361 lira 90 kuruş. Ayıptır, ayıp böyle bir kitap 361 lira falan olmaz.” Savundunuz, çıkın buradan bunun maliyetinin, buna nasıl tekabül ettiğini açıklayın, ben, rüşvetin, yolsuzluğun, külli müsrifinin yani israfın her çeşidinin savunulduğunu ilk defa buradan duyuyorum ve sizden duyuyorum, üzüntü verici bir şey.

Tabii, bunu söylerken hemen altında şu cümleleri de söyledikten sonra asıl konuya geçeceğim. Hukukun, soygun aracı hâline dönüştürülmesi söz konusu olabiliyor. İşte hukukun soygun aracına dönüştürülmesini “İnsanlık tarihinin şahit olduğu en menfur yozlaşma” olarak nitelendirenler vardır. “Yasal soygun” olarak tanımlanan olguyla ilgili çok değişik analizler var ama bir ikisini, şunu söyleyelim: Günümüzün en büyük dolandırıcılığı, devletin, herkesin başkasının hakkını gasbederek zenginleşmesini teşvik eden bir soygun düzeni yaratması ve onu organize etmek bahanesiyle genelleştirerek sistem hâline getirilmesidir. Bu süreç, başkasının hakkını gasbedecek bir düzenin yandaş kesimler için oluşturulmasıyla daha vahim bir hâl almaktadır.

Fırsatları herkes için eşit kılmayan düzenlemeler, bazı kesimler için imtiyaz ve öncelikler yaratmaktadır. Çoğu kez, iktidarlar, hukuk ya da adaleti, soygunun ve haksızlığın ürettiği ayıpları kapatan incir yaprağı gibi kullanırlar; böylece, geniş halk kitleleri aleyhine olarak sebepsiz zenginleşen yandaş ekip, ar, hayâ ve endişe duygusundan kurtulur. Ahlaki ve insani olarak doğru görülmesi imkânsız olan uygulamaların hukuki olarak teşvik edilmesi ve özendirilmesi söz konusu olur. Eskilerin söylemiyle, olan  biten, şeriata ve ahlaka uygun değildir ama hukuka ve siyasete uygun olarak kabul edilebilir. Bu, vicdanları rahatlatabilir; kişisel vicdanı rahatlatabilir, soyguncunun vicdanını rahatlatabilir ama kamu vicdanını fena hâlde acıtır.

Değerli milletvekilleri, bu 5’inci maddeyle, Türk Standardları Enstitüsü Kuruluş Kanunu’nun 4’üncü maddesinde yer alan Türk Standardları Enstitüsü Genel Kuruluna diğer kurumlardan gönderilecek üyeler arasında, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığından bir temsilci görevlendirilmesi sağlanmaktadır. Bu maddeyle, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının etkinliğinin artırılması amaçlanmıştır. Madde özü itibarıyla doğrudur, doğruya “doğru” demek de doğrudur.

Aile ve sosyal politikalara ve Bakanlığına her anlamda önem atfetmek, toplumu sağlıklı kılmakla yakından alakalıdır. Onun için, özelikle Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının hemen hemen bütün kurumlarla ilgili olarak ortaya koyabileceği birtakım temsilcilerinin, orada toplumumuzun sağlıklı ve daha ileri bir noktaya gelmesi, sosyal politikaları ve insanı düşündürmesi bakımından bu çabaları takdire şayandır. Bu bağlamda, son zamanlarda aile kurumunda yaşanan sarsıntı, aileye yönelik olarak ortaya çıkan tehdit ve riskler ciddi bir biçimde artmaktadır ve bu tehdit ve riskleri biz ciddi bir biçimde irdelemek ve incelemek zorundayız. Bu nedenle, aile kurumuyla ilgili hassasiyetlerimizi her şeyin üstünde görmek ve taşımak durumundayız. Özellikle belirtmek zorundayız ki, aileyi yasalar değil, toplum korur, toplum. Ailenin bozulduğu, aile kavramı ve kurumunun yıkıldığı yerde toplumu bir arada tutacak çok fazla bir şey kalmamış demektir.

Herkes bilmelidir ki kazanılanlar yani maddi olarak kazanılanlar, sahip olunanlar yani mülk edinilenler ya da kullanılan maddi değerler bir gün kaybolacaktır -hani bu mal sahibi, mülk sahibi var ya, onun gibi olacaktır- ancak manevi, insani ve ahlaki değerler var olmaya devam edecektir. Manevi ve ahlaki değerleri gelecek nesillere aktarmada ailenin yerinin ne kadar yüksek olduğunu söylemeye bile gerek yoktur. Dolayısıyla, Sosyal Politikalar Bakanlığının buradaki temsilci ataması da veya bulundurması da fevkalade yerindedir.

Hepinize saygılar sunuyorum. (MHP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Kanun Tasarısının 5. Maddesindeki “eklenmiştir” ifadesinin “ilave edilmiştir” olarak değiştirilmesini arz ederiz.

Mehmet Ali Susam (İzmir) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANI AYŞENUR İSLAM (Sakarya) – Katılamıyoruz.

BAŞKAN – İzmir Milletvekili Mehmet Ali Susam konuşacak önerge üzerinde.

Buyurun Sayın Susam. (CHP sıralarından alkışlar)

MEHMET ALİ SUSAM (İzmir) – Sayın Başkan, değerli Genel Kurul; tüm milletvekillerimizi saygıyla selamlıyorum, bizi izleyen vatandaşlarımıza saygılarımızı sunuyorum.

Bir şey söylemek istiyorum. Bu verdiğimiz önergede, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığından bir kişinin katılmasına hiçbir itirazımız yok, önergemizde de aslında katılmamalarını gerektiren hiçbir şey yok. Ama, ben asıl Türk Standardları Enstitüsünün yapısında, 45 kişiden oluşan yönetimin 28 kişisi kamu ağırlıklı, 7 tanesi YÖK’ün seçtiği, 11 tanesi de Türkiye Odalar ve Borsalar Birliğinin seçtiği… Türk Standardları Enstitüsü gibi bir kurumda Türkiye Mimar Mühendis Odalarının temsilcilerinin yani mühendis kimlikli insanların olmasını da bu kanunun içine koymayı neden düşünmeyiz? Bunu dikkatlerinize sunuyorum. TMMOB'a karşı takınılan bu tavrı da Genel Kurulunuzun ve vatandaşlarımızın dikkatine sunuyorum.

Bunu burada kısa kesiyorum çünkü çok önemli bir kesimin sorunlarına da bu önerge vesilesiyle değinmek istiyorum, o da kamyoncularımızın sorunlarıdır. Esnaf ve sanatkârların çok sorunları var ama şu an kamyoncularımız gerçekten artık burunlarından solur hâle geldiler. Bakınız, az önce arkadaşımız konuştu K belgesiyle ilgili olarak. Türkiye’de akaryakıt fiyatlarının 5 liraya gelmesi sonucunda kamyoncumuz gerçekten para kazanamadığı gibi çok çile çekmektedir. Bu kesimin belge sorunu var -37 tane belge alıyorsunuz- akaryakıt sorunları var, sigorta sorunları var ve benzeri sorunlar var. Son zamanlarda İzmir’de, Gebze’de, İstanbul’da kamyoncular eylemler yapıyorlar. Bu değerli Meclis, bu kamyoncuların neden bu eylemleri yaptığı konusuyla ilgilenmek zorunda. Bürokratik bir devlet değil, demokratik bir devlet olarak, kamyoncuların neden dertleri var, nasıl çözebiliriz diye konuyu görüşmek zorundayız.

Son olarak da Alanya’dan yük taşıyan kamyoncuların İstanbul haline girişlerinde sıkıntıları var, İstanbul Büyükşehir Belediyesine ve UKOME’ye dertlerini anlatamıyorlar. Bu vatandaşlarımız yaş sebze ve meyve taşıyorlar, bunlara girişlerinde -zaten Boğaziçi Köprüsü’nü kullanamıyorlar- Fatih Köprüsü’nü kullanırken hem sabah hem akşam rezerv koyuyorsunuz. Taşıdıkları mal sebze, aynı günün akşamı oraya gitmezse bu sebzenin, tazeliği ve bakımı çok zor olan ürünün zamanı geçecek. Böyle bir konuda dertlerini anlatmak istiyorlar, karşılarında muhatap bulamamış durumdalar.

Değerli arkadaşlar, bu insanların dertlerini çözmek zorundayız. Bu insanların istedikleri de çok fazla bir şey değil. Bu insanları tutuyorsunuz köprüde, sonra bıraktığınız zaman, hale geldiklerinde bütün halin etrafı kamyonla doluyor, hale almıyorlar, küçük arabalarla mallarını taşımak zorunda kalıyorlar, ciddi sıkıntılarla karşı karşıya. Kamyoncu bu memleketin ekonomik üretiminin yükünü taşıyan kesim. Burada Hükûmetin son politikaları, hep büyük şirketleri düşünen, lojistik şirketleri düşünen politika. Küçük kamyoncu kendi kaderine terk edilmiş durumda.

Geçen gün Konya Kamyon Garajı’ndaydık Sayın Genel Başkanımızla. Bir kamyoncuyla sohbet ederken dedi ki: “Konya’dan İzmir’e gidiyorum, 700 kilometre yol yapıyorum, yeminle söylüyorum, 50 lira para kazanamıyorum, 50 lira!” 700 kilometre yolda, her ihtiyacını kamyonda görüyor, yiyecek, içecek ve diğer ihtiyaçlarını. 700 kilometre yapıp 50 lira para kazanamayan kamyoncunun derdine derman olmak bu Meclisin en birinci görevi. (CHP sıralarından alkışlar )

Onun için, değerli arkadaşlarım, bu Meclisin gündemini halkın gündemiyle eşit hâle getirmeliyiz. Kamyoncuyla, esnafla, sanatkârla, köylüyle, işçiyle, emekliyle aynı gündemi konuşan bir Meclis olmadıkça bu Meclisin gerçekten halkın sorunlarını çözdüğünü söylemek mümkün olamaz. (CHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar) Biz bu Meclisin gündemini iktidarın gündemine değil, halkın gündemine çevirme noktasında, bundan sonraki maddelerde de konuşmalarımızı bu içerikte yapacak ve gündemi bu noktaya çekmeye çalışacağız.

Hepinize saygılar sunuyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP ve MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Susam.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

5’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 5’inci madde kabul edilmiştir.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 17.40

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 17.53

BAŞKAN: Başkan Vekili Ayşe Nur BAHÇEKAPILI

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Muharrem IŞIK (Erzincan)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 54’üncü Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

524 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Komisyon? Burada.

Hükûmet? Burada.

6’ncı madde üzerinde üç adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Kanun Tasarısının 6. Maddesindeki “eklenmiştir” ifadesinin “ilave edilmiştir” olarak değiştirilmesini arz ederiz.

Ferit Mevlüt Aslanoğlu                İzzet Çetin                 Haydar Akar

         İstanbul                               Ankara                       Kocaeli

Aydın Ağan Ayaydın             Kadir Gökmen Öğüt           Müslim Sarı

         İstanbul                              İstanbul                      İstanbul

      Hasan Ören                         Musa Çam                 Celal Dinçer

          Manisa                                 İzmir                        İstanbul

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 524 sıra sayılı Kanun Tasarısının 6 ncı maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

“MADDE 6- 132 sayılı Kanunun 6 ncı maddesinin ikinci fıkrasının (c) bendinin başına “Aile ve Sosyal Politikalar, Ekonomi, Gümrük ve Ticaret, Çalışma ve Sosyal Güvenlik” ibareleri eklenmiştir.

       Oktay Vural                     Mustafa Kalaycı             Erkan Akçay

           İzmir                                 Konya                        Manisa

     Mehmet Günal                       Emin Çınar                     Ali Öz

          Antalya                            Kastamonu                     Mersin

Özcan Yeniçeri

          Ankara

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 524 sıra sayılı yasanın 6 ncı maddesinin tasarıdan çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

Hasip Kaplan                             Adil Zozani                 Demir Çelik

       Şırnak                                   Hakkâri                          Muş

    Sırrı Sakık                             Bengi Yıldız               Pervin Buldan

        Muş                                     Batman                         Iğdır

BAŞKAN – Okunan son önergeye Komisyon katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MEHMET YÜKSEL (Denizli) – Katılamıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet?

AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANI AYŞENUR İSLAM (Sakarya) – Katılamıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Iğdır Milletvekili Pervin Buldan konuşacak.

Buyurun Sayın Buldan. (BDP sıralarından alkışlar)

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 6’ncı madde üzerinde vermiş olduğumuz değişiklik önergesi üzerine söz aldım. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Tasarıyla, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının teşkilatı hakkındaki mevzuatta değişiklik yapılmaktadır. Getirilmek istenen değişiklikler arasında, çocuklar ve engelliler hakkında önemli değişiklikler yer almaktadır fakat kadınların dağ kadar sorunlarına bu düzenlemede de yer verilmediğini görmekteyiz değerli arkadaşlar. Uygulanan şiddetten istihdam alanındaki yetersizliklere kadar onca sorun dururken, hâlâ her gün 3 kadın öldürülür ve şiddete uğrarken bu sorunları sadece istatistiksel veriler olarak duyurmaktan başka ne yapılmakta? Bunu, doğrusu, Sayın Bakana sormak isterim.

Geçtiğimiz yıl, Hükûmet, Kadın ve Aileden Sorumlu Devlet Bakanlığını kaldırıp yerine Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığını tahsis ederek çok önemli bir irade beyanında bulundu. Ki, biraz önce 5’inci maddede de grubumuz adına söz alan Sayın Ayla Akat Ata da bu konuya değindi. Bu icraatın yapılacağı duyumları alındığında kadın örgütlerinden gelen tepkileri ve görüşme taleplerini de görmezden gelerek… İradesinin ne kadar keskin olduğunu gösterdi kadın örgütleri fakat, yapılan düzenlemeyle, sadece iki kelime yani “aile” ve “kadın” yer değiştirmedi, tam tersine, büyük bir anlayış, devlet politikası yer değiştirdi yani devletin kadın politikasının ekseni kaydı değerli arkadaşlar. Buna rağmen, nedense, basında ve kamuoyunda gereken yeri bulamadı bu konu. Galiba “Kadınlar eskiden, ‘kadın’, ‘kız’, ‘bayan’ sözcüklerine kafayı takarlardı, şimdi de ‘aile’, ‘kadın’ sözcüklerine kafayı taktılar.” diyerek gülüp geçtiler. Devlet, bu icraatıyla, artık kadın-erkek eşitliğinin kendisi için öncelikli olmadığını, öncelikli olanın modern devletin temel taşı ailenin korunması olduğunu deklare etti.  Cinsiyet eşitliği siyasi iktidarın politik tercihine bırakılmayacak kadar da önemlidir değerli arkadaşlar.

Eskiden olduğu gibi, aileyi önceleyen bir devlet politikasında kadınlar sosyal hayatta görünür olabilir ancak esasen, bağımsız bir birey olarak değil, aile yaşamına ait bir nesne olarak tanımlanacaktır. Kadınlara, aileyi ve geleneksel değerleri ayakta tutan ve aile aracılığıyla yeniden üreten misyonu yüklenecek, kadınların modern giyimli ve eğitimli olması, toplum tarafından kendilerine uygun görülen işlerde çalışmaları özendirilecek, bunun yanında, kadınlardan hayatlarının merkezine ailesini ve evini koyması, itaatkâr, sessiz ve fedakâr olması beklenecek. Sosyal hayatta görünür olmanın ataerkil tavizlerini yerine getirmeyenlere çeşitli biçimlerde yeri hatırlatılacak ve hizaya davet edilecekler, şimdiye kadar olduğu gibi.

Kadınlara Yönelik Şiddet ve Ev İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye Dair Avrupa Konseyi Sözleşmesi’ne imza koyarak bu düşünceleri benimsediğini gösteren Türkiye, cinsiyet eşitsizliğiyle doğrudan mücadele etmediği sürece kadına yönelik şiddetle mücadele ettiğini söyleyemez ne yazık ki. Sığınmaevleri, koruma kanunları gibi, şiddeti doğuran nedenleri sorgulamadan ve ortadan kaldırmaya çalışmadan sonucu önlemeye çalışmak ancak sebeplere yönelik de çözüm geliştirildiğinde anlamlı olur.

Çocuk gelinler meselesi bugün canımızı sıkan en önemli meselelerden bir tanesidir. Suriye’den, savaştan kaçmış kadın ve çocukların yaşadığı sıkıntılar şu anda canımızı acıtan sorunlardan sadece bazılarıdır değerli arkadaşlar. Savaştan kaçarak ülkemize sığınan Suriyeli mülteci kadınlar, yaşadıkları kötü koşullardan, işsizliklerden, yoksulluktan ve üretilmeyen sosyal politikalardan dolayı da fuhşa sürüklenmektedir, itilmekte ve bir mal gibi de evlendirilmeye zorlanmaktadır bu kadınlar. Buna göz yummamak, bir bakanlığın en önemli meselesi olmalıdır diyoruz ve yeni Bakanımızın özellikle bu konularda, çocuk gelinler meselesinde daha duyarlı bir politika izlemesi gerektiğinin altını çiziyoruz ve böylesi bir gelişmenin de Bakanlık tarafından deklare edilmesinin bizim açımızdan önemli olduğunu ifade etmek istiyoruz.

Bakanlığının ilk gününde Sayın Bakan “Bu evlilikler masum evliliklerdir.” diyerek doğrusu bizleri birazcık incitti ve rencide etti. Biz Sayın Bakanın bundan sonraki politikalarında bunu görmek istediğimizi ifade etmek istiyor, teşekkür ediyoruz. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN -  Teşekkür ederim Sayın Buldan.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 524 sıra sayılı Kanun Tasarısının 6 ncı maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

“MADDE 6- 132 sayılı Kanunun 6 ncı maddesinin ikinci fıkrasının (c) bendinin başına “Aile ve Sosyal Politikalar, Ekonomi, Gümrük ve Ticaret, Çalışma ve Sosyal Güvenlik” ibareleri eklenmiştir.

Özcan Yeniçeri (Ankara) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MEHMET YÜKSEL (Denizli) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANI AYŞENUR İSLAM (Sakarya) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Siz mi konuşacaksınız?

OKTAY VURAL (İzmir) – Özcan Yeniçeri.

BAŞKAN – Ankara Milletvekili Sayın Özcan Yeniçeri konuşacak.

Buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

ÖZCAN YENİÇERİ (Ankara) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, Türk Standardları Enstitüsü Kuruluş Kanunu’nun 6’ncı maddesinde yer alan Türk Standardları Enstitüsü Teknik Kuruluna diğer kurumlardan gönderilecek üyeler arasında Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığından da bir temsilci görevlendirilmesine yönelik bir madde üzerinde konuşuyoruz.

Aile, bir toplumda her şeyden önceliklidir. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı temsilcilerinin Türk Standardları Enstitüsünün Teknik Kurulunda görevlendirilmesi de yerindedir ve doğru yolda atılmış bir adımdır. Ancak, ailenin Türkiye’de karşılaştığı genel sorunlar ve aileye yönelik bakış açısı üzerine birkaç hususu huzurlarınıza getirmek istiyorum.

Fizikte atom, biyolojide hücre neyse sosyolojide de aile odur. Toplulukların hukuki, iktisadi, siyasi durumlarını anlamak için ilk incelenecek sosyal yapının aile olduğu bilim adamları tarafından ifade edilmektedir. Araştırıcılara göre, sosyal hayatın merkezinde yer alan aile, sosyal bütünlerin çekirdeği olarak sosyal kuruluşlara örnek vazife görürler. Herhangi bir toplulukta, o topluluğun bağlı bulunduğu aile tiplerinin izlerini daima muhafaza ettiğini görmek mümkündür. Bu itibarla, bir memleketin, örneğin ekonomik tutumunu öğrenmek istiyorsanız aile içindeki üretim, tüketim faaliyetini incelemeniz gerekir. Aile devlete de tesir eder. Bazı bilginlere göre, demokrasi hareketinin alametleri önce kadın-erkek eşitliği düşüncesi hâlinde ailede kendini gösterir. Toplulukta ilk hukuki müessese de ailedir. Uzun zamandır sorgulanmadan yaşanan ana babalık ve aile yaşamı artık hiç de o kadar net değildir, her şey belirsiz gibi gözüküyor. Ana babalık bir çeşit mayın tarlasına dönüşmüştür. Bu gelişmeler yüzünden kontrol duygusu yitirildikçe güvensizlik hissi artmakta ve risk de büyümektedir. Aile üyelerinin çoğunun aileyi risk altında olan tehlikeli bir alan olarak görmesi hiç de şaşırtıcı gelmiyor.

Ailenin tahribatı ile sosyal çözülme arasında yakın bir ilişki de vardır. Ailenin en çok tahrip edildiği toplumlar, refah konusunda belli bir seviyeye gelmiş olan toplumlardır yani refah ile aile arasında ters yönlü bir ilişki vardır. Türkiye'de intihar, boşanma ya da cinayetler konusundaki istatistikler sosyal çözülme olduğunu göstermemekle birlikte, durumun giderek vahim bir hâl aldığını da ortaya koymaktadır. Türkiye'de boşanma oranının düşük olması, her şeyden önce dinî kuralların belirleyici etkisinden kaynaklanmaktadır. Ayrıca, toplumda özellikle kadınların eğitim ve ekonomik durumu, boşanma hâlinde toplumun boşanmayı hoş karşılamayacağı endişesi yanında, boşanmanın hukuki yönden gerçekleştirilebilirliğiyle de bağlantılıdır.

Değerli milletvekilleri, aile, özellikle kadın konusunda tarihin sunduğu zihnî, dinî ve hukuki engeller insan haklarının gelişmesiyle birlikte gelişmiş toplumlarda önemli ölçüde aşınmış olsa bile, günümüzde aileye yönelik topyekûn bir tehditten söz edilebilir. Bu süreci çağdaş gelişmenin doğal sonucu olarak düşünmek de mümkündür. Teknolojik aygıtlar ve yeni yaşam biçimi, aile ilişkilerini ciddi bir biçimde tehdit etmektedir. Bu noktada medyanın tutumu ibret vericidir. Özellikle Sayın Bakanın dikkatini çekmek istiyorum.

Televizyonlarda büyük bir propagandayla sunulan sanal evlilik programları, geleneksel aile kurumunu altüst etmektedir. Televizyon ekranları karşısında küçük düşen ve düşürülen taraflar, mal ve mülk pazarlığı yapan adaylar evlilik kurumunu bir anlamda yok ediyor, yüzeyselleştiriyor. İnsanlar artık evlenmiyor birleşiyor, aile kurmuyor şirket kuruyorlar. Facebook, İnternet, cep telefonu veya diğer teknolojik aygıtlar üzerinden kurulan ilişkiler, evlilik kurumunda büyük erozyon meydana getiriyor. Türkiye'de aileye karşı görsel ve işitsel iletişim araçlarının yaptığı yayınlar, her türden sapmaya prim verir mahiyettedir.

Yapılan araştırmalarda, Türkiye genelinde televizyon izleme alışkanlığının günde 4 saat 17 dakikayla birçok ülkenin üzerinde olduğu ortaya çıkmıştır. Türkiye’de halkın yüzde 80’i televizyon yayınlarından şikâyetçidir. Türkiye’de on yedi yaşına kadar, çocuklar, 60 bin cinayet, ölüm, yaralama sahneleri izlemektedir. Medyada insanlar şiddeti daha çok gördükçe şiddeti arzular hâle gelmektedirler. Kadına şiddet, cinayet, boşanma ve intihar gibi olguların yaşananlarla yakından alakası vardır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÖZCAN YENİÇERİ (Devamla) - Aile, dış dünyaya karşı amansız bir savaş veren bireyin ezilmiş ve kırılmış bir biçimde döndüğü, sürekli değişen çevredeki tek kalıcı yerleşik bir yapıdır. Bu yapı korunmalıdır, bu yapının korunması için Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı üzerine düşen her şeyi yapmalıdır.

Saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Yeniçeri.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmiştir. (AK PARTİ sıralarından “Kabul edilmemiştir.” sesleri)

Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Kanun Tasarısının 6. Maddesindeki “eklenmiştir” ifadesinin “ilave edilmiştir” olarak değiştirilmesini arz ederiz.

Hasan Ören (Manisa) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MEHMET YÜKSEL (Denizli) – Katılamıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet?

AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANI AYŞENUR İSLAM (Sakarya) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Manisa Milletvekili Sayın Hasan Ören konuşacak.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

HASAN ÖREN (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 524 sıra sayılı meşhur torba kanunu açtığımızda bakıyoruz, esas komisyon Plan ve Bütçe, altında Adalet, Bayındırlık, İçişleri, Millî Savunma, Sağlık vesaire gidiyor ama bu komisyonlar niye kurulur, neden bu komisyonların başkanlarına araba tahsis edilir, neden odaları vardır? Eğer komisyonlara bu konular gelmeyecek ise bu konuları komisyonda görüşmeyecek isek… Ben tabii ki Plan ve Bütçedeki arkadaşlarıma güveniyorum ama ihtisas komisyonu bunlar; bunlarla ilgili komisyonlara gelmesi, komisyon raporlarının burada olması gerekli değil mi? Ne yazık ki yine alışkanlığınız devam ediyor. Yürütme yasamayı boyunduruğu altına almış, iktidar milletvekillerinin bu konuda hiçbir sorunu yok, kendilerine sorun da görmüyorlar, sadece grup başkan vekillerine bakarak parmak kaldırmak kendilerini tatmin ediyor. Bulundukları komisyonlarla ilgili, komisyonda bulunmanın gereğini düşünmeden böyle, torba yasalarla, torba kanunlarla bunları geçiştirmeye çalışıyoruz.

Şimdi, TSE’yle ilgili, Türk Standardları Enstitüsünün kanunundaki Teknik Kurula “Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı” ibaresinin eklenmesi: Türk Standardları Enstitüsü bütün görevlerini yerine getirmiş, bir tek eksik bu kalmış. Türkiye’den Çin’e yaptığımız ihracat 2013 yılı itibarıyla 3 milyar dolar. Çin’den yaptığımız ithalat 2013 yılı itibarıyla 20 milyar dolar. Sayın Başbakan veya Sanayi Bakanı çıkıp diyor ki: “Bir babayiğit arıyorum otomobil yapacak.” E, babayiğidi nasıl ararsınız? Çin’in bütün kalitesiz ürünleri Türkiye’ye girer ise sadece bir kullanımlık ürünlerin tutarı benim yaptığım ihracatın 1,5 katı ise mobileti bile Türkiye’de yapmak mümkün müdür? Yani, siz, motoru bile Türkiye’de yapamaz iken bütün kapılarınızı açmışsınız, TSE bu konuda üzerine düşen görevleri savsaklamış. Kim giderse gitsin, dışarıdan gelen malla ilgili, üretimin doğru yapıldığıyla ilgili belgeyi TSE’den eline alıyor. Bakın, bir örnek vereyim size: Bizim Manisa, çiftçi kesiminin yaşadığı yerdir. İlaç atarız tulumbayla asmalarımıza, göz taşı atarız. O tulumbayı yapan sanatkârlar vardı Manisa’da; onlarca, yüzlerce mekân çalışırdı, iş yeri çalışırdı. Bunu alırdınız, bununla ilgili bir para öderdiniz; her yıl 3 liraya keçesini değiştirdiğinizde, beş yıl, on yıl bu tulumbayı kullanırdınız. Kapıları sonuna kadar açtınız. Tek kullanımlık, 40 liraya olan, Çin’den gelen tulumbaları getirdiniz ve şu an Manisa bölgesinde tulumba üreten hiç kimse kalmamıştır.

Ülkenin ekonomisini farkında olmadan buralara getirdiniz, ülkeyi borçlandırdınız. 17 Aralıktan bu yana Türkiye’de bir facia yaşanıyor, yürütme yasamaya bir şey sormuyor. 17 Aralıktan bu yana Türkiye’deki olanları görmemek mümkün müdür? Niye başınızı kuma sokmayı tercih ediyorsunuz? Başınızı kaldırsanız bugünkü sanayicinin düştüğü durumu, Merkez Bankasının 5,75 olan faizi 12’lere çıkardığını görseniz, bunun da hiçbir işe yaramadığını, sadece iki saat dövizi rehabilite ettiğini görmezlikten gelmek mümkün müdür? 2.980’e inen euro 3.150’ye yine dayandı.

Değerli arkadaşlarım, bu ülke hepimizin. Bu ülkede ekonomik kriz çıktığında sadece AKP’liler bundan zarar görmeyecek, Türkiye'nin sanayicisi, Türkiye'nin esnafı, Türkiye'nin memuru, işçisi, ziraatla uğraşan çiftçisi zarar görecek. Sizlerden rica ediyorum, Türkiye bir kriz yaşıyor, eğer bu krizi çözmek için Parlamentoya yüzünüzü dönmez iseniz, burada 17 Aralıkla ilgili burada gerekli olan öz eleştiriyi yapmaz iseniz, bu gemi sizin kaptanınız sayesinde batacak ama bizi batırmaya hakkınız yok.

Hepinize saygılar sunarım. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Ören.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

6’ncı maddeyi…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Efendim, bakmıyorsunuz, biz daha fazla kaldırdık!

OKTAY VURAL (İzmir) – Efendim, sayın, sayın!

BAŞKAN – 6’ncı maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 6’ncı madde kabul edilmiştir.

7’nci maddede üç ayrı önerge vardır, okutuyorum…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın Başkan, lütfen ellere bakar mısınız, kalkan ellere.

BAŞKAN – Tamam, bundan sonra bakacağım.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayısal olarak biz fazla kaldırdık. Sizin göreviniz bunları tespit etmek orada. Onlar 3 kişi kaldırdılar, bizim tamamımız kaldırdı.

BAŞKAN – Tamam, bundan sonra bakarız kâtip üyelerle birlikte.

Teşekkür ederim Sayın Akar.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 524 sıra sayılı Kanun Tasarısının 7 nci maddesinde yer alan "azami beş yılı süre ile" ibaresinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

 

Oktay Vural                                                     Mustafa Kalaycı                                   Erkan Akçay

    İzmir                                                                   Konya                                              Manisa

Mehmet Günal             Emin Çınar                   Ali Öz                   Bülent Belen

  Antalya                     Kastamonu                                     Mersin                                   Tekirdağ

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 524 Sıra Sayılı Yasa Tasarısının, 31/12/1960 tarihli ve 193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun 89'uncu maddesinin birinci fıkrasına eklemeyi öngördüğü bendi düzenleyen 7’nci maddesinde geçen "azami 5 yıl süre ile uygulanır" ibaresinin "asgari 7, azami 10 yıl süre ile uygulanır" şeklinde; "yüzde 150'sini" ve "yüzde 150'ye" ibarelerinin ise sırasıyla "iki katını" ve "iki katına" şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

 

İdris Baluken                                                      Demir Çelik                                     İbrahim Binici

   Bingöl                                                                    Muş                                               Şanlıurfa

Bengi Yıldız                                                       Hasip Kaplan                                     Adil Zozani

   Batman                                                                Şırnak                                              Hakkâri

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına,

Görüşülmekte olan 524 sıra sayılı Kanun Tasarısının 7 nci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederim.

 

Mehmet Akif Hamzaçebi                            Ferit Mevlüt Aslanoğlu                             Celal Dinçer

    İstanbul                                                             İstanbul                                            İstanbul

Aydın Ağan Ayaydın                                           Haydar Akar                                       İzzet Çetin

   İstanbul                                                               Kocaeli                                              Ankara

   Musa Çam     Mehmet Ali Ediboğlu             KadirGökmenÖğüt

      İzmir                  Hatay                                                                                               İstanbul

Müslüm Sarı

    İstanbul

MADDE 7- 31/12/1960 tarihli ve 193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun 89 uncu maddesinin birinci fıkrasına aşağıdaki bent eklenmiştir.

"14. 1/7/2005 tarihli ve 5378 sayılı Engelliler Hakkında Kanuna göre kurulan korumalı işyerlerinde istihdam edilen ve iş gücü piyasasına kazandırılmaları güç olan zihinsel veya ruhsal engelli çalışanlar için diğer kişi ve kurumlarca karşılanan tutar dâhil yapılan ücret ödemelerinin yıllık brüt tutarının yüzde 100'ü, diğer engelliler için %50'si oranında korumalı iş yeri indirimi (İndirim, her bir engelli çalışan için azami beş yıl süre ile uygulanır ve yıllık olarak indirilecek tutar, her bir engelli çalışan için asgari ücretin yıllık brüt tutarının yüzde 150'sini aşamaz.) Bu bentte yer alan oranı, engellilik derecelerine göre yüzde 150'ye kadar artırmaya veya tekrar kanuni oranına indirmeye Bakanlar Kurulu; bendin uygulamasına ilişkin usul ve esasları belirlemeye Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı ile Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının görüşünü alarak Maliye Bakanlığı yetkilidir."

BAŞKAN – Okunan son önergeye Komisyon katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MEHMET YÜKSEL (Denizli) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANI AYŞENUR İSLAM (Sakarya) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde kim konuşacak?

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Ediboğlu…

BAŞKAN – Önerge üzerinde Mehmet Ali Ediboğlu konuşacak.

Buyurun Sayın  Ediboğlu.

MEHMET ALİ EDİBOĞLU (Hatay) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 524 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 7’nci maddesi için söz almış bulunmaktayım.

Bu maddede, Türk Standardları Enstitüsü tarafından çıkarılan standartlar arasında engellileri de ilgilendiren çok sayıda standardın bulunması nedeniyle Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının TSE’nin en yüksek organı olan genel kurulda temsil edilmesi yoluyla karar alma süreçlerine katkı sağlanmasının amaçlandığı ifade edilmektedir.

Bilindiği gibi, engelli bireylerin hayatlarını kolaylaştırmaya yönelik politikaların oluşturulmasında ve uygulanmasındaki en büyük eksiklik karar alıcı ve uygulayıcı konumda olan mekanizmaların içerisinde engelli bireylerin bulunmamasıdır. Engelli bireylere yönelik politikaların oluşturulmasında karar alma süreçlerine engelli bireylerin aktif ve etkin katılımları zor bir olaydır.

Toplumun engellilerle ilgili ön yargıları henüz yıkılmış da değildir. Ne yazık ki ön yargıların yıkılmasına yönelik çalışmalar henüz istendiği sonucu vermekten de uzak. Engelli birey hâlâ yardım edilmesi ve korunması gereken varlık olarak görülmekte. Bu bakış da engelli bireyin haklarının güçlendirilmesi ve korunması yönünde büyük bir engel oluşturmaktadır. Diğer bir engel ise engellilere yönelik küçültücü bir dilin ne yazık ki hâlâ işlevselliğini sürdürmesi ve insan hakları temelli bir dil oluşturulamamış olmasıdır.

Engelli bireylerin karar alma süreçlerine etkin katılımını Birleşmiş Milletler Engellilerin Haklarına İlişkin Sözleşme kapsamında değerlendirmek, engelli bireyin kaderini tayin etme hakkını kullanmasını bu çerçevede irdelemek gerekmektedir. Birleşmiş Milletler Engellilerin Haklarına İlişkin Sözleşme, 21’inci yüzyılda ilk insan hakları sözleşmesi olarak da kabul edilmektedir. Bu sözleşme, engellilerin yaşam hakkını ve alanını genişletmekte, ayrıca temel hak ve özgürlükleri koruyan insan hakları sözleşmelerine atıf yaparak engelli bireyin insan haklarını koruyarak daha güçlü bir yapı da kazandırmıştır. Bilindiği gibi, Birleşmiş Milletler Engellilerin Haklarına İlişkin Sözleşme 13 Aralık 2006 tarihinde Birleşmiş Milletler Genel Kurulunda kabul edilerek taraf devletlerin imzasına açılmış, aynı tarihte ülkemiz tarafından da imzalanmış ve TBMM Genel Kurulunda kabul edilerek 3 Aralık 2008 tarihli ve 5825 sayılı Kanun’la yürürlüğe de girmiştir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ayrıca, Birleşmiş Milletler Sözleşmesinin (k) paragrafı, engellinin insan haklarının korunması için çeşitli mekanizmaları olmasına rağmen, engelli bireylerin topluma eşit bireyler olarak katılmaları önündeki engellere dikkat çekmekte ve engelli bireylerin hak ihlallerine uğradığına dair bir gerçekliği de kabul etmektedir. İnsan hakları kapsamında engelli bireyin güçlendirilmesi önemli bir tezdir. Engelli bireyin kendi bedeni ve kaderi üzerinde söz sahibi olması, engellilere yönelik oluşturulacak politikalara ve karar süreçlerine etkin katılması, toplumun diğer kesimleriyle eşit ilişki kurmasını ve eşit yurttaş olmalarını da sağlayacaktır.

Değerli milletvekilleri, engelli bireyin önündeki engelin kaldırılması ve engellilerin karar alma süreçlerine etkin katılabilmeleri için de engelli hareketinin misyonu önemli bir etken. Maalesef, bugüne kadar, hem STK’lar hem de Bakanlık, engelli bireye yardım ve korumaya dayalı bir yol da izlememiştir. Bu anlayış, engelli bireyin kamusal alana çıkmasının önündeki engellerin kaldırılmasını değil, yapılacak yardımlarla günlük hayatı önceleyen aktivitelere öncelik vermiş, böylece engelli bireyin özel alana hapsolmasını da meşrulaştırmıştır. Sokakların tekerlekli sandalyeye uygun olup olmadığı hem yerel yönetimlerin hem STK ve Bakanlığın gündeminde de olmamıştır. Zaten ilgili STK’ların hem yerel yönetimlerle hem de Bakanlık ile sınırlı olarak iş birliği içerisinde olmaları, hak temelli bir engelli anlayışını da geliştirmemiştir. Son zamanlarda, az da olsa hak temelli yaklaşım ön plana çıkmakta ve tekerlekli sandalye dağıtan STK anlayışı kısmi olarak da yıkılmaktadır. Bunda özellikle Birleşmiş Milletler Engelli Hakları Sözleşmesi’nin büyük bir itici gücü olmasının yanı sıra, engelli bireyin İnternet aracılığıyla dünyayı takip etmesi, eğitim alanında yapılacak çalışmalar ile engelli bireylerin özellikle yükseköğretimde yer alması ve buna bağlı olarak hakları konusunda bilgi sahibi olmaları, ekonomik bağımsızlık gibi etkenler, engelli bireyin mücadelesini hak temelli bir alana doğru da yöneltmiştir. Bu yönelim, şimdilik engellilerin karar alma süreçlerine katılımı için yeterli de değildir. Engellilerin haklarını önceleyen STK’lar ve Bakanlığın bu konuda daha ciddi ve etkin aktiviteler gerçekleştirmesi zorunluluk olarak önümüzde durmaktadır.

Engelli bireylerin yaşadıkları sorunların çözümü, karar süreçlerine etkin katılımlarından geçmektedir. Karar süreçlerine katılım, eşit yurttaş olmanın da en önemli ayaklarından biridir. Bakanlık ve engellilerin haklarını önceleyen STK’ların, siyasi partilerde, Parlamentoda, yerel yönetimlerde, sendikalarda, kamu ve özel sektörde üst düzey yönetici pozisyonunda daha çok engelli bireyin görev ve yer alması için, resmî ve sivil basın gücünü kullanarak sonuca gitmesi gerekmektedir. Engelli bireyler ancak bu şekilde karar alma süreçlerine katılarak kendi kaderini belirleme noktasında söz sahibi olabilirler.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Oylamadan önce, sayın milletvekillerinden, oylarının rengini belli etmeleri için ellerini kaldırmasını rica ediyorum ve önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 524 Sıra Sayılı Yasa Tasarısının, 31/12/1960 tarihli ve 193 sayılı Gelir Vergisi Kanununun 89'uncu maddesinin birinci fıkrasına eklemeyi öngördüğü bendi düzenleyen 7’nci maddesinde geçen "azami 5 yıl süre ile uygulanır" ibaresinin "asgari 7, azami 10 yıl süre ile uygulanır" şeklinde; "yüzde 150'sini" ve "yüzde 150'ye" ibarelerinin ise sırasıyla "iki katını" ve "iki katına" şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

İdris Baluken (Bingöl) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MEHMET YÜKSEL (Denizli) - Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANI AYŞENUR İSLAM (Sakarya) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Şırnak Milletvekili Sayın Hasip Kaplan konuşacak önerge üzerinde.

Buyurun Sayın Kaplan. (BDP sıralarından alkışlar)

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın milletvekilleri, bu torba kanuna, hakikaten, bu kadar önemli bir maddeyi üstelik vergi takibi için, güvenirliği için koymak ve vatandaşı izlemeye almak, fişlemeye alırken oradan da bir kaynak, bir kâr, bir rant sağlamak kimsenin aklına gelmez.

Bakın, ne deniyor: Vergi Usul Kanunu’yla ilgili bir reform Mecliste duruyor, taslağı var, Plan ve Bütçe Komisyonunda görüşüldü, buraya gelecek görüşülecek. Peki, bu acele, bu telaş ne? Niye bu madde bu torbaya konuldu, onu anlamak gerekiyor.

Bakın ne diyor: Elektrikli, elektronik, manyetik ve benzeri cihazlar ve sistemlerini kullandırmaya, bu sistem kanalıyla -bakın- bandrol, pul, barkod, hologram, kupür, damga, sembol gibi özel etiket ve işaretlerinin kullanılmasına ilişkin zorunluluk getirip özel sektöre veriyor. Bu, mükellefi takip etmek için konulan bir madde deniliyor. Mükellef buradan fişlenmeye alınıyor. Mükelleflerin Maliyeye borcu var mı yok mu, buradan takip ediliyor. Yani barkodlardan artık her mükellefin Maliyeye ne kadar borcu var, KDV’sini verdi mi, taksitini verdi mi, vergisini verdi mi… İlk bakışta şöyle anlaşılabilir: Yani, kara parayı takip etmek için bu maddeyi getirdik, vergiyi denetlemek için bu maddeyi getirdik. Peki, kardeşim, her gün… Bir hafta içinde yeni bir torba daha gelecek. O torbanın içinde de bir ton mali af var. Vergi, prim, sigorta, vesair borçlarla ilgili hükümler gelecek; ötelemeler, taksitlendirmeler gelecek. Peki, bunu niye özel sektörün eline aldırtıyorsunuz? Deniliyor ki İhale Kanunu’nun 5’inci maddesinin fıkraları hariç. İhale Kanunu’na da aykırı olarak bunu özel sektöre vereceksiniz. Şimdi, gerçek kişi veya tüzel kişilere bunu veriyorsunuz, denetlenmesini ve yetkilendirilmesini.

Şöyle bir düşünün: Markete gittiniz arkadaşlar, her şeyin üzerinde bir bandrol var mı? Var. Bandrol ilk başta size telif hakkını hatırlatabilir -CD’lerde, DVD’lerde, fikir ve sanat eserlerinde- ilk bakışta budur ama öyle değildir. Bütün ürünlerde bu bandrol olayı... Standardı var mı bunun? Yok.

Pul: Kıymetli, para değerinde, darphanelik bir olay mı değil mi? Parayı, pulu nerede basıyorsunuz? Darphanede. Darphane dururken niye bunu özel sektöre veriyorsunuz? Anlaşılması… Yok.

Barkod: Hani ürünlerde çizgili fiyatlar var ya, böyle tık tık tık saydırırlar, hesaplar çıkar; Barkodları da bu özel şirketler ellerine alacaklar.

Hologram, gram yapısı: Burada da lazer ışınlarıyla tespiti konusu var.

E, “kupür” deyince gazete kupürü de aklınıza gelir, torba kupürü de aklınıza gelir, kupürün binbir çeşidi.

E, damga: Damga vergisi ayrı bir yasal düzenlemenin konusu. E, sembol: Sembolleri getirip koyacaksınız, hangi şeye göre koyacaksınız?

Şimdi, bütün bunları getirip özel şirketlere, gerçek ve tüzel kişilere vereceksiniz, onlar da rakının kapağındaki etiketi basacaklar, patlıcanın üstündeki damgayı basacaklar, pirincin torbasının üstündeki işaretleri koyacaklar ve arada zamlar gelecek, akaryakıta, doğal gaza her gün zam gelecek ve bu özel şirketler bunları, bu bandrolleri saklayıp bir de vurgunu oradan vuracaklar. Alın size bir saadet zinciri daha! Bu özel ve ticari şirketlere böyle bir saadet zincirinin kapısını açmak, burada ülkenin kamusal denetimini kaldırmak, bu kadar operasyonun üstüne akıl kârı değil arkadaşlar. Çok yanlış bir noktadan giriliyor. Buradan uyarıyoruz: Matbaayı alın, darphaneyi alın; altını da basın, parayı da basın, hepsini de basın götürün, olsun bitsin, vagon vagon! Ya, olur mu böyle bir şey? Çok yanlış bir yaklaşım tarzı bu. Bu, kabul edilemez bir düzenlemedir, kaldırılmasını istiyoruz.

Saygılarımla. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 524 sıra sayılı Kanun Tasarısının 7 nci maddesinde yer alan "azami beş yılı süre ile" ibaresinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

Bülent Belen (Tekirdağ) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MEHMET YÜKSEL (Denizli) – Katılamıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANI AYŞENUR İSLAM (Sakarya) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Sayın Belen konuşacak.

Buyurun Sayın Bülent Belen. (MHP sıralarından alkışlar)

BÜLENT BELEN (Tekirdağ) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 524 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 7’nci maddesi üzerine Milliyetçi Hareket Partisinin vermiş olduğu önergeyle ilgili söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle heyetinizi ve ekranları başında bizi izleyen büyük Türk milletini saygılarımla selamlıyorum.

Sayın milletvekilleri, sözlerime başlarken 26 Ocak Pazar günü İstanbul’un Esenyurt ilçesinde kahpece şehit edilen ülküdaşımız Yusufiyeli Cengiz’imizi rahmetle anıyor, başta ailesi ve yakınları olmak üzere milliyetçi, ülkücü gönüldaşlarıma da başsağlığı diliyorum, hain saldırıda yaralanan kardeşlerimize de acil şifalar diliyorum. Bu kahpe saldırının failleri ve azmettiricileri kimse bir an önce yakalanmalı ve yargıya teslim edilmelidir. Malumunuz olduğu üzere, Esenyurt ilçesinde birtakım bölücü unsurların yoğun yapılanması mevcuttur. Bu durum, emniyet güçleri tarafından da bilinmektedir. Ancak bu durum bilinmesine rağmen, kolluk kuvvetlerinin, bölücü unsurların karşısında âdeta çelik bir duvar gibi duran Milliyetçi Hareket Partisinin seçim koordinasyon merkezi açılışında hiçbir güvenlik tertibatı almamalarını da Milliyetçi Hareket Partisi olarak sorgulamaktayız. Bu zafiyete sebep verenler ve sorumluları hakkında da Sayın İçişleri Bakanının gerekli işlemleri yaptığı bilgisini de en kısa zamanda Sayın Genel Başkanımız Devlet Bahçeli’ye iletmesini bekliyoruz. Sayın Genel Başkanımızın dünkü grup konuşmasında vurguladığı gibi, bu saldırı bizleri yıldıramaz, motivasyonumuzu bozamaz. Hiç kimse kaybettiğimizi düşünmesin, hiç kimse yıldığımızı sanmasın, hiç kimse yolumuzdan döneceğimizi, ülkülerimizden sapacağımızı, hedeflerimizden çark edeceğimizi aklının ucuna getirmesin.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; gelelim kanun tasarısının 7’nci maddesine: Ülkemizde engelli vatandaşlarımızın sayısı son yapılan araştırmalara göre 1 milyon 700 bin civarındadır. 12’nci yılına giren AKP hükûmetleri, bu süre zarfında engelliler için yapılması gereken birtakım çalışmalara imza atmış fakat istenilen ve arzu edilen seviyeye bir türlü ulaşamamıştır. Üstüne üstlük, bu çalışmaları, AKP’li bir milletvekili, kardeşlerimize bir lütuf gibi sunma gayreti içine girmiş “Sizi biz adam yerine koyduk, bizden önce aileler, engelli yakınlarına ölsün gözüyle bakıyordu.” gibi ifadeler kullanarak engelli kardeşlerimizi rencide etmiştir. Unutulmamalıdır ki şu an engelli olmayan her bir birey, birer engelli adayıdır. Hükûmetlerin engelliler için yapmış olduğu ve yapacak olduğu her çalışma lütuf değil, bir zorunluluktur. Engelli vatandaşlarımız toplumla bütünleştirilmeli, başkalarının yardımına ihtiyaçları olmadan hayatlarını idame ettirebilecekleri eğitimlerine ve sosyal hayatlarına normal olarak devam edebilmeleri için fiziki ve sosyal çevrenin oluşturulması, imar mevzuatlarının etkin bir biçimde uygulamaya konulması gerekmektedir. Engelli vatandaşlarımızın istihdam edilmeleri, üretime katkıda bulunmaları ve topluma kazandırılmaları noktasında gerekli olan çalışmalar artarak ve hız kazandırılarak yapılmalıdır.

Görüştüğümüz madde, Gelir Vergisi Kanunu’nun 89’uncu maddesine yeni bir bent ekleyerek korumalı iş yerlerinde çalıştırılan engelli vatandaşlarımıza ödenen ücretin brüt tutarının azami beş yıl süreyle gelir vergisinden mahsup edilmesini amaçlamaktadır. Muhakkak ki bu, engelli vatandaşlarımızın istihdamı konusunda önemli bir adımdır ancak Milliyetçi Hareket Partisi Grubu olarak itirazımız, gelir vergisinin beş yıl süreyle sınırlandırılmasınadır. İstihdam edilen engelli vatandaşların istihdamıyla ilgili bu sürenin tasarıdan tamamen kaldırılması ve süresiz, emekli olana kadar vergi muafiyetinden  faydalandırılması gerekmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; engelli vatandaşlarımızın iyiliği için kim ne yaparsa yapsın Milliyetçi Hareket Partisi olarak her zaman desteğimizi vermeye hazır olduğumuzu bir kez daha tekrar ediyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

7’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

8’inci maddede üç adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 524 sıra sayılı Kanun Tasarısının 8 inci maddesiyle değiştirilmesi öngörülen 4/1/1961 tarihli ve 213 sayılı Vergi Usul Kanununun mükerrer 257 nci maddesinin birinci fıkrasının (6) numaralı bendindeki;

"mükelleflere bandrol, pul, barkod, hologram, kupür, damga, sembol gibi özel etiket ve işaretlerin verilmesinde, mükelleflerin Maliye Bakanlığına bağlı vergi dairelerine vadesi geçmiş borcu bulunmadığına ilişkin belge arama zorunluluğu getirmeye, bu zorunluluk kapsamına girecek amme alacaklarını tür ve tutar itibarıyla tespit etmeye ve hangi hâllerde bu zorunluluğun aranılmayacağına,"

ifadesinin madde metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederim.

        Mehmet Akif Hamzaçebi                     Aydın Ağan Ayaydın                       Ferit Mevlüt Aslanoğlu

                     İstanbul                                            İstanbul                                            İstanbul

                  Haydar Akar                               Kadir Gökmen Öğüt                                 Musa Çam

                      Kocaeli                                             İstanbul                                               İzmir

                  Müslim Sarı                                       İzzet Çetin                                       Celal Dinçer

                     İstanbul                                             Ankara                                             İstanbul

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, şimdi okutacağım iki önerge aynı mahiyette olduğundan birlikte işleme alacağım.

Şimdi aynı mahiyetteki önergeleri okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 524 sıra sayılı Kanun Tasarısının 8 inci maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                  Oktay Vural                                    Mehmet Günal                                 Mustafa Kalaycı

                        İzmir                                               Antalya                                              Konya

                   Emin Çınar                                      Bülent Belen                                     Erkan Akçay

                   Kastamonu                                         Tekirdağ                                            Manisa

                       Ali Öz

                      Mersin

Aynı mahiyetteki ikinci önergenin imza sahipleri:

                   Sırrı Sakık                                      Hasip Kaplan                                     Adil Zozani

                        Muş                                                 Şırnak                                              Hakkâri

                  Bengi Yıldız                                      Demir Çelik

                      Batman                                               Muş

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergelere Komisyon katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MEHMET YÜKSEL (Denizli) – Katılamıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANI AYŞENUR İSLAM (Sakarya) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Kim konuşacak?

İDRİS BALUKEN – Gerekçe…

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Gerçek ve tüzel kişilere ayrıcalıklar getiren, denetimi ortadan kaldıran, ihale hükümlerini yok sayan, takdire keyfe yol açan bu düzenleme kaldırılmalıdır. Aksi takdirde Darphane yerine geçecek bankerler piyasada çoğalacaktır.

BAŞKAN – Diğer konuşmacı Sayın Bülent Belen, Tekirdağ Milletvekilimiz, buyurun.

BÜLENT BELEN (Tekirdağ) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan kanun tasarısının 8’inci maddesi üzerine grubumuzun verdiği önergeyle ilgili söz almış bulunuyorum. Sizi ve heyetinizi kendime şeref vesikası olarak addettiğim derenin ötesine geçen evladı fatihana mensup bir ailenin ferdi olarak saygılarımla selamlıyorum.

4/1/1961 tarihli ve 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun mükerrer 257’nci maddesinin birinci fıkrasının (6) numaralı bendine göre “Vergi güvenliğini sağlamak amacıyla, niteliklerini belirleyip onayladığı elektrikli, elektronik, manyetik ve benzeri cihazlar ve sistemleri kullandırmaya, bu cihaz ve sistemler vasıtasıyla bandrol, pul, barkod, hologram, kupür, damga, sembol gibi özel etiket ve işaretlerin kullanılmasına ilişkin zorunluluk getirmeye, uygulamaya ait usul ve esasları belirlemeye Maliye Bakanlığı yetkilidir.” Maliye Bakanlığının talimatları doğrultusunda bunları darphane ve damga matbaası yapmaktadır. Yapılan düzenlemeyle, darphane ve damga matbaasının yaptığı bu işleri yapmak üzere, 10/12/2013 tarihli ve 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu’na tabi olmaksızın, süresi beş yılı geçmemek üzere ve 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu -5’inci maddesinin beşinci fıkrası hariç olmak üzere- hükümleri çerçevesinde gerçek ve tüzel kişiler yetkilendirilmektedir. Darphane ve damga matbaasının yaptığı bu işlerin 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu ve 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu hükümleri çerçevesinde gerçek veya tüzel kişilere verilmesi doğru değildir. Bu değişiklik, “Acaba bu işi yapacak kişiler bulundu ve pazarlıklar yapıldı mı?” sorusunu aklımıza getirmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; günümüzün güncel problemi olan, Boğaziçi ve Fatih Sultan Mehmet köprülerinden geçecek yük taşıyan kamyon ve tırlarla ilgili, İstanbul trafiğini rahatlatmak maksadıyla yıllardan beri uygulanan ağır yük taşıyan vasıtaların trafiğe çıkış saatlerini düzenleyen uygulamanın değiştirilmesi talepleri yerine getirilmeyen meyve ve sebze nakliyecileri, aldıkları kararla, İstanbul’a dört gün boyunca meyve, sebze nakliyesi yapmama kararı almışlardır. Dört günün sonunda talepleri yerine getirilmezse on beş gün daha bu eylemi gerçekleştireceklerini söylemektedirler. Tabii, burada çeşitli mağduriyetler söz konusudur ama en çok mağdur olacaklar doğal olarak İstanbullulardır. Artacak olan meyve ve sebze fiyatları, zaten cebi yanmakta olan emeklilerimizin, memurlarımızın, esnafımızın, dar gelirlinin cebindeki alevi daha da artıracaktır.

Meyve, sebze nakliyesi esnafının talepleri bellidir. Esnaf, araçlarında bulunan sebze ve meyvenin her an bozulabilecek ve zamanında teslim edilmesi gereken bir yük olduğundan trafiğe çıkış yasağının kendileri için esnetilmesini talep etmektedir. İnanıyoruz ki konunun tarafları bir an önce bir araya gelir ve makul bir çözüm bulur ki vatandaşımız da bu soğuk kış günlerinde kendilerinin ve çocuklarının karnını daha uygun fiyatlarla doyursun.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; AKP iktidara geldiğinde 3Y ile mücadele edecekleri taahhüdünde bulunmuş fakat geçtiğimiz on iki yıl boyunca bırakın mücadele etmeyi, hepsini daha da azdırmıştır. 2013 yılının son zamanlarında başlatılan yolsuzluk operasyonları, ardından gelen istifalar, ayakkabı kutuları, kirası 20 bin dolarlık rezidanslarda bulunan çelik kasalar, kol saatleri, emniyet ve yargıda başlayan tasfiye süreçleriyle gündemi meşgul etmektedir. Yolsuzluktan bahsetmeye gerek var mı, bilemiyorum.

Hepimiz gündelik hayatta vatandaşlarımızın ne kadar yoksullaştığını çok rahat görebiliyoruz. İktidarın “Millî geliri artırdık. Borsa şöyle yükseldi, dolar rezervlerimiz şu kadar arttı.” masalları dün gece Merkez Bankasının yaptığı faiz artırımıyla fiilen bitmiş ve maalesef ki yoksulluğumuz bir kez daha tescillenmiştir. İktidarın sürekli övündüğü her sene artırılan sosyal yardımlar da vatandaşlarımızın yıllar geçtikçe devletin yardımlarına ne kadar muhtaç hâle geldiğini kanıtlamaktadır.

Üçüncü Y olan yasaklar konusunda ise ağlanacak hâlimize gülüyoruz noktasına geldik. Bunun son örneği, görüşülmekte olan torba kanun teklifinin en tartışmalı bölümü olan İnternet yasaklarıdır. Bunların dışında yazılı ve görsel medyada Hükûmet aleyhine yapılan yayınlar RTÜK marifetiyle cezasız bırakılmamaktadır. Yasaklara başka bir örnek ise hemen 500 metre aşağıda Kızılay Meydanı’nda bulunan ender yeşil alanlardan olan Güvenpark’a giriş ve çıkışın Sayın Başbakanın keyfî uygulamasıyla vatandaşlara yasaklanmasıdır. Vatandaşlar artık Başbakanın bir an önce yeni sarayına taşınmasını, parkına kavuşmayı beklemektedir.

Bu düşüncelerle bu maddeye ret oyu vereceğimizi bildirir, saygılar sunarım. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önergeler kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 524 sıra sayılı Kanun Tasarısının 8 inci maddesiyle değiştirilmesi öngörülen 4/1/1961 tarihli ve 213 sayılı Vergi Usul Kanununun mükerrer 257 nci maddesinin birinci fıkrasının (6) numaralı bendindeki;

"mükelleflere bandrol, pul, barkod, hologram, kupür, damga, sembol gibi özel etiket ve işaretlerin verilmesinde, mükelleflerin Maliye Bakanlığına bağlı vergi dairelerine vadesi geçmiş borcu bulunmadığına ilişkin belge arama zorunluluğu getirmeye, bu zorunluluk kapsamına girecek amme alacaklarını tür ve tutar itibarıyla tespit etmeye ve hangi hâllerde bu zorunluluğun aranılmayacağına,”

ifadesinin madde metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederim.

Mehmet Akif Hamzaçebi (İstanbul) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MEHMET YÜKSEL (Denizli) – Katılamıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANI AYŞENUR İSLAM (Sakarya) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde İstanbul Milletvekili Sayın Akif Hamzaçebi konuşacak.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüştüğümüz tasarının 8’inci maddesi Vergi Usul Kanunu’nun mükerrer 257’nci maddesinde değişiklik öngörüyor. Vergi Usul Kanunu’nun söz konusu maddesi, vergi güvenliğini sağlamak amacıyla mükelleflere bandrol, barkod, sembol, damga vesaire gibi işaretlerin kullanılması zorunluluğunu getirmeye yönelik bir düzenlemeyi içeriyor. Ancak, elbette, bu düzenlemeleri Maliye Bakanlığı getirebilir, vergi güvenliğini sağlamak açısından bunların hepsi son derece önemlidir. Şu an alkollü içkiler sektörü ile sigara üretiminde bunlar kullanılmaktadır ama öyle anlaşılıyor ki Maliye Bakanlığı, Gelir İdaresi Başkanlığı, bunları zaman içerisinde çeşitli ürünlere veya sektörlere yaygınlaştıracak. Bunlar vergi güvenliği açısından doğru düzenlemelerdir.

Yine, şöyle bir zorunluluk getiriliyor burada; bu, önemli: Bu tür zorunluluk getirilen sektörlerde -örneğin alkollü içkiler sektörüyle sigara sektöründe- bandrol kullanma zorunluluğu var, bu bandrolü alan mükelleflerin herhangi bir şekilde vergi borcunu ödememesi hâlinde kendisine yeniden bandrol verilmemesine yönelik bir düzenleme burada yer alıyor, bu konuda Maliye Bakanlığı yetkilendiriliyor. Bu yetkinin şüphesiz çok dikkatli kullanılması gerekir. Bu zorunluluk kapsamına giren mükelleflerden bandrol, hologram gibi sembolleri, işaretleri, belgeleri kötüye kullananlar olabilir. Elbette bu kötüye kullanım karşısında Gelir İdaresi Başkanlığı gerekli önlemleri alabilir, bu normal karşılanabilir, bunu doğal buluyorum ama bunun ötesine geçerek herhangi bir şekilde vergi borcunu ödeyememiş olanlara, çok zor durum nedeniyle vergi yükümlülüklerini zamanında yerine getiremeyen vatandaşlara böylesi bir zorunluluk kesinlikle getirilmemelidir.

İkinci söyleyeceğim konu şudur: Vergi borcunu ödemeyenlere yönelik olarak getirilmek istenen bu düzenleme Vergi Usul Kanunu’nda değil, 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun’da yapılmalıdır. İki şey birbirine karıştırılmamalı. Bandrol, hologram vesaire gibi işaretlerin kullanılma zorunluluğunu getirmeye yönelik düzenlemenin yeri Vergi Usul Kanunu iken vergi borcunu ödeyememiş olanlara  yönelik olarak alınması gereken önleme ilişkin düzenlemenin yeri 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun’dur. Yani “Pratik olsun, biz bunu bir tek maddede düzenleyelim.” diye bir yol tercih etmiş olabilir Maliye Bakanlığı ama bu yanlıştır, bunun düzenleme yeri 6183 sayılı Kanun’dur. Maliye Bakanlığına buradan önerim: Şimdi belki zaman geçti ama ilk düzenlemede bunu lütfen 6183 sayılı Kanun’a taşıyın.

Diğer söyleyeceğim konu şudur: Vergi Usul Kanunu bütün vergi kanunlarının usuli hükümlerini düzenleyen bir kanundur. Böyle bir kanunda, kanunun ana maddelerinde “5018 sayılı Kanun’a istisna, 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu’na istisna” gibi düzenlemeler yer almaz. Değerli arkadaşlar, kanunlar bu kadar çirkinleştirilmez. Hiç kimsenin Vergi Usul Kanunu’na bu tür istisnaları sokmaya hakkı yoktur. Lütfen, 1961 yılında bu kanunu çıkaran o dönemin maliyecilerinin düzenlemelerine bakın, sonraki düzenlemelere bakın, bu tip istisnalar Vergi Usul Kanunu’nda yer almaz. İstiyorsanız 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu’na, 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu’na bu tip istisna maddelerini geçici madde düzenlemeleri olarak koyarsınız. Bu şekilde kanunları başından, gözünden yaralayarak kanun yapma tekniğini ben Maliye Bakanlığına, onun birikimine yakıştıramıyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…  Önerge kabul edilmemiştir.

8’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…  8’inci madde kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, birleşime kırk beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati:18.46

DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 19.33

BAŞKAN: Başkan Vekili Ayşe Nur BAHÇEKAPILI

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Muharrem IŞIK (Erzincan)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 54’üncü Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

524 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Komisyon? Burada.

Hükûmet? Burada.

9’uncu madde üzerinde üç adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 524 sıra sayılı Kanun Tasarısının 9 uncu maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederim.

MADDE 9 - 2/7/1964 tarihli ve 492 sayılı Harçlar Kanununa ekli (1) sayılı Tarifenin “III-Karar ve ilam harcı” başlıklı bölümünün birinci fıkrasının (a) bendinde yer alan “Bakanlar Kurulu” ibaresinden önce gelmek üzere “Bu bende göre hesaplanan harç; tahkim yargılamasında yüzde elli, (engellilerin engelliliğe dayalı ayrımcılık nedeniyle açtıkları davalar ile buna ilişkin takiplerden harç alınmaz) oranında uygulanır.” ibaresi eklenmiştir.

        Mehmet Akif Hamzaçebi                    Ferit Mevlüt Aslanoğlu                             Haydar Akar

                     İstanbul                                            İstanbul                                             Kocaeli

                   İzzet Çetin                                        Musa Çam                                 Aydın Ağan Ayaydın

                      Ankara                                               İzmir                                               İstanbul

            Kadir Gökmen Öğüt                                Müslim Sarı                                  Uğur Bayraktutan

                     İstanbul                                            İstanbul                                              Artvin

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, şimdi okutacağım iki önerge aynı mahiyette olduğundan birlikte işleme alacağım.

Şimdi aynı mahiyetteki önergeleri okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 524 sıra sayılı Kanun Tasarısının 9 uncu maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                  Oktay Vural                                   Mustafa Kalaycı                                   Erkan Akçay

                        İzmir                                                Konya                                              Manisa

                Mehmet Günal                                    Emin Çınar                                           Ali Öz

                      Antalya                                          Kastamonu                                           Mersin

                 Bülent Belen

                     Tekirdağ

Diğer önerge sahipleri:

                 İdris Baluken                                     Demir Çelik                                     İbrahim Binici

                       Bingöl                                                Muş                                               Şanlıurfa

                  Bengi Yıldız                                     Hasip Kaplan                                     Adil Zozani

                      Batman                                              Şırnak                                              Hakkâri

                           

          Abdullah Levent Tüzel

                     İstanbul

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergelere Komisyon katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ VEDAT DEMİRÖZ (Bitlis) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Hükûmet?

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Levent Tüzel, İstanbul Milletvekili, konuşacak önerge üzerinde.

Buyurun Sayın Tüzel.

ABDULLAH LEVENT TÜZEL (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, hepinizi selamlıyorum.

Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı kapsamında bir torba yasayla karşı karşıyayız ama özellikle bu 9’uncu maddenin, ne aile kavramıyla ne de sosyal politikalarla bağdaşır bir yanı yok. Özellikle emekçi ailelerinin sefaletini ve yoksulluğunu büyüten, zenginlerin isteklerine göre düzenlenmiş bir yasa maddesi ve tabii ki yani genel gerekçede belirtilen toplumun tamamını gözeten, eşitlikçi ve adaletli bir yaklaşımdan çok çok uzak, sosyal yönü bulunmayan, yine zenginlere çalışan bir yasa maddesi. Kuruluşunda, gerekçesinde “İstanbul Uluslararası Finans Merkezi Strateji ve Eylem Planı kapsamında tahkim yargılamalarındaki harç bedelleri yüzde 50 oranında alınır.” tarzında bir düzenleme. Yani nedir bu? Yine zengin sınıfına, sermaye kesimine getirilen bir imtiyaz.

İstanbul’u çoktandır emekçilerden uzaklaştırmak, emekçileri sürgün etmek ve uluslararası kapitalist sermayenin ihtiyaçları doğrultusunda banka, finans ve onların görüntüsüne denk düşen bir şehir yapılanması hâline getirmek için uzun zamandır uğraşılıyor. Galataportlar, Haliçportlar, çeşitli alışveriş merkezleri, kültür merkezleri adı altında bu rant ve yolsuzluk ekonomisini bir kez daha sermayeye böyle bir pasta hâlinde sunan düzenleme burada da karşımıza çıkıyor.

“Kimin ihtiyacı?” derseniz, bu ihtiyaç yıllardır bu sermaye kesimlerine hizmet eden, bir kez daha Hükûmetin saptadığı, İstanbul halkını zerrece dikkate almadığı, sormadığı bir düzenleme. Özellikle bu 17 Aralık yolsuzluk tartışmalarından, soruşturmalarından sonra böyle bir düzenlemenin gelmesi gerçekten düşündürücü. Özellikle Başbakan, son günlerde, TÜSİAD Başkanının yaptığı açıklamadan sonra bu sermaye örgütüyle girdiği polemikte “Bu ülkede zenginleştiyseniz bizim sayemizde zenginleştiniz, biz ama size rağmen bu ülkede iktidar olduk.” deyip ha bire bununla bir atışma içerisinde.

Yine, en son, “Türkiye’de artık kazanan, elitler, belli sermaye çevreleri değil, 76 milyon olacak.” diyor. Yani bu yasayı hazırlarken… Elit bir kesimin, sermaye çevrelerinin, TÜSİAD’ın, MÜSİAD’ın, onların kurdukları, yönettikleri vakıfların, bu Hükûmet çevrelerinin eliyle zengin olmuşların yine isteği doğrultusunda hazırlanmış bir yasa teklifi ortada ama Başbakan dönüp halka karşı yine “Biz 76 milyonun refahını düşüneceğiz.” diyor.

Üstüne üstlük ne diyor? “Bu ülkede refah öyle bir seviyeye geldi ki artık kapıcılar bile araba sahibi oldu.” diyor. Şimdi, Evrensel gazetesinde bugün bir haber var ve orada kapıcılardan bir tanesi, Recep diyor ki: “Ne araba sahibi olması canım, biz araba gibi evlerde yaşıyoruz.” Evet, aynen bu kelimeyi kullanıyor, “Araba kadar evde yaşıyoruz.” diyor. Tek göz odada, 4 kişilik ailesiyle birlikte o apartmanda yaşayanlara hizmet ederken kendisi bütün hayatını o tek göz odada sürdürmek zorunda. “Ben böyle bir yerde yaşayacak olsam araba çoktan alırdım.” diyor. Yani ülkenin gerçekliği böyleyken Başbakan hâl⠓tüyü bitmemiş yetim hesabı” o çok sevilen kavrama sığınıyor.

En çok kullanılan kavramlardan bir tanesi de ne? “Hepimiz aynı gemideyiz, bu gemi batarsa hepimiz birden gideriz.” Ama milyon dolarlarını dövize yatırıp döviz üzerinden para kazananlar, bu 17 Aralık, yolsuzluk sonrası bu fahiş artışlar üzerinden hesap kitap yaparken bunun ceremesini, faturasını ödeyecek olan yine kapıcı Recepler oluyor.

İşte bu adaletsizliğe karşı, bu kent soygununa, kent suçuna karşı İstanbul’da namuslu bir aday, Sırrı Süreyya Önder de diyor ki halka: “Artık şehir senin. Bu hırsızların, bu soyguncuların, bu rantçıların ülkeyi, İstanbul’u işgaline izin vermeyelim. Şehre, kent yaşamına sahip çık.” Gezi’de bu oldu, halk ayağa kalktı ama hazirandaki Gezi’den öğrenmeyen Başbakan ve AKP Hükûmeti, yine bu yasaları getirip, öbür taraftan da halkı manipüle edip bu ülkeyi yönetmeye devam ediyor. Başbakan şunu açıklasın: “Ananas, ananas.” denip duruyor ya, o Uganda’daki rafineri ihalelerini alan hangi büyük servet sahipleri, hangi zengin firmalar, hangi kapitalist şirketler, hangi uluslararası bağlantılar, bunu açıklasınlar.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Tüzel.

ABDULLAH LEVENT TÜZEL (Devamla) – Ben de teşekkür ediyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki diğer önerge üzerinde Tekirdağ Milletvekili Sayın Bülent Belen konuşacak.

Buyurun Sayın Belen. (MHP sıralarından alkışlar)

BÜLENT BELEN (Tekirdağ) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, görüşülmekte olan 524 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 9’uncu maddesiyle ilgili Milliyetçi Hareket Partisinin vermiş olduğu önergeyle alakalı söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle heyetinizi ve ekranları başında bizi izleyemeyen büyük Türk milletini sevgiyle saygıyla selamlıyorum.

Maddeyle yapılmak istenen tahkim yargılamasında karar ve ilam harcının yarıya düşürülmesinin haklı bir gerekçesi yoktur. Esasen tüm harçlar gözden geçirilmeli ve harç alınması, gerekçesine uygun şekilde makul seviyelere düşürülmelidir. 2012 yılında devlet 277,7 milyar Türk lirası vergi topladı. Toplanan vergiler içinde gelir vergisi 56,5 milyar Türk lirası, kurumlar vergisi 29 milyar Türk lirası, diğer dolaysız vergiler 7 milyar Türk lirası tutarındadır. Dolaylı vergiler ise toplamda 187 milyar Türk lirası olarak gerçekleşmiştir. Dolaylı vergi gelirlerinin toplam vergi gelirleri içindeki oranı Avrupa Birliği ülkelerinde yüzde 35, bizde ise bu oranın neredeyse 2 katı, yüzde 68 olmuştur. Türk kamu maliyesi, maalesef yıllardan beri vatandaştan direkt olarak vergi toplayamadığı için sürekli olarak dolaylı vergilere yüklenmektedir. Bu durum Türkiye’deki vergi adaletsizliğini günden güne artırmaktadır. Asgari ücret alan bir vatandaşın evini ısıtmak için aldığı doğal gaz ile durumu iyi olan vatandaşın, zenginin aldığı doğal gazdan da aynı oranda vergi alınmaktadır. Bu da adaletsizlik göstergesidir.

Bir yandan, herkes için ihtiyaç olan otomobilden yüzde 45’e varan ÖTV alacaksın, üstüne üstlük dünyada örneği olmayan ÖTV’nin KDV’sini alacaksın; diğer taraftan, tamamen bir lüks harcaması olan pırlantadan ve mücevherattan KDV almayacaksın.

Çiftçinin tarlasını işlemek için kullandığı mazottan ÖTV alacaksın, nakliyecinin kullandığı mazottan ÖTV alacaksın ama zenginin yatından bu vergiyi almayacaksın.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; piyasalarda 17 Aralıktan bu yana yer alan tedirginlik maalesef ekonomik göstergeleri allak bullak etmiştir. İktidar baskısı altındaki Merkez Bankası yönetimi de bu durumu iyi analiz edememiştir. Türk lirası dolar karşısında 22 Mayıstan bu yana yüzde 23,6 değer yitirirken 17 Aralık tarihinden bu yana kayıp ise yüzde 17,4 olmuştur. Paramızın 2012 yılı sonundan bu yana dolar karşısında kaybı yüzde 29,6; euro karşısındaki kaybı ise yüzde 34,7 olmuştur. Bu süreçte ekonomi yönetimi ve kurumları rekabetçi bir ortam yaratmakta başarısız olmuşlardır. Uzun zamandan bu yana Türk lirası varlıkları erimesine göz yumulmakta, yatırım ve istihdam engellenmektedir.

Bu durumu önleyebilecek mekanizmalardan biri olan Merkez Bankasının faiz silahını kullanması ise siyasi baskılardan dolayı zamanında yapılamamış, net döviz rezervleri piyasaya doğrudan satım müdahaleleriyle hesapsızca eritilmiş, gelinen noktada Para Politikası Kurulu 21 Ocakta mahcup ve örtülü, kafa karışıklığına neden olan faiz artırımına gitmiştir. Gitmiş de ne olmuştur? Bu da işe yaramamış, faizlerin yüzde 40 artırılması da doların ateşini düşürememiştir.

Kurlardaki artışın milletimize bedeli faiz artışından daha fazla olmaktadır. Döviz kurlarındaki her yüzde 10’luk artış, enflasyona 1,5 puan etki etmekte; bu bakımdan mayıstan bu yana yüzde 24’lük kur artışının vatandaşımızın harcamalarına getirdiği ek yük 3,75 puanı bulmaktadır. Kabaca, 20 milyon hanehalkının cebinden ek olarak 45 milyar Türk lirası çıkmasına neden olmaktadır.

Hane halkımızın faiz ödemeleri, harcanabilir gelirlerinin sadece yüzde 5’i kadardır ve döviz yükümlülükleri bulunmamaktadır. Bu ödemeler de, ihtiyaç, konut ve araç, Türk lirası kredilerinden oluşmaktadır. Faiz artışı hane halkımıza zarar vermeyecektir. Bu bakımdan, Milliyetçi Hareket Partisi olarak vatandaşlarımıza, bugünden, önümüzdeki aylarda ne olacağını dile getirmekteyiz.

Ülkemiz için politik ve ekonomik riskler devam etmekte ve her zaman olduğu gibi sonuçları da milletimize yüklenecektir. 30 Mart 2014 seçimleri, bizlere bu başarısız ekonomiyi yaşatanlara en güzel cevabı verme fırsatı tanımaktadır. Vatandaşımızın da bu seçimlerde iktidara gerekli ikazı yapacağını görüyor ve yüce heyetinizi saygılarımla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önergeler kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 524 sıra sayılı Kanun Tasarısının 9 uncu maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederim.

MADDE 9 - 2/7/1964 tarihli ve 492 sayılı Harçlar Kanununa ekli (1) sayılı Tarifenin “III-Karar ve ilam harcı” başlıklı bölümünün birinci fıkrasının (a) bendinde yer alan “Bakanlar Kurulu” ibaresinden önce gelmek üzere “Bu bende göre hesaplanan harç; tahkim yargılamasında yüzde elli, (engellilerin engelliliğe dayalı ayrımcılık nedeniyle açtıkları davalar ile buna ilişkin takiplerden harç alınmaz) oranında uygulanır.” ibaresi eklenmiştir.

Uğur Bayraktutan (Artvin) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ VEDAT DEMİRÖZ (Bitlis) – Bir açıklamada bulunmak istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun.

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ VEDAT DEMİRÖZ (Bitlis) – Bu önergede belirtilen husus, tabii, engellilerin hepsinin imkânı olmadığı söylenemez bugün ülkemizde. Aynı zamanda, 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu’nun 334’üncü maddesine göre, yargılama giderlerini ödeme gücünden yoksun olan kimselerin, dava açtıklarında bu durumu belirterek adli yardımlardan faydalanması mümkündür.

Bunu açıklamak istiyorum ve katılmadığımızı ifade ediyorum.

BAŞKAN – Hükûmet?

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerine Artvin Milletvekili Sayın Uğur Bayraktutan konuşacaktır.

Buyurun.

UĞUR BAYRAKTUTAN (Artvin) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

524 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 9’uncu maddesinde verilen önerge üzerine söz aldım. Yüce heyeti saygıyla selamlıyorum.

Sayın milletvekilleri, tahkime ilişkin öncelikle açıklamamız gereken buradaki temel argüman, “Tahkim yargılamasında bu bende göre hesaplanan harç yüzde elli oranında uygulanır.” diyor. Harçlara ilişkin bir azaltma yani tahkime başvurmayı daha cazip hâle getirmeye ilişkin bir ibareyi koyuyorlar. Biliyorsunuz, bu, tahkim kurulları denilen özel kurumlar aracılığıyla uyuşmazlıkları çözen bir yöntem. Burada harçlara ilişkin miktarı yüzde 50’ye indirdiğimiz zaman tahkimi daha cazibeli bir hâle getirebileceğimize, yargılamaya alternatif yeni bir yargılama yönetimi ortaya koyabileceğimize ilişkin bir cazibe yöntemi ortaya koyuyoruz.

Şimdi, buraya gelmeden evvel inceledim, tahkime ilişkin ticaret odalarının, deniz ticaret odalarının İnternet sayfalarına baktığınız zaman, yargılama yöntemleri açısından tahkimin cazip olmasına ilişkin İnternet sayfalarında ayrı ayrı sayfalar var. Demek ki tahkimden hangi kişilerin yararlanacağına, daha çok sanayicilerin yararlanacağına ilişkin bir ibare var.

Şimdi, tahkimdeki normal ücretlere baktığımız zaman yani harcın dışındaki ücretlere baktığımız zaman bu ücretler zaten normalde düşük. Bir de tahkimin, yargılamayla karşılıklı olarak, alternatif olarak ele alındığında hangisinin avantajlı olduğu açısından, 4-5 madde açısından kendi iç dünyasında zaten avantajı var. Nedir bunlar? Bakın, geciken adalet, adalet değil. Yargılamalara başvurduğunuz zaman, ne yazık ki yargılamalar Türkiye’de uzun sürüyor ama tahkime ilişkin esas amaç nedir? Yargılamanın daha kısa süreli olabilmesidir. Yani, cazibe yöntemi açısından…

Bir diğer ikinci yöntem ise, bu konunun niteliğine göre tahkim yoluna başvuranlar iş adamları, genelde bunlar başvuruyorlar. Sanayiciler başvurdukları zaman bu konularda uzman olabilecek kişiyi seçme haklarına sahipler ama yargılama yöntemlerinde bu yoktur. Genel hâkim ilkesi itibarıyla hangi hâkimin önüne çıkacağını siz bilemezsiniz ama tahkimde bu konudaki uzman kişiyi atama talebiniz vardır, bu geçerli olabilir; bu da bir avantaj yöntemidir tahkime başvurmak için.

Bir üçüncü avantaj yöntemi de tahkimde gizliliğin esas olabilmesidir; bu da bir avantajdır. Yani, yargılama yönteminin dışında gizlilikle bu iş halledilebilir; bu da bir avantaj yöntemi olabilir.

Bir de bunun haricinde, tahkim kararları da, hakem kararları da, aynı, mahkeme kararları gibi bir anlamda kesin ilam hükmündedir, mahkeme kararları gibi icra edilebilir; bu da bir avantaj yöntemidir.

Bir başka avantaj yöntemi de tarafların anlaşarak kendi aralarında tahkimi hangi yöntemle çözebileceklerine ilişkin yargılama yöntemlerini belirleyebilmeleridir. Bu, yazılı yargılama yöntemi olabilir, basit yargılama yöntemi olabilir, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nun kabul etmiş olduğu yasal çerçeve içerisinde kendilerine göre bir yargılama yöntemi de belirleyebilirler.

Buradan şunu anlatmaya çalışıyorum: Bütün bunlar varken yani 5 madde açısından büyük bir avantaj varken yani tahkime başvuracak kişiler açısından bu 5 madde tek başına bir avantaj sağlamasına rağmen, buna rağmen bizim kalkıp bir yasal düzenlemeyle Harçlar Kanunu’nun ilgili bendinde yüzde 50’lik bir azaltmayı, Harçlar Kanunu’ndaki bu şekildeki bir azaltmayla tahkimi bir avantaj yöntemi, bir cazibe merkezi hâline getirmeyi kabul etmemiz mümkün değildir. Bunu hangi amaçla, hangi saikle yaptığınızı da anlamak mümkün değildir. O açıdan buradan bir kere daha ifade ediyorum: Eğer bu şekilde kanun koyucu bir yasal düzenleme ihtiyacı duyuyorsa bunu tahkim yönteminde değil de yargılama yönteminde, dava şartlarında, mahkemeye başvururken harçlarda, giderde, yargılama giderlerinde, keşif ücretlerinde… Biliyorsunuz, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu değişti, şimdi baştan bedeller depo ediliyor. O nedenle, asıl, vatandaşın, büyük bir vatandaş kitlesinin başvurmuş olduğu genel yargılama yöntemi olan mahkemelere başvuruda bu yönteme başvurmadan, harçlarda herhangi bir eksikliğe veya yüzde 50 indirim yapmadan bu yöntemi bir kenara koyarak sadece belli bir kesimin, belli bir azınlığın yararlanmış olduğu yönteme ilişkin olarak Harçlar Kanunu’muzda yüzde 50 indirim yapmayı anlamak mümkün değildir. Çünkü, tahkimdeki aralıklara baktığınız zaman, belli bedellere ilişkin aralıklara baktığınız zaman, zaten tek başına başvuru yöntemlerindeki alınan giderler, ilk başta alınan ücretler yargılamadaki, mahkemelerdeki ücretle karşılaştırıldığı zaman zaten düşük ücretlerdir. Yani, mahkemedeki yargılama giderleriyle, ilk alınan harçlarla, masraflar ile tahkime başvurulduğu zaman alınan masrafları karşılaştırdığınız zaman her ikisi arasındaki o farkı görürsünüz; tahkimdeki ücretler daha caziptir ama bu demek ki yeterli olmuyor. Bu konuda baskılar var, birtakım lobi faaliyetleri var çünkü bu, herhangi bir ihtiyaç değildir, bir ihtiyaçtan kaynaklanan bir olay da değildir. Demek ki bazı kesimler buradaki alınmış olan harçların fazla olduğunu, bu yönteme başvuranlar bu konudaki taleplerini iletmişlerdir ki böyle bir ihtiyaç doğmuştur. Bize göre, kanun koyucunun asıl olarak, genel olması açısından, bir yandan da kanunların uygulanabilirliği, genelliği, soyutluğu ve nesnelliği açısından bu ilkeler de göz önüne alındığı zaman, bu şekildeki bir düzenlemenin yararı olmadığını buradan ifade ediyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

9’uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 9’uncu madde kabul edilmiştir.

10’uncu maddede üç adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Kanun Tasarısının 10. Maddesindeki “kan hısımlığı bulunan bakmakla yükümlü” ifadesinin sonuna “ve kan hısımlığı bulunmayan bakıcılar” ifadesinin eklenmesini arz ederiz.

Haydar Akar                                                        İzzet Çetin                               Ferit Mevlüt Aslanoğlu

  Kocaeli                                                                 Ankara                                             İstanbul

Aydın Ağan Ayaydın                                     Kadir Gökmen Öğüt                                Müslim Sarı

      İstanbul                                                           İstanbul                                            İstanbul

Celal Dinçer                                                        Musa Çam

   İstanbul                                                                 İzmir

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 524 sıra sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifinin 10 uncu maddesinin “İlgili mevzuatı uyarınca verilecek rapora göre kendisi, eşi veya birinci derece kan hısımlığı bulunan bakmakla yükümlü olduğu aile fertleri engelli olan memurların engellilik durumundan kaynaklanan yer değiştirme taleplerinin karşılanması için düzenlemeler yapılır" Maddesine “EK ibare” ile “Yol masraflarının kurum tarafından karşılanması” ibaresinin tasarı metnine eklenmesini arz ve teklif ederim.

İdris Baluken Demir Çelik                                İbrahim Binici

   Bingöl                                                                    Muş                                               Şanlıurfa

Bengi Yıldız                                                       Hasip Kaplan                                     Adil Zozani

  Batman                                                                 Şırnak                                              Hakkâri

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 524 sıra sayılı Kanun Tasarısının 10 uncu maddesinin aşağıdaki şeklide değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

“MADDE 10- 14/7/1965 tarihli ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 72 nci maddesine beşinci fıkrasından sonra gelmek üzere aşağıdaki fıkra eklenmiştir.

“İlgili mevzuatı uyarınca verilecek rapora göre kendisi, eşi veya birinci derece kan hısımlığı bulunan bakmakla yükümlü olduğu aile fertleri engelli olan memurların engellilik durumundan kaynaklanan yer değiştirme taleplerinin karşılanması için Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının görüşü alınarak Devlet Personel Başkanlığı tarafından düzenlemeler yapılır.”

Oktay Vural                                                     Mustafa Kalaycı                                   Erkan Akçay

   İzmir                                                                    Konya                                              Manisa

Mehmet Günal Emin Çınar                                      Ali Öz

   Antalya                                                            Kastamonu                                           Mersin

Ahmet Duran Bulut

   Balıkesir

BAŞKAN – Okunan son önergeye Komisyon katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ VEDAT DEMİRÖZ (Bitlis) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Balıkesir Milletvekili Ahmet Duran Bulut konuşacak.

Buyurun Sayın Bulut. (MHP sıralarından alkışlar)

AHMET DURAN BULUT (Balıkesir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisinde iki dönemdir görev yapmaktayım. Adalet ve Kalkınma Partisinin tek başına iktidar olduğu bu dönem içerisinde, gücün elinde olmasına, sayı fazlalığı bulunmasına, yasaları sağlıklı, olgun geçirebilecek imkânlar elinde olmasına rağmen, bugüne kadar neredeyse bütün yasalar yeniden, sonradan, torba, çuval içerilerine sokularak, düzeltilmeye, tamamlanmaya çalışılarak Meclisin zamanı hep alınmıştır.

İktidar, aynı Hükûmetin değişik zamanlardaki değişen bakanlarıyla bürokrasideki kadroları değiştirmekte, ehliyete, liyakate değil, bölgeye, sadakate, partiden oluşuna değer vererek, önem vererek bürokraside ciddi bir politizasyonu gerçekleştirmiş, onların marifetiyle ellerine tutuşturulan tekliflerle Meclise gelen tasarıların neredeyse tamamı buradan eksik çıkmaktadır.

Değerli milletvekilleri, şunu samimiyetle söyleyebilirim ki: Muhalefet milletvekilleri, iktidar milletvekillerinden daha fazla çalışmaktadırlar. Muhalefetin gücü getirdiğiniz tasarıları değiştirmeye yetmeyecektir, bunu biliyoruz, ancak o kadar ciddiyet ve samimiyet içerisinde ki verdikleri önergelerle, burada yaptıkları konuşmalarla sürekli iktidara doğru karar verdirmek, doğru tasarı, yasa burada çıkartmak adına gösterdikleri çabalara hiçbir değer verilmeyerek, milletvekilleri gecekondu amelesi yerine konulup gece yarıları buradan apar topar kaçırılan, çıkartılmaya çalışılan yasalarla milletin karşısına çıkılmakta, gece yarısı uyuyan milletvekillerinin çekilen fotoğraflarıyla Türkiye Büyük Millet Meclisinin saygınlığı zedelenmektedir. Bunun sorumlusu Adalet ve Kalkınma Partisidir. Parlamentoyu düzgün çalıştırmayan, milletvekiline saygı duymayan, getirdiği, ahbap çavuş ilişkisiyle bakanlıklarda atanan kişilere milletvekillerinin dahi sözünü geçirtemeyen, siyasilerin gücünü bürokraside azaltan bu Hükûmet, işte, bugün, yine, eksikleri tamamlamak adına, torbaya koyduğu yasaları buraya getiriyor. Birbiriyle alakasız… Kara yollarını özelleştirmenin aileden sorumlu Bakanlıkla ne alakası var? İnternete el koymanın bu Bakanlığın getirdiği tasarıyla ne alakası var? Bunun gibi, içerisine doldurularak… İşte Meclisin hâli, milletvekillerimizin katılımına bakın! Televizyon göstermiyor ancak buna herkesin katkıda bulunması, yanlışa “yanlış”, doğruya “doğru” diyerek, burada yapmış olduğumuz yemine sadık kalarak, Türk milletine yakışır, ihtilallerin değil, hür parlamentonun hür üyelerinin ortaklaşa, ortak akılda buluşarak doğru yasalar çıkartıp milletin huzurunda olumlu oy alması gerekir.

Ancak, görmekteyiz ki şu an vermiş olduğumuz önerge çerçevesinde, ülkemizde sayıları  8 milyonu bulan, bize emanet, Türk toplumuna emanet, verdikleri oylarla bizleri buraya taşıyan, emek veren, çaba sarf eden, imkân verdiğimizde üreten engelli insanlarımızın aksayan, toplumda gözden kaçan, bürokraside kendilerine verilen kontenjanı bir türlü tamamlatamayan, iş imkânları bulamayan, vergi veren, vergi vermeleri emredilen bir sistem içerisinde engellilerin yığınla sorunları bulunmaktadır. Diğer konuşmamda da o sorunlara değineceğim.

Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 524 sıra sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifinin 10 uncu maddesinin “İlgili mevzuatı uyarınca verilecek rapora göre kendisi, eşi veya birinci derece kan hısımlığı bulunan bakmakla yükümlü olduğu aile fertleri engelli olan memurların engellilik durumundan kaynaklanan yer değiştirme taleplerinin karşılanması için düzenlemeler yapılır" Maddesine “EK ibare” ile “Yol masraflarının kurum tarafından karşılanması” ibaresinin tasarı metnine eklenmesini arz ve teklif ederim.

İdris Baluken (Bingöl) ve arkadaşları

BAŞKAN -  Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ VEDAT DEMİRÖZ (Bitlis) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN -  Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Engelli yurttaşlara bakmakla yükümlü olan memurun birinci derece akrabalarının atamalarında kolaylık sağlayacak pozitif bir düzenlemedir. Ancak Engelli bir memurun bakmakla yükümlü olduğu yakının atamasının yapılması ve bu nedenle yer değiştirmesi de oldukça maliyetlidir. Bu yüzden memurun çalıştığı kurum tarafından yol masraflarının karşılanmasına yardımcı olacak bir miktar paranın verilmesi de ilgili düzenlemeye eklenmelidir.

BAŞKAN -  Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Kanun Tasarısının 10. Maddesindeki "kan hısımlığı bulunan bakmakla yükümlü" ifadesinin sonuna "ve kan hısımlığı bulunmayan bakıcılar" ifadesinin eklenmesini arz ederiz.

Celal Dinçer (İstanbul) ve arkadaşları

BAŞKAN -  Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ VEDAT DEMİRÖZ (Bitlis) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN -  Önerge üzerine İstanbul Milletvekili Sayın Celal Dinçer konuşacak.

Buyurun Sayın Dinçer. (CHP sıralarından alkışlar)

CELAL DİNÇER (İstanbul) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; 524 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 10’uncu maddesi üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Görüşmekte olduğumuz madde 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nun 72’nci maddesinde değişiklik öngörmektedir. Ben, torba yasanın bu tür uygulamalarının ne kadar sakıncalı olduğunu tekrar tekrar açıklamaya gerek görmüyorum ama şunu hatırlatmakta yarar görüyorum: Anayasa’mızın 5’inci maddesinde devletin temel amacı ve görevleri şöyle sıralanmıştır: “Kişilerin refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; temel hak ve hürriyetlerini sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri ortadan kaldırmak, insanın maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamak, temel hak ve hürriyetleri sınırlayan her türlü engeli ortadan kaldırmak.” Böylece, toplumu oluşturan kişilerin hiçbir engelle karşılaşmadan toplumsal yaşama aktif bir şekilde katılmasını sağlamak devletin öncelikli amacı ve görevi olmuştur.

Bugün ülkemizde 9 milyon engelli olduğu bilinmektedir. Bu sayı, nüfusumuzun yaklaşık yüzde 12’sini oluşturmaktadır. İşte, bu rakamlar, iktidarı her seçim arifesinde engelliler için bir şeyler yapıyormuş gibi görünüp oy toplama hayal ve gayretine sevk etmektedir. Henüz, yaptıkları yasal düzenlemelerin bile gerekleri tam olarak yerine getirilmeden yeni vaatler torba yasa teklifleri içinde ortalığa saçılmaktadır. Görüşmekte olduğumuz bu teklif de onlardan biridir.

Değerli milletvekilleri, istihdamın gerek bireysel gerek toplumsal refahın sağlanmasındaki önemi çok büyüktür. Engellilerin önündeki en önemli sorun da istihdam sorunudur, bunu hepimiz çok iyi biliyoruz. 2013 yılı itibarıyla, kamuda görevli engelli memur ve işçi sayısı sadece 44 bin, özel sektörde istihdam edilen engelli sayısı ise 81 bin olarak tespit edilmiştir. 125 bin engellimiz çalışma hayatında yer almaktadır yani 9 milyon engelli vatandaşımızdan şanslı 125 bin kişi. Ya, geride kalanlar! Onlar için sadece boş vaatler ve hayal kırıklıkları.

Yasalarımızda, çalışan engelli kişilere gelir vergisi yönünden engelli indirimi sağlandığını hepiniz biliyorsunuz. Her yıl belirlenen bu indirim oranı 2014 yılında ne kadar artırılmış biliyor musunuz? Kocaman bir sıfır, yani hiç artış olmamış. Hani, bir Bakanımızın söylediği gibi, “Seni işe almışlar ya kardeşim, daha ne istiyorsun?” der gibi.

Bir başka sorun: 2007 yılından beri Orman Genel Müdürlüğüne bağlı iş yerlerinde geçici işçi statüsüyle çalıştırılan engelli vatandaşlarımız feryat ediyorlar, “Biz altı ay çalışıp altı ay işsiz kalıyoruz, çok mağdur oluyoruz; engelli olmayan arkadaşlarımız altı ay çalışmadıkları dönemde başka işlere gidebiliyorlar ama bizim böyle bir imkânımız yoktur, bizi kadroya alın.” diyorlar, haykırıyorlar ama dinleyen yok, onların derdine çare olan yok. Sayın Bakanım, kamu genelinde 6 bin civarındaki geçici sözleşmeli engelli işçilerin kadroya alınması için lütfen bir şeyler yapınız.

Sayın Başkanım, saygıdeğer milletvekilleri; günümüz dünyasında engelli vatandaşlarımızın sadece istihdam sorunu yoktur, birçok fiziki engeller de vardır onların sosyal yaşama katılmasının önünde; bozuk yüzeyli yollar, güvenlik tedbiri alınmayan altyapı çalışmaları, çok yüksek kaldırımlar, caddelere yapılan kabartmalı sarı şeritlerin düzgün yapılmaması, engellilere hizmet edemeyen ulaşım sistemi ve araçları; bunlar kent ulaşımı ve yaşamında yoğun olarak karşılaşılan sorunlardır.

Şimdi size bazı resimler göstermek istiyorum, bunu ayrımsız bütün belediyelerin dikkate almasını diliyorum.

Sarı şeritler yapılmış, gelip tam direk ortasında bitiyor yol. Böyle bir şey olabilir mi, kabul edilebilir mi Sayın Bakanım? (CHP sıralarından alkışlar)

Başka bir uygulama: Yasak savma babında yol yapılmış, tam ağacın ortasında sarı şerit bitmiş. Bu uygulama kabul edilebilir mi Sayın Bakanım?

Vatandaş artık dalga geçiyor, 3 metrelik yol yapılmış, ondan sonrası gene merdiven, “Şifalı yol” koymuş adını, İnternet’ten dalga geçiyor vatandaşlarımız.

İşte, bu çileye son vermemiz lazım Sayın Bakanım. Bu insanlara çare bulmak zorundayız, bu insanların çilesine son vermek zorundayız. Yasayı devamlı uzatıyorsunuz, işte, belediyelerin yaptığı sarı şeritlerin hâlleri ortada.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

CELAL DİNÇER (Devamla) – Engellileri sadece boş söylemlerle avutmayalım.

Hepinize teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Karar yeter sayısı istiyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Dinçer.

Önergeyi oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım.

Önergeyi kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı yoktur, kâtip üyeler arasında anlaşmazlık vardır.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 20.07

BEŞİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 20.18

BAŞKAN: Başkan Vekili Ayşe Nur BAHÇEKAPILI

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Muharrem IŞIK (Erzincan)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 54’üncü Birleşiminin Beşinci Oturumunu açıyorum.

İstanbul Milletvekili Celal Dinçer ve arkadaşlarının önergesinin oylanmasında karar yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi önergeyi yeniden oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı vardır, önerge kabul edilmemiştir.

524 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Komisyon? Burada.

Hükûmet? Burada.

10’uncu maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 10’uncu madde kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, 11’inci maddeden önce yeni madde ihdasına dair bir önerge vardır. İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre yeni bir madde olarak görüşülmesine komisyonun salt çoğunlukla katıldığı önergeler üzerinde görüşme açılır ve bu maddede belirtilen sayıda önerge verilebilir. Bu nedenle, önergeyi okutup Komisyona soracağım. Komisyon önergeye salt çoğunlukla yani 21 üyesi ile katılırsa önerge üzerinde yeni bir madde olarak görüşme açacağım, Komisyonun salt çoğunlukla katılmaması hâlinde ise önergeyi işlemden kaldıracağım.

Şimdi önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 524 sıra sayılı Aile Ve Sosyal Politikalar Bakanlığının Teşkilat Ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname İle Bazı Kanun Ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısına 10 uncu maddesinden sonra gelmek üzere aşağıdaki maddenin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

“MADDE 11- 657 sayılı kanunun 100 üncü maddesinin ikinci fıkrasına aşağıdaki cümle eklenmiştir.

"Kamu çalışanlarının kanunen bakmakla yükümlü olduğu engelli aile bireyinin bakıma muhtaç olduğunun ilgili mevzuatına göre alınmış geçerli engelli sağlık kurulu raporu ile belgelendirilmesi kaydıyla bu durumdaki personele; engelli aile ferdinin günlük bakımı için izin kullanımında gerekli kolaylık sağlanır ve personel mesai saatleri dışındaki nöbet görevinden ve gece vardiyasından muaf tutulur.”

 

                       Ali Öz                                       Mesut Dedeoğlu                             Cemalettin Şimşek

                      Mersin                                      Kahramanmaraş                                     Samsun

                  Reşat Doğru                                  Mustafa Kalaycı                                           

                       Tokat                                               Konya                                                   

BAŞKAN – Komisyon önergeye salt çoğunlukla katılıyor musunuz?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI RECAİ BERBER (Manisa) – Salt çoğunluk için Komisyon üyelerini davet ediyorum…

Salt çoğunluğumuz olmadığı için katılamıyoruz.

BAŞKAN – Komisyon önergeye salt çoğunlukla katılmamış olduğundan önergeyi işlemden kaldırıyorum.

11’inci maddede üç adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Kanun Tasarısının 11. Maddesindeki "engellilik” ifadesinin "tüm engelliler" olarak değiştirilmesini arz ederiz.

                  Haydar Akar                                      İzzet Çetin                               Ferit Mevlüt Aslanoğlu

                      Kocaeli                                             Ankara                                             İstanbul

            Aydın Ağan Ayaydın                         Kadir Gökmen Öğüt                                Müslim Sarı

                     İstanbul                                            İstanbul                                            İstanbul

                  Celal Dinçer                                      Musa Çam

                     İstanbul                                              İzmir

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 524 sıra sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifinin 11 inci maddesinin Millî Eğitim Temel Kanununun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasında yer alan "cinsiyet" ibaresinden sonra gelmek üzere "engellilik" ifadesine ek ibare olarak "Cinsel Yönelim" ibaresinin de tasarı metnine eklenmesini arz ve teklif ederim.

                 İdris Baluken                                     Demir Çelik                                     İbrahim Binici

                       Bingöl                                                Muş                                               Şanlıurfa

                  Bengi Yıldız                                     Hasip Kaplan                                     Adil Zozani

                      Batman                                              Şırnak                                              Hakkâri

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 524 sıra sayılı Kanun Tasarısının 11 inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

MADDE 11- 14/6/1973 tarihli ve 1739 sayılı Millî Eğitim Temel Kanununun 4 üncü maddesinin birinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"Eğitim kurumları dil, ırk, renk, cinsiyet, engellilik, siyasi düşünce, felsefi inanç, din ve mezhep ayırımı gözetilmeksizin herkese açıktır. Eğitimde hiçbir kişiye, aileye, zümreye veya sınıfa imtiyaz tanınamaz.

                  Oktay Vural                                   Mustafa Kalaycı                                   Erkan Akçay

                        İzmir                                                Konya                                              Manisa

                Mehmet Günal                                    Emin Çınar                                           Ali Öz

                      Antalya                                          Kastamonu                                           Mersin

             Ahmet Duran Bulut

                     Balıkesir

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI RECAİ BERBER (Manisa) – Katılamıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet?

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Balıkesir Milletvekili Ahmet Duran Bulut konuşacak.

Buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

AHMET DURAN BULUT (Balıkesir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Bir iktidar milletvekilimizin engelliler için “Sizi adam yerine koyduk.” sözü, engelliler gibi toplumun en önemli parçası olan bir kesimi incitmiş olsa da şunun bilinmesini istiyorum ki, engellilerin fark edilişi AKP iktidarlarıyla başlamamıştır. Onların haklarının korunması, eğitilmesi noktasında geçmiş bütün iktidarların emekleri, alın terleri vardır. Onların adam olduğunu bilen, o inançla Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Mustafa Kemal Atatürk, 1924 yılında Çocuk Beyannamesi’ni kabul ederek engellilerin haklarını orada düzenlemiş, kendisine ait Atlı Köşk'ü İzmir’de engelli tedavisi için tahsis etmiştir, engelli eğitimi için tahsis etmiştir. 1960’lı yıllarda Süleyman Demirel, 1976’lı yıllarda rahmetli Ecevit, kamu çalışanları içerisinde, özel sektörde engellilerin çalışmaları adına yüzde 3’lük paylar ayırmış, kotalar koymuşlardır. 1980’li yıllara kadar engelliler Türkiye’de vergi vermiyordu.

Değerli milletvekilleri, engellilerin sorunlarını çözerken, bu anlamda bir millî politikanın belirlenmesi, palyatif tedbirlerle sorunların çözümüne gidilmeyip popülist ifadelerden kaçınılması gerekmektedir.

Neden insanlar engelli olur? Sağlık konusunda, annelerin hamileliğinden itibaren takipleri yapılmakta mıdır? Akraba evlilikleri konusunda ne gibi tedbirler alınmaktadır? Eğitimde, trafik kazası gibi hepimizin potansiyel engelli olabileceği bir büyük tehlike karşısında ne gibi tedbirler almaktayız? Terör gibi can alan bir sorunu çözmek yerine, teslim almak yerine teslim olarak, netice itibarıyla büyükşehirlere kadar inmelerine, büyükşehirlerde Hükûmeti korkutarak, tehdit ederek isteklerini yerine getirmeyi bir yol olarak seçen bu terörün yarın cinayetleriyle, ölümlerle, yaralamalarla oluşturacağı engellilerin önümüze çıkacağı gerçeğini hepimizin anlaması gerekmektedir.

Engellilerin eğitimi konusunda okullarımızda onların dışlanmamalarını -demin değerli milletvekilimin gösterdiği resimlerdeki- yerel yönetimlerin onların rahat bir şekilde yaşayabilmeleri adına tedbirler almalarını sağlamak mutlaka önemlidir.

Sosyal hayatımızda engellilere pek fazla rastlayamıyoruz. Oysaki 10 kişiden 1’i engelli Türkiye’de, 10 kişiden 1’i… Bu kadar çok sayıda engellisi olan bir toplumuz. Bunların fark edilmesi, onların dışlanmaması, komplekse girmemesi, üretime dâhil edilmesi, kamu çalışanları içerisindeki yüzde 3’lük kotanın bir sınır değil, taban olarak kabul edilmesi, eksik kontenjanlarının mutlaka doldurulması, özel sektörde 50 kişinin üstünde işçi çalıştıran kurumların mutlaka engelli istihdamı konusunda tedbirin alınması, zorlamanın yapılması, takibin yapılması, bu insanlarımızın en azından yarınlara daha rahat, daha güvenle bakmalarını sağlayacaktır.

İşe girmedeki KPSS sınavları, engelliler için yapılan KPSS sınavları kendilerine duyurulmamaktadır, zamanında müracaat edememektedirler.

Kamudaki bu eksikliklerin giderilmesi ve engellilerin biriken sorunlarının çözülmesi adına yasa umarım faydalı sonuçlar doğurur diyor, önergemin kabulünü arz ediyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler…  Kabul etmeyenler… önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 524 sıra sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifinin 11 inci maddesinin Millî Eğitim Temel Kanununun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasında yer alan "cinsiyet" ibaresinden sonra gelmek üzere "engellilik" ifadesine ek ibare olarak "Cinsel Yönelim" ibaresinin de tasarı metnine eklenmesini arz ve teklif ederim.

İdris Baluken (Bingöl) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI RECAİ BERBER (Manisa) – Katılamıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet?

AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANI AYŞENUR İSLAM  (Sakarya) – Katılmıyoruz.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Gerekçe…

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum.

Gerekçe:

Türkiye'nin eğitim sistemi başlı başına bir sorun alanı teşkil etmektedir. Bu kadar sorunlu bir eğitim sistemi içinde bir de dezavantajlı gruplar olarak sistem tarafından kodlanan, kadınlar, çocuklar, engelliler ve farklı cinsel yönelimleri olan kişiler ayrımcılığa maruz kalmaktadır. Sosyal yaşamın bütün alanlarında dezavantajlı olan bu kişiler, eğitim öğretim alanında daha da dezavantajlı hale gelmektedir. Çünkü Milli eğitim müfredatı eril bir dil ve İslami kriterler gözeterek hazırlanmaktadır. Bu çerçevede çocuklara toplumda hakim olan roller benimsetilmektedir. Hal böyleyken dezavantajın da dezavantajı denilebilecek farklı cinsel kimlikleri olan gey, lezbiyen, biseksüel transseksüel çocuklar görmezden gelinmekte ve ötekileştirilmektedir. Toplumda ne yazık ki LGBT bireyler ya tedavi olması gereken hastalıklı ya da ahlaksız, sapkın bireyler olarak bakılmaktadır. Bu sakat zihniyet öncelikle eğitim sisteminde yapılacak önemli değişikliklerle çözülebilir. Bu düzenleme genel olarak engelli çocuklar için olumlu bir düzenleme olarak görülse de farklı cinsel yönelimleri olan çocukları ne yazık ki kapsamamaktadır. Aslında başlı başına sorunlu olan eğitim sisteminde köklü değişiklikler yapılması gerekmektedir.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir. 

Diğer önergeyi okutuyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Kanun Tasarısının 11. Maddesindeki "engellilik” ifadesinin "tüm engelliler" olarak değiştirilmesini arz ederiz.

Engin Özkoç (Sakarya) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI RECAİ BERBER (Manisa) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet?

AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANI AYŞENUR İSLAM  (Sakarya) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Sakarya Milletvekili Sayın  Engin Özkoç konuşacak.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; hepinizi saygıyla sevgiyle selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, verdiğimiz önerge, aslında Türkiye Büyük Millet Meclisi milletvekilleri tarafından kabul edilmesi gereken bir önergedir, engellilerle ilgili onurlu bir önergedir; neden katılınmıyor, bunu anlamış değilim?

Değerli arkadaşlarım, Millî Eğitim Bakanlığının düzenlediği merkezî ortak sınavlara giren öğrenciler, kaynaştırma öğrencilerimiz, yani özürlü öğrencilerimiz, yani görmeyen öğrenciler, sakat öğrencilerimiz, işitme engelli öğrencilerimiz, zihinsel engelli öğrencilerimiz bu sene sınavlara girerken diğer öğrencilerle eşit koşullarda sınava alınmışlardır, bu öğrencilere aynı sorular sorulmuştur. Bu öğrencilerimiz, psikolojik olarak kendileri bu sınava hazır mıdır bakılmaksızın bu sınava alınmışlardır; bu, bu öğrencilerimizin sınavda başarısız olmasını doğurmuştur. Böylece, Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetinin Millî Eğitim Bakanlığı, öğrencilerimizi, yani engelli öğrencilerimizi, yani görme özürlü öğrencilerimizi, yani zihinsel özürlü öğrencilerimizi, yani bu konuda psikolojik olarak hazır olmayan öğrencilerimizi diğer öğrencilerle eşit koşullarda sınava tabi tutarak, onları, kendileriyle eşit koşullarda olmayan öğrencilerin gerisine düşmesini sağlamışlardır.

Peki, Millî Eğitim Bakanlığının ve eğitim sisteminin on bir yıllık geçmişine bakıldığı zaman bu garipsenecek bir şey midir? Bakın, 2010 yılında, Ünal Yarımağan zamanında yapılan KPSS sınavında 500’ün üzerinde öğrenci eğitim bilimleri sınavında 120 soruda 120 doğru yapmıştır. Bu bir skandaldır.

2010 açık öğretim sınavına giren bir astsubayın üzerinden çıkan kağıtta sınavın soruları ve cevapları yer alıyordu, Ünal Yarımağan istifa etmek zorunda bırakılmıştı. Bu bir skandaldır.

2010’da tıpta uzmanlık sınavında 4 sorunun yanlış olduğu öne sürüldü. Dava Danıştaya kadar uzanırken ÖSYM’de bir buçuk yıl sonra soruların yanlış olduğu kabul edildi. Bu bir skandaldır.

29 Mart 2011’de ÖSYM Başkanlığına Ali Demir getirildi. Hemen ardından Yükseköğretime Geçiş Sınavı’nda şifre iddiaları patlak verdi. Ali Demir önce “Şifre yok.” dedi, daha sonra “Şifre var.” dedi. “Kopya yoksa neden şifre var?” diye sormadan Cumhurbaşkanı ve Başbakan, ÖSYM Başkanının açıklamasını kabul etti, savcılık takipsizlik verdi. Bu bir skandaldır.

Değerli arkadaşlarım, bu skandalı çözelim derken Diyarbakır’da YGS’ye giren 4 öğrencinin cevap anahtarının kaybolduğu ortaya çıktı.

Skandallar dizisi burada bitmedi. İzmir’de yapılan ALES sınavında, kitapçıklarda soruların eksik, sayfa sıralarının karışık olması nedeniyle Manisa’dan yedek kitapçık getirildi ve sınav gecikmeli olarak başladı. Bu bir skandaldır.

Başarılı adaylardan bazılarının karı koca, akraba ilişkileri olduğu ve sınavı başarıyla kazanan 4 evli çiftin cevap kâğıtlarında tıpkılık yanında puanının da birebir yakın olduğu ve yüksek olduğu görüldü. Bu bir skandaldır.

Derece yapmış bazı adayların soru kitapçıkları üzerinde hiçbir işlem, yazılı muhakeme ya da karalama yapılmaksızın matematik sorularında yüzde 100 doğru cevap çıktığı tespit edildi. Bu bir skandaldır.

Şimdi, değerli arkadaşlar, bunların hiçbir tanesinin AKP Hükûmetiyle ve Millî Eğitim Bakanlığıyla ilişkisi olmadığı ortaya çıktı. Bunların hepsinin paralel hükûmetle ve bunların hepsinin aslında yurt dışından komplolarla yapıldığı ortaya çıktı. Aslında Hükûmet tamamen bunlarda masumdu. Hükûmetin Millî Eğitim bakanlarının ve bu konuda görevli olan kuruluşlarının hiç alakası yok bu skandallarla. Paralel devlet ve komplo kuran diğer dış kaynaklarla ilgili Meclise çok yakında bir araştırma önergesi vereceğiz.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

OKTAY VURAL (İzmir) – Karar yeter sayısı…

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Karar yeter sayısı yoktur.

Beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 20.36

ALTINCI OTURUM

Açılma Saati: 20.43

BAŞKAN: Başkan Vekili Ayşe Nur BAHÇEKAPILI

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Muharrem IŞIK (Erzincan)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 54’üncü Birleşiminin Altıncı Oturumunu açıyorum.

Sakarya Milletvekili Engin Özkoç ve arkadaşlarının önergesinin oylamasında karar yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi önergeyi yeniden oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım.

Önergeyi kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir, karar yeter sayısı vardır.

524 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Komisyon? Burada.

Hükûmet? Burada.

11’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler...Madde kabul edilmiştir.

12’nci maddede üç adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 524 sıra sayılı yasanın 12 nci maddesinin "korumalı işyeri" ibaresinden sonra "eğitim, kültür, sanat ve sağlık destek birimleri" ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

                 Hasip Kaplan                                     Adil Zozani                                       Demir Çelik

                       Şırnak                                              Hakkâri                                                Muş

                   Sırrı Sakık                                       Bengi Yıldız

                        Muş                                                Batman

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 524 sıra sayılı Kanun Tasarısının 12 inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                  Oktay Vural                                   Mustafa Kalaycı                                   Erkan Akçay

                        İzmir                                                Konya                                              Manisa

                Mehmet Günal                                    Emin Çınar                                           Ali Öz

                      Antalya                                          Kastamonu                                           Mersin

"MADDE 12- 26/5/1981 tarihli ve 2464 sayılı Belediye Gelirleri Kanununun mükerrer 44 üncü maddesinin ikinci fıkrasında yer alan "öğrenci yurtları" ibaresinden sonra gelmek üzere ''Yeşilay Genel Merkezi ile şubeleri ve kampları, korumalı iş yerleri" ibaresi eklenmiştir."

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına,

Görüşülmekte olan 524 sıra sayılı Kanun Tasarısının 12 inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini teklif ederim.

             M. Akif Hamzaçebi                        Ferit Mevlüt Aslanoğlu                             Haydar Akar

                     İstanbul                                            İstanbul                                            Kocaeli

                   İzzet Çetin                                        Musa Çam                                     Aydın Ayaydın

                      Ankara                                               İzmir                                               İstanbul

            Kadir Gökmen Öğüt                                Müslim Sarı                                      Celal Dinçer

                     İstanbul                                            İstanbul                                            İstanbul

Madde 12- 26/5/1981 tarihli ve 2464 sayılı Belediye Gelirleri Kanunuunn mükerrer 44 üncü maddesinin ikinci fıkrasında yer alan "katma bütçeli" ibaresi "özel bütçeli” şeklinde, "Kredi ve Yurtlar Kurumuna ait öğrenci yurtları" ibaresi "Kredi ve Yurtlar Kurumu, kamu menfaatine yararlı dernekler ile Bakanlar Kurulunca vergi muafiyeti tanınan vakıflara ait öğrenci yurtları, korumalı işyerleri" şeklinde ve ek 2 nci maddesinin (b) bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"b) Hastane, prevantoryum, sanatoryum, dispanser ve benzeri sağlık kuruluşları ile Bakanlar Kurulunca vergi muafiyeti tanınan vakıflar ile kamu menfaatine yararlı derneklerin inşa ettirecekleri öğrenci yurtları, huzurevi ve okul binaları."

BAŞKAN – Son okunan önergeye Komisyon  katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MEHMET YÜKSEL (Denizli)  - Katılamıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet?

AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANI AYŞENUR İSLAM (Sakarya) – Katılmıyoruz.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Sayın Dinçer...

BAŞKAN – İstanbul Milletvekili Sayın Celal Dinçer konuşacak önerge hakkında.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

CELAL DİNÇER (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Saygıdeğer milletvekilleri, 524 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 12’nci maddesi üzerinde söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Bu kanun tasarısı içinde belki de alkışlanacak en güzel maddelerden bir tanesi korumalı iş yerlerine muafiyet getirilmesi. Ben emeği geçen bütün çalışanlara, bürokratlara, Komisyon üyelerine ve saygıdeğer milletvekillerine teşekkür ediyorum. Türkiye'nin yıllarca özlem duyduğu, beklediği bir yasa tasarısıydı. Bu tasarının içinde belki de övgüye değer en güzel maddelerden biri, tekrar teşekkür ediyorum.

Bu geçirdiğimiz, görüştüğümüz, 12’nci madde ile engellilerin özellikle -korumalı iş yerlerinde- korumalı iş yeri yapacak olan değerli işverenlerin çevre temizlik vergisinden muaf olması sağlanıyor. Tabii, bunun inşaat ruhsatından, inşaat vergisinden muaf olması da çok önemli. Bizim bu tasarıdaki 12’nci maddedeki değişiklik önergemiz ile sadece korumalı iş yerleri değil, özellikle 2464 sayılı Belediye Gelirleri Kanunu’nda yer alan “katmalı bütçe” ibaresi çıkarılarak bunun “özel bütçeli” şeklinde değiştirilmesini teklif ediyoruz. Ayrıca, Kredi Yurtlar Kurumu, kamu menfaatine yararlı dernekler, Bakanlar Kurulunca vergi muafiyeti tanınan vakıfların kuracağı yurtların da ve korumalı iş yerlerinin -ki bu teklifte var zaten- çevre temizlik vergisinden muaf tutulması gerekir. Bizim önerimiz bu muafiyeti gerektiriyor, bu muafiyeti sağlıyor.

Ayrıca, gene önerimizin ikinci fıkrasında özellikle 2464 sayılı Belediye Gelirleri Kanunu’nun ek 2’nci maddesinde sıralanan bina inşaat vergisinden muaf olan iş yerlerine korumalı iş yerleri de ekleniyor, bunun yanında özellikle hastane, prevantoryum, sanatoryum, dispanser ve benzeri sağlık kuruluşlarından sonra Bakanlar Kurulunca vergi muafiyeti tanınan vakıflar kamu menfaatine yararlı derneklerin inşa ettirecekleri öğrenci yurtları huzurevleri ve okul binaları, özellikle vakıfların inşa ettirecekleri huzurevleri ve okul binalarının da bina inşaat vergisinden muaf olmasını öneriyoruz.

Değerli arkadaşlar, biliyorsunuz kamu binaları, üniversiteler, üniversite binaları, yurtlar, ibadet yerleri korumalı iş yerleri gibi vergi muafiyeti tanınan daha doğrusu çevre temizlik vergisi muafiyeti tanınan iş yerleri.

Şimdi, ben size bu önergemizin dışında engellilerin birkaç sorunundan daha bahsetmek istiyorum. Engellilere ödenen yardımlar, ücretler konusunda rapor alınması çok güç ve sıkıntılı, bu konuya mutlaka bir çözüm getirmelisiniz Sayın Bakanım. Engellilerin kullandığı malzemelerin bedellerinin ödenmesinde sıkıntılar yaşanıyor, bunlara çözüm getirilmelidir. Engellilerin okula gidiş gelişlerinde sıkıntılar yaşanmaktadır, bunlara çözüm getirilmelidir. Hâlâ daha engelliler için ayrılan kadrolar doldurulamamıştır, bunlara çözüm getirilmelidir.

Cumhuriyet Halk Partisi olarak biz bugüne kadar, bu dönemde özellikle, 35 tane kanun teklifi verdik engelliler için, 200’e yakın soru önergesi verdik, 19’a yakın araştırma önergesi verdik ama hiçbirini dikkate almadınız. Biz burada tüm engelli kardeşlerimize sesleniyoruz: Cumhuriyet Halk Partisi iktidarında palyatif çözümler değil, kalıcı ve radikal çözümler getireceğiz, gerçekçi düzenlemelerle tüm engellerin ortadan kaldırılmasını sağlayacağız.

Tekrar yüce heyetinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, efendim, bir konuyu…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Vural.

OKTAY VURAL (İzmir) – Şimdi, burada bu önerge işleme alındı ama bu önergede iki maddeyle ilgili değişiklik öngörülüyor. Dolayısıyla, aslında, bir maddede iki maddenin değişikliğini öngören önergenin Başkanlık tarafından işleme alınmaması gerekiyor. 44’üncü maddenin (2)’nci fıkrasını değiştiriyor, bir de ek 2’nci maddesini değiştiriyor. Ek 2’nci maddenin ilave madde olması lazım, bu nasıl işleme alınıyor bilmiyorum.

BAŞKAN – Bakalım Sayın Vural.

OKTAY VURAL (İzmir) – Efendim, şu anda oylandı bu.

BAŞKAN – Kabul edilmedi ama Sayın Vural.

OKTAY VURAL (İzmir) – Kabul edilmedi ama…

BAŞKAN – Sonuç itibarıyla, kabul edilmedi.

OKTAY VURAL (İzmir) – Başkanlık bununla ilgili önergeleri inceliyor. Bizim bununla ilgili önergelerimiz olduğu zaman, “işleme alınamaz.” diye şeylerde bulunuluyor. Dolayısıyla, bunu ifade etmek istiyorum.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Hayırlı bir önerge olduğu için Başkanlık Divanı işleme koymuştur.

OKTAY VURAL (İzmir) – Anlıyorum, hayırlı bir önerge olduğu için ama hayırlı bir önergeye maalesef parmaklar hayırlı kalkmadı efendim.

BAŞKAN – Parmağı kaldıranlara söyleyeceksiniz onu Sayın Vural.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, Sayın Vural doğru söylüyor, Başkanlık Divanının biraz daha dikkatli olması gerekiyor.

BAŞKAN – Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 524 sıra sayılı Kanun Tasarısının 12 inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Ali Öz (Mersin) ve arkadaşları

"MADDE 12- 26/5/1981 tarihli ve 2464 sayılı Belediye Gelirleri Kanununun mükerrer 44 üncü maddesinin ikinci fıkrasında yer alan "öğrenci yurtları" ibaresinden sonra gelmek üzere ''Yeşilay Genel Merkezi ile şubeleri ve kampları, korumalı iş yerleri" ibaresi eklenmiştir."

BAŞKAN – Önerge üzerinde Mersin Milletvekili Sayın Ali Öz konuşacak. Konuşacak ama ondan önce bir Komisyona soralım.

Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MEHMET YÜKSEL (Denizli) – Katılamıyoruz Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANI AYŞENUR İSLAM (Sakarya) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Buyurun.

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Başkanım yoruldunuz, çok yoruldunuz Başkan.

BAŞKAN – Yordunuz.

OKTAY VURAL (İzmir) – Niye katılamıyorlar yani? Katılmıyorlar mı, zorlama mı var yani, katılamıyor mu?

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Katılamıyor, mecburen katılamıyor.

BAŞKAN – Bilmiyorum, Komisyonla Hükûmete sorun.

Buyurun Sayın Öz.

ALİ ÖZ (Mersin) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 524 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 12’nci maddesi üzerine vermiş olduğumuz değişiklik önergesi üzerine söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygılarımla selamlıyorum.

Tabii ki benden önce konuşan Cumhuriyet Halk Partili hatibin de ifade ettiği gibi, bunu, torba kanun tasarısının içerisinde, belki de herkesin uzun yıllardır beklediği, hepimizin hoşuna gideceği, her ne kadar eksik de görsek önemli maddelerden bir tanesi olarak değerlendirmek lazım. Yalnız burada tabii ki yine engellilik nedir, engelli kime denir, engelli nasıl diğer engelli olmayanlarla ayırt edilir; bu Parlamentonun bir an önce ayırması ve tanımlamaların doğru yapılması gerektiğine inanıyorum. Bu madde üzerinde konuşurken engellilerin asıl sorunlarından birisi olan “engel” tanımının tekrar gözden geçirilmesine ciddi derecede ihtiyaç olduğunu düşünüyorum. Bizim kanunlarımızda, bizim değerlendirmelerimize göre, Avrupa’nın hiçbir ülkesinde olmayan, aslında yüzde 40’ın altında özür derecesi olan bir vatandaşımızı hangi gruba, hangi sınıfa yerleştireceğimizi ve bu noktada belli derecenin altında özrü olan insanları nasıl sınıflayacağımızı net olarak ifade etmemizin gerekliliği ortada durmaktadır. Şöyle ki, engellilerin en önemli sorunlarından birisi olan özellikle kamu sektöründe ve özel sektörde belli oranlarda işe yerleştirilme mecburiyeti varken gerek engellilerle yapılan sınavlarda uygulanan yöntemler gerekse bu yöntemlerden sonra engellilerin yerleştirilememesi, kadroların eksik kalması veya engellinin zamanında müracaat etmemesi noktasında -o bölgelerin- başka bir engellinin onun yerine ikame edilmemesi önemli eksiklerimizden bir tanesidir.

Engellileri tanımlarken yüzde 40’ın altında özür derecesi olan bir insanı eğer normal, sağlıklı bir iş yerine gönderdiğiniz zaman, orada da yüzde 30’luk bir engeli varsa “Siz özürlü sınıfındasınız.” diye değerlendirilip orada da iş bulma noktasında  ciddi sıkıntılar çektiğini hepimizin bilmesi gerekiyor. Bu konuyla alakalı bundan önceki Aile ve Sosyal Politikalar Bakanıyla yapmış olduğumuz görüşmelerde de bu işin düzeltilmesi noktasında önerilerimiz olmuştu.

Gerçekten de engellilerle ilgili muhalefet partilerinin özellikle Türkiye Büyük Millet Meclisine -kanun ve kararlardan çıkan- vermiş olduğu önerilere bakarsanız, çok sayıda değişiklik önergesi, değişiklik kanun teklif ve tasarısı olduğunu görürsünüz. Aslında bu Parlamentonun engellileri belli dönemde hatırlayıp sadece o dönemlerde kısmi iyileştirmeler yapması onların beklemiş olduğu sorunlara çözüm olamamaktadır. Bu nedenle, engelliler için verilmiş olan tüm kanun tasarılarının bir an önce -özellikle Türkiye Büyük Millet Meclisindeki tali komisyonları hatta bu konuyla alakalı Plan ve Bütçe Komisyonu dışındaki esas Komisyonu mutlak suretle işletmeli- derinlemesine o Komisyonda bu konulara bilgi olarak mahir olan insanlar tarafından mutlak suretle incelenmeli, kapsamlı bir tasarının kanunlaşması noktasında ciddi adımların atılması gerektiğine inanıyoruz.

Bu kanun tasarısıyla ilave olarak korumalı iş yerlerini -korumalı iş yerlerini hepimiz biliyoruz- özellikle bu noktada engellilerin istihdamına yönelik açan ve gerçekten devletin bile yapamadığını bu işverenler üzerinde… Bunlara iş ortamı sağlayanlara teşekkür etmeyi de huzurlarınızda bir borç bildiğimizi ifade etmek isterim. Ancak vermiş olduğumuz önergedeki özellikle toplumun sağlığı yönünden ilgili olan ve Türkiye’de sayıları çok fazla olmayan, çoğunun gerçek, kendilerine ait binaları olmasa da apartman dairelerinde kiralık olarak oturan, ülkemizde sağlık için büyük mücadele veren Yeşilay Genel Merkezinin ve şubelerinin bu vergi muafiyetinden mahrum bırakılmasının gerekçesini de gerçekten anlamakta zorluk çektiğimi ifade ediyor, yüce Meclisi saygılarımla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum:  Kabul edenler…  Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 524 sıra sayılı yasanın 12 nci maddesinin "korumalı işyeri" ibaresinden sonra "eğitim, kültür, sanat ve sağlık destek birimleri" ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

Hasip Kaplan (Şırnak) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MEHMET YÜKSEL (Denizli) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet?

AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANI AYŞENUR İSLAM (Sakarya) – Katılmıyoruz.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Gerekçe...

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Kanun amacına uygun düzenleme yapmaktır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum:  Kabul edenler…  Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum:  Kabul edenler…  Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

13’üncü maddede üç adet önerge vardır, okutuyorum:

 Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 524 sıra sayılı kanun tasarısının 13. Maddesinde yer alan “toplam yirmi beşi” ifadesinin “toplam yirmisi” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                 İdris Baluken                                     Adil Zozani                                     Pervin Buldan

                       Bingöl                                              Hakkâri                                               Iğdır

                 Hasip Kaplan                                  Ertuğrul Kürkcü

                       Şırnak                                              Mersin

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Kanun Tasarısının 13. Maddesindeki “toplam yirmibeş” ifadesinin “toplam 15” olarak değiştirilmesini arz ederiz.

                  Haydar Akar                                      İzzet Çetin                               Ferit Mevlüt Aslanoğlu

                      Kocaeli                                             Ankara                                             İstanbul

            Aydın Ağan Ayaydın                         Kadir Gökmen Öğüt                                Müslim Sarı

                     İstanbul                                            İstanbul                                            İstanbul

                  Celal Dinçer                                      Musa Çam

                     İstanbul                                              İzmir

 Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 524 sıra sayılı Kanun Tasarısının 13 üncü maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                  Oktay Vural                                   Mustafa Kalaycı                                   Erkan Akçay

                        İzmir                                                Konya                                              Manisa

                Mehmet Günal                                    Emin Çınar                                           Ali Öz

                      Antalya                                          Kastamonu                                           Mersin

MADDE 13- 5/4/1983 tarihli ve 2813 sayılı Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumunun Kuruluşuna İlişkin Kanunun 8 inci maddesinin on dördüncü fıkrasında yer alan "toplam onbeşi" ibaresi "toplam yirmisi" şeklinde değiştirilmiş ve ekli (1) sayılı listedeki kadrolar ihdas edilerek anılan Kanuna ekli (1) sayılı cetvele eklenmiştir.

(1)       SAYILI LİSTE

KURUMU:BİLGİ TEKNOLOJİLERİ VE İLETİŞİM KURUMU TEŞKİLATI : MERKEZ

 

İHDAS EDİLEN KADROLARIN

SINIFI

UNVANI

DERECESİ

ADEDİ

GİH

Başkanlık Müşaviri

1

5

TOPLAM

5

 

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MEHMET YÜKSEL (Denizli) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANI AYŞENUR İSLAM (Sakarya) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Tokat Milletvekilimiz Sayın Reşat Doğru konuşacak.

Buyurun.

REŞAT DOĞRU (Tokat) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

524 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 13’üncü maddesi üzerine vermiş olduğumuz önergeyle ilgili olarak söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Bu maddeyle Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumuna kadro ihdas ediliyor. Buna aslında diyecek bir şeyimiz yok, tabii ki kadro tahsis edilecek ama burada şu konunun üzerinde durmak istiyorum: Bilgi teknolojileri ve iletişim olunca burada en önemli konu İnternet konusu. Ben buradan şunu söylemek isterim ki: Ülkemizin önümüzdeki dönemdeki en önemli konularının başında bağımlılık gelmektedir. Hatta, bu bağımlılık konusu bence ülkemizin dışında, dünyanın da en önemli sorunlarının başında gelmektedir.

Tabii “bağımlılık” dendiği zaman sadece madde bağımlılığı, sigara, alkol, uyuşturucu bağımlılığı şeklinde değerlendirmemek gerekir. Bunun içerisinde en önemli bağımlığın bence İnternet bağımlılığı olduğu kanaatindeyim. Bakınız, İnternet bağımlılığında geçtiğimiz zaman diliminde yani geçtiğimiz yılda bununla ilgili Türkiye Büyük Millet Meclisi bir araştırma komisyonu oluşturmuş. Araştırma komisyonu da uzun bir çalışmadan sonra  -hakikaten çok güzel çalışmalar yapılmış o dönemde- çok güzel bir rapor hazırlanmış. Yaklaşık olarak bin sayfayı da geçen, çok kapsamlı, geniş, en sonunda da önerilerin sunulmuş olduğu çok değerli bir rapor ortaya konulmuştur. Ancak, o raporda gösterilen birtakım konular maalesef şu anda torba kanun içerisinde yer almamıştır. Hâlbuki, İnternet bağımlılığı çocuklarımız için, insanlarımız için çok önemlidir.

Bakınız, şu anda “çocuklar” diyoruz. Aşağı yukarı İnternet kullanmayan çocuğumuz yoktur. Çocuklar okullardan evlerine geçtiği zaman -yaklaşık olarak, yapılan istatistikler bunları göstermiştir- İnternet’in başına geçmekte ve de yaklaşık olarak bunun yüzde 60’ı civarındaki insan da, çocuklarımız da İnternet oyunlarına girmektedir.

“İnternet oyunları” dendiği zaman, bunun içerisinde şiddet içerikli oyunlar, cinsel içerikli oyunlar yani ders çalışmasını engelleyici birtakım oyunlar burada karşımıza çıkmaktadır. Artı, bunların yanında çocuk okulda -bilhassa tablet bilgisayarların dağıtılmasıyla beraber- bilgisayarın karşısındadır, evine gittiği zaman yine aynı şekilde bilgisayarın karşısındadır ve burada bir sağlık sorunu da vardır saygıdeğer milletvekilleri.

İşte, bu ortamda, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığımıza çok önemli görevler düşmektedir. Sadece belirli konularda değil de en azından ailelerin çocuklarına yaklaşımlarında, İnternet’in güvenli kullanımının oluşmasında veyahut da çocuklarımızın çeşitli noktalardaki faaliyetlerinin artırılmasında bu Bakanlığa çok ciddi manada görevler düşmektedir.

Bakınız, çocukların oynamış olduğu İnternet oyunlarının birçoğu yabancı kaynaklıdır. Yabancı kaynaklı oyunlar çocuklarımıza çok farklı boyutlarda da birtakım kötü alışkanlıkları da beraberinde getirmektedir. İşte bu manada Gençlik ve Spor Bakanlığımıza, Aile Bakanlığımıza, Millî Eğitim Bakanlığımıza çok ciddi ama ciddi görevler düşmektedir.

Bizim gördüğümüz kadarıyla bunların tam olarak yapılmış olduğunu söyleyemeyiz. Yani şu anda bu bakanlıkların, işte çocuklarımıza bu yönlü olarak, İnternet bağımlığından veyahut da diğer konularda fazla yaklaşmış olduğunu maalesef söyleyemiyoruz. Şöyle ki: İnternet bağımlılığı münasebetiyle son zamanlarda boşanma oranlarının da artmış olduğu görülmektedir. Bakınız, ülkemizde son on yılda yaklaşık olarak -bu verilen istatistiki bilgiler içerisinde- 1 milyon 43 bin 97 çift boşanmıştır. Bunlardan 2011’de 120. 117, 2012’de de 123 bin boşanma meydana gelmiştir. En yüksek boşanma oranı da İzmir ilimizdedir. Yani, burada, işte aileler içerisinde komşuluk ilişkilerinin kalmadığı, çocuk ve anne babanın iletişimlerinin tamamen bozulduğu bir zaman diliminde yaşıyoruz. İşte, burada, bu Sayın Bakanlığımıza, yeni atanmış olan aileden sorumlu Bakanlığımıza çok önemli görevler düşmektedir. Yani her şeyin başı sağlıktır, her şeyin başı aile yuvasıdır, her şeyin başı çocuğun çok iyi bir şekilde yetiştirilmiş olmasıdır. Bu yetiştirilmede sağlık, tabii, işin başıdır ama çocuğun topluma hazırlanmasında, işte her noktasındadır.

Bakın, şu anda ülkemizde sokak çocukları problemleri vardır. Sokak çocukları problemlerine bakıldığı zaman, sokak çocuklarının çok süratli bir şekilde çeşitli noktalara doğru sürüklenmekte olduğunu görürsünüz. İşte, iletişimin, aile iletişiminin, aile yuvasının ne kadar önemli olduğunun bir göstergesidir diyor, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum…

III.- YOKLAMA

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, yoklama istiyoruz.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunacağım, yalnız yoklama talebi var.

Sayın milletvekilleri, tespit yapacağım:

Sayın Aslanoğlu, Sayın Eyidoğan, Sayın Soydan, Sayın Çam, Sayın Dinçer, Sayın Yılmaz, Sayın Hamzaçebi, Sayın Genç, Sayın Akar, Sayın Gümüş, Sayın Güven, Sayın Çelebi, Sayın Dibek, Sayın Köktürk, Sayın Haberal, Sayın Bayraktutan, Sayın Aygün, Sayın Özkan, Sayın Öz, Sayın Danışoğlu, Sayın Toprak.

Yoklama için üç dakikalık süre veriyorum ve süreyi başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı vardır.

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

4.- Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Manisa Milletvekili Erkan Akçay ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın; Terörle Mücadele Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, Manisa Milletvekili Erkan Akçay ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın; Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, İzmir Milletvekili Hülya Güven ve 31 Milletvekilinin; Sosyal Hizmetler Kanunu ile Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi, Diyarbakır Milletvekili Cuma İçten ve Rize Milletvekili Hasan Karal ile 6 Milletvekilinin; Adana Milletvekili Necdet Ünüvar ve Sivas Milletvekili Hilmi Bilgin ile 4 Milletvekilinin; Sivas Milletvekili Hilmi Bilgin ve 15 Milletvekilinin; Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifleri ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/796, 2/1160, 2/1183, 2/1608, 2/1927, 2/1928, 2/1937) (S. Sayısı: 524) (Devam)

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Kanun Tasarısının 13. Maddesindeki “toplam yirmibeş” ifadesinin “toplam 15” olarak değiştirilmesini arz ederiz.

Muharrem Işık (Erzincan) ve arkadaşları

BAŞKAN- Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MEHMET YÜKSEL (Denizli) - Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANI AYŞENUR İSLAM (Sakarya) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Sayın Muharrem Işık, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

MUHARREM IŞIK (Erzincan) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle hepinizi saygılarımla selamlıyorum.

Madde 13 üzerine konuşma yapacağım. Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumunun üzerindeki değişiklikler konusunu da gündeme alıyoruz. Tabii bilgi teknolojileri özellikle son zamanlarda çok ilginizi çekmeye başladı. Bundan dolayı da bu konuda tüm itirazlara rağmen yeni çalışmaları yaptınız. Tabii yeni yasaları yaparken, her zaman olduğu gibi, özellikle böyle torba yasalarda, içine doldurduğunuz her şeyde, birkaç tane maddeyle iyi şey gösterirken diğer maddelerle kendinize yarayan şeyleri getirip ortaya koyuyorsunuz. Bunları yaparken de hep bir mağduriyet edebiyatı yapıyorsunuz. Dünün mağdurlarıydınız ama ne yazık ki bugünün mağrurları oldunuz. Dün mazlum olduğunuzu gösterirken bugün çıkardığınız bu yasalarla -söylemeye dilimiz varmasa da- zalimleri oynuyorsunuz. Dünün mücahitleri olduğunuzu söylerken bugün müteahhitlerle birlikte kol kola dolaşıyorsunuz. Dün kan kardeş, karındaş olduğunuz insanlarla bugün küstünüz, darıldınız. “Çete”, “Kumpas”, “Haşhaşiler”, “Kalleşler”, “Hainler” gibi isimleri kardeşlerinize verdiniz. On iki yıldır tek başınıza iktidar olduğunuz hâlde ve yavaş yavaş bütün muhalif kesimleri susturaraktan, ötekileştirerek, sinsice kurumları yok etme pahasına şimdi de düşman ettiğiniz insanlarla kol kola girerekten bu yola geldiniz. Şimdi, özellikle son zamanlarda Anayasa’daki değişiklikleri yapmaya çalışırken beceremediğiniz ama yasalarla, özellikle HSYK Yasası’yla getirmeye çalıştığınız yolda engel koymak için bir de bilim ve teknoloji yasasıyla ilgili değişiklikler yapmaya çalışıyorsunuz. Bunları yaparken de nasıl bir baskı uygulandığını şu anda görmekteyiz. Birçok İnternet sitesini açtığımız zaman görüntüleri göremiyoruz, bunlarla ilgili bilgilere ulaşamıyoruz. İleride bu yasa çıktıktan sonra da -bilim ve teknolojiyle ilgili yasalar- ne yazık ki hiçbirine ulaşamayacağımız görülecek zaten.

Tabii, artık devletin tüm kurumlarını –dediğim gibi- polisi, yargıyı, eğitim kurumlarını, YÖK’ü, Diyaneti, askeriyeyi, Bilgi Teknolojileri Kurumunu ve aklınıza gelen bütün kurumları, Sosyal Yardımlaşma Kurumu da dâhil olmak üzere, hepsinin yönetimini bir türlü ele geçirdiniz, gerçi bununla da kalmadınız, bunu yürürlüğe koymak için de gece gündüz yeni yasaları bu torbaların içine koydunuz, koymaya devam ediyorsunuz.

On iki yılda ekonomi alanında gördüğümüz şey, sadece iktisadi alanlarda bir gelişme sağladınız. Özellikle TOKİ alanında çok büyük gelişmeler yaptınız. Diğer konulara baktığımız zaman, bilişim teknolojilerini konuşuyoruz, üretime dayalı hiçbir şey göremiyoruz biz burada. Tamamen dışarıdan gelen son model telefonlar, son model bilgisayarlar ya da dışarıdan parça getirip burada takıp piyasaya sürdüğünüz ve getirdiğiniz şeyleri de aynı ithal yaptığınız şeyleri ihraç eder gibi göstererek bir yerlere vardığımızı göstermeye çalışıyorsunuz ama ne yazık ki bir türlü olmuyor.

Burada, özellikle milletvekillerimiz çıktığı zaman sürekli şunu söylüyorlar: “Bu ülkenin kaderiyle oynamayın, bu ülkenin geleceğini karartmayın, kendi menfaatleriniz için, kendi çıkarlarınız için bu ülkeyle oynamayın.” Siz bunların hiçbirini dinlemeden, her zaman aynı şeylere devam ediyorsunuz.

Burada defalarca söylediler, Kamu İhale Yasası’nda 164 tane değişiklik yapmışsınız, tekrar değişiklik yapıyorsunuz. Her yasayı getirdiğiniz zaman o yasaya uygun, nasıl vereceğiz, kimi yararlandıracağız anlamında Kamu İhale Yasası’nda bir değişiklik yapıyorsunuz.

Sayıştayı tamamen bertaraf ettiğinizi burada defalarca söyledik ama hiçbir zaman için kabul etmediniz. Sayıştay Yasası’nı değiştirerek neler olup neler bittiğini bir türlü öğrenemedik. Özellikle, muhalif olan kişileri ve özellikle de basında -bilişimi ilgilendiren en önemlisi bu- size muhalif olanları zaten susturdunuz, bunlardan da 3-5 tane kaldı, onların da zaten ulaştığı yerler belli ama diğerlerini vergi cezalarıyla, diğer yöntemlerle baskı altına alarak tamamen AKP’leştirdiniz ama bunu yaparken, bugün nasıl feryat ediyorsanız, bağırıyorsanız, o dönüştürdüğünüz kurumlarla, o yola beraber gittiğiniz kurumlarla bu yaptığınız şeyler de yarın sizin karşınıza çıkacak, yine aynı şekilde zarar verecek size. O yüzden, bence, bu yasaları yaparken muhalefetin lafını dinleyin, muhalefetin sözüne kulak verin çünkü muhalefet, bu ülkeyi -en az demeyeyim- sizden daha çok seviyor, bu ülkenin geleceğini daha fazla düşünüyor. O yüzden, eğer muhalefetin verdiği önergeleri kabul ederseniz, bunlarla ilgili bir kere olsun “evet” oyu verirseniz herkes memnun olur, mutlu olur.

Hepinizi saygılarımla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 524 sıra sayılı kanun tasarısının 13. Maddesinde yer alan “toplam yirmi beşi” ifadesinin “toplam yirmisi” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Pervin Buldan (Iğdır) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MEHMET YÜKSEL (Denizli) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANI AYŞENUR İSLAM (Sakarya) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum.

Gerekçe:

Öngörülen değişiklikle, başkanlıkta danışmanlık görevi için görevlendirilmek üzere personel sayısında artış yapılmıştır. Başkanlığın, yirmi beş kişiden oluşturulacak danışman personele ihtiyacı bulunmamaktadır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

Madde 14’te üç adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan yasa tasarısının 14. maddesinin 14. paragrafındaki “il müdürlüğü bünyesinde oluşturulan” ifadesinin “il müdürlüğü bünyesinde il ve ilçelerinde oluşturulan” ifadesiyle değiştirilmesini arz ederiz.

Ferit Mevlüt Aslanoğlu                                      Vahap Seçer                                      İzzet Çetin

    İstanbul                                                              Mersin                                              Ankara

Hasan Ören                                                      Muharrem Işık                              Aydın Ağan Ayaydın

  Manisa                                                                Erzincan                                            İstanbul

Sena Kaleli

  Bursa

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 524 sıra sayılı Kanun Tasarısının 14 üncü maddesinin (6) ve (13) numaralı alt bentlerinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

 

Oktay Vural                                                     Mustafa Kalaycı                                   Erkan Akçay

  İzmir                                                                     Konya                                              Manisa

Mehmet Günal Emin Çınar                                      Ali Öz

   Antalya                                                            Kastamonu                                           Mersin

Reşat Doğru

  Tokat

"6. “Çocuk Destek Merkezleri”; Suça sürüklenmesi, suç mağduru olması veya sokakta sosyal tehlikelerle karşı karşıya kalması sebebiyle haklarında bakım tedbiri veya korunma kararı verilen çocuklardan psiko-sosyal desteğe ihtiyaç duyduğu tespit edilenlerin, bu ihtiyaçları giderilinceye kadar geçici süre ile bakım ve korunmalarının sağlandığı, bu süre içinde aile, yakın çevre ve toplum ilişkilerinin düzenlenmesine yönelik rehabilitasyon çalışmalarının yürütüldüğü; çocukların psiko-sosyal durumu, mağduriyet, suça sürüklenme, yaş ve cinsiyet durumuna göre ayrı ayrı yapılandırılan veya ihtisaslaştırılan yatılı sosyal hizmet kuruluşlarını,"

"13. “Ev Tipi Sosyal Hizmet Birimleri”; Çocuk, kadın, erkek, engelli ve yaşlılar ile bakım veya barınma ihtiyacı olan kişilere hizmet verilen mesken niteliğindeki yatılı sosyal hizmet birimlerini,"

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 524 sıra sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifinin 14'üncü maddesinin ikinci fıkrasının tasarı metninden çıkartılması diğer fıkralarda ise geçen "Ev" ibaresinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederim.

                 İdris Baluken                                     Demir Çelik                                     İbrahim Binici

                       Bingöl                                                Muş                                               Şanlıurfa

                  Bengi Yıldız                                     Hasip Kaplan

                      Batman                                              Şırnak

BAŞKAN – Son önergeye Komisyon katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MEHMET YÜKSEL (Denizli) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANI AYŞENUR İSLAM (Sakarya) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe

Toplumda dezavantajlı gruplar olarak bilenen kadınlar, çocuklar, engelliler ve yaşlılar için yapılan her düzenleme genelde ev içine hapsetme, daha fazla evde zaman geçirmeye yönelik düzenlemeler olmaktadır. Yine bu düzenlemede gelenek bozulmamıştır. Özellikle engelliler sosyal yaşamın dışına itilerek, dış dünya ile teması kesilerek ev içine dönük sosyal hizmetler verilmektedir. Sosyal hizmet olarak isimlendiren bu tür düzenlemeler genellikle yaşlılar ve engelliler için "Ev içi Bakım Hizmeti" olarak yapılmaktadır. Bu bakım hizmetinde ise kadınlar çalıştırılmaktadır. Kadınlara sınırlı sayıda istihdam alanları sağlansa da genelde bu ev içi, güvencesiz, geçici işlerde olmaktadır. Bu da kadınları sosyal yaşamı dışında eve hapsetmektedir.

Çocuklar içini ise "Çocuk Destek Merkezleri, Çocuk Evleri Sitesi" adı altında yapılacak olan ev tipi sosyal hizmet birimlerinde çocukların yaşadıkları olumsuzlukları engellemek amaçlanmıştır. Bu tür düzenlemelerin aslında çocukların yaşamın getirdiği olumsuzluklardan korumaktan çok, devlet için ileride tehlike oluşturdukları düşündükleri çocukların "ıslah etme, terbiye etme ve asimilasyon etme" projelerinden biridir. Geçmişte "Taş atan Çocuklar" olarak kodlanan çocukların "Sevgi Evleri" adı altında neler yapıldığı herkesin bildiği bir örnektir. Bu çocukların ailelerinden alınması, aileleri cezalandırma yöntemi olarak da kullanılmıştır. Taş atan çocuklar olarak kamuoyunda bilinen çocukların Pozantı cezaevinde ne tür uygulamalara maruz kaldığı kamuoyunun malumudur.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 524 sıra sayılı Kanun Tasarısının 14 üncü maddesinin (6) ve (13) numaralı alt bentlerinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Reşat Doğru (Tokat) ve arkadaşları

"6. "Çocuk Destek Merkezleri"; Suça sürüklenmesi, suç mağduru olması veya sokakta sosyal tehlikelerle karşı karşıya kalması sebebiyle haklarında bakım tedbiri veya korunma kararı verilen çocuklardan psiko-sosyal desteğe ihtiyaç duyduğu tespit edilenlerin, bu ihtiyaçları giderilinceye kadar geçici süre ile bakım ve korunmalarının sağlandığı, bu süre içinde aile, yakın çevre ve toplum ilişkilerinin düzenlenmesine yönelik rehabilitasyon çalışmalarının yürütüldüğü; çocukların psiko-sosyal durumu, mağduriyet, suça sürüklenme, yaş ve cinsiyet durumuna göre ayrı ayrı yapılandırılan veya ihtisaslaştırılan yatılı sosyal hizmet kuruluşlarını,"

"13. 'Ev Tipi Sosyal Hizmet Birimleri"; Çocuk, kadın, erkek, engelli ve yaşlılar ile bakım veya barınma ihtiyacı olan kişilere hizmet verilen mesken niteliğindeki yatılı sosyal hizmet birimlerini,"

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MEHMET YÜKSEL (Denizli) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANI AYŞENUR İSLAM (Sakarya) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Tokat Milletvekili Sayın Reşat Doğru konuşacak.

Buyurun.

REŞAT DOĞRU (Tokat) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Görüşmekte olduğumuz 524 sayılı Kanun Tasarısı’nın 14’üncü maddesi üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu olarak vermiş olduğumuz önergeyle ilgili olarak söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Önergemizde gerekçe olarak çocuk destek merkezlerinde çocuklara yönelik rehabilitasyon hizmetlerinin verileceği açıkça belirtilmiş ve çocuk destek merkezlerinde çocukların gruplara ayrılmaları yapılırken ayrıca psikososyal durumlarının da mutlaka dikkate alınması istenmektedir; bunu amaçlamaktayız.

İkinci olarak da ev tipi sosyal hizmet birimlerinde çocuk, kadın, engelli ve yaşlılar ile bakıma veya barınma ihtiyacı olan kişilere yatılı hizmet verileceği belirtilmektedir. Kadına yönelik şiddet son yıllarda artış göstermiş olsa da zaman zaman erkeklere yönelik şiddet olayları da kamuoyuna yansımaktadır. Kanunda ev tipi sosyal hizmet birimlerinden kadınların yararlanacağı açık bir şekilde belirtilmiş olsa da eşlerinden şiddet gören erkeklerin buralardan yararlanabileceği açıkça belirtilmemektedir. Önergemizde erkeklerin de ev tipi sosyal hizmet birimlerinden yararlanması amaçlanmıştır. Sonuçta sosyal hizmettir. Bununla ilgili de Meclisin inşallah karar vereceğini düşünüyoruz.

Saygıdeğer milletvekilleri, konu hep dönüp dolaşıp aileye geliyor. Yani, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığımıza çok önemli görevler düşüyor. Tabii, bunlarla ilgili olarak yine daha önceki kanun maddesinde söylemiş olduğumuz gibi, özellikle bağımlılıkla ilgili ülkemizde çok ciddi sorunların olduğunu bir kez daha yinelemek istiyorum.

Bakınız, son zamanlarda yapılan anket araştırmalarında, özellikle öğrencilerin yüzde 48,2’si ailesinde tütün kullanan birisinin olduğunu söylüyor yani neredeyse ailelerin yüzde 50’si sigara kullanımıyla karşı karşıya. Ayrıca, öğrencilerin yüzde 26,7’si sigara, puro, nargile ve benzeri bir tütün ürününü denemiş olduğunu ifade ediyor. Yine, öğrencilerde tütün ürününü ilk kez deneme yaşının -bazı araştırmacılara göre 12, bazılarına göre 13- neredeyse ilkokul yaşının altına doğru gitmekte olduğu görülüyor. Tabii, kızların yüzde 19,9’u, erkeklerin de yüzde 33,2’si tütün ve ürünlerini denediğini söylüyor. Öğrencilerin yine yüzde 15,2’sinin ailesinde alkol kullanan birisi olduğu tespit edilmiş. Yine, öğrencilerimizin yüzde 19,4’ü alkollü içecekleri bir kez olsun denemiş olduğunu ifade ediyor. Bu oranın kızlarda yüzde 14,1; erkeklerde ise 22,6 civarına kadar yükselmiş olduğunu görüyoruz. Ayrıca, tabii, 32 ilde yapılan anketler de aynı dönemde yapılan Avrupa’daki ESPAD projeleriyle karşılaştırıldığı zaman çok enteresan neticelerle karşılaşmış olduğumuzu da görüyoruz.

Şimdi, burada şunu da söylemek istiyorum: Çocuğa, tabii, ailelerin hâkim olması gerekiyor, çocuklarımıza okullarda da destek olunması gerekiyor ancak enteresandır, son zamanlarda, yaklaşık olarak beş altı seneden beri buradan müteaddit defalar gündeme getirmiş olmamıza rağmen, ESPAD Projesi denen, Avrupa alkol ve diğer uyuşturucuların okul projesi yani Avrupa’da uygulanan bu sistem ülkemizde de uygulanıyor. Ülkemizde acaba okullarımızda kaç öğrenci sigara içiyor, kaç öğrenci alkol kullanıyor ve kaç öğrenci esrar kullanıyor, bununla ilgili yapılan araştırmaların ortaya konulması lazım. Ama enteresandır, beş altı yıldan beri ESPAD projelerine Millî Eğitim Bakanlığı bir türlü izin vermiyor, bir türlü bu anketlerin yapılmasını kabul etmiyor. Bunu anlamak mümkün değil. Dünyanın her tarafında bununla ilgili çalışmalar yoğun bir şekilde yapılırken, çocuklarımız bununla ilgili çok ciddi sorunlarla karşı karşıya bulunurken, buna izin verilmemesini anlatmak veya anlamak mümkün değil. Bunu, soru önergeleriyle zaman zaman gündeme getiriyoruz, yine araştırma önergeleriyle gündeme getirmeye çalışıyoruz ama bir türlü Millî Eğitim Bakanlığını bu yönlü olarak ikna etmiş değiliz. Hâlbuki, önümüzdeki zaman diliminde, çağın vebası olan madde bağımlılığı ile mücadele etmek herkesin ama herkesin görevidir. Bunun tabii başında aile gelir, okullar gelir, çevre gelir. Şöyle bakıldığı zaman -bunun araştırması yapılmış- uyuşturucuya başlayan insanların yaklaşık olarak yüzde 45’inin arkadaşları marifetiyle başlamış olduğunun, diğer yüzde 20 civarında olanların ise -yine enteresandır- işte, bir kere denemek durumuyla “Bir kereden bir şey olmaz.” durumuyla bu bulaşıcı hastalığa bulaşmış olduklarını biz görüyoruz.

Yani, sonuçta, şurası gerçektir ki, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı olarak, Millî Eğitim Bakanlığı olarak, Gençlik ve Spor Bakanlığı olarak, yani her şeyin üzerinde bunları yönlendirici, çocuklarımıza sahip çıkıcı, aileleri, onları farklı şekilde yönlendiren birtakım projelerle karşı karşıya olmak mecburiyetindeyiz. Bunları yapmazsanız ne olur? Aileyi kaybediyoruz, çocuğu kaybediyoruz, toplumu kaybediyoruz, suç oranlarını daha fazla artırıyoruz diyorum.

Teşekkür ediyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan yasa tasarısının 14. maddesinin 14. paragrafındaki “il müdürlüğü bünyesinde oluşturulan” ifadesinin “il müdürlüğü bünyesinde il ve ilçelerinde oluşturulan” ifadesiyle değiştirilmesini arz ederiz.

Sena Kaleli (Bursa) ve arkadaşları

BAŞKAN – Sayın Komisyon katılıyor mu önergeye?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MEHMET YÜKSEL (Denizli) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANI AYŞENUR İSLAM (Sakarya) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Bursa Milletvekili Sayın Sena Kaleli, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

SENA KALELİ (Bursa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 524 sıra sayılı torba düzenlemenin 14’üncü maddesi üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun vermiş olduğu önergeyle ilgili söz almış bulunuyorum. Sözlerime başlarken Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Sayın Ayşenur İslam’a Bakanlığının hayırlı olmasını diliyorum.

Değerli milletvekilleri, tasarının 14’üncü maddesiyle ilgili düzenlemeler, hiç kuşkusuz, sosyal koruma adına iyi niyetli yaklaşımlardır. Cumhuriyet Halk Partisi, insan, çocuk, yaşlı, engelli, kadın, LGBT bireylerin haklarıyla ilgili olumlu düzenlemelerin hep yanında olmuştur ve olacaktır ancak düzenlemelerin hep kâğıt üzerinde kaldığı da bir gerçektir.

Cumhuriyet Halk Partisi Kadın ve Çocuk Hakları İzleme ve İnceleme Komisyonu olarak gittiğimiz cezaevlerinde, sığınmaevlerinde, yetiştirme yurtlarında maalesef sorunların devam ettiğini gözlemledik. Cevap alamadığımız önergelerle onların sesleri olmaya çalıştık.

Yetiştirme yurtlarında kalan çocuklar 18 yaşından sonra yurttan çıkartılmakta veya kaderlerine terk edilmektedirler. Mevcut düzenlemelere rağmen, işe yerleştirilme hakları, suça karışmış çocuklarla karışmayanların ayrı yerlerde tutulması hâlâ sağlanamamıştır.

Koruma kurulu kararının verilmesi ve kaldırılması konusunda sıkıntılar yaşanmakta, 1 kişinin imzasıyla koruma kaldırılabilmektedir.

Hâlâ, iş imkânından yararlanamayan, sokağın insafına terk edilmiş, 700-800 kadar, koruma kararı kaldırılmış kız çocuğu bulunmaktadır. Yurtlarda kalırken koruma kararı kaldırılan veya 18 yaşından sonra çıkartılan çocukların zararlı maddelerden korunması, saldırı ve tacizden uzak tutulması yönünde hiçbir takip yapılmamakta, rehabilitasyonları konusunda hiçbir adım atılmamaktadır. Bunun çarpıcı bir örneği başkent Ankara’da yaşanmaktadır.

Sayın Bakan, yeni olduğunuz için sayacağım isimler size yabancı gelebilir ama “Erdallar, Ömerler, Uğurlar, Hacerler, Ahmetler, Yusuflar, Hasretler, Süleymanlar” dediğimde, eğer değiştirilmedilerse Bakan Yardımcınız ve bürokratlarınız ne demek istediğimi anlamışlardır. Başkentte, bu çocuklara tedavi imkânı sağlayamayan, kalacak yer bulamayan bir Bakanlığın süslü ve iddialı düzenlemeler içinde oluyor gibi görünmesinin hiçbir inandırıcılığı yoktur. Çocukluğunu yurtta geçirenler işe yerleştirilemezken, kısa süre kalanların işe yerleştirilmesi yaygın bir suistimale dönüşmüştür.

Yasal işe yerleştirme uygulamasının takibi yapılmadığı gibi, sınav açmayan kurumlara herhangi bir yaptırım da uygulanmamaktadır.             “18 yaşından sonra yetiştirme yurdundan çıkan çocuklara bir yıl para ödenir.” hükmünün uygulanmadığına ilişkin iddialar vardır. Gönüllülük esasında yürütülmesi gereken koruyucu aile uygulaması ülkemizde ne yazık ki ilgi ve sevginin ticarileşmesine dönüştürülmüştür.

Değerli milletvekilleri, 14’üncü maddede yapılmak istenen bir değişiklik ise engellilerin yaşama uyumu ile ilgilidir. Ama engellilerin aktif yaşama katılmaları ve ulaşımla ilgili düzenlemelerin yürürlüğü Hükûmet  tarafından altı ay ertelenmiştir. Engellilere uyumlu araç imalatı ve hizmet kurumlarının bunları almaları maalesef planlanamamıştır. Kamu yararına çalışan engellilerin STK'ların kamu borçlarından dolayı mal ve taşınmazlarına haciz uygulanması "Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu." dedirtmektedir.

İdarenin bütünlüğü açısından, Maliye, Hazine ve SGK gibi diğer kurumların da engellilerden alacakları konusunda Bakanlığınızın tutumunu benimsemesi gerekmektedir. Öte yandan, kamu yararına çalışan dernek ve vakıflar ile ÇYDD'yi sürekli denetleyen Maliye Bakanlığı, TÜRGEV'i nedense görmezden gelmektedir. Bakanlığınız da Hükûmet gibi ciddi bir samimiyet sınavından geçmektedir.

Bu düşüncelerle herkesi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

lll.- YOKLAMA

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Yoklama istiyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunacağım ama bir yoklama talebi var. Yoklama tespitimizi bir yapalım.

Sayın Hamzaçebi, Sayın Aslanoğlu, Sayın Eyidoğan, Sayın Ören, Sayın Işık, Sayın Çelebi, Sayın Çam, Sayın Özgündüz, Sayın Yılmaz, Sayın Genç, Sayın Acar, Sayın Küçük, Sayın Toprak, Sayın Susam, Sayın Aygün, Sayın Dibek, Sayın Akar, Sayın Köktürk, Sayın  Haberal, Sayın Özkan.

Yoklama için iki dakika süre veriyorum ve yoklama süresini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı vardır.

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

4.- Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Manisa Milletvekili Erkan Akçay ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın; Terörle Mücadele Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, Manisa Milletvekili Erkan Akçay ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın; Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, İzmir Milletvekili Hülya Güven ve 31 Milletvekilinin; Sosyal Hizmetler Kanunu ile Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi, Diyarbakır Milletvekili Cuma İçten ve Rize Milletvekili Hasan Karal ile 6 Milletvekilinin; Adana Milletvekili Necdet Ünüvar ve Sivas Milletvekili Hilmi Bilgin ile 4 Milletvekilinin; Sivas Milletvekili Hilmi Bilgin ve 15 Milletvekilinin; Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifleri ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/796, 2/1160, 2/1183, 2/1608, 2/1927, 2/1928, 2/1937) (S. Sayısı: 524) (Devam)

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

15’inci maddede üç adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan yasa tasarısının 15. Maddesindeki “ev tipi sosyal hizmet birimleri” ifadesinin “ev tipi tüm sosyal hizmet birimleri” şeklinde değiştirilmesini arz ederiz.

          Ferit Mevlüt Aslanoğlu                             Hasan Ören                                     Vahap Seçer

                     İstanbul                                             Manisa                                              Mersin

                   İzzet Çetin                                Aydın Ağan Ayaydın                              Muharrem Işık

                      Ankara                                             İstanbul                                            Erzincan

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, şimdi okutacağım iki önerge aynı mahiyette olduğundan birlikte işleme alacağım.

Şimdi aynı mahiyetteki önergeleri okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 524 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 15’inci maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                  Oktay Vural                                   Mustafa Kalaycı                                   Erkan Akçay

                        İzmir                                                Konya                                              Manisa

                       Ali Öz                                           Emin Çınar                                     Mehmet Günal

                      Mersin                                          Kastamonu                                          Antalya

               Ruhsar Demirel

                    Eskişehir

Diğer önerge sahipleri:

                Pervin Buldan                                     Adil Zozani                                      İdris Baluken

                        Iğdır                                               Hakkâri                                              Bingöl

                 Hasip Kaplan                                  Ertuğrul Kürkcü                                            

                       Şırnak                                              Mersin

BAŞKAN – Önergelere Komisyon katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MEHMET YÜKSEL (Denizli) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANI AYŞENUR İSLAM (Sakarya) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Önergeler üzerinde Sayın Ruhsar Demirel konuşacak.

Buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

RUHSAR DEMİREL (Eskişehir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi parti grubum adına saygıyla selamlıyorum.

Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının genelde böyle torba kanunları oluyor ve o torbalar da hep geceleri hallediliyor. Yine öyle bir gecedeyiz. Bir de Çalışma Bakanlığının böyle bir prensibi var, geceleri enteresan yasalar çıkarılıyor.

Tabii, yasa yapmakla derde merhem olmak arasında fark var. Bir yasada geçen bir şeyi alıp, bu tarafa da koyup, ayrıca bir yasa çıkardım, sayısını artırdım, bu kafa karışıklıkları ne için yaratılıyor, onu anlamak için iyice okumak lazım, bu 125 artı 1 kanunu.

Dün zaten Sayın Bakana ben bir kısım dikkat çekmek adına, parti grubum adına dikkatini çekmek için bazı sözler sarf etmiştim. Umuyorum kendisi oradan nasibine düşeni almıştır ama, yine çok da gereksiz bir madde yasa hükmüne konulmuş, 125’e tamamlamışlar kafalar karışsın diye.

Tabii, bunları böyle ayrı ayrı yazmak yerine, mevcut sorunların ne kadarına merhem olunuyor, biz ona baktık. 125, 130, istediğiniz kadar madde çıkarabilirsiniz. Valla pek bir şeye merhem olunamamış. İsterseniz kurumların adını değiştirin, isterseniz hepsi için tek tek birer cümle yasa çıkarın, personel yetersizliğiniz sürdüğü sürece sosyal hizmetler anlamında Bakanlığınızın yapabilirlikleri çok kısıtlı. Mesela, sosyologlar sizden bir söz duymak istiyorlar Bakanlığınızda açık olan kadrolara yeterli yerleştirme olmadığı için. Ya da sosyal yardımlaşma vakfında çalışıp bu memlekete işte “4 doların altında insan sayısı azalttık.” deme konusunda sizin en büyük yardımcılarınız olan, paydaşlarınız olan sosyal yardımlaşma vakfı çalışanlarının kadro sorunlarını neden halletmediğinizi öğrenmek istiyorlar. Eğer iş arkadaşlarınız nitelikli ve bu konuyu bilen insanlar değilse siz istediğiniz kadar çok kurum açabilirsiniz, bu kurumların adını da değiştirebilirsiniz, belli yasalarla ilgili düzenlemeleri de alır torbalara atarsınız ama sonucu alamazsınız, murada eremezsiniz. Sosyologlar ve sosyal yardımlaşma vakfında çalışanlar sizden bir şeyler duymak istiyorlar.

Ayrıca, memlekette yoksullukla ilgili bu 4 dolar lafını ben bir gönderme olsun diye söyledim. Yeni, çağdaş, bugünün insanının tanımlamasında ülkenin millî gelirinin ortalamasının altında geliri olan herkesin yoksul sayıldığını bir kez daha not düşmek istiyoruz parti grubumuz adına. Ve bu yoksulluk her geçen gün o kadar artıyor ki 2013 yılında Eskişehir’de 1.080 tane iş yeri ya kapandı ya el değiştirdi. İşte bu insanlar yoksulluğa düştüler, bu insanların hepsi muhtaç duruma düşüyorlar. Bu konuda bir tedbir almazsanız… Yenilerde bir moda söz var, eskiden “Nasılsın?” deyince “İç güveyisinden hâllice.” deniliyordu, şimdi millete “Nasılsın?” deyince “Memleketten hâlliceyim.” diyorlar. Bu, memleketten hâllice durumunu daha iyi bir hâle getirmek sizin Bakan olarak birinci derecede sorumluluğunuz olmalı. Bu sorumluluğunuzu yerine getirme sırasında, bürokratlarınızdan öte, sahada, taşrada sizi temsil eden ve bu memleketin ihtiyaç sahiplerine ihtiyaçları iletmek üzere çalışması gereken nitelikli personeli bir an önce istihdam etmelisiniz ki yardımlar ihtiyaç sahiplerine doğru şekilde, doğru zamanda ve doğru uygulamalarla ulaşsın. Yoksa hâlâ Afrika ülkelerindeki gibi kuyruklarda birbirini ezen insanların olduğu yerlerde yardım veriliyor. Televizyonlarda gördüğümüzde içimiz sızlıyor. Biz o hâlde olmak ister miyiz? Hayır. İşte zaten sosyal politika uygulamasındaki en önemli olay, empati. Empati yapamadığınız zaman sosyal politikaların uygulamasındaki handikapları göremez, o handikaplar içinde gerekli politikayı geliştiremezsiniz. Empati yaparsanız, bu insanların, ihtiyaç sahiplerinin yerine kendinizi koyarsanız daha kolay çalışabilirsiniz. İhtiyaç sahiplerine de bu ihtiyacı tedarik edecek çalışmacıların kimler olması gerektiği konusunda da biraz daha ilgi gösterirseniz hem sosyal yardımlaşma vakfında çalışanlar kadrosuna kavuşacaktır hem de işsiz sosyologlar iş sahibi olacaktır.

Teşekkür ediyorum. (MHP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Diğer önergenin gerekçesini okutuyorum.

Gerekçe:

Yukarıda bahsedilen düzenlemede yapılan değişiklik "Ev tipi sosyal hizmet birimleri"inde çalışan kişilerin iş kanunu dışında tutulmasına olanak vermektedir. İş kanununun 4. maddesi istisnaları sıralamaktadır. Bu sebeple çalışanların bu kanunun dışında tutulması ilerde oluşabilecek çalışanların haklarına yönelik ihlalleri meşrulaştırmaktadır. Zira maddenin gerekçesinde çocukların güven duygularının gelişmesi için personelin 24 saat kesintisiz çalışması gerektiği söylenmiştir. Sunulan gerekçeden anlaşılacağı üzere bu birimlerde çalıştırılacak personelin bütün hayatına el koyma biçiminde bir niyet belirmekte ve bununla paralel olarak söz konusu kurumlarda çalışanlar iş kanununun dışında tutulmaktadır.

BAŞKAN – Önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önergeler kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan yasa tasarısının 15. Maddesindeki “ev tipi sosyal hizmet birimleri” ifadesinin “ev tipi tüm sosyal hizmet birimleri” şeklinde değiştirilmesini arz ederiz.

Muharrem Işık (Erzincan) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MEHMET YÜKSEL (Denizli) - Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANI AYŞENUR İSLAM (Sakarya) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Erzincan Milletvekili Sayın Muharrem Işık.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

MUHARREM IŞIK (Erzincan) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yine yeni bir torba yasa, yine kendinize göre ihtiyaçları karşılamak için çıkarılan bir yasa. Birçok madde belki toplumu ilgilendirecek, onun dikkatini çekecek, onun faydasına olacak ama diğer maddeler yine içine sığdırılmış. 15’inci maddeye baktığımız zaman, 14’üncü maddede yapmak istediğiniz bazı şeylerin tanımları yapılmış, 15’inci maddede ev tipi sosyal hizmet birimlerinin İş Kanunu’nun güvencesinden çıkarıldığı anlamına gelen bir madde konulmuş. Yani ev tipi hizmet birimlerinin de, ne yazık ki gerekli olan sosyal güvenceye kavuşmayacakları görülmekte burada.

Tabii, yasanın tümüne baktığımız zaman, yine tuzaklarla dolu olan maddeler, yine yeni kamu ihalesi, otoyolların ve köprülerin özelleştirilmesiyle ilgili maddeler, Anadolu Ajansının nasıl özelleştirileceği, nasıl birilerine verileceği yönünde maddeler.

Tabii, bizim asıl burada üzerinde durmamız gereken konu: “Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı” altında gelen bu torbada acaba gerçekten Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı görevini ne kadar yerine getirmekte, bununla ilgili ne yapmakta? Gördüğümüz şey: Bakanlık ne kadar görevini yaptığını söylese de, Kader’in kaderine baktığımız zaman ne olduğunu anlamaktayız aslında. Sayın Bakan kusura bakmasın ama “Çocuk nikâhları çok masumane.” diye bir söz söyledikten sonra aslında söyleyeceğimiz fazla bir şey kalmıyor.

Şimdi benim burada söyleyeceğim basit şeyler belki bazı kesimlerin tepkisini çekecek, bazı kesimler kızacaklar ama ben Sayın Bakana şunu söylemek istiyorum: Bu “çocuk gelin” dediğiniz zaman ne yazık ki biz pedofiliyi resmîleştirmiş oluyoruz, bunu kabul etmiş oluyoruz. Böyle bir şeyi kabul etmemiz mümkün değil. Bu insanlar, bu çocuklar belli baskılarla, belli şeylerle götürülüp evlendiriliyorlar ve en sonunda da ölüme hedef oluyorlar.

Sayın Bakanın söylediğine baktığımız zaman, bunun çok masum olduğunu söylerken altında yatan gerçekleri araştırmak için de hiçbir çalışma yapılmadığını görmekteyiz biz. “Çocuk gelin” demek durumu kurtarmak için yetmiyor, bunu aslında meşrulaştırmış oluyoruz. Bizim burada yapmamız gereken mücadele: Ne olursa olsun, neye mal olursa olsun, isterse oradan hiç oy gelmesin, bunu bile göze alarak o insanlara karşı artık tedbir almamız lazım. Bu ülkede şiddetin, kadın cinayetlerinin yüzde 1.400 arttığı, fuhşun yüzde 400 arttığı bir durumda artık bunları göze almamız gerekiyor ve kesinlikle de bunu kabul etmememiz gerekiyor, bununla ilgili gerekli mücadeleyi yapmamız gerekiyor.

Tabii, burada 4+4+4 gelirken özellikle çocuk gelinlerin önünü açtık biz -biz de “çocuk gelin” diyoruz artık- kendi elimizle getirdik verdik. Bu 4+4 gelirken bunu da mı sizin “paralel devlet” dediğiniz kurum getirdi? Kendiniz burada baskı yaptınız. Komisyonlarda neler yaptığınızı biz hepimiz orada gördük ve yaşadık. Bu konuda, Sayın Bakanım, gerçekten tedbir almamız gerekiyor.

Tabii, sosyal hizmetler birimleri var şehirlerde, belli birimler kurulmuş, burada hizmet veriyorlar. Sayın Bakanım, ne yazık ki sosyal hizmetler müdürlükleriniz gerçek görevini, gerçek işlerini yerine getirmiyorlar. Orada, sosyal hizmet dediğiniz, sosyal yardımlaşma dediğiniz kurumlarda dağıtılan, verilen, kömür olsun     -bugün buraya geldi, kızdınız- hepsi, o ilin milletvekili ya da o ildeki başkanınız tarafından nokta tayini gösterilerek dağıtılmaktadır. Gerçek ihtiyacı olan insanlara değil, ihtiyacı olmayan insanlara dağıtılmaktadır. Gelir testi yapılıyor, bir tane ekemediği tarla çıktı diye, bir tane ekilmeyen tarla için “Senin tarlan var.” denilerek; yıllar önce sattığı traktörün devrini vermemiş, verememiş, köyden gidememiş, “Senin traktörün var.” denilerek onların yardımları kesilirken ne yazık ki hiç hak etmeyen insanlara -dediğim gibi, üzerine basa basa söylüyorum- milletvekilinin gösterdiği, il başkanınızın gösterdiği noktalara gitmektedir, bu şekilde dağıtılmaktadır.

İSMAİL GÜNEŞ (Uşak) – Doğru söylemiyorsun, doğru konuşmuyorsun!

MUHARREM IŞIK (Devamla) – Bundan dolayı, önce sosyal hizmetler il müdürlüklerinin düzene girmesi gerekmektedir.

Ayrıca, özellikle birçok kurumunuza çalışması için insanlar alıyorsunuz. Bu alınan insanların nasıl alındığını bir araştırın; orada işten çıkarılan insanların nasıl işten çıkarıldıklarını, niye işten çıkarıldıklarını bir araştırın; atadığınız müdürlerin ne kadar yeterli olduğunu bir araştırın; hiç liyakati olmadan oraya gelip, sırf belli sendikaya üyeler, belli görüşteler, falanın adamı diye getirilip de o şehirlerde nasıl işler yaptıklarını bir görün. Örneğin, Bilecik’i bir araştırmanızı öneririm. İlimi söylemeyeyim, ilimde çok şey var ama Bilecik’i bir araştırın, orada neler olduğunu bir görün Sayın Bakanım.

Teşekkür ediyorum, saygılarımı sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Karar yeter sayısı istiyoruz.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Önergeyi oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım.

Önergeyi kabul edenler…  Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı yoktur.

Beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 21.47

YEDİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 21.54

BAŞKAN: Başkan Vekili Ayşe Nur BAHÇEKAPILI

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Muharrem IŞIK (Erzincan)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, 54’üncü Birleşimin Yedinci Oturumunu açıyorum.

Erzincan Milletvekili Muharrem Işık ve arkadaşlarının önergesinin oylamasında karar yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi önergeyi yeniden oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım.

Önergeyi kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı vardır, önerge kabul edilmemiştir.

524 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Komisyon? Burada.

Hükûmet? Burada.

15’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

16’ncı maddede üç adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 524 sıra sayılı yasanın 16 ncı maddesinin 3 fıkrasının “eklenir” ibaresinden sonra gelmek üzere “Sayıştay tarafından denetlenir” ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

                 Hasip Kaplan                                     Adil Zozani                                       Demir Çelik

                       Şırnak                                              Hakkâri                                                Muş

                  Bengi Yıldız                                       Sırrı Sakık

                      Batman                                               Muş

 

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, önce bir sessizlik rica ediyorum, lütfen!

Sayın milletvekilleri, sessizliğinizi muhafaza ederseniz önergeleri okutacağım.

Şimdi okutacağım iki önerge aynı mahiyette olduğundan birlikte işleme alacağım.

Aynı mahiyetteki önergeleri okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Kanun Tasarısının 16. maddesinin metinden çıkarılmasını arz ederiz.

          Ferit Mevlüt Aslanoğlu                              İzzet Çetin                                       Haydar Akar

                     İstanbul                                             Ankara                                             Kocaeli

            Aydın Ağan Ayaydın                         Kadir Gökmen Öğüt                                Müslim Sarı

                     İstanbul                                            İstanbul                                            İstanbul

                  Veli Ağbaba                                       Musa Çam                                       Celal Dinçer

                     Malatya                                               İzmir                                               İstanbul

 

Diğer önerge sahipleri:

                  Oktay Vural                                   Mustafa Kalaycı                                   Erkan Akçay

                        İzmir                                                Konya                                              Manisa

                       Ali Öz                                           Emin Çınar                                     Mehmet Günal

                      Mersin                                          Kastamonu                                          Antalya

               Ruhsar Demirel

                    Eskişehir

 

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergelere Komisyon katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MEHMET YÜKSEL (Denizli) – Katılmıyoruz sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANI AYŞENUR İSLAM (Sakarya) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Eskişehir Milletvekili Sayın Ruhsar Demirel konuşacak.

Buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

RUHSAR DEMİREL (Eskişehir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; parti gurubum adına 16’ncı madde için söz almış bulunuyorum.

Bu maddedeki gerekçemiz az önce de okundu, kamu mali yönetimi reformunun özüne ve bütçe disiplinine uygun düşmemektedir. Az önce Maliye Bakanı da buradaydı, sanıyorum kendisi de aslında fikri sorulsa aynı şeyi söyleyecekti. Çünkü, malum, iktidarınız zamanında en çok söylediğiniz sözlerden biri: “Tüyü bitmedik yetimler.” Artık her ne kadar mahdum hukuku var ise de bir zamanlar tüyü bitmedik yetimlerden çok bahsediyordunuz, şu anda, 17 Aralıktan itibaren ayakkabılar, kutular ve mahdum hukukundan bahsediyoruz. Ancak bu ülkenin parasının bu şekilde üstünün örtülmesi, döner  sermaye maliyetlerinin ortadan kaldırılması elbette ki doğru değil ve bu tür şeyleri, bu tür söylemleri bazen iş adamları da dile getiriyor ekonomi konularında. Onlar söylediği zaman “Hain.”, “İhanet ediyorsun.” oluyor ama sizler birtakım paraları oradan alıp oralara transfer edince hiçbir şey olmuyor.

Kaldı ki bu son faiz artırımıyla ilgili de yine bir çelişkili durumunuz var. Ben birkaç zamandır söz aldığımda, Hükûmetinizin gerçekleriyle yüzleşmenizi, çelişkilerinizi görmenizi arzu ettiğimizi hep söylüyorum. Mesela, dün, Başbakan İran’a giderken diyor ki: “Faiz artırımına karşıyım. Merkez Bankası bağımsız bir kurum ama ben faiz artırımına karşıyım.” Bugünse artırılan faiz konusunda Maliye Bakanı diyor ki: “Bu konuda fikrim sorulduğu için söylüyorum, aslında bağımsız bir kurum ama herkes Türkiye için en doğrusunu yapıyor. İnanıyorum ki yatırımcı kaygıları önemli ölçüde giderilmiştir bu faiz artırımıyla.” Yani Başbakanın nazarında sanıyorum Maliye Bakanı da şu anda “hain” oldu ama bu döner sermaye gelirlerinin bir şekilde affedilmesi, hesapların kapatılması, tüyü bitmedik yetimler adına sizi insanların vicdanında çok affettirecek bir şey değildir, herhâlde orada sizler de başka şeylerle itham edileceksinizdir.

Dolayısıyla, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının bu torba kanunundaki gerçek karşılığını bulmamış yasal düzenlemelerinin defaatle parti grubumuz tarafından verilen önergelerle gerçek mecrasına çekilmesini arzu etmemize rağmen her bir önergeye “Hayır, katılmıyoruz.”, “Katılamıyoruz.” diyorsunuz. Hâlbuki, sanıyorum, Meclisin o tarafında değil de bu tarafında otursanız siz de biraz daha sakin düşünüp “Ya, hakikaten biz bunu niye yapıyoruz?” diyebilirsiniz.

Ben dün de ifade ettim, tekrar söylüyorum: Şu anda biraz sakinleşip “Ne yaşanıyor ülkede?” diye bir durup bakarsanız sizler de bizim söylediklerimize katılacaksınız.

Mesela, Sayın Bakanın Kültür Bakanlığı geçmişi olduğu için ben bir konuya da dikkat çekmek istiyorum. Türkiye’nin tanıtımı konusu var biliyorsunuz, popüler konu. Bir Hollywood yıldızı bulundu yine ve kadın bir yıldız ve ona Türkiye'yi tanıttırmayı düşünüyorsunuz. Sayın Bakan Kültür Bakanlığı geçmişi itibarıyla bilecektir ki, çağdaş dünyada bir popüler yıldız getirilerek ülkeler tanıtılmıyor. Daha önce bir Türk Hava Yolları Kevin Costner meselesi vardı, partinizde birtakım da sıkıntılara sebep oldu, hatırlayacaksınızdır sanıyorum. Modern zamanlarda ülkelerin tanıtımları için kültürel yatırımlar yapılıyor. Örneğin, son zamanlarda, birkaç ay önce yayımlanmış bir kitap vardır, Dan Brown’ın “Cehennem” kitabının üçte 1’i İstanbul’a ayrılmıştır. Çağdaş kültür tanıtımı seferberliklerinde yazarlara kitaplar yazdırılıyor veya o şehirde filmler çektiriliyor.

Sayın Bakanın ben bu Julianne Moore konusunda, bir kadın figürü üzerinden Türkiye'nin bu şekilde tanıtılmasının popüler kültür algısı, kadının bedeninin kullanılması anlamında -hem de kendisi Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı olmuşken hazır- ne düşündüğünü parti grubum adına sormak istiyorum: Bu tür isimlerle, bu tür kadınların bedeni üzerinden Türkiye'yi tanıtmak size ne kadar akılcı geliyor? Aile Bakanı olarak çocuk gelinler konusundaki “masumane” düşüncenizi artık dünya biliyor, yalnızca Türkiye değil çünkü tarihe geçtiniz bu fikrinizle ama aynı hassasiyeti umuyoruz ki bu konuda göstermezsiniz çünkü o hassasiyet olumsuz bir hassasiyetti. Ben parti grubum adına… Bu soruya cevap bulmak istiyoruz, bir cevabınızı duymak istiyoruz: Bir kadın olarak Türkiye tanıtımında bir Hollywood yıldızına avuç dolusu paralar verilip Türkiye'yi sanki 19’uncu yüzyılda tanıtıyormuşuz gibi böyle bir figür üzerinden tanıtmayı nasıl buluyorsunuz?

Saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Bakan, cevap mı vermek istiyorsunuz?

AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANI AYŞENUR İSLAM (Sakarya) – Evet, cevap vermek istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun kürsüye. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz iki dakikadır.

VII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

6.- Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Ayşenur İslam’ın, Eskişehir Milletvekili Ruhsar Demirel’in 524 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 16’ncı maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANI AYŞENUR İSLAM (Sakarya) – Teşekkürler.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; artık, bu “çocuk gelinler masumane”, “çocuk evlilikleri masumane” hikâyesine bir son vermek gerekiyor zannediyorum. Sabırla dinliyorum iki gündür, böyle bir şey söylediğim iddiası var, çocuk gelinlerin masumane olduğunu söylediğim iddiası var. Bu, külliyen yalan, bu cümleyi reddediyorum. Böyle bir cümle ağzımdan çıkmadı. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Büyük bir röportajın içerisinde “çocuk gelinler” ibaresini kullandım, “erken yaşta evlilikler” ifadesini kullandım ve başka bir cümlenin içinde de “masumane” ifadesini kullandım ama ikisi ayrı ayrı cümleler içerisinde.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Demek ki kullanmışsınız.

AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANI AYŞENUR İSLAM (Devamla) - Röportaj yayınlandıktan üç dört gün sonra bir muhabir bu iki ifadeyi birleştirdi, manşete çekti, bu şekilde yayınladı. Ruhsar Hanım başta olmak üzere, birtakım arkadaşlarımız da bu tuzağa düştüler ve sanki ben böyle bir demeç vermişim gibi bunun üzerinden birtakım şeyler konuşmaya başladılar. Sizden rica ediyorum, lütfen, metnin tamamını okuyun, röportajı ilk verdiğim gün yayınlanan metnin tamamını okuyun. Söylediğim şey şu: “Çocuk evlilikleri Türkiye Cumhuriyeti yasalarına göre suçtur, cezai müeyyidesi vardır.” Başka bir cümlede: “Ancak çocuklarını erken evlendiren annelerin pek çoğu kendileri de erken evlendikleri için yaptıkları şeyin suç olduğunun farkında değiller, bunu masumane bir gelenek zannediyorlar.” Söylediğim şey bu. İkisi birleştiriliyor ve “çocuk evlilikler masumane” demişim gibi bir imaj yaratılıyor.

Ruhsar Hanım, ayrıca, sözünü ettiğiniz kanunun içerisinde 2.050 tane sosyolog, psikolog, PDR’ci alınmasına dair bir madde var. Benim kanunu okumadığımı ya da anlamadığımı iddia etmeden önce, lütfen, kendiniz kanunu bir okuyun, anlayın. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bakan.

RUHSAR DEMİREL (Eskişehir) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Demirel, talebiniz nedir?

RUHSAR DEMİREL (Eskişehir) – Sanıyorum 3 kere, bir tuzağa düştüğümü, okumadığımı, anlamadığımı söyledi, cevap vermek istiyorum.

BAŞKAN – Anlamadım, ne dediniz?

RUHSAR DEMİREL (Eskişehir) – Tuzağa düştüğüm, okumadığım ve anlamadığıma dair ifadeleri var.

AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANI AYŞENUR İSLAM (Sakarya) – Hayır, öyle söylemedim.

RUHSAR DEMİREL (Eskişehir) – Konuşmanızı tutanaklardan takip edin, “Aynı tuzağa düştü.” dediniz.

BAŞKAN – Buyurun, iki dakika da size söz vereyim.

7.- Eskişehir Milletvekili Ruhsar Demirel’in, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Ayşenur İslam’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

RUHSAR DEMİREL (Eskişehir) – Sayın Başkan, teşekkür ediyorum söz hakkı verdiğiniz için.

Tuzağa düşen ben değilim de şu ana kadar bunu tekzip etmemiş olmanız çok manalı, zamanlaması manidar bir tekzip oldu sizinki. “Zamanlaması manidar” sözü sizin için çok önemli olduğu için öyle söylüyorum. Hakikaten bir ayı geçkin süredir hiç bu konuya değinmeyip iki gündür burada bu konu gündeme getirilince herhâlde sanıyorum ki sinir sisteminiz kaldırmadı. Manidar bir zamanlamayla bu tuzağa düştüğümüzü söylüyorsunuz. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Sayın Demirel, lütfen şahsiyatla uğraşmayın.

RUHSAR DEMİREL (Devamla) – Biz tabii ki şunu söylüyoruz: İnşallah tuzağa düşen bizizdir çünkü ülkeyi temsil eden bir bakanın, hele ki fetret dönemindeki bir bakanın böyle bir laf söylememiş olmasını Türk milleti adına temenni ederim yalnızca. Ama tuzağa düşen biz değiliz bu laf sizin şahsınıza ait. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

AHMET YENİ (Samsun) – Özür dile.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, siz de müdahale etmeyin lütfen.

RUHSAR DEMİREL (Devamla) – Hiçbir gazeteye tekzibiniz yok  şu ana kadar, hiçbir basın kuruluşuna tekzibiniz yok. Eğer bu lafın çok söylenmesi sizi rahatsız ediyorsa bir kerelik çıkın deyin ki: Ya, ağzımdan kaçtı, tamam; insanız, hata ederiz; bir. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

Arkadaşlar, buyurun, söz isteyin,  konuşun.

İkincisi,  ben o kanunun hepsini okudum...

AHMET YENİ (Samsun) – Özür dile Bakandan.

RUHSAR DEMİREL (Devamla) – ...ilgi alanım itibarıyla da yıllardır okurum fakat şöyle bir şey var: Sizin kaç kişiyi öngördüğünüz ayrı bir şey, sokakta işsiz güçsüz bekleyen sosyologlar ayrı  bir şey. Sosyologlar ya Adalet Bakanlığı ya sizde istihdam ediliyor ama sokaktaki işsiz sosyologların tümünü istihdam edebilecek bir potansiyeli yaratmadığınız hâlde hâlâ ÖSYM’de sosyoloji için bölüm açıp, hâlâ bunların işsiz kalmaları adına ülkede diplomalı işsizliği artıran bir hükûmetin içindesiniz. E, işte bütün bunlar gösteriyor ki siz gerçekten fetret dönemindesiniz.

Teşekkür ediyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Olmadı, olmadı, çok bocaladı.

OKTAY VURAL (İzmir) – Biraz ağır oldu ama...

AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANI  AYŞENUR İSLAM (Sakarya) – Sayın Başkan, söz istiyorum.

BAŞKAN – Sayın Bakan, sataşmadan mı söz istiyorsunuz?

AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANI  AYŞENUR İSLAM (Sakarya) – Evet.

BAŞKAN – O zaman kürsüye davet edeceğim sizi.

İki dakika veriyorum. (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

8.- Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Ayşenur İslam’ın, Eskişehir Milletvekili Ruhsar Demirel’in sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANI  AYŞENUR İSLAM (Sakarya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; son derece sakinim, sinirlerime hâkimim, hayatın boyunca böyle oldum. (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Dengesi bozuldu Sayın Bakanım.

BAŞKAN – Sayın Milletvekili, lütfen...

AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANI  AYŞENUR İSLAM (Sakarya) – Efendim, “Çocuk evliliklerine masumane dedi.” manşeti atıldığının ertesi günü bir televizyon programına çıkarak böyle bir şey yapmadığımı ifade ettim, böyle bir cümle kullanmadığımı ifade ettim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Ertesi gün, birtakım muhabir arkadaşları çağırarak ve söylediğim şeylerin kendileri tarafından görülmesini sağlayarak böyle bir sözün ağzımdan çıkmadığını tekrar ifade ettim. Ondan bir müddet sonra 15 şehirden 63 kadın kuruluşu temsilcisini çağırarak, davet ederek Bakanlığa bu konudaki yanılgıyı kendileriyle görüştüm. Onlar da basına demeç verdiler “Bakan bunu söylememiş.” diye.

Arz ediyorum, teşekkürler. (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

4.- Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Manisa Milletvekili Erkan Akçay ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın; Terörle Mücadele Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, Manisa Milletvekili Erkan Akçay ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın; Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, İzmir Milletvekili Hülya Güven ve 31 Milletvekilinin; Sosyal Hizmetler Kanunu ile Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi, Diyarbakır Milletvekili Cuma İçten ve Rize Milletvekili Hasan Karal ile 6 Milletvekilinin; Adana Milletvekili Necdet Ünüvar ve Sivas Milletvekili Hilmi Bilgin ile 4 Milletvekilinin; Sivas Milletvekili Hilmi Bilgin ve 15 Milletvekilinin; Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifleri ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/796, 2/1160, 2/1183, 2/1608, 2/1927, 2/1928, 2/1937) (S. Sayısı: 524) (Devam)

BAŞKAN – Diğer önerge adına Veli Ağbaba, Malatya Milletvekili, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

VELİ AĞBABA (Malatya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, daha önce buradan Malatyalıların isteğini, haykırışını bu kürsüden dile getirmiştim. Bir kez daha, maalesef sorun çözülmeyince bir daha dile getirmek şart oldu.

Malatyalıların sağcısı solcusu, memuru, esnafı, çiftçisi, minibüsçüsü dediler ki: “Altmış beş yıl önce kurulan, bizim öz, kendi paramızla kurulan; dedelerimizin, analarımızın, babalarımızın derdine derman olan eski adıyla Devlet Hastanesi yeni adıyla Beydağı Devlet Hastanesini kapatmayın, sağlığımızla oynamayın.” dediler. Fırat, Yıldıztepe, Çöşnük ve Mehmet Buyruk Caddesi’nde yaşayan mahalle sakinleri ve Kale, Doğanyol, Pötürge, Battalgazi’de yaşayan insanlar “Bize kıymayın. Buraya bazen yürüyerek, bazen bir dolmuşla geliyoruz. Eğer burası kapatılırsa diğer hastaneye gidecek durumumuz yok.” dediler.

Daha önce Malatya’nın en hareketli bölgesi olan, en güzel semti olan bu semt şimdi kimsenin selam vermediği, in cin top oynayan bir semt hâline geldi. Beydağı Devlet Hastanesinin kapatılması sadece hastanenin kapatılması değildir. Bu hastanenin kapatılmasıyla biliniz ki o semtteki dolmuşçular, bakkallar, eczacılar, fırıncılar, lokantacılar yani bütün küçük esnaf, yani sizin bilmediğiniz tanımadığınız küçük esnaf, yani sizin hiçbir zaman destek vermediğiniz küçük esnaf kapılarına kilit vuracaklar, yani aç kalacaklar. Peki, ne uğruna? Sizin, AKP’nin en çok bildiği, en uzman olduğu, en çok ilgi alanına girdiği bir rant uğruna. Burası TOKİ’ye devredilecek, yerine muhtemelen yine AKP’nin en bildiği, AKP’nin uzmanlık alanı olduğu, Başbakanın da özel uzmanlık alanına girdiği bir AVM yapılacak.

Değerli milletvekilleri, böyle bitse iyi. Malatya Devlet Hastanesinin kapatılması yetmiyormuş gibi, Malatya eski SSK’nın 5 dönümlük arsası Malatya Belediyesi imar planında sağlık tesisi olarak gözükmesine rağmen, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı plan değişikliğiyle bu bölgeyi konut, ticari alana dönüştürdüğü gibi, 0,70 olan emsal yoğunluğunu da 1,75’e çıkardı. Arsa üzerinde yapılan bu değişiklikle, buranın birilerine satışından önce, rant artırma girişimi olduğu anlaşıldı, yani yandaşlarına vereceği açıkça gözüküyor. Malatyalılar diyorlar ki: “AK PARTİ’li milletvekilleri, AKP milletvekilleri, Allah gözünüzü doyursun. Allah gözünüzü doyursun, Malatya’nın hastanesini kimseye vermeyin.”

Değerli arkadaşlar, Malatya’ya AKP bir verdi iki aldı ya da iki aldı bir verdi. Yani iki devlet hastanesini kapatıyorlar, bir devlet hastanesi yapıyorlar. Ben burada Malatyalıların haykırışını bir kez daha dile getirmek istiyorum. Malatyalılar değerli arkadaşlar, seçimde bunun hesabını size soracaklar. Sağcısı solcusu Malatya Devlet Hastanesinin önünde eylem yaptılar, defalarca dile getirdiler. Malatyalılar anlatamadı, ben anlatamadım, Malatyalı bir şair diyor ki:

“Yıkmayın hastanemizi derdimize deva olsun,

Kul hakkını gasbedenler ahirette iman bulsun,

Adım Kul Mustafa, soyadım Tosun,

Serde şairlik var haberin olsun,

Halka hizmet kutsal, aklında kalsın,

Şu bildiğini yapanlar saçını başını yolsun.” diyorlar size.

Değerli arkadaşlar, bir başka konu da… Malatya’da, belki Türkiye’de iş yerlerinin yasa gereği tatil ruhsatı almaları gerekmekte. Daha önce 50 TL olan ruhsatlar bu yıl 600 TL oluyor. yani tam 12 kat arttırılıyor. Belki AKP’nin yapmış olduğu artışta şimdiye kadar yapmış olduğu en önemli şey bu. Memur maaşları düşerken, bakkallar açlık sınırıyla karşı karşıya kalırken bakkalların, kasapların, berberlerin pazar ruhsatlarını 12 kat artırıyorsunuz. Bakın, ben biliyorum, sizin derdiniz bakkal değil, sizin derdiniz esnaf değil, sizin derdiniz kasap değil; sizin derdiniz yandaş AVM sahipleri. Malatya’da AVM’ye her türlü kolaylık sağlanırken, Turan Emeksiz Caddesi’nde, İnönü Caddesi’nde, Malatya’nın birçok caddesindeki esnaflar kan ağlıyor sizin sayenizde. Ayakkabıcı pazarında, Mısır Çarşısı’nda insanlar kepenk kapatmakla karşı karşıya kaldılar. Niye? Sizin yandaşlarınızın, sizin peşkeş çekmiş olduğunuz AVM’lerin yerlerine AVM yapan zengin iş adamları yüzünden. Kimler yok oluyor? Malatya’da alnının teriyle gece gündüz demeden çalışan, çoluğuna çocuğuna ekmek götüren insanlar yok oluyor. Kim zenginleşiyor? AKP yandaşları, alın teri bilmeyen AKP yandaşları zenginleşiyor. Bunun hesabını 30 Martta Malatyalılar size soracak.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum:  Kabul edenler…  Kabul etmeyenler… Önergeler kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 524 sıra sayılı yasanın 16 ncı maddesinin 3 fıkrasının “eklenir” ibaresinden sonra gelmek üzere, “Sayıştay tarafından denetlenir” ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

Sırrı Sakık (Muş) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MEHMET YÜKSEL (Denizli) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANI AYŞENUR İSLAM (Sakarya) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Akçeli olan ve bakanlık bütçesi içinde yer alan döner sermaye kurumlarının denetiminin sağlanması amaçlanmıştır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum:   Kabul edenler…  Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum:  Kabul edenler…  Kabul etmeyenler… 16’ncı madde kabul edilmiştir.

17’nci maddede üç adet önerge vardır, okutuyorum:

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 524 sıra sayılı Kanun Tasarısının 17 nci maddesinde geçen “varması” ibaresinin “varılması” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                  Oktay Vural                                   Mustafa Kalaycı                                   Emin Çınar

                        İzmir                                                Konya                                           Kastamonu

                Mehmet Günal                                   Reşat Doğru                                          Ali Öz

                      Antalya                                               Tokat                                               Mersin

                                                                           Erkan Akçay

                                                                               Manisa

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Kanun Tasarısının 17. Maddesindeki “mülki idare amirinin onayı” ifadesinden önce “kurumun olumluluk görüşü olmak kaydıyla” ifadesinin eklenmesini arz ederiz.

                  Haydar Akar                                      İzzet Çetin                               Ferit Mevlüt Aslanoğlu

                      Kocaeli                                             Ankara                                             İstanbul

            Aydın Ağan Ayaydın                                Musa Çam                                       Celal Dinçer

                     İstanbul                                              İzmir                                               İstanbul

              Uğur Bayraktutan

                       Artvin

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 524 sıra sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifinin 17 inci maddesinde “Sosyal hizmet kuruluşlarının kendisine teslim edilen çocuk hakkında yapacağı inceleme sonucunda hazırlayacağı raporda, 5395 sayılı Kanunun 9 uncu maddesi uyarınca çocuğun derhâl korunma altına alınmasını gerektiren bir durum olmadığı ve ailesine teslim edilmesinde herhangi bir sakınca bulunmadığı kanaatine varması hâlinde mülki idare amirinin onayı ile çocuk ailesine teslim edilebilir.” fıkrasının tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                 İdris Baluken                                     Demir Çelik                                     İbrahim Binici

                       Bingöl                                                Muş                                               Şanlıurfa

                   Adil Zozani                                     Hasip Kaplan                                    Bengi Yıldız

                      Hakkâri                                             Şırnak                                             Batman

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MEHMET YÜKSEL (Denizli) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANI AYŞENUR İSLAM (Sakarya) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Yukardaki düzenleme de Sosyal Hizmet kuruluşuna teslim edilen çocukların bir yerin mülkü amirinin kanaati sonucu tekrar aileye teslim edilmesini sağlayan bir düzenlemedir. Sosyal Hizmet kuruluşlarında bulunan çocukların aile içinde yaşadığı olumsuzluklarından dolayı koruma altına alınmaktadır. Bu düzenleme ile çocukların daha önce olumsuzluk yaşadığı çevresine tekrar geri göndermeyi amaçlayan bir düzenlemedir. Bunun kararını da Mülki amirin kanaatine bırakmaktadır. Çocukların olumsuzluk yaşadığı çevreye geri gönderilince bu tür olumsuzlukların tekrar yaşamayacağı garantisinin neye dayanarak verildiği belli değil. Tamamıyla mülki amirin iyi niyetine bırakılmış bir düzenlemedir. Madde korunma tedbirinin uygulanabileceği ya da uygulanamayacağı çocukların tespitini sosyal hizmet kuruluşuna ve mülki amire bırakmaktadır bu açıdan sorunludur çünkü bu duruma karar verecek olanların nitelikleri ve doğru kararlar alabileceklerine dair herhangi bir şey söylenmemiştir.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Kanun Tasarısının 17. Maddesindeki “mülki idare amirinin onayı” ifadesinden önce “kurumun olumluluk görüşü olmak kaydıyla” ifadesinin eklenmesini arz ederiz.

Uğur Bayraktutan (Artvin) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MEHMET YÜKSEL (Denizli) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANI AYŞENUR İSLAM (Sakarya) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan konuşacak.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

UĞUR BAYRAKTUTAN (Artvin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 524 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 17’nci maddesinde verilen önerge üzerinde söz aldım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, kanun metni iyi incelendiği zaman, burada 2828 sayılı Kanun’un 22’nci maddesinde bir düzenleme yapılıyor. Bu düzenlemeye göre de ilk baştaki ibarede bir problem yok, bizim açımızdan da bir problem yok. Neden? Görev ve yetkili mahkeme tanımı yapılırken bu görev ve yetkili mahkeme tanımıyla yeni getirilen düzenlemeyle Çocuk Koruma Kanunu’na göre yeni bir düzenleme yapılıyor, o çerçeve içerisinde tarif ediliyor. Buradaki eksiklik de şundan kaynaklanıyor: Tabii, o tarihte ilk yapıldığı zaman kanun -1983 tarihli bir kanun- Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu kanunu; daha sonra, 2005 yılında Çocuk Koruma Kanunu’nun özellikle 9’uncu maddesinde ne tarif edildiği, gayet açık bir şekilde “mahkeme”den ne anlaşıldığı… Kanun koyucu açıkça ibareyi koymuş ve 9’uncu maddesinde “mahkeme” tanımı altında bu mahkemenin “çocuk mahkemeleri ve çocuk ağır ceza mahkemeleri” olduğu ibaresini koymuştur. O nedenle, bu konuda yasal boşluğu giderme açısından bu şekildeki bir düzenleme… Bizim açımızdan da bir problem yok ama bu maddeye eklenen –Sayın Bakan dikkatle dinlerse, burada ilginç bir olay var Sayın Bakanım- ikinci bir fıkra var, bu fıkrada da aynen şöyle diyor: “Sosyal hizmet kuruluşlarının kendisine teslim edilen çocuk hakkında yapacağı inceleme sonucunda hazırlayacağı raporda, 5395 sayılı Kanun’un 9 uncu maddesi uyarınca çocuğun derhâl gözetim altına alınmasını gerektiren bir durum olmadığı ve ailesine teslim edilmesinde herhangi bir sakınca bulunmadığı hâllerde mülki idare amirinin onayı ile çocuk ailesine teslim edilebilir.” şeklinde bir ibare var. Şimdi ben buradaki yasaya baktım. Yasanın da 9’uncu maddesinde yani acil koruma kararı alınmasına ilişkin ibarede ise aynen yasa hükmü şu, diyor ki: “Derhâl korunma altına alınmasını gerektiren bir durumun varlığı hâlinde çocuk, Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu tarafından bakım ve gözetim altına alındıktan sonra acil korunma kararının alınması için Kurum tarafından çocuğun Kuruma geldiği tarihten itibaren en geç beş gün içinde çocuk hâkimine müracaat edilir. Hâkim tarafından, üç gün içinde talep hakkında karar verilir. Hâkim, çocuğun bulunduğu yerin gizli tutulmasına ve gerektiğinde kişisel ilişkinin tesisine karar verebilir.” şeklinde ibare var. Burada, acil koruma kararının alınmasında mahkemeye yetkiyi veriyoruz ki bu açıdan hani mahkemeler belki ilk demiş olduğumuz getirilen değişiklikte mahkemeler acele karar vermiyor diye, aile mağdur olabilir diye mülki idareye bunu devrediyoruz ama yasanın 9’uncu maddesinde kanun koyucu üç günlük bir süre koyuyor, o açıdan bir problem yok. Yani, burada, acil koruma kararı alınıyorken, koruma kararı veriliyorken 9’uncu maddeye göre bunu mahkemelere veriyoruz, mahkeme tarafından bu ibare konuluyor ama biraz önce de ifade etmiş olduğum gibi bu konudaki “Gözetim altına alınmasına gerek yoktur.” kararını da ne yazık ki bunu yargıdan alıyoruz, mülki idareye veriyoruz. Bu neye benziyor Sayın Bakan? Şimdi, bu,  Medenî Kanun’un 32’nci maddesinde gaipliğe ilişkin düzenleme vardır. Gaiplikte de ölümü muhtemel olan bir hadisede kaybolanlar veya kendisinden uzun süreden beri haber alınmayanlara ilişkin gaiplik kararı mahkeme tarafından verilir, iki tane ilan yapılır. Bu doğrudur ama bir de orada ayrıca mülki idare amirleri tarafından istisnai olarak kullanılan bir yetki vardır, o da ölüm karinesidir. Ölüm karinesinde mülki idare amiri yani vali normal ahkâmı şahsiye siciline emir vererek ölüm kaydını düşürebilir. Şimdi onunla karşılaştırdım, acaba dedim kanun koyucu böyle bir şey mi düşünüyor diye ama çok dikkatle incelediğiniz zaman, bir yandan hükmü koyuyorken, bu kısıtlamayı koyuyorken mahkemeden bunu alabiliyorsunuz ama bu hükmü kaldırıyorken bir idari kararla mülki idare amirinin vermiş olduğu kararı yeterli görüyorsunuz. Burada gerekçe, biraz önce de ifade ettiğim gibi, hızlı ve acele karar alınmasına ilişkin bir tereddüt olabilir ama 9’uncu madde mahkemenin üç gün içerisinde karar verebileceğine ilişkin de bir amir hüküm koymuş. Burada ifa etmek istediğim şu: Eğer biz mahkemenin süresine ilişkin bir tahdit koyarsak -düzenlemeye ilişkin- dersek ki “Şu kadar gün içerisinde verebilir.” diyebilirsek, bir gün içerisinde -diğerinde üç gün olarak veriliyor- bunu bir gün olarak düzeltebilirsek, kanunun yapılma amacına uygun olarak bu tip tasarruflarda yargı erkinin, mahkeme kararının geçerli olabileceğine ilişkin ibareyi de buraya koyabiliriz. Çünkü, burada şu aşamada iki aşamalı önlem var: Yasak kararını koyuyorken mahkeme kararıyla işlem yapıyorsunuz, eğer bir problem yoksa bunun kaldırılmasına ilişkin olaraksa bu sefer mülki idare amirine yetki veriyorsunuz. Bu, kanunun amacına, ruhuna, lafzına bize göre uygun değildir. Bu konudaki çift başlılığı önleme açısından idari bir makama bu şekilde bir yetkinin verilmesi basit gibi gözükse de çok doğru olmadığı kanaatindeyim. Bu nedenle bunun düzeltilerek gerekirse yine o kişinin bulunmuş olduğu kanunun ilgili maddesinde sayılan görev ve yetki sınırları içerisinde, Çocuk Koruma Kanunu’nun saydığı yetki ve çerçeve içerisinde bu mahkeme tarafından verilebilir, bu düzeltilebilir. Bunu dikkatinize sunmak istedim.

Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Karar yeter sayısı…

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım.

Önergeyi kabul edenler… Kabul etmeyenler…

RECEP ÖZEL (Isparta) – Elektronik de yapabiliriz Sayın Başkan.

OKTAY VURAL (İzmir) – Bu sefer Bayram Bey de “Yok.” diyecek.

BAŞKAN - Elektronik oylamayla yapalım.

OKTAY VURAL (İzmir) – Kaç çıktı Bayram Bey?

KÂTİP ÜYE MUHARREM IŞIK (Erzincan) – Benim saydığım 102…

BAŞKAN – Kâtip üyeler arasında bir anlaşmazlık var.

Elektronik oylama yapalım.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkanım, Bayram Bey’in kaç çıktı?

KÂTİP ÜYE BAYRAM ÖZÇELİK (Burdur) – Öyle bir şey yok.

OKTAY VURAL (İzmir) – Yok mu?

BAŞKAN – İki dakika süre veriyorum ve süreyi başlatıyorum.

(Elektronik cihazla oylamaya başlandı)

OKTAY VURAL (İzmir) – Bak, yanınızdaki saymış. Niye arkadaşınıza güvenmiyorsunuz?

BAŞKAN – Zaman zaman anlaşamıyorlar da.

OKTAY VURAL (İzmir) – Ama Sayın Başkan, rakamı söyleseler inanacağız.

BAŞKAN – Tamam, ben biliyorum rakamı.

OKTAY VURAL (İzmir) – Kaç?

BAŞKAN – Söylemiyorum.

OKTAY VURAL (İzmir) – Siz de inanmıyorsunuz kâtibinize.

BAŞKAN – İnanıyorum, inanıyorum…

OKTAY VURAL (İzmir) – Sağınızdaki kâtibe inanmıyorsunuz. Onun için elektronik oylamaya başvurdunuz.

BAŞKAN – İkisine de inanıyorum. Hepinize inanıyorum Sayın Vural.

OKTAY VURAL (İzmir) – İnansaydınız başvurmazdınız.

BAŞKAN – Net olalım, net…

OKTAY VURAL (İzmir) – Niye? Darasını mı çıkartıyoruz? Daralı mı veriyor?

BAŞKAN – Dozunda bırakalım isterseniz espriyi.

(Elektronik cihazla oylamaya devam edildi)

BAŞKAN – Karar yeter sayısı vardır, önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 524 sıra sayılı Kanun Tasarısının 17 nci maddesinde geçen “varması” ibaresinin “varılması” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Reşat Doğru (Tokat) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ UĞUR AYDEMİR (Manisa) – Katılamıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet?

AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANI AYŞENUR İSLAM (Sakarya) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Tokat Milletvekili Reşat Doğru konuşacak.

Buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

REŞAT DOĞRU (Tokat) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Görüşülmekte olan 524 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 17’nci maddesi üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu olarak vermiş olduğumuz önergeyle ilgili olarak söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Vermiş olduğumuz önergemizin gerekçesi: Maddenin mevcut hâlinde bütün sorumluluk mülki idare amirine yüklenmektedir. Zira, maddedeki “varması” ibaresi mülki idare amirinin çocuğun derhâl korunma altına alınmasını gerektiren bir durum olmadığı ve ailesine teslim edilmesinde herhangi bir sakınca bulunmadığı kanaatine varmasına işaret etmektedir. Hâlbuki ilgili sosyal hizmet kuruluşunun hazırlayacağı raporda bu kanaate varılması daha doğru olacaktır diye düşünüyoruz.

Saygıdeğer milletvekilleri, ben buradan şuna geçmek istiyorum: Aile kurumu ve çocuklarımız tabii bizim için en önemli varlıklarımız. Emniyet Genel Müdürlüğünün bugün itibarıyla çok önemli bir konuda raporu yayınlandı, bilmem takip edenleriniz var mıdır. Emniyet Genel Müdürlüğü KOM Dairesi yani Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Dairesi 2013 yılına ait uyuşturucu raporunu yayınladı. Bu raporu şöyle yakinen takip etiğimiz zaman, incelediğimiz zaman dehşete düşmemek mümkün değil. Bununla ilgili bazı göstergeleri sizlerle paylaşmak istiyorum. Yani toplumun nereden nereye geldiğinin en bariz göstergesi bu rapordur. 2012’de ülkemizde 83.133 uyuşturucu olayı meydana gelmiş, 130.049 şüpheli yakalanmış, operasyonda 13.301 kilogram eroin, 152.086 kilogram esrar, 225 kilogram kokain, 183.537 tablet captagon yakalanmış. Ayrıca, bir önemli tespit de extacy bir önceki yıla göre yüzde 221,7 oranında artmış.

13.300 kilogram eroin yakalanmasıyla enteresandır, dünyada liderliği almış durumdayız. Yani bu şu demek: Ülkemizde uyuşturucu kullanımı her geçen gün ama her geçen gün şiddetli bir şekilde artıyor. Dolayısıyla, işte, burada biz diyoruz; Aile Bakanlığına, işte, Gençlik ve Spor Bakanlığına, ESPAD Projesi’ne izin vermeyen ve okullarımızdaki uyuşturucunun, madde bağımlılığının, kullanımının hangi boyutlarda olduğunun tespit edilmesini istemeyen Millî Eğitim Bakanlığına çok önemli görevler düşüyor. Yani dehşet bir tabloyla karşı karşıyayız.

Tabii, bunların yanında diğer bir konu da -burası da dehşet bir durumdadır- terör örgütü PKK ve diğerlerine karşı yürütülen operasyonlarda bugüne kadar 4.584 kilogram eroin, 36.550 kilogram esrar, 17 milyon 958 bin kök kenevir bitkisi, 4.305 kilogram baz morfin, 22 kilogram afyon sakızı, 710 kilogram kokain, 344.135 adet sentetik uyuşturucu, 4 adet de imalathane ele geçirilmiş. Yani terör örgütü neredeyse o bölgede tamamen kendisine bir rant alanı yaratmış.

Saygıdeğer milletvekilleri, dünyanın tabii birçok yerinde uyuşturucu ticaretleri özellikle terör örgütlerinin kontrolünde ama PKK terör örgütü ve onunla beraber, yandaş olan terör örgütlerinin ülkemizde bununla ilgili olarak, yaklaşık olarak 10 milyar doların üzerinde çok büyük bir rakamı elde etmiş oldukları ve bunun kendi yapmış oldukları faaliyetlerde kullanılmış olduğu ve terörün bitmeyişinin bir sebebinin de bu olduğu düşünülmelidir. Yani terör örgütlerinin bu şekilde imalathaneler kurmaları, beraberinde, işte, 4.584 kilogram eroini, kendilerini yakalatmış olmaları, acaba yakalanmayanların ne kadar büyük miktar olduğunun da düşünülmesi gerekmektedir. O manada, tabii, bununla ilgili ayrıca raporun diğer bölümleri vardır. Diğer bölümlerini diğer önergede anlatmaya çalışacağım ama saygıdeğer milletvekilleri, şurası bir gerçektir ki ülkemiz uyuşturucuyla ilgili mücadelede, madde bağımlılığı konusunda çok ciddi sorunlarla karşı karşıyadır yani bağımlılık almış başını gitmektedir. Bununla ilgili, 60 yaşından 14 yaşına kadar çok ciddi olarak alınması gereken çok önemli tedbirler vardır, okullarda alınması gereken tedbirler vardır, işte, ailelerde alınması gereken tedbirler vardır diyor yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

18’inci maddede üç adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Kanun Tasarısının 18. Maddesinin 2. paragrafındaki "koruyucu aile bu işi gönüllü olarak da üstlenebilir" ifadesinin "bu işi gönüllü ve isteyerek üstlenebilir" olarak değiştirilmesini arz ederiz.

                  Haydar Akar                               Aydın Ağan Ayaydın                           Süleyman Çelebi

                      Kocaeli                                             İstanbul                                            İstanbul

                   İzzet Çetin                               Ferit Mevlüt Aslanoğlu                               Musa Çam

                      Ankara                                             İstanbul                                               İzmir

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 524 sıra sayılı Kanun Tasarısının 18 inci maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan "ödeme tutarlarına," ibaresinden sonra gelmek üzere "ödeme zamanına." ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

                  Oktay Vural                                   Mustafa Kalaycı                                   Erkan Akçay

                        İzmir                                                Konya                                              Manisa

                       Ali Öz                                          Reşat Doğru                                      Emin Çınar

                      Mersin                                               Tokat                                            Kastamonu

                                                                         Mehmet Günal

                                                                              Antalya

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 524 sıra sayılı yasanın 18 nci maddesinin 2. fıkrasının "yapılmaz" ibaresinden sonra gelmek üzere “koruyucu ailenin sosyal güvenliği sağlanır" ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

                 Hasip Kaplan                                      Sırrı Sakık                                       Bengi Yıldız

                       Şırnak                                                Muş                                                Batman

                                          Demir Çelik                                                Adil Zozani

                                                Muş                                                         Hakkâri

BAŞKAN – Okunan son önergeye Komisyon katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ UĞUR AYDEMİR (Manisa) – Katılamıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet?

AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANI AYŞENUR İSLAM (Sakarya) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe: Koruyucu ailelerin sosyal güvenliğinin sağlanması amaçlanmıştır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 524 sıra sayılı Kanun Tasarısının 18 inci maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan "ödeme tutarlarına," ibaresinden sonra gelmek üzere "ödeme zamanına." ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

Reşat Doğru (Tokat) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ UĞUR AYDEMİR (Manisa) – Katılamıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANI AYŞENUR İSLAM (Sakarya) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Reşat Doğru, buyurun.

REŞAT DOĞRU (Tokat) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

524 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 18’inci maddesi üzerinde vermiş olduğumuz önergeyle ilgili söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Burada gerekçemiz, “Koruyucu ailelere verilecek bu ödemelerin ödeme zamanının belirlenmesi uygun olacaktır.” şeklindedir.

Saygıdeğer milletvekilleri, biraz önceki önergede ifade etmiş olduğum gibi, Emniyet Genel Müdürlüğü, dehşet bir rapor açıklamıştı. O raporun bazı bölümlerinden size tekrar devam etmek istiyorum. 2012’de uyuşturucu madde nedeniyle doğrudan 162 kişi, dolaylı olarak da 163 kişi hayatını kaybetmiştir. Ülkemizde esrar ve extacy kullanımı hariç 60 binin üzerinde kişinin uyuşturucu maddeyle, kullanımıyla, bağımlılığıyla ilgili olduğu bu raporda belirtilmiştir.

Ayrıca, yine ülke genelinde 83 bin uyuşturucu olayı olurken 130.049 şüpheli de yakalanmış yani bir önceki yıla göre yüzde 23,90 olay sayısı artmış ve yüzde 23,8 şüpheli sayısında da artış vardır. Yani her geçen gün hem kullanım artmakta hem de uyuşturucu kullanımıyla ilgili suçlar süratli bir şekilde artmaktadır yani bu bile toplumun ne kadar önemli bir tehlikeyle karşı karşıya olduğunu göstermektedir.

Ayrıca, raporda 2012’de uyuşturucu maddeyle bağlantılı suçlardan cezaevlerinde 22.445 kişinin bulunduğu ifade edilmektedir. Ayrıca, cezaevlerinde 2008 ile 2012 arasında 136.020 kişi bu suçlardan dolayı hapiste yatmaktadır.

Saygıdeğer milletvekilleri, burası çok önemlidir yani neredeyse, cezaevlerinde yatan her 5 mahkûmdan, 6 mahkûmdan 1 tanesi bu suçtan dolayı cezaevine girmiştir ama diğer bir önemli konu da, bu suçlarla ilgili Avrupa’daki cezaevlerinde yatan Türklerle ilgilidir. Bakın, şu anda, Avrupa’da yaklaşık olarak 30 binin üzerinde Türk insanı cezaevlerinde yatmaktadır. Cezaevlerinde yatan insanların -neredeyse- yaklaşık olarak -bunda da çeşitli araştırmalar yapılmış- yüzde 60’ının üzeri uyuşturucu suçundan dolayı Avrupa cezaevlerinde yatmaktadır. Enteresan tarafı da şurasıdır: Avrupa cezaevlerinde yatan o Türk insanları, orada cezaları bittikten sonra bizim ülkemize gönderilmektedir yani “Senin cezan bitti, bundan sonra ülkene git.” denmektedir. Ama işte enteresandır burası; tabii, şimdi o cezası tamamlanmış olarak Türkiye'ye gelen o insanlarımız, gençlerimiz köyüne bulaşıcı bir hastalığı getirir konumdadır yani herhangi bir önlem alınmamaktadır. Avrupa Birliği ülkeleri kendileri gönderirken, buradaki işte Aile Bakanlığımıza veyahut işte Gençlik ve Spor Bakanlığımıza veyahut diğer yetkililerimize burada çok önemli görevler düşmektedir. Yani, o bulaşıcı hastalığı buraya getirmektedir. Köyüne gitmektedir, köyünde korunmasız bir tablo ortaya çıkmaktadır. Köyüne gönderilen o insana yani Avrupa’dan, cezaevlerinden gönderilip buradaki köyüne gelen o insana mutlaka birtakım destekler verilmelidir. Tabii, bu, diğerleri için de geçerlidir.

Bakın, şu anda AMATEM merkezleri vardır bizim ülkemizde. AMATEM merkezlerinde insanlar uyuşturucuyla ilgili tedavi olmaktadır. Biraz önce Sayın Bakan, işte kendi Bakanlığına 2 binin üzerinde sosyal çalışmacı, psikolog, sosyolog aldığını ifade ettiler.

Saygıdeğer milletvekilleri, aynı tablonun şu anda AMATEM merkezlerinde, hastanelerimizdeki bu işle ilgili olan tedavi merkezlerinde olması gerekmektedir. Hastanelerimizin birçoğunda yani AMATEM merkezlerinde, şu anda -yanlış söylemiyorsam 26 tanedir- 26 tane merkezimizde psikiyatr uzman eksiği vardır, psikolog eksiği vardır, sosyolog eksiği vardır yani oraya alınacak olan insanlarımızın bir kısmının veya daha fazlasının buralara alınması gerekmektedir çünkü önümüzde çok ciddi sorunlarla karşı karşıya olan bir Türkiye vardır. Yani, uyuşturucuya doğru eğilim olan ve özellikle büyük şehirlerimizin okullarında süratli bir şekilde buna doğru yönelen bir tabloyla karşı karşıyayızdır.

Sigara kullanımı artıyor. Bakınız, sigara kullanan insanların, daha doğrusu uyuşturucuya başlamayla ilgili olarak yapılan araştırmada sigara kullanımından oraya geçildiği şeklindedir. Dolayısıyla, işte Aile Bakanlığımıza, okullarımıza ve daha doğrusu ailelerimizin kendilerine çok önemli görevler düşmektedir diyor, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Kanun Tasarısının 18. Maddesinin 2. paragrafındaki "koruyucu aile bu işi gönüllü olarak da üstlenebilir" ifadesinin "bu işi gönüllü ve isteyerek üstlenebilir" olarak değiştirilmesini arz ederiz.

Süleyman Çelebi (İstanbul) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ UĞUR AYDEMİR (Manisa) – Katılamıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Kırıkkale) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde İstanbul Milletvekili Sayın Süleyman Çelebi konuşacak.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

SÜLEYMAN ÇELEBİ (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekili arkadaşlarım, görüşülmekte olan yasa tasarısının 18’inci maddesi üzerinde söz almış bulunmaktayım. Yüce Meclisi saygıyla sevgiyle selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, Türkiye’de çalışan her 100 kişiden 5’inin 6 ila 14 yaş grubu arasında çalışan çocuklar olduğu, her 100 kişiden 14’ünün ise 15 ila 19 yaş grubu arasında çalışan gençler olduğu çok açık biliniyor. Türkiye’de 6 ila 14 yaş grubu çocuk nüfusunun yüzde 32’sini iş yerlerinde ve ev işlerinde çalışan çocuklar oluştururken, çalışan çocukların yüzde 77’si tarım, yüzde 11’i sanayi, yüzde 7’si hizmetler, yüzde 5’i ticaret sektöründe bulunuyor. Ülke genelinde 6 ila 14 yaş grubundaki çocukların yüzde 87’si okula devam ediyor, yüzde 27’si ise hem okuyor hem çalışıyor.

İşverenlerin çocuk iş gücünü tercih etme nedenleri şöyle sıralanmaktadır: Çocuğun çalışması aile için gelir getirici bir kavram, çocuğu çalıştıran işveren için ucuz emek anlamına gelmektedir, çalışan çocuk ise para kazanma ve büyüme, yetişkin olma olarak algılanmaktadır. Koruyucu aile için düzenlemeler yapılıyor ama devlet sosyal bir devlet olarak çocuklara yönelik ciddi, yapısal bir değişikliğe gitmiyor. Devlet sizin iktidarınızda sosyal bir devlet olma özelliğini her geçen gün daha da yitiriyor. Devletin aile, kadın ve çocuk üzerindeki koruma şemsiyesi ne yazık ki kalkmış durumda. Hâlâ çocuk işçiliğine çare bulunmuş değil, hâlâ sokaklarda çocuklar çalıştırılıyor. Hâlâ getirilen eğitim sistemiyle eşit, özgür bireyler yetiştirmek bir yana tek tip bir nesil yaratılmaya çalışılıyor. Hâlâ çocuklarımızın geleceği ayakkabı kutularına tıkılıyor. Hâlâ onlara yaşanılabilir bir ülke yaratmaktan uzağız. Örneğin, Ankara’da Atatürk Orman Çiftliği’nde ve ODTÜ'de ağaçlara göz dikilip o yaşlı ama nefes kaynağımız ağaçlar kesilebiliyor. Hâlâ dereler yok edilerek sağlıklı bir toplum paramparça edilebiliyor.

BEDRETTİN YILDIRIM (Bursa) – Yollardan geçmeyin!

SÜLEYMAN ÇELEBİ (Devamla) – Çocuklarımıza geleceksizlik, açlık, yoksulluk bir tercih olarak sunuluyor. Hâlâ popülist eğitim politikalarıyla çocukları bir denek olarak kullanmaktan vazgeçmediniz. Eğitim sistemimiz her geçen gün SOS veriyor ama düzelten yok. Hepsine vadettiğiniz tek gerçek hayal, diplomalı işsiz olmak. Hâlâ çocuk işçiler ölmeye devam ediyor. Hâlâ çocuğun gözlerinin önünde bir kadın öldürülebiliyor. Hâlâ berber çırağının boynuna bir ip takılarak motosikletle çekilebiliyor. Hâlâ evde kadın ve çocuk şiddete maruz kalıyor. Hâlâ Pozantı gerçeği çözülebilmiş değil. Hâlâ Roboski’de öldürülen çocuklara bile adalet sağlayabilmiş değiliz. Sonra, buradan yaşamda karşılığını yaratmayacağınız, içselleştiremediğiniz reformlar yapıyorsunuz, adı reform. Çocuklara adalet, çocuklara iyi bir eğitim, çocuklara yaşanılabilir bir dünya bırakmak burada en ulvi bir amacımız olmalı ama yine de buradan sesleniyorum, dinleyin çocuklar: “Güzel günler göreceğiz, güneşli günler. Motorları maviliklere süreceğiz. İnanın buna çocuklar.” Son sözü yine bu ülkede çocuklar söyleyecek.

Hepinize saygılar, sevgiler sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

19’uncu maddeyi oylarınıza…

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – Başkanım, madde 18.

BAŞKAN – 18’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

SÜLEYMAN ÇELEBİ (İstanbul) – Başkanım, yoruldunuz, isterseniz bir on dakika ara verin.

BAŞKAN – Evet.

SÜLEYMAN ÇELEBİ (İstanbul) – Vallahi yoruldunuz.

BAŞKAN – Olsun, devam edeceğiz.

19’uncu maddede üç adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Kanun Tasarısının 19. Maddesindeki %3 oranının %4 olarak değiştirilmesini arz ederiz.

Haydar Akar                                                        İzzet Çetin                               Ferit Mevlüt Aslanoğlu

  Kocaeli                                                                 Ankara                                             İstanbul

Aydın Ağan Ayaydın                                            Musa Çam                                Dilek Akagün Yılmaz

     İstanbul                                                               İzmir                                                 Uşak

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 524 sıra sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifinin 19 uncu maddesinde “hariç” ifadesi yerine “dâhil” ifadesi şeklinde tasarı metninde değiştirilmesini arz ve teklif ederim.

İdris Baluken Demir Çelik                                İbrahim Binici

  Bingöl                                                                     Muş                                               Şanlıurfa

Bengi Yıldız                                                       Hasip Kaplan                                     Adil Zozani

  Batman                                                                Şırnak                                              Hakkâri

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 524 sıra sayılı Kanun Tasarısının 19 uncu maddesinde yer alan “tespit edilecek” ibaresinden sonra gelmek üzere “yoksul” ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

Oktay Vural                                                     Mustafa Kalaycı                                   Erkan Akçay

   İzmir                                                                    Konya                                              Manisa

Mehmet Günal Emin Çınar                                      Ali Öz

   Antalya                                                            Kastamonu                                           Mersin

Ahmet Duran Bulut                                            Reşat Doğru

   Balıkesir                                                               Tokat

BAŞKAN – Okutulan son önergeye Komisyon katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ UĞUR AYDEMİR (Manisa) – Katılamıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

BAŞBAKAN YARDIMCISI BEŞİR ATALAY (Kırıkkale) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Tokat Milletvekili Reşat Doğru, buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

REŞAT DOĞRU (Tokat) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 524 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 19’uncu maddesi üzerine Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına vermiş olduğumuz önergeyle ilgili söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Tabii, bu kanun, önemli bir kanun. Bu kanunun maddelerine katılmamak mümkün değil, kanunun birçok bölümüne ben de katılıyorum. Buradaki gerekçemiz, keyfî uygulamalara meydan verilmemesi amacıyla Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının belirleyeceği kişilerin yoksul durumda olması şartı getirilmektedir. Yani bu maddeyle, koruyucu aileyle ilgili bir düzenleme yapılmaktadır. Devlet kimsesiz çocukların koruyucu aile yanına verilmesine destek olmaktadır, burası doğrudur. Yani, koruyucu ailelere tahsis edilmesi devletin bir noktada yükünü de azaltacaktır. Yani bu düzenlemeyle, dar ve düşük gelirli ailelerin de çocuk sahibi olması hedeflenmektedir.

Ancak, şurası gerçektir ki, ülkemizde aile içi şiddet son yıllarda çok büyük boyutlara ulaşmış olduğu da bir gerçektir. Bu aile içi şiddet, yine son zamanlardaki tespitlere göre, cinsel istismara kadar da uzanmaktadır. Cinsel istismar da bence küçümsenmeyecek kadar çok büyük boyutlardadır. Aile içi cinsel istismara yoğun şekilde rastlandığı günümüzde, koruyucu aile yanına yerleştirilen çocuklar için de bu tehlikenin var olduğunu da kabul etmek mecburiyetindeyiz. Bunlardan dolayı da koruyucu ailelerin yapabileceği kötü muameleyi engelleyecek ciddi politikalar da ortaya koymak mecburiyetindeyiz. Yani, burada, işte “Çocuğu koruyucu aileye teslim ettik, her şey bitti.” demek mümkün değildir. Yani, çocuk teslim edildikten sonra bunun çok iyi bir şekilde takip edilmesi, kontrol edilmesi de beraberinde yapılmalıdır. Kötü muameleye maruz kaldıktan sonra yargılama yapılması, ceza verilmesi çocuğun yaşadığı travmayı hiçbir şekilde karşılayamaz. O çocuklar bizim çocuklarımız olup devlet olarak sahip çıkma durumunda olduğumuzu bir kez daha ifade etmek istiyorum. Yani, çocuk bir travmaya maruz kalmış, ondan sonra adliyeye intikal etmiş hadise; sorunun tam olarak çözümlenmiş olduğunu ifade etmez. Özellikle de son zamanlarda, sokaklarda “sokak çocukları” adı altında, işte, kâğıt toplayarak geçinen çocuklarımıza rastlıyoruz. Bunlarla ilgili de geçenlerde, yine, bir trafik kazasında bir çocuğumuz, orada kâğıt toplarken arabanın vurması neticesinde ölmüştür. Yani, bir yerde, bu noktalarda çocuklarımızın koruyucu ailelere verilmesinin desteklenmesi insanlığın da gereğidir.

Sayın milletvekilleri, buradan başka bir konuya geçmek istiyorum.  Biraz önce bize ulaşan bilgiler içerisinde, Doğu Türkistan’da, şu anda, çok büyük bir zulüm olmaktadır. Doğu Türkistan Türklüğünden, liderleri konumundaki insanlar bir bir tutuklanmaktadır. Yine, Doğu Türkistan’da 1 tane profesör arkadaşlarıyla beraber tutuklanmış ve akıbetinin de ne olduğu bilinmemektedir. İşte, burada, bizim bu olaylara çok şiddetli bir şekilde karşı çıkmamız gerekmektedir.

Bakınız, şu anda, Doğu Türkistan liderlerinden Rabia Kadir Hanımefendi Türkiye’mize girememektedir, dünyanın her tarafına gidebilmektedir. Geçtiğimiz günlerde Japonya’da bu konuyla ilgili olarak, Doğu Türkistan Türklüğüyle ilgili olarak çok büyük bir kongre yapılmış, uluslararası kongre yapılmış, o kongreye yine Türkiye’den de insanlarımız katılmış ve birçok yerden insanlar oraya davet edilmiş ve de Japonya’ya gidip Rabia Kadir Hanımefendi orada konuşmasını yapabilmiştir ama enteresandır, Türkiye’mize gelememektedir. Bu bir insanlık ayıbıdır. Türkiye Cumhuriyeti devleti için, yapılması gereken yani o noktada izin verilmesi gereken bir konu yapılmamaktadır ve bunu şiddetli bir şekilde kınıyoruz.

Dışişleri Bakanlığına buradan sesleniyorum: Doğu Türkistan Türklüğüne mutlaka sahip çıkalım. Bakınız, orada, 30 milyonun üzerinde insanımız yaşamaktadır, kardeşlerimiz yaşamaktadır. Doğu Türkistan Türklüğüne sahip çıkmamak demek, dünya Türklüğünün hepsine sahip çıkmamak demektir. Şu anda Ahıska Türkleri eğer yurtlarına dönemiyorlarsa, Azerbaycan’daki Türkler eğer, işte, işgal edilen topraklarından zorla başka bir yerlere göç ettirilmişse, bu sorunlar bizim sorunlarımız olmalıdır yani oradaki, kadınıyla erkeğiyle, çoluğuyla çocuğuyla o insanlara sahip çıkmak bizim sorumluluğumuz içerisinde olmalıdır.

Geçmiş olan günlerde, 20 Ocak tarihinde, Azerbaycan katliamlarının yıl dönümü anıldı. Önümüzdeki günlerde, 26 Şubatta da Hocalı katliamları yıl dönümü hatırlanacak ve anılacak. Değerli arkadaşlar, 26 Şubatlara da 20 Ocaklara da, işte, Azerbaycan’daki Türklere de sahip çıkılırken, Doğu Türkistan Türklerine de mutlaka sahip çıkmamız gerekir diyor, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ederim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 524 sıra sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifinin 19 uncu maddesinde “hariç” ifadesi yerine “dâhil” ifadesi şeklinde tasarı metninde değiştirilmesini arz ve teklif ederim.

İdris Baluken (Bingöl) ve arkadaşları

BAŞKAN -  Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ UĞUR AYDEMİR (Manisa) – Katılamıyoruz Başkanım.

BAŞKAN -  Hükûmet?

AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANI AYŞENUR İSLAM (Sakarya) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN -  Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Madde esasında olumludur. Ancak, Darüşşafaka Cemiyeti yüzde üçlük ücretten yararlanmamasının gerekçesi belirtilmemiştir. Bu cemiyette çalışan bireyleri yüzde üçlük fırsattan yararlanmaya dâhil edilmelidir.

BAŞKAN -  Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Kanun Tasarısının 19. Maddesindeki %3 oranının %4 olarak değiştirilmesini arz ederiz.

Ferit Mevlüt Aslanoğlu (İstanbul) ve arkadaşları

BAŞKAN -  Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ UĞUR AYDEMİR (Manisa) – Katılamıyoruz Başkanım.

BAŞKAN - Hükûmet?

AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANI AYŞENUR İSLAM (Sakarya) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN - Önerge üzerinde Dilek Akagün Yılmaz, Uşak Milletvekili.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz 524 sıra sayılı Tasarı’nın çerçeve 19’uncu maddesi üzerinde partimiz tarafından verilmiş olan değişiklik önergesi hakkında konuşmak üzere söz aldım.

Şimdi, bu maddeyle 2828 sayılı Sosyal Hizmetler Kanunu’ndaki yapılan, yapılmak istenen değişiklikleri görüşüyoruz burada. Yine, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının doğrudan doğruya bağlantılı olduğu bir kurum tabii bunlar.

Şimdi, ben şöyle bir baktım, 2828 sayılı Yasa’yı çıkardım, 2005 yılında bir değişiklik olmuş, 2007 yılında olmuş, 2011 yılında kanun hükmünde kararnameyle yine değişiklik yapılmış, 2012’de yapılmış ve Temmuz 2013’te yapılmış. Bugün yapılmak istenen 6’ncı değişiklik.

Sevgili arkadaşlar, ne yapıldığının farkında mısınız? Yani yaklaşık 2005’ten bu yana 6’ncı kez değişiklik yapılıyor, ana kanun kanun hükmünde kararname şeklinde yapılıyor ve hiçbir şekilde tartışılmadan, temel kanun statüsü verdiğiniz için, gerçek anlamda tartışılmadan, anlamının ne olduğu bilinmeden tasarılar, teklifler,  maddeler; el kaldır, indir, geçiyor. Yani şimdi, bu kadar önemli bir konuda, toplumda korunması gereken yaşlılar, engelliler, çocuklar, bu kesimlerin korunmasıyla ilgili böylesine bir yasal düzenlemede çalakalem işlemler yapılıyor ve bundan ben çok ciddi rahatsızlık duyuyorum, sizlerin de duyması gerekir, artık bir “Dur.” demeniz gerekir. Böyle çalakalem, değiştirdiğiniz maddeleri yeniden yeniden değiştirerek bu şekilde bir yasal düzenleme yapılmaz. Yani bu ülkede bir avukat arkadaşımın söylediği gibi, insanları ve hukukçuları yasa manyağı hâline dönüştürdünüz, inanın. Nasıl bu mevzuattaki değişiklikleri takip edeceklerini, torba kanundaki değişiklikleri nasıl takip edeceklerini artık meslektaşlarımız bile bilemez hâle geldiler.

Şimdi, bu çerçeve 19’uncu maddeyle ilgili yapılan değişiklik 2828 sayılı Yasa’nın 34’üncü maddesini değiştiriyor. Özel sosyal hizmet kurumlarında kapasitesinin yüzde 3’ü oranında ücretsiz olarak Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının belirlediği kişilere olanaklar sağlanıyor. Bu, olumlu bir madde aslında. Biz de diyoruz ki: “Bu, yüzde 3 olmasın, yüzde 4 oranında bu özel kurumlar bu kişilere yardım sağlasınlar.” Bu nedir? Devletin yanında özel kurumların da sosyal sorumluluk projesi çerçevesinde ücretsiz olarak yaşlıları, çocukları, rehabilitasyon merkezlerinde engellileri barındırmak ve onlara hizmet vermek demektir. Bu yönüyle olumlu bir şeydir ancak şimdi birkaç tane madde üzerinde gördüğüm bazı yanlışlıkları da ben sizle paylaşmak istiyorum. Örneğin, çerçeve 14’üncü madde de geçti, görüşüldü ama Sayın Bakanın bu düşüncelerimizi dikkate alacağını düşünüyorum. Ev tipi sosyal hizmetler, bu birimlerin oluşturulması söz konusu. Şimdi, biz Uşak’ta zaman zaman, bayramlarda ya da değişik zamanlarda sosyal hizmet kurumlarına gidiyoruz, ziyaret ediyoruz. Şimdi, sosyal hizmet birimlerinde, huzurevlerinde, yetiştirme yurtlarında ya da çocuk evleri sitelerindeki çocukları görüyoruz, yaşlıları görüyoruz, engellileri görüyoruz, neler yapıldığını orada gözlemliyoruz, ama çocuk evlerindeki çocukları göremiyoruz, onlarla konuşamıyoruz, herhangi bir sorunları var mı, onu bilmiyoruz.

Şimdi, çocuk evleri düzenlemesi, özellikle 14’üncü maddedeki bu düzenleme, bence özellikle dikkat edilmesi gereken maddelerden bir tanesi. Çocuk evlerinde 6-7 tane çocuk orada bulunuyor, başlarında bir anne oluyor, ama kapalı bir kutu. Bu evler nasıl denetleniyor, bu evlerde olabilecek kötü muameleler, yani tacizler ya da ideolojik yapılandırmalar, bunların denetlemesi yapılabiliyor mu, yapmak isteniyor mu, bir de onu sorgulamak istiyorum ben.

Çocuk evleri, gerçekten de yeniden yeniden gözden geçirilmesi gereken yerlerdir diye düşünüyorum, denetlemesinin çok iyi yapılması gerekir diye düşünüyorum, ama nihai olanı, bence doğru olanı çocuk evleri sitesi.

Bir maddeden daha bahsetmek istiyorum. Çerçeve 15’inci maddede bu kurumlarda çalışanları İş Kanunu kapsamının dışına çıkartıyorsunuz. Gerekçe, “Yirmi dört saat çalışmaları gerekir, çocuklara ve oradaki bulunanlara, evlerde bulunanlara güven vermek.” diyorsunuz ama siz eğer İş Kanunu kapsamı dışına çıkartır, kıdem, ihbar, çalışma koşullarının her türlü çalışma haklarından yoksun bırakırsanız bu insanları, bu bir kölelik düzeni demektir, bu bir keyfîlik düzeni demektir, bu keyfîlikten ve kölelik düzeninden güven çıkmaz, çocuklara hoşgörü çıkmaz, yaşlılara hoşgörü çıkmaz. Bir kişiyi yirmi dört saat çalıştıracağız diyorsunuz ve onu İş Kanunu’ndaki her türlü olanaktan, hafta tatili dâhil… Neler yapılacağını bilemiyoruz burada, çünkü “Yönetmelikle düzenlenecek.” deniliyor, böylesi bir şey olmaz.

Sayın Bakanın bu önerimizi de dikkate alarak, İş Kanunu kapsamı dışına çıkartılmayla ilgili geçici 15’inci maddenin tekriri müzakere yapılarak, bu konuda, çalışma hayatında konuları bilen insanlarla yeniden bir müzakere yapılması gerektiğini düşünüyorum.

Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

20’nci maddede üç adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan kanun tasarısının 20’nci maddesinin (d) bendindeki “bir kez yararlanabilir” ifadesinden sonra “zorunlu hâllerde ikinci kez yararlanabilir” ifadesinin eklenmesini arz ederiz.

                  Haydar Akar                                      İzzet Çetin                               Ferit Mevlüt Aslanoğlu

                      Kocaeli                                             Ankara                                             İstanbul

                   Musa Çam                                Aydın Ağan Ayaydın                           Süleyman Çelebi

                        İzmir                                               İstanbul                                            İstanbul

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 524 sıra sayılı Kanun Tasarısının 20 nci maddesinde yer alan '"beş yılı süre ile" ibaresinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                  Oktay Vural                                   Mustafa Kalaycı                                   Erkan Akçay

                        İzmir                                                Konya                                              Manisa

                Mehmet Günal                                    Emin Çınar                                           Ali Öz

                      Antalya                                          Kastamonu                                           Mersin

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 524 sıra sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifinin 20 inci 2828 sayılı Kanunun ek 1 inci maddelerinin;

a) kadro ve pozisyonları "toplamının binde biri" ifadesi yerine, "her pozisyonda ve kadroda en az bir çocuk”

b) İşe yerleştirmede öncelik, sırasıyla lisans, ön lisans ve ortaöğretim ibaresine ek ibare olarak “ilkokul mezunları”

d) “merkezi sınav sonuçlarının kullanılması esastır.” ibaresi yerine “merkezi sınav sonuçlarına bakılmaksızın işe yerleştirme yapılır.” Şeklinde tasarı metninde değiştirilmesini arz ve teklif ederim.

                 İdris Baluken                                     Demir Çelik                                     İbrahim Binici

                       Bingöl                                                Muş                                               Şanlıurfa

                  Bengi Yıldız                                     Hasip Kaplan                                     Adil Zozani

                      Batman                                              Şırnak                                              Hakkâri

BAŞKAN – Okutulan son önergeye komisyon katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ UĞUR AYDEMİR (Manisa) – Katılamıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANI AYŞENUR İSLAM (Sakarya) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Binde biri çok az bir kadroya denk gelmektedir, binden az olması halinde dahi kamu kurum ve kuruluşlarında en az bir çocuk değil daha fazla çocuğun istihdam edilmesi gerekmektedir.

Öncelliğin lisans ve yüksek lisans öğrencilerine verilmesi, burada lisans imkânından mahrum kalan bireylere yönelik eşitlik ilkesine aykırıdır. Ayrıca bu hakkın bir defa ile sınırlı olması da problemlidir.

Haklarında korunma veya bakım tedbir kararı alınmış olan çocuklara yönelik pozitif ayrımcılık yapılabilir. Çünkü bu çocuklar zaten yaşadıkları sorunlardan dolayı koruma altına alınmıştır.

Dolayısıyla yaşadıkları sorunlar tüm hayatlarını olduğu gibi eğitim hayatını da etkilemiş olabilir. Bu hâliyle mevcut sınavlarda diğer bireylere göre dezavantajlı konumda olduklarından dolayı, diğer bireylere göre başarısız olma ihtimalleri yüksektir.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 524 sıra sayılı Kanun Tasarısının 20 nci maddesinde yer alan "beş yılı süre ile" ibaresinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

Oktay Vural (İzmir) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ UĞUR AYDEMİR (Manisa) – Katılamıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANI AYŞENUR İSLAM (Sakarya) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Manisa Milletvekili Erkan Akçay konuşacak.

Buyurun Sayın Akçay. (MHP sıralarından alkışlar)

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 524 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 20’nci maddesinde verdiğimiz önerge üzerine söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, bu 20’nci madde ile Sosyal Hizmetler Kanunu ve Çocuk Koruma Kanunu uyarınca korunma veya bakım tedbir kararı alınmış çocuklara kamuda istihdam hakkından yararlanabilmek için en az iki yıl süreyle Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının sosyal hizmet modellerinden birisinden yararlanma şartı getirilmiştir. Kamuda işe girmek için getirilen bu süre sınırlaması olumludur, öncelikle bunu ifade etmek istiyorum ve bu maddeyi genel hatları itibarıyla olumlu buluyoruz. Çünkü bazı çocukların reşit olmaya birkaç ay kala, hatta birkaç hafta kala usulsüz bir şekilde koruma altına alındığı ve kamuda işe yerleştirildiği malumumuzdur. Bu çocukların özel sektörde çalıştırılmaları hâlinde sigorta primleri sigortalıya ve işveren hissesinin tamamının sigortalının işe giriş tarihinden itibaren beş yıl süre ile hazine tarafından karşılanacaktır. Bu uygulamanın beş yıl süre ile sınırlanmasını doğru bulmuyoruz ve bunun beraberinde bazı sorunları da getireceğini düşünüyoruz. Bu özel sektör iş yeri sahipleri azami beş yıllık süreyi doldurduğu için bu çocukları, indirimden yararlanamayan işçileri işten çıkaracak ve indirimden yararlanmak için başka çocukları işe alacaktır. Önergemizde beş yıllık süre kısıtlamasının kaldırılmasını talep ediyoruz.

Haklarında korunma veya bakım, tedbir kararı alınmış çocukların kamuda işe yerleştirilmesini, söylediğim gibi, destekliyoruz ancak, değerli milletvekilleri, aynı özeni şehitlerimizin çocuklarına da göstermemiz gerektiğini düşünüyorum. Peki, özen gösterilmiyor mu? Elbette özen gösterilmediğini söylemek doğru olmaz fakat yeterince özen gösterilmediğini ifade edebiliriz. Buna ilişkin düzenlemeleri geçtiğimiz yılın temmuz ayında ve ondan önceki yılın, 2012’nin Temmuz aylarında yine hep birlikte burada çıkarmış ve desteklemiştik, birlikte değerlendirmiştik komisyonlarda.

Şimdi, mevcut bu uygulama, özellikle temmuz ayında çıkan mevcut kanunlar çerçevesinde, şehitlikten doğan iş hakkının birini eşi veya çocuğu, diğerini ise anne-baba veya kardeşlerinden birisi kullanabilmektedir. Yani, aileden 2 kişiye bu hak veriliyor; birisi şehidin eşi veya çocuğu, diğeri anne-baba veya kardeşlerinden birisi. Şehidimizin 1’den fazla çocuğu olması durumunda, şehidin eş ve çocukları ile anne-baba ve kardeş arasında çeşitli anlaşmazlıklar ve hatta dargınlıklar olabilmektedir, ki bunların içerisinde parçalanmış aileler de vardır.

Şimdi, ben örnek olması bakımından bir fotoğrafı sizlerle paylaşmak istiyorum. Bu Jandarma Uzman Çavuş Yücel Koç; 21 Mayıs 2008 tarihinde şehit oluyor ve çocukları da babalarının naaşı başında, 3 küçük çocuk.

Şimdi, bu çocuklardan birisine iş imkânı verilecek. Acaba kime iş verilecek, hangisine sahip çıkacak devlet ve hangisine “Sen git, kendine iş bul.” denecek?

Terörle Mücadele Kanunu kapsamında, hayatını kaybeden kamu görevlileri ile er ve erbaşların çocuklarının tamamı işe yerleştirilmelidir. Bu aslında özünde bir mağduriyeti giderme, bir talebi karşılama da değil. Şehit ailesinin isterse maddi durumu çok iyi olsun, olabilir ve hiç de iş imkânına ihtiyacı da olmayabilir. Önemli olan, böyle bir imkânın devlet tarafından tanınmasıdır. Bu da şehidimize karşı bir kadirşinaslık örneği olacaktır devlet tarafından.

Bu düşüncelerle önergemizin kabulünü temenni ediyor, hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan kanun tasarısının 20’nci maddesinin (d) bendindeki “bir kez yararlanabilir” ifadesinden sonra “zorunlu hâllerde ikinci kez yararlanabilir” ifadesinin eklenmesini arz ederiz.

Süleyman Çelebi (İstanbul) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ UĞUR AYDEMİR (Manisa) – Katılamıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANI AYŞENUR İSLAM (Sakarya) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – İstanbul Milletvekili Sayın Süleyman Çelebi.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

SÜLEYMAN ÇELEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; görüşülmekte olan yasa tasarısının 20’nci maddesi üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi adına söz almış bulunmaktayım. Yüce Meclisi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.

Sayın Bakan, değerli arkadaşlar; çok önemli bir konuyu, çocuk işçiliğini, çocukların sorunlarını konuşuyoruz; sosyal devletin asgariden bu soruna çözüm üreteceği bir temel sorunu konuşuyoruz. Ama bu konuda verdiğimiz öneriler, Komisyonda bu konuda yaptığımız bütün taleplerimiz elinizin tersiyle itildi.

Bu ülkede çocukların büyük bir bölümü hâlen çöpten çöp toplayarak üretim alanında çalışmaktalar, mendil satıyorlar, arabaların camlarını temizliyorlar, ayakkabı boyuyorlar. Diğer birçok alanda çocuk emeği sömürüsünün en çok olduğu ülkelerin başında geliyor Türkiye. ILO da bu konuyu sürekli gündemine almış, hatta 2011 yılında bu konuda çocuk kongresinin Türkiye’de yapıldığı bir süreci yaşamıştır ülkemiz. Ama bu taleplere rağmen, bu yaklaşımlara rağmen çocuk işçiliği konusu önlenememiş, tam tersine her geçen gün çocuk işçiliği sömürüsü yaygınlaşarak devam ediyor. Burada “Geleceğimiz çocuklar.” diyoruz. Herkesin çocukları var ama kendi çocuklarınızı nasıl görüyorsanız, kendi çocuklarınızın hangi koşulda yaşamasını düşünüyorsanız, lütfen, bir kez daha vicdanen ve insani duygularla o kâğıt toplayan çocukları da bir dakika düşünün. O çöp toplayan, oradan nafakasını elde eden, o çok kötü koşullarda sanayide çalışan çocukların yaşama koşullarını, o soğuktaki yaşama koşullarını bir kez daha dikkate almanızı diliyorum. Çünkü, bu ülke de taşeron uygulamasının en yaygın olduğu bir ülke ve bu ülkede taşeronun yaygınlaşmasıyla beraber çocuk işçiliği sömürüsünün de en yaygın olduğu bir süreci yaşıyoruz. Dolayısıyla, buraya çözüm üretmek hepimizin boynunun borcu.

Sayın  Bakan, siz aynı zamanda sosyal politikalarla ilgili de bir önemli alanı temsil ediyorsunuz. Dün buraya emeklilikte yaşa takılanlar geldi yağmur çamur altında ve önce Meclise alınmak istenmedi. Meclise alınmama nedeni… Bütün siyasi parti gruplarına birçok insan istedikleri gibi gelebiliyor ama bu insanlar, emeklilikte yaşa takılanlar “Dışarıda basın  toplantısı yaptılar, bunlar basın toplantısı yaptıkları için eylemcidir, eylemciler içeri giremez.” diye bir yaklaşımla içeri alınmadılar ve saatlerce soğukta ve yağmurda o insanlar bekletildi. Bu sorun, Türkiye’nin sorunu. Siz de aynı zamanda bu alana ilişkin, o emeklilikte yaşa takılanların sorununu yalnız Çalışma Bakanına havale etmek durumunda değilsiniz. O konuda da duyarlı olmak ve emeklilikte yaşa takılanlarla ilgili soruna katkı vermek durumundasınız. Çünkü, onların, aynı zamanda, yalnız emeklilik sorunu değil tedavi sorunları da var, sağlık hizmetlerinden yararlanamıyorlar. 7 bin, 8 bin, 9 bin gün sırf prim ödemişler; 55 yaşına gelmişler, 54 yaşına gelmişler, hâlen yaş için bekletiliyorlar ve bu insanlar maaş alamıyorlar, bir yerde çalışamıyorlar. Bu, Türkiye’nin kanayan yarasıdır, bu sorunun çözülmesi lazım. 

İkinci önemli konu: Yargı kararları hâlen bu ülkede uygulanmıyor. Defalarca bu kürsüden söyledik, bir kez daha söylüyoruz: Kara yollarında çalışan işçilerle ilgili, taşeron işçilerle ilgili yerel mahkeme kararına rağmen, Yargıtayın kararına rağmen bu karara direnen bir iktidar var. Suç işliyorsunuz, bu suçtan bir an önce kurtulun; o yargı kararlarına, yargının bu konudaki verdiği karara lütfen uyun diyoruz, artık taşeronda bu sorunu çözelim diyorum.

Son olarak da değerli arkadaşlarım, Sincan’da daha geçen haftalarda biliyorsunuz çocuklara işkence yapıldı, zulüm yapıldı, bu konuları da gündemimize alalım diyorum.

Yüce Meclisi saygıyla sevgiyle selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 23.11

SEKİZİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 23.28

BAŞKAN: Başkan Vekili Ayşe Nur BAHÇEKAPILI

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Muharrem IŞIK (Erzincan)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 54’üncü Birleşiminin Sekizinci Oturumunu açıyorum.

524 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Komisyon? Burada.

Hükûmet? Burada.

21’inci madde üzerinde iki adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Kanun Tasarısının 21. Maddesindeki “asgari ücretin aylık net tutarının 2/3’ünden daha az olan” ibaresinin “asgari ücreti geçmemek kaydıyla” olarak değiştirilmesini arz ederiz.

                  Haydar Akar                                      İzzet Çetin                               Ferit Mevlüt Aslanoğlu

                      Kocaeli                                             Ankara                                             İstanbul

                   Musa Çam                                      Hülya Güven                               Aydın Ağan Ayaydın

                        İzmir                                                 İzmir                                               İstanbul

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 524 sıra sayılı Kanun Tasarısının 21 inci maddesi ile değiştirilmesi öngörülen 2828 sayılı Kanunun ek 7 nci maddesinin birinci fıkrasının son cümlesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

              Oktay Vural                         Mustafa Kalaycı                         Erkan Akçay

                  İzmir                                     Konya                                    Manisa

                  Ali Öz                             Mesut Dedeoğlu                      Ruhsar Demirel

                 Mersin                             Kahramanmaraş                           Eskişehir

“Hanede birden fazla bakıma ihtiyacı olan engelli bulunması halinde kişi başına düşen ortalama aylık gelir tutarının hesaplanmasında net bir aylık asgari ücret tutarından az olursa evde bakımdan yararlanır.”

BAŞKAN – Okunan önergeye Komisyon katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ VEDAT DEMİRÖZ (Bitlis) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

AİLE VE  SOSYAL POLİTİKALAR BAKANI AYŞENUR İSLAM (Sakarya) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Mersin Milletvekili Sayın Ali Öz konuşacak önerge üzerine.

Buyurun.

ALİ ÖZ (Mersin) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 524 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 21’inci maddesi üzerine Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına vermiş olduğumuz değişiklik önergesiyle ilgili söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygılarımla selamlıyorum.

Şimdi, burada bir adaletsizliği gidermek, hakkaniyeti tesis etmek adına vermiş olduğumuz bir önerge. Aslında, ailede engelli bir bireyi olan, bir vatandaşı olan aileye verilecek olan evde bakım yardımının belirlenmesi noktasında sadece özür derecesinin veya ailenin gelirinin esas alınması dışında, mutlak bakıma ihtiyaçlık veya destek durumu, hangisi söz konusuysa ona göre bir belirlemenin yapılması lazım.

Ben buradan, tekraren, Sayın Bakana seslenmek istiyorum: Sayın Bakanım, normal şartlarda Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı olarak bu torba içerisindeki ilgili maddelerin tamamını geri çekmenizi aslında size tavsiye etmek isterim. Onun da sebebi şu Sayın Bakanım: Bu konuyla alakalı gerçekten bilgisi olan, birikimi olan, deneyimi olan, sahadaki eksiklikleri doğru tespit etmiş olan insanlarla beraber, milletvekilleriyle beraber Komisyonda bu konuların uzun uzadıya tartışılarak Avrupa normlarında bir yasanın yapılmaması, Türkiye Büyük Millet Meclisinin önemli eksiklerinden bir tanesidir. Dolayısıyla, burada, engelli vatandaşlarımızla alakalı yapılacak olan düzenlemenin sadece bir torba içerisinde değil, engellilerin tüm özlük haklarıyla alakalı, engelli bakım yardımlarıyla alakalı, engellilerin istihdam edileceği alanlarla ilgili çok köklü bir değişiklik yapılmasına ihtiyaç olduğu kanaatindeyim. Dolayısıyla, bunu bir torba yasa içerisinde değil, engellilerin tüm sorununu içine alan bir esas komisyon olarak Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonunda, gerçekten sizin de milletvekillerinizin daha önce özel sohbetlerimizde görüştüğümüz çok anlamlı fikirlerine değer vererek yeni bir tasarıyı oluşturmanın ülkemiz açısından daha yararlı olacağı kanaatindeyim.

Burada 13/7/2013 tarihinde evde bakım yardımıyla alakalı vermiş olduğum bir kanun teklifinde, engelli ailelerine bakım yardımı için verilen miktar ve verilme şekillerinin yeniden düzenlenmesi gerektiğini ifade ederek, ailede bulunan engelli sayısı, mutlak bakım veya destek gerekliliği, aile fertlerinin sayısı, bunların hepsinin ortaklaşa değerlendirilip ailede kaç birey varsa bu bireylerin sayısına göre miktar sabit tutularak bir aileye toptan gelir temin etmenin daha hakkaniyetli ve daha adil olduğu düşüncesiyle bir kanun teklifi vermiştim. Eğer bu düzenleme bu şekilde olmuş olsaydı, ailelerin geliri ve verilecek ödenek eşit olacaktı. Bunu şöyle bir örnekle izah etmek gerekirse: 4 kişilik bir ailede, örneğin, aile geliri 1.400 TL ise siz buna 800 TL bir devlet desteği verebilirdiniz ama ailenin geliri 1.600 TL ise buna da 600 TL’lik bir gelir desteği verirdiniz ve bu, hakkaniyete daha uygun olurdu.

Dolayısıyla, bir de burada, bu kanun tasarısının son maddesinde dile getirilmesi gereken bir husus daha var. Engelli vatandaşlarımızın, özellikle aile gelirini artıran… Aile fertlerinden bir tanesi yeniden Sosyal Güvenlik Kurumu kapsamında olup gelir getiren herhangi bir yerde çalışmaya başladığı zaman, kabul edersiniz ki ailenin hesaplanan normal geliri artmış olacak. Dolayısıyla, bu gelirin geri alınması noktasında da son paragrafta geçen “bu verilen miktarın tamamının yasal faiziyle birlikte alınması” yerine, “ailenin gelirini aşan kısmının ve bu insanları da mağdur etmeyecek şekilde taksitlendirerek alınması”nın hakkaniyete daha uygun olacağı kanaatindeyim.

Dolayısıyla, bu düzenlemede, ailede 2 engelli vatandaş varsa normal hesabın asgari ücretin 2/3 düzeyi üzerinden değil, asgari ücret üzerinden hesaplanmış olmasının bu ailelere daha fazla katkı sağlayacağı inancında olduğumu ifade ediyor, yüce heyetinizi saygılarımla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Kanun Tasarısının 21. Maddesindeki “asgari ücretin aylık net tutarının 2/3’ünden daha az olan” ibaresinin “asgari ücreti geçmemek kaydıyla” olarak değiştirilmesini arz ederiz.

Hülya Güven (İzmir) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ VEDAT DEMİRÖZ (Bitlis) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANI AYŞENUR İSLAM (Sakarya) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – İzmir Milletvekili Sayın Hülya Güven konuşacak önerge üzerinde.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

HÜLYA GÜVEN (İzmir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 524 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 21’inci maddesiyle ilgili olarak verdiğimiz değişiklik önergesi hakkında konuşmak üzere bulunuyor, yüce heyeti saygıyla selamlıyorum.

Sayın milletvekilleri, bu madde, AKP Hükûmetinin engelliye bakan yurttaşlara verilecek bedeli sağ elle verip sol elle aldığının bir örneği. Bu maddede, engelli için yirmi dört saat bakım hizmeti veren kişilerin bu aylığı hak etmesi için, aile içinde kişi başı aylık gelir tutarının asgari ücretin aylık net tutarının 2/3’ünden az olması, yani 486 liranın altında olması koşulu aranıyor. Yani 1 kişinin bir ay yaşaması için biçilen değer 486 lira. 488 olursa veya 490 olursa bu haktan yararlanamıyorlar.

Üstelik madde nasıl başlıyor? “Her ne ad altında olursa olsun her türlü gelirler toplamı esas alınmak suretiyle” diye başlıyor bu madde. Yani gecekonduda olsa, evi varsa “Tapusu var.” diye kabul ediliyor çünkü kira vermesi gerek bu haktan yararlanması için. Televizyonun markasına  bakılıyor. Birileri bağışladıysa “Çamaşır makinesi var.” deniliyor. Yine bağışlandıysa “3 tane çekyatı...” deniliyor. Biz bunları  yaşıyoruz Sayın Bakan.

Yani kişiler bağış almamalı, bir tane de olsa barınacak evi olmamalı, tüm bunların karşılığında kadın ya da erkeğe engelli bakımı karşılığında 750 lira gibi bir bedel ödeniyor. Ama bir şey daha var: Bakım parası, ailenin engellisi eğer engelli aylığı alıyorduysa kesiliyor. Değişen ne peki? Yani bir veriyorsunuz, bir alıyorsunuz çünkü engelli aylığı alabilmek için ailede kişi başı gelirin 240 liranın altında olması gerekiyor.

Bu kanun tasarısını hazırlayanlara engelliyle birlikte yaşayan ve ona bakmak zorunda kalan kadınların sorunlarını dinlediniz mi diye sormak istiyorum; sigortasız, sağlık güvencesiz, yirmi dört saat çalışan ev işçilerinin. Kanun tasarısı çözüm getiriyor mu? Hayır. Aslında, çözümden çok, sorun getiriyor.

Yine, bu tasarıda engelli bakımevlerinin açılması için teşvik mevcut. Zaten engelli bakımevleri yok mu? Denetimini yapamadığınız için engelliler tecavüzlere, kötü muamelelere ve kötü uygulamalara maruz kalmaktadırlar. Kanunlardaki mevcut düzenlemeler varken, karşımıza daha önce yokmuş gibi algı yaratılmaya çalışılmakta, yeni kanunlar çıkıyormuş gibi görülmekte. Amaç, engelliler için çalışıyoruz algısı yaratmak herhâlde. Birkaç engelli aileyle konuşulsa sorunların ne kadar büyük ama buna karşılık, çözümlerin de ne kadar kolay olduğunu görmek mümkündür.

Yoksulluktan nemalanan Hükûmetiniz, engelli ailelere de “Uslu durmazsanız keseriz.” korkusunu yaşatmaktadır. Örnek vereceğim: Çocuğu Gezi eylemlerine katıldı diye, engelli bir babanın aldığı engelli aylığı kesildi. Üstelik “Yanlış ödenmiş.” diye geriye dönük borç da çıkarıldı. Şimdi, o kişi ne yapıyor? Çalışamayan bu kişi şimdi aç dolaşıyor.

ALİ ŞAHİN (Gaziantep) – Sayın Vekilim, bu mümkün değil, biraz gerçekçi olalım.

HÜLYA GÜVEN (Devamla) – Bunlar yaşanmış bir örnek.

Engelli kadınların sorunları da ayrı. Evlenirlerse yine, asgari ücret de olsa, engelli aylıkları kesiliyor. “Aile önemli.” diyen AKP, aslında aile olmayı önlüyor ya da “Kız-erkek birlikte yaşıyorlar.” diye, birlikte yaşayanların avına çıkıyor. Yoksul bir ülkenin, hâlâ yoksullaştırmaya devam ettirdiğiniz bir ülkenin Hükûmetinin milletvekili olmaktan gurur duymadığınızı umuyor, saygılar sunuyorum.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum:

Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

22’nci maddede üç adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Kanun Tasarısının 22. Maddesindeki "Adalet Bakanlığı'nın görüşü alınarak" ifadesinin "Adalet Bakanlığı'nın olumlu görüşü alınarak" olarak değiştirilmesini arz ederiz.

                  Haydar Akar                                      İzzet Çetin                               Ferit Mevlüt Aslanoğlu

                      Kocaeli                                             Ankara                                             İstanbul

            Aydın Ağan Ayaydın                                Musa Çam                                      Hülya Güven

                     İstanbul                                              İzmir                                                 İzmir

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 524 sıra sayılı Kanun Tasarısının 22’nci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                  Oktay Vural                                   Mustafa Kalaycı                                   Erkan Akçay

                        İzmir                                                Konya                                              Manisa

                Mehmet Günal                                    Emin Çınar                                           Ali Öz

                      Antalya                                          Kastamonu                                           Mersin

"MADDE 22- 2828 sayılı Kanuna aşağıdaki ek madde eklenmiştir.

"EK MADDE 9- Haklarında korunma, bakım veya barınma tedbiri kararı alınarak Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığına ait sosyal hizmet kuruluşlarına yerleştirilmiş olan çocukların, eğitimleri ile hayat veya beden bütünlüklerinin korunması açısından zorunlu olan hâllerde, veli veya vasiye ait yetkiler çocuğun bulunduğu yerdeki sosyal hizmet kuruluşunun belirlenecek yetkilisi veya sorumlusu tarafından kullanılır. Yapılan iş ve işlemler hakkında veli veya vasiye derhal bilgi verilir. Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar Adalet Bakanlığının görüşü alınarak Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığınca çıkarılan yönetmelikle düzenlenir."

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 524 sıra sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifinin 22’nci maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederim.

                 İdris Baluken                                     Demir Çelik                                     İbrahim Binici

                       Bingöl                                                Muş                                               Şanlıurfa

                  Bengi Yıldız                                     Hasip Kaplan                                     Adil Zozani

                      Batman                                              Şırnak                                              Hakkâri

BAŞKAN – Son okunan önergeye Komisyon katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MUSTAFA ŞAHİN (Malatya) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANI AYŞENUR İSLAM (Sakarya) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Madde metninde geçen "veli veya vasisine ulaşmanın mümkün olmadığı acil ve zorunlu hallerde" ibaresi açık ve şeffaf değildir. İbaredeki "acil ve zorunlu haller"in sınırının da çizilmemiş olması idareye keyfi uygulama yetkisi tanıyabilmektedir. Bu nedenle bu ibarelerin sınırları kanun tasarısında çizilmelidir.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 524 sıra sayılı Kanun Tasarısının 22’nci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Ali Öz (Mersin) ve arkadaşları

"MADDE 22- 2828 sayılı Kanuna aşağıdaki ek madde eklenmiştir.

"EK MADDE 9- Haklarında korunma, bakım veya barınma tedbiri kararı alınarak Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığına ait sosyal hizmet kuruluşlarına yerleştirilmiş olan çocukların, eğitimleri ile hayat veya beden bütünlüklerinin korunması açısından zorunlu olan hâllerde, veli veya vasiye ait yetkiler çocuğun bulunduğu yerdeki sosyal hizmet kuruluşunun belirlenecek yetkilisi veya sorumlusu tarafından kullanılır. Yapılan iş ve işlemler hakkında veli veya vasiye derhal bilgi verilir. Bu maddenin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar Adalet Bakanlığının görüşü alınarak Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığınca çıkarılan yönetmelikle düzenlenir."

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MUSTAFA ŞAHİN (Malatya) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANI AYŞENUR İSLAM (Sakarya) – Katılmıyoruz.

OKTAY VURAL (İzmir) – Gerekçe…

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Haklarında korunma, bakım veya barınma tedbiri kararı alınarak Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığına ait sosyal hizmet kuruluşlarına yerleştirilmiş çocuklarla ilgili yapılan işlemlerin zaten çocuğun yüksek yararlarını gözetmesi gerekmektedir. Bunun kanunla belirtilmesine gerek yoktur. Ayrıca önergemizle kanundaki muğlak ifadeler giderilerek kanun maddesi daha anlaşılır hale getirilmiştir.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum:  Kabul edenler…  Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Kanun Tasarısının 22. Maddesindeki "Adalet Bakanlığı'nın görüşü alınarak" ifadesinin "Adalet Bakanlığı'nın olumlu görüşü alınarak" olarak değiştirilmesini arz ederiz.

Hülyan Güven (İzmir) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MUSTAFA ŞAHİN (Malatya) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANI AYŞENUR İSLAM (Sakarya) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde İzmir Milletvekili Sayın Hülya Güven konuşacak.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

HÜLYA GÜVEN (İzmir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 524 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 22’nci maddesiyle ilgili olarak verdiğimiz değişiklik önergesi hakkında konuşmak üzere bulunuyor, yüce heyeti saygıyla selamlıyorum.

Sayın milletvekilleri, öncelikle 1983 yılında yayımlanan 2828 sayılı Sosyal Hizmetler Kanunu’nun 24’üncü maddesinden bazı bölümleri okumak istiyorum: “Korunma kararı genel olarak çocuk reşit olana kadar devam eder. Ancak bu karar, korunma kararına neden olan şartların ortadan kalkması halinde Kurum yetkililerinin önerisi üzerine mahkemece çocuk reşit olmadan önce kaldırılabileceği gibi reşit olduktan sonra da çocuğun rızası alınmak şartıyla devamı hususunda karar verilebilir. 18 yaşını tamamlamış olan korunmaya muhtaç çocuklardan; öğrenime devam etmeyen 18 yaşını doldurmuş çocukların bir iş veya meslek sahibi edilerek kendi kendilerine yeterli olabilmelerinin sağlanması amacıyla 20 yaşına kadar korunma kararları uzatılabilir.” Bunlardan korunma kararı kalkmış; ancak tek başına yaşamını sürdüremeyecek durumda olan kız çocuklarına da yine, destekler sürekli olarak verilebilmekte. Yani uygulansa mevcut çok güzel yasalarımız var, iyi çalıştırılsa, kâğıt üstünde kalmasa ne isim değişikliklerine ne de kelime eklemelerine gerek kalacak.

Bugün, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığına ait sosyal hizmet kuruluşlarına yerleştirilen çocukların ne kadar çok ihmal edildiklerini görüyoruz. 18 yaşını doldurduğu için sokakta bırakılan -üstelik kanuna aykırı olarak- genç kızları, genç erkekleri biliyoruz. Koruma altında bulunan çocuklara bağımsız yaşama yeteneklerini geliştirme fırsatı verilmediği için de çoğu liseyi bile bitirememektedirler. Düzenli bir işleri de olmadığı için kötü koşullarda yaşamak zorunda kalmaktadırlar.

Bu durum, madalyonun bir yüzü, diğer yüzü ise yuvalarda koruma altında yaşayan kız çocuklarının da korunamadığı. Medyaya da yansıdı, Taksim’deki yuvada, daha sonra Aydın’daki yuvada yaşananları biliyoruz. Kız çocuklarının fuhşa yönlendirildiklerini öğrendik. Üstelik suçluları tespit için bir yıl beklenmiş, teknik takibe tabi tutulmuş yani bir yıl daha fuhşa yönlendirilmişler. İş bulduğu belirtilen genç kızların ise nerelerde çalışma savaşı verdikleri, genç erkeklerin ne yaptıkları bilinmiyor yani kısaca devlet baba, babalık görevini yerine getirmiyor. Aslında yasalarımıza göre kamu kurum ve kuruluşları tıpkı engellilerde olduğu gibi, koruma altındaki çocuklar için de kadro ayırmak zorunda. Ancak ne sınav açılıyor ne de istihdam ediliyorlar, engelliler gibi. Kurumdan 18 yaşını doldurduğu için çıkarılan çocuklar, işsiz ve sosyal güvencesiz olarak yaşam savaşı veriyorlar ama amaç, çözüm bulmak değil de yurttaşları oyalamak olunca karşımıza, bu örnekte de olduğu gibi, daha çok çorba yasalar çıkacaktır. Çocuk yuvaları denetlenmediği için de çocuklar koruyucu ailelere devredilmeye çalışılıyor. Evlat edindirme için sarf edilen denetim çabası koruyucu ailelere gösterilemiyor. Çocuk için verilecek parayı geçim kaynağı olarak görecek bir aile, çocuğa ne kadar yararlı olur ve kendi çocuklarından nasıl ayrılabilir ki?

Yoksulluğu yönetmeyi ve yoksulluktan nemalanmayı bırakmadığınız sürece sorunlar büyüyecek ve yumak hâline gelecektir. Geçici olarak çorba yasalarla çözüm getiriyormuş gibi görünmek de yoksulluğu ortadan kaldırmaz. Tüm yoksullukların kaldırılmasını ve tasarı maddelerinin tekrar gözden geçirilerek düzeltilmesini umuyor, saygılar sunuyorum.

Teşekkür ederim.(CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Karar yeter sayısı…

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler…  Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı yoktur.

Beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 23.49

DOKUZUNCU OTURUM

Açılma Saati: 23.53

BAŞKAN: Başkan Vekili Ayşe Nur BAHÇEKAPILI

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Muharrem IŞIK (Erzincan)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 54’üncü Birleşiminin Dokuzuncu Oturumunu açıyorum.

İzmir Milletvekili Hülya Güven ve arkadaşlarının önergesinin oylamasında karar yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi önergeyi yeniden oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kara yeter sayısı vardır, önerge kabul edilmemiştir.

524 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Komisyon? Burada.

Hükûmet? Burada.

22’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…  Kabul edilmiştir.

23’üncü maddede üç adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Kanun Tasarısının 23. Maddesindeki "asgari ücretin aylık net tutarının üçte birinden az" ifadesinin "asgari ücretin yarışma kadar" ifadesiyle değiştirilmesini arz ederiz.

    Haydar Akar                           İzzet Çetin              Ferit Mevlüt Aslanoğlu

       Kocaeli                                  Ankara                       İstanbul    

Aydın Ağan Ayaydın                    Musa Çam                   Hülya Güven

       İstanbul                                  İzmir                            İzmir

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 524 sıra sayılı Kanun Tasarısının 23 üncü maddesinde yer alan “4734 sayılı Kanunun 21 inci maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinin tabi olduğu usule göre" ibaresinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

    Oktay Vural                        Mustafa Kalaycı                  Erkan Akçay

        İzmir                                     Konya                           Manisa

   Mehmet Günal                        Emin Çınar                       Ali Öz

       Antalya                               Kastamonu                        Mersin

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 524 Sıra Sayılı Yasa Tasarısının, 2828 sayılı Kanuna ek madde eklemeyi öngören 23'üncü maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilerek tasarı metnine eklenmesini arz ve teklif ederiz.

Madde – 23: 2828 sayılı Kanuna aşağıdaki ek madde eklenmiştir.

"EK MADDE 10- 65 yaşını doldurmuş ve her ne ad altında olursa olsun esas alınmak suretiyle, hane içinde kişi başına düşen ortalama aylık gelir tutarı asgari ücretten az olan Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarına, bulundukları yerleşim yerlerinin yerel yönetimleri tarafından bakım hizmeti verilir. Bu bakım hizmetinin kapsamı ve veriliş şekli yerel yönetimlerin kendi meclislerinde karar altına alınır. Merkezi düzeyde toplanan primler ve diğer ödenekler kentin nüfus yapısı, yoğunluğu ve gelirlerine göre belirlenerek ilgili yerel yönetim birimine aktarılır. Bakım hizmetinin, hizmet alım yoluyla gerçekleştirilmesi, 4734 sayılı kanunda belirtilen ilgili esaslara tabidir.”

                 İdris Baluken                                     Bengi Yıldız                                     Hasip Kaplan

                       Bingöl                                              Batman                                              Şırnak

                  Demir Çelik                                    İbrahim Binici                                     Adil Zozani

                        Muş                                              Şanlıurfa                                            Hakkâri

BAŞKAN – Önergeye Komisyon katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ CAHİT BAĞCI (Çorum) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANI AYŞENUR İSLAM (Sakarya) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Yaşlılar için evde bakım hizmetlerinin yerel yönetim odaklı sunulması ve hizmetten yararlanmak için öngörülen gelir şartının iyileştirilmesi amaçlanmıştır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 524 sıra sayılı Kanun Tasarısının 23 üncü maddesinde yer alan "4734 sayılı Kanunun 21 inci maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinin tabi olduğu usule göre" ibaresinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

Ali Öz (Mersin) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ CAHİT BAĞCI (Çorum) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANI AYŞENUR İSLAM (Sakarya) – Katılmıyoruz.

OKTAY VURAL (İzmir) – Gerekçe…

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

65 yaşını doldurmuş ve muhtaç olan Türk vatandaşlarına 4734 sayılı Kamu İhale Kanununun 21 inci maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinin tabi olduğu usule göre hizmet alımıyla bakım hizmeti verilebilmesi öngörülmektedir.

Anılan hüküm, doğal afetler, salgın hastalıklar, can veya mal kaybı tehlikesi gibi ani ve beklenmeyen veya idare tarafından önceden öngörülemeyen olayların ortaya çıkması üzerine ihalenin ivedi olarak yapılmasının zorunlu olması durumunda pazarlık usulünü öngörmektedir.

Bu düzenleme ihalelerin istenildiği gibi yönlendirilmesine yol açabilecektir.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Kanun Tasarısının 23. Maddesindeki "asgari ücretin aylık net tutarının üçte birinden az" ifadesinin "asgari ücretin yarısına kadar" ifadesiyle değiştirilmesini arz ederiz.

Hülya Güven (İzmir) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ CAHİT BAĞCI (Çorum) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANI AYŞENUR İSLAM (Sakarya) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – İzmir Milletvekili Sayın Hülya Güven konuşacak.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

HÜLYA GÜVEN (İzmir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 524 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 23’üncü maddesiyle ilgili olarak verdiğimiz değişiklik önergesi hakkında konuşmak üzere bulunuyor, yüce heyeti saygıyla selamlıyorum.

Sayın milletvekilleri, bu maddeyle, 65 yaşını doldurmuş ve hane içinde kişi başına düşen aylık gelir tutarı asgari ücretin üçte 1’inden az olan yani 240 liranın altında olan yaşlılara, hizmet alımıyla bakım hizmeti verilebileceği belirtiliyor. Aslında, bu durumun iki önemli sakıncası var: Birincisi, kişi başı 240 lira gelir biçilmiş yani 245 lira olursa bu haktan yararlanamayacak. Engelli bakımı için ailede kişi başı gelire 486 lira değer biçilirken, 65 yaş için 240 lira gibi bir rakam değer biçiliyor. Yani yaşlı tek başına olsa, kiralık bir evde de oturduğunu düşünsek bu parayla nasıl geçinecek, 245 lira nasıl yetecek? Üstelik yine burada her türlü gelir toplamı esas alınıyor diğerlerinde de olduğu gibi. Üstelik, yönlendirilen ve bakım hizmeti verecek kişinin yemesini içmesini de kim karşılayacak, o da bir sorun olarak karşısına çıkacak yaşlının. Yani yaşlıya “Aman gerek yok, gelmesin.” diye düşündürtecek bir madde.

İkinci önemli sorun ise taşeronluğu teşvik etmesi. Hizmet alımı ile çalıştırılacak kişinin niteliği, bilgisi ne olacak, belli değil. Engelli kişilere bakanlardan kıskandığınız ve ödemediğiniz asgari ücreti alacaklar belki ama taşeron ile çalışanların sorunlarını yaşayacaklar. Garantileri olmadan, sendikaları olmadan, toplu sözleşme hakları olmadan modern kölelik yapacaklar. Yani bir köle grubu daha yaratılıyor. Eğer yaşlı ya da engelli olsun, onlar emekli olarak da olsa, refah içinde yaşlılıklarını yaşayacak bir gelire sahip olsalar, bakım için ihtiyaçlarını kendileri karşılayabileceklerdir, bu tür yardımlara ihtiyaçları olmayacaktır. Bugün, emeklilere bakıyoruz, sürünüyorlar, tedavide katkı payı ödedikleri için tedavi de olamıyorlar.

Çalışan kişiye gelince, bir yandan “Taşeronluk kaldırılacak.” diyerek umut dağıtılıyor ama diğer yandan da taşeron işçi sayısı artırılıyor. “Bazılarına kadro verilecek.” denilirken, sağlık dâhil birçok çalışma alanında taşeron sayısı artıyor -hekimler, hemşireler, teknisyenler- yani sayıları bitmiyor. Üstelik iş kazaları ve ölümler de en çok taşeron sistemiyle çalışanlarda ortaya çıkıyor. Taşeronun alt taşeronu, onun da alt taşeronu; yani bunlar köle çalıştırmak değil de nedir?

Hastanelerde “temizlik işçisi” adı altında alınan kişiler hasta bakımı yapıyor, enjeksiyon yapıyor ve birçok sorunlar ortaya çıkıyor. Peki, bu taşeron elemanlar yaşlıya nasıl bakacaklar? Üstelik yaşlıya bakan kişinin evde ayağı kayıp düşse sorumlu kim olacak? Bu kanun tasarısının maddesi açık değil. Bakım verecek kişinin niteliği nasıl olacak? Hizmet alımını yaşlı mı yapacak, Bakanlık mı yapacak? Denetim nasıl ve kim tarafından yapılacak?

Emeğin iş güvencesini ortadan kaldıran bir sistem. Belki de yaşlıların bir yakınına taşeron aracılığıyla para aktarmayı düşünerek bir düzenleme yapılıyor. Herhâlde seçim yatırımı olarak kullanılacak bu yöntem, seçimden sonra da kesersiniz zaten. Ancak, aylık geliri 240 liradan yüksek olan, örneğin 250 lira olan yaşlıları mutsuz yapacaksınız. Taşeron ile bakım hizmeti alamayan yaşlı ve aileleri de mutsuz olacaklardır çünkü 240 liralık biçilen bedel ile kimse geçinemeyecektir ve sayıları 2 milyon olan taşeron işçileri kölelikten kurtarmak, insan haklarını gözeterek haklarını vermek, bunların hakça çalışmasını sağlamak devletin görevidir.

Kuralları belli olmayan bu maddenin daha açık şekle dönüştürülmesini ve taşeron sistemi olmaksızın çalışanların sağlanmasını, 240 lira altında gelir aranmasının kaldırılmasını önerir, saygılarımı sunarım.

Teşekkür ediyorum.(CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, 60’ıncı maddeye göre bir söz talep ediyorum efendim.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Hamzaçebi.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Maddede şöyle bir yazım sorunu olduğunu düşünüyorum, Sayın Bakanın bu konu üzerinde durmasını arzu ederim: Maddedeki ifade, anlam, 65 yaşını doldurmuş olan kişilerin bakım hizmetine ihtiyacı olduğu, bu nedenle de kendilerine eğer gelir durumu iyi değilse devlet tarafından bakım hizmeti verilebileceği düzenlenmektedir. Oysa 65 yaşını doldurmuş olan kişinin mutlaka bakım hizmetine ihtiyacı olacak diye bir şey yoktur yani 65 yaşın üzerindeki kişiyi “Güçten, takatten düşmüş kişi.” olarak tanımlamayı, böyle bir varsayımdan hareket ederek böyle bir düzenleme yapmayı doğru bulmuyorum. Kişi 60 yaşında olabilir ama gerçekten gelir durumu da iyi değildir ve bakım hizmetine de ihtiyaç duyabilir. Bunu Bakanlığın bir kez daha değerlendirmesinde yarar var diye düşünüyorum. Gelir durumu olmayan kişinin sağlık durumu son derece iyi olabilir, bu anlayışı bir kere bir kenara bırakmak lazım. 65 yaşın altında olup da hem gelir durumu iyi olmayan hem de bakıma ihtiyacı olan kişilerin bakım ihtiyacının da devlet tarafından karşılanması gerekir.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Hamzaçebi.

Açıklama mı yapacaksınız Sayın Bakan?

Buyurun, yerinizden…

AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANI AYŞENUR İSLAM (Sakarya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; burada amaç şu: 65 yaşın üzerinde olan fakat maddi durumu kendisine bakmaya yeterli olmayan vatandaşlar için özel bakımevlerinden hizmet satın alabilmenin önünü açan bir madde bu. Yani bizim huzurevlerimizde zaten bu tarz insanlarımıza bakıyoruz ama onun dışında, özel bakım hizmeti veren kuruluşlardan da hizmet satın alarak bu tür insanlara yardım etmenin önünü açan bir madde. Engelli olması şart değil ya da kendi işini görüp göremeyeceği şart değil. Yaşam standartları açısından ya da gelir durumu açısından bir kritere tabi tutuyoruz ve ortada kalmışsa, bakacak kimsesi yoksa, ailesi yoksa, geliri yeterli değilse hizmet satın alarak onların…

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Yani geliri yeterli değilse sağlık durumu da iyiyse…

OKTAY VURAL (İzmir) – İyiyse niye bakım hizmeti verilecek?

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – …kendisine bakabilecek durumda ise, bir bakım hizmeti yerine kendisine bir nakdî harçlık vermek, nakit yardımı yapmak daha doğru değil midir acaba?

OKTAY VURAL (İzmir) – İstismara açık olmaz mı?

AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANI AYŞENUR İSLAM (Sakarya) – Onu zaten yapıyoruz fakat barınma ihtiyacını karşılayabilmek açısından…

BAŞKAN – Karşılıklı konuşmayalım, şu meseleyi halledelim artık sayın milletvekilleri.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Ama şimdi burada siz sadece bir aylık gelir şartını koşuyorsunuz. Kişinin kendine ait bir evi olabilir, iyi veya kötü bir evde oturuyor olabilir ama gerçekten son derece düşük bir geliri olabilir, ayda 200 lira bir geliri olabilir. Kişinin sağlığı yerinde, onun sadece bir nakit yardıma ihtiyacı var ama siz buna mutlaka bir bakım hizmeti vereceğim diyorsunuz yani 65 yaşını geçmiş bir kişiyi güçten, takatten düşmüş bir kişi olarak varsayan bir anlayış var bu düzenlemenin gerisinde. Bu ifadeyi düzeltmek lazım.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Hamzaçebi, teşekkür ederim.

Herhâlde bir değerlendirme yaparlar.

24’üncü maddede üç adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının çerçeve 24 üncü maddesi ile 2828 sayılı Kanuna eklenen ek 11 inci maddesinin birinci fıkrasında yer alan "ücretsiz bakılmaya" ibaresinin "ücretsiz bakılan", "bakımının sağlanmasına" ibaresinin "bakımı sağlanan" şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Mihrimah Belma Satır              Mustafa Elitaş            Mehmet Doğan Kubat

    İstanbul                                   Kayseri                        İstanbul

İsmail Kaşdemir                 Gökcen Özdoğan Enç

  Çanakkale                                  Antalya

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Kanun Tasarısının 24. Maddesinin sonundaki "aylık net harçlık verilir" ifadesinin önüne "asgari ücretin 1/4'ünden az olmamak kaydıyla" ifadesinin eklenmesini arz ederiz.

Ferit Mevlüt Aslanoğlu                İzzet Çetin              Haydar Akar

     İstanbul                                   Ankara                    Kocaeli

Aydın Ağan Ayaydın                    Musa Çam               Ali Özgündüz

     İstanbul                                    İzmir                      İstanbul

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 524 sıra sayılı Kanun Tasarısının 24 üncü maddesinde yer alan “yaşlılar ile engelli bireylere;” ibaresinden sonra gelmek üzere “asgari ücretin dörtte birinden az olmamak üzere” ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

Oktay Vural                                                     Mustafa Kalaycı                                   Erkan Akçay

  İzmir                                                                     Konya                                              Manisa

Mehmet Günal Emin Çınar                                      Ali Öz

   Antalya                                                            Kastamonu                                           Mersin

Mesut Dedeoğlu

Kahramanmaraş

BAŞKAN – Okunan son önergeye Komisyon katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ CAHİT BAĞCI (Çorum) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANI AYŞENUR İSLAM (Sakarya) – Katılmıyoruz.

OKTAY VURAL (İzmir) – Mesut Dedeoğlu…

BAŞKAN – Kahramanmaraş Milletvekili Sayın Mesut Dedeoğlu konuşacak önerge üzerinde.

Buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

MESUT DEDEOĞLU (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 524 sıra sayılı Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 24’üncü maddesi üzerine vermiş olduğumuz değişiklik önergesi hakkında Milliyetçi Hareket Partisi Grubumuz adına söz aldım. Bu vesileyle yüce Meclisi saygılarımla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, bu maddede yapılan değişiklikle, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı ile Darülaceze bünyesinde oluşturulan kurumlarda ücretsiz kalarak bakım hizmeti alanlara her ay harçlık verilmesi konusunda düzenlemeye gidilmektedir. Bu düzenleme, ülkemizde geç kalınmış bir düzenlemedir; keşke bu düzenleme daha erken yapılabilseydi.

Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı Engelli ve Yaşlı Hizmetleri Genel Müdürlüğüne bağlı 107 adet devlet huzurevi bulunmaktadır, bu huzurevlerinde yaklaşık 10.899 yaşlıya bakım hizmeti verilmektedir. Bunun dışında, ülkemizde, diğer bakanlıklara, belediyelere, vakıf ve derneklere ait huzurevlerinde de yaşlılara bakım hizmeti verilmektedir ama bu yetersizdir. Buralarda verilen hizmetler de eklendiğinde, ülkemizde 300 adet resmî ve özel kurumlara ait huzurevlerinde yaklaşık 19 bin yaşlıya bakım hizmeti sunulmaktadır. Bu huzurevlerinin 36’sı Ankara’da, 42’si İzmir’de ve 85’i de İstanbul’da yaşlılara hizmet vermeye devam etmektedir. Huzurevlerinin dışında ülkemizde yaşlı hizmet merkezleri tarafından da bakım hizmeti verilmektedir. Yaşlı hizmet merkezlerinin dışında, 398.335 kişiye de evde bakım hizmeti verilmektedir. Birçok talep olmasına rağmen de devlet bunlara yeterli ilgiyi gösterememektedir. Ülkemizde yaşanan yoksulluk ve gelir dağılımı gibi sıkıntılar bakım hizmetinden yararlanan vatandaşlarımızın sayısını her geçen gün de maalesef ki artırmaktadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hiçbir yaşlı aç, açık ve muhtaç durumda bırakılmamalıdır. Devleti yaşatmanın yolu insanı yaşatmaktan geçer. Bu ülkenin değeri insanlarına verdiği değerle ölçülmektedir. Geleceğe güvenle bakabilmek için emekli ve yaşlıların onurlu bir yaşam sürmesini temin etmek zorundayız. Emekli ve yaşlılarımızın yalnızlığa mahkûm edilerek toplumdan dışlanmasına izin vermemeliyiz. Yaşlılara dönük politikalar onların yaşlılık dönemlerini kapsayacak şekilde hazırlanmalıdır. Hasta, engelli ve yoksul yaşlılar korunup gözetilmelidir, onların yaşam sevincini artıracak ve yaşam kalitesini koruyacak sosyal politikalar uygulamaya derhâl konulmalıdır. Yaşam kalitesi, hastalık ve bakıma muhtaçlık problemlerine yönelik çözümler üretilmelidir. Yaşlıların sağlık hizmetlerine kolay erişimi mutlaka sağlanmalıdır. Yaşlı sağlık hizmetlerinin standardı yükseltilerek bu hizmetlerden etkin bir şekilde yararlanılması temin edilmelidir. Yaşlılara günlük yaşamlarını sürdürebilmeleri için çağdaş standartlarda bakım ve yardım hizmetleri sunulmalıdır. Nüfus faktörü gözetilmeksizin her ilde yeterli düzeyde yaşlı bakımevleri açılmalı ve yaygınlaştırılmalı ve bu da teşvik edilmelidir. Yalnız yaşayan yaşlıların günlük ihtiyaçlarının karşılanmasına yönelik olarak da destek hizmetleri geliştirilmeli, mutlaka bu gereklidir. Bu çerçevede, muhtaç durumdaki yaşlılara evlerinde temizlik, günlük bakım, alışveriş gibi konularda destek hizmetleri artırılmalıdır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; muhtaç durumdaki yaşlı ve hastalar için bakıcı sistemi geliştirilmelidir. Muhtaç durumdaki ailelere yaşlısını koruyup kollaması ve onun her türlü ekonomik ve sosyal ihtiyaçlarını karşılaması konusunda destek sağlanmalıdır. Muhtaç durumdaki yaşlılara yapılan sosyal destek ödemeleri artırılmalıdır. Bu ödemeler incitmeden ve sosyal bir hak gerçeğinden hareketle yapılmalıdır.

Bu duygu ve düşüncelerle değişiklik önergemizin kabulünü diliyor, yüce Meclisi saygılarımla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Kanun Tasarısının 24. Maddesinin sonundaki "aylık net harçlık verilir" ifadesinin önüne "asgari ücretin 1/4'ünden az olmamak kaydıyla" ifadesinin eklenmesini arz ederiz.

Ali Özgündüz (İstanbul) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ CAHİT BAĞCI (Çorum) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANI AYŞENUR İSLAM (Sakarya) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – İstanbul Milletvekili Sayın Ali Özgündüz konuşacak. Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Arkadaşlar gelirken dediler ki: “Biraz canlılık getirin, çok fazla rehavet var.”

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Bakanım, size de hayırlı olsun diyorum.

Değerli arkadaşlar, bizim verdiğimiz önerge bu 24’üncü maddede, sosyal hizmet kuruluşları ve Darülacezede kalan… 24’üncü madde, ek 11 yani, yaşlı ve engelli bireylere harçlık verilmesini düzenleyen bir madde. Deniyor ki: “Her sene bütçe kanununda bu belirlenir.” Biz de diyoruz ki: “Bu miktar şimdiden belli olsun, asgari ücretin 1/4’ünden az olmasın.”

Değerli arkadaşlar ve özellikle Sayın Bakanım; şimdi, az önce tartışmaya konu olan 23’üncü maddeyle bu madde aslında çelişiyor yani mantığı çelişiyor. Burada yaş sınırı koymamışsınız, “yaşlı ve engelli” demişsiniz, bir önceki maddede 65 yaş sınırı koymuşsunuz. Orada bakım hizmeti veriyorsunuz, burada harçlık veriyorsunuz. Dolayısıyla, “yaşlı ve engelli…” Engelli tamam da yaşlı nedir? Yani, bir önceki maddede 65 yaş demişsiniz, burada sınır yok. Neye göre bunu belirleyeceksiniz ve neye göre harçlık vereceksiniz? Ki az önce Sayın Grup Başkan Vekilimizin dediği gibi, yani 65 yaşını doldurup da bakıma muhtaç olmayabilir. Dolayısıyla, bu insana bir harçlık vermekle yaşamını idame ettirmesi sağlanabilir. Orada “Hayır, biz harçlık vermeyeceğiz, ancak bakım hizmeti.” diyorsunuz. Burada “Zaten sosyal hizmet kuruluşunda kalan, Darülacezede kalan kişiye biz harçlık vereceğiz.” diyorsunuz. Bu, bence bir çelişki. Dolayısıyla, yeniden bir değerlendirme yaparsanız faydalı olur diye düşünüyorum.

Bir başka konu, değerli arkadaşlar, burada sadece Darülaceze ve sosyal hizmet kuruluşlarında kalan yaşlı ve engellilere böyle bir imkân tanınıyor. Çocuk yuvalarında kalan gençlerimiz ki onların daha çok harçlığa ihtiyacı var. Başka bir yerde düzenleme var mı, ben onu bilmiyorum, o konuda bir açıklama yaparsa Sayın Bakanım biz de öğrenmiş oluruz. Özellikle, öğrenim yaşında bulunan gençlere yani çocuk yuvalarında, sosyal hizmet kuruluşlarında kalan gençlere de bir harçlık verilmesi mutlaka sosyal devletin bir gereğidir.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Bakan çocuklarına da harçlık verseler nasıl olur?

ALİ ÖZGÜNDÜZ (Devamla) – Bildiğiniz gibi, Anayasa’mız Türkiye Cumhuriyeti’nin sosyal bir hukuk devleti olduğunu belirtmektedir. Tabii, yine, 58’inci maddede “Devlet, gençlerin uyuşturucu maddeden, suçluluk, kumar, kötü alışkanlıklardan korunması için gerekli tedbirleri alır.” diyor. E, burada kim devlet? Sizsiniz yani Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığıdır. Bugün Türkiye’nin, aslında hepimizin geleceğini tehdit eden en önemli sorun, gençlerin uyuşturucu ve madde bağımlığı sorunudur.

Değerli milletvekilleri, özellikle 12-18 yaş arasındaki gençlerimiz çok fazla -ne yazık ki- uyuşturucu ve bağımlılık yapan maddelere müptela bir durumda ve bunların tedavi gördükleri AMATEM merkezleri ne yazık ki yetersiz. Bu çok ciddi bir sorundur, hepimizin geleceğini ilgilendiren bir sorundur. Bu madde bağımlısı, uyuşturucu bağımlısı gençler hem asayiş açısından hepimizin güvenliğini tehdit eden bir sorun oluyor hem de hakikaten geleceğimizdir bu gençler. Yani, işte, gençleri korumak için “Efendim, alkol satışını bu saatten sonra yasaklıyorum, petrolde satmayacağım.” falan derken siz asıl özü kaybediyorsunuz. AMATEM’lerin fiziki ve sayısal olarak yetersiz olması nedeniyle birçok gencimiz, madde bağımlısı gencimiz tedavi olamıyor. Randevu veriliyor birkaç ay sonrasına, bu arada aile de sahip çıkamıyor. Bu kişiler kendi ailelerine, ebeveynlerine karşı bile yer yer şiddete başvurabiliyor. Dolayısıyla, bu konu çok daha önemlidir.

Bu konuda, Sayın Bakanım, Sağlık Bakanlığıyla sizin Bakanlığınız arasında aslında kimin görevi olduğu konusunda da bir sıkıntı var. Ben, daha önce, sizden önceki Sayın Bakana da aktarmıştım, Sağlık Bakanımıza da aktardım, yani AMATEM’ler kimin sorumluluğunda, bu ciddi bir sorun. Bunu devam ettireceğim bir sonraki maddede.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum, teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının çerçeve 24 üncü maddesi ile 2828 sayılı Kanuna eklenen ek 11 inci maddesinin birinci fıkrasında yer alan "ücretsiz bakılmaya" ibaresinin "ücretsiz bakılan", "bakımının sağlanmasına" ibaresinin "bakımı sağlanan" şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Mihrimah Belma Satır (İstanbul) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ CAHİT BAĞCI (Çorum) – Takdire bırakıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANI AYŞENUR İSLAM (Sakarya) – Katılıyoruz.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Maddede yer alan düzenlemede, sosyal hizmet kuruluşlarınca sunulan bakım hizmetinden faydalanan kişilere harçlık verilmesi öngörülmüş olup, uygulamada tereddüde sebep vermeyecek şekilde ifadenin açıklığa kavuşturulması amacıyla bu önerge hazırlanmıştır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmiştir.

Kabul edilen önerge doğrultusunda 24’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

25’inci maddede iki adet önerge vardır, önergeleri okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Kanun Tasarısının 25. Maddesinin sonundaki "bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önceki hükümler" ifadesinin "bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önceki ilgili tüm hükümler" olarak değiştirilmesini arz ederiz.

                  Haydar Akar                                      İzzet Çetin                               Ferit Mevlüt Aslanoğlu

                      Kocaeli                                             Ankara                                             İstanbul

            Aydın Ağan Ayaydın                                Musa Çam                                       Sedef Küçük

                     İstanbul                                              İzmir                                               İstanbul

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 524 sıra sayılı Kanun Tasarısının 25 inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                  Oktay Vural                                   Mustafa Kalaycı                                   Erkan Akçay

                        İzmir                                                Konya                                              Manisa

                Mehmet Günal                                    Emin Çınar                                           Ali Öz

                      Antalya                                          Kastamonu                                           Mersin

               Mesut Dedeoğlu

              Kahramanmaraş

MADDE 25- 2828 sayılı Kanuna aşağıdaki geçici madde eklenmiştir.

"GEÇİCİ MADDE 10- Bu Kanunun ek 7 nci maddesi kapsamında özel bakım merkezlerinde veya ikametgâhında bakım hizmeti verilenlerin gelir değişikliklerinin tespitinde ve bu hizmetlerden yararlanmak için başvurmuş olanların ise gelir durumunun tespitinde, 1/7/2014 tarihine kadar bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önceki hükümler uygulanmaya devam olunur.”

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ CAHİT BAĞCI (Çorum) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANI AYŞENUR İSLAM (Sakarya) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Kahramanmaraş Milletvekili Sayın Mesut Dedeoğlu konuşacak.

Buyurun.

MESUT DEDEOĞLU (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 524 sıra sayılı Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın 25’inci maddesi üzerine vermiş olduğumuz değişiklik önergesi hakkında Milliyetçi Hareket Partisi Grubumuz adına söz aldım. Bu vesileyle yüce Meclisi saygılarımla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, kronik hastalıkların yaygınlaşması ve ülke nüfusunda ortaya çıkan yaşlanma gibi nedenler tüm dünyada evde bakım hizmetlerine olan önemi arttırmaya başlamıştır. Bu bakımdan, ülkemizde de evde bakım hizmetleri profesyonel bir hizmet kolu ihtiyacına dönüşmüş durumdadır. Ülkemizde 2011 yılında yaklaşık 352 bin kişiye devlet tarafından evde bakım hizmeti verilirken, bu sayı 2012 yılında 398 bin kişiye kadar yükselmiştir. Her yıl artan ekonomik ve sosyal sorunlara bağlı olarak, ülkemizde evde bakım hizmetlerinden yararlanan kişilerin sayısı sürekli olarak artış göstermektedir. Yaşlılara yönelik evde bakım hizmeti ve sürekli sağlık hizmeti sunumu ülkemizin en önemli sorunlarının arasına girmiştir.

Ülkemizde bakım hizmetleri her ne kadar ailenin temel sorumluluğu gibi görülse de nüfus yapısında ortaya çıkan durum bunu değiştirmektedir. Kadınların iş hayatında geçmişe oranla daha fazla yer alması gibi nedenler bakım hizmetlerine olan ihtiyacı her geçen gün daha da arttırmaktadır. Uzun süreli yaşlı bakım hizmeti hem çalışan hem de evde bakım hizmeti veren aile bireylerini fiziksel, ruhsal ve sosyal yönden etkilemektedir. Bu yüzden, çalışma hayatını sıklıkla kesintiye uğratmaktadır, bu durum ekonomik kayba da yol açmaktadır. Bakıma muhtaç özürlü ve yaşlıların çok yönlü bakım taleplerinin artmasına bağlı olarak, bakımevleri ve huzurevleri gibi kuruluşların yanı sıra evde bakım hizmeti veren kuruluşların da sayısının arttırılması gerektiğini ortaya koymaktadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yaşlılığa bağlı olarak ortaya çıkan bakım hizmetleri bu alanda eğitim görmüş kişiler tarafından verilmelidir. Yaşlı bakım hizmetleri bakıma muhtaç kişilerin yaşam kalitesinin arttırılması bakımından da önemli bir konuma sahip duruma gelmiştir. Yaşlılık dönemindeki sağlık sorunları çoğunlukla kronik hastalıklara bağlı olarak seyretmektedir. Yaşlı bireyler, bu dönemde birden fazla ilaç kullanmakta ve hareket etmekte zorlanmaktadır. Yaşlı ve engelli nüfusun beslenme ve genel vücut temizliği gibi konularda da ihtiyaçları bulunmaktadır. İlaç tedavisiyle birlikte, verilecek diğer hizmetler bakımından ülkemizde yaşlı bakım teknikerleri büyük bir önem arz etmektedir, her geçen gün de bu teknikerlerin görev yerleri ve bunlarla ilgili çalışmalarla bu yaşlı bakımlarına yardımcı olunmalıdır. Yaşlı bakım teknikeri her ortamda yaşlı bireyin fiziksel, ruhsal ve sosyal yönden bakım hizmetlerini değerlendirmekte ve uygulamaktadır. Bakım hizmeti alan yaşlıların günlük yaşam kalitesi korunmalı, sürdürülmeli ve en üst düzeye yükseltilmelidir. Ülkemizde yaşlı bakım programı bölümü mezunu gençlerimiz, bugün bu alanlarda tıbbi ve sosyal bakım hizmetleri verebilecek durumda eğitim almışlardır. Bu kişiler yüksek düzeyde nitelikli bir eğitim almış olmalarına rağmen yaşlı bakım hizmetleri konusunda istihdam edilmeyi beklemektedirler.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yaşlı bakım hizmeti ise, bu programın mezunları yerine, bu konuda eğitim almayan ve meslek mensubu olmayan kişiler tarafından verilmektedir. Bu şekildeki uygulamalar, evde yaşlı bakımı hizmetlerini olumsuz yönde etkilemektedir.

Bu duygu ve düşüncelerle, önergemizin kabulünü diliyor, yüce Meclisi saygılarımla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

OKTAY VURAL (İzmir) – Efendim, müsaade etseydiniz de bir alkışları bitirseydik, ondan sonra oylamaya sunsanız iyi olurdu.

BAŞKAN – İyi alkıştı gerçekten Sayın Yeniçeri.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Kanun Tasarısının 25. Maddesinin sonundaki “bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önceki hükümler” ifadesinin “bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önceki ilgili tüm hükümler” olarak değiştirilmesini arz ederiz.

Sedef Küçük (İstanbul) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ CAHİT BAĞCI (Çorum) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANI AYŞENUR İSLAM (Sakarya) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – İstanbul Milletvekili Sayın Sedef Küçük, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

SEDEF KÜÇÜK (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 524 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 25’inci maddesi üzerine söz aldım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, bir ayı aşkın süredir tüm Türkiye yolsuzluğu, rüşveti, nüfuz ticaretini, tırları, görevden almaları, sürgün edilen polis ve savcıları, yargıya müdahaleyi konuşuyor ve bütün bu olup bitenleri şaşkınlıkla izliyor.

Aslında olup bitene şaşırmamak elde değil. Gezi protestolarında “Destan yazdı.” denilen polislerin aslında çete olduğunu, yıllarca iktidarla kol kola yürüyen cemaatin aslında paralel devlet olduğunu, Ergenekon, Balyoz ve KCK davalarında yaptıkları hararetle alkışlanan savcıların aslında hain olduğunu ve de aslında yolsuzluk diye bir şey olmadığını öğrenince, insan doğal olarak şaşkınlığa düşüyor.

Şaşırtan yalnızca bunlar da değil. Yine bu süreçte, içinde dolarlar olan ayakkabı kutularının aslında masum ama protesto için balkondan gösterilen ayakkabı kutularının ise birer suç unsuru olduğunu öğrendik. Yıllarca “Tüyü bitmemiş yetim hakkı” diyenlerin soruşturma konusu kendileri olunca kıllarının kıpırdamadığını gördük. Güzide basınımızın penguenlerden deve kuşlarına terfi ettiğine tanık olduk. Velhasıl, son bir buçuk ay içinde, ülkemizde, ileri demokrasi olmayan pek çok ülkede asla görülmeyecek, görülse de birkaç hükûmeti istifa ettirecek birçok olay yaşandı ve yaşanmaya devam ediyor.

Değerli milletvekilleri, bu süreçte kimin hakkında soruşturma açılsa, zamanlama için hep “manidar” denildi. Doğal olarak insan sormadan edemiyor: Bu soruşturmaların zamanlaması manidar da para sayma makineleri, para kasaları manidar değil mi? Savcılara edilen telefonlar, yargının tehdit edilmesi manidar değil mi? Bir zamanlar kahraman ilan edilen savcıların ve adli kolluğun oradan oraya sürülmesi manidar değil mi? Düne kadar yüzlerce insan sahte deliller uydurulup hapislere atılırken bunu alkışlayanların şimdilerde her taşın altında komplo aramaları hiç mi manidar değil? Haklarında soruşturma açılan binlerce insanın özel hayatı gazetelere çarşaf çarşaf dökülürken manidar değildi de şimdi mi manidar oldu?

Değerli arkadaşlar, tüm bunlar dün de yanlıştı, bugün de yanlış. (CHP sıralarından alkışlar) Cumhuriyet Halk Partisi dün de bunlara yanlış diyordu, bugün de yanlış diyor ama dün yanlışa yanlış diyemeyenlerin, hatta o yanlışlığı sonuna kadar savunanların bugün düştüğü durum hakikaten manidardır. (CHP sıralarından alkışlar) Umuyorum, siyaset kurumu bu yaşananlardan gerekli dersi almıştır. Masumiyet karinesi ve adil yargılanma hakkının ne denli elzem olduğu umuyorum görülmüştür. Adalet sistemini işinize geldiği gibi eğip bükmeye çalışmanın doğru sonuçlar doğurmadığı umarım öğrenilmeye başlamıştır.

Değerli milletvekilleri, demokratik rejimlerin öngörülebilir olması gerekir. İnsanlar, başlarına bir şeyler geldiğinde adalete sığınacaklarını bilmeliler. Eğer “paralel” denilirse “onun savcısı, bunun hâkimi” denilirse insanlar kime, nasıl güvenecek? İnsanlarda adalet duygusu incitilirse -ki adalet duygusu ülkemizde çok yara almıştır- geriye elde boş bir kabuk hâlini almış bir sistem kalır ve bu sistemin bırakın insanları, kendine bile hayrı dokunmaz. Bu yaşananlar hepimize adalet sistemindeki yanlışlıkları, kadrolaşmanın olumsuzluklarını ve hepsinden önemlisi, adaletin günü geldiğinde herkese lazım olduğunu göstermiştir. Bu durumu da düzeltmek inanın mümkündür. Yeter ki kişisel beklentiler veya biat duygusu veya itaat duygusu sağduyumuzun önüne geçmesin diyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

26’ncı madde de iki adet aynı mahiyette önerge vardır. Önergeleri okutacağım.

OKTAY VURAL (İzmir) – Efendim, önergemizi çekiyoruz.

BAŞKAN – O zaman, 26’ncı maddede bir adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Kanun Tasarısının 26. maddesinin metinden çıkarılmasını arz ederiz.

                  Haydar Akar                                      İzzet Çetin                               Ferit Mevlüt Aslanoğlu

                      Kocaeli                                             Ankara                                             İstanbul

            Aydın Ağan Ayaydın                               Sedef Küçük                                      Musa Çam

                     İstanbul                                            İstanbul                                               İzmir

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ CAHİT BAĞCI (Çorum) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANI AYŞENUR İSLAM (Sakarya) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – İstanbul Milletvekili Sayın Sedef Küçük konuşacak.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

SEDEF KÜÇÜK (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 524 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 26’ncı maddesi üzerine söz aldım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, toplumları ayakta tutan, biz duygusudur. Herhangi bir nedenle biz duygusu ortadan kalkarsa veya kaldırılırsa o toplumun barış içinde, huzur içinde yaşama olanağı da ortadan kalkar. Eğer, bu biz olma duygusu “onlar, bunlar, benden, senden” denilerek yıpratılırsa, olumlu, olumsuz her eleştirel sese “vatan haini” yaftası yapıştırılırsa, inanın, bunun altında hepimiz kalırız. Bizim düşmana ihtiyacımız yok, her taşın altından düşman çıkaran bir zihniyete de ihtiyacımız yok.

Bakınız, özellikle 17 Aralıktan bu yana muhalefete, gazetecilere, savcılara, iş dünyası temsilcilerine, sokakta “Hırsız var.” diye bağıranlara, velhasıl iktidarın istediğini söylemeyen herkese “vatan haini” denildi, “iç mihrak” denildi. Böyle yapılarak biz olma duygusu zedelendi, kapanması zor yaralar açıldı. Ben, bu söylemin tehlikesine dikkat çekmek istiyorum, vatan sevgisinin kimsenin tekelinde olmadığına, her eleştiri getirene “vatan haini” yaftası yapıştırılmasının ancak otoriter ülkelerde görüldüğüne dikkat çekmek istiyorum. Bu ülkede, hiç kimsenin bir diğerini “vatan haini” diye niteleme hakkı yoktur. Kimsenin kişisel beklentilerine uymuyor diye başkalarını düşman ilan etme hakkı da yoktur. Eğer, başka öncelikler yönetim önceliklerinin önüne geçerse sadece toplumsal gerilimler artmaz, bundan en büyük zararı bu ülkenin vatandaşları görür, bu asla unutulmamalıdır. (CHP sıralarından alkışlar)

Ayrıca, şunun altını da çizmek isterim ki: Var olan ve önümüzde duran tehlikeye dikkat çekmek, yolsuzluklara karşı çıkmak, tarafsız ve adil bir yargı istemek vatan hainliği değil, bilakis vatan borcudur. (CHP sıralarından “Bravo!” sesleri, alkışlar)

Değerli milletvekilleri, bu “vatan hainleri, iç ve dış mihraklar” ithamlarını duyunca 12 Eylülün muktedirlerini hatırlamadan edemiyor insan. O dönemde de meydan meydan, halka iç ve dış mihraklar sayılır, büyük bir komplodan bahsedilir ve hemen herkese “vatan haini” yaftası yapıştırıldı; cadı kazanları kaynatılınca ve birileri düşman ilan edilince tüm sorunların da ortadan kalktığı yanılgısına düşülürdü, sonrası malum. Bugün, hiç kimse o günleri hayırla yâd etmiyor. Nasıl ki bugünden o zamanlara bakıldığında, bir haksızlıktan, bir akıl tutulmasından, bir tahammülsüzlükten söz ediyorsak, bir on sene sonra da bugüne bakıldığında korkarım ki benzeri bir tablodan söz edilecek; denilecek ki: “Yolsuzluk iddiaları araştırılmak yerine, üstleri örtülmek istendi. Bunun için lobiler uyduruldu, ‘iç ve dış mihraklar’ denildi, ‘çeteler’ denildi, muhalefet vatan hainliğiyle suçlandı. Toplum yanlış yönlendirildi. Adalet duygusu zedelendi ve ülke zaman kaybetti. Ve bunlar vatan hainleri yüzünden değil, basiretsizlikten, yanlış yönetimden, ötekileştirmek yüzünden oldu.” İşte, bütün bunlar olmasın diye, Türkiye kendisini ayakta tutan biz duygusunu kaybetmesin diye, her şeyden önce bu söylemi terk etmek gerekir çünkü bu söylem çok tehlikeli bir söylemdir. Yarın, bu ülkenin insanları, aynen Nazım Hikmet gibi “Vatan ayakkabı kutuları ise kasalarınız ise vatan, evet, ben vatan hainiyim!” derse söylenecek söz mü kalır geride? (CHP sıralarından “Bravo!” sesleri, alkışlar)

Değerli milletvekilleri, her muhalife “hain” yaftasının yapıştırıldığı, şeffaflığın olmadığı, ucu kime dokunursa dokunsun yolsuzluk iddialarının soruşturulamadığı, hukukun işlemediği bir ülkeye demokrasi denilemez. Haber alma özgürlüğünün, basının, İnternet’in kısıtlandığı, sansüre uğradığı bir rejime de demokrasi denilemez. Yasaklarla, ben yaptım oldu mantığıyla ulaşılsa ulaşılsa ancak otoriter bir rejime ulaşılır. Böylesi bir rejimi halkına layık görenlerin de eninde sonunda kaybetmeye mahkûm olduğunu belirtiyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

27’nci maddede aynı mahiyette iki önerge vardır, okutup birlikte işleme alacağım.

OKTAY VURAL (İzmir) – Önergemizi çekiyoruz efendim.

BAŞKAN – O zaman, önerge sahipleri önergeyi çektiğinden, tek önerge üzerinde işlem yapacağız.

Buyurun.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Kanun Tasarısının 27. maddesinin metinden çıkarılmasını arz ederiz.

Haydar Akar                                                        İzzet Çetin                               Ferit Mevlüt Aslanoğlu

  Kocaeli                                                                 Ankara                                             İstanbul

Aydın Ağan Ayaydın                                            Sakine Öz                                        Musa Çam

     İstanbul                                                             Manisa                                               İzmir

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ CAHİT BAĞCI (Çorum) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANI AYŞENUR İSLAM (Sakarya) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde Manisa Milletvekili Sayın Sakine Öz konuşacak.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

SAKİNE ÖZ (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tasarının 27’nci maddesi üzerinde söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bu tasarı, söz alan muhalefet milletvekillerinin belirttiği gibi, birbirinden tümüyle ilgisiz konuları bir arada görüşmeye zorlayan, suçluluk telaşının ürünüdür; toplumumuzun gerçek talep ve beklentilerini büyük ölçüde dışlamış, yolsuzluk ve rüşvet skandalının üstünü sansür etmeye odaklanmış, 40 milyon İnternet, 32 milyon Facebook, 12 milyon Twitter kullanıcısı olan ülkemizde amacına ulaşmayacak yasakçı bir ağ kurmaya çalışmıştır; bilgiye erişimi, sosyal medya bağlantılı toplumsal direnişi engellemek gibi çağ dışı ve sonuçsuz bir yola başvurmuştur.

Keyfî sansüre dayalı bu tasarı, Kişisel Verilerin  Korunması Kanun Tasarısı bir türlü Meclis gündemine getirilmezken, özel hayatın gizliliğini korsan yasa maddeleriyle tümüyle ihlal etmekte, muhalifleri sanal yoldan fişlemektedir. Bu tasarı, kurulan alt komisyonlarda Meclis İçtüzüğü’nü ihlal eden önergelerle tartışmaya zorlanılmıştır. Geçen yıl zaten yasalaşmış 26 kanun maddesi, Meclisi takip etmeyen bazı vekiller tarafından tekrar teklif edilmiştir. İnternet sansürü uğruna, tasarıda zaten mevcut olan farklı konulardaki 22 madde bazı vekiller tarafından tekrar yazılmış, araya ise İnternet sansür maddesi konulmuştur. 125 maddelik bu tasarının çok sınırlı bir bölümü kadınları, engellileri, çocukları ilgilendirmekte; çalışanların özlük hakları, kadro talebi için adım atmaya korkulmaktadır. Çocuklarımızı okuldan koparan,  tehlikeli işlerde çalışma yaşını yönetmelikle düşüren devlet, Muğla Fethiye’de işe gitmediği için patronu tarafından motosiklet arkasında sürüklenen çocuğumuza bu skandalın hesabını vermelidir.

Sayın  milletvekilleri, bu tasarıda, erken yaşta evlenmeye zorlanan, yaşamı altüst edilen, kamuoyunda “çocuk gelin” olarak isim verilen kız çocuklarımızın acısını hafifletmeye dönük bir adım yoktur. Tasarı, çocuk yaşta ev ve eş yükü altına girmenin, oyun ve okul çağında tecavüze, baskıya ve ayrımcılığa uğramanın önüne geçmekten uzaktır.

TÜİK verileri, çocuk yaşta evlendirilen kız sayısını 180 bin olarak vermekte ancak bu sayı, dinî nikâhları ve nüfusa bildirilmeyen birlikte yaşamaları kapsamamaktadır. Her 100 kızımızdan 20’si 10-14 yaşları arasında, 36’sı 15-18 yaşları arasında evlendirilmiş, yaş büyütmek için mahkeme başvurusu yüzde 90 artmıştır. 18 yaşından küçük evliliklerin yarısı okuryazar olmayan çocuklarımız arasındandır. Her 100 evlilikten 35’i ise okuryazar olsa da artık okula gidemeyen çocuklarımız arasından gerçekleşmektedir. Mal, mülk ve soyun devamı adına 18 yaş altındaki akraba evlilikleri yüzde 40’lara dayanmıştır. Biz, çocuklarımız erken yaşta yaş almasın derken bu tasarı… Biraz önce, Bakan Ayşenur İslam “Ben böyle demedim.” dese de sonunda “Aileler, kendilerinin erken evlenmesi yüzünden böyle anlıyorlar.” diyerek aklamaya çalışması sürmektedir. Sayın Bakan, acaba Siirt Pervari’de öldürülen 14 yaşındaki kızımız Kader Erten’in resmine hiç baktınız mı? Sayın Ayşenur Hanım, sizce Kader üzerine binmiş yükle hiç 14 yaşında gözüküyor muydu? Temelinde cinsel istismar, tecavüz ve sapkınlık da yatan, sözüm ona “gelenek ve töre” adı altında açık bir baskı ve ayrımcılığa uğrayan yavrularımız, oyuncak gelinlerle oynayacak çağda doğuracakları bebeklerine anne ve abla olmaya zorlanırken Hükûmet daha ne kadar bekleyecek? Sayın Bakan, evlilik kurumunun masumiyeti ile çocuk yaşta evlendirmenin yol açtığı yıkımları birbirine karıştırmayacak adımı ne zaman atacaksınız?

Bu sorularımla birlikte, toplumumuzun gerçek sorunlarına odaklanan kanun tasarılarını görüşmek dileğiyle yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum, şayet beni dinlediyseniz. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

28’inci maddede üç adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Kanun Tasarısının 28. Maddesindeki "Maliye Bakanlığı tarafından" ifadesinin "Maliye Bakanlığı'nın olumlu görüşü olmak kaydıyla” olarak değiştirilmesini arz ederiz.

                    Sakine Öz                                 Aydın Ağan Ayaydın                               Haydar Akar

                      Manisa                                             İstanbul                                             Kocaeli

                   İzzet Çetin                                        Musa Çam                               Ferit Mevlüt Aslanoğlu

                      Ankara                                               İzmir                                               İstanbul

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 524 Sıra Sayılı Yasa Tasarısının, 2828 sayılı Kanuna ek madde eklemeyi öngören 28'inci maddesinde geçen "(1620)" ibaresinin "(4000)" olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                 İdris Baluken                                     Demir Çelik                                     İbrahim Binici

                       Bingöl                                                Muş                                               Şanlıurfa

                  Bengi Yıldız                                     Hasip Kaplan                                     Adil Zozani

                      Batman                                              Şırnak                                              Hakkâri

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 524 sıra sayılı Kanun Tasarısının 28 inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                  Oktay Vural                                   Mustafa Kalaycı                                   Erkan Akçay

                        İzmir                                                Konya                                              Manisa

                Mehmet Günal                                    Emin Çınar                                           Ali Öz

                      Antalya                                          Kastamonu                                           Mersin

                  Ali Halaman

                       Adana

“Madde 28 – 2828 sayılı Kanuna aşağıdaki geçici madde eklenmiştir.

GEÇİCİ MADDE 13 – Bu Kanunun ek 11 inci maddesi uyarınca 2014 yılı içinde ödenecek aylık net harçlık tutarları, ödendiği tarihte geçerli net asgari ücretin dörtte biridir.”

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ CAHİT BAĞCI (Çorum) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANI AYŞENUR İSLAM (Sakarya) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Adana Milletvekili Sayın Ali Halaman konuşacak önerge üzerine.

Buyurun.

ALİ HALAMAN (Adana) – Sayın Başkanım, teşekkür ederim.

Değerli milletvekilleri, saygı ve sevgilerimi sunarken 524 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 28’inci maddesinin değişimiyle ilgili bir önergemiz var yani bakım ücretlerinin artmasıyla ilgili. Bundan dolayı, bakım ücretleri az bulunduğu için biz artmasını istiyoruz.

Bu kanun 125 madde olup ismine “torba yasa” deniyor. Tabii, bundan önce de çok torba yasa geldi. Aslında, bu yasanın öznesi Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı. Siyasetin varlık sebebi zaten sosyal politikalardan geçer.

Eski Çocuk Esirgeme Kurumu Genel Müdürlüğü, Sosyal Yardımlar Genel Müdürlüğü, şimdi kanun hükmünde kararname ile Bakanlık hâline geliyor. Bu Bakanlığın yapısı yönetmelikle değiştirilerek yurt içinde, yurt dışında yeni müdürlükler oluşturma, yeni şeflikler oluşturma yani yeni bir istihdam alanı oluşturulmuşa benziyor. Bu Bakanlık genelde yıllık 25-30 milyar bütçeden para kullanıyor. Bu kullandığı paralarla toplumun sosyal standartlarını yükseltmeyi amaçlıyor; bunu genelde valilik, kaymakamlık, muhtarlık ve sivil toplum örgütleri kanalıyla yapıyor. Yani, politik pratikleri bunlar olmakla birlikte, ben bu pratikleri, zaman zaman, memleketime veya seçim çevrelerimize gittiğimde, daha çok Ziraat Bankasının önündeki, kaymakamlığın önündeki, valiliklerin önündeki, muhtarlıkların önündeki, sivil toplum örgütlerinin önündeki sıraları gördüğümde yani süt parası olarak, bakım parası olarak “Yok mu bize yardım eden?” diyen insanları gördüğümde -bay, bayan, engelli, muhtaç, garip- aileden sorumlu bu Sosyal Politikalar Bakanlığını daha çok böyle hatırlıyorum. Dolayısıyla, her gittiğimiz yerde yani “Biz size verdik, araba verdik, tekerlekli sandalye verdik, yetmiyor mu? Sus, çeneni kes.” der gibi, böyle olaylara şahit oluyoruz. Ben bunların, inşallah… Bu Sosyal Politikalar Bakanlığı iki senedir aktif faaliyet gösteriyor gibi gözükmesine rağmen, töre cinayetlerinin, kadın cinayetlerinin, tinercilerin, bakımsız köprü altı çocuklarının çoğaldığını toplumun her karesinde, her kademesinde görme şansımız var.

ÖZNUR ÇALIK (Malatya) – Yanlış biliyorsunuz, yanlış biliyorsunuz Beyefendi!

ALİ HALAMAN (Devamla) – Çünkü, bu Hükûmet zinayı kaldırdı, zinayı yok saydı; yok saydıktan sonra, aileden sorumlu bu Sosyal Politikalar Bakanlığı, bunu en çok aileler üzerinden yani ayrılmaları, boşanmaları, daha çok adliye kapılarında çözmeye çalışıyor. Sen, bundan önce, bu Sosyal Politikalar Bakanlığı olarak niye teklif edip de bu zinayı suç saymaktan çıkarttın?

Dolayısıyla, yine bu torba yasanın içinde “vergi güvenliği” deniliyor yani vergi tahsilatını özelleştiriliyor gibi. Ya, bu memleketin üçte 1’inden sen vergi toplayamıyorsun, elektrik parası toplayamıyorsun, su parası toplayamıyorsun, ticaretini, siyasetini sen devlet olarak tanzim etmezken son zamanlarda “İran’la kayıt dışı ticaret yapacağım.” diyerek dolayısıyla devleti bu işe bulaştırdın. Yaptığın kayıt dışı ticaret, ekonomi su yüzüne çıktı, dolayısıyla ülkemizin prestijini sarstın. Bu memleketin “batı insanı” dediğimiz, “Anadolu insanı” dediğimiz insanlarının vergisini toplayarak su parası alamadığın başka yerlerde bu paralardan dolayı sosyal politikaları oralarda ifşa etmeye ne hakkın var?

Dolayısıyla, bu kanun tasarısının, “torba” ismi üstünde olması dolayısıyla, ben çok uygun olmadığını düşünüyor ama her şeye rağmen büyük Türk milletine hayırlı olmasını temenni ediyor, saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 524 Sıra Sayılı Yasa Tasarısının, 2828 sayılı Kanuna ek madde eklemeyi öngören 28'inci maddesinde geçen "(1620)" ibaresinin "(4000)" olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

İdris Baluken (Bingöl) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ CAHİT BAĞCI (Çorum) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANI AYŞENUR İSLAM (Sakarya) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Tasarıda geçen gösterge rakama göre, verilecek emek karşısında ele geçecek para miktarı 120 lira dolaylarında komik bir ücrettir. Bu rakamın Türkiye koşullarında bir anlam ifade etmediği açıktır. Emek sendikalarının verilerine göre yoksulluk sınırının 3 bin 580 lira, açlık sınırının ise bin 99 lira olduğu Türkiye' de, bu rakamın en düşük düzeyli emeğin karşılığı dahi olamayacağı açıktır. Değişiklik ile bu çelişkilerin asgari düzeyde de olsa telafisi amaçlanmıştır.

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Kanun Tasarısının 28. Maddesindeki "Maliye Bakanlığı tarafından" ifadesinin "Maliye Bakanlığı'nın olumlu görüşü olmak kaydıyla" olarak değiştirilmesini arz ederiz.

Sakine Öz (Manisa) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE  KOMİSYONU SÖZCÜSÜ CAHİT BAĞCI (Çorum) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANI AYŞENUR İSLAM (Sakarya) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Manisa Milletvekili Sayın Sakine Öz konuşacak.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

SAKİNE ÖZ (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sözlerime bir çağrıda bulunarak başlamak istiyorum: 3,5 yaşındaki Manisalı yavrumuz Umut Yunus Emrem, Antalya’daki bir hastanede uygun kemik iliği nakli bekliyor. Sevgili babası ve annesiyle birlikte size bir çağrımız var: Belçika’da bulunan iliğin Umut’a umut olması için işlemlerin hızlı bitirilmesini Sayın Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu’ndan talep ediyoruz. Umut umutla doğsun, uygun ilik bulunsun diye tüm  yetkilileri acilen göreve çağırıyoruz. Umut bize ulaştı ama Umut gibi şansı olmayan birçok çocuğumuza da aynı çağrılarda bulunmak istiyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüştüğümüz bu tasarıda, 2013 yılında 237 kadının cinayetle öldürülmesinin önüne geçecek bir düzenleme de yoktur. Bu tasarıda, kadın cinayetini ve çocuk yaşta evlilikleri en ağır biçimde cezalandıracak, koruma önlemlerini artıracak bir düzenleme de yoktur. Meclisteki kanun tekliflerimize rağmen, harekete geçmeyen, kadın örgütlerinin uyarılarını dinlemeyen siyaset anlayışı, kadına şiddete resmen davetiye çıkarmaktadır.

Koruma kararı aldırmasına karşın öldürülen 25 kadını korumayan devlet, bu sorumlulukta pay sahibidir. Koruma tedbiri varken korunamayan Akhisarlı hemşehrim Fethiye Gökçen’i öldüren eşinin cezasında indirim uygulayan hukuk düzeninin asıl sorumlusu AKP Hükûmetidir. Yadigar Taşdelen’in, Mukaddes Tüfekçi’nin, Gülcan Çelen’in, Nebiye Katırcı’nın ve erkek şiddetiyle öldürülen, tehdit gören tüm kadınlarımızın sorumluluğu sizin üzerinizdedir. Boşanmayı engellerken, geleneği göreneği bahane edip konuşan, kadına şiddete ortam hazırlayan Hükûmet, sıra kadınlara istihdam, eğitim ve yaşam hakkı tanımaya gelince, kadınların doğum borçlanması için kanun teklifi getirdiğimizde suskunluğa gömülmüştür.

Sayın Bakan Ayşenur İslam’a buradan tekrar sormak isterim: Binlerce kadının bizden beklediği doğum borçlanması için öncü olup kanun teklifi verdim. Şimdi, sıra sizde. Doğum borçlanması tasarımızı ne zaman Meclis gündemine getireceksiniz? Basında konu sürekli görüşülürken Genel Kurulda bu konuyu ne zaman çözüme bağlayacaksınız?

Sayın Bakanım, toplumsal cinsiyet eşitsizliğinde çok geri sıralardayız. Kadınların ve çocukların kentlerdeki ve köylerdeki sorunlarını çözmek için elimizde sağlıklı veri olması gerek ancak devlet bu bilgiden şu anda yoksundur. Siz, bölge düzeyinde genel bilgileri aşarak il ve yerel yönetim düzeyinde güvenilir ve ayrıntılı verileri toplamak için nasıl bir örgütlenme kuracaksınız?

Sayın Bakanım, işsizlik, şiddet, çocuk ve engelli bakımı, barınma, iş gücüne katılma, kreş ihtiyacı, günlük ortalama kazanç, üst düzey yönetici yetiştirme, doğurganlık, sığınmaevi, eğitim sorunlarıyla yaşayan biz kadınlar için birçok ilde ve yerel yönetimlerde derli toplu bilgi ve yönetim ağı kurulmamışken, sorunlarımıza dair ayrıntılı veriler önümüzde yokken siz, sorunlarımız için farklı bakanlıklar arasında nasıl uyumlu bir çalışma yürüteceksiniz?

Sayın Bakan, istihdam olmadan siyasal katılım yavan kalıyor. Kadınların katıldığı kurslardan aldığı belge sonrasında istihdama ve yaşama katılımı çok büyük sorunken siz bu sertifikaları bir belge koleksiyonu olmaktan çıkarıp işe ve aşa, siyasete katılmaya dönüştürmek için ne gibi çalışmalar yapacaksınız?

Mikrokredi alan ancak işini sürdürmekte güçlük çeken birçok kadının bu kredileri aldıktan sonra nasıl yaşadığının takibi Bakanlığınız bünyesinde ne yazık ki düzenli yapılmazken kadın istihdamı ve girişimciliği için neler üreteceksiniz?

Kadın haklarına, toplumsal cinsiyete duyarlı bütçenin Anayasa’ya girmesi için somut hangi girişimlerde bulunacaksınız?

Bu soru ve düşüncelerle, sosyal alan olan kadını, engelliyi, yaşlılarımızı ve çocuklarımızı merkezine alan bir Bakanlık olması dileğiyle hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

29’uncu maddede üç adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Kanun Tasarısının 29. Maddesindeki "altı ay" ifadesinin "dört ay" olarak değiştirilmesini arz ederiz.

                  Haydar Akar                               Aydın Ağan Ayaydın                       Ferit Mevlüt Aslanoğlu

                      Kocaeli                                             İstanbul                                            İstanbul

                  Müslim Sarı                                       Musa Çam                                        İzzet Çetin

                     İstanbul                                              İzmir                                                Ankara

                 Ali Özgündüz

                     İstanbul

OKTAY VURAL (İzmir) – Bizim önergeyi çekiyoruz.

BAŞKAN – Önergelerden bir tanesi çekilmiştir, iki önerge üzerinden işlem yapacağız.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 524 sıra sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifinin 29’uncu madde metninde “Anılan yönetmelikler yürürlüğe girinceye kadar mevcut düzenlemelerin bu Kanuna aykırı olmayan hükümlerinin uygulanmasına devam olunur” ifadesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederim.

                 İdris Baluken                                     Demir Çelik                                     İbrahim Binici

                       Bingöl                                                Muş                                               Şanlıurfa

                  Bengi Yıldız                                     Hasip Kaplan                                     Adil Zozani

                      Batman                                              Şırnak                                              Hakkâri

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ CAHİT BAĞCI (Çorum) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANI AYŞENUR İSLAM (Sakarya) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Maddede ifade edilen mevcut hükümler zaten çoğu zaman uygulanmıyor. Kanunlara aykırı olup olmamasından ziyade uygulamada sorunlar yaşanmaktadır. Bu nedenle, hazırlanacak bütün düzenlemelerde köklü değişiklikler yapılması amaçlanmıştır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Kanun Tasarısının 29. Maddesindeki "altı ay" ifadesinin "dört ay" olarak değiştirilmesini arz ederiz.

Ali Özgündüz (İstanbul) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ CAHİT BAĞCI (Çorum) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANI AYŞENUR İSLAM (Sakarya) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde İstanbul Milletvekili Ali Özgündüz konuşacak.

Buyurun Sayın Özgündüz.

ÖZCAN YENİÇERİ (Ankara) – Katılmadılar.

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Evet, katılmadıkları için konuşmamız gerekiyor.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sözlerime başlarken Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Az önce konuşmamda bahsettiğim bu madde bağımlılığı, alkol ve madde bağımlılığı tedavi merkezleri çok ciddi bir sorundur. Dediğim gibi, gençlerimiz aslında uçurumun kenarında yani 12-18 yaş arasında çok ciddi anlamda uyuşturucu ve madde bağımlısı gencimiz var. Bunların tedavi merkezleri yeterli olmadığı için, kamunun hastaneleri yeterli olmadığı için özel bazı hastanelerden hizmet satın alınıyor. Fakat benim bildiğim, bana gelen, bizzat bildiğim ve izlediğim görüntüler gerçekten iç acıtıcı nitelikte; bazı odalarda bir yatakta birkaç hasta ranzalara bağlı olarak tedavi edilmek istenmektedir ve bunun da ne yazık ki parasını biz ödüyoruz, bütçeden ödüyoruz bu tür özel hastanelere. Dolayısıyla, bu konu, dediğim gibi, hepimizin geleceğiyle ilgilidir. Ayrıca, 18 yaşını bitiren gençler sosyal güvencesi olmadığı için tedavi de göremiyor yani bu gençlerin tedavisi ücretsiz değil sayın milletvekilleri. Çok önemli bir konu, değil mi? Madde, uyuşturucu bağımlısı bu çocukların tedavilerinin ücretsiz yapılması gerekirken, topluma kazandırılması gerekirken ne yazık ki bu yapılmamaktadır. Sosyal yardımlaşma, dayanışma vakıflarından yer yer, biz, bize ulaşanlar için yardım istemekteyiz ama onlar da “Bu konu bizi ilgilendirmez.” diyerek ne yazık ki bu tedavi masraflarını karşılamamaktadır. Aileler zor durumda, aileler çocuklarına sahip çıkamamaktadır dolayısıyla sosyal devlet olan Türkiye Cumhuriyeti’nin bu gençlerimize, bu çocuklarımıza sahip çıkması lazım.

Sayın Bakanım, bırakın köprü, yol, park, bahçe yapmayı, bence bütçeyi bu çocukların tedavisi için, bu çocukların yeniden topluma kazandırılması için harcayın. Gençlik, geleceğimiz olan gençlik herhâlde köprüden, yoldan, parktan, bahçeden daha önemlidir. Nitekim, o park, bahçe, köprü konusu da sıkıntıya yol açıyor. Bazı bakanlarımız hakkında bazı şaibeler doğmasına neden oluyor. Dolayısıyla, bütçeyi buraya doğru kaydırırsak daha faydalı  olur diye düşünüyorum. Birçok çocuğumuz, bu şekildeki madde bağımlısı çocuğumuz ne yazık ki intihar ediyor, sokaklarda çeşitli suçlara karışıyor, hatta ebeveynlerine saldırıya kadar varıyor.

Bu vesileyle değerli milletvekilleri, bugün yargıda yaşanan bir konuyla ilgili de birkaç söz söylemek istiyorum. Bu 17 Aralık soruşturmasını yaparak bakan çocuklarının tutuklanmasına karar veren, daha doğrusu talep eden 2 savcı da bugün işten el çektirildi ne yazık ki. Bu savcı arkadaşımızın bir tanesinin cep telefonunun kapak resmi -ne diyoruz- bu kapakta koyduğumuz ekran resmi, özel olmasına rağmen, her nasılsa ele geçirilip bir gazetede yayınlandı. Bu arkadaşımızın odasının ön tarafı, girişi, adliyenin güvenlik kameralarıyla özel olarak izlenmekte ve bu kamerayı izleyen görevlinin de MİT personeli olduğu söylenmektedir. Şimdi, MİT, tabii, özel bir istihbarat birimi değil; MİT, Başbakanın özel bir istihbarat birimi değil, devletin istihbarat birimi. Eğer bu şekilde hâkim, savcıların özel yaşamı mercek altına alınacaksa, projektörler onların üzerine dönecekse inanın bu devlet artık hukuk devleti olmaktan çıkmıştır, başka bir devlettir.

Hâlbuki Anayasa’mız diyor ki: “Türkiye Cumhuriyeti; demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devletidir.” Demokratik niteliği gittikçe aşınıyor, laiklik niteliği keza; e, hukuk devleti de bu şekilde giderse geriye kalır bir sosyal hukuk devleti. Sosyal hukuk devletini de icra etmek bu Bakanlığın, şu anda teşkilat yasasını görüştüğümüz Bakanlığın birinci görevidir. Dolayısıyla, en azından bizim geleceğimiz olan gençlere, onların eğitimine ve tedavilerine daha çok önem verilecek düşüncesiyle hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Madde 29’u oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

30’uncu maddede de iki adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan yasa tasarısının 30. maddesindeki “ihtiyacı olan” ifadelerinin “ihtiyaç sahibi” olarak değiştirilmesini arz ederiz.

          Ferit Mevlüt Aslanoğlu                             Vahap Seçer                                      Musa Çam

                     İstanbul                                             Mersin                                                İzmir

         Mustafa Serdar Soydan                            Veli Ağbaba

                   Çanakkale                                          Malatya

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 524 sıra sayılı Kanun Tasarısının 30 uncu maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                  Oktay Vural                                   Mustafa Kalaycı                                   Erkan Akçay

                        İzmir                                                Konya                                              Manisa

                Mehmet Günal                                    Emin Çınar                                           Ali Öz

                      Antalya                                          Kastamonu                                           Mersin

BAŞKAN – Okunan son önergeye Komisyon katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ CAHİT BAĞCI (Çorum) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANI AYŞENUR İSLAM (Sakarya) – Katılmıyoruz.

OKTAY VURAL (İzmir) – Emin Çınar, efendim.

BAŞKAN – Kastamonu Milletvekili Sayın Emin Çınar konuşacak önerge üzerine. (MHP sıralarından alkışlar)

Buyurun.

EMİN ÇINAR (Kastamonu) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 524 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 30’uncu maddesi üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına vermiş olduğumuz değişiklik önergesi üzerinde söz almış bulunmaktayım. Yüce heyetinizi saygılarımla selamlarım.

26 Ocak Pazar günü İstanbul Esenyurt’taki seçim koordinasyon merkezinin açılışında bir grup tarafından partimiz seçim bürosunda bulunan arkadaşlarımıza yönelik taşlı, sopalı, bıçaklı ve uzun namlulu silahla saldırı yapılmış, bir arkadaşımız hayatını kaybetmiştir. Partimize yönelik yapılan bu menfur saldırıyı, yapanları nefretle, lanetle kınıyor, bu alçak saldırıda hayatını kaybeden ülküdaşımız Cengiz Akyıldız’ı rahmetle anıyor, kederli ailesine, onu sevenlere ve bütün ülkücü camiamıza başsağlığı ve sabır diliyorum. Kirli ve kanlı elleriyle alçakça pusu kuran, saldırılar yapan, düzeni ve nizamı bozan, milletimizin huzurunu bozarak insanların arasına nifak tohumları ekerek ülkemizde bozgunluk yapan bu vatan hainlerinin yaptıklarının yanlarına kâr kalmayarak yüce Türk milletinin şaşmaz adaleti karşısında yargılanıp en ağır şekilde cezalandırılacağına inancım sonsuzdur.

Değerli milletvekilleri, ülkemiz üzerindeki kara bulutlar sürekli artmakta, memleketimiz karanlığa doğru hızlı bir şekilde sürüklenmektedir. Ülkemizin üzerindeki kara bulutların tek sorumlusu Adalet ve Kalkınma Partisinin izlediği siyasettir. Amblemi aydınlık sembolü olan AKP, on bir yılda aydınlık yerine Türkiye’yi giderek karanlığa itmektedir. On bir yılda ülkemiz ne kalkınmış ne de insanlarımız adaletle buluşabilmiştir. Nitekim, karanlıkta ve karartmakta usta olan AKP, bu ustalığını yolsuzlukları profesyonelce karartarak bir kez daha ispatlamıştır. Yolsuzluk yapanları koruyup kollayarak adalet anlayışını da ortaya koymuştur. Artık AKP’nin maskesi düşmüş, gerçekler tek tek gün yüzüne çıkmaya başlamıştır.

Değerli milletvekilleri, ülkemizde hayat şartları gün geçtikçe zorlaşmakta, vatandaşımızın geçim sıkıntısı giderek artmaktadır. On bir yılda ülkemiz yoksullaşmış, insanlarımız umudunu sosyal yardımlara bağlamıştır. Çalışanlarımız aldıkları ücretlerle geçinememektedir. Açlık sınırının 1.065 lira olduğu ülkemizde asgari ücretin 850 lira civarında olması manidar ve düşündürücüdür. İktidar, on bir yılda gelir dağılımındaki adaleti sağlayamamıştır, vatandaşlarımız arasında uçurum meydana gelmiştir. Vatandaşlarımızı on bir yılda sadaka kültürüne alıştırmaya gayret gösterilmiştir. İstihdamın artırılacağı yerde, insanlarımız muhtaç ve yoksul hâle getirilmiştir. Borç batağına sürüklenen, karanlığa itilen aziz milletimiz bu yapılanları unutmayacak, bir gün mutlaka bunun hesabını soracaktır.

Görüşmekte olduğumuz kanun tasarısının 30’uncu maddesi 2828 sayılı Kanun’da geçen “muhtaç” kelimesinin “ihtiyacı olan” şeklinde değiştirilmesini öngörmektedir. Böyle bir düzenleme ne yoksulluğu azaltacak ne de çalışanlarımızın gelirlerini artıracaktır ne de ihtiyaç sahibi olan vatandaşımıza bir fayda sağlayacaktır. “Muhtaç” kelimesi sadece 2828 sayılı Kanun’da geçmemektedir, birçok kanunda “muhtaç” kelimesi kullanılmaktadır. Sadece bu kanunda “muhtaç” kelimesini değiştirmek diğer kanunlarla kavram kargaşasına yol açacaktır. Eğer bir değişiklik yapılacaksa “muhtaç” kelimesinin geçtiği bütün kanunlarda düzenlemenin yeniden gözden geçirilip yapılması daha uygun olacaktır.

Hükûmet, bu değişiklikler yerine, ülkemizde yoksulluğu azaltacak politikalar üzerinde durmalı; iş imkânını sağlayacak, gençlere istihdam yollarını açacak politikaları üretmelidir. Ülkemizde refahın artması için çalışmalar yapılmalı, yapılan yardımların büyüklüğüyle övünmek yerine, yardım yapılacak insanların bulunmakta zorlandığı bir düzenin kurulmasının çabası gösterilmelidir.

Ancak, ne yazık ki görüşmekte olduğumuz kanun tasarısı yoksul vatandaşlarımız için hiçbir şey getirmeyecek, ne yoksulluğu azaltacak ne de gelir adaletini sağlayacaktır. Bu tasarının yasalaşmasıyla ülkemizde yoksulluk bitmeyecek, adaletli bir gelir dağılımı sağlanmayacak, sosyal yardımlar eşit dağıtılmayacak, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığına yardım için müracaat eden insan sayısı azalmayacak. 25 milyona yakın vatandaşımızın yardım için devlet kurumlarına başvurduğu ülkemizde, bu kanunla geçim sıkıntısı sona ermeyecek, refah artmayacak ve milletimiz huzura kavuşmayacaktır.

Vermiş olduğumuz bu değişiklik önergesine desteklerinizi bekliyor, yüce heyetinizi saygılarımla selamlıyorum. (MHP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan yasa tasarısının 30. maddesindeki “ihtiyacı olan” ifadelerinin “ihtiyaç sahibi” olarak değiştirilmesini arz ederiz.

Mustafa Serdar Soydan (Çanakkale) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ CAHİT BAĞCI (Çorum) – Katılamıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANI AYŞENUR İSLAM (Sakarya) – Katılmıyoruz.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Sayın Soydan…

BAŞKAN – Çanakkale Milletvekili Sayın Serdar Soydan konuşacak önerge üzerine.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

MUSTAFA SERDAR SOYDAN (Çanakkale) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 524 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 30’uncu maddesi hakkında söz almış bulunuyorum. Hepinize saygılar sunuyorum.

Torba kanun olarak komisyondan geçen bu tasarıyla birbirleriyle uzaktan yakından ilgisi olmayan konuları düzenleyen pek çok hüküm tek bir tasarı içerisinde oylanmak zorunda bırakılmakta ve buna ilave bir de temel kanun olarak görüşülmesi Meclise dayatılmaktadır.

AKP, her geçen gün daha fazla ihtiyaç duyduğu torba yasalarla Meclisi normal seyrinden uzaklaştırarak hukuk devletini ve demokrasiyi tahrip etmektedir. İyi niyetle ve gerçekten aile, yaşlı, engelli ve bakıma muhtaç insanların yaşamını düzenleyecek sosyal politikaları yaşama geçirmek niyetinde olanlara sormak gerekir: Neden engelli ve bakıma muhtaç vatandaşlarımızı ilgilendiren düzenlemelerin içerisine İhale Kanunu’yla, İnternet kullanımıyla Anadolu Ajansıyla ilgili düzenlemeleri ilave ediyorsunuz? Nedir aceleniz, nedir telaşınız? Bu telaş, korkunun ve çaresizliğin telaşı mıdır?

Yargı, emniyet ve ordu mensupları, yarattığınız yeni Türkiye’de görevlerini özgür bir şekilde yapamaz hâle gelmiştir. Görevlerini özgür bir şekilde yapmaya çalışanlar ise bizzat Sayın Bakanın ve Müsteşarının baskı ve tehditlerine maruz kalmaktadır.

Ayakkabı kutularında saklanan paralar, evlerdeki kasalar ve para sayma makineleriyle yeni bir ekol yarattınız. Banka genel müdürünüz milyon dolarları eve getirmiş, sanki bankanın bir kasası da genel müdürün evi olmuş.

Gezi Parkı sonrası ödül verdiğiniz emniyet teşkilatını, Ergenekon ve Balyoz davaları sonrası “Tarih yazıyor.” dediğiniz yargı mensuplarını başdüşmanınız ilan ettiniz, paralel devlet yaptınız. Sonra da yürütmenin başı olarak, on bir yıllık Başbakan olarak “Yargıda ve emniyette çete türemiş.” dediniz. Çete ve paralel devlet oluşurken siz neredeydiniz? Bu ülkenin Başbakanı, Adalet Bakanı, İçişleri Bakanı neredelerdi, ne yapıyorlardı? İddianız doğrultusunda varsa bir çete, çetenin oluşumuna imkân veren, kurum ve kuruluşlara yayılmasını sağlayan yine sizsiniz. Yani, Başbakan olarak görevi ihmal eden, devlet içinde paralel devlet oluşmasına izin veren de sizsiniz, sorumlusu da sizsiniz. “Çete var.” diyorsunuz, “Paralel devlet var, dış komplolar var.” diyorsunuz ama asla  “Yolsuzluk yok.” diyemiyorsunuz. On sekiz günlük Adalet Bakanınız hakkında adaleti engellemekten fezleke düzenleniyor. Adalet Bakanı, ne kendi fezlekesini ne de diğer bakanlar hakkında fezlekeleri Meclise göndermeye cesaret edemiyor. Yolsuzluk ve rüşvet soruşturmasını başlatan yargı mensuplarını görevden alıyorsunuz. Neden korkuyorsunuz? Nedir bu telaş, nedir bu güvensizlik? İçişleri Bakanınızın göreve geldiği gün “Bırakın herkes işlerini yapsın.” ifadesine rağmen, Sayın Bakanın bizzat kendisi yüzlerce emniyet görevlisini görevlerinden aldı, yerlerini değiştirdi. Yani, emniyet mensuplarının işlerini yapmasını bizzat Sayın Bakan engelliyor. Neden, hangi gerekçelerle bunları yaptınız? Görevden alınanların, yerleri değiştirilenlerin suçu nedir, nedir bu insanların suçları? Paralel devlet mi, çete mi, komplo mu, yoksa dış mihraklar mı; kime hizmet ediyorlar, nedir suçları, açıklamak ve gereğini yapmak zorundasınız.

Sayın Başbakan siyasi mitinglerde ve toplantılarda halka “Paralel devlet, çete var.” diye haykıracağına çete liderini ve mensuplarını tespit edip yargıya teslim etmek zorundadır. Artık mağdur olma şansınız yok, sadece mağdur yaratacak durumdasınız.

Görevden aldığınız ve yerlerini değiştirdiğiniz emniyet ve yargı mensupları hakkında “çete ve paralel devlet üyesi” iddiasıyla soruşturma başlattığınız bir tek kimse var mıdır? Bunu açıklamak zorundadır Sayın Başbakan. Aksi takdirde 17 Aralık sonrası tüm iddiaları havada kalacak, en hafif deyimiyle halkı kandırmış olacaktır.

Sayın milletvekilleri, atı alan Üsküdar’ı geçer de ahı alan sıratı geçer mi? Bu milletin ahını aldınız, almaya da devam ediyorsunuz.

Yüce Meclise saygılarımla. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, birinci bölümde yer alan maddelerin oylamaları tamamlanmıştır.

Birleşime beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 01.17

ONUNCU OTURUM

Açılma Saati: 01.22

BAŞKAN: Başkan Vekili Ayşe Nur BAHÇEKAPILI

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Muharrem IŞIK (Erzincan)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 54’üncü Birleşiminin Onuncu Oturumunu açıyorum.

524 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Komisyon burada.

Hükûmet burada.

Şimdi ikinci bölümün görüşmelerine başlıyoruz.

İkinci bölüm 31 ila 55’inci maddeleri kapsamaktadır.

İkinci bölüm üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Kahramanmaraş…

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkanım, biz konuşma yapmayacağız ancak bir konuyu arz etmek istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun.

OKTAY VURAL (İzmir) – Efendim, şimdi 32’nci maddede, Katma Değer Vergisi Kanunu’nun 17’nci maddesinin dördüncü fıkrasına bir bent ekleniyor ve “Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 5/B maddesi kapsamındaki” deniliyor. 5/B maddesi yok şu anda, Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 5/B maddesi yok. Dolayısıyla, 5/B maddesi, olmayan bir şeyle ilgili nasıl bunu bir başka kanuna dercederiz? Bu kanunun bundan sonraki bölümünde 5/B maddesi ihdas ediliyor ama takdir edersiniz ki şarta bağlı önergeler ve maddeler görüşülemez. Dolayısıyla, bunun görüşülmesinden önce maddenin kabul edilip ondan sonra bir diğer kanunun içine dercedilmesi gerekiyor. 5/B maddesi yok şu anda yani.

BAŞKAN – Bir dakika bir konuşalım onu Kanunlar Kararlarla.

OKTAY VURAL (İzmir) – Bunndan sonraki üçüncü bölümde, 5/B maddesi ihdas ediliyor. O bakımdan, bunu yaparken ihdastan sonra yapmak lazım bunu.

BAŞKAN – Sayın Bakan bu konuda bir açıklama yapacak galiba.

AİLE VE SOSYAL POLİTİKALAR BAKANI AYŞENUR İSLAM (Sakarya) – Sayın Başkan, kanun tekniği açısından 5/B maddesi 82’nci maddede ihdas edilecek.

OKTAY VURAL (İzmir) – Edilecek ama şarta bağlı olmaz ki efendim. Yani, burada düzenleme yapılırken kanun içerisinde olmayan bir maddeyi şimdi almış olacağız, 5/B maddesi yok. O bakımdan, şarta bağlı olduğuna göre ihdastan sonra ancak bu mümkün olur.

BAŞKAN – Ne öneriyorsunuz Sayın Vural?

OKTAY VURAL (İzmir) – Kanun tekniği açısından bu doğru değil.

BAŞKAN – Ne öneriyorsunuz?

OKTAY VURAL (İzmir) – Bakın, bundan sonra bu düzenlemeleri yaparken… Şimdi, Türkiye Büyük Millet Meclisi, iradesi olmayan bir maddeyle ilgili hüküm ihdas etmiş olacak. Ya bundan sonrakini reddederse ne olacak?

RECEP ÖZEL (Isparta) – Buna geri döneriz.

BAŞKAN – Peki, ne öneriyorsunuz? Ara verelim mi?

OKTAY VURAL (İzmir) – Yok, hayır, ara vermenize gerek yok. Bundan sonra bu tür maddeler ihdas edilirken ihdastan sonra yapılması gerekiyor.

BAŞKAN – Daha dikkatli olsun, peki.

OKTAY VURAL (İzmir) – Yoksa kanun numarasına göre “Kanun numarası işte bu kadar öncedir, bu maddeyi önce koyalım.” diye bir düzenleme yapmak doğru değil. Önce Meclisin iradesi ortaya çıksın, ondan sonra diğer dercedilme olsun.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Olmaz yani böyle bir şey. Yarına bırakalım Başkan. Olmayan bir maddeyle ilgili görüşme olur mu? Yarın reddedilirse ne olacak?

BAŞKAN – Sayın Vural, şöyle bir açıklama var: Tasarıdaki maddeler, kanunların kendi tarihleri göz önüne alınarak oluşturulmuş. Bu nedenle sizin dediğiniz şey gerçekleşmiş.

OKTAY VURAL (İzmir) – Ama yanlış efendim.

BAŞKAN – Ama söyledikleriniz kayda geçti. Bundan sonra…

OKTAY VURAL (İzmir) – İhdas yani bu son derece yanlış. Şeklî bir konuyu esasın üzerine getiremezsiniz yani numarası öncedir diye “Önceden bunu yapalım ondan sonra ihdas ederiz.” Öyle bir şey olur mu? Meclis iradesine ipotek koyuyorsunuz.

BAŞKAN – Kanunların tarihlerine göre geçtiğini söylüyorlar.

OKTAY VURAL (İzmir) – Meclis karar vermeden olur mu?

BAŞKAN – O nedenle böyle bir şey gerçekleşmiş.

OKTAY VURAL (İzmir) – Önce ihdas olur ondan sonra yapılır.

BAŞKAN – Ama, tabii ki söyledikleriniz de kayda geçti.

Teşekkür ederim.

OKTAY VURAL (İzmir) – Kanunlar Kararlar… Yani, bu bir uygulama olamaz.

BAŞKAN – Şimdi, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Mersin Milletvekili Sayın Vahap Seçer konuşacak. (CHP sıralarından alkışlar)

Sayın Seçer, sizin on dakikalık bir süreniz var grup adına, bir de şahsınız adına beş dakikalık bir konuşma var. Dolayısıyla, konuşma süreniz on beş dakikadır.

Buyurun.

CHP GRUBU ADINA VAHAP SEÇER (Mersin) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 524 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın ikinci bölümü hakkında grubum adına söz aldım.

Yani, gerçekten torba yasa bir garabet, burada yasama faaliyetlerimiz başka bir garabet. Gecenin bir buçuk, ikisi; 30 milletvekiline, ben, burada, ikinci bölüm, 31’inci madde ile 55’inci madde arasında Komisyondaki tartışmaları anlatacağım.

Şimdi, burada aslında iş yaptığımızı zannediyoruz, birbirimizi kandırıyoruz. Gerçekten bu Parlamento iflas etmiş; yasa yapma tekniğiyle, komisyondaki çalışmalarıyla, Parlamentodaki gayriciddi durumuyla iflas etmiş. Benim telefon “box”um bugün ziraat mühendisleri, veteriner hekimler, su ürünleri mühendislerinden gelen mesajlarla dolu. Az önce Sayın Mehdi Eker buradaydı. Ben burada -çok affedersiniz, çok çok affedersiniz- kazık başı değilim, ben burada parlamenterim. Şimdi, bu çocukların taleplerini -bu bir toplumsal talep, haklı talep- Sayın Bakana ileteceğim ve Sayın Bakan gitti, gönderdiniz, bütün arkadaşlarınızı gönderdiniz. Benim ne hüviyetim var burada? Siz ne yapmaya çalışıyorsunuz? Kapatın, ne olur yani yarın devam ederdik, biz de 3-5 önergeyi çekerdik, yine mutabakat baki kalırdı. Ama, ısrarlarımıza rağmen “Devam edelim, devam edelim…” Olur mu? Yani, biz sizlerin esiri değiliz, biz sizlerin esiri değiliz, olur mu öyle bir anlayış? Bu sinirim ciddi bir sinir, burada rol kesmiyorum. 30 tane milletvekili var. Böyle bir yasa yapma anlayışı olabilir mi?

Şimdi, konumuza dönelim, boş koltuklara hitap edelim. 74 bin personel alacak devlet. Devlet Personel Başkanlığında, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının 6 bin talebi var. Bütçe görüşmeleri sırasında Sayın Bakana bu sorunu ilettik, Maliye Bakanına ilettik, Tarım Bakanına ilettik. Tarım Bakanı topu Maliye Bakanına atıyor, Maliye Bakanı da Devlet Personel Başkanlığına atıyor. “Efendim, bakacağız, bütçemiz müsaitse bu atamaları yapacağız.” Ama, diğer taraftan, bu insanlar sürekli sosyal medya aracılığıyla, telefonlarla, fakslarla, mesajlarla feryatlarını bizlere duyurmaya çalışıyorlar; ben de 30 milletvekili arkadaşım vasıtasıyla bu sorunu burada dile getirmiş oluyorum.

İkinci bölüm, 31 ila 55’inci maddeler… Aslında diğer hatip arkadaşlarım da bu torba yasa garabetini ortaya koydu. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığıyla ilgili birtakım düzenlemeler… İktidarı muhalefeti, BDP’sinden AKP’sine bütün milletvekili arkadaşlarım, bu hanım kardeşimin yönettiği Bakanlıkla ilgili bir düzenleme varsa herhâlde pozitif yönde bir tavır ortaya koyar mümkünse. Nedir konu, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının hizmet alanı, görev alanı? Çocuk, aile, kadın, engelli, dezavantajlı gruplar; bunlara daha iyi imkânlar sağlamak, yardımlar sağlamak, onların yaşam koşullarını düzeltmek için hangi bir beşer, bırakın parlamenteri, her beşer bu konuda pozitif bir görüş ortaya koyar. Ama bunun ardından toplam, sanıyorum 40’tan fazla kanunda, kanun hükmünde kararnamede değişiklik oldu ve yürütme maddesiyle beraber, yürürlük maddesiyle beraber 125 maddeye ulaşıldı. Bunun içerisinde, mevcut Sayın Bakanın Bakanlığını ilgilendiren konular var, Kamu İhale Kurumunu ilgilendiren konular var, İnternet’le ilgili Ulaştırma Bakanlığının, Teknoloji Bakanlığının konuları var, Diyanet Vakfının işi var, Sağlık Bakanlığının konuları var.

Şimdi, bu 25 madde içerisinde özellikle Komisyonda tartıştığımız birkaç madde üzerinde tekrar Cumhuriyet Halk Partisinin görüşlerini anlatmaya çalışacağım. Bakınız, 31 ve 39’uncu maddeler Karayollarıyla ilgili düzenlemeler. Âmin, tamam, problem yok ancak gündüz seansında Sayın Aslanoğlu da Sayın Susam da dile getirdi, Komisyon görüşmelerinde de bu konu gündeme geldi, ilgili Bakan vardı ve ilgili Bakan bu anlatacağım konuyla ilgili çalışma yapılacağını ve bu kanun tasarısının Genel Kurula indikten sonra bir önergeyle gerekirse bu mağduriyetin giderileceği sözünü verdi. Öyle mi Sayın Aslanoğlu?

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Aynen.

VAHAP SEÇER (Devamla) – Şimdi, bu K1 belge sorunu gerçekten son derece sıkıntılı bir konu. Ben bir kamyoncu esnafıyım, şoför esnafıyım, K1 belgesi alıyorum, aynı bedeli ödüyorum; diğer taraftan, bir lojistik firmam var, lojistik patronuyum, 500 tane aracım var, aynı bedeli ödüyorum. Bu hakkaniyetli bir durum değil ya da K1 belgem var, kamyonumu sattım bir başka arkadaşıma, o hakkım ölüyor. Alan arkadaşım ikinci bir kez bedel ödeyerek, aynı şoför esnafı K1 belgesi almak zorunda kalıyor. Bu gerçekten Türkiye’de kazancı en helal olan sosyal sınıf, hepiniz bunu biliyorsunuz. Bu insanlar gecesi, gündüzü, can güvenliği, alın teri, bütün bunları yoğuruyor, çocuklarına ekmek kazanma peşinde. Bunu, sanıyorum 60 ya da 62’nci maddede bir önergeyle sizlerin huzuruna getireceğiz.

38’inci maddede Sağlık Hizmetleri Temel Kanunu’na bir ek madde ilavesi var; bu da netameli bir konu. Şimdi, tedavi talebinde bulunan yabancı uyruklu bir insan, Suriyeli, Lübnanlı, Yemenli, Belçikalı, Afganistanlı, Dışişleri Bakanlığı ve Sağlık Bakanlığı “olur” verirse geliyor, hangi hastalıktan muzdaripse Türkiye’de o konuda sağlık hizmeti alabiliyor; Dışişleri Bakanlığının ve Sağlık Bakanlığının “olur”uyla ve yanında iki refakatçiye de izin veriliyor. Onların yol bedelleri ödeniyor, burada konaklama bedelleri ödeniyor ve bu insanlar Sağlık Bakanlığına bağlı hastanelerde ve devlet üniversitelerine bağlı hastanelerde tedavi şansı buluyor. Bu insani bir durum gibi görülebilir. Şimdi, bu tartışmalar sırasında hemen şunu da belirtelim: Masraf Kamu Hastaneleri Kurumu tarafından ödeniyor. Tartışmalar sırasında dedik ki ilgili Sağlık Bakanlığı bürokratına: “Bu madde nedir, bu madde neyi getiriyor, neyi götürüyor?” Bize akla yatkın herhangi bir ifadede bulunmadı. Belli ki konusuna hâkim değil, belli ki bir yasal düzenleme yapılıyor ama ilgili Bakanlığın bürokratının bundan haberi yok. Bu, yurt dışında hani soydaşlarımız var ya, işte, Türki cumhuriyetlerde var, Balkanlarda var, Kıbrıs’ta var, Orta Doğu’da var, Türkmenler var vesaire. Dedi ki: “Evet, onların herhangi bir hastalığı durumunda sosyal güvenceleri yoksa bu talepleri karşılayacağız.” Sonra, yine bir başka bürokrat arkadaşımız bu konuda “Hayır, yabancı uyruklular da bunun içerisinde.” dedi. Yani, bürokratların birbirinden haberi yok. Bürokratların, Bakanlığın, gelen yasanın içeriğinden, neyi getirip neyi götürdüğünden haberi yok. Şimdi, soruyoruz, dedik: “Yani, bu bir mütekabiliyet esasına göre mi yapılıyor, bunun kriterleri nedir?” Bir cevap yok.

Az önce Manisa Milletvekilimiz Sayın Öz bir evladımızdan bahsetti, kemik iliği nakli bekliyor. Buradan yardım talebinde bulundu, Belçika’da tedavi görecek. Umut’tu hastamızın adı, çocuğumuzun adı. Şimdi, acaba Umut’un ailesi Belçika Hükûmetinden böyle bir talepte bulunsa, dese ki: “Benim Türkiye’de sosyal güvencem yok. Ey Belçika Hükûmeti, benim çocuğum ölecek, kemik iliği nakline ihtiyacı var.” Acaba Belçika Hükûmeti, bugün bizim bu getirdiğimiz kapsam içerisindeki, bu yaptığımız yasa değişikliği içerisindeki imkânları evladımız Umut’a sunabilir mi? Şimdi, bu, bir tartışma konusu.

Ayrıca, bakınız, her zaman söylüyoruz, çok şükür, şimdi, Suriye konusu ikinci gündem, üçüncü gündem, hatta gündemden de düştü. Sayın Başbakan her konuşmasına Suriye’yle başlıyordu. Grup konuşmasında Suriye’yle herhangi bir… Ekonomi konusunda toplantıda, Suriye’yle dış ilişkilerde, gittiği, yaptığı basın toplantılarında “Suriye, Esad; Suriye, Esad…” Şimdi, çok şükür kurtulduk, Esad da kurtuldu, Orta Doğu da kurtuldu, biz Türkiye halkı da bu işten kurtulduk.

Ancak, aklıma bir soru geliyor. Biz, orada… Bakın, son Birleşmiş Milletlerin rakamına göre 1 milyon sığınmacı Türkiye’ye geldi Suriye’den. Hepimiz bunu insani duygularla kabullenebiliriz, bunda hiçbir problem yok. Gerçekten komşumuzda bir yangın var. Yangının nedeni ne? Türkiye’nin bu anlamdaki ortaya koyduğu yanlışlık dış politikaya… Yüzde 100 yanlış dış politika, tutulur bir tarafı olmayan bir dış politika, bunlara girmeyeceğim. Ki bunların, bu sığınmacıların büyük çoğunluğu kadın ve çocuklardan oluşuyordu, gerçekten mağdur insanlar, onlarca insan öldü. Sadece Türkiye’ye değil, komşu Ürdün’e de 1 milyondan fazla sığınmacı gitti. İyi, güzel, bunlara imkân sağlayalım, kamplar kuralım -işte benim de seçim bölgem olan o Akdeniz hinterlandında insanlar yaşıyor, çalışıyor iş bulduğu ölçüde- tamam, onlara gerçekten insani duygularla yaklaşalım ama diğer taraftan çok korkunç iddialar var. Türkiye’de, akıtılan kanı… Kimler? Esad güçleri ve Özgür Suriye Ordusu. İki taraf: Bir tarafta Özgür Suriye Ordusu, bir tarafta Esad rejimi. Türkiye Hükûmeti oralara silah sevkiyatı yaptı, lojistik destek yaptı, para desteği yaptı. Bunu sağır sultan bile duydu, Mısır’daki sağır sultan bile duydu. Türkiye medyası, uluslararası medya hep bunları işledi. Peki, orada savaşan terörist unsurlar El Kaide, buna bağlı El Nusra. Terörist unsurlar yaralandı, tedavileri için nereye geldi? Bunu da Mısır’daki sağır sultan duyuyor. Orada merdiven altı sağlık kuruluşları oluşturuldu, hastaneler oluşturuldu, gizli saklı bunlar yapıldı. Peki, bu yasal düzenlemeyle yine, acaba, bunlara bir şeyler mi yapılıyor? Kimdir bunlar? Bunların kriterleri nedir? Sıkıntılı bir maddedir.

42’nci madde, İşsizlik Sigortası Kanunu’nda yapılan bir değişiklik. Temelde konu, burada, korumalı iş yerlerinde çalışan, iş gücü piyasasına kazandırılamayan zihinsel ve ruhsal engelli yurttaşlarımız. Âmin, hiçbir problem yok. Bunların işsizlik sigorta primi işveren payı devlet tarafından ödensin. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının bütçesi var, oradan ödensin veya başka bir şeyden ödensin, bir yerden ödensin ama siz getirip getirip İşsizlik Sigortası Fonu’nu, aklınız estikçe, bir yerlere, böyle, oralardan almış… Bir dünya da para burada birikmiş, 70 milyar TL’ye yakın bir para bu, 2000’li yıllardan bu yana toplanan para.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Birikmiş de, para nerede?

VAHAP SEÇER (Devamla) – Bu, amaç dışı kullanılmış. Bu, Sayıştay raporlarında da var. Bakın, 12 milyar TL civarında GAP projesine harcandığı söyleniyor. Oysa, amacı nedir İşsizlik Sigortası Fonu’nun? “Kardeşim, işsizlikle mücadelede bu parayı kullanabilirsin. İşte, işsiz insanlarımız var, bunlara işsizlik desteği verebilirsin. Aktif iş gücü programlarına destek olabilirsin. Bunlara kullanabilirsin.” diyor. Şimdi, temelde, elbette ki engellilerimize, dezavantajlı gruplara farklılık yaratalım, pozitif ayrımcılık yapalım, ne gerekiyorsa yapalım. Bu bir mantalite meselesi, bizim tartıştığımız. Buraya destek olalım, nereden istiyorsanız para aktaralım ama İşsizlik Sigortası Fonu’ndan Hükûmet elini çekmeli.

Şimdi, Sayın Bakanım -az önce konuşmamda da söyledim- Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı, bütün grupların gerçekten… Tabii, hizmet alanınızdan dolayı, hizmet alanı içerisindeki yurttaşlarımızın konumundan dolayı aslında çok da kutsal bir iş yapılıyor. Bakın, yolsuzluklarla anılıyoruz, özellikle Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı, sizin Bakanlığınız umut ediyorum -bugüne kadar duymadık, bundan önceki Bakan arkadaşımız da, kardeşimiz de değerli hizmetler yaptı, siz de yapacaksınız- böyle yolsuzluklarla anılmaz. Türkiye bunlardan kurtulmalı, Türkiye bağırsaklarını temizlemeli, Türkiye 21’inci yüzyıl Türkiyesi olmalı. Yazıklar olsun, tüyü bitmemiş yetimin hakkına tenezzül edene yazıklar olsun, bin kere yazıklar olsun!

Bakınız, 26 Aralıkta Bakan oldunuz ama o günden bugüne Bakanlığınızla ilgili çok sorun yaşandı. Kadın cinayetleri devam ediyor: Bakın, Konya’da 27 Ocakta, Bursa’da 26 Ocakta. Yine -bir intihar olayı ya da cinayet mi; sanıyorum şu anda soruşturma aşamasında- Van’da bir çocuk gelin intiharı olayı var. Bunlar sizleri ilgilendiren konular. Devlet korumasında, sizin Bakanlığınıza bağlı Afyon çocukevinde kız çocukları taciz edildi, fuhşa zorlandı, tutuklamalar var, bunlar gerçek. Bunlar, sizin Bakanlığınız ve sizin konunuz ve sizin Bakan olduğunuz süre içerisinde ortaya çıkan, gerçekten bizleri düşündürücü olaylar.

İstanbul, 30 Aralık 2013 -henüz yeni Bakan olduğunuzdan üç gün sonra- kadın sığınmaevinde fuhuş çetelerinin pazarladığı kadınlar; bunlar basında yer aldı ve şu anda yargı aşamasında.

Gerçekten, Türkiye'de kadınlar, çocuklar, dezavantajlı gruplar, engelliler; sorunlarımız çok. Bizim tabii ki sizin Bakanlığınıza desteğimiz de çok, siz yeter ki iyi niyetle elinizden geleni yapın.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP ve MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN -  Teşekkür ederim Sayın Seçer.

İkinci bölüm üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Birleşime beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati : 01.42

ON BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 01.44

BAŞKAN: Başkan Vekili Ayşe Nur BAHÇEKAPILI

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Muharrem IŞIK (Erzincan)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 54’üncü Birleşiminin On Birinci Oturumunu açıyorum.

524 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine devam edeceğiz.

Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

5’inci sırada yer alan Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile İtalya Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Çevre Koruma ve Sürdürülebilir Kalkınma Alanlarında İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ile Çevre Komisyonu ve Dışişleri Komisyonu raporlarının görüşmelerine başlayacağız.

5.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile İtalya Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Çevre Koruma ve Sürdürülebilir Kalkınma Alanlarında İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ile Çevre Komisyonu ve Dışişleri Komisyonu Raporları (1/682) (S. Sayısı: 385)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

6’ncı sırada yer alan Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile İran İslam Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Doğal Kaynaklar ve Su Havzası Amenajmanı Üzerine Mutabakat Zaptının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ile Çevre Komisyonu, Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu ile Dışişleri Komisyonu raporlarının görüşmelerine başlayacağız.

6.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile İran İslam Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Doğal Kaynaklar ve Su Havzası Amenajmanı Üzerine Mutabakat Zaptının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ile Çevre Komisyonu, Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu ile Dışişleri Komisyonu Raporları (1/441) (S. Sayısı: 266)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

Bundan sonra da komisyonun bulunamayacağı anlaşıldığından, kanun tasarı ve teklifleri ile komisyonlardan gelen işleri sırasıyla görüşmek için 30 Ocak 2014 Perşembe günü, alınan karar gereğince saat 14.00’te toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum.

Bütün milletvekili arkadaşlarıma iyi geceler diliyorum.

Kapanma Saati: 01.46



(x) 524 S. Sayılı Basmayazı 28/1/2014 tarihli 53’üncü Birleşim Tutanağı’na eklidir.