TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

                                                                                TUTANAK DERGİSİ

 

                                                                                                 35’inci Birleşim

                                                                                       18 Aralık 2013 Çarşamba

 

(TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

                                                                                               İÇİNDEKİLER

I.– GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II.- GELEN KÂĞITLAR

III.- YOKLAMALAR

IV.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- 2014 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/832) (S. Sayısı: 506)

2.- 2012 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı, 2012 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısına İlişkin Olarak Hazırlanan 2012 Yılı Genel Uygunluk Bildiriminin Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi, Maliye Bakanlığı ve İçişleri Bakanlığı Tarafından Sayıştaya Gönderilen Genel Faaliyet Raporları ile Bu Raporlara İlişkin Sayıştay Değerlendirmesini İçeren 2012 Yılı Faaliyet Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi, 2012 Yılı Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi, 2012 Yılı Mali İstatistikleri Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/798, 3/1275, 3/1277, 3/1278, 3/1279) (S. Sayısı: 507)

 

V.- AÇIKLAMALAR

1.- İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, bütçe oylamasının, devam etmekte olan yolsuzluk ve rüşvet operasyonuyla ilgili iddianamenin hazırlanmasından sonraya ertelenmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

2.- Kayseri Milletvekili Yusuf Halaçoğlu’nun, Diyarbakır Milletvekili Nursel Aydoğan’ın 2014 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı’nın 11’inci maddesi üzerinde BDP Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

3.- Bingöl Milletvekili İdris Baluken’in, Diyarbakır Milletvekili Nursel Aydoğan’ın 2014 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı’nın 11’inci maddesi üzerinde BDP Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

4.- Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, Diyarbakır Milletvekili Nursel Aydoğan’ın 2014 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı’nın 11’inci maddesi üzerinde BDP Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

5.- Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal’ın, Diyarbakır Milletvekili Nursel Aydoğan’ın 2014 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı’nın 11’inci maddesi üzerinde BDP Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

 

VI.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

 

1.- Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal’ın, Bolu Milletvekili Tanju Özcan’ın 2014 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı’nın 10’uncu maddesi üzerinde CHP Grubu adına yaptığı konuşması sırasında AK PARTİ Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

2.- Bingöl Milletvekili İdris Baluken’in, Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin yaptığı açıklaması sırasında Barış ve Demokrasi Partisine, sataşması nedeniyle konuşması

3.- Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın 2014 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı’nın 13’üncü maddesi üzerinde AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

4.- Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın 2014 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı’nın 13’üncü maddesi üzerinde AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

5.- Bursa Milletvekili Mustafa Öztürk’ün, Kocaeli Milletvekili Haydar Akar’ın 2014 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı’nın 14’üncü maddesi üzerinde şahsı adına yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

6.- Kocaeli Milletvekili Haydar Akar’ın, Bursa Milletvekili Mustafa Öztürk’ün sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

7.- Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal’ın, Bursa Milletvekili Aykan Erdemir’in 2014 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı’nın 15’inci maddesi üzerinde CHP Grubu adına yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

8.- Bursa Milletvekili Aykan Erdemir’in, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

VII.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, 2002-2013 yılları arasında yenilenebilir enerjiyle ilgili verilere ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/32722)

2.- Tekirdağ Milletvekili Bülent Belen’in, Çorlu Devlet Hastanesi inşaatına ve yüklenici firmanın esnaf ve tüccarlara olan borçlarına ilişkin Başbakandan sorusu ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın cevabı (7/33410)

3.- Elâzığ Milletvekili Enver Erdem’in, Elâzığ’da doğal gaz dağıtım işini üstlenen firmanın yükümlülüklerini yerine getirmemesine ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/33536)

4.- İstanbul Milletvekili Osman Oktay Ekşi’nin, AB ilerleme raporunda yer alan bazı ifadelere ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/33537)

5.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Bakanlık ve bağlı kuruluşlar tarafından Diyarbakır ve Şanlıurfa’da ulusal ve uluslararası sempozyumlar düzenlenmesine ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/33538)

6.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Bakanlık ve bağlı kuruluşlar tarafından Muş, Şırnak, Mardin ve Osmaniye’de ulusal ve uluslararası sempozyumlar düzenlenmesine ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/33539)

7.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Bakanlık ve bağlı kuruluşlar tarafından Siirt, Adıyaman ve Hakkâri’de ulusal ve uluslararası sempozyumlar düzenlenmesine ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/33540)

8.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Bakanlık ve bağlı kuruluşlar tarafından Bingöl, Batman ve Bitlis’te ulusal ve uluslararası sempozyumlar düzenlenmesine ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/33541)

9.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Bakanlık ve bağlı kuruluşlar tarafından Erzurum ve Elâzığ’da ulusal ve uluslararası sempozyumlar düzenlenmesine ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/33542)

10.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Bakanlık ve bağlı kuruluşlar tarafından Kars, Iğdır ve Ağrı’da ulusal ve uluslararası sempozyumlar düzenlenmesine ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/33543)

11.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Bakanlık ve bağlı kuruluşlar tarafından Ardahan’da ulusal ve uluslararası sempozyumlar düzenlenmesine ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/33544)

12.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Bakanlık ve bağlı kuruluşlar tarafından Ağrı, Gümüşhane ve Bayburt’ta ulusal ve uluslararası sempozyumlar düzenlenmesine ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/33545)

13.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, 2013 Eylül ayı itibarıyla kullanılmayan petrol kuyularında yaşanan kazaların sayısına ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/33546)

14.- İzmir Milletvekili Ahmet Kenan Tanrıkulu’nun, Eti Maden İşletmelerindeki usulsüzlük iddialarına ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/33547)

15.- Edirne Milletvekili Recep Gürkan’ın, belediyelerin elektrik borçlarına ve Edirne Belediyesinin elektriğinin kesilmesine ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/33548)

16.- Iğdır Milletvekili Pervin Buldan’ın, Silopi Termik Santralindeki işçilerin çalışma koşullarına ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı  (7/33549)

17.- İstanbul Milletvekili Umut Oran’ın, THY’le ilgili soru önergelerine cevap verilmemesine ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı (7/33629)

18.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, 2013 Ekim ayı itibarıyla engelliler için ayrılan rampaların bazı nesnelerle kullanılmaz hâle gelmesine

- 2013 Ekim ayı itibarıyla engelli vatandaşlar için sorun teşkil eden kaldırımlar la ilgili yapılan çalışmalara

- Kaldırımların engelli erişimine uygun hâle getirilmesine ilişkin Soruları ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın cevabı (7/33881), (7/33882), (7/33885)

19.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, Çevre Kanunu’na aykırı hareket edildiği gerekçesiyle kesilen cezalara ilişkin sorusu ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın cevabı (7/33889)

20.- Iğdır Milletvekili Pervin Buldan’ın, Ilıcak köyündeki kaplıcaların sorunlarına ilişkin sorusu ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın cevabı (7/34390)

21.- Konya Milletvekili Atilla Kart’ın, Akşehir Gölü’ndeki bazı sorunlara ilişkin sorusu ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın cevabı (7/34391)

22.- İstanbul Milletvekili Haluk Eyidoğan’ın, 2013 Kasım ayı itibarıyla faaliyet gösteren yapı denetim firmalarına ilişkin sorusu ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın cevabı (7/34762)

23.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, Devlet Personel Başkanlığı Hizmet Binası inşaatı işinin iptal edilmesinden kaynaklanan harcamalara ilişkin sorusu ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın cevabı (7/34763)

18 Aralık 2013 Çarşamba

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 10.01

BAŞKAN: Başkan Vekili Meral AKŞENER

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Mine LÖK BEYAZ (Diyarbakır)

----- 0 -----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 35’inci Birleşimini açıyorum.

Toplantı yeter sayısı vardır, gündeme geçiyoruz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Bu, bütçeyle ilgili alınan bir geleneksel karar olduğu için yapıyorum muhteremler.

Sayın milletvekilleri, şimdi programa göre 2014 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı üzerindeki görüşmelere devam edeceğiz.

IV.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- 2014 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/832) (S. Sayısı: 506) (X)

2.- 2012 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı, 2012 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısına İlişkin Olarak Hazırlanan 2012 Yılı Genel Uygunluk Bildiriminin Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi, Maliye Bakanlığı ve İçişleri Bakanlığı Tarafından Sayıştaya Gönderilen Genel Faaliyet Raporları ile Bu Raporlara İlişkin Sayıştay Değerlendirmesini İçeren 2012 Yılı Faaliyet Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi, 2012 Yılı Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi, 2012 Yılı Mali İstatistikleri Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/798, 3/1275, 3/1277, 3/1278, 3/1279) (S. Sayısı: 507) (X)

BAŞKAN – Komisyon? Burada.

Hükûmet? Burada.

Geçen birleşimde 2014 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı’nın 5’inci maddesi kabul edilmişti.

Şimdi 6’ncı maddeyi okutuyorum…

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Vural.

OKTAY VURAL (İzmir) – Bugünkü görüşmelere başlamadan önce bir hususu Genel Kurula arz etmek istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun.

V.- AÇIKLAMALAR

1.- İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, bütçe oylamasının, devam etmekte olan yolsuzluk ve rüşvet operasyonuyla ilgili iddianamenin hazırlanmasından sonraya ertelenmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

OKTAY VURAL (İzmir) – Efendim, bütçeler önemli belgelerdir. Hem kesin hesap hem bütçeyle ilgili, sayın bakanların bütçeleri oylanmakta, yaptığı işlerin hesabı verilmekte ve bu oylama sonucunda denetim ve güven ilişkisine dayalı bir değerlendirme yapılmaktadır. Şimdi, gerçekten bu bütçeler aynı zamanda bu bütçeyi uygulayacak olan bakana da güven duyulup duyulmadığını ortaya koyan bütçelerdir. Bu bakımdan, çok önemli bir rüşvet ve yolsuzluk operasyonu devam etmekte ve bu operasyon içerisinde bazı kamu görevlileri ve bakanların ilişkileri sorgulanmaktadır. Bütçenin güvene dayalı olması çok önemlidir. Dolayısıyla bu bütçe görüşmelerinin yürütüldüğü bir ortam içerisinde birilerinin savcılıkta ama bütçelerinin Mecliste olması bu görüşmelerin sağlıklı bir ortam içerisinde yapılmasını engellemektedir.

Bu bakımdan, eğer uygun olursa, bu bütçelerle ilgili… Belki bunun sonucunda sayın bakanların değişmesi durumu olabilir, Hükûmetin alacağı takdirdir ama burada eğer biz bununla ilgili bir oylamayı yaparsak, bu sebepten dolayı ayrılmaları söz konusu olan bakanlara bir taraftan güven duymuş olacağız, bir taraftan da böyle bir hususla ilgili bir ortam ortaya çıkacak. Bu da değerli milletvekillerinin verdiği oyların yanlış anlaşılmaya sebebiyet vereceğini düşünüyorum.

O bakımdan, Hükûmetin özellikle bu konuda bu bütçenin görüşmelerinin oylanmasının, bu rüşvet ve yolsuzluk operasyonuyla ilgili iddianame ortaya çıkıncaya kadar ve bununla ilgili, Hükûmetin, Sayın Başbakanın kullanabileceği bir inisiyatif gerçekleşinceye kadar ve milletimizi de bütçesiz bırakmamayı da dikkate alarak 2014 yılından önce olmak şartıyla son oylamalarının ötelenmesi gerektiğini düşünüyorum. Aksi takdirde, bu bütçede eğer öyle bir şey, bundan dolayı sayın bakanlarla ilgili Sayın Başbakanın bir icraatı olacaksa -burada milletvekillerimizin yaptığı oylama güven oylamasıdır- Parlamentonun güven duyup da daha sonra bununla ilgili bir görevden alınma gibi bir durum ortaya çıkarsa, sistem açısından sıkıntı olacaktır.

Ben bu konuyu arz etmek istedim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

OKTAY VURAL (İzmir) – Bir de şunu ifade etmek istiyorum: Burada Hükûmet var. Rüşvet ve yolsuzluk operasyonu devam ederken, bu operasyonu yapan kamu görevlilerinin görevden alınması hukukun üstünlüğüne darbedir, bu bir parti devleti anlayışıdır. Hiç kimse ayıpların üstünü örtemeyecektir. Eğer bir vicdan isyanı varsa, bırakınız da kamu görevlileri çalışsın. “Hodri meydan” diyoruz.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Vural.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Efendim, basın toplantısı yapsın bununla ilgili. Bunu, burada niye açıklıyor? Basın toplantısı yapsın.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

OKTAY VURAL (İzmir) – Ama bu girişimin hukuk devletine, hukuk devleti ilkelerine aykırı olduğunu, Hükûmetin bu konuda…

RECEP ÖZEL (Isparta) – Bunlar bütçeyle alakalı konu mu?

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Vural.

İZZET ÇETİN (Ankara) – Bütçeyle alakası olmaz olur mu, tam da bütçenin kendisi.

OKTAY VURAL (İzmir) –… hukuki sürecin önünü açması gerektiğini düşünüyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Vural.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Başkanım, bununla ilgili basın toplantısı yapabilir ya.

İZZET ÇETİN (Ankara) – Yolsuzlukların ta kendisi.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Neyle alakalı? Bütçeyle alakalı, her şeyle alakalı.

OKTAY VURAL (İzmir) – Milletin parasıyla alakalı, parası.

İZZET ÇETİN (Ankara) – Tabii ki, tam bütçeyle alakalı.

OKTAY VURAL (İzmir) – Tam da bütçe, bütçe tabii. Nasıl kesin hesaba oy vereceksiniz? İnsaf ya, sizi düşünüyoruz.

IV.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 2014 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/832) (S. Sayısı: 506) (Devam)

2.- 2012 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı, 2012 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısına İlişkin Olarak Hazırlanan 2012 Yılı Genel Uygunluk Bildiriminin Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi, Maliye Bakanlığı ve İçişleri Bakanlığı Tarafından Sayıştaya Gönderilen Genel Faaliyet Raporları ile Bu Raporlara İlişkin Sayıştay Değerlendirmesini İçeren 2012 Yılı Faaliyet Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi, 2012 Yılı Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi, 2012 Yılı Mali İstatistikleri Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/798, 3/1275, 3/1277, 3/1278, 3/1279) (S. Sayısı: 507) (Devam)

BAŞKAN – Maddeyi okutuyorum:

Aktarma, ekleme, devir ve iptal işlemleri

MADDE  6- (1) a) Genel bütçe kapsamındaki kamu idareleri ile özel bütçeli idarelerin bütçelerinin "Personel  Giderleri" ile "Sosyal  Güvenlik Kurumlarına Devlet Primi Giderleri" tertiplerinde yer alan ödenekleri, Maliye Bakanlığı bütçesinin "Personel Giderlerini Karşılama Ödeneği" ile gerektiğinde "Yedek Ödenek" tertibine; diğer ekonomik kodlara ilişkin tertiplerde yer alan ödenekleri ise 5018 sayılı Kanunun 21 inci maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan sınırlamalara tabi olmaksızın Maliye Bakanlığı bütçesinin "Yedek Ödenek" tertibine aktarmaya,

b) Genel bütçe kapsamındaki kamu idarelerinden, hizmeti yaptıracak olan kamu idaresinin isteği üzerine bütçesinden yıl içinde hizmeti yürütecek olan idarenin bütçesine, fonksiyonel sınıflandırma ayrımına bakılmaksızın ödenek aktarmaya ve bu konuda gerekli işlemleri yapmaya,

c) Genel bütçe kapsamındaki kamu idareleri için 2014  Yılı Programının Uygulanması, Koordinasyonu ve İzlenmesine Dair Karara uygun olarak yılı yatırım programında değişiklik yapılması hâlinde, değişiklik konusu projelere ait ödeneklerle ilgili kurumlar arası aktarmaya,

ç) Kamu idarelerinin yeniden teşkilatlanması sonucu, bütçe kanunlarının uygulanması ve kesin hesapların hazırlanması ile ilgili olarak gerekli görülen her türlü bütçe ve muhasebe işlemleri için gerekli düzenlemeleri yapmaya,

Maliye Bakanı yetkilidir.

(2) Genel bütçe kapsamındaki kamu idareleri ile özel bütçeli idareler, aktarma yapılacak tertipteki ödeneğin yüzde 20'sine kadar kendi bütçeleri içinde ödenek aktarması yapabilirler. Bu idarelerin yüzde 20'yi geçen diğer her türlü kurum içi aktarmalarını yapmaya Maliye Bakanı yetkilidir. 2014 Yılı Programının Uygulanması, Koordinasyonu ve İzlenmesine Dair Karara uygun olarak 2014 Yılı Yatırım Programına ek yatırım cetvellerinde yer alan projelerde değişiklik yapılması hâlinde bu değişikliğin gerektirdiği tertipler arası ödenek aktarması işlemlerinin tamamı 5018 sayılı Kanunun 21 inci maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan sınırlamalara tabi olmaksızın idarelerce yapılır.

(3) Genel bütçe kapsamındaki kamu idareleri, 29/6/2011 tarihli ve 644 sayılı Çevre ve Şehircilik Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname kapsamında Çevre ve Şehircilik Bakanlığına yaptıracağı işlere ilişkin ödeneklerini Çevre ve Şehircilik Bakanlığı bütçesine aktarmaya yetkilidir.

(4) Genel bütçe kapsamındaki kamu idareleri, 12/11/2012 tarihli ve 6360 sayılı On Dört İlde Büyükşehir Belediyesi ve Yirmi Yedi İlçe Kurulması ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 34 üncü maddesi kapsamında yaptıracakları her türlü yatırım, yapım, bakım, onarım ve yardım işlerine ilişkin ödeneklerini İçişleri Bakanlığı bütçesine aktarmaya yetkilidir. Merkezi yönetim kapsamındaki diğer kamu idareleri ise bu kapsamdaki kaynak transferlerini tahakkuk işlemi ile gerçekleştirir.

(5) Milli Savunma Bakanlığı, Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığı; cari yıl içinde aralarında yapılan hizmetlerin bedellerini karşılamak amacıyla varılacak mutabakat üzerine, bütçeleri arasında karşılıklı aktarma yapmaya yetkilidir.

(6) Milli Savunma Bakanlığı, Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığı; bütçelerinde yer alan Silahlı Kuvvetlerin tek merkezden yönetilmesi gereken ikmal ve tedarik hizmetleri ile bir fonksiyona ait bir hizmetin diğer bir fonksiyon tarafından yürütülmesi hâlinde ilgili ödeneği, fonksiyonlar arasında karşılıklı olarak aktarmaya yetkilidir.

(7) Özel bütçeli idareler ile düzenleyici ve denetleyici kurumların (B) işaretli cetvellerinde belirtilen tahmini tutarlar üzerinde gerçekleşen gelirler ile (F) işaretli cetvellerinde belirtilen net finansman tutarlarını aşan finansman gerçekleşme karşılıklarını, idare ve kurumların bütçelerinin mevcut veya yeni açılacak tertiplerine ödenek olarak eklemeye Maliye Bakanlığınca belirlenecek usul ve esaslar çerçevesinde kamu idareleri yetkilidir.

(8) Genel bütçe kapsamındaki kamu idareleri arasındaki kaynak transferleri ödenek aktarma suretiyle yapılır. Merkezi yönetim bütçesi kapsamındaki idareler ve kurumlar arasındaki diğer kaynak transferleri tahakkuk işlemleriyle gerçekleştirilir. Bu işlemler karşılığı tahsil edilen tutarlar, ilgili kamu idaresince bir yandan (B) işaretli cetvellere gelir, diğer yandan (A) işaretli cetvellere ödenek kaydedilir.

(9) a) Milli Savunma Bakanlığı, Jandarma Genel Komutanlığı, Sahil Güvenlik Komutanlığı ve Emniyet Genel Müdürlüğü bütçelerinin (özel ödenekler ve "03.9 Tedavi ve Cenaze Giderleri" ekonomik kodunu içeren tertipler hariç) mal ve hizmet alım giderleri ile ilgili tertiplerinde yer alan ödeneklerden  yılı  içinde  harcanmayan  kısımları,  hizmetin  devamlılığını  sağlamak  amacıyla ödeneklerinin yüzde 30'unu aşmamak üzere ertesi yıl bütçesine devren ödenek kaydetmeye,

b) 12/3/1982 tarihli ve 2634 sayılı Turizmi Teşvik Kanununun 21 inci maddesinin ikinci fıkrası gereğince Kültür ve Turizm Bakanlığı bütçesinin 21.01.36.00 ve 21.01.36.63 kurumsal kodu altında bulunan  (03)  ekonomik  kodunu  içeren  tertiplerinde  yer  alan  tanıtma  amaçlı  ödeneklerden harcanmayan kısımları ertesi yıl bütçesinin aynı tertiplerine devren ödenek kaydetmeye,

c) Türkiye Bilimsel ve Teknolojik Araştırma Kurumu bütçesinin 40.08.33.00-01.4.1.00-2-07.1 tertibinde yer alan ödenekten harcanmayan kısımları ertesi yıl bütçesinin aynı tertibine devren ödenek kaydetmeye,

ç) Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı bütçesinin 26.01.31.00-04.8.1.02-1-07.1, 26.01.31.00-04.8.1.04-1-08.1, 26.01.31.00-04.8.1.04-1-05.4 ve 26.01.31.00-04.8.1.06-1-05.4 tertiplerinde yer alan ödeneklerden harcanmayan kısımları ertesi yıl bütçesinin aynı tertiplerine devren ödenek kaydetmeye,

d) Hazine Müsteşarlığı bütçesinin 07.82.32.00-04.1.1.00-1-07.2, 07.82.32.00-04.1.1.00-1-05.6 ve 07.82.32.00-01.2.1.00-1-08.2 tertiplerinde yer alan ödeneklerden harcanmayan kısımları ertesi yıl bütçesinin aynı tertiplerine devren ödenek kaydetmeye,

e) Emniyet Genel Müdürlüğü bütçesinin "03.1.1.01 Emniyet Genel Müdürlüğü Güvenlik Hizmetleri Yatırımları" fonksiyonu altında yer alan yatırım ödeneklerinden harcanmayan kısımları ertesi yıl bütçesinin aynı tertibine devren ödenek kaydetmeye,

f) İlgili mevzuatı gereğince özel gelir kaydedilmek üzere tahsil edilen tutarları, idare bütçelerinde söz konusu mevzuatta belirtilen amaçlar için tertiplenen ödenekten kullandırmak üzere genel bütçenin (B) işaretli cetveline gelir kaydetmeye ve bütçelenen ödenekten gelir gerçekleşmesine göre ilgili tertiplere aktarma yapmaya, yılı içinde harcanmayan ödenekleri (2013 yılından devredenler de dâhil) ertesi yıl bütçesine devren gelir ve ödenek kaydetmeye, bu hükümler çerçevesinde yapılacak işlemlere ilişkin usul ve esaslar belirlemeye,

Maliye Bakanı yetkilidir.

BAŞKAN – Madde üzerinde ilk söz, Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına Van Milletvekili Sayın Özdal Üçer’e aittir.

Buyurun Sayın Üçer. (BDP sıralarından alkışlar)

(Hatip elinde bir fotoğrafla kürsüye çıktı)

BDP GRUBU ADINA ÖZDAL ÜÇER (Van) – “Sayın Başkan, değerli üyeler; yaklaşık yirmi sekiz yıldır cezaevinde bulunmaktayım. Yaşamımı demokrasi ve özgürlük mücadelesine adadım. Ülkemizin demokratikleşmesi, özgürleşmesi ve özgürlükler ülkesi hâline gelmesi için sizlerle birlikte çalışmak isterdim ama bu mümkün olmadı. Oldukça kısıtlayıcı koşullarda milletvekilliğimin üçüncü yılını da cezaevinde bitirmek üzereyim. Maliye Bakanlığının sunduğu 2014 yılı bütçesi hakkında, araştırma ve inceleme imkânlarımın olmadığı bir ortamda sadece sorumluluk duygusuyla ve katkı yapmak dileğiyle sizlere sesleniyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bütçe hazırlıkları ve uygulamaları tüm yönleriyle hayatımızı etkiliyor. Demokrasimizin sağlıklı işleyip işlemediğinin ve toplumlarımızın önceliklerine hitap edip etmediğinin göstergesi olmaktadır. Bilindiği gibi, demokrasisi gelişmiş olan toplumlar öncelikle şeffaflığı esas alırlar. Geçmiş uygulamaların hesabını verme gibi çok önemli bir konuyu dar bir zaman aralığına sığdırıp tartışamazlar, tartışmazlar çünkü böylesi bir daraltma sorgulamayı imkânsız hâle getirir. Bu yüzden, hazırlanan bütçeler her hazırlanma aşamasında ilgili topluluk ve kurumlarla tartışılarak aleniyet kazanır. Günümüzün gelişmiş iletişim teknolojisi bir hayli kolaylık da sağlamaktadır. Maalesef bu önemli konu önemsenmemekte ve insanlarımıza hesap vermekten kaçınma bir iktidar tasarrufu olarak görülmektedir.

Demokrasisi zayıf olan ülkeler şeffaflıktan kaçınırlar. Hükûmetin şeffaflıktan kaçınması öz güven yoksunluğundan ve sınırlı bir demokrasiyi savunmasından kaynaklanmaktadır. En önemlisi de kapsayıcı bir politika uygulamaktan uzak olduğu için bu evrensel ilkeyi işletmemektedir. Peki, Hükûmet neden bu evrensel ilkeyi işletmemektedir? Kuşku yok ki Hükûmetin on bir yıllık bütçe uygulamaları kendine yakın şirketleri kollama, kendi yerel yönetimlerini besleme, en fazla rant getiren alanlara yönelme, hazine arazileri ve kamu alanlarının satışı, inşaat, sağlık ve benzeri gibi ve bankalar aracılığıyla piyasalarla oynayarak günlük büyük kazançlar elde etme politikaları ülkemizi bölmüş ve toplumda gelir uçurumu yaratmıştır. Şeffaflık ve hesap verebilirlik ilkeleri işletilmediği için bütçe tartışmalarında Meclis âdeta bir oldubittiye zorlanmaktadır. Sonuçta, hesap vermeden, şeffaflık sağlanmadan bütçe onaylanmaktadır. Muhakkak ki bütçeyi Hükûmet hazırlayacaktır, politik olarak kendi önceliklerine ağırlık verecektir ancak yasalar karşısında sorumluluk taşıdığını ve dengeleri sağlamak zorunda olduğunu da unutmayacaktır.

Zaten demokrasisi oldukça zayıf olan -örgütlenme, düşünce özgürlüğü ve benzeri konular açısından değerlendirildiğinde- ülkemizde otoriter ve merkezî bir mantıkla bütçe çalışmaları ele alınırsa nihayetinde zorbalığa varan uygulamalar ortaya çıkar. Bu zorbaca uygulamaların başında hidroelektrik santralleri ve maden arama faaliyetleri gelmektedir. On bir yıllık hHHükûmet icraatlarında bu alanlarda yüzlerce kanunsuz uygulama açığı çıkmıştır. Mahkemelerdeki dava yoğunluğu da bunu göstermektedir. Dolayısıyla, kanunlara aykırı bu uygulamalardaki ısrar ve uygulanan şiddeti zorbalık olarak ifade etmek aşırı bir itham değildir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yine, şeffaflık ilkesi uygulanmadığı ve katılımcılık esas alınmadığı için şu anda mahkemece iptal edilen Karadeniz Sahil Yolu Projesi’nin giderleri kimlerden tahsil edilecektir? Bu büyük projeye gerek planlama gerek fizibilite gerekse de uygulama çalışmaları aşamalarında yapılan astronomik, sadece hafriyat taşımaya ödenen rakamlar bile akıl dışıdır. Ödemelerin hesabını kimler verecektir?

Tabii ki Hükûmet sadece şeffaflıkla ilgili değil, aynı zamanda bütçe hazırlama aşamalarında ve uygulamalarda katılımcı ve denetime açık politikalardan uzak durmaktadır. Karadeniz Sahil Yolu Projesi yüzlerce örnekten sadece biridir, katılımcı bir politikadan uzak olarak hazırlanıp uygulandığı için çökmüştür. Aynı durum, üçüncü köprü başlangıç uygulamalarında da görülmüştür. Bu örneklere dayanarak şunu belirtmek istiyorum: Karadeniz Sahil Yolu Projesi’ne harcanan bütçe, askerî harcamalar çıkarılsa yıllık olarak Doğu Anadolu Bölgesi’ne harcanan bütçeden daha fazladır. Şimdi de kaynak çöpe atılmış, mahkemece iptal edilmiştir. Sadece bu yol için yapılan viyadüklere ödenen para Van Belediyesinin üç yıllık bütçesini geçmektedir. Bu kayıplar, demokrasi kültürünü önemsemeyen  merkezî uygulamaların bir sonucudur. Hükûmetin birçok alanda hazırladığı bütçelerin katılımcılıktan -yerel halkların ihtiyacı, STK’lar, yerel yönetimler ve daha nicesi-  uzak olarak hazırlanmasının en önemli nedeni, Hükûmet yanlısı şirketlere büyük  rantlar sağlamak içindir. Bunun için bazı alanlardaki bütçe hazırlıkları, kamusal akılla hiçbir alakası olmayan bu tür uygulamalar kendini en büyük işveren olarak görme anlayışından kaynaklanmaktadır. Özellikle, HES, yol, köprü, enerji ve tarım alanında hazırlanan bütçelerde bu kayırmalar görülmektedir. Basından  öğrendiğim kadarıyla bu bilgileri takdim ediyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Hükûmetin 2014 yılı bütçesi de bu mantıkla hazırlanmıştır. Yıllardır ihmal edilen eğitim bütçesini buna örnek gösterebiliriz. Yine, sunulan mevcut bütçeyle kentsel kalkınma esas alınmakta ve bir bütün olarak kırsal kesimin tasfiyesi amaçlanmaktadır. Bu politika, bütçe mantığında bindiği dalı kesmektir. Başta çok fazla talep, tüketici toplumunun büyütülmesini yaratarak pazarı canlandırma amaçlansa da sonuçları itibarıyla yıkıcı olduğu açıktır. Fakat, Hükûmetin on yıldır uyguladığı tarım, hayvancılık, orman, maden, HES politikaları vahşi kapitalizmi anımsatmaktadır. Doğamız, doğal park ve sit alanlarımız kör bir hırsla yağmalanmaktadır. Birçok havzamızda ekolojik felaketler -gediz havzası, Konya Ovası gibi- birbirini takip etmekte ve ekosistemler tahrip edilmektedir.

Sayın Başkan ve değerli milletvekilleri; Maliye Bakanlığı 2014 yılı bütçesi sunuşunda şöyle denilmektedir: Türkiye’de kadınların iş gücüne katılım oranı düşüktür. Temmuz 2013 itibarıyla yüzde 31,6 olan kadınların iş gücüne katılımı, yüzde 64,4 olan OECD ortalamasının yarısı kadardır. Türkiye’de iş gücü piyasanın en önemli sorunlarından biri de iş gücü piyasasındaki katılıktır. Türkiye’de iş gücü piyasası esneklik göstergeleri açısından 34 OECD üyesi ülke arasında en son sıradadır. Türkiye’de haftalık 48,9 saat olan ortalama çalışma süresi, OECD ülkelerindeki ortalama 38,5 saat ile karşılaştırıldığında çok yüksektir. Ayrıca, toplam istihdamın sadece 11,8’i kısmi zamanlıdır. Bu oran, OECD ülkelerinde yüzde 20’lerin üzerindedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sonuç olarak 2014 yılı bütçesinde işsizliğe, emekçilerin içinde bulunduğu koşullara, kırsal kesimin korunarak geliştirilmesine ve doğanın tahribatı sorununun nasıl çözüleceğine ilişkin en ufak bir emare bulunmamaktadır. Tam tersine, HES ve nükleer santraller ön plana çıkarılarak -kısmen demir yollarına geçmişten biraz fazla önem verilmesi dışında- ekolojik tahribatı sürdürmede ısrarcı olduğu görülmektedir. Ayrıca, otuz yıllık savaşın yarattığı büyük ekonomik tahribatlar bulunmaktadır. Köye dönüş çalışmaları başta olmak üzere toplumsal alanda ortaya çıkan yaraların sarılması ve istihdamın artırılması büyük önem taşımaktadır. Bütçe hazırlanırken böylesine büyük bir sorun yokmuş gibi görmezden gelinmiştir.

2014 yılı bütçesinin, belirtilen eleştirilerin ışığında düzeltilerek yürürlüğe girmesini ümit ediyorum. Daha anlamlı katkılar yapabileceğim özgür koşullarda birlikte çalışma dileğimi tekrardan yineliyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum.

Kemal Aktaş. Van Milletvekili. D Tipi Kapalı Cezaevi. Diyarbakır.” (BDP sıralarından alkışlar)

Diyarbakır’da ve bütün zindanlarda özgürlük direnişi olan bütün KCK tutukluları başta olmak üzere, sayın milletvekillerimiz başta olmak üzere, bütün siyasi tutsakların onurlu mücadelesini, onurlu direnişini saygıyla selamlıyorum. Ülkemizde bütün siyasi tutsakların özgür olması dileğiyle sayın milletvekillerimin, başta Sayın Hatip Dicle olmak üzere bütün sayın milletvekillerimin Mecliste bizlerle siyaset yapabilme şansına bir an önce kavuşabilmesi dileğiyle Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Kütahya Milletvekili Sayın Alim Işık.

Buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA ALİM IŞIK (Kütahya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2014 Yılı Bütçe Kanunu’nun 6’ncı maddesi üzerinde grubum adına görüşlerimizi aktarmak üzere huzurunuza geldim. Bu vesileyle sizleri ve bizleri izleyen aziz milletimizi saygıyla selamlıyorum.

Bu madde, özellikle bazı konularda yedek ödeneklerin aktarılması, idare içerisinde fasıllar arası kaydırmanın yapılması, yatırımlar için kurumlar arası aktarmaların yapılması, her türlü bütçe ve muhasebe işlemleri için gerekli düzenlemelerin yapılması konusunda Maliye Bakanına yetki veriyor yani tabiri caizse “Ormanın kralı benim.” diyor Sayın Bakan, “Her türlü yetki bana aittir; ben istersem olur, ben istemezsem olmaz.” anlamında bir yetki alıyor. Hayırlı olsun. Olması da gerekir.

Diğer taraftan, ödeneğin yüzde 20’sine kadar aktarma yapılabilmesini ve bunu aşan durumlarda yine Maliye Bakanının yetkili kılınmasını öngören düzenlemeler var. Çevre ve Şehircilik Bakanlığının yapacağı işler için Çevre ve Şehircilik Bakanlığı bütçesine aktarma yapılacağı hükümleri yer alıyor.

OKTAY VURAL (İzmir) – Önce Bakanını bir aktarmak lazım!

ALİM IŞIK (Devamla) – Evet.

Diğer taraftan, büyükşehir yapılan yeni bütünşehirlerde yine İçişleri Bakanlığına yetki veriyor. Millî Savunma Bakanlığı, Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığı arasında aktarmaların yapılabileceği hüküm altına bağlanıyor. Fazla gelirler, idarece ödenek olarak kendi idarelerine eklenebilecek. Ayrıca, Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığına da yine yetki veriliyor.

Bunlarla ilgili görüşlerimi biraz sonra açıklayacağım. Ancak, konuşmamın başında, dün Sayın Bakana Türkiye’nin gündemine gelen yolsuzluk operasyonlarıyla ilgili düşüncesini sorduğumda gayet samimi bir şekilde “Şahsımla veya yakın çevremde böyle bir olay olsa düşünebilirim.” şeklinde cevap vermişti ve hepimiz de rahatladık yani sağduyunun hâkim olduğu kabine üyelerinin de bulunduğu konusunda. Ancak, bu sabah, eğer doğruysa, Twitter’dan sanki bunun cımbızla çekilip alındığı, başka anlamlara gelecek şekilde verildiği gibi bir mesajınızı okudum. Sayın Bakanım, sizin dürüstlüğünüze inandığımı zaten dün de söylemiştim. Bugün de bu dönüşün… Eğer doğruysa bu ifadeler medyada yer alan -ki Twitter’dan verdiğiniz mesajların size ait olduğunu düşünüyorum- o zaman, dünkü söylediğinizin bugün arkasında kalmanızın sizin açınızdan size yakışan olduğunu düşünüyorum.

Diğer taraftan, sadece bu olaylara adı karışan bakanlarla ilgili bir yorum yapmayı düşünmüyorum. Fakat siz bu bütçeyi, bu bakanlarla, nasıl bunlara emanet ederek yürüteceksiniz? Artık, bu, bulandı. Onun için, bir taraftan, evet, “Yargıya intikal etmiş bir konu, yorum yapmak istemiyorum.” diyorsunuz, doğrudur, ben de aynı şeyi düşünüyorum ama aynı Hükûmetin bir gecede bu operasyonları yapan müdürleri görevden alması yargıya müdahale değil mi Sayın Bakanım? Yani, bu nasıl bir Türkiye, bu nasıl bir hükûmet anlayışı? Operasyonu yapan müdürleri görevden alacaksınız, Deniz Feneri’ndeki savcıları görevden alacaksınız, ondan sonra da “Yargıya intikal etmiş konuda biz herhangi bir yorum yapmak istemiyoruz.” diyeceksiniz. Burada bir çelişki var, burada bir sıkıntı var. Onun için, özellikle sizin bu konuyu -düzeltecek ifadelerle, size yakışan şekilde- tekrar yorumlayacağınıza inancımı belirtmek istiyorum konuşmamın başında.

Değerli milletvekilleri, günümüzde meydana gelen olumsuzluklara baktığımızda altında rant kavgasının olduğu ortaya çıkıyor. Bu, Çevre ve Şehircilik Bakanlığının yine bu maddeyle aldığı haklar dan -ödenek aktarması ve yetkilerin onda toplanması, büyükşehir yapılan yerlerde yeni bir düzenleme getirilmesi- yeniden kavgaların, hırsızlıkların, usulsüzlüklerin yaşanacağı bir 2014 yılını bize hazırlıyor. “Kentsel dönüşüm” adı altında yapılan düzenlemelere baktığınız zaman tamamen birilerini zengin etmeye yönelik ada ve parsel bazında özel uygulamaların yapıldığını görüyoruz.

Ben kendi ilim Kütahya’dan örnek vereyim. Küçük Sanayi Sitesi’nin bulunduğu ve ona yakın bir mahallemizde, Karapınar Mahallesi olarak bilinen mahallede, göçmen vatandaşlarımızın çoğunlukla bulunduğu parseller üzerinde sıvılaşma ve zemin sıvılaşması olduğu gerekçesiyle kentsel dönüşüm başlatıldı. “2 katlı binayı kaldıramaz.” anlayışıyla yıktığınız mahallede 11 katlı, 12 katlı şimdi şehrin içerisinde ucube binalar dikiliyor. Ama, bir bakıyorsunuz gerçekten orada yaşayan vatandaşların evleri, arazileri ellerinden öldüm pahasına alınmış, itiraz edenlere akşamüzeri bir ekip geliyor, zorla ikna ediliyorlar, ertesi gün imza atılıyor, şimdi 40-50 bin liraya evler alınıyor, aynı yerde o evin bulunduğu yere 12 katlı apartmanlar dikiliyor ve apartmanın bir dairesi 150-200 bin liradan aşağı değil. Şimdi, yani bunun neresinde vicdan var? Bunun neresi bu milletin lehine?

Dolayısıyla, bu bütçede Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ile ilgili aktarmaları derhâl kaldırmanız lazım. Artık, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Türkiye'nin her yerinde bu konuda, maalesef, sicil olarak sicili bozulmuş bir Bakanlık durumuna gelmiştir. Onun için, ben bu bakan arkadaşlarımızın derhâl ama derhâl, yarından itibaren veya bugün bu görevi bırakmalarından yana olduğumu şahsi fikrim olarak ifade ediyorum. Bu Hükûmette bu yolsuzluğa bulaşan Bakan arkadaşlarımızın bu bütçeyi doğru dürüst uygulama şansı kalmamıştır. Doğru yaptıkları her işte dahi vatandaşın kafasında mutlaka bir soru işareti çıkacak, dolayısıyla bu, huzur getirmeyecektir. Bunu mutlaka sizlerle paylaşmak istedim.

Bir diğer konu, Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı ile ilgili. Buradaki yetkililerle ilgili olduğu için konuşuyorum. Cari açığın önemli kalemlerinden birisinin enerji giderleri olduğunu biliyoruz, sizler de zaman zaman dile getiriyorsunuz. Fakat Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığının sorumluluğunda olan TÜBİTAK'ın rapor verdiği ve Türkiye'de bazı girişimci mucit insanlarımızın ürettiği yakıt tasarruf cihazları, bir türlü, iki üç yıldır, müracaatları yapılmasına rağmen, Bakanlığınızdan ve Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığından bir teşvik alamıyor. Ticari ismi "Eko 66" olarak Amerika'dan dahi yılın ödülünü almış bir belgeli yakıt tasarruf cihazı. TÜBİTAK'a soruyoruz, Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığına soruyoruz "TÜBİTAK'tan böyle bir rapor alınmamıştır." diyor ama vatandaşın elinde rapor var. "Yüzde 12-13 oranında yakıt tasarrufu sağlar." diye TÜBİTAK raporu veriyor ama Bakanlık böyle bir raporun verilmediğini ifade ediyor.

Şimdi, bu konuda, özellikle yerli mucitlerin desteklenmesi, yakıt tasarrufuna yol açan önemli buluşların teşvik edilmesi konusunda, enerji açığının kapatılması ve yerli girişimcileri motive etme adına önemli bir uygulama olacağını düşünüyorum. Özellikle bu konuyu sizlerden istirham ediyorum Sayın Bakanım yani enerji tasarrufu sağlayan yerli uygulamalara bu Hükümetin bir şekilde destek olması gerektiğini ifade etmek istiyorum.

Millî Savunma Bakanlığı, Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığı arasındaki ödenek aktarmalarının doğru bir uygulama olacağını düşünüyorum. Ancak Sahil Güvenlik Komutanlığının uygulamaları ve orada gerçekleşen bazı idari görevlerdeki usulsüzlükler konusunu size buradan hatırlatmak istiyorum, belgelerini size ulaştırırım. Defalarca soru önergesi vermeme rağmen, bu konuda, maalesef, inandırıcı, doğru bir cevap alamadık. Fakat orada çok ciddi iddialar vardır, birkaç bürokrat koca bakanlığın adını lekeleyecek durumdadır; bunu da sizlerle paylaşmak istiyorum

Diğer taraftan, yeni büyükşehir yapılan illere yapılacak ödenekler konusunda da İçişleri Bakanlığının çok dikkatli davranması gerektiğini düşünüyorum. Zaten burada çıkarılan kanunlarla büyükşehirlerdeki meraları imar alanına açtınız, bir de para aktardınız, her türlü yetkiyi bu bakanlıklara verdiğiniz zaman bu anlamda ciddi sorunların yaşanacağı bir 2014 yılı kaçınılmaz olur diyorum, bu duygu ve düşüncelerle tekrar 2014 yılı bütçesinin hayırlara vesile olmasını diliyor, sizlere de saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Afyonkarahisar Milletvekili Sayın Ahmet Toptaş.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA AHMET TOPTAŞ (Afyonkarahisar) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2014 yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısının 6’ncı maddesi üzerine Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce Meclisi saygılarımla selamlarım.

Bütçe görüşmelerinde Hükûmetin halka hesap vermesi gereken konularda, halk adına denetim yapma görevimizi yerine getirmemizi engelleyen ve bu çerçevede, Sayıştay raporlarını Meclise göndermeyen Sayıştay Başkanını ve bu raporları talep etmeyen Meclis Başkanını protesto ediyorum.

Değerli arkadaşlar, iki gündür medyada flaş haber olarak sürekli verilen ihaleye fesat karıştırma, rüşvet alma, kara para aklama ile ilgili operasyon, gözaltına alınan bakan çocukları, iş adamları, banka yöneticileriyle ilgili iddialar, Sayıştay raporlarının neden Meclisten kaçırılarak nelerin gizlenmek istendiğini ortaya çıkarmıştır. Artık mızrak çuvala sığmamaktadır. Yıllardır söylediğimiz, Meclis araştırması, Meclis soruşturması istediğimiz yolsuzluk iddialarımız sürekli reddedildi ama kirli ilişkiler, kirli çamaşırlar, kumpaslar ortaya serilmeye başlandı. Bunlar henüz buz dağının görünen parçaları.

Değerli milletvekilleri, Türk halkı inim inim inlerken, AKP iktidarı pembe dünyalar anlatarak, doğru olmayanları gerçekmiş gibi anlatarak bugüne kadar geldik. Artık, halkımız gerçeği yaşamakta, görmekte ve sizin pembe hayallerinize itibar etmemektedir; Sayın Başbakanın dediği gibi, 30 Mart seçimleri de bu itibarın da derecesini gösterecektir.

Bakınız, sizin halkı uyutmak için kurguladığınız, her gün korkuttuğunuz, yandaşınız olan ya da akrabayı taallukatınıza aldırdığınız gazeteler ve televizyonlarda yayınlattığınız pembe dünya, halkın gerçekleriyle nasıl çatışıyor göreceksiniz.

Bırakın bir meslek ya da kariyer sahibi olmadığı için iş bulamayan milyonlarca insanı, milyonlarca üniversite mezunu genç -inşaat mühendisi, mimar, gıda mühendisi, ziraat mühendisi, atanamayan binlerce öğretmen, sağlık memuru- yoksul ana babalarının kendilerine verdiği harçlıkla sokaklarda gençliklerini tüketmektedirler. Yarattığınız ithalata dayalı ekonomik modelle, bizim çocuklarımızın yerine başka ülkelerin çocuklarına iş olanağı sağlıyorsunuz.

Bir memurun aylığı açlık sınırını zor karşılıyor. Bir işçi emeklisinin aylığı başka hiçbir gideri olmasa yani giyinmese, kuşanmasa, elektrik parası, su parası ödemese, kira parası ödemese, çocuklarının okul masrafını ödemese sadece beslenmek için harcasa ancak yirmi yedi gününe yetiyor. Aynı şekilde, bir BAĞ-KUR emeklisinin maaşı yirmi üç günlük beslenmesine yetiyor. Bir asgari ücretlinin aldığı ücret, yirmi üç günlük beslenmesine yetiyor. Emekli, karnını bile doyuramadığı için bir iş yeri açıyor, maaşından yüzde 15, sosyal güvenlik destekleme primi kesiyorsunuz. Gidin, görün şu, bu gibi koşullarda, buz gibi havada 3 metrekarelik dükkânda bir örs, çekiç koymuş, ayakkabı tamirciliği yapan ve tamir için ayakkabı bekleyen emekliyi. Çöp kutularından pet şişe toplayan emeklileri görün, şoförlük yapan emeklileri görün, anahtarcılık yapmak zorunda kalan emeklileri görün. Günde 10 lira para kazanacak, evine bir ekmek fazla götürecek diye çabalayan emekliyi, geçinecek kadar para vermediğiniz için çalışmak zorunda kalan emekliyi, bir de yüzde 15 sosyal güvenlik destekleme primi keserek cezalandırıyorsunuz.

İşçilerin iş güvenliğini yok ettiniz. Çalışma özgürlüğünü ortadan kaldırdınız. Hiçbir işçi sendikasının direne direne toplu sözleşme yaptığına tanık oldunuz mu? Memur sendikalarına grev hakkı verecektiniz, artık memur sendikaları da yandaşınız bir sendikada topladığınız memurlar adına, on dakikada sözleşme imzalar hâle geldi.

4/B’ler yarattınız, 4/C’ler yarattınız; işçilerin ve memurların iş güvencesini, gelecek güvencesini ortadan kaldırdınız.

Yirmi beş yıl kesintisiz prim yatırmış insanları “Yaşınız tutmuyor.” diye emekli etmediniz, hatta, sağlık hakkından bile yararlanamayan bu insanlar, sokakta hiçbir güvencesiz ama yirmi beş yılını prim ödeyerek bu ülke için çalışarak geçirmiş insanlar.

Değerli arkadaşlar, hiçbir gelecek güvencesi olmayan taşeron işçilerinin miktarı 1 milyonun üzerindedir. Hastanelerde, belediyelerde, Karayollarında, hatta Mecliste, binlerce taşeron işçisi hiçbir iş güvenliği olmadan güvence beklemektedir.

700 bine yakın güvenlik görevlisi hiçbir gelecek güvencesi olmadan sizden çare beklemektedir ama hiçbirinizin bunu kendine dert ettiğini sanmıyorum. Eğer dert etmiş olsaydınız, bu sorunların çözümü için, gerekli düzenlemeler için Parlamentoya tasarılar getirirdiniz.

Borcunu ödeyemediği için intihar eden memurları, askerleri düşünün, intihar eden polisleri düşünün. Değerli arkadaşlar, sizin yarattığınız hayal dünyasıyla gerçekler birbiriyle aynı değil. Çocuğu için, kundaktaki çocuğu için mama çalan, mama çaldığı için de cezaevine çocuğuyla birlikte gönderilen bir anneyi düşünün.

Dinleyin, esaret altındaymış gibi YÖK baskısı altında bulunan, özgürlüğü elinden alınmış üniversiteleri dinleyin, üniversite gençlerini dinleyin. Dinleyin değerli arkadaşlar, bilim üretemeyen bu kuruluşlarda, bilim üretemeyen üniversite hocalarını dinleyin. Banklarda oturma şekline bile karıştığınız, kafelerde oturmalarına bile fırsat vermediğiniz binlerce gencin sorunlarını dinleyin.

Değerli milletvekilleri, AKP’nin devri iktidarında 2,9 milyon hektar tarım arazisi artık işlenmiyor. Motorinin fiyatı 1,30 liradan 4,58 liraya çıktı. Gübre ve tarım ilaçları fiyatları uçarken, buğday, arpa, pancar, patates, ayçiçeği vesaire tarım ürünlerinin fiyatları artık bunların arkasında nal toplar hâle geldi.

2012’de sadece 150 milyon dolarlık buğday ithal eden Türkiye, 2012 yılında 1,1 milyar dolarlık buğday ithal etti, saman ithal etti. Yani, kendi çiftçilerimize vermediğimiz için 2,9 milyon hektar arazi boş kalıyor ama biz başkalarının çiftçilerine para ödüyoruz. Kendi çiftçilerimizden esirgediklerimizi başka ülkelerin çiftçilerine ödüyoruz, onlardan saman almak durumunda kalıyoruz. 2002 yılında sadece 8 milyon dolarlık canlı hayvan ve et ithal ederken 2011 yılında 1 milyar 535 milyon dolarlık canlı hayvan ve et ithal etmişiz.

Esnaf, bankalara esir olmuş. 2002’de 8 milyon olan icra dosyası, 2012’de 21 milyona yükselmiş. Esnafı vergilerinizle ezmişsiniz, AVM’lerle eziliyorlar. Bir de önümüzdeki yıl yürürlüğe girecek olan İş Güvenliği Yasası’yla küçük esnafın artık ayakta duramayacak hâle geldiğini söylemek isterim.

Yandaşlarınızı ihya ettiniz. Muhalif saydığınız sanayicileri, iş adamlarını her türlü iktidar yetkilerini kullanarak yok etmeye çalışıyorsunuz. Türk halkı artık pembe senaryolara itibar etmiyor. Yıllarca türban üzerinden siyaset yaptınız, sürdürdünüz bugüne kadar, sıkıştınız, şimdi, sıkıştığınızda her zaman yaptığınız gibi, bir cami yalanı ortaya atıyorsunuz. Sayın Başbakan, Edirne’de 150 caminin yıkıldığını söylemiş Cumhuriyet Halk Partisi iktidarında. Sayın Başbakanın deyişiyle ne demek lazım? “Edep yahu!” demek lazım. Değerli arkadaşlar, “Camide içki içildi.” dedi beş ay önce, imam üç yer değiştirmek zorunda kaldı. “Camiler yıkıldı.” dedi. Soruyorum Sayın Başbakana: Foça Kozbeyli Camisi, Üsküdar Aminehatun Camisi, Alvarlızade Camisi… Sayayım mı? 70-80 tane cami devri iktidarınızda yıkılmış. Cemevleri, camiler birileri için siyaset meydanı ama bizim için ibadethanedir.

Değerli arkadaşlar, Lincoln’ün ünlü bir sözü vardır: “Herkesi bazen kandırabilirsiniz, birilerini her zaman kandırabilirsiniz ama herkesi her zaman kandıramazsınız.”

Şimdi, şapka düşmüş kel görünmüştür. Bütün iman, edep, ahlak tartışması yapanların çocukları soruşturuluyor. Çevreci çocuklar, yaşam haklarına müdahaleye karşı çıkan çocuklar öldürülürken “Destan yazdı.” dediğiniz polisler, şimdi bakan çocuklarını soruşturuyor, bugün 5 tane emniyet müdürü görevden alındı. Yani bizim çocuklar öldürülürken “destan yazılacak,” sizin çocuklar soruşturulurken hepsi görevden alınacak… (CHP sıralarından alkışlar)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

AHMET TOPTAŞ (Devamla) – Bunun sonu gelmez değerli arkadaşlar. Vicdanı olan herkes, bu halkın hakkına sahip çıkmak zorundadır. Hukuk devletine sahip çıkmak zorundadır, bir gün hesabın birilerinden sorulacağını da anlamalıdır.

Teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Şahıslar adına ilk söz, İstanbul Milletvekili Sayın Harun Karaca. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Buyurun.

HARUN KARACA (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce heyetinizi ve aziz milletimizi saygıyla selamlıyorum.

Dokuz gündür 2014 yılı bütçesi üzerinde müzakereler yapmaktayız. Benden önceki konuşmacıların yapıcı eleştirilerine ve hak etmediğimiz acımasız eleştirilerine hep beraber şahit olduk.

Bütçelerde hükûmet müzakereleri, hükûmet politikaları gözden geçirilirken muhalefetin de muhalefet etme biçimleri gözden geçirilmektedir. Şunu gördük ki ağzımızla kuş tutsak, ne kadar hizmet edersek edelim muhalefet her zamanki gibi karalamaya devam etmektedir. Ben de merak ettim, çok eskilere gidip Meclis tutanaklarına bir göz attım. Tarih 15 Kasım 1954. Hükûmet sıralarında rahmetli Menderes, Zorlu, Polatkan ve arkadaşları…

İZZET ÇETİN (Ankara) – Oraya sığının gene.

HARUN KARACA (Devamla) – …muhalefet sıralarında da merhum İnönü. Bu muhalefet tarzı eminim ki size çok tanıdık gelecek.

İZZET ÇETİN (Ankara) – Ya, biraz utanır insan ya, sakalından biraz utanır.

HARUN KARACA (Devamla) – Üç konudan bahsediliyor.

Sabrederseniz dinleyeceksiniz.

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Antalya) – Neden utanacağız?

HARUN KARACA (Devamla) - Bağımsız yargı, seçim emniyeti, linyit kömürü. Meclis tutanaklarından okuyacağım.

İZZET ÇETİN (Ankara) – Eğer utanılacaklar varsa döküldü, saçıldı, onlardan utan.

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Antalya) – “Diktatör” diyorsunuz…

HARUN KARACA (Devamla) - Niye? Tarihinizden utanıyor musunuz? Meclis tutanaklarından okuyorum…

MUHARREM İNCE (Yalova) – Boşver Meclis tutanaklarını da polis tutanaklarına bir bak istersen, polis tutanaklarına.

HARUN KARACA (Devamla) - “İsmet İnönü – Bugün bu memleketin müşterek olan başlıca dertlerinden birisi adli istiklal meselesidir...”

MUHARREM İNCE (Yalova) – Polisleri niye görevden aldınız, ona bak.

İZZET ÇETİN (Ankara) – “Kahraman polis”ti, Gezi’deyken “kahraman polis”ti.

HARUN KARACA (Devamla) – …arkadaşlar, mahkeme istiklalini, hâkim teminatını lütfen ve behemahâl ve süratle tamir ve ıslah ediniz. Bu memleketin başlıca davası hâkimlerin teminatının tamamlanmasıdır. Bu memlekette hâkim, Adalet Bakanlığının salahiyetlerinin tehdidi altındadır. Hâkim, Büyük Millet Meclisinin kürsüsünde Başbakanın ve salahiyetlerinin ithamları ve tesirleri altında nasıl vazife ifa eder? Vatanda seçim emniyeti, her türlü huzur ve emniyetin muhafazası, adaletin tesir altında bulunmadığına itimat etmeye müstenittir.”

İZZET ÇETİN (Ankara) – Adam olsaydı 3 bakan, şimdi istifa etmez miydi?

HARUN KARACA (Devamla) – “Bunu temin ediniz arkadaşlar. Merzifon’da Hükûmet linyit kömürü dağıtıyor, muhtarları çağırıyor, köyünün veya şahıslarının kömür alabilmeleri için CHP’den istifa etmeleri lazım olduğunu söylüyorlar. Merzifon’da böyle olmuştur, Bilecik’te böyle olmuştur, Bigadiç’te böyle olmuştur. Çağrılıyor ve istifaya icbar ediliyor.” diyor merhum İnönü.

Menderes cevap veriyor: “Onların ifadesine göre bu memlekette istibdat vardır, bu memlekette seçim emniyeti mevcut değildir, bu memlekette 1 ton linyit pahasına partilerden istifa edilir. 7 vilayette örfi idare hâkimken seçimleri yaptınız, yine kazandık. Neden? Çünkü iman bütünlüğü var. Biz senin muhtarın gibi 1 ton linyite iman satan insanlardan parti kurmadık…”

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Hiç değişmemişler o zamandan bu yana.

HARUN KARACA (Devamla) - “…Üst üste seçimleri her defasında kazanan bir iktidara karşı böylesine mücadele edilmez. “

İZZET ÇETİN (Ankara) – Ben biraz sonra anlatacağım 3Y’yi.

HARUN KARACA (Devamla) – “Bu, günahtır, insafa uygun değildir. Bu, memleketin kaderini karartmak teşebbüslerinden başka mana ifade etmez. Dün Meclis seçimlerini kazanırsınız, ‘Onun hakkında söyleyeceklerimiz var.’ derler. Bu geçer, demek ki tesiri sıfıra iner, arkasından muhtar seçimlerini kahir bir ekseriyetle kazanırsınız fakat ne gam! Halk Partisi derhâl bir beyanname neşreder, seçimin bütün tesir ve neticelerini sıfıra indirmek için, dalavere yapıldığı iddiasında bulunur. Bu dünyada en çok sövülüp sayılan bir başvekil olarak huzurunuzdayım. Dünyada benim kadar sövülen sayılan, benim kadar hakarete maruz bırakılan bir başvekil daha mevcut değildir…”

MUHARREM İNCE (Yalova) – Yok, sonra oldu.

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Sayenizde, sayenizde; gurur duyun!

HARUN KARACA (Devamla) – “…Bizim günahımız iktidara gelmemizdir. Affetmez bir kin bizi bu günahımız için ölünceye kadar takip edecektir. Ağzımızla kuş tutsak, Allah’ı semavattan şahit diye yere indirsek kabul etmelerine imkân yoktur…”

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sen 50’yi bırak da bugüne şahit…

MUHARREM İNCE (Yalova) – Ya, şu İstanbul’u anlat, İstanbul’u! Boş ver 50’yi ya, İstanbul’u anlat, İstanbul’u!

HARUN KARACA (Devamla) – “…çünkü onları tatmin edecek olan hırs, sadece iktidara gelmekten ibarettir…”

MUHARREM İNCE (Yalova) – İstanbul’u anlatsana, İstanbul’u!

HARUN KARACA (Devamla) – Zamanım yetmediği için size bir şiirle cevap vereceğim.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Tarihî eser kaçakçılığını anlat, altın kaçakçılığını anlat, altın kaçakçılığını!

HARUN KARACA (Devamla) – “Onlar sanıyorlar ki biz sussak mesele kalmayacak./Hâlbuki biz sussak, tarih susmayacak…”

İZZET ÇETİN (Ankara) – İnsan bir utanır ya!

HARUN KARACA (Devamla) – “…Tarih sussa hakikat susmayacak…” (AK PARTİ sıralarından alkışlar) “…Onlar sanıyorlar ki bizden kurtulsalar mesele kalmayacak./Hâlbuki bizden kurtulsalar vicdan azabından kurtulamayacaklar…”

OKTAY VURAL (İzmir) – Aynen öyle, susmayacağız!

MUHARREM İNCE (Yalova) – Marmaray’daki tarihî eser kaçakçılığını anlat! Altınları anlat, altınları!

HARUN KARACA (Devamla) – “…Vicdan azabından kurtulsalar tarihin azabından kurtulamayacaklar.” der Sezai Karakoç üstat.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Altınları anlat, altınları!

HARUN KARACA (Devamla) – Zamanım olmadığı için cevap vermiyorum.

İZZET ÇETİN (Ankara) – Babasının konumuna göre cirosu artanları anlat!

HARUN KARACA (Devamla) – Ben bu duygu ve düşüncelerle yüce Meclisi ve aziz milletimizi saygıyla selamlıyorum. 2014 bütçesinin hayırlara vesile olmasını diliyorum.

Sağ olun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Karaca.

OKTAY VURAL (İzmir) – Susturamayacaksınız! Aynen öyle olacak, susmayacağız, susturamayacaksınız!

HARUN KARACA (İstanbul) – Sıranızı verirseniz size de cevap veririm.

OKTAY VURAL (İzmir) – Bütün yolsuzluk ve rüşvetlerle…

HARUN KARACA (İstanbul) – Verin on dakika sıranızı, size de cevap vereyim.

OKTAY VURAL (İzmir) – Hepinizi davet ediyoruz, gelin, gelin!

HARUN KARACA (İstanbul) – Güveniyorsanız sıranızı verin, size de cevap vereyim.

BAŞKAN – Sayın Vural, bir saniye…

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sezai Karakoç verdiğiniz ödülleri bile kabul etmedi, ağzına bile almıyor adınızı!

BAŞKAN – Sayın Akçay…

Şahıslar adına son söz İzmir Milletvekili Sayın Mustafa Moroğlu’nda.

Buyurun Sayın Moroğlu. (CHP sıralarından alkışlar)

MUSTAFA MOROĞLU (İzmir) – Sevgili Başkan, sayın milletvekilleri; evet, siz sussanız tarih susmayacak. Bunu son konuşan arkadaşım çok güzel söyledi çünkü bugün milletvekili görevi yapanların asıl görevi bugünün sorunlarını ve çözüm yollarını anlatmak, özellikle son iki gündür yapılan olaylarla ilgili bu Meclisi göreve davet etmektir. Bu Meclisin görevini yapması ancak öyle sağlanabilir. Değilse, elli yıl öncesindeki hikâyeleri anlatmakla milletvekilinin, görevini, yapmış olabileceğini zannetmiyorum.

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Hikâye değil, tutanağı var.

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Hikâye değil, tutanaklar var. Meclis tutanakları hikâye değil yahu!

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – Yasama, yürütme, yargı var.

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Meclis tutanakları hikâye değil ki!

OKTAY VURAL (İzmir) – Polis tutanakları da var.

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – Üç erki bir anlasanız; yasama, yürütme, yargıyı bir anlasanız.

MUSTAFA MOROĞLU (Devamla) – Dediğim gibi, siz bugünkü tutanaklara bakarak görevinizi yapmaya çalışırsınız, geçmişe de…

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Antalya) – Sizden mi öğreneceğiz ne yapacağımızı?

MUSTAFA MOROĞLU (Devamla) – Bakın arkadaşlar, ben sizi ilk önce bir… (AK PARTİ ve MHP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…

MUSTAFA MOROĞLU (Devamla) – Sevgili milletvekili arkadaşlarım, ilk önce, ne zaman milletvekilleri birbirini dinlemeyi öğrenirse, ne zaman… (AK PARTİ ve MHP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…

Şimdi, Sayın Moroğlu, siz Genel Kurula hitap edin lütfen.

MUSTAFA MOROĞLU (Devamla) – Herhâlde yeniden başlatacaksınız?

BAŞKAN – Sayın Özel lütfen… Tek tek isim olarak mı söyleyeyim canım.

MUSTAFA MOROĞLU (Devamla) – Genel Kurula hitap edeceğim de hakkımı talep ediyorum Sayın Başkan.

Savunmaya devam edecektik, dün savunma bütçesiyle ilgili söyleyemediklerimi söylemeye çalışacaktım, arkadaşlarım kendilerine dokunan sözler olunca, eleştiri olunca dayanamıyorlar. Ben her zaman dayanmaya ve söz sırası geldiğince sözümü söylemeye devam edeceğim. Bütün arkadaşları da aynı kurallar içinde çalışmaya davet ediyorum sevgili arkadaşlarım.

“Savunmaya devam edeceğiz.” dedim çünkü savunmayla ilgili İzmir’in önemli sorunları var. İzmir’in en önemli sorunları arasında da Bütünşehir Yasası’yla ortaya çıkan, kamu mallarının talan edilmesi için Hükûmetin ve iktidarın tıpkı bugün tartışılan konularda olduğu gibi İzmir’e büyük saldırıları var. Bu saldırıların en önemlilerinden birisini de kamu mallarının haraç mezat satılması şeklinde görüyoruz çünkü Bütünşehir Yasası çıktıktan sonra bütün il özel idarelerinin yaptıkları hizmetleri belediyelere yüklerken kamu mallarının yani o şehrin bugüne kadar elde ettiği, kazandığı bütün zenginliklerin kime devredileceği konusunda AKP iktidarı kendi belediyelerine farklı, diğer, Cumhuriyet Halk Partili ve muhalefet belediyelerine de farklı davranışlarını sürdürmektedir.

Başbakan Trabzon’da en son yaptığı konuşmada, kendiliğinden, Bütünşehir Yasası’nın ortaya koyduğu antidemokratik kurulları bile oluşturmaya gerek kalmadan, “Evet, Trabzon’un bütün mallarını, İl Özel idaresinin bütün mallarını Trabzon Belediyesine veriyorum.” diyebilmektedir. AKP’nin Trabzon milletvekilleri ya da Cumhuriyet Halk Partisinin milletvekilleri dışında da AKP’nin Trabzon ve İzmir milletvekillerinden buna karşı bir ses çıkarmalarını beklemek de bir İzmir milletvekili olarak benim görevim. Çünkü, bu kurullar oluşturulurken muhalefetin milletvekillerine ya da muhalefetin belediye başkanlarına bile sorulmadan İzmir’in Karayolları arazileri haraç mezat satılmıştır, Kınık’taki arazileri başka bir biçimde yandaşlara peşkeş çekilmeye devam edilmektedir.

Şimdi, soruyorum değerli milletvekilleri ve değerli yurttaşlarıma: Kendi çıkardıkları yasalara bile bağlı kalmadan bir kürsüden “Ben, Özel İdarenin mallarını, tümüyle, Trabzon Büyükşehir Belediyesine veriyorum.” diyen bir Başbakanınız varsa, bakanlarınızın buna bağlı olarak işlem yapmaları ve dün ve bugün yaşadığımız tabloların ortaya çıkması doğaldır. Onun için…

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Gereği neymiş? Anlayamadık.

MUSTAFA MOROĞLU (Devamla) – Dinlerseniz anlarsınız çünkü başka şeyler konuşuyorsunuz.

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Antalya) – Ne yazık ki anlayamıyoruz sizi, öyle bir sıkıntımız var bizim.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Bence dinlese de anlayamıyor.

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Hayır, belediyeleri bitiremediniz mi?

MUSTAFA MOROĞLU (Devamla) – Belediyelere… Sevgili arkadaşlarım, sevgili kardeşim, talebimiz şudur: Bir Başbakan, kendi çıkardığı Bütünşehir Yasası’nın kurullarını bile oluşturmadan “Şu şehirde AKP’li belediye var, bu özel idarenin mallarını ben bu belediyeye veriyorum.” diyemez. Diyorsa, orada Başbakan, tek adam diktatörlüğü vardır.

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Antalya) – Aynı yasa Antalya’da uygulanacak, CHP’li belediye var, onu ne yapacağız?

MUSTAFA MOROĞLU (Devamla) – Demin eleştirmeye kalktığınız tek adam diktatörlüğü vardır. Siz Meclisin iradesini de…

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen.

MUSTAFA MOROĞLU (Devamla) – …bu tek adama devretmiş sayılırsınız.

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Şaka mı, şaka mı?

MUSTAFA MOROĞLU (Devamla) – Bunu anlayamayacak kadar ve buna karşı çıkamayacak kadar iradelerinizi bir kişiye teslim ettiyseniz, benim söyleyecek bir şeyim yok, siz yolunuza devam edin. (CHP sıralarından alkışlar)

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Çok ayıp, çok ayıp.

MUSTAFA MOROĞLU (Devamla) – Ama ben yine, sözlerimi o şairin sözleriyle… Tarihin akışını hiç kimse durduramayacaktır, ne İçişleri Bakanının talimatıyla görevden alınan emniyet müdürlerine yaptığınız uygulama ne de üç çocuk yaparak yolsuzluklara devam etme mecburiyeti durduracaktır.

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Antalya) – Bu kadar dam üstünde saksağan olamaz.

MUSTAFA MOROĞLU (Devamla) – Yolsuzluklarınıza devam edin.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Moroğlu.

Soru-cevap işlemine geçiyorum.

Sayın Halaman…

ALİ HALAMAN (Adana) – Sayın Başkanım, teşekkür ederim.

Sorum Sayın Maliye Bakanımıza. On sekiz yaşını bitirmiş, işe girememiş gençler; yirmi beş yaşına gelmiş, üniversiteyi bitirmiş, işe girememiş gençler… Bunlara genel sağlık sigortasından sigorta yapılmak isteniyor ama bunların sigorta primleri aile geliri üzerinden tahakkuk ettiriliyor. Bu, doğru bir yaklaşım mı?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Moroğlu…

MUSTAFA MOROĞLU (İzmir) – Sayın Başkan, devam ediyorum: Bedelli askerlikle ilgili bir kanun teklifimiz var 2013’ün 11’inci ayında. AKP Genel Başkan Yardımcısı Numan Kurtulmuş “Sıcak bakıyoruz bedelli askerliğe.” dedi; bir başka yetkili çıktı “Bakmıyoruz.” dedi; Grup Başkanvekili Elitaş “O, teknik bir konudur, açıklama yapmıştır, Meclis gereğini yapar.” dedi. Evet, Meclis gereğini yapacak mı? Bedelli askerlik kanunu ile ilgili teklifimizin bir an önce gelmesini talep ediyoruz ve “zenginimiz bedel öder, askerimiz fakirdendir” anlayışının son bulmasını istiyoruz. Bir an önce bu talebimizin Meclis tarafından yerine getirilmesini talep ediyoruz.

BAŞKAN – Sayın Toptaş…

AHMET TOPTAŞ (Afyonkarahisar) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, çalışan emeklilerden kesilen yüzde 15 sosyal güvenlik destekleme primi artık bir cezaya dönüşmüştür, kaldırmayı düşünüyor musunuz?

Yine, yirmi beş yıl çalışıp emeklilik primini sürekli yatıran ama yaşı tutmadığı için emekli olamayan, hatta sosyal güvenliğin sağlık yardımından bile yararlanamayan emeklilerle ilgili bir düzenleme düşünüyor musunuz?

Yine, Sayın Bakan, iki gündür yapılan operasyonla ilgili beş emniyet şube müdürünün görevden alındığını öğrendik. Dün akşam da sosyal medyaya yansıyan haberlere göre, Adalet Bakanının acilen Hatay’daki programını kesip döndüğü, HSYK’yı toplantıya çağırdığı, soruşturmayı yürüten savcılarla ilgili bir operasyon yapılacağı gibi haberler yayıldı. Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın İnce…

MUHARREM İNCE (Yalova) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, rüşvet, sahte belge, yolsuzluk, tarihî eser kaçakçılığı, altın kaçakçılığı, hayalî ihracat, yabancıların usulsüz Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığına geçirilmesi gibi çok ciddi iddialar var. 3 bakanın çocuğu, 1 kamu bankasının genel müdürü, 1 belediye başkanı ve çeşitli bürokratlar gözaltında. Bir yandan da bu operasyonu küçültmek, itibarsızlaştırmak isteyen insanlar var, gruplar var, çabalar var. Siz “Benimle ilgili olsaydı istifa edebilirdim.” gibi bir söz ettiniz. Şu anda Mehmet Şimşek olarak bulunmuyorsunuz, Hükûmeti temsilen orada bulunuyorsunuz. Peki, diğer bakanlar için ne söyleyeceksiniz, Hükûmetiniz adına ne söyleyeceksiniz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Aksünger…

ERDAL AKSÜNGER (İzmir) – Sayın Bakan, Bakanlığınız döneminde başlatılan e-haciz sistemi, Maliyede borçlulara hiçbir ihbar göndermeden yapılmakta. Sistem, yıllar öncesinden kalan küçük bakiyeler de dâhil olmak üzere, sistemde gördüğü anda tüm hesapların hepsine el koymaktadır. Bu küçük küsuratlardan dolayı küçük esnaf ve KOBİ çok ciddi şekilde mağdur durumdadır. Şimdi, bu e-haciz sistemiyle ilgili şu ana kadar kaç mükellefi, kaç… Veya orada şöyle de belki tarif etmek lazım: Aslında çok küçük bakiyelerden dolayı mağdur olan esnafı, KOBİ’yi ayırt edebildiniz mi? Kaç kişiye bu tür uygulama yapılmıştır? Kaç kişinin hesaplarına el konulmuş, kaç kişi gerçekten de mağduriyetten ve bir vesileyle yaptığınız incelemeyle geri bırakılmıştır?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Çetin…

İZZET ÇETİN (Ankara) – Sayın Bakan, gerçekten bugün orada bulunmak istemezdim, sizin yerinizde olmak istemezdim böyle bir günde ama yine de biz sorularımızı soracağız.

Sayın Bakan, Millî Savunma bünyesinde ve tüm kamu personeli içerisinde, mevcut çalışma yaşamı içindeki ücretli ve maaşlıların özellikle emekli olduktan sonraki maaşları arasında korkunç farklılık var. Bu, yanlış ücret politikasının doğal sonucu. Özellikle astsubaylar ve polisler, dünün Gezi sırasında kahramanları, bugünün yaramaz çocukları Emniyet mensupları, hakikaten, emekli olduklarında perişanlık içine giriyor. Yani sıkı para politikası ya da sıkı personel politikası, çalışanları çalışırken de, emekliliğinde de mağdur ediyor. Ne zaman onlara bir müjde vereceksiniz? Yani makamları yukarıda olanların mutluluğunu biraz azaltıp çalışanlara bir şey vadedebilecek misiniz?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Bakan, buyurun.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan. Değerli arkadaşlar, sorularınız için de teşekkür ediyorum.

Sayın Halaman’dan başlayayım. Tabii, takdir edersiniz ki sağlık, sosyal güvenlik, prim üzerine kurulu bir sistem. Yani tabii ki 18 yaşına kadar veya öğrenciyse, işte, öğrenciliği bitene kadar genel sağlık sigortası kapsamındadır. Ancak, daha sonrasında ailevi durumu, maddi imkânları, geliri eğer elverişli ise tabii ki oradan cüzi bir prim alınarak bu sağlık kapsamında tutulmaya devam ediyor. Benim bildiğim kadarıyla, dünyada uygulamalar bu çerçevede yürütülüyor. O açıdan, Türkiye’deki uygulama çok aykırı bir uygulama değildir. Buna rağmen yani bu bahsettiğiniz ilave prime rağmen biz önümüzdeki sene bu bütçeden Sosyal Güvenlik Kurumuna tam 77 milyar lira para aktaracağız. Bu, şu anlama geliyor: Türkiye’de yapılan toplam yatırımların neredeyse 2 katı bir bedeli biz bütçeden sosyal güvenlik sistemine destek, prim veya açık finansmanı olarak aktaracağız. Dolayısıyla, takdir sizin.

Sayın Moroğlu’nun sorusuna gelince, bedelli askerlik konusu tabii ki ağırlıklı olarak Millî Savunma Bakanlığının, Türk Silahlı Kuvvetlerinin ihtiyaçları ve tabii ki onların önerileri çerçevesinde şekillenirse daha doğru olur diye düşünüyorum. Yani ben Maliye Bakanı olarak… Tabii ki bedelli askerlikten çok, aslında tamamen bir profesyonel askerliğe geçilmesi daha etkin ama bu benim görüşüm. Ama bu konu, yani bu benim portföyüm değil, benim alanım değil, ben sadece… Bedelli askerlik konusunda şu anda sizin bir teklifiniz var. Bu tabii ki Meclisimizin takdirinde olan bir konudur. Benim bu noktada ilave bir şey söylemem zor olur.

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (İstanbul) – Kökünü kaldırın Sayın Bakan.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) - Sayın Toptaş’ın sorusuna gelince, tabii, emekli olduktan sonra tekrar iş hayatına dönülürse bir prim kesiliyor, bir katkı payı. Bu, bildiğim kadarıyla 2008’den sonra getirildi. Ben bunun doğru bir uygulama olduğu kanısındayım. Sebebi de şu: Yani, eğer çalışabilir düzeyde ise, o zaman aslında vatandaşımızın erken emekli olmamasında hem ülke açısından hem kendileri açısından büyük bir fayda var ama…

ALİM IŞIK (Kütahya) – Sayın Bakan, emeklilik maaşıyla geçinemediği için çalışıyor adam. Baktığınız noktadan bakmamak lazım.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) - Ama, değerli arkadaşlar, şöyle… Bakın, ben size bir örnek vereyim. Keşke zamanım olsa… Bundan iki yıl önce Almanya geldi, tek taraflı olarak Çifte Vergilendirme Anlaşması’nı iptal etti. “Ya, durun bir saniye. Ne yapıyorsunuz?” şeklinde konuya baktık; dediler ki: “Biz kendi ülkemizde artık emeklilerden de vergi alacağız.”

AHMET TOPTAŞ (Afyonkarahisar) – Bura Türkiye Sayın Bakan, emeklilerin durumu ortada.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Hayır, hayır. Arkadaşlar, bakın, örnek olarak veriyorum ben size.

Ve, biz itiraz ettik, “Hayır.” dedik. Tek olarak iptal ettiler. Sonra oturduk. Tekrar müzakereler yapıldı, yeni bir anlaşma imzalandı. Belli bir seviyeye kadar muaf tutuldu, sonrasında yüzde 10 getirildi. Yani çalışan emeklilerden değil, normal emeklilerden dahi vergi alan ülkeler var.

Bu, emniyetteki…

AHMET TOPTAŞ (Afyonkarahisar) – Yaşa takılanlar…

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) - Yaşa takılanlar…

Şimdi, değerli arkadaşlar, Türkiye’de emeklilikte ortalama yaş 44 ve bu Avrupa’daki emeklilik yaşlarına göre yani Avrupa’daki sistemlere göre, OECD’ye göre karşılaştırdığınız zaman yaklaşık otuz yıl daha düşük. ve, sosyal güvenlik sistemi -az önce de rakamlar verdim- bu şekilde gidemez, sosyal güvenlik sisteminin sürdürülebilirliği bu anlamda sıkıntılı. O nedenle, yani, emekli olabilmek için sadece prim gün sayısı doldurmak yetmiyor, mutlaka yaşı da doldurması lazım.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sosyal güvenlikten yararlanamıyorlar, bari ondan yararlansınlar.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) - Şimdi, emniyet müdürleriyle ilgili, görevden alınmasıyla ilgili soruyu sordunuz. Bu konuyla ilgili benim bir bilgim yok, dolayısıyla değerlendirme yapmam doğru olmaz ama ben yargıya tabii ki şu anda…

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Bakan, sizin de hiçbir şeyden bilginiz yok. Bakanlarla ilgili operasyon yapılıyor, “Bilgim yok.” diyorsunuz; emniyet müdürü hakkında soruşturma yapılıyor, “Bilgim yok.” diyorsunuz.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Arkadaşlar, gerçekten yok. Ben sabah sabah çıktım…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Ya, sizin neden haberiniz var?

LEVENT GÖK (Ankara) – E, siz Hükûmetsiniz ama, kimin bilgisi olacak yani?

MUHARREM İNCE (Yalova) – Tabii, sizin korkunuz yok, sizin çocuğunuz 1 yaşında daha.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Şimdi, benim henüz çocuk yok.

Şimdi, değerli arkadaşlar, müsaade ederseniz…

LEVENT GÖK (Ankara) – Ya, sizin neden bilginiz var Sayın Bakan? Yani siz bilmeyeceksiniz de kim bilecek bunları?

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sizin korkunuz yok, bebek daha.

KAMER GENÇ (Tunceli) – O zaman, Hükûmet sırasına oturmayın.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Şöyle şimdi, şu anda soruşturma aşamasında olan, bir anlamda yargı noktasında sürecin devam ettiği bir operasyonla ilgili olarak yorum yapmamın doğru olmadığını ben dün de ifade ettim değerli arkadaşlar.

LEVENT GÖK (Ankara) – O koltukta niye oturuyorsunuz bilginiz yoksa?

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – Soruşturmayı yapanlar görevden alınıyor, siz “Bilgim yok.” diyorsunuz!

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Savcıları, hâkimleri de alıyorlar.

OKTAY VURAL (İzmir) – 4,5 milyon dolar bulunmuş efendim, ayakkabı kutusunda.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Değerli arkadaşlar, işte, siz burada söylüyorsunuz, ben de sabah sizin gibi gelmişim, bu konularla ilgili bir bilgim yok ama arada, arzu ediyorsanız, ilgili bakan arkadaşımı ararım, onun bana verdiği bilgileri sizinle paylaşırım.

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Bakan, şimdiye kadar 40 defa aramış olmanız lazımdı.

AHMET TOPTAŞ (Afyonkarahisar) – Arayın, sorun, bize cevap verin, gazetelerden öğrenmeyelim.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, niye itiraz ediyorsunuz? “Bilgim yok.” diyor. Allah Allah!..

AHMET TOPTAŞ (Afyonkarahisar) – Gazetelerden öğreniyoruz Sayın Başkan. Gazetelerden değil, Hükûmetten öğrenelim.

ÜNAL KACIR (İstanbul) - Sayın Başkan, onlar bilgi almak istemiyor ki ortalığı karıştırmak istiyor.

OKTAY VURAL (İzmir) – Maliye Bakanına bilgi vermiyorlar.

BAŞKAN – Kırk dokuz saniyeniz var, hızlıca bitirin.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Bu, mükellef, e-haciz’le ilgili bir soru vardı. E-hacizle ilgili olarak, tabii, önce e-haciz uygulanabilmesi için borcun kesinleşmiş olması lazım ve kendisine defalarca ödeme emri gönderilmiş, ödememiş olması gerekiyor.

Değerli arkadaşlar, devlete borcunuz varsa bunu öncelik sıralamasında en alta koymak da doğru bir şey değildir. Yani sizin banka hesaplarınızda paranız varken devlete, dolayısıyla 76 milyona borcunuz varsa ödemenizde fayda var. Maliyenin yaptığı, bu alacakların tahsilatı dışında…

ERDAL AKSÜNGER (İzmir) – Sayın Bakan, ödeyip ödememe meselesi değil, küçük bakiyelerle ilgiliydi. 

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Bakan, sizin bilginiz yoksa, Başkan bir ara versin de ben anlatayım size neler olduğunu.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Şimdi, uygulanan haciz tutarı ise borcun miktarı kadardır. Borç tahsil edildikten sonra da kalan para istenildiği gibi tabii ki mükellef tarafından kullanılabilmektedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Evet, teşekkür ederim Sayın Bakan. Kalan sorulara yazılı cevap verme imkânınız var.

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Bakan, siz bunları öğrenin, bu sorular tekrar sorulacak, “Bilmiyorum.” diye cevap vermeyin.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan, Sayın Bakan bu operasyonlarla ilgili bilgisi olmadığını söylüyor. İsterseniz bize bir söz hakkı verin de aydınlatalım Meclisi. 

BAŞKAN – Yok, öyle bir usulümüz olsa olurdu da, Sayın Grup Başkan Vekili, öyle bir usul yok.

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – Nereden biliyorsunuz ya? Siz de operasyonları gazetelerden biliyorsunuz, nereden biliyorsunuz?

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Savcı mı kendileri Sayın Başkan?

RECEP ÖZEL (Isparta) – Siz nereden biliyorsunuz operasyonları, size mi bilgi veriyorlar?

MUSTAFA MOROĞLU (İzmir) – Nereden mi biliyoruz? Her yerden biliyoruz. Ya, hiç olmazsa biraz susmayı öğrenin ya!

BAŞKAN – Madde 6’da  bir önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan "2014 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısının 6 ncı maddesinin (9) numaralı fıkrasının (a), (b), (c) ve (ç) bentlerinin madde metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

Ferit Mevlüt Aslanoğlu

İstanbul

BAŞKAN – Komisyon, katılıyor musunuz?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI LÜFTİ ELVAN (Karaman) – Katılamıyoruz Sayın  Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet?

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Katılamıyoruz Sayın  Başkan.

BAŞKAN – Anayasa’nın bütçe görüşmelerini düzenleyen 162’nci maddesinin “Değişiklik önergeleri, üzerinde ayrıca görüşme yapılmaksızın okunur ve oylanır.” hükmü gereğince önergenin gerekçesini okutuyorum:

 

Gerekçe:

Bütçe kanunları ile Maliye Bakanına verilen Anayasaya ve 5018 sayılı Kanuna aykırı yetkilerin diğer doğrudan bir sonucu ise, TBMM'nin bütçe hakkı kapsamında verdiği harcanabilecek miktarın üst sınırının aşılarak "ödenek üstü harcama"ya yol açılmasıdır.

5018 sayılı Kanunun temel amaçlarından biri de ekonomik istikrarı, sürdürülebilir büyümeyi ve mali disiplini sağlamaktır.

Nitekim Kanunun "Kamu maliyesinin temel ilkeleri" başlıklı 5. maddesinin birinci fıkrasının (e) bendinde, "Kamu malî yönetimi malî disiplini sağlar." denilirken; "Bütçe ilkeleri" başlıklı 13 üncü maddesinin birinci fıkrasının (a) bendinde "Bütçelerin hazırlanması ve uygulanmasında, makroekonomik istikrarla birlikte sürdürülebilir kalkınmayı sağlamak esastır." kuralına yer verilmiştir.

Öte yandan, Kanunun 20. maddesinin birinci fıkrasının (d) bendinde, "Kamu idareleri, bütçelerinde yer alan ödeneklerin üzerinde harcama yapılamaz." kuralına yer verilirken; 70. maddesinde, "Kamu zararı oluşturmamakla birlikte bütçelere, ayrıntılı harcama programlarına, serbest bırakma oranlarına aykırı olarak veya ödenek gönderme belgelerindeki ödenek miktarını aşan harcama talimatı veren harcama yetkililerine, her türlü aylık, ödenek, zam ve tazminat dahil yapılan bir aylık net ödemeler toplamının iki katı tutarına kadar para cezası verilir." denilerek 1050 sayılı Kanundan farklı olarak 5018 sayılı Kanunda ödenek üstü harcama yapılması, cezai yaptırıma bağlanmıştır.

AKP İktidarlarının 2003-2012 bütçeleri kesin hesap kanunları incelendiğinde ilginç sonuçlara ulaşılmaktadır.

AKP İktidarları 2003-2012 döneminde merkezi yönetim bütçesi kapsamında 2 trilyon 237 milyar 270 milyon 119 bin TL harcama yaparken, bunun yüzde 3'ü oranında ve 66 milyar 971 milyon 466 bin TL ödenek üstü harcama yapmıştır.

1050 sayılı Muhasebe-i Umumiye Kanunu’nun yürürlükte olduğu 2003-2005 döneminde konsolide bütçe harcama tutarı 462 milyar 896 milyon 328 bin TL ve ödenek üstü harcama ise 7 milyar 346 milyon 375 bin TL ile yüzde 0,96 oranındadır.

Buna karşın, ekonomik istikrar ve mali disiplini esas alan ve ödenek üstü harcama yapılmasını cezai yaptırıma bağlayan 5018 sayılı Kanunun yürürlükte olduğu 2006-2012 döneminde ise, merkezi yönetim harcama tutarı 1 trilyon 774 milyar 373 milyon 791 bin TL olarak gerçekleşmiş ve bunun yüzde 3,36 oranında ve 59 milyar 625 milyon 90 bin TL tutarında ödenek üstü harcama yapılmıştır.

Başka bir anlatımla, 2003-2005 döneminde yüzde 0,96 olan ödenek üstü harcama, 2006-2012 döneminde tam 3,5 kat artarak yüzde 3,36'ya çıkmıştır.

Bu durum, AKP iktidarı bütçelerinin bir yandan samimiyetsizliğini ve ülkeyi hızla mali disiplinden uzaklaştırdığını, diğer yandan 2003-2012 döneminde merkezî yönetim bütçesi kapsamında yaptığı 66 milyar 971 milyon 466 bin TL ödenek üstü harcamayı TBMM'nin "bütçe hakkı" dışında gerçekleştirdiğini ortaya koymaktadır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

7’nci maddeyi okutuyorum:

Diğer bütçe işlemleri

MADDE 7- (1) Yükseköğretim Kurulu Başkanlığı bütçesinin 38.01.02.00-09.4.2.20-2-05.2 (Öğretim Üyesi Yetiştirme Programı) tertibinde yer alan ödenek, bu Program kapsamında lisansüstü eğitim  veren  yükseköğretim  kurumlarına,  mal  ve  hizmet  alımlarında  kullanılmak  üzere, görevlendirilen öğrencilerin sayıları ve öğrenim alanları dikkate alınarak tahakkuk ettirilmek suretiyle ödenir. Ödenen bu tutar karşılığını bir yandan ilgili yükseköğretim kurumunun (B) işaretli cetveline öz  gelir, diğer yandan (A) işaretli cetveline ödenek kaydetmeye ilgili yükseköğretim kurumu yetkilidir.

(2) 4/11/1981 tarihli ve 2547 sayılı Yükseköğretim Kanununun 43 üncü maddesinin birinci fıkrasının (d) bendi, 44 üncü, 46 ncı, 58 inci, ek 25 inci, ek 26 ncı ve ek 27 nci maddeleri ile 19/11/1992 tarihli ve 3843 sayılı Kanunun 7 nci maddesi uyarınca tahsil edilen tutarlar ve diğer gelirler, yükseköğretim kurumları bütçelerine özel gelir ve özel ödenek olarak kaydedilmez. Tahsil edilen bu tutar ve gelirler, ilgili yükseköğretim kurumu bütçesine öz gelir olarak kaydedilir. Kaydedilen bu tutarlar karşılığı olarak ilgili yükseköğretim kurumu bütçesine konulan ödenekler, gelir gerçekleşmelerine göre kullandırılır.

(3) Öz gelir karşılığı olarak ilgili yükseköğretim kurumu bütçesinin (A) işaretli cetvelinde fonksiyonel sınıflandırmanın dördüncü düzeyinde tertiplenen ödenekler arasında (09.6.0-Eğitime yardımcı hizmetler fonksiyonu altında öz gelir karşılığı tefrik edilen ödenekler arasında yapılacak aktarmalar hariç) aktarma yapılamaz.

(4) Maliye Bakanı;

a) Milli Savunma Bakanlığı, Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığınca yabancı ülkelere ve uluslararası kuruluşlara kiraya verilen veya bir hizmetin yerine getirilmesinde kullanılan kara, deniz ve hava taşıtlarından alınan kira veya ücret tutarlarını,

b) Türk Silahlı Kuvvetlerinin öğrenim ve eğitim müesseselerinde okutulan ve eğitim gören yabancı uyruklu subay, astsubay veya erlere yapılan giderler karşılığında ilgili devletlerce ödenen tutarları,

c) Emniyet Genel Müdürlüğünün öğrenim ve eğitim müesseselerinde okutulan ve eğitim gören yabancı uyruklu öğrenci ve personele yapılan giderler karşılığında ilgili devletler veya uluslararası kuruluşlar tarafından ödenen tutarları,

ç) NATO makamlarınca yapılan anlaşma gereğince yedek havaalanlarının bakım ve onarımları için ödenecek tutarları, aynı amaçla kullanılmak üzere bir yandan genel bütçeye gelir, diğer yandan yukarıda yazılı idare bütçelerinde açılacak özel tertiplere ödenek kaydetmeye ve bu suretle ödenek kaydedilen tutarlardan yılı içinde harcanmayan kısımları ertesi yıla devretmeye yetkilidir.

BAŞKAN - Madde üzerinde, Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına Mardin Milletvekili Sayın Erol Dora.

Buyurun. (BDP sıralarından alkışlar)

(Hatip tarafından hatip kürsüsüne fotoğraf asıldı)

BDP GRUBU ADINA EROL DORA (Mardin) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün ben cezaevinde bulunan Şırnak Milletvekilimiz Sayın Faysal Sarıyıldız’ın göndermiş olduğu metni sizlere okuyacağım.

Konuşmama başlamadan önce, tutuklu milletvekillerimiz Hatip Dicle, Gülser Yıldırım, Selma Irmak, Faysal Sarıyıldız, Kemal Aktaş ve İbrahim Ayhan’ı saygıyla selamlıyorum.

İkinci olarak da vekillerimizin tahliye edilmemeleri gerekçesiyle bu kararı protesto etmek amacıyla Halkların Demokratik Partisinin başlatmış olduğu bu açlık grevini de selamlıyorum ve bu anlamda da bütün siyasi partileri göreve çağırıyorum.

“Bütçe kanun tasarısı dâhil, kamunun huzuru ve demokratik yaşamını temin etme iddiasıyla başlatılan hiçbir faaliyetin onsuz yapılamayacağı çatışmasızlık, diyalog ve müzakere süreci, meselenin esasına dair kayda değer bir adım atılmadan yaklaşık bir yıldır sürüyor ise bu topraklara gençlerimizin kanının artık dökülmüyor olmasının huyu suyu hatırınadır.

Şüphesiz, insanların artık eskisi kadar ölmüyor olması, ocaklara ateş düşmüyor, ölümlerden bitap düşen yüreklerin yanmıyor olması çok değerlidir.

Halk iradesinin kurumsallaşmış mekânlarından biri olan Millet Meclisinin en kutsal görevi, bu ortamı daim kılacak bir yasama faaliyetinde bulunmaktır. Tekinsiz bir rehavete emanet edilmeyecek kadar ehemmiyetli olan bu sürecin ağırlığına denk bir çabanın içerisinde olmak, her şeyden önce samimi ve gerçekçi olmayı icap ediyor.

Siyasal iktidar, henüz görev ve sorumluluklarını yerine getirmemiştir. Egemenlik kibri, üslubu ve diliyle zehirlenen siyasal ortam, her hakkın ancak siyasal iktidar tarafından baş edilebileceğine inanan ferasetin aşılmasıyla değişebilir. Bu anlamda, özünde tarafların her türlü egemenlik duygusundan arınarak karşılıklı saygı temelinde gelişen müzakere, tüm zamanların olduğu gibi günümüzün de yegâne çözüm yöntemidir.

Bir kapitalist uygarlık imalatı olan ulus devletçiliğin milliyetçi ideolojisiyle temiz Anadolu insanının yüreğine bir asırdır korku salınıyor. Tüm bir toplum paranoyak hâline getirilmeye çalışılıyor. Şu an ne zaman insani, demokratik hak ve talepler ifade edilmeye çalışılırsa aynı retoriğe kodlanan siyasal iktidar, halkın henüz hazır olmadığı klişesine sarılır.

İktidar yapılarının biçimlendirilmiş kitle algılarına göre popülist bir siyasete sarılmalara anlaşılırdır. Ancak, gün geçtikçe gerilen sürecin, Hükûmetin mevcut yaklaşımı ile fazla gelişme kaydedemeyeceğini, aksine, arzu etmediğimiz bir mecraya sürükleneceğini öngörmek için kâhin olmaya gerek yok.

Kürt siyasal hareketi bu ülkenin en kadim sorununun çözümünün bir süreç işi olduğunun farkındadır. Ancak, halkımız, gerçek barışı getireceğine inandığı bir sürecin başladığına dair bir emare, bir iyi niyet yaklaşımını görmek istemektedir. Siyasal iktidar, çözüm niyeti taşıdığına dair halkımızın güvenini almak durumundadır. Ancak, Hükûmet, şu ana kadarki politik yaklaşımı ile güven telkin etmek bir yana sürece dair ilk başlarda oluşan iyimser havayı da pervasızca dağıtmaktadır.

İçinde bulunduğumuz süreç, her şeyden önce, tarafların birbirine karşı insani, ahlaki ve vicdani bir yaklaşım geliştirmesini gerektirmektedir. İster Yaradan’ın sesi olarak algılansın ister ahlaki bir yeti ya da duygusal olarak algılansın, şayet vicdan kaskatı kesilmemişse bir halka ve çocuklarına karşı eldeki tüm kurumlarla düşmanlık beslemeye, had bildirmeye devam edilirse güvenilirlik testinden geçmek mümkün değil. Bu durum da süreç, başından itibaren kadük kalır.

Şu an cezaevlerindeki gerçeklik büyük bir insanlık ayıbı durumundadır. Yıllar önce uygulanan işkenceler ve cezaevi koşulları nedeniyle bedenleri çürüyen insanlara insanca bir ölümü dahi çok gören, vicdan eksikliğiyle malul zihniyet, halkımızın yüzüne karşı pişkince ve âdeta öç duygusuyla sırıtmaktadır. Anlamlı bir barışı amaçlayan diyalog ve müzakere süreçleri tarafların karşılıklı atacakları iyi niyet adımlarıyla insani jestlerle ruh kazanır, yüreklerde biriken öfkeler yumuşar, insana uzunca bir gerilim iklimiyle oluşan yargılarını gözden geçirme imkânı sağlar. Tarihte de hep böyle olmuştur, siyasi pazarlık niteliği olmasa da insani, ahlaki yönü olan adımlar büyük barışlara ortam sunmuştur. Oysa, bu ülkenin en temel sorununu çözme iddiasıyla başlatılan bu süreçte, sözünü ettiğimiz duyarlılığı sergilemek bir yana, mevcut yasalar dahi uygulanmamakta, aynı millî tornadan geçmiş devlet kurumları, siyasal iktidardan cesaret alarak, el birliği etmişçesine cezaevlerinde siyasi tutsaklara karşı düşmanca bir tutum almaya devam etmektedir.

5275 sayılı İnfaz Kanunu’nun 16’ncı maddesinin (3)’üncü fıkrasında ölümcül hastalığı olan ya da cezaevinde tedavi imkânı bulunmayan hayati nitelikteki hastalıkları olan tutuklu ve hükümlülerin infazına ara verilmesini yani mahkûmların cezaevlerinden bırakılması gerektiğini söylüyor. Oysa, Adalet Bakanlığının verilerine göre, sadece şimdiki Hükûmet döneminde 2 binden fazla insan cezaevlerinde yaşamını yitirmiştir. Bakanlığın aynı raporunda cezaevlerindeki sürekli hastalığı olan mahkûm sayısı 264 olarak belirtilse de gerçek rakam bunun daha çok fazlasıdır.

Mesela, şu an Adalet Bakanlığının hasta tutsaklar listesinde olmayanlardan biri de hemen yanı başımdaki ranzada baygın hâlde yatan Gıyasettin Sevmiş’tir. Gıyasettin Sevmiş’in Wilson hastalığı, kuru bakır birikimi nedeniyle böbrek, karaciğer ve beyninde tahribat başlayınca durumu giderek ağırlaşmaya başladı. Ağır siroz hastası olan Sevmiş, bir ay kadar önce Van F tipi cezaevinden Dicle Üniversitesine sevk edildi. Ancak kuru bakır ölçüm cihazının bozuk olduğu belirtilerek hasta tekrar Van F Tipi Cezaevine gönderilmek üzere şu an Diyarbakır F Tipi Cezaevinde tutuluyor yani ölüme terk edilmiş durumda. Şahsım olarak, her gün dirhem dirhem eriyen bir arkadaşımın ölüme giderek yaklaştığına şahit oluyorum.

Şu anda ülkemizin dört bir yanındaki cezaevlerinde ölümün eşiğinde olan yüzlerce insan bulunmaktadır. Önemli bir kısmı için araştırma, devlet ve üniversite hastanelerinin kurullarınca verilen ‘cezaevi koşullarında kalamaz’ raporlarına rağmen içeride tutulmaya devam ediliyor. Alınan söz konusu raporlara rağmen hastalar, ölümün kıyısına varınca ancak adli tıp kurumlarına yönlendirilmekte, buradaki görevlilerin ideolojik yaklaşımları nedeniyle de ancak hastaların az bir kısmına tahliye edilmeleri yönünde rapor düzenlenmektedir. Buradan alınacak olası tahliye yönündeki raporlara rağmen, bu kez devletin savcıları devreye girmekte, rahatlıkla ‘Toplumun güvenliği için tehlike arz ediyor.’ diyebilmektedirler.

Sizinle paylaşacağım, yine bizzat tanık olduğum başka bir hikâye, büyük bir dram olmakla birlikte bu ülkenin savcısının ve güvenlik birimlerinin adalet, vicdan, barış ve hukukla hiçbir ilgisi olmayan garazi yaklaşımlarını ele vermek açısından uygun bir örnek. Ramazan Özalp, yaklaşık yirmi yıldır cezaevinde, birçok hastalığın yanı sıra iki yıl kadar önce felç geçirdi, o günden beri bir et ve kemik yığını olarak yatağında duruyor. Özalp’a uzunca bir zamandan sonra Adli Tıp Kurumu tarafından ‘cezaevinde yaşayamaz’ raporu verildi. Tahliye beklenirken bu kez ülkenin savcı ve polisi devreye girerek ‘Özalp çıkamaz.’ dediler. Ramazan Özalp için TEM’in hazırladığı raporda ‘Her ne kadar kişinin serbest bırakılması kendisinin bu hâliyle toplum güvenliği için tehlike arz etmiyorsa da serbest bırakılması hâlinde örgüt tarafından kullanılacak olması ve örgütün propagandasını yapacağı yönünde istihbari bilgilere ulaşılmıştır.’ denildiği için serbest bırakılmıyor.

Kemik kanseri olan Halil Güneş de şu anda benimle aynı cezaevinde olan, solunum cihazına bağlı başka bir hasta. Ameliyat sonrası cezaevinde enfeksiyon kaptığı için açık yarasından dışarı taşmış kaburgalarıyla yirmi dört saat acı içerisinde kıvranıyor, her gün ancak morfin kullanarak yatıştırılabiliyor.

Mehmet Emin Özkan’ın da durumu aynı şekildedir.”

Zaman yetmediği için kısa kesmek zorunda kalacağım.

“Balzac’ın belirttiği üzere, ‘Vicdanımız yanılmaz bir yargıçtır biz onu öldürmedikçe.’ Ancak Kürtler, demokratlar, muhalifler ve sosyalistler söz konusu olduğunda muktedirdirler. Acımasızca vicdanı yerle yeksan ettikleri için mevcut hukuk ve adalet sistemi de yanılan bir teraziye dönüşmüştür. Bir halka ve çocuklarına böyle rüsva bir yaşamı reva görmek yazıktır, günahtır. Barışa bağışlamak istediğimiz öfkemizi bastırmakta inanın çok zorlanıyoruz. Ölmekte olan arkadaşlarımızı bilhassa böyle bir süreçte şantaj konusu yapmayın.

Faysal Sarıyıldız. Diyarbakır D Tipi Kapalı Cezaevi.”

Tekrar Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Kahramanmaraş Milletvekili Sayın Mesut Dedeoğlu.

Buyurunuz. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA MESUT DEDEOĞLU (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2014 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı’nın 7’nci maddesi üzerine Milliyetçi Hareket Partisi Grubumuz adına söz aldım. Bu vesileyle yüce Meclisi saygılarımla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, 2014 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı Hükûmetin 12’nci bütçesidir. Bütçeler, devletin hangi alanlara ne kadar kaynak ayırdığını ve hangi alanlarda ne kadar kaynak sağlayacağını gösterme açısından çok önemlidir. Hükûmetin 12’nci bütçesi de daha önceki bütçelerde olduğu gibi yine tamamen vergiye dayalı kaynaklar üzerine kurulmuştur. Hükûmet, bu kaynakları, toplumun günlük hayatta kullandığı pek çok ürüne zam yaparak, hatta vatandaşa ceza keserek sağlamayı planlamaktadır. Yeni yılda trafik cezalarına bile umut bağlayarak gelir sağlamayı planlayan Hükûmet daha şimdiden dar gelirlinin tüpüne ve gazına zam yapmıştır. Düşük oranda yapılan zamlar daha ceplere girmeden, yılbaşı öncesi LPG fiyatları yüzde 30 oranında artmıştır. Hükûmet evde kullanılan tüp gazının rafineri çıkış fiyatını da yüzde 15,41 oranında yükseltmiştir. Hükûmetin gelir kaynaklarının başında akaryakıt zamları hâlen birinci sırada yer almaktadır. Türkiye, bu nedenle, son on bir yıl içinde dünyanın en pahalı akaryakıtını kullanır hâle gelmiştir. 2002’de 1,60 lira olan benzinin litre fiyatı, bu Hükûmet döneminde, yapılan son zamlardan sonra 4,90 liraya yükselmiştir. Bugün ülkemizde mazot, benzin fiyatlarıyla neredeyse yarışır hâle gelmiştir. Mazotun litre fiyatı 4,45 liraya çıkmıştır. Hükûmet sadece akaryakıt fiyatlarına zam yapmakla kalmamış, bu bütçe sonrası pek çok sayıda ürüne zam yapmayı da planlamaktadır. Hükûmet, bütçe açıklarını zam yaparak yine vatandaşlarının sırtına yüklemeyi âdeta her bütçe çalışmalarında alışkanlık hâline getirmiştir. Bütçe öncesi yapılan ve sonrası yapılması planlanan yüksek oranlı zamlar bunun en açık göstergesidir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Hükûmet tarafından, başta enerji politikaları olmak üzere, pek çok alanda yanlış politika uygulanmaktadır. Hükûmet bu bütçede de geçmiş bütçelerde de olduğu gibi, yükü yine işçinin, memurun, emeklinin, esnafın, çiftçinin, asgari ücretlinin ve dar gelirlinin sırtına yüklemiştir.

Bütçe dengelerini tutturmak amacıyla, çalışanlardan alınan vergilerden vazgeçmeyen Hükûmet, ortaya çıkan gelir dağılımı bozukluğuna da seyirci kalmaktadır. Ülkemizde gelir dağılımı iyice bozulmuştur. Uygulanan yanlış ekonomik politikayla açlık ve yoksulluk sınırının da gerisinde bırakılmıştır. Açıklanan rakamlara göre işçi, memur, emekli ve taşeron işçilerin büyük bir kısmı açlık ve yoksulluk sınırının altında yaşamaktadır. Hükûmet, açlık ve yoksulluk sınırı altında yaşayan bu kesimlere bu bütçede mutlaka bir yer vermeli, buna yönelik bir çalışma yapmalıdır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu bütçede çalışanlar ve emekliler için bir umut yoktur, dar gelirli artık bütçeden umudunu kesmiştir. İşçi, memur, emekli, esnaf ve asgari ücretli bu bütçede de maalesef unutulmuştur. Bu bütçe ülke genelindeki devlet yatırımlarını da olumsuz yönde etkileyecektir. Kahramanmaraş ilimizde pek çok konuda da kaynak bekleyen yatırım bulunmaktadır. Bu yatırımların başlaması veya en kısa sürede tamamlanması gerekmektedir. Hükûmet, bütün bu yatırımları tamamlamak yerine, ülke genelinde yabancı yatırımlarla birlikte yap-işlet-devret veya yap-işlet-kirala şeklindeki yatırımlara yönelmektedir.

Ülkemizin kalkınmasına ve istikrarına yönelik çalışmalar yapılmalıdır, işsizlik önlenmeli ve üretim artırılmalıdır. Bu vergi anlayışı ve politikalar nedeniyle Hükûmetin hiçbir yere varması mümkün değildir, Hükûmet bu gidişle hiçbir yere varamaz. Hükûmet, milletimizin her türlü zorunlu harcamasından yüksek oranda vergi almaya devam etmektedir. İktidar, uygulanan yanlış ekonomi politikalarından bir an önce vazgeçmelidir. Hükûmet bulabilirse yeni kaynaklara yönelmelidir, özelleştirme politikalarındaki yanlışı milletin günlük harcamalarına fatura etmeye çalışmamalıdır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; elimizde bulunan ne kadar millî kurum ve kuruluşumuz varsa yok pahasına satılmıştır, satmaya da devam etmektedirler. Kahramanmaraş ilimiz de maalesef bu özelleştirmelerden nasibini fazlasıyla almıştır. Hükûmet, cumhuriyet döneminden kalma birçok tesisi özelleştirmiştir. Bunların en başında gelen Elbistan Şeker Fabrikası da tüm itirazlarımıza rağmen özelleştirilmiştir ancak bu özelleştirme sonradan beklemeye tabi tutulmuştur. Burada özveriyle çalışan personelin akıbeti belirsizdir, burada çalışan personel kendi geleceğinden umutsuzdur. Burada çalışan personelimiz senede otuz gün, altmış gün veya doksan gün çalışmaktadır ve yıllarını oraya vermiştir. Bunlar emekli olabilecek mi, olamayacak mı, Hükûmetin bu konuyla ilgili bir çalışma yapması gerekmektedir.

Birleşik Arap Emirlikleri’ne verilen Elbistan linyit kömür havzasının bir bölümünde de anlaşmazlık nedeniyle benzer olaylar yaşanmaktadır. Kahramanmaraş ilimizde devlet yatırımları yapılmasını, kalan yatırımların bir an önce tamamlanmasını ve özelleştirme çalışmalarından vazgeçilmesini diliyorum.

Yine, Kahramanmaraş’ımızın en büyük problemlerinden bir tanesi Sütçü İmam Üniversitemizin Tıp Fakültesiydi. Çok uzun yıllar mücadele edilmesine rağmen, nihayetinde bitti. Sayın Maliye Bakanım, dün akşam sormuş olduğum soruda cevap verdiniz. Üniversitemizin bitmesine rağmen, teçhizat konusunda ve personel konusunda, asistanlar konusunda çok büyük eksiklikler var. 130 tane acil bakım ünitemiz olmasına rağmen, maalesef ki bu eksiklikler nedeniyle çalışamamaktadır. Dün akşamki verdiğiniz sözü, inşallah, ocak ayının içerisinde gerçekleştiririz ve Kahramanmaraş Tıp Fakültesi Hastanemiz istenilen özelliklerde halkımıza hizmet vermeye başlar.

Yine, Kahramanmaraş’ımızın en büyük problemlerinden bir tanesi organize sanayi bölgemiz. İki tarafta düşünülen, Gaziantep yolu üzerinde ve Adana yolu üzerinde düşünülen, Türkoğlu bölgesinde düşünülen organize sanayi bölgelerimizin bir an önce istimlak çalışmalarının ve tahsislerinin yapılarak üretime hazır hâle getirilmesi ve müteşebbislerimize sunulması noktasında çalışmaların yapılmasını diliyorum.

Kahramanmaraş’ın birçok problemi var; şu son zamanlar da özellikle ilçelerimizde ve beldelerimizde belediyelerde çalışan personelimizin maaş alamama konusu. Sadece bir tanesinin örneğini vermek istiyorum, Çağlayancerit ilçemizin memurları ve işçileri zamanında maaş alamamakta. İşçilerimiz beş aydan beri Çağlayancerit Belediyesinden maaşlarını alamamakta.

Bununla beraber yine, problemlerimizden bir tanesi Kahramanmaraş’ımınız yolları. Çevre illere bağlantı sağlayan en önemli yollarımız Kahramanmaraş-Göksun-Kayseri yolumuz ve Kahramanmaraş- Gaziantep yolumuz, Kahramanmaraş-Adana bağlantı yolumuz yıllardan beri sürüm sürüm sürünmekte, nihayetinde bir noktaya gelemedik. Bunlara bir an önce ödenek ayrılması noktasında ve bunların hizmete geçmesi noktasında çalışmaların yapılmasını ve bütçe ayrılmasını temenni etmekteyim.

Bunlarla beraber, Kahramanmaraş’ımızın eğitim konusu: Türkiye genelindeki 81 ilimizin son sıralarında yer almakta ama bu Hükûmet dershanelerle uğraşmakta. Eğitimin önünü açması lazım, yeni dersliklerin yapılması lazım, atanamayan öğretmenlerimizi atamamız lazım. Bir sürü vekil öğretmenimiz çalışıyor, onların yerine asli unsurları teşekkül etmiş ve pedagojik formasyonlarını tam almış atanamayan öğretmenlerimizin derhâl atanması ve bu 130 bin öğretmen açığımızın derhâl yerine getirilmesini temenni ediyorum.

Bu duygu ve düşüncelerle yüce heyetinizi saygılarımla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Dedeoğlu.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Erzincan Milletvekili Sayın Muharrem Işık.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA MUHARREM IŞIK (Erzincan) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; grubum adına 7’nci madde üzerine söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygılarımla selamlıyorum.

Sözlerime başlamadan önce, iki gündür Meclisimizde açlık grevi yapan BDP ve HDP’li milletvekillerimizin bu yaptığı grevin bir an önce görülmesini ve tutuklu milletvekillerimizin ve aynı zamanda haksız yere yıllarca tutuklu yatan tüm vatandaşlarımızın da bir an önce serbest bırakılmasını temenni ederek sözlerime başlıyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

ABDULLAH LEVENT TÜZEL (İstanbul) – Teşekkür ederiz.

MUHARREM IŞIK (Devamla) – Değerli milletvekilleri, 1215 yılında Magna Carta Sözleşmesi’nde şöyle diyor: “Kral, halkın onayını almadan vergi toplamayacak. Mahkemeler halka açık olacak. Kişiler kanunlara uygun olarak yargılanacak. Haksız yere kimse tutuklanmayacak, sürgün edilmeyecek. Soylulardan oluşan bir kurul kralın Magna Carta’ya uygun hareket edip etmeyeceğini denetleyecek.” Bu sözleşmede vergiler ile ilgili yükümlülüklerin halkın rızasıyla kararlaştırılmasına karar verilmiş, kamu harcamalarında halkın rızasının alınması kararlaştırılmış ve her yıl da tekrarlanması istenmiş.

Şimdi, ben maliyeden fazla bir şey anlamam, para işinden de fazla anlamam ama okuduğum şeyi anlayacak kadar da zeki olduğumu düşünüyorum, vatandaşımız da bunu düşünüyor. Şimdi, bir bakanlığa ait denetim görüşü, diyor ki: “Denetim görüşü oluşturabilmek için gerekli mali rapor ve tablolar ile bilgi ve belgeler yukarıda ‘Kamu İdaresi Mali Tabloları’ ile ‘Denetimin Dayanağı, Amacı, Yöntemi ve Kapsamı’ başlıkları altında açıklandığı üzere, kamu idaresi yönetimi tarafından sağlanamadığı için Adalet Bakanlığının 2012 yılına ilişkin mali rapor ve tabloları hakkında görüş bildirilememektedir.”

Yine, başka: Sayıştay 2011 TOKİ denetim raporunda kritik bir tespit yapmış, bunu basından öğrendik. TOKİ’nin bütçe formatının standartlara uygun olmadığını belirten denetçiler, bu nedenle kurum faaliyetlerinin sağlıklı incelenmediğini vurguluyor.

Ayrıca, TOKİ’ye 2011 yılında 18 milyar olarak arsa, arazi verilmiş, satışı yapmış ve 2012 yılında da TOKİ karşılıksız, bedelsiz olarak hazineden 1 milyon 914 bin 626 metrekare arsa almış. Denetçiler… Bu tabloda görülen şeye hiçbir şey demeye gerek yok. İşte, “Şu tablo geldi, bu tablo geldi. Siz anlamıyorsunuz, siz bilmiyorsunuz…” İşte, grup başkanlarımız çıkıyor, bakanlarımız çıkıyor ama burada görünen bu; işte, kamu idaresi yönetimi tarafından getirilip belgeleri verilmemiş, orada ne olmuş, dürüst mü yapmışlar, yoksa çalmışlar mı çırpmışlar mı; onu bilen yok. Zaten TOKİ’de olan olayları da, bugün mahkemelerin yaptığı tutuklamalarda da gördük ki demek ki bir şeyler var. Zaten alınan arsaların bedelsiz verilmesi, onların kimlere ne yapıldığı, o İstanbul’daki gökdelenleri gördüğümüz zaman onları görmekteyiz.

Tabii, “Demokrasilerde en önemli yasa, vazgeçilmez olan yasa bütçe.” diyorlar, bunu her zaman da söylüyorlar. Özellikle dünyada demokrasilerin başlamasının özgürlük mücadelesiyle, vergi mücadelesiyle başladığı söyleniyor çünkü ekonomi her zaman için çok önemli, rekabette de bu çok önemli. Eğer siyasetçi bunu, bu aldığı bütçeyi dürüst bir şekilde kullanmıyorsa, yandaşına aktarıyorsa, oy getirmek için uğraşıyorsa buradan demokrasi çıkması mümkün değil. Tabii, demokrasiyle yönetilen ülkelerde bu geçerli ama bizde ne yazık ki göremiyoruz. Biz bütçe denetlemesi yapamadık, doğru da karar veremedik. İnsan düşünüyor, acaba biz 1215 yılından, sekiz yüz yıl önceden de daha geriye mi gidiyoruz? Baktığımız şeyleri gördüğümüz zaman da gerçekten öyle gittiğimiz görünüyor.

Ben buradaki milletvekili arkadaşların birçoğunun çok iyi niyetli olduğunu düşünüyorum, içlerinde bir kötülük olmadığını da düşünüyorum ama yani ben iki senedir şunu gördüm: Hükûmet ne getirirse hiç tartışmadan “Evet.” diyorsunuz; hiç tartışmıyorsunuz, hiç yorumlamıyorsunuz. Bari şu bütçeyi tartışsaydınız, bari şu bütçede ne olduğunu görseydiniz. Vebal altına giriyorsunuz, bu doğru bir şey değil. Amerika Birleşik Devletleri gibi bir ülkede Obama gibi güçlü bir liderin haftalarca neler çektiğini hepimiz televizyonlarda izledik; bütçeyi geçiremedi, bir sürü sıkıntı yaşadı ama tabii, bunları örnek almak lazım, bunlardan da ders çıkarmak lazım.

Tabii, vergilerin şeyine baktığımız zaman, yüzde 70’ini dolaylı vergilerden aldığımızı, gine zavallı, gariban halkın üzerine yüklediğimizi görüyoruz ancak yüzde 8’le 9’unu sermayeden aldığımızı görüyoruz. Bunları yaparken de “İşte, biz vatandaşa şunları yaptık.” diye anlatıyoruz ama bunlar inandırıcı değil, insan gördüğüne inanıyor. İşte, Tarım Bakanı burada çıkıyor, diyor ki: “Biz çiftçiye şunları verdik.” Ben bir örnek vereyim: Erzincan Otlukbeli’nin Karadivan köyünde -yazın gidip gezdiğiniz zaman- geçen yıl 6.700 liraya aldığı bir ineğin taksitini ödeyecek, zamanı gelmiş, 10 bin lira taksit verecek. 4 tane inek götürmüş satmaya, satamıyor ki taksitini versin. İşte gelinen nokta bu.

Tabii, en önemli olan “Demokrasinin yerleşmesi.” dedik ama ne yazık ki ülkemizde demokrasi yerleşmiyor, yapılan onca özelleştirmenin nereye gittiğini kimse bilmiyor, harcamaların nereye gittiğini kimse bilmiyor. Bir örtülü ödeneği örnek vereceğiz: Örtülü ödenekteki artışlara baktığımız zaman, bu yıl 1 milyarı geçeceği söyleniyor, geçen yıl 1,2 milyar olmuş ama bunun nereye gittiğini, kime verildiğini, nasıl harcandığını hiç kimse bilmiyor. İşte, 2005 yılında 150 milyon harcama yaparken şu anda milyarlar konuşuluyor, bunun da ne olduğunun görülmesi lazım aslında.

Vatandaşı o kadar düşünüyoruz ki, pırlantada, altında KDV’yi düşürürken tavukta 8 kat artırmasını biliyoruz ne yazık ki!

Özellikle, biz burada “Polis devletine doğru gidiyoruz.” dediğimiz zaman siz kızıyorsunuz bize ama bunun en güzel göstergesi hem polise hem jandarmaya ayırdığınız para, MİT’e ayırdığınız para ve en son olarak da yeni bulduğunuz, o imparatorluk kurmak için uyguladığınız dinlemelerle ilgili olarak ayırdığınız paralar. Bilişim teknolojilerine ayırdığınız paralar korkunç miktarda. Ve herkesi dinliyorsunuz ama ne yazık ki kendiniz de dinlenmişsiniz haberiniz yok.

Özelleşen kurumlar zarar etse kimsenin içi yanmayacak ama zarar etmediğini bildiğimiz hâlde, işte, TELEKOM’u, TÜPRAŞ’ı, özellikle “rakı” diyeyim, rakıyı büyük bir oranda özelleştirdiniz ama… Mesela rakının nasıl özelleştirildiğine baktığımız zaman TEKEL’de, önce 292 milyona birine siz satmışsınız. Daha sonra, alan vatandaş hemencecik 950 milyona satmış, orada 600 milyon bir kâr etmiş. O da tutmuş 2,1 milyar dolara satmış, demek ki gerçek değeri bu. Acaba bu aldığı zaman çok büyük yatırım mı yaptı, sattı? Yok, aynı tesisi sattı ama dünyanın parasını orada kazanmış oldu, bunu da bilmemiz lazım.

Tabii, “Demokrasiyle yönetilmiyoruz.” diyoruz ama kızıyorsunuz. Örneğin, açlık sınırında yaşayan insanlara asgari ücret belirlerken hiç düşünmeden -eğer bütçeleri gerçekten demokrasiye uygun hazırlamış olsak- o insanlara açlık sınırının altında fiyat vermeyiz, biraz daha üstünde veririz ama ne yazık ki açlık sınırının altında, bir kişiyi hesaplayarak ölüme mahkûm etmekteyiz.

Eğer, dediğim gibi demokrasiyle yönetilmiş olsak, bu bütçe buraya gelir, burada herkes tartışır, herkes onaylardı. “Yargıda neden taraf tutuluyor?” diye sorulurdu. “Bugün, işinize geldiği için 5 polis müdürü neden görevden alındı?” diye sorulurdu. Deniz Fenerinin hesabı sorulurdu, asrın soygunuydu ama kapattınız, bunun hesabı sorulurdu bu Mecliste. “MİT Başkanına neden ayrımcılık yaptınız?” diye sorulurdu. Başbakanın “İstediğiniz her şeyi verdim, daha ne istiyorsunuz?” lafına burada, çıkıp herkes “Ne verdin?” diye sorardı, bunun altında çok şey var çünkü. Ama, bunların hiçbirini biz burada sormadık.

Ethem Sarısülük’ü vuran katil polis saklanmazdı -sen vurdun göz göre göre, herkes görüyor yani hiç yoruma gerek var mı? Herkes izlediği zaman görüyor ki çekmiş silahı, sıkmış- ona hesap sorulurdu, o öyle, bir yerlere gönderilip maaşla ödüllendirilmezdi, şu anda içeride olurdu. İsmail Korkmaz’ı dövenler yakalandığı zaman, aylarca -serbest bırakıldı, yakalandı- konuşmalarından sonra, o vali bir dakika bırakılmazdı görev yerinde. Vatandaşına “kavat” diyen bir vali orada bırakılmaz, anında görevden alınırdı ama ne yazık ki bunların hiçbiri yapılmadı.

Vatandaşını yüzde 50-50 diye ayıran bir Başbakana hesap sorulurdu ama sormadık. Her konuşmasında Alevi, Kürt, Sünni, Laz, Çerkez ayrımını yapmazdı, bir Başbakana yakışmayan bir şey ve bunun hesabı sorulurdu ama ne yazık ki hiçbiri sorulmadı.

Askerde intihar eden onca gencimizin neden intihar ettiğini defalarca getirdik buraya, hesap sorulurdu “Niye intihar ediyorlar?” diye ama ne yazık ki hiçbiri sorulmadı.

Tabii, Sayın Başbakan, istifa eden kendi milletvekili için dün demiş ki: “Meclise kendisi tek başına seçilmedi. Ahlaklı olanın partiden değil, Parlamentodan ayrılması gerekir.” İyi de sormazlar mı Sayın Başbakan, benim Salih ağabeyimdi o zaman, istifa ettiği zaman hemen kucaklayıp aldınız, o kimin oylarıyla seçilmişti, vatandaşın oyuyla seçilmemiş miydi? (CHP sıralarından alkışlar) CHP’li olunca ya da başka bir partiden olunca onlar vatandaş olmuyor mu? Onların oyunun iradesi olmuyor mu? Söyleyeceğiniz şeyden önce, bir de eskiden söylediklerinize bakmanız lazım. Zaten o kadar şanslısınız ki basın ve medya ele alınmış, tamamen ele geçirilmiş ve ne yazık ki basın ve medyanın yayınlamalarından dolayı da böyle şey yapılıyor.

Tabii, şunu söyleyeceğim son olarak: Gerçekten korktuğunuz bir şeyler var. Çünkü, dün Twitter’a bakarken şöyle bir şey gördüm: Bir vatandaş Twitter’dan bir belediye başkanına bir “tweet” atmış, “Senin oğlanı içeri almışlar!” demiş, hemen cevap olarak -büyük yazıyla- “nerde okudun.” diye feryat ediyor. Demek ki korktuğunuz bir şeyler var. Bunu artık saklayamıyorsunuz, açığa çıktı. Ama bence doğru olan şey şu: Artık çuval mızrağa sığmıyor, her şey açığa çıkmaya başladı. Sizin de burada yapmanız gereken bu sorgulamaları, bütçeden başlayarak her şeyi demokrasiye uygun olarak ve insanların da geleceğini düşünerek… Çünkü, siz kendi geleceğinizi fazla düşünüyorsunuz, bu düşünmeyle de… İşte bu operasyonlar bazı şeyleri gösterdi aslında. Demek ki hâlen bu ülkede bazı şeyleri oturtamamışsınız çünkü geldiğinizden beri insanları ötekileştirdiniz, bundan vazgeçmeniz lazım.

Hepinizi saygılarımla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar?

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Işık.

Şahısları adına ilk söz, Antalya Milletvekili Sayın Gökcen Özdoğan Enç…

Buyurunuz. (AK PARTİ sıralarında alkışlar)

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Antalya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüştüğümüz 2014 Mali Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı’nın 7’nci maddesi üzerinde şahsım adına söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Demokratik, laik, sosyal hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyeti’nde eğitim her alanda kalkınmanın öncelikli hedeflerinden birisi olmuştur. Bu anlamda, eğitimde yakalayacağımız başarılar tabii ki ülkemizin gelişmesi adına da çok önemlidir. Hükûmetimiz, on bir yıllık dönemi boyunca, eğitimin alt yapısını güçlendirmek, eğitimdeki sıkıntıları gidermek adına birtakım girişimlerde bulunmuştur.

Türkiye çok genç bir nüfusa sahip. Hükûmetimiz, ülkesini takip eden, çağdaş ülkeleri takip eden nesillerin yetiştirilmesi adına da elinden geleni yapmaya devam etmektedir. Maalesef, bu noktada, yurt dışında lisansüstü eğitimini tamamlayanlar ülkemize gelip çalışmak yerine, dış ülkelerde birtakım şirketlerde, üniversitelerde görev almaktadırlar. Buna, biz kısaca “beyin göçü” diyoruz. Türkiye yıllardır beyin göçüyle ilgili birçok çalışma yaptı ancak biz bunda istediğimiz hedefi yakalayamadık ta ki tersine beyin göçünü başlatıncaya kadar. Bu anlamda, büyük teknoloji şirket ve kurumlarımızın hem de üniversitelerimizin dış ülkelerle rekabet edecek düzeyde ekonomik güce ulaşmaları beyin göçünü azaltarak ülkemize olan talebi artırmıştır. Ülkemizde ciddi anlamda AR-GE olanaklarının artırılması, bakanlıklarımızca verilen destekler artık giderek beyin göçünün azaldığını kanıtlamaktadır. Yurt dışında yaşayan Türk araştırmacıların ülkemize geri dönmesi için TÜBİTAK tarafından başlatılan 2232-Yurda Dönüş Araştırma Burs Programı büyük ilgi görmüştür. 2013 yılında, 117 araştırmacı Türkiye’ye geri dönmek için başvuruda bulunmuştur. Bu burs programı sayesinde, geçen yıla göre bu başvuru oranı 5 kat artmıştır. TÜBİTAK Bilim İnsanı Destekleme Daire Başkanlığının başlattığı 2232-Yurda Dönüş Araştırma Burs Programı kapsamında, araştırmacılara iki yıl boyunca aylık 3.250 TL burs verilmektedir.

Eğitimin sürekli çok önemli olduğunu vurgulamaktayız. Bu anlamda, 2002 yılında 99 tane üniversitemiz vardı, geldiğimiz tarih itibarıyla 175 tane üniversitemiz oldu. Bu rakam devlet ve vakıf üniversitelerini kapsamaktadır. Yeni kurulan 51 üniversiteye de 106 bin yeni kadro ihdas edilmiştir. 2002 yılı bütçesinde Bakanlık, YÖK ve üniversiteler olmak üzere eğitime yaklaşık olarak 10 milyar TL ayrılmıştı. 2014 yılı bütçesinde ise eğitime ayrılan tutar yüzde 630 artırılarak 72 milyar liraya ulaşmıştır. Bu da cumhuriyet tarihinin rekoru demektir. Bütçedeki oranına baktığımız zaman da birinci sıraya eğitimi almış bulunmaktayız.

Birkaç rakam daha vererek konuşmamı sonlandırmak istiyorum.

Bizi, kadınları, kızları hapsetmekle suçlayanlara, her ortamda kadın politikamızı eleştirenlere yükseköğretimde geldiğimiz oranları vererek konuşmamı tamamlamak istiyorum. 2002-2003 öğretim yılında yükseköğretim içinde okullaşma oranı kadınlarda yüzde 23, erkeklerde yüzde 31, toplamda yüzde 27 olmuştur. 2012-2013 eğitim öğretim yılında ise okullaşma oranı -yükseköğretimden bahsediyoruz- kadınlarda yüzde 70, erkeklerde yüzde 79, toplamda yüzde 74’e yükseltilmiştir. Bu rakamlar gerçekten dikkat çekicidir. Çünkü, özellikle ana muhalefet partisinin sürekli, diline pelesenk ettiği “Kadınları, kızları evlere kapatıyorsunuz. Kadınları çocuk doğurmanın dışında işlevselleştirmediniz.” diyenler için bu rakamların dikkatle incelenmesini rica ediyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MUHARREM İNCE (Yalova) – Daha zaman vardı, 40 saniye vardı daha.

İZZET ÇETİN (Ankara) – Daha süre vardı.

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Antalya) – Konuşun, çıkın, konuşun.

İZZET ÇETİN (Ankara) – Artan süreyi biz kullanabilir miyiz?

MUHARREM İNCE (Yalova) – Yani süre vardı, kullanabilirdiniz. Konuşurken laf atmadık bak, oturunca söyledik.

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Antalya) – Hayır, çıkın, konuşun. Buradan laf atınca da “Çık, konuş.” diyorsunuz, konuşuyorum, işte.

BAŞKAN – Şahıslar adına son söz Kütahya Milletvekili Sayın Alim Işık’ın.

Buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

ALİM IŞIK (Kütahya) – Sayın Başkan, 2014 yılı mali bütçesinin 7’nci maddesi üzerinde şahsım adına söz aldım. Bu vesileyle, sizleri ve bizleri izleyen değerli vatandaşlarımızı saygıyla selamlıyorum.

Bu madde Yükseköğretim Kurulundaki bazı uygulamalar ve buna yönelik ödeneklerin aktarılmasıyla ilgili bir madde. O nedenle, bu konuşmamı üniversite öğrencileri, üniversitede çalışan personel ve üniversitedeki öğretim elemanlarının sorunlarına ayırmak istiyorum.

Değerli milletvekilleri, bilindiği gibi, siyasi bir politika aracı olarak seçimler öncesinde üniversitelerdeki birinci öğretim harçları indirildi, kaldırıldı, güzel, hepimizin istediği bir uygulamaydı. Ama, aynı üniversitede ikinci öğretim öğrencilerinin para ödemesi devam ediyor. Veliler diyor ki: “Bu haksızlığı ne zaman kaldıracak Hükûmet?” Buradan Sayın Bakana söylüyorum: İkinci öğretim harçlarının kaldırılması gerekiyor. Bunu, mutlaka bu 2014 yılında gerçekleştirmemiz gerektiğini düşünüyorum.

Bir diğeri, öğrencilerimizin yatay geçiş yapma hakkı. Tabii, üniversiteler sayı olarak artınca birçok üniversite arasında yatay geçiş imkânları arttı fakat üniversitelerde yatay geçiş yapan öğrencilere uygulanan yeni programlardaki düzensizlik nedeniyle, her öğrenci en az bir dönem veya bir yıl kaybetmek zorunda kalıyor. Bunu da çözmemiz lazım. YÖK’ün buna bir standart getirmesi yine öğrencilerimizin ve onların velilerinin talepleri.

Değerli milletvekilleri, en önemli sorunlardan birisi, maalesef, son dönemde üniversite yönetimlerinin kendi üniversitelerinde çalışan öğretim elemanlarına yaptıkları baskılar ve açtıkları disiplin soruşturmalarıdır. Verdiğim bir soru önergesine aldığım cevapta da görülüyor ki son dört beş yılda hem öğrencilere hem de öğretim elemanlarına ve personele açılan disiplin soruşturması ve ceza alanların sayısı patlamış. Yani, ne oluyor, memleket nereye gidiyor? Bu sayın rektörler kendi babalarının çiftliği mi zannediyorlar üniversiteyi?

Diğer taraftan, birçok üniversitemizde “doçent” unvanını almış, kadroya yerleştirilemeyen, profesörlük için süresini doldurmuş, her türlü bilimsel şartlarını hazırlamış ama iki yıl geçmiş, kadro alamayan, tek sebebinin de sayın rektörün arzu etmediği, istemediği bir kişi olmasından dolayı kadro alamayan yüzlerce elemanımız var. Doktorasını bitirmiş, yardımcı doçent atanması lazım, kadro var ama sayın rektör istemiyor. Niye? “Yarın doçent olduğunda bana oy vermez.” Sayın Bakanım, siz kadroları veriyorsunuz, YÖK’te de kadrolar var. Üniversiteler bölümlerden ve fakültelerden gelen talepler doğrultusunda, rektörlük aracılığıyla bu kadro taleplerini YÖK’e bildirmiyorlar veya istedikleri adamınkini bildiriyorlar, istemediklerini bildirmiyorlar. Bu sorunu çözmemiz lazım. Bu, gerçekten, üniversitelerdeki sosyal barışı bozacak en büyük problemlerden birisi.

Bir diğer konu: 50/D ile araştırma görevlileri doktora yapmalarından, yüksek lisans yapmalarından sonra, süresi bittiği anda kapının önünde kalıyor gençlerimiz. En azından bir yere atanıncaya kadar bunlara üniversiteye devam hakkının verilmesi gerekiyor.

Akademik personelin özlük hakları konusu, maalesef, yıllarca bu Hükûmetin üzerine gitmediği, gitmek istemediği ve çözmek istemediği bir konu hâline gelmiştir. Bugün, bir üniversite öğretim üyesi veya orada çalışan araştırma görevlisi veya uzman ya da öğretim görevlisi aldığı maaşı evindeki çocuğuna söylemekten utanır hâle gelmiştir.

Sayın Bakanım, üniversitelerde çalışan akademik personelin bu özlük hakkı sorununu düzeltmediğimiz sürece üniversitelerden bilimsel çalışma beklemeyiniz lütfen. Üniversitede bir saatlik ek ders için kavga eden hocaların sayısı her geçen gün artmaktadır. Mutlaka bu özlük hakları sorununu çözmek lazım. YÖK’ün sayfasında da zaten buna yönelik teklif var. Maliye Bakanının olumlu baktığı söyleniyor ama “Sayın Başbakan ‘Üniversiteler benim istediğim çizgiye gelmeden para alamaz.’ diye diretiyor.” diye iddialar var. Ben size aktarıyorum, bunu söyleyen aynen bir üniversite öğretim üyesi.

İdari personele mesai ücreti hakkı verildi ama denildi ki: “Aylık elli saati geçemez ve idari personelin ancak yüzde 30’u bunu alabilir.” Böyle bir şey olabilir mi değerli milletvekilleri? Bir yüksekokulda 10 kişi var idari personel, ancak 3’üne verebilirsiniz; daha önce 100 saat olan hakkı 50 saate düşürdünüz. Verdiğiniz para zaten çekirdek parası. Bunun da kaldırılması lazım. Mutlaka buna çözüm getirilmesi gerekiyor.

ÖYP programından mezun olanlara mecburi hizmet hakkı ciddi anlamda ailevi sorunlara yol açıyor. Bunun da çözülmesi gerektiğini düşünüyor, hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Soru-cevap işlemine geçiyorum.

Sayın Demiröz…

İLHAN DEMİRÖZ (Bursa) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Sayın Bakanıma sormak istiyorum: Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı her bütçe konuşmasında veya bir yerde bulduğumuz zaman topu taca atıyor. Şöyle ki 6 bin kadro talebi olduğunu ifade ediyor ve “Maliye Bakanlığından bu konuda olur istiyoruz.” ifadesi var. Ziraat mühendisleri, gıda mühendisleri, veteriner arkadaşlarımız sizin ağzınızdan bu konuda bir açıklama bekliyorlar. Bu konuda oldukça fazla telefon ve faks aldık. Bu 6 bin kadroyla ilgili ne düşünüyorsunuz? 2014 yılında bu meslektaşlarımız için müjdeli bir haberi bari siz verin, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığından vazgeçtik çünkü.

BAŞKAN – Sayın İnce…

MUHARREM İNCE (Yalova) – Teşekkür ederim Sayın  Başkan.

Sayın Bakan, bundan önceki soruda size şunları sordum, dedim ki: Altın kaçakçılığı, tarihî eser kaçakçılığı, imar yolsuzluğu, rüşvet, sahte belge, hayali ihracat, bunlarla ilgili bir operasyon sürüyor, siz de “Bilgim yok.” dediniz. Şimdi, Hükûmeti temsilen şu Genel Kurulda siz bulunuyorsunuz, başka kimseye soracak hâlimiz yok bunu, size soracağız.

İstanbul’da Mali Şube Müdürü, Kaçakçılık Şube Müdürü, Organize İşler Şube Müdürü, Terörle Mücadele Şube Müdürü, Asayiş Şube Müdürü görevden alındı yani operasyonun bir parçası olan kişiler, polis müdürleri görevden alınıyor. Bu, ahlaki mi; bu, doğru mu; bu, hukuka uygun mu; bu, vicdana uygun mu? Bunu, siz Hükûmetin bir temsilcisi olarak nasıl değerlendiriyorsunuz, bunlar neden görevden alındı? Yani, işlem yürürken bunları görevden alan güç nedir? Ucu başka yerlere dokunacak diye korku mu var?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUHARREM İNCE (Yalova) – Daha üst yerler mi var, nedir bu? Bu konuda bilgi istiyorum Hükûmetten.

BAŞKAN – Sayın  Günal…

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Teşekkür ederim.

Sayın  Bakan, dün buradaki açıklamanızda özel hayatın gizliliği ve vergi mahremiyetinden bahsetmiştiniz. Vergi Usul Kanunu’nun 5’inci maddesinde aynen bu hususta açıklama var: “Ayrıca, kamu görevlilerince yapılan adli ve idari soruşturmalar ile ilgili olarak talep edilen bilgi ve belgeler ile bankalara, yapacakları vergi tahsiline yönelik bilgiler verilebilir.” Peki, Sayıştayın yaptığı bir soruşturma değil mi, Sayıştay bir mahkeme değil mi? Onların istediği bilgileri vermemek için neden vergi mahremiyetinin arkasına sığınıyorsunuz?

Bir de dün başlayan operasyonun arkasından bugün falanca gruba şu kadar vergi cezası diye bir haber gördük. Gezi olaylarının arkasında da bir şey gelmişti. Bu, bir tesadüf müdür, devam eden bir işlem midir? Merak ediyoruz.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN  - Sayın  Aksünger...

Sayın  Halaman…

ALİ HALAMAN (Adana) – Başkanım, teşekkür ederim.

Sorum, Sayın  Maliye Bakanına. Türkiye’de dolaylı, dolaysız vergi oranları çok yüksek. Bundan dolayı vergi mükellefi artmıyor, daha çok kayıt dışı çoğalıyor. Yani, Sayın  Bakanımızın bu vergi oranlarını -dolaylı, dolaysız- düşürtme imkânı var mı? Bununla ilgili bir çalışırlarsa memnun oluruz.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Genç…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Devamlı, Hükûmet sırasında oturan zatlar sorduğumuz sorulara cevap vermiyorlar. Vermiyorlarsa niye orada oturuyorlar? Türkiye’de 9 şiddetinde bir deprem olmuş; çağdaş bir ülkede, ahlaklı bir ülkede, edepli bir ülkede, sorumluluk taşıyan insanların olduğu bir siyasi kadroda, bu, Hükûmetin istifasını gerektirir.

Şimdi, Hükûmet diye bir şey yok. Bu milletle alay ediliyor ve maalesef, suistimallerin üzerine giden kişiler de alınıyor. E, bütçe de zaten yok. Soruyoruz, Merkezî Uzlaşma Komisyonunda –soruyorum- 700 trilyon liralık vergisi 40 trilyona indirilen kişi kimdir? Kim yaptı bunu? Sizin AKP Grubunda mali müşavirlik yapan kişiler var. Merkezî Uzlaşma Komisyonunda trilyonlarca vergi ve ceza siliniyor. Kimleri sildiniz, bunları açıklayın. Bunun, vergi mahremiyetiyle ne ilgisi var? Yani vergileri zaten kim ne ediyorsa şey ediyor. Vergi incelemelerini kestiniz…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

KAMER GENÇ (Tunceli) – …hayalî ihracat incelemelerini kestiniz.

BAŞKAN – Sayın Akçay…

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Dün yapılan operasyonlarla ilgili iddialar fevkalade korkunçtur. 3 bakanın çocukları ve 1 bakanla ilgili, bazı iş adamları, belediye başkanlarıyla ilgili, rüşvet, ihaleye fesat karıştırma, kara para aklama, kaçakçılık gibi fevkalade suçlamalar vardır. Bunun üzerine, İstanbul Mali Şube, Kaçakçılık, Organize, Asayiş, Terörle Mücadele Şube müdürleri görevden alınmıştır. Şimdi de savcıları değiştirme gayreti içindedirler. 2 bakan, çocuklarıyla ilgili “Bir şey çıkmaz.” diyebiliyor. Bunu nasıl söyleyebiliyor? Ya “Bir şey yok.” diyemiyor, “Bir şey çıkmaz.” diyor. Bu dahi bir baskı durumudur. Şu anda savcılar, hâkimler, emniyet personeli baskı altındadır. Hükûmet bu soruşturmalardan elini çekmelidir ve Hükûmeti buna davet ediyorum ve AKP Meclis Grubunu da sessiz…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ERKAN AKÇAY (Manisa) - …kalmamaya davet ediyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Bakan, buyurunuz.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Demiröz’ün sorusundan başlayayım. Biz, 2014 yılı bütçesinde, yaklaşık 74 bin istihdam öngördük ama bunların kurumlar arasında nasıl dağıtılacağı hususunda henüz kesinleşmiş bir karar yok. Dolayısıyla, bütçe onaylandıktan sonra, muhtemelen ocak, şubat aylarında, bu 74 binin dağılımı noktasında bir çalışma yapılacak; Maliye Bakanlığı, Devlet Personel Başkanlığının ortak yapacağı bir çalışma.

Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığımızın 6 bin ilave personel talebini ben de duyuyorum, bana da bu konuda epey talepler geliyor. Fakat, bu yönde, henüz Devlet Personelden bize ulaşmış olumlu bir görüş yok, önce onu bir ifade edeyim ama ulaşsaydı da muhtemelen artık bu sene kapsamında değerlendirilmez, 2014’te değerlendirilir. Fakat, 2014’te de kurumların yani ne kadar eleman alacağı hususunda tabii ki benim bugünden bir şey söylemem doğru olmaz.

Yalnız, şunu ifade edeyim ben size: Son, mesela 2006-2012 döneminde biz Tarım Bakanlığına toplamda 12.546 kadro vermişiz. Bunun 4.681 adedi veteriner hekim, 7.694 adedi ise mühendis unvanlı pozisyonlardır. Dolayısıyla, yani biz, gerek Tarım, Gıda ve Hayvancılık Bakanlığı olsun gerekse diğer bakanlıklar olsun tabii ki ihtiyaçları çerçevesinde bunu 74 binlik üst sınırla değerlendireceğiz, o çerçevede gereken desteği vereceğiz.

Sayın İnce, açık ve net olarak söylüyorum: Şu anda birtakım iddialar var, soruşturmalar var yani yargıya intikal etmiş bir husus var. Siz, benim yerimde olsaydınız daha ilave ne söyleyebilirsiniz? Ben diyorum ki: Yargıya intikal etmiş bir konudur, benim bu konuda yorum yapmam doğru olmaz.

Şimdi, emniyet müdürlerinin görevden alınması meselesine gelince…

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sizin yerinizde olmak istemezdim şu an için!

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Arada, ben İçişleri Bakanımızı aradım, ulaşamadım kendilerine.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Kimse ulaşamıyor!

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) - Ama şunu söylüyorum: Eğer, bu, soruşturmanın tabii ki sağlıklı bir şekilde yürütülmesini engellemeye yönelik bir çaba ise tabii ki bu doğru olmaz ama böyle olup olmadığını ben bilmiyorum. Hangi saiklerle, neden…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Ama tepki gösterecek misiniz?

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) - Arkadaşlar, bakın, tepki gösterebilmem için…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Yani, bunu engellemeye yönelik bir hareketse tepki gösterecek misiniz?

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Sayın Genç, arkadaşlar, bakın, tepki gösterebilmem için konunun detaylarına vâkıf olmam lazım.

ÖZCAN YENİÇERİ (Ankara) – Polisi niye görevden alıyorsunuz? Bu nasıl bir anlayış?

BAŞKAN – Şimdi niye yerinizden bağırıyorsunuz?

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Yargıya intikal etmiş bir konudur.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Yargıyla ilgisi yok ki.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Bunlar şu anda iddia düzeyindedir.

BAŞKAN – Cevap veriyor.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Bu  konuda benden daha nasıl bir yorum beklersiniz? Kim yanlış yapmışsa yargı gereğini yapar değerli arkadaşlar.

HASAN ÖREN (Manisa) – Gün içinde ulaşmak mümkün müdür İçişleri Bakanına? Öğleden sonra cevap verirsiniz.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – O sorunun muhatabı ben değilim.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Savcılarda da bir değişiklik var herhâlde. O konuda ne diyeceksiniz?

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Şimdi, Vergi Usul Kanunu’nda 5’inci…

S. NEVZAT  KORKMAZ (Isparta) – Belki İçişleri Bakanına ulaşamazsınız ama Adalet Bakanına ulaşabilirsiniz.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Değerli arkadaşlar, böyle bir usul yok. Ben sorulara cevap vermeye çalışıyorum.

BAŞKAN – Sayın Korkmaz, lüften…

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – İyi de soru sorsaydınız cevap verirdim o zaman.

BAŞKAN – Lütfen… Sayın Korkmaz, lütfen…

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Şimdi, değerli arkadaşlar, vergi mahremiyeti konusu son derece açık ve nettir. Ben dün de söyledim, gelecek sene Vergi Usul Kanunu’nda köklü bir değişiklik için Vergi Usul Kanunu’nu Meclise getireceğiz.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Niye gelecek seneye bırakıyorsunuz? Kaldırırsınız o zaman.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Getirdiğimizde, eğer burada bir irade oluşursa ben vergi mahremiyetinin tamamen kaldırılmasından bile yanayım.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Şu anda Sayıştaya vermenize engel mi diye sordum, soruya cevap verin lütfen.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Şu anda Sayıştayın yaptığı denetim adli veya idari bir soruşturma değildir. Sayıştay incelemeyi yapar, eğer bir kamu zararı söz konusuysa tahsiline gider.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Buna dayanarak Sayıştaya vermemeniz doğru mu?

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Eğer bir suç unsuru varsa yargıya iletir.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Buna dayanarak vermemeniz doğru mu?

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Bunu çok iyi biliyorsunuz.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Siz de biliyorsunuz, istisna getirmiş zaten.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Dolayısıyla, Sayıştay burada adli veya idari bir soruşturma mercisi değil. Sayıştayın burada yaptığı iş, sonuçta eğer…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bakan, süreniz doldu.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, hiçbirisine cevap vermedi, sorulara cevap vermedi efendim.

BAŞKAN - Madde üzerinde bir önerge vardır, okutup işleme alıyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan “2014 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı”nın 7 nci maddesinin (1) numaralı fıkrasının madde metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                                                                                                                            Ferit Mevlüt Aslanoğlu

                                                                                                                                       İstanbul

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MEHMET ŞÜKRÜ ERDİNÇ (Adana) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet?

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Anayasanın 161. maddesinin ikinci fıkrasında “Malî yıl başlangıcı ile merkezi yönetim  bütçesinin hazırlanması, uygulanması ve kontrolü kanunla düzenlenir.” kuralına yer verilmiştir.

Anayasanın sözünü ettiği merkezi yönetim bütçesinin hazırlanması, uygulanması ve kontrolüne ilişkin kanun, 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunudur.

Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu Tasarısının yasalaşması, Avrupa Birliği Uyum Şartları arasında yer almış; IMF İcra Direktörleri Kurulu'nun 6. gözden geçirmeyi onaylamasında ön şart olarak kabul edilmiş, yasalaşması için 3 Ağustos 2002 tarihinde TBMM'ye sunulmuş, 10.12.2003 tarihinde yasalaşmış ve 1.1.2006 tarihinde bütün maddeleriyle yürürlüğe girmiştir.

Kanun ile uluslararası standartlara ve Avrupa Birliği normlarına uygun olan, mali saydamlığa ve hesap verebilirliğe dayanan, kamu kaynaklarının etkili, ekonomik, verimli ve yasalara uygun şekilde elde edilmesi ve kullanılmasını sağlayan ve TBMM'nin bütçe hakkından kaynaklanan denetim yetkisini kullanabilmesine güvence oluşturan bir kamu mali yönetim sistemi kurulması amaçlanmıştır.

5018 sayılı Kanunun temelinde, “stratejik planlama ve performans esaslı çok yıllı bütçeleme" yatmaktadır. Kanuna göre kamu idarelerinin bütçeleri, kalkınma planı - stratejik plan - performans programı - bütçe gibi birbirine bağlı ve birbirini tamamlayan ve yukarıdan aşağıya hiyerarşik bir yapı oluşturan bütünsel bir süreç olarak tasarlanmıştır.

Buna göre, kamu idareleri, stratejik amaçlar ve ölçülebilir hedefler saptamak, performanslarını önceden belirlenmiş göstergeler doğrultusunda ölçmek ve bu sürecin izleme ve değerlendirmesini yapmak amacıyla uzun süreli stratejik plan (md. 9/1) ile stratejik plana göre yürütecekleri faaliyet ve projeleri ve bunların kaynak ihtiyacı ile performans hedef ve göstergelerini içeren yıllık performans programı hazırlamak (md. 9/4) ve kamu hizmetlerinin istenilen düzeyde ve kalitede sunulabilmek için bütçeleri ile program ve proje bazında kaynak tahsislerini, stratejik planlarına, yıllık amaç ve hedefleri ile performans göstergelerine dayandırmak zorundadırlar (md: 9/2).

İdarelerce her yılın sonunda hazırlanacak idare faaliyet raporlarında ise, ilgili idare hakkındaki genel bilgilerle birlikte, kullanılan kaynaklar, bütçe hedef ve gerçekleşmeleri ile meydana gelen sapmaların nedenleri, stratejik plan ve performans programı uyarınca yürütülen faaliyetler ile performans bilgilerini içerir şekilde hazırlanacak (md. 41/4); Sayıştay söz konusu raporları değerlendirerek değerlendirme sonuçları ile birlikte TBMM'ye sunacak, TBMM ise bu raporlar ve değerlendirmeler ile denetim bulguları temelinde, kamu kaynağının elde edilmesi ve kullanılmasına ilişkin olarak kamu idarelerinin yönetim ve hesap verme sorumluluklarını görüşecektir (md. 41/3).

Bununla birlikte, AKP iktidarları merkezi yönetim bütçesini, 5018 sayılı Kanuna göre hazırlamak ve uygulamak yerine, 5018 sayılı Kanunla yürürlükten kaldırılmış olan 1050 sayılı Muhasebe-i Umumiye Kanununa göre hazırlamaya ve uygulamaya devam etmektedir.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

8’inci maddeyi okutuyorum:

Mali kontrole ilişkin hükümler

MADDE 8- (1) 5018 sayılı Kanuna ekli (I) ve (II) sayılı cetvellerde yer alan kamu idareleri;

a) Arızi nitelikteki işleriyle sınırlı kalmak koşuluyla yıl içinde bir ayı aşmayan sürelerle hizmet satın alınacak veya çalıştırılacak kişilere yapılacak ödemeleri,

b) İlgili mevzuatı uyarınca kısmi zamanlı hizmet satın alınan kişilere yapılacak ödemeleri,

c) 5/6/1986 tarihli ve 3308 sayılı Mesleki Eğitim Kanununun 25 inci maddesi gereğince aday, çırak ve işletmelerde meslek eğitimi gören öğrencilere yapılacak ödemeleri,

ç) 14/7/1965 tarihli ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 4 üncü maddesinin (C) fıkrası gereğince çalıştırılan geçici personele yapılacak ödemeleri,

bütçelerinin (01.4) ekonomik kodunda yer alan ödenekleri aşmayacak şekilde yaparlar ve söz konusu ekonomik kodu içeren tertiplere ödenek eklenemez, bütçelerin başka tertiplerinden (bu ekonomik kodu içeren tertiplerin kendi arasındaki aktarmalar ile 6 ncı maddenin birinci fıkrasının (b) bendi kapsamında yapılan aktarmalar hariç) ödenek aktarılamaz ve ödenek üstü harcama yapılamaz. Ancak, özelleştirme uygulamaları nedeniyle iş akitleri feshedilenlerden 657 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinin (C) fıkrası hükmü çerçevesinde anılan kamu idarelerinde istihdam edilecek personel ile bu ekonomik kodu içeren tertiplerden yapılması gereken akademik jüri ücreti ödemeleri için gerekli olan tutarları ilgili tertiplere aktarmaya Maliye Bakanı yetkilidir.

(2) Bu Kanuna bağlı (T) işaretli cetvelde yer alan taşıtlar, ancak çok acil ve zorunlu hâllere münhasır olmak kaydıyla ilgili bakanlığın teklifi üzerine Bakanlar Kurulu kararı ile edinilebilir.

(3) 5018 sayılı Kanuna ekli (I) ve (II) sayılı cetvellerde yer alan kamu idareleri, sürekli işçileri ile 4/4/2007 tarihli ve 5620 sayılı Kanuna göre çalıştıracakları geçici işçileri, bütçelerinin (01.3) ile (02.3) ekonomik kodlarını içeren tertiplerde yer alan ödenekleri aşmayacak sayı ve/veya süreyle istihdam edebilirler. Bu işçilerle ilgili toplu iş sözleşmelerinden doğacak yükümlülükler, ihbar ve kıdem tazminatı ödemeleri, asgari ücret ve sigorta prim artışı nedeniyle meydana gelecek ödenek noksanlıkları Maliye Bakanlığı bütçesinin "Personel Giderlerini Karşılama Ödeneği" ile "Yedek Ödenek" tertiplerinde yer alan ödeneklerden aktarma yapılmak suretiyle karşılanabilir. Bu fıkrada belirtilen ekonomik kodlara bu durumlar dışında (söz konusu ekonomik kodlar arasındaki aktarmalar ile bu kodlar için birimler arası aktarmalar hariç) hiçbir şekilde ödenek aktarması yapılamayacağı gibi bütçenin başka tertiplerinden işçi ücreti ve fazla süreli çalışma ve/veya fazla çalışma ücreti de ödenemez. Bu fıkradaki ödenek aktarmasına ilişkin kısıtlamalar, kendi bütçe tertiplerinden aktarma yapılması koşuluyla TÜBİTAK için uygulanmaz.

(4) 5018 sayılı Kanuna ekli (I) ve (II) sayılı cetvellerde yer alan kamu idarelerinin harcama yetkilileri, sürekli işçiler ile 5620 sayılı Kanuna göre çalıştıracakları geçici işçilerin fazla çalışmaları karşılığı öngörülen ödeneğe göre iş programlarını yapmak, bu ödeneği aşacak şekilde fazla süreli çalışma ve/veya fazla çalışma yaptırmamak ve ertesi yıla fazla süreli çalışma ve/veya fazla çalışmadan dolayı borç bıraktırmamakla yükümlüdürler. Deprem, yangın, su baskını, yer kayması, kaya düşmesi, çığ ve benzeri afetler nedeniyle yürürlüğe konulacak Bakanlar Kurulu kararları uyarınca yaptırılacak fazla çalışmalar ile fazla çalışma ücret ödemelerine ilişkin ilama bağlı borçlar için yapılacak aktarmalar hariç fazla süreli çalışma ve/veya fazla çalışma ücret ödemeleri için hiçbir şekilde ödenek aktarması yapılamaz.

(5) Genel bütçe kapsamındaki kamu idareleri ile özel bütçeli idareler tarafından uluslararası anlaşma, kanun ve kararnameler gereği üye olunan uluslararası kuruluşlar dışındaki uluslararası kuruluşlara, gerekli ödeneğin temini hususunda Maliye Bakanlığının uygun görüşü alınmadan üye olunamaz ve katılma payı ile üyelik aidatı adı altında herhangi bir ödeme yapılamaz.

(6) Ekonomi Bakanlığı ve Hazine Müsteşarlığının uluslararası anlaşma, kanun ve kararnamelerle Türkiye Cumhuriyeti adına üye olduğu uluslararası kuruluşlara ilişkin işlemlerine (katılma payı ödemeleri dâhil) beşinci fıkra hükmü uygulanmaz.

(7) Merkezi yönetim kapsamındaki kamu idarelerince işletilen eğitim ve dinlenme tesisi, misafirhane, çocuk bakımevi, kreş, spor tesisi ve benzeri sosyal tesislerin giderleri, münhasıran bu tesislerin işletilmesinden elde edilen gelirlerden karşılanır. Bu yerlerde, merkezi yönetim bütçesi ile döner sermaye ve fonlardan ücret ödenmek üzere 2014 yılında ilk defa istihdam edilecek yeni personel görevlendirilmez.

BAŞKAN – Madde üzerinde gruplar adına ilk söz, Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına Batman Milletvekili Sayın Bengi Yıldız’da.

Buyurun. (BDP sıralarından alkışlar)

BDP GRUBU ADINA BENGİ YILDIZ (Batman) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2014 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı’nın 8’inci maddesi hakkında BDP Grubu adına söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Ben de sözlerime başlarken başta cezaevlerindeki milletvekili arkadaşlarımı, tutuklu belediye başkanlarını, il encümenlerini, belediye meclisi üyelerini ve haksız yere cezaevinde uzun yıllardır tutsak bulunan bütün tutukluları saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.

AKP Hükûmeti döneminde uygulanan ekonomik politikalarla “taşeronlaşma”, “eksik zamanlı” ve “esnek çalışma” adı altında emekçi kesimin sosyal güvencelerden yoksun, tam bir köle düzeni içerisinde çalıştırıldığı bilinmektedir.

Kadınların iş gücüne katılımında ve işçi ölümlerinde Avrupa Birliği standartlarının çok uzağındayız. Hâlihazırda, çalışan 8 milyona yakın kadının yüzde 53’ü yani 4 milyonu kayıt dışıdır. 11 milyonun üzerinde ev kadını iş gücünden sayılmıyor, yani iş sahibi gibi görünüyorlar.

İş kazalarında Türkiye Avrupa 1’incisi. Verilere göre, 2000 ile 2012 yılları arasında, Türkiye’de toplam 12.686 işçi iş kazalarında hayatını kaybetmiştir. Bu durum 2013 yılında daha da vahimdir. 2013 yılının ilk on aylık döneminde 1.017 işçi yaşamını yitirirken 2012 yılının ilk on aylık dönemine nazaran, bu, 300 küsur bir artış anlamına gelir yani bir azalma değil artış söz konusudur. Tabii, bu sayılar, basına yansıyan iş kazalarının derlenmesiyle ulaşılan sayılar olduğu için, gerçek rakamların bu sayının çok daha üzerinde olduğu bilinmektedir.

Kadının iş hayatına katılımı, sosyal ve siyasal yaşamdaki yeri rejimin karakterini belirler. İşçinin sağlığı ve güvenliği ise devletin hukukla ve demokrasiyle olan ilişkisini gösterir. Bu açıdan, bu rejim ne demokrasi ne de hukuk devletidir; bu devlet, insandan çok sermayeyi kutsayan bir egemen zümrenin devletidir. Öyle olduğu içindir ki kimse kendini güvende hissetmiyor.

Bugün, kimin hangi gerekçeyle gözaltına alınacağı ve tutuklanacağının bir ölçütü yoktur. Herkesin her zaman, herhangi bir uyduruk gerekçeyle tutuklanabildiği bir ülkedeyiz. Bu olup bitenlerden kim sorumludur? AKP ve yandaş medyasına göre, geçmişte Ergenekon sorumluydu, şimdi de cemaat. Dönüp sorulduğunda, aynı çevreler “KCK, Ergenekon, Balbay, Nedim Şener, Ahmet Şık gibi gözaltı ve tutuklamalardan da cemaat sorumludur.” diyorlar.

Doğrusunu isterseniz “Bu cemaat ne kadar güçlü?” diye soru sormak gerekiyor. Hem KCK ve PKK’yle savaşıyor hem Ergenekon ve onun çevresiyle savaşıyor hem de Hükûmetle savaşıyor ve hâlen de bu kadar etkin ve bu kadar gücünü koruyabiliyor. Geçmişte, komünizm, Kürtçülük, irtica korkularıyla ülke idare ediliyordu, şimdi ise moda cemaat. Cemaat kim? Biz vatandaş olarak bu yapıların hesabını kimden soracağız? Cemaat bir parti değil ki bir daha oy vermeyeceğiz diyelim. Bu işi yapan hâkim, savcı, emniyet yetkilileri, her kimse onları görevden alma, hukuka aykırı işlem yapanlardan hesap sorma gücünüz ve olanaklarınız vardır. 2010 öncesi ve sonrası diye ayrımlar yapıyorsunuz, âdeta milattan önce ve milattan sonra gibi. Şimdi, milattan sonra değil mi?

Meclis Başkanı, AKP’li vekiller, yandaş medya ve köşeyi dönmüş yazarlar Diyarbakır mahkemelerinin verdiği kararların yanlışlığına vurgu yapıyorlar ve topu cemaatin sahasına atıyorlar. Hiç samimi değilsiniz. Samimi olsaydınız bir zulme dönüşen tutukluluğu, hâkimlerin ve savcıların insafına bırakmak yerine hukukun güvencesine bağlardınız. “Diyarbakır’daki hâkim ve savcılar Anayasa Mahkemesini dinlemiyor.” diyorsunuz, siz dinliyor musunuz? Buyurun bakalım, Anayasa Mahkemesi 04/07/2013 tarihinde yani dört beş ay önce 6352 sayılı Yargı Hizmetlerinin Etkinleştirilmesi ve yine 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun 10’uncu maddesindeki düzenlemeyi iptal etti. İptal edilen düzenleme CMK’nın tutukluluk sürelerini düzenliyordu. Neydi bu düzenleme? CMK’nın 102’nci maddesine göre, ağır ceza mahkemelerinin dışında kalan tutukluluk süresi bir yıldır, bunu ancak altı yıl daha uzatabilirsiniz. Ağır ceza mahkemesinin kapsamındaki tutukluluk süreleri iki yıldır, üç yıl daha uzatırsınız beş yıl olur. Ama, bunu, Terörle Mücadele Kanunu ve diğer düzenlemelerle ne hâle getirdiniz? Beş yılı on yıl yapabiliyor mahkemeler yani ağır ceza mahkemeleri bunun 2 katı uygulayabiliyorlar. Bu tutukluluk süresini Anayasa Mahkemesi iptal etti ve topu Meclise attı. Bir yıl sonra geçerli olacak bu iptal kararı, aradan dört beş ay geçmesine rağmen Meclis bu alanda bir düzenleme getirmemiştir. Anayasa’nın 153’üncü maddesine göre, yürürlüğü ertelenen bu iptal kararını Meclis öncelikle ele alıp bu kanun boşluğunu doldurmakla görevlidir. Hâlbuki şu ana kadar hâlen bu alanda bir düzenleme yapılmış değildir. Siz de bunu biliyorsunuz.

Yine, son olarak verilen başka Anayasa Mahkemesi kararları da var. Hem Sayın Balbay’ın tutukluluğunun makul süreyi aştığı ve seçilme hakkının ihlal edildiğine ilişkin kararı hem de onu takip eden günlerde Anayasa Mahkemesi, Firas Aslan ve Hebat Aslan adlı örgüt üyeliğinden yargılanan 2 tutuklunun birisi dört yıl, diğeri üç yıl sekiz ay yatmalarını uzun tutukluluk açısından ihlal olarak gördü, özgürlük ve güvenlik haklarına müdahale edildiği gerekçesiyle 8 milyar manevi tazminat ödenmesine hükmetti.

Şimdi, Anayasa Mahkemesi arka arkaya karar veriyor, uzun tutukluluğun bir işkenceye, bir  cezaya dönüştüğünü söylüyor. Bir, iki, üç, dört, arka arkaya son dört ay içerisinde kararlar veriyor ama Meclis, Meclis Başkanıyla, Başbakanıyla, milletvekilleriyle, yandaş medyasıyla, gazetelerinde manşet atanlar, şurada, Sayın Sırrı Süreyya Önder’in de dediği gibi, on dakika on beş dakika içerisinde bir maddeyle uzun tutukluluğu ortadan kaldırabilecek bir düzenlemeyi hayata geçirmiyor, sonra da dönüp cemaati ve diğer kesimleri suçlayarak bu işin içerisinden sıyrılabileceğini düşünüyor. Dolayısıyla, biz, AKP Hükûmetinin bu konuda samimi olmadığını belirtmek istiyoruz ama hani, işçi sınıfı meydanlarda çokça dillendiriyor “Gün gelecek, devran dönecek, AKP halka hesap verecek.” O günlerin çok yakın olduğunu bu operasyonlarla anlıyoruz. Gün dönüyor, devran dönüyor.

Eminim ki hepiniz hukuka, hukuk devletine, uzun tutukluluğun bir işkenceye dönüştüğüne ilişkin şeylerden önümüzdeki günlerde çokça şikâyet edeceksiniz çünkü hukukun egemen olmadığı bir ülkede hiç kimse güvence altında değildir. Siz dahi üç dönem arka arkaya Parlamentoya büyük bir çoğunlukla gelmenize rağmen, sizin de geleceğiniz güvence altında değildir.

Bu duygu ve düşüncelerle yüce Meclisi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Ankara Milletvekili Sayın İzzet Çetin.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA İZZET ÇETİN (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; 2014 yılı bütçe kanun tasarısının 8’inci maddesi üzerine söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, tabii, bütçe kanunu uzun bir maraton. Bir taraftan Plan ve Bütçe Komisyonu, diğer taraftan bugüne kadar geçen süre içerisinde hep Mecliste bütçeye ilişkin çok şey söylendi ama iki günden bu yana normal bir bütçe görüşmeleri yapılıyor gibi olsa da hem iktidar partisinin Hükûmet kanadında hem de Parlamento kanadında işlerin iyi gitmediği açık.

8’inci madde mali kontrole ilişkin hükümleri içeriyor. Yani burada iki günden bu yana yaşadığımız konularla maddeyi şöyle yan yana getirdiğinizde, bütçe kanununa bakarsanız, sanki ülkedeki kaynakları kullanan hep taşeron işçileri, esnek çalışmak zorunda kalan işçiler, 4/C’liler, 4/B’liler ya da özelleştirilme mağduru konumunda olanlar ya da yaşa takılıp bekleyenler ya da tamamına yakını yoksulluk sınırının altında maaş alan emekliler sanki bu ülkede bütün kaynakları götürüyor da Hükûmet tedbir alıyor gibi bir mantıkla düzenlenmiş bir madde yani mali kontrole ilişkin. Okuduğunuzda, sıkı para politikasının ve sıkı personel politikasının nasıl önlenmek istendiğine tanıklık edersiniz. Bir de madde içerisinde, özellikle son yıllarda ve özellikle de AKP’nin son döneminde, taşıt alımlarına ve kiralamalarına ilişkin işlemlerin nasıl yapılması, düzenlenmesi gerektiğini içeren bir madde.

Ben sondan başlayayım. Gerçekten, taşıtlara ilişkin düzenlemeye baktığınızda; 2011, 2012, 2013 yıllarının seyrini izlerseniz taşıt alımlarında bir azalma görürsünüz ama işin özüne, derinliğine inerseniz, taşıt almak yerine makam mevki sahiplerine, iş görürken hizmet satın almada olduğu gibi burada da kiralama yönteminin önünün açıldığına ve kaynak kullanımının Hükûmet eliyle nasıl israfa doğru yöneldiğine tanıklık edersiniz. Çok açık söyleyeyim. Kurumun adını vermek istemiyorum. Maliye Bakanlığının bağlı kuruluşlarından birinin genel müdürü -plaka sivil olunca- Kırıkkale Tıp Fakültesinde okuyan kızını devletin kiraladığı araçla her gün getirip götürüyor mu? Sayın Bakan buna bir baksın ve bunun ne anlama geldiğini iyi değerlendirsin. Yani, plakaları resmiyetten çıkarttığınızda halktan araç kullanımını gizlersiniz, israfı derinleştirir, sonra da sanki çalışanlar burada ülkeyi soyuyormuş gibi bir mantıkla olaya yaklaşırsınız.

Değerli arkadaşlar, gerçekten çalışanların pek çok sorunu var. Bu madde, çalışanlara ilişkin ödeneklerin nasıl yapılması gerektiğini düzenliyor ama ben buna takılmak istemiyorum bugün.

Şimdi, ülkemizdeki bir manzaraya bakın: Ülkemizde 10,5 milyon emeklinin yüzde 60’ı açlık sınırı olan 1.065 liranın altında maaş alıyor, tamamı yoksulluk sınırının altında maaş alıyor. Ortalama olarak 2 milyon 700 bin civarında olan devlet memurlarının büyük bir bölümü, 4 kişilik aile için baz alınan yoksulluk sınırının altında maaş alıyor. Asgari ücret, hepiniz biliyorsunuz, 803 lira. Çalışanların yüzde 47’si -Maliye Bakanımızın kendi rakamıdır- ya asgari ücretle çalıştırılıyor ya da asgari ücretli gösteriliyor. Kayıt dışı ekonomi yüzde 39. Kayıt dışı ekonomi bölümünde çalışanlar asgari ücrete hasret. Şimdi, böyle bir manzara var. Diğer taraftan, BAĞ-KUR emeklilerinin, Emekli Sandığı emeklilerinin durumu daha vahim. Öbür taraftan, şu anda ülkemizde 12 milyon 226 bin 334 yurttaşımız yeşil kart sahibi yani yoksulluk testi yaptırdılar, kişi başına gelirleri asgari ücretin üçte 1’inin altına olduğu için yeşil kart aldılar.

Şimdi, bir tarafta böyle bir manzara var. Öbür tarafa bir baktığınız zaman, değerli arkadaşlar, neyi göreceksiniz bu manzarada? Çok daha farklı. Yirmili yaşlarında bile milyon dolarlık işler yapanlar, daha düne kadar dışarıda eş dost parasıyla okurken bugün gemiciklerle filo kuranlar; öbür tarafta, iş takibi yaparak köşe dönenler, babalarının konumuna göre cüzdanları kabaranlar, iktidara yakınlığına göre de cüzdanları şişip lüks içinde yaşayanlar var.

Düşünün değerli arkadaşlar, “Türkiye demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devletidir.” diyor Anayasa’nın 2’nci maddesi. Eğer Türkiye’de demokrasi körleştirilmeseydi bu on bir yıllık süre içerisinde, dünden bu yana yaşadıklarımız yaşanmazdı. 3 bakanın oğlu soruşturma geçiriyor, bakan neredeyse maiyetindeki memurları tarafından oğlunun soruşturuluyor olmasından rahatsızlık duymamış, diğer bakanlar pişkin pişkin, iki günden bu yana bekliyoruz. Hadi Başbakanı anlıyorum, feryat ediyor, hiçbir şey yapması mümkün değil ama birazcık ar, namus, hayâsı olan insan o koltuğu soruşturmanın selameti için bırakır, beklenen budur. (CHP sıralarından alkışlar) Ama nerede böyle bir davranış!

Başbakan Hakan Şükür için, partisinden istifa etti diye “Meclisten de istifa etmesi gerekir.” diyor. Evet, ahlaken belki öyle olması gerekir ama on iki yıldan bu yana seçildikleri partilerden istifa edip AKP’ye geçenlere madalya takarken Başbakan, aklına, bir gün AKP’de de çözülme olacağı hiç gelmedi mi? (CHP sıralarından alkışlar)

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Unutmuş, unutmuş.

İZZET ÇETİN (Devamla) – Değerli arkadaşlar, bu olayı cemaat-AKP hesaplaşması gibi küçültmenin bir mantığı yok. On bir yıldan bu yana adım adım demokrasiden uzaklaşmanın doğal sonucudur yaşadıklarımız ama keşke benim ülkem böylesi çirkinlikleri yaşamasa.

Bakınız, özelleştirmelerle başladı. Özelleştirmelerde Balıkesir SEKA’ya 133 milyon dolar değer tespiti yapıldı, yandaş Albayraklara 1 milyon 105 bin dolara verildi, bir daire parasına.

TÜPRAŞ’ın yüzde 65’i 1 milyar 305 milyon dolara satıldı. PETROL-İŞ Sendikamız dava açtı, Danıştay iptal etti. Bir yıl sonra yüzde 49’u bu sefer 4 milyar 100 milyon dolara satıldı. Aradaki 3 milyar doların hesabı sorulmadı. Deniz Feneri’nin hesabı sorulmadı.

2002 yılı 3 Kasım seçimlerinden önce iki genel başkan, o günkü Genel Başkanımız Sayın Deniz Baykal’la birlikte Başbakan kürsüye çıktığında, dokunulmazlıkları kaldırmak için anlaştılar; kim iktidar olursa dokunulmazlıkları kaldıracaktı. Ne oldu? Dokunulmazlıkları kaldırsaydık ne olurdu? Bugün bakanların çocuklarına, yarın belki başka bakanlara kadar uzanacak bu yüz kızartıcı halkalar yaşanmayabilirdi. Ne dedi Başbakan o zaman? “Dokunulmazlıkları kaldıralım da bir gecede polis bizi evden toplasın mı?” dedi. Kaldırmadınız ama on iki yıl sonra geldiğiniz noktada dokunmak zorunda kaldılar. Eğer o gün dokunulmazlıklar kalkmış olsa temiz siyaset Türkiye’ye yerleşir, hepimiz yüzü ak, başı dik, gerine gerine siyaset yapardık. Belki çocuklarınız da dokunulmazlık zırhının altına saklanarak böylesi yüzünüzü kızartacak işlere girişmezlerdi.

Değerli arkadaşlar, gerçekten, bu ülke bizim ülkemiz yani bizim ülkemizde demokrasi, insan hakları elbette gelişmeli. Bakınız, arkadaşlar açlık grevinde. Neden? Hukuk zedelendi bu ülkede, yargı taraflı hâle geldi. Anadolu’nun bir yerinde başka bir yargı ya da hüküm, bir başka yerinde bir başka hüküm uygulanır ve böylesi bir noktaya taşınırsa ülke, elbette adalet hepimiz için aranır bir noktaya düşer. Bugün haksızlığa uğradığı için hakkını hukuk yoluyla arayanları horlar, iter kakarsanız yarınlarda umarım sizler aynı duruma düşmezsiniz. Ben orada mücadele eden arkadaşların bu haklı mücadelesini İzzet Çetin olarak yürekten destekliyorum. (BDP sıralarından alkışlar) Gelin, bu ülke hepimizin, barışı, dostluğu, dayanışmayı güçlendirelim, demokrasiyi ve özgürlükleri genişletelim, kirli siyasetten arınmak için dokunulmazlıkları kaldıralım, şu kürsüde konuşma dışında herkes hesabını versin, Başbakan bile olsa.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP ve BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına, Manisa Milletvekili Sayın Erkan Akçay.

Buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA ERKAN AKÇAY (Manisa) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

2014 Bütçe Kanunu’nun 8’inci maddesi üzerine söz aldım ve 8’inci madde de mali kontrole ilişkin hükümleri düzenliyor. Tabii, mali yapının, bir devlet yapısının öncelikle şeffaf olması gerekir, hesap verebilir olması gerekir ve denetlenebilir olması gerekir. Denetim ve kontrol, devlet olmanın en temel gereklerinden biridir ve denetimin yok sayıldığı bir mali model, hukuk ve demokrasi dışıdır ve yozlaşmanın çok ciddi bir belirtisidir.

Değerli arkadaşlar, 2014 bütçesi giderleri 436 milyar liradan oluşuyor, 403 milyar lira da bütçe gelir toplayacak.

Şimdi, ben  buradan sizlere ve vatandaşlarımıza soruyorum: Devletin bu bütçesini, 436 milyar harcamasını ve 403 milyar liralık gelirini AKP Hükûmetine emanet edebilir miyiz bu yaşadığımız süreç sonunda? Yani, artık ortaya da çıktı ki -biz yıllardır tabii bunu söylüyoruz ve iddia ediyoruz- âdeta kediye ciğer emanet edilir bir duruma gelmiştir ve yaşadığımız olaylar nedeniyle artık AKP iktidarına para pul emanet edilemez çünkü şeffaf değil, denetlenebilir değil, hesap verebilir değil.

Bir yöneticiye, bir Hükûmete üç şey emanet edilir değerli arkadaşlar: Bir, para; iki, iş; üç, insan. On bir yıllık AKP iktidarının geldiği nokta da, artık, bu Hükûmete -o kadar bir yıpranmışlık içerisindedir ki- para, iş ve insan emanet edilemez. Son yapılan operasyonlarla ilgili iddialar üstü örtülemeyecek kadar vahimdir değerli arkadaşlar; mugalata ve polemik yapılacak bir konu da değildir. Çok ciddi iddialar vardır; rüşvet, ihaleye fesat karıştırma, kara para aklama, tarihî eser kaçakçılığı ve bu iddialara karışan 49, 50’den fazla insanın operasyona  uğradığı  insan gruplarına baktığımızda bir üçlü grup görüyoruz; -dün de ifade ettiğim gibi- siyasetçi, iş adamı ve bürokrat iş birliği yani bu yolsuzluğun meydana gelmesi için gerekli olan üç faktörün de oluştuğunu görüyoruz. 3 bakan çocuğu gözaltına alınıyor ve 1 bakanla ilgili çok vahim rüşvet iddiaları var, inşallah doğru değildir ve pek çok ünlü iş adamı ve bürokrat da göz altına alındı.

Değerli arkadaşlar, imar usulsüzlükleri, rant yolsuzlukları, yerel yönetimlerin imarı açmadığı arazilerin rüşvetle bakanlık üzerinden illegal olarak imara açılması iddiaları var. Hatırlıyor musunuz değerli arkadaşlar, iktidar ve muhalefet olarak, ben, 2007’den bu yana, çok iyi hatırlıyorum, TOKİ’yle ilgili düzenlemelerde, Çevre Şehircilik Bakanlığının, eski Bayındırlık Bakanlığının görev ve yetkilerinde, Belediye Kanunu’nda pek çok değişiklikler yaptı AKP iktidarı ve biz bunlara itiraz ettik, TOKİ’ye, Çevre ve Şehircilik Bakanlığına imar düzenleme yetkileri verildi ve eleştirdik. Şimdi bu yapılan operasyonlardan ve ortaya atılan iddialardan da anlıyoruz ki AKP iktidarı TOKİ’yle ilgili bu imar düzenlemelerini, bakanlığa yetki veren düzenlemeleri demek ki bunun için yapmış şüphesi artık ayan olmaya başladı. Bir yerde imar, inşaat, rant varsa orada durmak gerekir.

On bir yıldır iktidarsınız. On bir yılda seçimleri kazanmanın rahatlığı, kibri ve hatta şımarıklığıyla maalesef AKP iktidarı, ülkenin tapusunu aldığı zehabına, vehmine kaptırmıştır kendisini. Savcılar değiştirilerek soruşturmanın seyri değiştirilmek isteniyor. Biraz önce öğreniyoruz ki bazı savcılar ilave ediliyor ve bu soruşturma sulandırılmak isteniyor. 3 bakanla ilgili fezleke hazırlığını duyuyoruz. Bu konu, bu iş, MİT Müsteşarını bir gecede burada soruşturmadan kurtarmaya benzemez, benzemeyecek.

Her şey elinizde, iktidar, tek başına iktidar, siz de kurumlar üzerinde her türlü imkâna ve tahakküme sahipsiniz. Ancak Sayın Başbakan diyor ki: “Bizim Allah’ımız var.” Peki, bizim Allah’ımız da var. Savcıların, polislerin, hâkimlerin Allah’ı yok mu değerli arkadaşlar? Allah herkes içindir.  Herkes kendisi içindir. Hiç kimse siyasi cambazlık yapmaya kalkmasın. 

İstanbul’da Emniyet Müdürlüğü Mali Şube, Kaçakçılık, Organize Suçlar, Asayiş, Terörle Mücadele Şube müdürleri derhâl görevden alınıyor. Suçluluğun ve suçüstü olmanın telaşı vardır. Neden görevden alınıyor? AKP Hükûmeti çok ciddi bir şaibe altındadır fakat aynı Hükûmet, bu yolsuzlukları örtmenin gayreti içindedir.

Şimdi de eğer siz bu savcıları da değiştirirseniz ve soruşturmanın seyrini, yönünü başka yönlere çekip üstünü de örtmeye kalkarsanız, vallahi, bu da artık sizi kesinlikle kurtarmayacaktır. O nedenle, biraz önce sorum da da ifade ettiğim gibi, Adalet Kalkınma Partisi Türkiye Büyük Millet Meclisi Grubu da bu konuda sessiz kalmamalıdır, haksızlık karşısında susmamalıdır. Haksızlık karşısında susmanın kültürümüzde ne demek olduğunu hepimiz biliyoruz. 2 sayın bakan, çocuklarıyla ilgili “Bir şey çıkmaz.” diyor. “Bir şey çıkmaz.” demek bu soruşturulan konunun mahiyeti hakkında bilgi sahibi olduğunu gösterir. “Bir şey yok.” diyemiyor, “Bir şey çıkmaz.” diyor. Bilip bilmediğini de bilemiyoruz ama bu söz dahi görevlileri etki altına almaya yönelik mesajlardır. Şu anda hâkimler, savcılar, emniyet personeli, kamu görevlileri çok ciddi bir baskı altındadır. Ben Hükûmeti bu soruşturmalardan elini çekmeye davet ediyorum ve hakkında çok ciddi iddialar bulunan bakanları da derhâl istifa etmeye davet ediyorum.

Tabii, son yıllarda bu yolsuzluk artık ülkemizi saran bir virüs hâline geldi ve toplumsal ve ekonomik dokular ciddi olarak tahrip edilmektedir ve bu yolsuzluklar istikrarsızlık yaratıyor; güvenlik, iktisadi ve insani boyutun pek çok yönünü olumsuz etkiliyor. Birçok kurum ve kuruluşta meydana gelen yolsuzluklar, ülke ekonomisini tehdit ettiği gibi, kamuoyunda Hükûmete ve Türkiye Büyük Millet Meclisine olan güveni de sarsmaktadır.

Bu düşüncelerle hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Şahısları adına ilk söz Van Milletvekili Sayın Fatih Çiftci’ye aittir.

Buyurun Sayın Çiftçi. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

FATİH ÇİFTCİ (Van) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2014 Mali Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı’nın 8’inci maddesi üzerinde şahsım adına, lehte konuşmak üzere söz almış bulunmaktayım. Yüce heyetinizi ve televizyonları başında bizi izleyen aziz milletimizi saygıyla selamlıyorum.

Bütçenin 8'inci maddesi mali kontrole ilişkin hükümleri içermekte ve düzenlemektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bütçe yapma hakkı demokrasilerin olmazsa olmazıdır. İktidarların topladığı vergileri ve kamu kaynaklarını nerede harcadığını ve nasıl kullandığını toplumun ve temsilcilerinin bilmesi demokrasinin gereğidir.

2014 bütçesi AK PARTİ’nin 12’nci bütçesidir. AK PARTİ hükûmetleri bu bağlamda yaptıkları disiplinli, popülizmden uzak, şeffaf, insan odaklı, yatırım ve istihdamı destekleyen bütçelerle bugüne kadar hizmet etmiş ve ülkemizi kalkındırmıştır. Uygulanan disiplinli mali politikalar sayesinde istikrar sağlanmıştır. 2014 bütçesinde de bu görülmektedir. Ayrıca, bu ekonomik gelişmeye paralel olarak, ülkemizin demokratikleşmesi ve ileri demokrasiye ulaşması için reformlar yapılmış ve yapılmaya da devam edilmektedir. Temel hak ve hürriyetlerin korunması, yasakların kaldırılması ve özgürlükler ortamının doğması için anayasal ve yasal reformlar yapılmıştır. AK PARTİ hükûmetleri döneminde yapılan reformlar ve politikalar sonucunda ekonomimiz istikrar kazanmış  ve sürekli büyümüştür. Dünyadaki ekonomik krize rağmen, iktidarımız süresince ortalama yüzde 5,1 büyüme sağlanmıştır. Ülkemizde hükûmetlerimizin yapmış olduğu bütçeler ve aldığı kararlarla vergi yükü azaltılmıştır. Türkiye, OECD ülkeleri arasında en düşük vergi yüküne sahip 6’ncı ülkedir. Aynı şekilde, istihdam üzerindeki vergi yükü de azaltılmıştır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;  AK PARTİ hükûmetlerinin bütçeleri, ülkemizin her köşesine ihtiyaç duyduğu yatırımı götüren, reel kesimi destekleyen, ekonomik ve sosyal kalkınmaya odaklanmış, toplumsal refahı, ekonomik, idari, mali istikrarı gözeten bütçelerdir. AK PARTİ’yle birlikte makro dengeler çok iyi bir konuma gelmiş, ihracat rekor seviyeye ulaşarak 2012’de 152,5 milyar dolar olmuştur. Faiz oranları çok yüksek seviyelerden tek haneli rakamlara düşmüş, millî gelir 3.500 dolardan 10.700 dolara ulaşmıştır.  Milletimizin vergileri ve kamu kaynakları yatırıma dönüşmüştür. Altyapı ve üstyapı, istihdamı artıran yatırımlar yapılmış ve desteklenmiştir. Başta eğitim, sağlık, ulaşım, tarım, enerji, kentsel dönüşüm ve TOKİ yatırımlarıyla ülkemizde çok önemli yatırımlar yapılmış, 2014 bütçesinde de yatırımlar için 44,3 milyar TL yatırım ödeneği ayrılmıştır.

Hükûmetimizin yaptığı bazı hizmetleri anlatmak gerekirse; en büyük pay eğitime ayrılmış, eğitim kurumlarında fiziki şartlar ve derslik sayısı eskisiyle kıyaslanmayacak derece de arttırılmış, ücretsiz kitap verilmeye başlanmış, her ile bir üniversite, yükseköğrenim yurtları yapılmış, üniversitelerde harç paralarının kaldırılmasıyla eğitim alanında çok büyük reform yapılmıştır.

Sağlıkta çok önemli yatırımlar yapılmış, SSK ve devlet hastaneleri birleştirilmiş, her ilde yeni hastaneler oluşturulmuş, şimdi ise şehir hastaneleri yapılmaktadır. 2014 bütçesinde de en büyük ikinci pay sağlık harcamalarına ayrılmıştır.

Ulaşımda, kara yolları, deniz yolları, hava yolları ve demir yollarında yapılan yatırımlarla âdeta çağ atlatılmıştır. Sadece kara yollarından bir kıyaslama yaparsak 6.100 kilometre olan kara yolları bölünmüş yolları 22.845 kilometreye ulaşmıştır.

Bölgeler arası gelişmişlik farkı azaltılarak gelişmemiş bölgeleri kalkındırmak için Hükûmetimizce çok önemli yatırımlar yapılmış; GAP, DAP, DOKAP ve KOP illerinde yatırım ödenekleri on bir yılda 6 kat arttırılmıştır.

Hükûmetlerimizin uygulamaya koyduğu yatırım teşvik sistemi ile yatırımlara hiçbir zaman olmadığı kadar destek verilmiş, bu bağlamda 5‘inci ve 6’ncı bölgelerdeki doğu ve güneydoğu illeri de desteklenmiştir.

Yeni teşvik sistemiyle vergi ve sosyal güvenlik primi faiz indirimi, yatırım için arazi tahsisi gibi destekler de sağlanmıştır. Engelli ve özürlüler için çok önemli yatırımlar yapılmış ve kaynaklar aktarılmıştır. Kamu çalışanları ve emekliler enflasyona karşı ezdirilmemiş, 2014 bütçesinde bu konuda iyileşmeler sağlanmıştır.

Çiftçilerimiz de Hükûmetimizce desteklenmiştir. 2014 bütçesinde bu destekler devam edecektir. 2014 bütçesinde de çiftçilerimize 9,7 milyar TL destek ayrılmıştır.

2002’de 23 milyar dolar olan gayrisafi yurt içi hasıla 2012’de 62 milyar dolara ulaşmış, böylece tarımsal büyüklükte Avrupa'nın 1’incisi, dünyanın 7’nci ülkesi konumuna ülkemiz ulaşmıştır.

Tüm bu duygu ve düşüncelerle 2014 bütçesinin ülkemize ve milletimize hayırlı olmasını diler, yüce heyetinizi saygıyla selamlarım. (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Şahısları adına son söz İstanbul Milletvekili Sayın Abdullah Levent Tüzel, buyurun. (BDP sıralarından alkışlar)

ABDULLAH LEVENT TÜZEL (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle, dün başlamış olduğumuz açlık grevinden söz etmek istiyorum. Bildiğiniz gibi, başvuruya rağmen bırakılmayan 5 vekil arkadaşımızın -iki buçuk yıldır tutuklu bulunan vekil arkadaşlarımızın- bırakılmasına dönük ve Meclisin harekete geçmesine dönük bir açlık grevi başlattık. Bugün de sürdürüyoruz. Dayanışma gösteren, sahip çıkan bütün milletvekillerine ve -Türkiye  halkı ayakta- bütün herkese teşekkür ediyoruz. Meclisin, burada, hızla harekete geçmesi gerekiyor. Artık, bu seyirciliğe son verilmesi lazım. Açıkça, çifte standart ve ikiyüzlülüğe son verecek adımların atılması gerekiyor. Öncelikle de, bu Terörle Mücadele Kanunu’nun ve özel yetkili mahkemelerin ortadan kaldırılması, bu adil olmayan ve insan haklarıyla bağdaşmayan uygulamalara son verilmesi, halkın temsilcilerinin göreve gelmelerinin sağlanması lazım. Bu bütçe görüşmeleri de bitmeden vekil arkadaşlarımızı burada bekliyoruz.

Biz bu açlık grevine başlamışken Türkiye  gündemi, bildiğiniz gibi, rüşvet, ihale, yolsuzluk skandalı ve bunun operasyonuyla sarsıldı. Bir kez daha TOKİ, belediyeler, bakan çocukları, danışmanları, müteahhitler, bunların içerisinde olduğu bir yolsuzluk zinciri karşımıza çıktı. Bunlar bilinmedik şeyler değildi. Türkiye’de, iktidarlar, hep, bildiğimiz gibi, bu türden yolsuzluk ilişkileri içerisinde iktidarlarını sürdürdüler. Bir kez daha kamu arazilerinin, orman alanlarının peşkeş çekilmesi karşımıza çıktı.

Bütçede konuştuğumuz -daha dün konuşulan- Kamu İhale Kurumu ve Kamu İhale Yasası, torba yasalarla tam 50’yi aşkın kez değiştirilen bu yasa, hatırladık… TOKİ gibi büyük bir kurumun doğrudan Başbakanlığa bağlı olduğunu biliyoruz. Bu iktidarın temiz olmadığı, hep konuşulan “yetim hakkı yedirmeme” işinde, aslında birinci dereceden sorumlu olduğu açığa çıkıyor. Aslında, bir iç hesaplaşmanın yansıması gibi karşımıza çıkıyor. Ama bu bilinenlerin, bu şimdi ortaya ifşa edilenlerin sadece bununla sınırla olmadığını ve bütün yönleriyle açığa çıkarılması gerektiğini açıkça hepimiz ortaya koyuyoruz ve talep ediyoruz.

AKP’yi oluşturan, bugünkü iktidarı oluşturan güçlerin ekonomik temelleri sarsılıyor ve birbirlerine saldırıyorlar. Ancak, Başbakanı ve Hükûmeti Yüce Divana götürecek şekilde bu soruşturmanın ilerletilmesi ve bütün yönleriyle açığa çıkarılması gerekiyor. Meclisin de, bütün vekillerin de böyle bir irade otaya sergilemesi lazım ama bakıyoruz biz, emniyet müdürleri görevden alınıyor, savcılar değiştiriliyor, böylesi bir müdahaleyle karşı karşıyayız, bildiğimiz manzaralar yaşanıyor. Yani, bakanların görevde kalmaması yetmez ama aynı şekilde, bir bütün olarak Hükûmetin soruşturulması ve bir mercek altına yatırılması gerekir.

Diğer taraftan, Meclise düşen görev, elbette demokratik adımların hızlı bir şekilde atılmasıdır bu dediğimiz yasal düzenlemelerin yapılması ve vekillerin özgürlüğüne kavuşturulması açısından.

Değerli milletvekilleri, şimdi, Bakana daha öncesinde sorduğumuz bir soru var onu bir kez daha hatırlatmak istiyoruz. Daha doğrusu Başbakanlığa sorduk, onun adına bakan yanıt verdi. 10 Ekim tarihli sorumuzda, 2011 yılı Sayıştay raporlarında geçen 87 tane şirketin 2,5 milyar liralık borcunun 2,4 milyarı tamamen silinmiş. Bu nasıl bir silinme, bu nasıl bir uzlaşma? Yani, burada bir yolsuzluk araştırması gerekmiyor mu? Aslında, bakıyoruz, yolsuzluğun adı uzlaşmaya çıkmış ya da vergi mahremiyetiyle bunun üzeri örtülmek isteniyor.

İşte bu bütçe görüşmeleri sırasında halkın emeğini, vergisini, alın terini, geleceğini korumak adına, biliyorsunuz, kamu emekçileri, 19 Aralıkta yani yarın greve çıkıyorlar. Bu grev aslında halkın grevine dönüştürülmeli, bütün bu yolsuzlukların derinleştirilmesi, Hükûmetin hesap vermesi ve halkın ödediği vergilerin bu yolsuzluklara kurban edilmemesi için bu greve sahip çıkılması gerekiyor. Meclis bu görevlerini yapmazsa o zaman ne olacak? Elbette bizim yapmış olduğumuz açlık grevi yetmeyecek, o zaman doğrudan Meclisin, doğrudan grevi… Meclis bu grevi hak edecek, Meclis bu boykotu hak edecek.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ABDULLAH LEVENT TÜZEL (Devamla) – O nedenle bu bütçeye onay vermiyoruz. Bu bütçenin arkasında halkın yakasına yapışmasını talep ediyoruz.

Hepinize teşekkür ediyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Soru-cevap işlemine geçiyorum.

Sayın Işık…

ALİM IŞIK (Kütahya) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakan, kamu iktisadi teşekküllerinde 399 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’ye göre 2 sayılı cetvele tabi çalışan personelin maaşları ve kesintileri arasında maaş artışları dikkate alındığında önemli ölçüde kayıp olduğu; örneğin, Aralık 2013 maaşından kesilen verginin yaklaşık 900 TL olduğu söylenmekte. Bu personelde maaş artışı ve kesinti nedeniyle oluşan dengesizlik nasıl giderilecek, bu konuda bir çalışmanız var mı?

Ayrıca, KİT’lerde çalışan personele ödenen ek tazminat ve ek ödemelerin emekli maaşına yansıtılmasıyla ilgili bir çalışma olabilecek mi?

İkinci sorum: Özellikle son dönemde İran’a uygulanan ambargonun sonucu olarak İran’la alışveriş yapan ülkelerin bankalar aracılığıyla para transferi yapamadığı, dolayısıyla Türkiye’nin de İran’la yaptığı alışverişlerde altınla bu işi çözüldüğü ve bunda da Halkbankın aracı olduğu iddiaları var. Bu konuda son durum nedir?

BAŞKAN – Sayın Halaman…

ALİ HALAMAN (Adana) – Başkanım,  teşekkür ederim.

Sayın Bakanım, deniz sınırlarımızda, kara sınırlarımızda son günlerde aşırı disiplinsizlik, güvensizlikten dolayı mazot kaçakçılığı daha çok öne çıkmıştır, bu da haksız rekabete sebebiyet veriyor. Bunu nasıl halledeceksiniz Sayın Bakanım?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Akçay…

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

1928 tarihinde kurulan ve 1939 yılında Bakanlar Kurulu kararıyla kamuya yararlı dernek statüsü edinen Türk Maarif Cemiyeti ve en son Türk Eğitim Derneği ana tüzüğünde belirtilen amaçları yerine getirirken yapılan çelenk bağışları ve Avrupa Birliği ülkeleriyle birlikte yürüttüğü burs programları ticari faaliyet kapsamında değerlendirilip kurumlar vergisine tabi tutulmaya zorlanmaktadır ve iktisadi işletme sayılmaktadır. Bu kadar baskı ve zorlama Türk Eğitim Derneğine nereden kaynaklanmaktadır? Bildiğiniz üzere, vergi adaleti, eşitlik ve genellik açısından bu uygulamayı bütün benzeri kurumlar için uyguluyor musunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Kaplan.

MEHMET HİLAL KAPLAN (Kocaeli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakan, özelleştirme mağduru yaklaşık 24 bin 4/C’li, Hükûmetin birçok açıklamasında kendilerine verdiği kadro sözünü bir türlü tutamadığından yakınıyor. Maaşları yarı yarıya inen, iş hakları amirlerinin iki dudağı arasında bulunan 4/C’lilerin neredeyse memurların yarısı kadar maaş aldıkları biliniyor. Aile yardımı almayan, çocuk yardımı almayan, izin hakları olmayan 4/C’liler bu özelleştirmenin faturasını ağır olarak ödeyenlerden biri. Hükûmetiniz olarak, Maliye Bakanı olarak 4/C’lilere verdiğiniz bu sözü tutma konusunda bir çalışmanız var mı?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Öğüt...

KADİR GÖKMEN ÖĞÜT (İstanbul) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Sayın Bakan, Hükûmetinizin başı partinizden istifa eden milletvekili Hakan Şükür’le ilgili olarak ''Böyle bir şeyi kendisine yakıştıramadım. Bir insan bir partinin bayrağı altında seçime giriyorsa ondan sonra o parti ile birlikte hareket eder; ayrılıyorsa sadece o partiden ayrılmaz, eğer dürüstse, altını çiziyorum, eğer dürüstse o zaman Parlamentodan ayrılır, milletvekilliğinden ayrılır çünkü bağımsız olarak bu Parlamentoya gelmiş birisi değilsin. Ama tabii, bu herkese nasip olan bir şey değil. Gene tekrar ediyorum, ama tabii, bu herkese nasip olan bir şey değil. Olması gereken budur.” demiştir. Siz de aynı görüşte misiniz? Daha yakın zamanda Adıyaman’dan seçilen CHP milletvekili AKP’ye geçmiştir. Bu milletvekili neden nasiplenmiştir, açıklayabilir misiniz?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

KAMER GENÇ (Tunceli) - Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, aslında, ben, Tayyip Erdoğan’ın hangi olay vuku bulursa istifa edeceğini öğrenmek istiyorum? Şimdi, Sadullah Ergin belediye başkanı adayı, geliyor, Hâkimler ve Savcılar Kurulunu topluyor. Hâkimler ve Savcılar Kurulu bundan  on beş yirmi gün önce tüm kadrosuyla Amerika’ya çok lüks bir geziye gönderilmişti. Evvela Bakandan öğrenmek istiyorum: Bu gezi Türkiye’ye kaça  mal oldu?

Bir de yani normal bir akıl, izan ve halk karşısında sorumluluk sahibi, halka saygısı olan bir hükûmet bir soygunla karşı karşıya kaldığı zaman onun ortaya çıkması için başarı gösterir ama bu, istifa etmiyor, emniyeti görevden alıyor. Burada Hükûmet sözcüsü diyor ki: “Efendim, bu adalete intikal etmiş.” Adalete intikal etmemiş, adaletin elinden almaya çalışıyorsunuz. Bu olayı ortaya çıkaran emniyet görevlilerini görevden alıyorsunuz. Hâkimler ve Savcılar Kurulunu toplayıp ondan sonra savcıları görevden alacaksınız. Peki, nasıl bu yargı işleyecek, onu öğrenmek istiyorum efendim.

BAŞKAN – Sayın Bakan, buyurun.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Birinci sorudan başlayacağım. Şimdi, gelir vergisi çerçevesinde tüm kazançlar gibi ücretler de artan oranlı vergiye tabidir. Yani dolayısıyla bu husus sadece KİT’lere özgü değil, aslında hem özel sektör hem kamuda gelir vergisi oranları artan oranlı olduğu için yüzde 15’ten başlayıp yüzde 35’e kadar çıkıyor. Dolayısıyla gelir düzeyine bağlı olarak zaman içerisinde daha yüksek vergi dilimlerine girilebiliyor. Bundan dolayı bu bahsettiğiniz durum yaşanıyor ama sadece KİT’lere özgü değil. Şimdi, KİT’lerde ödenen ek ödeme, ek tazminatların emekliliğe yansıtılması konusunda şu anda bir çalışma yok. Bildiğiniz gibi bu ödemeler vergiye de tabi değil. Dolayısıyla bu çerçevede şu anda üzerinde durduğumuz bir çalışma söz konusu değil.

Geçici personelle ilgili soru soruldu. Biliyorsunuz, 2004 yılına kadar özelleştirme sonucu kıdem tazminatı, ihbar tazminatı ödenenlere kamuda çalışma imkânı sağlanmıyordu. Sendikaların girişimiyle, Hükûmetimizin uygun bulmasıyla birlikte bir düzenleme yapıldı ve eskiden de özelleştirme nedeniyle kıdem, ihbar tazminatını alıp da kamudan bir şekilde işine son verilenler tekrar kamuya alındı, alınırken 4/C kapsamında alındı ve o gün için bayağı çok önemli, çok iyi bir gelişme olarak addedildi hem sendikalar tarafından hem bütün ilgili kesimler tarafından. Zaman içerisinde aslında 4/C’lilerin durumunda epey bir iyileştirme yaptık.

Şunu söyleyeyim: Mesela, 2014 yılı için, biz, normal olarak, diyelim ki memur maaş artışının 2 katına yakın bir artış yaptık. Mesela 2014 yılı için 350 lira artırılmış. Ayrıca, aile yardımı ödeneği de getirilmiştir. Dolayısıyla, eskiden olmayan birtakım imkânlar da şu anda verilmiştir. Ben şöyle söyleyeyim: İlköğretim mezunu olanlar ilk alındıklarında, 2004 yılı Aralık ayında 350 lira alıyorlardı; Ekim 2013 itibarıyla 1.033 lira alıyorlar, Ocakta 1.547 lira alacak ilkokul mezunları. Lise ve dengi okul mezunları 2004 yılı Aralık ayında 397 lira alıyorlardı, Ekim itibarıyla 1.144 lira alıyorlar, yine Ocak 2014’te 1.658 lira alacaklar.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Böyle fuzuli şeylerle zamanı dolduruyor, ondan sonra sorularımıza cevap vermiyor.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Yükseköğrenim mezunları 443 lira alıyorlardı, şimdi 1.254 lira alıyorlar ama 2014’ün başında 1.768 lira alacaklar. Dolayısıyla, gerçekten 4/C’li çalışanlarımıza yönelik olarak çok ciddi artışlar söz konusudur ve burada hem fazla çalışma ücreti getirilmiş, aile yardımı getirilmiş, bütün bunlar, yani mali haklarında çok ciddi iyileştirmeler yapılmıştır fakat şu an itibarıyla kadro noktasında bir çalışmamız söz konusu değildir.

Altın ihracatına ilişkin soruldu ama ben soruyu tam olarak alamadım. Onun için kusuruma bakmasınlar. Yani sorunun son kısmını anlayamadığım için cevap veremeyeceğim.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Sonra bir daha sorarım.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Yine bir değerli arkadaşımızın uzlaşmayla ilgili bir hususu vardı.

Değerli arkadaşlar, dün burada da ifade ettim. Uzlaşma müessesi 1961’den beri hukukumuzda var ve uygulanıyor.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Ama sizin kadar suistimal eden olmadı. 5 milyar doları, Citibank’ın bir kalemde sildiniz, 5 milyar dolar, Citibank’ın borcu. Bir de yandaş bir tüccarın 700 milyonunun sildiniz, onları açıkla.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Bunun nasıl yapılacağına ilişkin 1999’da en son yönetmelik değişikliği yapılmış.

Değerli arkadaşlar, uzlaşma müessesinde, yazılan inceleme raporunun ilgili mevzuata uygun olup olmadığı, idarenin konu hakkındaki uygulamaları ve görüşü, olayın yeterince delillendirilip delillendirilmediği, tarhiyatın yargı mercisinde dava konusu yapılması hâlinde, idarenin lehine sonuçlanıp sonuçlanmayacağı gibi hususlar dikkate alınarak, tabii ki cezalardan, faizden, bazen de -orada eğer bir hata varsa onu dikkate alarak- ana paradan indirimler yapılıyor. Ama dün de ifade ettim, yakında, inşallah, 2014 yılında Vergi Usul Kanunu’na ilişkin çalışmayı bitireceğiz, buraya getireceğiz, burada bir irade oluşsun ve ben Maliye Bakanı olarak bu uzlaşmanın külliyen kaldırılmasına tarafım.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Mahkemeler var, hukuk mahkemeleri var, Danıştay var. Ne işe yarıyor onlar?

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Bakın, açık ve net olarak söylüyorum.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Parayı alan merkez uzlaşmadan cebine atıyor, ondan sonra devletin memurları  da siliyor.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) - Eğer Hükûmetimiz ve sizler yani Meclis olarak bu yönde ortaya irade koyarsanız ben uzlaşma müessesesinin tamamen kaldırılmasından yanayım.

Dolayısıyla, bu konularda benim pozisyonum açık ve nettir değerli arkadaşlar. Ama 1961’den beri…

KAMER GENÇ (Tunceli) - Sayın Bakan, on bir senedir oradasın. Bu yolsuzluklar varken niye şimdiye kadar harekete geçmediniz?

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) - Sayın Genç, bakın, cevap veriyorum.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Ama yazık yani! Bu devletin giden parasına yazık!

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Ama, bakın, böyle bir usul yok.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayıştay raporlarından birisi bu! Gizlediğiniz raporlardan birisi bu!

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Siz soru sorarken ben dinliyorum, şu anda siz beni dinlemiyorsunuz ve oradan bana bağırıyorsunuz. Yanlış bu yaptığınız.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Hayır bağırma değil ama içimiz yanıyor. Milletin kanını emdiniz yahu!

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Sayın Başkan, böyle bir usul yok. Yani gerçekten ben arkadaşların sorularına samimi olarak cevap vermeye çalışıyorum, arkadaşların oradan bağırmaları hiç hoş değil.

BAŞKAN – Siz de cevap vermeyin. Siz sorulara cevap verin. Karşılıklı konuşmayın. Bitti zaten süreniz, on beş saniye kaldı.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Evet, dolayısıyla, benim sorularla ilgili söyleyeceklerim bu kadar Sayın Başkan.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Efendim, Hâkimler ve Savcılar Kurulunu Amerika’ya gönderdiler. Onların masrafını soruyorum, söylesin.

BAŞKAN – Zamanı doldu. Bağrıştınız, zaman doldu.

Evet, madde üzerinde iki önerge vardır, sırasıyla okutup işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan “2014 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı”nın 8’inci maddesinin dördüncü fıkrasının sonuna aşağıdaki cümlenin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

                  Erkan Akçay                                      Oktay Vural                                   Yusuf Halaçoğlu

                      Manisa                                               İzmir                                               Kayseri

               Mesut Dedeoğlu                                   Sümer Oral                                         Alim Işık

              Kahramanmaraş                                      Manisa                                             Kütahya

                Mehmet Günal                                Mustafa Kalaycı

                      Antalya                                              Konya

“Kamu kurum ve kuruluşlarında asli ve süreklilik arz eden görevlerde taşeron eliyle personel çalıştırılması amacıyla hizmet satın alınamaz.”

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan “2014 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı”nın 8’inci maddesinin (1) numaralı fıkrasının (a) bendinin madde metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                                                                                                                            Ferit Mevlüt Aslanoğlu

                                                                                                                                       İstanbul

BAŞKAN – Komisyon katılıyor musunuz?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MEHMET MUŞ (İstanbul) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet?

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Anayasanın 161. maddesinin ikinci fıkrasında, "Malî yıl başlangıcı ile merkezi yönetim bütçesinin hazırlanması, uygulanması ve kontrolü kanunla düzenlenir." kuralına yer verilmiştir.

Anayasanın sözünü ettiği merkezi yönetim bütçesinin hazırlanması, uygulanması ve kontrolüne ilişkin kanun, 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunudur.

Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu Tasarısının yasalaşması, Avrupa Birliği Uyum Şartları arasında yer almış; IMF İcra Direktörleri Kurulu'nun 6. gözden geçirmeyi onaylamasında ön şart olarak kabul edilmiş, yasalaşması için 3 Ağustos 2002 tarihinde TBMM'ye sunulmuş, 10.12.2003 tarihinde yasalaşmış ve 1.1.2006 tarihinde bütün maddeleriyle yürürlüğe girmiştir.

Kanun ile uluslararası standartlara ve Avrupa Birliği normlarına uygun olan, mali saydamlığa ve hesap verebilirliğe dayanan, kamu kaynaklarının etkili, ekonomik, verimli ve yasalara uygun şekilde elde edilmesi ve kullanılmasını sağlayan ve TBMM'nin bütçe hakkından kaynaklanan denetim yetkisini kullanabilmesine güvence oluşturan bir kamu mali yönetim sistemi kurulması amaçlanmıştır.

5018 sayılı Kanunun temelinde, "stratejik planlama ve performans esaslı çok yıllı bütçeleme" yatmaktadır. Kanuna göre kamu idarelerinin bütçeleri, kalkınma planı-stratejik plan-performans programı-bütçe gibi birbirine bağlı ve birbirini tamamlayan ve yukarıdan aşağıya hiyerarşik bir yapı oluşturan bütünsel bir süreç olarak tasarlanmıştır.

Buna göre, kamu idareleri, stratejik amaçlar ve ölçülebilir hedefler saptamak, performanslarını önceden belirlenmiş göstergeler doğrultusunda ölçmek ve bu sürecin izleme ve değerlendirmesini yapmak amacıyla uzun süreli stratejik plan (md. 9/1) ile stratejik plana göre yürütecekleri faaliyet ve projeleri ve bunların kaynak ihtiyacı ile performans hedef ve göstergelerini içeren yıllık performans programı hazırlamak (md. 9/4) ve kamu hizmetlerinin istenilen düzeyde ve kalitede sunulabilmesi için bütçeleri ile program ve proje bazında kaynak tahsislerini, stratejik planlarına, yıllık amaç ve hedefleri ile performans göstergelerine dayandırmak zorundadırlar (md. 9/2).

İdarelerce her yılın sonunda hazırlanacak idare faaliyet raporlarında ise, ilgili idare hakkındaki genel bilgilerle birlikte, kullanılan kaynaklar, bütçe hedef ve gerçekleşmeleri ile meydana gelen sapmaların nedenleri, stratejik plan ve performans programı uyarınca yürütülen faaliyetler ile performans bilgilerini içerir şekilde hazırlanacak (md. 41/4); Sayıştay söz konusu raporları değerlendirerek değerlendirme sonuçları ile birlikte TBMM'ye sunacak, TBMM ise bu raporlar ve değerlendirmeler ile denetim bulguları temelinde, kamu kaynağının elde edilmesi ve kullanılmasına ilişkin olarak kamu idarelerinin yönetim ve hesap verme sorumluluklarını görüşecektir (md. 41/3).

Bununla birlikte, AKP İktidarları merkezi yönetim bütçesini, 5018 sayılı Kanuna göre hazırlamak ve uygulamak yerine, 5018 sayılı Kanunla yürürlükten kaldırılmış olan 1050 sayılı Muhasebe-i Umumiye Kanununa göre hazırlamaya ve uygulamaya devam etmektedir.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir. 

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan “2014 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı”nın 8 inci maddesinin dördüncü fıkrasının sonuna aşağıdaki cümlenin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

Erkan Akçay (Manisa) ve arkadaşları

“Kamu kurum ve kuruluşlarında asli ve süreklilik arzeden görevlerde taşeron eliyle personel çalıştırılması amacıyla hizmet satın alınamaz.”

BAŞKAN – Komisyon, katılıyor musunuz?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MEHMET MUŞ (İstanbul) – Katılamıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet?

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

21. Yüzyılın kölelik düzeni olarak da adlandırılabilecek olan taşeron hizmetinin sosyal devlet ilkesi çerçevesinde kaldırılması amaçlanmıştır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir. 

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir. 

Birleşime bir saat ara veriyorum.

Kapanma Saati: 13.16

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.18

BAŞKAN: Başkan Vekili Meral AKŞENER

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Mine LÖK BEYAZ (Diyarbakır)

----- 0 -----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 35’inci Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

2014 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı’nın görüşmelerine devam edeceğiz.

Komisyon ve Hükûmet burada.

9’uncu maddeyi okutuyorum.

ÜÇÜNCÜ BÖLÜM

Yatırım  Harcamaları, Mahalli İdareler ve Fonlara İlişkin Hükümler

Yatırım harcamaları

MADDE 9 - (1) 2014 Yılı Yatırım Programına ek yatırım cetvellerinde yer alan projeler dışında herhangi bir projeye harcama yapılamaz. Bu cetvellerde yer alan projeler ile ödeneği toplu olarak verilmiş projeler kapsamındaki yıllara sari işlere (kurulu gücü 500 MW üzerinde olan baraj ve HES projeleri, Gebze-Haydarpaşa, Sirkeci-Halkalı Banliyö Hattının İyileştirilmesi ve Demiryolu Boğaz Tüp Geçişi İnşaatı Projesi, Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığınca gerçekleştirilecek şehir içi raylı ulaşım sistemleri ve metro yapım projeleri ile diğer demiryolu yapımı ve çeken araç projeleri hariç) 2014 yılında başlanabilmesi için proje veya işin 2014 yılı yatırım ödeneği, proje maliyetinin yüzde 10'undan az olamaz. Bu oranın altında kalan proje ve işler için gerektiğinde projeler 2014 Yılı Programının Uygulanması, Koordinasyonu ve İzlenmesine Dair Karar esaslarına uyulmak ve öncelikle kurumların yatırım ödenekleri içinde kalmak suretiyle revize edilebilir.

(2) Merkezi yönetim kapsamındaki kamu idarelerinin, yatırım programında ödenekleri toplu olarak verilmiş yıllık projelerinden makine-teçhizat, büyük onarım, idame-yenileme, tamamlama ile bilgisayar yazılımı ve donanımı projelerinin detay programları ile alt projeleri itibarıyla tadat edilen ve edilmeyen toplulaştırılmış projeler ile ilgili işlemlerde 2014 Yılı Programının Uygulanması, Koordinasyonu ve İzlenmesine Dair Karar esasları uygulanır.

(3) Merkezi yönetim kapsamındaki kamu idarelerinin bütçelerine yatırım projeleri ile ilgili olarak yapılacak ödenek ekleme, devir ve aktarma işlemleri 2014 Yılı Programının Uygulanması, Koordinasyonu ve İzlenmesine Dair Kararda yer alan usul ve esaslara göre yatırım programı ile ilişkilendirilir.

(4) 2014 Yılı Yatırım Programına ek yatırım cetvellerinde yıl içinde yapılması zorunlu değişiklikler için 2014 Yılı Programının Uygulanması, Koordinasyonu ve İzlenmesine Dair Kararda yer alan usullere uyulur.

BAŞKAN – Madde üzerinde ilk söz, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Antalya Milletvekili Sayın Osman Kaptan’a aittir.

Buyurun Sayın Kaptan. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA OSMAN KAPTAN (Antalya) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; 2014 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı’nın 9’uncu maddesi üzerine Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz aldım, hepinizi selamlarım.

Sayın arkadaşlarım, yatırımlar, özellikle de sabit sermaye yatırımları çok önemlidir. Çünkü sabit sermaye yatırımları üretim demektir, iş demektir, istihdam demektir, gelir artışı demektir, teknoloji demektir, sermaye birikimi demektir. Hükûmet, yatırımların yaklaşık yüzde 80’ini özel sektöre bırakmıştır. Özel sektör ise kaynak yaratacak, istihdam yaratacak, döviz girdisi sağlayacak, üretime ve ticarete dönük yatırımlar yapmak yerine; genellikle altyapı yatırımları yapmaktadır.

Değerli arkadaşlarım, kuşkusuz ki ülkemizin büyüme ve kalkınma sürecinde ana unsur yatırımlardır. Yatırımlar, tasarruflarla finanse edilmektedir. Türkiye’de yurt içi tasarruflar AKP döneminde dibe vurmuştur. Çünkü insanlarımız, bırakın tasarruf yapmayı zaten zar zor geçinebilmektedirler. 1990’lı yıllarda millî gelir içindeki payı yüzde 23’ler civarında olan yurt içi tasarruflar, 2003-2013 döneminde yüzde 15’lere gerilemiştir.

AKP devri iktidarında icra dosyası sayısı 2,5 kat artarak 21 milyona ulaşmıştır, vatandaşlarımızın bankalara olan borcu ise 50 kat artarak 322 milyar TL’ye ulaşmıştır. Ülkemiz, 2002 yılında Birleşmiş Milletler insani gelişmişlik sıralamasında 88’inci sıradayken, 2012 yılında yine bu listede 90’ıncı sıraya düşmüşse, maalesef, son on bir yılda bırakın iyileşmeyi, durumumuz daha da kötüleşmiştir denebilir. Bu durumda, dünyanın en büyük 16’ncı, Avrupa’nın en büyük 6’ncı ekonomisi olmakla övünmemiz de ne yazık ki anlamsız hâle gelmektedir.

Değerli milletvekilleri, üretimin çok daha ciddi biçimde desteklenmesine, yapısının değiştirilmesine, yeni sektörlerin devreye sokulmasına, bilgi ekonomisine geçişin hızlandırılmasına ihtiyaç vardır. Enerjide dışa bağımlılığı azaltan, boraks ve diğer kıymetli maden potansiyellerimizi değerlendiren yatırımlara öncelik vermeliyiz. Teknolojiye, AR-GE’ye, eğitime, sağlığa, tarıma ve turizm yatırımlarına daha fazla ağırlık vermeliyiz. İç ve dış yatırımcılar için uygulanan bürokrasi ve prosedürler en aza indirgenmelidir. Kalkınmaya önder olacak, iş olanakları yaratacak doğrudan sermaye yatırımlarına, GAP, DAP, KOP ve DOKAP gibi bölgesel kalkınma projelerine gerekli kaynak ayrılmalıdır.

Hükûmet, eğitimi yazboz tahtasına çevirmiş, eğitimde sınıfta kalmıştır. Çin, Hong Kong, Kore, Malezya ve Japonya gibi ülkeler eğitime ciddi yatırım yapıyorlar, OECD PISA araştırmalarına göre de ilk sıralarda yer alıyorlar. Türkiye ise dip sıralardan kurtulmak için eğitime daha çok yatırım yapmak ve eğitimde ciddi çağdaş reformlar yapmak zorundadır.

Değerli arkadaşlarım, dünyanın her yerinde üretime destek vermek amacıyla akaryakıt ve elektrik fiyatları düşürülürken biz de artırılmaktadır. Mazot fiyatı benzine yaklaşmıştır. 5 liralık benzinden 3 liralık vergi alınmaktadır. Çiftçimiz dünyanın en pahalı akaryakıtını, en pahalı gübresini ve en pahalı ilacını kullanmaktadır. Mersin’de narenciye üreticileri “2001 yılında portakalın kilosunu 60-70 kuruştan satıyorduk, şimdi 25-30 kuruşa satamıyoruz. 2001’de mazot 1 liraydı, şimdi 4,5 lira. İstanbul’da portakalı 3 liraya vatandaş yiyor, 1 liraya yese bu durum ağırımıza gitmez ama Sayın Başbakan bizim anamızı ağlattı.” diyorlar.

Sayın milletvekilleri, inşaatta Çin’den sonra dünya 2’ncisiyiz; inşaat firmalarımızı kutluyoruz. Ne yapsınlar, yurt içinde TOKİ’yle haksız rekabet yapacaklarına yurt dışına gidiyorlar. Sayın Erdoğan Bayraktar “Geçen yıl TOKİ 50-55 milyon lira dolandırıldı, bunda bizim de sorumluluğumuz var.” demişti. Sayın Bakan, bu sorumluluğunuzun gereğini yerine getirdiniz mi? Ne yaptınız? Yoksa, konuyu oğlunuza mı havale ettiniz? TOKİ, öncelikle, 174 üniversitemizin ihtiyacı olan YURTKUR’un öğrenci yurtlarını bir an önce yapıp bitirmelidir, öğrencilerimizi de kışta kıyamette perişan olmaktan kurtarmalıdır.

Sayın arkadaşlarım, Türkiye’de yatırımlar açısından öncelikli illerden bir tanesi de Antalya’dır. Bu kürsüden birçok kez ifade ettiğim gibi, Antalya demek, yılda 11 milyon turistin geldiği, 7 milyar dolar turizm geliri getiren il demektir. Antalya, Paris, Londra ve New York’tan sonra dünyada en fazla turist çeken 4’üncü, Avrupa’da ise 3’üncü il demektir. Antalya, sebze ve meyve ihracatında Türkiye’de 1’inci il demektir; nüfusta 6’ncı, sosyoekonomik gelişmişlikte 5’inci ildir.

Antalya demek, 80 ilden insanlarımızın gelip yerleştiği il demektir. Antalya, her yıl sele, su baskınına, doluya, dona maruz kalan, seralarını su bastığı, sebzeleri çürüdüğü, çiftçilerimizin elinin böğründe kaldığı il demektir.

GAP gibi, DAP gibi projelere bir de BAP (Batı Akdeniz Projesi) veya AP (Antalya Projesi) eklenmelidir. Batı ilçelerimizin birine havaalanı yapılmalıdır. Antalya çevre yolları öncelikle bitirilmelidir. Çubukbeli’ne tünel yapılmalıdır. Doğal gazın turizm ve seracılıkta kullanılması için tüm ilçelerimize yaygınlaştırılması sağlanmalıdır. Üretici bölgelerinin aleyhine olan Toptancı Hal Kanunu’nun yeniden düzenlenmesi sağlanmalıdır.

Sebzemizin, narenciyemizin, narımızın, elmamızın, mantarımızın, velhasıl malımızın para etmesini istiyoruz. İhracatın süreklilik kazanmasını, ihracat primlerinden üreticilere de pay verilmesini istiyoruz.

Antalya’ya hızlı tren projesi EXPO 2016’ya yetişecek denmişti, 2014 yılı yatırımına da alınmamıştır. Bu gidişle Antalya’ya ne Konya üzerinden ne de Eskişehir üzerinden 2016’ya hızlı tren de yetişmez, yavaş tren de yetişmez. Devletten aldığının fazlasını devlete veren bir il olan Antalya, bu yatırımları fazlasıyla hak etmiyor mu?

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yatırımlar konusunda gerçek şudur: Samanı bile dışarıdan ithal eder duruma geldikten sonra Hükûmet ekonomik yatırım yapmıyor diyebiliriz. Ne yapıyor? Siyasi yatırım yapıyor, ideolojik yatırım yapıyor, kendi partisine yatırım yapıyor, kendi yakınlarına, yandaşlarına yatırım yapıyor, çocuklarına yatırım yapıyor; laik cumhuriyete karşı, Atatürk’e karşı, Türk’e karşı, ne mutlu Türk’üm diyene karşı yatırım yapıyor. Bu tehlikeli, bu karşı devrim yatırımları Hükûmetin elinde er geç patlayacaktır. Bu yanlış gidişe, bu tehlikeli gidişe yüce Türk milleti sandıkta “dur.” diyecektir.

Dün başlayan soruşturmaların selameti için ilgili bakanlar hemen istifa etmelidir. İstifa etmezlerse yine soruşturmanın selameti için derhâl görevlerinden alınmalıdırlar.

NAMIK HAVUTÇA (Balıkesir) – Soruşturmayı yürüten savcıları görevden aldılar, savcıları, bırak istifa etmeyi!

OSMAN KAPTAN (Devamla) - Hepinize saygılar sunarım. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Denizli Milletvekili Sayın Emin Haluk Ayhan. (MHP sıralarından alkışlar)

Buyurun.

MHP GRUBU ADINA EMİN HALUK AYHAN (Denizli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; görüşülmekte olan bütçe kanunun 9’uncu maddesi üzerine Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz aldım. Yüce heyeti saygıyla selamlıyorum.

Kanun tasarısının üçüncü bölümünde “Yatırım Harcamaları, Mahalli İdareler ve Fonlara İlişkin Hükümler” başlığı altında yatırım harcamalarını kapsayan bir madde bu madde. Maddenin (2)’nci fıkrasına gerek var mıydı yok muydu? Sayın Bakan burada yok ama oradaki Bakan bu işi biliyor mu bilmiyor mu bilmiyorum.

Biliyor musunuz, (2)’nci fıkrasına gerek var mıydı?

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI NABİ AVCI (Eskişehir) - Siz yapın konuşmanızı, gereken cevabı…

EMİN HALUK AYHAN (Devamla) - Var mıydı?

Bilmiyorsunuz, bilmiyorsunuz, anlaşıldı.

Şimdi, iki gündür cereyan eden olay var. Bakın, “Ekonomi arızalı, arızalı yürüttünüz.” dedim. Dün olan olayı dikkate alırsanız, eğer borsa çakılıyor, dolar yükseliyorsa iki şey var. Sayın Bakan, eğer dün olan olaydan dolayı dolar yükseliyor, borsa çakılıyorsa iki şey var: Ya sizin yönettiğiniz ekonomi çok arızalı, kırılgan, çok kötü, bu hâle düştü ya da çok vahim bir olay var; ikisinden biri. Ya basit bir şeyden bu hâle geldiniz, basit bir şeyden ekonominin böyle olmaması lazım. İyi dediyseniz işin rezaleti çıkıyor. Gerçi sizin o taraf fişlemeyle meşgul, sizin o taraf fişlemeyle meşgul. Dün söyledim, araştırma önergesi verdim Sayıştayla ilgili Sayın Bakan. Gelin, burada bir müşterek araştırma komisyonu kurulsun, Sayıştayın yetkililerini de koyalım şuraya, bu işten anlayan her partinin milletvekilleri dizilsin, bir hesap soralım. Onlar bizim adımıza denetleme yapıyorlar. Ne yapıyorlar, bir görelim, görmüyoruz ne yaptıklarını. Buraya geliyor Maliye Bakanı bir şey konuşuyor, muhalefet orada konuşuyor, laf ortada kalıyor. Bizim adımıza, Türkiye Büyük Millet Meclisi adına denetleme yapılıyor. Gelin, bunun hesabını soralım.

Bakın, iki şey var diyorum: Ya dünkü olan olay çok vahim, borsa böyle çakılıyor yahut da ekonomi kırılgan, tırışkadan bir şeyden ne oluyor? Ekonomi bu hâle geliyor. Sizin bunu söylemeniz lazım.

Şimdi, iki gündür ben çıktığım zaman Sayın Bakan burada olmuyor, onu özellikle söylemek istiyorum. Biz Sayın Bakanın takdir ettiğimiz yönlerini hiç çekinmeyiz, açıkça söyleriz ama şunu açık ve net bir şekilde söyleyeyim, hesaplarınız sakat, kitaplarınızda yazan da sakat. Neden söylüyorum? Bakın, sabit sermaye yatırımlarının yurt içi hasılaya katkıları 2012 yılında negatif, 2013 yılı birinci çeyreğinde binde 6, ikinci çeyrekte yüzde 1, üçüncü çeyrekte 1,3.

Gelelim kamu sektörüne: 2012 yılında binde 3, 2013 yılı birinci çeyrekte yüzde 2,3; ikinci çeyrekte yüzde 1,5; üçüncü çeyrekte binde 4. Bu ne saçmalık? Kamu altyapı yatırımlarını kışta kıyamette, birinci çeyrekte mi yapıyorsunuz? İstatistiğin hesapları orada, yanınızda Maliyenin bürokratları var. Birinci çeyrekte eğer siz yatırım rakamlarını yüksek gösteriyorsanız bütçeden demek ki geçen sene harcamaları düşük göstermek için ne yaptınız? Bu seneye ödemeleri sarkıttınız, 2013’ün başına. Herkes bunları bilir, orada oturan sıradaki arkadaşların hepsi bilir bunları. Hesap kitap tutmuyor birbiriyle.

Gelelim özel sektör sabit sermaye yatırımlarına: 2012 yılında yurt içi hasılaya katkısı negatif 1,1; birinci çeyrekte negatif 1,6; ikinci çeyrekte negatif binde 4; üçüncü çeyrekte yüzde 1. Yani, üçüncü çeyrekte, altı çeyrekten sonra, özel kesim yatırımları aşka gelmiş, coşmuş, coşmuş, böyle bir şey olabilir mi?

2013 yılında yıllık artış hedefiniz toplam sabit sermaye yatırımları için nedir? Artış hedefiniz 2013 yılı için, yüzde 6,8’di Sayın Bakan; kamunun yüzde 5,4; özelin yüzde 7,1. Şimdi, diyorsunuz ki, yıllık “6,8” dediğiniz “2,9 olacak.”; “5,4” dediğiniz “18,6 olacak.” Hatta, ilk yarısı için yüzde 55’ler civarında. Bu hesabı kitabı yapan oradaki, arkadaki arkadaşların hepsi güler size, gerçekten güler. Bir bilenle oturun, konuşun bari, size yakın bürokrat da vardır “Yaptığımız bu rezillik nedir?” diye bir sorun, öğrenin. Oraya Bakan diye oturmak, bu işlerden sizi vareste kılmaz, bilmeniz lazım.

Kamu harcamaları… İhale Kanunu 50 kere değişti. Her yolsuzluğu burada Türkiye Büyük Millet Meclisine legalize etme yoluna gittiniz. Hatta, öyle bir şey var ki, UNCTAD’la Başbakanlık Teftiş Kurulunun siyasetin finansmanıyla ilgili, yolsuzlukla ilgili, şeffaflaştırılmasıyla ilgili toplantıda Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay diyor ki: “Biz, İhale Kanunu’nu değiştirdik.” İhale Kanunu’nu siz yapmadınız, İhale Kanunu sizden önceki dönemde yapıldı. Siz, her yolsuzluğu legalize etmek için İhale Kanunu’nu 50 kere değiştirdiniz, her yolsuzluğa göre düzeltme yoluna gittiniz.

ALİM IŞIK (Kütahya) – 50 kere az, 80 kere.

EMİN HALUK AYHAN (Devamla) – Allah’tan korkmak lazım.

ALİM IŞIK (Kütahya) – 80 madde değişti.

EMİN HALUK AYHAN (Devamla) – Değişen 80 madde ama 50 kere değişti.

Şimdi, bakın, altı çeyrekte düşen özel yatırım harcamaları, yatırım teşvik belgelerindeki artışların gerçekleştiği dönemde kaydediliyor. Böyle bir şey olabilir mi? İmalat sanayisinde özel sektör yatırımlarını teşvik etmiyorsunuz, cukkalı şehir hastanelerine, yandaşlara iş çıkarıyorsunuz; yaptığınız iş bu. Özel sektör yapsın, imalat sanayine ara malı üretimi için yapsın, ihracata katkı sağlasın. Bakın, ihracatın büyümeye katkısı negatif olmaya devam ediyor. Siz bunlardan anlamazsınız, anlayan çıkıp gidiyor.

Şimdi, son beş yılki rakamlarda teşviki görmek mümkün. 2007 ile 2012 arasında yüzde 30 civarında ortalama artış kaydeden yatırım teşvik belgeleri var. Buna rağmen, aynı dönemde, özel yatırım artış ortalaması cari fiyatlarla -reel demiyorum- sadece cari fiyatlarla yüzde 10. Bir anlamda, teşvik belgelerindeki artış ekonomi genelinde özel yatırım artışına istenilen ölçüde etki etmemiş.

Sayın Bakan, ben, sizin arkadaşlara, bizim burada söylediğimizi duyurmak istiyorum; lütfen, gidin söyleyin. “Muhalefet milletvekilleri, dünkü olaydan sonra eğer borsa çakılıp dolar yükseliyorsa ya bizim ekonomimiz çok kırılgan, bu basit, ufak tefek gözaltılardan dolayı rezil bir vaziyete geldi ya da çok vahim olaylar oluyor, ülkenin itibarını rezil ediyoruz; bunu, muhalefet böyle söyledi.” diye lütfen Kabinede söyleyin. Siz burada bizi dinliyorsanız, bunları aktarma mecburiyetini de kendinizde lütfen hissedin.

Bakın, araştırma önergesi verdim diyorum. Gelin, Sayıştaya, hep beraber, buradan, her siyasi partiden arkadaşlarla gidelim, komisyona üye verelim, bizim adımıza ne yapıyorlar öğrenelim. Siz hiç bir Sayıştay Başkanının bir yetkisini, bir açıklamasını gördünüz mü? Bize verdikleri cevaba baktığınız zaman… Bakın, neyi sormuşuz, dün söyledim, kamuoyu duysun diye tekrar aynı şeyi söylüyorum: Sadık Yakut Bey’i aradım, “Sizin imzanızla bana geldi. Yarın açıklama yaparsam alınmayın.” dedim. Bakın, söyledi: “Yapın, rahat yapın.” “Denetime başlandıktan sonra, denetimden vazgeçilen veya denetim sonucu rapor düzenlenmeyen kurum var mı? Denetimden vazgeçen kurumlar hangileridir?” diye sordum. Cevaba bakın: “Denetçisinin vefatı, emekliliğe ayrılması ya da yurt dışına gitmesi gibi beklenmedik sebeplerle çok sınırlı sayıda kurum denetimi tamamlanmadığı için revize edilmek zorunda kalınmıştır.” Cevap mı bu? Bir buçuk asırlık kurum bu ya! Ne hâle getirdiniz bu kadar sürede! Hiç mi sıkılma yok canım! Bu Sayıştay hepimizin kurumu, orada yetişen insanlar güzide insanlar. Kurumsal yapıyı da rezil ettiniz. Maliye ile Sayıştay birbirine düşer oldu. Yanınızdaki bürokrat arkadaşlar Sayıştaydaki arkadaşlarla ne hâle geldiler. Niye böyle yapıyorsunuz canım!

Gelin, araştırma önergemize “evet” diyelim. Ben, buraya verdim ama size de bırakacağım bir nüshasını. Yani kırmızı plakalı arabaya oturup, bu kadar koruma ordusuyla etrafı dolaşmak, Hükûmette bulunmak iş değil. Yüzlerce polisle beraber… Görülmüş değil böyle bir şey!

Ben, bütçenin hayırlı olmasını diliyorum.

Teşekkür ediyorum Sayın Başkan. 

Saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına Bitlis Milletvekili Sayın Hüsamettin Zenderlioğlu.

Buyurun. (BDP sıralarından alkışlar)

BDP GRUBU ADINA HÜSAMETTİN ZENDERLİOĞLU (Bitlis) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2014 Yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı 9’uncu maddesi üzerine Barış ve Demokrasi Partisi adına söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bilindiği gibi, Diyarbakır 5. ve 6. Ağır Ceza Mahkemelerince milletvekillerimizle ilgili tahliye taleplerinin reddine ilişkin bir karar alınmıştır. Bu karar, bugün, Türkiye'nin gündemine oturmuş ve bu kararın ne kadar antidemokratik olduğunu ve bu kararı gerçekten insan haklarıyla bağdaşmayan, adaletin geleneğiyle bağdaşmayan, demokrasiyle hiç ilişkisi olmayan bir karar olarak nitelendirmek mümkündür çünkü tutuklu milletvekillerimiz, bilindiği gibi, hâlen yargılanmaktadırlar. Sayın Hatip Dicle, Sayın İbrahim Ayhan, Sayın Selma Irmak, Sayın Faysal Sarıyıldız, Sayın Kemal Aktaş ve Sayın Gülser Yıldırım hakkında herhangi bir hüküm olmadığı hâlde, her ne hikmetse, bu karar 5. ve 6. ağır ceza mahkemelerinin kendi duygularını katarak böyle bir karar alması bir adaletin skandalıdır, bir skandaldır aslında. Kendilerine isnat edilen bir fiilî suç yok, suçları sadece siyaset yapmaktır, sadece, kendi halkına yapılan zulmü ve mezalimi dile getirmekten başka bir şeyleri yoktur. Yolsuzluklara karışmamış, ihale almamış, çalmamış çırpmamış olmasına rağmen, düşüncelerinden dolayı bugün, bu mahkemelerde üç buçuk-dört yıldan beri bu insanlar yargılanmaktadır ve ceza dahi verilse bu suçun cezası yerine getirilmiştir. Ancak bu kararın hukukla ilgisi yok, bu karar sadece siyasi bir karardır. Dünya devletlerine baktığımızda, halklara baktığımızda, bu devletler demokratikleşirken gerek Türkiye’nin adaleti gerek siyasi bakımdan onun yargısına baktığımızda, ne kadar art niyetli olduğunu, ne kadar geri olduğunu da görmek mümkündür.

Bu vesileyle, gerçekten, cezaevleriyle ilgili bu antiterör yasası olsun, diğer kanunlardaki maddeler olsun, tamamen Kürt halkına yönelik çıkarılan yasalardır, özel yasalardır. Çünkü bu özel yasalar istiklal mahkemelerinden tutalım, devlet güvenlik mahkemelerine kadar ve bugün de -bu sıkıyönetim mahkemeleri dâhil- AK PARTİ Hükûmetinin çıkarmış olduğu özel yasalar çerçevesi içerisinde bu insanlar düşüncelerinden dolayı içeridedirler. Sadece milletvekilleri değil, seçilmiş 10 bine yakın insanımız şu anda içeride, belediye başkanları içeride, meclis üyeleri içeride, il genel meclisi üyeleri içeride.

Biz şunu söylüyorduk, bu kürsüde defalarca ifade ettik, “Bakın, Türkiye bir polis devletine doğru hızla gitmektedir.” dedik.

Bugün bazıları çıkmış, burada söylüyor, işte, ”Şu olmuş, bu olmuş.” Ben hiç ona değinmeyeceğim. Benim, bir kere bu polis operasyonlarına bir inancım yoktur, çünkü biliyoruz ki bu operasyonlar çok bilinçli olarak ortaya konulan operasyonlardır. Bugün arkadaşlarımız açlık grevinde ve dolayısıyla, partimiz demokratik hakkını kullanarak gündem oluşturmaya çalışırken, bomba gibi başka bir gündem yaratarak gerçekten gündemi altüst ettiler. Bunun neresi adaletle bağdaşıyor? Bunun neresi insanlıkla ilişkilidir?

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tabii ki söz cezaevlerinden açılmışken, Türkiye'deki hapishanelerde yaşanan hak ihlalleri… Kendilerine göre bir tespitte bulunarak, çok böyle periyodik bir biçimde işkencehanelere dönüşmüştür ve hâlen Türkiye'de siyasi tutukluların dışındaki insanlara da zaman zaman bu tür yakıştırmalar da yapılmıştır.

Hasta tutuklularla ilgili şunu ifade etmek istiyorum: Hâlen bu hasta hükümlü olan insanlar tedavi edilmiyor. Birkaç kez Sayın Adalet Bakanıyla görüşmelerimiz oldu, kendilerine dosyalar sunduk. Bu cezaevlerinde gerçekten 411 kişinin çok acil durumda, hasta olduklarını, tedavi imkânlarının bu cezaevi koşullarında olmadığını, hatta bu cezaevleriyle ilgili bir düzenlemenin yapılması gerektiğini… Cezaevlerini tam bir ceberut devlet sistemini yansıtan müdürler idare ediyor ve bu müdürlerin hiçbir zaman da Adalet Bakanını dinledikleri söylenemez.

Bu vesileyle, bizimle beraber… Tabii ki bu sürecin bir barış süreci olması, bu barış sürecinde silahların susması, demokratik mücadeleye, siyasal mücadeleye, politik mücadeleye öncelik verilmesi açısından bazı şeylerin olmasını istemiyoruz. Alt komisyon olarak arkadaşlarımızla beraber 12 tane cezaevine gitme kararımız vardı fakat her nedense 6 cezaevine gittik, alt komisyon olarak gittik ve ondan sonra birkaç cezaevine kendim gittim. O arkadaşlarımız da orada gördüler. Kemoterapiyle tedavi gören bir insan, bütün adli kuruluşların, tıbbın, cezaevinde kendini idame edemeyecek derecede hasta oldukları hâlde, biliyor musunuz adli tıp yeni bir karar alıyor, diyor ki: “Hayır, bunlar cezaevinde kendilerini idame edebilirler.” Bunlardan bir kaçını isterseniz size sayayım. Hulki Güneş, Ali Öztürk, Barış Karahan, Hasan Alkış, Cesim Yıldırım, Cihan Güneş, Cemil İvendi, Cevdet Bayır ve Hasan Kaçar. 160 hasta tutuklu şu anda ölümle yaşam arasında mücadele etmektedir. Geriye kalan 108 kişinin şu anda acilen tedavi görmeleri gerekir. Geriye kalan 181 kişinin de mutlaka ivedilikle tedavi olmaları gerekir. Yani, buna baktığımızda, 411 kişi şu anda hasta, kendilerini cezaevlerinde idame edecek durumda olmadıklarını elimizdeki belgelerle burada size gösterebiliriz. Tabii ki bu insanların böyle, yönetime yalvararak, yakararak, ezilerek, büzülerek, horlanarak değil, kendi hakları olanı istemektedirler, insanca tedavi görmek istemektedirler ama ne yazık ki bu tespitlerin hiçbirini kimse ne değerlendirdi ve ne de kulak astı, âdeta göz ardı edildi. Buna örnek çoğaltabiliriz çünkü biliyoruz ki Türkiye’de cezaevleri keyfî uygulamaların, insan hak ihlallerinin, onur kırıcı muamelelerin, baskı, işkence ve… İşkenceyle insanları katleden, tedavileri yapılmayan bu insanların sorumlusu kimdir? Ben bu halkın kürsüsünden sesleniyorum, diyorum ki: Bakın, gerillanın cenazesi gelmiyor, askerin cenazesi gelmiyor ama bu süreçte, eğer cezaevlerinden böylesi cenazeler çıkarsa kimse buna cevap olamaz. Onun için söylüyorum, hukuki bir kararla bu insanlar bugün çıkabilirler ama maalesef, kimse bunların feryadını, sesini duymuyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HÜSAMETTİN ZENDERLİOĞLU (Devamla) – Geçenlerde yani 31 Ocak 2013 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan 6411 sayılı Kanun’la, İnfaz Kanunu’nun 16’ncı maddesine göre bu insanların serbest bırakılması gerekirken, bürokrasinin direnişinden dolayı bu hasta tutuklular bırakılmıyor. Bunu Sayın Adalet Bakanının dikkatine sunuyorum.

Tümünü anlatma zamanımız olmadı, inşallah başka bir zaman arkadaşlarımızın bu dileklerini bu kürsüden bir daha yerine getireceğiz.

Saygılarımı sunuyorum.

Teşekkür ederim. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Şahıslar adına ilk söz, İstanbul Milletvekili Sayın Osman Boyraz’da.

Buyurun Sayın Boyraz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

OSMAN BOYRAZ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2014 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı’nın 9’uncu maddesi üzerinde söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle, sizleri ve ekranları başında bizleri izleyen aziz milletimizi sevgi, saygı ve muhabbetle selamlıyorum. Bütçemizin hazırlanmasında emeği geçen başta Sayın Başbakanımız, bakanlarımız ve bütün herkese bir kez daha millet adına şükranlarımı sunuyorum.

Bu milletin geleceği, ümidi, hayalleri olan AK PARTİ’nin 2002 yılında iktidara gelmesiyle yani millet iradesinin tecelli etmesiyle eğitimden sağlığa, adaletten emniyete, enerjiden tarıma, dış politikadan iç politikaya, demokrasiden insan haklarına hemen hemen her alanda hayal dahi edilemeyen başarılara hep birlikte imza attık. Dünyanın, özellikle komşu ülkelerinin ekonomik ve siyasal krizlerle karşılaştığı bugünlerde Türkiye daima gelişen, büyüyen ekonomisiyle çevresine, çevre ülkelere ilham kaynağı olmaya başlamıştır. Çok büyük proje ve yatırımlara da malumunuz olmak üzere imza atmışızdır. İstikrarlı büyümenin sağlanabilmesi için özel sektör yatırımlarının da gerçekleşmesi gerekmektedir. Bunun için, yatırım ortamlarını daha uygun hâle getirebilmek için, stratejik ve bölgesel yatırımlar başta olmak üzere, özel sektör yatırımlarına da çok yönlü politikalar uygulamaktayız.

Değerli milletvekilleri, şimdi, sizlere özellikle AK PARTİ dönemlerinde yapılmış ve yapılmakta olan yatırımların bazılarından bahsetmek istiyorum. On bir yıllık iktidarımız döneminde kara yollarına 98,5 milyar, demir yollarına 29,4 milyar, hava yollarına ise 8,3 milyar yatırım yapılırken haberleşme hizmetleri için 19,3 milyar, denizcilik hizmetleri için de 2,5 milyar kaynak aktarılmıştır. Demir yolu ağımız 12.730 kilometreye çıkmıştır. Yaklaşık 2.500 kilometrelik yüksek hızlı tren demir yolunun da inşasına devam ediyoruz. Aktif havalimanı sayımız 26’dan 52’ye çıkmış, 2013 yılında yaklaşık 34,5 milyon olan toplam yolcu sayısı 2012 yılının sonunda 131  milyona ulaşmıştır. 2003 yılında bilişim sektörünün pazar büyüklüğü 11,5 milyar dolar iken bugün bu rakam 47 milyar doları aşmıştır.

Son on iki ayda istihdam edilen kişi sayısı artırılarak işsizlik oranımız yüzde 9,9’a gerilemiştir. Tüm bu gelişmeler Türkiye’nin krizler ülkesi olarak değil, huzur ve istikrar ülkesi olma yolunda ilerlediğini göstermektedir.

Değerli milletvekilleri, siyasetimizin tek öznesi olan insanımızı merkeze alarak insan odaklı siyaset yapıyoruz ve hiç kimseyi ötekileştirmeden, yok saymadan, rengine, tenine bakmadan, 780 bin kilometrekarelik alanı evimiz ve 76 milyonu da kardeşimiz bilerek diyoruz ki: “İnsan olan insan gelsin beriye/Kimi kara kimi çalar sarıya/Aslolan insandır, bakma deriye/ İnsana muhabbet, cana muhabbet.” diyoruz ve şairin de ifade ettiği gibi muhabbet köprüleri kuruyoruz, milletimizle gönül köprülerini inşa ediyoruz. Bu köprüde muhabbet var, bu köprüde aşk var, bu köprüde sevda var. Ve necip milletimiz de kadirşinaslığını her zaman, her daim göstermekte ve girdiğimiz her seçimde oyumuzu artırarak ve milletimizin desteğine, teveccühüne mazhar olarak millete hizmet etme noktasında gece gündüz çalışmalara devam ediyoruz.

SELAHATTİN KARAAHMETOĞLU (Giresun) – Bu hikâyenin sonu...

OSMAN BOYRAZ (Devamla) - Bir düşünürün ifade ettiği gibi: “Başarı uzun soluklu bir yarıştır, asla varış noktası değildir.” İşte, onun için biz diyoruz ki: Bundan yıllar önce bir saat önünü bile göremeyen hükûmetlerden bugün 2023’ü, 2071’i hayal eden ve onun için projeksiyon hazırlayan hükûmetleri görüyoruz.

Tabii, biraz önce buradan laf atan arkadaşımıza da diyorum ki: Eğer bu millet sizin söylediklerinize itibar etseydi on bir yıldır o sıralarda değil, işte bu sıralarda otururdunuz.

NAMIK HAVUTÇA (Balıkesir) – Önümüzdeki dönem sen oturacaksın buralarda, önümüzdeki dönemi bekle.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) - Artık savcılar da söylüyor, biz söylemiyoruz.

NAMIK HAVUTÇA (Balıkesir) – Önümüzdeki dönem inşallah gelirsin buraya.

OSMAN BOYRAZ (Devamla) - Evet, özellikle şunu da ifade edeyim: Meclisimizin özellikle son zamanlarda birbirimizle olan ilişkilerinde, birbirimize davranışlarımızda zaman zaman üslupta sıkıntılar yaşıyoruz. Ve şunu ifade ediyorum…

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) - Burada oturmamızın anlamı belli oluyor Yusuf Bey.

OSMAN BOYRAZ (Devamla) -  Bir gönül adamı olan Yunus Emre’nin sözleriyle sözlerimi noktalamak istiyorum, Meclisin mehabetine daha uygun davranmak adına: “Çiçeklerle hoş geçin, balı incitme gönül/Bir küçük meyve için dalı incitme gönül/Dokunur gayretine, karışma hizmetine/Sahibi hürmetine bir kulu incitme gönül/Sevmekten geri kalma, yapan ol, yıkan olma/Sevene diken olma, gülü incitme gönül…” (CHP ve MHP sıralarından gürültüler)

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Birkaç tane Yunus’tan oku, Yunus’tan.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – İncitmeden götür!

MUHARREM İNCE (Yalova) – Ağacı kökünden söktünüz be!

OSMAN BOYRAZ (Devamla) - “…Konuşmak bize mahsus, olsa da bir güzel söz/Ya hayır de ya da sus; dili incitme gönül.”

Hepinize saygılarımı sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından “Bravo!” sesleri, alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler.

Şahıslar adına ikinci söz, Osmaniye Milletvekili Sayın Hasan Hüseyin Türkoğlu’na aittir.

Buyurunuz. (MHP sıralarından alkışlar)

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, Türk milletinin saygıdeğer milletvekilleri; 9’uncu madde üzerine şahsen söz almış bulunmaktayım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlarım.

Bütçe, kapsadığı dönem itibarıyla bütçenin uygulayıcısı olan hükûmetlerin gelir politikalarıyla gider politikalarının neler olduğunu, hangi önceliklere sahip olduklarını, siyasal ve sosyal tercihlerini gösteren belgelerdir. Bir başka açıdan ise bütçe, milletten alınan ve devlete geçen paranın nasıl harcanılacağını gösteren bir belgedir.

Bu bütçeyi hazırlayan ve dokuz gündür bizimle müzakere eden Hükûmet, dün, bu sefer gerçekten cumhuriyet tarihinin en önemli olayına imza atmıştır. Dün, alın yetkiyi, milletin ve devletin parasını harcayın dediğiniz bu Hükûmetin üyelerinin çocukları, akrabaları, yanlarında çalışanlar, belediye başkanları ve birçok yandaş iş adamları, birçok kişi, kara para aklama, ihaleye fesat karıştırma, imar yolsuzluğu, kaçakçılık gibi çok ciddi suçlardan gözaltına alındılar. Soruşturmanın sonucu nereye gider, kime dayanır henüz bilmiyoruz ama sizlerin, iktidar partisi milletvekillerinin “Beyler, ne oluyor?” deme vaktiniz hâlâ gelmedi mi? “Bu olan biten nedir, bu kadar cüretkâr bir soruşturmanın içinde muhakkak doğrular vardır, Hükûmet bize Başbakan aracılığıyla izahta bulunmalı.” talebiniz olmayacak mı? Yoksa “Beni milletvekili yaptılar, bana ne, ne güzel ceylan derisi koltukta oturuyorum, iyi bir maaş ve itibar sahibiyim.” mi diyeceksiniz? Ya da “Bizim de kredi ve teşvik, ihale gibi işlerimiz var, aman sessiz kalayım da sekteye uğramasın.” mı diyeceksiniz? Veyahut “Beni zamanında bürokraside terfi ettirdiler, o zaman da salla başı, al maaşı, şimdi de.” mi diyeceksiniz?

Tercih tabii ki sizin ancak hatırlatmak isterim ki işler bu noktaya gelmeden evvel bu kürsüden ve birçok yerden sizlere uyarılar yapıldı, “Bu Hükûmet yolsuzluğa bulaşmış.” denildi, “bizim” diye sahip çıktınız. Elli defa Kamu İhale Kanunu değiştirildi, itiraz ettik, parmak çoğunluğunuzla reddettiniz. “TELEKOM özelleşiyor, pis kokular geliyor, kasasında milyara yakın parayla devrediliyor.” dediğimizde “Usta bilir.” dediniz. 55 milyon dolarlık Balıkesir SEKA, 1 milyon 100 bin dolara Sayın Başbakanın dünürüne satılıp Danıştay satışı iptal ettiğinde Özelleştirme Kanunu’nu değiştirip yargı kararını etkisiz kılan düzenlemeye imza attınız.

Partinizin bir genel başkan yardımcısının ilk defa rüşvetin belgesiyle yakalandığını görmezden geldiniz.

Gemlik’te bir gübre fabrikası deposunda 33 milyon dolarlık gübreyle 85 milyon dolara 5 taksitle satıldı, o gübre kokusunu bile duymadınız.

Sabah-ATV grubu satıldı, satın alan kişi Sayın  Başbakanın damadını Genel Müdür yaptı. Satışı için iki kamu bankası her türlü kuralı çiğnedi, kredi verdi. Yani, devletin parasıyla devletin malını aldılar, olayın içine bakmak yerine, ATV’nin dizilerine baktınız.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi tanesi 1 milyon 200 bin avroya metrobüs aldı yani Türk parasıyla tanesi 3,5 trilyona otobüs aldı, “Kadir Ağabeyimiz.” deyip geçtiniz.

Cuma günü 14.30’da 16 milyon TL’lik ihale onayı veren, 16.30’da ihale ilanına çıkan, takip eden pazartesi sabah dokuzda ihale yapan, o işe münhasır 10 milyon TL’lik teminat mektubunu ihaleden on gün önce hazırlayan firmaya işi veren valinin işi tezgâhlayan milletvekilinizin ricasıyla batıya daha iyi bir ile tayin edilmesine “Terfi” dediniz.

İnsanımızın fitre, zekat ve kurban paralarını zimmetine geçirenlerin soruşturmasını köstekleyen Hükûmete, hatta soruşturma yapan savcıların sudan bahanelerle yargılamasına, bu savcıların “Dokunulmaz, yaklaşılmaz bir hırsızlar imparatoru var.” ifadelerine üç maymunu oynadınız.

Bütün dünyada sorgulanan ve yargılanan Mercedes ve Siemens’in rüşvet iddialarını merak bile etmediniz. Sabaha kadar saysak zaman yetmez.

Şimdi, bugün, 17 Aralık depreminden sonra sakın bize “Vallahi yeni duyduk, Allah Allah neler olmuş? İftiradır.  Yaptığımız bir cihat. Yoldan çıkma olabilir.  Cemaatin işleri…” filan demeyin. Bu soruşturmalardan dolayı failler muhakkak Türk adaleti önünde hesap vermelidir, ucu nereye dayanırsa dayansın, sonuna kadar gidilmelidir.

Ancak, Adalet ve Kalkınma Partisinin ehli namus milletvekilleri için bir fırsat vardır ve fırsat da bu Hükûmetin hemen bugün sorgulanmasıdır. Eğer bu yapılmaz ise bu yolsuzluk, usulsüzlük ve kaçakçılığa suç ortağı olmak anlamına gelir ki belki bu dünyada bundan sıyrılmak mümkün olur ama mahkemeikübrada kaçmak ve gizlenmek asla mümkün değildir.

Bu düşüncelerle bütçenin hayırlı olmasını diler, Türk milletinin milletvekillerini saygıyla selamlarım. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Soru-cevap işlemine geçiyorum.

Sayın Halaman…

ALİ HALAMAN (Adana) – Sayın Başkanım, teşekkür ederim.

Sayın Bakanımıza sorduk, cevap da alamadık ama zamanı yetmedi zannedersem. Basında sürekli, Türkiye'nin muhtelif yerlerinde işte “Elektrik parası toplanmıyor, su parası toplanmıyor, vergi toplanmıyor.” diyerek söylentiler olur. Bir de vergisini veren gerçek usulde, dolayısıyla kurumsal vergisini verenlere son zamanlarda şöyle bir söylenti var: Yani defterler incelenmeden salma usulü vergi istendiği söyleniyor. Bu doğru mu, makul mü? Bakanımıza bunu sormak isterim.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Öğüt…

Sayın Öğüt yok mu?

Sayın Işık…

ALİM IŞIK (Kütahya) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakan, İran’la ilgili sorumu tekrarlıyorum: Bilindiği gibi, son yıllarda İran’a uygulanan ambargo nedeniyle İran’la ticaret yapan ülkeler arasında bankalar aracılığıyla para transferi zorlaştı veya engellendi. Türkiye'nin İran’la yaptığı ticaretin karşılığı olarak İran’a altın veya alma ya da verme şeklinde bir uygulamayı seçtiği ve burada da Halkbank’ı aracı olarak kullandığı, son iki günde Türkiye’yi çalkalayan sansasyonun altında da bunun bir sebep olduğu iddiaları var yani Halkbankın İran’dan gelen altınları birileri aracılığıyla bölüştüğü iddiaları doğru mu? İran’la altın alışverişi ve ticaretimizin son durumu nedir? Bu konuya özellikle sizin bir açıklık getirmenizi istirham ediyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Öz…

ALİ ÖZ (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Sayın Bakan, sağlık çalışanlarının döner sermaye gelirlerinin emekliliklerine yansıtılmasıyla alakalı on bir yıllık iktidarınız döneminde bir mesafe alınamadı. Hâlâ emekli ücretiyle kıt kanaat geçinmeye çalışıyorlar, geçinemedikleri için de çoğu ek iş arıyor ve emekli olmaktan da korkuyorlar. Dolayısıyla, bu aldıkları aktif dönemdeki döner sermayelerinin emekliye yansıtılması için tüm sağlık çalışanları adına böyle bir çalışma yapacak mısınız?

Türkiye’nin ekonomik durumunun iyi olduğunu; gelişen, büyüyen bir Türkiye olduğunu iddia etmenize rağmen bu sağlık çalışanlarını cüce bırakmaktan artık vazgeçmenizin zamanı gelmedi mi diyor, teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Atıcı…

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, size bir soru önergesi vermiştim. Bu soru önergesinde “Yastıkaltı altınlar ne oluyor, acaba kara para mı aklanıyor?” demiştim. Size arzu ederseniz onun sayısını, tarihini veririm. 7’nci soruma cevap olarak dediniz ki: “MASAK Başkanlığına altın mevduat hesabı kapsamında 38 adet şüpheli işlem bildiriminde bulunulmuştur. Ancak, size bu konuda falanca kanunun maddesi uyarınca bilgi vermem mümkün değildir.” İmza: Mehmet Şimşek, Maliye Bakanı.

Şimdi, Sayın Bakan, bu yaşanan olayları siz daha önce biliyor muydunuz? Bu 38 şüpheli bildirim içinde bu son iki gündür yaşanan olayların benim verdiğim soru önergesiyle bir ilgisi var mı? “Sanki siz biliyordunuz, acaba bunu Başbakana söylemediniz mi?” diye aklımdan geçirmiyor değilim.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Havutça…

NAMIK HAVUTÇA (Balıkesir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, çalışma yaşamında 4/C’li, 4/B’li , sözleşmeli, taşeron istihdam, geçici istihdam gibi bir çok istihdam şekilleri Hükûmetiniz döneminde… Çalışanların sosyal güvenlik destek priminden… Hatta geçici işçilerin 100 yaşına kadar emekli olamama gibi durumları var. Bu işçilerin, geçici işçilerin özellikle, emekli olmaları için Hükûmetiniz döneminde bir çalışma yürütülüyor mu?

İkincisi: İl genel meclislerinden büyükşehir belediyesine dönüşen, orada istihdam edilen sözleşmeli işçilerin, geçici işçilerin, taşeron çalışanlarının kadroya alınması, devlet ve kamu yerlerinde çalışan bu işçilerin kadroya alınmasıyla ilgili Hükûmetinizin bir çalışması var mı?

BAŞKAN – Sayın Özcan…

TANJU ÖZCAN (Bolu) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Ben de Sayın Bakana bu güncel konularla ilgili bir konuyu sormak istiyorum: Halk Bankasının ihtilaflı alacakları yüzde 10’a yaklaştı Sayın Bakanım. Bu ihtilaflı alacakları hiç inceletme şansınız oldu mu? Bu ihtilaflı alacakların özellikle belirli kişilerle ilgili ihtilaflı alacaklar olduğu yönünde duyumlarımız var. Ben sizden bu konuda bir cevap bekliyorum.

Bir de tabii tuhaf olan bir durum var, size de tuhaf geliyor mu bilmiyorum: Bir Halk Bankası Genel Müdürünün, bir bürokratın evinde 4,5 milyon dolarlık nakit para bulunması sizce normal midir? Niye böyle bir Genel Müdür bankacılık sistemini kullanmayı tercih etmez? Ben bu soruların cevabını merak ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Bakan, buyurun.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Şimdi, birincisi, Sayın Halaman’ın sorduğu bir soru vardı bir önceki seanstan, müsaade ederseniz onunla başlayayım. Bu, akaryakıt kaçakçılığıyla ilgili bir soruydu yanlış hatırlamıyorsam. Biz son iki yılda gerek İstanbul gerek Ankara Organize Vergi Kaçakçılığı ile Mücadele Grup Başkanlıklarının çabalarıyla fiilî envanter ve denetim çalışmalarını gerçekleştirdik. 2012-2013 yıllarında yaklaşık 1,7 milyar liralık vergi tarh edilmesi sonucu ortaya çıktı.

Ayrıca, jet yakıtlarının havacılık sektörü dışında amacına aykırı olarak kullanılmasından kaynaklanan vergi kayıp ve kaçaklarının önüne geçmek için denetim faaliyetlerini yürüttük ve orada da yaklaşık olarak 246 milyon lira ilave vergi tarhiyatına gittik.

Yine, ÖTV’siz deniz yakıtının amaç dışı kullanımını önlemek amacıyla bir çalışma başlattık ve bu çalışma sonucunda bugüne kadar 103 milyon liralık bir vergi tarh edilmesi söz konusu olmuştur.

Ayrıca, bir iki hafta önce şöyle bir tedbir aldık: Eskiden götürü teminat uygulaması vardı yurt dışından akaryakıt ithalatında. Şimdi, ithal edilen ürünlerin... ÖTV’nin tamamını teminat olarak istiyoruz. Dolayısıyla, akaryakıt kaçakçılığını engellemek için hakikaten yoğun bir çaba içerisindeyiz. Tabii ki akaryakıt üzerindeki vergi yükünün yüksek olması hasebi burada kaçakçılığı cazip kılan bir faktör ama buna rağmen mücadele noktasında ne gerekiyorsa yapıyoruz.

Şimdi, gelelim bugünkü son sorunuza. “Salma usulü…” Siz öyle bir şey dediniz herhâlde. Salma usulü bir vergi tarhiyatına gidilmesi kesinlikle bizim kabul edeceğimiz bir durum değildir. Bunu yapan bir daire varsa lütfen bana iletin, ben o daire hakkında -ama elinizde de bir şeyler varsa yani şikâyet- hemen gerekli soruşturmayı açayım.

Bir önceki konuşmacı arkadaşlarımızdan bir tanesi, yanlış hatırlamıyorsam Sayın Çetin de yine bir bürokratımızın taşıtları usulüne aykırı olarak, şahsı için şehirler arası kullandığına dair bir şey söyledi. Konuyu araştıracağım ama bir bilgileri varsa lütfen iletsinler, gereğini yapayım. Yani, dolayısıyla, lütfen, bu konularda elinizde bir şey varsa bize yardımcı olun, biz gereğini yapalım.

Gelelim İran'la ilgili soruya. Değerli arkadaşlar, şu an itibarıyla önümde İran'la altın ihracatının, ithalatının büyüklükleri yok. Genel anlamda arkadaşlar altın ticaretine ilişkin birtakım rakamlar vermişler. 2012 yılında Türkiye -2012’den bahsediyorum- net olarak 5,7 milyar dolarlık altın ihracatı yaparken 2013 Ekim ayı itibarıyla net olarak -yaklaşık- 9 milyar dolarlık altın ithalatı yapmıştır. Dolayısıyla, bazı yıllar Türkiye net ithalatçı, bazı yıllar Türkiye net ihracatçı. Aslında, örneğin, net altın ithalat-ihracatını geçen seneyle birlikte cari açık hesaplarından ayırırsanız bu sene cari açıkta bir kötüleşme olmadığını ben bütçe konuşmamda ifade etmiştim.

Şimdi, Halk Bankasıyla ilgili olarak, değerli arkadaşlar…

ALİM IŞIK (Kütahya) – Sayın Bakan, iddia da oradan kaynaklanıyor zaten. İran’dan gelen altının fazlalaştığı ve bu banka aracılığıyla piyasaya girmesi… Yolsuzluğun oradan çıktığı anlaşılıyor.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Anlıyorum da bakın, öbür sorulara cevap veremeyeceğim böyle diyalog kurarsak.

Şimdi, dolayısıyla Halk Bankasına ilişkin özel bir sorunuz varsa takdir edersiniz ki ben bilemem, BDDK veya ilgili bakan arkadaşlarımıza lütfen sorun.

Sağlık çalışanlarına gelince. Doğrudur, döner sermaye ödemeleri nedeniyle şu anda aldıkları maaşla emekli olduklarında büyük farklılıklar çıkıyor ortaya. Ama, şöyle bir husus var değerli arkadaşlar: Bu sadece sağlık çalışanları için değil, aynı şey -sabahleyin gündeme getirildi- astsubaylarımız için de geçerlidir, aynı şey polislerimiz için de geçerlidir. Sosyal güvenlik sisteminin mevcut durumu ortada. Şu anda ilave özlük haklarının getireceği yük çok ciddi boyutlara ulaşacaktır. O nedenle, bana deseniz ki: “Bu konuda şu anda bir çalışmanız var mı?” Hayır. “Böyle bir talep var mı Sağlık Bakanlığımızdan?” Var. Daha önceki Bakanımızdan da vardı, şimdi de var. Ama, devletin imkânlarını dikkate almak zorundayız, almazsak ya ilave borçlanacağız ya da ilave vergi tabii ki gündeme gelecek. Bizim tercihimiz mümkün olduğunca ülkenin şu an itibarıyla yağında kavrulması, bu şekilde götürmemiz.

Yastıkaltı altınlarla ilgili soru sormuşsunuz bana.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Sayın Başkanım, bir dakika izin verirseniz…

BAŞKAN – Tamam, bir dakika ekliyorum.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Teşekkür ediyorum.

Şimdi, değerli arkadaşlar, ben size bize bildirilen şüpheli işlemeleri ifade etmişim. Ama, kimler hakkında şüpheli işlem bildirildiği hususu, bakın yine dönüp dolaşıyor -yani şahıs veya şirketlerle ilgili olarak- bu yine Maliye Bakanlığı bünyesinde vergi mahremiyetine takılıyor. Şimdi diyeceksiniz ki “Bunu bahane olarak kullanıyor.” Ben bahane olarak kullanmıyorum. Şu anda, Vergi Usul Kanunu’nda yani daha önceden yapılan böyle bir düzenleme olmasa, ben sizlerle paylaşmaktan memnun olurum. Ben bu konuların detayına vâkıf değilim. Yılda 70 bin inceleme yapılıyor, ben her birisine bir dakika ayırsam, geçen gün hesapladım, günde on altı saat 365 gün çalışarak ancak günde bir dakika ayırabileceğim. Ben daha çok makro düzeyde bu ülkenin gelir gider ve bütçesini yönetmeye çalışıyorum.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Dünkü olaylarla ilgisi var mı Sayın Bakan?

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Şimdi, dünkü olaylarla ilgisi olup olmadığını bilmiyorum ama konuyu araştırabilirim.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Lütfen, rica ediyorum.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Şimdi, dolayısıyla, bu hususta benim ve Sayın Başbakanımız arasında bir diyalog olmamıştır. Çünkü ben detaylarıyla… Dediğim gibi, sadece sizin sorunuza, ben, ne kadar inceleme yapılmıştır, onun bilgisini verdim.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Bu konuyu da yazılı bildirirseniz…

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Sayın Başkan müsaade ederse öbür sorulara da cevap veririm.

BAŞKAN – Yok, onlara vaktimiz yok. Daha sonra yazılı cevap verirsiniz.

Şimdi, madde üzerinde…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, efendim, müsaade ederseniz bir cümle söyleyeyim. Şimdi, bu Maliye Bakanı vergi mahremiyetini yanlış anlıyor. Vergi mahremiyeti, Vergi Usul Kanunu’nun 5’inci maddesinde deniliyor ki…

BÜLENT TURAN (İstanbul) - Sayın Başkan, hangi usule göre konuşuyoruz?

BAŞKAN – Anladım da siz de yani devamlı bir akıl verme hâlindesiniz. Ne yapayım canım!

KAMER GENÇ (Tunceli) – Bir dakikanızı rica edeyim.

Bu sırlar imalat sırrıdır, yoksa vergi kaçakçısının kaçırdığı vergi miktarını saklamak değildir, siz onun adına sığınarak kaçakçıları koruyorsunuz.

BAŞKAN – Tamamdır Sayın Genç, ben bunu  elli kere duydum sizden.

KAMER GENÇ (Tunceli) - Vergi mahremiyeti bu değil efendim.

BAŞKAN - Tamam, kayıtlara geçti.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, yanlış bilgi veriyorlar.

BAŞKAN – Ne yapalım canım, Allah Allah!

KAMER GENÇ (Tunceli) – Hırsızları ve yolsuzları koruyorlar.

BAŞKAN - Geçti kayıtlara, tamam.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Ama yani doğru cevap versin, ona sığınmasın.

BAŞKAN – İyi, ben elime kerpeten alayım sökeyim dişlerini “Doğrusunu söyle.” diye, hayret bir şey ya! (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

KAMER GENÇ (Tunceli) – Dişlerini sökmeyi de hak ediyor.

BAŞKAN - Madde üzerinde bir önerge vardır okutup işleme alıyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan "2014 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı"nın 9 ncu maddesinin (1) numaralı fıkrasındaki, "Bu oranın altında kalan proje ve işler için gerektiğinde projeler 2014 Yılı Programının Uygulanması, Koordinasyonu ve İzlenmesine Dair Karar esaslarına uyulmak ve öncelikle kurumların yatırım ödenekleri içinde kalmak suretiyle revize edilebilir.” Cümlesinin madde metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                                                                                                                            Ferit Mevlüt Aslanoğlu

                                                                                                                                        İstanbul

BAŞKAN – Komisyon  katılıyor musunuz?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ABDULKERİM GÖK (Şanlıurfa) - Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

AKP İktidarlarının 5018 sayılı Kanuna aykırı uygulamaları, Maliye Bakanına 5018 sayılı Kanuna aykırı olarak verilen yetkiler ile ödenek üstü harcamalarda öne çıkmaktadır.

5018 sayılı Kanunun "Ödenek aktarmaları" başlıklı 21. maddesi;

"Merkezî yönetim kapsamındaki kamu idarelerinin bütçeleri arasındaki ödenek aktarmaları kanunla yapılır.

Ancak, merkezî yönetim kapsamındaki kamu idareleri, aktarma yapılacak tertipteki ödeneğin, yılı bütçe kanununda farklı bir oran belirlenmedikçe yüzde beşine kadar kendi bütçeleri içinde ödenek aktarması yapabilirler. Bu şekilde yapılan aktarmalar, yedi gün içinde Maliye Bakanlığına bildirilir.

Personel giderleri tertiplerinden, aktarma yapılmış tertiplerden ve yedek ödenekten aktarma yapılmış tertiplerden, diğer tertiplere aktarma yapılamaz."

şeklinde kurallaştırılmış; "Yedek ödenek" başlıklı 23. maddesinde ise, merkezî yönetim bütçe kanununda belirtilen hizmet ve amaçları gerçekleştirmek, ödenek yetersizliğini gidermek veya bütçelerde öngörülmeyen hizmetler için, genel bütçe ödeneklerinin yüzde ikisine kadar Maliye Bakanlığı bütçesine yedek ödenek konulabileceği, bu ödenekten aktarma yapmaya Maliye Bakanının yetkili olduğu belirtilmiştir.

Bu kurallara göre;

-     Merkezi yönetim kapsamındaki kamu idarelerinin bütçeleri arasında ödenek aktarımı kanunla yapılacak;

-     Merkezi yönetim kapsamındaki kamu idareleri kendi bütçeleri içinde yılı bütçe kanununda farklı bir oran belirtilmedikçe aktarma yapılacak tertipteki ödeneğin yüzde beşine kadar ödenek aktarmalarını kendi yapacak ve bunu yedi gün içinde Maliye Bakanlığına bildirecek;

-     Personel giderleri tertiplerinden, aktarma yapılmış tertiplerden ve yedek ödenekten aktarma yapılmış tertiplerden, diğer tertiplere aktarma yapılamayacak;

-     Maliye Bakanlığı bütçesine genel bütçe ödeneklerinin yüzde ikisine kadar yedek ödenek konulabilecek ve yedek ödenekten aktarma yapmaya Maliye Bakanı yetkili olacaktır.

Bu bağlamda, 5018 sayılı Kanunda Maliye Bakanına tanınan yetki, Maliye Bakanlığı bütçesine genel bütçe gelirlerinin yüzde ikisi kadar konulacak yedek ödenekten aktarma yapmakla sınırlıdır.

Geçmiş yıllar Bütçe Kanunlarında olduğu üzere, "2014 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısının "Aktarma, ekleme, devir ve iptal işlemleri" başlıklı 6. Maddesinde de Maliye Bakanına 5018 sayılı Kanunda öngörülmeyen ve 5018 sayılı Kanunun temel amacı ve sistematiği yanında yukarıda yer verilen 21 ve 23. maddelerindeki temel kurallarına açıkça aykırı olan; bu aykırılıktan dolayı Anayasanın 161. maddesinin ikinci fıkrasıyla bağdaşmayan yetkiler verilmektedir.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler…

Sizin önergeniz, sizin.

Kabul etmeyenler…  Kabul edilmemiştir.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Sayın Başkan, arada buraya da söyleyin. Bunların da haberi yok, arkadaşlara hatırlatın lütfen.

BAŞKAN – Demin onlara da söyledim.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Gerçi arkadaşların bu ara sesi çıkmıyor ama…

BAŞKAN – Sayın Ağbaba, hepinizin çok yorgun olduğunu biliyorum ben.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Efendim, biz yorgunuz, onlar bir şey yapmıyor ki, biz yorgunuz.

BAŞKAN – Hepiniz çok yorgunsunuz, ayırt edemem.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Onlar sadece “böyle” yapıyorlar, biz çalışıyoruz.

BAŞKAN – Dolayısıyla, ondan hatırlatma ihtiyacı duyuyorum, yoksa şey değil. Yani hakikaten, acayip bir çalışma gösterdi bütün milletvekilleri. Allah yardımcınız olsun. Ayrıca da tebrik ediyorum.

Evet, 10’uncu maddeyi okutuyorum:

Mahalli idarelere ilişkin işlemler

MADDE 10- (1) Maliye Bakanlığı bütçesinin;

a) 12.01.31.00-06.1.0.07-1-05.2 tertibinde yer alan ödenek, 13/1/2005 tarihli ve 5286 sayılı Kanun uyarınca il özel idarelerine devredilen personelin aylık ve diğer her türlü mali ve sosyal haklarına ilişkin ödemelerini karşılamak üzere il özel idarelerine,

b) 12.01.31.00-06.1.0.08-1-07.1 tertibinde yer alan ödenek, Köylerin Altyapısının Desteklenmesi Projesi (KÖYDES) kapsamında köylerin altyapı ihtiyaçları için il özel idareleri ve/veya köylere hizmet götürme birliklerine,

c) 12.01.31.00-06.1.0.09-1-07.1 tertibinde yer alan ödenek, Su Kanalizasyon ve Altyapı Projesi (SUKAP) kapsamında belediyelerin içme suyu ve atıksu projelerini gerçekleştirmek üzere İller Bankası Anonim Şirketine,

tahakkuk ettirilmek suretiyle kullandırılır. SUKAP kapsamında ihtiyaç olması hâlinde genel bütçe kapsamındaki ilgili kamu idaresi bütçesine veya özel bütçeli idare bütçesine ödenek aktarılabilir. Bu fıkra kapsamında ilgili idarelere yapılan Hazine yardımları haczedilemez ve üzerine ihtiyati tedbir konulamaz.

(2) Birinci fıkranın (a) bendine göre yapılacak ödemelere ilişkin usul ve esaslar İçişleri Bakanlığı ve Maliye Bakanlığı tarafından birlikte belirlenir.

(3) Birinci fıkranın (b) ve (c) bentlerinde yer alan ödeneklerin, 2014 Yılı Yatırım Programında belirlenmesini müteakip, KÖYDES Projesi için iller bazında; SUKAP için ise belediyeler bazında dağılımı, kullandırılması, izlenmesi ve denetimine ilişkin usul ve esaslar Yüksek Planlama Kurulu tarafından karara bağlanır.

(4) 6360 sayılı Kanun uyarınca tüzel kişiliği kaldırılan il özel idarelerinin bulunduğu illerdeki büyükşehir belediyeleri 2013 yılında söz konusu il özel idarelerince öz kaynakları ile gerçekleştirilen eğitim ve sağlık amaçlı yatırım tutarlarının dörtte üçünden az olmamak üzere, her derecedeki Devlet okullarının inşaat, bakım ve onarımları ile sağlık yatırım projelerinin gerçekleştirilmesi için yatırım harcaması yaparlar. Bu harcamalar, Milli Eğitim Bakanlığı ve Sağlık Bakanlığının planlamaları esas alınarak ilgili büyükşehir belediyesi ile valilik arasında yapılacak protokollere dayalı olarak yapımı devam eden projelere öncelik verilmek suretiyle gerçekleştirilir. Tamamlanan proje konusu işler ilgili Bakanlığa bedelsiz olarak devredilir. Bu kapsamda, söz konusu yatırımların valilik bünyesinde yapılmasının kararlaştırılması halinde büyükşehir belediyelerince aktarılan tutarları, bir yandan genel bütçenin (B) işaretli cetveline gelir, diğer yandan İçişleri Bakanlığı bütçesinin ilgili tertiplerine ödenek kaydetmeye, kaydedilen bu ödeneklerden kullanılmayan tutarları ertesi yıl bütçesine devren gelir ve ödenek kaydetmeye İçişleri Bakanı yetkilidir.

BAŞKAN – Madde üzerinde ilk söz, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Bolu Milletvekili Sayın Tanju Özcan’da. (CHP sıralarından alkışlar)

Buyurunuz.

CHP GRUBU ADINA TANJU ÖZCAN (Bolu) – Sayın Başkanım, çok değerli milletvekilleri; 10’uncu madde üzerinde grubum adına söz almış bulunuyorum. Öncelikle Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Tabii, az önce Sayın Başkan yorgunluktan bahsetti ama şu soruyu sormadan da geçemeyeceğim sözlerimin başında. Ben iki gündür AKP Grubunda bir durgunluk görüyorum. Bu durgunluğun sebebini de merak ediyorum. Bu gerçekten el kaldırıp indirmekten kaynaklanan bir yorgunluk mu, yoksa dünden bu yana Türkiye’de yaşanan gelişmelerin verdiği bir durum mu?

EŞREF TAŞ (Bingöl) – Hiç alakası yok.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Durgunluk değil, vurgunluk!

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Biz dimdik ayaktayız.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Hiçbir şey yok, hiç alakası yok Tanju.

EŞREF TAŞ (Bingöl) - Dimdik ayaktayız biz.

TANJU ÖZCAN (Devamla) – Ama dışarıdan bakılınca dimdik ayakta gibi görünmüyorsunuz, öncelikle onu söyleyeyim.

Arkadaşlar, ben size bir şey soracağım. Şimdi,  1994 yılında bir değerli Türk büyüğümüz açıklama yapmış, diyor ki: “Yolsuzluğu babam yapsa cezalandırırım.”

EŞREF TAŞ (Bingöl) – Doğru.

RECEP ÖZEL (Isparta) - Aynı noktadayız.

ALİM IŞIK (Kütahya) – “Türk büyüğü” deme bir büyüğümüz de, adam “Türk’üm” demiyor.

TANJU ÖZCAN (Devamla) – Kim biliyor musunuz bu açıklamayı yapan? Şu anda Türkiye Cumhuriyeti’nin Başbakanı olan Sayın Recep Tayyip Erdoğan. Diyor ki: “Yolsuzluğu yapan babam bile olsa cezalandırırım.” (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

EŞREF TAŞ (Bingöl) - Aynen, aynen katılıyoruz.

TANJU ÖZCAN (Devamla) – Şimdi, arkadaşlar, bakın Türkiye’de Sayın Başbakanın bu sözünden cesaret alan bir namuslu savcı çıkmış bir operasyon düzenliyor, diyor ki: ‘Türkiye’de yolsuzluğu kim yaparsa yapsın cezalandırırım. Babam bile yapsa ben bunu cezalandırırım.’ diyen bir Başbakanın yönettiği ülkede ben rahatça soruşturmamı yaparım.” diyor ve samimi olarak bir soruşturma başlatılıyor.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – O savcılara dün ateş püskürüyordun, ateş, ateş!

TANJU ÖZCAN (Devamla) – Peki, bu soruşturmada soruşturulan konular neler arkadaşlar, şöyle bir hatırlayalım: Rüşvet var. Ne için rüşvet var? İhaleler için rüşvet var, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı vermek için rüşvet var, yolsuzluklar var, kara para aklama var. Ana başlıkları bunlar.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Nereden biliyorsun?

TANJU ÖZCAN (Devamla) – E, bunu herkes söylüyor.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Yargı kararını versin, ondan sonra konuşacağız.

TANJU ÖZCAN (Devamla) – Senin bildiğini ben de biliyorum elbette.

İDRİS ŞAHİN (Çankırı) – Maşallah, her şeyden haberiniz var, bizim haberimiz yok ama sizin var!

TANJU ÖZCAN (Devamla) – Arkadaşlar, Başbakan şunu da söylüyor, diyor ki…

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Siz yargıç mısınız? Mahkeme kararı olmadan…

TANJU ÖZCAN (Devamla) – Müsaade ederseniz…

…”Adli süreç devam ediyor, bu yüzden konuşamam.”  ama bir yandan da kendilerine tuzak kurulduğundan bahsediyor ama şunu hiç söyleyemiyor: “Yok, bu iddialar mesnetsiz, aslı astarı yok, iftira bunlar.” bile diyemiyor.

AHMET YENİ (Samsun) – Mahkemeye müdahale edemezsiniz.

TANJU ÖZCAN (Devamla) – Arkadaşlar, “Mahkemeye müdahale etmeyin.” güzel de Ergenekon süreci başladığında Sayın Başbakan “Ben bu sürecin savcısıyım.” demişti, hatırlar mısınız? Şimdi biz aynı Başbakandan şunu bekledik, “Yolsuzluk yapan babam bile olsa cezalandırırım.” diyen Başbakan şunu demeliydi: “Bu sürecin savcısı bundan sonra benim.” Diyebildi mi peki? Diyemedi.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Aynen öyle yaparız ama haysiyet cellatlığına da izin vermeyiz.

TANJU ÖZCAN (Devamla) – Arkadaşlar, suçlamalar sonucunda kimler gözaltına alındı, hatırlatıyorum: 3 değerli bakanımızın oğlu, bakanların özel kalem müdürleri…

İBRAHİM KORKMAZ (Düzce) – Demek ki kimsenin gözünün yaşına bakmıyor...

TANJU ÖZCAN (Devamla) – …bir kamu bankasının genel müdürü, iktidara çok yakın olduğunu bildiğimiz iş adamları, bir sayın bakan hakkında da rüşvet alırken çekilmiş görüntüleri olduğu söyleniyor. İktidar bakanlarından bir tanesi de bugüne kadar çıkıp “Yok böyle bir şey, nereden çıktı?”  demedi veya en azından “Bu bakan ben değilim.” de demedi. Çok dikkat çekicidir.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Sükût ikrardan gelir.

TANJU ÖZCAN (Devamla) – Peki, bu kadar ciddi bir soruşturma varken, bu kadar ciddi gözaltılar varken Sayın Başbakan ne dedi? Az önce söyledim, “Bize tuzak kurdular.” dedi, “Bize tuzak kurdular.” Kim tuzak kurdu, nasıl kurdu bilmiyorum ama Sayın Başbakandan ben şu cevabı beklerdim Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı, milletvekili olarak: “Yok kardeşim bunlar. Bunlar iftira, birileri bize iftira attı, sayın bakanlara iftira attı, onların çocuklarına iftira attı, kamu bankası genel müdürümüze iftira attı.” demesini beklerdim.

İBRAHİM KORKMAZ (Düzce) – O zaman sen ne söyleyecektin?

TANJU ÖZCAN (Devamla) – Ama böyle bir şey söylenmedi arkadaşlar.

İBRAHİM KORKMAZ (Düzce) – Öyle söylese sen ne söyleyecektin?

TANJU ÖZCAN (Devamla) – Ne yapıldı peki arkadaşlar?

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Başbakan  mahkeme değil ki.

İBRAHİM KORKMAZ (Düzce) – İşte onu söylese, ne söyleyecektin?

BAŞKAN – Rica ediyorum ya, yapmayın!

TANJU ÖZCAN (Devamla) – Tam tersi, ne yapıldı arkadaşlar?

BAŞKAN – Lütfen!

İBRAHİM KORKMAZ (Düzce) – Öyle söyleseydi sen ne söyleyecektin, onu söyle?

BAŞKAN – E, peki, şimdi…

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Neyi yapmayın ya, haysiyet cellatlığına izin vermeyiz!

BAŞKAN – Tamam canım, çıkar cevap…

TANJU ÖZCAN (Devamla) – Sayın Başkan, müsaade ederlerse devam edeceğim.

“Bu iş nereye giderse gitsin, sonuna kadar gitsin.” denileceğine…

EŞREF TAŞ (Bingöl) – Gitsin.

TANJU ÖZCAN (Devamla) – …ne yaptı bizim Başbakanımız?

NAMIK HAVUTÇA (Balıkesir) – Emniyet müdürlerini görevden aldı.

TANJU ÖZCAN (Devamla) – Hiçbir şey yapmadı. Bakanlar aynen görevde, suçlanan bakanlar görevde, çocuklar gözaltında.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Suçun şahsiliği ilkesi var.

NAMIK HAVUTÇA (Balıkesir) – Savcıyı, emniyet müdürünü görevden aldı.

TANJU ÖZCAN (Devamla) – Ne yaptı? Hiçbir şey yapmadı. Tam tersi, görevden alması gereken bakanları görevden almadı. O görevden alınması gereken bakanlar, görevden alınmaması gereken, soruşturmayı yürüten polis müdürlerini görevden aldı. Hatta, Hatay Büyükşehir Belediye başkan adayı olan AKP’li bir zatımuhterem artık aday olduğunu unuttu, hâlâ Adalet Bakanı saikiyle davranıp, HSYK’ya müdahale edip savcıların görev yerlerini bile değiştirmeye, soruşturmadan el çektirtmeye çalıştı.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Adalet Bakanı o, Adalet Bakanı!

EŞREF TAŞ (Bingöl) – Bakan, Bakan!

TANJU ÖZCAN (Devamla) – Arkadaşlar biz neden bahsediyoruz? Böyle bir şey söz konusu olabilir mi? Gülüyorsunuz bazılarınız da niye güldüğünüzü bile anlamıyorum!

İBRAHİM KORKMAZ (Düzce) – Sana gülüyoruz, sana!

TANJU ÖZCAN (Devamla) – Bakın, bir ülkede İçişleri Bakanının oğlu kendi maiyetindeki polisler tarafından evinden alınmış sabaha karşı.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Mahkeme kararını bekleyin.

TANJU ÖZCAN (Devamla) – O İçişleri Bakanı görevinin başında “Vay, siz benim oğlumu nasıl gözaltına alırsınız?” der gibi oradaki polis müdürlerini görevden alıyor. Bu, yürütmenin yargıya karşı açık müdahalesidir. Bu bir darbedir arkadaşlar, darbedir; bunun adı darbedir, koymak lazım. (CHP sıralarından alkışlar)

Böyle bir şey siz dünyada duydunuz mu? Bakın, böyle bir iddia Japonya’da olsa ne olurdu? Japonya’da bir bakanın oğlu rüşvet almaktan dolayı gözaltına alınsaydı, kara para aklamaktan dolayı gözaltına alınsaydı o bakan intihar ederdi.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Mahkeme kararını bekleyin mahkeme kararını, ondan sonra konuşursunuz!

İBRAHİM KORKMAZ (Düzce) – Sen hukukçu değil misin?

TANJU ÖZCAN (Devamla) – Avrupa’da veya herhangi bir dünya ülkesinde en azından o bakan ne yapardı biliyor musunuz? Özür dilerdi ve görevinden istifa ederdi.

İBRAHİM KORKMAZ (Düzce) – Sen hukukçu değil misin?

TANJU ÖZCAN (Devamla) – Veya bir başka ülkedeki bir başbakan ne yapardı biliyor musunuz bu durum karşısında? Onları kulaklarından tutup o görevlerinden alır kenara koyardı.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Sizin babanız suç işlese sizi mi suçlayacağız!

TANJU ÖZCAN (Devamla) – “Yargı derhâl gereğini yapmalıdır.” derdi. Bunların hiçbiri yapılmadığı gibi, tam tersi, Sayın Başbakan, hâlâ bu bakanlar sütten çıkmış ak kaşıkmış gibi…

İBRAHİM KORKMAZ (Düzce) – Suçlu olduklarını ne biliyorsun ya?

TANJU ÖZCAN (Devamla) – …bakanlarımızın çocuklarının herhangi bir suçu, günahı yokmuş gibi “Bize tuzak kurdular.” diyor.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Masumiyet karinesi ne? Tanju, masumiyet karinesini anlatsana!

TANJU ÖZCAN (Devamla) – Arkadaşlar, ben hukukçuyum, biraz samimi olalım.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Masumiyet karinesini anlat!

TANJU ÖZCAN (Devamla) – Ya, soruyorum size, hepiniz akşama kadar şurada İnternet’i takip ediyorsunuz: ya, İçişleri Bakanımızın oğlunun evinden para sayma makinesi çıkıyor, para sayma makinesi, siz hâlâ neden bahsediyorsunuz! Bir danışmanlık şirketi sahibinin evinden para sayma makinesi çıkıyor.

İBRAHİM KORKMAZ (Düzce) – Çıkar.

TANJU ÖZCAN (Devamla) – Çok miktarda para çıktığından da bahsetmiyorum, ayakkabı kutularındaki paralardan da bahsetmiyorum.

İBRAHİM KORKMAZ (Düzce) – Suç mu?

TANJU ÖZCAN (Devamla) – Demek ki o kadar çok para var ki elinden gelip geçen, artık eliyle saymaya yorulmuş adam, siz hâlâ nelerden bahsediyorsunuz.

İBRAHİM KORKMAZ (Düzce) – Bizim bakkal Ahmet’te de var o.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Niye kıskanıyorsun ya, niye kıskanıyorsun! Bizim çocukları staja göndereceğiz oraya!

TANJU ÖZCAN (Devamla) – Arkadaşlar, sizi vicdanlı olmaya davet ediyorum, biraz vicdanlı olun. Bakın, yaşananlardan çok rahatsız olduğunuzu biliyorum, bu işlerin içinde bazılarınızın olduğunu da tahmin ediyorum ama büyük bir çoğunluğunuzun bu işlerin içinde olduğuna inanmıyorum, inanmak da istemiyorum. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

RECEP ÖZEL (Isparta) – Sayın Başkan, böyle bir şey var mı, olur mu böyle bir şey!

TANJU ÖZCAN (Devamla) –  Ama arkadaşlar en azından şunu çıkın, Sayın Başbakana söyleyin: “Ne oluyor Sayın Başbakanım, bu bakanlar hâlâ niye görevde?” deyin, Allah’ınızı severseniz bunu söyleyin.

Arkadaşlar, bakın, buradan açık söylüyorum, dünyada bunun örneği görülmemiştir. Ya Sayın Başbakan bu bakanları azledecek, görevlerinden alacak ya da Sayın Başbakan onlarla birlikte o kayığa binecek ve derhâl istifa edecek.

İBRAHİM KORKMAZ (Düzce) – Emrin olur.

TANJU ÖZCAN (Devamla) – Bu yükü AKP Hükûmeti taşıyamaz, hiçbir Türkiye Cumhuriyeti hükûmeti böyle bir yükü, böyle bir utancı taşıyamaz.

FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Üç ay sonra seçim var, seçim. Üç ay sonra seçim var.

TANJU ÖZCAN (Devamla) – Sizi bu utanca ortak olmamaya davet ediyorum arkadaşlar. (CHP sıralarından alkışlar)

Arkadaşlar, sayın milletvekilleri, tabii, aslında belediyelerden, il özel idarelerinden bahsedecektim ama gündem Türkiye’de o kadar hızlı ki… Aslında, şöyle bakın, Türkiye’deki AKP’li belediye başkanları, aynı, İçişleri Bakanının oğlu muamelesi görüyor. Ne yapıyor? Kendi oğlu için polis müdürlerini görevden alıyor, soruşturmayı engellemeye çalışıyor; hangi AKP’li belediye başkanı hakkında bir suç duyurusu, şikâyet olursa da soruşturma izni vermemek suretiyle o belediye başkanını kendi oğlu gibi koruyor âdeta. Bunları biliyorsunuz arkadaşlar.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Bir sürü belediye başkanına soruşturma izni verildi, gözaltına alındı, tutuklandı, onu söylemiyorsunuz. Sizin derdiniz başka.

TANJU ÖZCAN (Devamla) – Türkiye’nin en çok şikâyet edilen belediye başkanı Bolu’nun Belediye Başkanıdır Sayın Metiner ve Bolu’nun Belediye Başkanı hakkında verilmiş daha şu güne kadar üç tane soruşturma izni yok. “Araştırmak istiyoruz, yolsuzluk iddiaları var, bunları araştırayım.” diyor savcı, buna dahi izin verilmiyor. Yüzlerce şikâyetten bahsediyorum, üç tane soruşturma izni yok diyorum ortada. Soruşturulması ayıp mı?

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Onlarca insan gösterebiliriz size.

TANJU ÖZCAN (Devamla) – Bir vatandaş şikâyette bulunuyorsa, “Bunu soruşturun.” diyorsa savcı da, İçişleri Bakanı neden bunu engelliyor?

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Ucu kendine dokunur diye.

TANJU ÖZCAN (Devamla) – Ucu kendine dokunur diye mi endişe ediyor? Evet, ucu kendine dokunur diye mi endişe ediyor? Aynı soruyu o zaman şöyle değiştirerek soralım: Sayın Başbakan o zaman, bu son soruşturmada bu bakanları görevde tutmak suretiyle ve o bakanlar eliyle savcıları değiştirmeye çalışarak, polis müdürlerini değiştirterek ucunun kendine dokunmasını mı engellemeye çalışıyor? O zaman bu soruyu da mı soralım?

Arkadaşlar, yerel yönetimlerle ilgili de çok vahim iddialar var. Bugün İçişleri Bakanının soruşturma iznine tabi olduğu için birçok konu ortaya çıkmıyor ama inşallah 2015 yılında veya yakın tarihte, devri iktidarınız sona erdikten sonra…

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Çok beklersiniz onu, çok beklersiniz.

TANJU ÖZCAN (Devamla) – …o belediyelerinizdeki yolsuzluklar da teker teker ortaya çıkacak, Türk milleti bunu öğrenme şansı bulacak.

Hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, konuşmacı grubumuzu kastederek…

BAŞKAN – Sayın hatip geçsin, evet, buyurun Sayın Ünal.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Martta hesaplaşırız sandıkta. Çok beklersin!

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Sayın konuşmacı grubumuzu… (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Siz de bağırmayın da dinleyeyim Sayın Ünal’ı. Sayın Metiner, Sayın Ünal’ı dinleyeceğim.

Buyurun.

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Sayın konuşmacı grubumuzu kastederek “Birçoğunuzun da içinde bulunduğunuzu biliyorum.” gibi çirkin bir ifade kullandı.

BAŞKAN – Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

VI.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal’ın, Bolu Milletvekili Tanju Özcan’ın 2014 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı’nın 10’uncu maddesi üzerinde CHP Grubu adına yaptığı konuşması sırasında AK PARTİ Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; burada her şeyden önce, her birimiz siyasetin tek limanının ahlak olduğu bilinciyle siyaset yapıyoruz. Dolayısıyla adli, hukuki sürecin devam etmesi başka bir şeydir, bizim bu işin ahlakını muhafaza etmemiz ayrı bir şeydir. (CHP, MHP ve BDP sıralarından gürültüler) Bunun üzerinden bir itibar suikastı yapmak ahlaki değildir, bunun üzerinden bir siyasi suikasta kalkışmak ahlaki değildir. [CHP ve MHP sıralarından alkışlar(!)]

VELİ AĞBABA (Malatya) – Vay, vay, vay!

MAHİR ÜNAL (Devamla) – Biz AK PARTİ olarak diyoruz ki bu işin sonu nereye kadar giderse gitsin, bu işin peşindeyiz, bu işin hukuki olarak takipçisiyiz.

CELAL ADAN (İstanbul) – Savcıyı niye görevden alıyorsun kardeşim o zaman?

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Savcıyı görevden alıyorsun, polis müdürünü görevden alıyorsun, böyle sonuna gitmez.

MAHİR ÜNAL (Devamla) – Bu ayrı bir konu ama birilerinin de bu hukuki durumu kullanarak siyasi suikast yapmalarına da biz meşru Hükûmet olarak izin vermeyiz.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Ya, bu da mı darbe girişimi Sayın Ünal, bu da mı darbe girişimi?

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Bu da mı darbe? Yine mi “darbe” diyorsunuz? Yine “darbe” mi diyorsunuz?

RECEP ÖZEL (Isparta) – Bir dinle ya!

MAHİR ÜNAL (Devamla) – İşin diğer tarafına gelince, arkadaşlar, bir şeyin meşru olması başka bir şeydir, ahlaki olması başka bir şeydir, hukuki olması başka bir şeydir. Burada Emniyet Genel Müdürünün yaptığı bir açıklama var, Emniyet Genel Müdürü diyor ki: “Bazı şube müdürlerinin görevi kötüye kullandıkları tespit edilmiş…

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Ya, bırak Allah aşkına ya! Sen inandın mı Başkan buna ya?

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Siz inanıyor musunuz bu söylediğinize? Siz, kendiniz inandınız mı buna?

MEHMET ERDOĞAN (Muğla) – Söylediklerine inanıyor musun sen? Allah aşkına, bırak bunları ya!

MAHİR ÜNAL (Devamla) – …ve haklarında soruşturma açılmıştır. Ve Başsavcı diyor ki: “Görevden aldık.” demiyor, “Yanlarına soruşturmanın daha hızlı sürdürülmesi için ek savcı hizmete alınmıştır.” diyor.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Hadi canım sen de!

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Engellenmesi için yapıyor, soruşturmayı engellemek için yapıyor.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Selameti açısından!

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Siz kendiniz inandınız mı buna?

MAHİR ÜNAL (Devamla) – Şimdi, buradan yola çıkarak bize suikast yapmaya kalkışmayın, bu işi kullanmaya kalkışmayın…

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Mızrak çuvala sığmıyor.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Harakiri yapıyorsunuz, harakiri.

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Derhâl istifa etmeleri lazım.

MAHİR ÜNAL (Devamla) – …bunun üzerinden bir itibarsızlaştırmaya çalışmayın çünkü hukuk hepimiz için lazım. (Gürültüler)

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Aynen öyle!

MAHİR ÜNAL (Devamla) – Genel Kurulu saygılarımla selamlıyorum. [AK PARTİ sıralarından alkışlar; CHP, MHP ve BDP sıralarından alkışlar (!)]

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Gürültü kesilsin...

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Sataşacak bir ifadem olmadı Sayın Başkan.

BAŞKAN – Canım, ne dediğini bilmiyoruz.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan, Sayın Grup Başkan Vekili, “Bu konu üzerinden siyaset yapmak ahlaki değildir.” diyerek grubumuzun üyesini incitmiştir. İzin verirseniz cevap vermek istiyorum.

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, “Yargı süreci devam eden bir hususla ilgili, Genel Kurul yargı makamı değildir ve bunun üzerinden de itibarsızlaştırma yapılmamalıdır.” dedim.

ÖZDAL ÜÇER (Van) – Sayın Başkan, bence geçerli bir gerekçe. Ben de aynı gerekçeyle bir siyasetçi olarak siyaset yapmak…

BAŞKAN – Ben o kadar sinirleniyorum ki bu işlere… Yani bu, çocuk oyuncağı hâline çevrildiği zaman, son derece, bütün sigortalarım atar, istismar edildiği zaman da bütün sigortalarım atar.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Engin Alan’ı içeri atarken hiç sesiniz çıkmadı. Engin Alan’ı Balyozdan içeri atarken nasıl oldu bu iş?

BAŞKAN – Ben milletvekillerine son derece, konuşmalarına müsait davranan bir insanım ama gerçekten, alay edilmiş hissediyorum kendimi.

ÖZDAL ÜÇER (Van) – Estağfurullah Sayın Başkan, böyle bir maksadımız olmadı.

BAŞKAN – Bu beni son derece rencide eder, ben de rencide ederim. Yani onu söyleyeyim. Yani gülerek, gülerek bu olmaz.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma saati: 15.37

ÜÇÜNCÜ  OTURUM

Açılma Saati: 15.50

BAŞKAN: Başkan Vekili Meral AKŞENER

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Mine LÖK BEYAZ (Diyarbakır)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 35’inci Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

2014 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı’nın görüşmelerine devam edeceğiz.

IV.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 2014 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/832) (S. Sayısı: 506) (Devam)

2.- 2012 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı, 2012 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısına İlişkin Olarak Hazırlanan 2012 Yılı Genel Uygunluk Bildiriminin Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi, Maliye Bakanlığı ve İçişleri Bakanlığı Tarafından Sayıştaya Gönderilen Genel Faaliyet Raporları ile Bu Raporlara İlişkin Sayıştay Değerlendirmesini İçeren 2012 Yılı Faaliyet Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi, 2012 Yılı Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi, 2012 Yılı Mali İstatistikleri Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/798, 3/1275, 3/1277, 3/1278, 3/1279) (S. Sayısı: 507) (Devam)

BAŞKAN - Komisyon? Burada.

Hükûmet? Burada.

Madde üzerinde, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Muğla Milletvekili Sayın Mehmet Erdoğan.

Buyurun.  (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA MEHMET ERDOĞAN (Muğla) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bütçe kanununun 10’uncu maddesi üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Mahallî idarelere yapılacak yardımlar ve mahallî idarelerle ilgili iş ve işlemler yıllardır her bütçe kanununda yer almaktadır. Belediyelerin görevleri Belediye Kanunu’yla belirlenmiş ve belediyelerin hizmetlerini yerine getirebilmesi için gerekli olan kaynaklar da Belediye Gelirleri Kanunu’yla belirlenmiştir. Pekâlâ, bu durumda bütçe kanununda mahallî idarelere değişik adlar altında hazineden yardım verilmesine ilişkin hükümler niçin yer almaktadır? Cevap belli arkadaşlar. Belediyeleri iktidara muhtaç etmek, bir mahallî seçim öncesinde “İktidardan belediye başkanı seçmezseniz size yardım yok.” muhabbeti yapabilmek için.

Yine, başka partilerden seçilen belediye başkanlarını, tehditle, şantajla kendi partinize getirmek için de bu baskı araçlarına ihtiyacınız var. Şimdi soruyorum size: 2009 mahallî seçimlerinden bu yana hazine yardımlarını ve diğer baskı yöntemlerini kullanmak suretiyle kaç belediye başkanımızı AKP  saflarına transfer ettiniz? Tabii, AKP’nin mahallî idarelerdeki ayrımcılığı, aklımızın, hayalimizin ötesine geçmiştir. AKP iktidarı denetimi, muhalefet belediyelerinin üzerinde Demokles’in kılıcı gibi kullanırken, iktidar belediyelerini denetlememekte, onlarla ilgili ortaya çıkan yolsuzluklara yargılama izni vermemektedir. Yolsuzluk yaptığı mahkeme tarafından tescil edilen iktidar mensubu birçok belediye başkanı hâlâ görevlerinin başında kalmaya devam ederken muhalefete mensup belediyelerde herhangi bir soruşturma başladığı zaman, önce belediyle başkanları görevden uzaklaştırılmaktadır yani çifte standart uygulanmaktadır, iş muhalefete gelince AKP’nin adaleti tatile gitmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2014 yılı bütçesinin en önemli özelliği Sayıştay raporları olmadan bütçe görüşmesi yapılmasıdır. Hâlbuki demokrasinin en önemli özelliği seçilmişlerin hesap vermesidir ama AKP’nin böyle bir niyeti hiç olmadı.

Değerli arkadaşlar, mahallî idareler yani belediyeler ve özel idareler de bütçeden ciddi kaynaklar kullanmaktadır. Bunların denetimlerinin de Sayıştay tarafından yapılması ve denetim raporlarının Meclise gelmesi lazım. Bakınız, Sayıştay Raporları Değerlendirme Kurulu toplanmış, bizim yerimize karar almış arkadaşlar: “Mahalli idarelerin de meclisleri var, biz bu raporları Türkiye Büyük Millet Meclisine değil, ilgili kurumlara gönderelim, onlar kendi meclislerinde görüşsünler.” Bu nasıl bir zihniyet? Bu raporları Meclisten kaçırmak kimsenin hakkı da, haddi de değildir, bunun sorumlusu AKP iktidarıdır. Bu raporların muhakkak Türkiye Büyük Millet Meclisine gelmesi lazım.

Yine, Sayıştayın yandaş tutumunu ve iktidara mensup belediyelerin denetlenmesini nasıl engellediğinizi de dikkatinize sunmak istiyorum. Sayıştay İstanbul Büyükşehir Belediyesini denetlemek için 3 Sayıştay denetçisi görevlendirmiştir. 3 denetçiyle bu mümkün mü? Elbette değil. Peki, burada amaç nedir? Denetimi etkisizleştirmek. Öyle de yapıyorlar zaten. İşte, denetim bitince yolsuzluklar da ayyuka çıkıyor, her yerde savruluyor.

Yine, basına da aksettiği gibi, Ankara Büyükşehir Belediyesini, EGO Genel Müdürlüğünü ve ASKİ Genel Müdürlüğünü denetlemekle görevli Sayıştay ekiplerinin ekip başkanları Sayıştay tarafından değiştirilmiştir. Sebep gayet açık: Bu kamu görevlileri iktidar ve ona mensup belediyelerin yolsuzluklarını ve yanlışlarını ortaya çıkarmanın suç olduğunu önceden öğrenmeden bu işleri yapmışlar, iktidarı üzecek raporların yazılmasına sebep olmuşlardır. Pekâlâ bundan sonra iktidarı üzecek, iktidarın yanlışlarını ortaya çıkaracak Sayıştay denetçilerinin meslekten ihracıyla ilgili bir çalışmanız olacak mı arkadaşlar?

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; çifte standart uygulamasında başka bir örneği de sizlerle ve yüce milletimizle paylaşmak istiyorum. Orman ve Su İşleri Bakanlığı bütçesi görüşülürken burada Sayın Bakana sorduk ama cevap alamadık. Onun için buradan tekrar soruyorum: Bilindiği gibi, Orman ve Su İşleri Bakanlığı, içme suyu tesislerini ve barajlarını yapmakta ve belediyelerle protokol yaparak bu tesisleri belediyelere kullandırmaktadır. Bu tesislerin parasını bir takvim dâhilinde belediyelerden almaktadır. Ancak duyumlarımıza göre, İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından kullanılmakta olan Melen Projesi’yle ilgili olarak bugüne kadar herhangi bir protokol yapılmamıştır. İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Melen Projesi’nden suyu bedava olarak almakta, İstanbullu vatandaşlarımıza satıp parasını tahsil etmektedir. Oysa iktidar partisine mensup olmayan belediyelerden suyu bedava kullanan yoktur.

Buradan Sayın Bakana tekrar soruyorum: İstanbul dışında iktidara mensup belediyeler tarafından bedava içme suyu tesisi kullanan kaç belediye vardır? Bunlar hangi belediyelerdir? Orman ve Su İşleri Bakanlığı bu konuda neden çifte standart uygulamaktadır ve 30 Martta AKP İstanbul Büyükşehir Belediyesini kaybederse Melen Projesi’nden bedava su vermeye devam edecek misiniz İstanbul Belediyesine?

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ülkemiz hızla 30 Mart 2014 tarihinde yapılacak mahallî idareler genel seçimlerine odaklanmaktadır. Bu konuda bütün partiler yoğun bir çalışma içinde olup adaylarını belirleme ve tanıtma gayretindedirler ancak partisinin tabelasından başka hiçbir uygulamasında “adalet” bulunmayan AKP iktidarı, mahallî seçimlerle ilgili olarak bütün devlet imkânlarını kullanarak haksız bir rekabet başlatmıştır. Diğer partiler kendi imkânlarıyla aday tanıtım toplantıları ve mitingleri yaparken AKP iktidarı, devletin kaynakları ve kamu görevlileri eliyle sözde açılış ve temel atma törenleri düzenlemekte ve bu törenlerde adaylarını hem tanıtmakta hem de oradaki kamu görevlilerine emanet etmektedir. Bunun bir örneği de 1 Aralıkta Muğla’da yaşanmıştır. “Eğer adayımız seçilmezse siz yerinizde oturamazsınız.” kısmı da kibarca kamu görevlilerine ihsas edilmiştir. Bu, son derece yanlış bir uygulamadır, devlet adabına da, siyasi ahlaka da uygun değildir. AKP’nin devlet kesesinden yaptığı bu aday tanıtım çalışmalarını kınıyorum ve yüce milletimize şikâyet ediyorum. Bu yanlışların hesabı Milliyetçi Hareket Partisi iktidarı tarafından size ve bu yanlışa alet olan kamu görevlilerine muhakkak sorulacaktır. Yine, yüce milletimiz 30 Martta bu yanlışın hesabını size sandıkta muhakkak ödetecektir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; konuşmamın son kısmında Hükûmete bazı önerilerim olacak. Öncelikle AKP iktidarı AB Bakanlığını süratle kapatmalıdır ve AB üyeliği hedefinden hemen vazgeçmelidir. Eğer AB’ye katılırsak Hükûmetin görevine devam etmesi mümkün değildir. Çünkü AB normlarını uygulamaya koyarsanız yolsuzluk yapamazsınız; yolsuzlukları araştıran, takip eden, ortaya çıkaran emniyet müdürlerini görevinden alamazsınız; görevden aldığınız bu işleri yapan emniyet müdürlerine soruşturma açamazsınız, soruşturma yapan savcıları görevden alamazsınız ya da işi sulandırmak için 2 savcının yanına 2 savcı daha katamazsınız. AB üyesi olursanız yapmanız gereken iş bellidir arkadaşlar. Almanya’da Cumhurbaşkanı Christian Wulff, yolsuzluk ve dostlarından para almakla itham edilince istifa etti. Fransa’da Bütçe Bakanı Jerome Cahuzac hakkında vergi kaçırmak suçundan soruşturma açıldı, ilgili bakan istifa etti. İngiltere Enerji Bakanı, hakkında soruşturma açılınca istifa etti. İtalya Kalkınma Bakanı, hakkında soruşturma açılınca, bu yolsuzluk iddiaları ortaya çıkınca istifa etti. Bu listeyi uzatmak mümkün ama ortak nokta belli arkadaşlar. Soruşturma yapan emniyet müdürlerini, savcılarını görevden almak yok. Bu görevlilerle ilgili onlara “Siz yetkinizi, görevinizi kötüye kullandınız.” diye soruşturma açmak yok. Suçlananlar, herhangi bir yolsuzlukla itham edilenler milletinden özür dileyip boynunu büküyor, erdemli bir davranış sergileyip istifa ediyorlar. O savcılar ve emniyet müdürleri de birtakım yolsuzlukları ortaya çıkarttıkları için terfilerini alıp görevlerine devam ediyorlar.

Burada iktidar gücünüzü kullanarak yolsuzluk soruşturmalarını bir müddet öteleyebilirsiniz. Artık mızrak çuvala sığmıyor. Türk milleti olanların hepsini görüyor. Allah’ın adaleti mutlaktır. Er ya da geç Allah’ın adaleti tecelli edecektir. Milliyetçi Hareket Partisi olarak buradan Türk milletine söz veriyoruz. Bugün gündemde olan bütün yolsuzlukların hesabını bir bir soracağız. Yaptıklarınızın hiçbirisini yanınıza bırakmayacağız.

Bu vesileyle bütçenin hayırlı uğurlu olmasını diliyor, hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına Mardin Milletvekili Sayın Erol Dora. (BDP sıralarından alkışlar)

Buyurun.

BDP GRUBU ADINA EROL DORA (Mardin) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2014 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı kapsamında 10’uncu madde üzerinde Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Konuşmama başlamadan, önce Şırnak Milletvekilimiz Sayın Faysal Sarıyıldız’ın metnini bitirememiştim, oradan devam edeceğim. Bu hasta tutuklular biliyorsunuz bizim çok önemsediğimiz bir konudur. O açıdan, onun göndermiş olduğu mektubu bütünüyle sizlere aktarmak istedim. Meclisin bu anlamdaki duyarlılığını bu yöne çekmek amacıyla devam edeceğim.

“Kemik kanseri olan Halil Güneş de şu anda benimle aynı cezaevinde olan solunum cihazına bağlı başka bir hasta. Ameliyat sonrası cezaevinde enfeksiyon kaptığı için açık yarasından dışarı taşmış kaburgalarıyla yirmi dört saat acı içerisinde kıvranıyor. Her gün ancak morfin kullanılarak yatıştırılabiliyor. Mehmet Emin Özkan ise bir itirafçının ifadeleri doğrultusunda yirmi yıl önce bir suikast silahıyla öldürülen Tümgeneral Bahtiyar Aydın olayından sorumlu tutulan, yetmiş beş yaşında bir sürü hastalıkla boğuşan ölümün eşiğindeki bir hükümlüdür. Daha sonra Bahtiyar Aydın’ın devlet içinde oluşan çeteler tarafından infaz edildiği ortaya çıkmasına rağmen Lice’nin bir köylüsü olan Özkan hâlâ tutuklu. Devletin, Hükûmetin ve aynı millî hassasiyete sahip geçmiş devlet kurumlarının halkımıza yönelik yaklaşımını ele veren bu örnekleri daha da uzatabiliriz.

Şimdi, biraz hukuk devletinden sizlere bahsetmek istiyorum. Bildiğiniz gibi, hukuk devleti, bütün işlem ve eylemleri hukuka uygun, her alanda adaletli bir hukuk düzeni kurup bunu geliştirerek sürdürmekle kendini yükümlü sayan, hukuku tüm devlet organlarına egemen kılan, Anayasa’ya ve evrensel hukuka aykırı durum ve tutumlardan kaçınan, insan haklarına dayanan, bu hak ve özgürlükleri koruyup güçlendiren devlettir. Buradan çıkarılacak fikir odur ki yurttaşların yargı sisteminden en öncelikli talepleri adalete erişimdir. Bu nedenle, yargı mekanizmasının da en asli görevi yurttaşların adalet ihtiyacına cevap vermektir. Trajik olan şudur ki yeni sivil bir anayasa yapmaya uğraştığımız şu zaman diliminde, mevcut 1982 darbe Anayasası’nın suç ve cezalara ilişkin esasların yer aldığı 38’inci maddesinde ‘Suçluluğu hükmen sabit oluncaya kadar kimse suçlu sayılamaz.’ denilerek kabul edilen masumiyet karinesini bile dikkate almayan uygulamalarla karşı karşıyayız. Kaldı ki Anayasa’nın da üzerinde bulunan ve Türkiye'nin de uygulama yükümlülüğü olan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 5’inci maddesinde gözaltına alındıktan sonra hâkim karşısına çıkarılan ve tutuklanmasına karar verilen kişinin makul bir süre içinde yargılanmaya ve adli kovuşturma sırasında serbest bırakılmaya ve serbest bırakılmayı istemeye hakkı açıkça belirtilmiş bir husustur. Bu referansla güncel konu olan Diyarbakır 5. ve 6. Ceza Mahkemelerinin verdiği karara değinmek istiyorum. Yargının bu kararı, seçilmiş milletvekillerinin yasama faaliyetlerini yerine getirmelerini engelleyen bir müdahaledir -halkın iradesiyle oluşan siyasal temsil yetkisini ortadan kaldıran- seçmen iradesinin Parlamentoya yansımasını önlemektedir. Anayasa Mahkemesinin Sayın Balbay kararında da belirttiği gibi milletvekillerinin adil yargılanma hakları ve tutuklulukları da makul süreyi aşmış bulunmaktadır. Milletvekillerinin tutuklu yargılanmaları Anayasa’ya aykırıdır ve insan haklarını açıkça ihlal etmektedir. Bu hem kişi özgürlüğü hem de temsil ihlali yani temsil ettiklerinin de haklarının ihlali olarak değerlendirilmiştir Anayasa Mahkemesinde. Tahliye taleplerinin reddedilmesi, bizce,  keyfîliktir, siyasi bir karardır ve hukuku tanımamaktır.

Bildiğiniz gibi, Anayasa’mızın 153’üncü maddesine göre de, Anayasa Mahkemesi kararlarının yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını bağladığı yoruma mahal bırakmayacak şekilde açık ve net olarak belirtilmiş bulunmaktadır. Milletvekillerimizin tahliye taleplerinin reddedilmesi, mahkemelerin çifte standartlı davrandıklarının da açık  bir göstergesidir.  Yüksek mahkeme olan Anayasa Mahkemesinin açık kararına rağmen, yerel mahkemeler tarafından Anayasa Mahkemesinin bu içtihadını hiçe sayarak evrensel sözleşmelerde referans edilen hukuk devleti kavramı ile Türkiye’de işletilen kanun devletinin aslında birbirinden ne derece uzak yapılar olduğunu hem Türkiye  kamuoyuna hem de dünya kamuoyuna bir kez daha ispat etmiş oldu. Gerek Anayasa Mahkemesi kararıyla ve gerekse evrensel hukuk norm ve içtihatlarıyla bağdaşmayan bu karar, ülke yurttaşlarının adaletin tecellisine olan inançlarını bir kez daha zedelemiş bulunmaktadır, demokratikleşmeye çalışan bir ülkenin önüne yeni bir set koymuş bulunmaktadır. Bu vesileyle, Türkiye’nin uluslararası düzeyde parlak olmayan hukuk karnesine bir zayıf not daha eklemiş bulunmaktadır.

Biz, Barış ve Demokrasi Partisi milletvekilleri ve temsil ettiğimiz yurttaşlar olarak hukuk dersinden sürekli zayıf not alan bir yargı sistemiyle artık yaşamak istemiyoruz. Bununla ilgili her türlü demokratik mücadeleyi vermekten geri durmayacağız. Kaldı ki demokrasi yolunda Parlamento çatısı altında bulunan tüm milletvekillerinin de önceliği bu olmalıdır. Hukuk, yurttaşların tamamını ilgilendiren bir meseledir. Bu nedenle, hukuksuzluğa sırtını dönen anlayışların hukuksuzluktan nemalanmaktan başka gerekçeleri olamaz.

Değerli milletvekilleri, hukuk devletlerinde eşitlik, görmezden gelinemeyecek önemde bir kavramdır. Demokrasilerde eşitlik, kamu politikalarının üretimine etkin ve etkili biçimde katılabilme ve bu üretimi tartışma fırsat ve yetkisine sahip yurttaşların ortaya çıkabilmesinin temelidir. Siyasal katılım siyasal bilincin ve güvenin gelişmesine katkıda bulunduğuna göre, bu anlamda yurttaşlıkta eşitlenme veya eşit yurttaşlık kişinin ve toplumun kendini gerçekleştirmesini sağlar. Daha önemlisi, eşit yurttaşlığın siyasal ve toplumsal barış ve istikrar için temel bir koşul olduğu da unutulmamalıdır. Eşitsizliklerin giderilmesi ayrıca siyaset ve adalet kavramlarının toplum zihninde meşruiyet kazanmalarını sağlar. Bununla birlikte, bir ülkede adaletsizliğin giderilmesi bireyin ya da topluluğun kendisini o ülkede yurttaş olarak görebilmesini sağlar.

Değerli milletvekilleri, özellikle adında adalet vurgusu yapılan bir partinin on yıldır iktidarda olduğu bir ülkede en basit haklar olan yurttaşın seçme, vekilin seçilme hakkına dair bir konuda ağır problemler yaşanıyor olması demokratik siyasetin gelişebilmesi bakımından hayal kırıcıdır. Biz, Barış ve Demokrasi Partisi olarak barışı ve demokrasiyi herkes için istiyoruz. Sizlerin de, Parlamentoda grubu bulunan tüm siyasi partilerin düşüncelerinin bu temelde olması gerektiğine inanıyoruz. Millî duygulara hassasiyeti ülkede yaşayan bütün halklar için istediğinizde, cumhuriyeti bu ülkede yaşayan tüm farklı toplulukları dikkate alarak kurguladığınızda, adalet ve kalkınmayı bütün halklar ve siyasi görüşler için tesis edebildiğinizde bu ülkede gerçek bir demokrasi ve eşit yurttaşlık duyguları yeşerebilecektir. Aksi durumda, hukuki, kültürel, sosyal ve politik ötekileştirme tarzında beyhude ısrarlar gerilimleri, istikrarsızlıkları, çatışmaları, netice itibarıyla da kaygıları ve korkuları artırmaktan başka bir işe yaramayacaktır. Burada ortaya koymaya çalıştığımız tespitler, siyasi değil, tarih boyunca birçok farklı coğrafyada ve özellikle de üzerinde yaşıyor olduğumuz bu coğrafyada defalarca tecrübe edilmiş sosyolojik gerçekliklerdir. 

Bu düşüncelerle konuşmama son vermeden önce, düşünüyorum ve umut etmek istiyorum ki, hiçbir parti farkı gözetilmeden içeride bulunan şu anda bütün milletvekillerimizin, hangi partiye ait olursa olsun hepsinin bir an önce bu Meclise dönmelerini sağlamak yönünde bir an önce Meclisin harekete geçmesidir. Şu anda Meclisin meşruiyeti açısından, bu Meclisin meşruiyetine gölge düşüren bu durumdan hepimizin sıkılması gerektiğine inanıyorum. Hukuk hepimiz için gereklidir ve halkın iradesine ipotek konulduğunu da düşünüyoruz. Bu temelde bir an önce bütün siyasi tutukluların ve bir tedbir olan tutukluluğun aslında bir infaza dönüşmüş olduğundan dolayı bütün uzun tutukluların bir an önce serbest bırakılması noktasında bir an önce Meclisin harekete geçmesini bekliyor, bu duygularla tekrar hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.” (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler.

Şahıslar adına ilk söz Kastamonu Milletvekili Sayın Mustafa Gökhan Gülşen’de.

Buyurun Sayın Gülşen. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MUSTAFA GÖKHAN GÜLŞEN (Kastamonu) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2014 merkezi yönetim bütçe kanunu 10’uncu maddesi üzerine söz aldım, sizleri saygıyla selamlıyorum.

Mahalli idarelere ödenek aktarımıyla ilgili olan bu madde KÖYDES Projesi’ni de kapsamaktadır. Bu vesileyle KÖYDES programından başlayarak on bir yıldır AK PARTİ hükûmetlerince hazırlanan bütçelerin seçim bölgem Kastamonu’ya nasıl yansıdığını sizlerle paylaşmak istiyorum.

Projenin başlangıç yılı olan 2005 yılından bugüne kadar KÖYDES Projesi kapsamında ilimize 213 milyon liralık ödenek aktarılmıştır. Bu kaynaklarla 1.630 kilometre asfalt, 2.250 kilometre stabilize, 116 bin kilometre parke yol yapılmış, 1.266 köy ve mahallenin içme suyu problemi çözülmüş, 75 köprü, 1.350 menfez hizmete girmiştir. 1.070 köyü, 9.700 kilometre köy yolu ağı bulunan Kastamonunda elbette köylerimizin altyapı sorunları tamamen bitmemiş ancak büyük oranda çözülmüştür. Kırsal nüfusumuzun ana geçim kaynağı hayvancılık ve orman gelirleridir. On bir yıllık süreçte yem bitkisi ve hayvancılık için köylümüzün aldığı destek 1 milyon 500 bin liradan 25 milyon liraya yükselerek 16 kat artış göstermiştir. Orman köylümüz  2002 yılında yaptığı üretim için toplamda 12 milyon lira alırken, 2013 yılında üretim için 101 milyon lira ödeme yapılmıştır. Tarım kesiminde gelir artışını sağlayacak bir başka önemli yatırım da Devlet Su İşleri tarafından yapılmış, 117 bin dekar tarım arazisi bu dönemde sulamaya açılmıştır. Son on yıl içinde Devlet Su İşlerimiz Kastamonu genelinde 337 milyon liralık yatırım gerçekleştirmiştir.

Sağlık Bakanlığınca 8 ilçe devlet hastanesi, 7 sağlık ocağı tamamlanarak hizmete açılmış. Merkez ve 3 ilçemizde yapılacak devlet hastanelerinin ihale süreçleri başlatılmıştır. Millî Eğitim Bakanlığımız, Turizm Bakanlığımız, Gençlik ve Spor Bakanlığımız milyonlarca liralık yatırımla onlarca hizmeti ilimizde faaliyete geçirmiştir. 2006 yılında kurulan Kastamonu Üniversitesi yılda 79 milyon lira bütçesi ve 18 bin öğrencisiyle ilimizin, ilçelerimizin ekonomik, sosyal ve kültürel manada gelişimine katkı sağlamaktadır.

Değerli milletvekilleri, ülkemizin her köşesinde olduğu gibi Kastamonu’da da ulaşım yatırımlarında büyük artış vardır. 2002 öncesi on yıllık dönemde güncel rakamlarla kara yollarındaki yatırım tutarımız 107 milyon lira iken, 2002 yılı sonrasındaki on yılda kara yolları yatırımlarımız 720 milyon liraya ulaşmıştır. Bu süreçte bölünmüş yol uzunluğumuz da 6 katına çıkmıştır. Sayın Başbakanımızın “Biz Ferhat, millet Şirin; dağları dele dele gidiyoruz.” ifadesi Kastamonu’da karşılığını bulmuş, Ilgaz Tüneli çalışmalarına başlanmıştır. Yine Kastamonu’nun elli dört yıldır özlemle beklediği Kastamonu Hava Limanı bu dönemde hizmete girmiş, temmuz ayı itibarıyla seferler başlamıştır. Kurtuluş Savaşı’mızın en önemli lojistik üssü olan İnebolu Limanı bu dönemde tamamlanmış, 1998 yılında kapatılan İnebolu gümrüğü AK PARTİ Hükûmetince tekrar hizmete açılmıştır.

Tüm bunların sonunda yıllarca ulaşım zorlukları sebebiyle Karadeniz ile Ilgaz Dağları arasında sıkışıp kalmış, gelişememiş, kalkınamamış, göç vermiş olan Kastamonu, havadan, karadan, denizden ulaşımın rahat olduğu bir şehir hâline gelmiştir. Elbette artık Kastamonu halkı bu hizmetleri yapan kadrolardan demir yolunu da talep etmektedir.

Ulaşım imkânlarının artması ve uygulanan teşvikler neticesinde, il merkezi ve Tosya ilçemizde bulunan organize sanayi bölgelerimiz büyük oranda dolmuş, yeni organize sanayi bölgesi kurulması için çalışmalara başlanmıştır. Son on yıllık süreçte 50 kişi üzeri işçi çalıştıran firma sayımız 15’ten 99’a çıkmış, işsizlik rakamlarımız çok aşağılara, yüzde 3,5’lara kadar gerilemiş ve göç durma noktasına gelmiştir.

Değerli milletvekilleri, elbette şehirlerimizin, ilçelerimizin daha büyük hizmetlere ihtiyacı var. Milletimiz bize güvendikçe hizmet nimettir şuuruyla onlar için çalışmaya, daha büyük hizmetler yapmaya, milletin talep ettiği hizmetleri yerine getirmeye gayret edeceğiz.

Bu vesileyle, bu yatırımlarda emeği olan geçmiş dönem milletvekillerimize, saygıdeğer bakanlarımıza ve Kastamonu’yu hayalleriyle buluşturan Sayın Başbakanımıza şükranlarımı arz ediyorum. 2014 bütçesinin ülkemiz için, milletimiz için hayırlı olmasını diliyor, sizlere saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Şahıslar adına son söz Kahramanmaraş Milletvekili Sayın Durdu Özbolat.

Buyurunuz. (CHP sıralarından alkışlar)

DURDU ÖZBOLAT (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2014 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı’nın 10’uncu maddesi üzerinde şahsım adına söz almış bulunuyorum. O vesileyle yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, sözlerime başlamadan önce, cezaevinde yatan milletvekillerinin serbest bırakılması için Türkiye Büyük Millet Meclisinde açlık grevi yapan milletvekili arkadaşlarıma selamlar gönderiyor ve yürekten destekliyorum. (CHP, BDP ve HDP sıralarından alkışlar)

Bütçe gerek gelirler gerekse harcamalar yönünden denetlenmemektedir. Bu, halkın hesap sorma, vergilerin nasıl harcandığını öğrenme ve sorgulama hakkı olan bütçe hakkının ortadan kaldırılması demektir. Hükûmet, hem halkın yaratmış olduğu artı değerin yaklaşık üçte 1’ine vergi, prim, fon ya da kamusal hizmet fiyatlaması adı altında el koyuyor hem de bu el koyduğu gelirleri nereye harcadığı konusunda bilgi vermeye yanaşmıyor.

AKP’nin millî gelirden kullandığı kaynaklar, KDV, ÖTV gibi dolaylı vergilerin de yükselmesiyle yüzde 40’a yaklaştı. Uygar ülkelerde kaynakları toplayan ve dağıtan devlet kurumları arasında merkez yerel paylaşımı daha dengeliyken Türkiye’de bir uçurum var. OECD verileri gösteriyor ki, Türkiye, kamu harcamalarının yüzde 10’unu dahi yerel yönetimlere kullandırmıyor. Bu yüzde 10’luk harcama dilimine, doğrudan merkeze bağlı il özel idarelerinin yüzde 20’ye yaklaşan payları da dâhil.

Türkiye’de 30 büyükşehir, 3 binden fazla belediye, 51 il özel idaresi, 35 bine yakın köy bulunuyor. Belediye hizmeti aldığı varsayılan 65 nüfus var, yani toplam nüfusun yüzde 85’i. Ancak bu kurumların yaptıkları harcama, toplam devlet harcamasının yüzde 10’unu dahi bulmuyor. Esas çarpıklık burada.

Toplam kamu harcamaları millî gelirin yüzde 36’sını bulurken mahalli idarelerin yaptığı harcamalar millî gelirin yüzde 3,6’sına ulaşamıyor. Bu yüzde 10’u bile bulamayan payla belediyeler, bırakın yatırım yapmayı, personel harcamalarını, temel mal ve hizmetlerini tedarik etmeyi dahi başaramıyorlar. Bakınız, Cumhurbaşkanlığının bütçesi Diyarbakır ve Eskişehir belediyelerine ayrılan payların toplamından fazla. 2014 bütçesinden Diyanet İşleri Başkanlığına ayrılan ödenek 5,5 milyar lira. Yüzde 18’lik bir artış anlamına gelen bu ödenekle Diyanet, tam on üç bakanlığı geride bırakmış. Bir de milyonlarca yurttaşımıza hizmet götürmesi beklenen belediyelere ayrılan bütçenin 39 milyar lira olduğu düşünülürse durumun vahameti daha iyi kavranacaktır.

Değerli arkadaşlar, tüm bunlara ek olarak, siyasi hesaplarla ve seçimlere yönelik kaygıyla çıkarılan Büyükşehir Yasası var ki yerel hizmetleri tamamen hayal hâline getirdi. Sayısız belde ve köye, yolunu dahi bilmeyen merkez belediyelerce hizmet götürülmesini beklemek bir trajedidir. Kent merkezine 40 kilometre uzaklıkta bulunan Maraş’ın Pazarcık ilçesinin 9 köyünün mahalleye dönüştürülerek merkez ilçeye bağlanması, 3 köyünün Türkoğlu’na bağlanması bu yanlış uygulamalardan sadece bir örnek. Bu siyasi kararlar, yerel yönetimleri ve belediye hizmetlerini bitirmek anlamına gelir.

Kendi belediyelerine kepçeyle dağıtan Hükûmet, diğer belediyelere kaşıkla veriyor. Bununla da yetinmiyor, denetim elemanlarına kamp kurduruyor, soruşturma ve gece yarısı baskınlarıyla muhalif parti belediyelerini çalışamaz hâle getiriyor.

Bu tablo, Türkiye’yi, neoliberal renklerle süslenmiş, toplumsal ve mali açıdan çarpık, iktidarın tam güdüm ve denetiminde bir yerel idare sistemine götürmektedir. Belediyeler sürekli borçlanmaya yöneliyor ve toplam borçları 45 milyar lirayı aşmış durumda.

Aynı zamanda bu anlayış, yerel idarelerin farklı ekonomik arayışlar içerisine girmesinin ve ranta dayalı yağmalamanın kapılarını da açıyor. Halkımız için bir değer ifade eden her türlü mekânlar, sermaye için rant alanına dönüştürüldü. Tarihsel ve toplumsal değerler, doğal kaynaklar, tabiat ve kültür miraslarımız rant için yok edilmekte. Kentsel dönüşümün arkasına sığınarak polis gücüyle insanları evlerinden yurtlarından eden zorbalıklar, kentlerde hâkimiyetini ilan eden rant ekonomisinin bir sonucudur.

Bu gerçeğin sayısız örneklerinden biri, hemen yanı başımızda Dikmen Vadisi’nde yıllardır yaşanıyor. Orada yaşayanlar sekiz yıldır zulme karşı direniyorlar.

Çağdaş kent ve yaşam hedefi, yerel yağmalamaya, talan politikalarına yem edilemez. Bu nedenle, 2014 yılı merkezî yönetim bütçesine “evet” dememiz olanaksızdır.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Soru-cevap işlemine geçiyorum.

Sayın Acar…

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, Antalya Çağdaş Eğitim Vakfı’nda çelenk bağışları için ticari faaliyet olduğu gerekçesiyle inceleme yapıyorsunuz. Çelenk bağışları nasıl bir ticari iş sayılır, bunu merak ediyorum. Asla ticari bir iş yapmayan, tüm mal varlığını ve gelirlerini yoksul öğrencilere özgülemiş bir vakfa haksızlık yapmıyor musunuz? Adalet ve Kalkınma Partisi yandaşı vakıflarla eşitliği bozmuş olmuyor musunuz? AKP’nin arka bahçesindeki kaç vakfa benzeri cezalar verildi?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Şimşek…

CEMALETTİN ŞİMŞEK (Samsun) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Sayın Bakanım, 25 yaşını doldurmuş, üniversiteyi bitirmiş ancak iş bulamamış, işsiz olan ve yine, 18 yaşını doldurmuş, işsiz olan gençlere ailesinin geliri üzerinden genel sağlık sigortası primi tahakkuk ettirilmektedir. Her türlü sorumlulukları ailesi üzerinden düşmüş olan bu şahısların genel sağlık sigortasında ailelerinin geliri üzerinden sağlık sigortası tahakkuk ettirilmesi doğru mu? Bu konuda bir çalışma yapmayı düşünüyor musunuz?

Bir de hakikaten, Türkiye’de garip şeyler oluyor. Önemli bir soruşturmanın akabinde soruşturmayı yürüten polis müdürlerinin görevden alınmasını nasıl izah ediyorsunuz? Bu bakımdan kamuoyu Hükûmetten bir açıklama bekliyor. Bu polis müdürleri niçin görevlerinden alındılar?

BAŞKAN – Sayın Soydan…

MUSTAFA SERDAR SOYDAN (Çanakkale) – Teşekkür ederim.

Gazetecileri Koruma Komitesi tutuklu gazetecilerin dünya sıralamasında Türkiye'nin 1’inci sırayı koruduğunu açıkladı. Bu birincilik, başarıyla övünen, hayatın her alanına ileri demokrasiyi yerleştirmeye çalışan Hükûmete ve olimpiyatlardan birincilik yerine kına getiren Sayın Spor Bakanına hayırlı olsun! Bu konudaki düşüncelerinizi merak ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Yılmaz…

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Sayın Bakan, bu Tarım Bakanlığı “karekod” adı altında bir uygulama yapıyor. Yaklaşık 1 milyar dolar gibi bir rakamı… Özel uçağı da olan ve Tarım Bakanının da bu özel uçakla defalarca uçtuğu iddia edilen bir firmaya bir yıl içerisinde 1 milyar dolar gibi bir paranın aktarıldığı iddiası ortalıklarda dolaşıyor. Dünyada hiç eşi benzeri yok bu uygulamanın. Bir etiketi 6 kuruş gibi bir fiyatla sadece bir firmadan, Veriso Data firmasından alma zorunluluğu getiriliyor. Sizin bandrol uygulamanız var, bin tanesini 2,7 kuruşa verirken bir etiketin 6 kuruşa verilmesi yani 2.500 kat bir fiyat konulması ve 1 milyara yakın bir paranın bir firmaya bu şekilde aktarılıyor olması nasıl etiktir? Yani dünyada eşi benzeri yok…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Oğan…

SİNAN OĞAN (Iğdır) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, ağabeyiniz Selahattin Şimşek’in Iğdır İl Millî Eğitim Müdürü olduğu dönemlerde Iğdır’daki birçok hazine arazisi kimsenin haberi olmadan, herhangi bir satış ilanı, açık artırma olmadan Batmanlı iş adamlarınca satın alındı. Bu konuda Bakanlığınıza bir de soru önergesi yönelttim. Iğdır’daki neredeyse bütün hazine arazilerinin Batmanlılar tarafından gizlice alınmasını Batmanlı ve bu arazilerden sorumlu bir Bakan olarak nasıl değerlendiriyorsunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Havutça…

NAMIK HAVUTÇA (Balıkesir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, tarımsal üretimi Türkiye’nin en önemli ekonomik güçlerinden birini oluşturuyor, temelini oluşturuyor. Şimdi, çiftçilerimiz şu anda tarımsal üretimde 3 milyon dönüme yakın araziyi ekmekten vazgeçti. Türk çiftçisi dünyanın en pahalı mazotunu, gübresini kullanıyor. Çiftçilerimiz kullandığı mazotu Bodrum’a tatile gitmek için kullanmıyor, Türkiye’de buğday üretmek için, et üretmek için ve mısır üretmek için kullanıyor yani Türkiye’yi beslemek için kullanıyor. Gemicilere verdiğiniz, pırlantaya verdiğiniz KDV desteğini Türk çiftçisinden esirgerseniz Türkiye’de üretim imkânsız hâle gelecek. Çiftçilerimiz –soruyorum- bir kilo mazota ne kadar KDV ve ÖTV ödüyor? Hükûmet olarak, bunların nefes alması için onlara bu desteği vermeyi düşünüyor musunuz?

BAŞKAN – Sayın Bakan, buyurunuz.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Şimdi, değerli arkadaşlar, Antalya Çağdaş Eğitim Vakfıyla ilgili bir soru var, çelenk bağışlarının nasıl bir ticari iş kapsamında değerlendirildiği hususu. Ben yani spesifik olarak her ilde yapılan incelemenin mahiyetine vâkıf değilim ama Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneğine ilişkin, birtakım faaliyetlerin ticari faaliyet niteliğinde olduğuna ilişkin bir inceleme yapılmış veya en azından basına bu yansıdı. Şimdi, Kızılay’ın da ticari mahiyette, diğer herhangi bir vakfın da bu anlamda ticari mahiyette bir faaliyeti varsa maliyenin değerlendirmesi böyle olur yani herhangi bir derneğe, herhangi bir vakfa ilişkin özel bir uygulamamız söz konusu olamaz. Fakat dün bu konu çok tartışıldı ve ben bu konuyu inceleteceğimi, eğer kanuna, mevzuata aykırı bir uygulamamız varsa gereğini yapacağımı söylemiştim dün. Dolayısıyla, yine bu çerçevede ben cevap vermek istiyorum.

Değerli arkadaşlar, 25 yaşını doldurmuş veya 18 yaşını doldurmuş vatandaşlarımızdan, daha doğrusu ailelerinden genel sağlık sigortası kapsamında gelir düzeyi müsaitse prim alınması hususu kanunla yapılan bir düzenlemedir. Bu düzenleme doğru mu yanlış mı, bu sübjektif bir konudur. Şu anda fiilen var olan bir husustur. Muhtemelen Meclisimizden geçmiş bir yasayla yapılmıştır. Bu konu incelenebilir ama sosyal güvenlik sistemi, katkıya dayanır. Şu anda sosyal güvenlik sisteminde büyük bir açık vardır buna rağmen. Dolayısıyla, imkânı olanların sağlıktan tamamen hiçbir prim ödemeden yararlanması doğru olmaz. Bu defa prim ödeyenlere bir haksızlık olur. Dolayısıyla, yani sistem bu anlamda bakılırsa doğru kurgulanmıştır.

NECATİ ÖZENSOY (Bursa) – Milyonlarca kişi borçlu, milyonlarca kişi. Borçtan dolayı da tedavi falan göremiyorlar.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Soruşturmayı, daha doğrusu bu emniyet müdürlerinin görevden alınması meselesini tekrar sordunuz. Sabahleyin bu konuyu ben açıkladım. Değerli arkadaşlar, kim bu milletin bir kuruşuna tenezzül ederse...

KAMER GENÇ (Tunceli) – Ya bu lafları bırakın ya. Yazık, yazık ya!

AHMET YENİ (Samsun) – Ya dinle, cevap veriyor.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Bir müsaade edin, konuşuyoruz ya.

BAŞKAN – Bakın, bir sürü soruya cevap vermesi lazım, yerinizden laf atmayın, zaman geçiyor. Kaldı iki dakika.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Ama Sayın Başkan yani böyle laf söylenmez ki.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Şimdi, kim bu milletin bir kuruşunu yerse, mahkemelerimiz, yargımız sonuna kadar gitsin.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Siz biliyorsunuz ki hesap soran…

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Sonuna kadar. Kimliği ne olursa olsun, hangi şahıs olursa olsun, kim olursa olsun ve değerli arkadaşlar, şu anda bu konu yargıya intikal etmiştir. Sabahleyin de dün de bu konularda hep sorular soruldu, defalarca söyledim yani ne gerekiyorsa yapılmalıdır, kim olursa olsun gereği yapılacaktır.

CEMALETTİN ŞİMŞEK (Samsun) – Yargıya intikal etmiş konuyla ilgili bir şey söylemeyeceğim. Polis müdürleri niye görevden alındı?

ALİM IŞIK (Kütahya) – Nasıl adaletten bahsedersin Sayın Bakan?

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Bizim, yanlış yapanı barındırmamız, savunmamız asla mümkün değildir.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Ya, bir defa, kimin hesaplarını inceliyorsun sen Maliye Bakanı olarak?

CEMALETTİN ŞİMŞEK (Samsun) – Çocukların hesapları da incelendi mi?

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Bu milletin -dediğim gibi- 1 kuruşuna tenezzül edenin sonuna kadar cezalandırılmasından tarafım ben. Dolayısıyla, bu konuda açık ve netim.

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Allah’ın adaletinden kurtuluş yok.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Şimdi, hem Allah nezdinde hesap verecekler hem de tabii ki yargı nezdinde bu millete hesap verecekler ama şu anda soruşturma aşamasında olan bir konudur, yargıya intikal etmiş bir konudur.

CEMALETTİN ŞİMŞEK (Samsun) – Yargıya intikal etmiş konuya bir şey demiyorum. Polis müdürleri niye görevden alındı?

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Bunu sık sık bana sormanız, aynı çerçevede cevap almanız yani…

BAŞKAN – Konuşun, konuşun, bitti zaman.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Sayın Bakanım, polis müdürleri niye görevden alındı, görüşünüzü soruyoruz.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Değerli arkadaşlar...

CEMALETTİN ŞİMŞEK (Samsun) – Sayın Bakan, yargıya intikal etmiş konuda bir şey demiyoruz. Polis müdürleri niye görevden alındı?

BAŞKAN – Hadi bakalım, aferin.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Şimdi, tutuklu gazetecilerle ilgili olarak…

BAŞKAN – Tamam canım, konuşun, gitti.

CEMALETTİN ŞİMŞEK (Samsun) – Ama soru soruyoruz.

BAŞKAN – Yani, gitti, zaman gitti.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – …Türkiye'nin ilk sırada olması büyük bir ayıptır.

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – O ayıbı kaldırın, madem öyle.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Ve Türkiye'nin ama bu detayları yani muhtemelen…

CEMALETTİN ŞİMŞEK (Samsun) – Kimse açıklama yapmıyor.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – …hangi sebeplerle, niçin olduğunu, gerçekten bunlar gazetecilik mesleğinden dolayı mı, değil mi?

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Bunlar klasik laflar.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Bu konuda, geçmişte, Adalet Bakanlığının birtakım açıklamaları oldu.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Bari bugün bunları söylemeyin, ayıp ayıp ya! Evlerinde 4.5 milyon dolar çıkmadı onların, ayıp ya!

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Şimdi, değerli arkadaşlar, bakın, ben diyorum ki, bu hususta daha önceden birtakım değerlendirmeler, açıklamalar oldu. Yargıtay tarafından…

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – “Gazetecilik yaptığı için tutukladık.” demeyecek zaten, kılıfına uyduracak.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Bakın “Gazetecilerin gazetecilik mesleği nedeniyle tutuklanması bir yanlıştır, bir ayıptır.” diyorum ama başka sebeplerden dolayı…

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Zaten, başka sebepler uydurulur Sayın Bakan, böyle cevap olmaz.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – …Yargıtayca onaylanmış cezası varsa da bunu gazetecilik kapsamında değerlendirmemek lazım; onu söylüyorum. İkisinin ayrımını -yapacak kadar- herhâlde siz de rahat bir şekilde yapabilirsiniz.

SİNAN OĞAN (Iğdır) – Sayın Başkan, ek süre verebilir misiniz Sayın Bakana, süre bitti.

BAŞKAN – Vermeyeceğim.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Şimdi, Tarım Bakanlığıyla ilgili bir konu sordunuz; bu bir iddia. Tarım Bakanlığına ilişkin bir husus var. Tarım Bakanımız buraya geldiler, yine gelecekler.

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Cevap vermiyor ki.

BAŞKAN – Devam et, devam.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Lütfen sorun kendilerine, açıklama yapsınlar ama şimdi, Tarım Bakanının cevap vermediği bir hususu bir iddia olarak ortaya atıyorsunuz. Benim şu anda önümde bir şey yok, ben nasıl size cevap vereyim?

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Daha dün kendisi açıkladı.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Dolayısıyla, bu iddianız varsa, bu hususta birtakım bilgi, belgeler varsa lütfen gereğini yapınız, lütfen ilgili arkadaşımıza sorunuz.

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Cevap verse… 

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Şimdi, gelelim…

SİNAN OĞAN (Iğdır) – Iğdır’a gel.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Iğdır’a gelelim.

Ben şimdi talimat verdim. O dönemde yapılan bütün satışlar, ihalesiz veya ihaleli…

SİNAN OĞAN (Iğdır) – Soru önergesi de verdim.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Soru önergesinde sormuşsanız mutlaka cevabını da veririz.

Yani, en son orada ne zaman görev yaptı? Bu, herhâlde üç dört yıl öncedir. Ben ne zaman Maliye Bakanı oldum?

SİNAN OĞAN (Iğdır) – Sayın Bakanım, hâlâ devam ediyor.

NECATİ ÖZENSOY (Bursa) – Bilmiyor musunuz Sayın Bakanım?

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Bakın, arkadaşlar, şimdi, dolayısıyla, o konuyu inceleteceğim. Bakın, ne diyorum? Kim olursa olsun…

SİNAN OĞAN (Iğdır) – O ilişkiler üzerinden devam ediyor satışlar.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Ama, “o ilişkiler üzerinden” diye bir şey yok.

Şimdi, bir vatandaş… Bakın, konuyu inceleteceğim, çıkartacağım. Sizin iddia ettiğiniz gibi gizli mizli şey olur mu arkadaşlar ya? Millî Emlakın bütün satışları; bir, teşvik kapsamında değilse mutlaka ve mutlaka ihaleyle olur, ihaleyle olmaması ancak kanunla olur. Kanun kime cevaz veriyor? Vakıf üniversitelerine, kamu yararı olan derneklere veriyor. Dolayısıyla, ben bu iddiayı oturup, inceletip çıkartacağım.

SİNAN OĞAN (Iğdır) – Sayın Bakan, ciddi bir iddiadır.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Eğer sizin söylediğiniz şekilde değilse siz çıkıp özür diler misiniz, onu da merak ediyorum.

SİNAN OĞAN (Iğdır) – Iğdır iş adamları adına soruyorum, “Biz almak istiyoruz…” diyorlar.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Şimdi, ama, işte, onun, bunun söylemesi değil. Bakın, konuyu aldım, inceleteceğim, getireceğim. Müsteşara söyledim: “Şu son yani benim Bakan olduğumdan bugüne kadar Iğdır’da yapılmış bütün işlemleri hemen çıkartın. Hele Batmanlı birisi bulaşmışsa özellikle çıkartın, bütün detaylarıyla getirin.” Açık ve net olarak söylüyorum, o konuda en ufak bir tereddüdüm yok.

SİNAN OĞAN (Iğdır) – Biz de size “Allah razı olsun.” deriz Sayın Bakan.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Şimdi, tabii ki çiftçimize, değerli arkadaşlar, biz imkânlarımız çerçevesinde bütçeden tarımsal destek veriyoruz. Bu destek yeterli mi, yetersiz mi tartışılabilir ama bir mazot desteği var. Şimdi, şunu da kabul edelim: Bakın, Türkiye, tarımda Avrupa’da 4’üncü sıradaydı. Ne zaman? Tarımsal gayrisafi yurt içi hasılada 2002 yılında 4’üncü sırada, bugün 1’inci sıraya çıkmış; dünyada 11’inci sıradaydı, bugün 7’nci sıraya çıkmış. Nerede? Tarım sektörünün büyüklüğünde. Şimdi, dolayısıyla, tarım sektöründe…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Evet, teşekkür ederim.

Şimdi, madde üzerinde bir adet önerge vardır, okutup işleme alıyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan “2014 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı”nın 10 uncu maddesinin (1) numaralı fıkrasındaki “SUKAP kapsamında ihtiyaç olması hâlinde genel bütçe kapsamındaki ilgili kamu idaresi bütçesine veya özel bütçeli idare bütçesine ödenek aktarılabilir.” cümlesinin madde metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                                                                               Ferit Mevlüt Aslanoğlu

                                                                                           İstanbul

BAŞKAN – Komisyon, katılıyor musunuz?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ABDULKERİM GÖK (Şanlıurfa) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet?

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Tamam.

Gerekçeyi okuyun.

Gerekçe

Anayasanın 161. maddesinin ikinci fıkrasında, "Malî yıl başlangıcı ile merkezi yönetim bütçesinin hazırlanması, uygulanması ve kontrolü kanunla düzenlenir." kuralına yer verilmiştir.

Anayasanın sözünü ettiği merkezi yönetim bütçesinin hazırlanması, uygulanması ve kontrolüne ilişkin kanun, 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunudur.

Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu Tasarısının yasalaşması, Avrupa Birliği Uyum Şartları arasında yer almış; IMF İcra Direktörleri Kurulu'nun 6. gözden geçirmeyi onaylamasında ön şart olarak kabul edilmiş, yasalaşması için 3 Ağustos 2002 tarihinde TBMM'ye sunulmuş, 10.12.2003 tarihinde yasalaşmış ve 1.1.2006 tarihinde bütün maddeleriyle yürürlüğe girmiştir.

Kanun ile uluslararası standartlara ve Avrupa Birliği normlarına uygun olan, mali saydamlığa ve hesap verebilirliğe dayanan, kamu kaynaklarının etkili, ekonomik, verimli ve yasalara uygun şekilde elde edilmesi ve kullanılmasını sağlayan ve TBMM'nin bütçe hakkından kaynaklanan denetim yetkisini kullanabilmesine güvence oluşturan bir kamu mali yönetim sistemi kurulması amaçlanmıştır.

5018 sayılı Kanunun temelinde, "stratejik planlama ve performans esaslı çok yıllı bütçeleme" yatmaktadır. Kanuna göre kamu idarelerinin bütçeleri, kalkınma planı -stratejik plan-performans programı-bütçe gibi birbirine bağlı ve birbirini tamamlayan ve yukarıdan aşağıya hiyerarşik bir yapı oluşturan bütünsel bir süreç olarak tasarlanmıştır.

Buna göre, kamu idareleri, stratejik amaçlar ve ölçülebilir hedefler saptamak, performanslarını önceden belirlenmiş göstergeler doğrultusunda ölçmek ve bu sürecin izleme ve değerlendirmesini yapmak amacıyla uzun süreli stratejik plan (md. 9/1) ile stratejik plana göre yürütecekleri faaliyet ve projeleri ve bunların kaynak ihtiyacı ile performans hedef ve göstergelerini içeren yıllık performans programı hazırlamak (md. 9/4) ve kamu hizmetlerinin istenilen düzeyde ve kalitede sunulabilmek için bütçeleri ile program ve proje bazında kaynak tahsislerini, stratejik planlarına, yıllık amaç ve hedefleri ile performans göstergelerine dayandırmak zorundadırlar (md: 9/2).

İdarelerce her yılın sonunda hazırlanacak idare faaliyet raporlarında ise, ilgili idare hakkındaki genel bilgilerle birlikte, kullanılan kaynaklar, bütçe hedef ve gerçekleşmeleri ile meydana gelen sapmaların nedenleri, stratejik plan ve performans programı uyarınca yürütülen faaliyetler ile performans bilgilerini içerir şekilde hazırlanacak (md. 41/4); Sayıştay söz konusu raporları değerlendirerek değerlendirme sonuçları ile birlikte TBMM'ye sunacak, TBMM ise bu raporlar ve değerlendirmeler ile denetim bulguları temelinde, kamu kaynağının elde edilmesi ve kullanılmasına ilişkin olarak kamu idarelerinin yönetim ve hesap verme sorumluluklarını görüşecektir (md. 41/3).

Bununla birlikte, AKP İktidarları merkezi yönetim bütçesini, 5018 sayılı Kanuna göre hazırlamak ve uygulamak yerine, 5018 sayılı Kanunla yürürlükten kaldırılmış olan 1050 sayılı Muhasebe-i Umumiye Kanununa göre hazırlamaya ve uygulamaya devam etmektedir.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Madde 11’i okutuyorum:

Fonlara ilişkin işlemler

MADDE 11- (1) Türk Silahlı Kuvvetlerine stratejik hedef planı uyarınca temini gerekli modern silah, araç ve gereçler ile gerçekleştirilecek savunma ve NATO altyapı yatırımları için yıl içinde yapılacak harcamalar; 7/11/1985 tarihli ve 3238 sayılı Kanunla kurulan Savunma Sanayii Destekleme Fonunun kaynakları, bu amaçla bütçeye konulan ödenekler ve diğer ayni ve nakdi imkânlar birlikte değerlendirilmek suretiyle Savunma Sanayii İcra Komitesince tespit edilecek esaslar çerçevesinde karşılanır.

(2) Milli Savunma Bakanlığı, Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığına bütçe ile tahsis edilen mevcut ödeneklerden birinci fıkra hükümleri gereğince tespit edilecek tutarları; Emniyet Genel Müdürlüğüne bütçe ile tahsis edilen mevcut ödeneklerden uçak ve helikopter, insansız hava araçları (İHA), uçuş simülatörü ve Elektronik Harp (HEWS) projesine ilişkin tutarları; Türkiye Hudut ve Sahiller Sağlık Genel Müdürlüğüne bütçe ile tahsis edilen mevcut ödenekler ile bu Genel Müdürlük bütçesine kaydedilen ödeneklerden motorbot alımına yönelik tutarları; Orman Genel Müdürlüğüne bütçe ile tahsis edilen mevcut ödeneklerden Helikopter Alım Projesine ilişkin tutarları; Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürlüğüne bütçe ile tahsis edilen mevcut ödeneklerden araştırma gemisi alımına yönelik tutarları; ilgili hizmetleri gerçekleştirmek üzere Savunma Sanayii Destekleme Fonuna ödemeye ilgisine göre Milli Savunma Bakanı, İçişleri Bakanı, Sağlık Bakanı, Orman ve Su İşleri Bakanı veya Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı yetkilidir.

(3) Savunma Sanayii Destekleme Fonundan Hazineye yatırılacak tutarları bir yandan genel bütçeye gelir, diğer yandan Milli Savunma Bakanlığı bütçesinin ilgili tertiplerine ödenek kaydetmeye ve geçen yıllar ödenek bakiyelerini devretmeye Maliye Bakanı yetkilidir.

(4) İlgili yıllar bütçe kanunları uyarınca, yürütülmesi öngörülen projeler için Savunma Sanayii Destekleme Fonuna aktarılan tutarlardan kullanılmayan kısımlar, Savunma Sanayii Destekleme Fonundan ilgili genel bütçeli idarenin merkez muhasebe birimi hesabına; özel bütçeli idarelerde ise muhasebe birimi hesabına yatırılır ve ilgili idarenin (B) işaretli cetveline gelir kaydedilir. Gelir kaydedilen tutarlar karşılığını ilgili idare bütçesine ödenek kaydetmeye genel bütçeli idarelerde Maliye Bakanı, özel bütçeli idarelerde ise ilgili özel bütçeli idare yetkilidir. Milli Savunma Bakanlığı, Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığı dışındaki idarelerde ödenek kaydı yılı yatırım programı ile ilişkilendirilerek yapılır.

BAŞKAN – Madde üzerinde ilk söz, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Antalya Milletvekili Sayın Arif Bulut’ta.

Buyurun Sayın Bulut. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA ARİF BULUT (Antalya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, 11’inci madde üzerinde grubum adına söz almış bulunuyorum. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, 1700’lü yıllarda, Napolyon “Para, para, para” diye bir üçleme yapmış. Neden bunu söylediği konusunda rivayetler muhtelif ama paranın önemini vurgulaması açısından önemi büyük. Bütçe demek de “Para, para, para.” demektir. Bizim bütçemiz de “Vergi, vergi, vergi.” üçlemesinden oluşmaktadır. Doğal olarak, bu kadar ağır vergilendirme de “Rüşvet, rüşvet, rüşvet.” üçlemesine neden olmaktadır. Bu rüşvet olayından ülkemiz çok büyük zararlar görmüştür, görmeye de devam etmektedir.

Bakanlar Kurulunun 3 üyesinin oğlanları, rüşvet almak iddiasıyla gözaltına alındı. Hükûmete yakın birçok isim de şu anda gözaltında. Hepsinin ortak paydası, rüşvet almak ve rüşvet vermek. Normal şartlar altında, bu 3 bakan ve bankalardan sorumlu olan devlet bakanı Ali Babacan derhâl istifa etmelidir. Özellikle, İçişleri Bakanının yerinde kalması ülke için bir felakettir. Başbakanın bu tür kanunsuz olaylarda takındığı tavrı biliyoruz. “Beraber yürüdüğümüz arkadaşlarımı yedirmem.” diyen Başbakan, şimdi de “Bizim Allah’ımız var.” diyerek bakanlarını yedirmeyeceğinin sinyalini vermektedir bu aziz milletin de Allah’ı olduğunu unutmaktadır. Milletle yolsuzluklar, kanunsuzluklar arasına Allah’ı koyarak milleti kandırdığını sanan Başbakanı kınıyorum.

Takke düşmüş, kel görünmüştür; devletin malı deniz değildir; aksırıncaya kadar, tıksırıncaya kadar yiyemeyeceksiniz; polisleri de görevden alsanız, savcıları da görevden alsanız, hâkimleri de görevden alsanız kurtulamayacaksınız; bunun hesabını bu aziz millete muhakkak vereceksiniz.

Yerel seçimlerin yaklaşmakta olduğu şu günlerde, sosyal yardım bütçeleri bir önceki yıla göre yüzde 15,3 oranında artırılarak 30 milyar Türk lirasına çıkarılmıştır. Bu artış, Hazreti Ali hassasiyetiyle yapılan bir artış değildir, bu artışın altında yerel seçimler yatmaktadır. Yerel seçimler öncesinde, iyice yoksullaştırılan vatandaşa sadaka dağıtılarak devletin imkânlarını seçim yatırımı olarak kullanıp bundan oy artışı sağlamayı amaçlamaktadır.

On bir yıllık AKP iktidarı, demokratik bir toplumdaki sosyal devlet anlayışını kendi anlayışına uygun hâle getirdi. Kendi anlayışına evirerek demokratik toplumdaki kişisel hak ve özgürlükler çerçevesindeki ekonomik özgürlüğü de yok ederek, toplumu fukaralaştırarak, demokratik toplumdaki bireyi ümmet hâline getirerek bir sadaka toplumu yaratmıştır. Yine, bu süre içinde, topladığı vergilerin, vergi dışı gelirlerin, özelleştirme gelirlerinin, birçok fonun ve örtülü ödeneğin nereye ve nasıl harcandığının hesabını verememişler, denetimden kaçırmışlardır. Bir toplumdaki aşevlerinin sayısının artmış olması, sosyal yardımların artmış olması, “Emekliler Fak-Fuk Fon’dan yardım alabilir.” diye yasa çıkarılmış olması, ülkenin iyi yönetildiğini değil, kötü yönetildiğini gösterir.

Değerli arkadaşlar, 2013 yılı sonu itibarıyla ülkemizde kaç tane Suriyeli sığınmacı var? Suriye’deki iç savaşa ne kadar karıştık? El Kaide’ye ne kadar destek veriyoruz? Suriye’ye ne kadar silah sevkiyatı yaptık? Kaç tane çocuğun ölümüne sebep olduk? Bütçemizin ne kadarını Suriye için heba ettik? Bundan sonra ne kadar para harcayacağız? Bunları tam olarak bilmiyoruz. Verilen rakamlar tatmin etmekten çok uzaktır.

Dışişlerindeki başarısızlığımız, başta İran olmak üzere, Libya, Irak, Mısır, Suriye ve İsrail’le olan ticari ilişkilerimizi bozmuş, hem ihracatta  hem de turizmde Türkiye çok büyük, çok ciddi zarara uğratılmıştır. Özellikle Antalya ve Göller Bölgesi’ni tercih eden İranlı ve İsrailli turistler, artık, Türkiye’ye de, Antalya’ya da gelmez olmuşlardır. Sayın Başbakan, sürekli ve tekrar tekrar, Suriye’deki iç savaş nedeniyle zor koşullar altında yaşama mücadelesi veren Suriye vatandaşlarının ve çocuklarının acılarını dile getirmekte, Mısır’da yaşananların kendisini çok üzdüğünü söylemektedir. Mısır’daki darbe, Türkiye'nin en önemli sorunu hâline gelmiştir. Rabia işareti, AKP’nin resmî işareti olmuştur. Hepimiz darbelere karşıyız, demokrasi dışı uygulamalara karşıyız. Bu yüzden “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir.” diyoruz ancak kendi ülkemizdeki yokluk ve yoksulluğu çözemezken, kendi ülkemizdeki çocukların karnı tok olarak yatağa girmesini sağlayamamışken, Van depreminden bugüne geçen sürede hâlen çocuklarımız, vatandaşlarımız ısıtılamamış, başlarını sokacak bir çatı kurulamamışken, ayaklarında çorap bile yokken, elektriksiz konteynerlerde yaşam savaşı verirken, bu söylenenlerin hiçbir inandırıcılığı yoktur. Burada söylenenlerin hiçbiri, Başbakanın çektiği vicdan azabından değildir, demokrasi aşkından, demokrasiye olan inancından ve yüksek ahlaki değerlerinden değildir; Millî Görüş anlayışının ve buna bağlı olan dünya görüşünün Müslüman Kardeşlerle aynı olmasındandır, Mursi’nin şahsında kendi kimliğini ve kişiliğini görmesindendir, insan sevgisinden, hümanistlikten değil, dinî duygularının gereğidir, çıkarmış olduğunu söylediği Millî Görüş gömleğini yeniden giydiğinin göstergesidir. Bu nedenle, bizim açımızdan hiçbir anlam ifade etmeyen sözlerdir.

Değerli arkadaşlar, bütçe görüşmelerinden önce Tam Gün Yasası’nı da içine alan torba yasa görüşüldü ancak bitirilemedi, iyi ki de bitirilemedi çünkü Türkiye'nin her yerinden, başta tabip odaları, uzmanlık dernekleri, bizzat çalışan hekimlerin kendileri, emekli hekimler ve diğer sağlık çalışanları, aile hekimleri, asistan hekimler, hatta sağlıkla ilgisi olan herkes -Sağlık Bakanı hariç, AKP’li doktor milletvekilleri hariç- ama herkes isyan etti. Bu gruplar içinde iktidar korkusu nedeniyle sessiz kalanlar da oldu ama hiç kimse “İyi oldu.” demedi. Bu nedenle, Sağlık Bakanını uyarıyorum. Bunu bir fırsat olarak görüyorum, bu fırsatın değerlendirilmesi gerekir. Bu yasa, bu hâliyle çıkarılmamalıdır. Her denemede başarısızlıkla sonuçlanan, hekimin ve diğer sağlık çalışanlarının çalışma barışını ve huzurunu bozan, çalışma hevesini tamamen yok eden bir metodu, üstelik Anayasa Mahkemesinin uygulanmasında yarar görmediği, iptal ettiği bir metodu yeniden ve tekrar tekrar getirerek yasalaştırmanın ne çalışanlara ne doktorlara ne de hastalara bir şey kazandırmayacağı, hatta her iki tarafa da zarar vereceği göz önüne alınmalı, ülkemiz gerçeklerine uygun bir yasa çıkarılmalıdır. Bu yasa çıkarılırken, 20 bin nitelikli uzman hekim açığı olduğu da unutulmamalıdır.

Biz, Cumhuriyet Halk Partisi milletvekilleri olarak her türlü desteği vermeye hazırız. Bu bile yetmez, tüm tarafların mutabık olduğu bir yasa çıkarılmalıdır. Sağlıkta deneme-yanılma yöntemiyle yön tayini yapılmaz. Sağlık ciddi bir iştir. Halkın sağlığı, başdanışmanın eniştesiyle, Spor Bakanının kayınpederine emanet edilemez.

Değerli arkadaşlar, bakınız, 2011 yılının Ekim ayında Antalya’nın Serik ilçesinin Gebiz beldesinde bir sel felaketi yaşandı, 6 vatandaşımız sele kapılarak öldü, 2 tanesinin cenazesi bile bulunamadı, 36 ev ve 10 iş yeri yok oldu, ulaşımı sağlayan köprüler yıkıldı, yollar bozuldu. İki yıldan fazla oldu, bölgeye 5 adet konteyner kondu ve 5 aile buraya başını soktu. 36 aileden 30 tanesi hâlen akrabalarının evinde kalmaktadır. Bunların başını sokacağı bir konut bile yapılamamıştır. Her sene Antalya’nın çeşitli yerlerinde afetler olmakta; sel felaketi, dolu felaketi, hortumla oluşan afetler olmakta ancak bunların hiçbiri bugüne kadar afet kapsamına alınarak Afetler Fonu’ndan yararlandırılmamıştır. Demek ki, bu fonlar, kullanılması gereken yerde kullanılmamaktadır. Antalya’nın Aksu, Demre, Kumluca, Finike, Serik, Manavgat bölgelerinde ciddi afetler oluşmuştur, hiçbiri afetler fonundan faydalanamamıştır. Suriyeli sığınmacılara sağlanan imkân ve olanaklar kendi vatandaşlarımıza asla sağlanmamıştır. Kendi vatandaşlarımızın acıları yok sayılmıştır. Ancak Suriyeli sığınmacılara devletin tüm imkânları seferber edilmiştir.

Bir başka sorun da Türkiye genelindeki elektrik dağıtımıdır. Türkiye’nin her yeri gibi, Antalya’da da elektrik kesintileri vatandaşın kâbusu olmuştur. Enerji Bakanı ise çaresizliği oynamakta, elektrikteki büyük sorunları inkâr etmektedir. Elektrik dağıtımının özelleştirilmesinden sonra altyapı sorunları hızla artmıştır. Dağıtım şebekeleri talebe ve ihtiyaca cevap veremez duruma gelmiştir. Bırakın yeni yatırım yapmayı, eski şebekelerin idamesi bile mümkün değildir. Başta Serik ilçesi olmak üzere, Antalya’nın bütün ilçelerinde ciddi elektrik sorunu vardır arkadaşlar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ARİF BULUT (Devamla) – Bu sorunun Türkiye’nin her yerinde olduğunu bilmekteyiz. Enerji Bakanına, bir an önce bu sorunu çözmesi için çağrı yapıyorum.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına, Bursa Milletvekili Sayın Necati Özensoy.

Buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA NECATİ ÖZENSOY (Bursa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Bütçe kanunu 11’inci maddesi üzerine Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bugünlerde bütçe kanununu görüşüyoruz. Yani işçinin, memurun, köylünün, esnafın, sanayicinin ve yine dolaylı olarak da bütün Türk milletinin ödediği vergiler, yani tüyü bitmemiş yetimin hakkı olan bu milyarlarca lira üzerinde yapılan tasarruflarla ilgili görüşlerimizi burada ifade ediyoruz, ama bir taraftan da bugünlerde, kötü bir tesadüf, eğer rakamlar doğruysa, eğer ifade edilenler doğruysa, cumhuriyet tarihinin en büyük rüşvet ve yolsuzluk operasyonunu hep birlikte izliyoruz.

Ben, bu konuyla ilgili masumiyet karinesini dikkate alarak konuşacağım, geçmişten bu yana hep böyle konuştuk, şimdi de böyle konuşacağım. Dilerim ki bu ismi geçen bakan çocukları, bakanlar, banka müdürleri, bakanların özel kalem müdürlerinin hepsi suçsuz olsunlar. Samimi olarak söylüyorum, işte, çıkan paraların kaynaklarını ifade edebilsinler, görüntüler sahte olsun, bunu canıgönülden istiyorum, çünkü milletvekili olduğum bir dönemin, böyle büyük bir rüşvetle, böyle büyük bir yolsuzlukla anılmasını, yarınlarda tarihe böyle geçmesini de gerçekten istemiyorum, ama şunu ifade etmek istiyorum: Bakın, bu operasyon sonucunda, mahkemeler kurulduktan sonra, bütün bu operasyonda gözaltına alınanlar, yargılananlar beraat etseler bile, bugün yapılan operasyonlarla ilgili polis müdürlerinin görevden alınması ve dün kahraman olan Savcı Zekeriya Öz, Ergenekon soruşturmasını yaparken -üstelik altına korunsun diye zırhlı araba da verdiğiniz- âdeta kahraman ilan ettiğiniz cesur savcının yanına 2 savcı vererek onu etkisizleştirmenin neticesinde çıkacak karar acaba kamu vicdanında ne kadar kabul görecek?

Şimdi, iktidar partisi mensupları, Sayın Başbakan diyor ki: “Bunlar tuzak.” Peki, ifade ettiğim gibi, dün Ergenekon soruşturmasını tek başına yapan bu kahraman savcı mı şimdi bu iktidara, Sayın Başbakana tuzak kuruyor? Bunu da biraz ifade etmek lazım, biraz doğru bir şekilde izah etmek lazım diye düşünüyorum.

Şimdi, bakın, bundan önce, 57’nci Hükûmet döneminde yine Bayındırlık Bakanlığında bir operasyon olmuştu. Bayındırlık Bakanlığındaki yapılan operasyonda Sayın Bakanın ne çocuklarının ne akrabalarının ne de yandaşlarının herhangi bir ismi geçmediği hâlde Sayın Koray Aydın o gün hem bakanlıktan hem de milletvekilliğinden istifa etti. Milletvekilliğinden istifayı Meclis kabul etmedi. Daha sonra, sizin yine burada, o dönemdeki oylarınızla Yüce Divana sevk ettiniz. Yüce Divana sevk etmenizin gerekçesi de geçmişteki on yıl içerisinde hesaplarından geçen 1,5 milyon dolar civarındaki bir para. Tabii ki Sayın Koray Aydın bakanlığa, milletvekilliğine gelirken ne belediye başkanlığından ne de memurluktan geldi. Yüzlerce, binlerce yaptığı inşaatçılıktan kaynaklanan dairelerin satışından dolayı kaynaklarını gösterdi ve yine Anayasa Mahkemesinde, Yüce Divanda 11 hâkimin de beraat istemesiyle aklandı.

Şimdi, Sayın Grup Başkan Vekili Mahir Bey biraz önce burada güzel bir şey ifade etti: “Her şey hukuk demek değil, ahlak da lazım.” dedi. Çok doğru, katılıyorum, bazen ahlaki de davranmak lazım.

Şimdi buradan ifade ediyorum: Sayın bakanların yerinde kalmaları hukuki olabilir ama ahlaki olan, sayın bakanların bir an önce oradan istifa etmeleridir. Dolayısıyla, bu ahlaki duruşu sayın bakanların bir an önce göstermesi ve üstelik, soruşturmayı yapan İçişleri Bakanlığı gibi bir bakanlığın başında bulunan bir Bakanın da bundan son derece imtina etmesi lazım. Adı geçen bakanların da kendilerini temize çıkarmaları açısından da bu konuda hassasiyet göstermeleri, kamuoyunda daha fazla bu konuların tartışılmaması gerektiği, Meclise ve Hükûmete de bu konuda daha fazla ithamlarda bulunulmaması noktasında hassasiyetlerimi ben buradan ifade etmek istiyorum.

Tabii, bütçe konuşmalarında, bütçe görüşmelerinde birçok konu konuşuldu, birçok şey söylendi. Bakın, biraz önce genel sağlık sigortasıyla ilgili bir soru soruldu. Sayın Bakan “Bir kanun gereği yapılıyor. Bu  kanun doğrudur yanlıştır, bu, sübjektif bir şey.” dedi. Sayın milletvekillerine burada yaşayarak gördüğüm bir şeyi ifade edeyim, ne kadar sübjektif ne kadar doğru siz de karar verin. 

Bakın, gelir testi nasıl yapılıyor? Daha doğrusu, 18 yaşını bitirmiş, eğer öğrenci değilse veya öğrenciyse de anasının babasının herhangi bir sosyal güvenliği yoksa, bu anlamda, oturduğu evin aile gelir testi yapılıyor veya gelir testi yaptırmayanlar en üst noktadan yani 300 küsur lira her ay o genel sağlık sigortasına para ödemek zorundalar. Bundan haberdar olmayan milyonlarca genç var.

Ben yine bir vatandaşa yardımcı olmak açısından, 18 yaşını bitirmiş bir lise öğrencisi için, ameliyatına da yardımcı olayım diye o gelir testiyle ilgili gittiğimde, bakın, ağabeylerinin yanında oturuyor, annesinin, babasının herhangi bir sosyal güvencesi yok ama ağabeylerinin gelirlerini teste tabi tuttukları için bir sürü borç çıkarmışlar. Hâlâ o vatandaş ameliyatını olamadı, o şekilde bekliyor.

Yine, oraya gittiğimde gözümle şahit olduğum, bir babanın feryadını işittim. Çocuğu sakat, çalışamaz durumda, 26-27 yaşlarında. Diyor ki baba: “Ya, ben zaten bu çocuğa iş bulamıyorum, zaten ben engelli olduğu için birçok fedakârlıkla bu çocuğu bu yaşlara getirdim. Bir de genel sağlık sigortası için benden niye para istiyorsunuz?” Tabii ki oradaki memur da haklı olarak diyor ki: “Kanun böyle.” Şimdi, 18 yaşını bitirmiş, öğrenci olmayan bir gencin ailedeki yükümlülüğü bitiyorsa, eğer o gencin herhangi bir geliri varsa, kira geliri vesaire, onun üzerinden alınması gerekir. Dolayısıyla, genel sağlık sigortası sisteminde ciddi anlamda sıkıntılar var Sayın Bakan. “Kanun böyle.” deyip bunu üzerinizden atamazsınız. Bunun için de tekrar bir çalışma yapmanız gerekir.

Fonlarla ilgili çok fazla söze giremedim ama bu kanundakinin dışında, özellikle İşsizlik Fonu’na, 2002 yılı başında başlayan bu İşsizlik Fonu’na yatan 69 milyar lira para var. Bu 69 milyar liranın bugüne kadar ancak ve ancak 6 milyar lirasını işsizlik parası olarak ödemişsiniz. Türkiye’de, kayıtlı, rakamlara göre 2 milyon 800 bin işsiz var. Birtakım, daha genişletirseniz 4 milyonun üzerinde işsiz var. Bu noktada bir an önce işsizlere, işlerinden ayrılanlara hak ettikleri… O fona konulan paraları birtakım yerlere ayırıp veya birtakım açıklarınızı finanse etmek yerine, hakkını vermek üzere, işçilere daha iyi şartlar oluşturmak üzere yeniden birtakım girişimlerde bulunmanız gerekir.

Bizim bütçeye ret vereceğimizi ifade ediyor, hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına Diyarbakır Milletvekili Sayın Nursel Aydoğan.

Buyurun. (BDP sıralarından alkışlar)

BDP GRUBU ADINA NURSEL AYDOĞAN (Diyarbakır) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; hepinizi öncelikle saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, hepimizin bildiği gibi, bu Meclisin bir tutuklu vekiller sorunu var, tutuklu vekiller problemi var ve iki buçuk yıldan beri de bu sorun Meclisin gündemindedir. İlginçtir, iki buçuk yıldan beri bu sorun hâlen çözümlenmemiş bir sorun ve şimdi, bu şekilde, Diyarbakır 5. ve 6. Ağır Ceza Mahkemelerinin verdiği bir kararla önümüze tekrar gelmiş bulunmaktadır.

Şimdi, iki buçuk yıldan beri, tutuklu milletvekilleri sorununun çözülmesi için Barış ve Demokrasi Partisi olarak inanılmaz bir mücadele verdik. Bu mücadelenin bir kısmını Mecliste sürdürürken, diğer kısmını, asıl önemli olanı sokakta verdik, alanlarda, meydanlarda verdik. Yapmadığımız eylem ve etkinlik kalmadı. Mitingler yaptık, basın açıklamaları yaptık, oturma eylemleri yaptık. Yani, yaptığımız bütün eylem ve etkinliklerin karşısında, Mecliste bir tek gün tutuklu vekillerin problemi gündeme gelmedi. İktidar partisi AKP, ne yazık ki bu kadar eylem ve etkinliği, bu kadar halkın kendi seçtiklerini, iradesini Mecliste görmek istediğiyle ilgili talebi görmezden geldi.

Şimdi, gerçekten demokrasilerde böyle midir arkadaşlar? Demokrasiye inanıyorsak, demokrasiyi benimsiyorsak… Demokrasi nedir, bunu hepimizin bilmesi gerekir. Biliyoruz da zaten, biliyoruz ama yapmıyoruz. Yüzde 50 oyla iktidara gelmiş bir parti. Binlerce insan sokaklara çıkıyor, alanlara, meydanlara çıkıyor, “Siyasi irademi hapsedemezsiniz.” diyor; yüzde 50 oy almış olan bir iktidar partisi, bütün bu halkın talebini, istemini görmezden geliyor. Demokrasi bu demek değildir ki. Siz sokakları dikkate almayacaksanız, insanların sokağa çıkıp yaptıkları eylemleri, etkinlikleri dikkate almayacaksanız, o zaman bu ülkede bir demokrasiden söz etmek mümkün değil.

Öyle midir gerçekten demokrasinin işlediği ülkelerde? En beğenmediğiniz, eleştirdiğiniz İsrail’de halk çıktı sokaklara, ev kiralarının yüksek olduğuyla ilgili, 100 bin kişiyle bir eylem yaptı. Ertesi gün İsrail’in Başbakanı çıktı, “Ben bununla ilgili konuyu gündeme getiriyorum ve derhâl ev kiralarıyla ilgili problemi çözeceğim.” dedi. Eğer demokrasi varsa, inanıyorsak, işte budur arkadaşlar. Sokağa çıkanı, eylem yapanı, talep edeni göreceksiniz. Bunu görmüyorsanız, demokrasiye inanmıyorsunuz demektir.

Şimdi, vakit hâlen çok geçmiş değildir. Meclisin önünde bir görev duruyor. Yani, tutuklu milletvekillerinin sorunu, bu ülkedeki, Diyarbakır’daki iki özel yetkili ağır ceza mahkemesinin yetkisine, sorumluluğuna bırakılacak bir konu değildir, konu olmadığı da anlaşılmıştır zaten. Son derece keyfî bir kararla, hukuku katlederek bir karar vermişlerdir.

Bu Türkiye’de en yüksek yargı organlarından biri de Anayasa Mahkemesidir. Anayasa Mahkemesinin kararları herkesi bağlar; toplumu bağlar, bireyleri bağlar, Hükûmeti bağlar, mahkemeleri bağlar, herkesi bağlar. Böyle bir karar alınıyor ama bakıyorsunuz, bir iki savcıyla üç beş mahkeme heyeti Anayasa Mahkemesinin bu kararını boşa çıkarıyor. Şimdi, demek ki biz bu kararı üç beş savcı, üç beş hâkime, onların keyfiyetine bırakmayacağız. Meclisin bu konuda bir görevi var, bir sorumluluğu var, halkın taleplerini ve istemlerini görmezlikten gelemez. Hâlen, bu yasanın değiştirilmesiyle ilgili önümüzde bir görev ve sorumluluk var. Meclis en kısa zamanda… Arkadaşlarımız ağır ceza mahkemesine, bir üst mahkemeye başvuru yaptılar. Tabii ki mahkemenin kararını bekleyeceğiz ama eğer o mahkemenin kararı da olumsuz gelirse Meclis bu anlamda üzerine düşen görevi hızla yerine getirmelidir diyoruz.

Şimdi, arkadaşlar, ağır ceza mahkemesinin verdiği bu karar, inanmanızı istiyorum ki, sadece tutuklu milletvekillerinin tutuklu kalmasıyla ilgili bir karar değildir. Bunu hepimizin anlaması, bilince çıkarması gerekir. Bu karar, Türkiye’de yürümekte olan çözüm sürecine bir darbedir değerli arkadaşlar. Bu karar oradaki 2 hâkimin kendiliğinden, bireysel olarak verdikleri bir karar değildir. Nasıl ki Hakan Şükür AKP’den kendi isteğiyle istifa etmediyse, oradaki mahkeme başkanları, üyeleri de -yani ben muhalif olanlara demiyorum, bu karara imza atanlar- kendileri bu kararı vermemişlerdir, bir yerlerden aldıkları emir ve talimatla bu kararı vermişlerdir.

Şimdi, bu karar, o kadar basit bir karar değildir. Bu kararı verenler istiyorlar ki PKK hemen ateşkesi bozsun, silaha sarılsın, gelsin tekrar silahlı mücadeleye başlasın, binlerce insan gerçekten bu ülkede tekrar yaşamını yitirsin. Bu karar, öyle basit, 5 tane BDP milletvekilinin tutuklanmalarını gerektiren, tutuklanmalarıyla ilgili bir karar değildir ki. Esas önemli yönü burasıdır, esas, Meclisin görmesi gereken yeri burasıdır. Eğer biz bunu görmezsek, gerçekten çok büyük çabalarla, emeklerle başlatılmış olan bu süreci tekrar, bozulmayla karşı karşıya bırakmış olacağız değerli arkadaşlar. O nedenle, hepimizin bu konuda son derece dikkatli olması gerekiyor, son derece uyanık olması gerekiyor bu süreci bozmak isteyenlere karşı.

Yani bu süreç şimdi bozulmak istenmiyor, bu sürecin bozulmak istenmesiyle ilgili süreç iki sene önce başladı. Bugün mahkemelere bu kararı aldıranlar, bir süre önce, MİT Müsteşarı Sayın  Hakan Fidan’ı da tutuklamak almak istediler, onun da ifadesini almak istediler. Ama, Sayın  Hakan Fidan onlara teslim olmadı, bu anlayışa teslim olmadı. Eğer bunu başarabilselerdi, eğer bunu yapabilselerdi, arkadan, Sayın  Başbakanı da aynı şekilde belki tutuklamak için mahkemelere götürecekler, savcı karşısına çıkaracaklardı ama Sayın Başbakan da bu konuda direndi. Evet, direnmesiydi, süreç bu şekilde bu noktaya gelmeyecekti. İşte, bu süreci başlatanlar, şimdi bu şekilde devam ettirenlerdir ama biz bu gelişmeleri, bu zihniyeti çok iyi okuyoruz. Onlara pabuç bırakmayacağız, herkes bunu böyle bilsin. Kimsenin gücü bu ülkede artık bu barışın, bu çözüm sürecinin engellenmesine yetmeyecektir. Bu operasyonları yapanlar da aynı zihniyettir, bu operasyonların arkasında da çözüm sürecini sabote etmek vardır. Evet, net söylüyorum: Hükûmetin gücünü azaltmak istiyorlar, Hükûmeti farklı şeylerle muhatap hâline getirip çözüm sürecinde daha dik durmasını, daha çözüm sürecinin arkasında durmasını engellemeye çalışıyorlar. Biz bunu anlamayacak kadar apolitik değiliz, biz bunları çözmeyecek kadar politikanın, siyasetin uzağında değiliz; bütün bunları çok iyi anlıyoruz. Hükûmetin içerisine sokulmak istenen durumu da çok iyi anlıyoruz, çok iyi biliyoruz ama başaramayacaklar.

Şimdi, bazı arkadaşlar diyorlar ki “5 tane emniyet müdürünü niye görevden aldınız?” Şimdi, bu operasyon basit bir operasyon değildir ki. Yapacaktınız, niye altı ay önce yapmadınız, niye iki sene önce yapmadınız? İki seneden beri teknik takip var bu işleri yapanlara. Yani bu operasyonu yapanlar, bu emniyet müdürleri, öyle basit değildir.

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Ya, oraya söyleyin!

NURSEL AYDOĞAN (Devamla) – Evet, ben, arkadaşlara söylüyorum, milletvekili arkadaşlara söylüyorum. Bu gelişmeleri hepimizin iyi okuması lazım.

Öyle kendiliğinden bu sürece…

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Oraya söyleyin! Oraya söyleyin!

NURSEL AYDOĞAN (Devamla) – Hayır, oraya değil, size söylüyorum.

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Niye? Neden bize söylüyorsunuz? Onlara söyleyin.

NURSEL AYDOĞAN (Devamla) – İlla ki diyorsunuz “Emniyet müdürlerini niye görevden aldılar?”

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Yolsuzluğa devam etsinler, devam etsinler! Söyleyin, devam etsinler!

NURSEL AYDOĞAN (Devamla) – Alacaklar tabii ki. Onlar alacaklar tabii ki, o emniyet müdürlerini de görevden alacaklar. Onların yaptığı basit bir iş değildir.

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Söyleyin, devam etsinler! Devam etsinler!

NURSEL AYDOĞAN (Devamla) – Basit bir iş değildir. Elbette ki bunu söylerken bu ülkede yolsuzluk yapılsın, rant yapılsın, bakanların çocukları bunlara bulaşsın demek istemiyoruz…

HASAN ÖREN (Manisa) – Ne demek istiyorsunuz?

NURSEL AYDOĞAN (Devamla) – …ama bunu yapan zihniyetin çözüm sürecini sabote etmekle alakası var, ilgisi var diyorum, sadece bunu izah etmek istiyorum. Herkesin bunu böyle bilmesi gerekir.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Madde üzerinde, şahıslar adına…

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Buyurun.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

2.- Kayseri Milletvekili Yusuf Halaçoğlu’nun, Diyarbakır Milletvekili Nursel Aydoğan’ın 2014 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı’nın 11’inci maddesi üzerinde BDP Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) - Sayın Başkanım, şimdi, yani, Allah aşkına, bir yolsuzluk varsa, kim çıkarıyorsa çıkarsın, kim ortaya koyuyorsa koysun. “Niye bugün çıkardınız, niye yarın çıkardınız?” denmez; yolsuzluk varsa üzerine gidilir, kim, ne zaman yapmışsa bunun hesabı sorulur. Sayın Bakan da bunu izah etti demin, “Sonuna kadar gidilsin.” diye. Ben samimiyetine inanıyorum ama Hükûmetin samimiyetine inanmıyorum. Hem yolsuzluğu çıkaran emniyet müdürlerini görevden alacak…

BAŞKAN – Anlamadım ben Sayın Halaçoğlu.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) - …hem şube müdürlerini görevden alacak…

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Bakan Bey Hükûmetin temsilcisi olarak orada oturmuyor mu Başkanım?

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) - …hem savcıları görevden alacak. Böyle bir saçma şey olmaz! Bunun hesabı, kim olursa olsun sorulmak zorundadır.

BAŞKAN – Kayıtlara geçti.

İBRAHİM KORKMAZ (Düzce) – Oyunu gördük, oyunu! Hocam, oyunu gördük!

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Oyun veya oyun değil; yapılmış mı, yapılmamış mı, ona bakın siz.

BAŞKAN – Sayın Halaçoğlu, bir saniye…

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Gizlemenin gereği yok ki, kim yapmışsa…

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – Yahu, ayakkabıda 4,5 milyon dolar çıkmış, “oyun” diyorsunuz. Böyle bir şey olur mu ya!

BAŞKAN – Sayın Türkoğlu, bir saniye…

İBRAHİM KORKMAZ (Düzce) – O yönü de var, bu yönü de var; çok yönlü.

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – Ama, olmaz ya!

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Olmuş mu, olmamış mı? Olmuşsa, kim yapmışsa üzerine gideceksin.

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Hocam, hukuk bunun üzerine gidecek, sonuna kadar takipçisi olacağız.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Ama bakın, görevden aldıklarınız…

BAŞKAN – Sayın Halaçoğlu, Sayın Baluken bir şey söyleyecek, onu dinlemek istiyorum. Sonra, kaldı ki Sayın Aydoğan bu emniyet müdürleriyle ilgili fikrini söyledi. O da bir fikir, dolayısıyla sizinki de bir fikir; tamam.

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – Adamlar çalmış, oyun da oyun…

BAŞKAN - Buyurun.

3.- Bingöl Milletvekili İdris Baluken’in, Diyarbakır Milletvekili Nursel Aydoğan’ın 2014 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı’nın 11’inci maddesi üzerinde BDP Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Sayın Halaçoğlu’nun konuşmasından sonra, hani, sanki, Barış ve Demokrasi Partisi olarak, burada konuşan sayın hatibimiz “Yolsuzlukların üzerine gitmesin.” der gibi bir algı oluştu.

BAŞKAN – Yok, şimdi kayıtlara geçiriyorsunuz.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Bunun tutanaklara geçmesi açısından şunu ifade edeyim: Biz, Barış ve Demokrasi Partisi olarak, ortaya çıkan hem bu yolsuzluk kirliliğinin hem de devlet içerisindeki otonom örgütlenmenin çözülmesi için Meclisin inisiyatif alması gerektiğini, bağımsız araştırma komisyonlarıyla hem sonuna kadar yolsuzlukların üstüne hem de sonuna kadar bu paralel devlet yapılanması üstüne gittiğini bugün ifade ettik.

Diğer taraftan, emniyet müdürlerinin alınmasıyla ilgili de bir haftadır burada bas bas bağırıyoruz. Yüksekova’da 3 genci katleden emniyet müdürünü almayan AKP’nin, kendisine dokundu diye 5 emniyet müdürünü almasının sorgulanması gerektiğini ifade ediyoruz.

BAŞKAN – Tamam, kayıtlara geçti Sayın Baluken.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Son bir cümlem…

BAŞKAN – Geçti ama. Şimdi, bakın, kayıtlara geçti.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) –  Son bir cümle…

BAŞKAN – Tek bir cümle o zaman.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Yine, savcılarla ilgili, kendisine dokunduğu zaman müdahale eden anlayışın, tutuklu vekillerle ilgili de karar veren savcı ve hâkimlerle ilgili de aynı tutumu göstermesi gerektiğini söylüyorum.

BAŞKAN – Paragraf oldu. Tamamdır.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Teşekkür ederim.

BAŞKAN -  Şimdi, şahıslar adına…

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan, partimize de sataştı.

BAŞKAN – Aslında sataşma yok ama buyurun, siz de kayıtlara geçirin, eşitlik sağlansın.

4.- Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, Diyarbakır Milletvekili Nursel Aydoğan’ın 2014 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı’nın 11’inci maddesi üzerinde BDP Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan, para görüntüleri ortada, 5 tane kasa ortada, para sayma makinesi ortada. Bütün bunlar ortadayken bunlar komplo mu? Yani, yazık! Bunu insan nasıl savunabilir? Bugün bütün görüntüler ortadayken, savcılar görevden alınmışken, polis müdürleri görevden alınmışken nasıl bunu çözüm sürecine bağlıyor? Bu, gerçekten, yani ne satranca uygun ne zekâya uygun ne siyasete uygun. Bu hiçbir şeye uygun değil, bu ahlaka da uygun değil.

BAŞKAN – Neyse… Sayın Aydoğan’ın fikri öyle.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Yani, ortada, görüntüler ortada. Nasıl olur da soruşturma yürürken polis müdürlerini görevden alıyorsunuz, savcıyı görevden alıyorsunuz? Yani, ortada.

BAŞKAN – Şimdi kayıtlara geçti.

MUHARREM İNCE (Yalova) - Bırakın insanlar araştırsın, sonuna kadar üzerine gitsin demeniz varken ne diye… Hükûmetin avukatlığı BDP’ye mi düştü? Hükûmetin avukatlığını…(BDP sıralarından gürültüler)

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Ne demek ya?

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Ne demek? Avukatlığını yapmıyoruz biz AKP’nin.

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan…

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Şimdi, evet, çarşı karıştı.

Bir saniye… Sayın Ünal’a da vereyim.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Sayın Başkan…

BAŞKAN - Tamam, sizin hakkınız baki.

Buyurun Sayın Ünal.

5.- Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal’ın, Diyarbakır Milletvekili Nursel Aydoğan’ın 2014 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı’nın 11’inci maddesi üzerinde BDP Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, burada bir milletvekilinin kürsüde bir siyasi okuma yapması neden bizi rahatsız ediyor? Kendi siyasi okumasını, kendi politik okumasını kürsüde paylaşabilir ve meseleleri bu şekilde gördüğünü ve kendi siyasi okumasını da bu şekilde yaptığını ifade edebilir, bu da en doğal hakkıdır. Kaldı ki yargı süreci devam ederken… Türkiye Büyük Millet Meclisi yargı makamı değildir. Dolayısıyla, yargı süreci devam eden bir hususu, sanki yargı sonuçlanmış ve mahkeme kararını vermiş ve suç sabit olmuş gibi burada siyasilerin değerlendirmesi hem toplumsal sorumluluğa hem de siyasi sorumluluğa uygun değildir.

BAŞKAN – Kayıtlara geçti.

Şimdi, buyurun.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Kürsüden mi cevap vereyim, buradan mı?

BAŞKAN – Ben, önce… Sayın İnce’nin sataştığını mı düşünüyorsunuz?

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Hükûmetin avukatlığını BDP yapıyormuş gibi bir cümle kullandı.

BAŞKAN – Bir dakika, bir dakika… Tamam, onu anladım da… Genelde, muhalefet partileri birbirine sataştı diye söz vermek hiç olmuyordu da burada yani karşılıklı, iktidar-muhalefet arasında.

Buyurun.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkanım, neden ben buradan konuşuyorum?

SIRRI SAKIK (Muş) – Biz mağduruz, onun için.

BAŞKAN – Şimdi, o da size sataşırsa… Bakın, ben önce bir eşitlik yaptım herkese, kayıtlara geçirdik sözlerinizi ama o arada “BDP, Hükûmetin avukatı mı oldu?” sorusu üzerine bir sataşmadan aldı. Şimdi o size sataşırsa size de veririm. Dikkatle dinleyin.

Buyurun Sayın Baluken.

VI.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

2.- Bingöl Milletvekili İdris Baluken’in, Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin yaptığı açıklaması sırasında Barış ve Demokrasi Partisine sataşması nedeniyle konuşması

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Şimdi, demin burada konuşan arkadaşımızın ifadelerinden farklı bir şey algılamış olabilirsiniz ama BDP'nin bu konudaki duruşu ve ifadeleri son derece nettir. BDP, burada, AKP Hükûmetini, bu çözüm sürecindeki yaklaşımlarından dolayı en fazla eleştiren ve çözüm sürecini bitirme riskini de -bu Hükûmetle- Meclisin gündemine taşıyan bir konumda tanımlıyor.

KADİR GÖKMEN ÖĞÜT (İstanbul) – Gezi’de de öyle.

İDRİS BALUKEN (Devamla) – Bu konuda bugüne kadar yapmış olduğumuz açıklamaların tamamında bunu ifade ettik. En son Yüksekova’da yapılan katliamda da “Evet, ortada bir provokasyon var, bir paralel örgütlenme var ama AKP de bu paralel örgütlenmenin suç ortağıdır.” dedik, “Bunun gereğini yerine getirmediği sürece bütün sorumluluk Hükûmettedir.” dedik. Bugün de aynı şeyi söylüyoruz. Alabildiğince kirlilik içerisine bulaşmış, pislik akıtan bir yolsuzluk skandalıyla karşı karşıyayız. Bunu getirip savunacak hâlimiz yok, sonuna kadar üstüne gidilmesi lazım ama bu üstüne gidilme işini artık AKP Hükûmetinin yerine getirme güvenilirliği de kalmamıştır. O nedenle, bu işi Meclis yapmalıdır diyoruz.

Diğer taraftan, bu kadar derin bir organizasyonla paralel bir otonom yapının da üzerine gidilmesi gerektiğini ifade ediyoruz. Bunun için de Meclis inisiyatif almalıdır. O nedenle, açık ve net söyleyeyim, bütün bu suçların tamamında AKP ortaktır; Yüksekova’daki katliamda, tutuklu vekillerin serbest bırakılmamasında ve birkaç gündür ortaya çıkan pisliklerin tamamında ağır sorumluluk Hükûmettedir.

İZZET ÇETİN (Ankara) – Arkadaşın öyle demedi.

İDRİS BALUKEN (Devamla) – Gereğini yerine getirir, bu konularla ilgili kendi sorumluluğunu yerine getirip paralel devleti ortaya çıkaran farklı bir tutum ortaya koyarsa o zaman biz bununla ilgili farklı şeyler ifade edebiliriz. Şu anda gerek süreçle ilgili gerek bu paralel devletin yaptığı bütün pisliklerle ilgili bütün sorumluluk AKP Hükûmetinin kendisindedir.

Teşekkür ediyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

IV.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 2014 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/832) (S. Sayısı: 506) (Devam)

2.- 2012 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı, 2012 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısına İlişkin Olarak Hazırlanan 2012 Yılı Genel Uygunluk Bildiriminin Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi, Maliye Bakanlığı ve İçişleri Bakanlığı Tarafından Sayıştaya Gönderilen Genel Faaliyet Raporları ile Bu Raporlara İlişkin Sayıştay Değerlendirmesini İçeren 2012 Yılı Faaliyet Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi, 2012 Yılı Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi, 2012 Yılı Mali İstatistikleri Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/798, 3/1275, 3/1277, 3/1278, 3/1279) (S. Sayısı: 507) (Devam)

BAŞKAN – Şahıslar adına Diyarbakır Milletvekili Sayın Oya Eronat, buyurunuz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

OYA ERONAT (Diyarbakır) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2014 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı’nın 11’inci maddesi üzerine şahsım adına söz almış bulunmaktayım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlarım.

Ben, bugün, İnsan Hakları Komisyonunun Mağdur Hakları Alt Komisyonu hakkında biraz bilgi vermek istiyorum. Mağdur hakları sadece Türkiye’yle alakalı bir konu değil, bu, dünyayla alakalı bir konu. 1940 yılında ilk defa dünyada “Mağdur vardır.” cümlesi literatüre girmiştir. 1960’dan sonra kadın haklarıyla ilgili yapılan çalışmalar sonucu 2004 ve 2005 yıllarında CMK ve TCK’ya “Mağdur vardır.” cümlesi eklenmiştir. Evet, mağdur vardır ama haklarını ne kadar biliyor? Bir de kim mağdur, kim suçtan zarar gören?

Şimdi, bir trafik kazasını örnek verelim: Bu trafik kazasında hayatını kaybeden kişi mağdur ama onun eş ve çocukları suçtan zarar gören kapsamına giriyor. Bunu cinayet ve benzeri gibi suçlar için de söyleyebiliriz. Bir de mağdur hakkını ne kadar biliyor? İlk beyanda çok büyük sorunlar yaşanıyor. Hâkim soruyor: “Şikâyetçi misin?” Cevap: “Evet, şikayetçiyim.” Hemen yasa gereği 2’nci soruyu soruyor: “Peki, davaya katılacak mısın?” Cevap: “Hayır, katılmayacağım; aman aman, katılmak istemiyorum.” Davaya katılmayı mahkemeye gidip gelme olarak algılıyor yani müdahil olmuyor. O zaman da hâkim günlük telaşı içinde eğer davaya katılmanın mahkemeye gidip gelmek olmadığını mağdura açıklayamamışsa mağdur daha sonra yargılama sonucu temyize gitme hakkını kaybediyor. Bu konularda sıkıntılarımız var.

Bir diğer sıkıntı da ulaşım konusunda yaşanıyor. Sanık, cezaevinden adli tıbba, doktora veya başka bir şehirdeki mahkemeye cezaevi araçlarıyla, ring araçlarıyla gidebilirken mağdurun bu tip hakları yok. Yalnızca adli tıbba gitmesi gerekirken ona imkân sağlanabiliyor ama dönüşte gene imkânları yok, bunda da büyük sıkıntılar var.

Bir de kurumlarda ve devlette çalışma şartı hükümlülerde yüzde 2 iken mağdurlarda böyle bir şart yok. Diyelim ki işte, bir ailenin geçindirmekle yükümlü erkeği trafik kazasında hayatını kaybetti, onun eş ve çocukları mağdursa, bunlar için, yasada, kurumlarda çalışma şartı yok, bunlar için böyle bir yasa tasarısı da yok. Bu tip eksiklerin de giderileceğini umuyoruz. Bu konuda, Adalet Bakanlığı bünyesinde üç hafta önce Mağdur Hakları Daire Başkanlığı kuruldu. Gerçi, çok çiçeği burnunda bir daire başkanlığı ama çalışmalarına başladı, inşallah, verimli sonuçlar elde edeceğiz.

Gene, son zamanlarda, çocuklarla ilgili, 2011 yılından itibaren güzel çalışmalar yapıldı. Çocuklara yönelik istismar ile mücadele kapsamında 2011 yılı Mayıs ayında çocuk izleme merkezleri kuruldu, “ÇİM” diyoruz bunlara. Çocuklara bilinçli ve etkin bir şekilde müdahale etmek amacıyla, adli ve tıbbi işlemlerin bu alanda eğitimli kişiler tarafından tek seferde yapılması için bu merkezler açıldı. Daha önce, çocuğun bu mağduriyetini veya ifadesini hem adliyede hem adli tıpta defaaten anlata anlata mağduriyeti ve yaşadığı travma daha fazla, katlanarak artıyordu.

Ben sözlerimi daha fazla mağduriyetlerin yaşanmaması üzerine bitiriyorum.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Şahıslar adına son söz İstanbul Milletvekili Sayın Sırrı Süreyya Önder’de.

Sayın Önder yok mu? Geçti sayacağım.

SIRRI SAKIK (Muş) – O açlık grevinde, aklı başında değil.

BAŞKAN – Hayır, grevi yan odada yapıyor.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Geldi, geldi.

BAŞKAN – Ya, muhterem, öyle olur işte.

Buyurun. (BDP sıralarından alkışlar)

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (İstanbul) – Sayın Başkan, kıymetli arkadaşlar; gecikmemi bağışlayın. İçeride Sayın Arınç’ın yaptığı söylem aşırmasını dinliyordum. Aklımda kalan son cümleyi söyleyeyim, diyordu ki: “Bu kadar ilgisiz tutuklamalar olur mu? Çağırdığınız zaman gelecek insanlar sabahın köründe tutuklanır mı?” falan. (BDP ve CHP sıralarından gülüşmeler)

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Bu cümlelere çok aşinayız.

İDRİS ŞAHİN (Çankırı) – Bu cümleleri Sayın Başbakan Yardımcısı kullanmaz, tutuklamayla gözaltının ne anlama geldiğini gayet iyi bilir Sırrı Bey.

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (Devamla) – İşte, şimdi orada arkadaşlar, bak, bu yan odada… Hâlen devam ediyor.

İDRİS ŞAHİN (Çankırı) – Gözaltıyla tutuklamanın farkını bilirsiniz.

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (Devamla) – İşte, ben biliyorum da… Biz bilmekle de kalmadık, biz çok yaşadık, siz yeni öğreniyorsunuz, o yüzden Sayın Naim’siz İdris Şahin. (BDP sıralarından gülüşmeler, alkışlar)

Burada yok, değil mi?

Arkadaşlar, otuz üç yıl önce bugün bu ülkede çok önemli bir şey oldu. 12 Eylülde DİSK yargılaması başladı. Yaklaşık 2 bin kişi yargılandı, gözaltına alındı, tutuklandı. Böyle bir tarihî gün, onun ilk davasının görüldüğü gün. Sorgulamaları on altı ay sürdü. DİSK Genel Başkanı Abdullah Baştürk’ün sadece sorgusu yüz dokuz gün sürdü. Yöneltilen suçlama, TİSK’e, İşveren Sendikaları Konfederasyonuna ve TÜSİAD’a yöneltilmeyen suçlamalardı. Onlar yaptığında meşru gören cunta, DİSK’in yaptığını bir anayasal suç olarak nitelendirmişti. Bu yargılama aşağı yukarı altı yıl sürdü ve DİSK, on bir yıl kapalı kaldı. 78 tane idam isteniyordu, bu altı yıllık duruşmanın sonunda bütün DİSK’ten yargılanan emekçiler, uzmanlar, aydınlar, bilim insanlarının tümü  beraat ettiler fakat Terörle Mücadele Yasası’na o zaman, o zaman hükûmet olan Özal iktidarı, bugün AK PARTİ içinde o günkü Özal iktidarında bakan olan birçok arkadaş Terörle Mücadele Yasası’na bir madde ekleyip DİSK’in malını geri iade ettirmemek için elli bin türlü Ali Cengiz oyunu oynadılar.

Bu örneği şunun için verdim: Bu ülkede Anayasa hiç yok; emekçiler söz konusu olduğunda, solcular söz konusu olduğunda, aydınlar, bilim insanları, ilerlemeden yana olan insanlar söz konusu olduğunda bu ülkenin anayasası Terörle Mücadele Kanunu. Hiçbir şekilde bu Anayasa’dan, meri olandan bile müstefit olduğu görülmemiştir bu adını andığım kesimlerin. Bir de buna inanç temsiliyetlerini ekleyelim, inancını bir politik duruş olarak dile getiren, zamanında ister İslamcı, Alevi, ne olursa olsun. Sistem böyle çalışıyor. Terörle Mücadele Kanunu’nu anayasa yapmış bir sistemden bahsediyoruz ve otuz yıldır mağdurları, mazlumları ve zalimleri değişiyor ama sistem hiç değişmiyor. Bugün olan bitene hayıflanacağınıza, dün burada herkesin bu cümlelerle itiraz ettiği şeye siz bugün iltihak edeceğinize, elde “Gelin demokratik siyasete bir alan açalım; gelin, bu iradeye kimsenin meydan okumasına fırsat vermeyelim.” seçeneği hiç değerlendirilmiyor. Niye? Çünkü muktedir olmanın avantajını kimse bırakmıyor. Siyaset, demokratik siyasal yollar yerine daima sistemin o karanlık, küflü, bilindik, solcuların, Kürtlerin, Alevilerin çok yakından bildiği sistemler üzerinden yürüyor, hatta MHP’lilerin. Onun için, bunun mağduru olmayan yok.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (Devamla) - Bu vesileyle, 2’nci gününü idrak ettiğimiz, buna bir farkındalık yaratmak için yürüttüğümüz bu açlık grevine tekrar dikkatinizi çekiyorum. Meclis kendi iradesine ve şerefine el koymalıdır yoksa bugün siz onlara söversiniz, dün onlar size sövüyordu, biz hepinize sitem ediyorduk, hiç sövmedik. Bunu bu şekilde Meclise havale ediyorum.

Teşekkür ederim. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Soru-cevaba geçiyorum.

Sayın Işık…

ALİM IŞIK (Kütahya) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakan, Yüksekova Esendere Gümrük Kapısı’nda hayalî ihracat yaptıkları gerekçesiyle MASAK tarafından inceleme ve soruşturma açılan işletme sahiplerinin sonuçta hangi cezalar aldığı kamuoyunca merak edilmektedir. Bu soruşturmanın sonucu ne oldu?

İkincisi: Kütahya’da Dumlupınar Üniversitesi Merkez Kampüsü’nde Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Hastanesi için yapılmış 520 yataklı bir yeni bina var ama üç yıldır 300-400 bin TL’lik bir ödenek nedeniyle faaliyete geçirilemedi. Bu konuda yardımcı olabilir misiniz? Sağlık Bakanlığına devri yapılmış olmasına rağmen, ödenek yetersizliği yüzünden şu ana kadar hizmete sokulamayan bu bina hizmete sokulabilir mi?

Bir de Kütahya ili ve bazı diğer illerde taşımalı eğitimde taşıma hizmeti veren servis ücretlerinin ödenmediği iddiası var…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Özkan…

RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Burdur) – Sayın Başkan, teşekkür ederim.

Sayın Bakan, geçtiğimiz günlerde, kanatlı etinde ve yumurtada KDV’yi yüzde 1’den yüzde 8’e çıkardınız. Bu oran, vatandaşın sofrasında yüzde 7’lik bir fiyat artışı demektir. Bu uygulamadan vazgeçmeyi düşünüyor musunuz?

Yine, ayrıca, yemde ve sütte yüzde 8 olan, elektrikte yüzde 18 olan KDV ile mazottaki yüzde 65’lik özel tüketim vergisi ve KDV’yi aşağıya çekmeyi düşünür müsünüz? Hükûmetin bu konuda bir çalışması var mıdır?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Öğüt…

KADİR GÖKMEN ÖGÜT (İstanbul) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Sayın Bakanım, şu sıralar -ismini veremediğimiz için Bankacılık Kanunu’na göre- operasyon geçiren bir kamu bankası genel müdürünün evinde 4,5 milyon dolar bulunduğunu öğrendik. Sizin, banka genel müdürü atarken daha dikkatli olmanızı rica ediyoruz. Kendi bankasına bile güvenemeyip evinde para saklayan bir genel müdürden ne beklemektesiniz?

Daha bir hafta önce, bu banka vasıtasıyla esnafa ne kadar çok kredi verdiğinizi Başbakan ballandıra ballandıra anlatmıştı. Övünerek anlattığınız bankanın genel müdür yardımcıları partinizden milletvekili ve genel başkan adayıdır. Şimdi “Bürokratları yaptı.” deyip elinizi yıkamaya nasıl içiniz rahat ediyor, bunu öğrenmek istiyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Genç…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, soru sormaya gerek yok çünkü sorulara yanlış cevap veriliyor.

Biraz önce, konuşmasında dedi ki Mehmet Bey “Efendim, devletin kör kuruşunu kimseye yedirtmeyiz.” Soruyorum: Tayyip Erdoğan’ın çocuklarının, damatlarının hesaplarını incelediniz mi? En büyük para orada var. Albayrakların hesaplarını incelediniz mi, Çalık’ın hesaplarını incelediniz mi, Taşyapı’nın hesaplarını incelediniz mi? İncelemediniz. Sadece gidiyorsunuz, işte, rakiplerin hesaplarını inceliyorsunuz. Bu sizin sakladığınız Sayıştay raporunda, Merkez Uzlaşma Komisyonunda sizin bazı milletvekillerinin de mali müşavir olduğu bazı firmaların çok büyük vergi alacaklarının silindiği yazılı, bunun için bu raporları açıklamıyorsunuz. Dolayısıyla, burada, Türkiye Büyük Millet Meclisine doğru bilgi verin. Ayrıca, yapılan soruşturmada savcıları görevden almışsınız yani yeni yeni savcı vermişsiniz, biraz önce söyledi. Polisleri görevinden almışsınız. Alnı açık bir hükûmet çıkar, istifa eder. “Buyurun, varsa bir yolsuzluğumuz, hırsızlığımız bulun.” diyecek. Bu, örtbas etmektir hırsızlığı, arkası kirli olmak demektir, alnı kirli olmak demektir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

KAMER GENÇ (Tunceli) – Bu millet size gerekli cezayı verecektir. Lütfen, bunu örtbas etmeyin.

BAŞKAN – Sayın Öz…

ALİ ÖZ (Mersin) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Sayın Bakanım, kara yollarındaki taşıtlara 2 tane sigorta yapılıyor. Bir tanesi normal, zorunlu taşıt sigortası; bir de isteğe bağlı kasko sigorta. Sosyal Güvenlik Kurumunun bazı hastalıkların tedavisi için, aynı arabalarda, taşıtlarda olduğu gibi, insanlara da “Belli hastalıklarınıza biz artık bakmıyoruz, ek prim, sosyal destek primi mutlaka yatırın.” diyerek yeni bir sigorta sistemi yaratılacağı ifadeleri var. Böyle bir uygulamaya geçilecek mi? Eğer böyle bir uygulamaya geçilecekse devlet, insanların sağlığı noktasındaki anayasal hakkını ihlal etmiş olmayacak mı? Birinci sorum bu.

Bir diğer sorum da… Bugüne kadar Suriye’den ülkemize gelen mülteci sayısı ne kadardır? Bunlara ne kadar para harcanmıştır? Harcanan kısmın ne kadarı sağlık gideridir? Sağlık gideri içerisinde de acil durumlar dışında, elektif şartlarda yapılması gerekenler de yapılıp bunlara sürekli olarak ülke bütçesinden kaynak aktarılmış mıdır?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Erdemir…

AYKAN ERDEMİR (Bursa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, Hürriyet gazetesi yazarı Tolga Tanış 15 Aralık 2013 tarihinde yayımlanan makalesinde Birleşmiş Milletler ve TÜİK kaynaklarında Türkiye’den Suriye’ye haziran ayından bugüne kadar 47 ton silah ihraç edildiğinin görüldüğü bilgisini paylaştı. Gümrük bildirimlerinin ve ihracat verilerinin bu derece ayrıntılı ve gerçeği yansıtır bir şekilde tutulmasından dolayı duyduğum memnuniyeti ifade etmek ve bu konuda görevini layıkıyla yapan görevlilere teşekkür etmek istedim. Suriye’ye silah ambargosu uygulandığını iddia eden Hükûmet yetkililerimizin açıklamalarının gerçeği yansıtmadığını kanıtlayan bu görevlilerimizin gayretkeşliği bizleri ziyadesiyle mutlu etmiştir. Allah kendilerinden razı olsun.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Bakan, buyurunuz.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Şimdi, tabii, 1’inci sorudan başlayacağım. 20/07/2011 tarihinde, Gümrük ve Ticaret Bakanlığının denetim elemanı görevlendirmesi talep edilmiş MASAK tarafından, denetim elemanları görevlendirilmiş. Denetim elemanı tarafından Aklama Suçu İnceleme Raporu düzenlenmiş. Raporda 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 282’nci maddesi kapsamında suç duyurusunda bulunulmuş olup rapor ilgili savcılığa gönderilmiştir. Şu anda, bendeki bilgi bu kadar. Savcılık ve mahkeme süreci –muhtemelen- devam ettiği için, arkadaşlar sonuca ilişkin bana bir şey getirmediler.

Şimdi, Dumlupınar’daki sağlık tesisiyle ilgili olarak, eğer hakikaten ödenek ihtiyacı sizin söylediğiniz gibi sadece 300-400 bin liralık bir ihtiyaçsa memnuniyetle karşılarız.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Teşekkür ederim.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Taşımalı eğitime ilişkin iki gündür sorular geliyor değerli arkadaşlar. Taşımalı eğitim ödenekleri ülke genelinde zamanında yapılıyor yani ödenekler aktarılıyor, herhangi bir sıkıntı yok ama bazı il ve ilçelerde Millî Eğitim uygulamaları vesairesi nedeniyle mahallî düzeyde sıkıntılar varsa ben bilmiyorum. Ama, az önce Millî Eğitim Bakanımız da buradaydı yani Maliye Bakanlığı olarak biz o ödeneklerin tamamını serbest bıraktık, bırakıyoruz. O anlamda bir sıkıntı yok. Sadece Millî Eğitim Bakanlığının büyükşehirlerde kapsamı genişleten bir yönetmelik çalışması vardı, ona ilişkin henüz uygun görüş vermedik, büyükşehirlerden bahsediyorum.

Şimdi, değerli arkadaşlar, beyaz ette -yani daha doğrusu, işte, “kanatlı” dediniz- eskiden de KDV oranı perakende yüzde 8’di, bugün de yüzde 8, dolayısıyla vatandaşa yansıması yok. Şöyle bir şey olmuştu: Tarım Bakanlığının talebi üzerine, et ürünlerinde toptan –bakın, toptan diyorum- satışlarda KDV 1’e çekilmişti, perakende yüzde 8’deydi. Fakat sonradan, özellikle tavuk üreticileri geldiler, “KDV iadeleri biraz zaman alıyor ve bu zaman almasından -bizim sektör kayıt içerisinde- dolayı da biz büyük bir finansman yüküyle karşı karşıyayız. Ne olur bu KDV’yi eski hâle getirin yani kırmızı etle bizi karıştırmayın, bu hâle getirin.” dediler, talepleri o yönde oldu. Biz sektörün talebine binaen bu düzenlemeyi yaptık. Vatandaşa yansıması olmayacak çünkü nihai tüketiciye satıcıda KDV yüzde 8’di, yine yüzde 8. İndirilen KDV eskiden toptandaydı, şimdi toptanda da yüzde 8’e çıkarttık, böylece bu sorunu çözmüş olduk.

Değerli arkadaşlar, akaryakıt ürünlerinde vergi yükünün yüksek olduğunu ben defalarca söyledim. Benzinde yaklaşık yüzde 60, motorinde yaklaşık yüzde 50’dir. Bu oranlar yüksektir ama şunu da söyledim: 2002 yılına oranla da bu oranlar yükselmemiştir ama bu, yüksek olmadığı anlamına da gelmiyor. Şu anda, indirmeye yönelik bir çalışmamız yok, nedeni de şu: Hadi, bırakalım bütçeyi bir kenara, gelir saikini bir kenara bırakalım, geçen sene, biz doğal gaz ve petrol ithalatı için 60 milyar dolar ödemiş bir ülkeyiz, bu yüksek bir rakamdır, sürdürülebilir bir rakam değildir. Şimdi, bunun üzerindeki vergileri indirerek bunun tüketimini artırmanın önünü açamayız değerli arkadaşlar, açık ve net olarak söyleyeyim.

Şimdi, kamu bankası genel müdürümüzle ilgili olarak, değerli arkadaşlar, tekrarlıyorum: Kim olursa olsun, ismi cismi ne olursa olsun, kim hata yapmışsa yargı gereğini sonuna kadar yapsın. Bunun için yargıya her türlü desteği veririz. Aramızda -bakın, ben genel konuşuyorum- hata yapmış olanlar olabilir, önemli olan bunların yargı, hukuk önünde tam cezasına çarptırılmasıdır. Bunun için, biz yargının arkasında olacağız, yargıya gereken desteği vermek durumundayız, vereceğiz.

KADİR GÖKMEN ÖĞÜT (İstanbul) – Onu atamayanın sorumluluğu yok mu?

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Arkadaşlar, açık ve net: Bak, benim söylediğim çok açık ve net: Kim olursa olsun, hata yapılmışsa…

KADİR GÖKMEN ÖĞÜT (İstanbul) – İngiltere’de böyle mi olurdu? Siz İngiltere’de yetiştiniz, İngiltere’de de böyle mi olurdu?

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Değerli arkadaşlar, müsaade ederseniz, diğer sorular da var.

Şimdi, Sayın Genç, bakın, hiçbir yolsuzluğu örtbas etme gibi bir derdimiz yok. Bahsettiğiniz şahıs veya şirketler denetlenmiş olsa dahi, ben vergi mahremiyeti nedeniyle denetlenip denetlenemediğini söyleyemiyorum.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Onun ardına sığınıyorsunuz.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Sayın Genç, bakın, bunu defalarca tekrarladım. Vergi mahremiyetini bu Meclis kaldırsın, ben memnuniyetle kimin denetlendiğini, kimin denetlenmediğini sizlerle paylaşmaktan büyük gurur duyarım.

KAMER GENÇ (Tunceli) – O bahaneye sığınıyorsunuz, tamamen örtbas ediyorsunuz.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Şimdi, değerli arkadaşlar, Sosyal Güvenlik Kurumunun ilave bir prim, ilave bir sigorta yaptırtma hususuna ilişkin bir çalışmanın farkında değilim. Böyle bir çalışma varsa benim bilgim yok. Bu konunun birinci muhatabı tabii…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Süremiz doldu.

Teşekkür ediyorum.

Şimdi, madde üzerinde bir adet önerge vardır, okutup işleme alıyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan "2014 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı"nın  11 inci  maddesinin (1) numaralı fıkrasındaki "... ve diğer ayni ve nakdi imkânlar  birlikte ..." ibaresinin madde metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                                                                               Ferit Mevlüt Aslanoğlu

                                                                                       İstanbul

 

BAŞKAN – Komisyon, katılıyor musunuz?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ERTUĞRUL SOYSAL  (Yozgat) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet?

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Tamam.

Gerekçeyi okutuyorum.

Gerekçe:

AKP iktidarlarının 5018 sayılı Kanuna aykırı uygulamaları, Maliye Bakanına 5018 sayılı Kanuna aykırı olarak verilen yetkiler ile ödenek üstü harcamalarda öne çıkmaktadır.

5018 sayılı Kanunun "ödenek aktarmaları" başlıklı 21. maddesi;

"Merkezî yönetim kapsamındaki kamu idarelerinin bütçeleri arasındaki ödenek aktarmaları kanunla yapılır.

Ancak, merkezî yönetim kapsamındaki kamu idareleri, aktarma yapılacak tertipteki ödeneğin, yılı bütçe kanununda farklı bir oran belirlenmedikçe yüzde beşine kadar kendi bütçeleri içinde ödenek aktarması yapabilirler. Bu şekilde yapılan aktarmalar, yedi gün içinde Maliye Bakanlığına bildirilir.

Personel giderleri tertiplerinden, aktarma yapılmış tertiplerden ve yedek ödenekten aktarma yapılmış tertiplerden, diğer tertiplere aktarma yapılamaz."

şeklinde kurallaştırılmış; "Yedek ödenek" başlıklı 23. maddesinde ise, merkezî yönetim bütçe kanununda belirtilen hizmet ve amaçları gerçekleştirmek, ödenek yetersizliğini gidermek veya bütçelerde öngörülmeyen hizmetler için, genel bütçe ödeneklerinin yüzde ikisine kadar Maliye Bakanlığı bütçesine yedek ödenek konulabileceği, bu ödenekten aktarma yapmaya Maliye Bakanının yetkili olduğu belirtilmiştir.

Bu kurallara göre;

Merkezi yönetim kapsamındaki kamu idarelerinin bütçeleri arasında ödenek aktarımı kanunla yapılacak;

Merkezi yönetim kapsamındaki kamu idareleri kendi bütçeleri içinde yılı bütçe kanununda farklı bir oran belirtilmedikçe aktarma yapılacak tertipteki ödeneğin yüzde beşine kadar ödenek aktarmalarını kendi yapacak ve bunu yedi gün içinde Maliye Bakanlığına bildirecek;

Personel giderleri tertiplerinden, aktarma yapılmış tertiplerden ve yedek ödenekten aktarma yapılmış tertiplerden, diğer tertiplere aktarma yapılamayacak;

Maliye Bakanlığı bütçesine genel bütçe ödeneklerinin yüzde ikisine kadar yedek ödenek konulabilecek ve yedek ödenekten aktarma yapmaya Maliye Bakanı yetkili olacaktır.

Bu bağlamda, 5018 sayılı Kanunda Maliye Bakanına tanınan yetki, Maliye Bakanlığı bütçesine genel bütçe gelirlerinin yüzde ikisi kadar konulacak yedek ödenekten aktarma yapmakla sınırlıdır.

Geçmiş yıllar Bütçe Kanunlarında olduğu üzere, "2014 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı”nın "Aktarma, ekleme, devir ve iptal işlemleri" başlıklı 6. Maddesinde de Maliye Bakanına 5018 sayılı Kanunda öngörülmeyen ve 5018 sayılı Kanunun temel amacı ve sistematiği yanında yukarıda yer verilen 21 ve 23. maddelerindeki temel kurallarına açıkça aykırı olan; bu aykırılıktan dolayı Anayasanın 161. maddesinin ikinci fıkrasıyla bağdaşmayan yetkiler verilmektedir.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum…

III.- YOKLAMA

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

MUHARREM İNCE (Yalova) – Yoklama istiyoruz.

BAŞKAN – Tamam, evet.

Sayın İnce, Sayın Havutça, Sayın Ayaydın, Sayın Ören, Sayın Moroğlu, Sayın Tayan, Sayın Öner, Sayın Özkan, Sayın Genç, Sayın Erdemir, Sayın Serter, Sayın Öğüt, Sayın Ağbaba, Sayın Aygün, Sayın Çetin, Sayın Akar, Sayın Köktürk, Sayın Kaplan, Sayın Oyan, Sayın Acar.

Yoklamayı başlatıyorum, iki dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı yoktur.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

                                                                               Kapanma Saati: 17.48

DÖRDÜNCÜ  OTURUM

Açılma Saati: 18.06

BAŞKAN: Başkan Vekili Meral AKŞENER

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Mine LÖK BEYAZ (Diyarbakır)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 35’inci Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

III.- YOKLAMA

BAŞKAN - 11’inci madde üzerinde Ferit Mevlüt Aslanoğlu’nun verdiği önergenin oylamasından önce yapılan yoklamada toplantı yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi yoklama işlemini tekrar yapacağım.

Yoklama için iki dakika süre veriyorum ve süreyi başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı vardır.

2014 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısının görüşmelerine devam edeceğiz.

IV.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 2014 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/832) (S. Sayısı: 506) (Devam)

2.- 2012 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı, 2012 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısına İlişkin Olarak Hazırlanan 2012 Yılı Genel Uygunluk Bildiriminin Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi, Maliye Bakanlığı ve İçişleri Bakanlığı Tarafından Sayıştaya Gönderilen Genel Faaliyet Raporları ile Bu Raporlara İlişkin Sayıştay Değerlendirmesini İçeren 2012 Yılı Faaliyet Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi, 2012 Yılı Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi, 2012 Yılı Mali İstatistikleri Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/798, 3/1275, 3/1277, 3/1278, 3/1279) (S. Sayısı: 507) (Devam)

BAŞKAN – Komisyon ve Hükûmet burada.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

12’nci maddeyi okutuyorum:

DÖRDÜNCÜ BÖLÜM

Çeşitli Hükümler

Hazine garantili imkân ve dış borcun ikraz limiti ile borç üstlenim taahhüt limiti ve borçlanmaya ilişkin işlemler

MADDE 12- (1) 2014 yılında, 28/3/2002 tarihli ve 4749 sayılı Kamu Finansmanı ve Borç Yönetiminin Düzenlenmesi Hakkında Kanuna göre sağlanacak; garantili imkân ve dış borcun ikraz limiti 3 milyar ABD Dolarını aşamaz.

(2) 1 inci maddenin birinci fıkrasının (a) bendi ile belirlenen başlangıç ödeneklerinin yüzde 1'ine kadar ikrazen özel tertip Devlet iç borçlanma senedi ihraç edilebilir.

(3) 2014 yılında 4749 sayılı Kanunun 8/A maddesi çerçevesinde Hazine Müsteşarlığınca sağlanacak borç üstlenim taahhüdü 3 milyar ABD Dolarını aşamaz.

BAŞKAN – Madde üzerinde gruplar adına ilk söz, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Manisa Milletvekili Sayın Hasan Ören’e aittir..

Buyurun Sayın Ören. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA HASAN ÖREN (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; gerçekten böyle günlerde siyaset çok zordur. Siyasetçi de sinirlerine hâkim olmalı, dengesini kaybetmemeli; dengesini kaybettiğinde de ağzından çıkan sözlerin nereye gittiğini, kimleri kırdığını duyması, görmesi gerekli.

Sayın Başbakan, dün Konya’da, istifa eden Hakan Şükür’le ilgili bir şeyler söylemişti, söylediğini aynen buradan okuyorum: “Bir partinin bayrağı altında seçime giriyor isen devam edeceksin, partiden ayrılıyor isen dürüstsen o zaman milletvekilliğinden de istifa edeceksin.” Aslında kime sorarsanız bunun altına imza atar, yıllardır Cumhuriyet Halk Partisi’nin söylediği de bu. Yani, siyasi etik kanunu çıkaralım, böyle alavere dalaverelerle transferlerden vazgeçelim. Evet, bir milletvekili partisiyle anlaşamaz, istifa eder ve bağımsız kalır, buna kimsenin diyeceği bir şey yok ama bir milletvekili istifa ettikten sonra sizin partinize geçiyor ise Adıyaman Milletvekilini partinize almaktan gurur ve kıvanç duyuyor iseniz… Şimdi, Başbakan’ın bu, partisinden istifa etmiş olan Hakan Şükür için kullandığı “dürüstlük” kelimesini Adıyaman Milletvekili Salih fiyat acaba nasıl algılayacaktır, kendilerine sormak gerekli. (CHP sıralarından alkışlar)

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Fırat, Fırat. “Fiyat” değil.

HASAN ÖREN (Devamla) – Pardon, özür dilerim. Fırat, Fırat, Fırat. Doğrudur. Ben “fiyat” mı dedim? Özür dilerim. (CHP sıralarından alkışlar, AK PARTİ sıralarından gürültüler)

MEHMET METİNER (Adıyaman) – O noktaya kadar geldiysen…

ALİM IŞIK (Kütahya) – Ne kadar fiyatı acaba, kaç para?

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Fırat’ın fiyatı yoktur.

HASAN ÖREN (Devamla) – Değerli arkadaşlar, bugünlerdeki kızmanızı anlıyorum. Bugün kızma hakkınız var, kızma hakkınızı kullanın çünkü hepinizin kafası karışık; sizin değil, Bülent Arınç’ın kafası karışık, bakanların kafası karışık, başbakanların kafası karışık.

Ne oldu? Yolsuzluklar, yıllardır söylüyoruz…

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Hasan, buraya kadar düştün mü?

HASAN ÖREN (Devamla) - Siyaset-yargı… Hani, dün, o yargıya övgüler yağdırdığınız, biz size “Durun bakalım sonuçlansın, yargı devam ediyor, yargı devam ederken suçsuzluk karinesi var. Bunun üzerine konuşulmaz.” dediğimizde  sizler ne diyordunuz?

İSMAİL KAŞDEMİR (Çanakkale) – Aksini söyleyen mi var?

HASAN ÖREN (Devamla) -  Dediğiniz bir tek şey vardı: “Ergenekon, Türkiye  bağırsaklarını temizliyor.” Şimdi Türkiye  neresini temizliyor? (CHP sıralarından “Bravo” sesleri,  alkışlar) Şimdi Türkiye neresini temizliyor?

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Niye şimdi aynısını söylemiyorsunuz?

HASAN ÖREN (Devamla) - Değerli arkadaşlarım, dün kahraman yaptığınız Zekeriya Öz’ü aldınız. Şimdi, Zekeriya Öz, bakanın çocuklarına dokununca… Allah’ım göstermesin, asla böyle bir şeyin olmasını istemiyorum, doğru da saymıyorum. Ama, bu yargı, altı boş olan bir iddiayla İçişleri Bakanının çocuğuna kadar gidebiliyor ise on bir  yılın içindeki hesabı yine siz vereceksiniz.

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ(Antalya) – Demek ki yargı bağımsızmış.

HASAN ÖREN (Devamla) - Bu yargıyı, o zaman, buraya getirmişsiniz demek ki. O zaman, Ergenekon davasında, KCK davalarında bu yargı yanlış kararlar vermiş demek ki.

İBRAHİM KORKMAZ (Düzce) – Yargı sonuçlansın, sonuçlansın.

HASAN ÖREN (Devamla) - Şimdi, aşağı tükürsen bıyık, yukarıya tükürsen sakal. Eğer, bu hukuk sistemi çocuklarınızla ilgili gerekli olan belgeleri ve bilgileri çıkarır ise yani bu tutuklamaya dönüşür ise o zaman bir felaket.

Şimdi, bakınız, ben, size…

İBRAHİM KORKMAZ (Düzce) – Oradan kendine çıkar yol arama, oradan Ergenekon’u kurtarmaya çalışma. 

HASAN ÖREN (Devamla) - Değerli arkadaşlar, bakınız, ben masum olduklarına inanıyorum, öyle inanmak istiyorum.

İBRAHİM KORKMAZ (Düzce) – Aferin.

HASAN ÖREN (Devamla) - Bakanın çocuklarının hırsızlık yapmasını, bakanın çocuklarının bu ülkenin yetim, gurebanın hakkını yemesini düşünmek mümkün müdür? Aksini düşünüyorum ama aksini düşündüğümde de bu bu Zekeriya Özleri, bu savcıları nereye koyalım, siz onu söyleyin bana.

HALİDE İNCEKARA (İstanbul) – Ne yapalım ya, söyle, ne yapalım?

HASAN ÖREN (Devamla) – Bakınız arkadaşlar, yirmi dokuz saniyelik bir şey, Başbakan konuşuyor, bakınız.

(Hatip cep telefonundan bir ses kaydı dinletti)

(AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Antalya) – Ne şimdi bu?

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Biz hangi suçluya sahip çıkmışız?

BAŞKAN – Sayın Ören, hem vaktinizi kaybediyorsunuz hem kürsüde sadece siz konuşabilirsiniz.

HASAN ÖREN (Devamla) – Ben yirmi dokuz dakikamı feda etmeye hazır olduğum için bunu yaptım. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

MUHARREM İNCE (Yalova) – Başbakana verdi, söz hakkını Başbakana verdi.

BAŞKAN – Ama yani öyle de bir sistemimiz var.

ALİ ŞAHİN (Gaziantep) – Sen konuş, sen!

HASAN ÖREN (Devamla) – Değerli arkadaşlar, demek ki Sayın Başbakanın dediği gibi hırsızlık çocuktan babaya geçmiyor yani babadan çocuğa geçiyor.

HALİDE İNCEKARA (İstanbul) – Başbakan hayranlığınıza da bayıldım yani.

AKİF ÇAĞATAY KILIÇ (Samsun) – Biraz önce “İnanmıyorum.” dedin.

HASAN ÖREN (Devamla) – Yani eğer bir bürokrat hırsızlık yapıyorsa…

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) - Hani inanmıyordun?

HASAN ÖREN (Devamla) – …bu ülkenin değerlerini ayakkabı kutularına saklıyorsa o zaman bakanından hesap sormak gerekli.

İSMAİL KAŞDEMİR (Çanakkale) – Hani “İnanmıyorum” diyordun az önce?

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) - Masumiyet karinesi diye bir şey var.

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Antalya) – Soruşturur o.

İSMAİL KAŞDEMİR (Çanakkale) – Sen orada mıydın, gördün mü? Gördün mü?

İBRAHİM KORKMAZ (Düzce) – Hepsi laf!

HASAN ÖREN (Devamla) – Şimdi, biraz evvel Sayın Maliye Bakanı buradan gitti. Dedi ki: “Ben Maliye Bakanı olarak eğer benim Bakanlığımda bu gerçekleşseydi, benim Bakanlığımla ilgili bu söylenmiş olsaydı ben istifa ederdim.”

Değerli arkadaşlar, bu bakanların diğerinin dili yok mu?

İBRAHİM KORKMAZ (Düzce) – Böyle bir şey söylemedi. Yalan söyleme, öyle söylemedi! Yalan söyleme!

HASAN ÖREN (Devamla) – Böylesine bir olayda burada Maliye Bakanı bunu söylüyor ise diğerlerine ne demek gerekli?

İBRAHİM KORKMAZ (Düzce) – Yalan söylüyorsun, öyle söylemedi, sözü çarpıtma! Ortada vuku bulmuş bir şey yok.

HASAN ÖREN (Devamla) – Sevgili Milletvekilim, senin “Yalan söylüyorsun.” demendeki hakareti bugünkü kızgınlığına veriyorum, sinirine veriyorum.

İBRAHİM KORKMAZ (Düzce) – Ben buradaydım. Yok canım!

HASAN ÖREN (Devamla) – Çünkü, bu yolsuzluk ve usulsüzlük seni de çıldırtıyor, sen de insansın.

HALİDE İNCEKARA (İstanbul) – Allah Allah, yapma ya!

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Antalya) – Kesinleşmiş bir şey yok. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

İBRAHİM KORKMAZ (Düzce) – Yalan konuşuyorsun!

HASAN ÖREN (Devamla) – Bakınız, şimdi yapılacak olan bir tek şey var. Eğer burada yargı bunu devam ettiriyorsa savcıları niye alıyorsunuz görevden?

MEHMET METİNER (Adıyaman) - Savcılar görevden alınmadılar, alınmadılar.

HASAN ÖREN (Devamla) – Ergenekon savcılarını aldınız mı, KCK tutuklularının yargılandığı yerdeki savcıları aldınız mı? (CHP ve BDP sıralarından alkışlar)

Zekeriya Öz’ü getirdiniz, orada altına zırhlı arabaları verdiniz, bugün niye alıyorsunuz?

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Antalya) – Alınan bir şey yok ki, nereden çıkarıyorsunuz onu?

HASAN ÖREN (Devamla) – Peki, emniyet müdürlerini, emniyet müdür yardımcılarını niye alıyorsunuz? İki dakika önce yine İnternet’e düştü, 6 emniyet müdür yardımcısını daha almışsınız.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – İyi yapmışız, iyi yapmışız, iyi iyi.

HASAN ÖREN (Devamla) –  Daha kolayı var; bunun kolayı, eğer gerçekten, siz, Türkiye’de yaşanan bu soygunu, bu imar yolsuzluklarını açığa çıkartmak istiyor iseniz savcıları ve emniyet müdürlerini alacağınıza…

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Burası bürokratik bir cumhuriyet değil; iyi yapmışız.

HASAN ÖREN (Devamla) – ... İçişleri Bakanını alsanız da Bakan arkadaşımızı rahatlatıp, bu sonuçlar ortaya çıktıktan sonra alnının akıyla tekrar o Bakanlığa gelse olmaz mı? (CHP sıralarından alkışlar) Niye zorluyorsunuz?

İHSAN ŞENER (Ordu) – Ne yapacağımızı biz biliriz. 

HASAN ÖREN (Devamla) – Şimdi ne dediniz, Gezi eylemlerinde bangır bangır bağırdınız: “Destan yazan polislerimiz” Şimdi ne yazıyor polisler? Emekliliklerini mi yazıyorlar? (CHP sıralarından alkışlar) Aldığınız polisler, müdürler emekliliğini mi yazıyor şu an?

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Siyasetin bu kadar, siyasetin bu kadar ya!

HASAN ÖREN (Devamla) – Değerli arkadaşlar, bakınız, Halk Bankası Genel Müdürünün evinden…

MEHMET METİNER (Adıyaman) -  Siz de siyaseti buraya kadar düşürdüyseniz...

HASAN ÖREN (Devamla) –  …eğer kutular içerisinde 4,5 trilyonluk, yani 4,5 milyonluk bir para çıkıyor ise…

İSMAİL KAŞDEMİR (Çanakkale) – Sen gördün mü, orada mıydın?

HASAN ÖREN (Devamla) – Ben bunları söylüyorum.

İBRAHİM KORKMAZ (Düzce) – Niye konuşuyorsun burada?

HASAN ÖREN (Devamla) –  Bütün, bütün, bütün fotoğraflarla önünüzde. Eğer böyle bir para çıkıyor ise…

İBRAHİM KORKMAZ (Düzce) – Siyasetçinin muhatabı siyasetçidir.

HASAN ÖREN (Devamla) – Böyle bir para, bu para çıkıyor ise bakınız ne diyor Ayşe Teyze…

İBRAHİM KORKMAZ (Düzce) – Sinan Aygün’ün evinden ne kadar çıkmıştı hatırlıyor musun?

HASAN ÖREN (Devamla) – Halk Bankası Genel Müdürünün ayakkabı kutusundan 4,5 milyon dolar para çıkmış," emekli Ayşe Teyzem hâlâ daha kışlık mantosunun cebinde unuttuğu 5 lirayı bulduğuna seviniyor. Bir tarafta 4,5 milyon dolar, bir tarafta ise Ayşe Teyze’nin geçmiş yıldan kışlık mantosunun cebinde bıraktığı 5 lira.

İBRAHİM KORKMAZ (Düzce) – Bırak, demagoji yapma!

HASAN ÖREN (Devamla) – Bu insanların paralarını çarçur etmeyin arkadaşlar, söylediğimiz bu, hepinize bunu söylüyorum.

İBRAHİM KORKMAZ (Düzce) –  O işi de siz yaparsınız.

HASAN ÖREN (Devamla) – Diyorum ki, eğer çiftçi mazotu 4.500 liraya alıyor ise, eğer emekli maaşları bu kadar düşük ise…

İZZET ÇETİN (Ankara) – Bakanlara dön de konuş, bakanlara.

HASAN ÖREN (Devamla) –  … işçiyi asgari ücretle geçinmeye mahkûm ediyorsanız, siz kredi kartı borçlularını milyonlarca insana taşıdıysanız ayakkabı kutusu içerisinde giden paralardan dolayı emeğiyle geçinen insanların sırtına sarıyorsunuz. Yapmayın! Hani Allah’tan korkuyorduk. Bunun karşısında, bu 3 bakanı dinlendirmek, kenara  almak doğru bir anlayış değil mi?

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Sabret, sabret! Biraz bekle.

İHSAN ŞENER (Ordu) – Korksan bunları söyleyemezdin şu anda.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Biraz bekle, biraz sabret, acele etme.

HASAN ÖREN (Devamla) – 2009 yılında, Almanya’da Ulaştırma Bakanı, 50 kilometrelik hız yapılacak bir alanda 109 kilometreyle radara girdiğinden dolayı istifa eden bir bakan.

Şimdi, kendi emir verdiği, emri altında çalıştığı, canının istediğinde dakikasında müdürleri işten el çektirdiği Bakanın oğlu yakalanmış, siz orada diyorsunuz ki: ”Bunlar normaldir.”

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Burası bürokratik bir cumhuriyet değil Hasan Bey.

HASAN ÖREN (Devamla) - Değerli arkadaşlarım, hukuk hepimize lazım.

Hepinize teşekkür ederim. (CHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Bravo! Bravo sana!

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Ören.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Bravo sana! Sen bile bu kerteye  düştüysen, bravo sana!

BAŞKAN – Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Kocaeli Milletvekili, Sayın Lütfü Türkkan. (MHP sıralarından alkışlar)

KADİR GÖKMEN ÖĞÜT (İstanbul) – O ne kasa mı, para kasası mı?

MUHARREM İNCE (Yalova) – Lütfü, ayakkabı kutusu mu o?

KADİR GÖKMEN ÖĞÜT (İstanbul) – Ayakkabı kutusu mu o?

MUHARREM İNCE (Yalova) – Ne kutuymuş be!

BAŞKAN - Buyurunuz.

MHP GRUBU ADINA LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bazı terk eden arkadaşların söylediklerim karşısında söyleyecek lafı olmamalı ki erkenden dışarıya doğru çıkıyorlar. Şu anda onların bu soygunun ortağı olmadığını düşünmek istiyorum.

Ben, Türkiye bu kadar sıcak gündem içerisindeyken dikkatinizi bir başka noktaya çekmek istiyorum. Dünyada, çok uzağımızda olsa bile bizden olan insanların katliamına  seyirci kalının bir dünyada yaşıyoruz. Mısır’daki ölen çocuklara, Suriye’de ölen çocuklara ağlayanlar, maalesef, Doğu Türkistan’da katledilen Türklerin farkında değiller, bir gün dahi ağızlarına almadılar. Ben, çok hoş olmamakla beraber, birkaç resmi sizinle paylaşmak için resim getirdim, onları da göstermek istiyorum.

Bu, Doğu Türkistan’da katledilen annenin başında ağlayan bir çocuk, annesiz kalan bir çocuk.

SIRRI SAKIK (Muş) – Bize de göster Lütfü Bey, biz de görelim.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Devamla) – Evet, sizin de görmenizde fayda var.

Bu, öldürüldükten sonra ortaya atılan bir Uygur Türkü’nün cesedi üzerindeki akbabalar… Öldürmek kesmiyor Çinlileri, bir de derilerini yüzüyorlar. Bunu fazla göstermek istemiyorum, çocukların görmemesi gerekiyor.

Dünyada böyle bir çılgınlık yaşanırken burada Halk Bankasının Müdürünün kasasından ne kadar çıktığını konuşmak benim canımı acıtıyor. Böyle bir gerçek de var karşımızda, bunun da farkına varmanızı istiyorum. Doğu Türkistan’da sadece katledilmiyor, oradaki Türk nüfusunun yok edilmesi için âdeta bir soykırım uygulanıyor.

Bundan sonra biraz sıcak gündeme geçmek istiyorum. Bu yapılan operasyonlarla alakalı olarak Adalet ve Kalkınma Partisi medyası “zamanlaması manidar”, “cemaat operasyonu”, “uluslararası operasyon” veya “Erdoğansız AKP isteyenlerin operasyonu” şeklinde birtakım bahanelerle operasyonun içini boşaltmaya çalışıyorlar. Ama hiçbirisi, bugüne dek hiçbirisi “Hayır, bizim dönemimizde yolsuzluk yapılmadı.” diyemiyor, öyle bir gerçek de var.

Bakın, arkadaşlar, havaalanından deniz dolgusuna, Topçu Kışlası’ndan medya patronluğuna, maden ruhsatına kadar, TOKİ ihalelerine kadar bütün ihalelere katılan patronlar hep aynı, bunların sayısı yaklaşık 10’u geçmiyor. Hep aynı insanlar mı var Türkiye'de, başka hiç iş adamı yok mu, hiç becerikli adam kalmadı mı? Halkın gördüğü bu yolsuzlukları medya görmedi bugüne kadar ama bundan sonra herhâlde çok saklanamayacak gibi geliyor.

Ben günahını almak istemiyorum kimsenin. Hele hele bir babanın oğlunu bir nezaretin kapısında görmesini asla istemiyorum. Ben babama tanık oldum. Nezarethane kapısında, cezaevi demirlerinin arkasında babamın beni nasıl gördüğünü çok iyi hatırlıyorum; rahmetlinin o yüzündeki acıyı çok iyi biliyorum. Allah hiçbir babaya -evlatlarımız var- böyle bir acıyı yaşatmasın. Belki de soruşturmada adı geçenlerin gerçekten yolsuzlukla hiçbir ilişkileri yoktur; analarının ak sütü gibi helal para kazanıyorlardır belki ama hiç kimse, yolsuzluğun olmadığına, AKP’lilerin temiz olduğuna inanmıyor artık; bunu da kabullenin. Kimi  dinlerseniz dinleyin sokağa çıktığınızda, size bir yolsuzluk hikâyesi anlatacaktır, kendi çevresinde duyduğu, var olduğu, bildiği bir yolsuzluk hikâyesi anlatacaktır.

Bakın, bunlardan bir tanesini ben sizinle paylaşacağım. Geçen seçimlerden önce çok konuşulan, çok bilinen ama medyada dile getirilmeyen, gözaltında olan Fatih Belediye Başkanıyla ilgili bir iddia var. Diyorlar ki: “Bizim 2011 seçimlerinden önce bu beyefendi, bir rüşvet soruşturmasından sonra ayağından vuruldu; hemen bir ön pansuman yapıldı, özel uçakla yurt dışına gitti, yedi sekiz gün sonra getirildi, hiçbir şey olmamış gibi kimseden şikâyet edilmedi, konu da kapandı.” Şimdi, bakın, arkadaşlar -vuran da hiçbir ceza almıyor çünkü şikâyetçi yok ortada- bu Belediye Başkanı şu anda Vatan’daki emniyet müdürlüğünün üst katında, VIP katında misafir ediliyor, soruşturması devam ediyor. Bu, sadece bizim kulağımıza -ben Fatihliyim- gelenlerden bir tanesi. Sizin de kulağınıza buna benzer bir sürü şeyler geliyor. Bunları saklamak, yok olduğu anlamına gelmez. Bunlar, mutlaka, zaman içerisinde ortaya çıkacak ve konuşulacak.

Bana göre, Türkiye, artık, boğazına kadar yolsuzluğa bulaşmış bir takım tarafından yönetiliyor. Böyle bir sıkıntısı var Türkiye’nin. Şimdi yolsuzluk varken kalkıp bunu da Irak petrolleriydi, ABD’nin operasyonuydu gibi kılıflara sığdırmanın anlamı yok; mızrak çuvala sığmıyor çünkü. Biraz evvel konuşmacı arkadaşımız söyledi, Türkiye bağırsaklarını temizlemişti, şimdi neresini temizliyor? Ama temizlenen bir yer var, onu da biliyorum. Bu milletin, yetimin, fakirin fukaranın hakkını gasbedenler yavaş yavaş ortaya çıkıyor. Bir televizyon kanalının haber müdürü, bu yolsuzluğun 100 milyar dolara yaklaştığını söylemiş. Ben böyle bir bütçe olduğunu düşünmüyorum, bu çok büyük bir para. 100 milyar dolar Türkiye'nin çok ciddi bir meselesi.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Yüzde 10 alıyorlar Lütfü Bey, yüzde 10.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Devamla) – Ama bir hanım kızımız çok güzel bir yazı yazmış, biraz evvel ulaştı, diyor ki: “Hükûmetin iddia ettiği yıllık 10 bin dolarlık gayrisafi millî hasılası, demek ki hiç çalınmasa, bizim aylık gayrisafi millî hasılamız olacaktı. Çalmanın boyutu bu noktaya kadar gelmiş.” Ve demiş ki: “Ben AKP’ye oy verdim. Biz bu ülkeyi yönetsinler diye oy verdik, ülkeyi yesinler diye değil.” Seçmeninizden de böyle bir sitem var.

Bakın, Sabah gazetesinde bir haber okuyorum, diyor ki: “Halk Bankasına yapılan bu operasyon, Yahudi lobisi kuruluşu AIPAC’ın Halk Bankasına operasyonudur.”

Ya muhterem, adamın ayakkabı kutusundan 4,5 milyon dolar çıkabiliyorsa bunu Amerika, AIPAC, Yahudi lobisi diye adlandırmanın bu işi temizleyecek bir tarafı var mı?

BÜLENT BELEN (Tekirdağ) – Yahudi lobisi koymuştur onu.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Devamla) – Yani, bence, kimin yaptırdığı değil, bu işin yapanı kim; ona bakmak lazım.

MUSTAFA SERDAR SOYDAN (Çanakkale) – Faiz lobisi... Faiz lobisi…

LÜTFÜ TÜRKKAN (Devamla) – Yani bir şey söyleyeceğim ama… Ben küçük çapta bir sanayiciyim. Evde eşimin mücevherlerini saklayacak bir kasam dahi yok, hiç öyle bir kasam yok. Ayakkabı kutusunda para saklamak gerçekten hiç aklıma gelmemişti.

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – Çok yaratıcı.

D. ALİ TORLAK (İstanbul) – Ayakkabı numarası da 58’miş galiba.

SIRRI SAKIK (Muş) – Hiç yoksulluk çekmemişsin o zaman.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Devamla) – Yani, bu çok önemli bir beyin. Bunu alıp buzluğa kaldırmak lazım. Böyle beyni çalışan yeteneklere ülkenin ihtiyacı var.

Bu operasyonlar sonucu bir şey daha çıkacak, o da şu: Gözaltındaki müteahhitlerden daireleri olan, ehven şartlarda -dikkatinizi çekiyorum, ehven şartlarda- daireler alan eski Marksist dönekleri, kendilerini liberal yandaş sayan gazeteciler de ortaya çıkacak. Onlar şu anda sizlerden fazla korkuyorlar. Bundan emin olabilirsiniz.

Bir şey söylemek istiyorum: Bu operasyonun haklı veya haksız olduğu konusunda herkes çeşitli fikirler yürütebilir. Doğru olabilir, yanlış olabilir; sonucu hakkında kimse hüküm veremez şu aşamada. Peki, emniyet müdürlerini görevden almak bu operasyona meşruiyet kazandırır mı, kazandırmaz mı? Ben iktidar erki olsam bu işi sonuna kadar takip etmesi için bırakırım. Eğer görevden alıyorsam bir sıkıntı hasıl olur. Zaten vardı, bu sıkıntı büyüyecek.

Peki, polisleri görevden aldın, savcıyı da aldın, ne oldu? Bitti mi? Kapandı mı? Hayır.

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – Deniz Feneri gibi kapanır zannediyorlar.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Devamla) – Bakın, Anadolu’da bir tabir var: Eşeğin büyüğü ahırda. Bundan sonra daha çıkacaklar, olanlar vardır. Öyle düşünüyorum, bu ilk olmayacaktır, son da değildir. Eğer böyle bir yol açıldıysa bu yol burada bitmeyecektir, bundan sonra gerisi de gelecektir ama benim bütün üzüntüm, ülkeye zarar verecek noktaya gelmesi. Zekeriya Öz’ü, bir adamı darbecilikten attığında alkışlayanlar şimdi “postmodern darbeci” diyorlar.

Efendime söyleyeyim, yolsuzluk ve rüşvetin araştırıldığı bu operasyon Türkiye’ye dün 25 milyar liraya mal oldu. Yani dün İstanbul Borsası 25 milyar lira kaybetti. O da havalimanıyla üçüncü köprüden gelen paralar dün zayi oldu. Bakın, dün borsa yüzde 5,21 düşüşle kapatmış; 70.946 puanla kapanmış. Bunu, üçüncü köprüden gelen paraları, havalimanından gelen paraları yok ederek; 4,5 milyon dolar için Türkiye'nin 25 milyar lirasına mal edenler utansın; bu durumdan kendine pay çıkarsın.

Hepinize saygılar sunuyorum, sağ olun var olun. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Türkkan.

Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına Muş Milletvekili Sayın Sırrı Sakık. (BDP sıralarından alkışlar)

Buyurun.

BDP GRUBU ADINA SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; ben de hepinizi saygıyla sevgiyle selamlıyorum.

MHP Grubu adına konuşan arkadaşımızın Uygur Türkleriyle ilgili göstermiş olduğu o tablo hepimizin acısıdır. İnsanlığa karşı bir vahşet uygulanırsa, adı kim olursa olsun, coğrafyası ne olursa olsun hepimiz onun karşısında dik durmalıyız, zulme karşı direnmeliyiz.

Sevgili arkadaşlarımız, aslında bu Parlamentoda tartışıp konuştuğumuz konular; bu ülkede hukuk sistemi çökmüştür. Hepimiz bu sistemin mağdurlarıyız ve asıl sorun nedir? Eğer Türkiye’de bugün yolsuzluklar konuşuluyorsa, Türkiye’de hukuksuzluk konuşuluyorsa, çözemediğimiz yüz yıllık Kürt sorununun bu işin ana maddesi olduğunu düşünelim çünkü hep dedik: Kürtlerle ilgili Kürt sorunu gündemde kaldığı müddetçe bu ülkede ne bütçeyi tartışabiliriz…

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Her şeyi ona bağlıyorsunuz.

İBRAHİM BİNİCİ (Şanlıurfa) – Her şey ona bağlı.

SIRRI SAKIK (Devamla) - …ne orduyu denetleyebiliriz ne yargıyı denetleyebiliriz çünkü hepsi bir bütün olarak birer militan gibi duruyorlar; herkes ülkeyi babasının çiftliği gibi yönetiyor, asıl sorun burada. İsterseniz on beş, yirmi yıllık canlı tarihe doğru bir hareket edelim ve o sıcak süreci birlikte değerlendirelim. Bakın, on beş yirmi yıl içerisindeki -çok uzak değil, hepimizin yaşadığı bu tarihte- hukuksuzluklara bir göz atalım. Ne oldu? Neler yapıldı? Bu Parlamento bu hukuksuzluklara karşı ne kadar seyirci kaldı? Geçmişten bugüne kadar, Demokratik Toplum Partisinden Barış Partisine, geçmişten, HEP’ten DEP’e kadar bu kürsüde hep bunları seslendirdik. Bu ülkede farklı bir hukuk uygulanıyor. Özellikle sorun Kürtler olunca –yine tepki göstereceksiniz, “Aman aman, Kürt sorunu…-” gözünüzü kapattınız, kulaklarınızı kapattınız, “Kürtlere nerede zalimane politikalar uygulanıyorsa uygulansın.” dediniz ve seyirci kaldınız, bu sürece ortak oldunuz. Yani cumhuriyet döneminde Kürtlere “Kürdo, idam…” yani Kürtler idam ediliyordu, yargısız, sualsiz idam ediliyordu.

Mesela Sason’da ne oldu biliyor musunuz? Bir mahkeme kurulmuş, mahkeme başkanı ve arkadaşları oturuyor, hiçbir yargılama yok, ayakta bulunan bütün arkadaşlar sıraya dizilmiş, “1’den 15’e kadar idam, 15’ten 90’a kadar on beş yıl, 90 sonrası beraat.” Bakın, cumhuriyet döneminde böyle bir zulüm. Sonra, cumhuriyet sonrası, işte, son birkaç yıldır “Kürt’e zindan…” ve hiçbir yargı yok, hiçbir hesaplaşma, kitaplaşma yok, sadece, yargı, bir militanlık düzeyinde Kürt’e acımasız bir şekilde, zalimce davranıyor.

Dönün bakın, Uğur Kaymaz 12 yaşında, bedeninde 13 kurşun var, babasıyla birlikte Kızıltepe’nin göbeğinde öldürülüyor ve yargı yeri Mardin olması gerekirken alelacele katilleri kollamak, korumak adına mahkeme Eskişehir’e alınıyor, Uğur Kaymaz’ı katledenler beraat ediyor.

Şerzan Kurt, bir Kürt öğrenci. Muğla’da YÖK’ü protesto ediyor, parasız bir eğitim talebi var. Beylik tabancasını çeken bir polis Şerzan’ı alnından, ensesinden kurşunlayıp öldürüyor. Muğla’daki mahkemeye güvenmiyorlar bu karanlık güçler, alelacele mahkemeyi tekrar Eskişehir’e alıyorlar. O katil polis orada serbest bırakılıyor ve bugün aramızda dolaşıyor.

Yine, Bulanık’ta Demokratik Toplum Partisinin kapatılmasını protesto eden oradaki BDP’liler saldırıya maruz kalıyor, 2  kişi ölüyor, 10 kişi yaralanıyor. Mahkeme Muş’tan Samsun’a, Samsun’dan Ankara’ya... Altı ay içerisinde katiller, 2 kişiyi öldürmüş, 10 kişiyi yaralamış bu katiller aklanıyor, beraat ediyorlar.

Ve sonra dönüp geliyoruz bugün yaşadığımız bu süreçte, şimdi kıyametler kopuyor. Ne oluyor? Bu ülkenin yargı konusunda en üst mercisi olan Anayasa Mahkemesi -Anayasa Mahkemesi diyor ki- bir karar alıyor, uzun tutukluluk süresini haksız buluyor ve bundan dolayı Mustafa Balbay -otuz dört yıl ceza almış Mustafa Balbay- serbest bırakılıyor. Aynı şekilde emsal teşkil etmesi gereken BDP’li milletvekilleri için yapılan başvuru reddediliyor. Biz bunu iyi okuruz yani buradan ne yapılmak istediğini çok iyi biliyoruz. Mustafa Balbay otuz dört yıl ceza almış, bizim arkadaşlarımızın alacağı ceza yedi yıl, on yıl arasıdır ve bu arkadaşlarımız zaten beş yıldır cezaevinde ve bu hâkimler bir militan duruş sergiliyorlar. Ne yapıyorlar? Mesleklerini riske etmek adına yani… Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu, yarın bu dosyaları alıp bakacak, bunların geleceğiyle ilgili “Bakın, siz militanlık yaptınız, siz adaletli davranmadınız…” Bunu göz önünde bulundurmalarına rağmen militanca bir duruş sergiliyorlar ve mahkeme karar veriyor bu arkadaşlarımızın tutukluluk hâllerinin devamına.

Şimdi, bu ülkede Kürtlere karşı uygulanan bu politikaları hep birlikte görüyoruz ve ne oluyor? Anayasa Mahkemesinin yani en üst kurul olan yargının hükmünü yok hükmünde sayıyor bu yargıçlar. Şimdi, bana dönüp söyleyebilir misiniz: “Yargıçlar orada hukuk adına konuşuyor.” Hayır, militan yargıçlık gösteriyorlar.

Şimdi, siz, bu ülkede böyle militan yargıçlar yarattınız; siz, bu ülkede militan kurumlar oluşturdunuz, hesap soramayacağınız kurumlar oluşturdunuz çünkü siz sorunları çözmediniz; sorunların üstünü örttünüz, sümen altı ettiniz. Kürt sorununu çözmediğiniz müddetçe, bu ülkede -kim gelirse gelsin- emin olun, bugünkü tablo, gelecek her iktidarın başına gelir çünkü şeffaflık yok, çünkü demokrasi yok, çünkü hukuk yok, çünkü sizde de vicdan yok.

Şimdi şikâyet ediyorsunuz. Peki, bu yargı sisteminden hepiniz, hepimiz sorumlu değil miyiz? AK PARTİ sorumlu değil mi? CHP, MHP, BDP zaten bu işin mağduru. Sizler sorumlu değil misiniz?

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Anayasa'ya “Evet.” oyu verenler düşünsün.

SIRRI SAKIK (Devamla) – Ama Kürtlere uygulandığı için siz buna sessiz ve sedasız kaldınız ve Kürtlere uygulanan bu zulüm politikalarının ortağı oldunuz.

Ya, yirmi yıldır infazlar gerçekleşiyor, yirmi yıldır gencecik insanlar öldürülüyor…

KADİR GÖKMEN ÖĞÜT (İstanbul) – Kendi arkadaşlarına bak, başkalarına bakma.

SIRRI SAKIK (Devamla) – …ve suçüstü yakalanıyorlar ama hiçbiriyle ilgili bir tek soruşturma bile yapılmıyor ve bütün zorlamalara rağmen, zaman aşımını aşabilmek adına bir mahkeme açılıyor, göstermelik bir şekilde mahkeme açılıyor. Arkasından, mahkeme, katiller suçüstü yakalanmasına rağmen katilleri tutuklamıyor ama en basit suçtan mağdur olan insanlar on yıl, on beş yıl cezaevlerinde kalabiliyorlar. Şimdi, bunları görmedik mi, yaşamadık mı? Bugün mü akıl başımıza geldi? Ama bunları hep sizlerle paylaştık. Kayıkçı kavgasının dışında ne yaptınız, ne ettiniz?

Bir tek şeyi sizinle paylaşmak istiyorum: Sadece yargı bu değil. Bakın, şu Parlamentonun şu arka odasında geçen gün bir olaya tanıklık ettim. Buradan bir arkadaşımız kalktı, düşüncesini ifade etti. BDP’nin sizin gibi PKK’yi değerlendirme hakkı… Size hiç kimse bu hakkı vermez. “Ben, PKK’yi ve Kürt özgürlük hareketini bir terörist örgüt olarak görmüyorum.” BDP’liler böyle bakıyor. Ama, arkada hemen alelacele bir toplantı gerçekleşti. Gittik, bütün grup başkan vekilleri geldiler oraya bütün partiler adına. Şimdi, İç Tüzük’te böyle bir ceza yok, bütün grup başkan vekilleri tek tek ifade etti. Sevgili Cumhuriyet Halk Partisi grup başkan vekili de dedi: “Yani, İç Tüzük’ümüzde böyle bir ceza yok.” “Veremeyiz.” dediler. Ama, sorun Kürtler, Kürt milletvekilleri olunca… Anlaştık, oradan çıkıp buraya geldik; kendinize göre bir yargı sistemi oluşturdunuz. Geldiniz, birleştiniz ve arkadaşımızı cezalandırdınız. Yani, şimdi, sorun Kürtler olunca -bu kadar, kendiliğinizden- bu Parlamento bile bir an önce oturup kendisini yargıç yerine koyabiliyor; asıl tehlike buradadır. Hepimizin sığınabileceği bir hukuka hepimizin ihtiyacı var. Eğer hukukun ve huzurun ülkesini istiyorsanız- kişiden kişiye, halktan halka, siyasi partilerden siyasi partilere “aman”sız, “lakin”siz, hepimizin sığınabileceği bir hukuka ihtiyacımız vardır. Gerisi, çıkıp “Yok, biz seçmenlerimize bunu anlatamayız.” Allah belasını versin bu oyların! Allah belasını versin bu iktidar kavgasının! Yani, kandan daha kutsal mı, insanlarımızın ölümünden daha kutsal mıdır bu seçmen tutkunluğu, bu iktidar tutkunluğu, bu mevki, makam tutkunluğu? Nereye kadar? Cumhuriyet kurulduğu günden bugüne kadar sürekli bu iktidar kavgası ve sürekli “Kürt Mehmet nöbete.” anlayışı ama artık, emin olun, denizin bittiği yerdir.

Hepinize saygılar sunuyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler.

Şahısları adına ilk söz Denizli Milletvekili Sayın Bilal Uçar.

Buyurunuz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BİLAL UÇAR (Denizli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2014 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı’nın 12’nci maddesi üzerinde şahsım adına söz aldım. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Konuşmama başlamadan önce, bugün ebediyete uğurladığımız 21’inci Dönem Denizli Milletvekilimiz Mehmet Gözlükaya’ya Allah’tan rahmet diliyorum, ailesine ve dostlarına da başsağlığı diliyorum.

Ben konuşmamda kendi ilim Denizli’den ve ilimizin Türkiye ekonomisine katkılarından bahsetmek istiyorum kısaca: 1980’li yıllarda Türkiye'nin yapmış olduğu toplam ihracatın daha fazlasını Denizli bugün tek başına gerçekleştirmektedir. Yıllık 3 milyar dolar civarındaki ihracatıyla Türkiye'nin kalkınmasına ciddi katkı sunmaktadır. Yeni yatırımlara, üretime ve pazarlamaya odaklanmış müteşebbis Denizli insanı, geliştirdiği ekonomik modeliyle gelişmekte ve kalkınmakta olan illere örnek olarak gösterilmektedir.

Denizli imalat sanayisi tekstil sektöründe, özellikle uzmanlaştığı havlu, bornoz alanında üretim ve satışlarıyla son yıllarda dünya ölçeğinde ilk sırada yer almış, bu alanda işini dünyada en iyi yapan bir endüstri konumuna gelmiştir. Türkiye’de en fazla ihracat yapan iller sıralamasında Denizli 8’inci sıradadır.

10 ve 10’un üzerinde işçi çalıştıran firma sayısı 3.253, ihracatçı firma sayısı 840’tır.

SGK’lı çalışan işçi sayısı eylül ayı itibarıyla 189.514’tür. Kadın istihdamında da yüzde 31 ile Türkiye’de 2’nci sıradadır.

1’i ıslah olmak üzere 6 organize sanayi bölgesi bulunmakta olup deri ve mermer organize sanayi bölgeleri yakında faaliyete geçecektir.

Yine, Türkiye’de ilk ve tek organize sera bölgesi, jeotermal kaynaklarımızın da avantajıyla ilimizde faaliyete geçmiştir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Denizli ekonomisini oluşturan ana sektörler sanayi, tarım, hayvancılık, madencilik ve turizmdir. Tarımda 376.738 hektar olan tarım alanlarının 51.700 hektarında toplulaştırma işlemi tamamlanmış olup 51 bin hektarlık alanda çalışmalar devam etmektedir.

Yine, tarım alanlarımızın 166 bin hektarı sulanmakta, 28 bin hektarlık alanda inşaat çalışmaları devam etmektedir.

Tarımsal üretimde üzüm, nar, kiraz, tütün, buğday, elma, leblebi, kekik, domates, ay çekirdeği, ceviz ihracat kaleminde önemli yer tutmaktadır. İlimizden 87 çeşit tarım ürünü 83 ayrı ülkeye ihraç edilmektedir. Bugün Türkiye’de leblebi üretiminin yüzde 70’ini Serinhisar ve Tavas ilçeleri başta olmak üzere Denizli sağlamaktadır.

Hayvancılıkta Denizli bölgesel bir merkez konumuna gelmiştir. 2002 yılında 75 bin civarında olan büyükbaş hayvan sayısı 250 bine, 300 bin civarında olan küçükbaş hayvan sayısı 700 bine ulaşmıştır. Özellikle Acıpayam, büyük kapasiteli hayvancılık tesisleri ile ciddi bir yatırım alanıdır.

Mermerde Türkiye’nin 2’nci büyük mermer havzası Denizli’dedir. Özellikle traverten mermer dünyanın her bir yanından talep almakta ve ihracatımızda önemli bir kalemi teşkil etmektedir.

Denizli, sahip olduğu eşsiz tabiat harikası Pamukkale sayesinde turizm sektöründe önemli bir merkez hâlindedir. İç ve dış turizme on iki ay hizmet veren ilimiz, en çok turist çeken iller sıralamasında 5’inci sırada yer almaktadır. Yıllık 2 milyon turist Pamukkale ve Laodikeia’yı ziyaret etmektedir.

Jeotermal kaynak bakımından Türkiye’nin en büyük rezervi ilimizde olup elektrik üretiminde ciddi yatırım yapılmıştır ve yatırımlar devam etmektedir. Jeotermal kaynak seracılıkta ve termal sağlık turizminde büyük bir potansiyeli barındırmaktadır.

Ulaştırmaya baktığımız zaman, 2003 yılına kadar 65 kilometre olan bölünmüş yola on yıllık AK PARTİ iktidarı döneminde 236 kilometre ilave yapılarak 301 kilometreye ulaşmıştır. Demir yolunda ise yüz elli yıllık maziye sahip Denizli-İzmir demir yolu yenilenmiş ve modern ulaşıma açılmıştır. Denizli-İstanbul ulaşımını sağlayan demir yolunda ise yenileme çalışmaları son aşamadadır.

Eğitimde de Denizli başarılı bir profil sergilemektedir. Pamukkale Üniversitesi 13 fakülte, 4 enstitü, 5 adet dört yıllık yüksekokul, 12 meslek yüksekokulu ile 45 bin öğrenciye eğitim vermektedir.

En önemlisi, Denizli, belediyecilikte AK PARTİ ile tam bir devrim yaşamış, destanlar yazılacak hizmetlerle Denizli, Türkiye’nin en güzel şehirlerinden biri olmuş ve Ege’nin vizyon kenti olmuştur.

Barışın, sevginin, çalışmanın, üretmenin ve bir arada kardeşçe yaşamanın adıdır Denizli. Buradan bütün hemşehrilerimi ve Genel Kurulu saygıyla selamlarken 2014 bütçesinin hayırlı olmasını diliyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Amasya Milletvekili Sayın Ramis Topal, buyurunuz. (CHP sıralarından alkışlar)

Vallahi, bu yorgunluk üzerine çok güzel alkışlıyorsunuz, tebrikler. (CHP sıralarından alkışlar)

RAMİS TOPAL (Amasya) – Bütçe kanunun 12’nci maddesi üzerinde şahsım adına söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi ve ekranları başında bizi izleyen sayın vatandaşlarımı saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; geçtiğimiz yıllardaki bütçeler, Türkiye’ye ve Amasya’ya neler kazandırmış şöyle bir bakalım: Orman ve Su İşleri Bakanlığının ORKÖY aracılığıyla orman köylüsünü 18 bin TL borçlandırıp süt ineği diye verdiği inekler, kesimlik et ineği angus çıktı. Türkiye’ye çağ atlattığını söyleyen Hükûmet; hâlâ Amasya’da içme suyu bulunmayan ya da zehirli içme suyu bulunan köylerimiz var. Bu köyler adına ben buradan Hükûmete soruyorum: Bu köylerimiz ne zaman temiz içme suyuna kavuşacak? Buna ek olarak, yıllarca bitmeyen Amasya sulama göletleri yanına bir de Amasya merkezde Aydınca Barajı eklendi.

Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının projeler düzenleyerek, köylülere yardım olsun diye 7 bin TL’den başlayıp 4 bin TL’ye verdiği ineklerin bugün piyasa değerleri 1.500 TL’dir.

Çevre ve Şehircilik Bakanlığına gelince, güzelim Yeşilırmak üzerine 22 tane HES projesine izin verdi. Yeşilırmak havzasını can suyuna muhtaç bıraktı. Amasya’nın dünya markası olmuş elmasının, çiçek bamyasının suyunu keserek onları yok etmeye çalıştı.

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı ise ön adı “yeşil” olan Amasya’ya termik santral yapmak için kolları sıvadı. Sevdası için dağları delen bir Ferhat’ı vardı Amasya’nın. Şimdi ise Amasya’yı, Suluova’yı, Merzifon’u kül ve zehirli havayla doldurup yaşanmaz hâle getirmeye çalışan bir Enerji Bakanımız var.

Ulaştırma Bakanlığı on yıldır bir kamyon, bir greyderle Amasya’ya çevre yolu yapmaya çalışıyor. Ne yazık ki bitiremiyor, bitecek gibi de gözükmüyor. Yetmiyor, 21’inci yüzyılda yolları asfalt olmayan ya da asfaltları bozulmuş, derin çukurlar olan köy yolları var. Köylüler, köylere gidip gelirken bu yollara düşmemek için, çukurlara düşmemek için ne yapacaklarını şaşırıyorlar. Bu mu çağ atlamış Türkiye?

Dışişleri Bakanlığı tüm komşularımızla aramızı bozdu. Türkiye’nin en fazla soğanını üretip komşulara satan Amasya’nın, soğanlarını satamayıp Yeşilırmak’a dökmesine sebep oldu.

Millî Eğitim Bakanlığı, ilçede norm kadro fazlası öğretmen bulunmasına karşın, köylere öğretmen atama yerine, köydeki öğrencileri ve köylüleri ilçelere göç etmeye zorladı.

Maliye Bakanlığı çiftçiye, memura, emekliye zam verirken cimri davrandı; mazota, gübreye, elektriğe, besi yemlerine, suya ve benzeri temel ihtiyaçlara zamma gelince eli çok açık ve bonkör davrandı.

Ekonomi Bakanlığı kişi başına düşen millî gelirin 10.500 doları geçtiğini söylüyor ama Amasya'da kimse kredi kartı borçlarını, Ziraat Bankasına olan borçlarını, tarım kredi kooperatiflerine olan borçlarını kapatamadı; aksine, her geçen yıl borçları daha da arttı. Bu gidişle kapatmaları da imkânsız görünüyor.

Sağlık Bakanlığına gelince, hastanelerin eksik olan doktor ve araç gereçlerini tamamlayacağı yerde, Amasya Merzifon'daki hastane tabelalarından “T.C.” ibaresini kaldırmayı Amasya’ya büyük hizmet olarak gördü.

İçişleri Bakanlığı milletin huzurunu ve güvenliğini sağlayacağı yerde, Gezi olaylarında insanların ölümlerine, gözlerini kaybetmelerine ve yaralanmalarına sebep oldu. Taksim Divan Oteli önünde benim burnumu kıranlar da dâhil olmak üzere suçluları yakalayamadı.

Adalet Bakanlığı suçluları yakalayıp adaletin karşısına çıkaracağına suçluları koruma yoluna gitti. Her vatandaşın hukuk karşısında eşit hissetmesini sağlayacağı yerde Amasya Gümüşhacıköy'de liseyi kapatıp bir hapishane verdi.

Gençlik ve Spor Bakanlığına gelince, yapamadığı yurtlar yüzünden bırakın durumu iyi olan ailelerin çocuklarını, asgari ücretle geçinen ailelerin çocuklarını bile yurtlara yerleştiremedi. Çocuklarımız üniversite eğitimlerini yarım bırakmak zorunda kaldı.

Ben, Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu üyesiyim. Bu Komisyonun görevinin ne olduğunu, hangi amaç için kurulduğunu hâlâ anlayamadım. Komisyonda ülke çiftçisinin, besicinin sorunlarının tartışılacağını, kanunlar, teklifler hazırlanacağını düşünüyordum. Ancak bu Komisyon, üç yılda 13 defa toplandı. Bu Komisyona Tarım Bakanı bir defa katıldı. Tarımdaki sıkıntılar bir defa konuşuldu. Kalan 12 toplantıda ise, 2/B arazileri ve uluslararası anlaşmalar konuşuldu. Nasıl bir Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu bu komisyon, bilemiyorum!

Üç yıl içinde Amasya'mıza birçok bakan geldi, gitti. Hiçbir bakan Merzifon’a, Taşova'ya, Suluova'ya, Göynücek’e, Hamamözü'ne, Gümüşhacıköy'e gidip “Buradaki sıkıntılar, sorunlar nedir?” diye sormadı. Her geldiklerinde o güzelim Amasya’nın tarihî yerlerini, camilerini, müzelerini gezip turistik seyahat yaparak gittiler.

2014 bütçesinin de, diğer bütçeler gibi, Türkiye'de ve Amasya'daki çiftçinin, köylünün, esnafın, emeklinin durumunun daha da iyileştireceğini düşünmüyorum. Bu bütçeyi bir cümlede özetlemek gerekirse “Kayınpeder enişte, çiftçi, memur, vatandaş, hiç şaşırmadık bu işe!” diyor, saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Soru-cevap işlemine geçiyorum.

Sayın Öğüt, buyurun.

KADİR GÖKMEN ÖĞÜT (İstanbul) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Sayın Bakanımız yerinde az önce Savunma Bakanı vardı, onun için, ona yönlendireceğim bir sorumuz var, kusura bakmayınız Sayın Başkanım.

Sayın Bakanım, vekiliniz, yani Genel Başkan Yardımcınız, 2 numaranız, partinin 2 numarası Numan Kurtulmuş, televizyonda, herkesin gözü önünde “Bedelli askerlik çıkacak.” diyor, milyonlarca genci ve aileyi umutlandırıyor fakat daha sonra, Savunma Bakanı “Böyle bir şey yok.” diyor. Hanginiz doğru söylüyorsunuz? Tam kararınız nedir? Bu kadar gencin ve ailenin umutlarını kırmaya hakkınız var mıdır?

Döneminizde 1.036 asker intihar etmiştir. Sadece geçen on beş günde 7 astsubay intihar etmiştir. Sebebi araştırılmış mıdır? Ordumuzun bel kemiği astsubaylarımızın ekonomik, sosyal ve psikolojik durumları araştırılmış mıdır? 25 bin uzman jandarmanın ek göstergelerini düzeltecek misiniz? Orduevlerinden yararlandıracak mısınız? Okulda geçen süreler sosyal güvenceye alınacak mıdır?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Özkan…

RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Burdur) – Sayın Başkan, teşekkür ederim.

Sayın Bakan, Sayın Başbakan Adana’da ekim ayında yaptığı bir konuşmada Merkez Bankası kasasında 129 milyar dolar para olduğunu, millî gelirin de 800 milyar dolara çıktığını söyledi. Durum böyle ise, otomobillerden, otobüslerden, yolcu taşımacılığından, şehirler arası ve yurt dışı taşımacılarından, 10 numara yağ yakan kamyon şoförlerinden, yani 50NC’lerden, tırlardan alınan  “sorma ver” parası olan, A, B, C, D, E, R1, R2, K1, K2, L, F belgeleri, T1, T2, T3 paralarından vazgeçmeyi düşünüyor musunuz? Vatandaş bunu soruyor.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Işık…

ALİM IŞIK (Kütahya) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakan, Millî Eğitim Bakanlığı bursuyla, 1416 sayılı Kanun gereğince yurt dışına gönderilen yüksek lisans ve doktora öğrencilerinin, geri dönüşlerinde herhangi bir üniversiteye atanmaları veya herhangi bir kuruma atanmaları hâlinde, yurt dışında öğrenimleri boyunca geçirilen sürelerin kıdemlerine yansıtılmadığı, dolayısıyla, bir mağduriyet ortaya çıktığı söylenmekte. Bu konunun çözümü için bir çalışma yapılması sağlanabilir mi?

İkincisi de, nakliyeci esnafının kullandığı ve çiftçimizin kullandığı mazottan ÖTV’nin kaldırılması veya düşürülmesi, KDV’nin belli bir oranda düşürülmesi konusunda bir düşünceniz var mı? Bu konuda yardımcı olabilir misiniz bu esnaflara?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Kaplan…

MEHMET HİLAL KAPLAN (Kocaeli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakanım, temmuz ayında, 25 Temmuz tarihli size bir soru önergem var. Soru önergesine verdiğiniz cevap da yanımda. Benim sorularımla hiç alakalı olmayan bir şey var. Size sorduğum soru şu: Kocaeli ilinin önemli şirketlerinden, aynı zamanda Türkiye'nin de önemli şirketi olan TÜPRAŞ’a, sizin, o dönem, polis nezaretinde, sabahın erken saatinde 20 polis ve maliye ekipleriyle “Rutin kontrol yaptık.” diye bir açıklamanız var. Size o zaman sorduğum soru şuydu: “Size bir ihbar mı yapılmıştı? İhbar yapılmamışsa siz tüm Maliye Bakanlığı olarak herhangi bir kuruma polis gözetiminde mi gidiyorsunuz?” Soruma cevap alamadım.

Yine, benzer bir durum, Koç Holdingin, bugün, özellikle Aygaz, TOFAŞ gibi şirketlerine böyle bir baskı yapmak sizin Maliye Bakanlığının başka bir yerden bir emir aldığı anlamına mı geliyor? Açıklarsanız sevinirim.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Kaleli…

SENA KALELİ (Bursa) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

“Her kim kimliği, ilmi, serveti, iktidarıyla büyüklenir, hikmetinden sual olunmaz, kendi iradesini dayatır, keyfine göre yönetirse kendini Allah yerine koyar. Her kim de buna rıza gösterirse bu şirke ortak olur.”

Değerli iktidar milletvekilleri, iktidarınıza karşı bu kadar paranoya geliştirirseniz, hiç kimseye hak arama alanı bırakmazsınız. Her hak arayışını, her soruşturmayı “komplo”, “yıpratma” olarak değerlendirirsiniz. Soruşturmanın gizliliği ve selameti açısından görevlileri görevinden alacağınıza, bakanlarınız istifa etse, soruşturmanın gizliliği ve selametini sağlamış olmaz mısınız?

Ayrıca, mesleki planlama yapılmadan eğitim alan iş ve meslek danışmanları, tıbbi sekreterler, öğretmenler ve diğer meslek sahipleri, yaşa takılanlar, hepsi atama bekliyorlar ve işsizler. Bunca yolsuzluğa, peşkeş…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Şimşek…

CEMALETTİN ŞİMŞEK (Samsun) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Sayın Bakanım, öncelikle şunu ifade etmek isterim ki bu soruyu size -bir Hükûmet üyesi olarak- yönlendiriyorum ve amacım da bir polemik yaratmak falan değil çünkü bu soruşturmayla ilgili de bir yorum yapmıyoruz yani adli süreçle alakalı bir yorumumuz yok. Ancak bu soruşturma, öyle sıradan bir soruşturma değil, 3 bakanın oğlunun da gözaltına alındığı bir soruşturma. Ve akşam bu kişiler gözaltına alınıyor, sabah, soruşturmayı yürüten polis müdürleri görevden alınıyor. Eğer bu durum demokratik bir ülkede olsaydı derhâl Bakanlar Kurulu toplanır, kamuoyunu bu konuda bilgilendirirdi ancak bizim bakanlar, Başbakan da dâhil, sanki ülkede hiçbir şey olmamış gibi rutin işlerini, programlarını devam ettiriyorlar ve siz de bu konuyla ilgili bir soruya verdiğiniz cevapta İçişleri Bakanına ulaşamadığınızı söylediniz…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

CEMALETTİN ŞİMŞEK (Samsun) - …Başbakan ise “Burası muz cumhuriyeti değil…”

BAŞKAN – Sayın Bakan, buyurunuz.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Teşekkür ediyorum.

Müsaade ederseniz son iki sorudan başlayayım çünkü bu konuları çok işledik bugün.

Bir kere, her şeyden önce, şunu söyleyeyim: O bahsettiğiniz husus yani İçişleri Bakanımızla ilgili ulaşamama hususu, sabahleyin, arada bir kez arayıp kendisinin toplantıda olduğu bir husustu. Yani dolayısıyla, onu o bağlamda değerlendirmek lazım.

Başbakan Yardımcımız Sayın Bülent Arınç, bugün bir basın toplantısı yaptılar ve bu konularda bilgilendirdiler.

AHMET TOPTAŞ (Afyonkarahisar) – “Ayten.” dedi, “Ayten.”

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Şimdi, biz milletimizin irfanına, sağduyusuna güveniyoruz. Ben eminim ki milletimiz bu kadar aceleci davranmayacaktır; iddianameyi görecektir, savunmayı görecektir ve bu çerçevede hükmünü verecektir. Bakın, başından beri söylüyorum, kim bu ülkede bir yanlışlık yaparsa, bu ülkenin haksız bir şekilde 1 kuruşunu dahi bir şekilde kullanır, gasbederse, ne gerekiyorsa, biz adli makamların arkasındayız, yargının arkasındayız, gerekli desteği vereceğiz, gereken yapılmalıdır. Her toplumda, her yerde yanlış yapan çıkabilir, önemli olan bu yanlışa karşı bizim tavrımızdır. Ama burada da tartışmalar yaşandı, yani bunun arka planında ayrı birtakım mülahazalar var mı yok mu, bunlar tartışılıyor. Bunu komplo teorileri çerçevesinde de değerlendirmemek lazım. Ben, şahsen, bir sorun varsa, o sorunun bütün yönleriyle değerlendirilmesi gerektiğine inanıyorum.

Bakın, yine tekrarlıyorum, bir iddianame var, sabredelim bu iddianame açıklansın, arkasından bunun savunması yapılsın. Yani bizler de aceleci davranmayalım gerçekten. Ben inanıyorum ki milletimiz de böyle yapacaktır ve milletimiz son verdiği kararda da, yani bu hüküm tabii ki vicdanda yankı bulacaktır. Burada bir hata varsa, bir eksik varsa gereği yapılmalıdır. Bakın, bunu, sabahtan beri, inanın birçok vesileyle defalarca söyledim, ama teşekkür ediyorum bu konudaki hassasiyetiniz için, biz de en az sizin kadar bu konularda hassasız.

Şimdi, bir önceki soruya geleyim. Bir arkadaşımız dedi ki: “İş, meslek danışmanları, yaşa takılanlar vesaire.”

Şimdi, değerli arkadaşlar, bir kere şunu görmemiz lazım: Bizim hedefimiz, Türkiye'de herkesin, mümkün olan, yani lise mezunu herkesin artık üniversiteye gitmesi Kore’de olduğu gibi, dünyayla rekabet etmemiz için herkesin üniversite mezunu olması. Ama üniversite mezunu herkesin devlette çalışacağına dair bir kanı, yanlış bir kanıdır.

Bakın, 400 binin üzerinde öğretmen almışız, belki üç yıl, beş yıl sonra hiç öğretmen alma ihtiyacımız olmayacak arkadaşlar, belki hiç kamuya personel alma ihtiyacımız olmayacak değerli arkadaşlar. Eğer üniversiteyi sadece devlette bir işe girmek için, yani olaya bu şekilde yaklaşıyorsak yanlış yaklaşıyoruz. Üniversite eğitimi ayrı bir boyut kazandırıyor insana. Dolayısıyla, ben olaya o çerçevede bakıyorum. Kamunun ihtiyacı olan personeli bütçe imkânları çerçevesinde almaya devam edeceğiz, ama herhangi bir okul, herhangi bir fakülte, bir meslekten bir arkadaşımız mezun oldu diye devletin böyle bir taahhüdü yok. Dünyanın hiçbir ülkesinde böyle bir taahhüt yoktur, olamaz da değerli arkadaşlar.

Şimdi, TÜPRAŞ’a gelelim. Ben, şirket ismi vererek değerlendirme normalde yapamam ama siz kendiniz ismini verdiniz. Bakın, şunu söyleyeyim, bu, basına yansıdığı için söylüyorum: Zaman zaman ihbar veya savcılık talebi üzerine -bakın, genel konuşuyorum burada- zaman zaman aramalı inceleme yapılabiliyor. Bu yeni değil, bu ilk değil. Şimdi, bunun Gezi olayları sonrasına tekabül etmesi birtakım tabii ki algılar, çağrışımlar yapmış olabilir ama dün de bu soruya cevap verdim. Gezi sonrası ortaya çıkan, hatta mesela, dün, öbür gün sonuçlanan diyelim ki bazı incelemeler hemen o konuyla ilişkilendiriliyor. İnanın hiçbir inceleme altı ay önceden bitmiyor. Bazı incelemeler değerli arkadaşlar…

MEHMET HİLAL KAPLAN (Kocaeli) – Sayın Bakanım, bakın…

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Bir müsaade edin bakın… Soru sordunuz.

MEHMET HİLAL KAPLAN (Kocaeli) – Buyurun.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Şimdi, incelemeler zaman zaman bir yılı alıyor, bazen uzatılıyor, daha çok zaman alıyor. Ben size şunu söyleyebilirim: Keşke şu mahremiyet olmasa da bahsettiğiniz teker teker bütün incelemeler hangi tarihte başlamış, neyin üzerine, hangi saikle, hangi ihbar, hangi savcı, hangi bilmem neyin veya hangi birimin değerlendirmesiyle veya bize geri inceleme raporları gönderilmesiyle yapılmıştır; söyleyebilsem, vergi mahremiyeti var, söyleyemiyorum. Koç Grubu Türkiye’de güzide bir gruptur. İstihdam sağlıyor, katma değer sağlıyor. Biz, Türkiye’de üretim yapan, yatırım yapan, istihdam yapan herkesi değerli buluyoruz. Maliye Bakanlığının yaklaşımı budur. Türkiye’de katma değer üreten herkesin önünde Maliye Bakanlığı olarak biz önümüzü ilikleriz. Genel konuşuyorum ve hiçbir istisnası yoktur. Bakın, burada…

MEHMET HİLAL KAPLAN (Kocaeli) – Sayın Bakanım, size sorduğum soru şu, dedim ki: “20 polisle sizin rutin baskınınız, bütün kurumları böyle mi inceliyorsunuz?” diye sordum, yanıt alamadım.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Arkadaşlar, ben “rutin” demedim. İncelemeler…

Bakın değerli arkadaşlar, ben, şimdi… Bakın, arkadaşlar bilgi verdiler, Bakanlığımız Vergi Denetim Kurulunca 2011, 2012 ve 2013 yıllarında toplam yani TÜPRAŞ’ta olduğu gibi…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Bir saniye… Size bir dakika daha vereceğim ben.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Yalnız şu var Sayın Bakanım: Vergi mahremiyeti, incelemenin tarihi, ne zaman yapılır, ne zaman sonuçlanır, o kapsama girmez mi?

BAŞKAN – Açıldı Sayın Bakan.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Değerli arkadaşlar, bakın, 2011, 2012, 2013 yıllarında TÜPRAŞ’ta olduğu gibi, toplam 59 adet aramalı inceleme yapılıyor. Yani, polisle birlikte, gerekirse savcıyla birlikte maliye elemanlarının gittiği, bakın, 59 tane. Şimdi siz kalkıp bir tanesinden bahsediyorsunuz.

MEHMET HİLAL KAPLAN (Kocaeli) – O zaman ihbar mı var? Soruma cevap alamadığım için soruyorum Sayın Bakan.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Değerli arkadaşlar, bakın, ben mahremiyet çerçevesinde detay veremiyorum ama detayları veriyorum size mümkün olduğunca. Dolayısıyla olayları bu şeklide değerlendirmek lazım.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Husumete mi dayalı aramalı inceleme yapılıyor? Senin adamların aramalı incelemeye tabi mi? Yok.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Sayın Öğüt’ün sorusu vardı. Millî Savunma Bakanımız burada, daha sonra takdir ederlerse cevaplandırırlar.

Sayın Özkan, şöyle: Yani, bizim Merkez Bankamızda rezervimizin olması veya millî gelirimizin belli boyutlara ulaşmış olması…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Efendim, beş dakika verirseniz…

BAŞKAN – Beş dakika veremem, o zaman o yol olur, yol.

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Yazılı verelim.

BAŞKAN – Evet, yazılı vereceksiniz.

Şimdi, madde üzerinde bir adet önerge vardır, okutup işleme alıyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan "2014 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı"nın 12 nci maddesinin (3) numaralı fıkrasında yer alan "Hazine Müsteşarlığınca" ibaresinin madde metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                                                                             Ferit Mevlüt Aslanoğlu

                                                                                      İstanbul

BAŞKAN – Komisyon, katılıyor musunuz?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MEHMET ŞÜKRÜ ERDİNÇ (Adana) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Sayın Hükûmet, Sayın Şimşek, önergeye katılıyor musunuz önergeye?

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

"2014 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısının 6’ncı maddesinin birinci fıkrasının (a) bendiyle Maliye Bakanına verilen;

"Genel bütçe kapsamındaki kamu idareleri ile özel bütçeli idarelerin bütçelerinin "Personel Giderleri" ile "Sosyal Güvenlik Kurumlarına Devlet Primi Giderleri" tertiplerinde yer alan ödenekleri, Maliye Bakanlığı bütçesinin "Personel Giderlerini Karşılama ödeneği" ile gerektiğinde "Yedek ödenek" tertibine; diğer ekonomik kodlara ilişkin tertiplerde yer alan ödenekleri ise 5018 sayılı Kanunun 21. maddesinin üçüncü fıkrasında yer alan sınırlamalara tabi olmaksızın Maliye Bakanlığı bütçesinin "Yedek ödenek" tertibine aktarma yetkisi, 5018 sayılı Kanunun 21. maddesindeki, kamu idareleri bütçeleri arasında ödenek aktarımının kanunla olacağı ile personel giderleri tertiplerinden diğer tertiplere aktarma yapılamayacağına ilişkin kurallarına açıkça aykırıdır.

Yine aynı şekilde, Maliye Bakanına 6. maddenin birinci fıkrasının (b) bendiyle, "Genel bütçe kapsamındaki kamu idarelerinden, hizmeti yaptıracak olan kamu idaresinin isteği üzerine bütçesinden yıl içinde hizmeti yürütecek olan idarenin bütçesine" üstelik, "fonksiyonel sınıflandırma ayrımına bakılmaksızın" ödenek aktarma yetkisi verilmesi; 5018 sayılı Kanunun 21. maddesindeki, kamu idareleri bütçeleri arasında ödenek aktarımının kanunla olacağı kuralına aykırıdır. Kurumlar arası ödenek aktarımının "fonksiyonel sınıflandırma ayrımına bakılmaksızın" verilmesi ve böylece örneğin (X) idaresinin bütçesindeki bir yatırım harcamasının, (Y) idaresinin bütçesine tüketim harcaması olarak aktarılabilmesi ise, bütçede değişiklik yapılması anlamına gelir ki, Anayasanın 163. maddesindeki, "Bakanlar Kuruluna kanun hükmünde kararname ile bütçede değişiklik yapmak yetkisi verilemez." kuralı karşısında, Bakanlar Kuruluna verilmeyen bütçede değişiklik yapma yetkisinin Maliye Bakanına verilmesi, Anayasanın 163. maddesine aykırıdır.

6. maddenin ikinci fıkrasıyla, kamu idarelerinin kendi bütçeleri içinde yapacakları ödenek aktarımının yüzde 20'yi aşması halinde, yüzde 20'yi aşan ödenek aktarımlarını yapma yetkisinin Maliye Bakanına verilmesi, 5018 sayılı Kanunun 21. maddesinde, kamu idare bütçeleri içinde yapılacak ödenek aktarımlarının kamu idareleri tarafından yapılacağı kuralı karşısında, 21. maddesine ve ayrıca Maliye Bakanının aktarma yetkisinin Maliye Bakanlığı bütçesinin "yedek ödenek" tertibiyle sınırlı olduğuna ilişkin 23. maddesine aykırıdır.

6. maddenin sekizinci fıkrasındaki, "Genel bütçe kapsamındaki kamu idareleri arasındaki kaynak transferleri ödenek aktarma suretiyle yapılır." şeklindeki düzenleme 5018 sayılı Kanunun 21. Maddesinin birinci fıkrasındaki, "Merkezî yönetim kapsamındaki kamu idarelerinin bütçeleri arasındaki ödenek aktarmaları kanunla yapılır." kuralına aykırıdır.

6. maddenin dokuzuncu fıkrasının (a), (b), (c), (ç), (d), (e) ve (f) bentlerinde, Maliye Bakanına kamu idaresi bütçelerinde yer alan ödeneklerden harcanmayan kısımları ertesi yıl bütçelerine devren ödenek kaydetme yetkisi verilmesi, 5018 sayılı Kanunun "Ödeneklerin kullanılması" başlıklı 20. maddesinin birinci fıkrasının (f) bendindeki, "Cari yılda kullanılmayan ödenekler yıl sonunda iptal edilir." kuralına açıkça aykırıdır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Madde 13’ü okutuyorum:

Gelir ve giderlere ilişkin diğer hükümler

MADDE 13- (1) 22/2/2005 tarihli ve 5302 sayılı İl Özel İdaresi Kanununun 51 inci maddesinin birinci fıkrasının (f) bendi ile 3/7/2005 tarihli ve 5393 sayılı Belediye Kanununun 68 inci maddesinin birinci fıkrasının (f) bendi uyarınca il özel idareleri ve belediyelerin ileri teknoloji ve büyük tutarda maddi kaynak gerektiren altyapı yatırımlarında Kalkınma Bakanlığının teklifi üzerine Bakanlar Kurulunca kabul edilen projeleri için yapılacak borçlanmalar, 5302  sayılı Kanunun  51  inci maddesinin birinci fıkrasının (d) bendi ile 5393 sayılı Kanunun 68 inci maddesinin birinci fıkrasının (d) bendi kapsamında hesaplanan faiz dâhil borç limitinin hesaplanmasına dâhil edilir. Ancak, il özel idareleri, belediyeler ve bunların bağlı kuruluşları ile sermayesinin yüzde 50'sinden fazlasına sahip oldukları şirketler tarafından Avrupa Birliği ile katılım öncesi mali iş birliği çerçevesinde desteklenen projelerinin finansmanı için yapılan borçlanmalar, çok taraflı yatırım ve kalkınma bankalarından doğrudan veya İller Bankası Anonim Şirketi aracılığıyla yapılan borçlanmalar ile SUKAP kapsamında yürütülecek işler için İller Bankası Anonim Şirketinden yapılan borçlanmalarda söz konusu borç stoku limitine uyma şartı aranmaz.

(2) Türkiye İhracat Kredi Bankası Anonim Şirketinin politik risk kapsamında yapacağı tahsilatın ve Bankanın faaliyet kârlarından Hazineye tekabül eden temettü tutarlarının ve olağanüstü yedek akçelerinin tamamı veya bir kısmı, Bankanın politik risk alacağına ve/veya ödenmemiş sermayesine mahsup edilebilir. Söz konusu mahsup işlemlerine Hazine Müsteşarlığının bağlı olduğu Bakan; mahsup işlemlerini Hazine Müsteşarlığının teklifi üzerine mahiyetlerine göre ilgili Devlet hesaplarına kaydettirmeye ve bu işlemlere karşılık gelen tutarları bir yandan bütçeye gelir, diğer yandan da Hazine Müsteşarlığı bütçesinin ilgili tertibine ödenek kaydetmeye Maliye Bakanı yetkilidir.

(3) 2006 yılından önce katma bütçeli olan idarelerden 5018 sayılı Kanunla genel bütçe kapsamına alınanların ilgili mevzuatında belirtilen kurum gelirleri, genel bütçe geliri olarak tahsil edilir.

(4) 4/12/1984 tarihli ve 3096 sayılı Türkiye Elektrik Kurumu Dışındaki Kuruluşların Elektrik Üretimi, İletimi, Dağıtımı ve Ticareti ile Görevlendirilmesi Hakkında Kanun kapsamındaki tabii kaynakların ve tesislerin işletme haklarının devrinden elde edilen gelirlerin tamamı genel bütçeye gelir kaydedilir.

BAŞKAN – Madde üzerinde ilk söz, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Denizli Milletvekili Sayın İlhan Cihaner’e aittir.

Buyurun Sayın Cihaner. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA İLHAN CİHANER (Denizli) – Herkesi saygıyla selamlıyorum.

Konuşmama çok basit birtakım gerçekleri hatırlatarak başlayacağım. Bütçeler aslında basit birer mali tablo olmanın ötesinde anlamlar taşır. Bunlara bakarak, ülkeyi yöneten hükûmetlerin hangi iktisadi ve sosyal politikaları izlediklerini, kimlerden vergi topladıklarını, vergilerin adil bir şekilde toplanıp toplanmadığını, eğitime, sağlığa, sosyal güvenliğe ne kadar pay ayrıldığını yani bunlara ne kadar önem verdiğini görebiliriz. Ancak, AKP bütçeleri, emeğiyle geçinen yurttaşlarımızın, işçilerin, memurların ve tüm emekçilerin ödedikleri vergilerle devletten aldıkları hizmetler arasındaki orantısızlığın tablosu olarak karşımızda durmaktadır. Bu bütçeler, Türkiye’de sosyal devletin nasıl ortadan kaldırıldığının, kamu girişimciliğinin nasıl tasfiye edildiğinin, sermaye yanlısı neoliberal politikaların nasıl uygulandığının açık birer belgesi olarak karışımızda durmaktadır.

On bir yıl boyunca sosyal devleti tasfiye eden iktidar, Başbakan millî iradeyi dilinden düşürmemesine rağmen, millî iradenin somutlaştığı yeri yani bu Meclisi devre dışı bırakmak, etkisizleştirmek, işlevsizleştirmek için elinden geleni yapmaktadır. İktidar, milletvekillerinin verdiği soru önergelerine yanıt verilmemesinden tutun da Sayıştay raporları üzerinden Hükûmetin denetlenmesine olanak veren mekanizmaları ortadan kaldırmaya kadar uzanan bir genişlikte millî iradeyi temsil eden kurumu  yani Parlamentoyu iş göremez hâle getirmiş, yasama organını göstermelik bir kuruma dönüştürmüştür.

“Tarih en büyük öğretmendir, kafalarına vura vura hukuku, adaleti öğretecek hem de kendi argümanlarını, enstrümanlarını kullanarak.” Bu sözleri yaklaşık iki yıl önce etmiştim. Hükûmet sözcüsünün biraz önce yaptığı açıklamasını ibretle okuyun ve diğer davalarda yaşananlara verdiği tepkileri bir hatırlayın ama samimi üzüntüm, bu öğrenmenin yani hukuku adaleti öğrenmenin, bunun farkına varmanın çocuklar ve evlatlar üzerinden yaşanıyor olmasıdır. Evlatlar hep değerlidir, suçsuzdur anaların gözünde ama anlaşılıyor ki sizin evlatlarınız daha değerliymiş. Bugüne kadar bu halkın çocuklarına küfür eden valileri korudunuz, çırılçıplak soyup utandırmadan arayanları, taciz edenleri korudunuz, öldürenleri, kör edenleri, cezaevlerinde tecavüz edenleri korudunuz, hatta “Destan yazdılar.” deyip ikramiye verdiniz. Komada direnen 14 yaşındaki Berkin’in hiçbir değeri olmadı sizin için. Asfalta boyayla “Faşizme ölüm, Hükûmet istifa” yazdı diye asfalta zarar vermek suçundan yargılanan 13 yaşındaki çocuğun adını hiç bilmezsiniz. Bakın, 13 yaşından bahsediyorum, bu halkın çocuklarını katlettiğiniz yetmiyormuş gibi, cenazelerinin kaldırılmasına bile günlerce izin vermediniz.

Bu halkın gazetecilerine, politikacılarına, avukatlarına işkence yaptınız, cezaevlerine doldurdunuz; öğretmenlerini, emekçilerini copladınız, gaza boğdunuz. Katliamları, yolsuzlukları soruşturacağınıza bunları açığa çıkaranların, halk için “hack” yapanların peşine düştünüz. Roboski’de çocuklarını katlettiğiniz bu halkın -bu arada heceleyeyim, yanlışlık olmasın: Dobroski değil, Ro-bos-ki- hiç ama hiç birinde siyasi sorumluluk hissetmediğiniz gibi, bu saldırıların sorumlusu olan valiler ve emniyet müdürleri için “Yedirmeyiz, adamlarımızı satmayız.” dediniz. Hele, şimdilerde papaz olduğunuz savcılar için “Kıllarına dokundurtmayız!” demiştiniz, hatırladınız mı? Ali Tatar’ın, onun intiharından sorumlu olan; özel hayatı açıkça ve alçakça medyaya sızdırıldığı için intihar eden Berk Erden’in ölümünden sorumlu olan savcılar... Siyasi davalarda benzer yüzlerce hukuksuzluğa imza atmış savcıların “Kıllarına dokundurtmayız.” deyip sırtlarını sıvazladınız, altlarına zırhlı araçlar verdiniz. Bunca hukuksuzluk, işkence, ölüm kılınızı kıpırdatmadı da bugün ne oldu ki müdürler görevden alındı, savcılar değiştirildi yeni savcılar eklendi?

Başta, çocuklarınız çok değerliymiş dedim ama değilmiş aslında; anlaşıldı ki değerli olan cüzdanlarınızmış, para kasalarınızmış, para sayma makinalarınızmış, kendi kirli hesaplarınızmış. “Yedirmeyiz.” derken “Hissemizi başkasına yedirmeyiz”miş meğer kastınız. İşte, seçilmiş milletvekilleri, belediye başkanları, siyasi parti liderleri; açıkça, zorbaca cezaevinde tutuluyorken hiç böyle cevval önlemler alma gereği duymadınız ama belki de tarihin en önemli yolsuzluk iddiaları soruşturulurken polisleri, savcıları değiştirdiniz. Gazetecilere, yazarlara hatta adalet çağrısı yapan barolara, ana muhalefet partisinin Genel Başkanına eleştirileri nedeniyle adil yargılamayı etkileme suçundan dava açıp fezleke düzenleyen savcılar, bu görevden almalara bakalım ne diyecekler?

Her şeye rağmen, tüm kalbimle ve samimiyetimle çocuklarınız ve adamlarınız için adil bir süreç diliyorum. Ama korkarım ki devri iktidarınızda adil savcı ve hâkimleri bulmakta çok zorlanacaksınız. Çünkü, bir çoğunu kanser ettiniz, özel hayatlarını açıklamakla tehdit edip istifa ettirdiniz. “Çetenin nöbetçi hâkimi.” dediniz, uydurma soruşturmalarla sürdünüz, mesleklerine küstürdünüz, uzaklaştırdınız.

İki gündür ortaya çıkan tablonun siyasi sonucu Hükûmetin ya derhâl istifasıdır ya da karnından konuşmayı bırakıp devlet içinde örgütlü yapıdan kasıtları her kim ise o konuda etkin bir soruşturma başlatmaktır. On bir yıl boyunca sosyal devleti, hukuk devletini, demokrasiyi, Meclis iradesini ayaklar altına aldınız; otoriter, baskıcı, antidemokratik bir rejim kurdunuz. Şimdi kendi içinizden çözülüyorsunuz. Yakında gideceksiniz ama polisiye operasyonlarla değil, bizzat halk gönderecek sizi. İşte o zaman hepsinin hesabını birer birer vereceksiniz.

Ben, AKP’ye oy veren yurttaşlarımıza da seslenmek istiyorum: Artık bu iktidarın ülkemize ne yaptığını görün. Yurttaşları kutuplaştırıp ikiye böldükleri yetmiyormuş gibi şimdi de devlet aygıtını ikiye böldüler. “Devlet bölünmemişken ne hayrını gördük ki.” diyebilirsiniz ama polisi, yargıyı, karanlık odaklara gönüllü teslim ettiğini itiraf eden bir hükûmet söz konusu. Bir hukuk devletinde, bir demokraside seçilmiş hükûmetler gölge, kapalı, illegal yapılanmalarla iktidarı paylaşır mı? Parlamentoyu, meşruiyet ve kıymetiharbiyeden yoksun hâle getirmiş bir hükûmet söz konusu. “Ne istediler de vermedik?” deyip mutlu mesut günlerde kamu kaynaklarını, valilikleri, bakanlıkları kardeşçe paylaştığını itiraf eden bir hükûmet söz konusu.

Bu mudur düşlediğimiz, yaşamak istediğimiz ülke? Kasetlerle özel hayata ait gizlice çekilmiş görüntülerle dizayn edilen bir ülke mi istediğimiz? Herkesin telefonunun dinlendiği ya da bu kaygıyla yaşadığı bir ülke mi istediğimiz? Soruşturmalardan kurtulmak için Başbakanın tanıdığına ihtiyaç duyulan bir ülke mi? Sizlerin, bizlerin, çocuklarımızın payına, kendisini ateşe verecek boyutta yoksulluk, taşeron işçiliği, iş cinayetleri, güzel ölümler, gıda yardımları, konteyner kentlerde dondurucu soğuk düşerken, bunların çocuklarının payına düşenleri iyi takip edin ve hesabını sorun.

Yıllarca haysiyet cellatlığı yaptılar. Şimdi, devlet içinde örgütlenmiş yapı, masumiyet karinesi, soruşturmanın gizliliği, siyasi soruşturma diyorlar; davetle gelebilecek kişilerin evleri sabahın beşinde basılır mı diyorlar; beraatizimmet asıldır diyorlar. Bu çifte standartlı, ahlaksız kavgadan adalet ve özgürlük çıkmaz, çıksa çıksa daha fazla pislik çıkar. Gelin, şeffaf, adil, özgür, eşit bir ülkeyi beraber inşa edelim. Aksi takdirde, kendileriyle birlikte tüm halkı dibe çekecekler.

Konuşmamı haziran direnişine uygun bir çağrıyla bitireyim: Şimdi elinizdeki mazbataları yavaşça yere bırakıp Meclisi terk edin.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

RECEP ÖZEL (Isparta) – Vallahi, ona millet karar verir Sayın Cihaner.

BAŞKAN – Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adını İstanbul Milletvekili Sayın Celal Adan.

Buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA CELAL ADAN (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygılarımla selamlıyorum.

Özellikle, 3 bakanın çocuklarının sabah polis marifetiyle alınıp yolsuzluk iddiasıyla gözaltına alınması, iki gündür medyada cereyan eden bu çalma çırpmaya dayalı iddiaların Türk demokrasisi adına, Türk siyaseti adına, beni üzdüğünü, Milliyetçi Hareket Partisi Grubunu üzdüğünü ifade etmek isterim.

Öncelikle, böyle bir iddia ile ilgili konuşayım mı, konuşmayım mı diye emin olun çok düşündüm. Fakat, zaman zaman burada konuşurken -özellikle 2002’deki milyar doları olan vatandaş sayısıyla 2013 yılında milyar dolarları olan sayıya baktığımızda- katma değer üretmeden, sanayici olmadan, tarımda faaliyet göstermeden birilerinin milyar dolarları olduğunu ve İstanbul’da 4 bin imar değişikliğinin olduğunu söyledim. Ayrıca, İstanbul milletvekillerini davet ettim, “Değerli arkadaşlar, İstanbul'un oksijen alanlarını peşkeş çektiler.” dedim, kulak asmadınız. İşte, bu kulak asmamanın Türk demokrasisine, Türk siyasetine bir darbeye dönüştüğü bir döneme de bu vesileyle öncülük yaptınız.

Değerli milletvekilleri, bir yıllık teknik ve fiziki takip sonucunda, yolsuzluk ağlarının deşifre edildiği, kirli kazanç bağlantılarının belirlendiği, rüşvet çarkının tespit edildiği anlaşılmaktadır. Sahte belgelerle hayalî ihracat teşebbüsleri, altın kaçakçılığı, kara para aklama, rüşvetle vatandaşlık dağıtımı, imar usulsüzlükleri, rant yolsuzlukları, arazi vurgunculuğu ve ihalelere fesat karıştırma gibi ağır suç ve suçlamalar iktidar yönlendirmeli yandaş ve yolsuzluk çetelerini köşeye sıkıştırmıştır.

İstanbul’daki yolsuzluk operasyonu bir kez daha göstermiştir ki Hükûmet boyunu aşan kir ve karanlık işlere bulaşmış, çıkar ilişkilerinin, kul ve yetim hakkını gasbeden ahlaksızların merkez üssü hâline getirilmiştir. Nitekim, Başbakan Erdoğan’ın yönetimi altındaki Türkiye, resmen yolsuzluğun, yoksulluğun, yasakların hâkimiyeti altına girmiştir. Allah’tan korkmaz, kuldan utanmaz hırsızlar, yağmacılar, talancılar, hortumcular, yankesiciler, komisyoncular, tefeciler, tufeyliler, AKP Hükûmetinin etrafında öbek öbek toplanmışlar, aynı amaca doğru yönelmişlerdir. Şu günkü şartlarda Hükûmetin sevk ve idare ettiği yolsuzluk ve hukuksuzluk kervanı gizlenmeyecek, saklanmayacak, örtülemeyecek kadar büyümüş, kökleşmiş, her tarafı sarmıştır. Kara para zincirinin halkaları, gayrimeşru gelir kapılarının parçaları, yasa dışı yollarla servet üstüne servet edinen mafyatik yapılanmaların uzantıları AKP’ye tam olarak sızmış, hatta ele geçirmiştir.

Her şeyden önce, sürdürülen adil soruşturma nereye uzanırsa uzansın, ucu kime dokunursa dokunsun mutlaka sonuna kadar götürülmelidir. Türkiye yolsuzluklarla hesaplaşmalı, temiz toplum, temiz yönetim, temiz siyaset için herkes samimi bir şekilde mücadele etmelidir. Kanunsuzluklarla baş edebilmek, yolsuzluk damarlarını kökünden kesip atabilmek için bu tarihî fırsat heba edilmemelidir.

Ayrıca, söz konusu hukuki süreci yıpratmak, sulandırmak, rotasından saptırmak amacıyla gündemde sıcaklığını koruyan siyasi bir kutuplaşmaya, malum anlaşmasızlığa ve sözde rövanşist bir çıkışa bağlamak en azından pişkinlik ve utanmazlık örneğidir. Meseleyi Hükûmet-cemaat çekişmesine hapsetmek, yolsuzluklarla ilgili soruşturmayı zamanlama itibarıyla manidar bulup yakın geçmişteki iktidar tasarruflarına misilleme olarak yorumlamak son derece maksatlı, son derece kasti, oldukça da akıl dışıdır. Başbakan Erdoğan’ın “Tehditlere boyun eğmeyeceğiz.” diyerek saptırma girişimi, “Birilerinin topu, tüfeği varsa, bizim Allah’ımız var.” ifadeleri suçüstü yakalanan, üste çıkmaya gayret eden telaşlı bir zihniyetin çırpınışlarından başka bir şey değildir. Yolsuzlukları örtbas etmeye, millî irade dolandırıcılığıyla akılları karıştırmaya ve siyaset cambazlığıyla günahları örtmeye hiç kimse, hele ki Başbakan Erdoğan asla kalkışmamalıdır.

Aziz milletimiz, çalan çırpan, hırsızlıklarla menfaat temin eden kim olursa olsun yakalarından tutulmasını, bunlardan hesap sorulmasını beklemektedir. Tüyü bitmemiş yüz binlerce yetimin, mağdur olmuş milyonlarca mazlumun hakkına el uzatacak kadar İslam’dan, insaftan, insanlıktan uzaklaşanlar sona yaklaşmış, krediyi tüketmişlerdir.

Milliyetçi Hareket Partisi İstanbul’da süren yolsuzluk soruşturmasını titizlikle, büyük bir özenle takip edecektir. Hukuka saygı duymak herkes için ortak yükümlülüktür. Bu kapsamda, siyasi telkin ve müdahalelerin olmaması konusunda özellikle Başbakan ve Hükûmetin çok dikkatli hareket etmesi zorunluluğu vardır. Bugünkü ortamda gecikmeyle de olsa yargı devreye girmiş, inisiyatifi ele almıştır.

Değerli milletvekilleri, Hükûmete karşı nerede bir şey gelişirse millî iradeye bir kumpas kurulduğu, bir darbe zihniyetinin toplumda oluşturulmaya çalışıldığı düşüncesi Başbakan tarafından ifade edilmektedir. “Önce Allah, sonra millet iradesi” diyen Milliyetçi Hareket Partisi... Millet iradesini dışlayacak herhangi bir komplo, herhangi bir yapılanma varsa Başbakan Tayyip Erdoğan bu iradeyi gelsin, burada ortaya koysun. Millet iradesi sahipsiz değildir, sonuna kadar millet iradesine sahip çıkarız. Ancak, bizim, yolsuzluklarla ilgili geçmişte söylediklerimiz bugün gün ışığına çıkarken geçenlerde yaptığım bir konuşmada eğer bir gün adalet teşekkül eder, Hükûmet değişirse ve adaletli bir Hükûmet Türkiye’de yönetimi devralırsa bakanların, Başbakanın hesap vereceğini söyledim; bir adım ötesi, tutuklanacaklarını söyledim.

Şimdi, bakınız, bu süreç, bu yolsuzluk süreci bir şekliyle bir yere geldi oturdu. Söylüyorum: İstanbul’da katrilyonluk projeleri, yani imar sahibi Hasan Özdemir’ken -faraza bir isim- ona imar izni bir, imar bir başka tapu sahibine geçince iki buçuğa çıkıyor. Size samimi bir şey söylüyorum: Gidelim, 2002’den sonra değişikliklerde hep imar değişiklikleri olmuş. Her imar değişikliğinin tekabül ettiği rakam 100 milyon dolardır. Bunun üzerine gideceğiz.

Ama bir şeyi daha sizinle paylaşmak istiyorum bu bütçe sürecinde karşılaştığımız bir iki olayla ilgili. Önce, Başbakan, bizatihi öncülüğünü yaparak, Türk milletinin millet olma olgusu üzerinde bir tartışma zemini yarattı. Türk milleti âdeta yokmuş gibi, 36 etnik gruptan müteşekkil bir cemiyet inşasıyla milleti tartıştık. Sonra, Türk devletini -Osmanlı’nın bitişi- ezanı hür, bayrağı hür Türk devletinin iradesini tartıştık. “Ne mutlu Türk’üm!” ifadelerini ayaklar altına aldık. T.C.’yi tartıştık, Türk devletinin iradesini tartıştık.

Bu zemin bir tartışmayı daha getirdi. Millet, devlet tartışmasından sonra, burada, Türkiye Büyük Millet Meclisinin kürsüsünde Kürdistan coğrafyasından bahsedildi. Âdeta, millî birliği, beraberliği teminat altına alan, Türk devletinin kuruluşuna öncülük yapmış olan Türkiye Büyük Millet Meclisinde bu tartışmalara hep birlikte şahit olduk.

Bir şeyi daha söylüyorum burada bugün tarihe not düşmesi için. Bu tartışmalara öncülük yapanlar, bu tartışmalardan güç alarak burada zaman zaman irade ortaya koyanlar, Türk milletinin merhametine, şefkatine, sevgisine sığınanlar şunu bilmelidirler: Bugün bu ortamı yaratan hem Hükûmetten hem de bu Hükûmetin yarattığı bu ortamı Türk milletine âdeta küfrederek dile getirenlerden hesap sorulacaktır.

Hepinize saygılarımı sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına Muş Milletvekili Sayın Demir Çelik.

Buyurun. (BDP sıralarından alkışlar)

BDP GRUBU ADINA DEMİR ÇELİK (Muş) – Teşekkürler Başkanım.

Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; 2014 bütçesinin 13’üncü maddesi üzerine söz almış bulunmaktayım. Şahsım ve partim adına hepinizi saygıyla selamlıyor, iyi akşamlar diliyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; evet, günlerdir bütçeyi tartışıyor, konuşuyoruz ancak iki gündür bütçenin kendisine dair sözlerin yetmediği bir anı beraberce de yaşıyoruz. Gündem o kadar hızlı ve o kadar derinliğine, yoğunca yaşanıyor ki yetişmek, ifade etmek, yorumlamak bile bazen imkânsız. Bu yönüyle de bizim geçmişten beri söylediğimizde haklı çıktığımızın canlı tanıklığına şahit olduğumuz anları ve zamanları yaşıyoruz. Her şeyden önce, bütçenin bir savaş ve çatışmacı, güvenlikçi anlayışın bütçesi olduğunun, özgürlükleri, adaleti, eşitliği esas almadığının, hiyerarşik olduğunun, eril olduğunun, antidemokratik ve katılımcı olmadığının altını çizdik. Bu manada da, yaşananlar, bu nitelikteki bir bütçeyi yeniden tartışmanın çok da kıymetinin kalmadığı gerçeğiyle bizi karşı karşıya bıraktırmıştır ama her şey bitmiş değil. Yaşananlar bir realite ise, yaşananlar doksan yıllık birikmiş sorunlarımızın demokratik siyasetin gereği olarak çözümsüz bırakılmış olmasının bizatihi sonucuysa bu manada da yeni olanaklar, yeni fırsatları da bize tanıyor. Ancak gelin görün ki tam da demokratik siyaset üzerinden Türkiye'nin demokratikleşmesine yönelik çözüm projelerimizi tartışacağımız yer Meclis olması gerekirken sıralar bomboş, koltuklardan eser yok. Bunu kiminle, nasıl tartışacağız? Bu anlamıyla da öncelikle iktidarından muhalefetine tüm siyasi partilerin ve aktörlerin bir şeye karar vermesi lazım. Biz, gerçekten sürdürülebilir, hesap verebilir, şeffaf, adil ve hukuk devleti olma kararında, isteğinde miyiz, değil miyiz? Bunda birlikteysek gelin, ne olur, kendi programımızın, ikbalimizin ve geleceğimizin sınırlamasından azade bir duruşla hep birlikte bu kaosu, bu kaotiği aşacak yeni bir ortak zihniyeti var edebiliriz, etmeliyiz de. Çünkü Meclis dediğiniz şey, en nihayetinde 70 milyon insanımızın, 70 milyon Türkiye toplumunun ve halklarının siyasal iradesinin tescilidir. Bu siyasal irade onların yaşadıklarına çözüm bulamayacaksa, onların yaşadıkları siyasal, sosyal sorunlarına meşru çözüm perspektifi, projesi sunamayacaksa niçin var olsun, niçin heba edilsin ülkenin kaynakları, değerleri? Biz, 550 insan, sorunları çözebilmek adına halkımızdan aldığımız vesayetin gereğini yerine getirmek zorundayız, biz onların siyasal temsilcileriyiz ama gelin, görün ki sizin, bizim, hepimizin rahatsızlık duyduğu, kaldırılması uğruna otuz üç yıldır bıkmadan, usanmadan tartıştığımız, tartışıyor olduğumuz Anayasa, bütün bu kötülüklerin anası değil mi? Katılımcı değil, demokratik değil, özgürlükçü değil. 5 askerî diktatörün karar verdiği Anayasa’yı değiştiremeyen bir Meclis, yolsuzluğun da yoksulluğun da, sefaletin de önüne geçebilme iradesine sahip değil demektir.

Bir Meclis ki, Uzlaşma Komisyonuna eşit sayıda temsiliyeti sağlamışken, böylesi bir olanağı bütün siyasal partilerin koordinasyonuyla karar altına alabilmişken Anayasa’yı değiştiremiyorsa o Anayasa’dan beslenen yasalarımızı da, kanunlarımızı da değiştiremeyiz çünkü bizim gönlümüzde ve gözümüzde özgürlük yok, adalet yok, eşitlik yok. Bizim gönlümüzde ve gözümüzde kutsanan yasalar ve kanunlar var. Yasa ve kanun, toplum için, birey için, özgürlük için değilse ne anlamı var? Rahatsızlık duyduğumuz bu konu, hepimizin yüreğini acıtıyor, daraltıyorsa niçin değiştirmeme kararsızlığında veya değiştirmeme ısrarında bulunuyoruz.

Bakın, dün de söyledim, bugün de söylemekte bir beis görmüyorum. Evet, Amed’de yani Diyarbakır’da bir hukuk skandalı yaşandı. Bu hukuk skandalı yeni yaşanıyor değil ama Türkiye'nin tümünün vicdanını sızlatan, siyasal düşüncesi, fikri ne olursa olsun herkese “Artık yeter, bu da olmaz!” dedirtecek bir skandal, hukuk dışı. Biz siyasal olduğunu söylemiştik. 14 Nisan 2009’dan başlayan, 100 binlerce Kürt siyasetçisini içeriye almayı, gözaltına alarak tutsak ve rehine muamelesine tabi tutmak istediklerini ilk günden itibaren söylüyoruz. Bunun hukuki bir gerekçesi yok. Gizli tanıklara söyletilen, gizli tanıklara yapılan basınç ve baskının neticesinde bizatihi ifadesiymiş noktasında iddianameye tabi tutulan ifadelerle insanların kaderleriyle, gelecekleriyle, gençlikleriyle, aşklarıyla oynadılar, oynuyorlar. Bugün, 10 binlerce siyasi tutsak, seçilmiş milletvekilinden belediye başkanına, il genel meclisinden belediye meclis üyesine 10 binlerce insanla biz 30 Mart 2014’te adil, eşitlikçi bir seçimi birlikte yürütebilir miyiz? Hazineden yardım almayan, yüzde 10 seçim barajlarına tabi tutulan ve 10 binlerce siyasetçisiyle siyaset yürütme fırsatını verdiğini sananlarla biz adil, eşitlikçi bir koşulu, bir ortamı birlikte paylaşabilir miyiz? Biz bu anlamda yükselen bir hukuka “adalet” diyebilir miyiz?

Değerli Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; kapitalist modernitenin hiyerarşiye ve hegemonik güce yarattığı fırsatın adı “hukuk” değildir. Kapitalist modernitenin sermaye birikimine, iktidar birikimine hizmet edecek hukuk adil değildir, eşitlikçi değildir, evrensel değildir. Demokratik ve evrensel olmayan hukuktan yana olmak, ister BDP, MHP, CHP, AKP olsun fark etmez, bilerek, işe “lades” demektir. Eğer rahatsızlık duyuyorsak, yolsuzluktan, suistimalden, kaçaktan göçekten rahatsızlık duyuyorsak, sermaye birikimine, iktidar birikimine yol açan retçi, inkârcı, asimilasyonist, tekçi politikalara itiraz edeceğiz; yerine, adil, eşitlikçi, demokratik bir anayasaya ile eşit, özgür vatandaş olmanın haklarını birbirimize tanıyacağız. Bu çerçevede, bu perspektifte birlikte olacağız ki bize dün gösterdikleri gibi yeni düşmanlar yaratanlara fırsat vermeyelim. Bakın, doksan yıl boyunca bu devlette iktidar olanlar her zaman bir şeyi başarmışlardır: Bize, ötekileştirdiğini düşman göstererek iktidarın nemasını fırsata dönüştürmüştür. Kürt’ü düşman göstermiştir, Alevi’yi göstermiştir, demokratı göstermiştir, dindarı göstermiştir yeri geldiğinde ve gösteriyor. “Yeter” diyemediğimizde, çözüm alanı ve mekanı olan Meclisin siyasal iradesini ortaklaştıramadığımızda, iktidar değişse bile iktidar partilerinden herhangi biri yerine güç alsa, erk ve güç sahibi olduğunda yapacağımız budur. Hatırlayınız, Gezi olayları esnasında günümüzün İçişleri Bakanı Sayın Muammer Bey “Polis durduk yere herkesi gözaltına almaz. Beni niçin almıyor?” dememiş miydi? O gün gözaltına alınanların suçunun olduğuna yönelik bir çağrıyı, bir söylemi dile getiren Sayın İçişleri Bakanı, bugün çocuğu gözaltına alındı diye kendisiyle birlikte bir kısım emniyet görevlilerini görevden alabiliyorsa bu paradoksu, bu çelişkiyi izah etmek durumundayız. Güç ve iktidar kimdeyse onun düdüğünün çaldığı Türkiye, hukuk devleti değildir. Böylesi bir ülke adil ve demokratik yönetimlerden yoksun demektir. O nedenle, Kürt sorunu, Alevi sorunu, ezilenlerin, emekçilerin, yoksulluk, açlık, sefalet sorununu ve iktidardan dışarıya kalmış toplumun yüzde 95’inin eğitim, sağlık, sosyal, siyasal sorunlarının tümünün çözüm iradesi burasıdır. Tam da demokratik çözümü, demokratik siyaseti konuştuğumuz bu süreçte biz, ya demokratik özgür bir ülke olacağız ya da bu söylemimiz havada kalmış bizlerse acısını yüreklerimizde taşıdığımız ahlar vahlarla günümüzü gün edeceğiz.

Elit siyaset istemiyorsak, halkın ve toplumun temel ihtiyaçlarına cevap olabilecek özgürlükler buradan yükselmeli diyor, saygılar sunuyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, AK PARTİ Grubu adına konuşmak istiyorum.

BAŞKAN – Tamam, tamam…

Kayseri Milletvekili Sayın Mustafa Elitaş, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına.

Buyurunuz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Sekiz gündür bütçe meselelerini görüşmeye çalışıyoruz. İnşallah cuma günü de son noktayı koyup, 2014 yılı merkezi yönetim bütçesini ve 2012 yılıyla ilgili merkezî yönetim bütçesinin kesin hesap kanununun oylamalarını yapıp gerçekleştireceğiz. Bütçemizin öncelikle milletimize hayırlar getirmesini temenni ediyorum.

Dün ve bugün ortaya çıkan çeşitli operasyonlarla ilgili, dün yaşadığımız, 3 bakanımızın oğlunun da adının geçtiği ifade edilen soruşturma sonucunda Hükûmet Sözcümüz yaklaşık bir saat önce bu konuyla ilgili açıklamalar yaptı, AK PARTİ sözcüsü olarak sözcü Genel Başkan Yardımcımız açıklamalar yaptı ve biraz önce de, herhâlde, muhtemelen Sayın Başbakanımız bu konuyla ilgili açıklamalar yaptı.

Değerli milletvekilleri, her kim ki yolsuzluk yapıyorsa, her kim ki bu ülkenin tüyü bitmedik yetiminin hakkını yiyorsa, her kim ki nüfuz kullanarak bilerek veya bilmeyerek kendi menfaatine bir şey temin ediyorsa, onun üzerine sonuna kadar gidilmesi gerektiğini ifade ediyorum.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Niye önünü kapatıyorsunuz? Niye alıyorsunuz görevden? Savcıyı görevden niye alıyorsunuz?

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – On bir yıldır bu memlekette mafyayla, çeteyle…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Polisleri görevden alıyorsunuz. Savcıları görevden alıyorsunuz. Korku var, korku.

AYTUN ÇIRAY (İzmir) – Polis müdürlerini görevden aldınız.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – …yolsuzlukla mücadele eden bir iktidarın, bu süreç içerisinde kim yaparsa yapsın, ucu nereye giderse gitsin…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Ya ucu size geldiği için… Ucu, Tayyip’e geliyor Tayyip’e…

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) –…bu konuyu araştırmak boynunun borcudur ve vazifesidir. İnşallah bu süreç içerisinde bu gerçekleşecek…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Yiğit olun, yiğit! Dürüst olun, dürüst!

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Ama değerli milletvekilleri, bakın “Beraatizimmet asıldır.” diye bir esas vardır ama daha ortada…

RECEP ÖZEL (Isparta) – Biz dürüst oluyoruz!

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Sayın Başkan, şu korsan yayını durdurur musunuz?

BAŞKAN – Efendim?

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Şu korsan yayını durdurur musunuz?

BAŞKAN – Durdurmaya çalışıyorum da olmuyor.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Dürüst olsun efendim, doğru konuşsun. Hem polisleri görevden alıyorlar hem savcıları görevden alıyorlar, bir de “Nereye ucu dokunursa…” diyor.

BAŞKAN – Sayın Genç, lütfen…

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Sayın grup başkan vekiline rica etsek belki susturabilir.

BAŞKAN – Sanmıyorum.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Ucu dokunuyor bunlara, Recep Erdoğan’a dokunuyor, onun için...

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Sayın Grup Başkan Vekilim…

BAŞKAN – Sayın Genç, lütfen…

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Sayın Grup Başkan Vekili, susturun, konuşalım.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sana ne ya!

AYTUN ÇIRAY (İzmir) – Ya, siz buraya talimat vermeye…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Grup başkan vekili benim amirim değil. Evvela insanca konuş!

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Sayın Başkan, İç Tüzük hükümleri belli. Konuşan konuşmacıya…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Ben milletvekiliyim, bağımsız…

BAŞKAN – Sayın Elitaş, siz buraya hitap edin Genel Kurula.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Ama konuşamıyorum.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Sen önüne bak…

BAŞKAN – Sayın Genç, rica ediyorum, lütfen…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkanım, milletvekiline saygı göstersin!

BAŞKAN – Bakın, ben çok zor durumda kalıyorum ama…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Ne demek yani, grup başkan vekilim beni sustursun!

BAŞKAN – İşte, anladım ama ben çok zor durumda kalıyorum her seferinde.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Hayır, yani ben kişiliğimi bilen bir insanım, nerede ne zaman konuşacağımı biliyorum ama Parlamentoya saygı göstersin!

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Kişiliğini, şahsiyetini, yerini bilseydin oradan laf atmazdın.

BAŞKAN – Lütfen, rica ediyorum…

KAMER GENÇ (Tunceli) – “Ucu nereye dokunursa dokunsun.” diyor, niye savcıyı görevden alıyorlar? Niye polisi görevden alıyorlar?

BAŞKAN – Bakın, defalarca siz bunu söylediniz, arkadaşlar söyledi, çıktı cevap veriyor.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Yiğit olun, yiğit! Çıkın, dürüst konuşun!

BAŞKAN - Sayın Genç, lütfen…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Dürüst olun, dürüst!

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Seninle bir konuya, tartışmaya girmiyorum, seni de ciddiye almıyorum, seni de muhatap almıyorum.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Ben de seni muhatap almıyorum.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – O zaman sus, laf atma, sus!

RECEP ÖZEL (Isparta) – O zaman sus!

BAŞKAN – Sayın Elitaş, siz devam eder misiniz lütfen.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Az sonra senin servetini getiririm.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Dürüst ol, dürüst!

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Az sonra senin servetinin ne olduğunu getiririm. Ömür boyunca memurluk yapmış bir adamın çocuğunun üzerine 10 tane gayrimenkul nereden gelir? Senin çocuğunun üzerinde 10 tane gayrimenkul…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Yahu varsa, şerefli adamsan açalım soruşturmayı…

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Senin çocuğun burada, Mecliste memur olarak çalışıyor, 10 tane gayrimenkulü nereden bulmuş?

KAMER GENÇ (Tunceli) – Bak, soruşturmayı açalım… Tamam, peki, ben şimdi sana cevap vereceğim.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Senin çocuğun bu Mecliste memur olarak çalışıyor, en fazla maaşı 3 bin liradır; 10 tane gayrimenkulü nereden bulmuş, onun şeyini ver sen, dürüstlük timsali olarak ortaya çıkıyorsun!

BAŞKAN – Buyurun Sayın Elitaş, siz…

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Bakın, değerli milletvekilleri, beraatizimmet asıldır.

Şimdi, bir ifade okuyacağım: Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanlığı üzerinden bu senenin başında bir operasyon başlatıldı, çeşitli iddialar var. İddialar içerisinde diyor ki: “Sahte fatura kullanmak, 10 misli fiyatla asfalt almak…”

KEMAL DEĞİRMENDERELİ (Edirne) – 29 polis müdürü görevden alınmış Sayın Elitaş, nasıl oluyor bu?

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – “…10 katı fiyatla toprak kazımını yapmak, 5 katı fiyatla beton alımını yapmak, edimin ifasına fesat karıştırmak.” Ama şu anda bu iş yargıda. Yargı sürecinde olan bir şeyi ifade ederek, Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanlığının bunları bunları  yaptığını ifade etmek yanlıştır, yargı son kararını verecektir. Nitekim 10 Aralık tarihinde, 9 Aralık tarihinde birinci derece mahkeme bir milletvekili hakkında otuz dört yıl hüküm vermesine rağmen, darbe yapmakla suçlanmasına rağmen, o milletvekiliyle ilgili son aşamaya gelmediğinden dolayı, Yargıtay kesin kararını onamadığından dolayı milletvekili arkadaşımız hukuk felsefesi çerçevesinde karar verilene kadar hâlâ masumdur.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Sayın Elitaş, bunu siz söylemediniz mi? Beş yıl herkesi darbeci diye suçladınız.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - Ama değerli milletvekilleri böyle bir hadise çıktı diye ya niye doğru söylediğimiz şeylerden rahatsız oluyorsunuz?

VELİ AĞBABA (Malatya) – Ama herkesi darbecilikle suçlamadınız mı? Beş yıldır da herkesi darbecilikle suçlamadınız mı Allah aşkına?

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - Burada konuşanları biz dinliyoruz, dikkate alıyoruz, ciddiye alıyoruz.

TANJU ÖZCAN (Bolu) – Ergenekon sürecinde, Balyoz sürecinde bunları söyledim ben.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Ne evler yaktınız, kimini fuhşa soktunuz!

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - Bakın, değerli milletvekilleri, ama bir şeyi kalkıp da kesin hükümlü olarak, kesin hüküm vererek iddiaları, araştırmaları, soruşturmaları sanki bitmiş gibi ortaya koymak, o insanları töhmet altında bırakmak hukuka saygısızlıktır, insan ahlakına olan saygısızlıktır. (CHP sıralarından gürültüler)

AHMET TOPTAŞ (Afyonkarahisar) – Ya, yıllarca bunu yapmadınız mı ya?

TANJU ÖZCAN (Bolu) – Peki, o bakanların orada kalması normal mi?

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - Değerli milletvekilleri, Türkiye üzerine eskiden oyunlar oynanırdı, Türkiye’de bir vesayet vardı. Bu vesayet de üç yılda bir, beş yılda bir birilerinin ne yapacağıyla ilgili dikkatle beklenirdi.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Sayın Elitaş, 300 tane subay fuhuşla suçlandı bu yargı tarafından, aynı yargı tarafından.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - Birileri manşet atardı, derdi ki: “Görevliler ne zaman gelecek?” “Ordu göreve.” diye davet eden üniversite profesörleri vardı, “Genç subaylar rahatsızdır.” diye manşet atan gazetecilerimiz vardı.

TANJU ÖZCAN (Bolu) – Sayın Elitaş, bu bakanların görevde kalması doğru mu, değil mi?

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) -  Genelkurmay Başkanlığında “Hadi, daha ne olacak?” diye ordu komutanlarıyla toplantı yapıp göreve davet eden gazeteciler vardı.

AHMET TOPTAŞ (Afyonkarahisar) – Para sayma makinelerı var, para sayma makineleri!

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - Bakın, Gezi olaylarıyla ilgili ortaya çıktığında Gezi olaylarının öncüsü biri, dedi ki: “Maksat ağaç değil, nereye gideceği belli.”

AYTUN ÇIRAY (İzmir) – Sayın Elitaş, işiniz çok zor, çok.

AHMET TOPTAŞ (Afyonkarahisar) – Kim o öncüsü? 4 milyon insan çıktı ortaya!

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - …ve “şanlı haziran direnişi” dedikleri… Ondan önce cumhuriyet mitingleriyle ilgili, halkın iradesiyle seçilmiş Parlamentoyu içine sindiremeyenler, içselleştiremeyenler…

AYTUN ÇIRAY (İzmir) – Bu laflar eskidi, yeni laflar bulmanız lazım.

TANJU ÖZCAN (Bolu) – Hikâye anlatmaya mı çıktın oraya?

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - …“Muhtar dahi olamaz.” diye ifade ettikleri bir kişinin liderliğinde -Genel Başkanın- sürekli yükselerek yüzde 50 halkın gönlüne girmiş bir siyasi partiyi içine kabul edemeyenler, bunu hazmedemeyenler derin güçleri göreve çağırma ile faaliyet ederlerdi.

AHMET TOPTAŞ (Afyonkarahisar) – Sürekli yükseldiniz, çok yükseldiniz!

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - Bakın, hiçbir zaman fırsatçılık yapmadık, fırsat içinde de bulunmadık.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Sayın Elitaş, bakın bu resimlere!

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Değerli milletvekilleri, yaşadığım bir hadiseyi anlatıyorum size: 17 Ağustos 1999 depremi oldu.

AHMET TOPTAŞ (Afyonkarahisar) – Şimdi yaşananları anlat, şimdi yaşananları!

TANJU ÖZCAN (Bolu) – O Bakanın, o görevde kalması doğru mu değil mi?

VELİ AĞBABA (Malatya) – Aziz Yıldırım’ın resmine bak, Aziz Yıldırım’ın.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – 17 Ağustos 1999 depremi oldu, o zaman hepimizin yüreği yandı.

BAŞKAN – Lütfen, Sayın Ağbaba lütfen yapmayın tamam yapmayın, bakın cevap veriyor, konuşuyor.

AYTUN ÇIRAY (İzmir) – Zorlamayalım işi zor zaten, anlatamıyor.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – O depremde yaşayan, içinde olan birisi olarak ifade ediyorum Türkiye’nin en büyük soba imalat eden firmaların yönetim kurulu başkanı, genel müdürü olarak. Geldiler, dediler ki: “17 Ağustos depreminde katalitik sobaya ihtiyacımız var.” En fazla soba imal eden firmanın genel müdürüyüm. “Tamam.” dedik.

AYTUN ÇIRAY (İzmir) – TOMA’ları kim sattı?

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – “Biz bundan bir kuruş para kazanmayacağız, fiyatımız 33 dolardır.” dedik, bir sobanın fiyatı. “Günde ne kadar yaparsınız?” “1.000 veya 1.200 tane yaparız, daha da artırabiliriz, belki 1.500’e çıkarabiliriz. Neye ihtiyacınız var?” “45 bin soba ihtiyacımız var.” “33 dolara veririz.” dedik. Dediler ki bize: “Hayır, biz 33 dolardan almayacağız.” “Kaçtan alacaksınız?” Bu ya 1 dolar kâr eder ya 1 dolar zarar eder ya da başa baş gelir. Sanki benden ikram bekliyor gibi. “Ne istiyorsanız onu verin.” “Biz sizden 45 dolara alacağız” dediler. “Ne yapıyorsunuz, 45 dolara nasıl alınabilir?” dedik. Ve değerli arkadaşlar, biz veremedik 33 dolardan, 45 dolardan aldılar.

TANJU ÖZCAN (Bolu) – Yeterlilik yoktur.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Sonra, hasbelkader milletvekili olduk. Arkasından, o süreç içerisinde 80 bin ranza istediler. Dedim ki: “80 bin ranzayı 16 milyon liraya veririm.” o günkü fiyatla.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Ya intihar eden subayların hesabını ver intihar eden subayların. Yarın Ali Tatar’ın ölüm yıl dönümü. Ali Tatar, onuruna yediremedi kendini vurdu, sizin yüzünüzden!

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – “Hayır, 29 bin liraya alacağız.” dediler. “Veremeyiz” dedik. “İnsanın vicdanı sızlar, buzun üstüne temel atmak demektir bu iş.” dedik.

AHMET TOPTAŞ (Afyonkarahisar) – Şimdi mi aklınıza geldi?

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – “Işığı gördüğünde, ateşi gördüğünde erir, biter.” dedik.

Sonra, milletvekili olduk, Soruşturma Komisyonu Başkanı olduk. Bakın, enteresan.

KEMAL DEĞİRMENDERELİ (Edirne) – Şimdi vicdan kalmamış herhâlde.

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Sen paradan bahset sen, bahset.

BAŞKAN – Sayın Yılmaz, lütfen.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Soruşturma Komisyonu Başkanı olduk. İncelerken incelerken baktık ki, o ranzalar, 80 bin ranza 29 bin liradan alınmış ve 45 bin katalitik soba 45 dolardan alınmış. Felaketten zengin olanları gördük. Felaketi fırsat bilip zengin olanları gördük, değerlendirdik.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Vallahi Sayın Elitaş çok güzel anlatıyor, nereden nereye getirdi Sayın Başkan, bravo yani.

BAŞKAN – Olabilir, olabilir. Herkes aynını yapıyor, habire bir şey diyorsunuz.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Değerli milletvekilleri, bakın, şu anda soruşturmalar devam ediyor. Bu soruşturmalar çerçevesinde savcıların yeri değiştirilmedi, savcılar da görevden alınmadı.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Sayın Elitaş, unutmamak lazım; Erzincan depreminde de yolsuzluk oldu Sayın Elitaş. Esas konu aslında o olması lazım.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – 52 kişinin gözaltında bulunduğu durumda savcılara yardımcı olmak üzere Ergenekon iddianamesinde de bu iş oldu, Balyoz iddianamesinde de bu iş oldu.

TANJU ÖZCAN (Bolu) – Allah, Allah! 300 kişi getirdin de bunlar yedek savcı tayin edildi mi?

VELİ AĞBABA (Malatya) – Bu Osmanlı döneminde padişahın veziri de yolsuzluk yapmıştı, idam edildi; onu da anlatın Sayın Elitaş. Konu oraya geliyor.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Savcılara yardımcı olmak üzere 2 tane daha savcı ilave edildi.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Yetkiyi onlardan alıp kendi adamlarınıza veriyorsunuz.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Değerli milletvekilleri, bunu fırsata dönüştürmeyelim.

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Allah var, Allah, yukarıda. Allah var, unutma.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Allah’tan kork.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Siyasette, bakın, iftiraları, soruşturmaları iftira kapsamında getirip gerçek gibi ifade etmek yarın bu Parlamentonun itibarını zedeler. “Birileri rahatsız.” diye manşet atanlar başka şeyleri rahatsız diye ifade ederler.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

VELİ AĞBABA (Malatya) – Sayın Elitaş, bu kadar… Bravo!

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Bugün, bu konuların başka kaynaklardan olduğunu hepimizin bilmesi gerekir diye ifade ediyor, yüce heyeti saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar; CHP sıralarından “Bravo[!]” sesleri, alkışlar)

VELİ AĞBABA (Malatya) – Sayın Elitaş, bravo!

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Elitaş.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan…

VELİ AĞBABA (Malatya) – Bravo vallahi! Çok başarılı bir Grup Başkan Vekili Sayın Elitaş!

BAŞKAN – Gürültüyü kessin arkadaşlar. Gürültü kesilsin de duyabileyim.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Ne güzel anlattı! Kutlarım sizi Sayın Elitaş!

BAŞKAN – Evet, buyurun.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan, Sayın Elitaş Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanımızı, imalı bir şekilde, yolsuzluk yapmış gibi…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – “Mahkemede mahkeme başkanı söylüyor.” dedim.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Belediye Başkanımızı…

BAŞKAN – Şimdi, ben, önce Sayın Genç’e söz vereceğim, sonra size söz veririm ama önce Sayın Genç’e vereceğim.

Buyurun Sayın Genç. (CHP sıralarından alkışlar)

VI.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

3.- Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın 2014 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı’nın 13’üncü maddesi üzerinde AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bunların konuşmalarını dinledikçe insanlığımdan utanıyorum. Ya, böyle bir şey olur mu?

Diyorlar ki: “Efendim, ucu kime dokunursa dokunsun, her şeyini açık bıraktık.” Sen, şimdi, bugün soruşturmayı yapan… Senin Bülent Arınç’ı dinledik. “Efendim, soruşturmayı yapan o emniyet amirleri, memurları Emniyet Genel Müdürüne niye bildirmediler?” diyor. E, bildirseler önünü keserler.

Eğer, bak, Mustafa Elitaş, aklın çalışıyorsa, hakikaten insanları kandırmak istemiyorsan, namuslu insansanız, buyurun,  bu soruşturmaları yapan savcıları görevden almayalım. Yanına 2 tane savcı niye veriyorsunuz? Çünkü, o savcının görevini alıp ona vereceksiniz. Polislerin de elindeki belgeleri aldınız, tahrip edeceksiniz.

Yani, alnı açık olan, Tayyip Erdoğan çıkar, arkadaş, madem ki böyle bir yolsuzluk, bir soygun çıkmış ortaya, ben Başbakanlığı bırakıyorum -adliyede zaten hâkimler de size göre oluşturuldu yani yargı da size göre- ben giderim, bu yargıda hesabı veririm, aklanırım, gelirim, milletin karşısında derim ki: Ey vatandaşlar, bakın, ben gittim yargıya, herhangi bir suçum yok, geldim. Ama, sizin arkanızda binlerce yolsuzluk davaları var, binler değil, on binlerce var, devleti talan ettiniz. Bakın, özelleştirmede kimlere neler verdiniz? Devletin en kıymetli arazilerini yandaşlarına verdiniz.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sen kızının gayrimenkullerinden bahset.

KAMER GENÇ (Devamla) – Bakın, Tayyip Erdoğan gidiyor, Rixos otellerinde ailesiyle kalıyor.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Kamer, sen gayrimenkullerinden bahset.

KAMER GENÇ (Devamla) – Rixos otellerine, geçenlerde, Bodrum’da 687 dönüm devletin arazisini verdi 150 milyon dolara…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Kamer, seninkini geçtik de kızının gayrimenkullerinden bahset.

TANJU ÖZCAN (Bolu) – Laf atıyor efendim, laf atıyor.

KAMER GENÇ (Devamla) – …hemen üç gün sonra gitti, Ziraat Bankasından 180 milyon dolarlık kredi aldı. Bu, öte tarafta, emekliye 2 bin lira şey vermiyor.

Mustafa Bey, bak, Mustafa, sen Kayseri’de hâkime telefon ettin mi, ettin mi, takıldın mı?

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Kızının gayrimenkulleri gelince biliyor musun…

KAMER GENÇ (Devamla) – Bak, eğer benimle ilgili, bir suistimal konusunda şeyin varsa; bak, işte Maliye Bakanı burada, hesap uzmanları, maliye müfettişleri orada.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

KAMER GENÇ (Devamla) – Yiğitliğiniz varsa, şerefiniz varsa bütün her şeyimizi açıklayalım, çıkalım, kürsülerde konuşalım.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sen kızının gayrimenkullerinden bahset.

KAMER GENÇ (Devamla) – Böyle iki dakikayla beni konuşmaktan mahrum etmeyin.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Kızının gayrimenkullerinden bahset sen.

KAMER GENÇ (Devamla) – Sayın Başkan, herkese üç dakika veriyorsunuz…

BAŞKAN – Ay, hiç ben öyle bir şey yapmadım.

KAMER GENÇ (Devamla) – Peki, neyse… (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Yani, üstüme iyilik sağlık.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Efendim, işte hep iftira, hep iftira, hep yalan.

BAŞKAN – Katiyen onu yapmadım. Standardımız var bizim ya.

Buyurun.

4.- Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın 2014 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı’nın 13’üncü maddesi üzerinde AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

MUHARREM İNCE (Yalova) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Eskişehir Büyükşehir Belediye Başkanımızın başarısını Artvin’den Edirne’ye herkes kabul ediyor. Hiç burada çamur atmaya gerek yok. Emniyet elinizde, savcılar elinizde, Hükûmet sizsiniz, İçişleri Bakanlığı sizde, gereğini yapın, gereğini yapın.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Savcılar elimizde!

RECEP ÖZEL (Isparta) – Savcılar elimizde olsa…

MUHARREM İNCE (Devamla) – Şimdi, bakın, birincisi, Başbakan suç işliyor. Başbakan az önce “çete” diyor, “Çete.” Başbakan açıkça suç işliyor, adil yargılamayı etkiliyor Başbakan.

Bakın, hiç hukuktan anlamaya gerek yok, avukat olmaya, hukuk fakültesi bitirmeye gerek yok. Bir, polisler birilerini gözaltına almış, savcı biliyor bunu değil mi? Siz savcıyı değiştirirseniz, polisleri değiştirirseniz… Ne yapmak istiyorsunuz? Ne için değiştirmiş olabilirsiniz? Bunu düşünelim. Yani, o polis müdürlerini siz niye değiştiriyorsunuz? Organize işler, kaçakçılık, bütün bunları neden? …Birincisi bu.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Savcı değişmiyor.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Bak, hukukçular ne diyor.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Savcı değişmedi ki.

MUHARREM İNCE (Devamla) - Bir diğeri ne biliyor musunuz? Bakın, ben size hukukla, Anayasa’yla, yönetmelikle, İç Tüzük’le konuşmayayım, vicdanımla konuşayım, vicdanımla. Çok ah aldınız, çok can yaktınız, çok insanı intihar ettirdiniz, çok insanı hapislerde çürüttünüz. Kul hakkı var üzerinizde.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Ali Tatar’ın ölüm yıl dönümü yarın.

MUHARREM İNCE (Devamla) - Fitil fitil burnunuzdan çıkacak bunlar; Anayasa’da da çıkacak, mahkemede de çıkacak, Allah’ın huzurunda da çıkacak. O kadar insanın canını yaktınız ki. (CHP sıralarından alkışlar) O kadar insana “darbeci” dediniz, incittiniz ki, o kadar insanı ezdiniz ki, o kadar insanı…

VELİ AĞBABA (Malatya) – Fuhuş…

MUHARREM İNCE (Devamla) - Bakın, nişanlısıyla çekilmiş fotoğrafı,  subayı, “fuhuş” diye tanıttınız. O kadar insanı itibarsız hâle getirdiniz ki, o kadar kul hakkı var ki üzerinizde, fitil fitil bunlar burnunuzdan gelecek. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

VELİ AĞBABA (Malatya) – İnşallah, inşallah!

MUHARREM İNCE (Devamla) - Oyun bittiğinde şahla piyon aynı torbaya girer. Bunu unutmayın. Oyun bitti bence, bitti.

Teşekkürler. (CHP sıralarından alkışlar)

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Hayrola Sayın Tanal?

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Şimdi, Sayın Başkan, Sayın Elitaş dedi ki: “Siz bu yolsuzlukları buraya getiriyorsunuz, yalan söylüyorsunuz, tüm milletvekillerinin, bizim itibarımızı zedeliyor.”

BAŞKAN – Neyse şimdi…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Ben, Sayın Başkan, elimdeki “MG” rumuzlu, İstanbul 8. Ağır Ceza Mahkemesinin, hesaplarına yatan parayla ilgili ve bu yatan paranın başkaları tarafından çekildikten sonra ve bu parayı dava etmediğinin…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, böyle bir usul, esas yok.

MAHMUT TANAL (İstanbul) - …şikâyet etmediğinin resmî belgesini huzurunuza sunacağım.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Böyle bir usul olur mu Sayın Başkan?

BAŞKAN – Sayın Elitaş, hiçbir usul usulüne uygun gitmiyor. Herkes birbirine aynı şeyi yapıyor.

MAHMUT TANAL (İstanbul) - Maliye Bakanı burada…

BAŞKAN – Sayın Tanal, anlaşıldı.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, aklına esen konuşuyor.

MAHMUT TANAL (İstanbul) - Bakın, Sayın Başkan, Maliye Bakanı burada. Bu “MG” rumuzlu kişi kim? Bu yüklü çekilen paraları niçin ihbar etmezler?

BAŞKAN - Bak, ara veririm. Yapmayın ya!

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Grup başkan vekili niye konuşuyor Sayın Başkan?

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Bu bakan mıdır, Bakanlar Kurulunda mıdır, milletvekili midir?

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, grup başkan vekili niye konuşuyor? Böyle bir usul olur mu?

BAŞKAN – Ya, anladım da, ya bir ağızdan, cümbür cemaat konuşuluyor.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Ama lütfen…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Ama siz burada konuşturuyorsunuz.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Ama Sayın Başkan, bu Meclisin itibarını zedeleyen Elitaş’tır.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, böyle bir zorluk… Grup başkan vekili niye konuşuyor burada?

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Ben size belgeyle, mahkeme kararıyla konuşmak istiyorum.

BAŞKAN – Ben birleşime kırk beş dakika ara veriyorum.

Hadi buyurun, afiyet olsun.

                                                                               Kapanma Saati: 19.59

BEŞİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 20.47

BAŞKAN: Başkan Vekili Meral AKŞENER

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Muhammet Bilal MACİT (İstanbul)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 35’inci Birleşiminin Beşinci Oturumunu açıyorum.

2014 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı’nın görüşmelerine devam edeceğiz.

IV.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 2014 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/832) (S. Sayısı: 506) (Devam)

2.- 2012 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı, 2012 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısına İlişkin Olarak Hazırlanan 2012 Yılı Genel Uygunluk Bildiriminin Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi, Maliye Bakanlığı ve İçişleri Bakanlığı Tarafından Sayıştaya Gönderilen Genel Faaliyet Raporları ile Bu Raporlara İlişkin Sayıştay Değerlendirmesini İçeren 2012 Yılı Faaliyet Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi, 2012 Yılı Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi, 2012 Yılı Mali İstatistikleri Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/798, 3/1275, 3/1277, 3/1278, 3/1279) (S. Sayısı: 507) (Devam)

BAŞKAN – Komisyon? Burada.

Hükûmet? Burada.

Şimdi, söz sırası Hükûmet adına Maliye Bakanı Sayın Mehmet Şimşek’te. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Buyurun Sayın Şimşek.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Aslında, bu tasarıda şimdiye kadar kürsüye çıkmadım fakat bugün bir milletvekili arkadaşımız, Sayın Sinan Oğan bir iddiada bulundu, ben de konuyu araştırttım.

İddia şuydu: Kardeşimin İl Millî Eğitim Müdürü olarak görevli olduğu dönemde, Iğdır’da birçok hazine taşınmazının ihalesiz olarak ve doğrudan bir şekilde Batmanlılara satıldığı iddiasıydı.

Şimdi, ben 1 Mayıs 2009 yılında Maliye Bakanı oldum ve hâlen Maliye Bakanıyım. Kardeşim ise 1 Kasım 2007 ile 17 Haziran 2010 tarihleri arasında Millî Eğitim Müdürü olarak görev yaptı. Buna göre, Iğdır ilinde, kardeşimin görevde olduğu dönem ile Bakanlığımın döneminin kesiştiği yani 1 Mayıs 2009 ile 17 Haziran 2010 yılları arasında hiçbir Batmanlıya Iğdır’da arazi satışı gerçekleşmemiştir, bir kere onun altını çizeyim. Bu dönemde Iğdır’da sadece 14 hazine taşınmazının, ama o da 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu’nun 45’inci maddesi uyarınca yani açık, şeffaf, rekabetçi ortamda ihaleyle değişik vatandaşlara satış yapılmıştır. Toplam yüz ölçümü 8.093 metrekaredir, toplam bedeli ise 81.840 liradır; bakın, bu, Iğdır’da bu dönemde yapılan bütün satışlar. Dolayısıyla, kardeşimin Iğdır’da Millî Eğitim Müdürü olduğu dönemde, hiçbir Batmanlıya değil, hiçbir vatandaşa ihalesiz, doğrudan satış yapılmamıştır.

Şimdi, ben değerli arkadaşıma sorusu için teşekkür ediyorum ama bu iddialar önemlidir, bu kadar kolay olmaması lazım.

Ben, şimdi, kendisinden istirham ediyorum: Hem Batmanlı hemşehrilerimden hem benden hem de kardeşimden özür dilesin.

Teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Şahıslar adına Diyarbakır Milletvekili Sayın Cuma İçten.

Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

CUMA İÇTEN (Diyarbakır) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri ve ekranları başında bizleri izleyen aziz vatandaşlarım; peygamberler ve sahabiler kenti şehri Diyarbekir’den sizlere selamlar getirdik.

On bir yıl önce Mecliste konuşamadıklarımızı artık bugün konuşabiliyoruz. On bir yıl önce sağcısından solcusuna, Türk’ünden Kürt’üne, doğusundan batısına neredeyse tüm vatandaşlarımızın gözlerinden kan akıyordu; annelerimiz evlat acısı yaşıyor ve ocaklara ateşler düşüyordu; Etiler’de, Bebek’te, Boğaz’da oturan para babaları bu ülkeyi bir eli yağda, diğer eli balda yönetiyorlardı. Hafızanızı lütfen yoklayın, vatandaş çöplerden ekmek toplayarak geçimini sağlıyordu; seyahatten, eğitimden, sağlıktan neredeyse yoksun yaşıyorduk; bırakın köyleri, şehirde bile su, yol, elektrik yoktu. Bir Anayasa kitapçığı fırlatıldı, bizlere maliyeti 5 milyar doları geçti. Binlerce iş adamı iflas etti. Aileler dağıldı. Hatta, intiharlar yaşandı. Enflasyonun yüzde 40’lara çıktığını, paranın rengine bakıldığını ve hepsinden kötüsü faiz lobilerinin bankalarla el ele verip vatandaşın kanını emdiğini gördük. Biz, bu ülkede, bunları yaşadık.

İşte, şimdi, on bir yıllık AK PARTİ iktidarıyla, anaların yüreklerine su serpildi. Sağlık, eğitim, adalet ve ekonomik alanlarda birçok sorunu bitirdik. Artık, ötekileştirmeyen; din, dil, ırk ayrımı yapmayan, bölmeyen; 81 ilde temsil edilen ve hizmet götürürken ülkenin her yerinden oy alan bir siyasi anlayış oluşturduk. Hep birlikte yeni adı Türkiye olan bir medeniyet inşa ediyoruz.

Biz bunları yaparken, ülkenin sadece batısından ve doğusundan, yani bu büyük coğrafyayı sadece yaşadığı yerden görenler ne yapıyorlar? Milleti temsilen geldikleri Mecliste, halkın sıkıntılarına derman olmak, sorunlarına dokunmak yerine, sıralara vuruyorlar, kürsüye çıkıp küfür ve hakaret ediyorlar; kimi oturma eylemi yapıyor, kimi bardak kırıyor, kimi kürsüyü işgal edip laf atıyor ama hepsi kalp kırıyor.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Kimi de para sayıyor makineyle!

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sevgili kardeşim, herkes, milletin parasının hesabını soruyor, milletin vergisinin…

CUMA İÇTEN (Devamla) –  Artık, akan kan durmuştur. Ülkemize barış ve huzur gelmesine rağmen, hâlâ bundan rahatsız olanlar var; bu kardeşlik iklimini reddediyorlar, atalarımızın şanlı tarihini de görmezlikten geliyorlar. Bakın, biz “Silahlar susacak.” dedik, elhamdülillah sustu. “Vesayetçi sistem son bulacak.” dedik, hamdolsun son buluyor. Biz dün ne dediysek hepsini yaptık. Allah, dün kan akıtanları bugün konuşturup İslam kardeşliğinden, ümmet anlayışından, birlik ve beraber yaşamaktan bahsettirdi. E günaydın, günaydın! Nihayet, otuz yıl sonra, dediğimizi anladılar. Herkes rahat olsun, biz var oldukça bu ülkeyi kimse bölemez. Ankara’da, Edirne’de, Yozgat’ta, birileri, siyaset yapma uğruna atıp tutacaklarına, e buyursunlar Diyarbakır’a gidip konuşsunlar. Ama, yaptığımız her şeye rağmen, kulakları duymayanlar, ne Diyarbakır’dan asrın lideri Sayın Başbakanımızın ziyaretinde 80 yaşında bir amcanın “Artık kan akmayacak, gözyaşlarımı bırakın toprağa değsin, barış olsun.” diyen feryadını duyabilirler ne de hasta yatağında yatan engelli kardeşimin maaş aldığını görebilirler.

2014 yılı bütçesi ve AK PARTİ iktidarının diğer bütçeleri insanlık onurunu temel almaktadır. Bu bütçe, yeni bir Türkiye'nin, barışın, sevginin ve kardeşliğin bütçesidir.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Bütçeyi bir denetleyebilsek…

CUMA İÇTEN (Devamla) – Bu bütçe, Halid Bin Velid gibi gönülleri fetheden, Selâhaddin Eyyubî gibi mazlumları koruyan ve Fatih Sultan Mehmet gibi birleştiren yeni bir Türkiye'nin bütçesidir.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) - Bir denetleyebilsek bütçeyi, çalınmasının önüne geçebilsek; doğru söylüyorsun.

CUMA İÇTEN (Devamla) - Biz, Pir Sultan Abdal’ın dediği gibi “Gelin canlar bir olalım.” diyoruz. Mevlânâ’nın dediği gibi “Yaratılanı sevdik Yaradan’dan ötürü.” diyoruz.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Bir de parayı sevdik, sıcaklığından dolayı!

CUMA İÇTEN (Devamla) - Yunus’un dediği gibi “Biz gelmedik dava için / Bizim işimiz sevda için/Dostun evi gönüllerdir / Gönül yapmaya geldik.” diyoruz. Cahit Sıtkı’nın dediği gibi “Memleket isterim/Yaşamak, sevmek gibi gönülden olsun/Kardeş kavgasına bir nihayet olsun.” diyor ve halka hizmetin Hakk’a hizmet olduğuna inanıyoruz.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Kardeşim, hepiniz şair oldunuz ama…

CUMA İÇTEN (Devamla) - Evet, solcusuyla sağcısıyla, doğusuyla batısıyla, türküsüyle sazıyla, şiiriyle sevdasıyla; iktidarıyla muhalefetiyle biz aynı damardan akan kanız; biz biriz, biz beraber Türkiye’yiz.

En kalbî duygularımla sizleri selamlıyor, 2014 bütçesinin vatanımıza, milletimize hayırlara vesile olmasını diliyor, saygılarımı sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Şahıslar adına son söz, Konya Milletvekili Sayın Mustafa Kalaycı.

Buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

MUSTAFA KALAYCI (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygılarımla selamlıyorum.

AKP’nin on bir yıllık iktidar dönemi hem merkezî idarede hem de mahallî idarelerde kamu ihaleleri ve imar düzenlemeleriyle ilgili yolsuzluk iddialarının ayyuka çıktığı bir dönem olmuştur. AKP hükûmetleri yolsuzluklarla mücadele etmediği gibi, yolsuzlukların önünü açacak düzenlemeler yapmış, etkin bir denetim sistemi oluşturmak yerine denetimi etkisizleştirmiştir.

AKP iktidarı, ilk önce, ihale mevzuatını değiştirmekle işe başlamıştır. Kamu ihalelerini istedikleri gibi yönlendirebilmek için ihale mevzuatında çok sayıda değişiklikler yapılmış, birçok işe istisna ve muafiyet getirilmiş ve ihale mevzuatı dikensiz gül bahçesine döndürülmüştür.

Kamu ihale sisteminden kaçmak, ihalelerin dilediğine verilmesini sağlama almak için ilan yapılmayan ihalelerde ihale dokümanının sadece idare tarafından davet edilenlere satılmasına yönelik düzenleme bile yapılmıştır.

Yolsuzlukların önünü açan ikinci düzenleme alanı imar mevzuatında olmuştur. İmara ilişkin yetkilerin çeşitlendirilmesi suretiyle rant paylaşımı kolaylaştırılmış, kentsel rantların paylaşımı için âdeta altyapı oluşturulmuştur. Şehirler sağlıklı yaşam alanları olmaktan çıkarılarak belirli ellerde toplanan rant alanları hâline dönüştürülmüştür. Vatandaşın elinden düşük fiyatlarla alınan yerler, imar yetkisi kullanılarak kısa süreler içinde, büyük rantların sağlandığı alanlar hâline getirilmiştir.

Yolsuzlukların önünü açan üçüncü düzenleme alanı ise denetim sisteminin engel olmaktan çıkarılması olmuştur. Teftiş kurullarını, önce toptan kapatmaya yeltenen, sonra da tesirsiz hâle getiren AKP Hükûmetinin Sayıştayı da işlevsiz ve etkisiz hâle getirmek için çıkardığı kanun Anayasa Mahkemesinden dönmüş ancak tekrar, çok daha ağır hükümleri içeren bir kanun teklifi gündeme getirilerek Sayıştay üzerinde baskı oluşturulmuş, Sayıştay sindirilmiştir.

AKP’nin yaptığı dördüncü düzenleme alanı ise yolsuzluk cezalarının hafifletilmesi olmuştur. Türk Ceza Kanunu’nda yapılan değişikliklerle, usulsüzlük ve yolsuzluk yapanlar kurtarılmıştır. İhaleye fesat karıştırma suçunun cezası azaltılmış, görevini ihmal eden ve kötüye kullananlara verilecek ceza indirilmiş, cezanın ertelenmesi ya da paraya çevrilebilmesinin önü açılmıştır.

Türkiye, hiçbir dönemde yolsuzluğu ve kanunsuzluğu kendisi için bir nevi hak ve imtiyaz gibi gören böylesine bir iktidar tarafından yönetilmemiştir. AKP zihniyetinin sahip olduğu eksik ve mahzurlu demokrasi anlayışı sonucunda, artık, iktidar olmak, milletimizin yüksek menfaatinin sağlanmasının aracı olarak değil, âdeta, yağmacılığın, zenginleşmenin vasıtası olarak görülür bir konuma gelinmiştir.

Yolsuzluk ve rüşvet iddiaları yine, gündeme damgasını vurmuştur. Yolsuzluk ve rüşvet iddialarında, bir bakanın kayınpederi ve Başbakanın danışmanın eniştesiyle ilgili konular gündemdeyken bu defa, AKP’li bazı bakanların çocukları, bir AKP genel başkan yardımcısının kuzeni, bazı bakanların danışmanları ve özel kalemleri, AKP’li bir belediye başkanı, AKP’nin atadığı bir kamu bankası genel müdürü ve bazı bürokratlar ile AKP yandaşlığıyla temayüz etmiş bazı iş adamlarının rol oynadığı görülmektedir. Suçlamalara bakar mısınız: İhaleye fesat karıştırmak, rüşvet vermek, hayali ihracat yapmak, kara para ve altın kaçakçılığı, usulsüz imar düzenlemesi yapmak, Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu’na aykırı hareket etmek.

Değerli arkadaşlarım, her şeyden önce sürdürülen adli soruşturma nereye kadar uzanırsa uzansın, ucu kime dokunursa dokunsun mutlaka sonuna kadar götürülmelidir, ihale lobileri, rant lobileri, kaçakçılar, rüşvetçiler, vurguncular ortaya çıkarılmalıdır. Türk milleti, soruşturmayı yürüten savcının ve operasyonları yapan polis müdürlerinin değil, bu yolsuzluk iddialarında çocukları, yakınları yer alan bakanların istifasını istemektedir. Türkiye yolsuzluklarla hesaplaşmalı, temiz toplum, temiz yönetim ve temiz siyaset için herkes samimi bir şekilde mücadele etmelidir. Kanunsuzluklarla baş edebilmek ve yolsuzluk damarlarını kökünden kesip atabilmek için bu tarihî fırsat heba edilmemelidir.

Teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Soru-cevap işlemine geçiyorum.

Sayın Demiröz…

İLHAN DEMİRÖZ (Bursa) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Sayın Bakanıma sormak istiyorum: Bursa Mustafakemalpaşa Taşpınar Köyündeki 2/B arazisi için Mustafakemalpaşa Mal Müdürlüğünce bir tespit fiyatı, 6 bin ile 8 bin TL arasında tespit edildi. İtiraz hakkının olmadığını biliyoruz. Vatandaşımız soruyor: “Fiyat artışı Taşpınar köyüne mi mahsus? Çevremizdeki komşu köylerde metrekaresi 250-400 TL arasında değişiyor.” Durak, Akçapınar, Onaç köylerini örnek vermiş. “Taşpınar köyündeki arazinin konumu ise 1 kilogram toprak bulunmamaktadır. Bizim yerlerimiz kime satıldı, bunu öğrenmek istiyoruz.” diyor. Sayın Bakan, bu konuda bir inceleme yaptırmanız mümkün mü?

Aynı durum Osmangazi Yiğitali’de var, Yıldırım Fidyekızık’ta var. Birbirine yakın olan 2 parsel arasında korkunç fiyat farklılıkları var. Bunun da siyaseten veya başka nedenle olduğu ifade ediliyor. Bu konuda inceleme yaptırırsanız…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Tanal…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, bankalarda şüpheli alacaklarla ilgili, rumuz, mesela şu anda benim elimde olan bir karar var, “MG” rumuzlu, Kapalıçarşı Halk Bankasından çok yüksek tonajda bir para çekilmiş ve bu para da… O, “MG” rumuzlu kişi bu şüpheli olan paranın peşine düşmemiş, şikâyet etmemiş ve dava da etmemiş. Bu dosya numarası İstanbul 8. Ağır Ceza Mahkemesi, 2011/33 esas. Bu “MG” rumuzlu kişi milletvekili midir, Bakanlar Kurulunun içerisinde midir, bir şahıs mıdır? Bununla ilgili, şüpheli alacaklarla ilgili Maliye herhangi bir araştırma yapıyor mu, bir teftiş yapıyor mu, aramalı bir vergi denetimi yapıyor mu?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Genç…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Şimdi, şu anda Tunceli’nin Pülümür dağında ve çeşitli şantiyelerde, Elâzığ’ın çeşitli şantiyelerinde bulunan Karayolları işçileri diyorlar ki “Biz taşeron işçisi statüsünde olmayıp Karayollarının esas elemanı olmamız konusunda yargı kararı var, bu karar ne zaman uygulanacak?” Ayrıca, yaşa takılanlar var. Bunlar “Hiç olmazsa yaş haddinden emekli oluncaya kadar, o tarihe kadar sosyal güvenlikten yararlanacak mıyız?” diye bu konuda ısrarla sordukları için soruyorum.

Şimdi, Sayın Başkan, biraz önce Bülent Arınç’ı dinledik, diyor ki: “Efendim, başlatılan bu soruşturma amirlerine bildirilmemiş.” Savcı talimat vermiş polise, demiş ki: “Bunları yakala.”

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Bilseydi gereğini yapmazdı ki.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Zaten Emniyet Genel Müdürüne, Valiye bildirilse, onlar Bakanın adamları, bunu engelleyecekler. Yani, bu AKP Hükûmeti “Yolsuzluk yok.” demiyor ama “Niye bize haber vermeden bu soruşturmaya başladınız?” diyor. Yani, “Bize haber verin ona göre biz size izin verelim.” diyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Özkan…

RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Burdur) – Sayın Başkan, teşekkür ederim.

Sayın Bakan, kamu mallarının yani barajların, limanların, şeker fabrikalarının, devlet üretme çiftliklerinin, sigara fabrikalarının, gübre fabrikalarının satışından elde edilen gelirle geçtiğimiz on bir yıl içinde günün ihtiyaçlarına cevap verecek, işsizliği çözecek kaç fabrika, kaç entegre tesis yapılmıştır? Bir iki örnek verir misiniz.

Şeker fabrikalarında çalışan taşeron işçileriyle ilgili bir çalışmanız var mı?

Biraz önce sorduğum taşıt belgelerinin paralarının kaldırılmasıyla ilgili düşüncelerinizi almak istiyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Ağbaba…

VELİ AĞBABA (Malatya) – Sayın Başkan, teşekkür ederim.

Malatya ili Yeşilyurt ilçesine bağlı Görgü yani Cafana köyü Malatya’ya en yakın ve en büyük köylerimizden birisidir. Ankara asfaltında bulunmaktadır. Ankara’dan, Mersin’den gelirken bu köye geldiğinizi kokan kanalizasyon sularından anlayabiliyorsunuz. Maalesef köyde bulunan kanalizasyon şebekelerinden sızan sular hem köyü kirletmekte hem de insan sağlığını tehdit etmektedir. Köyde bulunan çocukların birçoğu hastadır. Maalesef, orada bulunan insanlar kokudan geceleri yatamamaktadır. Ben geçtiğimiz hafta ziyaret ettim, kışın bile o köyden büyük kokular gelmektedir.

Yine bu köyün tarım arazileri taş ocakları nedeniyle işgal edilmiş durumdadır. Bu taş ocaklarının vermiş olduğu zarar neticesinde artık Cafana’da tarım yapılamaz durumdadır.

Bu kanalizasyon suyunun düzenlenebilmesi için Maliye Bakanlığından paraya ihtiyaç duyulmaktadır. Bu konuda Cafana köyüne yardım etmeyi düşünüyor musunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Bakan, buyurun.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Şimdi şöyle yapalım: Bursa Mustafakemalpaşa’ydı yanlış hatırlamıyorsam, orada bahsettiğiniz köydeki…

İLHAN DEMİRÖZ (Bursa) – Taşpınar köyü.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – …Taşpınar köyündeki 2/B rayiç bedellerini inceletelim. Bütün rayiç bedeller komisyon usulüyle tespit edilmiştir. İtiraz olmuşsa merkezden yine uzmanlar gidip bakmışlardır. Dolayısıyla, bir kere o noktada biz gereken o dosyaları alır, inceletiriz. Bu, birinci husus.

Şimdi, başkasına verilmesi diye bir şey söz konusu değil. Biz hak sahiplerini belirlemişiz. Bir kanun var, Meclisten geçen kanun çerçevesinde bu satışlar gerçekleştiriliyor ama tabii, mevcut hak sahipleri almazsa hazine mülkiyetine geçiyor. Dolayısıyla, o husus da ayrı bir konu.

Şimdi, Sayın Tanal, elinizdeki belgeyi lütfen bize iletin. Birinci husus o.

İkinci husus: Ne tür bir denetim gerekiyorsa, burada MASAK mı gerekiyor, başka bir kurumun mu bakması gerekiyor, o çerçevede, gerekirse şikâyeti de bildirin yani belgeyi de verin bize, şikâyeti de…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Dosya numarasını söylüyorum: İstanbul 8. Ağır Ceza Mahkemesinde devam eden…

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Arkadaşlar, şöyle, elinizde var, bir kopyasını verin bize, elinizde var, bir kopyasını verirseniz…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Efendim, işte söylüyorum, sayıyı söylüyorum.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Tamam, işimiz daha kolaylaşır, daha hızlı bakılır.

Şimdi, Sayın Genç, Karayolları taşeron işçilerine ilişkin bazı yargı kararları var. Bu yargı kararları çerçevesinde ne yapılacağı hususunda Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığımız bir çalışma yaptı ve bunun sonucunda genel anlamda taşeron işçilerinee ilişkin düzenlemeleri de içeren bir yasa paketi üzerinde çalışıyorlardı en son. Muhtemelen, ben ümit ediyorum ki önümüzdeki yılın başında gelir ama onun çerçevesi, detayları konusunda ilgili bakanın bilgi vermesi daha doğru olur. Yani, ne yapılacak? Yargı kararları ne çerçevede uygulanacak? Ayrıca, genel anlamda taşeron işçilerine ilişkin ne tür düzenlemeler yapılacak meselesi ilgili bakanlığın onu detaylandırmasında fayda var.

Şimdi, emeklilikte yaş bekleyenler meselesinde bunların, işte, bu bekleme süresinde sosyal güvenlik, daha doğrusu sağlık hizmetlerinden yararlanması meselesi de bildiğim kadarıyla ilgili bakanlık tarafından üzerinde çalışılan bir konu. Ama bu aşamada hani, verilmiş, kesinleşmiş bir karar veya bir düzenleme olmadığı için bir şey söylemem doğru olmaz.

Şimdi, Sayın Özkan, burada bütün özelleştirmelerden elde edilen gelirleri sormuşsunuz. Arkadaşlar getirseydi ben hemen paylaşırdım ama birazdan getirirlerse paylaşırım. “Peki, bu gelirlerle ne kadar fabrika yapıldı?” diye soruyorsunuz. Şimdi, değerli arkadaşlar, 1980’li yıllardan itibaren, hemen hemen her hükûmet döneminde özelleştirme yapıldı. Sol, yani demek istediğim, solundan sağından bütün hükûmetler yani her türlü hükûmet özelleştirme yaptı. Özelleştirmelerde, burada maksat, bir: Tabii ki esas itibarıyla, üretimden çok, devletin asli hizmetlerine, görevlerine döndürmesini sağlamak yani böyle bir amaç belirlendi ve dolayısıyla, devlet buradan elde ettiği gelirlerle yeni fabrikalar açma gibi zaten bir çaba içerisinde hiçbir dönemde olmadı. Devlet, esas itibarıyla buradan gelen gelirleri hazineye aktarmıştır, “Hazine birliği” ilkesi vardır; bütün gelirler, özelleştirme gelirleri dâhil bir havuzda toplanır ve o çerçevede milletimizin hizmeti için kullanılır.

Şimdi, taşeron işçilerine ben zaten cevap vermiştim.

Sayın Ağbaba, Malatya’nın bir köyüyle ilgili bir hususu gündeme getirdiniz. Onun siz detaylarını bize iletin, biz Maliye olarak bakalım. Normalde KÖYDES’ten bunların karşılanması lazım ama... Siz bir getirin, yıl sonunda biz ilgilenelim onunla.

Peki, şimdi… (Gürültüler)

Sayın Başkan, biraz gürültü var, kusura bakmayın.

BAŞKAN – Gürültüyü hanımlar yapıyor. Şimdi ben onlara kıyıp da gürültü yapmayın diyemem, kusura bakmayın, olmaz. (Alkışlar) Adamlar taş yesin, kadınlar çok yaşasın. (Alkışlar)

Evet, ama gene, şimdi, Sayın Bakan hafifçe…

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Biz de kendilerini alkışlıyoruz.

BAŞKAN – …yani, sesini duyurabilmesi lazım.

Gürültüyü biraz azaltalım.

Buyurun Sayın Bakan.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Aslında ben sorulan bütün sorulara cevap verdim Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Tamam, teşekkür ederim.

Madde üzerinde bir adet önerge vardır, okutup işleme alıyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan "2014 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı”nın 13 ncü maddesinin (1) numaralı fıkrasının birinci cümlesinin madde metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                                        Ferit Mevlüt Aslanoğlu

                                                                               İstanbul

BAŞKAN – Muhterem Komisyon, katılıyor musunuz?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ALİ BOĞA (Muğla) – Katılamıyoruz efendim.

BAŞKAN – Tamam, teşekkür ederim.

Hükûmet?

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Evet, gerekçeyi okuyun.

Gerekçe:

Anayasanın 161. maddesinin ikinci fıkrasında, “Malî yıl başlangıcı ile merkezi yönetim bütçesinin hazırlanması, uygulanması ve kontrolü kanunla düzenlenir.” kuralına yer verilmiştir.

Anayasanın sözünü ettiği merkezi yönetim bütçesinin hazırlanması, uygulanması ve kontrolüne ilişkin kanun, 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunudur.

Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu Tasarısının yasalaşması, Avrupa Birliği Uyum Şartları arasında yer almış; IMF İcra Direktörleri Kurulu'nun 6. gözden geçirmeyi onaylamasında ön şart olarak kabul edilmiş, yasalaşması için 3 Ağustos 2002 tarihinde TBMM'ye sunulmuş, 10.12.2003 tarihinde yasalaşmış ve 1.1.2006 tarihinde bütün maddeleriyle yürürlüğe girmiştir.

Kanun ile uluslararası standartlara ve Avrupa Birliği normlarına uygun olan, mali saydamlığa ve hesap verebilirliğe dayanan, kamu kaynaklarının etkili, ekonomik, verimli ve yasalara uygun şekilde elde edilmesi ve kullanılmasını sağlayan ve TBMM'nin bütçe hakkından kaynaklanan denetim yetkisini kullanabilmesine güvence oluşturan bir kamu mali yönetim sistemi kurulması amaçlanmıştır.

5018 sayılı Kanunun temelinde, “stratejik planlama ve performans esaslı çok yıllı bütçeleme” yatmaktadır. Kanuna göre kamu idarelerinin bütçeleri, kalkınma planı -stratejik plan-performans programı- bütçe gibi birbirine bağlı ve birbirini tamamlayan ve yukarıdan aşağıya hiyerarşik bir yapı oluşturan bütünsel bir süreç olarak tasarlanmıştır.

Buna göre, kamu idareleri, stratejik amaçlar ve ölçülebilir hedefler saptamak, performanslarını önceden belirlenmiş göstergeler doğrultusunda ölçmek ve bu sürecin izleme ve değerlendirmesini yapmak amacıyla uzun süreli stratejik plan (md.9/1) ile stratejik plana göre yürütecekleri faaliyet ve projeleri ve bunların kaynak ihtiyacı ile performans hedef ve göstergelerini içeren yıllık performans programı hazırlamak (md.9/4) ve kamu hizmetlerinin istenilen düzeyde ve kalitede sunulabilmek için bütçeleri ile program ve proje bazında kaynak tahsislerini, stratejik planlarına, yıllık amaç ve hedefleri ile performans göstergelerine dayandırmak zorundadırlar (md.9/2).

İdarelerce her yılın sonunda hazırlanacak idare faaliyet raporlarında ise, ilgili idare hakkındaki genel bilgilerle birlikte, kullanılan kaynaklar, bütçe hedef ve gerçekleşmeleri ile meydana gelen sapmaların nedenleri,

stratejik plan ve performans programı uyarınca yürütülen faaliyetler ile performans bilgilerini içerir şekilde hazırlanacak (md. 41/4); Sayıştay söz konusu raporları değerlendirerek değerlendirme sonuçları ile birlikte TBMM'ye sunacak, TBMM ise bu raporlar ve değerlendirmeler ile denetim bulguları temelinde, kamu kaynağının elde edilmesi ve kullanılmasına ilişkin olarak kamu idarelerinin yönetim ve hesap verme sorumluluklarını görüşecektir (md. 41/3).

Bununla birlikte, AKP iktidarları merkezi yönetim bütçesini, 5018 sayılı Kanuna göre hazırlamak ve uygulamak yerine, 5018 sayılı Kanunla yürürlükten kaldırılmış olan 1050 sayılı Muhasebe-i Umumiye Kanununa göre hazırlamaya ve uygulamaya devam etmektedir.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Hava çok güzel Meclisin içinde, herkes gülümsemeye başladı. Lütfen, bunu bozmadan bir maddemiz kaldı, onu tamamlayalım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

14’üncü maddeyi okutuyorum:

Yürürlük

MADDE 14 - (1) Bu Kanun 1/1/2014 tarihinde yürürlüğe girer.

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi  Grubu adına İstanbul Milletvekili Sayın  Ercan Cengiz.

Buyurunuz. (CHP sıralarından alkışlar )

CHP GRUBU ADINA ERCAN CENGİZ (İstanbul) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 2014 Yılı Merkezi Bütçe Kanunu Tasarısı’nın 14’üncü maddesi üzerinde grubum adına söz almış buluyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, hukuk devleti ilkesi, devletin her türlü işlem ve eylemlerinin hukuk kurallarına bağlılığının sağlanması yoluyla devletin hukuk çerçevesine alınmasını, hukukla bağlanmasını ve yönetimde keyfîliğin yerine, kuralların ve adaletin hâkim olmasını, vatandaşların hukuki güvenlik içinde bulunmasını gerekli kılar. Kısaca, hukuk devleti, bireyler gibi devletin bütün organlarıyla işlem ve eylemlerinin hukuk kurallarına uyması ve kendisini bu kurallara bağlı sayması demektir. Burada, hukuk devleti kavramıyla kanun devleti kavramları farklı şeyleri ifade etmektedir. Hukuk devleti kavramı, sadece pozitif hukuku olan bir devlet değil, hukukun hâkim kılındığı bir devlettir. Bir iktidarın gerçekleştirdiği bütün eylemler biçimsel olarak kanuni olsa bile, gerçekleştirilen eylemlerin hukuk devleti ilkesiyle bağdaştırılabilmesi için kanunun varlığı tek başına yeterli değildir. Mutlak monarşilerde ya da diktatörlüklerde de kanun vardır ama bunlara hukuk devleti denemez. Hukuk devleti, çağdaş hukuk normlarıyla nihai amacı adalet olan temel hak ve özgürlükleri ve demokrasiyi güvence altına alan devlettir. Hukuk devletinin oluşmasında etken olacak en önemli unsur ise kuvvetler ayrılığı ilkesi ve yargı bağımsızlığıdır. Yargı bağımsızlığı bir hukuk devletinin en temel unsurudur. Kuşkusuz bu bağımsızlık, yargı mensuplarına verilmiş bir imtiyaz da değildir.

Bu genel tespitler ışığında baktığımızda, ülkemizi on bir yıldır tek başına yönetmekte olan AKP iktidarının hukukla ve bağımsız yargı ile ciddi sorunlar yaşadığını, en azından bu ilkelerle kafasının karışık olduğunu söyleyebiliriz. AKP zihniyetinin demokrasi anlayışı kendi yapısından farklı olmayan bir anlayıştır. Eğer, işlerine gelirse “yargı yücedir, bağımsızdır”; işlerine gelmezse “yargı diktadır ve siyasidir.” Onların bu tavırlarını pek çok Anayasa Mahkemesi, Yargıtay, Danıştay ve mahkeme kararlarında gördük, yaşadık; bu konuda ilkeli hiçbir tavırlarını görmüş değiliz. Yargıdan bunların istediği kararlar çıkıyorsa “yargı bağımsızdır, süperdir, hatta harikadır” ama bunların istemediği karar var ise yargının ne diktası ne Ergenekon’u ne CHP’lisi kalıyor. Bugüne kadar ortaya çıkan pek çok olayda AKP’nin bu çelişkili tavırlarına tanık olduk. Ergenekon için bir davayı yürüten savcılar süper, “yargı bağımsız”; Balyoz isimli davayı yürüten savcılar çok iyi “yargı bağımsız”; cemaate ilişkin davayı yürüten savcı Ergenekoncu, “Derin yapılanma ürünü”. Deniz Feneri soruşturmasını yürüten savcılar “derin devletçi , Ergenekoncu, hukuk dışı ilişkileri var.” MİT soruşturmasını yürüten savcılar “derin devlet, hukuk dışı ilişki içerisinde.” Milletvekillerinin tutukluluk durumlarıyla ilgili verilen kararlar için “siyasi, derin devlet işi” gibi yaptıkları değerlendirmeleri hatırlıyoruz. Görüyoruz ki AKP, hukuku, pragmatist bir araç olarak görmektedir. Kendi çıkarları söz konusu olduğunda hukuk onlar için vazgeçilmezdir, tersi bir durumda ise kararı veren kişiler darbecidir, Ergenekoncudur. Hukuksal kararların hepsine saygı duymazsak nasıl hukuk devleti olabiliriz? Kuşkusuz, yargı bağımsızlığı tek başına bir imtiyaz sayılmaz. Bu kural, bireylerin doğru ve adil yargılanma haklarının teminatı olarak tanınmıştır. Bu teminat ancak iyi eğitimli, bilgili, donanımlı, maddi ve manevi yönden tatmin edilmiş yargıç ve savcılar eliyle sağlanabilir.

Sayın milletvekilleri, Adalet Bakanlığı bütçesi, birlikte görüşülen kurumlar da dâhil edildiğinde genel bütçenin yüzde 2’sini bile bulmamaktadır; 480 milyarda 9,5 milyarı bulmuyor adalet bütçesi.

Türkiye’de 2013 yılı Eylül ayı itibarıyla hâkim ve savcı sayısı 12.767, mahkemelerde çalışan adalet personeli sayısı ise 43 bindir. Gerek personel gerekse hâkim sayısı Avrupa Birliği üye ülkelerinin ortalamasının çok altındadır. Ağır iş yükü, cazip olmayan ücret politikası yargının en önemli sorunudur. Bu ucuz politika, yargıda ciddi anlamda nitelik sorununu da ortaya çıkarmaktadır. Bu politikanın ısrarla sürdürülmesi ve buna AKP dönemindeki siyasallaşmanın eklenmesi, nitelikli hâkim ve savcıların meslekten ayrılması sonucunu doğurmuştur. Bir hukuk devleti iddiasında olan Türkiye’de yargının bağımsızlığına ve tarafsızlığına olan inanç maalesef günden güne azalmış, pek çok olay ve uygulamalarla siyasal iktidarın kontrol ettiği bir yargı kurumu algısı topluma yerleşmiştir.

Nitekim, OECD ülkeleri arasında yargıya güvenin en az olduğu ülkenin Türkiye olduğu geçtiğimiz günlerde medyaya yansıdı. Bugün yüksek mahkemeler dâhil Türk yargısı büyük bir çöküşün içerisindedir. Maalesef, bugün hiç kimse için yargı ve yargıç güvencesi kalmamış durumdadır.

Anayasa’nın 160 ve 164’üncü maddelerinde, yüksek denetim kurumu ve hesap mahkemesi olarak düzenlenen Sayıştay da AKP iktidarında etkisizleştirilmiş, âdeta bir tabela kurumuna dönüştürülmüştür. Sayıştay denetimleri, kamu mali yönetiminde şeffaflığın sağlanması, kamu kaynaklarının etkin, verimli ve idareli bir şekilde kullanılmasını temin ve yolsuzlukların önlenmesi açısından son derece önemli olmasına rağmen bu denetim organı gerek yapılan yasal düzenlemelerle gerekse uygulamadaki lakayıt tavırlarla etkisizleştirilmiş, pasivize edilmiştir. Görülüyor ki kamu kaynaklarının nasıl kullanıldığının tespiti ve bunların raporlar aracılığıyla bütçe hakkının sahibi Parlamentoya sunulması AKP’yi rahatsız etmektedir.

Değerli milletvekilleri, ülkemizde ilk defa 1961 Anayasası’yla yargıç güvencesi sağlanmış ancak yargı bağımsızlığı tam anlamıyla bir türlü gerçekleştirilememiştir. 1982 Anayasası’nda ise yargıçlar ve savcılar birlikte düşünülmüş, bir yandan savcılar yargıç gibi düşünülmeye başlanmış, diğer yandan hâkimler savcılar kanalıyla kontrol altına alınıp memurlaştırılmıştır. Bugünkü sistem, memurlaştırılmış yargıçlar sistemidir ve bu sistemin yargı bağımsızlığı ve kavramıyla bir ilgisi yoktur. Böyle bir yapıdaki yargı, kişilere güvence olabilir mi? Siyasi bir görüş temsilcisi olan ya da kendini o şekilde tanımlayan bir yargı mensubu kendisi dâhil hiç kimseye güvence olamaz.

Değerli arkadaşlar, yargı bağımsızlığı konusu öncelikle bir kültür işidir. Devletlerin, halkların, kurumların, bireylerin, bağımsız yargı ve bağımsız yargıç kültürünü benimsemeleri hâlinde o toplumda bağımsız bir yargı bilinci oluşabilir. Bu kültürden uzak toplumların, bireylerin, hatta yargıçların bağımsız yargıyı gerçekleştirebilmeleri hiçbir şekilde mümkün olamaz.

Biz bugün HSYK yapısı nasıl olmalı diye tartışıyoruz, “Gelişmiş ülkelerde, başka ülkelerde şöyle ya da böyle.” diye. Unutulmamalı ki gelişmişlik, bağımsız yargı kültürüne ve bilincine sahip olmak demektir. O ülkelerde toplum, bireyler, devlet, herkes bağımsız yargı kültürünü benimsemiştir. En azından, baskın görüş öyledir, davranışları da böyledir. Dolayısıyla, bu tür ülkelerde hangi sistem olursa olsun o sistem doğruya, ideale yakın çalışır, yargıda ve yargılamada sorunlar olmaz, o ülkelerde hâkimlerle ilgili kararları veren kurulun, hükûmet ya da adalet bakanı tarafından oluşturulması hâlinde dahi çok fazla sorunlar yaşanmaz.

Bugün, AKP iktidarı kendi yargısını oluşturmaya çalışmış, bütün hukuk dışı, yanlış, çelişkili kararlarıyla, tutarsız hukuk yorumlarıyla kendine yakışır bir yargı. Ne yazık ki Türk yargısı bugün bir grubun hâkimiyetine ve tercihlerine teslim edilmiştir.

Bakınız, değerli arkadaşlar, iş o hâle geldi ki bir gün önce çok önemli bir soruşturma başlatılıyor ve bugün sabah İstanbul’da bazı emniyet müdürleri jet hızıyla görevden alınıyor. Henüz soruşturma ve yargı aşamasında olan bu durumla ilgili çok konuşmak istemiyorum ancak birkaç kelime etmeden de geçmek doğru olmaz. Şu an toplumdaki herkeste, her yerde, her kesimde, kafalarda aynı soru var: “Bu olay bir cemaat-Hükûmet kavgası mı, yoksa böyle bir hava mı yaratılıyor?” Bence bunun arkasına sığınmak operasyonun boyutunu hafife almaktır. Ortada bir yolsuzluk iddiasıyla başlatılan büyük bir soruşturma var ve bu soruşturma Hükûmetin 4 bakanına yönelik iddialar içermektedir. Hükûmete düşen görev, soruşturmayı yürüten savcıları ve emniyet görevlilerini rahat bırakmak, hatta onlara destek olmaktır. Oysa, aksine girişim iddialarını duymaktayız, bunun gerçek olmadığını düşünmek istiyoruz. Bazı delillerin karartılması iddiası dahi vahim sonuçlar doğurur. Evet, bir siyasal, dinî hizmet, adı her neyse, bir hareketin yargıda kadrolaşmasına göz yumar, destek verir, onların size muhalif olanlarına yaptıkları hukuk dışılıkları alkışlarsanız; iş, güç kavgasına dönüştüğünde siz de hedef olursunuz, bu sefer siz feryat eder, bağırırsınız. Yargının, yargılamanın çok hassas bir konu olduğunu her fırsatta söyledik, söylemeye devam ediyoruz. Güven veren, güçlü, bağımsız, teminatlı bir yargı örgütü oluşturmanın zamanı çoktan gelmiştir.

Arkadaşlar, toplumun en büyük arzusu adaletin eşit dağıtılmasıdır ve toplumların en büyük derdi de adaletsizliktir. Unutulmamalıdır ki adaletin olmadığı yerde yaşam değersizdir. Topluma ve insanlara mutluluk yolunu açan adaletli günler diliyor, hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Osmaniye Milletvekili Sayın Hasan Hüseyin Türkoğlu.

Buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – Sayın Başkan, Türk milletinin saygıdeğer milletvekilleri; 2014 yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı’nın 14’üncü maddesi üzerine Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlarım.

İktidara geldiğinde yoksullukla, yolsuzlukla ve yasaklarla mücadele edeceği iddiasını programına koyan AKP hükûmetleri bu alanların her birinde ayrı ayrı başarısız olmuştur. Yolsuzlukla mücadele edeceğini söyleyen AKP hükûmetleri bizzat yolsuzluk ve usulsüzlükle anılmaktadırlar. Kendileri yetmiyormuş gibi, dünürleri, çocukları, yandaşları, hatta birçok partililerini yolsuzlukların, şaibelerin içinde görmekteyiz. Hükûmet, Türkiye Cumhuriyeti’ni bir siyasal ganimet olarak görmektedir. Bir yandan, Cumhuriyet Türkiyesi’ne hınç ve rövanş duygularıyla bazen açık ve bazen sinsi bir savaş yürütürken diğer yandan, cumhuriyetin bütün birikimlerini bir siyasi savaş ganimeti gibi geçmişin mücahitleri, dünün müteahhitleri ve bugünün her şeye müsaitlerine bonkörce dağıtmaktadır. Devletin mülkleri, iktisadi ve ticari işletmeleri, makam ve unvanları Sayın Başbakanın yandaş ve yoldaşlarına alenen peşkeş çekilmektedir. Tam bir “han-ı yağma” düzeni.

Olaya bakın, yolsuzluk iddiasına muhatap olan kişi Başbakanın danışmanı, kayınbiraderi, milletvekili ve Başbakanın başdanışmanı, damadı, Başbakanın Spor Bakanı. Maşallah, Başbakanlık değil, sanki aile şirketi.

Bizim Çukurova’da bir tabir vardır, annenin kardeşine yani teyzeye “dezze” denir. Belediye başkanı belediyeye hep akrabalarını doldurmuşsa o belediyeye de “dezzem oğlu belediyesi” derler. Bizimki de dezzem oğlu hükûmeti olmuş da haberimiz yok.

Çıraklık döneminde acemice yapılan yolsuzluklar kalfalık döneminde Türkiye Büyük Millet Meclisi de alet edilerek suç olmaktan çıkarılmış ya da cezası hafifletilmiştir. Ustalık döneminde ise Sayıştay raporları gibi denetim raporları hoyratça toplumdan ve Türkiye Büyük Millet Meclisinden ve adaletten kaçırılmaktadır. Eğer AKP’ye mensup olup da bu yolsuzlukların cihat gereği olduğunu düşünen varsa bilsinler ki tüyü bitmemiş yetimin hakkı tam da budur.

Saygıdeğer milletvekilleri, bütçeler siyasal iktidarların elde ettikleri kamu gelirleriyle kamu servetini toplum kesimleri arasında nasıl paylaştırmayı planladığını ve hangi kamu hizmetlerine ne kadar kaynak ayıracaklarını gösteren temel iktisadi, mali ve siyasi metinlerdir. Bütçeler bir yandan, kamu gelirlerinin kaynaklarını belirleme bakımından toplumsal külfetin dağıtımını düzenlerken diğer yandan kamusal nimetlerin paylaşımının esaslarını ortaya koyarlar. Bu bakımdan, bütçeler toplumsal barışı ve sosyal adaleti gözeterek adalet, hak ve nesafet ilkelerine bağlı kalmak zorundadırlar. Ancak AKP iktidarının on bir yıldır Türk milletine ve demokratik, laik cumhuriyete karşı yönelttiği şaşı bakış maalesef Hükûmetin bütçesine de yansımıştır.

Bir yandan, medeni toplumun vazgeçilmez ihtiyaçları hâline gelen otomobilden telefona, akaryakıttan doğal gaza kadar her türlü ihtiyacın üzerine bindirilip değişik isimlerle kamufle edilen dolaylı vergilerle dar ve orta gelirli vatandaşlarımız bir vergi cehennemine sokulurken, geçmişin mücahitleri, dünün müteahhitleri, bugünün ise her şeye müsaitleri olanlar âdeta bir vergi cennetinde yaşayıp dokunulmazlıklarının keyfini çıkarmaktadırlar.

Bu bütçeyle, çalışan emekçi kesimleri, memuru, işçiyi, esnafı ve emekliyi mağdur eden, çiftçiyi ve köylüyü yoksulluğa mahkûm eden bir paylaşım düzeni kurulmaktadır. Üstat Necip Fazıl’ın dediği gibi “Bir kişiye dokuz pul, dokuz kişiye bir pul dağıtılmaktadır.”

Değerli milletvekilleri, AKP Hükûmetinin bakış ve zaviye bozukluğunun en vahim ve en tehlikelisine Türk milletinin birlik ve beraberlik ve huzuru üzerinde yürüttüğü gayrimillî operasyonlarda şahit olmaktayız. Bin yıllık kardeşliğimiz, tek ve güçlü bir millet olarak birlikte yaşama azim ve kararımız, bizi birbirimize bağlayan manevi halatlar Türkiye düşmanı lağım fareleri tarafından hesaplaşma, hırs ve kin duygularıyla sinsice kemirilmektedir.

Bu iktidar sinsidir çünkü bölücü küresel projelerine meşruiyet kazandırmak için şehitlerimizin mübarek kanlarını bahane edebilmiştir. “Akan kan duracak, analar ağlamayacak.” sloganlarıyla diktiği bölücülük fidanını kan ve gözyaşı istismarıyla sulamış, beslemiş, büyütmüştür. Sayın Başbakanın diktiği bu bölücülük fidanı on bir yılda hızla büyümüş ve cehennemdeki zakkum ağacı gibi meyvelerini vermiştir. Başbakan bugün, kendi büyüttüğü lanetli ağacın bölücü meyvelerini İmralı ve Erbil’le birlikte devşirmekle meşguldür. Türkiye'nin belli bir coğrafyasını “Kürdistan” diye niteleyerek Türk milletine, Türkiye Cumhuriyeti devletine ve Anayasası’na, bu kutsal mekânda ettiği milletvekili yeminine ihanet etmiştir. Bir de sıkılmadan, Birinci Meclisi ve zabıtlarını kendisine şahit tutmuştur. Buradan Sayın Başbakanı siyasi namus adına söylediklerini ispata davet ediyorum. Ne son Osmanlı Meclisi Mebusanında ne de onun devamı olan Birinci Mecliste hiçbir zaman “Kürdistan Mebusu” sıfatı taşıyan bir milletvekili olmamıştır. Varsa, Sayın Başbakan çıksın o Kürdistan mebusunun adını ve temsil ettiği siyasi birimin neresi olduğunu söylesin. Söyleyemez çünkü tarih ve devletin resmî belgeleri Sayın Başbakanı yalanlayacaktır. Sayın Başbakan hem Osmanlı Devleti’nin ve aziz ecdadımızın hatıralarına hem de cumhuriyetin kurucu kadrolarına alenen iftira etmiştir. Aslında Sayın Başbakanın derdi tarihî gerçekleri ortaya çıkarmak değildir; Sayın Başbakanın amacı Türk milleti üzerinde psikolojik harekât yürüterek zihin bulanıklığı yaratmak ve hayalini kurduğu Kürdistan’a giden yolun taşlarını döşemektir. Kürdistan’ı kurma konusunda Sayın Başbakan Lozan görüşmelerine katılan müstevli İngiliz Başbakanı Lloyd George’dan daha şehvetli ve arzulu çıkmıştır. Onun ruhuna Fatiha okutacak kadar ileri gitmiştir. Ancak, Sayın Başbakana hatırlatmayı borç bilirim: Türk milleti en zayıf olduğu o günlerde bütün dünyaya, düvelimuazzamaya, İngiliz’e, Fransız’a, İtalyan’a ve Rus’a rağmen vatanını ve milletini böldürtmemiştir ki şimdi size böldürtsün. İşte, ben, bu yüzden bu iktidar sinsidir diyorum. Eline kara bir hokkabaz çuvalı almış, sürekli cafcaflı, yaldızlı ve gösterişli paketler çıkarmakta. Önümüze konulan her paketten ayrı bir ihanet ve fitne projesi çıkmaktadır. Gösterişli bir paketin, açıyorsunuz, içinden bebek katiline af çıkıyor; başka birine bakıyorsunuz, Barzani; bir diğerinden Şeyh Sait çıkıyor. Son açtığımız pakette ise dağdaki teröriste övgüler dizip Mehmetçik’e hakaretleriyle bilinen hainler, Ahmet Kaya ve Şivan Perwer çıkıyor. Kısacası; bin yıllık kardeşliğimizi yıkmayı hedef alan ne kadar küresel ve yerel bölücü fitne varsa Sayın Başbakanın kara çuvalından çıkıyor. Sayın Başbakan “barış ve kardeşlik” diye diye bizi 36 farklı aileye, 36 ayrı kabileye, 36 ayrı dile ayırmaya çalışmaktadır. Türkülerimizi, ağıtlarımızı, sevinçlerimizi, kederlerimizi, akrabalık bağlarımızı, şehirlerimizi, mahallelerimizi ve daha da vahimi, ortak gelecek hayalimizi, birlikte yaşama arzumuzu ve umutlarımızı yıkmaya çabalamaktadır. Diyarbakır’da “büyük buluşma” deyip bölücü tiyatro sahnesinde boy gösteren Şivan Perwer haininin teröristlerin ölümü için yaktığı ağıtları dinlerken maaile gözyaşı dökmeye utanmamıştır. Diyarbakır’da anlaşılmıştır ki, Sayın Başbakan “Analar ağlamayacak.” derken asıl kaygılandıklarının şehit anaları değil, bölücü terörist anaları olduğunu göstermiştir.

İSRAFİL KIŞLA (Artvin) – Ayıp, ayıp!

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Devamla) – Bu durumda mecburen soracağım. Başbakan ve ailesi hiç ömrü boyunca şehitlerimiz için ağlamış mıdır? Acılı şehit analarının ağıtlarını, feryatlarını dinlemiş midir?

VEDAT DEMİRÖZ (Bitlis) – Ayıp ya, ayıp!

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Devamla) – Kınalı kuzularımıza yakılan türkülerle düet yapmış mıdır? Hayır, aksine benim şehidime “kelle” diyerek onları tahkir etmiştir. Bu iktidar sinsidir çünkü binlerce gencimizin kanını üzerinde taşıyan bebek katilinin ve teröristlerin affedilerek sokağa salınması arzusunu çözüm süreci ve normalleşme diye milletimize yutturmaya çalışmıştır.

Başbakan Kandil ve İmralı’yı affetme arzusunu “Bu benim hayalim.” diyerek milletin aklıyla alay etmeye cüret edebilecek kadar izandan uzaktır.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Ya bırak!

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Devamla) – Sayın Başbakanın hayali İmralı ve Öcalan olabilir ama kâbusu Milliyetçi Hareket Partisi ve Devlet Bahçeli olacaktır.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Belli oluyor, belli oluyor!

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Devamla) – Sayın Başbakanın hayali Kürdistan olabilir ama 780 bin kilometrekarelik bir ve bütün mübarek vatan toprağının tapusunu uhdesinde bulunduran Türk milliyetçileri kâbusu olacaktır. Sayın Başbakanın hayali modern sultanlık olabilir ama aklı hür, vicdanı hür, feraseti yüksek aziz Türk milleti kâbusu olacaktır.

Bu duygu ve düşüncelerle bütçenin milletimize hayırlar getirmesini diler, Türk milletinin milletvekillerini saygıyla selamlarım. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Sayın Türkoğlu AKP Grubuna sataştı efendim.

BAŞKAN – Ama bakın yani demin bir söz söyledim Sayın Ağbaba. Dedim ki yani hava çok güzel ne olur bunu bozmadan götürelim. Olabilir.

BAŞKAN - Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına Hakkâri Milletvekili Sayın Adil Zozani. (BDP sıralarından alkışlar)

Buyurun.

BDP GRUBU ADINA ADİL ZOZANİ (Hakkâri) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Bu kürsüde ne söylediysek, geçmişte ne söylediysek esasında gelişmeler, olup bitenler bir şekilde bizi doğruladı. Bir şekilde bizim burada ifade ettiğimiz çifte standartlar, çifte hukuk uygulamaları, usulsüzlükler, yolsuzluklar, güne dönük ne söylediysek bir bir karşımıza çıktı. Ve geçmişte sadece bize dokunup herkesin sustuğu durum şimdi herkese dokunur duruma geldi. Umut ediyorum, güncel gelişmeler ışığında Meclis, artık sadece BDP’ye veya BDP’lilere dokunduğu zaman sessiz kaldığı durumlar karşısında bugün dönüp artık herkese dönük tahripkâr bir ortamın oluştuğunu ve giderek siyaset açısından felaket olarak telakki edilebilecek, ifade edebilecek bir tabloyla karşı karşıya olduğumuzu herkese ifade eder.

Bakınız, son iki gündür Türkiye’de olup bitenler, eğer usulsüzlükler ve yolsuzluklar boyutuyla doğruysa çok vahim, doğru değilse çok  daha vahim bir tabloyla karşı karşıya olduğumuzu bize gösteriyor.

Özel yetkili mahkemelerle ilgili olarak bizler geçmişte bu kürsüde ne ifade ettiysek bugün de aynı şeyi ifade ediyoruz. Bakınız, Temmuz 2012’de özel yetkili mahkemelerin yetki alanlarının sınırlandırılmasılla ilgili olarak üçüncü yargı paketi bu Mecliste kabul edildi. Biz o gün ne demişiz, bugün ne diyoruz paylaşmak istiyorum. Temmuz 2012’de özel yetkili mahkemelerin görev alanlarının sınırlandırılmasıyla ilgili olarak yaptığımız konuşmanın birinde aynen şu cümleyi kullanıyoruz: “Merak etmeyin, özel yetkili mahkemeler kalkmaz. Biz bu devletin aklını ezberledik. Bu devlet biz Kürtleri mahkemesiz, özel yetkili mahkemelerden mahrum bırakmaz.” demişizdir. Biz bu mantığı biliyoruz. Ta, 1920’lerden bugüne kadar bu mantık bu şekilde işledi. Ne zaman “Bir iyileştirme yapılacak.” dendiyse daha vahimi geldi, gelen gideni arattı. O nedenle, samimi duygularımızı ifade edeyim. Biz dün şunu söylüyorduk: “Keşke ‘değişiklik’ adı altında bir tasarı gelmese, hiç olmazsa mevcut olan kalsa. Gelen daha beter, gelen ya da getirilmek istenen öncekinden çok daha beter.” ifadelerini kullanmışız. O gün bizi dinlemediniz, o gün bizi dinlemediniz, bugün karşınıza çıktı.

1920’lerden beri yani Hasan Hayri’nin…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Bizi karıştırma.

ADİL ZOZANİ (Devamla) -  …Diyap Ağa’nın “Kürdistan Milletvekili” olarak davet edilip bu kürsülerden konuştuğu günlerden bugüne kadar tablo aynı işliyor, tablo aynı işliyor, herkes açısından aynı işliyor. Hiçbirimizin, hiçbirinizin ne mahremiyeti kaldı ne özel yaşantısı kaldı. Şimdi silkelenip kendinize gelecek misiniz? Onu ifade ediyoruz. Herkese dokunmaya başladı. Bugüne kadar bize dokundu, sessiz kaldınız; şimdi, devletin yarattığı bu canavar devletin Başbakanı tarafından “çete örgütlenmesi” olarak ifade ediliyor.

NURETTİN DEMİR (Muğla) – Ödül verecek ödül, polislere…

ADİL ZOZANİ (Devamla) -  Biz ne diyorduk? “Çete yapılanması” diyorduk.

Sizden rica ediyorum, bugün görevden aldıklarınızı Hakkâri’ye, Diyarbakır’a, Van’a, Batman’a, Şırnak’a göndermeyin, Dersim’e göndermeyin, bari bu iyiliği çok görmeyin. Görevden aldıklarınızı oraya göndermeyin, evlerinde kalsınlar, maaşlarını da ödeyin çünkü geçmişte hep yaptınız. Daha geçen yaz 500 civarında polisin görev yeri değiştirildi, “Batıda operasyonlarla ilgili işiniz bitti, hadi doğuya gidin.” dediniz. Bunları göndermeyin, bunlar yerinde kalsın, bunu ifade ediyorum.

Ağız tadıyla biz bu bütçeyle ilgili olarak teknik değerlendirmeler yapmak istedik ama ne hikmetse bu bütçe görüşüldüğü günden bu yana her gün sarsıcı yeni bir gelişme oluyor, esasında bütçeyi konuşmuyoruz. Düşünün ilk günkü atmosferi, böyle, Sayıştayla ilgili raporların havada uçuştuğu ilk tabloyu bir göz önüne getirin. Şimdi Sayıştayla ilgili kimse bir şey tartışmıyor.

Kayıtlara geçmesi açısından, pratik olarak ben Sayıştayla ilgili olarak ne yapılması gerektiğini konuşmamın bu bölümünde ifade etmek istiyorum.

Birinci olarak, Sayıştay Kanunu’nun 34’üncü maddesinin (a) bendinde “güvenilir ve yeterli bilgi” kavramı kullanılıyor. Öncelikle Sayıştaya verilen bilginin güvenilir ve yeterlilik kavramlarıyla tanımlanmasının önüne geçeceğiz. Verilen bilgi güvenilir ve yeterli olacak. Sayıştay Kanunu’ndaki 9’uncu madde gereği talep edilen her bilginin Sayıştayın önünde olmasını sağlayacağız. Bunu kim sağlayacak? Öncelikle iktidar partisi, hükûmeti oluşturan parti bunu oluşturacak.

Aynı maddenin (c) fıkrasında düzenleme ihtiyacı var. Bakın, dün de ifade ettik, ne performans denetimiyle ilgili rapor geliyor ne düzenlilikle ilgili Meclise rapor geliyor. Bu konuda mutlak anlamda bir düzenlemeye ihtiyaç vardır. Performansı denetlenmemiş hiçbir bütçe amacına ulaşmış bütçe olarak varsayılamaz.

36’ncı maddenin (2)’nci fıkrasının (a) bendiyle ilgili mutlak bir düzenleme bu anlamda yapılmak durumundadır. Sayıştaya düzenlilik denetimi yapılabilecek bir olanağın verilmesi gerekir. Bunun için de 5018/42’nci maddeye bir ilavenin yapılması, bir fıkra eklenmesi gerekir. Ayrıca 5018/43’te de hükûmeti taahhüt altına alacak, hükûmetin bilgileri kısıtlamadan Sayıştayla paylaşacağı bir düzenlemenin yapılması gerekiyor.

Bakın, madde madde ifade ediyorum. Görüşlerimizi ifade ediyoruz. Hangi maddede, hangi kanunun maddesinde ne yapılması gerektiğini ifade ediyoruz. Çünkü bunu yapmazsak gelecek sene aynı şeyleri tartışıyor olacağız.

6085 yani Sayıştay Kanunu’nun 48’inci maddesine mutlak surette bir fıkranın eklenmesi gerekir. Oraya da genel uygunluk bildirimiyle birlikte Sayıştay raporlarının tamamının Meclisin bilgisine sunulmasını zorunlu kılacak ifadeler koymamız gerekir.

Bakın, 6085/43 (2)’nci fıkrada hâlâ Sayıştay raporlarının Devlet Planlama Teşkilatıyla paylaşılacağı ifade ediliyor. Siz bu kurumu gömeli yıllar oldu, böyle bir kurum yok. Şimdi onun yerine Kalkınma Bakanlığını kurdunuz, ifadeyi bari değiştirmeniz gerekir.

Ayrıca, 44’üncü maddeye askerî ve güvenlik harcamalarının mutlak surette denetim altına alınacağı bir ifadenin, bir fıkranın eklenmesi gerekecek. Bunun için bir düzenlemeye ihtiyaç var, yasal düzenlemeye ihtiyaç var. Hazır bir komisyon kurulmuşken bu komisyon bu alanda da bir çalışma yapmak durumundadır.

Ayrıca, mevcut hâliyle Sayıştay raporlarını Plan ve Bütçe Komisyonunda sağlıklı değerlendirme olanağı yoktur. Dünyadaki diğer örneklerini inceleme, yerinde görme fırsatımız oldu. Mesela İngiltere’de bu iş nasıl işliyor? Sayıştay raporlarını, devletin harcamalarını kontrol eden ayrı bir komisyon var ve o komisyonun başkanlığını da iktidar partisi mensubu bir milletvekili yapmıyor, muhalefet partisi mensubu bir milletvekili yapıyor. Bizim de burada benzer bir düzenlemeye ihtiyacımız vardır. Ya Plan ve Bütçe Komisyonunun içerisinde -bir alt komisyon marifetiyle- Sayıştay raporlarını değerlendirecek yeni bir komisyon kurulacak ya da ayrıca bir ihtisas komisyonuna ihtiyaç vardır. Sayıştay raporlarının Meclise sunulma süresini geriye çekmek durumundayız. Bütçeyle birlikte Sayıştay raporlarını aynı komisyonda değerlendirme olanağı mevcut değildir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ADİL ZOZANİ (Devamla) – Bu düzenlemeleri yapabilirsek bundan sonraki yıllar için daha sağlıklı değerlendirme yapma şansına sahibiz. Bunları partimizin görüşü olarak ifade etmek istedim.

Teşekkür ediyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Şahıslar adına ilk söz Bursa Milletvekili Sayın Mustafa Öztürk’e aittir.

Buyurun Sayın Öztürk. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MUSTAFA ÖZTÜRK (Bursa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2014 yılı Bütçe Kanunu Tasarısı’nın 14’üncü maddesi lehine şahsım adına söz almış bulunmaktayım. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle bütçemizin milletimize, ülkemiz dışında yaşayan soydaşlara, akraba topluluklarına ve vatandaşlarımıza hayırlı olmasını diliyorum.

Bugün bütçe görüşmelerinin dokuzuncu günü, dokuz gündür bütçe görüşmelerini dinliyoruz. Partimizin hazırlamış olduğu on ikinci bütçeye muhalefetin yine ciddi bir eleştiri getiremediğini gördük.

ADİL ZOZANİ (Hakkâri) – Daha ne getirsin? Allahtan kork ya!

MUSTAFA ÖZTÜRK (Devamla) – Başlangıçta Sayıştayla yattılar kalktılar, şimdi de iki gündür kendilerine bir şey çıkmayacak operasyonlardan bahsediyorlar. Bu operasyonlardan size bir şey çıkmaz merak etmeyin. Neden? Bakın, bu yapılan mesele…

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Bize çıkmayacak zaten, size çıkacak!

MUSTAFA ÖZTÜRK (Devamla) – Yolsuzluk kim olursa olsun üstüne gideriz, kesinleşen şeylere...

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Sen ne biliyorsun ya, detayları biliyor musun sen?

MUSTAFA ÖZTÜRK (Devamla) – …ama bu operasyon Türkiye’ye yapılan bir operasyondur, bu operasyon bu millete yapılan bir operasyondur, Türkiye ekonomisine darbe operasyonudur.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Allah Allah ya! Adamın evinde 4 milyon dolar çıkıyor, operasyondan bahsediyorsun!

MUSTAFA ÖZTÜRK (Devamla) – Bakmıyor musunuz Türkiye’yle Halk Bankasının arasında, İran’la altın ticaretiyle arasındaki şeye?

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Kaç numara ayakkabı giyiyorsun ya!

MUSTAFA ÖZTÜRK (Devamla) – Bakmıyor musunuz füze meselesine?

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Ne kadar önyargılısın, bir soruşturma tamamlansın. Bak, siz demiyor musunuz, “Soruşturma tamamlansın.” demiyor musunuz?

MUSTAFA ÖZTÜRK (Devamla) – Bakmıyor musunuz Kuzey Irak petrollerinin parasının nerede tutulacağına? Görmüyor musunuz bunları? Bunları görün, ona göre değerlendirin. O yüzden bu operasyonlar Türkiye’ye karşı yapılıyor. Siz bari ortak olmayın bu operasyonlara, boş verin.

Muhalefet partilerinden maalesef bütçenin özüne, hedeflerine dair bir proje almadık, hiçbir söz etmediler. Bu noktada rahmetli Erbakan Hoca’mızı dinledim, bütçe görüşmelerini -o bütçe görüşmelerini ben arıyorum şahsen- müthiş bir konuşma, müthiş nükteler. Rahmetli Erbakan Hoca’mız herhâlde şöyle derdi muhalefete…

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – “Sizi gidi faizciler sizi, sizi gidi faizciler sizi!”

MUSTAFA ÖZTÜRK (Devamla) – “Sizi gidi yavru üçüzler sizi! Hadi oradan hadi! Dersinize iyi çalışmamışsınız, dersinize iyi çalışıp öyle gelin.” derdi. AK PARTİ iktidarlarından önce hazırlanan bütçelerde IMF kırmızı çizgiler belirlerdi. Kendine olan faiz borçlarının ödenmesi için ne derdi? “Eğitime kaynak aktarma, sağlığa kaynak aktarma, sosyal kaynaklara kaynak aktarma” derdi.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Rahmetli Hoca’yı yalnız bırakıp gittiniz. Günah mı çıkarıyorsunuz, günah mı!

MUSTAFA ÖZTÜRK (Devamla) – Daha önceki hükûmetler döneminde gelirlerin büyük bir kısmı borç ve faize gidiyordu, onları ödüyorduk. Para basılıyordu, devalüasyonla bir gecede millî gelirimizin yarıya düştüğünü gördük. Böyle bir bütçeyle kalkınmayı, yatırımları, üretimi nasıl yapacağız, cari masrafları nasıl karşılayacaksınız? Karşılanmadı zaten, hep küçüldük hep küçüldük, büyüyemedik, gelişemedik. Biz millî bir bütçe hazırladık, açık, net söylüyorum. Ne demek millî bütçe? IMF’den ve dış kaynaklardan bağımsız bir bütçe hazırladık.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Tabii ya!

MUSTAFA ÖZTÜRK (Devamla) – İşte, geldiğimizde 23,5 milyar dolar borç vardı. Bunları ödedik, 5 milyar dolar da borç verme anlaşması yaptık.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Bakan çocuklarının bile milyar dolar paraları var.

MUSTAFA ÖZTÜRK (Devamla) - Ülke menfaatlerine ve beklentilerine uygun bir bütçe hazırladık. Enflasyon yüzde 30 küsurken yüzde 6 noktalara indi. Faiz ve borç kıskacından kurtulmuş bir bütçe hazırladık. Yüzde 63 ile borçlanan Türkiye artık bir dönem yüzde 4,67’ye düşmüştü, işte yine sizin anlayamadığınız Gezi olaylarıyla biraz yükseldi. Türkiye’ye nasıl operasyonlar yapılıyor onları araştırın.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Ya adam olun yaptırmayın kardeşim, ülkeyi siz yönetiyorsunuz. Ülkeyi siz yönetiyorsunuz, adam olun yaptırmayın operasyonu.

MUSTAFA ÖZTÜRK (Devamla) - Büyümeyi hedefleyen bir bütçe hazırladık. AK PARTİ iktidarları döneminde ortalama yüzde 5 büyüdü, büyümeye de devam ediyor, dünyada kriz olmasına rağmen.

Yatırımı ve üretimi teşvik ettik. 44,2 milyar yatırıma ayırdık, ihracatı ve istihdamı artıran bir bütçe hazırladık. İhracat 36 milyar dolardan 153 milyar dolarları geçti. Nasıl oluyor bu? Sanayiyle oluyor, üretimle oluyor, teşvikle oluyor, destekle oluyor.

Ben bütçeyi üç ana başlıkta incelemek istiyorum. Bir: Bilgi ve AR-GE meselesi. Bilgi edinme kalitesi eğitimden geçer, eğitim reformundan geçer, gençlerimizin yeteneklerini ortaya çıkaracak araştırma ve proje bazlı eğitimden geçer. Biz, bunun için bu bütçede de en fazla payı eğitime harcadık. 78,5 milyar dolar harcadık, aktardık oraya.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Harcadın da denetliyor musun o bütçeyi? Denetliyor musun nereye harcadı diye!

MUSTAFA ÖZTÜRK (Devamla) - Bak, birinci birinci!

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Bu bakan bu parayı nereye harcadı diye denetliyor musun! Denetliyor musun!

BAŞKAN – Sayın Akar, Sayın Akar. Biraz sonra konuşacaksınız.

MUSTAFA ÖZTÜRK (Devamla) - Sağlığa aktardık 75 milyar lira. Cumhuriyet tarihinde yapıldığı kadar derslik yaptık, öğretmen ataması yaptık. İstiyoruz ki dünya çapında bilim adamları yetişsin, buluşlar yapalım, AR-GE yapalım, yüksek teknolojiye sahip olalım, dünya çapında markalarımız olsun. Bu nedenle AR-GE paylarını binde 4’ten yüzde 1’lere, 2.5 katı artırdık. Yeterli mi? Hayır yeterli değil. Avrupa Birliğinin ortalamasını geçmek zorundayız. Özel sektörün AR-GE’ye daha fazla kaynak aktararak hem kendilerini büyütmelerini hem de dünyayla rekabet etmelerini istiyoruz.

İkincisi: Sermaye ve kaynak kullanımı. Sermaye birikimi yoksa hiçbir şey yapamazsınız. Bak, bütün sermaye yöntemlerini kullandık, dış sermayeyi çektik, kamu-özel ortaklığı yaptık, hepsini yaptık elhamdülillah. O yüzden yatırımları yapıyoruz, altyapı ihtiyaçlarını gideriyoruz.

Bir başkası da enerji. Enerjiyi de çözüyoruz, alternatif yenilenebilir enerji kaynaklarını üretiyoruz.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Bu konuşmadan sana bakanlık çıkmaz.

MUSTAFA ÖZTÜRK (Devamla) – Dolayısıyla, silahımızı, tüfeğimizi, tankımızı kendimiz yapıyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUSTAFA ÖZTÜRK (Devamla) – Millî, bakın, millî, geçen bir gazetede çıktı.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Bu konuşmadan sana bakanlık çıkmaz.

MUSTAFA ÖZTÜRK (Devamla) – ASELSAN diyor ki: “Bırakın bize millî bütçemizi yapalım.” Millî bütçemizi yapıyoruz, millî.

Hayırlı olsun. (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar; CHP ve MHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar[!])

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Tanal, ben şimdi Sayın Akar’a söz vereceğim.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkan, sayın hatip biraz önce dedi ki: “Türkiye'de yapılan  bu operasyonlar Türkiye Cumhuriyeti devletine yapılan operasyondur.”

MUSTAFA ÖZTÜRK (Bursa) – Türkiye'ye yapılan, ekonomiye yapılan bir…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Peki, Türk Silahlı Kuvvetlerinin Genelkurmay Başkanı, Türk Silahlı Kuvvetleri, üniversite öğrencileri, üniversite öğretim üyelerine baskı yapıldığı zaman neredeydi? Onlarda bir yolsuzluk mu vardı?

MEHMET GÜNAL (Antalya) – “Oh olsun.” diyorlardı o zaman.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Yani, belgesini ben size gösteriyorum. Bakın, bunun neresi…

BAŞKAN – Şahıslar adına son söz Kocaeli Milletvekili Sayın Haydar Akar’a aittir.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; evet, Türkiye dün sabah büyük bir krizle uyandı. Hepimiz bu krizi hâlen izliyoruz. Tabii, bu kriz neydi? Belki de Türkiye'nin ve dünyanın, gelmiş geçmiş, içinde Hükûmet üyelerinin, ailelerin olduğu, çocukların olduğu bir krizdi, bir ilkti bu; 3 bakanın ailelerinin, çocuklarının olduğu bir kriz. Bir kamu bankasının üst düzey yöneticisinin olduğu, yine bir belediye başkanının olduğu ve birden çok insanın olduğu bir krizden bahsediyoruz. Neydi bu kriz? Rüşvet ve yolsuzluk kriziydi.

Aslında üç ayrı olay birleştirilmiş ve birlikte yapılmıştı. Öyle bir operasyon yapıldı ki, zarflar özel dağıtıldı operasyon yapacak timlere. Nedeni de şuydu: Hükûmetinize, Hükûmetinizi idare eden İçişleri Bakanına, onların emniyet müdürlerine güvenmedikleri için cumhuriyet savcıları operasyonu gizli yaptılar.

Şimdi, kim yaptı bu operasyonu? Cumhuriyetin savcıları, Türkiye Cumhuriyeti’nin savcıları yaptı. Kimle birlikte yaptı? Emniyetle birlikte yaptı. Nasıl olması gerekiyordu bu operasyon sonucunda? Birtakım insanlar gözaltına alındı. Kimdi bu gözaltına alınanlar? Tabii, sizin Hükûmetinizin mensubu olan bakanların çocukları da vardı bunların içinde. Bir başka ülkede olsaydı bu nasıl olurdu? O bakanlar hemen istifa ederlerdi yani “Temiz siyaset, temiz toplum budur.” derlerdi ve istifa ederlerdi. Bunun dünyada örnekleri var arkadaşlar. Yani, size hemen kısa birkaç örnek sunmak istersem: Örneğin, Danimarka Kalkınma Bakanı bürokratların kendisini uyarmadığı için halkı yanılttığını düşünerek istifa etti bir konuda. Yine, Lüksemburg Başbakanı rüşvet ve yasa dışı dinleme olayı olduğu için -bir kez olmuş yasa dışı- istifa etmiş. Türkiye’de her gün yasa dışı dinlemeler oluyor ama istifa eden ortada yok. Yine, Çek Cumhuriyeti Başbakanı istifa etmiş. Niye istifa ettiklerini ben söyleyeyim, siz araştırın arkadaşlar.

Ama, asıl önemlisi şu arkadaşlar: Bakın, ben bir KİT Komisyonu üyesiyim. Yani, 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu’na göre ihaleler yapılıyor bu kamu kurumlarında, KİT’lerde (kamu iktisadi teşebbüsleri) biz KİT Komisyonunda denetliyoruz. Neyi denetliyoruz? Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının bize vermiş olduğu yetkiyi yani Türkiye Büyük Millet Meclisinin bir ferdi olarak gidiyoruz orada kamu adına ve vatandaşlar adına denetim yapıyoruz, Sayıştay raporlarından yapıyoruz. Şimdi, bu Sayıştay raporlarından yaptığımız denetimlerde birçok ihlale, birçok yolsuzluğa rastlıyoruz; bunları burada tek tek sayabilirim sizlere. Ama, garip olan, aynı burada davrandığınız gibi, bütçeyi onayladığınız gibi, bütçenin her kalemini “Acaba bir yıl önce Sayın Bakan bu bütçeyi nasıl kullanmış, Enerji Bakanı bu bütçeyi nasıl kullanmış, Ulaştırma Bakanı bu bütçeyi nasıl kullanmış?” diye sormadan onayladığınız gibi o Komisyondaki arkadaşlarımız da aynen bu şekilde onaylıyorlar, hiç bakmaksızın ibra ediyorlar oradaki yolsuzlukları.

4734 sayılı Kanun sizin döneminizde değiştirildi. Niye değiştirildi arkadaşlar? Avrupa müktesebatına uyduruldu, eksikler giderildi. Bir de 3’üncü maddesi var. Nedir bu 3’üncü maddesi? İstisnalar maddesiydi. 4 tane alt fıkrası vardı bunların ama bugün alfabenin harfleri yetmiyor istisnalarda. Nedir bu istisnalar biliyor musunuz? En basit (r) maddesini söyleyeyim ben size, redevans usulü. Biliyor musunuz fakirlere dağıtılan kömürün redevansla alındığını? Biliyor musunuz bugün Zonguldak taş kömürü işletmesinin redevansla verildiğini? Biliyor musunuz, Afşin-Elbistan’da, hani sizin yandaş gazeteleri alan baronlar varya, basın baronları, onların nasıl bedava aldığını ve devleti nasıl kazıkladığını? Niye bunları merak edip sormuyorsunuz?

Şimdi, sevgili arkadaşlar, aslında sizin bir suçunuz yok, günahınız yok. Gerçekten, sizin içinizdeki milletvekili arkadaşların yüzde 98’i, yüzde 95’i bu işlerle hiç ilgilenmiyor, suçu günahı yok. Parayı götüren, malı götüren, devleti götüren, soyan, arkadaki bir kesim var. İşte sizden ricam, bu arkadaki kesime sahip çıkmayın arkadaşlar ve siz buna sahip çıkıyorsunuz burada, sahip çıkıyorsunuz bunlara siz. Çıkmayın! (CHP sıralarından alkışlar)

Demin hatip konuşuyor. Ne konuştuğunu biliyor musun sen? Ne konuştuğunu biliyor musun? Bugün dünyanın en büyük yolsuzluğu açıklanmış Türkiye’de, bütün Avrupa basını bundan bahsediyor, sen kalkmışsın bunu savunuyorsun. Savunman gereken şu: “3 tane bakan derhâl istifa etmeli.” demen lazım bu kürsüden.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Ortak değilse.

HAYDAR AKAR (Devamla) - 29 tane emniyet görevlisi görevden alınacağına, 3 tane bakan derhâl istifa etmeli, Hükûmet istifa etmeli.” demelisin buradan. Sana düşen görev bu.

Sana vatandaş “Benim verdiğim vergileri, doğru, yolsuzluk yapmadan, çarçur etmeden, ayakkabı numarasına göre sığdıracağın para olarak görmemelisin.” diyor. (CHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

Şimdi, bunu yapmazsan kul hakkı yemiş olursun diyorum, saygılar sevgiler sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

MUSTAFA ÖZTÜRK (Bursa) – Sayın Başkan, sataşma var. Sataşmadan söz istiyorum.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Kime sataştım?

BAŞKAN – Soru-cevap işlemine geçiyorum.

Sayın Öğüt…

KADİR GÖKMEN ÖĞÜT (İstanbul) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

MUSTAFA ÖZTÜRK (Bursa) – Sayın Başkan, sataşma…

BAŞKAN – Şunu bitireyim, olabilir. Ya, mümkün olduğunca görmemeye çalışıyorum da.

KADİR GÖKMEN ÖĞÜT (İstanbul) – Sayın Bakanım, sağlık mensupları, bildiğiniz gibi maaşları en düşük çalışanlardır. Ek birtakım ödemelerle yaşam şartları biraz yükseltilmiştir ama ek ödemeler özlük haklarına yansımamaktadır. Bu da emeklilikte ciddi ekonomik zorluklar çekmelerine sebep olmaktadır. Kırk bir yıllık bir uzman doktor emekli olduğunda 1.700-1.800 lira almaktadır. Büyük ekonomik zorluklar ailevi olarak da sosyal sıkıntılara yol açmaktadır.

Bunun yanı sıra haberlerde, gazetelerde, 2014 yılından itibaren göz ve diş konusunda devletin artık ödeme yapmayacağına dair birtakım haberler duyduk. Bu haberlerin ne kadarının doğru olduğunu bilemiyoruz ama haberlerde gördüğümüz kadarıyla da çok ayrıntı var ve sonuçta da özel sigorta sistemiyle, tamamlayıcı sigortayla bunların tamamlanacağı söyleniyor. Bu da halka yeni bir yük getirecektir. Özellikle diş ve gözde halkın sağlığı konusunda çok önemli problemler yarattığını söylemek istiyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Demiröz…

İLHAN DEMİRÖZ (Bursa) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Sayın Bakanıma sormak istiyorum: 2/B arazilerinin satışının içerisine hazineye ait tarım arazilerinin satışı da konuldu. Alan olarak da tarım arazileri 2/B arazilerinden fazla. Bu yasa içerisine tarım alanlarının satışı neden konuldu, bunu öğrenmek istiyorum; bir. Çünkü, Milli Emlak Müdürlüğü tarafından zaten satıyordunuz veya kiralıyordunuz.

Ayrıca, 2/B ile tarım alanlarının satışını karşılaştırdığımız zaman, ülkemizde 2013 itibarıyla ne kadar bir satış gerçekleştirildi?

Yine, tarım arazilerinin satışı Bursa’mızda ne kadar gerçekleştirildi, bu konuda bilgi istiyorum.

Teşekkür ediyorum.

İyi akşamlar diliyorum.

BAŞKAN – Sayın Kaplan…

MEHMET HİLAL KAPLAN (Kocaeli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Sayın Bakanım, Hazinenin mahallî idarelerden alacaklarının büyük bir bölümü büyükşehir belediyelerine ait. Bunların başında da Kocaeli Büyükşehir Belediyesi ve Ankara Büyükşehir Belediyesi var. Siz Maliye Bakanı olarak bu belediyeleri Başbakanlığın Tasarruf Genelgesi’ne uyup uymadıklarıyla ilgili hiç denetlediniz mi?

Yine, siz Maliye Bakanlığı aracılığıyla, kendinizden olmayan belediyelere, örneğin, Didim Belediyesine, atık su bedeli ve su bedeli karşılığı esnafa bir genelge göndererek, borçlanan belediyenin hesaplarının bu defterdarlığa yatırılmasını istiyorsunuz. Niye Kocaeli Büyükşehir Belediyesi ve Ankara Büyükşehir Belediyesi için ya da AKP'li belediyeler için böyle bir şey düşünmüyorsunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Özkan…

RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Burdur) – Sayın Başkan, teşekkür ederim.

Sayın Bakan, ülkemizde enerji fiyatları oldukça yüksek. Ülkeler arasında en pahalı elektriği tüketiyoruz. Elektrik özelleşti; sorunlar, sıkıntılar devam ediyor. Kayıp kaçak oranı oldukça yüksek. Bu bedeli düzgün vatandaşın üzerine yüklemek adalet anlayışına hiç yakışmıyor. Kaldırılması talebi var. Özelleşme sonucu, bu yaz kısa aralıklarla vatandaşın fatura ödemeye zorlanması, bir ayda 2 fatura gönderilmesi, fatura ödemesini geciktirenlerin elektriklerinin kesilmesi ve aç-kapa parası alınması vatandaşı canından bezdirdi. Maliye olarak elektrik paralarının iki ayda bir alınmasıyla ilgili bir çalışma yapmayı düşünür müsünüz? Vatandaşın isteğidir, paylaşıyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Dedeoğlu…

MESUT DEDEOĞLU (Kahramanmaraş) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Sayın Maliye Bakanım, 666 no.lu Kanun Hükmünde Kararname’yle, çalışanlara fazla mesaileri kaldırdınız. Vergilerinizi toplayan, büyük bir özveriyle çalışan Maliye personelinize hiç olmazsa maaşlarında özel bir iyileştirme veya bir prim düşündünüz mü, düşünüyor musunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Akar…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın Bakan, Kandıra Karaağaç köylüleri 2/B arazilerini alamamaktan yakınıyorlar, nedeni şu: Hemen Adapazarı sınırında olan, Sakarya sınırında olan bu köy Kocaeli’nin köyü. Adapazarı sınırında, Sakarya sınırında olan köylüler, yarı fiyatında 2/B rayiç bedeli belirlenmişken, bu köyde bunların 2 katı, 3 katı şeklinde bir rayiç fiyat belirlenmiş ve sürekli bu köylüler şehir merkezlerine gelerek haklarını aramaya çalışmaktadırlar.

Sıkıntı şu: Yetmiş yıldır, seksen yıldır aynı araziyi, toprakları kullanan bu köylüler -köyün tamamında var bu olay- kendi dedelerinden kalan bu toprakları alma şansına sahip değil çünkü bu köylüler çiftçi yani ektikleri üründen kazanamadıkları için bırakın kendi oturdukları araziyi almayı, 1 metrekare alma şansına bile sahip değiller. Bu rayiçlerin tekrar gözden geçirilmesi gerekiyor diyorum. Bu konuda yardımcı olursanız sevinirim.

BAŞKAN – Sayın Bakan, buyurunuz.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Şimdi, sağlık mensupları, özellikle doktorlarımızla ilgili hususlar daha önce de gündeme getirildi. Özellikle emeklilik maaşlarıyla cari maaşlar arasındaki farklılıklar gündeme getirildi, birkaç kez cevap verdim.

Bu arada, birtakım rakamları da sizlerle paylaşmak istiyorum. 4’ün 1’inde olan bir uzman doktorun kadro net maaşı 3.785, döner sermayeden de 6.517 alabiliyor -bunlar ortalama rakamlar herhâlde- yani, 10.300’ün üzerine kadar bu maaş rahat bir şekilde çıkabiliyor veya 9 bin, 10 bin civarı.

MEHMET HİLAL KAPLAN (Kocaeli) – Yok böyle bir şey.

NURETTİN DEMİR (Muğla) – 10 bin alan var mı?

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – 12 bin de alan var değerli arkadaşlar, 12 binden daha fazla bile alan doktorlar var.

CEMALETTİN ŞİMŞEK (Samsun) – Güvenceli maaştan söz ediyorlar Sayın Bakan, güvenceli, sosyal güvencesi olan.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Bakın, şimdi, dolayısıyla…

Şimdi, emeklilik maaşlarıyla ilgili -o zaman, madem, karşılıklı diyaloğa geçeceğiz- daha önce söyledim…

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Sayın Bakan, çok iyi olmadı, bu konuda fazla iddialı konuşmayın ne olur. Doktorların büyük bir kısmı açlık sınırında yaşıyor.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Şu anda, hiçbir kesimin emeklilik maaşlarının iyileştirilmesine yönelik bir çalışmamız yoktur. Sosyal güvenlik sistemi zaten büyük bir açık, büyük bir yükle karşı karşıyadır. Bu açığı artıracak, bu yükü artıracak herhangi bir çalışmamız şu an itibarıyla yoktur.

Göz ve diş tedavileri konusunda devletin ödeme yapmayacağı hususu hakkında herhangi bir bilgim yoktur. İlgili Bakan arkadaşımıza sorarsanız eminim böyle bir çalışma var mı, yok mu iletirler ama bizim bildiğimiz böyle bir çalışma yok.

KADİR GÖKMEN ÖĞÜT (İstanbul) – Onların da haberi yok.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Ben, böyle bir çalışma bilmiyorum değerli arkadaşlar.

Yine, özel sigorta, tamamlayıcı sigorta hususları tartışılabilir ama şu anda benim bildiğim kadarıyla, yani bizim gündemimizde, Maliye Bakanlığının gündeminde böyle bir çalışma yok. İleride, bu hususların hepsi tartışılabilir, ülke için doğrusu neyse, o yapılır.

Şimdi, Sayın Demiröz, hazineye ait tarım arazileri 2/B tasarısı kapsamında, 2/B koşullarında satılması noktasında zaten bir kanun çıkartılmıştı, o süreç devam ediyor. Yani “Siz, zaten, tarım arazilerini Millî Emlak olarak satıyordunuz da, bunda fark nedir?” diye sorduğunuz zaman, fark şu: 2/B koşullarında… 2/B koşulları şu demek: Peşin ödüyorsanız 100 liralık bir yeri 50 liraya alıyorsunuz demektir -yanlış hatırlamıyorsam öyle- yok, taksitle ödüyorsanız, yüzde 10’unu ödüyorsunuz, sonra altı yılda taksitler hâlinde ödüyorsunuz. Dolayısıyla, büyük bir avantaj.

Sayın Kaplan, şimdi, biz Maliye Bakanlığı olarak hiçbir belediyeyi denetlemiyoruz, yani idari anlamda vesaire diğer konularda; Sayıştay denetliyor veya İçişleri Bakanlığı denetliyor. Biz, sadece, bir ticari faaliyet varsa o çerçevede vergi denetiminde bulunabiliyoruz, bizim denetimimiz onunla sınırlıdır. Yani, dolayısıyla, bu noktada…

MEHMET HİLAL KAPLAN (Kocaeli) – Didim Belediyesi Maliye Bakanlığı eliyle…

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Şimdi, Didim konusu hakkında bir bilgim yok. Arkadaşlar not almışlar, Didim konusuna bakarız. Yani, Didim’e karşı özel bir uygulamamızın olması için bir sebep yoktur.

Şimdi, gelelim enerji konusuna. Değerli arkadaşlar, yani, dünyanın ve Avrupa’nın en yüksek elektriği… Yani, daha doğrusu, en yüksek fiyata elektrik sattığımız iddiası doğru bir iddia değildir. Enerji Bakanımız, defalarca, Eurostat’nın rakamlarını telaffuz edip Avrupa’da en ucuz doğal gazın Türkiye’de satıldığını hanehalkına, en ucuz elektrik satan ülkelerden birisi olduğunun altını çizmiştir. Dolayısıyla ben bunu düzeltmek istiyorum. Kayıp kaçak oranı, aslında bir iki bölge hariç, Avrupa Birliği ortalamasındadır fakat o bölgelerde de inşallah, şimdi, özelleştirmeyle birlikte, kayıp kaçak oranı hızla düşecektir. Elektrik bedeli ödenmediği zaman kesilmesi yani normal bir hizmet olarak bakılması gereken bir husustur. Şu an itibarıyla, elektrik bedellerinin iki ayda bir ödenmesi hususunu çalışmıyoruz yani önümüzde böyle bir çalışma yok. Şimdi, özelleştirmeden sonra yatırımlar devam etti. Arkadaşların bana verdiği rakamlara göre, özelleştirme sonrasında yatırımlar bir önceki yıla göre 2’ye katlanıp 1,7 milyar liraya çıktı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Bir dakika ekliyorum.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Dolayısıyla özelleştirme nedeniyle yani yatırım yapılmadığı vesaire gibi hususlar gerçeği yansıtmıyor, yatırımlar 2’ye katlanmıştır. Şu andaki uygulamaya göre, tüketim, ortalama kırk beş günlük bir sürede faturalandırılıyormuş; arkadaşlar bana yeni getirdiler.

Burada, yine, bütün bu hizmetler, hizmetlerde aksama olması… Özelleştirmeyi tabii ki Özelleştirme İdaresi yaptı ama bundan sonra EPDK sorumludur yani biz, yakında, inşallah TEDAŞ’ı, olduğu gibi, Enerji Bakanlığına veya EPDK’ya devredeceğiz. Özellikle tüketici hakları noktasında, hizmet kalitesi noktasında, yatırımlar noktasında EPDK’nın bu işleri takip etmesi zaten mevzuat gereğidir.

666 sayılı Kanun Hükmünde Kararname çerçevesinde, biz, fazla mesai ücretlerini, sadece ve sadece…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Bir dakika daha vereyim, siz de toparlayın.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Tamam.

Belli bir sınırlama getirdik, tamamen kaldırılmış değildir, Bakanlar Kurulu kararıyla bu ihdas edilebiliyor ama herkese, çalışsa da çalışmasa da, fazla mesaiye kalsa da kalmasa da uygulamasına son verdik.

Maliye Bakanlığına özel bir düzenleme yapmam söz konusu olamaz çünkü bu doğru olmaz, zaten yapsam bile Başbakanlık kabul etmez ama işin şey kısmı şu: Herhangi bir kesime ilişkin özel bir düzenlemeyi ben doğru bulmuyorum, özlük haklarında düzenleme yapılacaksa eşit, adaletli bir şekilde herkes için yapılmalıdır.

Sayın Akar, Karaağaç köyüyle ilgili konu bize iletildi, arkadaşlar inceleyecekler.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Teşekkür ederim Sayın Bakan.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Öztürk, bir şey diyorsunuz.

MUSTAFA ÖZTÜRK (Bursa) – Sayın Başkanım, şahsıma yönelik bir sataşma var. Sataşmadan dolayı söz istiyorum.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Sataşma var!

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Ne zaman?

BAŞKAN – Çok iştiyakla arkadaşlarımız sizin konuşmanızı arzu ediyorlar.

Hayır, bir dakika… Vermedim canım daha, dur. Bir dakika…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Ben de konuşacağım.

BAŞKAN - Arzu ediyorlar. Bakın, CHP Grubu şiddetle sizin konuşmanızı arzu ediyor. Şimdi, siz konuşacaksınız, ondan sonra, değdi, değmedi, öyle oldu, böyle oldu; haydi bakalım, bir on beş dakika gitti. Hayırlısıyla…

Buyurunuz.

MUSTAFA ÖZTÜRK (Bursa) – Bir dakika Sayın Başkan.

BAŞKAN – İki dakikadır bizim sistem. İki dakika öyle, iki dakika öyle; hayırlısıyla bir yolu açtınız.

Haydi bakalım. Hayırlı olsun.

Buyurun.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın Başkanım, ben sizi üzmeyeceğim.

BAŞKAN - Görmemeye gayret etmiştim ama…

VI.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

5.- Bursa Milletvekili Mustafa Öztürk’ün, Kocaeli Milletvekili Haydar Akar’ın 2014 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı’nın 14’üncü maddesi üzerinde şahsı adına yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

MUSTAFA ÖZTÜRK (Bursa) – Sayın Başkanım, değerli milletvekili arkadaşlarım; bakın, şahsıma dönerek dedi ki: “Neden karşı çıkmıyorsunuz?” Sözlerimizin başında şunu söyledik, dedik ki: “Hukuksal olarak kimin yolsuzluk yaptığı tespit edilirse biz onun üstüne gideriz. AK PARTİ iktidarı bunun için geldi. (AK PARTİ sıralarından alkışlar, CHP sıralarından gürültüler)

NURETTİN DEMİR (Muğla) – Daha ne olsun ya!

MUSTAFA ÖZTÜRK (Devamla) - Bakın, biz, hukuksal anlamda tespit edilen kendi belediye başkanlarımızı disiplin kuruluna sevk ettik ve partiden ihraç ettik ama sizde bir tane gösterebilir misiniz?

RAMİS TOPAL (Amasya) – Yok, suçlu yok kardeşim.

MUSTAFA ÖZTÜRK (Devamla) - Geçmişe bakın. (CHP sıralarından gürültüler)

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Neyine bakayım ya!

MUSTAFA ÖZTÜRK (Devamla) – İSKİ’ye bakın, Çankaya’ya bakın, Kocaeli’ye bakın. Çok şey var, şu anda olanlar var. Beni konuşturmayın.

Bakın, şunu söylüyorum: Geçmişe bakın…

RAMİS TOPAL (Amasya) – Siz zaten o kadar denetliyorsunuz ki!

MUSTAFA ÖZTÜRK (Devamla) - 28 Şubattan 2002 yılına kadar baktığınız zaman, bu ülkenin 111 milyar doları gitti, peşkeş çekildi birilerine. İhaleler kapalı kapılar ardında yapılıyordu, biz televizyondan şeffaf ihaleler yapıyoruz; bakın onlara, onlara bakın. (CHP ve MHP sıralarından gürültüler)

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Paraları ayakkabının içinde saklıyorsunuz.

MUSTAFA ÖZTÜRK (Devamla) - Sizin bize bu konuda söyleyecek hiçbir sözünüz yok.

Bakın, biz yolsuzluklardan elde ettiğimiz kaynaklarla Marmaray’ı yaptık, İzmir-İstanbul otobanını yapıyoruz, füzeyi yapıyoruz, uydu fırlatıyoruz, tankımızı, tüfeğimizi yapıyoruz. Bunları bu kaynaklarla yapıyoruz, neyle yapacağız? Yani  dolayısıyla, sizin bize bu konuda söz söyleme hakkınız  yok. (CHP ve MHP sıralarından gürültüler)

Dolayısıyla, ben yüce Meclisi…

NECATİ ÖZENSOY (Bursa) – TELEKOM’u kaça sattınız, TELEKOM’u? TELEKOM kaça gitti Mustafa?

MUSTAFA ÖZTÜRK (Devamla) – Yani özellikle, bakın, 28 Şubata bakın; sermayenin kırmızıya, yeşile ayrıldığı dönemleri yaşadık, ne kadar büyük baskılar yaşadık. Bunlara bakın, ondan sonra gelip burada bize söz söyleyebilirsiniz, sizin bize söyleyecek hiçbir sözünüz yok.

Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Öztürk, hayırlı, mübarek olsun açtığınız yol! Hadi bakayım!

Sayın Akar, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

6.- Kocaeli Milletvekili Haydar Akar’ın, Bursa Milletvekili Mustafa Öztürk’ün sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Evet, Sevgili Arkadaşım, otuz yıldır, İSKİ’deki, 600 bin dolarlık, bir kamu görevlisinin yapmış olduğu yolsuzluğun, ki bizim ihbarımız üzerine ortaya çıkmıştır, bunun bedelini ödeyemedik ama bugün  sizin bürokratınızın evinde ayakkabı kutuları içinde 4,5 milyon dolar çıkıyor…

MUHARREM İNCE (Yalova) – Kaç numaraymış ayakkabı?

VELİ AĞBABA (Malatya) – Ayakkabı numarası 80, 80!

HAYDAR AKAR (Devamla) - Yine, bakanlarınızın, ki ülkedeki İçişleri Bakanının oğlunun evinde para sayma makineleri bulunuyor ama paranın yüzü tatlıdır, paranın yüzü sıcaktır.

MUHARREM İNCE (Yalova) – 48 numaraymış ayakkabı!

VELİ AĞBABA (Malatya) – 45-50 olmaz, 80!

HAYDAR AKAR (Devamla) - Şimdi, belediyelere gelince, ben sana çok örnek veririm ama çok basit, kendi belediyemden, bulunduğum ilçe belediyesinden örnek vereceğim. Defalarca bu kürsüden söyledim, İçişleri Bakanına ve arkadaşlarıma, Kocaeli milletvekili arkadaşlara raporları sundum; teknik takip sonucu yakalanan belediye başkanı nasıl yakalandı biliyor musunuz? Devletin müfettişine 50 bin TL rüşvet verirken yakalandı polise, devletin müfettişine ve bugün serbest geziyor. Arkasında kim var biliyor musun? Sabah akşam “din, iman, kitap” diyen Şevki Yılmaz var Sevgili Kardeşim. Para o kadar tatlı bir şey ki, ne din kalıyor ne iman kalıyor ne kitap kalıyor; bunu da hiçbir zaman unutma! Bu para herkesi yoldan çıkartır. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

Ben buraya geldim, bir şey söyledim, “Buradaki arkadaşların yüzde 90’ı bu işle ilişkili değil.” dedim. Bakın, hepinizin iki gündür kafası eğik, burada malı götürenler farklı insanlar. Yüzünüz, kafanız aşağı düşmüş.

İSRAFİL KIŞLA (Artvin) – Kimsenin kafası öne eğik değil beyefendi, sen kendi adına konuş!

HAYDAR AKAR (Devamla) – Sizin yapmanız gereken ne biliyor musunuz, doğru hareket? Bakanların, bu işe bulaşmış bakanların derhâl istifasını istemek. Eğer bunu yapabilmiş olsaydınız, ben bu kürsüden size teşekkür eder ve alkışlardım. Bu alkışı şimdi hak etmiyorsunuz, çünkü hâlen o savunmayı yapıyorsunuz buradan. O hırsızlığı, vatandaşın parasının çalınmasını sineye çekiyorsunuz diyeyim. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

Daha fazla bir şey söylemek istemiyorum, çünkü söylersem ağır konuşmuş olacağım.

Teşekkür ediyorum. Sağ olun.

BAŞKAN – Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 22.16

ALTINCI OTURUM

Açılma Saati: 22.33

BAŞKAN: Başkan Vekili Meral AKŞENER

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Mine LÖK BEYAZ (Diyarbakır)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 35’inci Birleşiminin Altıncı Oturumunu açıyorum.

2014 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı’nın görüşmelerine devam edeceğiz.

IV.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 2014 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/832) (S. Sayısı: 506) (Devam)

2.- 2012 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı, 2012 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısına İlişkin Olarak Hazırlanan 2012 Yılı Genel Uygunluk Bildiriminin Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi, Maliye Bakanlığı ve İçişleri Bakanlığı Tarafından Sayıştaya Gönderilen Genel Faaliyet Raporları ile Bu Raporlara İlişkin Sayıştay Değerlendirmesini İçeren 2012 Yılı Faaliyet Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi, 2012 Yılı Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi, 2012 Yılı Mali İstatistikleri Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/798, 3/1275, 3/1277, 3/1278, 3/1279) (S. Sayısı: 507) (Devam)

BAŞKAN - Komisyon? Burada.

Hükûmet? Burada.

Madde üzerinde bir önerge var, okutup işleme alıyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan "2014 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı"nın 14’üncü maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

            Ferit Mevlüt Aslanoğlu

      İstanbul

"Yürürlük

MADDE 14- (1) Bu Kanun 31/12/2013 tarihinde yürürlüğe girer."

BAŞKAN – Komisyon katılıyor musunuz?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ ALİ BOĞA (Muğla) – Katılamıyoruz efendim.

BAŞKAN – Hükûmet?

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

AKP İktidarlarının 5018 sayılı Kanuna aykırı uygulamaları, Maliye Bakanına 5018 sayılı Kanuna aykırı olarak verilen yetkiler ile ödenek üstü harcamalarda öne çıkmaktadır.

5018 sayılı Kanunun "Ödenek aktarmaları" başlıklı 21. maddesi;

"Merkezi yönetim kapsamındaki kamu idarelerinin bütçeleri arasındaki ödenek aktarmaları kanunla yapılır.

Ancak, merkezi yönetim kapsamındaki kamu idareleri, aktarma yapılacak tertipteki ödeneğin, yılı bütçe kanununda farklı bir oran belirlenmedikçe yüzde beşine kadar kendi bütçeleri içinde ödenek aktarması yapabilirler. Bu şekilde yapılan aktarmalar, yedi gün içinde Maliye Bakanlığına bildirilir.

Personel giderleri tertiplerinden, aktarma yapılmış tertiplerden ve yedek ödenekten aktarma yapılmış tertiplerden, diğer tertiplere aktarma yapılamaz."

şeklinde kurallaştırılmış; "Yedek ödenek" başlıklı 23. maddesinde ise, merkezî yönetim bütçe kanununda belirtilen hizmet ve amaçları gerçekleştirmek, ödenek yetersizliğini gidermek veya bütçelerde öngörülmeyen hizmetler için, genel bütçe ödeneklerinin yüzde ikisine kadar Maliye Bakanlığı bütçesine yedek ödenek konulabileceği, bu ödenekten aktarma yapmaya Maliye Bakanının yetkili olduğu belirtilmiştir.

Bu kurallara göre;

- Merkezi yönetim kapsamındaki kamu idarelerinin bütçeleri arasında ödenek aktarımı kanunla yapılacak;

- Merkezi yönetim kapsamındaki kamu idareleri kendi bütçeleri içinde yılı bütçe kanununda farklı bir oran belirtilmedikçe aktarma yapılacak tertipteki ödeneğin yüzde beşine kadar ödenek aktarmalarını kendi yapacak ve bunu yedi gün içinde Maliye Bakanlığına bildirecek;

- Personel giderleri tertiplerinden, aktarma yapılmış tertiplerden ve yedek ödenekten aktarma yapılmış tertiplerden, diğer tertiplere aktarma yapılamayacak;

- Maliye Bakanlığı bütçesine genel bütçe ödeneklerinin yüzde ikisine kadar yedek ödenek konulabilecek ve yedek ödenekten aktarma yapmaya Maliye Bakanı yetkili olacaktır.

Bu bağlamda, 5018 sayılı Kanunda Maliye Bakanına tanınan yetki, Maliye Bakanlığı bütçesine genel bütçe gelirlerinin yüzde ikisi kadar konulacak yedek ödenekten aktarma yapmakla sınırlıdır.

Geçmiş yıllar Bütçe Kanunlarında olduğu üzere, 2014 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısının "Aktarma, ekleme, devir ve iptal işlemleri" başlıklı 6. maddesinde de Maliye Bakanına 5018 sayılı Kanunda öngörülmeyen ve 5018 sayılı Kanunun temel amacı ve sistematiği yanında yukarıda yer verilen 21 ve 23. maddelerindeki temel kurallarına açıkça aykırı olan; bu aykırılıktan dolayı Anayasanın 161. maddesinin ikinci fıkrasıyla bağdaşmayan yetkiler verilmektedir.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

15’inci ve son maddeyi okutacağım.

Sizden bir kere daha rica ediyorum. Yani yeteri kadar herkes birbiriyle hâlleşti. Şimdi, şunu hızlıca bitirelim ve herkes evine gitsin. Ben yorgun değilim ama sizin yorgun olmanız lazım. Maşallah, cin gibisiniz.

15’inci maddeyi okutuyorum:

Yürütme

MADDE 15 - (1) Bu Kanunun;

a) Türkiye Büyük Millet Meclisi ile ilgili hükümlerini Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı,

b) Cumhurbaşkanlığı ile ilgili hükümlerini Cumhurbaşkanlığı Genel Sekreteri,

c) Sayıştay Başkanlığı ile ilgili hükümlerini Sayıştay Başkanı,

ç) Genel bütçe kapsamındaki kamu idareleri ile ilgili hükümlerini ilgili bakanlar ve Maliye Bakanı,

d) Özel bütçeli idarelere ilişkin hükümlerini idarelerin bağlı veya ilgili olduğu bakanlar ve Maliye Bakanı,

e) Düzenleyici ve denetleyici kurumlara ilişkin hükümlerini kendi kurulları ve/veya kurum başkanları,

f) Diğer hükümlerini Maliye Bakanı,

yürütür.

BAŞKAN – Madde üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Bursa Milletvekili Sayın Aykan Erdemir.

Buyurunuz. (CHP sıralarından alkışlar)

Sayın Erdemir, çok mutlu bir yüz ifadesiyle geldiniz, hayrola?

(Hatip kürsüye bir kutu bıraktı)

CHP GRUBU ADINA AYKAN ERDEMİR (Bursa) – Evet.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sizleri ve bizleri ekran başında izleyen aziz vatandaşlarımızı saygıyla selamlıyorum.

Büyüklerimiz demiş ki: “Açtırma kutuyu, söyletme kötüyü.”

İSMAİL KAŞDEMİR (Çanakkale) – Hadi aç bakalım, aç!

RECEP ÖZEL (Isparta) – Başkanım, sizi hiç dinlememiş.

AYKAN ERDEMİR (Devamla) – Bugün burada iyiyi de, kötüyü de söyleyeceğiz, her daim olduğu gibi hakikati konuşacağız. Bu kutu AK PARTİ’nin kara kutusu.

İBRAHİM KORKMAZ (Düzce) – Beyaz görünüyor.

AYKAN ERDEMİR (Devamla) – Bugün burada, halkımızın huzurunda karakutuyu açacağız.

İBRAHİM KORKMAZ (Düzce) – Karayla beyazı karıştırıyorsun aslanım!

AYKAN ERDEMİR (Devamla) – Bugüne kadar doğru yaptıklarınızı övdük, size teşekkür ettik, Allah razı olsun dedik.

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Antalya) – Nasıl övdünüz! İki buçuk senedir hakaret ediyorsunuz.

AYKAN ERDEMİR (Devamla) – Yanlış yaptığınızda ise uyardık, eleştirdik. Hakkı ve hukuku tebliğ ettik.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Allah, Allah, ne zaman yaptınız bunu ya, ne zaman yaptınız? Rüyanda mı yaptın sen bunları?

AYKAN ERDEMİR (Devamla) – Ne yazık ki dinletemedik, sizi yolunuzdan çeviremedik.

Rahat olun, endişe etmeyin.

Bir sayın bakana rüşvet iddialarını sormuşlar: “Ben rahatım.” demiş. Acaba “Ben rahatım, siz rahat olmayan diğer bakanlara sorun bu soruyu.” mu demek istemiş?

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Antalya) – Oscar ödüllerinde en iyi erkek oyuncu ödülünü mutlaka sana verirler bu sene.

AYKAN ERDEMİR (Devamla) – Kendisinin ne kadar rahat olduğu kamuoyunun malumu. Türkiye’nin sıkıntısı işte bu rahatlık. Bu işler, bu organize işler bu kadar rahat olmamalı. Biliyoruz ki, bu işler dünyada bu kadar rahat değil. Böyle bir yolsuzluk ve rüşvet skandalı Japonya’da olsa harakiriye, İsveç’te olsa istifaya, Türkiye’de olsa pişkinliğe yol açıyor. (CHP sıralarından “Bravo!” sesleri, alkışlar) Bu pisliğe, bu rezilliğe, bu ahlaksızlığa, bu kokuşmuşluğa ne söylesek az!

Yüz yıl önceden bugünü görmüşçesine yazan Tevfik Fikret üstat bizim yerimize konuşsun, han-ı yağmanızı dile getirsin: “Bütün bu nazlı beylerin ne varsa ortalıkta say/Haseb, neseb, şeref, oyun, düğün, konak, saray/Bütün sizin, efendiler, konak, saray, gelin, alay/Bütün sizin, bütün sizin; hazır hazır, kolay kolay/Yiyin efendiler yiyin, bu hanı iştiha sizin/Doyunca, tıksırınca, çatlayıncaya kadar yiyin!” (CHP sıralarından alkışlar)

Evet, yalnızca doyuncaya, tıksırıncaya, çatlayıncaya kadar yememiş bazı mahdumlar, çalıp çırptıklarını kutularına istiflemiş, yeşilleri saymaktan bitap düşmüşler. O derece ki, para sayma makinesi almışlar; o derece ki, bir eve 7 kasa sığdırmışlar. Bizim çocuklara düşen ise, Nazım Hikmet’in dediği gibi: “Hani şimdi bizim soframıza haftada bir et gelir ve çocuklarımız işten eve sapsarı iskelet gelir.” Bu güzel ve yoksul ülkede niceleri evine 1 kilo et girmeden uykuya dalar, niceleri yarattığınız kâbusta uyuyabilmek için koyunları sayar. Sizin mahdumlar, görüyoruz ki, yatak odasında para sayıyor, para! (CHP sıralarından alkışlar) Sayın efendiler, sayın; doyuncaya, tıksırıncaya, çatlayıncaya kadar sayın yeşilleri, sayın paraları! “Duble yol.” diye diye memleketin dört bir yanına duble yolsuzluk döşemişsiniz. Sizin mahdumlar olmasa, bu hızla radara yakalanmasa duble yolsuzluk hızlı tren süratinde, dolu dizgin devam edecekmiş.

Değerli milletvekilleri, hırsızlara kefil olmayın.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Daha kesinleşmiş bir şey var mı bunları söylüyorsun?

AYKAN ERDEMİR (Devamla) – Siz burada emeğinizi, gecenizi, eşinizden, çoluğunuzdan çocuğunuzdan esirgediğiniz vaktinizi veriyorsunuz; cebinizden, malınızdan, mülkünüzden harcıyorsunuz ama kimileri var ki sırtınızdan memleketi soyuyor, geleceğimizi çalıyor. Harama, haramzadeye ortak olmayın. Ey alnı ak olanlar, ey alnı ak kalanlar, Alınlarınıza kara çaldırmayın. Ey bu ülkenin geleceğini çalanlar! Biliyoruz ki gün artık ağarmaktadır, gün doğacak ve çaldığınızı yerine koyacağız, sattığınızı yeniden yapacağız, kırıp döktüğünüzü birleştireceğiz…

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Antalya) – -ceğiz, -ceğiz, -ceğiz…

AYKAN ERDEMİR (Devamla) – …yaraları saracak, gönülleri yapacağız ama bu karakutunuzda bir günahınız var ki, bir enkazınız var ki, bir suçunuz var ki düzeltebilir miyiz bilemiyorum.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Baykal’ın şu Sarıgül’le ilgili dosyayı açabilecek misin, sen açabilecek misin onu?

AYKAN ERDEMİR (Devamla) – Buramızda, burada, halkımızın huzurunda AK PARTİ’nin karakutusunu açıyorum, hazır mısınız, geliyor...

RECEP ÖZEL (Isparta) – Sen de şu karakutunu açsana, şu karakutunu! Şu Baykal’ın Sarıgül’le ilgili dosyasını açabilecek misin?

AYKAN ERDEMİR (Devamla) – Sizinki gibi 85 numara değil, 42 numara; 4,5 milyon dolar almaz. İşte, karakutunuz. Bu gördüğünüz, Sayın Bakanım, yeşil inci Bursa.

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Antalya) – Gazeteciler çekiyor bak, bu tarafa, bu tarafa, yanlış yere gösteriyorsun!

AYKAN ERDEMİR (Devamla) – Bizi bizde, bizim için saklayan bir hazine, Osmanlının payitahtı, Ivo Andriç’in “O, dünyanın en güzel şehirlerinden biridir, Bursa’yı görmeyenin Türkiye’yi gördüğü söylenemez.” dediği güzel Bursa. Ama ey geleneksiz muhafazakârlar! Nasıl kıyabildiniz bu güzel Bursa’ya? “Geleneksiz muhafazakârlar” diyorum çünkü kâr uğruna, rant uğruna, fani dünyanın malı uğruna, Doğanbey TOKİ’nizle ya da Bursalının deyimiyle “Doğanbey ucubesiyle” Ulu Cami’yi de Yeşil Türbe’yi de gölgesinde bıraktınız rantınızın. Bursa’nın tarihî siluetini mahvettiniz ve biz iktidara geldiğimizde sözümüz olsun ki, andımız olsun ki ilk kazmayı biz vuracağız, Bursa’yı geleneksiz muhafazakârların gölgesinden kurtaracağız, Osmanlı’nın payitahtını bir kez daha layık olduğu o kültür mirası şehir unvanına kavuşturacağız. (CHP sıralarından alkışlar)

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Antalya) – Antalya’ya yaptığınız gibi mi Bursa’ya yapacaksınız?

AYKAN ERDEMİR (Devamla) – Ey geleneksiz muhafazakârlar! Değer miydi? Bir kat uğruna, bir rant uğruna, bir kâr uğruna, şu güzelim Bursa’ya, şu güzelim Ulu Cami’ye, şu güzelim Yeşil Türbe’ye bu gölgeyi düşürmeye, bu lekeyi düşürmeye değer miydi? Doymadınız mı; aksırıncaya, tıksırıncaya kadar yediniz, doymadınız mı? Değer miydi? İşte, gün gelecek, gün ağaracak, Doğanbey Mahallesi’nde bir kez daha insanlar güneşi görecek çünkü bugün Doğanbey güneşe hasret çünkü bugün Doğanbey huzura hasret. Doğanbey ranta boğulmuş, Doğanbey kâra boğulmuş, Doğanbey mahdumların şirketlerine boğulmuş ama Doğanbey Bursa’ya hasret, Doğanbey Ulu Cami’ye hasret, Doğanbey Yeşil Türbe’ye hasret ama gün gelecek, Doğanbey’de bir kez daha…

İSMAİL KAŞDEMİR (Çanakkale) – Aynı şeyleri konuşuyorsun, başka bir şey konuş!

AYKAN ERDEMİR (Devamla) –…halkın ve Hakk’ın mahallesi Doğanbey ortaya çıkacak ve bunun için önce bir kazma gerekecek, önce yıkmak gerekecek çünkü bu rezillik önce hak ile yeksan olacak, ondan sonra yeniden bu ülkeye Hakk’ın günleri gelecek.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum, saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Sayın  Başkan…

BAŞKAN – Buyurunuz.

VI.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

7.- Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal’ın, Bursa Milletvekili Aykan Erdemir’in 2014 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı’nın 15’inci maddesi üzerinde CHP Grubu adına yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bildiğim kadarıyla,  Aykan Bey iyi bir akademisyen ve burada, kürsüde bir keresinde “Ben derslerime başlarken edeple başlarım, erdemle başlarım.” demişti. Bu da ilkeli bir insan olduğu duygusunu, izlenimini oluşturuyor.

Şimdi, isterseniz, bakın, az önce ahlaktan bahsettim, ahlak ilkeli olmaktır, erdemli olmaktır. O hâlde hatırlayalım: Şimdi, siz burada masumiyet karinesini yok ettiniz, yargısız infaz yaptınız. Henüz, daha gözaltı aşamasında olan ve suçu sübut bulmamış insanların haysiyetlerine ve onurlarına dönük öyle bir suikast yaptınız ki, öyle bir haysiyet cellatlığı yaptınız ki…

RECEP GÜRKAN (Edirne) – Siz, on yıldır yapıyorsunuz, on yıldır!

MAHİR ÜNAL (Devamla) – Bakın, kimden gelirse gelsin, geçmişte bunu… Bakın, arkadaşlar, iki yanlış bir doğru etmez. (CHP sıralarından gürültüler)

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Doğru, iki yanlış bir doğru etmez, doğru.

MAHİR ÜNAL (Devamla) – Şimdi, şunu konuşamayız…

Bakın, ahlaklı olmak şu demek değildir: “Siz bize şunu yaptınız, biz size şunu yapıyoruz.” demek değildir.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Ali Tatar ne diyordu, Ali Tatar?

KADİR GÖKMEN ÖĞÜT (İstanbul) - Ali Tatar’dan nasıl özür dileyeceksiniz?

MAHİR ÜNAL (Devamla) – Bu Meclis bir karar verecek, buradaki milletvekilleri…

VELİ AĞBABA (Malatya) – Sayın Ünal, Ali Tatar intihar etti, kendini vurdu, yarın ölüm yıl dönümü.

BAŞKAN – Sayın Ağbaba, ben Sayın Ünal’ı duyamıyorum ya!

MAHİR ÜNAL (Devamla) – Sayın Ağbaba, müsaade et!

VELİ AĞBABA (Malatya) – Yarın ölüm yıl dönümü Ali Tatar’ın.

MAHİR ÜNAL (Devamla) – Bakın, hepimiz yetişkin insanlarız ve buraya çıkıp konuşabilecek erişkinlikte insanlarız.

KADİR GÖKMEN ÖĞÜT (İstanbul) – O onurluydu, intihar etti.

MAHİR ÜNAL (Devamla) – Dolayısıyla, sözünüz varsa gelin buradan konuşun da konuşabilelim ama şunu yapmayalım: Haysiyet cellatlığı yapmayalım, itibar suikastları yapmayalım, suçu kesinleşmemiş insanların haysiyetlerine ve onurlarına dönük buradan pervasız ifadeler kullanmayalım. “Geçmişte şu olmuştu, bu olmuştu.” demek, bunu devam ettirmek demektir. Dolayısıyla, burada, bu Meclis, tarihî bir Meclistir; bu Meclis, bunu başarabilecek bir Meclistir.

KADİR GÖKMEN ÖĞÜT (İstanbul) – Onlarca kişi öldü Mahir Bey, onlarca kişi!

MAHİR ÜNAL (Devamla) – Ben, burada, birilerine sataşmak adına da bunları söylemiyorum, sadece ahlaki bir ilkeyi hatırlatmak için bunları söylüyorum. Bir akademisyenin, erdemi kendisine değer edinmiş akademisyenin böyle bir konuşma yapmasını da bir milletvekili olarak açıkçası kabul edemiyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan, biz kimseyi peşinen suçlu kabul etmiyoruz, böyle bir düşüncemiz yok.

MAHİR ÜNAL (Devamla) – Ama bütün konuşma bunun üzerine.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Ama söylemek istediğimiz şu: Bir soruşturma yürürken polis müdürlerini görevden alıyorlarsa, savcıları görevden alıyorlarsa birilerini korumak, önlem almak çabası demektir bu; birincisi bu.

MEHMET ŞÜKRÜ ERDİNÇ (Adana) – Milleti kandırmayın! Hiçbir savcı görevden alınmadı.

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – İktidarın savcıyı görevden alma yetkisi var mı?

MUHARREM İNCE (Yalova) - İkincisi, iki yanlış bir doğru tabii ki yapmaz. Ama, insanların onuruyla oynadıkları için intihar eden insanlar vardı. Genelkurmay Başkanını terörist ilan ettiler. “Ergenekon’un kasası” dedikleri insanın cenazesini belediye kaldırdı, belediye. Cebinde beş kuruş para çıkmadı. Neredeydi o vicdanlılar o zaman? (CHP sıralarından alkışlar) Bunları görmediler mi? Bunların hesabını verecek, herkes verecek! Bu dünyada da verecek, öbür dünyada da verecek! (AK PARTİ sıralarından gürültüler) Biz bu dünyanın peşindeyiz, gerisi bizi ilgilendirmez.

BAŞKAN – Tamamdır.

MUHARREM İNCE (Yalova) - Bu dünyada bu hesap verilecek, herkes verecek bu hesabı!

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, burası mahkeme değil. Öncelikle Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunu birileri mahkemeye dönüştürmesin.

“İki yanlıştan bir doğru çıkmaz.” ifadesini şunun için kullandım: “Tencere dibin kara, seninki benden kara.” diyerek bir üslup atışması veya tartışması için buraya gelmedik biz. Dolayısıyla, burada, öncelikle her birimiz kendi ilkelerimiz doğrultusunda konuşmak durumundayız ve ebeveyn-çocuk ilişkisi ya da çocuk-çocuk ilişkisiyle burada siyaset yapamayız. Biz buraya yetişkin insanlar olarak geldik. “Sen şunu yaptın, ben bunu yaptım.” siyasetini yapmayalım anlamında bunu ifade ettim. Dolayısıyla, geçmişteki yargılamaların da soruşturulacağı yer burası değildir ama Meclis karar alırsa başka bir sonuç çıkar.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkanım, ebeveyn-çocuk ilişkisi… Duyan da kreşteki çocukları zanneder.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Öyle bir şey var mı ya!

MUHARREM İNCE (Yalova) – Biz kreşteki çocuklardan söz etmiyoruz.

BAŞKAN – Hayır, öyle değil.

MUHARREM İNCE (Yalova) - Yatak odasından para sayma makinesi çıkan çocuklardan söz ediyoruz…

BAŞKAN – Hayır, o başka. Sayın İnce, bir saniye…

MUHARREM İNCE (Yalova) - … 4,5 milyon dolar paradan söz ediyoruz.

BAŞKAN – Şimdi, bakın, bu 50 kere söylendi de bahsettiği…

MUHARREM İNCE (Yalova) – Kreşten söz etmiyoruz biz.

BAŞKAN – Bir şey demiyorum.

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Buna yargı karar verir Sayın Başkan. Meclis de bunun arkasında dursun, yargı da buna karar versin.

BAŞKAN – Sayın Ünal’ın söylediği başka bir şey. Bizim birbirimizle olan ilişkilerimiz açısından söyledi doğru anladıysam.

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Evet.

AYKAN ERDEMİR (Bursa) – Sayın Başkanım, Sayın Grup Başkan Vekili beni suikast yapmakla itham etti. 69’a göre söz istiyorum

BAŞKAN – Buyurun.

Yalnız, rica edeyim Hocam yani tekrarı olmasın şu işin.

8.- Bursa Milletvekili Aykan Erdemir’in, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

AYKAN ERDEMİR (Bursa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, geçtiğimiz günlerde Değerli Hocamız Sayın Profesör Doktor Binnaz Toprak’ı bir suikast çetesinin üyesi olmakla itham etmiştiniz. Kendisi Sayın Bilal Erdoğan’a suikast düzenleyecek olan bir grup akademisyen çetesinin içindeydi. İddianamede böyle yer alıyordu.

EMRULLAH İŞLER (Ankara) – Biz mi hazırladık o iddianameyi?

AYKAN ERDEMİR (Devamla) – Bu suikast meselesini biraz bence fazla abartmaya başladınız…

MUHARREM İNCE (Yalova) – Bülent Arınç’a da vardı bir suikast.

AYKAN ERDEMİR (Devamla) – …ve her gördüğünüz kişiyi de suikast yapacak zannediyorsunuz. Ama, bunun ötesinde polemiği uzatmak istemiyorum, ben Sayın Grup Başkan Vekiline katıldığımı söylemek istiyorum. Ne güzel ki aradan geçen iki buçuk yıl sonra hem AK PARTİ hem Cumhuriyet Halk Partisi bugün bir noktada anlaşmaya başladı.

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (İstanbul) – Eskiden de anlaşıyordunuz, eskiden de.

ADİL ZOZANİ (Hakkâri) – İkinize birden dokununca anlaştınız tabi.

AYKAN ERDEMİR (Devamla) – “Masumiyet karinesi” dediniz, Allah razı olsun; “hukukun üstünlüğü” dediniz, Allah razı olsun.

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Bunu her zaman söylüyoruz, bunu hep söyledik.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Darbeciler sizi, darbeciler!

AYKAN ERDEMİR (Devamla) – İki buçuk yıldır size bunları anlatmaya çalışıyorduk. Görüyoruz ki yavaş da olsa, ağır da olsa, geç de olsa idrak etmeye başladınız. Bu, Türkiye için bir kazanımdır. Gelin, bugün masumiyet karinesinden, hukukun üstünlüğünden, yargı bağımsızlığından yararlanamayan, hapislerde çürüyen, uzun tutukluluk süreleriyle işkence çeken kişileri de kurtaralım. Milletvekillerimiz var, hem Milliyetçi Hareket Partisinden var hem Barış ve Demokrasi Partisinden var. Gelin, hukukun üstünlüğünü; gelin, masumiyet karinesini; gelin, yargının bağımsızlığını; gelin, özgürlüğün önemini bir kere daha idrak edelim ve gereğini yapalım.

EMRULLAH İŞLER (Ankara) – Niye anayasadan kaçtınız o zaman? Anayasa’yı değiştirelim.

AYKAN ERDEMİR (Devamla) – Çünkü, hukuk, yalnızca mahdumlar için yok; hukuk, öncelikle insanlar için var, halkımız için var; öncelikle hukuk adalet için var. (CHP sıralarından alkışlar)

IV.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 2014 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/832) (S. Sayısı: 506) (Devam)

2.- 2012 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı, 2012 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısına İlişkin Olarak Hazırlanan 2012 Yılı Genel Uygunluk Bildiriminin Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi, Maliye Bakanlığı ve İçişleri Bakanlığı Tarafından Sayıştaya Gönderilen Genel Faaliyet Raporları ile Bu Raporlara İlişkin Sayıştay Değerlendirmesini İçeren 2012 Yılı Faaliyet Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi, 2012 Yılı Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi, 2012 Yılı Mali İstatistikleri Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/798, 3/1275, 3/1277, 3/1278, 3/1279) (S. Sayısı: 507) (Devam)

BAŞKAN – Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Isparta Milletvekili Sayın Süleyman Nevzat Korkmaz.

Buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Sözlerimin başında, değerli arkadaşlar, 21’inci Dönem Milliyetçi Hareket Partisi Isparta Milletvekili Doktor Sayın Osman Gazi Aksoy’u kaybettiğimizi bugün öğrenmiş bulunuyorum. Dolayısıyla bu vesileyle kendisine Allah’tan rahmet diliyorum, sevenlerine ve Milliyetçi Hareket Partisi camiasına da sabırlar diliyorum.

Evet, değerli milletvekilleri, gerçekten millet adına kaygılanan, milletin derdiyle dertlenenler için son derece yoğun ve bir o kadar sıkıcı bir gündemin içerisindeyiz. Bakan çocuklarının, üst düzey bürokratların ve bazı iş adamlarının çok ciddi yolsuzluk suçlamalarıyla gözaltına alınmaları, tutuklanmaları gerçekten Türkiye’yi germiştir. Kamuoyu, Hükûmetin yapacağı açıklamayı sabırla beklemiştir. Ben, bugün Sayın Arınç’ın açıklamasını izlerken gerçekten istemeden de olsa trajikomik bir görüntüye şahitlik ettim: Sayın Arınç “Soruşturmayı engelleyecek müdahalelerde bulunmayacağız.” diye söylerken inanın altından alt yazı geçiyordu, emniyetteki o şube müdürlerinin görevden alındığıyla ilgili alt yazı geçiyordu.

Gelin, arkadaşlar, bu konu üzerine biraz kafa yoralım, sadece bu işi böyle açıklamalarla, sudan, böyle su üstüne yazılan konuşmalarla falan geçiştirmeyelim. Bunlar çok ciddi iddialar, bu ciddi iddiaların üzerinde duralım. Maalesef, bu açıklama kamu vicdanını tatmin etmemiştir. Dolayısıyla, bazı sualleri kamuoyu adına sormak ve milletimizin düşüncelerini de bu kürsüden ifade etmek gibi bir mesuliyetle karşı karşıya kaldık.

Değerli milletvekilleri, bu vesileyle şunu hatırlatmak istiyorum: 2011’de Milliyetçi Hareket Partisine kurulan tuzaklar sonrasında, maalesef, Sayın Başbakan meydan meydan dolaşıp bu işin keyfini sürmüştür. “Ben bu ülkenin Başbakanıyım, haberleşme hürriyetine ve özel hayata müdahale benim sorumluluğumdur, suçluları çıkarıp milletçe paylaşayım.” dememiştir. Üzerinden iki buçuk yıl geçtiği hâlde hâlâ daha suçlular yargı önüne çıkarılmamıştır. Maalesef, bu işin keyfi sürülmüştür arkadaşlar. Bu ahlaksız tezgâh, maalesef, Hükûmetin yapacağı müdahaleyle ortadan kaldırılmadığı gibi meydan meydan dillendirilmiştir. Âdeta meydanlarda insanların onurlarıyla, haysiyetleriyle oynanırcasına bütün oraya gelen kitlelere âdeta rakam saydırır gibi saydırma yapılmıştır. Efendim “Şu kadar divan üyeleri var bunların. Kaldı mı 10 -yok, işte, birkaç gün sonra- kaldı mı 9 -bilmem- kaldı mı 8.” Hatırladınız mı? Şimdi, bu millet, arkadaşlar, bu ahlaksız tezgâhı unutmamıştır. Vatandaş şimdi, şöyle sayıyor kıymetli arkadaşlar: “Başbakan dâhil Bakanlar Kurulunda 26 bakan var. 25, 24, kaldı mı 23.” diye. “Daha gerisi var.” deniyor. Evet, etme bulma dünyası. Kasetler havada uçuşuyor, yolsuzluklar ayyuka çıkmış. Sadece bir genel müdür, bir müsteşar, bir bakandan bahsedilmiyor; âdeta organize suç şebekesiymiş gibi Bakanlar Kurulundan, 3-4 bakandan -belki daha fazla bakan, soruşturmayla ortaya çıkacak- söz ediliyor. Tabii, Bakanlar Kurulunun başı olarak Başbakan burada hangi konuma düşürülüyor, yüce Meclisin takdirine bırakıyorum. Başbakanın şahsının bizim açımızdan samimiyetle söylememiz gerekirse hiçbir önemi yok ama Türkiye Cumhuriyeti’nin Başbakanının böyle anılması herkes gibi beni de üzüyor.

Sayın Başbakan bu ciddi iddialar karşısında kamuoyunu, adalet mekanizmasını hâkim ve savcıların adalet mücadelelerine destek vererek onları rahatlatmak, onları cesaretlendirmek yerine “Yedirtmem.” edebiyatına çoktan başladı. Sayın Başbakan her gittiğiniz yerde hak, adalet edebiyatı yapıyorsunuz “Tüysüz yetimin hakkını kimseye yedirmem.” diye. Biz gerçekten anlayamadık, yedirmediğiniz tüysüz yetimin hakkı mı, yoksa tüysüz yetimin hakkını yiyenler mi? Kaldı ki bu millet -elhamdülillah- neyi yiyip neyi yemeyeceğini gayet iyi biliyor; sağlığını, sıhhatini bozacak mikroplu şeylerden hep uzak durmuştur. Çok şükür, bunları da sizden öğrenecek değildir.

Sayın Başbakan, marazalı ne kadar kişi ve olay varsa sizin göreviniz bunları ortaya çıkarmak, yargıya teslim etmek, yoksa adaletin önünde barikatlar kurmak değil. Bu ülkenin hâkim ve savcıları yolsuzlukların üstüne gitmek için harekete geçmiş, Başbakan kollarını açmış “Yedirtmem.” diyor. Hangi demokratik hukuk devletinde bir Başbakan bunu yapabilir?

Ayrıca bu tavır, adaletin tecellisinin engellenmesi suçu değil de nedir? Sormamız gerekmiyor mu Sayın Başbakana, savcılar, iş kendine kadar uzayınca mı şer odaklarının iş birlikçisi oldu? Yoksa, “Bu ‘win-win’ler kayıplara, zararlara dönüşmeye başlar.” diye mi korkuyorsunuz? “Adımız ak.” diyorsunuz, sizin için önemli olan, alnınızın ak olması değil mi? “Bu iş nereye kadar giderse gitsin -şahsına, oğluna