TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

                                                                                TUTANAK DERGİSİ

 

                                                                                                  50’nci Birleşim

                                                                                        22 Ocak 2014 Çarşamba

 

(TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

                                                                                               İÇİNDEKİLER

 

 

I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II.- GELEN KÂĞITLAR

III.- YOKLAMALAR

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Samsun Milletvekili Cemalettin Şimşek’in, Türkiye’de yapılan özelleştirmelere ilişkin gündem dışı konuşması

2.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Ahıska Türklerinin sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

3.- Yalova Milletvekili Temel Coşkun’un, Yalova’ya yapılan yatırımlara ilişkin gündem dışı konuşması

V.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, Yalova Milletvekili Temel Coşkun’un gündem dışı konuşması sırasında CHP Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

2.- Yalova Milletvekili Temel Coşkun’un, Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

3.- Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, Yalova Milletvekili Temel Coşkun’un sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

4.- İstanbul Milletvekili Süleyman Çelebi’nin, Uşak Milletvekili İsmail Güneş’in BDP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

5.- Van Milletvekili Özdal Üçer’in, Uşak Milletvekili İsmail Güneş’in BDP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

6.- Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın, İzmir Milletvekili Aytun Çıray’ın CHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında AK PARTİ Grup Başkanına ve Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

7.- İzmir Milletvekili Aytun Çıray’ın, Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

8.- Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında CHP Grup Başkanına sataşması nedeniyle konuşması

9.- Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın, Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

10.- İzmir Milletvekili Aytun Çıray’ın, Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine tekraren sataşması nedeniyle konuşması

11.- Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı’nın, Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

12.- Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal’ın, Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı’nın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında AK PARTİ Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

13.- Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

14.- Aydın Milletvekili Bülent Tezcan’ın, Yozgat Milletvekili Yusuf Başer’in 523 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin birinci bölümü üzerinde AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

15.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, Aksaray Milletvekili İlknur İnceöz’ün 523 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin birinci bölümü üzerinde şahsı adına yaptığı konuşması sırasında CHP Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

16.- İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, Aksaray Milletvekili İlknur İnceöz’ün 523 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin birinci bölümü üzerinde şahsı adına yaptığı konuşması sırasında MHP Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

17.- Aksaray Milletvekili İlknur İnceöz’ün, İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi ve İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın sataşma nedeniyle yaptıkları konuşmaları sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

18.- Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk’ün, Bingöl Milletvekili İdris Baluken’in 523 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 1’inci maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

19.- Kayseri Milletvekili Yusuf Halaçoğlu’nun, Bingöl Milletvekili İdris Baluken’in 523 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 1’inci maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşması sırasında Milliyetçi Hareket Partisine sataşması nedeniyle konuşması

20.- Adalet Bakanı Bekir Bozdağ’ın, Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in 523 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 2’nci maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

21.- Adalet Komisyonu Başkanı Ahmet İyimaya’nın, Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in 523 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 2’nci maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

22.- İstanbul Milletvekili Mihrimah Belma Satır’ın, Ankara Milletvekili Emine Ülker Tarhan’ın 523 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 3’üncü maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşması sırasında AK PARTİ Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

23.- Ankara Milletvekili Emine Ülker Tarhan’ın, İstanbul Milletvekili Mihrimah Belma Satır’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

24.- Adıyaman Milletvekili Mehmet Metiner’in, Ankara Milletvekili Emine Ülker Tarhan’ın 523 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 3’üncü maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

25.- İstanbul Milletvekili Mihrimah Belma Satır’ın, Ankara Milletvekili Emine Ülker Tarhan’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

26.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, Adıyaman Milletvekili Mehmet Metiner’in sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

VI.- AÇIKLAMALAR

1.- Kayseri Milletvekili Yusuf Halaçoğlu’nun, Yalova Milletvekili Temel Coşkun’un sataşma nedeniyle yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

2.- Yalova Milletvekili Temel Coşkun’un, sataşma nedeniyle yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

3.- Adalet Komisyonu Başkanı Ahmet İyimaya’nın, sataşma nedeniyle yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

4.- Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in, Adalet Bakanı Bekir Bozdağ ile Adalet Komisyonu Başkanı Ahmet İyimaya’nın sataşma nedeniyle yaptıkları konuşmalarındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

5.- Ankara Milletvekili Emine Ülker Tarhan’ın, Adıyaman Milletvekili Mehmet Metiner’in sataşma nedeniyle yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

VII.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Tekirdağ Milletvekili Emre Köprülü ve 21 milletvekilinin, basın yayın organları yoluyla vatandaşları aldatıcı ve denetimsiz yapılan reklam ve programların önlenmesi için yapılması gerekenlerin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/827)

2.- İstanbul Milletvekili Sedef Küçük ve 23 milletvekilinin, Çin ve Uzak Doğu ülkelerinden ithal edilen ucuz ve kalitesiz malların yerli üreticiler üzerindeki etiklerinin ve sağlık alanında yarattığı sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/828)

3.- Mersin Milletvekili Ertuğrul Kürkcü ve 22 milletvekilinin, 1 Mayıs 1977 tarihinde İstanbul Taksim Meydanı’nda yaşanan olayların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/829)

B) Duyurular

1.- Başkanlıkça, Kamu İktisadi Teşebbüsleri Komisyonu, İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu ve Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonunda siyasi parti grubu mensubu olmayan milletvekillerine düşen birer üyelik için aday olmak isteyen siyasi parti grubu mensubu olmayan milletvekillerinin yazılı olarak müracaat etmelerine ilişkin duyuru

VIII.- ÖNERİLER

A) Siyasî Parti Grubu Önerileri

1.- BDP Grubunun, BDP Grup Başkan Vekili Bingöl Milletvekili İdris Baluken tarafından Türkiye’de taşeron işçilerin sorunlarının araştırılması amacıyla 10/5/2013 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına vermiş olduğu Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 22 Ocak 2014 Çarşamba günkü birleşiminde okunmasına ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

2.- MHP Grubunun, Türkiye Büyük Millet Meclisi gündeminin “Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler” kısmında yer alan Adana Milletvekili Ali Halaman ve arkadaşları tarafından kamyoncu-nakliyeci esnafının sorunlarının belirlenmesi amacıyla (10/263); Afyonkarahisar Milletvekili Kemalettin Yılmaz ve arkadaşları tarafından kamyoncu-nakliyeci esnafının sorunlarının belirlenmesi amacıyla 12/7/2013 tarih ve 16287 sayı ile; Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan ve arkadaşları tarafından taksici esnafının sorunlarının araştırılması amacıyla 19/6/2013 tarih ve 14950 sayı ile Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına vermiş oldukları Meclis araştırması önergelerinin, Genel Kurulun 22 Ocak 2014 Çarşamba günkü birleşiminde okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

3.- CHP Grubunun, İzmir Milletvekili Aytun Çıray ve arkadaşları tarafından AKP iktidarlarının Türkiye’yi soktuğu hukuksuzluk yolunun iç ve dış tahribat boyutlarının araştırılması amacıyla 21/1/2014 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına vermiş olduğu Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 22 Ocak 2014 Çarşamba günkü birleşiminde okunmasına ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

IX.- SEÇİMLER

A) Komisyonlarda Açık Bulunan Üyeliklere Seçim

1.- Avrupa Birliği Uyum; Kamu İktisadi Teşebbüsleri komisyonlarında açık bulunan üyeliklere seçim

X.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/242, 2/80) (S. Sayısı: 156)

2.- Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu Raporları (1/484) (S. Sayısı: 287)

3.- Bartın Milletvekili Yılmaz Tunç ve 77 Milletvekilinin; Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve Adalet Komisyonu Raporu (2/1929) (S. Sayısı: 523)

4.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile İtalya Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Çevre Koruma ve Sürdürülebilir Kalkınma Alanlarında İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ile Çevre Komisyonu ve Dışişleri Komisyonu Raporları (1/682) (S. Sayısı: 385)

5.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile İran İslam Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Doğal Kaynaklar ve Su Havzası Amenajmanı Üzerine Mutabakat Zaptının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ile Çevre Komisyonu, Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu ile Dışişleri Komisyonu Raporları (1/441) (S. Sayısı: 266)

XI.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- Erzincan Milletvekili Muharrem Işık’ın, devletin güvenliğini ilgilendiren belgelere ilişkin Başbakandan sorusu ve Başbakan Yardımcısı Emrullah İşler'in cevabı (7/35339)

2.- Gaziantep Milletvekili Mehmet Şeker’in, açılışını yaptığı tesislere ilişkin Başbakandan sorusu ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/35808)

3.- Antalya Milletvekili Gürkut Acar’ın, TRT’de yaşanan görev değişikliklerine ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/35810)

4.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, asaleten ve vekâleten görev yapan bürokratlara ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/35811)

5.- Antalya Milletvekili Gürkut Acar’ın, Türk Dil Kurumu tarafından yayımlanan kitaplara ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/35812)

6.- Antalya Milletvekili Gürkut Acar’ın, Türk Tarih Kurumunun çeşitli faaliyetlerine ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/35813)

7.- Antalya Milletvekili Gürkut Acar’ın, Türk Dil Kurumunun hazırladığı bir sözlüğe ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/35814)

8.- İstanbul Milletvekili Abdullah Levent Tüzel’in, Ahmetler Kanyonu üzerine yapılması planlanan HES’lerin yöreye etkilerine ilişkin sorusu ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/35934)

9.- Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, Hükûmet yanlısı bir basın oluşturulmaya çalışıldığı iddialarına ilişkin Başbakandan sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/35976)

10.- Diyarbakır Milletvekili Nursel Aydoğan’ın, Bakanlık lojmanlarının tahsisinde yaşanan sorunlara ilişkin sorusu ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/36085)

11.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, bazı yatırımların çevreye verdiği zarara ilişkin sorusu ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/36232)

12.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, Bakanlık tarafından gerçekleştirilen gazete ve ikram malzemeleri alımlarına ilişkin sorusu ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/36233)

13.- Osmaniye Milletvekili Hasan Hüseyin Türkoğlu’nun, kendisine yakın görüşte bulunan gazetecilere sağlandığı iddia edilen imkânlara ilişkin Başbakandan sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/36395)

14.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, çocuk işçiliğine ve azaltılması için yapılan çalışmalara ilişkin sorusu ve Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın cevabı (7/36452)

15.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, 2004 yılındaki MGK kararlarının uygulanıp uygulanmadığına ve fişleme iddialarına ilişkin Başbakandan sorusu ve Başbakan Yardımcısı Emrullah İşler'in cevabı (7/36502)

16.- İzmir Milletvekili Hülya Güven’in, Avrupa Dağlık Bölgeler Şartı Taslağı’nın imzalanmasına ilişkin sorusu ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/36594)

17.- İstanbul Milletvekili Celal Adan’ın, eski bakanlara tahsis edilen makam araçlarına ilişkin sorusu ve Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın cevabı (7/36802)

18.- İstanbul Milletvekili Celal Adan’ın, eski bakanlara tahsis edilen makam araçlarına ilişkin sorusu ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/36826)

22 Ocak 2014 Çarşamba

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.00

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: İsmail KAŞDEMİR (Çanakkale), Muharrem IŞIK (Erzincan)

----- 0 -----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 50’nci Birleşimini açıyorum.

Toplantı yeter sayısı vardır.

Görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce üç sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

Gündem dışı ilk söz, Türkiye’de yapılan özelleştirmeler hakkında söz isteyen Samsun Milletvekili Cemalettin Şimşek’e aittir.

Buyurun Sayın Şimşek.

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Samsun Milletvekili Cemalettin Şimşek’in, Türkiye’de yapılan özelleştirmelere ilişkin gündem dışı konuşması

CEMALETTİN ŞİMŞEK (Samsun) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye’de yapılan özelleştirmeler ve özelleştirmenin mantığı üzerinde gündem dışı söz aldım. Genel Kurulu saygıyla selamlarım.

Değerli milletvekilleri, ancak ondan önce bahsetmek isterim ki…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Efendim, çok uğultu var Sayın Başkan. Çok uğultu var, size istirham ediyorum.

BAŞKAN – Buyurun.

Sayın milletvekilleri, lütfen…

CEMALETTİN ŞİMŞEK (Devamla) – Ancak ondan önce bahsetmek isterim ki bugün Türkiye Cumhuriyeti devleti nereye savrulacağı belli olmayan bir kaos ve karmaşa içerisindedir. Kimin suçlu, kimin suçsuz, neyin yolsuzluk, neyin değil olduğuna bu ülkede yargı değil Başbakan karar veriyor, Meclisin önüne Başbakanın dayatmasıyla getirilen yasalar, emir ve talimatlar doğrultusunda burada parmaklarla onaylanıyor.

Değerli milletvekilleri, burada size, özellikle AKP’li milletvekili arkadaşlarıma seslenmek istiyorum: Böyle bir hukuk devleti, böyle bir demokrasi olamaz. Sayın Başbakan giderek iyice insicamını kaybetti, ne dediğini bilmiyor, ağzından çıkanı kulağı duymuyor. Sayın Başbakanın bence dinlenmeye, hatta tıbbi destek almaya ihtiyacı var. Yurt dışına giderken yaptığı açıklamada…

BAŞKAN – Sayın Şimşek, lütfen… Yani İç Tüzük’ün 67’nci maddesi ortada. Tenkit edebilirsiniz ama Sayın Başbakanla ilgili böyle laflar etmeye hakkınız var mı? Lütfen.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Sayın Başkanım, Meclisi de susturur musunuz.

CEMALETTİN ŞİMŞEK (Devamla) – Yurt dışına giderken yaptığı açıklamalarda “O savcı benden izinsiz arama yapamaz, Adalet Bakanlığından izinsiz arama yapamaz.” diyor. Başbakan, arama yapılan kamyonu MİT mensubu olarak değerlendirecek kadar şuurunu kaybetmiştir.

Bakınız, Başbakan yine yurt dışına giderken, o tırlardaki aramayı yapan jandarma ve emniyet mensupları hakkında soruşturma talimatı vermiş ve bu kişiler hakkında hemen Jandarma Komutanlığı ve emniyet tarafından soruşturma açılmıştır. Türkiye tarihinde ilk defa kamu görevlileri kendilerine ait görev  ve sorumluluklarını yerine getirirken soruşturma geçirmek gibi hiç anlayamadıkları bir durumla karşı karşıya kalmışlardır.

Soruyorum size: Bu durumda görevini yaptığı için soruşturma geçiren emniyet güçleri ve jandarma bundan sonra görevini nasıl yerine getirecektir?

Sayın Başbakanın yurt dışında yaptığı açıklamalar ise ayrı bir komedidir. Sayın Başbakan diyor ki: “Demokrasilerde kuvvetlerin birbirine müdahalesi olamaz. Kuvvetler birbirine müdahale ederse orası demokratik bir ülke olmaktan çıkar. Yargı tarafsızlığından saparsa yasama onu düzeltir.”

Değerli milletvekilleri, sen, 17 Aralıkta bir savcının yasal sorumluluk ve görevi olan bir soruşturmanın yürütmesini engelleyeceksin, hemen o sabah soruşturmada görevli olan bütün polis…

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Bu savcı suç işliyor, suç. Bu savcı haddini bilecek, siz de bileceksiniz!

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Ya, neyine müdahale ediyorsun sen? Neyine müdahale ediyorsun?

CEMALETTİN ŞİMŞEK (Devamla) – Suçu Başbakan işliyor, suçu Başbakan işliyor.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Kalk konuş, ne müdahale ediyorsun?

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Siz de bileceksiniz. Başbakanımıza “şuursuz” diyemezsiniz, saygılı olacaksınız.

BAŞKAN – Sayın Metiner, lütfen…

CEMALETTİN ŞİMŞEK (Devamla) – Bütün polis müdürlerini görevden alacaksın, adli kolluk yönetmeliğini değiştireceksin…

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Kalk konuş.

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Otur oturduğun yerde!

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) - Her şeye müdahale etmeyin.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – “Şuursuz” diyemezsiniz, siz de haddinizi bileceksiniz.

CEMALETTİN ŞİMŞEK (Devamla) – …daha sonra arkası kesilmeyen tayin ve atamalarla savcı ve emniyet güçlerini hallaç pamuğu gibi atacaksın, yolsuzluk ve hırsızlık gibi önemli bir soruşturmanın yapılmasının önüne geçeceksin…

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Ortada bir yolsuzluk yok.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Konuşma, otur, sonra konuşursun.

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Sana göre yok!

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) - Millete sor bakayım ne oluyor!

BAŞKAN – Sayın Metiner, lütfen…

CEMALETTİN ŞİMŞEK (Devamla) – …bak, sonra diyeceksin ki “Demokrasilerde kuvvetler birbirlerine müdahale ederse orası demokratik bir ülke olmaktan çıkar.” Burada yargıya, demokrasiye kim müdahale ediyor.

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Hırsızsa “hırsız” diyeceğiz tabii.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – “Şuursuz” diyebilir mi ya? Olur mu böyle şey ya?

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Hırsıza “hırsız” da diyemeyecek miyiz?

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Ben senin liderine “şuursuz” desem olur mu? Diyelim mi yani?

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Hırsız…

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Milletin malını çalana “hırsız” diyeceğiz tabii.

CEMALETTİN ŞİMŞEK (Devamla) – Değerli milletvekilleri, Sayın Başbakana söylüyorum: Yargıyı rahat bırakın, bir endişeniz yoksa yargılansınlar.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Şuursuzsunuz!

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Niye içerideler?

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Başkasına karışma! Sen biatine bak, bize karışamazsın!

CEMALETTİN ŞİMŞEK (Devamla) - İnsanları niçin zan altında bırakıyorsunuz? Yargılanma bir haktır, hiç kimseyi bu haktan mahrum etmeye hakkınız yok. Gelin Türkiye'de dengeleri daha çok tahrip etmeden bu yoldan dönünüz.

Değerli milletvekilleri, dünyada özelleştirmeler 1980 sonrası hız kazanmış, ülkemizde ise 29/2/1984 yılında çıkartılan 2983 sayılı Kanun’la başlamıştır. Her ne kadar Türkiye “özelleştirme” kavramıyla 1984 yılında tanışmış olsa da uygulamalar daha çok 2000’li yıllarda, özellikle 2005 yılı sonrasında yoğunlaşmıştır. Türkiye'nin özelleştirme geliri 1984 yılından bu tarafa toplam 58 milyar dolar civarındadır. Bunun sadece 8 milyar doları 1984-2002 yılları arasında elde edilmiştir. AKP döneminde ise 50 milyar dolar özelleştirme geliri elde edilmiştir. Türkiye’de özelleştirmenin amaçları değerlendirildiğinde bu konuda çok başarılı olduğu söylenemez. Özelleştirmenin en önemli amaçlarından bir tanesi piyasa kurallarına işlerlik kazandırmaktır. Ancak, piyasa ekonomisinin…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

CEMALETTİN ŞİMŞEK (Devamla) – …vazgeçilmez şartı olan rekabetin düzenlenmesi ve denetlenmesi şarttır. Özelleştirmenin diğer bir koşulu ise verimliliğin artırılmasıdır. Özelleştirmenin bir diğer amacı, sermaye piyasasının geliştirilmesi ve mülkiyetin tabana yayılmasını sağlayarak gelir dağılımının adil bir yapıya kavuşturulmasını temin etmek olmalıdır. Ancak, ülkemizde yapılan özelleştirmeler “Sat kurtul” mantığıyla…

BAŞKAN – Sayın Şimşek, teşekkür ediyorum.

CEMALETTİN ŞİMŞEK (Devamla) – Ne satılan müesseseler ticari anlamda geliştirilmiş ne de gelir dağılımının tabana yayılması sağlanmıştır. Aksine, son on yıldır gelir dağılımı bozulmuş, işsizlik artmış ve çoğu satılan müesseseler elden ele satılarak alanlara kâr kapısı olmuştur. Elde edilen gelir ise kamu açıklarını kapatmamış, aksine ülke daha çok borçlandırılmıştır.

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Evde okursun sen onu sonra!

CEMALETTİN ŞİMŞEK (Devamla) – Bu anlamda, Samsun’un Bafra ilçesinde ve özelleştirme kapsamında olan TEKEL binaları…

BAŞKAN – Sayın Şimşek…

CEMALETTİN ŞİMŞEK (Devamla) –…beş yıldır atıl vaziyette durmakta…

FATİH ŞAHİN (Ankara) – Sayın Başkan, bir kişi beş dakika kullanacak.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – İnsanların öğrenme hakkına engel olmayın.

CEMALETTİN ŞİMŞEK (Devamla) – Konuşamadım Sayın Başkan.

…hırsızlar kabloları çalmakta, kapı ve pencereleri kırılmakta, kısacası, bir kamu malı Bafra’da ziyan olmaktadır.

Ayrıca, yine Samsun’da bulunan…

BAŞKAN – Sayın Şimşek, lütfen ama…

CEMALETTİN ŞİMŞEK (Devamla) –…Karaköy Harası kiralama kapsamında ihaleye çıkarılmış, içi boşaltılarak hayvan varlıkları ve laboratuvarı yok edilmiştir.

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Ya, evde oku onu, evde oku!

CEMALETTİN ŞİMŞEK (Devamla) – Sadece Karadeniz Bölgesi’nde yaşayan ve bölge için önemli olan  Jersey  ırkı hayvanlar boşaltılarak yok edilmekte, Karadeniz köylüsünün önemli bir ihtiyacı ortadan kaldırılmaktadır. Bu hayvanlar sadece Karadeniz Bölgesi’nde yaşamakta ve bunlar sadece burada verimli olabilmektedir.

Özelleştirmede bu yaklaşımlardan vazgeçilmeli ve müesseseler özelleştirmenin amacına uygun satıldıktan sonra da…

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Ya, mikrofon kesildi, süren doldu.

CEMALETTİN ŞİMŞEK (Devamla) –…daha verimli hâle gelecek şekilde özelleştirmeler yapılmalıdır diyor, tekrar hepinizi saygılarımla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

FATİH ŞAHİN (Ankara) – Devam et, devam et!

BAŞKAN – Gündem dışı ikinci söz, Ahıska Türklerinin sorunları hakkında söz isteyen Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’e aittir. (CHP sıralarından alkışlar)

2.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Ahıska Türklerinin sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

ENSAR ÖĞÜT (Ardahan) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; Ahıska Türklerinin sorunlarıyla ilgili söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygılarımla selamlıyorum.

Ondan önce, yine Ahıska bölgesinde, Kars’ta, Ardahan’da, o bölgede yaşayan insanlarımız tarım ve hayvancılıkla uğraşıyorlar biliyorsunuz, Tarım Bakanından bir ricam var: Yem bitkilerinin, mazot ve gübre desteklerinin bir an evvel ödenmesi. Kar, kış, kıyamet; köylü çok büyük sıkıntıda. Onun için de paralarını alarak hayvanlarına yem alsın, yem yedirsinler, bahara çıkarsınlar. Bunu da buradan hatırlatmış oluyorum.

Değerli arkadaşlar, 14 Kasım 1944, tarihin karanlık bir günü. Ahıska Türkleri hayvan vagonlarına yüklenerek Orta Asya çöllerine ve Sibirya’ya sürüldü. Ahıska Türkleri her gittikleri yerde kendi kimliklerini unutmadılar, bayraklarını unutmadılar, vatanlarını unutmadılar, devletlerini unutmadılar, her zaman yaşattılar ama ne yazık ki Ahıska Türkleri, Türkiye’de, kendi vatanında kimlik alamadan yaşıyorlar. Şu anda 5.500 kişi var Türkiye’de, bu insanlara kimlik vermiyorlar, oturma izni vermiyorlar. Ahıska Türkleri profesör olmuş, doktor olmuş, öğretmen olmuş, avukat olmuş, Ahıska’dan gelmiş, Türkiye’de kaçak çalışıyorlar. Doktorlar ne iş yapıyorlar biliyor musunuz? Boyacılık yapıyorlar, kapıcılık yapıyorlar, bekçilik yapıyorlar; avukatlar keza öyle.

Şimdi, değerli arkadaşlar, bir millet kendi öz topraklarında yabancı gibi kimliksiz yaşayabilir mi? Bu, devletin, bu, Türkiye Cumhuriyeti devletinin ayıbıdır. Bu ayıp hepimizin ayıbıdır, Büyük Millet Meclisinin ayıbıdır, ben de bundan şey yapıyorum. 1992’de bir kanun çıktı, 1992’de “Ahıska Türkleri’yle ilgili araştırma komisyonu kurulur, Ahıska Türkleri kaldıkları yerden getirilir, yerleştirilir.” diye kanun çıkmasına rağmen, bu kanun çıkmasına rağmen arkadaşlar, hiçbir komisyon kurulmadı, hiçbir işlem yapılmadı. 5.842 kişi, şu anda, Gürcistan Ahıska’da oturmak için müracaat etmiş, Gürcistan’da Parlamento kabul etmesine rağmen bizim Türk Hükûmeti, yani Cumhurbaşkanımız, Başbakan, Hükûmet ilgilenmediği için Ahıska Türkleri kendi vatanlarına dönemiyorlar ve orada oturamıyorlar arkadaşlar.

Şimdi, sadece 70 kişi statü aldı. Türkiye’nin ve dünyanın 14 ülkesinde Ahıska Türkleri var ama her gittikleri yerde Türk Bayrağı’nı, Kur’an-ı Kerim’i, devletlerinin topraklarını, vatan topraklarını baş ucundan ayırmayan bir millet. Bu milletin evlatları şu anda buraya gelmiş -doktorları, avukatları, öğretmenleri, hemşireleri- kapıcılık, bekçilik, odacılık yapıyorlar. Türkiye kimliği verilmiyor, Türk kimliği verilmiyor, bu ayıptır. Bunun derhâl giderilmesi için Büyük Millet Meclisinde bir komisyon kurulsun ve bu komisyon kurulduğu zaman da Ahıska Türklerinden gelenler ve burada oturacak olanlara oturma izni verilmesi ve oradan geleceklerin de araştırılarak, Ahıska Türklerine, onurlu bir şekilde, insan onuruna yakışacak şekilde, Türkiye’de bunlara kesintisiz ve kayıtsız şartsız kimlik verilmesi gerekmektedir.

Şimdi, 700 bin civarında Suriyeli mülteciye devlet bakıyor, Hükûmet onlara her türlü yardımı ediyor ama Hükûmet, Ahıska Türkleri gelince yardım etmiyor. Ben Hükûmeti şikâyet ediyorum. Nerede Ahıska Türk’ü varsa bu Hükûmete oy vermesin. (CHP sıralarından alkışlar) Niye vermesin? Çünkü bu Hükûmet Ahıska Türklerini süründürmüştür, bugüne kadar hiçbir şey yaptırmamıştır. Şunu rica ediyorum: Suriyeli mültecilere verilenin onda 1’inin Ahıska Türklerine verilmesini istiyoruz.

Değerli arkadaşlar, Türkiye Büyük Millet Meclisinde bir komisyon kurulsun. Bu komisyonda Ahıska Türkleri araştırılsın ve Ahıska Türklerinin kendi vatanlarına getirilmesi ve yerleştirilmesi için mutlak surette devletin el atması lazım. Şimdi, Gürcistan Hükûmetine ben teşekkür ediyorum. Gürcüler sahip çıkıyor, Azerbaycan sahip çıkıyor, Kazakistan, Özbekistan, Kırgızistan, her taraf sahip çıkıyor ama Türk Hükûmeti sahip çıkmıyor.

Ben buradan şikâyet ediyorum. Şimdi, Batum’a havaalanı kuruldu, dünya kadar yardım ettik, Ahıska’ya TOKİ bina yapmıyor. Ya arkadaşlar, Allah aşkına, Ahıska’ya TOKİ bina yapsa, şu anda, samimi söylüyorum, Ahıska’ya 5 bin - 6 bin kişi gelip hemen oturacak. Ben bunu Sayın Başbakana da Cumhurbaşkanına da anlattım; anlatmama rağmen, on bir yıl geçti, hiçbir adım atılmadı. Sayın Cumhurbaşkanından da Başbakandan da bütün herkesten de rica ediyorum, Ahıska Türklerine sahip çıkın. Gelsinler, Ahıska’ya yerleşsinler. Türkiye’ye gelenlere de kimlik verilsin arkadaşlar. Başka bir şey olabilir mi? Biz başka bir şey istemiyoruz.

Bu anlamda, insan onuruna yakışacak şekilde insanlara yaklaşmamız lazım. Türk’ü, Kürt’ü, Gürcü’sü, Çerkez’i bir bütün olarak yaşayan Türkiye’de insan onuruna…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ENSAR ÖĞÜT (Devamla) – …yakışacak şekilde bir karar çıkmasını bekliyor, hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Gündem dışı üçüncü söz, Yalova’ya yapılan yatırımlar hakkında söz isteyen Yalova Milletvekili Temel Coşkun’a aittir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

3.- Yalova Milletvekili Temel Coşkun’un, Yalova’ya yapılan yatırımlara ilişkin gündem dışı konuşması

TEMEL COŞKUN (Yalova) - Sayın Başkanım, çok değerli milletvekilleri, ekran başında bizleri izleyen değerli vatandaşlarımız; hepinizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, öncelikle, biraz önce konuşan MHP’li milletvekili arkadaşımızın bu Meclisin mehabetine, saygınlığına yakışmayan, uymayan sözlerini şiddetle kınıyorum ve özür dilemesini istiyorum. Başbakanımızın şuurunu, Başbakanımızın akıl terazisini ölçmeye senin değil, MHP Grubunun bile gücü yetmez, hiç kimsenin gücü yetmez, bunu ifade etmek istiyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

O, dünya lideridir, bütün yaptıkları ortadadır, çalışmaları ortadadır ve bundan sonra da böyle devam edecektir.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Hadi bırakın bu yalanları, millet yemiyor artık. Kasayla, kutuyla bitti bu iş!

TEMEL COŞKUN (Devamla) – Siz devam edin, siz devam edin!

Edep, adap ve hayâ bir insanın en önemli özelliklerindendir.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Kasaya, kutuya kilitlediniz bu işleri. İndir, bindir, başka bir şey yok! Seni bakan da yapmaz artık!

TEMEL COŞKUN (Devamla) – Değerli kardeşlerim, 81 vilayete yapılan yatırımlar Yalova’mıza da aynı şekilde yapılmıştır. Bu yatırımları özetlemek ve sizlerle paylaşmak istiyorum. (MHP sıralarından gürültüler)

Bu yatırımların başındaki İstanbul-Kocaeli, Bursa-İzmir Otoyol Projesi ve Körfez Asma Köprüsü Projesi dünyanın en önem verdiği projeler arasındadır. Kamulaştırma ve yatırım maliyeti 35 milyarı bulan bu proje bölgemiz ve ilimiz için gerçekten çok önemlidir.

2013 yılı sonu itibarıyla sadece benim Yalova’mdan kamulaştırma bedeli olarak 430 milyon para vatandaşlarımızın cebine girmiştir.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – İstanbul Belediyesinden misin? Aynı ekipten misin, İstanbul ekibinden misin?

TEMEL COŞKUN (Devamla) – Bu projeyle Yalova-İstanbul arası altı dakikaya, İzmir-İstanbul arası da üç buçuk saate inmiştir.

Yıllardır hayal edilen, Marmara Bölgesi’nin en önemli yatırımlarından biri olan Körfez köprüsünün Orhangazi ve Bursa’ya kadar olan kısmı inşallah 2015 yılının ortasında bitecektir.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Kaç paraya geçecek vatandaş, onu da söyle

BAŞKAN -  Sayın Akar…

TEMEL COŞKUN (Devamla) – Değerli milletvekilleri, Yalova’da çiçekçilik ve tarımın gelişmesi için çalışmalarımız son yıllarda önemli bir mesafe almıştır.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Senin Başbakanın yapmıyor onu. Vatandaş kaç liraya geçecek oradan onu söyle.

MUHAMMET BİLAL MACİT (İstanbul) – Ya, sus da bir dinle, sus!

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sana ne!

MUHAMMET BİLAL MACİT (İstanbul) – Sus dinle, sus! Biraz saygı göster. Sen de çıkacaksın, biraz saygı göster.

TEMEL COŞKUN (Devamla) – TİGEM’in 1.541 dönümlük arazisi çiçekçilere verilmek suretiyle önemli bir adımı yerli müteşebbise vermişiz ve destek sağlamışızdır.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) - 35 dolara geçecek otuz altı sene. Yuh be!

TEMEL COŞKUN (Devamla) – Yine, bu alanda…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Yuh be!

TEMEL COŞKUN (Devamla) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Biliyorum…

TEMEL COŞKUN (Devamla) – Edepsizlik iyice bunların özelliği oldu.

BAŞKAN – Buyurun siz.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Çok ayıp, Kur’an  çarpsın çok ayıp!

TEMEL COŞKUN (Devamla) – Edepsizlik özelliği oldu bunların.

MUHARREM VARLI (Adana) – Ağzına biber sürerler senin!

VELİ AĞBABA (Malatya) – Edepsiz sensin!

TEMEL COŞKUN (Devamla) – Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; önümüzdeki iki sene içerisinde çiçekçiliğin üretim, satış, pazarlama ve ihracat merkezi Yalova’mız olacaktır.

Türkiye Geofit Bahçesi Projesi’yle dünyada bir ilki, dünyada belli bir adımı, ülkemizde de bir ilki başarmış oluyoruz.

Değerli milletvekilleri, 10 bin metrekare alan üzerine inşa edilen huzureviyle bölgemize ve ilimize hitap edecek en önemli huzurevi projesini gerçekleştirmiş oluyoruz.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – O zaman Başbakanla yatarsın orada!

TEMEL COŞKUN (Devamla) – Dünyadaki büyük krize rağmen Yalova’daki tersane şirketleri gemi ve yat ihracatına devam etmektedirler. Altınova bölgesindeki tersanecilerimiz 2014 yılı Ocak ayı itibarıyla 7 bin kişinin çalışması ve 281 milyon dolarla ülke ekonomisine önemli bir katkı sağlamışlardır. Ülkemizde gemi ve yat ihracatında ilimiz 2’nci sıraya yükselmiştir.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Gümrükten haberin var mı gümrükten, bugün basılmış, 7 bin tane…

TEMEL COŞKUN (Devamla) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; millî iradeyi hedef alan, Hükûmeti düşürmeyi hedef alan…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Ambarlı Gümrükten haberin var mı?

TEMEL COŞKUN (Devamla) – …17 Aralık operasyonu hedefine ulaşamamıştır ancak ülke ekonomisine ciddi darbe vurmuştur, 120 milyarı aşan zarar vermiştir. Bu buhar olan para, zarar, milletin parası, 81 vilayete gidecek yatırımın parasıdır, benim Yalova’ma gidecek yatırımın parasıdır. Bunun vebalini ve hesabını sizler vereceksiniz.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Biz ne vereceğiz!

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Hırsızlar verecek, hırsızlar; yolsuzlar verecek, rüşvetçiler verecek, soyguncular verecek.

TEMEL COŞKUN (Devamla) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 17 Aralıktan bu yana ülkeye, ekonomiye zarar verenler, halkımızın umutlarıyla, geleceğiyle oynayanlar, birbirleriyle çok uzak görünmelerine rağmen bu süreçte bir araya gelenler, korku senaryosu saçanlar…

MAHMUT TANAL (İstanbul) - Rüşvetçiliği, hırsızlığı, yolsuzluğu kollayanlar, koruyanlar verecek hesabı.

TEMEL COŞKUN (Devamla) – …biliniz ki, 30 Martta söz sahibi aziz milletimiz konuşacaktır ve sizlere sandıkta gerekli cevabı verecektir.

MUHARREM VARLI (Adana) – Türk milleti konuşacak, Türk milleti. Türk milletine hesabı vereceksiniz.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Yargı size hesabı verecek, yargı. Hırsızlığın, yolsuzluğun, ahlaksızlığın hesabını vereceksiniz yargıya.

TEMEL COŞKUN (Devamla) – O ayakkabı kutuları elinizde kalacaktır, ama bu seçim…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MAHMUT TANAL (İstanbul) – O hırsızlığı, yolsuzluğu, ahlaksızlığı burnunuzdan fitil fitil getireceğiz.

TEMEL COŞKUN (Devamla) – Bir oyuncak buldunuz, o oyuncağı oynamaya devam edin! Siz ayakkabı kutularını anlatın, biz projelerimizi anlatacağız, biz yaptıklarımızı anlatacağız ve yapacaklarımızı anlatacağız.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Dünyada yolsuzluğu, hırsızlığı savunan ilk iktidarsınız, ilk!

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın İnce.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Halkın millî değerlerini çürüttünüz ya!

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan, sayın milletvekili “Edepsizlik özelliği oldu bunların.” dedi, açıkça grubumuza hakaret etti.

İzin verirseniz cevap vermek istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun Sayın İnce.

İki dakika söz veriyorum sataşma nedeniyle.

V.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, Yalova Milletvekili Temel Coşkun’un gündem dışı konuşması sırasında CHP Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

MUHARREM İNCE (Yalova) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

On iki yılın sonunda Yalova milletvekiline cevap vermek de varmış kaderimde. Hiç böyle bir şey yapmamıştım, hiçbir milletvekiline…

TEMEL COŞKUN (Yalova) – Daha çok yapacaksın!

MUHARREM İNCE (Devamla) – Senin yüreğin varsa gel yaparız, çok yaparız da sen gelemezsin! Sen gelemezsin!

TEMEL COŞKUN (Yalova) – Sen konuş, ben sana cevap vereceğim!

MUHARREM İNCE (Devamla) – Sen gelirsen, ben çok yaparım bunu! Ben nezaket yapmaya çalıştım sana, ama sen onu da anlamadın! “İlk kez bir Yalova milletvekiline cevap vermek zorunda kalıyorum.” dedim.

Şimdi, Haydar Bey’in, Sayın Haydar Akar’ın attığı laf şu: “Vatandaş kaç paraya geçecek köprüden, onu anlat! Yuh be!” dedi. Burada kötü bir söz yok. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

İHSAN ŞENER (Ordu) – Bir köprü yapılsın da kaça geçeceğini o zaman anlarlar ya!

MUHARREM İNCE (Devamla) – Bunun edepsizlikle bir alakası yok! (AK PARTİ sıralarından “Yuh!” sesleri) Sen gelmişsin, rüşveti, yolsuzluğu…

İBRAHİM KORKMAZ (Düzce) – Sana yuh olsun!

MUHARREM İNCE (Devamla) – …oradaki hırsızlığı operasyon olarak anlatıyorsun.

İHSAN ŞENER (Ordu) – İftirayı!

MUHARREM İNCE (Devamla) – O kasaları ben mi koydum?

İHSAN ŞENER (Ordu) – İftirayı! İftirayı!

MUHARREM İNCE (Devamla) – Ayakkabı kutusuna doları ben mi koydum, doları? Dolarları Noel Baba mı getirdi?

İHSAN ŞENER (Ordu) – İftira atıyorsunuz! Hayret bir şey ya!

MUHARREM İNCE (Devamla) – Noel Baba’nın hediyesi mi bunlar? (AK PARTİ sıralarından “Yuh!” sesleri)

İHSAN ŞENER (Ordu) – Sen kendi partinin kutularına bak, git de!

MUHARREM İNCE (Devamla) – Siz villa, arsa… (AK PARTİ sıralarından “Yuh!” sesleri)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…

MUHARREM İNCE (Devamla) – “Yuh” deyince, “Olsun buuu!” derler.  Gerisini sen anlarsın! (AK PARTİ sıralarından “Yuh!” sesleri)

İBRAHİM KORKMAZ (Düzce) – Edebe bak, edebe!

MUHARREM İNCE (Devamla) – Bak, bir şey söyleyeceğim…

İHSAN ŞENER (Ordu) – Bu mu nezaketin senin!

MUHARREM İNCE (Devamla) – Tersaneleri, özel sektör yatırımlarını devlet yatırımı gibi anlatıyorsun Sayın Coşkun.

Bak, Yalova küçük bir ildir. Yalova milletvekillerinin nezaketinde karşılıklı sataşmamak vardır ama çok isterim sataşmanı ki sana burada nasıl sataşma olur onu göstermek isterim tabi ki. Sen bunları yapma! Yalova’nın geleneklerini bozma! Biz ne Şükrü Önder ile ne İlhan Evcin ile bu kürsüde atışmadık.

TEMEL COŞKUN (Yalova) – Ben Temel Coşkun’um.

MUHARREM İNCE (Devamla) - Sen Yalovalı olarak hissetmediğin için kendini bunları yapıyorsun. Yapma bunu, bunu yapma!

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – İstanbul ekibinden, belediyedeki ekipten.

TEMEL COŞKUN (Yalova) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Coşkun.

TEMEL COŞKUN (Yalova) – Müsaade ederseniz…

VELİ AĞBABA (Malatya) – Arkadaşlar, bu paraleli geçti artık dikdörtgen! Dikdörtgen, üçgen, bir sürü…

BAŞKAN –Bir saniye…

TEMEL COŞKUN (Yalova) – Şahsımı, adımı zikrederek birkaç kez… Cevap vermek istiyorum.

BAŞKAN – Ne söyledi Sayın Coşkun?

TEMEL COŞKUN (Yalova) – Yalovalı olmadığımı… Ne söylemedi ki efendim yani, ne söylemedi ki!

BAŞKAN – Buyurun Sayın Coşkun, sataşma nedeniyle iki dakika söz veriyorum.(AK PARTİ sıralarından alkışlar)

2.- Yalova Milletvekili Temel Coşkun’un, Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

TEMEL COŞKUN (Yalova) – Değerli milletvekilleri, sayın hemşehrim, ilimin milletvekili bu kürsüyü çok kullanır, bu ekranları çok kullanır görevi gereği.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sen de elini kolunu kullanırsın anca!

TEMEL COŞKUN (Devamla) – Ben de mütevazı, beyefendi kişiliğimi bugüne kadar bozmadım, bundan sonra da asla bozmayacağım. (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

Ben, nerede ne konuştuğu… Maksadım ilin iki milletvekilinin birbiriyle kapışması veyahut da yarışması değil, asla. Ama ben konuşurken grubuna hâkim olman lazım.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Ben sınıf başkanı değilim, özgür iradeli milletvekili o.

İHSAN ŞENER (Ordu) – Özgür irade böyle bağırmayı mı gerektirir?

VELİ AĞBABA (Malatya) – Bizde parmak yok.

TEMEL COŞKUN (Devamla) – O zaman cevabı ben vereyim, sen niye vermedin, o versin?

Oradaki sayın milletvekili nefes almadan “Yuh!” diyecek kadar ileri gitmiştir ve siz bunu saygısızlık saymıyorsunuz. Sizin ölçüleriniz değişik, sizin edep ve adap anlayışınız değişik, hayâ anlaşınız değişik.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sen ayakkabı kutusundaki doları hırsızlık saymıyorsun.

TEMEL COŞKUN (Devamla) – O ayakkabı elinizde kalacak merak etmeyin.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Neyi kalacak? Ben mi koydum o dolarları oraya? O dolarları ben mi koydum oraya?

TEMEL COŞKUN (Devamla) – O ayakkabılar elinizde kalacak sizin. O ayakkabıyla iki ay oynayın, öyle kendinizi meşgul edin.

Yalova’daki yatırımlara gelince: On iki yıllık milletvekili olduğunu söylersin sık sık ve eski milletvekillerimizi de zikredersin bu kürsüde, Şükrü Önder Bey’i, İlhan Evcin Bey’i. Onlar benim arkadaşım ve kardeşim, onları da zikredersin.

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Şu tapeler ne Yalova Milletvekili, şu tapeler ne?

TEMEL COŞKUN (Devamla) –Bir defa ben… Sen nereden gelmişsen Yalova’ya, bir başka yerden, derenin öbür tarafından gelmişsin, ben bu ülkenin, Karadeniz’in en güzel yerlerinden gelmişim ve kırk yıllık da Yalovalıyım.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – “Derenin öbür tarafı” ne demek ya?

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Ne demek “derenin öbür tarafı”?

TEMEL COŞKUN (Devamla) – Hiç senden farkım yok. Böyle, nereli olduğumuz yarışına girmeyelim.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – “Derenin öbür tarafı” ne demek? Ne demek “derenin öbür tarafı” ya?

TEMEL COŞKUN (Devamla) – Şimdi, dolayısıyla, Yalova’ya on iki yılda ne yaptığını bana bir söyler misin Allah aşkına ya!

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – “Derenin öbür tarafı” ne demek?

TEMEL COŞKUN (Devamla) – On iki yılda Yalova’ya ne yaptın, onu bir söyler misin? Sadece bu kürsülerde konuştun, başka hiçbir şey yok.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Yani, derenin öbür tarafı neresi ya?

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) –Hırsızlık yapmamış. Sen yaptıysan onu anlat!

TEMEL COŞKUN (Devamla) – Hükûmetimizin on bir yılda Yalova’ya yaptığı yatırımın toplamı 1,5 milyar TL’dir.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Yuh olsun sana!

TEMEL COŞKUN (Devamla) – Hepinize saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Derenin öbür tarafı ha!

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan, herhâlde duydunuz değil mi? “Derenin öbür tarafından geldin.”den daha ağır bir hakaret olur mu?

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Bu tarafı neresi, öbür tarafı neresi? Yuh!

BAŞKAN – Sayın İnce, bana göre hakaret değil. Hakaret kabul ediyorsanız söz veriyorum.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Ya ne hakareti! Bunlar faşist ya, faşist!

BAŞKAN – Çünkü “derenin öte tarafı” da Türkiye’de çok kullanılan bir söz ama ben bunu hiçbir zaman için hakaret anlamında anlamadım.

Buyurun.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Nereden geldiği belli olmayanlar böyle konuşur, hep öyle olmuştur. Nesebi gayrisahih!

3.- Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, Yalova Milletvekili Temel Coşkun’un sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

MUHARREM İNCE (Yalova) – Şimdi, Sayın Başkan, önce, on iki yılda Yalova’dan alınan vergi, Yalova’ya yapılan yatırım, buna bakmak lazım, alınan, verilen.

Biraz matematik biliyorsan, git, önce bunları bir topla. Yalova’dan alınanlar verilenlerden 1,5 kat fazla; birincisi bu. Yani, fazla aldığımız bir şey yok, tam tersine, zarardayız.

İkincisi, “Ne yaptın?”a gelince: Bak Temel Coşkun,  Samsun’dan Kastamonu’ya, Mersin’e, Edirne’ye, Kahramanmaraş’a git, “Yalovalıyım.” dediklerinde şunu derler: “Muharrem İnce’nin memleketinden misin?” (CHP  sıralarından alkışlar)

TEMEL COŞKUN (Yalova) – Geç, geç, geç onları! Onları geç!

MUHARREM İNCE (Devamla) – Bak, seninle Taksim Meydanı’na çıkalım.

TEMEL COŞKUN (Yalova) – Onları geç!

MUHARREM İNCE (Devamla) –  İki saat bir köşede sen dur, bir köşede ben durayım, bana bin kişi gelip fotoğraf çektirecek,  sana 1 kişi gelip selam verirse maaşımı sana bağışlayacağım. (CHP sıralarından alkışlar)

TEMEL COŞKUN (Yalova) – Ne alakası var?

MUHARREM İNCE (Devamla) – Bak, Yalova’nın adını marka yaptım ben, marka.

TEMEL COŞKUN (Devamla) – Bununla neyi söylemek istiyorsun?

İHSAN ŞENER (Ordu) – Marka!

MUHARREM İNCE (Devamla) – Yalova’nın adını marka yaptım, daha ne yapayım, daha ne yapayım? (CHP sıralarından alkışlar)

TEMEL COŞKUN (Yalova) – Onu biz marka yaptık, biz. Yalova’yı biz öne çıkardık.

MUHARREM İNCE (Devamla) – “Derenin öbür tarafı.” Bak, bu çok ayıp. Benim de anne tarafım Karadenizli, baba tarafım Selanikli. Bu çok ayıp.

TEMEL COŞKUN (Yalova) – Hani Yalovalıydın, hani Yalovalıydın? Beni Yalovalı olmamakla suçluyorsun.

MUHARREM İNCE (Devamla) – Hayır, ben kendimi Yalovalı hissediyorum ama sen kendini Yalovalı hissetmiyorsun. Bak, sana yardıma gelenlere bile “Ya ben Yalovalı değilim.” dedin geçmişte.

TEMEL COŞKUN (Yalova) – Yalan söyleme, yalan söyleme! İspat etmeyen namerttir, ispat etmeyen…

MUHARREM İNCE (Devamla) – Ben yalan söylemiyorum. Kazımiye Cami Yaptırma Derneği Başkanı bana bunu söyleyen, ben onun… Bak, adını veriyorum.

TEMEL COŞKUN (Yalova) – Ben CHP’liye bile yardım ederim, senin seçmenine bile yardım ederim. Ben Yalova Milletvekiliyim.

MUHARREM İNCE (Devamla) – Ben sana kendini Yalovalı hissetmiyorsun diyorum.

TEMEL COŞKUN (Yalova) – Yalova Milletvekiliyim, Yalova!

MUHARREM İNCE (Devamla) – “Derenin öbür tarafı” diyerek göçmenlere hakaret ediyorsun, hakaret ediyorsun.

TEMEL COŞKUN (Yalova) – Senin danışmanlarına iş veriyorum, gönderdiğin adamlara, senin gönderdiğin adamlara iş veriyorum.

MUHARREM İNCE (Devamla) – Göçmenlere hakaret ediyorsun.

TEMEL COŞKUN (Yalova) – Geç şimdi, geç şimdi!

MUHARREM İNCE (Devamla) – Sen bunu unutma. O derenin öbür tarafını sana Yalova’da göstereceğim ben. (CHP sıralarından alkışlar)

TEMEL COŞKUN (Yalova) – Ya, geç şimdi onları!

BAŞKAN – Evet, teşekkür ediyorum.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın Başkan…

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Sayın Başkan…

Buyurun Sayın Akar.

Bir saniye, Sayın Akar önce el kaldırmıştı.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Sayın Başkan..

BAŞKAN – Sayın Halaçoğlu, lütfen, Sayın Akar’ı bir dinleyeyim, sonra…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Hatip, Grup Başkan Vekilinin değil, benim cevap vermem gerektiğini söyledi. Ben bir cevap vermek istiyorum.

TEMEL COŞKUN (Yalova) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Bir saniye, bir dinleyin lütfen Sayın Coşkun, konuşuyor Sayın Akar.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Grup Başkan Vekilinin kendisine cevap vermediğini, ona söylemediğini, bana söylediğini ifade ederek benim cevap vermemi talep etti sayın hatip.

BAŞKAN – Hayır, öyle bir şey söz konusu değil.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Hayır efendim, öyle söyledi. Hayır, efendim, edepsizlik…

BAŞKAN – Ben konuşmayı dinledim efendim, size… Tutanakları getirteceğim.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın Başkan, tutanak elimde.

BAŞKAN – Getirteceğim tutanakları, inceleyeceğim. Tutanakları getirteceğim.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Hayır efendim, Sayın Başkan, tutanak elimde.

BAŞKAN – Efendim, burada soru-cevap işlemi yapmıyoruz biz. Eğer size sataşma varsa söz vereceğim, tutanakları getirteceğim. Tamam, getirteceğim.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sayın Başkan, Sayın Başkan…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – 3 satır şey var burada.

BAŞKAN – Evet, cevap verdi buna Sayın Grup Başkan Vekili.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – “Haydar Akar versin. Ben ona söyledim.” diyor.

BAŞKAN – Hayır, lütfen…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Öyle şey olur mu ya, bana söylemiş adam.

BAŞKAN – Lütfen Sayın Akar.

Buyurun Sayın Halaçoğlu.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Sayın Başkan…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın Başkan, bana söylediğini kendisi söylüyor.

BAŞKAN – Tamam, Sayın Grup Başkan Vekili cevap verdi. Bir saniye, önce grup başkan vekilleriniz mi konuşacak, siz mi konuşacaksınız bir kendi aranızda anlaşın lütfen ya, lütfen ama.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkan, yani hakikaten siz milletvekilleri arasında ayrımcılık yapıyorsunuz.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Burada çok ciddi bir itham söz konusu olmuştur. Ülkede tamamen bir ayrımcılık söz konusu edilmiştir “derenin öbür tarafı” denmek suretiyle. Aslında bu konuda Meclisten kişinin özür dilemesi gerekir. Çünkü, bakın, “derenin öbür tarafında” dedikleri insanlar Anadolu’dan Rumeli’nin fethi sırasında oraya gitmiş evladı fatihandır. Oradan tekrar Türkiye’ye dönmüşlerdir değişik zamanlarda.

BAŞKAN – Sayın Halaçoğlu, yerinize varın, mikrofonu açsınlar. Yerinize varın, lütfen.

VI.- AÇIKLAMALAR

1.- Kayseri Milletvekili Yusuf Halaçoğlu’nun, Yalova Milletvekili Temel Coşkun’un sataşma nedeniyle yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Değerli milletvekilleri, AKP’den sayın hatip bugün çok önemli, Türkiye’yi ikiye ayıran çok ciddi bir hatalı söz sarf etmiştir.

MAHMUT TANAL (İstanbul) - Hatalı değil, ayrımcılık yapmıştır.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Meclisten özür dilemesi gerekir çünkü… (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Dar ağacı…

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Bilmediğiniz şeyde konuşmayın!

“Derenin öbür tarafı” dediğiniz zaman… (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – “Derenin öbür tarafı” dediğiniz, Rumeli fütuhatında Anadolu’dan oraya göçürülmüş Türklerdir.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Bırak da onu biz söyleyelim, kimi kastettiğimizi.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Kocacık yörükleridir, Filibe yörükleridir, Naldöken yörükleridir, Tanrıdağı yörükleridir, Selanik yörükleridir. Eğer bugün ülkenin yüzde 35’ini meydana getiren o Türkleri -ki evladı fatihan denir- siz onu “derenin öbür tarafı” diye nitelendirirseniz ülkeyi ikiye bölersiniz. Bundan dolayı, bundan dolayı…

OSMAN BOYRAZ (İstanbul) – Ya, buradan ekmek çıkmaz size!

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Ama siz gene az bölüyorsunuz, Başbakanınız 36 parçaya bölüyor.

Dolayısıyla, her şeyden önce bu Meclisten özür dilenmesi gerekir. Başkan Vekili Meral Akşener de Selanik’ten gelmedir; evet, Muharrem Bey de oradan gelmedir, bizim birçok vekilimiz de oradan gelmedir.

Siz hangi tarafındansınız derenin?

TEMEL COŞKUN (Yalova) – Ortasından!

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Derenin hangi tarafındansınız siz?

TEMEL COŞKUN (Yalova) – Ortasından!

BAŞKAN – Evet, Sayın Halaçoğlu, teşekkür ediyorum.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Eyaleti Rum’dan mısınız? Eyaleti Rum’dansınız değil mi?  Ayıptır be, ayıptır!

BAŞKAN – Sayın Coşkun, lütfen, sözlerinizin düzeltilmesi için ve özür anlamında, buyurun, iki dakika söz vereceğim. Özür dilemeniz için ama.

Yeni bir sataşmaya mahal vermeyelim; lütfen, konuya açıklık getirin ve özür dileyin Sayın Coşkun.

Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

2.- Yalova Milletvekili Temel Coşkun’un, sataşma nedeniyle yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

TEMEL COŞKUN (Yalova) – Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum.

Ben bu Meclise, yüce Meclise en fazla -bütün arkadaşlarım gibi- saygı duyan bir milletvekiliyim. Özür dilemem gerekirse bunu gözümü yumup da dilerim ama ben özür dilenecek bir şey değil… Ben sadece, sadece sayın milletvekilinin beni Yalovalı olmamakla suçlamasına cevaben, Anadolu’da çok kullanılan, bizim yöremizde de, memleketimizin her tarafında “Nerelisin?” dendiği zaman, “Derenin öbür tarafı, beri tarafı, aşağısı, yukarısı…”

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – “Derenin öbür tarafı” değil, bir kere, “suyun” derler!

TEMEL COŞKUN (Devamla) – Bunlar Anadolu muhabbetidir, bunlar şivelerdir, bunlar çok kullanılan laflardır.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Geç bunları geç! Kıvırma, kıvırma!

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Yüzde 35’i o, derenin öbür tarafındaki insanlar!

TEMEL COŞKUN (Devamla) – Her birimizin, seksen bir vilayette yaşayan arkadaşlarımızın her birinin milletvekili olduğu yerlerle doğum yerleri farklıdır dikkat ederseniz. Yani bunu böyle örtüştürmek veya buradan bir şeyler çıkarmaya çalışmak asla mümkün değildir.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Niye ya, benim doğduğum yer aynı, milletvekili olduğum yer aynı!

TEMEL COŞKUN (Devamla) – Biz vatandaşlarımıza sonsuz saygı içindeyiz.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Bir olgunluk göster de “Yanlış söyledim.” de!

TEMEL COŞKUN (Devamla) – Sayın İnce yani buradan bir şeyler çıkarmanın peşine düştüyse yanlıştır bu, yanlıştır bu.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Ben bir şey çıkarmadım, sen kendin söyledin!

TEMEL COŞKUN (Devamla) – Biz vatandaşlarımızı severiz, sayarız, hiç birisine…

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Çok seviyorsunuz!

MUHARREM İNCE (Yalova) – Çok!

TEMEL COŞKUN (Devamla) – Sayın Hocam, yani bir kurumun başından geldiniz, bu lafı bu kadar, böyle, kendinize göre yorumlamanızı hiç doğru bulmuyorum.

KEMAL DEĞİRMENDERELİ (Edirne) – Özür dilemen lazım, özür dilemen!

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Bu çok önemli bir laf ama!

TEMEL COŞKUN (Devamla) – Tüm vatandaşlarımızı saygıyla selamlıyorum.

KEMAL DEĞİRMENDERELİ (Edirne) – Ne kastettiniz “suyun öbür tarafı”ndayla, ne kastettiniz? Ne varmış suyun öbür tarafında?

TEMEL COŞKUN (Devamla) – Herkes, ötesi de bizimdir, berikisi de bizimdir, tüm vatandaşlar bizim kardeşimizdir, 76 milyon bizim kardeşimizdir.

Hepinize saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Çık, milletten özür dile, milletten! Çık, Rumelililerden özür dile! Terbiyesiz adam!

KEMAL DEĞİRMENDERELİ (Edirne) – Sayın Başkan, suyun öbür tarafının milletvekili olarak söz istiyorum.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Evet, ben de öyle, Sayın Başkan, hakaret kabul ediyorum.

BAŞKAN – Birleşime beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 14.34

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.50

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: İsmail KAŞDEMİR (Çanakkale), Muharrem IŞIK (Erzincan)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın  milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 50’nci Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

Şimdi gündeme geçiyoruz.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

Meclis araştırması açılmasına ilişkin üç önerge vardır, okutuyorum:

VII.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Tekirdağ Milletvekili Emre Köprülü ve 21 milletvekilinin, basın yayın organları yoluyla vatandaşları aldatıcı ve denetimsiz yapılan reklam ve programların önlenmesi için yapılması gerekenlerin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/827)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Son bir yıldır televizyonlarda, internet sitelerinde, ulusal ve yerel gazeteler de dâhil tüm basın-yayın organları aracılığıyla, özellikle çeşitli sağlık sorunlarıyla karşı karşıya kalan vatandaşlar, hiçbir denetimi, güvenilirliği, izni olmayan reklamlar yoluyla kandırılmaktadır.

Halkın zaaflarını kullanarak sağlık sorunları sebebiyle çareyi bu tür reklamlarda bulan vatandaşların bu zaaflarını en iyi şekilde kullanarak satışlarını yapan firmalar büyük sorun oluşturmaya başlamıştır.

Görülmektedir ki, farklı sektörlerde hiçbir dayanağı ve garantisi olmayan ürünlerin pazarlaması yapılmakta ve verilen danışma hatları üzerinden bunların satışı yapılmaktadır. Ülke genelinde bitki ve şifa merkezleri âdeta mantar gibi türemiştir.

5996 sayılı Veteriner Hizmetleri, Bitki Sağlığı, Gıda ve Yem Kanunu'nun 24’üncü Maddesinde “...her türlü yazılı ve görsel basın aracılığı ile sunulan bilgi dâhil, gıdanın etiketlenmesi, tanıtımı, reklamı ve sunumu tüketiciyi yanıltıcı şekilde yapılamaz.” denmektedir. Ancak, basın yayın organları üzerinden tüketiciyi yanıltıcı şekilde tanıtımı ve satışı yapılan bu ürünler artık sözde sağlık programları adı altında yapılmakta ve kamuoyunda ilaç algısı yaratılmaktadır.

Son derece aldatıcı ve yanıltıcı olan bu reklamlar, bırakın tüketicilerin sorunlarına çare olmasını, aksine, bu ürünleri kullanan binlerce insanı çeşitli sağlık problemleriyle karşı karşıya bıraktığı görülmektedir. Tıbbi yöntemleri hiçe sayarak, doktor olmayanların doktor önlüğü giyerek denetimsiz olarak ekranlarda reklam yapması kamu sağlığının korunması açısından ciddi tehlike arz etmeye başlamıştır. Bu ürünleri kullandığı için hayatını kaybeden, sakat kalan, sağlığı daha da bozulan vatandaşların sayıları artmış, açılan dava sayısı artmıştır. Ancak satışı yapılan birçok ürünün üzerinde adres ve iletişim bilgilerinin olmaması tüketiciyi muhatap bulma konusunda da zor durumda bırakmaktadır.

Yine gıda reklamlarında da yaşanan aynı sorun, kısa bir süre önce sahte, yanıltıcı ve aldatıcı olduğu tespit edilen bal reklamlarıyla da ortaya çıkmıştır. Görülmüştür ki tüketiciyi aldatanlara karşı ciddi bir mücadele gerekmektedir. Bu yolla aldatılan milyonlarca vatandaşın sağlığı söz konusudur.

Fayda sağlaması bir yana, zararı olan bu ürünlerin satışlarını engellemek, reklamlarını engellemek için ciddi bir mücadeleye gerek olmaktadır. Konuyla ilgili Bakanların da yaptığı açıklamalarda bu durumla ilgili endişeler dile getirilmiş ve var olan istismara karşı mücadele gerekliliği dillendirilmiştir.

Tüm bu sebeplerle, basın yayın organları yoluyla vatandaşları aldatıcı, denetimsiz, izin alınmadan yapılan bu reklam ve programların önlenmesi, araştırılması ve gerekli tedbirlerin alınması için, Anayasa’nın 98, İç Tüzük’ün 104 ve 105’inci maddeleri uyarınca bir Meclis araştırma komisyonu kurulmasını saygıyla arz ederiz.

1) Emre Köprülü                                            (Tekirdağ)

2) Mustafa Sezgin Tanrıkulu                           (İstanbul)

3) Metin Lütfi Baydar                                     (Aydın)

4) Haydar Akar                                              (Kocaeli)

5) Bülent Tezcan                                           (Aydın)

6) Ali Serindağ                                              (Gaziantep)

7) Hasan Ören                                               (Manisa)

8) Ramazan Kerim Özkan                               (Burdur)

9) Ali Rıza Öztürk                                          (Mersin)

10) Mehmet Şeker                                         (Gaziantep)

11) Mehmet Şevki Kulkuloğlu                         (Kayseri)

12) Namık Havutça                                        (Balıkesir)

13) Veli Ağbaba                                            (Malatya)

14) Muharrem Işık                                         (Erzincan)

15) Rahmi Aşkın Türeli                                  (İzmir)

16) Sena Kaleli                                             (Bursa)

17) Mustafa Serdar Soydan                            (Çanakkale)

18) İhsan Özkes                                            (İstanbul)

19) Ali Sarıbaş                                              (Çanakkale)

20) Haluk Eyidoğan                                       (İstanbul)

21) Kamer Genç                                            (Tunceli)

22) Hurşit Güneş                                           (Kocaeli)

2.- İstanbul Milletvekili Sedef Küçük ve 23 milletvekilinin, Çin ve Uzak Doğu ülkelerinden ithal edilen ucuz ve kalitesiz malların yerli üreticiler üzerindeki etiklerinin ve sağlık alanında yarattığı sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/828)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Çin ve Uzak Doğu ülkelerinden ithal edilen ucuz ve kalitesiz kimi ürünler ve bu ülkelerde üretilen malların yurda kaçak sokulması, söz konusu ürünleri üreten yerli üreticiler açısından haksız rekabete yol açmasının yanında, sağlığa zararlı ürünlerin de yurda girişine neden olmaktadır.

Bu konuda Dış Ticaret Müsteşarlığının yayınladığı ithalatta haksız rekabetin önlenmesine ilişkin tebliğlerin, Sağlık Bakanlığının yayınladığı yönetmeliklerin, Türk Standartları Enstitüsünün getirdiği sınırlamaların yeterli olmadığı, kalitesiz ve sağlığa zararlı ürünlerin yurda ithalat yoluyla veya kaçak yollardan girişinin önlenemediği gözlenmektedir.

Bu nedenlerle, Çin ve Uzak Doğu ülkelerinden ithal edilen veya yurda kaçak olarak sokulan ürünlerin yerli üreticilerimiz üzerindeki etkileri ile sağlık alanında yarattığı sorunların araştırılması ve alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Anayasa’nın 98'inci, İç Tüzük’ün 104 ve 105'inci maddeleri gereğince Meclis araştırması açılmasını arz ederiz.

1) Sedef Küçük                                         (İstanbul)

2) Ali Rıza Öztürk                                     (Mersin)

3) Ali Serindağ                                         (Gaziantep)

4) Hurşit Güneş                                        (Kocaeli)

5) Mustafa Sezgin Tanrıkulu                      (İstanbul)

6) İhsan Özkes                                         (İstanbul)

7) Arif Bulut                                             (Antalya)

8) Veli Ağbaba                                         (Malatya)

9) Kadir Gökmen Öğüt                               (İstanbul)

10) Haydar Akar                                       (Kocaeli)

11) Namık Havutça                                   (Balıkesir)

12) Muharrem Işık                                     (Erzincan)

13) Metin Lütfi Baydar                              (Aydın)

14) Rahmi Aşkın Türeli                              (İzmir)

15) Bülent Tezcan                                     (Aydın)

16) Sena Kaleli                                        (Bursa)

17) Hasan Ören                                        (Manisa)

18) Ramazan Kerim Özkan                        (Burdur)

19) Mehmet Şeker                                     (Gaziantep)

20) Mustafa Serdar Soydan                       (Çanakkale)

21) Ali Sarıbaş                                         (Çanakkale)

22) Mehmet Şevki Kulkuloğlu                    (Kayseri)

23) Haluk Eyidoğan                                  (İstanbul)

24) Kamer Genç                                        (Tunceli)

Gerekçe:

Ülkemize ithal edilen her ürün dış ticaret standartlarına ve TSE kurallarına uygun olmak zorundadır. Ancak denetimlerin eksikliği, mevzuatımızdaki açıklar, ilgili bakanlıklar arasında yaşanan koordinasyonsuzluk, laboratuvarların yetersizliği nedeniyle bu standartlara uymayan ve toplum sağlığını tehdit eder nitelikteki ürünler Çin ve Uzak Doğu ülkelerinden ithal edilmektedir.

Diğer yandan, yukarıda zikredilen standartlara uymayan ve içerdiği kanserojen kimyasallar nedeniyle insan sağlığı üzerinde olumsuz etkileri bulunduğu saptanan pek çok ürün de kaçak yollardan ülkemize sokulmaktadır.

Çin ve Uzak Doğu menşeli malların insan sağlığını olumsuz etkilemeleri sorunun bir boyutunu oluştururken, ithal edilen veya kaçak olarak yurda sokulan ucuz ve kalitesiz malların ülkemizde aynı ürünleri üreten firmalar üzerinde yarattığı olumsuz etkiler sorunun bir diğer boyutunu oluşturmaktadır.

Söz konusu ülkelerden ülkemize gelen ürünlerin bir kısmı insan sağlığına tehlike oluşturacak kimyasallar barındırmaktadır. Bu ürünler evlerde ve iş yerlerinde kullanılan eşyalarda, bebeklere yedirilen mamalarda, çocukların kullandığı oyuncaklarda ve kırtasiye malzemelerinde, diyet hapları ve kozmetik ürünler gibi tüketilen sağlık ürünlerinde saptanmaktadır. Halkımızın büyük bir çoğunluğu, insan sağlığına verdiği zararları bilmeksizin, ucuz olması nedeniyle Çin ve Uzak Doğu mallarını kullanmaya devam etmektedir. Bu konuda kamu kurumlarınca yeterli denetim yapılmadığı gibi kamuoyuna yönelik sağlıklı bir bilgilendirme de yapılmamaktadır.

Kimi ürünlerin toplum sağlığı açısından yarattığı tehlikenin yanında ülke ekonomisi açısından da sorun yarattığı gözlenmektedir. Manifatura, mefruşat, tuhafiye, mensucat ürünleriyle tekstil sektörü, hırdavat başta olmak üzere inşaat malzemeleri sektörü, boya ve kimyevi madde sektörü, oyuncak sektörü, kısaca iğneden ipliğe bütün sektörler ve yerli üreticiler, Çin ve Uzak Doğu ülkelerinden yapılan ithalat ve kaçak mal girişinden olumsuz etkilenmektedir. Söz konusu ürünler ucuzlukları nedeniyle cazibe yaratmalarına rağmen kalitesizlikleri ve dayanıksızlıkları nedeniyle tüketicilerimiz açısından orta ve uzun vadede sorunlara neden olmaktadır.

Yarattığı katma değer ve istihdam olanaklarıyla ülkemiz açısından büyük öneme sahip tekstil ve konfeksiyon sektörümüz Çin ve Uzak Doğu menşeli ürünlerden en çok etkilenen sektör niteliğindedir. Çin'den ithal edilen tekstil ve konfeksiyon ürünlerinin yarattığı haksız rekabet iç piyasada yüzlerce işletmenin kapanmasına neden olmuştur.

Çin ve Uzak Doğu ülkelerinden gelen ucuz ve sağlıksız ürünlere karşı tüm dünya gümrüklerinin uyguladığı bazı engeller vardır. Ancak ülkemizdeki söz konusu engeller yetersiz kalmaktadır.

Bu nedenlerle, Çin ve Uzak Doğu ülkelerinden ithal edilen veya yurda kaçak olarak sokulan malların sağlık ve kalite açısından tüketicilerimiz üzerinde ve uğradıkları haksız rekabet açısından üreticilerimiz üzerinde yarattığı sorunlar ile alınması gereken önlemlerin Yüce Meclisimizce belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasının yerinde olacağı kanısını taşımaktayız.

3.- Mersin Milletvekili Ertuğrul Kürkcü ve 22 milletvekilinin, 1 Mayıs 1977 tarihinde İstanbul Taksim Meydanı’nda yaşanan olayların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/829)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

1 Mayıs 1977 tarihinde İstanbul Taksim Meydanı'nda yaşanan ve 34 kişinin ölümüyle sonuçlanan olayların araştırılması, sorumluların ortaya çıkarılması amacıyla Anayasa'nın 98’inci ve İç Tüzük’ün 104 ve 105’inci maddeleri gereğince Meclis araştırması açılmasını arz ve talep ederiz.

1) Ertuğrul Kürkcü                                                        (Mersin)

2) Pervin Buldan                                                           (Iğdır)

3) Hasip Kaplan                                                            (Şırnak)

4) Sırrı Sakık                                                                (Muş)

5) Murat Bozlak                                                            (Adana)

6) Halil Aksoy                                                               (Ağrı)

7) Ayla Akat Ata                                                            (Batman)

8) İdris Baluken                                                            (Bingöl)

9) Hüsamettin Zenderlioğlu                                           (Bitlis)

10) Emine Ayna                                                            (Diyarbakır)

11) Nursel Aydoğan                                                      (Diyarbakır)

12) Altan Tan                                                               (Diyarbakır)

13) Adil Zozani                                                             (Hakkâri)

14) Esat Canan                                                             (Hakkâri)

15) Sırrı Süreyya Önder                                                (İstanbul)

16) Sebahat Tuncel                                                       (İstanbul)

17) Mülkiye Birtane                                                       (Kars)

18) Erol Dora                                                               (Mardin)

19) Demir Çelik                                                            (Muş)

20) İbrahim Binici                                                         (Şanlıurfa)

21) Nazmi Gür                                                              (Van)

22) Özdal Üçer                                                             (Van)

23) Leyla Zana                                                             (Diyarbakır)

Gerekçe:

İşçi sınıfının birlik, mücadele ve dayanışma günü olan 1 Mayıs 1977 Türkiye siyasi tarihinin dönüm noktalarından biri olmuştur. 34 emekçinin hayatını kaybettiği olayda 130'dan fazla kişinin yaralandığı bilinmektedir. Olayla ilgili açılan dava iddianamesinde İstanbul Cumhuriyet Savcılığına verilen tanık ifadelerinde söylendiğine göre 500 bin emekçinin Taksim meydanında olduğu sırada DİSK Başkanı Kemal Türkler'in konuşması başladığında alanda silah sesleri duyulmuş ve kitle panik halinde hareket etmeye başlamıştır. Sular İdaresi ve Intercontinental Oteli'nin üzerinden tüfekli şahıslarca kitlenin üzerine ateş edilmeye başlanmış, daha sonra alana giren panzer ses bombaları atarak paniği artırmış, bir kadını ezmiş, kitlenin ise birbirini ezmesine sebep olacak şekilde hareket etmiştir. Kitle Kazancı Yokuşu’na yönelmiş ancak sokağın girişini kesecek şekilde park edilen kamyon insanların birbirini ezmesine sebep olmuştur. Olayların ardından çeşitli iddialar ortaya atılmış ancak iddianameyi hazırlayan İstanbul Cumhuriyet Savcısı olayın aydınlatılamadığını, olayların gerisinde "yurt ve insanlık düşmanı karanlık güçler ve emniyet mensuplarının bulunduğunu" ileri sürmüş ancak on dört yıl süren dava bu açıdan bir sonuca bağlanmadan bitmiştir. Dönemin emniyet müdürünün ifadesi alınmamış, Intercontinental'in ön odalarındaki polislerin ellerindeki kamera kayıtları mahkeme aşamasında istenmesine rağmen getirilmemiştir. DİSK'in mahkemeye sunduğu deliller ortadan kaybolmuş, mahkeme sırasında yargılananların tümü olayın mağdurları olduğundan aklanmıştır.

TBMM'nin, yargı aşamasında çözülemeyen bu olayı ele alarak aydınlatması ve suçluları ortaya çıkarması, hayatlarını kaybeden 34 yurttaşımız kadar Türkiye işçi ve emekçilerine karşı da tarihî sorumluluktur. 1 Mayıs 1977 katliamı, bir dizi aydın, sendikacı, gazeteci, sanatçı ve bilim adamının faili meçhul şekilde öldürülmesinin yanı sıra, 12 Eylül 1980 askerî darbesine giden yolu hazırlayan en önemli toplumsal olaylardandır. Askerî darbelerle hesaplaşma arayışlarının gerçek bir zemine oturtulması bakımından katliamın aydınlatılması kilit önemdedir. Bu nedenle, 1 Mayıs 1977 tarihinde İstanbul Taksim Meydanı'nda yaşanan ve 34 kişinin ölümüyle sonuçlanan olayların araştırılması, sorumluların ortaya çıkarılması amacıyla Meclis araştırması açılmasını arz ve talep ederiz.

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Önergeler gündemdeki yerlerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki görüşmeler sırası geldiğinde yapılacaktır.

B) Duyurular

1.- Başkanlıkça, Kamu İktisadi Teşebbüsleri Komisyonu, İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu ve Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonunda siyasi parti grubu mensubu olmayan milletvekillerine düşen birer üyelik için aday olmak isteyen siyasi parti grubu mensubu olmayan milletvekillerinin yazılı olarak müracaat etmelerine ilişkin duyuru

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Kamu İktisadi Teşebbüsleri Komisyonu, İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu ve Kadın Erkek Fırsat Eşitliği komisyonlarında siyasi parti grubu mensubu olmayan milletvekillerine de birer üyelik düşmektedir. Bu komisyonlara aday olmak isteyen siyasi parti grubu mensubu olmayan milletvekillerinin 27 Ocak 2014 Pazartesi günü saat 18.00’e kadar Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına yazılı olarak müracaat etmelerini rica ediyorum.

Barış ve Demokrasi Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

Okutuyorum:

VIII.- ÖNERİLER

A) Siyasî Parti Grubu Önerileri

1.- BDP Grubunun, BDP Grup Başkan Vekili Bingöl Milletvekili İdris Baluken tarafından Türkiye’de taşeron işçilerin sorunlarının araştırılması amacıyla 10/5/2013 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına vermiş olduğu Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 22 Ocak 2014 Çarşamba günkü birleşiminde okunmasına ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

22/01/2014

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulunun 22/01/2014 Çarşamba günü (bugün) yaptığı toplantısında, siyasi parti grupları arasında oy birliği sağlanamadığından grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

İdris Baluken

       Bingöl

Grup Başkan Vekili

Öneri:

10 Mayıs 2013 tarihinde Bingöl Milletvekili Grup Başkan Vekili İdris Baluken tarafından (3327 sıra no.lu) Türkiye'de taşeron işçilerinin sorunlarının araştırılması amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisine verilmiş olan Meclis araştırma önergesinin, Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak 22/1/2014 Çarşamba günlü birleşiminde sunuşlarda okunması ve görüşmelerin aynı tarihli birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Barış ve Demokrasi Partisi grup önerisi lehinde söz isteyen Özdal Üçer, Van Milletvekili. (BDP sıralarından alkışlar)

ÖZDAL ÜÇER (Van) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; önerimiz üzerine grubumuz adına söz almış bulunmaktayım.

Dünya insanlık tarihinde en önemli kavramlardan bir tanesi emektir ve iş gücünün adaletli bir şekilde kendi emeğinin karşılığını alabilmesi sorunudur. Nüfusu 80 milyona yakın olan bir ülkede, emekçilerin, genç nüfusun sayısının çok olduğu bir ülkede, sosyolojik olarak gelir düzeyindeki farklılıkların uçurum niteliğinde olduğu, birilerinin hiç emek vermeden trilyonluk sermayelere, servetlere sahip olduğu ama birilerinin de gecesini gündüzüne katıp haftanın altı günü, günün on saati çalışıp da asgari ücrete tabi olduğu bir ekonomik sistemde adaletten, emeğin hakkından, insanlık onurundan ne derece bahsetmek mümkündür, bunu çok değişik vesilelerle bu kürsüde söz almış bulunan birçok milletvekili arkadaşımız dile getirmiştir. Milyonları bulan işsiz ordusu var ülkemizde -yine aynı şekilde milyonlarca çalışan kesim var- hem çalışma haklarını elde edememişler hem yapmış oldukları işin karşılığında almaları gereken ücreti alamıyorlar hem izin haklarını kullanamıyorlar hem özlük hakları yok. Bununla ilgili mücadele eden ve demokratik taleplerini dile getiren herkese de aynı şekilde, nasıl ki değişik sorunlarla kendi taleplerini dile getirip demokratik tepkilerini dile getiren kesimlere terör damgası vurulmuşsa, emekçiye de terör damgası vurulup, onların yapmış olduğu demokratik eylemlere gaz bombalarıyla, silahlarla, coplarla, şiddetle, bastırma politikasıyla yanıt verilmeye çalışılmıştır.

Peki, bu ülkede emeğiyle geçinenler hakkını  talep edemeyecekse, öğretmenler, sağlık çalışanları, eğitim çalışanları, herhangi bir kamusal alanda çalışan, hizmet veren insanlar, kendi geçimlerini sağlamak için adil bir ücret alamayacaksa, insanlık onuruna yaraşır bir yaşam standardı kurmaya yetecek düzeyde bir ekonomik gelir elde edemeyecekse, bu sorunun nereye varacağını kim, nasıl tahmin ediyor?

Eğer bu ülkede gerçek olarak kabul edilen şey, birileri milyonları götürürken, birileri çocuklarına ayakkabı kutularında servetler saklarken;  birilerinin de kendi çocukları güvencesiz çalıştırıldıkları gemi kazalarında yaşamını yitirirse, iş kazalarında iş cinayetleriyle yaşamını yitirirse, birileri sabahtan akşama kadar ya da akşamdan sabaha kadar çalışıp ay sonunda asgari ücretle çocuğunun temel gıda sorunlarını bile çözemezken bu ülkede adaletten bahsetmek nasıl mümkün olur?

Taşeron çalıştırmayla binlerce insan çalıştırılıyor. Gerekçesi: “Efendim, kamuya yük oluyor.” Dünyanın hiçbir yerinde emekçinin kamuya yük olduğu iddiası yoktur, sadece Türkiye gibi, siyasi egemenlerin, sermaye çevrelerinin, kendi çıkarları doğrultusunda siyaset yapanların, daha fazla milyonları çalabilmek, daha fazla emek sömürebilmek, daha fazla insanın gelirine konabilmek ve daha fazla sömürüyü gerçekleştirebilmek için uydurdukları bir gerekçedir.

Hâlihazırda Türkiye’de 2 milyonu bulan, memur statüsüyle çalışan kamu emekçisi vardır. Sayısı henüz tam netleştirilmemiş işçi statüsünde, geçici işçi statüsünde, 4/C statüsünde taş patlasın toplam emekçi sayısı 4 milyonu bulmuyor bu ülkede. Düşünün, 4 milyon emekçinin her birine 1.000 lira verilmiş olsa ne kadar olacak? 4 milyar. Yani, bir yıl içinde sadece emekçiye 1.000 lira seyyanen zam yapılmış olsa 4 milyar olacak. O 4 milyar ancak ve ancak o soruşturma izni verilmeyen bakan, Başbakan çocuklarının ayakkabılarının kutusunu doldurmaya yetecek, hatta dolduramayacak o kadar para. Emekçiye, işçiye gelince ödenek yok ama yolsuzluğa ve keyfi sefaya gelince para gani. İşçi sömürülür, işçi iş hakkından menedilir ama siyasi gücünü kullanıp, bakanlık sıfatını, Başbakanlık sıfatını, yargı gücünü kullanıp kendi çocuklarına servet edinenler veyahut da Dubai’de tatil yapanlar -yeri geldi- sevişenler savaşan pozisyonuna düşüyorken fillerin sevişmesi ve savaşması hikâyesine dönüşüyor olay. Filler sevişse de savaşsa da çimenler eziliyor.

Şimdi, yargı ve Hükûmet birbirine girmiş. Neden? Kutu kutu paralardan dolayı. Peki, o paralar kimindi? Tarlada dayı, dede; kurumlarda çalışan insanların. Hangi kurumlarda? Eğitim kurumlarında, sağlık kurumlarında, KİT’lerde, kamu kuruluşunda ve hatta bu Mecliste çalışan 4/C’li insanların emeği üzerinden…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Köleleştirdikleri vatandaşların…

ÖZDAL ÜÇER (Devamla) – ...köle sistemini oluşturanların egemenliğinden daha ne kadar bahsedeceğiz? Bu Mecliste kendi çocukları için trilyonu sağlayanlar var ama kendi çocukları için, üniversite mezunu olduğu hâlde gelip bu Mecliste çaycılık yapıp geçimini sağlamaya çalışan ve 4/C’li statüsünden dolayı ızdırap içinde yaşayan insan da var. Biz hangi ülkede yaşıyoruz? Birilerinin köşeyi döndüğü ve denizin öte yakasına geçtiği, derelerin öte yakasına geçtiği bir ülkede mi yaşıyoruz? Yoksa, insanların “Oy dere, Kızıldere…” dediği, kan akan derelerde mi yaşıyoruz? Yoksa, Fırat’ın öte yakasındaki, dereler ötesi ülkede mi yaşıyoruz?

Taşeron işçilerin sorunu… Mahkeme kararı olduğu hâlde, Karayolları işçileriyle ilgili yirmi yedi aydır bu Hükûmet mahkeme kararını takmıyor. Peki, hukuku takmayacaksınız, halkı takmayacaksınız, hakkı takmayacaksınız, “Biz başımıza buyruk yaşayacağız.” diye bu kadar da oy alacaksınız, o zaman, Hükûmete söyleyecek sözümüz yok, biraz da o Hükûmete oy veren, “İstikrar var efendim.” diyen bilinçsiz seçmeni uyarmak sorumluluğunda hissediyoruz kendimizi.

“Efendim, demokrasi gelecek. Efendim, bunlar dindardır…” Peki, dindarlar, sizin inandığınız dinin Peygamberi, kölesi Zeyd’i azat etmemiş miydi? Ama “Ben dindarım.” deyip din istismarı yapanlar, Dubailerde oteller alanlar kendine taşeron işçi sistemiyle binlerce köle yaratmaya çalışıyor. Bunun neresi vicdanlı, neresi insanlık erdemine yaraşır?

Söylenmekle bitecek gibi değil bu sorunlar. Hangi kurumda olursa olsun, Türkiye’de emeğin, emekçinin hakkını savunan herkes suçlu niteliğinde. Birçok sendikacının sadece emek hakkını sahiplendi diye mahkemelerde cezası var. Peki, o “Ben hukukun bekçisiyim.” diyen mahkeme sendikacıları tutuklarken, hak savunucusu olan siyasetçileri tutuklarken bu yolsuzluk davasında kendi yolsuzluklarını ne kadar sorgulayabiliyorlar?

Bakın, Karayolları işçilerine asgari ücreti reva görenler, Van 11’inci Karayolları Bölge Müdürlüğünde dönen milyarlık yolsuzlukları kim ne yapacak? Hangi şirket? Olur mu ya, yüzde 2,35 kırımla ihale alınıyor. Kaç milyonluk ihale? 2 milyon 500 bin liralık ihale; 1,24. Peki, bu şirket hangi bakanın güdümünde, hangi milletvekilinin yakını? Karayolları Bölge Müdürlüğünde milyarlarca lira harcanmış ama Karayolları işçilerine gelince, sigortası düzenli yatmıyor, onlara kadro verilmiyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÖZDAL ÜÇER (Devamla) – Neden? Çünkü Adalet ve Kalkınma Partisi istikrarı savunuyor. Adalet ve kalkınma ancak emeğin hakkıyla mümkün olur. Bir partinin “Ben AK PARTİ’yim.” diye kendini aklamaya çalışırken paralamasına değecek bir şey değildir. (BDP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Barış ve Demokrasi Partisi grup önerisi aleyhinde söz isteyen Muharrem Varlı, Adana Milletvekili. (MHP sıralarından alkışlar)

MUHARREM VARLI (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; BDP grup önerisinin İç Tüzük gereği aleyhinde söz aldım. Bu vesileyle hepinizi saygıyla selamlıyorum. Ama lehte bir konuşma yapacağım çünkü böyle bir konuda aleyhte konuşmak herhâlde insanlık anlayışımıza yakışmaz diye düşünüyorum.

Şimdi, bu taşeron işçilerin problemleri yıllardan beridir devam ediyor. Bu konuyla alakalı, Hükûmet birçok defa söz verdi. Her defasında sayın bakanlar çıktılar, açıklama yaptılar, dediler ki: “Taşeron işçilerin problemlerini halledeceğiz, işte bunları kadroya geçireceğiz, bunlar hak ettiklerini alacaklar.” Ama şu ana kadar hiçbir gelişme, hiçbir düzenleme olmadı. En son bu torba yasada bir beklenti vardı, taşeron işçilerin bir beklentisi vardı, bildiğim kadarıyla bu torba yasada da taşeron işçilerini ilgilendiren, taşeron işçilerini rahatlatacak, onların geleceğini huzur içerisinde yaşamasını sağlayacak bir şeyler yok. Dolayısıyla, Hükûmet, bugüne kadar vermiş olduğu sözlerin hiçbirisini yerine getirmedi ama her seçim döneminde böyle bir gündem oluşturup işte “Taşeron işçilerin hakkını vereceğiz.” diyerek o insanların, o güzel duygularından faydalanıp oylarını almaya çalışıp onları ne yazık ki hep yanılttılar, onların taleplerini hiçbir zaman karşılamadılar.

Değerli arkadaşlarım, bu taşeron işçilerinin kıdem tazminatı hakları yok. Bunlar emekli olacakları zaman ne alacaklar, neye göre hak sahibi olacaklar, bunları dahi bilmiyorlar birçoğu. Bunların iş garantileri de yok, taşeron firma bugün A firması işçi çalıştırıyor, bir problem çıktığı zaman hemen bir başkasına fason bir şirket kurdurup o şirketin üzerinden yeniden işi devam ettiriyor, taşeron işçi, dolayısıyla o şirkette çalışmak zorunda kalıyor. Dolayısıyla taşeron işçinin ne yazık ki bir iş garantisi de yok, istediği zaman işveren, istediği şekilde kapının önüne koyabiliyor ve bu insanlar aç sefil, biçare evlerine ekmek götürmek için gayret gösterirken, ter akıtırken kapının önünde buluyorlar kendilerini.

Ya, hepimiz insanız, hepimiz iyi yaşamak isteriz, hepimiz çocuklarımız eğitimini daha iyi alsınlar, onların ihtiyaçlarını daha iyi karşılayalım diye gayret gösteririz. Bütün ömrümüz, hayatımız bunun üzerine kurulmuştur ama baktığınız zaman, bu insanlara en ağır işler yaptırılıyor, en ağır çalışma şartlarında, şekillerinde çalıştırılıyor ama aldıkları ücrete baktığınız zaman asgari ücret değerinin de birçok zaman altında çalıştırılıyor. Bu, kapı altı dediğimiz, merdiven altı dediğimiz yerlerde çalıştırılan tekstil işçilerinin birçoğu da taşeron işçisi ne yazık ki. Fabrikaların değişik kademelerinde çalıştırılan işçilerin birçoğu da taşeron işçisi, belediye bünyesinde en ağır işleri yapanlar, bakanlıkların en ağır işlerini yapanlar ne yazık ki hepsi taşeron işçileri. En ağır şekilde çalıştırılırlar ama çalıştıklarının karşılığını da ne yazık ki alamazlar. Dolayısıyla, taşeron işçilerin haklarının bir an önce verilmesi lazım. Bunları bir an önce kanunlaştırarak onları rahatlatmamız lazım.

Bunlar, başlarına gelebilecek kazada nereye, nasıl şikâyet edecekleriyle alakalı hukuki problemler de yaşıyor. Bu hukuki problemlerin de giderilmesi lazım. Yani bu insanlar da netice itibarıyla çalışıyorlar, çalıştıkları yerde iş kazası geçirebiliyorlar, iş kazası geçirdikleri zaman haklarını nasıl savunacaklarını da bilmiyorlar. Bununla ilgili de bir hukuki düzenleme yapmamız lazım. Yani bunlar köle değil, bunlar netice itibarıyla bu ülkenin insanları ve çalışarak üretim yapıyorlar, üretime katkıda bulunuyorlar. Dolayısıyla, üretime katkıda bulunan insanları da korumamız lazım, gözetmemiz lazım.

Bu sözleşmeli personellerle alakalı bir değişiklik yaptınız, onların birçoğunu kadroya geçirdiniz ama sulama birliklerinde çalışan sözleşmeli personelleri sanki bu ülkenin evladı değilmiş gibi, sanki onlar uzaydan gelmiş gibi bu yasanın içerisine koymadınız. Dolayısıyla, onlar şu anda mağdur bir şekilde; bir an önce, sizin geçmiş dönemde yapmış olduğunuz, diğer sözleşmeli personellere vermiş olduğunuz hakların aynısından faydalanmak istiyorlar. Çünkü onların da hakkı, onlar da sözleşmeli personel ama onları ne yazık ki ikinci sınıf vatandaş yerine koydunuz ve sözleşmeli personel statüsünde değerlendirmeyip kadroya almadınız, dolayısıyla mağdur ettiniz. Bu mağduriyetin de bir an önce giderilmesi lazım. Bu insanlar sizden bunu bekliyor. Hükûmetseniz eğer her insanın mağduriyetini gidermek, her insanın sorumluluğunu üzerinize almak zorundasınız.

Değerli arkadaşlarım, bir yanda bir eli balda, bir eli yağda, bir yanda kasaları paralarla doldurmuş, kasalar paraları almamış, ayakkabı kutularında çil çil dolarları saklayanlar, bir tarafta her istediğine hükmedebilen, hâkimleri, savcıları bir gecede değiştiren, polis teşkilatının yarısına yakınını bir gecede tayin yoluyla değiştiren bir anlayış, bir tarafta da kölelik zihniyetiyle üretmeye çalışan, evinin ekmeğini çıkartmaya çalışan, asgari ücretle geçinmeye çalışan insanlar. Yani, bu Allah’tan reva mıdır? Bu, inanan insanların kabul edebileceği bir şey midir? Bu, vicdanlara sığabilecek bir şey midir? Çil çil dolarları ayakkabı kutularında saklarken hiç mi aklınıza evine ekmek götüremeyen insanlar gelmedi? Hiç mi onların bu çocukları nasıl okuyor, kıyafetlerini nasıl alıyorlar, nasıl okul ihtiyaçlarını giderebiliyorlar, harçlıklarını temin edebiliyorlar diye düşünmediniz? Dolayısıyla, bu ülkede çifte standart vardır. Bir tarafta kasaların dahi almayacağı kadar çok para birikmiş, ayakkabı kutularında saklanıyor, öbür tarafta da “Ay başını nasıl çıkartırım, ben çorbamı nasıl kaynatırım, evimde çoluğumun çocuğumun rızkını nasıl temin ederim?”in kaygısıyla yaşayan; her gün “Acaba işimden olacak mıyım, acaba beni yarın müteahhit firma kapı önünde bırakacak mı, acaba bir kabahatim oldu mu, kusurum oldu mu?” düşüncesiyle yaşayan insanlar var. Allah’tan korkan insan, vicdan sahibi insan bunların hepsini düşünmeli ve ona göre hesabını yapmalıdır. Siz eğer bir bakanın oğlu yargılanmasın diye savcıları, hâkimleri her gün tayin yaparken, polis teşkilatını darmaduman ederken taşeron işçilerin hakkını ve hukukunu gözetmezseniz Allah sizden bunun hesabını sorar; bırakın kulunu, önce Cenab-ı Allah sizden bunun hesabını sorar. Onun için, taşeron işçilerin haklarını, hukuklarını bir an evvel verip o insanları standartlarını yükseltecek, geçim seviyelerini yükseltecek bir duruma taşımalıyız diyor, hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Evet, teşekkür ediyorum.

Barış ve Demokrasi Partisi grup önerisi lehinde söz isteyen Sayın Süleyman Çelebi şu anda salona teşrif etmişlerdir.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

SÜLEYMAN ÇELEBİ (İstanbul) – Çok teşekkür ederim Sevgili Başkanım.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sana daha ne yapayım ya.

SÜLEYMAN ÇELEBİ (Devamla) – Siz mi bu katkıyı verdiniz? Çok teşekkür ediyorum Sayın Grup Başkan Vekilim.

Hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.

Barış ve Demokrasi Partisinin verdiği taşeronlaşmanın araştırılmasına ilişkin önergenin lehinde konuşmak üzere kürsüdeyim. Hepinizi selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, aslında, Türkiye’nin en önemli temel yarası bu kürsüden konuşuluyor bugün. Milyonları ilgilendiren, yani görünürde 1,5 milyon kişi gibi olan taşeron, aslında, aileleriyle bakıldığı zaman tam 6 milyon kişiyi ilgilendiren bir temel sorunu konuşuyoruz. Nedir bu temel sorun diye bakıldığı zaman… Bakın, 1 Mayıslar niye doğmuştur Amerika’da? Sekiz saatlik iş gücünü elde etmek için. Yani kölelik düzenine karşı, kölelik çalışma sistemine karşı, sekiz saatlik çalışma elde edilsin diye, on iki, on üç, on dört saat çalışan işçiler sekiz saatlik çalışmayı elde etsinler diye mücadele ettiler, bedeller ödediler, idamlar oldu, ölenler oldu ve onun sonucunda sekiz saatlik çalışma hakkı elde edildi. 1 Mayıs İşçi Bayramı da böyle doğdu.

Şimdi, bugün bakıldığından tam tersine bir dönüş var ülkemizde ve yaygınlaşan. Dünyada da tabii, küreselleşmenin getirdiği bir yeni sistem, neoliberal politikalar yeniden sistemi altüst ediyor ve çalışma koşullarını yine kölelik koşullarına dönüştürüyor. Buraya bakıldığı zaman, bugün ülkemizde, çalışanların yüzde 47’si -bu benim rakamım değil, bakanlığın rakamı- asgari ücretle çalışıyor. Yani çoğu taşeronda çalışan işçilerimiz ve asgari ücretle çalışıyorlar. Asgari ücret Türkiye’de ne kadar? 840 TL. Açlık sınırı ne kadar? 1.085 TL. Bunun yerine 840 lira alıyorlar ama bu 840 lirayı sekiz saat karşılığında almıyorlar. Neyin karşılığında alıyorlar? On saat, on bir saat, on iki saat çalışıyorlar Sayın Bakan. On iki saat çalışan, on üç saat çalışan insanlar taşeronda bu parayı alıyorlar. Bu, işte, tam da Türkiye’deki sömürü düzeninin nereye geldiğinin önemli bir göstergesi.

Şimdi, şöyle bir bakış var: “Ne yapalım ya, biz, işte, hizmetleri daha kolay erişilir hâle getirmek için işi taşeronlara yaptırıyoruz.” Daha başlangıçta, taşeronun doğmasının nedeni neydi, taşeronlaşmanın doğma nedeni? “İşte, park bahçelerde, yemekhanelerde, hizmetlerde taşeron işçisinin dışında maliyetler çok yüksek, bu maliyetlerle biz bu hizmetleri satın alırken bu pahalı maliyete dayanamıyoruz.” denildi. Şimdi, gerçek öyle mi? Hayır. Şimdi üretimin bütün alanında bir taşeron hükûmeti zaten bu Hükûmet, taşeron uygulamalarıyla ün salmış bir hükûmet, bir iktidar var ve taşeronu yaygınlaştırıyor. Yani, “Her yer Taksim, her yer direniş.” diyenler, şimdi “Her yer taşerondur. İktidarın bütün uygulamaları taşerondur.” diyor.

Çok basit çözümü var, hani ben bu kürsüye çıktığım zaman, “Efendim ne yapalım, maliyetler… Neyle böyle bol bol keseden konuşuyorsunuz muhalefet olarak, hangi kaynaktan?” diye soracak olursanız cevabını da vereceğim. O, aradaki tefecilere, aradaki o zengin ettiğiniz o taşeron firmalara verdiğiniz kaynağı işçilerin cebine koyduğunuz zaman bu sorun çözülür. Yani, o kutulara saklanan paralar yerine, bu paraları işçiye dağıttığınızda bu sorun çözülür arkadaşlar. Yeni bir kaynaktan bahsetmiyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BEDRETTİN YILDIRIM (Bursa) – 28 Şubatta…

SÜLEYMAN ÇELEBİ (Devamla) – Sen bu işleri hiç bilmezsin. Otur oturduğun yere.

BEDRETTİN YILDIRIM (Bursa) – Tabii, tabii…

SÜLEYMAN ÇELEBİ (Devamla) – Önce bil, ondan sonra boşu boşuna burada bana laf atma.

BEDRETTİN YILDIRIM (Bursa ) – Ben biliyorum seni. 

SÜLEYMAN ÇELEBİ (Devamla) – Diyorum ki bir daha, bir de altını çizerek söylüyorum: Burada taşerondan, normal bir kadroya alındığı zaman işçiler, o birkaç tane müteahhit, zengin ettiğiniz müteahhit yerine bu paraları değerli arkadaşlar, gerçekten bu işçilere dağıtsanız alım gücünü düzeltirsiniz; seviyesini, çalışma koşullarını belirli bir seviyeye getirirsiniz. Alım gücü iyi olan bir işçi sanayiye katkı verir, üretime katkı verir, Türkiye'nin zenginleşmesine daha katkı verir. Birilerini zengin etmek yerine o işçilerin tamamına, o kutulara koyduğunuz parayı gelin diğerlerine dağıtın; istediğimiz budur, talebimiz budur, bunun anlaşılmasını istiyorum.

İkinci önemli konu: Değerli arkadaşlar, bakın şu anda taşeron işçileri Cerrahpaşa Hastanesinde direniş yapıyorlar, onları buradan selamlıyorum. Taşeron işçileri niye direniş yapıyorlar? İşten atıldıkları için. Bir başka  taşeron uygulamasına Cerrahpaşa ihalesi verilmiş, oradaki ilgili birimler, rektörlerle konuşuluyor, oranın birimleriyle konuşuluyor, o işçilerin çaresizliğine, o işsizliğe bile çare üretilemiyor. Bu işçiler on ay, on bir ay çalışıyorlar, iş akitleri feshediliyor, kıdem tazminatı hakkından mahrum bırakılıyorlar. Yazık günah değil mi? Bu emeği sömürmek, hâlen bu emeğin sömürülmesine seyirci kalmak size yakışıyorsa devam edin; yakışmıyorsa “Bir an önce bu taşeron uygulamasını kaldırın.” diyoruz.

Üçüncü önemli konu: Bir sürü statüde çalışanlar var, 4/C’liler var, 4/B’liler var, var oğlu var, bir sürü sözleşmeli, uygulamada olan sistemle işçi çalıştırılıyor, bu Mecliste de  çalıştırılıyor. Bununla ilgili Meclise yasa teklifini sunduk, gelin, biraz, diğer hayalî işlerle uğraşmak yerine Türkiye’nin gerçek gündemine bir dönün, şu işsizliğin, yoksulluğun gerçekten bu ülkenin mağdurlarının sorununun çözümüne gelin bir katkı verin, bunu yapalım, yoksa yapay gündemle Türkiye’yi yeterince meşgul ettiniz. Artık Türkiye’nin gerçek gündemi bu ülkenin işsizleri, yoksulları, bu ülkenin gerçek mağdurlarıdır, gelin, onlara sahip çıkın.

Dördüncü önemli konu: Değerli arkadaşlar, emeklilikte yaşa takılanların sorunudur. Bu, buradaki bütün muhalefet partilerinin, iktidar partisinin sorunudur. Bakın, emeklilikte yaşa takılan arkadaşlar gelmişler 50-55 yaşına, emeklilik hakkını doldurmuşlar, prim gün sayısını tamamlamışlar, sırf yaşı bekliyorlar, yaşı beklerken de şu anda onların çoğunun çalışma imkânı yok, onlar sağlık hizmetlerinden yararlanamıyor. “Ya, bu sorunu çözelim.” diyoruz, bu Meclisin önüne getiriyoruz, oylarınızla bunların hepsi yokmuşçasına bir parmaklarınızı kaldırıyorsunuz bir parti grubu aşkına ve uğruna, bu esas sorunun çözümüne zerre kadar katkı vermiyorsunuz.

Emeklilerin sorunu var, işte, burada sizin, Meclisin seçtiği ombudsman dedi ki… Biz bu kürsüde konuştuk muhalefet partileri olarak, “Bu yaptığınız yasa emeklilerin yasası değil.” dedik, anlattık; “Bu, intibak değil.” dedik, anlattık ama siz bize inanmadınız. Şimdi sizin seçtiğiniz ombudsmana inanacak mısınız bilmiyorum ama diyor ki: “Bu yasa intibak değildir.” Dolayısıyla, bu süreçlere seyirci kalmamak…

Şimdi, yeniden bir uygulama daha yapıyorsunuz yandaş sendikaları korumak adına ÇAYKUR’da. ÇAYKUR, şu anda yeni üretim birimleri yerine şu andaki soğuk çay üretimini bir taşeron firmaya verdi ve oradan sağlayacağı yeni istihdamlarla oradaki yetki sürecini kendisine ait yandaş sendikaya çevirmek için her şeyi yapıyor.

Sonuç itibarıyla şunu söylüyorum: Artık emekçiler sizden ciddi anlamda bir sonuç bekliyor. Artık ellerinizi işçilerin aleyhine değil, lehine kaldırın diyorum.

Hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Hiç gördün mü, gördün mü?

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Barış ve Demokrasi Partisi grup önerisi aleyhinde söz isteyen İsmail Güneş, Uşak Milletvekili. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

İSMAİL GÜNEŞ (Uşak) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Barış ve Demokrasi Partisinin taşeron uygulamaların yasal bir mevzuata kavuşturulması hakkında Meclis araştırması açılması hakkındaki grup önerisi hakkında AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle aziz milletimizi ve yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, tabii ki bu taşeron işçi ne zaman başladı, ona bakmak lazım. Taşeron işçinin, tabii, Avrupa’da belki yüzyıllıktan fazla bir geçmişi var. Ülkemizde de ilk işçi kanunuyla ilgili 1936 yılında 3008 sayılı Yasa’da alt işverenle ilgili kanuni düzenleme yapılmıştır ama ülkemizde taşeron işçiyle ilgili ilk uygulamalar, daha çok kamudaki ilk uygulamalar 1985 yılında ANAP hükûmetleri döneminde başlamış, daha sonra da 1990 yıllarından itibaren de giderek artmıştır ve bizden  önce kaç tane hükûmet geçmiştir, bunların hepsi de taşeron işçi kullanımını veya alt işveren kullanımını, uygulamasını sahiplenmişlerdir; bunun devamı yönünde karar almışlardır, bunlarla ilgili de hiçbir problemin çözümüne katkıda bulunmamışlardır.

Şimdi “Taşeron işçi nereden çıkmıştır?” diye baktığınız zaman, taşeron işçinin çıkış nedeni şudur: Kamudaki çalışan işçilerin verimli çalıştırılmaması nedeniyle de, en çok da belediyelerdeki temizlik işçilerinin verimli çalıştırılmaması nedeniyle de alt işveren veya hizmet alımı kısmına geçilmiştir ve bunu günümüzde de biz verimlilik açısından karşılaştırdığımızda, Uşak Şeker Fabrikasında 450 işçi çalışmaktadır, yıllık ürettikleri şeker miktarı  28 tondur. Yine Konya Torku Şeker Fabrikasında 350 kişi çalışmaktadır, ürettikleri şeker miktarı yıllık 75 bin tondur. Yani, buradan da gördüğünüz gibi 3 kat daha fazla hizmet üretebilmektedirler.

Biz tabii ki taşeron işçinin ülkemizdeki sayısına baktığımızda kamudaki taşeron işçi sayısı 660 bin, özel sektördeki de 575 bin civarında olup toplam 1 milyon 200 bin civarında taşeron işçi vardır. Biz tabii ki buradaki taşeron işçilerimizin sorunlarına asla duyarsız kalamayız. Bunlar bizim kardeşlerimiz, tabii ki vatandaşlarımız. Ülkemizin ekonomik kaynaklarını yeterli kullanmak ve yerli yerinde kullanmak bizim de görevimizdir diye ben düşünüyorum.

Tabii, buradaki en büyük problem şudur taşeron işçilerle ilgili: Taşeron işçilerin mevzuattan kaynaklanan yıllık izinlerle ilgili, kıdem tazminatıyla ilgili, ihbar tazminatıyla ilgili problemleri vardır ve bunlarla ilgili problemlerin de mutlaka çözülmesi gerektiğine biz inanıyoruz. Burada, yıllık izinlerin ücretleri Kamu İhale Kanunu’nda belirtilmediği için, kıdem tazminatı, ihbar tazminatı gibi değerler yine Kamu İhale Kanunu’nda kamu ihale bedelinin yüzde 3 kısmının içine sokulduğu ve bu da bunu karşılamadığı için mutlaka burada bir yasal düzenleme yapmak gerektiğine biz inanıyoruz. Diğer taraftan, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanımız bununla ilgili çalışmaları başlatmıştır, Maliye Bakanımız bunlarla ilgili çalışmaları başlatmıştır.

Diğer taraftan, bu işçilerimizin ücretlerinin alımıyla ilgili problemler olduğu yansıtılmaktadır; bu, doğru değildir. Eğer kamuda çalışan işçilerimizin kamu tarafından alt işverene ücret ödendiği takdirde bir sonraki ayda işçilere bunu ödediğini gösterir makbuzu getirmediği takdirde bir sonraki hak ediş kesinlikle verilmemektedir. Burada herhangi bir problem yoktur. Fazla mesai çalışmasıyla ilgili de problem yoktur. Bu işçilerimiz, İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu’ndaki gereklere uyarak haftalık 45 saat çalışmaktadırlar. Bunun fazlası çalıştıklarında da fazla mesaileri daha önceden Kamu İhale Kurumundaki düzenlemelere uygun bir şekilde, o kurum bununla ilgili düzenlemeleri daha önceden öngörerek bayram ve tatillerde ne kadar kişinin fazla çalışacağına ve bunlarla ilgili ne kadar fazla mesai ücreti verileceği önceden tahmin edilmekte ve onlarla ilgili de paraları ödenmektedir. Bunlarla ilgili asla bir ödenmeme durumu söz konusu değildir.

Diğer taraftan, tabii ki en çok suistimal edilen konulardan bir tanesi taşeron işçilerinin kamuya alınması. Tabii ki bu alt işveren sektörü nereden çıkmıştır? İşçilerinizi yeterli miktarda, verimli miktarda çalıştıramadığınız için bu ortaya çıkmıştır. Siz, bunları tabii ki kamuya aldığınız zaman aynı problemlerle tekrar karşılaşacaksınız. Eğer burada bir düzenleme yapacak olursak, biz, bunları tabii ki kamuya almak isteriz ama ekonomik bütçemizin bunu kaldırması mümkün değildir. Yaklaşık 435 milyar olan 2014 bütçemizin 135 milyarı çalışan yaklaşık 3 milyon kamu personeline, aşağı yukarı da 120 milyar miktarı da yaklaşık 9,5 milyonu bulan emekliye gitmektedir. Eğer siz bunları da kamuya aktarırsanız bunlara ödeyeceğiniz kaynağı bulmanız mümkün değildir. Ve sizin yaptığınız gibi şöyle yaparsak biz: Eğer ki, yani “Biz, bunlara hiç ücret ödemeyelim ama ücretlerini artıralım, sonra da işten çıkaralım.” derseniz, o, sizin yapabileceğiniz bir şey. Şimdi, size, muhalefet tabii ki iktidarda olmadığı için birtakım vatandaşlarımıza, burada çalışan işçilerimize vaatlerde bulunuyorlar.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) - Şu ayakkabı kutusundakileri ver, yeter onlara.

İSMAİL GÜNEŞ (Devamla) - Oysa onlar da iktidara gelseler bunları yapamayacaklarını, bunların ekonomik bakımdan mümkün olmadığını onlar da pekâlâ biliyorlar ama tabii ki ben bu muhalefete de hak veriyorum.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) - Sizden başka kimseye yaşam hakkı tanımıyorsunuz.

İSMAİL GÜNEŞ (Devamla) - Yani uzun süre iktidardan uzaklaşınca ülkenin nasıl yönetileceğini, kamu maliyesinin nasıl yönetileceğini unutmuşlar. Dolayısıyla da hiçbir kaynağı olmadı.

MAHMUT TANAL (İstanbul) - Hırsızlık yapmayacaklar, rüşvet yemeyecekler.

İSMAİL GÜNEŞ (Devamla) – Şimdi, ben şöyle bir şey… Tabii ki buradan bu 17 Aralık 2013 tarihindeki müdahaleyle ilgili de birkaç şey söylemek istiyorum. Burada tabii ki, bu rüşvet alımına karışan insanlar varsa mutlaka bunlar hesabını versin.

SÜLEYMAN ÇELEBİ (İstanbul) – “Varsa, varsa…”

İSMAİL GÜNEŞ (Devamla) – Bunlarla bizim bir şeyimiz yok.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) - “Var” de, “Var” de!

İSMAİL GÜNEŞ (Devamla) – Siz şunun hesabını verin, ben şunu söylüyorum:  2002 yılından önce kamu bankalarındaki verdiğiniz kredilerin dönüş oranı kaçtı? Yüzde 40’tı.

SÜLEYMAN ÇELEBİ (İstanbul) – Ne kadar da…

İSMAİL GÜNEŞ (Devamla) – Bu geri dönmeyen kredileri kimlere verdiniz?

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Ben şimdi Halk Bankasındaki krediyi anlatacağım biraz sonra.

İSMAİL GÜNEŞ (Devamla) – Bu yasal bir yolsuzluktu, yasal bir hırsızlıktı, bu hırsızlığı siz normal hâle getirdiniz.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sen de KİT Komisyonundasın; yolsuzlukları benden iyi biliyorsun, benden!

İSMAİL GÜNEŞ (Devamla) – Biz bunların hepsini kapattık. Bugün kamu bankalarının…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Benden iyi biliyorsun!

İSMAİL GÜNEŞ (Devamla) – …kredilerinin geri dönüş oranı yüzde 97-98’dir.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Satıyorsunuz o kredileri, satıyorsunuz!

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Bugün bir tape daha çıktı, Rıza Sarraf demiş ki: “Memura, bakana bir de bilmem kime parayı peşin vereceğim.”

İSMAİL GÜNEŞ (Devamla) – Siz bunu asla yakalayamadınız, asla göremediniz. Emlak Bankasının Emlak Gayrimenkul Yatırım Ortaklarının verdiği kredilerinizden 1 milyar kredi hâlâ batıktır…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Satıyorsunuz o kredileri!

İSMAİL GÜNEŞ (Devamla) – …kimlere verdiğinizi de çok iyi biliyorsunuz.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Satıyorsunuz o kredileri.

İSMAİL GÜNEŞ (Devamla) – Yani bunlarla baş edemezsiniz.

SÜLEYMAN ÇELEBİ (İstanbul) – Taşeron işçisini anlat!

İSMAİL GÜNEŞ (Devamla) – Yani birileri sizin önünüze bir şey koydu, ona sarılıyorsunuz. (CHP sıralarından gürültüler)

Yani muhalefet kendi imkânlarıyla, kendi gücüyle, kendi fikriyle iktidara gelemeyeceğini anlayınca birileri bunlara bir şey sundu, onlara sarıldılar ve onlarla bir yere gelmek istiyorlar.

BİNNAZ TOPRAK (İstanbul) – Bize masal anlatma, masal dinlemekten bıktık!

İSMAİL GÜNEŞ (Devamla) – Ben size şunu söyleyeyim: Gerçekten de bu ülkeyi hepimiz seviyoruz ama eğer siz de seviyorsanız biz de buna inanmak istiyoruz.

BİNNAZ TOPRAK (İstanbul) – Masal anlatma, masal anlatma!

İSMAİL GÜNEŞ (Devamla) – Onun için, Türkiye'nin geleceği için…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sizin gibi çalalım, öyle mi diyorsun!

İSMAİL GÜNEŞ (Devamla) – …iyi muhalefet yapın, iyi projeler üretin ve gerçekten de halk da sizi takdir etsin.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Öyle mi diyorsun, ayakkabı kutularında mı istifleyelim paraları, kasalarda mı biriktirelim paraları?

İSMAİL GÜNEŞ (Devamla) –  Çünkü siz söylüyorsunuz ama size halk inanmıyor. İnşallah 30 Martta da halk bize inancını gösterecek…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Allah ile aldatıldığını anlayacak o halk bir gün.

İSMAİL GÜNEŞ (Devamla) – …size inanmadığını gösterecek ve dolayısıyla da bunu çok iyi göreceksiniz. Yani buradan biz her zaman için doğrunun, dürüstün yanındayız.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Senin kadar işçi düşmanı bir adam tanımadım ben ya!

İSMAİL GÜNEŞ (Devamla) – Yahu, şimdi, şöyle bir şey…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – İşçi düşmanı! KİT’te de öyleydin sen.

İSMAİL GÜNEŞ (Devamla) – …biz, işçilerin yanındayız.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Ya, senin kadar…

İSMAİL GÜNEŞ (Devamla) – Yahu, 2002 yılında asgari ücret kaçtı? 184 liraydı. Şimdi kaç? 833 lira. Yeter mi? Yetmez.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – İşçi düşmanısın sen ya, işçi düşmanısın sen, işçi.

BAŞKAN – Sayın Akar, lütfen dinleyin…

Sayın Ağbaba…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Ya bu böyledir ciddiyim ama. Ya, 800 lirayı çok görüyorlar işçiye ya!

İSMAİL GÜNEŞ (Devamla) – Ama bunlar bunları artıramazlar, bunları anca biz artırırız…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Bedava çalıştıracaklar.

İSMAİL GÜNEŞ (Devamla) – …ve gayrisafi millî hasılayı biz üç katına artırdık.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Ya, sen o vatandaşın vergisiyle okudun be!

İSMAİL GÜNEŞ (Devamla) – Eğer biz gelmeseydik sizler ülkedeki bu memurların, işçinin maaşını ödeyemeyecektin, maaşını.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – 800 lira alan taşeron işçinin vergisiyle okudun, yazık günah sana be!

İSMAİL GÜNEŞ (Devamla) – Vatandaş bunların hepsini biliyor ve ondan sonra Avrupa’nın, IMF’nin peşinde koşturacaktınız, ülkenin şerefiyle…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Yazık sana, yazık! Aynı şeyleri KİT’te de yapıyordun sen. 800 lirasını çok görüyorsun sen.

İSMAİL GÜNEŞ (Devamla) – …yani, şerefini beş paralık ettiniz. Böyle bir şey olur mu bilmiyorum arkadaşlar.

Yani, ondan sonra, işçinin, emeklinin peşinden düşün. Biz sizler gibi sendika ağalığı yapmadık, işçileri sömürmedik arkadaşım.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sen var ya sen işçi düşmanısın, işçi!

İSMAİL GÜNEŞ (Devamla) – En son konuşacak bir kişi varsa o da sensin diyorum…

SÜLEYMAN ÇELEBİ (İstanbul) – İşçi düşmanı!

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – İnsan düşmanısın sen!

İSMAİL GÜNEŞ (Devamla) – …ve dolayısıyla biz işçinin yanındayız ve ne kadar bağırırlarsa bağırsınlar asla bizi susturamayacaklardır diye düşünüyorum ben. (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar) ve biz her zaman işçinin yanındayız, köylünün yanındayız, çiftçinin yanındayız.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Evet, hepsinin canına okudunuz, canına!

İSMAİL GÜNEŞ (Devamla) - Dolayısıyla da onların hakkını yine biz vereceğiz. Sizler asla bir şey yapamayacaksınız diyorum.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Siz, cebinizi doldurursunuz, cebinizi! Bunun yanındasınız, bunun!  

İSMAİL GÜNEŞ (Devamla) - Bu vesileyle, yüce heyetimizi, aziz milletimizi ve sizleri saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

SÜLEYMAN ÇELEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan…

ÖZDAL ÜÇER (Van) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Çelebi.

ÖZDAL ÜÇER (Van) – Sayın Başkan, ben…

BAŞKAN – Bir saniye, Sayın Çelebi’ye verdim sözü.

SÜLEYMAN ÇELEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, konuşmacı konuşmasında bana yönelerek “sendika ağaları” dedi.

BAŞKAN – “Sendika ağaları” dedi?

SÜLEYMAN ÇELEBİ (İstanbul) –  Evet. “Sen, işçi düşmanı sendika ağasısın.” dedi. 

BAŞKAN – Buyurun Sayın Çelebi, sataşma nedeniyle iki dakika söz veriyorum.

Ağalığı kabul etmiyor musunuz yani?

V.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

4.- İstanbul Milletvekili Süleyman Çelebi’nin, Uşak Milletvekili İsmail Güneş’in BDP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

SÜLEYMAN ÇELEBİ (İstanbul) – Şimdi, nasıl kabul edeceğimi söyleyeceğim Sayın Başkan izninizle.

AHMET YENİ (Samsun) – Sendika ağası konuşuyor!

SÜLEYMAN ÇELEBİ (Devamla) – Bakın, şuraya bir bakın şuraya, burada sendika ağasını bulamazsınız.

AHMET YENİ (Samsun) – Konuşma yapıyor sendika ağası!

SÜLEYMAN ÇELEBİ (Devamla) – Ama bu tarafta ağa çok var. (CHP sıralarından alkışlar)

AHMET YENİ (Samsun) – Sendika ağası koşuyor, dinleyin!

SÜLEYMAN ÇELEBİ (Devamla) – Şimdi, bak, net söylüyorum, onurumla çalıştım.

HAMZA DAĞ (İzmir) – 28 Şubat, 28 Şubat…

SÜLEYMAN ÇELEBİ (Devamla) – Sendika ağası kimse şerefsiz ve namussuzdur, kim yapmışsa!

BAŞKAN – Sayın Çelebi, lütfen, bu sözleri kullanmayalım.

BEDRETTİN YILDIRIM (Bursa) – 28 Şubatta neredeydin sen?

SÜLEYMAN ÇELEBİ (Devamla) – Hayır, hayır, bu, büyük bir hakaret. Bana her şey söylenebilir Sayın Başkan, ama sendika ağalığı hiç söylenemez. Sendika ağalığının ne olduğunu bilmiyor. Eğer arayacaksanız aranızda arayın, aranızda bulun, orada da mutlaka aranızda vardır. Bende, bizde bulamazsınız, bizde öyle bir şey yok. Varsa sömürücüler, varsa bu konuda gerçekten o kaynakları birilerine teslim edenlerin adresleri biz olamayız. Onu buradan söylüyorum.

İkinci söyleyeceğim de şu: Bakın, değerli arkadaşlar, şu anda, bu noktada, hastanede şu anda birçok vatandaş. Samsun’da tedavi oluyorlar, tedaviden geçiyorlar taşeron işçileri. Çadırda 50 TL alınıyor onlardan, diğerleri, normal kadrodakiler, Samsun’dakiler hastanenin içinde tedavi oluyorlar. Bu kadar ayrımcılığın yapıldığı bir yapıdan bahsediyoruz. Dolayısıyla, ben şunu çok net söylüyorum…

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Nasıl oluyor bu iş?

SÜLEYMAN ÇELEBİ (Devamla) – Yapıyorlar işte, bu yeni yapıldı. O, Samsun’dan bahsediyorum, yeni, yeni. 50’şer lira alındı her taşeron işçiden ve onlar çadırda o tedavileri görüyorlar.

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Allah Allah.

SÜLEYMAN ÇELEBİ (Devamla) - “Allah, Allah”ı yok.

Biz -burada demagoji yapılacağına gelirsin bu kürsüye- gerçekten taşeron sorununu aşalım.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Üçer, buyurun.

ÖZDAL ÜÇER (Van) – Ben de sendika başkanlığı yaptım Sayın Başkan, onu kendi üzerime alındım.

BAŞKAN – İsmen bahsetti mi sizden?

OKTAY SARAL (İstanbul) – Başkanım, ondan bahsetmedi Başkanım.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Ben duydum.

ÖZDAL ÜÇER (Van) – Başkanım, başka gerekçelerle de bizim konuşmalarımızı refere ederek, referans göstererek, konuşmacıların konuşmalarını referans göstererek, bizleri itham ederek konuşmalarda bulundu.

BAŞKAN – Sayın Üçer, buyurun, size de iki dakika veriyorum ama sataşma falan söz konusu değil.

Buyurun.

5.- Van Milletvekili Özdal Üçer’in, Uşak Milletvekili İsmail Güneş’in BDP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

ÖZDAL ÜÇER (Van) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sayın milletvekilinin bir Hükûmet temsilcisi olarak nezih bir dille, konuyu kendi düşünceleriyle açıklaması tabii ki saygı duyulacak bir şeydir ama bunun ne derece doğru olduğu konusunda, ne derece katıldığımız konusunda kendisini bazı konularda bilgilendirmek istiyoruz.

Bizim konuşmalarımızda bazı vaatlerde bulunduğumuz söylemi geldi. Biz, iktidar olmak istemiyoruz; sadece, iktidar hangi parti olursa olsun, iktidardaki parti işçinin, emekçinin hakkını versin istiyoruz, adil olsun istiyoruz, çalıp çırpmasın istiyoruz. Yoksa, bunu iktidara gelebilmek için yalan vaatlere dönüştürecek bir niyetimiz yok. Bu söyleminden dolayı sayın hatibin bizden özür dilemesi gerektiğini düşünmekteyim.

Bakın, işçinin emekçinin yanında olan insanlar… Evet sendikalardan bahsedildi, ben sendika başkanlığı yaptım. Van EĞİTİM-SEN Şube Başkanlığı yaptığım dönemde öğretmenler ek derslerini düzenli alamıyorlardı, AKP iktidardaydı. Öğretmenler sözleşmeli çalışıyorlardı, maaş alamıyorlardı, öğretmenler ek ders alamıyorlardı. Öğretmenler, fakülte mezunu insanlar geçici çalışıyorlardı, insanlar okullarda asgari ücretin altında parayla çalışıyorlardı ama aynı zamanda şu an AKP’nin Genel Başkan Yardımcısı olan iki numaralı isim Hüseyin Çelik’in kardeşinin sahibi olduğu Volkswagen bayisinden, okullara tebeşir alınamazken millî eğitim kurumundan, AKP iktidarı tarafından millî eğitim kurumuna Volkswagen arabalar alınıyordu; milyonlarca lira kamu ihalesiyle şey yapılıyordu. (CHP sıralarından “Ya, ya!” sesleri, alkışlar)

SÜLEYMAN ÇELEBİ (İstanbul) – Ya gördün mü?

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Orada da bir kutu çıktı şimdi!

ÖZDAL ÜÇER (Devamla) – Orada kimin ne durumda ne yaptığı konusunda bu milletin hafızası çok güçlüdür. O yüzden bazı konularda hak ve haksızı, sapla samanı birbirinden ayırt etmek lazım.

Teşekkürler. (BDP sıralarından alkışlar)

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Orada da bir kutu çıktı demek ki!

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Barış ve Demokrasi Partisi Grup önerisini oylarınıza sunuyorum:

III.- YOKLAMA

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

MUHARREM İNCE (Yalova) – Yoklama istiyoruz.

BAŞKAN – Yoklama talebi var, yerine getireceğim:

Sayın İnce, Sayın Tanal, Sayın Akar, Sayın Havutça, Sayın Çelebi, Sayın Öner, Sayın Ağbaba, Sayın Özdemir, Sayın Köprülü, Sayın Ören, Sayın Aksünger, Sayın Özkan, Sayın Soydan, Sayın Toptaş, Sayın Karaahmetoğlu, Sayın Topal, Sayın Yıldız, Sayın Akova, Sayın Erdemir, Sayın Sarı.

Yoklama için üç dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, toplantı yeter sayısı vardır.

VIII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasî Parti Grubu Önerileri (Devam)

1.- BDP Grubunun, BDP Grup Başkan Vekili Bingöl Milletvekili İdris Baluken tarafından Türkiye’de taşeron işçilerin sorunlarının araştırılması amacıyla 10/5/2013 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına vermiş olduğu Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 22 Ocak 2014 Çarşamba günkü birleşiminde okunmasına ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – Barış ve Demokrasi Partisi grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

Okutuyorum:

2.- MHP Grubunun, Türkiye Büyük Millet Meclisi gündeminin “Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler” kısmında yer alan Adana Milletvekili Ali Halaman ve arkadaşları tarafından kamyoncu-nakliyeci esnafının sorunlarının belirlenmesi amacıyla (10/263); Afyonkarahisar Milletvekili Kemalettin Yılmaz ve arkadaşları tarafından kamyoncu-nakliyeci esnafının sorunlarının belirlenmesi amacıyla 12/7/2013 tarih ve 16287 sayı ile; Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan ve arkadaşları tarafından taksici esnafının sorunlarının araştırılması amacıyla 19/6/2013 tarih ve 14950 sayı ile Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına vermiş oldukları Meclis araştırması önergelerinin, Genel Kurulun 22 Ocak 2014 Çarşamba günkü birleşiminde okunmasına ve ön görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

22/01/2014

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulunun 22/01/2014 Çarşamba günü (bugün) yaptığı toplantısında, siyasi parti grupları arasında oy birliği sağlanamadığından grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük'ün 19'uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını arz ederim.

Saygılarımla.

                                                                                                                                Yusuf Halaçoğlu

                                                                                                                                       Kayseri

                                                                                                                          MHP Grup Başkan Vekili

Öneri:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Gündeminin Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler kısmında yer alan Adana Milletvekili Ali Halaman ve arkadaşlarının (10/263) esas numaralı, "Kamyoncu-nakliyeci esnafının sorunlarının belirlenmesi" ve 12 Temmuz 2013 Tarih, 2013/16287 Sayı ile TBMM Başkanlığına verdiği Afyonkarahisar Milletvekili Kemalettin Yılmaz ve arkadaşlarının "Kamyoncu-nakliyeci esnafının sorunlarının belirlenmesi" ile 19 Haziran 2013 Tarih, 2013/14950 Sayı ile TBMM Başkanlığına verdiği Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan ve arkadaşlarının "Taksici esnaflarının sorunlarının araştırılması amacıyla" verdikleri Meclis araştırma önergelerinin 22/01/2014 Çarşamba günü (bugün) Genel Kurulda okunarak görüşmelerinin bugünkü birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Milliyetçi Hareket Partisi grup önerisi lehinde söz isteyen Lütfü Türkkan, Kocaeli Milletvekili… Yok.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Yer değiştirsin Sayın Başkan.

BAŞKAN – Aleyhte söz isteyen ikinci konuşmacı Ahmet Arslan, Kars Milletvekili. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AHMET ARSLAN (Kars) – Sayın Başkanım, saygıdeğer milletvekilleri; ben de Milliyetçi Hareket Partisinin kamyoncu ve nakliyeci esnafının sorunlarının araştırılmasıyla ilgili verdiği Meclis araştırma önergesiyle ilgili aleyhte söz almış bulunuyorum. Sizleri saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; bu konu çok önemli bir konu. Neden önemli? Bir, taşımacılık-nakliyecilik yapan bir kesim var ve yine bundan yararlanan çok daha fazla insanımıza hitap eden, bu sektörden yararlanan, hizmet alan bir sektör var veya insanlar var. Hâl böyle olunca, AK PARTİ hükûmetlerinin bu konuyu çok çok önemsediğini ve on bir yıldır bu konuyla ilgili çok ciddi mesafe aldığını sizlere arz edeceğim bilgilerle bilgilerinize sunmuş olacağım. Umarım, bu konuda yardımcı olabilirim.

Bu sektör, 2003 yılından önce herhangi bir kanuna sahip değildi ve yine 2003 yılından önce, sadece sektörün yüzde 10’u uluslararası yolcu ve yük taşımacılığı yapıyorsa ve yine yurt içinde yolcu taşımacılığı yapıyorsa yönetmelikle bir düzenlemeye kavuşturulmaya çalışılmıştı. Bu da kesinlikle Avrupa Birliği müktesebatına uygun değildi ve yine bu sektörde hiçbir ölçüye bağlanmamış vasıflı veya vasıfsız bir tane araç bulduğunuzda ve yine bir tane ehliyet aldığınızda “Ben bu pazara girdim, ben bu pazarın oyuncusuyum.” diyordu insanlarımız. Hâl böyle olunca da arz-talep dengesi anlamında 2,5 kat daha fazla arz vardı. Yani 100 bin kamyon ihtiyacı varsa tam tersine piyasada 250 bin kamyon vardı. Hâl böyle olunca da sonuçta ne oluyordu? Hiçbir şekilde güveni olmayan bir taşımacılık filosu, hiçbir şekilde bakımı olmayan bir taşımacılık filosu ve yine yoğun bir şekilde çevre ve görüntü kirliliği, gürültü kirliliği yapan, birçok trafik kazalarına sebep olan ve yine kendini yenilemek için herhangi bir şekilde kâr veya kazanç elde edemeyen bir sektör vardı. Bunu hep beraber yaşıyorduk. Niye yaşıyorduk? Bir örnekle, size, bilgilerinize biraz farklı bir boyutunu gündeme getireyim. Efendim, Hopa Limanı’ndan İran’a yük taşımacılığı adına bir üç aylık periyotta ciddi bir iş oluyordu. İş olunca ne oluyordu? Kars’ın Kağızman ilçesinin Bulanık köyünde hayvancılıkla uğraşan bir adam bir gece yarısı hayvanını satıyordu kamyon alıyordu ve Hopa’ya gidiyordu, sıraya giriyordu, üç ay boyunca çok güzel taşımacılık yapıyordu. Yapıyordu da ne oluyordu? Arz-talep dengesi olmayınca üç ay sonra kamyon boşa çıkıyordu ve adam 3 taksitini ödemiş oluyordu, 4’üncü taksiti hanımın kolundaki bileziklerle ödüyordu, 5’inci taksitte çocuğuna süt vermek adına 3 tane inek tutmuşsa onu satıyordu, 6’ncı taksitte banka kamyona el koyuyordu, hayvancılık yapan garibim de ensesini kaşıyarak oturuyordu.

Niye? Sektörde bir denetim yoktu, sektörde bir düzenleme yoktu, sektörde arz-talep dengesini gözetecek bir kanuni düzenleme yoktu. AK PARTİ ne yaptı? AK PARTİ herkesin bildiği ama müdahale etmeye, ama düzenleme yapmaya cesaret edemediği bu sektöre ziyadesiyle cesaret ederek 4925 sayılı Karayolu Taşıma Kanunu’nu çıkardı, bununla ilgili birçok ikincil düzenleme yaptı ve bu sektöre nizam getirdi, intizam getirdi, düzen getirdi.

Önergede, araştırma önerisinde 750 bin kamyondan bahsediliyor. Hâlbuki sektörde bugün, 31 Aralık itibarıyla, 483.529 kamyon, kamyonet veya ticari araç görünümlü araçlar var. 750 bin değil, bunu özellikle söyleyeyim.

Ve yine, sektörde özellikle ekonomik açıdan sürdürülebilir bir dönem yaşanıyor çünkü arz-talep dengesi gözetilerek işlem yapıldı.

Ve yine, deniyor ki: “Bireysel kamyoncu battı, bireysel kamyoncu bu işi yapamıyor.” Hayır, bireysel kamyonculuk azalmış olmakla birlikte bireysel kamyonculuk yapanlar bir araya geldiler şirket kurdular, şirketler marifetiyle bu sektöre hizmet veriyorlar ve yine, bunun yanında az da olsa bireysel taşımacılık yapmaya da devam ediyorlar

Ve yine, diyor ki önergenin gerekçesinde: “Efendim, sektör kan ağladığı için, insanlar bu sektörden gelir elde edemedikleri için sektörden çekiliyorlar.” Hayır, 2013 yılında, sadece bir yılda sektörde taşımacı anlamında yük ve eşya taşıma amaçlı bu sektöre ayrıca 106.697 adet araç girmiş. Bu, sektörün geliştiğinin, büyüdüğünün bir başka göstergesi.

Ve yine, gerekçede, tır ve kamyon filomuzun Avrupa Birliği üyelerinin hepsinden daha yüksek olduğu söyleniyor. Eksik bir bilgi. Öyle olsaydı çok daha iyiydi ancak son on yılda sektör yaklaşık 3 misli gelişmiş olmakla birlikte, Almanya’daki sayı mesela bizden çok çok daha fazla. Bir bilgi eksikliği var orada, onu da vurgulamış olayım.

Ve yine, uluslararası taşımacılıkta Türk taşımacıların haklarını korumak üzere Ulaştırma Bakanlığı, sektörle birlikte, sadece 2013 yılında 23 tane kara ulaştırması karma komisyonu toplantısı yapmış. Buradaki amaç nedir? Yurt dışına taşımacılık yapan taşımacılarımızın haklarının korunması ve sektörün daha da gelişmesinin sağlanması.

Ve yine, bu sektör 2003 yılında ihracat amaçlı 472 bin taşıma yapmışken, bugün 1 milyon 284 bin adet taşıma yapmış; bu da 3 misli artış demek.

Ve yine, gerekçede K1, C2, SRC gibi belgelerin maliyetlerinden bahsediliyor. Arkadaşlar, K1 yurt içi eşya taşıma belgesi, C2 uluslararası veya yurt içi eşya taşıma belgesi, SRC ise ticari araç kullanmak isteyenler için gerekli olan bir mesleki yeterlilik belgesi. Bunların ücretlerinin yüksekliğinden bahsediliyor. Az önce gerekçelerini söyledim. Özellikle Karayolu Taşıma Kanunu’ndan sonra sektörde mali yeterlilik, mesleki yeterlilik ve mesleki saygınlık diye 3 tane önemli kavram geliştirildi. Bu kavramlar düşünülerek sektör giriş ücretleri buna göre belirleniyor ve yine, beş yılda bir belgeler yenilendiğinde de bu ücretin yüzde 5’i oranında bir ücret alınıyor ama saygıdeğer milletvekilleri, çok daha önemlisi şu: Bütün bunlardan toplanan ücret yine bu sektörün kalkınması için, bu sektörün gelişmesi için kullanılıyor ki bir örnek vereyim. 2013 sonu itibarıyla 110.165 adet araç piyasadan çekilmiş; kamyon, otobüs, tanker, çekici, minibüs, kamyonet. Hangi araçlar? Hurdaya çıkmak üzere olan, çevre duyarlılığı olmayan, sektöre zarar veren, yola zarar veren, etrafındaki araçlara zarar veren 110 bin araç 550 milyon TL -eski parayla 550 trilyon- para ödenerek sektörden çekilmiş.

Yine, deniliyor ki: “Denetim eksikliği var.” Saygıdeğer arkadaşlar, trafik güvenliği, çevre kirliliğinin önlenmesi, haksız rekabetin önlenmesi, araç, yol bakım ve onarım masraflarının azaltılması için son beş yılda, mesela 2009’da 2 milyon 920 bin, 2010’da 6 milyon küsur bin, 2011’de 10 milyon, 2012’de 16 milyon, 2013’te 32 milyon 500 bin denetim yapılmış. Son beş yılda toplam 65 milyon denetim yapılmış. On yıl önce neymiş? 10 binler mertebesinde, 22 bin tane denetim yapılıyorken bugün son bir yılda 32 milyon denetim yapılmış; takdirlerinize arz ediyorum.

Saygıdeğer milletvekilleri, son on yıldır özellikle bu sektörde gerek kamyon gerek nakliyeci gerek taşımacı, sektörün haklarının korunması veya sektörden yararlananların haklarının korunması adına yapılması gereken her şey yapılmış, ikincil mevzuatlar düzenlenmiş ve onların yararlanması adına 17 bin kilometre ilave bölünmüş yol yapılmış, bunların dışında birçok yol daha modern hâle, sıcak asfalt hâline getirilmiş. Bütün bunların amacı bu taşımacılık sektörünün buradan yararlanması. Böyle olunca da AK PARTİ olarak biz zaten bugüne kadar gerekli şeyleri yaptık, bugünden sonra da gerekli şeyleri yapacağımızı halkın, kamuoyunun takdirlerine sunuyorum. Dolayısıyla, bilsinler ki AK PARTİ hükûmetleri gereğini yapıyor. Böyle bir araştırma önergesinin görüşülmesine gerek olmadığını ve dolayısıyla, bizim grup olarak aleyhinde oy kullanacağımızı söylüyorum, ifade ediyorum.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Burdur) – Sayın Başkan, 32 milyon denetim yapılmış, 32 milyon denetim. Bu denetimlerde bu vatandaşlara ne kadar ceza yazıldı, Hükûmetten öğrenmek istiyoruz.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Şimdi, Milliyetçi Hareket Partisi grup önerisi lehinde söz isteyen Lütfü Türkkan, Kocaeli Milletvekili. (MHP sıralarından alkışlar)

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle, dün cereyan eden bir konuşmayla ilgili bir açıklama yapmak istiyorum.

Bu iktidarın kanayan yarası hırsızlık ve rüşvet, maalesef böyle. Geçen dönem bizzat Başbakanın ifadesiyle, kirli işlere bulaştığı iddia edilen 3 bakan listeye giremedi: Pepe, Tüzmen ve Unakıtan. Şimdi, 4 bakan aynı meseleden dolayı Meclise dahi giremiyor, böyle bir sıkıntısı var bu iktidarın.

NURETTİN DEMİR (Muğla) – Bir tane daha var.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Devamla) –  Ben ne konuştuğumu bilirim. Dün Sayın Bakana kendisini bunlardan ayrıştırarak “Senin hırsız olmadığını biliyorum yani sen hırsız değilsin.” dedim ama Sayın Bakan, bir sokak çocuğu edasıyla, o makama yakışmayan bir üslupla kendi kalitesini ortaya koydu yani hırsız olmamayı içine sindiremedi. Hâl böyleyken benim yapabileceğim hiçbir şey yok. Sayın Bakan ne olmak istiyorsa bundan sonra o olsun, benim için bir sakıncası yok.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ekonomiye can veren kamyoncu esnafının sorunlarını dile getirmek için söz almıştım. Yüce heyetinizi bir kez daha saygıyla selamlıyorum. Bu arada bir vatandaşımız bir yazı yazmış: “Artık MİT’çiler de kamyon şoförü, onların da sorunları var. Onları da dile getirir misin?” demiş, onu inşallah bir başka araştırma önergesinde dile getireceğiz.

Kamyoncular gerçekten çok zor durumda arkadaşlar, her gün bu kardeşlerimizden onlarca telefon alıyoruz. Öncelikle, onların dile getirmek istedikleri birinci sorunları belge sorunu. Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığı her gün yeni bir belge icat ediyor, bunların karşılığında da esnafın cebini boşaltıyor. Alınan bu paraların nereye gittiği konusunda şüpheleri var. “Ulaştırma Bakanlığı bize her gün bir belge icat ediyor, her gün paralar alıyor. Bu paraları bacanağına mı aktarıyor, iktidara mı gidiyor, hazineye mi gidiyor, bilmiyoruz.” diye serzenişlerde bulunuyorlar. Özellikle İzmir’deki bu bacanak operasyonundan sonra bu belgeden alınan paralar konusunda ciddi şikâyet söz konusu.

2003 yılında yayımlanan bir Karayolu Taşıma Kanunu’muz var bizim. Kanunun 5’inci maddesi diyor ki: “Taşımacılık, acentelik ve taşıma işleri komisyonculuğu ile nakliyat ambarı ve kargo işletmeciliği yapılabilmesi için Bakanlıktan yetki belgesi alınması zorunludur.” Ben bu duruma katılıyorum. 25 Şubat 2004 yılında da Karayolu Taşıma Yönetmeliği yayımlanıyor, buna göre de ulusal mı, uluslararası mı, taşıma nasıl yapılacakmış bakılmış. Bu sefer 37 tür yetki belgesi belirlenmiş. Elbette sektöre giriş koşulları, kimin ne iş yaptığı belirlenecek. Biz asla buna karşı değiliz ama nereye gitsek kamyoncu esnafı bu konudan şikâyet ediyor. Yetki belgesi ücreti, kamyoncuları canından bezdirmiş, çok ciddi sıkıntıları var. Zor rekabet koşullarında ayakta duran kamyoncu, otobüsçü, servisçi dert yanıyor; bizlere, kapılarımıza gelip “Bize yardım edin.” diyorlar.

Bakınız, verilen yetki belgesi sayıları Ulaştırma Bakanlığımızın web sayfasında yayınlanıyor. 30 Nisan 2013 tarihli verilere göre bugüne dek toplamda 515.868 yetki belgesi verilmiş. Şimdi, bu yetki belgelerinden ne kadar gelir elde edildiğini varın hesap edin. Bu para milletimizin, zar zor geçinen kamyoncumuzun cebinden çıkıyor. Esas mesele de bu paranın nereye gittiğiyle ilgili şüphelerin yoğunlaşması.

Nakliyecilerimizin harcadıkları her litre gereksiz yakıtın ya da sürenin uzaması nedeniyle ortaya çıkan her ek maliyetin faturası da Türkiye’de yerleşik sanayiciye, üreticiye ve ihracatçımıza da çıkıyor. Küresel rekabet koşullarında kalite-maliyet-zaman üçgeninde bakıldığında, Türkiye ihracat ve sanayisinin, kara yolu taşımacıları üzerinden ciddi bir haksız rekabet olgusuyla karşı karşıya bırakıldığı aşikâr. Bu yolla, Türkiye’de üretilen sanayi ürünlerinin Avrupa piyasasına erişmesinin engellenmeye çalışıldığı da açıktır.

Vize konusu da ayrı bir sorun. Kamyoncudan, tır şoföründen, mallarımızı taşıyan araçların sürücülerinden de vize isteniyor. Ürünü satın alan ülkenin bunu getirecek şoförden vize istemesi de anlaşılır bir mesele değil. Daha da ötesi, tır şoförü, herhangi bir Schengen ülkesinden hizmet sağlamak amacıyla vize talebinde bulunduğunda 22 kalem standart evrak hazırlamak zorunda. Bunu AB ülkeleri de değil, Orta Doğu ülkeleri ve bizim Türk cumhuriyetleri ülkeleri de istiyor.

Bir şoför tüm ihracat ve ithalat yükünü taşıyor, siz davetiye istiyorsunuz. Sektörün engellenmesi için, her türlü konuda önüne setler çekiliyor. Kamyoncu, Hükûmetin yanlış politikaları yüzünden kan ağlıyor, kamyonları garajlarda çürüyor. Bizi dinleyen kamyoncu esnafı şu anda televizyonlarının başında bizim bütün bu söylediklerimizi duyarak -ben bağırmalarını duyuyorum- “Az bile söylüyorsunuz.” diyor.

Biraz evvel söz alan hatip, kamyoncu esnafının çok mutlu olduğunu hitap ederken, ben kendisine bir kamyoncu garajına uğramasını tavsiye ediyorum. Gidin, oradaki kamyoncuları dinleyin, ne kadar mutlu olduklarını size anlatacaklardır ama o anlattıkları sizi oradan kaçırtacaktır, bundan emin olun.

2012 yılında 166 bin nakliyeciye 208 milyon lira ceza kesilmiş, bu cezalar sadece kamyoncu esnafından kesilen ceza. Ya, sizde hiç Allah korkusu yok mu? Akşam evine ekmeğini bile zor götürmeye çalışan bir kamyoncudan ceza keserek memlekete denk bütçe yapmak sizin neyinize ya? Bu insanlar çoluğunun çocuğunun rızkını çıkaramıyor, size ne cezası ödesinler? BAĞ-KUR borçlarını ödeyemiyorlar, kamyonlarına lastik dahi alamıyor bu insanlar.

Bunların derdi bir tane değil ki, zorunlu trafik sigortası diye bir de dertleri var. Sigorta hizmetlerinin fiyatları son bir yıl içerisinde çeşitli oranlarda artırıldı. Şimdi, birçok sigorta şirketi kafasına göre de poliçe kesmeye başladı. Fiyatlar enflasyonun 15 katı arttı trafik sigortasında yani eskiden hiç hesap edilmeyen trafik sigortası şu anda kamyoncu esnafının baş belası hâline geldi. Bunların fiyatları illere göre de değişiyor Türkiye'de yani 1.208 lira iken doğuda herhangi bir yerde, İstanbul’da 2.165 lira bu. Bunun bir açıklamasını yapmak lazım yani aynı kamyon, aynı model kamyon bir ilde bir başka fiyat, diğer ilde bir başka fiyat iken bunun açıklaması ne olur, bilemiyorum. Sigorta şirketlerinin insafına terk edilmiş kamyoncu esnafı.

Siz, hâlâ, İstanbul’un taşının toprağının altın olduğunu düşünüyorsunuz, “Ankara’nın taşı toprağı altın.” diyorsunuz. En çok ezilen belki de oradaki kamyoncular.

Kamyoncular acilen şu sorunlarına çözüm bekliyorlar: “K1 yetki belgelerini devredin. Biz bu yetki belgelerini parayla alıyoruz, devredemeyince bu verdiğimiz paralar boşa gidiyor.” diyorlar. “Plaka tahdidini acilen çözün, plaka tahdidi getirerek bizim rekabet meselemizin önüne geçiyorsunuz.” diyorlar.

Ton/kilometre uygulaması var. Bu konuda ton/kilometresini ayarlayamayan, çok az geçen kamyoncu esnafı bile yolda çok büyük cezalara çarptırılıyor, arabaları bağlanıyor.

Takograf cihazının şehir içi ve şehirler arası diye ayrılması lazım; şehir içinde bir başka sürat, şehirler arası bir başka sürat. Bu ayrılmadığı zaman, bu adamlar yine “Senin bıyığın var, senin sakalın var.” gibisinden mazeretlerle cezalara maruz kalıyorlar.

Puanlar düzeltilsin. Trafik polislerinin kestiği puan cezaları yüzünden birçok şoför, kamyoncu şoförü şu anda iş yapamaz hâldeler. Bunların bir kereye de mahsus olsa bir affa ihtiyaçları var.

Şehir içi yasak konusunda biraz daha esnek davranılması lazım. Bu adamlar malı şehirden şehre naklettiklerinde, şehir içine girmek için bazen on iki saat beklemek zorundalar, bu da kendilerine büyük bir iş kaybı.

Uluslararası otoyolda ticari araçlara transit izni verilmesini istiyor kamyoncu esnafı. En az bir defa bu esnafa da bir bilgilendirme toplantısı yapın kalkıp bürokratlarınızla.

Kamyoncu esnafına sıfır faizli kredi talebimiz var bizim Milliyetçi Hareket Partisi olarak. Eski kamyonlarının devre dışına çıkarılıp yeni kamyonlarla bunların trafiğe çıkmaları gerekiyor. Maliyeye çok borçları var; evlerinden kaçıyorlar, çocuklarından kaçıyorlar. Bir mali af çıkartılması bunlar için ivedi çözümlerden bir tanesi.

Antalya’daki kamyoncu esnafı dört günlük kontak kapatacak, haberiniz var mı sayın iktidar? Antalya’dan büyük şehirlere yiyecek getiren, narenciye getiren, sebze getiren kamyonlar dört gün kontak kapatacak. Bu dört gün içerisinde İstanbul gibi büyük şehirlerde halk çok pahalıya meyve, sebze almak zorunda.

Sabah 07.00-10.00 arası, bir de akşam 16.00-20.00 arası Fatih Sultan Mehmet Köprüsü’nden kamyoncular geçemiyor. Böyle bir saçma uygulama olur mu? Buna son verin. Yani, Ali kıran baş kesen gibi davranmaktan vazgeçin, bu adamların sorunlarını dinleyin. Yarın elmayı 20 liraya mı yersiniz, 30 liraya mı yersiniz, onu da siz hesap edin. Olan, zavallı asgari ücretli vatandaşlara olacak. Siz kutu kutu, kasa kasa götürdüğünüz için bunlardan bihabersiniz tabii.

Hepinize saygılar sunuyorum. Sağ olun, var olun. (MHP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Milliyetçi Hareket Partisi grup önerisi lehinde ikinci konuşmacı Muharrem İnce, Yalova Milletvekili.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

MUHARREM İNCE (Yalova) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın milletvekilleri, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bazen hiç ilginiz olmasa da milletvekili olarak toplumun tüm kesimlerinin sorunlarını bu kürsüye taşırsınız. Fakat ben babası kamyon şoförlüğü yapmış, 15 yaşında o kamyonun içinde uyumuş, oradan kazanılmış paralarla okutulmuş birisi olarak bu konuyu bundan önceki konuşmalarımda olduğu gibi değil, aslında hiç hazırlık yapmadan, içimden geldiği gibi konuşabilirdim. Yani, 1980 yılında kamyonun mazotunun donması sonucu Emirdağ’da kamyonun içinde o piknik tüpüyle ısınırken pantolonumun yanması ve benim bunu anlayamamam şimdi gözlerimin önünden bir film gibi geçiyor.

Değerli arkadaşlarım, şimdi, bakınız, küçük esnafı mahvettiniz, o köylü çocuklarının, küçük esnaf olan çocukların hepsi şimdi asgari ücretle AVM’lerde çalışıyor. Kamyoncuları yok ettiniz, onları perişan ettiniz, onları büyük nakliyat firmalarının şoförü yapmak istiyorsunuz. Bakın, belgeler çıkarttınız K1, K2, 39 çeşit belge; bunlar “Kazık 1, Kazık 2” olarak da adlandırılabilir aslında.

Adamın bir kamyonu vardı, “filo kuracağım” diye bir kamyon daha aldı, o ikinci kamyon, ilk kamyonu da yedi, üstüne üstlük, babasından kalma daireyi de yedi.

Kamyoncular…Neden bunların sorunları çözülmüyor biliyor musunuz? Çok basit, kamyoncular mazot yerine on numara yağ yakıyorlar ama Başbakana yağ yakmadıkları için ne yazık ki onların sorunları çözülmüyor.

Ton/fiyat sınırının kilometre bazında Hükûmet tarafından belirlenmesi, trafik kasko ve zorunlu trafik sigorta ücretlerinin yüksek olması ve onlara acımasız davranılması birinci sorunları.

Bakın, 12/2/2013 tarihinde bir soru önergesi vermişim; on bir ay geçmiş üstünden, hâlâ cevap verilmemiş. Yani bir örnek vereyim size: Yalova’da bir kamyonetçi, Yalova’nın en uzak ilçesi olan Armutlu ilçesine gidebiliyor, 50  kilometre, 60 kilometre gidebiliyor ama 21 kilometre yanındaki Orhangazi’ye gidemiyor, 30 kilometre yanındaki Karamürsel’e, başka bir vilayetin ilçesine gidemiyor ve büyük cezalar ödüyor. Bunun çözülmesi için soru önergesi vermişim, on bir aydır Ulaştırma Bakanı cevap vermemiş. Bacanağına gösterdiği ilgiyi kamyonculara gösterseydi, bu memleket bu hâlde olmazdı. (CHP sıralarından alkışlar)

Yine, bakın, bir başka konu: 4/6/2012’de -on dokuz ay olmuş- bir başka soru önergesi vermişim bu aşırı yükle ilgili. Değerli arkadaşlarım, diyor ki: “Sen 2 ton taşıyabilirsin.” Ne çıktı? 2 ton 10 kilo; 10 kilo geçmiş. Ya, bu kadar cahillik, bu kadar gaddarlık, bu kadar vicdansızlık olabilir mi? Yağmur yağsa brandaya 10 kilo yağmur toplanır zaten. Yani 5 kilo, 10 kilo geçti diye insanlara acımasızca, milyonlarca liralık –eski parayla- cezaların kesilmesi hiç doğru değil. Yani “80 kilogram aşırı yük var.” diye 593 lira ceza kesilmiş. 33.600 kilogramlık taşıma kapasitesine sahip bir kamyona “80 kilogram fazla” diye 593 lira ceza kesilmiş. O kamyon mazot alsa, lastiklerinin havası değişse, yağmur yağsa, 1 kişi fazla binse, ne bileyim biraz yük koysa 80 kilogram olabilir. Bu vicdansızlıktır, bu gaddarlıktır.

Bakın, yine, bir başka soru önergesini de 22/02/2011 tarihinde vermişim. Bakın, aradan üç ay değil, üç gün değil, üç sene geçmiş, üç sene. Yani, Bakanın ne işi var? Demek ki çok meşgul bu Bakan. Binali Yıldırım çok meşgul demek ki. Ben kamyoncuların, kamyonetçilerin, minibüsçülerin, taksicilerin sorunlarını sormuşum, bu Parlamentonun bir üyesi olarak, bir kamyon şoförünün oğlu olarak bunları gündeme getirmişim, üç senedir, on bir aydır, dokuz aydır bu önergelere cevap bile vermemiş. Tekrar söylüyorum, yeni Bakana da söylüyorum, eskisine de söylüyorum: Aile bireylerinize, ayakkabı kutularına, yatak odasındaki kasalara gösterdiğiniz ilgiyi, eniştelerinize, bacanaklarınıza, kayınçolarınıza, yengelerinize, teyzelerinize gösterdiğiniz ilgiyi birazcık da bu esnafa gösterin diyorum.

Bakın, yine bir başka konu, minibüsçüler. Sabahın altısında kalkarlar, gecenin birinde yatarlar. Belediyenin ve devletin yapamadığını yaparlar. En kötü güzergâh onlarındır. Vatandaşla karşı karşıya gelen onlardır. Mazota sürekli zam yapılır ama senede bir kez zam alacakları zaman kıyamet kopar. Sigortalarını 5 kat artırırsınız. Bakın, çok doğru bir iş var. Engelliler araç alırken ÖTV'si alınmıyor, çok doğru bir uygulama. Peki, şimdi, “Araçları engellilere uygun hâle getirin.” diyorsunuz minibüsçülere, doğru da yapıyorsunuz. Peki, niye, o araçlara o masrafı edecek o esnaf, neden onlardan ÖTV'yi alıyorsunuz? Böyle bir saçmalık olur mu? Bunu görmüyor musunuz değerli arkadaşlarım? Yine, bir minibüsçü ÖTV ödüyor. Okul servisi minibüsü yüzde 8 KDV ödüyor, öğrenci taşıyan minibüs yüzde 18 KDV ödüyor. Bunların hepsinin düzeltilmesi lazım.

Biraz kafanızı kaldırın diyorum, biraz bu esnafın ne hâlde olduğunu görün diyorum ve diyorum ki bu uygulamalarınız doğru değil. Siz onları unutmuş olabilirsiniz, halk tipi yaşamayı unutmuş olabilirsiniz. Mesela, bunlarla ilgili yasal düzenlemeleri ivedilikle seçimden önce yapmamız lazım.

Bakın, geçmişte neler yapmışsınız: Yani, TÜBİTAK Başkanına bir defaya mahsus olmak üzere kanun çıkarmışsınız. Büyük devlet istemiş, Cargill yasasını çıkarmışsınız. İngiliz viski şirketlerine af yasasını çıkarmışsınız, İngiliz viski şirketlerinin 500 milyon dolarlık vergi borcunu affetmişsiniz. Görevi kötüye kullanma suçunun cezasının düşürülmesi için kanun çıkarmasını biliyorsunuz. MİT Müsteşarının yargılanmasını Başbakanın iznine bağlayıp gece yarısı, sabaha kadar çalışıp MİT Müsteşarını kurtarmasını biliyorsunuz. “Yönetmelik yetmezse kanun çıkarırız.” deyip Kuşadası Limanı’yla ilgili kanun çıkarmasını biliyorsunuz. Tutukluluk ve tutukluluğun devamına karar veren hâkimler aleyhine dava açılmaması, devlete dava açılması konusunda kanun çıkartmasını biliyorsunuz. Özelleştirme işlemlerinde yargı kararını yok saymak için Bakanlar Kuruluna yetki verilmesi yönünde kanun çıkartmasını biliyorsunuz. “Türk Hava Yollarında grev var. Yetki mahkemelik, mahkeme çözemez, Meclis çözsün.” diye, bu konuda kanun çıkartmasını biliyorsunuz. Özel koleksiyoncuların envanter defterinde bulunan taşınmaz kültür varlıklarının parçalarının müzelere teslimine ilişkin Danıştay kararını etkisiz hâle getirmek için kanun çıkarmasını biliyorsunuz da, nakliyeciler, minibüsçüler, taksiciler, kamyoncular için yasal düzenleme yapmasını mı bilmiyorsunuz? O belgeleriniz K1, K2 belgeleri değil, o belgeleriniz “Kazık 1”, “Kazık 2” belgeleridir. (CHP sıralarından alkışlar)

Bu düzenlemelerden vazgeçin, vatandaşı ezmeyin. Sadece zenginlere çalışmayın, eski günlerinizi hatırlayın biraz, eski günlerinizi, o fakirlik fukaralık günlerinizi, o imam hatip lisesinde okurken, okulun koruma derneğinden yardım alarak okuduğunuz o günleri biraz hatırlayın. O küçük esnafı unutmayın, o fukaraları unutmayın, bu insanları ezmeyin. Sadece zenginlere çalışmayın diyorum, bir kamyon şoförünün oğlu olarak sizi uyarıyorum.

Yüce Meclise saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Milliyetçi Hareket Partisi grup önerisi aleyhinde söz isteyen Salih Koca, Eskişehir Milletvekili… (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

SALİH KOCA (Eskişehir) – Sayın Başkan, değerli milletvekillerimiz; Milliyetçi Hareket Partisi grup önerisi aleyhine söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Her şeyden önce, muhalefet partilerimize buradan bir teşekkür etmem gerekiyor. Zira, iki günden beri muhalefet partilerimiz, iktidarımızın en güçlü olduğu alanda birtakım konuları gündeme getiriyor ve iktidarımızın yapmış olduğu…

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Allah Allah, kamyoncu garajına uğrasanız da görseniz, kamyon garajına bir gitseniz.

SALİH KOCA (Devamla) – …Türkiye’yi kalkındırmış olduğumuz hizmetlerle ilgili, değerli milletimizi bilgilendirme konusunda bize yardımcı oluyorlar.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Bir kamyoncu garajına uğrayın isterseniz.

SALİH KOCA (Devamla) – Ulaştırma alanı iktidarımızın en güçlü olduğu alanlardan bir tanesidir.

SELAHATTİN KARAAHMETOĞLU (Giresun) – İhale çok…

SALİH KOCA (Devamla) – Ve bu ülkenin kalkınması adına, bu ülkenin çağ atlaması adına yapmış olduğumuz en önemli hizmetler ulaştırma alanında yapılmıştır. Özellikle, Avrupa’dan gelen vatandaşlarımız ülkemizdeki yapılan bu hizmetleri gördüğünde ülkemizin nereden nereye geldiğini çok daha yakından takdir ediyorlar.

Sözlerimin başında, birkaç konuyu değerlendirmek ve açıklığa kavuşturmak istiyorum. Bizim on yıl boyunca, bu ülkede daha doğrusu seksen yılda yapılamayan birtakım hizmetleri, başka iktidarların yıllar boyunca yapamamış olduğu birtakım hizmetleri on yıl gibi kısa bir sürede yapmamız ve vatandaşımızın önünü açmamız, gerçekten milletimiz tarafından takdir edilmektedir ama bugün, birtakım hizmetleri yapma imkânına sahip olmayanlar maalesef milletimize bol keseden birtakım vaatlerde bulunuyor, öneriler getiriyorlar ama baktığımızda bunların arka planının olmadığını da hep beraber görüyoruz.

Yine, bu yük sınırlarıyla ilgili, sadece şu kadar kilogram artışla birlikte, cezalar kesildiğine dair ifadeler kullanıldı. Oysa, Türkiye’de kara yolları yönetmeliğine baktığımızda, yük sınırlarının aşım miktarı belirlenirken yüzde 5 civarında bir tolerans oranı mevcut ve bu yüzde 5’in üzerindeki yük aşımlarıyla ilgili cezalar kesildiğini biliyoruz. Avrupa Birliği ülkelerinde Türkiye’deki yüzde 5 olan bu tolerans sınırının kaç olduğunu acaba buradaki değerli milletvekillerimiz biliyorlar mı? Bunu da belirtmek istiyorum: Avrupa Birliği ülkelerinde yüzde 2 olan tolerans sınırının, Türkiye’de yüzde 5 olarak şu anda uygulandığını vurgulamak istiyorum.

Yine, kamyoncu esnaflarımızla ilgili olarak ve nakliyecilerimiz için Hükûmetimizin doğrudan veya dolaylı olarak yapmış olduğu birçok çalışma mevcut. Bunların bir kısmından kısaca bahsedecek olursak, üçüncü Boğaz köprüsünün yapımıyla birlikte nakliyecilerimizin Anadolu’dan Avrupa’ya geçişi kolaylaşacak ve üçüncü köprümüzün tamamlanmasıyla, yük taşıyan araçların geçiş saati kısıtlaması ortadan kalkacak ve gerek yurt içi gerekse uluslararası taşımacılıkta zaman yönünden çok ciddi kazanımlar elde edilecektir. Yine, yaptığımız duble yollarla bölünmüş yollar sayesinde, nakliyecilerimize hem sürüş kalitesi yönünden konfor sağlıyor hem meydana gelebilecek muhtemel maddi ve can kayıpları kaza risklerini en aza indiriyoruz hem de yakıt tasarrufu sağlıyoruz. Gerek ticari gerekse hususi araçlar açısından hesaplandığında, yaptığımız bölünmüş yollar sayesinde, yıllık seyahat süresini 155 milyon saat kısaltmış bulunuyoruz; 658 milyon litre yakıt tasarrufu sağlandı bu sayede. Yine, ekonomimizde milyar dolarlara varan tasarruflar elde edildi ki yaklaşık 7 milyar dolar tasarruftan bahsediyoruz. Bölünmüş yollarla can güvenliği artırıldı. 2003-2012 arasında, yol kusurlarını azaltmak için, 40 katrilyondan fazla, bu ülkede yatırım yapıldı. Neticede ölümlü kaza oranları yarı yarıya azaldı.

Yine, AK PARTİ Hükûmetinin yaptığı tüneller sayesinde hem yakıt hem zaman yönünden tasarruflar elde edildi, kaza riskleri en düşük seviyelere kadar indirildi.

12 hükûmet, 6 bakan eskiten Bolu Dağı Tüneli’ni bizim Hükûmetimiz hizmete açtı.

BÜLENT BELEN (Tekirdağ) – Hangi hükûmet yaptı, onu söyle.

SALİH KOCA (Devamla) - Oysaki eski zihniyet devam etseydi şu an orası hâlâ patates deposu olarak bekleyecekti, kalacaktı.

Nakliyecilerimizin artık “Bolu Dağı’ndan geçebilecek miyim, buzda, karda kayar mıyım?” gibi kaygıları kalmadı. Eskiden, hatırlarsınız, buzda, karda nakliye araçları kayar, hem can hem de maldan olunurdu. Üstüne üstlük bir de trafikte saatlerce zaman kaybedilirdi.

Yine, sağlam bir hâle getirdiğimiz araç muayene sistemleriyle araçlar artık göz ucuyla muayene edilmiyor. Dolayısıyla, nakliyecilerimizin öncelikli olarak can ve mal güvenliği sağlanmış ve ardından da olası kazalarda oluşabilecek can ve mal kayıpları da engellenmiş oluyor.

Eski model kamyonlarla ilgili olarak, kamyonet, tır gibi araçların teşvikle trafikten toplatılması da nakliyecilerimize sunduğumuz dolaylı faydalardan bir tanesidir. 1990 model ve altındaki nakliye araçları için verdiğimiz teşvik, bu anlamda büyük ilgiyle karşılandı. Bu araçların vergi ve trafik borçları da silindi. Araç sahiplerine 500 milyon lira ödeme yapıldı. İki yılda 150 bin aracın, uzun vadede ise 350 bin aracın hurdaya ayrılması planlandı. Ayrıca, hurdaya ayrılan araçlarla ilgili olarak, bunların satışları yapılırken bir kısım ceza ve vergileri de affedilmiş oldu.

Ben, bu duygularla, grup önerisinin aleyhinde olduğumuzu belirtiyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum.

Milliyetçi Hareket Partisi grup önerisini oylarınıza sunuyorum…

MUHARREM İNCE (Yalova) – Karar yeter sayısı…

BAŞKAN -  Karar yeter sayısı…

Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Karar yeter sayısı yoktur.

Birleşime beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati : 16.32

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 16.45

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: İsmail KAŞDEMİR (Çanakkale), Muharrem IŞIK (Erzincan) ----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın  milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 50’nci Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

Milliyetçi Hareket Partisi grup önerisinin oylanmasında karar yeter sayısı bulunamamıştı. Şimdi öneriyi tekrar oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı vardır, öneri kabul edilmemiştir.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

Okutuyorum:

3.- CHP Grubunun, İzmir Milletvekili Aytun Çıray ve arkadaşları tarafından AKP iktidarlarının Türkiye’yi soktuğu hukuksuzluk yolunun iç ve dış tahribat boyutlarının araştırılması amacıyla 21/1/2014 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına vermiş olduğu Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 22 Ocak 2014 Çarşamba günkü birleşiminde okunmasına ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

22/01/2014

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulunun 22/01/2014 Çarşamba günü (bugün) yaptığı toplantısında siyasi parti grupları arasında oy birliği sağlanamadığından, grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

 Muharrem İnce

      Yalova

Grup Başkan Vekili

Öneri:

İzmir Milletvekili Aytun Çıray ve arkadaşları tarafından 21/01/2014 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına "AKP iktidarlarının Türkiye'yi soktuğu hukuksuzluk yolunun, iç ve dış tahribat boyutlarının araştırılması" amacıyla verilmiş olan Meclis araştırma önergesinin (1247 sıra no.lu), Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak 22/01/2014 Çarşamba günlü birleşimde sunuşlarda okunması ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisi lehinde söz isteyen Aytun Çıray, İzmir Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

AYTUN ÇIRAY (İzmir) – Sayın Başkan, Meclisin değerli üyeleri; bu yaşadığımız süreçten AKP içinde büyük çoğunluğun rahatsız olduğunu biliyoruz. En baştan söylüyorum, sözüm AKP içinde bu süreçten rahatsız olan arkadaşlara değil, benim sözüm Başbakan ve onun suç ortaklarına. Onlara söz söylemeye hakkımız var çünkü biz muhalefet görevimizi yapmış ve onları 3 Temmuz 2012’de bu kürsüden şöyle uyarmıştık: “Korku yöntemleriyle Türkiye'yi bir illüzyonlar kentine çevirdiniz, en kötüyü mucize olarak sundunuz ama biliyorsunuz proje bittiğinde iktidardaki ömrünüz bitecek çünkü foyalarınız meydana çıkacak. Ancak, bu süreç Türk milleti için acılı olacak.”

Şimdi o acı günlerdeyiz ama her musibet bin nasihatten iyidir. Başbakana yağ çekmek uğruna Mekke müşriklerine rahmet okutacak bir şekilde şirke düşenleri işitince, 17 Aralıktan bugüne kadar yaşanan olayları gördükçe, milletimiz illüzyondan uyanacak diye bunu Hakk’ın işaretleri olarak görüyorum.

Değerli arkadaşlar, Gezi direnişiyle başlayan geri sayım sürüyor ancak Başbakan bu süreci durdurabilmek için zorbaca metotlar kullanıyor çünkü etkili yandaşları ona “İnkâr et, komplo de.” diyorlar. “Yargıyı daha da kontrolün altına al, emniyet bürokrasisini yerle bir et.” diye Başbakana bastırıyorlar. Elhak, o da bu işlere yatkın, bir yandan zorbalık yapıyor, diğer yandan da hayatlarını kararttığı kesimlere beyaz bayrak sallıyor, “Millî orduyu biz tasfiye etmedik, Aziz Yıldırım’ı da biz mahkûm ettirmedik, onların oyununa geldik.” diyerek cemaati işaret ediyor. Türk milletinin millî ordu ve Fenerbahçe sevgisi üzerinden, yolsuzluk, hırsızlık iddialarını aklamaya, HSYK yasasını meşrulaştırmaya çalışıyor.

Tutun ki doğru söylüyorsunuz. Sayın Başbakan, o zaman yardım ve yataklıktan mahkûm olmanız gerekir çünkü “Ne isterlerse verdik.” diyen siz değil misiniz? Bunların hepsi katakulli arkadaşlar! Başbakan, iktidarını uzatmak ve hırsızları kurtarma adına katakulli peşinde.

Değerli arkadaşlarım, Başbakan ne derse desin, geçen on iki yıl içinde devlet aklı ve hukuk yok edildi, rejim metamorfoza uğratıldı, zorbalığın karanlığı yolsuzluğun ışığı oldu ve bütün bu hukuksuzluğun önünde, arkasında 12 Eylül referandumu vardır. O referandumla, hukuksuzluk anayasal teminat altına alınmıştır. Yeni çıkacak HSYK kanunu da 12 Eylül referandumunun bir sonucu olacaktır, hem de her iki 12 Eylülün, hem 12 Eylül 1980’in hem de 12 Eylül 2010’un. Onun için, bir defa daha, “Yetmez ama evet.” diyenleri Türk milletinden özür dilemeye davet ediyorum.

Hanımefendiler, beyefendiler; davulun sesi Meclis koltuklarından size hoş gelebilir ama Türk milleti acılar yaşıyor. Hak için, adalet için en büyük görev de AKP Grubuna düşüyor.

Şimdi, içinizde iktidar nimetlerinden yararlanan küçük bir grup “Muhalefet içimize nifak sokmak istiyor.” diyebilir. Bu, koca bir iftiradır. Bu arkadaşlar nifakçı arıyorlarsa eğer, dönüp Başbakana yağ çekmek uğruna şirke düşenlere baksınlar. Üstelik, dostlar, kimsenin bir şey yapmasına da gerek yok. Zorbalık rejimleri, aslında, yargısız infazları, güçler ayrılığını yerle bir etmeleri ve vicdanlara tasallut etmeleriyle zaten kendi sonlarını kendileri hazırlarlar. Gezi direnişlerinde kaybettiğimiz 7 gencimizi hatırlayın, ne demek istediğimizi anlayacaksınız.

Neymiş? Her şey komplo, her şey darbeymiş, Batılıların oyunuymuş! Geçiniz beyefendi! Şimdi olanlar, on iki yıldır tıka basa dolan yolsuzluk barajlarının kapaklarının patlamasından ibarettir. Onun için “Batılılar bizi götürmeye çalışıyor.” demeyin. Öyle olsa karşısında önce biz dururuz. Batılılar, sadece, bir kısmı da kirli olan iş birliğini Başbakanla sonlandırmaya karar verdiler. Çünkü, Batılılar Başbakanla cürüm ortağı olmak istemiyorlar; hepsi bundan ibaret.

Bakın, Batı’da artık Türkiye alay konusu bu yolsuzluklar yüzünden. “Türkiye’nin neden 21 bakanı var biliyor musunuz?” diyor bir Fransız gazetesinde bu karikatür, “Eğer 40 tane olsaydı, Erdoğan’ın adı Ali Baba olacaktı.” diyor. Dünya Türkiye’yle bu yolsuzluklar nedeniyle dalga geçiyor şu anda. (CHP  sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlar, dünyanın neresinde olursa olsun hepimiz barbarları lanetleriz. Nasıl muhaliflerin insan kalbini söküp yemeleri midemi bulandırdıysa, Suriye yönetiminin yaptığı iddia edilen katliam fotoğrafları da midemi bulandırdı. Suriye’de yaşananlar tam bir pislik. Ancak, unutmayın, pisliğe basarsanız paçalarınıza sıçrar. Kirli ve kanlı dış politikaya soyunan Davutoğlu’ndan Dışişleri Bakanı olursa, doğal olarak paçalar kirlenir. Dış politikaya mezhep gözlüğüyle bakarsan, gelir El Kaide, sınırlarına yerleşir. Göreceksiniz, bu El Kaide ilişkileri, operasyonel bir beceriksizlik timsali olarak ikide bir yakalanan tırlar gelecekte Başbakanın başına büyük işler açacak. Sadece onun başına açsa iyi de, kendi düşen ağlamaz diyeceğim, ülkemizin başına da dertler açacak. Üzülerek söylüyorum, Suriye’de ölen çocuklar ve yaşlılar için, gün gelecek Türkiye de suçlanacak.

Ben bu tespiti bugün yapmıyorum. 9 Eylül 2012’de Parti Meclisinde yaptığım tespitleri tarihe not düşmek için burada tekrarlamak istiyorum.

Bir: Bu Hükûmetin Suriye siyaseti yüzünden, yakın gelecekte alnımıza bir insanlık suçu damgası yapıştırılabilir.

İki: Bu politikalar, gün gelecek Ermeni diasporasının sahte soykırım iddialarının dayanağını teşkil edecek.

Üç: Başbakan uluslararası mahkemelerde savaş suçlusu olarak yargılanacak.

Bize düşen görevse, Türk milletini bu lekelenmeden kurtarmaktır.

Şimdi, dikkatli bakın, göreceksiniz, bizi doğrulayan olaylar zinciri arka arkaya gelişiyor. Örneğin, Türkiye 1991’den beri “Financial Action Task Force”a üye. Bu örgüt dünyadaki kara para aklamalarını ve terör paralarını takip etmekle görevli. Ne yazık ki, ekim ayından bu yana bu örgüt Türkiye’yi gri listeden çıkarıp birtakım geri kalmış terörist ülkelerle birlikte izlemeye aldı.

Değerli arkadaşlar, onun için, Halk Bankası, Rıza Sarraf ve İran üçgeninde olan bitenlerin üstünü örtemeyiz. Bu Meclis bu üçgenin üstünü örterse Türkiye’nin millî güvenliğinden sorumlu olur.

Değerli arkadaşlar, ocak başında Türkiye’yi Suriye’nin Birleşmiş Milletlere şikâyet etmesini de bu çerçevede değerlendirelim.

Sonuç olarak, Sayın Başbakanın hâkimiyetinde bir on iki yılı geride bıraktık, on üçüncü yıla girdik. Türkiye bugün, on üçüncü yılda yargı bağımsızlığını tartışıyor. Türkiye bugün sivil vesayeti, Türkiye bugün paralel devleti tartışıyor. Türkiye bugün yolsuzluğu, hırsızlığı, talanı tartışıyor. Türkiye bugün tek parti devletini tartışıyor.

Değerli arkadaşlar, “ileri demokrasi” adlı propaganda masalının sonuna geldik. AKP içinde halis niyetli milletvekillerine sesleniyorum: Geleceği, gelin, hep birlikte kurtaralım. “Evet” oyu vererek yıllarca birlikte siyaset yaptığınız Tayyip Bey’e vefa borcunu gösterin. Türkiye’yi böyle komik duruma düşüren karikatürlerden -ne yazık ki- kurtarın. Gelin, gelişmiş, güçlü, güvenli Türkiye için iş birliği yapalım.

Sevgi ve saygılar sunuyorum arkadaşlar. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Aydın.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkanım, hatip konuşmasında “Sayın Başbakan ve suç ortakları” diye girdi, bitimine kadar da çok asılsız ithamlarda bulundu. Sataşmadan söz istiyorum efendim.

BAŞKAN – Sayın Aydın, iki dakika söz veriyorum sataşma nedeniyle. Lütfen, yeni sataşmaya mahal vermeyelim.

V.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

6.- Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın, İzmir Milletvekili Aytun Çıray’ın CHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında AK PARTİ Grup Başkanına ve Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Çok teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Şimdi, değerli arkadaşlar, 17 Aralıktan bugüne kadar buraya çıkan her muhalefet sözcüsü, hem evrensel hukukun bir kaidesi olan hem genel ahlak prensibinin bir gereği olan “masumiyet karinesi” ve “soruşturmanın gizliliği” prensibini de ihlal etmek suretiyle, suç işlediği varsayılan ve henüz soruşturmanın ilk aşamasında olan bir konudan girerek, bu konuyu genele şamil ederek ve bu manada bütün bir grubu, bütün bir Hükûmeti ve dolayısıyla milletin iradesini de âdeta suçlayarak herkesi mahkûm ediyorsunuz.

Şimdi, değerli arkadaşlar, bir defa, suçu sabit oluncaya kadar herkes suçsuzdur. AK PARTİ olarak, Sayın Başbakanımız, Genel Başkanımız “Babamızın oğlu da olsa, evladım da olsa sonuna kadar üzerine gidilecektir.” diyor.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – “Teröristlerle görüşmem.” de dedi.

FARUK BAL (Konya) – Savcı bekliyordu.

AHMET AYDIN (Devamla) - Hukuki soruşturmaya evet; bu soruşturmada sonuna kadar gidilsin, buna evet; eğer gerçekten suç işleyen varsa cezasını da görsün, biz buna da tamam diyoruz ve bunun için de hukukun da önünü açması gerektiğini de söylüyoruz.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Bütün hâkimlerin, savcıların durmadan yerini değiştiriyorsunuz, nasıl gidecek?

AHMET AYDIN (Devamla) – Ama, hukuki bir soruşturmayı bahane ederek yargı, medya ve aynı zamanda sizin gibilerin de iş birliğiyle birlikte eğer siyaset dizayn edilmek isteniyorsa, eğer millî irade gasbedilmek isteniyorsa da buna karşı bütün mücadeleyi de vermek bizim hakkımızdır. Bu millet adına bunu yapmak durumundayız. Utanmadan… (CHP ve MHP sıralarından gürültüler)

CELAL ADAN (İstanbul) – Sen kim, millî irade kim ya!

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Hadi ya!

AHMET AYDIN (Devamla) - Bakın, arkadaşlar, eğer mahcup olan biri varsa, sizin Genel Başkanınız Rahşan affından istifade etti, hiç bunu dillendirmiyoruz.

BÜLENT TEZCAN (Aydın) – Müfterisiniz, müfterisiniz!

AHMET AYDIN (Devamla) - Siz, yolsuzlukla ihraç ettiğiniz Sarıgül’ü, kendiniz ihraç ettiniz yolsuzluk münasebetiyle, geri getirip aday ettiniz.

BÜLENT TEZCAN (Aydın) – Müfterisiniz! Yazıklar olsun!

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Ahmet, olmadı Ahmet!

AHMET AYDIN (Devamla) - Bu millet Çankaya’nın yamyamlarını unutmadı, unutmadı bu yamyamları! Bunlar tescilli olanlardır. Ama şu anda henüz soruşturmanın ilk aşamasında olan bir konudan bütün herkesi mahkûm edemezsiniz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

AHMET AYDIN (Devamla) - Utanmadan Suriye’den bahsediyorsunuz. Bütün dünya Suriye’yi kınadı, Suriye’yi suçlu ilan etti. 11 bin kişinin işkenceden dolayı öldürüldüğü 55 bin fotoğrafla tescillendi. Bütün dünya bunu suçlu olarak ilan ediyor ama siz bir tek kez Esed’le ilgili olarak “Bu, terör suçlusudur, devlet terörü uyguladı.” diyemiyorsunuz. Bilakis, bu süreçte gidip Esed’le birlikte fotoğraf çektirerek âdeta kahraman olduğunuzu mu göstermeye çalışıyorsunuz?

BAŞKAN – Sayın Aydın, teşekkür ediyorum.

AHMET AYDIN (Devamla) – Kusura bakmayın, bu millet bunu yemez diyorum, teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AYTUN ÇIRAY (İzmir) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Çıray.

AYTUN ÇIRAY (İzmir) – Millî iradeyi dizayn ettiğimize dair karanlık bir senaryodan söz etti Sayın Grup Başkan Vekili. Bunu cevaplandırmam gerekiyor.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Çıray, sataşma nedeniyle iki dakika da size söz veriyorum.

7.- İzmir Milletvekili Aytun Çıray’ın, Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

AYTUN ÇIRAY (İzmir) – Sayın Grup Başkan Vekili öyle anlaşılıyor ki şimdi olduğu gibi demin de beni dinlememiş. Ben konuşmama başlarken AKP Grubunu ayırarak başladım. Bütün olan biten bu yolsuzluk ve usulsüzlüklerden, adaletsizliklerden, Allah’a şirk koşmaktan rahatsız olan grubu ayırarak ben konuşmama başladım. Kesinlikle grubun bütününü kastetmedim, bu bir.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Ya, suç ortağı yaptın Başbakanı, böyle bir şey olabilir mi? Bırak Allah aşkına! Yargıya asıl siz müdahale ediyorsunuz.

AYTUN ÇIRAY (Devamla) – İkincisi, masumiyet karinesinden söz edenlere bakar mısınız, Ergenekon davasının yargılananlarını baştan mahkûm edenler, “Askerî vesayeti kaldırıyoruz.” deyip yerine sivil vesayeti getirmeye çalışanlar…

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Siz de “asker göreve” diye yargıyı göreve davet ediyorsunuz, değil mi!

AYTUN ÇIRAY (Devamla) - …ve şimdi de yetmemiş gibi, “HSYK” adı altında bir af kanunu çıkarmaya çalışanlar, bize kalkmışlar, siyaseti dizayn etmekten söz ediyorlar.

Arkadaşlar, Sayın Başbakan ne zaman Türkiye içinde meşruiyet konusunda sıkıntı çekmeye başlasa hemen meşruiyeti dışarıda aramaya başlar.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Meşruiyeti siz dışarıda arıyorsunuz, biz millî iradeden alıyoruz. Meşruiyetin kaynağı millî iradedir, millettir!

AYTUN ÇIRAY (Devamla) – İlk göreve geldiğinde de böyle yapmıştı, Avrupa Birliği kapısından içeriye girmiyordu. Amacı, Türkiye’de bulamadığı meşruiyeti Avrupa Birliğinden çekip çıkarmaktı. Ne zaman Avrupa Birliğiyle işi bitti, tam beş yıldır Avrupa Birliğini arayan, soran yok. Avrupa Birliğine o kadar önem veriyorlardı ki Avrupa Birliğinden sorumlu makama bir mütercim tercüman arkadaşı atamışlardı bakan olarak. Şimdi, Sayın Başbakan neden gitti Avrupa Birliğine tekrar, biliyor musunuz?

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Her tarafa gidiyor Başbakan, her tarafa, bütün dünyayı geziyor.

AYTUN ÇIRAY (Devamla) – Demokrasi filan, bilmem neyi aradığı yok, Avrupa Birliğinden siyasi meşruiyet arıyor, Türkiye’de kaybettiği desteğini yurt dışında arıyor.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Bırak Allah aşkına!

AYTUN ÇIRAY (Devamla) – Türk milletinin de kendisine arkasını döndüğü yerde Avrupa Birliğinden çare arıyor. Ama, keser döner sap döner, gün olur hesap döner. Bu hesap sorma ve hesap verme günü gelmiştir ve bu hesabı vereceksiniz.

Saygılarımla. (CHP sıralarından alkışlar)

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Sarıgül’ün kutusundan ne çıktı, onu da anlatırsanız, onu da bilelim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın  Başkan, Sayın  Aydın Genel Başkanımız Sayın  Kılıçdaroğlu’nun Rahşan affından yararlandığını söyledi, bu bir yalandır. İzin verirseniz bunu açıklamak istiyorum.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Yalan değildir efendim.

ALİ HAYDAR ÖNER (Isparta) – Ayıp etti!

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Rahşan affından Başbakan yararlandı.

BAŞKAN – Sataşma nedeniyle iki dakika söz veriyorum.

ADİL ZOZANİ (Hakkâri) – Sayın  Başkan, bize ne zaman sıra gelecek?

BAŞKAN – Sataşma nedeniyle iki dakika söz veriyorum.

Buyurun Sayın  İnce.

8.- Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında CHP Grup Başkanına sataşması nedeniyle konuşması

MUHARREM İNCE (Yalova) – Teşekkür ederim Sayın  Başkan.

Bak, Ahmet Aydın, Sayın  Genel Başkanımızın genel müdürken sicil amiri olarak verdiği bir notla ilgili bir dava, yararlansa ne olur, yararlanmasa ne olur? Ama, böyle bir şeyin olmadığını sen de biliyorsun. Daha geçenlerde, Akif Hamzaçebi arkadaşımız geldi, burada açıkladı. Bunu çok çok iyi biliyorsun. Ama, bak, ben sana asıl Rahşan affından yararlananın kim olduğunu anlatayım.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Önce, Genel Başkanını söyle, ondan sonra…

MUHARREM İNCE (Devamla) –  Bak, iyi dinle. Bak, yararlanmadığını söylüyorum.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Genel Başkanını söyle!

MUHARREM İNCE (Devamla) – Bak, sicil notu… Bak söylüyorum.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Söyle, söyle.

MUHARREM İNCE (Devamla) – Bir: Candan Eren’in raporuna istinaden Hüseyin Karakullukçu’nun Başkanı olduğu Danıştay 2. Dairesinde bir dava görüldü -ne olduğunu öğren- Başbakan için verilen yargılama izni iptal edildi.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Ne alakası var?

MUHARREM İNCE (Devamla) – Rahşan affından yararlanan bir erteleme yasasından söz ediliyor burada.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Bırak Allah aşkına!

MUHARREM İNCE (Devamla) – Bu kim? Bu kişinin adının baş harfleri RTE’yle başlıyor mu? Bu, bir.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) - Hadi ya! Kim acaba!

MUHARREM İNCE (Devamla) – İki: 1989 yılında, Beyoğlu Belediye Başkanıyken hâkime hakaretten kaçan birisi var mı, ceza aldı mı? Bu, iki.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – İlçe Başkanı…

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Bunun baş harfleri ne?

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Hiç Beyoğlu Belediye başkanı olmadı…

MUHARREM İNCE (Devamla) – Üçüncü bir tane daha söyleyeyim sana: Geçmişte, Orman Kanunu’na muhalefetten on ay ceza alan kişinin isminin baş harfleri nedir? Sonra, bu on ay cezayı aldıktan sonra, bu ceza suç olmaktan çıkarıldı mı, çıkarılmadı mı? Bak, çamur atma.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Çamur atmıyorum.

MUHARREM İNCE (Devamla) – Bak, şöyle yapalım: Gel, Kemal Kılıçdaroğlu’nun da Recep Tayyip Erdoğan’ın da dokunulmazlıklarını kaldıralım. Var mısın? (CHP sıralarından alkışlar) Ben oy vereceğim, ben ikisine de oy vereceğim.

CHP Grubu, Sayın  Kılıçdaroğlu’nun dokunulmazlığının kaldırılmasına oy verir misiniz? (CHP sıralarından “Evet” sesleri) Veririz. Sen verebilir misin? Sen verebilir misin? Sen verebilir misin? (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Bize de sor Muharrem Bey, bize de sor.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Böyle demagoji yok! Böyle demagoji yok!

MUHARREM İNCE (Devamla) – Geçeceksin bu işleri!

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUHARREM İNCE (Devamla) – İftira atma! İftira atma, doğruyu söyle.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Aydın, siz niye?

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Benim iftira attığımı söyledi.

BAŞKAN – Ne diye iftira attı Sayın Aydın?

AHMET AYDIN (Adıyaman) – “Bana iftira atma.” dedi efendim. İftira atmadığımı söyleyeceğim.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Aydın, size de sataşma nedeniyle iki dakika söz veriyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

9.- Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın, Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Şimdi, değerli arkadaşlar, yasal düzenlemeyle yapılan bir konu başka ama suç işlediği varsayılan ve belli bir noktada da suç işlediğine delalet teşkil eden ve bu manada da dosyanın tekâmül etmesiyle birlikte Rahşan affından bunun istifade etmesi farklı bir şeydir.

İZZET ÇETİN (Ankara) – Deliller burada! Deliller burada!

AHMET AYDIN (Devamla) – O sapla samanı karıştırmayalım, elmayla armudu karıştırmayalım. Hiç kusura bakmayın, bu sizin söylediklerinizin hiçbiri de uymadı, olmadı ve Sosyal Güvenlik Kurumunun başındayken, SSK’nın başındayken de verdiği zararı zaten bütün milletimiz biliyor.

Şimdi, değerli arkadaşlar, meşruiyetin kaynağından bahsettiniz. Eğer meşruiyetin kaynağının millî irade olduğunu…

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Ahmet, hırsız var!

AHMET AYDIN (Devamla) – …millet olduğunu bilseydiniz, siz bu millete saygısızlık yapmazdınız…

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – O saygısızlığı sen yapıyorsun!

AHMET AYDIN (Devamla) – …bu milletin iradesine sahip çıkardınız. Bu milletin iradesine kalkışılan her darbeye karşı siz de karşı dururdunuz, karşı durmanız gerekirdi. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Daha düne kadar “Asker iş başına.” diyen CHP zihniyeti, şimdi “Yargı iş başına.” demeye başladı.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Ahmet, hırsız var!

AHMET AYDIN (Devamla) – Kusura bakmayın, biz, bütün vesayetleri ortadan kaldıracağız ve bu milletin iradesine de hiç kimseyi ortak etmeyeceğiz.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Hadi ya! Fethullah Gülen’le kim iş birliği yaptı?

AHMET AYDIN (Devamla) – Bu milletin temsilcileri bu milleti idare etmek zorundadır.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Hırsız var, hırsız!

AHMET AYDIN (Devamla) – Yine aynı şekilde, bir önceki konuşmacı arkadaşımdan şunu isterdim: Keşke, o fotoğraflarla değil de Suriye’de işkenceden öldürülen o 55 bin fotoğraftan bir tanesini buraya çıkarsaydınız.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Onu sen göster!

AHMET AYDIN (Devamla) – Keşke, Suriye’nin o zalim başkanına yönelik olarak “Bu devlet suçu işliyordur, bu insanlık suçu işliyordur.” diyebilseydiniz…

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Ahmet, hırsız var!

AHMET AYDIN (Devamla) – …ama siz onu diyemediniz, maalesef diyemediniz. Yüz binlerce insan ölüyor, milyonlarca insan Suriye dışına kaçıyor, bütün dünya bu zulmü görüyor ama bir CHP, sadece Esed’le birlikte fotoğraf çektirmeyi biliyor. Başka hiçbir şey bilmiyorsunuz, kusura bakmayın, hiçbir şey bilmiyorsunuz.(AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ALİ SARIBAŞ (Çanakkale) – Türkiye’ye gel Ahmet, Türkiye’ye!

AHMET AYDIN (Devamla) – Siz, o fotoğrafları getirip gösterin Esed’le çektirdiklerinizi.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Uludere’de 34 insan öldürdünüz siz. 34 insanın hesabını verin!

AHMET AYDIN (Devamla) - İşkenceden ölenler sizi ilgilendirmiyor, sizi insanlık ilgilendirmiyor, ben bunu biliyorum. Kusura bakmayın, bu söylediklerinizin hiçbiri de olmadı diyorum.

Teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Ahmet Başkan, hırsız var!

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sen misin o? Sen sus!

RECEP ÖZEL (Isparta) – Oturuyor orada ya!

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan…

BAŞKAN - Buyurun Sayın İnce.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan, Sayın Ahmet Aydın’a bir teklifim var. Bu iki dakikalık süre içerisinde bunu anlatamıyoruz. Kendisinin belirleyeceği bir televizyon kanalında, Sayın Kılıçdaroğlu’nun da Sayın Başbakanın da dosyalarını, bunları bir tartışalım bakalım, kim ceza almış, kim almamış, belgeleriyle? Ahmet Aydın’ın yüreği yeterse…

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Evvelallah yüreğimiz her şeye yeter!

MUHARREM İNCE (Yalova) – …bilgisi yeterse benimle gelsin bir televizyon kanalında tartışalım. Televizyonculara da açık çağrımdır.

İSMAİL AYDIN (Bursa) – İşiniz gücünüz şov!

MUHARREM İNCE (Yalova) – Öyle bir program yapsınlar, gelebilir mi? Burada sözünü versin, gelebilir mi, bunun sözünü versin?

Teşekkür ederim.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Ahmet, hırsız var!

BAŞKAN – Evet, Sayın İnce, teklifinizi değerlendirsin efendim.

Teşekkür ederim.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkan, biz şov yapmıyoruz.

AYTUN ÇIRAY (İzmir) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Çıray, lütfen…

AYTUN ÇIRAY (İzmir) – Bir dakika Sayın Başkanım, bir dinleyin.

BAŞKAN – Sayın Çıray, konu açıklığa kavuştu efendim.

AYTUN ÇIRAY (İzmir) – Sayın Başkan, sözlerimi dinler misiniz?

BAŞKAN – Dinliyorum, buyurun.

AYTUN ÇIRAY (İzmir) – Burada millet adına konuşuyorum.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Dün biz de öyle demiştik. Şimdi niye dinliyorsun?

BAŞKAN – Buyurun.

AYTUN ÇIRAY (İzmir) – Sayın grup başkan vekili ikinci konuşmasını yaparken Suriye’deki katilleri koruduğumuza dair imalarda bulundu.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – İmada bulunmadı, söyledi.

BAŞKAN – Hayır, Grup Başkan Vekili Sayın İnce…

AYTUN ÇIRAY (İzmir) – Hayır efendim, ona cevap vermedi.

BAŞKAN - Lütfen ama…

MUHARREM İNCE (Yalova) – Onu söylemedim. Ona cevap vermedim.

BAŞKAN - Sayın İnce’ye söz verdim efendim.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan, ona cevap vermedim.

BAŞKAN – E, biraz önce de aynı şey oldu Sayın Çıray.

AYTUN ÇIRAY (İzmir) – Hayır, aynı şey olmadı, konu farklı. Bir: Bu konuda doğru olmayan ifadelerde bulunarak…

BAŞKAN – Sataşma nedeniyle iki kişiye söz verdim, dikkat ederseniz hem size verdim hem sayın grup başkan vekiline.

Lütfen ama…

AYTUN ÇIRAY (İzmir) – Sayın Başkan, böyle yönetim olmaz, doğru olmayan ifadelerde bulunarak bu konuda hiçbir şey söylemediğimi de söyledi, bu konuyu açıklamak zorundayım. Rica ediyorum…

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Karikatür fotoğrafları çıkarıyorlar oraya! İnsanları işkence ederek öldürmüşler, onları niye çıkarmıyorsun?

BAŞKAN – Tutanaklara da geçti efendim, lütfen.

Teşekkür ederim.

AYTUN ÇIRAY (İzmir) – Sayın Başkan, katillerden söz ediyorum. Bu, tutanaklara geçmekle olmaz. Millet vicdanından söz ediyorum. 

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – İki günden beri ses çıkmıyor. Ne oluyor? Vahşet oluyor, fotoğraf çektiriyorlar.

BAŞKAN – Sayın Çıray, biraz önce hem size hem sayın grup başkan vekiline söz verdim.

AYTUN ÇIRAY (İzmir) – Bu millet, kamuoyu doğruları öğrenmek zorunda.

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Yazık!

BAŞKAN – Şimdi, grup başkan vekili söz istedi.

AYTUN ÇIRAY (İzmir) – Her şeyi çuvala sığdıramazsınız!

BAŞKAN - Evet, teşekkür ederim.

Buyurun lütfen, oturun.

AYTUN ÇIRAY (İzmir) – Sayın Başkan, bu konuda doğruları söylemeden oturmayacağım.

BAŞKAN – Konuştunuz zaten, tutanaklara geçti efendim.

AYTUN ÇIRAY (İzmir) – Hiçbir şey konuşmadım. Böyle yönetim olur mu Sayın Başkan?

BAŞKAN- Ama, bunu böyle devam ettiremeyiz ki Sayın Çıray karşılıklı olarak.

AYTUN ÇIRAY (İzmir) – Sizin gibi, yıllarca burada…

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Siz Esed’le resim çektirmeye gidin Şam’a!

BAŞKAN – Yani, hem iktidarın hem muhalefetin hiç tenkit etme hakkı yok mu efendim?

AYTUN ÇIRAY (İzmir) – Neyi Beyefendi?

BAŞKAN – Hem iktidarın hem muhalefetin karşılıklı hiç tenkit etme hakkı yok mu?

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – “Şam turizm!”

AYTUN ÇIRAY (İzmir) – Tenkit etmek başka, söylemedin demek başka…

BAŞKAN – Konuştunuz 2’şer defa, söz verdim size.

AYTUN ÇIRAY (İzmir) – …sözleri çarpıtmak başka.

BAŞKAN – Lütfen…

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan…

AYTUN ÇIRAY (İzmir) – Burada doğru değildir bu yapılan.

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Evet, “Şam turizm!” Esed’le resim çektirmeye gidin!

BAŞKAN – Lütfen, Sayın Çıray…

Buyurun.

10.- İzmir Milletvekili Aytun Çıray’ın, Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine tekraren sataşması nedeniyle konuşması

AYTUN ÇIRAY (İzmir) – Değerli arkadaşlar, gerçekten, grup başkan vekilliği kolay bir iş değildir, öncelikle konuşmaları, konuşmacıları dikkatle dinlemeyi gerektirir. Sayın grup başkan vekili şimdi olduğu gibi biraz önce de beni dinlememiş.

Arkadaşlar, bakın, sözlerimi aynen tekrarlıyorum: Dünyanın neresinde olursa olsun hepimiz barbarları lanetleriz. Nasıl muhaliflerin insan kalbini söküp yemeleri midemi bulandırdıysa Suriye yönetiminin yaptığı iddia edilen katliam fotoğrafları da öyle midemizi bulandırdı. Suriye’de yaşananlar tam bir pisliktir. Ancak, pisliğe basarsanız paçalarınıza sıçrar.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Bastınız, sıçradı işte!

İSMAİL AYDIN (Bursa) – O pislikle poz verdiniz.

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – “Şam turizm!”

AYTUN ÇIRAY (Devamla) - Kirli ve kanlı dış politikaya soyunan Davutoğlu Dışişleri Bakanı olursa, doğal olarak o Dışişleri Bakanının olduğu yerde o Hükûmetin paçaları kirlenir. Göreceksiniz, bu El Kaide ilişkileri, dış politikaya mezhep gözlüğüyle baktığınız için başınıza dert olacak. Operasyonel bir beceriksizlik timsali olarak devletin, diğer devletinin tutukladığı, yakaladığı tırlar başınıza dert olacak. Sadece sizin başınıza dert açsa umurumuzda değil, “Kendi düşen ağlamaz.” deyip geçeceğiz de sizin yüzünüzden Türk milleti lekelenecek diye korkuyoruz.

Üzülerek söylüyorum, Suriye’de ölen çocuklar ve yaşlılar Türkiye’ye yazılmaya çalışılacak ve bir gün gelecek, 2015’te, Ermeni soykırımı konusunda, orada yaptığınız insanlık suçları önümüze delil olarak çıkarılacak.

Bunların hepsini söyledim, tekrarlıyorum.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – İttihat Terakkinin mirasçısı sizsiniz, bunun hesabını siz vereceksiniz!

AYTUN ÇIRAY (Devamla) - Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – İttihat Terakki sizin siyasi babanız! Ermeni mezalimini de bize…

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Sayın grup başkan vekilinin bahsettiği fotoğrafta olan bir kişi olarak sataşıldığından dolayı söz istiyorum Sayın Başkan.

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – “Şam turizm!”

BAŞKAN – Lütfen, Sayın Milletvekilim…

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Efendim, o fotoğrafta ben de varım.

BAŞKAN – Hayır efendim.

Biraz önce de hem sayın grup başkan vekiline hem Sayın Çıray’a söz verdim, herkese ayrı ayrı veremem. Sayın grup başkan vekili grup adına konuştu zaten.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Sayın Başkan, bakın, o fotoğrafta ben varım. Doğrudan bizi hedef alarak…

BAŞKAN – Ama Sayın İnce kimi temsil ediyor efendim?

AYTUĞ ATICI (Mersin) – …bir saldırıda bulundular efendim.

BAŞKAN – Sayın İnce kimi temsil ediyor?

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Efendim, o gruba yönelik bir hareketti.

BAŞKAN – Anladım da Sayın İnce kimi temsil ediyor, Sayın Milletvekilim.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Başkan, germe bu kadar da var adama yani.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Sayın Başkan, benim şahsıma yönelik yapılan bir hakaret var. “Orada resim çektirmekten başka bir şey yapmazsınız.” diyor, ben de o resimdeyim, kime söz vereceksiniz başka?

BAŞKAN – Anladım da Sayın İnce kimi temsil ediyor, neye cevap verdi?

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Efendim, o, grubumuz adına… Efendim, grubumuza da sataşma var, şahsen bana da var.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Yani, Sayın Başkan, bu kadar zor mu bu iş ya?

BAŞKAN – Tutanakları getirteceğim, eğer isminiz varsa vereceğim efendim.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Efendim, ismimin olması şart değil, o resimlerde ben de varım.

BAŞKAN – Tamam, vereceğim. Tutanakları getirteceğim, inceleyeceğiz.

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Resim göstermedi ya, nereden bilelim, belki yok!

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Efendim, bakın, ismim yok tutanaklarda.

BAŞKAN – E, tutanakları isteyeceğim, vereceğim diyorum size.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Sayın Başkan, tutanaklarda ismim yok ama o resimde ben varım.

BAŞKAN – Ama, isminiz yoksa… Genel anlamdaki konuşmadan o zaman tüm grubun söz istemesi gerekir Sayın Milletvekilim.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Efendim, resimde ben varım. Sayın Başkan, resimde ben varım ve “Resim çektirmekten başka bir şey yapmazsınız.” diyor.

BAŞKAN – Efendim, tutanakları getirip birlikte bakacağız. Söz vereceğim eğer sizi ilgilendiren bir konu varsa.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Sayın Başkan, tutanaklarda ismim yok.

BAŞKAN – E, tutanaklarda yoksa yok o zaman Sayın Milletvekilim.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Sayın Başkan, ismim yok ancak benim içinde bulunduğum resimden bahsediyorlar, bana söz hakkı veriyor bu.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Ya, Başkan, germe boşu boşuna…

VIII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasî Parti Grubu Önerileri (Devam)

3.- CHP Grubunun, İzmir Milletvekili Aytun Çıray ve arkadaşları tarafından AKP iktidarlarının Türkiye’yi soktuğu hukuksuzluk yolunun iç ve dış tahribat boyutlarının araştırılması amacıyla 21/1/2014 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına vermiş olduğu Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 22 Ocak 2014 Çarşamba günkü birleşiminde okunmasına ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisi aleyhinde söz isteyen Adil Zozani, Hakkâri Milletvekili. (BDP sıralarından alkışlar)

ADİL ZOZANİ (Hakkâri) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli arkadaşlar, Cumhuriyet Halk Partisinin vermiş olduğu araştırma önergesi üzerinde grubumuz adına söz aldım. Hepinizi selamlıyorum.

Emin olun, bu karşılıklı sataşmalardan biz pek haz almazdık bugüne kadar ama son dönemlerde iktidar-muhalefet Türkiye'yi kurulduğu günden bugüne kadar yöneten anlayışlar olarak, birbirinize ilişkin olarak dosya açmanızdan son derece keyif alıyoruz; bizim bir şey söylememize gerek kalmıyor çünkü. Hele hele, bu tartışmaları televizyonların açık olduğu, kamuoyunun da izlediği bir saatte yapıyorsunuz; biz de “Aha resim bu.” diyoruz. Al birini vur ötekine, hiç birbirlerinden farkı yoktur.

AYTUN ÇIRAY (Mersin) – Dengeyi bulduk diyorsun yani!

ADİL ZOZANİ (Devamla) – Dolayısıyla, eğer gerçekten Türkiye'de bir temizlikten söz edilecekse, eğer gerçekten bir arınmadan söz edilecekse bu denenmişlerin devrinin kapandığı anlamına gelir. 17 Aralık da böyle bir milattır. Daha önceleri milat sayılan günler olarak da ifade edilen diğer günler de böyle bir milattır. Hepsini birleştirdiğiniz zaman Türkiye kamuoyunun anlayacağı tek bir şey vardır: Bu denenmişler götüreceği kadar götürmüş; artık, vatanı, ülkeyi, halkı kurtarma zamanı gelmiştir. Biz halkımıza bunu söylüyoruz. Dolayısıyla, araştırma önergesinin her ne kadar aleyhinde söz almış bulunuyor isem de bu sorunların tamamının siyaset mekanizmasının işletilerek çözülmesi gerektiğine inanan bir grup olarak, biz böyle bir araştırmaya ihtiyaç duyulduğunu ifade ediyoruz. Vaktizamanında sizler, günü geldiğinde elbette ki bu kirliliklere bulaşanlar eninde sonunda halk önünde hesap verecekler ve eminim ki bugünün götürenleri aynen şu ifadeyi kullanmak durumunda kalacaklar: “Biz gemiciklerle İSKİ’ye su taşıyorduk.” Halka verebilecekleri tek cevap bu olur, bunun dışında üretebilecekleri bir cevap yok. Dolayısıyla, kamuoyunun gördüğü resim bizler açısından yeterlidir, yeterince izah edicidir, yeterince açıklayıcıdır; kamuoyunun bunu görmesini diliyoruz.

İkinci önemli nokta: Şimdi, Türkiye'nin dış politikası bizi çok yakından ilgilendiriyor. Şimdi, sıfır sorunla başlayıp sırf sorun dönemine nasıl gelindiğine, neler yapıldığına, neler olup bittiğine bakmak gerekir. Türkiye'nin bütün komşularıyla problemleri var; Yunanistan’la Kıbrıs sorunu, deniz mili sorunu, Ermenistan’la Karabağ sorunu, Bulgaristan’la soydaş sorunu, İran, Irak, Suriye’yle bir bütün olarak Kürt sorunu. Bunların tamamında, Türkiye’nin bugüne kadar ürettiği politikalarda bir çamura saplanma vardır. Türkiye, bu sorunların hiçbirinin çözümünde yol alıcı, ön açıcı bir politika izleyememiştir. O nedenle, bizim nazarımızda Türkiye'nin Dışişleri Bakanlığı “dış teşkale bakanlığı”na dönmüş durumdadır. Neresinden alırsanız alın, Türkiye dış politikası teşkaleye dönmüştür. “Dış teşkale bakanlığı” Türkiye'nin her geçen gün önüne sorunlar çıkarıyor. En son olarak da bakın, Suriye’de, Rojava’da, kendi temel hak ve özgürlüklerine sahip çıkan ve orada kirliliğe bulaşmamış tek grup olan Kürtleri dıştalayarak Cenevre’de Suriye’yi kurtaracaklarını düşünüyorlar ve bu politikanın başaktörü maalesef Türk Dışişleri Bakanlığı.

Kürtleri dıştalamak için, oraya dâhil etmemek için, iradesini yok saymak için, gecesini gündüzüne katarak en sonunda, Cenevre’de halkların olmadığı Suriye politikası konuşuluyor. İçinde halkın olmadığı, halkların olmadığı bir Cenevre’yi topladınız. Nasıl bir sonuç elde edeceğinizi söyleyeyim: Çok sıfırdan söz ediyorsunuz, çok sıfırdan haz alıyorsunuz, kocaman  bir sıfır elde edersiniz. Bunun karşılığında, Suriye halkları  kendilerini örgütleyeceklerdir.

Buradan, dün itibarıyla özerkliğini ilan eden Cizre, Kobani, Afrin  bölgelerinin yeni yönetimlerini kutluyoruz, başarılar  diliyoruz. (BDP sıralarından alkışlar) Umut ediyorum ki Suriye’de Kürt siyasetinin öncülük ettiği bu girişim, işte sizin bahsettiğiniz Suriye resmini değiştirecektir, Suriye’ye demokrasi getirecektir, Suriye’ye, bir bütün olarak Orta Doğu halklarına rehber olabilecek yeni bir politikanın kapısını aralayacaktır. Suriye sınırları içerisinde Afrin’de, Kobani’de, Cizre’de bunlar konuşuluyor. Siz Cenevre’de neyi konuşuyorsunuz? Cenevre’de  Türkiye Dışişleri Bakanı neyi konuşuyor? Resimleri konuşuyor. Size demezler mi otuz yıl önce de bu resim vardı, siz neredeydiniz?

Hama’da katliam yapılırken Türkiye Dışişleri Bakanlığı neredeydi? Dersiniz ki: Biz Hama’da yoktuk, Hama zamanında biz Türkiye’de iktidar değildik. Hani, devamlılık esastı? Devlette devamlılık esastır. Siz bu politikaları devraldınız. Ve o dönemde Hama katliamını -ki 30 binin üzerinde insan katledildi, kentin kapıları kapatılarak oradaki insanlar genç, yaşlı, çocuk demeden, 30 bin insan Esad ailesi tarafından katledildi- yapan Esad ailesinin daha 2011 yılına kadar sizinle hiçbir problemi yoktu; birlikte ortak Bakanlar Kurulu toplantıları yaptınız, Boğaz’da birlikte yat seyahati yaptınız. Bugün Suriye’de katliam gerçekleştiren Esad, işte Hama’da katliam gerçekleştiren Esad’dır. Türkiye kamuoyunun önünde, Türkiye halklarının önünde bu gerçekliği dün de bugün de tüm açıklığıyla ifade eden bir tek bizler varız. Dolayısıyla, bugün, Türkiye'nin Suriye başta olmak üzere Orta Doğu’ya ilişkin olarak esas aldığı politikanın hiçbir geleceği yoktur. Saplandınız Orta Doğu’ya, çamura saplandınız ve bunu bilerek yaptınız.

Sayın Davutoğlu’nun “Yüz yılın parantezini kapatıyoruz.” lafı bize hiçbir zaman -Orta Doğu halkları açısından- demokrasi ve özgür bir gelecek anlamına gelmedi bizim açımızdan. Evet, Orta Doğu halklarının geleceği demokrasidedir, özgürlüklerin genişletilmesindedir. Ancak, Sayın Davutoğlu’nun sözünü ettiği parantez Osmanlı bakiyesine geri dönüş paranteziydi ve bunu yaparken de maalesef, İngilizlerin güdümünde bir yumuşak İslam hareketiydi.

Derinleri bugünlerde konuşuyorsunuz, iç siyaset dengeleri açısından siyaseti dizayn etmeye kalkışan, haddini bilmez derinleri bugün konuşuyorsunuz. Beş yıl önceki konuşmalarımızı alın, bu kürsüde yapılan konuşmaları alın bakın, iki yıl önce yapılmış konuşmaları alın bakın, bir yıl önce yapılmış konuşmaları alın bakın; biz bu derinleri her zaman sizin yüzünüze söyledik. Derinler işinize yaradığı sürece sarıldınız, şimdi, o derinlerde size dönük bir dizayn girişimi başlayınca bağırmaya başladınız. Merak etmeyin, dünün de derinlerine karşıydık, bugünün de derinlerine karşıyız. Ancak, dünkü derinin bugün açısından değişen bir tek fonksiyonu var, o da sadece rengiydi; dün kızıldı, dün kızıl elmacıydı, bugün sadece fıstıki yeşil oldular. Bu fıstıki yeşil derin sizi yutmaya başlayınca bağırıyorsunuz.

Tek bir çözüm önerimiz vardır: Türkiye’de siyasetin içine battığı bu handikaplardan kurtulması için ancak ve ancak siyaset mekanizmasını işleterek, siyasetin kendi fonksiyonlarını değerlendirerek bu saplantıdan, bu bataklıktan siyaseti kurtarmak gerekiyor, onu da biz gerçekleştireceğiz.

Teşekkür ediyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisi lehinde söz isteyen Süleyman Nevzat Korkmaz, Isparta Milletvekili. (MHP sıralarından alkışlar)

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Cumhuriyet Halk Partisinin vermiş olduğu önerge lehinde grubumuzun görüşlerini açıklamak üzere huzurlarınızdayım.

Değerli arkadaşlar, çoğulcu siyasal sistemlerde bütün fikirleri ifade eden çok partiler yer alır. Bu partilerin bir ya da birkaçı iktidar olur, karşısında muhalefet olur. Sadece, yalnız demokrasilerde muhalefet olur, bütün sistemlerde iktidar var ama sadece demokrasilerde muhalefet olur. Muhalefetin olmadığı yerde çok doğru şeyler yapsanız bile bunun kıymetiharbiyesi yoktur çağdaş, siyasal düşünceler açısından. Yani, amaç değil, araçların da meşru olması, araçların da demokratik olması gerekiyor. Dolayısıyla, buradan, Sayın Cumhurbaşkanının da ifade ettiği gibi, sandığın her şey olmadığını bir kez daha ifade etmek durumundayım.

Demokrasinin temelinde hukuk devleti vardır. Eğer hukuk devletini, hukuku iğdiş ederseniz ortaya çıkan görüntü bir zamanlar diktatör rejimlerin adının “demokratik bilmem ne cumhuriyeti” olmasına benzer. Siz, bugüne kadar, on bir yıllık Hükûmetiniz döneminde, maalesef, hukuk devletinin demokrasinin temeli olduğunu unutarak bu hukuk devletini nasıl guguk devleti hâline getiririz çalışması içerisinde oldunuz. Sorumluluk: Bu siyasal sistemin çoğulcu niteliğini devam ettirmek, hukukiliğini devam ettirmek sorumluluğu iktidarda.

İktidar, devleti yönetirken, hükûmeti yönetirken muhalefeti ortadan kaldırma gibi bir gaye güdemez, eğer böyle bir gayeyle çalışıyor ise o zaman demokrasilerdeki doğal savunma refleksleri bir anda harekete geçer. İktidar, dolayısıyla, çoğulcu sistemi muhafaza etme ve hukuk devletini kayım kılma gibi bir sorumluluk taşımaktadır.

Adalet ve Kalkınma Partisi yüzde 50 oy almıştır. Değerli arkadaşlar, demokratik sistemlerde bu yüzde 50 oy hizmet için yeter de artar bile. Yani, kafanızdaki, gönlünüzdeki programınızı uygulamaya sokmak için almış olduğunuz yüzde 50 oy yeterli. Yasamada, Türkiye Büyük Millet Meclisinde yeterli çoğunluğunuz vardır. Bürokrasi, atamalardan tutun yer değiştirmelere kadar harfiyen kontrolünüzdedir. Bir de kimseye hesap vermeden zaten Türkiye bütçesini kullanıyorsunuz. Peki, bundan sonra ne beklenir? Bundan sonra, yüzde 50 oy almış bir partinin bu millete, bu memlekete özellikle kronikleşmiş problemlerini çözme, ortadan kaldırma konusunda hizmet etmesi beklenir. Peki, böyle mi yapıyor? Tabii ki böyle yapmıyor, görüyoruz. Yani, bu yüzde 50 oyu nasıl yüzde 60, nasıl yüzde 70, nasıl yüzde 80’e çıkarabilirim? Hangi araçla yaparsam yapayım, bu aracın demokratik olmuş olması ya da olmaması fark etmez.

Değerli arkadaşlar, oy oranınızı yüzde 90’a çıkardığınızı düşünelim, geri kalan bütün partiler yüzde 10. Bu rejimin adı demokrasi olabilir mi? Dolayısıyla, alınan oyun yeterli görülüp millete vadedilen hizmetlerin artık millete sunulmasına geçmek gerekiyor ama bugüne kadar, Adalet ve Kalkınma Partisi sürekli bazı konuları istismar ederek, sürekli tribünlere oynayarak hâlâ daha vatandaştan kredi istemeye devam ediyor. “Egemenlik milletindir.” diyor, elbette egemenlik milletindir ama egemenlik bütün milletindir, sadece size oy verenlerin değil, size oy vermeyen insanların da bu egemenliği ortaklaşa kullanması gerekiyor yani buradaki yazıya bakın “Egemenlik, kayıtsız şartsız milletindir.” demiş, “Milletin çoğunluğunundur.” dememiş, “Milletin tamamınındır.” demiş. Dolayısıyla, bir partinin sonsuza kadar iktidarda kalmak gibi bir gayesi, bir çalışması olamaz. Hele hele, bu amaçla muhalefeti etkisizleştirme, muhalefeti itibarsızlaştırma gibi bir gaye peşinde koşamaz. İşte, Adalet ve Kalkınma Partisinin çoğulcu siyasal sistemimiz açısından defosu buradadır, riski buradadır. İktidar gücü demokratik ülkelerde ortaklaşa yürütülmelidir. Efendim, bizim sistemimizde de yasama, yürütme, yargı gibi farklı güçler vardır. Bu güçlerin arasında bir denge kurularak millet ve devlet yolunda ortaklaşa, uyumlu yürütülmesini sağlamak gerekir. Sürekli, AKP sözcüleri “Efendim, biz vesayeti ortadan kaldırıyoruz...” Hiçbir şey kaldırdığınız falan yok, açıkçası bu da bir istismar, kaldı ki bu Meclis içerisinde “Biz vesayeti destekliyoruz.” diyen bir parti bulamazsınız.

Sayın Başbakan şu gerçeği unutuyor: Çoğulcu sistemlerde Başbakan bir orkestra şefi olmalıdır. Biliyorsunuz orkestralarda çok farklı sazlar vardır, bu sazların uyumlu, ortak bir beste şeklinde ortaya çıkabilmesi için birbiriyle uyumlu yürütülmesi lazım. Ama Sayın Başbakan orkestra şefi olduğunu unutarak “Davulu da ben çalacağım, flütü de ben çalacağım, kemanı da ben çalacağım. Ortaya uyumlu bir eser çıkması önemli değil. Her şey benden sorulmalı ve her şey benim.” sevdasındadır. Bakıyoruz Sayın Başbakan başsavcılığa soyunuyor, bakıyorsunuz Sayın Başbakan Ergenekon’un başsavcısı oluyor. Bir taraftan, savcılara yönelik olarak “Benden izinsiz müdahalede bulunamazsınız.” gibi hakikaten hukuk devletinde garip bir söz, ilginç bir söz olarak mutlaka hukuk fakültelerinde okutulacak bir söz Sayın Başbakan tarafından dile getirilmiştir. Diğer taraftan, hâkimi, savcıyı tehdit etmekte bir beis görmüyor. Demokratik hukuk devletlerinde bir başbakan hukuku ve hukukçuları karşısına almaz, en azından -farklı görüşte bile olsa- nezaketen karşısına almaz, demokrasiye olan inancını göstermek açısından karşısına almaz. Bunun da ötesinde, bir savcıya dönüp diyor ki parmağını sallayarak: “İşimiz daha bitmedi.”

Sayın Başbakan, savcıların da, hukukun da seninle işi bitmedi. Yani, inşallah, görünen yakın bir gelecekte hukukun üstünlüğü mü, yoksa senin üstünlüğün mü bir kez daha görülecek.

Bir bürokrasi kıyımı yaşanıyor. Önce 20 savcı görevden alındı, sonra bu karda kışta 3 bin polisin gözünün yaşına bakılmadan, “Ailesi ne olur, nerede yatar kalkar?” denilmeden tayini yapıldı, dün akşam da 97 hâkim ve savcının yeri değiştirildi. Yeri değiştirilenlerden birisi de arkadaşlar, Hüseyin Baş. Hani, Sayın Kılıçdaroğlu’nun dün grup toplantısında belirtmiş olduğu, Müsteşarın telefon açıp “Gereğini yap.” dediği Hüseyin Baş görevinden alınıyor. Şu kadarcık vicdanı, şu kadarcık hukuka saygısı olan herhangi birinizin bir kere bu olayı yani şu yakın geçmişte yaşadığımız bu olayı telin etmesi lazım. Yani, şimdi o başsavcının aslında ödüllendirilmesi lazım. Sıfatı ne olursa olsun -Anayasa’mızda var- hâkim ve savcıya talimat veremez kimse. Eğer talimat vermişse, bak, aslanlar gibi durmuş, o talimatı yerine getirmemiş. O zaman, siyasal iktidarın bu savcıyı ödüllendirmesi lazım. İzmir’den alıp -dediğim gibi- bu karda kıyamette Samsun’a göndermesinin alemi ne?

Sayın Başbakan aklanmak yerine, yargıda aklanmak yerine sürekli yargıdan kaçma yolunu tercih ediyor. Biraz önce de söylendi, Karma Komisyonda birçok milletvekilinin, AKP milletvekilinin, bakanın, Başbakanın dosyası var. Bakın, burada bu kadar zamandır dillendiriliyor. “Sayın Başbakan, aklan, bu şaibeyle demokrasimize zarar veriyorsun.” denildiği hâlde… Normal demokratik hukuk devletlerinde bir başbakan kendisi ister, gider aklanır; ağalar, paşalar gibi çıkar vatandaşın karşısına “Bak, muhalefeti nasıl ters köşeye yatırdım, anamın ak sütü kadar bembeyazım.” der. Böyle mi yapıyor Sayın Başbakan? Hayır. Sürekli, sürekli kendisine dokunabilecek hukukun bütün mekanizmalarını ortadan kaldırarak Başbakanlığına devam etmeye çalışıyor. Etik olmayan değerleri siyasetin esas unsuru hâline getirdi. “Siyasette -kendisi ifade ediyor- öfke benim üslubumdur.” diyor ama diğer taraftan da sürekli Şeyh Edebali’yi örnek veriyor. Eğer Şeyh Edebali’yi birazcık dinlemiş olsa “Öfke bize, yatıştırmak sana.” diyor büyük Türk İslam alimi. Ama gördüğünüz gibi, işine geldiği zaman demokrasi, işine gelmediği zaman tu kaka.

Telefon dinlemeleri aldı başını gidiyor. Bununla ilgili on bir senedir en küçük bir tedbir ürettiği yok çünkü bugüne kadar kendisine çalışıyordu ama 17 Aralıktan sonra aleyhine çalışmaya başlayınca hukuka bir karabasan gibi çöktü.

Değerli arkadaşlar, AKP’nin hukuksuzluğunu on dakika içinde anlatmak mümkün değil. İnşallah, başka, kanunun diğer maddelerinde de bunları ifade etmeye devam edeceğiz.

Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Atıcı, evet, tutanakları getirttim, inceledim. Sayın Aydın’ın konuşması sırasında size sataşması söz konusu.

Buyurun, iki dakika söz veriyorum.

V.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

11.- Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı’nın, Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Gerçi Sayın Aydın burada yok ama bana “Esad’la gidip resim çektirmekten başka bir iş yapmazsınız.” gibi bir suçlama, kendi tabiriyle, yöneltti.

Değerli arkadaşlar, biz Esad’la görüşmeye gittik. Esad’la görüşmeye gitmemizin bir tek nedeni vardı: Sizin Suriye’yle olan ilişkileri berbat etmeniz, büyükelçinizi oradan çekmeniz ve orada dökülen kana müdahale etmemeniz. Bizim oraya gidişimizin nedeni orada dökülen kanı durdurmaya çalışmaktan başka bir şey değildir. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

MUHARREM İNCE (Yalova) – Başbakanın fotoğrafları yok mu ya?

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Allah’a bin şükür, biz gittik, kanı durdurmaya çalıştık. Yarın tarih bunları yazdığında bize “Suriye’ye tırlar dolusu silah göndermeye göz yumdunuz.” demeyecekler, size diyecekler.

İSMAİL AYDIN (Bursa) – “Eli kanlı diktatörün arkadaşları.” diyecekler size.

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Yarın bize “Orada ölen çocukların kanı elinize bulaşmış.” demeyecekler, size diyecekler. Yarın “Suriye’de yaşanan dramın, katliamın ortağı sizsiniz.” demeyecekler, “Bunun ortağı AKP’dir.” diyecekler. Tarih bunu yazacak ve bunun da… (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

RECEP ÖZEL (Isparta) –Allah Allah, bu kadar pişkinlik olur ya!

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Değerli arkadaşlar, ben sizin paniğinizi anlıyorum. Evet, Türkiye’de sandıkta bunun hesabını vereceksiniz, ayrı konu ama savaş suçları mahkemesinde yargılandığı zaman suçlular, Başbakan ve Dışişleri Bakanı, işte o zaman, tarih, kara lekelerle AKP’nin Suriye’de döktüğü kanı, o dökülen kana yaptıkları yardımı yazacak. Bizim oradaki masum çocukların, oradaki masum insanların öldürülmesini önlemeye yönelik çalışmamızı da takdirle karşılayacak.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Allah Allah, bu kadar pişkinlik olur ya!

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Saygılarımla. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Ünal.

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Konuşmacı konuşmasında grubumuzu eli kanlı olmakla suçladı. Bundan dolayı iki dakika…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Ünal, iki dakika da size sataşma nedeniyle söz veriyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

12.- Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal’ın, Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı’nın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında AK PARTİ Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; biz kendi sözlerimizle tarihi değiştiremeyiz ve hiç kimse bu milletin hafızasıyla alay etmeye kalkışmasın. Tarih ne olduğunu, ne bittiğini çok iyi kayıt altına almıştır.

BÜLENT TEZCAN (Aydın) – Kesinlikle!

MAHİR ÜNAL (Devamla) – Evet, biz Suriye’yle yakınlaştık. 2002’de, hatırlarsanız, Ahmet Necdet Sezer baba Esad’ın cenaze törenine katıldı, ondan sonra da Türkiye Cumhuriyeti devleti stratejik olarak Suriye’yle yakınlaşma politikasına başladı.

Biz iktidara geldikten sonra ise evet, biz Esed’le görüştük ama Esed “Yapısal reform yapmak istiyorum. Ben, bir azınlığın çoğunluğu yönetmesinin sürdürülebilir olmadığını biliyorum. Dolayısıyla bu konuda bize yardım edin.” dedi, biz de yakınlaştık. Ne zaman ki kendi halkına kurşun atmaya başladığında, kendi halkını katletmeye başladığında “Biz eli kanlı bir yönetimle bir arada olamayız.” dedik, altı ay boyunca kişisel ilişkimizi sürdürdük, Esed’le görüştük. Ondan sonraki süreçte meseleyi Arap Ligine taşıdık, ondan sonraki süreçte meseleyi Birleşmiş Milletler Güvenlik Kuruluna taşıdık ve biz diplomatik olarak orada dökülen kanı engellemek için üzerimize düşen her şeyi yaptık ve tarih buna şahittir.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Silah göndererek mi yaptınız Sayın Başkan, silah göndererek mi yaptınız elinizden geleni?

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – Onlara silah satan sizsiniz.

MAHİR ÜNAL (Devamla) – Ve bugün, orada İran 15 bin devrim muhafızıyla operasyon yaparken siz İran’a bir şey demezsiniz, İsrail orada operasyon yaparken bir şey demezsiniz, Rusya orada operasyon yaparken bir şey demezsiniz ve siz bugüne kadar oradaki hiçbir katliama sesinizi çıkarmadınız. Ne zaman ki Türkiye Millî İstihbarat Teşkilatı devlet olmanın gereği olarak bu sürece müdahil olduysa siz bu durumdan rahatsız oldunuz ve tarih bunu kayıt altına almıştır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MAHİR ÜNAL (Devamla) – Ve siz Türkiye’yi uluslararası alanda ne duruma düşürmek istiyorsunuz, bunu da burada itiraf ediyorsunuz her seferinde. Ama, bu millet bu hakikati görmektedir ve tarih bunu yazacaktır.

BAŞKAN – Sayın Ünal, teşekkür ediyorum.

MAHİR ÜNAL (Devamla) – Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın İnce.

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Muharrem, sana bir şey demedim.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Ünal partimizin katliama ses çıkarmadığını söyledi.

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Evet, çıkarmadınız; doğru söyledim.

MUHARREM VARLI (Adana) – Ya, Suudi Arabistan çok mu demokratik? Katar çok mu demokratik?

BAŞKAN –  Buyurun Sayın İnce, iki dakika söz veriyorum sataşma nedeniyle.

13.- Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

MUHARREM İNCE (Yalova) – Teşekkürler Sayın  Başkan.

Sayın milletvekilleri, 1980’den 2002’ye kadar Suriye’yle yapılan anlaşma sayısı 13’tür. 2002’den 2013’e kadar AKP hükûmetleri döneminde Suriye’yle 49 anlaşma yaptınız. Suyla ilgili anlaşma yaptınız “Yapmayın etmeyin, Türkiye'nin suyunu veremezsiniz böyle.” bile dedik. Terörle ilgili iş birliği anlaşması yaptınız. Fotoğraf… Ne fotoğrafı ya? Başbakanın, bak şöyle İnternet’e, Bodrum’da, Boğaz’da yüzlerce fotoğrafı var, ortak tatiller var. Bunların hepsi böyle.

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – O zaman Esed’in eli kanlı değildi. 

MUHARREM İNCE (Devamla) – “Ses çıkarmadın…” Bu kürsüden ben çıktım dedim ki: Ben Esad’la ilgilenmiyorum. Siz “Esad”ı bile “Esed” yaptınız. Bak, dedim ki: Boş ver ben Türkiye’yi düşünüyorum, Esad’ın canı cehenneme.

İHSAN ŞENER (Ordu) – Anlaşılıyor Türkiye’yi düşündüğün, konuştuklarından anlaşılıyor.

MUHARREM İNCE (Devamla) –  Sonra, Başbakan “CHP’nin başı değil, yanı” dedi, beni kastetti. Esad’a ‘canı cehenneme’ diyor, Obama’ya diyebilir mi? dedi. Ben de dedim ki: Esad’ın da canı cehenneme, Obama’nın da canı cehenneme; ben derim de sen diyebilir misin? Başbakanın ağzını bıçak açmadı ondan sonra. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

ADİL ZOZANİ (Hakkâri) – Haşa!

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Devlet Başkanının bir sorumluluğu var; o, grup başkan vekili değil.

MUHARREM İNCE (Devamla) –  Gelelim, gelelim İsrail meselesine: İsrail’le gizli anlaşmaları yapan sizsiniz, İsrail’in OECD  üyeliğine vetoyu kaldıran sizsiniz, İsrail’in NATO tatbikatlarına Türkiye'nin vetosunu kaldıran sizsiniz. Daha ilginç bir şey yaptınız biliyor musunuz? Mavi Marmara’daki iddiamız “İsrail, sen  bunu kasten yaptın.” İddiasıydı, bizim iddiamız, Türkiye Cumhuriyeti’nin iddiası. Siz “Kasten yaptın.” iddiamızdan vazgeçtiniz, bunun operasyonel bir kaza olduğunu kabul ettiniz. Danimarka’ya indiğinde de Başbakan “Siyonizm konusunda yanlış anlaşıldım.” diyerek, İsrail Türkiye’den özür dilemedi, Türkiye İsrail’den özür diledi. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Sen öyle görüyorsan o senin sorunun Muharrem, o senin sorunun sen öyle görüyorsan.

MUHARREM İNCE (Devamla) – Milleti kandırmayın, bunları doğru bilin, fazla okuyun diye düşünüyorum.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN –  Teşekkür ediyorum.

Sayın milletvekilleri, birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati : 17.42

DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 17.58

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Muharrem IŞIK (Erzincan), Muhammet Bilal MACİT (İstanbul)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 50’nci Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

Cumhuriyet Halk Partisi Grup önerisi üzerinde aleyhte söz isteyen Mehmet Naci Bostancı, Amasya Milletvekili. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

VIII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasî Parti Grubu Önerileri (Devam)

3.- CHP Grubunun, İzmir Milletvekili Aytun Çıray ve arkadaşları tarafından AKP iktidarlarının Türkiye’yi soktuğu hukuksuzluk yolunun iç ve dış tahribat boyutlarının araştırılması amacıyla 21/1/2014 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına vermiş olduğu Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 22 Ocak 2014 Çarşamba günkü birleşiminde okunmasına ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkan, teşekkürler.

Değerli arkadaşlar, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Tarihte Cengiz Han’ın müracaat ettiği, başka hükümdarların da zaman zaman kullandığı bir savaş hilesinden bahsedilir: Sayıca az olan taraf, düşmanın üzerine hücum ederken atların arkasına çalı çırpı bağlar, müthiş bir toz bulutu doğurarak böylece üzerine gittikleri insanları yıldırmak, korkutmak ve sindirmek isterler.

HALUK AHMET GÜMÜŞ (Balıkesir) – Toz bulutu içinde olan sizsiniz.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) - Osmanlının kuruluş döneminde de mesela -Cavlakîler vardır- Cavlakîler tenekeler menekeler bağlarlar, öylece hücum ederek yine düşmanı korkutmaya çalışırlar. Zayıf olanların karşı tarafı yıldırmak için, nümayiş, alayiş için bağırması çağırması, gürültü çıkarması, hakaret etmesi, bütün bunlar aslında stratejik unsurlardır. Onlar da bilirler ki aslında güçleri zayıftır, yetmeyecektir ama “Hiç olmazsa bütün bu toz bulutu, gürültü arasında patırtıya getirerek bir netice alabilir miyiz?” derler.

Tabii, siyaset kurallı bir iktidar mücadelesi. Spor da savaşın terbiye edilmiş hâlidir bilirsiniz. Gazetelerin arka sayfasına bakarsanız savaş metaforlarıyla konuştuğunu, takımlara ilişkin, müsabakalara ilişkin öyle yazdıklarını görürsünüz insanların.

Siyaset de, elbette kurallı bir şekilde yürümekle birlikte, geçmişten günümüze intikal eden bu savaş hilelerine, stratejilerine, taktiklerine ilişkin kimi unsurları biraz ehlileştirilmiş bir şekilde kendi bünyesine taşır. Türkiye siyasetinde de bunu görüyoruz. 2007’de Cumhurbaşkanlığı seçimlerine giderken mitingler yapılmıştı, hatırlayınız, bir alayiş, bir nümayiş, bir toz bulutu, “Cumhurbaşkanını seçtirmeyiz.” diye. O Cumhurbaşkanı seçildi. Daha sonra 2008’de bir yargı meselesi oldu.

Geçmişe doğru giderseniz şu on bir yıllık AK PARTİ iktidarı döneminde böyle bir hayli gürültü patırtının olduğunu görürüz, Gezi olayları da bunlardan biriydi. Sonradan birtakım tehditler de sallandı, “Eylül sıcak geçecek, ekim sıcak geçecek…” Tabii, geçti de meteorolojik havalara göre geçti! Kaldı ki memleketin siyasi atmosferinin bu kadar sıcak olmasının doğrusu kime ne faydası olacak, bunu da ayrıca değerlendirmek lazım.

HALUK AHMET GÜMÜŞ (Balıkesir) – İyi değerlendir…

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) - Şimdi, olan biten ne? 17 Aralıktan sonra bir toz bulutu yükseldi, bir kargaşa ve kaos ortamı doğurulmaya çalışıldı. Elini vicdanına koyan hangi insan, bu işin sadece bir hukuk, sadece bir yolsuzluk soruşturması, sadece birtakım insanlara ilişkin şaibelerin araştırıldığı bir iş olduğunu söyleyebilir? 17 Aralıktan, bakın, bugün 22 Ocağa geldik.

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – 3 bin polis giderken vicdan neredeydi? Sonuçlara bak…

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) - Şu süre içerisinde yaşadıklarımız bile bu işin hukukla ilişkisinin 1 ise siyasetle ilişkisinin 99 olduğunu gösterir.

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – 28 Şubattan bir farkı var mı?

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – Evet, Türkiye’de bir dengesizlik var. Dengesizlik şu: Savcılar siyasetçi olmuş, siyasiler de savcı olmuş.

CEMALETTİN ŞİMŞEK (Samsun) – Birdenbire…   

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) - Savcılar birtakım soruşturmalar üzerinden Türkiye siyasetini düzenlemek, siyasi sonuçlar doğurmak cihetinde bir iş yapmaya çalışmışlar. Bunu neye yaslanarak söylüyorum? “AK PARTİ’liyim, aman, bize karşı bir iş yaptılar, ben de parti asabiyetimden bakarak böyle söylüyorum...” Hayır… Şu süre içerisinde toplumsal ortama intikal ettirilmek istenen siyasi lince bakın, lince. Burada hangi arkadaşım ayakkabı kutusu imasıyla karşılaşmamıştır? Hangi arkadaşım para sayma makinesi imasıyla karşılaşmamıştır? Burada sanki…

MUHARREM İNCE (Yalova) - Yok mu? Yalan mı? Yalan mı?

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – Yalan.

MUHARREM İNCE (Yalova) - Neyi yalan? Ben mi koydum o kutuyu? Kutuyu oraya kim koydu?

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – Benim, buradaki insanların ayakkabı kutusuyla ne alakası olabilir?

MUHARREM İNCE (Yalova) – Ya, 4,5 milyon dolar para çıkmadı mı?

FARUK BAL (Konya) - Ayakkabı kutusunu savunanlar var, savunanlar senin gibi. Senin gibi ayakkabı kutusunu savunanlar var.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – Bu işi… Değerli arkadaşlar, ben bir siyasi linçten bahsediyorum, siyasi linçten.

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) - Hırsız var mı, yok mu, onu açıkla.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – Hukuk gösterisi üzerinden acaba AK PARTİ’yi nasıl götürebiliriz şeklindeki…

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Biz götürmeyeceğiz, Cenab-ı Allah götürecek.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) - …acımasız, zalim, adil olmayan bir anlayışın davranışından bahsediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Bakın, hukuk kendi mecrasında kaldığı, siyaset kendi mecrasında kaldığı sürece kurallı bir toplum olma yolunda ilerleriz.

FARUK BAL (Konya) - Kalıyor mu? Savcıyı tayin ediyorsunuz, polisi alıyorsunuz.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – Ama siyasi aktörlerin beceremediği, siyasi aktörlerin yapamadığı AK PARTİ iktidarını götürme işi -bugün 22 Ocaktan şöyle 17 Aralığa doğru geri baktığımızda- böyle organizasyonlar üzerinden siyaset dışı aktörler marifetiyle yapılmaya çalışılırsa bu, Türkiye'ye, sadece iktidara değil, muhalefete de bir istikrarsızlık olarak yansır.

FARUK BAL (Konya) - Muhalefetin kutusu yok, kasası yok.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – Eğer muhalefetin gücü varsa, söylediği sözlere bu millet kulak veriyorsa, onlara inanıyorsa helal olsun, AK  PARTİ’yi götürün iş başından, götürün, bundan istikrarsızlık olmaz.

BÜLENT TEZCAN (Aydın) – Ya, yolsuzluğun panzehri sandık mı? Nerede görülmüş?

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – Ama armut piş ağzıma düş! Birileri organize edecek, siyaset dışı aktörler bir toplumsal linç ortamı yaratacak, sonra da “Ben buradan nasıl bir iktidar çıkartacağım…” Bu, kabul edilemez.

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) - Nasıl geldiyseniz öyle gideceksiniz.

SELAHATTİN KARAAHMETOĞLU (Giresun) - Sen böyle iktidara geldin, böyle iktidara geldin.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – Bu, Türkiye siyasetine bir hizmet de değildir, memlekete bir hizmet de değildir.

Bakın, yolsuzluklar meselesi, yolsuzluklar… Bu coğrafyada çok eski zamanlardan beri, Osmanlıdan tutun, cumhuriyetten beri -rahmetli İnönü de 1925’te “aferizm”den bahseder, Skoda firmasının nasıl geldiğinden bahseder- o dönemin ileri gelenlerine ne tür iltimaslar teklif edildiğinden bahsedilir. Yani her dönem yolsuzluklara ilişkin birtakım işler olmuştur, bunların bir kısmı da yargılanmıştır. Şimdi, geçmişte yargılanan insanlara bakın…

BÜLENT TEZCAN (Aydın) – “Bu kısmı da yargılansın.” diyoruz, isteğimiz o.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) - …bir kısmı beraat etti bir kısmı da mahkûm oldu. Ama değerli arkadaşlar, şurada suçlanan bütün insanları toplumun gözünde mahkûm eden, yetmeyen…

MUHARREM İNCE (Yalova) – Hepsini demedik.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) –  …o mahkûmiyet üzerinden bütün siyasi iktidarı mahkûm etmeye çalışan, bunu yapabilmek için de Sayın Başbakanın üzerinden özellikle o mühendislik işini bunu vesile kılarak yürütmeye çalışan bir siyasi akılla karşı karşıyayız.

MEHMET HİLAL KAPLAN (Kocaeli) – Siz gelirken mühendislik var mıydı?

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) –  Şimdi, Aytun Bey diyor ki: “Ben, AK PARTİ Grubuna söylemiyorum.” Kime söylüyorsun? “Başbakana söylüyorum.” Kardeşim, Sayın Kılıçdaroğlu’na bir laf söylendiğinde bütün CHP’liler alınmıyorlar mı? Alınıyorlar. Çünkü genel başkan kimi temsil eder? Bir kolektif yapının varlığını temsil eder. “Ben Başbakana söylüyorum, siz üzerinize alınmayın.” Olur, biz de üzerimize alınmayalım, Başbakana konuş!

MUHARREM İNCE (Yalova) – Bakanları niye görevden aldı? Sağlık sorunu nedeniyle mi?

FARUK BAL (Konya) – Başbakanın yaptıklarını siz de yaptığınızı inkâr mı ediyorsunuz?

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – Yahut da çık –affedersin- de ki: “Niye 20 tane bakan var? 40 tane olsa Ali Baba ve 40 haramiler olurdu!” Bu bir karikatür ama Aytun kardeşim kusura bakmasın, onu karikatür yapan elinde tuttuğu resimle birlikte kendisidir. (AK PARTİ sıralarından “Bravo!” sesleri, alkışlar) Evet, bu bir karikatür. Böyle siyasi eleştiri olmaz. Yani laf mı bu?

HALİDE İNCEKARA (İstanbul) – Yaşa Hocam!

MUHARREM İNCE (Yalova) – Bakanları niye görevden aldı? Sağlık sorunu nedeniyle mi aldılar, yolsuzluk nedeniyle mi aldılar?

ÜNAL KACIR (İstanbul) - Almasa bir şey söylüyorsunuz, alsa bir şey söylüyorsunuz; almasa “Niye almadı?”, alsa “Niye aldı?”

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) –  Değerli arkadaşlar, bakın,

Türkiye, demokrasisini kurumlaştırmaya çalışıyor. Bunu yapmak durumundayız çünkü bu ülke, hakikaten, şöyle yakın tarihe bakın, bu çatışmalardan, bu gerilimlerden çok çekti yani Hürriyet ve İtilaf, İttihat ve Terakki, cumhuriyetin başlangıç yılları vesaire bizim iki yüz  yıllık farklı bir maceramız var.

BÜLENT TEZCAN (Aydın) – Göktürklere gidin, daha geriye gidin.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) –  Bizim, muhakkak, kurallı, medeni bir siyasi mücadeleyi, ortak değerlerin de o mücadelenin üzerinde yer aldığı bir siyasi aklı egemen kılmamız gerekir. Bizim en fazla odaklanacağımız ve üzerine titreyeceğimiz yer siyasetin kendisidir. “Hukuki tarafsızlık” dediğiniz iş siyaset tu kaka olduğunda hayatta yaşayamaz. Hukukun tarafsızlığını, adilliğini sağlayacak olan kurallı bir siyasi mücadeledir. Siyasette bel altı mücadele olursa, siyasette fırsatçılık olursa, oportünizm olursa bunun hukuka yansıyışı dramatik olur. Dolayısıyla sadece benim işim değil ki, siyasetin, o kurallı siyasetin, o medeni referanslar üzerinde yürüyen amansız iktidar mücadelesinin ehlileştirilmiş şekli olan şu Parlamentonun da aracılık ettiği siyaseti bu şekilde tutmak…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – …bu şekilde sürdürmek, ihtimam göstermek sizin de göreviniz.

Çok teşekkür ederim, sağ olun. (AK PARTİ sıralarından “Bravo!” sesleri, alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Gündemin “Seçim” kısmına geçiyoruz.

IX.- SEÇİMLER

A) Komisyonlarda Açık Bulunan Üyeliklere Seçim

1.- Avrupa Birliği Uyum; Kamu İktisadi Teşebbüsleri komisyonlarında açık bulunan üyeliklere seçim

BAŞKAN – Avrupa Birliği Uyum Komisyonunda boş bulunan ve Adalet ve Kalkınma Partisi Grubuna düşen 1 üyelik için Konya Milletvekili İlhan Yerlikaya aday gösterilmiştir.

Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Kamu İktisadi Teşebbüsleri Komisyonunda boş bulunan ve Cumhuriyet Halk Partisi Grubuna düşen 1 üyelik için Tokat Milletvekili Orhan Düzgün aday gösterilmiştir.

Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Alınan karar gereğince sözlü soru önergelerini görüşmüyor ve gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmına geçiyoruz.

1’inci sırada yer alan Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İç Tüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

X.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/242, 2/80) (S. Sayısı: 156)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

2’nci sırada yer alan Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu Raporlarının görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

2.- Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu Raporları (1/484) (S. Sayısı: 287)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

3’üncü sırada yer alan Bartın Milletvekili Yılmaz Tunç ve 77 Milletvekilinin; Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve Adalet Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

3.- Bartın Milletvekili Yılmaz Tunç ve 77 Milletvekilinin; Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve Adalet Komisyonu Raporu (2/1929) (S. Sayısı: 523)(x)

BAŞKAN – Komisyon ve Hükûmet? Yerinde.

Geçen birleşimde İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülen teklifin maddelerine geçilmesi kabul edilmişti.

Şimdi, birinci bölümün görüşmelerine başlıyoruz.

Birinci bölüm 1 ila 24’üncü maddeleri kapsamaktadır.

Birinci bölüm üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz isteyen Bülent Tezcan, Aydın Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA BÜLENT TEZCAN (Aydın) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; cuma günü 24 Ocak, büyük aydın Uğur Mumcu’nun katledilişinin 21’inci yıldönümü. Öncelikle, kendisini rahmetle ve saygıyla anıyorum. Uğur Mumcu’nun, bundan yıllar önce, ölmeden önce yazdığı bir küçük bölümü hatırlama ihtiyacı, sizlerle paylaşma ihtiyacı duydum. Bakın ne diyor o büyük yazar: “Bazı ülkelerde, bazı kimseler, devleti soymak için politikacı kılığına girerler, partilerde, parlamentoda boy gösterirler ‘ihracat, ithalat, banka soygunu’ gibi işleri siyasal ilişkilerle yürütürler. Bunlar da çetedir. Çetelerin en aşağılığı bunlardır. Bunlar, yüzlerine devlet adamı maskesi takıp halkı soyarlar.” Ve son cümlesi de kinayeli olarak şöyle bağlanmış: “Allah’a çok şükür memleketimizde böyle çeteler yoktur!” Keşke, bu son cümle kinaye olmasaydı; keşke, memleketimizde yolsuzluk üzerine kurulu böyle çeteler olmasaydı da, biz, bugün bu kanun teklifini görüşüyor olmasaydık değerli milletvekilleri. Bugün bu kanun teklifinin Parlamentoya gelmesinin tek bir sebebi vardır; ne söylerseniz söyleyin, ne anlatırsanız anlatın, bu kanun teklifi yolsuzluğun ve hırsızlığın üstünü örtmek üzere hazırlanmış ve telaş içerisinde Parlamentoya getirilmiş bir kanun teklifidir.

Bakın, Anayasa’nın 159’uncu maddesi açık olduğu hâlde, hâkimlik teminatı ve mahkemelerin bağımsızlığı esasına göre Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun oluşturulacağı Anayasa hükmü olmasına rağmen Anayasa’yı arkasından dolanarak Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunu doğrudan doğruya Adalet Bakanlığına bağlayan, Adalet Bakanlığının bir tayin, terfi dairesi hâline getirmeye çalışılan bir kanun teklifiyle karşı karşıyayız.

Bakın, değerli arkadaşalar, bu sürecin nasıl başladığını milletimiz çok iyi biliyor. 17 Aralık tarihindeki operasyonda ayakkabı kutularından çıkan dolarlar, yatak odalarından bulunan kasalar, yatakların üzerindeki para sayma makineleri yani bu millette yetimin hakkının biriktirildiği yolsuzluk çukuruna dönük operasyonun telaşıyla bu kanun teklifi ne yazık ki bugün Türkiye’nin gündemine gelip oturdu.

Değerli milletvekilleri, bu görüştüğümüz kanun teklifinin üzerine ayakkabı kutusunun gölgesi düşmüştür, para sayma makinelerinin ve para kasalarının gölgesi düşmüştür ve ne yazık ki bu kanun teklifinde hırsızın ayak izleri vardır. Hırsızın ayak izlerini sıkılmadan Türkiye Büyük Millet Meclisine kadar getirdiniz, bir kanun teklifi şekline soktunuz ve geç vakitlere kadar bize bunu görüştürüyorsunuz.

Bakın, 17 Aralık, 25 Aralık ve devamında ortaya çıkan süreci hep beraber görüyoruz. Ne ilginç bir tablodur ki, ne şaşırtıcı bir tablodur ki, ne hazin bir tablodur ki büyük bir pişkinlikle hırsızlığın arsızlıkla üstünün örtülmeye çalışıldığı bir kanun teklifiyle karşı karşıyayız. Arsızlığın bu kadarı fazladır artık, bu kadarı fazladır. Soyacaksınız, iktidarı arkanıza alacaksınız, bütün devlet imkânlarını kullanarak yandaşlarınızı zengin edeceksiniz, bir yolsuzluk düzeni ve çarkı kuracaksınız, buna ilişkin yürütülen soruşturmaların tepesine iktidar gücünü kullanarak balyoz gibi ineceksiniz; bu da yetmedi yargıyı doğrudan doğruya yürütmenin emrine veren böyle bir kanun teklifiyle karşı karşıya kalacağız.

Değerli arkadaşlar, günlerden bu yana ortalıkta bir tartışmadır devam ediyor, iktidar eliyle başlatılan ve Sayın Başbakanın başını çektiği bir tartışma; paralel devlet ve kumpas tartışması.

Şimdi, bakın, hatırlayın. Neymiş; bir paralel devlet varmış ve bu paralel devlet AKP Hükûmetini bu yolla yok etmeye çalışıyormuş.

Şimdi ben Sayın Başbakana şunu soruyorum, sizlere de soruyorum aynı zamanda: “Ne istediniz de vermedim.” diyen kim? “Ne istediniz de vermedim.” sözünü Başbakan söylemedi mi? Şimdi, şu sorunun cevabını vermek zorunda Sayın Başbakan: Ne istediler de verdin? Ne verdin? Bu alışveriş hangi alışveriş? Bu soruyu sorduklarına bugüne kadar ne verdin, ne verdin de bugün bir anlaşmazlık noktasına düştünüz şimdi başlarına kakıyorsun verdiğin şeyleri? Belli ki ortada bir gayrimeşru münasebet var. Sayın Başbakanın bu sözünden biz anlıyoruz ki ortada bir gayrimeşru münasebet var ve ne yazık ki bu iktidar bu gayrimeşru münasebetin çocuğudur. Bugün Türkiye’nin geldiği nokta böyle bir noktadır. (CHP sıralarından alkışlar)

Bakın değerli arkadaşlar, kumpastan bahsediyorsunuz. İşte bu gayrimeşru münasebetin çocuğu olan bu iktidar kumpasçı iktidardır. Türk Silahlı Kuvvetlerine, Türkiye'nin aydınlarına, siyasetçilerine, yazarlarına, yurtseverlerine bugüne kadar kumpas kuran iktidar, bu gayrimeşru münasebetin doğurduğu, çocuğu olan iktidardır ve bugün bu iktidarı nasıl sürdürürüz telaşı içerisindesiniz.

Bu ilişki nasıl bozuldu ben bunu bilemem ama bu ilişkinin bozulmasından sonra ortaya çıkan fırtınadan paçanızı kurtarabilmek için Türkiye’yi sürüklemeye kalktığınız macerayı ibretle hep beraber izliyoruz; buna müsaade etmeyeceğiz. Türkiye Cumhuriyeti Parlamentosunun buna müsaade etmemesi gerekiyor. Demokrasiyi ayakta tutmak için, hukuku ayakta tutmak için, Türkiye'de namuslu insanların “Hukuk vardır.” diye güvenerek yaşayabilmeleri için hep beraber bu kanun teklifine “Dur.” demek zorundayız.

Bakın, ortaya çıktı, bir Adalet Bakanlığı Müsteşarı göreve gelir gelmez, gecenin bir yarısı soruşturma yapan savcıyı arıyor ve tehdit ediyor. Tehdit ediyor: “Bu soruşturmayı durduracaksın” diyor. “Bu soruşturmayı durdurmazsan sonu kötü olur, sonuçlarına katlanırsın.” diyor.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Nereden  biliyorsun? Bülent Tezcan, nereden biliyorsun  bunu?

BÜLENT TEZCAN (Devamla) – Ve durdurmayan, görevini yapan İzmir Cumhuriyet Başsavcısı, 96 savcı ve hâkimin akıbetine uğrayıp sürgün ediliyor. İktidar kendine kul olmayan, yolsuzluğun üstünü örtmeyen, yargı görevini yürütmek isteyen savcılara ve hâkimlere tahammül edemediği bir noktaya geldi. 3 bin polisi sürgün ettiniz, yüzlerce hâkimi ve savcıyı sürgün etmenin kapısını açtınız. Yolsuzluk soruşturması yapan Van’dan Kilis’e, İstanbul’dan İzmir’e ne kadar savcı ve hâkim varsa, şimdi, birer birer onları da sürgün etmeye başladınız. Ağzınıza bir sakız aldınız, yalan yanlış o sakızı çiğniyorsunuz: “Millî irade.” Evet, demokrasilerde egemenlik kayıtsız şartsız milletindir. Millî irade sadece, hükûmetin temsil ettiği irade değildir; millî irade, iktidarıyla, muhalefetiyle bütün parlamentonun iradesidir. Millî irade, kaynağını bir taraftan halktan alır; egemenlik, kaynağını bir taraftan halktan alır, öbür taraftan anayasadan alır. Şimdi, siz, Anayasa’dan kaynağını alan yargıyı doğrudan doğruya yürütmenin kontrolü altına sokmaya çalışıyorsunuz. Anayasal düzeni cebren ilga suçudur bu, darbecisiniz, topyekûn darbecisiniz.

İDRİS ŞAHİN (Çankırı) – En son sen söyle bunu. Bu lafı en son sen söyle.

BÜLENT TEZCAN (Devamla) – Değerli arkadaşlar, bu bir yetki gasbıdır, bu bir yetki tecavüzüdür, mütecaviz durumdasınız ve Türkiye Büyük Millet Meclisini tecavüze yardım ve yataklık etmeye teşvik ediyorsunuz. Bu Meclis tecavüze yardım ve yataklık etmeyecek, etmemelidir.

Hepinize saygılar sunuyorum, teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Aynaya bak, aynaya, orada daha net yüzünüzü görürsünüz.

BAŞKAN – Evet, teşekkür ediyorum.

Bölüm üzerinde Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına söz isteyen Erol Dora, Mardin Milletvekili. (BDP sıralarından alkışlar)

BDP GRUBU ADINA EROL DORA (Mardin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 523 sıra sayılı Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanunu’nda değişiklik öngören kanun teklifinin birinci bölümü üzerinde Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Yargı gücü, yasama ve yürütme gücünden ayrı değilse özgürlüğün var olamayacağını söyleyen Montesquieu’nun fikirleri Fransız Devrimi’nden sonra anayasal hareketlerin esin kaynağını oluşturmuştur. 1789 tarihli İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirisi’nin 16’ncı maddesi kuvvetler ayrılığının anayasal devlet için zorunlu bir unsur olduğunu belirtmektedir. Kuvvetler ayrılığı ilkesini uygulamayan siyasal yapıların bir anayasasının olamayacağı da açıktır. Kuvvetler ayrılığı ilkesi bir ülkenin siyasi sistemini demokratik kılan temel unsurlardan biridir çünkü ancak bağımsız bir yargı hukuk devleti ilkesini hayata geçirebilir. Öyleyse yargının yasama ve yürütmeden ayrı olmasını mümkün kılan kuvvetler ayrılığı ilkesi bir anlamda hukuk devleti ilkesinin de ön şartıdır.

Değerli milletvekilleri, iktidar sınırlanmadığı takdirde kötüye kullanılabilir. İktidara sahip olanlar, ellerindeki gücü keyfî biçimde, iktidara sahip olmayanlar aleyhine kullandıklarında bu güç bir baskı aracına dönüşür ve iktidara sahip olmayanların dışlanması, ezilmesi, hatta yok edilmesi söz konusu olur. İktidar mutlaklaşır. Mutlaklaşan iktidar ise yozlaşmıştır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu çerçevede Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kuruluyla ilgili bu kanun teklifi incelendiğinde temel sorularımız şunlardır:

1) Bu teklif hukuk devleti ilkesini daha da güçlendirmek için mi hazırlanmıştır?

2) Bu teklif kuvvetler ayrılığı ilkesini daha sağlam bir yapıya mı kavuşturmaktadır?

3) Bu teklif yargının bağımsızlığı ilkesini daha güçlendirmek için mi hazırlanmıştır?

Bu soruların tamamına verilecek yanıt “Hayır.”dır.

Öyleyse bu kanun teklifinin mevcut çarpık yapıyı ortadan kaldırmak yerine, daha çarpık uygulamalara yol açan bir düzenleme olduğunu anlamak için hukukçu olmaya gerek bulunmamaktadır.

Teklif metni incelendiğinde, HSYK'nın başkanı olan Adalet Bakanının konumunun keyfî biçimde güçlendirilmeye çalışıldığı görülmektedir. Bu yolla, yürütme organı mensubu olan Adalet Bakanının yargı mensupları ile ilgili yetkili kılınan HSYK üzerindeki etkinliğinin evrensel hukuk normlarıyla açıklanamayacak biçimde artırılması hedeflenmektedir.

Bu kanun teklifi, mevcut Anayasa’nın 2’nci maddesindeki hukuk devleti ilkesi ve 138’inci maddesindeki yargının bağımsızlığı ilkesini açıkça ihlal etmekle birlikte, 159’uncu maddede ifade edilen “HSYK, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre kurulur ve görev yapar.” ilkesiyle de çelişmektedir.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Sen de mi Erol kardeşim!

EROL DORA (Devamla) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu kanun teklifinde yer alan bu değişiklikler, Venedik Kriterleri’ne de aykırılık göstermektedir. Siyasi kimliği olan Adalet Bakanının HSYK’nın iç işleyişinde bu denli söz sahibi olması, yürütmeyle yargıyı birbirinden ayıran çizginin niteliğini yitirmesi ve yargının âdeta yürütmenin emrine girmesi sonucunu getirecektir.

Venedik Komisyonunun dikkat çektiği bir diğer önemli nokta da, yargı üyelerinin yetişmesi, atanması ve soruşturulması gibi hukuk devleti için en hassas konuların olabildiğince nesnel yöntemlerle yürütülmesidir. Yasama ve yürütmenin yanında apayrı bir görevi icra eden yargı erki, tüm baskı ve etkilerden uzak tutulmalıdır.

Teklifle Adalet Akademisinin mevcut yapısı tümüyle tasfiye edilmekte ve akademinin yeniden oluşumu büyük oranda siyasi iradenin etkisine ve yetkisine açık hâle getirilmektedir.

Yine kanun teklifiyle teftiş kurulu başkanını, teftiş kurulu başkan yardımcılarını ve genel sekreter yardımcılarını atamak, yönetmelik çıkarmak ve genelge düzenlemek ve kurul üyeleri hakkındaki suç soruşturmasıyla disiplin soruşturması işlemlerini yürütmek ve bu konuda gerekli kararları vermek konuları Adalet Bakanının görev ve yetkileri kapsamına alınmaktadır. Bu düzenlemeyle denetim gibi son derece tarafsız mercilerce yürütülmesi gereken bir ko         nuyu yürütmenin yetkisine devrederek âdeta yürütmenin yargıyı tehdit edebilmesinin önü açılabilmektedir.

Kanun teklifiyle HSYK’da dairelerin oluşumu yeniden düzenlenmekte, Adalet Bakanına üyelerin hangi dairede görev yapacağını belirleme yetkisi verilmekte, bu madde incelendiğinde evrensel hukuk ilkelerinin hiçe sayıldığı, Adalet Bakanının yetkilerinin olağanüstü derecede artırıldığı, HSYK’nın bir nevi Bakana bağlı bir kuruluş hâline dönüştürülerek zaten tartışmalı olan bağımsızlığının daha da zedelendiği görülmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; kuvvetler ayrılığı ve hukuk devleti ilkeleri karşısında, Anayasa izin versin veya vermesin, yasama ve yürütme organının, yargıya, yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığına gölge düşürecek yetkileri yasa yoluyla kazanması kanun devleti anlayışına uygun gibi gözükse de hukukun evrensel ilke ve esasları açısından ayrıca açıklamaya gerek olmayacak şekilde ters düşmektedir. Çünkü hâkim, savcı ve avukat, birer memur veya kamu görevlisi olmayıp yargı erkinin asli unsurlarıdırlar.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüksek yargı kurulları, faaliyette bulundukları pek çok ülkede yargının bağımsızlığı açısından olumlu bir işlev yerine getirmektedir. Ancak yüksek yargı kurullarının kendilerinden beklenen bu işlevi gerektiği gibi yerine getirmeleri, bazı anayasal kurum ve güvencelerin varlığına bağlıdır. Kurul üyelerinin seçiminden çalışma usullerine, kurulun idari ve mali  bağımsızlığından kararlarının niteliğine ve denetlenmesine kadar pek çok unsur bu tür kurulların işleyişini etkilemektedir.

Bunun yanında, hukuk devleti ilkesinin güçlendirilmesi ve pekiştirilmesi açısından değerlendirildiğinde, HSYK’nın tüm kararlarına karşı yargı yolunun açık olması gerektiği de denetlenebilirlik ilkesinin hayatiliği bakımından aşikârdır.

Değerli milletvekilleri, Türkiye’deki siyasal alanın en önemli sorunlarından biri, hukuk ve yargının toplumsal taraflar arasındaki uzlaşma alanlarının bir ürünü olmak yerine, devlet ve iktidarın bir aracı olmasıdır. Hukuk ve yargının iktidar tekeline alınması, güç ilişkilerinin hukuksal bir eşitliğe taşınmasını engellemiş ve dahası, yargının, güçlünün esaslı bir aracı olarak kalmasını da sağlamıştır. Böylece, yurttaşlar, hukuk ve yargı bağlamında kendi yerlerine razı olması gereken birer tebaa olarak görülürken adalet ise devletin, onun dışındakilere bir lütfu olagelmiştir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; iktidarlar, bize kendi adaletlerine rıza göstermek dışında yol bırakmak istememektedirler. Oysa, iktidar ile onun dışındakilerin eşitliğinin mutlak biçimde korunması gereken en önemli mekân yargıdır.

Değerli milletvekilleri, Türkiye tipi hukuk devleti projesi artık iflas etmiştir; zihinsel altyapısı, kurgusu çarpıktır; usul işlem ve pratikleri hukuk kültürünü tamamen dışlamaktadır. İflas o derecede büyüktür ki bundan sonra gerçek bir adalet ve demokrasi mücadelesini daha da yoğunlaştırarak yürütmekten başka seçeneğimiz yoktur.

Türkiye’de hukuk, her geçen gün bir aksiyon, bir gerilim türünün adı olmaktadır. Hukuk, ancak operasyon ile yürüyebilir duruma getirilmiştir.

Bu teklif yasalaşırsa, sonuçta, iktidarın ömrü ile sınırlı bir hukuk ürünü daha yargı ve siyasi tarihimizde yerini alacaktır ve Türkiye’nin adalet ve demokrasi mücadelesinin hâlâ uzun ve meşakkatli bir siyasal yol olduğunu da bir kez daha anlamış olacağız.

Bu düşüncelerle konuşmama son verirken, Genel Kurulu tekrar saygıyla sevgiyle selamlıyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Bölüm üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz isteyen Celal Adan, İstanbul Milletvekili. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA CELAL ADAN (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygılarımla selamlıyorum.

Özellikle dikkat çeken bir konuyu sizinle paylaşmak istiyorum. Buraya çıkan Adalet ve Kalkınma Partisi sözcüleri bir millet iradesinden bahsetmektedirler ve millet iradesinin üzerinde oluşturulan bir baskıyı dikkate almayan bir muhalefet mantığını inşa etmektedirler. Şimdi, ben size soruyorum: Eğer millet iradesi tehlikedeyse… Ki Sayın Başbakan bu tehlikeden bahsetti ama bunu millet iradesinin temsil edildiği Türkiye Cumhuriyeti devletinin Türkiye Büyük Millet Meclisinde değil, Dolmabahçe Sarayında, kendi yanında duran gazetecilere söyledi. Dolayısıyla, önce millet iradesine itibar ediliyorsa Sayın Başbakan buraya gelmeli, millet iradesini tehdit eden unsurların ne olduğunu tek tek anlatmalıdır.

Bir diğer konu: Biz bu meseleyi Adalet Komisyonunda tartışırken, geç vakitlere rastladığı için Sayın Bakan şu ifadeyi kullandı: “Bir ideoloji grubunun elinden aldık.” veya “Bir ideoloji grubunun elindeydi, bir başka ideoloji grubunun eline geçti; bir mensubiyetten bir başka mensubiyete geçti.” Orada da şunu söyledik: Kimdir bunlar? Birinci ideoloji grubu kimdir, ikinci ideoloji grubu kimdir? Bu konulara nedense bir açıklık kazandırılmadan meseleyi, bir şekliyle Türk milletini aldatma, yanlış bir şekilde bilgilendirme noktasında bir iradeyi, emin olun, bir milletvekili olarak, bu ülkenin bir vatandaşı olarak utanarak oradan izliyorum. Kimdir millet iradesini tehdit eden? Millet iradesini tehdit eden şimdiye kadar bir unsura rastlamadım. Peki, bu millet iradesini tehdit edenler savcılar ise polisler ise bu polisi alıp bir başka yere tayin etmekle darbeciyi nasıl ortaya çıkaracaksınız? İzmir savcısını aldınız, İstanbul’a verdiniz, İstanbul savcısını aldınız, Anadolu yakasına verdiniz. Darbecilerin devlet bürokrasisinde hayatlarını idame ettirmeleri nasıl olur? Darbe suç değil midir? Bütün bunlar ortada; hiçbir şey gözükmeden bir propaganda, bir algı yönetimiyle karşı karşıyayız.

Üzerinde konuştuğumuz konu sıradan, herhangi bir konu değildir. Bir milleti, bir devleti, hatta bir medeniyeti ayakta tutan, geride kalan her şeyin çimentosu olan bir konu hakkında konuşuyoruz. Konuştuğumuz konu hukuktur, mülkün temeli olan adalettir. O hâlde hukukla ilgili, adaletle ilgili konuşurken, bu konularda milletin temsilcileri olarak kararlar verirken, düzenlemeler yaparken adaletli olmak zorundayız. Adalet mülkün temelidir dedik ve buna sonuna kadar inanıyoruz. Bir kere şunu en baştan bilmeli ve kabullenmeliyiz: Buradaki “mülk” kelimesi maddi bir anlamda değildir, buradaki mülk devlettir, yönetimdir yani devletin ve yönetimin, daha doğrusu düzgün, adil bir yönetimin temeli adalettir. Adaletten saparsanız, adaleti ayaklar altına alırsanız sadece kendinize değil, devlete, millete zarar verirsiniz.

Değerli milletvekilleri, Türkiye ne yazık ki adaletin ayaklar altına alındığı talihsiz bir dönemin içinden geçmektedir. Bugün burada konuştuğumuz konu, Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarının önümüze getirdiği düzenleme bile tek başına çürümüşlüğün somut bir kanıtıdır. Evet, Adalet ve Kalkınma Partisi çürümektedir ve ne yazık ki kendi çürürken bu devletin temeli olan hedefleri, idealleri, ilkeleri de çürütmektedir. Daha önce de ifade ettim, bir kez daha altını çizerek söylemek istiyorum: İnsanları -sözüm ona- ekonomiyle korkutmaktan vazgeçin. Ekonomi bozulur, düzeltilir, depremler olur, yeniden inşa ederiz, maddi temelli her sorunun üstesinden gelebiliriz fakat insanların kalbinden, vicdanından, adalete olan inancı aldığımızda yerine hiçbir şey koyamayız. İnsanlarımızın bir kere hukuka ve adalete olan inançları sarsılırsa –sarsılmıştır- bunu telafi edemeyiz. Çok uzağa değil, hemen şuradaki Kızılay Meydanı’na çıkıp vatandaşlara soralım, özellikle Adalet ve Kalkınma Partisi milletvekilleriyle birlikte Kızılay’a gidelim, Keçiören’e gidelim, Ağrı’ya gidelim, Edirne’ye gidelim, “Türkiye’de adalet var mı?” diye soru soralım, emin olun alacağımız cevap çok utanç verici bir cevap olacaktır. Adalet ve Kalkınma Partisi Hükûmeti, Sayın Başbakan bu ülkeye verebileceği en büyük zararı vermiştir. Vatandaşlarımızın adalete, hakka, hakkaniyete ve hukuka olan inançlarını, güvenlerini yerle bir etmiştir. Türk milletine ve Türkiye’ye bundan daha büyük zarar verilemezdi.

Değerli milletvekilleri, özellikle 17 Aralık operasyonlarının başladığı günden bugüne Türkiye’de bir tiyatro oyunu sergilenmektedir. Bu oyunun yapımcısı da, yazımcısı da Adalet ve Kalkınma Partisidir, bakanlarıdır, Başbakanıdır. Bu öyle bir oyundur ki bu oyunda yalan var, bu oyunda riya var, bu oyunda hırsızlık var, bu oyunda rüşvet var. 17 Aralıkta olup bitenler, AKP’nin ve özellikle Sayın Başbakanın canını öylesine yakmıştır ki sonrasında olanlar akıllara zarar verecek seviyededir. Yüzlerce polis, yargıç sistemli bir biçimde yerlerinden edilmişlerdir. Bütün teamüller, yerleşik bütün kabuller yerle bir edilmiştir. Bunlar darbeciyse tutuklanması gerekir. Bütün bunlar niye yapılmıştır? Bu kadar polisin suçu nedir? Bu kadar insan ne yapmıştır, böyle insafsızca bir uygulamanın muhatabı olmuşlardır? Bu sorunun cevabı son derece açıktır: Polislerin suçu, hırsızları yakalamak olmuştur. Dünya tarihinde, medeniyet tarihinde hırsızları yakalayanların cezalandırıldığı tek ülke ne yazık ki Türkiye’dir. Daha doğrusu, kendi hırsızlıklarını ortaya çıkaran polisler, AKP iktidarı tarafından cezalandırılmıştır. Bu rezillik, bu kepazelik AKP’nin boynunda sonsuza kadar bir vesika gibi asılı kalacaktır.

17 Aralıktan bugüne yaşananlar, bugün yapılanlar ne uğruna yapılmıştır? Biz, bir hilal uğruna ne güneşler batırırken -çok açık söylüyorum- siz, hırsızlar uğruna bunları yaptınız; hırsızları, rüşvetçileri kurtarmak adına, bilinen ya da bilinmeyen hırsızlıkları örtmek adına bunları yaptınız; vicdansızca, insafsızca saldırdınız.

AKP’yi asıl ele veren neydi biliyor musunuz? AKP’yi ve onun yöneticilerini, bakanlarını ele veren şey yaşadıkları panikti. Öylesine bir paniğe kapıldılar ki, önlerine ne geldiyse devirdiler, saf dışı bıraktılar.

Şimdi, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunu getiriyorsunuz. Hani buna “devrim” diyordunuz? Çok üzülerek söylüyorum, hapishanede yatan ülkücüler, bir kısım ülkücüler, hapishanede idam edilen Mustafa Pehlivanoğlu’ndan bahsederek Sayın Başbakan ağladı, “12 Eylülü yargılayacağız.” dedi. O zaman, meydanlarda, Milliyetçi Hareket Partisi Değerli Genel Başkanı Devlet Bahçeli “Siz yargıyı ele geçiriyorsunuz.” diyerek itiraz koymuştu. O ülkücüleri de istismar ettiniz. Referandumdan sonra, bugün ne değişti de siz Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunu getiriyorsunuz?

İşinize geldiğinde hukuk, gelmediğinde bütün değerleri ayaklar altına alıyorsunuz. Aynı yargıçlar, savcılar daha düne kadar size göre kahraman değiller miydi? Yangından mal kaçırır gibi Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulundaki değişikliği buraya taşıyorsunuz.

Yaptığınız şey, gayret ettiğiniz şey, yargıyı kendinize bağlamaktan ibarettir. Dünyanın neresinde görülmüştür yargının iktidara bağlandığı? Dünyanın neresinde görülmüştür hukuk kurumlarının, adalet kurumlarının iktidar partisinin arkabahçesi yapıldığı?

Değerli milletvekilleri, AKP ve Sayın Başbakan, her zamanki gibi kendinden bekleneni yaptı ve mağdur edebiyatı yapmaya başladı ama bu sefer bu millet inanmayacak, bu millet buna inanmayacak.

Değerli milletvekilleri, 5 bakan buraya gelselerdi, “Bize hırsız diyen namerttir.” deselerdi, “Dokunulmazlığımı kaldırın.” deselerdi, ne ekonomi zarara girerdi ve milletin teslim olduğu adalete gidip “Biz buradayız, çalmadık.” deselerdi, Türkiye bunu yaşar mıydı? Yaşamazdı. (MHP sıralarından alkışlar)

LÜTFÜ TÜKKAN (Kocaeli) – Doğru, bravo!

CELAL ADAN (Devamla) – Türk siyasetçisine düşen en onurlu görev, onu suçladıklarında bu yüreği burada koyup dokunulmazlığını istemektir. O bakanların çaldığı, çırptığı, yaptıkları da ortadadır ayrıca. Bütün bunlara rağmen bu yüreği ortaya koysalardı, bugün 154 milyar doları Türk milletinin, garibinin, fakirinin, fukarasının sırtına yüklediğiniz şu on beş günlük, yirmi günlük ekonomik depreme de sebebiyet vermemiş olacaktınız. Bu Hükûmet, bu süreçten dolayı, ekonomiyi zarara soktuğundan dolayı da sanık sandalyesine oturacaktır. Türk milletinin, fakirin, fukaranın edebiyatını yaparak oy aldınız…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

CELAL ADAN (Devamla) – …ve bugün ise kutudan çıkan 4,5 milyon doları, bir de arkasına imam hatip, Üsküp’teki üniversiteyi bağlayarak burada da maneviyatı istismar etmenizi Allah affetmeyecek, milletimiz de affetmeyecektir. (MHP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Bölüm üzerinde Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına söz isteyen Yusuf Başer, Yozgat Milletvekili. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA YUSUF BAŞER (Yozgat) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 523 sıra sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin birinci bölümünde AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; kanun teklifiyle yapmak istediğimiz şey, Yargıtay Kanunu’nda, Adalet Akademisi Kanunu’nda, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanunu’nda ihtiyaçlara uygun olarak yeniden düzenlemeler yapmaktır. Kanunların ihtiyaçlara göre çıkarılması ve ihtiyaçları karşılamayan kanunların değişmesi tabiidir, iktidarların görevi de toplumun sorun ve ihtiyaçlarını gidermek… Velhasıl, iktidar çare makamıdır, yolu ise yasa çıkarmaktan geçmektedir, demokrasinin gereği de budur.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; AK PARTİ iktidarından önce, Türkiye’de hâkimlerin ve savcıların eğitimini Adalet Bakanlığı yapmaktaydı. 2003 tarihinde AK PARTİ, Türkiye Adalet Akademisi Kanunu’nu çıkarmak suretiyle hâkimlerin ve savcıların hizmet içi eğitimini kamu tüzel kişiliğine sahip, bilimsel, idari ve mali özerkliğe sahip Adalet Akademisi tarafından yapılır hâle getirdi.

Teklifle, on yılı aşkın süredir Akademi Kanunu’nun uygulanması neticesinde elde edilen veriler ile kurumun ihtiyaçları da dikkate alınmak suretiyle, kurumun Başkanlık, Genel Kurul ve Denetim Kuruluna ilişkin değişiklikler yapılmaktadır. Hâkim ve savcıların bilgi ve görgülerini artırmak, meslekleriyle ilgili staj ve araştırma yapmak, kurs, eğitim ve öğrenim görmek üzere yurt dışına gönderilmesi ile dış temsilciliklerde, uluslararası mahkeme ve kuruluşlarda görevlendirilmesinde gönderme yetkisi Adalet Bakanlığına verilmek suretiyle, tüm hâkimler ve savcılar açısından tek elden ve yeknesak olarak bir uygulama getirilmiştir.

Anayasa’mızın 140’ıncı maddesindeki “Hâkim ve savcıların meslek içi eğitimleri, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre kanunla düzenlenir.” hükmü gereğince, hâkim ve savcıların meslek içi eğitimlerinde günün ihtiyaçlarına göre kaynakların etkin ve verimli bir şekilde kullanılması amaçlanmıştır. Hâkim ve savcılara yönelik meslek içi eğitim faaliyetlerinin tek elden planlanmasının ve yürütülmesinin Adalet Akademisince yapılması amaçlanmıştır. Bu eğitimin usul ve esaslarını yine Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu belirleyecek ama Akademi tarafından yapılacak yönetmelikle belirlenir hâle getireceğiz.

Türkiye Adalet Akademisinde Başkanlık yeniden oluşturulmakta ve Başkanlık, başkan ve 3 yardımcısından oluşmaktadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yine yapacağımız düzenlemeyle beraber Adalet Akademisinin Genel Kurulu görev alanıyla irtibatlı tüm yargı paydaşlarını kapsayacak ve başta eğitim olmak üzere Akademinin görev alanının temas ettiği alanlarda daha etkin ve verimli bir planlamaya imkân verecek şekilde düzenleme yapılarak tüm paydaşların Adalet Akademisi Genel Kuruluna dâhil edilmesi ve daha çoğulculuk anlayışıyla beraber yapılması amaçlanmıştır. Adalet Akademisi Yönetim Kurulu üyelerinin seçimi, sadece Akademi Genel Kurulu üyeleri arasından seçilmesi amaçlanmış ve Kurulun daha etkin ve verimli çalışması amaçlanmıştır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; mahkemeler yasa koyucu gibi hareket edemezler; ederlerse yetki gasbı yapmış olurlar, keyfîlik yapmış olurlar, kuvvetler ayrılığı ilkesini ihlal etmiş olurlar. Hâkimler ve savcılar, kanunun açıkça yetki vermediği bir konuda kendisini yasa koyucu yerine koymak suretiyle kendilerine özel yetki hasredemezler, veremezler; verirlerse hukuk dışına çıkmış olurlar, yargı gücünü istismar etmiş olurlar, yasama ve yürütme erklerinin yetki ve görev alanlarına doğrudan doğruya müdahale etmiş olurlar. Bu keyfîliği ve müdahaleyi hukuk devletinde kabul etmek mümkün değildir.

Hâkimler ve savcılar, meşruiyetini halktan alan ve halka hesap verecek olan meşru iktidara karşı kamu gücünü kullanarak yargı aracılığıyla hesap soramazlar. Bu hukuksuzluğu ortaya koymak hukuku öncelikle ayakta tutma inanç ve gayretinde olan hukukçuların ve yargı mensuplarının vicdan borcudur diye düşünüyoruz. Bağımsız, bağlantısız ve tarafsız olması gereken yargının kimseden talimat almadan kanunlardan aldığı yetkiyle görev yapması gerektiğini düşünüyoruz. Türkiye’de yargının her alanda tarafsız ve bağımsız olmasını en fazla arzu eden AK PARTİ’dir ve AK PARTİ mensuplarıdır. Bunu dün hâkim ve savcıların hukuk adına hukuksuzluk yaptıkları zaman da söyledik, bugün de söylüyoruz, yarın da söyleyeceğiz. AK PARTİ olarak demokratik bir hukuk devleti olmanın yolunun bağımsız, bağlantısız ve tarafsız bir yargıdan geçtiğine inanıyoruz. 12 Eylül halk oylamasında AK PARTİ, yargıdaki bir kısım sıkıntıları ortadan kaldırmak ve yargının gerçek işlevine dönmesi için Anayasa’ya evet çağrısını muhalefetin karşı çıkmalarına rağmen yaptı.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Yaptı da ne oldu? Geri döndü, yaptınız, döndü.

YUSUF BAŞER (Devamla) – Bugün de Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunda ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nde de yapmak istediğimiz şey, hâkimin ve savcıların ideolojilerine göre değil, Anayasa’ya ve yasalara uygun olarak yargının millet adına karar vermesini temin içindir. Yargıyı hiç kimsenin ama hiç kimsenin, hiçbir kuruluşun, hiçbir partinin değil…

FARUK BAL (Konya) – Sadece AKP’nin…

YUSUF BAŞER (Devamla) –…milletin yargısı hâline getirmek içindir. Türkiye’de tüm vatandaşların, daha çok da hukukçuların, hâkim ve savcıların hukuka uyması ve hukuka uygun davranması içindir. Eski Türkiye alışkanlıklarından olan, hâkimler ve savcıların bildiri ve açıklamalarıyla değil; yeni Türkiye anlayışı olan, kararlarıyla konuşmaları içindir. Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun bir kısım üyelerinin yaptıkları açıklamalarıyla, bazı yargı mensuplarının hukuka aykırı işlemleriyle, basın bildirisi yayınlamak suretiyle tarafsızlığını yitiren yargıyı tarafsız hâle getirmek içindir. Aziz milletimizin yargıya inancını kaybetmemesi içindir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; biraz önce burada bir konuşmacı arkadaş bir ifadede bulundu, AK PARTİ’yi darbe yapmakla suçladı. Ben, tabii, bununla ilgili olarak o konuşma yapan arkadaşın geçmişte yapmış olduğu bir şeyi sizlerle paylaşmak istiyorum. Konuşmacı arkadaşın birisi, Kuşadası Atatürkçü Düşünce Derneği üyesiyken kesinleşmiş takipsizlik kararının varlığına rağmen, Kayseri eski Belediye Başkanı hakkında suç duyurusunda bulunmak suretiyle usule, hukuka ve vicdana aykırı olarak işlem yapılmasını sağlayan bir kişi olarak millet iradesinden ve yargı bağımsızlığından bahsedecek en son kişidir diye düşünüyoruz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Hadi oradan sen de! Sen kimsin yargı bağımsızlığını savunmak kim be!

YUSUF BAŞER (Devamla) – Darbecilerle iş birliği yapmak ve Refah Partisinin kapatılması için açılan davada, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının…

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Zavallısın sen!

YUSUF BAŞER (Devamla) - …değirmenine su taşıyan kimsenin AK PARTİ hakkında…

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Üzülüyorum size, üzülüyorum.

YUSUF BAŞER (Devamla) - …darbecilerle mücadele konusunda söyleyecek tek sözü yoktur.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Ya senin çok sözün var, parmağı kaldır indir!

YUSUF BAŞER (Devamla) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ülkemizin demokratik standartları yükseldikçe, tarafsız, bağımsız ve bağlantısız yargıya milletimizin olan inancı daha da çok artacağına inanıyorum ve sorunların da bu çerçeve içerisinde çözüleceğine yürekten inanıyorum.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Altında imzanızın olduğu verilen önergeyi bile açıklayamadınız. Sizin dünyadan haberiniz yok!

YUSUF BAŞER (Devamla) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; mevcut teklifin yasalaşacağını umuyor, yargı camiasına, demokrasimize ve milletimize hayırlı olmasını temenni ediyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – AKP çetesi, Fethullah çetesiyle el ele!

YUSUF BAŞER (Yozgat) – Çete sensin, çete sensin! Geçmişte de sendin, bugün de sensin!

BAŞKAN – Bölüm üzerinde şahsı adına söz isteyen Hakan Çavuşoğlu, Bursa Milletvekili… (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Darbecisiniz, darbeci! Fethullah çetesiyle el elesiniz.

YUSUF BAŞER (Yozgat) – Aynaya bak, kendini gör.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Sen gör kendini, tipine bak, aynaya bak.

YUSUF BAŞER (Yozgat) – Sen kendine bak.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Darbecisin, Ergenekoncusun sen! Darbecisin, darbeci! Fethullahcılarla el elesin!

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 523 sıra sayılı Kanun Teklifi hakkında şahsım adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlarım.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Ne dedikleriniz belli. Ayıp be, ayıp be, biraz surat olur adamda!

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Devamla) – Sayın milletvekilleri, görüşülmekte olan teklifin ana konusunu, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanunu’nda yapılan değişiklikler oluşturmaktadır.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Surat olur adamda, surat! Sizde utanmak da yok.

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – Sayın Başkan, müdahale eder misiniz!

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Devamla) – Görüşülmekte olan değişiklik teklifi, yargı bağımsızlığı bağlamında yoğun eleştirilere maruz kalsa da, bu eleştirilerin haklı olduğunu söylemek mümkün değildir.

Sayın milletvekilleri, yargı bağımsızlığının demokratik rejimlerin en temel ilkelerinden biri olduğu tartışmasızdır. Nitekim, bizde de yargı her türlü müdahaleye karşı bağımsızlık zırhıyla kuşatılmış, korunaklı hâle getirilmiş ve bu durum anayasal normlarla güvence altına alınmıştır. Yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığı karşısında sadece yasama ve yürütme organlarının tehdit oluşturduğunu söylemek yeterli değildir. Bundan başka, yargılamayı gerçekleştiren hâkimin kendisinin içinde bulunduğu yargı organının da bağımsızlık ve tarafsızlığı tehdit ettiğini hesaba katmak gerekir. Aslında, bugün yaşadığımız sorun, bu tür yargı içi etkenler karşısında bağımsızlığı ve tarafsızlığı şüpheli hâle gelmiş bir yargıdır.

Nitekim, Anayasa’nın mahkemelerin bağımsızlığını düzenleyen 138’inci maddesinin ikinci fıkrası, bağımsızlık ve tarafsızlığı, yasama ve yürütme organlarının yanı sıra, yargı içi müdahalelere karşı da güvence altına almaktadır. Madde, hiçbir organ, makam, merci veya kişinin, yargı yetkisinin kullanılmasında emir, talimat, tavsiye ve telkinde bulunamayacağını düzenlerken, hükümde yer alan “hiçbir organ, makam, merci” ifadesi, yasama ve yürütmenin yanında, yargı teşkilatının kendisini de kapsamaktadır.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Adalet Bakanı müsteşarını kapsamıyor!

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Devamla) – Sayın milletvekilleri, 2010 Anayasa değişikliğinde Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun yapısı çoğulculuk temeline oturtulmuş idi. Ancak, Anayasa Mahkemesinin Kurulda çoğulculuğun teminine matuf düzenlemeleri iptal etmesi, Kurulun çoğunlukçu bir yapıda oluşmasına sebebiyet vermiştir. Esasen, görüşmekte olduğumuz teklif, çoğunlukçu yapının ortaya çıkardığı olumsuzlukları ve yargıya içeriden gelecek müdahaleleri gidermeye yöneliktir. Yargının sükûneti temin edici bir fonksiyonu olduğunu nazara aldığımızda, yargı, bugün, Türkiye'nin en önemli gündem maddesi hâline gelmişse, görüşülmekte olan teklife ne denli ihtiyaç duyulduğu izahtan varestedir.

Sayın milletvekilleri, kuvvetler ayrılığı ilkesi yasama, yürütme ve yargı organları arasında hiçbir bağın olmayacağı anlamına gelmez. Demokrasilerde yasamanın çıkardığı kanunlar yürütme ve yargıyı bağlar. Yine, yürütme ve yasamanın işlemlerinin de yargı tarafından denetlenmesi söz konusudur. Yasama da yargıya karşı, Anayasa’ya uygunluk denetimi bakımından bağlıdır. Yani, yasama ve yürütme kendisi için çizilmiş görev alanını ihlal ettiğinde yargısal denetim devreye girecek, nihai karar verme yetkisi yargı organına ait olacaktır. Peki, bizzat yargı kendi anayasal yetki alanını aşarsa ya da hukuka aykırı yetki kullanırsa ne olacak? Onun yargı bağımsızlığı çerçevesinde ihlalde bulunduğunu kim kontrol edecek? İşte, bu durum, bir süre önce Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu tarafından yapılan bir açıklamayı akla getirmektedir. Gerçekten de Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu, üyelerini atadığı Danıştayda davası görülmekte olan bir düzenleyici işlemle ilgili olarak mahkeme üzerinde baskı oluşturacak bir görüş izhar etmiştir. Bu açıkça, yargı bağımsızlığını zedeleyici bir Anayasa ihlali olup, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun Anayasa’yı ihlal eden bu işlemine karşı bir başvuru mekanizması bulunmamaktadır. Bu durumda, yasama, yürütme ve yargı organları arasında var olan denge yargı lehine bozulmuş olmaktadır. Hâl böyle olunca, egemenliğe dayalı asli yetkiyi kullanan yasama organının Anayasa’nın sınırları içerisinde bir düzenleme yapması da elzemdir. Nitekim, Anayasa’nın “Başlangıç” hükümlerinin dördüncü paragrafı, kuvvetler ayrımının devlet organları arasında üstünlük sırası anlamına gelmeyip erkler arasında medeni bir iş bölümü ve iş birliği olduğunu ve üstünlüğün ancak Anayasa ve kanunlarda bulunduğunu ihtiva etmektedir.

Sayın milletvekilleri, görüşülmekte olan değişiklik teklifi, yaptığımız bu değerlendirmeler ışığında, kuvvetler ayrılığı ve yargı bağımsızlığı ilkelerine aykırılık  teşkil ettiği bir yana, söz konusu ilkelerin rasyonellik kazanmasına hizmet edeceğine de şüphe yoktur.

Bu duygu ve düşüncelerle, teklifin ülkemize, milletimize hayırlı olmasını diliyor, yüce heyetinizi tekrar saygıyla selamlıyorum.

Teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum.

BÜLENT TEZCAN (Aydın) – Sayın Başkan…

BAŞKAN - Buyurun Sayın Tezcan.

BÜLENT TEZCAN (Aydın) – Sayın Başkan, bir önceki hatip, benden bahsederek, benim ADD üyesiyken darbeci olduğum imasını da içeren sözlerle sataşmada bulunmuştur, söz hakkı istiyorum.

BAŞKAN - Ama siz o zaman burada yoktunuz.

BÜLENT TEZCAN (Aydın) – Olsun, burada olmam gerekiyor mu? Yani ben yokken her türlü sataşmada bulunabilirler mi?

BAŞKAN - Espri yapıyorum Sayın Tezcan. Anlaşılan, bir daha espri yapmayacağız.

Buyurun lütfen.

İDRİS ŞAHİN (Çankırı) – Sayın Başkan açıklasın, tam olarak Atatürkçü Düşünce Derneği üyesiyken böyle bir müracaatta bulunmuş mu bulunmamış mı.

V.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

14.- Aydın Milletvekili Bülent Tezcan’ın, Yozgat Milletvekili Yusuf Başer’in 523 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin birinci bölümü üzerinde AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

BÜLENT TEZCAN (Aydın) – Rahatsız olmayın, bizim abdestimizden şüphemiz yok, biz ne olduğumuzu çok iyi biliyoruz, hiç rahatsız olmayın.

Şimdi, biraz önce buradan konuşan sayın hatip, benim Kuşadası Atatürkçü Düşünce Derneği üyesiyken, dönemin Kayseri Belediye Başkanıyla ilgili bir şikâyetimden bahsederek, suç duyurusundan bahsederek benim darbeci olduğumu ifade etmiş.

Önce şunun altını net olarak çizelim: Evet, ben Atatürkçü Düşünce Derneği üyesiydim, hâlâ üyesiyim ve üyesi olmaktan da onur duyuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

İkincisi: Kuşadası Atatürkçü Düşünce Derneği üyesiyken dönemin Kayseri Belediye Başkanıyla ilgili bir şikâyet dilekçesinin altına imza attım. Bugün de olsa, bugün yine aynı dilekçenin altına imza atarım. O dilekçede, dönemin Kayseri Belediye Başkanı, bu ülkenin en büyük önderi, manevi önderimiz, dünyanın saygı  duyduğu Mustafa Kemal Atatürk’e hakaret etmiştir.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Ne demiştir?

BÜLENT TEZCAN (Devamla) – Ve bu hakareti nedeniyle kendisi hakkında bir grup arkadaşımızla birlikte suç duyurusunda bulunduk. Biz Mustafa Kemal Atatürk’ün manevi şahsiyetinde Türkiye Cumhuriyeti’nin tam bağımsızlığına inanan ve saygı duyan bir siyasi hareketin temsilcileriyiz. Biz “Türkiye şeyhler, müritler ve meczuplar ülkesi olmayacaktır.” diyen bir anlayışın temsilcileriyiz, Atatürk’e hakarete tahammül edemeyiz. Siz tahammül ediyorsanız -ki ediyorsunuz, etmenin ötesinde teşvik ediyorsunuz- tarih sizi de hak ettiğiniz yere oturtacak, bizi da hak ettiğimiz yere oturtacak.

Hepinize saygılar sunuyorum.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Ne demiştir de hakaret etmiştir yani. Hiçbir eleştiriye açık değilsiniz ya.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

YUSUF BAŞER (Yozgat) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Başer.

YUSUF BAŞER (Yozgat) – Arkadaşımız şunu açıklamadı: Bir, ben bir soru sordum…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Açıklamak zorunda mı? Böyle bir usul yok Sayın Başkan.

BAŞKAN – Lütfen Sayın Başer, böyle açıklama…

YUSUF BAŞER (Yozgat) – Şöyle: Bununla ilgili olarak kesinleşmiş bir…

BAŞKAN – Sayın Başer, sataşma var mı, yok mu?

YUSUF BAŞER (Yozgat) – Sataşma var efendim.

BAŞKAN – Ne söyledi onu söyle, burada usulü biliyorsunuz.

YUSUF BAŞER (Yozgat) – Atatürkçü Düşünce Derneğinin manevi şahsiyetinden dolayı bir şikâyette bulunduğunu belirtmek suretiyle ve darbeciler…

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Başer, sataşma değil.

YUSUF BAŞER (Yozgat) – Başkanım, bakın, kesinleşmiş…

X.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

3.- Bartın Milletvekili Yılmaz Tunç ve 77 Milletvekilinin; Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve Adalet Komisyonu Raporu (2/1929) (S. Sayısı: 523) (Devam)

BAŞKAN – Bölüm üzerinde şahsı adına söz isteyen, İlknur İnceöz…

Lütfen oturun Sayın Başer, İlknur Hanım’a söz verdim.

Buyurun Sayın İnceöz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Atatürk’le çatışanlar övülecek, öveceksin onu Mecliste... Dün de Fethullah’ı övüyordunuz be!

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanunu’nun ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin birinci bölümü üzerinde şahsım adına söz almış bulunuyor, Meclisimizi ve aziz milletimizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, iktidarımız süresi içerisinde hayata geçirdiğimiz her reformla demokrasinin standartlarını daha ileri seviyelere taşımanın gayreti içerisinde olduk. Biz her zaman demokrasiyi savunduk. Demokrasimiz ilerledikçe, ekonomimiz güçlendikçe, ülkemizde barış, huzur ve kardeşlik sağlandıkça bunu çekemeyenler oldu. Bunların millî iradeye yönelik, milletimizin huzuruna yönelik, birlik ve beraberliğimizi bozmaya yönelik farklı yöntemlere başvurduklarını, maalesef görmekteyiz. Dün de gördük, bugün de görmekteyiz. Ama şunun unutulmaması gerekiyor ki milletimiz bu oynanan oyunları ve bunların sebeplerini çok iyi bilmektedir. Siyasi tarihimizin bu anlamda darbeler, muhtıralar ve siyasi istikrarsızlıklarla dolu olduğunu da hepimiz bilmekteyiz.

Değerli milletvekilleri, ülkemizin karşılaştığı sorunların çözüm mercisini, her zaman millî iradenin temsil yeri olan bu Parlamento olarak gördük, bunun ötesinde hiçbir kurumun, hiçbir gücün milletimize yön vermesini, ülkemize yön vermesini asla tanımayız.

12 Eylül 2010 yılında Anayasa değişikliğiyle bir referandum gerçekleştirdik. Akabinde yargı paketleri, yapılan reformlarla, her zaman hukukun üstünlüğünü, yargının tam bağımsız ve tarafsız olmasını, yargının kimsenin arka bahçesi olmaması gerektiğini savunduk. Dün bunu savunuyorduk, bugün de bunu savunuyoruz. Dün savunduğumuz değerlerde en ufak bir değişiklik yoktur. Öyle söylendiği gibi bugün yapılan değişiklik kesinlikle ve kesinlikle 17 Aralık operasyonu değildir, işte, tam da sebep budur. Yargının, savcıların bildiri yayınlaması, HSYK Başkan Vekilinin çıkıp 60 sayfalık bir açıklama yapması, tam da bunlar gösteriyor ki artık yargı kendi mecrasından çıkmıştır, yargı birilerinin arka bahçesi olmuştur, tam da bunun için biz bu düzenlemeyi yapıyoruz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Diyoruz ki yargı milletin bahçesi olsun.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Sizin bahçeniz! Yargı sizin bahçeniz, sizin!

İLKNUR İNCEÖZ (Devamla) – Sana, bana, ona göre yargı değil, hukukun üstünlüğü temin edilsin, millet yargıya güvensin, millet adalete güvensin istiyoruz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Eğer ben adalete güvenemeyeceksem…

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Yazık, çok yazık!

İLKNUR İNCEÖZ (Devamla) – Bütün bunları, bütün bu değişiklikleri yapmamızın sebebi bu. Aynı şeyleri komisyonda da yaptınız. Bir algı içerisinde bunu yönetmeye çalışıyorsunuz, sanki biz yolsuzlukların üstünü örtmeye çalışıyormuşuz gibi.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Çok yazık!

İLKNUR İNCEÖZ (Devamla) – Bakın, Sayın Başbakanımız diyor ki…

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Çok yazık size, yolsuzlukları örtmeye alet oluyorsunuz!

İLKNUR İNCEÖZ (Devamla) – Ve biz iktidara geldiğimizde şunu söyledik: “Biz 3 Y ile mücadele ediyoruz.” Neydi bu? Yoksullukla, yasaklarla. İşte, söylediğim gibi demokratik anlamda atılan adımların hepsi de yasaklarla mücadeleydi. Yargı paketinde yaptığımız değişiklerin hepsi de yasaklarla mücadeledir. Bir de ne diyorduk? Yolsuzlukla mücadele edeceğiz. İşte, Sayın Başbakanımız diyor ki “Yolsuzluk yapan benim oğlum da olsa evlatlıktan reddederim.”

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Oğlu, oğlu, oğlu. Yolsuzluk yapan oğlu.

İLKNUR İNCEÖZ (Devamla) - Biz bugün yolsuzluklarla mücadele ede ede ede ede ülkemizde bu kadar yatırım yaptık. Ekonomiyi bu noktaya yolsuzluklarla mücadele ede ede getirdik. (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar) İşte bu düzenlemelerin yapılmasının sebebi asla yolsuzlukların üstünü örtmek değildir. Biz bu konuyu çok samimi ve net bir şekilde ifade ediyoruz...

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – İfadeye niye göndermedi o zaman?

İLKNUR İNCEÖZ (Devamla) - …ama siz bir algı yönetimiyle milletin zekasıyla dalga geçmeye çalışıyorsunuz.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Ya git Allah aşkına!

İLKNUR İNCEÖZ (Devamla) - Bu, kabul edilebilir değildir.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Bilal’i ifadeye niye göndermedi o zaman?

HİLMİ BİLGİN (Sivas) – Dinle, dinle! Dinle Ali Rıza Bey!

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Ali Bey, ifadeye çağrılmadı.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Bilal nerede, Bilal? Bilal’i kim saklıyor?

İLKNUR İNCEÖZ (Devamla) - Bunun yanında, birinci bölümle ilgili, geçmeden önce, özellikle şunu da belirtmek istiyorum. Dünden beri söylenen şey şudur ki: HSYK Anayasa’ya aykırı düzenlemeler içermektedir diye.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Bilal’i ifadeye niye çağırdılar? Hırsızlıktan çağırdılar, yolsuzluktan çağırdılar, örgüt kurmaktan çağırdılar tamam mı?

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Çağırmadılar.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri lütfen… Sayın Hatibi dinleyelim.

İLKNUR İNCEÖZ (Devamla) – HSYK düzenlemesi kesinlikle Anayasa’ya aykırılık teşkil etmemektedir. 159’uncu maddesinde belirtilen tüm hususlarda çizilen tüm çerçeveye uygun bir tekliftir. Dolayısıyla, sizin iddia ettiğiniz gibi bir Anayasa’ya aykırılık yoktur. Anayasa’daki -gerek 9 gerek 138 gerek 139 gerekse 159’daki- tüm hükümlere uygun bir tekliftir.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Anayasa’yı boş ver, Bilal nerede Bilal?

SAKİNE ÖZ (Manisa) – Bakan kaç kere rüşvet almış?

İLKNUR İNCEÖZ (Devamla) – Teklifin Anayasa’ya aykırılık iddiası da Anayasa’da kaynağını bulan tüm düzenlemeler gereğince hukuki dayanaktan ve mesnetten de yoksundur.

Ben, tabii, başka şeyler konuşacaktım ama bu konulara girmek gerekiyordu. Ben, kanunda emeği geçen herkese yürekten teşekkür ediyor, kanunun ülkemizin ve milletimizin önünü açacak bir düzenleme olmasını diliyor, saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Hırsızları kurtarma yasası! Bu yasa da kurtarmayacak sizi.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Niye bu kadar telaşlısın sen?

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Hamzaçebi. Yalnız…

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Sen var ya bunun üzerinde söylediklerinin aksini söylüyorsun.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Ne oldu böyle? Bu hırsın niye ya? Hırsın niye bu kadar?

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Hırsızlığa duyarlı olsaydınız Sarıgül’ü aday göstermezdiniz.

BAŞKAN - Bir saniye sayın milletvekilleri…

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Sarıgül’ün kutularının hesabını verin.

BAŞKAN - Sayın Metiner, lütfen…

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, sayın konuşmacı “Bir algı yönetimiyle milletin zekâsıyla dalga geçiyorsunuz.” diyerek, grubumuzun hiçbir şekilde ifade etmeyeceği, ima etmeyeceği bir fikri…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Hamzaçebi, sataşma nedeniyle iki dakika söz veriyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Hayır efendim, sataşma sayılmaz ki bu.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Sarıgül’den de biraz bahsetseniz.

V.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

15.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, Aksaray Milletvekili İlknur İnceöz’ün 523 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin birinci bölümü üzerinde şahsı adına yaptığı konuşması sırasında CHP Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Tabii, tabii. Sayın Metiner, sizi laf atma görevlisi olarak bu gruba tayin ettiler herhâlde. Hayırlı olsun o göreviniz!

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Sizin ne görevlisi olduğunuzu çok merak ediyoruz. Sarıgül’ün kutusundan ne çıktı, bize anlatsanız ya!

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Değerli milletvekilleri, bakın, Adalet ve Kalkınma Partisinin bu teklifle yapmak istediği, yargıyı daha demokratik hâle getirmek için kuvvetler ayrılığı ilkesini ortadan  kaldırmaktır.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Yok öyle bir şey.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Evet, bu kadar büyük bir çelişkiyi kendi içinde barındıran bir teklifi görüşüyoruz. Yaptığınız şudur: 12 Eylül 2010 referandumunda kendi kontrolünüze aldığınızı zannettiğiniz yargının 17 Aralık 2013 tarihinde kendi kontrolünüzde olmadığını, onun sizden hesap sormaya başladığını fark ettiğiniz için şimdi yargıyı kendi kontrolünüze almak istiyorsunuz. Olayın özeti budur. Bir yandan İnternet üzerinden vatandaşın bilgi alma özgürlüğünü, haberleşme özgürlüğünü yasaklayan bir teklif komisyonlarda görüşülüyor…

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Hiç doğru değil.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – …diğer yandan yine, Gezi’nin intikamı diyebileceğimiz bir demokratikleşme paketi adı altında, sokağa yazı yazan bir çocuğu bile mahkemelere çıkarıp hapislere atacak bir teklifi görüşüyorsunuz; öbür taraftan, evinde ayakkabı kutuları içerisinde 4,5 milyon dolar bulunduran bir banka genel müdürünü aklayabilmek için, imam hatip liselerini, dini kullanacak kadar, dini siyasete, yolsuzluğa alet edecek kadar bir kötü siyasetin içinde bulunuyorsunuz. O banka genel müdürü hâlen Genel Müdürlük koltuğunda oturuyor, hukuken oturuyor, onu bile görevden almayarak o 4,5 milyon doları aklamaya çalışıyorsunuz. Bakanlar hakkındaki fezleke hâlen Türkiye Büyük Millet Meclisine gelebilmiş değil. Sayın Kılıçdaroğlu’yla ilgili Silivri savcılarının fezlekesi ikinci günde Meclisteydi.

3Y’yle geldiniz, 3Y’yle gideceksiniz.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Evet, teşekkür ediyorum.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Bölüm üzerinde…

OKTAY VURAL (İzmir) – Efendim, hatip bu yolsuzluk ve rüşvetle ilgili iddiaları, genel olarak bu konuyu gündeme getirenleri “Milletin zekâsıyla alay edip algı yönetimiyle bir hırsızlık olarak nitelendiriyorsunuz.” diyerek bu konuda grubumuzu ilzam edecek ifadelerde bulunmuştur.

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – MHP Grubuna dönük bir ifade olmamıştır efendim.

BAŞKAN – Ama Sayın Hamzaçebi’nin de söylediği gibi sanki sadece Cumhuriyet Halk Partisi…

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Efendim, ama o MHP Grubu adına söyledi.

FARUK BAL (Konya) – Orası CHP, burası MHP.

BAŞKAN – Hayır, sadece Cumhuriyet Halk Partisine söyledi diye anladım.

FARUK BAL (Konya) – Hayır efendim.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Hayır efendim.

BAŞKAN – Değil, buyurun o zaman. İki dakika da size söz veriyorum sataşma nedeniyle.

Buyurun Sayın Vural. (MHP sıralarından alkışlar)

16.- İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, Aksaray Milletvekili İlknur İnceöz’ün 523 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin birinci bölümü üzerinde şahsı adına yaptığı konuşması sırasında MHP Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, çok teşekkür ediyorum.

Aslında sayın milletvekiline çok teşekkür ediyorum. Gerçekten çok önemli. Çünkü aslında oynanan oyun gerçekten milletin aklıyla, zekâsıyla alay etmek. Şimdi, o ayakkabı kutusu içinde dolarlar, eurolar var, tapeler var, reel deliller var. Dolayısıyla, bu reel deliller var iken, somut deliller varken asıl algı yönetimi yapanlar 17 Aralığı bir yargı çetesine, bir paralel devlete, uluslararası komploya şey yapmaktır. Ben sayın milletvekilinin iç isyanını, vicdani isyanını burada görüyorum. Aslında mesele, bize yönelik değil. Aslında mesele, Adalet ve Kalkınma Partisinin bu algı yönetimine isyan ediyor.

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Demagoji yapıyorsun, demagoji yapıyorsun! Maniple ediyorsun!

OKTAY VURAL (Devamla) – Çünkü bunu yapan biz değiliz, o algı yönetimini yapan onlar. Dolarlar, eurolar orada.

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Kendi aklından geçenler bunlar, laf cambazlığı bunlar!

OKTAY VURAL (Devamla) –. Başbakan diyor: “Ne malum, belki kitap vardır çantaların içerisinde.”

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Sen delilleri nereden biliyorsun ya? Gizli soruşturmada delili nereden biliyorsun?

OKTAY VURAL (Devamla) – Kitap, dolarlardan olur mu?

Değerli kardeşlerim, dolayısıyla, böyle bakıldığı zaman, “Bağış, imam hatip meselesi, Rıza Sarraf hayırsever bir iş adamıdır.” İnanıyorum ki değerli milletvekilleri, bunlara siz inanmıyorsunuz.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – İnanıyoruz.

OKTAY VURAL (Devamla) – Çünkü dolar… Allah korusun, Münker Nekir’e ne cevap vereceksin, bilmiyorum. Biat ettiğini –şimdi söylüyorsun da- Münker Nekir’e nasıl hesap vereceksin? Bu tapeler ortada, bu tapeler ortada. Bu tapeler ortadayken imar, efendim, havuzlu villalar, işte, haram para aklama çetesi, uluslararası çete, insaf ya! Değerli kardeşlerim, umreye Rıza Sarraf’ın uçağıyla gidiliyor.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Latif Ağabey mi yapmış?

OKTAY VURAL (Devamla) - 800 milyar liraya saat alınıyor. Bir bakın bakalım, saatleriniz kaç lira acaba? 52 milyon dolar rüşvet alındığı söyleniyor. Bunları neden savunuyorsunuz?

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Ya, dedikoduyla siyaset yapmayın ya!

OKTAY VURAL (Devamla) - Asıl algı yönetimi, maalesef sizin gibi milletin vicdanı olması gereken insanların haram paracıların koruyucusu hâline dönüştürülmesidir. Bu isyanı doğru buluyorum.

Dolayısıyla, Sayın Başkan, çok teşekkür ediyorum. İnşallah bu haklı isyanlar devam etmelidir. (MHP sıralarından alkışlar)

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Sen yargılamayı yapıp hükmü verdin. Senin arkanda duran Yüce Divan’a gitmedi mi?

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın İnceöz.

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Sözlerime açıklık getirmek istiyorum.

BAŞKAN – Sayın İnceöz, “açıklık getirilme” diye bir şey söz konusu değil biliyorsunuz.

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Bir cümleyle açıklamak istiyorum.

BAŞKAN – Eğer hatiplerin sataşması varsa ne diye sataştılar, onu söylerseniz, söz istersiniz.

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Bakın…

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Bir dakika, bir dakika…

Sayın Başkan, sayın konuşmacının…

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Senin arkanda duran Yüce Divana gitmedi mi?

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Aklandı geldi. Verin savcıya, aklansın gelsin.

OKTAY VURAL (İzmir) – Demek ki siz de Yüce Divana göndereceksiniz. Bunu bir söz olarak kabul ediyoruz. Bravo, tebrik ediyorum!

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Verin savcıya, aklansın gelsin.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Sen hükmü verdin. Sen mahkeme misin?

OKTAY VURAL (İzmir) – Tebrik ediyorum seni, tebrik ediyorum. Meclis soruşturmasını imzala.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Sen mahkeme misin?

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Verin savcıya…

OKTAY VURAL (İzmir) – Meclis soruşturmasını imzalamazsan yaptığın yemine ihanet edersin.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Ya, sen mahkeme misin be, sen hâkim misin, sen yargı mısın?

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Verin savcıya hadi, gitsin ifade versin!

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Arkadaşlar, bir dakika…

OKTAY VURAL (İzmir) – Ciğerin var mı? Yüce Divana git, aklasınlar… Var mı?

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Sen mahkeme misin?

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Gitsin, ifade versin mahkemeye.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Sen hâkim misin? Yargı yerine mi koyuyorsun kendini?

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Mahkemeye ifade versin.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sıkar değil mi? Sıkar değil mi?

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Ayıp değil mi? Yargı yerine mi koyuyorsun? İnsanları karalama, insanları karalama!

OKTAY VURAL (İzmir) – Bak, bunlara hesap vereceksin sen, Tayyip’e değil. Elhamdülillah Müslümanız biz, Tayyiban değiliz.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – 30 Martta göreceksin gününü!

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Yaşasın zalimler için cehennem! Zalimlere cehennem, hırsızlara da…

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) - Sayın Başkan, sayın konuşmacının konuşması hatipler tarafından farklı şekle büründürülmüş ve kastını aşan şekilde yorumlanmıştır. Sayın konuşmacı da bu konuda söz talep etmektedir efendim.

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Açıklık getireceğim Sayın Başkan.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Yaşasın hırsızlara cehennem! Yansınlar! Odun taşıyacağız oraya.

BAŞKAN – Buyurun Sayın İnceöz, sataşma nedeniyle iki dakika söz veriyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

17.- Aksaray Milletvekili İlknur İnceöz’ün, İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi ve İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın sataşma nedeniyle yaptıkları konuşmaları sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Arkadaşlar, özellikle sözlerimin çarpıtılarak farklı bir şekilde algı oluşturmaya çalışıldığını belirtmek istiyorum. Şunun için, bakın, şunun için: Ben konuşmamın içerisinde dedim ki biz yolsuzluk yapanları asla desteklemediğimizi, hiçbir milletvekili arkadaşım da bu grubumda destelemeyeceklerini, Sayın Başbakanımızın sözlerinin de yolsuzluk yapanın karşısında olduğunu… “Öz evladım dahi olsa evlatlıktan reddederim.” şeklinde kesin ve net bir şekilde belirtildi, bu bir.

OKTAY VURAL (İzmir) – Demek ki Yüce Divan kararını vereceksiniz. Bravo! Meclis soruşturmasını hazırlayın. Gönderelim, aklanacak mısınız, karalanacak mısınız?

İLKNUR İNCEÖZ (Devamla) – İkinci söylemim şu, biraz evvel arkadaşlarımız da söyledi, hukuk fakültesine gittiğinizde ilk öğretilen konulardan bir tanesi şudur: Masumiyet karinesi. Herkes, yargılama yapılırken suçu ispat edilinceye kadar masumiyet karinesinden yararlanır. Dolayısıyla, burada hiç kimsenin yargılaması yapılmadan, yargısız infazla masumiyet karinesi ihlal edilmek suretiyle suçlanması doğru değildir.

OKTAY VURAL (İzmir) – İsyanınızı anlıyorum, isyan etmekte haklısınız!

İLKNUR İNCEÖZ (Devamla) – Ve tekrar, ve tekrar: Benim hiçbir konuda isyanım yok. Yolsuzlukların her zaman karşısındayız. Bir tane garip gurebanın, yetimin hakkını kimseye yedirmemek konusunda kararlılığımız belli.

OKTAY VURAL (İzmir) – Tabii, kimseye yedirmeyeceksiniz, sadece bakanlar yesin öyle mi! “Kimseye yedirmeyiz.” Bakanlar yiyecek!

İLKNUR İNCEÖZ (Devamla) – Ama siz, olaylar olmuş, yargılama yapılmış gibi konuşuyorsunuz, işte bu konuda bir algı yönetimi yapıyorsunuz.

OKTAY VURAL (İzmir) – Ya, yemişler, yemişler!

İLKNUR İNCEÖZ (Devamla) – Teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Evet, teşekkür ediyorum.

OKTAY VURAL (İzmir) – Bravo! Vicdan isyanı devam etmeli! Bu rezalet, yok yargı çetesi, yok bilmem ne… İsyan edin ya, yeter artık ya!

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Asla isyanım yok! Alnımız açık, asıl sizin yaptığınız rezalet!

OKTAY VURAL (İzmir) – Cenab-ı Hakk’a kulluk edin, birilerine biat etmeyin! İçinizdeki birisini ayırıyorum tabii, o biatçı!

İLKNUR İNCEÖZ (Aksaray) – Allah’a şükür, veremeyecek cevabımız da yok!

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Hamzaçebi.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Efendim, ayakkabı kutularında 4,5 milyon dolar bulunan evdeki Halk Bankasının Sayın Genel Müdürü hâlen Halkbank’ın web sayfasında genel müdür olarak gözüküyor ve herkese “Genel Müdürden mesaj” diye hitap ediyor. Yani sizler buna seyircisiniz, hem “Yolsuzluktan hesap soracağız.” diyorsunuz…

AHMET BERAT ÇONKAR (İstanbul) – Hukuk soracak, hukuk! Onu biz mi soracağız?

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – …hem de 4,5 milyon dolar gibi bir parayı elinde bulunduran…

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Mahkemelerin sonuçlarını bekleyin bir hesabınız varsa.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) - ...ve “Bunu imam hatip için topladım.” diyen bir genel müdürü hoş görüyorsunuz.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Akif Bey, mahkeme bitmeden hâkim mi oldu arkadaş? 

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Hamzaçebi.

X.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

3.- Bartın Milletvekili Yılmaz Tunç ve 77 Milletvekilinin; Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve Adalet Komisyonu Raporu (2/1929) (S. Sayısı: 523) (Devam)

BAŞKAN – Evet, bölüm üzerinde İç Tüzük’ün 72’nci maddesine göre verilmiş iki önerge vardır.

Önergeleri okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

İçtüzüğünün 72. maddesi uyarınca, görüşülmekte olan 523 Sıra Sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifinin 1. bölümü üzerindeki görüşmelerin devam ettirilmesini arz ve talep ederiz.

Ali Rıza Öztürk Ali Özgündüz                            Namık Havutça

   Mersin                                                                İstanbul                                            Balıkesir

Bülent Tezcan Haydar Akar

   Aydın                                                                  Kocaeli

Gerekçe:

7.1.2014 tarihinde TBMM Başkanlığına sunulan 2/1929 Esas Numaralı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi toplumsal ihtiyaçlardan değil, 17 Aralık yolsuzluk operasyonlarının bir sonucu olarak Parlamento gündemine gelmiştir. Anılan Teklif, yargı erkini yürütmenin tahakkümüne sokmayı amaçlamaktadır. Teklif açıkça Anayasaya aykırılık içermektedir.

Teklif ile Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun yargı yetkisinin kullanımına ilişkin hususlar hariç olmak üzere hâkimlerin idari görevleri ile delilleri değerlendirme ve suçu niteleme yetkisi hariç olmak üzere savcıların adli görevlerine ilişkin konularda genelge düzenleme yetkisi ortadan kaldırılmaktadır.

Adalet Bakanlığı'nın hâkim ve savcılar üzerindeki yetkileri Anayasa'nın 140 ve 144. maddelerinde sınırlı bir şekilde düzenlenmiştir. Savcıların idari görevleri yönünden Adalet Bakanlığı'na bağlılık esas iken, Anayasa'nın 140. maddesinin altıncı fıkrasında belirtilen hâkimlerin idari görevleri yönünden Adalet Bakanlığı'na bağlılığının da aynı maddenin ikinci fıkrasıyla birlikte değerlendirilmesi gerekmektedir. Fıkrada, hâkimlerin, adli ve idari görev ayrımı yapılmaksızın, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatına göre görev yapacağı belirtilmiştir. Dolayısıyla idari görevler yönünden de olsa hâkimlerin mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatına göre görev yapması anayasal bir zorunluluktur. Bu noktada Kurul'un Anayasanın 159. maddesinde yargının bağımsızlığının kurumsal güvencesi olarak oluşturulduğu göz önüne alındığında, yargısal bağımsızlığı koruma adına hâkimlerle ilgili idari görevlere ilişkin genelge çıkarabilmesi gerekir.

Ayrıca, Anayasanın 140. maddesinin 6. fıkrasında savcıların idari yönden Bakanlığa bağlı oldukları ifade edildikten sonra 144. maddesinde savcıların sadece idari görevleri yönünden Bakanlık denetimine tabi olduğu belirtilmiştir. Dolayısıyla her iki madde de Bakanlık, savcıların sadece idari görevleri ile ilgili olarak yetkili kılınmıştır. Bu sebeple delilleri değerlendirme ve suçu niteleme yetkisi hariç olmak üzere savcıların adli görevlerine ilişkin konularda Bakanlığın genelge çıkarması Anayasaya açıkça aykırıdır. Kuvvetler ayrılığı ve mahkemelerin bağımsızlığı ilkeleri uyarınca bu konuda genelge çıkarma yetkisinin Kurul'a ait olduğu açıktır. Bu nedenle düzenleme Anayasanın 2., 138., 140., 144 ve 159. maddelerine açıkça aykırıdır.

Teklifle, Teftiş Kurulu Başkanını, Teftiş Kurulu başkan yardımcılarını ve genel sekreter yardımcılarını atamak, yönetmelik çıkarmak ve genelge düzenlemek, dairelerden birine gelen ve olağan çalışmalar ile karşılanamayacak oranda artan işlerden bir kısmını diğer bir daireye vermek ve Kurul üyeleri hakkındaki suç soruşturması ile disiplin soruşturma ve kovuşturma işlemlerini yürütmek ve bu konuda gerekli kararları vermek" konuları Kurul Başkanının yani Adalet Bakanının görev ve yetkileri kapsamına alınmaktadır.

Teklifle, Kurul Başkanının görevlerinde yapılan değişikliklerin zorunlu sonucu olarak Genel Kurulun görevlerinde de yeniden düzenleme yapılmaktadır. Ayrıca daire kararlarına yapılan itirazların itiraz mercisinde değişiklik yapıldığından bu görev de Genel Kuruldan alınmaktadır.

Anılan düzenlemeler ile yargı bağımsızlığı açısından hâkim ve savcıların mesleki kariyerleri hakkında önemli etkisi olan müfettişler ve Teftiş Kurulu ile Kurulun işleyişinde önemli bir konuma sahip olan genel sekreter yardımcıları doğrudan yürütmenin kuruldaki temsilcisi olan Adalet Bakanına, dolayısıyla siyasal iktidara bağlanmaktadır. Söz konusu düzenleme kuvvetler ayrılığı, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı ilkelerine açıkça aykırıdır. Dolayısıyla düzenleme Anayasanın 2., 138. ve 140 maddelerine aykırıdır. Genel Kurul'a ait olan yetki yürütme organına devredilmektedir.

Bu gerekçelerle ve kelime sınırlaması nedeniyle önergede yer verilemeyip Muhalefet Şerhinde yazılı diğer gerekçelerle, Teklifin 1. bölümü üzerindeki görüşmelere devam edilmesi büyük önem taşımaktadır.

TBMM Başkanlığına

İçtüzük 72’ye göre görüşmelerin devam etmesini arz ederiz.

                  Oktay Vural                                      Koray Aydın                                  Seyfettin Yılmaz

                        İzmir                                              Trabzon                                              Adana

                    Faruk Bal

                       Konya

Gerekçe:

Yolsuzluk ve rüşvet soruşturmasını engelleyen düzenleme hakkında daha ayrıntılı görüşme imkânı vermek için.

BAŞKAN – Önergeleri oylarınıza sunuyorum.

III.- YOKLAMA

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Toplantı yeter sayısı…

BAŞKAN - Yoklama talebi var, yerine getireceğim.

Sayın Öztürk, Sayın Hamzaçebi, Sayın Köktürk, Sayın Tanal, Sayın Yılmaz, Sayın Topal, Sayın Toptaş, Sayın Ören, Sayın Öner, Sayın Gümüş, Sayın Özkan, Sayın Güler, Sayın Küçük, Sayın Öz, Sayın Kaplan, Sayın Gök, Sayın Çetin, Sayın Yüksel, Sayın Atıcı, Sayın Oyan, Sayın Seçer.

BAŞKAN - Üç dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, toplantı yeter sayısı yoktur.

Birleşime bir saat ara veriyorum.

Kapanma Saati: 19.23

BEŞİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 20.24

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: İsmail KAŞDEMİR (Çanakkale), Muharrem IŞIK (Erzincan)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 50’nci Birleşiminin Beşinci Oturumunu açıyorum.

III.- YOKLAMA

BAŞKAN – Birinci bölüm üzerinde İç Tüzük’ün 72’nci maddesine göre verilmiş iki önergenin oylanmasından önce yapılan yoklamada toplantı yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi yeniden elektronik cihazla yoklama yapacağız.

Yoklama için iki dakika süre veriyorum.

Yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, toplantı yeter sayısı vardır.

X.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

3.- Bartın Milletvekili Yılmaz Tunç ve 77 Milletvekilinin; Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve Adalet Komisyonu Raporu (2/1929) (S. Sayısı: 523) (Devam)

BAŞKAN – Komisyon ve Hükûmet burada.

Önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önergeler kabul edilmemiştir.

Şimdi on beş dakika süreyle soru-cevap işlemi yapılacaktır.

Yoklama nedeniyle, sisteme giren sayın milletvekillerinin isimleri silinmiştir ancak sıra: Sayın Öztürk, Sayın Atıcı, Sayın Gök, Sayın  Kaplan, Sayın Topal, Sayın Yılmaz, Sayın Tanal, Sayın Yılmaz, Sayın Yüksel, Sayın Akar, Sayın Türkkan ve Sayın Öz.

Sisteme girmelerini rica ediyorum.

Sayın Öztürk, buyurun.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Sayın Başkan, aracılığınızla Sayın Bakana sormak istiyorum: “Devlet kurumlarına sızmış bir örgüt amirlerinden değil, örgüt yöneticilerinden emir alarak hareket ediyor. Savcılar, hâkimler var, vicdanlarıyla millet adına değil, örgüt yöneticilerinin talimatlarıyla hareket ediyorlar. Mücadelemiz bu tehlikeli örgütledir.” demiş Sayın Başbakan. Bu tehlikeli örgüt kimdir, hangi örgüttür? Bu tehlikeli örgütün üyelerinin örgüt üyeliğinden dolayı neden haklarında soruşturma ve kovuşturma yapılmıyor? 26’ncı Genelkurmay Başkanı örgüt yöneticiliği ve üyeliğinden hapishanedeyken bu kadar tehlikeli örgütün üyelerini niye devlet içerisinde tutuyorsunuz?

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Atıcı… Yok.

Sayın Gök… Yok.

Sayın Kaplan, buyurun.

MEHMET HİLAL KAPLAN (Kocaeli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakan, Adalet Bakanı olarak adı yolsuzluk ve rüşvete karışanların zan altında kalmamaları adına soruşturmaların devamı açısından, araştırmanın selameti açısından yardımcı olmanız gerekirken soruşturma yapan savcıları etkisizleştirmek, görev yerlerini değiştirmek, savcıları, bağlı bulunan emniyet müdürleri ve amirlerini, bir gecede 500’e yakın kişiyi görevden almak noktasında vicdanen hiç rahatsız olup olmadığınızı öğrenmek istiyorum.

İkinci sorum: Suriye’de çeşitli terör örgütlerine silah ve mühimmat malzemesinin MİT aracılığıyla taşınmış olması yarın Türkiye’yi uluslararası hukuk karşısında, Hükûmeti veya şahsınızı herhangi bir noktada, savaş suçlusu olarak getirme noktasında bir düşünceniz var mı?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Topal…

RAMİS TOPAL (Amasya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Dün Amasya Şeker Fabrikasında başlatılan yolsuzluk operasyonunda AKP’li eski yönetici ve başkanlar da vardır. Gümrük ve Ticaret Başmüfettişinin yaptığı araştırmada 1 milyon 650 bin kilo şeker, 53 milyondan fazla küspenin muhasebe kayıtlarına rastlanmamıştır. Hakları yandaşlar tarafından yenilen Amasyalı pancar üreticileri Hükûmetten cevap beklemektedir. Çiftçiden çaldığını kendi yandaşları için kullandı mı? Hakları gasbedilen bu çiftçilere geri ödemeleri yapılacak mı? Burada da, Amasya’da da yandaş var mı?

Bir de Sayın Komisyon Başkanımıza soruyorum, o da, kendi Amasya’nın milletvekilliğini yaptı: Bu zamana kadar şehzadeler şehri olan Amasya’da derin devlet oldu mu? Çete işi oldu mu? Paralel devlet oldu mu? Bu zamana kadar Amasya’da bu tür hırsızlığa rastladı mı? Niye son on bir yıl içinde bu hırsızlıklar oldu Amasya’da? Amasya’nın…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Yılmaz, buyurun.

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakan, bu, Adana’da 7 tırın aranması yapılırken yaklaşık 200’e yakın askerî personel vardı ve orada aldığımız… Ben de seçim bölgemdeydim, takip etmeye çalıştım, Adana Valisinin de yanına Emniyet Müdürü ve 200, 300’e yakın polisi alarak bu tırların aranmasını engellemek için bölgeye intikal ettiği söyleniyor. Yani bunların ülkemiz adına -bir tarafta jandarma bir tarafta emniyet- çok tehlikeli olduğunu düşünüyor musunuz? Bu tehlikeli süreç nereye kadar gidecek?

Yine, Kadıköy 3. İcra İflas Müdürlüğünce yapılan ihaleyle ilgili Abdullah Tivnikli, BİM’in sahibi Latif Topbaş’ın isimleri geçiyor, bunların -birçok fason firmanın katıldığı söyleniyor- 100 milyon liralık araziyi sadece 2 lira artırarak 100 milyon 2 liraya almalarını doğru buluyor musunuz? Yani, birçok şeyin katıldığı yerde bu nasıl bir uygulamadır? Bununla ilgili bir araştırma -sizin Bakanlığınıza bağlı birim olduğu için söylüyorum- yaptınız mı?

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Gök…

LEVENT GÖK (Ankara) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, komisyonda da sormuştum ama cevabını alamadım, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu tarafından Birleşmiş Milletlere 27 Ekim 2011 tarihinde işkenceyi önleme ulusal mekanizmasının kurulması konusunda bir taahhütte bulunulmuştu. Bunun süresi 27 Ekim 2012 tarihinde bitti. Tam bir yılı geçtiği hâlde ve Bakanlığınızın özellikle cezaevlerindeki habersiz denetimleri ilgilendiren bu konuda Türkiye’de hâlen niçin işkenceyi önleme ulusal mekanizması kurulmamıştır? Bu konuda bir çalışma yürütüyor musunuz? Herhangi bir taslak ya da bir şey yapıyor musunuz?

BAŞKAN – Evet, teşekkür ediyorum.

Sayın Tanal…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, 4616 sayılı “Rahşan affı” tabir edilen yasa nedeniyle Sayın Başbakan -hakkında açılmış olan ceza davaları nedeniyle- hakkında açılan kaç tane davada bu yasadan yararlandı? Bu davalar hangi mahkemelerde, hangi suçlardan dolayı ve dosya numaraları nedir?

Soru 2: Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun Adalet Bakanlığına bağlı olduğunu gösteren bu düzenlemeye uygun -hangi ülkelerden bu emsal düzenlemenin alındığı- benzeri uygulama hangi ülkelerde var?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Yılmaz…

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, Başbakan ve bakanlarınız yargı içinde çete olduğunu, bu çeteler yoluyla ayarlanmış yargıçlar, sahte delillerle insanların mağdur edilecek şekilde mahkûm edildiklerini ve bunlardan dolayı üzüntü duyduğunu söylüyor. Şimdi, bu olayları yerine getirenlerin cezalandırılması konusunda, bu kumpası kuranların cezalandırılması konusunda herhangi bir girişiminiz olacak mı? Bu kumpasın mağdurlarının tahliye edilmeleri konusunda ve yeniden yargılanmaları konusunda Bakanlığınızca bazı düzenlemelerin yapılma hazırlığının olduğunu biliyoruz. Bu düzenlemeler hangi aşamadadır? Ne zaman Meclise sunacaksınız?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Atıcı…

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, yasama Başbakanın emrinde, o ne emrederse burada o oluyor; yürütme Başbakanın emrinde, o ne emrederse o oluyor. Şimdi yargıyı da Başbakanın emrine veriyorsunuz. Kuvvetler ayrılığı yani demokrasi yerine “Birlikten kuvvet doğar.” mantığıyla bir diktatörlük kurdunuz. Başbakan azıcık ses çıkaranın, hatta şaka yapanların bile kellesini alıyor. Hadi Başbakan suçluluk duygusuna kapılmış olabilir, hadi Başbakan evladı Bilal Erdoğan’ı koruma içgüdüsüne kapılmış olabilir, Adalet Bakanı olarak size ne oluyor? Siz hukukçusunuz. Birkaç kişi için hukuku ve adaleti bu kadar katlettiğinize değer mi? Kendinizi mesleğinize ihanet etmiş hissediyor musunuz?

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Yüksel…

ALAATTİN YÜKSEL (İzmir) – Teşekkür ederim.

Sayın Bakan, İzmir’de Müsteşarınız İzmir Başsavcısını arayarak ucu eski Bakan Binali Yıldırım’a da uzanan, rüşvet, nitelikli dolandırıcılık, irtikâp, yolsuzluk ve çete soruşturmasını durdurması için açık baskı yapıyor. Bunun belgelerini açıkladık. Bu durumda Müsteşarın derhâl görevden alınması gerekirken Başsavcı görevden alınıyor. Bu durumda acaba size “özel görevli Bakan” diyebilir miyiz? Bu yolsuzluk ve soruşturmaları engellemek için mi bu görevi üstlendiniz, merak ediyoruz doğrusu? Bugün, yine 12 emniyet müdür yardımcısı da tekrar görevden alındı. Herhâlde 3 bine doğru gidiyor Türkiye’de görevden alınan emniyet mensubu. Evet, bu ne anlama geliyor, merak ediyoruz?

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Buyurun Sayın Bakan.

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Evet, Sayın Öztürk’ün sorusu. Tabii, devlette görev yapan bütün kamu görevlilerinin vazifelerini Anayasa ve kanunlara göre yapması lazımdır. Denetimlerin de yine kanunlar çerçevesinde yapılması gereklidir. Devlette hizmet veren kamu görevlilerinin farklı fikirlerde olması, farklı inançlarda olması, farklı görüşlerde olması, farklı STK’lara üye olması, bunlar normal şeylerdir, doğal olan şeylerdir, bir zenginliktir. Ancak, görevlerini yaparken Anayasa ve yasaların dışına çıktığı, fikirleri Anayasa ve yasaların yerine geçtiği zaman orada elbette Anayasa ve yasaların gereği neyse onun yapılmasında fayda vardır, doğru olan da odur çünkü eğer insanlar ideolojilerini veyahut da farklılıklarını, başka şeylerini yasaların önüne geçirdiği zaman herkes bundan rahatsız olur. Doğrusu da bu noktada herkesin yasaya ve yasalara uymasıdır. Tabii, hâkim ve savcılarla ilgili Anayasa’nın 138’inci maddesi çok açık; görevlerini yaparken Anayasa’ya, hukuka, kanuna ve vicdani kanaatlerine bağlı olarak görev yapmalarını Anayasa emrediyor. Doğrusu da budur. Biz bu doğrunun her zaman uygulanması gerektiğine inanıyoruz.

Tabii, birtakım ihbarlar, şikâyetler, basında yer alan konular var, HSYK’ya da intikal eden şikâyetler var. Bu şikâyetlerin bir kısmıyla ilgili incelemeler şu anda HSYK tarafından yapılıyor ama idari soruşturma diğer alanlarda var mı, bunu şu anda bilebilme imkânım benim yok çünkü pek çok bakanlık var, hangisinde bir idari soruşturma var, yok, onu bilebilme imkânım yok. İzin verilirse bunu öğrenerek bir bilgi verme imkânımız olabilir.

Tabii, operasyonlarla ilgili, 17 Aralık süreciyle ilgili şunun altını çizmekte fayda var: Soruşturmalar başlamıştır. Başlayan soruşturmaların üzerinin kapatılması, örtülmesi kesinlikle mümkün değildir.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Belgeleri yok ettin, belgeleri.

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Bu soruşturmalar hukuk çerçevesinde işleyecektir ve sonuçta yargının öngördüğü mekanizmalar çerçevesinde de karara bağlanacaktır. Bizim arzu ettiğimiz, bunların hukukun gereklerine uygun olarak sürdürülmesi ve neticelendirilmesidir. Bunun dışında herhangi bir şey yoktur.

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – O zaman fezlekeleri kabul edin Sayın Bakan. Fezlekeleri bekletmeyin Sayın Bakan.

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Adalet Bakanlığının hâkim ve savcıları değiştirme gibi bir görevi de yoktur, yetkisi de yoktur. Biliyorsunuz, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 1. Dairesi bu noktada yetkili ve görevli.

FARUK BAL (Konya) – 1. Daireyi hallettin Sayın Bakan.

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Kurul Başkanı olarak Adalet Bakanının da buraya katılması söz konusu değildir.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – 1. Dairedeki o 2 üyeyi değiştirme zorunluluğu neden Sayın Bakan? Buna neden ihtiyaç duydunuz? Bu bir hırsızlığın üstünü örtme çabası değil mi?

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Tabii, Türkiye'nin Suriye’de yaşanan insanlık dramı karşısında insanların yaşamasından yana tavır koyması kadar doğal bir şey olamaz.

Bir şeyin de burada altını özellikle çizmek istiyorum: Gerek El Kaide terör örgütü gerek El Nusra terör örgütü veya başkaca terör örgütleri, adı ne olursa olsun, kim tarafından örgütlendirilirse, yapılandırılırsa yapılandırılsın Türkiye Cumhuriyeti devleti de, Hükûmeti de terörün ve terör örgütlerinin karşısındadır. El Kaide’ye karşı da, diğer terör örgütlerine karşı da alması gereken tavrı her daim almıştır, vermesi gereken mücadeleyi de vermiştir, bundan sonra da verecektir…

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Tırlar ne oldu Sayın Bakan, tırlar? Bu tırlar nereye gittiler?

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – …ama birileri Türkiye Cumhuriyeti devleti veya Türkiye Cumhuriyeti Hükûmeti terör örgütlerine yardım ediyormuş gibi gayretin, çabanın içerisine giriyorlarsa onlar da bilsinler ki bunlar beyhude çabalardır, bir netice alması mümkün değildir…

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Sayın Bakan, tırlar nereye gidiyor, tırlar? Silahlar nereye gidiyor?

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – …çünkü böyle bir yardım asla yapılmamıştır, yapılması da söz konusu değildir. Türkiye Cumhuriyeti masum Suriye halkının yanında olmuştur, bundan sonra da yanında olmaya devam edecektir.

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – O yüzden mi silah taşıyor Suriye’ye?

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Tabii, Amasya’da başlayan soruşturmayla ilgili benim detay bir bilgi sahibi olmam mümkün değil çünkü orada yürüyen gizli bir soruşturma var. Şu anda bu soruşturmanın içerisinde kimler var, kimler yok, kaç kişi, bunlarla ilgili ifadeler, tutanaklar nedir, bununla alakalı şu anda bende bir bilgi yok. Olmayan bir bilgiyi benim sizlerle paylaşma imkânım olmadığını burada ifade etmek isterim. Soruşturma, tabii, gene hukukun içinde yürüyecek; bu, mahkeme kararıyla veya savcılık kararıyla bir noktaya gelecektir. Biz, soruşturmanın sağlıklı yürümesi ve neticelenmesini arzu ederiz. Onun dışında burada bir şey söyleme imkânım yok.

Adana’da arama yapılmak istenen tırla ilgili görüntülerden biz de fevkalade rahatsızız. Türkiye Cumhuriyeti’nin hiçbir döneminde Millî İstihbarat Teşkilatı böylesi bir olayla hiç karşılaşmamıştır.

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Böyle bir iş yapmadı ki daha önce Sayın Bakan. Daha önce böyle bir silah taşıması MİT’in görevi midir?

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Bir ülke düşünün ki kendi millî istihbarat teşkilat kendi ülkesinin içerisinde yasalarla verilmiş rutin görevlerini yapma noktasında böylesi bir muameleye maruz kalsın.

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Yasada böyle bir görevi yok Sayın Bakan. MİT’in böyle bir görevi yok yasada.

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Şimdi herkes söylüyor: “Devlet MİT’in güvenliğini sağlayamaz mı, gerekli güvenlik tedbirlerini alamaz mı?” Elbette devlet gerekli güvenlik tedbirlerini alır, Millî İstihbarat Teşkilatının vazifesini yasalara uygun bir şekilde yapmasını temin eder. Türkiye Cumhuriyeti buna da muktedirdir. Yasalar ne görev veriyorsa o görevler yapılıyor. Soruşturmalar ve diğer işlemlerde, yasalarda nasıl tayin ediliyorsa usulü ona göre yapılması lazımdır. Bizim dediğimiz bu usullere riayet edilmesidir. Eğer bu usullere riayet edilmezse yasalarda çizilen sınırlar…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – …gözetilmezse o zaman ülkemiz aleyhine de olumsuz görüntüler ortaya çıkar.

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Sayın Bakan, yasa ihlali var. Savcının görev yapmasını engelliyorsunuz. MİT’in silah taşıma görevi yok. Böyle bir şey yok.

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Burada kimsenin görevini engelleme gibi bir durum söz konusu değildir.

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Engelliyorsunuz.

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – MİT Kanunu’nun 26’ncı maddesi gayet açıktır. Bu maddeyi çiğneyenlere karşı bu maddeyle alakalı yapılması gereken işlemler de çok bellidir.

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Efendim, soruşturma izinlerini…

AYTUĞ ATICI (Mersin) – MİT’in görevi silah götürmek mi Suriye’ye?

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) - Onun için, bakın, o tırlarla ilgili Türkiye Cumhuriyeti’nin Millî İstihbarat Teşkilatının yaptığı görevle alakalı dış dünyaya, içeriye nasıl bir algı oluşturulmak istendiği de ortadadır.

Biz bu nedenle diyoruz ki: Herkes hukuka uymalı, hukuku uygulamalı, hukuku çiğnememelidir.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Karakola ifade vermeye gitmeyen adamın ne hukuku olur be! Adam karakola ifade vermeye gitmiyor, hukuktan bahsediyorsunuz!

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Siz hukuku ihlal ediyorsunuz, Adalet Bakanlığı ihlal ediyor.

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) - Yasal himayelere, yasal kısıtlara da herkes riayet etmelidir.

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Neden bahsediyorsunuz?

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Adam karakola ifade vermeye gitmiyor, hukuktan bahsediyorsunuz. Hukukun ırzına geçtiniz siz!

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) - Tabii, Dışişleri Bakanımız Sayın Davutoğlu’nun işkenceyi önleme ulusal mekanizmasının kurulmasıyla ilgili konu Adalet Komisyonunda da geçen gündeme getirilmişti. Bu konuyla ilgili ben de bakan arkadaşımıza konuyu ilettim. Bizim Bakanlığımızla ilgili bir boyutu varsa onu da takip edeceğiz ve bu mekanizmanın kısa süre içerisinde hayata geçirilmesi için gereğini yapacağız. Türkiye taahhütlerine uyacaktır. Şu anda bu konuda kesin bir bilgiye sahip olmadığım için daha detaylı bir bilgi veremiyorum.

HASAN ÖREN (Manisa) – Müsteşarla İzmir Başsavcısı arasındaki ilişki…

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) - Tabii, Sayın Tanal sorduğu soruyla ilgili birtakım rakamlar istedi. Onları benim şu anda burada verebilme imkânım yok. Araştırmaya muhtaç bir konu. Ondan sonra doğru bilgileri kendisine verebilirim.

Şimdilik, başka sorular var yazılı cevap vereceğim ona, teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Peki, teşekkür ediyorum Sayın Bakan.

Soru-cevap işlemi tamamlanmıştır.

Birinci bölüm üzerindeki görüşmeler böylece tamamlanmıştır.

Şimdi birinci bölümde yer alan maddeleri, varsa o madde üzerinde önerge işlemlerini yaptıktan sonra ayrı ayrı oylarınıza sunacağım.

Sayın milletvekilleri, 1’inci madde üzerinde maddenin çıkarılmasına ilişkin dört önerge vardır. Bu önergelerden Cumhuriyet Halk Partisi ve Milliyetçi Hareket Partisi Gruplarına mensup milletvekillerince verilen iki önerge, maddenin Anayasa’ya aykırılık sebebiyle çıkarılmasını isteyen önergelerdir. Bildiğiniz üzere İç Tüzük’ün 84’ücü maddesine göre, bir kanun tasarısı veya teklifin Genel Kuruldaki görüşülmesi sırasında tasarı veya teklifin belli bir maddesinin Anayasa’ya aykırı olduğu gerekçesiyle reddini isteyen önergeler diğer önergelerden önce oylanır.

Bu nedenle, önergeleri sırasıyla okutacağım. Önce bahsettiğim iki Anayasa’ya aykırılık önergelerini birlikte işleme alacağım ve oylayacağım. Önergelerin kabul edilmesi hâlinde 1’inci madde tekliften çıkartılacak olup diğer önergeleri işlemden kaldıracağım. Önergelerin kabul edilmemesi hâlinde ise 1’inci maddeyi metinden çıkarmayı öngören diğer iki önergenin işlemine devam edeceğim.

Önergeleri okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 523 sıra sayılı Kanun Teklifinin Çerçeve 1 inci maddesinin Teklif metninden çıkarılmasını ve diğer maddelerin buna göre teselsül ettirilmesini arz ve teklif ederiz.

                   İdris Şahin                                        Salih Koca                               Mehmet Şükrü Erdinç

                      Çankırı                                            Eskişehir                                             Adana

               Türkan Dağoğlu                                   Oya Eronat

                     İstanbul                                          Diyarbakır

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı’na

Görüşülmekte olan 523 sıra sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifinin çerçeve 1 inci maddesinin teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                 İdris Baluken                                       Erol Dora                                      Pervin Buldan

                       Bingöl                                              Mardin                                                Iğdır

                  Bengi Yıldız                                       Nazmi Gür

                      Batman                                                Van

BAŞKAN – Şimdi, Anayasa’ya aykırı olan aynı mahiyetteki önergeleri okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 523 sıra sayılı Bazı kanunlarda değişiklik yapılmasına dair kanun teklifinin çerçeve (1.) maddesinin Anayasaya aykırı olması nedeniyle teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                Ali Rıza Öztürk                             Dilek Akagün Yılmaz                           Ömer Süha Aldan

                      Mersin                                               Uşak                                                Muğla

                  Celal Dinçer                                     Müslim Sarı                                    İlhan Demiröz

                     İstanbul                                            İstanbul                                              Bursa

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 523 Sıra Sayılı Kanun Teklifinin 1. Maddesinin Anayasaya aykırı olması sebebiyle Teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                    Faruk Bal                                        Oktay Vural                                   Yusuf Halaçoğlu

                       Konya                                                İzmir                                               Kayseri

                   Celal Adan                                 Murat Başesgioğlu                           S. Nevzat Korkmaz

                     İstanbul                                            İstanbul                                             Isparta

BAŞKAN – Evet, Sayın Komisyon, Anayasa’ya aykırılık iddiasıyla aynı mahiyetteki önergeye katılıyor musunuz?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ HAKKI KÖYLÜ (Kastamonu) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet de katılmıyor.

Önergeler üzerinde söz isteyen Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Faruk Bal, Konya Milletvekili.

FARUK BAL (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bugün burada neyi değerlendiriyoruz?  Bugün, burada, 2010 yılında yapılan Anayasa değişikliği ile yargının içine düştüğü durumu tekrar başka bir olay nedeniyle; yolsuzluk, rüşvet, kara para aklama gibi ithamlar nedeniyle Adalet ve Kalkınma Partisinin yargı üzerinde otorite kurma amacıyla getirmiş olduğu kanunu görüşüyoruz.

Değerli arkadaşlarım, 2010 Anayasa değişikliği sürecinde Milliyetçi Hareket Partisi ne söylemişse aynısını bugün söylüyor. O zaman demiştik ki: “Hukukun üstünlüğünü, yargının bağımsızlığını, hâkimin teminatını, yargının tarafsızlığını ihlal edecek bir değişikliği gündeme getirdiniz. Siz daha önceki Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun ‘İdeolojik karar veriyor.’ gerekçesi ile yapısını, bu ilkeleri değiştirerek yeni bir yapılanmaya yol açıyorsunuz. Bu, Anayasa’nın temel ilkelerine aykırıdır.” O tarihte gizli bir gündemin sonucu olarak, 3 tane zehirli maddenin üzerine 8-10 tane daha kamuoyunda hoş karşılanabilecek maddeyi getirdiniz; “kadına pozitif ayrımcılık” adı altında Türk milletinin kadına saygısını, Türk milletinin çocuğa sevgisini, Türk milletinin şehitlerin dul ve yetimlerine olan şefkatini, merhametini; Türk milletinin engelliye olan şefkatini, merhametini suistimal ederek, hatta yetinmeyerek, hiç ilgisi olmadığı hâlde, milletimizin vicdanında büyük bir yara olan “Başörtüsüne çözüm getiriyoruz.” yalanıyla ve yine yetinmeyerek, milletimizin ruhunda derin yaralar açan 12 Eylül darbesine nefreti dahi suistimal ederek 2010 Anayasa değişikliğini gerçekleştirdiniz.

Gerçekleşen bu Anayasa değişikliği ile elbette ki yargının içindeki iç denetim organlarını ve yargının kendi kendini dengeleme mekanizmalarını ortadan kaldırdınız ve kaldırılan bu hâliyle birtakım operasyonları yaptırdıktan sonra, şimdi sizin kuyruğunuz kapıya sıkışınca bu yargıyla hesaplaşmak üzere bu tasarıyı getirdiniz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; burada da 2010 tarihinde söylediğimizin aynısını söylüyoruz. Yargının bağımsızlığı, yargının tarafsızlığı, hâkimin teminatı, hukuk devleti, hukukun üstünlüğü ve parlamenter demokrasideki kuvvetler dengesini altüst eden Anayasa’ya aykırı bir teklif getirdiniz. Hukuk devletine ve hukukun üstünlüğüne inanmış olsaydınız, ortaya çıkmış olan ve her ölçüde hiçbir şekilde makes bulmayan birtakım rüşvet görüntüleri, kasalar içerisinde milyon dolarlar, ayakkabı kutuları içerisinde milyon dolarlar, bunları takip eden polis ekiplerinin elde etmiş olduğu taksi bagajlarındaki milyon dolarlar, havaalanına giderken tespit edilmiş milyon dolarlarla ilgili kişileri, hiç tereddüt etmeden, hukukun üstünlüğüne inanan, yargının bağımsızlığına inanan bir iktidar, olduğu gibi yargının önüne teslim ederdi. O takdirde “Hukukun üstünlüğü” lafını sizin ağzınıza almanız ve onun gereğini yerine getiren bir iktidar olarak elbette ki takdir görmeniz gerekirdi.

Tam aksine bir uygulama ile Yargıtay, Anayasa Mahkemesi, HSYK ve akademi çerçevesi içerisinde artık yasama meclisini partileştiren, devleti partileştiren, yürütmeyi olduğu gibi partileştiren, sermayeyi partileştiren, basını partileştiren bir iktidar olarak bir tek yer kalmıştı: Yargı. Orayı da siyasal hedeflerinize alet etmek üzere partileştirdiğiniz takdirde Türkiye tam bir parti devleti hâline gelecektir ve bu parti devleti hâline gelen Türkiye’de de ne demokrasiden ne hukuktan ne insan haklarından söz etmek mümkün olmayacaktır. Doğru olan, dürüst olan, hukukun gereğini yerine getirmek…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

FARUK BAL (Devamla) - …kimin oğlu olursa olsun, kimin bacanağı olursa olsun, kimin neresine dokunursa dokunsun yargının huzurunda hesap vermelidir. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Aynı mahiyetteki önerge üzerinde söz isteyen Dilek Akagün Yılmaz, Uşak Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

Buyurun.

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; bu madde üzerinde bu önergenizle geri çekmenizdeki maksadı anlayamadık. Zaten bu maddede, Yargıtay Birinci Başkanı, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı için bu sürelerin kısaltılmasını 26 Ağustos 2011 tarihinde 650 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’yle yapmıştınız. Şimdi yeniden süreleri uzatıyordunuz, yeniden neden bunu önergeyle geri çektiğinizi anlayamadık.

Şimdi, süreleri uzatmanızın nedeni, Yargıtay içerisinde de var olan bu çete ya da yasa dışı yapılanmayla ilgili kişilerin herhangi bir şekilde etkinliklerini kırmak amacıyla yaptığınızı düşünmüştük ama şimdi aklımıza geliyor ki bu süreleri yeniden kısaltıyorsanız ve bu maddeyi çekiyorsanız acaba bu yasa dışı yapılanmayla herhangi bir şekilde uzlaşma mı sağladınız? Aklımıza bu geliyor. Bu konuda herhâlde bir açıklama yapılır sizin grubunuz tarafından.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 12 Eylül 2010 referandumu ile Yargıtayda, Danıştayda, Anayasa Mahkemesinde, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunda her türlü dizayn çalışmasını yaptınız. Bu düzenlemelerle Yargıtaya 160 yeni yargıç, Danıştaya da 51 yeni yargıç getirdiniz ve yargıyı vesayetçi yapıdan kurtardığınızı iddia ettiniz. Ancak ne hikmetse 17 Aralık 2013 tarihinde yolsuzluk ve rüşvet operasyonları başlayınca sizlere, hepinize bir vahiy geldi, Başbakan dâhil, bakanlar dâhil “Yargı içinde yasa dışı bir yapılanma var. Bu yasa dışı yapılanma her türlü hukuksuz kararı veriyor ve buna karşı biz mücadele başlatıyoruz.” dediniz, hep beraber bunu söylediniz. Hatta, Başbakan, özel yetkili mahkemeler için şöyle söyledi: “Bugün artık geçmişteki bazı yargılamaların da üzerinde çok büyük soru işaretlerinin oluştuğunu daha net olarak görüyoruz. Sahte ihbar mektuplarıyla, yasa dışı dinlemelerle, sahte delillerle, tasarlanmış ve ayarlanmış bir kısım yargı mensuplarıyla insanların nasıl mahkûm edildiklerini bugün çok daha belirgin şekilde görebiliyoruz.” Aynı şekilde Yalçın Akdoğan “Orduya kumpas yapıldı, bu ülkenin insanlarına kumpas yapıldı.” dedi. 17 Aralıkta birdenbire bunlar aklınıza geldi. Ve buradan anlaşılıyor ki, Fethullah Gülen cemaatinin yargı üzerinde vesayetine siz neden oldunuz. Aslında onlarla beraber siz de suç ortaklığı yaptınız, 17 Aralığa kadar da bu suç ortaklığınız devam etti. Dediniz ki: “Kumpas var.” Dediniz ki: “Orduya ve bu ülkenin insanlarına kumpas var.” Şimdi, bu çetenin suç ortağı olarak -böylesi bir kumpas var ise- bu kumpası işleyenler ciddi anlamda bu ülke insanlarına ve bu ülkeye karşı suç işliyor. Bunu söyleyip bir kenara çekilemezsiniz. Bu kumpası işleyenler kimse bunların cezalandırılması konusunda gereken işlemler başlatılmış mıdır? Biz Bakana soruyoruz ama ne yazık ki hiçbir şekilde cevap alamıyoruz.

Şimdi, deniyor ki: “Kumpas yapılmıştır, bu yargılamalar gerçekten adil yargılanma ilkelerine uygun değildir.” Biz de bunu yıllardır söyledik ama bize kulaklarınızı tıkadınız. Şimdi, bu kumpas sonucunda yargılananların mağduriyetlerinin giderilmesi konusunda bir çaba sarf ediyor musunuz? O insanlar cezaevinde ölüyorlar. 75 yaşında insanlar ölüme terk edildiler, özgürlüklerinden mahrum bırakıldılar. Şimdi onun için bir şey yapıyor musunuz? Elbette yani siz eğer -bugün uzlaşma gibi bir izlenim edindik- uzlaştıysanız yeniden başlayacaksınız. “Aslında biz o davaların savcısıydık.” demeye yeniden başlayacak mısınız, bunu da merak ediyoruz.

O insanların yeniden yargılanması gerekiyor. Özel yetkili mahkemelerin, tasfiye hâlinde olan özel yetkili mahkemelerin verdikleri kararların tamamen ortadan kaldırılması, yok hükmünde sayılması gerekiyor. Bunlarla ilgili nasıl bir düzenleme yapıyorsunuz, bunu öğrenmek istiyoruz sevgili arkadaşlar. Bunu yapmak sizin boynunuzun borcu, bunu yapmak sizi bu suçlardan kurtarmayacak ama belki vicdanınızı rahatlatabilir diye düşünüyorum.

Gizli tanıklıkla ilgili, bu uzun tutuklamalarla ilgili ne yapıyorsunuz? Gizli tanıklık timleri oluşturuyorsunuz, bunları ortadan kaldırmak istemiyorsunuz. Bu yasa dışı yapılanmaları aslında ortadan kaldırmak istemiyorsunuz, onun yerine, cemaatin yerine, cemaat yargısı yerine, bu yasa dışı yargı yerine aslında bir AKP yargısı oluşturmaya çalışıyorsunuz. Bizim itirazımız bundandır işte. Biz ise, bağımsız ve tarafsız bir yargı olması gerektiğini söylüyoruz, Anayasa değişikliğini yapmak gerektiğini söylüyoruz. Anayasa değişikliğini yapmadığınız sürece bunlar sizin boynunuzda bir yafta olarak kalacaktır çünkü siz…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Devamla) – …AKP yargısını oluşturmaya çalışıyorsunuz. Bu ülke insanları da farkında ve asla sizi affetmeyecekler.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Maddenin Anayasa’ya aykırılık sebebiyle çıkarılmasını isteyen iki önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önergeler kabul edilmemiştir.

Aynı mahiyetteki diğer önergeleri okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 523 sıra sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifinin çerçeve 1 inci maddesinin teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                 İdris Baluken                                       Erol Dora                                      Pervin Buldan

                       Bingöl                                              Mardin                                                Iğdır

                  Bengi Yıldız                                       Nazmi Gür

                      Batman                                                Van

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

                   İdris Şahin                                        Salih Koca                               Mehmet Şükrü Erdinç

                      Çankırı                                            Eskişehir                                             Adana

               Türkan Dağoğlu                                   Oya Eronat

                     İstanbul                                          Diyarbakır

BAŞKAN – Sayın Komisyon aynı mahiyetteki önergelere katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ HAKKI KÖYLÜ (Kastamonu) – Takdire bırakıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Takdire bırakıyoruz.

BAŞKAN – Önergeler üzerinde söz isteyen İdris Baluken, Bingöl Milletvekili. (BDP sıralarından alkışlar)

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 523 sıra sayılı Kanun Teklifi üzerine partimiz adına söz almış bulunmaktayım. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

1’inci maddede vermiş olduğumuz bu önergenin dikkate alınmış olmasını olumlu buluyoruz. Bu maddenin tekliften çıkarılmış olması olumludur ancak şunu özellikle ifade etmek istiyoruz: Bu yapılan düzenlemenin tamamı, kanun teklifinin tamamının Genel Kuruldan çekilmesi ve bir Anayasa değişikliği zemini aranarak tüm siyasi partilerin ortaklaşa yapacağı bir düzenlemeyle Genel Kurula getirilmesinin doğru olan yöntem ve metodoloji olduğunu belirtmek istiyoruz çünkü başından beri de kamuoyuna bu düzenlemeyle ilgili düşüncelerimizi aktarıyoruz.

Burada bizim önemsediğimiz iki ilke var: Birincisi, yapılan düzenleme tarafsız ve bağımsız bir yargıya hizmet eden bir düzenleme midir? İkincisi, kuvvetler ayrılığı ilkesine uygun bir düzenleme midir?

Şimdi, bu her iki ilkede de bir ortak mutabakatın burada şekillenmediğini çok rahatlıkla söyleyebiliriz çünkü 3 siyasi parti, bu yaptığınız düzenlemeyle tarafsız ve bağımsız bir yargıyı oluşturmak bir yana, yargıyı yürütmenin denetimine verecek bazı düzenlemeler yaptığınızı, Adalet Bakanlığına güçlü yetkilerle yargı üzerinde bir tahakküm kurduğunuzu düşünüyor.

Dolayısıyla, böyle bir düşünce, toplumun, halkın yüzde 50’sini temsil eden siyasi partiler de varken sizin bu düzenlemeyi kendi bildiğiniz şekilde buraya getirmeniz doğru değildir.

O nedenle, aslında başından beri 3 siyasi partiyle ortaklaşarak bir Anayasa değişikliğinin uzlaşmasını aramanız gerekiyordu. Komisyon görüşmeleri sırasında da Sayın Adalet Bakanı grubumuzu ziyaret ettiğinde yine kendisine ifade etmiştik, komisyonda bu görüşmelerin derhâl durdurulmasını, her 3 siyasi partiyle ortak bir Anayasa metninin oluşturularak bunun komisyona ve Genel Kurula getirilmesini önermiştik ama maalesef, bir taraftan bizimle görüşülüyordu, bir taraftan da komisyon bu verilen kanun teklifini görüşmeye devam ediyordu. Buradaki samimiyetsizliğin bütün bu tartışmayı beraberinde getirdiğini ifade etmek istiyoruz.

Bakın, bizim başından beri söylediğimiz bir şey var: Biz HSYK’nın bugünkü yapısından rahatsızız, bunun değişmesi gerekir ancak değişirken, dediğimiz gibi, Anayasa uzlaşmasıyla, birincisi, kaynakların çeşitliliğini gözetmek gerekir; ikincisi ise milletin iradesi Parlamentonun iradesini mutlaka devreye koymak gerekir. “Kaynakların çeşitliliği” derken, Yargıtay Genel Kurulu, Danıştay Genel Kurulu dışında meslek deneyimi olan avukatlardan, hâkimlerden, üniversitelerden, sivil toplum alanlarından da demokratik seçim süreçleriyle mutlaka bu HSYK’ya üye verilmesi gerektiğini ifade ediyoruz. Bu demokratik seçim süreçlerinden geçen adaylar Parlamentoya gelir, Parlamentoda nitelikli çoğunlukla HSYK’da görevlendirilecek olan adaylar seçilir. Doğru olan yöntemin bu olduğuna inanıyoruz. O nedenle sadece bu 1’inci maddeyle ilgili düzenlemenin geri çekilmesi değil, kanun teklifinin tamamen geri çekilmesinin önemli olduğunu ifade etmek istiyoruz.

Bakın, bu yaptığınız, buraya getirdiğiniz teklifle siyaseten siz kendi kendinizi boşa çıkarıyorsunuz; hatta diğer siyasi partiler için de bu geçerli, BDP dışındaki siyasi partiler için de geçerli. Bu HSYK düzenlemesini de içeren Anayasa değişikliğine 12 Eylül referandumunda cansiparane “evet” dediniz, AK PARTİ Grubu olarak bunun için meydanlara gidip oy topladınız; diğer siyasi partiler de, Cumhuriyet Halk Partisi ve Milliyetçi Hareket Partisi de bu HSYK düzenlemesini içeren Anayasa teklifine “hayır” demişti. Şimdi roller değişti, sizin iki yıl önce “evet” dediğinize bugün siz “hayır” diyorsunuz, onların “hayır” dediğine bugün onlar “evet” diyecek bir pozisyona geldiler ama başından beri Barış ve Demokrasi Partisi bu her iki görüşü de kabul etmediğini 12 Eylül referandumunda sandık başına gitmeyerek boykotla ortaya koydu. Bugün de bu HSYK’da düzenleme yapılmalı ama mutlaka anayasal düzenlemeyle, kuvvetler ayrılığı ilkesi ve tarafsız ve bağımsız bir yargıyla oluşturulması gerektiğini ifade ediyorum.

Umarım bu önerilerimizi, bu görüşlerimizi sizler de dikkate alır ve Genel Kuruldan bu düzenlemeyi geri çeker, bir anayasal uzlaşma zemini ararsınız.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan…

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Sayın Başkan…

BAŞKAN - Buyurun.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Baluken “12 Eylül 2010’da ‘hayır’ dediğinize bugün ‘evet’ dediniz.” diyor. O neresiymiş, kimmiş o bugün “evet” diyen, neresine “hayır” neresine “evet” demiş, bunu açıklamasını istiyorum yani bu biz miyiz, Cumhuriyet Halk Partisi mi?

BÜLENT TURAN (İstanbul) – “Hayır” demedin mi ama?

BAŞKAN – Ama Sayın İnce, biliyorsunuz böyle bir usul söz konusu değil.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Gayet net ifade ettim, Anayasa değişikliğine “Hayır” dediniz, bugünkü düzenlemeye de…

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Efendim, partimizin adını da sayın hatip vererek…

MUHARREM İNCE (Yalova) – Hayır, partimizi kastettiğine göre o zaman sataşma var.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Sataşma söz konusu.

BAŞKAN – Buyurun Sayın İnce, iki dakika söz veriyorum.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Öztürk…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Öztürk.

V.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

18.- Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk’ün, Bingöl Milletvekili İdris Baluken’in 523 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 1’inci maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;  12 Eylül 2010 Anayasa referandumuyla, Anayasa değişikliğiyle Anayasa’nın 159’uncu maddesinde Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun yapısı yeniden düzenlenmiş ve bu düzenlenen 159’uncu maddeye göre yeniden Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu kararı çıkarılmıştı. Ben o günkü konuşmalarımızı tutanaklardan okudum. Aslında, onun bir, darbenin eylem planı niteliğinde olduğunu söyledik. Şimdi de yine, 17 Aralıkta meydana gelen yolsuzluk operasyonunun önünü kesmek için bir intikam yasası olarak bu yasa getiriliyor. Aslında bu yasanın Türkiye Büyük Millet Meclisine getirilme amacı ve nedeni tarafsız ve bağımsız bir yargı oluşturmak değil, milletin yargısını oluşturmak değil. Sayın Başbakan 12 Eylül 2010 referandumundan sonra kendisinin sandığı yargının 17 Aralık 2013 operasyonunda kendisinin olmadığını anlaması üzerine yine yargıdan intikam almak üzere getirmiştir. Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak ne bundan önceki HSYK düzenlemesinin ne de 12 Eylül 2010 referandumuyla gelen HSYK düzenlemesinin ne de bu teklifin doğru olduğunu hiçbir zaman savunmuyoruz. Bizim amaçladığımız, gerçekten, milletin uzlaşmasıyla, tüm partilerin uzlaşmasıyla Anayasa’da yapılabilecek bir değişiklikle milletin yargısı olacak, tarafsız, bağımsız bir yargı oluşturmaktır. Hiçbir mezhebin, hiçbir cemaatin, hiçbir inancın, hiçbir siyasi partinin olmayan, sadece ve sadece milletin olan, tarafsız, bağımsız ve özgür bir yargının oluşmasını biz savunuyoruz. Bunu komisyonda da savunduk, Grup Başkan Vekilimiz Sayın Engin Altay bu çağrıyı yaptı, hâlen biz bu noktadayız. Ne bundan öncekini ne de bu teklifi savunmuyoruz.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Evet, teşekkür ederim.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Bugünkü HSYK sizin ürününüz, CHP’nin ürünü.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Sen ne bilirsin ya, sen ne bilirsin ya!

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Haydi oradan, haydi oradan! İkide bir Anayasa Mahkemesine gidiyorsunuz.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Halaçoğlu.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Aynı şekilde partimize olan bir sataşma dolasıyla…

BAŞKAN – Buyurun.

İki dakika söz veriyorum sataşma nedeniyle.

19.- Kayseri Milletvekili Yusuf Halaçoğlu’nun, Bingöl Milletvekili İdris Baluken’in 523 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 1’inci maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşması sırasında Milliyetçi Hareket Partisine sataşması nedeniyle konuşması

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; söylendiği gibi, biz, evet, 2010 yılındaki Anayasa referandumunda düzenlemelere “Hayır.” dedik ve bunun için çaba gösterdik ama Sayın Baluken’in bir yanlışı var. Biz, burada, bugün “Evet.” demiyoruz HSYK’ya, biz yine aynı düşüncedeyiz ama hangi sebeple aynı düşüncedeyiz? “Değişmesini şu an için istemiyoruz.” dedik. Çünkü, önce yolsuzluklar var ve yolsuzluklar sebebiyle HSYK’da değişiklikler söz konusu ediliyor. Yani, siz, hukukun bir şekilde bunu ortaya çıkarmasından endişe duyduğunuz için yapıldığı için biz bugün değiştirilmesine karşı çıkıyoruz. Yoksa, biz “Evet.” demiyoruz, yine “Hayır.” fikrimizde devam ediyoruz.

Dolayısıyla, öncelikle, gerek Anayasa şeklinde Anayasa’daki düzenlemelerin gerekse bugün kanuni düzenlemelerin …

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Yani “Değişsin.” diyor musunuz Hocam? “Bu HSYK yapısı değişsin.” diyor musunuz?

YUSUF HALAÇOĞLU (Devamla) – …kesinlikle bu yapılanmanın doğru olmadığını ama yolsuzlukların ortadan kaldırılmasından sonra gerekiyorsa bunların değiştirilmesine taraftar olduğumuzu belirttik ve bunda ısrarlıyız, hiçbir zaman da bu düzenlemeyi kabul etmiyoruz.

Çünkü, bakın “Evet.” diyen ve bunun propagandasını yapan iktidar partisi şu sonucu elde etti: Yüzde 58 “Evet.” çıkardı. Yani, bugün “Hayır.” demek suretiyle yüzde 58’i aldattı. Yüzde 58’in bunlardan hesap sorması gerekir. Dolayısıyla, dün, üç sene önce bunun farkına varmayan iktidar, üç sene sonra mı aklı başına geldi?

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Biz bugünkü HSYK’ya “Evet.” demedik.

YUSUF HALAÇOĞLU (Devamla) – Demek ki, ileriyi göremiyorsunuz, ileriyi göremiyorsunuz.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Bunlar aynı şeyler değil Hocam.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Bugünkü HSYK’ya “Evet.” demedik.

YUSUF HALAÇOĞLU (Devamla) – Yine, bugün reddediyorsunuz. Kuran sizdiniz, oluşturan sizdiniz, bugün itiraz eden sizsiniz.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – O, Anayasa değişikliğiydi Hocam.

YUSUF HALAÇOĞLU (Devamla) – Dolayısıyla, biz, dün neyi söylüyorsak bugün de aynı şeyleri söylüyoruz.

Saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Evet, teşekkür ediyorum.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – O günkü Anayasa değişikliydi, bugünkü kanun.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Bugünkü HSYK’ya “Evet.” demedik biz.

X.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

3.- Bartın Milletvekili Yılmaz Tunç ve 77 Milletvekilinin; Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve Adalet Komisyonu Raporu (2/1929) (S. Sayısı: 523) (Devam)

BAŞKAN – Şimdi diğer önerge için gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Önergeyle, Yargıtay Birinci Başkanı ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı seçilebilmek için en az sekiz yıl, Birinci Başkanvekili, daire başkanı ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcıvekili seçilebilmek için en az altı yıl süre ile Yargıtay üyeliği yapmış olmak şartı aranmasına ilişkin değişiklik, Teklif metninden çıkarılmaktadır.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Neden?

BİRGÜL AYMAN GÜLER (İzmir) – Neden?

BAŞKAN – Evet, aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önergeler kabul edilmiştir.

BİNNAZ TOPRAK (İstanbul) – Neyi kabul ettik?

BAŞKAN - Kabul edilen bu önergelerle 1’inci madde teklif metninden çıkarılmıştır. Ancak, bir karışıklığa meydan vermemek için, mevcut komisyon metninden görüşmelere devam edeceğiz. Kanunun yazımı esnasında maddeler teselsül ettirilecektir.

2’nci madde üzerinde üç adet önerge vardır. Bu önergelerden Cumhuriyet Halk Partisi ve Milliyetçi Hareket Partisi gruplarına mensup milletvekillerince verilen iki önerge maddenin Anayasa’ya aykırılık sebebiyle çıkarılmasını isteyen önergelerdir. Bu sebeple öncelikle bu iki önergeyi işleme alıyorum.

Önergeleri okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı’na

Görüşülmekte olan 523 sıra sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifinin çerçeve 2 nci maddesinin teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                 İdris Baluken                                       Erol Dora                                      Pervin Buldan

                       Bingöl                                              Mardin                                                Iğdır

                  Bengi Yıldız                                       Nazmi Gür

                      Batman                                                Van

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki, maddenin Anayasa’ya aykırılık sebebiyle çıkarılmasını isteyen önergeleri okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 523 sıra sayılı Bazı kanunlarda değişiklik yapılmasına dair kanun teklifinin çerçeve (2.) maddesinin Anayasaya aykırı olması nedeniyle teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                Ali Rıza Öztürk                             Dilek Akagün Yılmaz                               Kamer Genç

                      Mersin                                               Uşak                                               Tunceli

              Ömer Süha Aldan                                 Celal Dinçer                                      Müslim Sarı

                       Muğla                                              İstanbul                                            İstanbul

                İlhan Demiröz

                       Bursa

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 523 Sıra Sayılı Kanun Teklifinin 2. Maddesinin Anayasaya aykırı olması sebebiyle Teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                    Faruk Bal                                        Oktay Vural                                   Yusuf Halaçoğlu

                       Konya                                                İzmir                                               Kayseri

                   Celal Adan                                 S. Nevzat Korkmaz                           Murat Başesgioğlu

                     İstanbul                                             Isparta                                             İstanbul

               Seyfettin Yılmaz

                       Adana

BAŞKAN - Komisyon aynı mahiyetteki önergelere katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ HAKKI KÖYLÜ (Kastamonu) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN - Hükûmet katılıyor mu?

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) -  Katılmıyoruz.

BAŞKAN - Önergeler üzerinde söz isteyen Kamer Genç, Tunceli Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 523 sıra sayılı Yasa Teklifi’nin 2’nci maddesinin teklif metninden çıkarılmasıyla ilgili önerge verdik.

Şimdi, Bekir burada çıktı, bu kanunun Anayasa’ya uygun olduğunu söyledi.

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Terbiyeli konuş be!

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – “Sayın Bakan…”

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Saygılı ol, saygılı!

KAMER GENÇ (Devamla) – Ahmet İyimaya çıktı, bu kanunun Anayasa’ya uygun olduğunu söyledi.

Biraz fikir namusunu taşıyan, biraz dürüst olan bir insan bu maddenin Anayasa’ya uygun olduğunu iddia edemez arkadaşlar.

Maddenin esası nedir? Hâkimler, savcılar yurt dışına staj ve görgülerini arttırmak için… Eskiden seçilirken HSYK seçiyordu, gönderiyordu, şimdi HSYK’daki o yetkiyi alıyorsunuz, Adalet Bakanına veriyorsunuz.

Şimdi, yani Hâkimler ve Savcılar Kurulunun bu… Hâkim ve savcıların yurt dışına gönderilmesindeki esası maliye memuru statüsüne düşürüyorsunuz.

Şimdi, hangi akıl ve hangi mantık burada yapılanın yargı bağımsızlığı olduğunu söyleyebilir?

Şimdi, Bekir burada biraz önce diyor ki…

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – “Sayın Bakan…”

KAMER GENÇ (Devamla) - “Biz yargı bağımsızlığını koruyoruz.” Ya, insan biraz Allah’tan utanır ya, Bekir! Sen güya… Sen de Ahmet İyimaya, hem imam hatip mezunusunuz hem de hukuku bitirmişsiniz. Sizden biraz daha dürüst bir fikir aslında teşekkül etmesi lazım, tam dinsiz (x) olmuşsunuz ya, böyle bir şey olur mu? (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN - Sayın Genç, lütfen, temiz bir dille konuşun.

KAMER GENÇ (Devamla) – Bakın, İzmir’deki olay şöyle: Şimdi, Ulaştırma Bakanının bacanağını suçüstü yakalıyorlar, ondan sonra Ulaştırma Bakanının bacanağını teslim etmiyorlar; bu Bekir telefon ediyor, Müsteşarına talimat veriyor, diyor ki: “Savcıya söyle, o soruşturmayı geri alsın.” Savcı da almıyor. Ama beş gün kaçırıyorlar, ondan sonra kendilerine göre bir hâkim ve savcı buluyorlar, ondan sonra tahliye ediyorlar.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Bozacının şahidi şıracı.

KAMER GENÇ (Devamla) – Şimdi, Tayyip’in oğlu niye kaçıyor? Bakın, Tayyip’in oğlu… Deniliyor ki Tayyip’in oğluna: Sen bir vakıf kurmuşsun, bu vakfa 200 trilyon lira birisi bağışlamış, 3 milyon dolar birisi bağışlamış, hazine arazileri alanlar evvela gitmişler, bu Tayyip’in oğlunun vakfına para vermişler; ondan sonra Tayyip de diyor ki: “Ya, benim oğlum hayır işlerini yapıyor.” Yahu, hayır işlerini o yapıyor da başkası yapmıyor mu?

Şimdi, bakın, hırsızlığınızla suçüstü yakalanmış bir iktidarsınız, bu hırsızlığınızı örtbas etmek için ne yapıyorsunuz, hâkimleri kendi statünüz içine almak istiyorsunuz. Yani bunu böyle kısaca izah etmek isterseniz, on iki senelik iktidarınız zamanında, soygunlardan ve yolsuzluklardan kaynaklanan bir lağımdan teşekkül etmiş bir bataklık var. O bataklığın içine birçok yöneticileriniz girmiş ve batmış. Şimdi, bu kanunla getiriyorsunuz o lağım bataklığında “Efendim, biz bundan nasıl çıkarız?” diyorsunuz. Şimdi, icat edilmiş dozerleri getirseniz bunu çıkaramazsınız çünkü bu lağım, bu bataklık çok büyük bir bataklık. Bu, sizi kurtaramaz. Bu kadar insanlık dışı bir düşünceyle olamaz.

Şimdi, yarına ne yapacaksınız, bu kanunu çıkardıktan sonra? Zaten 1. Daireyi istediği gibi değiştirmiş Bekir. Ondan sonra, oraya 5 tane hâkim getirmişsiniz, iki günde 96 tane hâkimi değiştirdiniz, savcıyı değiştirdiniz. Yarına ne yapacaksınız? Kendinize göre bir mahkeme teşekkül edeceksiniz, Tayyip’in çocuklarını, Bakanın çocuklarını oraya götüreceksiniz, hâkimler sizi affedecek. Geçmişte Tayyip Erdoğan gitti, Üsküdar hâkimi… Orada AKBİL’de nasıl aklandı? Daha Başbakan olmamıştı, partisi Başbakandı, gitti orada, Üsküdar’da hâkim onu akladı, arkasından… Hâkim şimdi Yargıtayda nerede biliyor musunuz? Şimdi, onu da ne yapacaksınız? Birtakım kendinize göre hâkimleri bulacaksınız, getireceksiniz, kendi pisliklerinizi temizleyeceksiniz;  o hakimler de size… Ondan sonra, birtakım makamlar vereceksiniz. Siz bununla Türkiye’yi bir karanlığa götürüyorsunuz. Türkiye’nin Anayasa’sını değiştiriyorsunuz. Anayasa’nın 2’nci maddesinde Türkiye Cumhuriyeti devleti bir hukuk devletidir. Bu hukuk devleti kalkınca Türkiye’de bir dikta rejimi olacaktır. Yani bu kanun yok hükmündedir, keenlemyekûndür. Eğer vakıf kanunu çıkarıp da Anayasa Mahkemesine rüşvet vermezseniz, Anayasa Mahkemesinde de bu keenlemyekûn sayılır ve hiç çıkmamış sayılır.

Ya, böyle insanlık dışı, ahlak dışı, hırsızlığı bu kadar metheden, hırsızlığa bu kadar sahip çıkan bir kanunu buraya getirebilmek için insanlarda utanma olmaması lazım, ar olmaması lazım, ar damarı olmaması lazım. Böyle bir şey olur mu arkadaşlar ya! Böyle burada bunlar savunulur mu ya!

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Bunların hiçbiri sende yok!

HARUN KARACA (İstanbul) – Aynaya bak, aynaya!

BAŞKAN – Sayın Bakan, söz talebiniz var, buyurun.

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Sayın Başkan, hatip şahsıma dönük hakarette bulundu…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Bakan.

İki dakika söz veriyorum sataşma nedeniyle.

Kürsüden lütfen. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

V.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

20.- Adalet Bakanı Bekir Bozdağ’ın, Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in 523 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 2’nci maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Esasında bu vakitte söz almak istemezdim, ama sayın hatip burada konuşurken, hem şahsımı hem de Sayın İyimaya’yı dinsizlikle itham eden bir ifade kullandı.

Tabii, Sayın Genç’i herkes tanıyor, Ahmet İyimaya’yı da tanıyor, Bekir Bozdağ’ı da tanıyor. Ben eminim ki, duyanların buna dair akıllarına birçok atasözü gelmiştir ama ben o atasözlerinin hiçbirini söylemek istemem, ama bilmesini isterim ki, benim dinimi, benim imanımı tartmaya Kamer Genç’in kıratı yetmez. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Hiçbirisi bunu tartamaz. Ben Sayın İyimaya’nın da dininin, imanının Sayın Kamer Genç tarafından tartılabileceğine inanmıyorum. Bütün bunları milletimiz değerlendiriyor.

Benim dilime pek çok laf geliyor ama ben bunların hiçbirisini burada ifade etmek istemem, ama insanları itham ederken, lütfen herkes diline hâkim olsun, doğru şeyler söylesin; edebiyle, üslubuyla, güzelliğiyle burada konuşulması lazım. Ben, şimdi, kalkıp size başka başka laflar elbette söyleyebilirim ama benim edebim buna izin vermez, benim ahlakım buna izin vermez, benim yetişme tarzım buna izin vermez. Ben hiç kimsenin imanının, dininin burada tartışılmasını, sorgulanmasını da doğru bulmam.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Hırsızlık yapan her şeyi yapar.

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Devamla) - Bunun da hesabını mahkemede soracağımı ifade ediyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Evet, teşekkür ediyorum.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan “Benim dinime, imanıma laf attı.” dedi, ben öyle bir şey söylemedim.

AHMET İYİMAYA (Ankara) – Sayın Başkan, ben de söz istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun Sayın İyimaya, sataşma nedeniyle size de iki dakika söz veriyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan “Benim dinimi, imanımı söz konusu etti.” dedi, böyle bir şey yok.

BAŞKAN – Sayın Genç, daha önce söz istediler.

Buyurun Sayın İyimaya.

21.- Adalet Komisyonu Başkanı Ahmet İyimaya’nın, Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in 523 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 2’nci maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

AHMET İYİMAYA (Ankara) – Değerli Başkanım, yüksek Parlamentonun muhterem üyeleri…

MUHARREM VARLI (Adana) – Ya, bırak bunları!

AHMET İYİMAYA (Devamla) – …biz sadece kimlik ve kişilik değiliz. Büyük milletin tarihî değerleriyle, günümüzün değerleriyle ve gelecekteki beklentileriyle temsilcileriyiz. Dil, beynin komutundan kurtulmuş canlı bir sözlük değildir. Milletvekilinin, anlamları dile dökerken vasat bir insanın asgari üslubuna sahip olması lazımdır. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Ahmet İyimaya olarak kendimi yüksek kurula tarif etmek, yüksek kurula tanıtmak gibi bir ihtiyaç içerisinde değilim ama…

ALİ ÖZ (Mersin) – Adalet Komisyonundan tanıyoruz!

AHMET İYİMAYA (Devamla) – … beni de küçük sözcüklerle ve küçük manalarla herhangi bir arkadaşın tarif etmesi mümkün değil. En az onların inançsızlığı kadar veya inancı kadar benim inancım da değerlidir. Benim inancıma beklediğim saygıyı… Onların inançsızlığına da saygı duyabilirim. Ben dinimi…

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – İnançsız kim Sayın İyimaya? Kimi inançsız diye itham ediyorsunuz?

AYTUN ÇIRAY (İzmir) – Çok ayıp!

AHMET İYİMAYA (Devamla) – Türü ne olursa olsun arkadaşlar.

Bakın, bir, inanmak; iki, inanmamak; üç, inanç içerisinde tür belirlemek özgürlük alanıdır. Kamer Bey’le ben yıllardır beraber siyaset yaptım ama kişiselleştirme yapmadım ve…

BİNNAZ TOPRAK (İstanbul) – “Onların inançsızlığı” ne demek ya?

AHMET İYİMAYA (Devamla) – … bugün ben bir komisyon başkanlığı görevini yürütüyorum. Buradaki görevim, tarafsız bir şekilde, kendi felsefemi de koruyarak müzakere zemini hazırlamaktı, hazırladığımı kabul ediyorum.

Saygılar sunuyorum Başkanım, saygılar. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Evet, teşekkür ederim.

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Hiç yakışmadı Başkan. Bence özür dilemelisiniz Sayın İyimaya.

BAŞKAN – Buyurun Sayın İnce.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Burada, Sayın İyimaya’nın konuşmasında takılı olduğumuz bir yer var: “Bizim inancımız, onların inançsızlığı.”

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Öyle demedi, hemen çarpıtıyorsunuz ya.

BAŞKAN – Hayır, hayır, öyle değil.

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) – Üçe ayırdım.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Bunu açması lazım. Ben Sayın Bozdağ kadar, Sayın İyimaya kadar kibar olamam. Eğer birisi benim inancımı sorgular…

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) – Sorgulamam.

MUHARREM İNCE (Yalova) – …beni inançsız olarak söylerse ona ağza alınmayacak lafları söylerim. 

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Arkandaki sorguladı, arkandaki.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Sorgulayan  kişi arkanda be!

MUHARREM İNCE (Yalova) – Ben o kadar kibar olamam, ben olamam. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Bir saniye sayın milletvekilleri, lütfen…

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Arkandaki sorguladı, arkandaki.

HARUN KARACA (İstanbul) – Muharrem, arkana bak, Kamer’i göreceksin!

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Dön arkana bak, dön.

MUHARREM İNCE (Yalova) – O lafı düzeltmesini istiyoruz.

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Dön de arkana bak.

BAŞKAN – Bir saniye sayın milletvekilleri…

MUHARREM İNCE (Yalova) – Ben asla o kadar kibar olamam.

BAŞKAN – Sayın İnce, konu anlaşıldı.

MUHARREM İNCE (Yalova) –  O lafı düzeltsin.

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Dön de arkana bak, arkandaki  sorguladı.

BAŞKAN – Sayın İnce, Sayın İyimaya “inancı veya inançsızlığı” dedi. Ben Sayın İyimaya’ya söz vereceğim açıklama…

MUHARREM İNCE (Yalova) – “Onların” dedi, “onların.”

BAŞKAN – Sayın İyimaya, Sayın Başkan, açıklık getirir misiniz sözünüze.

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – İşaret ederek söyledi.

BAŞKAN – Getirsin sözüne. Tamam açıklık getiriyor.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan “onların” dedi.

BAŞKAN – Hayır, hayır, her ikisini de söyledi “inançlılığı veya inançsızlığı” dedi.

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) – Başkanım, açıklayayım.

BAŞKAN – Buyurun.

VI.- AÇIKLAMALAR (Devam)

3.- Adalet Komisyonu Başkanı Ahmet İyimaya’nın, sataşma nedeniyle yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) – Değerli arkadaşlar, benim herhangi bir milletvekili arkadaşımı veya grubu muhatap alarak inanç tarifinde bulunmam mümkün değil. Bir kimse bir, inanır; şuna inanır veya inanmaz, hepsi inanç özgürlüğünün güvencesindedir.

Teşekkür ediyorum.

Tamam. (CHP sıralarından gürültüler)

MUHARREM İNCE (Yalova) – Peki.

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – “Benim inancım, onların inançsızlığı” dediniz, bu ne demek?

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Genç.

Grubunuz bir susarsa dinleyeceğim ama Sayın Genç, grup bir susarsa.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Bir dakika…

Hem Bekir Bozdağ hem Ahmet İyimaya benim onların inançlarıyla ilgili söz söylediğimi söyledi.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Dava açılacak, dava!

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Söylediğini kulağın duymuyor mu senin? Söylediklerini kulağın duymuyor mu?

KAMER GENÇ (Tunceli) – Kesinlikle ben öyle bir şey söylemedim. İki dakika süre verin, ben açıklayayım oradan.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Mahkemede anlatırsın, mahkemede!

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Niye, mahkemeden mi korkuyorsun?

BAŞKAN – Hayır, olur mu Sayın…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Efendim, demedim öyle diyorum. Yani sözümü yanlış anladılar, ne anlama geldiğini orada açıklayayım.

BAŞKAN – Sayın Genç, bir sataşma nedeniyle söz verdim Sayın Başkan ve Sayın Bakana.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Tamam. Yani, benim laflarımı yanlış anladılar.

BAŞKAN – Oturun, yerinizden açıklama vereyim Sayın Başkan gibi.

HARUN KARACA (İstanbul) – Mahkemede anlat.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Mahkemede anlatırsın.

BAŞKAN – Lütfen ama, yerinizden… Bakın, Sayın Başkana yerinden açıklama verdim, size de vereceğim bir dakika.

Buyurun.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Ya benden bu kadar korkma, korkma! Yazık, Allah seni çarpacak ya!

HARUN KARACA (İstanbul) – Mahkemede anlatırsın.

TANJU ÖZCAN (Bolu) – Özür dilesin Başkanım. Böyle şey olur mu? Konuyu kapatmayın bu şekilde. Çıksın, özür dilesin.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Mahkemeden korktu, söz istiyor şimdi.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Genç.

4.- Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in, Adalet Bakanı Bekir Bozdağ ile Adalet Komisyonu Başkanı Ahmet İyimaya’nın sataşma nedeniyle yaptıkları konuşmalarındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

KAMER GENÇ (Tunceli) – Şimdi, Sayın Başkan, konuşmamda şöyle dedim: Ahmet İyimaya’yla Bekir Bozdağ hem imam hatip mezunları hem de hukuk fakültesini bitirmişlerdir. İmam hatip mezunu olan arkadaşlarımızın hak ve adalete normal hukuku bitirenlerden daha fazla bağlı olması lazım, bu anlamda söyledim.

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Seninki daha mı az?

KAMER GENÇ (Tunceli) – Ve dolayısıyla, buraya gelen bir kanunu Anayasa’ya uygun olarak yorumlarken daha adil, daha hakkaniyete uygun hareket etmeleri lazım.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Tutanaklar ortada, tutanaklar!

KAMER GENÇ (Tunceli) – Ama şimdi burada getirilen kanunda yani hâkimler ve savcılar… Biz bugünkü Hâkimler ve Savcılar Kurulunun tarafsız olduğuna inanmıyoruz ama ne de olsa tarafsız bir kuruldur. Ama ondan alıp da adalet bakanına bağlamak, hâkimlerin bağımsız olduğu anlamına gelmez. Benim söylediğim şeyleri lütfen anlasınlar. Şimdi, Bekir tabii, hâkimlere…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Genç.

X.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

3.- Bartın Milletvekili Yılmaz Tunç ve 77 Milletvekilinin; Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve Adalet Komisyonu Raporu (2/1929) (S. Sayısı: 523) (Devam)

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Tutanaklar seni yalanlıyor. Tutanaklar şimdi gelince göstereceğim tutanakları.

BAŞKAN – Evet, önergeler üzerinde söz isteyen Seyfettin Yılmaz, Adana Milletvekili.

Sayın Yılmaz, buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 523 sıra sayılı tasarının 2’nci maddesinin Anayasa’ya aykırı olduğuna dair verdiğimiz önergeyle ilgili Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Bakan, sayın milletvekilleri; “Fethullah Gülen bu ülkenin yetiştirdiği değerli bir kıymettir. Seversiniz, sevmezsiniz ama değerli bir insandır, bilge bir insandır. Her şeyi de açık, devletin denetimi, gözetimi altında, açık. Hakkında herhangi bir savcının iddiası, mahkûmiyet kararı olmayan birini çete diye itham ederseniz ona karşı da büyük bir haksızlık yaparsınız. Temiz insanları çete diye suçlamak kabul edilemez.”

MUHARREM İNCE (Yalova) – Bekir Bey, sen mi söyledin bunu?

SEYFETTİN YILMAZ (Devamla) – Evet, evet, evet… Bunu kim söylüyor? Bekir Bozdağ söylüyor! (MHP ve CHP sıralarından “Bravo!” sesleri, alkışlar) Bekir Bozdağ söylüyor, ben söylemiyorum, Bekir Bozdağ söylüyor!

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Goool! Gol oldu, gol!

SEYFETTİN YILMAZ (Devamla) – Devam…

“Onun için, burada çıkıp da doğruluktan, adaletten bahsedenler önce ne söylediğini bilecekler!” (MHP ve CHP sıralarından “Bravo!” sesleri, alkışlar)

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Ya, gol oldu, gol! Ya, bu da mı gol değil?

SEYFETTİN YILMAZ (Devamla) – Devam ediyorum, dinleyin: “Cemaat devlete sızmış; buna kargalar güler! Cemaatin bir kaydı mı var? Yıllardır bu paranoyayla yaşadık. Cemaat devlete sızmış, yok, devleti ele geçirmiş; buna kargalar güler!” Kim demiş bunu bir yıl önce?

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Biz paralel yapı diyoruz, cemaat demiyoruz!

SEYFETTİN YILMAZ (Devamla) – Hüseyin Çelik demiş, Hüseyin Çelik! (MHP ve CHP sıralarından “Bravo!” sesleri, alkışlar) Hüseyin Çelik demiş!

MUHARREM İNCE (Yalova) – Bravo!

SEYFETTİN YILMAZ (Devamla) – Şimdi, beş ay önceye geliyorum, beş ay önceye; çok değil, beş ay önceye. “28 Şubat döneminde…”

OSMAN BOYRAZ (İstanbul) – Sakin ol.

SEYFETTİN YILMAZ (Devamla) – Biatçılar cevap vermesin bana, diğerleri laf atabilir.

“28 Şubat döneminde kendisine büyük iftiralar atıldı. Hamdolsun ki tüm suçlamalardan, tüm davalardan beraat etti. O dönemde hem yaşadığı sıkıntılardan hem de Türkiye ortamından uzaklaşmak için ABD’ye gitti. Ziyaretimde Sayın Başbakanımız da selamlarını iletti. Hoca Efendi’nin bizden bir emirleri olur mu diye sormamı istedi.” Bunu kim demiş? Bülent Arınç! (MHP ve CHP sıralarından “Bravo!” sesleri, alkışlar)

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Bu da mı be, bu da mı gol değil be?

SEYFETTİN YILMAZ (Devamla) – Şimdi elinizi vicdanınıza koyun, elinizi vicdanınıza koyun.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sayın Bakan, bu da mı gol değil be?

SEYFETTİN YILMAZ (Devamla) – On bir yıldır beraber yürüdüğünüz, beraber ıslandığınız insanlara bugün ne diyorsunuz biliyor musunuz? “Çete” diyorsunuz, “İnlerine gireceğiz.” diyorsunuz, “Darmadağın edeceğiz.” diyorsunuz.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – “Haşhaşi” diyorsunuz.

SEYFETTİN YILMAZ (Devamla) – “Haşhaşiler” diyorsunuz. Niye diyorsunuz biliyor musunuz bunu?

Yazıktır, günahtır; o insanların alnı secdeye değiyor. 3 bin tane polisi değiştirdiniz.

MEHMET METİNER (Adıyaman) - Çarpıtmayın, çarpıtmayın!

SEYFETTİN YILMAZ (Devamla) – Onlar “Allah” diyen insanlar, onlar “Kur'an” diyen insanlar. Onun günahının altından nasıl kalkacaksınız?

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Biz cemaate sızan paralel yapıdan bahsediyoruz.

SEYFETTİN YILMAZ (Devamla) – Sen biat kültürüyle biat edebilirsin ama “Allah” diyenlere haksızlık yaparsan yerle bir olursun!

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Biz sonuna kadar biat ediyoruz, sonuna kadar!

SEYFETTİN YILMAZ (Devamla) – Bunu göreceksin, bunu göreceksin!

Değerli milletvekilleri, dün övdüğünüz, dün Türkçe Olimpiyatları’na gitmek için sıraya girdiğiniz…

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Önerge neydi, önerge?

SEYFETTİN YILMAZ (Devamla) – …dün dershanelerini övdüğünüz, dün “Dünyanın 167 ülkesinde Türkiye’yi tanıtıyor.” diye övdüğünüz bu insanlara bugün niye hain diyorsunuz biliyor musunuz, çok açık, çok açık. Çünkü 17 Aralık ve 25 Aralık şunu gösterdi: Cumhuriyet tarihinin en büyük yolsuzluğuyla karşı karşıyasınız.

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Önerge neydi, önerge?

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Haydi oradan!

SEYFETTİN YILMAZ (Devamla) – Başbakan biliyordu ki bu işin içerisinde kendisi var, bu işin içerisinde oğlu var, bu işin içerisinde bakanlar var, bu işin içerisinde belediye başkanları var, bu işin içerisinde haram yiyenler var, haramzadeler var! (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

MEHMET METİNER (Adıyaman) – O, sizin iftiranız!

SEYFETTİN YILMAZ (Devamla) – Bu işin içerisinde bu ranttan beslenenler var, bu işin içerisinde biat edenler var!

İHSAN ŞENER (Ordu) – Beyefendi, sakin ol, sakin, sakin!

SEYFETTİN YILMAZ (Devamla) – Bu işin içerisinde hakkı hukuku bir yana bırakarak devletin malını, yetimin malını yiyenler var!

OKTAY SARAL (İstanbul) – Su iç, su, su!

SEYFETTİN YILMAZ (Devamla) – Evet, kendilerini kurtarmak için yönü kıbleye dönen… “Allah” diyenleri bile çete ilan edecek hâle geldiniz. O polisler var ya o polisler… (AK PARTİ sıralarından gürültüler, gülüşmeler)

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Golü yediniz golü, susun bari!

SEYFETTİN YILMAZ (Devamla) – İstediğiniz kadar gülün, yukarıda Allah şahit ki mahkemeikübra var.

İHSAN ŞENER (Ordu) – Mahkemeikübra müfteriler için de var, müfteriler için! 

SEYFETTİN YILMAZ (Devamla) – Bugün günlük ikbal için evet diyebilirsiniz, gününüzü kurtarabilirsiniz ama Allah’ın adaletinden kurtuluş yoktur. O gariban insanların, o “Allah” diyen insanların duası var ya sizi öyle bir hâle getirecek ki bugünlerinizi mumla arayacaksınız, mumla arayacaksınız! Çünkü siz…

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Önergen neydi, önergen?

SEYFETTİN YILMAZ (Devamla) – Önergem, Anayasa değişikliği…

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Bir kelime söyleseydin bari!

SEYFETTİN YILMAZ (Devamla) – Hukuk kalmadı, hukuk!

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SEYFETTİN YILMAZ (Devamla) – Hukuk kalmadı ülkede, anayasa yok, yasa yok, hukukçu yok! (MHP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Golü yediniz, golü!

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Bu arada, Sayın Bakan, bu adam ormancıdır, odundan iyi anlar!

MUHARREM İNCE (Yalova) – Vallahi 90’a taktı, 90’a!

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki, maddenin Anayasa’ya aykırılık sebebiyle çıkarılmasını isteyen önergeleri oylarınıza sunuyorum:  Kabul edenler…  Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı’na

Görüşülmekte olan 523 sıra sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifinin çerçeve 2 nci maddesinin teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

İdris Baluken                    Erol Dora   Pervin Buldan

  Bingöl                              Mardin                                 Iğdır

Bengi Yıldız                      Nazmi Gür

  Batman                              Van

BAŞKAN – Evet, komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ HAKKI KÖYLÜ (Kastamonu) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN -  Hükûmet katılıyor mu?

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) -  Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Nazmi Gür, Van Milletvekili. (BDP sıralarından alkışlar)

NAZMİ GÜR (Van) – Teşekkürler Sayın  Başkan.

Tabii, bu kadar hararetli tartışmalardan sonra herhâlde benim konuşmam sizi uyutur, biraz dinlenirsiniz.

Değerli arkadaşlar, çok fazla geriye gitmeye gerek yok. Sene 1999, yer Helsinki ve Türkiye’nin Avrupa Birliğine aday adaylığının açıklanacağı -ki aday adayıydı o dönemde- o heyecanlı günlere biz de tanıklık etmiştik bir insan hakları savunucusu olarak ve Türkiye nihayet o zirvede aday ülke olarak ilan edildi ve önüne “Kopenhag Siyasi Kriterleri”  denilen kriterler kondu. Hepiniz biliyorsunuz, bu kriterler, adaylık öncesi, Türkiye’nin ulusal programını hazırlarken Avrupa Birliği müktesebatına uyum için verdiği sözlerin tek tek yerine getirilmesiydi ki müzakerelerin başlangıcında bu siyasi kriterler ön şarttı, bir taahhüdü vardı. Hükûmetlerin değişmesi, koalisyon olması ya da tek parti hükûmeti olması; tabii, bu, devletin verdiği, Hükûmetin verdiği bu taahhütleri sahipsiz bırakmaz.

Şimdi, değerli arkadaşlar, bu Kopenhag Siyasi Kriterleri’nin en önemli maddelerinden birisi hukukun üstünlüğüydü. Çünkü, Türkiye 12 Eylül rejiminin, faşist diktatörlüğün getirdiği bir Anayasa’yla yönetiliyordu. O Anayasa’nın getirdiği büyük bir yıkım… Özellikle, demokrasi, insan hakları açısından, hukuk açısından büyük bir yıkım getiren, bir de yasal bir çerçevesi vardı, bir zemini vardı ve maalesef hiçbir hükûmetin, tabii AKP Hükûmeti de dâhil olmak üzere söylüyorum, bugüne kadar bu 12 Eylül rejiminin, militarizmin, o 5 generalin yaptığı Anayasa’yı değiştirmeye gücü yetmedi, bu Parlamentonun da yetmedi. Dolayısıyla, o çerçevenin içini de dolduracak demokratik yasaların da hazırlanması mümkün değildi.

Şimdi, bu, hukukun üstünlüğü konusu tabii Türkiye’nin Avrupa Birliğine verdiği bir taahhüt olduğu gibi aynı zamanda halkına da verdiği bir sözdü. Çünkü, bir devletin gerçekten demokratik bir devlet olabilmesi için, demokrasinin bir ülkede yeşerebilmesinin tek ön şartı hukukun üstünlüğünün sağlanması ve bunun da anayasal güvencelere kavuşturulmasıydı; gelin görün ki bugüne kadar bu sağlanmış değil.

İşte, Sayın Başbakan şimdi Brüksel kapılarında. Biliyorum en çok eleştiriyi hukukun üstünlüğü konusunda aldı Sayın Başbakan, özellikle bu son HSYK düzenlemesiyle eminim ki çok ağır eleştiriler aldı Brüksel’den. Nasıl bir cevap verdi, nasıl bir çantayla dönüyor, onu bilemeyiz, önümüzdeki günlerde göreceğiz. Ama, burada, size, bir kez daha altını çizerek söylemek gerekir değerli arkadaşlar, yargının bağımsızlığına dokunduğunuz anda bir ülkede hukukun üstünlüğünü de yok etmiş olursunuz. İstediğiniz kadar söyleyin, “Anayasa’nın 2’nci maddesinde Türkiye bir hukuk devletidir.”, “Biz, hukukun üstünlüğüne inanıyoruz.”, “Biz, hukuk için ölürüz.”, “Biz, hukuk için yerlerde yatarız.” deyin gene de hukukun üstünlüğünü sağlamış olmazsınız. Bunun için de değerli arkadaşlar, yargının bağımsızlığının sağlanması için de 3 ön şart vardır, 3 temel ön şart vardır. Bunlardan biri yargının idari bağımsızlığıdır. Eğer, siz, yargının idari bağımsızlığını yok ederseniz, yargının tamamını, yargı erkinin tamamını götürüp Adalet Bakanlığına bağlarsanız hukukun üstünlüğünden, yargının bağımsızlığından söz edemezsiniz; bu olsa olsa sizin yargınız olur. Çünkü, bugün iktidardasınız, size lazımdır bu yargı ama yarın gidersiniz, sizin getirdiğiniz yargı sizi yargılamak zorunda kalırsa ne yaptığınızı işte o zaman anlarsınız.

İkinci önemli konu değerli arkadaşlar, yargının mali bağımsızlığıdır. Eğer, siz, yargıyı sadece Hükûmetin verdiği bütçeyle sınırlı tutarsanız o yargı güdük kalır, o yargı hiçbir şekilde adil yargılama hakkını yerine getiremez.

Üçüncü önemli konu, yargının her türlü siyasi partiden, gruptan ve hatta cemaatlerden, özellikle dinî cemaatlerden bağımsız olmasıdır. Bu bağımsızlığı da sağlamazsanız hukukun üstünlüğü ilkesine halel getirmiş olursunuz, adil yargılanma hakkını tümden yok etmiş olursunuz, yargının bağımsızlığı konusu ise güme gider değerli arkadaşlar.

O nedenle, bizim, HSYK konusunda bu yasanın bir an önce geri çekilmesini ve dört partinin üzerinde anlaştığı -biliyorsunuz, bir Anayasa Uzlaşma Komisyonu vardı- hiç olmazsa uzlaşılan, HSYK konusunda uzlaşılan bu metne bağlı kalarak yeni bir metinle, dört partinin uzlaşmasını sağlayan yeni bir metinle yargının bağımsızlığını sağlamamız gerekiyor. Böylece hukukun üstünlüğüne de ne kadar bağlı olduğumuzu, samimiyetimizi de ortaya koymuş oluruz.

Genel Kurulu sevgiyle, saygıyla selamlıyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

3’üncü madde üzerinde üç adet önerge vardır. İki önerge, maddenin Anayasa’ya aykırılık sebebiyle çıkarılmasını isteyen önergelerdir.

Önergeleri okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 523 sıra sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifinin çerçeve 3 üncü maddesinin teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                 İdris Baluken                                       Erol Dora                                      Pervin Buldan

                       Bingöl                                              Mardin                                                Iğdır

                  Bengi Yıldız                                       Nazmi Gür

                      Batman                                                Van

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki iki önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 523 sıra sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifinin çerçeve (3.) maddesinin Anayasaya aykırı olması nedeniyle teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                Ali Rıza Öztürk                             Dilek Akagün Yılmaz                           Ömer Süha Aldan

                      Mersin                                               Uşak                                                Muğla

                  Celal Dinçer                                     Müslim Sarı                                    İlhan Demiröz

                     İstanbul                                            İstanbul                                              Bursa

            Emine Ülker Tarhan

                      Ankara

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 523 Sıra Sayılı Kanun Teklifinin çerçeve 3. Maddesinin Anayasaya aykırı olması sebebiyle Teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                    Faruk Bal                                        Oktay Vural                                   Yusuf Halaçoğlu

                       Konya                                                İzmir                                               Kayseri

                   Celal Adan                                 S. Nevzat Korkmaz                           Murat Başesgioğlu

                     İstanbul                                             Isparta                                             İstanbul

BAŞKAN – Komisyon aynı mahiyetteki önergelere katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ HAKKI KÖYLÜ (Kastamonu) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Faruk Bal, Konya Milletvekili. (MHP sıralarından alkışlar)

FARUK BAL (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu madde ve ilerleyen maddelerde Sayın Adalet Bakanı, hâkimleri yurt dışına göndermek, master, doktora gibi işlerine izin vermek dâhil olmak üzere, disiplin, atama, nakil ve tüm özlük haklarında en yetkili kişi hâline getiriliyor. Bu ve devam eden maddelerde yargının kalbi olan HSYK'nın 20 tane üyesi dışındaki tüm personelinin görevine son veriliyor. Yine, yargının en önemli organı olan Teftiş Kurulunun Başkanı, Başkan Yardımcısı, başmüfettişleri ve diğer idari personel de dâhil olmak üzere tamamının görevine son veriliyor ve bunların yerine yenilerinin atanması için de en güçlü kudret Adalet Bakanı oluyor.

Bunun anlamı şudur: Yargının üzerine AKP şapkası geçiriliyor. Bunun bir başka anlamı da Sayın Bakan artık Bakan falan değil, bütün işleri tayin eden, yapan, çatan kişi olarak Adalet Bakanı sıfatlı ama personel genel müdürlüğü işlerini yapacak. Bu işleri yaparken bu kanun öyle güçlü yetkiler veriyor ki Sayın Bakanın omuzlarına apolet takıyor ve bir harbe sürüklüyor. Bu harpte hedef, yargının bağımsızlığını yok etmek, yargının tarafsızlığını yok etmek, hukukun üstünlüğünü yok etmek; elindeki, sırtındaki, heybesindeki koruduğu değer ise AKP'nin yetkililerinin… Bütün milletvekillerini suçlamıyorum, ben masumiyet karinesine inanan bir insanım, içinizde çok temiz, çok hak hukuk bilen kardeşlerimiz var, onları ayırıyorum ama belli belli besbelli ki fotoğraflarla, teknik takiplerle, tapelerle belli ki haksız, hukuksuz bir şekilde beytülmale el sürmüş insanlar var, beytülmale el atmış insanlar var, harama el atmış insanlar var. Dolayısıyla, bunların “bakan”, “bakan çocukları”, “Başbakan çocuğu” gibi sıfatları nedeniyle siz bir harbe giriyorsunuz. Bu harpte büyük yetkiler ile sanki bir “orgeneral personel müdürü” sıfatı gibi, sanki 12 Eylülde, 28 Şubatta görmediğimiz uygulamalar gibi böyle bir harbin içerisine sokuluyorsunuz! Size yazık olacak Sayın Bakanım. Bu harpte neticede 2 tane yol vardır; ya kazanacaksınız, ya kaybedeceksiniz. Kaybettiğiniz zaman her şey dökülüp saçılacak ve Türkiye'nin “yargı bağımsızlığı”, “hâkim teminatı” gibi söylediğimiz lafların dışında sosyal alanda büyük çatlamalar olacak, adalete güvensizlik olacak vesaire. Ama, kazanırsanız, siz kazanırsanız sizin omuzlarınıza bir mareşal rütbesi takılacaktır, bu yolsuzlukları örtme konusunda AKP’nin en başarılı bakanı olarak mareşal rütbesine ulaşacaksınız!

Gelin, yapmayın, bu Anayasa’ya aykırı. Gelin, yapmayın, bu hukuka aykırı. Gelin, yapmayın, bu dine, diyanete aykırı. Bu, Cenab-ı Zülcelâl’in 99 isminden 1’i olan Hakk’a aykırı, Hakk’a. Hakka tecavüz etmiş insanları sırf parti mensubiyeti nedeniyle korumaya kalkmanın hem bu dünyada hem de öbür dünyada ceremesi olacaktır. Bu dünyadaki ceremesini ben size söyleyeyim: Bu kanuna göre yapılacak her işlemin sonu Yüce Divan olacaktır, öbür taraftan da sıratı müstakimden nasıl geçeceğinizi siz hesaplayın.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Öbür tarafta benim elime düşerlerse…

FARUK BAL (Devamla) – Kul hakkıyla, zulümle abat olmaz, abat olunacak tek değer vardır, hakka, hukuka riayettir. Gelin, Anayasa’ya aykırı olan bu kanun teklifini görüşmeden, ileri maddelere geçmeden Meclisin gündeminden çıkarın.

Hepinize saygı sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde söz isteyen Emine Ülker Tarhan, Ankara Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

EMİNE ÜLKER TARHAN (Ankara) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Sayın Bakan, “Bu konuda yanlış mı yaptık, doğru mu yaptık?” diye bayağı çelişkiler var partinizde. Milletvekilleriniz “2010 referandum oylamasında doğru yaptık.” diyorlar ama siz yanlış yaptığınızı söylüyorsunuz. Aslında buradan ben bir şeyi size hatırlatmak istiyorum. Epey müteredditsiniz bu konuda, ne yaptığınız konusunda ama bugün itibarıyla siz, bu çalışmayla, bu çalakalem bir metinle aslında yargıya el koyuyorsunuz. Sizin yaşınız yeter mi bilmiyorum ama darbeciler de bir zamanlar yargıya el koymuştu. Siz hatırlıyor musunuz? Ben hatırlıyorum.

MEHMET METİNER (Adıyaman) - Kaç yaşındasınız?

EMİNE ÜLKER TARHAN (Devamla) – Sen sus çünkü hukuk bilmiyorsun, hiçbir şekilde konuşma, hakkın yok buna, hiç. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

Tarihin en büyük zulümleri, Sayın Bakan, en büyük zulümleri, hırsızlıkları, adına “yasa” denen şeyler aracılığıyla yapılmıştır.

Darbe yaygarasıyla darbe yaptınız, gerçekten darbe yaygarasıyla darbe yaptınız. Kaldı ki 1. Daireyi zaten değiştirmiştiniz, zaten yapısını değiştirdiniz, ona rağmen darbe yaptınız ya, ne diyeyim ben size, ne diyeyim! Şimdi, bir farkınız var mı sizin darbecilerden, bir farkınız var mı?

EBU BEKİR GİZLİGİDER (Nevşehir) – Siz hemşire misiniz acaba?

EMİNE ÜLKER TARHAN (Devamla) – Başbakanınız ne demiş Brüksel’de biliyor musunuz? Okudunuz mu ne demiş?

İHSAN ŞENER (Ordu) - Sizin de Başbakanınız o.

EMİNE ÜLKER TARHAN (Devamla) – “Yargıyı ayrı bir güç olarak kabul edemeyiz.” demiş ve siz onun emrine uyup yargıya  siz de el koydunuz, o eleştirdiğiniz darbeciler gibi. Üstelik kendi yarattığınız, masum gençleri mahkûm eden, gazetecileri zindanlara atan, yandaşı yapmışsa eğer çocuklara tacizi neredeyse onaylayan, palalılara kol kanat geren o yargıyı hatırladınız mı kim yaratmıştı? Masumiyet karinesini, adil yargılanma hakkını içi boş bir bidon gibi işlevsiz kılan o yargıyı kim yaratmıştı hatırlıyor musunuz? Evet, derin çelişkiler içindesiniz.

Siz, bir zaman istihbarat görevlilerinin suç işlemeye hakkı olduğunu, suç işleyebileceklerini söylemiştiniz ya, anlaşılan o konuda da  kafanız karışık. Kendi yarattığınız ve “Kozmik odaya girebilir.” dediğiniz yargı, şimdi “Bir tıra giremez.” diyorsunuz ya, “Tıra girip arama yapamaz.” diyorsunuz, bunu söylüyorsunuz. (CHP sıralarından alkışlar) Masumlara dokunulurken alkışlayan siz, şimdi “Bize kimse dokunamaz.” diyorsunuz ya, “Bize kimse dokunamaz.” diyorsunuz. Bakın, az önce bir milletvekiliniz çıktı, ne dedi biliyor musunuz? “Evlatlıktan ret, vesaire vesaire.” Yahu, demokrasilerde “evlatlıktan ret” diye bir denetim müessesesi var mıdır ya?

OKTAY SARAL (İstanbul) – Vardır!

EMİNE ÜLKER TARHAN (Devamla) - Size burada bir şeyler öğretmekten gerçekten yoruldum, gerçekten yoruldum. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

RECEP ÖZEL (Isparta) – Ne öğretiyorsun sen bize?

EMİNE ÜLKER TARHAN (Devamla) – “Başkalarının çocuklarına dokunan yargı bizim çocuklarımıza dokunmasın.” diyorsunuz siz, bunu söylüyorsunuz. Ve siz bunu, iyi-kötü savaşı filan gibi anlatmaya kalkışmayın sakın bana. Ve siz buna “paralel devlet”, “çete”, “Haşhaşiler” filan da demeyin. Gülerim ya ben buna, gerçekten gülerim buna.

OKTAY SARAL (İstanbul) – Gül, hadi gül!

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Hadi bir gül, nasıl gülüyorsun görelim!

EMİNE ÜLKER TARHAN (Devamla) – 16 Aralığı 17 Aralığa bağlayan gece mi o çete kuruldu? O gece mi kuruldu çete, o gece mi? O gece kuruldu çete.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Allah Allah, ne biçim bu surat ya! Ne bu hâl ya!

EMİNE ÜLKER TARHAN (Devamla) – “Siz hepiniz oradaydınız be!” diyor Başbakanınız o müthiş üslubuyla “Siz hepiniz oradaydınız be!” Katılıyorum ilk kez Başbakanınıza, siz hepiniz oradaydınız be, oradaydınız.

Baştan tembihli tulum listelerinizi birlikte yaptınız o gün -o tulum listeleri iki ay önce açıkladım- birlikte yaptınız.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Siz itiraz ettiniz, siz!

EMİNE ÜLKER TARHAN (Devamla) – Şimdi tasfiye etmeye çalıştıklarınız var ya o tasfiye etmeye çalıştıklarınızla birlikte yapmıştınız o tulum listeleri. Evet, şimdi korktunuz, suçluların telaşı içindesiniz.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Allah Allah!

RECEP ÖZEL (Isparta) – Hiç de öyle bir telaş yok! Telaşı olan sizsiniz!

EMİNE ÜLKER TARHAN (Devamla) – Evet, suçluların telaşı… Bu kez çok büyük bir işe kalkıştınız ne yazık ki!

Bakın, bu ülkede vicdan bütün yasaların üstünde, dünyada da aslında böyle, bütün yasaların üstünde. İstediğiniz kadar uğraşın.

İçine dut yaprakları koyardık biz o ayakkabı kutularının ve ipek böceği beslerdik. İpek böceği beslediğimiz o kutular artık kavgada küfür ya. Bunu yarattınız siz, kavgada küfür hâline getirdiniz. Kendinizi kurtarma uğruna siz devlet mekanizmasını çökerttiniz ya, daha ne olsun derim, ne olsun ya. Darbecilerden sizin ne farkınız var? Onlar da bir sağır, dilsizler toplumu yaratmaya çalışırdı, siz de. Aslında hiçbir farkınız yok. Onlar da insanların değil, GMC’lerin gücüne inanırlardı, siz de tır dolusu silahların gücüne inanıyorsunuz, farkında mısınız? Ona inanıyorsunuz. (CHP sıralarından alkışlar)

“Darbeler bitti.” diyorsunuz ama belli ki aktörler değişti, bence senaryo aynı.

Ha, “paralel devlet” mi dediniz, sizsiniz ya, hepinizsiniz paralel devlet, hepiniz, herkes, hepiniz kendi derin devletinizi yaratmaya çalışıyorsunuz. (CHP sıralarından alkışlar)

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Hadi oradan! Hadi oradan!

EMİNE ÜLKER TARHAN (Devamla) – Bir paralel Bakanınız bile var, Adalet Bakanlığı koridorlarında aslında başka bir bakanın, paralel bakanın sözü dinleniyormuş biliyor muyuz? (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

ALİ ŞAHİN (Gaziantep) – Sayın Başkan, beş dakika daha ek süre verin!

EMİNE ÜLKER TARHAN (Devamla) – Teşekkürler. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Evet, teşekkür ediyorum.

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Satır.

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – Sayın milletvekili “Darbecilerden ne farkınız var?” diyerek grubumuza hakaret etmiştir. Söz almak istiyorum.

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Herkes güldü Sayın Başkan, herkes güldü!

TANJU ÖZCAN (Bolu) – Doğru söylemiş.

BAŞKAN – Evet, buyurun Sayın Satır.

Sataşma nedeniyle iki dakika söz veriyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

V.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

22.- İstanbul Milletvekili Mihrimah Belma Satır’ın, Ankara Milletvekili Emine Ülker Tarhan’ın 523 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 3’üncü maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşması sırasında AK PARTİ Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle, bir kadın parlamenterin hitap tarzında “yahu”, “be” gibi kelimeleri duymaktan dolayı memnuniyetsizliğimi belirtmek isterim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar, CHP sıralarından gürültüler)

ORHAN DÜZGÜN (Tokat) - Başbakan söyledi, Başbakan.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Size az bile, az bile.

MİHRİMAH BELMA SATIR (Devamla) – Son derece rahatsız edici ve itici bulduğumu söylemek isterim. Her ne kadar, Cumhuriyet Halk Partisinin bazı kadın milletvekilleri şiirsel konuşsalar da içerik olarak, üslup olarak maalesef son derece saygısızlar, bunu söylemek istiyorum.

Biz halkın oylarıyla iktidara gelmiş, üç dönemdir oy oranını artırarak iktidara gelmiş bir siyasi partiyiz ve siyasi partinin milletvekilleriyiz. Aldığımız oyla burada oturuyoruz, inşallah, daha uzun yıllar da oturacağız ve parti politikalarımızı aynen devam ettireceğiz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Bu çalışmalara engel olunmasına hiçbirinizin gücü yetmeyecek. Burada sadece bağırıyorsunuz, çağırıyorsunuz, hakaret ediyorsunuz ama hiçbir netice alamıyorsunuz. Lütfen, proje yapın, üretin ve halkın karşısına gidin. Martta hep birlikte görüşeceğiz inşallah.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Doğru, biz çalamıyoruz, çırpamıyoruz, haklısınız, böyle bir netice hasıl olmuyor.

MİHRİMAH BELMA SATIR (Devamla) – Hepinize teşekkür ediyorum, iyi çalışmalar diliyorum. (AK PARTİ sıralarından “Bravo!” sesleri, alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın İnce. (CHP ve MHP sıralarından gürültüler)

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Ya, bir netice alamadık, bir kutumuz yok, bir kasamız yok!

BAŞKAN - Grup bir susarsa Sayın İnce…

MUHARREM İNCE (Yalova) – Biz buradaki çalışmalarımızı İç Tüzük’e göre yürütürüz. Bu Anayasa ve İç Tüzük’ün ortasında renkli sayfalar var, bu ikiye bölünmüş. Sayın Grup Başkan Vekilini dinlerken acaba dedim, ön kısmı kadın milletvekillerini ilgilendiren İç Tüzük maddesi, diğeri erkeklerle ilgili. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

İHSAN ŞENER (Ordu) – Bravo, müthiş keşif! Bravo be, dehasın! Müthiş bir keşif, müthiş bir keşif!

MUHARREM İNCE (Yalova) – Erkek milletvekillerinin konuşma üslubuyla kadın milletvekillerinin konuşma üslubunu ayıran hangi İç Tüzük maddesi var? Sadece… (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Nezaket! Nezaket!

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – O yok sizde, o yok. Zeyid Aslan’a sorun nezaketi, bize değil.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Hatta, bir tek, Başbakanın kullandığı en hafif sözcükler kullanıldı; “yahu” ve “be.”

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Antalya) – Burada mevzu Başbakan değil, niye saptırıyorsun!

MUHARREM İNCE (Yalova) - Mesela, “Cibilliyetsiz.” kullanılmadı, “Al ananı git.” kullanılmadı, “Üç koyun güdemez.” kullanılmadı…

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın İnce.

MUHARREM İNCE (Yalova) - …“Kafası basamaz.” kullanılmadı. Bunları Başbakana söyleyebilir misiniz? (CHP sıralarından alkışlar, AK PARTİ sıralarından gürültüler)

RECEP ÖZEL (Isparta) – Vay! “Üç koyun güdemez.”ler konuşulmadı değil mi, “Üç koyun güdemez.”ler?

EMİNE ÜLKER TARHAN (Ankara) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Tarhan.

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Antalya) – Burada mevzu Başbakan değil, Başbakan mı mevzu burada? Nezaket!

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Sataşma var Sayın Başkan.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Bunları Başbakana söyleyebilir misin?

BAŞKAN – Bir saniye… Bir saniye…

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen, Sayın Tarhan’ı dinliyoruz.

Buyurun Sayın Tarhan.

EMİNE ÜLKER TARHAN (Ankara) – Bir önceki sayın grup başkan vekili üslubumla ilgili sataşmada bulundu. İzninizle…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Tarhan, iki dakika söz veriyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Sayın Başkan… Sayın Başkan…

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Otur yerine sen Mehmet!

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Bana da parmak sallayarak “sen” diye hitap etti, ben de söz istiyorum.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Otur yerine be! Otur yerine sen!

23.- Ankara Milletvekili Emine Ülker Tarhan’ın, İstanbul Milletvekili Mihrimah Belma Satır’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

EMİNE ÜLKER TARHAN (Ankara) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Milletvekili, Sayın Grup Başkan Vekili; kendi Başbakanınızı tanımaktan ve izlemekten âcizseniz benim size söyleyebileceğim herhangi bir şey yok.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Bırak ya! Bırak şu üslubu be!

EMİNE ÜLKER TARHAN (Devamla) – “Be” ifadesi diye benim kullanabileceğim bir ifade yoktur.

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Antalya) – Dostlar dostu!

EMİNE ÜLKER TARHAN (Devamla) - Ben orada bir göndermede bulundum ama tabii belli bir seviyede olmak gerekiyor bunu anlayabilmek için. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

İHSAN ŞENER (Ordu) – Tabii, tabii!

EMİNE ÜLKER TARHAN (Devamla) – Sayın Başbakanın sözlerini olduğu gibi kullandım, açıp araştırırsanız göreceksiniz. Ama bana bir dakika yirmi iki saniye daha süre verdiğiniz için teşekkür ediyorum Sayın Başkan. Şimdi, sözüm yarım kalmıştı aslında.

EBU BEKİR GİZLİGİDER (Nevşehir) – Siz militan seviyesindesiniz, militan!

EMİNE ÜLKER TARHAN (Devamla) - Evet, gerçekten militanım ben, çok doğru.

GÜLAY DALYAN (İstanbul) – İşte grup başkan vekili militan olmadığı için seviyene düşmedi.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Militanların seviyesine gelmeyiz, militanların!

EMİNE ÜLKER TARHAN (Devamla) – Çok doğru, bir militanım.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Militanların seviyesine düşülmez!

EMİNE ÜLKER TARHAN (Devamla) - Siz, itiraz eden kadına, darbeciler gibi, “Kadın mıdır, kız mıdır?”, “kemirgen…”, her şeyi söylediniz o çocuklarla ilgili, her şeyi söylediniz…

İHSAN ŞENER (Ordu) – “Çocuk” derken kimi kastediyorsunuz?

EMİNE ÜLKER TARHAN (Devamla) - …ve beynini başka güçlere değil, hukuka, adalete teslim etmiş namuslu yargıçlara da siz “militan” dersiniz. Ama yargıçları postacıbaşı gibi kullanırsınız, talimatlar verirsiniz, tehditler savurtursunuz, gönderir tehditler savurtursunuz, özel işlerinizi çözdürtürsünüz, bunu yaptırırsınız.

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Üslup devam ederse grup başkan vekili olur.

EMİNE ÜLKER TARHAN (Devamla) - O dosyalarda başka neler, neler olmuştur, tahmin ediyorum.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Yargıtaya seçilmek için Paşa’ya kim telefon açtı?

EMİNE ÜLKER TARHAN (Devamla) - Var mı bir diyeceğiniz?

YILMAZ TUNÇ (Bartın) - Yargıtaya seçilmek için Paşa’ya telefon açan kim?

EMİNE ÜLKER TARHAN (Devamla) - Yargı bağımsızlığının, yargıç güvencesinin, hukukun militanıyım.

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Antalya) – Sen bahsetme yargı bağımsızlığından!

EMİNE ÜLKER TARHAN (Devamla) - Hırsız olmaktansa, hırsız olmaktansa, militan olmayı, hukukun militanı olmayı tercih ediyorum.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Kim hırsız, kim?

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Hadi oradan be! Hadi be! Hadi be!

EBU BEKİR GİZLİGİDER (Nevşehir) – Militansınız siz!

EMİNE ÜLKER TARHAN (Devamla) – Sonuna kadar onu tercih ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar) Bu ülkenin bebeklerini açlıktan, soğuktan öldüren bir ahlaksızlığın, o soygunun, o vurgunun sizin gibi yanında durmaktansa… (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

GÜLAY DALYAN (İstanbul) – Ben Recep Tayyip Erdoğan’ın vekili olarak varım, aslan gibi dururum.

EMİNE ÜLKER TARHAN (Devamla) – …yargının militanıyım. Var mı diyeceğiniz? Var mı diyeceğiniz? (CHP sıralarından alkışlar)

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – Sayın Başkan…

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Sayın Başkan… Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Metiner, Grup Başkan Vekiliniz…

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Parmak sallıyor ve “Sen konuşmazsın.” diyor. Bir milletvekiline bu şekilde konuşamaz.

BAŞKAN – Sayın Metiner, Grup Başkan Vekiliniz söz istiyor, anladım da…

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Oturun o zaman siz.

Buyurun Sayın Metiner.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Parmak sallayarak hem “sen” diye hitap etti hem de “Sen konuşamazsın.” dedi, dolayısıyla cevap vermek istiyorum.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli ) – Hadi be!

BAŞKAN – Yerinizden “Konuşamazsınız.” dedi Sayın Metiner, bunda ne var? Evet…

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Bana dönerek “sen” diye hitap etmeye hakkı yok. “Sen hukuk bilmezsin, konuşamazsın.” demeye hakkı yok.

BAŞKAN – Buyurun  Sayın Metiner, iki dakika söz veriyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar, CHP sıralarından sürekli sıra kapaklarına vurmalar)

24.- Adıyaman Milletvekili Mehmet Metiner’in, Ankara Milletvekili Emine Ülker Tarhan’ın 523 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 3’üncü maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; söz konusu milletvekilinin, o ceberut devletin kızının saygısızlığını…

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen, sistem zarar görüyor.

MEHMET METİNER (Devamla) - …kendisine iade ediyorum. Hukuk konuşmak için hukuk öğrenmek, hukuk bilmek gerekmiyor, iyi ki onun gibi hukukçu değiliz. Bugünkü HSYK’yı savunmuyoruz. Bugünkü HSYK, Cumhuriyet Halk Partisinin eseridir. Cumhuriyet Halk Partisi, Anayasa Mahkemesine gitmemiş olsaydı HSYK’daki çoğulcu yapı ortaya çıkmış olacaktı ve bugünkü çoğunlukçu, vesayetçi yapı ortaya çıkmayacaktı. Dün nasıl ki HSYK’nın vesayetçi yapısını değiştirdiysek bugünkü HSYK’nın vesayetçi yapısını da size rağmen değiştireceğiz.

Saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Antalya) - Bravo!

GÜLAY DALYAN (İstanbul) – Helal! Bravo!

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan…

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Daha önce Sayın Satır söz istedi. Sayın Satır’ı bir dinleyelim, sonra size…

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – Sayın Başkan, biraz evvelki konuşmamla ilgili bana sataşmada bulundu, cevap vermek istiyorum. Çok kısa efendim.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Satır. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

İki dakika söz veriyorum sataşma nedeniyle.

Lütfen yeni bir sataşmaya mahal vermeyin.

25.- İstanbul Milletvekili Mihrimah Belma Satır’ın, Ankara Milletvekili Emine Ülker Tarhan’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; biraz evvelki hatibe cevap vermek istemiyorum, hiçbir şekilde muhatap olmak dahi istemiyorum. (AK PARTİ sıralarından “Değmez.” sesleri)

Aynen, değmez.

Bize ders verecek konumda değiller. Biz ancak onlara, sizlere demokrasi dersi veririz, insan hakları dersi veririz, halkın iradesi dersini veririz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar, CHP sıralarından gürültüler) Bunu üç seçimde verdik, 30 Martta halkımızla beraber tekrar bir ders vereceğiz hepinize ve dersinizi o zaman alacaksınız.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – 30 Martta sandıkta alacaklar. Sandıkta hesaplaşacağız.

MİHRİMAH BELMA SATIR (Devamla) – Biz, burada, bütün arkadaşlarım terbiyemizle, edebimizle, usulümüzle size ders veriyoruz, halk da 30 Martta size ders verecek.

Saygılarımla selamlıyorum hepinizi. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Evet, Sayın Hamzeçebi…

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Efendim, bir önceki konuşmacı Sayın Mehmet Metiner “Bugünkü HSYK Cumhuriyet Halk Partisinin eseridir.” demek suretiyle gerçeğe aykırı bir beyanda bulunmuştur. Söz istiyorum efendim.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Hamzçebi.

BÜLENT TURAN (İstanbul) -  Duymadılar ki masaya vurmaktan Sayın Başkan.

BAŞKAN - Lütfen yeni bir sataşmaya mahal vermeyelim.

26.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, Adıyaman Milletvekili Mehmet Metiner’in sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu teklif Türkiye'nin gündemine neden gelmiştir? (AK PARTİ sıralarından sıra kapaklarına vurmalar, gürültüler)

Teşekkür ederim, sağ olun.

17 Aralık tarihinde İstanbul’da başlatılan rüşvet ve yolsuzluk soruşturması nedeniyle fark ettiniz ki 12 Eylül 2010 referandumunda kendi kontrolünüz altına almış olduğunuzu düşündüğünüz yargı sizin yargınız değil, sizin kontrolünüzde değil, hareket noktanız demokratik değil. 12 Eylül 2010 referandumu öncesini hatırlayın.

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Moğultay selam yolladı, Mehmet Moğultay!

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) - Meydanlarda, Sayın Başbakan “Artık üstünlerin hukuku değil, hukukun üstünlüğü olacak.” dedi.

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Mehmet Moğultay selam yolladı!

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) - “Bu maddeler yanlış.” dedik, “Bu HSYK olmaz, yanlış.” dedik. Ne 12 Eylül 1980’in HSYK’sı ne 12 Eylül 2010’un HSYK’sı, hiçbirisi kuvvetler ayrılığının, bağımsız yargının HSYK’sı değildir.

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Mehmet Moğultay’a selam söyle.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Ama sizin hoşunuza gidiyordu. Biz “Silivri’de Balyoz davasıyla Türk Silahlı Kuvvetlerine pusu kurulmuştur.” derken siz “Türkiye bağırsaklarını temizliyor.” diyordunuz. Evet, Türkiye, gerçekten bağırsaklarını temizleyecek bir sürece 17 Aralıktan sonra girdi ama hedefe siz oturtuldunuz, daha doğrusu Hükûmet oturtuldu. Grubunuzu tenzih ederim. Sizle Hükûmet arasında, Sayın Başbakan arasında bir paralellik kurmayı kesinlikle arzu etmem.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Hepimiz biriz. (AK PARTİ sıralarından “Biz hepimiz biriz.” sesleri)

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Biliyorum ki Adalet ve Kalkınma Partisi de bu grup da bundan rahatsızdır.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Fitne çıkarma, fitne!

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Yolsuzlukları önleyeceğiz diye geldiniz, yolsuzluklardan gideceksiniz. Bu hesap mutlaka sorulacaktır size.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

X.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

3.- Bartın Milletvekili Yılmaz Tunç ve 77 Milletvekilinin; Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve Adalet Komisyonu Raporu (2/1929) (S. Sayısı: 523) (Devam)

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 22.01

ALTINCI OTURUM

Açılma Saati: 22.12

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: İsmail KAŞDEMİR (Çanakkale), Muharrem IŞIK (Erzincan)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 50’nci Birleşiminin Altıncı Oturumunu açıyorum.

523 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Şimdi, 3’üncü madde üzerindeki diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 523 sıra sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifinin çerçeve 3 üncü maddesinin teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

Sırrı Sakık (Muş) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ HAKKI KÖYLÜ (Kastamonu) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Sırrı Sakık, Muş Milletvekili.

SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; ben de hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.

Her ne kadar hukuki bir konu konuşuluyorsa ben bir hukukçu değilim. Biraz önce burada böyle bir “Hukukçu olmayanların bu konuda düşünce beyan etmemesi gerekir.” gibi laflar da duydum ama ne yazık ki 12 Eylül Anayasası’nı da hazırlayanlar, 60 Anayasası’nı da hazırlayanlar, o darbe yasalarını, bu ülkenin hukukçuları olmuş ve ben bu ülkede hukuk mağduruyum. Halk olarak da hukukun mağduruyuz ve bu gece hukukla ilgili yasalar görüşülüyor. Keşke biz inansaydık, bu değişiklik, bu ülkede yargıyı bağımsızlaştıracak bu inancımız olsaydı, canımız feda. Vallahi buna inanmıyoruz. Bu gece, biz ve arkadaşlarımız, yaşadıklarımızı, o hikâyelerimizi, bire bir yaşadıklarımızı bu hukuksuzlukla ilgili sizlerle paylaşacağız.

Şimdi, yıl 2009. 17 Ağustosta Elâzığ Karakoçan’da askerî alanda bir hadise olmuştu. Bir teğmen pimi çekip bombayı bir askerin eline vermişti.

Sayın Bakanım, eğer bunu dinlerseniz çok sevinirim.

Ve 4 tane asker yaşamını yitirmişti. Şimdi, hukuktan, yargıdan bahsediyoruz ama askerî yargının bu konudaki keyfiyetine bir şey demiyoruz. Yani 17 Ağustos 2009’da bir teğmenin kompleksi pimi çekip bombayı askerin eline veriyor ve 4 tane asker yaşamını yitirdi. Askerî yargı bu teğmeni yargıladı, dokuz yıl iki ay ceza verdi. Bakın, 4 insanın canı ve 4 insan katlediliyor; dokuz yıl iki ay. O dönem Grup Başkan Vekili olan Sayın Adalet Bakanımızın açıklaması var, diyor ki: “Trafik kazası da olsa…” Yani bu, trafik kazasının muamelesini gördü. Şimdi siz Adalet Bakanısınız, o dönemde çıktınız, “Vicdanım bu konuda sızlıyor.” dediniz ve şimdi Adalet Bakanısınız, sizden adalet talep ediyoruz. Yani bu yasaları derhâl düzenleyin. Sadece HSYK değil, Terörle Mücadele Yasası, özel yetkili mahkemeler, bu askerler… Şimdi, bakın, o adam elini kolunu sallayarak şu anda dolaşıyor, 4 tane gencecik insan yaşamını yitirdi ama biz o askerlerle ilgili tek şey yapmıyoruz ve yapamıyoruz.

Yine, dün de söyledim, Roboski’deki o takipsizlik kararı… Vallahi, siz ne yaparsanız yapın biz sizi takip edeceğiz, o takipsizlik kararını veren savcıları, askerî yargıçları. Biz gece gündüz sizin rüyanızda olacağız, ensenizde olacağız. Yani sizin apoletlerinizden, üniformanızdan, tankınızdan korkmuyoruz ve sizin ensenizde olacağız.

Eğer bunları düzenlerseniz bu ülkede yargıyı bağımsızlaştırabilirsiniz. Eğer Terörle Mücadele Yasası’ndan dolayı on binlerce insan mağdur ve içerideyse hâlâ, bu Terörle Mücadele Yasası’nı ortadan kaldırmadan, bu özel yetkili savcıları ve mahkemeleri ortadan kaldırmadan, o gizli tanıkları… Ne olduklarını bilmiyoruz. Bu gizli tanıklar kim, neyin nesi; hiç kimsenin haberi yok ama bir gizli tanığın beyanları doğrultusunda hüküm kuruluyor ve insanların… Yani yediden yetmişe bir mağduriyet yaşanıyor.

Bu vesileyle, eğer siz gerçekten yargıyı bağımsızlaştırmak istiyorsanız söylediğimiz noktada el atmalısınız. Yani burada büyük bir mağduriyet oldu ve oluştu. Bakın, şike davasında 3 kez yasaları bir anda, bir yıl içerisinde değiştirdiniz. HSYK’yla ilgili 2010’da değişiklik yaptınız, bugün 2014 yani daha üç yıl bitmedi, yeni bir değişikliğe gidiyorsunuz. Ya bunun kökü nerede? Sevgili arkadaşlar, çıkıp hep böyle yemin ediyorsunuz, “Şu Anayasa’ya sadakat, sadakat.” Ben bu Anayasa’nın neyine sadık olacağım ya, bu darbe Anayasa’sını niye savunacağım? Bütün sorunlarımız bu Anayasa’yla ilgilidir. Bu Anayasa durduğu müddetçe siz hangi yasaları değiştirirseniz değiştirin hukuku ve huzuru yakalayamazsınız.

Teşekkür ediyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

Buyurun.

EMİNE ÜLKER TARHAN (Ankara) – Sayın Başkanım, gürültüden işitemediğimiz ancak tutanağı getirdiğimde gördüğüm bir ifadesi var Mehmet Metiner’in benimle ilgili, sataşma var. Okumamı ister misiniz?

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Ne demişim ben?

BAŞKAN – Sayın Tarhan, ancak yerinizden söz verebilirim, sataşma nedeniyle söz veremem çünkü aynı oturumda olması gerekir.

Buyurun bir dakika söz veriyorum.

VI.- AÇIKLAMALAR (Devam)

5.- Ankara Milletvekili Emine Ülker Tarhan’ın, Adıyaman Milletvekili Mehmet Metiner’in sataşma nedeniyle yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

EMİNE ÜLKER TARHAN (Ankara) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, ceberutluktan söz etmiş Sayın Metiner, gürültüden duymamışım. Bu, merhametsiz ve zorba anlamına geliyor. Beni ceberut bir anlayışla özdeşleştirmiş ve saygısızlıktan bahsetmiş. Kimin merhametsiz ve zorba olduğunu şimdi kendisine, bizzat kendi cahiliye dönemine atıfta bulunan birisine anlatmaya kalksam inanın saatler sürer, gerçekten saatler sürer. O yüzden onunla uğraşmayacağım ama küçük bir örnek vereceğim. Biz o gençlerin burnu kanamasın diye uğraşırken kim TOMA’ları o masumların önüne sürdü, kim o gazlara boğdu o masumları ve kim canlarını, kim gözlerini aldı o masumların, söyler misiniz bana, kim aldı? Kim polise destan yazdırdı? Kimmiş ceberut söyler misiniz bana? Söyleyin ama bunun yanıtını verecek şansınız yok galiba Sayın Metiner. Gücünüz ve şansınız yok, ne yazık ki şansınız yok.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Sayın Başkan izin verirse…

BAŞKAN – Evet, teşekkür ediyorum.

Lütfen Sayın Metiner, tamam, konu anlaşıldı efendim.

X.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

3.- Bartın Milletvekili Yılmaz Tunç ve 77 Milletvekilinin; Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve Adalet Komisyonu Raporu (2/1929) (S. Sayısı: 523) (Devam)

BAŞKAN - Şimdi, 4’üncü madde üzerinde üç adet önerge vardır. İki önerge, maddenin Anayasa’ya aykırılık sebebiyle çıkarılmasını isteyen önergelerdir. Önergeleri okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 523 sıra sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifinin çerçeve 4 üncü maddesinin teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

İdris Baluken                              Erol Dora               Pervin Buldan

     Bingöl                                     Mardin                       Iğdır

Bengi Yıldız                               Nazmi Gür

    Batman                                       Van

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki diğer önergeleri okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 523 sıra sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifinin çerçeve (4) maddesinin Anayasaya aykırı olması nedeniyle teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

Ali Rıza Öztürk                    Dilek Akagün Yılmaz       Ömer Süha Aldan

      Mersin                                     Uşak                           Muğla

Celal Dinçer                              Müslim Sarı

    İstanbul                                   İstanbul

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 523 Sıra Sayılı Kanun Teklifinin 4. Maddesinin Anayasaya aykırı olması sebebiyle Teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

Faruk Bal                                  Oktay Vural              Yusuf Halaçoğlu

  Konya                                          İzmir                         Kayseri

Celal Adan                           Murat Başesgioğlu         S. Nevzat Korkmaz

  İstanbul                                     İstanbul                       Isparta

Muharrem Varlı

    Adana

BAŞKAN – Komisyon aynı mahiyetteki önergelere katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ HAKKI KÖYLÜ (Kastamonu) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Önergeler üzerinde söz isteyen Süheyl Batum, Eskişehir Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

BEDİİ SÜHEYL BATUM (Eskişehir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, şimdi, bütün arkadaşlarım söyledi, herkes söyledi. 2010’da bir Anayasa değişikliği yaptınız. On yıl, yirmi yıl önce değil 2010’da bir Anayasa değişikliği yaptınız ve söylediklerinizi o sırada, Anayasa değişikliği yaparken, hepimiz bıkmadan, usanmadan dile getirdik. “HSYK’da kaymak tabakayı yıkıyoruz.” dediniz. “Yargıda bir mezhebin kadrolaşması var, tahakkümü var, onu yıkıyoruz.” dediniz. “Üstünlerin hukuku yerine hukukun üstünlüğünü geçiriyoruz.” dediniz. Yargının demokratikleştiğini, güçlendiğini defalarca söylediniz, Bakanınız da söyledi.

Geldik, 2010 yılına kadar biz bu yargının yaptıkları yanlış şeyleri söyledik, oralı olmadınız; 2011, oralı olmadınız; 2012, oralı olmadınız; 2013’ün on bir buçuk ayı boyunca oralı bile olmadınız. Geldik 17 Aralığa, 17 Aralık 2013, ayakkabı kutuları, para kasaları çıkınca, yolsuzluklar bakanlarınıza, Başbakanın oğluna uzanınca “Dur.” dediniz orada, “Bir dakika, yargıda çeteleşme var.”

Şimdi, bu yasayı getirdiniz. Bu yasa tümüyle -hep söylüyoruz, söylemeye devam edeceğiz- emin olun, Anayasa'ya tamamıyla aykırı; bir kere söyleyeyim, amacı yönünden aykırı. Şimdi, bize, hiçbir şekilde “Bu yasanın amacı iyi, kamu yararını sağlamak.” diyemezsiniz. Peki, Anayasa Mahkemesi kanunları amaç yönünden denetleyebilir mi? Tabii ki denetledi bugüne kadar. Biliyorsunuz, Abana ilçesi merkezini Bozkurt’a gönderdi  bir yasa, Anayasa Mahkemesi amaç yönünden denetledi. “CHP’nin Haksız İktisaplarının İadesi” diye bir kanun yapmıştı bu Parlamento o dönemde, bunu da denetledi.

Hatırlayacaksınız, Kırşehir’i, il olduğu ve Bölükbaşı’ya oy verdiği gerekçesiyle cezalandırmak istemişti Demokrat Parti ve bir kanun çıkarmıştı Kırşehir’i illikten ilçeliğe dönüştüren. Bakın, o kanun tasarısını inceleyen, o kanun tasarısının geldiği Demokrat Partinin bir milletvekili Muhlis Tümay -o Komisyonun Başkanı- o dönemki tasarının hiçbir hukuk ve adalet düşüncesiyle bağdaşmadığını belirterek, tasarının kanunlaşmasının vebalini taşımamak için istifa etti. Yerine, o dönemin Başbakanı buldu bir tane, Nevşehir Milletvekili Hasan Hayati Ülkün’ü buldu, onu seçti. Ve aynen, Bölükbaşı da o sırada şunu söylüyor: “İyi, ipimizi çektiler, hiç olmazsa bir Nevşehirliye çektirdiler.” diyor. Şimdi de yargıdaki eski ortaklarınızın ipini çekmek için bir tasarı getirdiniz. Çok açıklıkla da bir Bekir Bozdağ buldunuz, bir Ahmet İyimaya buldunuz. Türk siyasetinin tarihine baktığımızda şunu çok açık görüyoruz: Demek ki Türkiye Cumhuriyeti’nin siyasi tarihinde, başbakanlar iyi niyetli olmadığı zaman rahat rahat Bekir Bozdağlar, Ahmet İyimayalar bulabiliyorlar ama ben tahmin ediyorum ki içinizden Muhlis Tümaylar da çıkacaktır. Namuslu, onurlu, dürüst, “Bu tasarıyla bizim amacımız başka şey, bunu gerçekleştirmek istemeyiz.” diyenler çıkıyor.

“Amacımız nedir? Adalet!” Geçin onu; 2010, 2011; her yaşadığımızı söyledik. Peki, acaba amacınız sakın Bakanın söylediği olmasın? Bakan ne dedi? Komisyonda hepimizin gözlerinin içine baka baka “Bir mensubiyete geçtik yanlışlıkla. Başka bir mensubiyete geçtik bir mensubiyetten.” dedi. Mensubiyet nedir, nedir? İdeolojiye mensubiyet olur mu? “Bir fikre mensubum.” olur mu? Hayır, olmaz. O Bakan biliyor, talimatı aldığı kişiyi de biliyor, o talimatın neticesini de biliyor, bunu niçin yaptığını da biliyor. Türk siyasetinde -tekrar söylüyorum- bu yasa Anayasa’ya açıkça aykırı, yok hükmünde, göreceksiniz.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Yapma Hocam.

BEDİİ SÜHEYL BATUM (Devamla) – Yok hükmünde, yok hükmünde. Ama, benim söylediğim şu: Sakın bunların, Sayın Başbakanın da, Bekir Bozdağ’ın da suç ortağı olmayın, suçuna ortak olmayın.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Şeref.

BEDİİ SÜHEYL BATUM (Devamla) – Bunları Yüce Divanda kesinlikle yargılayacağız, kesinlikle yargılayacağız, göreceksiniz, hukuku, adaleti ayaklar altına attıkları için. (CHP sıralarından alkışlar) Ama, Muhlis Tümay olun, sakın Hayati Ülkün olmakla yetinmeyin diyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Süheyl Batum, geç, geç.

BEDİİ SÜHEYL BATUM (Eskişehir) – Metiner, sana cevap vermeye bile değmez. Sonra eğilirsin, 81 ili Başbakanın arkasından gezersin.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Sen hiç değmez adamsın.

BEDİİ SÜHEYL BATUM (Eskişehir) – Senin tarafın bile yok; sen pervanesin, pervane.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Senin cemaziyelevvelini de biliriz. Hadi oradan! Seni anayasa hukukçusu yapan üniversiteye yazıklar olsun ya!

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Muharrem Varlı, Adana Milletvekili. (MHP sıralarından alkışlar)

MUHARREM VARLI (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bu yasa tasarısı geldiğinde aklıma 2010 referandum süreci geldi. O dönemde de milletvekiliydim, şu anki Adalet Bakanı grup başkan vekiliydi, burada bazı arkadaşlarımızı görüyorum, onlar da milletvekiliydi.

Buraya çıkan her milletvekili hukukun üstünlüğünden bahsetti; üstünlerin hukukundan değil, hukukun üstünlüğünden bahsettiler, hukuktaki arkabahçeden bahsettiler fakat iki buçuk yıl sonra, kendi yaptıkları değişiklik, kendi düzenledikleri HSYK’yla kendileri yeniden kavga etmeye başladılar.

Sebep? Sebep kendilerine dokunduğu için; sıkıntı, problem, işin ucu kendilerine dayandığı için.

Şimdi bakın, değerli arkadaşlarım, hepimiz siyaset yapıyoruz, hepimiz siyasette temiz kalmanın yollarını arıyoruz, hepimiz belden aşağı yapılan siyasete karşıyız; buna inanıyorum. Dün Milliyetçi Hareket Partisinin Genel Merkezi gözetlenirken, bizim yöneticilerimizle ilgili değişik yayınlar yapılırken o gün de o yayınların, o işin yanlış olduğunu söyledik, haykırdık; bugün de eğer bu tip görüntüler, bu tip belden aşağı siyaset yapılıyorsa bunun yanlışlığını haykırarak söylüyoruz ama biz aynı şeyi, aynı tavrı sizden de bekleriz; değerli AKP’li yöneticilerden ve özellikle Sayın Başbakandan da beklerdik. O zaman televizyonlarda konuşulduğunda “Ya, bu özel hayat, özel hayata müdahale edilmesin.” denildiğinde Sayın Başbakan mikrofonu eline aldı, “Ne özeli, ne özeli; genel, genel.” diyerek âdeta hepimizin içini sızlattı. Ben Sayın Başbakana bu tavrı yakıştıramadım. O gün de yanlıştı, bugün de yanlış olduğunu söylüyorum.

Peki, o gün “Devlet bu konuya el atsın; polisin içerisinde çete varsa, yargının içerisinde çete varsa, eğer bu işi kim yapıyorsa devlet bulsun.” dedik ama âdeta sınırsız önü açıldı bu işin; sınırsız yetki verdiniz, sınırsız takipsizlik verdiniz, daha onunla alakalı şu ana kadar hiçbir şey de konuşulmadı. Peki, şimdi, 3 sayın bakanın oğluyla ilgili iddia var, evlerinde para kasaları bulundu. Efendim, o da yetmedi, 1 genel müdürün evinde ayakkabı kutularının içerisinde çil çil dolarlar bulundu. Bununla alakalı soruşturma başladığında dediniz ki “Hop, bir dakika.” Peki, dün bu ülkede 1 milyon askere genelkurmay başkanlığı yapmış, bilmem kaç tane tankı, bilmem kaç tane uçağı idare etmiş bir genelkurmay başkanı cezaevine tıkılırken “bağımsız yargı” diyordunuz, Sayın Başbakan dâhil hepiniz “bağımsız yargı” diyordunuz. Peki, şimdi niye “bağımsız yargı” demiyorsunuz? Neden yargının çeteleştiğini, polisin çeteleştiğini söylüyorsunuz? Dün bu polisi güçlendiren, takviye yapan, ödül veren siz değil miydiniz? Ne oldu şimdi? Polis birdenbire çeteci oldu. Bir sürü polisin tayini, bir sürü savcının, hâkimin tayini…

Şimdi, bakın, değerli arkadaşlar, vicdan sahibi olmamız lazım, önce Allah’tan korkmamız lazım. Eğer Allah’tan korkarsak ve vicdanımızla muhasebe yaparsak bunların hiçbirisi olmaz. Bu arkadaşlarımızla ilgili iddialarda bulunduğumuzda kızıyorsunuz, diyorsunuz ki: “Ya, iftira.” İftiraysa gelin kardeşim, bırakalım yargıya, gitsinler bunlar, yargılansınlar; aklanırlarsa biz de sizinle beraber bu savcılara sövelim ama aklanmazlarsa o zaman kim suçlu, kim suçsuz ortaya çıkar. O zaman iftira da attı diyemezsiniz, efendim, birileri bu işi bilerek de yapıyor diyemezsiniz. Gelin, varsanız eğer buna, hep beraber bırakalım yargıyı serbest, engellemeyelim ama siz özellikle yargıyı engellemek, özellikle set çekmek, bugüne kadar olanları durdurmak, en az zararla kurtulmak, bundan sonra gelebileceklerin de önünü kesmek için bu yasayı çıkartıyorsunuz; dolayısıyla, HSYK’yı ve yargıyı ne yazık ki Adalet Bakanının ve Hükûmetin arkabahçesi hâline getiriyorsunuz.

Hepinize saygılar sunuyorum. (MHP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önergeler kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 523 sıra sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifinin çerçeve 4 üncü maddesinin teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

İdris Baluken (Bingöl) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen, Erol Dora, Mardin Milletvekili. (BDP sıralarından alkışlar)

EROL DORA (Mardin) – 4’üncü madde üzerinde vermiş olduğumuz önerge üzerine söz almış bulunmaktayım. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Anayasa’mıza baktığımızda, Anayasa’mızın 2’nci maddesine göre Türkiye Cumhuriyeti’nin demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti olduğu söylenmektedir. 138’inci maddesi ise yargının bağımsızlığını kurgular. 159’uncu maddesinde de “HSYK, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre kurulur ve görev yapar.” der. Tabii ki Anayasa’mıza göre Türkiye’nin demokratik, laik bir hukuk devleti olduğu vurgulanmış olmasına rağmen, bugün pratiğimize baktığımızda… Demokratik bir ülkenin olmazsa olmazlarından biri kuvvetler ayrılığıdır yani kuvvetler ayrılığı sisteminin varlığıdır. Yani, yasama, yürütme ve yargının birbirinden tamamen ayrılmış olması ve birbirlerinin üzerinde tahakküm kurmamış olmaları gerekmektedir.

Biz Barış ve Demokrasi Partisi olarak HSYK’nın yapısı üzerine Anayasa Uzlaşma Komisyonuna teklifimizi sunmuştuk. Bu teklifimizde, HSYK’nın mevcut Anayasa ile değiştirilmesi ve bu kurulun özerkliğinin anayasal güvence altına alınmasını savunmuştuk. Nitekim, parti olarak da HSYK’nın yapısını kuvvetler ayrılığı ilkesinin temel dayanaklarından birisi olarak görmekteyiz. Bu nedenle de kurulun tarafsız ve bağımsız olabilmesi, siyasi iktidarlardan ayrı karar verebilme niteliğini haiz olması, özerk bütçesinin olması ve tamamıyla özerk bir yapıya kavuşturulması son derece önemlidir.

Yine, Kurulun bağımsız yapısı gereği, atama ve disiplin işlemleri de siyasi iktidarlardan bağımsız bir biçimde gerçekleştirilmelidir. Kurulun mevcut yapısının kırılması, demokratik bir yapıya dönüştürülmesi de önemli bir parametredir. Bu bağlamda, Kurul üyelerinin demokratik yöntemlerle seçilmelerini olmazsa olmaz koşul olarak görmekteyiz. Bu bağlamda, yüksek yargı kuruluna üye seçiminde seçilen kaynakların çeşitliliği ve seçilen üyelerin geldikleri kaynaklarda da demokratik seçimle seçilmiş olma kriterleri esas alınmalıdır.

Yine, Venedik Kriterleri’nde de esas alındığı üzere, Adalet Bakanlığının Kurul üzerinde etkili ve yetkili olmasının Kurulun bağımsızlığına halel getireceği kuşkusuzdur. Yasama ve yürütmenin yanında apayrı bir görevi icra eden yargı erki, tüm baskı ve etkilerden uzak tutulmalı, bu nedenle de Adalet Bakanının, Kuruldaki varlığı sembolik olmalıdır. Aksine, yürütmenin en ufak bir müdahalesi, yargı tarafından verilecek hükümlerin hukukiliğinin sorgulanmasına, yargının siyasallaşmasına neden olacaktır.

Teklif metni incelendiğinde, HSYK’nın Başkanı olan Adalet Bakanının konumu, yargının bağımsızlığını açıkça zedeleyecek şekilde düzenlenmektedir. Bu yolla, yürütme organı mensubu olan Adalet Bakanının, yargı mensuplarıyla ilgili yetkili kılınan HSYK üzerinde etkinliğinin bu kadar artırılması aynı zamanda Kopenhag Kriterleri’ne de aykırıdır.

Bildiğiniz gibi, Avrupa Birliğiyle şu anda biz tam üyelik müzakerelerini devam ettirmekteyiz. Avrupa Birliğine tam üye olabilmemiz için en önemli kriterler de Kopenhag Kriterleri’dir. Bunlar da nedir? Demokrasi, hukukun üstünlüğü, insan hakları. Şimdi, burada, biz, hukukun üstünlüğünü nasıl pratikte gerçekleştireceğiz? Hukukun üstünlüğünün pratikte gerçekleşmesi için de özellikle kuvvetler ayrılığının pratikte gerçekleşmiş olması gerekiyor.

Aynı zamanda, Avrupa Konseyine de baktığımızda, Avrupa Konseyinin hukuk kurumlarından olan Venedik Komisyonu ve aynı zamanda, Avrupa Hâkimler Danışma Konseyinin de kararlarını, raporlarını incelediğimizde, aynı şekilde, yine, bu düzenlemenin, kuvvetler ayrılığına ve demokratik bir ülkenin yapılanmasına aykırı olduğunu görmekteyiz.

O açıdan, öncelikle bu yasanın geri alınarak, öncelikle bir anayasal değişiklik yapılarak, Türkiye’de gerçek anlamda kuvvetler ayrılığının pratikte realize olması için, bütün siyasi partilerin güç birliği yapmaları gerektiğine inanıyor, tekrar, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler…

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Karar yeter sayısı…

BAŞKAN – Kabul etmeyenler…

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Karar yeter sayısı Sayın Başkan.

BAŞKAN – Diğer maddede çünkü geç kaldınız.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) - Geç kalmadık Başkan, niye geç kaldık ki ya? Geç kalmadık Sayın Başkan.

BAŞKAN – Madde kabul edilmiştir.

5’inci madde üzerinde üç adet önerge vardır.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Var mı çoğunluk?

BAŞKAN – Anladım da Sayın Tanal, sonradan söylendi. Onun açıklamasını da yaptım yani “Geç kalındı.” diye.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Siz oylamaya girerken söyledim.

BAŞKAN – Evet, 5’inci madde üzerinde üç adet önerge vardır. İki önerge, maddenin Anayasa’ya aykırılık sebebiyle çıkarılmasını isteyen önergelerdir.

Önergeleri okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 523 sıra sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifinin çerçeve 5 inci maddesinin teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                 İdris Baluken                                       Erol Dora                                      Pervin Buldan

                       Bingöl                                              Mardin                                                Iğdır

                  Bengi Yıldız                                       Nazmi Gür

                      Batman                                                Van

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki diğer önergeleri okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 523 sıra sayılı Bazı kanunlarda değişiklik yapılmasına dair kanun teklifinin çerçeve (5.) maddesinin Anayasaya aykırı olması nedeniyle teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                Ali Rıza Öztürk                             Dilek Akagün Yılmaz                           Ömer Süha Aldan

                      Mersin                                               Uşak                                                Muğla

                  Celal Dinçer                                     Müslim Sarı                                    İlhan Demiröz

                     İstanbul                                            İstanbul                                              Bursa

                  Hasan Ören

                      Manisa

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 523 Sıra Sayılı Kanun Teklifinin 5. Maddesinin Anayasaya aykırı olması sebebiyle Teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                    Faruk Bal                                        Oktay Vural                                   Yusuf Halaçoğlu

                       Konya                                                İzmir                                               Kayseri

                   Celal Adan                                 S. Nevzat Korkmaz                           Murat Başesgioğlu

                     İstanbul                                             Isparta                                             İstanbul

                 Lütfü Türkkan

                      Kocaeli

BAŞKAN - Komisyon aynı mahiyetteki önergelere katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN - Hükûmet?

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN -  Önergeler üzerinde söz isteyen, Hasan Ören, Manisa Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

HASAN ÖREN (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu şikâyetinizi anlamak mümkün değil -5’inci madde üzerinde söz aldım ama- on bir yıldan bu yana iktidar olan bir Adalet ve Kalkınma Partisi, bütün adalet bakanlarını kendi atamış, 2010 yılında referandum yapmış, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kuruluyla ilgili düzenlemeleri halkoyuyla geçirmiş, Anayasa Mahkemesiyle ilgili kararları almış, şimdi diyorsunuz ki: “Biz oyunu bozuyoruz, oynamıyoruz.”

Ee, on bir yıldan beri mecrasından çıkmamış hukuk, 17 Aralıkta kasalar ortaya çıkınca, çocukların evinde para makineleri bulununca, inkâr etmediğiniz milyon dolarlar çıkınca mı mecrasından çıktı? Bugüne kadar şikâyet yoktu, şimdi şikâyet olmaya başladı.

Ne demişti Sayın Başbakan İstanbul’da Türkçe Olimpiyatları’nda -hatta alkışlamaktan hepinizin ellerinde nasır oluşmuştu- “Ey, hizmet insanı, Türkiye sana hasret, ne zaman döneceksin?” Bunları söyleyeli çok mu oldu zannediyorsunuz? Ne değişti? Bu ülkede ne değişti de şu an bir temizlik harekâtına girdiniz? Siz birbirinizle birlikte bu ülkeyi yönetenler değil miydiniz?

Şimdi, cemaat camia oldu -freni patladı arabanın- camia örgüt oldu. Bizim bildiğimiz örgütler var: PKK terör örgütü, DHKP-C terör örgütü, El Kaide terör örgütü, El Nusra terör örgütü. Peki, Sayın Başbakanın söylediği, sizin de alkışladığınız bu örgütün adı nedir? Bileniniz var mı? Yani bu örgüt ne? Hizmet insanına “örgüt” dediğinizde örgütün adı ne oluyor?

Değerli arkadaşlar, bu ülkede bu kavgaları yaparak bu ülkenin sanayicisini bitirdiniz, bu ülkede ekonomiyi rayından çıkardınız. Bir cümle gerekliydi, 17 Aralık başladığında bir cümle gerekliydi, Başbakan diyecekti ki: “Savcılar benim teminatım altındadır. Dün, ben nasıl zırhlı arabayı gönderdiysem, bugün de hiç kimse dokunamaz; savcılar, ne istiyorsanız yapın.” O destan yazmış polislere, destan yazıldığını söyleyen Sayın Başbakan polisleri, emniyet müdürlerini görevinden almayacaktı, bir de tabii ki, bu kutsal mekânda bu sıralara oturup veya bu sıralarda bakanlık yapan, haklarında fezleke hazırlanmış olan bakanlara da diyecekti ki: “Adalet Bakanı, hemen bunları Meclise getir.” Bir küçük cümle daha kuracaktı, “Bilal Erdoğan, sen Başbakan oğlusun, benim zırhlı arabamda saklanmana gerek yok. Git, savcılar senin ifadeni alsın.” deseydi, bugün 3,07 lira olan euro 2,70 liraydı, 2,27 lira olan dolar 1,97 liraydı.

Değerli arkadaşlarım, ekonomiyi bu kadar çığrından çıkardınız, insanları iflasa sürüklediniz, KOBİ’lerin hiçbir şekilde paraya ulaşma imkânı kalmadı. Geçen konuşmamda da söyledim, burayla ne alakası var? Kendi içinizde bunca yıl “Ne istedin de vermedik?” dediğiniz örgütle, camiayla, hizmet adamıyla kavganızdan dolayı bu ülkenin ekonomisini bozmaya hakkınız var mı? Ne yapıyordunuz? Yaptığınız neydi? Sayın Başbakan her tarafa çıktığında en son moda, ne işaretiydi? Rabia. Biz onu anlamamışız, şifreymiş bu, Rabb’im hep bana, Rabb’im hep banaymış! Biz bunu anlamamışız.

Düşün bu milletin yakasından, bu millet kurtulsun. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde söz isteyen, Lütfü Türkkan, Kocaeli Milletvekili. (MHP sıralarından alkışlar)

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; keşke Sayın Adalet Bakanı da burada olsaydı, bugün söylediğimi bir de yüzüne söylemek isterdim ama herhâlde kendisine iletmişlerdir.

Bu kanun başladığından beri hiç hâkimi, hukuku konuşmadık farkındaysanız, hırsızlık konuştuk, yolsuzluk konuştuk, rüşvet konuştuk. Bunu, gerçekten -Sayın Mahir Ünal’ın ifade ettiği gibi- ifade ederken tüm gruba da seslenmiyorum -birkaç defa daha söyledim ama Mahir Ünal Bey üzülmesin diye bir daha söylüyorum- aralarında samimiyetle, ihlas içerisinde buraya hizmet etmek için gelen arkadaşlarımızı tabii ki tenzih ediyorum, ama maalesef, bu grup o hırsızların ceremesini de çekiyor, bunda da ben suçlu değilim. Gelip MHP’den aday olsalardı, gidip AKP’den aday olun ben demedim, oldular, şimdi ceremesini çekiyorlar, benim bir suçum yok bunda.

Ben işin bir başka boyutuna geçeceğim. Bu savcılar devamlı yer değiştiriyor ya, en son Adana’da yakalanan 7 tane tırı yakalama emri veren savcı da değişti.

Bakın, ben ülkelerin komşularına, soydaşlarına yardım etmek için örtülü birtakım düzenekleri olduğunu bilen adamım, geçmişte de bu faaliyetlerin içinde bizzat yer almış adamlardan birisiyim, ama bir şey söyleyeceğim: Bu faaliyetler, 7 tane ne olduğu belli olmayan tırla yapılmaz, başına da MİT mensupları konulmaz.

Hatırlar mısınız, Irak’ta Kızılayın araçları yakalandı, içinde de 3 tane MİT mensubu yakalandı, hatta o arkadaşları sonra infaz ettiler, öldürdüler. Onlar Kızılay vasıtasıyla yardım ediyorlardı. Bu, demek değildir ki hiçbir ülke komşusuna veya soydaşlarının veya dindaşlarının bulunduğu bir ülkeye yardım etmez. Bunun yolları var, bunun yolu bu değil.

Üstelik Suriye gibi bir meselede çok yanlış bir iş yaptınız. Suriye’de şu anda iç savaşa karışan 97 tane grup var değil mi? IŞİD var, El Kaide var, ÖSO var, var da var. Siz şimdi bunlardan herhangi birisine yardım ettiğinizde bir diğerinin kalkıp bunun hesabını size bu ülkede sormayacağını nasıl garanti edersiniz? Böyle bir bataklığa, Suriye bataklığına nasıl batıyorsunuz, bu ülkeyi de batırıyorsunuz? Biz bunun hesabını veremeyiz arkadaşlar. Yarın öbür gün bu gruplar bu terör faaliyetlerini Türkiye’ye getirecekler. Türkiye bunun bedelini, hesabını ödeyecek. Böyle saçma sapan, çocuk gibi, ilkokul müsameresi gibi ülke yönetilmez, yardım da böyle yapılmaz.

Sizin MİT’in başına getirdiğiniz muhtereme haber verin, geçmişte bu işin nasıl yapıldığını iyice bir öğrensin. Böyle olmaz, rezil olursunuz, ülkeyi de Lahey’de yargılatırsınız savaş suçlusu diye. Böyle bir tehlike de var üstelik. Böyle bir maceraya atlamanın anlamsız olduğunu düşünüyorum. Türkiye bu meseleyle beraber hırsızların yüzünden… Bakın, bunun sebebi bunu gündemde tutanlar değildir, bu hırsızlığı yapanlardır.

Türkiye çok ciddi bir ekonomik krizle karşı karşıya. 2013 yılında Türkiye’nin çevrilmesi gereken dış borç miktarı 172 milyar dolar. Yani, 2014 yılında Türkiye 172 milyar dolar parayı bir daha geri çevirmek zorunda. 55 milyar dolar da dış ticaret açığı var, alın size 230 milyara yakın bir para. Bu da ayda 19 milyar dolar demektir. Böyle, Türkiye’ye, her gün hırsızın, her gün soysuzun, her gün rüşvetçinin, her gün soygunun konuşulduğu bir ülkeye bu sıcak para da gelmez, gelmesini de beklemeyin. Türkiye, böyle bir felaketle karşı karşıya.

Ben şimdi soruyorum bu soygunu, bu hırsızlığı yapanlara: 7 kasada ne kadar para bulunur arkadaş ya? Doldur, doldur kasaları, 100 milyon dolar doldur. Öbürü, ayakkabı kutusunda 4,5 milyon dolar, bir Bakan 52 milyon dolar diyorlar. Bunların hiçbirisi Türkiye’ye reva görülen bu kötülük kadar büyük bir rakam değil. Türkiye’ye yaptıkları esas kötülük, Türkiye’yi karşı karşıya bıraktığı bu ekonomik kriz ve dış dünyadaki rezil durum. İtibarsızlaştık. Sayın Başbakan Avrupa Birliği toplantısına, Brüksel’e gittiğinde zannediyor musunuz ki o söylenenler yarın önüne konulmayacak? Avrupa Birliğinin şöyle bir taktiği var: Önce size ifşa ettiriyor, ikrar ettiriyor,  sonra bu ikrar ettirdiklerini  gelip sizin hesabınıza soruyor.

Ben sözümü ne zaman bitireceğimi bilirim. Çoluğunu çocuğunu tanıdığım adamla da hiç kötü olmadım, kötü olmak istemiyorum. Bundan hesabı olanlar anlamıştır herhâlde.

Hayırlı günler diliyorum.

Sağ olun. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 523 sıra sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifinin çerçeve 5 inci maddesinin teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

İdris Baluken (Bingöl) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen İdris Baluken, Bingöl Milletvekili.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Teşekkür ediyorum  Sayın Başkan.

Genel Kurulu tekrar saygıyla selamlıyorum.

Her zaman olduğu gibi, burada dile getirilen önerilere yine kapalısınız, dile getirilen eleştirileri dikkate almıyorsunuz. Belki de parmak kaldır, parmak indir hesabıyla bu kanun teklifini geçirmekte kararlısınız ama yanlış bir iş yapıyorsunuz, biz yine uyaralım. Çünkü, bu yaptığınız düzenlemeyle hiç kimse, hatta sizin tabanınızın da büyük bir kısmı bağımsız ve tarafsız bir HSYK yaptığınıza inanmıyor. Eminim ki bu sıralarda oturan milletvekillerinin de çoğunluğunda böyle bir inanç yoktur. Bir düzenleme yapılmalı ama şu anda Türkiye toplumunun büyük bir kısmı, bu yapılan düzenlemeyi yargıyı ele geçirme girişimi olarak değerlendiriyor. İşte, 12 Eylül referandumunda “Kemalistlerden alalım, kendimize göre dizayn ederiz.” dediniz, cemaatle birlikte hareket ettiniz, birlikte ortak listeler yaptınız. Aradan iki yıl, üç yıl geçmedi, şimdi, “Yargı, cemaatin vesayetinde, ama alıp kendi vesayetimize götürmek istiyoruz.” diyorsunuz, bunun anlamı budur. Peki, bu halkın, bu 76 milyonun hakkını, hukukunu savunacak, adalet dağıtacak bir tarafsız ve bağımsız yargı hakkı yok mudur? Bu konuda samimiyetiniz maalesef inandırıcılıktan uzaktır.

İki nedenle uzaktır. Bakın, birincisi: Bu 17 Aralıktan sonra biz hemen Meclise iki komisyon önerdik. İki komisyonumuz şuydu: Birincisi, yolsuzlukla mücadele komisyonuydu, ikincisi, paralel devletle mücadele komisyonuydu. Aslında o teklifin sizden gelmesi gerekiyordu, o komisyonu sizin kurdurmanız gerekiyordu. Sizin bu Mecliste bir komisyonla “Diğer siyasi partilerle birlikte yolsuzlukların üzerine gidelim.” önerisi getirmeniz gerekirdi, bir komisyonla da “Paralel devletle birlikte mücadele edelim.” önerisi getirmeniz gerekirdi. Eğer bunu yapsaydınız bugün burada her kürsüye çıkan yolsuzluktan, hırsızlıktan, rüşvetten bu kadar bahsetmezdi. Ama bunu yapmadığınız için şu anda yürütmüş olduğunuz, yargı ve emniyet üzerinde yürütmüş olduğunuz operasyon da bir paralel devletle mücadele anlayışından son derece uzaktır, bunu açık vurgulamamız gerekiyor.

Bu kürsüden, biz defalarca buraya geldiğimizde “10 bin arkadaşımız cezaevine gönderiliyor, belediye başkanları, milletvekilleri, belediye meclis üyeleri yani kısacası milyonlarca oy cezaevine haksız, hukuksuz bir şekilde gönderiliyor.” dediğimizde tek bir yargıç ya da savcının yerini değiştirmediniz. Bugüne kadar bu kürsüden bizler çocuklara tecavüz eden, insanlıktan çıkmış kamu görevlilerinin, askerlerin yargı tarafından aklandığını söylediğimizde tek bir savcının, hâkimin, yargıcın görev yerini değiştirmediniz. Baklava çaldığı için, aç olduğu için bugüne kadar kendi açlığının sorumlusunu sizin açığa çıkarmanız gerekirken onlarca yıl cezaya çarptırılan çocuklar olduğunda bir savcı ve yargıçtan hesap sormadınız. Taş attığı için onlarca yıl ceza yatan çocukların dramı, yine yakın dönemde arkadaşı yerine AKBİL bastığı için onlarca yıl ceza alan insanlara ceza yağdıran savcılar ve yargıçlarla ilgili düzenlemeyi yapmadığınız için şu anda inandırıcılığınız yok. Sokak ortasında Aydın Erdem’i, Şerzan Kurt’u, Gever’de en son 3 genci polis gündüz gözüyle, demokratik siyasi hakkını kullandığı için katlettiğinde bir tek polisin yerini değiştirmediniz. Gezi direnişinde 6 gencimizi yine polis orantısız müdahalelerle katlettiğinde tek bir polisin, emniyet müdürünün yerini değiştirmediniz. O nedenle, bu yapmış olduğunuz şey de paralel devletle mücadele görüntüsünden de son derece uzaktır.

Öneri bellidir. Meclis hem yolsuzlukları araştırma komisyonu hem paralel devletle mücadele komisyonu kurmuş olsaydı, bu HSYK düzenlemesi de bir anayasa düzenlemesi şeklinde Meclise gelmiş olsaydı, o zaman hep beraber farklı bir şeylerden bahsederdik ama ben yine çağrımı yapmak istiyorum: Bu kanun teklifinin Genel Kuruldan çekilmesi lazım, Anayasa uzlaşma zemininin diğer siyasi partilerle birlikte aranması lazım.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler…

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Karar yeter sayısı…

BAŞKAN – Karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul etmeyenler... Evet, karar yeter sayısı vardır, madde kabul edilmiştir.

FARUK BAL (Konya) - Nerede Sayın Başkan ya?

BAŞKAN - 6’ncı madde üzerinde üç adet önerge vardır.

İki önerge, maddenin Anayasa’ya aykırılık sebebiyle çıkarılmasını isteyen önergelerdir.

Önergeleri okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 523 sıra sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifinin çerçeve 6 ncı maddesinin teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                 İdris Baluken                                       Erol Dora                                      Pervin Buldan

                       Bingöl                                              Mardin                                                Iğdır

                  Bengi Yıldız                                       Nazmi Gür                                                

                      Batman                                                Van

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki diğer önergeleri okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 523 sıra sayılı Bazı kanunlarda değişiklik yapılmasına dair kanun teklifinin çerçeve (6.) maddesinin Anayasaya aykırı olması nedeniyle teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

Ali Rıza Öztürk Dilek Akagün Yılmaz              Ömer Süha Aldan

     Mersin                                                                 Uşak                                                Muğla

Celal Dinçer               Müslim Sarı         Ali Serindağ         İlhan Demiröz

    İstanbul                    İstanbul                                  Gaziantep                                      Bursa

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 523 Sıra Sayılı Kanun Teklifinin 6. Maddesinin Anayasaya aykırı olması sebebiyle Teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

Faruk Bal                                                            Oktay Vural                                       Celal Adan

  Konya                                                                    İzmir                                               İstanbul

S. Nevzat Korkmaz                                       Murat Başesgioğlu                             Yusuf Halaçoğlu

    Isparta                                                               İstanbul                                             Kayseri

BAŞKAN – Komisyon maddenin Anayasa’ya aykırılık sebebiyle çıkarılmasını isteyen aynı mahiyetteki önergelere katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) – Katılınmamaktadır Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Evet, önerge üzerinde söz isteyen Faruk Bal, Konya Milletvekili.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Değiştiriyoruz efendim, ben konuşacağım.

BAŞKAN – Evet, Yusuf Halaçoğlu, Kayseri Milletvekili. (MHP sıralarından alkışlar)

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bir ayetikerime vardır biliyorsunuz, “Kaldıramayacağımız yükü bize yükleme Allah’ım.” der. Her insanın kaldıracağı bir yük vardır, her nefsin kaldırabileceği bir yük vardır.

Bir gün, Fuat Paşa, Meclis-i Vükelaya gelmiş ve demiş ki: “Arkadaşlar, ben 50 bin altınlık adamım.” Demişler ki: “Hayrola Paşa, nereden çıktı bu?” “Dün bana 50 bin altın rüşvet teklif ettiler, bunu reddettim. Reddedebildiğim 50 bin altını reddedebildiğimi nefsimde denedim ama daha fazlasını bilmiyorum.” demiş. İnsanoğlu gerçekten ne kadar yük kaldırabilir, nefsini ne kadar kontrol edebilir pek bilinmez ancak iş başa düştüğünde, karşı karşıya kalındığında konularda bu ortaya çıkar.

Değerli arkadaşlar, 2010 yılında yapmış olduğunuz Anayasa değişikliği, hukuk sistemimizde birtakım değişiklikler içermiştir, değişikliklere sebep olmuştur ve bunu siz her zaman için, sürekli olarak “hukukun üstünlüğü”, “hukukun bağımsızlığı” şeklinde talep ettiniz, dile getirdiniz. Ama, bu arada, ilginçtir ki, aradan üç yıl geçti, üç yıl boyunca en küçük bir şekilde,  hiçbir ama hiçbir şekilde, HSYK’nın siyasallaştığı, çete olduğu veya yanlış işler yaptığı, yanlış atamalar yaptığı konusunda hiçbir beyanınız olmadı, ama üç sene boyunca olmadı. Üç sene, kurduğunuz düzen gayet iyi gitti ama 17 Aralığa kadar bu anlayış devam ederken, birdenbire, bir baktınız ki kaldıramayacağı yükü yüklenmiş birtakım insanlar ortaya çıktı. Böyle olunca, dediniz ki bunlar hakkında: “Bir bakalım.” Ama, ne gariptir ki bunlarla işin bitmediğini gördünüz. Bitmediğini gördünüz, hemen ilk yaptığınız şey şuydu: Savcılara yeni savcılar eklediniz. Baktınız ki bu yeterli gelmiyor, “Güvenlik güçlerinin operasyonlarında amirlerine haber vermesi” şeklindeki yönetmeliği getirdiniz, değiştirdiniz maddeyi. Ondan sonra, bununla da yetinmediniz, operasyonu yapan güvenlik güçleri ve amirlerini bir şekilde başka yerlerde görevlendirdiniz. Ama, gariptir ki yine…

Sultan İbrahim döneminde “Cinci Hoca” diye bir hoca vardı. Bu kişi bütün atamaları yapardı ve rüşvet karşılığı yapardı ve bu öyle bir atamaydı ki valiler atandıktan sonra, valilik merkezlerine varmadan önce tekrar başka bir rüşvetle yeni bir vali atandığı için o vali yerine varamadan valiliği sona ererdi. Siz de öyle yaptınız; atadığınız, yer değiştirdiğiniz polis ve amirler daha yeni görevine başlamadan yeni bir göreve daha atadınız. Hele hele, Danıştay yönetmeliği ortadan kaldırdıktan sonra baktınız ki bu iş olmayacak, savcılar durmayacaklar, dediniz ki: “En iyisi biz savcıları da birtakım hâkimleri de değiştirelim." Ve ardından bunları değiştirmeye başladınız. Baktınız yine de olmuyor, yine olmayınca dediniz ki: “Aslında biz üç yıl önce kurmuştuk ama ya, utanmaya da gerek yok, hemen biz bunu değiştirelim, hem de paralel yapılanma, çete diyelim ve bunların hukuk dışı hareket ettiğini dile getirelim.” Ve bunu yaptınız. 1. Daireyi değiştirdiniz, bazı atamaları değiştirdiniz, yüzlerce savcıyı da yerinden ettiniz. Ama yetinmediniz, bugün Türkiye Büyük Millet Meclisine o sizin anlı şanlı HSYK’yı değiştirmek için kanunlar getirdiniz. Yutmuyor millet! Gidin konuşun, yolsuzlukları örtbas etmek için değiştirdiğinizi söylüyor. Bunu artık anlayın.

Hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önerge üzerinde söz isteyen Ali Serindağ, Gaziantep Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Türkiye Adalet Akademisi sitesine giriyorsunuz, şöyle diyor: “Avrupa Birliğine katılım sürecinde üye ülkelerdeki mevzuata ve uygulamalara uyumu sağlamak üzere, adalet alanında eğitim ve diğer bazı görevleri yerine getirecek bağımsız bir kurumun oluşturulması gündeme gelmiş ve 4954 sayılı Türkiye Adalet Akademisi Kanunu 23/07/2003 tarihinde kabul edilmiştir. 4954 sayılı Kanun’la tüzel kişiliğe sahip, bilimsel, idari ve mali özerkliği olan Türkiye Adalet Akademisi kurulmuştur.” deniyor.

Şimdi, idari özerklikten bahsediliyor orada. Nedir idari özerklik? Bu, şu anlama gelir: Akademinin kendine yeterli olması ve yönetimde serbest olması anlamına gelir; idari özerklik bu anlama gelir. Oysa, Adalet Akademisinde yapılan değişiklikle Adalet Akademisi Bakanlığın bir birimi hâline getirilmektedir.

Peki, bu teklife neden gerek duyuldu? Bu teklif, daha doğrusu teklif niteliğine bürünmüş bu tasarı neyi andırıyor biliyor musunuz? Bir zamanlar otomobil ilanlarında, işte “Doğan görünümlü Şahin” ifadesi vardı, tıpkı onun gibi.

Peki, nereden kaynaklandı bu ihtiyaç? 17 Aralık operasyonundan sonra, rüşvet ve yolsuzluk operasyonundan sonra siz buna ihtiyaç duydunuz ve bu tasarıyı bu, şekilde Meclis gündemine getirdiniz. Bu tasarının çıkış amacı, buraya getiriliş amacı bu. Yani diğerleri, efendim, paralel devlet, yok çete, yok şu; bu, işin kamuflajıdır. Çünkü, şayet -sizin deyiminizle- öyle bir yapı varsa o yapı da sizin eserinizdir, şayet öyle bir yapı varsa o yapı sizin eserinizdir. Siz, o yapının mağduru olamazsınız, olsa olsa o yapının sorumlusu olursunuz. Sorumlusu olduğunuz bir yapıdan sizin şikâyete hakkınız var mı? Yok. O zaman niye bunu getiriyorsunuz? Keşke, yargı bağımsızlığını sağlayacak şekilde, mevcut HSYK’daki şikâyetleri önleyecek şekilde bir tasarı getirmiş olsaydınız ama bunu böyle yapmadınız, tam tersine, yargıyı zannettiniz ki sizin yargınız ama bir de anladınız ki yok, siz ona söz geçiremiyorsunuz. O zaman kendinize uygun, kendi anlamınıza, anlayışınıza uygun, sizin arka bahçeniz olacak bir yargıyı yaratmak için bu tasarıyı getirdiniz.

Şimdi, Sayın Bakan, dün sorulara yanıt verirken sizin bir yanıtınız çok manidar. İzin verirseniz okuyorum bunu, bir soruya siz şöyle cevap veriyorsunuz: “Adalet Bakanı Müsteşarı İzmir Başsavcısını aramıştır, kendisiyle konuşmuştur. Adalet Bakanı Müsteşarı devam eden olayla ilgili bilgi almıştır. Arkasından da, hukukun uygulanmasını, hukukun uygulanmasına engel olunmamasını ve hukukun dışına çıkılmamasını istemiştir. Savcılar ve hâkimler idari yönden Adalet Bakanlığına bağlıdır.” diyorsunuz.

Şimdi, Sayın Bakan, burada bulunan heyet en az sizin kadar akıllıdır. Burada sizin söylediğiniz, karşıdaki insanları sanki bir şey bilmiyormuş gibi bir pozisyona koymaktır. Kimse “Müsteşar savcıyla konuşmaz.” demiyor ki. Burada aslolan, savcı ne demiştir, savcıya ne söylenmiştir? Peki, madem sizin söylediğiniz gibiyse ikinci defa niye aramıştır? Yani, İzmir Savcısı -muhtemeldir ki sizin Müsteşarınızdan belki de daha kıdemlidir, bilmiyorum- hukukun uygulanacağını bilmiyor mu, hukukun dışına çıkılmayacağını bilmiyor mu? Neden böyle bir şeye gereklilik duymuştur? Sayın Bakan, lütfen, insanların zekâsıyla alay etmeyin.

Şimdi, Sayın Başbakan Avrupa'da kuvvetler ayrılığından bahsederken şöyle diyor: “Demokratik parlamenter sistem içerisinde kuvvetler ayrılığı noktasında kimsenin bir şüphesi olamaz; ancak, kuvvetlerin birbirine müdahalesi hoş görülemez, söz konusu olamaz. Eğer bu kuvvetler birbirine müdahale etmeye kalkarsa orası demokratik bir ülke olmaktan çıkar.”

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ALİ SERİNDAĞ (Devamla) – Ve devam ediyor: “Şu anda, başta yargı ve emniyet olmak üzere devlet kurumlarına sızmış bir örgüt, amirinden değil, örgüt yöneticilerinden emir ve talimat alarak hareket etti.” diyor. Peki, daha önce Sayın Başbakan ne demişti? “Kuvvetler ayrılığı ayak bağıdır.” O nedenle, o yapı kimdir, adı nedir, nasıl oluşmuştur, kimler bu yapının ortaya çıkmasına veya oluşmasına yardımcı olmuştur, sizin bunu açıklama göreviniz var. Aksi hâlde, siz, yolsuzlukları ve rüşveti önlemek için bu teklifi getirmiş olma algısından kurtulamazsınız.

Teşekkür ediyorum.

Hepinize iyi akşamlar diliyorum.

Sağ olun. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Serindağ, teşekkür ederim.

Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı’na

Görüşülmekte olan 523 sıra sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifinin çerçeve 6 ncı maddesinin teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

İdris Baluken (Bingöl) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN - Önerge üzerinde söz isteyen Sırrı Sakık, Muş Milletvekili. (BDP sıralarından alkışlar)

SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; ben de tekrar hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Konumuz hukuk, ben de hukuksuzluktan bahsedeceğim. Yıl 1993, anlı şanlı ordumuz tanklarıyla, toplarıyla bir gece bir köye girerler -bu köy Zengök, Muş’ta doğduğum köy- köyü yakarlar, bütün evleri eşyalarla birlikte yakarlar. Köyün gençlerini de topluca alıp getirirler, bir kısmını öldürürler, bir kısmını da alır getirirler, terörle mücadeleye teslim ederler ve terörle mücadele birimleri kendilerine göre bir senaryo çizerler ve o çocuklar o gündür bugündür, yirmi bir yıldır cezaevindedirler. Yani, haktan, hukuktan ve adaletten bahsediyorsunuz ve yirmi bir yıldır –Allah adına söylüyorum- her köyde bu hikâye vardır, her evde böyle bir acı vardır. Ama, buraya çıkıp sadece Balyoz’dan, Ergenekon’dan dem vuranlar, bu topraklarda bu kadar acıların yaşandığından bir tek laf bile etmezler. Yirmi bir yıldır bu insanlar yatıyorlar Terörle Mücadele Yasası’ndan ve o dönemin… Bakın, gidip orada evleri, barkları yakanlar tek bir soruşturmaya dâhil olmuyorlar. Aradan yirmi üç yıl geçiyor, terörle mücadeleden dolayı zarar görenlerin zararları tanzim ediliyor. Ne kadar? 3 bin lira, 4 bin lira, 14 bin lira, 24 bin lira, bakın 24 bin lira, veyahut da 30 bin lira. yirmi üç yıl, yirmi dört yıl köyüne gidememiş insanlar, mağdur olmuş, evleri yakılmış insanlar ama bu insanlar, yirmi yıl sonra eski para birimiyle 5 milyar lira para alıyorlar. Bırakın bu parayı ama bu yirmi bir yıldır içeride olan insanlar...

MEHMET METİNER (Adıyaman) – O yasaları değiştirmemiz lazım.

SIRRI SAKIK (Devamla) – Yirmi bir yıldır bu insanlar içeride ve bu insanlar Muş cezaevindeydiler.

Sayın Bakanım, bu insanları, gece bir operasyonla 45 kişiyi Muş’tan alıp götürdüler. Hem Muş’taki savcı ve oradaki infaz koruma memurlarının saldırısına maruz kaldılar ve sonra bir gece operasyon yapıldı. Zaten bütün hayatlarına düşen gece operasyonudur. Evleri yakılırken gece operasyonu oluyor, oradan alınırken, getirilip tutuklanırken gece operasyonu oluyor. Muş’ta bu insanlar, tekrar hem cezaevinde saldırıya maruz kalıyor hem tekrar bir gece operasyonuna maruz kalan 43 insan -45 mi- alınıp bir uçakla Tekirdağ’a götürülüyor ve Tekirdağ’a götürülürken de orada tekrar saldırıya maruz kalıyorlar, bunlar çırılçıplak edilip ve orada tekrar işkenceye  maruz kalıyorlar. Bunu sizin yetkili birimlerle de konuştuk. Bu işkence cezaevlerinin birçoğunda var, birçok yerde bu saldırılar var. Yani sadece bu HSYK değil, bizim bir bütün olarak şikâyetlerimizin dinlenmesi lazım. Yani bu konuda, benim söylediklerim sadece benim yaşadıklarımdır, benim köyümde... Eminim ki hepinizin, Kürt coğrafyasında yaşayan bütün arkadaşlarımızın hem köyünde hem evinde hem de yanı başında bu haksızlıklar her gün devam ediyor.

O vesileyle, yani  bir an önce bu Terörle Mücadele Yasası’nın ortadan kaldırılması gerekir. Bütün mağduriyetlerin ortadan kaldırılması gerekir. Hep birlikte söyleniyor, “Yeniden yargılanma.” Kim için söyleniyor? Balyoz ve Ergenekon için.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Herkes için söyleniyor, herkes için.

SIRRI SAKIK (Devamla) – Herkes için söyleyeceğiz, herkes için. Yani tek kalemde iki kesimi, birilerinin sırtı kalınsa sürekli... Her gün, bakıyoruz, medyada sırtı kalın olanlarla ilgili çarşaf çarşaf haberler var ama sahipsizlerle ilgili tek haber yoktur. Yani, 28 Şubatın mağduru olan Mirzabeyoğlu mudur? Pardon, belki, net…

İSMAİL AYDIN (Bursa) –Mirzabeyoğlu, doğru.

EBU BEKİR GİZLİGİDER (Nevşehir) – Doğru.

SIRRI SAKIK (Devamla) – Evet.

Bunun mağduriyetini bütün hepimiz biliyoruz ki 28 Şubatın mağdurudur, orada on altı yıldır cezaevinde kalıyor. Yani, bu acıların arasına bir ayrım koymadan, hepimizin bu konuda bir vicdan sahibi… Ve bu vicdanı hukuka dönüştürmemiz gerekir.

Hepinize teşekkür ederim. (BDP sıralarından alkışlar)

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) – Yasa değişirse herkes için geçerli.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

7’nci madde üzerinde üç adet önerge vardır. İki önerge maddenin Anayasa’ya aykırılık sebebiyle çıkarılmasını isteyen önergelerdir. Önergeleri okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 523 sıra sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifinin çerçeve 7 nci maddesinin teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                 İdris Baluken                                       Erol Dora                                      Pervin Buldan

                       Bingöl                                              Mardin                                                Iğdır

                  Bengi Yıldız                                       Nazmi Gür

                      Batman                                                Van

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki diğer önergeleri okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 523 sıra sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifinin çerçeve (7.) maddesinin Anayasaya aykırı olması nedeniyle teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                Ali Rıza Öztürk                             Dilek Akagün Yılmaz                           Ömer Süha Aldan

                      Mersin                                               Uşak                                                Muğla

                  Celal Dinçer                                     Müslim Sarı                                Bedii Süheyl Batum

                     İstanbul                                            İstanbul                                           Eskişehir

                İlhan Demiröz                                  Muharrem İnce

                       Bursa                                               Yalova

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 523 Sıra Sayılı Kanun Teklifinin 7. Maddesinin Anayasaya aykırı olması sebebiyle Teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                    Faruk Bal                                        Oktay Vural                                   Yusuf Halaçoğlu

                       Konya                                                İzmir                                               Kayseri

                   Celal Adan                                 S. Nevzat Korkmaz                           Murat Başesgioğlu

                     İstanbul                                             Isparta                                             İstanbul

BAŞKAN – Komisyon aynı mahiyetteki önergelere katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Önergeler üzerinde söz isteyen Süheyl Batum, Eskişehir Milletvekili.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Ali Rıza Öztürk…

BAŞKAN – Buyurun.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bir ülkede demokrasiyi savunmak için önce hukuk devletini savunmak lazım. Hukuk devletini savunmak için de kuvvetler ayrılığını içimize sindirmemiz lazım.

AKP’nin sözcüsü arkadaşımız “Biz demokrasiyi savunuyoruz.” dedi. Ancak, Sayın Başbakan 18/12/2012 tarihindeki Hürriyet gazetesinde, kuvvetler ayrılığını sistemin önünde engel olarak görüyor ve bu yasa düzenlemesini getirirken de yargıç bağımsızlığını gereksiz olarak görüyor.

Şimdi, eğer siz bir ülkede hukuk devletinin temelini oluşturan kuvvetler ayrılığını yürütmenin önünde engel olarak görürseniz, o zaman hukuk devletini inkâr etmiş olursunuz. Hukuk devletini de çeker alırsanız demokrasi ortada kalmaz, dolayısıyla, sizin demokrasi mücadele iddianızın hiçbir geçerliliği yoktur. Hukuk devleti ise -basit, hukuk fakültesine giden, birinci sınıftaki çocuğa sorsanız hukuk devleti nedir diye- yasama ve yürütmenin eylem ve işlemlerinin yargı tarafından denetlenmesidir. Dolayısıyla, hukuk devletinin ilk ilkesi olan yasama ve yürütmenin eylem ve işlemlerinin yargı tarafından denetlenmesini içine sindiremeyen, bunu millî iradeye pranga olarak gören bir Başbakan demokrasiyi falan da savunamaz. “İznim olmadan, savcı MİT’in ne getirip götürdüğüne bakamaz.” diyen bir Başbakan hukuk devletinin Başbakanı değildir. “Savcıya da, jandarmaya da gereken yapılacak.” diyen bir Başbakan hukuk devletinin Başbakanı değildir. “Elimde yetki olursa HSYK’yı yargılarım.” diyen bir Başbakan hukuk devletinin Başbakanı değildir.

Değerli arkadaşlarım, ikinci konu: Sayın Bakana sordum, Bakan yanıt vermedi. Şimdi, Başbakan diyor ki: “Tehlikenin boyutları burada görülmüyor ancak devlet kurumlarına sızmış bir örgüt -devlet kurumlarına sızmış bir örgüt- amirlerinden değil, örgüt yöneticilerinden emir alarak hareket ediyor.” Demek ki bir örgüt var; gizli, illegal bir örgüt. “Bu örgüt, liderlerinden emir alarak hareket ediyor. Savcılar, hâkimler var; vicdanlarıyla, millet adına değil, örgüt yöneticilerinin talimatlarıyla hareket ediyorlar. Mücadelemiz bu tehlikeli örgütle.”

Kim bu örgüt, bunu soruyorum. Bu örgüt kim? Yani, Sayın Başbakanın tehlikeli gördüğü ve mücadele ettiği örgüt kim? Böyle, afaki çeteler, örgütler; biz bu lafları çok duyduk. Başbakanın yanlış eylemlerine karşı yapılan her şey örgüt. Eğer Başbakanın kastettiği örgüt, kendisinin adının karıştığı, oğlunun adının karıştığı, kendi bakanlarının adlarının karıştığı bu yolsuzluk soruşturmasını soruşturan savcılarsa örgüt üyesi, hâkimlerse örgüt üyesi, onu da açıklaması gerekiyor ve bunların örgüt üyesi olduğunu gösteren kanıtları ortaya sermesi lazım.

Şimdi, Başbakan örgütten bahsediyor ama Başbakanın yakın arkadaşı, Başbakan Yardımcısı “28 Şubat döneminde kendisine büyük iftiralar atıldı, örgütle suçlandı...” Demek ki eğer kastettikleri bugün Fethullah Gülen ise, dünkü ortaklarıysa, bunu örgüt kurmakla suçluyorlarsa, örgüt lideri buysa bunu açıklamaları lazım. Ve Bülent Arınç diyor ki: “28 Şubat döneminde kendisine büyük iftiralar atıldı, örgütle suçlandı.” Ya, demek ki bugün kastettikleri örgütle suçlanmış ve tüm suçlamalardan beraat etmiş. Ve yine Davutoğlu diyor ki: “Bu faaliyetleri yapan, bu faaliyetlere katkıda bulunan başta muhterem Hoca Efendi olmak üzere tüm öncülerine de selam olsun.”

Şimdi, örgüt lideri bu mudur Sayın Bakan? Bunu açıklamanızı istiyorum. Böyle, hiç benim sorduğum soruyla alakası olmayan şeyler söylemeniz doğru değil. Bugün bu örgüt lideri kimdir? Tehlikeli örgüt kimdir? Sizin mücadele ettiğiniz örgüt kimdir? Yoksa yel değirmenleriyle mi mücadele ediyorsunuz? Bunu açıklamanız lazım bu kürsüde. Ya, bu kadar basit bir soru soruyoruz size.

Bu yasa neden geldi, görüşülüyor? Bu, sıradan bir yasa tasarısı değildir. Sizin -ileriki şeyde söyleyeceğim- daha önceki kanun görüşülürken Hükûmet tasarısı üzerinde söylediğiniz sözler var, milletten aldığınız talimatı yerine getiriyorsunuz. Şimdi kimden aldığınız talimatı yerine getiriyorsunuz? Bunu öğrenmek istiyorum.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeler üzerinde söz isteyen Faruk Bal, Konya Milletvekili. (MHP sıralarından alkışlar)

FARUK BAL (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi tekrar saygıyla selamlıyorum.

Görüştüğümüz bu maddeyle ve bu maddeye ilişkin müteakip maddeler ile Türkiye Adalet Akademisinin Genel Kuruluna, Yönetim Kuruluna, Denetleme Kuruluna, Başkanı, Başkan yardımcıları, Eğitim Merkezi Müdürü, merkez müdür yardımcıları dâhil olmak üzere idari personelin tamamının görevine son veriyorsunuz. Bir devlet kurumunun bu kadar haşin, gaddar, vahşi bir şekilde ortadan kaldırılmasının bir sebebihikmeti olması lazım, var. Sayın Başbakanın “İnlerine gireceğiz.” dediği yerlerden birisi burası. Orası bir in değil, bağımsız ve tarafsız hâkim ve savcıların eğitildiği bir kurum ama Sayın Başbakanın bunu “in” olarak nitelendirmesinin sebebihikmeti 17 Aralıktaki hiddeti.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Ayrıca, inde kim olur?

FARUK BAL (Devamla) – Oğluna kadar ulaşacak yolsuzluk, rüşvet, kara para aklama operasyonlarını yapan hâkim ve savcıların bulunmuş oldukları kurumları ortadan kaldırabilmek için bir hiddet içerisinde ve o hiddetle de eğitim merkezinin, akademinin tamamının ortadan kaldırılmasını hesaplıyor. Aynı zamanda da HSYK’nın 20 seçilmiş üyesi dışındaki tüm personelini ortadan kaldırıyor, orası da ikinci bir in.

Şimdi, “in” olarak nitelendirdiğiniz yerleri, biraz önce Adana Milletvekilimiz Seyfettin Bey, yine, AKP’nin en yetkili şahsiyetlerinin ifadeleriyle “in” olarak nitelendirdiğiniz cemaate ne kadar övgüler sunduğunuzu anlattı. O kadar övgü sunulmasının elbette ki bir sebebihikmeti vardı; birtakım hayır hizmetleri, okullar, yurt dışında Türkiye'nin temsili vesairesi. Hepsinin elinin tersiyle itilmesi kadar sizi hiddetlendiren olay nedir? Sadece 17 ve 25 Aralık olayları değildir. Bunun devamı var, devamı büyük. Korkuyorsunuz, korku büyük. Telaşa kapıldınız, telaş büyük. Dolayısıyla, bu büyük korku ve büyük telaş ile “in” olarak nitelendirdiğiniz akademinin ve “in” olarak nitelendirdiğiniz HSYK’nın hâk ile yeksan olması için bu kanunu getirdiniz. Bu kanun ile Türkiye Cumhuriyeti devletinde gerek 28 Şubat gerek 12 Mart gerek 12 Eylül gerek 1960 ihtilali dâhil olmak üzere cumhuriyetin ilk dönemindeki tek parti hükûmetinde dahi olmayacak kadar yargıda tek gücün, tek iradenin sahip olmasını öneriyorsunuz.

Değerli milletvekilleri, bu tek güç, tek irade mutlaka yanlış yapacaktır çünkü cüzi iradeye sahiptir. Yapılacak yanlışa, sizin hiçbir kabahatiniz, hiç kusurunuz olmadığı hâlde, vereceğiniz oylarla ortak olacaksınız. Burada mutlaka kul hakkı yenilecektir, mutlaka yolsuzluğun, rüşvetin üstü örtülürken hak yenilecektir. Cenab-ı Zülcelâl diyor ki: “Bana kul hakkıyla gelmeyin.” Burada bugün belki partinizin çıkarı doğrultusunda bir iş yaptığınızı varsayabilirsiniz ve bundan belki bugün bir hesaba çekilmekten kurtulabilirsiniz ama öbür tarafta sıratımüstakimden nasıl geçeceğinizi hesaplamanız lazım. “Beytülmalden bir hırka dahi alan, savaşta İslam adına mücadele ederek şehit olsa bile cennete giremez.” diyor Hazreti Peygamber. Dolayısıyla, kul hakkına ilişkin olan, adaletle ilgili verilecek olan bir hükümde hepimizin, hem sizin hem bizim, muhalefet olarak da bizim doğruyu bulmamız, aramamız gerekmektedir. Bu doğru gayet bellidir. Hiçbir şek ve şüphe yoktur ki peygamber postunda oturan hâkime dışarıdan müdahale etmemek gerekiyor ama gördük ki peygamber postunda oturan yanlış da yapabilir, yanlış yaparsa yargı kendi içerisinde bunu halleder.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

FARUK BAL (Devamla) – Fakat yanlış yapacağım korkusu, o büyük korku, o büyük telaş ile yargının üzerine vahşi ve vahim bir adaletsizlikle gidilirse burada hepimizin kusuru, kabahati olur diyor, o kusur ve kabahatten Cenab-ı Allah’ın bizleri azat etmesini diliyor, hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı’na

Görüşülmekte olan 523 sıra sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifinin çerçeve 7 nci maddesinin teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

İdris Baluken (Bingöl) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

4954 sayılı Türkiye Adalet Akademisinin yapısında değişiklik öngören düzenleme ihtiyacı karşılayacak nitelikte değildir. Akademinin sekretaryasının kaldırılması ve başkanlık divanından çıkartılması karar alma mekanizmasını antidemokratik bir yapıya kavuşturacaktır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

8’inci madde üzerinde üç adet önerge vardır. Bu önergelerden ikisi maddenin Anayasa’ya aykırılık sebebiyle çıkartılmasını istemektedir.

Önergeleri okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı’na

Görüşülmekte olan 523 sıra sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifinin çerçeve 8 inci maddesinin teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                 İdris Baluken                                       Erol Dora                                      Pervin Buldan

                       Bingöl                                              Mardin                                                Iğdır

                  Bengi Yıldız                                       Nazmi Gür

                      Batman                                                Van

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki diğer önergeleri de okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 523 sıra sayılı bazı kanunlarda değişiklik yapılmasına dair kanun teklifinin çerçeve (8.) maddesinin Anayasaya aykırı olması nedeniyle teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                Ali Rıza Öztürk                             Dilek Akagün Yılmaz                           Ömer Süha Aldan

                      Mersin                                               Uşak                                                Muğla

                  Celal Dinçer                                     Müslim Sarı                                    İlhan Demiröz

                     İstanbul                                            İstanbul                                              Bursa

                  Tanju Özcan

                        Bolu

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 523 Sıra Sayılı Kanun Teklifinin 8. Maddesinin Anayasaya aykırı olması sebebiyle Teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                    Faruk Bal                                        Oktay Vural                                   Yusuf Halaçoğlu

                       Konya                                                İzmir                                               Kayseri

                   Celal Adan                                 S. Nevzat Korkmaz                           Murat Başesgioğlu

                     İstanbul                                             Isparta                                             İstanbul

               Muharrem Varlı

                       Adana

BAŞKAN – Komisyon aynı mahiyetteki önergelere katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Evet, önergeler üzerinde söz isteyen Faruk Bal, Konya Milletvekili. (MHP sıralarından alkışlar)

FARUK BAL (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tekrar hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Biraz önce kaldığım yerden devam etmek istiyorum.

Değerli arkadaşlarım, inlerden, inlerin başında gelen HSYK’ya girildi! Adalet Bakanı Sayın Bozdağ bundan dört gün önce HSYK’ya bir ziyarette bulundu; saat dokuzda gitti, onda oradan ayrıldı. Saat on bir de, HSYK’nın -daha doğrusu şöyle- yargının kalbi olan HSYK’nın en önemli organı olan 1. Dairenin yani hâkimlerin, savcıların atanması işlemlerini yapan 1. Dairenin 2 üyesi her ne hikmetse oradan ayrıldı, başka dairelerde görevli 2 üye HSYK’nın 1. Dairesine üye oldu.

Bu bir şaşkınlık yarattı ve arkasından ne olacağını bekledik. Saat 13.00-13.30 civarında HSYK açıkladı, 20 savcının tayinini bu daire yaptı. Bu 20 savcının büyük bir bölümü bakan çocuklarının ve AKP’ye ulaşan soruşturmaların savcılığını yapan, orada görevli olan kişiler.

Değerli arkadaşlarım, eğer onlar bir yanlış iş yapmış ise yaptıkları işin kendi mecrası içerisinde düzeltilme yolu vardır, bu yargının çalışma usulüdür. Bunların eğer yapmış oldukları iş yanlış ise itirazı var, temyizi var, yargısı var, vesairesi var. Buradan bunun düzeltilmesi lazım. Dışarıdan yapılmış müdahale, özellikle 1. Dairenin yapısı değiştirilerek yapılmış olan müdahale doğrudan yargının siyasallaştırılması amacına yöneliktir. Şimdi, bununla yetinilmiyor. Arkasından, üç gün sonra yani dün, aynı 1. Daire toplandı, 97 hâkim, savcının tayinini yaptı. Ben, hasbelkader, o HSYK’nın 28 Şubat döneminde Genel Sekreterliğini yapmış kişiyim. Hâkim ve savcıların ne zaman tayin edileceğini hepimiz biliriz. İki gün arayla, üç gün arayla böyle kararnameler adalette olmaz, vahim bir durum var. İşte, bu vahim durum, değerli arkadaşlar, ortaya çıkan ve önünde daha büyük olayların, daha büyük soruşturmaların geleceğine ilişkin büyük korkunun ve telaşın eseridir.

Bununla birlikte, bazı illerde, 16 tane ilde il emniyet müdürleri değiştirildi. Özellikle, mali şube, kaçakçılık ve istihbaratla ilgili yüzlerce polis müdürü, müdür muavini, şube müdürü, bunlar görevlerinden alındı. Binlerce polis bulundukları şubelerden alınıp başka yerlere verildi.

Değerli arkadaşlar, bu size bir şey ifade etmiyor mu? Hepimize bir şey ifade ediyor. Demek ki İstanbul’da başlayan, sonra İzmir’e sıçrayan, sonra Van’a giden olay, bu emniyet müdürlerinin alındığı illerde de daha vahimi olacak demektir. Şimdi, işlenmiş bir suç varsa, bir kul hakkı yenilmiş ise o illerde beytülmale el atılmış ise bunun ceremesini hukukun vermesi gerekmektedir. Hukuku durdurarak, hukuku engelleyerek bu dünyada bunun önüne geçmek mümkün, işte bugünkü yaptığınız kanunla. Ama, öbür dünyada kefenin cebinde alınıp götürülecek bir mülk olmayacağına göre, sıratımüstakimde bugün edinilmiş haksız malların hiçbir kıymetiharbiyesi olmayacağına göre bunun öbür dünyada hesabının verilmesi zor olacaktır. Dolayısıyla, yol yakın, üç günlük dünyada hepimiz gelip geçeceğiz, gelin hakka, hukuka, adalete riayet eden; hakkı, hukuku, adaleti gözeten bir iş yapalım diyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde söz isteyen Tanju Özcan, Bolu Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

TANJU ÖZCAN (Bolu) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşmeleri en başından itibaren takip eden milletvekillerinden biri de benim. Bu konuşmayı yapmadan bir saat kadar önce babamla konuştum, dedim ki: “Baba, sen beni yanlış yönlendirmişsin, yanlış bir şeyler anlatmışsın.” Çocukluğumdan beri bana şunu söylüyor devamlı: “Oğlum, yalan söyleyenin yüzü kızarır.” Açtım telefonu, dedim ki: “Sen bana böyle söyledin yıllardır, çocukluğumdan itibaren böyle söyledin, ‘Yalan söyleyenin yüzü kızarır.’ dedin ama ben iki gündür Parlamentoda o kadar çok yalan söyleyene tanık oldum ki bırakın yüzünün kızarmasını, yüzünün pembeleştiğini bile görmedim bazılarının, hatta ses tonlarının bile değiştiğini görmedim.” (CHP sıralarından alkışlar, AK PARTİ sıralarından gürültüler)

RECEP ÖZEL (Isparta) – Demek ki yalan söylemiyorlar.

TANJU ÖZCAN (Devamla) – “O eskidenmiş baba.” dedim, “O eskidenmiş, öyle dürüst insanlar eskiden, bu ülkede yönetici olurmuş.” dedim.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Zıplayanlar var, hem yalan söyleyip hem zıplayan var!

TANJU ÖZCAN (Devamla) – Sayın Bakan, dün ben size bir şey sormuştum bir dakikalık sorularda, demiştim ki: “İzmir Cumhuriyet Başsavcısını Müsteşarınız aradı mı, aramadı mı? Ne sordu?” Siz de dediniz ki: “Aramış.” Peki, ne yapmışlar, günlük sohbet mi yapmışlar? Soruşturma içeriğini sormuş Sayın Bakan. Böyle bir şeyi sormaya hakkı ve yetkisi var mı, haddi var mı veya “Haddi var.” diyorsanız, bu haddi kimden alıyor, bu yetkiyi kimden alıyor? Gizli bir soruşturma yürütülüyor. Zatıalinizin bile bir savcıyı arayıp bu soruşturma içeriğini sorma hakkınız yok, bu soruşturmayla ilgili talimat verme hakkınız ve yetkiniz yok. Lütfen, bunu yapmayın Sayın Bakan, alışkanlık hâline getirdiniz.

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Soruşturma içeriğini sorma yok, öyle bir şey yok.

TANJU ÖZCAN (Devamla) – Bir şey söyleyeceğim: Artık, sürekli, ucu dolaylı olarak bile sizden birine dokunsa o soruşturmaya müdahale etme konusunda çok mahir oldunuz. Polis müdürlerini görevden alıyorsunuz. HSYK’nın 1. Dairesini ele geçirdiniz ve bu sayede ne yapıyorsunuz? İşinize gelmeyen hâkim, savcıyı derhâl tayin ediyorsunuz.

Bakın, bir gelişme oldu bugün Sayın Bakan, bunu atladınız ama. Hani şu İzmir’de meşhur operasyon var ya, soruşturma; Sayın eski Bakan Binali Yıldırım’ın bacanağı da şüphelilerden birisiydi, mahkeme onu serbest bırakmıştı adli kontrol şartıyla. Sürpriz, bugün o savcı itiraz etmiş bu karara, o itirazı inceleyecek hâkim –maazallah- ya tutuklarsa! İsterseniz, vakit çok geç olmadan, buradan çıkınca HSYK’yı toplayın, o incelemeyi yapacak hâkimi bir inceleyin önce siz, ondan sonra değiştirmeniz gerekiyorsa da değiştirin, geç kalacaksınız. Maazallah, yarın sabah tutuklanmış diye duyarsak üzülürsünüz, Sayın Başbakan kızar size, görevinizi ihmal etmeyin, siz özel yetkili Bakansınız. (CHP sıralarından alkışlar)

RECEP ÖZEL (Isparta) – Sen bu tarafa konuş. Sen Genel Kurula konuş.

TANJU ÖZCAN (Devamla) – Değerli arkadaşlar, sizi de çok rahat görüyorum son bir saat içerisinde, iki saat içerisinde.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Rahatız tabii, çok rahatız.

TANJU ÖZCAN (Devamla) – Bilal evde tedirgin bir şekilde bekliyor, daha geçmesi gereken 38 madde var. Herhâlde bu konuşmadan sonra da Meclisi kapatacağız, yarın devam edeceğiz ama bazı savcıların ışıklarının yandığını görüyoruz, çalışıyorlar galiba. Tedirginlik var, tedirginlik.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Yok, yok.

TANJU ÖZCAN (Devamla) – Sayın Bakan, komisyonda size şunu da söylemiştim: Bugünkü HSYK’yı da kastederek çeteden bahsediyorsunuz yani HSYK üyelerini de çete üyesi olmakla suçluyorsunuz ama Sayın Bakan -o zaman da anlattım, Komisyonda da söyledim- bakın, bugün, HSYK’nın seçilmiş 13 üyesiyle ilgili Müsteşarınız anahtar liste gönderdi illere, başsavcılara ve bazı kıdemli hâkimlere anahtar liste gönderdi ve bu anahtar liste de blok olarak geçti, blok olarak seçildi bu arkadaşlarımız. Şimdi, ben size soruyorum: Bu HSYK üyeleri çeteyse bu çetenin oluşumuna sizin talimatınızla, sizden önceki Adalet Bakanının talimatıyla bizatihi siz sebebiyet vermişsiniz. Burada bir çelişki yok mu? Bunu nasıl izah edeceksiniz?

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Dava açtınız dava, Anayasa Mahkemesine dava açtınız.

TANJU ÖZCAN (Devamla) – Ben bunun cevabını da bekliyorum.

Arkadaşlar, bakın, hukukçu olan milletvekillerinin vicdanının sızlaması lazım, içinin sızlaması lazım, hiç rahatsız olmamanız beni çok rahatsız ediyor. Yargıya çok açık olarak müdahale ediliyor. Sadece Başbakanın oğlunu…

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Anayasa Mahkemesine dava açtınız, dava.

TANJU ÖZCAN (Devamla) - …yargının elinden kurtarmak için ve bazı bakanların, belki de sizlerin bazı yakınlarını yargının elinden kurtarmak için bugün bu düzenlemeyi yapmaya çalışıyorsunuz.

Bakın, güzel bir söz var: “Keser döner, sap döner...” diye, devamını siz biliyorsunuz. Bu tür uygulamalara lütfen, izin vermeyin. Ben, içinizde vicdan sahibi milletvekillerinin kaldığına inanıyorum. Lütfen, arkadaşlar, bu yasanın görüşülmesi tamamlandıktan sonra…

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Bakandan, Başbakandan çetebaşı olur mu ya!

TANJU ÖZCAN (Devamla) - …ileride çocuklarınızın gözünün içine rahatça bakabilmek adına, şu yasaya bir “Hayır” deyin, biz de sizi alkışlayalım, millet de sizi bir alkışlasın.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Sizin yanlışınızı düzeltiyoruz, sizin yanlışınızı.

TANJU ÖZCAN (Devamla) - Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum, sen hariç. (CHP sıralarından alkışlar)

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Sizin yanlışınızı değiştiriyoruz. Çarşaf liste sizin eseriniz.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önergeler kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 523 sıra sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifinin çerçeve 8 inci maddesinin teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

İdris Baluken (Bingöl) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) – Katılmamaktayız Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Evet, gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe

Yönetim kurulunca alınan kararların sadece Adalet Akademisi başkanı tarafından alınmasına olanak sağlayan düzenleme demokratik bir düzenleme olmayıp kaldırılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

Birleşime beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 23.41

YEDİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 23.45

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: İsmail KAŞDEMİR (Çanakkale), Muharrem IŞIK (Erzincan)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 50’nci Birleşiminin Yedinci Oturumunu açıyorum.

523 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – 50’nci Birleşimde kaçmışlar Sayın Başkan! Hükûmet kaçmış, Komisyon kaçmış, AKP kaçmış! 50’nci Birleşimde herkes kaçmış!

BAŞKAN – 4’üncü sırada yer alan, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile İtalya Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Çevre Koruma ve Sürdürülebilir Kalkınma Alanlarında İşbirliği Anlaşmasının…

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Bunlar Bilal’i de kaçırdılar, yarın Başbakanı da yurt dışına kaçar, olur biter.

BAŞKAN – …Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ile Çevre Komisyonu ve Dışişleri Komisyonu Raporlarının görüşmesine başlayacağız.

4.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile İtalya Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Çevre Koruma ve Sürdürülebilir Kalkınma Alanlarında İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ile Çevre Komisyonu ve Dışişleri Komisyonu Raporları (1/682) (S. Sayısı: 385)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Sayın Başkan, “Yok.” değil, kaçmış.

BAŞKAN – 5’inci sırada yer alan, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile İran İslam Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Doğal Kaynaklar ve Su Havzası Amenajmanı Üzerine Mutabakat Zaptının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair…

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Daha oturacak yüz kalmadı Sayın Başkan, kaçmışlar.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Bu hukuku aldatmadır, Parlamentoyu aldatmadır.(x)

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Sayın Başkan, daha konuşacak yüz kalmadı AKP’liler de, kaçmışlar.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Bu hangi adalete yakışır! Bu hangi hukuka yakışır! Bu hangi parlamentoya yakışır!

BAŞKAN – …Kanun Tasarısı ile Çevre Komisyonu, Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu ile Dışişleri Komisyonu Raporlarının görüşmelerine başlayacağız.

5.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile İran İslam Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Doğal Kaynaklar ve Su Havzası Amenajmanı Üzerine Mutabakat Zaptının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ile Çevre Komisyonu, Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu ile Dışişleri Komisyonu Raporları (1/441) (S. Sayısı: 266)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – “Beş dakika.” dediniz, herkesi gönderdiniz. Yakıştı mı bu size?

BAŞKAN – Bundan sonra da komisyonun bulunamayacağı anlaşıldığından, kanun tasarı ve teklifleri ile komisyonlardan gelen diğer işleri sırasıyla görüşmek için…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Gerçekten, Türk hukuk tarihinde, Parlamento tarihinde en büyük haksızlıktır bu.

BAŞKAN –  …23  Ocak 2014 Perşembe günü, alınan karar gereğince, saat 14.00’te toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum.

Kapanma Saati: 23.47



(x) 523 S. Sayılı Basmayazı 21/01/2014 tarihli 49’uncu Birleşim Tutanağı’na eklidir.

(x) Bu birleşime ilişkin açıklama 23/01/2014 tarihli 51’inci Birleşim Tutanağı’nın 23’üncü sayfasında “Geçen Tutanak Hakkında Konuşmalar” bölümünde yer almıştır

(x) Bu ifadeye ilişkin açıklama 23/1/2014 tarihli 51’inci Birleşim Tutanağı’nın 15’inci sayfasında “Geçen Tutanak Hakkında Konuşmalar” bölümünde yer almıştır.