TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

                                                                                TUTANAK DERGİSİ

 

                                                                                                 31’inci Birleşim

                                                                                       14 Aralık 2013 Cumartesi

 

(TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

                                                                                               İÇİNDEKİLER

 

 

I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II.- YOKLAMALAR

III.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- 2014 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/832) (S. Sayısı: 506)

2.- 2012 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı, 2012 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısına İlişkin Olarak Hazırlanan 2012 Yılı Genel Uygunluk Bildiriminin Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi, Maliye Bakanlığı ve İçişleri Bakanlığı Tarafından Sayıştaya Gönderilen Genel Faaliyet Raporları ile Bu Raporlara İlişkin Sayıştay Değerlendirmesini İçeren 2012 Yılı Faaliyet Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi, 2012 Yılı Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi, 2012 Yılı Mali İstatistikleri Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/798, 3/1275, 3/1277, 3/1278, 3/1279) (S. Sayısı: 507)

A) İÇİŞLERİ BAKANLIĞI

1) İçişleri Bakanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) İçişleri Bakanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

B) EMNİYET GENEL MÜDÜRLÜĞÜ

1) Emniyet Genel Müdürlüğü 2014 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Emniyet Genel Müdürlüğü 2012 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

C) JANDARMA GENEL KOMUTANLIĞI

1) Jandarma Genel Komutanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Jandarma Genel Komutanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

Ç) SAHİL GÜVENLİK KOMUTANLIĞI

1) Sahil Güvenlik Komutanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Sahil Güvenlik Komutanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

D) GÖÇ İDARESİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ

1) Göç İdaresi Genel Müdürlüğü 2014 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

E) ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANLIĞI

1) Orman ve Su İşleri Bakanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Orman ve Su İşleri Bakanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

F) ORMAN GENEL MÜDÜRLÜĞÜ

1) Orman Genel Müdürlüğü 2014 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Orman Genel Müdürlüğü 2012 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

G) DEVLET SU İŞLERİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ

1) Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü 2014 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü 2012 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

Ğ) METEOROLOJİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ

1) Meteoroloji Genel Müdürlüğü 2014 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Meteoroloji Genel Müdürlüğü 2012 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

H) TÜRKİYE SU ENSTİTÜSÜ

1) Türkiye Su Enstitüsü 2014 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye Su Enstitüsü 2012 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

I) EKONOMİ BAKANLIĞI

1) Ekonomi Bakanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Ekonomi Bakanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

İ) KALKINMA BAKANLIĞI

1) Kalkınma Bakanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Kalkınma Bakanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

J) TÜRKİYE İSTATİSTİK KURUMU

1) Türkiye İstatistik Kurumu 2014 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye İstatistik Kurumu 2012 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

K) GAP BÖLGE KALKINMA İDARESİ BAŞKANLIĞI

1) GAP Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) GAP Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

L) DOĞU ANADOLU PROJESİ BÖLGE KALKINMA İDARESİ BAŞKANLIĞI

1) Doğu Anadolu Projesi Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Doğu Anadolu Projesi Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

M) KONYA OVASI PROJESİ BÖLGE KALKINMA İDARESİ BAŞKANLIĞI

1) Konya Ovası Projesi Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Konya Ovası Projesi Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

N) DOĞU KARADENİZ PROJESİ BÖLGE KALKINMA İDARESİ BAŞKANLIĞI

1) Doğu Karadeniz Projesi Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Doğu Karadeniz Projesi Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

IV.- AÇIKLAMALAR

1.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun 506 sıra sayılı Bütçe Kanunu Tasarısı ile 507 sıra sayılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın yedinci tur görüşmelerinde Hükûmet adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

2.- Antalya Milletvekili Mehmet Günal’ın, Diyarbakır Milletvekili Altan Tan’ın 506 sıra sayılı Bütçe Kanunu Tasarısı ile 507 sıra sayılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın sekizinci tur görüşmelerinde BDP Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

3.- Diyarbakır Milletvekili Altan Tan’ın, Antalya Milletvekili Mehmet Günal’ın açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

14 Aralık 2013 Cumartesi

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 10.00

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Mine LÖK BEYAZ (Diyarbakır), Bayram ÖZÇELİK (Burdur)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 31’inci Birleşimini açıyorum.

Toplantı yeter sayısı vardır, gündeme geçiyoruz.

Sayın milletvekilleri, gündemimize göre 2014 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2012 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı üzerindeki görüşmelere devam edeceğiz.

Program uyarınca bugün iki tur görüşme yapacağız.

Yedinci turda İçişleri Bakanlığı, Emniyet Genel Müdürlüğü, Jandarma Genel Komutanlığı, Sahil Güvenlik Komutanlığı, Orman ve Su İşleri Bakanlığı, Orman Genel Müdürlüğü, Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü, Meteoroloji Genel Müdürlüğü ve Türkiye Su Enstitüsü bütçeleri ve kesin hesapları ile Göç İdaresi Genel Müdürlüğü bütçesi yer almaktadır.

III.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- 2014 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/832) (S. Sayısı: 506) (*)

2.- 2012 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı, 2012 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısına İlişkin Olarak Hazırlanan 2012 Yılı Genel Uygunluk Bildiriminin Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi, Maliye Bakanlığı ve İçişleri Bakanlığı Tarafından Sayıştaya Gönderilen Genel Faaliyet Raporları ile Bu Raporlara İlişkin Sayıştay Değerlendirmesini İçeren 2012 Yılı Faaliyet Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi, 2012 Yılı Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi, 2012 Yılı Mali İstatistikleri Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/798, 3/1275, 3/1277, 3/1278, 3/1279) (S. Sayısı: 507) (*)

A) İÇİŞLERİ BAKANLIĞI

1) İçişleri Bakanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) İçişleri Bakanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

B) EMNİYET GENEL MÜDÜRLÜĞÜ

1) Emniyet Genel Müdürlüğü 2014 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Emniyet Genel Müdürlüğü 2012 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

C) JANDARMA GENEL KOMUTANLIĞI

1) Jandarma Genel Komutanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Jandarma Genel Komutanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

Ç) SAHİL GÜVENLİK KOMUTANLIĞI

1) Sahil Güvenlik Komutanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Sahil Güvenlik Komutanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

D) GÖÇ İDARESİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ

1) Göç İdaresi Genel Müdürlüğü 2014 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

E) ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANLIĞI

1) Orman ve Su İşleri Bakanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Orman ve Su İşleri Bakanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

F) ORMAN GENEL MÜDÜRLÜĞÜ

1) Orman Genel Müdürlüğü 2014 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Orman Genel Müdürlüğü 2012 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

G) DEVLET SU İŞLERİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ

1) Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü 2014 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü 2012 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

Ğ) METEOROLOJİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ

1) Meteoroloji Genel Müdürlüğü 2014 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Meteoroloji Genel Müdürlüğü 2012 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

H) TÜRKİYE SU ENSTİTÜSÜ

1) Türkiye Su Enstitüsü 2014 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye Su Enstitüsü 2012 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

BAŞKAN – Komisyon ve Hükûmet? Yerinde.

Sayın milletvekilleri, turda yer alan bütçelerle ilgili soru sormak isteyen milletvekillerinin sisteme girmeleri rica olunur.

Yedinci turda grupları ve şahısları adına söz alan sayın üyelerin isimlerini okuyorum:

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına: Ali Serindağ, Gaziantep Milletvekili; Mehmet Siyam Kesimoğlu, Kırklareli Milletvekili; Musa Çam, İzmir Milletvekili; Ali Sarıbaş, Çanakkale Milletvekili; Emre Köprülü, Tekirdağ Milletvekili; Melda Onur, İstanbul Milletvekili.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına: Mehmet Erdoğan, Muğla Milletvekili; Enver Erdem, Elâzığ Milletvekili; Seyfettin Yılmaz, Adana Milletvekili; Muharrem Varlı, Adana Milletvekili.

Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına: Erol Dora, Mardin Milletvekili; Adil Zozani, Hakkâri Milletvekili; Halil Aksoy, Ağrı Milletvekili.

AK PARTİ Grubu adına: Mehmet Ersoy, Sinop Milletvekili; Hüseyin Bürge, İstanbul Milletvekili; Ahmet Tevfik Uzun, Mersin Milletvekili; Mehmet Sarı, Gaziantep Milletvekili; Seyit Sertçelik, Ankara Milletvekili; Fehmi Küpçü, Bolu Milletvekili; Hüseyin Filiz, Çankırı Milletvekili; Osman Kahveci, Karabük Milletvekili; Mehmet Erdem, Aydın Milletvekili; Faruk Septioğlu, Elâzığ Milletvekili; Mustafa Akış, Konya Milletvekili.

Şahısları adına: Lehinde söz isteyen Mehmet Akyürek; aleyhte söz isteyen Sırrı Süreyya Önder, İstanbul Milletvekili.

Şimdi Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz isteyen Ali Serindağ, Gaziantep Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

Konuşma süreniz on bir dakikadır.

CHP GRUBU ADINA ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın milletvekilleri, İçişleri Bakanlığı da Hükûmet gibi 2013 performansıyla maalesef bizde hayal kırıklığı yaratmıştır. Her şeyi bir yana bıraksak bile, Gezi eylemlerine katılanlara yönelik tavır ile fişlemenin yeniden Türkiye’nin gündemine oturması bile bu gerçeği ortaya koyuyor. Hepinizin bildiği gibi, Gezi Parkı’na AVM yapılması istenmesi üzerine, insanların demokratik haklarını kullanarak yaptıkları gösterilere Sayın Başbakanın talimatı üzerine polis müdahaleleri sonucu yaklaşık 8 bin kişi yaralandı, 6 kişi hayatını kaybetti, 12 kişi gözünü kaybetti, 6 bine yakın insan gözaltına alındı. Hazırlanan iddianameye göre 255 kişi hakkında dava açıldı. Müezzin “Camide içki içilmedi.” dese de iddianamede bir kez daha “İbadethaneyi kirletme suretiyle zarar verme suçu” öne çıkarıldı. Gezi olaylarına müdahaleyi Çanakkale Zaferi’yle kıyaslamanız da Çanakkale şehitlerinin kemiklerini sızlatmıştır.

Sayın milletvekilleri, AKP iktidarı, bütün kurgusunu, kendisi gibi düşünmeyen, kendisi gibi inanmayan ve kendisini desteklemeyenleri cezalandırma üzerine yapıyor. Başbakanın başlattığı, İçişleri Bakanı ve bazı valilerin devam ettirdiği kızlı erkekli yaşam tartışması bunun en tipik örneğidir. İnsanların sosyal yaşamlarına, hayat tarzlarına müdahale eden, toplumsal hayatı da kendisine göre şekillendirmeye çalışan bu zihniyet, üniversite yurtlarımızda kalan öğrencilere de âdeta hakaret etmiştir. İçişleri Bakanlığı, suçla mücadelede önleyici tedbirleri sıkıyönetim benzeri önlemler olarak algılamaktadır. Suç işlenmesini önleyecek mekanizmaları da sindirme, korkutma, yıldırma, baskı, gözaltına alma olarak değerlendirmektedir. Geçtiğimiz günlerde Muğla ve Trakya’ya seçim gezisi için, seçim kampanyası için giden Sayın Başbakana steril bir ortam yaratmak için yapılan sivil sıkıyönetim uygulamaları bunun örneğidir. Başbakanın hoşuna gitmeyecek reklam afişleri ve pankartların üzeri kapatılmış, onlarca kişi keyfî olarak gözaltına alınmıştır. Valilik kararıyla Muğla, açık hava hapishanesine dönmüştür. Birey özgürlüğü, birey hakları ve demokratik hak arama imkânı yok edilmiştir. Demokrasi ayaklar altına alınmıştır.

İçişleri Bakanlığı, bazı valiler ve kolluk amirleri Başbakanın her sözünü kanun gibi algılamaktadırlar. Algı böyle olunca, zorla suç ve suçlu yaratılmaya çalışılmaktadır. Tıpkı Gezi davalarında ve diğer bazı davalarda olduğu gibi. Bu ülkede kızlı erkekli bir tek karma öğrenci yurdu yokken, bir ahlak bekçisi edasıyla karma yurtlardan bahsetmek gibi. Camide içki içildiğine dair kanıt ortaya konamamasına rağmen cami müezzininin Terörle Mücadele şubesinde sekiz saat sorgulanması gibi ve daha sonra da sürgüne gönderilmesi gibi. Bazı valiler halka hakaret etmekte, bazıları insanların acılarıyla alay etmekte ve gazeteci tehdit etmektedir.

Son günlerde de Sayın Bakan, üzülerek belirtmek lazım ki hangi valilerin cemaate, hangi valilerin başka mahfillere ait olduğu hususu tartışılmaktadır. Bu, ülkemiz açısından gerçekten üzüntü vericidir. Sayın Bakan, bunu inkâr etseniz de Türkiye İstatistik Kurumunun Diyanet İşleri Başkanlığıyla ortaklaşa yürüttüğü sözde anket çalışması son günlerde fişleme olaylarının yeniden gündeme oturmasına sebep olmuştur.

Yine aynı şekilde, sağlık sektöründe inanç eksenli sorular, okullarda ortaya çıkan soruşturmalar, Gezi eylemlerine katılanların yüzde 78’inin Alevi olduğunun açıklanması fişlemenin en tipik örneğidir. YÖK üzerinden yurtlardaki bütün üniversite öğrencilerinin bilgilerini istemek fişlemenin en tipik örneğidir. İzmir Limontepe’de okul yönetiminden Alevi ve Kürt öğrencilerin isimlerinin istenmesi hem ayrımcılık hem de fişlemenin en tipik örneğidir.

Sayın Bakan, aslında, bu şekilde, “Toplum Destekli Polislik Projesi” adı altında psikolojik harekât uyguluyorsunuz. Oysa, ne hayalî suçlar yaratarak ne de insanları gözaltına alarak hiçbir sorunu çözemezsiniz, fişleyerek de artık insanları teslim alamazsınız. Milyonlarca insanın sokağa çıktığı Gezi eylemleri bunu göstermiştir. Zaten, bu nedenle de Gezi protestoları Hükûmetinizin kimyasını bozmuştur. Hükûmetinize karşı demokratik zeminde yükselen haklı talepleri polisiye tedbirlerle çözümleyemeyeceğinizi artık görmelisiniz. Demokratikleşmede polisiye önlemler çözüm getirmez. Demokratikleşmeyi yasaklar değil, özgürlükler geliştirir. Çözüm, şeffaf olmaktan, insan haklarına ve özgürlüklere saygılı olmaktan geçiyor. TOMA sayısını artırsanız da, biber gazı ithalatını yükseltseniz de, ne yaparsanız yapın, artık bunu engelleyemezsiniz. Güvenliğin, asıl itibarıyla, önemli ölçüde demokrasi kültürüne, özgürlüklere bağlı olduğunu artık anlamanız gerekir.

Polisimizin insan hakları çerçevesinde eğitimine önem vereceğinize, özlük haklarını geliştireceğinize, onları zor koşullarda göreve sevk ediyor, halkla karşı karşıya getiriyorsunuz. 41’i bu yıl olmak üzere devriiktidarınızda 299 polis intihar etmiştir. Basını suçlayacağınıza EMNİYET-SEN’in feryatlarına kulak verin, EMNİYET-SEN bunun sebebini açıkça ifade ediyor.

Gerçeği görmek yerine hep hayalî gerekçeler ve düşmanlar yaratarak hiçbir sorunu çözemezsiniz. Aynı durum sınırlarımız için de geçerli. İnsanları suçlayarak hiçbir yere varamazsınız. Türkiye’yi Kaide bağlantılı örgütlerle komşu yaptınız ve Türkiye’yi büyük bir güvenlik riskiyle karşı karşıya bıraktınız.

Bakanlık olarak sivil toplum örgütlerine büyük önem verdiğinizi söylüyorsunuz ama uygulamalar bunu göstermiyor. Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneğine reva gördüğünüz toplumun hâlâ belleklerindedir ve bu anda da baskılar devam ediyor. Derneğe gönüllü olarak hizmet edenleri ve bağışta bulunanları Maliye ve Sosyal Güvenlik eliyle yıldırmaya çalışıyorsunuz. Bağlı 24 odası bulunan Türkiye Mimar Mühendis Odaları Birliğini baskı altına alıyorsunuz ve onları kendinize bağlamaya çalışıyorsunuz. Derneklerin denetimini derneklere baskı aracı olarak kullanmaktan vazgeçin artık, insanların kutsal değerlerini istismar ederek yolsuzluk yapanların üzerine gidin.

Bakın, Gezi olayları sırasında oluşan Taksim Dayanışması Platformunda 300’ün üzerinde oda, sendika, STK varken, siz neredeyse hepsini terörist ilan ettiniz ve moda deyiminizle, hepsine “marjinal” dediniz.

Sayın Bakan, İçişleri Bakanlığı ve Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının gözleri önünde cereyan eden vahim bir husus var. Ankara-Eskişehir yolunda “demir kafes” olarak tanımlanan yapının kaba inşaatı için 90 milyon TL harcandıktan sonra, 2013 yılında yıkımına başlanan bu yapıyla ilgili işlemler yolsuzlukların, hukuksuzlukların tarihine örnek gösterilecek bir olaydır ve İçişleri Bakanlığının, Sayıştayın ve Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının gözü önünde yükselen bu yolsuzluk ve hukuksuzluk abidesi hiçbirinizin vicdanını sızlatmıyor.

Devriiktidarınızda muhalefete mensup belediyeleri baskı altına aldınız ama -demin verdiğim örnekten de anlaşılacağı gibi- size mensup belediyelerin yaptıklarını görmezden geldiniz Sayın Bakan. Oysa, bu, herkesin gözü önünde var olan ve herkesin tanık olduğu bir husus.

Park ve yeşil alan olması gerekirken… Düzenleme ortaklık payından aktarılan bir arazidir burası. Bir bölümü de Atatürk Orman Çiftliği’ne aitken Gazi Üniversitesine devredilmiştir. Buna rağmen, bu alanda imar planlarına, ilgili kurumların itirazlarına, mahkeme kararlarına, müfettiş ve bilirkişi raporlarına rağmen, inatla, aynı bulvara, ana bulvara tecavüzlü dev bir çelik kafes inşaatına başlanmıştır. Yaklaşık 90 milyon TL harcandıktan sonra, tamamlanmadan, bu defa yapımı durdurulmuş ve yıkılmıştır. Buna da göz yumulmuştur.

Daha sonra ne olmuştur? Daha sonra, yıkılması için de devlet bütçesinden, belediye bütçesinden büyük meblağlar harcanmıştır ancak bu devasa rant abidesi ve bu yolsuzluk abidesi kimsenin vicdanını, hiçbirinizin vicdanını sızlatmamıştır. Bu, Sayın Bakan, mutlaka hesabı sorulması gereken bir husustur.

Sayın milletvekilleri, uygulamalarınızla, bu İçişleri Bakanlığının uygulamasıyla bu ülkenin demokrasisinin ve özgürlüklerinin önünde ciddi bir engel var. Bu aynı zamanda Hükûmetin de uygulaması tabii.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ALİ SERİNDAĞ (Devamla) – AKP, devletin bütün gücünü arkasına alarak meydan okuyacağına hukuku hatırlamalı ve toplumun önemli bir bölümünün bunlardan rahatsız olduğunu anlamalıdır.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına ikinci konuşmacı Mehmet Siyam Kesimoğlu, Kırklareli Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA MEHMET S. KESİMOĞLU (Kırklareli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Emniyet Genel Müdürlüğü bütçesi üzerine Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz aldım. Bu vesileyle yüce heyetinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum.

Sözlerimin başlangıcında, şehit olan bütün polislerimize Tanrı’dan rahmet, ailelerine başsağlığı diliyor, yaralanmış polislerimizi de bu kürsüden sevgi ve saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, 10 Aralıkta Sayın Başbakan bu kürsüde bütçenin tümü üzerine yaptığı konuşmada önceki dönemle ilgili olarak kendi iktidarlarıyla ilgili kıyaslamalar yaptı ve sık sık “İşte bizim farkımız bu.” dedi. Ben de Sayın Başbakandan aldığım ilhamla, aynı şekilde, on bir yıllık AKP iktidarını karşılaştırarak başarılarını kutlamak istiyorum.

Değerli milletvekilleri, çalışma yaşamının en çok intihara sürüklediği meslek grubumuz polisimiz. Devriiktidarınızda her yıl polis intiharı sayısı arttı. EMNİYET-SEN, kurulduğundan beri, intiharların kurum içindeki baskı ve yıldırmadan kaynaklandığını söyledi. 40’ı 2013’te olmak üzere on iki yılda 300 polisimiz kendi elleriyle yaşamına son verdi. Buna karşılık Emniyet Genel Müdürlüğü Sağlık İşleri Daire Başkanlığı aracılığıyla bu sorunun üzerine gitmek yerine personel sayısına oranla intihar oranının azaldığını açıkladı ya, hatta intiharları önlemek için kurban keserek işi Allah’a havale ettiniz ya, işte sizin farkınız bu; kutluyorum!

Bütün gün mesaide akşam eve ne ekmek götüreceğini, kredi kartı borcunu nasıl ödeyeceğini düşünen polislerimiz, karakolda kendilerini içtimaya çeken milletvekili çocuklarından, dağıtılan bozuk kumanyalardan, sosyal medya üzerinden gazeteci tehdit eden valilerden ya da ona nazire yaparmış gibi “O kavatı alın.” diyen coşkulu meslektaşlarından, vatandaş odaklı hizmet palavralarından, yurttaşa eziyet etme pişmanlığından, yirmi dört saat fazla mesaisiz nöbetten çıkıp ayağını uzatıp iki dakika dinlenmeden gene nöbete gönderilme angaryasından, adaletsiz ek göstergelerden, görevdeki maaşının yarısına ulaşamayan emekli maaşından ve daha birçok şeyden kurtulmak için EMNİYET-SEN’i kurdu. Siz, polisimizin sorunlarını çözüp hayatlarını kolaylaştırmak yerine o polislerimizi görevden attınız. İşte sizin farkınız bu; kutluyorum!

Devriiktidarınızda 25.554 zırhsız, 910 zırhlı araç alındı. 2006’dan sonra MOBESE’ler için 500 milyon lira harcama yapıldı. Başbakanın mal bulmuş Mağribî gibi üzerine atladığı, Kabataş İskelesi’nde yaşandığını iddia ettiğiniz olayda İstanbul’un Mutlu Valisi bile kamera kayıtlarını bulamadı ama Ethem Sarısülük bir polis tarafından vurulurken MOBESE’leriniz, herhâlde çevreciliğinizden, ağaçların tepelerine zum yaptı. Bu da yetmezmiş gibi “Üç defa sıktım.” dediği iddia edilen o katil polisi siz, peruk, gözlük ve takma bıyıkla mahkemeye çıkardınız. Sonra da Ankara dışına gönderip bir cinayeti telekonferansa bağladınız ya, ve bir de davanın yargıcı ve hâkimi mahkemede uyudu ya, işte sizin farkınız bu; kutluyorum! (CHP sıralarından alkışlar)

Sayın Başbakanın destan yazıcıları ODTܒye 3 bin polisle girdi, Hatay’da Abdullah Cömert’i gaz tabancasıyla vurdu, Eskişehir’de üniversite öğrencisi 19 yaşındaki Ali Korkmaz’ı tekme ve tokatla döverek katletti, Hatay’da Ahmet Atakan’ı çatıda avladı. Mehmet Ayvalıtaş ezildi, Ayvalıtaş’ın annesi bu acıya dayanamayarak dün bir kalp kriziyle yaşamını yitirdi. Polis memuru Mustafa Sarı düşerek şehit oldu. Bütün bunlar olurken, Sayın Başbakan dökülen kanlara, verilen canlara değil de kırılan seramiklere dövündü ya, işte sizin farkınız bu; kutluyorum! (CHP sıralarından alkışlar)

Polis, Gezi olaylarında 8.163 kişiyi yaraladı. 4.070 kişi gözaltına alındı. Ekmek almaya giderken ensesinden gaz kapsülü ile vurulan 14 yaşındaki Berkin kaç aydır yoğun bakımda. En az 12 kişi gözünü kaybetti. Buna karşılık siz, orantısız güç kalemi kullanarak o polise ikramiye verdiniz ya, işte sizin farkınız bu; kutluyorum!

Bu memlekette şu anda özel güvenlik olarak görev yapanların sayısı 700 bin yani Türk Silahlı Kuvvetlerinden büyük. İşte sizin farkınız bu; kutluyorum!

Şu anda görüştüğümüz Emniyet Genel Müdürlüğü bütçesi, on iki yılda tam 16 kat arttı, devriiktidarınızda bir önceki yıla oranla yüzde 12 arttı. Bu artış halka biber gazı, hedef gözeterek vücuda atış ve kimyasal takviyeli su olarak döndü. Emniyet bütçesini 16 kat, polis şiddetini 1.600 kat artırdınız ya, işte sizin farkınız bu; kutluyorum! (CHP sıralarından alkışlar)

Başbakanın kahraman polisinin Gezi’de gaz fişeğiyle 2 metreden kafaya atış, plastik mermiyle 5 metreden göz çıkarma, cop ile on saniyede kafa dağıtma, 1 metreküplük alana bin metreküplük gaz sıkıştırma, 100 metre engelli vatansever kovalama, tazyikli suyla vatandaşı en uzağa fırlatma ak olimpik branşlarda icrai sanat eylediğini unutup 2020 Olimpiyatları’nın kaybedilmesinin suçlusunu da Gezi olayları olarak ilan ettiniz ya, işte sizin farkınız bu; kutluyorum! (CHP sıralarından alkışlar)

MUSA ÇAM (İzmir) – Sayın Bakana bir madalya!

MEHMET S. KESİMOĞLU (Devamla) – AKP iktidarının 11’inci yılında, büyükşehir belediyesi maskesiyle bu ülkenin coğrafi olarak yüzde 79’unu polis, yüzde 21’ini jandarma bölgesi ilan ettiniz. Sayın Başbakan Muğla’ya gidecek; polis, eylem yapacak diye yurttaşları gözaltına alıyor. Başbakan Kırklareli’ne, Tekirdağ’a, Edirne’ye gidiyor, “Evinizden çıkmayın deniyor.”, sokağa çıkma yasağı ilan ediliyor. Ülkenin yüzde 80’ini bir olağanüstü hâl bölgesi hâline getirdiniz ya, işte sizin farkınız bu; kutluyorum!

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün 14 Aralık 2013. Bugün, buradan bütün dünyaya ilan ediyorum: Kahpe Bizans, gâvur İzmir, yaralı Eskişehir, cumhuriyetin başkenti ve devrimin kalbi Ankara, TOMA’lı Hilmi, Kennedy Caddesi, Dikmen, Gazi Mahallesi, Tuzluçayır, Karşıyaka, Göztepe, Gündoğdu, Kadıköy, Yatağan, Kemerköy, Yeniköy işçileri; Muğla, Hatay, Gaziantep, Şanlıurfa, Samsun, Trabzon, Zonguldak, Antalya Gezi çocukları; gazi ODTÜ, her devirde isyankâr yurtsever Mülkiyeliler ve bütün üniversiteliler, her şeye karşı Çarşı ve adını sayamadığım her bir yer, kısaca çapulcular; meşruiyetini yitirmiş bir iktidara karşı halkın direniş hakkını iki yüz elli yıl sonra yeniden dünya tarihine yazdırdınız ya, sizin farkınız da işte bu; bütün çapulcuları kutluyorum.

Yüce heyetinizi sevgi ve saygıyla da selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına üçüncü konuşmacı Musa Çam, İzmir Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

(Hatip, hatip kürsüsüne “Neden Öldürüldüler?” yazılı pankart astı)

Sayın Çam, Sayın Çam…

CHP GRUBU ADINA MUSA ÇAM (İzmir) – Sayın Başkan, Türkiye Büyük Millet Meclisinin saygıdeğer üyeleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum; “Günaydın.” diyorum, iyi bir hafta sonu diliyorum.

76 milyonun bir temsilcisi olarak vatandaşımızın ödediği vergilerin usulüne ve amacına uygun olarak harcanıp harcanmadığını denetleme hakkım bu Hükûmet ve Sayıştay üst yönetimi tarafından engellenmiştir. Bu durumu şiddetle kınıyor ve protesto ediyorum.

Değerli milletvekilleri, geçtiğimiz yıl İçişleri Bakanlığının toplam bütçesi 23 milyar 950 milyon, eski parayla 23 katrilyon 950 trilyon, bugün ise, 2014 yılı bütçesi 26 milyar 842 milyon, eski hesap ile 26 katrilyon 842 trilyon. Ama ne yazık ki bizler parlamenterler olarak, milletvekilleri olarak bu harcamaların hiçbirini denetleyemiyoruz ve Sayıştay raporları buraya gelmiyor.

Bunlar buraya gelmiyor, hesap vermiyorlar fakat kendileri her türlü hesabı yerel yönetimlerden ve diğer kamu kurumlarından soruyorlar. Hesap vermeyen Hükûmet hesap sormaya devam ediyor. Muhalefette bulunan tüm yerel yönetimler mülkiye müfettişleri tarafından âdeta abluka altına alınmış, biri gidiyor biri geliyor, biri gidiyor biri geliyor ve âdeta, yerel yönetimler, belediye başkanları çalıştırılamaz hâle getiriliyor. Baskılar ve soruşturmalar, yargılamalar akıl almaz derecede devam ediyor.

Bunlardan bir tanesi de İzmir Büyükşehir Belediyesi ve ilçe belediyeleri. İzmir Büyükşehir Belediyesi, Tire’den süt kooperatifinden süt aldığı için, Bayındır’dan çiçek kooperatifinden çiçek aldığı için, Seferihisar’dan mandalina kooperatifinden mandalina aldığı için ve 8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nde kadınlara fular dağıttığı için toplam üç yüz doksan yedi yılla yargılanıyor arkadaşlar. Onlardan hesap soruluyor ama bakanlıkların katrilyonluk bütçelerinden hiçbir hesap sorulmuyor ve bu, büyük bir adaletsizlik ve büyük bir haksızlık.

Sayın Bakan, bütünşehir yaptınız, il özel idarelerini kaldırdınız. İl özel idarelerinin mülkleri şimdi sizin iktidarda olduğunuz yerel yönetimlerde belediyelere devrediliyor.

İzmir’de İzmir İl Özel İdaresi Sümerbank’ın yerinin, 3 kez Meclisten geçirerek, İzmir Büyükşehir Belediyesine devredilmesiyle ilgili kararını aldı ama İzmir Valisi 3 kez bunu reddediyor arkadaşlar, veto ediyor. Geçtiğimiz günlerde, Sayın Başbakan Trabzon Valiliğine talimat vererek Trabzon’da bulunan il özel idaresi mülklerinin Trabzon Belediyesine devredilmesiyle ilgili talimatı veriyor ama İzmir’de İzmir İl Özel İdaresinin almış olduğu kararları ne yazık ki uygulatamıyoruz arkadaşlar. Bu da İzmir’deki bir başka vahşet.

Değerli milletvekilleri, dün Sayın Başbakan İzmir’de İzmir Büyükşehir Belediye Başkanını açıkladı. Hayırlısı olsun.

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Büyükşehir Belediye Başkanı değil, adayı.

MUSA ÇAM (Devamla) – Ama 2011 yılından beri İzmir’e özel olarak bir ambargo uygulanıyor, İzmir’in projelerine, İzmir’in gelişmesine her türlü ket vuruluyor.

FATİH ŞAHİN (Ankara) – “Başkan” diye Allah söyletti galiba.

MUSA ÇAM (Devamla) – Sayın İçişleri Bakanımız da burada, hem müfettişleriyle hem de diğer organizasyonlarıyla.

Şimdi, arkadaşlar, İzmir’de yapılacak olan seçim klasik anlamda Aziz Kocaoğlu ile Binali Yıldırım arasında bir seçim değil. Sayın Başbakan her seferinde İzmir’e gâvur olduğunu söylüyor…

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI LÜTFİ ELVAN (Karaman) – Ne alakası var?

MUSA ÇAM (Devamla) - …onun bürokratı Diyanet İşleri Başkanı da İzmir’e geliyor ve diyor ki: “İzmir irfanı olmayan bir kenttir.” Elinde derecesi var, ölçüyor; İzmir’in irfanı var mıdır yok mudur, ölçüyor ve İzmir’e böyle çamur atıyor. (CHP sıralarından alkışlar)

FATİH ŞAHİN (Ankara) – Ne zaman, nerede söylemiş?

MUSA ÇAM (Devamla) – İzmirli bunun hesabını 30 Mart 2014’te görecek. Bunun hesabını görecek! Kendisine yapılan hakaretlerin ve kendisine yapılan bu zulmün hesabını 30 Martta soracak. İzmir çağdaş, demokrat, laik, Atatürkçü bir kent ve yaşam biçimine son derece sahip olan bir kenttir ve bu kent de sonuna kadar mücadelesini devam ettirecektir.

Ama İzmir’de bir başka şey daha oluyor arkadaşlar. İzmir’e geçtiğimiz yıllarda bir vali geldi, Diyarbakır Valisi, İzmir Valisi de Diyarbakır’a gitti. Araştırdığımızda İzmir Valisinin de Erzincanlı olduğunu ve Sayın Ulaştırma Bakanının çok yakını olduğunu görüyoruz arkadaşlar.

AHMET ARSLAN (Kars) – Sen de Erzincanlısın!

MUSA ÇAM (Devamla) – Bir buçuk yıldır, iki yıldır İzmir’de ciddi bir örgütlenme var. Valisinden kaymakamına, mülki idare amirinden bilmem neyine varıncaya kadar Sayın Binali Yıldırım ciddi bir örgütlenme yapmaktadır. Dolayısıyla, 30 Mart 2014’te yapılacak olan yerel seçimlerden ciddi endişeler ve kaygılar duymaktayım. Neden?

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Korkudan!

MUSA ÇAM (Devamla) – Çünkü mülki idare amirlerinin baskısı, tehdidi ve sandık sorumlularıyla ilgili ciddi endişeleri ve kaygıları taşıyorum.

O nedenle, bunu bu kürsüde burada dile getirmeyi de tarihsel bir görev olarak biliyorum çünkü orada ayrı bir örgütlenme var ve bu örgütlenmeyi de burada açığa çıkarmak hepimizin görevidir.

Değerli arkadaşlar, Sayın Bakan, şuradaki resimleri siz göremediniz. Görüyor musunuz? Bu resimler sizin bakan olduğunuz bu dönemde, 24 Ocaktan bugüne kadar, haziran ayında öldürülen çocuklar.

Bunlara iyi bakın. Siz de bir babasınız, biz de bir babayız ve çocuklarımız var. Bu çocukların annelerinin, ailelerinin ne büyük acılar, ne büyük ızdıraplar çektiğini herhâlde tahmin edebilirsiniz.

MUHARREM IŞIK (Erzincan) – Annesi yok artık!

MUSA ÇAM (Devamla) – Sayın Kesimoğlu biraz önce söyledi. Mehmet Ayvalıtaş’ın annesi, 43 yaşında, oğlunu kaybetmenin acısına dayanamadı ve dün kalp krizi geçirdi ve bugün İstanbul’da toprağa verilecek.

Şimdi, hepimiz ve hepiniz elinizi vicdanınıza koyarak… Bu çocuklar neden öldürüldü? Niçin öldürüldü? Neden? Niçin? Taksim’deki Gezi Parkı’nda üç ağaç için mi? Gerek var mıydı? Aynı günlerde, Brezilya’da, otobüse yapılan zam, 2016 yılında yapılacak olimpiyatlardaki yolsuzluklar nedeniyle gençler ve milyonlarca insan sokaklara döküldü. Brezilya Devlet Başkanı, kadın Devlet Başkanı televizyonlara çıktı, dedi ki: “Gençlerimizi kutluyorum. Demokrasimizin nereye geldiğini, ne kadar büyük özgürlükler içerisinde insanların bu hakkını kullandığını büyük bir gururla, büyük bir iftiharla görüyorum. Kendilerine teşekkür ediyorum, mesajı aldık, gereği yapılacaktır. Şimdi, eve dönmenin zamanıdır.” dedi. Bizim ülkemizin Başbakanı ne dedi: “Talimatı verdim güvenlik güçlerine, gereken yapılacaktır.” denildi. İşte, gereken yapıldı, bu arkadaşlarımız öldürüldü. Benden önce konuşan Değerli Kesimoğlu da… Onlarca arkadaşımız organlarını kaybettiler ve bugün, yüzlerce genç arkadaşım da cezaevlerinde, Gezi eylemlerine, haziran eylemlerine katıldıkları için de hapishanelerde.

Sayın Bakan, bunun vebali ve sorumlusu, Sayın Başbakan ve sizsiniz. Bu bütçeyi, vergi ödeyen, vergi veren vatandaşların çocuklarını öldüresin diye Türkiye Büyük Millet Meclisi sizlere aktarmıyor. Bu ülkede barışı, kardeşliği, dostluğu sağlamanız için veriyoruz ve bu kaynakları da biber gazına, kimyasal suya, TOMA’lara, akreplere aktarmanız için değil Sayın Bakan.

Değerli dostlar, 2014 yılına giriyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUSA ÇAM (Devamla) – 2014 yılının barış, özgürlük ve demokrasi yılı olmasını diliyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. İçişleri Bakanlığı bütçesine kırmızı oy vereceğimizi ilan ediyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına dördüncü konuşmacı Ali Sarıbaş, Çanakkale Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA ALİ SARIBAŞ (Çanakkale) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2012 yılında, Orman ve Su İşleri Bakanlığının yaptığı harcamalar ve işlemleri gereği gibi denetleyemedim çünkü siyasi iktidarın yönlendirmesiyle Sayıştay üst yönetimi Türkiye Büyük Millet Meclisine gönderdiği raporları budadı. Milletimin bana verdiği bütçe hakkını kullanarak vatandaşımızın ödediği vergilerin usulüne uygun olarak harcanıp harcanmadığını tespit etmem Hükûmetçe ve Sayıştay üst yönetimi tarafından engellendi. Sözlerime bu durumu protesto ederek başlıyorum.

Sayın milletvekilleri, öncelikle, yine, konuşmamda, 12 Eylül Anayasası’na dayanarak ve 12 Eylül kanunlarına dayanarak bugün, Türkiye Büyük Millet Meclisinde Orman ve Su İşleri Bakanlığının kanun hükmünde kararnameyle kurulduğunu ve yüz yetmiş beş yıllık tarihi olan bu Bakanlığın Anayasa gereği bütçesini görüşmenin yasal olup olmadığını da tartışmaya açmak istiyorum. Çünkü, kanun hükmünde kararnamenin Anayasa’mıza göre hâlâ Türkiye Büyük Millet Meclisine getirilip onaylanmadığını da belirtmek istiyorum. Acaba, bu soru üzerine de, bu bütçe burada yasal mı, değil mi, ayrıca bunu da saygılarımla hepinize sunmak istiyorum.

Faşist diktatörlerce yaşı büyütülerek idam edilen Erdal Eren’i aramızdan ayrılışının 33’üncü yıl dönümünde anıyor, katillerini bir kez daha nefretle kınıyorum. Ayrıca, Çanakkale’de düzenlenen Gezi eylemlerine destek yürüyüşü sırasında yola “Hükûmet istifa” yazdı iddiasıyla, cezai sorumluluğu olmadığına dair raporu olmasına karşın, 13 yaşında, tekrar ediyorum 13 yaşındaki ortaokul öğrencisi, kamu malına zarar verdiği gerekçesiyle altı yıla kadar hapis istemiyle yargılanıyor. Cezai ehliyeti olmayan bu 13 yaşındaki ortaokul öğrencisinin yargılanması doğru mudur, etik midir? Bu çocuğun ömrü  boyunca buradaki polisimize ve Türkiye Cumhuriyeti’ne karşı ilerideki yaşamı boyunca bakışının nasıl olacağını merak ediyorum.

Değerli milletvekilleri, cumhuriyet tarihimizin hiçbir döneminde, AKP kadar orman ve ormancılığımıza düşman bir iktidar daha gelmemiştir. Ülkemizin en az ormanlaştırıldığı on bir yıllık AKP dönemi yaşanmıştır. Cumhuriyetin kuruluşundan 2002 yılına kadar toplam 12 kez, on bir yıllık iktidarınızdaysa 17 kez yasalarda değişiklik yaptınız, ormanların yağmalanmasının bu değişikliklerle önünü açtınız.

İktidarınızın en büyük günahlarından birisi de hızla çölleşen ülkemizde önce devlet orman fidanlıklarını, daha sonra da yılların kurumu olan Ağaçlandırma ve Erozyon Kontrolü Genel Müdürlüğünü kapattınız. Ülkemize yapılabilecek en büyük ihaneti yaptıktan sonra çıkıp ağaçlandırma seferberliği yaptığınızı iddia ederek hayalî rakamlarla halkımızı aydınlattınız. Sayın Bakan, iki ay önce burada 2,5 milyar ağaç diktiğinizi iddia ederken geçen hafta da 3,5 milyar adet ağaç diktiğinizi iddia ediyorsunuz. İki ayda bu kadar, 1 milyar ağacı nasıl diktiniz?

Bozuk orman alanlarıyla eski ağaçlandırma alanında yapılan çalışmaları yeni ağaçlandırılmış gibi kayıt altına alarak, rakamları az önce verdiğim gibi şişirerek halkımızla alay ettiniz. Bu yetmiyormuş gibi, ülkemizin en değerli ormanlarının yer aldığı, yüzde 53’ü ormanla kaplı Çanakkale ve yüzde 56’sı ormanla kaplı orman bölge müdürlüğü olan Sinop’u kapattınız, yerine orman alanı yüzde 6 olan Kayseri ve orman alanı yüzde 1 olan Urfa’ya orman bölge müdürlükleri açtınız. Bunu anlamak mümkün mü? Bunu nasıl izah edebilirsiniz?

Ayrıca, ülkemizin oksijen deposu tarihî Kaz Dağları ormanlarımız ve su kaynaklarımızı talan etmeleri için çok uluslu altın maden şirketlerine peşkeş çektiniz. Altıncıların  “Ben su havzalarını buradan alıp öbür tarafa getireceğim.” diye halkımızla dalga geçmesine bile müsaade ettiniz.

Anayasa’mızın 169’uncu maddesinde “Devlet ormanlarının mülkiyetinin devir olunamayacağı, ormanlara zarar veren hiçbir eyleme müsaade edilemeyeceği, ormanların korunması ve sahaların genişletilmesi için gerekli kanunları koyacağı ve tedbirler alınacağı” hükmü yer almasına karşın ormanlarımızı sürekli tahrip ettiniz.

Örneğin, 1923-2002 yılları arasında 7.500 olan taş ocağı ruhsatı, sayenizde 43.500’e çıktı. Yani bu rakamların on bir yıllık döneminizde ne kadar arttığını sizlere soruyorum.

Anadolu’nun en ücra köşelerindeki akarsularımızı sattınız. HES’ler için 23 bin hektar orman alanı katlettiniz. Yüce Atatürk’ün mirası Atatürk Orman Çiftliği’ni 1’inci derecede sit alanından 3’üncü derecede sit alanına dönüştürdünüz. 10 bine yakın ağacı keserek Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın saray hayaline kurban ettiniz.

Hangi yandaşınızdan kiraladıysanız, Orman Genel Müdürlüğünü kiralarda süründürüyorsunuz.

ODTÜ ormanlarının içinden geçen yol için 15 binden fazla ağaç kestiniz. Bu katliama “Dur” diyen öğrenci vatandaşlarımızın üzerine TOMA’larınızı, gazlarınızı saldınız. Gençlerimizi, mücadeleden dolayı, bir kez daha kutluyorum. Sayın Bakan katledilen ağaçlar için “Oradaki şeyi bir başka yerde telafi ederim.” diyor. Ormanın telafisinin mümkün olmadığını en iyi bilmesi gereken Bakandan çıkan lafa bakın. Gençler bu mücadelede sizleri tekrar kutluyorum.

Sayın Bakan üçüncü köprü için “381 bin ağaç kesilecektir.” derken, Başbakan da belediye başkanlığı döneminde “Bu bir cinayettir.” dedi. Şimdi soruyorum: Ne değişti de bu laflarının arkasında durmadılar?

Üçüncü havalimanı için 2 milyon 330 bin, Kanal İstanbul için de milyonlarca ağacın bir rant için katledileceği söyleniyor. Çok acıdır ki üçüncü köprü ve gerek üçüncü havalimanı ve yollar için ÇED raporu ve izni alınmaksızın 8.715 hektar ormanı keserek İstanbul’un akciğerini yok ediyorsunuz.

Faşist 12 Eylül döneminin çıkarıp uygulamadığı 6235 sayılı TMMOB Yasası’na eklenen 3’üncü maddeye dayanarak Orman Mühendisleri Odasının denetimini Orman ve Su İşleri Bakanlığına bağladınız. Böylece “Darbe anayasasını kaldırıyoruz.” derken bir meslek odasını susturmak için darbe anayasasına sığındınız. Size yazıklar olsun! Bu mudur ileri demokrasiniz? Bu mudur 12 Eylülle hesaplaşmanız? (CHP sıralarından alkışlar) Bu faşist yönetimle Orman Mühendisleri Odasını susturmaya çalışıyorsunuz. Orman Mühendisleri Odasını denetlemeyi bırakın, Bakanlığınız hakkındaki yolsuzluk iddialarını denetleyin ve aklanın ve ondan sonra Sayıştay raporlarıyla karşımıza gelin. (CHP sıralarından alkışlar)

Burada, Cide Orman İşletme Müdürlüğünde, geçen, bu hafta içerisinde tutuklamalar olduğunu duyduk. Bu tutuklamalar hakkında kamuoyunda hiçbir açıklama görmedik. Bu tutuklamaları açıklar mısınız Sayın Bakan?

Çok değerli milletvekillerim, orman yangınlarıyla mücadele etmek üzere kiralanan helikopterlere 1.800 dolar kira ödeniyordu ama döneminizde 9.200 euroya kiralandığı iddia ediliyor. Bu, tamam, 7 kat fazlasına kiralanmış. Bu kiralama işinden kötü kokular gelmiyor mu Sayın Bakanım?

Anayasa’mızın 170’inci maddesine göre, 2/B Yasası’nı da ihlal ederek -halkımızın ve vatandaşımızın- ihtiyacı olanların dışındakilere de satmayı bir rant hâline getirdiniz ama başaramadınız. Şimdi sormak istiyorum: Köylülerimizin bu paydan hiç gelir alamamasına rağmen, yüzde 1 dahi pay alamayan orman köylüsüne “2/B maddesi” olarak adlandırılan alanlarımızın bedava olarak verilmesi gerekirken vermediniz ama Cumhuriyet Halk Partisi bunu savundu. Sizin döneminizde acaba yüzde 1 pay dahi alamayan orman köylüsünden bu seçimlerde gidip nasıl oy isteyeceksiniz?

Sendikalara yaptırdığınız ve… Sendikalarda liyakat ölçüsüne uymadan sadece kendi sendikalarınıza bağlı olan bürokratları atadınız ve bu bürokratları da atamaya devam ettiniz.

Ben, kısacası, böyle bir orman katliamı yapan ve zulmeden ve ormanı kesen bu Bakanlığımıza “Hayır.” diyor, en derin sevgi ve saygılarımı sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına beşinci konuşmacı Emre Köprülü, Tekirdağ Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA EMRE KÖPRÜLÜ (Tekirdağ) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2012 yılında Orman ve Su İşleri Bakanlığının yaptığı harcamayı ve işlemleri gerektiği gibi denetleyemediğimi çünkü siyasi iktidarın yönlendirmesiyle Sayıştay üst yönetiminin Türkiye Büyük Millet Meclisine raporlarını göndermediğini, bu raporları budadığını, milletimin bana verdiği bütçe hakkını kullanarak vatandaşlarımızın ödediği vergilerin usulüne uygun olarak harcanıp harcanmadığını tespit etmemizin Hükûmetçe ve Sayıştay üst yönetimi tarafından engellendiğini belirterek ve sözlerime de bu durumu protesto ettiğimi belirterek başlamak istiyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 24’üncü Dönemin başında çıkarılan kanun hükmünde kararnameyle çevrenin şehre ve yapılaşmaya, orman ve suların ise inşaat sektörüne teslim edildiği iki bakanlığımız kuruldu. Her iki bakanlık da var olma amaçlarının ve kuruluş felsefelerinin aksine, yönetenlerinin zihniyetlerinin sonucu olarak ranta, tahribata ve maalesef talana hizmet eden bir anlayışla yönetilmekte. Bakanlığın KHK’yla kuruluşunda oluşamayan bilimsellik, katılımcılık ve tabii ki olmazsa olmaz kamu yararı maalesef, uygulamalarında ve de faaliyetlerinde de oluşmuyor.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu bakanlıklardan biri de Orman ve Su İşleri Bakanlığı. Bu Bakanlığın görev tanımına baktığınız zaman, su kaynaklarının korunması ve sürdürülebilir bir şekilde kullanılmasına rastlarsınız. Bakanlığın görevi bu olmasına rağmen, peki, uygulamada karşımıza çıkan ne? Uygulamada maalesef karşımıza çıkan, hepinizin bildiği gibi, HES projeleri. Peki, bunların sonuçları ne? Görev tanımlamasının tam aksi doğrultusunda yatağı değişen ya da kuruyan dereler, susuz kalan topraklar, bahçeler, tarlalar, köyler ve genel anlamıyla da çevre ve doğa tahribatı. Ne dedik? Doğaya ve tabiata değil ranta ve talana hizmet eden bir bakanlık anlayışı.

Tabii başka bir sonucu daha var HES uygulamalarının, o da şu: Yaşadığı toprağı korumak isteyen köylülere yapılanlar var, yaşlılara, kadınlara, çocuklara yapılanlar var, coplamalar var, dayaklar var. Tabii, bu dönem AKP iktidarının medarıiftiharı olan, her türlü muhalife karşı açılan davalar var.

Birçok insana davalar açıldı. Ancak özellik arz eden biri vardı. 17 yaşında bir kız çocuğuna, Leyla’ya dava açıldı. Gerekçesi, onlarca jandarma askerini tek başına dövdüğü iddiasıyla bu kıza dava açıldı. Biz, Cumhuriyet Halk Partisi olarak Leyla’nın yanındaydık. Erzurum’da davasını takip ettik ve Leyla o davadan, o mesnetsiz suçlamadan beraat etti. HES’lere karşı mücadelenin simgesi oldu cesaretiyle, kararlılığıyla. 17 yaşında bir kız çocuğu hep bu mücadelesiyle hatırlanacak ve anılacak. AKP ise HES uygulamalarıyla beraber, o çocuklara, o köylülere zulmedenler olarak bilinecek ve hatırlanacak.

Değerli milletvekilleri, geçtiğimiz hafta sonu Sayın Başbakan Tekirdağ ilimizdeydi. Göstermelik, “Toplu açılış törenleri.” adı altında devletin kasasını kullanarak her zaman yaptığı gibi seçim mitingleri yaptı, bu sözde tesis açılışlarında belediye başkan aday adaylarını tanıttı. Ancak, şunu söyleyeyim: Tekirdağ halkının hiç ilgi göstermediği bu yerlerde de bazı yerlerin açılışını yaptı, Sayın Bakan da oradaydı, Tekirdağ ilimizdeydi. Ben, bölge milletvekili olarak açılışı yapılan yerleri incelemek istedim ancak listeyi bir türlü bize vermek istemediler. Zor da olsa listeyi elde ettik ancak incelediğimizde gördüğümüz bazı ilginç enstantaneler vardı. Başbakanın açılışını yaptığı yerlerin çoğu daha bitmemiş, bazısı hiç başlamamış. Size bir örnek vereyim Sayın Bakan, kurdelelerini kesiyordunuz. Şu fotoğrafa bakın. Bu fotoğraf, sizin açılışını yaptığınız bir caminin, ibadete açtığınız bir caminin fotoğrafı, kurdelesini kestiniz bunun. Bu caminin daha inşaatı sürüyor, minaresi yarım. Bunların dışında, daha birçok benzer proje vardı kurdelesini kesip açılışını yaptığınız. Ha biten yatırımlar yok muydu? Onlar da vardı. Açılışını yaptığınız yerlerde, yerel kaynaklarla yapılan özellikle de İl Özel İdaresinin, İl Genel Meclisinin yaptığı yatırımlar vardı. Yalnız, burada Başbakan açısından da, sizin açınızdan da bir sorun var çünkü Tekirdağ İl Özel İdaresi 2009 yerel seçimlerinde Cumhuriyet Halk Partisine geçti ve hizmet vermeye başladı. Yani, sizin açılışını yaptığınız, AKP’den övgüyle bahsettiğiniz eserler sizin değil, Tekirdağlı Cumhuriyet Halk Partili İl Özel İdaresinin eserleri. (CHP sıralarından alkışlar) Olsun, Başbakan bunları görmeyebilir ama halkımız görüyor. Zaten gördüğü için de hem Tekirdağ Belediyesini hem İl Özel İdaresini 2009’da sizden aldı, Cumhuriyet Halk Partisine verdi.

Değerli milletvekilleri, Başbakan, geçen hafta -dediğimiz gibi- devlet bütçesinden yaptığı aday tanıtım mitinglerinde, yine aynı, işten anlamayan  -Ergene’yi çözmek değil- bu işten siyasi rant devşirmeyi hedefleyen tavrı ile dedi ki: “Ergene kirli çünkü çevresindeki belediyeler, Cumhuriyet Halk Partili belediyeler, Ergene’yi temizlemiyor.” Bu kadar boş, asılsız, mesnetsiz bir iddia ki bu, hiç kimsenin de inanmadığı, hatta söyleyenlerin dahi inanmadığı bir iddia. Evvela şunu demek lazım, herkes şunu biliyor: Ergene kirliliğinin nedeni orada yaşayan insanlar değil. Siz, orada yaşayan insanların Ergene’yi kirlettiğini söylüyorsunuz ama Ergene’yi kirletenler evsel atıklar değil, Ergene’nin kirliliğinin nedeni sanayi atıkları. Yer altı sularını kullanan ve bu suları temizlemeden Ergene Nehri’ne deşarj eden sanayi kuruluşlarının kirliliğidir bu. Şimdi, siz sorunun kaynağını bilmiyorsunuz, sorunun nedenini bilmiyorsunuz ve bu kafayla Ergene’yi çözeceğinizi söylüyorsunuz. Bir defa bununla hiç kimseyi inandıramazsınız. Sizin Cumhuriyet Halk Partili belediyelere söyleyecek hiçbir şeyiniz yok ancak bunu konuşuyor, bu iddiayla Trakya’da oy almayı hedefliyorsunuz. Ha, şunu da söyleyelim: Eğer siz konuyu oraya çekecekseniz, o ringde tartışalım derseniz, mücadeleyi orada yapalım derseniz, ona da varız.

Bakın, burası Ergene Nehri’nin Çorlu ilçe sınırlarına girdiği yer. Çorlu ilçesine girdiği nokta burası, kirliliği görüyorsunuz. Şimdi, bu fotoğraf Çorlu ilçesinin girişinde çekildi. Peki, Çorlu ilçesine gelene kadar Ergene nerelerden geçti? Çerkezköy ilçesinden ve 3 beldeden geçti. Yani, Çerkezköy ilçesi, Kızılpınar beldesi, Veliköy beldesi, Velimeşe beldesi yani 4 belediye, bunların 3’ü AKP’li, 1’i Cumhuriyet Halk Partili. Yani, eğer sizin açınızdan bakarsak orada da mağlup olursunuz, orada da söyleyecek hiçbir şeyiniz olmaz. (CHP sıralarından alkışlar)

Bakın, evvela yapacağınız şu: Bir defa, bu meseleye siyasi bir mesele olarak bakmayacaksınız, Ergene’nin kıyısında kanser olan bir insanın AKP’li mi, CHP’li mi, MHP’li mi, BDP’li mi, hangi siyasi görüşten olduğuna bakmayacaksınız, “Ne önemi var bunun?” diyeceksiniz, “Önemli olan insan olmak.” diyeceksiniz, kafanızı değiştireceksiniz, insan odaklı siyaset yapacaksınız. Bu işten siyasi oy kazanmak amacıyla değil, insana hizmet etmek amacıyla bunu yapacaksınız. Kafanızı değiştirin, kafanızı değiştiremiyorsanız eğer “Trakya’da halk sizi değiştirdi, yakın bir gelecekte de bütün Türkiye, o kafadaki adamları değiştirecektir.” diyorum ve yüce Meclisi saygılarımla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

MUSA ÇAM (İzmir) – Değişim zamanı geldi.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına son konuşmacı Melda Onur, İstanbul milletvekili.

CHP GRUBU ADINA MELDA ONUR (İstanbul) – Sayın Bakan, değerli vekiller; bu taraf biraz az ama sizlere de hayırlı bir bütçe diliyorum.

2012 yılında Orman ve Su İşleri Bakanlığının yaptığı harcama ve işlemleri gerektiği gibi denetleyemedim çünkü siyasi iktidarın yönlendirmesiyle Sayıştay üst yönetimi TBMM’ye gönderdiği raporları budadı. “Budadı” bu Bakanlığın bütçesi için çok güzel oturmuş buraya. Milletimin bana verdiği bütçe hakkını kullanarak vatandaşımızın ödediği vergilerin usulüne uygun olarak harcanıp harcanmadığını tespit etmem Hükûmetçe ve Sayıştay üst yönetimi tarafından engellendi. Sözlerime bu durumu protesto ederek başlıyorum.

Ve ayrıca, sözlerime, bugünkü bir anmayla da devam etmek istiyorum. Bizler burada konuşurken, şu sıralarda İstanbul ağlıyor, Türkiye ağlıyor çünkü kaybettiğimiz sevgili Mehmet Ayvalıtaş’ın annesini de kaybettik. Evlat acısına dayanamadı, Fadime Hanım da hayatını kaybetti, şu sıralar cenazesi var; kendisine Allah’tan rahmet diliyorum.

Geçtiğimiz yıl da burada Su Enstitüsü bütçesi üzerine konuştum ve konuşmamı kapatırken size bir soru sormuştum Sayın Bakan. Dedim ki: “Şuna cevap verebilir misiniz? Benim daha önce Sayın Enerji Bakanıyla bulunduğumuz bir ortak toplantıda Sayın Bakan dedi ki: ‘Ya, ben söyledim aslında Bakana, bu kadar çok HES yapmayalım dedim. Bunlar doğaya zarar veriyor, vatandaşa zarar veriyor ve ben biliyorum ki Sayın AKP’li vekiller de kendi bölgelerine gittiklerinde, eğer HES’ler varsa o bölgede, tepki görüyorlar. Bunu biliyoruz, görüyoruz, üstelik de bu bölgelerin bir kısmı iktidar partisine yüksek yüksek oranlarda oy vermişler.’” Bunu sormuş, söylemişti ve ben bunu size sormuştum.

Şimdi, bu Sayın Enerji Bakanının sözlerine ikinci bir soru ekleyeceğim ben. Geçtiğimiz günlerde Çevre Bakanımız dedi ki: “Evet, 10 megavatın altındaki HES’ler doğaya gerçekten zarar veriyor, biz bunlara izin vermeyeceğiz.”

Şimdi, bu bütçe görüşülürken Sayın Bakan, bu bütçeyi Sayın Çevre Bakanının bu çıkışı üzerine gözden geçirdiniz mi, nasıl değerlendirdiniz?

Şimdi, “10 megavatın altı” dediğiniz zaman ciddi bir rakama tekabül eder, siz de iyi bilirsiniz çünkü belli oranların altında ÇED istenmediği için, bizde pek çok HES sanıyorum 9,5’larda dolaşıyor. Şimdi, sizin verdiğiniz, yapacağınız bir HES rakamı vardır, 2 binlerde. Şimdi, bunların ne kadarı 10 megavatın altında? Ben oturup sayabilirim de  ama hazır burada bürokrat arkadaşlar var, konuşmanızda belki değinirsiniz. Kaç adedi 10 megavatın altındadır ve siz, Çevre Bakanının ifade ettiği gibi, Hükûmet olarak bu HES’leri iptal edecek misiniz?

Şimdi, bunlardan bir tanesi, geçtiğimiz günlerde benim ziyaret ettiğim Ahmetler köyüydü. Ahmetler köyü Antalya’da, şahane bir kanyon Ahmetler Kanyonu ve orada da bir köylü var. Buraya zamanında, işte bir HES -9,96. aynen10’un altında- projesi gündeme gelmiş fakat şöyle bir şey olmuş -Manavgat’a bağlı burası- işte vali geldiğinde -burada ÇED raporu, işte biraz valiliğin şeyine bağlı, yerel yönetimin takdirine bağlı olarak geçiyor- bir kâğıt astırmış itirazla ilgili olarak ama Manavgat Kaymakamlığına asmış. Vali de Erzurum Valisi. Erzurum Valisini biz Erzurum’daki HES mücadelelerinden çok iyi tanıyoruz, Tortum’daki kadınların böyle saçlarından, çarşaflarından yerlerde sürüklendiği günleri, hatırlarsınız o görüntüleri. O dönemin valisi ne yazık ki. Ben kendisiyle birkaç kez konuştum. Vali şöyle… Hatta, onu da hatırlatayayım: Askerlerini, jandarmasını, kolluk kuvvetlerini göndermeden 2 de ambulans gönderen vali. O vali Antalya’ya gelmiş.

Evet, aynı meydan muharebesi Antalya’da Ahmetler köyünde de oldu. Niye oldu? Çünkü, Manavgat Kaymakamlığına asılan o bir aylık itiraz raporunu kimse görmemiş. Zaten, sadece Manavgat’ı ilgilendirmiyor ki “havza” diye bir şey var, sözde havza yönetimi yapıyoruz. Akseki ilgileniyor, öbür 13-14 tane yeri besliyor. Keza geçmiş ve köylüler bakmışlar bir gün kepçeler gelmiş. “Ne oldu?” “İşte, biz buraya HES yapacağız.” Köylü direnmiş. Köylü inatçı bir köylü, çok eski, altı yüz yıllık bir köy ve oralara çadırlar kurmuşlar ve biz oraya gittiğimizde, saklı bir cennet gördük, orası turizm yapılabilecek durumda. Yapılıyor da zaten, 5 bin turisti ağırlayan bir rafting bölgesi var. Epey bir mücadele sürdü. Köylülerin “meydan muharebesi” diye adlandırdıkları çatışmalar sürdü. “Çatışmalar” diyorum, özel güvenlik biber gazı sıkmış. Özel güvenliğin biber gazı sıkma yetkisi olup olmadığını ben de bilmiyorum, bildiğim kadarıyla mevzuatta yok. Bunu İçişleri Bakanımıza soracaktım. Hazır burada sorayım ama yazılı soru önergesi de vereceğim. Böyle bir ortam.

Şimdi, vali demiş ki “Köylü direnmesin, hukuki yolları kullansın.” Şimdi, Ahmetler Kanyonu ne kadar hukuki, bir bakalım. Şimdi, birincisi, zaten sadece Manavgat’a asılması kâğıdın yanlış. Hadi, onu hukuken uygun buldunuz. İkincisi, şimdi, proje raporunda diyor ki: “Kanyon regülatörü ve HES projesi alanının bakir olması nedeniyle proje hattı boyunca ÇED inceleme çalışmaları yapılamamıştır.” Yani, bakmadan, görmeden “ÇED gerekli değil.” diye karar verebiliyorsunuz.

Bizim bir sevgili çevre avukatı arkadaşımız var, der ki: “Google Earth üzerinden dere beğenip üzerine HES kuruyorlar.” Aynen de durum budur.

İkincisi şu: “Sadece santral  yapımı ve regülatör yapısı yeri incelenebilmiştir. Topoğrafik şartlar yüzünden iletim hattı boyunca ilerlenememiştir. Kesin proje çalışmalarında, yollar açıldıktan sonra İl Çevre ve Orman Müdürlüğü’nün istemesi durumunda iletim hattı boyunca ÇED çalışmaları yapılacaktır.” Sayın Bakan, böyle olmaz yani böyle olduğu müddetçe bu kavgalar bitmez. Şimdi ben, hazır da Çevre Bakanımız böyle bir öneri sunmuşken 10’un altındaki, en azından –hele bir ara mikro HES’lerden söz ediyordu- bunlardan bir an önce vazgeçilmesini umuyorum.

Şimdi, son olarak, size bir soru önergesi vermiştim, çok yeni gelmiş cevabı, arkadaşlar ilettiler. Burada da zaten ben size “HES’ler konusundaki ifadelerinizde ‘Hatamız oldu.’ demişsiniz. Bu bağlamda tespit ettiğiniz hatalar nelerdir?” diye sormuşum. Şöyle bir cevap vermişsiniz: “’Hata yaptık’ ifadesinde, hatanın HES’lerin yapımından kaynaklı olmayıp ‘Halka tanıtmaya gerek yok diye düşündük, yanıldık.’ anlamında kullandım.” Şimdi “halka tanıtmaya gerek yok.” değil, halka tanıtma değil buradaki sorun; halkın onayını alacaksınız, halka tanıtmakla ilgili değil. Ha, bunun dışında, bence HES’in nasıl yapılması gerekiyor? Özel sektöre de tanıtmak gerekiyor. Yani, bölgeyi görmeden… Topoğrafik özellikleri zor diye değil, balta girmemiş orman değil ki orası, gelip bakacak, ÇED raporuna ne var ne yok yazacak. Şimdi, bu noktada gidildiği müddetçe bu kavgalar çok daha devam edecek.

Sayın Bakan, ben sözlerimi burada sona erdirirken önümüzdeki 2014 yılında bir daha artık HES için, HES kavgası için ve hele bir de “Su akar, Türk bakar.” sözünü duymak için burada konuşma yapmamayı dileyerek hepinize hayırlı bir gün ve bütçenin de hayırlı olmasını diliyorum.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına ilk konuşmacı Mehmet Erdoğan, Muğla Milletvekili. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA MEHMET ERDOĞAN (Muğla) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; İçişleri Bakanlığı bütçesi üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Yüce heyetinizi ve bütçeyi takip eden 15 AKP milletvekilini ve Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Bu bütçenin en önemli konusu, gündemi maalesef geçen yıl olduğu gibi bu yıl da Sayıştay raporları. Maalesef, Sayıştay raporlarının olmadığı, hesabın kitabın dikkate alınmadığı, millete hesap vermekten kaçılan bir bütçe görüşmesini burada, hep birlikte yapmaya çalışmaktayız.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepimizin bildiği gibi, İçişleri Bakanlığının temel görevi, ülkemizde huzurun sağlanması, vatandaşlarımızın can ve mal güvenliğinin teminidir. Ancak, AKP iktidarı çeşitli sebeplerle toplumu germektedir. Öncelikle, AKP iktidarları döneminde gelir dağılımdaki adalet olağanüstü bozulmuştur. Yine, AKP iktidarları döneminde toplum üzerinde çok yönlü psikolojik baskı hâkim olmuştur. Cumhuriyet tarihinin hiçbir döneminde olmadığı kadar, insanlar takip edildiklerine, fişlendiklerine, telefonlarının dinlendiğine inanmaktadırlar. Yapılan birçok operasyonda görüldüğü gibi, telefon dinlemesi yapıldığı da maalesef doğrudur. Ben, daha önce yaptığım konuşmalarda buradan iktidarı uyarmıştım. Bugün bir kez daha uyarıyorum: Sizin teknolojiniz herkesi her daim dinlemeye asla yetmez ama yüce Allah hepimizin kaydını tutuyor. Bir gün, kendi yaptıklarınızın sokağa dökülmesini istemiyorsanız, insanların mahremine saldırıyı bırakın.

Yine, bu noktada, başka bir hususa da dikkatlerinizi çekmek istiyorum. Herkesi çeşitli yollarla baskı altında tutan iktidar, her nedense teröristleri, kaçakçıları, uyuşturucu tacirlerini, toplumsal olayları provoke edenleri yeterince dinleyip, takip edip yakalamakta güçlük çekmektedir. Reyhanlı saldırısını yapanlarda olduğu gibi, önce onlarca vatandaşımız can vermekte, o saldırı gerçekleşmekte, sonra o teröristler yakalanabilmektedir.

AKP iktidarları döneminde, başta hırsızlık, uyuşturucu kullanımı, uyuşturucu üretimi ve uyuşturucu ticareti, kaçakçılık, kadına karşı şiddet, çocuklara karşı şiddet ve cinsel istismar suçları patlamıştır. Bu suçlarla mücadelede İçişleri Bakanlığı maalesef yetersiz kalmıştır. Bu suçlarla mücadele noktasında birtakım sosyal tedbirler, polisiye tedbirler ve ceza hükümleri birlikte ele alınmalı ve toplum bu suçlardan ve suçlulardan muhakkak korunmalıdır.

Tabii, AKP iktidarlarının bu konudaki başarısızlığının bir sebebi daha var. AKP, uyguladığı yanlış iç politika, yanlış ekonomik politika ve yanlış dış politikadan dolayı sokağa çıkamaz hâle gelmiştir. Bugün, Sayın Başbakan bir üniversiteye gidecekse önce oraya binlerce polis sevk edilmekte, arkasından, Sayın Başbakan üniversiteye gidebilmektedir. Yine, Sayın Başbakanın yurt içi gezilerinde de durum farklı değildir. 30 Kasım – 1 Aralık tarihlerinde Sayın Başbakanım Muğla’ya gelmiştir. Bu programda Muğla polisinin korumasını yetersiz bulan iktidar, değişik illerden yüzlerce polisi Muğla’ya sevk etmiştir. Bugün de aynı durum Antalya’da yaşanmaktadır, geçen hafta da Trakya’da yaşanmıştır. Hâlbuki, Muğla’daki polis ve jandarma, Muğla’da güvenliği normal zamanda pekâlâ sağlayabilmektedir. Yazın Muğla’nın nüfusu 3-4 milyona ulaştığında bile Muğla’ya ilave güvenlik gücü sevk edilmemektedir. Eğer sokağa çıkmaktan korkuyorsanız, abartılı güvenlik tedbirleriyle vatandaşı canından bezdireceğinize, yerinizde oturun. Tabii, polisi bu şekilde, esas işinden, suçla, suçluyla mücadeleden uzaklaştırırsanız, polisi sadece Sayın Başbakanı ve Hükûmet üyelerini korumakla görevlendirirseniz suçlar artar, suçlular da elini kolunu sallayarak sokakta gezer. Suç ve suçluyla mücadele etmek için, polisi asli işinde kullanmak lazım. Başbakanı korumak, Hükûmet üyelerini korumak polisin asli işi olmaktan çıkmalı. Vatandaştan korkan bir iktidarın iktidar olarak devam etmesi de zaten mümkün değildir.

AKP iktidarı, bir de hak arayanlardan çok korkmaktadır. Hakkını arayan memura, işçiye, köylüye, Yatağan’da, Milas’ta özelleştirmeye karşı çıkan işçilerimize çok sert davranmaktadır. Yatağan’da, Milas’ta özelleştirmeye karşı direnen işçilerimiz başka yerlerde özelleştirme sonucu yaşananları biliyorlar, kendilerinin ve yörenin özelleştirmeden göreceği zararları biliyorlar.

Sayın Bakan, lütfen, onlara karşı orantısız güç kullanmayın, onların kimseye zarar verme niyetleri yok, sadece haklarını korumaya çalışıyorlar.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; uygulanan yanlış Suriye politikası sonucu ülkemize sayısını kimsenin tam olarak bilemediği binlerce Suriyeli geldi. Bunların ne kadarı mülteci kamplarında kalıyor? Mülteci kampları dışında ülkemizin neresinde ne kadar Suriyeli yaşamaktadır? Bu Suriyeliler bulundukları yerlerde ne iş yaparlar, ne yerler, ne içerler, nasıl geçinirler? Gerçekten, devletimiz bunların oluşturduğu güvenlik zafiyetinin farkında mıdır, bundan haberdar mıdır? AKP ne kadar Suriyeli mülteciyi Türk vatandaşı yapmıştır? Türk vatandaşı yapılan Suriyeli mülteciler hangi özelliklerinden dolayı vatandaş yapılmışlardır? Suriyeli mültecilerin seçime kadar vatandaş yapılacağı doğru mudur? Elinde Türkiye Cumhuriyeti nüfus cüzdanıyla dolaştığı iddia edilen Suriyeli mültecilere vatandaşlık verdiniz mi, verdiniz de bunları bizden mi gizliyorsunuz, yoksa birileri Suriyeli mültecilere sahte nüfus cüzdanı mı vermektedir? Bunlar gerçekten toplumumuzu tedirgin eden sorular. Ben milletimiz adına bu soruları soruyorum ve inşallah, sizden cevabını da bekliyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sayın Bakanın Bütçe ve Plan Komisyonunda yaptığı sunumda da görüldüğü gibi, özel güvenlik personeli sayısı son yıllarda çok arttı, bugün itibarıyla özel güvenlik personeli sayısı devletimizin istihdam ettiği polis sayısını geçmiş bulunmaktadır. Bir o kadar da özel güvenlik eğitimi almış sertifikalı insan bu sektörde iş beklemektedir.

Değerli arkadaşlar, özel güvenlik yeni bir sosyal yara olmadan bu konunun masaya yatırılması ve ciddi tedbirler alınması gerekmektedir. Eğer vakit geçmeden bu konuda ciddi bir düzenleme yapılmazsa sonuç çok vahim olacaktır.

Özel güvenlik görevlisi olarak çalışan vatandaşlarımızın çoğunluğu sendikasız, iş güvencesi olmadan, ucuz güvenlik sağlamak için asgari ücretle çalıştırılmaktadır.

Yine, birçok kurum, güvenlik sektöründe tecrübeyi, mesleki birikimi yok sayarak ancak belli yaşın altındaki genç personeli istihdam etmektedir. Bu sektörde çalışan gençlerimiz belli bir yaşın üzerine çıktıktan sonra ne iş yapacaklar, evlerine nasıl ekmek götürecekler? Vakit varken bu konuda eğitim, istihdam, kontenjan bir sisteme bağlanmalı, bu sahada bir insan planlaması mutlaka yapılmalıdır ve her kurumun belli oranda tecrübeli eleman istihdamı zorunlu hâle getirilmelidir. Ayrıca, asgari ücretli özel güvenlik görevlisi istihdamı yapılmamalıdır. Güvenlik, ucuz hizmet alanı olmaktan çıkarılmalıdır.

Sahil güvenlik güçlendirilmeli ve sahillerimizdeki, insan kaçakçılığı başta olmak üzere, her türlü kaçakçılıkla yeterli mücadele yapılmalıdır.

Yine, bugün bütün medyada yer bulan kişisel verilerin ortada gezmesi hepimiz için önemli bir tehdittir. Sayın Başbakan diyor ki: “Devletin mahremini kimse yayınlamasın.”

İyi de Sayın Başbakan, siz devletin ve milletin bilgilerini ortaya dökün, sonra başkalarını suçlayın. Bu ne biçim zihniyet? Lütfen, devletin ve milletin mahremine sahip çıkın.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; temmuz ayında çıkan torba kanunla muhtarlarımızın maaşları bir miktar düzeltildi ancak il genel meclisi üyelerimizin ekonomik ve sosyal hakları unutuldu, onlara da görevleriyle mütenasip bir çözüm gereklidir.

Sayın Başbakan her gittiği yerde mülki idare amirlerinin yaptığı KÖYDES projelerinin açılışını yapmakta ama 1’inci sınıf mülki idare amirlerinin özlük haklarını, kendileriyle taşrada eşit şartlarda görev yapan 1’inci sınıf hâkimlerle eşitleme noktasına gelince onları göz ardı etmektedir. Bu sorunun da muhakkak çözülmesi lazım.

Yine, temmuz ayında çıkan torba kanunda korucuların istihdamında 55 yaş sınırı getirildi, 55 yaşını dolduran, on beş yıl hizmeti olan koruculara emeklilik hakkı verildi ancak 55 yaşına geldiği hâlde on beş yıl hizmet şartını yerine getiremeyen korucularımız unutuldu. Köy korucularının mağduriyetini ele alıp bunları giderecek bir çalışmaya ihtiyaç var. Onlar, bugüne kadar, terörle mücadele konusunda çok önemli görevler yaptılar, bu konuda çok önemli fonksiyonlar üstlendiler. Önümüzdeki dönemde de siz onlara daha, çok ihtiyaç duyacaksınız çünkü sözde açılım uygulamalarınızda bahar bitecek. Siz dediniz “Teröristler Türkiye’den çekilecek, silah bırakacak.” ama böyle bir şey olmadı. Sayın Başbakanın kendisinin de defalarca itiraf ettiği gibi, teröristlerin ancak yüzde 15’inin yurt dışına gittiğini diğer Hükûmet yetkilileri de çeşitli platformlarda ifade ettiler.

Yine, bu sözde açılım sürecinde “Her şey çok güzel olacak.” dediniz ama gelişmeler pek de öyle gözükmemektedir. Eğer her şey güzel olacaksa PKK niye silah bırakmamakta, yurt dışına bir kısım militanlarını götürmekte ama en önemlisi, PKK, şimdiye kadar, otuz yıldır hiç bu kadarını yapamadığı şekilde binlerce gencimizi dağlara çıkartmaktadır. Eğer her şey güzel olacaksa bu gençlerin dağa çıkartılmasının gerekçesi nedir? Eğer bundan sonra hiç gürültü olmayacaksa, silahlar konuşmayacaksa bu gençler dağda çiçek mi toplayacaklar arkadaşlar? Siz, yılanla çuvala girilmeyeceğini ne zaman anlayacaksınız? Eğer her şey güllük gülistanlık bir hâle geldiyse Kandil’deki yılanbaşı niye ikide birde başını kaldırıp sizi ve ülkemizi tehdit etmektedir? Türkiye’yi Kandil’den tehdit edenlere karşı sesinizi çıkarmayacaksınız, ondan sonra “Her şey güllük gülistanlık.” diyeceksiniz. Böyle bir şey yok arkadaşlar.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öyle günlere geldik ki insanın inanası gelmiyor gerçekten. Geçen gün, sosyal medyada, Sayın Bakanın bir fotoğrafını gördüm. Yıllarca milletimize, devletimize küfreden, sanatçı geçinen bir zat ile poz vermiş. Gerçekten çok üzüldüm çünkü Sayın Bakan, ömrü devlet hizmetinde geçmiş bir insan, kendisine yakıştıramadığımı buradan ifade etmek istiyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; biz, bu ülkeyi yılbaşı hediyesi olarak almadık. Ecdadımız, bu ülkeyi bize emanet etmek için yedi düvele karşı her cephede savaştı. Ecdadın hatırasına saygı duyacaksak, ecdadımızın bize bıraktığı bu devletin emanet olduğunun, bize miras olduğunun yani bunu birileriyle paylaşamayacağımızın farkına varacaksak bir şeyler yapmamız lazım. Bu ülkeyi, birileri, o ecdat, Çanakkale’de, Kurtuluş Savaşı’nda ve otuz yıldır terörle mücadelede canını veren 40 bin kardeşimiz bize emanet ettiler. Bizim görevimiz, bu emanete sahip çıkmaktır. Bu emanete ihanet, kimsenin harcı da haddi de değildir. Bunun herkes tarafından böyle bilinmesini istiyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

2014 bütçesinin ülkemize, milletimize hayırlı uğurlu olmasını diliyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına ikinci konuşmacı Enver Erdem, Elâzığ Milletvekili. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA ENVER ERDEM (Elâzığ) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Emniyet Genel Müdürlüğü ve Jandarma Genel Komutanlığının 2014 yılı bütçeleri üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, 2014 yılı bütçesi de AKP’nin daha önce yapmış olduğu 11 bütçeden farksız, hiçbir iddiası olmayan, kimsenin sorunlarını çözmeyen, rutin bir bütçe olduğu… Her ne kadar çok farklı şeyler söylense de ekonominin iyiye gitmediğini gösteren, emekliyi, memuru, işçiyi, asgari ücretliyi, taşeron işçisini, 4/B’liyi, 4/C’liyi memnun etmeyen, çiftçiyi yeterince desteklemeyen, büyüme rakamları yönüyle cumhuriyet tarihi ortalamasının gerisinde kalan, işsizlik hedeflerinde işsizimizin sorunlarını gidermeyen ve istihdamı artırmayan bir bütçeyle karşı karşıyayız.

Bu bütçede çok net artışın olduğu tek kalemin sosyal yardımlar olduğunu görüyoruz, o da yaklaşık yüzde 15’ler civarında. Bu artışın da temel nedeninin, önümüzdeki seçimlerde iktidarın fakir vatandaşlarımıza oylarının karşılığı olarak vereceği çamaşır makinesi, buzdolabı, kömür, fasulye ve makarna harcamalarında daha bonkör davranacağını bu kalemdeki artışlara bakarak söyleyebiliriz.

Sayıştay Kanunu’nda yapılan değişikliklerle kamu kurum ve kuruluşlarının mali tablolarının Sayıştayca incelenmesi sonucunda, bugün, Sayıştay Türkiye Büyük Millet Meclisi adına denetim yapamamakta, Sayıştay raporları olmadan bütçe kesin hesabı işlemleri görüşülüp kabul edilmektedir. Tıpkı diğer alanlarda olduğu gibi, iktidar, denetimden kaçmakta, hesaplaşmayı daha sonraki dönemlere veya ahirete bırakmaktadır.

Değerli milletvekilleri, 2014 yılı bütçesinin Emniyet Genel Müdürlüğü ve Jandarma Genel Komutanlığı çalışanlarının sorunlarını çözmek için, her ne kadar yeterli olmasa da ben, hayırlara vesile olmasını temenni ediyorum. Toplumun huzur ve güvenliğinin sağlanması, vatandaşların temel hak ve hürriyetlerinin korunması, devlet otoritesinin sağlanması ve kanun hâkimiyetinin tesisi gibi birçok görevi üstlenen güvenlik güçlerimizin çok zor şartlar içerisinde görevlerini yerine getirirken karşılaştıkları sorunların ortadan kaldırılarak rahat ve huzurlu bir ortamda görevlerini yerine getirebilmeleri mutlaka sağlanmalıdır. Bugün, polis memurundan emniyet müdürüne kadar her statü ve rütbede çalışan, sayıları 250 bini bulan emniyet personeli ile sayıları 60 bin civarında olan Jandarma Genel Komutanlığı personelinin her rütbesinde çalışanların ayrı ayrı sorunlarının olduğunu bilmekteyiz. Güvenlik hizmetleri sınıfındaki kamu görevlilerinin sorunlarının çözülmesi yerine sürekli ötelenmesi ve göz ardı edilmesi bu sorunları devasa boyutlara ulaştırmış ve içinden çıkılmaz bir hâle getirmiştir. Güvenlik kuvvetlerimiz, bir taraftan “süreç” denen gayriyasal, akıl ve mantık dışı uygulamalar nedeniyle yasal görevlerinden uzaklaştırılmakta, bir taraftan iktidarın yanlış uygulamaları, yönetim hataları nedeniyle yasal sınırlarını zorlamaya ve aşmaya teşvik edilmektedir; diğer yandan da özlük hakları, sosyal hakları, emeklilik hakları, çalışma şartlarıyla ilgili sorunlarla uğraşmak zorunda bırakılmaktadır.

Bugün emniyet teşkilatında çalışan polis memurundan emniyet müdürüne kadar her rütbedeki görevlinin ayrı ayrı sorunlarının olduğunu bizler de biliyoruz, sizler de biliyorsunuz. Bu sorunların çözümü için bizler kanun teklifleri, soru önergeleri, araştırma önergeleri veriyoruz, her fırsatta bunları soruyoruz; sizler de Sayın Başbakan başta olmak üzere her seçim öncesi söz veriyorsunuz, “Sorunları çözeceğiz.” diyorsunuz ama bir türlü çözmüyorsunuz.

En son Sayın İçişleri Bakanımızın gazetelere yansıyan beyanatları oldu, “Bazı düzenlemeler yapacağız. Üzerinde çalışıyoruz. Polisin emekli maaşlarını düzelteceğiz.” diyorsunuz. Eğer polisin sorunlarını çözme konusunda gerçekten samimiyseniz şu soruları açık ve net olarak lütfen cevaplandırınız Sayın Bakanım. Biraz sonra kürsüden konuştuğunuzda, 250 bin polis sizin buradaki konuşmanızı takip edecek ve şu ana kadar vermiş olduğunuz sözlere nasıl bir cevap vereceğinizi, neler söyleyeceğinizi gerçekten buradan duymak istiyor.

Değerli milletvekilleri, hepimizin değer yargıları, inançları, kültürleri birbirinin benzeri, aynısı. Şimdi, verilen daha önceki sözlerin yerine getirilmediğini düşündüğümüz zaman, bizim kültürümüzde söz vermenin önemli bir iş olduğunu herkes bilmekte. Dolayısıyla sadece oylarını almak için vaatte bulunma yerine, şu kürsüden benim sayacağım bu sorulardan hangisini yerine getirebiliyorsanız lütfen buradan seslendirirseniz 250 bin polis bir miktar rahat etmiş olacaktır.

Öncelikle, Sayın Bakanım, yüzde 90’ı üniversite mezunu olan polislerimize 3.600 ek göstergeyi verecek misiniz, vermeyecek misiniz? Defaatle bu konuda söz verdiniz.

Polisin fazla çalışmasının gerçek karşılığını verecek misiniz? Polisin fazla çalışması derken dünya uygulamalarında, gelişmiş ülkelerde maaşlarına yakın ücretlerin fazla çalışma olarak ödendiği düşünüldüğü zaman, tabii, bizim vermiş olduğumuz 100 lira, 150 lira rakamı polisin fazla çalışmasının karşılığı elbette değildir.

Polisimizi emekli olduğu zaman insanca yaşayabileceği emekli maaşına kavuşturacak mısınız? Sayın Bakanım, sizin de açıklamalarınız var geçmişte de şimdi de, Sayın Başbakanın da bu konuda defaatle açıklamaları var. Polisler emekli oldukları zaman çoluk çocuğunu geçindireceği, kirasını vereceği bir maaşa sahip olmadığı için emekli olamamaktadırlar. Dolayısıyla, bunu düzeltecek misiniz? Buradan bu insanlara, lütfen, gelin cevabını verin.

Emniyet teşkilatında birimler arası maaş farklarını giderecek misiniz? Hassasta, asayişte, trafikte, karakolda çalışan polisler ile istihbarat, terör, Başbakanlık koruma gibi birimler arasında bin liraya varan maaş farklarını giderecek misiniz? Emniyet müdürleri arasında maaş farkları mevcut. Bunlar statüye ve makama bağlı olarak ayrı ayrı ödendiği için, 1.500 civarındaki emniyet müdüründen sadece 100-150 tanesi makamlarına bağlı tazminattan istifade edebildiği için diğer emniyet müdürleri bu konuda mağdur edilmektedir. Yine başpolis ve kıdemli başpolislerin yaşadıkları statü sorunlarını ortadan kaldıracak mısınız, kaldırmayacak mısınız? Bunları lütfen buradan açıklayın.

Değerli milletvekilleri, güvenlik güçlerimizin karşılaştıkları sorunlar sadece bu sorunlar da değildir. Adına “barış”, “çözüm”, “açılım”, “çekilme” denilen süreç maalesef bölgeden devletin, askerin, polisin çekilmesi veya karargâhlarının dışına çıkamamaları sonucunu doğurmuştur. “Çözüm” denen süreç, devletin çözülmesi, milletin dağılması sonucunu doğuracak gelişmeleri ortaya çıkarmaya başlamıştır. Bölgede moral üstünlük bölücü örgüte geçmiş durumdadır. Bölgede asker ve polisin üzerinde, çok ciddi “Barışı provoke etmeyin.” baskısı oluşturulmuştur. Asker ve polis, bırakın operasyon yapmayı kanuni görevlerini dahi yerine getirememektedirler. Nusaybin’de askerî konvoya teröristlerin yapmış olduğu roketli ve ağır silahlı saldırıya “Meşru müdafaa çerçevesinde cevap verilmiştir.” şeklinde açıklamada bulunan Genelkurmay Başkanlığı, Türk tarihinin en âciz ve en utanç verici açıklamasıyla tarihe geçmiştir.

Peki, bölücü örgüt ne yapıyor? Var olma gerekçesi olan terör yapıyor, propagandasını yapıyor, köy korucularını şehit ediyor, şehirleri yakıp yıkıyor, evleri basıyor, bombalıyor, kurdukları asayiş timleriyle denetimler yapıyor; vali, kaymakamlar atıyor, bölgedeki ekonomiyi kontrol ediyor, PKK mahkemelerini kurmuş çalıştırıyor; kısacası paralel devlet yapılanmasıyla KCK bölgeyi idare ediyor. Sayın Başbakan ve Sayın İçişleri Bakanı “Paralel devlete izin vermeyiz.” diyorlar ama sadece sözde kalıyor. Uygulamada, Türkiye Cumhuriyeti yasalarının işlemediği, sadece PKK’nın kurallarının yürürlükte olduğu bir bölge oluşturuluyor.

Defalarca ifade ettik, sağır sultan bile duydu, bir tek AKP milletvekilleri olarak sizler duymadınız. Bu süreç, masum bir süreç değildir. Bu süreç, devlet içinden başka bir devlet, millet içerisinden başka bir millet, bayrak içerisinden başka bir bayrak, vatan içinden başka bir vatan çıkarma projesidir. Adım adım, aşama aşama dört parçalı bağımsız Kürdistan kurma projesidir, terörist elebaşlarından Karayılan’ın ifadesiyle “Bağımsız Kürdistan’a savaşsız gitmenin adıdır.” Bu proje, AKP iktidarının yaptığı yasal düzenlemelerle oluşturulan, vatanımızın ve milletimizin birliği ve beraberliğine ipotek koyan, Diyarbakır rezaleti esnasında da resmen ismi koyulan, faturasını ise milletçe çekeceğimiz utanç vesikası bir projenin adıdır. Milliyetçi Hareket Partisi olarak biz, yaptığınız bu düzenlemeler ülkeyi böler diyoruz, sizler ise “Düzenlemeleri yaptık, ülke bölünmedi, bölünmüyor.” diyorsunuz; farkında değilsiniz, gaflet içerisindesiniz. Ülkenin millî eğitimini de bölerek son darbeyi vurma telaşındasınız.

Değerli milletvekilleri, Oslo’da MİT ve PKK arasında yapılan görüşmelerde söz verilen bütün hususların birer birer hayata geçirildiğine hep beraber şahit oluyoruz. Oslo’da imzalanan ihanet belgesinde yer alan, federasyon, özerklik, olmazsa yerel yönetimlerin güçlendirilmesi talebini iktidarınızın oylarıyla Büyükşehir Belediyesi Kanunu düzenlemesiyle karşıladınız. Kürtçenin ikinci resmî dil yapılması, ana dilde eğitim taleplerini de ana dilde savunma düzenlemesi, TRT Şeş, Kürtçenin kurslarda öğretilmesi, okullarda seçmeli dil olması, en son demokratikleşme paketindeki özel okullarda ana dilde eğitim düzenlemesiyle ve son olarak da dershanelerin kapatılarak bölgedeki eğitimin tamamen belediyelerin kontrolüne terk edilmesi ki burada, biliyorsunuz, dershaneleri kapatırken EDEV denilen, belediyelerin açmış olduğu, dağa aynı zamanda terörist de gönderen yapılara buradaki eğitimi teslim ediyorsunuz. Bu düzenlemelerle, verdiğiniz sözleri birer birer yerine getiriyorsunuz.

Oslo’da mutabakata varılan hususlardan birisi de hakikatleri araştırma komisyonunun kurulmasıydı. Sizler, değerli AKP milletvekilleri bu talebi de yerine getirdiniz. Türkiye Büyük Millet Meclisinde, Toplumsal Barış Yollarının Araştırılması ve Çözüm Sürecinin Değerlendirilmesi Komisyonunu, Milliyetçi Hareket Partisi ve Cumhuriyet Halk Partisinin üye vermemesine rağmen, BDP’yi de yol arkadaşı yapıp oluşturdunuz ve çalıştırdınız.

Değerli milletvekilleri, Oslo’da PKK mensuplarıyla yapılan görüşmelerde kabul edildiği söylenen, Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da terörle mücadelede görev almış asker ve polislerin savaş suçlusu olarak yargılanacağına ilişkin haberler gazetelerde yer almaya başladı. Dün de televizyon programlarında Ergenekon’un Fırat’ın doğusuna niye yaygınlaştırılmadığıyla ilgili programlar yapılmaya başlandı. Bu, yandaş medyada da yer aldığına göre, yakın süre içerisinde karşılaşacağımız bir konu olacaktır.

Tabii, şimdi bu ifadelere, siz, AKP klasiği olarak önce şiddetle itiraz edeceksiniz, yalanlayacaksınız. Sonra bu konunun tartışılıp, konuşulmasının doğru olacağını söyleyeceksiniz. Daha sonra bu fikre vatandaşları ısındıracaksınız. Ondan sonra da Meclisteki sayısal çoğunluğunuzu gerekçe gösterip her türlü düzenlemeyi yapma yetkiniz ve gücünüz olduğunu söyleyerek hayata geçireceksiniz.

Sonuç olarak, değerli milletvekilleri, ülkemizin ve milletimizin birlik ve beraberliğine hizmet etmeyen, adına “süreç” denen, Oslo’da, Habur’da, oradan İmralı’ya kadar başvurulan, millî onurumuzu ayaklar altına alan yanlış işlerle dolu politikalardan bir an önce vazgeçilerek; gelecek seçimleri düşünen bu uygulamalar yerine, gelecek nesilleri düşünen millî politikalar izlenmesi dileğiyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına üçüncü konuşmacı Seyfettin Yılmaz, Adana Milletvekili. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Orman ve Su İşleri Bakanlığı ile Orman Genel Müdürlüğü bütçesi hakkında Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, gerçekten, bütün konuşmacılar da belirtti, vatandaşlardan alınan vergilerin nerelere harcandığının Sayıştay denetimince denetlenmesi gerekirken ve rapor altına alınarak bu denetim yetkisinin kullanılması gerekirken, denetim raporlarının gelmediği bu ortamda hangi bütçeyi konuşacağız, Orman ve Su İşleri Bakanlığının hangi bütçesinden bahsedeceğiz? Ben örnek olsun diye bir iki tane soracağım.

Mesela, Su Yönetimi Genel Müdürlüğünüzde, Sayın Bakan, 1,5 trilyona verilen bir ihale iptal edilip tekrar 2,5 trilyona verilerek burada kamunun zarara uğratıldığıyla ilgili herhangi bir denetim var mıdır, herhangi bir konu var mıdır? Bunları nasıl denetleyeceğiz, nasıl göreceğiz? Yani, bunu nasıl açığa çıkaracağız, bu ihaleyi? Denetimin şeffaf olması gereken yerde bu denetim raporunu görmeyince, bunun doğruluğunu nereden ortaya koyacağız? Veya Su Yönetimi Genel Müdürünüz, her hafta sonu, yaklaşık 70’e yakın “olur”la, evi İstanbul’da olduğu için uçakla İstanbul’a gidiyor mu? Bu gittiği süre içerisinde harcırah alıyor mu? Yani, her hafta sonu, eğer evi oradaysa, oraya gitmek için “olur” alıp bir de uçak parasını ve harcırahını alıyorsa bunu nasıl denetleyeceğiz? Bunları denetlemesek olur mu? Şimdi, bunları görmemiz lazım.

ALİ ÖZ (Mersin) – Yapmaz öyle bir şey!

SEYFETTİN YILMAZ (Devamla) – Şimdi, ben bunları, burada birtakım iddiaları dile getirdiğim için Orman Bakanlığı Müsteşarı 10 bin liralık tazminat davası açmış; devam edeceğim, getirsin. Yani, ben 10 bin lirayı alın terimin hakkı olarak vermeye hazırım, yeter ki kamunun malına zarar gelmesin.

Biz ne demişiz? Aynı şeyi söylüyorum, biz diyoruz ki, Sayın Bakan burada, cevap versin: 10 trilyonluk yolsuzluk, zimmete para geçirme Bakanlığınızda oldu mu, olmadı mı? Söylüyorum, açık ve net soruyorum.

İDRİS ŞAHİN (Çankırı) – Olduysa savcılara göndersin, işine baksın. Buraya niye…

SEYFETTİN YILMAZ (Devamla) – Evet, Bakan cevap verir Sayın Vekil.

MUHARREM VARLI (Adana) – Sen bakan mısın?

SEYFETTİN YILMAZ (Devamla) – Oldu mu? Sayın Bakan diyor ki: “Oldu.” Ben de diyorum ki… Bakın, değerli milletvekilleri, benim söylediğim şu: 10 trilyonluk olduğu…

İDRİS ŞAHİN (Çankırı) – Varsa savcılığa versin.

SEYFETTİN YILMAZ (Devamla) – …ortaya çıkan bu konuyla ilgili, burada, genel müdürlerin harcama yetkilisi olarak imzası var mıdır yok mudur? Sorduğum soru net, bu soruyu soruyorum: Harcama yetkilisi olarak genel müdürlerinizin imzası var mıdır yok mudur? Evet, bu 10 trilyonluk zimmete para geçirmede harcama yetkilisi olarak genel müdürün imzası var, harcama yetkilisi olarak. Burada bir ihmal vardır.

Şimdi, sayın milletvekili veya Sayın Bakan, siz, ormanda, dağda, binlerce hektar alanda iki tane ağaç kesildi diye -bakın, iki tane ağaç kesildi binlerce ağacın içinde- ta, oradaki işçiden başlıyorsunuz, orman muhafaza memuru, orman işletme şefi, orman işletme müdürü, orman bölge müdürüne kadar soruşturma açıyorsunuz, mahkemeye veriyorsunuz. Veya 250 metrekare, bir yerde iznin dışında aşım oldu diye -oradaki muhafaza memurundan başlıyorsunuz, imzası olmadığı hâlde, parafı var diye bölge müdürüne kadar- 46 kişiyi yargılıyorsunuz. Biz kendimizi mahkeme yerine koymuyoruz ama 10 trilyonluk yolsuzluk var mıdır, yok mudur? Var. Burada ihmal de olsa, bu ihmali görmeyen genel müdürü müsteşar yapamazsınız, bizim görüşümüz bu. Bununla ilgili de mahkemede gideriz, bunları ifade ederiz, aslan gibi de savunmamızı veririz Sayın Bakan. Bunlarla falan da, 10 milyarlık tazminatla falan da bunlardan geri durmayız.

Şimdi, yine, bakın, burada dile getirdim, önüne gelene müfettiş gönderiyorsun. Benimle ilgili 10 tane- iki buçuk yıldır- müfettişlerin biri geliyor biri gidiyor, biri geliyor biri gidiyor, daha da bekliyorum.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Bölge Müdürü olduğun için geliyorlar.

SEYFETTİN YILMAZ (Devamla) – Evet, gelsin.

Şimdi, ben buradan vicdanlara sesleniyorum: Ya, diyorum ki: Gelibolu’da…

OKTAY VURAL (İzmir) – Biraz da kendinize müfettiş göndersenize!

SEYFETTİN YILMAZ (Devamla) – Bakın, diyorum ki: Gelibolu’da…

OKTAY VURAL (İzmir) – Sizi İçişleri Bakanına havale ediyorum!

SEYFETTİN YILMAZ (Devamla) – Gelibolu’da Tarihî Millî Park simülasyon merkezinde, şehitlerimizin hatırası olan yerde, siz, kitabınızda yolsuzluğu belirtiyorsunuz, yolsuzluğu. Bu, Yüce Divanlık. Sizi Yüce Divana göndereceğim Sayın Bakan, müfettişe değil. Allah bu iktidarı bize nasip edecek, o Yüce Divanda hesap vereceksiniz, çok açık söylüyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

OKTAY VURAL (İzmir) – Bomba uzmanı zaten Veysel Bey! Değerli bir bomba uzmanı!

SEYFETTİN YILMAZ (Devamla) – Evet, şimdi, burada, kitapta müsteşar muavini kendisi itiraf ediyor: “Bir firma ihaleyi kazandı ama biz davayı kazanan firmanın paralarını, masraflarını verdik.” diyor -“Verdi.” diyor, “Müteahhit sağ olsun.” diyor- “Yetmedi, kâr mahrumiyeti istedi.” diyor, kâr mahrumiyeti. Yani “Kârımı da verin bu ihaleden dolayı.” diyor. Şimdi, onun üzerine ne oluyor? Onlar da veriliyor, adam, davayı kazanan firma ihaleden çekiliyor ve diğer firma devam ediyor.

Ne oluyor sayın milletvekilleri? 58 trilyona çıkan iş 80 trilyona bitiyor ve burada sözleşmede olmamasına rağmen, şartnamede olmamasına rağmen elektrik malzeme ve ses düzeyiyle ilgili hak edişlerin imzalanması için komisyona baskı yapılıyor. Komisyon diyor ki: “Bunlar şartnamede ve sözleşmede yok, biz imzalayamayız.” Ne yapıyor bu sefer? Komisyon değiştiriliyor; komisyon üyelerinden 1 tanesinin tayini Van’a çıkıyor, 1 tanesi istifa ediyor.

E şimdi biz bunları dile getirmeyecek miyiz? Rapor yok, bu bilgiler ortada. Şimdi her şeye müfettiş gönderiyorsunuz. Bunu bir senedir dile getiriyoruz, niye göndermiyorsunuz müfettiş? Niye müfettiş göndermiyorsunuz?

ALİ ÖZ (Mersin) – AKP’li, AKP’li.

SEYFETTİN YILMAZ (Devamla) – Şimdi, siz denetim hususlarını saklarsanız, ben bu bilgilere sağdan soldan, oradan buradan hafiye gibi, dedektif gibi –benim görevim mi- ulaşmaya çalışacağım, bunları ortaya koyacağım, dava açacaksınız, şunu yapacaksınız, bunu yapacaksınız… Çıkarın bunları, açık açık belgeleri ortaya koyun, getirin -şu destansı merkezin, şehitlerimizin ruhunu incitmeyelim o Çanakkale’de- o ihaleyi baştan başa şu Meclisin önüne bir koyun da bir inceleyelim bakalım herhangi bir şey var mı, yok mu.

Evet, sayın milletvekilleri, Sayıştay raporlarıyla girdik ama gerçekten bugün küresel ısınma ve iklim değişikliği dünyamızı tehdit eden en önemli tehlikedir. Küresel ısınma ve iklim değişikliğinin dünyayı tehdit ettiği bu ortamda bununla mücadele açısından en önemli yapılması gereken, orman varlığımızın korunması ve orman varlığımızın artırılmasıdır. Bunun bilincinde olan Orman Genel Müdürlüğü, ormancılık teşkilatı yüz yetmiş dört yıldır özveriyle gerçekten çok önemli çalışmalara imza atmıştır. Örneğin, İstanbul’un yüzde 50’sinin su ihtiyacını karşılayan Terkos kumul ağaçlandırması, Ankara’yı çepeçevre saran 50-55 bin hektarlık yeşil kuşak ağaçlandırması, Adana Akyatan kumul ağaçlandırması, Antalya Belek kumul ağaçlandırması, Pozantı, Ulukışla, Çakıt erozyon projeleri, gerçekten, bunun gibi yüzlerce devasa projeler Türk ormancısının alın teridir, emeğidir. Bu çalışmalar yüz yetmiş beş yıldır yapılıyor ama biraz sonra Sayın Bakan çıkacak, Türk ormancılık tarihini kendisiyle başlamış gibi bir algıyla anlatacak ama Bakanın suçu yok. Bakın, öyle yöneticilerle çalışıyor ki şimdi, Bakanın her açılışında “Su akar güldür güldür, Veysel Hoca akıtır suları paldır paldır…”

OKTAY VURAL (İzmir) – Gözleri fıldır fıldır!

SEYFETTİN YILMAZ (Devamla) - “…ormanları korur.” bilmem ne gibi şiirler okutulduğu zaman bizim Sayın Bakan sanıyor ki Orman Bakanlığı tarihi benimle başladı, Orman Bakanlığının tarihini ben yazdım.

OKTAY VURAL (İzmir) – Zaten daha önce orman nedir bilmezdi millet ya!

SEYFETTİN YILMAZ (Devamla) - Şimdi, çıkacak “İşte, fidanlıkları şu yaptık, ağaçlandırmayı bu yaptık.” Ya, Allah rızası için ben buradan soruyorum: Fidanlıklar sizin Hükûmet döneminizde kapatıldı mı, kapatılmadı mı?

OKTAY VURAL (İzmir) – Kapattılar.

SEYFETTİN YILMAZ (Devamla) - Niye kapattınız fidanlıkları? Şimdi, açıyorsunuz. Şimdi, yeniden açtılar. Niye kapattınız? Siz kapattınız. Fidanlıkları sattılar. Baktılar olmuyor, yeniden açtılar.

Ya, ben 1992 yılında Ankara’da Orman İşletme Şefliği ve Orman İşletme Müdürlüğü yaparken 17-18 tane fidanlık vardı. Bir de diyor ki “İSKİ Genel Müdürüyken ben fidan bulamıyordum.” Ben işletme şefiyken binlerce fidanı belediyeye, okullara sadece şeflik olarak; öyle törenlerle değil, otobanlara resimler asarak değil, televizyonlardan, gazetelerden reklamlar vererek değil, sadece şef olarak binlerce, yüz binlerce, milyonlarca fidanı okullara, belediyelere elden dağıttık. 14 tane, 15 tane… Arkanızda Ağaçlandırma Genel Müdürü, Çölleşme Genel Müdürü var, gösterin.

Neyse, zaman daralıyor, ben şunu diyeceğim: Bakın, bugün küresel ısınmanın karşısında ormanlar olduğunu söyledik. Orman mühendislerimiz iş bulamıyorlar, orman mühendislerimizin kadroya geçmesi lazım. 5 milyon hektar genç ormanımız var. Her yıl 1 milyon 200 bin hektar genç ormanların bakımı gerekiyor. İşte, Kyoto Protokolü’ne taraf olduk. Kyoto Protokolü’nden milyarlarca dolar yatırım yapacakken… Bu orman mühendislerini işe başlatmamız gerekiyor, açık ve net söylüyorum. Bu pazartesi günü eylem yapıyor genç orman mühendisi arkadaşlarım. Allah rızası için, bir dinle bakalım şu orman mühendislerini ya, “Ulaşamıyoruz.” diyorlar, bize geliyorlar. Bir dinle bunların şeylerini de bir alalım, şu kadar çalışma yapacağız.

Yine, gerçekten, her yıl ortalama 2 bine yakın yangın çıkmakta, yaklaşık 8 bin ile 10 bin hektar arasında da orman alanımız yanmaktadır. Ben burada tüm ormancı çalışanlarına, yangınlarla mücadelede gösterdikleri özveriden dolayı hepsine teşekkür ediyorum. Bu uğurda, 108 meslektaşımız ormanları korumak için, orman yangınlarıyla mücadelede şehit olmuştur. Hepsine Allah’tan rahmet diliyorum.

Beş ay yirmi dokuz gün bu geçici işçiler çalışıyor Sayın Bakan, bu kadar iş var. Rehabilitasyon var, ağaç dikimi var, ormanların bakımı var. Beş ay yirmi dokuz gün çalışan bu geçici işçileri kadroya alsanız ne olur? Bunlar altı ay bir gün ne yiyecekler, ne içecekler ey iktidar partisi, ey Hükûmet? Bunları kadroya almak için bir çalışma yapın Sayın Bakan.

Şimdi, tabii, Sayın Bakan, Komisyonda yaptığımız görüşmede dedi ki… Gazi yerleşkesini hepiniz biliyorsunuz, bununla ilgili verilen mücadele de ortada. Burada çok açık ve net bir şekilde dile getirdiğimizde, Sayın Bakan “Ya, burada bir tane bile ağaç kesilmeyecek.” dedi. CHP milletvekilleri, MHP milletvekilleri, bütün partilerin milletvekilleri sorduğunda bunu dedi. Şimdi bakın burada, şurayı görüyorsunuz, on binlerce ağaç, başkanlık sarayı, buyurun.

ALİ ÖZ (Mersin) – Yeni ağaçlar dikmişler!

SEYFETTİN YILMAZ (Devamla) – Bütün ağaçlar kesildi. Ondan sonra da “Siz Bakanın yalan söylediğini mi söylüyorsunuz” diyor. Biz söylemiyoruz. Biz söylüyor muyuz “Bakan yalan söylüyor.” diye? Ben söylemem, Türkiye Cumhuriyeti hükûmetlerinin bakanına yalan söylemeyi yakıştıramam  ama tutanaklar ortada, realite ortada.

OKTAY VURAL (İzmir) – Kendi kendilerini yalanlıyorlar.

SEYFETTİN YILMAZ (Devamla) – Şimdi, bakın, yine çıkıp “Aslan ormancılar, kaplan ormancılar, fedakâr ormancılar; biz sizin haklarınızı yedirmeyeceğiz. Sizin idare binalarınızı ve sosyal tesislerinizi yapmadan, lojmanlarınızı yapmadan sizleri yerinizden yurdunuzdan etmeyeceğiz.” diye söyleyen Bakan ve onun Genel Müdürü, çıktığı her ortamda bunu söylediler. Peki ne oldu, ne oldu şu anda?

ALİ SARIBAŞ (Çanakkale) – Saray yaptılar, saray.

SEYFETTİN YILMAZ (Devamla) – Şimdi, saray bitmek üzere.

Orman Genel Müdürlüğünün o fedakâr çalışanları var ya, biraz sonra anlatacak Bakan “Aslan ormancılar, kaplan ormancılar.” diye, bu fedakâr çalışanların hepsi yersiz yurtsuz bırakıldı, çil yavrusu gibi dağıttılar.

BÜLENT BELEN (Tekirdağ) – 2/B’ler ne oldu, 2/B’ler?

SEYFETTİN YILMAZ (Devamla) – Kimi orada, kimi burada, soğuk yerlerde, masaları olmayan yerlerde sürünerek bir yapı oluşturdular. Yetmedi, 5 Ocak tarihi itibarıyla, lojmanda oturan 55 kişiye tebligat yapılıyor.

Sayın Bakan, Allah rızası için, ben size soruyorum: Bu karda, kışta, kıyamette -hepimizin çoluğu çocuğu var- 5 Ocak tarihine kadar o lojmanları boşaltmayı vicdanınızın neresine sığdırabiliyorsunuz? Nereye gidecek orada oturanlar?

ALİ SARIBAŞ (Çanakkale) – “Var mı?” diye sor.

MUSA ÇAM (İzmir) – Kara vicdanlı, kara vicdanlı!

SEYFETTİN YILMAZ (Devamla) – Şimdi -zaman yetmiyor- Orman Mühendisleri Odasını vesayet altına alıyor Sayın Bakan. İhtilal döneminde, 1983 yılında çıkarılan ama ihtilal hükûmetinin bile uygulamaya cesaret edemediği yapıyı Bakanlar Kurulu kararıyla Sayın Orman Bakanı yaptı.

OKTAY VURAL (İzmir) – Aynı yolun yolcusu.

SEYFETTİN YILMAZ (Devamla) – Buradan soruyorum: Amaç, Orman Mühendisleri Odasını ele geçirmek ama Orman Mühendisleri Odası, orman mühendisleri sizin bu uygulamalarınıza destek vermeyecektir, ele geçiremeyeceksiniz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SEYFETTİN YILMAZ (Devamla) – 2 tane müfettiş göndermiş odaya, hiç duydunuz mu böyle bir şeyi? (MHP sıralarından alkışlar)

ALİ SARIBAŞ (Çanakkale) – Seçimler var diye gönderiyor, seçimler yaklaştı ya denetleyecekler, bütün kurumları denetleyecekler.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Öteki odaların da kararnamesi geliyor, sade o değil.

ALİ SARIBAŞ (Çanakkale) – Sivil toplum örgütü yok, diktatörlüğe devam, faşizme devam.

SEYFETTİN YILMAZ (Devamla) – Sayın Başkan, Muharrem Bey yerine iki dakika alabilir miyim?

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Borç alıyor.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Veriyor, veriyor.

BAŞKAN – Tamam.

Evet, Sayın Varlı’nın yerine iki dakika süre veriyorum.

Buyurun.

MUHARREM VARLI (Adana) – Devam et kardeşim, devam et.

SEYFETTİN YILMAZ (Devamla) – Şimdi, değerli arkadaşlar, ileri demokrasiden bahsediyoruz. Adalet ve Kalkınma Partisinin grup başkan vekilleri çıktığında ileri demokrasiden bahsediyor. Ya, Orman Mühendisleri Odasının siz neresinde varsınız Sayın Bakan?

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Tepesinde!

SEYFETTİN YILMAZ (Devamla) – Benden çekiliyor -ben orman mühendisiyim, 4 tane de Mecliste orman mühendisi var- orman mühendisinin aidatlarıyla, kendi çalışmalarından elde ettikleri gelirlerle… Orman Bakanlığından 1 kuruşluk destek yok. Odalar, biliyorsunuz, seçilirken denetim organlarını da…

İDRİS ŞAHİN (Çankırı) – Genel Müdüre bakarak konuşun.

SEYFETTİN YILMAZ (Devamla) – Size bakıyorum Sayın Genel Müdürüm.

...TMMOB denetim organlarını da ve kendi denetim organlarını da, denetim organlarını seçiyorlar. Allah rızası için, hangi ileri demokrasiden bahsediyorsun? Susturamadın. Tabii, bunları yazıyor, alıştı ya Sayın Bakan kendine şiir döşeyen, methiyeler döşeyen… Şimdi, bütün, kendine yakın, yandaş sendika elemanlarına talimat vermiş. Ocak ve şubat aylarında orman mühendisleri odası seçimi var. Şu anda benim bölgem olan Adana Bölge Müdürlüğü de dâhil olmak üzere, Mersin, Maraş, Urfa bölge müdürlükleri bir araya geliyor, Bakan adına “Orman mühendisleri odasını nasıl alırız?” diye çalışma içerisinde oluyorlar.

ALİ SARIBAŞ (Çanakkale) – Baskı ve zulme hayır!

SEYFETTİN YILMAZ (Devamla) - Ben şunu size açık ve net söylüyorum: Orman mühendisleri onurlu duruş sergilerler, hiçbir baskıya ve dayatmaya da boyun eğmezler. Şubat ayında da göreceğiz, bütün baskılara rağmen alamayacaksınız. 2 tane müfettiş gönderdi. Orman Mühendisleri Odasında, şu anda, 2 tane müfettiş 7 Şubata kadar inceleme yapacak. Niye? Çünkü, şube seçimleri var, “Baskıyı ortaya koyabilir miyim?” diye.

ALİ SARIBAŞ (Çanakkale) – Padişahlığa hayır!

SEYFETTİN YILMAZ (Devamla) - Bir de yöremle ilgili bir şey söylüyorum:  Bakın, bu Meclisten, yaylalarla ilgili –şimdi, telefon geldiği için söylüyorum- yasa çıktı, yönetmelikler çıktı; iki senedir uygulanmıyor Sayın Bakan. Bırakın artık şu reklam yapmayı, Başbakanı ağırlamayı, bizim şeflerle açtığımız yerleri törenlerle açıp insanları buraya toplamayı bırakın da şu yönetmeliği bir an önce uygulayın. Adana’da, Osmaniye’de, Tekir’de, yaylalık yerlerde, millet, orada çalışanlara baskı yapıyor; diyorlar ki: Kış geçmiş, evlerini tamir ettirecekler. “Yasa çıktı, yönetmelik çıktı, şunun gereğini yapın da bir an önce halledin.” Bunu bari söyleyeyim.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SEYFETTİN YILMAZ (Devamla) – Ben hepinize çok teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum. (MHP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına son konuşmacı Muharrem Varlı, Adana Milletvekili. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA MUHARREM VARLI (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Orman ve Su İşleri Bakanlığı, Devlet Su işleri Genel Müdürlüğü, Su Enstitüsü ve Meteoroloji Genel Müdürlüğü bütçeleri üzerinde söz aldım. Tabii, Sayıştay raporlarının olmadığı bir bütçeyi görüşüyoruz. Bunun da ne kadar doğru olduğunu hem milletimizin hem de sizlerin vicdanına bırakarak hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Şimdi, birkaç gün önce, Ankara’nın bütün caddelerinde, bütün otobanlarda, bütün televizyonlarda, efendim “113 dev eser.” Yahu, bu 113 dev eser neymiş diye bir bakayım dedim, baktım, inceledim şöyle. Bir tanesi orman kulübesi. Ne kadar büyük bir eser, değil mi! Bir tanesi, Adana’da su kanalının etrafında çocuklar girmesin, düşmesin diye döşenen demir korumalıklar. Bir tanesi, bir ev yapılmış, o. Yahu, Allah’tan korkun!

ALİ SARIBAŞ (Çanakkale) – Tuvaletleri de söyle!

MUHARREM VARLI (Devamla) – Şimdi, insan bu kadar…

BÜLENT BELEN (Tekirdağ) – Çekemiyorsunuz siz!

ALİ SARIBAŞ (Çanakkale) – Çakmak doldurma tesisi!

MUHARREM VARLI (Devamla) - Bakın, bu ülkede taş üstüne taş koyan, bu ülkeye hizmet için elinden geleni yapana saygı duyarız, Allah razı olsun deriz, hizmete hiçbir zaman için karşı gelmeyiz ama hizmeti yaparken biraz mütevazı olun ya! Müslüman mütevazı olur, Müslüman bu kadar şımarık hareket etmez, bu kadar kendisinden nefret ettirecek, kendisine bu sözleri söyletecek durumda reklamla, şatafatla iş yapmaz yani yaptığınız işi bile o kadar şatafatlı, o kadar reklamla anlatıyorsunuz ki karşıdaki insanı âdeta tahrik ediyorsunuz, “Çıkın buraya, bize bunları söyleyin.” diye âdeta tahrik ediyorsunuz.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Millet takdir ediyor, siz etmeseniz de önemli değil.

MUHARREM VARLI (Devamla) – Yani, şimdi, yapılan 113 eserin toplamı 3,5 milyar dolar; 3,5 milyar dolar. 

Bakın, 1975 yılında bitmiş Keban Barajı’nın toplam maliyeti 7 milyar dolar. Yahu, siz Keban’ı hayal bile edemediniz be! Keban’ı, Atatürk Barajı’nı hayal bile edemediniz! Onların hidroelektrik üretimini, onların tarımsal sulamasını hayal bile edemediniz. Hâlâ geçmiş dönemleri eleştiriyorsunuz, geçmiş dönemlerle ilgili hiçbir şey yapılmamış kabul ediyorsunuz.

HALUK EYİDOĞAN (İstanbul) – Dereleri kurutuyorlar. 

MUHARREM VARLI (Devamla) - Sayın Başbakanın ısrarla eleştirdiği Sayın Süleyman Demirel’in yapmış olduğu barajlarla hâlâ Çukurova sulanıyor, Seyhan Barajı ile Aslantaş Barajı Çukurova’yı suluyor hâlâ. Sizin yapmış olduğunuz, bizim Kozan ilçesinin üstünde küçücük bir gölet var. Bugüne kadar hiç kimse ondan baraj diye bahsetmedi. O, ufacık bir gölettir, sulama göletidir, herkes onu gölet olarak bilir. Sizin yaptıklarınızın hepsi o göletten daha büyük değil ama sanki bir Keban yapmış gibi, bir Atatürk Barajı yapmış gibi, bir GAP projesini düşünmüş, projeyi gerçekleştirmiş gibi çıkıyorsunuz şatafatla, reklamlarla…

ALİ SARIBAŞ (Çanakkale) – Davullarla…

MUHARREM VARLI (Devamla) – …davullarla, zurnalarla… Yani bu kadar olmaz ya, Müslüman biraz mütevazı olur ya! Eğer ben Müslüman’sam biraz mütevazı olurum ya! Yapmayın bunu ya!

Yani, şimdi, burada dikkate alınacak bir tek eser var, Maraş’taki baraj. Burada “Baraj” diyebileceğimiz bir tek o var. Onu da siz planlamamışsınız, siz projesini yapmamışsınız, geçmiş yıllarda projelendirilmiş, efendim, uygulamaya konulmuş, sizin döneminizde de bitmiş, açmışsınız, ondan sonra da “36 tane baraj yaptık.” diyorsunuz. Ya, küçücük küçücük göletler…

Ben Ürdün’e gitmiştim. Ürdün’de su problemi var. O, “Gor Çukuru” denilen yerde kışın bile sebze üretiyorlar, o sebzeyi üretebilmek için de böyle küçücük küçücük göletler yapıyorlar, kıştan yağmur sularını biriktiriyorlar, sizin yaptıklarınız ondan farksız bir şey değil ki. Çıkmışsınız, baraj diye millete anlatıyorsunuz.

Ya tamam, hizmet yapıyorsunuz, Allah razı olsun; emek veriyorsunuz, Allah razı olsun ama biraz mütevazı olun, biraz mütevazı olun. Bu kadar şımarıklığın, bu kadar şatafatın, bu kadar reklamın hiçbir anlamı yok. İnsanları bu kadar tahrik etmenin de bir anlamı yok.

Şimdi, tabii, burada bunları söylerken, benim lafım siyasetçilere, bundan bürokratlar filan alınganlık göstermesinler, onlar siyasetçilerin tavırlarına göre iş yaparlar. Bazı bürokratlar alınganlık gösteriyorlar, bizim bürokratlarla bir meselemiz yok, bizim işimiz siyasetçilerle.

Şimdi, gelelim, bu, sizin döneminizde açılan taş ocaklarına. Bakın, ben kendi bölgemden biliyorum, geçmiş dönemde, yirmi beş yıl önce dikilmiş ağaçların -daha yeni böyle gölgesine oturulacak, piknik yapılacak duruma gelmiş ağaçların- birçoğunu yok ederek taş ocağı açıyorsunuz. Ve orada 9 tane köyün 1’inci derecede cazibeli içme suyunu sağlayan bir alana taş ocağı ruhsatı veriyorsunuz. Ya, Allah’tan korkar insan ya! Hem “Ağaçlandırma yapalım, bu ülkenin garantisi, bu ülkenin nefesi, bu ülkenin oksijeni ağaçlandırma ve ormandan geçer.” diyorsunuz, ondan sonra da yetişkin ormanları katlediyorsunuz.

İşte, Dokuztekne köyü, Dutlupınar köyü, Hamidiye köyü, Hamdilli köyü, Yassıca köyü, İmran köyü, Azizli köyü, bunların hepsi bu verdiğiniz taş ocaklarından etkileniyor. Hepsinin şu anda içme suyuyla alakalı problemi var. Hepsinin evleri her gün sallanıyor. Yine, yıllar önce DSİ’nin yapmış olduğu kanaletlerin tamamının kot farkı ortaya çıkıyor, kotları düşüyor, dolayısıyla patlamalar oluyor, çiftçinin en çok suya ihtiyacı olduğu dönemde kanaletler patlıyor, çiftçi tarlasını sulayamıyor, çiftçiyi perişan ediyorsunuz, çiftçiyi sıkıntıya koyuyorsunuz.

Değerli arkadaşlarım, bakın, bunlar bizim hakikatlerimiz, bunları görmemiz lazım.

Şimdi, sulama birlikleriyle ilgili yasa çıkarttınız, her şey yarım yamalak. Sulama birliklerinde personelle alakalı problemleri çözemediniz. Türkiye'de birçok kurumda çalışan sözleşmeli personeli kadroya geçirdiniz, ama sulama birliklerinin sözleşmeli personelini ikinci sınıf vatandaşmış gibi dışarıda bıraktınız. Yazık günah değil mi? Bunların hakkı yok muydu kadroya geçmeye? Ama yapmadınız.

Yine, DSİ’nin o büyük sulama kanallarına sanayi atıkları akıtılıyor veya rögarlar akıtılıyor. Dolayısıyla, o rögarların aktığı kanaletlerin hepsinde yosunlanma oluyor, yosunlanma olduğu için de sık sık sulama birlikleri kanaletlerin suyunu kesip yosunlama ilacıyla mücadele yapmak zorunda kalıyorlar, yine bundan da çiftçilerimiz mağdur oluyor, perişan oluyor. En hassas dönemde, mısırın püskül çıkarttığı dönemde, pamuğun çiçeğe bindiği dönemde bir bakıyorsunuz su yok, tarlayı sulayacaksınız, tarlanın başına gitmişsiniz, su kesilmiş. Ya, böyle bir şey olur mu! Yapmayın bunları arkadaşlar!

Şimdi, drenaj kanallarıyla ilgili… Her konuşmamda burada size söyledim Sayın Bakan. Hep “Yapacağız.” dediniz, çıktınız buraya, hiçbir şey yok şu ana kadar.

ALİ SARIBAŞ (Çanakkale) – On bir yıl geçti, on bir yıl!

MUHARREM VARLI (Devamla) – Bakın, Çukurova’nın o verimli, mümbit toprakları, arazileri çoraklaşıyor. Allah’tan korkun ya! Yanlış sulama, yanlış gübreleme neticesinde çoraklaşıyor, ama yer altı drenajı olsa, o drenajla o çoraklı sular çekilip üst drenaja akıtılmış olsa o toprakların hiçbirinde çoraklaşma olmayacak ama siz yer altı drenajları dediğimiz zaman önemsemiyorsunuz herhâlde veya bilmediğiniz için önemsemiyorsunuz. Bilseniz, bunu yaşasanız, benim gibi çiftçi olsanız, bilseniz anlarsınız bunları ama anlamadığınız için, bilmediğiniz için önemsemiyorsunuz bunları.

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Kuyu suyuna da para getirdiler bunlar.

MUHARREM VARLI (Devamla) – Evet, yani o da bir tehdit unsuru olarak duruyor şu anda önümüzde, İç Anadolu Bölgesi’nin birçok yerinde uygulanıyor, Çukurova bölgesinde de bir tehdit unsuru olarak duruyor önümüzde. Bakalım ne zaman onu uygulamaya koyacaksınız, Allah bilir, göreceğiz.

Şimdi, bu Yedigöze Barajı… Bakın, Sayın Bakan -işte, az önce de söyledik- şatafatlı, debdebeli, bir Müslümana yakışmayacak tavırlar içerisinde açılışlar yapıyor. Yahu on bir yıldan beridir her defasında çıktığımda burada söylüyorum: Bu Yedigöze Barajı 750 bin dönüm araziyi sulayacak. Kozan, İmamoğlu, Sarıçam, Yüreğir ve Ceyhan ilçelerini, Adana’nın en önemli topraklarını, arazilerini sulayacak bir baraj. Enerjiyle alakalı kısmını bitirdiniz. Peki, sulamayla alakalı kısmını niye bitirmiyorsunuz Sayın Bakan? Ve her defasında sizin o bölgede siyaset yapan milletvekili adaylarınız veya belediye başkanı adaylarınız “İki yıla kadar bu suyunuz gelecek.” Kıvrıklı köyüne giderler, Tatlıkuyu köyüne giderler, Isırganlı köyüne giderler, derler ki: “İki yıla kadar sizin suyunuz gelecek, bu iş bitti.” On bir yıl geçti hâlâ o iki yıl bitmedi. Siz zamanı mı durduruyorsunuz ben anlayamıyorum. On bir yıl geçti hâlâ Yedigöze Barajı bitmedi. Yani, 750 bin dönüm arazi, 77 bin aileyi ilgilendiren bir arazi. Ama çıkıyorsunuz, ufacık bir gölet yapıyorsunuz, “Baraj yaptık.” diye, ondan sonra milletin karşısında, insanları böyle kandırmaya devam ediyorsunuz.

Yine, 2/B arazileriyle alakalı… İşte, orman arazilerinin bir kısmı -az önce değerli arkadaşım söyledi- duruyor, hâlâ yönetmelik uygulanmıyor, mart ayı son. Yakında hazine arazilerinin satışı başlayacak. Buradan defalarca söyledim, yine söylüyorum: Bakın, eğer bu hazine arazilerinin satış miktarında oranın bölgeyi tanıyan insanlarından komisyon kurup makul bir fiyat oluşturmazsanız bu tarlaları çiftçi alamaz, bu tarlaları faiz lobileri alır, bu tarlaları insanların sırtından geçinenler alır. Çiftçi 50 dönüm tarlayı işleyerek çoluğunun çocuğunun rızkını çıkartıyor, eğitim masraflarını karşılıyor ama siz eğer bunu bile çiftçiye çok görürseniz, vallahi billahi, Allah esirgesin, bu işin sonunda kan çıkar. Bunu çok dikkate alın Sayın Bakan. Çiftçi kendi tarlasını bir başkasının almasına asla  müsaade etmez. Bunu özellikle belirtiyorum. Lütfen, bu konuda, o bölgede yaşayan, o bölgeyi bilen, o bölgenin tarımını bilen, o bölgenin çiftçisinin problemlerini bilen insanlardan komisyon kurdurarak bu arazilerin satışını temin edelim. Yoksa, bu arazilerin hiçbirini çiftçi satın alamaz ve dolayısıyla da orada hır çıkar ve Allah esirgesin, insanların ölümüne sebebiyet vermiş olursunuz. 

Bu bütçenin, her şeye rağmen, hayırlı olmasını diliyor, hepinize saygılar sunuyorum. (MHP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın Bakan, kentinizde 675 bin metreküplük baraj olur mu? Su birikintisi o ya! Vallahi billahi ya! Afyonkarahisar, bir de sizin kentiniz. Su birikintisi ya! Keban’la Atatürk’ü ayağa düşürdüler, su birikintisi. Sayfa 40. Bakanın kendi kenti.

SÜLEYMAN ÇELEBİ (İstanbul) – Kuş su içme yeri.

BAŞKAN – Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına ilk konuşmacı Erol Dora, Mardin Milletvekili. (BDP sıralarından alkışlar)

BDP GRUBU ADINA EROL DORA (Mardin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, 2014 yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı kapsamında İçişleri Bakanlığı bütçesi üzerinde Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, İçişleri Bakanlığının görev tanımı ve çerçevesi, özetle, yurttaşların mal ve can güvenliğini sağlamak olarak belirtilmiştir. Ancak, içinde bulunduğumuz 2013 yılında yaşananlara baktığımızda, Bakanlığa bağlı kolluk kuvvetleri, ne yazık ki vatandaşın mal ve can güvenliğini tehlikeye atan tutum ve politikalar sergilemiştir. Uluslararası hukuk, meşru gösteri hakkının kullanımı konusunda devletlerin negatif yükümlülüğü bulunduğunu, üçüncü kişilere saldırı, cebir ve şiddet unsuru içermedikçe, kamu düzenini açık bir biçimde ihlal etmedikçe şiddet içermeyen barışçıl protesto ve eylemlerin devletlerce hiçbir şekilde engellenemeyeceğini, bu tür gösterilere kolluk güçleriyle doğrudan müdahale edilemeyeceğini vurgular.

2103, toplantı ve gösteri özgürlüğü açısından ihlallerin ve kısıtlamaların olağanüstü düzeylerde yaşandığı bir yıl olmuştur. Kolluk güçlerinin barışçıl gösterilerde basınçlı su, plastik mermi ve kimyasal gaz kullanarak şiddete başvurması önceki yıllara oranla büyük bir artış göstermiştir.

Değerli milletvekilleri, 2013 yılı, özellikle Gezi Parkı protestoları sürecinde yaşananlar, düşünce ve ifade özgürlüğünün, basın, örgütlenme, toplantı ve gösteri yapma özgürlükleri ile yakından ilişkili olduğunu ve birlikte değerlendirilmesi gerektiğini açıkça ortaya koymaktadır. Gezi Parkı protestolarında en somut insan hakkı ihlallerinden biri, zehirli bir kimyasal olan biber gazının binlerce kişinin üzerine pervasızca atılmış olmasıdır. Türk Tabipleri Birliği raporlarına göre, kullanımının yasaklanması gereken bu kimyasalın kalp, astım ve benzer hastalığı olan insanlar üzerinde ölümcül etkisi bulunmaktadır. Ayrıca, gaza çok fazla maruz kalmak, özellikle hamile kadın ve çocuklarda, orta ve uzun dönemde, başta kanser olmak üzere benzer tahrip edici sonuçlara sebep olmaktadır.

Değerli milletvekilleri, demokratik protesto hakkının kullanılmasına yönelik polisin şiddetinin yakın tarihli bir örneği de Nusaybin-Kamışlı arasına örülmek istenen utanç duvarını protesto etmek isteyen sivil halka benzer biçimde gaz bombası atılması ve orantısız biçimde güç kullanılması olmuştur.

30 Kasım 2013 tarihi itibarıyla, Türkiye İnsan Hakları Vakfı raporuna göre, 2013 yılında eylemlere müdahaleler sonucu gözaltına alınan 6.447 kişiden 217’si tutuklanmış -toplantı ve gösterilere müdahaleler sonucu doğrudan veya dolaylı olarak ölenler 9’dur- 3.097 insan ise yaralanmıştır. Bu kapsamda 52 kişi hapis cezası alırken 28 kişi adli veya idari para cezası almıştır, 53 etkinlik ise yasaklanmıştır. Bunun yanında, örgütlenme faaliyetleri nedeniyle, önemli bir kısmı KCK soruşturması olmak üzere, 2013 yılının ilk on ayında 1.280 kişi gözaltına alınmış, bunlardan 445’i tutuklanmıştır. Bu çerçevede, Türkiye’deki toplanma ve gösteri hakkıyla, güvenlik güçlerinin müdahalesiyle ilgili yasalar ve bunların uygulanması konusunda Avrupa standartlarının gerisinde olduğu, 2013 Avrupa Birliği Türkiye İlerleme Raporu’nda da açıkça belirtilmiştir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yine, 17 Kasım 2013 tarihinde Mardin Nusaybin’de polis harekât timi tarafından açılan ateş sonucu 3 Suriye uyruklu sivil insan hayatını kaybetmiştir. Hatay bölgesinde benzer sivil geçişler olmasına rağmen, sivillerin hedef alındığına dair hiçbir bilgi bulunmazken son iki ay içerisinde Rojava ile olan sınır hattında 4 sivil insanın öldürülmesi manidardır.

Son olarak, geçtiğimiz hafta, 5 Aralık 2013 tarihinde Hakkâri’nin Yüksekova ilçesinde basın açıklaması yapmak isteyen grubun üzerine polisin açmış olduğu ateş sonucu Mehmet Reşit İşbilir, Veysel İşbilir ve son olarak da olayda ağır yaralanan Bemal Tokçu adlı sivil vatandaşlar hayatlarını kaybetmişlerdir. Demokratik bir basın açıklaması ve sonrasında yapılan yürüyüşte, antidemokratik yöntemlerle ve ateşli silahlar kullanılarak güvenlik güçlerince müdahale yapılması kabul edilemez. Nedeni ne olursa olsun, sivil ve silahsız yurttaşların ateşli silahlarla taranmasının bir izahı olamaz. Barış ve çözüm süreci denilen bir zaman diliminde yaşanan bu olayın Hükûmetçe derhâl aydınlığa kavuşturulması ve bir daha böyle olayların yaşanmaması için en üst düzeyde tedbir alınması gereklidir.

Değerli milletvekilleri, elbette İçişleri Bakanlığına bağlı kolluk güçleri belirli bir mevzuata tabi çalışabilmektedirler. Dolayısıyla, hak ihlallerinin ortaya çıkması münferit vakalardan ziyade, bu mevzuatın kendilerine sunmuş olduğu geniş hareket alanıyla mümkün olmaktadır.

Burada yasal mevzuata ilişkin değinilecek ilk sorun, polisin silah kullanma yetkisinin genişliğiyle ilgilidir. Söz konusu yetkiyi düzenleyen başlıca kanunlar, 2559 sayılı Polis Vazife ve Salahiyet Kanunu ile 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’dur. Polisin silah kullanma yetkisinin genişliği, yaşam hakkı ihlali olasılığını son derece artırmaktadır, bu nedenle sınırlandırılması gereken bir yetkidir. Kaldı ki bu uygulama Birleşmiş Milletlerin 1990 yılında kabul ettiği “Kolluk Kuvvetlerinin Zor ve Silah Kullanmalarına Dair Temel Prensipler”inin 9’uncu maddesine aykırıdır.

Yasal mevzuatla ilgili ikinci önemli sorun, 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu ve Çevik Kuvvet Yönetmeliği’ne ilişkindir. Yönetmelik’te polisin zor kullanma yetkisinin sınırlandırılmamış olması, sıklıkla ve kolaylıkla Kanun’a aykırı ilan edilebilen toplantı ve gösteri yürüyüşlerinde polisin yüksek dozda şiddet kullanmasına açıkça imkân vermektedir.

Değerli milletvekilleri, polis teşkilatının bağımsız kurumlar yoluyla denetimi şarttır. İdare içerisinde hâlihazırda birçok insan hakları biriminin mevcut olduğu bilinmektedir ancak söz konusu birimler incelendiğinde bunların, Birleşmiş Milletler Paris İlkelerinin özellikle tam bağımsızlık koşulunu karşılamadığı görülecektir. Paris İlkelerine göre, bu tür mekanizmalar hem üyelik hem de finansman açısından tam bağımsız olmalı ve çoğulcu bir üyelik yapısına sahip olmalıdır. Bu kapsamda oluşturulan Türkiye İnsan Hakları Kurumu, Kurum üyelerinin yürütme organlarınca seçiliyor olması nedeniyle bağımsız nitelikte değildir. Zira, Avrupa Komisyonunun Türkiye 2012 İlerleme Raporu’nda da bu Kurumun bağımsızlığı açısından Birleşmiş Milletler Paris İlkeleriyle uyumlu olmadığı vurgulanmıştır.

Değerli milletvekilleri, İçişleri Bakanlığına bağlı bir birim olan Nüfus İdaresiyle ilgili bir konuya da değinmeden geçmek istemiyorum. Çoğumuzun basından takip edebildiği üzere, geçtiğimiz aylarda Ermeni bir yurttaşımızın, çocuğunu Ermeni okuluna kaydettirmek istemesi üzerine, nüfus kayıtları sisteminde, İçişleri Bakanlığının da doğruladığı üzere, azınlık yurttaşlarımıza gizli kodlar verildiği ortaya çıktı. İçişleri Bakanlığının yaptığı yazılı açıklamada, Lozan Anlaşması’nın özellikle 40, 41’inci maddelerinin uygulanması amacıyla, Millî Eğitim Bakanlığının talebi üzerine, Osmanlı Dönemi nüfus kütüklerinde yer alan milliyet ve ırk ifade eden bilgilerden yararlanarak “Azınlık vatandaşlarımızın soy durumları Millî Eğitim Bakanlığına verilmektedir.” denilmiştir.

Değerli milletvekilleri, öncelikle, Lozan Anlaşması’nda gayrimüslimlere azınlık statüsü verilirken bu azınlıkların isimleri ayrı ayrı zikredilmemiştir. Dolayısıyla “1, 2, 3” şeklinde bir kodlama Lozan’a aykırıdır.

Ayrıca, nüfus kayıtlarında yer alan bu bilgilerin sadece Millî Eğitim Bakanlığı tarafından kullanıldığı bilgisi, güven verici değildir. Dolayısıyla, söz konusu yurttaşlarımızı çeşitli bakımlardan rahatsız eden bir uygulamadır.

Değerli milletvekilleri, dönem dönem yurttaşlarımıza yönelik etnik, dinsel veya siyasal kimliklerine göre fişlemeler, buna paralel engellemeler, kötü muameleler ve daha vahim antidemokratik uygulamalar yaşandı ülkemizde. Bu, zaman zaman gayrimüslimler, bazen başörtülüler, kimi zaman Kürtler, Aleviler, solcular veya ülkücüler üzerinde uygulandı. Demokrasi kültürünü içselleştirebilmek için hepimiz şunu kavramalıyız: Farklılıklarımızı fişlemek için değil ülkemizin bir zenginliği ve demokrasimizi güçlendirmek için önemli bir olgu olarak değerlendirmemiz gerektiğine inanıyoruz. Yurttaşlar arasında fişlemeye dair hiyerarşik katmanlar oluşturmak barışı ve demokrasiyi değil, kin ve nefret duygularını besleyecektir.

Sürem yetmeyeceği için bütün yazdıklarımı okuyamayacağım.

Bu vesileyle, tekrar, 2014 bütçesinin bütün ülkemize, bütün vatandaşlarımıza hayırlı olmasını diliyor, hepinizi en kalbî duygularımla selamlıyorum.

Sağ olun. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına ikinci konuşmacı Altan Tan, Diyarbakır Milletvekili. (BDP sıralarından alkışlar)

BDP GRUBU ADINA ALTAN TAN (Diyarbakır) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; hayırlı günler, hayırlı sabahlar.

Biraz önce su değiştirildi. Sayın Bakanım, bizi o kadar gaza alıştırdınız ki bundan sonra rica ediyoruz, sular da gazlı olsun.

İÇİŞLERİ BAKANI MUAMMER GÜLER (Mardin) – Nasıl olsun?

ALTAN TAN (Devamla) – Efendim, gazlı su olsun, daha iyi olur. Sayın Meclis Başkanına da rica edelim.

BAŞKAN – Sayın Tan, dikkate alınacak efendim.

İÇİŞLERİ BAKANI MUAMMER GÜLER (Mardin) – Suyu Mardin’den getireyim sana, Mardin’den.

ALTAN TAN (Diyarbakır) – Değerli arkadaşlar, İçişleri Bakanlığının sorunları üzerinde on dakikada ne kadar şey anlatılabilirse on dakikada bir şeyler arz etmeye çalışacağım.

Tabii ki bu geçtiğimiz birkaç yılın en önemli meselesi orantısız güç ve polis şiddeti. Biraz evvel sevgili arkadaşım Erol Dora da bahsetti uzun uzadıya, devlet niye bu kadar sertleşti, niye bu kadar Hükûmet ve Başbakan öfkeli, neden bu kadar en ufak bir şeyin üzerine orantısız bir güçle, şiddetle gidiliyor, doğrusu anlamakta zorlanıyorum. Yüzde 50 oy almış bir iktidar ve yine kendilerince “Bütün kamuoyu yoklamalarında yüzde 50’nin üzerinde oyumuz var.” diyen bir iktidar neden bu kadar güçlüyken, güçlenmişken şiddetlenir ve öfkelenir, doğrusu ben hakikaten anlamakta zorluk çekiyorum. Çünkü, insan güçlendikçe, kuvvetlendikçe daha sakinleşir, olaylara daha hâkim olur, daha teknik davranır, mevzuları daha -eski tabirle- uhuvvet ve suhuletle, nezaketle halletmeye çalışır ama maalesef anlaşılmaz bir sertleşme ve öfke durumu var, tahammülsüzlük var. Çok uzun uzadıya da bu mevzuya girmek istemiyorum.

Bir diğer mevzu değerli arkadaşlar, yine bu birinci mevzuyla bağlantılı olan fişleme konusu. Millet niye bu kadar takip ediliyor, onu da gerçekten merak ediyorum. Öyle bir noktaya geldik ki telefonda bile eşim aradığı vakit “Bak, eğer biraz kızgınsan, bir şey söyleyeceksen lütfen devletin kayıtlarına girmesin, gelip evde konuşalım.” diyorum. O da cevap veriyor, trajikomik, diyor ki: “Evde de konuşsak ortam dinlemesine girecek, ne farkı var? Bari burada konuşalım.” Yani, bunu da anlamak mümkün değil. Vatandaşı bu kadar niye takip ediyorsunuz, gerçekten anlaşılması zor bir şey.

Bir ironide bulunmak istiyorum, ironi yapmak istiyorum. Peki, milleti bu kadar takip ediyordunuz da, her şeye bu kadar hâkim bir devlet istihbaratı varsa, bu kadar meraklıysa, Millî İstihbarat Müsteşar Yardımcısı Bağdat Caddesi’nin ortasında öldürüldü, Hiram Abas, bunun katili kim? Hrant Dink cinayetinin dibi, gerçek katili kim ve yine aynı şekilde Uğur Mumcu’yu öldüren derin yapı kim? Şimdi, bunların hepsinin de cevabı yok. “Karakolda doğru söyler, mahkemede şaşar.” Bize lazım olan hiçbir mevzuda bu derin istihbaratlar devreye girmiyor ama yatak odalarından tutun alışverişlere kadar ne varsa magazinel her şey takip ediliyor, bunu da anlamak mümkün değil.

Değerli arkadaşlar, sürekli siyasi konulardan bahsediyoruz, polis şiddetinden bahsediyoruz, Terörle Mücadele Kanunu’ndan bahsediyoruz, Gösteri Kanunu’ndan bahsediyoruz ama öyle mevzularımız var ki bunlar yüreğimizde bir yara, bunlar…

BAŞKAN – Sayın Tan, isteğiniz üzere gazlı su gönderilmiştir efendim.

Buyurun.

ALTAN TAN (Devamla) – Teşekkür ederim efendim.

İÇİŞLERİ BAKANI MUAMMER GÜLER (Mardin) – Soda gönderdim…

ALTAN TAN (Devamla) – Sayın Bakanım, yalnız, bu da diğer bize attığınız gazlar gibi sahte olmasın. İnşallah gerçeğidir.

İÇİŞLERİ BAKANI MUAMMER GÜLER (Mardin) – Soda olduğu için, efendim, biraz gazlı!

BAŞKAN – Başkanlık gönderdi efendim.

Buyurun.

ALTAN TAN (Devamla) – Evet, teşekkür ederim.

Sayın Bakanım, bir önemli mevzu, bu insan kaçakçılığı mevzusudur.

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Keşke başka bir şey isteseydiniz Altan Bey.

ADİL ZOZANİ (Hakkâri) – Başka bir şey isteseydin, demokrasi gibi.

ALTAN TAN (Devamla) – Demokrasi istiyoruz, o da gelir inşallah.

Teşekkür ederim hatırlattığınız için.

Böyle sohbet güzel yani bazen konuşurken.

Evet, değerli arkadaşlar, bir, en önemli konu insan kaçakçılığı mevzusudur. Ben bu kürsüden de, televizyonlardan da, basın toplantılarında da defalarca bahsettim.

Sayın Bakanım, binlerce insan teknelerde Yunanistan’a giderken, adalara giderken boğuldu öldü. Yüzlerce insan kamyon kasalarında, tanker içlerinde boğuldu öldü. Allah’ınızı severseniz, Somali’den gelen, Kenya’dan gelen, Mozambik’ten gelen bir zavallı cebindeki son kuruşu Aksaray’daki bir insan kaçakçısını bularak veriyor. Sizin İstanbul Valiniz, Emniyet Müdürünüz, Aksaray Polis Karakolundaki görevlileriniz ne yapıyor? Lütfen izah edin. İnan edin, Allah’tan bu insanların her haberini izlediğimde artık televizyonlara bakamıyorum. İstanbul’un göbeğinde bu kadar rezalet nasıl oluyor, anlayamıyorum. Anlayabiliyorsanız, lütfen siz de izah edin. Nasıl bu mazlum ve mağdur insanlar gelip bu kaçakçıları buluyor da, siz bunları nasıl bulamıyorsunuz? Lütfen izah edin. Ve bir olay değil, iki olay değil, üç olay değil.

İkinci bir yürek yarası, kayıp çocuklar, köprü altı çocukları. Daha bizim çocukluğumuzda Kemalettin Tuğcu’nun “Köprü Altı Çocukları” diye bir hikâye kitabı vardı, romanı vardı.

Değerli arkadaşlar, bu, İstanbul’da özellikle, İstanbul merkezi, sur diplerinde, köprü altlarında yatan, dilendirilen, hırsızlık yaptırılan, uyuşturucuya sevk edilen bu insanlarla ilgili neden kökten bir çözüm bulunamıyor?

Ve bir üçüncü yürek yaramız da, uyuşturucu meselesi. Bugün Diyarbekir sokaklarından tutun, İstanbul’da Dolapdere’de, Taksim’de aleni haplar satılıyor, aleni uyuşturucu satılıyor. Bu Beyoğlu Emniyet Müdürlüğü ne yapıyor, vazgeçtik validen ve diğerlerinden? Ve yıllardır bu oluyor. İstediğiniz gecenin istediğiniz saatinde binin arabanıza inin Dolapdere’ye, istediğiniz uyuşturucuyu alın gelin, Taksim’e çıkın alın.

MUHARREM IŞIK (Erzincan) – Aynısını Erzincan’da da yapıyorlar.

ALTAN TAN (Devamla) – İstanbul’un göbeği efendim, göbeği.

MUHARREM IŞIK (Erzincan) – İstanbul değil, Erzincan’da da aynısını yapıyorlar.

ALTAN TAN (Devamla) – Nasıl oluyor bu? Ondan sonra diyorsunuz ki: “Eroin buradan geliyor, esrar buraya gidiyor.” Bunlar da ayrı mevzular.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Demokrasi isteyen gençleri kovalamaktan ona fırsat kalmıyordur!

ALTAN TAN (Devamla) – Değerli arkadaşlar, Büyükşehir Belediye Kanunu… Tamam, büyükşehirler kuruldu, bize göre olumlu bir adım ama valinin yetkileri ne? Büyükşehir belediye başkanı ne yapacak? O il koordinasyon kurulunun görevleri ne, yetkileri ne, kadrosu ne, bütçesi ne? İnan edin, bu seçimlerden sonra ciddi bir karmaşa yaşanacak. Onun için, bugünden uyarıyoruz: Bu kanunda ne kadar boşluk varsa, eksiklik varsa, uygulamada sıkıntılar varsa lütfen bunlar şimdiden tespit edilsin ve iş işten geçtikten sonra, bir yıl, iki yıl tartışmalarla, kavgalarla geçirildikten sonra bir çözüm aranmasın. Bu konuyla da ilgili mutlaka valilerin de seçimle geleceği ciddi bir düzenlemeye ihtiyaç var. Eğer bunları yapamazsak çok ciddi sıkıntılar yaşayacağız, bizden söylemesi, şimdiden söyleyelim çünkü ben madde madde, fıkra fıkra inceliyorum, uygulamalara bakıyorum -kendim de belediyecilik yaptım- ciddi sıkıntılar var, çok ciddi sıkıntılar var.

Bir önemli mevzu da Sayın Bakanım, son günlerdeki iddialar. Siz de takip ediyorsunuz; Diyarbakır’da, Batman’da, Mardin’de İslami kuruluşlar açıklama yaptılar “Polis aramıza ajan sokuyor.” diye. Bunlara İnternet sitelerine de şu an girip bakabilirsiniz. Hizbullah-PKK çatışması tezgâhlanıyor. Hem PKK ile ilgili bazı sızmalardan bahsediliyor hem de İslami gruplardan bahsediliyor. Batman’da bir cinayet oldu ve MUSTAZAF-DER çevreleri bu konuda itham edildi, onlar da inkâr ettiler veya sahiplenmediler, kabullenmediler. Ben Sayın Bakanımı aradım, dedim ki: “Yüksekova’da MUSTAZAF-DER’in bir yetkilisi öldürüldü, Batman’da da BDP’ye sempati duyan, BDP’li bir kardeşimiz öldürüldü. Bu 2 insanımızın da, 2 vatandaşımızın da, 2 kardeşimizin de katillerini lütfen kamuoyunun önüne koyun; koymadığınız vakit bu derin manipülasyonlar, enfeksiyonlar hızla yayılacak, Allah korusun, tekrar eski günlerdeki, 90’lı yıllardaki karşılıklı cinayetler, çatışmalar gündeme gelecek.” Ama maalesef şu ana kadar Yüksekova cinayeti de, Batman cinayeti de her iki kesimden aydınlatılamadı. Ve bu iddialarla, işte son, bu hafta çıkan iddialarla da bu daha da gündeme çıktı, birçok şahıs çıktı kamuoyunun önüne, dedi ki: “Bana polis şu teklifte bulundu, şu ajanlaştırma yöntemini dayattı.” Bunlar çok ciddi iddialardır. Eğer bu iddiaların çeyreği doğruysa değerli arkadaşlar, deniz kirlenir yani bırakınız havuzu, gölü, büyük toplumsal yaralar meydana gelir. Onun için, Sayın Bakandan istirham ediyoruz tekrar tekrar, bu gerçek katillerin, gerçek provokatörlerin kamuoyunun önüne konulması lazım.

Ve son olarak da bu, valilerle ilgili şikâyetimizi arz edelim. Sayın Bakanım, sizden de Sayın Başbakandan da istirham ediyoruz, bölge hassas, bölgenin hassasiyetine uygun valilerin gelmesi lazım. İşte bir Adana Valisi olayını yaşadık, evlere şenlik yani beyanatlar evlere şenlik, konuşma evlere şenlik, tarz, tıraş, giyim, gözlük; nereden bakarsanız, her taraf evlere şenlik. “Diyarbakır Valisi İzmir’e gitti, biz kurtulduk, İzmir düşünsün.”, “Musul oldu vilaye, Nafi Efendi Vali/ Vâveylâ tül vilaye, vâveylâ tül ahali!” demeyelim arkadaşlar.

Selamlar. (BDP sıralarından alkışlar)

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Vekilim, gazlı suyunu iç.

ALTAN TAN (Diyarbakır) – Gazlı suyu da getireyim efendim, beraber içelim, inşallah şifa olur.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına üçüncü konuşmacı, Adil Zozani, Hakkâri Milletvekili. (BDP sıralarından alkışlar)

BDP GRUBU ADINA ADİL ZOZANİ (Hakkâri) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Şöyle, saymaya çalışacağım: 1, 2, 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9, 10, 11, 12.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Bakanları da say, 15.

ADİL ZOZANİ (Devamla) – 15.

Bir bütçeyi konuşuyoruz değil mi yani koskoca bir yılın bütçesini, devletin bütçesini? 326 milletvekili bulunan iktidar partisinin şu anda Parlamentoda bulunan milletvekili sayısı grup başkan vekilleriyle birlikte 13. Ciddiyet bu! Zannederim bu aralar Sayın Başbakan aday açıklamakla çok meşgul, Parlamento çalışmalarına hiç göz atamadığı için çok fazla rehavete kapılmışsınız. Bir de şöyle düşünüyor da olabilirsiniz: “Ya, muhalefet gelsin, boş laflar söylesin, gitsin. Biz gene gelir son dakika el kaldırırız, zaten işimiz el kaldırmak, el indirmek, bütçeyi kabul ederiz, iş biter.” Muhtemelen böyle düşünüyorsunuz, birincisi değil, muhtemelen böyle düşünüyorsunuz. Bu kadar önemsizleşti, devlet sorunları, ülke sorunları, memleket sorunları bu kadar önemsizleşti. Üç yüz altmış beş günlük Parlamento çalışması içerisinde şu on gün en önemli olan on gündür çünkü iktidarı-muhalefeti, herkes bütün konular üzerinde enine boyuna kafa yorar ve gelir burada üzerinde değerlendirme yapar ama galiba ülke sorunları önemsizleşti, galiba ülke sorunları büyük oranda çözüldü, hiçbir sıkıntımız kalmadı. Dolayısıyla, Parlamentonun çok konuşacağı bir şey kalmadı, Bakanlar Kurulu var olsun, Parlamentoya da artık gerek yok. Böyle bir noktaya getirdik bu işleri.

Şimdi, Orman ve Su İşleri Bakanlığının bütçesi üzerine değerlendirmelerimi yapacağım ama esasında HES bakanlığı bütçesi üzerinde değerlendirme yapmış olacağız ve bizim bu bütçe planlaması, buradaki konuşmalar ve bütçe değerlendirme programımız da problemlidir, yanlıştır. Şimdi, Adalet Bakanlığıyla Enerji Bakanlığını yan yana değerlendirdiğinizde hangi konu bütünlüğünü yakalamış olursunuz? İçişleri Bakanlığıyla Orman ve Su İşleri Bakanlığının bütçelerini yan yana değerlendirdiğinizde hangi paralelliği yakalayacaksınız? Ha, “Orman kanunlarıyla yönetiliyoruz, bu nedenle ikisini yan yana getiririz.” derseniz o başka ama bize göre…

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Tazyikli su sıkıyor ya, orada bir bağlantı var.

ADİL ZOZANİ (Devamla) – O bağlantıya geleceğim Sayın Vekilim.

…buradaki dizaynda, Enerji Bakanlığıyla Orman ve Su İşleri Bakanlığını yan yana değerlendirsek bizler değerlendirmelerimizi yaptığımızda bir ortak bağlantı bulma şansına sahibiz. Adalet Bakanlığıyla İçişleri Bakanlığını yan yana değerlendirdiğimizde bir bağlantı kurabiliriz. Ama bir bütün olarak bakanları yani Kabinedeki görev paylaşımı ve yetki alanlarını değerlendirdiğiniz zaman, karmaşık bir yapı olduğu için bu konu bütünlüğünü bu şekilde kategorize etme şansına sahip değiliz.

Dolayısıyla, Hasankeyf’i konuşacağız bir ucu Orman ve Su İşleri Bakanlığında değerlendiriliyor çünkü DSİ hallediyor. Bir doğa tahribatı var, Kültür Bakanlığıyla ilgilidir; tarih tahribatı var Kültür Bakanlığıyla ilgilidir. Bir çevre tahribatı var, Çevre ve Şehircilik Bakanlığıyla ilgilidir. Vatandaş buna karşı direndiği için polis gazla, copla saldırıyor, İçişleri Bakanlığıyla ilgilidir. Hepsini bir arada değerlendirmek durumunda kalıyoruz. Dolayısıyla, al birini vur ötekine, hiç birbirinden farkı yok.

Şimdi, önemli konu başlıkları var, özellikle Orman ve Su İşleri Bakanlığının bütçesiyle ilgili olarak. Değerli arkadaşlar, şu ana kadar yapılmış 1.500 civarında HES’le ilgili olarak 400 bin vatandaş, yerinden yurdundan, yaşadığı ekolojik ortamdan koparıldı, doğadan koparıldı. Nerede yaşıyor bu insanlar? Ceplerine üç beş kuruş sıcak para konuluyor. Garibim köylü de bu paranın hiç bitmeyeceğini düşünüyor, şehre geliyor, ancak bir gecekondunun tuğlalarını o parayla satın alabiliyor, sersefil, kentin varoşlarında kendisiyle baş başa kalıyor.

Devam eden HES’lerle birlikte yaklaşık 2 bin civarında yeni HES projesinden söz ediliyor, yaklaşık 1 milyon insan daha buna ekleniyor ve bütün bunları yaparken ne tarih ne ekoloji ne de insanın doğayla ilişkisi hiçbir şekilde göz önünde bulundurulmuyor. Nerede bir dere görülürse orada bir baraj yapası geliyor bu Hükûmetin. Mesela, bunlardan bir tanesi Deriner Barajı’dır. Dünyanın en hızlı akan ve en güzel demografik ortamlarından birini oluşturan Çoruh Nehri üzerine övünüyor. “Müsaade edin, 2 metre daha yükseltelim.” Bakın, Sayın Bakanın ifadesi budur. Bize Plan Bütçe Komisyonunda söylüyor, “Siz takdir ederseniz, 2 metre daha bu barajı yükseltiriz, dünyanın en büyük barajı olur.” diyor. “Dünyanın en yüksek barajı olur.” diyor. Zannediyor ki dünyanın en yüksek barajını yapmış olmak dünyanın en fazla enerji üretimini elde etmek şeklinde olacaktır. Kurgu bu; en yüksek binayı nasıl yaparız, en yüksek barajı nasıl yaparız, gerisi teferruat. İnsanlar, doğa nasıl etkileniyor, bunların hiçbiri bunların umurunda değil. Yazıktır, günahtır diyeceğiz ama bunlar ne yazıktan anlar ne günahtan anlar.

Şimdi, bütün bunları yaparken Çevre Bakanımızın bir ifadesini anımsatmak istiyorum: “HES’lerle ufak dereleri mahvediyoruz. 10 megavattan az enerji üretecek HES’lere kesinlikle izin vermeyeceğiz. Bundan sonra bunun hesabını soracağız.” Bunu söyleyen Çevre ve Şehircilik Bakanlığının Orman ve Su İşleri Bakanının yakasına yapışması gerekir bu söze bağlı olarak. Yan yana oturuyorsunuz, siz bunun çevre katliamı olduğunu ifade ediyorsunuz, yan tarafınızdaki Bakanın uygulaması bu. O zaman, yakasına yapışacaksın. Siz bu uygulamalardan dolayı Orman ve Su İşleri Bakanlığının yakasına yapışıyorsanız biz burada, işte, size “bravo” deriz, “iyi yaptınız” deriz. Ama nerede?

Bakın, diğer önemli hususlardan bir tanesi de şu: “Acele kamulaştırma.” Yani, bütün bunlar yapılırken mesela hızlı tren hattı döşeneceği zaman, ODTÜ ormanından geçileceği zaman, bir yerde doğa tahribatı yapılacağı zaman “acele kamulaştırma” kavramından hareketle yapılıyor. Neye dayanıyor? 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu. Bunun da 27’nci maddesine dayanıyor. 27’nci madde ne diyor: “3634 sayılı Milli Müdafaa Mükellefiyeti Kanununun uygulanmasında yurt savunması ihtiyacına veya aceleliğine Bakanlar Kurulunca karar alınacak hallerde veya özel kanunlarla öngörülen olağanüstü durumlarda gerekli olan taşınmaz malların kamulaştırılmasında seçilecek bilirkişilerce tespit edilecek değeri idare tarafından mal sahibi adına 10’uncu maddeye göre yapılacak davetiye ve ilanda belirtilen bankaya yatırılarak o taşınmaz mala el konulabilir.” Müfettişi kim atıyor, bilirkişiyi kim atıyor? Bakanlar Kurulunun yetkisi dâhilinde ilgili bakanlık yapıyor. El konulabilir yani, kritik ibare burada bu. “Bu mallara el konulabilir” diyor. Bunu neye dayanarak yapıyor?

Değerli arkadaşlar, şimdi, bu noktayı dikkatle dinlemenizi arzu ederim: Adı geçen bu 3634 sayılı Milli Müdafaa Mükellefiyeti Kanunu savaş kanunudur. Savaş hâlleri için çıkarılmış bir kanundur. 1939 yılında İkinci Dünya Savaşı öncesinde savaşa hazırlık kapsamında çıkarılmış bir kanundur bu. Savaş sırasında cephane ve askerî yığınak, askerî üs, askerî hastane, askerî yol ve köprüler için ihtiyaç duyulan taşınmazlara bu yolla el konularak olağan kamulaştırmayla zaman kaybedilmemesi öngörülmüştür. Savaş kanunuyla, 1939 yılında İkinci Dünya Savaşı öncesinde çıkarılmış bir yasayla bugün Hükûmet kendi köylüsünün, kendi vatandaşının malına, mülküne el koyuyor. Niçin el koyuyor? Bu malı, bu mülkü bir avuç zengine peşkeş çekmek için, çantacılara peşkeş çekebilmek için bunu yapıyor.

Neresinden eleştireceğiz, neresinden üzerine gideceğiz, daha bunun üzerine ne söyleyeceğiz, doğrusu bilmiyorum. Siz savaş kanunuyla kamulaştırma yapıyorsanız kendi ülkenizde, söylenecek çok söz kalmıyor. Biz savaş arifesinde miyiz?

Çoruh Nehri üzerinde inşa ettiğiniz ve doğa tahribatına sebebiyet veren Deriner Barajı’nın kapladığı alandaki o kamulaştırmaları siz 3634 sayılı Kanun’un nesine dayandırarak yapıyorsunuz? Gerçekten bunu izah etmeniz gerekir Sayın Bakan. Nasıl yapıyorsunuz bunu? Yaparken hiç vicdanınız sızlamıyor mu? Hasankeyf’teki köylüyü yerinden yurdundan ederken bu kanuna dayanarak yapıyorsunuz. Yıllarca gittiniz, köylünün gözünün önünde tomar paraları salladınız “Bakın, siz buradan çıkarsanız bu paralar sizin olur.” dediniz. Sıcak paraya köylüyü tamah ettiniz, yerinden söktünüz o insanları ve şimdi hepsi perperişan. Demin ifade ettiğim gibi, o sizin onlara gösterdiğiniz sıcak paralarla ancak bir şehirde bir gecekondunun tuğlasını satın alabildi. Onun dışında yaşamı perişan oldu.

Şimdi, her defasında ifade ediyoruz ama siz bu uygulamalarınızdan vazgeçmediğiniz sürece biz dillendirmeye devam ediyoruz. Değerli arkadaşlar, bu Hükûmet dere olmayan yerde de baraj yapıyor. Emin olun, dere olmayan yerde de bu Hükûmet yağmur sularını biriktirerek baraj yapıyor. Hem de 1 tane değil, 100 kilometre mesafede 11 tane yapıyor. 100 kilometrelik mesafede 11 tane yapıyor. Hangi mesafeden söz ediyorum? Şırnak-Hakkâri arasındaki mesafeden söz ediyorum. Hani deseler Zap Suyu üzerinde baraj yapıyoruz, deriz ki orada nehir var ama Roboski’de nehir yok, 3 tane baraj yapılıyor. Neye dayanarak yapıyor, niçin yapıyor? Yağmur sularından birikinti oluşturacağız, aklı sıra gerillanın Güney Kürdistan’dan Kuzey Kürdistan’a geçişini engelleyecek. Bakın, Hasankeyf yani Ilısu Barajı niçin yapıldı biliyor musunuz? Enerjiyle hiçbir alakası yok bu barajın. Gabar ile Cudi’nin bağlantısını kesmek için yaptılar ve bir güvenlik barajıdır. Ilısu Barajı bir güvenlik barajıdır. İki şeyi birden yapıyorlar. Bir, oradaki doğayı, tarihi, kültürü yok ederiz dediler, Kürtleri köklerinden koparabiliriz bu yerle dediler, bir de Gabar ile Cudi arasındaki geçişi gölet oluşturmak suretiyle engelleriz dediler ve inatla bunu düzenleyecekler. Bunu yaparken bir de şu anda halkı kandırmak için bir yalana daha sarıldılar: “Biz Hasankeyf’i inşa ediyoruz.” Ya, her şeyi biliyorduk da, gerçekten, Hükûmetin bütün marifetlerinden şu ya da bu şekilde haberimiz vardı ama binlerce yıllık bir  tarihi, binlerce yıllık bir yaşanmışlığı “İki üç yıl içerisinde inşa ederiz.” dediler ya, garip olan bu. Tarih anlayışı bu, ekoloji anlayışı bu. “Boşverin oradaki tarihî kalıntıları. Kalıntı mı istiyorsunuz? Alın, biz size sahtesini yaparız.” Bunu söylüyorlar. Şimdi, böyle düşünen bir Hükûmet, hesaplarını bunun üzerine yapan bir Hükûmet, nasıl olur da bir tarihî belleğe sahip olabilir? Nasıl olur da insanların tarihsel köklerine, kökenlerine saygı duyuyor olabilir? Gerçeği bu, açıkça ifade ediyoruz.

Ergene Havzası benim de ana gündemlerimden bir tanesiydi ama bir sayın vekil, ağzına sağlık, ayrıntılarıyla üzerinde durduğu için Ergene Havzası’yla ilgili ben daha fazla ayrıntıya girmeyeceğim ama ODTÜ ormanı önemli bir hassasiyet. ODTÜ ormanındaki doğa katliamı unutulur gibi değildir, yabana atılır gibi değildir. Bu ülkede Hükûmetin keyfîyetçiliğinin ulaştığı boyutu gösteren bir örnektir. Hakeza Gezi de öyledir. Gezi eylemleri ve Gezi’deki o uygulamalardan sonra, Hükûmetin Türkiye kamuoyuna bir özür borcu vardır, gelip özür dilemesi gerekir çünkü Hükûmet, daha doğrusu İstanbul Büyükşehir Belediyesi oldubittiye getirerek, bir kentin bir bütün olarak karşı çıktığı bir uygulamayı kente dayatarak bir yanlışa imza atmıştı ve bu yanlış deşifre oldu, Hükûmetin bunun için de özür dilemesi gerekir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ADİL ZOZANİ (Devamla) – Daha söylenecek çok şey var ama sanırım bu kadarı da yeter.

Teşekkür ediyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Barış ve Demokrasi Grubu adına son konuşmacı Halil Aksoy, Ağrı Milletvekili. (BDP sıralarından alkışlar)

BDP GRUBU ADINA HALİL AKSOY (Ağrı) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 2014 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı’nda yer alan Orman Genel Müdürlüğü bütçesi üzerinde söz aldım. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Türkiye’de demokrasi ve insan hakları kültürü gelişmediği gibi, kültür ve tabiat varlıklarını koruma kültürü de yeterince gelişmemiştir. Köklü bir tarihsel kültüre ve büyük bir doğa potansiyeline sahip olan Türkiye’nin zenginlikleri hükûmetler tarafından bilinçli ya da bilinçsiz politikalar neticesinde yok edildi, talan edildi. Bu talan en çok da bu Hükûmet döneminde yaşandı, hâlâ da yaşanıyor. Tarihî ve doğal varlıklar hiç kimsenin mülkiyetinde olmayıp sonraki kuşaklara en duru şekilde aktarılacak zenginlik miraslarımızdandır. Bizden sonraki kuşaklara bırakacağımız bu emanetleri yok etmek, kirletmek en büyük insanlık suçlarından biridir. Avrupa ülkeleri, tarih, kültür ve tabiat varlıklarını koruma projeleri için büyük bütçeler ayırmaktadırlar. Bu anlamda, halkı bilinçlendirmek amacıyla ciddi kampanyalar gerçekleştiriyorlar, eğitimler veriyorlar. Ancak, Türkiye’de, bu bilinç ve hassasiyet yok denecek kadar azdır. Unutmayalım ki, tüm insanlığın ortak mirası olan bu varlıkların ve tarihî alanların korunması, gelecek kuşaklara aktarılması başta devletlerin ve tüm insanlığın ortak sorumluluğundadır.

Değerli milletvekilleri, Türkiye’nin çevreye, tarihsel yapılara ve doğaya önem vermediğinin bir kanıtı da, binlerce hektar ormanlık alanın yok edilmesidir. Milyonlarca ağaç, binlerce hektar ormanlık alan başkanlık sarayları, yeni yollar, köprüler, oteller için kesilmekte, doğa katliamı yapılmaktadır. Çevresel sorunların her boyutuyla baş gösterdiği bir dönemde her yıl binlerce hektarlık ormanlık alanların yakılması, çeşitli yasalarla turistik bölgelere tahsis edilmesi, çılgın projelerle yok edilmesi kabul edilemez bir uygulamadır.

Değerli milletvekilleri, AKP Hükûmeti iktidara geldiği 2002 yılından bugüne, kestane ve kızılağacı orman ağacı olmaktan çıkaran yasa, maden yasası, yenilenebilir enerji yasası, turizmi teşvik yasası, mera yasası, 2/b yasası, kadastro yasası ve benzeri yasaların yanı sıra, Ağaçlandırma Yönetmeliği, amenajman yönetmeliği, izin yönetmeliği, 2/b yönetmeliği gibi yasa ve yönetmelikler çıkarılarak ormanların sermayeye peşkeş çekilmesi sağlanmıştır. Bilime, hukuka ve insanlığa aykırı bu uygulamaların düzeltilmesi için başvurulacak yargı yolları da açıkça kapatılmıştır. Birçok projede idare mahkemelerinin yürütmeyi durdurma kararı almasına karşın talan ve yıkıma devam edilmiş, hukuk ayaklar altına alınmıştır. Buna örnek, Atatürk Orman Çiftliğinde yapılan Başbakanlık yerleşkesidir.

Değerli milletvekilleri, ormanlar her türlü maden işletmeciliğine, turizm yatırımına, HES’lere, enerji yatırımına, çöplük alanına ve benzeri şeylere tahsis edilmek suretiyle, sermayeye ucuz arsa fırsatı yaratılmıştır. İktidara geldiği günden bugüne Türkiye’yi betonlaştıran ve ekonomik krizden çıkışın yolunu sadece inşaat sektöründe gören AKP Hükûmeti, bunun için de doğal varlıkların başında yer alan ormanları bu sektörlerin çıkarına sunmaktadır. Ormanların sermaye için yatırımlara tahsis edilmesinin sınırlarının alabildiğince genişletilmesi dahi yeterli görülmemiş, 2/B yasasıyla talana yasal kılıf uydurulmuştur. Hem gerekli önlemlerin alınmaması hem de kasıtlı olarak çıkarılan orman yangınları ve orman talanı nedeniyle, her geçen gün, orman vasfını kaybeden 473 bin hektarın üzerindeki arazi, yeniden ormanlaştırma yerine, 2/B kapsamında imara açılmıştır. Üstelik bunu yaparken orman köylüsü mağdur edilmiş, büyük sermayedarlara ucuz fiyatlarla bu araziler peşkeş çekilmiştir.

Bir yandan, orman vasfını yitirdikleri gerekçesiyle binlerce hektar ormanlık alan talan edilirken, öbür yandan, tarım arazisi niteliğini yitirdiği ve ormanlık arazi olduğu gerekçesiyle Süryanilerin toprakları da gasbedilmektedir. Peki, topraklar neden tarım arazisi niteliğini kaybetti biliyor musunuz? Çünkü, bu coğrafyada Süryanilerin yoğun bir nüfusu vardı. 1915’lerden tutalım 90’lı yıllara kadar Süryaniler baskı ve katliamlara maruz kaldılar ve topraklarını terk etmek zorunda kaldılar. Kaçan Süryanilerin arazileri yıllarca işlenmediği için bakımsız kaldı, dolayısıyla, orman hâline geldi. Manastır arazisi de bu şekilde ormanlık arazi hâline geldi. İşte, AKP’nin elindeki tek gerekçe bu toprakların orman olduğu, tarım arazisi vasfını taşımadığı yönündedir. Açıklanan pakette gasbedilen 276 dönümlük manastır arazisi iade edildi ancak bunu yaparken de bir lütuf gibi sunuldu. Oysa, yapılan şey gasbedilen bir hakkın iadesiydi. Bu kez de kadastro çalışmalarıyla Süryanilerin kişisel arazileri yine aynı gerekçelerle yani tarım arazisi vasfını yitirdiği gerekçesiyle hazineye devredilmek istenmektedir. Yani kaşıkla verip kepçeyle alıyorsunuz, doğrusu anlamakta oldukça güçlük çekiyoruz.

Değerli milletvekilleri, Türkiye'nin yüzde 80 oranında bir orman alanına sahip olabilme kapasitesine sahip olduğunu biliyoruz. Ne yazık ki, şu an ülke topraklarının ancak yüzde 27’si ormanla kaplıdır.

Bir ülkenin ormanlarının yeterli seviyede olabilmesi için o ülkenin yüzde 30’unun ormanla kaplı olması gerekmektedir. Ancak mevcut ormanların yaklaşık yüzde 80’inin verimsiz ormanlardan oluşması göz önüne alındığında, bu, hiç de olumlu bir tablo olarak karşımıza çıkmamaktadır. Ormanlarımızın yüzde 94’ü ise doğal. Bugün, orman alanlarımızın ancak yüzde 20'sinin kadastrosu tamamlanarak, tapuda tescili yapılabilmiştir.

Her ne kadar, Anayasa ve yasalarda orman alanlarının korunması ve daraltılmayacağına ilişkin hükümler yer alıyorsa da, "Ancak" ile başlayan cümleler ile bu ilkeler sürekli aşındırılmış ve yok sayılmıştır.

Yanan orman alanlarının ağaçlandırılacağı yasada zorunlu kılınsa da, 1985 yılından günümüze 250 bin hektar orman alanı yanmış, ancak bu alanların sadece, yaklaşık olarak 50 bin hektarı, diğer bir deyişle, yüzde 20'si ağaçlandırılarak geri kazanılmıştır.

Anayasa’daki bu açık hükme rağmen, askerî operasyonlar sırasında, son otuz yılda, Hakkâri, Dersim, Şırnak, Bingöl, Bitlis, kısacası Kürdistan coğrafyasında ormanlar yakıldı. Sadece Hakkâri'de ormanlık alanların yüzde 60'ı bu gerekçeyle yakılarak yok edildi.

2012 yılı yaz aylarında güvenlik güçleri tarafından Cudi'de, Şemdinli'de savaş uçaklarının attığı bombalar neticesinde çıkan yangının bölge halkı tarafından söndürülmeye çalışılması sırasında bile bu eylem engellendi. Ormanların yakıldığı yetmiyormuş gibi, söndürülmesine de karşı çıkan bir anlayış ve zihniyetle karşı karşıya olduğumuzu unutmayalım.

Bakınız, 2011 yılında vermiş olduğumuz soru önergesine verilen gayriciddi cevapta, Kürt coğrafyasında 1991-2011 yılları arasında 810 orman yangını çıktığı, 12.926 hektar ormanlık alanın zarar gördüğü belirtiliyor. Ayrıca, cevapta, orman yangınlarının yüzde 43'ünün ihmal ve dikkatsizlik nedeniyle meydana geldiği, yüzde 31'inin ise bilinmeyen, meçhul nedenlerden meydana geldiği dile getiriliyor. Merak etmeyin, biz bu ormanların nasıl, kimler tarafından yakıldığını çok iyi biliyoruz, tıpkı, 17 bin faili meçhul cinayetin katillerini bildiğimiz gibi, bu yangınların da failleri saklı değil.

PKK'nin yaşam alanlarını daraltma adına doğa katliamı yapılması konusunda şunu belirtmek gerekir: Otuz yıldan fazla devam eden savaşta denenmeyen hiçbir yöntem kalmadı. Sonuç alınamayan bu yöntemlerle, ülkenin en büyük zenginlikleri yok edildi, sadece doğal kaynakları değil, ayrıca, mali kaynakları da heba edildi.

Değerli milletvekilleri, özellikle 1980’lerden sonra, kapitalist sermaye için her türlü kamusal varlık ve hizmet alanının özelleştirilmesi yoluna gidilmiş midir? Gidilmiştir. Bu kapsamda, başta orman ve mera sayılan yerler olmak üzere, devletin mülkiyetiyle gözetimindeki araziler, kıyılar, göller, akarsular, doğal varlık ve ormanların yerli ve yabancı sermayeye çeşitli yollarla devredilmesi, satılması veya kiralanması hızla yaygınlaştırılan uygulamalar arasındadır. Bu anlamda, özellikle tarihî ve kültürel miraslar da bu politikalara kurban edilmiş, binlerce yıllık tarihî yerler sular altında kalmayla yüz yüze kalmıştır. Orman alanlarının bilim ve fen bakımından orman vasfını yitirerek orman dışına çıkartılmasının önü kesilmesi gerekirken, tam tersine, farklı amaçlar ve sektörler adına işgal edilerek özel mülkiyete geçirilmesi, yerli veya yabancılara satılarak bütçeye gelir sağlanması yönünde sürekli girişimler yapılmıştır.

1992 yılında, Atatürk Orman Çiftliği bölgesi, doğal bir tarihî sit alanı olarak ilan edilmişti biliyorsunuz, daha sonra 1’inci derecede sit alanı olarak tescil edildi. Ancak 2013 yılında burası 3’üncü derece sit alanı hâline getirildi ve şu anda Başbakanlık binası yapılıyor. Orada 10 bine yakın ağaç kesilmiş ve bir “ak saray” inşa ediliyor. Yine, bu “ak saray” için Orman Genel Müdürlük merkez yerleşkesi de yerle bir edildi. İdari birimler ve çalışanlar âdeta sığıntı gibi, Ankara’nın çeşitli semtlerindeki kiralık binalara dağıtıldılar. Bir gecede Orta Doğu Teknik Üniversitesinin ormanında yüzlerce ağaç kestiniz. Bu durumu protesto eden öğrencileri de gazladınız, copladınız. “Yol için gerekirse camiyi bile yıkarız.” dedi Sayın Başbakan, hatırlandığı gibi. Bu cümle bile, sizin inanç ve                   adalet konusunda ne kadar samimi olduğunuzu ortaya koymaktadır.

İstanbul'un ormanlarını, Kanal İstanbul, üçüncü havaalanı, üçüncü köprü ve daha birçok projeyle yok etmek istiyorsunuz.

Yine, kuzey ormanları tüm İstanbul'a nefes aldıran bir ekosistemdir. Kuzey ormanlarında kesilen ağaçların taşınması mümkün değil, bu bir doğa katliamıdır açıkça. “Kuzey ormanlarında milyonlarca ağaç kestik, üzerine milyarlarca ağaç dikeriz.” denilmiş olmasına rağmen, bunun da mümkün olmadığı görülüyor. Dikilecek tek bir fidanın dahi kendi ekosistemini geliştirebilmesi için yirmi otuz yıla ihtiyaç vardır. Kuzey ormanlarının katledilmesiyle birlikte yeni yaşam alanlarının açılması, İstanbul'u hepten bitirecektir.

Hükûmet, trafik sorununu gerekçe gösterse de bilimsel çalışmalar üçüncü köprünün İstanbul trafiğine çok az bir katkısı olacağını gösteriyor, her ne kadar yüzde 5’lik, yüzde 3’lük bir katkı trafiği rahatlatmayacaksa da Hükûmet bunda ısrar etmektedir. Trafiğe bu kadar küçük bir etki için bu kadar büyük bir mali yatırım, çevrenin bu kadar ciddi tahribatı hiçbir şeyle açıklanamaz.

Değerli milletvekilleri, Türkiye'de bir diğer önemli yıkım ve talan olayı ise ülkenin suları üzerinde gerçekleşmektedir. Hükûmet tarafından para kazanılan, kâr edilen bir meta hâline getirilmek istenilen ülke sularının yaşamsal bir varlık olduğu ve kamuya ait olduğu âdeta unutulmuş ya da artık tamamen inkâr edilir bir hâle gelmiştir. Doğaya ve insana can veren akarsular, yer altı suları su kullanım hakkı sözleşmesiyle kırk dokuz yıllığına özel sektöre peşkeş çekilmiştir ve birçok yerde satılmıştır.

Küresel rant ve sermaye gruplarının gün geçtikçe daha da saldırganlaştığı günümüzde, suyun ve doğanın farklı etkilerle ticarileştirildiği ve çıkar ortaklı proje ve çalışmalarla yok edilmeye çalışıldığı  artık gün gibi ortadadır. Bu uğurda, binlerce yıllık kültür mirası Hasankeyf’i su altında bırakıyorsunuz. Yine, her biri doğa harikası Munzur Vadisi’ni, Fırtına Vadisi'ni ve daha birçok yeri yok ediyorsunuz. Bunun vebali ağırdır, bir kez daha hatırlatmakta yarar var.

Kamu ve özel sektör tarafından Türkiye genelinde yapılması planlanan 2 bine yakın nehir tipi HES projesi bulunmaktadır. Bu kadar kapsamlı ve yakıcı etkisi olan HES'ler ne yazık ki projelerin tamamlanması öngörülen 2023 yılında elektrik talebinin sadece yüzde 5'ini karşılayabilecek durumdadır. Bu durum ise çevreye verilen zarar düşünüldüğünde çok ağır bir bedeli içermektedir. Aynı HES’ler ile sularımızın kullanım hakkı çok uluslu şirketlere verilmektedir ve bu şirketlerde yüzlerce kişi değil, sadece birkaç kişi çalışmakta ve söz konusu şirketler akla hayale sığmayan oranlarda rant sağlamaktadır. Bir başka değişle, istihdam politikasına katkıları da yoktur.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; HES projeleri, ayrıca, AKP Hükûmetinin uyguladığı Kürt coğrafyasını insansızlaştırma politikası amacı gereği, Fırat'ın ötesinde enerji kaynağı yaratma adı altında stratejik bir silah olarak kullanılmaktadır. Kürt coğrafyasında tarım ve hayvancılık alanında yaşamsal öneme sahip olan Dicle, Zap, Munzur gibi akarsuların üzerine kurulan HES projeleri, kuruldukları coğrafyayı insandan arındırmaktadır. Zap Suyu'nun üzerine kurulması düşünülen ve hâlen inşaat aşamasında olan HES projesi, Kazan Vadisi'nin girişine yapılacak Irak Federe Kürdistan’ı sınırıyla Türkiye sınırını birbirinden ayırmaya yönelik projedir. Buradaki güzergâhın sular altında kalmasıyla birlikte, Çukurca'nın bazı köylerinin Kuzey Irak ile irtibatının kesilmesine yol açacaktır. Bu vesileyle, Zap Vadisi'ndeki bazı köylerin boşaltılması açıkça hedeflenmektedir.

Tıpkı Munzur Vadisi'nde olduğu gibi, devlet, bir dönemler yakarak, yıkarak, silah zoruyla boşalttığı köyleri, strateji değiştirerek, insanların ortak kullanımında olan akarsuları kullanarak boşaltmayı amaçlıyor. Yıllarca devam eden bu türlü asimilasyon politikalarının ardından silahlarla, tanklarla, bombalarla ellerinden dilleri ve kültürleri, kimlikleri ve toprakları, alınan bu halk Kürtlerdir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HALİL AKSOY (Devamla) – Elbette ki daha önceki yönetimlere karşı gösterdiği direnişin aynısını, Kürtler, HES projeleriyle uygulanmak istenen insansızlaştırma politikalarına karşı da göstereceklerdir. Bundan hiç kimsenin kuşkusu olmasın.

Bu duygularla Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

AK PARTİ Grubu adına birinci konuşmacı Mehmet Ersoy, Sinop Milletvekili. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA MEHMET ERSOY (Sinop) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; İçişleri Bakanlığımızın 2014 yılı bütçesi üzerinde AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlarım.

Değerli milletvekillerimiz, İçişleri Bakanlığı, güvenlikten nüfus hizmetlerine, mahallî idarelerden valilik ve kaymakamlıkların çalışma sistemlerine, trafikten STK’lara, derneklere kadar çok geniş bir yelpazede, kendisine verilen görevleri ifa eden ve ülkemizin her köşesinde örgütlenmiş en köklü bakanlıklarımızdan biridir.

Bakanlığımızın bağlı kuruluşları eliyle yürüttüğü hizmetler üzerinde arkadaşlarımız da görüşlerini açıklayacağından, güvenlik hizmetleri ve Göç İdaresi dışında kalan hizmetleriyle ilgili birkaç söz söylemek istiyorum.

Değerli milletvekillerimiz, AK PARTİ iktidarlarıyla, ülkemizde kamu yönetimi alanında yapılan reform çalışmalarında, bürokratik hizmet anlayışından vatandaş odaklı hizmet anlayışına geçiş sağlanması için yapılan çalışmalarda ve bugün gelinen noktada, İçişleri Bakanlığımızın nüfus hizmetlerinde, pasaport ve ruhsat hizmetlerinde ve mahalli idareler alanında yaptığı dönüşümlerin çok ama çok önemli bir yeri olmuştur.

Bugün geldiğimiz noktayı bir yeşil kart veya sosyal yardımlaşma vakıflarından bir miktar yardım almak için tapu, nüfus ve kaymakamlıkların kapılarında, kuyruklarda hayatlarından bezen vatandaşlarımız eminim çok iyi biliyorlardır. Yine, mahallî idareler alanında yapılan yasal düzenlemeler ile hepimizin bildiği gibi belediyeler ve il özel idarelerinin yetki alanları genişletilmiş, gelirleri artırılmış, vesayet denetimi kapsamı asgariye indirilmiş, böylece Avrupa Yerel Yönetimler Özerlik Şartı’na da uyum sağlanmıştır. Tarihimizin en kapsamlı ve en önemli kırsal kalkınma projelerinden biri olan KÖYDES Projesi ile kırsal kesimimizin yol ve içme suyu ihtiyacının karşılanmasına çok önemli katkılar sağlanmıştır.

Değerli milletvekillerimiz, her türlü resmî iş ve işlemlerimizin akışını tümüyle değiştiren, bürokratik yapılanmamıza çağ atlatan en önemli çalışmalardan biri de nüfus ve vatandaşlık hizmetleri alanında hayata geçirilen MERNİS, T.C. kimlik numarası, Adrese Dayalı Kayıt Sistemi ve Kimlik Paylaşma Sistemi projeleridir. Bu projeler sayesinde, hayatımızın her alanında karşılaştığımız işlemlerimizin ülkemizin her noktasından ne kadar kolay gerçekleştirilebildiğini görmenin haklı gururunu da İçişleri Bakanlığımız bize yaşatıyor. Bu alanda çok başarılı, gerçekten çok başarılı olan Bakanlığımız umuyorum ki çok kısa sürede çipli kimlik kartı projesini de yaygınlaştırmayı başaracaktır. Emniyet tarafından verilen ruhsat işlemlerinin sivilleştirilmesi ve Karayolları Trafik Kanunu’nun yeniden düzenlemesi çalışmaları da en kısa sürede gerçekleşmesini beklediğimiz düzenlemelerdir.

Değerli milletvekillerimiz, eminim ki üstlendikleri sorumlulukları yerine getirmek için fedakârca ve -altını çiziyorum- kahramanca görevlerini ifa eden güvenlik güçlerimize yapılan ve elbette tarafımızdan da hoş görülmeyecek bireysel hataları bahane edilerek acımasızca saldıran, en galiz hakaretleri yapan bazı çevrelerin sanki polisimizi çok düşünüyormuş gibi sürekli istismar ettiği özlük hakları ve çalışma koşullarının iyileştirilmesiyle ilgili düzenlemelerin de bir an evvel Meclise gelmesini ve bu düzenlemelerin de hayata geçirilmiş olmasını bekliyoruz.

Bütün bu çalışmaları köklü devlet ve hizmet gelenekleriyle bütünleşerek başarılı bir şekilde gerçekleştiren başta Sayın Bakanımız olmak üzere İçişleri Bakanlığımızın merkez ve taşra teşkilatında sorumluluk üstlenen bürokratlarımıza, valilerimize, kaymakamlarımıza ve bütün görevlilere teşekkür ediyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) - Adana Valisi de dâhil mi, Adana Valisi? Adana Valisi de dâhil mi?

MEHMET ERSOY (Sinop) – Bireysel hatalar kapsam dışı dedim ama onu dinlemedin.

BAŞKAN – AK PARTİ adına ikinci konuşmacı Hüseyin Bürge, İstanbul Milletvekili. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA HÜSEYİN BÜRGE (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; İçişleri Bakanlığımızın bütçesinin görüşmeleri içerisinde grubum adına söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle sizleri ve aziz milletimizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın milletvekilleri, İçişleri Bakanlığımızın bütçesi söz konusu olunca belediye kökenli bir milletvekili olarak ben de belediyelerden, yerel yönetimlerden bahsetmek istiyorum.

Ülkemizde yerel yönetimleri güçlendirmek adına 1930 yılında 1580 sayılı Yasa ile başlayan serüven 1984 yılında, 2004 yılında, 2005 yılında sürmüş ve 2012 yılında Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunda kabul edilen 6360 sayılı Yasa önümüzdeki seçimlerde büyükşehirlerle alakalı bir yasa değişikliğiydi.

Belediye başkanlığı dönemimizin başladığı 1994’ten bu yana, 1930 tarihli 1580 sayılı Yasa’ya göre belediye başkanlığı yapmış birisi olarak belediyeler alanında yapılmış değişikliklerin ne anlama geldiğini bir milletvekili olarak en iyi bilenlerden birisi olduğumu ifade etmek istiyorum. Özellikle geçen yıl Meclis Genel Kurulunda kabul edilen 6360 sayılı Büyükşehir Kanunu ile yerel yönetimlerin güçlenmesi, canlı eksenli, insan merkezli belediyeciliğin bir büyük adımla da gerçekleşmesi adına şahitlik ettiğimiz bir olaydır.

Saygıdeğer milletvekilleri, Büyükşehir Yasası hazırlanırken iki doğru örnek göz önüne alınarak yani İstanbul ve Kocaeli örneğinden hareket etmişizdir. İstanbul ve Kocaeli’de mülki sınırların hizmet alanı kabul edilerek en ücra yerleşim alanlarına belediyelerin kaliteli hizmet götürmesine imkân sağlanmıştır. Yeni yasada bu olumlu tecrübeler göz önünde bulundurularak büyükşehir sınırları içerisinde köylerin mahallelere dönüştürülmesi ve belediye hizmetlerinde en ücra köşedeki mahalle bazlı hizmetin amaçlandığını biliyoruz. Bu yasayla amaçlanan bir diğer önemli husus da imar bütünlüğünün sağlanmasıdır.

Saygıdeğer milletvekilleri, bu düzenlemelerden ne anlaşıldığı söz konusu olunca, AK PARTİ demek başarılı belediyecilik demek, halka hizmet etmek demek, halka hizmetkâr olabilmek demektir. 1994 yılında Kıymetli Başbakanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkanlığında başlattığı hizmet heyecanımızın bugün aynı tazeliği ile devam ettiğini, bizlerin milletimize hizmetkâr olmaya ve kimsesizlerin kimsesi olmaya devam ettiğimizi halkımız çok iyi biliyor. Fakat biz bu hizmetleri yapmaya çalışırken AK PARTİ yapacaksa olmasın, büyükşehir yasası İçişleri Komisyonu,  Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunda gündeme geldiğinde “Ülke elden gidiyor, köyler kapatılıyor.” feveranı içerisinde, ana muhalefet partisi başta olmak üzere bunun iptali için Anayasa Mahkemesine gittiğini ve oradan nasıl geri döndüklerini biliyoruz. Şimdi, o kabul etmedikleri büyükşehirleri yönetmeye nasıl talip olacaklarını ben de doğrusu merak ediyorum.

Saygıdeğer milletvekilleri, şu unutulmamalıdır ki halka rağmen belediyecilik, halka rağmen yönetim hiçbir zaman kabul görmemiştir. Ana muhalefet partisi Sayın Genel Başkanının 2014 bütçe konuşmalarında Hükûmetimiz için söylediği sözün dikkatlere getirilmesi görevimdir diye düşünüyorum. “Bu Hükûmetin en takdir ettiğim tarafı halkı aldatmasıdır.” diye bir ifade kullanmıştır. Aldatmak yanlış, aldatılmak da yanlıştır. AK PARTİ’ye hakaret ettiğini düşünüyorken aziz millete de halka da hakaret ettiğinin altını çizmek istiyorum.

Siyasette başarı aldatarak olmaz, anlatarak, hizmetlerinizi anlatarak, ikna ederek mümkündür. Biz sokaklarda hizmetlerimizi vatandaşımıza anlatıyorken “Siz neredesiniz?” diye soru sormak içimden geliyor. Bizler bu millete inanıyoruz, bu milletimizle birlikte siyaset yapıyoruz, onlar için var olmanın, onlara hizmetkâr olmanın mücadelesini bütün belediye başkanı arkadaşlarımızla vermeye devam ediyoruz ve edeceğiz de.

Bu vesileyle bütçemizin, özellikle İçişleri Bakanlığımızın bütçesinin kendilerine ve milletimize hayırlar getirmesini Cenab-ı Hakk’tan diliyor, huzurda ben de bütün milletvekili arkadaşlarımı saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

AK PARTİ Grubu adına üçüncü konuşmacı Ahmet Tevfik Uzun, Mersin Milletvekili. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA AHMET TEVFİK UZUN (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2014 yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı görüşmeleri kapsamında Emniyet Genel Müdürlüğü ve Jandarma Genel Komutanlığı bütçesi üzerinde AK PARTİ Grubu adına söz almış buluyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Devletin temel görevlerinden biri, bireylerin Anayasa ve yasalarla güvence altına alınan temel, hak ve özgürlüklerini korku ve endişeden uzak, güven içinde kullanmalarına imkân tanıyacak ortamı oluşturmaktır. AK PARTİ iktidarı olarak güvenlik politikalarıyla yerleşik güvenlik anlayışında esneklik kazandırılarak özgürlük için güvenlik yaklaşımı temel politika olarak benimsenmiş ve uygulamaya konulmuştur. Adil, güçlü, müşfik devlet olgusunu daha fazla yerleştirmek için her türlü sorunun çözümünde “İnsanı yaşat ki devlet yaşasın.” yaklaşımıyla güvenlik için özgürlükten, özgürlük için de güvenlikten asla taviz vermedik. Güvenlik ile özgürlüğün birbirinin zıddı değil, birbirinin tezadı değil, birbirinin olmazsa olmazı iki önemli değer olduğu inancıyla çalışmaya devam ediyoruz. Ülkemizin sınırları içinde emniyet ve asayişin sağlanması İçişleri Bakanlığı sorumluluğundadır. Bu görev, şehir merkezinde polis, kırsal kesimde ise jandarma tarafından yerine getirilmektedir. Ülke nüfusunun yüzde 78’i polis, yüzde 22’si jandarma görev ve sorumluluğundadır; Türkiye’nin yüz ölçümünün ise yüzde 7’si polis, yüzde 93’ü jandarma sorumluluğunda bulunmaktadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; güvenlik kavramının her geçen gün yeni bir boyut kazandığı ve güvenliği etkileyen parametrelerin sürekli değiştiği, terör örgütleri ve suç odaklarının gelişen iletişim ve bilgi çağının etkisiyle geçmişle kıyaslanamayacak ölçüde karmaşık, sistemli ve organize hâle geldiği günümüz ortamında toplumun da emniyet güçlerinden beklentileri artmıştır. Hukuk devletine bağlı, temel hak ve özgürlükleri koruyan, insan onuruna saygılı, çağın gerektirdiği imkânlara sahip ve ileri teknolojiyi başarıyla kullanabilen emniyet teşkilatı, bu yoldaki kararlılık ve istikrarını bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da sonuna kadar sürdürecektir.

AK PARTİ iktidarı olarak suçla mücadelede önceliğimiz, suç işlenmesini önleyecek mekanizmaları geliştirmeye yönelik olmuştur. Suçu önlemek, suçu soruşturmaktan çok daha az maliyetlidir ama işlenmiş suçların toplumsal maliyetinin parasal değerlerle ifade edilmesinin de mümkün olmadığını belirtmek isterim. Geçmiş dönemlerde faaliyete geçirilen, polisin suç oluşmadan önce harekete geçmesini amaçlayan ve sorunlara yerinde çözümler bulmayı hedefleyen Toplum Destekli Polislik Projesi, suçla mücadelede etkin bir şekilde kullanılmaya devam etmektedir. Son dönemlerde sıklıkla gündeme gelen aile içi şiddetle mücadele için, Emniyet Genel Müdürlüğü bünyesinde Aile İçi Şiddetle Mücadele Şube Müdürlüğü kurulmuştur.

Okula giden çocuklarımızın ve gençlerimizin okul çevrelerinde ve ev ile okul arasında kendilerini daha güvende hissetmeleri için başlatılan ve başarıyla uygulanan Güvenli Okul-Güvenli Eğitim Projesi’yle çocuklarımızın güvenle eğitim almaları sağlanmaktadır.

Emniyet Genel Müdürlüğümüz ve Jandarma Genel Komutanlığımız uyuşturucu kaçakçılığıyla mücadeleye özel bir önem ve öncelik vermektedir. Son yıllarda jandarmamız ve polisimiz, özellikle uyuşturucu kaçakçılığı konusunda faaliyet gösteren suç şebekelerine ve terör örgütlerinin mali kaynaklarına büyük darbeler vurarak büyük başarılar elde etmişlerdir.

Emniyet Genel Müdürlüğü, 2002 yılında 189.896 personelle hizmet vermekteyken bugün bu sayı 264.100 personele ulaşmıştır. Makroekonomide önemli başarılar sağlayan Hükûmetimiz, bu kapsamda, Emniyet Genel Müdürlüğünün bütçesini, 2002 yılında 2 milyar 430 milyon 615 bin lira iken 2014 yılında 16 milyar 557 milyon 13 bin liraya çıkartmıştır. Öte yandan, 2013 bütçesinde Jandarma Genel Komutanlığına ayrılan ödenek miktarı 5 milyar 843 milyon 453 bin lira iken 2014 bütçesinde 6 milyar 156 milyon 691 bin lira olarak belirlenmiştir.

Değerli milletvekilleri, ülkemizin ve milletimizin bölünmez bütünlüğünü, vatandaşımızın can ve mal güveliğini canı pahasına sağlayan ve mevcut huzur ortamının devam etmesi için büyük fedakârlıklar gösteren jandarma ve emniyet teşkilatımıza…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

AHMET TEVFİK UZUN (Devamla) - …şükranlarımı sunuyor, 2014 yılı bütçesinin ülkemize ve milletimize hayırlı olmasını diliyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

AK PARTİ Grubu adına dördüncü konuşmacı Mehmet Sarı, Gaziantep Milletvekili. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA MEHMET SARI (Gaziantep) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sahil Güvenlik Komutanlığı 2014 yılı bütçesi üzerine söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Üç tarafı denizlerle çevrili ülkemizin yüz ölçümünün yaklaşık yarısı büyüklüğündeki “mavi vatan” diye ifade ettiğimiz denizlerimizde, Türkiye Cumhuriyeti’nin hak ve menfaatlerini korumak, kanunların uygulanmasını sağlamak, gelecek nesillere temiz bir çevre ve sürdürülebilir kaynaklar bırakmak amacıyla Sahil Güvenlik Komutanlığı 1982 yılında kurulmuştur. Ülkemizin jeostratejik konumu, uluslararası ticaretimizin yüzde 86’sının denizlerden yapılması ve özellikle son dönemlerdeki yasa dışı göç olayları başta olmak üzere denizlerimizdeki hareketliliğin her geçen gün artması da dikkate alındığında, Sahil Güvenlik Komutanlığına olan ihtiyacın ne kadar önemli olduğu bir kez daha anlaşılmaktadır.

13 bakanlığın görev alanına giren konularda Sahil Güvenlik Komutanlığı can ve mal güvenliğini ön planda tutarak Hopa’dan İğneada’ya, Enez’den Çevlik’e kadar 67 üs, liman ve yerleşim yerinde görevini başarıyla sürdürmektedir. Bu görevi muhtelif büyüklükteki sahil güvenlik botları, mobil radar, helikopter ve uçak ile yapmaktadır. Sahil Güvenlik Komutanlığının mevcut gücünün, Avrupa Birliği üyesi çoğu ülkenin donanmalarına denk olduğunu da özellikle belirtmek isterim.

Ulusal ve uluslararası hukuk kuralları çerçevesinde “mavi vatan” olarak adlandırdığımız kıyı ve denizlerimizde Sahil Güvenlik Komutanlığı, eğitimli ve üstün personeliyle uzmanlaşmış bir kolluk kuvveti olarak görevini icra etmektedir.

Değerli milletvekilleri, Sahil Güvenlik Komutanlığımızın 2013 yılı faaliyetlerinden bazılarını paylaşmak istiyorum:

Sahil Güvenlik, botlarıyla 7.720 göreve intikal etmiş, bu görevler 384 sorti helikopter ve 54 sorti uçak gayretiyle desteklenmiş ve neticede 53.115 gemi kontrol edilmiştir. Bunlardan yasa dışı olaylara karışan 7.753 gemi, tekne, şahıs ve işletme haklarında işlem yapılmak üzere ilgili makamlara sevk edilmiştir.

Türk arama kurtarma bölgesinde icra edilen 630 arama ve kurtarma olayında 7.559 insan hayatı kurtarılmış, denizlerimizde seyretmekte olan gemilerde ve adalarımızda acil tıbbi tahliyeye ihtiyaç duyan 189 hasta, yaralı şahsın tahliye işlemi gerçekleştirilerek en yakın sağlık kuruluşlarına intikalleri sağlanmıştır.

7.820 yasa dışı göçmen, 89 organizatör, 1 milyon 723 bin litre kaçak akaryakıt ve muhtelif miktarda gümrük kaçağı malzemeye el konulmuştur.

Deniz kirliliğine neden olan 245 olay ve yasa dışı su ürünleri avcılığının önlenmesi amacıyla 3.318 olay tespit edilmiş olup gerekli idari yaptırımlar uygulanmıştır.

Değerli milletvekilleri, Sahil Güvenlik Komutanlığımız tarafından yürütülen en önemli projelerden biri Sahil Gözetleme Radar Sistemi Projesi’dir. Proje tamamlandığında Türkiye kıyılarında tam radar kaplaması sağlanacak, önemli mevkilere elektrooptik görüş sistemleri tesis edilerek kaçakçılık ve yasa dışı göçün önlenmesi gibi konularda önemli ilerlemeler kaydedilecektir.

Bir diğer proje ise Sahil Güvenlik Muhabere Sistemi Projesi olup proje 2015 yılı içerisinde bittiğinde modern muhabere ve bilgi transfer sistemi imkânı kazanılmış olacaktır.

Ayrıca, ülkemiz tersanelerinde ağır deniz ve hava şartlarında arama kurtarma ve diğer görevleri icra edebilecek 3 adet, helikopterli 1.700 tonluk sahil güvenlik arama kurtarma gemisi kullanılmaya başlanmış olup 1 adet geminin de şu anda inşası devam etmektedir.

Değerli milletvekilleri, güzel vatanımıza, milletimize hizmet etmeyi kendisine şiar edinen, Akdeniz ve bölgenin en güçlü Sahil Güvenlik Komutanlığı olması için AK PARTİ hükûmetleri olarak her alanda olduğu gibi bu konuda da azim ve kararlılığımızı sürdürmekteyiz.

Dünyada teknolojik ve bilimsel değişimleri kendi bünyesine başarılı bir şekilde uygulayan bu güzide kurumumuzun tüm görevlilerini çalışmalarından dolayı yürekten kutluyor, 2014 yılı bütçesinin Hükûmetimize, ülkemize ve Türk milletine hayırlı olmasını diliyor, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

AK PARTİ Grubu adına beşinci konuşmacı Seyit Sertçelik, Ankara Milletvekili. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA SEYİT SERTÇELİK (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2014 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı’nın Göç İdaresi Genel Müdürlüğü bütçesi üzerine AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Türkiye, konumu itibarıyla uluslararası düzeyde göç alan bir ülkedir. Yıllardan beri Orta Doğu, Kafkasya, Balkanlar ve Orta Asya ülkelerinden siyasi ve ekonomik sebeplerden dolayı Türk soylu ve Müslüman kardeşlerimiz yoğun olarak ülkemize göç etmektedirler. Bunların yanı sıra, çevremizdeki ülkelerde yaşanan savaş ve çatışmalardan kaçan yüz binlerce Müslüman, canlarını kurtarabilmek için ülkemize göç etmek zorunda kalmışlardır. Yine, çevremizdeki ülkelerde, Asya’dan Türkiye üzerinden Avrupa'ya geçmek isteyen çok sayıda mültecinin varlığı bilinmektedir.

Büyüyen ekonomisi ile Türkiye'nin gelecekte gerçekleşmesi muhtemel Avrupa Birliği üyeliği göçmenler için ülkemizi daha cazip bir konuma getirecektir. Dünyada insanların tam olarak hareket özgürlüğünün sağlanmasına yönelik uygulamaların ise uzun zaman alacağı düşünülmektedir.

Göç ve iltica hareketlerinin bölgemizde bu denli önem kazandığı günümüzde, bu alanın layıkıyla yönetilebilmesi için gerekli adımların atılması, bu çerçevede göç ve iltica konularında sağlam bir mevzuat altyapısı ve etkin işleyen kurumsal bir yapının oluşturulması, yasa dışı göçle mücadelenin hukuki altyapısının güçlendirilmesi, yasal göçte ise bürokratik işlemlerin olabildiğince azaltılarak tutarlılık ve güvene dayalı bir göç yönetim anlayışının hâkim kılınması büyük önem arz etmektedir. Göç alanına ilişkin politika ve stratejileri uygulamak, bu konularla ilgili kurum ve kuruluşlar arasında koordinasyonu sağlamak, yabancıların Türkiye’ye giriş ve Türkiye’de kalışları, Türkiye’den çıkışları ve sınır dışı edilmeleri, uluslararası koruma, geçici koruma ve insan ticareti mağdurlarının korunmasıyla ilgili iş ve işlemleri yürütmek üzere İçişleri Bakanına bağlı olarak kurulan Göç İdaresi Genel Müdürlüğü, merkez teşkilatının yanı sıra 81 ilde ihtiyaç duyulacak ilçeler ile yurt dışında teşkilatlanacaktır.

Kanunun ülkemiz göç hukukuna getirdiği belli başlı hususları şu şekilde özetleyebiliriz: Göç alanında kamu kurum ve kuruluşları arasında etkin iş birliği ve koordinasyon sağlanacaktır. Ülkemizin ihtiyaç duyduğu kısa, orta ve uzun vadeli göç politika ve stratejileri Göç Politikaları Kurulu tarafından geniş katılımla belirlenecektir. Yeni dönemde ikamet izinleri esas itibarıyla ülke dışından verilecektir. Böylece yabancıların Türkiye’de kalış amaçları önceden belirlenecek, gerekli belgelerin ülkeye girmeden ibraz edilmesi sağlanacaktır. Bu kapsamda yabancıların Türkiye’ye geldikten sonra ikamet tezkeresi alımıyla ilgili bürokratik işlemler olabildiğince azaltılmış olacaktır. Örneğin, çalışma izinleri ikamet izni yerine geçeceğinden birden çok kuruma başvurma ve izin alma uygulamasına son verilmektedir. Avrupa Birliği müktesebatına paralel bir uygulamayla Türkiye’deki yabancı öğrencilere çalışma hakkı tanınabilecektir. Vatansız olup devlet korumasından yoksun olan kişilerin hakları ilk defa açık bir şekilde kanunla güvence altına alınmış olacaktır.

Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu’yla ülkemizin göç ve uluslararası koruma mevzuatı ve idari sistemi, uluslararası standartlara uygun bir altyapıya kavuşturulmuş. Yabancıların Türkiye’ye girişleri, Türkiye’de kalışları ve Türkiye’den çıkışları ile Türkiye’den uluslararası koruma talep eden yabancılara ilişkin usul ve esaslar, taraf olduğumuz uluslararası anlaşmalara uygun kanun seviyesinde düzenlenmiştir. Böylece, AK PARTİ Hükûmeti döneminde insan hakları alanında yeni bir adım daha atılmaktadır.

Sayın milletvekilleri, geçen hafta Romanya’ya gerçekleştirmiş olduğumuz resmî bir ziyarette Romanya Sanayi ve Hizmet Komisyonu Başkanı, Türkiye'nin ekonomik bir imparatorluk hâline geldiğini söyledi. Türkiye'nin siyasi ve ekonomik gücü, son yıllarda çevremizde ve bütün dünya ülkeleri tarafından kabul edilmektedir.

Artık, sizlerin de Türkiye'nin bu gücünü görme vakti ve kabul etme zamanı gelmiştir diyerek bütçemizin hayırlı olmasını diliyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – İnanma, inanma, yalan söylüyorlar onlar, sizi kandırıyorlar.

MUHARREM VARLI (Adana) – İran söylüyor mu, Çin söylüyor mu? Romanya’yı örnek veriyorsun, yakışmadı sana.

SEYİT SERTÇELİK (Ankara) – Bütün dünya kabul ediyor.

BAŞKAN – AK PARTİ Grubu adına altıncı konuşmacı Fehmi Küpçü, Bolu Milletvekili.

AK PARTİ GRUBU ADINA FEHMİ KÜPÇÜ (Bolu) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Orman ve Su İşleri Bakanlığının 2014 bütçesi üzerine söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle heyetinizi ve aziz milletimizi saygıyla selamlıyorum.

Orman ve Su İşleri Bakanlığı, son on bir yılda 62,5 milyar TL’den fazla yatırım gerçekleştirdi. Son on bir yılda su yatırımlarında cumhuriyet tarihinin rekorları kırıldı ve ülkemize 268’i baraj, tam 1.763 yeni tesis kazandırıldı. En yüksek barajları, en büyük sulama tesisleri, Türkiye'nin en hızlı akan nehri, Çoruh’un ilk altın gerdanlığı Muratlı Barajı’nı, Borçka Barajı’nı; Çoruh’un üçüncü gerdanlığı, Türkiye'nin en  yüksek, dünyanın ise 6’ncı yüksek Deriner Barajı’nı, 218 metre yüksekliğindeki Ermenek Barajı’nı, Ege’nin yüz kırk bir yıllık hayali Çine Adnan Menderes Barajı’nı, yine Ege’nin en büyük barajı Dalaman Akköprü Barajı’nı hizmete açarak ülke ekonomisine kazandırdık. 81 ilimiz için de hazırladığımız İçme Suyu Eylem Planı ile illerimizin 2071 yılına kadar içme suyu ihtiyacı planlanmış ve tam 41 milyon kişiye içme suyu sağlanmıştır. Elhamdülillah, şimdi de asrın projesi, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne su temin ediyoruz.

Son on bir yılda 20 milyon dekar araziyi suyla buluşturduk ve toplam sulanan alan 60 milyon dekara ulaştı.

Hidroelektrik enerjide kurulu gücümüz 2002 yılında 12.500 megavat iken yüzde 70’e yakın bir artışla 21.725 megavata, enerji üretimimiz de 78 milyar kilovatsaate çıktı.

Değerli milletvekilleri, son on bir yılda orman varlığımız 21,7 milyon hektara ulaştı yani 9 milyon dekar yeni orman alanı kazandırıldı. Yine, endüstriyel odun üretiminde yüzde 85 bir artış oldu, odun dışı orman ürünleri ihracatımızda da, 300 milyon dolara çıkarak, 6 kat artış oldu. Aslında en önemlisi, fidan üretimi 6 kat artarak 75 milyondan 470 milyona çıktı. Yine, 2008-2012 yılları arasında en büyük hamlesi, Millî Ağaçlandırma Seferberliği başarıyla tamamlandı. Yine, orman yangınlarıyla mücadelede en başarılı ülkelerden biri hâline geldik.

Değerli milletvekilleri, aslında Bakanlığın çalışmasına müşahhas bir örnek olarak benim de seçim bölgem Bolu’da, elhamdülillah, suyu ve yeşiliyle müsemma, yüzde 64’ü zaten orman iken tam 21 milyon 969 bin adet fidan toprakla buluştu ve tam 55 bin dekar alan sulu tarıma kavuştu ve kavuşacak. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Madem öyle oldu Dörtdivan’daki işletmeyi niye kapattınız Sayın Küpçü?

FEHMİ KÜPÇÜ (Devamla) – Yine, dere ıslahlarından, bina ve tesislerden, taşkın korumadan, Gölcük’ten, Abant’tan, Yedigöller’den ve içme suyu projelerinden bahsetmeyeceğim. Sadece son on bir yılda yapılan ve yapımına başlanan 7 temel barajdan bahsedersem: Hemen Devrek’ten Dorukhan Tüneli’ni geçtikten sonra Mengen Köprübaşı Barajı 330 milyon TL; yine, Yeniçağa, Dörtdivan ve Gerede Ovası’nı sulu tarıma kavuşturacak -ki ben Sayın Bakanıma teşekkür ediyorum- 270 milyon TL bedelli Tekkedere Barajı; yine, Kıbrısçık Alanhimmetler Göleti, yine, Göynük’e yapılan Gökçesaray, Yeniköy, Dedeler, Değirmenözü, Bulanık, Hasanlar barajları yine Bolu ve Seben ovalarını sulu tarıma kavuşturacak, Abant’ın 7 büyüklüğündeki 40 milyon metreküp su depolayan Seben Taşlıyayla Göleti başlıca yatırımlardandır.

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Seben Taşlıyayla Göleti’ni kim yaptı, onu söyleyin. Şimdi, doğruyu söyle Fehmi Bey, ayıp oluyor yani.

FEHMİ KÜPÇÜ (Devamla) – Sayın Valim, bitireyim müsaade ederseniz. Bolu’da emek ve katkınız var.

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Ama onu söyleyin lütfen, ayıp oluyor.

FEHMİ KÜPÇÜ (Devamla) – Değerli milletvekilleri, Hicaz’da su yolu yapmış ecdadın torunları, Çin’den Adriyatik’e kadar medeniyet kurmuş kadim milletin evlatları olarak Hükûmetimiz milletinden aldığı güçle, aşkla, muhabbetle beyaz enerjiyi yani suyu Ferhat’ın Şirin’e, Kerem’in Aslı’sına olan aşkı gibi, toprakla, milletle, yatırımla buluşturmuş, enerjiyle taçlandırmış ve inşallah, bundan sonraki süreçte de taçlandırmaya devam edecektir.

Ben bu hayırlı hizmetler vesilesiyle, başta Bakanlığımıza ve Hükûmetimize milletimiz adına kalbî şükranlarımı sunuyorum. Bu bütçenin de bu milletin birlik ve beraberliğine, erdemine, faziletine emek ve katkı vermesini, umutlar yeşertmesini yürekten murat ediyor, heyetinizi ve aziz milletimizi tekrar en kalbî duygularımla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Evet, teşekkür ediyorum.

Sayın milletvekilleri, birleşime bir saat ara veriyorum.

Kapanma Saati: 13.26

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.28

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Mine LÖK BEYAZ (Diyarbakır), Bayram ÖZÇELİK (Burdur)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 31’inci Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

2014 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2012 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın görüşmelerine devam edeceğiz.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

AK PARTİ Grubu adına yedinci konuşmacı Hüseyin Filiz, Çankırı Milletvekili. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA HÜSEYİN FİLİZ (Çankırı) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; 2014 Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı’nın Orman ve Su İşleri Bakanlığı bütçesi üzerinde AK PARTİ Çankırı Milletvekili olarak söz almış bulunmaktayım. Milletin Meclisini saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekili arkadaşlarım, dönemimizde Orman ve Su İşleri Bakanlığının Çankırı’ya yapmış olduğu bir kısım yatırımlardan bahsetmek istiyorum. Bakanlıklarımız arasında hangi bakanlık Çankırı’ya en çok yatırım yaptı diye bir baktığımız zaman Orman ve Su İşleri Bakanlığımızın yatırımını 1’inci sıraya oturtabiliriz. Bakınız, Çankırı merkezde yıllardır su sıkıntımız vardı. 84 kilometrelik bir isale hattından, Güldürcek Barajı’ndan Çankırı ve ilçelerine 70 milyon Türk liralık memba suyu kalitesindeki bir suyu akıttık. Gene, Çerkeş Akhasan Barajı 58 milyon TL’lik, Kızılırmak Ovası’nın sulanması için Hamzalı Barajı, gene Tımarlı sulaması, Koyunbaba Barajı; bunun dışında Şabanözü, Ödek, Sarayköy, Alanpınar, Karacaözü göletleri ve sulamaları gibi Orman ve Su İşleri Bakanlığımızın Çankırı’ya yapmış olduğu yatırımların tutarı toplam 243 milyon lira yani eski parayla 243 trilyon lira. Bu yatırımların çoğu bitmek üzere, ihalesi yapılmış ve bunlar bittiği zaman 207 bin dekar arazi Çankırı’da sulu tarıma açılacak.

Değerli arkadaşlar, on on beş yıl önce Çankırı’da yapılan bu yatırımların hepsi Türkiye’nin tamamına bile yapılamıyordu. Peki, niye yapılamıyordu? Çünkü müteahhitler paralarını alamayınca işleri yarıda bırakıyordu ve işler yıllarca bekliyordu. Peki, şimdi ne oluyor? Müteahhitler işi aldığı zaman müteahhide diyoruz ki: “İş bitirme tarihini altı ay öne çek bakalım.” Neden? Çünkü para var, para var ki öne çekiyoruz müteahhidin iş bitirme tarihini.

Değerli arkadaşlar, bunun dışında, Çankırı’da Karatekin Üniversitemiz var. Şahsen kanaatim o ki Çankırı’yı ileriye taşıyacak iki tane önemli seçenek var. Bir: Sanayi. İki: Üniversite. Dönemimizde açılmış olan üniversitemizde bugüne kadar 10 bin öğrenci sayısına ulaştık. Bugüne kadar üniversitemizin kampüsü, fakülte binaları, laboratuvar binaları, rektörlük binaları, spor alanları, çevre yolundan üniversiteye bağlantı yolu dâhil 150 trilyon liraya yakın üniversiteye bir para harcadık ve Allah izin verirse yurtları ve altyapılarıyla beraber biz, 10 bin sayıyla duran bu üniversite öğrencilerini 25 bin sayıya çıkaracağız.

Sanayide de daha önce, geçen yıl burada anlatmış olduğum bu organize sanayisinde bugün bütün bürokratik işlemlerimizi bitirdik, resmî hüviyetine kavuşturduk, mütevelli heyetimizi kurduk ve 50’ye yakın getireceğimiz yatırımcıların içerisindeki lokomotif yatırımcı olan Japon lastik devini Çankırı’ya getirdik. 520 milyon dolarlık yani 1 katrilyon liralık bu yatırımla 2015’in Ocak ayında, bir yıl sonra 2 bin kişinin üzerinde istihdam sağlayacağız Çankırı’da. Diğer getireceğimiz fabrikalarla beraber toplam 10 bin kişi çalışacak Çankırı’da.

Değerli arkadaşlar, benim için siyasetin bir tek manası var, Çankırı’yı bir yere getirmek, kendimi bir yere getirmek değil. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Bravo! Keşke bizim milletvekilleri de aynısını yapsa!

HÜSEYİN FİLİZ (Devamla) - Eğer, Çankırı bir yere gelmiyorsa niye siyaset yapayım?

Bu anlayışla, sınırları şehit kanıyla çizilmiş olan 780 bin kilometrekarelik bu coğrafyada 76 milyonu kardeş sayan anlayışı temsil ediyor, bu düşüncelerle ülkemizin kalkınmasına hizmet eden, bu hizmetleri vatandaşlarımıza sunan başta Sayın Başbakanımıza, bakanlarımıza ve bürokratlarımıza teşekkür ediyorum ve 2014 yılı bütçesinin hayırlara vesile olmasını temenni ediyorum.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

AK PARTİ Grubu adına sekizinci konuşmacı Osman Kahveci, Karabük Milletvekili. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA OSMAN KAHVECİ (Karabük) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Orman Genel Müdürlüğünün 2014 yılı bütçesi üzerine AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, dünyanın en önemli doğal kaynaklarından birisi de ormanlardır. Ormanlar son yüzyılda insan eliyle en çok zarar gören doğal kaynaklarımızdan birisidir. Buna karşı dünyada birçok uluslararası süreç başlatılmış olmasına rağmen henüz dünyada ormansızlaştırma durdurulamamıştır.

Ülkemiz orman yönünden zengin değildir. Yüzde 27’si ormanlarla kaplı olan ülkemizde ormanların yüzde 99’u devlete aittir. Orman Genel Müdürlüğü de devlet adına ormanlarımızı her türlü tehditlere karşı koruma, işletme ve geliştirme görevini 40 bin personeliyle en iyi bir şekilde yerine getirmenin gayreti içerisindedir.

Sayın milletvekilleri, ormanlarımızın en önemli tehditlerinden birisi de orman yangınlarıdır. Ormanlarımızın yüzde 60’ı orman yangını tehdidi altındadır ancak bu konuda Hükûmetimiz ve orman teşkilatınca alınan etkin tedbirler, geliştirilen modern yangın yönetim sistemleri, güçlendirilen donatımlar sayesinde orman yangınlarıyla mücadelede ülkemiz en başarılı ülkelerden birisi hâline gelmiştir. Bunun sonucu, yangınlara bir saatlik müdahale süresi on beş-yirmi dakikalara ve yangın başına yanan alan miktarı da 20 hektarlardan 4 hektarlara düşürülmüştür. Orman teşkilatı bu ekipman gücünü yeri geldiğinde her türlü afetlerde de kullanmaktan kaçınmamaktadır. Şu anda bile birçok iş makinesi ve personeliyle kar mücadelesinde yer almıştır.

Bugün, Türkiye, orman yangınlarıyla mücadelede bölgesinde en başarılı ülkelerden birisi olmuş ve komşu ülkelere yardım edebilir, bilgi ve teknoloji ihraç edebilir hâle gelmiştir. Bu başarıyı AK PARTİ hükûmetlerine, yangınla mücadeleyi vatan savunmasıyla eş değer gören orman teşkilatının fedakâr, cefakâr ormancı personeli ve işçisine borçluyuz. Bu uğurda şehit olanları rahmetle anıyorum.

Değerli milletvekilleri, ülkemizde 20 bin orman köyünde 7 milyon vatandaşımız yaşamaktadır. Bu vatandaşlarımızın 500 bini geçimini ormancılıktan sağlamaktadır. Orman teşkilatı, bütün ormancılık faaliyetlerini orman köylümüzle birlikte yapmakta ve onlara daha fazla iş ve aş vermektir. İzlenen ücret politikalarıyla orman köylüsü enflasyona ezdirilmemekte, birim fiyatlarına enflasyon üzerinde zam yapılmaktadır. Bu kapsamda, 2002 yılında orman kaynaklarından orman köylüsüne aktarılan kaynak 253 milyon Türk lirası iken, bu, 2013 yılında 5 kat artarak 1,4 milyar Türk lirasına çıkmıştır.

Sayın milletvekilleri, ormanlarımız, koruma ve kullanma dengesi içerisinde en gelişmiş ormancılık teknikleri kullanılarak işletilmektedir. Bu güvenle, Türkiye, ormanlarını uluslararası sertifikasyon kuruluşlarına açmış ve ormanlarımız sertifikalı ormanlar olmaya başlamıştır. Bu da ülkemizdeki orman ürünlerinin AB pazarlarına girmesinin önünü açmıştır.

Değerli milletvekilleri, OGM’nin önemli görevlerinden birisi de bozuk ormanları rehabilite etmek ve ülkemiz orman varlığını artırmaktır. Bu konudaki hedefimiz cumhuriyetin 100’üncü yılında ülkemiz orman alanını yüzde 30’a çıkarmaktır. Bu konuda başlatılan beş yıllık seferberlik başarıyla sonuçlanmıştır. Bu seferberliğin arkasından yeni seferberlikler de başlatılmış ve uygulamaya konmuştur. Bu seferberliklere bizzat Sayın Başbakanımız da katılmış ve ağaçlandırmaya verdiği önemi göstermiştir.

Sayın milletvekilleri, orman teşkilatı sadece ülkemiz orman varlığını artırmakla kalmamış, ülkemizin ormancılık alanındaki uluslararası itibarını da en yüksek seviyelere çıkarmıştır. Mensubu olmaktan büyük gurur duyduğum orman teşkilatının bu başarılı çalışmaları uluslararası kamuoyu tarafından da takdirle izlenmektedir.

Sayın Bakanımızın şahsında, Orman Genel Müdürlüğünün tüm çalışanlarına ayrı ayrı teşekkür ediyor, bütçenin hayırlı olması temennisiyle yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

AK PARTİ Grubu adına dokuzuncu konuşmacı Mehmet Erdem, Aydın Milletvekili. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA MEHMET ERDEM (Aydın) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekili arkadaşlarım; Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü bütçesi üzerine AK PARTİ Grubu adına söz aldım. Hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum.

Ülkemizde su kaynaklarının planlanması, yönetimi, geliştirilmesi ve işletilmesinden sorumlu olan Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü gözbebeği kuruluşlarımızdandır. Taşkın koruma, sulu ziraatı yaygınlaştırma, hidroelektrik enerji üretimi ve içme suyu temini konularında Devlet Su İşleri çok büyük hizmetleri gerçekleştirmektedir.

AK PARTİ hükûmetleri döneminde DSİ destansı hizmetlere imza atmıştır.

Çoruh’un üçüncü gerdanlığı, Türkiye’nin en yüksek, dünyanın 6’ncı büyük barajı olan Deriner Barajı 2012 yılında hizmete girmiştir. 218 metre yüksekliğindeki Ermenek Barajı 2009 yılında tamamlanmıştır. Ege’nin en büyük barajı Dalaman Akköprü Barajı 2011 yılında hizmete girmiştir.

Aydın’ın yüz kırk bir yıl önce Osmanlı zamanında yerel bir yöneticisinin hayali olan projesi, belki de “yüzyılın projesi” diyebileceğimiz Çine Adnan Menderes Barajı 2010 yılında muhteşem bir törenle hizmete girmiştir. 2005 yılında Sayın Başbakanımız Aydın’ı teşriflerinde helikopterle Çine Barajı üzerinde iki tur attıktan sonra, o zaman Devlet Su İşleri Genel Müdürümüz olan şimdiki Bakanımız Sayın Veysel Eroğlu’na “Veysel Bey, bu baraj ne zaman biter?” diye helikopterin içerisinden telefonla sordu. “İnşallah, ödenekleri artırılırsa 2009-2010 yıllarında biter.” diye cevap alınca talimatı verdi ve Çine Barajı, yüz kırk bir yıllık hayal gerçekleşti.

Değerli milletvekili arkadaşlarım, eğer o talimat verilmemiş olsaydı ve geçen on yıllık süreç içerisinde -2005 yılından geriye doğru- aynı ödeneklerle Çine Barajı yapımı devam etmiş olsaydı yirmi-yirmi beş yıl daha Çine Barajı’nın bitirilmesi söz konusu olmazdı.

İşte bunlar gibi 268 barajın yapımı AK PARTİ hükûmetleri döneminde gerçekleşmiştir. AK PARTİ döneminde DSİ’nin tamamladığı sulama projeleriyle 20 milyon dekar arazi suya kavuşturulmuştur. 81 ilimiz için içme suyu eylem planı hazırlanmış ve şehirlerimizin 2040-2050 yılları planlanmıştır. Aydın ilimizde de merkez ve havalisinin içme suyu ihtiyacını 2050 yılına kadar karşılayacak olan İkizdere Barajı, isale hatlarıyla ve depolarıyla beraber yaklaşık 300 milyon TL’lik bir proje yine AK PARTİ Hükûmeti döneminde gerçekleşmiştir. Bu konuda da yine Sayın Bakanımıza çok teşekkür ediyoruz.

Aydın’ın en büyük ilçesi Nazilli ve bölgesinin içme suyu ihtiyacını karşılayacak olan Karacasu Dandalaz Barajı AK PARTİ döneminde bitirilmiştir. Bu proje de yaklaşık 200 milyon TL’lik bir projedir. Bunlar, 2002’de, 2003 yılında, AK PARTİ iktidara geldiği zaman gerçekleşme oranları yüzde 5, yüzde 10 oranında olan barajlardır. Evet, ihale yapılmış, projeye başlanmış ama gerçekleşme oranı yüzde 5, yüzde 10. Çok şükür bunlar bitirildi. İlimizde Orman ve Su İşleri Bakanlığı 2003-2012 yılları arasında toplam 3 milyar 673 milyon TL’lik yatırım gerçekleştirilmiştir ve bu, cumhuriyet tarihinin rekorudur.

Değerli dostlar, DSİ önümüzdeki dönemde de Aydın’da hizmetlerine devam edecek. Çine ve Koçarlı ovasında sulama yapacak olan Gökbel Barajı ve HES inşaatı, Söke-Kuşadası bölgesinde su ihtiyacını karşılayacak olan Söke Sarıçay Barajı, Didim ve Akbük bölgesinin su ihtiyacını karşılayacak olan Didim Beşparmak Barajı etüt çalışmaları devam ediyor ve inşallah bu projeler gerçekleşecek.

Geçenlerde bir kıymetli büyükşehir belediye başkan adayımız projelerini açıklıyor, DSİ’nin bu yaptığı projeleri kendi projeleri olarak lanse etmeye çalışıyor ve diyor ki: “Beşparmak Barajı bitirildi, isale hatlarını yapacağız.” Ben de dedim ki: “Beşparmak Barajı etüt çalışması var. Siz yapsanız yapsanız olmayan barajın isale hatlarını yaparsınız.”

Evet, hepinize sevgi ve saygılar sunuyorum, bütçenin hayırlı olmasını diliyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

AK PARTİ Grubu adına onuncu konuşmacı Faruk Septioğlu, Elâzığ Milletvekili. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA FARUK SEPTİOĞLU (Elâzığ) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğünün bütçesi üzerinde grubum adına söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Konuşmama başlarken 2014 bütçesinin hazırlanmasında emeği geçen herkese teşekkür ediyorum.

DSİ Genel Müdürlüğü ülkemizde bütün su kaynaklarının planlanması, yönetimi, geliştirilmesi ve işletilmesinden sorumlu bir kuruluştur. İktidara geldiğimiz günden itibaren DSİ olarak büyük yatırımlar yaptık. AK PARTİ iktidarı sürecinde 268’i baraj ve HES, 53’ü gölet, 305’i sulama tesisi, 76’sı içme suyu ve kullanma suyu temini tesisi, 987’si taşkın koruma tesisi, 74’ü ise diğer tesis olmak üzere toplam 1.763 tesis hizmete girmiştir. Bu tesisler için 2003-2013 yılları arasında DSİ tarafından toplam 56,7 milyar TL’lik yatırım yaptırılmıştır. 2014 yılında ise 21’i baraj, 41’i sulama, 21’i içme suyu, 12 atık su arıtma, 4 taşkın koruma, küçük su tesislerinde de 585 tesis olmak üzere toplam 684 tesisin hizmete sokulması planlanmaktadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; seçim bölgem olan Elâzığ’da da DSİ tarafından yapılan bazı icraatları sizinle paylaşmak istiyorum: DSİ tarafından 2003-2013 yılları arasında tamamlanan ve devam eden işler için 2013 yılı birim fiyatları toplamı ile 179 milyar 465 milyon 870 Türk liralık yatırım yapılmıştır. Tamamlanan tesislerle 6.460 dekar tarım tesisi arazisi sulamaya açılmıştır. Ayrıca, 25 adet taşkın koruma ve taşkın rüsubat tesisleri ile 192 dekar arazi taşkın zararlarından korunmuştur. Devam eden 6 adet tesisten Kuzova pompaj sulama ve Elâzığ Hamzabey içme suyu tesislerinin inşaatları devam etmekte olup, içme suyu isale hattı ve arıtma tesisi ile Kanatlı barajlarının yapım ihalesi yapılmış, ihale süreçleri devam etmektedir.

Ayrıca, Keban Barajı rezervuar ağaçlandırması ve erozyon kontrolü, 2’nci kısım proje çalışmaları devam etmektedir. Ayrıca, 2013 Yatırım Programı’nda yer alan, 1’i devam eden toplam 12 adet taşkın koruma tesisleriyle koruma sağlanması amaçlanmaktadır. Yine, Elâzığ Kanatlı sulaması ve kamulaştırılmasının yapım ihalesi tamamlanmış olup çalışmaları devam etmektedir. Uluova Sulaması Rehabilitasyon Projesi ile Gülçatı baraj projesiyle ilgili çalışmalar devam etmekte olup genel müdürlüğe gönderilmiştir. Bunlara ilaveten Sedeftepe, Serince, Ağın sulaması projeleri ile Hatunköy baraj projeleriyle ilgili çalışmalar devam etmektedir.

Göl ve su faaliyetleri kapsamında 2’si inşaat aşamasında Kapıaçmaz ve Kovancılar Tatar Göleti ile ihale aşamasında olan Baskil Odabaşı, Baskil Akuşağı projelerinde işe başlanmış; Alacakaya Esenlik projesi ihalesi bitmiş; Baskil İçlikaval, Maden Durmuştepe, Kovancılar Çakırkaş projeleri ihale aşamasında; Uluova, Gökçe, Karakoçan Bazlama, Karakoçan Yukarıovacık ve Karakoçan Sarıcan projeleri olmak üzere toplam 12 adet tesisin çalışmaları hızla devam etmektedir.

Bu duygu ve düşüncelerle Orman ve Su İşleri Bakanlığı ve Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğünü çalışmalarından dolayı kutluyorum. Sayın Bakanımıza Elâzığ’ımıza gösterdiği ilgiden dolayı Elâzığ’ımız adına teşekkür ediyorum.

2014 yılı bütçemizin ülkemize hayırlı olmasını diliyor, grubum adına hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTI sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – AK PARTİ Grubu adına son konuşmacı Mustafa Akış, Konya Milletvekili. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA MUSTAFA AKIŞ (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Meteoroloji Genel Müdürlüğü ve Türkiye Su Enstitüsü kurumlarının bütçeleri üzerine söz almış bulunuyorum ancak bu kurumlarımızın bütçelerini konuşurken havadan ve sudan da bahsetmek istemiyorum. Fakat hava kadar, su kadar önemli olan demokrasi, özgürlükler, kişinin kimliğini, dilini, dinini özgürce yaşayabilmesi ve kendini ifade edebilmesi üzerine bir şeyler söylemek istiyorum.

Değerli milletvekilleri, 3 Kasım 2002 seçimleriyle oluşan Parlamento ve işbaşına gelen Hükûmetimiz, on bir yıllık süreç içerisinde çok önemli reformlar gerçekleştirmiş, demokratikleşme yolunda çok cesur adımlar atmıştır. Bugün de “çözüm süreci” başlığı altında yapılan çalışmayla Türkiye’nin ayağındaki prangaların en büyüğünden, terör sorunundan inşallah kurtulunacaktır. Kökü çok gerilerde olan bu sorun, 80’li yılların ortalarından itibaren artık bir alev topu hâline dönüşmüştür. Kamu bürokrasisi de bu tarihten sonra meseleye tamamen asayiş eksenli bakmaya başlamıştır. Böylece bir semptom olan terör, hastalığın yerine ikame edilerek sorun sadece ama sadece terörle mücadeleye indirgenmiştir. Güvenlik ve asayişe indirgenen mücadeleyle, fiilî anlamda yurttaş ile terörist ayrımı göz ardı edilmiştir. Olağanüstü hâl, geçici bir tedbir olmaktan çıkmış ve yirmi dört yıl sürdürülerek kendi başına ayrı bir hukuksal ve idari düzeni ifade etmeye başlamıştır. Böylelikle mesele köy boşaltmalarına kadar varacak bir ötekileştirmeye dönüşmüş ve 90’lı yıllar bu şekilde heba edilmiştir.

2002 yılına gelindiğinde ise AK PARTİ iktidarıyla birlikte iç barışı güçlendirecek, huzurumuzu tahkim edecek adımlar bir bir atılmaya başlanmıştır. Bugüne gelinene kadar AK PARTİ iktidarı bir yandan millet iradesine halel gelmemesi için, kapatılma tehditleri altında, darbe senaryoları içerisinde vesayetle mücadele etmiş, bir yandan da hak ve özgürlükler konusunda önemli reformlara imza atmaktan geri durmamıştır.

Türkiye değiştikçe, şartlar iyileştikçe ve olgunlaştıkça, dirençler ortadan kalktıkça, siyaset bir hak arama yöntemi olarak, bir sorun çözme yöntemi olarak daha fazla güç kazandıkça yapılan reformlar da o nispette büyüyecektir. Çözümsüzlüğün bir siyaset tarzına dönüştüğü, siyasetin çözüm değil çözümsüzlük arayışı içerisinde üretildiği ortamda AK PARTİ iktidarı hak ve özgürlükler noktasında kararlılıkla yoluna devam etmektedir.

Değerli milletvekilleri, aslolan hak ve özgürlük taleplerinin siyasi bir zeminde, demokratik bir kültürle, şiddetin, silahın dışlandığı bir ortamda siyasetin meşru araçlarıyla dillendirilmesidir. Ancak, bugün karşılaştığımız tablo Hükûmetin cesur adımları karşısında muhalefetin istismar gayretidir. Çözüm gerçekleştiğinde beslendikleri ve varlık sebepleri kaos ortamının ortadan kalkacağından korkanlar huzur ortamının ortaya çıkmaması için her türlü dejenerasyonu ve dezenformasyonu yapmaktan hiç çekinmemektedirler. Hâlâ silahın gölgesinde siyaset yapanlar, hâlâ silahın yardımıyla mazlum vatandaşa siyasi tercih dayatanlar bir provokasyon olduğu apaçık ortada duran ve her seçim öncesi tekrar tekrar sahnelenen Yüksekova’daki hadiseyi bile ateşe benzin dökerek büyütme gayretinde olmuşlar, bu ve benzeri olaylardan medet umar hâle gelmişlerdir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Kan ve gözyaşı telkin edenler bu saiklerle siyaset yaptıkları müddetçe başarılı olamayacaklar ve siyasi zeminlerini de kaybedeceklerdir. Artık kan ve gözyaşı miadını doldurmuştur.

Bu ülkede artık kamu alanını otoriterleştiren, bu alanı kendi tanımladığı makbul vatandaşa benzemeyenlere cehennem hâline dönüştüren bir devlet anlayışı yoktur. Artık devletin ali menfaatlerini milletin üstünde tutan bir iktidar da yoktur. Halkımız, özellikle de Kürt vatandaşlarımız kendilerini kavgaya, tartışmaya, huzursuzluğa zorlayan siyasi anlayıştan ve onun mahalle baskısından bıkmışlardır. Vatandaşlarımız hizmet beklemekte, müreffeh bir biçimde huzur içerisinde yaşamak arzusundadırlar. İnsanı yaşat ki devlet yaşasın anlayışını kedine bir yol haritası olarak benimseyerek tahriklere, kanlı provokasyonlara rağmen, kendisine yönelik doğrudan terör eylemlerine ve tehditlerine rağmen, millî iradeye, sandığa, demokrasiye yönelik her türlü saldırıya, her türlü kışkırtmaya rağmen AK PARTİ değişim iradesinden bir nebze olsun geri adım atmamıştır.

Temel hak ve özgürlüklerin genişletildiği, ülkenin demokratikleştirildiği, millet için büyük hizmetlerin sunulduğu sessiz devrim cesaret ve kararlılıkla yoluna devam etmektedir.

2014 bütçesinin hayırlı olmasını temenni ediyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Şimdi, bölüm lehinde söz isteyen Mehmet Akyürek, Şanlıurfa Milletvekili. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MEHMET AKYÜREK (Şanlıurfa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün görüşülmekte olan 2014 Mali Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı’nın yedinci turunda İçişleri Bakanlığı ile Orman ve Su İşleri Bakanlığının merkez teşkilatları ve bağlı, ilgili kuruluşların bütçelerinin tamamı üzerinde şahsım adına lehte söz almış bulunuyorum.

İçişleri Bakanlığı, devlet ve toplum yaşamında çok önemli görevler üstlenmiş temel bakanlıklardan biridir. İç güvenlik birimlerimizin her türlü bina, araç, gereç ve diğer ihtiyaçlarını zamanında karşılamaktadır. Seçim bölgem olan Şanlıurfa ilimiz ve Viranşehir ilçem de bu yatırımlardan olabildiğince yararlanmıştır. İlçemiz hükûmet konağı, emniyet müdürlüğü hizmet binası yatırım programına alınmış ve projeler tamamlanarak ihale aşamasına gelmiştir. Ayrıca ilçemize MOBESE kurularak hizmete açılmıştır. Buradan İçişleri Bakanımız Sayın Muammer Güler’e ve değerli bürokratlarına Viranşehirli hemşehrilerim adına minnet ve şükranlarımı sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Ülkemizin önde gelen yatırımcı bakanlıklarından birisi de hiç şüphesiz ki Orman ve Su İşleri Bakanlığıdır. Şanlıurfa ilimizde orman alanları çok azdır ancak Orman ve Su İşleri Bakanlığıyla koordineli olarak yaptığımız çalışmalar ile Viranşehir ilçemizde 2012 yılında 35 bin, 2013 yılında ise yaklaşık 65 bin fidan dikerek, dağıtarak ilçenin ağaçlandırılmasına katkı sunduğumuz gibi ilçemizin Küçükdikme köyünde 3.300 dönüm hazine arazisini Orman Genel Müdürlüğüne devrederek orman yapılmasını sağladık ve ekimine başlandı. (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar) Amacımız bu çalışmanın örnek olmasıdır. İlimiz genelinde yaygınlaştırılmıştır.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Bunların hepsinde senin katkın var!

MEHMET AKYÜREK (Devamla) – Değerli milletvekilleri, GAP kapsamında sulama projelerinin durumuna değinecek olursak, ana kanalların yapımı tamamlanmış ve Sayın Başbakanımızın da katılımıyla açılışı yapılmıştır. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Mardin-Ceylânpınar Ovaları Cazibe Sulaması birinci kısım ve ikinci kısmın ihalesi yapılmıştır. Üçüncü kısım ihalesiyse aralık ayı içinde yapılacaktır. Bunlar tamamlandığında yaklaşık 660 bin dekar alanı sulayacaktır. Şanlıurfa Viranşehir DSİ Şube Müdürlüğü hizmet binası ve sosyal tesislerin ihalesi yapılmış, inşaat süratle devam etmektedir. Viranşehir Duali Cırcıp Deresi taşkın koruma ihalesi yapıldı, inşaatı başladı. Ayrıyeten Viranşehir Nohutlu göleti ve sulama ihalesi edildi, inşaatı başladı, bu projeyle 3.700 dekar alan sulanacaktır. Şanlıurfa Hilvan, Siverek pompaj inşaat ihalesi 2014’te yapılacak, 1 milyon 580 bin dekar alan sulanacaktır. Viranşehir Pompaj Sulama Projesi tamamlanmak üzere olup 2014’te ihale edilecek, 350 bin dekar arazi sulanacak olup bu proje tarımda enerjiye bağımlılığı da ortadan kaldıracak, ülkemiz ekonomisine son derece büyük katkılar olacaktır. Bu projelerin gerçekleşmesinde katkılarından dolayı başta Sayın Başbakanımıza, Bakanımız Veysel Eroğlu’ya ve değerli bürokratlarına da vatandaşlarımız adına teşekkür ediyorum, Allah hepsinden razı olsun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Ayrıca, TİGEM arazilerinde dağınık bir şekilde yaşayan komşularımız, akrabalarımız göçer. Aynı zamanda bütün milletvekillerimizle yüz yıllık bu şeyi Meclisten çıkardık ve burada da tahsis edildi, araziyle, ulaşım, eğitim, sağlık hizmetlerinden yararlanacakları modern konutların yapımı için gerekli çalışmalar da hızla devam etmektedir. Bu konuda bizzat mahalline gelerek sorunları yerinde gören ve çözüm sürecini başlatan Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanımız Sayın Faruk Çelik’e, ayrıca tüm bürokratlarıyla fedakârlık gösteren, sürecin tamamlanmasını sağlayan Tarım Bakanımız Sayın Mehdi Eker’e göçer aileleri adına şükranlarımı sunuyorum.

Değerli milletvekillerim, Hükûmetimiz güzel şeylere imza atıyor. Bir örnek vereyim: Viranşehir ilçemizde TOKİ nedir bilmezdik, 616 adet konutun ihalesi yapıldı. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Siz bilmiyorsunuz, Viranşehir niye bilmesin!

MEHMET AKYÜREK (Devamla) – Küçük sanayi 400 tane iş yerinin temelini attık. Ayrıyeten, 330 kilometre köy yollarına asfalt yaptık, yapmaya devam ediyoruz. Sadece ilçemizde, Viranşehir’de, 31 tane okul inşaatı devam ediyor.

Kısaca, Başbakanımızın başkanlığında bakanlarımız, milletvekillerimiz, bürokratlarımız gece gündüz, canla başla çalışıyor.

2014 bütçesinin ülkemize hayırlı olmasını diliyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. [AK PARTİ sıralarından alkışlar, CHP ve BDP sıralarından alkışlar (!)]

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Akyürek.

Şimdi, söz isteyen Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu…

İÇİŞLERİ BAKANI MUAMMER GÜLER (Mardin) – Sayın Başkanım, müsaade eder misiniz ben konuşayım?

BAŞKAN – Buyurun Sayın Bakan.

İçişleri Bakanı Muammer Güler… (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süre yirmi beş dakika Sayın Bakanım.

İÇİŞLERİ BAKANI MUAMMER GÜLER (Mardin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; İçişleri Bakanlığı ve bağlı kuruluşlarının 2012 yılı kesin hesabı ve 2014 yılı bütçe tasarısının görüşülmesi nedeniyle söz almış bulunuyorum. Sözlerimin başında, siz Değerli Başkanı ve değerli milletvekillerimizi saygıyla selamlıyorum.

Ayrıca, bütçemiz üzerinde söz alan, görüş ve düşüncelerini dile getiren siyasi parti gruplarımızın değerli temsilcilerine, değerli milletvekili arkadaşlarıma ayrı ayrı teşekkür ediyorum. Görüş ve düşüncelerinden istifade edeceğimizi burada ifade etmek istiyorum.

Bakanlık olarak görevli ve sorumlu olduğumuz alanlarda benimsediğimiz hizmet anlayışımız son bir yılda yaptığımız çalışmalar ve aldığımız sonuçlar hakkında size kısaca bilgiler vermek istiyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Bakanlığımız, güvenlik hizmetlerini, bağlı kuruluşlarımız olan Emniyet Genel Müdürlüğü, Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığı tarafından yürütmektedir. Bakanlık olarak kolluk personelimizin özellikle eğitimini çok önemsiyoruz. Emniyet personelimizin her yıl yaklaşık yarısı hizmet içi eğitimden geçirilmektedir. Jandarma ve Sahil Güvenlik Komutanlığı da personeli için eğitim çalışmalarını etkin bir şekilde sürdürüyor.

Güvenlik hizmetlerinin daha etkin ve verimli olması amacıyla iç güvenlik birimlerimizin her türlü bina, araç gereç ve diğer ihtiyaçlarının zamanında karşılanmasına özel önem veriyoruz. Hükûmetlerimiz zamanında emniyet ve jandarma teşkilatımızın ve Sahil Güvenlik Komutanlığımızın her türlü araçlarının artırılması konusunda önemli katkılar yapılmış bulunuyor.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; suç işlenmesinin önlenmesi ve işlenen suçların faillerinin yakalanması konusunda büyük yararlarını gördüğümüz MOBESE sistemi bütün ülkeye yaygınlaştırılmış bulunuyor. Ekim 2013 itibarıyla 81 il merkezi ve 112 ilçemizde MOBESE kurulumu tamamlanmış olup, 55 ilçemizde kurulum çalışmaları ve 42 ilçemizde de ihale çalışmaları devam etmektedir.

Jandarma Genel Komutanlığınca kısa adı JEMUS olan Jandarma Entegre Muhabere ve Bilgi Sistemi hâlen 40 ilde faaliyete geçirilmiş olup, 10 ilde kurulum ve montaj çalışmaları, 8 ilde de ihale hazırlık işlemleri devam ediyor.

Sahil Güvenlik Komutanlığı tarafından da 14 ilde JEMUS sisteminin sağladığı altyapı kullanılarak, Sahil Güvenlik Komutanlığına münhasır olmak üzere SAHMUS adını verdiğimiz proje başlatılmıştır. Ortak altyapı yatırımı sayesinde önemli bir tasarruf da sağlanmış olacaktır.

Her türlü kaçakçılık ve organize suçlarla, uyuşturucuyla, mali suçlarla, suç gelirleriyle, göçmen kaçakçılığı ve insan ticaretiyle, yasa dışı göçle ve siber suçlarla mücadelemiz bütün kolluk birimlerimiz tarafından büyük bir gayretle ve kararlılıkla devam etmektedir. Bu başarı Hükûmetimizin, Bakanlığımızın, mülki idari amirlerimizin ve gece gündüz demeden fedakârca çalışan kolluk birimlerimizin ortak başarısıdır. Bu vesileyle, bu başarıda emeği geçen bütün çalışma arkadaşlarımı yürekten kutluyorum. Bu kutsal görev uğruna hayatlarını kaybeden aziz şehitlerimizi minnet ve rahmetle, gazilerimizi de gene şükranla yâd ediyorum.

Trafik kazalarındaki kayıplarımızı azaltmak amacıyla Sayın Başkanım 2011-2020 yılları arasını kapsayan Karayolu Trafik Güvenliği Stratejisi ve Eylem Planı’nı 31 Temmuz 2012 tarihinde Başbakanlık genelgesiyle yürürlüğe koyduk. Kazalarda meydana gelen ölümlerin azaltılması amacıyla Karayolu Güvenliği Yüksek Kurulu dördüncü toplantısında 2013 ve 2014 yılları “emniyet kemeri ve hız kontrol yılları” olarak kabul edilmiştir. Araç ve sürücü sayısında meydana gelen artışlara rağmen, bölünmüş yolların hizmete girmesi ve teknoloji destekli etkin denetimin yaygınlaştırılmasıyla birlikte 2013 yılının ilk on ayında, 2007 yılının ilk on ayına göre ölümlü kaza sayısında yüzde 25,1, ölüm sayısında ise yüzde 29,3 azalma olmuştur.

Yeni yasal düzenlemelerle ülkemiz, sürücü belgelerinin uluslararası geçerliliğini sağlamış bulunmaktadır. Yeni tip sürücü belgelerimizin üretilmesi ve uygulanmasına ilişkin işlemler devam etmekte olup 1 Ocak 2015 tarihinden itibaren yeni ehliyetlerin verilmesi işlemi başlatılacaktır. Alkol ve uyuşturucu etkisinde araç kullanımından kaynaklanan trafik kazalarını önlemek amacıyla yaptırımlar ağırlaştırılmış bulunmaktadır. İlk defa sürücü belgesi alanlar için “aday sürücülük” uygulaması getirilmiştir. Karayolu Trafik Güvenliği Stratejisi ve Eylem Planı’nda yer alan hususlar ve Karayolu Güvenliği Yüksek Kurulunda alınan kararlar doğrultusunda 2918 sayılı Karayolları Trafik Kanunu’nda değişiklik yapılmasına dair kanun taslağı hazırlanmış ve Başbakanlığa sunum aşamasına gelmiştir.

Değerli arkadaşlarım, bu kanun tasarısıyla yaya öncelikli bir düzenleme yapılacak, yaya veya okul geçitlerinde ilk geçiş hakkını yayalara vermeyen sürücüye cezalar artırılacaktır. Muayenesiz araçların satışları engellenecektir. Araçlarda belirli zamanlarda ve şartlarda kış lastiği kullanımı zorunlu hâle getirilecektir.

Sayın Başkan, ayrıca 6136 sayılı Silah Kanunu’muzda değişiklik yapan kanun tasarımız da İçişleri Komisyonunda şu anda görüşülmektedir. Milletvekili arkadaşlarımın birçoğunun da takip ettiği o geçmiş kanunda, hatta kanuni dayanağı bulunmayan bazı hükümleri içeren yönetmelik hükümlerindeki eksiklikler de bu suretle tamamlanmış olacaktır. Malumunuz, bu tasarıyla -İçişleri Komisyonundaki arkadaşlarım bu konuyu açıklıkla biliyorlar- yivsiz silahlara ilişkin edinim yaşı 18, yivli av tüfeklerine ilişkin edinim yaşı 21 ve tabancalara ilişkin edinim yaşı da 25 olarak düzenlenmektedir. Alkollü veya uyuşturucu madde kullanmış şekilde silah taşıyanların cezalandırılması da düzenlenmektedir. Kamuoyunda “maganda” diye bilinen, çeşitli toplantılarda bazı kötü olayların meydana gelmesine sebep olan bu davranışların da önlenmesi amaçlanmaktadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; kamu yönetiminin iyileştirilmesi, idarenin işleyişinin basitleştirilmesi, bürokrasi ve kırtasiyeciliğin azaltılarak vatandaş memnuniyetinin artırılması amacıyla güvenlik, özel güvenlik, pasaport, silah ve patlayıcı maddeler ile trafik tescil birimlerini kapsayan emniyet hizmetlerinin iyileştirilmesi çalışması da son aşamaya gelmiş bulunmaktadır. Bu çalışma sonucunda bugün nüfus verileri esas alınarak emniyet birimleri tarafından düzenlenen pasaportlar bundan böyle Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğü tarafından düzenlenecektir. Bu sayede, pasaport hizmetlerinde görev yapan yaklaşık 3.500 polisin emniyet ve asayiş hizmetlerinde görevlendirilmesi sağlanmış olacaktır. Yılda yaklaşık 2,5 milyonun üzerinde düzenlenen araç trafik belgesi kaldırılacak, yerine araç muayene istasyonlarının vermiş olduğu araç muayene raporu yeterli olacaktır. İkinci el araç alım satımlarında malik dışında başka bir husus değişmiyorsa bundan böyle vatandaşımızın emniyet birimlerine gitmesine gerek kalmayacak, araç tesciline ilişkin araç tescil belgesi satış işleminin yapıldığı noterlikte düzenlenerek vatandaşımıza verilecektir. Bu sayede emniyet birimlerine yılda yaklaşık 4 milyon 100 bin vatandaşımız gitmeyecek, emniyet birimlerinin bu konudaki işlemlerinde de yüzde 85 azalma olacaktır.

Vatandaşlarımız, bazı istisnai hâller dışında, sürücü kursunu bitirdikten sonra yapılan sınavda başarılı olması hâlinde artık sürücü belgesini almak için kurum kurum dolaşmayacak, sürücü belgesi basılarak adresine gönderilecektir. Bu çalışmayla, her düzeydeki mevzuatın aşırı yorumlanmasından kaynaklı istenilen yaklaşık -değerli arkadaşlarım, altını çizerek belirtiyorum- 90’a yakın belge artık istenmeyecektir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ülkemiz yıllardan beri devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne ve anayasal düzenine kasteden iç ve dış destekli terör örgütleriyle mücadele etmektedir. Diğer taraftan, uzun yıllardır devam eden terörist faaliyetlerden bıkmış olan halkımız çözüm süreciyle birlikte sağlanan sükûnet ortamıyla büyük oranda rahatlamıştır. Bu mücadeleyi büyük bir fedakârlık ve azim içerisinde sürdüren güvenlik birimlerimize bu vesileyle bir kez daha içtenlikle teşekkür ediyorum.

Terörle mücadelenin önemli bir ayağını da ekonomik ve sosyal tedbirler oluşturmaktadır. Bu kapsamda Bakanlığımızca yürütülen birkaç çalışma konusunda sizlere bilgi vermek istiyorum.

5233 sayılı Terör ve Terörle Mücadeleden Doğan Zararların Karşılanması Hakkında Kanun çerçevesinde, terörden zarar gören vatandaşlarımızın zararları karşılanmaktadır. 9 Aralık 2013 tarihine kadar zarar tespit komisyonlarına toplam 364.092 başvuru yapılmış ve bu başvuruların 331.013’ü de sonuçlandırılmıştır. Zarar gören vatandaşlarımıza bugüne kadar 3 milyar 99 milyon 684 bin Türk lirası ödenmiştir. 2014 yılı için de 50 milyon TL ödenek öngörülmüş bulunmaktadır.

Köye Dönüş ve Rehabilitasyon Projesi kapsamında, 2013 yılında valiliklerce teklif edilen 74 yeni projeyle önceki yıllardan devam eden 4 proje ve 4 cari projeyle birlikte toplam 82 projenin desteklenmesi uygun görülerek 25 milyonluk bir ödenek valiliklerimize aktarılmıştır. Proje çerçevesinde 1999 ve 2013 yılları arasında Bakanlığımız bütçesinden KDRP kapsamındaki illere toplam 171 milyon ödenek aktarılmıştır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Bakanlık olarak şehit ailelerimiz ve gazilerimizin her türlü sorunu ile yakından ilgileniyoruz. 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu kapsamındaki kamu görevlileri, er, erbaş, geçici köy korucuları ve gönüllü köy korucularından terör eylemleri nedeniyle şehit olanların yakınları ile gazilerimize, çalışamayacak durumda olan gazilerimizin ise yakınlarına verilmiş olan kamuda iş hakkının kapsamı, malumunuz, 6353 sayılı Kanun’la genişletilerek 2’ye çıkarılmıştır. Bugüne kadar 15.985 hak sahibi, Bakanlığımız koordinasyonunda kamu kuruluşlarında istihdam edilmiştir. 2330 sayılı Nakdi Tazminat ve Aylık Bağlanması Hakkında Kanun gereğince 2013 yılında 1 milyon 990 bin TL nakdî tazminat ödemesi de yapılmıştır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yerel yönetimlerin kaynaklarının artırılması Hükûmetimiz tarafından sürekli bir hedef olarak görülmüş ve bu konuda çıkardığımız kanunlarla yerel yönetimlerin mali kapasiteleri önemli oranda artırılmıştır. 6360 sayılı Kanun’un getirdiği hükümler çerçevesinde, 30 Mart 2014’te yapılacak mahallî idareler seçimleri sonrasında Türkiye'de 51 il özel idaresi, 1.394 belediye ve 18.237 köy olacaktır. 1.394 belediyenin 30’u büyükşehir belediyesi, 51’i il belediyesi, 519’u büyükşehir ilçe belediyesi ve 400’ü de ilçe belediyesi ve en son olarak da 394’ü belde belediyesi olacaktır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; vatandaşlarımıza yönelik temel hizmetlerden olan nüfus ve vatandaşlık hizmetleri alanında hayata geçirilen MERNİS, Türkiye Cumhuriyeti kimlik numarası, Kimlik Paylaşım Sistemi, Adres Kayıt Sistemi ve Mekânsal Adres Kayıt Sistemi uygulamaları başarıyla yürütülmektedir. Bu önemli projelerimiz yanında devam eden e-vatandaşlık, Dijital Arşiv ve Türkiye Cumhuriyeti Kimlik Kartı Projesi gibi yeni projelerimiz de bulunmaktadır.

Bakanlık olarak, sivil toplum örgütlerine büyük önem veriyor ve onları destekliyoruz. Bu kapsamda, İçişleri Bakanlığı bütçesinden derneklerimize proje karşılığı mali destek sağlanmaktadır. Bu yıl 175 derneğe destek verilmiştir, 2014 yılında da 250 derneğin desteklenmesi hedeflenmektedir.

Sınır yönetimi, ülkemizin sınır ve dolayısıyla da iç güvenliği açısından fevkalade önem arz etmektedir. Sınırlarımızın korunmasından sorumlu olacak yeni ve profesyonel bir sınır kolluğu teşkilatının kurulması için çalışmalar devam ediyor. Sınırlarda yaşanan her türlü güvenlik sorunu ve yasa dışı geçişler iç güvenliğimizi de, dolayısıyla Bakanlığımızı da yakından ilgilendirmektedir. Bu nedenle, 6446 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu’yla Bakanlığımıza verilen sınır aydınlatmalarına ait yatırımların yapılması görevi yanında, hazırladığımız Entegre Sınır Güvenliği Sistemi Projesi’yle en kısa sürede bütün kara sınırlarımızda modern bir gözetleme sistemi tesis etmeyi hedefliyoruz.

Göç ve iltica hareketleri konusunda ülkemizin ihtiyaçlarını karşılamak, menfaatlerini korumak ve gerekli politika ve stratejilerimizi oluşturmak üzere, malumunuz Meclisimizin de büyük desteğiyle çıkarılan Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunuyla, Bakanlığımız da Göç İdaresi Genel Müdürlüğü gibi ayrı bir bağlı kuruluşa kavuşmuş bulunmaktadır. Bu yıl da ilk defa bu Genel Müdürlüğün bütçesi görüşülüyor burada.

Sayın milletvekilleri, malumlarınızdır, Türkiye ile Avrupa Birliği arasında uzun süredir müzakereleri devam eden Türkiye-Avrupa Birliği Geri Kabul Anlaşması 16 Aralık Pazartesi günü imzalanacaktır Avrupa Birliğiyle. Göç İdaresi Genel Müdürlüğü, Türkiye’nin taraf olduğu geri kabul anlaşmalarının üçüncü ülke vatandaşları ile vatansızlara ilişkin hükümlerini yürütmekle görevli olacaktır. Genel Müdürlük, Türkiye-Avrupa Birliği Geri Kabul Anlaşması’yla ilgili olarak hazırlık çalışmalarını da yapacak ve onay aşamasını müteakiben, anlaşmanın uygulamaya geçiş sürecinin dolmasıyla birlikte gerekli iş ve işlemleri de yürütmeye başlayacaktır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hükûmet konaklarının yapımı görevi de 2009 yılından itibaren Bakanlığımıza verilmiştir malumunuz. Bu tarihten itibaren 61 hükûmet konağının yapımı tamamlanmıştır. 2013 yılı yatırım programında 70 hükûmet konağı yer almaktayken, 25 hükûmet konağı daha eklendi. 17 hükûmet konağı etüt proje ödeneği aktarılarak başlatılmış olacak. Yıl sonu itibarıyla da 22 hükûmet konağını bitirmeyi hedefliyoruz.

Yine, 6360 sayılı Kanun’la kurulan 27 yeni ilçede ihtiyaç duyulan hükûmet konağı kiralama, mefruşat ve araç ihtiyaçlarının teminini tamamlamış bulunuyoruz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Bakanlığımızın 2013 yılı içerisinde yapmış olduğu ve önümüzdeki yıllarda yapacağı çalışmaları özetle aktarmaya çalıştım. İçişleri Bakanlığı ve bağlı kuruluşları için 2014 yılı bütçe tasarısında toplam 26 milyar 842 milyon 749 bin Türk lirası ödenek ayrılması öngörülmüştür. Yüce heyetinizin tasviplerine mazhar olduğu takdirde, Bakanlığımıza tahsis edilecek olan bu ödeneğin hizmet gereklerine en uygun biçimde kullanılması için her türlü gayreti göstereceğiz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; müsaadelerinizle, bu turda, sayın milletvekillerimizin Bakanlığımızla ilgili olarak dile getirdiği hususlara ait bazı bilgi aktarımında da bulunmak istiyorum.

İfade edildiği gibi, Emniyet Genel Müdürlüğü bütçesi 16 kat filan artmış değil, herhâlde bir hesap hatası yapıldı. Emniyet Genel Müdürlüğü bütçesi 2004-2014 yılları arasında 4,27 kat artmıştır, hemen bu düzeltmeyle başlıyorum.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – 4,27 kat mı, yüzde 4 mü?

İÇİŞLERİ BAKANI MUAMMER GÜLER (Devamla) – Hayır efendim. 4,27 kat, yani 2004’te 3 milyar 870’ken… Siz hesap adamısınız, teşekkür ederim.

Değerli arkadaşlarım, Suriyeli sığınmacılar konusu burada çok dile getirildi. Teşekkür ediyorum değerli arkadaşlarıma, burada belki bir aydınlatıcı bilgi vermeye de vesile oldu.

Malumunuz, 29 Nisan 2011 tarihinden itibaren, ülkelerinden kaçmaya zorlanmış olan Suriyelilere yönelik açık kapı politikası çerçevesinde ülkemize kabullerine izin verildi. Bu kişilere, ülkemizde kaldıkları süre içerisinde gerekli yardımlar ve hizmetler sağlanmaktadır. Ülkemizin uygulamış olduğu bu yaklaşım, uluslararası hukukta “geçici koruma” olarak nitelendirilmektedir. Uluslararası hukuka göre geçici koruma, ülkeye yönelik kitlesel akım durumlarında acil uluslararası koruma ihtiyaçlarını karşılamak için verilen istisnai bir koruma türüdür. Geçici korumanın üç temel unsuru var değerli arkadaşlarım: Açık sınır politikasıyla ülke topraklarına kabul, geri göndermeme ilkesi ve gelen kişilerin temel ve acil ihtiyaçlarının karşılanması olarak tanımlanabilir. Kamplarda şu anda değerli arkadaşlarım, çadır kent ve konteyner kentlerde barınan Suriyeli sayısı 205.503 şu an itibarıyla, kamp dışında barınan Suriyeli sayısı da yaklaşık 400 bindir. Yani 600 bini aşkın Suriyeli şu anda ülkemiz sınırları içinde geçici sığınma statüsünde bulunmaktadır.

Bakanlığımız, kamplarda ve kamp dışında kalan Suriyelilerin kayıt ve biyometrik verilerini almak için merkezî veri tabanı kurmuştur. Her ilde kayıtlar yapılmaktaydı, şimdi, artık, bu kayıtlar merkezîleştirilmiş bulunuyor. Kamp içindeki ve dışındakilerin kayıt ve biyometrik verilerinin alınarak veri tabanına kaydedilmesi işlemlerine de hızla devam edilmektedir.

Ayrıntılara girmeyeceğim ama şu, vatandaşlığa alınma meselesine bir açıklık getirmek istiyorum. Değerli arkadaşlarım, 5901 sayılı Türk Vatandaşlığı Kanunu’nun 11’inci maddesine göre, genel usuller çerçevesinde, Suriyeli veya bir başka yabancının Türk vatandaşlığına alınma başvurusu yapma hakkı, kesintisiz olarak beş yıl Türkiye’de ikamet şartına bağlıdır; genel olarak söylüyorum, istisnalar hariç. Suriyelilerin Türk vatandaşlığını kazanmalarıyla ilgili özel bir düzenleme yoktur, sadece 5901 sayılı Kanun’a göre vatandaş olabilirler. 5901 sayılı Türk Vatandaşlığı Kanunu kapsamına göre, bugüne kadar, Suriye uyruklu yabancılardan Türk vatandaşlığını kazananların sayısı 1923’ten günümüze kadar 5.730’dur ve bunun büyük çoğunluğu evlenme yoluyla vatandaşlığın kazanılması statüsünden kaynaklanmıştır.

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Son yılda ne kadar Sayın Bakan?

İÇİŞLERİ BAKANI MUAMMER GÜLER (Devamla) – Hemen söyleyeceğim efendim.

Yani 1923’ten şimdiye kadar… Son yılla ilgili bir açıklama yapmıştık, hemen, arkadaşlarım bana iletsinler. Yani onu da şuradaki tablodan hemen ifade etmeye çalışayım, 2011’de buradaki rakam en son 27 gibi görünüyor, bir önceki yıl 31 olarak görünüyor. Yani, çok az sayıda. Tekrar ediyorum, 1923’ten beri 5.130 olduğuna göre yani 40’lı, 50’li, 60’lı sayıları geçmiyor.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – 2012 ve 2013’ü verirseniz…

İÇİŞLERİ BAKANI MUAMMER GÜLER (Devamla) - Şimdi, burada asıl konu, ifade edeceğimiz gibi, bu Suriyelilere Türkiye Cumhuriyeti kimlik kartı verilmiş midir? Hayır, verilmemiştir.

Değerli arkadaşlar…

CELAL DİNÇER (İstanbul) – Sahtesi olanlar var Sayın Bakan.

İÇİŞLERİ BAKANI MUAMMER GÜLER (Devamla) – Ha, sahtesi olabilir ama bir de şöyle bir şey var…

CELAL DİNÇER (İstanbul) – “Sahte kartlarla gezenler var.” deniyor.

İÇİŞLERİ BAKANI MUAMMER GÜLER (Devamla) – Hayır, hayır… Arkadaşlarımızla şöyle bir değerlendirmede bulunduk: Bu kamplarda bulunanlara bir tanıtma kartı veriliyor. Yani, hangi kampta kalıyor, hangi blokta kalıyor, yanında kaç kişi var, bunların oradan alacakları gıda maddeleri ile onlara yapılacak yardımlarla ilgili bir tanıtma kartı var, onu..

MEHMET ERDOĞAN (Muğla) – TC kimlik numaralı kartlar var Sayın Bakan.

İÇİŞLERİ BAKANI MUAMMER GÜLER (Devamla) – Efendim, sahtedir onlar, asla bir şey söz konusu değil.

MEHMET ERDOĞAN (Muğla) – Sahteyse onları ben çıkarmayacağım, siz çıkaracaksınız.

İÇİŞLERİ BAKANI MUAMMER GÜLER (Devamla) – E, biz çıkaracağız tabii ama böyle bir kimlik de bizim tarafımızdan verilmiş değildir. Ben de bunu arz etmek durumundayım.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Adresleri dahi var.

İÇİŞLERİ BAKANI MUAMMER GÜLER (Devamla) – Hemen bulalım, hemen gereğini yapalım.

OKTAY VURAL (İzmir) – Kim yapıyor o zaman bunları efendim? Organize bir şey var o zaman.

İÇİŞLERİ BAKANI MUAMMER GÜLER (Devamla) – Organizeyse de değilse de inşallah bakacağız, bulacağız ama ben şunu ifade ediyorum: Türkiye Cumhuriyeti devleti tarafından onlara verilmiş bir kimlik belgesi söz konusu değildir çünkü vatandaş olmaları söz konusu değildir. Böyle bir uygulamanın mevcut olmadığını burada size açıkça ifade ediyorum.

MEHMET ERDOĞAN (Muğla) – Yani, vatandaş size güvenmiyor, bunların vatandaşlığı konusunda Hükûmete güvenmiyor sokaktaki vatandaş.

OKTAY VURAL (İzmir) – Şüphe var yani.

MEHMET ERDOĞAN (Muğla) – Bunların hepsinin vatandaş yapılıp seçimde oy kullandırılacağını düşünüyor vatandaş.

İÇİŞLERİ BAKANI MUAMMER GÜLER (Devamla) – O zaman ben buradan Türkiye Cumhuriyeti’nin İçişleri Bakanı olarak ifade ediyorum, böyle bir kimlik belgesi verilmemiştir.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Oy kullandırıyor musunuz, sorun bu.

İÇİŞLERİ BAKANI MUAMMER GÜLER (Devamla) – Şimdi, değerli arkadaşlarım, hemen söylüyorum. Şimdi, Suriyelilere oturma izni ve vatandaşlık hakkı verilmekte midir ve en önemlisi bunlara seçimlerde oy hakkı verilecek midir? Şimdi gelelim…

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Tamam, evet.

OKTAY VURAL(İzmir) – Onu da mı söylüyorlar?

İÇİŞLERİ BAKANI MUAMMER GÜLER (Devamla) – Şimdi, değerli arkadaşlarım, Türk Vatandaşlığı Kanunu’nun 11’inci maddesinde başvuru için aranan şartlar belirtilmiştir. Buna göre bir yabancının Türk vatandaşlığını kazanabilmesi için ikamet izniyle kesintisiz olarak beş yıl oturma şartı vardır, bu, vatandaş olmak için. 298 sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun’a göre seçmen kütüklerinin oluşturulması ve güncellenmesi görevi Yüksek Seçim Kuruluna aittir ve Yüksek Seçim Kurulunun talebi doğrultusunda 18 yaşını bitiren Türk vatandaşları seçmen kütüğünde olmak üzere…

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Sayın Bakan, İçişleri Bakanı olarak garanti veriyor musunuz “Suriye vatandaşları oy kullanmayacaklar.” diye?

İÇİŞLERİ BAKANI MUAMMER GÜLER (Devamla) – Efendim, zaten kanuna göre de kullanamazlar. Bu benim garanti vermemi gerektiren bir şey değil. Aykut Bey, bu…

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Böyle bir şey olmaz ki ya! Yani, burası Patagonya mı arkadaşlar, böyle bir şey olur mu ya?

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Çok ciddi bir kaygı var.

İÇİŞLERİ BAKANI MUAMMER GÜLER (Mardin) – Efendim, bu kaygıyı gidermek için buradan tekrar ifade ediyorum değerli milletvekilleri; efendim, vatandaş olmayan… Sayın milletvekilim…

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Yani, seçimleri şaibeli hâle getirmek için böyle bir iddia ortaya atılıyor. Böyle bir şey olur mu ya? Muz cumhuriyeti mi burası?

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – İddia değil.

OKTAY VURAL (İzmir) – İddia değil.

FATİH ŞAHİN (Ankara) – Bir kendinize bakın niye başarısız oluyoruz diye!

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Burası muz cumhuriyeti mi ya? Kendi ülkenize biraz saygı duyun arkadaşlar, burası muz cumhuriyeti değil ya!

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Görürüz muz  cumhuriyeti mi değil mi. Muz cumhuriyetinden daha kötü burası!

BAŞKAN – Sayın Bakan, siz Genel Kurula hitap edin lütfen.

İÇİŞLERİ BAKANI MUAMMER GÜLER (Devamla) – Sayın milletvekilim…

FATİH ŞAHİN (Ankara) – Başarısızlıklarınıza şimdiden bahane arıyorsunuz. Seçim yenilginize şimdiden bahane arıyorsunuz. Seçim sonuçlarını gördünüz.

İÇİŞLERİ BAKANI MUAMMER GÜLER (Devamla) – Değerli arkadaşlarım... Değerli arkadaşlarım…

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Sayın Ünal, ölüler oy kullanıyor.

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Ölüler oy kullanmıyor efendim, öyle bir şey yok.

BAŞKAN – Sayın Ünal, lütfen…

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Evet, ölülere oy kullandırıyorsunuz. İspat edin o zaman.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Bunu garanti edin, millet rahatlasın. Niye susuyorsunuz ki?

BAŞKAN – Sayın Bakan, siz bilginizi verin.

İÇİŞLERİ BAKANI MUAMMER GÜLER (Devamla) – Değerli arkadaşlarım, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olmayan, ister Suriyeli ister hangi ülkenin vatandaşı olursa olsun, Türkiye Cumhuriyeti’nde seçimlerde oy kullanamaz. Bunu ben söylemiyorum, bunu kanunlar söylüyor. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlarım, Sayın Serindağ; en son 2013’te alınan vatandaşlık 45; 2012’de 27, 2011’de 31; 2010’da yok, 2009’da 3, 2008’de de 1 olmak üzere hemen rakamı size vermiş oldum.

Değerli arkadaşlarım, bu konuda herhangi bir tereddüdün olmamasını istirham ediyorum sizlerden.

Şimdi, kamp dışındakiler iaşe ve ibate ve diğer giderlerini kendi imkânlarıyla karşılamaktadırlar genellikle. Ancak, bu kişilere valilikler, sivil toplum kuruluşları, diğer hayır kuruluşları tarafından da destek verilmektedir. Mesela 81 ildeki Suriyelilerin birinci basamak sağlık giderleri devlet tarafından karşılanmaktadır. Malumunuz, onların Türkiye’de çalışmalarıyla ilgili de…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Rize’de Suriyeli var mı Sayın Bakanım?

İÇİŞLERİ BAKANI MUAMMER GÜLER (Devamla) – Efendim, her yerde Suriyeli var tabii ki ama bunların ağırlıklı olarak…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Bir tek Rize’de yokmuş 81 ilde, 80 ilde varmış.

İÇİŞLERİ BAKANI MUAMMER GÜLER (Devamla) – Vallahi, Rize’de olup olmadığını bilmiyorum ama niçin özellikle Rize’yi sordunuz?

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Ben merak ettiğim için sordum.

İÇİŞLERİ BAKANI MUAMMER GÜLER (Devamla) – Merakınızı gidermek için bir araştırma yapayım efendim.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Peki, teşekkür ediyorum.

OKTAY VURAL (İzmir) – Ne kadar Suriyeli var Sayın Bakan?

İÇİŞLERİ BAKANI MUAMMER GÜLER (Devamla) – 200 küsur bin kamplarda, 400 bin de dışarıda olmak üzere 600 bini aşkın Suriyeli var.

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – 1,5 milyon civarında Suriyeli var Sayın Bakan.

BAŞKAN – Evet Sayın Bakan, teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

İÇİŞLERİ BAKANI MUAMMER GÜLER (Devamla) – Sayın Başkanım, sürem…

BAŞKAN – Süre bitti, istiyorsanız Sayın Bakanın süresinden…

İÇİŞLERİ BAKANI MUAMMER GÜLER (Devamla) – Hayır efendim, teşekkür ederim.

Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. Görüş ve düşüncelerinize çok teşekkür ederim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Rize’yle ilgili bilgi de vereceğim size efendim.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sağ olun, teşekkür ederim Sayın Bakanım.

BAŞKAN – Şimdi söz sırası Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’da. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süre otuz dakika Sayın Bakanım.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Orman ve Su İşleri Bakanlığının 2014 yılı bütçe tasarısını sunmak üzere huzurlarınızda bulunuyorum.

Özellikle Orman ve Su İşleri Bakanlığı ormanların korunması, geliştirilmesi, işletilmesi, tabiatın ve biyoçeşitliliğin korunması, su kaynaklarının korunması, geliştirilmesi ve meteoroloji tahminlerinin yapılmasından sorumludur.

Ormancılık ve çölleşmeyle mücadele ve millî parklarla alakalı olarak Orman Genel Müdürlüğü, Çölleşme ve Erozyonla Mücadele Genel Müdürlüğümüz ve Doğa Koruma Millî Parklar Genel Müdürlüğü bu faaliyetleri yürütmektedir.

Su işlerinde planlamayla alakalı faaliyetler yeni kurduğumuz Su Yönetimi Genel Müdürlüğü tarafından yürütülmektedir. Ancak, suyla alakalı bütün yatırımlar, uygulamalar, tatbikatlar ise Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü tarafından icra edilmektedir. Türkiye Su Enstitüsü ise suyla alakalı, geleceğe yönelik çalışmaların yönlendirilmesi, küresel su meselelerinin çözümüne katkı sağlanması gibi konularda çalışmalar yapmaktadır.

Bakanlığımız 69.165 personeli ve 12 milyar 107 milyon 977 bin TL’lik 2014 yılı bütçe teklifiyle ülkemizin en büyük yatırımcı bakanlıklarından birisidir.

Özellikle ormanla alakalı kısa bir bilgi arz etmek istiyorum sizlere. Ülkemizin yüz ölçümünün yüzde 27,7’si orman alanıdır. 2002 yılında bu alan 20,8 milyon hektar iken 2012 yılında 21,7 milyon hektara yükselmiştir. Yani, son on yılda 9 bin hektar yani 9 milyon dekarlık bir, alanda artış olmuştur. Tabii, son on buçuk yılda ise 3 milyar adet fidanı toprakla buluşturduk. Bir de şunu vurgulamak istiyorum: Bütün dünyada orman varlığı, odun serveti azalırken, ormanlar tahrip olurken Türkiye’de hem alan itibarıyla hem de odun serveti artmaktadır. Bundan da, gerçekten teşkilatımın da bu çalışmalarından dolayı gurur duyuyorum. Hakikaten çok fedakâr çalışıyorlar. Misal olarak, on yıl önce Türkiye’deki odun serveti 1,2 milyar metreküp iken, geçen yıl sonunda bu rakam 1,5 milyar metreküpe yükselmiştir. Bu da gerçekten gurur vesilesidir. Özellikle biz zaman zaman seferberlik yapıyoruz. Misal olarak, 2008 yılında Ağaçlandırma ve Erozyon Kontrolü Seferberliği gerçekleştirmiştik. Bu hedefimiz beş yılda, 2008-2012 yılı sonuna kadar 2 milyon 300 bin hektarlık alanda ağaçlandırma ve rehabilitasyon çalışması yapalım diye karar kılmıştık ama arkadaşlarımız gerçekten çok çalıştı ve hedefi aşarak 2 milyon 428 bin hektar alanda çalışmayı tamamladı. Sadece son beş yılda 2 milyar adet fidan toprakla buluştu.

Bir de şunu ifade edeyim: Bu sayıları geçmişle mukayese edersek, kısaca, 1992 ile 2002 yılları arasında, on yıllık dönemde ortalama 75 bin hektar alanda çalışma yapılırken, Allah’a şükür, mesela 2012 yılında biz bu rakamı 500 bin hektara çıkarttık. Bu da bizim gurur vesilemiz.

Tabii, şunu da ifade etmek istiyorum…

OKTAY VURAL (İzmir) – Doğru mu bu? Değil.

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Ağaçlandırma ve rehabilitasyonu karıştırmadan verin rakamları.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – Bütün çalışmalarda ağaçlandırma ve rehabilitasyon, erozyon kontrolü, hepsi birlikte ele alınmaktadır. Verdiğim rakamlar bunu ifade etmektedir.

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – 60 bin hektar erozyonlu arazide ağaçlandırmanız, 60 bin hektar.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – Şimdi, özellikle bir de şunu ifade edeyim: Orman teşkilatı geçmişte sadece ormanlık alanlarda faaliyet gösteriyordu ama son kanun hükmünde kararnameyle biz orman teşkilatını bütün Türkiye’de faaliyet gösterir hâle getirdik. Bu vesileyle, okul bahçeleri, camiler, mezarlıklar, köy yolları, kara yolları, hastaneler, sağlık ocakları, yani her tarafı ağaçlandırıyoruz. Misal olarak, 27.393 adet okul bahçesini ağaçlandırmışız. 9.826 adet ibadethane ve mezarlık ağaçlandırması, 10.577 kilometre kara yolu ve köy yolu ağaçlandırması, 1.095 adet hastane ve sağlık ocağının bahçesi ağaçlandırılmış. Ayrıca, biz özellikle fidan çok ürettiğimiz için bütün vatandaşlara zaman zaman fidan dağıtıyoruz. Mesela, 2012 yılında 25 milyon civarındaki fidanı vatandaşlara ücretsiz olarak dağıtmışız. Ayrıca, bütün belediyelere, proje getiren her belediyeye, sivil toplum kuruşlarına ücretsiz fidan tahsis ediyoruz. Bu yüzden fidan üretimini artırdık. Özellikle şunu ifade edeyim: Konuşmacılar özellikle fidanlıkların kapatıldığından bahsettiler ama neticeye bakalım. Bakın, geçmişte yılda 75 milyon adet fidan üretilirken biz geçen sene 470 milyon adet fidan ürettik, fark burada işte.

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – 600 milyondu geçmiş dönemde yıllık üretim.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – Tabii, sadece fidan üretirken bir de biz şuna önem veriyoruz, orman köylüleri için gelir getirici ürünlere çok büyük önem veriyoruz. Bu maksatla, “odun dışı ürünler” adıyla ceviz, badem gibi birtakım ürünleri dikerek onların gelir maksadıyla, refah seviyesini artırma maksadıyla kullanmalarına müsaade ediyoruz. Nitekim, 2012 yılında 2.500 hektar alanda ceviz fidanı dikildi ve aynı zamanda bir eylem planı hazırladık, 2012-2016 yılları arasında 13 bin hektar alanda 5 milyon adet cevizi dikerek vatandaşlar ürününü alacak, onlara teslim edeceğiz. Keza, badem eylem planı, gene 2013-2017 yılları arasında 19 bin hektar alanda 8 milyon adet badem ağacı dikilmesi kararlaştırıldı.

Efendim, orman teşkilatımız gerçekten çok iyi çalışıyor. 2013 yılında 13,1 milyon metreküp endüstriyel odun üretimi, ayrıca 6,7 milyon ster yakacak odun ve 160 bin ton odun dışı orman ürünü üretti ve bunların satışlarından 2 milyar TL’den fazla bir gelir elde etti. Özellikle, ormancılar aynı zamanda orman köylülerine çok büyük destek veriyor. Bakın, bu maksatla, üretim faaliyetleri kapsamında biz 2013 yılında orman köylülerine yaklaşık 1,4 milyar TL bir katkıda bulunduk. Hâlbuki bu rakam 2002 yılında 253 milyon TL iken biz bunu yaklaşık olarak 5 misli artırmak suretiyle 1,4 milyar TL’ye çıkardık. Ayrıca, bunun dışında ORKÖY destekleri var. 431 milyon TL tutarında ferdî kredi vermişiz, tarımsal kalkınma kooperatifleriyle ise 136 projeye 20 milyon 400 bin TL kredi desteği sağlamışız. 2013 yılı sonuna kadar 5.589 aileye 89 milyon 400 bin TL ferdî kredi desteği sağlamış olacağız. Ayrıca, bilhassa gelir getirici ürünler kapsamında birtakım çalışmalar yapıyoruz; defne, adaçayı vesaire. Tıbbi ve Itri Bitkiler Merkezini kurduk. Ayrıca, bal ormanları kuruyoruz. Bu sayede, Türkiye son on yılda dünyada bal üretiminde 5’inci sıradan 2’nci sıraya yükseldi, bu da gerçekten orman teşkilatımızın büyük başarısı. Ayrıca, biliyorsunuz, vatandaşlarımıza rahat nefes alacağı alanlar kuruyoruz. 127 adet şehir ormanı, 1.534 adet mesirelik alan tesis ettik ve böylece vatandaşlarımıza özellikle faydalı olmaya çalışıyoruz.

Ayrıca, orman kadastrosuyla ilgili kısa bir bilgiyi arz etmek istiyorum. Efendim, şu anda, ormanlarımızın yüzde 90’ının orman kadastrosu tamamlandı yani 19 milyon 120 bin hektar alanda kadastro işlemleri tamamlandı, ancak bunların tamamının tapusunu alamadık. Şimdi, orman kadastrosuyla Tapu Kadastro birlikte çalışıyor. Yaklaşık olarak 16 milyon 700 bin hektarlık alanın tapusunu aldık ve bizzat ben Orman Genel Müdürümüze teslim ettim. İnşallah, 2015 yılı sonuna kadar bütün ormanların tapusu alınacak, böylece vatandaşla hiçbir problemimiz olmayacak.

Orman yangınlarıyla mücadelede teşkilatımız hakikaten destan yazıyor. Avrupa’da en başarılı teşkilat yangınla mücadelede orman teşkilatımız. Bu bakımdan onlarla gurur duyuyorum. Ayrıca, orman yangınlarında hayatını kaybedenlere de Allah’tan rahmet niyaz ediyorum. Efendim, şu anda, bunu, kitapçıkta kıyaslamak mümkün, sizlere dağıttığımız kitapçıkta. Hakikaten, orman yangınlarında Avrupa’da en başarılı ülkeyiz. Sadece Türkiye’de değil, aynı zamanda pek çok Avrupa ülkesine de destek veriyoruz orman yangınlarıyla mücadelede. Ayrıca, biz, Antalya’da bir orman yangınlarıyla mücadele eğitim merkezi kurduk.

ALİ SARIBAŞ (Çanakkale) – Çanakkale’den Gelibolu’ya üç gün sonra helikopterleriniz geliyor. Geçtiğimiz yaz hiç de öyle değildi.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) - Bunları da özellikle diğer ülkelerdeki orman teşkilatlarını da burada eğitiyoruz.

Bunun dışında, özellikle şunu vurgulamak istiyorum: Orman yangınlarında sadece ormanlara, yangına esasında müdahale etmiyoruz, bilhassa tarla ve bahçe yangınlarına karşı da mücadele ediyoruz. Mesela, 2013 yılında, yani bu yıl, 4.797 adet tarım ve bahçe yangınlarına müdahale etmişiz yani bu sayı da bizim orman yangınları sayısından çok daha fazla. Özellikle 2013 yılında, orman yangınlarında 11 bin orman yangın işçisi olmak üzere 19 bin personel görev aldı. 43 hava aracı bu yangınları söndürmede faaliyet gösterdi. Ayrıca, 1.768 kara aracı kullanıldı.

Erken uyarı sistemimiz, yangın yönetim sistemi var. Biliyorsunuz, bu sistem, 2 defa, e-Türkiye ödülü aldı. Bunu da özellikle vurgulamak istiyorum.

Çölleşme ve erozyonla mücadele çalışmalarımız da devam ediyor. Bir arkadaşımız şunu ifade etti: “Ağaçlandırma ve Erozyonla Mücadele Genel Müdürlüğünü kapattınız.” dedi ancak bunu şunun için kapattık: Özellikle arazideki çalışmaları sadece bir kurum yapsın yani şu bardağı 10 kişi taşısa yolda kırılır. Dolayısıyla biz, bu arazi faaliyetlerini tamamen Orman Genel Müdürlüğüne tevdi ettik ama planlama ve çölleşmeyle ilgili, erozyonla mücadele için Çölleşme ve Erozyonla Mücadele Genel Müdürlüğünü kurduk. Hakikaten, şimdi bu genel müdürlüğümüz de fevkalade bir çalışma içinde. Şu anda, 3 tane büyük seferberliği başlattık, 3 büyük seferberlik. Bakın, birincisi, Erozyonla Mücadele Eylem Planı. Plan kapsamında 14 milyon dekar alanda çalışma yapılacak. Ne zaman? 2013-2017. Arkasından, yukarı havza sel kontrolü çalışmaları.

Değerli milletvekillerim, Sayın Başkan; özellikle şunu vurgulamak istiyorum: Taşkınları önlemek, sel baskınlarını önlemek, sadece dere ıslahıyla mümkün olmuyor. Yukarı havzada ağaçlandırma ve mera ıslahları ve özellikle birtakım teraslama çalışmaları yapmak suretiyle taşkınları bu sayede çok daha kolay önlemek mümkün. Dolayısıyla, biz, Yukarı Havza Sel Kontrolü Eylem Planı’yla, Bakanlığımızın bütün birimleri, hemen hemen hepsinin katılımıyla büyük bir seferberlik başlattık; 41 milyon dekar alanda sel ve erozyonu önleme çalışması yapılacak, şu anda çalışmalar başladı, doludizgin devam ediyor.

Ayrıca, bir de barajların ve inşa ettiğimiz göletlerin kısa sürede dolmasını önleyecek bir çalışma yaptık -yani gölet ve barajların etrafında- Yeşil Kuşak Ağaçlandırma Eylem Planı, bu da 2017 yılı sonuna kadar tamamlanacak. Yaklaşık 400 tane baraj ve göletin bu şekilde yeşil kuşakla etrafını tamamen yeşillendireceğiz.

Doğa Koruma ve Millî Parklar Genel Müdürlüğü faaliyetlerinden çok kısa olarak bahsetmek istiyorum efendim: Şimdi, biyolojik çeşitlilik olarak bizim flora ve faunamız Kıta Avrupası’ndan daha fazla, hakikaten muazzam bir biyolojik çeşitlilik ve zenginlik var; bundan dolayı büyük bir mutluluk duyuyoruz. Hatta, biz, bunları bir veri tabanına toplamak için Nuh’un Gemisi Ulusal Biyolojik Çeşitlilik Veri Tabanını kurduk ilk defa ve buraya şu anda 500 binden fazla veri girişi yapıldı.

Ayrıca, şunu da ifade etmek istiyorum: Yani, Türkiye sanki korunan alanlarda geri kalıyormuş gibi bir izlenim ediniliyor, bu doğru değil. Biz, biyolojik çeşitlikte ve korunan alanlarda çok büyük mesafe katettik. Bakın, son on yılda korunan alan sayısı 2002 yılında 950 iken 2013 yılında 1.533’e yükseldi. 2002 yılında korunan alanın büyüklüğü 3,4 milyon hektar iken 2013 yılında 5,6 milyon hektara yükseldi, yani yaklaşık 1,5-2 katı. Millî park sayısı 33’ken 40’a yükseldi. Tabiat anıtı sayısı 102’den 111’e; tabiat parkı sayısı 17’den 193’e; ayrıca Ramsar sulak alanları da 9 taneydi -şu anda sulak alanları koruyoruz- bunu da 9’dan 14’e yükselttik.

ALİ SARIBAŞ (Çanakkale) – Çanakkale’yi, Sinop’u niye kapattınız Bakanım?

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – Merak etmeyin Çanakkale’yle ilgili bilgi vereceğim Sayın Vekilim.

ALİ SARIBAŞ (Çanakkale) – Sinop’u niye kapattınız?

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – Çanakkale’de…

Biraz sonra size cevap vereceğim Sayın Vekilim.

ALİ SARIBAŞ (Çanakkale) – Yüzde 1’i orman olmayan yerlere bölge müdürlükleri açtınız! Müdürlüğün istediği şekilde bir adam olamadık diye koca devleti…

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) - Çanakkale Destanı Tanıtım Merkezini kurduk.

ALİ SARIBAŞ (Çanakkale) – Siyaseti bu kadar aşağı düşürmenin gereği var mı?

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – Şu anda Çanakkale’yi 100’üncü yıla hazırlamak maksadıyla tam 49  tane proje hazırlıyoruz, bunlar da teker teker yapılıyor.

Ayrıca, Sarıkamış için “Kafkas Cephesi Tanıtım ve Araştırma Merkezi” kuruyoruz Sarıkamış’ta. Bunun da inşaatları başlıyor.

Bunun dışında, tabii, İstiklal Harbi’mizi, bu cumhuriyetin nasıl kurulduğunu, İstiklal Harbi’mizin nasıl kazanıldığını gelecek nesillere tanıtmak maksadıyla Afyonkarahisar’da “26 Ağustos Tabiat Parkı İstiklal Tanıtım Merkezi” inşaatına da başlıyoruz.

Tabiatı destekliyoruz, keklik üretiminden sülün üretimine kadar bu faaliyetler devam ediyor.

Ben biraz da su işlerinden bahsetmek istiyorum. Özellikle Türkiye’ye su açısından normalde 501 milyar metreküp yağıştan su geliyor ama buharlaşan, yer altına sızan veya yurt dışına giden suları dikkate alırsak kullanılabilir su miktarımız 112 milyar metreküp.

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Çiftçi sulama parasını ödeyemiyor Sayın Bakan, ona da değinsen iyi olur.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – Saygıdeğer vekillerim, şu ana kadar -yani 2013 yılı rakamlarını veriyorum- yılda 44 milyar metreküp su kullanıyoruz. Bunun 32 milyar metreküpü yani yüzde 73’ü sulamada, 7 milyar metreküpü yani yüzde 16’sı şehirlerin içme ve kullanma suyu ihtiyacında, 5 milyar metreküpü de yani yüzde 11’i sanayi suyu ihtiyacında kullanılıyor.

Biz, özellikle havza korumada bütün bir nehir havzasını dikkate alıyoruz. Artık münferit olarak planlamadan vazgeçtik, Türkiye’ye ilk defa havza esasında bir planlama yapıyoruz. Şu ana kadar da 16 havzanın planlaması tamamlandı, 9 havzanın planlaması da inşallah bu yıl içinde bitecek.

MELDA ONUR (İstanbul) - Planlamaya göre değiştirecek misiniz HES projelerinizi?

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – Sayın Vekilim, ben sizi dinledim. Size de cevap vereceğim, merak etmeyin, biraz sabırlı olun.

Özellikle Devlet Su İşleri çalışanlarından gurur duyuyorum, hakikaten destan yazıyorlar. Değerli vekiller, bakın bugün Türkiye’de su sıkıntısı yoksa bunu, gerçekten fedakâr, gece gündüz demeyen bu arkadaşlarımıza borçluyuz, onlara teşekkür borçluyuz. Marifet iltifata tabi, birazcık da takdir edin yani.

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Görsek iltifat edeceğiz zaten, iltifat edeceğiz.

MELDA ONUR (İstanbul) – Yanlıştan dönmek de marifettir Sayın Bakan, o zaman iltifat ederiz. Yanlıştan dönmek de marifettir.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – Değerli arkadaşlar, müsaade edin, müsaade edin.

Bakın, ben geçmişte İSKİ Genel Müdürlüğü yapmış bir kişiyim. Üniversitede ana bilim dalı başkanıydım su konusunda, çevre konusunda. Daha sonra, 2003 yılında DSİ Genel Müdürü oldum.

ALİ SARIBAŞ (Çanakkale) – Uygulamalara bakalım Hocam. Ders anlatmakla olmuyor Hocam bunlar.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – DSİ Genel Müdürü olduğum zaman sordum “Yılda ne kadar tesis açıyorsunuz?”, “Efendim, üç buçuk yılda geçmiş hükûmet 9 tesis açabilmiş.” Ama, şu anda biz yılda 350-400 tesis açıyoruz. Bunların büyüklerini Başbakanımız açıyor. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Bakın, bu çerçevede, 1.763 tane tesisi halkımızın hizmetine sunduk. Bunlardan 268 tanesi baraj; 53 tane gölet var ama şu anda 334 tane gölet de hazır açılışa; ayrıca, 305 tane sulama tesisini bitirdik.

Bakın, pek çok şehrimizde su yoktu. Mersin'de, Edirne’de, Sinop’ta, efendim, bu su yoktu. Çankırı’da, Afyonkarahisar’da su yoktu.

BÜLENT BELEN (Tekirdağ) – Edirne’de nasıl su yoktu Sayın Bakan ya? Edirne’nin her tarafı su.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – 76 tane yerleşim yerinin su meselesinin otuz kırk yıl sonrasını çözdük. Bu büyük bir başarı. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MELDA ONUR (İstanbul) – O sularla ithal elmaları mı yıkayacağız Sayın Bakan?

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – Siz takdir etmeyin ama yabancılar takdir ediyor, o yeter.

Ayrıca, 987 adet derenin ıslahını yaptık.

Bunun dışında, “Peki, bunları ne yapıyoruz?” derseniz; bakın, şu anda biz bunları topluca… Hatta, Başbakanımız bunları teker teker açamıyor. 10/12/2010 tarihinde 110 tesisi açtı.

BÜLENT BELEN (Tekirdağ) – O kadar çok ki kulübeleri bile açıyorsunuz.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – Allah aşkına, şimdi kulübeleri de açtığımızı falan söyleme, onları açmıyoruz. Onları biz toptan açıyoruz.

Netice itibarıyla, geçen sene de 112 tane tesis açıldı. Kaç milyar TL biliyor musunuz? 16 milyar TL. Bu kadar tesis, Deriner gibi -249 metre yüksekliğinde- Türkiye'nin en yüksek barajının açılışında toplu açılış çerçevesinde yapıldı. Bu sene de -işte, sizlere de davetiye gönderdik, teşriflerinizi beklerdik ama bütçe olduğu için gelemediniz ama sizlere kitapçık dağıttık- 113 tesisi açtık. Bunların toplam maliyeti 3 milyar 250 milyon TL. Efendim, bakın, bunlardan 36 baraj, 16 içme suyu tesisi, 12 tane atık su arıtma tesisi, 26 sulama tesisi, 22 taşkın koruma tesisi…

Şimdi, arkadaşlarımız diyor ki: “Efendim, küçük binaları dahi yazmışsınız.” Öyle bir şey yok. Biz ormanın 34 tane yatırımını 1 tesis kabul ettik, 1 tesis. Sizin zamanınızda 1 tuvaleti açmaya neredeyse kabine gidiyordu. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

OKTAY VURAL (İzmir) – Tuvalet açılışını siz yapıyorsunuz.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) - Bakın, meteorolojinin kaç tane…

ALİ SARIBAŞ (Çanakkale) – Büyük düşünün biraz, bırakın bu tuvalet işlerini.

OKTAY VURAL (İzmir) – Tuvalet açılışını göstereyim mi sana?

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) - Tam 300 tane otomatik meteoroloji tesisini ise…

OKTAY VURAL (İzmir) – Ya, şu Afyon’daki bombanın nasıl patladığını bir anlatın. O çok önemli. Bilirkişi olarak gerçekte nasıl olmuştu, nasıl oldu? Afyon’da o şehit aileleri bekliyor senden, bekliyor.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) - Anlatırız, anlatırız, onu söylerim, gündem dışı bir konuşmada bir sor, ona cevap vereyim.

Şimdi, bakın, meteorolojide 300 tane tesisi 1 tesis olarak kabul etmişiz. Ne kadar? 14 milyon 571 bin, bunu 1 tesis kabul ettik. Sizin dediğiniz bu, işte bu, farkımız bu. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BÜLENT BELEN (Tekirdağ) – Kamu İhale Kanunu’na göre mi yaptınız ihalesini, yoksa yandaşlara mı verdiniz?

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) - Efendim, sulama faaliyetlerinden kısaca bahsedeyim. Sulamada hakikaten destan yazıyoruz. Şu ana kadar DSİ 5 milyon 750 bin hektar alanda çalışma yaptı, yüzde 68’e ulaştık. Yeter mi? Değil. İnşallah, sulamayı hızlandırıyoruz ve 2013 ve 2014 yıllarını da biz sulamada hamle yılı ilan ettik. İnşallah çok kısa zamanda bu yaklaşık 6 milyon hektarı 8,5 milyon hektara yükselteceğiz. Bu maksatla, bakın, gerçekten çok büyük bir projeye imza atıyoruz.

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Istranca derelerini nasıl kuruttunuz, onlardan da bahseder misiniz? Istranca derelerini kuruttunuz.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) - 1000 Günde 1000 Gölet Projesi ve biliyorsunuz ilan ettik. Allah’a şükür, şu anda 334 tanesi gölet ve sulama bitti, bir kısmı baraj ve 2014 yılı sonuna kadar 1.000 değil, 1.071 tanesini tamamlayacağız, yüzümüzün akıyla size sunacağız; farkımız bu. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın Bakan, kaç metreküpe kadar baraj, kaç metreküpe kadar gölet?

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) - Peki, şimdi hidroelektrik enerjiye bakalım. HES’lere karşı çıkıyorsunuz ama bakın şunu söyleyeyim: HES’ler olmasaydı bugün Türkiye elektriksiz kalacaktı. Çünkü geçmişte maalesef HES’ler ihmal edilmiş. Bütün Avrupa’da, Finlandiya’da hidroelektrik enerji potansiyelinin yüzde 100’ü kullanılmış, bizde yüzde 18’i. Dolayısıyla, yabancılar bize gülmüş. Neticede, biz, büyük bir seferberlik başlattık.

Ben geldiğimde 2003 yılı başında 26 milyar kilovatsaat olan elektrik üretimini şimdi, biz, 78 milyar kilovatsaate yükselttik, 3 misli fazla, 3  misli. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Sizden önceki bakanlar yatmış mı Sayın Bakan? Sizden önceki AKP’li bakanlar yatmış mı?

MELDA ONUR (İstanbul) - Kaçı yüzde 10’un altında, bunun kaçı 10’un altında?

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – Allah’a şükürler olsun, destan yazdık.

ALİ SARIBAŞ (Çanakkale) - Enerji Bakanıyla çelişkiye düşüyorsunuz Bakan, alakası yok.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – İçme suyundan kısaca bahsedeyim. Efendim, biliyorsunuz içme suyu konusunda söyleyecek hiçbir şeyiniz yok çünkü bütün Türkiye’de ne kadar susuz yer varsa suyu biz götürdük. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) 76 şehre su götürdük. Daha önce de hükûmetler vardı. Niye götüremediler?

 

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) - Gaziantep’e getirmediniz, Gaziantep’te vardı daha önce.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – İzmir’in suyu yoktu, İzmir’e  bakın, Gördes Barajı’ndan, 100 kilometreden fazla mesafeden 2 metre çapında dev isale hattıyla suyu götürüverdik. 508 milyon TL harcadık, bakın. Hükûmet, sırf İzmir için 508 milyon TL para harcadı, yarım katrilyon.

ALİ SARIBAŞ (Çanakkale) - Yakında oksijen de satacaksınız, oksijen satacaksınız ama orman kalmadı!

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – Sadece İzmir mi? Mersin, Çankırı, Çorum, Kars, efendim, Afyonkarahisar...

ALİ SARIBAŞ (Çanakkale) – Ben size fotoğraf göndereceğim, son on yılın fotoğrafını.

HÜSEYİN FİLİZ (Çankırı) - Afrika, Afrika... Afrika’ya gidiyor.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – Afrika’ya da su götürüyoruz tabii, Kıbrıs’a da su götürüyoruz, bunları özetle belirtmek istiyorum.

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) - Aydoğan’da su yokmuş Sayın Bakan, şimdi aradılar, Ankara’nın Aydoğan köyünde su yokmuş.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – Merak etme Ankara’nın da suyu geliyor. Ankara’nın şu anda 2035 yılına kadar suyu var ama bizim hedefimiz 2060, 2070.

BÜLENT BELEN (Tekirdağ) - İstanbul’a su götüreceğiz diye Istranca derelerini kuruttunuz.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – Bu yüzden Gerede’den 32 kilometre uzunluğunda dev bir tünelle, dünyanın en uzun içme suyu tüneliyle suyu getiriyoruz işte. (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) - Sayın Bakan, şu Istranca derelerinden bahsediniz, kuruttunuz orayı, ondan da bahsedin.

MELDA ONUR (İstanbul) - 10 megavatın altını anlatacaktınız, 10 megavat, 10.

ALİ SARIBAŞ (Çanakkale) – Bardakta su var. Satın alıp da içiyorsunuz.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – Efendim, tamam, bana gazlı su gelmedi, ne yapayım yani!

ALİ SARIBAŞ (Çanakkale) – Arıtılmış su içiyorsunuz.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – Şimdi, efendim, Ergene’den bahsedeyim. Şimdi, bakın, az önce Tekirdağ vekilimiz de bahsetti Ergene’den. Şimdi, bakın, Ergene’de, sanayi arıtmasını az çok yapıyor ama orada hiçbir belediyenin ne katı atık bertaraf tesisi ne atık su arıtma tesisi yoktu. Dolayısıyla, Başbakanımız bir talimat verdi.

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Bak, siz bilim adamısınız, ona göre konuşun Sayın Bakan.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – Biz bu konuda -3,2 milyar TL-3,2 katrilyonluk bir proje hazırladık. 15 tane paket var biliyor musunuz içinde, 15 paket. Neticede, bunlardan 12 tane arıtma tesisini inşa ediyoruz. Hatta, Sayın Başbakanımız geçtiğimiz pazar günü Uzunköprü İleri Biyolojik Atık Su Arıtma Tesisi’ni açtı, biliyor musunuz; Türkiye'nin en hızlı biten ileri biyolojik atık su arıtma tesisi. Arkasından da…

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Uzunköprü kokuyor, siz geçin bakalım burnunuzu tutmadan geçebilecek misiniz?

BÜLENT BELEN (Tekirdağ) – Sayın Bakan, bu 12 tane tesis nerelerde, sayar mısınız?

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – Sayın Başkanım, yani, herhâlde… (CHP ve MHP sıralarından gürültüler)

Ya, bu kadar kıskanmayın!

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…

Siz Genel Kurula hitap edin Sayın Bakan.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – Şimdi, efendim, ikincisi…

BÜLENT BELEN (Tekirdağ) – Başbakandan korkmayın, doğruları söyleyin bize.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – 11/12/2013 tarihinde Başbakanımız Kırklareli ve Vize atık su arıtma tesislerinin açılışını yaptı.

OKTAY VURAL (İzmir) – Kaç tane?

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – Şu anda 3 tanesi açıldı, 12 tane açılacak.

BAŞKAN – Sayın Bakan, niye cevap veriyorsunuz? Siz Genel Kurula hitap edin.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – Onun dışında, şöyle ifade edeyim: Efendim, GAP, KOP faaliyetleri devam ediyor; Konya Ovası projeleri devam ediyor, bunun dışında Doğu Anadolu Projesi devam ediyor. Trakya’yı da merak etmeyin, Trakya için büyük bir proje hazırladık, “TRAGEP” adı, Trakya Gelişim Projesi. (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri alkışlar)

BÜLENT BELEN (Tekirdağ) – Aman, Trakya’yı bize bırakın!

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – 10 milyar TL’lik parayla, bakın, Trakya’da fırtına gibi eseceğiz. 123 adet baraj ve gölet inşa ediyoruz, toprakların tamamını sulayacağız, bütün dereleri ıslah edeceğiz, içme ve kullanma suyu ihtiyacını tamamlayacağız.

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Siz dereleri kuruttunuz, Istranca Deresi’ni kuruttunuz!

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – 12 tane ileri biyolojik arıtma tesisini inşa edeceğiz -katı atık- belediyelerin yapamadığı bütün her şeyi yapacağız. (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

Meteoroloji Genel Müdürlüğümüz de gerçekten destan yazıyor. Şu ana kadar 1.174 tane otomatik meteoroloji ölçüm istasyonu kurduk. Bunlardan havaalanlarıyla ilgili 62 adet meteoroloji ölçüm istasyonu, şimdiye kadar olmayan 70 tane de deniz meteoroloji ölçüm istasyonu kurduk. Ayrıca uluslararası faaliyetlerimiz devam ediyor.

Yalnız, ben burada -sürem de az kaldı ama- sorulara da kısa bir cevap vermek istiyorum.

OKTAY VURAL (İzmir) – Bir şey olmaz, biz veririz kendi hakkımızı.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – Şimdi, burada devretti hakkımızı herhâlde, değil mi Başkanım?

OKTAY VURAL (İzmir) – Devam edin siz efendim.

İÇİŞLERİ BAKANI MUAMMER GÜLER (Mardin) – Saate karşıya bak Hocam.

BAŞKAN – Otuz dakika kullanıyorsunuz Sayın Bakan.

ALİ SARIBAŞ (Çanakkale) – Bakanım, karşıda var, bakın, şuraya bakarsanız…

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – Şimdi, Musa Çam Beyefendi “Hükûmet İzmir’e ambargo uyguluyor.” diye söyledi. Efendim, en büyük yatırımlar İzmir’de yapılıyor, bakın, en büyük yatırımlar. Şu ana kadar -burada listesi var- Hükûmetimiz İzmir’e son on yılda 11 milyar TL’lik yatırım yapmış. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Bakın, biz bütün barajları bitirdik; Beydağı, Çaltıkoru, Yortanlı, Kavaklıdere, Zeytinova, Ataköy, sulamalar, 47 dere ıslahı, içme suyu, 44 tane gölet ve sulama yapılıyor. Çevre yolu, bölünmüş yollar, havaalanları, limanlar, İZBAN, hepsi bitti Allah’a şükürler olsun.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) - Siz mi yaptınız onları, sizin Bakanlığınız mı yaptı?

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – İşte, biz yaptık onları.

Efendim, bunun dışında, Sayıştayla ilgili bir husus var. Efendim, Sayıştayla ilgili hususu kısaca ifade etmek istiyorum.

OKTAY VURAL (İzmir) – Yok ki raporu.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – Biliyorsunuz, genel bütçeli idareler var, özel bütçeli idareler var. Şimdi, bunlardan genel bütçeli idarelerin herhangi bir kasası yok, bunların bütün hesabı, bütün çekler, senet, giriş çıkış Maliye Bakanlığı tarafından tutuluyor. Dolayısıyla, burada Sayıştay tarafından Bakanlığımızdan -genel bütçeli idare kapsamındaki Bakanlık- ve aynı zamanda meteorolojinin Sayıştaydan istenilen bütün bilgileri, belgeleri verilmiştir. Ama bizden mizan istemiş, bunu Maliye Bakanlığından istemesi lazım, bizde herhangi bir kasa yok. Ama DSİ ve ormanın var, onlar da hesaplarını verdiler, herhangi bir problem yok, onu da özellikle vurgulamak istiyorum.

Bunun dışında, özellikle, orman alanları, madencilik faaliyeti… Şu ana kadar ormanlık alanlarda, madenle ilgili 43.819 hektar alanda izin verilmiş; bu, orman varlığımızın binde 2’sine tekabül ediyor. Bunların da 43.258 hektardan 11.500 hektarı taş ocağı.

Şimdi, özellikle Ergene’yle ilgili söyledim…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) - Sayın Melda Onur’un HES’lerle ilgili konuşması vardı. Efendim, HES’lerle ilgili biz bir inceleme yapıyoruz. Hakikaten HES’ler tabiata zarar veriyorsa zaten ÇED çalışmasıyla onların izni verilmiyor. Ama bizim verdiğimiz HES’ler tamamen, gerçekten…

BAŞKAN – Sayın Bakan, ancak sizden sonraki konuşmacı Sayın Buldan. Müsaade ederse Sayın Buldan’ın süresinden ekleyebiliriz.

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Yok, Sayın Başkan, vermiyorum.

OKTAY VURAL (İzmir) – Efendim, şahıs adına söz alamaz ki.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Devamla) – Ben müsaadenizle çok teşekkür ediyorum.

Tabii, gündemde sorular vardı, onlara ben yazılı olarak cevap vereceğim.

Ben bütçenin hayırlı olmasını diliyorum. Katkıda bulunan bütün vekillerimize gönülden teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bakan.

Şimdi, şahsı adına aleyhte söz isteyen Pervin Buldan, Iğdır Milletvekili. (BDP sıralarından alkışlar)

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; doğrusu süremden İçişleri Bakanı istemiş olsaydı verirdim bir iki dakika çünkü burada yaklaşık otuz dakika konuştu Sayın Bakan ama bu otuz dakikalık süre içerisinde kamuoyunu tatmin edecek, bizleri tatmin edecek herhangi bir açıklamada bulunmadı ne yazık ki. Doğrusu, bu yarım saatlik konuşma süresi içerisinde en azından bir dakikasını Yüksekova’da yaşanan olaylara ayırmasını beklerdik Sayın Bakandan.

6 Aralık günü Hakkâri’nin Yüksekova ilçesinde mezar tahribatlarını protesto etmek için yürüyüş yapmak isteyen kitleye yönelik, güvenlik güçleri tarafından orantısız güç kullanılarak bir saldırı gerçekleştirildi ve bu saldırıda 3 insan, 3 vatandaş yaşamını yitirdi. Sayın İçişleri Bakanı burada yarım saatlik konuşma süresi içerisinde bu 3 insanın yaşamını yitirmesine dair herhangi bir açıklama, orada yaşanan olaylarla ilgili gelişmeleri, soruşturmayı ve Hakkâri Valisi, Yüksekova Kaymakamı, Hakkâri ve Yüksekova emniyet müdürleri hakkında herhangi bir soruşturma açıldı mı; bunlar görevlerinden alınacak mı; bu konuda herhangi bir açıklama ne yazık ki yapmadı.

Sayın Bakan, ayrıca, Gezi olaylarında yaşamını yitiren Ethem Sarısülük, Mehmet Ayvalıtaş, Ali İsmail Korkmaz, Abdullah Cömert, Ahmet Atakan arkadaşlarımızın olaylarıyla ilgili ya da bu olaylarda sorumluluğu bulunan güvenlik güçleri hakkında herhangi bir soruşturma başlatıldı mı; bunlar görevlerinden alınacak mı; bunlarla ilgili bir gelişme var mı; ne yazık ki bu konuda da kamuoyunu ve bizleri bilgilendirmedi.

Geçen gün Gezi olaylarında tutuklanan arkadaşlarımızın aileleri Meclisi ziyaret ettiler, bir beklentileri var. Bu insanlar hakkında herhangi bir iddianame bile hazır değil şu anda, suçsuz günahsız insanlar cezaevinde ve bu insanlar öğrenciler. Üniversiteye devam eden arkadaşlarımız, çocuklarımız suçsuz günahsız cezaevinde tutuklu bulunuyorlar. Bununla ilgili de Sayın Bakanın, doğrusu, bugün bir açıklama yapmasını beklerdik.

Sayın Bakan, öyle şeyler anlattınız ki Türkiye gerçekten bir demokrasi ülkesi, Türkiye’de her şey refah ve huzur içerisinde, insanlar demokratik tepkilerini en doğal haklarıyla yerine getiriyorlar ama Türkiye’de ne yazık ki bugün içerisinde bulunduğumuz süreç itibarıyla olması gerekenlerden bahsetmediniz. En çok sizin Bakanlığınızı ilgilendiren Türkiye’nin refahı ve huzuru konusunda Türkiye’yi bilgilendirmediniz. Şu anda Türkiye’de bir çatışmasızlık süreci var. Evet, “Anneler ağlamasın.” diyoruz ama Yüksekova’da anneler ağladı Sayın Bakanım. Ateşkes sadece kırsalda asker ve gerilla arasında olmamalı, ateşkes aynı zamanda şehir merkezlerinde güvenlik güçlerinin beyinlerinde ve zihinlerinde de olmak durumunda. Bunu içselleştirmenin, polisin ve askerin içselleştirmesinin en fazla sizin Bakanlığınızın sorumluluğunda olduğunu ifade etmek istiyoruz, size bunu hatırlatmak istiyoruz Sayın Bakanım.

O yüzden, biz bugün burada sizin yapmış olduğunuz açıklamayı yeterli ve tatmin edici bulmadığımızı ifade ediyor, sizden bu konularda açıklama yapmanızı bekliyor, saygılar sunuyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Şimdi yirmi dakika süreyle soru-cevap işlemi yapılacaktır.

Sayın Halaman…

ALİ HALAMAN (Adana) -  Teşekkür ederim.

Şöyle, benim sorum, İçişleri Bakanımıza: Şimdi, Adana’nın Kozan ilçesi var. Genelde ilçelerin merkezinde, illerin merkezinde hükûmet konakları var, hükûmet. Resmî daireler genelde şehrin merkezinde olur. Bu adliyenin kapısında ve refüj şeklinde olan yerde “Ne mutlu Türk'üm diyene.” cümlesi yazılıydı. Yine, Ziraat Bankasının önlerinde “TC” kimlikleri var. Emniyetin, belediyenin personelinin birleşerek gece karanlıklarında bunu aşağı indirmesi, yok etmesi doğru bir şey mi? Bunun yazılı olmasında bir mahzur var mı? Sayın Bakanımız bunu bir açıklarsa memnun oluruz.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Kurt…

KAZIM KURT (Eskişehir) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın İçişleri Bakanına sormak istiyorum: Sayın Bakanım, Eskişehir, son yılların en güvenli illerinden birisi. Şu son beş yılda hiçbir toplumsal olay olmadı, hiçbir ölümlü kavga olmadı, bir tek hariç, Ali İsmail Korkmaz’ı polislerin döverek öldürmesi. Ali İsmail Korkmaz davasında Eskişehir’den davanın alınması için uğraşmanın anlamı neydi? Eskişehir’in can ve mal güvenliği açısından hangi sakıncası vardı, bunu öğrenmek istiyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Erdoğan…

MEHMET ERDOĞAN (Muğla) – Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.

Sayın İçişleri Bakanı, birinci sınıf mülki idare amirlerinin ek göstergelerini ne zaman artıracaksınız? Polislerimize verdiğiniz sözleri ne zaman tutacaksınız? Polislerin özlük haklarını ne zaman düzelteceksiniz? Yine, adliye teşkilatı kapanan ilçelerde kaymakamlıklar adli sicil kaydı vereceklerdi, düzenleme bu şekilde yapılmıştı ama bugün bazı ilçelerde bu hizmetin verilemediğinden bahsedilmektedir. Verilemiyorsa sebebi nedir? Hangi ilçelerde bu hizmet verilememektedir?

Sayın Orman ve Su İşleri Bakanı, yaptığınız içme suyu barajlarını protokolle belediyelere devrediyor, yatırım bedellerini belediyelerden alıyorsunuz ancak 1,5 milyar dolarlık yatırımla gerçekleştirilen Melen içme suyu barajını, protokol yapmadan İstanbul Büyükşehir Belediyesine ücretsiz olarak kullandırdığınız doğru mudur? Belediyelere protokol yapmadan kullandırdığınız, ücretsiz olarak kullandırdığınız başka içme suyu tesisi var mıdır? Varsa, bu tesisleri ücretsiz kullanan belediye başkanları hangi siyasi partilere mensuptur?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Sarıbaş…

ALİ SARIBAŞ (Çanakkale) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Orman ve Su İşleri Bakanına sormak istiyorum: Geçen hafta, Çanakkale Belediyesi Kaz Dağlarını havadan fotoğrafladı ve bu fotoğraflamada Kaz Dağlarına -diğer madencileri söylemiyorum- sadece altıncıların verdiği tahribatı bu fotoğrafları kıyasladığımızda gördük. Kaz Dağları çok çeşitli ormanlara sahipken, burası 3.500 çeşit endemik bitki yapısına sahipken burada ne kadar ağaç kesilmiştir? Kaç firmaya izin verilmiştir, altın firmasına? Kaç adet sondaj kuyusu açılmasına izin verilmiştir? Yok olan endemik bitkilerin çeşitleri kaç tanedir ve nelerdir? Bu anlamda, bunları sormak istiyorum.

SHP-Doğru Yol zamanında başlayan ve en büyük barajlarımız olan Taşoluk ve Bakacak barajlarının hâlâ, on bir yıldır bitirilmemesine rağmen, az önce konuşmanızda ifade ettiğiniz gibi, “yaptık, ettik ve edeceğiz” diyorsunuz. Bunun gibi, özellikle Ayvacık Barajı’nın bitmemesine rağmen Başbakanla beraber de kurdele kesiyorsunuz.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Varlı, buyurun.

MUHARREM VARLI (Adana) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Önce Sayın Güler’e sormak istiyorum: Ankara’daki bürokrasinin konuştuğu, bugünlerde gündeme getirdiği, bizim de kulağımıza gelen, size sormamızı istedikleri bir soru var: Bu yeni Büyükşehir Yasası kapsamında Oslo süreciyle bağlantılı olarak, bu kaymakamlık ve valilik makamlarının kaldırılacağıyla alakalı bir laf var bugünlerde. Bu konuda sizin cevabınız ne olacaktır? Lütfen, cevabınızı da üç ay sonra değiştirecek şekilde değil de iyi düşünerek verirseniz memnun olurum.

İkincisi, Sayın Eroğlu…

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Varlı.

Buyurun Sayın Demiröz.

İLHAN DEMİRÖZ (Bursa) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

İçişleri Bakanıma sormak istiyorum: Bursa Büyükşehir Belediyesi Başkanı Recep Altepe imzası ile muhtarlara muhtar kimlik kartı düzenlenmiştir. Bursa Büyükşehir Belediyesi logolu kimlik kartında ad, soyad, ilçe, mahalle, dönem, kimlik bilgileri yer almaktadır. Sorum şu: Kendi özgür iradesiyle aday olan, seçim sürecinde her türlü masraflarını kendileri karşılayan ve hiçbir yerel yönetim, kurum ya da siyasi partiden destek almadan, en demokratik şekilde seçilmiş muhtarlarımıza Bursa Büyükşehir Belediyesi tarafından böyle bir kimlik kartı çıkarılmasının gerekçesi nedir? Bursa Büyükşehir Belediyesi Başkanı imzalı bu kimlik kartı, görev ve yetkileri 4541 sayılı Kanun’la belirlenmiş olan muhtarlarımıza siyasi baskı değil midir?

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Akar…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın İçişleri Bakanına sormak istiyorum: Biraz evvel beni Antalya Manavgat Ahmetler köyünden aradılar. Melda Hanım’ın yaptığı konuşmayı izlemişler ve soruyorlar köylüler: Köylerinde yapılmaya çalışılan HES’lere karşı yaptıkları protestoda özel güvenliğe ait elemanlar tarafından köylüye üç el ateş edilmiş, bu soruşturma yapılmış mıdır? Yapılmış ise sorumluları kimlerdir? Bu konuda bilgilendirirseniz, bu bilgiyi bekliyor köylüler bizden.

İkinci açıklamam da Sayın Orman ve Su İşleri Bakanına olacak: Bu kitapçıkta baraj yaptığınızı… Tanımladığınız 30 tane tesisten bahsediyorsunuz. Üşenmedim, oturdum, topladım ve toplamda bunlar 782 milyon 882 bin 430 metreküplük bir su depolama alanına sahip. Bunun ne anlama geldiğini ifade etmek istiyorum: Atatürk Barajı’nın ellide 1’i, Keban Barajı’nın otuz beşte 1’i, Hirfanlı Barajı’nın da yedide 1’i, diğer barajları saymayacağım dahi. Yani “dev”in tanımı mı değişti, yoksa siz farklı bir anlam mı yüklüyorsunuz?

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Belen…

BÜLENT BELEN (Tekirdağ) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

İçişleri Bakanımıza soruyorum, dünkü Hürriyet gazetesinde bir başlık: “Boğaziçi Üniversitesi, Fener Rum Patriğini ekümenik ilan etti.” Boğaziçi Rektörünün imzasını taşıyan, “Ekümenik Patrik Bartholomeos I için düzenlenen fahri doktora unvanı takdim törenine katılmanızı saygılarımla rica ederim.” diye bir davetiye. Bu rektörle ilgili bir şey yapmayı düşünüyor musunuz?

Ayrıca, geçtiğimiz günlerde, Erzurum ilinde İŞKUR’un düzenlediği toplantıya katılan Vali Yardımcısı Ertuğrul Egemen, bir genelgeye sığınarak İstiklal Marşı okutmamıştır. Böyle bir genelge var mıdır? Bürokratlarınızdaki bu İstiklal Marşı düşmanlığı nedir? Aynı şahıs daha evvel katıldığı bir kapalı toplantıda ayağa kalkmayanları azarlamıştır. İnşallah, bu başarılarından dolayı ilk kararnamede vali yaparsınız.

Ayrıca, Sayın Veysel Eroğlu’na soruyorum: Haziran ayında kaç orman mühendisi alacaksınız?

OKTAY VURAL (İzmir) – Su ürünleri mühendisi aynı zamanda.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Işık…

MUHARREM IŞIK (Erzincan) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Orman ve Su İşleri Bakanıma sormak istiyorum: Sayın Bakanım, bu “113 dev eser”i görünce ben size küstüm. Bütün illeri koymuşsunuz, Erzincan’a bir tek 4 tane otomatik meteoroloji gözlem istasyonu yazmışsınız. Hiç değilse, Erzincan’a gelip büyük törenle Vasgirt Çayı’na dikmiş olduğunuz ve şu anda kuruyan 32 tane ağacın resmini koyaydınız.

İkinci sorum da, Sayın Bakanım, Erzincan’da yapılan HES’ler. Özellikle 42 tane HES projesi var şu anda bizim öğrendiğimiz, daha gerisi de vardır ama… Yani bu işte bir art niyet aramıyorum ama neden özellikle bu yapılan barajlar için -sulama göletleri olsun ya da HES’lerin olsun- özellikle Cumhuriyet Halk Partisine oy veren köyler niye seçiliyor? Ben art niyet aramak istemiyorum ama bilinçli mi diyeceğim, bakıyorsun, diğer tarafta da sular var, diğer tarafta da su tutulacak  yerler var ama özellikle buralarda yapılmak isteniyor. Yani bu konuda, kötü niyet aramamakla birlikte, cevap istiyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Serindağ…

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın İçişleri Bakanına soruyorum: Metro istasyonu, yeşil alan ve park olması gereken, düzenleme ortaklık payı ve Atatürk Orman Çiftliğinden belediyeye intikal eden çok değerli bir alanda mevcut imar planlarına ilgili kurumların itirazlarına, mahkeme kararlarına, müfettiş ve bilirkişi raporlarına rağmen 90 milyon TL harcanarak yapılan, 2013 yılında ise yıkılan, yeri düşük bedelle yandaşlara satılan ve imar durumu değiştirilen, bir yolsuzluk, rant ve hukuksuzluk abidesi olan, Eskişehir yolu üzerinde bulunan “demir kafes” ile ilgili olarak Mülkiye Teftiş Kurulunu görevlendirmeyi düşünüyor musunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Son soru, Sayın Çelebi…

SÜLEYMAN ÇELEBİ (İstanbul) – Teşekkürler Sayın Başkanım.

Sayın İçişleri Bakanına sormak istiyorum: Avukat Taylan Tanay’a emniyette işkence uygulanmıştır. Görüntüler basına yansımıştır. Görüntülerde Tanay, beş polis tarafından zor kullanılarak yere yatırılıyor, bir polis, Tanay’ın elini ters vaziyette yukarıya kaldırırken, bir diğeri de mürekkep sürerek örneğini alıyor. Bu esnada diğer polisler, Tanay’ın bacaklarını ve sırtını tutuyor. Bu görüntüler işkence kanıtı değil mi?

İkinci sorum: TOMA’ların tankına doldurulurken belgelenen ve görüntülenen, insan yaşamını tehdit eden “corrosiva” maddesi hangi ülkeden alınmıştır? Bu ilaç, TOMA’lardaki suya katıldığında hangi etkileri göstermektedir? Bu ilaçların vücutta kalıcı etkiler yaratacak nitelikte olduğunu biliyor musunuz? İnsan sağlığını tehdit ettiği açık olan bu kimyevi maddeleri kullanmaya devam etmeyi düşünüyor musunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Evet, teşekkür ediyorum.

OKTAY VURAL (İzmir) – Tam Seyfettin Bey’e gelmişti, niye bitirdiniz Sayın Başkan?

BAŞKAN – Sayın Bakan da cevap versin, sonra tekrar vereyim süre.

Buyurun Sayın Bakanım.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Teşekkür ediyorum.

Biz genelde 1053 sayılı Kanun çerçevesinde bütün belediyelerle bir protokol yapıyoruz. Ancak Melen Projesi ile ilgili protokol hazırlandı ama şu anda Melen Projesi’nin baraj kısmı var. Barajın da inşaatı tamamlanıyor, tamamlandıktan sonra yani kanun çerçevesinde protokolü olmayan hiçbir belediyeye herhangi bir imkân tanımıyoruz, mutlaka protokol yapılıyor.

Kaz Dağlarıyla ilgili de şunu söyleyeyim, Sayın Vekilim, tabii Çanakkale’yle ilgili az önce söyleyecektim ama şu anda ifade edeyim: Kaz Dağlarında -biliyorsunuz- korunan alanı millî park olarak ilan ettik. Millî parkta kati surette bir izne müsaade verilmiyor. Orada da…

ALİ SARIBAŞ (Çanakkale) – Yüzde 10 Bakanım, yüzde 10 o.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Tamam, onu özellikle belirteyim. Bunun dışında diğer alanlarda tabii, mevzuat neyse ona göre, mevzuata uygun olarak izin veriyoruz ama mutlaka denetliyoruz, maden alındıktan sonra orayı rehabilite ediyoruz. Bakın, bunu söyleyeyim, unuttum: 2008 yılında bir genelge yayımladık, maden alındıktan sonra aynen rehabilite edilecek, ağaçlandırılacak; bunu, özellikle vurgulamak istiyorum. Kaldı ki biz, Çanakkale’de gerçekten çok büyük yatırımlara imza attık yani bunu siz de biliyorsunuz, oradaki Çokal Barajı, Taşoluk Barajı falan bitti hepsi. Bütün barajları bitirdik ve en büyük yardımı -kusura bakmayın- Çanakkale’ye ayırdık.

ALİ SARIBAŞ (Çanakkale) – Sulamalara ne zaman başladınız? Yani “Baraj bitti.” demeyin ya, kanallar yok.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) –  Efendim şimdi, Sayın Akar’ın söylediği baraj meselesi: Efendim, gölet ve barajın tarifi çok açıktır. 30 metre yüksekliğe kadar olanlara biz “gölet” diyoruz, 30 metreden yükseklere ise “baraj” diyoruz; bu, buna göre tarif edilmiştir.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Hepsine “baraj” demişsiniz.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) –  Kusura bakmayın, ona bakarsanız Türkiye'nin en yüksek barajını biz inşa ettik. İşte Deriner 249 metre, Ermenek Barajı…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Siz, tamamlıyorsunuz.

OKTAY VURAL (İzmir) – Ne zaman başlamıştı?

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) –  Yeni bitirdik 12/12/2012 tarihinde. Daha önce Ermenek Barajı’nı bitirdik, dünyanın sayılı barajı, 218 metre yükseklikte.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Siz tamamlıyorsunuz Sayın Bakan, tamamlıyorsunuz. Siz hayal edemezsiniz, tamamlıyorsunuz.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) –  Bakın, insaf edin, bitirdiğimiz barajları…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – “Dev” mi Sayın Bakan, “dev” mi?

OKTAY VURAL (İzmir) – Ne zaman başlamıştı?

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) –  Hangisi ne zaman başladı? Deriner’in başlaması önemli değil, 2003 yılında Deriner’de daha temel bile atılmıştı.

BÜLENT BELEN (Tekirdağ) – Hakkı bari teslim edin Sayın Bakan.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) - Bunlara lütfen, bir bakın. Ermenek Barajı’nda, bir bakarsanız sayın vekilim, temel bile başlamamıştı. Bunun dışında…

BÜLENT BELEN (Tekirdağ) – Marmaray’la ilgili hakkı da teslim etmiyorsunuz.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) - Efendim, özellikle Erzincan vekilimizin bahsettiği… Buna hakikaten fevkalâde üzüldüm.

MUHARREM IŞIK (Erzincan) – Ben de üzüldüm.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) - Su neredeyse biz oraya baraj yapıyoruz, etüt yapılıyor. Bizim herhangi bir şekilde hangi köyün CHP’li, hangi köyün diğer partili olduğunu bilmemiz mümkün değil. (CHP sıralarından gürültüler) Kaldı ki biliyorsunuz, biz Erzincan’a da daha yakında… Bu kitapta yoksa biliyorsunuz, Turnaçayırı Barajı’nın temelini attık, çok hızlı şekilde inşa edeceğiz. Ayrıca, Vasgirt Deresi’ni tamamlıyoruz. Bunu da özetle vurgulamak istiyorum.

Bir de az önce bir husus vardı, Sayın Seyfettin Bey’in bahsettiği hususa ben burada açıklık getirmek istiyorum.

MEHMET ERDOĞAN (Muğla) – Benim soruma cevap vermediniz.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) - Efendim, bir sayman tarafından 6,5 milyon TL’lik bir sahtekârlık yapılmış. Ama, sahtekârlık şöyle: Arkadaşlarımız, maaş mutemedinin bankaya yatırması gereken parayı imzalamışlar; normal ama o, renkli fotokopide maaşların toplam miktarını değiştirmek suretiyle paranın bir kısmını peyderpey maalesef kendi hesabına aktarmış. Bu sahtekârlığı biz belirledik, tamam mı?

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – İhmal var mı, yok mu; yedi sene sürdü?

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) - Bir dakika, bir dakika. İhmal yok, hatta bu konuda hiçbir ihmal yok. Bunu zaten arkadaşlarımız yakaladı ve neticede şu anda da kendisi hapiste. Yani netice itibarıyla yolsuzluk yapanı, sahtekârlık yapanı biz hapse atarız; netice budur.

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Para nerede para? Nerede para?

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) - Parası işte alınıyor, bir kısmı geri alındı.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – İhmali bırak, zimmet olur o zaman, parayı alamadıysa.

BAŞKAN – Evet, Sayın Bakanım, diğer sorulara cevap verelim lütfen.

BÜLENT BELEN (Tekirdağ) – Orman mühendisi alacak mıydınız Sayın Bakanım, söylemediniz.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) - Önümüzdeki haziranda alacağız tabii.

MELDA ONUR (İstanbul) – Sayın Bakan, bana da cevap verseydiniz keşke ya.

BAŞKAN - Buyurun Sayın Bakanım.

İÇİŞLERİ BAKANI MUAMMER GÜLER (Mardin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; efendim, polisimizin özlük haklarıyla ilgili, değerli milletvekillerimizin konuşmalarında da dile getirdikleri konular oldu. Özellikle şunu ifade edeyim: Bizim Hükûmet dönemimizde kamu çalışanlarının enflasyonun gerisinde bırakılmayacak bir ücret sistemini uyguladığımızı biliyorsunuz ancak şurada şahsi görüşümü de katarak ifade ediyorum, en stresli, en zor… Gerçekten ücretlerinde en çok iyileştirme yapılması gereken kolluk görevlileridir ve polis de bunların başında gelmektedir. Bununla ilgili olarak gerçekten de bu son on bir yıllık dönemde polis teşkilatıyla ilgili birçok mali ve sosyal hak düzeltmeleri yapılmış bulunmaktadır. Sayın Başbakanımızın da sözü var, bizim de sözümüz vardır.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Vatandaşı dövmüş, ikramiye verirsiniz…

İDRİS BALUKEN (Bingöl) - Onlar demokrasiye katkı sağlıyor, tabii, maaşlarını artırın!

İÇİŞLERİ BAKANI MUAMMER GÜLER (Mardin) – Müsaade buyurun efendim, müsaade buyurun.

Üç konuda arkadaşlarımızın özel sıkıntısı olduğunu biliyorum. Bunların bir tanesi ek gösterge konusudur, bir tanesi fazla mesai konusudur, bir diğeri de emekliliklerinde maaş düşüklüklerini düzenleyen kanundur; onları çözeceğiz.

SÜLEYMAN ÇELEBİ (İstanbul) – Evet, bunu çözün, çözün, konuşmayın. Konuşmayın, çözün!

İÇİŞLERİ BAKANI MUAMMER GÜLER (Mardin) – Yalnız, ben şimdi şahsi görüşümü burada ifade ediyorum, müsaade buyurursanız.

OKTAY VURAL (İzmir) – Olmaz efendim, Hükûmet adına oturuyor.

İÇİŞLERİ BAKANI MUAMMER GÜLER (Mardin) – Peki, şahsi görüşümü söylemiyorum.

Komisyonda söylediğim bir konu vardı: Polislerle ilgili bir konuyu getirdiğimiz zaman hemen diğer meslek gruplarıyla ilgili diğer konular getirilerek bu konuda işte herkes “Genel düzenleme yapılsın.” diye de… Maliye Bakanlığımız “Büyük bir mali yük getiriyor.” diye maalesef bu konu biraz geride kalıyor ama…

OKTAY VURAL (İzmir) – Efendim, önergeyi getirin, biz hazırız.

İÇİŞLERİ BAKANI MUAMMER GÜLER (Mardin) – Polislerimizle ilgili sizlerin de aktif ayrımcılık yapmanız konusundaki desteklerinizi beklediğimi buradan ifade etmek istiyorum.

OKTAY VURAL (İzmir) – Biz hazırız.

SÜLEYMAN ÇELEBİ (İstanbul) – Evet, hazırız.

İÇİŞLERİ BAKANI MUAMMER GÜLER (Mardin) – Tamam, peki.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Biz de veririz, biz de veririz…

İÇİŞLERİ BAKANI MUAMMER GÜLER (Mardin) – İnşallah.

Şimdi, değerli arkadaşlarım, Sayın Varlı, bu Büyükşehir Yasası’yla ilgili olarak, malumunuz, 6360 sayılı Kanun’dan sonra gerek valiliklerin yatırım izleme ve değerlendirme merkezleriyle gerek kaymakamlıkların, artık köylerin mahalleye dönüşmesiyle ilgili olarak, belli görevlerinin, bir kısmı başka alanlara kaydırıldı, bir kısmı kalktı ama buradaki itirazlar, Anayasa Mahkemesi tarafından da reddedildi. Ancak valilik ve kaymakamlıkların kaldırılacağı konusundaki görüşünüz… Zaten öyle bir şey söz konusu değil, Hükûmet olarak da böyle bir görüşümüz yok, üç ay sonra da değiştirilecek bir konu değil ama oradaki “üç aylık” konuyu, ben, doğrusu, anlayamadığımı da ifade etmek isterim.

Şimdi, Sayın Erdoğan, birinci sınıf mülki idare amirleriyle ilgili ek gösterge konusunda, 5800’e getirilmesi konusunda Hükûmetimiz döneminde bir iyileştirme yapıldı ancak bunun –ben de- birinci sınıfa ayrılmış mülki idare amirleri için 6400’e getirilmesi konusunda Bakanlık olarak bir çalışma yapıyoruz. İnşallah…

OKTAY VURAL (İzmir) – O zaman polislerinkini de yapın efendim.

İÇİŞLERİ BAKANI MUAMMER GÜLER (Mardin) – Polisleri zaten biraz önce söyledim.

OKTAY VURAL (İzmir) – “Onu da yapıyoruz.” deyin bari.

İÇİŞLERİ BAKANI MUAMMER GÜLER (Mardin) – İnşallah efendim.

Sayın Başbakanımızın bu konuda sözü var, Bakanlık olarak bizim de sözümüz var. Bu konuda, efendim, tekrar ediyorum, gerçekten de polis teşkilatımızla ilgili…

MEHMET ERDOĞAN (Muğla) - Seçimden önce mi, seçimden sonra mı Sayın Bakan?

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Efendim, bizim soruya gelin, tamam, Sayın Bakanım, o anlaşıldı, benim soruya gelin.

İLHAN DEMİRÖZ (Bursa) - Bizim sorulara cevap verin Sayın Bakan.

İÇİŞLERİ BAKANI MUAMMER GÜLER (Mardin) – Şimdi, sizin sorulara geleceğim.

BÜLENT BELEN (Tekirdağ) – Erzurum Vali Yardımcısına ne yapacaksınız Sayın Bakan?

İÇİŞLERİ BAKANI MUAMMER GÜLER (Mardin) – Erzurum Vali Yardımcısını vali yapmayacağız efendim.

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) - Adana Valisini ne yapacaksınız?

İÇİŞLERİ BAKANI MUAMMER GÜLER (Mardin) - Biraz önce vali yapacak mısınız diye sordunuz? Vali yapmayacağız ama…

OKTAY VURAL (İzmir) - Adana Valisi’ni kavas olarak görevlendirecek misiniz efendim? Başbakan, Adana Valisi’ni kavas olarak görevlendirmeyi düşünüyor mu?

İÇİŞLERİ BAKANI MUAMMER GÜLER (Mardin) - Şimdi sözlü soruya mı dönüştü?

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Sayın Bakan, “demir kafes”e gelin artık, “demir kafes”e.

İÇİŞLERİ BAKANI MUAMMER GÜLER (Mardin) – Sözlü soruya dönüştü herhâlde efendim.

AHMET AYDIN (Adıyaman) - Böyle bir usul yok Sayın Başkan.

REFİK ERYILMAZ (Hatay) – Öldürülen gençlerimizin failleri ne oldu, gençlerimizin failleri?

İÇİŞLERİ BAKANI MUAMMER GÜLER (Mardin) – Bir dakika, Sayın Serindağ’ın sorusuna cevap vereceğim, onu…

SÜLEYMAN ÇELEBİ (İstanbul) - Süresi doldu.

İÇİŞLERİ BAKANI MUAMMER GÜLER (Mardin) – Şimdi, Sayın Serindağ, bu sizin sorunuzla ilgili, Bakanlığımızca araştırma ve ön inceleme yapılmış, mülkiye başmüfettişleri tarafından yapılan araştırma sonucunda, EGO Genel Müdürlüğü yetkilileri hakkında düzenlenen tevdi raporu, genel hükümlere göre işlem yapılmak üzere, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına tevdi edilmiştir. Ayrıca, mülkiye başmüfettişleri tarafından yapılan ön inceleme raporunda, düzenlenen önce inceleme raporuna istinaden…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İÇİŞLERİ BAKANI MUAMMER GÜLER (Mardin) – …Bakanlığımızca Ankara Büyükşehir Belediyesi Başkanı Melih Gökçek ve İmar ve Şehircilik Dairesi Başkanı Ömer Faruk Erciyes hakkında verilen karar üzerine Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca işlemden kaldırma kararı verilmiştir. Bu konudaki idari yargıyla ilgili işlemler açıktır.

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Yeni bir durum var, imar planı yeni değişti Sayın Bakan. O, eski; imar planı yeni değişti, satış yeni oldu.

İÇİŞLERİ BAKANI MUAMMER GÜLER (Mardin) – Şimdi, değerli arkadaşlarım, Kozan Hükûmet Konağı önündeki Atatürk Anıtı’nda “Türk milleti ilelebet payidar kalacaktır.” sözü, tadilat ve yenileme nedeniyle geçici olarak kaldırılmış, işin bitiminde tekrar kitabeye yazılmıştır.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) - Şu köylülerle ilgili bir soru sordum Sayın Bakan.

İÇİŞLERİ BAKANI MUAMMER GÜLER (Mardin) – Ona da geliyorum.

Şimdi, değerli arkadaşlarım, Manavgat’taki konuyla ilgili elbette özel güvenlik görevlilerinin zor kullanma yetkisi, onlarla ilgili kanunda ve yönetmelikte çok şartlı olarak düzenlenmiştir.

İLHAN DEMİRÖZ (Bursa) – Benim bir sorum vardı Sayın Bakan.

İÇİŞLERİ BAKANI MUAMMER GÜLER (Mardin) – Ancak, orada bir adli işlem olarak güvenlik güçlerimiz bu konuyu incelemektedirler. Orada zabıtaya mukavemet suçu da işlenmiştir. Şunu söylemek istiyorum: Oradaki konu, lisansı alınmış, ÇED raporu alınmış bir konuda, illa işi yaptırmayacak şeklindeki bir direnme de kanuna uymamaktadır. Eğer orada ÇED raporu veya lisans, kanuna aykırıysa, bu konuda idari yargı  yollarına da başvurarak bunun düzeltilmesi vardır ama “Ben zorla, dayatmayla, şiddet kullanarak bunu yaptırmayacağım.” şeklindeki bir davranış da tasarruf hakkının kullanılmasına engeldir.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) - Öyle bir şey yok Sayın Bakan, köylüler kendi haklarını arıyorlar.

İÇİŞLERİ BAKANI MUAMMER GÜLER (Mardin) - Buyurun efendim, yargı yolları açıktır. Gerekli…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) - Kurşun sıkanı ne yaptınız, onu soruyoruz Sayın Bakan.

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Bakan.

Tamam mı Sayın Bakan?

İÇİŞLERİ BAKANI MUAMMER GÜLER (Mardin) - Diğer sorulara da müsaade ederseniz yazılı olarak cevap vereyim.

Sayın Demiröz, belediyenin böyle bir yetkisi yok ama hangi yetkiyle bunu düzenlediler, belki muhtar dernekleri verebiliyor, mahalle muhtarlarına mı vermiştir, konuyu inceleteceğim.

İLHAN DEMİRÖZ (Bursa) – Hayır, köy muhtarlarına verilmiş Sayın Bakan, bunu belirteyim.

SÜLEYMAN ÇELEBİ (İstanbul) - Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Yılmaz, sorunuz vardı, sonra Sayın Su İşleri Bakanımız cevap verecek.

Buyurun.

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Teşekkür ediyorum.

Ben, önce İçişleri Bakanına soracağım. Adana Valisi… Artık İnternet’te, twit’lerde, basında Adana olarak meşhur olduk yani bununla ilgili otuz kırk tane soru önergesi verdik. Bir tane mülkiye müfettişi görevlendirdiniz mi bu Adana Valisiyle ilgili? Gönderiyoruz, valiyle ilgili iddiada bulunuyoruz, cevap şu: Valiliğin görevlendirmesi sonucundaki şeyi belirtiyorsunuz.

Diğer sorum da Sayın Bakana. Sayın Bakana tabii, bu konuyu ikide bir getiriyoruz…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Evet, teşekkür ediyorum Sayın Yılmaz.

Buyurun Sayın Çelebi, siz de sorun, Sayın Bakan cevaplayacak.

SÜLEYMAN ÇELEBİ (İstanbul) – Sayın Başkanım, zaman kısıtlılığı nedeniyle bu sorularımızın yanıtını yeterince alamıyoruz. Ricamız, aracılığınızla hani “Yazılı vereceğiz.” diyorlar ya, gerçekten bu yazılı yanıtlarını en kısa zamanda vermelerini istiyoruz. Soru soruyoruz ve açıkta kalıyor, onu özellikle rica ediyorum aracılığınızla. Bunu Sayın Bakanlardan rica ediyoruz efendim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

OKTAY VURAL (İzmir) – Onar dakika artıralım soruları.

BAŞKAN – Evet, Sayın Bakanlar tamam mı cevaplar efendim?

İÇİŞLERİ BAKANI MUAMMER GÜLER (Mardin) - Yazılı olarak cevap vereceğimi ifade ettim efendim.

BAŞKAN - Konu anlaşılmıştır.

SÜLEYMAN ÇELEBİ (İstanbul) - Ama verin efendim.

İÇİŞLERİ BAKANI MUAMMER GÜLER (Mardin) - Evet vereceğiz, vermezsek burada tekrar söz alma hakkınız var efendim.

BAŞKAN – Soru-cevap işlemi tamamlanmıştır.

Şimdi, sırasıyla, yedinci turda yer alan bütçelerin bölümlerine geçilmesi hususunu ve bölümlerini ayrı ayrı okutup oylarınıza sunacağım…

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) - Sayın Başkan, Sayın Bakan soruya eksik yanıt verdi. Yanıltıcı bilgi var burada, izin verirseniz düzeltmek istiyorum.

Şimdi, Sayın Bakanın söylediği husus, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının takipsizlik kararı o yıkımdan önce, ondan sonra yeni bir durum oluşmuştur. O nedenle konunun yeniden incelenmesi gerekmektedir Sayın Başkan.

II.- YOKLAMA

 

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Yoklama istiyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hayhay, yoklama talebi var, yerine getireceğim.

Sayın Hamzaçebi, Sayın Serindağ, Sayın Akar, Sayın Çelebi, Sayın Eryılmaz, Sayın Aksünger, Sayın Demiröz, Sayın Kurt, Sayın Sarı, Sayın Susam, Sayın Dinçer, Sayın Özkan, Sayın Kaptan, Sayın Toptaş, Sayın Yıldız, Sayın Öz, Sayın Küçük, Sayın Aygün, Sayın Özgümüş, Sayın Gök.

İki dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı.)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, toplantı yeter sayısı vardır.

III.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 2014 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/832) (S. Sayısı: 506) (Devam)

2.- 2012 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı, 2012 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısına İlişkin Olarak Hazırlanan 2012 Yılı Genel Uygunluk Bildiriminin Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi, Maliye Bakanlığı ve İçişleri Bakanlığı Tarafından Sayıştaya Gönderilen Genel Faaliyet Raporları ile Bu Raporlara İlişkin Sayıştay Değerlendirmesini İçeren 2012 Yılı Faaliyet Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi, 2012 Yılı Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi, 2012 Yılı Mali İstatistikleri Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/798, 3/1275, 3/1277, 3/1278, 3/1279) (S. Sayısı: 507) (Devam)

A) İÇİŞLERİ BAKANLIĞI (Devam)

1) İçişleri Bakanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) İçişleri Bakanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

B) EMNİYET GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)

1) Emniyet Genel Müdürlüğü 2014 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Emniyet Genel Müdürlüğü 2012 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

C) JANDARMA GENEL KOMUTANLIĞI (Devam)

1) Jandarma Genel Komutanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Jandarma Genel Komutanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

Ç) SAHİL GÜVENLİK KOMUTANLIĞI (Devam)

1) Sahil Güvenlik Komutanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Sahil Güvenlik Komutanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

D) GÖÇ İDARESİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)

1) Göç İdaresi Genel Müdürlüğü 2014 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

E) ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANLIĞI (Devam)

1) Orman ve Su İşleri Bakanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Orman ve Su İşleri Bakanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

F) ORMAN GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)

1) Orman Genel Müdürlüğü 2014 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Orman Genel Müdürlüğü 2012 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

G) DEVLET SU İŞLERİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)

1) Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü 2014 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü 2012 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

Ğ) METEOROLOJİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ (Devam)

1) Meteoroloji Genel Müdürlüğü 2014 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Meteoroloji Genel Müdürlüğü 2012 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

H) TÜRKİYE SU ENSTİTÜSÜ (Devam)

1) Türkiye Su Enstitüsü 2014 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye Su Enstitüsü 2012 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

BAŞKAN – Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Bölümlerini okutuyorum: 

İçişleri Bakanlığı 2014 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Bölümleri okutuyorum:

10) İÇİŞLERİ BAKANLIĞI

1) İçişleri Bakanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

ÖDENEK CETVELİ

Kodu

Açıklama

(TL)

       01                                    Genel Kamu Hizmetleri                                                                                      3.498.585.000

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

       02                                    Savunma Hizmetleri                                                                                                      118.000

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

       03                                    Kamu Düzeni ve Güvenlik Hizmetleri                                                                     2.220.000

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

       06                                    İskân ve Toplum Refahı Hizmetleri                                                                       50.000.000

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir

                                                                                                                        GENEL TOPLAM                         3.550.923.000

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

İçişleri Bakanlığı 2014 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümleri kabul edilmiştir

İçişleri Bakanlığı 2012 yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

2) İçişleri Bakanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

BAŞKAN – (A) cetvelinin genel toplamını okutuyorum:

(A) CETVELİ

 

(TL)

Toplam Ödenek                                                                                                                                          3.541.580.287,00

Bütçe Gideri                                                                                                                                                 3.493.714.973,88

Ödenek Üstü Gider                                                                                                                                                  38.002,61

İptal Edilen Ödenek                                                                                                                                         47.903.315,73

BAŞKAN – (A) cetvelini kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

İçişleri Bakanlığı 2012 yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümleri kabul edilmiştir.

Emniyet Genel Müdürlüğü 2014 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Bölümleri okutuyorum:

10.82) EMNİYET GENEL MÜDÜRLÜĞÜ

1) Emniyet Genel Müdürlüğü 2014 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

ÖDENEK CETVELİ

Kodu

Açıklama

(TL)

       01                                    Genel Kamu Hizmetleri                                                                                         347.858.500

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

       03                                    Kamu Düzeni ve Güvenlik Hizmetleri                                                           15.569.258.000

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

       07                                    Sağlık Hizmetleri                                                                                                         4.893.500

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

       09                                    Eğitim Hizmetleri                                                                                                    635.003.000

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

                                                                                                                        GENEL TOPLAM                      16.557.013.000

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Emniyet Genel Müdürlüğü 2014 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümleri kabul edilmiştir

 

Emniyet Genel Müdürlüğü 2012 yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

2) Emniyet Genel Müdürlüğü 2012 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

BAŞKAN – (A) cetvelinin genel toplamını okutuyorum:

(A) CETVELİ

 

(TL)

Toplam Ödenek                                                                                                                                       13.336.809.790,85

Bütçe Gideri                                                                                                                                              13.125.872.116,67

Ödenek Üstü Gider                                                                                                                                          78.832.956,32

İptal Edilen Ödenek                                                                                                                                       274.325.031,65

Ertesi Yıla Devredilen Ödenek                                                                                                                    267.569.647,47

BAŞKAN – (A) cetvelini kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Emniyet Genel Müdürlüğü 2012 yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümleri kabul edilmiştir.

Jandarma Genel Komutanlığı 2014 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Bölümleri okutuyorum:

10.81) JANDARMA GENEL KOMUTANLIĞI

1) Jandarma Genel Komutanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

ÖDENEK CETVELİ

Kodu

Açıklama

(TL)

       01                                    Genel Kamu Hizmetleri                                                                                                 150.000

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

       03                                    Kamu Düzeni ve Güvenlik Hizmetleri                                                             6.151.841.000

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

       06                                    İskân ve Toplum Refahı Hizmetleri                                                                          4.700.000

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

                                                                                                                        GENEL TOPLAM                         6.156.691.000

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Jandarma Genel Komutanlığı 2014 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümleri kabul edilmiştir.

Jandarma Genel Komutanlığı 2012 yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

2) Jandarma Genel Komutanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

BAŞKAN – (A) cetvelinin genel toplamını okutuyorum:

(A) CETVELİ

 

(TL)

Toplam Ödenek                                                                                                                                          5.476.292.342,33

Bütçe Gideri                                                                                                                                                 5.187.974.391,13

İptal Edilen Ödenek                                                                                                                                       287.785.569,30

Ertesi Yıla Devredilen Ödenek                                                                                                                    285.211.454,03

BAŞKAN – (A) cetvelini kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Jandarma Genel Komutanlığı 2012 yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümleri kabul edilmiştir.

Sahil Güvenlik Komutanlığı 2014 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Bölümleri okutuyorum:

10.83) SAHİL GÜVENLİK KOMUTANLIĞI

1) Sahil Güvenlik Komutanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

ÖDENEK CETVELİ

Kodu

Açıklama

(TL)

       03                                    Kamu Düzeni ve Güvenlik Hizmetleri                                                                 452.488.000

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

                                                                                                                        GENEL TOPLAM                            452.488.000

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Sahil Güvenlik Komutanlığı 2014 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümleri kabul edilmiştir.

Sahil Güvenlik Komutanlığı 2012 yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

2) Sahil Güvenlik Komutanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

BAŞKAN – (A) cetvelinin genel toplamını okutuyorum:

(A) CETVELİ

 

(TL)

Toplam Ödenek                                                                                                                                             408.936.897,58

Bütçe Gideri                                                                                                                                                    334.897.734,74

İptal Edilen Ödenek                                                                                                                                         73.953.574,84

Ertesi Yıla Devredilen Ödenek                                                                                                                      48.388.891,72

BAŞKAN – (A) cetvelini kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Sahil Güvenlik Komutanlığı 2012 yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümleri kabul edilmiştir.

Göç İdaresi Genel Müdürlüğü 2014 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Bölümleri okutuyorum:

10.85) GÖÇ İDARESİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ

1) Göç İdaresi Genel Müdürlüğü 2014 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

ÖDENEK CETVELİ

Kodu

Açıklama

(TL)

       03                                    Kamu Düzeni ve Güvenlik Hizmetleri                                                                 125.634.000

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

                                                                                                                        GENEL TOPLAM                            125.634.000

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Göç İdaresi Genel Müdürlüğü 2014 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümleri kabul edilmiştir.

Orman ve Su İşleri Bakanlığı 2014 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Bölümleri okutuyorum:

33) ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANLIĞI

1) Orman ve Su İşleri Bakanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

ÖDENEK CETVELİ

Kodu

Açıklama

(TL)

       01                                    Genel Kamu Hizmetleri                                                                                   10.473.077.500

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

       02                                    Savunma Hizmetleri                                                                                                      964.500

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

       03                                    Kamu Düzeni ve Güvenlik Hizmetleri                                                                     1.849.000

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

       04                                    Ekonomik İşler ve Hizmetler                                                                                 265.091.400

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

       05                                    Çevre Koruma Hizmetleri                                                                                     204.568.600

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

                                                                                                                        GENEL TOPLAM                      10.945.551.000

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Orman ve Su İşleri Bakanlığı 2014 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümleri kabul edilmiştir.

Orman ve Su İşleri Bakanlığı 2012 yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

2) Orman ve Su İşleri Bakanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

BAŞKAN – (A) cetvelinin genel toplamını okutuyorum:

(A) CETVELİ

 

(TL)

Toplam Ödenek                                                                                                                                          9.641.874.350,00

Bütçe Gideri                                                                                                                                                 9.289.699.291,56

Ödenek Üstü Gider                                                                                                                                                656.648,32

İptal Edilen Ödenek                                                                                                                                       352.831.706,76

BAŞKAN – (A) cetvelini kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Orman ve Su işleri Bakanlığı 2012 yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümleri kabul edilmiştir.

Orman Genel Müdürlüğü 2014 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

 

40.17) ORMAN GENEL MÜDÜRLÜĞÜ

1) Orman Genel Müdürlüğü 2014 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

ÖDENEK CETVELİ

Kodu

Açıklama

(TL)

       01                                    Genel Kamu Hizmetleri                                                                                           10.566.000

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

       02                                    Savunma  Hizmetleri                                                                                                     294.000

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

       04                                    Ekonomik İşler ve Hizmetler                                                                             2.028.157.000

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

                                                                                                                        GENEL TOPLAM                         2.039.017.000

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

(B) cetvelini okutuyorum:

GELİR CETVELİ

Kodu

Açıklama

(TL)

       03                                    Teşebbüs ve Mülkiyet Gelirleri                                                                             385.030.000

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

       04                                    Alınan Bağış ve Yardımlar ile Özel Gelirler                                                    1.358.017.000

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

       05                                    Diğer Gelirler                                                                                                           294.960.000

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

       06                                    Sermaye Gelirleri                                                                                                              10.000

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

                                                                                                                                           TOPLAM                    2.038.017.000

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Orman Genel Müdürlüğü 2014 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümleri kabul edilmiştir.

Orman Genel Müdürlüğü 2012 yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

2) Orman Genel Müdürlüğü 2012 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

BAŞKAN – (A) cetvelinin genel toplamını okutuyorum:

(A) CETVELİ

 

(TL)

Toplam Ödenek                                                                                                                                          2.069.379.789,86

Bütçe Gideri                                                                                                                                                 1.818.587.087,44

İptal Edilen Ödenek                                                                                                                                       250.606.524,75

Ertesi Yıla Devredilen Ödenek                                                                                                                            186.177,67

BAŞKAN – (A) cetvelini kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Kesin hesap (B) cetvelini okutuyorum:

(B) CETVELİ

 

(TL)

Bütçe Geliri Tahmini          1.861.299.000,00

Net Tahsilat                                                                                                                                                    1.795.999.858,28

Ret ve İadeler (-)                                                                                                                                                    2.827.405,50

BAŞKAN – (B) cetvelini kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Orman Genel Müdürlüğü 2012 yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümleri kabul edilmiştir.

Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü 2014 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Bölümleri okutuyorum:

40.57) DEVLET SU İŞLERİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ

1) Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü 2014 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

ÖDENEK CETVELİ

Kodu

Açıklama

(TL)

       01                                    Genel Kamu Hizmetleri                                                                                           43.688.000

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

       02                                    Savunma Hizmetleri                                                                                                      755.500

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

       03                                    Kamu Düzeni ve Güvenlik Hizmetleri                                                                   27.355.000

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

       04                                    Ekonomik İşler ve Hizmetler                                                                             8.451.268.500

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

       05                                    Çevre Koruma Hizmetleri                                                                                        50.033.000

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

       06                                    İskân ve Toplum Refahı Hizmetleri                                                                     770.241.000

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

       07                                    Sağlık Hizmetleri                                                                                                             608.000

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

                                                                                                                        GENEL TOPLAM                         9.343.949.000

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

(B) cetvelini okutuyorum:

GELİR CETVELİ

Kodu

Açıklama

(TL)

       03                                    Teşebbüs ve Mülkiyet Gelirleri                                                                             111.250.000

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

       04                                    Alınan Bağış ve Yardımlar ile Özel Gelirler                                                    9.063.949.000

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

       05                                    Diğer Gelirler                                                                                                           155.250.000

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

       06                                    Sermaye Gelirleri                                                                                                      13.500.000

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

                                                                                                                                           TOPLAM                    9.343.949.000

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü 2014 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümleri kabul edilmiştir.

Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü 2012 yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

2) Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü 2012 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

BAŞKAN – (A) cetvelinin genel toplamını okutuyorum:

(A) CETVELİ

 

(TL)

Toplam Ödenek                                                                                                                                          8.281.596.563,85

Bütçe Gideri                                                                                                                                                 8.088.208.694,73

İptal Edilen Ödenek                                                                                                                                       189.365.502,12

Ertesi Yıla Devredilen Ödenek                                                                                                                      79.223.295,60

BAŞKAN – (A) cetvelini kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Kesin hesap (B) cetvelini okutuyorum:

(B) CETVELİ

 

(TL)

Bütçe Geliri Tahmini          7.980.416.000,00

Net Tahsilat                                                                                                                                                    8.436.130.891,05

Ret ve İadeler (-)                                                                                                                                                    1.594.687,11

BAŞKAN – (B) cetvelini kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü 2012 yılı merkezî yönetim kesin hesabının bölümleri kabul edilmiştir.

Meteoroloji Genel Müdürlüğü 2014 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Bölümleri okutuyorum:

33.75) METEOROLOJİ GENEL MÜDÜRLÜĞÜ

1) Meteoroloji Genel Müdürlüğü 2014 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

ÖDENEK CETVELİ

Kodu

Açıklama

(TL)

       01                                    Genel Kamu Hizmetleri                                                                                         198.300.000

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

       03                                    Kamu Düzeni ve Güvenlik Hizmetleri                                                                     2.750.000

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

       07                                    Sağlık Hizmetleri                                                                                                             226.000

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

                                                                                                                        GENEL TOPLAM                            201.276.000

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Meteoroloji Genel Müdürlüğü 2014 yılı merkezî yönetim bütçesi kabul edilmiştir.

Meteoroloji Genel Müdürlüğü 2012 yılı kesin hesabının bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

2) Meteoroloji Genel Müdürlüğü 2012 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

(BAŞKAN – (A) cetvelinin genel toplamını okutuyorum:

(A) CETVELİ

 

(TL)

Toplam Ödenek                                                                                                                                             183.830.189,84

Bütçe Gideri                                                                                                                                                    166.819.069,80

İptal Edilen Ödenek                                                                                                                                         17.011.120,04

Ertesi Yıla Devredilen Ödenek                                                                                                                      14.433.913,24

BAŞKAN – (A) cetvelini kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Meteoroloji Genel Müdürlüğü 2012 yılı merkezî yönetim kesin hesabı kabul edilmiştir.

Türkiye Su Enstitüsü 2014 yılı merkezî bütçesinin bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Bölümleri okutuyorum:

40.58) TÜRKİYE SU ENSTİTÜSÜ

1) Türkiye Su Enstitüsü 2014 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

ÖDENEK CETVELİ

Kodu

Açıklama

(TL)

       03                                    Kamu Düzeni ve Güvenlik Hizmetleri                                                                           34.000

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

       04                                    Ekonomik İşler ve Hizmetler                                                                                     4.557.000

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

                                                                                                                        GENEL TOPLAM                                 4.591.000

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

(B) cetvelini okutuyorum:

GELİR CETVELİ

Kodu

Açıklama

(TL)

       03                                    Teşebbüs ve Mülkiyet Gelirleri                                                                                     150.000

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

       04                                    Alınan Bağış ve Yardımlar ile Özel Gelirler                                                            4.441.000

BAŞKAN – Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

                                                                                                                                           TOPLAM                            4.591.000

BAŞKAN – Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Türkiye Su Enstitüsü 2014 yılı merkezî yönetim bütçesinin bölümleri kabul edilmiştir.

Türkiye Su Enstitüsü 2012 yılı kesin hesabının bölümlerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

2) Türkiye Su Enstitüsü 2012 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

BAŞKAN – (A) cetvelinin genel toplamını okutuyorum:

(A) CETVELİ

 

(TL)

Toplam Ödenek                                                                                                                                                  3.610.000,00

Bütçe Gideri                                                                                                                                                            633.664,46

İptal Edilen Ödenek                                                                                                                                           2.976.335,54

BAŞKAN – (A) cetvelini kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Kesin hesap (B) cetvelini okutuyorum:

(B) CETVELİ

 

(TL)

Net Tahsilat                                                                                                                                                            1.343.326,96

BAŞKAN – (B) cetvelini kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Türkiye Su Enstitüsü 2012 yılı merkezî yönetim kesin hesabı kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, böylece İçişleri Bakanlığı, Emniyet Genel Müdürlüğü, Jandarma Genel Komutanlığı, Sahil Güvenlik Komutanlığı, Orman ve Su İşleri Bakanlığı, Orman Genel Müdürlüğü, Devlet Su İşleri Genel Müdürlüğü, Meteoroloji Genel Müdürlüğü ve Türkiye Su Enstitüsünün 2014 yılı merkezî yönetim bütçeleriyle 2012 yılı merkezî yönetim kesin hesapları, Göç İdaresi Genel Müdürlüğünün 2014 yılı merkezî yönetim bütçesi kabul edilmiştir.

Hayırlı olmalarını temenni ediyorum.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN - Buyurun Sayın Hamzaçebi.

IV.- AÇIKLAMALAR

1.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun 506 sıra sayılı Bütçe Kanunu Tasarısı ile 507 sıra sayılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın yedinci tur görüşmelerinde Hükûmet adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

 

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, Sayın Orman ve Su İşleri Bakanımız icraatlarını anlatırken Deriner Barajı’nı da kendi hükûmetlerinin yaptığını ifade etti.

Elbette Adalet ve Kalkınma Partisi hükûmetlerinin Deriner Barajı inşaatında çok büyük hizmetleri olabilir ama bu barajın temeli 1998 yılında atılmıştır. Dönemin Başbakanı Sayın Mesut Yılmaz, dönemin Cumhurbaşkanı Sayın Süleyman Demirel’dir. Onların katıldığı törene yine dönemin Azerbaycan Devlet Başkanı Haydar Aliyev ve Gürcistan Devlet Başkanı Şevardnadze de katılmıştır. Böylesi bir ulusal birlikteliği yansıtan bir törenle temeli atılan bir baraj inşaatını Sayın Bakanın sadece kendi hükûmetine mal etmesini doğrusu son derece yadırgadım.

Ben bu barajın temelini atan saydığım isimlere, Sayın Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’e, Sayın Başbakan Mesut Yılmaz’a buradan şükranlarımızı, teşekkürlerimizi sunuyorum efendim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Hamzaçebi.

Sayın milletvekilleri, böylece yedinci tur görüşmeleri tamamlanmıştır.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

                                                                                                   Kapanma Saati: 16.48

 

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 17.04

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: İsmail KAŞDEMİR (Çanakkale), Mine LÖK BEYAZ (Diyarbakır)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 31’inci Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

2014 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2012 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın görüşmelerine devam edeceğiz.

III.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 2014 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/832) (S. Sayısı: 506) (Devam)

2.- 2012 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı, 2012 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısına İlişkin Olarak Hazırlanan 2012 Yılı Genel Uygunluk Bildiriminin Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi, Maliye Bakanlığı ve İçişleri Bakanlığı Tarafından Sayıştaya Gönderilen Genel Faaliyet Raporları ile Bu Raporlara İlişkin Sayıştay Değerlendirmesini İçeren 2012 Yılı Faaliyet Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi, 2012 Yılı Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi, 2012 Yılı Mali İstatistikleri Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/798, 3/1275, 3/1277, 3/1278, 3/1279) (S. Sayısı: 507) (Devam)

I) EKONOMİ BAKANLIĞI

1) Ekonomi Bakanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Ekonomi Bakanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

İ) KALKINMA BAKANLIĞI

1) Kalkınma Bakanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Kalkınma Bakanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

J) TÜRKİYE İSTATİSTİK KURUMU

1) Türkiye İstatistik Kurumu 2014 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye İstatistik Kurumu 2012 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

K) GAP BÖLGE KALKINMA İDARESİ BAŞKANLIĞI

1) GAP Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) GAP Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

L) DOĞU ANADOLU PROJESİ BÖLGE KALKINMA İDARESİ BAŞKANLIĞI

1) Doğu Anadolu Projesi Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Doğu Anadolu Projesi Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

M) KONYA OVASI PROJESİ BÖLGE KALKINMA İDARESİ BAŞKANLIĞI

1) Konya Ovası Projesi Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Konya Ovası Projesi Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

N) DOĞU KARADENİZ PROJESİ BÖLGE KALKINMA İDARESİ BAŞKANLIĞI

1) Doğu Karadeniz Projesi Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Doğu Karadeniz Projesi Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

BAŞKAN - Komisyon ve Hükûmet? Yerinde.

Şimdi, sekizinci tur görüşmelere başlayacağız.

Ekonomi Bakanlığı, Kalkınma Bakanlığı, Türkiye İstatistik Kurumu, GAP Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı, Doğu Anadolu Projesi Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı, Konya Ovası Projesi Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı, Doğu Karadeniz Projesi Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı bütçe ve kesin hesapları yer almaktadır.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Sayın milletvekilleri, turda yer alan bütçelerle ilgili olarak soru sormak isteyen sayın milletvekilleri sisteme girebilirler.

Sekizinci turda grupları adına ve şahısları adına söz alan sayın üyelerin isimlerini okuyorum.

AK PARTİ Grubu adına: Cengiz Yavilioğlu, Erzurum Milletvekili; Hüseyin Üzülmez, Konya Milletvekili; Mehmet Ali Okur, Kocaeli Milletvekili; İlknur Denizli, İzmir Milletvekili; Vural Kavuncu, Kütahya Milletvekili; Yunus Kılıç, Kars Milletvekili; Temel Coşkun                , Yalova Milletvekili; Sıtkı Güvenç, Kahramanmaraş Milletvekili; Abdurrahim Akdağ, Mardin Milletvekili; Yahya Akman, Şanlıurfa Milletvekili; Mustafa Bilici, Van Milletvekili; Gülay Samancı, Konya Milletvekili; Mehmet Geldi, Giresun Milletvekili.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına: Müslim Sarı, İstanbul Milletvekili; Ümit Özgümüş, Adana Milletvekili; Tufan Köse, Çorum Milletvekili; Muharrem Işık, Erzincan Milletvekili; Ensar Öğüt, Ardahan Milletvekili; Doğan Şafak, Niğde Milletvekili; Selahattin Karaahmetoğlu, Giresun Milletvekili.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına: Emin Haluk Ayhan, Denizli Milletvekili; Emin Çınar, Kastamonu Milletvekili; Mehmet Günal, Antalya Milletvekili; Adnan Şefik Çirkin, Hatay                                                            Milletvekili.

Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına: Altan Tan, Diyarbakır Milletvekili; Bengi Yıldız, Batman Milletvekili; İbrahim Binici, Şanlıurfa Milletvekili.

Şahısları adına: Lehinde söz isteyen, Abdulkerim Gök, Şanlıurfa Milletvekili; aleyhinde söz isteyen, Aykan Erdemir, Bursa Milletvekili.

Şimdi, AK PARTİ Grubu adına Cengiz Yavilioğlu.

Süreniz beş dakikadır efendim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA CENGİZ YAVİLİOĞLU (Erzurum) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Ekonomi Bakanlığı üzerinde konuşma yapacağım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Cumhuriyet tarihinde, her hükûmetin halkın hafızasındaki yeri aynı değildir. Mesela, bazı hükümetler tarımda, sanayide, sağlıkta elde ettiği başarılarla anılırlar, bazıları da benzin, yağ, ekmek gibi kuyruklarla, bazıları IMF’den aldığı borçlarla, bazıları vesayeti normalleştirmeyle, bazıları ev ve anahtar dağıtmakla, bazıları koalisyon krizleriyle, bazıları batan bankalar, yüksek faizler, kapanan işletmelerle hatırlanmaktadır. AK PARTİ hükûmetleri ise yaşanan bütün zorluklara rağmen, hizmet, başarı ve özellikle istikrar ve normalleşmeyle anılacaktır.

Değerli arkadaşlar, Türkiye istikrarsız ve anormal dönemlerden çok çekti. Eğer bu ülkede, 1970-2002 arasında, otuz üç yıllık dönemde 20’den fazla hükûmet görev yapmışsa, 1960’tan itibaren onlarca siyasi parti kapatılmış ve insanların gelecek beklentileri karartılmışsa, ülkede yaşanan her sorunda çözüm Meclis dışında başka yerlerde aranmışsa, sermaye yeşil, beyaz ve bilmem hangi renklere ayrılmışsa, ülke terör nedeniyle on yıllardır on binlerce insanını ve bir çalışmaya göre 1,150 trilyon TL gibi devasa bir kaynağını heba etmişse buradan tabii ki kalkınma bekleyemezsiniz.

Değerli milletvekilleri, “Geçmişte ekonomik gelişme neden sağlanamadı?” sorusunun cevabı işte buralarda yatmaktadır. Tarihin bu evresinde yaptığımız iş bu safraları atmaktır. Biz biliyoruz ki gerçek anlamda kalkınma, hem sermaye ve teknoloji ile hem de demokratikleşme, sosyal ve zihinsel ilerlemeyle ve her alanda kendine güven ve kültürel bir kimlikle olur. Yani, kalkınma, geçmişteki gibi yabancı veya ülkesine yabancılaşmış teknisyenlerin ya da sıradan insanlarla ilişiğini yitirmiş yerli bir seçkinler topluluğunun yapacağı bir iş değildir. Kalkınma için halkın hükûmete güven duyması gerekir. Ekonomik bütün göstergelerin altüst olduğu 2001 yılında halkın hükûmete güveni sadece yüzde 22,8’ti, bu oran 2012 yılında yüzde 60’ın üzerine yükseldi. Sadece bu oran bile AK PARTİ hükûmetlerinin neden başarılı olduğunu göstermektedir.

Değerli milletvekilleri, bizler, AK PARTİ hükûmetleri olarak, enflasyon, faiz ve bütçe dengesinde mutlak iyileşmeler sağladık. İşsizlik hususunda ise nispi iyileşmeler oluşturuldu. Cari dengeyi bozan unsurlardan enerji ve tasarruflar konusunda çözümler geliştiriyoruz.

Bizim bütün çabamız, on yıllık süreçte elde edilen ilerlemeyi, orta gelir düzeyi gibi bir aşamadan artık, yüksek gelir düzeyine taşımak yani orta gelir tuzağına yakalanmamaktır. Türkiye 1955 yılında düşük orta gelir seviyesinde iken bizim dönemimizde, 2005 yılında ancak yüksek orta gelir düzeyine ulaşabilmiştir. Yani, yaklaşık elli yıl düşük orta gelir düzeyinde kalmıştır Türkiye. Amacımız, yüksek orta gelir düzeyinden yüksek gelir düzeyine olabilecek en kısa zamanda çıkabilmektir. Bütün çalışmalarımız bunu sağlamak içindir. Biz, gelişmenin en ciddi ve en önemli aşamasında olduğumuzu ve neler yapmamız gerektiğini iyi biliyoruz ve çalışıyoruz.

Değerli arkadaşlar, bildiğiniz gibi, 1970’lerde  ülkemizin tarımsal ürünlerde, 1980 ve 1990’larda ise daha çok tekstil ve hazır giyimde ihracat ağırlığı vardı ama artık, günümüzde ihracat payları önemli artış gösteren ürün grupları makine, otomotiv ve elektroniktir. AR-GE için ayrılan kaynaklardaki artış, teşvik sistemi ve teknokentler, bu alandaki kararlılığımızı göstermektedir.

Çalışmaya devam edeceğiz. Kalkınmanın ancak bütün toplum katmanlarıyla beraber gerçekleştirilebileceğini iyi biliyoruz. Bunun mayasının istikrar ve güven ortamı olduğunu AK PARTİ hükûmetleri döneminde halkımız gördü ve onayladı. Bu nedenle, bizlere desteğini artırarak devam ettiriyor. İstikrar ve güvene destek veren halkımıza teşekkür ediyorum.

2014 yılı bütçemizin hayırlı olmasını diliyor ve yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

AK PARTİ Grubu adına ikinci konuşmacı Hüseyin Üzülmez, Konya Milletvekili. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA HÜSEYİN ÜZÜLMEZ (Konya) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; Ekonomi Bakanlığının 2014 bütçesi üzerine AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Konuşmamın başında, her yıl bugünlerde düzenlenen, vuslatının 740’ncı yılında Hazreti Mevlânâ’yı rahmetle huzurlarınızda yâd etmek istiyorum.

Değerli milletvekilleri, Türkiye’de son on bir yılda ekonomi adına pek çok rekorlar kırılmış, ekonomik ve siyasi alanda önemli reformlar yapılmıştır. Bunların neticesinde, Türkiye uluslararası düzeyde önemli başarılar elde etmiştir. Son beş altı yıldır küresel ekonomide ve ticarette yaşanan olumsuzlukların hâlen devam ediyor olması, IMF ve OECD’nin dünya ekonomisi için 2013 yılında büyümeyi daha da aşağı çekmesine rağmen, Türkiye ekonomisi üçüncü çeyrekte beklentilerin üzerinde yüzde 4,4 oranında büyüme kaydetmiştir. Bu büyüme oranıyla beraber, 16 çeyrektir büyümesini kesintisiz sürdüren Türkiye ekonomisi bu süre zarfında 6,2 büyüme yakalamıştır.

2012 yılı, dış ticaretimiz için de parlak bir yıl olmuştur. 2002 yılında 87 milyar dolar olan dış ticaret hacmimiz, 2012 yılının sonunda 389 milyar dolara ulaşmıştır. Yine, 2012’de, Türkiye Cumhuriyeti tarihinde ihracatımız rekor kırarak 153 milyar dolar ihracat gerçekleştirmiştir. Kasım ayında ise ihracatımız yine önemli bir rekor kırarak aylık bazda yüzde 8,8 artarak aylık bazda en büyük ihracatı yakalamıştır.

Değerli milletvekilleri, teşvik sisteminde ise yapısal dönüşüm gerçekleştirilmiş, bölgesel gelişmişlik farklılıklarına göre Türkiye 6 bölgeye ayrılarak teşvik miktarları buna göre yeniden belirlenmiştir. Önümüzdeki dönemde, daha dengeli ve sürdürülebilir büyüme oranları elde edilmesi açısından bu yeni teşvik sistemi son derece önemlidir. Teşvik sistemiyle uygulamaya konulan “stratejik yatırımların teşviki” başlığı, özellikle ithalat bağımlılığı yüksek ürünlerin ülkemizde üretimini sağlayacak, ihracatımızda ürün çeşitliliğini ve katma değeri artıracak, dolayısıyla dış ticaret açığımızı azaltacak ve sorunlarımıza kalıcı çözüm sağlayacak yapısal bir yenilik olacaktır.

Yeni teşvik sisteminin uygulamaya girdiği Haziran 2012 tarihinden bugüne kadar, 102 milyar TL tutarında 6.486 adet teşvik verilmiş ve bunların neticesinde 240 bin istihdam öngörülmüştür. Ülkemizde yatırım yaparak en ileri teknolojileri getirecek olan, yeni istihdam imkânları sağlayarak ülkemizin kalkınmasına ek bir güç kazandıracak olan yabancı yatırımcılar için tarihimizin en iyi, en avantajlı teşvikleri getirilerek ülkemize yaklaşık 130 milyar dolar yabancı sermaye gelmesi sağlanmıştır. 2002 yılına kadar ülkemize gelen uluslararası doğrudan yatırımcı tutarı 14 milyar dolar iken iktidarımızın, AK PARTİ iktidarının olduğu dönemde ise bu rakam 9 kat artarak 124 milyar doları bulmuştur.

Ekonomi Bakanlığı, göstermiş olduğu güçlü performansla ülkemizin ekonomik başarısına çok önemli katkılar sunmaktadır. Önümüzdeki dönemde bu katkıların devam ettirileceğine ve ülkemizi 2023’te 500 milyar dolarlık mal ve 150 milyar dolarlık hizmet ihracatına ulaştıracağına olan inancımız tamdır.

Ekonomi Bakanlığının faaliyetlerinin etkin bir şekilde sürdürülebilmesi amacıyla, 2014 yılı için kendisine tahsis edilen bütçenin hayırlı olmasını temenni ediyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

AK PARTİ Grubu adına üçüncü konuşmacı Mehmet Ali Okur, Kocaeli Milletvekili. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA MEHMET ALİ OKUR (Kocaeli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Ekonomi Bakanlığı bütçesi üzerine AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

AK PARTİ, ülkemizin siyasi ve ekonomi alanlarında büyük sıkıntılar yaşadığı bir dönemde, Başbakanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın önderliğinde ülkesine ve milletine hizmet aşkıyla yola çıkan, maruz kaldığı her türlü engellemeye rağmen ülkemize büyük bir gelişim ve değişim süreci yaşatmış, iç politikadan dış politikaya, eğitimden sağlığa, adaletten emniyete, enerjiden tarıma, ulaşımdan turizme, ekonomiden toplumsal yaşama, demokrasiden insan haklarına, her alanda devrim niteliğinde birçok ilke imza atmış, başarmış bir partidir.

Değerli milletvekilleri, Türkiye olarak, 2012’de yüzde 2,2 büyüdük. Gayrisafi yurt içi hasıla 786 milyar dolara, kişi başına düşen gelir 10.497 dolara ulaştı. Ekonominin büyümesindeki başlıca amaçlardan biri, istihdam yaratmak, işsizliği azaltmaktır. İşsizlik, 2012’de 0,6 puan düşerek yüzde 9,2 olarak gerçekleşmiştir. 2012’de istihdam edilen kişi sayısı 711 bin kişi artarak 24 milyon 821 bin kişiye yükseldi. 2013’te performansımız iyi gidiyor. Son 12 ayda istihdam edilen kişi sayısı 600 bin arttı ve işsizlik oranımız yüzde 9,3 olmuştur. Türkiye’deki işsizlik oranı, 28 Avrupa Birliği üyesinin 15’inden daha iyi düzeydedir. Büyüme, işsizlik ve üretimdeki olumlu performans mali disiplinden taviz verilmeden gerçekleşmiştir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye’nin en önemli meselesi, üretim ve ihracatın ithalata bağımlılığını azaltmak, ülkemizdeki katma değerleri ve teknoloji altyapısını yükseltmektir. Böylece, cari açıkla büyüme arasındaki ilişkiyi azaltmak hedeflenmektedir. Bu amaçla, bir yandan üretim, ihracat ve yatırımları artırmaya dönük çalışmalar devam etmekte, diğer taraftan ithalatı yöneten politikalar oluşturulmakta ve yürütülmektedir. Son on yıldaki istikrarlı ve öngörülebilir politikalarımız sayesinde ekonomide güven ortamını oluşturduk. Böylece, ülkemize gelen uluslararası doğrudan yatırımlar 2002’ye kadar toplam 14,6 milyar dolar iken 2003 başından bugüne kadar 131 milyar dolara ve toplamda yaklaşık 145 milyar dolara ulaştı. Bütün bu amaçlar ve faaliyetler doğrultusunda kullanılmak üzere, Ekonomi Bakanlığının 2014 yılı bütçesi, 2013’e göre yüzde 6 artışla toplam 1 milyar 454 milyon 494 bin TL olmuştur. Önümüzdeki dönemde de üretim ve ihracata dayalı büyüme modelinin gereklerine göre ekonomi politikaları ve tedbirleri geliştirilerek ülkemizin refah seviyesini artırmaya devam edeceğiz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; AK PARTİ iktidarlarınca yapılan yatırımlar saymakla bitmez, rakamlar ortada. AK PARTİ, boş laflarla vatandaşlarımızı avutan bir parti olmadı, parti programında ve meydanlarda neyi vadetmişse onu gerçekleştirdi. Bugüne kadar yapılan hizmetleri yeterli görmüyor, ülkemizin dünyada daha güçlü, daha itibarlı olması, dünyanın en büyük 10 ekonomisi arasında yer alması yolunda, milletimizin refah ve mutluluğu için, gece gündüz demeden tüm gücümüzle çalışmalarımıza devam ediyoruz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sözlerime son verirken 2014 yılı bütçesinin ülkemiz ve aziz milletimiz için hayırlı hizmetlere vesile olmasını temenni ederken, başta Sayın Başbakanımız, bakanlarımız ve milletvekillerimiz olmak üzere, bütçenin hazırlanmasında emeği geçen herkese teşekkür eder, aziz milletimize ve yüce heyetinize saygılarımı sunarım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

AK PARTİ Grubu adına dördüncü konuşmacı İlknur Denizli, İzmir Milletvekili. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA İLKNUR DENİZLİ (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Kalkınma Bakanlığı bütçesi üzerine grubum adına söz almış bulunuyorum. Meclisimizi saygıyla selamlarım. 

Sözlerimin başında ifade etmek gerekirse, 2013 yılı Hükûmetimiz açısından olduğu gibi Kalkınma Bakanlığımız açısından da başarılı bir yıl olmuştur. Planlı kalkınma döneminin, Onuncu Kalkınma Planı, Orta Vadeli Program ve 2014 yılı programı hazırlanmış, Bölgesel Gelişme Ulusal Stratejisi bölge planları ile bölgesel kalkınma eylem planları hazırlık çalışmalarında son aşamaya gelinmiştir. 5’inci İktisat Kongresi yapılmıştır, İzmir İktisat Kongresi.

Kalkınma politikamızı ülkemizin kaynaklarını ortaya çıkaracak ve var olan potansiyelimizi verimli kullanacak biçimde belirliyoruz Hükûmet olarak. Sosyal devlet olmanın gereğini hiçbir zaman gözden kaçırmıyoruz.

Kalkınma dediğimiz şeyin tek başına rakamlarla ifade edilen bir amaç olamayacağını, yaptığımız ve yapacağımız her şeyin nihai hedefinin bu ülkenin insanlarının mutluluğu ve huzuru olduğunu aklımızdan çıkarmıyoruz. Kalkınma politikamız istikrarlı ve toplumun bütün kesimlerinin büyümenin, kalkınmanın olumlu sonuçlarından pay aldığı ekonomik büyümeyi gözetmektedir.

Kalkınmaya dair Hükûmetimizin ve partimizin hedefleri, diğer yandan da hukukun üstünlüğü, bilgi toplumu, uluslararası rekabet gücü, insani gelişmişlik, çevrenin korunması ve kaynakların sürdürülebilir kullanımı gibi unsurları içermektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; cumhuriyetimizin 100’üncü yılı ufkunu ortaya koyan Onuncu Kalkınma Planı’mız 2023 vizyonuyla uyumludur ve dört temel eksen üzerindedir. Bunlardan ilki “Nitelikli insan, güçlü toplum”, ikincisi “Yenilikçi üretim, istikrarlı yüksek büyüme”, üçüncüsü “Yaşanabilir mekânlar, sürdürülebilir çevre”, dördüncü ve son eksense “Kalkınma için uluslararası iş birliği” başlıkları altında toplanabilir. Ülkeyi on bir yıldır yöneten bir parti olarak, sorumluluğumuzun bugünle sınırlı olmadığını, halkımızın bize gösterdiği güvenin, bize bu ülkenin geleceğini de doğru planlama yükümlülüğünü yüklediğini biliyoruz. Sahip olduğumuz genç ve dinamik nüfusu doğru yönlendirerek küresel bir güç olma yolunda hızla ilerlemekteyiz.

Son on bir yılda önemli bir kalkınma hamlesi yaptık. AK PARTİ hükûmetleri döneminde kalkınma ve ekonomik gelişme açısından ulaştığımız nokta bütün dünyada takdir görmektedir. Aslında, kalkınma konusunu nasıl bir dünyada yaşadığımızı bilerek konuşmamız gerekiyor. Türkiye'nin verilerini değerlendirirken başka ülkelerin durumunun da mutlaka farkında olmalıyız. Sonuçta, artık, yaşadığımız dünyada her bir değişken birbiriyle yakın ilişki ve etkileşim içinde. Ülkemiz dünyanın büyük ekonomilerinin içine girdikçe, bizim dışımızdaki ülkelerin yaşadıkları ekonomik ve siyasi sıkıntılardan, çalkantılardan ister istemez etkileniyoruz. Hükûmetimizin ve ekonomi yönetiminin akılcı ve ülke çıkarlarını koruyan politikaları sayesinde, dünyadaki krizin yıkıcı etkilerinden ülkemiz korunmakta, bunu başarmaktadır. Ancak, dünyadaki bu değişimden etkilenmeyle dünyanın istenilen hızda büyüyememesi, bizim de hedeflerimizi gerçekleştirmek için sürekli biçimde, yeni durumlara göre yeni düzenlemeler yapmamız gerekliliğini de ortaya koymaktadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sözlerimin sonunda bir hakkı da teslim etmekten mutluluk duyuyorum. Kalkınma Bakanlığımız, ülkemiz adına doğru yolda ilerlemek için çok değerli katkılar üretmektedir. Büyümemiz, gelişmemiz, daha zengin, daha adaletli paylaşmış, daha mutlu bir ülke olmamız için programlar, planlar yapmaktadır.

Bakanlığımızı kutluyor, 2014 yılı bütçemizin ülkemize hayırlı olmasını diliyor, saygılarımı sunuyorum.

(AK PARTİ ve MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN -  Teşekkür ediyorum.

AK PARTİ Grubu adına beşinci konuşmacı Kütahya Milletvekili Vural Kavuncu. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA VURAL KAVUNCU (Kütahya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, bugün, Kalkınma Bakanlığı bütçemizi konuşuyoruz, Türkiye’nin kalkınmasını konuşuyoruz. AK PARTİ, insanı merkez alan bir anlayışla, Türkiye’nin gelişim ve değişimini iradesi olarak ortaya koyan, buna uygun geliştirdiği politika ve uygulamalarıyla da her seferinde milletimizden karşılık ve değer görmüş bir partidir. Ülkemiz, her geçen gün gelişiyor, kabuk değiştiriyor, büyüyor. Bunu aklıselim, vicdan sahibi herkes görüyor ve takdir ediyor. Hafızai beşer nisyan ile malûldür yani insan unutur. AK PARTİ öncesi Türkiye’ye geri dönecek olsanız, âdeta, zaman tüneline girmiş gibi olursunuz, kendinizi başka bir Türkiye’de hissedersiniz. Şimdiye kadar AK PARTİ hükûmetleriyle sağlıkta, ulaşımda, eğitimde, kentlerde büyük değişimler gerçekleşti.

Size kendi seçim bölgem olan Kütahya’dan örnekler vermek istiyorum. 2002 yılında neredeydi, bugün, 2013 yılında neredeyiz? İlimiz sosyoekonomik gelişmişlik sıralamasında 40’ıncı sıradan 38’inci sıraya yükseldi. 2012 yılı TÜİK istatistiklerine göre, Kütahya ili en düşük işsizlik oranına sahip 1’inci il konumunda. Senelik ihracatımız 42,5 milyon dolardı, yüzde 340 artarak 145,5 milyon dolar olarak gerçekleşti. İnşallah, gelecek  senelerde bu artış ivmelenerek daha devam edecek. Kişi başı elektrik tüketimi gelişmişlik göstergelerinden birisidir. 2002 yılında bu değer, 950 kilovatsaat iken bugün 3.350 kilovatsaate yükseldi.

Halkımız bizlerden beklentilerini ne güzel ifade ederler, “Çakılı çiviniz, dikili taşınız, tüten bacanız olsun.” derler. İşte, AK PARTİ döneminde Kütahya’ya bir de bu gözle bakalım. 2002 yılında Kütahya’da sadece 1 tane organize sanayi, burada da 15 fabrika, 600 çalışan vardı. Bugün, Kütahya’da 4 tane organize var, 2 tanesi Kütahya’da, 1 tanesi Tavşanlı, 1 tanesi de Gediz ilçemizde. Kütahya’dan Almanya’ya, İspanya’ya otomobil koltuk kılıfı ihraç ediliyor. Tavşanlı’da önemli otomobil markalarının kabloları yapılıyor. Gediz’den tüm dünyaya her gün onlarca tır dolusu seramik taşınıyor. Kütahya organizelerinde 6 milyon metrekare alanda, şu anda faaliyette bulunan 79 fabrikada toplam 7.750 kişi çalışıyor. Bunlar bu aya ait rakamlar, önümüzdeki yıllarda ise çok daha büyük rakamlar vereceğiz. Sadece Tavşanlı ilçemizde yeni fabrikalarla birlikte 3 bine yakın istihdam gerçekleşmiş olacak.

Bunlar kendiliğinden gerçekleşmiyor. 2023 hedeflerimiz için, yatırım, istihdam ve üretim konusunda var gücüyle çalışan, krizlere rağmen büyümesini devam ettiren, yerli sanayimize, işçimize, emeğimize, yerli sermayemize ve Türkiye'de üretilmiş damgalı ürünlere destek sağladık.

Bugüne kadar Kütahya’daki OSB’lere 13,2 milyon TL kaynak aktarımı yapıldı. Teşvik sisteminde Kütahya 4’üncü bölge, organizelerimiz 5’inci bölge.

5084 sayılı Kanun kapsamında uygulanan istihdam desteği sona ermekle birlikte, tekrar 1’inci grup iller için Kütahya’da bu süre uzatıldı. KOSGEB tarafından hizmet ve ticaret sektöründe 778 KOBİ ve girişimciye toplam 4,1 milyon TL destek sağladık.

Eğitimde büyük yatırımlar yapıldı, yeni projelerimiz de devam ediyor. İlk ve ortaöğrenim düzeyinde il genelinde 784 okulumuz vardı, bugün 963 okulumuz var. Üniversitemizde 23.500 öğrenci vardı, bugün 46.500 öğrencimiz var. Öğrenci yurtları, sosyal tesisler, spor alanları, olimpik yüzme havuzuyla ülkemizdeki en gözde kampüslerden birisi oldu.

Evliya Çelebi Hastanemizde doçent, profesör hocalarımız hizmet veriyor. Kardiyolog bulunmadığı için başka şehirlere giden hastalarımız için, bugün, hastanemizde yüzlerce açık kalp ameliyatları yapılıyor.

Sporda gençlik merkezleri, atletizm pistleri, statlar, sentetik çim sahaları oldu.

Değerli milletvekilleri, yenilenen Türkiye, kalkınan Kütahya’da sağlıktan eğitime, adaletten ulaşıma, altyapı hizmetlerinden barajlara, spor yatırımlarına, on bir senede 4,6 milyar TL kamu yatırım ve transfer harcaması gerçekleşti. Bugün, dönemlerinde 1 metre yol yapamamış, memleketine 1 tane hasta yatağı ilave edememiş, tüten bir baca koyamamış olanlar şimdi bizleri eleştiriyor. Onlar konuşuyor, “Kütahya’yı köy hâline getirdiniz.” diye feryat ediyor; halkımız ise hizmetleri görüyor, kullanıyor, dua ediyorlar. Ondan sonra da “Acaba AK PARTİ Kütahya’da neden bu kadar çok oy alıyor?” diye merak ediyorlar.

Değerli milletvekilleri, kalkınmada insan faktörü, toplumla ilgili çalışmalar, sosyal hizmetler, en önemli gelişmişliğimiz. Gelecek Onuncu Kalkınma Planı’nda bunları etkin bir şekilde sağlamış olacağız.

Bütçenin hayırlı olmasını temenni ediyor, hepinize saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

AK PARTİ adına altıncı konuşmacı Yunus Kılıç, Kars Milletvekili. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA YUNUS KILIÇ (Kars) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; Kalkınma Bakanlığının bütçesi üzerine söz aldım, hepinizi saygılarımla selamlıyorum.

Saygıdeğer milletvekilleri, yaklaşık üç yıl önce İngiltere’nin en çok satılan gazetelerinden bir tanesinde okuduğum bir makaleyle sözlerimi sürdürmek isterim. Bu makale, Ermeni asıllı bir Amerikalı sanatçının atalarının gelmiş olduğu toprakları araştırması üzerine yapılmış bir makaleydi. Şöyle diyor: “Bu Ermeni sanatçının atalarının doğduğu topraklar Kars’ın Rusya sınırındaki Karakale köyü. Gittik gezdik, bu köyde hâlâ o atalarının yaşadıkları zamanlardaki, taa Orta Çağ zamanlarındaki tablodan pek fazla bir değişiklik olmadığını gördük.” Bunu başkaları okuduğu zaman belki çok fazla etkilenmeyebilirler ama bölge kendi bölgemiz, köy kendi köyümüz, yöre kendi yöremiz olduğu için bizde çok fazla değişik duygulara sebep oldu. Neydi buradan çıkarılması gereken sonuç? Bu topraklarda altı yüz yıl önce ne varsa çok fazla değişmeden bugüne kadar maalesef gelmişti. Neydi bu periferideki fark edilmemişliğin, garibanlığın, yoksulluğun sebebi, bunun üzerine düşünmek gerektiğini düşündüm. Saygıdeğer milletvekilleri, bence şuydu: Bu bölgenin insanı cahil değildi, tembel değildi, Allah’ın onlara bir kaderi değildi, sadece şuydu: Merkeziyetçi bir kafa vardı, Ankara’daydı, İstanbul’daydı; Kars, Ardahan, Erzurum, Rize, Edirne hakkındaki kararları alıyordu ama oraların şartlarını, oraların iklimini, oraların ihtiyaçlarını bilmekten ve benimsemekten uzaktı, hiçbir zaman da o kadar bir yakınlık sağlayamadı.

Bir düşünün, siz ülkenin bir ucunda yaşıyorsunuz, Antalya’da bir proje geliştiriyorsunuz ve Ankara’dan aldığınız kararlarla, merkeziyetçi bir zihniyetle bunun aynısını Kars’a, Edirne’ye yapmaya kalkıyorsunuz ve orada insanınızın beklemiş olduğu sonuçları da almayı umut ediyorsunuz. Bu, hayalden öteye gidecek bir tavır olmasa gerek.

Ülkemiz yüz yıllarca bu sıkışmışlığın sıkıntılarını çekmeye devam etti. Ne zamana kadar? Bölgesel kalkınma planlarının yapılmış olduğu günlere kadar. Bu, çok uzun bir geçmişe ait bir olay değil. AK PARTİ’yle beraber başlayan bir zihniyet değişikliği sonucunda, merkezden karar verilen bir ülke yerine, insanı merkeze alan ama gelişmeyi kırsaldan ve taşradan, periferiden başlatan bir anlayışa geçilmesiyle başladı. Bunun altyapısını oluşturmak üzere saygıdeğer milletvekilleri, tabii bir şeyleri planlayabilirsiniz ama oraları bilen, o bölgelerden bilgiler getiren, planlayan, bunu hazırlayan, sonuçlarını denetleyen, insanların hayatında ne gibi değişikliklere sebep olduğunu araştıran kurumlarınız olması lazım. Özellikle Onuncu Kalkınma Planı planlanırken ülkemizde artık eskiden olmayan ciddi hedefler konulmaya başlandı. Neydi bunlardan bir tanesi saygıdeğer milletvekilleri? Aşağı yukarı, 2018’in sonunda, kişi başı 16 bin dolar gelir; 1,3 trilyon millî gelir, ortalama yüzde 5,5’lik bir büyüme ve 4 milyon yeni istihdam. Nasıl yapacaksınız bunları Ankara’dan, nasıl yapacaksınız bunları eski merkeziyetçi kafayla? İşte, bunların önünü kesecek olan, ülkenin planlanan gelişmeleri sürdürmesinin önünü açacak olan en önemli şeylerden bir tanesi, saygıdeğer milletvekilleri, Kalkınma Bakanlığının, eskiden olmayan bir duygu ve düşünceyle, yönetim tarzıyla ve tavırla bölgesel kalkınma ofislerini, programlarını başlatması ve bölgelerde kalkınma ajanslarını harekete geçirmesidir. Bu kararlar artık bu bölgesel ofislerin, kalkınma ajanslarının bulunduğu yerlerde kararlaştırılacak, bölgelerin potansiyelleri ortaya çıkarılacak, oranın ihtiyaçları belirlenecek, efendim, rasyonel yatırımlar yapılacak, sonuçları tespit edilecek ve çıktıları alınacak; toplumdaki yaşamın, o bölgelerdeki yaşamın nasıl değiştiği ve bu yatırımların nasıl etkilerinin olduğu ortaya çıkarılacak. Ve sonra düzensiz harcama ve insanımızın ihtiyaçlarını asla karşılamayan yatırımların da önüne geçilmiş olacağını düşünüyor, Kalkınma Bakanlığının bütçesinin hayırlı olmasını diliyor, saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

AK PARTİ Grubu adına yedinci konuşmacı Temel Coşkun, Yalova Milletvekili. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA TEMEL COŞKUN (Yalova) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2014 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı görüşmeleri üzerine Türkiye İstatistik Kurumu bütçesi hakkında Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Yüce milletimizi ve siz değerli Meclis üyelerimizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum.

Kısa adı TÜİK olan Türkiye İstatistik Kurumu, geçmiş ile gelecek arasında sayısal bir köprü kurarak tüm kurum ve kuruluşlara güvenli bilgiler sağlamaktadır. Bir ülkenin gelişebilmesi için gerekli ihtiyaçların tespit edilmesi, hedeflerin belirlenmesi ve ilerlemenin gözlemlenmesi güvenilir istatistiki bilgi ile mümkündür. Doğru ve çabuk karar almada gerekli bilgiyi sağlamak için güçlü bir istatistik sistemi altyapısı oluşturmak ülkemizin bugünü ve geleceği için çok önemlidir. TÜİK, ulusal ve uluslararası normlara göre istatistikler üretmekle görevli bir kurumdur. Son yıllarda yapılan en önemli çalışma, ulusal hesaplama yöntemlerinin Avrupa Birliği istatistik normlarına uyumlu hâle getirilmesi olmuştur. Uluslararası istatistik sisteminde yalnızca uygulayıcı bir ülke konumundan çıkmış, sistemi belirleyen, yön veren aktörler arasına dâhil olmuştur. Gerek ulusal fonlarla gerek AB desteği ile geliştirdiği teknik kapasite sayesinde uluslararası istatistik camiasında önemli bir kurum hâline gelen TÜİK sürekli kendini yenilemiştir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; modern dünyanın en önemli tanımlayıcı özelliklerinden biri, kuşku yok ki bilgi çağıdır. Ülkemiz her alanda, her sektörde bilgi çağının gereği yenilik ve paralelindeki gelişim sürecinde adım adım ilerlemektedir. Küreselleşmenin boyutu ilerledikçe güncel ve ayrıntılı bilgiye olan ihtiyaç artmaktadır. Bu bilginin en az maliyetle elde edilebilmesi ancak belirli standart sağlayan idari kayıt sistemlerinin kurulması ile mümkündür. Doğru ve güvenilir bilgi ışığında kalkınma ve ilerleme süreçleri başarılı bir şekilde yürütülebilecektir. Bu nedenle, bütçemizden en büyük payı eğitime ayırıyoruz, AR-GE yatırımları yapıyoruz. Hükûmetlerimizin AR-GE, teşvik ve destek uygulamaları ulusal, bölgesel ve yerel yeni uygulamalara kapı aralamıştır.

Bu bağlamda, bölgemizde kurulan Doğu Marmara Kalkınma Ajansı mali ve teknik destek programlarıyla müteşebbisimize önemli destekler sağlamaktadır. Sadece Yalova’mızda mali ve teknik destek programlarına toplamda 183 proje başvurusu yapılmış ve 72 tanesi başarılı bulunmuştur ve desteklenmiştir. Yalova, başarılı projeler arasında Doğu Marmara bölgesini oluşturan illere göre yüzde 30’luk payla 1’inci sırayı almıştır.

Ayrıca, tarımın ve çiçekçiliğin hızla geliştiği Yalova, çiçekçilik yatırımlarına ev sahipliği yapmaktadır.

Yine, çilek çeşitleriyle Plantasyon Yenileme Projesi ilimizde uygulanmaktadır. Türkiye’de ilk defa yetiştirilen ve verimi daha fazla olan organik çilek çeşitlerinin üretimi Yalova’da yapılmaktadır. Nisan-kasım ayları arasında taze ve organik çilek yiyebilirsiniz.

Ülkemizdeki kivi üretiminin yarısı Yalova’da yapılmaktadır.

Yine, 1.500 adet Türkiye geofit bahçesi Yalova’mızda bulunmakta ve yeni kurulmaktadır. Sayın milletvekilleri, ülkemizde ilk olan bu proje, dünyanın en çok endemik geofit türüne sahip koleksiyonu niteliğindedir. 2011 yılında Kalkınma Bakanlığımız tarafından kabul edilen bu projenin maliyeti 5 milyon 500 bin TL’dir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; birçok şeyler yaptık, yapıyoruz ama biz ne yaptığımıza değil, ne yapacağımıza bakıyoruz. On bir yıldır yılmadan, yorulmadan çalışıyoruz ve çalışmaya da devam ediyoruz. Her alanda yaptığımız çalışmaları aziz milletimiz takdir ediyor ve inşallah yine edecektir. 30 Mart 2014’te milletimizin huzuruna yine çıkacağız ve karnemizi yenileyeceğiz.

Bu düşünce ve duygularla, 2014 yılı bütçesinin hazırlanmasında emeği geçen, başta Sayın Başbakanımız Recep Tayyip Erdoğan olmak üzere, bütün kabine üyelerimize ve emeği geçen herkese teşekkür ediyor, bütçenin hayırlı uğurlu olmasını temenni ediyor, saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

AK PARTİ Grubu adına sekizinci konuşmacı Sıtkı Güvenç, Kahramanmaraş Milletvekili. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA SITKI GÜVENÇ (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2014 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı’nın sekizinci turunda Türkiye İstatistik Kurumu bütçesi, TÜİK’in istatistiksel faaliyetleri üzerine AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi ve aziz milletimizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; günümüzde bir ülkenin gelişmesine yönelik doğru politikaların belirlenmesi, doğru projeksiyonların yapılabilmesi fen ve sosyal bilimlerde doğru sayısal analizler yapabilme yeteneğimize bağlıdır. Bu analizlerin yapılabilmesi için güvenli verilerin toplanması, bu verilerin işlenmesi ve istatistiksel teknikler kullanılarak analizlerin yapılması son derece önemlidir.

AK PARTİ olarak on bir yılık iktidarımız boyunca hayatın her alanında yapmış olduğumuz düzenlemeleri ve atakları TÜİK’te de yaptık ve yapmaya devam ediyoruz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; devletin başlıca veri toplama kurumu olan Türkiye İstatistik Kurumu, uluslararası standartlarda, kullanıcı odaklı, sürdürülebilir bir istatistik sistemi kurarak teknolojiyi ve istatistik biliminin ortaya koyduğu yeni yöntemleri en üst düzeyde kullanan bir araştırma kurumu hâline getirilmiştir. Ulusal ve uluslararası kullanıcıların ihtiyaç ve önceliklerini dikkate alarak kaliteli, güncel, güvenilir, tutarlı, tarafsız, uluslararası standartlara uygun istatistikler üreten, kullanımına sunan ve resmî istatistik üretim sürecinde kurumlar arasında eş güdümü sağlayan bir kurum hâline getirilmiştir. Türkiye İstatistik Kurumu, teknolojinin ve istatistik biliminin ortaya koyduğu yeni yöntemleri en üst düzeyde kullanan bir araştırma ve bir analiz kuruluşu hâline getirilmiştir. Kurumun bu misyonu en iyi biçimde yerine getirdiğinin kanıtı, ürettiği verilere duyulan güvenin ülke içinde artmasıdır. Buna ilaveten, IMF, OECD ülkeleri, Birleşmiş Milletler İstatistik Birimi gibi uluslararası kuruşların ortaya koydukları değerlendirme raporlarında da Türkiye verilerine duyulan güven açıkça dile getirilmektedir. Bu kuruluşların detaylı inceleme ve araştırma olmadan bu sonuca varamayacakları hepimizin malumudur.

TÜİK birçok alanda derlediği bilgilerle uluslararası standartlarda istatistikler üretmektedir. TÜİK tarafından, 2013 yılında, ülke genelinde doğrudan alandan veri derlemek suretiyle, 3.696 personelle 74 adet araştırma yürütülmüştür. Üretilen verilerin anlaşılabilirliğini ve kullanılabilirliğini artırmak amacıyla belirli özel günlerde haber bültenlerinin yayınlanmasına devam edilmektedir. Bu çerçevede, kadın, çocuk, gençlik, aile, demografi ve girişimcilik konularında özel yayınlar yapılmıştır. Çalışan çocuklar anketi sonuçları 2013 yılında yayınlanmıştır. Tüketici Güven Endeksi, 2013 yılında Avrupa Birliği programına uyumlu hâle getirilip yayınlamaya başlanmıştır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; TÜİK tarafından güncel idari kayıtlara dayalı olarak nüfus projeksiyonları yenilenmiş, ilk defa Türkiye toplamı için 2075 yılına kadar, iller için ise 2023 yılına kadar nüfus projeksiyonları üretilmiştir. Ayrıca, Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi’nden elde edilemeyen bina ve konut bilgileri, iş gücü, engelli, göç, doğurganlık ve ölüm bilgilerinin ayrıntılı olarak elde edilebilmesi amacıyla, ilk defa 2011 yılında, önceki nüfus sayımlarından farklı olarak idari kayda dayalı olarak nüfus ve konut araştırması yapılmıştır. Araştırma kapsamında, toplamda 2,2 milyon hanede yaklaşık 9 milyon kişiyle görüşülmüştür. Çalışma sonuçları, Ocak 2013 yılında kamuoyuyla paylaşılmıştır. Bilindiği gibi, Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi kurulmadan önce, doğru ve güncel bilgilerin tespiti sürekli bir tartışma konusuydu. On yıllık aralıklarla sokağa çıkma yasağı uygulanır ve nüfus sayımları bu şekilde yapılır, bu güncel ihtiyaçları karşılamayan bilgiler elde edilirdi. Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi’yle, 2007 yılından beri, her yıl bitiminden bir ay sonra nüfusumuzu doğru olarak öğrenebilmekteyiz. İşte, AK PARTİ iktidarıyla, nüfus sayımı için sokağa çıkma yasağı gibi en ilkel uygulamadan kurtulmuş olduk, en doğru verilere en kolay şekilde ulaşabilir hâle geldik. İşte, AK PARTİ’nin ülkemizi getirdiği nokta budur. İnşallah, önümüzdeki süreçte de bu reformlar, bu çalışmalar devam edecektir. Bundan dolayı AK PARTİ’ye ne kadar teşekkür etsek azdır.

Bu çalışmalarından dolayı AK PARTİ’ye ve TÜİK çalışanlarına teşekkür eder, 2014 bütçesinin hayırlara vesile olmasını dilerim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

AK PARTİ Grubu adına dokuzuncu konuşmacı Abdurrahim Akdağ, Mardin Milletvekili. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA ABDURRAHİM AKDAĞ (Mardin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; GAP Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığının 2014 bütçesi üzerinde AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Yüce heyetinizi ve aziz milletimi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, Güneydoğu Anadolu Projesi, bölgenin sahip olduğu kaynakların değerlendirilerek bu yörede yaşayan insanlarımızın gelir düzeyini ve yaşam kalitesini yükseltmeyi, bölgeler arası farklılıkları gidermeyi ve ulusal düzeyde ekonomik gelişme ve sosyal istikrarı hedeflemiş bir projedir. 1960’larda temeli atılan, 1980’de “GAP” adını alan projenin fiziki gerçekleşmesi bizim iktidarımıza kadar yüzde 15’lerdeydi. AK PARTİ iktidarıyla GAP, Türkiye projesi olarak kabul edilerek nerdeyse bitirilmek üzeredir. On yılda, kırk yılda yapılanların 5 katı gerçekleştirildi.

2002 yılında GAP’a ayrılan ödenek 578 milyon TL iken bugün 10 kat artırılarak 2013 Eylül ayı itibarıyla 5,2 milyar TL ödenek ayrılmıştır. GAP, 2012 yılı itibarıyla 10 hidroelektrik santrali ile ülke enerjisinin yüzde 48’ini karşılamaktadır. Yaklaşık 4 milyon kişiye iş olanağı sağlayacak olan GAP bünyesinde, 2012 yılı sonu itibarıyla toplam 378 bin hektar sulamaya açılmıştır. 2012 yılı sonuna kadar toplam 843,4 kilometre ana kanal hizmete alınmıştır. Bunlardan Aşağı Mardin Ana Kanalı 1’inci Kısmın 28,5 kilometresi; Aşağı Mardin Ana Kanalı 2’nci Kısmın 42,8 kilometresi; Aşağı Mardin Ana Kanalı 3’üncü Kısmın 37,3 kilometresi bitirilmiştir.

Eğitim alanında, ilköğretim ve ortaöğretim düzeyinde 11.313 derslik, 2008-2012 döneminde de 9.100 öğrencilik 9 yurt bitirilmiştir.

Sosyal Destek Programı kapsamında yaklaşık 341 milyon TL kaynak ile 1,2 milyon kişiye ulaşılmıştır. Gençler için Diyarbakır’da 2, Mardin’de 1 adet gençlik merkezi tamamlanmıştır.

Değerli milletvekilleri, GAP Eylem Planı ile Mardin ve diğer illerde 1,2 milyon hektar alanda toplulaştırma çalışmalarının yapılması hedeflenmiştir. GAP Eylem Planı ile bir yüzyıl boyunca yapılmış olan 1 milyon hektarlık toplulaştırma projesi kıyaslandığında çok etkileyici bir çalışma yapıldığı görülecektir. Bugüne kadar yapılan GAP arazi toplulaştırması ve tarla içi geliştirme hizmetleriyle 1,1 milyon kişinin yararlandığı 1.881 köyde çalışmalar yürütülmüş ve 2,1 milyon hektar arazide toplulaştırma çalışmaları tamamlanmıştır.

Ilısu Barajı’ndaysa işe başlanmış olup fiziki gerçekleşme yüzde 60’tır.

GAP bölgesindeki illerde doğal gaz projelerinin 5’inden 2’si tamamlanmış, kalan 3 projenin yapım işleri devam etmektedir. Bunlardan Mardin Doğal Gaz Boru Hattı yapımı işinin ihalesi gerçekleştirilmiş, sözleşmesi imzalanmış olup 2015 Ocak ayı itibarıyla tamamlanması planlanmaktadır.

GAP Eylem Planı kapsamındaki Gaziantep-Şanlıurfa otoyolu, Gaziantep çevre yolu kesimi, Gaziantep-Birecik kesimi, Birecik-Şanlıurfa kesimi tamamlanmıştır. Şanlıurfa-Kızıltepe-Silopi bölünmüş yolu genelinde fiziki gerçekleşme yüzde 95’tir.

Batman Havaalanı terminali 2010’da açılmış, Şırnak Şerafettin Elçi Havaalanı ise 2013’te hizmete girmiş; Mardin Havaalanı’nın yeni pisti 2012’de tamamlanmış, yeni terminal binasının 2014 Şubat ayında hizmete açılması planlanmıştır.

Değerli milletvekilleri, GAP, ekonomik kalkınmanın yanında, otuz yıldır bölgede büyük yıkımlara neden olan terör sorununun yarattığı birçok sıkıntının da ortadan kalkmasına yardımcı olmaktadır. GAP’ın sağladığı ekonomik kazanımlar ve çözüm sürecinin sağladığı güven ortamı bölgeye yatırımları arttıracak ve bölgede istihdamı ve refahı arttıracaktır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu duygu ve düşüncelerle 2014 bütçesinin ülkemize hayırlı olmasını diler, yüce Meclisi saygıyla selamlarım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

AK PARTİ Grubu adına onuncu konuşmacı Yahya Akman, Şanlıurfa Milletvekili. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA YAHYA AKMAN (Şanlıurfa) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; ben de GAP Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2014 yılı bütçesi üzerinde söz aldım. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, başlangıçta toprak ve su kaynaklarının geliştirilmesi amacıyla öngörülmüş olan GAP projesi, daha sonra topyekûn bir kalkınma projesine dönüşmüş; 6 ille başlayan bu süreç, 3 ilçenin il olmasından sonra 9 il olarak hayatiyetini sürdürmüştür.

Enerjiden sulamaya, ulaştırmadan eğitime, sağlıktan turizme, kültürel değerlerin restorasyonundan istihdama, tarımdan tarıma dayalı sanayinin geliştirilmesine kadar birçok alanda kalkınmayı hedefleyen GAP projesi, aslında altın yumurtlayan bir tavuk gibidir. Bizler bu projeyi savunurken yıllarca buraya yatırılan her kuruşun kısa bir süre sonra ülke ekonomisine hızlı bir şekilde geri döneceğini ve kar topu etkisiyle hem bölgeyi hem ülkeyi büyüteceğini ifade etmiştik. Bugün, şükürler olsun, rakamlar bizi doğrular duruma geldi. GAP projesinin master planında bu proje için 2012 değerleriyle 51,5 milyar lira harcanması öngörülmekteydi. Bugün, 2013 itibarıyla bu rakamın 51,5 milyarı aşarak 53,2 milyar liraya ulaştığını söylemeliyim. 2014 ile 2018 arasındaki çalışmaları devam eden yeni beş yıllık program çerçevesinde 33,8 milyar lira daha harcanacağının öngörüldüğünü düşünürsek bu rakamın toplamda 87 milyar liraya ulaşacağını ifade etmemiz gerekiyor.

Değerli milletvekilleri, GAP projesinin seyri ve kaderini ülkenin kaderinden ve seyrinden ayrı düşünmemek gerekiyor. Özellikle koalisyon dönemlerinde ve ekonomik kriz dönemlerinde bu projenin neredeyse durma noktasına geldiğini gözlemledik. Ancak, 2002 yılından sonra, AK PARTİ iktidarlarıyla beraber buraya ayrılan ödeneklerin artmış olduğunu görüyoruz. Daha önceki dönemlerde yani 2002’ye kadar olan dönemlerde yaklaşık yüzde 11 oranında sulama projelerinin bir gerçekleştirilme oranı varken bu gerçekleşen oranın da aslında yanlış sulama nedeniyle toprağın çoraklaşmasına ve çölleşmesine sebebiyet verdiği de bir gerçektir. Bugün, artık -bildiğiniz üzere- yeni tekniklerle sulama projeleri devam etmektedir. 2002 senesine kadar sadece sulama alanında 1,92 milyar -2012 değerleriyle ifade ediyorum- sulama için para harcanmışken sadece 2013 senesinde 1,25 milyar liranın sadece sulama için harcanmış olduğunu ifade edersek AK PARTİ döneminde bu projeye gösterilen ehemmiyeti bir kez daha ifade etmiş oluruz.

Tabii, bu arada, 15 Mayıs 2008 tarihi GAP projesi için bir milattır değerli arkadaşlar. Başbakanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın Diyarbakır’da açıklamış olduğu GAP Eylem Planı’yla beraber âdeta bu proje şahlanış dönemini yaşamaya başlamıştır. Bu projeden sonra yaklaşık 1 milyon dekar sulanabilir alanı olan Suruç’umuz bundan aslan payını almış    –bu ödeneklerden- ve bugün artık Suruç tünellerinin açılacağı zamanı günlerle ifade ediyoruz. Yıllar aylar geride kaldı, günler sonra inşallah Suruç’umuzun tünelleri bitmiş olacak, Suruç Sulama Projesi’nin ve bu yaz da Suruç’umuz suya kavuşmuş olacak.

Değerli arkadaşlar, bugün, artık bölge insanı 2014 ile 2018 yılı arasında gerçekleşecek olan yeni eylem planını beklemektedir. Zira, bu eylem planıyla beraber yaklaşık 229 tanesi yeni olmak üzere 446 projenin hayata geçmesini beklemekteyiz. Bizim dönemimizde yapılan eylem planlarının özelliği -demin de ifade ettim- topyekûn kalkınmayı öngörmektedir yani toprağı sularken bilinçli sulamadan tutun da artacak nüfusun eğitim ihtiyacının karşılanmasına, elde edilen ürünlerin pazarlanmasına ve yeni ilave katma değerler sağlanmasına kadar topyekûn entegre bir projeden bahsediyoruz. Bölgenin altyapı, ulaşım, sağlık ve konut ihtiyacına kadar tamamı bu programlar çerçevesinde düşünülmektedir.

Sizlere bu projenin altın yumurtlayan tavuk olduğunu ifade ettim. Bakın, bugün Türkiye’deki hidroelektrik enerjinin yaklaşık yarısı bu bölgede faaliyete geçen hidroelektrik santrallerinden elde edilir duruma gelmiştir. Ve ihracatla ilgili bir rakamı vermem gerekirse 689 milyon lira bu bölgeden 2002 senesinde ihracat yapılırken bugün bu rakamın 8,1 milyar dolar olduğunu ve Türkiye’deki payının yüzde 2’den yüzde 5,3’e çıktığını ifade edersem GAP’ın ne demek olduğunu çok daha iyi anlatmış olurum.

Bu vesileyle, Kalkınma Bakanlığımız başta olmak üzere bütün 2014 yılı bütçelerimizin memleketimiz için hayırlara vesile olmasını diliyorum. Hepinize saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

AK PARTİ Grubu adına on birinci konuşmacı, Mustafa Bilici, Van Milletvekili. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA MUSTAFA BİLİCİ (Van) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; DAP Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı bütçesi üzerine söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Doğu Anadolu Projesi Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı, Hükûmetimiz döneminde kanun hükmünde kararname ile 2011 yılında kurulmuştur. DAP Bölge Kalkınma İdaresinde Ağrı, Ardahan, Bingöl, Bitlis, Elâzığ, Erzincan, Erzurum, Hakkâri, Iğdır, Kars, Malatya, Muş, Tunceli ve Van illeri bulunmaktadır. DAP İdaresinin kuruluş amacı eylem planı hazırlayarak bölgenin kalkınmasını hızlandırmak, yatırım projelerinin uygulanmasını koordine etmek ve değerlendirmek, ilgili kurum ve kuruluşların yatırım projelerinin bütünlük içerisinde yürütülmesini sağlamaktır.

DAP Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı, 2013 yılında eylem planı hazırlamaya yönelik faaliyetler sürdürmüştür. Kamu kurum ve kuruluşları, ajanslar, üniversiteler ve sivil toplum kuruluşları ile çalıştaylar düzenleyerek DAP Eylem Planı taslağı oluşturulmuştur. DAP Eylem Planı taslağı, bölgede iktisadi sektörlerde verimliliğin artırılması, kentsel yerleşimlerde yaşam kalitesinin artırılması, beşerî, sosyal sermayenin güçlendirilmesi, kurumsal kapasitenin geliştirilmesi, temel altyapı hizmetleri ve çevresel koruma başlıklı beş ana gelişme ekseni çerçevesinde hazırlanmıştır.

Yeni ekonomik dünya düzeninde küresel düşünüp yerel davranmak çok önem arz etmektedir. Merkeziyetçilik anlayışından kurtulmak, yerelde ekonomik kalkınmayı sağlamak, uzman kişilerce yereldeki potansiyeli harekete geçirmek bölgeler arası gelişmişlik farklarını minimize edecektir. Bu anlayışla, DAP İdaresi de Doğu Anadolu illerinde yatırımların gerektirdiği araştırma, planlama, projelendirme hizmetlerini yürütecektir.

Doğu Anadolu Bölgesi Türkiye'nin en büyük bölgesi olup Türkiye yüzölçümünün yüzde 19’unu kapsamaktadır. 90’lı yıllardan itibaren, Doğu Anadolu Bölgesi, sosyoekonomik nedenler ve bölge içinde yaşanan sorunlardan kaynaklı yoğun göç vermektedir. TÜİK verilerine göre, bölge illeri içerisinde en büyük nüfusa sahip il Van’dır, en az nüfusa sahip il ise Tunceli’dir.

Doğu Anadolu Bölgesi’nin ekonomik faaliyetlerini incelediğimizde özellikle belirli sektörler ön plana çıkmaktadır. Bu sektörler, turizm, tarım, hayvancılık ve yer altı kaynaklarıdır. Günümüzde, gelişmiş ülkelerin en önemli gelir kaynaklarından biri hiç şüphesiz ki turizm girdileridir. Doğu Anadolu Bölgesi, turizm verileri incelendiğinde, doğal potansiyelleri açısından oldukça zengindir. Ancak, altyapı, tesis noksanlığı ve bölgedeki güvenlik sorunları gibi nedenler bu potansiyeli ekonomik girdiye dönüştürememektedir. Yerinde ve doğru uygulamalarla bilhassa kış, termal, inanç ve tarih turizmi geliştirilebilir ve bölgeye önemli katkı sağlanabilir.

Hayvancılık sektöründe de zengin bir potansiyele sahip olan DAP bölgesinde Türkiye’deki büyükbaş hayvan varlığının yüzde 21’i, küçükbaş hayvan varlığının ise yüzde 27’si bu bölgede bulunmaktadır. Doğu Anadolu Bölgesi’nde büyükbaş süt üretiminin Türkiye içerisindeki payı yüzde 18’dir, küçükbaş süt üretiminin Türkiye içerisindeki payı ise yüzde 28’dir.

Değerli arkadaşlar, AK PARTİ hükûmetlerimiz döneminde Doğu Anadolu Bölgesi’nde kamu yatırımlarında önemli bir oranda artış sağlanmıştır. Toplam kamu yatırımları 2003-2013 yıllarında yaklaşık 7 kat artmıştır. DAP bölgesinde 2012 kamu yatırımları içerisinde en büyük payı yüzde 30 oranında eğitim sektörü almıştır. Yine, 2003-2013 yıllarında bu derslik sayısı yüzde 71 oranında artmış gözükmektedir.

Sağlık sektöründe DAP bölgesi 2002 yılı hastane sayısı 90 iken 54 adet yeni hastane eklenmiş ve sayı 144’e ulaşmıştır.

Ulaştırma sektöründe DAP bölgesinde 2013 öncesinde toplam 256 kilometre bölünmüş yol ağı bulunurken 2013 yılında 12 kat artış sağlanarak bu mesafe 3.120 kilometreye ulaşmıştır.

Değerli arkadaşlar, hükûmetlerimiz döneminde yapılan icraatlar, uygulanan ekonomik politikalarla Türkiye'nin bütün bölgelerinde ekonomik canlılık olmuştur. İnşallah, yeni kalkınma modelleri ve planlamalarla Doğu Anadolu’nun da kalkınma hızı artacak, yatırımlar için cazip bir bölge olacaktır diyorum.

Bu duygu ve düşüncelerle 2014 yılı bütçemizin hayırlı olmasını diliyor, saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

AK PARTİ Grubu adına on ikinci konuşmacı Gülay Samancı, Konya Milletvekili. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA GÜLAY SAMANCI (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2014 yılı bütçesi üzerine Kalkınma Bakanlığına bağlı KOP Bölge Kalkınma İdaresi hakkında grubum adına söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

KOP Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı, insanlığın ilk yerleşim alanlarından biri olan Çatalhöyük ve Selçuklu’nun başkenti, hoşgörü ve sevgi kenti olan Konya’yı bünyesinde barındıran KOP bölgesini 2023 ve 2071 hedeflerine taşımak amacı ile 2011 yılında Sayın Başbakanımızın direktifleriyle Kalkınma Bakanlığımıza bağlı bir kurum olarak kurulmuştur. KOP bölgesi; Aksaray, Karaman, Konya ve Niğde illerinden oluşmakta olup kalkınmaya yönelik yatırımların ve projelerin gerektirdiği araştırma, planlama, programlama, projelendirme, izleme, değerlendirme ve koordinasyon hizmetlerinin yerine getirilmesi ve bölgenin kalkınmasının hızlandırılmasını amaçlamaktadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Hükûmetimiz bölgeler arası gelişmişlik farklarının azaltılmasını, bölgesel ve yerel kalkınmanın hızlandırılması politikasını hem kalkınma çabalarımızın hem de ülke genelinde sosyal refah hedefimizin odağına yerleştirmiştir. Yeni bölgesel gelişmenin temel stratejisi, mümkün olduğu ölçüde etkinlik ve hakkaniyeti aynı anda sağlamaktır. Hükûmetimiz döneminde başlatılan bölgesel gelişme uygulamalarını, kalkınma imkânlarını bütün ülke sathına yaymak, bölgelerin fırsatlarını öne çıkarmak önceliğimiz olmuştur. Burada yerel bazda üretim kültürüne geçişle birlikte bölgelerimizin potansiyelini azami düzeyde kullanmayı amaçlayıp katılımcılığa dayanan, tabandan tavana kalkınma anlayışını esas almaktayız. Hazırlanmakta olan eylem planı, bölgenin ciddi bir kuraklık ve su yetersizliği sorunu olmasının yanı sıra iklim değişikliği kaynaklı ciddi sıkıntılarla mücadele etmek durumunda kalması nedeniyle çevreci ve dönüşüm sağlayan bir kalkınma anlayışını yansıtacaktır. Bu anlayış çerçevesinde arazi toplulaştırması, tarımsal altyapı ve üstyapı çalışmaları ile birlikte sürdürebilir kırsal kalkınma, kırsalı da dikkate alan yenilikçi kentleşme, akıllı şehir perspektifleri, yenilenebilir enerji ve demir yolları temelinde hızlı ve güvenli ulaşım altyapısı da KOP Eylem Planı’nın odağında yer alacaktır.

Değerli arkadaşlar, Kalkınma Bakanlığı koordinasyonunda KOP İdaresi bir taraftan eylem planı çalışmalarını yürütürken diğer taraftan da konunun önemi ve önceliği nedeniyle il özel idareleri ile iş birliği içerisinde Küçük Ölçekli Sulama Sistemlerinin Rehabilitasyonu ve Yaygınlaştırılması Programı’nı yürütmektedir. Bu program kapsamında, KOP bölgesinde 2011 ve 2012 yıllarında gerçekleştirilen toplam 233 sulama projesi ile 35 bin hektar alan, suyun tasarruflu kullanımına imkân sağlayan modern sulama sistemlerine kavuşmuştur. 2013 yılında ayrılmış olan 74 milyon TL ödenek ile çoğu düşük gelirli ve yoğun göç  veren dağlık bölgelerdeki 102 yerleşim biriminin sulama sorunu giderilmiş ve katma değeri yüksek ürün desenine dönüşüm desteklenmiş olacaktır. KOP Bölgesi Küçük Ölçekli Sulama Sistemlerinin Rehabilitasyonu ve Yaygınlaştırılması Programı önümüzdeki yıllarda da devam ettirilecektir çünkü su yetersizliği nedeniyle özellikle KOP bölgesinde tasarruflu sulama sistemlerine büyük ölçüde ihtiyaç duyulmaktadır.

KOP Eylem Planı ile artış göstermesi beklenen KOP bölgesi kamu yatırımları 2013 yılı için yaklaşık 1,2 milyar TL olarak gerçekleşmiştir. KOP kapsamında 2013 Yılı Yatırım Programı’nda 8 adet büyük su projesi yer almıştır. Havzaya dışarıdan su getirecek olan Bağbaşı Barajı ve Mavi Tünel Projesi ile 204,9 milyon metreküp su depolanacak olup Bağbaşı Barajı’nı besleyen Afşar ve Bozkır barajlarının da tamamlanmasıyla yılda 413 milyon metreküp su, delme işlemleri tamamlanmış olan 17 kilometre uzunluğundaki Mavi Tünel ile Konya kapalı havzasına aktarılacaktır.

Hazırlanmakta olan KOP Eylem Planı bütçesine sağlanacak ilave kaynaklarımızdan bağımsız olarak KOP Kalkınma İdaresinin 2014 yılı bütçesi 88 milyon 694 bin TL olarak belirlenmiştir.

Konya Ovası Projesi İdaremizin bütçesinin ülkemiz ve bölgemiz için hayırlı olmasını diler, hepinizi saygıyla selamlarım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – AK PARTİ Grubu adına son konuşmacı Mehmet Geldi, Giresun Milletvekili.

AK PARTİ GRUBU ADINA MEHMET GELDİ (Giresun) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2014 yılı bütçe kanunu tasarısında Kalkınma Bakanlığı Doğu Karadeniz Projesi Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı bütçesi üzerinde AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce heyetinizi ve milletimi saygılarımla selamlıyorum.

Bu proje, Doğu Karadeniz Bölgesi’nin sahip olduğu kaynakları değerlendirerek bu yörede yaşayan insanlarımızın gelir düzeyini ve yaşam kalitesini yükseltmeyi, bölgeler arası ve bölge içi farklılıkları gidermeyi, ulusal düzeyde ekonomik gelişme ve sosyal istikrar hedeflerine katkıda bulunmayı amaçlayan bir bölgesel kalkınma projesidir.

DOKAP’ın koordinasyonunun ayrı bir birim tarafından yürütülmesi ve DOKAP Eylem Planı hazırlanması amacıyla 8 Haziran 2011 tarihinde 642 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’yle Doğu Karadeniz Projesi Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı kurulmuştur.

Doğu Karadeniz Projesi, yüzölçümü 48.256 kilometrekare büyüklüğünde ve 8 ili içine alan, 2012 yılı rakamlarıyla 3 milyon 872 bin 793 kişinin yaşadığı bir bölgede uygulanmaya başlanmıştır. Proje alanında yer alan illerin 2011 yılı sosyoekonomik gelişmişlik sıralamasındaki yerleri sırasıyla; Trabzon 31’inci, Samsun 33’üncü, Rize 34’üncü, Artvin 44’üncü, Giresun 52’nci, Ordu 61’inci, Gümüşhane 62’nci, Bayburt 64’üncü sıradadır. Bu sıralamadan da anlaşılacağı üzere, bölge, gelişmişlik açısından farklılıklar arz eden bir yapıya sahiptir. Doğu Karadeniz Projesi Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığında başkan, başkan yardımcısı, 12 geçici, 19 kadrolu olmak üzere 31 teknik hizmet ve genel idare hizmetli memur ve hizmet alımıyla 27 personel çalışmaktadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; DOKAP Eylem Planı çalışmaları kapsamında birçok faaliyet gerçekleştirmiştir. Bu bağlamda, DOKAP bölgesinde bölgeye dönük kararların bulunduğu bütün çalışmalar taranmış ve hepsinden mümkün olduğunca yararlanılması düşünülmüştür. Bu sayede, daha önce yapılmış planlar ve bu planların uygulama sonuçları değerlendirilmiştir. Elde edilen veriler ışığında, Başkanlıkça taslak DOKAP Eylem Planı proje listesi hazırlıkları tamamlanmış ve ilgili bakanlıkların strateji geliştirme başkanlıkları ve diğer kurumlarla değerlendirme toplantıları yapılmıştır. Bu değerlendirme sonrasında, bakanlıkların görüş ve önerileriyle DOKAP Eylem Planı son hâline getirilmek üzeredir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yine, DOKAP’ın en önemli projelerinden biri de Yeşil Yol Projesi’dir. Yeşil Yol, turizm master planı çerçevesinde öne çıkan, yayla ve turizm merkezlerini üst kottan birbirine bağlayan, başlangıcı Samsun ili, bitişi Artvin Sarp Sınır Kapısı olan ortalama 2.350 kilometre uzunluğundaki yolu ifade etmektedir. Bu kapsamda, 2013 yılı, Kalkınma Bakanlığımız tarafından DOKAP İdaresi ve 8 il valisiyle Mayıs 2013’te protokoller imzalanmış, her ile 5 milyon TL olmak üzere, 8 ile toplam 40 milyon TL ödenek gönderilmiştir. DOKAP İdaresine 2014 yılında ise, bölgenin önemli yaylalarını ve kırsal yerleşimlerini birleştirerek yeni bir turistik çekim alanı oluşturmaya yönelik Yeşil Yol Projesi’ni hayata geçirmek üzere 47 milyon TL kaynak tahsis edilmiştir. Bu rakamın 40 milyon TL’sinin bazı yayla yollarının iyileştirilmesi için, geri kalan miktarının ise turizme yönelik mali destek programında kullanılması planlanmaktadır. Hâlihazırda, Yeşil Yol güzergâhında, turizmin geliştirilmesi için kalkınma ajansları DOKA, OKA, KUDAKA tarafından 2014 yılında ortak mali destek programı uygulanmasına dair hazırlıklar devam etmektedir. Yapılan protokoller gereğince Yeşil Yol yapım çalışmaları valilik ve il özel idareleri tarafından uygulanmaya başlanmıştır. Yeşil Yol ile ilgili izleme, değerlendirme ve denetleme işlemleri ise Başkanlık tarafından yapılmaktadır.

Bu duygu ve düşüncelerle 2014 Mali Yılı Bütçe Kanun Tasarısı’nın ülkemize ve milletimize hayırlı olmasını diler, saygılar sunarım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın milletvekilleri, birleşime yarım saat ara veriyorum.

Kapanma Saati: 18.15

DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 18.44

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Mine LÖK BEYAZ (Diyarbakır)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 31’inci Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

2014 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2012 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın görüşmelerine devam edeceğiz.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Şimdi söz sırası Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Müslim Sarı’da, İstanbul Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA MÜSLİM SARI (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Ekonomi Bakanlığının 2014 yılı bütçesi hakkında söz almış bulunuyorum. Herkesi saygıyla selamlarım.

Her bütçenin bir teması var. Bu bütçenin de ana teması aslında Sayıştay raporları oldu. Dolayısıyla Sayıştay raporlarına ilişkin birkaç tane cümle sarf etmek isterim.

Değerli milletvekilleri, bütçe hakkı dünyadaki bütün siyasal ve anayasal gelişmelerin temelini teşkil eder. Magna Carta’dan başlayan, Fransız Devrimi’ne kadar giden bütün süreç, bütün anayasal gelişmeler, aslında, vatandaşın vergisinin hesabının takibi üzerine kurulmuştur. Dolayısıyla bu kadar önemlidir ve bütçe hakkı parlamentolara verilmiştir. Parlamentolar da bütçe hakkının doğru bir biçimde yerine getirilip getirilmediğini denetler.

Bizler aslında burada iki şey yapıyoruz, bir yandan 2014 yılı bütçesini görüşüyoruz, diğer yandan da 2012 yılının kesin hesaplarını görüşüyoruz. Dolayısıyla, 2012 yılını ibra ediyoruz. Nasıl ibra edeceğiz? Sayıştayın düzenlediği raporlarla ibra edeceğiz. Sayıştay yüz elli yıllık bir kurum, Türkiye Cumhuriyeti tarihinden daha eski olan bir kurum, dolayısıyla Sayıştayın verdiği raporlar üzerinden hem iktidar partisi milletvekilleri hem de muhalefet partisi milletvekilleri bir değerlendirme yapacaklar ve bu değerlendirme sonucunda hesapları ibra edecekler, tıpkı özel sektördeki yönetim kurulu, denetim kurulu üyeleri gibi.

Ancak, biliyorsunuz, 2003 yılında bir yasal düzenleme yapıldı -Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu- ve bütün muhasebe sistemi temelden değiştirildi. Avrupa Birliği standartlarına uygun, çağdaş, şeffaf ve hesap verebilir bir sistem kurulacağı varsayımıyla hareket edildi. 2006 yılında bu kanun tüm yönleriyle yürürlüğe girdi. Buna uygun olarak 2010 yılında Sayıştay Yasası çıkartıldı. Ancak 2013 yılına geldiğimiz hâlde 2012 yılının, yani yasanın çıkmasının üzerinden dokuz yıl, yürürlüğe girmesinin üzerinden de yaklaşık yedi yıl geçmiş olduğu hâlde biz, kanunlara uygun biçimde, gereğine uygun bir biçimde Sayıştay raporlarını düzenleyemedik ve huzurlarınıza getiremedik.

Şimdi, bunun bir sorumlusunun olması lazım. Çok açık olarak söylüyorum bütçe hakkı ihlal edilmiştir. Bütçe hakkının ihlalinden hem Sayıştay sorumludur hem Hükûmet sorumludur. Bütçe hakkının ihlali darbe suçu kadar önemli bir suçtur. Darbe suçu, nasıl bir sistemi tepeden tırnağa ilga ediyorsa, nasıl bir sistem içindeki en önemli suçsa vatandaşın vergi hakkının ve aldığı vergilerin denetlenemiyor oluşu, Parlamentonun böyle bir denetimi yerine getiremiyor oluşu da bu kadar önemli bir suçtur; bu suç işlenmiştir.

Şimdi bu genel değerlendirmeden sonra, Ekonomi Bakanlığı bütçesi vesilesiyle ekonomiyle ilgili düşüncelerimizi sizlerle paylaşmak istiyorum.

Değerli milletvekilleri, bundan önceki konuşmalarda da, Hükûmetten gelen konuşmalarda da ekonomiye ilişkin hep ılımlı, olumlu bir hava, olumlu bir algı anlatılmaya çalışıldı. Ancak  bardağın bir de boş tarafı var ama bu boş taraf hiç gündeme getirilmiyor ve konuşulmuyor.

Şimdi ben, biraz bardağın boş tarafını anlatmaya çalışacağım, birinci söyleyeceğim şey şudur: Bir Türk mucizesi söz konusu değildir yani Türkiye çok hızlı büyüdü, çok yüksek büyüdü, dünyanın en hızlı büyüyen ülkelerinden biri, AKP döneminde Türkiye ekonomisi mucize yarattı; böyle bir şey yok.

Bakın, ben size devletin resmî rakamlarını veriyorum: TÜİK rakamlarına göre onar yıllık dönemler itibarıyla Türkiye ekonomisinin büyüme ortalamaları var burada. AKP hükûmetleri dönemi boyunca 2003-2013 yani orta vadeli hedeflerin tutturulduğunu varsaysak bile Türkiye ekonomisi yüzde 4,9 büyüyecek. Cumhuriyet kurulduğundan AKP iktidara gelene kadar yani 2002 yılına kadar Türkiye ekonomisinin büyüme ortalaması yüzde 5’tir. Dolayısıyla AKP hükûmetleri  döneminde, Türkiye ekonomisinin tarihsel ortalamalarının daha altında büyümüştür Türkiye; ancak “potansiyeli kadar” diyorum, onu da çok ihtiyatlı söylüyorum, potansiyelinin de  altında büyümüştür.

İkinci nokta, bir Türk mucizesi olup olmadığının karşılaştırılması açısından; bakınız, aynı dönemde gelişmekte olan ülkelerle Türkiye'nin karşılaştırmaları: Şu gördüğünüz barlar gelişmekte olan ülkelerin ortalamaları, yanındaki maviler de Türkiye ekonomisinin büyüme ortalamaları. İki dönemi aldım, 2003-2007 yani kriz öncesi dönem, 2008-2012 yani kriz sonrası dönem. Gelişmekte olan ülkeler yüzde 7,6 büyümüş, Türkiye yüzde 6,9 büyümüş yani gelişmekte olan ülkelerin performansının altında.

Krizden sonraya geçiyoruz. Gelişmekte olan ülkelerin büyüme performansı düşmüş biraz, 5,4’e ama Türkiye’ninki daha fazla düşmüş, Türkiye’nin büyüme ortalaması 3,2. Dolayısıyla, bu, Türkiye’ye ilişkin ayrıksı bir hikâyenin olduğunu, Türkiye’de uygulanan ekonomik modelin tıkandığını ve diğer gelişmekte olan ülkelere göre daha olumlu bir performans gösteremediğini gösteriyor.

Bakınız, dünyadaki yerimiz, iki tane tablo: Birincisi, satın alma gücü paritesine göre Türkiye’nin dünya ekonomisindeki kişi başına geliri; 2004 yılında 63’üncüymüş, bir ara 58’e kadar düşmüş, 2012 yılında 64, dolayısıyla Türkiye AKP hükûmetleri döneminde gerilemiş dünyadan. “Dünyanın 17’nci büyük ekonomisi.” Başlarda da, zaten iktidara geldiğinizde 17’nci büyük ekonomiydi. 1980’li yıllarda, 1990’lı yıllarda daha iyi olduğumuz performanslar var. Dolayısıyla, Türkiye’nin dünyadaki yeri sizin büyüme performansınızda gerilemiş Sayın Bakanım.

Yapamadığınız, çözemediğiniz bir başka konu işsizlik. Bakınız, Komisyon Başkanı Lütfi Ağabey’imiz 1990’lı yılları “kayıp yıllar” olarak ilan etti ve bu karanlık ve kayıp yıllarda Türkiye’nin birçok sorununun 1990’lı yıllara göre daha iyi noktada olduğunu gösterdi.

Bakın, ben size bir grafik göstereceğim. 1980’li yıllarda Türkiye ekonomisindeki işsizlik oranı 8,3, 1990’lı yıllarda, “karanlık yıllar” dediğiniz yıllarda, istikrarsızlığın olduğu yıllarda, hükûmetlerin gittiği geldiği yıllarda Türkiye ekonomisinde işsizlik oranı yüzde 8,2.

Bakınız kriz, cumhuriyet tarihinin en büyük krizi, işsizlik oranı yüzde 10,8, 2009’da yüzde 14’e çıkmış. Şimdi kaç? 2012’de 9,2, şu anda ise 9,8 yani 1980’li yılların ve 1990’lı yılların üzerinde bir işsizlik ortalaması var Türkiye’de ve işsizlik sonbahardan itibaren artış trendine girmiş.

Türkiye ekonomisinin makûs talihi cari açık. Bakınız, cari işlemler açığıyla büyüme arasında ters ilişki var Türkiye’de. Dünyanın her ülkesi cari işlemler açığı verebilir ancak büyümek için cari işlemler açığı vermek zorunda olan ender ülkelerden biridir Türkiye ve ilginç olan, bir birim büyüme başına vermek zorunda kaldığı cari işlemler açığının da büyüdüğü ve derinleştiği bir dönemi yaşıyor Türkiye. Bu, AKP’nin icat ettiği bir ekonomik modelin sonucu da değil ama AKP elinde derinleşen, giderek büyüyen yapısal sorunlarımızdan birisi ve Hükûmet buraya hiçbir çözüm bulamadı geçtiğimiz on yıl boyunca. Bunun sonucu olarak, Türkiye, cari işlemler açığı açısından dünyanın en yüksek cari işlem açığı veren ülkelerinden biri. Yüzde 10’lardaydık, yüzde 6,2’ye düştük 2012 yılında ancak sadece Güney Afrika ve Ukrayna’dan iyiyiz. Kaldı ki şu anda yüzde 7’lere doğru gidiyoruz, bu yılı yüzde 7’nin üzerinde tamamlayacağız. Dolayısıyla, Türkiye, dünyanın en fazla cari işlemler açığı veren ülkelerinden biri.

Sayın Başbakan borç oranlarımızın azaldığıyla övünerek “Nereden nereye.” diyor, “Şuradan aldık, şuraya getirdik.” diyor. Evet, kamu borcu azaldı ama cari işlemler açığı borç yaratıcı kalemlerle finanse edildiği için bu borcu birinin finanse etmesi gerekiyordu. Bunu kim yaptı? Özel sektör yaptı.

Bakınız, Türk özel sektörünün dış borç stokları, cumhuriyet kurulduğundan 2002 yılına geldiğimiz döneme kadar, Türkiye’deki bütün özel sektör firmalarının, bütün hükûmetlerin biriktirdiği dış borç 43 milyar. Şu anda kaç? 252 milyar yani son on yılda özel sektörün dış borcu 6 kat artmış. Bu kadar çok cari işlemler açığı verirseniz, bu cari işlemler açığının finansmanını da özel sektöre yüklerseniz işte borç stokları bu noktaya gelir. Bunlardan hiç bahsetmiyor Sayın Başbakan. Bunlar devletin resmî rakamları.

Bakınız, Türkiye ekonomisinin kırılganlıkları büyüyor. Size iki tane grafik göstereceğim. Çok uzağa gitmeye gerek yok. Biri, reel sektörün döviz pozisyon açıkları. Reel sektörün döviz cinsinden borçları ve yükümlülükleri ile döviz cinsinden varlıkları arasındaki fark, AKP iktidara geldiğinde 18 milyarmış, şu anda 164 milyar yani Türk reel sektör firmaları yatırım yapan, istihdam üreten, Türk reel sektörü firmalarının döviz cinsinden borçları döviz cinsinden varlıklarından 165 milyar dolar fazla, dolayısıyla kura karşı kırılgan. Türkiye ekonomisinin kırılganlıkları büyüyor.

Bakın, Sayın Başbakan Merkez Bankası rezervleriyle övünüyor, “Şuradan şuraya geldik.” Bir ülke niye rezerv biriktirir?

HAYDAR AKAR (Kocaeli) - Borcu olduğu için.

MÜSLİM SARI (Devamla) – Kendi dış yükümlülüklerini karşılayabilmek için, özellikle kısa vadeli yükümlülüklerini karşılamak için. Bir ülkenin kısa vadeli borçları ile rezervleri arasında ilişki kurulur ve bunun 1 olması esastır.

Bakınız, bu, 1 çizgisi; bu da Türkiye Cumhuriyeti rezervlerinin, Merkez Bankası rezervlerinin kısa vadeli borçlara oranı ve bu oran AKP ilk iktidara geldiğinde çok daha yüksekti, giderek aşağı doğru düşüyor. Türkiye ekonomisinin kırılganlıkları büyüyor sayın milletvekilleri.

Bakınız, önümüzdeki bir yılda Türkiye ekonomisinin 225 milyar dolar kaynağa ihtiyacı var. 165 milyar dolar borcun vadesi geliyor, 60-65 milyar da cari işlemler açığı vereceğiz, 225 milyar ve dünyada ödünç verilebilir fonlar daralıyor. Bundan iki yıl önce konuşsaydık bunun 2 trilyon dolar olduğunu söylerdik ama bugün 1 trilyon dolar olduğunu söyleyenler var. Yani, giderek daralan bir pastadan, giderek küçülen bir pastadan giderek daha fazla finansmanı karşılamak zorunda Türkiye. Bu, Türkiye ekonomisinin kırılganlıklarının büyüdüğü anlamına geliyor. Önümüzdeki dönem FED’in operasyonlarının tersine dönmesi paranın yönünü tersine çevirecek ve Türkiye ekonomisinin büyümesi daha fazla düşecek, işsizliği daha fazla artacak.

Hiç konuşulmayan konulardan biri enflasyon. Bakınız, 2006 yılında enflasyon hedefleme sistemine geçtik. Yedi yılın hiçbirinde enflasyon hedefini tutturamadık. Sadece iki yıl tutturduk, o da orijinal hedefleri değiştirerek. Şimdi, 2004’ü 100 kabul ederseniz, hedefleri kümülasyon yaparsanız, gerçekleştirmeleri kümülasyon yaparsanız yaklaşık yüzde 40’lık fark görürsünüz. Bu, kredibilite açığıdır. Bu, Hükûmetin ve Merkez Bankasının kredibilite açığıdır. Dolayısıyla, enflasyon hedeflerini hiçbir zaman tutturamamış, 2006 yılından beri tutturamamış bir Merkez Bankası var.

Sonuç olarak, önümüzde paranın yönünün değiştiği bir konjonktürde, büyüme oranlarının düştüğü, işsizliğin yükselmeye başladığı ve yükseleceği, cari işlemler açığının yüksek kaldığı, dolayısıyla ekonominin kırılganlıklarının yükseldiği ve enflasyon hedeflerinin tutmadığı, pahalılığın yüksek kaldığı bir ekonomik patika var. Bu bütçe bu patikanın hiçbirisini görmüyor, bunları öngörmüyor. Bunları öngörerek bunun üzerinden bir hikâyeyle hazırlanmış bütçe değil, daha çok yabancı sermayeye finansman ihtiyacı çerçevesinde sinyal vermek üzere kurgulanmış bir bütçedir.

Ben, yine de bütçenizin hayırlı olmasını diliyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına ikinci konuşmacı Ümit Özgümüş, Adana Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA ÜMİT ÖZGÜMÜŞ (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sizleri saygıyla selamlıyorum.

Kalkınma Bakanlığının bütçesi üzerine söz aldım ama gerçekten hangi bakanlığın üzerinde konuşma yapacağımı ben de bilmiyorum çünkü Türkiye’de ekonomi, kalkınma hangi bakanlığa bağlı, kim, kimden sorumlu o belli değil. Türkiye’nin kalkınması ve ekonomisiyle ilgili bir Kalkınma Bakanlığı var, Sayın Bakan burada; bir Ekonomi Bakanlığı var, Sayın Bakan burada; bir de bunların üzerinde mi, yanında mı, paralel mi olduğunu bilmediğim Ekonomiden Sorumlu Devlet Bakanlığı var. Zaman zaman verdiği demeçler, zaman zaman ilgi alanları, yetki alanları birbirine karıştığı için…

OKTAY VURAL (İzmir) – Gazcı, frenci…

ÜMİT ÖZGÜMÜŞ (Devamla) – Gerçekten ekonomiyle ilgili konuları hangi bakanlığın bütçesinde konuşacağımızı tam olarak bilmiyoruz. Askerde bir şey vardır; bir yumurtayı 3 kişiye taşıtırlar, 3’ü de kırar, Türkiye’de de ekonomiyi, kalkınmayı üç bakanlığa birden bağladılar ekonominin yumurtasını kırdılar. Bütçe görüşmeleri başladığından beri birçok rakam ortaya atıldı. Özellikle AKP milletvekilleri ellerine verilen kâğıtlardan birçok rakam okudular. Zaten bir çuval rakamın içerisinde belli başlı rakamları çıkarırsanız Türkiye’yi uçurursunuz ama ekonominin yaldızını biraz önce arkadaşım Müslim Sarı döktü. Bazı rakamları ortaya koyarsanız gerçekten ne olduğunu görürsünüz. Ama en önemlisi AKP iktidarında; yanlış ekonomi politikalarından dolayı enerji hariç ve verimsiz alanlara giden yatırımlar hariç ciddi biçimde imalat sanayi yatırımı yok. Bundan dolayı da sürekli olarak dış ticaret açığı ve ona bağlı olarak cari açık artıyor. Sayın Bakan Çağlayan’ın bazen televizyon konuşmalarını dinliyorum, ihracatı nasıl uçurduklarını, dünyada hangi ülkelere ihracat yaptıklarını söylüyor ama sanki ithalatı yapan Cumhuriyet Halk Partisi, bir türlü ithalatı söylemiyor. Ve bakın, Sayın Sarı ihracat, cari açık rakamlarını verdiği için çok fazla girmeyeceğim ama sadece geçen sene ilk dokuz ayda ihracatın ithalatı karşılama oranı yüzde 70,2’yken bir sene sonra, bu sene yine ilk dokuz ayda yüzde 62,1’e geldi ve bu başka kanallardan kapatılamadığı için cari açık da tabii, gittikçe büyüyor ve tehlikeli hâl almaya başlıyor. 2012’nin ilk dokuz ayında 35,7 milyar dolar cari açık, 2013’ün ilk dokuz ayında 49 milyar dolara çıktı. Aslında bu önemli değil yani nominal olarak cari açığın büyümüş olması önemli değil, gayrisafi yurt içi hasıla büyümüş olabilir, onunla birlikte cari açık büyümüş olabilir ama doğru olan şey cari açığın gayrisafi yurt içi hasılaya oranı, ona baktığımız zaman da geçen yılın ilk dokuz ayında yine gayrisafi yurt içi hasılanın yüzde 6,1’iyken bu yıl yüzde 7,9’a çıktı. Burada dünyada kabul gören tehlike sınırı ya da kırmızı alarm gayrisafi yurt içi hasılanın yüzde 5’idir. Yani Türkiye şu anda tehlikeli sulara çoktan girmiş ve devam etmektedir.

Şimdi, cari açığın kapatılması için -daha önce bu kürsülerde söyledik- AKP iktidarı döneminde yapılan tek şey döviz kazandırıcı işlemler, yatırımlar veya ihracat değil, Türkiye'nin cumhuriyet döneminde kazandığı varlıkları satmak. Değerli arkadaşlar, geçen sene burada konuştum, bu konuşma sırasında Türkiye'nin topraklarının yabancıya satışının yanlışlığıyla ilgili konuşurken devletin resmî rakamlarına göre, Çevre ve Şehircilik Bakanlığının rakamlarına göre yabancıya satılan arsa miktarı 90 milyon metrekareydi. Tarihlerini vermiştim, bunun 20 milyon metrekaresi cumhuriyet tarihi boyunca satılıyor, bunun içerisinde büyükelçiliklere satılması gereken zorunlu araziler de var, 70 milyon metrekaresi AKP döneminde satılandı. Şimdi, en son, MHP Milletvekilimiz Sayın Erkan Akçay’ın soru önergesine Çevre ve Şehircilik Bakanlığı cevap veriyor ve diyor ki: “Yabancıya satılan arsa miktarımız 137 milyon metrekareyi buldu.” Sonra, siz vatanı satıyorsunuz dediğimiz zaman da kızıyorsunuz, davalar açıyorsunuz. İşte, vatanı satıyorsunuz, 137 milyon metrekare… Bunun çok önemli bir bölümü tarım arazisi. Tarım arazilerini satarak cari açığı kapatmaya çalışıyorsunuz. Satacağınız şeyler sınırlı, yavaş yavaş sonuna geliniyor. Ondan sonra geriye kalıyor borçlanma. Ama önümüzdeki dünya ekonomisiyle ilgili yapılan tahminlerde Amerika Birleşik Devletlerinin tahvil satışlarını yavaş yavaş azaltacağı ve piyasada likidite krizi olacağı düşünülürse, önümüzdeki dönemde Türkiye'yi  nasıl tehlikeli bir noktaya götürdüğünüzü hep birlikte göreceğiz.

İkinci bir konu var: İşte, üçüncü çeyrekte 4,4 büyüdük. Davulla, zurnayla, dünyada kriz varken bizim nasıl büyüdüğümüz anlatılmaya çalışıldı iktidar partisinin Başbakanı ve ekonomiden sorumlu bakanlarıyla.

Değerli arkadaşlar, bakın, dünyada kabul görmüş kaynak, Uluslararası Yönetim Geliştirme Enstitüsü; onun yaptığı çalışmaya göre 2012’de Türkiye’nin yarattığı büyümenin yüzde 70,1’i iç tüketimden kaynaklanıyor. Acaba bu doğru mu diye biz de bazı rakamlara baktık -siz de bakabilirsiniz- Maliye Bakanlığının rakamlarına baktığınız zaman, illerin vergi rakamları, vergi tabloları var, illerden toplanan vergiler.

Değerli arkadaşlar, bakın, 6’ncı sırada Mersin var, 7’nci sırada Antalya var, 9’uncu sırada Hatay var, 10’uncu sırada Tekirdağ var. Bu illerimiz, Türkiye’de, sanayileşmiş, sanayisi hızla gelişen illerin toplamından daha fazla vergi ödüyor; yani Konya’dan, yani Kayseri’den, Gaziantep’ten, Eskişehir’den ve Denizli’den daha fazla. Nedir bunun özelliği, bu fazla vergi ödeyen illerin ortak özelliği ne? Limanları var. Çünkü bu toplanan vergilerin çok büyük bir kısmı uluslararası muamelelerden alınan vergi. Yani onun alt kalemi de, yüzde 90-95’i ithalde alınan katma değer vergisi. Sadece iki örnek vereyim: 2012 yılında Hatay’dan toplanan vergi 26 milyar TL, bunun 11 milyar TL’si, yaklaşık olarak yüzde 40’ı sadece ithalde alınan katma değer vergisinden geliyor. Yine, Mersin’in toplam 47 milyar TL, bunun yaklaşık yüzde 35’i, 17 milyar TL’si ithalden alınan katma değer vergisinden geliyor, Türkiye'de  yaratılan katma değerden değil. Ekonomi bu şekilde çarpık gelişiyor. Siz, sabahtan akşama kadar burada ekonominin nasıl uçtuğunu, bazı rakamları cımbızlayarak burada açıklayın ama işin gerçeği bu. Türkiye’de sermaye, Türkiye’de girişimci artık bu imalat sanayine girmiyor; verimsiz alanlara, konuta, ithalata, hastane yatırımcılığına ve alışveriş merkezlerine giriyor. Bu şekilde Türkiye, ekonomisini devam ettiremez.

2002-2005 yıllarında Adana Sanayi Odası Başkanıyken Yunanistan’a çok fazla gittik geldik. Yunanistan aynı şimdi bizim gibi, “Biz Avrupa’nın şımarık çocuğuyuz. Biz sanayide üretmeyiz, zeytin ve pamuğun dışında tarımdan da çıktık.” diyorlardı -orada çalışacak olanlar da Yunanlılar değil, Arnavutlar-  ve Avrupa’dan gelen paralarla ekonomiyi götüreceklerini zannediyorlardı. Bugün gelinen noktada Yunanlı gençler 600 euro hastalık parası alabilmek için damarlarından AIDS virüsü şırınga ediyorlar, damarlarında AIDS çıksın ki o 600 euroyu alabilsinler. Umarım Türkiye o günlere gelmez, gelmeyecektir ama gidişattaki tehlikeyi hepimizin görmesi gerekir.

Şimdi, bu tablonun tersine döndürülmesi için iki şey yapmak lazım. Bir, çok uzun yıllardan beri söylüyoruz, yapısal reformlar yaparak Türk sanayisinin rekabet gücünü artırmak ve ithalat yerine ihracatı artıracak ekonomik politikalar.

Değerli arkadaşlar, ikincisi, doğru teşvik politikaları. Türkiye, bir türlü teşvik politikasını öğrenemedi, AKP iktidarı da öğrenemedi ve uygulayamadı. AKP iktidarından önce… Aslında teşviklerde niye yanlış uygulamalar var? Çünkü, teşvikte… Bakın, birçok bakanlık teşvik veriyor. Teşvik Uygulama, Ekonomi Bakanlığında; Kalkınma Ajansları teşvik veriyor, Kalkınma Bakanlığında; Sanayi Bakanlığı, KOSGEB teşvik veriyor, TÜBİTAK teşvik veriyor, Teknoloji Girişim Desteği teşvik veriyor. Bunların hepsini toplayıp doğru bir teşvik politikası ortaya koyamıyorlar. Bundan on beş yıl önce ortaya konan 4325 sayılı Teşvik Yasası yanlıştı, kalkınmada öncelikli yörelere toptancı bir teşvikti. AKP iktidarı döneminde çıkarılan 5084, cumhuriyet tarihinin en kötü, en anlamsız, en kaynak israfı yaratan bir teşvik yasasıydı. Bunun çıkmaması için çok çok uğraştık. Sayın Çağlayan bilir, o konuda ben ceza aldım, kendisi de o konuda bir ceza almıştı o dönemde ama buna rağmen bu yasa çıktı.

EKONOMİ BAKANI MEHMET ZAFER ÇAĞLAYAN (Mersin) – Senin cezan daha bitmedi ama!

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MUZAFFER BAŞTOPÇU (Kocaeli) – Babaydı, babaydı o!

ÜMİT ÖZGÜMÜŞ (Devamla) – Şimdi, yeni çıkan teşvik paketi, zararları azalmış olmasına rağmen ne yazık ki yine doğru değil, yine yanlış, yine birbirine çok yakın bölgelerde, illerde haksız rekabet yaratan bir teşvik politikası. Adana ile Osmaniye’nin arası 80 kilometre ama ikisinin arasında, Adana 2’nci bölgede, Osmaniye 5’inci bölgede; Osmaniye Organize Sanayi Bölgesine yaparsanız Mardin’in, Şırnak’ın, Hakkâri’nin teşvikinden yararlanıyor, 6’ncı bölgenin teşvikinden yararlanıyor. Aklı başında bir yatırımcı da kalkıp oraya gitmez ya da İzmir ile Manisa arasında bir yolun ayırdığı iki organize sanayi bölgesinin arasında 20 kilometre var, 4 tane organize sanayi bölgesi var, 4 tane organize sanayi bölgesinin teşvikten yararlanma dereceleri birbirinden farklı. Artık, yıllardan beri söylediğimiz proje bazlı bir teşvik sistemine geçilmek zorunda.

DURDU MEHMET KASTAL (Osmaniye) – Adana’nın gözü doymadı!

ÜMİT ÖZGÜMÜŞ (Devamla) –  Kalkınma ajansları meselesi var. Ömrümü tüketeceğim doğru bir kalkınma ajansı yasasının çıkması için. Ne yazık ki o da baştan aşağı yanlış; ölü doğdu, hatalar yapılmaya devam ediliyor.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Ömrün yetmez buna!

ÜMİT ÖZGÜMÜŞ (Devamla) –  Öyle görünüyor ama AKP iktidarının ömrü bitecek, daha sonra doğru politikaları inşallah uygulayacağız.

Kalkınma ajansının verdiği teşvikler şu anda gerçekten tam bir komedi, yani burada hepsini anlatmaya kalksam gerçekten gülersiniz. Birkaç tane örnek verebilirim: Yatırım alanlarına değil, ihracat yapabilecek alanlara değil, ithalatı ikame edecek alanlara değil, komedi yani ne yaptığını bilmeden önüne gelen değişik değişik şeylere hibe destekleri veriyorlar.

Bakın, İhale Kanunu’nda ihaleyi yapan merci birinci derece yakın akrabalarına, sıhriye, şuna buna falan ihale veremez. Birincisi, kalkınma ajanslarında asıl kaymağı yiyen kalkınma ajansının yönetim kurulunu oluşturan valilikler, belediyeler, odalar. Adana Belediyesi “Dört Mevsim Yüzüyorum”a hibe desteği almış. Dört mevsim yüzdükleri zaman bu biraz evvel bahsettiğimiz ekonomik tabloyu tersine çevireceğiz, döviz kazanacağız ya da ithalatı ikame edeceğiz! Adana Büyükşehir Belediyesi Adana’nın renklerine destek almış. Adana Sanayi Odası bir eğitim salonu yapacak, kalkınma ajansından destek almış. Mersin İl Çevre ve Orman Müdürlüğü valiliğe bağlı Doğu Akdeniz’deki kaplumbağaları kurtarma projesine hibe desteği almış. Kaplumbağaları kurtardığımız zaman ekonomiyi düzeltiyoruz! Kaplumbağalar yaşasın ama bırakın, başka kurumlar var onları yaşatacak olan, onlar yaşatsın. Onun yanında özel sektörde kapasite artırımı, rekabet gücünün artırılması gibi projelere hibe destekleri veriliyor.

Değerli arkadaşlar, o zaman, siz bu firmalara para verecekseniz, benim verdiğim vergiyle haksız rekabet yaratmayın. Eğer firma rekabet gücünü artıracak makinalar alacaksa Halk Bankasını babalar gibi satmayın, Halk Bankasından kredi alsın. Kalkınma ajanslarının destekleri daha verimli alanlara gitsin.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Televizyon alıyorlar, televizyon.

ÜMİT ÖZGÜMÜŞ (Devamla) – Şimdiye kadar kalkınma ajansları için 1,6 milyar TL harcandı, 2014 bütçesinde 499 milyon TL ayrılmış. Ben bu bütçeye “evet” demeyeceğim gibi, benim ve yoksul halkın vergileriyle oluşturulan bu fonu, bu verimsiz alanlara aktardığınız için hakkımı da helal etmiyorum.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına üçüncü konuşmacı Tufan Köse, Çorum Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA TUFAN KÖSE (Çorum) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Gezi olayları sırasında hayatını kaybeden Mehmet Ayvalıtaş’ın annesi Fadime Ayvalıtaş, “Fadime Ana” dün vefat etmiş, bugün de toprağa verilmiştir. Kendisine Tanrı’dan rahmet diliyoruz, ışıklar içerisinde yatsın.

Değerli arkadaşlarım, ben de 2014 bütçesinde Türkiye İstatistik Kurumu’nun bütçesi üzerinde görüşlerimi bildireceğim. Ülkemize ait sayısal ve istatistiksel veri tabanı zenginliği ve tarihçesi bakımından en güvenilir kaynağın TÜİK olması gerektiği inancındayız. Peki, TÜİK böyle midir, en güvenilir kaynak mıdır, şeffaf mıdır? Maalesef, maalesef öyle değil. TÜİK uzun yıllardan beri bozacının şahidi şıracı konumuna düşürülmüştür. Anket sonuçlarıyla oynamaktadır, araştırma sonuçlarıyla oynamaktadır, düzeltmektedir, devamında da “Biz hata yaptık, hatalarımızı düzeltiyoruz.” demektedir. Geçmişte yine verileri saatinden önce açıklayarak, mesajla erken saatlerde bildirerek birçok skandala imza atmıştır.

Şimdi, geçtiğimiz günlerde bütçe görüşmelerinde konuşuldu. 2013 yılında TÜİK’in yaptığı bir araştırma var. Araştırmanın başlığı “Tüketici Fiyat Endekslerini Belirlemek.” Şimdi, bu anket çalışması kapsamında evlerin kapısını çalıyor TÜİK görevlileri, yakalarında devletin verdiği resmî kimlik var ve diyorlar ki: “Tesadüfi örneklemelerle sizin yanınıza geldik. Bu eve geldik, bu anketin yapılacağı evi seçtik ve TÜİK görevlisiyiz. Anket sorularına da cevap vermek zorundasınız, görevlisiniz.” Vermezlerse ne oluyor? Biliyorsunuz, 2008’de Anayasa Mahkemesinin bir kararıyla iptal edilmedi TÜİK Yasası “Verilmezse 925 TL cezayla karşı karşıya kalırsınız.” diyorlar.

Peki, Tüketici Fiyat Endeksi’ni belirlemek üzere yapılan bu anket çalışmasında TÜİK neler sormuş? Neler sormuş bakın, sorulara bakın değerli arkadaşlarım, tam bir skandal. “Hangi dine mensupsunuz?”

AYKAN ERDEMİR (Bursa) – Anayasal suç.

TUFAN KÖSE (Devamla) – Size ne kardeşim? Tüketici Fiyat Endeksi’ni araştırıyorsunuz.

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Doğru değil.

TUFAN KÖSE (Devamla) – Doğru, doğru, bakarsınız.

“Kendinizi hangi mezhebe ait hissediyorsunuz? Aşağıdaki namazları hangi sıklıkta kılıyorsunuz? Az olmak kaydıyla yalan söylemek günah mıdır?” Vallahi, az olmak kaydıyla yalan söylemek günah mı bilmiyorum ama yalana vergi olsa herhâlde Bakanlar Kurulu maaşı hacizden hiç kurtulmaz yani, yalana vergi olsa. (CHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar) Yalandan ölen olsa hiçbiri kalmayacak.

OKTAY VURAL (İzmir) – Maliye Bakanına söyleyelim, o konuda bir vergi getirsin.

EMİN HALUK AYHAN (Denizli) – Bakan mı talimat vermiş?

TUFAN KÖSE (Devamla) – Peki, “Sarhoş olmayacak kadar içki içmek günah mıdır? Alevi misiniz, Sünni misiniz?”  filan böyle abuk sabuk sorular. “Köpek giren eve melek girer mi?” Vallahi, girer mi girmez mi bilmiyorum ama siz on iki yıldır köpeksiz köyde değneksiz dolaşmaya çalışıyorsunuz, maalesef. (CHP sıralarından alkışlar)

KALKINMA BAKANI CEVDET YILMAZ (Bingöl) – Yazılı açıklama yaptık TÜİK’le ilgili.

TUFAN KÖSE (Devamla) – Değerli arkadaşlarım, anket devam ediyor, diyor ki: “Oy verirken adayın dindar olup olmadığını önemser misiniz?” Sanki AKP anket yaptırıyor, seçim anketi yaptırıyor. “Misafirlikte kadınlar ve erkekler aynı mı otursun, ayrı mı otursun?” Ya, aynı oturur, ayrı oturur; bu, TÜİK’i niye bu kadar ilgilendiriyor, onu da bilmiyorum. “Laiklik İslam’ı özgürce yaşamanın teminatı mıdır?” El cevap, teminatıdır. Eğer laiklik olmasaydı bugün Afganistan’dan alın Fas’a kadar olan coğrafyada insanlar “Allahü ekber!” diyerek birbirlerini kesmezler, ölenler de “Allahü ekber!” diyerek Hakk’ın rahmetine kavuşmazlardı. O anlamda laiklik hakikaten dinin özgürce yaşanmasının teminatıdır.

Değerli arkadaşlarım,  AKP’nin temsilcileri buraya geldi, Hükûmet sözcüleri geldi, diyorlar ki: “Biz sessiz devrim yaptık, destan yazdık, kıskanıyorsunuz. Yabancılar bizi takdir ediyor.” Tabii yabancılar hangi mantıkla takdir eder, bilmiyorum. Yani evin içi takdir etmiyor da yabancılar takdir ediyorsa kendinizde bir suç arayın. Bir gevşeklik görüyorlar demek ki.

Peki, ne olmuş bu kadar destan yazdıkları dönemde? Vatandaşların bankalara olan borcu, kredisi, tüketici kredisi ve kredi kartı borçları tam 322 milyar TL olmuş. Yani 2002’ye göre tam 49 kat artış göstermiş. Peki, gelirleri artmış mı vatandaşımızın? Hemen bakıyoruz. Nereden bakacağız? Asgari ücretten bakacağız. 2002’de 225 lira olan asgari ücret -o günkü rakamla 225 bin lira- 2013’te 803 lira olmuş, yani 4 kattan bile az artmış. 49 kat borç artmış. Yani borç içerisinde bir rüya âleminde yaşatıyorlar vatandaşı.

Peki, 2012’de bankalara borcunu ödemeyen yurttaş sayısı kaç? 3 milyon; 2 milyon 802 bin. Yani borçlarını, bu kredilerini ödeyemiyor vatandaşlarımız.

İcra dosya sayısı: Hani Başbakan rahmetli Bülent Ecevit’in önüne esnaf yazar kasa atmıştı, yürüyüşler düzenlemişlerdi, krizin en yoğun olduğu dönem. O dönemde icra dosya sayısı 10 milyon 26 bin. Peki, 2010’da ne? 20 milyondan fazla. 2011’de gene 20 milyondan fazla. 2012’de maalesef 21 milyonu aşmış.

Dış borç: Dış borç 2002’de 130 milyar US dolardan 2013’te 326,3 milyar dolara düşmüş. Ben bunları söylemeyeceğim, arkadaşlarım söyledi. İşsizlik artmış -Müslim arkadaşımız söyledi az önce- yoksulluk artmış. TÜİK, şıracının şahidi bozacı ya, 2009’dan sonra yoksulluk anketinin verilerini değiştirmiş, hesaplama yöntemini değiştirmiş. Şıracının şahidi bozacı.

Mahkûm sayısı -dün cezaevi komisyonu üyesi Veli Ağbaba söyledi- 57 binden 145 bine çıkmış.

Peki, arkadaşlar, bu iktidar bir destan daha yazmış. Tarihe geçecekler. Başbakanlık İnsan Hakları Kurulunun 2010 yılında yaptığı -rakamlar 2010 yılına ait- bir araştırma var. 2002’de Türkiye’deki hayat kadını sayısı 25 bin. 2010’da bu rakam 100 bini geçmiş. 40 bin tane kadın da vesika alabilmek için genelevlerin kapısında bekliyormuş. 40 bin tane kadın. Bunlar da resmî veriler. Bu rakamlar devletin telaffuz ettiği rakamlar. Peki, neden on bir yıllık iktidarınızda fuhuş sektöründe çalışanların sayısı bu kadar astronomik artmış? Niye artmış? Bunun ekonomik ve ahlaki sebepleri nelerdir? Hiçbir bunları araştırdınız mı? 2002’den beri, az evvel söyledim, ülkenin borç miktarı, işsizlik, ödenmeyen çek ve senet toplamı, cari açıkları, ekonominin negatife gittiğini gösteren göstergelerdeki artışla beraber fuhuş sektöründe de aynı derecede artış meydana gelmiş. Ekonomi bozuldukça rakamlara takla arttırmayın. Ekonomi bozuldukça hayat kadını sayısı da maalesef artmış.

Dindar ve muhafazakâr bir partisiniz. Bu dehşet verici tablo üzerinde hiç düşünmeniz gerekmiyor mu? Osmanlının çöküş döneminde de ekonominin bozulmasıyla beraber fuhşun yaygınlaşması eşzamanlıdır.

Bakınız, size söylüyorum, tarih araştırmacısı Cezmi Yurtsever’in bir araştırması var; “Osmanlı Çökerken Türk Kadınını Fahişe Yaptılar” başlıklı araştırması. Diyor ki Cezmi Hoca: “Hayat kadınlarına ilk defa 1915’te çalışma vesikası verdiler. Ahlak zabıtası o yıllarda kuruldu. Zührevi hastalıklar hastanesi o yıllarda açıldı. Hele 1919-22 dönemi var, mütareke dönemi, devletin parçalanmaya girdiği dönem ve işgal yılları. Bu dönemde, mütareke yıllarında fuhuş olayları İstanbul’da tarihte görülmemiş seviyelere ulaşmış. 5 binleri geçmiş.”

Ekonomide pembe tablolar çizmek, rakamlara takla attırmak gittikçe artan fuhuş sektörünün AKP döneminde ulaştığı zirveyi gizlemeye maalesef yetmiyor.

Değerli arkadaşlarım, konuşmamı son bir TÜİK araştırmasıyla noktalamak istiyorum. 2010 yılında yapılmış yaşam memnuniyeti araştırmasına göre Türkiye’deki insanlarımızın yüzde 85’i kendisini mutlu olarak ifade etmiş. Az evvel söyledim ya, yalana vergi yok, yalan söyleyen de ölmüyor.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Cumhuriyet Halk Partisi adına dördüncü konuşmacı Muharrem Işık, Erzincan Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA MUHARREM IŞIK (Erzincan) – Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; milletimin bana verdiği bütçe hakkını kullanarak vatandaşımın ödediği vergilerin usulüne uygun olarak harcanıp harcanmadığını tespit etmem Hükûmetçe ve Sayıştay üst yönetimi tarafından engellendi. Sözlerime bu durumu protesto ederek başlıyorum. Biz bunu hepimiz okuduğumuz zaman gülüyorsunuz. Bugün Sayıştay eski Başkanlarından Hasan Baş Zaman gazetesine bir röportaj vermiş, demiş ki: “Son zamanlarda -bunu üzülerek söylemek zorundayım- siyasal iktidarın gölgesi korkarım ki Sayıştayın üzerine koyu bir biçimde düşmüş durumda. Sayıştay da siyasal iktidarın rahatsız olabileceğini tahmin ettiği zülfüyâre dokunması muhtemel denetim bulgularını raporlara almakta birazcık duraksama gösteriyor olabilir.” Bunu da Sayıştay Başkanı açıklamış. Tabii, 2012 bütçesinin özellikle nereye harcandığını bilmediğimizi söylediler arkadaşlarımız, mali raporların gelmediğini, tabloların görülmediğini söylediler. Bunu aslında Sayın Bülent Arınç da kabul etti, o gelen Sayıştay raporlarının kâğıt parçası olduğunu söyledi. Dolayısıyla, biz şöyle söyleyelim: Bu bütçe yamalı, yırtık, eksik, hileli, en önemlisi de AKP korktuğu, kendine güvenmediği için, getirmediği için bu bütçe şaibeli. Tabii “Et kokarsa tuzlanır.” diye bir söz var. Ama tuz kokarsa ne olacak? Bu da maalesef koktuğunu gösteriyor. Buraya gelip sürekli savunma yapmaya çalışıyorsunuz. Madem ki bu kadar açıksınız, madem ki bu kadar doğru, hiçbir hileniz hurdanız yok, o zaman niye göndermiyorsunuz Sayıştay raporlarını? Gönderseydiniz biz de –hiçbirimiz- burada ne bu kadar engellemek için çalışırdık ne de diğer şeyleri yapardık.

LÜTFİ ELVAN (Karaman) – Geldi raporlar.

MUHARREM IŞIK (Devamla) – Evet Başkanım, doğru söylüyorsunuz.

Sonra, sanki hukuk devleti değilmişiz, sanki Anayasa, güçler ayrılığı yokmuş ülkemizde, sanki Türkiye Afrika’da yönetilen bir kabileymiş gibi yönetiyorsunuz, bunu her kurumda görüyoruz. O çok övündüğünüz ikinci 12 Eylül de çıkardığınız yasalarla Sayıştay zaten yok oldu, Danıştay yok oldu, daha doğrusu yok olacak, daha tam olmamıştı, yeni olacak. Yargıtayı zaten ne hâle getirdiğiniz belli. Anayasa Mahkemesi de yok oldu ama bazen böyle cılız ses çıkarmaya çalışıyor. İşte, onu da en son tutuklu milletvekillerini serbest bırakmakla ilgili gösterdi. Sanki bu lütufmuş gibi siz sunmaya çalışıyorsunuz bize, teşekkür etmemizi bekliyorsunuz. Dört yıl, iki yüz yetmiş gün içeride tuttuğunuz -millî iradeye saygı duydunuz sözüm ona- sahte belgelerle, bulgularla tuttuğunuz kişiyi, milletvekilimizi bıraktığınız için de kalkıp bizden teşekkür bekliyorsunuz. Böyle bir şey yok tabii. Belgeleri biz çıkarmadık ortaya diyorsunuz, yargılamayı biz yapmadık diyorsunuz son itiraflarınızla, yargı bize karşı diyorsunuz yine son itiraflarınızla, bizi dinlemiyor diyorsunuz ama işinize geldiği zaman bir gece operasyonuyla Hakan Fidan’ı serbest bırakıyorsunuz. Samimi olsaydınız şimdiye kadar o milletvekilleri de haksız yere tutukladığınız onca insan da serbest bırakılırdı bir gecedeki beş dakikalık bir operasyonla ama ne yazık ki bunların hiçbirini yapmadınız. Şimdi kalkmış bizden teşekkür bekliyorsunuz, kusura bakmayın. Sizin özür dilemeniz gerekiyor çünkü bu kadar masum insanı ve millî iradeye karşı olarak bu kadar insanı içeride tuttunuz, dolayısıyla suçlusunuz. Ne derseniz deyin, yargıyla anlaşamıyorsunuz, yargı sizin lafınızı dinlemiyor, o bizi ilgilendirmez. Siz burada iktidar olduğunuzu söylüyorsunuz.

Ayrıca şunu da söyleyeyim, Başbakan diyordu ki, Sayın Başbakan: ”Ben gündem oluştururum.” ama son zamanlarda gündem de oluşturamıyor. Cami meselesini gündeme getirdi, tutmadı. Peşine, türbanlı bir bayan kardeşimize saldırıldığını söyledi, tutmadı, görüntüler vardı. Meclise türban geldiği zaman bizim çok büyük tepki göstereceğimizi söylediniz, sandınız; tutmadı. Dershanelerde bir şeyler yapmaya çalıştınız ama geri adım attınız, o da tutmadı. Daha sonra Mustafa Balbay serbest kaldı, sizin sayenizde olduğunu sanmıyorum ama o da tutacaktı, o da tutmadı. Bugün, Sayın Başbakan yine Antalya’da bizi suçlayıcı şeyler söylemiş ama üç sene önce kendi kardeşiydi, o da tutmuyor maalesef. Dolayısıyla, ne yazık ki güveninizi kaybettiniz. Taraf, tarafını değişince nasıl güvenilmez olduğunuz, menfaatler için nasıl birbirinizi yok edeceğiniz de aslında ortaya çıkmış oldu.

Mehmet Ayvalıtaş, ne yazık ki birileri tarafından öldürüldü ve -hâlen yakalanamadı- annesi o acıya dayanamayarak dün öldü, bugün defnedildi. Şu kadarını söyleyeyim: Eğer öbür dünyaya inanıyorsanız, bu ölen canların hepsinin iki eli sizin yakanızda olacak. Bu kadının ölmesi, rahatsız olabilir ama evlat acısına dayanamamaktan oldu. Vicdanı olanlar bunu da gündeme getirir. O katili delikte bulup çıkaran insanları buluyorsunuz da onu ezen insanı nasıl bulamıyorsunuz, hayretler içindeyiz.

Şimdi, değerli milletvekilleri gelelim GAP’a. Aslında GAP’la ilgili hiçbir şey söylemeye gerek yok. Şu resim, sayın bakanlarım, GAP’ın ne olduğunu gösteriyor. GAP, işte, böyle her yaz onlarca, yüzlerce insan oraya ırgat olarak çalışmaya gittiği zaman ölümlerinin resimleri. GAP’ın gerçeği bu.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Günlük 30 lira mı, kaç para?

MUHARREM IŞIK (Devamla) – Günde 25-30 liraya çalışıyorlar.

Tabii GAP’ta yaptığınız şeyleri anlatıyorsunuz ama normalde bu son on sene içinde yapmış olduğunuz, o har vurup harman savurduğunuz -işte TÜPRAŞ’ı özelleştirmeniz, SEKA, TEKEL, TELEKOM gibi yerleri- özelleştirdiğiniz yerlerin kârlarını iki üç sene ayırsaydınız, GAP’ta şu anda hiçbir sorun kalmazdı, GAP’taki insanlar da böyle gidip yollarda ölmezlerdi. El Kaide’ye yaptığınız o yardımların bir kısmını GAP’ta yaşayan o çocuklara verseydiniz, o çocuklar okurlardı, gidip de çadırların köşesinde kalmazlardı.

Tabii, GAP, yürütüldüğü bölgede 1 milyon 822 bin hektar alanı sulama potansiyeline sahip yapıldığı zaman ama ne yazık ki şu anda, on yıl içinde yalnızca 178.818 hektarını sulamaya açabilmişsiniz. Yani, bu demek ki, hesaplarsak eğer, on yılda bu kadar olmuş, yüz yıl sonra GAP bitmiş olur sizin bu hızınızla gittiğimiz zaman.

Tabii, her alanda olduğu gibi bölgesel olarak da büyük haksızlıklar yapılıyor, bu haksızlıkları görüyoruz. Öyle televizyonlara çıkıp ya da anlattığınız şeylerle “Şu kadar proje yaptık.” demekle olmuyor. Biz orada yaşıyoruz, ben de Erzincanlıyım sonuçta, orada nasıl projeler yapıldığını görüyoruz, nasıl ayrımcılık yapıldığını da görüyoruz.

GAP’a 27 milyar harcama yapmışsınız; bu harcadığınız 27 milyarın da 10 milyarını İşsizlik Sigortası Fonu’ndan almışsınız, harcamışsınız, yine garibanın cebine elinizi sokmuşsunuz.

Tabii, GAP’ta bir de SODES projeleriniz varmış. Bu projeleri yaparken de harcadığınız para 674 milyon beş yıl içinde ama proje sayısı 5.792. Hep bu sayıyı anlatıyorsunuz çünkü rakamlarla oynamayı çok seviyorsunuz, bir de çok görünüyor ama yapılan projelere baktığımız zaman içinde hiçbir şey olmadığını zaten görüyoruz; nasıl Diyarbakır’da 1.300 tane tesis açtınız, kimi duvarları boyadınız, kimi kapıları değiştirdiniz tesis oldu ya, aynı tesisler bu şekilde de devam ediyor.

Özellikle, tabii, canlı hayvan ve et ithal ettiğiniz için hayvancılığı bitirdiniz, bütün bunlar var. Tabii, en önemlisi de tarım il müdürlükleri ve Devlet Su İşleri ne yazık ki bilinçli olarak çalıştırılmıyor, oradaki arkadaşlar proje yapamıyor. Sulama için verdiğiniz yerlerde şu anda hem taban suyu yükselmiş hem tuzlanma oranı artmış, ekin de yapılmıyor. Bu konuda TEMA’nın güzel bir sözü var, diyor ki: “Bu gidişle GAP diye bir şey kalmayacak.”

Bir de şunu söyleyeyim: Tabii, eğer kalkınmak istiyorsanız… Herkesin mailine geliyordur, o atanamayan mühendis arkadaşlar diyorlar ki: 2013’te kamuya alınan imam sayısı 12 bin, 2013 yılında kamuya alınan polis sayısı 14 bin, 2002-2012 yılları arasında kamuya alınan ziraat, gıda, su ürünleri mühendisleri, veteriner hekim sayısı 10 bin; işte gösterdiğiniz çalışma bu. Eğer bilimsel bir çalışma yapmak isterseniz, gerçekten tarımı kalkındırmak isteseniz, GAP’ı kalkındırmak isteseniz, herhâlde mühendis arkadaşları alır, bilimsel çalışmalar yaparsınız.

Hepinizi saygılarımla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına beşinci konuşmacı Ensar Öğüt, Ardahan Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

OKTAY VURAL (İzmir) – Hayırdır, yolculuk mu var?

CHP GRUBU ADINA ENSAR ÖĞÜT (Ardahan) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; 2014 bütçesi üzerine, Doğu Anadolu Kalkınma İdaresi konusu üzerine söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygılarımla selamlarım.

Değerli arkadaşlar, sayın bakanlarım; Doğu Anadolu şu ana kadar, on bir yıllık AKP Hükûmetinden önce daha çok hızlı kalkınırken bugün maalesef hakikaten durdu gibi bir durum var.

Şimdi, 2 bakanımız da benim hemşehrim, biri Batmanlı, biri Muşlu.

EŞREF TAŞ (Bingöl) – Bingöllü, Bingöllü…

ENSAR ÖĞÜT (Devamla) - Hakikaten çok da sevinmiştim, kendilerini de çok severim ama göçü durduramadılar. Göç durmadı; göç durmayınca bölgede korkunç derecede de bir hezimet var.

Şimdi, göçle ilgili bir şiir var, onu okuyacağım. Bir halk ozanımız var bizim, Âşık Mürsel Sinan, diyor ki:

“Fabrika işim olsaydı,

Ekmeğim, aşım olsaydı,

Ankara başım olsaydı,

Ben köyümden göçer miydim?”

Evet, Ankara başımız olsaydı, doğu ve güneydoğu göçmezdi. (CHP sıralarından alkışlar)

İkinci kıtasında da diyor ki:

“Öğretmenim sürgün geldi,

Doktorum ilaçsız kaldı,

Hastamız kızakta öldü,

Ben köyümden göçer miydim?”

Evet, hastalarımız şu anda kızakta ölüyor. Bitlis’ten aradılar bugün, yollar kapanmış. Yani doğru dürüst yol çalışmaları yok. Sayın bakanlar, bunları söylüyorum.

Üçüncü kıtasında da şöyle diyor:

“Ankara’da Anayasa,

Gönlümüzde yoktur tasa,

Beyler yan gelip yatmasa,

Ben köyümden göçer miydim?”

Evet, Ankara’daki beyler yan gelip yattı, millet göç etti, perişan oldu, yoksulluk had safhada. (CHP sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlar, bölgenin kalkınması için, bir kere bölgenin sürgün yeri olmaması lazım. Bilgili, becerikli, yetenekli insanların gitmesi lazım, yetenekli öğretmenlerin gitmesi lazım. Öğretmenlere lojman yapılması lazım, doktorlara lojman yapılması lazım. Valilerin en az beş yıl orada kalması lazım, kaymakamların en az beş yıl kalmaları lazım. İki yıl diyorlar, zaten adam doğru dürüst bir program yapmıyor, bölge kalkınmadan çöküp gidiyor.

Değerli arkadaşlar, burada bölgede çalışan memurlara, bütün devlet memurlarına batıda çalışanlardan farklı bir ücret ödenmesi lazım Sayın Bakanım. Niye? Şimdi, kar, kış kıyamet. Adam 5 ton kömür yakıyor, batıdaki de 500 kilo ya yakıyor ya yakmıyor. Adam dünya kadar masraf ediyor. Zaten bölge ağır kış şartları altında. Şimdi, siz ona bir fark ödemezseniz orada öğretmen durmuyor, izin alıyor; benim çocuğum üniversitede devamlı sonuncu, kolejde okuyan çocuk devamlı birinci. Burada adaletsizlik var, bu adaletsizliği Kalkınma Bakanlığı düzenleyecek. Onun için oraya giden memurların sürgün memur olmaması lazım. Bilgili, becerikli insanlar gitsin ve onlara yüzde 25-yüzde 30 da batıdaki insanlardan daha farklı ücret ödensin. Ücret ödenirse o zaman bir teşvik olur. Başka türlü olmaz.

Değerli arkadaşlar, Doğu Anadolu’da şu anda her yerde elektrik kesik. Beni biraz önce arayan arkadaşlarım var.

OKTAY VURAL (İzmir) – Silifke’de de kesik, Mersin’de de kesik.

ENSAR ÖĞÜT (Devamla) – Her yerde, Mersin’de de…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Kocaeli’de de kesik, Kocaeli’de de.

ENSAR ÖĞÜT (Devamla) – Kocaeli’de de kesik. Her yerde kesik.

Ya, Allah aşkına, bu elektrikler nereye gidiyor? Nasıl oluyor? Bu nasıl bir şey? Lütfen, rica ediyorum.

Bir de, elektriği kesiyor yetmiyor, vatandaşı icraya veriyorlar, zaman da tanımıyorlar. Ya, böyle bir şey olabilir mi? Koca bir köy diyelim suyunu çekiyor elektrikle, parasını ödemediği için koca bir köy on beş gün susuz kalıyor ve de elektriksiz kalıyor. Allah aşkına ya, buna bir esneklik yapsınlar ya. Bu insanlar bizim insanlarımız.

Değerli arkadaşlar, zamanımız kalmıyor. Bölgenin kalkınması için aşağı yukarı her ile havaalanı yapıldı ama Ardahan ve Artvin’e yapılmadı. Ardahan ve Artvin’e ortak bir havaalanı yapılırsa hem Ardahan’ın hem Artvin’in hem Erzurum’un ilçeleri ve en önemlisi de Gürcistan’ın Ahıska bölgesi bundan yararlanacaktır. Şimdi, ne yaptı bu AKP Hükûmeti? Gürcistan’ın Batumu’na havaalanı yaptılar. Tamam, yapılsın, ben buna karşı değilim, benim nenem de Batumlu ama Ardahan’a niye yapılmadı? Ardahan’a da yapılsın. Bölgenin kalkınması için havaalanı şart, insanların ulaşımı, gidip gelmesi lazım.

Şimdi, burada bir de Şavşat tünelimiz var -Sakarya tüneli- çok önemlidir. Şu anda 2.500 rakımlı olduğu için kar, tipi, insanlar gidemiyor. Bu tünelin de mutlak surette yapılması lazım.

Öte yandan, Ilgaz Dağı’nı biz geçemiyoruz, Posof’a gidemiyoruz, Posof ilçemize gidip gelmek mümkün değil. Hastamız olsa hakikaten kızaklarda ölür. Onun için Posof’a da mutlak surette bir tünel yapılması lazım, bunları hızlandırmamız lazım, istirham ediyorum.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Hele makinelerle bu devirde çok kolay.

ENSAR ÖĞÜT (Devamla) – Şimdi, değerli arkadaşlar, bu devlet ne yaptı biliyor musunuz? Zamanımız kalmadığı için hemen kısa geçiyorum. Hükûmet veya Tarım Bakanı tuttu, millete 6-7 milyar liraya hayvan sattı,  kendisi. “İki yıl ödemesiz, beş yıl sıfır faiz.” dedi. Millet 6-7 milyar liraya aldı, arkasından Hükûmet ne yaptı biliyor musunuz, Tarım Bakanı? Çok akıllı ya! İthal et, ithal hayvan getirdi. Onu getirince, o, kendisinin 7 bin liraya satmış olduğu hayvan 2,5 milyona indi, 3 milyona indi. Doğru mu kardeşim? (CHP ve MHP sıralarından “Doğru” sesleri) Bak, ne kadar güzel. Bu, inanın, korkunç derecede bizim çiftçimizi öldürdü yani bu Edirne’dekini de, Antalya’dakini de, Adana’dakini de, Ardahan’dakini de. Karadeniz’in, Anadolu’nun her tarafındaki çiftçi perişan oldu, zarar etti. Kaldı ki “iki yıl ödemesiz” dediler, bir yıl sonra tahsil etmeye başladılar. Latif Şahsuvar, benim arkadaşım aradı, “Benden bir yıl sonra parayı istediler ve aldılar.” dedi. Şu anda aynı arkadaşım, ismini söylediğim için söylüyorum “Benim hayvanımı bana 7 bin liraya sattılar, ithal hayvan getirdiler, beni batırdılar. 4 bin liraya tekrar kendilerine iade ediyorum. 4 bin liraya alsınlar.” dedi. Peki, alan yok, veren yok. Şimdi, süt para etmiyor, yem pahalı, mazot pahalı.

Değerli arkadaşlar, burada ben size şunu göstereceğim…

ALTAN TAN (Diyarbakır) – Saman, saman.

ENSAR ÖĞÜT (Devamla) – Saman değil.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Ekonomi Bakanına verelim satsın Somali’ye onları, ihracatı artırsın.

ENSAR ÖĞÜT (Devamla) – Şimdi, bu ne biliyor musunuz? Bu mazot, bu bir litre mazot.

ŞUAY ALPAY (Elazığ) – Başkanım, yanıcı patlayıcı madde biliyorsun.

ENSAR ÖĞÜT (Devamla) – Sayın Bakanım, hesap kitabı böyle ilkokullular gibi yapacağım. 1 litre mazotu almak için 1 litre süt yetmiyor.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Ne kadar yetiyor?

ENSAR ÖĞÜT (Devamla) – Dur şimdi.

2 litre yetmiyor Haydar.

OKTAY VURAL (İzmir) – Allah Allah!

ENSAR ÖĞÜT (Devamla) – 3 litre yetmiyor.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Hayda!

ENSAR ÖĞÜT (Devamla) – 4 litre süt yetmiyor.

KAZIM KURT (Eskişehir) – Vay anasını!

ENSAR ÖĞÜT (Devamla) – 5 litre süt yetmiyor.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Batmış çiftçi ya!

ENSAR ÖĞÜT (Devamla) – Aha kardeşim, 6 litre süt.

RAHMİ AŞKIN TÜRELİ (İzmir) – Vah çiftçi vah!

ENSAR ÖĞÜT (Devamla) – Değerli arkadaşlar, bir hesap kitap yapalım Allah aşkına, burası Türkiye Büyük Millet Meclisi. Köylü, burada, 6 litre süt verecek ki 1 litre mazot alsın. Allah’tan reva mı, Allah aşkına ya? Bu bölge nasıl kalkınacak, çiftçi nasıl kalkınacak, köylü nasıl kalkınacak arkadaşlar ya? (CHP ve MHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar) Bana onu söyleyin.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Bunların 7 bin liraya sattığı inekler de vermiyor artık.

ENSAR ÖĞÜT (Devamla) – Ben, şimdi, Kocaeli’nin Akmeşe köyüne, Haydar Bey’in bölgesine gittim, orada da hayvan pazarını kapatmışlar “Sütümüz para etmiyor, perişan durumdayız.” dediler.

Arkadaşlar, Allah aşkına sayın bakanlarım -zamanımız da kalmadı- yani buna bir çare bulun; süt fabrikaları kurun, et kombinaları kurun, yem fabrikaları kurun, efendim gübre fabrikaları kurun.

Bakın, size bir şey söyleyeceğim: Mardin’de fosfat fabrikaları var gübre için, yer altı kaynaklarımız çok zengin, Hakkâri’de keza öyle, altın var, Erzincan İliç’te altın var, Ağrı’da altın var, Kars’ta altın var; yerin altı zengin, yerin üstü fakir arkadaşlar. Böyle bir Hükûmet olabilir mi?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Olmaz!

ENSAR ÖĞÜT (Devamla) – Evet, ben, şimdi, mazotla sütü sayın bakanlara hediye edeyim. Günlük süt… (Hatip, mazot ve süt şişesini Komisyon sırasına bıraktı)

DURDU MEHMET KASTAL (Osmaniye) – Şov bitti, şov yapma.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Yardım edelim mi?

BAŞKAN – Sayın Öğüt lütfen, burası Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına altıncı konuşmacı Doğan Şafak, Niğde Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA DOĞAN ŞAFAK (Niğde) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2014 yılı bütçesinde Konya Ovası Projesi Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığına ayrılan bütçe üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz aldım.

Konya Ovası Projesi, 1907 yılında çalışmalarına başlamış, 1913 yılında tamamlanmıştır. Bu büyük proje o dönemde dünyanın önde gelen projeleri arasında yer almıştır.

Ülkemizin ilk resmî sulama projesi olan ve GAP'tan sonra en büyük sulama yatırımı olma özelliğini taşıyan, Devlet Su İşleri tarafından uygulanmaya başlanan projelere “Konya ovaları projeleri” denilmiştir.

Bir bölgenin, hele su yetersizliği olan bir bölgenin tek başına tarımla kalkınması zor olacağından ve mevcut projeleri farklı kurumların yürütmesi nedeniyle koordinasyon sağlanması gerektiğinden, bölgedeki proje uygulamalarını koordine edip izleme ve değerlendirme görevini yürütecek bir yapıya ihtiyaç duyulmuştur. Bu amaçla 2011 yılında KOP Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı kurulmuştur. KOP İdaresinin kurulmasıyla tarım ve sulama yanında diğer sektörleri de içeren kapsamlı, bütünleşik ve çok sektörlü bir bölgesel kalkınma projesi amaçlanmaktadır. KOP Konya, Aksaray, Karaman, Niğde illerini kapsamaktadır.

KOP projesi, tarihi süreçte, dünyanın önde gelen projeleri olma özelliğini yitirmeye başlamıştır. 60’ıncı Hükûmet döneminde Hükûmet yetkilileri bu projenin toplam maliyetinin 1 milyar lira olduğunu söyleyerek bunun yüzde 9,5 oranının Niğde'ye yatırım olarak geleceğini söylemişlerdir, diğer illere de bazı oranlar vermişlerdir. KOP dâhilinde Niğde ve diğer illere henüz ciddi bir yatırım gelmemiştir.

Değerli milletvekilleri, Türkiye'nin  tarım  ambarı   sayılan Konya Ovası'nın su rezervleri hızla tükenmektedir. KOP Bölge Kalkınma İdaresi Başkanı, kendi ağzıyla, basına vermiş olduğu demeçte “kral çıplak” demiştir. KOP'un önemli bölümü ve bölge illeri kuru tarım yapmaktadır, sertifikalı buğday ve arpa üretip satmaktadırlar. Çiftçimizin en büyük sıkıntılarından biri, gelirlerinin sulu tarım yapanlara oranla çok daha az olmasıdır.

Diğer çiftçilerin, elektrik borçlarından dolayı hayatları felç olmuştur. Tarımda kullanılan enerji fiyatlarının bu Hükûmet  döneminde maliyetleri tahammül boyutlarını aşmıştır. 140 bin tarımsal sulama abonesinin yüzde 80'inin  MEDAŞ ve enerji şirketlerine borcu vardır. Toplam borç, faiziyle birlikte, 2,5 milyar liranın üzerinde, yüzde 40'ının elektriği kesik durumdadır.

Türkiye'nin ekili alanlarının yüzde 75'ini tahıl ürünleri kaplamaktadır, bunlar buğday, arpa, çavdar, yulaftır. Bu ürünler para etmemektedir. Ayrıca, KOP bölgesinde ağırlıklı olarak üretilen pancar, lahana, buğday, ayçiçeği gibi ürünler artık köylüye gelir getirmemektedir.

Bu bölgede ürün dokusunun değiştirilmesi konusunda da ilgili makamlarla koordineli çalışmak gerekmektedir.

Türkiye, bu Hükûmet döneminde de; Türkiye'nin yüz ölçümü bakımından ikinci büyük ili olan Ankara'nın yüz ölçümü kadar, 2,5 milyon hektar alanı tarımda işlemekten vazgeçmiştir. Yanlış politikalar sonucu boş bırakılan tarım alanının büyüklüğü ise ülkemizdeki 8 ilin toplam alanını geçmiştir, toplam 20 bin kilometrekaredir.

2002 yılında tarımdan geçimini sağlayan çiftçi, üretici sayısı 7 milyon 400 bin iken, 2012 yılı itibarıyla bu rakam 5 milyon civarındadır yani 2 milyon üretici üretimden elini çekerek göç etmiştir.

Burada, zamanımız kısıtlı olduğu için kısaca değinmek istiyorum.

Karapınar’da yapılacağı duyurulan termik santralle ilgili toplam su ihtiyacının 2 milyar tondan fazla olduğu belirtiliyor. Buna karşılık Konya Havzası'nda 1,5 milyar tondan fazla su olmadığı belirtilmektedir. KOP bölgesinde yatırım yapılırken bütün bu çelişkiler, sorunlar da dikkate alınarak yapılmalıdır.

Değerli milletvekilleri, Devlet Su İşlerinin tahminlerine göre, Mavi Tünel Projesi’yle Konya Ovası'nda 220 bin hektar alan daha sulu tarım yapma imkânı olacağı söylenmektedir. Bu hesaba göre; proje sonrasında bile ovada en fazla 1,1 milyon hektar sulu tarım yapılabilecektir. Geriye kalan büyük bölümü yani 1,9 milyon hektar alan kuru tarım yapmaya devam edecektir.

Mavi Tünel Konya Ovası'nı suya doyuracak bir proje değildir. Bölgenin tarımsal geleceğini planlarken bu gerçeği göz ardı etmemek gerekiyor. KOP on yıl boyunca Konya Ovası’nın zaten sulak olan güneyini kapsamaktadır. Oysaki, Konya-Ankara istikametindeki arazilerin,  Konya-Aksaray ve Konya-Ereğli, Konya-Niğde istikametini kapsaması daha doğru olacaktır.

Mavi Tünel denince, genel algı ovanın bütün su ihtiyacını karşılayacağı yönündedir.

Kurumun başındaki yetkililer, ovanın, tedbir alınmadığı takdirde, otuz yıl içinde bölgedeki yer altı sularının biteceği uyarısını yapıyor. Fakat, Devlet Su İşleri konuyla ilgili herhangi bir tedbir almamaktadır.

Ayrıca, KOP Başkanı, Devlet Su İşlerinin  Mavi Tünel'le ilgili 220 bin metreküp alan sulaması tahminini çok iyimser buluyor. Bu tahminin  gerçekleşmesi durumunda, bölgede sulu tarım yapılabilen alanın yüzde 33'ü geçmeyeceğini hatırlatıyor. Bu tabloya karşılık, ovada sulu tarıma yönelişin artmasının, çok fazla su isteyen tarım ürünlerinin öne çıkması ile bunların katma değerinin çok daha yüksek olduğunu ve bölgenin en büyük çelişkisinin ironik bir durumda olduğunu itiraf ediyor. Bunun için, Konya ve çevresiyle ilgili yapılması gereken en önemli proje, Mavi Tünel gibi çalışmalarla bölgenin su miktarını biraz daha arttırmak değil, kapsamlı bir kırsal kalkınma programı hazırlayarak bunu uygulamaya geçirmektir.

Değerli milletvekilleri, 27 Aralık 2012 tarihinde Orman ve Su İşleri Bakanı Sayın Veysel Eroğlu'nun soru önergeme verdiği cevapta, Konya Ovası’ndaki sulamada kullanılacak su miktarı için Konya Eylem Planı hazırladığını, bu planda Konya Ovası’nın yer altı suyu rezervinin hesaplandığını ve buna karşılık sulanabilir alanların belirlendiğini belirterek, tarıma göre su değil, suya göre tarım yapılmasının zorunlu hâle geldiğini belirtmiştir. Ayrıca, Sayın Bakan, yer altı suyu kullanımının en yoğun olduğu Konya Kapalı Havzası rasat kuyularında ölçülen yer altı suyu seviyelerinden elde edilen neticelere göre herhangi bir tedbir alınmadığını da dile getirmiştir.

KOP'un birçok sorununun olduğunu bilmemize rağmen, ayrılan bütçenin yetersizliğini belirtir, programın revize edilmesinin altını çizer, yüce Meclisi saygıyla selamlarım. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına son konuşmacı, Giresun Milletvekili Selahattin Karaahmetoğlu. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA SELAHATTİN KARAAHMETOĞLU (Giresun) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri, yeni bir bütçe yapıyoruz; içinde halk olmayan bir bütçe, halka hesap verme sorumluluğu taşımayan bir bütçe. Sistemin yapısal sorunlarının bedelini yine halkımız ödeyecek. Büyük sermayenin ihtiraslarının bedelini halkımız daha da yoksullaşarak ödeyecek.

24 Ocak kararlarının çilesi hâlâ bitmedi. 24 Ocak 1980’de alınan ekonomik kararlarla tekelci sermaye, devletle bütünleşen tekelci sermayeyi yakalamak istiyor. Devlet olanaklarını, tekelci sermayeyi güçlendirmek için ekonomik kararlar alınıyor. Ülkede güçlü bir toplumsal muhalefet var. Bu kararların o günkü Parlamento içinde hayata geçmesi mümkün değil, sağ-sol çatışmaları var ve gençlerimiz yaşamlarını kaybediyor. 12 Eylül 1980’de emperyalizm destekli askerî faşist darbe yapılıyor. Sağ-sol çatışmaları ve ölümler sona eriyor. Düşünüyorum, bu tedbirler önceden alınsa gençlerimiz bugün hayatta olacaktı, acaba bu çatışmalar ve ölümler darbenin meşru bir kılıfı mıydı? 12 Eylül askerî faşist darbesi olduğunda bir kesim, bir düşünce; yeri, zamanı ve konjonktür uygun olduğu zaman yararlanmak üzere korunma altına alındı. Tarımda taban fiyatları düşük verildi, işçi ücretleri düşük, maaşlar, memur maaşları düşük ve ağır vergi yükleriyle önemli bir sermaye birikimi sağlandı. Bu sermaye birikimini ne yazık ki, görgüsüz sermayedarlar ekonomiye kazandıramadılar.

90’lı yılların başında Sovyetler Birliği’nin dağılmasından sonra iki kutuplu dünya tek kutuplu hâle geldi ve tek kutup hâline gelen kapitalist emperyalist sistem yeni ideolojisini ortaya koydu. Bu, “yeni dünya düzeni”, “küreselleşme” ya da “globalleşme” diye değişim ve özgürlükleri bir ideolojik argüman olarak kullanmaya başladılar. Gerçekten, küreselleşme için özgürlükler, sermayenin serbestçe her yere girip çıkması, önünde hiçbir engel kalmaması, gümrüklerin ve sınırların kalkmasıydı; bunun karşılığında da emeğin organize olması söz konusu değildi. Şunun bilinmesini isterim ki: Emperyalizmle iş birliği yaparak, barış, demokrasi ve özgürlükleri kazanamazsınız.

Tüm dünyada bir değişim modası başladı. Aslında değişim, küresel sermayeye teslim olmaktı, bu yolla ülkelerin yer altı ve yer üstü kaynakları ile insan emeğini kullanmaktı.

12 Eylül askerî faşist darbesi yapıldığında yeri ve zamanı konjonktüre uygun olanın, uygun olduğu dönemde yararlanma adına iktidara getirilmesini düşünenler için bir fırsat doğmuştu.

2002’de yeni bir seçim oldu, seçim öncesi DSP-MHP koalisyonu nedense yıkıldı, yeni seçimlerde ülkemize yeni bir iktidar geldi. Birkaç yıllık ürkeklikten sonra sermayenin olurunu alarak, güvenini alarak, 2005-2006 yılında finans kapitalin yani banka sermayesi ile sanayi sermayesinin birleşmesine sahip olan güçlerin, en gerici, en şoven ve en emperyal unsurlarının altyapısı oluşmaya başladı. Bunun adı faşizmdir. Bu, günümüze uygun bir faşizmdir. Klasik Alman faşizmi ırkçılık üzerinden yapılmıştır ve bugün bizde de inançlar üzerinden yapılmaktadır.

Bir örnek vermek istiyorum. Büyük kentlerde, merdiven altı atölyelerde, sağlıksız çalışma koşullarında, düşük ücretlerle, sigortasız ve sosyal güvencesiz olarak çalışan başı örtülü genç kızımızın başörtüsü Sayın Başbakan için bir özgürlük mücadelesi hâline geldi ama aynı genç kızımızın ekonomik ve demokratik taleplerini Sayın Başbakan görmezden geldi. İşte, burada başörtüsünün görevi sömürünün üstünü örtmektir.

Doksan yıllık cumhuriyet tarihimizde, AKP dönemi sermaye birikiminin en fazla sağlandığı dönem oldu. 2002 yılında 4 olan katrilyoner sayısı 44’e çıktı, buna karşı halkın yüzde 63’ü de maddi olarak yoksullaştı.

“Dünyanın en büyük 17’nci ekonomisi” dediğimiz ülkemizin, halkının yaşam standartları açısından dünyada 77’nci sırada olması bizim eleştirilerimizin ne kadar haklı olduğunu gösteriyor.

Küresel güçler ve yerli iş birlikçileri AKP’nin ekonomi politikasından ve bütçesinden oldukça memnunlar. Aslında AKP bu anlamda görevini gerçekten layıkıyla yapan, iş birlikçi, tekelci sermayenin siyasi bir temsilcisidir.

Ülkemizde milyonlarca insan ileri demokrasiyle faşizmin farkının ne olduğunu bilmektedir. Kendi taleplerini demokrasi olarak gören, muhalefet ve karşıtlarının taleplerine gelince demokrasinin “d”si olmayan bir ülkede gerçekten ileri demokrasiden söz etmek pişkinliktir. Bir ülkede ileri demokrasiden söz edebilmek için üretim güçlerinin gelişmesi gerekir. Üretim ilişkilerini elinde bulunduran güçler üretim güçlerinin önüne bir set çekiyorsa o ülkede siz ileri demokrasiden söz edemezsiniz. İş kazalarında Avrupa 1’incisi, dünya 3’üncüsü olan ve sendikal hakları gasbedilen bir ülkede ileri demokrasiden söz etmek mümkün değildir. Faşizm ve darbeler sermayeden ve onun siyasi örgütlerinden bağımsız olarak değerlendirilmez.

Doğu Karadeniz Projesi DOKAP’ın, bölge illeri arasındaki eşitsizliği gidererek var olan mevcut potansiyeli açığa çıkarmayı amaçlayan bir proje olduğunu biliyoruz.

Giresun, bölgede sosyoekonomik olarak en az gelişmiş il konumundadır. Tur güzergâhlarının gezildiği yerler, tur sayısı, konaklama sayısı, ortalama kalış süresi, doluluk oranları değerlendirildiğinde en az faydalanan ildir.

Giresun il turizm kaynakları envanterinde tarihî ve kültürel değerler kısmında Hisar Kale Manastırı, Tirebolu Kalesi, Licese Kilisesi, Giresun Zeytinlik semti, Giresun Adası, Çocuk Kütüphanesi ve Aksu Şenlik Alanı yoktur. Doğal değerlerde Giresun Adası ve 4 bölümün bulunduğu bölge envanterde yer almamıştır. Sis Dağı, Trabzon Yaylası olarak gösterilmiştir. Hâlbuki Sis Dağı, Giresun’un Görele ilçesinin Bayazıt köyü sınırları içinde olup Trabzon ve Giresun’un ortak kullanma alanıdır ve düzeltilmesi gerekir. Ada’nın tescil durumu yanlış yazılmış olup Giresun Adası 2’nci derece arkeolojik sit alanıdır. Planda, arabalı vapur seferleri Rize, Trabzon, Ordu’ya uğrayarak Samsun’a gitmekte, büyük bir limana sahip olan Giresun atlanarak iskelesi olan Ordu’ya uğramaktadır, bu gerçekten anlaşılmaz bir durumdur. DOKAP bölgesinin turizm yapısının değişimi bölümünde Giresun ilinin yer almaması eksiklik olarak görülmektedir.

Sözlerimi bitirirken hepinize saygılar sunuyorum, iyi akşamlar diliyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına ilk söz Denizli Milletvekili Emin Haluk Ayhan’ın. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA EMİN HALUK AYHAN (Denizli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 2014 yılı Ekonomi Bakanlığı bütçesi üzerine Milliyetçi Hareket Partisinin görüşlerini arz etmek üzere söz aldım. Bu vesileyle yüce heyeti saygıyla selamlıyorum.

Bugün, görüşmeleri takip ediyorum, görüşmelerde iktidar partisine mensup arkadaşlar illerine ait temin ettikleri teknik bilgileri, muhalefete mensup arkadaşlar da teorik ve uygulamadaki bilgileri ne yapıyorlar, burada iletiyorlar, bütün millet de seyrediyor. Tabii ki bütçeler görüşülürken bu doğal. Herkes bütçede ne olduğunu, bölgesinde ne olduğunu, ne olması gerektiğini, bunun hesabını soracak. İyi hizmet giden illeri de milletvekillerimiz vatandaşlara anlatacaklar “Biz bunları yaptırdık.” veya “Bunlar benim ilime olmadı.” diye. Tabii, burada gözden kaçan bir şey var: Geleneksel olan, bütçelerde, hakikaten, milletin o sene ülkede olan biteni takip edeceğine dair, iktidar ve muhalefet partilerinin bütçeler üzerindeki görüşlerini de aktarmasıdır.

Ben Ekonomi Bakanlığı üzerinde görüşeceğim, konuşacağım. Aslında, şimdi görüşülmekte olan iki bakanlıktan bir tanesinde yirmi sene çalıştım, bir diğerinde de müsteşar yardımcılığı görevinde bulundum; hatta İGEME’de de genel sekreterlik yaptık.

Şimdi, şu, Ekonomi Bakanlığı bütçesi, 2014 yılı tasarısı. Çok güzel, Sayın Bakanım. Bunu zatıalinizin gerçekten incelemiş olduğu kanaatini edinmek istiyorum çünkü hızlı gelir, hızlı geçer. Ben planlamaya başladığımda bütçeyle ilgileniyordum, hâlâ bütçeyle ilgileniyorum fakat bu Maliye sizi yanıltıyor, burada o işi yapan arkadaşları da sıkıntıya sokuyor.

Bakın, sayfa numarası filan yok ama “Sayın Bakanımız Zafer Çağlayan’ın programı doğrultusunda yabancı sermaye firmalarıyla ikili ve çoklu yatırımcı görüşmelerini gerçekleştirmek.” Doğru. Burası sizin tapulu malınız mı? Emrihak vaki olsa –Allah gecinden versin- kim gidecek buraya? Bir başkasının gitmesi lazım, bakanın değişmesi lazım. Bu isme olmaz bu. Maliye Bakanlığı sizi aldatıyor, kandırıyor, takip etmiyor bunları.

Şimdi, bu, işin ciddiye alınıp alınmadığını göstermesi açısından önemli. Merak ediyorsunuz, söyleyeyim, atladınız belki Sayın Bakan. Diyor ki: “Sayın Bakanımız Zafer Çağlayan’ın programı doğrultusunda yabancı sermayeli firmalar ile ikili ve çoklu yatırımcı görüşmelerini gerçekleştirmek.” Yorumlayalım: Siz bakanlıktan ayrıldınız, başkası için kanun çıkmasın. Bu Maliye kandırıyor sizi.

EKONOMİ BAKANI MEHMET ZAFER ÇAĞLAYAN (Mersin) – Hayır, öyle olmadığını sen de biliyorsun.

EMİN HALUK AYHAN (Devamla) – Ben biliyorum ama bu, “kanun” diye çıkıyor buradan yani bu, kanun, kanun görüşüyoruz şimdi.

Şimdi, eğer böyle bir şey varsa, bu Hükûmet… Hayır, sizin politikayı bırakacağınızı biz basından öğreniyoruz ama bu sizi paşa ilan ediyor, paşa. Yani şeysiz, emeklisi falan yok. Böyle bir şey olmaz. Burada “ihracat performansı” diyor, “ihracat performansı” var burada ama ithalat performansı yok baktığımız zaman.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – İyi değil de ondan yok.

EMİN HALUK AYHAN (Devamla) – Şimdi, bunu şunun için söyledim: Çok detaylı bakılabilir, bütçeyle ilgili çok detaylı rakamlara da bakılabilir. Burada, fonksiyonel tasnifte, ithalata ne kadar kaynak ayırdınız, ihracata ne kadar kaynak ayırdınız, anlaşmalara ne kadar kaynak ayırdınız; bunlar falan gözükmüyor. Zaten Hükûmetin de Maliye Bakanlığının da böyle bir niyeti yok çünkü hesap sorulması konusunda Sayıştay raporlarını buraya getirmekten korkuyor. O kanunu, Sayıştay Kanunu’nu onlar getirdi, çıkardı burada, biz de yardımcı olduk. Şimdi, bu olay böyle.

2023 yılı ihracat hedefiniz 500 milyar dolar. Öyle değil mi Sayın Bakanım?

EKONOMİ BAKANI MEHMET ZAFER ÇAĞLAYAN (Mersin) – Öyle.

EMİN HALUK AYHAN (Devamla) – İthalat da 625 milyar dolar. Yanılıyor muyum? Yok.

EKONOMİ BAKANI MEHMET ZAFER ÇAĞLAYAN (Mersin) – Yanılmazsın sen.

EMİN HALUK AYHAN (Devamla) – Ama 84 milyon nüfus olacak, baktığınız zaman, sizin hesapla, bana göre ithalat tutar da ihracat tutmaz. İthalat gidiyor çünkü ama ihracat tutmaz. Çünkü siz de söylediniz, “Bu hızla gidersek bunu gerçekleştirmemiz mümkün değil.” diye. Sizin, 2023’e kadar, bu saatten sonra, yüzde 12 ihracat artış hızıyla ülkeyi götürmeniz mümkün değil, olan biten meydanda. “Ilımlı büyüme” diyorlar, ılımlı. Nasılsa? Mülayim.

Şimdi, ihracat…

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – 36’dan aldık.

EMİN HALUK AYHAN (Devamla) – Kim dedi 36 diye?

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – 36’dan aldık.

EMİN HALUK AYHAN (Devamla) – Sen bu işleri biliyor musun?

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Tabii, biliyorum.

EMİN HALUK AYHAN (Devamla) – Çok bilir misin?

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Onun bilmediği iş var mı ya? O her şeye karışıyor.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Senin zamanında 36’ydı.

EMİN HALUK AYHAN (Devamla) – Kaç para olacak 2023’e kadar ithalat artışı, söyle bakalım bir.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – 36’dan 150’ye çıktığına göre 150’den 500’e çıkar.

BAŞKAN – Sayın Tunç, lütfen, hatibe müdahil olmayalım. Lütfen…

EMİN HALUK AYHAN (Devamla) – Söyle, benim sorduğumu bir söyle.

Sen bilir misin bu işleri? (AK PARTİ sıralarında “anlat, anlat” sesleri)

BAŞKAN – Sayın Ayhan, karşılıklı konuşmayın, Genel Kurula hitap edin.

EMİN HALUK AYHAN (Devamla) – Hayır, hayır, ben söyleyeceğim size de…

BAŞKAN – Biliyorum, müdahale ettim, biliyorum.

EMİN HALUK AYHAN (Devamla) – Bakın, sizin hesabınızla 350 milyar dolar artacak. Nasıl yapacaksınız bunu? Nasıl yapacaksınız?

EKONOMİ BAKANI MEHMET ZAFER ÇAĞLAYAN (Mersin) – Geçmiş on senede olduğu gibi.

ŞUAY ALPAY (Elâzığ) – Hocam, bu hesabınız doğru olsaydı iktidara sizi getirirdi bu millet. Öyle yapmıyor, demek ki sizin bildiğiniz de doğru değil.

EMİN HALUK AYHAN (Devamla) – Sizinki paşa yapıyor, paşa.

BAŞKAN – Sayın Alpay, lütfen…

EMİN HALUK AYHAN (Devamla) – Bu karara göre Sayın Bakan paşa oluyor.

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Sen millete anlat Emin Ağabey, bunlar anlamaz, millete anlat.

EMİN HALUK AYHAN (Devamla) – Yok, yok bunlar da anlar, bilen var içlerinde ya, ses çıkarmıyor.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Bilmeyenler konuşuyor.

ŞUAY ALPAY (Elâzığ) – Millet konuşuyor, millet.

EMİN HALUK AYHAN (Devamla) – Şimdi, 2023’te 500 milyar dolar düzeyinde ihracat seviyesine ulaşmak için, dediğim gibi, yüzde 12 büyüyeceksiniz, öyle değil mi? Ancak artış hızı hedeflenen düzeyde değil, sizin artış hızları. İhracat artışı, pazar çeşitlendirmesi ve coğrafi konum hususunda gayret gösteriyorsunuz ama netice alamıyorsunuz; sıkıntı orada, kayda değer ciddi bir gelişme yok.

Diğer taraftan, ülkeniz ileri teknoloji ürünlerinde rekabetçi olmadığı ve ileri teknoloji ürünlerinde rekabetçiliği sağlayan politikalara yönelmediği için uluslararası ekonomideki konumunu güçlendirememiş yani Türkiye'nin uluslararası iş bölümü içindeki konumu değişmemiş. Yüksek teknoloji ürünlerinin 91 yılı ihracatımız içindeki payı yüzde 3; 2001 yılında yüzde 7, bugün gelinen aşamada yüzde 4 civarında. Ülkemiz bu teknoloji yapısıyla Malezya, Brezilya ve Endonezya’nın gerisinde. Dünyada giyim perakende sektöründe ilk 50 marka içinde bir tek Türk firması var, pazar payı binde 1. Bu firmanın Türk  quality  desteği yok. Kaç para dağıttınız oradan on bir senede bir marka çıkaramadınız? Dünya Bankasının iş yapma kolaylığı sınıflandırmasında 183 ülke arasında Türkiye, 2006, 2007, 2008 yıllarında sırasıyla 84, 57 ve 59’uncu ama 2012 yılında 71’inci.  Yatırımın her safhasında ulusal ve uluslararası yatırımcıların karşılaştığı idari engellere çözüm üretmek amacını taşıyan ve yatırım ortamının iyileştirilmesine çalışan YOİKK; buna rağmen durum böyle. Bunu bir de daimî hâle getirdiniz. “50 milyon doların üzerindeki teşvikler Başbakanlıkta bir yerde sahipleriyle görüşülmek üzere bekliyor.” deniliyor; doğru yanlış.

EKONOMİ BAKANI MEHMET ZAFER ÇAĞLAYAN (Mersin) – Kim diyor?

EMİN HALUK AYHAN (Devamla) – Bilmem.

EKONOMİ BAKANI MEHMET ZAFER ÇAĞLAYAN (Mersin) – Sen milletvekilisin, inanır mısın böyle bir şeye?

EMİN HALUK AYHAN (Devamla) – Yok de, yok de, yok de geçsin kayıtlara Sayın Bakanım. Yok de…

EKONOMİ BAKANI MEHMET ZAFER ÇAĞLAYAN (Mersin) – Nasıl inanırsın böyle şeye?

EMİN HALUK AYHAN (Devamla) – Söyleyeceğim.

Ülkemizin uluslararası ekonomideki konumunun güçlendirilmesinin bir diğer nedeni, dünyadan kopuk biçimde, Türkiye'nin sadece kendi belirlediği, benimsediği bir yaklaşım içinde olması, küresel etkileşim içinde olmaması. Şimdi diyeceksiniz ki: “En çok seyahat eden hükûmetiz, uluslararası toplantılara en çok katılan hükûmetiz.” Türkiye’de de düzenliyorsunuz ancak bu küresel etkileşim falan değil. Örneğine bir de STA’larda bir bakalım. Son iki yıl içinde belirlemiş olduğunuz 17 hedef ve 27 öncelikli olmak üzere 44 ülkeyi hedeflemiş durumdasınız. Bu ülkeler hedef ve öncelikli ülke olarak belirlenirken ticaret potansiyellerinin olduğu ve ticaretin artırılmasının hedeflendiğini anlıyorsunuz. Bu pencereden bakınca önemli bir ticareti geliştirme ve küresel etkileşim aracı olan serbest ticaret anlaşmalarının durumuna bakmak lazım. 44 ülkenin sadece 4’üyle Hükûmetiniz döneminde STA imzalanmış durumda; Ürdün, Mısır, -Mısır’la da zaten bozuştunuz- Şili, Güney Kore.

Şimdi, bunu devam ettirmek mümkün ancak bir şey söylemek istiyorum. Şu, Diyanet Vakfının sitesinden alınma Kurban Bayramı öncesi. Bakın, yurt içinde kurban kestirirseniz 550 lira, öyle değil mi? Yurt dışında kestirirseniz 380 lira. Bu, Türkiye’de hayvancılığın ne hâle geldiğini göstermesi açısından önemli. 7 bin liraya sattığınız hayvan 4 bin liraya, 3 bin liraya satılmıyor, faiz yüzde 100’den fazlaya geldi.

MUHARREM VARLI (Adana) – 2,5, 2,5.

EMİN HALUK AYHAN (Devamla) - Daha bu bir şey değil Sayın Bakanım, daha bu bir şey değil. Kızılay -Çetin Emeç Bulvarı’nda, bugün üstünü kapatıyorlardı- 380 lira değil, 300 liraya yurt dışında kestiriyor, kredi kartına da 4 taksit yapıyorlar. Siz hayvancılığın ne hâle geldiğini buradan bir düşünün.

Bir diğer olay. Sayın Bakanım, siz Merkez Bankası Başkanına kızıyorsunuz. Buradan sahip çıktı Sayın Babacan. “1,92 ne oldu?” dedik. Bakın, Ahmet Nazif Zorlu: “Zorlu Center’ı hayır kurumuna bağışlarım.” diyor. Ne olursa? Dişlerini kırar dişlerini “dolar 1,92 olursa” diye. Siz Merkez Bankası Başkanına bir şey söylüyorsunuz da kabinede söylemiyor musunuz, yanınızdaki arkadaşa sormuyor musunuz? Kaçtan hesapladınız önümüzdeki sene kurları? Sizin hesapladığınız kurdan 10 bin doların üstüne çıkıyor da 98 fiyatlarıyla hesapladığınız zaman 1,4 kat ediyor millî gelirdeki gelişme, kişi başına gelir. Öyle havadan milleti kandırmanın bir âlemi yok.

Şimdi, bakın, 1 milyonu aşan şehirden yapılan ihracat, 1 milyonu aşan firma sayısı. Bunlar benim o dönemde, müsteşar yardımcısı olduğum dönemde –isim de veririm- o arkadaşlara yaptırdığım çalışmalarda, ilk başlattığım. Şimdi yeni veri sunulmuyor ortalığa, yeni veri gelmiyor. Dahilde İşleme Rejimi’ni siteden kaldırdınız, takip edemiyor millet. Bir de ona bakalım.

Şimdi, anket yapıyorsunuz, sizin anketinize göre en fazla ihracat yapan ilk 500 firma, bununla yapıyorsunuz. Ülkenin 50 binin üzerinde ihracat yapan firması var. Bu durum dahi ihracatın yapısının değişmediğini açık ve net bir şekilde gösteriyor. KOBİ’lere yönelik aktif bir politika olsa KOBİ’lerin ihracatını da orada görürüz.

Bakın, yaptırdığınız ankete göre, lojistik maliyetleri yüksek, enerji maliyetleri yüksek, döviz kuru sıkıntısı devam ediyor, ham madde ve ara malı ithalatı yüksek, finansman ihtiyacı devam ediyor, bürokratik engeller devam ediyor. Bu sorunları özetle sıraladık. Lojistikte sorunlar devam ediyor, hatta en temel sorunlar devam ediyor. Kara yolu geçişlerinde Avrupa ülkelerince uygulanan kotalar on yıl öncesinde olduğu gibi devam ediyor. Tabii, bunlar benim cümlelerim falan değil, sizin yaptığınız çalışma ve açıklamalardan çıkan ve orada yer alan bulguların sonucu. Orta ve büyük ölçekli işletmelerin durumu bu, KOBİ’ler ne yapsın?

Şimdi, cari açık artıyor. Neden? Yönettiğiniz ekonomi arızalı, tasarrufları rezil ettiniz. Özel kesimin tasarruf oranı yüzde 24’lerden döneminizde yüzde 9’lara düştü.

Dış politikanız arızalı. İthalatı teşvik ediyorsunuz. İhracat ve iç talebe dayalı üretim, sanayi ithalata bağımlı. İmalat sanayisinin yurt içi hasıla içindeki payı dramatik bir şekilde düşüyor.

Enerji politikanız arızalı. Sizi buradan uyarıyorum. 26’ncı maddesiyle Petrol Kanunu’nun, teşviki Enerji Bakanlığı üstüne alıyor, sizi atlıyor. Hatta o kanun tasarısı Bakanlar Kurulu kararıyla geldi. İmzasını da siz mutlaka atmışsınızdır ama farkında değilsiniz.

EKONOMİ BAKANI MEHMET ZAFER ÇAĞLAYAN (Mersin) - Niye farkında olmayayım ya!

EMİN HALUK AYHAN (Devamla) – Ama oraya koydular, farkında değilsiniz. Teşvikten siz sorumlu değil misiniz?

EKONOMİ BAKANI MEHMET ZAFER ÇAĞLAYAN (Mersin) - Ben sen miyim ya, farkında olmayayım?

MEHMET GÜNAL (Antalya) - O daha vahim farkındaysan o zaman, vermişsin.

EMİN HALUK AYHAN (Devamla) – Teşvikten siz sorumlu değil misiniz? Yetkiyi ya verdin bir haberin yok ya imzayı attın haberin yok Sayın Bakan.

EKONOMİ BAKANI MEHMET ZAFER ÇAĞLAYAN (Mersin) – Senin haberin yok senin, senin haberin yok.

EMİN HALUK AYHAN (Devamla) – Bakın, şehir hastaneleriyle ilgili projelere sokuyorsunuz özel sektörü. Orada yandaşlara avanta var. Özel sektörü bu projelere, imalat sanayisine teşvik etseniz ithalatı azaltır, ihracatı arttırırsınız. Hatta, sağlık gereç teknolojisine yatırım yapmanın teşvik edilmesi gerektiğini söylüyoruz. Bunu ne yaparsınız? Desteklersiniz.

Şimdi, sanayi envanteri ortadaydı. Bakın, AKP döneminde toplam 1 trilyon 136 milyar ihracat var, 1 trilyon 806 milyar da ithalat var. 667 milyar dolar ne var? Açık var, Türkiye'nin yaklaşık bir yıllık millî gelirine eşit. Bu ayıp bile yeter size! Cari açık kabaca 350 milyar. Şimdi, yaklaşık 250 milyar dolar dış ticaretten alınan vergi var. Ya sizde açık oluyor, siz açığı kapattınız mı bütçede açık oluyor. Şimdi, bu sarmalın içine girmiş vaziyettesiniz.

Kanunlarda TUSKON’u getiriyorsunuz, MÜSİAD’ı getiremiyorsunuz, TÜSİAD’ı getiremiyorsunuz. Siz TUSKON’cu musunuz, akreditasyon mu geldi? Hangisini takip ediyorsunuz? Sizin bakanlıkta en çok teşviklerden TUSKON mu yararlanıyor, onu da bilmek lazım. Belki onlar çok kıvrak, getirip öyle veriyorlar.

Bunu uzatıp gitmek mümkün. 2009’da teşviki devreye soktunuz. Yeni sisteme göre istihdam en fazla tarım sektöründe artmış. Nerede artmış? En gelişmiş sanayi illerinde. Bu illerdeki artış en geri illerden 5 katı, basında var bunlar. İstihdam artışı sanayiden değil tarımdan kaynaklanıyor. Şimdi istihdam artışı 2004-2008 arası yüzde 8, 2008-2012 arası yüzde 17. Sanayide istihdam artışı 2004-2008 16,3; 2008-2012 13,7. Tarım istihdam artışı 2004-2008 yüzde 12; 2008-2012 21,55. Birinci bölgede yüzde 42,3 artmış 2008-2012 arası, sizin teşvikiniz döneminde, sizin bakanlığınız döneminde. Dördüncü dönem yüzde 8,5’a düşmüş. Şimdi bunlara baktığınız zaman 2007-2012 arasında yatırım teşvik belgeleri yüzde 30 yıllık ortalama artıyor, özel sektör yatırım ortalaması reel değil cari fiyatlarla yüzde 10 artıyor.

Doğal gaz ithalatını karneye bağladınız siz. Var mı bir sıkıntı? İthalatta bir problem var mı? Burada da böyle bir sıkıntı var. Şimdi, olayları değerlendirdiğiniz zaman cari açığın ülke açısından fevkalade problemli olduğunu görüyoruz. Bunu sadece enerjiye bağlamak yanlış bir şey. Zaten bunu herkes yazıp çizmeye de başladı. Takip ediyorsanız fevkalade önemli. Biraz önce “Attığım imzadan haberim var.” dediniz. Petrol Kanunu’nun 26’ncı maddesi, bakın orada teşvik geldi. Teşviki Enerji Bakanlığı düzenliyor Bakanlar Kurulu kararı olarak. Sordum: “Mevcut sistem ne?” O da Bakanlar kurulu kararı. “Bu ne demek?” dedim. Bakandan aldığım cevap, orada tutanaklarda var, lütfen onlara bakın. Gerçekten ülkeyi sıkıntılı bir döneme sokuyorsunuz, teşvikler de işe yaramadı. Teşvikler işe yaramadığı gibi Denizli’ye teşvik vermediğiniz için Denizli’de paralar, Denizlilinin parası aparta gitti. Apart yaptılar, apart enflasyonu var, millet orada rezil olmuş durumda. Emniyetin yazdığı raporlar, Hüseyin Çelik Bey söylüyor Başbakan söylemediğini bırakmadı, Denizli’yi milletin önünde rezil kepaze etmeye çalıştınız. Böyle bir şeyin olması mümkün değil, Denizlili milletvekili arkadaşlar da hangi partiye mensup olurlarsa olsun buna razı olmazlar. Benim söylemek istediğim: Sayın Bakan, devlet işi ciddiyet ister.

Hepinize saygılar sunuyorum, bütçelerin de hayırlı olmasını diliyorum. (MHP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Birleşime beş dakika ara veriyorum sayın milletvekilleri.

Kapanma Saati: 20.13

BEŞİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 20.24

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Mine LÖK BEYAZ (Diyarbakır)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 31’inci Birleşiminin Beşinci Oturumunu açıyorum.

2014 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2012 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın görüşmelerine devam edeceğiz.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına ikinci konuşmacı Emin Çınar, Kastamonu Milletvekili. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA EMİN ÇINAR (Kastamonu) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2014 yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı görüşmelerinde Ekonomi Bakanlığı bütçesi üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım, yüce heyetinizi saygılarımla selamlarım.

Değerli milletvekilleri, ülkemiz, on bir yıldır iktidarda olan AKP’nin basiretsiz yönetimi  nedeniyle bir uçuruma doğru sürüklenmektedir. Milletimiz bu on bir yılda ciddi sorunlarla karşı karşıya kalmıştır. Milletimiz, bu zaman diliminde ekonomiden sosyal yaşama, eğitimden sağlığa birçok alanda sorunlarla boğuşmaktadır. Çiftçimiz perişan olmuş, tarlasını terk etmiş, esnafımız dükkânını kapatmış, vatandaşımız borç batağına doğru itilmiş ve milletimiz bölünmeye doğru sürüklenmiştir. “Açılım” zırvaları altında teröristbaşı “akıl danışılan beyefendi” ye çevrilmiş, bin yıldır bir olarak bu topraklarda yaşayan aziz milletimiz her ortamda otuz altıya bölünmek istenmiştir. AKP’li yöneticiler daha da ileriye giderek binlerce yıllık şan ve şeref dolu bir tarihe sahip olan Türk milletini yok saymaya kalkışmıştır. Vatandaşlarımız bir yandan fakirleşirken bir yandan da bu sorunlarla muhatap bırakılmıştır. Buna rağmen, iktidar, her ortamda pembe tablolar çizmiş, her yerde “Ülkemizin ileriye gittiği, zenginleştiği, milletimizin refah seviyesinin arttığı” masallarını anlatmıştır.

Ülkemizde son on bir yılda ihracat yerine ithalat, rekabet yerine tekelleşme, tasarruf yerine borçlanma anlayışı hâkim olmuştur. Bugün, maalesef, esnafımız yaşam mücadelesi vermekte, vatandaşımız bankalardan yakasını kurtarmaya çalışmaktadır. Borç gırtlağa kadar dayanmış, neredeyse borcu olmayan çiftçi ya da esnaf kalmamıştır.

Ülkemizi on bir yıldır tek başına yöneten AKP, ülkemizin bütün değerli varlıklarını satmış, milyarlarca dolar gelir elde etmiştir. Bu elde edilen gelirlerle üretime dönük hangi yatırımlar yapılmıştır, işsizliğe çözüm adına hangi yeni fabrikalar açılmıştır, enerji sorunu mu çözülmüştür, yoksa yeni enerji kaynakları mı bulunmuştur? Bu paralar üretim yerine tüketime gitmiş, elde edilen milyonlarca dolar heba edilmiştir. Bugün, maalesef, ülkemizin içerisinde bulunduğu ekonomik tablo budur.

Türkiye ekonomisi 2002 yılından sonra borçlanma ve tüketim anlayışına dayalı bir büyüme sürecine girmiştir. Bu süre zarfında ülkemizin borç stoku giderek büyümüştür. 2002 yılında ülkemizin dış borcu 129 milyar  597 milyon dolar iken 2013 yılı itibarıyla bu rakam 367 milyar 343 milyon dolara yükselmiştir. Sayın Başbakan her ortamda IMF’ye borcun kapatıldığını ifade etmesine rağmen ülkenin dış borcundan hiçbir zaman bahsetmemektedir. Sadece dış borç değil, iç borç da bu süre zarfında katbekat artmıştır. Merkezî yönetim iç borç stoku 2002 yılında 149 milyar 900 milyon TL iken 2013 yılında bu rakam 418 milyar TL’ye yükselmiştir. On bir yılda devletimiz gibi milletimiz de giderek borçlanmıştır. 2002 yılı sonunda hanehalkı borçları 6 milyar 700 milyon TL iken bu rakam 2013 yılında 372 milyar 100 milyon TL’ye yükselmiştir. Vatandaşlarımız 2002 yılında kazançlarının yüzde 4,7’sini borç ödemesine ayırırken, bugün milletimiz kazandığı paranın yüzde 55,2’sini borçlarını ödemek için ayırmak mecburiyetindedir. BDDK verilerine göre takipteki alacaklar 2002 yılında 3 milyar TL iken bugün 28 milyar TL’ye ulaşmıştır. Vatandaşımız maalesef borçlarını ödeyememektedir.

İktidar istediği kadar millî gelirimizin 10 bin dolara çıktığını söylesin, milletimiz giderek yoksullaşmaktadır. Vatandaşlarımız arasındaki gelir dağılımı son on bir yılda ciddi manada açılmış, uçurum hâline gelmiştir. Bugün toplumumuzun yüzde 20’si millî gelirden yüzde 46’6’sını elde ederken, en alttaki yüzde 20’lik kısım ise millî gelirden yalnızca yüzde 5,9 pay almaktadır. Ülkemizin giderek zenginleştiğini söyleyen iktidar, herhâlde milyarder zengin sayımızın arttığını ifade etmektedir. 2012 yılında 35 dolar milyarderi bulunan ülkemizde 2013 yılında 44 dolar milyarderi olmuştur. Halkımız yoksullaşırken zengin sayımızın artması dikkat çekicidir. 2012 yılında ülkemiz de 2,2 büyürken zenginlerin serveti yüzde 23 oranında artmıştır. Birileri zenginliğine zenginlik katarken milletimiz yoksullaşmıştır.

Değerli milletvekilleri, ülkemizde yaşayan 30 milyona yakın vatandaşımızın kendisine ait bir evi  bulunmamaktadır. Yine bu insanlarımız yaşadıkları ortamda ısınma sorunları yaşamaktadır. 27 milyon insanımız yeni bir giysiyi alamamakta, 46,5 milyon vatandaşımız taksitlerini ödeyememekte, bankalara olan kredi borçlarından dolayı  hanelerindeki temel ihtiyaçlarını karşılayamamaktadır. Ne acıdır ki 65 milyon vatandaşımız evinden uzakta ailesiyle beraber bir haftalık tatile çıkamamakta, yine 60 milyona yakın insanımız yıpranmış ev eşyalarını yenileyememektedir. Bunlar ülkemizin acı gerçekleridir.

Türk-İş tarafından açıklanan rakamlara göre 4 kişilik bir ailenin açlık sınırı 1.065 TL, yoksulluk sınırı ise 3.470 TL’dir. Bu rakamlara göre, çocuklarımızı yetiştiren bütün öğretmenlerimiz yoksulluk sınırının altında ücretle ücretlendirilmektedir. Yine diğer kamu kurum ve kuruluşlarında çalışan değerli memurlarımızın durumları bundan daha da vahimdir. Ülkemizde yaklaşık 19 milyon ailenin yüzde 61,2’si ayda 1.200 TL ve altında bir gelirle hayatını devam ettirmeye çalışmaktadır. Yani milletimizin büyük çoğunluğu açlık sınırında yaşamaktadır. Maalesef, iktidarın refah anlayışı milletimizi daha da büyük sıkıntılara itmiştir. Aslında iktidar vadettiği refah ve zenginliği yandaşlarına sağlamıştır. Vatandaşın refahı ve zenginliği başka baharlara kalmıştır.

Değerli milletvekilleri, toplumun temel ekonomik öğelerinden birisi esnaflarımızdır. Ülkemizde iş yerlerinin yüzde 99’u esnaf ve sanatkârlarımızdan oluşmaktadır. İstihdamın yüzde 77’si, ekonomide oluşturulan katma değerin yüzde 36’sı esnaflar tarafından sağlanmaktadır. Ekonomik şartların zorlaşması, sürekli artan borç yükü, büyük alışveriş merkezlerinin çoğalması esnafımızın kepenk kapatmasının sebebi olmuştur. 2004 yılında Türkiye genelinde 2 milyon 850 bin esnafımız varken, 2013 yılı itibarıyla bu rakam 1 milyon 600 bine düşmüştür. Ne yazık ki esnafımız AKP iktidarı döneminde hak ettiği gereksinimi elde edememiştir. Bir alışveriş merkezinin açılışında Sayın Başbakan “Artık bakkal devri bitti.” diyerek küçük esnafı kaderine terk etmiştir. Kendisi ve ailesini geçindirebilen esnafımız büyük alışveriş baronlarına kurban edilmiş ve işsiz bırakılmıştır.

Değerli milletvekilleri, ülkemizde son on bir yılda sanayi sektöründeki sorunlar da giderek artmıştır. AKP iktidarı döneminde izlenen yanlış politikalar nedeniyle sanayimiz yurt dışından gelen ucuz ara malların tahribatıyla karşı karşıya kalmış ve montaja dayalı, ithalata bağımlı bir yapıya sürüklenmiştir. Büyümenin motor gücü, ekonomilerin ihracat yapabilme kapasitesidir. Gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde ileri teknoloji ürünlerinin sanayi üretim ve ihracattaki payı çift hanelere ulaşmışken ülkemizde bu oran bir hayli düşük seyretmektedir. 2002 yılında yüzde 6,2 olan ileri teknoloji ürünlerinin ihracat içerisindeki payı 2012 yılında 3,7’ye gerilemiştir. AKP pembe tablolar çizedursun; millî sanayimiz, üreticimiz zor durumdadır. Birçok sanayicimiz, iş adamı ve esnafımız borç batağına batmış ve iş yerlerini kapatmak zorunda kalmıştır.

AKP iktidarı döneminde dış ticaret açığı rekorları kırılmış, ülkemiz on bir yılda ithalat cenneti hâline gelmiştir. 2002 yılında 15 milyar dolar olan dış ticaret açığı 2013 Ekim ayı itibarıyla 82 milyar dolara çıkmıştır. 2002 yılında ihracatın ithalatı karşılama oranı yüzde 69,9 iken 2013 yılında bu oran yüzde 60’lara gerilemiştir. On bir yılda 672 milyar dolar dış ticaret açığı verilmiş yani 672 milyar dolar uçup gitmiştir. Aynı durum cari açıkta da görülmektedir. 2002 yılında 626 milyon dolar olan cari açık bugün 58 milyar doları aşmıştır. Böyle giderse milletimizi büyük ekonomik krizler kapıda beklemektedir.

Değerli milletvekilleri, ülkemizde esnaf, sanayici ve memurlarımız gibi, tarım ve hayvancılıkla uğraşan çiftçilerimiz de perişan bir vaziyettedir. AKP’nin iktidar olduğu dönemde tarım alanları azalmış, çiftçimiz tarlasını terk etmiş, neredeyse kredi borcu olmayan çiftçimiz kalmamıştır. 2002 yılında 530 milyon lira kredi borcu olan çiftçimizin son on yılda bu borcu 73 kat artarak 39 milyar TL’ye ulaşmıştır.

Tarımda kendi kendine yeten dünyanın sayılı ülkelerinden biri olan ülkemiz, AKP iktidarı döneminde tarım ithalatı yapan ülkeler arasına girmiştir. AKP iktidarıyla birlikte ülkemizde birçok tarım ürünü ithal edilirken 3 milyon hektar arazi boş olarak durdurulmaktadır. Tarımdaki girdi maliyetlerinin yüksek olması nedeniyle çiftçimiz kâr edemez hâle gelmiştir. İktidar, çiftçiyi destekler gibi görünmekte ancak verdiği destekleri daha fazlasıyla dolaylı vergi yollarıyla tahsil etmektedir. 2014 yılı bütçesinde tarımsal desteklere 9 milyar 700 milyon TL tahsis edildiği ifade edilmektedir. Bu oran, gayrisafi millî hasılamızın yüzde 0,56’sına denk gelmektedir. İşte çiftçiye verilen değer bu kadardır. Çiftçimiz borçlu, çiftçimiz perişan, çiftçimiz ne yapacağını bilemez hâldedir. Çiftçimize bu hâli reva gören AKP iktidarından başkası değildir.

Değerli milletvekilleri, milletimizin daha birçok sorunu bulunmaktadır. Milletimiz huzurlu bir hayat sürdürememektedir. Artık herkes, borçlarını kapatmayı bırakın, nasıl azaltabileceğinin derdine düşmüştür. Çizdiğiniz pembe tablolara bakmayı bırakıp hayatın gerçeklerine yönelin. Yoksa bu gidişat milletimizi daha büyük felaketlerle yüz yüze bırakacaktır.

Bu vesileyle, 2014 yılı Ekonomi bütçesinin tekrardan hayırlara vesile olmasını diliyor, yüce heyetinizi saygılarımla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Milliyetçi Hareket Partisi adına üçüncü konuşmacı Mehmet Günal, Antalya Milletvekili. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA MEHMET GÜNAL (Antalya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, sizleri ve yüce Türk milletini saygıyla selamlıyorum.

Konuşmama başlamadan önce, bütçesini görüşmüş olduğumuz Kalkınma Bakanlığının, daha doğrusu eski adıyla Devlet Planlama Teşkilatının ve bunun gibi ülke kalkınmasına önemli katkıları olan birçok kurumun kurucusu olan, partimizin de kurucusu olan merhum Alparslan Türkeş’i de rahmetle, minnetle tekrar yâd ediyorum.

Değerli arkadaşlar, Kalkınma Bakanlığı, plan, planlama, program, çok yıllı bütçeleme gibi birçok kavramları arkadaşlarımızı bize burada anlatıyorlar. Ben kısaca bu işin başında, tartışmaya girmeden önce, bu yıl bütçenin en önemli tartışma konusu olan Sayıştay raporlarıyla ilgili bir iki cümle söylemek istiyorum. Bunu da bana zorunlu kılan Değerli Komisyon Başkanımız -az önce Sayın Sarı “Lütfi Ağabey” dedi ama ben “Kardeşim” diyeyim- Sayın Elvan öyle bir tablo çizdi ki… Hadi yukarıda bize anlatıyordu, her söylediğimizde bir defa daha söylüyordu.

OKTAY VURAL (İzmir) – Bakanlar bile öyle anlatamamıştır.

MEHMET GÜNAL (Devamla) – Yani Sayıştay Başkanı dahi, Meclis Başkanı, bakanlar dahi o derecede bu işin ayrıntısını savunamadılar.

Ben çok fazla o konuda vakit harcamayacağım ama kendisinin söylediği “Genel dış denetim raporunda her şey yazıyor, ayrıntısına gerek yok.” dediği şeyin 2 numaralı başlığından bir cümle okuyacağım sadece. “Genel bütçe kapsamındaki kamu idarelerine ilişkin konu: Kurumsal mali tabloların Sayıştay denetimine sunulamaması” 1’inci başlık. İlk paragrafını okuyorum, Sayın Elvan’a onun dışında başka hiçbir şey söylemeyeceğim: “Genel bütçe kapsamındaki (5018 sayılı Kanun’a ekli I sayılı cetvel) kamu idarelerinin tüm gelir, gider ve mallarına ilişkin işlemlerinin raporlandığı kurumsal düzeyde müstakil mali tabloları, 5018 sayılı Kanun’un öngördüğü şekilde üretilememekte ve Sayıştay denetimine sunulamamaktadır. Bu durum 5018 sayılı Kanun’un öngördüğü mali saydamlık ve hesap verebilirlik ilkelerine aykırılık teşkil etmektedir.”

OKTAY VURAL (İzmir) – Daha ne desin!

MEHMET GÜNAL (Devamla) – Konunun özeti, dış denetim raporunun ilgili kısmının daha birinci cümlesi. Ben onun üstüne fazla bir şey söylemek istemiyorum. Maalesef, Meclisin en önemli hakkı olan bütçe hakkı, Sayıştay denetimiyle yapılması gereken bütçe denetimi yapılamamaktadır. Dolayısıyla, ayrıntısını sorarsa sonra Sayın Elvan’a ayrıntılı bir not da ben gönderebilirim ama hakikaten o şekliyle savunmak bence doğru olmamıştır. Burada bir eksiklik var, aynen Sayıştayın söylediği gibi. Bunun bir an önce tamamlanması için çalışma yapılması gerekirken Komisyonumuzun gündeminde bekleyen, geçen sene nisan ayında gelmiş olan başka bir -Sayıştay Kanunu’yla ilgili- bekleyen teklif var, 124 arkadaşımızın imzası var. Orada tamamıyla kadük edecek bir şey vardı ama onu bile beklemeden, 8 Aralıkta maalesef, Resmî Gazete’de yayınlanan değişiklikle, Sayıştay tamamen, bu hâliyle bile rapor hazırlayamaz hâle getirilmiştir.

Şimdi, burada Kalkınma Bakanlığı diyoruz, beş yıllık önümüzdeki süreci planlayan, ekonomik, sosyal, bütün alanlarda, kültürel alanlarda beş yıllık planı önümüze koyan kalkınma planını burada görüştük. Açıkçası çok muzdarip oldum, hâlen daha onunla ilgili de kamuoyunda bir tepki alabilmiş değilim. Yani planın başında Sayın Bakanın güzel sözleri var: “Katılımcı olacak, şöyle olacak, böyle olacak; işte, demokratik olacak, çalışmalarımız var.” Ama maalesef burada Meclis kapanırken aceleyle pazartesi günü, TBMM TV’nin açık olmadığı bir günde bunların yayınlanmış olması –o zaman da söyledim- buradan geçirilmiş olmasından dolayı büyük bir ızdırap duyuyorum. Yani hem ileri demokrasi diyeceksiniz hem beş yıllık kalkınma planını doğru dürüst tartıştırmadan apar topar geçireceksiniz. Bakın, şimdi, bugün kaçıncı günümüz Sayın Bakan? Sadece planın bir yıllık uygulaması olan bütçeyi konuşuyoruz. Kaç saat konuşuyoruz? Dönün, bakın bakalım tutanaklara, o gün kaç saat konuşmuşuz. Bir yılını bu kadar konuşuyoruz bakın. Önümüzdeki beş yılı, hiç kimse dinlemeden buradan, televizyonların kapalı olduğu pazartesi günü geçirdik. Bu bizim için büyük bir ayıptır diye düşünüyorum.

Şimdi, “Plan, program, bütçe” diyoruz. “Arasında ahenk sağlayalım.” diyoruz. Planın afaki bir durumu var. Orta Vadeli Program’a bakıyoruz, mali plana bakıyoruz, zaten son günde, söylenen eylülde dahi gelmiyor. Nasıl olacak da bu bütçe…

Bütçeye geliyoruz, Maliye Bakanı diyor ki: “Vallahi benim söylediğime bakanlar bile uymuyor, ben ne yapayım?” diyor. “Açık verdim.” “Haydi size ÖTV, haydi size KDV, haydi size özel iletişim vergisinden ilave bütçeye kaynak aktarmamız lazım.” Şimdi, bunu sağlamadığınız zaman bizim burada yaptığımız tartışmanın hiçbir anlamı kalmıyor. Dolayısıyla, Kalkınma Bakanlığının, eski Devlet Planlama Teşkilatının hazırlamış olduğu planda, öncelikli sektörlerin, öncelikli alanların, öncelikli yatırımların hiçbir anlamı kalmıyor.

Şimdi, arkadaşlarım bakıyor, işte Sayın Bakan burada. Bir tane somut örneğini, az önce değerli konuşmacımız “şehir hastaneleri” diye bahsetti. Yukarıda beraber yaşadık ve hâlâ da, ben inanamıyorum, Sayın Başbakan şatafatlı törenlerle bu şehir hastanelerinin temellerini atıyor. Değerli arkadaşlar, böyle bir şey olur mu? YPK karar çıkarıyor, ilgili bakanlık burada, sekretaryasını yapan arkadaşlarımız buradalar. YPK diyor ki: “Şu, şu illerde, 8 tane ilde yeni bir yatak kapasitesi yaratmaksızın siz bunu yapabilirsiniz yani açtığınız kadar kapatacaksınız.” YPK kararı var. Ama biz ona bakmıyoruz, “Efendim, biz şehir hastanesi yapacağız.” Nereye yapıyorsunuz? “İşte, Bilkent tarafına.” Yanında ne veriyorsunuz? “Numune, Yüksek İhtisas, Etlik Hastanesi, bilmem ne; hepsinin arazisini bonus olarak veriyoruz.” Şimdi, şehir rantlarından hastane rantlarına doğru geçersek bunun bir anlamı yok. Değerli müsteşar yardımcımız burada, Komisyonda sordum, Sayın Bakan yoktu o zaman: Önümüzdeki süreçte eğer biz bir hastane planlaması reformu yapacaksak, yatak başına on binde 26’lık bir hedef belirlenmiş. Şu anda on binde 26. “Peki, orta, uzun vadede hedefimiz ne?” dedim. “On binde 30.” yani 10 bin kişiye düşen yatak sayısı. “Yani rakamsal olarak?” dedim. Arkadaşlarımız söylediler, şu andaki mevcut yatak kapasitesine -yenisine bakacağız yatırım programı çıkınca- geçen yıl, 2013 yılı yatırım programında sağlık yatırımları içerisinde yer alan 5,2 milyarlık toplam yatırımın yatak kapasitesini eklediğiniz zaman, arkadaşlarımızın söylediği orta uzun vadeli hedefe ulaşıyoruz. Ne zaman? En fazla 2015 yılına kadar çünkü bütün o projelerin tamamı 2013, 2014, 2015’te bitiyor.

Şunu söylemeye çalışıyorum: Değerli arkadaşlar, hiç gereği yokken ve şu andaki, mevcut normal ihale yöntemiyle yapılan hastaneler tamamlandığında  hedefimize  ulaşmış olacakken, biz önümüzdeki  yirmi beş-otuz sene sürekli olarak devleti borç altına sokan hastane yatırımları yapıyoruz. Sayın Bakan biliyor, o masum, biliyor; ben de biliyorum ama Bakanlar Kurulunun bir üyesi olarak, niye öyle söylüyorum? Kalkınma Bakanlığının içerisinde Kamu Özel Ortaklığı Başkanlığı var ama geliyor, Millî Eğitim Bakanlığı “Ben kendim yapayım.” diyor, Sağlık Bakanlığı “Ben kendim yapayım.” diyor, Kültür Bakanlığı -Sayın Günay burada, ona da sormuştuk- “Efendim, şu adada şunu yapacağız, biz de buradan şu yöntemle bunu yapalım.” diyor. Bunu niye ayrıntılı anlattım? Her işimiz böyle, herkes Kamu İhale Kanunu’ndan muaf olmak istiyor, herkes bir şeyden istisna olmak istiyor. Peki, o kanunları niye çıkarıyoruz, o kurumları niye kuruyoruz Sayın Bakanım?

Burada sizin belirlediğiniz öncelikli sektörler var; önümüzdeki yıllarda, 2023’e kadar, 2050’ye kadar dünyada trendler var. Buna göre bizim oturup… Eğer yap-işlet-devret modeli çerçevesinde bir şey yapılacaksa işte Kalkınma Bakanlığı burada, uzman birim orada. Sağlık Bakanlığında -evlere şenlik- bir arkadaşımıza “harcama yetkilisi” diye yazmışlar, oysa harcama yetkisi yok; genel müdürün harcama yetkilisi olması lazım, daire başkanı harcama yetkilisi. Yani, bu işe ne kadar önem vermediğimizin, gayriciddi yaptığımızın göstergesi olarak söyledim; bunlar doğru şeyler değil. Neden böyle oluyor? İşte, bu ekonomik konular, öncelikler, yatırım öncelikleri… Az önce, Sayın Ayhan’ın burada Sayın Çağlayan’a söylediği gibi almamız gereken yapısal önlemler var, siyasi, kısır çekişmelerle, gündelik çekişmelerle, Anayasa’ydı, açılımdı, demokrasinin ilerisiydi, gerisiydi derken burada gidiyoruz. Peki, ne olacak bunlar? “Dahilde İşleme Rejimi kalktı.” diyor Haluk Bey az önce. Web sitesinde yok.

Öbür tarafta GİTES’le ilgili söyledik, Sayın Bakan bir şeyler söyledi. “Teşvik sisteminde yapılması gereken düzenlemeler var, dar bölgeli, sektöre daha teşvik yapalım.” dedik. Kendi ilimden, ilçelerimden örnek verdim, “Manavgat’la, Antalya’nın içerisindeki Gündoğmuş, Akseki bir olmaz.” diye söyledim. “Revize ediyoruz.” diyorlar, hâlâ bekliyoruz. Maalesef, bu yapısal önlemleri öteleyen, gündelik kısır siyasi çekişmeleri öne alan bir tartışma içerisindeyiz.

Maalesef, burada bütün bunların ötesinde, kürsüye gelen arkadaşlarımız, iktidar partisi mensupları -başta Sayın Başbakan olmak üzere- gelip buradaki ihtiyaçları söyleyip yapıcı bir şekilde bizlerden destek isteyecekleri yerde hamasi nutuklar atıyorlar ve yanlışları tekrarlamaya devam ediyorlar. Ben hâlâ, vallahi düzeltmekten bıktım, Sayın Başbakan aynı şeyleri söylemekten bıkmadı. Yani aynı şeyler olduğu için her seferinde burada arkadaşlarımız söylüyor, bizler söylüyoruz. Bu yanlış bilgi sürekli olarak veriliyor ve hamaset, sanki siyasetin bir şeyiymiş gibi… Sayın Elvan da buna zaman zaman katılıyor, baktım, bütçe konuşmalarında dikkatle izledim. Komisyon Başkanımız olarak, eski meslektaşım, aynı kurumda çalışmış birisi olarak, daha böyle teknik bir şeyler bekliyordum, “Şu eksiğimiz var, gelin beraber yapalım.” demesini bekliyordum açıkçası, biraz hayal kırıklığına uğradım diyeceğim.

Sayın Bakanım çünkü diyor ki: “Ben zaten emekli oluyorum, bana fazla yüklenmeyin.” Dolayısıyla…

EKONOMİ BAKANI MEHMET ZAFER ÇAĞLAYAN (Mersin) – Yok, yok. Niye? Yüklenebilirsin, serbest. Benim korkum olmaz evelallah.

OKTAY VURAL (İzmir) – Öyle mi?

EKONOMİ BAKANI MEHMET ZAFER ÇAĞLAYAN (Mersin) – Evet, öyle.

MEHMET GÜNAL (Devamla) – Yani, onun için, tabii yavaş yavaş… İşin esprisi bir tarafa, onu niye söyledim? Sayın Bakana da bir şey soracağım da onun için vesile olsun diye söyledim.

Sizden tarafa çok fazla girmeyeceğim ama ben defalarca söyledim “Sayın Başbakanın danışmanları şu metni bir değiştirsin.” diye. Sayın Bakanım, siz bari söyleyin, “İhracatta rekor kırdık.” diyor, “Dış ticaretimiz şuraya çıktı.” diyor, aynı dönemde ithalatta ve dış ticaret açığında kırdığımız rekoru söylemiyor.

EMİN HALUK AYHAN (Denizli) – O da aynısını söylüyor.

MEHMET GÜNAL (Devamla) – Yani hiç olmazsa ilgili Bakan bir şeyler söylesin. Bu dış ticaret, ithalat yok mu yani Ekonomi Bakanlığının içerisinde, ben anlamıyorum. Yani arkadaşlar unutuyorsa Sayın Bakanın Başbakanımıza hatırlatması lazım ki.

Tabii, sadece dış ticaret açığıyla kalmıyor değerli arkadaşlar; IMF’yle ilgili sürekli yaptığı yanlış açıklamalar var, rezervlerle ilgili yanlış açıklamalar var, borçlarla ilgili yine doğru olmayan açıklamalar var. Açıkçası, ben bunları duydukça biraz şaşırıyorum ama mecburen tekrar tekrar size bunları hatırlatmak durumundayım. Başka türlü çünkü Sayın Başbakan vazgeçmediğine göre biz de işin esasını, doğrusunu söylemek durumundayız. Yani sıkça en çok kullandığı yanlışlardan birisi de bu. İşine geldiği şekliyle kullanıyor.

“IMF'ye borcumuzu ödedik.” diyor. Burada bütün arkadaşlarımız duruyor. IMF'ye borcunu ödemeyen bir ülke olur mu? İflas etmişsiniz demektir ödemezseniz eğer. Ödeyeceksiniz. IMF'ye varsa da ödeyeceksiniz, falanca bankaya varsa da ödeyeceksiniz, şu konsorsiyuma varsa da ödeyeceksiniz. Biz geldiğimizde bir önceki hükûmetin borcunu ödemiyor muyuz? Siz gittiğinizde biz geleceğiz, ödemeyecek miyiz? Ödeyeceğiz. Peki, bunu niye söylüyor? “Biz IMF’yle çalışmıyoruz.” Defalarca sordum, 2005 yılında kim iktidardaydı? Mayıs ayında aldığınız 10 milyar doları kim aldı? 57’nci Hükûmetin borcu biteli çok oldu, bu ödediğiniz sizin borçlarınız, niye onu söylemiyorsunuz? Mayıs ayında 2005’te AKP Hükûmeti iktidarda değil miydi arkadaşlar?

OKTAY VURAL (İzmir) – Yok.

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Yok, o birinci AKP.

MEHMET GÜNAL (Devamla) - Yani, dolayısıyla, 10 milyar; 6 milyar SDR, 10 milyara yakın, 9 milyar küsur dolar kullandınız. Dolayısıyla, bunları doğru söylemek lazım.

Sayın Başbakan bir de rezervlerle ilgili çok enteresan bir cümle etti, hakikaten şaşırdım yani. Diyor ki: “27,5 milyar dolar döviz rezervi vardı       -bakın, şimdi, burayı dikkatinize sunuyorum, bütün ekonomist arkadaşlara, ekonomi biliyorum diyenlere soruyorum- çalıştık, gayret ettik, hamdolsun şu anda geldiğimiz nokta 134 milyar.” Neyine çalıştınız, rezerv toplamak için mi çalıştınız? Kim çalıştı? Yani, hakikaten anlamıyorum ya! Merkez Bankası bağımsız mı, değil mi? Toplanacak rezervlere Başbakan müdahale ediyor mu, etmiyor mu? Eğer ediyorsa o zaman dövizde manipülasyona aracı oluyor demektir. Eğer ediyorsa kendisi faiz lobisine hizmet ediyor demektir. Nasıl çalışıyor, nasıl gayret ediyor da rezerv biriktiriyor, ben bunu anlamıyorum arkadaşlar; bir.

EMİN HALUK AYHAN (Denizli) – Sayın Bakan dedi diye faizi indirdi o ya!

MEHMET GÜNAL (Devamla) – İkincisi, peki, bu paralar nerede? Çalıştın, gayret ettin de kimin cebine koydun?

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Faiz lobisinin.

MEHMET GÜNAL (Devamla) - Bu koyduğun para, 134 milyar hangi bankada? Bakın, dökümünü versinler, tamamına yakını kendisinin “faiz lobisi” diye suçladığı bankalarda değilse ben milletvekilliğinden istifa edeyim. Bakın, kendisinin faiz lobisi diye suçladığı uluslararası bankaların kasasında ve Amerikan hazine bonolarında durmuyorsa nerede yani, Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankasının kasasında mı bu paralar?

OKTAY VURAL (İzmir) – 57 milyar dolar ABD hazine bonosu almışlar.

MEHMET GÜNAL (Devamla) – Bir de kaç paraya topluyorsunuz, maliyeti nedir, bunun karşılığında ters operasyon yaparken ne kadar faize arkadaşlarımız katlanıyor, sosyal maliyeti nedir; lütfen bunu Sayın Başbakana anlatın, bizim burada söylediğimiz gümbürtüye gidiyor.

Yine, işsizlikle ilgili söylemiş; Sayın Başbakan işsizlikle ilgili de burada “gerilettik” diyor ama son rakamı ya bilmiyor ya söylemiyor arkadaşlarımız, 2012 sonundan bahsediyor. Hedeflerin tutmadığını, yeniden revize ettiğimizi, yüzde 9’un üstüne çıktığımızı ve sonuç itibarıyla yükselmeye başladığını yine hatırlatmamışlar.

Borçlarla ilgili, güzel, burada uluslararası yatırımcıların, müteahhitlerin hesabından bahsetmiş. “Şu kadar artırdık.” diyor, özel sektörün yatırımıyla övünüyor. Peki, özel sektörün borcu ne olacak, o yatırımı neyle yapıyor?

OKTAY VURAL (İzmir) – Olmaz, onlar sayılmaz.

MEHMET GÜNAL (Devamla) – Borçla yapıyor.

Arkadaşlar, bunlar siyasette risktir. Böyle, kredi kartlarını sınırlayarak, taksitlerini indirerek, tüketime sınırlama getirerek bu olmaz. Yapmamız gereken şey -biz her zaman söylüyoruz- üretim, yatırım, ihracat seferberliği başlatmaktır ama bunu sözle değil, yapısal önlemlerle desteklemektir. Sanal gündemlerden uzaklaşarak, bu yapısal reformları alarak, öncelikli sektörleri, planda yer alan sektörleri, programda yer alan sektörleri teşvik edecek şekilde yeniden üretime, ihracata dönük bir strateji izlemek lazım. Aksi takdirde, sadece konuta dönük, inşaata dönük, tüketime dönük, ithalata dayalı bir yapı benimserseniz Allah göstermesin, yakında Türk usulü bir mortgage kriziyle karşılaşabiliriz, cari açığımız da artar, sorunlarımız da çoğalır.

İnşallah bunları dikkate alırsanız yapıcı bir şekilde Milliyetçi Hareket Partisi olarak bu tasarıların çıkmasında katkıda bulunacağımızı söylüyor, saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına son konuşmacı, Adnan Şefik Çirkin, Hatay Milletvekili. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA ADNAN ŞEFİK ÇİRKİN (Hatay) – Sayın milletvekilleri, 3’üncü defa GAP, DAP, DOKAP ve KOP bütçeleri hakkında görüşlerimi belirtmek üzere huzurunuzdayım. Hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum efendim.

Fikritakip açısından önemli bir şans. 2012 bütçesinde ne söylediysek, 2013’te ne söylediysek, maalesef 2014 için de aynı şeyleri söylemek durumundayız. Yani, şöyle bir baktığımız zaman, Sayın Bakanın GAP, DAP, KOP ve DOKAP için sözlerini buradan aynen aktarmak istiyorum: “GAP Bölge Kalkınma İdaremizin yanında Konya Ovası Projesi, Doğu Anadolu Projesi ve Doğu Karadeniz Projesi Bölge Kalkınma İdarelerimiz de kurumsallaşma çalışmalarını ve eylem planı hazırlıklarını yürütmektedir.” Üç senedir yahu, yani Allah’tan korkun. Burada da yazıyor: “Yeni bölge kalkınma idareleri DAP, KOP, DOKAP kurumsallaşma çalışmaları ve eylem planı hazırlıkları devam etmektedir.” Bu sizin planınınız ve sizin ifadeniz.

Yani, dolayısıyla, tek tek böyle baktığımızda, bu projeler hakkında konuşacak bir şey bulamıyoruz çünkü bir şey yapılmıyor. Ha bire para harcanıyor, ha bire kurumsallaşma, eylem planı hazırlıkları, ha bire araba kiralanıyor, ha bire bina kiralanıyor, ortada bir şey yok şimdi.

Mevcut GAP için şöyle bir baktığımız zaman, özellikle GAP bir sulama projesidir. Yani, böyle bilinir herkes tarafından. Bu vesileyle de, Sayın Süleyman Demirel’i buradan minnetle ve şükranla anmayı da bir vazife biliyorum. Yani, bir projeyi başlatan, Türkiye’nin ufkunu açan değerli insanları her zaman anmak durumundayız ve onlara minnet ve şükranlarımızı her vesileyle ifade etmek durumundayız. Demişiz ki geçen sene “370 bin hektar”, bu sene cevap “378 bin.” Yani, arkadaşlar, böyle giderse, yaklaşık yüz yetmiş sekiz senede bu sulama kanaletleri faaliyetleri bitecek ve -ölme eşeğim yaz gelsin- yüz yetmiş sekiz sene sonra, bu hızla giderse tabii, GAP’ta sulama sorunu kalmayacak.

OKTAY VURAL (İzmir) – Gitmez, gitmez inşallah, bitiriyoruz!

ADNAN ŞEFİK ÇİRKİN (Devamla) - Şimdi, yine sizin ifadenize göre -yani, bunlar sizin belgeleriniz değerli arkadaşlar, Hükûmetin belgeleri- bakın, okuyorum şuradan: “GAP bölgesinde hayvancılık bitkisel üretime koşut bir gelişme sağlayamamıştır. 1990-2008 döneminde, GAP bölgesinde, hayvan varlığında, tüm ülke genelinde olduğu gibi düşüşler olmuştur.” Şimdi, bir hafta evvel Sayın Başbakanı dinliyoruz, “Hayvancılıkta ihracata başladık.” diyor, bakanlığı böyle söylüyor.

Değerli arkadaşlar, bu bölgeler çok önemli bölgeler. Bu bölgelerde hayvancılığı geliştiremezseniz, sulamayı geliştiremezseniz, nüfus aç kalır ve ne yapar, göç eder. Yani, göç durumuna baktığımız zaman -arkadaşlarım bunu son derece güzel bir şekilde ifade ettiler ama tekrar olacak, özür diliyorum- Adıyaman’da Adıyamanlı kardeşlerimizin net göç hızı 13,79; Batman’da 9,1; Diyarbakırlı kardeşlerimin 10,49; Kilis 14,6; Mardin 11,9; Siirt 18,50; Siirt, Siirt yani Sayın Başbakanın milletvekili seçildiği il burası yani Güneydoğu’da. Birileri Güneydoğu’ya, bu coğrafyaya siyasi bir isim vermek istiyor, hatta bunu Meclisin bütçe tutanaklarına da geçirmek istiyor ama ironik bir ifadeyle şunu söylemek durumundayım: Bu hızla giderse, yaklaşık on  beş yirmi seneye kadar Güneydoğu’da Kürt kalmayacak; bakalım o zaman ne olacak. Yani, bunlar bu şekilde olmaz. Bir projenin ciddiyeti olur.

Değerli arkadaşlar, GAP, KOP, DOKAP, bu konularda konuşacak  pek bir şey bulamayacağımıza göre, bari, hiç olmazsa, bu fırsatla çiftçinin dertlerine gelelim. Yani, gerek aynı bölgede gerek başka bölgelerde, patatesinden zeytinyağına kadar, çiftçilerimizin önemli dertleri var. Bari, bu vesileyle…

MUHARREM VARLI (Adana) – Çiftçi kanser oldu, kanser, Sayın Çirkin.

ADNAN ŞEFİK ÇİRKİN (Devamla) – Yani çiftçi dönüp oyunu da buraya veriyor. Biraz da böyle bir sıkıntı oluyor.

OKTAY VURAL (İzmir) – Kahrından veriyor.

ADNAN ŞEFİK ÇİRKİN (Devamla) – İşte kahrından veriyor herhâlde yani biz burada konuşuyoruz, çiftçimizin dertlerini anlatıyoruz ama çiftçimizin oy verdiği partiye bakınca yine AKP çıkıyor, bu da garip bir durum ve iktidarın bakanları da geliyor, bize burada “Siz böyle söylüyorsunuz ama çiftçi size inanmıyor, yine oyunu bize veriyor.” diyor.

Şimdi, buradan çiftçimize sesleniyorum: Bizi boşuna yormayın yani ya gereğini yapın ya da hâlinize razı olun. Bunu, özellikle sadece bir muhalefet milletvekili olarak değil bir çiftçi olarak ifade ediyorum yani durumunuzun düzelmesini istiyorsanız değerli çiftçilerimiz iktidar partisine bir ders vermek durumundasınız.

Mesela, zeytinyağı. Bizim Yayladağı, Altınözü, kısmi olarak Hassa -başka bölgelerde de var ama ağırlıklı burada- bunlar zeytinyağı üreticileri. Altınözü’ndeki zeytinyağı üreticilerimizin, zeytin üreticilerimizin geçen yılki Suriye’den gelen kaçak zeytinyağından dolayı mağdur olduğunu söylerken birtakım belgelere göz attık, Ayvalık’a kadar vurmuş. Yani sizin Suriye politikanızın Ayvalık’taki zeytinyağı üreticisini dahi perişan ettiğini gözlemliyoruz. Ulusal Zeytinyağı Birliğinin tahmin ettiği 130-140 bin ton zeytin rekoltesi var bu yıl için ve aynı kurum Suriye’den ne kadar kaçak zeytinyağı geldiğini ifade ediyor, biliyor musunuz arkadaşlar? 60 bin ton. Yani neredeyse üretimimizin üçte 1’inden fazlası Suriye’den kaçak geliyor ve zeytinyağı üreticisi perişan oluyor. Oturup bunun için bir önlem almak ne zaman aklınıza gelecek, doğrusu onu merak ediyorum. Buradan da yine oyunu iktidar partisine veren zeytinyağı üreticilerini selamlıyorum efendim.

Pamuk çiftçisinin durumu aynı. Hiç değişmiyor. Dünyada pamuk ithalatında Çin’den sonra 2’nci ülkeyiz yani bunu nüfusa göre vursanız, yüz ölçümüne göre vursanız 1’inci sıradayız. Ve pamuk çiftçisi perişan. Biz size, beğenmediğiniz 57’nci Hükûmette on bir, on iki yıl evvel 1.100 liradan pamuğu teslim ettik. Ekonomik krize rağmen, ekonomik sıkıntılara rağmen, üçlü koalisyona rağmen, pamuk çiftçisinin pamuğunu 1.100 liradan teslim ettik. Aradan bu kadar sene geçti, daha yeni –buyur-1.500 lira, yani 1,5 lira -veyahut işte 1,5 milyon Sayın Başbakanın şeyiyle, biz rakamları da karıştırıyor olduk yani- yeni 1,5 milyon. Ama müthiş girdileri var. Dünyanın en pahalı mazotunu kullanıyoruz.

Yani demin, Cumhuriyet Halk Partisinin bir sayın milletvekili sütle ifade etti. Yani, şöyle bakıyorum, buğday 600 bin, yani 7,5 kilo buğdayla -7 kilo süt ama- biz 1 litre mazot alabiliyoruz. 8 kilogram mısırla 1 litre mazot alabiliyoruz. Bak, nereden nereye, diyor ya Sayın Başbakan “Nereden nereye.”

Sayın Başbakan geçen gün “Liradan altı sıfır attık, tuvalet 1 milyondu, 1 liraya düşürdük.” diyor. Yani sanki ucuzlatmış. Mandalina 250 kuruş, tuvalet 1 milyon…

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Narenciyeci perişan, narenciyeci iflas etmiş durumda.

ADNAN ŞEFİK ÇİRKİN (Devamla) - Mandalina 250 kuruş arkadaşlar, bununla ne kadar övünseniz az!

Şimdi, Erzin, Payas, Dörtyol -mesela Hatay’ın- bunlar narenciyeci, bunlar perişan. Bunlar oğlunu, kızını everemiyor, bunlar borcunu ödeyemiyor. Bunlar bankaların kapılarında çile çekiyor, ızdırap çekiyor.

Ziraat Bankası, kulüpçü faizini geçmiş. Yani Ziraat Bankasında çiftçiye yönelik öyle bir faiz anlayışı var ki, sözde düşük gibi görünüyor ama bir parça vadesi geçince kulüpçüleri geçmiş. Ve yeni birimler açılıyor Ziraat Bankasında, artık ticari banka oluyor. Adı “Ziraat”, bari adını değiştirin kurtulalım.

Bu defa çiftçi ne yapıyor, yabancı bankalara gidiyor. Yabancı bankalar pusuda bekliyor, yabancı bankalara tarlasını ipotek ediyor. Yani lütfen, tarih bilmeyen dönsün baksın, burada, bu kürsüde söyledim. Fransa, Hatay topraklarını yabancılaştırmak için Tunus Bankasını gönderdi Hatay’a işgalde ve bizim topraklarımız dâhil, Tunus Bankası tarafından ipotek edildi ve orada yaşayan –etnik kimliğini söylemeyeyim, mahzurlu buluyorum- başka vatandaşlara devredildi arkadaşlar, lütfen buna iyi bakın, bunlar çok ciddi konular. Allah’tan, Hatay Samandağ’da meşhur Samandağ biberi var da onlar da o biberle kurtarıyor. Yani bununla da Hükûmetin Allah’a şükür bir ilgisi yok. Reyhanlı perişan, yani Reyhanlı, Kumlu, Hassa, Kırıkhan, bunlar biraz üzüm, biraz zeytinyağı ama ağırlıklı olarak pamuk eken bölgeler, buralar perişan. Reyhanlı’ya bakıyoruz, çok büyük bir acı yaşadık orada. Sorduk Sayın Başbakana yazılı olarak “Burada ne kadar zarar var? Ne yaptınız?” “11 trilyon zarar var.” diyor Başbakanlığın resmî yazısı, 9 trilyon ödenmiş yani 2 trilyon yok. Zaten perişan olan bir memleket yani işin psikolojik boyutları da var. Bugün, Reyhanlı’da çok iyi bildiğim, çok iyi tanıdığım bir kızımız hâlâ her gün bayılıyor, hâlâ bunun sıkıntısını çekiyor. Patlamaya yakın bir bölgede çalışan bir kızımız ve gencecik bir kız kendini toparlayamıyor. Yani bunların sadece ekonomik boyutu yok, bunların çok farklı boyutları da var.

Patatesçi 18 kuruştan, 22 kuruştan başlamış, 7 kuruşa kadar düşmüş. Ne yapacak patatesçi? Nasıl düğün yapacak, nasıl borcunu ödeyecek? Ödeyemeyecek.

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Elma da dalda kaldı, elma da.

ADNAN ŞEFİK ÇİRKİN (Devamla) – İşte, hangi birini sayalım. Yani bilmiyorum artık, pırlantacılar herhâlde çok kâr ediyor Hükûmetiniz döneminde ama çiftçi batıyor.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Gemiciler, gemi lojistiği yapanlar.

ADNAN ŞEFİK ÇİRKİN (Devamla) – İşte, yani buna benzer şeyler oluyor değerli arkadaşlar.

OKTAY VURAL (İzmir) – Gemi sahipleri de iyi kazandı, gemicikler de arttı.

ADNAN ŞEFİK ÇİRKİN (Devamla) – Şimdi, gemi sahiplerine, gemicik sahiplerine yakıt son derece uygun şartlarda veriliyor ama çiftçiden esirgeniyor. Yani çiftçi üvey evlat, “Ananı da al git.” üslubu, tam anlamıyla çiftçide ekonomik olarak resmini bulmuş, çiftçi anasını da alıyor, gidiyor.

Şimdi, bu çiftçinin artık anasını da alıp sandığa gitmesi de gerekiyor, yani buradan tekraren sesleniyorum, bu iş böyle gitmez.

Değerli arkadaşlar, netice itibarıyla burada çiftçinin meselelerinden bahsediyoruz ama, her kesim aynı dertte, çiftçi son derece darda.

Buraya gelip diyorsunuz ki “Siz sorun söylüyorsunuz, proje üretmiyorsunuz.” Bakın, geçen sene söyledik, her şarta rağmen doğruları da ifade etmek lazım, tarım kredi kooperatifleri döneminizde çalışmalarını artırıyor ve çiftçiye de faydalı oluyor.

EMİN HALUK AYHAN (Denizli) – Saman da getiriyor!

ADNAN ŞEFİK ÇİRKİN (Devamla) – “Bunu bankalaştırın.” diyoruz size. Bunu bankalaştırın, yani bir tarım bankası kurun, Ziraat Bankası artık çiftçinin bankası değil.

Ve o gün, bir sayın milletvekili, burada -zannediyorum Aykut Erdoğdu Bey, Cumhuriyet Halk Partisinden- ifade etti, 670 trilyon krediyi batırıyor Ziraat Bankası. Nerede? Bir AVM’de.

OKTAY VURAL (İzmir) – Çiftçinin cebinden!

ADNAN ŞEFİK ÇİRKİN (Devamla) – Bu nereden? Çiftçinin cebinden.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Nasıl batırılıyor? Bir grubu kurtararak batırılıyor kredi!

ADNAN ŞEFİK ÇİRKİN (Devamla) – Sayın Başbakanın her şekliyle her zaman ifade ettiği şu: “İşte, 57’nci Hükûmet döneminde Ziraat Bankasını batırdınız. Efendim, şimdi şöyle, şimdi böyle.”

Ne oluyor? Kim batırıyormuş Ziraat Bankasını? Hırsızlar. Bunların hesabının verilmesi lazım. Çiftçinin bu kürsüden bunları duyması, bilmesi gerekiyor arkadaşlar. Bunun için ifade ediyoruz. Yani Ziraat Bankasında çiftçiye verilecek parayı çiftçi batırmış oluyor, çiftçi suçlu oluyor sanki. Ne verdiniz ki çiftçiye?

Efendim, Tarım Bakanı, her fırsatta, biz bunları söylediğimiz zaman çıkıyor, işte, “Siz, zamanınızda 550 trilyon veriyordunuz, yanlış hatırlamıyorsam, biz şimdi 12,5; hatta 13,5 katrilyon veriyoruz.” diyor. Yani bir meslek grubunu 30-40 katı borçlandırıp da ona iyilik yaptığını söyleyen bir mantığı anlamakta ben güçlük çekiyorum, bu tıbbi bir vaka herhâlde yani! Aynı şekilde memur, aynı şekilde işçi, bunların hepsini borçlandırıyorsun, borçlandırıyorsun güzel, ondan sonra da “Kalkındırdık.” diyorsunuz. Kalkındırıyorsanız adam niye göçüyor? Kalkındırıyorsanız adam niye icralık oluyor, niye hacizlik oluyor?

Tabii, bunlara bir izahat nasıl olsa getireceksiniz, Sayın Bakan biraz sonra mutlaka gelecek, “240 bin metrekarelik, 240 bin şeylik yeni ihale hazırlığı yapıyoruz.” diyecek. İşte, bu ihaleyi belki de yapacaksınız, sulamayla ilgili, GAP’taki sulamayla ilgili.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ADNAN ŞEFİK ÇİRKİN (Devamla) – Değerli arkadaşlar, mesele, ihale yapmak değil, yılda kaç kilometre ilerleme kaydetmenizdir. Yoksa, 500 bin kilometre yaparsınız, olur biter, “Bunu da yaptık.” dersiniz.

Hepinize saygılar sevgiler sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına ilk konuşmacı Altan Tan, Diyarbakır Milletvekili. (BDP sıralarından alkışlar)

BDP GRUBU ADINA ALTAN TAN (Diyarbakır) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; gecenin bu saatinde Türkiye’nin en önemli iki bakanlığının, Kalkınma Bakanlığı ve Ekonomi Bakanlığının meseleleriyle ilgili söz almış bulunuyorum.

Konuşmamı iki ana eksen üzerinde yapmayı tasarlıyorum. Bunlardan birisi, bölgesel, lokal diyebileceğimiz mevzularla alakalı tespitler, eleştiriler ve yorumlar. İkincisi ise, Türkiye’nin genel ekonomisiyle ve kalkınma stratejisiyle ilgili yine görüşler.

Değerli arkadaşlar, isterseniz önce, yaklaşık kırk yıldır gündemimizi neredeyse her gün işgal eden GAP meselesiyle başlayalım. Gerçi, benden sonra söz alacak Şanlıurfa Milletvekilimiz Sayın İbrahim Binici arkadaşımız konuşmasını münhasıran bu konu üzerinde yapacak. Ben sadece çok kısa bir iki mevzuya değineceğim bununla alakalı.

Bir Mardin milletvekilimiz, iktidar partisinden Sayın Abdurrahim Akdağ konuşmasında sulama kanallarıyla ilgili rakamlar verirken Mardin’le de ilgili rakamlar verdi, “Şu kadarı bitti.” Ben Süleyman Demirel gibi sizleri rakamlara boğmak istemiyorum, sadece çok basit bir soru soruyorum: Şu ana kadar Mardin Ovası’na bir damla su aktı mı, akmadı mı? Bu kadar. Bunun yani uzunu, kısası, gerisi, önü, arkası yok. Bir damla su Mardin Ovası’na, Viranşehir sınırından, Derik’ten Nusaybin’e kadar aktı mı, akmadı mı? Birinci soru bu.

İkincisi, on bir yıllık bir iktidar dönemi ve her dönemde şu söyleniyor: “Bizden önceki iktidarlar bu konuda bir şey yapmadılar, savsakladılar, barajları yaptılar, kanalları yapmadılar…” Değerli arkadaşlar, on bir sene geçti, siz de hâlâ aynı hikâyeleri söylüyorsunuz, hâlâ. On bir senede neler neler oldu. Yani Manş Tüneli’nden tutun, Hong Kong’daki Shenzhen şehrinden Guangzhou şehrine kadar…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Hong Kong bile Çin’e devroldu.

ALTAN TAN (Devamla) – Evet, ne sorunlar halledildi ve Hong Kong Çin’e devredildi, neler neler oldu. Siz hâlâ, on bir senedir bu sulama kanallarının niçin yapılamadığını veya ne kadarının yapıldığını, ne kadarının yapılacağını, aynen Sayın Demirel gibi bizleri rakamlara boğarak, kusura bakmayın ama uyutuyorsunuz. “2011” diyordunuz, 12,13,14,15, sayı saymayı öğreniyoruz. Bunu bırakıyorum. Dediğim gibi, arkadaşım çok daha uzun, çok daha teferruatlı bir şekilde sizleri bilgilendirecek.

Değerli arkadaşlar, tabii, Güneydoğu Anadolu Projesi bu durumda da, Doğu Anadolu Projesi, Doğu Karadeniz Projesi ve Konya Ovası Projesi hangi aşamada? Geçen sene yine ben aynı mevzuda söz almıştım ve bazı sorular sormuştum. Geçen seneden bu seneye neler yapıldı, doğrusu, merak ediyorum ama araştırıyorum, inceliyorum, soruyorum, okuyorum, bakıyorum, geziyorum; doğru düzgün bir şey göremiyorum. Ve İnternet’e giriyorum, Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi’ne bakıyorum, İstanbul’da Giresun nüfusuna kayıtlı 490 bin kişi görüyorum.

SELAHATTİN KARAAHMETOĞLU (Giresun) – 554 bin kişi.

ALTAN TAN (Devamla) – Geçen yılki rakam 490 bin. Bu sene daha açıklanmadı.

SELAHATTİN KARAAHMETOĞLU (Giresun) – 554 bin kaydını alanlar, doğanlar hariç.

ALTAN TAN (Devamla) – Ordu 485 bin, Kastamonu 530 bin, Rize 200 küsur bin, Trabzon yine aynı şekilde. 2 milyon sadece Doğu Karadenizli. Yani buna Kastamonu dâhil değil, Batı Karadeniz’de sadece Kastamonu 530 bin.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Kocaeli’ye baksaydın, onu da ekle.

ALTAN TAN (Devamla) – Evet…

Peki, arkadaşlar, tamam, Güneydoğu Anadolu Projesi’ni belli mülahazalarla böyle geciktiriyorsunuz. Kendimizden vazgeçtik. Peki Doğu Karadeniz’le ilgili, İstanbul’a doğru bu insan akını, hücumu, hatta -öyle diyelim- sefer, bunun için ne yapıyorsunuz? Konya Ovası’yla ilgili ne yapıyorsunuz ve yine, aynı şekilde, Doğu Anadolu Projesi’yle ilgili ne yapıyorsunuz? Erzurum, Erzincan, Kars, Ağrı, Iğdır, boşaldı buralar. Allah yardım etsin. Yani bizim durumumuz çok daha iyi yani Diyarbakır, Antep, Mardin; hudayinabit, iman kuvvetiyle, gayretle, sınır ticaretiyle, ziraatla bir şekilde kendimizi kurtarıyoruz. Peki, Doğu Anadolu boşaldı, ne olacak burası? Hayvancılık deseniz gitmiş, tarım deseniz  zaten yok doğru düzgün.

Bu konuda da onlarca rakam var. Yani 226 bin Ardahanlı İstanbul’da yaşıyor. Peki, ne olacak bunun sonu? Ve siz, buna bir çare bulacağınıza ne yaptınız? Dev bir proje açıkladınız. Bütün mühendisleri, mimarları… Allah rahmet etsin, Mimar Sinan mezarından kalksa onu hayretlere düşürecek bir proje açıkladınız, “İstanbul’a ikinci bir boğaz yapacağız.” dediniz. Ben de “İstanbul’u Kurtarma Bakanlığı” kurulsun diye bir teklifte bulundum.

Yirmi beş sene bilfiil İstanbul’da yaşadım. Çocukluğumdan itibaren yaz tatillerinin tamamını İstanbul’da geçirdim, İstanbul Boğaziçi’de, Bebek’te. Bütün ailem, 4 amcam, babaannem, dedem Bebek’teydi. Ben İstanbul’a gittiğim vakit yüreğim sızlıyor. Gece gidiyorum, sabah Diyarbakır’a dönüyorum; sabah gidiyorum, akşam dönüyorum işim biter bitmez, dayalı döşeli evim de hâlâ dururken.

İstanbul’u nasıl bu hâle getirdiniz? Peki siz GAP’ı çözmezseniz, Konya Ovası’nı çözmezseniz, Doğu Karadeniz Projesi’ni uygulamazsanız, Doğu Anadolu –DAP- Projesi’ni hayata geçirmezseniz nasıl olacak? Hani siz cazibe merkezleri kuracaktınız, 20 tane cazibe merkezi kuracaktınız; işte, Konya’yı, Denizli’yi, Manisa’yı, Aydın’ı, Trabzon’u, Erzurum’u, Van’ı, Diyarbekir’i, Eskişehir’i birer cazibe merkezi hâline getirecektiniz? Bunu yapacağınıza, “İstanbul’a bir 10 milyon daha nüfus nereden getiririz?” Valla Doğu Anadolu’da kalmadı Sayın Bakanım. İsterseniz Gürcistan’dan, Azerbaycan’dan, Bulgaristan’dan getirebilirsiniz. Kalmadı, nüfus kalmadı. Onun için, değerli arkadaşlar, bugün birinci sorun bu projelerle alakalı: Bunlarla İstanbul birbirine bağlıdır. Bu projeler doğru düzgün hayata geçmeden İstanbul kurtulmaz, İstanbul kurtulmadan da Türkiye kurtulmaz. Yazık.

Şimdi, hâlâ, Türkiye’nin ithalatının yarıdan fazlasının yapıldığı Haydarpaşa Gümrüğü İstanbul’un göbeğinde duruyor. Ya, boğazın üzerinde gümrük olur mu, liman olur mu? Hani, yolcu gemileri gelse, turizm olsa, seyahat olsa, tamam, kabul. Hâlâ tersaneler Haliç’te duruyor, Tuzla Tersanesi yine en olmayacak yerde duruyor ve Türkiye’nin sanki Irak gibi sadece Basra’ya açılan 20 kilometrelik bir sahili var. Kaç bin kilometrelik sahil var arkadaşlar, bilen var mı? 3 bin kilometreden fazla sahil var, 4 bin kilometreye yakın. Getirip bunların hepsini İstanbul’a koydunuz. Limanlar İstanbul’da, gümrükler İstanbul’da, gemi yapım tersaneleri İstanbul’da, bütün orta ölçekli sanayi hâlâ İstanbul’da. Topkapı’ya gidin, bir bakın Topkapı’ya, Edirnekapı’ya, hâlâ yarısı sanayi.

Peki, bunların çözümüyle ilgili neler tasarladınız? Yani birbirimizi şimdi böyle karalamayı bir yana bırakalım da bize, çıkın, deyin ki: “Biz İstanbul’un Tuzla Tersanesi’ni şuraya alıyoruz. Haydarpaşa Gümrüğü’nü buraya götürüyoruz. Topkapı’daki sanayiyi şuraya aktarıyoruz.”

Ve değerli arkadaşlar, bu konularda sektörel teşvik vermediğiniz müddetçe yine bir yere varamazsınız. Şimdi, birinci bölge, ikinci bölge, altıncı bölge, işte, şu kadar teşvik… Rakamlar, boyuna rakamlar. Biz üniversitedeydik. Allah selametini versin, şimdi bir bürokrat arkadaşım, burada aynı evde kalıyoruz, birkaç arkadaşımız da AK PARTİ’den milletvekili, aynı evde öğrenciliğimiz geçti. Süleyman Demirel devamlı rakamlar verirdi. Millet de “Ya, ne kadar çok rakam biliyor.” derdi. Bir arkadaşımız bir gün gülerek dedi ki: “Bu rakamları bilen var mı? Hele bir anlatın bakalım, bu rakamlar… Aklınızda kalan bir şey var mı?” Boyuna rakam veriyorsunuz. Ama şehirlerimiz bu durumda ve bu göç hâlen de devam ediyor. Onun için Türkiye'nin birinci sorunu önce Türkiye'nin sanayisini, ticaretini, turizmini, limanlarını, gümrüklerini planlamadır. Bu konuda hiçbir şey bilmiyorsanız Almanya’ya  bakın. 85 milyon nüfusu var, bizden daha fazla ve toprakları bizim neredeyse üçte 1’imiz kadar, yüzde 35-37’miz kadar. Almanya’nın toprakları 300 küsur  bin kilometrekare, en büyük şehirleri Hamburg ile Berlin. Düsseldorf, Hannover, Köln -bunların hepsine bakın- Frankfurt, 700 bin, 800 bin, 900 bin, bilemediniz 1 milyonluk şehirler. Nasıl planlamış? Hangi sektörleri nereye aktarmış? Dolayısıyla bugün önümüzdeki birinci sorun, makro planda işte başta “İstanbul’u Kurtarma Bakanlığı”nın acilen kurulması mantığıyla Doğu Anadolu Projesi, Doğu Karadeniz Projesi,  Konya Ovası Projesi, Güneydoğu Anadolu Projesi (GAP) ve cazibe merkezleri projesidir. Lütfen çıkın bize bu hayalî projelerden önce üçüncü köprüden veya İstanbul’a yeni boğaz katma gibi hangi mantığa hitap ettiği, hangi yarara dayandığı belli olmayan veya bir şehir efsanesi hâline dönen, işte Avrupa’nın bilmem uçak merkezi olacakmış, işte boğazlardan geçiş Montrö Anlaşması’na göre bilmem ne olacakmış, bir de bizi kusura bakmayın hiçbir şey bilmez…  Bizde bir tabir var “Ben köyden yarın geldim.” diye. Stenograflar kaydederken “yarın”ı sanki ben yanlış söyledim diye “dün geldim” diye düzeltmişler. Arkadaşlar “Ben köyden yarın geldim.” diye bir tekerleme var bizde. Yani köyden yarın gelen insanlar muamelesi yapıyorsunuz bize. Bunları bize izah edin. Deyin ki, bakın, bu projeleri yaptık, bu kalkınma hamlelerini oturttuk ve bunlarla ilgili işte özellikle cazibe merkezleriyle ilgili şunları şunları yaptık. Biz mesela yıllardır söylüyoruz “Biz Diyarbekir’e sanayi istemiyoruz, size olsun.” Şimdi Antalya’ya sanayi olur mu? Belli şehirler sağlık şehridir, eğitim şehridir, turizm şehridir, ticaret şehridir. Yani belli sektörler var, bunları planlayın. Şimdi siz, Bodrum’a fabrika yapabilir misiniz? Marmaris’e termik santral olur mu? Bunların hesabı kitabı var, bunları da bilirsiniz, siz de bilirsiniz.

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Yaptılar, Gökova’ya yaptılar.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Yapıyorlar, yapıyorlar.

ALTAN TAN (Devamla) - Ve değerli arkadaşlar, şimdi, bütün bu girizgâhtan sonra bir diğer önemli sorun bugün Türkiye’nin iç barışı gitti zaten yani dindar, laik, Kürt; işte bilmem Türk meselesi, Kürt meselesi; arkasından Alevi, Sünni meselesi, bir kapışma, bir çatışma.

Haydi, içerideki kavga neyse ya Allah ya sabır; halledeceğiz kendi aramızda inşallah. Peki, dışarıyla, herkesle kavga ettiniz. Şimdi dönün bakın, Hatay’daki bir tüccar veya Gaziantep’teki bir orta ölçekli sanayici veya Denizli’deki, Bursa’daki bir kumaş tüccarı, havlu tüccarı, tekstilci malını yükledi gidecek. Nereye? Suriye’ye, gidemiyor; Basra’ya gidecek, gidemiyor; Suudi Arabistan’a gidecek, Suriye’den Irak’tan geçemiyor; Gazze’ye gidecek, gidemiyor; Mısır’a gidecek, şimdi o kadar kişi fabrikalarını söktü, Mısır’a İskenderiye’ye götürdü -ben de gittim bir heyetle, milletvekili olmadan önce- bunların akıbeti belli değil. Afrika’yla TUSKON yüzlerce anlaşma yaptı –başındaki benim sınıf arkadaşım- binlerce şirket gitti; malını götürecek, Süveyş Kanalı’ndan geçemiyor bu sefer. Peki, ne yapacak bunlar? Bir tek ben geçenlerde “Laz müteahhit” dedim de Karadenizliler biraz alındığı için Kürt müteahhidi de ekleyeyim üzerine.

EKONOMİ BAKANI MEHMET ZAFER ÇAĞLAYAN (Mersin) – Süveyş’ten kim geçemiyor Sayın Tan?

ALTAN TAN (Devamla) - Efendim, işte nasıl gidecek, kime götürecek, hangi anlaşmaları yapacak? Karşılıklı Dışişleri Bakanlığıyla büyükelçileri de lağvettiniz. Sorunları kim çözecek? Başına bir iş geldiği zaman kim takip edecek? Dolayısıyla, şu an rantiye sınıfı belli bir müteahhitlerin de -hepsini tenzih ederim, ben de müteahhidim, yıllarca yaptım, inşaat mühendisiyim, defalarca söyledim- ama belli bir rantiye sınıfının haricinde şehirlerde emsalleri değiştiren, imarları değiştiren, İstanbul’un başta dört tarafını talan eden, Topkapı Sarayı’nın, Sultanahmet Camisi’nin, Ayasofya’nın siluetini bozan belli bir kesim hariç mal üreten, dışarıya giden insan perişan.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Kimin müşterisi onlar?

ALTAN TAN (Devamla) - Libya da böyle kaldı, parayla Libya’ya para götürdük; 200 milyon dolar mıydı, ne kadar?

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – 400…

ALTAN TAN (Devamla) - 400 milyon dolar mı? Evet.

Peki, değerli arkadaşlar, bunları tartışmazsak, bir sene sonra, iki sene sonra ciddi bir daralma yaşayacağız, ekonomide de ciddi bir daralma yaşayacağız. İşte TUSKON feryat ediyor. Peki, bu sorunları çözmek için bir makro siyaset var mı? Bir diğer ikinci en önemli mevzu bu. Bunları nasıl aşacağız?

Peki, dönelim buradan, gelelim biraz mahallemize. Dedim ya, biraz da özel şeylerden bahsedeceğim. Şimdi, Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi’yle ticaretler var. Resmî adını söylüyorum. Bu Kürdistan üzerinden de bir polemik, bir tartışmadır gidiyor bir haftadır. Biraz ben de gireceğim o konulara ama sakin ve aklı başında gireceğim. 10 milyar dolar ticaret yapıyoruz. Ben üç gün evvel Erbil’deydim, Duhok’taydım, Zaho’daydım, her taraf bizim şirketlerimizle dolu. Tamam, Allah daha fazla versin. E, daha otoban bitmedi yani Urfa-Habur otobanının daha projesi bitmedi. İşte evvelki akşam burada kara yolları bütçesi konuşulurken uzun uzadıya konuştum, cevap vermedi Bakan. Bu yok. Habur yolu, yeni geldim, arkadaşlar, 10 milyar dolar ticaret yaptığınız bir yol, duble yol, gelin bakalım ne hâlde. Özellikle de Habur’dan Cizre’ye kadar olan kesim, en can alıcı kesim. Silopi çevre yolu hâlâ bekliyor.

Bakın, 10 milyar dolardan bahsediyoruz ve her sene de artıyor bu, artıyor, katlamalı artıyor. Kars’tan Tiflis’e demir yolu yapıyorsunuz, hayırlı uğurlu olsun. Yani Bağdat milletvekilinin, Birinci Meclisi Mebusanda “Biz de gemi isteriz.” diye bağırdığı gibi, ben de “Bize de gemi yapın, gemi alın.” falan demiyorum. Ama Gürcistan’a hayırlı olsun.

Peki, bir demir yolu düşünmüyor musunuz? “Düşünüyoruz.” dediler. Bir etüt Sayın Genel Müdür evvelsi gece koydu önüme. Peki, bunu niye ihale etmiyorsunuz? Bu kadar, 10 binlerce kamyon, günde 3 bin, 4 bin, 5 bin tır -duruma göre- yollarda. Bu mal kamyonla taşınır mı? Nereye kadar gidecek bu? İkinci kapı açılacaktı, üçüncü kapı açılacaktı. “Anlaştık, konuştuk, oluyor, Barzani ‘Evet’ dedi, Bağdat ‘Hayır’ dedi, işte bu hafta olacak.” Peki, ne zaman olacak, nasıl olacak? Yani, bu kilometrelerce kamyon kuyruğu nasıl duracak?

Ve bir de değerli arkadaşlar, bir trajikomik mevzu daha var. Şimdi, burada her Kürdistan kelimesi geçtiği vakit belli arkadaşlar ayağa kalkıyor. Bakın, arkadaşlar, bugün orada en önemli işleri eski bir MHP’li bakanın şirketi yapıyor, çok ünlü bir bakan yani ben isim vermek istemiyorum aile şirketinin. Aile şirketi, şu an en önemli tünelleri ve otoyolları o firma yapıyor.

Yine, aynı şekilde, Rizespor’un bir eski başkanı, en büyük işleri o yapıyor. Yani havaalanları, böyle yani milyar dolarlık işler Duhok Havaalanı 420 milyon dolar, Erbil Havaalanı TİP Proje 420 milyon dolar, Erbil-Kerkük duble yolu 100 milyon dolar, bu işlerden bahsediyorum. Ben Erbil şehrinden Şaklava şehrine doğru gidiyorum işte üç gün önce. Bütün yol boyunca böyle afişler elektrik direklerinin üzerinde. Kastamonulu bir firmamız -ben o firmanın adını vermeyeceğim- kendi logosu ve reklamını asmış ve bütün hepsinin de önüne kendi şirketinden daha büyük harflerle Kastamonu adını yazmış yani birkaç kilometre Kastamonu okuyarak gidiyorsun. Kastamonu’yla bir derdim yok, benim damadım da Kastamonulu, bir derdim yok, baş göz üzerine ama bakın orada hiç kimse bir tepki duymuyor. Yani, Kastamonu olsun veya bir MHP’li eski bakanın şirketi olsun veya ne bileyim, Karadenizli firmalar olsun milyar dolarlık işler böyle, az buz işler değil ama burada Kürdistan adı geçtiği vakit böyle bir tepki oluyor.

Bankalara gittim. Yani, Türkiye çok şükür… Olumlu adımlar bunlar. Özel finans kuruluşlarından diğer bankalara kadar birçok banka açılmış. İnan edin, resimleri çekip getirecektim fakat oradaki arkadaşlara bir polemik, bir sıkıntı olmasın diye yapmadım bunu. Molla Mustafa Barzani’nin resimleri müdürlerin odasının arkasında, Mesut Barzani’nin resimleri, yanında Atatürk’ün resimleri.

Şimdi, değerli arkadaşlar, bunlar normalleşmenin alametleri ama bunları da hazmetmeliyiz. Yani, Kastamonu orada var olsun, Kürdistan burada var olsun, tarihî gerçekler inkâr edilmesin, barış kazansın, dostluk kazansın, kardeşlik kazansın, çözüm çıksın, birliktelik çıksın.

Petrol şimdi mesela. Ben, defalarca soru önergesi verdim Sayın Taner Yıldız’a. Petrol anlaşmaları yapıyorsunuz, tamam, iyi. Türkiye’nin yıllık 50-60 milyar dolar -her yıl da artıyor bu rakamlar, belki bu yıl daha da artmıştır- petrol, gaz yani enerji ihtiyacı var. Türkiye enerjide dışarıya bağımlı bir ülke, bu da çok iyi bir şey değil uzun vadede. Yani bir ülke enerjisini çözememişse 21’inci yüzyılda, ciddi bir sıkıntı bu. Çözsün. Kimden çözsün? Kürt kardeşlerinde var, onlardan çözsün; Arap kardeşleri var, onlarla çözsün; kendi topraklarından çıkarsın, kendi çözsün.

Değerli arkadaşlar, bugün bu anlaşmalar da nasıl oluyor, hangi rakamlarla oluyor? İngiliz istihbaratı biliyor değerli arkadaşlar, CIA biliyor. Alan biliyor, satan biliyor, siz biliyor musunuz?

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – KİT Komisyonu üyesiyim, denetliyoruz, Sayıştay bizim adımıza denetliyor…

ALTAN TAN (Devamla) – Biliyor musunuz siz?

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Bilmiyorum, bize yasak.

ALTAN TAN (Devamla) – Kimse bilmiyor. Peki, niye bilmiyoruz? Yani dünyanın bildiği ve itiraz ettiği… Bağdat sizin yaptığınız bu anlaşmaya itiraz ediyor, diyor ki: “Uluslararası anlaşmalara göre, ben kabul etmiyorum.” İşte, dışarısı sorun çıkarıyor, Amerika’sı, İngiltere’si, şusu busu yani Orta Doğu’daki güç odakları.

Değerli arkadaşlar, bu konuda da ben boruyu döşedim, petrolü de akıttım, İran’ın, Azerbaycan’ın yarı fiyatına aldım, benim bildiğim rakamlar da var. Yani sorup oradan öğreniyorum, buradan öğrenemiyorum kaça alındığını, kaça satıldığını, kaç milyon varil olduğunu, ne olduğunu. Peki değerli arkadaşlar, “Ben yaptım, oldu.” mantığıyla giderseniz, bakın, Suriye gibi olur, Maliki gibi olur, Libya gibi olur, Mısır gibi olur. Bunu bu Meclis de bilecek. Kendi milletvekiline güvenmiyorsan, bu Parlamentoya, kapat burayı, kapısına kilit vur, kapat, gerek yok.

Onun için, bu petrol mevzusunda da ciddi sorunlar yaşayabiliriz, bunların akıllı, uslu, mantıklı, dikkatli, uluslararası dengeler göz önünde bulundurularak çözülmesi lazım. Evet, çözelim, biz de istiyoruz, çözelim ve bundan bizim bölgemizin de yararlanmasını istiyoruz. Bakın, dün değil evvelsi gece Sayın Bakan ve dün gece yirmi sekiz saat Cizre-Nusaybin yolu kapalı kaldı, yirmi sekiz saat.

EŞREF TAŞ (Bingöl) – Afet…

ALTAN TAN (Devamla) – Yirmi sekiz saatten bahsediyoruz arkadaşlar. Afet ve o yol böyle ova, dümdüz ova. Yirmi sekiz saat! Üç saatten, beş saatten, altı saatten bahsetmiyoruz. Gece yarısı arıyor vatandaş, sağ olsun, Şırnak Valimize ulaşabildim, konuştum. Sayın Vali oraya gittikten dört saat sonra ancak geçiş verilebildi.

Şimdi, afet tamam, afet baş göz üzerine. İşte dönüyoruz başa, bu kadar trafiğin olduğu bir yere demir yolu yapmamışsan, otobanları yapmamışsan, çözümlerini hazırlamamışsan afetin arkasına sığınamazsın. Afet, baş göz üzerine; Allah’tan gelen, baş göz üzerine ama aynı kar İngiltere’ye de yağıyor, Japonya’ya da yağıyor. Dümdüz ovadan bahsediyoruz bir de, 4 bin kamyonu, 5 bin kamyonu her gün oradan götürmeye devam edersen çözemezsin, yarın zaten arka arkaya İstanbul trafiği olur bu, zaten dönem dönem oluyor, bir hafta, on gün kamyonlar bekliyor.

Değerli arkadaşlar, bir iki şey daha sormak istiyorum, tekrar buradan Türkiye'nin genel meselelerine çıkarak. Mesela “İthalatımız, ihracatımız arttı, şu kadar arttı, bu kadar patladı.” deniliyor sürekli. Turgut Özal iktidara gelmeden evvel 80’li yıllarda 2 milyar dolar bizim ihracatımız vardı -yaklaşık bu rakamlar yani 100 milyonlar, 50 milyonlar fark edebilir- 4 milyara yakın da bir ithalatımız vardı. Şimdi, bugün yine arkadaşlara sordum biraz evvel, kendimi yenilemek için, bu yılki ihracat hedefi 153 milyar dolar civarı, “Henüz tam kesin rakam çıkmamış, biraz altında da olabilir.” deniliyor, ithalat ne kadar? 251 milyar dolar.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Ne değişmiş?

ALTAN TAN (Devamla) – E, peki oranda ne değişti? Ne ürettiniz? Kaç tane patentimiz var? Sanayide, diğer mevzularda ne kadar ciddi bir hamlemiz var?

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Hangi markamız var?

ALTAN TAN (Devamla) – Hangi markalarımız var?

MUZAFFER YURTTAŞ (Manisa) – Türk Hava Yolları.

ALTAN TAN (Devamla) – Değerli arkadaşlar, bu konularda ciddi çalışmalar olmazsa kendimizi rakamlara boğup sadece rakamlarla tatmin edebiliriz.

Bir iki şey de Sayın Bakanımı -yani Bingöl Milletvekilimiz- görmüşken söyleyeyim, evvelsi gece tekrar söyledim Karayollarıyla ilgili Sayın Bakanım: Bu Bingöl-Diyarbakır yolu niye bitmiyor? İki tane tünel ve viyadük… Ben her ay Karayollarından brifing alıyorum, her ay alıyorum, her ay. Bu tünelle viyadük meselesi hâlâ çözülemedi, yani bir karar verilemedi. Tapantepe mevkisinde ve ondan önceki karakol arasında bir tünel yapılacak ve viyadük yapılacak. Bingöl’ün önemli bir kesimi Diyarbekir’de oturuyor biliyorsunuz, hemşehrilerimiz, sürekli gidiş geliş var, ama, maalesef, Karayolları Genel Müdürlüğünde bu sorun aşılamadı yani çözülüp de noktalanamadı. Bingöl’ün içinden geçen vadi var, şehri ikiye bölüyor, oraya da bir viyadük, doğru düzgün bir vadi düzenlemesi yapılmadı.

Dert çok, makro projeler istiyoruz, bekliyoruz. İnşallah, hayırlı işler olur.

Hepinize saygılar sunuyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

2.- Antalya Milletvekili Mehmet Günal’ın, Diyarbakır Milletvekili Altan Tan’ın 506 sıra sayılı Bütçe Kanunu Tasarısı ile 507 sıra sayılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın sekizinci tur görüşmelerinde BDP Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

 

MEHMET GÜNAL (Antalya) -  Sayın Başkan, sayın hatip konuşurken, partimizin adını zikrederek töhmet altında bırakacak bir şey söyledi. Kayıtlara geçmesi açısından söylüyorum: Milliyetçi Hareket Partisi olarak bize “Dün ‘Kürdistan’ deyince ayağa kalkıyorlar.” dedi. Bizim söylediğimiz şey…

BAŞKAN – Ama partinizin adını zikretmedi Sayın Günal.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – “MHP’li eski bakan” diyerek söyledi. Bize de… Kayıtlara geçsin diye söylüyorum, söz istemiyorum.

Bizim itiraz ettiğimiz şey, Irak Bölgesel Kürt Yönetimi içerisinde kimin yatırım yaptığı değildir. Buraya gelip “Kürdistan” lafının tutanaklara girmesidir, burada “Türkiye kürdistanı” denmesidir, bir özerklik istenmesidir.

Dolayısıyla, Sayın Halaçoğlu, önceki gün de söyledi, tarihin hiçbir  döneminde ne Irak’ın kuzeyindeki bir bölgeye ne de Türkiye’de Anadolu topraklarında bir yere “Kürdistan” adı geçmemiştir. Bizim itiraz ettiğimiz onadır. İsteyen istediği yatırımı, isteyen firmalar yapabilir. İster Kastamonulu olur, ister filanca, o bizim işimiz değildir. Bizim itiraz ettiğimiz konu odur.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Buyurun Sayın Tan.

ALTAN TAN (Diyarbakır) – Sayın Başkan, “Tarihin hiçbir döneminde ‘Kürdistan’ diye bir bölge, Türkiye sınırlarında olmamıştır.” denildi ve benim, parti ismi kastederek bir töhmette bulunduğum söylendi. Düzeltmek için iki dakika söz istiyorum.

BAŞKAN – Hayır, düzeltme söz konusu olmaz Sayın Tan. Tutanaklara geçmesi açısından söyledi. “Partinizin adından da bahsetmedi.” dedim. Siz, buyurun…

ALTAN TAN (Diyarbakır) – Ben de, o zaman, tutanaklara geçmesi açısından söyleyeyim.

BAŞKAN – Siz de buyurun söyleyin.

3.- Diyarbakır Milletvekili Altan Tan’ın, Antalya Milletvekili Mehmet Günal’ın açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

 

ALTAN TAN (Diyarbakır) – Yani burada tarih tartışacaksak belgelerle tartışalım.

BAŞKAN – Tartışıldı zaten burada, geçen gün tartışıldı.

ALTAN TAN (Diyarbakır) – 1847 senesinde, merkezi Diyarbekir olan Kürdistan eyaleti kurulmuştur, paşaları vardır, yazışmaları vardır. Bunların hepsini Sayın Başbakan bir konuşmasında da zikretti. Bunlar, devletin arşivlerinde vardır. 1847 senesinde merkezi Diyarbekir şehri olan, Amid şehri olan Kürdistan eyaleti resmî olarak varlığını sürdürmüştür ve Sultan Abdülaziz dönemine kadar.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz.

III.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 2014 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/832) (S. Sayısı: 506) (Devam)

2.- 2012 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı, 2012 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısına İlişkin Olarak Hazırlanan 2012 Yılı Genel Uygunluk Bildiriminin Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi, Maliye Bakanlığı ve İçişleri Bakanlığı Tarafından Sayıştaya Gönderilen Genel Faaliyet Raporları ile Bu Raporlara İlişkin Sayıştay Değerlendirmesini İçeren 2012 Yılı Faaliyet Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi, 2012 Yılı Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi, 2012 Yılı Mali İstatistikleri Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/798, 3/1275, 3/1277, 3/1278, 3/1279) (S. Sayısı: 507) (Devam)

I) EKONOMİ BAKANLIĞI (Devam)

1) Ekonomi Bakanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Ekonomi Bakanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

İ) KALKINMA BAKANLIĞI (Devam)

1) Kalkınma Bakanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Kalkınma Bakanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

J) TÜRKİYE İSTATİSTİK KURUMU (Devam)

1) Türkiye İstatistik Kurumu 2014 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye İstatistik Kurumu 2012 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

K) GAP BÖLGE KALKINMA İDARESİ BAŞKANLIĞI (Devam)

1) GAP Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) GAP Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

L) DOĞU ANADOLU PROJESİ BÖLGE KALKINMA İDARESİ BAŞKANLIĞI (Devam)

1) Doğu Anadolu Projesi Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Doğu Anadolu Projesi Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

M) KONYA OVASI PROJESİ BÖLGE KALKINMA İDARESİ BAŞKANLIĞI (Devam)

1) Konya Ovası Projesi Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Konya Ovası Projesi Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

N) DOĞU KARADENİZ PROJESİ BÖLGE KALKINMA İDARESİ BAŞKANLIĞI (Devam)

1) Doğu Karadeniz Projesi Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Doğu Karadeniz Projesi Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

BAŞKAN – Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına ikinci konuşmacı Bengi Yıldız, Batman Milletvekili. (BDP sıralarından alkışlar)

BDP GRUBU ADINA BENGİ YILDIZ (Batman) -  Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Kalkınma Bakanlığı bütçesi üzerine Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

AK PARTİ Hükûmeti, 2011 yılının Haziran ayında kamu yönetimini sadeleştirmek amacıyla Kalkınma Bakanlığının kurulmasına karar vermişti. Kalkınma Bakanlığının kurulması, kamu yönetimi sistemimizde çok önemli bir geçmişe sahip olan Devlet Planlama Teşkilatını da ortadan kaldırmıştır.

Bakanlık, bölgeselleşme politikalarını, fonların kullanılmasını, merkezî düzeyde yine politikalar belirleyerek bölge konusunda koordinasyonu sağlamak, kalkınma ajansları için bir şemsiye görevi üstlenmek, bölgesel kalkınma konusunda merkez ile yereli buluşturmak, Kalkınma Ajanslarının hem kendi aralarında hem de bu ajansların merkezî yönetimle arasında bir nevi köprü görevi üstlenmek gibi amaçlarla kurulduğu söyleniyor.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüldüğü gibi Avrupa Birliği müktesebatı gereği yerelleşme, bölgeselleşme, yerelin söz ve karar süreçlerine katılması, artık her kararın merkezden alınmadığı bir modelden söz ediliyor. Güzel.

Pratikte ne yapılıyor? Bölgeler düzeyinde toplantılar, bilgilendirmeler, “bölge kalkınma ajansları” adı altında yirmi beş bölge oluşturmak yani şeklî bakımdan tam demokrasinin bütün kurumları oluşturuluyor ama yetkisiz ve etkisiz kurumlar gibi bir durumla da karşı karşıyayız.

Sonuç ne? Yetkileri yerele aktardınız mı? Belediye başkanları en ufak bir yatırım için Ankara’da ilgili bakanlığın kapılarını aşındırmak zorunda kalmıyorlar mı? Geçmiş seçimlerde olduğu gibi halka “Bizden olanları seçin kesenin ağzını sonuna kadar açacağız.” demeyecek misiniz? Bölgeler arası eşitsizliği mi kaldırdınız? “Teşvik” dediniz, “Anadolu kaplanları” dediniz ama ekonomiyi, İstanbul ve onun arka bahçesi olan İzmit ve Bursa’ya sıkıştırmadınız mı? GAP ve DAP’ta ne yaptınız? Tarım ve hayvancılık bakımından Türkiye’ye yeter bir potansiyel taşıyan bu bölgeler ne durumda, biliyor musunuz?

Bölgede elektrik kaçağından bahsediyorsunuz; bir araştırma yapın -sizde de verileri vardır muhakkak- 1980 yılı ile 1990 arasında bölgedeki elektrik kaçağı oranı nedir? Tütünün yasaklandığı, tarımın ve hayvancılığın yapılamaz hâle geldiği sizin döneminize bir bakın, bu dönemler arasında elektrik kaçakları durumlarını karşılaştırın. O zaman gerçeği göreceksiniz ki, orada bugün elektrik kaçağı, insanların yoksulluğundan ve fakirliğindendir.

Somut olarak isim vereyim: Batman’ın Kozluk ilçesinin Yedibölük köyü doğumluyum. 1983 yılında köyümüze elektrik gelmiştir. 1992’ye kadarki bütün kayıtlarda köyün tamamının kendi borçlarını ödediğini göreceksiniz. Ne zaman ki bölgedeki tütünü kotaya bağladınız, daha sonra da alımından vazgeçtiniz, insanlar ne yazık ki elektrik parasını ödeyemez duruma geldiler. Kozluk, Batman ve bölgenin tamamı açısından da bu dönemleri karşılaştırdığınızda kaçak elektrik kullanımının bölgedeki gelişmelerle bağlantılı olarak, gittikçe arttığını hepimiz birlikte gözlemleyebiliriz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bölge insanı seviniyordu. Bakınız, artık bizim bölgeden de bakanlar çıkıyor. Bingöl’den Sayın Cevdet Bey, Muş doğumlu olan Sayın Sanayi Bakanımız Zafer Bey, Diyarbakır’da Tarım ve Hayvancılık Bakanımız ve benim seçim bölgem olan Batman’da Maliye Bakanımız, serçeşmenin başı olarak AK PARTİ Hükûmetinde görev yapıyorlar, bazıları da uzun yıllardır görev yapıyor. Şimdi, tabii, “Umut fakirin ekmeğidir.” diye ünlü bir özdeyiş vardır. Gerçekten de bölge insanı bu durumu değerlendirdiğinde… Mesela Batman’da biliyorum, yerel gazeteler günlerce yazdılar, Sayın Maliye Bakanının Batman’dan aday gösterilmesini. “Bölge artık, bundan sonra, bu bakanlarımız bölgenin gerçekliğini biliyorlar, buranın sorunlarını biliyorlar, muhakkak çözüm önerileri konusunda da ciddi katkıları olacak.” diye değerlendirmeler yaptılar ama ne yazık ki geldiğimiz noktayı biraz sonra, verilerle ortaya koyacağım.

Şimdi, Türkiye’de çıkan petrollerin yaklaşık olarak yüzde 70’i Batman’dan çıkıyor. Benim ve belirttiğim gibi Maliye Bakanının bölgesi, bu sene işsizlik rakamlarında Batman Türkiye 1’incisi oldu. Geçen sene Adıyaman Türkiye 1’incisiydi, Türkiye petrollerinin kalan kısmının da Adıyaman’dan çıktığını hepimiz biliyoruz. Bu bölgelerde özellikle tütün, tarım ve hayvancılık üzerinden geçimlerini sağlayan yüz binlerce insan vardı. Bu dönemde bunları yasakladınız. Şimdi, sormak lazım Sayın Kalkınma Bakanımız, bölge ajansları ve diğer yöntemlerle, alternatif ürünlerle ilgili bir Bakanlıkta olduğu için; binlerce insanın çalıştığı bu alanlara son verdiğimizde, yasakladığımızda, kota koyduğumuzda, onun yerine yeni ürünleri koymamız lazım. Mesela Batman’da binlerce işçinin çalıştığı TÜPRAŞ’ı özelleştirdiniz. Batman’ın gelirinin, özellikle merkezin gelirinin büyük kaynağı TÜPRAŞ’tı, TPAO’ydu ama şu anda orada çalışan işçilerin sayısı, 1.500 ile 2 bin arasına sıkışmış durumdadır.

Sayın Bakan, seminerleriniz, toplantılarınız, ajanslarınız o insanlar için bir şey ifade etmiyor. Demin Sayın Altan Tan söyledi, Türkiye’nin yarısı İstanbul yoluna düşmüş. Şunu belirteyim: Şu anda bölgede kendini en şanslı hisseden insanlar eğer ailede bir yaşlı varsa veya -geçmişte, aslında insanın doğal yaşantısında var- özürlü bir insan varsa, bazı ailelerin, kendi geçimlerini daha sağlıklı yaptıklarını görüyoruz.  Yani yaşlı ve özürlü insanların bir tür eline bakan bir toplum yarattınız ne yazık ki orada.

Bir örnek vereyim, biraz da esprili bir durumdu. Geçenlerde yaşlı yengemin yanına gitmiştim. Kuzenim şöyle dedi: “Yengem, yaşlılık maaşını aldığı için bana hava atıyor. Geçen gün, onun başını yıkarken, köpürtürken ‘Şu yaşlılık maaşım olmasaydı herhâlde sen başımı bu kadar köpürtmezdin.’ dedi.” Sosyal devletin bir gereği olarak tabii ki yaşlılarımıza, özürlülerimize maaş bağlanması çok olumlu bir durumdur ama bölge insanının, 10 kişilik ailelerin evdeki yaşlı maaşına bakmış olması da ayrı bir trajik durumdur.

Şimdi, Bakanlığınızın ve Hükûmetinizin “Bölgeler arası gelişmişlik farkını kapatacağız.” söylemine karşı ne durumda olduğumuzu verilerle görelim. Sayın Altan Tan belirtti. Bölgede ve ülkemizde ciddi bir göç durumu vardır. Hani “1 kişinin ölümü trajedi, 1 milyon kişininki istatistik.” derler ya, Türkiye’deki istatistikler de ne yazık ki milyonlarca insanın göçünü o kadar olağan göstermeye başladı ki bu işin vahametini bir türlü göremiyoruz. Her il, hem göç alır hem göç verir. Verdiği göç, aldığı göçün üstündeyse “Net göç veren iller” diyoruz bunlara. İllerin üçte 2’si net göç veriyor, yani nüfus kaybı var. Net göç vermek demek, bir ilin gelişim kaynaklarının, insan gücü ve sermayesinin erozyonu demektir. Bir il, neden aldığının üstünde göç veren bir duruma gelir? Yanıt basittir. Memnuniyetsizlikten, iş yoktur, mağduriyet çoktur, işi olan gelişemiyordur; can, mal güvenliği yoktur; deprem, sel gibi felaketlere karşı önlemler yetersizdir. Onun için göç verir.

AKP Türkiyesi’nin son beş yılında net göç veren illerden yılda 230 bine yakın kayıp yaşanıyor. 81 ilden 55’i net göç verirken göçün yarısına yakını 20 ilden veriliyor. Net göçle kan kaybına uğrayan, zayıf düşen, daha da gerileyen illerin çoğunu Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgeleri illeri oluşturuyor ama son yıllarda, özellikle İç Anadolu, Karadeniz, hatta Akdeniz illeri bile dış göç vermeye başladı ne yazık ki. Kalkınıyoruz, ekonomi büyüyor, gayrisafi millî hasılamız artıyor ama millet, evi barkı bırakıyor, memleketini terk ediyor ve başka illere, batı illerine göç ediyor. Göç mağduru illerin başında Van geliyor özellikle. Son beş yılda net göçle 67 bin kayba uğramış Van. Yine Van göçünü, deprem olmasa bile diğer Kürt nüfusunun yoğunluklu olduğu illerin göçü izliyor. Bunlardan Diyarbakır’ın son beş yılda göçü dur durak bilmemiş ve Amed’den 65 bin net göç yaşanmıştır. Hemen ardından Ağrı’da 59 bin, Mardin’de 55 bin, Muş’ta 48 bin, Şanlıurfa’da 43 bin, Adıyaman’da 39 bin kişinin, yaşadığı toprakları terk ettiğini gözlemliyoruz.

Göç, diğer doğu illerinde de dur durak bilmiyor. Hayvancılığın hızla gerilediği illerden Erzurum 62 bin, Kars 34 bin, Sivas 38 bin net göçle kapatmış son beş yılı.

Göç, göçten dolayı kan kaybı, mağduriyet deyince hep Kürtlerin yoğun olduğu doğu ve güneydoğu illeri akla gelir. Oysa Orta Anadolu, Karadeniz, Akdeniz illeri de AKP’nin neoliberal politikalarından mağdur. Bu illerde de üretici faaliyetler, tarım, hayvancılık, sanayi geriledikçe işsizlik, geçim derdi artıyor. Sosyal devleti rafa kaldıran AKP, sorunlara yerinde çözüm üretemeyince göç hızlanıyor.

Orta Anadolu’da Yozgat, Çorum net göç veren illerin başında geliyor. Karadeniz’de Samsun, Zonguldak, Tokat, tarımın, sanayinin, madenciliğin gerilemesiyle işsizliğin arttığı ve göçün yaşandığı iller arasında yer alıyor. Çukurova’da özellikle Adana, geçmişte en fazla göç alan il olmasına rağmen, şimdi göç veren bir il hâline geldi. Kahramanmaraş ve Hatay da en çok göç veren ilk 20 il arasına girmiş bulunuyor.

Şimdi, moda, güneydoğu illerine yatırım. Bir dizi samimiyetsiz iş adamının katıldığı geziler düzenleniyor Diyarbakır’a, Mardin’e. Sanki bugüne kadar yatırıma engel olan, barışın eksikliğiymiş gibi. Hiç ilgisi yok. Kâr-sermaye nerede kendini görürse… Özellikle de bakın son zamanlarda, iş adamlarının petrol hattında Irak Kürdistanı’nda, o yörede nasıl yoğun bir yatırım yaptığını hep birlikte izliyoruz, görüyoruz.

Göçü önlemek, Kürt illeri kadar öteki illerin de derdi, işsizlik öteki illerin de derdi olmaya devam ediyor.

Değerli arkadaşlar, işsizlik durumunu belirttim, Batman yüzde 25’le en çok işsizliğin yaşandığı il; Mardin yüzde 20,9, Siirt 20, Şırnak 19,4, Adıyaman 15,8’le diğer iller izliyor. Bu verileri tabii ki bölgenin diğer illeri de ne yazık ki izliyor. Şimdi, gerçek işsizlik rakamları ne yazık ki kamuoyundan gizleniyor. Tanımları bilmeden işsizliğin gerçek boyutunu kavramak da mümkün değil. Bir kere, 15 yaşın üstünde olduğu hâlde iş gücü piyasasına çıkıp iş aramış değilseniz, siz baştan iş gücü, dolayısıyla iş sahibi ya da işsiz sayılmıyorsunuz. Mesela eli ayağı tutan 11,4 milyon kadın, ev kadını oldukları için iş gücü sayılmıyorlar, dolayısıyla da işsiz de sayılmıyorlar. Kazara bunların dörtte 1’i iş gücü piyasasına çıkarsa, Türkiye, en yüksek işsizliğe sahip ülkeler olarak bilinen İspanya, Portekiz, Güney Afrika gibi ülkeleri siler geçer. 15 yaşın üstündeki erkeklerin neredeyse dörtte 3’ü iş gücü piyasasına çıkarken kadınların ancak yüzde 31’i iş gücü piyasasına çıkabiliyor.

Ağustos 2013 için işsizlik oranı yüzde 9,8 olarak duyurulmuş. Bunu tek başına alıp mesela bir yıl öncesiyle kıyaslarsanız 1 puan artış var ki hiç de az değil. Sayı olarak on iki ay önce 2,4 milyon işsiz varken bir yıl sonra bu sayı 2,8 milyonu bulmuş durumdadır yani 400 bin kişi resmî işsizler arasına katılmış durumdadır. Ancak esas kamuflaj altındaki işsizleri yani yarı işsizleri dikkate alırsanız sorunun gerçek boyutu ortaya çıkacak. Bu kesime “Umudu kırılan kesim.” diyoruz. Aslında işsizlerdir ama iş aramaktan sıdkı sıyrılmış, sorarsanız da “İş varsa çalışırım, niye çalışmayayım?” diyorlar. Peki sayıları? Az buz değil, tam 2,1 milyon insan bu durumdadır. Bunları da resmî işsizlere kattığımızda işsiz sayısı 4,9 milyonu aşıyor.

Ancak, bu da bitmedi. Resmî ve sayılmayan işsizlerin yanında bir de eksik istihdam denilen yalan yanlış işi varmış gibi görünenler var. Bunlar, haftada ancak 40 saatlik işi olan ve bulursa daha fazla çalışmak istediğini belirtenlerdir. Ağustos 2013 itibarıyla 595 bin kişi bu konumdadır. Bunları da eklediğimizde aslında işsiz sayısının yüzde 20 civarlarına dayandığını görüyoruz.

Kadın iş gücü meselesi, ülkemizin yine en temel problemlerinden birisidir. TÜİK’in her ay yayınladığı hanehalkı iş gücü anketine göre 15 yaşın üstü yani iş gücü olabilecek vasıftaki kadın, Türkiye nüfusunun yarısının 1 puan üstünde. Ev kadını sayısının 11,4 milyonu bulduğu bir ülkede yaşıyoruz. Buna karşılık, evde oturmayıp iş gücü piyasasına çıkan kadınların sayısı 8,8 milyon ve bunların yüzde 12,5’u yani 1,1 milyonu işsiz olarak iş beklerken, diğerleri bir biçimde istihdam ediliyor.

Kayıt dışı, özellikle kadın çalışanlarda kayıt dışı kesim çok fazla. Bunlar da 7 milyon, yani çalışanların yüzde 53’ü kayıt dışı. Bunların sayısı 4 milyon civarında, sigortasız. Bunların 2,5 milyonu tarımda ama kentte tarım dışında çalışanlar da 1,6 milyona yakın kaçak kadın ücretli çalışan var. Demek ki ülkemizin en temel problemlerinden birisi de budur.

Yine, üst düzeyde -yani şirketlerde yönetici olarak- çalışan kadınlara baktığımızda, erkeklerle karşılaştırdığımızda gerçekten sıkıntılı bir durum vardır. Yuvarlak olarak 3 bin küsur üst derece yöneticisi arasında ancak 155 tane kadın yönetici var ki bu, ciddi bir eksikliktir. Gelişmiş ülkelerde, mesela Norveç’te, bu tür yerlerde üst derecede çalışanların yüzde 36’sını kadınlar oluşturuyor, İsveç ve Finlandiya gibi ülkelerde yüzde 27 ve bunu takip eden diğer Avrupa ülkelerinde kadınların üst derece yönetici olarak çalıştığı oran çok daha fazladır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BENGİ YILDIZ (Devamla) – Evet, Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; aslında, daha epey konuşulacak veriler var ama süremiz yetmedi.

Teşekkür ediyorum. Bu bütçenin de halkımıza hayırlı olmasını diliyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına üçüncü konuşmacı İbrahim Binici, Şanlıurfa Milletvekili. (BDP sıralarından alkışlar)

BDP GRUBU ADINA İBRAHİM BİNİCİ (Şanlıurfa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2014 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı kapsamında GAP Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı bütçesi üzerine Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, kırk yılı aşkın bir maziye sahip olan Güneydoğu Anadolu Projesi, bugüne kadar tam 29 hükûmetle 15 bakanı geride bırakmış, ne yazık ki bu süre içerisinde de başı sıkışan başbakanlar için bulunmaz bir siyasi malzeme olmaktan da kurtulamamıştır. Projenin amaç kısmında, “bölgeler arası dengesizliği gidermek, Güneydoğu Bölgesi’nin refah düzeyini artırmak ve insan kaynaklarını geliştirmek” yazılı olsa da Milli Güvenlik Kurulunda ele alınmış olması GAP’ın daha başka amaçlar için de kullanıldığını maalesef göstermektedir.

Esasen, yükselen Kürt siyaseti için bir tür dalgakıran yapılmaya çalışılan GAP, Kürtler için ekonomik illüzyona dönüştürülmüştür. Eğer bu maya tutarsa da Kürtlerden özgürlük mücadelesi veren evlatlarının başını yiyecekleri düşlenmiştir. Nitekim, rahmetli Turgut Özal “Eğer bölge kalkınır, bölge halkı zengin olursa politik reaksiyonlar ve çatışmalar sona erer.” diyerek Kürtlerle GAP arasında kurulmak istenen ilişkiyi açıkça vurgulamıştır.

Kürtlerin kolektif hak taleplerini ekonomik rüşvetlerle ikame edeceklerini düşünen bu sakat anlayış, GAP’a başından beri bu misyonu yüklemiştir. GAP’a yüklenen bu misyon, Kürt özgürlük mücadelesinin sonlandırılması noktasında gelmiş geçmiş tüm hükûmetlerin düşlerini süslemiştir. Dolayısıyla, Kürt özgürlük sorununa gerçekçi çözüm üretemeyenler, sıkıştıkları her alanda çözüm olarak GAP’a sarılmış, GAP’tan medet ummuşlardır.

Değerli milletvekilleri, hikâyesi çok derin olan bu projenin üzerinden hızlıca geçerek tekrar hatırlatmanın faydalı olacağını düşünüyorum. Aşağı Fırat ile Dicle havza projelerinin 1977 yılında tek bir projeye indirgenmesiyle oluşturulan Güneydoğu Anadolu Projesi, Diyarbakır, Şanlıurfa, Adıyaman, Batman, Gaziantep, Kilis, Mardin, Şırnak ve Siirt dâhil 9 ili kapsamaktadır. Bu kapsama alanı Türkiye coğrafyasının yaklaşık onda 1’ini, toplam sulanabilir arazilerin ise beşte 1’ini oluşturmaktadır. Eğer bu proje tamamlanabilirse Fırat ve Dicle’ye yapılan tesislerle Türkiye toplam su potansiyelinin üçte 1’i kontrol edilmiş olacaktır. Yine, bu proje tamamlanabilirse 1 milyon 800 bin hektar arazi sulanmış olacaktır. Ayrıca  7.500 megavatlık kurulu güçle yılda 27 milyar kilovatsaat elektrik enerjisi üretilecektir. İşte, bu hedeflerin sıralandığı GAP Master Planı 1989 yılında tamamlanmış ve aynı yıl GAP Bölge Kalkınma İdaresi kurulmuştur. Kimileri tarafından “yedi küpeli gelin” olarak nitelendirilen bu projenin uygulamaya konulmasıyla birlikte sulama yatırımları neredeyse unutulmuş, tabir yerindeyse, Allah’a havale edilmiştir. Bölgesel kalkınma projesi olarak kurgulanmış olmasına rağmen, ilk yıllarda, bölge için katma değer yaratmayan barajlara ve bu barajlardan elde edilecek enerji projelerine ağırlık verilmiştir. Aradan geçen neredeyse kırk yılın sonunda ne yazık ki sulama projelerinin yalnızca yüzde 20’si tamamlanabilmiştir.

Değerli milletvekilleri, kırk yıldan bu yana süregelen GAP projesi, bir yandan Kürtlerin gönlünü kazanma aracı olarak görülürken, öte yandan Kürt coğrafyasını kalkındıracak proje olarak sunulmuştur. Bu yönüyle yılan hikâyesine dönüştürülen GAP projesi, Kürt oylarına talip olan her siyasetçinin dilinde pelesenk olmuştur. Siyasetçiler veya hükûmetler değişse bile GAP’ın bitirilmesi vaatleri hep baki kalmış ve hiç değişmemiştir. On birinci yılını geride bırakmış olan AKP Hükûmeti de işbaşına geldiği tarihten bugüne kadar GAP’la ilgili çeşitli vaatlerde bulunmuştur.

Değerli milletvekilleri, 2008 yılının Mayıs ayında AKP Hükûmetinin topyekûn Diyarbakır’a yaptığı büyük çıkarmayı hepiniz hatırlarsınız, kabine üyelerinin neredeyse tam kadro katıldığı. 100’e yakın milletvekili, meslek odaları yöneticileri, mülki amirler, belediye başkanları, iş adamları ve gazeteci ordusuyla tam bir siyasi şova dönüştüren Başbakan, önceki hükûmetler döneminde açılan paketlerin benzerini bizzat kendisi açıklamıştır. Kürt açılımının bir parçası olarak da işlev görmesi beklenen bu pakete “GAP Eylem Planı” adı verilmiştir. Başbakan Diyarbakır’da muhtemelen tek ayağını kaldırıp “Bugün açıkladığımız, bir rapor, proje veya dosya değildir. Takvimi  belirlenmiş, somut olarak, müşahhas olarak tanımlanmış, kaynağı temin edilmiş bir eylem planıdır.” derken yüzünün pancar gibi kızardığının farkında bile değildi. Başbakan hararetle yaptığı açıklamada 2008-2012 yılları arasında uygulanacak eylem planıyla 1 milyon 60 bin hektar alanın sulanacağını, yılda 27 milyar kilovatsaat elektrik üretileceğini, kişi başına gelirin yüzde 209 artacağını ve toplamda –buna çok dikkat etmenizi istiyorum- 3 milyon 800 bin kişiye iş imkânı yaratılacağını söylemişti.

Şimdi, sevgili arkadaşlar, ben bu noktada bir es vermek istiyorum. Zira, geçmiş bir vaat olsa bile istihdam rakamına fena hâlde takılmış durumdayım. Şöyle ki: Yalan yanlış hesaplamaları kabul etsek bile, Türkiye genelinde işsizlerin toplam sayısı 2005 yılından bu yana 2,5 ile 3 milyon arasında gidip geliyor. Şimdi, Türkiye İstatistik Kurumunun en son yayınladığı kasım ayı bülteninde istihdam ve işsizliğe ilişkin rakamlara baktım. Kurumun kasım bülteninden aynen size aktarıyorum: “Türkiye genelinde işsiz sayısı 2013 yılı Ağustos döneminde geçen yılın aynı dönemine göre 361 bin kişi artarak 2 milyon 806 bin kişiye yükseldi.” deniyor. İşte, benim takıldığım yer tam da burası. Ülkenizdeki toplam resmî işsiz sayınız 2 milyon 800 bin kişiyken, yılan hikâyesine dönmüş bir projeyle ilgili eylem planı hazırlayacaksınız, hesap kitap yapacaksınız, sonra da insanların gözünün içine baka baka “3 milyon 800 bin kişiye istihdam yaratacağım.” diyeceksiniz. Düşünsenize sevgili arkadaşlar, GAP için uygulamaya konulan eylem planı eğer gerçekleşmiş olsaydı, 1 milyon istihdam açığı yaşayacak, maazallah, belki de bu açığı kapatmak için Özgür Suriye Ordusunun elemanlarıyla bu boşluğu doldurup iş istihdamı yapacaktık. Böyle bir facia düşünülebilir mi?

Değerli milletvekilleri, Başbakan hararetle yaptığı Diyarbakır konuşmasında, bugüne kadar bölgeye yönelik birçok paket açıklandığını, raporlar yayınlandığını, ancak bunların bir işe yaramadığını da söylemişti.

Yine aynı konuşmasında Başbakan ilk defa takvimi belirlenmiş, kaynağı temin edilmiş bir eylem planının AK PARTİ iktidarı döneminde yapıldığını da ifade etmiştir. Kendisinden önceki bütün iktidarları GAP konusunda kaynak bulamamakla ve beceriksizlikle suçlayan Başbakan GAP’ın kaynağını da çoktan temin etmişti. Başbakan, gerekli kaynağı, milyonlarca işsizin bulunduğu ama yararlanabilmesi için âdeta bin bir dereden su getirmesi istenen ve bu nedenle ancak bir avuç işsizin faydalanabildiği İşsizlik Fonu’na elini daldırarak temin etmişti. AKP’nin, İşsizlik Fonu’ndan GAP’ı bahane ederek bütçeye aktardığı rakam 10 milyar 824 milyon lirayı aşmıştır. Bu rakam Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanının açıklamalarından alınmış olup fonun kuruluşundan bugüne kadar işsizlere ödenen paranın yaklaşık 2 katıdır arkadaşlar.

Değerli milletvekilleri, 2008 yılı fiyatlarıyla, GAP’ın tamamlanması için gerekli olan miktar 41 milyar 200 milyon TL olarak hesaplanmıştı. Eylem planının devreye alındığı 2008 yılına kadar yapılan harcamaların toplam miktarı ise, yine 2008 yılı rakamlarıyla, 26 milyar liradır. İşte, GAP Eylem Planı’nda allanıp pullanan ve Hükûmetin gerçek hedefiymiş gibi gösterilen hikâyenin özeti de bu 27 milyar liralık ek harcamayı yapmak ve yılan hikâyesine dönüştürülen GAP’ı bitirmektir.

Peki, bu konuda gelinen durum, katedilen aşama nasıl olmuştur? Kalkınma Bakanı, bütçenin Komisyon görüşmelerinde, sanıyorum süre sıkıntısı nedeniyle değinemediği ancak atıfta bulunduğu sunum kitapçığında GAP’a ilişkin bilgiler vermiştir. Şimdi, sunum kitapçığında yer alan GAP konusundaki bilgileri sizlerle paylaşmak istiyorum. Sayın Bakan, sunum kitapçığında, eylem planı süresince GAP’a ayrılan kaynağın 18 milyar 200 milyon olduğunu, ancak harcamaların 14 milyar 700 milyon lira olduğunu belirtiyor. Bu ifadelerin açık anlamı aynen şudur: Birincisi, planda yer alan miktardaki kaynağın tamamını verememişim; ikincisi ise ayırabildiğim sınırlı kaynağı da harcayamamış, işi yapacak veya işi bitirecek iradeyi ortaya koyamamışım demektir.

Değerli arkadaşlar, burada önemli bir hususun altını da kalınca çizmek istiyorum, o da şudur: Bu harcamalar sadece enerji veya tarımsal sulama yatırımlarıyla sınırlı değildir. İcracı bakanlıkların yapması gereken örneğin eğitim, sağlık, ulaştırma ve istihdam gibi alanlara da bu harcama miktarı içerisinden pay ayrılmıştır.

Sunum kitapçığına devam edelim. Yine, Sayın Bakan merkezî bütçeden önceleri GAP bölgesi için yüzde 7 pay ayrılmakta iken bu payın eylem planı süresince yüzde 14’e çıkarıldığını iddia ediyor. Hemen ifade etmeliyim ki, Sayın Bakan pay hesabı yaparken İşsizlik Fonu’ndan aşırılan yaklaşık 11 milyar liradan sunum kitapçığında hiç ama hiç bahsetmiyor.

Değerli milletvekilleri, Sayın Bakanın sunum kitapçığında ihracat ve istihdam iyileşmelerine dair verdiği rakamların afakiliğini bir yana bırakacak olursak, en ilginç ifadesi sulama alanlarına ilişkindir.

Bu ifadeleri yine sunum kitapçığından aynen aktarıyorum: “Eylem planı döneminde özellikle sulama altyapısında ciddi gelişmeler sağlanmış, sulamaya açılan alan 273 bin hektardan 378 bin hektara yükseltilmiştir.” diye yazıyor. Evvela bir hatırlatmada bulunmak istiyorum: Gerek eylem planında yazılı olan gerekse Diyarbakır’da yaptığı hararetli konuşmasında Sayın Başbakanın ifade ettiği sulanacak alanın miktarı tam 1 milyon 60 bin hektardır. Bakanın başarı olarak lanse ettiği rakam ne? 273 bin hektar olan alanı 378 bin hektara çıkarmıştır. Aradaki fark ne? 105 bin hektar. Yani hedeflenen miktarın onda 1’i bile değil. İnsaf yani!

Şimdi, basit bir hesap yapacak olursak: Eylem planı ne zaman başladı? 2008’de. 2008 yılını da dâhil edersek, bugüne kadar aradan geçen süre tamı tamına altı yıl. Altı yılda sulamaya açılan alan 105 bin hektar olduğuna göre, bir yılda sulamaya açılacak olan alan miktarı tam 17.500 hektar.

Hesap yapmaya devam edelim. Master planına göre GAP’la sulanacak alan ne kadar? Tam 1 milyon 800 bin hektar. Kırk yıldan bugüne kadar sulamaya açılmış toplam alan ne kadar? Yuvarlıyorum, 400 bin hektar. Geriye ne kaldı? 1 milyon 400 bin hektar. Yılda sulamaya açtığımız alanı ne bulmuştuk? 17.500 hektar. Hadi, bunu da 20 bin hektar olarak yuvarlayalım. Bu hızla gidecek olursak sulanmayı bekleyen 1 milyon 400 bin hektarı kaç yılda bitirebiliriz? Bölelim 1 milyon 400 bini 20 bine. Ne çıktı şimdi? 70, değil mi? Hesap ortada. İşte, bizim GAP’a ilişkin düşüncelerimizin, meramımızın özeti de budur.

Değerli milletvekilleri,  AKP'nin eylemi de paketi de, tıpkı kendisinden önceki diğer hükûmetlerin  paketleri gibi boş çıkmıştır. Aldığımız duyumlara göre, AKP şimdi de GAP'a ilişkin yeni bir eylem planı hazırlığı içindeymiş; hayırlı olsun diyelim.

Görüyorum ki geçen yıl yaptığım eleştiri ve uyarıları dikkate almamışsınız. Bu nedenle, geçen yıl yaptığım uyarıların aynısını bu yıl da aynen tekrarlıyorum. Boşuna uğraşmayın çünkü GAP’a, bölgeye ve Kürtlere olan yaklaşımınız değişmedikçe bu projeyi bitiremezsiniz. “Yüzyılın projesi” olarak lanse edilen bu projenin odağında iyi niyet yok, çözüm yok, doğa yok, insanlık yok ve en önemlisi de o coğrafyada yaşayan Kürtler yok. Bu projenin odağında aldatma var, tarihsel ve kültürel kıyım var, siyasi rant var, enerji var, sömürü var değerli arkadaşlar. Bu anlayış devam ettiği sürece, uçsuz bucaksız verimli topraklar tuzlanıp çoraklaşmaya devam edecektir. Bu anlayış devam ettiği sürece, yanı başındaki suyu tarlasına taşıyamadığı için açtığı kuyular nedeniyle elektriğe muhtaç edilen çiftçi icra kapılarını aşındıracaktır. En önemlisi de, bu anlayış devam ettiği sürece, projede yeri olmayan ve yıllardır kandırılmaktan usanmış milyonlarca Kürt’ün ruhsal bağı aşınacaktır.

Hepinize saygılar sunuyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın milletvekilleri, birleşime beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati:22.19

ALTINCI OTURUM

Açılma Saati: 22.33

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Bayram ÖZÇELİK (Burdur), Mine LÖK BEYAZ (Diyarbakır)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 31’inci Birleşiminin Altıncı Oturumunu açıyorum.

2014 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ve 2012 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın görüşmelerine devam edeceğiz.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Şimdi, şahsı adına lehinde söz isteyen Abdulkerim Gök, Şanlıurfa Milletvekili. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ABDULKERİM GÖK (Şanlıurfa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz 2014 yılı Kalkınma Bakanlığı ve Ekonomi Bakanlığı bütçeleri üzerine görüşlerimi ifade etmek üzere söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, 2023 hedefleri doğrultusunda, adım adım bu hedeflere doğru gitmenin mutluluğunu ve gururunu yaşadığımızı ifade etmek istiyorum.

Avrupa Birliğine üye ülkeler, Amerika Birleşik Devletleri, hasılı dünya ekonomisi büyüme rakamlarını aşağıya doğru revize ederken, ülkemizde açıklanmış olan 4,4 büyüme rakamı, önümüzdeki süreçte yıllık rakamı âdeta yakalayacağımızı şimdiden bizlere müjdelemektedir.

Dönüp baktığımızda, özellikle bizden önceki değerli konuşmacılar âdeta bir başka ülkenin ekonomisinden bahseder gibi bir algı oluştu bende çünkü hepimiz, bu arkadaşlarımız da olmakla beraber, yurt dışına gittiğimizde, birçok uluslararası kuruluşta olduğu gibi, bunların devlet başkanları ve cumhurbaşkanları hep şunu sormuşlardır: “Sizler, özellikle ekonomideki başarınızı neye borçlusunuz, nasıl yürütüyorsunuz?”

Doğrudur, bu manada, gerek makro gerekse mikro düzeydeki ekonomik gelişmemiz gittikçe ivme kazanmaktadır ancak yeterli olmadığını biliyoruz, bu doğrultuda da biz büyüme rakamlarını son derece önemsiyoruz. Bunu destekleyen trendlere baktığımızda, ihracatta çok önemli bir noktada olduğumuzu görmekteyiz.

Arkadaşlarımız bahsetti, oradaki en önemli kısıtımız ise cari açığımızdır ancak cari açığımızın da ana, temel sebebi buradaki enerji açığımızdır. Enerji politikalarımızı da gözden geçirirsek, bugün, özellikle enerji politikaları doğrultusunda bunu bu manada değerlendiren ülkeler örnek alınırsa, inşallah, önemli kararlarla enerji politikamızı bir rayına koyduktan sonra cari açığımızı da önemli bir noktada son derece ekonomik manada bir kazanım olarak değerlendirmiş olacağız.

Sadece ekonomik anlamda değil, aynı zamanda her bölgenin, her ilin kendi potansiyellerini harekete geçiren bölgesel gelişme politikaları noktasında önemli bir yere doğru bizleri taşıyan Kalkınma Bakanı ve değerli bürokratlarını da kutlamak istiyorum.

Şunu ifade etmek istiyorum ki 2002-2013 yılları arasında GAP, KAP, DOKAP ve KOP gibi bölgesel gelişme politikalarına yapmış olduğumuz yatırım -rakam olarak vermek istiyorum- 57 milyar TL, eski parayla 57 katrilyon gibi bir rakamı karşımıza çıkarmaktadır. Bu da aslında bölgeye ne kadar yatırım yaptığımızı kısa olarak karşımıza çıkarmaktadır. 20,6 katrilyon yani yeni parayla milyar TL olan rakamı GAP bölgesine harcadık. Ancak, önümüzdeki aylarda Sayın Başbakanımızın açılışını gerçekleştireceği Suruç Sulama Tüneli bölge açısından da son derece önemli. Benden önceki değerli konuşmacı ve aynı zamanda hemşehrimiz olan Sayın Binici’yi de açılışa özellikle davet etmek istiyorum. Çünkü, bittiği andan itibaren 732 bin dönümü yakından ilgilendiren bu sulama projesinin bölge açısından son derece önemli, hayati bir noktaya sahip olduğunu görmekteyiz. Tabii ki bu gelişmelerimizi neye borçluyuz, ne kadar borçluyuz, bunları sizlerin ve kamuoyunun takdirine bırakıyoruz. Ancak, şunu belirtmek isterim ki: Ülkedeki iç barışı, ileri demokrasiyi, temel haklar noktasındaki ilerlememizi sağladıkça, bu anlamdaki ivme devam ettikçe kalkınmamız da büyümemiz de belki çok daha hızlı bir şekilde gerçekleşecektir.

Demek isterim ki ülkemizdeki temel kazanımlar sadece ve sadece ekonomi politikalarına bağlı olarak gelişmemektedir. Bugün, birçok ülke küresel krizi henüz atlatamamışken bizler ise kısa, orta ve uzun vadeli programlarımızı konuşup bu manada önemli bir gelişme kaydediyoruz.

Bu duygu ve düşüncelerle, gerek Ekonomi Bakanlığının gerekse Kalkınma Bakanlığının bütçesinin ülkemize, milletimize hayırlara vesile olmasını diler, hepinize saygılar sunarım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Şimdi, Hükûmet adına Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süre otuz üç dakika.

EKONOMİ BAKANI MEHMET ZAFER ÇAĞLAYAN (Mersin) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; yüce heyeti saygıyla selamlıyorum.

2014 yılı Ekonomi Bakanlığı bütçesinin ülkemize, milletimize hayırlar getirmesini temenni ederek sözlerime başlıyorum.

Öncelikle, sözlerimin başında, gerek Plan ve Bütçe Komisyonunda gerek Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunda bütçemizle ilgili görüş ifade eden, değerlendirme, öneri yapan tüm arkadaşlarıma bilhassa teşekkürlerimi ifade ediyorum ve yine, yapılan eleştirilerden faydalanacağımızı, bu anlamda, değerli arkadaşlarımıza teşekkür ettiğimi ifade etmek istiyorum.

Evet, birçok arkadaşımız görüşlerini ifade ettiler, Ekonomi Bakanlığının faaliyetleri, Ekonomi Bakanlığının Türkiye ekonomisiyle ilgili yapmış olduğu faaliyetleri ve ekonomiyle ilgili faaliyetlerimize çeşitli açılardan baktılar. Elbette ki muhalefetin bardağın boş tarafını göstermesi, boş tarafını anlatması bir kere işin doğasında var. Ancak şunu belirtmek istiyorum ki bazı belirtilen hususların aslında belirtildiği gibi olmadığını, sadece Türkiye’nin değil, bizim konuşmamızın ötesinde, tüm dünyada, IMF başta olmak üzere birçok kuruluş tarafından Türkiye ekonomisiyle ilgili değerlendirmelerin yapıldığını hepimiz biliyoruz ve bu noktada, biraz sonra, sizlere uluslararası kuruluşlar tarafından Türkiye’nin gerek ekonomik performansı gerek ihracat performansıyla ilgili söylenenleri tekraren hatırlatma konusunda bilhassa konuşmama önem vereceğim.

Evet, ben katılıyorum eski bir sanayici olarak, Türkiye ekonomisi büyümek zorunda. Bilhassa 2023 Türkiye’si döneminde 2 trilyon dolarlık bir millî gelire ulaşmak ve âdeta şampiyonlar liginde oynamak önemli bir hedef. Elbette ki bu hedefe ulaşmak için de Türkiye’nin her yıl ortalama yüzde 5’in üzerinde büyümesi kaçınılmaz. Elbette ki cumhuriyet tarihinde, Gazi Mustafa Kemal Atatürk cumhuriyeti kurduktan sonra çeşitli dönemlerde yapılan büyüme rakamlarının değerli konuşmacıların ifade ettiği gibi önemli olduğunu hiçbir zaman için kenara koymamak gerekiyor.

Ancak şunu izah etmek gerekiyor ki bilhassa 2008’de dünyada başlayan ve dünyanın son derece önemli bir krizi hâline gelen, âdeta ikinci bir krizi olarak kabul edilen, Amerika’da başlayan küresel krizle beraber, bakın, bugün Avrupa ekonomisinde toparlanmanın daha çok zaman alacağı, 17 euro bölgesi ülkesinin 7’sinin 2008 öncesi ekonomik performansa kavuşması için daha en az beş ila on yıl arasında sabretmesi gerektiğini bir kere buradan hatırlatmak istiyoruz.

Ancak, Türkiye’nin üçüncü çeyrekte bilhassa, geçtiğimiz gün açıklanan verilerle 4,4’lük büyümesini ben, böyle bir ortamda “dört dörtlük büyüme” olarak nitelendiriyorum. Daha fazla olur mu? Keşke olsaydı ama 4,4’lük büyümeyle Türkiye bugün OECD içinde üçüncü çeyrekte büyümesini en fazla artıran 2’nci ülke olmuştur ve yine G-20 içinde, bugün, Türkiye, büyümesini en fazla artıran, en hızlı artıran 4’üncü ülke olmuştur. Bunlar uluslararası veriler, benim verilerim değil.

Ümit ediyoruz ki Türkiye ekonomisi 2013 yılında Orta Vadeli Program hedefinde -aslında ilk, revizyon öncesi program hedefinde- belirttiğimiz gibi, inşallah yüzde 4’e yakın bir rakamla büyümesini gerçekleştirsin. Bu anlamda, Türkiye’nin büyüme performansının daha fazla artması, büyüme kalitesini daha fazla geliştirmesi, bir kere, Hükûmetimizin ve Bakanlığımızın öncelikleri arasındadır. Bilhassa ithalata dayalı bir ivme, büyüme ve bunun beraberinde getirmiş olduğu cari açık meselesi…

Değerli arkadaşlar, muhalefet partisi milletvekilleri; bilhassa şunu ifade etmek istiyorum ki bizim de sizinle bu konuda aynı görüş içinde olduğumuzu ve cari açığın Türkiye açısından her zaman için, bugün bir risk olmasa bile bir risk oluşturabileceği faktörünü her zaman göz önünde tutmamız gerekiyor. Ancak cari açığı tabii bir sonuç olarak gördüğümüz zaman, cari açığı oluşturan sebeplerin ne olduğunu iyi bir şekilde irdelemek zorundayız. Cari açık sadece Türkiye’ye münhasıran bir açık da değil. Bugün, Birleşmiş Milletlere kayıtlı 189 ülkenin 130’unda cari açık vardır ve cari açık rakamı, bilhassa ülkeler bazında baktığımız zaman, çoğu ülke açısından katlanılamaz ve son derece büyük rakamlara ulaşmıştır.

Bu konuda, bakın, cari açıkla ilgili Amerika Birleşik Devletleri, İngiltere, Fransa, Hindistan, Kanada, Avustralya, Brezilya, bu ülkelerin her biri cari açık veren ülkelerdir. Bunu söylerken cari açıkla ömür boyu yaşamak zorunda olmadığımızı tekrar buradan ifade ediyorum. Ancak, şunun bilinmesi gerekiyor ki ve bilindiğini tahmin ederek ifade ediyorum ki: Cari açıkla mücadele konusunda, cari açığımızı en temel alan konular, bilhassa GİTES uygulaması Bakanlığım tarafından başlatılmıştır. GİTES, Başkanlığımda yapılan bu toplantılarda gerek kamunun gerek özel sektörün ilgili tüm kuruluşları bu çalışma içinde yer almıştır ve GİTES’i Türkiye’nin en fazla dış ticaret açığı vermiş olduğumuz sektörleri bazında inceledik. İncelemeyi yaparken demir çelik sektörünü, makine sektörünü, otomotiv sektörünü, enerji sektörünü, tarım sektörünü, tekstil ve konfeksiyon sektörünü tek tek masaya yatırarak röntgen değil, âdeta bunların MR’ını çektik. Ve itiraf etmeliyim ki yirmi yedi yıllık sanayicilik hayatım boyunca öğrenemediğim, Sanayi ve Ticaret Bakanlığı döneminde öğrenemediğim birçok veriyi de ben GİTES uygulaması sonucunda gördüm ve gördüm ki benim ülkem demir çelik üretimi yapmak için 10 milyar dolar demir çelik hurda ithalatı yapmak zorunda. 10 milyar dolar demir çelik hurda ithalatıyla Türkiye dünyanın en yüksek, en fazla demir çelik ithalatı yapan ülkesidir. Peki, sebebi ne bunun? Sebebi, geçmişten gelen demir çelik sektöründe bir sanayi stratejisinin olmayışı ve geçmişte yapılan teşviklerle, uygulamalarla demir çelik sektörüne önemli bir yolun, istikametin verilmemiş olmasıdır.

Ve bu noktada, bakın, 236,5 milyar dolar bizim 2012 yılı ithalatımızdı. 236,5 milyar dolar ithalatın, değerli arkadaşlar, 60,1 milyar doları Türkiye’nin kendisinde olmayan enerji ithalatıdır. Geriye kalan 174 milyar dolarlık ithalat içinde demir çelik ithalatı 10 milyar dolar, geçmişten beri gelen, sanayimizin yanlış yapılanmasından kaynaklanan ve geçmişte alınmamış olan tedbirlerin bir sonucudur. Aynı örnekleri bakır için verecek olursam, bakır sektöründe 3 milyar dolar, alüminyum sektöründe bugün Türkiye 2 milyar dolar açık vermektedir;  2012 rakamlarından size bahsediyorum  2013 kesinleşmediği için. Aynı şekilde otomotiv sektörü başımızın tacı. Bu sene ihracatımız yüzde 10’un üzerinde arttı otomotiv sektöründe. Ancak, otomotiv sektöründe ihracat yapmak için, üretim yapmak için 5 milyar doların üzerinde biz motor ve aktarma organları ithalatı yapıyoruz. Bunlar bugün Türkiye'nin sorunları değil, geçmişten gelen, sektörün getirmiş olduğu birtakım sıkıntıların ortaya çıkartmış olduğu durumlardır ve aynı şekilde, parça bazında, sektör bazında baktığımız zaman, Türkiye bu cari açığı, dış ticaret açığını bunlardan dolayı vermektedir. 

Peki, tespitimizi yaptık, önemli olan bu tespitin yapılması. Tespit yapıldıktan sonra bunun tedavisi, bunun çözümü, bunun üretimi nedir, bunun çaresi nedir onun üzerinde geniş çalışmalar yaptık. Sanayi Bakanlığım döneminde 2008 yılında yapılmış olan Girişimci Bilgi Sistemi sanayi envanteri Türkiye’de bir ilk çalışma özelliğine, hüviyetine sahiptir. Yine, bu Bakanlık görevine geldikten sonra başlatmış olduğumuz GİTES çalışmasıyla altı sektörü didik didik ederek ithalatımızın nereden kaynaklandığını tek tek tespit etmemiz bu anlamda son derece önemli bir altyapı, bir veridir.

Ben sizlerin, sanayi üretiminde ithalata bağımlı, ihracatta ithalata bağımlı görüşlerinize katılıyorum, bunu inkâr etmiyorum ancak değerli arkadaşlar, bu, son yılların sorunu değildir; bu, geçmişten gelen yanlış sanayi kurgulamasının, sanayinin gerekli şekilde kurgulanmamasının ortaya çıkarmış olduğu bir sonuçtur. Nasıl düzelteceğiz? Elimizde en büyük unsur yatırım teşvik sistemi vardı. Yatırım teşvik sistemini bilhassa getirip bunların üzerine monte ettik.

Değerli arkadaşların bazıları konuşma yaptılar, dediler ki: Teşvik sistemi bölgesel. Bölgesel teşvikte Adana 2’nci sırada, bilmem başka il 3, 4, 5, 6’ncı sırada ve organize sanayi bölgesinde olduğu zaman farklı yerlerde. Size bilhassa şunu ifade etmek istiyorum ki yeni yatırım teşvik sistemi, bugüne kadar Türkiye'nin gelmiş geçmiş en iddialı, en cömert yatırım teşvik sistemidir ve bugün, tüm dünyada dikkatle, ilgiyle izlenen bir yatırım teşvik sistemi. Nedir? Dünya konjonktüründeki bu sıkıntıların yaşanmış olduğu bir ortamda, yatırım teşvik sistemi hayata geçmiş olmasına rağmen, değerli arkadaşlar, bugün, bizim yatırım teşvik sistemimizde, 20 Haziran 2012’den itibaren ortaya konulmuş olan teşvik sisteminde bir önceki dönemin aynı aylarına, aynı yıllarına baktığımız zaman, teşviklerde son derece önemli artışlar olduğunu hep birlikte görüyoruz ve bugüne kadar, 20 Haziran 2012 itibaren yeni teşvik sisteminin devreye girmesiyle beraber, kasım ayı sonuna kadar geldiğimizde 108,5 milyar liralık yatırım teşvik belgesi alınmıştır. 108,5 milyarlık yatırım teşvik belgesinin size gerek sektörlerle gerek bölgelerle ilgili dokümanlarını ve rakamlarını vermek isterim ve yeni teşvik sistemini kurgularken biz, sadece bölgesel teşvik sistemi yapmadık, bilhassa bu konuda arkadaşlarımın dikkatini çekmesi adına söylüyorum, yeni teşvik sistemini 5 bacak üzerine yapılandırdık: Genel teşvik sistemimizi yapılandırdık, büyük ölçekli projeler teşvik sistemimizi kurduk, stratejik yatırımlar teşvik sistemimizi kurduk ve bunun yanı sıra “öncelikli teşvikler” dediğimiz, bugüne kadar olmayan, ilk defa uygulanan yeni bir yatırım teşvik sistemini ve hepsinden önemlisi Türkiye’nin en fazla cari açık vermiş olduğu sektörlerde, bilhassa cari açık odaklı, cari açığı azaltacak “stratejik yatırımlar” kavramını ortaya attık.

Gelmiş olduğumuz noktada şunu arkadaşlarımın bilgisine sunmak isterim ki: Değerli arkadaşlar. 30 Kasım 2013 tarihi itibarıyla 20 Haziran 2012’den gelmiş olduğumuz, teşvik sisteminde öncelikli teşviklerin payı yüzde 15’ti tüm teşviklerin içinde. Bölgesel teşviklerin payı sadece yüzde 29’dur ve bölgesel teşviklerdeki asıl, ana gaye; istihdama en fazla ihtiyaç duyulan emek yoğun sektörlerin bilhassa Uzak Doğu baskısıyla rekabet gücüne güç katacak bir bölge tasarlanarak 6’ncı bölge ağırlıklı bir bölgesel teşvik sistemi yapılmıştır ve bölgesel teşvik sistemi yapılırken sektörel öncelikler, ağırlıklar dikkate alınmıştır. Bunun yanı sıra, büyük projeler yüzde 4’ünü, stratejik yatırımlar yüzde 12’sini kapsamaktadır. Bugün itibarıyla, stratejik yatırımlar olarak Bakanlığımızdan 12,5 milyar liralık stratejik yatırım teşvik belgesi bağlanmıştır ve bu yatırım belgeleriyle beraber bakın, bilhassa kimya sektöründe -en fazla açık vermiş olduğumuz sektörlerden bahsediyorum- bilhassa enerji sektöründe önemli yatırımlar söz konusu olmuştur ve 12,5 milyar dolarlık bugünkü teşvik belgesiyle bağlanmış olan bu yatırımlar üretime döndüğü zaman, yatırımdan üretime dönüştüğü zaman, bakın, sadece kimya sektöründe, sadece rafineri sektöründe 8 milyar dolar, kimya sektörünü katın, 1 milyar dolar daha, 9 milyar dolarlık cari açığı azaltıcı bir etkisi olacaktır.

Ne yapalım? 60,5 milyar dolar, geçen yıl söylediğim gibi, enerji ithalatına para ödemek zorundayız ancak bunu da bir kader olarak görmedik. Bilhassa teşvik sistemimizi, öncelikli teşvikleri bu anlamda son derece önemli bir şekilde donanıma getirdik ve öncelikli teşviklerde, AR-GE projesiyle sanayiye dönüşmesi, üretime dönüşmesi gereken projelere, ister Adana’da yapılsın ister Kahramanmaraş’ta yapılsın, Tunceli’de yapılsın, ister İstanbul’da ister Ankara’da, hemen bu yakında yapılsın, aynı teşvik sistemini, 5’inci bölge teşvik sistemini uyguladık. Bunların gayesi, ifade ettiğim gibi, bilhassa öncelikli dediğimiz, gerek tıpta gerek ilaç sektöründe gerek medikal sektörlerde gerek bilhassa otomotiv sektöründe ve yine, en fazla cari açık veren, cari açığa sebep olan enerji sektöründe gerek dışa bağımlılığı azaltacak gerek açığımızı azaltacak önemli kararlar aldık.

Yapmış olduğumuz uygulamalarla, bugün, yerli kömürden enerji yatırımı elektrik üretimini Türkiye’nin neresinde olursa olsun 5’inci bölge destekleriyle destekliyoruz. Gayemiz burada doğal gazı… İthal kömüre dayalı teşvik belgesi artık vermiyoruz ve bilhassa, yapmış olduğumuz enerji sektöründeki bu uygulamalarla, beraberinde, Türkiye’nin neresinde olursa olsun, maden nerede olursa olsun madenlere 5’inci bölge destekleri uyguluyoruz ve bilhassa yine geçmişte verilmeyen yüksek kalorili kömür, demir cevheri başta olmak üzere bu alanları da bu dönemde ilk defa teşvik kapsamı içine aldık ve bunlar ümit ediyorum ki, inşallah, beraberinde, birlikte, Türkiye açısından, cari açık açısından, ödemeler dengesi açısından önemli kazanımlar getirecektir.

Elbette ki sizlerin de çok iyi bildiğini bilerek söylüyorum ki ben yirmi yedi yıl sanayicilik yaptım. Bugün yapmış olduğunuz bir rafineri yatırımını, bugün başlamış olduğunuz bir sanayi yatırımını öyle bir yılda, iki yılda bitirmeniz mümkün değil. Bunların kana karışması, bunların kendini geri ödemeye başlaması, ekonominin içine aktif olarak girmesi, nereden bakarsanız bakın, üç yıldan, dört yıldan sonra ancak faydasını gösterecek. Bu konuda biraz daha fazla sabırlı olmamız gerektiğini bilhassa ifade ediyorum ve yine bu teşvik sisteminde stratejik yatırımları bilhassa koyarak Türkiye’nin dışarıdan ithal etmek zorunda kalmış olduğu ürünlerin Türkiye’de yapılmasını önemsedik ve yüzde 40 katma değer şartı koyduk. Ben literatüre bir şey getirdim ve her fırsatta onu ifade ettim. Bugün, Türkiye, geçen yıl, ihracatının 1 kilogram fiyatını 1 dolar 58 sente yaptı. 2009 yılında bu ilk çalışmayı başlattığım zaman, ilk devlet bakanlığı görevime geldiğimde, o tarihte Türkiye’nin birim ihracat kilogram fiyatı 1 dolar 19 sentti. 2009’dan 2012 sonuna geldiğimiz zaman, ihracat birim kilogram fiyatında yüzde 36’lık bir artış var. Yeter mi? Tabii ki yetmez. Bu, tespiti yapma adına yapmış olduğumuz bir çalışmaydı. Niye? Maalesef, Türkiye, sizler de söylediniz, gerek sanayi üretiminde gerek ihracatında nitelikli, yüksek katma değerli, yüksek teknolojili, inovasyona, AR-GE’ye dayanan üretimler yapmıyor. Kim yapmıyor? Sanayi yapmıyor ama şunun da altını çizmemiz lazım ki ben de sanayici olduğum dönemde, 2007 öncesinde, geçmiş dönemlerde, Türkiye’de yüksek enflasyonun olduğu, yüksek koruma duvarlarının olduğu yerde, arkadaşlar, sanayiciyi, bakın, hiçbir zaman için AR-GE, inovasyon, teknoloji, yüksek katma değer ilgilendirmezdi çünkü sanayiciyi bir şekilde koruyan, ne yaparsanız yapın, dükkânındaki, fabrikasındaki, rafındaki malına her ay yüzde 6, yüzde 7 getiren bir yapı vardı. Türkiye’de ne zaman ki enflasyon tek haneye düştü, sanayici ondan sonra inovasyonun, AR-GE’nin, araştırmanın, katma değerin farkına varmaya başladı. Biz de bütün yapılanmamızı, bütün teşvik sistemlerimizi bilhassa bunların üzerine monte ederek çalışmamızı yapmaya çalışıyoruz.

Şunu yine ifade etmek istiyorum ki: İhracat konusunda gelmiş olduğumuz nokta, arkadaşlar, fevkalade önemli bir noktadır. Bakın, bugün Avrupa ithalatı yüzde 6 küçülürken Türkiye'nin Avrupa’ya ihracatı yüzde 5,6 artmıştır, Avrupa’nın Türkiye’den ithalatı artmıştır ve diğer taraftan, Türkiye'nin ihracatında gerek Afrika gerek Asya Pasifik Bölgesi’nde ihracatı artmıştır. Bugün, Türkiye'nin hiçbir ürününün dünyada girmediği hiçbir yer kalmamıştır şükürler olsun. 237 gümrük bölgesine ihracat yapan bir yapıya sahibiz. Ülkemizde üretilen 20 binden fazla ürün çeşidi dünyanın 237 gümrük bölgesine ve ülkesine ihracat malı olarak gidiyor. Yapılmayan -geçen yıl, konuşmamda burada ifade etmiştim- sadece Mikronezya ve Nauru vardı; şükürler olsun, bakın, bu yıl Mikronezya’ya ve Nauru’ya da ihracat yaptık. Şu anda, dünyada Türk ürünlerinin girmediği hiçbir pazar kalmamıştır şükürler olsun. Bunu yaparken ihracatta 97 faslın 80’inde ihracat artışı sağladık. İhracatımızda konjonktürel  gelişmeden dolayı belki istediğimiz rakamları yakalayamayabiliriz ama en azından, revize edilmiş Orta Vadeli Program çerçevesinde geri gitmeme konusunda önemli çalışmalar yapıyoruz. Son, kasım ayı ihracatçı birlikleri açıklamasına baktığımız zaman, kasım ayı tüm zamanların en yüksek ihracatının gerçekleştiği ay olmuştur, 13,8 milyar dolar bir ayda ihracat yapılmış. Ben, buradan Türk sanayisinde üretim yapan, ihracat yapan tüm ihracatçılara, sanayicilere teşekkürlerimi de ifade etmek istiyorum. Ve bunun yanı sıra, bir taraftan Türkiye, mal ihracatını artırırken ümit ediyorum ki inşallah, aralık ayı ihracatı da -bugünden rakamlara bakacak olursak- önümüzdeki dönemde Türkiye’nin ihracat konfigürasyonunu önemli şekilde artıracak çünkü aralık ayı on üç günlük ihracat verilerine baktığımız zaman, geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 22’nin üzerinde bir artış, bu yılın bir önceki ayına yani kasım ayına göre yani rekor kırmış olduğumuz kasım ayına göre de yüzde 6’lık bir artış, öyle gösteriyor ki, inşallah, aralık ayında da Türkiye, tüm zamanların en büyük ihracat rekorunu kıracak ve Türkiye, mal ihracatında birçok ülke -Brezilya’sı, Amerika Birleşik Devletleri, Avrupa’sı- geri giderken Türkiye ihracatını, en azından geçmiş hâlini koruma imkânına sahip olacaktır.

Bana deniliyor ki: “İthalattan bahsetmiyorsun.” Arkadaşlar, bu konudaki ithamı haksızlık kabul ederim. Ben göreve geldiğim günden beri, 2009’dan sonra ezber bozdum. İhracattan bahsettiğim gibi ithalattan da bahsetme cesaretini gösterecek bir yapıya sahibim.Her yıl ithalat rakamları netleştikten sonra, ocak ayı sonu itibarıyla, tüm yılın ithalat verileri çıktıktan sonra, çıkıyorum, basının önünde bir buçuk saat, iki saat ithalatla ilgili gelişmeleri tek tek anlatıyorum, ithalattan utanacak bir tarafımız yok bizim.

EMİN HALUK AYHAN (Denizli) –  Sayın Bakanım doğru söylüyorsunuz ama bazı bakanlarda onun raporu yok.

EKONOMİ BAKANI MEHMET ZAFER ÇAĞLAYAN (Devamla) – Ama Türkiye, burada söylemek istediğim hadise, ithalatını elbette yapacak ancak ithalat yapısı sizden fazla bizi daha çok rahatsız ediyor ve bu konuda önemli olan, bu rahatsızlığı sadece kabul etmek değil, bunu giderecek olan sistemleri dizayn etmektir. Ancak, arkadaşlar, tekrar söylüyorum yani bu ithalat üzerinde yıllardır yapılmamış politikaların, alınmamış tedbirlerin, hatalı uygulamaların faturasını getirip bugüne teşmil edersek hata yaparız, yanlış yaparız. İthalat rakamlarınıda her fırsatta açıklıyoruz, açıklamaya da devam edeceğiz, bundan kimsenin endişesi olmasın.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – On bir sene oldu!

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – On bir sene oldu, on bir sene!

EKONOMİ BAKANI MEHMET ZAFER ÇAĞLAYAN (Devamla) – İthalat rakamları zaten açıklanıyor, gümrük idaresini takip eden herkes, her ay sonunda Gümrük Bakanlığı, Gümrük Müsteşarlığı ve diğer taraftan, TÜİK’le beraber ithalat rakamlarını hepimiz şeffaf bir şekilde görüyoruz.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Başbakanın konuşmasına neden giremiyor? Bir türlü girmiyor.

EKONOMİ BAKANI MEHMET ZAFER ÇAĞLAYAN (Devamla) – Bu rakamları saklayan yok, bu rakamları gizleyen yok. Bu rakamları saklamanın, gizlemenin bir mantığı da yok ama tekrar söylüyorum, “İthalatta bu kadar rakam niye?” diye soruyorsanız geçmişte alınmış olan yanlış politikaların sonucu olduğunu söylüyorum.

OKTAY VURAL (İzmir) – İhracat sizden, ithalat başkalarından, öyle mi?

EKONOMİ BAKANI MEHMET ZAFER ÇAĞLAYAN (Devamla) – Gelmek istediğim nokta bilhassa şudur ki her ne olursa olsun değerli arkadaşlarım, şunu ifade etmek istiyorum.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Bilgisayar programlarında bir şey var, ithalatı siliyor hemen! Virüs girmiş!

EKONOMİ BAKANI MEHMET ZAFER ÇAĞLAYAN (Devamla) – Bakın, Türkiye sizler açısından farklı şekilde görünebilir ama tekrar söyledim, bugün bilhassa IMF Türkiye'yi dünyadaki ilk 30 ekonomi içinde 2013 yılında büyümesini en fazla artıracak 4’üncü ülke olarak görüyor. Geçenlerde –her yıl yayınlanan- Brand Finance kuruluşunun yapmış olduğu açıklamaya göre Türkiye'nin marka değeri 688 milyar dolara çıkmıştır. İster iktidar ister muhalefet olalım, ne olursak olalım, bunlardan hep birlikte iftihar etmesini mutlaka bilmeliyiz diye düşünüyorum ve bu noktada, Türkiye bir taraftan da uluslararası sermaye almaya devam ediyor. Dünyada uluslararası sermayenin ciddi bir şekilde daraldığı, dünyada bu konuda birçok yatırımcının frene bastığı, yeniden karar döneminde olduğu bir ortamda, bakın -1984’te Türkiye ilk yabancı sermaye almaya başlamıştı- 1984’ten 2002’ye geldiğimiz süreçte Türkiye'ye gelen toplam, bütün o yıllar çerçevesinde gelen rakam sadece 14,6 milyar dolardı. Ama arkadaşlar, bakın size bugün bir şey söylüyorum: Bugün ise 2003’te AK PARTİ’nin iktidara gelmesiyle beraber, bugüne kadar ülkemize gelen uluslararası doğrudan yatırım miktarı 132,5 milyar doları geçmiştir, ben bununla da iftihar ediyorum.

ÜMİT ÖZGÜMÜŞ (Adana) – Şirketleri sattınız Sayın Bakan.

EKONOMİ BAKANI MEHMET ZAFER ÇAĞLAYAN (Devamla) – Ve bunlar farklı farklı sektörlere gelmiştir.

ÜMİT ÖZGÜMÜŞ (Adana) – Topkapı Sarayı’nı satın, daha çok sermaye gelir!

EKONOMİ BAKANI MEHMET ZAFER ÇAĞLAYAN (Devamla) – “Şirket ortaklığı yapmıştır.” Biz de yapıyoruz şirket ortaklığı arkadaşlar. Niye utanıyoruz?

ÜMİT ÖZGÜMÜŞ (Adana) – Dolmabahçe Sarayı’nı satın daha çok sermaye gelir!

EKONOMİ BAKANI MEHMET ZAFER ÇAĞLAYAN (Devamla) – Ben de benim işletmelerim, Türk firmaları dışarıda işletme alsın, işletmelere ortak olsun diye Bakanlık olarak destek veriyorum. Türkiye bunları başarıyorsa, bakın bu başarıları bizim alkışlamamız lazım ve burada birçoğunun ifade ettiği gibi “Efendim, hangi sektörlere geliyor?” E, sektörler bazında baktığımız zaman da bunun yüzde 32’sinin finans ve bankacılık sektörüne; finans ve bankacılık sektörüne, bilhassa Türkiye'ye gelirken Türkiye'deki siyasi istikrarı ve güveni ve yapısal reformları görmekten dolayı geldiğini ifade ederken, bakın imalat sektöründe, enerji sektöründe, telekomünikasyon sektöründe, toplam perakende sektöründe Türkiye’ye  önemli oranda uluslararası doğrudan yatırım gelmeye devam ediyor.

Değerli arkadaşlar, bilhassa, yine, bir iki arkadaşımın dile getirmiş olduğu bir husus vardı. Söylemezsem eksik kalır, üzerimde vebal olur.

Biraz evvel, bizim, daha evvelki bakanlığımızda önemli görev yapmış olan değerli kardeşim “50 milyon liranın üzerindeki teşviklerin Başbakanlıkta yapıldığını söylüyorlar.” dedi.

Sizin ifadeniz değil, değil mi bu Haluk Bey? “Söylüyor.” dediniz.

EMİN HALUK AYHAN (Denizli) – Ben ne söylediysem zabıtlarda var.

EKONOMİ BAKANI MEHMET ZAFER ÇAĞLAYAN (Devamla) – Ben de diyorum ki bakın…

EMİN HALUK AYHAN (Denizli) – Soruşturma açılmış.

EKONOMİ BAKANI MEHMET ZAFER ÇAĞLAYAN (Devamla) – Ben de diyorum ki Ekonomi Bakanı olarak…

EMİN HALUK AYHAN (Denizli) – Soruşturma açılmış, gösterdim sana.

EKONOMİ BAKANI MEHMET ZAFER ÇAĞLAYAN (Devamla) – Kim söylüyorsa yalan söylüyor,  iftiradır ve müfteridir bu. Böyle bir şey yok. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

EMİN HALUK AYHAN (Denizli) – Soruşturma açılmış.

EKONOMİ BAKANI MEHMET ZAFER ÇAĞLAYAN (Devamla) – Teşviklerin karara bağlandığı, teşviklerin verildiği tek yer var, Ekonomi Bakanlığı Teşvik Uygulama Genel Müdürlüğüdür arkadaşlar. Ekonomi Bakanlığı Teşvik Uygulama Genel Müdürlüğü dışında herhangi bir yerde teşvik belgesi  bağlanmışsa, veren bir yer varsa getirin bugün istifamı basmaya hazırım. Bakın bu kadar iddialı konuşuyorum. Ama, aksi hâlde, ispat edemeyen de aynı şekilde buradan istifa etsin.

Arkadaşlar, bakın, bir şey söylerken, ne olur, kurumlarımızı incitmeyelim, kurumlarımızın değerlerini düşürmeyelim. Başbakanlığın başka işi gücü yok da teşvik belgeleriyle mi ilgilenecek?

OKTAY VURAL (İzmir) – Ya, bütün gayrimenkulleri kendisine bağlamadı mı? Madenciler bekliyor.

EKONOMİ BAKANI MEHMET ZAFER ÇAĞLAYAN (Devamla) – Ve bu noktada teşvik belgesinin nereden, nasıl bağlandığı ve orada çalışan arkadaşlarımızın ne yaptığı, bunların hepsi ayan beyan ortadadır.

OKTAY VURAL (İzmir) -  Bütün gayrimenkuller Başbakana bağlı değil mi?

EKONOMİ BAKANI MEHMET ZAFER ÇAĞLAYAN (Devamla) –  Arkadaşlar, işsizlik konusunda biraz evvel görüşler ifade edildi çeşitli partilerimiz tarafından .

MEHMET GÜNAL (Antalya) - Her şey durdu.

OKTAY VURAL (İzmir) – Her şey durdu ya! Madenciler perişan. Kaynak yapanlar alıyor.

EKONOMİ BAKANI MEHMET ZAFER ÇAĞLAYAN (Devamla) – İşsizlik konusunda ne derseniz deyin. Bakın, geçmiş olduğumuz son dört yılda, dünyada küresel krizin yaşanmış olduğu bir ortamda Avrupa’da 5 milyon 200 bin insan işini kaybederken, Allah’a şükürler olsun, bizim ülkemiz 6 milyondan fazla istihdam sağlamıştır. Ülkemizin en son işsizlik rakamları yüzde 9,8’dir. Elbette ki bu rakam yüksektir. Ancak, bugün, Türkiye’nin işsizlik rakamı, euro bölgesinin de, Avrupa’nın da ortalamasının daha altında bir rakama sahiptir.

MÜSLİM SARI (İstanbul) – Oralarda kriz var. Gelişmekte olan ülkelerle karşılaştırın.

EKONOMİ BAKANI MEHMET ZAFER ÇAĞLAYAN (Devamla) – Ve bu noktada yapacağımız çalışmaları çok daha fazla artıracağız, çok daha fazla, Allah’ın izniyle, geliştireceğiz.

Şunun altını tek tek çizerek ifade etmek istiyorum ki: Arkadaşlar, Türkiye ekonomisinde öyle kırılganlık falan filan yoktur. Türkiye  ekonomisi, şükürler olsun, kaya gibi sağlamdır, dimdik sağlamdır. Bunu, bir kere, herkesin bilmesini bilhassa buradan ifade etmek istiyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Yani “Gaza basalım.” diyorsunuz Sayın Bakan.

MÜSLİM SARI (İstanbul) – Gaza mı basalım?

OKTAY VURAL (İzmir) – Siz gazcıydınız galiba.

EKONOMİ BAKANI MEHMET ZAFER ÇAĞLAYAN (Devamla) – Diğer yandan, arkadaşlar, şunu söyleyeyim ki: Şimdi, ihracatta, biz, ihracatın yapısını çalıştırmaya uğraşıyoruz, ihracatın yapısını değiştirmeye çalışıyoruz. Ancak, bugün, yüksek teknoloji, yüksek katma değer ihracatçının sorunu değil, sanayicinin sorunudur. Bu noktada, gerek 2008’de çıkarmış olduğumuz AR-GE teşvik yasasıyla gerek diğer taraftan benim Bakanlığım ve çeşitli bakanlıklar tarafından yapılan birçok uygulamayla bilhassa sanayicimize yüksek katma değer, yüksek teknoloji, inovasyonu, AR-GE’yi öğrenecek son derece önemli çalışmalar ve bununla ilgili destekler veriyoruz.

Bakanlık olarak yapmış olduğumuz çalışmaların en başında gelen şey hakikaten bir marka hâline gelen, maalesef bir biraz önce bir arkadaşımın eleştirdiği -başımın üstünde yeri var, her türlü eleştiriye razıyız- TURQUALITY ve markayla ilgili Türkiye, bugün, Avrupa’da, dünyada inşallah marka olacak. Yani, müsaade edin de “Seksen yılda marka olmamış firmaları getirin iki, üç senede marka yapalım.” diye aceleci de olmayın.

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – İki üç sene değil, on bir sene, on bir sene.

EKONOMİ BAKANI MEHMET ZAFER ÇAĞLAYAN (Devamla) – Biz TURQUALITY’e beş yıl verdik, arkasından, ben Bakanlık görevine geldikten sonra –TURQUALITY 2005’te başladı arkadaşlar- beş yıl da ben devam ettirdim.

Şimdi, Türkiye sadece mal ihracatçısı değil, Türkiye aynı zamanda önemli bir hizmet ihracatçısı. Bugün, Türkiye dünya hizmet ihracatından yüzde 1 pay alan önemli bir yapıya sahip. Geçen yıl Türkiye 43,2 milyar dolarlık hizmet ihracatı yaptı. Buna karşılık, yapmış olduğu