TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

                                                                                TUTANAK DERGİSİ

 

                                                                                                  47’nci Birleşim

                                                                                        15 Ocak 2014 Çarşamba

 

(TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

                                                                                               İÇİNDEKİLER

 

 

I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II.- GELEN KÂĞITLAR

III.- YOKLAMALAR

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Manisa Milletvekili Selçuk Özdağ’ın, Kıbrıs Türklerinin liderlerinden Doktor Fazıl Küçük’ün 30’uncu ölüm yıl dönümüne ilişkin gündem dışı konuşması

2.- Mardin Milletvekili Erol Dora’nın, cezaevlerinde yaşanan sorunlara ilişkin gündem dışı konuşması

3.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, kamu idaresinin güvenilirliği ve işleyişine ilişkin gündem dışı konuşması

 

V.- AÇIKLAMALAR

1.- Adana Milletvekili Ali Halaman’ın, son günlerde korucuların pusu kurularak öldürülmelerine Meclisin dikkatini çekmek istediğine ilişkin açıklaması

2.- Çanakkale Milletvekili Ali Sarıbaş’ın, Çanakkaleli Gazeteci Cemal Oral’ın saldırıya uğramasını kınadığına ilişkin açıklaması

3.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, rüşvet ve yolsuzluk operasyonlarıyla ilgili haber yapan veya Hükûmetin lehinde haber yapmayan televizyon kanallarına aşırı derecede cezaların kesildiği iddialarına ilişkin açıklaması

4.- Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı’nın, çocuk gelinler sorununun çözümü için Hükûmetin acilen gerekli düzenlemeleri yapması gerektiğine ilişkin açıklaması

5.- Kocaeli Milletvekili Mehmet Hilal Kaplan’ın, Kocaeli’de Zekiye Gündoğdu Yurdunda kalan bazı öğrencilerin Gezi Parkı eylemlerine katıldıkları gerekçesiyle yurttan atılmalarına ilişkin açıklaması

6.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, genel sağlık sigortası primlerinin neye göre hesaplandığını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

7.- İstanbul Milletvekili Kadir Gökmen Öğüt’ün, faili meçhul cinayetlere ilişkin açıklaması

8.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun, Kıbrıs Türklerinin liderlerinden Doktor Fazıl Küçük’ün 30’uncu ölüm yıl dönümüne ve sanal ortamda konut projeleri oluştularak yapılan satışlar konusunda Hükûmetin önlem alması gerektiğine ilişkin açıklaması

9.- İstanbul Milletvekili Haluk Eyidoğan’ın, kentsel dönüşüm uygulamalarındaki başıbozukluğa ilişkin açıklaması

10.- Osmaniye Milletvekili Hasan Hüseyin Türkoğlu’nun, Osmaniye Düziçi’ndeki Karasu Şelalesi’nin bir hidroelektrik santral yüzünden kuruduğuna ve bu şelalenin kurtarılması gerektiğine ilişkin açıklaması

11.- Antalya Milletvekili Yusuf Ziya İrbeç’in, demokrasilerde kuvvetler ayrılığı ilkesinin vazgeçilmez olduğuna ve görevini yapan kurumları baskı ve kontrol altına almaya çalışmanın, demokratik seçimle iş başına gelmiş hükûmetlerin başvuracağı bir yöntem olmadığına ilişkin açıklaması

12.- Çanakkale Milletvekili Mustafa Serdar Soydan’ın, Çanakkale Lâpseki Yeniceköy’den geçirilecek enerji hattının insanlara ve şeftali bahçelerine zarar vereceğine ilişkin açıklaması

13.- Tekirdağ Milletvekili Bülent Belen’in, Kıbrıs Türklerinin liderlerinden Doktor Fazıl Küçük’ün 30’uncu ölüm yıl dönümüne, Kırklareli Demirköy’deki sağlık hizmetlerinin yetersizliğine ilişkin açıklaması

14.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, CHP Grubu olarak, Kıbrıs Türklerinin liderlerinden Doktor Fazıl Küçük’ün ve yine Kıbrıs Türklerinin büyük önderi Rauf Denktaş’ın ölüm yıl dönümlerine, Kıbrıs Türklerinin özgürlük ve Avrupa Birliğine tam üye olma yolundaki mücadelesini gönülden desteklediklerine ilişkin açıklaması

15.- Malatya Milletvekili Veli Ağbaba’nın, bakkalların sorunlarına ilişkin açıklaması

16.- Trabzon Milletvekili Mehmet Volkan Canalioğlu’nun, Hükûmetin, Trabzon Numune Hastanesinin yerinde kalmasını isteyen vatandaşların sesine kulak vermesi gerektiğine ilişkin açıklaması

17.- Kayseri Milletvekili Yusuf Halaçoğlu’nun, Kıbrıs Türklerinin liderlerinden Doktor Fazıl Küçük’ün 30’uncu ölüm yıl dönümüne ilişkin açıklaması

18.- Adıyaman Milletvekili Mehmet Metiner’in, Diyarbakır Milletvekili Altan Tan’ın BDP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

19.- Sakarya Milletvekili Münir Kutluata’nın, Sakarya Milletvekili Hasan Ali Çelik’in MHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

20.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, Sakarya Milletvekili Engin Özkoç’un Adıyaman Milletvekili Mehmet Metiner için yerinden sarf ettiği bazı ifadelere ilişkin açıklaması

 

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay ve 21 milletvekilinin, Maliye Bakanlığı personelinin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/818)

2.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay ve 21 milletvekilinin, enerjide dışa bağımlılığın azaltılması için yapılması gerekenlerin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/819)

3.- Mersin Milletvekili Ertuğrul Kürkcü ve 22 milletvekilinin, iş kazaları ve işçi ölümlerinin nedenlerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/820)

B) Çeşitli İşler

1.- Başkanlıkça, görüşmeleri izlemek üzere Genel Kurulu teşrif etmiş bulunan Slovenya Cumhurbaşkanı Borut Pahor’a “Hoş geldiniz.” denilmesi

 

VII.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- BDP Grubunun, BDP Grup Başkan Vekili Bingöl Milletvekili İdris Baluken tarafından 1990'lı yıllarda Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgelerinde yaşanan katliam ve köy yakmalarının ortaya çıkarılması amacıyla 12/11/2013 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 15 Ocak 2014 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

2.- MHP Grubunun, 2/1/2014 tarih ve 1954 sayı ile Sakarya Milletvekili Münir Kutluata ve arkadaşları tarafından Sapanca Gölü’nde sanayi kuruluşlarının kontrolsüz su çekmesi ve gölü besleyen suların ticari firmalarca alıkonulması, diğer taraftan birçok olumsuz çevresel faktör nedeniyle çok önemli bir kot düşmesi meydana gelmesi ve göl sularının tehlikeli şekilde çekilmesiyle başlı başına bir çevre felaketine doğru gitmekte olan gelişmelerle ilgili sorunun araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 15 Ocak 2014 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

3.- CHP Grubunun, Tekirdağ Milletvekili Emre Köprülü ve 21 milletvekili tarafından Tekirdağ’ın Çorlu ilçesinde yapılması planlanan katı atık bertaraf tesisi ile ilgili işlemlerin incelenmesi ve tesisin çevreye olası olumsuz etkilerinin araştırılması amacıyla 8/10/2013 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 15 Ocak 2014 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

4.- AK PARTİ Grubunun, bastırılarak dağıtılan 522 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin kırk sekiz saat geçmeden gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer işler” kısmının 3’üncü sırasına alınmasına, Genel Kurulun çalışma gün ve saatleri ile gündemdeki sıralamanın yeniden düzenlenmesine ilişkin önerisi

 

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Van Milletvekili Burhan Kayatürk’ün, İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun BDP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

2.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, Van Milletvekili Burhan Kayatürk’ün sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

3.- Bingöl Milletvekili İdris Baluken’in, İzmir Milletvekili Hamza Dağ’ın BDP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında Barış ve Demokrasi Partisine sataşması nedeniyle konuşması

4.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, İzmir Milletvekili Hamza Dağ’ın BDP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

5.- Adıyaman Milletvekili Mehmet Metiner’in, Bingöl Milletvekili İdris Baluken’in sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında AK PARTİ Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

6.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, Adıyaman Milletvekili Mehmet Metiner’in sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında CHP Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

7.- Tekirdağ Milletvekili Emre Köprülü’nün, Tekirdağ Milletvekili Tevfik Ziyaeddin Akbulut’un CHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında CHP Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

8.- Aydın Milletvekili Bülent Tezcan’ın, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın AK PARTİ grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında CHP Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

9.- İstanbul Milletvekili Halide İncekara’nın, Kayseri Milletvekili Yusuf Halaçoğlu’nun AK PARTİ grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

10.- Kayseri Milletvekili Yusuf Halaçoğlu’nun, İstanbul Milletvekili Halide İncekara’nın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

11.- Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, Eskişehir Milletvekili Ruhsar Demirel’in 522 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin tümü üzerinde MHP Grubu adına yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanına ve AK PARTİ Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

12.- Kayseri Milletvekili Yusuf Halaçoğlu’nun, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Milliyetçi Hareket Partisine sataşması nedeniyle konuşması

13.- Eskişehir Milletvekili Ruhsar Demirel’in, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

14.- Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, Eskişehir Milletvekili Ruhsar Demirel’in sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

15.- Kayseri Milletvekili Yusuf Halaçoğlu’nun, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Milliyetçi Hareket Partisine sataşması nedeniyle konuşması

16.- Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın 522 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin tümü üzerinde şahsı adına yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

 

IX.- SEÇİMLER

A) Komisyonlarda Açık Bulunan Üyeliklere Seçim

1.- (10/753, 754, 755, 756, 757, 758, 759, 760, 761, 762, 763, 764, 765) esas numaralı Meclis Araştırması Komisyonunda açık bulunan üyeliğe seçim

 

X.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/242, 2/80) (S. Sayısı: 156)

2.- Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu Raporları (1/484) (S. Sayısı: 287)

3.- Eskişehir Milletvekili Nabi Avcı ve 3 Milletvekilinin; Eskişehir 2013 Türk Dünyası Kültür Başkenti Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu (2/1908) (S. Sayısı: 522)

4.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Moldova Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Geri Kabul Anlaşması ile Notaların Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/843) (S. Sayısı: 517)

5.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Rusya Federasyonu Hükümeti Arasında Kültür Merkezlerinin Kuruluşu ve Faaliyetlerine Dair Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/764) (S. Sayısı: 459)

 

 

XI.- OYLAMALAR

1.- (S. Sayısı: 517) Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Moldova Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Geri Kabul Anlaşması ile Notaların Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı’nın oylaması

 

XII.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, toplu açılış törenlerine ve açılışı yapılan tesislere ilişkin sorusu ve Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun cevabı (7/35698)

2.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, asaleten ve vekâleten görev yapan bürokratlara ilişkin sorusu ve Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekci'nin cevabı (7/35852)

 

15 Ocak 2014 Çarşamba

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati:14.00

BAŞKAN: Başkan Vekili Şükran Güldal MUMCU

KÂTİP ÜYELER: Mine LÖK BEYAZ (Diyarbakır), Fehmi KÜPÇÜ (Bolu)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 47’nci Birleşimini açıyorum.

III.- YOKLAMA

BAŞKAN – Elektronik cihazla yoklama yapacağız.

Yoklama için üç dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı yoktur.

On dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 14.05

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.15

BAŞKAN: Başkan Vekili Şükran Güldal MUMCU

KÂTİP ÜYELER: Mine LÖK BEYAZ (Diyarbakır), Fehmi KÜPÇÜ (Bolu)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 47’nci Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

III. - YOKLAMA

BAŞKAN – Açılışta yapılan yoklamada toplantı yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi yoklama işlemini tekrarlayacağım ve yoklama için üç dakika süre vereceğim.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce üç sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

Gündem dışı ilk söz, Fazıl Küçük’ün ölüm yıl dönümü nedeniyle söz isteyen Manisa Milletvekili Selçuk Özdağ’a aittir.

Buyurunuz Sayın Özdağ. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Manisa Milletvekili Selçuk Özdağ’ın, Kıbrıs Türklerinin liderlerinden Doktor Fazıl Küçük’ün 30’uncu ölüm yıl dönümüne ilişkin gündem dışı konuşması

SELÇUK ÖZDAĞ (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Kuzey Kıbrıs Türk toplumunun en önemli liderlerinden Doktor Fazıl Küçük’ün ölüm yıl dönümü münasebetiyle söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

15 Ocak 1984, Kıbrıs tarihi açısından çok önemli bir şahsiyet olan Doktor Fazıl Küçük’ün vefat tarihidir. 1571 yılında Kaptanıderya Piyale Paşa tarafından fethedilerek Osmanlı topraklarına katılan Kıbrıs Adası’nı 1950’li yıllardan itibaren Rumların saldırılarıyla kaybetmek durumuyla karşı karşıya kaldık. Merhum Başbakan Adnan Menderes ve merhum Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu’nun gayretli ve özverili çalışmalarıyla 11 Şubat 1960 günü imzalanan Türkiye'nin Kıbrıs garantörlüğü, Kıbrıs Türklerinin bağımsızlığına giden yolda çok önemli bir aşama olmuştur. Bu bağımsızlık mücadelesinin bayrağını önce Doktor Fazıl Küçük, sonra da Rauf Denktaş taşımışlar ve Kıbrıs’ın Yunanistan’a ilhakını engellemişlerdir.

Değerli milletvekilleri,  ana vatan Türkiye olarak “yavru vatan” diye adlandırdığımız Kıbrıs, devletimiz ve milletimiz için vazgeçemeyeceğimiz millî bir davadır. Millî davamız Kıbrıs’ın her Türk vatandaşının aklında ve yüreğinde müstesna bir yeri vardır ve böyle de olmaya devam edecektir.

Bazı insanlar vardır ki onları anlatmaya kelimeler yetmez, sayfalar yazsanız, günlerce konuşsanız onun kişiliğini ve değerini anlatamazsınız; işte, Doktor Fazıl Küçük de milletimiz için böyle bir insandır. Hayatını Kıbrıs Türkü’nün bağımsızlık mücadelesine adayan, vatan ve millet aşkıyla dolu bir yürek olarak, Kıbrıs Türk halkını örgütleyerek millî birlik ve beraberliği sağlayan Doktor Fazıl Küçük, 14 Mart 1906’da Lefkoşa’da dünyaya gelmiştir. İlk ve ortaöğrenimini Lefkoşa ve İstanbul’da tamamladıktan sonra, Lozan Üniversitesinde tıp tahsilini bitirip 1937 yılının Mayıs ayında Kıbrıs'a dönerek Lefkoşa'da serbest doktor olarak çalışmaya başlamıştır. Fakir insanları, ilaç yardımı dâhil olmak üzere, cuma günleri ücretsiz muayene ederek 1958 yılına kadar yirmi bir yıl boyunca doktorluğa devam etmiştir. Doktor Küçük, hekimlik mesleğini icra ederken aynı zamanda içinde bulunduğu toplumun yaşadığı sorunlarını yerinde görüyor ve siyasi örgütlenmesinin temellerini de atıyordu.

Değerli milletvekilleri, Doktor Fazıl Küçük'ün Kıbrıs'taki faaliyetlerini başlıklar hâlinde şöyle özetleyebiliriz: 1942 yılında Halkın Sesi gazetesini çıkarmıştır. 1943 yılındaki belediye seçimlerini ezici bir çoğunlukla üye olarak kazanmış, 1943 yılında Kıbrıs Adası Türk Azınlıklar Kurumunun kuruluşunda yer almıştır. 23 Nisan 1944 tarihinde Kıbrıs Millî Türk Halk Partisini kurmuştur. Kıbrıs'ta en büyük silahlı mücadeleyi verecek olan Türk Mukavemet Teşkilatının da kuruluşunda etkin rol oynamıştır. 3 Aralık 1959 tarihinde yapılan seçimlerde Cumhurbaşkanlığı Muavinliğine getirilmiştir. 1967 yılında Geçici Kıbrıs Türk Yönetiminin başına geçmiştir.

Cumhurbaşkanı Muavinliği ile Geçici Kıbrıs Türk Yönetimi Başkanlığı görevini 18 Şubat 1973 tarihinde merhum Rauf Denktaş'a bırakan Doktor Fazıl Küçük, yakalandığı hastalık sebebiyle 15 Ocak 1984 tarihinde 78 yaşında hayata gözlerini yummuştur. "Hak verilmez, ancak büyük mücadelelerle elde edilir." düsturuyla hayatının neredeyse tamamını Kıbrıs Türkü’nün bağımsızlık mücadelesiyle geçiren, Kıbrıs davası için hep önde yürüyen, güler yüzlü, samimi, halkla iç içe ilişkiler içerisinde bir lider olan Doktor Fazıl Küçük'ü, 13 Ocak 2012'de kaybettiğimiz Rauf Denktaş'ı rahmetle anıyorum.

Değerli milletvekilleri, milletlerin tarihlerinde mücadeleleriyle bayraklaşmış önemli şahsiyetler vardır. Bu örnek şahsiyetler, verdikleri var olma ve bağımsızlık mücadeleleriyle zihinlerimize kazınmışlardır. Türklerin tarihine baktığımız zaman böyle kahramanların çok sayıda olduğunu görmekteyiz. Değerli milletvekilleri, millî davamız Kıbrıs için Doktor Fazıl Küçük ve Rauf Denktaş isimleri de bunlardandır. Doğu Türkistan için Osman Batur ve İsa Yusuf Alptekin, Kırım için Mustafa Cemiloğlu, Batı Trakya için Sadık Ahmet, Çeçenistan için Cahar Dudayev, Bosna için Aliya İzzetbegoviç, Azerbaycan için Mehmet Emin Resulzade ve Ebulfez Elçibey ile Kerkük için Necdet Koçak ne anlam ifade ediyorsa Kıbrıs için de Doktor Fazıl Küçük ve Rauf Denktaş aynı anlamı ifade etmektedir.

Azerbaycan’ın ilk Cumhurbaşkanı Mehmet Emin Resulzade’nin dediği gibi "Bir kez yükselen bayrak bir daha inmez." Türkiye'nin ve milletimizin Sakarya'da yükselen talih ve tarih sarkacı yükselmeye devam etmektedir. Hiçbir devletin, hiçbir istihbarat örgütünün, dışarıdaki ve içerideki hiçbir mihrakın bu yükselen bayrağı indirmeye gücü yetmeyecektir. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ve Türkiye Cumhuriyeti devleti geleceğe birlikte yürüyecektir. Türkiye'nin büyümesi Türk dünyasının büyümesi demektir, mazlum ve masum milletlerin uyanışı demektir. Ekonomisi büyüyen, demokrasisi büyüyen Türkiye’yle  birlikte Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti mutlaka dünyanın tanıdığı bağımsız bir devlet olacaktır.

Doktor Fazıl Küçük ve Rauf Denktaş’ı rahmetle ve minnetle anıyoruz.

Saygılarımla. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Özdağ.

Gündem dışı ikinci söz, cezaevlerinde yaşanan problemler hakkında söz isteyen Mardin Milletvekili Erol Dora’ya aittir.

Buyurunuz Sayın Dora.

2.- Mardin Milletvekili Erol Dora’nın, cezaevlerinde yaşanan sorunlara ilişkin gündem dışı konuşması

EROL DORA (Mardin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; cezaevlerinde yaşanan sorunlar ile hasta tutuklu ve hükümlülerin sorunları hakkında söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Türkiye cezaevlerinde gerçekleşen uygulamalar, evrensel hukuk normlarının açıklayamayacağı, vicdanların kabul edemeyeceği noktalara varmıştır. Adalet Bakanlığının 2 Aralık 2013 tarihli açıklamasına göre, cezaevlerinde 144.212 kişi bulunmaktadır. Son on üç yılda 2.300 insan cezaevlerinde yaşamını yitirmiştir. İnsan Hakları Derneği ile Türkiye İnsan Hakları Vakfı 2013 yılı verilerine göre, cezaevlerinde 163’ü ağır olmak üzere 544 hasta tutuklu ve hükümlü bulunmaktadır. Üstelik bu 544 insan sadece seslerini bize ulaştırabilenleri temsil etmektedir.

Değerli milletvekilleri, mevcut durum, sağlık hakkına erişimde yaşanan adaletsizlik, uygun nitelikte sağlık hizmeti sağlamaya elverişli olmayan fiziki koşullar ve tecrit uygulamalarının tetiklediği olumsuzluklarla birlikte daha ağır bir tablonun varlığına işaret etmektedir. Hasta tutuklu ve hükümlülerin Adli Tıp Kurumundan onay alması zorunluluğu ise başlı başına yıldırıcı bir uygulamadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hatırlatmak isteriz ki 5 Mart 2013 tarihinde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi “Gülay Çetin, Türkiye” kararıyla ağır hastalığı olan tutukluların korunmasına yönelik mevcut düzenlemelerin yeterince açık, öngörülebilir ve etkili olmadığını hüküm altına almış, tutuklu ve hükümlülerin Adli Tıp Kurumu tarafından heyet raporlarına rağmen tekrar kontrole çağırılması ve bu durumun gecikmeye neden olması eleştirilmiş ve Türkiye, işkence yasağını ihlal ettiği için mahkûm edilmişti. Maalesef, biliyoruz ki adli tıp raporu beklerken veya adli tıp raporu olmasına karşın toplum güvenliği bakımından tehlike yaratacağı gibi gerekçelerle insan yaşamını hiçe sayan reddetme kararları nedeniyle birçok mahpus cezaevlerinde hayatını kaybetti.

Bir başka gerçek ise tedavi için hastanelerdeki mahkûm koğuşlarının bu hastaların tedavisi için gerekli fiziki koşullardan ve anlayıştan yoksun olmasıdır. Bu kurumların sivil denetim mekanizmalarına açık olmaması nedeniyle, koşulların gözlemlenmesi için yapılan başvurular reddedilmektedir.

Değerli milletvekilleri, cezaevlerinde yaşanan bir dram da sürgünlerdir. Son iki ay içerisinde 314 kişi bulundukları cezaevlerinden yüzlerce kilometre uzak cezaevlerine sürgün edildiler. Yine, yakın tarihte duruşması olanların sürgün edilmesiyle duruşmaya katılmaları da engellenmiştir. Sürgünlerle, tutuklu ve hükümlülerin aileleriyle görüşmeleri de engellenmektedir.

Bir diğer cezaevi sorunu da uygulanan disiplin cezalarıdır. Ardı ardına verilen görüş engeli, iletişim engeli, hücre cezaları uygulamaları, ceza içinde ceza, tecrit içinde tecrit anlamına gelmektedir.

Değerli milletvekilleri, cezaevleriyle ilgili güncel bir konu da Sincan Cezaevinde yaşanan olaylardır. Sincan Cezaevinde geçtiğimiz ay çocuk tutuklulara yapılan işkence iddialarının ardından 2 milletvekilimiz çocuklarla görüşme talebinde bulunmuşlardır, ancak her 2 milletvekilimizin ziyaret talebi de Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğünce gerekçesiz bir biçimde reddedilmiş ve milletvekillerinin çocuk mahpuslarla görüşmelerine engel olunmuştur. Ancak, avukatlarca yapılan görüşmeler neticesinde, çocukların ciddi boyutlarda fiziksel işkenceye maruz kaldıkları bildirilmiştir. Çocukların yüzlerinde darp izleri olduğu, işkenceden ötürü yürüme güçlüğü çektikleri ve hiçbir şekilde bir sağlık kuruluşuna gönderilmedikleri de avukatların izlenimleri arasındadır. Ancak, çocukların uğradığı işkence bununla da sınırlı kalmamış, yine geçtiğimiz hafta 1 Ocak 2014 gecesi bu defa daha da artan işkenceler gerçekleştirilmiştir. Alınan bilgilere göre, bir çocuk mahpusun hasta olması sebebiyle ayakta sayım vermemesini bahane eden gardiyanlar odanın içerisinde bulunan çocuklara saldırmaya başlamış, çocukları darbetmişlerdir.

Değerli milletvekilleri, ağır hasta tutuklu ve hükümlülere karşı işlenmekte olan işkence suçuna son verilip hastalar derhâl serbest bırakılmalıdır. Cezaevlerinde çocuk mahpuslara karşı geliştirilen vahşetlere karşı Bakanlığın ivedilikle harekete geçmesi gerekir, aksi yaklaşımlar idari sorumsuzlukları cesaretlendirecektir. Bu açıdan Adalet Bakanlığının bu konuda ivedilikle sorumlulukla yaklaşması gerektiğine inanıyorum.

Bu duygularla, tekrar Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Dora.

Gündem dışı üçüncü söz, kamu idaresinin güvenirliliği ve işleyişi hakkında söz isteyen İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’a aittir. (CHP sıralarından alkışlar)

Buyurunuz Sayın Tanal.

3.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, kamu idaresinin güvenilirliği ve işleyişine ilişkin gündem dışı konuşması

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, kamu idaresinin güvenirliliği ve işleyişi üzerinde söz almış bulunmaktayım. Yüce heyetinizi ve televizyonları başında bizi izleyen vatandaşlarımızı saygılarımla selamlıyorum.

Ülkemizde tabii ki kamu idaresi ve işleyişi denildiği zaman, son günlerde, rüşvet ve yolsuzluk olayı kamu idaresini çürütmüş durumda, âdeta kanser virüsü şeklinde her tarafına bulaşmış durumda. Ülkemizde nereye gidersek gidelim, gerek yurt dışı olsun, dünyanın öbür ucu olsun, Japonya olsun, Amerika olsun, her tarafta, her yerde “rüşvet” deniliyor, her yerde “yolsuzluk” deniliyor ve her yerde “rüşvet ve yolsuzluk” sloganıyla her taraf âdeta yankılanıyor. Yolsuzluğun en basit tanımı “Kamu gücünün özel çıkar sağlamak için kötüye kullanılması” şeklinde yapılabilir. Yolsuzlukta en önemli faktör: Bir, ya kamu idaresinin malı yağmalanıyor; iki, ya da kamu parası yağmalanıyor. Bu doğrudan doğruya olabileceği gibi, dolaylı da yapılabiliyor. Nasıl? Mesela, kamu bankalarından kredi verilmesi şeklinde veyahut da gayrimenkullerinin  tahsisi şeklinde yapılabiliyor. Yolsuzluk ve rüşvetin bütün dünyada tek bir karşılığı var. Bununla etkin bir şekilde mücadele etmek gerekiyor.

Çok ciddi yolsuzluk ve çok ciddi rüşvet iddiaları var ülkemizde:

1) Bir bakanın ailesini yanına alıp tutuklu iş adamı Rıza Sarraf’ın özel uçağıyla umreye gittiği Hürriyet gazetesinde manşetlerde çıktı ve bugüne kadar tek bir yalanlama yok, ortaya konulmuş bir fatura yok, “Gitmedim.” diyen yok, “Gitmedi.” diyen de yok.

2) Aynı bakanın 700 bin liralık bir saati hediye adı altında rüşvet olarak aldığı iddia ediliyor. Aradan neredeyse kırk beş günlük bir süre geçti, “Almadım.” diyen yok, “Alın size bu saatin faturası.” diyen yok, “700 bin değildi şu kadardı.” diyen yok, “Hayır, almadım.” diyen yok.

3) Bir başka bakanın elbise kılıfına doldurulmuş dolarları rüşvet olarak aldığı iddia ediliyor, telefon tapeleri ortada dolaşıyor. “Almadım.” diyen yok, “Elbise hediye edilmedi.” diyen yok, “Elbise geldi, alın size faturası.” diyen yok, “Elbisenin içerisinde para yoktu.” diyen yok.

4) Bir başka bakanın oğlunun evinde 6 çelik kasa yakalanıyor. Yapılan tek bir açıklama yok, şu dahi söylenmedi: “Bizim oğlan pintidir. Kasaları satmaya kıyamamış.” O kasaları oraya taşımanın masrafı bile satıp cebinize kalacak paranın 2 katı. Bir evde 6 kasa neden tutulur? Cevap yok. Tek bir cevap var: “Yalı sattı, onun parası.” dediler. Peki, bu yaşta bu çocuk bu yalıyı alacak parayı nerede kazandı, soran yok.

Yine, bir başka olay: Bir banka müdürünün evinde ayakkabı kutularının içerisinden milyon dolarlar çıkmış, “İmam-hatip yaptıracaktık, para topladık.” dediler. Peki, değerli arkadaşlar, kamu idaresinde -gayet rahat- para toplamayla ilgili belgeler olur, bir bağış toplama makbuzu olur. Bağış toplamak, yardım toplamak için valilikten veya kaymakamlıktan bir para toplama izni olur. Burada yardım toplama izni yok, yardım yapanlar ortada yok, yardım paralarını neden evde tuttu, soran yok.

Peki, Sayın Erdoğan Bayraktar istifa ederken yaptığı açıklamasında “Başbakanın talimatıyla bütün değişiklikleri yaptım.” diyor, “O da istifa etsin.” diyor çünkü burada onun da sorumluluğu ortada, yine ses yok.

İş adamı Ali Ağaoğlu’nun İstanbul Büyükşehir Belediyesine rağmen, İstanbul AKP İl Başkanına rağmen, Çevre ve Şehircilik Bakanına rağmen konuşup emsal değişikliği yaptırdığına dair tapeler ortada dolanıyor. Bunlara “Yalan.” diyen yok, “Böyle bir konuşma yapmadım.” diyen yok, savcılığa şikâyet eden yok, dava açan yok, “Bunlar iftiradır.”  diyen yok.

Rıza Sarraf’ın ailesiyle birlikte kişi başına 1 milyon dolara -rüşvet verip- Bakanlar Kurulu kararıyla Türk vatandaşı yapıldığı iddia ediliyor. “Ortalıkta böyle bir Bakanlar Kurulu kararı yok.” diyen yok, “Böyle bir iş olmadı.” diyen yok, “Hayır, yapılmadı.” diyen yok. Peki, bütün bu sorulara cevap ne söyleniliyor? “Banka müdürü saf, Rıza Sarraf hayırsever iş adamı, paralel devlet var, dış mihraklar, İsrail, ABD var, savcılar ajan, yargı da temiz değil, hesabını soracağız.”

Sonuç: Savcılar görevden alınıyor, emniyet müdürleri görevden alınıyor, yönetmelik değiştiriliyor, HSYK yeniden yapılandırılıyor, basın mensupları emniyet binalarından çıkarılıyor…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MAHMUT TANAL (Devamla) – …babasının izin vermediği Bilal ifade vermeye gitmiyor, millet uyutulmaya çalışılıyor. Boşuna çırpınmayın, gemi batıyor.

Hepinize teşekkür eder, saygılarımı sunarım. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Tanal.

Gündeme geçmeden önce, sisteme girmiş sayın milletvekillerimize birer dakika söz vereceğim.

Buyurunuz Sayın Halaman.

V.- AÇIKLAMALAR

1.- Adana Milletvekili Ali Halaman’ın, son günlerde korucuların pusu kurularak öldürülmelerine Meclisin dikkatini çekmek istediğine ilişkin açıklaması

ALİ HALAMAN (Adana) – Başkanım, teşekkür ederim.

Sayın Başkanım, akşam Millî Savunma Bakanına bir şey söyleme imkânımız olacaktı ama vakit yetmedi herhâlde. Ben aynı şeyi buradan söylemek istiyorum.

Memleketimizin bir tarafına “Şark” deniyor. Bu Şark bölgesinde olan herhangi bir ölümle ilgili, cinayetle ilgili, kazayla ilgili birçok hadise gündeme getiriliyor, hesap soruluyor ama son günlerde, PKK tarafından, korucu olarak görev yapan sözleşmeli personel sürekli, pusu kurularak öldürülüyor. Türkiye Büyük Millet Meclisi bunu niye gündeme getirmiyor? Diğer cinayetleri gündeme getirenler bu korucuların ölümüne niye razı oluyor? Dolayısıyla, Allah bu koruculara, görev yapanlara yardım etsin. Bunların pusu kurularak ölümlerinden endişe duyuyoruz. Meclisin dikkatini çekiyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Halaman.

Sayın Sarıbaş…

2.- Çanakkale Milletvekili Ali Sarıbaş’ın, Çanakkaleli Gazeteci Cemal Oral’ın saldırıya uğramasını kınadığına ilişkin açıklaması

ALİ SARIBAŞ (Çanakkale) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Dün akşam, 19.20 sularında, Çanakkale’nin tanınmış gazetecilerinden Cemal Oral saldırıya uğramıştır. Saldırgan Cemal Oral’ı öldürmek kastıyla, arkadan, beyzbol sopasıyla kafasına vurmuş. Hastaneye kaldırılan gazeteci Cemal -kafasına dikiş atılarak ve ayağında da ağır hasarlar olarak- durumu ağır bir şekilde, müşahede altında bulunmaktadır. Tüm ülke geneline yayılan olumsuz gelişmeler, bugüne kadar Çanakkale’mizde görülmeyen şiddet basınımıza saldırıyla gün yüzüne çıkmıştır.

Basınımıza yönelen saldırıyı nefretle kınıyor, saldırgan ve azmettiricinin bir an önce yakalanarak yargıya teslim edilmesini bekliyorum.

Yargı bağımsızlığımızın üzerindeki tehdit ve baskının had safhaya çıktığını endişeyle izliyoruz. Bir kez daha Türkiye Büyük Millet Meclisinden uyarı görevini yapıyor, saldırganı kınıyor, Cemal kardeşime de acil şifalar diliyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Sarıbaş.

Sayın Işık…

3.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, rüşvet ve yolsuzluk operasyonlarıyla ilgili haber yapan veya Hükûmetin lehinde haber yapmayan televizyon kanallarına aşırı derecede cezaların kesildiği iddialarına ilişkin açıklaması

ALİM IŞIK (Kütahya) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Son dönemde, özellikle kamuoyunun gündemine gelen rüşvet ve yolsuzluk operasyonlarıyla ilgili haber yapan televizyon kanallarına veya Hükûmetin lehinde haber yapmayan televizyon kanallarına aşırı derecede cezaların kesildiği iddiaları kamuoyu gündemine taşınmıştır.

Bir taraftan yandaş televizyon kanalı olarak bilinen bazı kanallara kesilen cezaları tahsil etmeyen Hükûmetin, son dönemde Hükûmet aleyhine yayın yaptığı gerekçesiyle bazı televizyon kanallarını cezalandırması özellikle basın ve düşünce özgürlüğüne vurulan bir darbedir.

Hükûmeti bu konuda uyarıyor, adaletli olmaya davet ediyorum, size de söz verdiğiniz için teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Işık.

Sayın Atıcı…

4.- Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı’nın, çocuk gelinler sorununun çözümü için Hükûmetin acilen gerekli düzenlemeleri yapması gerektiğine ilişkin açıklaması

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekili arkadaşlarım, çocuk gelin sorunu ve çocukların istismarı, Kader’in ölümüyle yeniden Türkiye'nin gündemine oturmuştur. Hukuksal eksiklik ve yanlışlıklar nedeniyle çocukların evlenmelerine engel olunamamaktadır. Çocuk gelinlerden çok sayıda ölüm olmasına rağmen, AKP, oy kaybederim korkusuyla, on bir yıllık iktidarı döneminde soruna çözüm getirmemiştir.

İnsanlığın utancı olan çocuk gelin konusu, toplumsal yaşamımızda gelenekselleşmiş bir ilkellik olarak durmaktadır. Bu ilkelliğin yok edilmesi yasal düzenlemeler ve eğitimle mümkündür. Bu konuda Hükûmetin acilen gerekli düzenlemeleri yapması gerekmektedir.

Ayrıca, Diyanet İşleri Başkanlığı başta olmak üzere ilgili tüm kurumlar seferberlik ilan etmelidir. Türkiye Büyük Millet Meclisi de bu konuda inisiyatif almalı ve bir araştırma komisyonu kurmalıdır.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Atıcı.

Sayın Kaplan…

5.- Kocaeli Milletvekili Mehmet Hilal Kaplan’ın, Kocaeli’de Zekiye Gündoğdu Yurdunda kalan bazı öğrencilerin Gezi Parkı eylemlerine katıldıkları gerekçesiyle yurttan atılmalarına ilişkin açıklaması

MEHMET HİLAL KAPLAN (Kocaeli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Son dönemlerde, Adalet ve Kalkınma Partisi Hükûmeti öç alma güdüsünden bir türlü vazgeçmiyor. Son yapılan yolsuzlukları ve rüşvet iddialarını bir tarafa bırakıyorum. Gezi Parkı eylemlerine katıldıkları gerekçesiyle daha önce Samsun’da öğrencileri yurttan atan anlayış, ne yazıktır ki geçen hafta da Kocaeli ilinde Zekiye Gündoğdu Yurdunda kalan öğrencileri, emniyet güçlerinin yurt müdürlüklerine yazdığı bir yazı gerekçesiyle, Gezi Parkı eylemlerine katıldıkları gerekçesini göstererek süresiz yurttan atmaktadır.

İşin ilginç tarafı, yurt yetkililerinin de ne yazıktır ki sadece -emniyette herhangi bir suç ve tutuklama olmamasına rağmen- bu yazıya istinaden öğrencileri süresiz yurttan atmış olmaları düşündürücü. Üzücü taraflarından biri de şu: Bu süresiz atılmayla beraber öğrencilerin hem bursları hem kredileri kesilmekte.

Gelin, bu öç alma duygusundan vazgeçelim, cadı avından vazgeçin; bu öğrenciler bizim. Ben Kredi ve Yurtlar Kurumu Disiplin Kurulunun bu konuda gerekli önlemi almasını istiyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Kaplan.

Sayın Tanal…

6.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, genel sağlık sigortası primlerinin neye göre hesaplandığını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Hiçbir geliri olmayan vatandaşlarımızdan genel sağlık sigortası primi olarak alınan miktar neye göre hesaplanmaktadır?

İşsiz vatandaşlarımızın gelir testinde aile fert başına düşen gelire bakılması hakkaniyete aykırı değil midir?

Emekli aylığı ile zar zor geçinmeye çalışan anne babaların üniversite mezunu genç çocuklarının genel sağlık sigortası primi olarak -hiçbir gelirleri olmadığı hâlde- fert başına düşen gelir üzerinden ödeme yapmaları eşitliğe, sosyal devlet ilkesine aykırılık teşkil etmiyor mu? Bu mağduriyetin giderilmesi için Hükûmet neden hiçbir çalışma yapmamaktadır?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Tanal.

Sayın Öğüt…

 

7.- İstanbul Milletvekili Kadir Gökmen Öğüt’ün, faili meçhul cinayetlere ilişkin açıklaması

KADİR GÖKMEN ÖĞÜT (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Geçen hafta, henüz 28 yaşındayken polisler tarafından vahşice dövülerek öldürülen Metin Göktepe’nin ölümünün 18’inci yıl dönümüydü ve katilleri hâlâ bulunamadı. Birkaç gün sonra da gazetesinin önünde suikasta uğrayan Hrant Dink’i anacağız. Ancak burada bir iki noktaya özellikle dikkat çekmek istiyorum.

Dink cinayetinin kilit isimlerinden biri, daha yeni verdiği ifadesinde polisleri işaret ederek cinayeti örgütlemekle suçlamıştır. Bu ve buna benzer birçok cinayette düğüm çözülmedikçe, gerçek failler korundukça devlet tetikçileri yakalasa bile faili meçhuller devam edecektir. Hükûmet bu halka bir söz vermiştir. Hükûmet “Faili meçhulleri çözeceğiz.” sözünün altında kalmış, kendi döneminde gerçekleşen Dink suikastını dahi çözmeyi başaramamıştır. Bugün, 19 yaşındayken sivil polislerce linç edilen Ali İsmail Korkmaz’ın davası da aynı akıbete sürüklenmeye çalışılmaktadır. Buna asla izin vermeyeceğimizi de belirtmek istiyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Öğüt…

Sayın Doğru…

 

8.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun, Kıbrıs Türklerinin liderlerinden Doktor Fazıl Küçük’ün 30’uncu ölüm yıl dönümüne ve sanal ortamda konut projeleri oluşturularak yapılan satışlar konusunda Hükûmetin önlem alması gerektiğine ilişkin açıklaması

REŞAT DOĞRU (Tokat) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Kıbrıs Türkü’nün bağımsızlık mücadelesine hayatını adayan kahraman insan Doktor Fazıl Küçük’ü ölümünün 30’uncu yıl dönümünde takdir, minnet ve şükranla anıyorum, “Ruhu şad olsun.”  diyorum.

Ayrıca, ülkemizde, son yıllarda sanal ortamda, konut projeleri oluşturulup satışlar yapılmaktadır. Bu satışlar da küçümsenmeyecek şekilde, yüz binlerce konutu kapsamaktadır. İnsanlar sanal ortamda, yapılacak olan konutları satın almaktadır. Hükûmet olarak bu konuda projelerin kontrolü, takibi ve teslimi konusunda önlemler alınması gerekir. Yoksa, geçmişte yaşanan batık bankerler olayları gibi çeşitli olaylarla karşılaşabiliriz.

“İnsanların umudunun sönmemesi için şimdiden önlemlerin alınması gerekir.” diyor, Hükûmeti ve yetkilileri bu konuda uyarıyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Doğru.

Sayın Eyidoğan…

 

9.- İstanbul Milletvekili Haluk Eyidoğan’ın, kentsel dönüşüm uygulamalarındaki başıbozukluğa ilişkin açıklaması

HALUK EYİDOĞAN (İstanbul) – Teşekkür ederim Başkan.

Kalkınma Bakanlığına, kentsel dönüşüm için yüz binlerce bina yıkılacağını, yapıların inşaat ve yıkıntı atıklarının ne boyutta olduğuna dair bilginin olup olmadığını sordum. Verilen cevapta, Resmî İstatistik Programı için, inşaat ve yıkıntı atık istatistiklerinin Çevre ve Şehircilik Bakanlığının sorumluluğunda olduğunu, Bakanlığın mevcut veri setinin istatistik üretmek için yeterli olmaması nedeniyle bu konuda herhangi bir resmî istatistik bilgisinin mevcut olmadığı bildirilmiştir.

Kanun çıkmış, yönetmelik çıkmış, riskli alanlar ilan edilmiş, planlar hazırlanmış, hak sahipleri belirlenmiş, yetki devirleri yapılmış, müteahhitlerle hak sahipleri arasında protokoller imzalanmış, binalar yıkılmaya devam ediyor ancak ne kadar inşaat yıkıntısı çıkacak, nereye dökülecek, yıkıntı ve atıkların çevreye etkisi ne olacak, geri kazanım mümkün mü, bilinmiyor.

Bu, başıbozukluğun geldiği son noktadır. Bunun devlet yönetimi ciddiyetiyle açıklanması mümkün değildir.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Eyidoğan.

Sayın Türkoğlu…

 

10.- Osmaniye Milletvekili Hasan Hüseyin Türkoğlu’nun, Osmaniye Düziçi’ndeki Karasu Şelalesi’nin bir hidroelektrik santral yüzünden kuruduğuna ve bu şelalenin kurtarılması gerektiğine ilişkin açıklaması

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Çevre, tabiat insanoğlu olarak sahip olduğumuz bir değer olmaktan daha çok, gelecek nesillere koruyarak ve geliştirerek devretmemiz gereken birer emanettir. Özellikle sanayileşme ve ticari saiklerle yapılan saldırılar nedeniyle çevre ancak anayasal hükümlerle korunabilmektedir. Bugünün Türkiyesi’nde, özellikle hidroelektrik santraller, özel firmalara verilen imtiyazlar çevre katliamına sebep olmaktadır. Osmaniye Düziçi’nde Sabun Suyu üzerindeki Karasu Şelalesi de maalesef bu katliamdan nasibini almıştır. Sabun Suyu Karasu Şelalesi bir hidroelektrik santral yüzünden kurumuştur hem de sözleşmeye aykırı olarak. Doğal güzelliği ve serin havasıyla sadece Düziçi ve Osmaniye’nin değil, Kahramanmaraş ve Gaziantep başta olmak üzere, tüm çevre illerde yaşayan herkesin ziyaret yeri olan, Hollywood filmlerine bile sahne olan bu şelalenin korunmasının, kurtarılmasının elzem olduğunu Hükûmete hatırlatmak istiyor, sorumluların da gerekli cezalara çarptırılmasını bekliyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Türkoğlu.

Sayın İrbeç…

 

11.- Antalya Milletvekili Yusuf Ziya İrbeç’in, demokrasilerde kuvvetler ayrılığı ilkesinin vazgeçilmez olduğuna ve görevini yapan kurumları baskı ve kontrol altına almaya çalışmanın, demokratik seçimle iş başına gelmiş hükûmetlerin başvuracağı bir yöntem olmadığına ilişkin açıklaması

YUSUF ZİYA İRBEÇ (Antalya) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Parlamenter sistemin veya başkanlık sisteminin söz konusu olduğu demokrasilerde kuvvetler ayrılığı ilkesi vazgeçilmezdir çünkü demokratik sistemin sağlıklı yürüyebilmesi için yasama, yürütme ve yargı kuvvetlerinin birbirini dengelemesi gereklidir. Bu denge bozulduğunda sağlıklı bir demokrasiden söz edilemez, bugün ülkemizin gelmekte olduğu durum budur.

Yürütmenin yargıyı kontrol altına alma gayretlerini milletçe hayretle izliyoruz. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 148’inci maddesi açık ve nettir. Sağlıklı demokrasilerde her kurum denetlenebilir ve denetlenmelidir de ama görevini yapan kurumları baskı ve kontrol altına alıp sindirmeye çalışmak, demokratik seçimle iş başına gelmiş hükûmetlerin başvurabileceği bir yöntem değildir, bırakın herkes görevini yapsın. Görevini kötüye kullanan herkesin denetlenmesi ve gerekli şekilde cezalandırılması demokratik hukuk devletinin vazgeçilmezidir. Yolsuzlukların üzerine gitmek dururken insanları “Haşhaşiler” diyerek veya başka isimler kullanarak gruplara ayırmak, birleştiriciliğe değil, bölücülük politikalarına hizmet eder.

Saygılarımla.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın İrbeç.

Sayın Soydan…

 

12.- Çanakkale Milletvekili Mustafa Serdar Soydan’ın, Çanakkale Lâpseki Yeniceköy’den geçirilecek enerji hattının insanlara ve şeftali bahçelerine zarar vereceğine ilişkin açıklaması

MUSTAFA SERDAR SOYDAN (Çanakkale) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Çanakkale Lâpseki ilçemizin Yeniceköy’ü Türkiye’de şeftali üretimi üzerine önemli bir yerleşim yeridir ve bu köye yakın olan bölgeler de maalesef altın şirketleri tarafından istila edilmiştir. Şimdi, buradan termik santraller için bir enerji hattı geçirilecektir. Bu enerji hattı ne yazık ki hem orada yaşayan insanların sağlığına zarar verecektir hem şeftali bahçelerine zarar verecektir. Maalesef, Hükûmetin gücü altın şirketlerine yetmemektedir, benim zavallı Yeniceköylüme yetmektedir. İnsan sağlığına ve bahçelere zarar verecek olan bu enerji hattının altın şirketlerinin istila ettiği yerlerden geçirilmesini talep ediyoruz.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Soydan.

Sayın Belen…

 

13.- Tekirdağ Milletvekili Bülent Belen’in, Kıbrıs Türklerinin liderlerinden Doktor Fazıl Küçük’ün 30’uncu ölüm yıl dönümüne, Kırklareli Demirköy’deki sağlık hizmetlerinin yetersizliğine ilişkin açıklaması

BÜLENT BELEN (Tekirdağ) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Vefatının 30’uncu yılı dolayısıyla Kıbrıs Türklerinin lideri Doktor Fazıl Küçük’ü saygıyla anıyorum.

Sayın Başkan, hafta sonu, görevli olarak Kırklareli ilinin Demirköy ilçesine gittim. Demirköy ilçesinde hastane yok, sağlık merkezinde uzman doktor yok, röntgen cihazları var, film çekecek teknik eleman yok. Haftada bir gün, cuma günleri diş doktoru geliyor, saat 11.00’den 14.00’e kadar hizmet veriyor, fakat diş çekeceği aleti yok, dolgu yapacağı alet yok dolayısıyla turistik gezi için gelmiş oluyor. İlçeye bağlı sahil beldesi olan İğneada’da ne sağlıkevi ne sağlık ocağı ne hastane, hiçbir şey yok. En yakın sağlık merkezi Pınarhisar ilçesi, İğneada’ya 75 kilometre mesafede, Kırklareli 100 kilometre mesafede. Buradaki insanlarımız Türk vatandaşı değil mi? Bu ülkeye vergi vermiyorlar mı? Anayasa’nın 56’ncı maddesine göre, devlet vatandaşlarına sağlık hizmetini eşit olarak sunmak zorunda. Buradan, Edirne Milletvekili olan Sağlık Bakanımıza çağrı yapıyorum, bu mağduriyeti gidersin.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Belen.

Sayın Hamzaçebi…

14.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, CHP Grubu olarak, Kıbrıs Türklerinin liderlerinden Doktor Fazıl Küçük’ün ve yine Kıbrıs Türklerinin büyük önderi Rauf Denktaş’ın ölüm yıl dönümlerine, Kıbrıs Türklerinin özgürlük ve Avrupa Birliğine tam üye olma yolundaki mücadelesini gönülden desteklediklerine ilişkin açıklaması

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Bugün, hayatını Kıbrıs Türklerinin bağımsızlık ve özgürlük mücadelesine adamış, Kıbrıs Türklerinin bağımsızlık ve özgürlük mücadelesinin önderlerinden Doktor Fazıl Küçük’ün 30’uncu ölüm yıl dönümü. Bundan üç gün önceki tarih olan 12 Ocak tarihi de yine Kıbrıs Türklerinin bir başka büyük önderi olan Rauf Denktaş’ın ölüm yıl dönümüydü. Hem Rauf Denktaş’ı hem Fazıl Küçük’ü ölüm yıl dönümlerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak rahmetle, saygıyla, şükranla anıyoruz.

Yine, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak, Kıbrıs Türklerinin kendilerini yönetme, özgürlük ve Avrupa Birliğine tam üye olma yolundaki mücadelesini gönülden destekliyoruz.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Hamzaçebi.

Sayın Ağbaba…

 

15.- Malatya Milletvekili Veli Ağbaba’nın, bakkalların sorunlarına ilişkin açıklaması

VELİ AĞBABA (Malatya) – Sayın Başkan, esnaflarımız eriyor, kan kaybediyor, kepenk kapatıyor, siftahsız akşam ediyor. Esnaflar içinde en çok mağdur olanların başında bakkallar geliyor.

Bakın, bir rakam vermek istiyorum sizlere: Malatya’da dört yıl önce bakkal sayısı 2.300 iken, bugün 1.446’ya düştü. Dört yılda 850 bakkal iflas etti. Nasıl iflas etmesin, her köşe başına belediye marketleri, süpermarketler açtılar. Mahalle bakkalları ekmek dışında bir şey satamıyor. Maalesef, AKP döneminde tam bir alışveriş merkezi terörü var Malatya’da.

Zaten kıt kanaat geçinen bakkallara bir darbe de belediyeler vurmaya hazırlanıyor. Bakkallar, pazar günleri dükkânlarını açabilmek için belediyeye harç yatırıyordu, 2013’te 50 lira olan harç 2014 yılında 600 lira oluyor, yeni pazar ruhsatı bir anda yüzde 600 artırılıyor. İşçiye yüzde 4 zam verip bakkallardan 12 kat fazla katkı isteyenleri buradan huzurlarınızda kınıyorum. Bakkallara “21 Ocağa kadar 600 lira verip ruhsat alın, yoksa pazar günleri bakkalınızı açamazsınız.” diyorlar, kısacası “Bakkal dükkânlarınızı kapatın.” demek istiyorlar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

VELİ AĞBABA (Malatya) – Malatyalı bakkallar bu parayı ödeyemeyeceklerini Malatya Belediyesine ilettiler, maalesef buradan bir  sonuç çıkmadı. Bu sorunun çözülmesini bekliyoruz.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Ağbaba.

Sayın Canalioğlu…

16.- Trabzon Milletvekili Mehmet Volkan Canalioğlu’nun, Hükûmetin, Trabzon Numune Hastanesinin yerinde kalmasını isteyen vatandaşların sesine kulak vermesi gerektiğine ilişkin açıklaması

MEHMET VOLKAN CANALİOĞLU (Trabzon) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

1947 yılından günümüze, altmış yedi yıldan bu yana Trabzon ve komşu illerine sağlık hizmeti veren ve Trabzon’un merkezinde bölge hastanesi durumunda bulunan Numune Hastanesi kent merkezi dışına taşınmak istenmektedir. Oysa Numune Hastanesi olarak onkoloji bölümü, biyokimya, mikrobiyoloji, patoloji laboratuvarları ile kanser tarama ve eğitim merkezi üniteleriyle donanmış, yoğun bakım üniteleriyle, ayrıca acil servisle Trabzon’un insanına hizmet vermekte ve bölge insanına hizmet vermektedir ama ne yazık ki Hükûmetin tutumu olarak, Yomra ilçesi Kaşüstü beldesindeki hastaneye taşınma noktasında karar alınmıştır. Vatandaşlarımızın bu taşınmaya karşı duyuruları vardır, istememektedirler. Aynı zamanda, etrafında bulunan berberinden taksi durağına kadar küçük esnafın ve oraya bir canlılık getiren, orayı bir ticaret merkezi hâline getiren, Trabzon’un merkezinde olan bu hastanenin yerinde kalması noktasında vatandaşların da sesine kulak vermek durumundadır Hükûmet ve sağlık hizmeti yapmak istiyorlarsa mutlaka bu hastanenin yeniden canlandırılması gerekmektedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Canalioğlu.

Son olarak Sayın Halaçoğlu…

 

17.- Kayseri Milletvekili Yusuf Halaçoğlu’nun, Kıbrıs Türklerinin liderlerinden Doktor Fazıl Küçük’ün 30’uncu ölüm yıl dönümüne ilişkin açıklaması

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Bugün, Kıbrıslı Türklerin Rauf Denktaş’tan önceki unutulmaz lideri Fazıl Küçük’ün ölüm yıl dönümü, kendisini rahmetle anıyoruz.

Kıbrıs Türklerinin yok edilmeye çalışıldığı dönemde onlara önder olup Türkiye’yle birlikte, Rumların kurmuş olduğu EOKA’ya karşı Kıbrıs Türk Mukavemet Birliğini kurmuştur. Bugün, Kıbrıs Türklüğü varlığını bu büyük insana borçludur. Kıbrıs’ı birilerine peşkeş çekmeye çalışanların onun kemiklerini sızlattıklarını unutmamaları gerekir. Ölümünün 30’uncu yılında bu büyük insanı minnet ve rahmetle anıyor, makamının cennet olmasını yüce Allah’tan niyaz ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Halaçoğlu.

Gündeme geçiyoruz.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

Meclis araştırması açılmasına ilişkin üç önerge vardır, okutuyorum:

 

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay ve 21 milletvekilinin, Maliye Bakanlığı personelinin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/818)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Maliye Bakanlığı çalışanlarının sorunlarının araştırılarak sorunların giderilmesi ve daha verimli çalışabilme ortamlarının oluşturulabilmesi için Anayasa’nın 98’inci ve İç Tüzük’ün 104’üncü ve 105’inci maddeleri gereğince Meclis araştırması açılmasını arz ve teklif ederiz.

1) Erkan Akçay                                                         (Manisa)

2) Mehmet Günal                                                      (Antalya)

3) Mehmet Şandır                                                     (Mersin)

4) Mesut Dedeoğlu                                                   (Kahramanmaraş)

5) Alim Işık                                                              (Kütahya)

6) Kemalettin Yılmaz                                                (Afyonkarahisar)

7) Cemalettin Şimşek                                               (Samsun)

8) Yusuf Halaçoğlu                                                   (Kayseri)

9) Emin Çınar                                                           (Kastamonu)

10) Faruk Bal                                                           (Konya)

11) Ali Uzunırmak                                                     (Aydın)

12) Emin Haluk Ayhan                                              (Denizli)

13) Bülent Belen                                                      (Tekirdağ)

14) Mustafa Kalaycı                                                  (Konya)

15) Özcan Yeniçeri                                                   (Ankara)

16) Necati Özensoy                                                  (Bursa)

17) Zühal Topcu                                                       (Ankara)

18) Ali Öz                                                                (Mersin)

19) Enver Erdem                                                      (Elâzığ)

20) Sinan Oğan                                                        (Iğdır)

21) Seyfettin Yılmaz                                                 (Adana)

22) Mehmet Erdoğan                                                 (Muğla)

Gerekçe

5345 sayılı Gelir idaresi Başkanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun’un 16/5/2005 tarihinde yürürlüğe girmesinden bugüne geçen yaklaşık yedi yıllık süreçten sonra, yeniden yapılanmada amaçlanan düzeye hâlâ gelinememiştir.

Maliye Bakanlığı ve Gelir İdaresi personeli huzursuz ve verimli bir çalışma ortamından uzak durumdadır.

659 ve 666 sayılı kanun hükmünde kararnameler ile kamuda çalışan personelin hem mali haklarında hem de unvanlarında değişiklikler olmuştur.

659 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile Maliye Bakanlığında çalışan uzmanlar, merkez veya taşrada istihdam edilmelerine göre ayrıştırılmıştır. Bu kanun hükmünde kararname ile devlet muhasebe uzmanı, devlet malları uzmanı, devlet bütçe uzmanı, devlet gelir politikaları uzmanı, MASAK uzmanı, muhasebat kontrolörü ve millî emlak kontrolörü maliye uzmanı olarak; muhasebe uzmanı, millî emlak uzmanı, muhasebe denetmeni ve millî emlak denetmeni ise defterdarlık uzmanı kadrolarına atanmışlardır

Bu düzenlemeyle birlikte, maliye uzmanları için 3600 ek gösterge, 2000 makam tazminatı ve 8000 görev tazminatı verilmesi öngörülmüştür. Bu düzenlemenin yanı sıra 666 sayılı KHK ile de bu ayrım devam ettirilmiştir. Böylece maliye uzmanları ile defterdarlık uzmanları arasında sadece aylık yönünden, Maliye Bakanlığının ek ödemesinden kaynaklanan 212 TL'lik fark varken, şu anda 1.400 TL maaş, 988 TL emeklilik maaşı ve 11.440 TL emeklilik ikramiyesi farkı oluşmuştur. Ayrıca, başka kurumların taşra teşkilatlarında istihdam edilen uzmanlara -denizcilik uzmanı, TÜİK uzmanı, iş sağlığı ve güvenliği uzmanı, kültür ve turizm uzmanı- 3600 ek gösterge verilirken bu durum Maliye Bakanlığı personeli için geçerli olmamıştır.

Maliye Bakanlığında (A) grubu uzman olarak istihdam edilen uzmanlar mesleğe alınma koşulları, yetiştirilme ve mesleğe atanma esasları ile 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’ndaki ek gösterge, özel hizmet tazminatı, denetim tazminatı ve diğer zam ve tazminatlar yönünden mali hakları aynı iken hatta bazı dönemlerde aynı sınavla mesleğe alınmışlarken ve hâlen de birlikte çalıştırılırken farklı mali haklara tabi tutulmaktadırlar. Ayrıca, bu uzmanların görev yaptıkları birimlerin teşkilat yapısında, görevlerinde herhangi bir değişiklik yapılmamıştır.

Hazine avukatları temsil ettikleri kurumların hukuk davaları yanında ceza davaları, idari davalar ve icra takipleri ile birlikte devlet hukuk danışmanlığı görevini de yürütmektedir. Hazine avukatları sosyal, ekonomik haklar ve imkânlar yönünden yirmi yıl önce hâkim ve savcılarla denk maaş almaktaydılar. Bugün itibarıyla, durum hazine avukatlarının aleyhine bozulmuştur.

Millî emlak ve muhasebe denetmenleri, denetim ve inceleme yetkilerini 178 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile almaktaydılar. 659 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile bu yetkilerinin olup olmadığı muammalı hâle gelmiş ve yönetmelikle belirleneceği yönünde bir düzenleme yapılmıştır. Söz konusu yetkilerin yönetmelikle verilip verilemeyeceği tartışmalı olduğu gibi, yönetmelikle verilecek yetkiler her an geri alınabilecektir. Bu şekilde denetimin rasyonel, etkin ve verimli olması mümkün değildir. Defterdar yardımcılığına geçişte sekiz yıl görev yapmaları yeterli iken bu hak ellerinden alınmıştır. İç denetçilik başvurusunda beş yıl çalışmak yeterli iken unvan değişikliğinden dolayı bu süre sekiz yıla çıkarılmıştır.

2.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay ve 21 milletvekilinin, enerjide dışa bağımlılığın azaltılması için yapılması gerekenlerin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/819)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Enerjide dışa bağımlılığının azaltılması için yasal düzenlemeler de dâhil olmak üzere alınması gereken tedbirlerin belirlenmesi amacıyla Anayasa’nın 98, İç Tüzük’ün 104'üncü ve 105'inci maddeleri gereğince Meclis araştırılması açılmasını arz ve teklif ederiz. 24/4/2012

1)        Erkan Akçay                           (Manisa)

2)        Mehmet Şandır                                              (Mersin)

3)        Kemalettin Yılmaz                                         (Afyonkarahisar)

4)        Alim Işık                                                       (Kütahya)

5)        Mesut Dedeoğlu                                            (Kahramanmaraş)

6)        Yusuf Halaçoğlu                                            (Kayseri)

7)        Emin Çınar                                                   (Kastamonu)

8)        Faruk Bal                                                      (Konya)

9)        Cemalettin Şimşek                                        (Samsun)

10)      Ali Uzunırmak                         (Aydın)

11)      Mehmet Günal                        (Antalya)

12)      Bülent Belen                          (Tekirdağ)

13)      Mustafa Kalaycı                                            (Konya)

14)      Emin Haluk Ayhan                                         (Denizli)

15)      Zühal Topcu                                                  (Ankara)

16)      Necati Özensoy                                             (Bursa)

17)      Özcan Yeniçeri                                              (Ankara)

18)      Sinan Oğan                                                   (Iğdır)

19)      Ali Öz                                                           (Mersin)

20)      Enver Erdem                          (Elâzığ)

21)      Mehmet Erdoğan                                           (Muğla)

22)      Seyfettin Yılmaz                                            (Adana)

 

B) Çeşitli İşler

1.- Başkanlıkça, görüşmeleri izlemek üzere Genel Kurulu teşrif etmiş bulunan Slovenya Cumhurbaşkanı Borut Pahor’a “Hoş geldiniz.” denilmesi

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, ülkemizi ziyaret etmekte olan Slovenya Cumhurbaşkanı Sayın Borut Pahor Meclisimizi teşrif etmiş bulunmaktadırlar. Kendilerine Meclisimiz adına “Hoş geldiniz.” diyorum. (Ayakta alkışlar)

A) Meclis Araştırması Önergeleri (Devam)

2.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay ve 21 milletvekilinin, enerjide dışa bağımlılığın azaltılması için yapılması gerekenlerin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/819) (Devam)

BAŞKAN – Buyurun.

Gerekçe

Enerjinin tüm tüketicilere yeterli, kaliteli, sürekli, düşük maliyetli ve sürdürülebilir bir şekilde sunulması temel bir enerji politikası olmalıdır. Enerji fiyatlarındaki artışın en önemli nedenlerinden biri de enerjide dışa bağımlılıktır. Ülkemizde enerji talebinin yerli üretimle karşılanma oranı gittikçe azalmaktadır. 1990'da yüzde 48,1 olan talebin yerli üretimle karşılanma oranı 2009 yılında yüzde 29,5'e, 2010 yılında yüzde 28,5'e, 2011 yılında ise yüzde 27,6'ya düşmüştür. Mevcut politikaların sürdürülmesi hâlinde birincil enerji tüketiminde dışa bağımlılığın daha da artması kaçınılmazdır.

Türkiye'nin birincil enerji tüketiminin yüzde 87'sini karşılayan doğal gazın yüzde 98’i, petrolün yüzde 91'i, taş kömürün yüzde 90'ı ithal edilirken linyitin tamamı ülkemizde üretilmektedir. 2011 yılındaki 240,8 milyar dolarlık ithalatımızın yüzde 22,42'si yani 54 milyar doları enerji ithalatıdır.

2011 yılında üretilen 228 twh elektriğin yüzde 44,7'si doğal gazdan, yüzde 10'u ithal kömürden, yüzde 22,8'i baraj ve akarsulardan, yüzde 16,9'u linyitten, yüzde 2,1'i rüzgârdan, yüzde 3,2'si diğer termik santrallerden, yüzde 0,3'ü jeotermalden üretilmiştir. Enerjide dışa bağımlılığı azaltmak için enerji tasarrufunun yanında yerli ve yenilenebilir enerji potansiyellerinin harekete geçirilmesi gerekmektedir.

Dünya Enerji Konseyi Türk Millî Komitesinin raporlarına göre, ülkemizde, güneşten 380, rüzgârdan 120, baraj ve akarsulardan 100, linyitten 100, biyogazdan 35 ve jeotermal kaynaklardan 15 milyar kilovatsaat elektrik üretmek mümkündür. Dolayısıyla, Türkiye öz kaynaklarını harekete geçirdiğinde 750 milyar kilovatsaat elektrik üretebilecektir. Ayrıca enerji verimliliğinden 58 milyar kilovatsaat, santrallerin rehabilitasyonuyla 19 milyar kilovatsaat elektrik katkısı sağlanabilir. 2011 tüketimimizin 228 milyar kilovatsaat olduğu düşünüldüğünde yeterli üretim sağlandığı gibi 599 milyar kilovatsaatlik ihracat da yapılabilecektir. Ancak AKP Hükûmeti tarafından Türkiye'nin bu potansiyeli kullanılmamakta, enerji açığını kapatmak için ithal kaynaklara ve fosil yakıtlara başvurulmaktadır. Bu durumda hem dışa bağımlılık hem de sera gazlarının salınımı artmaktadır.

Mevcut kurulu gücün 1.2889 katı oranında çok sayıda ithal kömür ve doğal gaz yatırımı gündemdedir. Mevcut kurulu gücün yüzde 18'i düzeyinde olan 8.965 megavat kapasitedeki taş kömürü santrallerine lisans verilmiş olup 11.765 megavat kapasitedeki yatırımların lisans başvuruları ise inceleme aşamasındadır. Bu santrallere lisans verilmesi hâlinde çok büyük çoğunluğu ithal kömüre dayalı santrallerin yaratacağı ilave kapasite 20.730 megavata ulaşacaktır. Bir başka deyişle, Türkiye'de kurulu gücün yüzde 41'i oranında yeni ithal kömür santrali kurulacaktır. Bu da kömür ithalatını artıracaktır.

21 Mayıs 2009 tarihli Elektrik Enerjisi Piyasası ve Arz Güvenliği Strateji Belgesi’nde yerli ve yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanımı için alınacak tedbirler sonucunda elektrik üretiminde doğal gazın payının yüzde 30'un altına düşürüleceği ifade edilmiştir. Ancak 2011 yılında üretilen elektriğin yüzde 44,7'si doğal gazdan üretilirken mevcut mevcut kurulu gücün yüzde 28'i oranında 14.104 megavat kapasitede santral lisansı verilmiştir. Başvuru, inceleme değerlendirme aşamasındaki santrallerin kurulu gücü ise 30.422 megavattır. Bu santrallerin de lisans alması durumunda 44.525 megavat kapasiteyle bugünkü toplam kurulu gücün yüzde 88'i oranında ilave doğal gaz santrali kurulacaktır.

İthal kömür ve doğal gaza dayalı olarak yeni kurulan bu santrallerinin yaratacağı 65.254 megavat kapasiteyle mevcut toplam kurulu gücün yüzde 129'u oranında ithal doğal gaz ve kömür yakıtlı santral tesis edilmiş olacaktır. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı ile Enerji Piyasası Düzenleme Kurulunun sorumlu olduğu bu tablo, Türkiye'nin enerjideki dışa bağımlılığını daha da artıracaktır. Bu veriler, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığının Strateji Belgesi’nde yer alan Türkiye'nin elektrik üretiminde dışa bağımlılığı azaltma ve elektrik üretiminde doğal gazın payını yüzde 30'un altına düşürme hedefinin boş bir hayal olarak kalacağını göstermektedir.

 

3.- Mersin Milletvekili Ertuğrul Kürkcü ve 22 milletvekilinin, iş kazaları ve işçi ölümlerinin nedenlerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/820)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Son zamanlarda yaşanan işçi ölümlerinin nedenlerinin araştırılması ve engellenmesi için gerekli önlemlerin alınması için Anayasa'nın 98’inci ve İç Tüzük’ün 104 ve 105’inci maddeleri gereğince Meclis araştırması açılmasını arz ve talep ederiz.

1) Ertuğrul Kürkcü                                                            (Mersin)

2) Pervin Buldan                                                              (Iğdır)

3) Hasip Kaplan                                                               (Şırnak)

4) Sırrı Sakık                                                                   (Muş)

5) Murat Bozlak                                                                (Adana)

6) Halil Aksoy                                                                  (Ağrı)

7) Ayla Akat Ata                                                               (Batman)

8) İdris Baluken                                                               (Bingöl)

9) Hüsamettin Zenderlioğlu                                               (Bitlis)

10) Emine Ayna                                                                (Diyarbakır)

11) Nursel Aydoğan                                                          (Diyarbakır)

12) Altan Tan                                                                   (Diyarbakır)

13) Adil Zozani                                                                (Hakkâri)

14) Esat Canan                                                                (Hakkâri)

15) Sırrı Süreyya Önder                                                    (İstanbul)

16) Sebahat Tuncel                                                          (İstanbul)

17) Mülkiye Birtane                                                          (Kars)

18) Erol Dora                                                                   (Mardin)

19) Demir Çelik                                                                (Muş)

20) İbrahim Binici                                                            (Şanlıurfa)

21) Nazmi Gür                                                                  (Van)

22) Özdal Üçer                                                                 (Van)

23) Leyla Zana                                                                 (Diyarbakır)

Gerekçe:

İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisinin raporuna göre, ocak ayında 62, şubat ayında 42, mart ayında 59 işçi iş kazalarında hayatını kaybetti. Güvencesiz çalışma nedeniyle, tersanelerde 147’nci işçi ölümü gerçekleşti. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanının açıkladığı veriler dikkate alındığında 2002-2011 arasında iş kazalarında ölen işçilerin sayısı toplam 10.297.

İşçi ölümlerinin altında yatan neden, sağlıklı ve güvenli çalışmanın bir maliyet olarak görülmesidir. Sermaye, bu yüzden "işçi sağlığı" yerine "iş sağlığı" kavramını kullanıyor. Yani, işçilerin değil işin sağlığı, işletmenin verimliliği ön planda tutuluyor. AKP iktidarı da işçilerin can güvenliğini sağlayacak düzenleme ve denetimleri yerine getireceğine, küresel rekabeti yani işletmelerin kârlılığını gerekçe göstererek emekçileri koruyan mevcut düzenlemeleri dahi ortadan kaldırıyor ve denetim görevini gerektiği gibi yerine getirmiyor. Siyasal iktidar, işçi ölümlerini "Kader.", "Vadeleri dolmuş.", "Ölüm bu işin doğasında." diye değerlendiriyor. Oysa, tüm iş kazaları ve meslek hastalıkları önlenebilir.

Her köşe başında, inşaat çadırında, baraj gölünde, maden ocağında, tersanede, çağrı merkezinde, hastanede, plaza ofisinde, dershanede kendilerini bekleyen cinayetlere karşı önlem alınmasını bekleyen işçiler için en önemli mesele, son yıllarda yaygın bir uygulama hâline gelen taşeronlaştırma, güvencesiz çalıştırma, iş güvenliğinin yeterince alınmaması ve sendikasızlaştırma operasyonlarıdır.

Yaygın ve ölümcül sorunların kaynağı, küresel kapitalist sistemin üretim süreçlerinde esnek ve güvencesiz istihdam ve çalışma biçimlerinin başat hâle gelmesidir. Daha fazla kâr için daha uzun çalışma saatleri ve daha düşük işçi maliyetleri insanların insanca yaşam koşullarının göz ardı edilmesidir.

Düşük ücretler, on üç on dört saate varan uzun çalışma koşulları, sosyal güvenlikten yoksun olma, sağlıksız ve güvenli olmayan çalışma ortamı 10 milyonun üzerinde çalışanı çepeçevre sarmış durumdadır. Ülkenin üretken emeği, rekabette avantaj sağlanması ve hızlı birikim yaratılması politikalarına kurban edilmektedir.

İnsan hayatı sadece istatistik değildir, insan hayatından değerli herhangi bir şey yoktur. Elbette işçilerin sağlığının korunması görevi işverenlere aittir ama bu konuda düzenleme ve denetim yapma, ceza uygulama, gerektiğinde iş yerini kapatma yükümlülüğü Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığına aittir. Bakanlık bu konudaki görevlerini yerine getirmeyip bu alanda her türlü görevi üstlenmeye hazır sendikaları ve meslek odalarını saf dışı etmenin peşinde.

Türkiye'nin büyüyen sektörleri olan sırasıyla inşaat, maden, enerji ve hizmet sektörü en fazla can kaybının da yaşandığı sektörler. Yaralanmalara baktığımızda da yine inşaat, tekstil, hizmet, gıda, metal, maden, gemi inşa ve enerji sektörlerini görüyoruz. Bir yandan teşvik kapsamına alınan sanayilerin yine bu sektörlerde yoğunlaştığı da açık. Hükümetin teşvik verdiği bölge ve sektörlerde üretimin artması beklenen bir durum ancak bu sürecin daha fazla iş kazalarına yol açmaması için var olan tüzük ve yönetmeliklerin harfi harfine uygulanması ve daha önce gerçekleşen iş cinayetleri için açılmış davaların da hızla, daha fazla mağduriyet yaratmayacak şekilde sonuçlanması gerekiyor. İş kazaları ve meslek hastalıklarında yakınını yitirenler merhamet değil, adalet istiyor.

Bu gerekçeyle son zamanlarda yaşanan işçi ölümlerinin nedenlerinin araştırılması ve engellenmesi, gerekli önlemlerin alınması için Meclis araştırması açılmasını arz ve talep ederiz.

BAŞKAN -  Bilgilerinize sunulmuştur.

Önergeler gündemdeki yerlerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki görüşmeler, sırası geldiğinde yapılacaktır.

Barış ve Demokrasi Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve daha sonra oylarınıza sunacağım.

 

VII.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- BDP Grubunun, BDP Grup Başkan Vekili Bingöl Milletvekili İdris Baluken tarafından 1990'lı yıllarda Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgelerinde yaşanan katliam ve köy yakmalarının ortaya çıkarılması amacıyla 12/11/2013 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 15 Ocak 2014 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulunun 15/01/2014 Çarşamba günü (bugün) yaptığı toplantısında siyasi parti grupları arasında oy birliği sağlanamadığından grubumuzun aşağıdaki önerisinin, İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                   İdris Baluken

                                                                                        Bingöl

                                                                               Grup Başkan Vekili

Öneri:

12 Kasım 2013 tarihinde, Bingöl Milletvekili Grup Başkan Vekili İdris Baluken tarafından verilen (4295 sıra no.lu), 1990'lı yıllarda Doğu ve Güneydoğu Bölgelerinde yaşanan katliam ve köy yakmalarının ortaya çıkarılması amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisine verilmiş olan Meclis araştırma önergesinin, Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak, 15/01/2014 Çarşamba günlü birleşiminde sunuşlarda okunması ve görüşmelerin aynı tarihli birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN - Önerinin lehine, Diyarbakır Milletvekili Altan Tan.

Buyurunuz Sayın Tan. (BDP sıralarından alkışlar)

Geçmiş olsun diliyoruz size.

ALTAN TAN (Diyarbakır) – Çok sağ olun, teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın milletvekilleri, bugün 15 Ocak 2014. On sekiz yıl bitti, on sekiz yıl önce –bugün, 19’uncu yıla girmiş oldu- Şırnak’ın Basa (Güçlükonak) ilçesinin Taşkonak köyünde, içerisinde köy korucularının bulunduğu bir köy minibüsünde 11 kişi yakılarak öldürüldü.

Değerli arkadaşlar, olayın duyulmasından hemen sonra, o dönemdeki basın, gazeteler, televizyon, olayı PKK’nin yaptığını ve 11 tane köy korucusunun önce kurşunla öldürülerek sonra da minibüsün içerisinde yakıldığını duyurdu. Tabii, aradan on sekiz yıl geçti. O tarihte, şu an AK PARTİ milletvekili olan arkadaşımızla da beraber biz Güçlükonak’a gittik, o heyetin içerisinde yer aldık. 30 kişiye yakın bir grup; bunların içinden birkaç arkadaşımız daha sonra AK PARTİ’den milletvekili oldu, bazı arkadaşlarımız Barış ve Demokrasi Partisinden milletvekili oldu ve yine aynı şekilde, o tarihte, Almanya’da milletvekili olan Cem Özdemir de bizim bu heyetimizin içerisindeydi.

Değerli arkadaşlar, olayın ilk tahkikatından itibaren bunun bir PKK eylemi olmadığı, o dönemde bölgede faaliyet gösteren devlet içinde kümelenmiş karanlık güçlerin; asker, emniyet görevlisi, işte, adına daha sonradan “kontrgerilla” adı verilen JİTEM güçlerinin olduğu, köylüler tarafından âdeta feryat figan edilircesine bizlere anlatıldı. Biz de orada gördüklerimizi, duyduklarımızı yerinde tespit ettik, raporlar hâline getirdik ve bu raporları ilgili yerlere takdim ettik. Ancak ne feryadımıza ve figanımıza kimse kulak verdi ne de bu raporlar o tarihlerde ciddiye alındı veya işleme konuldu. Yıllar geçti, yine aynı tarihte SHP Hükûmetinde bakanlık yapan bir yetkili itiraflarda bulundu; yine, Şırnak’ta valilik yapan Mustafa Malay o dönemdeki bildiklerini, gördüklerini açıkladı. Ve daha sonra da bu iş o kadar ayyuka çıktı ki, 12 Temmuz 1996 tarihinde barış için bir araya gelen çalışma grubunun bu raporları ve müracaatları doğrultusunda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Türkiye'nin etkili bir soruşturma yürütmediği gerekçesiyle Türkiye'yi mahkûm etti. Ve daha sonradan da yine, biraz evvel bahsettiğim, bakanlık yapmış, valilik yapmış o dönemdeki kişilerin itirafları, açıklamaları, gözlemleri, bildiklerini nakletmeleriyle de bu olayın devletin içindeki çeteler tarafından, tabii, çete dediğimiz asker ve güvenlik mensubu üniforması altındaki çeteler tarafından işlendiği neredeyse bir tevatür hâline geldi.

Değerli arkadaşlar, en son 2009 yılında Avukat Ercan Kanar ve insan hakları savunucusu Şanar Yurdatapan “olayı emir komuta zinciri içinde, kasten ve organizeli, toplu bir şekilde insan öldürmek” maddesinden İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına başvuru yaptılar, ancak bu başvurudan da henüz bir sonuç çıkmadı.

Değerli arkadaşlar, bu 11 insanın yakıldığı yeri, minibüsü, olayın şahitlerini, olayın geçtiği mekânları bizzat ben de kendi gözlerimle gördüm. Dediğim gibi, o tarihten sonra birkaç arkadaşımız AK PARTİ’den milletvekili oldu, birkaç arkadaşımız BDP’den oldu, bazıları da Avrupa Parlamentosu üyesiydiler o tarihte Almanya’dan, yine uzun yıllar parlamenterlik yaptılar, bazıları bakan da oldu.

Şimdi, bu kadar açık ve seçik, gözler önünde cereyan eden ve artık neredeyse kamuoyu nezdinde açıklığa kavuşmuş bir meseleyle alakalı, devletin resmî yetkililerince hiçbir ciddi netice ortaya konulmadı tıpkı Roboski olayı gibi. Roboski de ne yazık ki yine aynı coğrafyada, yine aynı ilin, Şırnak’ın sınırları içerisinde cereyan etti, iki yıl geçti üzerinden, “Anahtar nerede? Suya düştü. Su nerede? İnek içti. İnek nerede? Ormana kaçtı. Orman ne oldu? Yandı, bitti, kül oldu.” Ortada fail yok, bir şey yok, belirgin hiçbir şey yok; sadece İnternet  kasetleri var, ses kasetleri var, belgeler var, havada uçuşan söylentiler var ama netice ne? Netice yine ortada yok.

Değerli arkadaşlar, işte bizim parti grubumuz, 1990’lı yıllardan itibaren bölgede sadece bir can yakıcı örnek olan, can alıcı örnek olan, tüyleri diken diken eden bir örnek olan Güçlükonak (Basa) örneğinden başlayarak Roboski’ye kadar getirdiğim bu meselelerle alakalı defalarca Meclis araştırma önergesi verdi; bu kürsüden sizlere hitap edildi ancak maalesef yine bir netice alınamadı. İşte, bugün de biz bu Meclis araştırma önergemizi yineliyoruz, tekrarlıyoruz. Ve sizlere diyoruz ki: Arkadaşlar, bakın, bu kadar mazlumun ahı yerde kalırsa bu ülkeye barış da gelmez, demokrasi de gelmez, ve bu olayların üzerini örten bütün güçler yani olayı yapanlar, ondan sonra bir şekilde iktidara gelenler ve on iki yıldır da iktidarda olan AKP Hükûmeti de dâhil bütün bu güçler, bakın, bugün birbirlerine düştüler, neredeyse birbirlerini telef ediyorlar. Çekme mazlumun ahını, çıkar aheste aheste. Mazlumun ahı, indirir şahı. Zulüm ile abat olanın sonu berbat olur. Bunları defalarca söyledik ama Arapların “…” (x) dediği gibi konuş, konuş hiçbir faydası yok. Ancak, o adaletsizlik Başbakanın oğlunun önüne –sözde, tırnak içinde, adaletsizlik diyorum Başbakanın ifadesiyle- geldiği zaman veya bakan çocuklarına işin ucu dokunduğu zaman herkes feryat figan ediyor. Hâlbuki bu adalet, bu mahkeme, bu hukuk herkese lazım, hepimize lazım. Doğru düzgün bir adil mekanizma işletemezsek işte bu mazlumların ahı gelir, bir gün bizleri de yakar.

Yine, defalarca bu kürsüden seslendik, dedik ki: Bakın, Balyoz davasını açıyorsunuz, Ergenekon davasını açıyorsunuz, onlarca kendi aranızdaki hesaplaşmalarla alakalı birbirinizin bütün ipliğini pazara çıkarıyorsunuz; gelin, bu Fırat’ın doğusundaki Ergenekon’u, Kürdistan’daki karanlık devleti, Ergenekon yapılanmasını ortaya çıkaralım. Defalarca buradan sizlere seslendik; gelin, bir Meclis araştırmasını doğru düzgün yapalım, Millî İstihbarat elinde ne kadar bilgi ve belge, arşiv varsa koysun bu komisyonun önüne. KCK’nin bir önceki sorumlusu Murat Karayılan bile oradan haykırdı, dedi ki: “Bende de ne bilgi, belge varsa ben de her türlü evrakımı, arşivimi ve dokümanımı önünüze koyuyorum.”

“Kürt Ergenekon’u” diyordunuz, defalarca dediniz. “Fırat’ın doğusundaki Ergenekon” dediniz, defalarca dile getirdiniz. Karanlık ilişkiler var.” dediniz, “Eroin var.” dediniz, “Silah var.” dediniz, “Rant var.” dediniz. Peki, kardeşim, iktidarsınız, getirin. Bakın, bugün hacıların hocaların hepsinin kaseti, bilgisi, belgesi sokağa döküldü. Bizim Diyarbakır’da bir çarıklı erkânıharp ağabeyimiz dedi ki: “Ya, bu hacılarla hocalar birbirine girdi, kafam alaka bulaka oldu. Ne oluyor belli değil.” Peki, gelin, bu alaka bulakalığı allak bullak edin. Bütün Fırat’ın doğusundaki yapılanmaları, gizlilikleri, kontrgerillayı, JİTEM’i, faili meçhulleri, 3 bin köyün boşaltılmasını, binlerce insanın kafasına kurşun sıkılmasını gelin, araştıralım. Bunu araştırmadığımız müddetçe, bu kan, değerli arkadaşlar, hepinizin elleri üzerindedir.

Saygılar sunuyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Tan.

Aleyhinde, Van Milletvekili Burhan Kayatürk. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ALTAN TAN (Diyarbakır) – Yani, çok enteresan, aleyhte ne diyecek bir Kürt milletvekili, onu da merak ediyorum ve merakla dinliyorum.

LÜTFÜ TÜKKAN (Kocaeli) – Bu ne demek? Yani, cevap vermek için Türk olmak zorunda mı ya?

ALTAN TAN (Diyarbakır) – Ya, Türk de cevap versin, buyurun, Arap da versin, Boşnak da versin. Bakalım ne diyecek, merak ediyorum.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Faşistlik yapmayın ya!

ALTAN TAN (Diyarbakır) – Faşizmin sesi geliyor.

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Kayatürk.

BURHAN KAYATÜRK (Van) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; ben de Barış ve Demokrasi Partisinin grup önerisi üzerinde söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla  selamlıyorum.

Tabii ki bugüne kadar yaşanan acıları hepimizin kabul etmesi lazım. Ancak, bu yaşanan acıların anlatıldığı dönemde de gerçekten başka yanlışların yapılmaması lazım. Bakın, biraz önce sayın konuşmacı söyledi. Evet, biz 1990’larda kendilerini devlet yerine koyan paralel yapıların Türkiye’de doğu ve güneydoğuda çok ciddi yanlışlıklar yaptıklarını kabul ediyoruz ve bu yapılanların yanlış olduğunu, kabul edilmez olduğunu da söylüyoruz.

Biraz önce değerli milletvekilimiz söyledi; özellikle, Güçlükonak olayında bir milletvekilimizin de olduğunu söyledi ve o milletvekilimiz de Sayın Mehmet Metiner’di. Biraz önce kendisiyle…

ALTAN TAN (Diyarbakır) – İhsan Arslan Bey de vardı, İhsan Arslan Bey o zaman, o da beraber, evet.

BURHAN KAYATÜRK (Devamla) – Mehmet Metiner Bey de varmış.

ALTAN TAN (Diyarbakır) – Evet, doğru.

BURHAN KAYATÜRK (Devamla) – O da yapılanların aynen öyle olduğunu, doğru olduğunu ve tıpkı AK PARTİ’nin yaptığı gibi kendisinin de bunu kabul etmediğini, kabul edilmez olduğunu ifade etti.

Değerli arkadaşlar, tabii, maalesef, AK PARTİ iktidara geldiğinde kucağında sürüsüyle problem gördü ve belki de en önemli problemlerin başında da bu mesele geliyordu, Kürt meselesi geliyordu ve bunun daha fazla acıya, daha fazla gözyaşına izin vermemesi, birlik ve beraberliğimizin pekişmesi, kardeşliğimizin rayına oturtulması için de çok büyük bir çaba ortaya koydu. Ve o çabalar neticesinde, bugün, AK PARTİ’nin son on yıl içerisinde peş peşe attığı adımların hepimizin, değil sadece Türkiye’de bütün dünyada çok büyük bir takdir topladığını kabul etmesi lazım. Özellikle, ben bugün bu konuşmayı yapacağımı söylediğimde İçişleri Bakanlığından bir bilgi notu gönderildi. AK PARTİ döneminde yapılanları ben çok kısa olarak anlatmak istiyorum.

Şimdi, Köye Dönüş ve Rehabilitasyon Projesi kapsamında çok önemli işler yapıldı. Belki bu acılar tamamıyla giderilmedi, belki gözyaşlarının durması, en azından geçmiş acıların unutulması mümkün olmadı ancak bu proje kapsamında yapılanları ben sizlerle paylaşmak istiyorum.

Bu Köye Dönüş ve Rehabilitasyon Projesi, Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgelerimizde terör ve güvenlik kaygılarıyla yaşadıkları yerlerden göç etmek durumunda kalan vatandaşlarımızdan gönüllü olarak geri dönmek isteyenlerin geri dönüşlerinin kolaylaştırılması, geri dönülen yerlerde gerekli sosyal ve ekonomik altyapının tesisi ile sürdürülebilir yaşam koşullarının oluşturulması, geri dönmek istemeyenlerin ise mevcut yaşadıkları yerde şehir hayatına uyumlarının geliştirilmesi, ekonomik ve sosyal durumlarının iyileştirilmesini amaçlayan bir projedir.

Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerimizde bulunan 14 ilimizi yani Adıyaman, Ağrı, Batman, Bingöl, Bitlis, Diyarbakır, Elâzığ, Hakkâri, Mardin, Muş, Siirt, Şırnak, Tunceli ve Van illerimizi kapsamaktadır. Proje kapsamındaki 14 ilde, bugün itibarıyla 62.448 haneden 386.360 vatandaşımız güvenlik nedeniyle yaşadıkları köylerden göç etmek durumunda kalmıştır. Proje uygulamaları kapsamında, 28.384 haneden 187.861 kişinin eskiden yaşadığı köylerine geri dönüşleri sağlanmıştır.

İçişleri Bakanlığımızca, 30/6/2009 tarihli genelgeyle projenin uygulanmasına ilişkin usul ve esaslar yeniden belirlenmiş ve proje esaslı ödenek tahsisi usulüne geçilmiştir. Bu doğrultuda valiliklerce teklif edilen ve desteklenmesi uygun görülen 197 proje ve bunlara aktarılan ödeneklerin yıllara göre dağılımı şu şekildedir: 2009 yılında 32 proje; 2010 yılında, 27 yeni proje ve 2009 yılında devam eden 3 projeyle birlikte 30 proje; 2011 yılında, 27 yeni proje ve 2009-2010 yıllarında devam eden 5 projeyle birlikte toplam 32 proje; 2012 yılında, 37 yeni proje ve 2010-2011 yıllarında 4 projeyle birlikte 41 proje; 2013 yılında, 74 yeni proje ve 2010-2012 yıllarında devam eden 4+4 projeyle toplam 82 proje desteklenmiştir. Bu projeler çerçevesinde desteklenen projeler, ağırlıklı olarak sosyal içerikli toplum merkezi, gençlik merkezi, kadın ve çocuk eğitim merkezi ve benzeri meslek edindirme ve istihdam, öğrenci yurdu, tarım ve hayvancılık ile altyapı projelerinden oluşmaktadır. Proje kapsamında, 2013 yılına kadar Bakanlık bütçesinden 171 milyon 15 bin TL ödenek olarak aktarılmıştır yani 171 milyon 15 bin Türk lirası bu projelere aktarılmıştır.

Değerli milletvekilleri, tabii, o dönemde yaşanan sıkıntılar sadece köylülerimizi, vatandaşlarımızı acılar içerisinde, sıkıntılar, yokluklar içerisinde bırakmamış, aynı zamanda ekonomimizi de çok önemli boyutta etkilemiştir maalesef negatif olarak.

Bakın, doğu ve güneydoğuda, özellikle Van’da, yaklaşık kırk yıldır, doğru dürüst bir maden tetkik araması yapılamamış, orada hayvancılık doğru bir şekilde yapılamamış. Allah’a hamdolsun, son bir yıllık dönemde, o dağlarda artık silah sesleri değil, koyunların, kuzuların sesleri ve aynı zamanda, çalışan madencilerin, arama yapan madencilerin sesleriyle karşılaşıyoruz. Biz, bu bölgeden bugüne kadar faydalanmamamızı çok büyük bir eksiklik olarak görüyoruz ve AK PARTİ, son on bir yıldır bunun mücadelesini veriyor. Sadece Türkiye'nin doğu ve güneydoğusunda değil, aynı zamanda, bölgedeki kaynakların çok önemli olduğuna inanıyoruz ve bu kaynaklardan, yine, Orta Doğu’nun, Türkiye'nin ve bölge ülkelerinin faydalanması gerektiği inancı içerisindeyiz.

Bakın, 2020 yılında, dünya petrollerinin neredeyse yüzde 49’u yani yüzde 50’si Irak’ta çıkacak ama bakıyoruz, bugün, o bölgede kan var, gözyaşı var ve bu kanın, gözyaşının durması için çok büyük çaba ortaya koyan AK PARTİ’nin, AK PARTİ liderinin, Türkiye Başbakanının önüne her türlü engelin konulduğunu görüyoruz ama Allah’ın izniyle biz bugüne kadar bu yanlışlarla mücadele ettik ve bu yanlışlarla mücadele edip bu zenginliklerin, bu refahın kendi insanımız tarafından kullanılmasının yolunu açacağız diyor, hepinizi saygı ve muhabbetle selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Kayatürk.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Sayın Başkan, tutanaklara geçsin diye bir konudaki tanıklığımı dile getirmek istiyorum oturduğum yerden.

BAŞKAN – Buyurunuz.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

18.- Adıyaman Milletvekili Mehmet Metiner’in, Diyarbakır Milletvekili Altan Tan’ın BDP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Sözü edilen katliamı araştırmak üzere giden heyetin içinde ben de vardım. Bugün de inandığım bir şeyi burada söylemek durumundayım: O katliam PKK üzerine atıldı ama katliamı o dönemde devletin içinde paralel devlet olarak çalışan yapının işlediği kanaatindeydim o gün de bugün de. Bunun mutlaka açığa çıkartılması gerekiyor; bu, demokrasi tarihimiz açısından da hukuk tarihimiz açısından da büyük bir önem arz ediyor.

Çok teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Metiner.

VII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

1.- BDP Grubunun, BDP Grup Başkan Vekili Bingöl Milletvekili İdris Baluken tarafından 1990'lı yıllarda Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgelerinde yaşanan katliam ve köy yakmalarının ortaya çıkarılması amacıyla 12/11/2013 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 15 Ocak 2014 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – Lehinde, İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu.

Buyurunuz Sayın Tanrıkulu. (CHP sıralarından alkışlar)

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli üyeler; biraz önce değerli milletvekili arkadaşımın konuşmasını dinledim. Yani, gerçekten de böyle bir konuşma yapmak istemezdim ama yani sonuçta konusu böyle ağır olan bir araştırma önergesiyle ilgili olarak yer altı madenleri, kuzu sesleri, kuzu melemeleri ile ilgili bir konuşma yapmak herhâlde Van milletvekili arkadaşımıza kısmet olmaması lazımdı.

BURHAN KAYATÜRK (Van) – E, yanlış mı?

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) – Çünkü, konuştuğumuz mesele, 1990’lı yılların, 1980’li yılların sonundan itibaren başlayan en ağır insanlık suçları değerli arkadaşlar ve bu suçlar bugüne kadar araştırılmadı. Evet, doğrudur, yer altı madenleri orada duruyor, bir gün mutlaka ortaya çıkacak ama Türkiye’nin başka bir yer altı zenginliği daha var: Faili meçhul cinayetler ve yer altında henüz araştırılmayan kemikler ve toplu katliamların sonuçları; keşke bundan da yer altı zenginliği olarak söz etseydiniz!

BURHAN KAYATÜRK (Van) – En büyük mücadeleyi biz verdik.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) – Değerli arkadaşlar, bakın, bu harita Güney Afrika’dan değil, bu harita Asya’dan değil, bu harita Orta Doğu’dan değil, bu harita 2014 yılı Türkiyesi’nin faili meçhul cinayetler, kayıplar ve toplu mezarlar haritası, hepsi yer altında. Yani, sizin kepçeleriniz kromları, ondan sonra mermerleri araştırırken sadece onlar çıkmıyor doğu ve güneydoğuda, aynı zamanda, insanların bu yerlerdeki kemikleri çıkıyor. Sayın Bakan, gitmiş, evet. Sonuçta bunlar da bizim yer altı zenginliğimiz! Bizim gündemimiz bu, o da bizim gündemimiz ama bizim öncelikli gündemimiz bu, bugünkü araştırma komisyonu gündemi de bu.

Gönül isterdi ki bununla ilgili de bir kelime söyleseniz. Türkiye’nin çok saygın insan hakları kuruluşlarının bu emeğine, bu bilgisine saygı gösterip bununla ilgili de bir cümle söyleseydiniz. Kuşkusuz, o yer altı zenginlikleri bir gün ortaya çıkacak, araştırılacak ve Türkiye’nin ve insanlığın ortak katkısına sunulacak ama bunlar ne olacak? Bu Meclis 24’üncü Dönemde gerçekten bununla ilgili ne yaptı?

Bakın, değerli arkadaşlar, ben 1990’lı yıllardan beri, hatta öncesinde de insan hakları avukatlığı yaptım, Diyarbakır Barosu Başkanlığı yaptım. Bu Mecliste çok komisyon kuruldu ve onlardan onur duydum. Baro Başkanıyken, Genel Sekreterken gelip beni de dinlediler, hakikaten dinlediler ve onur duydum, o dönemki Meclisten onur duydum. Geldiler Diyarbakır’a, araştırmacılar faili meçhul cinayetlere kurban gitti ama bizi dinlediler. Peki, size soruyorum…. Çünkü o zamanlar gerçekten de bir Meclis vardı ve o Meclis bir koalisyon meclisiydi ama çalışıyordu. Sadece 330 tane milletvekilinin eliyle kalkan bir Meclis değildi, komisyonlar kuruluyordu. Hatırlayın, siz de hatırlarsınız, ondan bir cümle söylemediniz. Meclis faili meçhul siyasi cinayetleri araştırma komisyonu raporunun sonuçlarını okudunuz mu hiç? Bu Meclis öyle bir komisyon kurup gerçekten de öyle bir sonucu Türkiye’nin gündemine sundu mu? Niye sunamadı? Çünkü sizin tek gündeminiz var arkadaşlar. Bakın, burada kimse yok. Gidelim… Hepinizi tenzih ediyorum değerli arkadaşlar. Ama sizin tek gündeminiz var: Rüşvet, yolsuzluk ve ihaleye fesat karıştırmak. Ama, bakın, bununla ilgili bu Mecliste Adalet ve Kalkınma Partisi üyesi bir milletvekili bir konuşma yaptı mı bugüne kadar, bir konuşma yaptı mı değerli arkadaşlar? Sizlere soruyorum. Ne dediniz? “Meclisin gündemi çok yoğundur, gündemi öteleme amaçlıdır dolayısıyla biz bunu kabul etmiyoruz.” dediniz ama gerçekten bu Meclis, esaslı bir biçimde… “Çözüm” diyoruz, her şey diyoruz. Bir yıldır insanlar ölmedi, başımızın üstünde, sonuna kadar ama tek bir konuda bu Meclisi çalıştırdınız mı? Her konuda anlaşmak zorunda değiliz ama anlaşacağımız konular var. Bu Meclisin vicdanı olarak anlaşacağımız konular var. Bir tanesine burada ”Evet dediniz mi? Vicdanınıza, size soruyorum: Bir tanesine “Evet.” dediniz mi? Okuduğunuz zaman “Yok.” diyemeyeceğiniz burada öneriler var. Bir tanesine niye “Evet.” demediniz? Niye ortaklaşamadık? Niye bir güven meclisi oluşturamadık? Çok büyük işler yapıyoruz, büyük barışlar gerçekleştiriyoruz ama bu Mecliste, gerçekten, bir komisyon kurup beraber, 1980’li yılları, 1990’lı yılları araştırmamızda hangi engel var? Hangi engel var değerli arkadaşlar? Sizlere soruyorum. Ben kaç sefer burada konuşma yaptım, hepsi kayıtlarda var, sizlerinki de var kayıtlarda. Bakın, bu toplum balık hafızalı değil. Bu Meclisin kayıtları var değerli arkadaşlar. Bu kayıtlarda bizim söylediklerimiz ortaya çıkacak, sizlerin söyledikleri ortaya çıkacak, çıkacak ortaya. Niye bu öneri bugün gündeme geldi değerli arkadaşlar?

22 Ekim 1993, Diyarbakır’ın Lice ilçesi yanmış, kül olmuş. Resmî kayıtlara göre 16, kayıtlı olmayanlara göre 30 tane ölü var. Ölen Jandarma Tuğgeneral var, öldürülmüş, Bahtiyar Aydın. Ana muhalefet partisinin lideri gidememiş oraya, girememiş oraya; Sayın Deniz Baykal gidememiş, sokulmamış oraya. Bizler gidememişiz. Ben Diyarbakır Barosunun Başkan Yardımcısıydım, gidemedik oraya bizler. Ne dendi o zaman? Onlarca ölü var, siviller ölmüş. Ne oldu ama? Son dakikada bir savcı, namuslu bir savcı geldi, davayı açtı zaman aşımına girmesin diye.

Bakın, değerli arkadaşlar, iddianame burada, okumanızı salık veririm. Yarın duruşması var Diyarbakır’da, Özel Yetkili Ağır Ceza Mahkemesinde. 2 sanık var: Eşref Hatipoğlu, Diyarbakır İl Jandarma Komutanı; diğeri başka bir komutan. Ama, maktuller kim? Tuğgeneral. E, bugüne kadar araştırılmayan cinayetler ne olacak? Bu Meclis niye inisiyatif almıyor? Kaç tanesi zaman aşımına uğradı. Biz burada zaman aşımı teklifi getirdik CHP Grubu olarak, hepiniz “Yok.” dediniz. Neye ortak oldunuz o zaman? Bu faili meçhul cinayetlerin tümüne ortak oldunuz o zaman aşımı teklifine “Evet.” dememekle. Niye? Çünkü, Sivas’la ilgiliydi. Ama, yarın Lice’yle, Şemdinli’yle ilgili var. Sizin de sorumluluklarınız var. İşte, çok yakın zamanda Uludere Roboski’ye verilen takipsizlik kararı var. Meclisin kurduğu Komisyonun verdiği rapor var. O Komisyonda imzası olanların hepsini tarih yargılayacak, bizi de sizi de yargılayacak ama burada elimizde imkân var, her şeyi yapabiliyoruz. İşte, Komisyonu toplamışsınız, Adalet Komisyonunu; cumartesi, pazar demeden çalışıyor. Niye çalışıyor? Yolsuzluk ve rüşvet ortaya çıkmasın diye çalışıyor.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Hiç alakası yok!

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) – Çıkmasın diye çalışıyor.

Yargıyı nasıl biz dizayn ederiz diye çalışıyor. 2000’den sonra bunun için çalışıyor. O zaman, gelin, bu Meclisi de biz cumartesi, pazar gerçekten Türkiye'nin demokrasisi için çalıştıralım. Niye kimse söylemedi bugüne kadar Adalet ve Kalkınma Partisi sıralarından, niye söylemedi? Bir tek insan burada bir komisyon kurulması için “Evet.” dedi mi? Bizim getirdiğimiz yasa önerileri var bu sorunun kalıcı çözümü noktasında. O yüzden, birbirimizi samimiyet testinden geçirmeye gerek yok. Samimiyet testi bu kürsüdür, burada kalkan parmaklardır, oylardır yoksa “Hükûmetimiz şunu yaptı, Hükûmetimiz bunu yaptı.” değil. İnsanlar bedel ödüyor diye yaptılar. Bedel ödedi herkes. 50 bin ölü var, 50 bin ölü, 17 bin faili meçhul cinayet var, binlerce kayıp var bu haritalarda gizlenen. Hiç kimsenin becerisi değil, bu Meclisin becerisi de değil. İnsanlar emekleriyle, canlarıyla, kanlarıyla Türkiye’ye demokrasi getirmeye çalışıyorlar, sizlere rağmen getirmeye çalışıyorlar. Bunu açık açık söylüyorum, sizlere rağmen getirmeye çalışıyorlar.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Sizlere değil, değil mi?

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) – Çünkü burada bizlerin getirildiği komisyon önerileri hazır. Gelin “Evet.” deyin o zaman. Niye “Yok.” diyeceksiniz biraz sonra?

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Sizlere değil, değil mi?

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) – Bana söyler misiniz, biraz sonra niye “Yok.” diyeceksiniz?

Roboski Uludere raporu açık. Niye “Yok.” diyeceksiniz, bize söyleyin. Lice olaylarını gelin, araştıralım. Ana muhalefet partisi hazır, BDP öneriyi vermiş, biz de hazırız. Siz niye “Yok.” diyeceksiniz biraz sonra, söyler misiniz bir gerekçesi var mı? Dolayısıyla, burada, bakın “Âyinesi iştir insanın.” falan filen diyenlere insanların karnı tok. Burada komisyon kuralım. 24’üncü Dönemi tıpkı diğer dönemler gibi, 1990’lı yıllardaki dönemler gibi çalıştıralım. Bir şey yapılmamış olabilir o dönemlerde raporlar konusunda. Ama, ne oldu? Bu toplumun hafızasına girdi, bir kayda girdi. Bizim bu toplumun hafızasına girecek bir kaydımız var mı Darbe Komisyonu Raporu dışında? Kurduk, ne oldu? 4 tane siyasi parti de 1 madde haricinde hepsi uzlaştılar, sonuç bölümünde tümü uzlaştı. Dünyanın sonu mu oldu?

Değerli arkadaşlar, gelin, bakın, benim de başkanlığını yapmaktan onur duyduğum Diyarbakır Barosu geçen hafta gerçekten çok önemli bir çalışmaya imza attı. O da neydi? Ağır insan hakları ihlallerinin etkili soruşturulmasında hukuksal yöntemler, delil toplama bulgularını değerlendirme dünya deneyimleri. Cumartesi, pazar Diyarbakır’da dünyanın en önemli uzmanları toplandı ve bizim yaşadığımız, Türkiye toplumunun yaşadığı ağır insan hakları ihlalleri konusunda bir konferans düzenledi ve onun sonuç bildirgesi burada. Diyarbakır Barosunun sayfasına girerseniz orada okursunuz. Türkiye’den ve dünyadan çok önemli hukukçuların, insan hakları savunucularının deneyimleri var, girin okuyun ne söylüyor. Bize de görev vermişler, MAZLUMDER var, İnsan Hakları Derneği de var, İnsan Hakları Vakfı da var, dünyadan birçok kuruluş var. E, gelin, sizler yapmıyorsunuz, bari bu kuruluşların dediklerini dikkate alalım. Bu ağır insan hakları ihlalleri konusunda da yediğiniz rüşvet, yolsuzluk neyse bunlar size kâr kalsın, tamam da bunları da yapalım. Ne engel var? Onlar zaten yapılıyor, kim yapıyorsa yapıyor. Sizleri gerçekten de tenzih ediyorum, arkadaşları, bütün milletvekillerini, yapan yapıyor zaten.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) – Ama bunları da biz  yapalım, partimize rağmen yapalım. Dünyanın sonu değil ya!

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Çözüm Komisyonuna niye üye vermediniz?

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) – Dünyanın  sonu değil, gelin beraber yapalım.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Niye karşı çıktınız bu kadar duyarlıydınız da?

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) – Gelin beraber yapalım, hiçbir engel yok.

Çok teşekkür ediyorum.

“Evet.” oyu vereceğimizi söyler, saygılar sunarım. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Tanrıkulu.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Bu kadar duyarlıysanız Çözüm Komisyonuna niye karşı çıktınız?

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) – Ne olduğunu sen biliyorsun Sayın Metiner.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Ne oldu?

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) – Sana söylemiştim,1 kişiyle 10 kişilik komisyon mu olur? Uludere komisyonu sen de biliyorsun...

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Tanrıkulu.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Bireysel olarak savunmanı anlarım ama CHP olarak savunma.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) – CHP adına da savunuyorum, kendi adıma da savunuyorum sonuna kadar, haksızsınız. Bu tutanaklar sizi yalanlayacak, tarih de sizi yalanlayacak.

HASAN ÖREN (Manisa) - Sezgin, parmağını kaldıracak şimdi, tamam, gel sen, parmağını kaldıracak.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) – Bütün bu faili meçhul cinayetlerin hesabını soracağız size.

BAŞKAN – Sayın Tanrıkulu, bunu sonra aranızda konuşunuz lütfen.

Teşekkür ediyoruz Sayın Tanrıkulu.

BURHAN KAYATÜRK (Van) – Sayın Başkanım...

BAŞKAN – Buyurun Sayın Kayatürk.

BURHAN KAYATÜRK (Van) – Şimdi, sayın konuşmacı biraz önce benim konuşmam için “talihsiz” kelimesini kullandı.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (İstanbul) – Sizi tenzih ederek söylüyorum, yer altı madenleri konusunda bundan da söz istediniz.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Bunlar bizim utancımızdır, zenginliğimiz değil!

BAŞKAN – Buyurun Sayın Kayatürk.

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Van Milletvekili Burhan Kayatürk’ün, İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun BDP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

BURHAN KAYATÜRK (Van) – Sayın Başkan, çok  teşekkür ederim.

Değerli arkadaşlar, aslında değerli konuşmacı kendi adına konuştuğu zaman çok büyük zorluklar içerisinde kalır, CHP adına konuştuğunda hiç atlatamayacağı, çok daha büyük zorluklar içerisinde kalır. O nedenle, buralara hiç girmeden bizi suçladı. AK PARTİ’nin yapmadıklarını söyledi ama AK PARTİ’nin yaptıklarını da keşke burada anlatabilseydi.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Lice katliamında onlar iktidardı.

BURHAN KAYATÜRK (Devamla) – Biz buraya geldiğimizde çok açık ve net söyledik. O paralel yapıların yaptıklarını kabul etmiyoruz, kabul edilmez buluyoruz ve yanlış buluyoruz. AK PARTİ Hükûmeti Fırat’ın bu tarafının da, öbür tarafının da yanlışlarının hesabını soran bir partidir, soran bir hükûmettir.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Kim iktidardaydı kim Lice katliamında? Kim giremedi Lice’ye? Sivas katliamında kim iktidardaydı?

BURHAN KAYATÜRK (Devamla) - Bakın, bugüne kadar yapılamayanların AK PARTİ döneminde yapıldığını, hatta cesaret edilip konuşulamayanların AK PARTİ döneminde yapıldığını değerli konuşmacı da, ben de çok iyi biliyoruz, buradaki herkes de biliyor. Sadece Türkiye’deki yanlışların değil, aynı zamanda Suriye’deki, Mısır’daki, Arakan’daki yanlışların hesabını soran bir Hükûmet var burada. Bu Hükûmetle bütün Türkiye'nin gurur duyması lazım.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Hesap soruyor da bu Hükûmet hesap vermiyor, böyle bir problem var! Hesap soruyor, hesap vermiyor, problem orada!

MUHARREM IŞIK (Erzincan) – Silahlar belli, gitmiş Suriye’ye.

BURHAN KAYATÜRK (Devamla) - Bakın, Suriye’ye gittiği zaman Dışişleri Bakanı üç tane şık ortaya koyuyor, Türkiye Cumhuriyeti’nin üç tane şartını ortaya koyuyor Türkiye'nin Dışişleri Bakanı. Ne diyor? “Kürtlere bir an önce kimlik vereceksin.” diyor Esad’a. Ondan sonra, “İnsanları öldürmeyeceksin ve demokrasiyi getireceksin.” diyor.

KADİR GÖKMEN ÖĞÜT (İstanbul) – El Kaide de orada. El Kaide demokrasisi…

BURHAN KAYATÜRK (Devamla) – İşte, AK PARTİ budur. AK PARTİ’yi eleştirirken bence çok dikkatli olmak lazım diyor, hepinizi saygı ve muhabbetle hesaplıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Kayatürk.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Tanrıkulu.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (İstanbul) – 60’a göre söz istiyorum, bana sataştı arkadaşımız da adımı anarak.

BURHAN KAYATÜRK (Van) – Sataşma yok!

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (İstanbul) – 60’ıncı maddeye göre iki dakika söz istiyorum.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Ben sataştım ben!

BAŞKAN – Tamam, buyurunuz Sayın Tanrıkulu.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Ben de biraz sonra sataşmadan söz alacağım.

TUFAN KÖSE (Çorum) – Para sayma makinesini de getir sataşmadan söz alırken!

2.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, Van Milletvekili Burhan Kayatürk’ün sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (İstanbul) – Değerli arkadaşlar, kendi adıma da bu kürsüde konuşurken, partim adına da konuşurken hiçbir zaman bir yüksünme çekmedim, övünç ve onurla konuştum, bugün de onurla konuşuyorum.

Bakın, değerli arkadaşlar, on bir yıldır iktidardasınız. Uğur Kaymaz kimin zamanında oldu? Ceylan Önkol kimin zamanında oldu? Soruyorum size.

KADİR GÖKMEN ÖĞÜT (İstanbul) – Hrant Dink?

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) – Hrant Dink kimin zamanında oldu? Bakın, hazırlanmasında, gerçekleştirilmesinde ve sonrasında soruşturulmamasında Hrant Dink cinayetinin birinci derece sorumlusu sizlersiniz. Bir tek teklif verdiniz mi? Uludere, Roboski…

Bakın, değerli arkadaşlar, 26 Mart 2006, 1 Nisan 2006, Sayın Başbakan ve Diyarbakır Valisi -Sayın İçişleri Bakanı- Efkan Ala, ben de Diyarbakır Barosu Başkanıyım, 2 çocuk öldü; Enes Ata 6 yaşında, İsmail Erkek 8 yaşında ve 78 yaşında Halit.

HAMZA DAĞ (İzmir) – Hatice Belgin de öldü, Oya Eronat’ın oğlu da öldü, onları niye söylemiyorsun, niye söylemiyorsun onları?

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) – 10 kişi öldü bakın, 10 kişi öldü Diyarbakır’da, Sayın Başbakan ne söyledi biliyor musunuz, Sayın Başbakan: “Kadın da olsa, çocuk da olsa müsamaha gösterilmeyecektir.” Siz on bir yıllık iktidarda derin devleti devraldınız ve iktidarı da derinleştirdiniz.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Maşallah!

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) – Böyle, bunu kabul edin. Yoksa, bu laf… Bakın, okuyorum… Sayın Başbakan Diyarbakır’da bunu söylemiştir, neyi söylemiştir?

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Ya bari inandığın şeyleri söyle ya!

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) – “Kadın da olsa, çocuk da olsa müsamaha gösterilmeyecektir.” Ölen kaç kişidir? 6 yaşındaki Enes, 8 yaşındaki İsmail, 78 yaşındaki Halit, bunlardır. Kimin döneminde oldu? Sizin döneminizde. Açıldı mı dava? Açılmadı. Sadece Enes için açıldı, Enes için.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Davayı biz mi açacağız?

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) – O da bizim çabamızla açıldı, Avukat Barış Yavuz’un çabasıyla açıldı, Diyarbakır Barosu ve İnsan Hakları Derneğinin çabasıyla açıldı. Kim yaptı bunları?

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Davayı biz mi açacağız?

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) – Değerli arkadaşlar, biz ne yapmışız, bakın, 24’üncü Dönemde, burada; okumanızı salık veririm.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Orada hiçbir şey yok.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) – Bakın, okumanızı salık veririm, şimdi size de vereceğim.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – İçi boş bir metin.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) – Okuyun, görün biz ne yapmışız.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Boş bir metin.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) – Size de hediye ediyorum, okursunuz.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Geldi bana, geldi, okudum. İstersen bu metin üzerine de saatlerce tartışırız, içi boş bir metin bu.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) – Teşekkür ederim.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Gel bunu konuşalım, saatlerce konuşalım, boş bir metni getirdin.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Tanrıkulu.

VII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

1.- BDP Grubunun, BDP Grup Başkan Vekili Bingöl Milletvekili İdris Baluken tarafından 1990'lı yıllarda Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgelerinde yaşanan katliam ve köy yakmalarının ortaya çıkarılması amacıyla 12/11/2013 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 15 Ocak 2014 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – Aleyhinde, İzmir Milletvekili Hamza Dağ.

Buyurunuz Sayın Dağ. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

HAMZA DAĞ (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; Barış ve Demokrasi Partisinin 1990’lı yıllarda doğu ve güneydoğu bölgelerinde yaşanan köy yakmalar ve işlenen faili meçhullerle ilgili vermiş olduğu grup önerisi aleyhinde söz almış bulunmaktayım, hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum.

BDP’nin vermiş olduğu bu grup önerisiyle ilgili söz almış olmaktan ayrıca memnuniyet duyduğumu ifade etmek istiyorum. Çünkü yıllarca doğu ve güneydoğuda hayatı insanlara zehir etmiş herkese karşı söyleyecek çok sözümüz var.

Konuşmamın hemen başında, doğuya yaptığım ziyaretlerde dinlediğim bir hikâyeyi sizlerle paylaşmak istiyorum: Asker bir ihbar üzerine köye gider, yaşlı bir amcayı görür ve amcayla sohbete başlar. Asker bir süre sonra amcaya sorar: “Amca, biz mi kötüyüz, yoksa örgüt mü?” Yıllarca OHAL bölgesinde acı çekmiş, örgütün her türlü tehdidine ve şiddetine maruz kalmış, bunun yanında OHAL’den kaynaklı birtakım keyfî uygulamalara maruz kalmış, canı yanmış amca, ne dese zarar göreceğini bildiği için düşünür, düşünür ve der ki: “Ne siz kötüsünüz ne de örgüt. Allah bizim cezamızı versin.” Evet, yıllarca bölgede acılar yaşandı, binlerce faili meçhul yaşandı, anaların gözyaşı hiç dinmedi. Bir taraftan örgüt analarımızı ağlattı, diğer taraftan OHAL’in keyfî uygulamaları yine analarımızı ağlattı.

Ben bugün burada açık yüreklilikle şunu söylüyorum: O dönem anaların ağlamasına neden olan hem örgütün, terör örgütünün hem de OHAL’in keyfî uygulamaları ile vatandaşa zulmedenlerin Allah müstahakını versin. Bu millet her ikisine de hakkını helal etmedi, etmeyecek ama siz bunu söyleyemezsiniz çünkü siz bu durumdan nemalananlardansınız. Bu ülkede yaşanan faili meçhullerin bir kısmını devlet işlediyse büyük bir bölümünü de terör örgütü yaptı, PKK yaptı. Niye bir gün çıkıp bunları konuşmadınız? Niye bir gün bile bu duruma isyan etmediniz? Edemezsiniz çünkü siz bundan hep nemalandınız ve nemalanmaya da devam ediyorsunuz.

Şunu çok iyi bilmeliyiz ki geçmişin acıları ile geleceğin endişesine kaplanmış bir kalpten bugün ve gelecek için bir sonuç, bir çözüm bekleyemezsiniz. Allah’a çok şükür ki bu millet AK PARTİ iktidarıyla tanıştı da bu acılar dindi. Allah’a şükürler olsun ki bu millet Recep Tayyip Erdoğan gibi bir Başbakan ile tanıştı da “Yeter artık, analar ağlamasın.” diyerek gözyaşları son buldu.

Bakın, ilk defa devlet gerçeklerle yüzleşmeye başladı. “Devlet için millet” anlayışından “millet için devlet” anlayışına geçildi. “İnsana değer ver ki, insanı yaşat ki devlet yaşasın.” felsefesi ile bir tek insanımızın hayatını her şeyden daha değerli gören bir politika benimsendi. Burada millî birlik ve kardeşlik projesinden, çözüm sürecinden ve on bir yıllık iktidarımız döneminde attığımız demokratikleşme adımlarından uzun uzun bahsedecek değilim çünkü bunlardan bahsetmeye kalksak ne on dakika, ne bir saat, ne on saat, ne de günler yeter. Zaten millet bunları çok iyi biliyor. Bunun için de bu millet, bizi Türkiye’nin yedi bölgesinde birinci parti yaptı, bunun için on iki yıldır AK PARTİ iktidarda daha güçlü bir şekilde hizmet etmeye devam ediyor.

Bu ülke, bir zamanlar yasaklar ülkesiydi. Evde Kur’an-ı Kerim, dinî kitaplar bulundurmak yasaktı. Kürtçe şarkı kasetleri, Kürtçe şiir kitapları bulundurmak da yasaktı. Kürtçeden başka dil bilmeyen ananın cezaevinde yatan oğluyla konuşması da yasaktı. Oğlu gazi olan başörtülü ananın oğlunu askerî hastanede ziyaret etmesi de yasaktı. Bu millete çok acı çektirildi ve bu çok acı çektirenleri tarih kesinlikle affetmeyecek. Birileri bu ülkede yaşamayı sadece ve sadece kendi belirledikleri tek tip insanlara layık görüyorlardı ve bunun adına da ne yazık ki “kurucu ideoloji” diyorlardı.

Herkese zulmettiler. Kürt kardeşimize zulmettiler, dindar kardeşimize zulmettiler, Alevi kardeşimize zulmettiler. Kimin zulmettiğini söylemeye hiç gerek yok.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Kim zulmetti?

HAMZA DAĞ (Devamla) – Bu millet kimin zulmettiğini çok iyi biliyor. Bunun için de birileri ömürleri boyunca iktidar yüzü göremediler, bundan sonra da göremeyecekler. Bu millet bunları unutmayacak. Bu millet bizi niye sevdi, niye sahip çıktı, söyleyeyim mi değerli milletvekili arkadaşım? Sizin yıllarca bu millete yaşattığınız acıların son bulacağına inandığı için bu millet bizi sevdi.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Sen bu konuştuklarına inanıyor musun?

HAMZA DAĞ (Devamla) – Neden sevmeye devam ediyor, onu da söyleyeyim mi? Çünkü bu millet bizde kendisini gördü, bizim attığımız her adımda onlara daha da yakınlaştığımızı gördü. Ama siz bunları anlayamazsınız çünkü siz, bu insanları hep küçümsediniz. Bizim tek gayemiz, bu ülkenin her evladının kendini bu toprakların öz evladı olarak hissetmesidir.(CHP sıralarından gürültüler) Bir siyasi parti ismi vermediğim hâlde Cumhuriyet Halk Partili arkadaşlar niye alındılar, onu da anlamadım açıkçası.

Bugün artık OHAL uygulamaları yok, bugün artık yasaklar yok, bugün artık isteyen istediği şekilde konuşabiliyor, kamu hizmeti alabiliyor, bugün artık devletin vatandaşlara dayatması yok. Bugün artık millet şunu görüyor: Devlet, onların mutluluğu için var. 3 Kasım 2002’de iktidara geldik ve göreve gelişimizden hemen yirmi yedi gün sonra OHAL’i kaldırdık. Çok iyi biliyorduk, OHAL döneminde yaşanan acılar sistematik ve planlı bir uygulamadan kaynaklanıyordu, OHAL devam ettiği sürece acılar daha da derinleşecekti. (Gürültüler)

Arkadaşlar, rahat olun, “Cumhuriyet Halk Partisi” demedim yani genel bahsediyoruz.

Şunu da bütün açık yüreklilikle ifade etmek istiyorum: Bütün acılar elbette ki dinmedi. Elbette ki bu dönemde yaşanması hiç istenilmeyecek üzücü olaylar ile karşılaşıldı ama arada ciddi bir fark var. Bu dönem yaşanan acılarda kasıt göremezsiniz, sistematik bir şekilde işleyen düzenden kaynaklı acılar göremezsiniz, bireysel hatalar ve bölgede yaşananlardan kaynaklı sorunları ve olayları görebilirsiniz. Hatta şunu ifade etmeden geçemeyeceğim: Bölgede örgütün sebep olduğu birçok ölümü burada milletvekilli arkadaşlarımıza söylediğimizde “Ne yapalım kardeşim; orada düşük yoğunluklu bir savaş var, neticesi de budur.” demişlerdir defalarca.

Yakında karşımıza gelecek olan demokratikleşme paketi ile demokrasimizi inşallah bir adım daha öteye götüreceğiz. Artık özel eğitim kurumlarında Kürtçe ana dilinde eğitim serbest olacak, siyasi partiler özgürce istedikleri dilde propaganda yapabilecekler.

Son olarak şunu da belirtmek istiyorum: 1990’lı yıllarla hesaplaşma noktasında biz üzerimize düşeni yaptık, yapmaya da devam ediyoruz. İnsan Hakları İnceleme Komisyonu üyesiyim. İnsan Hakları İnceleme Komisyonuna bu konuda gelen şikâyetlerin tamamı gerektiği şekilde değerlendirilip ilgili yerlere, savcılıklara intikal ettirilmektedir. Yine aynı şekilde, İnsan Hakları İnceleme Komisyonu içinde terör alt komisyonu oluşturulmuş ve bu terör alt komisyonu içinde de bu konuda gelen şikâyetlerin tamamı değerlendirilmiştir, taraflar dinlenmiştir.

Çözüm Komisyonu oluşturulmuştur. Çözüm Komisyonuna üye vermeyenler, bu Komisyonu desteklemeyenler ne yazık ki bugün burada, bu kürsüden çok değişik ifadeler içinde olmuşlardır.

MUHARREM IŞIK (Erzincan) – Biz sizin oyunlarınıza gelmek zorunda mıyız?

HAMZA DAĞ (Devamla) – 1990’lı yıllarda yaşanan acıları ağızlara pelesenk etmek, kin ve nefreti körükleyerek insanların acılarını tekrar tekrar hatırlatmak sadece, o insanların kabuk bağlamaya başlamış yarasını yolmaya yarar. Acıları kaşımak acıları dindirmez. Çözüm isteyenler acıları kaşımaz; tam tersi, tedavisi için uğraşırlar. Eğer amacınız gerçekten sorunların son bulması, acıların dinmesi, demokrasinin gelişmesi, bölgenin kalkınması ise gelin, demokrasi paketini hep birlikte buradan çıkaralım. Bölgenin kalkınması için önem arz eden hizmetleri, projeleri engellemeye kalkanlarla hep birlikte mücadele edelim. Emin olun ki burada yaşanan acıları konuşmaktan daha büyük hizmeti bu millete Türküyle, Kürdüyle, Lazıyla, Çerkeziyle, Abhazasıyla, Pomağıyla yapmış oluruz.

Bu noktadan hareketle, BDP’nin vermiş olduğu grup önerisinin aleyhinde olacağımızı söylüyor, hepinizi sevgi, saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Dağ.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Baluken.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Şimdi, sayın hatip konuşması sırasında, bu, Güneydoğu’da yaşanan olaylardan nemalandığımızı, acılardan nemalandığımızı söyledi. Sataşmadan dolayı söz istiyorum.

HAMZA DAĞ (İzmir) – Hani “BDP” demedim ama…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Terör örgütünün nemalandığını söyledi.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Hayır canım, bizi söylüyor.

HAMZA DAĞ (İzmir) – Yarası olan gocunur.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Terör örgütünü söyledi, nemalandığını söyledi.

HAMZA DAĞ (İzmir) – CHP’ye de demedim, CHP de alındı.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – BDP’yi suçlayarak, BDP’nin grup önerisini eleştirerek…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Hayır, hayır, terör örgütünü dedi.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – …“Bu acılardan nemalanıyorsunuz.” suçlaması getirdi. O nedenle bir cevap hakkı doğdu.

BAŞKAN – Peki, buyurunuz Sayın Baluken.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (İstanbul) – Başkanım…

BAŞKAN – Siz…

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (İstanbul) – Biraz önceki konuşmacı beni kastederek “Konuşma yapan sayın vekil acıları kaşıyarak…”

BAŞKAN – Tamam.

Buyurunuz Sayın Baluken.

HAMZA DAĞ (İzmir) – Şahısla ilgili hiçbir şey yok ya!

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

3.- Bingöl Milletvekili İdris Baluken’in, İzmir Milletvekili Hamza Dağ’ın BDP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında Barış ve Demokrasi Partisine sataşması nedeniyle konuşması

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Gerçekten bu çözüm sürecinden bahsettiğimiz bir dönemde, AK PARTİ Gurubu adına bu konularda yapılan konuşmaların tamamı sürece büyük zarar veriyor ve biz bu konuşmaların tamamını büyük bir talihsizlik olarak görüyoruz, birkaç milletvekili arkadaşı tenzih ederek söylüyorum.

Şimdi, bu acılardan nemalanan kimse yok. Barış ve Demokrasi Partisi Grubunda bu bahsetmiş olduğunuz Kürt meselesinden dolayı acı çekmeyen bir milletvekili yok. Her bir arkadaşımız en yakınını, canından bir parçayı toprağa gömerek bu sıralara gelmiştir. O nedenle, böyle elinize sıkıştırılmış ezbere metinlerle buraya gelip şey yapmayın.

HAMZA DAĞ (İzmir) – Hayır, hayır, öyle bir şey yok.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Burada o acıyı yaşayan, yüreğinde hisseden insanlar tekrar aynı acıyı yaşamasın diye…

HAMZA DAĞ (İzmir) – Biz de hissediyoruz, hepsini biz de hissediyoruz.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – …bu kadar bu çatı altında ısrar ediyorlar. Bunun bilincinde olmanız gerekiyor.

HAMZA DAĞ (İzmir) – İzmir’de vefat eden… Siz de onu hissedin.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Diğer taraftan, AK PARTİ döneminde, Sezgin Bey ifade etti, Uğur Kaymaz 12 yaşındaydı, bedeninden 13 kurşun çıktı.

HAMZA DAĞ (İzmir) – Cevabını verdim…

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Sorumluları yok. Sizin döneminizde. Sizin, yaptığınız zulmü metinlerden anlamanız mümkün değil, Ceylan Önkol’un fotoğrafına bakın, Ceylan Önkol’un gözlerine bir bakın, orada ne kadar zulüm yaptığınızı görürsünüz.

HAMZA DAĞ (İzmir) – Senden daha fazla ızdırap çektiğimizi biliyorsun. Senden daha fazla ızdırap çekiyoruz, senden daha fazla içimizde hissediyoruz.

İDRİS BALUKEN (Devamla) – 1990’lı yıllarda yapılan zulmün aynısını yaptınız. Pozantı Cezaevinde tecavüze uğrayan çocuklar, Roboski’de işlenen kusursuz katliam… Hangi birinden hesap sordunuz? Hangi yüzle buraya gelip siz bunları bize söylüyorsunuz?

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Başkanım, biz mahkeme değiliz ki ya, biz mahkeme değiliz ki Sevgili Başkan.

Her şeyi de Hükûmete mal etmeyin ya!

İDRİS BALUKEN (Devamla) – Bunları yapmanız için önce sorumlularını yargılamanız lazım, sorumluları hakkında idari işlemler yapmanız lazım.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Hangi idari işlemi yapmamışız?

İDRİS BALUKEN (Devamla) – Hangi emniyet müdürünü, hangi onbaşıyı açığa aldınız siz? Hükûmetiniz döneminde oldu bütün bunlar. Bakın, bu konuları araştırmaktan niye korkuyorsunuz?

Habire “PKK şunu yaptı, bunu yaptı.” Ya, PKK diyor ki: “Ben bu konuların araştırılmasını bütün arşivlerimi açarak destekliyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İDRİS BALUKEN (Devamla) – Eğer katliamı benim güçlerim yapmışsa tarih önünde onların hesap vermesini sağlayacağım.”

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Biz de sonuna kadar destekliyoruz.

İDRİS BALUKEN (Devamla) – Siz de bunu yapın. Bu katliamı yapanları koruma anlayışından bir an önce vazgeçmeniz gerekiyor.

Bu araştırma komisyonuna neden ret cevabı verdiğinizi de hâlâ anlayabilmiş değiliz. Umarım, çok geç olmadan aklınız başınıza gelir.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Baluken.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Ben de söz hakkı istiyorum sataşmadan dolayı.

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Tanrıkulu.

4.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, İzmir Milletvekili Hamza Dağ’ın BDP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (İstanbul) – Sayın milletvekilleri, yine, kendisi bir faili meçhul cinayete kurban gitmiş Sayın Uğur Mumcu’nun çok veciz bir sözü var: “Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olmak…” Yani burada elinize tutuşturulmuş bilgi notlarıyla falan konuşmaya gerek yok. Biz hepimiz insan olarak da birçok olayı yaşayıp buraya geldik, bilgi notlarıyla burada konuşmuyoruz.

Şimdi, “Acıların kabuk bağlamasına engel oluyorsunuz.” Bu, dünya deneyimlerini dikkate aldığımızda, çok çok, gerçekten de bilgi sahibi olmadan söylenmiş sözler. Nedir yani dünya… Sadece biz yaşamadık bunları, bütün dünya bunları yaşadı. Bakın, sizin üyelerinizle birlikte biz dünyayı gezdik, birçok ülkenin deneyimini paylaştık, o deneyimler Türkiye’de nasıl gerçekleşir, onları araştırdık. Dolayısıyla, “Kabuk bağlamasına engel oluyorsunuz.” lafı gerçekten de bilgi sahibi olmadan söz edilen bir laftır. Nasıl kabuk bağlamasını engelleriz? Nasıl engelleriz, biliyor musun?

HAMZA DAĞ (İzmir) – Genel Kurula konuş, Genel Kurula. Bana hitaben konuşmayın.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) – Diyarbakır Barosunun geçen haftaki konferans sonuçlarını okuyun anlarsınız. Bakın, anlarsınız, anlarsınız.

HAMZA DAĞ (İzmir) – Yani bu, tepeden bakan zihniyetinizi resmen gösteriyor. İnsanlara tepeden bakıyorsunuz.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) – Biliyor musunuz, geçmişle hesaplaşmadan, geçmişle yüzleşmeden, failleri ortaya çıkarmadan insanların acısını dindiremezsiniz, kabuk bağlatamazsınız.

HAMZA DAĞ (İzmir) – Sadece siz biliyorsunuz, değil mi? Tek bilen sizsiniz!

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) – Biraz önce haritasını gösterdim burada, insanlar hâlen Doğu ve Güneydoğu’da sizin peşkeş çektiğiniz maden ruhsatlarıyla maden aramıyorlar, insanların kemiklerini arıyorlar. Siz maden ruhsatı veriyorsunuz, insan hakları kuruluşları da kepçelerle kemik arıyor, kemik!

HAMZA DAĞ (İzmir) – Cizre’de kim iktidardaydı? Sivas’ta kim iktidardaydı, Sivas’ta? Konuşuyorsunuz ya!

TUFAN KÖSE (Çorum) – Sivas’ın avukatlarının hepsi milletvekili sizde ya, bakan oldu. Daha “Sivas” diyorsun utanmadan ya!

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) – Kemik arıyorsunuz, kemik! Anlatabildim mi? Kemik arıyorlar. Böyle bir tablo var Türkiye’de. Niye “Yok.” diyorsunuz? Hadi gelin, yüreğiniz yetiyorsa, gelin buna “evet” diyelim. Hangi engel var? Çözüm süreci de var, insanlar ölmüyorlar. Hangi engel var, size soruyorum? Hangi engel var değerli arkadaşlar? Kendi zihniyetiniz dışında hiçbir engel yok. Bunu söylüyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Tanrıkulu.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) – Sadece engel, zihniyetinizdir, bu Meclisi çalıştırmama konusundaki iradenizdir.

Teşekkür ediyorum.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Sayın Başkan, ben de sataşmadan söz istiyorum.

BAŞKAN – Size bir sataşma olmadı Sayın Metiner.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (İstanbul) – Sataşma yok Başkanım.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Beyefendiye de hiçbir sataşma olmadı.

BAŞKAN – Olmadı Sayın Metiner.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Sayın Başkan, tarafsız davranın lütfen.

HAMZA DAĞ (İzmir) – Sayın Başkan, taraflı davranıyorsunuz.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – İkide birde söz hakkı istiyor, veriyorsunuz.

BAŞKAN – Verdim efendim.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Ben de söz hakkı istiyorum, sataşmadan söz hakkı istiyorum.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Metiner, demin söz istediniz tutanaklara geçmesi için.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, müsaade eder misiniz.

BAŞKAN – Size söz hakkı verdim.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – 3 defadır söz hakkı istiyor hiçbir gerekçe ileri sürmeden.

BAŞKAN – Lütfen… Çok rica ederim.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Ama Meclisi böyle taraflı yönetemezsiniz ki!

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Metiner, bir dakika…

BAŞKAN – Çok rica ediyorum Sayın Metiner.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurunuz efendim.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Biraz önce çıkan konuşmacı AK PARTİ Grubunu faili meçhullerde sorumlu tutarak, artı, “Diyarbakır’daki madenleri yandaşlarına peşkeş çekerek, Doğu ve Güneydoğu’daki madenleri yandaşlarına peşkeş çekerek faili meçhullerin üstünü örttü.” diye ithamda bulundu. Bu konuda AK PARTİ Grubuna, milletvekillerine ve iktidara da sataşmada bulunmuştur. Grubumuz adına sataşmaya cevabı Sayın Metiner verecektir.

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Madenleri peşkeş çektiniz, doğru.

BAŞKAN – Buyurunuz efendim.

Eğer söz hakkınızı grup adına ona veriyorsanız buyurunuz Sayın Metiner. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

TUFAN KÖSE (Çorum) – Sivas’ı mı anlatacaksınız?

5.- Adıyaman Milletvekili Mehmet Metiner’in, Bingöl Milletvekili İdris Baluken’in sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında AK PARTİ Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Sayın milletvekilleri, hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum.

TUFAN KÖSE (Çorum) – Sivas’ı mı anlatacaksın, onu mu anlatacaksın? Hepsi milletvekili, bakan olmuş…

MEHMET METİNER (Devamla) – Kürt meselesini yaratan Cumhuriyet Halk Partisidir. Dersim katliamını, Zilan katliamını yapan, yaptıran Cumhuriyet Halk Partisi zihniyetidir.

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Açıkça yalan söylüyorsun sen. Yazıklar olsun sana! Hep, hayatın boyunca böyle yaptın.

TUFAN KÖSE (Çorum) – Evet.

MEHMET METİNER (Devamla) – Lice’de katliam gerçekleştiğinde iktidarda olan parti Cumhuriyet Halk Partisidir. Sivas’ta katliam gerçekleştiğinde iktidar olan parti Cumhuriyet Halk Partisidir.

TUFAN KÖSE (Çorum) – Avukatların hepsi de milletvekili.

MEHMET METİNER (Devamla) – Sayın konuşmacı kendi Genel Başkanının, “Başbakan Yardımcısı” sıfatını taşıyan kendi Genel Başkanının Lice’ye sokulmadığını söylemiştir.

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Yazıklar olsun sana! Yazıklar olsun!

MEHMET METİNER (Devamla) – Bu tarihî bir itiraftır, tutanaklara geçmiştir.

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Kafana Cumhuriyet Halk Partisi kadar taş düşsün senin!

MEHMET METİNER (Devamla) – Biz faili meçhullerin hepsinden hesap sorulması gerektiğine inanan bir anlayışın temsilcileriyiz.

MUHARREM IŞIK (Erzincan) – Uludere’de belli oldu, Uludere Raporu’nda.

MEHMET METİNER (Devamla) – Derin, vesayetçi rejimi nasıl tasfiye ettiysek Doğu ve Güneydoğu’da o faili meçhullerle hesaplaşacağız.

GÜRKUT ACAR (Antalya) – On bir sene geçti, niye hesaplaşmadın?

MEHMET METİNER (Devamla) – Ama gündemimizi biz belirleyeceğiz. Başkalarının bize gündem belirlemesine izin vermeyeceğiz.

GÜRKUT ACAR (Antalya) – On bir sene geçti, ne yapıyorsunuz?

MEHMET METİNER (Devamla) – Kürt meselesini de çözeceğiz, size rağmen çözeceğiz; PKK meselesini de çözeceğiz, size rağmen çözeceğiz.

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Sen Cumhuriyet Halk Partisinin ismini ağzına alma! Yazıklar olsun!

MEHMET METİNER (Devamla) – Faili meçhullerden de hesap soracağız.

TUFAN KÖSE (Çorum) – Yalandan ölen yok.

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Hırsızlığı çözün, hırsızlığı!

MEHMET METİNER (Devamla) – O faili meçhullerin kimler tarafından yapıldığını biliyoruz, hepsinden hesap soracağız.

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Sen yaranma politikası yapıyorsun. Kime yaranmaya çalışıyorsun?

MEHMET METİNER (Devamla) – Mahkemelerden, mahkemelerin yapıp ettiklerinden, AK PARTİ Hükûmetini suçlamaktan vazgeçiniz. Biz bu ülkenin yargı organı değiliz.

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Cumhuriyet Halk Partisi olmasa sen burada milletvekili olamazdın zaten. Ne konuşuyorsun!

MEHMET METİNER (Devamla) – Mahkemeler görevlerini yapmıyorlarsa suç işliyorlar. O mahkemelerden de gerekirse hesap sorarız.

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Yazıklar olsun!

MEHMET METİNER (Devamla) – Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Çok teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Metiner.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Hamzaçebi.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Efendim, sayın konuşmacı, milletin bağrından çıkan cumhuriyet kadrolarının millete dayanarak kurduğu cumhuriyetin…

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Biz de milletin bağrından çıkmışız.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Senin nereden çıktığın belli değil! Sen konuşma!

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Konuşma! Saygısızlık yapma!

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Saygısızlık yapma! Saygılı ol!

BAŞKAN – Lütfen, sakin olunuz, Grup Başkan Vekilini dinlemek istiyorum.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – İnsanlara hakaret ederek bir şey konuşamazsın.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Saygılı ol! Saygılı ol!

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün milletimizi arkasına alarak kurmuş olduğu cumhuriyetin bu kutsal mekânında onun yaratmış olduğu bu rejimin, bu cumhuriyetin verdiği özgürlükle Cumhuriyet Halk Partisini eleştirme özgürlüğünü kullanıyor.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Siz katliamcı bir partisiniz.

TUFAN KÖSE (Çorum) – Katliamcı sizsiniz ya! Ne kadar Alevi katliamı varsa senin zihniyetinle alakalı. Utanmaz!

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Kendisinin Cumhuriyet Halk Partisini eleştirme özgürlüğünü kullanıyor.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Utanmaz sensin! Saygılı ol.

TUFAN KÖSE (Çorum) – Ne kadar katliam varsa arkada senin zihniyetin var.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Kendisinin Cumhuriyet Halk Partisine teşekkür etmesi gerekir aslında. Sözleriyle Cumhuriyet Halk Partisi Grubuna sataşmada bulunmuştur. Bu sataşma nedeniyle söz istiyorum efendim. Söz hakkını Sayın Sezgin Tanrıkulu kullanacaktır.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Hadi bakalım.

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Tanrıkulu.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, izin verir misiniz? Sayın Başkan, Sayın Tanrıkulu’na söz vermeden önce, izin verir misiniz, bir gerçeği arz etmek istiyorum.

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Şu madenlerdeki hırsızlık ne oldu? Ben de ondan isteyeceğim söz hakkı. 

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Evet, Mehmet Metiner, bak ne diyor? “Madenlerdeki hırsızlığa hiç değinmedin.” diyor.

BAŞKAN – Bir dakika Sayın Tanrıkulu…

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Yan yana geçin, yan yana geçin. Birbirinize çok yakışıyorsunuz.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – “Madenlerdeki hırsızlığa hiç değinmedin.” diyor. Onları götürme işinden bahset biraz.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…

Sakin olursanız müzakereleri daha iyi dinleyebileceğiz.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Götürme, götürme, Diyarbakır’daki götürme işlerinden bahset.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Yan yana geçin, mahzuru yok.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Diyarbakır’daki götürme işlerinden bahset.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Bizim hiçbir bakanımız Yüce Divanda yargılanmadı.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Maden hırsızlıklarını konuşmadın. Kabul ettin herhâlde.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen karşılıklı konuşmayınız, lütfen… Karşılıklı konuşmak istiyorsanız lütfen kuliste konuşunuz. Sayın Elitaş’ı duyamıyorum.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkanım, dün bir mesele oldu. Sayın grup başkan vekilinin komisyondaki bir milletvekilinin yaptığı işle ilgili grup başkan vekillerini toplantıya çağırdınız. Hassasiyetle Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’ne uyulması gerektiğini ifade etiniz. Duymamış olabilirsiniz, inşallah tutanaklara geçmiştir, bakarsınız. Yanımda oturan milletvekili, sayın milletvekiline “Utanmaz adam” diye hakaret etti. Öbür milletvekili “Sen konuşma, it herif!” dedi.

TUFAN KÖSE (Çorum) – “Utanmaz adam” demedim, “utanmaz” dedim.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – “Utanmaz adam” hakaret değil ki…

MEHMET METİNER (Adıyaman) – O zaman, sen utanmazsın bu hakaret değilse!

TUFAN KÖSE (Çorum) – Yüzün de kızarmıyor hiç! Hiç yüzün de kızarmıyor!

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Tutanaklara bakın, gereğini yapmanızı istirham ediyorum.

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Tanrıkulu.

 

6.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, Adıyaman Milletvekili Mehmet Metiner’in sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında CHP Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (İstanbul) – Bakın, değerli milletvekilleri, burada önemli bir konuyu konuşuyoruz ve bugünü konuşamıyoruz, bugünü konuşamıyoruz.

Bakın, bu Meclis üzerine düşeni yapmıyor. Biz burada konuştuğumuz zaman hemen 1930’lara, 1940’lara gidiyorsunuz. Yüreğiniz yetiyorsa gelin onları da araştıralım. Ama biz…

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Mangal gibi yüreğimiz var Sezgin Tanrıkulu, mangal gibi yüreğimiz var bizim.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) – Bakın, “1990’lı yıllar” diyorsunuz. Bu önerge niçin verildi? Bakın, bu önerge niçin verildi? 1990’lı yıllar için verildi. Eğer bir sorununuz yoksa gelin araştıralım diyoruz. Bizim bir sorunumuz yok. Gelin araştıralım.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Çok şeyler araştırdık.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) – Neden çekiniyorsunuz? “Meclisin gündemini biz belirleriz.” diyorsunuz. Evet, Meclisin gündemini siz belirliyorsunuz, doğru.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Belirleyeceğiz.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) – Rüşvetten, yolsuzluktan, kara paradan, ihaleye fesattan başka bir gündeminiz yok ki.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Yazıklar olsun!

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) – Gelin, faili meçhul cinayetleri araştıralım, bu Meclis bunları araştırsın. Hangi engel var? Değerli arkadaşlar, hangi engel var?

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Yazıklar olsun! Yazıklar olsun!

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) – Bugüne kadar, gelin, geçmişle hesaplaşma konusunda, yüzleşme konusunda bu Meclis tarihî görevini yapsın.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Sen kendini mahkeme yerine koyuyorsun. Yazıklar olsun! Bir de hukukçu olacaksın!

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) – Hangi engel var değerli arkadaşlar? Hepinizin meşguliyeti var, o meşguliyetten biraz sıyrılın ya. Gittiğiniz yerde hesap vereceksiniz, öbür dünyada da hesap vereceksiniz.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Bizim verilmeyecek hiçbir hesabımız yok.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) – Vereceksiniz hesap.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Verilmeyecek hiçbir hesabımız yok bizim.

MUTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) – Gelin, burada araştıralım.

Değerli arkadaşlar, bakın, bu konuda kendi gündeminiz olamaz ancak bu yüce Meclisin gündemi olabilir. Bu gündem olabilir. Gelin, bunları beraber yapalım. Neden çekiniyorsunuz? Neden?

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Siz mahkeme misiniz ya, rüşvet ve yolsuzluk olduğunu söylüyorsunuz?

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) – Yok, arkadaşlar, bakın, zihniyetiniz soruluyor çünkü bu konuların konuşulmasını, araştırılmasını istemiyorsunuz, istemiyorsunuz ve Türkiye’yi başka gündemle meşgul ediyorsunuz. Rüşvet, yolsuzluk, kara para, ihaleye fesat karıştırma…

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Mahkeme mi kurdun sen?

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) – Sadece bunlar var, başka bir şey yok gündeminizde; nasıl iş takip edilecek, nasıl başka bir iş yapılacak.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Hâkim misin, savcı mısın, cellat mısın?

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) – Gelin, değerli arkadaşlar, bakın, 1990’lı yıllardan başlayalım, bu cumhuriyeti en azından 1990’lı yılların kirli işlerinden aklayalım. Bu Meclis geriye döndüğümüz zaman da bir şey yaptığı konusunda bir fikir sahibi olsun. Dolayısıyla burada çıkıp konuşmanın bir anlamı yok.

Evet, değerli arkadaşlar…

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Çık söyle o zaman, “Biz Zilan’da Kürtleri katlettik, özür diliyoruz.” de bakalım.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) – Bakın, değerli arkadaşlar, daha yeni…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Tanrıkulu.

MUSTAFA SEZGİN TANRIKULU (Devamla) – Roboski konusunda, Uludere konusunda mutabık kalınsa yeterli.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Tanrıkulu.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Sayın Başkan, bir milletvekili “Sen nereden çıktın?” diye bana hakarette bulundu. Lütfen kendisini uyarır mısınız? O hakaretleri kendisine aynen iade ediyorum.

BAŞKAN – Tutanaklara bakacağım efendim.

VII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

1.- BDP Grubunun, BDP Grup Başkan Vekili Bingöl Milletvekili İdris Baluken tarafından 1990'lı yıllarda Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgelerinde yaşanan katliam ve köy yakmalarının ortaya çıkarılması amacıyla 12/11/2013 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 15 Ocak 2014 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – Öneriyi oylarınıza sunuyorum…

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Karar yeter sayısı.

BAŞKAN – Karar yeter sayısı arayacağım.

Öneriyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı yoktur.

On dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 16.09

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati:16.20

BAŞKAN: Başkan Vekili Şükran Güldal MUMCU

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Fehmi KÜPÇÜ (Bolu)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 47’nci Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

Barış ve Demokrasi Partisi Grubu önerisinin oylamasında karar yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi öneriyi tekrar oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım.

Elektronik cihazla bu oylamayı yapacağım.

İki dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Barış ve Demokrasi Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş önerisi kabul edilmemiştir ve karar yeter sayısı vardır.

Evet, buyurun Sayın Elitaş.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, oturumda karar yeter sayısı bulunmadan önce bir talepte bulunmuştum. Sanıyorum bu verilen arada tutanakları inceleme imkânı buldunuz.

BAŞKAN – Hiç anlayamıyorum Sayın Elitaş, duyamıyorum çünkü.

Sayın milletvekilleri, biraz sessiz olursanız…

Buyurunuz.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Biraz önce karar yeter sayısı bulunmadan önce, oturumu kapatmadan önce bir talepte bulunmuştum. Tutanakları inceleyip…

BAŞKAN – Evet, tutanakları istettik efendim, gelecek, geldiği zaman bakacağım.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Tamam Sayın Başkan.

BAŞKAN – Şimdi, Milliyetçi Hareket Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve daha sonra oylarınıza sunacağım.

 

2.- MHP Grubunun, 2/1/2014 tarih ve 1954 sayı ile Sakarya Milletvekili Münir Kutluata ve arkadaşları tarafından Sapanca Gölü’nde sanayi kuruluşlarının kontrolsüz su çekmesi ve gölü besleyen suların ticari firmalarca alıkonulması, diğer taraftan birçok olumsuz çevresel faktör nedeniyle çok önemli bir kot düşmesi meydana gelmesi ve göl sularının tehlikeli şekilde çekilmesiyle başlı başına bir çevre felaketine doğru gitmekte olan gelişmelerle ilgili sorunun araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 15 Ocak 2014 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

15/01/2014

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulunun 15 Ocak 2014 Çarşamba günü (bugün) yaptığı toplantısında, siyasi parti grupları arasında oy birliği sağlanamadığından grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük'ün 19'uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını arz ederim.

Saygılarımla.

                                                                                                                                     Oktay Vural

                                                                                                                                          İzmir

                                                                                                                           MHP Grup Başkan Vekili

Öneri:

02 Ocak 2014 tarih, 2014/1954 sayı ile TBMM Başkanlığına Sakarya Milletvekili Münir Kutluata ve arkadaşlarının "Sapanca Gölü'nde sanayi kuruluşlarının kontrolsüz su çekmesi ve gölü besleyen suların ticari firmalarca alıkonması, diğer taraftan birçok olumsuz çevresel faktör nedeni ile çok önemli bir kot düşmesi meydana gelmiştir. Göl sularının tehlikeli şekilde çekilmesi ile başlı başına bir çevre felaketine doğru gitmekte olan gelişmelerle ilgili hiçbir önlem alınmadığı görülmektedir. Sorunun araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi” amacıyla vermiş olduğu Meclis araştırma önergesinin 15 Ocak 2014 Çarşamba günü (bugün) Genel Kurulda okunarak görüşmelerinin bugünkü birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Önerinin lehinde Sakarya Milletvekili Münir Kutluata. (MHP sıralarından alkışlar)

Buyurunuz Sayın Kutluata.

MÜNİR KUTLUATA (Sakarya) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yok olma sürecine girmiş bulunan Sapanca Gölü’yle ilgili Meclis araştırması yapılmasına dair Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi saygılarımla selamlıyorum.

Bildiğiniz gibi Sapanca Gölü sadece Marmara Bölgesi’nin değil, Türkiye’nin göz bebeği durumunda bir coğrafi değerdir, dünya ölçeğinde bir tabiat harikasıdır. Sakarya şehrinin içme suyu kaynağı olan göl, aynı zamanda Marmara Bölgesi’nin en önemli doğal denge unsurlarından bir tanesidir. Ülkemizin bu nadide varlığı, son yıllarda çevresinde ve üzerinde yoğunlaşan yağma ve tahribata daha fazla dayanamamış ve maalesef yok olma sürecine girmiştir. Sapanca Gölü’nün suları çekilmekte, göl küçülmekte ve etrafında oluşmuş bulunan geniş çorak halka her geçen gün ilerleyerek gölü daha da daraltmaktadır. Göldeki küçülme sonucunda kirlilik seviyesinin vahamet derecesine geldiği gözle görülür hâldedir. Bu olumsuz gidiş yıllardır süren bir yağmanın sonucudur; herkesin gözünün önünde ve iktidarın himayesi altında yürütülmektedir. Bu ülkenin hem Su İşleri Bakanlığı vardır hem Çevre Bakanlığı vardır. Ancak yağmanın durdurulması için herhangi bir önlem alınamamakta, tedbir geliştirilememektedir. Türkiye’de devletin işleyemez hâle gelmesinin sonuçlarını bu örnekte de bütün netliğiyle görmekteyiz. Bu nedenle, Türkiye Büyük Millet Meclisinin duruma el atması ve Sapanca Gölü’nün kurtarılması gerekmektedir.

Değerli milletvekilleri, Sapanca Gölü üzerinde yürütülen tahribatın birkaç koldan yürüdüğünü görmekteyiz.

Birincisi, gölü besleyen sulara ticari kuruluşlar el koymakta ve gölün beslenme dengesi, doğal dengesi bozulmaktadır. Ticari kuruluşlara verilen ruhsatlar, gölü besleyen doğal dengeyi dikkate almak zorunda olduğuna göre dereler neden Sapanca Gölü’ne ulaşamamaktadır? Buradaki yağma süreci araştırılmalı ve araştırılması gereken başlıca konulardandır.

İkincisi, gölden çekilen sularla ilgilidir. Sakarya’nın içme suyu kaynağı olan göl, Kocaeli bölgesindeki büyük sanayi kuruluşlarının kontrolsüz su çekme alanı durumundadır. Bu sanayi kuruluşlarının hangileri olduğu ve aşırı su çekmelerine nasıl izin verildiği açıklanmalıdır. Adı en çok geçen kuruluşlardan TÜPRAŞ’ın su çekme izni, özelleştirme sırasında gözden geçirilmiş ve gölün geleceği dikkate alınmış mıdır? Gölün geleceğinin dikkate alınmadığı görülmektedir. Buna neden göz yumulduğunun açıklanması gerekiyor. Bilindiği gibi TÜPRAŞ, özelleştirilmesi sürecinde iktidar tarafından adı yıpratılan bir kuruluştur. TÜPRAŞ’ın yüzde 14,76 oranındaki hissesinin Sami Ofer adlı İsrailli iş adamına, dönemin Maliye Bakanı tarafından özel mekânlarda, özel görüşmelerle verildiği büyük tartışmalar yaratmıştı, hatırlanacaktır. Söz konusu hisselerin bu yollarla devri sonucu kamunun 750 milyon dolar zarara sokulduğu mahkeme kararlarıyla tespit edilmişti. Bu bakımdan, TÜPRAŞ’ın özelleştirme sürecinde Sapanca Gölü’nün ne oranda kullanılacağı hususu hangi çerçevede hangi şartlarda karara bağlanmıştır? Kamuoyunun bu konuyu merak ettiğini dikkatlerinize sunmak istiyorum.

Değerli milletvekilleri, göl üzerindeki yağma ve tahribat metotlarından üçüncüsü, gölün atık alanı olarak kullanılması ve bunun ilgililerce âdeta teşvik edilmesidir. Gölü nüfuzlu inşaat şirketlerinin tasallutundan korumak mümkün olamamaktadır. Bu konuda sadece bir örnek vermekle yetineceğim. Bu, aynı zamanda, ulusal basında ve ulusal televizyonlarda yer alan bir konudur. 17 Ocak tarihinde büyük gazetelerde ve büyük televizyonlarda bu konu gündeme getirilmişti. Marmaray Projesi’nin kazı çalışması sırasında çıkartılan atıklardan 4 bin kamyon dolusu hafriyatın Sapanca Gölü’ne dökülmesine izin verildiği gerekçesiyle, Sapanca ilçesinin AKP’li Belediye Başkanı hakkında görevini kötüye kullanma suçundan üç yıla varan hapis cezası istemiyle dava açılmıştı. Savcılığın bu teşebbüsüne İçişleri Bakanlığı izin vermediği için Danıştaya başvurarak mahkeme işlerlik kazanmış ve ilgili ilçe Belediye Başkanı mahkemeye sevk edilmişti. Sonuçta, mahkeme, bu şahsa altı ay ceza vermiş ve iyi hâlden beş aya indirmişti. Sonuç itibarıyla, bu yağma mahkeme tarafından tescil edilmiş ve iktidarla ilgili bir yönü de ortaya çıkmış durumdaydı.

Değerli milletvekilleri, şimdi, sizlere, bu gölde ortaya çıkan kirlilikten bazı örnekler sunmak istiyorum: Şu görülen fotoğraf iskelenin ortaya çıkmasına kadar gölün çekildiğini ve göldeki daralmayı göstermektedir. Bir hafta öncenin fotoğraflarıdır bunlar. Bu fotoğraf, göldeki kirliliğin hangi boyutlara geldiğini ortaya koymaktadır. Bu fotoğrafın, göle atıkların nasıl geldiğini, gölün nasıl kirlendiğini, göl çevresindeki, gölün kıyısındaki suların karabatak kuşlarının kalkamayacağı kadar girmesi hâlinde oluşmuş kötü görüntüleri andırdığı ortadadır.

Bu cümleden olmak üzere size söyleyeceğim ilave bir husus, göldeki çekilme, maalesef, iktidarın göz yumması karşılığında doldurma faaliyetleriyle karşı karşıyadır. Göl kenarında araştırma yapan Milliyetçi Hareket Partisi Sakarya Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Sayın Orhan Ünver, bu tetkikleri sırasında yanında bulunan vatandaşlardan bu çekilmenin bir arsa rantına dönüştürüleceği şeklindeki trajikomik espriye bir ikazla cevap vermişti. Ancak, ondan bir hafta sonra ben kendim göl civarında yaptığım tetkiklerde gölün doldurulmakta olduğunu ve gölün bir sayfiye alanı şeklinde düzenlenmekte olduğunu ve doldurma faaliyetlerinin hızla yürüdüğünü kendi gözlerimle gördüm ve fotoğraflarla tespit ettim. Bakın, değerli milletvekilleri, Sapanca Gölü’nün korunması, geriye kazandırılması bir tarafa, gölün etrafı, maalesef, değerlendirilmek için yağma düzeninin bir uzantısı olarak faaliyetler sürüyor. Bu da benzer görüntülerden bir tanesidir. Bu açıdan, bu işin kimler tarafından göz yumularak yürütüldüğü, bu kirlenmenin ve tahribatın kimler tarafından göz yumularak yürütüldüğü, bilgisizlikten mi olduğu veya içindeki yolsuzluk boyutlarının ne olduğu konusunun ciddiyetle araştırılmasına ihtiyaç vardır.

Sakarya basınına, yerel basına buradan teşekkür ediyorum; yıllardır bu konuyu gündemde tutmasına, Sayın Başbakanın her Sakarya ziyaretinde bu konuda sürmanşetlerle Sapanca Gölü’yle ilgilenilmesi konusunda yardım istemesine rağmen herhangi bir adım atılabilmiş değildi. Uzun süredir kontrolümüzde olan, her zaman gündeme getirdiğimiz bu konu, 15 Temmuz 2010 yılında, sadece bizler tarafından değil, Sakarya’da araştırmalar yapan Milliyetçi Hareket Partisi milletvekilleri tarafından da gündeme getirilmiş, mesela Niğde Milletvekili Mümin İnan ve Manisa Milletvekili Erkan Akçay bölgede gördükleri konusunda dayanamamışlar ve burada gündem dışı söz alarak meseleyi gündeme getirmişlerdi. O dönemde şu anda Mecliste bulunmayan iktidar partili milletvekili arkadaşımız -söz almak suretiyle- bu milletvekillerinin bu konuyla neden ilgilendiklerini anlayamadığını söylemiş, ben de bunu anlamak yerine şikâyetleri ciddiye almalarını ve gölle ilgilenmelerini tavsiye etmiştim. O günden bugüne herhangi bir şekilde bir gelişme olmadı, tam tersi, tersine gelişmelerle Sapanca Gölü yok olma sürecine girdi.

O bakımdan, Türkiye Büyük Millet Meclisinin, Hükûmetin ilgilenmediği bu konuya el atmasının ülkemizin millî değerlerinin korunması açısından büyük önem taşıdığını ifade ediyor, hepinize bu duygularla saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Kutluata.

Aleyhinde, Diyarbakır Milletvekili Altan Tan. (BDP sıralarından alkışlar)

Buyurun Sayın Tan.

ALTAN TAN (Diyarbakır) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; bugün günlük siyasetin, polemiklerin, politikanın dışında, hepimizi, tüm vatandaşları ilgilendiren bir mevzuyla ilgili huzurlarınızdayım.

Sapanca Gölü’nde sanayi kuruluşlarının kontrolsüz su çekmesi ve gölü besleyen suların ticari firmalarca alıkonmasıyla ilgili bir Meclis araştırma önergesi var.

Değerli arkadaşlar, Sapanca Gölü, biliyorsunuz, Türkiye’nin en nadide göllerinden, tabiat, doğa harikalarından birisi. Şimdi, bu önergede ne isteniyor? Deniliyor ki “Göl sularından kontrolsüz bir şekilde su çeken firmalar var, kirlenme söz konusu ve gölü besleyen kaynaklarda sıkıntılar var. Gelin, bunları araştıralım ve çözelim.”

Şimdi, böyle bir önergeye hayır demek mümkün değil. Sapanca Gölü de, İznik Gölü de –bunlar birbirine yakın oldukları için sıralıyorum- Abant Gölü de birer doğa, tabiat harikası. Gittiğiniz vakit içiniz ferahlıyor, gönlünüz açılıyor ve İsviçre’nin gölleriyle yarışacak güzellikte bir muhteşemlikle karşı karşıya kalıyorsunuz.

Şimdi, bunları korumak AK PARTİ’nin de görevi, CHP’nin de, BDP’nin de, MHP’nin de, herkesin görevi. Dolayısıyla, burada hiçbir art niyet veya başka bir şey aramadan, en azından bu tip konularda bu Meclisin bir ittifak içerisinde olması lazım.

Ha, iddialar doğrudur, değildir; yanlıştır, yalandır, abartılıdır; bunlar ayrı bir tartışma konusu. Önce bu komisyonu kurarsınız, araştırmayı yaparsınız, objektif, bilimsel verileri Meclisin önüne koyarsınız, ondan sonra “evet” veya “hayır”, “haklı” veya “haksız” dersiniz.

Dolayısıyla, bugün Sapanca Gölü başta olmak üzere, Türkiye'nin, bütün bu doğal varlıklarıyla ilgili ciddi bir araştırmaya, ciddi bir kontrole ve ciddi bir koruma planına ihtiyacı vardır. Aynı şekilde bugün Diyarbakır’la Elâzığ illeri arasında bulunan Hazar Gölü; bu da en az Sapanca Gölü kadar muhteşem bir varlığımız. Bunun da geleceği tehlikede.

Van Gölü 1.700 rakımda, onun bin metre daha yukarısında 2.700 metrede Nemrut Krateri var; dünyadaki ender örneklerden birisi bu krater göllerine.

Şimdi, biz bunları koruyamazsak -şelalelerimizi, vadilerimizi, göllerimizi, denizlerimizi, ormanlarımızı- peki, o hâlde bunların korunması noktasında da bir ittifaka varamazsak, biz hangi noktada bir mutabakata varacağız?

Değerli arkadaşlar, Sapanca Gölü’nden başladık İznik Gölü’ne gittik, oradan Abant’a, Van Gölü’ne, Nemrut Krateri’ne, Hazar Gölü’ne, Bendimahi Şelalesi’ne, Diyarbakır’ın Dicle Vadisi’ne gittik, Trabzon’daki Zağnos Vadisi’ne. Bu örnekleri onlara, yüzlere çıkarabiliriz. O kadar muhteşem bir coğrafyamız ve tabiatımız var ama ne yazık ki bunların korunmasıyla ilgili, varlıklarını devam ettirebilmeleriyle ilgili doğru düzgün bir çalışma yok. Manyas Gölü de böyle, Uluabat Gölü de böyle yani Bursa’dan Bandırma’ya giderken hemen yolun kenarındaki Uluabat Gölü’nde de aynı sıkıntılar var.

Devlet Su İşleriyle ilgili veya bu mevzularla alakalı eleştirilerimiz geldiği vakit -sayın bakanlardan kimse yok burada, iktidar da zaten fazla dinlemiyor- sürekli çıkıp “Şunu yaptık, bunu ettik, bunu yapıyoruz, bunu yapacağız.” gibi o gün sırf size laf yetiştirmek için bir şeyler söyleniyor ama siz de dönüp soruyorsunuz “Peki, siz bütün bunları yapıyorsanız hâlâ bu bizim doğal varlıklarımız niye yok oluyor, niye tehlikede?” Demek ki gereğini yeterince yapmıyorsunuz; bunlarla ilgili bütün dünyanın kabul ettiği ve uyguladığı uygulamaları, projeleri, tasarımları, tedbirleri hayata geçirmiyorsunuz.

İşte, burada bu Sapanca Gölü’nden hareketle Fırat havzasındaki, Dicle havzasındaki, Kızılırmak havzasındaki bütün tarihî varlıklarımız da maalesef tehlike altında. İşte, bir Birecik Barajı yapılmayana kadar, Halfeti sular altında kalmayana kadar biz Zeugma mozaiklerinden bile haberdar olamadık maalesef. Şunu söylüyoruz: Ilısu Barajı’yla da ilgili, Dicle üzerinde yapılan ve yapılmakta olan başta Ilısu Barajı olmak üzere bütün hidroelektrik santraller ve barajlarla da ilgili olarak yine aynı tehlikeler söz konusudur. Hem o vadiler içerisindeki nehirlerin dünya kurulduğundan beri on binlerce yıldır aktıkları yatakların tabii dokularıyla ilgili ciddi tahribatlar söz konusudur -yani yaşayan canlılardan tutun bitkilere kadar- hem de o havzalar içerisinde var olmuş, varlığını, kalıntılarını bugüne kadar sürdürmüş, yine tarihî eserlerle ilgili, dünya kültür mirasıyla ilgili ciddi sıkıntılar söz konusudur. Gelin, en azından bu konularda bir ittifak sağlayalım, bu bir örnek teşkil etsin ve bundan hareketle bütün göllerimizi, denizlerimizi, vadilerimizi, ırmaklarımızı ve bunların etrafında kümelenen tarihî varlıklarımızı koruyacak, kollayacak, tedbirlerini alacak bir neticeyi hep birlikte ortaya koyalım.

Değerli arkadaşlar, bu konuları arz ettikten sonra, son günlerde meydana gelen birkaç olayla da ilgili sizleri bilgilendirmek istiyorum. Özellikle, işte, bu son dönemlerde paralel devlet, devlet içerisinde yapılanma, çeteleşmeler, farklı örgütlenmeler… Biraz evvel de çıktım huzurlarınıza, Şırnak’ın Güçlükonak (Basa) ilçesiyle ilgili 1996’daki olayları anlattım, bugün de buna benzer tertipler devam ediyor. Ve son olarak da, Afyon Kocatepe Üniversitesinde -günlerdir dile getiriyoruz, yetkililerle görüşüyoruz; Valiyle, Rektörle, buradaki AK PARTİ grup başkan vekilleriyle, sorumlularla- maalesef olaylar dinmiyor. Belli güçler, orada, farklı siyasi görüşlere sahip gençlerimiz arasında bir çatışmayı körüklüyor ve özellikle üniversitede okuyan Kürt gençleri üzerinde bir terör rüzgârı, terör fırtınası, terör kasırgası estiriliyor. Buradan da, başta, Afyon Kocatepe Üniversitesi Rektörlüğünü, yine aynı şekilde Afyon Valiliğini, Emniyetini, İçişleri Bakanlığını uyarıyoruz: Bu tip küçük kıvılcımlar, Allah korusun, bütün toplumsal huzuru ve barış, çözüm atmosferini sabote edebilir, sabote edecek adımlardır, hep birlikte dikkatli olalım.

Değerli arkadaşlar, yine, Pozantı’da, biliyorsunuz, çocuk mahkûmlara uygulanan bir vahşet günlerce gündemimizi işgal etti. Konuştuk, tartıştık, feryat ettik, fakat geldiğimiz bu noktada Pozantı’da ne oldu, bu çocuk mahkûmlara neler yapıldı, kimler yaptı, yapanlar hakkında ne yapıldı, ciddi bir netice elimizde yok. Yine, aynı şekilde, Sincan Cezaevinde yüzlerce çocuk işkenceden geçirildi. Bunun bütün bilgileri, belgeleri ortaya döküldü; sorumlular üzerine gidileceğine, tabiri caizse, bunlar kulaklarından tutulup bütün kamuoyu önünde teşhir edilip cezalandırılacaklarına âdeta taltif edildiler ve bu cezaevine gitmek isteyen milletvekillerine bile izin verilmedi doğru düzgün.

Değerli arkadaşlar, Pozantı da böyle, Sincan da böyle, birçok yerde aynı sıkıntılar devam ediyor ama bir yandan da her seferinde, iktidar milletvekilleri çıkıyor “Ya, bize haksızlık ediyorsunuz. Bakın, eskiden kafanıza kurşun sıkılıyordu, bugün sıkılmıyor. E biraz işkence görmüşsünüz, ne olur? Siz de biraz sabırlı olun.” “E ne kadar olun?” “On iki senedir geldik, 2071’de çözeriz inşallah bunları.” Değerli arkadaşlar, bunlar  trajikomik sözlerdir. Bunlar dalga geçmektir. Yani bu, Süleyman Demirel’in eski politikasına benziyordu. “Filan yerde niye su yok, burada niye yol yok?” dediğiniz vakit, işte, diyordu ki: “Eskiden Diyarbakır’dan Siverek’e yedi saatte gidiliyordu, evlerde tulumba vardı, elektrik jeneratörle geliyordu, hâlinize şükredin, nereden nereye geldik, kağnı arabasından otobana geldik.” Böyle bir mukayese olmaz.

Onun için, bir an evvel bunların çözülmesi ümit ve dileğiyle hepinizi saygıyla selamlıyorum, saygılarımı sunuyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN –Teşekkür ederiz Sayın Tan.

Önerinin lehinde, Sakarya Milletvekili Engin Özkoç. (CHP sıralarından alkışlar)

Buyurunuz Sayın Özkoç.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün Sapanca Gölü’nü konuşuyoruz. Sapanca Gölü, Türkiye’nin, bence dünyanın en güzel göllerinden bir tanesi. Bir gölle ilgili söylenebilecek ne varsa, ne kadar güzellik anlatılabilirse, gerçekten söylenmesi, içtenlikte söylenmesi gereken ne varsa Sapanca Gölü’yle ilgili söylenebilir.

Sapanca Gölü’nün çevresi 42 kilometre. Bunun 37 kilometresi Sakarya sınırları içerisinde, 5 kilometresi Kocaeli sınırları içerisinde. Yıllardan beri Sakarya’da yaşayan insanların musluklarını açtıkları zaman ağızlarını musluğa dayayarak kana kana içtikleri su Sapanca Gölü’ne aittir yani orası sadece bir göl değil, aynı zamanda bir gıda havzasıdır. Bu itibarla, büyükşehir belediyesi olmadan önce, 1580 sayılı Kanun gereği oranın koruma alanı sorumluluğu Adapazarı Belediyesine verilmiştir. Neden? Çünkü “İnsanlar oradan su içiyor, su içtikleri yerin koruma sorumluluğu bu belediyenindir.” denmiştir.

Aradan yıllar geçmiştir, oradan bir otoyol geçirilmiştir. Otoyol geçirilirken hiç Sapanca Gölü hesaba katılmamıştır. Şimdi, ikinci bir otoyol geçiriliyor, hiç Sapanca Gölü hesaba katılmıyor. Egzoz gazları, kirlilikler, yerleşimlerin atıkları, evsel atıklar Sapanca Gölü’nü dolduruyor. Elimizde “Çok güzel bir gölü nasıl yok ederiz?”in hikâyesi başlıyor. Daha sonra, burada, Yuvacık Barajıyla ilgili “Burası yeteri kadar su almazsa biz Sapanca Gölü’nden su çekelim.” diyorlar ve Sapanca Gölü’ne su çekebilmek için boruların yerleştirilmesiyle ilgili büyük bir dolgu başlıyor, Sapanca Gölü’nün ekolojik dengesi bozuluyor. Daha sonra, birden Sapanca’da su fabrikaları türemeye başlıyor, falanca su fabrikası, filanca su fabrikası. Sapanca Gölü’nü besleyen dereler, kaynaklar, kaynaktan türeyen dereler tek tek bu su fabrikalarının kaynağı hâline, yani rant kaynağı hâline dönüşüyor. O fabrikalar, buradan elde ettikleri gelirleri kişisel gelirleri hâline dönüştürürken, ülkenin en büyük değeri olan Sapanca Gölü gittikçe kuruyor.

Daha sonra, Marmararay Projesi başlıyor, 4 bin kamyon toprak Sapanca Gölü’ne dökülüyor. Sonra, İzmit’te -bir özelleştirmeyle- TÜPRAŞ oradan su çekecek ama özelleştirmeye bir madde konulmuyor. Nasıl olursa olsun biz bu özelleştirmeyi yapalım zihniyetindeki Hükûmet, orada bedelsiz su alımına karşı bir madde koyarak TÜPRAŞ’ın bedelsiz su alımını engellemiyor. Ve Sapanca Gölü’nden, Sakarya’da, herhangi yoksul vatandaş su içiyor diye parasını ödediği hâlde, 26 milyon metreküp su çeken TÜPRAŞ bedelsiz su çekiyor. Neden? Hiçbir tedbir alınmadığı için. Peki, diğer sanayi  kuruluşları bir bedel ödüyorlar mı? Hayır, diğer sanayi kuruluşları da bir bedel ödemiyor.

Yani elimizde bir göl var, su fabrikaları o gölü kurutabilmek için dereleri kendisine çevirmiş. Elimizde bir göl var, Hükûmet özelleştirme yaparken “Sen bu gölden bedelsiz su çekemezsin.” maddesini ilave etmediği için -ne olmuş- o gölden milyonlarca metreküp su çekiyor özelleştirme yapan fabrikalar.

Daha sonra, “5 kilometrelik bir sınırım var, ben de buradan su çekeceğim.” diyen Kocaeli, “Hadi, Yuvacık Barajı kuruyor, ben de su çekeyim.” demiş.

Sakarya, kendisine alternatif su kaynağı yaratmadığı için, bugüne kadar bir çalışma yapmadığı için o da su çekmeye devam ediyor. Kaynak yaratılmadan eldeki nimeti yok etmeye çalışan anlayış, dünya güzeli bir varlığı yok etmek üzere.

Şimdi, bununla ilgili, TÜPRAŞ’ı, Sakarya Milletvekili olarak mahkemeye verdim. Mahkeme görevsizlik kararı verdi. Bununla ilgili araştırma önergesi verdik, bununla ilgili soru önergeleri verdik, bununla ilgili Bilgi Edinmeye başvurduk, Bakanlığa başvurduk. İlgili bakanlıklardan aldığımız cevaplar, sadece mevzuatla ilgili cevaplardı.

Herkes, Hükûmet dâhil olmak üzere herkes, sırtını Sapanca Gölü’ne karşı çevirmiş durumda. Elimizde sadece, Sapanca Gölü’nü yok etmekte kararlı bir anlayış, “Onu var edelim.” diyen, çırpınan bir Sakarya var. Sakarya diyor ki değerli milletvekilleri: El birliğiyle… MHP’li sevgili milletvekilimiz burada, o araştırma önergesini geriye çeker, ben kendisinden rica ederim. Ben kanun teklifi verdim bununla ilgili, ben Sapanca Gölü’yle ilgili kanun teklifimi geriye çekerim. Yeter ki siz Sapanca Gölü’nün korunmasıyla ilgili, özelleştirdiğiniz fabrikaların bedelsiz olarak su çekimiyle ilgili, orada kurulan su fabrikalarının Sapanca Gölü’nün kaynaklarını kurutan dere kaynaklarıyla ilgili özel bir yasa tasarısı hazırlayın, biz milletvekilleri olarak bunu desteklemeye hazırız. Biz muhalefet yapmaya çalışmıyoruz, biz bu konuda önceliği almaya çalışmıyoruz, biz bu konuda “Biz bir şey yaptık. Biz getirdik Meclise, aman, bunun kaymağını -Sakarya duysun- biz yiyelim!” demiyoruz. Biz farklı bir şey söylüyoruz. Evet, bunun için mücadele ettik ama, bu göl bizim olduğu kadar Türkiye'nin gölüdür, sizin gölünüzdür, hepimizin gölüdür; el birliğiyle yanlıştan geriye dönelim, su kaynaklarımızla ilgili alternatif su kaynağı çözümlerimizi bir an önce gündeme getirelim. Orada derelerimizi kurutan fabrikalarımızın ruhsatlarını derhâl inceleyelim, özelleştirilen fabrikanın ruhsatını bir daha kontrol edelim. Oradan su çeken firmaların bedelsiz su çekimini engelleyecek bir önlem alalım. Bununla ilgili, Türkiye Büyük Millet Meclisinde, bir varlığımızı korumak için, el birliğiyle, bir yasa tasarısının altına hep birlikte imza atalım, bunun gururunu ve mutluluğunu birlikte yaşayalım. Bizim istediğimiz budur, bizim yürekten dilediğimiz budur. Biz Sakarya’da Sapanca Gölü için de bunu söylüyoruz, Sakaryaspor için de bunu söylüyoruz, Sakarya’nın diğer hizmetleri için de bunu söylüyoruz. Her şey için tek bir isteğimiz var, Türkiye'nin menfaati, Türkiye'nin rahatı, huzuru ve refahıdır. Bizim isteğimiz budur. Bunun için el birliği ve güç birliği gereklidir. Bundan dolayı bu araştırma önergesine de kanun tekliflerine de bununla ilgili gelecek her türlü yasa teklifine de “evet” diyeceğiz.

Teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum. (CHP ve MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Özkoç.

Aleyhinde Sakarya Milletvekili Hasan Ali Çelik. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Buyurunuz Sayın Çelik.

HASAN ALİ ÇELİK (Sakarya) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Sapanca Gölü’nün göl sularının azalması ve bu azalmanın hem çevre yönünden hem de oluşabilecek muhtemel sorunlar yönünden araştırılması ve alınması gereken tedbirlerin temini yönünden bir araştırma önergesi verilmiştir. Milliyetçi Hareket Partisi tarafından verilmiş olan bu Meclis araştırması açılması hakkındaki teklifin AK PARTİ Grubu adına aleyhine söz almış bulunmaktayım, sizleri saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sakarya, ülkemizin en güzel illerinin başında yer almaktadır. Yeşili, denizi, gölü, nehri, sularıyla, tabiatın her çeşidiyle bir örnek teşkil etmektedir. Değerli milletvekillerimizin de söylediği gibi, nadide bir yer, nadide bir göldür. Dolayısıyla, bu göz kamaştıran yerimizi, yerleşim yerimizi ve gölümüzü de korumak, ona gereken önemi vermek, hatta hayatımızın bir bölümü olan bu içme suyu kaynağımızı çok iyi koruyup çok iyi değerlendirmek durumunda olduğumuzu biliyorum. Dolayısıyla, bugün buradaki bu değerlendirmelerde dikkat edilecek önemli konular söylendiği için teşekküre değer buluyorum her birisini.

Sapanca Gölü, ilimizin neredeyse tamamına, büyükşehir olduktan sonra SASKİ Genel Müdürlüğü marifetiyle de neredeyse tamamına su temin eden bir içme suyu kaynağı. Dolayısıyla, çok önemli bir kaynak. Bu kaynakla ilgili, aynı zamanda, yapılan analizler, laboratuvar testleri, sürekli gözlemler üniversitelerin uzmanları tarafından da değerlendirildiğinde OECD tarafından o kriterlere göre birinci sınıf içme suyu olarak ifade edilmektedir. Dolayısıyla, ciddi bir önemi vardır. Şimdi, diğer tarafımız da birinci sınıf sulak alandır. Bunun da şöyle bir derinliği var: Derin bir göl olmamakla birlikte etrafı yerleşim yeriyle de sarılmış, yaklaşık 57 metre derinliği olan en derin yerinde 39 kilometrelik bir çevre genişliği var kıyılarında. Dolayısıyla, bunun yaklaşık 26 kilometresi Sakarya il hudutlarında, 13 kilometresi Kocaeli il hudutlarında bulunan bu gölümüzün, daha çok Sakarya Büyükşehir Belediyemizin, Sakarya’mızın gözetimi ve denetimi daha doğrusu ilgisi altında bulunduğunu; üstelik içme suyunun çoğunun temin edildiği yer olarak da bizim daha fazla burada hak ve salahiyetimizin, ilgimizin bulunması gerektiğini biliyorum.

Göl havzası da havza olarak tarif edilmiş ve 252 kilometrekarelik bir yüzölçümüyle önemli bir değer ihtiva etmektedir. Bu gölün denizden yüksekliği de 31 metre. Gölün de suyun, içme suyunun kullanıldığı normal rejim şartlarında 44 kilometrekarelik bir yüzey alanı var. Şimdi, çevreden irili ufaklı 17 adet dere su taşıyor göle. Bu dereler su taşırken -tabii kirleticiler de var- bir yandan da bu 17 derenin getirdiği suyu bir başka dere, Çark Deresi dediğimiz bir dere de tahliyesini yapıyor desek doğrusunu söylemiş oluruz, tahliyesi yapılıyor, doğal bir dere ama tahliyesi yapılıyor. Dolayısıyla, bir kapakla su miktarı orada bununla kontrol ediliyor. Şehrin de içme suyu böylece o kontrolle sağlanmış oluyor. Dolayısıyla, yıllık ortalama -aynı zamanda ekolojik denge için de gerekli bu- 10 milyon metreküp su bu dediğimiz tahliye deresi olan Çark Deresi kanalıyla Sakarya Nehri’ne ulaştırılıyor. Dolayısıyla, bu yatak içerisinde ne kadar canlı varsa etrafındaki ihtiyaç varsa, tabiat ihtiyacı, bu Çark Deresi’nden de öyle bir ihtiyaç gideriliyor. O yüzden de yıllık 10 milyon metreküp bir suyun acil ihtiyaç olduğunu söyleyebiliriz. Ayrıca, yılda ortalama 30 milyon metreküp suyu da Kocaeli Büyükşehir Belediyesi kullanıyor, geri kalıyor, çok az bir su. Bunun 68 milyon metreküpünü de Sakarya Büyükşehir Belediyesi içme suyu olarak kullanıyor. Şimdi, bu su… Toplam rezervine baktığımız zaman gölün, 130 milyon metreküp kullanılır aktif su rezervi görünüyor. Normal şartlarda gölün optimum işletmesinin sağlanabilmesi için, çevrenin ve ekolojik şartların da sağlanması için bu seviyede tutulması ve bu seviyenin de daima kontrol altında tutulması gerekiyor; Çark Deresi’ne kapakla giden su ve derelerden gelen su, doğal gelen sular, yağmurlar, diğerleri. Bunu temin için Sakarya Büyükşehir Belediyesinde SASKİ Genel Müdürlüğü 2003 yılında Sapanca Gölü’nü içme suyu havzası ilan etmiş, bu dediğimiz havza o. Bu ilanla ciddi bir korumaya girmiş. Dolayısıyla, bu koruma birçok iyilikleri getirmiş -imar faaliyetlerini kontrol altına- sanayi ve ticari faaliyetler, turizm faaliyetleri, tarımsal faaliyetler bu kapsamda yer alabilir. Son bir yıldır da Orman ve Su İşleri Bakanlığı, SASKİ ve İSU Genel Müdürlükleri ortak bir şekilde havzanın korunmasıyla ilgili çalışmaları yürütmektedirler. Amaç, daha iyi korunan göl, daha iyi bir çevre ve daha iyi bir denge sağlanarak canlı ve hayatın ihtiyaçlarını sağlamaktır. Bu amaçla, ilgili büyükşehire ait alt belediyeler de dâhil, 1/25.000’likler, 1/5.000’likler, 1/1.000’lik uygulama imar planları hazırlanmış ve bunlar da hayata geçirilmiş durumdadır.

Gölün korunması ve daha verimli kullanılması amacıyla da gölün tüm çevresi 33 kilometrelik bir kolektör ve 200 kilometrelik bir şebeke ile sarılmış ve bu atıklar göle gitmeden arıtma sistemine sevk edilme durumuna getirilmiştir. Dolayısıyla, gölü besleyen derelerin temizliği de ayrıca önem taşımaktadır, sadece kolektörler değil. Gölü besleyen derelerin de temizliği sürekli yapılmakta, aynı zamanda sanayi atıkları takip edilmektedir.

Fakat bütün bunlarla birlikte, TÜBİTAK’ın da bir durumu var. TÜBİTAK da Sakarya Büyükşehir Belediyesiyle beraber bir çalışma yürütüyor; Sapanca Gölü’nün öncelikli kirlilik kaynaklarına özgü kontrol teknolojilerinin araştırılıp geliştirilerek göl havzası için uyarlanması projesi ve devamı konuları sürdürülüyor. Sakarya Büyükşehir Belediyesince şehrin en büyük içme suyu kaynağı olan bu gölü gelecekte en iyi şekilde görebilmek için ve Orman Su İşleri Bakanlığıyla bunu daha diri tutabilmek için, kendi imkânlarıyla da, Bakanlık imkânlarıyla da bölgenin en büyük içme suyu barajını Akyazı Ballıkaya’da, Ballıkaya Barajı, bir de yine Büyükşehir Belediyesi Akçay Göleti’ni inşa etmek suretiyle geleceğini, Sapanca Gölü’nü kurtarmak ve içme suyunu daha güvenceli hâle getirmek için tedbirler almış durumdadırlar.

Esasında, gölden TÜPRAŞ tarafından –az önce konuşmacılar da söyledi- alınan su, göl işleme rejimini risk etmektedir. Bu konunun daha yakından takibi gerekmektedir. İlgili kuruluşlar bu konuda girişimlerde bulunmuşlar ve bunların takibini yapmaktadırlar.

Göl çevresindeki doğal, mineralli ve kaynak sularının tamamının yılda 1,5-2 milyon metreküp kadar bir su aldıkları bilinmektedir fakat TÜPRAŞ’ın yıllık su kullanımı 7 ila 9 milyon metreküp. 2014’ten sonra da bir revizyona gidecek, belki 15 milyon metreküpe çıkacak. Dolayısıyla, bu konuda kısaca özetlenecek olursa, 2006 yılında özelleştirilen TÜPRAŞ… Bu özelleştirme esnasında su tahsisi konusunda herhangi bir hüküm görülmemektedir. Bu, Millî Emlak Genel Müdürlüğü, DSİ Genel Müdürlüğü, Özelleştirme İdaresinin evraklarında belirtilmektedir. TÜPRAŞ tarafından kullanılan bu 7-9 milyon metreküplük suyun tahakkuk ve tahsili de görülmemektedir.

“Su candır, su hayattır.” Diyorken, hem israf önlenmeli hem su kullanımı bir bedel karşılığında olmalı hem de ihtiyaç neyse, neredeyse, ne kadarsa ölçü ve denge içinde bunlar karşılanmalıdır.

Alınan ve alınmakta olan tedbirler ve çalışmalar devam etmektedir ve edecektir. Yapılan çalışmaları daha da genişletmek için -elbette ihtiyaçları devam ediyor- çalışmalar devam ediyor. Milliyetçi Hareket Partisince verilmiş olan bu araştırma önergesinin gündem darlığı sebebiyle…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HASAN ALİ ÇELİK (Devamla) - …bugün için gerekli olmadığını ifade ediyor, gelecek zaman diliminde bu konuların hem yakından takibi hem de bunların daha iyi bir şekilde incelenmesi, sonuçlandırılması ve vatandaşlarımızın daha huzurlu bir çevrede daha iyi bir yaşam sürmelerinin sağlanması amacıyla bir çalışma yapılması gereğini ifade eder, hepinize saygılar sunarım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Sayın Başkan, 60’a göre bir düzeltme yapmamız gerekiyor.

BAŞKAN – Düzeltme mi yapmak istiyorsunuz?

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Evet.

BAŞKAN –Sisteme girerseniz yerinizden yapabilirsiniz.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Sayın Münir Kutluata konuşacak efendim.

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Kutluata.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

19.- Sakarya Milletvekili Münir Kutluata’nın, Sakarya Milletvekili Hasan Ali Çelik’in MHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MÜNİR KUTLUATA (Sakarya) – Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.

İktidar mensubu Sakarya milletvekili arkadaşımız aleyhte olduklarını söylediler önergeyle ilgili olarak, sonra da detaylı teknik bilgiler verdiler. Arzu ediyoruz ki bu söylediklerimiz varsa araştırılsın ve önlensin yoksa olmadığı söylensin. Olmadığı söylenecek olsaydı biz ortaya delillerimizi koyacaktık. Şimdi, bunlara itiraz edilemediğine göre, bu kadar olumsuz gelişme yaşandığına göre, bütün Sakarya ve o çevreden geçen herkes bu endişeyi duyduğuna göre ve Hükûmet ilgilenmez, Meclis araştırmasının önü de kesilirse bu problem nasıl önlenecek, Sapanca Gölü yok olmaktan nasıl kurtarılacak ve Türkiye'nin benzer yerlerinde yaşanan benzer olaylar açısından da caydırıcılık nasıl sağlanacak?

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Kutluata.

MÜNİR KUTLUATA (Sakarya) – Teşekkür ediyorum.

VII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

2.- MHP Grubunun, 2/1/2014 tarih ve 1954 sayı ile Sakarya Milletvekili Münir Kutluata ve arkadaşları tarafından Sapanca Gölü’nde sanayi kuruluşlarının kontrolsüz su çekmesi ve gölü besleyen suların ticari firmalarca alıkonulması, diğer taraftan birçok olumsuz çevresel faktör nedeniyle çok önemli bir kot düşmesi meydana gelmesi ve göl sularının tehlikeli şekilde çekilmesiyle başlı başına bir çevre felaketine doğru gitmekte olan gelişmelerle ilgili sorunun araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 15 Ocak 2014 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – Milliyetçi Hareket Partisi Grubu önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler…  Kabul etmeyenler…  Kabul edilmemiştir.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve daha sonra oylarınıza sunacağım.

3.- CHP Grubunun, Tekirdağ Milletvekili Emre Köprülü ve 21 milletvekili tarafından Tekirdağ’ın Çorlu ilçesinde yapılması planlanan katı atık bertaraf tesisi ile ilgili işlemlerin incelenmesi ve tesisin çevreye olası olumsuz etkilerinin araştırılması amacıyla 8/10/2013 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 15 Ocak 2014 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulunun 15/01/2014 Çarşamba günü (bugün) yaptığı toplantısında siyasi parti grupları arasında oy birliği sağlanamadığından, grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

Mehmet Akif Hamzaçebi

                                                                               İstanbul

                                                                               Grup Başkan Vekili

Öneri:

Tekirdağ Milletvekili Emre Köprülü ve 21 milletvekili tarafından, 08/10/2013 tarihinde, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına "Tekirdağ'ın Çorlu ilçesinde yapılması planlanan katı atık bertaraf tesisi ile ilgili işlemlerin incelenmesi ve tesisin çevreye olası olumsuz etkilerinin araştırılması" amacıyla verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin (1040 sıra no.lu), Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak 15/01/2014 Çarşamba günlü birleşimde sunuşlarda okunması ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Önerinin lehinde, Tekirdağ Milletvekili Emre Köprülü.

Buyurunuz Sayın  Köprülü. (CHP sıralarından alkışlar)

EMRE KÖPRÜLÜ (Tekirdağ) – Sayın  Başkan, değerli milletvekilleri; Trakya Bölgesi yüzde 82 oranında tarıma elverişli topraklarıyla Türkiye’nin belki de hatta dünyanın en bereketli coğrafyalarından bir tanesi, Türkiye’nin de Avrupa’ya açılan bir kapısı konumunda.

Türkiye’de üretilen pirincin yüzde 50’den fazlası, ayçiçeğinin yüzde 50’den fazlası, buğdayın dönemsel olarak yüzde 10-15’i Trakya Bölgesi’nde üretiliyor. Bu sebeplerden ötürü, Trakya tarımsal sit alanı olarak ilan edilmesi gerekirken maalesef ki AKP Hükûmeti tarafından rant ve talan bölgesi olarak, yağma alanı olarak nitelendiriliyor ve buna uygun projeler ortaya konuluyor. Bunlardan biri de Trakya’nın göbeğinde, tarım arazilerinin  tam ortasında çevresine zehir saçacak bir katı atık bertaraf tesisi kurulmak isteniyor. Süreci sizlere biraz anlatmak istiyorum.

Trakya’nın en büyük yerleşim yeri olan Çorlu ilçesinin şehir merkezine 2 kilometre mesafede faaliyette bulunmak üzere EPDK tarafından bir firmaya, çöp gazından elektrik üretmek için bir lisans veriliyor. Altını çizelim, sadece çöp gazından elektrik üretmek için lisans veriliyor. Sonra, bu sınırlı ve  amacı belli olan yetki ÇED raporunda nasıl oluyorsa Türkiye’nin en büyük tehlikeli atıklarının toplanacağı bir tesise dönüşüyor. Elektrik üretmekle hiçbir ilgisi olmayacak şekilde senede 60 bin tehlikeli varilin temizleneceği, tıbbi atıkların, akülerin, pillerin gömülerek saklanacağı, atık yağların geri dönüştürüleceği ve benzeri birçok faaliyeti bünyesinde barındıran bir tesise dönüşüyor. Alınan yetkiyle faaliyet arasında hiçbir ilişki olmamasına rağmen, hukuksuz bir şekilde, Bakanlık, bu işlemlerin hepsine “ÇED uygundur” belgesi veriyor ancak yerel yönetim, belediye, halkın, sivil toplum kuruluşlarının taleplerini de göz önüne alarak, tesisteki ÇED raporlarının hukuksuzluğunu da gerekçelendirerek tesisin yapılmaması noktasında bir karar alıyor. Ancak, bu konuda bu ayrıntıyı belirtmekte fayda var: Bu kararı, Cumhuriyet Halk Partili belediye meclis üyelerinin verdiği oylarla alıyor, AKP’li meclis üyeleri şirket lehine oy kullanıyorlar.

Tabii, bu noktada karar alındıktan sonra, tesisi buraya yapmaya kararlı olan şirket, Tekirdağ İdare Mahkemesine bir dava açıyor. Dava açmasına söylenecek hiçbir şey yoktur, hukuki hakkıdır ancak Tekirdağ İdare Mahkemesinde dava devam ediyorken, dava normal seyrinde işliyorken, keşif yapılmışken, bilirkişi raporları alınıyorken, birdenbire topa Çevre ve Şehircilik Bakanlığı giriyor ve Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, konu yargıda olmasına rağmen, mahkemede olmasına rağmen, kendisine 644 sayılı KHK’yla verilen yetkiye dayanarak, yargılama devam ediyorken, şirketin istediği doğrultuda imar planlarını değiştirerek bölgeyi zehirleyeceği bilimsel raporlarla sabit olan bu tesisin buraya yapılmasına izin veriyor. Şirket açtığı davada ne kazanmak istiyorsa Çevre ve Şehircilik Bakanlığı bu imkânı yargılama devam ederken kendisine veriyor.

Peki, bunu neden yapıyor? Açıkça söyleyelim. Ben, elimde, söz konusu idare mahkemesinden alınan, üniversiteden alınan raporu tutuyorum. Raporda açık olarak şunu söylüyor, diyor ki: “Bu tesisin buraya yapılması kamu yararına uygun değildir. Çevre ve insan sağlığı bakımından telafisi imkânsız sonuçlar yaratacaktır.” Devamında: “Üzerinden yüksek gerilim hatları geçmektedir. Bu tesise bu hâliyle izin verilmesi kanuna, mevzuata aykırıdır. Resmî Gazete’de yayınlanan, Ergene ve Meriç havzalarında yer altı suyu tahsisi yapılmayacak kararı olmasına rağmen bu tesisin yer altı sularını kullanması hukuka aykırıdır. ÇED raporunda yeterince inceleme yapılmamıştır. ÇED raporu taahhütleri tam olarak belirlenmemiştir.” diyor ve “Bu tesis kamu yararına uygun değildir.” kararını veriyor. İşte, dava bu yönüyle devam ederken ve şirketin davayı kaybedeceği ortaya çıkmışken birdenbire Bakanlık, bu noktada, kararını şirketin istediği doğrultuda, yargıya müdahale ederek, hukuku baypas ederek veriyor.

Şimdi, açık bir şekilde Bakanlık suç işliyor. Peki, bu fiilini hangi aracıyla yapıyor? Burası önemli değerli milletvekilleri. Bakın, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, söz konusu imar değişikliğini Mekânsal Planlama Genel Müdürlüğü kanalıyla yapıyor. Bu noktada, Mekânsal Planlama Genel Müdürlüğü ve Mekânsal Planlama Genel Müdürü Mehmet Ali Kahraman, bu kurum ve bu isim size tanıdık gelmiş olabilir. Çok geriye gitmenize gerek yok, 17 Aralık operasyonunda aynı birim, imar planlarını kanuna, hukuka uygun değiştirmediği ve bu kapsamda kendisine menfaat sağladığı gerekçesiyle, iddiasıyla operasyona tabi tutuluyor ve bu Genel Müdür gözaltına alınıyor ve daha sonra adli kontrolle serbest bırakılıyor. Şimdi, o yargılama süreci devam edecektir ama hani deniyor ya “Bir paralel yapı varmış!”, “Yok, iktidara karşı darbe uygulanmış!” Ben, bunun evrakını gösteriyorum, işte, burada yürüyen davaya müdahale eden ve davanın seyrinde yürümemesi için suç işleyerek imar planlarını değiştiren Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ve Mekânsal Planlama Genel Müdürlüğünden bahsediyorum. O sebeple, bununla alakalı olarak, işte “Çevre, insan sağlığına aykırıdır.” ya da “Mevzuata aykırıdır.” şeklinde rapor olmasına rağmen, bunların her birini hiçe sayarak, yürüyen bir davaya müdahale ederek imar planlarını değiştiren bir bakanlıktan bahsediyoruz.

Şimdi, biz şunu söylüyoruz: Evet, burada gerçekten hukuksuzluklar var, burada haksızlıklar var. Biz bu kürsüden Tekirdağ’la ilgili, Trakya’yla ilgili AKP’nin rant projelerini, talan projelerini, hukuksuz projelerini her fırsatta dile getiriyoruz ama bu, artık yargıya müdahale eder, suç işler bir tarzda ortaya konulan bir proje.

Şimdi, özellikle belirtmek gerekmekte: Bu tesisin yapılmasına, oradaki halkın oylarıyla seçilen Çorlu Belediyesi, Belediye Meclisi, yerel yönetim karşı çıkıyor, halk karşı çıkıyor, sivil toplum kuruluşları karşı çıkıyor. Neden bu tesisi buraya yapmak istiyorsunuz? Neden insanların sağlığıyla oynamak istiyorsunuz? Neden çocukların, gençlerin geleceğini karartmak istiyorsunuz? Şehrin 2 kilometre mesafesinde insanların hayatını karartacak bu tesisi nasıl olur da buraya anlatabilirsiniz, nasıl olur da insanlara anlatabilirsiniz?

Ben özellikle buradan iktidar partisinin Tekirdağ milletvekillerine seslenmek istiyorum: Bakın, burada açık olarak Bakanlığınız bir suç işlemiş, Bakanlığınızın kurumu olan Mekânsal Planlama Genel Müdürlüğü yürüyen dava sürecine müdahale ederek bir suç işlemiş. Gelin, siz, bırakın, başkalarının menfaatini korumayın; siz Tekirdağ’ın menfaatini koruyun, Trakya’nın menfaatini koruyun, bir sorumluluk ortaya koyun. O halk bize de oy vermiş, size de oy vermiş, bizi de milletvekili yapmış, sizi de milletvekili yapmış. Ortak paydamız olan Tekirdağ’da buluşalım, ortak paydamız olan Tekirdağ’ın menfaatlerinde buluşalım ve bu tesisin buraya yapılmaması için mücadele verelim. Biz bu mücadeleyi koyuyoruz ve şunu söylüyoruz: Bugün ortaya koyduğumuz grup önerisinde de söylediğimiz o aslında. Hani diyorsunuz ya “Yargıda bize karşı bir yapı var. Yargıda bize karşı olan, bize darbe yapacak bir ekip var.” Evet, Bakanlığınız aslında yargıya müdahale etmiş, Bakanlığınız yargıyı baypas etmiş ve suç işlemiş. O suçun cezasını bu fiili yapanlar ortaya koyacaktır. Ama, bırakın yargıyı, bırakın yargının çalışmasını, o zaman, gelin, Meclis bünyesinde bir araştırma komisyonu kuralım. İktidar partilerinden de muhalefet partilerinden de bu komisyonun içerisinde temsilciler olsun ve bunu araştıralım gerçekten faydalı mı, zararlı mı; Türkiye'nin ekonomisine mi katkısı var yoksa çevreye mi zararı var; insan sağlığına etkileri nelerdir, hep beraber araştıralım ve ortak bir tavır ortaya koyalım.

Ben grup önerimizin lehinde konuştum ve bütün Genel Kurulu da saygılarımla selamlıyorum, grup önerimize destek istiyorum.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Köprülü.

Aleyhinde, Balıkesir Milletvekili Ahmet Duran Bulut. (MHP sıralarından alkışlar)

Buyurunuz Sayın Bulut.

AHMET DURAN BULUT (Balıkesir) – Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Cumhuriyet Halk Partisinin vermiş olduğu önergenin aleyhinde söz aldım ama lehinde konuşacağım.

Çevre, bize emanet edilen, geleceğimize, gelecek nesillere temiz, düzenli, tertipli ulaştırmamız, teslim etmemiz gereken bir emanet. Emanete hıyanet etmeme gibi millî kültürümüzün, inancımızın bize vermiş olduğu bir terbiye var. Bunu her düzeyde, her şekilde korumak adına her kurumun, her kuruluşun, her yetkilinin üzerine düşen görevi yerine getirmesi gerekmektedir. Gelişen teknolojinin getirmiş olduğu yeni tesislerle çevremizin farkına varmadan kirlendiğini, zaman içerisinde “Ne yapacağız?” telaşı içerisine düştüğümüzü maalesef, üzülerek görmekteyiz.

Ülkemiz 7.333 kilometre uzunluğunda sahile sahip bir ülke. Dünyada sahil uzunlukları itibarıyla en önde gelen ülkelerin başındayız, en önde gelen ülkelerden biriyiz. Üç yanı denizlerle çevrili –bundan önceki önergede bahsedildiği gibi- Anadolu’nun her tarafına yayılmış, gerçekten çok güzel göllerimizle bir dünya cennetinde yaşamaktayız. Ancak insanlar bilmedikleri hususlarda ya suskun kalırlar ya da deli cesaretine sahip olurlar. Ülkede biz bu kaynaklarımızı öylesine deli dolu tüketmekteyiz ki gözümüzün önünde işin farkında olan kişiler çaresizlikle “Ne yapacağız?” telaşına düşmekteler.

Ege Denizi, Akdeniz nispeten genel kirliliğin etkisi altında. Ancak bir Marmara Denizi’miz var ki bizim, göl, iç göl gibi; bütün çevre illerin pisliklerinin, atıklarının içine akıtıldığı, atık tesislerinin belediyelerin eline, kontrolüne verilerek onların inisiyatifine terk edildiği, enerji borcunu ödemediği için, arızasını zamanında gidermediği için arıtmayı çalıştırmayarak denize deşarj ettiği öyle bir ortamda yıllardan beri koca İstanbul’un pisliği Marmara’ya akarak Marmara’nın balık ve deniz altı dokusunu perişan etti, deniz altı bir balçık durumunda. Artık, önceden Erdek’in kıyılarında dalarak denizin dibinde seyir, deniz altından çeşitli böceklerin toplanması noktasında bu kaynakları kaybettik. Şimdi, yüzer su üstü balıklarının hayatiyetini sürdürdüğü ama dip balıklarının artık yaşayamaz hâle geldiği bir noktadayız. Bu, denizi bilmememizden, bu kaynakları koruma noktasında gereken tedbiri almamamızdan kaynaklanmaktadır.

Balıkesir’in hem Marmara’da hem Ege’de sahili bulunmaktadır; Kaz Dağı gibi çok büyük bir tabiat harikasını içinde, Çanakkale’yle birlikte, bulunduran bu bölgemizde Marmara’daki bu kirliliğin etkisiyle turizmde büyük bir düşme olduğu gibi, balıkçılıkta da büyük kayıplar yaşanmakta. Yıllardan beri borçlanarak denize yatırım yapan balıkçılarımız, ekmeğini Akdeniz’e inerek açık denizlerde aramak zorunda kalmaktadırlar. Bunda hem çevre kirliliği, çevre konusunda gerekli tedbirin alınmaması hem de bilinçli balıkçılığın yapılamaması sebeptir.

Zaman içerisinde görmekteyiz balık tutma yasaklarının başladığı  tarihleri, belirli gruplar gelerek, bakanlıklar üzerine baskılar yaparak, bu süreyi uzatmakta, değiştirmekte, balık havyarlıyken balık tutulmasına sebep olmakta; belirli bir süre için, belirli kişilerin para kazanmasına göz yumulup boyun eğilmesi, bunlara göz yumulması neticesinde aslında millî bir kaynağımızın, bütün milletimizi ilgilendiren bir besin kaynağının yok olmasına sebep olmaktayız. Bunda bilhassa Tarım Bakanlığının çok ciddi tedbirler alması gerekmekte, bu gibi noktalarda daha titiz davranması gerekmektedir.

Yunanistan’la komşu olmamız hasebiyle bu anlamda çok tuhaf yasak tarihleri bulunmakta. Bizde balık yasağı başladığında Yunanistan’da, karşıda balık tutma serbest bırakılıyor, onlarda yasaklandığında bizde serbest bırakılıyor; aynı iklim, aynı deniz. Bunu bilimsel, akademik seviyede, üniversiteleri de bu işin içerisine katarak, bu tarihler konusunda çevre ülkelerle ortak platformlar oluşturup bir millî politika takip edilmesi gerekmektedir. Türkiye gibi 10 ülkeyi doyurabilecek bir zenginliğimiz, kaynağımız var; bu yanlış davranışlarımız, politikalarımız yüzünden, bilinçsiz avlanma yüzünden ve çevredeki kirliliği önlememe, göz yumması bakımından bu kaynaklarımız heba olmaktadır.

Önergenin, tabii ki çevre kirliliği noktasında… Kurulan tesisler şehirlere yakın olması dolayısıyla büyük bir kirliliğe yol açmakta; aynı şekilde, Balıkesir ilinde de, Bursa bölgesinde bu tarz, tesisler bulunmakta. Bu noktada, Meclisin aracılığıyla açılacak bir araştırma önergesiyle konunun daha detaylı araştırılıp tedbir alınması ülkemizin millî menfaatine olacaktır. Bu anlamda önergeyi destekliyoruz.

Denizin ve çevresindeki bitki örtülerinin, ormanın, bahsettiğim gibi, Kaz Dağları ve Marmara Denizi’nin etrafındaki önceden çok daha fazla olan orman dokusunun yıllar itibarıyla yok olması çeşitli… Bilhassa Çanakkale bölgesinde yangınların tedbirlerinin alınmayarak yangın çıkması, oradaki orman dokumuzun kaybolmasına sebep olmakta.

Geçtiğimiz gülerde Çan ilçesine gittim. Çanakkale-Çan arasında, ana yolun kenarında hemen bitkiler başlıyor. Bir koruma alanı, atılacak bir sigaranın etkisiz kalabileceği bir mesafenin bulunmadığı, bunun tedbirinin alınmadığı, buna dikkat edilmediği öyle bir ortam. Yine, Çan-Yenice,    Yenice-Balya hattı tamamen orman yangınlarına, olabilecek yangına davetiye çıkarır mahiyette, tedbirin alınmadığı, gerekli çalışmanın yapılmadığı bir şekilde yer almakta. Bunlar gelecek nesillere, ormanlarımızın ve çevremizin düzenli, tertipli teslimi noktasında üzerimize düşen görevleri yapmadığımızı göstermektedir. Araştırmanın detaylı olarak açılması ve konunun ülkenin her tarafında, genelinde incelenerek değerlendirilmesi ülkemizin menfaatinedir.

Denizlerimizin, bilhassa Akdeniz’in İtalya, Fransa sahillerinde turistik amaçlı dalma noktasında çok ciddi gelirler elde etmekteler. Görebildikleri hemen hemen hiçbir şey yok diyebilirim köpek balığı yavrularının dışında. Daldıklarında, deniz altında bir Ege’nin zenginliğinden çok uzak bölgelerde çok ciddi gelirler elde etmekteler. Hâlen var olan bu kaynaklarımız iyi değerlendirildiği takdirde ülkemize iyi bir gelir sağlanacak, turizmimiz artacak, denizcilik, yelkencilik noktasında ülkemiz bir cazibe merkezi hâline gelecektir.

Bu anlamda, önergenin kabulünü Milliyetçi Hareket Partisi olarak destekliyoruz. Çevrenin korunmasının, denizlerimizin korunmasının, dağlarımızın korunmasının bir millî görev olduğu bilinciyle hareket edileceğini düşünerek yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Bulut.

Lehinde Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan.

Buyurunuz Sayın Kaplan. (BDP sıralarından alkışlar)

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Partimizin çevre duyarlılığı, bu konudaki politikaları açık ve bu konuda yapılan araştırmalarda da her zaman destek verdiğimizi biliyorsunuz. Biraz önce Milliyetçi Hareket Partisinin Sapanca Gölü’yle ilgili araştırma önergesi vardı, ona da destek verdiğimizi söyledik. Şimdi, Tekirdağ ili Çorlu ilçesinde Karatepe mevkisinde katı atık bertaraf tesisi kuruluyor. Demin burada Emre Köprülü arkadaşımız çok güzel o olayın detayını irdeledi. Düşünün, çok gelişmiş bir ilçe, birçok vilayetten büyük bir şehir Türkiye’de. Sanayinin hızla geliştiği bu gelişmiş ilçemizde yerel yönetimler var, sivil toplum örgütleri var, çevreye duyarlı olan insanlar var, bilim insanları var. Bir değerlendirme yapıyorlar ve diyorlar ki: “Şehrin bu kadar yakınına bunu yapmanız doğru değil, bu bir kirletme.” Sadece EPDK’nın dediği gibi, çöp gazından elektrik üretme olayı değil, aslında bütün o civardaki sanayiden gelen çöpleri bir araya getirip bunun içinde ne kadar zararlı şey varsa; aküsünü, pil atıklarını, bilmem nelerini hepsini orada gömüp… Aslında dehşet bir kirletme. Buna karşı mücadele ediyorlar. ÇED raporu gündeme geliyor, buna çabalıyorlar. Bu rapor alındıktan sonra mücadele ediyorlar, yargıya gidiyorlar. Arkadaşlar, işte bundan sonra yargıda sonuç alınca hemen yargıyı baypas etme olayı. Hükûmet ve Meclis… İktidar partisi çoğunluğuyla artık kanun hükmünde kararnamelerle yeni bakanlıklar kuruyor; Şehircilik Bakanlığı. Arkasından da yakın bir zamanda yönetmelik çıktı. Bundan sonra, Avrupa Birliğinin ilerleme müktesebatını, her şeyi bir kenara atıp ÇED raporu sadece Bakanlığın iznine, onayına tabi tutuldu. Yani bu Çorlu’da olan olay yarın hepinizin yaşadığı şehirlerde başınıza gelebilir.

Ve arkasından, yargı kararıyla durdurulan bir işlemde EPDK’nın istediği süreç başlıyor, istenen her şey veriliyor. Şirketin davayla kazanamadığını Hükûmet Bakanlık kanalıyla yolu açıyor. Bu kabul edilebilir bir davranış biçimi değil arkadaşlar. Vatanseverlik, yurtseverlik o kadar kolay değil. Toprağına, doğasına, güneşine, suyuna, havasına, her şeyine sahip çıkabilme bilinci, inancı ve iradesidir. Eğer onu öyle yetiştiremezseniz vatanseverliği sadece vatanın sınırlarından ibaret ve orada zaman zaman “vatanı koruyorum” adı altında hukuksuzluğu geliştiren, katliamları geliştiren ve bunu da vatanseverlik adına yapan bir zihniyeti kökleştirmeye çalıştığınız zaman bütün yetkileri merkezî bir piramit misali -korporasyon sistemi deniliyor buna- bu korporasyon sistemini de getirirsiniz tepede bir yere verirsiniz, bütün gücü merkeze verirsiniz, merkezden de her şeyi yönetmeye çalışırsınız. Bir memurun tayininden tutun da en ufak bir icraata kadar merkezde yapmaya çalışırsınız. Merkeze o kadar çok şey alırsınız ki, çok büyük işlerle uğraşırken altta paralel çeteler türemeye başlar. Bu paralel çeteler, bir gün gelir “Vatan millet Sakarya” deyip tıpkı…  15 Ocak 1996’da, böylesi bir günde, üstelik bakın korucu olan 11 yurttaşımız Güçlükonak’ta askerler tarafından bir minibüste diri diri yakılıp öldürülüyor. Güvenlik güçleriyle beraber görev yapan 11 kişi. Buna çok heyetler gitti geldi, bunun anlatımı yapıldı, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine gitti mahkûmiyet kararı verildi, yeniden yargılama süreci vardı, yargı durdurdu. Bir hiyerarşi içinde bu cinayetler işlenmişti: Buna o dönemde hukukçular, sivil toplum, başsavcılıklara müracaatlarını yaptılar. Hangi paralel devlet bunu önlüyor söyler misiniz arkadaşlar? Bu katliamların araştırılmasını hangi güç engelliyor? Hangi güç bu katliamların araştırılmasını engelliyor? İnanın, daha iki sene önce Uludere Roboski katliamı oldu, 34 yurttaşımız F16 savaş uçakları tarafından bombalarla paramparça edildi ve ona “zorunlu hata” diye takipsizlik kararı verildi. Bitmez tabii ama şu an binlerce kişi aynı noktada, Uludere’de Roboski köyünde, hemen olay yerine yakın olan o noktada çünkü orada yapılan güvenlik yolu nedeniyle protesto eylemi yapan 17 yaşındaki Serhat Encü başından kurşunla yaralanıyor ve şu an Şırnak Devlet Hastanesine kaldırılmış. Orada yaşayan, Gülyazı (Becuh), Roboski’de yaşayan nüfus 6 bin arkadaşlar, 6 bin nüfus yaşıyor. 6 bin, bakın, dikkat edin. Bu insanların hepsi şimdi olay yerinde. Bu güvenlik yolunu bu kararın akabinde yapmak, bu kışkırtıcılık bir şey kazandırmıyor. Onun devamı hemen 7-8 köy daha var sıfır noktada ve biz bunu Hükûmetle paylaştık.

Sınır olan her yerde sınır ticareti vardır arkadaşlar. Dünyanın hangi ülkesine giderseniz belli bir limitte sınır ticareti yapılır. Yunanistan’la Türkiye arasında yapılıyor. Hafta sonları Meriç kıyısından geliyorlar Yunanistan’dan Türkiye’ye, Edirne’de alışveriş yapıyorlar, ertesi gün dönüyorlar. Aynı şekilde, Edirne’den gidiliyor, sınır ticareti yapılıyor. Aynı şey Bulgaristan’la yapılıyor.

Özal döneminde de böyle bir olay vardı, bir sınır ticareti olayı vardı. Belli bir limite kadar sınır köyleri ki, bunların sayısını toplasanız çok fazla değildir çünkü üç tarafı deniz olan bir ülkeyiz. Çok fazla olmayan bu sınır köylerinin belli bir limitte sınır ticareti yapmasını yasal olarak bir kartla sağlayan sistemler var. Gümrük Bakanına dedik ki: “Bir kapı açın orada. Güvenlik yolu, karakol yapacağınıza bu işi kökten çözün.” dedik. “Tamam.” dediler, ikna oldular, “Yapacağız.” dediler. E yapmadınız. Kapı yapmıyorsun, sınır ticaretiyle ilgili kolaylık getirmiyorsun, bir kararnamede bir gün toplantıdan bunu çıkarıp bir kararla bunu çözebiliyorsunuz. Üç gün önce yine çatışma vardı sınır boyunda, ticaretle ilgili, onun bitişiğinde -Hakkâri’ye uzanan köyleri var Çukurca’nın- aynı olay vardı, bugün bir genç yaralandı. Sürekli sürekli bunu yaşamak ve bir protesto eyleminde her önüne gelene de kurşun sıkmakla bunu ne kadar götürebilirsiniz, bu ne kadar götürülebilir? Orada yapılan ile Çorlu’da yapılan arasında bir şey yok. Birinde kurşunla öldürüyorsun, birinde zehirleyerek öldürüyorsunuz. İkisi de yaşam hakkını ihlal ediyor. Yaşam hakkının ihlali işte bu noktalarda boy atıyor. Çok tehlikeli bir durum. Hükûmeti buradan uyarıyorum. Keşke Sayın Atalay burada olsaydı. Bu işi kökten çözmek lazım. Yoksa, paralel provokatörlerin devreye girdiği bir anı yaşıyoruz. Maraş’ta saldırıyorlar, Kütahya’da, Afyon’da, Bolu’da, Kocaeli’de üniversitelerde. Yine 12 Eylül öncesi gibi sağ sol çatışması yaratıyorlar. Uyarıyoruz, dikkatli olun. Bir tarafta zehirleyerek, bir tarafta kurşunlayarak, bir tarafta bıçaklayarak. Türkiye bu noktada yönetilemez duruma sokulmamalıdır, bu Meclisin iradesi yok sayılmamalıdır diyor, saygılar sunuyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Kaplan.

Aleyhinde, Tekirdağ Milletvekili Tevfik Ziyaeddin Akbulut.

Buyurunuz Sayın Akbulut. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

TEVFİK ZİYAEDDİN AKBULUT (Tekirdağ) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisinin verdiği grup önerisinin aleyhinde söz almış bulunuyorum. Hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, bir Cumhuriyet Halk Partisi klasiği ile karşı karşıyayız. Maalesef birçok konuda yanlış bilgilendirme var, bunları tek tek ele alacağım.

Çevre konusunda AK PARTİ’nin duyarlılığını kimse ölçemez. AK PARTİ 2006 yılında, yetersiz olan Çevre Kanunu’nu değiştirerek 5491 sayılı Kanun ile çevreyi gerçekten koruyacak, çevreye zarar verecek kişilere en ağır cezaları öngören bir yasal düzenlemeyle çevre duyarlılığını o yıllardan bu yana göstermektedir.

Hepinizin bildiği ve artık bütün dünyaca bilinen bir çevre kirliliği, Ergene Nehri kirliliği olayımız var. Bu konu maalesef kırk yıldan bu yana devam eden bir sorun olarak karşımızda. Biz iktidara geldiğimizde bu sorunu kucağımızda bulduk. Tekirdağ, Çorlu, Çerkezköy gibi önemli büyük yerleşim yerlerimizde 1.500’ün üzerinde fabrika yapıldı. Bu fabrikaların bir kısmı, maalesef, OSB’ler içerisinde yer almadığı için çarpık bir sanayileşme söz konusu oldu ve bu çarpık sanayileşmenin sonucunda Ergene Nehri’ne bırakılan fabrika atıkları nedeniyle, maalesef, o yıllardan bu yana, kırk yıldır bu Ergene Nehri, toprakları sulayamayan, tarıma zarar veren, âdeta zehir akıtan bir nehir hâline geldi. Bu konunun çözümü konusunda Sayın Başbakanımız Veysel Eroğlu Bakanımıza özel bir görev verdi ve 2011 yılına kadar birtakım önlemler alınmış idi ama daha esas önlem 2011 yılında “Ergene Eylem Planı” adıyla bir proje Hükûmetimiz tarafından geliştirildi ve bunun için 2011 yılında 4 milyar kaynak aktarıldı. Bu kaynak ve bu proje doğrultusunda çalışmalar süratle devam ediyor. Çarpık sanayileşmenin önüne geçmek, Ergene Nehri’ne bırakılan bu atık suların arıtılması yolunda çok önemli çalışmalar yapıldı. 7 tane ıslah OSB kuruldu, şimdi bunlar resmen OSB hâline geldi ve bütün bu fabrikaların atıkları belli merkezlerde toplanarak arıtılacak ve daha sonra Marmara Denizi’ne arıtılmış olarak deşarj edilecek. Böylesine önemli bir projede artık tek tek ihaleler yapılmaya başlandı. Proje önemli ölçüde mesafe aldı, neredeyse yolun yüzde 50’sini kat ettik.

Umuyorum, bu proje bittiğinde iki buçuk üç yıl içerisinde Ergene Nehri doğal güzelliğine, doğal hâline kavuşacak, pırıl pırıl su akıtan ve balık tutulan bir nehir hâline gelecek ve birçok Trakya toprağını sulamaya başlayacak. Bu önemli, devasa sorunun çözümü konusunda, çok şükür, AK PARTİ kararını verdi ve bu gayretli, özel çalışmalar sonucunda inşallah netice alacağız.

Efendim, önergeye konu olan mevzuya gelince, Çorlu ilçemiz gerçekten Trakya’nın en büyük yerleşim yeri, 225 bin nüfusa ulaşan bir yerleşim yeri. Bu ilçemizin 7 kilometre… Önergede “1,5 kilometre” diyor, doğru değil. Ben buraya gittim arkadaşlar. Burada saatlerce brifing aldım. Gerçekten bu bilgilendirme doğru mu, değil mi diye araştırdım. İnanın, çok büyük bir bilgi kirliliği var. Vatandaşımız yanıltılıyor, aldatılıyor ve gelişigüzel bilgi kirliliğiyle bunun üzerinden bir siyasi rant elde edilmeye çalışılıyor. Yani Çorlu’da seçimleri etkilemek için böyle bir yol tercih ediliyorsa yanlış yol seçiliyor, buradan ekmek çıkmaz çünkü 2010 yılından bu yana devam eden bir olay bu. “Gizli kapaklı, apar topar, efendim, bu konuda Hükûmet, Bakanlık tedbir aldı, karar verdi…” Yok öyle şey. 2010 yılında adamcağız -bir özel şirket bu, bir özel şirket- bir proje geliştiriyor ve Çorlu Belediyesine başvuruyor. Çorlu Belediyesi 2010 yılında “Evet, bu çok ciddi bir proje, çok güzel bir proje, bunu destekliyoruz.” diyor, karar veriyor; her nedense bir yıl sonra bu verdiği karardan vazgeçiyor.

Bir defa, önergede bahsedildiği gibi, projenin adı “katı atık bertaraf” değil, “Entegre Atık Bertaraf ve Elektrik Üretim Tesisi.” Proje, Çevre ve Şehircilik Bakanlığının, EPDK’nın bilgisi altında yıllardan beri devam ediyor ve bu kişi, özel şirket, buraya 20 milyon dolar para sarf ediyor, yatırım yapıyor. Ben gittim gördüm, gerçekten, kapalı mekânlarıyla, açık mekânlarıyla… Öncelikle fabrika atıklarını bertaraf etmek için bu atıklar buraya getiriliyor. Üç ay öncesinden yeni yeni faaliyete başladı ve bu zehirli atıklar, pil gibi, yağ gibi çok önemli atıklar toprağa verilmeden, çevreye zarar vermeden, önemli mekânlarda, havuzlarda depolanıyor; diğer bir kısmı kapalı mekânlarda kimyasal birtakım analizlere tabi tutularak yakıt olarak çimento fabrikalarına gönderiliyor. Böylesine fabrika atıklarını değerlendiren, çevreyi koruyan, duyarlı bir tesis olduğunu gözlerimle gördüm.

Şimdiye kadar ne oluyordu bu atıklar? Maalesef toprağa gömülüyordu. Çorlu Belediyesinin evsel atıklarının depolandığı, vahşi depolandığı yeri acaba arkadaşlarımız gördü mü? Ben gittim gördüm. Şu anda orada çok vahim bir çevre cinayeti işleniyor. Çorlu Belediyesinin evsel atıkları, sanayi atıkları fakültenin yakınlarındaki bir mekânda, açık alanda depolanıyor, vahşi depolamaya tabi tutuluyor. Bütün bu atıkların suları, zararlı suları, yer altı sularına intikal ediyor, yer altı sularını zehirliyor, halkın sağlığını tehdit ediyor ve bu atıklar tarım toprağını engelliyor.

Bu mekân, “Karatepe” denilen mekân, taş ocaklarının bulunduğu, şehre 7 kilometre uzaklıkta, tarıma elverişli olmayan bir mekândır arkadaşlar. Ve bu insan, bu 20 milyonluk yatırımı kaç sene sonra amorti eder bilemem ama bence, bu insanı eleştirmek, “Çevreye zarar veriyor, sağlığa zarar veriyor.” tarzında eleştirmek yerine “Arkadaş, sen şimdiye kadar kimsenin düşünmediği, devletin yeni, çok önemli tedbirlerle bu sorunu çözmek için çalıştığı bir dönemde özel firma olarak, şirket olarak bu konuya el atmışsın. Tebrik ediyorum. Bu sorunu çözme konusunda destek oluyorsun. Bu sorunun çözülmesi için fabrikaların atıklarını gelişigüzel sağda solda toprağa gömmeleri yerine sen alıyorsun bunları özel mekânlarda düzenli bir şekilde, toprağa zarar vermeyecek bir şekilde imha ediyorsun ve bir kısmını da dönüştürerek bunları yakıt olarak kullanmaya vesile oluyorsun.” diyerek bu insanı tebrik etmek lazım.

Arkadaşlar -bilirsiniz- Ankara’nın Mamak çöplüğü tarihe geçti; orada patlamalar oldu, insanlar öldü. Yakında gidip görenleriniz oldu mu? Mamak çöplüğünün üzerinde, şehrin ortasında, Ankara Büyükşehir Belediyesi bir atık ayıklama bertaraf tesisi kurdu; şu anda orada kapalı mekânlarda yüzlerce işçi çalışıyor, Ankara’nın çöpü arıtılıyor, geri dönüştürülüyor ve bu atıklardan enerji elde ediliyor. Dünya artık bu hâle geldi, şehirlerin ortasında bu şekilde tesisler var, enerji elde ediliyor, atıkları bertaraf ediyor, insan sağlığına hiçbir zararı olmuyor.

Kaldı ki arkadaşlar, buna verilen ÇED raporunu takip ettim, bu ÇED raporu devamlı denetim altında olacak bir mekanizmayı geliştiriyor. ÇED raporu verilmiş, sağlık yönünden, insan sağlığı, toprak, su vesaire bakımından çevreye duyarlı bir tesis. Eğer bu tesis verildiği şekilde, projedeki şekilde çalışmaz ise her an ÇED yetkilileri yani Çevre ve Şehircilik Bakanlığı müdahale ederek, bu konuda ceza vererek veya duyarlı hâle getirerek veya bunun çevreye verdiği etkiyi önleyebilecek kuvvete sahip. Bir Hükûmet kendi ayağına kurşun sıkar mı? Durup dururken biz Çorlu’nun, böyle önemli bir kentin yanında, insana, sağlığa, halka zarar verecek bir tesisi nasıl kurarız? Nasıl müsaade ederiz? Buna AK PARTİ, buna Hükûmetimiz, Sayın Başbakan, Sayın Bakanım nasıl müsaade edebilir? Bu mümkün değil.

Arkadaşlar, ben tavsiye ediyorum, bu arkadaşlarımız gidip görsünler.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

TEVFİK ZİYAEDDİN AKBULUT (Devamla) – İkincisi: Bir de Çorlu Belediyesinin çöplüğünü görsünler. Ben dilerdim ki, Çorlu Belediyesinin atıkları konusunda bir araştırma önergesi verilsin, onu araştıralım.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Araştıralım, beraber araştıralım.

TEVFİK ZİYAEDDİN AKBULUT (Devamla) – Çorlu Belediyesinin atıkları, toprağa, etrafa ne kadar zarar veriyor; bunu araştıralım derdim. Yoksa, bu tesisi yapan kişiyi takdirnameyle ödüllendirmek lazım diyorum.

Hepinize sevgiler, saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN –  Teşekkür ederiz Sayın Akbulut.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN - Sayın Hamzaçebi, buyurunuz. (CHP sıralarından alkışlar)

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Efendim, Sayın Emre Köprülü Çorlu’da kurulması planlanan katı atık tesisleriyle ilgili olarak bilgi ve belgelere dayalı bir konuşma yaptı, bu tesisin nasıl yasalara aykırı bir şekilde planlanmak üzere olduğunu anlattı. Sayın Akbulut ise konuşmasına daha ilk cümlesinde “Bir Cumhuriyet Halk Partisi klasiğiyle karşı karşıyayız.” diye başlayarak Cumhuriyet Halk Partisini itham eden bir değerlendirme yaptı. Grubumuza bir sataşmada bulunmuştur efendim, söz istiyorum.

BAŞKAN – Buyurunuz efendim.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Söz hakkımı Sayın Emre Köprülü’ye veriyorum efendim.

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Köprülü. (CHP sıralarından alkışlar)

 

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

7.- Tekirdağ Milletvekili Emre Köprülü’nün, Tekirdağ Milletvekili Tevfik Ziyaeddin Akbulut’un CHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında CHP Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

EMRE KÖPRÜLÜ (Tekirdağ) – Teşekkür ederiz Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekillerim; şimdi, tabii, ben şunu arzu ederdim ki: Biz Tekirdağ’ın menfaatleri noktasında birleşelim, Tekirdağ’ın sorunlarını hep beraber çözelim, o parti, bu parti, şu parti ayrımı da gözetmeksizin eğer biz Tekirdağ milletvekiliysek ortak paydamız bu olsun isterdim ama maalesef ki bu oluşmadı. Neden oluşmadı? Evvela söze şöyle başladık, ben anlattığım noktada şunları söyledim, dedim ki: “Tekirdağ İdare Mahkemesinde bir dava açılmış, Tekirdağ İdare Mahkemesinde yürüyen bir dava var. Bu dava devam ederken, bu dosya kapsamında bilirkişi raporları alınmışken, üniversitelerden teknik raporlar alınmışken, bu tesisin hukuksuzlukları tek tek sıralanmışken, çevreye vereceği zararlar tek tek anlatılmışken, çevreye yaratacağı, insan sağlığına yaratacağı etkiler bu raporlarda tek tek sıralanmışken yargıya müdahale etmeden mahkemelerin işleyişinin devam etmesini isterdim.” Yani kimse kusura bakmasın ama ben yargıya güvenirim. Bir milletvekilinin gidip bölgeyi inceleyip “Ben gördüm, burada zararlı bir şey yok.” demesi beni çok ilgilendirmiyor, beni çok bağlamıyor, emin olun ki Tekirdağ ve Çorlu halkını da çok bağlamıyor. Ama, mahkeme kararlarını baypass edecek tarzda, Çevre ve Şehircilik Bakanlığının ilgili birimlerini devreye sokarak, Mekânsal Planlama Genel Müdürlüğünü devreye sokarak, mahkemede kaybedeceği işlemleri bu birimler üzerinden hukuku ters çevirerek yapmaya çalışmak, işte o zaman siz ihanet etmiş oluyorsunuz; hem Tekirdağ’a ihanet etmiş oluyorsunuz hem de hukuka karşı hile işlemiş oluyorsunuz, suç işlemiş oluyorsunuz.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Köprülü.

VII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

3.- CHP Grubunun, Tekirdağ Milletvekili Emre Köprülü ve 21 milletvekili tarafından Tekirdağ’ın Çorlu ilçesinde yapılması planlanan katı atık bertaraf tesisi ile ilgili işlemlerin incelenmesi ve tesisin çevreye olası olumsuz etkilerinin araştırılması amacıyla 8/10/2013 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 15 Ocak 2014 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – Öneriyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Öneri kabul edilmemiştir.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Bir söz talebim var efendim.

BAŞKAN – Sizin bir söz talebiniz mi var?

Buyurunuz efendim.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

20.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, Sakarya Milletvekili Engin Özkoç’un Adıyaman Milletvekili Mehmet Metiner için yerinden sarf ettiği bazı ifadelere ilişkin açıklaması

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Ben, bir önceki oturumda ayağa kalkarak bir konuşma yaparken şöyle demişim, tutanaklardan okuyorum: “…sayın konuşmacı, milletin bağrından çıkan cumhuriyet kadrolarının millete dayanarak” diye başladığım bir cümleyi kullanırken Sayın Mehmet Metiner oturduğu yerden her zamanki hâliyle laf atıyor tabii.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Sizden öğreniyoruz laf atmayı!

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Bana bir laf atıyor: “Biz de milletin bağrından çıkmışız.” Oysa ben, Sayın Metiner’e “Siz milletin bağrından çıktınız, çıkmadınız.” diye herhangi bir şey söylemiyorum. Bu sırada Sayın Engin Özkoç “Senin nereden çıktığın belli değil!” şeklinde bir değerlendirme yapmış. Sayın Engin Özkoç’u ben aradım, genel merkezimizde şu anda. Kendisi bu cümleyi “Sayın Metiner milletin bağrından çıkmamıştır.” anlamında kullandığını söyledi. Başka bir niyetle söylenmiş bir cümle değil. Buna başka bir anlam, başka bir niyet atfediliyorsa o doğru değil.

Bunu Genel Kurulun bilgisine sunuyorum.

Teşekkür ederim.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Ben de kendisine aynen iade ediyorum!

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Hamzaçebi, bu duyarlılığınız için.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım. 

VII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

4.- AK PARTİ Grubunun, bastırılarak dağıtılan 522 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin kırk sekiz saat geçmeden gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer işler” kısmının 3’üncü sırasına alınmasına, Genel Kurulun çalışma gün ve saatleri ile gündemdeki sıralamanın yeniden düzenlenmesine ilişkin önerisi

15/1/2014

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulunun 15/01/2014 Çarşamba günü (bugün) yaptığı toplantıda siyasi parti grupları arasında oy birliği sağlanamadığından, İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince, grubumuzun aşağıdaki önerisinin Genel Kurulun onayına sunulmasını arz ederim.

                                                                                   Mustafa Elitaş

                                                                                         Kayseri

AK PARTİ Grup Başkan Vekili

Öneri:

Bastırılarak dağıtılan 522 sıra sayılı kanun teklifinin kırk sekiz saat geçmeden gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer işler" kısmının 3’üncü sırasına, yine bu kısımda bulunan 517, 459, 380, 455, 63, 377, 471, 162, 462, 335, 375, 133, 230, 121, 120, 403, 281, 316, 56, 385, 401, 429, 497, 483, 188, 160, 31, 456, 159, 187, 418, 157, 163 ve 158 sayılı kanun tasarılarının ise bu kısmın 4, 5, 6, 7, 8, 9, 10, 11, 12, 13, 14, 15, 16, 17, 18, 19, 20, 21, 22, 23, 24, 25, 26, 27, 28, 29, 30, 31, 32, 33, 34, 35, 36 ve 37’nci sıralarına alınması ve diğer işlerin sırasının buna göre teselsül ettirilmesi,                      

Genel Kurulun;

Haftalık çalışma günlerinin dışında 24 Ocak 2014 Cuma günü saat 14:00'te toplanarak, bu birleşimlerinde Gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmında yer alan işlerin görüşülmesi;

15 Ocak 2014 Çarşamba günkü (bugün) birleşiminde 63 sıra sayılı kanun tasarısına kadar olan işlerin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar;

16 Ocak 2014 Perşembe günkü birleşiminde 335 sıra sayılı kanun tasarısına kadar olan işlerin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar;

Yukarıda belirtilen birleşimlerde gece 24:00'te günlük programın tamamlanamaması hâlinde günlük programın tamamlanmasına kadar;

21, 22, 23, 24, 28, 29, 30 Ocak 2014 ile 04, 05, 06, 11, 12 ve 13 Şubat 2014 Salı, Çarşamba ve Perşembe günkü birleşimlerinde saat 23:00'e kadar;

çalışmalarını sürdürmesi;

Önerilmiştir.

BAŞKAN – Önerinin lehine İstanbul Milletvekili Tülay Kaynarca.

Buyurunuz Sayın Kaynarca. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

TÜLAY KAYNARCA (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Önerisi adına söz aldım. Değerli Meclisi saygıyla selamlıyorum.

AK PARTİ grup önerisinin gündem ve çalışma saatleriyle  ilgili bir önerisi vardır. Bu öneri içerisinde öncelikle bugün 522 sıra sayılı Eskişehir 2013 Türk Dünyası Kültür Başkenti Hakkında Kanun Değişikliği Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin görüşülmesini öngörüyoruz. Ardından ise üç uluslararası sözleşmeyi görüşmeyi teklif ediyoruz. Bunlar da sırasıyla: Moldova ve Rusya’yla ilgili olan uluslararası sözleşmeler; devamında ise yine, Sanal Ortamda İşlenen Suçlar Sözleşmesi’nin görüşülmesini teklif ediyoruz. Yarın da yine, uluslararası sözleşmelerin -geri kalan- gündem sırasına göre, mevcut gündeme göre devamını öngörüyoruz mevcut uluslararası sözleşmelerin.

Grup önerimizin diğer konu başlığıysa çalışma saatlerimizle ilgili. Bugün itibarıyla, az önce sırasıyla saymaya çalıştığım dört gündem başlığını yani mevcut gündem bitene kadar bugünkü Meclis takvimini görüşmeyi öngörüyoruz. Yine, yarın da 14.00 itibarıyla çalışmaya başlanıp gündemin bitimine kadar çalışmayı öngörüyoruz. Yine, önümüzdeki hafta da çalışma saatimizi 23.00 itibarıyla bitirmeyi teklif ediyoruz.

Adalet ve Kalkınma Partisi grup önerisine desteğinizi bekliyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Kaynarca.

Aleyhinde, Aydın Milletvekili Bülent Tezcan. (CHP sıralarından alkışlar)

Buyurunuz Sayın Tezcan.

BÜLENT TEZCAN (Aydın) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; AKP’nin grup önerisini görüşüyoruz. Mutat olduğu üzere, Meclisin çalışma düzenini değiştirme çerçevesinde bir yeni grup önerisiyle karşı karşıyayız. Aslına bakarsanız Meclisin çalışma düzeni kalmadı. İktidar partisinin bugüne kadarki uygulamaları sayesinde ne Meclisin çalışma düzeni kaldı ne devletin çalışma düzeni kaldı. Yani bir bakıyorsunuz, dört günden bu yana “Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanunu’nu değiştireceğiz.” diye; pardon, düzeltiyorum “Hâkimler ve savcılara dönük operasyon yapacağız.” diye, “Emniyete operasyon yapacağız.” diye, “Yolsuzluğun üstünü örteceğiz.” diye, “Hırsızlığın üstünü örteceğiz.” diye, “Yolsuzluğu soruşturan savcıların defterini düreceğiz.” diye, “Hırsızlığı soruşturan emniyet müdürlerinin defterini düreceğiz.” diye Parlamentoyu beş günden bu yana gerilimli, kavgalı bir komisyon sürecine soktunuz. Eminim, üç gün sonra o komisyon çalışmaları bitince “Bunu da değiştirelim gelin.” deyip yeni bir çalışma düzenine ilişkin grup önerisiyle geleceksiniz.

Bakın, dün Van’dan Kilis’e kadar uzanan bir El Kaide operasyonu yapıldı. Türkiye Cumhuriyeti’nin yargı organı, savcılar işe el atmışlar, savcıların verdiği talimatla görev yapan polis müdürleri El Kaide operasyonu yaptı. El Kaide örgütü kanlı bir terör örgütüdür, sadece Türkiye'de değil, bölgede, Orta Doğu’da kanlı bir terör örgütüdür. İnsanların kellesini kesmekle, satırla kelle kesmekle meşhur bir örgüttür. Canlı canlı ciğerlerini yemekle, kanını içmekle meşhur bir örgüttür ve bu örgüte dönük, bölgede bir operasyon yapılıyor. Türkiye ayağı kullanılarak Suriye’ye giden bir hat çizip El Kaide operasyonuna destek verildiği iddiasıyla bu ülkenin savcısı ve onun emri altına görev yapan emniyet kuvvetleri soruşturma yapıyor, bir saat içerisinde Van Terörle Mücadele Şube Müdürü, Kilis Terörle Mücadele Şube Müdürü görevden alınıyor. Şimdi bu Hükûmet bir şeyin hesabını vermek zorunda: Terörün neresinde duruyorsunuz, terörün ortağı mısınız, El Kaide’nin ortağı mısınız? El Kaide’ye operasyon yapan savcıların ve emniyet müdürlerinin önüne geçerek, durdurarak, soruşturarak Türkiye'yi nereye sürüklemenin peşindesiniz?

Değerli arkadaşlar…

BEDRETTİN YILDIRIM (Bursa) – Faizlere bak…

BÜLENT TEZCAN (Devamla) – Faiz kanla ödenmez, faiz kanla ödenmez!

Değerli arkadaşlar, şimdi, bugün bir başka şeyi yaşadık. Yine bütün bu atmosfer içerisinde, bakıyoruz, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kuruluna yeni  Bakan ve Müsteşar gitti, gider gitmez “Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun Birinci Dairesinde nasıl operasyon yaparız?” diye yeniden oylama yaptılar. Birinci Dairede bugünkü bütün işleri şuydu: Birinci Dairenin, atama, tayin, terfi, hâkimlerin, mahkemelerin oluşumunu belirleyen Birinci Dairenin, 2 üyesini o daireden alıp İkinci ve Üçüncü Daireden birer kişiyi Birinci Daireye getirme operasyonuydu.

Bakın buraya yazıyorum: Yarından itibaren, İstanbul’da yolsuzluk soruşturmasını yürüten mahkeme ve savcıları da, İzmir’de, Van’da ve Türkiye’nin diğer bölgelerinde, yeni bir kararnameyle mahkemeleri tarumar edeceksiniz. Bu iktidarın hedefi kendine biat eden hâkimler, kendine biat eden bir yargı düzeni yaratmak ve oluşturmaktır. Ama, bunun altında kalırsınız. Hukukla bu kadar oynarsanız, adaletle bu kadar oynarsanız, devlet düzeniyle bu kadar oynarsanız bunun altında kalırsınız, kalırken bütün bir milleti de sıkıntıya sokarsınız.

Bakın, Sayın Başbakan ilginç bir şey söylemiş, şaşırmadım dersem yalan olur: “Sahte delillerle insanların nasıl mahkûm edildiğini bugün daha belirgin şekilde görebiliyoruz.” diyor Sayın Başbakan. Neyi kastederek? Üç yıldan bu yana bu kürsüde bağırdığımız, beş yıldan bu yana Türkiye’de bağırdığımız, Başbakanın “Ben bu davanın savcısıyım.” dediği “Ergenekon, Balyoz, Kafes eylem planı, askerî casusluk” gibi kurgulanmış, düzmece davaları kastederek bugün bunları söylüyor. Niye? Çünkü Bilal hedefte, hedefte. Şimdi Başbakanın oğlu hedefte, şimdi bakanların oğlu hedefte, yolsuzluğa boğazına kadar bulaşmış iktidarın ortakları hedefte. Şimdi, çıkmış, Başbakan hatırlıyor üç sene, dört sene öncesindeki hukuksuzlukları. Bakın, o zaman ne diyordu; o zaman, biz bunları dile getirdiğimizde Sayın Başbakan sizlerle birlikte -hep bir ağızdan- şunu söylüyordunuz: “Silahlar çıktı canım, boşuna mı bunlar? Şahitler ifade verdi.” “Tape kayıtları var, konuşma kayıtları var.” diyen Başbakanın kendisi değil miydi, o davalar için “Bunlar kurgulanmış dava.” dediğimizde? Şimdi neyin peşinde? Şimdi, savcıların üzerine baskı kurup, soruşturmaları sulandırıp o tapeleri değiştirmenin peşindeler ama bunun da altında kalacaksınız.

Değerli arkadaşlar, 2010 yılını hatırlayın. 2010 yılının Mart ve Nisan ayında Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunda bu düzmece davaları önleyecek herhangi bir karar alınır kaygısıyla o dönemin Adalet Bakanı ve o dönemin Adalet Bakanlığı Müsteşarı kurul toplantısını terk etti, kararnameyi geri çekti ve kurulu dağıttı. Şimdi, dönüp istediğiniz kararnameyi çıkarabilmek için “Kurulun Birinci Dairesini nasıl dağıtırız?”ın peşindesiniz, hem de Adalet Komisyonunda bütün bir Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunu Adalet Bakanına bağlayan bir değişiklik teklifi görüşülürken. O kadar çok aceleniz var ki, o kadar çok telaşınız var ki, onun Parlamentodan geçmesine dahi sabredemeden bir an önce bu değişikliği yapmanın peşindesiniz.

Sayın Başbakan bir başka benzetmede daha bulunmuş, Hasan Sabbah’ın başında bulunduğu Haşhaşiler örgütü benzetmesinde bulunmuş ve “Bunlar çete, bunlar virüs, bunlar Haşhaşiler teşkilatı gibi.” diyor, 11’inci yüz yılda kurulan Haşhaşhiler diye… Şimdi, Sayın Başbakanın bunu kime dediğini biliyorsunuz, cemaate söylüyor bunu. Peki, bundan beş ay önce Amerika’ya giderken “Pensilvanya’ya gidecek misiniz, Hoca Efendi’yle görüşecek misiniz?” dediklerinde “Gök ne verdi de yer kabul etmedi?” diyen Başbakan bu Başbakan değil miydi? Aynı Başbakan Türkçe Olimpiyatları’nda hem de bir şiir okur gibi çıkıp da “Gel, bitsin bu hasret, bitsin bu hasret. Gel vatanına, yurduma gel.” diye Hoca Efendi’ye çağrı yapan Başbakan değil mi? O zaman Haşhaşiler yok muydu? O zaman Hasan Sabbah yok muydu? Yoksa şunu mu planlıyordu bunu söylerken, içinden şunu mu söylüyordu: “Gel, gel de bir defterini nasıl düreceğim; gel görürsün.” hesabında mıydı?

Değerli arkadaşlar, bakın, Bülent Arınç’ı Pensilvanya’ya gönderdi ve görüştürdü Fethullah Gülen’le.

BEDRETTİN YILDIRIM (Bursa) – Nereden biliyorsun?

BÜLENT TEZCAN (Devamla) - Şimdi soruyorum: Çeteyle görüşmek üzere temsilci mi gönderdiniz?

BEDRETTİN YILDIRIM (Bursa) – Yanında mıydın; nereden biliyorsun?

BÜLENT TEZCAN (Devamla) – Çeteyle anlaşmak üzere temsilci mi gönderdiniz?

BEDRETTİN YILDIRIM (Bursa) – Yanında mıydın?

BÜLENT TEZCAN (Devamla) – Şimdi, bir başka şeyi unutmayın: Haşhaşiler, Selçuklu sarayıyla mücadele ettiler, doğru ama Haşhaşiler güçlerini aynı zamanda Selçuklu sarayından aldılar. Selçuklu sarayından aldıkları güçle burada o dönemde, o güçlü örgütü kurdular. Acaba bugün “Haşhaşi” dediğiniz yapıya hangi gücü, hangi desteği verdiniz; o pişmanlığı ifade etmek için mi bunu söylüyorsunuz, bu da ayrı bir merak konusu.

HALİDE İNCEKARA (İstanbul) – Niye bağırıyorsunuz?

BÜLENT TEZCAN (Devamla) – Değerli arkadaşlar, bakın, Başbakan oğlu Bilal Erdoğan’ı alıyor arabasına bindiriyor; savcılığın yakalama kararı olduğu, mahkemenin yakalama kararı olduğu oğlunu gezdiriyor.

İHSAN ŞENER (Ordu) – Sana mı soracak be!

BÜLENT TEZCAN (Devamla) – Başka bir baba, aranan çocuğunu böyle gezdiremez ama Başbakan değil, baş baba olursa alır oğlunu, polise suç işletme pahasına gezdirir.

Değerli arkadaşlar, Polis Vazife ve Salahiyetleri Kanunu’nun 13’üncü maddesi açık; yakalama kararı olan birini polis derhâl gözaltına almak zorunda.

BEDRETTİN YILDIRIM (Bursa) – Dosyasını sen mi hazırladın; nereden biliyorsun?

BÜLENT TEZCAN (Devamla) – Şimdi, o Başbakanın etrafında bulunan koruma amirleri dâhil olmak üzere, oradaki emniyet müdürleri dâhil olmak üzere hepsi görevi kötüye kullanma suçu işliyor.

BEDRETTİN YILDIRIM (Bursa) – Sen mi hazırladın dosyayı?

BÜLENT TEZCAN (Devamla) – Çünkü aranan bir çocuk gözlerinin önünde, alıp yakalamaları lazım.

İHSAN ŞENER (Ordu) – Nereden biliyorsun, nereden?

BÜLENT TEZCAN (Devamla) – Bunun hesabını hepsi, hep beraber verecekler.

İHSAN ŞENER (Ordu) – Nereden biliyorsun, nereden?

BÜLENT TEZCAN (Devamla) – Şimdi, bakın, son olarak şunu söylüyorum, son olarak: Sayın Başbakan çıkıp diyor ki…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BÜLENT TEZCAN (Devamla) – Sayın Başkan, bir dakika…

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Tezcan.

BÜLENT TEZCAN (Devamla) – Peki…

Altında kalacaksınız bu yaratmak istediğiniz düzenin, altında kalacaksınız.

Hepinize saygılar sunuyorum.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler.

Lehinde, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Buyurunuz Sayın Elitaş.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

17 Aralıkta yapılan bir operasyon neticesinde, Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetiyle ilgili yapılan bir operasyonu, bugün görüyorum ki Cumhuriyet Halk Partisi temsilcisi yıllardır üzerinde durdukları, farklı farklı şekilde tanımladıkları bir camiayla ilgili sanki kol kola girmiş, bu mücadele içerisinde birlikte hareket ediyormuş görüntüsünü vermeye çalışıyor.

Basında yer aldığı çerçevede baktığımızda Sayın Kılıçdaroğlu’nun bir Amerika gezisi oldu. Bu Amerika gezisi çerçevesinde orayla görüşüp görüşülmediği veya onlardan alınan talimat çerçevesinde adaylarının tespit edilip edilmediği konusunda da çeşitli iddialar var. Bu iddialara cevap vermezken Ankara belediye başkanı adayını gelip de hiç alakası olmayan –ki kendi partisine “Partimizi Cumhuriyet Halk Partileştiriyorsunuz.” diyen- bir kişiyi Ankara’da Büyükşehir Belediye Başkanı olma mecburiyetinde hissetmelerinin nereye bağlı olduğunu herhâlde açıklamaları, ifade etmeleri gerekir. Yolsuzluktan dosyaları olan -şu andaki Genel Başkanının televizyonlarda, gazetelerde ifade ettiği belediye başkan adaylarıyla ilgili- partilerinden ihraç edilen bir kişiyi herhâlde “Amerika toplantısından sonra büyükşehir belediye başkanı adayı olarak gösterdikleri” şeklindeki basında yer alan ifadelerin de ne derece doğru olduğu konusunda…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Yahu Mustafa, Amerika’ya bel bağlayan sensin. Bir defa, bu lafları söylerken insanın yüzü kızarır.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Senin bu konularda laf atmaya hakkın bile yok.

BAŞKAN – Lütfen karşılıklı konuşmayınız.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sen tamamen kendi sicilini söylüyorsun, kendi sicilini!

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Yani yolsuzlukla partisinden ihraç edilen bir kişiyi büyükşehir belediye başkanı olarak aday gösterme mecburiyeti ve bu ezikliği hissetmeden ifade etmesi de herhâlde kendileri adına ortaya çıkabilir. “Niye bunu böyle yaptık?” diye Cumhuriyet Halk Partisinin milletvekilleri de kendi içinde sorgulayabilir. Ama Sayın Başbakanın oğluyla ilgili bir düzmece operasyonla, “ifadeye çağırma” adıyla yapılan kararda, henüz daha ifadeye çağrılmamış, ne zaman yapılacağı da belli değil ama birileri herkesten önce, bir iki tane gazeteci herkesten önce bu ifadeye çağrılma meselesini yayınlıyor, sosyal medyada ifade etmeye çalışıyorlar, gazetelerde ifade etmeye çalışıyorlar. Cumhuriyet Halk Partisinin temsilcisi de buradan mal bulmuş mağribî gibi…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Hangi yolsuzluktan bahsediyorsun ya? Tayyip Erdoğan’ın oğlu Bilal niye polise gidip de ifade vermiyor Mustafa, söyle onu. Bilal niye savcılığa gidip de ifade vermiyor? Tayyip’in arabasında ne işi var?

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – “…Başbakanın savcılıkça aranan oğlu Başbakanın arabasında gidiyor ve bunu da Başbakan olduğundan dolayı onun nüfuzunu kullanarak yapıyor.” şeklinde, açıkçası yargıya, yargılanmaya, insanların masumiyet karinesine aykırı bir şekilde davranarak burada Sayın Başbakanımızı, Sayın Başbakanın oğlunu ve AK PARTİ’yi töhmet altında bırakacak şekilde açıklamalar yapma haksızlığını ifade etmeye çalışıyor.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Ne töhmeti ya? Her şey ortada.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Bakın, değerli milletvekilleri, yapılan işlerle ilgili yargı işine devam edecek ama yargı tarafsız ve bağımsız olacak. Yargının bağımsızlığına amenna ama yargı tarafsız olamadığı sürece, yargının verdiği kararlar da muhakkak ki tartışmaya konu olabilir.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Hırsızı yakalayan yargıç tarafsız değil mi?

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Henüz daha yargı aşamasına gelmeyen bir konuyu sanki varmış gibi ifade etmek, bu seçim süreci içerisinde birilerinin kara kampanya yapmalarına çanak tutmak, peşkeş çekmek ve onların taşeron olarak kullanıldığı gibi taşeronun taşeronu olma durumuna da getirmek söz konusu olabilir.

TUFAN KÖSE (Çorum) – Ne güzel konuşuyorsun, vallahi bravo!

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Bakın, değerli milletvekilleri, Türkiye on bir yıl içerisinde, cumhuriyet tarihi içerisindeki en güçlü dönemlerini yaşıyor. Bugün, on bir yıl içerisinde Türkiye’nin küresel güçler içerisindeki bölgesel güç olma yolundaki attığı adımlar, küresel güçlerle artık figüran gibi değil bir aktör gibi ortaya çıkması birilerini rahatsız edebilir…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Hırsızlığı yapanın küresel güçle ne alakası var?

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – …ama bu ülkede yaşayan her Türk vatandaşını memnun etmesi, gurur vermesi gerekir. Ama maalesef, üzülüyorum, ana muhalefet partisi bu gelişmeyi, bu iyileşmeyi Türkiye’nin bulunduğu konumu, tarihi boyunca en yüksek noktaya geldiği konumu rahatsızlık içerisinde takip ediyor. Türkiye’nin geçmiş dönemlerde olduğu gibi talimat alan bir ülke hâline dönmesi için dış güçler ve içerideki taşeronlarla birlikte yaptıkları olumsuz meseleleri sahiplenerek Türkiye’nin önünü tıkamakta, ana muhalefet partisinin temsilcileri taşeronun taşeronu gibi hareket etmeye çalışıyorlar.

Değerli milletvekilleri, bugün 2 tane uluslararası sözleşme ile Eskişehir’in kültür başkenti olmasıyla ilgili, gruplarla bir anlaşma yaptık. Biraz sonra, inşallah, bu konuları değerlendireceğiz, gündeme getireceğiz. Yarınki çalışma programımız da belli. Yine siyasi parti gruplarımızla “5 tane sözleşme” diye ifade ettik ama kaç tane çıkar, onu da gruplarla yaptığımız görüşme çerçevesinde değerlendireceğiz. Fakat bu konuşmaları, bu yaptığımız meseleleri, daha henüz ortada fol yok yumurta yokken birilerinin farklı bir maksatla ortaya çıkarıldığı… Ki, bugün basında yer aldığı gibi 7 tane iş adamının… Büyük ihaleleri kazanan iş adamlarıyla ilgili 25 tane torba içerisinde olan delilleri açmayan bir mahkemenin, bir savcının gözaltı kararıyla ilgili veya mal varlıklarını dondurma kararıyla ilgili yaptığı hareketin, Türkiye’nin ekonomisine -Türkiye’nin uluslararası piyasada olumsuz olarak değerlendirilmesine- ne büyük zararlar vereceğini herhâlde hep beraber görüyoruz.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Torbanın içini nereden gördün Mustafa?

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Bugün Türkiye’nin içerisinde bulunduğu olumsuzluklarla Türkiye ekonomisinin kaybetmesinden hiç kimse memnun olmaz. Asgari ücretli de bundan kaybedecek, tüyü bitmedik yetim de bundan kaybedecek. Türkiye’deki 76 milyon bundan kaybedecek.

TUFAN KÖSE (Çorum) – Sayın Başkan, ne yapsınlar?

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – AK PARTİ iktidarını yıpratmak üzere ortaya çıkarılmış bir senaryoyu, bir kurguyu, karalama kampanyasını ana muhalefet partisinin bu şekilde sahiplenmesi herhâlde içler acısıdır diye düşünüyorum. Değerli milletimize havale ediyorum.

TUFAN KÖSE (Çorum) – Niye istifa etti Bakanlar o zaman?

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Elitaş.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Hamzaçebi.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, Sayın Elitaş grubumuza çok açık sataşmada bulunmuştur. Söz istiyorum efendim. Sayın Bülent Tezcan konuşacak.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Bilal Erdoğan Tayyip’in arabasında ne arıyor? Niye gidip de savcılara ifade vermiyor Mustafa? Niye kaçırılıyor?

BAŞKAN – Evet, buyurunuz Sayın Tezcan.

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

8- Aydın Milletvekili Bülent Tezcan’ın, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın AK PARTİ grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında CHP Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

BÜLENT TEZCAN (Aydın) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli arkadaşlar, biraz önce Sayın Elitaş buraya çıkıp açıkça grubumuza hakaret etti.

Şimdi, Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetine yapılan operasyon, hangi operasyon? Hangi operasyon? Savcılığı ve yargıyı tepeden tırnağa değiştirmeye dönük bir iktidar operasyonu var. Doğrudan doğruya yolsuzluğun üstünü örtmeye dönük bir operasyon var. Ayan beyan milletimiz bunu biliyor.

Cemaatle kol kola girmişiz, cemaatle birlikte hareket ediyormuşuz, cemaatten talimat alıyormuşuz… Cemaate bugüne kadar biat edenlerin kim olduğunu yakından biliyoruz. Bugüne kadar kurduğunuz ortaklığı biliyoruz. Cemaatten talimat alarak hem de en yetkili noktalardan, Başbakan noktasından, “Gök neyi verdi de yer kabul etmedi?” diyen biz değiliz, sizsiniz. Cumhuriyet Halk Partisine bunu söylemeye kimsenin hakkı da yoktur, haddi de değildir.

Değerli arkadaşlar, bakın, düzmece operasyonlardan bahsediyor Sayın Elitaş. 25 Aralıkta davetiye var, davetiye. Basına düştü. Savcı çağırmış. O savcının defterini dürdünüz. 25 Aralıktan sonra dosyayı kapattınız. Şimdi hâlâ o davetiye geri çekilmediği hâlde yakalama kararı, Bilal Erdoğan’ı babası gezdiriyor, elinden tuttu babası gezdiriyor.

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Yapmayın…

BÜLENT TEZCAN (Devamla) – “Ortada fol yok yumurta yok.” diyorsunuz. Ortada fol yok yumurta yokken beş yıl hapis yattı bu ülkede insanlar, ağzınızı açmadınız. Sıra sizin yolsuzluklarınızın kapağını açmaya geldiğinde telaşa düştünüz. Bu suçluların telaşıdır.

Bakın, Sayın Mehmet Haberal’a birileri telefonda “Siz benim başbakanımsınız gönlümde.” dedi diye, beş yıl hapis yattı Sayın Mehmet Haberal. Şimdi, Sayın Başbakan hakkında Fethullah Gülen telefonda diyor ki: “Büyük patron bunu duymasın.” Şimdi Başbakan da büyük patron olup çetenin lideri mi oldu? Dönün bunun hesabını verin. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Tezcan.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, biraz önce Mustafa Elitaş dedi ki: “Bize komplo kurdular.” (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

FATİH ŞAHİN (Ankara) – Neye göre konuşuyor Sayın Başkan? Oradan bir şey söyleyin, durduk yere de söz veriyorsunuz.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Şimdi, Tayyip Erdoğan’ın oğlunun 200 milyon lira kendisine arsa bağışlandığı söyleniyor. Şimdi, 3 milyon…

FATİH ŞAHİN (Ankara) – Dinlemek zorunda değiliz. Konuşma alsın konuşsun.

BAŞKAN – Sayın Genç, buna Sayın Grup Başkan Vekili ve Sayın Tezcan cevap verdiler efendim.

FATİH ŞAHİN (Ankara) – Lütfen, böyle bir usul yok.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Bir dakika efendim… 3 milyon dolar vakfına verildiği söyleniyor ve bu suç işlenmiştir.

FATİH ŞAHİN (Ankara) – Böyle bir usul yok, dinlemek zorunda değiliz bunu! Sayın Başkan, izin vermeyin lütfen. İdare amirlerini göreve çağırın, bir şey yapın. Böyle korsan konuşma mı olur?

KAMER GENÇ (Tunceli) – Savcı bunu ifadeye çağırıyor. Tayyip Erdoğan suçluyu kolluyor, ifadeye götürmüyor. Peki, şimdi, Meclis Başkan Vekilisiniz, bu kadar yalan söyleyen bu Mustafa’nın sözünü niye kesmiyorsunuz?

BAŞKAN – Sayın Genç…

FATİH ŞAHİN (Ankara) – Sayın Başkan, İç Tüzük’ü uygulayın lütfen.

BAŞKAN – Sayın Genç, lütfen… Usulümüzün nasıl olduğunu gayet iyi biliyorsunuz.

AHMET YENİ (Samsun) – Nereden biliyor, bilse öyle yapar mı!

KAMER GENÇ (Tunceli) – Yani hem kel hem fodul!

VII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

4.- AK PARTİ Grubunun, bastırılarak dağıtılan 522 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin kırk sekiz saat geçmeden gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer işler” kısmının 3’üncü sırasına alınmasına, Genel Kurulun çalışma gün ve saatleri ile gündemdeki sıralamanın yeniden düzenlenmesine ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – Aleyhinde, buyurunuz Sayın Halaçoğlu.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, bugün AKP’nin sunduğu öneri üzerinde söz almış bulunuyorum.

AHMET YENİ (Samsun) – Nerede “AKP” yazıyor ya, nerede “AKP”?

YUSUF HALAÇOĞLU (Devamla) – Evet, “AKP” diyorum kardeşim, var mı!

AHMET YENİ (Samsun) – Nerede yazıyor? (MHP sıralarından gürültüler)

YUSUF HALAÇOĞLU (Devamla) – “AKP” diyorum, sizden mi soruluyor! Sizin söylediğiniz gibi mi cevaplayacağım!

AHMET YENİ (Samsun) – Resmî unvanı AK PARTİ!

YUSUF HALAÇOĞLU (Devamla) – “AKP” diyorum!

AHMET YENİ (Samsun) – Resmî unvanı AK PARTİ!

YUSUF HALAÇOĞLU (Devamla) – AKP tarafından sunulmuş olan öneri üzerinde söz almış bulunuyorum.

AHMET YENİ (Samsun) – Resmî unvanına bak!

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – O kadar şeye söylemedin, hırsızlığa söylemedin de ona mı laf atıyorsun?

YUSUF HALAÇOĞLU (Devamla) – Bugüne kadar o kadar fazla değiştirildi ki bu…

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Adamda utanma olur azıcık!

YUSUF HALAÇOĞLU (Devamla) – Bir önerge…

BAŞKAN – Lütfen sakin olalım, konuşmacıyı dinleyelim.

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Ama ona kadar daha hırsızlığa şeye laf söylemediler, bir laf söyledi diye laf atıyor oradan.

YUSUF HALAÇOĞLU (Devamla) – Lütfen…

BAŞKAN – Lütfen… Grup Başkan Vekiliniz konuşuyor, lütfen sakin olunuz.

YUSUF HALAÇOĞLU (Devamla) – Salı günleri Danışma Kurulları toplandıktan sonra sürekli olarak gündemle ilgili bir öneri getiriliyor ve bu öneri her seferinde sürekli olarak değiştiriliyor. Yani her gün değiştirilen bir önergeyle karşı karşıya kalıyoruz. Bugün de 3 kere değişti, 3 kere değişti. 522, 517, 459, 380, 455 olarak, sürekli olarak değiştiriliyor. Aslında Türkiye Büyük Millet Meclisinin saygınlığını gerektiren şey, bir öneri geldiği zaman onun değiştirilmeden o hafta tamamıyla sürdürülmesidir ama genelde bu hep böyle yapılıyor. Şimdi, hep böyle yapılıyor çünkü gerçekten gündemde AKP’nin kendi belirlediklerinin ötesinde, birilerinden aldıkları talimatla bunların ön plana çıkarıldığını görüyoruz.

Az önce Haşhaşilerden söz edildi. Bu konuda kısaca durmak istiyorum.

Haşhaşiler 1090 yılında ilk defa ortaya çıktılar, 11’inci yüzyılın sonlarında, Hasan Sabbah’ın ortaya çıkardığı bir tarikat ve siyasi örgüt. Bu örgütün asıl hedefi ve gayesi –İran’da çıkmıştır- Sünni ulema ve devlet adamlarına suikastlar düzenlemektir ve bu biçimde olmak üzere İran’dan daha sonra Suriye’ye de geçmiştir. Özellikle Fatımîler içerisinde rol oynamışlardır, çok önemli devlet adamlarına ve ulemaya suikastlar tertip etmişlerdir.

Şimdi, Sayın Başbakana kim Haşhaşileri örnek olarak vermişse sanıyorum ki büyük bir yanılgıya düşürmüşler çünkü Haşhaşilerin Türkiye gündeminde yer alan bir cemaatle ilgisini kurabilmek son derece zordur ama bundan aykırı olarak, eğer Haşhaşilere benzetmek istediğiniz bir örgüt varsa bugün İslam dünyasında bunu El Kaide olarak belirleyebilirsiniz, söyleyebilirsiniz. “Allahu ekber.” diyerek insanların boğazını kesenlerle, yine, Haşhaşilerde yapılan suikastlarda tamamen bıçakla yapılan bir suikast görürsünüz, onlar da insanları sadece bıçakla suikasta tabi tutarlar ve canlı bombalardan farklı olarak da şunu yaparlar: Suikastta bulundukları kişileri öldürdükten sonra kaçmazlar, bulundukları yerde linç edilmeyi beklerler ve linç edilirler. Kendi kendilerini de öldürmezler çünkü İslam anlayışında kendi kendini öldürmek büyük suçtur ve cehenneme gitme yoludur. Bu sebeple de karşısındaki kişiler tarafından öldürülmeyi beklerler yani canlı bombalardan farkı da budur. Bu konuda Bernard Lewis dâhil olmak üzere pek çok makaleler de kaleme alınmıştır. Ancak, biz, diyelim ki Başbakanın söylediği tarzda cemaati Haşhaşi olarak nitelendirelim. Eğer cemaat Başbakanın söylediği gibi Haşhaşilerdense, Haşhaşi ise,  o zaman on iki yıldır Başbakan Haşhaşilerle iş birliği yapmıştır. Dolayısıyla, Başbakanın on iki yıl sonra Haşhaşileri fark etmesi bir mucizedir demektir. On iki yıldır farkına varmayan Sayın Başbakan, on iki yıl sonra nasıl olmuştur da Haşhaşilerin farkına varmıştır?

Diğer taraftan, on iki yıldır iş birliği yaptığı, her konuda iş birliği yaptığı, hatta ve hatta -demin söylendi ya- birtakım 7 iş adamının mallarına el konmuştu, hani en azından bloke edilmişti; bununla ilgili dosyaların açılmadığı söylendi, belgelerin veya delillerin ortaya konmadığı söylendi ya, peki, 2003 yılında 2007 Windows’la yazılmış bir CD’yi nasıl delil olarak gördüğünüzü sormak isterim o zaman.

Şimdi, iş kendi başınıza düşünce hemen işi farklı yöne çekmeniz ne kadar doğrudur? Dediğim gibi, Haşhaşi olarak gördüğünüz cemaate, iç içe olduğunuz cemaate 17 Aralıktan önce hiç bunları yakıştırmazken yani 16 Aralıkta hiçbir şey söylemezken, daha sonra, 17 Aralıktan sonra, birdenbire, örgüt, onların inlerine girmek, paralel yapılanma, virüs, illegal yapılanma, çete ve son olarak da korku imparatorluğu kurmakla suçladınız.

Beyefendiler, on iki yıl bunların farkına varmayan bir iktidarın görevini yerine getiremediği ortaya çıkar. On iki yıldır siz bunlardan haberdar olmayacaksınız, on iki yıldır siz uyuyacaksınız, on iki yıl sonra bunların örgüt olduğunun, çete olduğunun farkına varacaksınız. O zaman hiç orada durmayın, derhal ayrılın, istifa edin; bunların farkında olan insanlar devleti yönetsin. Dolayısıyla, bu gibi konuları konuşurken dikkatli olmak zorundasınız. Konuştuklarınızın kime gideceğini, nereye kadar ulaşacağını iyi hesap etmek zorundasınız ama edemediğiniz de görülüyor.

Dolayısıyla, burada, özellikle HSYK’nın değiştirilmesi veya bunu, bir şekilde, 2010 yılında referandumla kabul etmenize rağmen değiştirmeye kalkmanız toplum arasında gülünç duruma düşürüyor sizleri. Yani, hem demokratikleşme, özgür hukuk sisteminin gelmesi, bir ideolojiden veya bir otoriteden kurtarma gibi ifadelerle gerçekleştirdiğiniz Anayasa değişikliği, aslında bugün “Biz farkına varmamışız, yanlış yapmışız.” diyecek raddesine getirmişsiniz.

Ne kadar çok yanlış yapıyorsunuz bu on bir yılda, şöyle bir düşünün kendi kendinize. Bir Başbakan, bir Hükûmet bu kadar çok yanlış yapar mı devleti yönetirken? Yanlış muhakkak ki yapılır ama bu kadar çok yanlış yapılır mı? Libya’da yanlış yapıyorsunuz, Suriye’de yanlış yapıyorsunuz, PKK’yla yanlış yapıyorsunuz, şununla yanlış, bununla yanlış yapıyorsunuz. Bu kadar yanlış yapamazsınız.

Siz içeri atacaksınız insanları uyduruk birtakım delillerle, sonra diyeceksiniz ki: “Orduya, millî orduya kumpas kuruldu.” Kendiniz itiraf edeceksiniz. Madem kumpas kurulmuştu, dün neredeydiniz? Bugün mü aklınız başınıza geldi? Bunu muhalefet olarak sürekli söyledik. O zaman, eğer kumpas kurulduysa ve siz buna göz yumduysanız, savcısı olmuşsanız ve savunmuşsanız, içeride beş yıl suçsuz kalan insanların ve çocuklarının vebalini, kul hakkını nasıl ödeyeceksiniz? Nasıl kendinizi aklayacaksınız bu konuda? Siz bana ondan sonra “AK PARTİ deyin.” diyorsunuz. Onun için size “AKP” diyorum. Dolayısıyla, bu gibi konularda yaptığınız hareketlerin sonra sizin başınıza ne belalar açacağını da hesap etmek zorundasınız ama bunu yapabilmek için önce devlet adamı kültürüne sahip olmanız gerekir, devlet adamı olmanız gerekir bunu anlayabilmek için, bunu doğru yapabilmek için.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Halaçoğlu.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Elitaş.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, Sayın Halaçoğlu konuşmasında “Haşhaşilerle on bir yıldır birlikte hareket ettiniz, şimdi onları farklı gösteriyorsunuz, onlarla kol kola gidiyorsunuz ve masum insanları içeri tıkmak” gibi, AK PARTİ’yle ilgisi olmayan bir şekilde ithamda bulunmuştur. İzin verirseniz, sataşmadan dolayı Halide İncekara cevap verecek.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – “Haşhaşiler” diyen kendileri. Ben de onu söyledim. Ben sataşmada da isim olarak hiç bulunmadım; ben isim olarak hiç kimseye sataşmada bulunmadım.

BAŞKAN – Şimdi, gruplarının söylemediğini düşünüyorlar.

Buyurunuz efendim.

HALİDE İNCEKARA (İstanbul) – Sayın Başkan, efendim “siz, siz, siz” diyorlar.

BAŞKAN - Buyurunuz.

ALİ ÖZ (Mersin) – Hayır, bunları Sayın Başbakan söylüyor.

BAŞKAN – Grupları değil, onlar söylemiyormuş, grupları söylemiyormuş diye.

Buyurunuz Sayın İncekara. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

9.- İstanbul Milletvekili Halide İncekara’nın, Kayseri Milletvekili Yusuf Halaçoğlu’nun AK PARTİ grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

HALİDE İNCEKARA (İstanbul) – Değerli muhalefet, ben iki gündür dinliyorum; aynı sözleri, kelimeleri tekrar, tekrar ediyorsunuz; taktınız. Keyif alıyorsunuz. Masum, sokakta, alnı secdeye değmiş, hayır hayrat işleriyle uğraşan… Düne kadar, doğru, onlara “hain” dediniz, onlara “hırsız” dediniz, onlara “yolsuz” dediniz, “Bunlarla birlikte yürümeyin.” dediniz, biz yürümeye devam ettik. Yine de o insanlarla yürümeye devam edeceğiz.

Bizim derdimiz, düne kadar birlikte yürüdüğümüz tertemiz insanlar değil, tam tersi, bu tertemiz insanların içine sıkışmış, saklanmış, memleketi ve kendini inkâr etmiş…

TUFAN KÖSE (Çorum) – 2 bin tane polis.

HALİDE İNCEKARA (Devamla) – 2 bin olur, bin olur, 300 olur, 500 olur. Bakın, buralara takılmayın.

Onun için, lütfen, “Haşhaşiler” dediğimiz muhatap kitle, sokaktaki o sizin düşman gördüğünüz, burada ağzınızı gere gere, gevşete gevşete o kötü sözlerle o insanları yan yana koyduğunuzu, ne kadar keyif aldığınızı görüyorum; ben aynı keyfi almıyorum.

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – “Gevşete gevşete” kelimesini düzeltin Hanımefendi. Bir hanım olarak hiç doğru olmadı.

HALİDE İNCEKARA (Devamla) – Sizin dün “kötü” dediklerinize biz hâl⠓iyi” demeye devam ediyoruz.

ALİ ÖZ (Mersin) – “Gere gere” ve “gevşete gevşete” size yakışıyor mu Hanımefendi?

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – “Gevşete gevşete” kelimesi, hiç, bir hanımefendiye yakışmıyor.

HALİDE İNCEKARA (Devamla) – Bizim “kötü” dediğimiz, millete, devlete, ikbale ve istikbale tuzak kuranlardır ve böyle olmaya devam edecektir.

Teşekkür ederim. (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın İncekara.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Halaçoğlu.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Şimdi, doğrudan doğruya sataşmada bulundu. “Ağzımızı gevşete gevşete…” Ne demek bu? “Gere gere, gevşete gevşete.” Cevap vermek istiyorum.

ALİ ŞAHİN (Gaziantep) – Konuşurken ağız gerilir, gevşer; doğal bir şey yani.

BAŞKAN – Buyurunuz efendim.

Yeni sataşmalara mahal vermeyiniz Sayın Halaçoğlu lütfen.

10.- Kayseri Milletvekili Yusuf Halaçoğlu’nun, İstanbul Milletvekili Halide İncekara’nın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Sayın Başkanım, ben zaten kimseye sataşmada bulunmamıştım, sadece Başbakan tarafından ifade edilmiş, hem de grup toplantısında ifade edilmiş bir kelimenin üzerinde durdum ve bunun hangi anlama geldiğini anlattım. Kimseye, burada herhangi bir gruba da sataşmada bulunmadım ama bunu yaparken de ne ağzımızı gere gere yaptık ne de ağzımızı gevşete gevşete yaptık, böyle bir şey söz konusu değil.

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Nasıl yaptın, başka türlü olmaz ki zaten.

YUSUF HALAÇOĞLU (Devamla) – Biz normal bir ağızla konuştuk ama sizin gözleriniz farklı görüyorsa, eğri görüyorsa, gevşek görüyorsa, sert görüyorsa söyleyeceğim bir şey yok; o sizin gözlerinizin bozukluğudur, gözlük takarsınız meseleyi bitirirsiniz ama şurasını söyleyeyim: Söylediklerimizin her biri, kendi Sayın Başbakanınızın ağzından çıkan sözlerdir; sizlerin, yetkili Hükûmetin kişilerinden çıkan sözlerdir. Dolayısıyla, bunların aksini iddia etmeniz sizi kurtarmayacaktır, yolsuzluğunuzun üzerini örtmeyecektir. Ne yaparsanız yapın tuz kokmuştur. Dolayısıyla, kokmuş olan tuzu hazmedeceksiniz ve bunu millete anlatmaya çalışacaksınız.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Hesabını verecekler, hesabını!

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Ne anlatacak, hesap verecek, hesap!

YUSUF HALAÇOĞLU (Devamla) – Yanlışınız şurada oldu: Eğer 17 Aralıkta bu olaylar ortaya çıktığı zaman Sayın Başbakan hemen söz edilen kişileri görevden alsaydı ve haklarında derhâl takibat başlatsaydı o zaman bu sözlere muhatap olmazdınız ama aksini yaptınız, koruma altına aldınız çünkü ucunun ta kendilerine kadar geleceğini yine kendileri ifade ettiler. İstediğiniz kadar çırpının, artık batakta çırpınmanın anlamı yoktur, batmaya mahkûmsunuz.

Hepinize saygılar. (MHP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Halaçoğlu.

III.- YOKLAMA

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Yoklama istiyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Yerine getireceğim yoklama talebini.

Sayın Hamzaçebi, Sayın Köse, Sayın Bayraktutan, Sayın Kart, Sayın Serindağ, Sayın Öz, Sayın Dinçer, Sayın Kaleli, Sayın Güler, Sayın Nazlıaka, Sayın Küçük, Sayın Genç, Sayın Eyidoğan, Sayın Tayan, Sayın Çıray, Sayın Aksünger, Sayın Yılmaz, Sayın Susam, Sayın Demiröz, Sayın Kaplan.

Üç dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı yoktur.

Beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 18.41

DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati:18.46

BAŞKAN: Başkan Vekili Şükran Güldal MUMCU

KÂTİP ÜYELER: Mine LÖK BEYAZ (Diyarbakır), Fehmi KÜPÇÜ (Bolu)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 47’nci Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

III- YOKLAMA

BAŞKAN - Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu önerisinin oylamasından önce, istem üzerine yapılan yoklamada toplantı yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi, yoklama işlemini tekrarlayacağım.

Yoklama için iki dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN -  Toplantı yeter sayısı vardır.

 

VII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

4.- AK PARTİ Grubunun, bastırılarak dağıtılan 522 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin kırk sekiz saat geçmeden gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer işler” kısmının 3’üncü sırasına alınmasına, Genel Kurulun çalışma gün ve saatleri ile gündemdeki sıralamanın yeniden düzenlenmesine ilişkin önerisi  (Devam)

BAŞKAN - Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Şimdi, gündemin “Seçim” kısmına geçiyoruz.

 

IX.- SEÇİMLER

A) Komisyonlarda Açık Bulunan Üyeliklere Seçim

1.- (10/753, 754, 755, 756, 757, 758, 759, 760, 761, 762, 763, 764, 765) esas numaralı Meclis Araştırması Komisyonunda açık bulunan üyeliğe seçim

BAŞKAN -  Son yıllarda Türk sporunda yaşanan doping sorununun araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla kurulan Meclis Araştırması Komisyonunda boşalan ve Adalet ve Kalkınma Partisi Grubuna düşen bir üyelik için Erzurum Milletvekili Muhyettin Aksak aday olarak gösterilmiştir.

Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Yarım saat ara veriyorum.

Kapanma Saati: 18.49

BEŞİNCİ OTURUM

Açılma Saati:19.35

BAŞKAN: Başkan Vekili Şükran Güldal MUMCU

KÂTİP ÜYELER: Mine LÖK BEYAZ (Diyarbakır), Fehmi KÜPÇÜ (Bolu)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 47’nci Birleşiminin Beşinci Oturumunu açıyorum.

Alınan karar gereğince, sözlü soru önergelerini görüşmüyor ve gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleriyle Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmına geçiyoruz.

1’inci sırada yer alan, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’nde değişiklik yapılmasına dair İç Tüzük teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporlarının görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

 

X.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/242, 2/80) (S. Sayısı: 156)

BAŞKAN - Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

2’nci sırada yer alan, Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu raporlarının görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

2.- Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu Raporları (1/484) (S. Sayısı: 287)

BAŞKAN - Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

3’üncü sıraya alınan Eskişehir Milletvekili Nabi Avcı ve 3 milletvekilinin Eskişehir 2013 Türk Dünyası Kültür Başkenti Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.

3.- Eskişehir Milletvekili Nabi Avcı ve 3 Milletvekilinin; Eskişehir 2013 Türk Dünyası Kültür Başkenti Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu (2/1908) (S. Sayısı: 522) (*)

BAŞKAN – Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Komisyon raporu 522 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Teklifin tümü üzerinde, Eskişehir Milletvekili Salih Koca. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Buyurunuz efendim.

AK PARTİ GRUBU ADINA SALİH KOCA (Eskişehir) – Sayın Başkan, değerli milletvekillerimiz; 522 sıra sayılı Eskişehir 2013 Türk Dünyası Kültür Başkenti Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi üzerine grubumuz adına söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Eskişehir’imiz için 2013 ve 2014 yılının ayrı bir önemi var. Turizm, sanayi, kültür, sanat, ulaştırma, eğitim ve sağlık alanında sağladığı gelişmeyle dikkat çeken şehrimiz, 2013 yılında ülkemizi iki ayrı unvanla temsil etti, Türk Dünyası Kültür Başkenti ve UNESCO Somut Olmayan Kültürel Miras Başkenti.

“Türk Dünyası Kültür Başkenti” sıfatı, kültürel anlamda olduğu kadar diplomatik anlamda da önemli bir köprüyü temsil ediyor. Bir köprünün üzerindeki trafik ne kadar yoğunsa, diğer milletlerle iletişiminiz de o kadar güçleniyor. Bu anlamda, “Kültür Başkenti” başlığı altındaki çalışmalar, bir ülkenin, kendini dünyaya anlatması ve kültürel diplomasiyi kullanarak var olan barış ve güven ortamını pekiştirmesi açısından büyük şans sağlıyor. Ülkemiz, bugün bu şansı Eskişehir’le devam ettiriyor. Milletimizin dünya medeniyetlerine katkısının öyküsünü bu kez Eskişehir dillendiriyor.

Kültürümüzü dünyaya anlatırken gerçekleştirilen etkinliklerin ana teması göç olarak işlendi. Göç, yüzyıllarca yaşam tarzımız olmuştu, dilimizi, sözümüzü, şiirlerimizi etkilemişti, dolayısıyla öykümüz bu temayla anlatıldı.

2013, Türkiye ve Eskişehir için kaynaşmanın, kültürel faaliyetleriyle harmanlayarak yarattığı kalıcı eserlerin hafızalardan silinmeyecek programların yılı oldu. Türk dünyasının kalbi ülkemizde ve Eskişehir’de attı.

Ayrıca, Eskişehir, UNESCO Somut Olmayan Kültürel Miras Başkenti olarak da yüzyıllardır koruduğumuz geleneklerimizi, insanlık ve medeniyet mirasının sadık koruyucusu olduğumuzu bize bir kez daha hatırlattı. Konuklarımıza ve tüm dünyaya bizim Yunus’un diliyle seslendik: “Gelin tanış olalım/ İşi kolay kılalım/ Sevelim, sevilelim/ Dünya kimseye kalmaz.”

Yine, dünyanın tüm dost ve kardeş coğrafyalarında yaşayan soydaşlarımıza “Dilde, fikirde, işte birlik.” şiarıyla yolculuğumuzu sürdürdük. Türk dünyasında derin izler bırakan Gaspıralı İsmail’in biraz önce belirtmiş olduğumuz “Dilde, fikirde, işte birlik.” şiarıyla seslendik.

Bu yapmış olduğumuz programlarla birlikte gönülleri fethettik. Bugün, şehrimizin ve ülkemizin adı Musul’da, Kerkük’te, Üsküp’te, Kazan’da, Astana’da, Bakü’de, Buhara’da, Saraybosna ve Kosova’da ve Türk dünyasının her köşesinde sevgiyle, kardeşlikle, tebessümle anılır oldu.

Eskişehir, Osmanlı’dan bu yana Kırım’dan, Kafkaslardan ve Balkanlardan göç etmiş yiğitleri bağrına basarak, Yunus Emre, Nasreddin Hoca, Şeyh Sücaeddin-i Veli, Seyyid Battal Gazi, Şeyh Edebali, Hızır Bey, Sinan Paşa, Aziz Mahmud Hüdayi, Selmanı Farisî, Dursun Fakih gibi gönül erlerini yetiştirerek ve onlara ev sahipliği yaparak, toprağa, gümüşe, lüle taşına, cama estetik bir anlam katarak, Türkiye Cumhuriyeti’nin ilk demokrasi mitingini gerçekleştirerek ve yüce Meclisimizin onayı ile bu payeyi kazanmıştı. Ülkemizi de bu zenginlikleri ile en iyi şekilde temsil etti. Bu proje, yıllarca demir perdeler nedeniyle birbirinden uzaklaştırılan kardeşlerin yeniden hemhâl olmalarını sağladı. Düzenlenen programlarla, ötekileştirmeden, sen-ben ayrımı yapmadan, yalnızca birlik ve beraberlik mesajları verildi. Bu proje, göç etmeye zorlanan soydaşlarımızın baba ocakları ile bağlarının güçlenmesini, tarihlerini, örf, âdet, gelenek ve göreneklerini unutmamalarını sağladı. Ülkemizin dört bir noktasından şehrimize gelmiş 8 bine yakın öğrencimizle Türk dünyasına yayıldık, oralarda ecdadımızın izlerini aradık. Balkanlar’dan Uzak Doğu’ya, tüm Türk Cumhuriyetlerine kadar gönül köprüleri kuruldu. Bu proje, bizim Yunus’un ve Şeyh Sücaeddin-i Veli’nin manevi felsefesini, Seyit Battal Gazi’nin kahramanlığını ve Nasreddin Hoca’mızın hicvini öğrenmemizi sağladı.

Artık, kuruluş kanununda belirtilen amaçlara adım adım yaklaşılmaktadır. Kültür başkentliği uygulamaları, yapılan yoğun çalışmalar ile ciddi sonuçlar üretmiştir. “Kalıcı eserler” başlığı altında toplayabileceğimiz bilim-sanat merkezleri, stadyum, Türk Dünyası Meydanı, Türk Dünyası Bahçesi, Göç Müzesi ve birçok tarihî eserin restorasyonu, sokak modernizasyonları ve telif hakları Ajansta olacak “Korkunç Yıllar, Türkler” belgeseli gibi birçok proje tamamlandıktan sonra projenin amacına bir adım daha ulaşılması mümkün gözükmektedir.

Yukarıdaki açıklamalar doğrultusunda, Ajans Yönetim Kurulunca kabul edilen ancak bütçe ve zaman kısıtı nedeniyle tamamlanmayan ya da başlanamayan etkinlikler ile kitap, belgesel, film, taşınmaz restorasyonu ve yapımı gibi kalıcı eserler tamamlanarak gelecek nesillere başkentliğin aktarılmasıyla, başkentlik bayrağının devredileceği kapanış törenlerinin başkentlik amacına uygun olarak yapılabilmesi ve Türk dünyasına örnek teşkil edebilmesi için, uygulama süresinin 30 Haziran 2014 tarihine kadar uzatılması önem arz etmektedir. İnşallah, bu süre uzatılmasıyla da yarım kalan kalıcı eserlerin tamamlanması sağlanacaktır.

Bu nedenle, Türk Dünyası Kültür Başkenti payesinin şehrimize kazandırılmasına olur veren başta Sayın Başbakanımız Recep Tayyip Erdoğan’a, Koordinasyon Kurulu Başkanımız, Başbakan Yardımcılarımız Bekir Bozdağ ve Beşir Atalay’a, projenin hazırlanmasında ve hayata geçirilmesinde her türlü fedakârlığı ortaya koyan Millî Eğitim Bakanımız Profesör Doktor Nabi Avcı Hoca’mıza, iktidarıyla muhalefetiyle tüm Eskişehir milletvekillerimize, halef ve selef Kültür Bakanlarımıza ve İçişleri Bakanlarımıza, Dışişleri ve Maliye Bakanlarımıza, oy birliğiyle bu kanunun çıkarılmasında ve altı aylık süreyle uzatılmasında emeği geçen, iktidar-muhalefet, tüm milletvekillerimize ve Ajans Yönetim Kurulumuza şehrimiz adına şükranlarımızı sunuyor, vermiş olduğunuz desteklerden dolayı teşekkür ediyor, yüce heyeti saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Koca.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına, Eskişehir Milletvekili Ruhsar Demirel.

Buyurunuz Sayın Demirel. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA RUHSAR DEMİREL (Eskişehir) – Sayın Başkan ve salonda bulunan sayın, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum ve burada bulunup dinleme nezaketini gösterdiğiniz için de ayrıca teşekkür etmek istiyorum.

Eskişehir, kültür başkenti oldu malum, 2013 yılında “Ve bu geçen on iki aylık sürede kültürümüze bir katkı sağlamadı. Bu süre yetmedi, altı ay daha uzatalım.” dedi arkadaşlarımız, ben de imza attım. Ancak, tabii, on bir yılda ülkenin kültürüne olanları görünce kalan bu beş buçuk ayda Eskişehir’in kültürüne ne katkısı olur, onu da çok bilemiyorum ama bu kültür işi biraz zor bir iş, ama yıkması kolay, yapması zor bir iş. “Kültür” dediğimiz şey, geçmişimizden bugünümüze taşıdığımız bir toplumsal miras. Ama öyle bir miras ki bizden sonrakilere de aynı önemlilikte, aynı değerlilikte ve aynı araçlarla ve düzgünce, ahlakla, edeple aktarabilmemiz gereken bir durum. Fakat bu ülkenin kültür değerleri içerisinde bir kavram var, çok önemsediğimiz bir şey, hepimiz için çok değerli: Aile kavramı. Ve aileyi biz şöyle tanımlıyoruz: Toplumun en küçük birimi. Sosyolojik olarak böyle tanımlanıyor ve deniliyor ki: Toplumun çekirdeği.

Adalet ve Kalkınma Partisine söylüyorum: Toplumun çekirdeğini parçaladınız, toplumun çekirdeğini perişan ettiniz. Bunu biliniz diye, parti grubum adına, özellikle sizlere hitaben söylüyorum. Bakın, nasıl mı yaptınız bunu? 24 Aralık günü akşam, Türkiye’de birçok insan, televizyonda bir şeye kilitlendi, bir magazin figürü hanıma. Bu hanımın yolsuzluk ve rüşvet suçlamasıyla tutuklu bulunan, uluslararası bir dolandırıcılık çetesinden ötürü içeride bulunan eşine dair gözyaşlarını dökerken “Çocuğumun incinmesini istemiyorum.” gözyaşlarını, bir magazin figürünü seyrederek içiniz burkuldu, vicdanınız ayaklandı. Oysa, aynı gün Konya’da bir Ayaz bebek oldu, hiçbiriniz dile getirmediniz. O hanımı dile getirdiğiniz kadar, o hanımı salon salon gezdirip devlet protokolünde ağırladığınız kadar o bebeği hiçbiriniz dile getirmediniz.

Türkiye’de aileyi perişan ederken bununla da yetinmediniz. Bazı bakanlarınız evlatlarını rüşvete aracı yaptı. İnsanlar en kıymetlisini en pis işlere asla bulaştırmaz, ancak içinde bir cani olmalı. Hani, bazı uyuşturucu kaçakçıları vardır, bebek yaştaki çocuklarının, bebeklerinin üstlerindeki bezlerine uyuşturucu paketleri saklar. Bugüne kadar Türkiye’de evladını rüşvete aracı yapan devlet adamı hiç olmadı. Ve onlar da demek ki devlet adamı değillerdi, “kötü bir anı” diye Türk siyasi tarihine kaydedilecekler.

Ama Türkiye’de “aile” kavramını yok etmeye çalıştığınızı, “aile” kavramını bu kadar hırpaladığınızı anlatmaya örnekler yetmez. On bir yıllık iktidarınızda partinize mensup bazı insanlar, hem de böyle yüksek rakımlı yerlerde oturanlar zaman zaman çıkıp şunu söylediler: “14 yaşında evlendim, şu kadar da çocuk doğurdum.” Bizler topluma örnek olması gereken insanlarız, kadınıyla, erkeğiyle. Ağzımızdan çıkanların nereye, kime, nasıl gittiğini ölçmek, biçmek durumundayız.

Ve, işte, üç gün önce 14 yaşında bir çocuk. 2 çocuk doğurmuş 1 çocukla beraber 3 çocuk vardı orada. 2’si ölü, 1’i arkada kalmış 3 çocuk. Ve o çocuğun askerde olan bir babasının olduğu söyleniyor veya o çocuğun bir kocasının olduğu. O da 14 yaşında, tıpkı diğer hanımefendi gibi.

Sayın milletvekilleri, bizler bu toplumda seçilmiş insanlarız. Ağzımızdan çıkanın önce kendi kulağımıza küpe olmasını beklemek hepimizin hakkı. Bizler toplumda önderlik edecek, kanaat önderi olabilecek durumdaki kişileriz. Lütfen, bu durumda olan bizler ve bizlerin eşleri olan hanımefendiler veya beyefendiler biraz konuşurken dikkat etmeli.

Türkiye’de çocukların tacizi veya tecavüzü diyebileceğiniz, istismarı diyebileceğiniz bir durum var. İster kimisi çocuğunu rüşvete aracı yaparak istismar etsin, ister birileri küçücük çocukları “evlendiriyorum” adı altında tecavüze maruz bıraksın. Bu ülkede aile kavramı çocuk üzerinden altüst edilmiştir. Oysa bizim milletimizin en önemli değerlerinden biri, aile ve mahremiyetti. Bunların hepsi yok oldu. Yatak odaları, soyunma odaları, ayakkabı kutuları, giysi torbaları, para sayma makineleri, kasalar…

2013’ü Eskişehir nasıl hatırlıyor biliyor musunuz, kültür başkenti olarak değil. Eskişehir, evet… Yunus Emre “Sevelim, sevilelim” diyor, merhum Gaspıralı “Dilde, işte birlik” diyor ama bu özlü sözleri söylemek, sözün özüne vâkıf olmak gibi bir durum getirmiyor insanlara. Eskişehir, 2013’ü kültür başkenti diye hatırlamıyor, hele ana temasının göç olduğunu hiç hatırlamıyor. Eskişehir, 2013’ü, Eskişehir’e okumak için gelip öbür tarafa göçmüş, sokaklarında dövülerek öldürülmüş 19 yaşındaki bir gençle hatırlıyor, TOMA’larla… Sayenizde.

Şiddet kimden gelirse gelsin, kime gelirse gelsin, hangi türü olursa olsun, hiçbirimizin bunu tasvip etmesi mümkün değil. Kaldı ki gençlerimizin, çocuklarımızın şiddet aracılığıyla veya şiddete maruz bırakılarak canlarından olmaları, geleceklerinden olmaları hiçbirimizin tasvip etmemesi gereken bir hâl. Ama görüyoruz ki 2013 Türkiye'sinde analar-babalar, oğullarını rüşvete aracı yapıyor, analar-babalar 11 yaşındaki kızlarını çocuk yaştaki birisiyle evlendiriyor ve devletin bu konuda konuşması gerekenleri hiç konuşmuyor. Bunlar kimler mi? Bunlar, bu nikâhı kıyan imam -evet, Diyanet İşleri Başkanımızın kendi şahsen hiç konuşmadı, her konuda çok konuşur biliyorsunuz- bu nikâha, dinî nikâha tanıklık edenler, o köyün muhtarı, o köyün yetkilileri, anne-baba, herkes; o çocuğun, ilk çocuğunu doğurduğundaki doğumuna tanıklık eden sağlık personeli ve bu kızcağızın, bu çocuğun  bütün yaşamına tanıklık eden bütün Siirtliler.

Burada Siirt milletvekilleri var, içinde kadın olanı da var. Siz hiç Siirtli kadının bu konudaki acısını dile getirdiğini bu kürsüde duydunuz mu? Türkiye’de en çok çocuk yaştaki doğum hızı yüzde 72’yle Ağrı’da. 4 tane de Ağrı milletvekili var, içinde kadını da var, doktoru da var. Hiç dile getirdiklerini duydunuz mu? Biz Milliyetçi Hareket Partisi olarak hiç duymadık, hele ki Siirtlilerden hiç duymadık. Siirt’i biz hep acılarla duyuyoruz, Şırnak’ı hep acılarla duyuyoruz değil mi? Ama, o acılar bu milletin acıları değil. İşte, bu milletin gerçek acıları bunlar.

Hani, çok moda, çok kullandığınız bir tabiriniz var sizin “Analar ağlamasın.” Analar, çocuklar, arkalarında kalan bebekler, herkes ağlıyor farkında mısınız? Ve bu analar, çocuklar, bebekler, herkes ağlarken bu kadar “Analar ağlamasın.” diyen bir Dışişleri Bakanı diyor ki: “Devlet geleneğimizde evlat feda etmek de vardır.” E, hani analar ağlamayacaktı? Bu feda edilen bebek, Ayaz bebek ya da Azad’ın annesi Kader olunca mı feda edeceğiz? Sayın  Bakanların çocuklarını feda etmek hiç aklınıza geldi mi? Ha, oraya gelince, yüksek perdeden “ileri Türkiye…” Sayın  Başbakan “İleri Türkiye olmak istemiyorum.” dedi, biliyorsunuz. “Tüyü bitmedik yetim.” diyorsunuz. Kader de tüyü bitmedik yetimdi. Hele, sizin iktidara geldiğiniz zaman, evet, öyleydi çünkü vefatı 14’üncü yaşında oldu. Siz iktidar olduğunuzda henüz tüyü bitmemişti onun da ve onun arkasında kalan Azad bebeğin de henüz bitmedi.

Siz tekziplerle dolu bir Hükûmet olarak tarihe geçeceksiniz, aynı Sayın  Davutoğlu’nun söylediği gibi. Öyle çok tekzipleriniz var ki anlatmaya zaman yetmez ama ben size bir tekzibinizi daha hatırlatmak istiyorum. Savcı Zekeriya Öz diyor ki: “Sayın  Başbakan bana insan yolladı 2 tane, bazı şeyleri söylemem için.” Sayın  Başbakan da diyor ki: “Hayır, ben öyle bir şey yapmadım.” Ama, hiç şunu söylemiyor: “Kim o 2 kişi, söylesin.” diye. Fakat, Sayın  Başbakanı tekzip eden birisi var: Daha önceki Çevre ve Şehircilik Bakanı. “Benden bir mektup yazmam istendi, buna zorlandım.” diyor. Öyle değil mi sayın milletvekilleri? Sayın Çevre ve Şehircilik Bakanı bunu söylemedi mi? Bir mektup yazarak bu konudaki sorumluluğu üstüne alıp Sayın Başbakanı koruyucu bir mektubu yazma konusunda zorlandığını, baskı altında olduğunu söyledi, henüz Bakandı kendisi, henüz istifa etmemişti. Demek ki böyle bir üslubunuz da var. Sizden olmayana vicdanınız hiç ayağa kalkmıyor mu, illa size oy vermesi mi gerekiyor insanların? Hani serbest düşünce, hani özgürlük, hani ilericilik, hani demokrasi? Yalnızca sizden olana, size oy verene, yanınızda hizalanana mı vicdanınız hareket edecek?

Bakın, bu 14 yaşında vefat eden kızdan önce başka bir olay daha hatırlatmak istiyorum: İzmir’de miting yapıyor Sayın Başbakan, İzmir’de güneşli bir hava var. Arkasından Antalya’ya geçti, orada da güneşli bir hava var, hatta güneş gözlüğüyle konuşuyor. Diyor ki: “Girmediğiniz ev, girmediğiniz sokak, gitmediğiniz cadde kalmasın.” O aynı gün, Cizre ile Nusaybin arasındaki yolda, yetmiş iki saattir ulaşılamayan kamyonculardan biri kalp spazmıyla vefat etti. Sizin ulaşmanız gereken, hani o her sokağa girecektiniz ya, o sokaklar arasında Cizre ile Nusaybin arası yok herhâlde! Oradaki ölen kamyoncu hiç gündeminize gelmedi, daha önceki vefatlar gibi.

Sizlerden hiç Ayaz bebeği duymadık; Konya’da, Türkiye’nin göbeğinde ölen bir çocuktu o. Ama sürekli kendinize sanal ve düşman bir lobi uydurup “Bizimle şöyle yapılıyor, böyle yapılıyor.” Hiçbir şey yapılmıyor, kendi gerçeklerinizle yüzleşin lütfen, kendi gerçeğinizi görün. Siz, güneşli havalarda güneş gözlükleriyle “Her sokağa girin.” derken Türkiye Cumhuriyeti devleti 2013 yılında Cizre ile Nusaybin arasına ulaşamadı üç gün. Bu, gerçektir işte. Sizin, dünya lideri olmayı henüz daha -o zaman- iddia ettiğiniz dönemde, yetmiş iki saat ulaşamadığınız yerde vefat etmiş kamyoncu var bu ülkede; bu, bir gerçektir, bu gerçeği kabul ediniz. Bu gerçek, sizin 2014’ün Ocak ayında Türkiye’yi getirdiğiniz noktada da aynı yerdedir. Ve sonunda, geçtiğimiz günlerde Japonya’da Sayın Başbakan dedi ki: “Evet, bizim böyle bir iddiamız yok.”

Peki, bu çocuklar, aileler üzerinden birkaç rakam daha duymak ister misiniz: SAMER, Polis Akademisi Başkanlığı Suç Araştırmalar Merkezi 5’inci Uluslararası Toplantısı’nda diyor ki: “Türkiye’de evlenen her 3 kişiden 1’i 18 yaşın altında.” Bu konuda özendirici olan -Hükûmetin başından sonuna kadar- şahısları hiç gözünüzün önüne getiriyor musunuz? Lise 2’de evlenen bir kızı Türkiye’de herkes çok iyi biliyor son on yıl içinde. Yüksek rakımlı yerlerde oturup 14 yaşında evlendiğini övünerek anlatan hanımefendiyi de herkes biliyor. Türkiye, dünyada küçük yaşta kızlarını evlendiren bir ülke olarak kaçıncı sırada biliyor musunuz? 7’nci. Bayağı bir yukarıda, ilk 10’dayız yani. Hani, hep “İlk 10’a girmek istiyoruz.” diyorsunuz ya, bu konuda ilk 10’dayız, tebrikler! Kimden sonra: Kongo, Afganistan, Uganda, Nijer, İran, Irak ve Türkiye, Esed’in ülkesi bile bizden sonra! Bu gerçekle yüzleşin lütfen; bu, bir gerçek, bu, Türkiye gerçeği.

İşte, bütün bu ölümler, bütün bu vefatlar olurken harekete geçmesi gereken tek kurum sanki Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığıymış gibi Bakan Hanım’a mikrofon tutulmuş, Hanımefendi de kendi üzerine düştüğü kadarını söylüyor. Gerçekte harekete geçmesi gereken kim? Sağlık Bakanlığı mesela.

Sayın Müezzinoğlu’nun hiç sesini duymadık. Ben, bunun üzerine Sağlık Bakanlığının Twitter adresine baktım bu son dört günde ne servis etmişler diye. Şöyle diyor: “Yoğurt suyunun faydaları: Yoğurt suyunu dökmeyiniz, ekmek mayalamakta, bisküvi yapmakta, pasta ve çorba yapımında kullanırsınız. Sağlık Bakanlığı iyi günler diler.” “Günaydın. Güne kahvaltıyla başlayın, gün boyu enerjik kalkın.” Bunlar hep Kader’in, o 2 çocuğunu doğurmuş çocuk Kader’in öldüğü gün itibarıyla Sağlık Bakanlığının servis ettiği bilgilendirmeler. “Anne yemeği gibisi yok.” diyor. Kader’in çocuğuna kim yapacak anne yemeğini ya da Kader’e hangi anne yemek yaptı? Ben onu açıkçası bilemiyorum. “Obeziteyle mücadele ediyoruz, anneler size yemek yapma görevi verdim.” diyor. “Kadına karşı şiddet”, “kadına karşı toplumsal cinsiyet ayrımcılığı” diye bir tabiri Sayın Müezzinoğlu’na hatırlatmanız gerekir Sayın Grup Başkan Vekilim, notunuza onu da koyabilirsiniz.

Dolayısıyla, üreme sağlığı, adolesan eğitimi, bu ülkede eğitim, yolsuzluk, yoksulluk; bunların konusu hiçbir zaman gruplarınızın konu başlığı olmuyor. Peki, ülkelerde böyle çocuklar ölüyor, çocuklar evleniyor. Bunun da sebebi en çok ne diye baktığınızda, yoksulluk ve eğitimsizlik. Türkiye'nin yüzde 18’i yoksulluk sınırının altında yaşıyor. Demek ki çocuk evlilikleri için başka bir şey yapmamız lazım. Eğitimi artırmalıyız diye, eğitim projelerinize bakıyoruz, o da FATİH’le Hakk’ın rahmetine kavuştu çünkü garanti süresi doldu, FATİH Projesi de bir kazanın sonucu.

Ben bir şey söylemek istiyorum bu kanun tasarısı için söz aldığımızda. Rüşvet ve yolsuzluk, ister HSYK’yı değiştirin ister Danıştayı, Türk milletinin hafızasından çıkmayacak bir objeyle somutlaştı, ayakkabı kutusu ve bunun üzerine çok fazla espri yapılıyor; kumbaralar yapılacağı, Halk Bankasının şubelerini artık ayakkabı kutusu şeklinde yapacağı vesaire. Siz ne derseniz deyin, bu millet vicdanında bu yolsuzluk ve rüşveti yargılıyor. Bunu bilmenizi biz Milliyetçi Hareket Partisi Grubu olarak arzu ediyoruz.

17 Aralıkta aydınlanmaya kavuşarak hukuk sistemini düzeltmek için yaptığınız gayretkeşliği herkes gördü. 17 Aralığa kadar derin bir uykuda olan sizin, bir anda aydınlanma yaşayarak “hukuk, hukuk” diye koşturmanızı herkes gördü ama sizin aradığınız hukukun evrensel hukuk olmadığının da farkındayız. “Ya Rabbena, hep bana” hukukunuz bu milletin vicdanında yargılanacak, bunu da biliniz.

Ve Eskişehir’imizi 2013’te kültür başkenti yapmak için kalkan parmaklarınıza tekrar teşekkür ediyorum. Bu altı aylık süre uzatımı için de kalkacaktır o parmaklar. İnşallah, bu önümüzdeki dönemde Eskişehir’in kültürüne bir katkı sağlar bu yasa ama tekrar söylemek istiyorum, on bir yılda ülkenin kültürüne, özellikle aile hayatına koyduğunuz dinamit nedeniyle benim ve parti grubumun bu altı aydan hiçbir umudu yok. Tek bir umudumuz var: Keşke 17 Aralıktan önce aydınlansaydınız dileğimizle, hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Demirel.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Elitaş.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Konuşmacı konuşmasında hem Genel Başkanımızı, Başbakanımızı hem grubumuzu töhmet altında bırakan, hiç aslı astarı olmayan şekilde iddialarda bulunmuştur. Bu konuda açıklama yapmak istiyorum sataşmadan dolayı.

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Elitaş.

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

11.- Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, Eskişehir Milletvekili Ruhsar Demirel’in 522 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin tümü üzerinde MHP Grubu adına yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanına ve AK PARTİ Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu kürsü iftira atma kürsüsü değil; bu kürsü, gazetelerdeki, sosyal medyadaki ortaya çıkan, “espri” diye ifade edilen meselelerle bir ülkenin Başbakanını, Hükûmetini töhmet altında bırakma kürsüsü değil.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Ya, her şey açık, ne töhmeti ya! Ayıp, ayıp ya!

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - Türkiye Büyük Millet Meclisinin değerli üyelerini, AK PARTİ’li milletvekillerini töhmet altında bırakma kürsüsü değil. Bakın…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Ne töhmeti ya!

KEMAL DEĞİRMENDERELİ (Edirne) – Töhmeti Başbakan yapıyor, töhmeti Başbakan yapıyor!

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - Sayın Başkan, şu korsanları bir susturur musunuz.

BAŞKAN – Lütfen, siz devam ediniz.

KEMAL DEĞİRMENDERELİ (Edirne) – Ne korsanı, ne korsanı!

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - Zaten en büyük problem bu, en büyük problem bu.

BAŞKAN - Lütfen, siz Genel Kurula hitap ediniz.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - Yani, bir şeyi bir söylemeye kalktığınız zaman da rahatsız oluyorlar. (CHP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Onlar bu Genel Kurulun milletvekilleri efendim, öyle söylemeyiniz lütfen.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Bakın, sayın milletvekilleri, laf kalabalığına getirmeyin, dinleyin. Bakın, sayın milletvekilleri, iyi dinleyin.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Sayın Başkan, milletvekillerine “korsan” diyor, niye müdahale etmiyorsunuz!

BAŞKAN – Müdahale ettim efendim.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - Bugün Sayın Grup Başkan Vekili de oradaydı. Sayın Başbakanla ilgili bir iftirada bulunan Zekeriya Öz dedi ki: “Sayın Başbakan bana 2 kişi yolladı ve tehdit ettirdi.” Meclis Başkanı, bu konuyla ilgili, Grup Başkan Vekilinin de bulunduğu ortamda açıkladı: “Böyle bir kişi yok, böyle bir de gönderilen şahıs yok.”

KEMAL DEĞİRMENDERELİ (Edirne) – 25 Aralığa niye engel oldunuz? Bilal Erdoğan’ın aranmasına niye engel oluyorsunuz?

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - Ombudsman Meclis Başkanlığına müracaat etmiş, demiş ki: “Benimle ilgili bu iftira konusunda muhakkak bir araştırma komisyonu, araştırma yapmanız gerekir.” Grup Başkan Vekiliyle konuşsaydınız bunun doğrusunu bulurdunuz. Sosyal medyadaki karama kampanyalarıyla burada gelip de birilerine, Hükûmete iftira atma bühtanında bulunmazdınız.

İki, Erdoğan Bayraktar’ın istifa ederkenki söylediği cümle: “Benim yaptığım hukuka uygun imar değişikliklerinin tamamında Başbakanın haberi vardı.” dedi.

KEMAL DEĞİRMENDERELİ (Edirne) – “Hepsi” diyor, sadece “hukuka uygun” demiyor!

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – “Hukuka uygun.” dedi. Bakın, “hukuka uygun” dedi.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Niye gitmiş, konuşmuş? Zekeriya Öz’le niye konuşmuş, niye beraber yemek yemişler?

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - Bunu da iyi dinleyin, lafı farklı şekilde anlayıp bugünlerde kalkıp da bir operasyon sonucunda AK PARTİ Hükûmetine yapılan iftiralara önayak olmayın, onlarla kol kola girmeyin.

KEMAL DEĞİRMENDERELİ (Edirne) – “Hepsi” diyor, siz anlayamamışsınız, siz anlayamamışsınız!

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Üç, Konya Ereğli’deki ölen yavruyla ilgili dramı herkes biliyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - Ama, bir ilde, bir ilçede belediyeler doğumundan ölümüne kadar insanlardan sorumludur. O belediyenin de milliyetçi halk partili belediye başkanının olduğunu unutmayın.

MUHARREM VARLI (Adana) – Neresi?

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Konya Ereğli.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Elitaş.

BÜLENT BELEN (Tekirdağ) - Öyle bir parti mi var Sayın Elitaş?

MUHARREM VARLI (Adana) – Öyle bir parti mi kuruldu, milliyetçi halk partisi?

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Neyse, yani öyle oldu.

MUHARREM VARLI (Adana) – Ya, seni bakan yapmayacaklar, grup başkan vekili olarak kalacaksın.

BAŞKAN - Buyurunuz Sayın Halaçoğlu.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Sayın Başkan, öncelikle sataşma dolayısıyla söz istiyorum.

RUHSAR DEMİREL (Eskişehir) – Sayın Başkan...

BAŞKAN - Bir dakika Sayın Demirel, Sayın Halaçoğlu’nu...

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – İkincisi, partinin adını bile yanlış söylüyor, “milliyetçi halk partisi” diye bir partimiz yok.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Doğru söylüyor, doğru söylüyor, milliyetçi halk partisi, doğru söylüyor.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – İstediğimi söylerim ben ya! Sana ne, istediğimi söylerim! Sen “AKP” diyorsun, istediğimi söylerim.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – “Milliyetçi halk partisi” diye bize sesleniyor.

MUHARREM VARLI (Adana) – Bize söylediniz ama.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, çok rica ederim, buradaki, Genel Kuruldaki üslubu...  Lütfen, çok rica ederiz...

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, Sayın Halaçoğlu biraz önce dedi ki... “AKP”  diye ısrar edince, arkadaşlar “Partinin adını söyle.” dedi, “Ben istediğimi söylerim, siz karışmayın.” dedi.

BAŞKAN – Ama çok rica ederim...

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Ama “milliyetçi halk partisi” diye bir parti yok.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Buradan arkadaşlar “milliyetçi halk partisi” dediler. Yani milliyetçi halk partisi demeye niye karışıyor?

BAŞKAN – Sayın Elitaş, lütfen... Uygun düşmüyor böyle konuşmalar.

MEHMET METİNER (Adıyaman) - Doğru söylüyor, milliyetçi halk partisi.

BAŞKAN - Sayın Halaçoğlu, önce sizi bir dinleyeyim.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Öz’le de ilgili bir hususun hepsini dile getirmedi. Şimdi, burada, bize isnat ederken sanki bazı  konuları sanki farklı bir biçimdeymiş gibi sundu.

KADİR GÖKMEN ÖGÜT (İstanbul) - Ayakkabı partisinden iyidir.

MEHMET METİNER (Adıyaman) - Cemaat halk partisi oldunuz siz de, güle güle kullanın.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Sataşmada bulundu, açıklamak zorundayım.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Aynen öyle.

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Halaçoğlu.

HASAN ÖREN (Manisa) – Ey büyük insan, Türkiye seni bekliyor!

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Aynen. Paralel yapıyı düne kadar eleştirin, şimdi onun arkasında durun.

BAŞKAN – Lütfen sayın milletvekilleri...

Buyurunuz Sayın Halaçoğlu.

12.- Kayseri Milletvekili Yusuf Halaçoğlu’nun, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Milliyetçi Hareket Partisine sataşması nedeniyle konuşması

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; şimdi, Sayın Elitaş, buradaki açıklamalarında, Öz’le ilgili açıklamalarında, ombudsmanla ilgili açıklamalarında eksik şeyler söyledi. Her şeyden önce, Büyük Millet Meclisi Başkanımız bu konuşmayı yaparken aynen şunu söyledi... CHP’den de Grup Başkan Vekili Engin Bey de vardı. Öz, yaptığı açıklamayla... Öz’ün yaptığı açıklamaya  karşılık ombudsman olarak Sayın Başkanın yaptığı açıklama konusunda bir yanlışlık vardı çünkü ombudsmanın böyle bir açıklama yapması söz konusu bile değil, yapamazdı. Buna nasıl bir ceza verileceği konusu söz edildi. Herhangi bir ceza verilecek husus, yani  bir madde olmadığı, bununla ilgili  bir kanun içerisinde madde yer almadığı ortaya kondu, bu söylendi.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Halaçoğlu profesörsünüz, böyle yanlış anlarsanız, talebelerinizin vay hâline!

YUSUF HALAÇOĞLU (Devamla) – Yani orada  yapılan açıklama, aslında yapılan açıklama, ombudsmanın yanlış, böyle bir açıklama yapamayacağı konusundaydı, bunu konuştuk. Ama, onun ötesinde, Sayın Öz’e giden kişilerin kim olduğu, bunlarla ilgili bir konu konuşulmadı.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Sayın Öz ne kadar marifetli adammış ya, her iddiasını doğru diye kabul ediyorsunuz!

YUSUF HALAÇOĞLU (Devamla) – Diğer taraftan, ben “AKP” dedim çünkü Adalet ve Kalkınma Partisinin baş harfleri A, K, P’dir, bunun için söyledim. Milliyetçi Hareket Partisinin baş harfleri M, H, P’dir, bunu diyebilirsiniz dedik ama “milliyetçi halk partisi” diye bir parti yoktur, bizim partimiz “milliyetçi halk partisi” değildir.

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) – Üzerinize almayın!

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Yeni oluştu, yeni.

YUSUF HALAÇOĞLU (Devamla) – Dolayısıyla, yeni kurulmuş partiden söz ediyorsa, bize karşı dönüp bizim milletvekilimizi söz konusu ederek bunu konuşamaz, konuşmamalıdır.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Halaçoğlu.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Adalet ve Kalkınma Partisinin öncelikle adaletten yoksun olduğunu söylemek isterim!

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Elitaş.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Halaçoğlu Meclis Başkanıyla yaptığımız toplantıdaki görüşmeyi Sayın Altay’ı da şahit tutarak farklı bir noktaya çevirdi. İzin verirseniz bir dakika içinde açıklamak istiyorum.

BAŞKAN – Şimdi, bu konuyu siz söylediniz, Sayın Grup Başkan Vekili de söyledi.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Efendim, işin doğrusunu… Aynı, bulunduğumuz ortamda konuşulan bir mevzuyu farklı bir şekilde söyledi, sanki ombudsmana, Zekeriya Öz’ün iddiaları doğrultusunda soruşturma açıldığını ifade etti. Öyle bir şey söz konusu değil.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Yok, öyle demedim.

BAŞKAN – Öyle söylemedi Sayın Halaçoğlu.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Hayır, öyle bir şey söylemedim.

BÜLENT BELEN (Tekirdağ) – “Soruşturma açıldı.” diye bir söz geçmedi.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan “Bu konular konuşulmadı, Zekeriya Öz’ün iddiaları değil.” dedi.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Tutanakları getirin, öyle bir şey yok!

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, dedi ki… Bu yasada yani ombudsmanlık yasası çıkarılırken… Ombudsman müracaat ediyor Zekeriya Öz’ün iftiralarıyla ilgili, diyor ki: “Sayın Başkan, böyle böyle bir iddia var, iftira var…”

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – İftira değil, gerçek.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – “Bu konuyla ilgili, Türkiye Büyük Millet Meclisi doğru olup olmadığı konusunu araştırsın.” diyor. Biz araştırdık, inceledik, yasaya baktık ama yasada böyle bir durum söz konusu olmadığından dolayı inceleme imkânı bulamadık. Avrupa’daki karşılıklarını araştırdık ve hatta...

BAŞKAN – Sayın Halaçoğlu da bunu söyledi.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Aynısını söyledim, başka hiçbir şey söylemedim ki.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Yok efendim, olur mu?

BAŞKAN – Öyle söyledi efendim, ben de öyle duydum.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Aynısını söyledim.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – O zaman şu var: Demek ki Zekeriya Öz’ün “Bana 2 kişi gönderdi.” dedikleri mesele iftiradan başka bir şey değildir.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – O beni ilgilendirmiyor, ben onu söylemedim, ben sadece sizin yanlış söylediğinizi düzelttim.

BÜLENT BELEN (Tekirdağ) – Zekeriya Öz Ergenekon, Balyoz’da çok iyiydi ya! Altına zırhlı arabayı verdiniz!

KAMER GENÇ (Tunceli) –Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Bir dakika Sayın Başkan…

RUHSAR DEMİREL (Eskişehir) – Sayın Başkan…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, ombudsmanın Zekeriya Öz’le Bursa’da yemekte buluştuğu belli, o kişiyle beraber yemek yemişler. Niye yemişler?

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, bunların hepsi gayet açık ve net belli.

Sayın Demirel, buyurunuz siz…

RUHSAR DEMİREL (Eskişehir) – Şahsıma atıf yapılarak…

KAMER GENÇ (Tunceli) – O yemeği niye yemişler?

BAŞKAN – Lütfen…

CUMA İÇTEN (Diyarbakır) – Aynı Öz, Fatih Belediyesine gitmiş.

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) – Zekeriya Öz Fatih Belediyesine niye gitmiş?

CUMA İÇTEN (Diyarbakır) – Ne işi var Fatih Belediyesinde?

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, çok rica ediyorum, bu konuyu şu anda tartışmayalım.

Sayın Demirel…

RUHSAR DEMİREL (Eskişehir) – Sayın Başkan, hatip, şahsıma atıf yaparak sözler söyledi, onlara cevap vermek istiyorum.

CUMA İÇTEN (Diyarbakır) – Öz’ün Fatih Belediyesinde ne işi var? (Gürültüler)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, bu konuyu eğer konuşacaksanız, lütfen, çok rica ediyorum, kuliste bu konuyu konuşunuz, şimdi yeterince bunu tartıştık.

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elâzığ) – Arkadaşlar, Zekeriya Öz çöp vergisi ödemeye gitmiş canım Fatih Belediyesine!

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Demirel.

RUHSAR DEMİREL (Eskişehir) – Sayın hatip, konuşmamdan alıntı yaparak, şahsıma atıfla, beden diliyle bana birtakım sözler söyledi, cevap vermek için söz istiyorum, lütfen.

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Demirel.

13.- Eskişehir Milletvekili Ruhsar Demirel’in, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

RUHSAR DEMİREL (Eskişehir) – Sayın Başkan, teşekkür ediyorum söz hakkı verdiğiniz için.

Ben öncelikle, bir konuyu tespit edeyim tekrar, kayıtlara geçmesi adına. Ben burada çok şey söyledim. “Aileyi perişan ettiniz.” dedim, “Çekirdeği çatlattınız.” dedim.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – İki dakikada cevap veremedik, sataşanlara cevap veremedik.

RUHSAR DEMİREL (Devamla) – Bir sürü laflar söyledim, hiçbirine alınganlık yapmadınız çünkü hepsi doğruydu, evet. Siz bir magazin figürünü televizyonlarda aynı gece seyrederken gözyaşlarıyla vicdanınız ayaklandı, aynı gün bu ülkenin çocukları öldüğünde vicdanınız yerle yeksandı.

KADİR GÖKMEN ÖĞÜT (İstanbul) – Bu kadar basit.

RUHSAR DEMİREL (Devamla) – Sayın Davutoğlu “Analar ağlamasın.” diye Habur’da tören yaptı, “Bu ülkede evlatlar da feda edilir.” diye fetva verirken onur, gurur duyup alkış tuttunuz.

Ben Zekeriya Öz’ün lafının… Başbakan tarafından “Ben öyle bir şey yapmadım, yapsam Adalet Bakanım ya da Müsteşarımla yapardım.” dedi, hiç, “Bu kişiler kimdi, söylesin.” lafı da çıkmadı. Dedim ki: Hâlâ, o an itibarıyla Bakanınız olan kişinin cümlesi var. O zaman, cümleyi tamamen okuyayım: “Beni rahatlatacak deklarasyon yayınlayınız.’ şeklinde, Başbakan aracılığıyla tarafıma baskı yapılmıştır. Bunu kabul etmeyerek istifa ediyorum.” diyor Sayın Bakan.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Yalan söylüyor o Bakan, o Bakan yalan söylüyor.

RUHSAR DEMİREL (Devamla) – Ha, Sayın Bakan şunu da söylüyor: “Eğer benim istifa etmem gerekiyorsa, bugüne kadar altına imza attığım her şeyi Sayın Başbakanın bilgisi dâhilinde yaptım, o zaman kendisi de istifa etsin.”

Şunu söylemek istiyorum: Bir siyasi partiye siz istediğinizi söyleyebilirsiniz, bizden hiçbir şey götürmez çünkü biz, hamdolsun, 45’inci yılına gelmiş, milletin gönlünde yer etmiş bir partiyiz, kendimizi ifade etmek mecburiyetinde de değiliz ama siz hâlâ bu milletin gözünde “ağlama ve kumpas partisi”, “ayakkabı kutusu partisi” vesaire gibi isimlerle anılıyorsunuz. Anılırsınız da bu da bizi hiç ilgilendirmiyor. Hani bazı antrenörler ya da şarkıcılar var, kendine “imparator” denmesiyle imparator olmuyor. Sizin kendinizi nerede gördüğünüz değil, milletin vicdanında isminizin nerede olduğu önemli.

Saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Demirel.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – 30 Martta hesaplaşırız.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Elitaş, bu konu yeterince tartışıldı. Bakanın sözünü söyledi, başka da bir şey yok.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Ama Sayın Başkan, sataşmadan dolayı söz veriyorsunuz, hakaretlerine devam ediyor.

MUHARREM VARLI (Adana) – Ne hakareti!

BAŞKAN – Niye? Hakaret görmedim.

BÜLENT BELEN (Tekirdağ) – Ne hakareti!

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Kalkıyor diyor ki: “Siz şöyle şöyle…” Söylediği şeylere, on sekiz dakikadır konuştuğu iftiraların tamamına iki dakikada cevap vermemi bekliyor.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – “İftira” diyor bak yine hâlâ!

BAŞKAN – İftira…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan…

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – “İftira” diyor hâlâ!

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Bize göre iftira ya!

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Hangi iftira?

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, bakın, açlıktan ölen çocuklardan bahsediyor, “Sizin zamanınızda açlıktan ölen insanlar var.” diye bahsediyor, “Sizin zamanınızda yolsuzluk ayyuka çıktı.” diye bahsediyor. Bunlar iftira değil mi?

BAŞKAN – Siz söz aldınız efendim buna cevap için.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Sayın Başkan, bakın, iki dakikalık süre içerisinde benim konuşmama sataşmanın zaten bir dakikası gitti. Susturmaya kalktınız…

MUHARREM VARLI (Adana) – Sana da on sekiz dakika versin o zaman.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) - İzin verirseniz…

BAŞKAN – Neyi susturmaya kalktım Sayın Elitaş? Lütfen, ilzam ediyorsunuz olayları.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Hayır, susturamadınız. Beni değil, onları susturamadınız.

BAŞKAN – Çok rica ederim Sayın Elitaş.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Bir de Başkana hakaret ediyorsunuz.

BAŞKAN - Böyle konuşmanızı çok uygun görmüyorum ama…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, bakın, bu ülke ondalıkçı bayındırlık bakanlarıyla anılmıştır. Yüzde 50 kırım oranlarıyla çıkıp da ondalıkçı bayındırlık bakanlarıyla anılmıştır.

BAŞKAN – Sayın Elitaş…

MUHARREM VARLI (Adana) – Sizi de göndereceğiz Yüce Divana, canını sıkma!

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) - Bu ülkede 57’nci Hükûmet döneminde günlük 1 doların altında geliri olan insan sayısı yüzde 17’yken bugün sıfıra düşmüştür.

MUHARREM VARLI (Adana) – Ama seni bakan yapmazlar, bu kadar patırdama! Çok Bakanlar Kurulu değişti ama seni bakan yapmadılar! Bu kadar patırdama!

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) - Açlığı, yoksulluğu kaldıran iktidara herkesin teşekkür etmesi gerekirken şu anda iftira atıyorlar.

MUHARREM VARLI (Adana) – Seni bakan yapmazlar, rahat ol!

BAŞKAN – Sayın Elitaş, bir saniye es verebilseydiniz size bir cevap verebilecektim ama siz es vermiyorsunuz ki…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Siz bana cevap verin, buyurun.

BAŞKAN - …sizi ya kürsüye çağırayım ya da teşekkür edeyim.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Peki, çağırın efendim, cevap vereyim o zaman.

BAŞKAN – Yani… Ama Sayın Elitaş, nasıl bir şekilde yürütüyorsunuz bu işi, anlayabilmiş değilim.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Neyi? Hangi işi?

BAŞKAN – Çok rica ederim.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Hangi işi Sayın Başkan?

BAŞKAN - Yani, siz bir söz istiyorsunuz ama benim cevabıma ve bu konuyu konuşmama fırsat vermeden devam ediyorsunuz. Böyle bir şey olamaz.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, hayır, gerekçelerini açıklıyorum, niye böyle olması gerektiğini. Söz vermeniz gerekiyor.

BAŞKAN – Ama, bu arada, gerekçe açıklarken de karşı tarafa tekrar sataşma yapıyorsunuz.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, siz yorum yapamazsınız.

BAŞKAN – Ben yorum yapmıyorum.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Hayır, zaten…

BAŞKAN – Yorum yapmıyorum, olayı tespit etmek durumundayım.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Hayır, sataşıyor buradan Sayın Başkan.

BAŞKAN – Ama, tabii, sataşıp sataşmadığınızın  da tespiti bana düşüyor.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Sataşıyorsunuz tabii ki, sataşıyorsunuz.

BAŞKAN – Buyurunuz lütfen kürsüye.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Sonra da ben istiyorum.

BAŞKAN – Çok rica ederim yani. Bunca yıldır bu işi birlikte götürüyoruz, böyle bir şey olmasın, çok rica ederim.

Buyurunuz.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Hayır, şimdi, peşin peşin “Sonra da ben istiyorum.” diyor Grup Başkan Vekili.

KADİR GÖKMEN ÖĞÜT (İstanbul) – Bunlar Sadık Yakut’a alışmışlar.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Çünkü sataştın demin konuşurken.

BAŞKAN – Daha önce sataşmada bulundunuz.

Buyurunuz efendim.

14.- Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, Eskişehir Milletvekili Ruhsar Demirel’in sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Bakın, değerli milletvekilleri, bu ülke ondalıkçı bakanlarla anılmıştır. 56’ncı Hükûmet döneminde, 55’inci Hükûmet döneminde Bayındırlık Bakanlığının bütün kırımları yüzde 48-50’yle giderken 57’nci Hükûmet döneminde birden bire yüzde 10’a düşmüştür. “Ondalıkçı bakanlık” diye ifade edilmiştir. İhale içinde ihaleler yapılmıştır. “Keşif artış bedelleri” diye ikincil ihalelerin ortaya çıktığı durumlar ortaya çıkmıştır.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Hırsızlıkları kapatmaz bu söylediklerin, boşuna uğraşma!

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Bu ülkenin kara talihine, kara listesine kara leke olarak girecekse o dönemin iyice yargılanması, iyice sorgulanması gerekir.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – En kara leke, sizin kara lekenizdir!

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Bakın, bu ülkede 57’nci Hükûmet döneminde, 2002 yılından önce, 2003 yılında, AK PARTİ iktidara gelmezden önce günlük 1 doların altında yaşayan insan sayısı yüzde 17 iken bugün sıfıra düşmüştür.

KADİR GÖKMEN ÖĞÜT (İstanbul) – Yok ya!

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Günlük geliri 4 doların altında yaşayan insan sayısı yüzde 3’e düşmüştür.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Kömür verdiğiniz için mi?

MUHARREM VARLI (Adana) – Vallahi seni bakan yapmazlar ya! Yanlış biliyorsun, yanlış. Vallahi seni bakan yapmazlar ya, patırdama bu kadar ya! Bakanlar Kurulu kaç defa değişti, seni yapmadılar ya.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Bugün insanların alım gücü artmıştır. 2.000-3.500 dolar kişi başına geliri olan bir ülkede çocuklar 3.300 dolar borçla doğarken bugün 10.500 dolarlık gelire yükselmiştir.

CEMALETTİN ŞİMŞEK (Samsun) – Onların hesabını sen mi biliyorsun?

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Bunları inkâr ederek bir yere varamazsınız.

MUHARREM VARLI (Adana) – Biz hesabını verdik, sizin de hesabını vereceğiniz gün gelecek Allah’ın izniyle. Kelepçeyi koluna taktığım zaman göreceğiz o zaman Elitaş seni.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – AK PARTİ iktidarı döneminde uluslararası bir konsorsiyumun ortaya kurduğu kumpasla, yalanla, karalama kampanyasına sarılarak “halk partisi” de olamazsınız, milliyetçi halk partisi de olamazsınız, hele rahmetli Başbuğ’un kurduğu Milliyetçi Hareket Partisi hiç olamazsınız!

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Elitaş.

MUHARREM VARLI (Adana) – Sana mı düşer o, sana mı düşer? Sen ağzına bir defa Milliyetçi Hareket Partisini alma! Anavatanda başkanlık yapmış, AKP’de bilmem siyaset yapan adam, sana mı düştü Milliyetçi Hareket Partisi?

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…

Buyurunuz Sayın Halaçoğlu.

15.- Kayseri Milletvekili Yusuf Halaçoğlu’nun, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Milliyetçi Hareket Partisine sataşması nedeniyle konuşması

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; evet, zaten, aslında, şimdi aynada kendisini gördüler, onu bize anlatmaya kalkışıyor. Evet, bizim Bakanımız hakkında bir iddia da söz konusu oldu, Bayındırlık Bakanımız hakkında. Bayındırlık Bakanımız derhâl Genel Başkanımız tarafından görevden alındı, milletvekilliğinden de ayrıldı ve Yüce Divana çıktı, Yüce Divanda yargılandı, 11-0, oy birliğiyle aklandı. Yiğitseniz bakanlarınızı azledin, yiğitseniz milletvekilliğinden çıkarın, Yüce Divana çıkarın. (MHP sıralarından alkışlar) Hodri meydan!

MUHARREM VARLI (Adana) – Evet, hadi gidelim, hadi hep beraber.

YUSUF HALAÇOĞLU (Devamla) – Çıkarabilir misiniz? Çıkaramazsınız çünkü onun ucu sizin Başbakana gelir.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Onu Yüce Divana siz göndermediniz, Yüce Divana siz göndermediniz onu.

YUSUF HALAÇOĞLU (Devamla) – Dolayısıyla, bunu yapamazsınız. Siz istediğiniz kadar takla atın, istediğiniz kadar çabalayın, bu batağın içinden çıkamayacaksınız…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Siz o bataklığı iyi bilirsiniz, o bataklığı siz iyi bilirsiniz!

YUSUF HALAÇOĞLU (Devamla) – …ve bunun cevabını da halk size verecektir. Siz istediğiniz kadar “milliyetçi halk partisi” deyin. Evet, biz halkın partisiyiz, bunu kabul ediyorum ama siz ne adaletle alakalısınız ne de kalkınmayla alakalısınız.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Kalkınmamızı da biliyor millet, adaletimizi de.

YUSUF HALAÇOĞLU (Devamla) – Bu milleti siz sadece dilenmeye alıştırdınız. Kömür verdiniz, makarna verdiniz, onun için dolara ihtiyaç kalmadı zaten.

BÜLENT BELEN (Tekirdağ) – Buzdolabı da verdiler canım!

YUSUF HALAÇOĞLU (Devamla) – Siz, onun için, çuvallarla götürüp teslim ediyorsunuz, ondan sonra da adaletten, kalkınmadan bahsediyorsunuz. Siz dönün, aynada kendinize bakın, ondan sonra konuşun.

Hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Halaçoğlu.

 

X.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

3.- Eskişehir Milletvekili Nabi Avcı ve 3 Milletvekilinin; Eskişehir 2013 Türk Dünyası Kültür Başkenti Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu (2/1908) (S. Sayısı: 522) (Devam)

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Eskişehir Milletvekili Bedii Süheyl Batum. (CHP sıralarından alkışlar)

Buyurunuz Sayın Batum.

CHP GRUBU ADINA BEDİİ SÜHEYL BATUM (Eskişehir) – Değerli milletvekilleri, Eskişehir 2013 Türk Dünyası Kültür Başkenti Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi üzerinde CHP Grubu adına Eskişehir Milletvekili olarak söz almış bulunuyorum.

Bir kere şunu söyleyeyim: Bu yasanın bu şekliyle, Komisyonda kabul edildiği şekliyle geçmesini kabul ettiğimiz için, biz de olumlu oy kullanacağımız için uzun konuşmayacağım. Yalnız, özellikle şunu ben de vurgulamak istiyorum: Eskişehir, gerçekten, gerek tarihsel gerek kültürel gerek düşünsel kaynaklarıyla kültür başkenti olmayı hak eden bir kentti. Bunda hiç kuşkumuz yok ancak -Ruhsar Hanım da bahsetti- sizlerin anlayışı sayesinde, maalesef, gencecik insanların vahşice dövülerek sokak ortasında infaz edildiği bir kent hâline dönüştü. Ali İsmail Korkmaz’dan söz ediyorum. Üstelik, sizin Başbakanınızın üzerine titrediği valinin de, açılmış bir soruşturmayı engellemek, etkilemek pahasına televizyon kanallarına “Onu arkadaşları öldürmüştür, suç emniyet görevlilerine kalsın.” dediği bir kenttir. Tabii, bu da bir kültür. Eskişehir, farklı kültürlerin olduğu bir kent. Bu da bir kültür, bu da bir anlayış; linç kültürü.

Eskişehir, Allah’tan, pırıl pırıl insanlarıyla üniversiteleriyle, gelenekleriyle, kültürel mal varlığıyla gerçek anlamdaki kültür dünyasının başkenti olmayı hak eden bir kent. Demin arkadaşlarım da söylediler, Yunus Emre’den Nasreddin Hoca’ya, Nasreddin Hoca’dan Şeyh Edebali’ye, Şücaaddin-i Veli Hazretlerine, Seyit Battal Gazi’ye, oradan Kurtuluş Savaşı’na, Kurtuluş Savaşı’nın kahramanlarına uzanan bir kültürün, bir anlayışın başkenti. Yani, Eskişehir, açık söyleyelim, çoğulcu, demokratik, insanı temel alan, baskıya, zorbaya, zorbalığa boyun eğmeyen bir anlayışın başkenti.

Hatırlarsınız, Kemal Unakıtan 2009’da seçimler öncesinde gelmişti ve aynen şu ifadeyle “Benim elimden geçen paranın sadece tozu siz Eskişehirlilere yeter.” demişti ama Eskişehirli de “Senin paran da, paranın tozu da, senin anlayışın da senin olsun.” dedi, bunu diyebildi. İşte böyle bir kültür, böyle bir anlayış Yılmaz Büyükerşen’i seçti. Böyle bir anlayışın başkenti, linç kültürünün değil. Yani valinizin, o valilerinizin, emniyet müdürlerinizin, içinizden bazılarınızın, Başbakanınızın anlayışının, kültürünün başkenti değil.

Değerli arkadaşlar, 6303 sayılı Yasada, yapılan değişiklikte şunu özellikle vurgulamak istiyorum bir daha lütfen getirmeyin diye: Şimdi, burada, 6303 sayılı Yasa’yla, gayet güzel, Eskişehir 2013 Türk Dünyası Kültür Başkenti Hakkında Kanun’un 3’üncü maddesiyle bir ajans belirlendi. Burada ajansın gelirleri 3’üncü maddede uzun uzun yazıldı fakat o kadar ciddi para kaynakları var ki, o denli ciddi gelirler var ki iştahları kabartabilirdi. Nitekim, bazılarının iştahını da kabarttı. Sadece ve sadece Anadolu Üniversitesinin döner sermaye gelirlerinden 150 milyon liralık bir paranın yani eski deyimle 150 trilyonluk bir paranın buraya aktarıldığını bilerek söylüyorum ki 3’üncü maddede, bunun gibi, Osmangazi Üniversitesi, Ticaret Odası, İl Özel İdaresinin, Büyükşehir Belediyesinin, Odunpazarı, Tepebaşı, gerçek ve tüzel kişilerden alınacak bağışlar, inanılmaz bir gelir kaynağı var. Ama bunun 6’ncı maddesi de şöyle diyordu: “Bu paralar harcanır, gerekli projeler yapılır, geri kalanlar ise 31/12/2013 tarihinden itibaren altı ay içinde tasfiye edilir.” Ve şöyle diyordu: “Toplanan ödenek, gelir ve bağışlardan kalan miktar Eskişehir İl Özel İdaresiyle Eskişehir Büyükşehir Belediyesi bütçelerine gelir olarak kaydedilir.” Ve maalesef, bunun üzerine, “İştah kabardı.” dedim ya, bir teklif hazırlandı. Bu teklif bunun ilk şekli, görüştüğümüz teklifin ilk hâli. Aynen şöyle söylendi: “Ajans bütçesinde bulunan ödenek, gelir ve bağışlardan artakalan meblağ ve bütün haklar, tamamı -ayni haklar, nakdî haklar, hepsi- tasfiye sürecinde, ilgili kamu kurum ve kuruluşlarına dağıtılır.” Büyükşehir Belediyesiyle İl Özel İdaresine değil, kamu kurum kuruluşlarına dağıtılır, bunda da bizim etkin olduğumuz Yönetim Kurulu etkili olur.

Şimdi açıklıkla söylüyorum: Bu çok kötüydü ama ben de teşekkür ediyorum, Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonunca -özellikle teşekkür etmek istiyorum- bu değiştirildi. Teklifi getiren kişi olarak her ne kadar Sayın Nabi Avcı’ya üzüntülerimi bildirdiysem de daha sonra kendi teklifini geri çekerek bu teklifin kabul edilmesine yardımcı olduğu için ona da teşekkür ediyorum. Çünkü teklif şu şekilde değiştirildi: Bu kaldırıldı, şu anda eski hâliyle devam ediyor, amma velakin, altı aylık bir süreç uzatıldı.

Şimdi, özellikle şunun için söylüyorum: Ruhsar Hanım’ın da söylediği gibi, daha, aynen İstanbul’da olduğu gibi, Eskişehir’de de kültür başkenti olarak çok büyük bir proje f            ilan görmedik. Şimdi, altı ayda yapılır, yapılmaz, ayrı mesele ama toplanan bu paranın ilgili kamu kurum, kuruluşlarına -bütün kamu kurum, kuruluşlarına filan diyerek değil- aynı şekilde dağıtılmasında mutlaka yasanın ilk şekline sadık kalmamız gerekir. “Aman ne güzel, bunu istediğimiz kurumlara verelim.” diye yeni bir girişimde bulunmayacağınızı umuyorum. Nabi Bey’e de o yüzden şimdilik teşekkür ediyorum bunu geri çekti diye. İnşallah böyle bir teklifi getirmez.

Son olarak şunu söyleyeyim değerli arkadaşlar: Biz bu teklifi kabul ediyoruz çünkü altı ay uzatıyor, ilk teklifi çektiler. Ancak şunu söyleyeyim: Bu yasanın daha ilk şekli görüşülürken, Genel Kurulda bizler, Cumhuriyet Halk Partisi olarak düşüncelerimizi, şikâyetlerimizi paylaştık, değişiklik önergelerini verdik hatırlayacaksınız. Hiçbirini kabul etmediniz çoğunluk olarak ama hâlen bazı maddeler burada bizim, sonuçta, eleştirilerimizi hak edecek şekilde düzenlenmişti.

Bunları da saklı tutarak bu kanuna olumlu oy vereceğimizi bir kez daha CHP Grubu olarak ifade etmek istiyorum.

Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Batum.

Şahsı adına, Tunceli Milletvekili Kamer Genç.

Buyurunuz Sayın Genç. (CHP sıralarından alkışlar)

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 522 sıra sayılı Yasa Teklifi’nin tümü üzerinde şahsım adına söz almış bulunuyorum. Hepinize saygılar sunuyorum.

Ben, şimdi, gideceğim, gazetelere bir ilan vereceğim: “Ey azılı katiller, ey azılı hırsızlar; avukata mı ihtiyacınız var? Hemen Mustafa Elitaş’ı seçin. Çünkü onun kadar hırsızları, katilleri, böyle çok rahatlıkla savunacak bir avukat bulamazsınız.” (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

ALEV DEDEGİL (İstanbul) – Utanmazsın sen!

KAMER GENÇ (Devamla) – Şimdi, biraz önce burada dedi ki: “Efendim, Erdoğan Bayraktar dedi ki…”

İSMAİL KAŞDEMİR (Çanakkale) – Uyuz bir dille konuşmaya devam ediyor Sayın Başkanım.

KAMER GENÇ (Devamla) – Ya, bir susun da nereye getireceğimi bilin.

ALİ AYDINLIOĞLU (Balıkesir) – Provokatör!

KAMER GENÇ (Devamla) – “Erdoğan Bayraktar dedi ki: ‘Benim hukuka uygun olarak yaptığım imar tadilatlarının talimatını Başbakan verdi.’” Ya, bak, Mustafa, gel bir iddiaya girelim, eğer Erdoğan Bayraktar’ın ifadesinde “Benim hukuka uygun olarak yaptığım imar tadilatları” ifadesi varsa ben milletvekilliğinden istifa edeyim, eğer “hukuka uygun imar tadilatları” ifadesi yoksa sen edebilir misin? Edersen… Bak, yani, şimdi, şu kürsünün bir asaleti var, bu kürsüye çıkan insanların doğru konuşması lazım.

SITKI GÜVENÇ (Kahramanmaraş) – Sen doğru konuş önce, sen. Sen konuş önce doğruyu.

KAMER GENÇ (Devamla) – Şimdi, onun için, burada, yani gerçekten hayret ediyorum ya. Yani, arkadaş, insanlar eskiden, birtakım yolsuzluklar yaptıkları zaman, şey ettikleri zaman derlerdi ki: “Ar damarı çatlamış.” Şimdi ar damarı yok ya insanlarda, hayret ediyorum, ar damarı kaybolmuş. Her şey çıkıp söyleniyor buradan.

Şimdi, bakın, beyler, biz bu kanunları niye çıkarıyoruz? Ya, kanunlar uygulanmak için şey edilir. Kanunları uygulayacak kimdir? Mahkemelerdir. Şimdi, Anayasa’mızın 2’nci maddesi ne diyor? “Türkiye Cumhuriyeti devleti bir hukuk devletidir.”

Şimdi, hukuk devleti ne demek? Yani, kuvvetler ayrılığı ilkesi demek. Dolayısıyla çıkan kanunların, yürütmenin yaptığı işlemlerin yargı denetimine tabi olması demektir.

Şimdi, burada ne yapıyor? Bakın, Tayyip Erdoğan’ın oğlu…Var veya yok… 17 Aralık olayından sonra bir soruşturma açılıyor. Soruşturma açılınca Tayyip Erdoğan diyor ki: “Bize komplo kurdular.” Kim  komplo kurdu? “Biz Türkiye’yi uçuracaktık, dünyanın lider ülkelerinden yapacaktık, işte birileri bize, bir lider ülkesi yapmamak için komplo kurdular.” diyor. Ne komplosunu kurmuşlar? “Efendim, bakanlarımızın yaptığı yolsuzlukları bulmuşlar, hırsızlıkları bulmuşlar, ondan sonra… Ee, bu hırsızlıkları, yolsuzlukları niye buluyorsunuz ya? Bak, biz yine hırsızlık, yolsuzluk yapalım ama Türkiye’yi de uçuracağız yani çağın en ilerisine götüreceğiz.” Ya, böyle bir mantık olur mu arkadaşlar!

Şimdi, onurlu, şerefli insanlar kendisiyle ilgili, hele Hükûmet makamında oturan insanlar kendisiyle ilgili bir soruşturma varsa, bir yolsuzluk iddiaları varsa çıkar “Arkadaşlar, benim alnım temizdir, benim en ufak çekineceğim bir şey yoktur. Buyurun, işte açıyorum hakkımdaki soruşturmayı, bakanlıklardan istifa ediyorum -ya, hayat bir günlük değil ki arkadaşlar- ben de Başbakanlıktan istifa ediyorum. Arkadaşlar, ben hırsızlığı, yolsuzluğu kendi onuruma yedirmiyorum dolayısıyla istifa ediyorum. Buyurun, soruşturmayı yapın ey hâkimler, ey savcılar.” Ondan sonra giderim, aklanırım gelirim, çıkarım bu yüce milletin karşısına. “Arkadaşlar, bakın, bana iftira attılar, benim arkamda en ufak bir yolsuzluk yok, en ufak bir hırsızlık yok. İşte, ben de aklandım, geldim.” derse biz de burada çıkarız kendisini tebrik ederiz. Hakikaten ya, Türkiye Cumhuriyeti’nin bir Başbakanına böyle iftira olur mu? Ama, şimdi ne yapılıyor? Oğlu, bakın, bir imar planının tasdiki için -gazetelerde yani dinlemeye takılan şeylerde- 200 trilyon lira civarında kendi vakfına bağışta bulunması için telefon konuşmaları var. 200 trilyonluk liralık, 20 dönümlük arazi kendi oğlunun vakfına tahsis edildi mi? O içeriye alınan Sarraf’ın… Kendi oğlunun vakfına 3 milyon dolar verildi mi?

Şimdi, arkadaşlar, bakın, son zamanlarda, Tayyip Erdoğan, devletin bütün hazine arazilerini, 1 metrekare dahi bir hazine arazisini satmak için illa Tayyip Erdoğan’ın muvaffakatine bağladı. Şimdi, bize deniliyor ki yani doğru mudur, yanlış mıdır bilmiyorum. Arkadaşlar, elin ağzı çuval ağzı, diyorlar ki: “Her hazine arazisinin satılmasında Tayyip Erdoğan’ın oğlu Bilal Erdoğan -tabii, onun da aile yönetimi var- buraya muhakkak bazı bağışlar gitmiş.

İSMAİL KAŞDEMİR (Çanakkale) – Doğru söylemiyorsun, yalan söylüyorsun ya! Ayıp ya! Vallahi ayıp ya!

KAMER GENÇ (Devamla) - Ya, doğru, yanlış bilmiyorum arkadaşım.

Hayır hayır… Doğru, yanlış ben bilmiyorum, yanlış da olabilir. E, bir soruşturma açalım, bakalım. Hakikaten bu …(AK PARTİ sıralarından gürültüler)

İSMAİL KAŞDEMİR (Çanakkale) – Olur mu öyle şey ya! Hep küfür hep hakaret.

KAMER GENÇ (Devamla) - …Tayyip Erdoğan TÜRGEV vakfına ne kadar bağışta bulunulmuş, kimler bağışta bulunmuş, ihale alanlar var mıdır, yok mudur? Bunları bir araştıralım arkadaşlar yani bundan niye…

İSMAİL KAŞDEMİR (Çanakkale) – Müteahhit değil ki o ya, vakıf o.

KAMER GENÇ (Devamla) - Eğer alnınız aksa, eğer hakikaten bir temizlik, bir şey yoksa söyleyelim.

Şimdi, Zorlu Holding İstanbul’da 86 bin metrekarelik kaçak inşaat yapmış, diyorlar ki: “Bu kaçak inşaatı meşrulaştırmak için Bilal Erdoğan’a 2 tane dükkân vermiş. Ya, doğru mu, yanlış mı?

İSMAİL KAŞDEMİR (Çanakkale) – Çok ayıp ya!

KAMER GENÇ (Devamla) - Bunları araştıralım. Arkadaşlar, ben “doğru” demiyorum, diyorum ki: “Alnı açık olanlar bunların soruşturulmasından çekinmez.”

İBRAHİM KORKMAZ (Düzce) – Senin için de çok şeyler söylüyorlar.

KAMER GENÇ (Devamla) - Ya, ben de diyorum ki: Keşke Türkiye Cumhuriyeti devletinin Başbakanı, bakanları temiz olsa, hırsızlık şaibelerinden kurtulsa -bizim devletimiz ya- bu devletimizi temsil eden Hükûmetin eğer alnı açık olursa, temiz olursa biz bununla gurur duyarız arkadaşlar.

İSMAİL KAŞDEMİR (Çanakkale) – Zaten bu Hükûmet öyle, öyle.

İBRAHİM KORKMAZ (Düzce) – Sen değil mi, sen!

KAMER GENÇ (Devamla) - Bizim kimseye iftira miftara attığımız yok. Ama, şimdi siz ne yapıyorsunuz? Savcıyı…

İSMAİL KAŞDEMİR (Çanakkale) –Bu Hükûmet, öyle bir Hükûmet.

KAMER GENÇ (Devamla) - Ya, öyle deme. Bak, dersen… Şimdi bakın, siz hırsızları koruyorsunuz. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

İSMAİL KAŞDEMİR (Çanakkale) – Öyle bir Hükûmet, ak bir Hükûmet. Sen doğru konuşmuyorsun.

KAMER GENÇ (Devamla) - Şimdi, nasıl? Tayyip Erdoğan, savcı oğlunu ifadeye çağırıyor, oğlunu savcıya göndermiyor; ondan sonra alıyor makam arabasına gezdiriyor, mahkemeye diyor ki “Ey mahkeme, seni bilmem, ben seni takmam ya, sen kimsin!” savcıya “Ben seni takmam.” diyor. İstanbul Emniyet Müdürü diyor ki: “Ben, savcının ifadeye çağırdığı kişileri yakalayıp götürmem.”

Şimdi, beyler, hukuk var mı ortada, devlet kalmış mı? Devlet tevessuh etmiş. Şimdi, eğer emniyet yakalanması için savcılık tarafından çıkarılan emirleri yerine getirmezse o devlet diye bir şey yok ki!

Peki, ne olacak şimdi? Şimdi, savcı adamları çağırıyor, “Bu suçlu. Getirin bir ifadesini alayım.” diyor.  “Ben getirmem.” diyor. Peki, o zaman nasıl olacak arkadaşlar? Ya, nasıl olacak, bir söyleyin bakalım. Ben cahilsem bana söyleyin, deyin ki: “Bu doğru.”

Şimdi, bakın, Bülent Arınç diyor ki: “Efendim, bu HSYK Kanunu Anayasa’ya aykırı değil.” Şimdi, Bülent Arınç eğer fikir namusunu taşısa bu lafları etmez.

Arkadaşlar, gerçekten, ya, şimdi birbirimizden farkımız yok.

İBRAHİM KORKMAZ (Düzce) – Bizim senden farkımız var, sen farklısın! Sakın ha!

KAMER GENÇ (Devamla) – Bakın, bu çatı altında yaşayan herkesin asgari dürüst olması lazım, asgari insan haysiyetini taşıması lazım, asgari fikir namusunu taşıması lazım.

E, şimdi, burada fikir namusunu taşıyan, haysiyetli olan kişiler… Yani, eğer hâkimler, savcılar tamamen Adalet Bakanı Bekir Boz’un emrine verilirse… Peki, bu Bekir Boz’u ben tanıyorum.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Saygısızlık yapma, saygısızlık yapma!

KAMER GENÇ (Devamla) – Yani bu Bekir Boz ne yapacak? Bunların hepsini getirecek, istediği adamları istediği yere verecek, ondan sonra soruşturma yapmayacak.

Ya, bugün, arkadaşlar, bakın, Türkiye yok ortada, Türkiye Cumhuriyeti devleti yok, Türkiye’de hukuk denilen bir şey yok. Anayasa’nın 2’nci maddesi fiilen ortadan kaldırılmıştır. Ben olsam…

Bakın arkadaşlar, hepimiz bu memleketin insanlarıyız. Yahu, aklın yolu birdir yani bir devlette yargı kaldırılırsa, ondan sonra her şey bir kişinin emrine göre eğer yönlendirilirse o devlette hak olur mu, adalet olur mu, hak arama yolları olur mu? Onun için, bakın, çok facia bir durumdayız. Sizin yöneticileriniz cinnet getirmiş ya! Cinnet getirmeyenler, böyle yollara teşebbüs etmez.

Arkadaşlar, Tayyip Erdoğan ne diyor? “Bu hâkimler” diyor, “bu savcılar” diyor, “bu mahkemeler” diyor, “Ben, bunlara güvenmem ki.” diyor, “Ben, nasıl bunlara adamlarımı teslim edeyim?”

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Siz daha ağırını diyorsunuz!

KAMER GENÇ (Devamla) – Dedi mi, demedi mi? Yahu, dedi mi, demedi mi? Ne dedi?

Ondan sonra, peki, eğer Tayyip Erdoğan bu mahkemelere, bu hâkimlere, bu savcılara güvenmiyor da adamlarını teslim etmiyorsa şu gün hapishanelerde yatan 150 bin insanın o zaman isyan edip hemen çıkması lazım arkadaş. Yani “Tayyip Erdoğan’ın kendi adamları bu mahkemeye itibar etmeyip yargılanmıyorsa o zaman arkadaş, ben de burada yatamam çünkü bu mahkemeler beni yargıladı.” diyorlar.

Yani, bakın, ben sizin vicdanlarınıza göre danışmanızı istiyorum. Türkiye Cumhuriyeti bir günlük devlet değildir, iktidar da bir günlük devlet değildir.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Hani yargı bizim arka bahçemizdi!

KAMER GENÇ (Devamla) - Size düşen bir şey, hemen iktidardan çekilmeniz veyahut da Tayyip Erdoğan’ı alıp yerine bir başka arkadaşı içinizden Başbakan…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

KAMER GENÇ (Devamla) - …yapmanız ve kısa zamanda aklanmanız.

İSMAİL KAŞDEMİR (Çanakkale) – Allah Allah! Sen karışma ona, sen karışma!

KAMER GENÇ (Devamla) – Aklandıktan sonra millete bunun hesabını vereceksiniz.

Evet, teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Genç.

İSMAİL KAŞDEMİR (Çanakkale) – Sen CHP’ye bak, sen karışma o işlere.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) - Sahsım adına söz istiyorum.

İBRAHİM KORKMAZ (Düzce) - İki ay önce sen güvenmiyordun hâkimlere!

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…

Şahsı adına Kayseri Milletvekili Sayın Elitaş.

Buyurunuz Sayın Elitaş. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Buraya biraz önce gelen konuşmacı namustan, asaletten, yolsuzluktan konuşamayacak bu Türkiye Büyük Millet Meclisinde, belki Türkiye'de kim varsa tek şahıs odur. Ömrü boyunca memuriyet yapmış, hayatındaki gelirleri belli, nasıl kazandığı belli. 1980 yılında Danışma Meclisinin üyesi olmuş, bir iki dönem ara vermiş, arkasından bu tarafa gelene kadar da hep milletvekili olarak görev yapmış. Milletvekillerinin aldığı maaş belli. Şimdi, bir de İnternet’te diyor ki: “Aldığı maaşın tamamını Tuncelili çocuklara burs olarak dağıtıyor.”

KAMER GENÇ (Tunceli) – Öyle bir şey demedim, tamamını değil. Hayır, efendim, tamamını değil.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - İnternet’te yazıyor. O zaman, oradaki yalan beyanlarını düzelt, oradaki yalan beyanlarını düzelt.

Mesela, bu kişinin mal varlığı listesi var. Şimdi, mal varlığı listesi bu, sadece Ankara’da olanlar.

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) - Çarşaf çarşaf!

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - Çarşaf çarşaf! Bu, sadece Ankara’da olanlar.

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) - Maşallah, maşallah! Kazan gibi doğuruyorlar mı!

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Bursa’da olanlar, başka vilayette olanlar belirsiz. Mesela, bu kişinin bir evi var, apartman var. Apartmanın 5 no.lu dairesini almış, 10 no.lu dairesini almış, 4 no.lu dairesini almış. Ya adamları tehditle o binadan kovdurmuş, binanın sahibi olmuş ya da adamları farklı bir noktaya gelmiş.

BEDİİ SÜHEYL BATUM  (Eskişehir) - Ya böyle afaki şeyler söylenir mi!

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Afaki değil, tapu bunlar, tapu, tapu belgesi bunlar.

İki: Şimdi, eşi var, eşinin mülkiyeti var.

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) - Yargıya intikal edenleri söylüyor.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - Ben belgelerle konuşuyorum, iftiralarla değil. İftiralarla değil, belgelerle konuşuyorum ben.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen sakince dinleyiniz, sonra gerekirse cevap hakkınız varsa cevap verirsiniz.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - Bir de oğlu var. Oğlu da Türkiye Büyük Millet Meclisinde çalışıyor.

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Aaa…

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - Oğlu da Türkiye Büyük Millet Meclisinde memur.

BEDİİ SÜHEYL BATUM  (Eskişehir)  - Vay vay vay!

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Şimdi, oğlunun arsaları var, daireleri var, binası var, bağ evi var. Yani oğlunun maaşı yeni, bizim yaptığımız yasayla birlikte herhâlde 3.500 lira, 4 bin lira civarında, 1.500-2.000 dolar olabilecek bir miktara geldi; bundan önceki dönemlerde bin lira, 1.500 lira veya maksimum 2 bin lira maaş alıyordu. Şimdi, oğlunun gayrimenkulleri var.

AYTUĞ ATICI (Mersin) - Kaç tane, merak ettim?

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - Bu kişiye sormak lazım: Kardeşim, senin oğlun bu gayrimenkulleri devlet memuru olarak kazandığı paradan mı aldı, başka şekilde mi aldı? Veya sen ona bağış mı yaptın?

BEDİİ SÜHEYL BATUM  (Eskişehir)  – Bağış…

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - Eğer bağış yaptıysan bunun intikal vergisini ödedin mi? Oğlun bunun intikal vergisini…

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Çok doğru söylüyorsun! Evet, hepimizin çocuklarının mal varlığı çıksın.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Sen avukatlık yapma! O zaten avukatlık yapmış, o avukatlığı yapmış.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul)  – Hepimizin çocuklarının mal varlığı…

Avukatlık yapmıyorum ben. Diyorum ki: Hepimizin çocuklarının mal varlığı çıksın. Gelinlerimizin, damatlarımızın, hepimiz için diyorum.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - Kimin avukatlığını yapmış biliyor musun? PKK terör örgütünün avukatlığını yapmış. Kimin avukatlığını yapmış biliyor musun?

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Bak, güzel kardeşim…

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - Eroincilerin, kaçakçıların, esrar kaçakçılarının avukatlığını yapmış. Bunu da söyleyenler kim biliyor musun? Plan ve Bütçe Komisyonu üyesiyken CHP’li milletvekilleri bunun hakkında “Sen, teröristin avukatısın.” diyorlar, “Sen, mafya babalarının avukatısın.” diyorlar, “Sen, eroin kaçakçısının avukatısın.” diyorlar.

Bir de bunun Amerika’da okuyan bir kızı var.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) - Sivas davasının avukatı var!

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - Memuriyeti döneminde, baba, çocuğunu Amerika’da özel okulda okutuyor, bütün imkânlarını karşılıyor, kızcağız öğrenciyken gayrimenkul sahibi oluyor!

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul)  – Maşallah!

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Yani, öyle enteresan bir durum ki! Yani, oğluyla kızının arasında da epeyi gayrimenkul benzerlikleri var. Sen, bu memuriyet hayatında, bunları hangi alın teriyle aldın da kazandın? Sen, tetkik hâkimliği yaptın. Tetkik hâkimleri ne yapar?

İBRAHİM KORKMAZ (Düzce) – Cukka yapar!

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Tetkik hâkimleri bir konuyla ilgili mahkemeye görüş bildirir. O görüşü bildirirken eğer cukkaya bir şey atıyorsan, bir daire parası hâline getiriyorsan herhâlde tetkik hâkimi olarak bir şeyler yapmış olabilirsin.

AHMET İHSAN KALKAVAN (Samsun) – Tetkik hâkimleri öyle mi yapıyor?

İBRAHİM KORKMAZ (Düzce) – O yapıyor o.

BEDİİ SÜHEYL BATUM (Eskişehir) – Çok ayıp!

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Yani en önemli görevlerdesin… Tetkik hâkimi olarak gelirsin, en önemli görevlerdesin bu işi yaparsın. Yani, avukatların o kadar çok ki! Sen de avukatlık yapmışsın zaten, az önce söylediğim, terör örgütünün üyelerinin avukatlığını yaptığın gibi.

BEDİİ SÜHEYL BATUM (Eskişehir) – Çok ayıp, çok ayıp, çok!

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Bakınız, değerli milletvekilleri, burada ahlakla ilgili, asaletle ilgili, insanlıkla ilgili, dürüstlükle ilgili, namusla ilgili -Türkiye Büyük Millet Meclisini demiyorum- 76 milyon Türk evladından en son konuşması gereken kişi sensin. (AK PARTİ sıralarından ‘Bravo’ sesleri, alkışlar)

Değerli milletvekilleri, yasanın hayırlı uğurlu olmasını temenni ediyorum, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Elitaş.

İSMAİL KAŞDEMİR (Çanakkale) – Ara verelim Sayın Başkanım.

AHMET İHSAN KALKAVAN (Samsun) – HSYK’ya söyle de tüm tetkik hâkimlerini değiştirsin!

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, söz istiyorum.

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Genç.

İSMAİL KAŞDEMİR (Çanakkale) – Süheyl Hocam, bir saatten beri konuşuyor burada, bir laf atmadınız. İftira attı, iddia etti, belge yok, bir şey söylemediniz yani.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen biraz sakin olalım.

Buyurunuz Sayın Genç.

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

16.- Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın 522 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin tümü üzerinde şahsı adına yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

KAMER GENÇ (Tunceli) – Şimdi, arkadaşlar, benim avukatlık sıfatım yok. Mustafa Efendi, bak, benim avukatlık sıfatım yok. Avukatlık sıfatı olmayan bir kişi nasıl terör örgütünün avukatlığını yapar, nasıl kaçakçıların, hayali ihracatçıların, eroin ve afyon kaçakçılarının avukatlığını yapar? (CHP sıralarından alkışlar) Şimdi, yapabilir mi Mustafa? İftiran anlaşıldı mı?

Bakın, arkadaşlar, mal beyanım cebinde geziyor.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Bir kısmı… Bunlar sadece Ankara’dakiler.

KAMER GENÇ (Devamla) – Neden geziyor biliyor musunuz? Gitmiş Türkiye Büyük Millet Meclisinden almış. Tabii, Cemil Çiçek onun Meclis Başkanı, gitmiş gizli mal beyanımı, açık bir şey…

İBRAHİM KORKMAZ (Düzce) – Doğru mu onlar, doğru mu?

KAMER GENÇ (Devamla) – …getirmiş gezdiriyor.

İBRAHİM KORKMAZ (Düzce) – Doğru mu?

KAMER GENÇ (Devamla) – Şimdi, arkadaşlar, bir şey söyleyeyim… Bak, bir dakika, söyleyeyim size…

İBRAHİM KORKMAZ (Düzce) – Doğru mu değil mi?

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Ya, doğru olsa bile, insanların yatak odasına… Böyle mi alınır ya! (AK PARTİ ve CHP sıralarından karşılıklı laf atmalar)

KAMER GENÇ (Devamla) – Ama bir dakika, şimdi… Ya, bir dakika… Bir dakika kardeşim ya!

BAŞKAN – Lütfen, bir dakika dinleyiniz. Lütfen.

İBRAHİM KORKMAZ (Düzce) – Doğru mu, yanlış mı?

KAMER GENÇ (Devamla) – Şimdi, arkadaşlar, hayır ya… Doğru mu, yanlış mı söyleyeceğim.

Şimdi, 1972 yılında, ben Dikmen’de 5 dönümlük bir arazi aldım, Dikmen’de.

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elazığ) – Memurken…

KAMER GENÇ (Devamla) – Memurken, ne var yani?

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elazığ) – Yo, yo, sordum sadece.

KAMER GENÇ (Devamla) – Dikmen’de imarı olmayan, dağın tepesinde 5 dönümcük bir arazi aldım.

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Hadi bakalım!

KAMER GENÇ (Devamla) – Ondan sonra, o araziden imar geçti, 5 tane parsel geçti. 5 tane parseli daire karşılığı verdim. Orada bahsettiği o daireler, o parsellerden aldığım daireler. O zaman aldığım o 5 dönümlük arazinin fiyatının da hesabını veririm. Dolayısıyla, orada kalan dairelerin de bir kısmını sattım.

Bir şey teklif ediyorum: Bakın, iktidar sizde, hesap uzmanlarınızı getirin, maliye müfettişlerini getirelim, baştan sonuna kadar hesabımızı inceleyelim. Eğer inceletmiyorsanız şerefsizsiniz, alçaksınız eğer inceletmiyorsanız. (CHP sıralarından alkışlar)  Ama, Tayyip Erdoğan da mal varlığının hesabını verecek. Mustafa, sen de vereceksin. Mal varlıklarımızı çıkaralım, milletin karşısına şey edelim. Tabii, ben, şimdi iki dakikada ne diyeyim? Şimdi, senin bakanların da şey etsin, şerefli ve namuslu insanlar ne yapar arkadaşlar? Bakın, maliye müfettişlerini…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sen 76 milyonda sonuncusun…

KAMER GENÇ (Devamla) – …hesap uzmanlarını getirelim, hepimizin, sizin de, hepinizin, milletvekillerinin hesaplarını incelettirelim…

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Genç.

KAMER GENÇ (Devamla) – …hangi ihaleleri aldınız, hangi ihalelere aracılık yaptınız.

Tabii, ben, Mustafa’nın yaptığı iftiraları biliyorum ama tabii iki dakikada ben ne diyeyim yani şimdi.

İBRAHİM KORKMAZ (Düzce) – İlan ver, ilan.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sen 76 milyonda…

KAMER GENÇ (Devamla) – Ama, Mustafa, seni ezeceğim, ezeceğim.

İBRAHİM KORKMAZ (Düzce) – Masajla mı?

KAMER GENÇ (Devamla) –  Böyle ezeceğim, ezeceğim, ezeceğim, böyle çamur gibi yere sereceğim. (CHP sıralarından alkışlar)

İBRAHİM KORKMAZ (Düzce) – Hadi bakalım! İlan ver, ilan.

BAŞKAN – Teklifin tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır…

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Sayın Başkan, bütün milletvekillerinin mal varlığı araştırılsın –Grup Başkan Vekili güzel bir şey söylüyor- bütün milletvekillerinin, eşlerinin, çocuklarının, damatlarının. Siyaset ancak böyle temizlenir ama orada konuşup boş bırakmak yok. Grup Başkan Vekili konuştu, bu iktidar sorumluluğudur.  Getirtirler, hepimizinkini araştıralım.

İBRAHİM KORKMAZ (Düzce) – Bu işin altında kalırsınız. CHP bunun altında kalır.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Başlayalım Hocam, biz hazırız, başlayalım.

İBRAHİM KORKMAZ (Düzce) – Hiç sakıncası yok.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul)- Bizim için de sakıncası yok. Bu işin CHP’si, AKP’si yok, bu namussuzlukla alakalı.

 

X.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

3.- Eskişehir Milletvekili Nabi Avcı ve 3 Milletvekilinin; Eskişehir 2013 Türk Dünyası Kültür Başkenti Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu (2/1908) (S. Sayısı: 522) (Devam)

BAŞKAN - Teklifin tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

1’inci maddeyi okutuyorum:

ESKİŞEHİR 2013 TÜRK DÜNYASI KÜLTÜR BAŞKENTİ HAKKINDA KANUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASI DAİR KANUN TEKLİFİ

MADDE 1- 3/5/2012 tarihli ve 6303 sayılı Eskişehir 2013 Türk Dünyası Kültür Başkenti Hakkında Kanunun 3 üncü maddesinin birinci fıkrasının (ç) bendinde yer alan “2012 ve 2013” ibaresi “2012, 2013 ve 2014” olarak değiştirilmiştir

BAŞKAN – Söz talebi yoktur.

1’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…  Kabul edilmiştir.

2’nci maddeyi okutuyorum:

Madde 2 – 6303 sayılı Kanun’un 6 ncı maddesinin birinci fıkrasında yer alan “31/12/2013 ibaresi “30/6/2014” şeklinde değiştirilmiştir.

BAŞKAN – Söz talebi yoktur ama madde üzerinde bir önerge vardır.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Söz talebim var efendim.

BAŞKAN – Madde üzerinde önerge vardır.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Var efendim, söz talebim de var.

İBRAHİM KORKMAZ (Düzce) – Geçti, “Yok” dediniz.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Efendim, söz talebim var. Ne demek yani!

Kaybettiniz benim söz talebimi kardeşim!

BAŞKAN – Şimdi, Sayın Genç, bana, buraya söz talebiniz gelmedi. Bana sadece önergeniz geldi.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Kişisel söz talebimdeki o… Bakın, gündemdeki konuşmalarda, bütün maddelerde söz talebim var. Öyle şey olur mu ya!

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Çok biliyorsan sen Meclis Başkan Vekilliği yap.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Böyle bir şey olur mu ya!

BAŞKAN – Şimdi,  Sayın Genç, sizin verdiğiniz söz talepleri daha geç…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Hayır, tümünde de var, maddelerin hepsinde de var. Ya okuyun benim sözlerimi, hele bir okuyun.

BAŞKAN – İşte, onu okutacağım Sayın Genç, bir dakika dinlerseniz beni. Söz talebi bu maddede yok ama önergeniz var, onu okutuyorum.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Baksınlar, okuyun.

BAŞKAN – Peki, baksınlar efendim.

Önergeyi okutuyorum…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Önergeden önce benim, bu kanunun tümü, maddeleri üzerinde ve son, oyumu belirtmek üzere … Orada, okuyun ya, okuma yazmanız yok mu sizin! (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Bir dahakine Sayın Başkan.

BAŞKAN – Şimdi, Sayın Genç bu 2’nci maddenin sonrasında bakayım. Lütfen, şimdi bu önergeyi okutalım, ondan sonraki maddeye bakarız.

T. B. M. Meclisi  Başkanlığına

Görüşülmekte olan 522 sıra sayılı teklifin 2. maddesinin birinci fıkrasındaki “ve ikinci fıkrası aşağıda değiştirilmiştir” ibaresi ile ikinci fıkrasının madde metninden çıkarılmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                    Kamer Genç

                                                                                      Tunceli

İBRAHİM KORKMAZ (Düzce) – Yazı yazmayı bilmiyorsun.

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ AVNİ ERDEMİR (Amasya) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

GENÇLİK VE SPOR BAKANI AKİF ÇAĞATAY KILIÇ (Samsun) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Genç, buyurunuz.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Şimdi Sayın Başkan, biz o kürsüyü güvenilir bir kürsü gibi kabul ediyoruz.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Sayın Başkana böyle hitap edemezsiniz!

KAMER GENÇ (Devamla) - Ben orada, bu kanunla ilgili gönderdiğim dilekçede diyorum ki: “522 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin tümü, maddeleri ve oyumun rengini belirtmek üzere söz istiyorum.” Açın, okuyun oradan yani böyle gizlemeye gerek yok. O zaman, Başkanlık Divanına bizim güvenimiz yok.

BAŞKAN – Kimsenin gizlediği falan yok Sayın Genç.

KAMER GENÇ (Devamla) – Yo yo gizliyorsunuz, gizliyorsunuz.

BAŞKAN – Ben niye gizleyeyim Sayın Genç çok rica ederim.

KAMER GENÇ (Devamla) – Okuyun oradan.

BAŞKAN – Okuruz efendim.

KAMER GENÇ (Devamla) – Okuyun.

BAŞKAN – Okuruz.

Siz önerge için, bakınız… Lütfen, söz hakkınız kaçmasın.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Sayın Başkana saygısızlık yapma!

KAMER GENÇ (Devamla) – Sayın milletvekilleri, burada getirilen bu maddeyle, bakın 6303 sayılı Kanun’un yürürlükteki maddesine göre, bu Türk Dünyası Kültür Başkenti tasfiye edildiği takdirde -31/12/2013 tarihinde tasfiye edilecek- tasfiye sonucunda, o sıradaki mal varlıklarının yarısı Eskişehir Büyükşehir Belediyesine, yarısı da il özel idaresine verilecek. Bir fıkra ilave etmişler, diyor ki: “Bu mal varlıkları yönetim kurulu tarafından çeşitli kamu kurum ve kuruluşlarına dağıtılacaktır.” Böyle bir şey olur mu arkadaşlar? Bu ne demektir? Yani yönetim kurulu AKP’nin emrinde; burada aşağı yukarı 600 trilyon liralık bir mal varlığı var, bu 600 trilyon liralık mal varlığını yönetim kurulu -zaten AKP’lilerin elinde- bunu istedikleri kişilere seçim yatırımı olarak verecek. Böyle bir şey olur mu? Peki, niye?

Arkadaşlar, bu vakfın parasının bir kısmını Eskişehir Belediyesi ödemiş, bir kısmı devlet bütçesinden. Vakfın gelirleri belirtilmiş kanunda; bir kısmı Eskişehir’deki belediye başkanlarından, bir kısmı devlet bütçesinden, bir kısmı özel idareden, bir kısmı da bağış ve ikramlardan alınmış. Peki, 60303 sayılı yürürlükteki kanuna göre, bu mal varlıklarının yarısının Eskişehir Büyükşehir Belediyesine verilmesi öngörüldüğü hâlde, yarısının da Eskişehir İl Özel İdare Müdürlüğüne verilmesi öngörüldüğü hâlde, neden bu değişiklik yapılıyor, bunun sebebi nedir? Tamamen siyasi amaç. Yani 600 trilyon  liralık mal varlığını -yönetim kurulu AKP’nin elinde- istedikleri kişiye verecekler. İşte, bu da bir suistimal. Bunda dürüstlük var mı? Yok, suistimal.

Şimdi, sen, Eskişehir Büyükşehir Belediyesinden, Eskişehir’de 2 tane ana kentin içinde belediye var, onlardan paraları alacaksın, o paraları, getireceksin -tasfiye edince- AKP’nin emirine vereceksin. Bunu hak, adalet kabul eder mi ya?

İBRAHİM KORKMAZ (Düzce) – İktidarda CHP olsa ne olacak?

KAMER GENÇ (Devamla) – Efendim?

İBRAHİM KORKMAZ (Düzce) – İktidarda CHP olsa ne olacak?

KAMER GENÇ (Devamla) – Doğrusu neyse onu yapacağım.

Ya, şimdi, senin aklın CHP’ye ermez çünkü senin o davranışların var ya… CHP’deki dürüstlüğü, insanlığı, karakteri kavrama duygusuna sahip değilsiniz.

İBRAHİM KORKMAZ (Düzce) – Yıllardır senin aklın CHP’ye eriyor, Doğru Yol Partisine eriyor, bağımsızlığa eriyor! Olmadığın hiçbir şey yok! Her türlü şeye eriyor senin aklın! Dönüyorsun yani! Dönmediğin yer yok!

VELİ AĞBABA (Malatya) – On yıl önce sen hangi partideydin?

BAŞKAN – Karşılıklı konuşmayınız lütfen.

KAMER GENÇ (Devamla) – Dolayısıyla, burada açık bir yolsuzluk var.

Şimdi, arkadaşlar, bakın, en basit bir şey, bu Halk Bankası diyorlar değil mi? “Halk Bankası, bir şey yok…” Bakın, arkadaşlar, bir şey söyleyeceğim: Halk Bankasının 2008 yılında 1 milyar 250 milyon lira yani 1 katrilyon 250 trilyon lira, 2009 yılında 1 katrilyon 668 milyar lira, 2010 yılında 1 katrilyon 758 trilyon lira, 2011 yılında 1 katrilyon 668 trilyon lira ve 2012 yılında 1 katrilyon 959 trilyon lirayı kendi yandaşlarınıza -hani “Halk Bankası çok masum.” diyorsunuz ya- teminat alınmadan verilmiş ve bunlar değersiz alacak ilan edilmiş. Peki, bunlar bu devletin, milletin parası…

İBRAHİM KORKMAZ (Düzce) – Sen bu yandaş işini iyi biliyorsun!

KAMER GENÇ (Devamla) – Ya gelin, hesaplar var, görelim.

İBRAHİM KORKMAZ (Düzce) – Sen bu yandaş işini iyi biliyorsun! Nereden biliyorsun?

KAMER GENÇ (Devamla) – Dolayısıyla, bunları araştıralım, eğer bunlar yalansa ben burada kendimi yakarım, bak ben burada kendimi yakarım. Eğer yalan değilse siz de yakar mısınız?

İBRAHİM KORKMAZ (Düzce) – Bırak bu boş lafları!

KAMER GENÇ (Devamla) – Yahu, insan olun be, dürüst olun be! Biraz bu devletin malını korumasını bilin.

İBRAHİM KORKMAZ (Düzce) – Sen bu yandaşlık konusunda doktora yapmışsın! Sen bu işi iyi biliyorsun!

KAMER GENÇ (Devamla) – Mayanızda dürüstlük yok mu? Her namuslu insanın mayasında bir dürüstlük var ama insanlar, eğer mayasında dürüstlük yoksa, her türlü yalanla eğer buna karşılık vermeye kalkarsa benim bunlarla işim yok ki. Ben size burada rakam veriyorum, mekân veriyorum.

Dolayısıyla, önergemizin mahiyeti budur, hak ve adalet gereği bu önergenin kabul edilmesi lazım. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Genç.

Önergeyi oylarınıza sunacağım. Önerge oylanmadan önce…

AVNİ ERDEMİR (Amasya) – Öyle bir madde yok orada.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Okumamışsın ki kanunu.

AVNİ ERDEMİR (Amasya) – Sen okumamışsın. Başkanı dinle.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Bak ya! 2’nci maddeyi okusana!

BAŞKAN – Sayın Genç, lütfen…

Önerge oylanmadan önce Komisyon Başkanı bir açıklama talep etmiştir.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, önerge gelmedi yalnız efendim.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Önergeyi Türkçeleştiriyorlar!

KAMER GENÇ (Tunceli) – Efendim, bize dağıtılan 522 sıra sayılı kanunda bu madde böyle ama sonra değiştirilmişse bilemem.

BAŞKAN – Buyurunuz Sayın Başkan.

MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU BAŞKANI MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Efendim, Kamer Bey, elindeki metnin sağ tarafına baksaydı mevcut önergedeki metnin nasıl olduğunu görebilirdi. Böyle bir madde yok yani “Yönetim kurulu tasfiye sonrası elinde kalan malları ilgili kamu kurum ve kuruluşlarına aktaracak.” şeklinde bir madde değişikliği söz konusu değil. Komisyonda böyle bir teklif vardı başlangıçta ancak oradaki müzakerelerde, gerekçe de şuydu o teklifin getirilmesinde: İl genel meclisi ilga olduğu için Eskişehir’de, zaten işin bir tarafı ortadan kalkmış oluyordu. İl genel meclisi ile belediyeye pay edilecekti. İl genel meclisi olmayınca bu pay etme durumu da muallaka düştü. O yüzden böyle bir değişikliğe gidilmesi tasarlanmıştı ama müzakereler neticesinde bu ortadan kalktı. Kamer Bey sanıyorum dikkatsizliği nedeniyle böyle bir önerge verdi.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Ya, size güven olmaz, güven olmaz, sonra onu yazarsınız.

MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU BAŞKANI MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Böyle bir şey yoktur efendim.

Teşekkürler.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Başkan.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

2’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 2’nci madde kabul edilmiştir.

3’üncü maddeyi okutuyorum:

MADDE 3- Bu Kanun 31/12/2013 tarihinden geçerli olmak üzere yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

BAŞKAN – Madde üzerinde Tunceli Milletvekili Sayın Genç.

Buyurunuz Sayın Genç.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Vazgeçtim.

BAŞKAN – Vazgeçtiniz, peki.

Söz talebi yoktur.

3’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

4’üncü maddeyi okutuyorum:

MADDE 4- Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Karar yeter sayısı…

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Şimdi, teklifin tümünü oylarınıza sunmadan önce karar yeter sayısı arayacağım.

Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı vardır.

Böylece, teklifin tümü kabul edilmiştir ve kanunlaşmıştır.

Konuşmak isteyen? Yok.

Beş dakika ara veriyorum.

                                                                               Kapanma Saati: 20.58

ALTINCI OTURUM

Açılma Saati:21.10

BAŞKAN: Başkan Vekili Şükran Güldal MUMCU

KÂTİP ÜYELER: Mine LÖK BEYAZ (Diyarbakır), Fehmi KÜPÇÜ (Bolu)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 47’nci Birleşiminin Altıncı Oturumunu açıyorum.

4’üncü sıraya alınan, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Moldova Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Geri Kabul Anlaşması ile Notaların Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.

4.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Moldova Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Geri Kabul Anlaşması ile Notaların Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/843) (S. Sayısı: 517) (x)

BAŞKAN – Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Komisyon raporu 517 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Tasarının tümü üzerinde söz talebi?

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Tümü üzerinde İhsan Kalkavan…

BAŞKAN – Tasarının tümü üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Samsun Milletvekili İhsan Kalkavan.

Buyurunuz Sayın Kalkavan. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA AHMET İHSAN KALKAVAN (Samsun) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Moldova Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Geri Kabul Anlaşması ile Notaların Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı hakkında grubum adına söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla bağımsızlığını ilan eden Moldova Cumhuriyeti ile Türkiye'nin ilişkileri uzun geçmişe dayanmaktadır. İki ülke arasındaki en önemli bağı Gagavuz Türkleri oluşturmaktadır. Türk-Rus savaşlarından kaçan Gagavuz Türkleri 19’uncu yüzyıl başlarında Moldova’ya yerleşmişlerdir.

Gagavuzlarla Osmanlı Dönemi’nden bu yana kopmayan bağlarımız Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşundan sonra da devam etmiştir. Mustafa Kemal Atatürk’ün Gagavuzların sorunlarıyla yakından ilgilendiği ve bu konuda görevliler gönderdiği bilinmektedir.

Yirmi yıldır özerk bir cumhuriyet olan Gagavuzeli’nin Moldova’ya bağlı oluşu ilişkilerde önemli yer taşımaktadır.

Türkiye Türkçesine en yakın Türkçeyi konuşmalarından dolayı Gagavuzlarla kültürel paylaşımımız da söz konusudur. Dolayısıyla akrabalık ilişkilerimiz de bulunmaktadır. Belirttiğim tarihî bağların dışında Moldova ile yakın ilişkiler öneminin gereğinden birisi de coğrafi konumumuzdur. Bizim de üyesi olduğumuz Karadeniz Ekonomik İşbirliği Teşkilatı üyesi olan Moldova ile deniz ve kara ticareti yollarının ortak oluşu, Karadeniz havzasında bulunan 2 ülke olmaları ilişkilerinin önemini artırmaktadır.

Moldova, Sovyetler Birliği’nin dağılması sonucu kurulan bağımsız devletlerin arasında ekonomisi en gelişmemiş, fakir bir ülkedir. Bunda ülkenin deniz kıyısının olmayışının da etkisi vardır. Ticari ilişkileri zayıf olan Moldova ağırlıklı olarak bir tarım ülkesidir. Ayrıca, yurt dışı işçi gelirleri de ekonomiyi belirleyen faktörlerdendir. Özellikle, başta İstanbul olmak üzere Türkiye’de hatırı sayılacak sayıda, yaşlı ve çocuk bakıcılığı yapan Moldova ve Gagavuz vatandaşı çalışmaktadır. Bu durum ülkeye, onlar için, döviz girişi sağlamaktadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 1 Kasım 2012’de imzalanan Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Moldova Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Vizelerin Karşılıklı Olarak Kaldırılmasına İlişkin Anlaşma Moldova ile olan ilişkilerde önemli bir adım olmuştur.

Ben bu düşüncelerle sözlerime son veriyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Kalkavan.

Tasarının tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

1’inci maddeyi okutuyorum:

TÜRKİYE CUMHURİYETİ HÜKÜMETİ İLE MOLDOVA CUMHURİYETİ HÜKÜMETİ ARASINDA GERİ KABUL ANLAŞMASI İLE NOTALARIN ONAYLANMASININ UYGUN BULUNDUĞUNA DAİR KANUN TASARISI

MADDE 1- (1) 1 Kasım 2012 tarihinde Ankara’da imzalanan “Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Moldova Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Geri Kabul Anlaşması” ile Notaların onaylanması uygun bulunmuştur.

BAŞKAN – 1’inci maddeyi oylarınıza…

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Celal Dinçer, İstanbul Milletvekili konuşacak efendim.

BAŞKAN – Madde üzerinde Sayın Celal Dinçer, İstanbul Milletvekili.

Buyurunuz efendim. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA CELAL DİNÇER (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Saygıdeğer milletvekilleri, 517 sıra sayılı Türkiye Cumhuriyeti ile Moldova Cumhuriyeti Arasında Geri Kabul Anlaşması ile Notaların Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı hakkında CHP Grubu adına 1’inci madde üzerinde söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Bu tasarı ile yasa dışı yollardan sınırı geçmiş kişilerin, vatandaşı oldukları veya geldikleri ülkelere düzenli, hızlı, güvenli ve insan onuruna yaraşır bir şekilde geri gönderilmeleri için hukuki zemin oluşturma amacıyla Türkiye Cumhuriyeti ile Moldova Cumhuriyeti arasında imzalanan anlaşmanın onaylanması amaçlanmıştır. Bu anlaşma, sadece taraf olan ülke vatandaşlarını değil, taraf olan bir ülkeden çıkarak diğer taraf ülkeye giren üçüncü ülke vatandaşlarını da kapsamaktadır. Asıl sıkıntı da bu noktada oluşmaktadır.

Sınırlarımızın durumunu son iki yılda net bir şekilde görmekteyiz. Maalesef sınır kapılarımız yol geçen hanına dönmüştür, hatta bazı sınır kapılarımızda alternatif sınır kapıları dahi oluşmuştur. Üç tarafı deniz olan ülkemizde deniz yollarıyla başka ülkelere geçmek isteyen üçüncü ülke vatandaşlarının sayısı da son yıllarda iyice artmıştır. Buna karşılık yasa dışı göçe karşı yeterince önlem alındığını söyleyemiyoruz. Son günlerde büyük bir başarı gibi lanse edilen Avrupa Birliğiyle yaptığımız anlaşmanın temel şartlarından biri, işte bu noktada toplanmaktadır. Bilindiği üzere, Türkiye’yle Avrupa Birliği 16 Aralıkta Geri Kabul Anlaşması’nı imzalamıştır. Aynı tarihte Türkiye’yle Avrupa Birliği Vize Muafiyeti Yol Haritası Belgesi’ni imzalamıştır. Bu anlaşmanın imzalanmasının “Adalet, özgürlük ve güvenlik” başlıklı 24’üncü faslının otomatik ve standart bir gereği olduğu ileri sürülmekte ve sanki Türkiye’nin başka seçeneği olmadığı izlenimi verilmeye çalışılmaktadır.

AKP iktidarı, Geri Kabul Anlaşması’nı yeterince müzakere etmeden kabul ederek ciddi ve çok ağır bir hataya imza atmıştır. Oysa müzakerelerde, Türk tarafının, Türkiye’nin coğrafi konumundan kaynaklanan özellikleri ile uluslararası sözleşmeler bağlamındaki çekincelerini yansıtacak hükümlere anlaşma metninde yer verilmesi hususunda ısrarcı olması gerekirdi. AKP bunu yapmamış ve başarısız bir müzakere süreci yürütmüştür.

Öte yandan, Geri Kabul Anlaşması ile vize arasındaki bağlantı, aslında Avrupa Birliği tarafının kurduğu ve dayattığı bir bağlantıdır. Bu bağlantının Türkiye-Avrupa Birliği ortaklık hukukunda yeri yoktur. Geri Kabul Anlaşması’nın bazı hükümleri, Türkiye’nin de taraf olduğu Birleşmiş Milletler temel insan hakları sözleşmelerinden olan Tüm Göçmen İşçiler ve Aile Fertlerinin İnsan Haklarının Korunmasına Dair Uluslararası Sözleşme’nin 22’nci maddesiyle çelişmektedir. Göçmen işçilere ve aile fertlerine, sınır dışı edilmeden önce bulundukları ülkede birtakım güvenceler sağlayan söz konusu madde, Geri Kabul Anlaşması’nın düzensiz göçmenlerin gecikmeksizin sınır dışı edilmelerine yönelik düzenlemeleriyle çelişmektedir.

Ayrıca, 4 Nisan 2013 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisinde kabul ettiğimiz Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu’nda da benzer sınırlayıcı hükümler bulunmaktadır.

AKP iktidarı, Geri Kabul Anlaşması ve söz konusu Birleşmiş Milletler sözleşmesi arasındaki uyumsuzluğu giderecek adımları nasıl atacağını henüz net olarak açıklamamıştır. Litvanya’nın başkentinde yapılan Doğu Ortaklığı Zirvesi öncesinde alınan karara göre, Avrupa Birliği, Moldova’ya vizesiz seyahat yani Schengen kapılarını açmaktadır. Böylece, Avrupa Birliğiyle müzakereleri sürdüren aday ülkeler arasında sadece Türk vatandaşlarına vizesiz seyahat yasağı uygulanır olacaktır. Bu da Türkiye için sizin yarattığınız bir sonuçtur. Üstelik, aman Türkiye'den kimse Avrupa Birliğine kaçmasın diye Bulgaristan sınırına keskin uçlu teller gerilmektedir.

Daha önce pasaport, seyahat belgelerinin güvenliği, göç yönetimi, sınır emniyeti gibi konularda Brüksel’in şartlarını yerine getiren 3,5 milyon nüfuslu Moldova, şimdi, biyometrik pasaportlar hazırlayarak Avrupa Birliği ülkelerine vizesiz gidip gelmeye başlayacaktır.

Biz, sınırlarımızın kontrolünü sağlamakta zorlanırken çevremizde bulunan ülkeler, birer birer, bizi göç konusunda potansiyel bir tehlike görüp tedbirlerini almaktadır. Ben, bir milletvekili olarak, bir Türk vatandaşı olarak bu durumdan fazlasıyla rahatsız oluyorum ama maalesef iktidar hiç sesini çıkaramıyor.

Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; sınırlarımızın kevgire dönmesinin, düzensiz göçün yarattığı insan trajedisinin yükünü yine devletimiz ve vatandaşlarımız çekecektir. Bizim, bu anlaşmayla taahhüt ettiğimiz üçüncü ülke vatandaşlarının ülkelerine iadesinde yaşayacağımız sıkıntı ve yine iade edene kadar misafir statüsünde harcayacağımız emek ve maddi bedel, vatandaşımızın ödeyeceği vergilerle sağlanacaktır.

Ben sormak istiyorum: Ülkemize yoğun olarak gelen ve ülkemizi diğer ülkelere geçişte bir basamak olarak gören, başta Afrika ülkeleri olmak üzere, diğer yabancı ülke vatandaşları için bu ülkelerle Geri Kabul Anlaşması yaptınız mı, yapılmadıysa neden yapılmamıştır? Avrupa Birliği ülkelerine rahatça vizesiz olarak girebilecek Moldova gibi bir ülkenin vatandaşı, neden bizim ülkemize kaçak olarak girsin veya neden pasaport süresini uzatmaksızın kalmaya devam etsin? Bunu mantık kabul edebiliyor mu? Moldova’nın endişelerini gidermek için siz bu anlaşmayı yapıyorsunuz.

Müzakereler başlarken AKP iktidarı, önce vize muafiyetinin sağlanacağını, sonra Geri Kabul Anlaşması’nın sağlanacağını söylemişti, oysa şimdi tam tersini yapmaktadır. Eski AB Bakanımız Sayın Egemen Bağış, Geri Kabul Anlaşması’na hiç değinmeden, vize muafiyeti diyaloğunun başlamasını bir başarı olarak lanse etmiştir. Gerçek durum tamamen aksi yöndedir. AB’ye artık vizesiz girebilecekmiş gibi vatandaşlar avutulmuş ve hava yaratılmıştır. Ne yazık ki kamuoyumuz aldatmacalarla yine yanlış bilgilendirilmiştir.

Sonuç olarak, Geri Kabul Anlaşması’yla vize konuları arasında hukuki bir bağlantı yoktur. Vize müzakeresi sürecini kötü ve başarısız yürütmüştür bu iktidar. Kısaca, bu tür geri kabul anlaşmaları bugünkü şartlarda ülkemiz lehine değil, tamamen aleyhine olacaktır.

Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; bu arada, söz diğer ülkelerden açılmışken asrın soygunu olarak niteleyebileceğimiz 17 Aralık yolsuzluk operasyonu ve sonuçlarını hepimiz biliyoruz, şüphelilerin yargıdan nasıl kaçırıldığına tanıklık ediyoruz. Şimdi bazı Avrupa ülkelerindeki yolsuzluklardan ve sonuçlarından kısaca sizlere bahsetmek istiyorum.

İsveç’te Mona Sahlin isimli bir Bakanın, aldığı bir çikolatanın ödemesini özel kredi kartından değil, kamu kurumuna ait kredi kartından yaptığı için istifa etmek zorunda kaldığını; on beş yıl önce evinde yabancı bir kadını kaçak olarak çalıştırdığı için ve bunu da bir televizyon programında itiraf ettiği için, vergi dairesinin harekete geçmesi üzerine, Başbakanın istemi üzerine istifa etmek zorunda kalan Ticaret Bakanı Maria Borelius’u; evinde kullandığı televizyonun 300 Türk liraya karşılık gelen bandrol bedelini ödemediği için medyanın eleştirileri nedeniyle istifa eden Kültür Bakanı Cecilia Stego Chilo’yu; kendi özel mülkü olan evinin -üstüne basarak söylüyorum kendi evinin- üç penceresini devlete ait, devlete iş yapan bir kamu müteahhidine yaptırdığı için Romanya eski Başbakanı Nastase’nin iki yıl hapse mahkûm edildiğini ve şu an hapishanede olduğunu hatırlatmak isterim. Biz de ise yakalama kararı olan biri, bizzat babası Başbakan olduğu için yanında gezmekte, yargıya, güvenlik kuvvetlerine, kısaca devlete meydan okunmaktadır. Çağdaş ve demokratik ülkelerde onurlu, şerefli politikacılar bu lekeyle çalışamayacaklarını anlattıkları için istifa edebiliyorlar. Darısı, hâlâ yolsuzlukları savunan, görmezden gelen, uyduruk darbe söylemleriyle yolsuzlukları perdelemeye çalışan bizim politikacılarımızın başına diyorum, tekrar yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Dinçer.

1’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… 1’inci madde kabul edilmiştir.

2’nci maddeyi okutuyorum:

MADDE 2.- Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

BAŞKAN – Söz talebi? Yok.

2’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

3’üncü maddeyi okutuyorum:

MADDE 3.- Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

BAŞKAN – 3’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Şimdi, tasarının tümü, sayın milletvekilleri, açık oylamaya tabidir.

Açık oylamanın elektronik cihazla yapılmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Oylama için üç dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Moldova Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Geri Kabul Anlaşması ile Notaların Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı açık oylama sonucu:

 

“Kullanılan oy sayısı: 186

 Kabul:                           186(*)

 

Kâtip Üye

Bayram Özçelik

Burdur

 

Kâtip Üye

Fehmi Küpçü

Bolu”

Böylece, tasarı kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır.

Şimdi de, 5’inci sıraya alınan, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Rusya Federasyonu Hükümeti Arasında Kültür Merkezlerinin Kuruluşu ve Faaliyetlerine Dair Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.

5.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Rusya Federasyonu Hükümeti Arasında Kültür Merkezlerinin Kuruluşu ve Faaliyetlerine Dair Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/764) (S. Sayısı: 459)

 

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

Bundan sonra da komisyon bulunamayacağı anlaşıldığından, alınan karar gereğince, Türk Silahlı Kuvvetleri deniz unsurlarının; korsanlık/deniz haydutluğu ve silahlı soygun eylemleriyle mücadele amacıyla yürütülen uluslararası çabalara destek vermek üzere gereği, kapsamı, zamanı ve süresi Hükûmetçe belirlenecek şekilde Aden Körfezi, Somali kara suları ve açıkları, Arap Denizi ve mücavir bölgelerde görevlendirilmesi ve bununla ilgili gerekli düzenlemelerin Hükûmet tarafından belirlenecek esaslara göre yapılması için Türkiye Büyük Millet Meclisinin 10/2/2009 tarihli ve 934 sayılı Kararı'yla Hükûmete verilen ve 2/2/2010, 7/2/2011, 25/1/2012 ve 5/2/2013 tarihli 956, 984, 1008 ve 1031 sayılı kararları ile birer yıl uzatılan izin süresinin Anayasa'nın 92'nci maddesi uyarınca 10/2/2014 tarihinden itibaren bir yıl daha uzatılmasına dair Başbakanlık tezkeresi (3/1091) ile kanun tasarı ve teklifleri ile komisyonlardan gelen diğer işleri sırasıyla görüşmek üzere, 16 Ocak 2014 Perşembe günü saat 14.00’te toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum.

Kapanma Saati: 21.32

 



(x) Bu bölümde Hatip tarafından Türkçe olmayan kelimeler ifade edildi.

(*)  522 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

(x) 517 S. Sayılı Basmayazı Tutanağa eklidir.

(*)  Açık oylama kesin sonuçlarını gösteren tablo tutanağa eklidir.