TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

                                                                                TUTANAK DERGİSİ

 

                                                                                                  26’ncı Birleşim

                                                                                          9 Aralık 2013 Pazartesi

 

(TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

                                                                                               İÇİNDEKİLER

 

 

I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II.- GELEN KÂĞITLAR

III.- YOKLAMALAR

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, soru önergelerinin cevaplandırılmamasına ilişkin gündem dışı konuşması

2.- İstanbul Milletvekili Sedef Küçük’ün, 10 Aralık Dünya İnsan Hakları Günü’ne ilişkin gündem dışı konuşması

3.- Antalya Milletvekili Hüseyin Samani’nin, Antalya Demre’de meydana gelen dolu afetine ilişkin gündem dışı konuşması

V.- AÇIKLAMALAR

1.- İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, 506 sıra sayılı Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu’nun birinci cildindeki muhalefet şerhinde yer alan bazı ifadelerin çıkarılması için MHP Grubunun Meclis Başkanlığına yaptığı başvurunun sonucunu öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

2.- Bingöl Milletvekili İdris Baluken’in, Hakkâri’nin Yüksekova (Gever) ilçesinde mezarların tahrip edilmesini protesto etmek isteyen halk ile güvenlik güçleri arasında yaşanan olaylar ve sonrasındaki gelişmelerin çözüm sürecine yönelik bir provokasyon olduğuna ve sorumluların görevden alınması gerektiğine ilişkin açıklaması

VI.- USUL HAKKINDA GÖRÜŞMELER

1.- 506 sıra sayılı Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu’nun birinci cildinde BDP Grubu milletvekillerince yazılan muhalefet şerhinde yer alan Anayasa ve İç Tüzük’e aykırı bazı ifadelerin Başkanlık tarafından çıkarılıp çıkarılmayacağı ve bütçe görüşmelerinin Genel Kurul tarafından belirlenen takvim ve program dâhilinde gerçekleştirilip gerçekleştirilmeyeceği hakkında

VII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Bingöl Milletvekili İdris Baluken’in, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal’ın usul görüşmesi üzerinde yaptığı konuşması sırasında Barış ve Demokrasi Partisine sataşması nedeniyle konuşması

2.- Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal’ın, Bingöl Milletvekili İdris Baluken’in sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanına sataşması nedeniyle konuşması

3.- Bingöl Milletvekili İdris Baluken’in, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Barış ve Demokrasi Partisine sataşması nedeniyle konuşması

4.- Plan ve Bütçe Komisyonu Başkan Vekili Isparta Milletvekili Süreyya Sadi Bilgiç’in, muhalefet şerhlerinin komisyon üyelerinin verdiği bir ek olup bunu bir rapor olarak değerlendirmenin yanlış olduğuna ve bu konuyla ilgili kararı Meclisin vermesi gerektiğine ilişkin açıklaması

5.- Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

6.- Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal’ın, İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın AK PARTİ grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında AK PARTİ Grubuna ve Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanına sataşması nedeniyle konuşması

7.- Muş Milletvekili Sırrı Sakık’ın, İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın AK PARTİ grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında Barış ve Demokrasi Partisine sataşması nedeniyle konuşması

8.- Adana Milletvekili Osman Faruk Loğoğlu’nun, Ankara Milletvekili Yıldırım Tuğrul Türkeş’in (11/30) esas numaralı Gensoru Önergesi’nin görüşmelerinde MHP Grubu adına yaptığı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

9.- Ankara Milletvekili Yıldırım Tuğrul Türkeş’in, Adana Milletvekili Osman Faruk Loğoğlu’nun sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Milliyetçi Hareket Partisine sataşması nedeniyle konuşması

10.- Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, Ankara Milletvekili Yıldırım Tuğrul Türkeş’in sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

11.- Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, İstanbul Milletvekili Volkan Bozkır’ın (11/30) esas numaralı Gensoru Önergesi’nin görüşmelerinde AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine ve Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanına sataşması nedeniyle konuşması

12.- İstanbul Milletvekili Volkan Bozkır’ın, Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

13.- Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, İstanbul Milletvekili Volkan Bozkır’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına ve Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun (11/30) esas numaralı Gensoru Önergesi’nin görüşmelerinde Hükûmet adına yaptığı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

14.- Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun, Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

 

VIII.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Önergeler

1.- Batman Milletvekili Ayla Akat Ata’nın, Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu üyeliğinden istifa ettiğine ilişkin önergesi (4/132)

2.- Batman Milletvekili Ayla Akat Ata’nın, (2/1850) esas numaralı Batman İli Adının ve Batman İline Bağlı İlçe Adlarının Değiştirilmesi Hakkında Kanun Teklifi’ni geri aldığına ilişkin önergesi (4/131)

B) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu ve 20 milletvekilinin, madencilik sektörünün sorunlarının ve bor madenlerinin öneminin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/803)

2.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu ve 20 milletvekilinin, çocuklara karşı uygulanan şiddet konusunun araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/804)

3.- Balıkesir Milletvekili Ahmet Duran Bulut ve 19 milletvekilinin, eğitim konusundaki sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/805)

C) Gensoru Önergeleri

1.- CHP Grubu adına, grup başkan vekilleri İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi, Sinop Milletvekili Engin Altay ve Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, ülkemizin ulusal güvenliğini yeni tehlikelere maruz bırakan, siyasi ve ekonomik çıkarlarına zarar veren, dünyadaki konumunu giderek aşağı çeken hatalı dış politika icra ettiği iddiasıyla Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu hakkında gensoru açılmasına ilişkin önergesi (11/30)

D) Tezkereler

1.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Cemil Çiçek başkanlığındaki bir heyetin, Ürdün Senatosu Başkanı Abdur-Rauf Rawabdeh’'in vaki davetine icabet etmek üzere Ürdün’e resmî bir ziyarette bulunmasına ilişkin tezkeresi (3/1352)

2.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının, Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Başkanı Nihat Zeybekci’nin, 17/12/2013 tarihinde Belçika'nın başkenti Brüksel’de düzenlenecek olan "21’inci Yüzyılda Avrupa Birliği Enerji İç Pazarı" konulu ortak komite toplantısına katılmasına ilişkin tezkeresi (3/1353)

IX.- ÖNERİLER

A) Siyasî Parti Grubu Önerileri

1.- AK PARTİ Grubunun, bastırılarak dağıtılan (11/30) esas numaralı Gensoru Önergesi’nin Genel Kurulun 9 Aralık 2013 Pazartesi günkü gündemin "Özel Gündemde Yer Alacak İşler" kısmına alınmasına ve gündeme alınıp alınmayacağı hususundaki görüşmelerin aynı günkü birleşiminde yapılmasına ve 480 ve 480’e 1’inci ek sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerinin tamamlanmasına kadar çalışmalara devam edilmesine ilişkin önergesi

X.- GENSORU

A) Ön Görüşmeler

1.- CHP Grubu adına, grup başkan vekilleri İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi, Sinop Milletvekili Engin Altay ve Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, ülkemizin ulusal güvenliğini yeni tehlikelere maruz bırakan, siyasi ve ekonomik çıkarlarına zarar veren, dünyadaki konumunu giderek aşağı çeken hatalı dış politika icra ettiği iddiasıyla Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu hakkında gensoru açılmasına ilişkin önergesi (11/30)

XI.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/242, 2/80) (S. Sayısı: 156)

2.- Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu Raporları (1/484) (S. Sayısı: 287)

3.- Sağlık Bakanlığı ve Bağlı Kuruluşlarının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı ve 16 Milletvekilinin; Üniversite Öğretim Elemanları ile Sağlık Hizmetleri ve Yardımcı Sağlık Hizmetleri Sınıfında Çalışan Personelin Tam Süre Çalışmasına ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın; Organ ve Doku Alınması, Saklanması ve Nakli Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, İstanbul Milletvekilleri Mahmut Tanal ve Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun; Sağlık Hizmetleri Temel Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, Tokat Milletvekili Orhan Düzgün’ün; Devlet Memurları Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi, İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın; Tababet ve Şuabatı San’atlarının Tarzı İcrasına Dair Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu Raporu (1/791, 2/159, 2/401, 2/592, 2/769, 2/1049) (S. Sayısı: 480 ve 480’e 1’inci Ek)

XII.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, EFT-POS yazar kasa kullanma zorunluluğuna ilişkin Başbakandan sorusu ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı (7/32570)

2.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, Yunus Emre Vakfı’nın faaliyetlerine ve aktarılan gelirlere ilişkin Başbakandan sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/32580)

3.- Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in, enerji üretimi ve tüketimi ile enerji alanındaki özelleştirmelere ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/32740)

4.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, Bakanlığa ait gayrimenkullere ve bunların satış ve kiralama işlemlerine ilişkin sorusu ve Millî Savunma Bakanı İsmet Yılmaz’ın cevabı (7/32955)

5.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, Bakanlığa ait arsa ve araziler ile bunların satış ve kiralama işlemlerine ilişkin sorusu ve Millî Savunma Bakanı İsmet Yılmaz’ın cevabı (7/32956)

6.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, Başbakanın Meclis grup toplantısında yaptığı konuşmanın Anadolu Ajansı tarafından sansürlenerek yayınlandığı iddiasına ilişkin Başbakandan sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/33099)

7.- İstanbul Milletvekili Kadir Gökmen Öğüt’ün, Gezi Parkı protestolarına sosyal medya hesapları üzerinden destek veren TRT personeli hakkında soruşturma açıldığı iddialarına,

Gezi Parkı protestolarına sosyal medya hesapları üzerinden destek veren TRT personeli hakkında soruşturma açıldığı iddialarına,

İlişkin Başbakandan soruları ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/33130), (7/33139)

8.- İstanbul Milletvekili Osman Oktay Ekşi’nin, Anadolu Ajansı tarafından yapılan yurt dışı kaynaklı haberlere ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/33143)

9.- İstanbul Milletvekili Osman Oktay Ekşi’nin, Anadolu Ajansının yabancı dillerdeki haber servisine ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/33145)

10.- İstanbul Milletvekili Osman Oktay Ekşi’nin, bazı TRT çalışanlarının Gezi Parkı protestolarını desteklediği için haklarında işlem başlatıldığı iddiasına ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/33146)

11.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, Gezi Parkı protestolarına katıldıkları gerekçesiyle haklarında soruşturma açılan personele ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/33147)

12.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, Başbakan Yardımcılığına bağlı kurum ve kuruluşlarda çalışan taşeron işçilerin sayısı ile mali haklarına ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/33148)

13.- Samsun Milletvekili Haluk Koç’un, bir Başbakan Başdanışmanının TRT’de program yapıp yapmadığına ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/33149)

14.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, bakanlar ile Adalet ve Kalkınma Partisi yöneticilerinin kamu kurumlarında üst düzey akrabaları bulunup bulunmadığına ilişkin Başbakandan sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’ın cevabı (7/33394)

15.- İstanbul Milletvekili Melda Onur’un, TDK’nın internet üzerinden verdiği sözlük hizmetine ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/33466)

9 Aralık 2013 Pazartesi

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.00

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Muharrem IŞIK (Erzincan), Fehmi KÜPÇÜ (Bolu)

----- 0 -----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 26’ncı Birleşimini açıyorum.

Toplantı yeter sayısı vardır.

Görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce üç sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

Gündem dışı ilk söz cevaplandırılmayan soru önergeleriyle ilgili Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’ye aittir. (MHP sıralarından alkışlar)

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, soru önergelerinin cevaplandırılmamasına ilişkin gündem dışı konuşması

ÖZCAN YENİÇERİ (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; soru önergelerine verilmeyen ya da veriliyor gibi yapılan cevaplar konusunda gündem dışı söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Hükûmetin icraatlarını denetleme mekanizmalarından bir tanesi de soru önergeleri müessesesidir. Milletvekilleri, hükûmet icraatlarını denetlemek için soru önergesi verirler. Bakanlar, yaptıkları icraatlar bağlamında bu soru önergelerine doğru, açık ve gerçek cevap vermek zorundadırlar. Hâl böyleyken, özellikle ihale, kiralama ve harcamalara ilişkin soruların büyük bir kısmına bakanlar cevap vermemektedir. Verilen cevaplar da yuvarlak, genel, ilgisiz türden olmaktadır. Bunlardan birkaçını yüce Meclisin takdirine sunuyorum:

Orman ve Su İşleri Bakanı Sayın Eroğlu’na “Bakanlığınızca kiralanan her bina için kiralama süresince ayrı ayrı ödenen kira miktarları ne kadardır?” şeklinde bir soru sorduk. Bakan bu soruya “Aylık kira bedelleri Başbakanlık Toplu Konut İdaresi Başkanlığı tarafından ödenmek üzere kiralama yapılmıştır.” şeklinde cevap vermiştir. Kira bedellerini soruyoruz, Sayın Bakan “kiralanmıştır” diye cevap veriyor.

Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanına yine “2012 yılı itibarıyla kiralanan her bina için kiralama süresince ayrı ayrı ödenen kira miktarları ne kadardır?” diye soruyoruz…

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Hocam, biraz sessiz.

ÖZCAN YENİÇERİ (Devamla) – Susmuyorsunuz, sizi ben sustururum. Yani ya dinleyeceksiniz ya da dinleteceğim.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Sesin bize ulaşıyor.

ÖZCAN YENİÇERİ (Devamla) – Bakanlığımız “Binalar hizmet binası olarak kiralanmış olup adı geçen kurumlar hizmetlerini hâlen kiraladıkları binalarda yürütmektedir.” şeklinde cevap veriyor. Aynı şekilde, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı da “Bakanlık bünyesinde kullanılan binalar hangi kişi ya da kuruluşlardan aylık kaç liraya kiralanmıştır?” sorusuna -Sayın Fatma Şahin- “Dağınık yapıda ve farklı binalarda verilen hizmet bir araya getirilmek üzere tek bir Bakanlık binası kiralanmak suretiyle durum giderilmiştir.” diyor. Daha vahimi, Lale Devri’ni yaşayan AKP’nin bakanlarına, milletten toplanan vergilerle yapılan havai fişek gösterileri, debdebe ve şatafat içerikli açılışlar, lüks içindeki tanıtımlar, beş yıldızlı otellerde verilen davetler, toplantılar ve yemeklerle, milletin dişinden tırnağından artırarak ödediği vergilerle yaptıkları harcamaların miktarını soruyoruz, “Mevzuata uygun şekilde harcama yapılıyor.” şeklinde bir cevap veriliyor.

Bilindiği gibi, TİKA, faaliyetlerini ve dolayısıyla harcamalarını yurt dışında yapmaktadır. Bu faaliyetler hem gözden hem de gözetimden ıraktır. TİKA 2012 yılı için 3 milyar 436 milyon dolar harcama yapmıştır. Türkiye Cumhuriyeti yurttaşlarının ödediği vergilerle yurt dışında gerçekleştirilen projelerin belirlenmiş amaçlara ve yasalara uygun gerçekleştirilip gerçekleştirilmediğini anlamak için ilgili bakana çeşitli projeler ve faaliyetlerle ilgili 224 soru önergesi sunduk. Bu sorular, özet olarak “TİKA’nın yurt dışında yaptığı ihaleler hangi şirketlere veriliyor? Bu ihaleler için verilen diğer teklifler nelerdir? Yurt dışında, TİKA kapsamında gerçekleştirilen ihaleleri birbirleriyle ilişkili şirketler mi gerçekleştiriyor?” sorularını içeriyordu. TİKA’nın bağlı olduğu Sayın Bozdağ 224 proje için sorulan soruya yarım sayfalık bir cevap veriyor, “Projelere ilişkin bilgiler TİKA faaliyet raporunda yer almakta olup söz konusunu raporlardan, 1’er adet ekte sunulmuştur.” diyor. Faaliyet raporunda, sorduğumuz sorulardan hiçbirinin cevabı yoktur. Aynı soruları 2’nci defa sormamıza karşın, Sayın Bakan aynı cevabı vermiştir.

Bakanlar soru önergesi müessesesini hafife almaktadır, verdikleri cevaplarla âdeta halkın zekâsıyla alay etmektedirler, denetimden kaçmaktadırlar, ihaleleri verdikleri şirketleri, harcadıkları parayı açıklamakta sakınca görmektedirler. AKP’li bakanlar “Parayı nereye harcadınız?” şeklinde bir soruya muhatap olduklarında âdeta cin çarpmışa dönmektedirler. Bakanlar soru önergelerine cevap vermekten değil, denetimden kaçmaktadırlar. Saklanacak ya da çekinilecek bir şeyi olmayanlar sorulan sorulara niçin cevap vermesinler ki? Önergelere cevap verilememesi, yolsuzluğun, usulsüzlüğün ve yasal olmayan işlerin olduğunun zımnen kabul edilmesi anlamına gelmektedir.

AKP sonrası kurulacak iktidarın ilk işi, cevaplandırılmayan soru önergelerinin parayla ilgili konularını mercek altına almak olmalıdır. Halktan alınan yetkiyi halkın aleyhine kullanmayı caydırmak için, bu konuda yargı da harekete geçirilmelidir.

Herkese saygılar sunuyorum. (MHP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Gündem dışı ikinci söz 10 Aralık Dünya İnsan Hakları Günü münasebetiyle söz isteyen İstanbul Milletvekili Sedef Küçük’e aittir. (CHP sıralarından alkışlar)

2.- İstanbul Milletvekili Sedef Küçük’ün, 10 Aralık Dünya İnsan Hakları Günü’ne ilişkin gündem dışı konuşması

 

SEDEF KÜÇÜK (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 10 Aralık Dünya İnsan Hakları Günü’ne ilişkin gündem dışı söz aldım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, dünyamız İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nin ilan edildiği 10 Aralık 1948 tarihinden bu yana çok fazla değişikliğe tanık oldu. Savaşlar gördü dünya, devletler yıkıldı, yeni devletler kuruldu, sınırlar değişti, rejimler çöktü ama bunca yıl, tüm bu değişimlere rağmen, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi insanlığa yol göstermeye devam etti. Bu beyannameyi yalnızca imzalamakla kalmayıp hayata geçirmeyi başaran ülkeler gerçek demokrasiye ulaşma yolunda büyük adımlar attılar. Bizim gibi ülkeler ise bu beyannameyi yalnızca imzaladılar ve halklarını eksik bir demokrasiye mahkûm ettiler.

Temel insan haklarını uygulamayan hiçbir devlet, hiçbir hükûmet, hiçbir siyasi irade demokrasi iddiasında bulunamaz. Örneğin, İnsan Hakları Beyannamesi’nin 12’nci maddesinde yazılı olan “Kimsenin özel yaşamına karışılamaz, şeref ve adına saldırılamaz.” hükmü yok sayılıyorsa o ülkede demokrasi de, insan hakları da yok sayılıyor demektir. Örneğin, 19’uncu maddede yazılı olan “Herkesin düşünce ve ifade özgürlüğüne hakkı vardır.” ilkesi görmezden geliniyorsa o ülkede insanlar baskı altında demektir, konuşmaya korkuyorlar demektir.  Örneğin, 20’nci maddede yazılı olan “Herkesin silahsız ve saldırısız toplanma özgürlüğü vardır.” ilkesi ihlal ediliyorsa, silahsız gösteri yapan insanlara düşman gibi davranılıyorsa o ülkede insan hakları vardır iddiasında kimse bulunamaz.

Eğer, insanlar protesto haklarını kullandı diye baskıya uğruyorlarsa, haklarında kovuşturma açılıyorsa ya da eleştirdi diye hapislere atılıyorsa, ekmekleriyle oynanıyorsa ya da “Sen şöyle yaşayacaksın, şunu giyeceksin, bunu içeceksin, bunu içmeyeceksin, el ele tutuşmayacaksın, kızlı erkekli parklarda oturmayacaksın.” deniliyorsa o ülke demokrasiden, temel insan haklarından nasibini almamış demektir ve maalesef, bizim ülkemizde olan da tam budur.

Demokratik ülkelerde devlet, özel yaşam ihlal suçlarını önlemekle yükümlüdür; otoriter ülkelerde ise devlet bu suçu bizzat kendisi işler.

Değerli milletvekilleri, ne yazık ki adil yargılanma hakkının en çok ihlal edildiği ülkeler sıralamasında Türkiye hep üst sıralardadır. Ülkemiz, basın özgürlüğü ihlallerinin en çok görüldüğü ülkelerden birisidir. Bunları geçtim, kendi insanlarına zalimce davranan bir ülkedir bu ülke. Karakolda gencecik kadınların onurları ayaklar altına alınarak çırılçıplak soyularak arandığı bir ülkedir bu ülke. Avrupa Konseyi İnsan Hakları Komiserinin kadınların sözlü ve fiziki taciz, tecavüz tehditleri ve bedenleri üzerinde onur kırıcı şekilde yapılan aramalara maruz kaldıklarını ifade ettiği ülke, bizim ülkemizdir.

Bunları görmezden gelmeye, yok saymaya hakkımız yoktur. Kafamızı kuma gömmeye devam edersek özgürlüklerle değil, demokrasiyle değil, yaygın ve sistematik insan hakları ihlalleriyle anılan bir ülke olmaya devam ederiz. Bu nedenle, hepimiz en ufak bir insan hakkı ihlaline karşı sesimizi yükseltmek zorundayız. Hepimizin, tereddüt etmeden, hiç kimsenin bir başkasının yaşam biçimine, inancına, düşüncesine müdahale edemeyeceğini, buna hakkı olmadığını açıkça ortaya koymamız gerekmektedir. Aksi takdirde, 2013 yılında İnsan Hakları Beyannamesi’nin ilan edilişinden altmış beş yıl sonra, beyannamenin 1’inci maddesinde yazan “Bütün insanlar özgür doğar, onur ve haklar bakımından eşittir.” ilkesini yaşama geçiremediğimiz için, bize kalacak tek duygunun utanç olduğunu belirtiyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP, MHP ve BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Gündem dışı üçüncü söz Antalya’nın Demre ilçesinde meydana gelen dolu afetiyle ilgili söz isteyen Antalya Milletvekili Hüseyin Samani’ye aittir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

3.- Antalya Milletvekili Hüseyin Samani’nin, Antalya Demre’de meydana gelen dolu afetine ilişkin gündem dışı konuşması

 

HÜSEYİN SAMANİ (Antalya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Antalya ilimiz Demre ilçesinde meydana gelen dolu zararına ilişkin söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bildiğiniz gibi, 26 Kasım 2013 tarihinde, salı günü, Antalya ilimiz Demre ilçesinde yoğun yağış ve buna bağlı olarak bir dolu meydana gelmiş ve bundan dolayı da ciddi zarar meydana gelmiştir. Bunu duyar duymaz, Antalya milletvekili arkadaşlarımızla gerekli istişareleri yaptık. Tabii, o günler içerisinde Meclis çalışmalarımız devam ettiğinden dolayı, diğer milletvekili arkadaşlarımız adına da bölgeye bizzat, daha önce de aynı zarara maruz kalmış bir üretici olarak, bir damdan düşen olarak Demre ilçemize intikal ettim. İlçemize vardığımızda ilçe Kaymakamımız, Belediye Başkanımız, Tarım Bakanlığımızın yetkilileri ve diğer kurum temsilcilerinin hasar tespit çalışmaları ve diğer çalışmaları yerinde izlemek üzere orada bulunduğunu bizzat müşahede ettim. Tabii, benden sonra bölgeye, yine diğer Antalya Milletvekilimiz Sayın Menderes Türel intikal etti, o da gerekli incelemeleri yaptı. İkimiz beraber, bölgedeki hemşehrilerimizin, üreticilerimizin acılarını paylaşma imkânı bulduk.

Oraya vardığımızdaki tablo, gerçekten, üreticiler açısından sıkıntı verici bir durumdu. Zira, bölgede 1.650 adet çiftçi zarar görmüştü. Bu üreticilerimizin önemli bir kısmı o bölgede seralarda ortakçılık yapan ortakçı ailelerdi ki onlar, ürettikleri ürünün belli bir miktarını alarak hayatlarını devam ettiren kişilerdir. Onlar açısından bu dolu zararı belki daha da acıtıcı olmuştur.

Yine, bölgede, baktığımız zaman, birçok mahalle ve köylerimizde bu zararın olduğunu müşahede ettik. Bunlara değinecek olursak, merkeze bağlı Alakent, Büyükkum, Gökyazı, Karabucak, Kayaaltı, Küçükkum, Yaylakaya mahalleleri ile Beymelek beldesi, Çevreli, Davazlar, Gürses, Kapaklı, Köşkerler ve Yavu köylerinin dolu zararından yoğun bir şekilde etkilendiğini gördük. Bu bölgede yaklaşık olarak 3.500-3.600 dekar kapalı alanın zarar gördüğünü yani cam ve plastik seranın zarar gördüğünü, yine 520 dekar civarında narenciye bahçesinin, özellikle ağırlıklı olarak portakal bahçelerinin -portakal meyvesinin- zarar gördüğünü bizzat üreticilerimizle arazide gezerken görme imkânı bulduk, tabii, özellikle cam seralardaki hasarların çok daha yoğun olduğunu. Malumunuz, cam örtü, kırıldığı zaman camlar etrafa saçılıyor ve yere düşerken de bitkileri kesiyor. Dolayısıyla, ürün kaybı cam seralarda çok daha yoğundu. Üreticilerimizin, bütün bu zarara rağmen, soğukkanlı bir şekilde -Allah’tan gelen bir felaket olarak telakki edip- işlerinin başında olduklarını bizzat gördüm. Tabii, bunun arkasından hemen gerekli çalışmaları arkadaşlarımızla birlikte başlattık. Bölgeye AFAD tarafından 1 milyon TL acil yardım gönderildi. Bu yardım Antalya Valiliği emrine şu an itibarıyla intikal etmiş durumda, Valilik bunu Kaymakamlığa intikal ettirmiş, Kaymakamlığımız da önümüzdeki günlerde bu 1 milyon TL’lik acil yardımı zarar gören üreticilerimize dağıtacaktır. Tabii, orada başka acil ihtiyaçlar vardır. Onun yanında, Belediye Başkanımız, Kaymakamlığımız da acil ihtiyaçlar konusunda gerekli yardımlarını sürdürüyorlar. Bununla birlikte, genel hayata etkili kararı alınma konusunda çalışmalarımız devam etmektedir, bu konu anlatılmaktadır. İnşallah, önümüzdeki süreçte genel hayata etkili kararı alınacak. Onunla birlikte, gerek Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından gerek diğer kurumlar tarafından diğer yardımlar bölgeye nasıl yapılacak, bunların programları önümüzdeki günlerde gerçekleşecektir.

Bir hususu ifade etmek istiyorum. Özellikle bu tip afetlerden sonra hepimizin konuştuğu bir durum var değerli arkadaşlar, o da şu: Bölgede -üreticilerimizin yapmış olduğu- tarım faaliyetlerinde bildiğiniz gibi, her türlü meteorolojik olaya açık bir üretim yapıyoruz. Maalesef, TARSİM yüzde 50’sini –sigortasını- ödediği hâlde, yine bölgede tarım sigortası yaptıran üretici varlığının yüzde 18 civarında olduğunu gördük. Bu konuda gerekli kurumlarla gerekli çalışmaları yaparak hep beraber tarım sigortası yaptırmayı yaygınlaştırmamız gerektiğini de ifade etmek istiyorum.

Tekrar, Demre’deki üretici kardeşlerimizin acılarını paylaşıyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Vural.

V.- AÇIKLAMALAR

1.- İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, 506 sıra sayılı Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu’nun birinci cildindeki muhalefet şerhinde yer alan bazı ifadelerin çıkarılması için MHP Grubunun Meclis Başkanlığına yaptığı başvurunun sonucunu öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

 

OKTAY VURAL (İzmir) – Efendim, bir konuyu arz etmek istiyorum.

6 Aralık 2013 tarihinde, Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkan Vekilliği olarak, Plan ve Bütçe Komisyonu tasarı raporunda yer alan “Türkiye Kürdistanı” tabirlerinin kullanılmasının, Türkiye devletinin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne aykırı olduğuna ve bu bakımdan da Meclis Başkanlığının ivedilikle bunu  toplatarak muhalefet şerhinin iade edilmesinin gerektiğine ilişkin bir müracaatımız olmuştu. Bu konuda Meclis Başkanlığından henüz gerekli adım atılmış değil. Milliyetçi Hareket Partisi olarak, ivedilikle bu konuda Meclis Başkanlığının inisiyatif kullanmak suretiyle temel ilkemize aykırı bu ifadelerin çıkartılmasını temin etmesini istemiştik. Bu konuda Meclis Başkanlığının bir iradesi var mıdır? Bunu arz etmek istedim efendim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Vural.

Evet Sayın Ünal, söz talebiniz var, buyurun.

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, 2014 yılı bütçe görüşmelerine ilişkin görüşme takvimi, geçen hafta, Genel Kurulun 4 Aralık 2013 tarihli 25’inci Birleşiminde kabul edilmişti. Genel Kurulun kabul ettiği takvime uygun olarak Meclis Başkanlığınca hazırlanan görüşme programı bugün dağıtılmış ve elimize geçmiştir. Dağıtılan programa göre, bütçe görüşmelerine yarın başlanacaktır. Toplamı 7 ciltten oluşan bütçe ve kesin hesaba ilişkin 506 ve 507 sıra sayıları bugünkü birleşimden bir önceki birleşim olan ve bütçe takviminin karara bağlandığı gün olan 4 Aralık 2013 tarihinde dağıtılmıştır. Bu nedenle, bu sıra sayısına ait birazdan belirteceğim hususu bugünkü birleşimde Başkanlığın dikkatine sunmak gerekmiştir.

Bütçe görüşmelerine konu olan 506 sıra sayılı 2014 yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı’na ilişkin raporun 1’inci cildinde, Plan ve Bütçe Komisyonu üyesi BDP Grubuna mensup milletvekillerince yazılan muhalefet şerhinde Anayasa’ya ve İç Tüzük’e aykırı ifadeler geçmektedir. Doğrudan ve açıkça Anayasa’nın 3’üncü ve 14’üncü maddelerine aykırı olan, yine İç Tüzük’ün 67’nci maddesine göre yaralayıcı nitelikte bulunan söz konusu muhalefet şerhinin Başkanlıkça 506 sıra sayısının 1’inci cildinden çıkarılması, 1’inci cildin tekrar bastırılması, muhalefet şerhinin Anayasa ve İç Tüzük hükümlerine göre düzeltilerek bütçe görüşmelerinin sonuna kadar tekrar verilmesi hâlinde ek sıra sayısı olarak bastırılması, muhalefet şerhine ilişkin bu hususun komisyon raporunu etkilememesi nedeniyle görüşmelerin kararlaştırılan takvim ve Genel Kurul tarafından belirlenen program dâhilinde gerçekleştirilmesini ve bu hususun görüşülmesiyle ilgili bir usul tartışması açılmasını Başkanlığınızdan arz ve talep ederiz.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Vural.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkanım, burada, bu görüşmelerin devam ettirilmesini temin edip işte on gün içerisinde getirmelerini istemek gibi bir irade yerine, Adalet ve Kalkınma Partisinden, net bir şekilde, bu görüşmeler başlamadan önce değiştirilmesini talep etmesini istiyoruz. Lütfen, hep beraber, birlikte ortak tavır koyalım.

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, bu açık ve nettir.

OKTAY VURAL (İzmir) – Efendim, görüşmelerin devam etmesi değil, bunun çıkartılarak…

BAŞKAN – Sayın Vural…

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Biz bunun çıkartılmasını istediğimizi açıkça ifade ettik Sayın Vural.

BAŞKAN – Sayın Vural, Sayın Ünal konunun görüşülmesini…

OKTAY VURAL (İzmir) – Görüşmelerin devam etmesi değil, önce çıkartılması…

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Muhalefet şerhinin daha sonra verilmesi aşamasında, görüşmelerin devam etmesi…

OKTAY VURAL (İzmir) – Daha sonra değil.

BAŞKAN – Öyle bir talebi olmadı Sayın Vural, Sayın Ünal’ın öyle bir talebi olmadı.

Sayın Baluken, sizin bir söz talebiniz var.

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Biz bu konuda…

OKTAY VURAL (İzmir) – “Daha sonra…” diye bir şey mi olur ya!

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Muhalefet şerhinin bu süre içerisinde verilmesi diyoruz Sayın Vural.

OKTAY VURAL (İzmir) – “Çıkarılması…” Vermediler ne olacak? Görüşmüş olacaksınız.

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Çıkartılmasını istiyoruz biz.

BAŞKAN – Bir saniye Sayın Ünal, Sayın Baluken’i de dinleyelim.

2.- Bingöl Milletvekili İdris Baluken’in, Hakkâri’nin Yüksekova (Gever) ilçesinde mezarların tahrip edilmesini protesto etmek isteyen halk ile güvenlik güçleri arasında yaşanan olaylar ve sonrasındaki gelişmelerin çözüm sürecine yönelik bir provokasyon olduğuna ve sorumluların görevden alınması gerektiğine ilişkin açıklaması

 

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, cuma günü Hakkâri’nin Yüksekova ilçesinde, Gever ilçesinde, mezarlıkların tahrip edilmesini protesto etmek için demokratik hakkını kullanmak isteyen halkımıza yönelik polis ve özel harekât timleri tarafından bilinçli, planlı ve sistematik bir silahlı saldırı gerçekleştirilmiştir. Kitleyi hedef alıp katliam amaçlı gerçekleştirilen bu saldırıda Mehmet Reşit İşbilir ve Veysel İşbilir adlı iki partilimiz katledilmiş, Bemal Tokçu adlı genç bir yoldaşımız ise ağır yaralanmıştır, şu anda bilinci kapalı ve yoğun bakımda yatmaya devam etmektedir. Halkımıza karşı yapılan bu saldırı çözüm sürecine yönelik yapılan provokasyonun ta kendisidir. Mevcut provokasyonun devamı olarak dün de Gever’de ortaya konan bu katliama yönelik demokratik tepkisini ortaya koymak isteyen halkımıza Diyarbakır, Mersin ve Bingöl başta olmak üzere, bütün illerimizde ağır bir polis saldırısı gerçekleştirilmiştir. AKP iktidarı da bu provokasyona sahip çıkan bir tutum ortaya koymuştur. Bizler, bu provokasyona AKP Hükûmeti sahip çıktıkça, aydınlatılması için herhangi bir adım atmadıkça, bu provokasyonun bir parçası olarak AKP Hükûmetinin anılacağını ifade etmek istiyoruz. Yalan yanlış polis raporlarıyla, geçen yılki fotoğrafları servis ederek, bu yıl çekilmiş gibi göstererek bu katliamın üstünün örtülmeye çalışıldığını ifade etmek istiyoruz. Halkımıza yönelik gerçekleştirilmiş olan bu saldırıları kınıyor, bu saldırılara karşı halkımızın her alanda demokratik tepkilerini ortaya koymaya devam edeceğini ifade etmek istiyoruz.

AKP Hükûmetini de, bu provokasyonun bir parçası olmamak için, Hakkâri Valisi, Yüksekova Kaymakamı ve sorumlu olan emniyet mensuplarını bir an önce görevden almaya davet ediyoruz.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Evet, teşekkür ediyorum.

Sayın Vural ve Sayın Ünal’ın belirttiği konuyla ilgili usul tartışması açacağım.

OKTAY VURAL (İzmir) – Usul tartışmasını hangi konuda açtığınızı lütfen…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Çıkarılması konusunda mı Sayın Başkan?

OKTAY VURAL (İzmir) – Lütfen…

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Çıkartılması konusunda Sayın Başkan.

OKTAY VURAL (İzmir) – Yani bu metinden çıkartılmadan,                  görüşmelerin… Çıkartılması için bir süre verip çıkartılmasını temin etmeye yönelik.

BAŞKAN – Evet,  Sayın Ünal’ın talebi de o efendim, tamamen çıkartılması.

OKTAY VURAL (İzmir) – Tamamen çıkartılıp, çıkartıldıktan sonra…

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, bunu sarih bir şekilde ifade ettik zaten.

BAŞKAN – Tamamen çıkarılması… Talebi dinledim efendim.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Lehinde...

BAŞKAN – Vereceğim efendim, söz vereceğim.

OKTAY VURAL (İzmir) – Çıkartılmadığı takdirde, o zaman biz olmayan metni görüşeceğiz…

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Muhalefet şerhinden diyoruz.

BAŞKAN – Evet, lehte söz isteyen?

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Çıkartılması lehinde, evet.

OKTAY VURAL (İzmir) – Yani, çıkartılmasının lehinde evet.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Lehte...

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, aleyhte.

BAŞKAN – Mahir Ünal, Oktay Vural, Hasip Kaplan ve Muharrem İnce.

Mahir Ünal, Kahramanmaraş Milletvekili. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Konunun önemi nedeniyle on dakika söz veriyorum.

Buyurun.

VI.- USUL HAKKINDA GÖRÜŞMELER

1.- 506 sıra sayılı Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu’nun birinci cildinde BDP Grubu milletvekillerince yazılan muhalefet şerhinde yer alan Anayasa ve İç Tüzük’e aykırı bazı ifadelerin Başkanlık tarafından çıkarılıp çıkarılmayacağı ve bütçe görüşmelerinin Genel Kurul tarafından belirlenen takvim ve program dâhilinde gerçekleştirilip gerçekleştirilmeyeceği hakkında

 

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; biz, hepimiz bu kürsüde bir yemin ettik. Ettiğimiz yemin gereği, bu Mecliste bütün eylemlerimizin, bütün fiillerimizin öncelikle o yeminin ruhuna sadakat içermesi gerekir. Türkiye Büyük Millet Meclisinin de bütün işlemlerinde Anayasa’ya uygunluk ve bütün düzenlemelerde de o düzenlemelerin anayasal dayanağının oluşması gerekir.

Özellikle bugün usul tartışması istediğimiz husus da Barış ve Demokrasi Partisinin bütçeye ilişkin verdiği muhalefet şerhinde demin ifade ettiğim hususlara, Anayasa’ya, özellikle Anayasa’nın 3’üncü ve 14’üncü maddesine çok açık bir aykırılık söz konusudur. Dolayısıyla, biz, bütçe görüşmeleri başlamadan önce ve Genel Kurulda bütçe görüşmelerinin takvimini belirlemiş, programı belirlemiş ve bunu da Genel Kurul onaylamışken, bugün, Genel Kurul tarafından bu hususun görüşülmesi –çünkü bu hususta tek yetkili Genel Kuruldur- ve bir sonuca bağlanması için usul tartışması açmış bulunuyoruz.

Şimdi, bütçe görüşmelerine konu 506 sıra sayılı 2014 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı’na ilişkin raporun 1’inci cildinde Plan ve Bütçe Komisyonu üyesi BDP Grubuna mensup milletvekillerince yazılan muhalefet şerhinde -demin ifade ettiğim gibi- Anayasa ve İç Tüzük’e çok açık aykırı ifadeler bulunmaktadır. Ben bu ifadeleri burada zikretmek ve Meclis tutanaklarına da bunların geçmesini istemediğim için bu ifadeleri burada zikretmiyorum.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Meclis tutanaklarında var o ifadeler.

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Zaten var, tutanaklarda var zaten.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Başbakanın ne diyor?

MAHİR ÜNAL (Devamla) – Doğrudan ve açıkça Anayasa’nın…

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Başbakan söylüyor, Başbakan.

MAHİR ÜNAL (Devamla) – Sayın Başbakanın kullandığı ifade…

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – İlk Meclis tutanaklarında olduğunu söylüyor Başbakan. Ayıptır ya!

MAHİR ÜNAL (Devamla) - … Irak Anayasası’nda ifadesini bulan “Irak Kürdistan Bölge Yönetimi” ifadesidir.

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Diyarbakır Belediye Başkanı söylüyor.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Grup konuşmasında Başbakan Meclis tutanaklarında olduğunu söyledi. Ayıptır ya!

MAHİR ÜNAL (Devamla) – Dolayısıyla, Irak Anayasası’nda ifadesini bulan bir ifadenin Sayın Başbakan tarafından zikredilmesini dayanak olarak kullanıp bunu aynı gerekçeyle bütçenin muhalefet şerhine taşıyan akıl, orada kullandığı ifade üzerinden de bu ifadeye meşruiyet kazandırıp bu ifadeyi…

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – O ifade zaten meşrudur, zaten meşruydu, sizinle meşrulaşmadı o ifade.

MAHİR ÜNAL (Devamla) – Bakınız, bu ifadenin içeriği, niteliği tartışılır.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Başbakanınıza okuyun, ondan sonra konuşun! 

MAHİR ÜNAL (Devamla) – Eğer, çözüm konusunda, barış konusunda iyi niyetiniz varsa, öncelikle yazdığınız muhalefet şerhini lütfen, o iyi niyetinizle açın ve bir okuyun.

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Sizden daha iyi niyetli olduğumuz ortada. Hiç konuşmanıza gerek yok Mahir Bey!

HASİP KAPLAN (Şırnak)-  Ağzınızdan çıkanla kafanızdakini aynı anda konuşun! Aynı anda konuşun!

MAHİR ÜNAL (Devamla) – Yazdığınız muhalefet şerhinde hiçbir iyi niyet bulunmamaktadır. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Göreceğiz şimdi, kim konuşmuş, kim konuşmamış.

MAHİR ÜNAL (Devamla) – Kullandığınız ifadeler “sömürü” ifadesinden “koloni” ifadesine kadar, bölgeyi…

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Bak, bugün Diyarbakır milletvekilinizin röportajı var, oraya bak!

MAHİR ÜNAL (Devamla) –  Bakınız, çözüm konusunda biz bir siyasi irade koyuyoruz kan akmasın diye.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Senin Diyarbakır milletvekilinin bugünkü röportajından haberin yok.

MAHİR ÜNAL (Devamla) – Analar ağlamasın diye bir çözüm iradesi koyuyoruz.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Hadi bakayım oradan! İnkârcılık yapıyorsunuz! Siz görürsünüz öyle mi, değil mi!

MAHİR ÜNAL (Devamla) – Fakat koyduğumuz bu çözüm iradesi bu ülkenin bölünmesi, parçalanması ve birilerinin art niyetine malzeme olması için konulmamıştır. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Bu, samimi, içten, çözüm odaklı, risk alan bir siyasetin gereğidir.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Şu anda parçalayan sizsiniz! İstediğinizi yapabilirsiniz, parçalayan sizsiniz!

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Çok yakışıyor size Mahir Bey!

MAHİR ÜNAL (Devamla) – Dolayısıyla, hiç kimse bizim bu iyi niyetimizi, bu samimiyetimizi istismar etmeye kalkmasın; zira bizim iyi niyetimiz kadar aklımız da, öngörümüz de, bu ülkeye duyduğumuz sevgi de keskindir, güçlüdür; kimse bunu sınamaya kalkışmasın. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Biz, burada hukuki bir meseleyi konuşuyoruz, biz burada hukuki bir  meseleyi konuşuyoruz, anayasal zeminde konuşuyoruz. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası caridir. Türkiye Büyük Millet Meclisi, bu Anayasa’nın icrasına uygun bir şekilde işlemektedir. Dolayısıyla, biz, burada, usul çerçevesinde esası konuşuyoruz. O yüzden, burada, bu usul tartışmasıyla Genel Kurul üzerine düşen görevi yerine getirsin, meselenin vuzuhiyete kavuşturulmasını ve muhalefet şerhinde ifade edilen hususların da çıkarılmasını talep ediyoruz. Dediğimiz gibi, Başkanlıkça 506 sıra sayısının 1’inci cildinden bu muhalefet şerhinin çıkarılmasını, 1’inci cildin tekrar bastırılmasını; muhalefet şerhinin Anayasa ve İç Tüzük hükümlerine göre düzeltilerek bütçe görüşmelerinin sonuna kadar, tekrar verilmesi hâlinde, ek sıra sayı olarak bastırılmasını; muhalefet şerhine ilişkin bu hususun komisyon raporunu etkilememesi nedeniyle görüşmelerin kararlaştırılan takvim ve Genel Kurul tarafından belirlenen program dâhilinde gerçekleştirilmesini istiyoruz.

Ayrıca, bakınız, İç Tüzük madde 42: “Komisyon raporunun tümüne veya belli kısımlarına çekimser veya muhalif kalan komisyon üyeleri rapora çekimserlik veya aykırılık görüşlerini ekleme hakkına sahiptirler. Bu üyeler, raporda tasarı veya teklifin hangi maddesine aykırı olduklarını yazmak zorundadırlar.” Ve bu görevi yerine getirirken de yaptıkları bu işin Anayasa’ya ve İç Tüzük’e uygun bir şekilde yapılması gerekir. Dolayısıyla bizim talebimiz, bu uygunluğun Genel Kurul nezdinde görüşülmesi ve bu görüşmenin Divan ve Başkanlık tarafından da bir karara bağlanmasını sağlamaktır.

Bu duygu ve düşüncelerle Genel Kurulu saygılarımla selamlıyorum.

Teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Aleyhte söz isteyen Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan. (BDP sıralarından alkışlar)

KAMER GENÇ (Tunceli) – Neyin lehinde, neyin aleyhinde konuşuluyor ya?

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugünün gündemi burada yazılıdır. Bugünün gündemi burada yazılıdır; bu gündemde yer almayan bir konuyu İç Tüzük’e göre hiçbir kimse usulen tartışmaya açamaz, konuşamaz, görüşemez, karar veremez. Gündem burada. Yarın bütçe görüşmeleri var, her grup bir saat konuşacak; çıkarsınız her kim ki ne düşünüyorsa inkârcılıkta, rette, ırkçılıkta, şovenizmde -İnsan Hakları Günü’nde- faşizmde istediğini burada söyleyebilir.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Sakin, sakin… Bağırma, kulaklarımız sağır değil, duyuyoruz.

HASİP KAPLAN (Devamla) – Ama şunu söyleyeyim size: Ne yaparsanız yapın ne ederseniz edin bu Meclisin tutanaklarından, ilk Meclis Başkanı Gazi Mustafa Kemal’in bu kürsüde söylediği “Kürdistan” sözünü bu tutanaklardan söküp, çıkarıp atamazsınız Meclisten. (BDP sıralarından alkışlar) Bunu bileceksiniz çünkü bu ülkede Kürdistan var, Kürtler var, Kürt dili var, Kürt kimliği var; kimliğini de (…)(x) olduğu gibi aynen kabul edeceksiniz. İnsan hakları 21’inci yüzyılda hukuk tanımaktır, yurttaşını kimliğiyle, doğuştan gelen haklarıyla, tarihsel haklarıyla, sosyolojik haklarıyla, kimliğiyle, kültürüyle tanımaktır.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Bizim kimlikle problemimiz yok, bölücülükle problemimiz var.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – En büyük bölücü sensin! Faşist zihniyet bölücülüktür.

HASİP KAPLAN (Devamla) – Siz kalkmışsınız, bana “Gelin, Meclis tutanaklarından Barış ve Demokrasi Partisinin söylediği, muhalefet şerhinde geçen ‘Kürdistan’da eşitsiz gelişim ve ekonomik sömürü’ muhalefet şerhini çıkarın.” diyorsunuz. Benim grupta, benim tasarıya verdiğim muhalefet şerhini gelip bu kürsüde eleştirebilirsiniz ama benim partime ve bana “Şunu şurada böyle yapacaksınız.” deme hakkını hiç kimse size vermiyor; Allah da vermiyor, hukuk da vermiyor, adalet de vermiyor. Burada kalkıp bana hamaset nutuklarını kimse atmaya kalkmasın.

Bakın, açık söylüyorum, Diyarbakır’da “Kürdistan” deyip gelip burada kıvırtmanın bir anlamı yok. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Terbiyeli ol! Terbiyeli ol!

HASİP KAPLAN (Devamla) – Samimiyetse gelir buradan söylersiniz, Başbakanınız gelip burada konuşur.

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Muhalefet şerhinde kullandığın ifadelere bak.

HASİP KAPLAN (Devamla) – Ben, MHP’yi anlayabilirim. MHP itiraz edebilir. İtirazında seviye vardır. Der ki, bunu der.

Ben de size söylüyorum: Ey Meclisin değerli üyeleri, Mustafa Kemal Atatürk, gizli celse tutanaklarında ne diyor bakın: “Kürdistan’ın iç politikası El Cezire Cephesi Komutanlığınca…” “Kürdistan’a muhtariyet.” diyor. Bunlar Mecliste, Meclis açıldıktan sonra kuruluş felsefesinde, bu çatının altında Lazistan mebusları vardı, adıyla sanıyla Kürdistan mebusları vardı, Kürdistan’dan gelen mebuslar kendi adlarıyla burada konuşuyorlardı. Siz, Atatürk’ün kurduğu Meclisten, tutanaklardan “Kürdistan”ı çıkarma cüretini, hadsizliğini nasıl kendinizde buluyorsunuz? Bu ne ırkçılıktır? Bu ne milliyetçiliğin, faşizmin gamalı haçında, Hitler’in ruhunu burada dolaştırmanın gammazlığıdır, ne aymazlığıdır? Siz ne zannediyorsunuz, 20 milyon Kürt yok mu olacak zannediyorsunuz bunu çıkardığınız zaman?

YILDIRIM TUĞRUL TÜRKEŞ (Ankara) – Arttıran var mı? Yok mu? 25 milyon veren var mı?

HASİP KAPLAN (Devamla) – Bakın, arkadaşlar, El Cezire Komutanlığına yazılan yazının bütün aşamalarında, Kürdistan’la ilgili Atatürk’ün bütün söylemlerinde bunlar vardır. Siz Amasya Tamimi’ni okumadınız mı? İzmit’i bilmiyor musunuz? Bu cumhuriyet yalnız Türk anasından değil, Kürt anasından da, Çerkez’inden de, Arnavut’undan da, Boşnak’ından da oluşur demiyor mu?

Sizin Başbakanınız her gün meydanlarda “Kardeşlerim” deyip saymıyor mu bunları? Bunları sayarken gelip burada inkâr etmek…

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Bunları birbirine karıştırma, bunlar farklı şeyler.

HASİP KAPLAN (Devamla) - …burada reddetmek, burada “Çözüm sürecini suistimal ediyorsunuz.” demek hadsizliktir, inkârdır, inkâr! Reddir, ret! Asimilasyondur, asimilasyon!

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Burada Kürt kimliğini, Kürt dilini tanıyoruz. Oysa siz bir bölünmenin peşine düştünüz.

HASİP KAPLAN (Devamla) – Şovenizmdir, şovenizm! Faşizmdir, faşizm! Irkçılıktır, ırkçılık!

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Reddi, asimilasyonu biz kaldırdık, biz; size rağmen kaldırdık. Bizim Kürtlerle bir sorunumuz yok, Kürt diliyle bir sorunumuz yok, Kürt kimliğiyle bir sorunumuz yok.

HASİP KAPLAN (Devamla) - Bakın, Kürt ve Kürdistan vardır. Birleşmiş Milletlerde de Kürdistan vardı.

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Ama sizin bölücü aklınızla bir sorunumuz var bizim.

HASİP KAPLAN (Devamla) - Bakın, Türk Tarih Kurumunda 1980’lerde Atatürk’ün “Kürdistan” kavramını çıkarmışlardı. O zihniyet, 12 Eylül darbecilerine aitti. Siz 12 Eylül darbecilerinin yaptığını bugün burada yapmak istiyorsunuz. Kenan Evren kafası mı var burada, bana söyler misiniz! Generallerin ruhu mu dolaşıyor, Hitler’in ruhu mu dolaşıyor bu Mecliste? Şu turuncu koltuklarınızdan bir kafanızı kaldırın.

Kürtler var bu ülkede, kabul edeceksiniz. (AK PARTİ sıralarından gürültüler) Yaşadıkları coğrafyanın adı “Kürdistan”dır, onu kabul edeceksiniz, bunu kabul etmek zorundasınız. Daha düne kadar Erbil’i, Kürdistan bölgesel yönetimini de kabul etmiyordunuz. Bugün gaz anlaşmaları yapıyorsunuz, petrol anlaşmaları yapıyorsunuz. İşinize gelince öyle, işinize gelmeyince de MHP’yle de uzlaşıyorsunuz.

Bakın arkadaşlar, size Meclis tutanaklarını gösteriyorum.

Sayın Başkan, size de söylüyorum. Gücünüz yetiyorsa bunları değiştirin, kaldırın.

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Tehdit mi?

HASİP KAPLAN (Devamla) – Bakın, Gazi Mustafa Kemal “Kürtler” diyor, yine “Kürdistan” diyor.

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) - Atatürk’e muhtaç oldunuz yani!

HASİP KAPLAN (Devamla) - Bakın, yasa tutanakları. Onun devamında, bakın, Meclis tutanakları, “Kürdistan” geçiyor. Diyap Ağa’dan tutun, Süleyman Necati’den tutun “Türkler ve Kürtler gayrikabili tefrik olarak birlikte yaşarlar Kürdistan’da.” diyor. Bu, tutanaklarda var.

Yine, Meclis tutanaklarında, geçiyoruz, “Kürdistan Mebusu” ve “Kürdistan gibi bir muhit”, “Kürdistan gibi bir coğrafya” ve “Kürdistan.” Bunlar Meclis tutanakları, sizin tutanaklarınız değil. Sizin o gocunduğunuz, utanç duyduğunuz, ayıpladığınız, suistimal olarak gördüğünüz bu Meclisin tutanaklarıdır bunlar; tarihtir, tarih; bu ülkenin kuruluş felsefesidir. Siz ki buradan Kürtleri çıkarırsanız bu Meclis Türklerin Meclisi olur, Kürtlerin Meclisi olmaz.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Bırak canım, sen de ne yaptığının farkında değilsin!

HASİP KAPLAN (Devamla) – Ünal Bey, Ünal Bey, burası Kürtlerin Meclisi olmaz. Siz hayatınızın kumarını oynuyorsunuz. Ne yaptığınızın farkında değilsiniz.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Biraz sakin ol, biraz.

HASİP KAPLAN (Devamla) –  Biz Türklerle Kürtleri, bütün halkları burada birleştirmeye çalışırken, siz burayı ırk temelinde bir Parlamentoya çevirmeye çalışıyorsunuz…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sensin!

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Siz böyle mi birleştiriyorsunuz? Muhalefet şerhinde yazdıklarınla mı birleştiriyorsun, bölerek mi birleştiriyorsun, ayrıştırarak mı birleştiriyorsun?

HASİP KAPLAN (Devamla) – Irk parlamentosu, faşizm, faşizmi okutmak istiyorsunuz burada. Yapmayın bunu, bu yanlışı yapmayın.

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Ötekileştirerek mi birleştiriyorsun sen?

HASİP KAPLAN (Devamla) – Bu yanlışı yapmayın. Bu tutanaklardan çıkarmaya gücünüz yetmez. Bunlar cumhuriyetin kuruluş tutanaklarıdır, bunlar Meclisin on yıl, yirmi yıl, hatta yakın zamanda kullandıklarımızdır. Siz böyle bir yanlış yaparsanız, Başkanlık Divanı bir yanlış yaparsa bütçe görüşmelerinde on bir gün boyunca “Kürdistan” diye başlayacağız söze, on bir gün boyunca Kürdistan’ı anlatacağız, on bir gün boyunca Kürtleri anlatacağız, on bir gün boyunca gasbettiğiniz haklarını anlatacağız, on bir gün boyunca Roboski’yi anlatacağız, on bir gün boyunca faili meçhulleri anlatacağız; on bir gün boyunca yaktığınız 4 bin köyü, 17.500 faili meçhulü anlatacağız. Siz ki böyle bir hata yaparsanız bu hatanın sonucuna katlanırsınız. Biz bu ülkede birlik için mücadele ederken, bu ülkenin birliği, dirliği için mücadele ederken, bu ülkede biz bütünlük içinde çözüm ararken siz inkârda arıyorsunuz, siz faşizmde arıyorsunuz, siz diktatörlükte arıyorsunuz…

METİN KÜLÜNK (İstanbul) – Yapma ya! Biraz insaf, insaf! En son söyleyeceğin cümleler bunlar.

HASİP KAPLAN (Devamla) – …siz inkârda arıyorsunuz, siz halkları inkârda arıyorsunuz. Böyle bir zulüm… Böyle bir dönemde, 10 Aralık İnsan Hakları Haftası’nın olduğu bir dönemde nasıl bir şeydir bu? Nasıl bir şeydir söyler misiniz? Fitne fesat koydunuz Meclisin içine.

(MHP ve BDP sıraları arasında karşılıklı laf atmalar)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…

HASİP KAPLAN (Devamla) – Bu Mecliste, hiç kimse kalkıp buradan…

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Tahrik et! Tahrik et!

(MHP ve BDP sıraları arasında karşılıklı laf atmalar)

BAŞKAN – Lütfen…

HASİP KAPLAN (Devamla) – Şunu açık söylüyoruz: Herkes düşüncesini açıklayacak, herkes görüşünü açıklayacak ama zorbalığı kabul etmeyiz…

(MHP ve BDP sıralarından ayağa kalkmalar, karşılıklı laf atmalar)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri…

HASİP KAPLAN (Devamla) – …saldırıyı kabul etmeyiz, tehdidi kabul etmeyiz…

BAŞKAN – Birleşime beş dakika ara veriyorum.

                                                                                Kapanma Saati: 14.43

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.51

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Muharrem IŞIK (Erzincan), Fehmi KÜPÇÜ (Bolu)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 26’ncı Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, ara verdiğinizde iki dakikam vardı.

BAŞKAN – Sayın Kaplan, söz vereceğim ama zaten dokuz saniyeniz vardı.

Bir dakika söz veriyorum, buyurun.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – İki dakika vardı, burada kavga vardı, ona gitti.

BAŞKAN – Hayır, tutanaklardan alabilirsiniz.

Sayın Kaplan, vereyim, iki dakika da vereyim ama dokuz saniyeniz vardı. Bir dakika söz veriyorum.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – İki dakika verin, toparlayayım.

BAŞKAN – Yani, oradaki tartışma beni ilgilendirmez ki Sayın Kaplan.

Bir dakika söz veriyorum.

Buyurun.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, gündem bellidir. Gündemin dışında bir konuyu usule, tartışmaya açmak mümkün değildir. Bu, Meclis Başkanlığını ilgilendirir; sizlerin bugünkü gündeminin, yürütmekle görevli olduğunuz bugünün gündeminin işi değildir. Bugün bu konuda bir karar veremezsizin. Kaldı ki ifade hürriyeti demokratik toplumların en önde gelen hürriyetidir. 10 Aralık İnsan Hakları Günü’nü kutluyoruz dünyada. İfade hürriyetini burada zorbalıkla engellemeye çalışan bir anlayışa biz teslim olmayız. Biz bildiğimizi söyleriz, doğru bildiğimizi, inandığımızı söyleriz. Gideriz, kürsüde de söyleriz, meydanda da söyleriz, sandığa da gideriz. Siz de onu yapın ama gelip bu kürsüden “Sen böyle konuşursun, böyle konuşamazsın.” deme cüretini… Milletin vekili olarak ben oy aldığım Şırnak halkına, Botan halkına verdiğim söz karşısında asla kafamızı eğmeyiz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HASİP KAPLAN (Devamla) – Siz tutanaklardan da çıkarsanız, rapordan da çıkarsanız bu kürsüde yirmi dört saat bunu ifade etmeye devam edeceğiz. Bunu açıklıkla ifade ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, bir cümle efendim. Çünkü bir husus ısrarla saptırılıyor. Biz, Kürt kimliğini, Kürt dilini, Kürdistan ifadesini; bunu tartışmıyoruz.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Tartışıyorsunuz!

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Tartıştığınız şey ne peki?

HASİP KAPLAN (Şırnak) – İnkâr ediyorsun! (AK PARTİ sıralarından “Bağırma!” sesleri)

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Barış ve Demokrasi Partisinin Türkiye Cumhuriyeti devletini…

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Biraz dinle ya!

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Bağırırım, haklı olunca bağırırım! (AK PARTİ sıralarından “Bağıramazsın!” sesleri)

BAŞKAN – Sayın Kaplan lütfen oturun, konuştunuz.

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Dinle, dinle…

MEHMET METİNER (Adıyaman) – İstediğin mecraya çekmeye çalışıyorsun.

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Türkiye Cumhuriyeti devletini, muhalefet şerhinde “sömürgeci” diye niteleyemezler.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sömürgeci de derim, asalak da derim, zalim de derim, diktatör de derim!

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Orada tabii ki milletvekili konuşur ama milletvekili Anayasa’ya uygun…

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Kendi Başbakanının ne kullandığına bak sen!

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – …Anayasa’daki yemine uygun şekilde orada konuşur.

BAŞKAN – Sayın Ünal teşekkür ediyorum.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Kendi Başbakanının ne kullandığına bak, Başbakanın ne kullandığını biliyoruz biz.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Her şeyi söylerim; benim fikrim bu, benim fikrim!

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Konuyu saptırmasınlar.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Burada şov yapma!

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Şovu sen yapıyorsun!

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Bizi susturamazsınız!

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Diyarbakır milletvekiline sor. Şovu siz yapıyorsunuz, şovu siz. Aç oku! (AK PARTİ ve BDP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Sayın Ünal lütfen…

Sayın Baluken, lütfen oturun.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Başbakanınız demiyor mu “Kurucu Meclis tutanağındaki…”

BAŞKAN - Evet, lehte söz isteyen Yusuf Halaçoğlu, Kayseri Milletvekili. (MHP sıralarından alkışlar)

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) - Bizim Kürtlerle sorunumuz yok.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Sorunun yoksa neyle sorunun var?

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Aç muhalefet şerhini oku sen!

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Sömürgeci de deriz, faşizm de deriz…

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Muhalefet şerhini oku sen!

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – …diktatörlük de deriz, tek adam yönetimi de deriz. Tamam mı?

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Sen muhalefet şerhini oku, yazdıklarına bak bir!

BAŞKAN – Lütfen…

Buyurun.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, Anayasa’mızın 81’inci maddesini hepimiz iyi biliyoruz. Burada hepimiz milletvekili andı içtik. Bu andı tekrarlamak istiyorum: “Devletin varlığı ve bağımsızlığını, vatanın ve milletin bölünmez bütünlüğünü, milletin kayıtsız ve şartsız egemenliğini koruyacağıma; hukukun üstünlüğüne, demokratik ve laik cumhuriyete ve Atatürk ilke ve inkılaplarına bağlı kalacağıma; toplumun huzur ve refahı, millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde herkesin insan haklarından ve temel hürriyetlerden yararlanması ülküsünden ve Anayasaya sadakatten ayrılmayacağıma; büyük Türk milleti önünde namusum ve şerefim üzerine andiçerim.”

Değerli milletvekilleri, bütçe ile ilgili hazırlanan kitapların 1’inci cildinde, 595’inci sayfadan başlamak üzere müteakip sayfalarında, Anayasa'nın şu yemini ettiğimiz maddelerine aykırı hususlar yer almıştır. Bununla ilgili olarak, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu olarak bu ayın 6’sında yani cuma günü, Meclis Başkanlığına bunları da ifade etmek suretiyle Anayasa’ya aykırı maddeler, hususlar, ifadeler ve terimler taşıyan 1’inci cildin geri iade edilerek, bu kelimelerin, Meclis zabıtları hâline gelmiş olan bu resmî yayın organından çıkarılması talebinde bulunduk.

Şimdi, burada, önemle hepinizden istirham ediyorum ki Anayasa'nın 126’ncı maddesine bakınız; başlangıçtaki değiştirilmez hükümleriyle 126’ncı maddesine ve 5442 sayılı İl İdaresi Yasası’nın hükümlerine tamamen aykırı ifadeler yer almıştır. Türkiye’de “Türkiye kürdistanı” diye bir bölge yoktur, “Kürdistan” diye bir bölge Türkiye'de yoktur.

AYLA AKAT ATA (Batman) – Vardır, vardır.

YUSUF HALAÇOĞLU (Devamla) – Dolayısıyla, Anayasa'ya aykırı olan bu gibi konularda ayrımcılık yapıyorsunuz, ülkeyi bölmeye çalışıyorsunuz, sonra diyorsunuz ki: “Vardır.” Şimdi, varsa resmî olarak herhangi bir şekilde yer almadığını görürsünüz.

PERVİN BULDAN (Iğdır) – O bölgenin ismi bu, nasıl değiştireceksiniz ya? O coğrafyanın ismini nasıl değiştireceksiniz?

YUSUF HALAÇOĞLU (Devamla) –  Dolayısıyla, bunların hiçbir tanesi yer almamaktadır. “Türkiye kürdistanı” diye bir tabir de tarihte de hiçbir zaman olmamıştır. Nitekim…

HÜSAMETTİN ZENDERLİOĞLU (Bitlis) – Tarihe bakabilirsin.

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Bak o zaman. Deminden beri Hasip Bey’in anlattıkları neydi?

YUSUF HALAÇOĞLU (Devamla) – Tarihi benden daha iyi bilecek değilsiniz.

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Sizden daha iyi biliyoruz.

YUSUF HALAÇOĞLU (Devamla) – Siz kendiniz ideolojik birtakım konuşmalar yapıyorsunuz. Atatürk’ü demin buna mal ettiniz. Atatürk’ün sözü Süleymaniye Erbil bölgesi içindir ve o bölgeyle ilgili, Meclis zabıtlarında 24 Nisana bakınız. 24 Nisanın İkinci Celsesinde vardır bunlar, ifade edilir.

PERVİN BULDAN (Iğdır) – “Kürdistan mebusları” diyor Atatürk; bu, Parlamento çatısı altında söylenen bir sözdür.

YUSUF HALAÇOĞLU (Devamla) – Şimdi, dolayısıyla, burada siz, Türkiye Cumhuriyeti’nde olmayan birtakım ifade ve kelimeleri resmî olarak Türkiye Büyük Millet Meclisinin yayınının içerisine sokamazsınız; bu, anayasal suçtur, aynı zamanda hukuka aykırı bir davranıştır. Dolayısıyla, bu kelimelerin buradan çıkarılması talebinde bulunduk. Bugün, usul tartışması şeklinde cereyan eden bu görüşmelerde, burada, bu kelimeler ki bugün terörden mahkûm olmuş ve ömür boyu ağırlaştırılmış müebbet hapse mahkûm olmuş bir kişiye “ulu önder”, “önder Apo” şeklinde ifadeler yer alamaz. Bütün bunlar hukukun vermiş olduğu kararlara aykırı kararlardır, nitekim bunların kabulü bizim tarafımızdan asla mümkün değildir. Dolayısıyla, bu kelimelerin bu kitaptan çıkarılmasını, çıkarılmadığı takdirde bu kitabın yeniden basılmasını, bunların, bu ifadelerin yer almamasını, şu ana kadar dağıtılmış olan kitapların toplatılmasını özellikle Meclisten istirham ediyorum. Zira, eğer bu kelimeleri bir oldubittiye getirerek Türkiye Büyük Millet Meclisi gibi Türkiye’nin en üst kurulunda yer alan bir kitaba sokmaya çalışırsanız, herhâlde burada bir art niyeti göz ardı edemezsiniz.

Şimdi, tabii ki bu arada şunları özellikle belirtmek isterim: Her milletvekilinin, herkesin konuşmalarına çok dikkat etmesi gerekir. Burada bağırıp çağırmakla bir yere varmamız mümkün değil. Burada, hepimizin belli bir eğitim seviyesine sahip olduğumuzu düşünüyorum ve burada herkesin birbiriyle rahat şekilde konuşup anlaşabileceklerini de düşünüyorum. Şimdi, konuşmalarımıza dikkat etmemiz lazım diyorum, şunun için: Zira, bir insanın ağzından çıkan kelimeler artık kendisine ait değildir, o artık topluma mal olmuştur ve o toplum onu kendi anlayışı çerçevesinde değerlendirir. Dolayısıyla, mesela, Sayın Galip Ensarioğlu “Diyarbakır bölgesinde, burada Kürtler yaşıyorsa o zaman burası Kürdistan’dır…” Böyle bir hakkı yoktur kimsenin. Yani, bir bölgeye bilmem kim yaşıyor diye bir hak veremezsiniz çünkü bakın, Türkiye Cumhuriyeti bir imparatorluk bakiyesidir, imparatorluk içerisinde Türklerin dışında değişik yerlerden, coğrafyalardan Türkiye’ye gelmiş pek çok unsur bulunmaktadır. Yani, Türkiye’de sadece Türkler yoktur ama herkesin, bunların söylediği gibi, birtakım kişilerin söylediği gibi burada Kürtlerin de tahakkümü olmaması gerekir. Burada Arnavutlar da vardır, Boşnaklar da vardır, Gürcüler de vardır vesaire. Dolayısıyla, olmaması zaten mümkün değil çünkü -dediğim gibi- Osmanlı coğrafyasından -kaybedildikten sonra- Anadolu topraklarına gelen birçok insan, buradaki yönetimi, bu ülkeyi, Türkiye’yi benimsedikleri için bu topraklara gelmişlerdir ve bu topraklara geldikleri için siz onları…

AYLA AKAT ATA (Batman) – Biz bu topraklara gelen halklardan değiliz. Bu topraklar bizim ana yurdumuz, kürdistan bizim ana yurdumuz.

YUSUF HALAÇOĞLU (Devamla) - …ayrı birer etnik grup olarak göremezsiniz. Kürtlerin yaşadığı bölgeye gelince, hiçbir zaman Kürtlerin yaşadığı bölge de bugünkü güneydoğu veya doğu değildir. Hiçbir zaman bunları tarih kayıtlarında göremezsiniz. Şimdi…

AYLA AKAT ATA (Batman) – Nasıl göremezsiniz? Ortaokulda, Yavuz Selim’in Kürdistan’a yaptığı seferden bahsediyor tarih kitabı.

YUSUF HALAÇOĞLU (Devamla) – Göremezsiniz, göstermek için bana Kürtçe yazılmış bir kitap göstermeniz gerekir veya Anadolu’da Kürtlere ait bir mimari yapı göstermeniz gerekir. Var mıdır? Yoktur. Herkes bunu biliyor, bütün dünya biliyor.

Şimdi, var olmayan bir şeye “Biz illaki burada varız.” dediğiniz takdirde, bunu herkes nasıl anlayacaktır? Sizin bu konuda desteksiz olarak konuştuğunuzu düşünecektir. Dolayısıyla, “Var.” demeniz hiçbir şeyi değiştirmez. Orada Artukoğulları vardır, Zengîler vardır, Eyyubîler vardır, Selçuklular vardır, Osmanlılar vardır, Akkoyunlular vardır, hatta, daha öncesine giderseniz Hazar İmparatorluğu’na kadar gidersiniz. Dolayısıyla, o tarihlerde olmayan bir şeyi siz bugün “Var.” diye ortaya çıkarsanız olmaz.

Ha, bugün Türkiye’de Kürtler var mıdır? Vardır kardeşim. Ha, Kürdistan diye bir bölge var mıdır? Türkiye dışında, bugünkü Irak’ın Süleymaniye ve Erbil bölgesinde bir Kürdistan vardır, haritalarıyla, her şeyiyle bu gerçektir “Yok.” demiyoruz, “Kürtler yok.” demiyoruz, “Kürtçe konuşulan değişik lehçeler yok.” demiyoruz ama bakın, burada bir şeyi yanlış anlamayın: Siz, burada, eğer “biz Kürtler, biz Kürtler” derseniz öteki de “biz Türkler, biz Türkler” demeye başlarız. O zaman, ortaya çıkacak sonuç herhâlde hiç de hoş olmayacak bir sonuçtur.

Dolayısıyla, burada, bu ülkede eğer birlik beraberliği savunuyorsanız o zaman “Biz Kürtler, biz Kürt gençleri, biz bilmem neler…” demeyin veyahut da böyle birtakım belgelere, oldubittiye getirerek birtakım kelimeleri sokmaya çalışmayın veya yaptığınız bir toplantıda hem “Bu ülkenin bayrağına saygılıyız.” diyeceksiniz hem de bayrağı alaşağı edeceksiniz, indireceksiniz. Böyle bir anlayışı hiç kimse kabul edemez.

Şimdi, bunun aksini iddia edemezsiniz. Siz birçok toplantıda -sadece bunda değil- daha önceki toplantılarda da aynı şekilde, bayrağa karşı aynı şeyi yaptınız. Yani hem siz bayrağa saygısızlık yapıyorsunuz hem siz “Kürt’üz.” diyerek aslında karşınızdaki, birlikte olmayı düşündüğünüz Türklere saygısızlık yapıyorsunuz veya ülkedeki başka insanlara saygısızlık yapıyorsunuz. Her şeyden önce bunu aklınıza iyice yerleştirmeniz gerekir.

Ben burada özellikle şunu belirtmek istiyorum: Bu gibi belgeler yayınlanırken başlangıçta komisyonların başkanlarının… Ki bu şerh Komisyon Başkanlığına verildiğinde, önce Komisyon Başkanının bunu inceleyip, buna aslında gerekli ikazı yapıp kitaba sokmaması gerekirdi.

İkincisi: Komisyondan gelen bu belgenin muhakkak Meclis Başkanlığı tarafından kontrol edilip yerine konmaması gerekirdi veyahut da ikaz edilmesi gerekirdi ama bunların hiçbir tanesi yapılmayıp bugünkü hâle gelmesinin sebebi de bu dikkatsizlikten başka bir şey değildir. Herkesin bu dikkatsiz davranışlardan bundan böyle sarfınazar etmesi gerekir. Biraz önce söylediğim gibi, eğer Anayasa gibi bir hukuka tabi isek, hukuk devleti isek, hukuka hepimiz saygılı isek bu konularda dikkatli olmamız gerekir. Anayasa’ya ve yasalara, bizim çıkardığımız Anayasa ve yasalara yani bu Meclisin çıkardığı yasalara bizim öncelikle uymamız gerekir ki toplum bizi öncü olarak görsün bu konuda.

Hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan…

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sırasıyla vereyim.

Buyurun.

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Ben tek bir cümle söyleyeceğim.

Burada bulunmayan bir sayın milletvekilimizin ifadesiyle ilgili, hatip bir ifadede bulundu. Sayın Galip Ensarioğlu’nun kullandığı ifade “Tarihsel olarak Kürdistan” diyor, “Türkiye kürdistanı” ifadesine katılmadığını ve bunu da doğru bulmadığını ifade ediyor.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Gelsin burada konuşsun, televizyonlarda öyle diyor, burada başka birşey, ne dediğiniz belli değil. Doğru durun ya!

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Zaten Sayın Halaçoğlu da bunları ifade etti kürsüde.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkanım… Sayın Başkanım… Efendim, bir şeyi belirtmek istiyorum. Biraz önce grup olarak…

BAŞKAN – Sayın Baluken daha önce söz istedi Sayın Vural, vereceğim.

OKTAY VURAL (İzmir) – Bir şeyi arz edeceğim sadece efendim bilgi olarak. Grup başkan vekilimiz, Milliyetçi Hareket Partisinin bu konuda ortaya koyduğu tavrı Genel Kurulda paylaştı ancak gönül isterdi ki öncelikle bu muhalefet şerhi Komisyon Başkanı tarafından geri gönderilsin…

SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) - Komisyonun öyle bir yetkisi yok.

Sayın Başkan…

OKTAY VURAL (İzmir) – …sonra Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı tarafından geri gönderilsin.

Bu çerçevede, Sayın Genel Başkanım yarın yapılacak toplantıda konuşma yapmama kararı almıştır. Dolayısıyla, Milliyetçi Hareket Partisi olarak bu konuda kararlı olduğumuzu ifade etmek istiyorum ve Komisyon Başkanı ile Meclis Başkanının önceden bir inisiyatif almamasını da kınıyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Başkanım, yerimden bir söz istiyorum.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Baluken.

SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Başkanım, Komisyon adına yerimden söz istiyorum.

BAŞKAN – Bir saniye, Sayın Baluken sabahtan bu tarafa ayakta duruyor.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan… Sayın Başkan, bütün partiler konuştu, CHP’ye de söz verin de sonra arkadaşlara verin.

BAŞKAN – Vereceğim ama sataşma nedeniyle söz istiyorlar.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Ama yani efendim, bir tek ben kaldım.

BAŞKAN – Sayın İnce, başka zaman da vermediğimiz zaman kızıyorsunuz yani hangi hâlinize verelim? Vereceğiz. Burada bak…

MUHARREM İNCE (Yalova) – Beni de konuşturursunuz, sonra arkadaşlara verirsiniz.

BAŞKAN – Grup başkan vekilleri söz isteyenler Sayın İnce, lütfen.

Grup başkan vekiline veriyorum.

Buyurun.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Biraz önce konuşması sırasında sayın hatip hem grubumuza yönelik bölücülük yapmak hem de bayrağı aşağılamakla ilgili suçlamalar yaptı.

BAŞKAN – Buyurun, iki dakika söz veriyorum sataşma nedeniyle.

Lütfen yeni bir sataşmaya mahal vermeyelim.

VII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Bingöl Milletvekili İdris Baluken’in, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal’ın usul görüşmesi üzerinde yaptığı konuşması sırasında Barış ve Demokrasi Partisine sataşması nedeniyle konuşması

 

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben MHP adına konuşan grup başkan vekiline cevap vermeyeceğim çünkü MHP bu konuyla ilgili düşüncesini her platformda aynı şekilde ifade ediyor ama burada AK PARTİ adına konuşan sayın grup başkan vekiline iki hafta önceki grup konuşmasından Sayın Başbakanın açıklamalarını okumak istiyorum. Sayın Başbakan, Diyarbakır’daki sözlerini eleştiren MHP ve CHP grubuna yönelik olarak “Gitsinler ilk Meclis zabıtlarını okusunlar, bugün karşı çıktıklarını orada görecekler. ‘Kürdistan’ kelimesini o Meclis zabıtlarında görecekler.” diyor.

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Biz buna itiraz etmiyoruz zaten, bunu anlatamıyoruz.

İDRİS BALUKEN (Devamla) – Bakın, bölgede gidip “Kürdistan” kelimesini kullanıp…

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) - Muhalefet şerhinde kullandığınız “sömürgeci”, “Ulu Önder” gibi ifadelere karşı çıktığımızı söylüyoruz.

İDRİS BALUKEN (Devamla) - Burada sizin yaptığınız konuşmanın tamamı “Kürdistan” kelimesinin orada geçmesine dairdir.

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Siz, işi ısrarla Kürdistan’a getiriyorsunuz.

İDRİS BALUKEN (Devamla) – “Kürdistan” kelimesinin tarihsel bir realite olduğunu…

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Bunu, seçim malzemesi olarak kullanmak istiyorsunuz.

BAŞKAN – Sayın Ünal, lütfen…

İDRİS BALUKEN (Devamla) – …Sultan Sencer’den…

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Konu Kürdistan değil!

İDRİS BALUKEN (Devamla) – …Yavuz Sultan Selim’den, Kanuni’den…

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Konu Kürdistan değil!

İDRİS BALUKEN (Devamla) – …ilk Meclis tutanaklarına kadar burada olduğunu…

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Siz ne yaptığınızı biliyorsunuz.

İDRİS BALUKEN (Devamla) – İki hafta önceki grup konuşmasında Başbakanınızın söylediklerini okuyun, siz de anlarsınız. Dolayısıyla, gelip burada aksi bir görüşü savunmanızı kınıyoruz.

Diğer taraftan, bu bayrakla ilgili meseleye gelmek istiyorum. 30 bin kişiyle yapılan bir gençlik kongresinden bahsediyoruz. Çok görkemli, çok önemli, birlikte yaşamanın ve çözümün mesajlarının geçtiği bir kongre. Ve kim olduğunu bilmediğimiz 2 kişi tarafından bayrak indiriliyor ve bizim partinin gençleri müdahale ediyorlar. Daha önceki bayrak indirme provokasyonlarında da olduğu gibi bunların, devletin köşebaşında yerleşmiş derin birtakım insanlar olduğunu çok iyi biliyoruz.

REŞAT DOĞRU (Tokat) – Başka partilerde niye indirilmiyor?

İDRİS BALUKEN (Devamla) – Bayrakla ilgili bir sorunumuz olsa buraya gelir, çıkar, söyleriz. Bizim bayrakla ilgili bir sorunumuz olsa bu Meclis çatışı altında olmayız.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Hep sizin kongrenizde oluyor!

İDRİS BALUKEN (Devamla) – “Birlikte yaşam, demokratik çözüm, ortak gelecek” diyorsak, bayrakla ilgili bir sorunumuzun da olmadığını bilmeniz gerekir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İDRİS BALUKEN (Devamla) – Bu provokasyonla ilgili hem parti gençlik meclisimizin hem de genel merkezimizin açıklaması da olmuştu.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Lütfen Sayın Ünal…

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Grup başkanımızın ifadesiyle…

BAŞKAN – Sayın İnce bekliyor efendim.

Sayın İnce buyurun.

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Sayın İnce’den müsaade aldım.

BAŞKAN – Lütfen…

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Sayın Başkan…

BAŞKAN - Sayın Halaçoğlu lütfen oturun, daha sonra… Çünkü Sayın İnce biraz önce…

Buyurun Sayın İnce, Yalova Milletvekili… (CHP sıralarından alkışlar)

VI.- USUL HAKKINDA GÖRÜŞMELER (Devam)

1.- 506 sıra sayılı Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu’nun birinci cildinde BDP Grubu milletvekillerince yazılan muhalefet şerhinde yer alan Anayasa ve İç Tüzük’e aykırı bazı ifadelerin Başkanlık tarafından çıkarılıp çıkarılmayacağı ve bütçe görüşmelerinin Genel Kurul tarafından belirlenen takvim ve program dâhilinde gerçekleştirilip gerçekleştirilmeyeceği hakkında (Devam)

 

MUHARREM İNCE (Yalova) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın milletvekilleri, sizleri saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başbakan “Kürdistan” derse BDP de gelir “Türkiye kürdistanı” der.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sen ne diyorsun onu söyle.

MUHARREM İNCE (Devamla) – Yani “Irak Kürdistanı için söyledi.” diyorsunuz ama Roboski’ye “Dobroski” diyen milletvekilinize de bunun gerçeklerini sorarsınız.

Mesela, bir başka yöneticiniz “Türk yoktur.” diyor. Ben de dedim ki: Doğru söylüyorsunuz Türk yoktur, Türkler aslında Kürtlerin kumsalda gezip “tırk tırk” diye ses çıkaranlarıdır.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – “Kart kurt” o, karıştırdın sen.

MUHARREM İNCE (Devamla) – Değerli arkadaşlar, türkü söylerken, düet yaparken dikkat edeceksiniz. Eleştiriler gelince Kürt sorununu Kürdistan sorununa dönüştürürseniz işte bunun çözümü yoktur. Kürt sorununu biz çözeriz, demokratikleşmeyle çözeriz, evrensel hukukla çözeriz, özgürlükleri genişleterek çözeriz ama siz Kürt sorununu bir coğrafya sorunu hâline, bir Kürdistan sorunu hâline getirirseniz bunu çözemeyiz. “Marmaray’la Londra ile Pekin’i buluşturduk.” derken, Ankara ile Diyarbakır’ı ayrıştırdığınızın farkında değilsiniz sizler.

Sorun nerede biliyor musunuz? Sorun, aslında, sizin kafa yapınızda, mantığınızda. Şehre göre şerbet veriyorsunuz, şehre göre şerbet! (CHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar) Diyarbakır’a gidiyorsunuz Kürdistancı oluyorsunuz, Barzani’nin eş başkanı oluyorsunuz. Oradan Edirne’ye geçiyorsunuz, şehit babası oluyorsunuz bir anda. Gün geliyor El Kaideci oluyorsunuz, gün geliyor El Nusracı oluyorsunuz, gün geliyor AB’ci oluyorsunuz. Sonra, ABD’ci oluyorsunuz.

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Bizi konuşma, muhalefet şerhini konuşsana ya!

MUHARREM İNCE (Devamla) - AB’den, ABD’den sıkıldığınız zaman da Şanghaycı oluyorsunuz.

SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Sen muhalefet şerhinden yana mısın, onu söyle Muharrem?

MUHARREM İNCE (Devamla) - İmralıcı oluyorsunuz, Kaddafici oluyorsunuz, Esatçı oluyorsunuz, sonra fesatçı oluyorsunuz. (CHP sıralarından alkışlar)

İHSAN ŞENER (Ordu) - Siz neci oluyorsunuz?

MUHARREM İNCE (Devamla) - Oradan geçiyorsunuz, sağcı oluyorsunuz, solcu oluyorsunuz, oradan vazgeçip orta yolcu oluyorsunuz.

İHSAN ŞENER (Ordu) – Siz kendinizi tarif edin, kendinizi.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Aynada kendinize bakın.

MUHARREM İNCE (Devamla) - Mesela, bir anda Müslümanlıktan bahsedip papaz elbisesi giymekten söz ediyorsunuz. Çevreci oluyorsunuz, yeşilci oluyorsunuz, Adnan Şensesci oluyorsunuz, solcuları tavlamak için oradan Ahmet Kayacı oluyorsunuz.(CHP sıralarından alkışlar)

İHSAN ŞENER (Ordu) – Siz necisiniz?

MUHARREM İNCE (Devamla) - Oradan geçiyorsunuz “Yes be annem”ci oluyorsunuz. Çalıştay yapıyorsunuz, Alevici oluyorsunuz.

İHSAN ŞENER (Ordu) – Bizi tarif etme, kendini tarif et.

MUHARREM İNCE (Devamla) - Darbuka görüyorsunuz Roman oluyorsunuz be ya! Roman oluyorsunuz Edirne’de. (CHP sıralarından alkışlar) Siz hepsini oluyorsunuz da bakın…

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Bunlar Yılmaz Özdil yazıları. Sen böyle konuşma ya! Sen büyük bir siyasetçisin, böyle konuşma. Bunları, bırak, Yılmaz Özdil yazsın ya!

MUHARREM İNCE (Devamla) - Siz hepsini oldunuz.

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Bunları Yılmaz Özdil yazsın, sen ne konuşuyorsun bunları!

MUHARREM İNCE (Devamla) - Darbukayı görünce Roman oldunuz, Barzanici oldunuz, Ahmet Kayacı oldunuz.

METİN KÜLÜNK (İstanbul) – Sayın İnce, “Brookings Institution”de ne olduğunuzu söyler misin?

MUHARREM İNCE (Devamla) - Hepsi oldunuz, iki şey olamadınız: Bir “Türk milleti” diyemediniz, bir de Atatürkçü olamadınız, bu ikisini olamadınız. (CHP sıralarından alkışlar)

METİN KÜLÜNK (İstanbul) – Washington’un dar sokaklarında ne olduğunuzu bir anlatın. Washington’un dar sokaklarında ne olduğunuzu bir anlatın. Washington’un mahremlerinde ne olduğunuzu bir anlatın. Geçen hafta neredeydiniz? Washington’da ne yapıyordunuz?

MUHARREM İNCE (Devamla) – Şimdi, bakın, örneklerimi çoğaltayım ben sizlere: Diyarbakır’da 4 askerimiz kaçırıldı, Sayın Başbakan “Çözüm sürecine karşı olanların işi.” diyor.

Sayın milletvekilleri, size bir sorum olacak: PKK, otuz yıldır ilk kez mi asker kaçırdı? Yani, PKK daha önce askerimizi, polisimizi, öğretmenimizi, kaymakamımızı kaçırdı mı, kaçırmadı mı? Yani, bunu ilk kez yapmışsa, derim ki tamam, bir çözüme, bir barışa doğru gidiyoruz, PKK da askerleri kaçırdı, süreci sabote ediyor. Yani, PKK bir kamu görevlisini ilk kez kaçırmadı ki. Bu mantık, PKK’yı aklama mantığıdır, temize çıkarma mantığıdır, tıpkı Reşadiye’de olduğu gibi.

Reşadiye’de ne dediniz? AKP, PKK’yı bir aklama yarışına girdi…

HÜSAMETTİN ZENDERLİOĞLU (Bitlis) – Keşke siz de barışı destekleyebilseydiniz. Daha güzel olmaz mıydı bu konuşmayı orada yapsaydınız?

MUHARREM İNCE (Devamla) - Açıklayın, bakın… O günlerdeki parti sözcünüz Hüseyin Çelik’in açıklamalarına bir bakın. O açıklamalarda…

OKTAY VURAL (İzmir) – Bülent Arınç’ın…

MUHARREM İNCE (Devamla) – Bülent Arınç’ın açıklamalarına bir bakın, o açıklamalarda bunların hepsini görürsünüz.

Bakın, çelişkili olmak, şehre göre farklı şerbetler vermek başka bir şeydir, tutarlı olmak, demokrat olmak başka bir şeydir.

Şimdi, ben, size çelişki gibi görünüp aslında demokrat bir tavır olan örnekler sergilemek istiyorum: Uludere’de 34 çocuğun ölümünü sorgulayacaksın, üzüleceksin, üstüne gideceksin. Orada diyeceksin ki “Bu çocukları, onları  hep birlikte savunacağız.” Hiç korkmayacaksın bundan.

Kürt olmak gerekmez o çocukları savunmak için, insan olmak, demokrat olmak, yurtsever olmak yeterlidir. (CHP sıralarından alkışlar)

Mesela, bir Sünni olarak diyeceksin ki Alevilerin cemevine haksızlık yapılıyor. Devlet, caminin elektriğini, suyunu  ödüyor, Alevi’nin, cemevininkini ödemiyor. Bir Sünni olarak çıkacaksın “Alevi kardeşime haksızlık yapma.” diyeceksin. Bunu demek için Alevi olmak gerekmez. (CHP sıralarından alkışlar) Mesela, “Bir cemaate kızdım, dershaneleri kapatırım.” diyorsa birisi, sen diyeceksin ki: “Bu eğitim kurumları böyle kapatılmaz.” O dershaneciyi de savunacaksın.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Parti tüzüğünde var bizim, dershane sorunu.

MUHARREM İNCE (Devamla) - Mesela, Gezi’de direnen yaşlı teyzeyi de savunacaksın. Ömrünün baharında on altı yıl hapis yemiş, telefonuna sehven bilgi yüklenen teğmeni de savunacaksın. “Dershanelerde işsiz kalan öğretmenlere iş veririm.” dediğinde, maliyeci kontrolüne giren holding patronunu da savunacaksın. Silivri’deki generali de savunacaksın. Düzmece delillerle içeriye atılan gazetecileri, muhalifleri de savunacaksın. Müfettiş gönderilen CHP’li, MHP’li belediyeleri de savunacaksın. Taksim’de gözünü kaybeden delikanlıyı savunacaksın. Başbakanın hışmına uğramış ajans sahiplerini savunacaksın. Haksız yere denetime girmiş, yıllarca “Kapitalisttir.” diye mücadele etmiş olmana rağmen, göstericilere otelini açtı diye müfettiş gönderilen, ihalelerden el çektirilen holding patronunu da savunacaksın.

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Son iki dakikanı muhalefet şerhine ayır.

MUHARREM İNCE (Devamla) – Gün gelecek Kürt’ü, Alevi’yi, holding patronunu, on sekiz yaşındaki sosyalist çocuğu, cemaatçiyi, dershaneciyi, ezilen mazlum kim varsa, bu diktatörün ezmek istediği kim varsa herkesi savunacaksın. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – Duyuyoruz, duyuyoruz, niye bağırıyorsun!

MUHARREM İNCE (Devamla) – Demokrasi böyle bir şeydir, hukuk böyle bir şeydir, adalet böyle bir şeydir ve bunu yapmak için…

METİN KÜLÜNK (İstanbul) – Tarihinize bakın.

MUHARREM İNCE (Devamla) - …Cumhuriyet Halk Partili olmak gerekmez, bunu yapmak için solcu olmak gerekmez, bunu yapmak için insan olmak, adam olmak, yurtsever olmak yeterlidir diyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

İHSAN ŞENER (Ordu) – Acze düşmüş CHP’yi de savunacaksın!

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Ünal.

Sayın Ünal ne için söz istiyorsunuz? Bir saniye! Ne için söz istiyorsunuz “Buyur” derken?

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) - Sayın Başkan, hatip, grup başkanımızın konuşmasına ilişkin bir hususu…

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Hasip, Hasip, hatip değil.

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Sayın hatip, Hasip değil efendim, hatip.

…sayın grup başkanımızın konuşmasındaki ifadesine ilişkin bir hususu ifade etti, bir düzeltme istiyorum sadece.

Ayrıca, ben, Sayın Muharrem İnce’nin tabii, hangi ifadesini düzelteceğim, onun için bir düzeltme istemiyorum…

BAŞKAN – Düzeltmeyle ilgili olmaz efendim, bakın. Siz kimsenin ifadesini düzeltemezsiniz, sataşma varsa söz isteyebilirsiniz.

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Efendim, bizimle ilgili kullandığı ifadelerle ilgili sataşmadan dolayı söz talep ediyorum.

BAŞKAN – Ha, ifade edeceksiniz bunları… Bunları önce söyleyeceksiniz.

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Peki, sataşmadan dolayı söz talep ediyorum.

BAŞKAN – Buyurun, iki dakika söz veriyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Kimsenin sözünü düzeltemezsiniz siz, buyurun.

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Herkesi düzelteyim diyorsunuz. Önce parti olarak duruşun ne? Kürdistan var mı yok mu? Önce Başbakanın duruşunu düzelt, ondan sonra… Lütfen yani…

VII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

2.- Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal’ın, Bingöl Milletvekili İdris Baluken’in sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanına sataşması nedeniyle konuşması

 

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Sürçülisan ettim, “düzeltme” ifadesini yanlış kullandım, kusura bakmayın, “sataşma” diyecektim efendim, düzeltiyorum. Kendi sözümü düzeltme hakkına sahibim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bir hususu burada netleştirelim. Kimse meseleyi Kürdistan üzerinden kurgulayıp, sonra bölgeye gidip, bölgedeki insanlarımıza “Bakın, size ne yapıyorlar… Buraya gelip ‘Kürdistan’ diyorlar, Ankara’ya gidip başka şey söylüyorlar.” diye propaganda yapmaya kalkışmasın.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Aynen öyle, aynen öyle.

MAHİR ÜNAL (Devamla) – Sayın Başbakanın “Kürdistan” ifadesini Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi için kullandığı son derece açıktır.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Hayır, hayır, Türkiye için kullandı.

MAHİR ÜNAL (Devamla) – Sayın Halaçoğlu da Kürdistan bölgesinin Osmanlı Dönemi’nde ve cumhuriyet tutanaklarında, Meclis tutanaklarında nasıl kullanıldığını, Süleymaniye ve Erbil için kullanıldığını da ifade etmiştir.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Çok açık söyledi, Türkiye için kullandı, lafı döndürmeyin.

MAHİR ÜNAL (Devamla) – Bir gerçeği gözden kaçırmayalım: Bakın, bizim, muhalefet şerhinde karşı çıktığımız hususlar: “Kürdistan’da eşitsiz gelişim ve ekonomik sömürü.” Böyle bir ifadeyi biz bu Mecliste kabul edemeyiz.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Kardeşim, bu benim fikrim ya, benim fikrim bu. Partimin fikrine nasıl karşı çıkarsın ya?

MAHİR ÜNAL (Devamla) – “Kürt siyasi tutsak” ifadesini kabul edemeyiz.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – “Eşitsiz gelişim ve ekonomik sömürü…” Ya bunda ne var? Allah, Allah! Allah aşkına ya!

MAHİR ÜNAL (Devamla) – “Kürt halk önderi” ifadesini kabul edemeyiz. “Türkiye ve Kürdistan’ın dört bir yanından halk isyanları başlamıştır.” ifadesini kabul edemeyiz. “İmralı’da Kürt halk önderi” ve “PKK lideri” gibi ifadeleri kabul edemeyiz.

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – “Kürdistan” ifadesini kabul ediyor musunuz Sayın Başkan, “Kürdistan” ifadesini, onu söyleyin?

MAHİR ÜNAL (Devamla) – AK PARTİ bölgede yaklaşık yüzde 45, yüzde 50, kimi yerde yüzde 60 oy alıyor. AK PARTİ’ye oy veren Kürt vatandaşlarının önderi olmayan birisine siz nasıl “Kürt halkı önderi” diyeceksiniz ve bunu meşrulaştıracaksınız…

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Niye görüşüyorsunuz o zaman? Niye görüşüyorsunuz Beyefendi?

MAHİR ÜNAL (Devamla) – …bunu Meclise taşıyacaksınız, bunu muhalefet şerhine taşıyacaksınız, sonra da bizim bunu kabul etmemizi isteyeceksiniz? Dolayısıyla, biz bunu kabul etmiyoruz.

Sayın İnce’nin söyledikleriyle ilgili de tek bir şey söylemek …

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MAHİR ÜNAL (Devamla) – …istiyorum: Bu millet ariftir, kimin ne yaptığını iyi bilir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Yarın Sayın Başbakan sizi de yalanlar!

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – “Kürdistan” ifadesine karşı mısınız, değil misiniz Sayın Başkan, onu söyleyin?

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan…

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Baluken, siz mi istiyorsunuz, Sayın Kaplan mı istiyor?

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Sayın Kaplan usule ilişkin istiyor. Ondan önce Mahir Bey’in konuşmasıyla ilgili bir hususu açıklamam lazım.

BAŞKAN – Hayır, anladım da ayrı ayrı olmaz ki biriniz isteyeceksiniz, sataşmaya da cevap…

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Olur mu efendim!

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Hasip Bey usulle ilgili istiyor, ben sataşmadan dolayı istiyorum.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Grup başkan vekili sataştı.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Ben sataşmadan dolayı söz istiyorum.

BAŞKAN – O zaman önce sataşmaya cevap versin ondan sonra buyurun.

Ne diye sataştı bir defa Sayın Baluken? Ne söyledi de sataştı?

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Yine Sayın Başbakanın, konuşmasında Suriye ve Irak bölgesini kastettiğini, dolayısıyla bizim bölücü…

BAŞKAN – Bunun sataşma neresinde?

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Bizim bölücülük yaptığımızı söylüyor, ülkeyi böldüğümüzü söylüyor, daha ne söylesin?

BAŞKAN – Ha, bölücülükle ilgiliyse buyurun.

İki dakika söz veriyorum.

3.- Bingöl Milletvekili İdris Baluken’in, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Barış ve Demokrasi Partisine sataşması nedeniyle konuşması

 

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Bakın, ben demin o konuşmanın bir kısmını okudum, şimdi size bir paragrafını okuyayım.

Sayın Başbakan konuşuyor: “‘Kürdistan’ kelimesini o Meclis zabıtlarında görecekler. ‘Anasırı İslam’ kavramını o zabıtlarda görecekler. Biraz daha geriye, Osmanlıya gittiklerinde doğu ve güneydoğunun Kürdistan eyaleti olduğunu görecekler.” Öyle Halaçoğlu’na gönderme yaparak “Irak’tan bahsetti, Suriye’den bahsetti.” savunmasını burada yapmayın.  Başbakan çok açık bir şekilde… Bakın yine okuyayım, meşguldünüz: “Osmanlıya gittiklerinde doğu ve güneydoğunun kürdistan eyaleti olduğunu görecekler.” diyor, grup konuşmasında söylüyor, siz herhâlde yoğundunuz, dinleyemediniz o ara. “Türkiye’nin yakın tarihi MHP ve CHP’nin çizdiği bir tablo değildir. Bunları söyledik diye bize ne diyorlar? ‘Bölücü’ diyorlar. Peki Mustafa Kemal de mi bölücüydü?” diye Sayın Başbakan söylüyor.

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Asıl hususu niye konuşmuyorsunuz, ısrarla Kürdistan’ı konuşuyorsunuz? Bizim karşı çıktığımız ve itiraz ettiğimiz diğer hususların hiçbirini burada gündeme getirmiyorsunuz. Muhalefet şerhinde kullandığınız ifadelerin hiçbirini gündeme getirmiyorsunuz. Niye onlara olan rahatsızlıkları getiriyorsunuz?

İDRİS BALUKEN (Devamla) – Eğer bu söylediklerinizin arkasındaysanız, bunlarla BDP’ye “bölücü” diyorsanız, o zaman demek ki siz Grup Başkanınıza da “bölücü” diyorsunuz. Samimi değilsiniz, samimi olacaksınız, bütün düşüncelerinizi gelip burada samimi bir şekilde halka söyleyeceksiniz. Ben kısaca bunları ifade etmek istiyorum.

Sayın Başkan, bugün gündemde olmamasına rağmen böyle bir tartışmayı açmanız, böyle bir usul tartışmasını açmanız da son derece yanlış olmuştur. Yarın gündemde bütçe görüşülmeye başlayınca varsa böyle bir problem yarın bu usul tartışmasını açmanız gerekiyordu. Dolayısıyla, bu tutumunuzun da burada tekrar tartışmaya açılmasının yanlış olduğunu ben vurgulamak istiyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan, herkese sataşmadan söz verdiniz, bütün gruplara, ben de istiyorum.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Hayır, ben daha şimdi istiyorum. Sayın Başkan…

SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Başkanım, Sayın Başkanım, Komisyon olarak söz istiyoruz.

MUHARREM İNCE (Yalova) – İkişer üçer defa verdiniz.

BAŞKAN – O zaman sıralamayı siz yapın da ona göre vereyim ben Sayın İnce!

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, Komisyona söz verecektiniz.

SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Sayın Başkan, Komisyon olarak söz istiyoruz.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkanım, hem de gruplara ikişer üçer kere verdiniz.

BAŞKAN – Bir saniye, Sayın Kaplan’a vereceğim, ondan sonra vereceğim.

SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Sayın Başkan, Komisyona söz verecektiniz.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Kaplan, ne için söz istiyorsunuz?

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkanım, İç Tüzük’ün çok açık hükümleri var. Plan ve Bütçe Komisyonunda görüşülen bir rapor söz konusudur, Plan ve Bütçe Komisyonundan geçmiştir.

BAŞKAN – Konuşmalarınızda bahsettiniz zaten Sayın Kaplan.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Hayır efendim, bunun gündeme alınamayacağını, burada oylama yapılamayacağını, Başkanlık Divanının…

BAŞKAN – Sayın Kaplan, gündeme geçmedik ki zaten.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Hayır, hayır.

BAŞKAN – Gündem dışı konuşmalarda sayın grup başkan vekilleri söz istediler; Sayın Vural ve Sayın Ünal.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Ama usul tartışması açtınız.

SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Sayın Başkan, Plan ve Bütçe Komisyonundan geçen bir…

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Hiç gündemde yokken nasıl usul tartışması açarsınız?

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, siz bunu oylamaya sunamazsınız, oylayamazsınız.

BAŞKAN – Niye oylamayayım, oylarım Sayın Kaplan.

SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Sayın Başkan, muhalefet şerhi Plan ve Bütçe Komisyonundan geçen bir rapor değildir.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Plan Bütçe raporumuzu, muhalefet şerhimizi komisyon yapar, bir; Başkanlık Divanına gelir, iki; sonra yarınki gündemde, 10 Aralık gündeminde gündeme gelir. Eğer siz onu oylar, karardan çıkarırsanız o rapor eksik kalır, yarın muhalefet görüşmeleri yapılamaz.

BAŞKAN – Hayır efendim, eksik kalmaz, açıklamasını yapacağım ben çünkü, eksik yön kalmaz Sayın Kaplan.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, usul tartışması açıyorum, bunu oylayamazsınız.

BAŞKAN – Yani Anayasa’nın 3’üncü maddesine, 14’üncü maddesine, Anayasa’ya tümden, ruhuna aykırı olan bir konu gelecek, burada karar verilemeyecek.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Aynen… Anayasa 83, dokunulmazlıklar o.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Nerede, Anayasa’ya aykırı bir şey yok? Siz kendi keyfinize göre mi karar vereceksiniz?

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Yani siz bana şunu iddia edemezsiniz Sayın Başkan: Sizin yerinizde Gazi Mustafa Kemal oturuyordu, “Kürdistan.” diyordu, tutanaklarda var.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Anayasa’ya aykırı.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Siz Kürdistan’a karşı mısınız, Mustafa Kemal’e karşı mısınız, o tutanaklara karşı mısınız? Eğer değilseniz oylama yapamazsınız. Burada konuşacağım, kürsü masuniyeti var.

BAŞKAN – Buradaki tartıştığımız konu, Sayın Kaplan, Anayasa’da var.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Hayır efendim, Anayasa’da da yok, Anayasa’da da yok.

BAŞKAN – Evet, teşekkür ederim.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Anayasa’da birisini ihlal etmek var mıdır Sayın Başkan?

BAŞKAN – Evet, Sayın Halaçoğlu, buyurun, siz niye söz…

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, usul tartışması açıyorum. 

BAŞKAN – Neyin usulü?

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Oylama yapılamaz.

BAŞKAN - Bu açtığımız usul tartışması zaten Sayın Kaplan.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Hayır, bunun oylamasını yapamazsınız.

BAŞKAN - Usul tartışmasının usul tartışması olmaz.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Oylayamazsınız, oylayamazsınız, gündem belirlenmiştir. Yarın…

BAŞKAN – Ne için usul tartışması açtığımı ben baştan söyledim, onun üzerine söz istediniz.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Gündemde yok ki olmayan bir gündem üzerinden usul tartışması açamazsınız.

HASİP KAPLAN (Şırnak) –  Gündemde yok Sayın Başkan, gündemde yok!

BAŞKAN – Aleyhe söz istediniz ve konuştunuz.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, gündemde yok!

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Yarın açsanız olur ama bugün açamazsınız siz bunu.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Yarındır…

BAŞKAN – Gündeme geçmedik, gündemden önce açtık efendim.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Açamazsınız!

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Olmayan bir gündem üzerinden usul tartışması açamazsınız, yapamazsınız!

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Yapamazsınız, açamazsınız!

BAŞKAN – Sizin bağırmanızla, çağırmanızla, zorla mı olacak bu Sayın Kaplan?

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Yapamazsınız Başkan, yapamazsınız!

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Burasını kendi keyfinize göre yönetemezsiniz!

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Hayır, keyfî…

BAŞKAN – Zorla mı oylatmayacaksınız yani?

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Burası keyfî yönetilecek bir yer değil.

BAŞKAN – Bu kaba güçle olacak bir konu değil ki!

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Hani gündem?

İDRİS BALUKEN (Bingöl) - Gündemde yok!

BAŞKAN – Lütfen müsaade edin, Sayın Halaçoğlu’na söz vereyim.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Gündemde yok böyle bir şey!

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sizin Başkanlığınız döneminde de yok. Hani, gündemde var mı? Yarındır…

İDRİS BALUKEN (Bingöl) - Yarın açarsınız.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Siz geriye alırsanız…

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Yarın açın, yarın oylayalım.

BAŞKAN – Lütfen oturun, Sayın Halaçoğlu’na söz vereceğim.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, siz oylarsanız yarın Plan Bütçede bütçe görüşülemez arkadaşlar. Plan Bütçe görüşme yapamaz! Bu geri gider, bunun tamamlanması ve tekrar gelmesi gerekir.

BAŞKAN – Sayın Kaplan, lütfen oturun.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Böyle bir şey olmaz! Siz burada defakto bir durum yapamazsınız Başkan!

BAŞKAN – Evet, Sayın Halaçoğlu…

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Anayasa’yı ihlal edemezsiniz, oylayamazsınız, oylayamazsınız!

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Sayın Başkan, BDP’li…

BAŞKAN – Söz vereyim, ondan sonra efendim.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Lütfen oturun Sayın Kaplan! Sizi mi dinleyeceğiz yani?

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Ama, Sayın Başkan, yaptığınız doğru değil! Anayasa’yı çiğniyorsunuz.

BAŞKAN – Yaptığımın doğru-yanlış olduğunu tartıştık. Bir saatten bu tarafa bunu konuşuyoruz Sayın Kaplan.

SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Sayın Başkan…

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Oylayamazsınız! (AK PARTİ sıralarından “Daha oraya gelmedik.” sesi)

SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Başkan, Komisyon adına söz istiyorum, 69’dan.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Nereye gelmedik? Sabahtan beri tartışıyoruz, nereye gelmedik ya?

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Burada oylama yapamazsınız!

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Efendim, siz bize bir açıklama yapmak zorundasınız.

BAŞKAN – Açıklama yapacağım, bir saniye, Sayın Halaçoğlu’na bir söz vereyim.

HASİP KAPLAN (Şırnak) –  Usul tartışması açıyorum oylamayla ilgili.

BAŞKAN – Bitmedi ki henüz bu konu Sayın Kaplan!

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Hayır efendim, hayır!

BAŞKAN – Nereye sizin söylemenizle…

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Açıklama ayrıdır.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) - Neye dayanarak böyle bir usul tartışması açıyorsunuz?

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Siz hangi…

BAŞKAN – Açtım efendim, tartışıldı.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Başkan, siz hangi hakla gündemde olmayan bir…

İDRİS BALUKEN (Bingöl) - Neye göre oylayacaksınız?

BAŞKAN – Gündem dışı söz istedi her iki grup başkan vekili de.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Hayır, alamazsın Başkan! Alamazsınız, alamazsınız! Atatürk’ün oturduğu yerden… (AK PARTİ sıralarından “Otur yerine!” sesleri, gürültüler)

BAŞKAN – Nereye geliyorsunuz Sayın Kaplan? Ne yapacaksınız, kürsüyü mü basıyorsunuz?

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Böyle babanızın çiftliği değil Meclis! (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

İSMAİL KAŞDEMİR (Çanakkale) – Senin babanın çiftliği mi orası!

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Gündemde olmayan bir şeyi oylayamazsınız!

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Anayasa’ya uygun şeyler yazacaksınız!

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Anayasa’ya uygundur, her şeyi uygundur, uygun olmayan hiçbir şey yok!

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Yemininize uygun şeyler yazacaksınız!

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri…

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Gündemde olmayan bir şeyi oylarsanız bütçe görüşmeleri tehlikeye girer, bütçe görüşmelerini geri alırsınız.

BAŞKAN – Sayın Kaplan…

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Kanun yapıcılarla bunları değerlendirin, bunu oylayamazsınız.

BAŞKAN – Müsaade edin, Sayın Halaçoğlu’na söz vereyim, sataşma nedeniyle söz istedi.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Ara verin Sayın Başkan.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Ara verin, oylama yapın.

BAŞKAN – Evet, açıklamasını yapacağım efendim.

Sayın Halaçoğlu, buyurun siz. Ne için söz istediniz?

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Sayın Başkan, sözlerime atfen, sözlerimi çarpıtarak sataşmada bulunuldu. 

BAŞKAN – Ama bunun sonu gelmez ki Sayın Halaçoğlu.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Oylama yaptırmayız Başkan, böyle şey olmaz. (AK PARTİ sıralarından “Sen kimsin ya!” sesleri)

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Ne yaptırmıyorsun ya!

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Burada orman kanunu mu uygulayacaksınız, var mı böyle bir usul?

BAŞKAN – Tüm grup başkan vekilleri, şimdi Sayın İnce de istiyor aynı şekilde. Kim ne söyledi sizin için?

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Şimdiye kadar söylediğim hem bayrak meselesi hem de Kürdistan meselesinde…

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Nasıl oyluyorsunuz ya, siz komisyon başkanı mısınız?

BAŞKAN – Neyin komisyon başkanı değilim?

HASİP KAPLAN (Şırnak) –  Ama siz komisyon başkanı değilsiniz, Plan ve Bütçeye niye karışıyorsunuz? (AK PARTİ sıralarından “Otur artık!” sesleri)

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Ya, bir sus Allah aşkına ya!

SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Ya, bir otur ya!

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Plan ve Bütçenin raporuna ne karışıyorsunuz Allah aşkına ya!

BAŞKAN – Sayın Kaplan, bir oturun lütfen.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Yarın görüşürüz.

BAŞKAN – Yarın yine görüşürsünüz.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Hem bayrak meselesinde hem de benim söylediğim Kürdistan’la ilgili bölümde sözlerime sataşmada bulundular.

BAŞKAN – Ne diye sataştı Sayın Halaçoğlu, ne söyledi de sataştı?

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Bayrak indirilmesini sadece provokasyon olarak nitelendirdi, hâlbuki ondan öncesinde de...

BAŞKAN – Sataşma bunun neresinde? Provokasyon olduğunu söyledi, doğru.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Bu, sataşma değil, durum tespitidir, ne alakası var?

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Hayır, olur mu öyle şey? Benim sözlerim…

BAŞKAN – Ne alakası var şimdi sataşmayla? Lütfen Sayın Halaçoğlu…

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Olur mu öyle şey?

BAŞKAN – Hayır sataşma değil, bayrak indirmenin provokasyon olduğunu söyledi, doğru.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Farklı bir şey mi bekliyordunuz, farklı bir şey mi istiyordunuz, onu mu söyleseydik?

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Hayır, ondan önceki bayrak indirmeleri de mi yani aynı şekilde?

BAŞKAN – Sayın Halaçoğlu, lütfen…

SIRRI SAKIK (Muş) – Halaçoğlu istiyor ki her gün bir bayrak indirilsin, bunun üzerinden siyaset yapsın!

SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Sayın Başkan, Komisyon adına söz istiyorum ben de, lütfen, 69’a göre.

BAŞKAN – Buyurun Sayın İnce, siz niye söz istiyorsunuz?

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan, bütün gruplara sataşmadan 2 kez söz verdiniz, CHP hariç. Bence şöyle olmalı: Önce Komisyona vermelisiniz, derdini bir anlatsın, bu tartışmalarda o derdini anlatmalı, sonra bize söz vermelisiniz, CHP’ye. Takdir sizin ama önce Komisyon bir derdini anlatsın. 

BAŞKAN – Hayır, sataşma nedeniyle söz istiyorsanız vereyim Sayın İnce, Komisyon açıklama yapacaksa ona da veririm ama…

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – “Önce Komisyon konuşsun.” diyor.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan, ben sataşma nedeniyle söz istiyorum ama doğrusu, Komisyonun derdini anlatmasıdır önce; doğrusu budur.

BAŞKAN – Sayın Başkan, buyurun, yerinizden efendim. Lütfen Sayın Başkan, açıklayın lütfen!

SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Sayın Başkan, ben 69’a göre söz talep ediyorum, siz yerinden veriyorsunuz.

BAŞKAN – Usul tartışması yapıyoruz  Sayın Başkan, lütfen yerinizden açıklayın.

SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) –  69’a göre, sataşma var…

BAŞKAN – Efendim, duyulmuyor mu sözleriniz? Eğer, Komisyona sataşma nedeniyle söz istiyorsanız, buyurun.

SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Onu söyledim efendim.

BAŞKAN – İfade etmiyorsunuz ki!

SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Efendim, onu ifade ettim.

BAŞKAN – Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

4.- Plan ve Bütçe Komisyonu Başkan Vekili Isparta Milletvekili Süreyya Sadi Bilgiç’in, muhalefet şerhlerinin komisyon üyelerinin verdiği bir ek olup bunu bir rapor olarak değerlendirmenin yanlış olduğuna ve bu konuyla ilgili kararı Meclisin vermesi gerektiğine ilişkin açıklaması

 

PLAN BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Değerli milletvekilleri, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, Milliyetçi Hareket Partisi sözcüleri Komisyonun görevini yerine getirmediğini söyleyerek Komisyonu kınadıklarını ifade ettiler. Hâlbuki, İç Tüzük açık. İç Tüzük 38’e göre, Komisyon sadece kendisine havale edilen tasarı ya da tekliflerin Anayasa’ya aykırı olup olmadığını inceler, eğer Komisyon Anayasa’ya bir aykırılık görüyorsa da maddelerine geçilmeden bunu reddeder. Burada tanımlanan da ayrıca Komisyon Başkanlığı ya da Divan değildir, “Komisyon” tanımı vardır. Böyle olunca da Başkanlığın burada herhangi bir yetkisinin olmadığı da net olarak açıktır.

Burada eğer bir muhatap varsa ki, şu anda burada konuştuğumuza göre, Meclis Başkanlığı ve Genel Kuruldur ve burada hakikaten Anayasa’ya aykırı olduğu açık olan ve muhalefet şerhlerine yazılmış olan bu ifadelerle ilgili olarak ne yapılacağının kararını verecek olan da yüce Meclistir. Bunu da sizlerin takdirlerinize biz sunuyoruz.

Ayrıca şunu da ifade etmek istiyorum: Muhalefet şerhleri raporun kendisi değildir, muhalefet şerhleri rapora ek olarak milletvekillerinin, komisyon üyelerinin vermiş oldukları bir ektir. Bunu bir rapor olarak değerlendirmek de yanlıştır.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan…

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın İnce, buyurun.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sataşma için söz istemiştim.

BAŞKAN – Kim ne söyledi de sataştı Sayın İnce?

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Mahir Ünal.

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Ben bir şey demedim efendim, konuşmamda hiçbir şey söylemedim.

BAŞKAN – Ne söyledi Sayın Ünal?

MUHARREM İNCE (Yalova) – Partimizi hedef alan küçültücü açıklamalarda bulundu.

BAŞKAN – Hangi açıklamalar Sayın İnce? Söyleyeceksiniz efendim, soruyorum size. Sataşma olup olmadığına karar vereceğim.

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, ben herhangi bir şekilde Sayın İnce’ye sataşmada bulunmadım efendim.

SIRRI SAKIK (Muş) – “CHP” dedi, dedi.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Efendim? Sayın Ünal’ın söylediklerini söyleyin.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan, sataşma için söz isteyen grupların hiçbirinden derin bir açıklama istemediniz. “Sataşma var.” dedi, “Buyurun.” dediniz. Benden niye derin bir açıklama istiyorsunuz?

BAŞKAN – Yok, size değil efendim, herkese açıklattırdım.Sayın Ünal’a da açıklattırdım, herkese açıklattırdım, lütfen… Sayın Halaçoğlu açıkladı, “Sataşma yok.” dedim.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Komisyon doğru bilgi vermedi Meclise; bir. Cumhuriyet Halk Partisine sataşma oldu; iki.

SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Komisyon doğru bilgi verdi.

MUHARREM İNCE (Yalova) – İzin verirseniz, diğer gruplara gösterdiğiniz toleransı bize de gösterin.

BAŞKAN – Sayın İnce, diğer gruplara gösterdiğim toleransı size göstermeyelim demiyorum. Size ne söylendi de sataşıldı, onu soruyorum ben.

MUHARREM İNCE (Yalova) – “Arif olan anlar.” dedi.

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Efendim, arifle ne ilgisi var?

İHSAN ŞENER (Ordu) – Anlamaz mı? Arif olan anlar.

ŞİRİN ÜNAL (İstanbul) – Arif değil misiniz?

BAŞKAN – Sayın İnce, lütfen yani…

Buyurun, iki dakika söz veriyorum.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan… Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun, iki dakika söz veriyorum Sayın İnce.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Genç konuşacak grup adına.

(Bir grup BDP milletvekilinin Başkanlık kürsüsü önünde toplanması, gürültüler)

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, muhalefet şerhimize karışamazsınız. Oldubittiye getirmeye hakkınız yok.

BAŞKAN – İşgal mi ediyorsunuz kürsüyü?

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Ne demek istiyorsunuz Başkan?

BAŞKAN – Nasıl konuşuyorsun “Ne demek istiyorsun?” diye!

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Nasıl bir davranış biçimi bu?

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Asıl siz kendi keyfinize göre yönetiyorsunuz burayı.

BAŞKAN – Sizin davranış biçiminiz…

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Nasıl böyle konuşuyorsunuz?

BAŞKAN – Sizin davranışınız… Kürsüye gelip de siz bunları konuşuyorsunuz.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Bir itirazda böyle mi konuşulur?

BAŞKAN – Nasıl konuşulması gerekir?

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Bir açıklama yapın önce.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Bir itirazda hemen “Kürsüyü mü işgal ediyorsunuz…” Kürsü işgal edilmedi ki.

BAŞKAN – Sayın hatibe söz verdim, siz…

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Kim işgal ediyor Başkanlık kürsüsünü?

BAŞKAN – Siz yapıyorsunuz işte!

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Açıklama yapmadan niye söz veriyorsunuz?

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sizin yerinizde Atatürk otururken bak ne yapmış?

BAŞKAN – Sayın hatip, lütfen oturur musunuz. Sayın Kaplan, lütfen oturun yerinize.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Bizim muhalefet şerhimiz hakkında konuşuyorsunuz.

BAŞKAN – Sayın Baluken, böyle bir hakkınız yok, oturun lütfen.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Olur mu öyle şey!

BAŞKAN – Bu, zorla olmaz, seslerinizi yükseltmekle olmaz.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Muhalefet şerhimizi oylatmayız, böyle bir yetkiniz yoktur sizin.

BAŞKAN - Oturunuz yerinize.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, oylama yaptırtmayız…

BAŞKAN – Oturunuz lütfen. Açıklama yapacak.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Hayır yani, böyle bir yetkiniz yok sizin.

BAŞKAN – Ne yapıyorsunuz ya, lütfen… Bırakın şunu.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Böyle bir yetkiniz yok.

SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Lütfen Sayın Sakık, oturun yerinize.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Böyle şey olur mu?

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Keyfinize göre mi yöneteceksiniz?

BAŞKAN – Hayır ama lütfen yani…

SIRRI SAKIK (Muş) – Kendi kafa yapınıza göre yönetemezsiniz yani.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Genç.

5.- Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

 

KAMER GENÇ (Tunceli) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; evvela, burada yanlış yapılıyor, burada raporu düzenlemek Meclis Başkanının görevidir. Bu raporların Anayasa’ya uygun olması lazım. Bakın, burada…

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Kabul etmiş zaten, Meclis Başkanı kabul etmiş, onaylamış, daha neyi tartışıyoruz.

KAMER GENÇ (Devamla) – Bir dakika efendim, bir dakika, ben konuşayım.

Burada, rapor düzenlenirken gelen muhalefet şerhlerinde eğer Türkiye Cumhuriyeti devletinin Anayasa’sına, İç Tüzük’e aykırı birtakım şeyler varsa Meclis Başkanı bunları iade eder ve bunları bastırmaz, burada büyük sorumluluk Meclis Başkanınındır. Düzenlenen bu raporla Türkiye Cumhuriyeti devletinin bölünmesini Türkiye Büyük Millet Meclisi kabul etmiştir, dolayısıyla Meclis Başkanının istifa etmesi lazım. (CHP sıralarından alkışlar)

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Ne alakası var! 1 doğru, 10 tane yanlış söylüyorsun!

KAMER GENÇ (Devamla) – Efendim, şimdi, bakın, geçen gün Beşir Atalay dedi ki: “Tayyip Erdoğan’ın ‘Kürdistan’ kelimesini kullanmasını biz aramızda tartıştık ve Tayyip Erdoğan o tartışma sonunda o ‘Kürdistan’ kelimesini kullandı.” Tayyip Erdoğan bir Kürdistan kurulmasını istiyor ve buna da destek veriyor, arkadaşlar onu şey ediyorlar, oradan aldıkları destekle bunu yapıyorlar.

AHMET YENİ (Samsun) – Hadi be, yaptığın laflara bak!

KAMER GENÇ (Devamla) – Siz, zaten güneydoğuyu PKK’ya teslim etmişsiniz, Türkiye Cumhuriyeti devletini oradan çekmişsiniz. Şimdi, çıkıp da burada oynamanın anlamı yok.

HASİP KAPLAN (Şırnak) –  Al, Atatürk’ün sözlerini oku…

KAMER GENÇ (Devamla) – Konuşma!

Bakın, Atatürk’ün burada kullandığı o kelimeler…

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Meclis kürsüsünden sözlerini okutayım mı Atatürk’ün?

KAMER GENÇ (Devamla) – Bakın, Türkiye Cumhuriyeti devleti Osmanlı Devleti üzerine kurulmuş bir devlettir. O zaman Osmanlı Devleti vardı, çeşitli bölgeler vardı -Lazistan vardı, Kürdistan vardı- ama Türkiye Cumhuriyeti devleti, kurulduktan sonra tek bir devlettir.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Mustafa Kemal bu kürsüde söyledi bu sözleri…

KAMER GENÇ (Devamla) – Bu devletin bölünebilmesi için burada bir savaş kazanılması lazım. Türkiye Cumhuriyeti devletini, siz, bir savaş daha kazanmadıktan sonra bölemezsiniz. Sizler bölücüsünüz, siz Anayasa’yı ihlal ediyorsunuz; baş sorumlusu Tayyip Erdoğan’dır ve Tayyip Erdoğan Türkiye Cumhuriyeti devletini, belirli makamlara gelmek için bölüyor ve bu vatana ihanet suçunu işliyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

AHMET YENİ (Samsun) – Haydi oradan be, haydi yerine!

KAMER GENÇ (Devamla) – Bunun Yüce Divana sevk edilmesi lazım. (AK PARTİ sıralarından gürültüler) Bu suça sizler de iştirak ettiğiniz için de sizi aynı zamanda vatan haini…

AHMET YENİ (Samsun) – Hain sensin!

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Sensin! Hadi yerine!

METİN KÜLÜNK (İstanbul) – En büyük vatan haini sensin!

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Saygısız herif!

BAŞKAN - Buyurun Sayın Vural.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, bu komisyonun aslında bu muhalefet şerhiyle ilgili takındığı tutumu gündeme getiren bendim. Komisyon Başkan Vekili de böyle bir yetki olmadığını ifade etti. Bu, doğrudan doğruya bir çarpıtmadır, var yetkileri.

SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Yok efendim.

OKTAY VURAL (İzmir) – Dolayısıyla, bu çerçevede söz vermenizi istirham ediyorum.

SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Yok efendim, muhalefet şerhlerini düzenleyen madde 42’de buna ilişkin hiçbir hüküm yok.

OKTAY VURAL (İzmir) - Çünkü komisyonun müdahil olmadığı bir yetkiyi bugün burada Genel Kurul yetkisi hâline dönüştürmek doğru değil, orada engellenmesi gerekirdi.

SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – İç Tüzük 42 açık, muhalefet şerhlerini  düzenliyor. Burada komisyona verilen Anayasa’ya aykırılıkla ilgili herhangi bir inceleme yetkisi yoktur.

OKTAY VURAL (İzmir) – O bakımdan, burada, Meclis Genel Kurulunda ifade edilmesinin yetki, salahiyet bakımından önemli olduğunu düşünüyorum.

SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Komisyon görüşmelerini yapmıştır,  süreci tamamlamıştır, muhalefet şerhi arkadan gelir.

OKTAY VURAL (İzmir) – Müsaade ederseniz, Sayın Erkan Akçay’a komisyon üyesi sıfatıyla söz vermenizi…

BAŞKAN – Ama böyle bir usulümüz yok Sayın Vural. Komisyon olarak Komisyon Başkan Vekili açıklama yaptı. Usul tartışması yapıyoruz burada Sayın Vural, lütfen ama…

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, bir komisyonun anayasaya uygunlukla ilgili öncelikle, ivedilikle görev alması gerekiyor. Bununla ilgili, bir komisyon başkanının İç Tüzük’te kendisine verilen bir yetkiyi dar anlamda yorumlayıp bu konuda adım atmaması komisyonun görev yapmaması demektir.

SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) –  İç Tüzük 42 açık.

OKTAY VURAL (İzmir) – Görevini yapmayan bir komisyonu…

KAMER GENÇ (Tunceli) – İç Tüzük’ü sen nereden biliyorsun be? Raporu sen nereden biliyorsun?

SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Sen nereden biliyorsun? 

OKTAY VURAL (İzmir) – Komisyon görevini yapsın

BAŞKAN – Sayın Vural, böyle bir usul yok ki. Komisyon Başkan Vekili açıklamayı yaptı, siz de gerekli tavzihi yaptınız, düzeltmeyi yaptınız diyelim.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Onu iade edecektin, o muhalefet şerhini iade edecektin. Niye iade etmedin?

SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Komisyon mu edecek?

KAMER GENÇ (Tunceli) – Tabii, edecek.

SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Hadi oradan sen de! Komisyonun öyle bir yetkisi mi var?

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, komisyon üyesi olarak komisyonun çalışmalarıyla ilgili, Sayın Başkanın ifadesinin sahip olduğu yetkiyi dışladığını gösteriyor, onu söyleyecek.

BAŞKAN – Hayır efendim, öyle bir şey söz konusu değil yani.

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, ne komisyonun ne de Meclis Başkanlığının…

OKTAY VURAL (İzmir) – Var! Var! Öyle şey olur mu!

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) - …muhalefet şerhini denetleme yetkisi yoktur efendim.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sıyıramazsınız kendinizi! İradenizi her yerde kullanacaksınız, böyle korsanlıkla değil.

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Bu yetki sadece Genel Kurula aittir, bu yetki sadece Genel Kurula verilmiştir. O zaman, komisyon ve komisyon başkanı istediği şerhi kabul eder, istediğini kabul etmez. Böyle bir denetim yetkisi olamaz efendim.

OKTAY VURAL (İzmir) – Hayır, edemez! Edemez böyle bir şey! Demek ki kabul ettiğinizi itiraf ediyorsunuz.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Edemez! Hayır, edemez efendim!

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Muhalefet şerhi bizim.

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Bu yetki Genel Kurula aittir.

OKTAY VURAL (İzmir) – Komisyon başkanı geri göndermeliydi onu, dik durmalıydınız, dik.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Lütfen, sayın milletvekilleri…

SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Komisyon başkanının öyle bir yetkisi yok. Yetki ayrıca komisyonda.

OKTAY VURAL (İzmir) – Dik duracaksınız, dik duracaksınız.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, bütçe görüşme programı bugün dağıtılmıştır.

OKTAY VURAL (İzmir) – Diyarbakır’da başka burada başka olmaz.

BAŞKAN – Bütçe sıra sayısı ise bir önceki birleşimde dağıtılmıştır.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Oylamaya sunamazsınız Sayın Başkan.

BAŞKAN – Bu nedenle, sıra sayısına ilişkin usuli itirazın bugünkü birleşimde yapılmasında İç Tüzük’e aykırılık bulunmamaktadır.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Nasıl yoktur efendim? Gündemde yok efendim.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Nasıl yoktur?

BAŞKAN – Konuştuk efendim…

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Meclis Başkanı gruba yazı yazar, gündemde olduğuna dair yazı yazar. Siz yapamazsınız bunu.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Hayır efendim, yapamazsınız, olmayan şeyleri görüşemezsiniz.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Hayır, gündemde yoktur.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Var, var Sayın Başkan, var. Sayın Başkan, gündemde var.

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Gündemde var Sayın Başkan, gündemde var efendim, burada da var.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Hayır efendim, hayır, oylama yapamazsınız, hakkınız yok buna.

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – Yaparız.

VI.- USUL HAKKINDA GÖRÜŞMELER (Devam)

1.- 506 sıra sayılı Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu’nun birinci cildinde BDP Grubu milletvekillerince yazılan muhalefet şerhinde yer alan Anayasa ve İç Tüzük’e aykırı bazı ifadelerin Başkanlık tarafından çıkarılıp çıkarılmayacağı ve bütçe görüşmelerinin Genel Kurul tarafından belirlenen takvim ve program dâhilinde gerçekleştirilip gerçekleştirilmeyeceği hakkında (Devam)

 

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, bütçe görüşmelerine konu 2014 yılı…

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Hayır efendim, hayır oylamayı yapamazsınız. Hakkınız yok buna.

BAŞKAN – …Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı’na ilişkin 506 sıra sayılı raporun 1’inci cildinde…

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Zorbalıktır bu, hukuksuzluktur bu, zalimliktir bu, faşizmdir bu! Böyle bir oylama yapamazsınız!

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Böyle bir oylama yapmaya hakkınız yok!

BAŞKAN - …Plan ve Bütçe Komisyonu üyesi Barış ve Demokrasi Partisi Grubuna mensup milletvekillerince yazılan muhalefet şerhinde…

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Böyle bir şey yok.

BAŞKAN - …Anayasa’ya ve İç Tüzük’e açıkça ve doğrudan aykırı ifadeler bulunması nedeniyle Başkanlığımıza usuli itirazda bulunulmuştur.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Böyle bir oylama yapamazsınız Sayın Başkan. Yapamazsınız, yaptığınız doğru değil.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Yapamazsınız Sayın Başkan.

BAŞKAN – Aynı konuda Başkanlığımıza ayrıca yazılı bir talepte bulunulmuştur.

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Usulsüzlük yapıyorsunuz Başkan!

BAŞKAN – Yaptığımız usul görüşmesi sonucunda Başkanlığımızın vardığı kanaati sizlerle paylaşmak ve bu…

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Hayır, hayır, hayır…

(BDP milletvekillerinin Başkanlık kürsüsü önünde toplanmaları)

BAŞKAN – Açıklamalarımı dinleyin lütfen.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Hayır, dinlemiyoruz.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Hayır, hayır, hayır…

BAŞKAN – …hususu İç Tüzük’ün 63’üncü maddesine göre oylarınıza sunmak istiyorum.

NAZMİ GÜR (Van) – Kendinize gelin.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Böyle usulsüzlük olmaz.

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Usulsüzlük yapıyorsunuz.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Zorbalıktır bu.

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Hayret bir şey ya!

BAŞKAN – Doğrudan ve açıkça Anayasa’nın 3 ve 14’üncü maddelerine aykırı olan söz konusu muhalefet şerhinin…

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Dağdan mı geldiniz siz?

BAŞKAN - …506 sıra sayısının 1’inci cildinden çıkarılması, 1’inci cildin tekrar bastırılıp dağıtılması…

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Meclis Başkanı niye yazı yazmıyor?

BAŞKAN - …muhalefet şerhinin, Anayasa ve İç Tüzük hükümlerine göre düzeltilerek bütçe görüşmelerinin sonuna kadar tekrar verilmesi hâlinde ek sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılması…

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Zorbalıktır! Zorbalıktır!

BAŞKAN – …muhalefet şerhiyle sınırlı bu hususun Komisyon Raporu’nu etkilememesi nedeniyle görüşmelerin kararlaştırılan  takvim ve Genel Kurul tarafından belirlenen program dâhilinde gerçekleştirilmesi gerektiği Başkanlığımızca değerlendirilmiş olup…

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Yapamazsınız! Zorbalıktır bu! Zorbalıktır bunun adı! Atatürk bu Mecliste “Kürdistan” dedi, siz yasaklıyorsunuz; zorbalıktır bu, faşizmdir bu!

BAŞKAN - …bu hususları oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Birleşime beş dakika ara veriyorum.

                                                                                Kapanma Saati: 15.43

 

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 15.54

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Muharrem IŞIK (Erzincan), Fehmi KÜPÇÜ (Bolu)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 26’ncı Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

Gündeme geçiyoruz.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

Komisyondan istifa önergesi vardır, okutuyorum:

VIII.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Önergeler

1.- Batman Milletvekili Ayla Akat Ata’nın, Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu üyeliğinden istifa ettiğine ilişkin önergesi (4/132)

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Üyesi bulunduğum Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu üyeliğinden gördüğüm lüzum üzerine istifa ediyorum. Gereğinin yapılmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                                                     Ayla Akat Ata

                                                                                                                          Batman

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Kanun teklifinin geri alınmasına dair bir önerge vardır, okutuyorum:

2.- Batman Milletvekili Ayla Akat Ata’nın, (2/1850) esas numaralı Batman İli Adının ve Batman İline Bağlı İlçe Adlarının Değiştirilmesi Hakkında Kanun Teklifi’ni geri aldığına ilişkin önergesi (4/131)

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

2/1850 Esas no ve 08.11.2013 tarihli Batman İli Adının ve Batman İline bağlı ilçe Adlarının Değiştirilmesi Hakkında Kanun Teklifimin geri çekilmesi hususunda gereğinin yapılmasını Saygılarımla arz ederim.

                                                                                       Ayla Akat Ata

Batman Milletvekili

BAŞKAN – İçişleri Komisyonunda bulunan teklif geri verilmiştir.

Meclis araştırması açılmasına ilişkin üç önerge vardır, okutuyorum:

B) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu ve 20 milletvekilinin, madencilik sektörünün sorunlarının ve bor madenlerinin öneminin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/803)

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Ülkemizde madenciliğin sorunları ve bor madenlerinin öneminin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Anayasa'nın 98’inci ve TBMM İçtüzüğü’nün 104 ve 105’inci maddeleri uyarınca Meclis araştırması açılmasını saygılarımla arz ve talep ederim.

1) Mesut Dedeoğlu                                                   (Kahramanmaraş)

2) Mehmet Şandır                                                     (Mersin)

3) Lütfü Türkkan                                                       (Kocaeli)

4) Murat Başesgioğlu                                                (İstanbul)

5) Hasan Hüseyin Türkoğlu                                       (Osmaniye)

6) Ali Öz                                                                  (Mersin)

7) Emin Çınar                                                           (Kastamonu)

8) Yusuf Halaçoğlu                                                   (Kayseri)

9) Cemalettin Şimşek                                               (Samsun)

10) Mehmet Erdoğan                                                 (Muğla)

11) Mustafa Kalaycı                                                  (Konya)

12) Tunca Toskay                                                     (Antalya)

13) Sümer Oral                                                         (Manisa)

14) S. Nevzat Korkmaz                                              (Isparta)

15) Celal Adan                                                         (İstanbul)

16) Alim Işık                                                            (Kütahya)

17) Seyfettin Yılmaz                                                 (Adana)

18) Enver Erdem                                                      (Elâzığ)

19) Ali Halaman                                                       (Adana)

20) Reşat Doğru                                                       (Tokat)

21) Erkan Akçay                                                       (Manisa)

Gerekçe:

Yürürlükteki 2840 sayılı Kanun, devlet eliyle işletilecek madenleri tanımlamaktadır. Kanun’un 2’nci maddesinde, "Bor tuzları, uranyum ve toryum madenlerinin aranması ve işletilmesi Devlet eliyle yapılır." ibaresi yer almaktadır. “Bu madenler için 6309 sayılı Maden Kanunu gereğince gerçek ve özel hukuk tüzelkişilerine verilmiş olan ruhsatlar iptal edilmiştir." denilmektedir.

1978 yılına kadar yerli ve yabancı özel şirketler eliyle işletilen bor madenleri, bu tarihte 2172 sayılı Kanun ile Etibank’a devredilmiştir. 1983 yılında ise 2840 sayılı Kanun ile bor tuzlarının aranması ve işletilmesinin devlet eliyle yapılacağı hükme bağlanmıştır. Bor madenleri 1985 yılında çıkarılan 3213 sayılı Maden Kanunu kapsamına alınmış, ancak 2840 sayılı Kanun hükümleri saklı tutulmuştur.

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığınca hazırlanan ve Bakanlar Kurulu tarafından imzalanan Bor Tuzları, Trona ve Asfaltit madenleri ile Nükleer Enerji Hammaddelerinin İşletilmesini, Linyit ve Demir Sahalarının Bazılarının İadesini Düzenleyen Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı 20 Mart 2012 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına gönderilmiştir.

 

Mevcut Kanun’un 2’nci maddesine eklenen fıkrada "Bu madenlerin üretilmesi ve zenginleştirilmesi, teknik, ticari ve ekonomik sebeplerle, ürünün mülkiyeti ruhsat sahibinde kalmak üzere, 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu hükümleri çerçevesinde ihale edilmek suretiyle üçüncü şahıslara gördürülebilirler. Ancak üçüncü şahıslara gördürülecek işlerin ihale süresinin üç yıldan fazla olması durumunda konuya ilişkin talepler Yüksek Planlama Kurulu tarafından karara bağlanır." denilmektedir. Bu değişiklik özelleştirme anlamına gelmektedir. Ülkemizde hâlen 30 dolayında madenin üretimi yapılmakta olup madencilik sektöründe yıllardır yapılan özelleştirmeler sonucu devletin elinde ruhsat olarak sadece bor, toryum, uranyum ve kömür madenleri kalmıştır. Pek çok kömür sahası kiralama yöntemiyle özel sektör tarafından işletilmektedir.

Etibank gibi dünya madencilik devleri arasında yer almış bir kamu kuruluşu, krom, bakır, gümüş, alüminyum ve benzeri işletmeleri elinden alınarak sadece bor işletmeciliği ile sınırlandırılmış bir yapıya büründürülmüştür. Bu madenlerden toryum ve uranyum sahalarında bugün itibarıyla üretim yapılmamakla birlikte, bu sahalara ilişkin plan, proje ve çalışmalar devam etmektedir.

Madencilik sektöründe bugüne kadar yapılan özelleştirmeler sonucunda kamu işletmelerine ve kamu tarafından sağlanan hizmetlere el konulmuş, üretimler düşmüş, istihdamda ciddi daralmalar yaşanmıştır. Sektörün gayrisafi millî hasıladaki payı azalmıştır. Kısa sürede maksimum kâr elde etme gayreti içindeki sermaye sahiplerinin elinde, bilimsel üretim metotları dışına çıkılarak yapılan üretimler sonucu iş kazaları ciddi oranda artmış, birçok maden mühendisi ve yüzlerce maden işçisi yaşamını yitirmiş, binlerce ton yer altı kaynağı üretilemeden terk edilmiştir.

Bu olumsuz deneyimlere rağmen, devletin elinde kalan kömür ve bor madenlerinin özelleştirilme çalışmaları, yapılan yanlışlardan ders alınmadığını açık bir şekilde ortaya koymaktadır.

Bor stratejik bir madendir. Bor minerallerinin, son derece özel kimyasal yapıları vardır. Ham madde, rafine ürün ve nihai ürün şeklinde, büyük çoğunluğunda alternatifsiz olmak üzere, 250'yi aşkın kullanım alanı bulunmaktadır. Bor mineralleri, ilave edildikleri malzemelerin katma değerlerini olağanüstü yükselterek sanayinin âdeta tuzu konumundadır.

Bu nedenle, ülkemizde, madenciliğin sorunları ve bor madenlerinin öneminin araştırılarak gerekli önlemlerin alınması için Anayasa'nın 98’inci ve TBMM İçtüzüğü’nün 104 ve 105’inci maddesi uyarınca bir Meclis araştırma komisyonu kurulması uygun olacaktır.

2.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu ve 20 milletvekilinin, çocuklara karşı uygulanan şiddet konusunun araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/804)

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Ülkemizde çocuklara karşı işlenen şiddet konusundaki sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Anayasa’nın 98’inci ve TBMM İçtüzüğü’nün 104 ve 105’inci maddeleri uyarınca Meclis araştırması açılmasını saygılarımla arz ve talep ederim.

1) Mesut Dedeoğlu                                                  (Kahramanmaraş)

2) Mehmet Şandır                                                    (Mersin)

3) Murat Başesgioğlu                                              (İstanbul)

4) Hasan Hüseyin Türkoğlu                                      (Osmaniye)

5) Ali Öz                                                                 (Mersin)

6) Emin Çınar                                                         (Kastamonu)

7) Yusuf Halaçoğlu                                                  (Kayseri)

8) Cemalettin Şimşek                                              (Samsun)

9) Mehmet Erdoğan                                                 (Muğla)

10) Lütfü Türkkan                                                    (Kocaeli)

11) Mustafa Kalaycı                                                (Konya)

12) Sümer Oral                                                       (Manisa)

13) S. Nevzat Korkmaz                                            (Isparta)

14) Tunca Toskay                                                    (Antalya)

15) Celal Adan                                                        (İstanbul)

16) Alim Işık                                                           (Kütahya)

17) Seyfettin Yılmaz                                                (Adana)

18) Ali Halaman                                                      (Adana)

19) Reşat Doğru                                                      (Tokat)

20) Enver Erdem                                                     (Elâzığ)

21) Erkan Akçay                                                      (Manisa)

Gerekçe:

Ülkemizde çocuklara yönelik şiddet, toplumun her alanında yoğun bir şekilde artmaya başlamıştır. Toplumda artan bu şiddet, çocukları fiziksel, zihinsel ve duygusal olarak olumsuz yönde etkilemektedir.

Çocuklar üzerinde onarılması çok güç, olumsuz ve kalıcı etkiler bırakan şiddet, toplumu sosyal, ekonomik ve kültürel yönden çok büyük kayıplara uğratmaktadır.

Yaşadıkları şiddet, çocukları eğitim olanaklarından uzaklaştırmakta ve çeşitli suçlar da dâhil olmak üzere pek çok tehlikeli duruma sürüklemektedir.

Ülkemizde yapılan birçok araştırma, çocuklara yönelik ev içi şiddetin yaygın bir şekilde yaşandığını ortaya koymaktadır. 2010 yılında yüzde 64'ü erkek ve yüzde 41'i kadın olmak üzere toplam 988 üniversite öğrencisinin katılımı ile yapılan araştırmada, yüzde 53,3'ü çocukluk döneminde ev içinde tekmelenme, yumruklanma, itilip düşürülme, yakılma, diş kaybı, kemik kırılması gibi sonuçları olan şiddet olayları yaşadıklarını bildirmişlerdir.

Bu şiddet anne, baba başta olmak üzere kardeşler ve evdeki diğer bireyler tarafından uygulanmıştır. Her beş çocuktan birisi yani yüzde 22,6'sı bu şiddetin disiplin tesisi için, yüzde 15,9'u bir konuda ders olsun diye ve yüzde 16,1'i de saygı tesis etmek için şiddete maruz kaldıklarını açıklamışlardır.

Yine, UNICEF ile Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu (SHÇEK)'in ortaklaşa gerçekleştirmiş oldukları bir başka araştırma da ise ülkemizde yaşayan 7-18 yaşları arasındaki çocukların aile içinde yüzde 45'inin fiziksel istismara, yüzde 51'inin duygusal istismara ve yüzde 25'inin de çeşitli ihmallere maruz kaldığını ortaya koymaktadır.

Ayrıca, Genç Hayat Vakfı, Uluslararası Çocuk Derneği Merkezi ve Geleceğimizin Çocukları Vakfı tarafından ortaklaşa gerçekleştirilen çocukların ev içinde yaşadıkları şiddet konusundaki araştırmada da çarpıcı sonuçlara ulaşılmıştır.

Bu araştırmada da, çocukların ev içinde gördükleri şiddet türlerinin başında duygusal ve fiziksel şiddet gelmektedir. İlköğretim okullarından araştırmaya katılan 400 adet 6,7 ve 8 sınıf öğrencilerinin yüzde 67,9'u en az bir defa ev içi duygusal şiddete uğradığını belirtmişlerdir. Çocukların yüzde 37'si en az bir defa ev içinde fiziksel şiddetle karşılaştıklarını açıklamışlardır.

Araştırmada ülkemizde çocukların ev içinde ihmale uğradıklarını da ortaya çıkmıştır. Çocukların yüzde 25,7'si en az bir defa evde ihmale uğradığını ifade derken yüzde 20,5'lik bölümü en az bir defa ev içinde şiddete tanıklık ettiklerini bildirmişlerdir.

Araştırma sonuçlarından da anlaşılacağı gibi ülkemizde çocuklara karşı şiddet her toplumun her alanında artmıştır. Çocuklara karşı toplumda artan şiddet, neredeyse onların sağlığını ve gelişimini tehdit eder hâle gelmiştir.

Bu nedenle, ülkemizde, çocuklara karşı şiddetin her türünün, her ortamda önlenmesi gerekmektedir.

Bu nedenle, çocuklara karşı işlenen şiddet konusundaki sorunlarının araştırılarak gerekli önlemlerin alınması için Anayasa'nın 98 ve TBMM İçtüzüğünün 104 ve 105’inci maddesi uyarınca bir Meclis araştırma komisyonu kurulması uygun olacaktır.

3.- Balıkesir Milletvekili Ahmet Duran Bulut ve 19 milletvekilinin, eğitim konusundaki sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/805)

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

ÖSYM tarafından yapılan açıklamaya göre, YGS sınavına 1 milyon 895 bin 476 aday başvuru da bulunmuş, bu adaylardan 57 bin 742'si sınava girmemiştir. Sınavı geçerli sayılan aday sayısı 1 milyon 837 bin 344 olarak belirlenirken, 50 bin 805 adayın ise puanları 0,5'ten küçük olduğu gerekçesi ile hesaplanmamıştır. Hükûmetin uygulamalarından dolayı ortaya çıkan, sınavlardaki başarısızlığın tespiti, bu sorunların giderilmesi ve çözüm yollarının belirlenmesi amacıyla Anayasamızın 98'inci maddesi, İç Tüzük’ün 104 ve 105'inci maddeleri gereğince ekte sunulan gerekçe çerçevesinde Meclis araştırması açılmasını arz ve teklif ederiz.

1) Ahmet Duran Bulut                                            (Balıkesir)

2) Mehmet Şandır                                                  (Mersin)

3) Oktay Vural                                                       (İzmir)

4) Necati Özensoy                                                 (Bursa)

5) Kemalettin Yılmaz                                             (Afyonkarahisar)

6) Özcan Yeniçeri                                                  (Ankara)

7) Bülent Belen                                                     (Tekirdağ)

8) Mesut Dedeoğlu                                                (Kahramanmaraş)

9) Zühal Topcu                                                      (Ankara)

10) Hasan Hüseyin Türkoğlu                                  (Osmaniye)

11) Mustafa Erdem                                                (Ankara)

12) Bahattin Şeker                                                (Bilecik)

13) Sümer Oral                                                     (Manisa)

14) D. Ali Torlak                                                   (İstanbul)

15) Celal Adan                                                      (İstanbul)

16) Mustafa Kalaycı                                              (Konya)

17) Adnan Şefik Çirkin                                          (Hatay)

18) Mehmet Günal                                                 (Antalya)

19) Muharrem Varlı                                               (Adana)

20) Ali Öz                                                             (Mersin)

Gerekçe:

ÖSYM'den yapılan açıklamaya göre; YGS sınavına 1 milyon 895 bin 476 aday başvuru da bulunmuş, bu adaylardan 57.742'si sınava girmemiştir. Sınavı geçerli sayılan aday sayısı 1 milyon 837 bin 344 olarak belirlenirken, 50.805 adayın ise puanları 0,5'ten küçük olduğu gerekçesi ile hesaplanmamıştır.

Sıfır puan alan aday sayısı; 2011 YGS'de 38.269, 2010 YGS’de ise 14.156'dır. Sınavda sıfır puan alanların sayısının yıllar itibariyle artması düşündürücüdür. YGS sonuçlarında 1 milyon 837 bin öğrenciden 700 bininin matematikten sıfır alması da dikkat çekicidir. Ülkemizde matematik ve fen alanlarındaki başarısızlık, bu bilimlere öğrencilerin yeterli ilgiyi göstermemesi bizi dünya yarışından koparmaktadır. Oysa matematik ve fen en önemli temel bilimlerdendir. Bu bilimlerin ülkemizde hak ettiği değeri görmesi ve bu alanlarda başarı sağlanması ülkemizin geleceği açısından hayati önem taşımaktadır. Sınav sonuçları, millî eğitim sisteminin geldiği içler acısı noktayı da gözler önüne sermektedir.

Yukarıda ifade edilen 2012 YGS (Yükseköğretime Giriş Sınavı) sonuçları eğitim sistemimizin sıkıntılı yönünü tekrar ortaya çıkarmıştır.

Öğretmensiz okullarla, ücretli öğretmenlerle, 60-70 kişilik sınıflarla, eğitimde fırsat eşitliğini sağlamadan, birleştirilmiş sınıf uygulamalarıyla YGS' de başarı elde edilmesi zaten bir mucize olurdu. Derslik ve öğretmen açığı, kadro yetersizliği gerekçe gösterilerek ehil olmayan, öğretmenlikle uzaktan yakından alakası olmayan kişilerin “ücretli öğretmen” adı altında derslere girmesi eğitimde yaşanan bu başarısız tablonun diğer önemli bir sebebidir.

Eğitimde fırsat eşitliğinin sağlanması, bölgeler arası ve aynı ilin mahalleleri arasında yaşanan eşitsizliklerin de giderilmesi gerekmektedir. Tamamen sınav odaklı, sorgulamaktan, analitik düşünmeye yönlendirmekten ziyade ezbere dayalı bir eğitim sisteminin ürünü olan bu sonuçtan gerekli tedbirler alınmadığı takdirde önümüzdeki yıl YGS'de bu sonuçlardan daha vahim sonuçlarla karşılaşabiliriz. Bu bilimlerin ülkemizde hak ettiği değeri görmesi ve bu alanlarda başarı sağlanması ülkemizin geleceği açısından hayati öneme sahiptir. Bu noktada asıl sorgulanması gereken öğrenciler değildir. Bu sınav sonuçları her ne kadar öğrencilerin başarısızlığı gibi görünse de asıl başarısızlığın incelenmesi gerekmektedir.

Herkes bilmelidir ki eğitimsiz ve başarısız nesillerle geleceğimizi inşa edemeyiz. Bu sebeple eğitimin sorunlarına mutlaka neşter vurulması gerekmektedir.

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Önergeler gündemdeki yerlerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki görüşmeler sırası geldiğinde yapılacaktır.

Bir gensoru önergesi vardır. Önerge bugün bastırılıp sayın üyelere dağıtılmıştır.

Şimdi önergeyi okutuyorum:

C) Gensoru Önergeleri

1.- CHP Grubu adına, grup başkan vekilleri İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi, Sinop Milletvekili Engin Altay ve Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, ülkemizin ulusal güvenliğini yeni tehlikelere maruz bırakan, siyasi ve ekonomik çıkarlarına zarar veren, dünyadaki konumunu giderek aşağı çeken hatalı dış politika icra ettiği iddiasıyla Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu hakkında gensoru açılmasına ilişkin önergesi (11/30)

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Hükûmetin, son dönemde izlediği dış politika, Kafkasya, Karadeniz, Balkanlar ve Doğu Avrupa, Ege ve Akdeniz ile Ortadoğu'yu ve Basra Körfezi'ni içeren geniş bölgede Türkiye'nin öteden beri var olan ağırlık ve etkinliğini giderek sorunlu hâle getirmektedir. Bir zamanlar bu bölgede istikrar yapıcı ve anlaşmazlıklara çözüm bulucu rolü ile sözüne güvenilen, görüşlerine başvurulan, gücü bilinen ve hiçbir ülkeye tehdit yöneltmediği gibi hiçbir ülkeden kendisine tehdit de yöneltilemeyen, yumuşak güç kullanan güçlü bir sosyal ve demokratik siyasi yapıya, sağlam ve sürdürülebilir bir piyasa ekonomisine ve güçlü silahlı kuvvetlere sahip olan ülkemiz, yer aldığı geniş bölgede bütün bu alanlarda ciddi bir algı kaybına uğramış; hemen tüm komşu ülkelerdeki ihtilaflara taraf olmak suretiyle müdahil olmuş, devletler nezdinde olduğu kadar ilgili ülkelerin kamuoyları nezdinde de itibarı sarsılmıştır.

Hükûmetin dış politikada uygulamakta olduğu temel bir yanlışlık da onaylamadığı siyasetlere yönelen komşularıyla diplomatik ilişkiyi asgariye indirme ya da tamamen kesme şeklinde ortaya çıkan yaklaşımıdır. Bu yaklaşım sonucu olarak Hükûmetin "Ortadoğu'da oyun kurucuyuz" şeklindeki iddiasına karşın Türkiye bugün bu bölgenin en önemli ülkeleri arasında yer alan Mısır ve İsrail'de büyükelçi düzeyinde temsil edilmemekte, bu ülkelerin de Türkiye'de büyükelçisi bulunmamaktadır. Yine bölgenin baş aktörlerinden olan İran ile ilişkiler inişli çıkışlı, Irak ile ise Hükûmetçe Irak Merkezî Hükûmetini bariz bir biçimde ikinci plana alarak bu ülke ile ilişkilerin ağırlığını Kuzey Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi üzerinde yoğunlaştırması ve bu yönetim ile Irak Federal Anayasası ile çelişen enerji alımlarına yönelmesi nedeniyle belirgin gerginlikler içine girip çıkmaktadır.

Hükûmetin yanlış öngörü ve değerlendirmelerle hatalı beklentilere dayalı çarpık politikaları sonucunda neredeyse savaş hâlinde bulunduğumuz Suriye ile ise karşılıklı diplomatik temsil tamamen kesilmiştir. 1980'li yıllara bakılacak olursa, o dönemde devam etmekte olan İran-Irak savaşı sırasında, İran'ın Irak nezdindeki çıkarlarının Türkiye'nin Bağdat Büyükelçiliğince; Irak'ın İran nezdindeki çıkarlarının da Türkiye'nin Tahran Büyükelçiliğince korunmakta olduğu ve birbiriyle çatışan bu iki ülkenin birbirleri nezdinde kendilerini temsil etmek üzere Türkiye'yi seçmiş oldukları da hatırlanacaktır. Bu dünya diplomasi tarihinde tek örnektir. Bugün ise durum tam aksi yöndedir.

Son olarak Hükûmetin Mısır'da Cumhurbaşkanı Mursi'ye karşı yapılan darbe üzerine, demokrasiye ve meşruiyete dönüşün önemini bu ülke nezdinde savunarak olumlu ve uzlaştırıcı bir rol oynamak yerine, Mısır Hükûmetini tamamen dışlaması, bizzat Başbakan Erdoğan'ın ağzından Mısır Hükûmetine, Mısır'ın siyasi ve sivil saygın şahsiyetlerine ağır bir dille ve düzenli bir şekilde hakarete varan eleştiriler yöneltmesi, uluslararası kamuoyu gözünde AKP Hükûmetinin neredeyse Müslüman Kardeşler Örgütü ile özdeşleştirilmesine yol açmıştır. Son olarak Başbakan Erdoğan'ın Kasım 2013'te Rusya'ya gerçekleştirdiği ziyaret Mısır Hükûmetine yönelik, bu ülke içişlerine doğrudan müdahale mahiyeti taşıyan beyanları, Mısır'daki darbeyi izleyen ilk gerginlik üzerine geri çekilmiş iken daha sonra Hükûmet tarafından tekrar görevine gönderilen Kahire Büyükelçimizin Mısır tarafından "istenmeyen kişi" ilan edilmesine yol açmış, böylece Orta Doğu'daki en önemli ülkelerden biriyle daha ilişkimiz yukarıda belirtildiği gibi sıfırlanmıştır.

Hükûmetin bu politikaları sonucu bölgede içine düşmüş olduğu yalnızlık Türkiye'nin bu bölgede ve ötesindeki ticari ve ekonomik ilişkilerini de son derece olumsuz etkilemektedir.

Ülkemizin ulusal güvenliğini yeni tehlikelere maruz bırakan, siyasi ve ekonomik çıkarlarına zarar veren ve Türkiye'nin dünyadaki konumunu giderek aşağı çeken hatalı dış politikanın icracısı sıfatıyla siyasi sorumlusu olan Dışişleri Bakanı Sayın Ahmet Davutoğlu hakkında Anayasa’nın 98 ve 99’uncu, TBMM İçtüzüğü’nün 106’ncı maddeleri uyarınca gensoru açılmasını arz ve teklif ederiz.

Mehmet Akif Hamzaçebi                       Engin Altay                                    Muharrem İnce

        İstanbul                                              Sinop                                               Yalova

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Gensorunun gündeme alınıp alınmayacağı hususundaki görüşmenin gününü de kapsayan öneri daha sonra onayınıza sunulacaktır.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının iki tezkeresi vardır, ayrı ayrı okutup oylarınıza sunacağım:

D) Tezkereler

1.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Cemil Çiçek başkanlığındaki bir heyetin, Ürdün Senatosu Başkanı Abdur-Rauf Rawabdeh’'in vaki davetine icabet etmek üzere Ürdün’e resmî bir ziyarette bulunmasına ilişkin tezkeresi (3/1352)

                                                                               4 Aralık 2013

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Cemil Çiçek başkanlığındaki heyetin, Ürdün Senatosu Başkanı Abdur-Rauf Rawabdeh'in vaki davetine icabet etmek üzere Ürdün'e resmî ziyarette bulunması hususu, 28/3/1990 tarihli ve 3620 sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisinin Dış İlişkilerinin Düzenlenmesi Hakkında Kanun'un 6'ncı maddesi uyarınca Genel Kurulun tasviplerine sunulur.

                                                                             Cemil Çiçek

                                                         Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı

BAŞKAN – Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

2.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının, Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Başkanı Nihat Zeybekci’nin, 17/12/2013 tarihinde Belçika'nın başkenti Brüksel’de düzenlenecek olan "21’inci Yüzyılda Avrupa Birliği Enerji İç Pazarı" konulu ortak komite toplantısına katılmasına ilişkin tezkeresi (3/1353)

                                                                                                      4/12/2013

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna

17 Aralık 2013 tarihinde Belçika'nın başkenti Brüksel'de düzenlenecek olan "21’inci Yüzyılda Avrupa Birliği Enerji İç Pazarı" konulu ortak komite toplantısına Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Başkanı Nihat Zeybekci'nin katılması hususu, 28/3/1990 tarihli ve 3620 sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisinin Dış İlişkilerinin Düzenlenmesi Hakkında Kanun'un 9'uncu maddesi uyarınca Genel Kurulun tasviplerine sunulur.

                                                                            Cemil Çiçek

                                                         Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı

BAŞKAN – Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım:

IX.- ÖNERİLER

A) Siyasî Parti Grubu Önerileri

1.- AK PARTİ Grubunun, bastırılarak dağıtılan (11/30) esas numaralı Gensoru Önergesi’nin Genel Kurulun 9 Aralık 2013 Pazartesi günkü gündemin "Özel Gündemde Yer Alacak İşler" kısmına alınmasına ve gündeme alınıp alınmayacağı hususundaki görüşmelerin aynı günkü birleşiminde yapılmasına ve 480 ve 480’e 1’inci ek sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerinin tamamlanmasına kadar çalışmalara devam edilmesine ilişkin önergesi

                                                                            9/12/2013

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu 9/12/2013 Pazartesi günü (bugün) toplanamadığından, İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince, grubumuzun aşağıdaki önerisinin Genel Kurulun onayına sunulmasını arz ederim.

                                                                               Mahir Ünal

                                                                           Kahramanmaraş

                                                                 AK PARTİ Grup Başkan Vekili

Öneri:

Bastırılarak dağıtılan (11/30) esas numaralı gensoru önergesinin Genel Kurulun 9 Aralık 2013 Pazartesi günkü (bugün) gündemin "Özel Gündemde Yer Alacak İşler" kısmına alınması ve Anayasa’nın 99’uncu maddesi gereğince gündeme alınıp alınmayacağı hususundaki görüşmelerinin Genel Kurulun 9 Aralık 2013 Pazartesi günkü (bugün) birleşiminde yapılması;

Genel Kurulun, 9 Aralık 2013 Pazartesi günkü (Bugün) birleşiminde 480'e 1'inci ek sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerinin tamamlanmasına kadar çalışmalara devam edilmesi

önerilmiştir.

BAŞKAN – Adalet ve Kalkınma Partisi grup önerisi lehinde söz isteyen, Mehmet Doğan Kubat, İstanbul Milletvekili. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MEHMET DOĞAN KUBAT (İstanbul) – Sayın Başkanım, çok değerli milletvekili arkadaşlarım; grubumuzun vermiş olduğu önerinin lehinde görüşlerimi ifade etmek üzere söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygılarımla selamlarım.

Değerli milletvekilleri, geçen hafta, biliyorsunuz, grup önerisiyle bu hafta için… Esasen pazartesi günü de, sağlıkla ilgili kanun yarım kalmıştı onun görüşmelerini planlıyorduk ve yarın itibarıyla da 21’ine kadar bütçe takvimine ilişkin bir grup önerisi getirmiştik ve kabul edilmişti. Ancak cuma günü saat altı sıralarında Cumhuriyet Halk Partisinin değerli grup başkan vekilleri tarafından Dışişleri Bakanımız Sayın Ahmet Davutoğlu hakkında gensoru açılmasına dair bir önerge verilmesi üzerine biz de bu konunun önemine binaen bugün gündeme alınıp alınmayacağı hususundaki görüşmelerin İç Tüzük’ün 106 ve Anayasa’nın 99’uncu maddeleri çerçevesinde -gündeme alıp, bu konuyu değerlendirip gündeme alınıp alınmayacağına dair- Genel Kurulun bir karar vermesi noktasında öneri getirmiş bulunmaktayız.

Gensoru görüşmelerinden sonra da yarım kalan, sağlıkla ilgili temel kanunun görüşmelerine devam edeceğiz.

Önerimize desteklerinizi bekliyor, yüce heyetinizi saygılarımla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Adalet ve Kalkınma Partisi grup önerisi aleyhinde söz isteyen Muharrem İnce, Yalova Milletvekili.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisinin en önemli görevi, en önemli işi bütçe yapmaktır. Bütçe yapmaktan daha önemli bir işimiz yok. Anayasa’nın 87’nci maddesi de milletvekillerine özel olarak bir görev yüklüyor burada, özel bir görev. Peki, bütçe hakkını ortadan kaldırıyorsunuz siz, bu nasıl oluyor?

Bakın, 60’ta bu ülkede  darbe oldu, 80’de bu ülkede darbe oldu. 60’ta ve 80’de Meclis feshedildi. Askerler, cunta Meclisi feshetti; fakat, Meclis adına görev yapan bir kurum var, Sayıştay -yani Sayıştay bizim adımıza görev yapıyor, denetim görevini bizim adımıza yapıyor- askerler Meclisi feshetmesine rağmen Sayıştayı feshetmediler. Siz bugün Sayıştayı feshediyorsunuz. Yani, askerlerden, o darbecilerden, o cuntacılardan daha ileri gitmiş durumdasınız değerli milletvekilleri.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Rahmet okuyorlar, rahmet.

MUHARREM İNCE (Devamla) – Yani, Sayıştay, askerî cuntanın hesap ve işlemlerini denetlemeye devam etmiştir. Sayıştay bile askerî cuntanın harcamalarını denetlemiştir, onları rapor etmiştir, Büyük Millet Meclisine göndermiştir.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Demek AKP cuntadan beter.

MUHARREM İNCE (Devamla) – Bütçeyi doğru düzgün yapabilmek için, kör kuruşun hesabını sorabilmek için, yetimin hakkını  savunabilmek için, esnafın ödediği verginin ne olduğunu bilebilmek için; emeklinin, işçinin, çiftçinin, iş adamının verdiği verginin sonucunun ne olduğunu görmek için… Çocuğuna mama alamayıp asgari ücretinden vergi kesilen insanların parası nereye gidiyor, bunu sormak bizim hakkımız. Bunu sormak yalnızca muhalefet milletvekillerinin görevi değil, bu sizin de sorumluluğunuz alanında. Siz, yürütmenin yardımcısı değilsiniz, bakanların askeri değilsiniz, bakanların emir eri değilsiniz, bakanların aklayıcısı değilsiniz; siz, yasamanın bir üyesisiniz, o kör kuruşun hesabını vereceksiniz.

Şimdi, biz bu vergilerin hesabını soruyoruz. Sorumuz 2 tane. Bir: Topladığın vergileri nereye harcadın? İki: Bu harcamayı yaparken usulüne uygun harcadın mı? “Harcama yetkisi ver bana.” diyor Başbakan, “Harcama yetkisi ver ama beni denetleme, bana hesap sorma.” diyor.

Değerli arkadaşlarım, Sayıştay bakın ne demiş, diyor ki: “İlgili kurum bilgi ve belge vermediği için denetleme yapılamamıştır.” Böyle bir şey olabilir mi? Babasının çiftliği mi burası Hükûmetin? Türkiye Cumhuriyeti birilerinin babasının malı mı, babasının çiftliği mi? Başbakanlık bilgi, belge vermiyor. Avrupa Birliği Bakanlığı bilgi, belge vermiyor. Emniyet Genel Müdürlüğü bilgi, belge vermiyor. Biz merak ediyoruz ya, diyoruz ki: “Bu biber gazını kaç paraya aldınız, ne kadara aldınız, nereden aldınız?” Bu milletin vergilerini harcıyorsunuz beyler, vergilerini; babanızın parasını harcamıyorsunuz. Bakın, usulüne uygun harcadıysanız, eğer milletten topladığınız bu vergileri usulüne uygun, yasalara uygun, Anayasa’ya uygun harcadıysanız sorun yok zaten. Neden o zaman kaçıyorsunuz, neden korkuyorsunuz?

Bakın, billboardları kiralayıp oralarda bir ilan yapıştırmak istiyoruz, ne diyoruz orada: “Ben vergimi veriyorsam, Başbakan da vatandaşa hesap verecek.” Eğer bu ülkede simitçi vergi veriyorsa, öğretmen vergi veriyorsa, emekli vergi veriyorsa, iş adamı vergi veriyorsa, holding patronu vergi veriyorsa, herkes vergi veriyorsa ve bu vergileri de Hükûmet olarak, iktidar olarak siz harcıyorsanız millet vergi veriyorsa siz de hesap vereceksiniz beyler, hesap.

Peki, billboardlarda “Ben vergimi veriyorsam, Başbakan hesap verecek.” diye afişlerimiz… Billboardları kiraya veren firma ne diyor biliyor musunuz? “Başbakanı aşırı eleştirdiği için bunları yayınlayamayız.” diyor. Televizyonlar kapalı, gazeteler kapalı, billboardlar kapalı, sosyal medya takipte, sonra da “diktatör” deyince kızıyorsunuz. Böyle bir uygulamaya, böyle bir Başbakana “diktatör” denmez de ne denir? Türkiye’deki ileri faşizmin adı, diktatörlüğün adı işte budur değerli milletvekilleri.

Sayın Başbakan, cumhuriyet tarihinin gelmiş geçmiş en büyük örtülü ödenek harcayan Başbakanıdır. Cumhuriyet tarihi boyunca Recep Tayyip Erdoğan’ın harcadığı örtülü ödenek miktarı bir rekordur. Şimdi, Başbakanın istediği şudur: “Ben, örtülü ödenekte bir rekor kırdım. Türkiye Büyük Millet Meclisinde görüşülecek olan Türkiye Cumhuriyeti’nin bütçesini de örtülü ödenek gibi kullanırım.” diyor. Yani örtülü ödenekle Türkiye’nin bütçesini aynı görüyorsunuz. Bunun sonucu kötü olur, gün gelir hesap döner, çok fena bedel ödersiniz bu konuda, siz de bedel ödersiniz. Bu milletin parasının hesabını soruyoruz biz, sizin babanızın parasını sormuyoruz. Bunları bilmenizi istiyorum.

Şimdi, vatandaşı yanıltmaya çalışıyorsunuz. Ne diyorsunuz vatandaşa? “Cumhuriyet Halk Partisi bütçeyi engelliyor.” Yalanı bırakın, hesabı verin. Neymiş? Bütçede önerge olurmuş mu? Bakın size önerge: 24/12/1997, Genel Başkan Yardımcınız -o zaman milletvekili- Ekrem Erdem bir önerge vermiş. Demek ki bütçede önerge oluyormuş. O zaman muhalefet milletvekili…

RECEP ÖZEL (Isparta) – 1 tane, 1 önerge, 800 tane değil o!

MUHARREM İNCE (Devamla) – O zaman muhalefet milletvekili…

RECEP ÖZEL (Isparta) – Tıkamak için önerge değil o.

MUHARREM İNCE (Devamla) – Onları da anlatacağım, acele etme.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Tıkamak için önerge değil o.

MUHARREM İNCE (Devamla) –  Acele etme… Acele etme…

Bakın, bir başka konu: Bütçede yoklama olurmuş mu?

RECEP ÖZEL (Isparta) – Olur…

MUHARREM İNCE (Devamla) – CHP yoklama isterse, engelleme yapıyormuş…

RECEP ÖZEL (Isparta) –  Olur mu canım, yoklama olur, buna “olmaz” diyen yok! 

MUHARREM İNCE (Devamla) – 10/12/2001 Pazartesi: “Başkan – Evet, yoklama talebinde bulunan arkadaşlarımızın isimlerini okuyacağım:

Bülent Arınç? Burada.

Hüseyin Çelik? Burada.

Mehmet Ali Şahin? Burada.

Sadık Yakut? Burada.

Faruk Çelik? Burada...”

Bak, bak, tutanaklara bak, diyor ki… Bakın, bütçede yoklama istemişler. İnşallah, Sadık Yakut o gün yönetir Meclisi de, ben de bu belgeyi kendisine etrafını çerçeveletip gönderirim. Muhalefetteyken önerge vereceksiniz, yoklama isteyeceksiniz, sonra CHP yoklama isteyecek, önerge verecek diye, önerge sayısını 7’yle sınırlandırmaya çalışacaksınız. 8, 9, daha fazla önergelerin olduğu bütçe görüşmelerinin tutanaklarını size ambalajlayıp hediye olarak göndeririz.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Gönder, ambalajsız da kabul ederiz.

MUHARREM İNCE (Devamla) – Geçmişte, işte diyoruz ya sürekli çifte standart hâlindesiniz, yaptığınız iş bu. Yargıyı ele geçireceksin, teftiş kurullarını kapayacaksın, bürokratları değiştireceksin, Sayıştay raporlarını Meclisten gizleyeceksin, Sayıştaya bilgi, belge göndermeyeceksin, bunun adına da “demokrasi” diyeceksin? “Yolsuzluk yapmadım.” diyen bir Başbakan, Meclis denetiminden kaçmaz.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Adam yapmadım demiyor ki!

MUHARREM İNCE (Devamla) - “Ben bu milletin vergilerini doğru düzgün harcadım, usulüne uygun harcadım.” diyorsan Sayıştaya bilgilerini, belgelerini gönderirsin, o Sayıştay raporları buraya gelir, Büyük Millet Meclisi üyeleri de bunlara bakarlar.

Değerli milletvekilleri, bavulun üzerinden sevinçten uçuyordunuz, şimdi bavula küsüyorsunuz. Bir zamanlar çocuklar gibi… Biz çocukken bavulların üzerinde kayardık karda. Siz de bavulun üzerinden lehinizde çıkınca sevinçten uçuyordunuz, şimdi küsüyorsunuz. Bu paralar mahrem değildir, bu paralar devletin mahremi değildir, milletin vergisidir. Biz milletin kör kuruşunun hesabını soruyoruz. Geçmişte, muhalefetteyken söylediklerinizin tersini bugün iktidardayken yapıyorsunuz. Bugün güçlü konumda olabilirsiniz ama yarın sizler mutlaka bu milletin parasının hesabını vereceksiniz diyorum. Yüce Meclise saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Adalet ve Kalkınma Partisi grup önerisi lehinde söz isteyen Ramazan Can Kırıkkale Milletvekili. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Grup önerimizle Dışişleri Bakanımız Sayın Davutoğlu aleyhinde verilen (11/30) esas numaralı gensoru önergesinin 9 Aralık Pazartesi yani bugün gündeme alınıp alınmayacağı hususunun görüşmelerinin yapılmasını.

Yine, önerimizde bugün gensoru görüşmeleri tamamlandıktan sonra 480’e 1 ek sıra sayılı Kanun Tasarısı yani Sağlık Bakanlığı ve Bağlı Kuruluşlarının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ve bazı kanunlardaki hükümlerin değiştirilmesine yönelik kanun tasarısının görüşmelerine kaldığımız yerden devam etmeyi öneriyoruz. Görüşmelerin tamamlanmasına kadar da Genel Kurulun çalışmasını takdirlerinize sunuyor, tekrar Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Adalet ve Kalkınma Partisi grup önerisi aleyhinde söz isteyen Oktay Vural İzmir Milletvekili. (MHP sıralarından alkışlar)

OKTAY VURAL (İzmir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Adalet ve Kalkınma Partisi grup önerisinin aleyhinde söz almış bulunmaktayım. Aslında biraz sonra bu önergeyle birlikte gündeme alınacak gensoru önergesi hakkında Genel Başkan Yardımcımız Ankara Milletvekili Sayın Yıldırım Tuğrul Türkeş görüşlerimizi ifade edecek ama ben bu vesileyle birleşimin başında Türkiye Büyük Millet Meclisinin ortaya koyduğu irade, bununla ilgili görüş ve düşüncelerimi huzurlarınızda Türkiye Büyük Millet Meclisine ve milletimize aktarmak istiyorum.

Şüphesiz, komisyonun bu ifadeleri içeren raporu açıkçası çıkartması gerekiyordu önceden çünkü bu konuda bizim komisyon üyemiz Sayın Erkan Akçay da Komisyon Başkanına ifadede bulundu. Böylesine bir muhalefet uyarısı geldiği zaman Sayın Komisyon Başkanının bir inisiyatif kullanamaması doğrusu büyük bir zafiyettir. Milliyetçi Hareket Partisi olarak biz, bu konudaki tutumumuzu, bu muhalefet şerhinde yer alan hususların Türkiye devletinin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne aykırı olduğunu ifade eden müracaatımızı Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanına ayın 6’sında yaptık ve bu eksende de bu ifadelerin, açıkçası, Anayasa’nın başlangıç ve değiştirilemez hükümlerine aykırı olduğunu ifade ettik. Ama, bu kadar açık olan bir aykırılık bir taraftan komisyonda giderilemiyor. Daha sonra, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının da bunu göndermesi gerekiyordu. Bu bakımdan Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının da bu konuda irade kullanmayıp geri göndermemesi eksiklik teşkil etmiştir. Bizim soru önergelerimizi geri göndermesini bilenlerin maalesef bu konuda Türkiye'nin birliğini ve bütünlüğünü bozan ifadelerin yer aldığı bir muhalefet şerhine İç Tüzük’ten kaynaklanan yetkileri kullanmaması, doğrusu, kabul edilebilir değildir.

Şüphesiz, bu aslında işin bir safhasıdır. Bugün tartıştığımız konu sadece bir muhalefet şerhiyle sınırlı değildir. O bakımdan, bu süreçleri iyi görmek gerekmektedir. Adım adım, Türkiye'de bir Kürdistan inşa modeli Adalet ve Kalkınma Partisinin çözüm ve barış sürecinin nihai hedefi olarak ortaya konmuştur. Hiç kimse kimseyi kandırmasın, KCK toplum örgütlenmesiyle aynı şekilde Suriye’nin kuzeyindeki PKK-PYD oluşumuyla oradaki bir Kürdistan’ı inşa edenler yine aynı şekilde “kuzey Kürdistan” adı altında izin verdikleri konferanslarla Türkiye'de de bir Kürdistan oluşmasının önünü açmaya çalıştıkları gayet açık ve nettir. Bugün Adalet ve Kalkınma Partisinin bu süreç içerisinde PKK’yı fiilen meşrulaştırıp hatta bir parti konumuna getirdiği, Öcalan’ı Kürtlerin temsilcisi gibi muhatap aldığı gayet açık ve nettir.

EMİN HALUK AYHAN (Denizli) – Oslo’da var mıydı, Oslo’da?

OKTAY VURAL (Devamla) – “Kürdistan” ifadeleri de Sayın Başbakanın sözlerinin içerisinde yer almaktadır. Bunlar bugün girmiş değildir. Sayın Başbakanın ifadeleriyle Başbakan yardımcıları toplanarak “Kürdistan” ifadesini bilerek kullandıklarını ortaya koymuşlardır; tesadüfen burada birisinin yazdığı muhalefet şerhiyle ilgili değil, asıl tavır konulması gereken Başbakanın, Başbakan Yardımcısının ortaya koyduğu siyasi iradedir.

Milliyetçi Hareket Partisi olarak ilk baştan itibaren ortaya koyduğumuz tavır Türk milletinden büyük bir destek almıştır. Evet, bu tabirin kabul edilmemesi noktasında büyük bir destek aldık ve bugün de Adalet ve Kalkınma Partisinin bu konuda taktik de olsa bir adım atmasını vesile kıldı ama aynen Habur’daki gibi, Habur’da da öyle olmuştu, sonra Habur’u devam ettirdiler.

EMİN HALUK AYHAN (Denizli) – Oslo’da da söz vermişti bunlar.

OKTAY VURAL (Devamla) – Oslo’da da öyle olmuştu, sonra Oslo’yu devam ettirdiler. Hepsini yaptılar, sonra inkâr ettiler, sonra devam ettirdiler.

Milliyetçi Hareket Partisi olarak Türkiye’nin birlik ve bütünlüğünü korumaya kararlıyız.

Adalet ve Kalkınma Partisinin şişeden çıkarttığı, özellikle küresel bölünme senaryolarının geldiği bu safha ibret vericidir. O bakımdan, bugün, burada, Türkiye Büyük Millet Meclisinin aldığı bu karar, bundan önce Adalet ve Kalkınma Partisinin yaptığı yanlışların üstünü örtemez. Bununla -bir kül olarak kullanmak suretiyle- Adalet ve Kalkınma Partisinin, Türkiye’yi nereye götürdüğü, çözüm ve barış süreci içerisinde PKK’nın istediği KCK toplum örgütleme modelini Türkiye’ye nasıl çözüm olarak hazmettirmek istediği gerçeğinin üstünü hiç kimse örtemeyecektir.

O bakımdan, Milliyetçi Hareket Partisi olarak, biz, bugün, burada, hep beraber milletimizle birlikte… Bu devletimiz, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür. Bu milletin içerisinden ayrı milletler çıkartmak, bu devletin içerisinden ayrı devletler çıkartmak, bu mukaddes vatan toprağının içerisinde başka toprak parçaları oluşturmak, değerli kardeşlerim, bugün, buraya bizi getiren iradenin, kurucu iradenin ve bizim varoluş gayemizin hilafınadır.

O bakımdan, buradan sesleniyorum: Adalet ve Kalkınma Partisi, KCK paralel devlet yapılanmasıyla ortaya koyduğu ve Türkiye’de bir Kürdistan inşa etme amacına yönelik -özellikle milletimizin içerisinden bir Kürt milleti inşa etme projesine yönelik- olarak ortaya koyduğu bu süreçten vazgeçmelidir, samimiyet orada olmalıdır. Eğer, samimi iseniz, bu sürecin nereye gittiğini görmelisiniz ve bundan vazgeçmelisiniz.

Milliyetçi Hareket Partisi olarak, bu konuda, Sayın Genel Başkanımız, açıkçası tavrını çok açık bir şekilde ortaya koymuştur. Aynen şunu ifade etmek istiyorum, Sayın Genel Başkanımızın bugün yaptığı açıklamayı, Milliyetçi Hareket Partisinin bu konuda ne kadar kararlı olduğunu ortaya koyması bakımından sayın Genel Kurula arz etmek istiyorum: Sayın Genel Başkanımız “2014 yılı bütçesinin müzakere arifesinde Türkiye Büyük Millet Meclisi çok tehlikeli, millî vicdanlara sığmayacak, devletin temel ilke ve kuruluş esaslarına tamamen aykırı teşebbüs ve tahriklere sahne olmaktadır. Türk milletinin varlığına, üzerinde yaşadığı vatan topraklarına, sahip olduğu tüm tarihî, hukuki ve kültürel varlık haklarına hakaret ve hazımsızlık demek olan bu isimlendirmelerin alenen ihaneti meşrulaştırma emeli taşıdığı kuşkusuzdur. Başbakan Erdoğan’ın Barzani’nin yanı sıra düzinelerce PKK’lıyla göz yaşları ve sevinç çığlıkları eşliğinde 16 Kasım 2013 Diyarbakır’da buluşması ‘tarihî’ olarak sunulurken, fırsattan istifade, Kürdistan’ın doğum ilanı da yapılmıştır. Başbakan, gerek Diyarbakır’da gerekse sonraki günlerde onlarca defa Kürdistan’a atıf yapmış, geçmişimizde Kürdistan izi sürmüş, ecdadımızı hain niyetlerine ortak etmeye kalkışmış ve ilk Meclisin ruh ve mesajlarını bölücü tavrıyla karartmaya azmetmiştir. Bu zihniyet tarihimizin belirli safhalarında tamamen coğrafi bir terim olarak kullanılan Kürdistan kavramına siyasi ve etnik bir anlam yükleyerek gündeme taşımıştır. Türkiye Büyük Millet Meclisinde… PKK’nın şehirlerdeki uzantıları Başbakandan el ve icazet almışçasına Kürdistan’a yaptıkları vurguları çoğaltmışlardır. Yıkımdan sorumlu Başbakan Yardımcısının Diyarbakır’da ‘Kürdistan’ ifadesini seslendirmeden önce bunu çok tartıştıklarını itiraf etmesi, aslında, bir bakıma ihanet ve melanete saplanan politikaların tercümesinden başka bir şey değildir. AKP’nin, Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanının ‘Türkiye’de Kürtlerin yaşadığı coğrafyanın adı Kürdistan’dır.’ sözleri sürdürülen ihanet kampanyasının bir ara durağı, benimsenen bölücü politikaların kirli bir sayfasıdır.

Oslo’dan İmralı’ya kadar yapılan tüm pazarlıkların ana amacı Türkiye’nin toprak bütünlüğünün bozularak ülkemizin paramparça olması ve vatanımızın bir kısmını kapsayacak şekilde Kürdistan’ın kurulmasıdır. Başbakan Erdoğan, şark meselesinin bir uydusu ve parçası olduğunu iyice kanıtlamıştır. Anlaşılmaktadır ki yeni Türkiye’yle kastedilen de Kürdistan’dır ve bunun hazmedilmesi amacıyla her türlü dedikodu, ayak oyunu, iş birlikçilik, fitne ve istismar ahlaksızca propaganda malzemesi olarak ele alınmaktadır.

Başbakan Erdoğan Kürdistan’a meşruiyet kazandırabilmek, bu çerçevede algıları yönetebilmek için her kalıba, her şekle girecek kadar ahlak ölçülerini kaybetmiştir. Türkiye Büyük Millet Meclisinin Kürdistan’a kurban verilmesine, ihaneti onaylayan atıl, idaresiz, ilkesiz bir yapıya dönüştürülmesine şiddetle itiraz ediyor, şiddetle telin ediyorum.

Bu itibarla, Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı olarak yarın Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunda bütçe kanun tasarısıyla ilgili daha önceden planlanmış konuşmamı yapmamaya karar vermiş bulunmaktayım.

Milliyetçi Hareket Partisinin bu sessiz ve demokratik protestosu Kürdistan’ın kuyruğuna takılan herkese yönelik olup, bununla da sınırlı kalmayacaktır. Milliyetçi Hareket Partisi inançla, heyecanla ve cesaretle Türkiye ve Türk milletine sahip çıkacak, bölünme ve parçalanma çetelesi tutan gayrimillî ve gayrimeşru tüm zihniyetlerden mutlaka hesap soracaktır.”

Saygılarımla arz ederim. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Aynısını size iade ediyoruz. Bütün o hakaretleri iade ediyoruz.

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Ünal.

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, Sayın Hatip grubumuza ve Grup Başkanımıza dönük “bölücü” ve “hain” gibi ifadeler kullanmıştır. Sataşmadan dolayı söz istiyorum.

BAŞKAN – Sayın Ünal, iki dakika söz veriyorum sataşma nedeniyle.

Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Aynıyla iade ediyoruz o hakaretleri.

BAŞKAN – Lütfen, yeni sataşmaya mahal vermeyelim.

VII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

6.- Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal’ın, İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın AK PARTİ grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında AK PARTİ Grubuna ve Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanına sataşması nedeniyle konuşması

 

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu ifadelere cevap vermek, öncelikle bu Genel Kurulda bir hususun daha altını çizmek âdeta bir vücûbiyet hâline geldiği için bu sözü istedim.

Bakınız, silahın, kanın, ölümün çözüm olmadığı görülmüş bu ülkede ve siyaset kurumu yıllarca vesayet altında kalmış ve AK PARTİ’yle birlikte siyaset kurumu çözüm kurumu hâline gelmiş ve denilmiş ki: “Eğer sorunu olan varsa silahı, şiddeti, ölümü, kanı çözüm olarak görmesin. Gelsin, siyaset kurumu aracılığıyla demokratik sistem içerisinde sorunlarını çözsün ve bunun için de şiddete, ölüme gerek yok.”

FARUK BAL (Konya) – “Ne istiyorsa verelim, ne isterse verelim.” diyorsunuz.

MAHİR ÜNAL (Devamla) – “Toplumsal talepler sorun değildir.” denmiş.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Ne isterse veriyorsunuz.

MAHİR ÜNAL (Devamla) -  “Toplumsal talepler, kimlik talepleri sorun olamaz.” denmiş. “Bunlar ancak demokratik sistem içerisinde yönetilmesi gereken şeylerdir.” denmiş ve bu çerçevede bir siyaset ve çözüm siyaseti güdülmüş.

Şimdi, bunu, nasıl ihanetle, bölücülükle süsleyen kelimeler içerisinde kullanabilirsiniz? Evet, kullanırsınız. Tribünlere oynuyorsanız kullanırsınız ama bizim gibi risk altına giriyorsanız, bedeninizi bu riskin altına atıyorsanız, baldıran zehri içiyorsanız, bizim yaptığımızı yaparsınız. Bu millete karşı sorumluluk alırsınız. Bu milletin toplumsal taleplerini, kimlik taleplerini sorun olarak görmezsiniz, siyaset kurumunu da bu sorunları çözmek için kullanırsınız. Bizim yaptığımız da budur. Bunun adı da ihanet değildir, vatanseverliktir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Kimlik siyaseti yapan sizden başka kim var?

MAHİR ÜNAL (Devamla) - Bunun adı, bu ülkenin 76 milyon insanının her birini bağrına basmaktır, kardeşim demektir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı.)

MAHİR ÜNAL (Devamla) – Diyarbakır’da yapılan da bir duygudaşlığın  yeniden inşasıdır.

OKTAY VURAL (İzmir) – Bu Mecliste daha çok  adım atılacak, geri adım atılacak. Yok öyle! KCK’nın bilmem nesi, yok “paralel devlet”, yok “Birleşik Kürdistan” yok! Olmayacak!

MAHİR ÜNAL (Devamla) – Bir psikolojinin yeniden inşasıdır. Bunu hiç kimse bir yerlere çekip, eğip bükmesin.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.(AK PARTİ sıralarından alkışlar)

OKTAY VURAL (İzmir) – Olmayacak, olmayacak.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) –  Türkücülerle mi inşa ediyorsunuz yeni Türkiye’yi, Şivan Perwer’le mi inşa ediyorsun?

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – 76 milyonla inşa ediyoruz.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Hezeyan, hezeyan; baştan sona hezeyan!

EMİN HALUK AYHAN (Denizli) – Oslo belgesini gördünüz mü?

BAŞKAN- Grup önerisini…

SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Başkan, MHP Grubu adına konuşan hatip, “Bu ülkede bir Kürt yaratılmak isteniyor…” Grubumuza yönelik ihanet içerisinde yer aldığımızı söylediler; Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanımızın sözlerini çarpıtarak ihanet içerisinde olduğunu söylediler. Söz istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Sakık.

Sataşma nedeniyle iki dakika da size söz veriyorum.

7.- Muş Milletvekili Sırrı Sakık’ın, İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın AK PARTİ grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında Barış ve Demokrasi Partisine sataşması nedeniyle konuşması

 

SIRRI SAKIK (Muş) -  Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; gerçekten bugün tartışmaları izlerken yine ürktüm. Biz Kürt sorununu, Kürtleri yeniden siyasetin kurbanı yapmaya, bunun üzerinden tepişmeye, yine ret, yine inkâr… Açık ve net söylüyoruz: Vallahi, Kürt de var, Kürdistan da var, Kürtlerin demokratik hakkı da var. Türkiye'de Türkler hangi haklara sahipse Kürtler bu haklara sahip olacak. Olgunlaşmış bir fikrin önünde hiçbir ceberut yapı duramaz. Seslerinizi yükselterek, Kürtleri, Kürdistan’ı küçümseyerek sonuç alamazsınız. Varsa bir kardeşlik hukukunuz, projeniz onu masaya koyacaksınız, onu tartışacaksınız, onu konuşacaksınız. Allah aşkına, size soruyorum: Yani bu Kürt sorunu ortadan kalktığı zaman, Kürdistan’daki haklar, gasbedilen haklar, eşit yurttaşlık hakkı hukuku inşa edildiği zaman siz ne siyaseti yapacaksınız, ne diyeceksiniz? Onun için bakın, gittiğiniz bütün uluslararası platformlarda kapınıza dayanıyor. Siz “Türkiye’de baskı yok, köy boşaltılmadı, zulüm yapılmadı…” Ama bir kadın kalkıyor “Ben oradan geldim. O kutsal toprakları, o benim âşık olduğum toprakları niye terk ettim geldim?” Sizin yüzünüze bunları söylüyor.

OKTAY VURAL (İzmir) – 12 tane toplantı yaptık, kala kala bir kadıncağıza mı kaldınız ha?

SIRRI SAKIK (Devamla) – Aslında sizin dönüp bunlardan özür dilemeniz gerekirken hâl⠓Bu topraklarda Kürt de olmayacak Kürdistan da olmayacak…” Vallahi gemiler yakıldı ve gidiliyor, hiç üzülmeyin.

OKTAY VURAL (İzmir) – Vallahi, yakın, yakın; Kürtleri yakamayacaksınız ha!

SIRRI SAKIK (Devamla) – Güney Kürdistan’daki oluşum neyse, Rojava’daki oluşum neyse Türkiye kürdistanında da Türkiye halkı ile eşit yurttaş olacağız.

OKTAY VURAL (İzmir) – Emperyalizmin uşakları olmayacağız.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Türkiye Türklerin vatanıdır.

OKTAY VURAL (İzmir) – Emperyalizm uşaklarına teslim olmayacak Türk milleti, emperyalistlerin uşaklığını yapmayacak; doğulusu da güneydoğulusu da, aynen böyle.

SIRRI SAKIK (Devamla) –  Eşit bir ülkede hep birlikte demokrasiyi inşa edeceğiz, sömürgeci anlayışa son vereceğiz.

OKTAY VURAL (İzmir) – Kürtleri öldüren PKK, Kürt kökenlilerin temsilcisi olmayacaktır, aynen budur.

SIRRI SAKIK (Devamla) –  Tepeden Kürtlere bakışı asla kabul etmiyoruz. Herkes Kürtlere saygılı olacak.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler…

MUHARREM İNCE (Yalova) – Yoklama istiyoruz.

BAŞKAN – Yoklama talebi var.

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, ben tutanaklara geçmesi açısından tek bir hususu ifade etmek istiyorum.

EMİN HALUK AYHAN (Denizli) – İçselleştiriyor, içselleştiriyor.

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Burada biz sadece AK PARTİ Grubu olarak, verilen muhalefet şerhinin Anayasa ve Meclis İçtüzüğü çerçevesinde değerlendirilmesini talep ettik. Buradan kimse ret, inkâr, asimilasyon ya da bir kimlik payesi çıkarmasın.

OKTAY VURAL (İzmir) – Nedamet getirmeyin ya! Yahu, nedamet getirmeyin dik durun.

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Nedamet getirmiyorum.

OKTAY VURAL (İzmir) – Dik durun ya! Daha beş dakika oldu.

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Meseleyi kendi çizgisine koyuyorum.

OKTAY VURAL (İzmir) – Davos’taki gibi oldu. Beş dakika oldu ya! Dik durun ya!

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Dik duruyoruz biz.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Ünal.

 

III.- YOKLAMA

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

MUHARREM İNCE (Yalova) – Yoklama istiyoruz.

BAŞKAN – Yoklama talebi var.

Sayın İnce, Sayın Karaahmetoğlu, Sayın Özkoç, Sayın Özel…

OKTAY VURAL (İzmir) – Dik durun ya!

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Meseleyi istismar etmeyin. Kendi çizgisine koyuyoruz meseleyi.

OKTAY VURAL (İzmir) – Dik durun, dik durun! 2004 Milli Güvenlik Kurulunda bile duramadınız.

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Biz her yerde dimdik durduk, her yerde dimdik durduk.

OKTAY VURAL (İzmir) – Herkesi fişliyorsunuz be! Milletin kurbanını fişliyorsunuz.

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Millet kimin dik durduğunu çok iyi biliyor.

BAŞKAN –Sayın Aslanoğlu, Sayın Kalkavan, Sayın Akar, Sayın Güler, Sayın Öz, Sayın Çam, Sayın Hamzaçebi, Sayın Dinçer, Sayın Loğoğlu, Sayın Çelebi, Sayın Yılmaz, Sayın Serter, Sayın Cihaner, Sayın Atıcı, Sayın Gök ve Sayın Aygün.

İki dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, toplantı yeter sayısı vardır.

IX.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasî Parti Grubu Önerileri (Devam)

1.- AK PARTİ Grubunun, bastırılarak dağıtılan (11/30) esas numaralı Gensoru Önergesi’nin Genel Kurulun 9 Aralık 2013 Pazartesi günkü gündemin "Özel Gündemde Yer Alacak İşler" kısmına alınmasına ve gündeme alınıp alınmayacağı hususundaki görüşmelerin aynı günkü birleşiminde yapılmasına ve 480 ve 480’e 1’inci ek sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerinin tamamlanmasına kadar çalışmalara devam edilmesine ilişkin önergesi (Devam)

 

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

                                                                               Kapanma Saati: 16.48

DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 17.04

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Muharrem IŞIK (Erzincan), Fehmi KÜPÇÜ (Bolu)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 26’ncı Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

Alınan karar gereğince “Özel Gündemde Yer Alacak İşler” kısmına geçiyoruz.

Bu kısma alınan, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Grup Başkan Vekilleri İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi, Sinop Milletvekili Engin Altay ve Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin ülkemizin ulusal güvenliğini yeni tehlikelere maruz bırakan, siyasi ve ekonomik çıkarlarına zarar veren, dünyadaki konumunu giderek aşağı çeken hatalı dış politika icra ettiği iddiasıyla Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu hakkında Anayasa’nın 99’uncu ve İç Tüzük’ün 106’ncı maddeleri uyarınca bir gensoru açılmasına ilişkin (11/30) esas numaralı Gensoru Önergesi’nin gündeme alınıp alınmayacağı hususundaki görüşmelere başlıyoruz.

X.- GENSORU

A) Ön Görüşmeler

1.- CHP Grubu adına, grup başkan vekilleri İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi, Sinop Milletvekili Engin Altay ve Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, ülkemizin ulusal güvenliğini yeni tehlikelere maruz bırakan, siyasi ve ekonomik çıkarlarına zarar veren, dünyadaki konumunu giderek aşağı çeken hatalı dış politika icra ettiği iddiasıyla Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu hakkında gensoru açılmasına ilişkin önergesi (11/30)

BAŞKAN – Hükûmet? Yerinde.

Önerge daha önce bastırılıp sayın üyelere dağıtılmıştır.

Şimdi önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Hükûmetin son dönemde izlediği dış politika, Kafkasya, Karadeniz, Balkanlar ve Doğu Avrupa, Ege ve Akdeniz ile Orta Doğu'yu ve Basra Körfezi'ni içeren geniş bölgede Türkiye'nin öteden beri var olan ağırlık ve etkinliğini giderek sorunlu hâle getirmektedir. Bir zamanlar bu bölgede istikrar yapıcı ve anlaşmazlıklara çözüm bulucu rolü ile sözüne güvenilen, görüşlerine başvurulan, gücü bilinen ve hiçbir ülkeye tehdit yöneltmediği gibi hiçbir ülkeden kendisine tehdit de yöneltilemeyen, yumuşak güç kullanan güçlü bir sosyal ve demokratik siyasi yapıya, sağlam ve sürdürülebilir bir piyasa ekonomisine ve güçlü silahlı kuvvetlere sahip olan ülkemiz, yer aldığı geniş bölgede bütün bu alanlarda ciddi bir algı kaybına uğramış, hemen tüm komşu ülkelerdeki ihtilaflara taraf olmak suretiyle müdahil olmuş, devletler nezdinde olduğu kadar ilgili ülkelerin kamuoyları nezdinde de itibarı sarsılmıştır.

Hükûmetin dış politikada uygulamakta olduğu temel bir yanlışlık da onaylamadığı siyasetlere yönelen komşularıyla diplomatik ilişkiyi asgariye indirme ya da tamamen kesme şeklinde ortaya çıkan yaklaşımıdır. Bu yaklaşım sonucu olarak Hükûmetin "Orta Doğu'da oyun kurucuyuz." şeklindeki iddiasına karşın, Türkiye bugün bu bölgenin en önemli ülkeleri arasında yer alan Mısır ve İsrail'de büyükelçi düzeyinde temsil edilmemekte, bu ülkelerin de Türkiye'de büyükelçisi bulunmamaktadır. Yine, bölgenin baş aktörlerinden olan İran ile ilişkiler inişli çıkışlı, Irak ile ise Hükûmetçe Irak Merkezî Hükümetini bariz bir biçimde ikinci plana alarak bu ülke ile ilişkilerin ağırlığını Kuzey Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi üzerinde yoğunlaştırması ve bu yönetim ile Irak Federal Anayasası ile çelişen enerji alımlarına yönelmesi nedeniyle belirgin gerginlikler içine girip çıkmaktadır.

Hükûmetin yanlış öngörü ve değerlendirmelerle hatalı beklentilere dayalı çarpık politikaları sonucunda neredeyse savaş hâlinde bulunduğumuz Suriye ile ise karşılıklı diplomatik temsil tamamen kesilmiştir. 1980'li yıllara bakılacak olursa, o dönemde devam etmekte olan İran-Irak savaşı sırasında, İran'ın Irak nezdindeki çıkarlarının Türkiye'nin Bağdat Büyükelçiliğince; Irak'ın İran nezdindeki çıkarlarının da Türkiye'nin Tahran Büyükelçiliğince korunmakta olduğu ve birbiriyle çatışan bu iki ülkenin birbirleri nezdinde kendilerini temsil etmek üzere Türkiye'yi seçmiş oldukları da hatırlanacaktır. Bu, dünya diplomasi tarihinde tek örnektir. Bugün ise durum tam aksi yöndedir.

Son olarak Hükûmetin Mısır'da Cumhurbaşkanı Mursi'ye karşı yapılan darbe üzerine, demokrasiye ve meşruiyete dönüşün önemini bu ülke nezdinde savunarak olumlu ve uzlaştırıcı bir rol oynamak yerine; Mısır Hükûmetini tamamen dışlaması, bizzat Başbakan Erdoğan'ın ağzından Mısır Hükûmetine, Mısır'ın siyasi ve sivil saygın şahsiyetlerine ağır bir dille ve düzenli bir şekilde hakarete varan eleştiriler yöneltmesi, uluslararası kamuoyu gözünde AKP Hükûmetinin neredeyse Müslüman Kardeşler Örgütü ile özdeşleştirilmesine yol açmıştır. Son olarak Başbakan Erdoğan'ın Kasım 2013'te Rusya'ya gerçekleştirdiği ziyaret Mısır Hükûmetine yönelik, bu ülke iç işlerine doğrudan müdahale mahiyeti taşıyan beyanları, Mısır'daki darbeyi izleyen ilk gerginlik üzerine geri çekilmiş iken daha sonra Hükûmet tarafından tekrar görevine gönderilen Kahire Büyükelçimizin Mısır tarafından "istenmeyen kişi" ilan edilmesine yol açmış, böylece Orta Doğu'daki en önemli ülkelerden biriyle daha ilişkimiz yukarıda belirtildiği gibi sıfırlanmıştır.

Hükûmetin bu politikaları sonucu bölgede içine düşmüş olduğu yalnızlık, Türkiye'nin bu bölgede ve ötesindeki ticari ve ekonomik ilişkilerini de son derece olumsuz etkilemektedir.

Ülkemizin ulusal güvenliğini yeni tehlikelere maruz bırakan, siyasi ve ekonomik çıkarlarına zarar veren ve Türkiye'nin dünyadaki konumunu giderek aşağı çeken hatalı dış politikanın icracısı sıfatıyla siyasi sorumlusu olan Dışişleri Bakanı Sayın Ahmet Davutoğlu hakkında Anayasa’nın 98 ve 99’uncu, TBMM İçtüzüğü’nün 106’ncı maddeleri uyarınca gensoru açılmasını arz ve teklif ederiz.

Mehmet Akif Hamzaçebi             Engin Altay              Muharrem İnce

      İstanbul                                   Sinop                       Yalova

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Anayasa’nın 99’uncu maddesine göre bu görüşmede önerge sahiplerinden 1 üyeye, siyasi parti grupları adına birer milletvekiline ve Bakanlar Kurulu adına Başbakan veya bir bakana söz verilecektir.

Konuşma süreleri, önerge sahibi için on dakika, gruplar ve Hükûmet için yirmişer dakikadır.

Şimdi, söz alan sayın üyelerin isimlerini okuyorum: Önerge sahibi Muharrem İnce, Yalova Milletvekili; Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Osman Faruk Loğoğlu, Adana Milletvekili; Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Yıldırım Tuğrul Türkeş, Ankara Milletvekili; Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına Nazmi Gür, Van Milletvekili; Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Volkan Bozkır, İstanbul Milletvekili; Hükûmet adına Ahmet Davutoğlu, Dışişleri Bakanı.

Şimdi, ilk söz, önerge sahibi Sayın Muharrem İnce, Yalova Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; sizleri saygıyla selamlıyorum.

AKP’den, öncelikle şunu öğrenmek istiyorum: Bu gensoruları neden pazartesi ve cuma günlerine koyuyorsunuz? Yani, bakanlara mı güvenemiyorsunuz, milletin gözünün önünde bakanları savunmaktan aciz durumda mısınız, yoksa milletten neyi gizliyorsunuz? Önce bunu bir sorgulamamız gerekir.

Sayın Dışişleri Bakanı, Esad’a “diktatör” diyor, daha pek çok kişiye de bu kavramı kullanıyor. Peki, Meclise hesap vermeyen birisi sizce diktatör değil midir Sayın Bakan?

24’üncü Dönemde, size, muhalefet milletvekilleri 698 soru önergesi vermişler. Bu 698 soru önergesinin 32’si henüz işlemde. Siz 666 önergenin 78’ini yanıtlamışsınız yani yüzde 12’sini, 386’sını süresi içinde yanıtlamamışsınız, 145’ine ise hiç cevap vermemişsiniz. Bu 145’in -hiç cevap vermediğiniz önergelerin- 2’si bana ait. Şimdi, bunlardan birisi VIP yolcularıyla ilgili.

Bir gün Ankara’da havaalanındayım. Bir karış sakallı, kazaklı, botlu, kıyafetleri farklı yani bir militan görüntüsünde onlarca insan havaalanlarından geçip gidiyor. Ya, “Bunlar kim?” dedim, merak ettim. Yani, bir VIP’ten… Bunlar kim? Suriye uyruklu mu, başka ülkeler uyruklu mu, Suriye’de savaşmaya giden insanlar mı? VIP’ten kimlerin yararlanacağı havaalanlarında asılı. Bunlar kim? Soru önergesi verdim, on aydır buna cevap vermiyorsunuz Sayın Bakan.

Yine, bir açıklamanızda “Kerkük’e yetmiş beş yıl aradan sonra giden ilk Dışişleri Bakanıyım.” dediniz. Ben de sordum bu doğru mudur diye. Verdiğiniz cevapta “Uzun süredir ilk giden.” dediniz. Ben de bu uzun sürenin ne kadar olduğunu sordum ama buna cevap veremiyorsunuz. Biz diyoruz ki Cumhuriyet Halk Partisi olarak: Sayın Davutoğlu’nun uyguladığı dış politika, Türkiye’nin ulusal çıkarlarına ters, ulusal güvenliğimizi ve sınır güvenliğimizi tehdit eden bir politikadır bu; yaşadıklarımız da bunu gösteriyor. Yani, tatilden, Bodrum tatilinden, Boğaz gezisinden, dostum Esad’tan, imzaladığınız 49 uluslararası anlaşmadan, terörle mücadele iş birliğinden, biz bu suyla ilgili anlaşmada “Yanlış yapıyorsunuz.” dememize rağmen -Türkiye Büyük Millet Meclisi tutanakları buradadır- o imzaladığınız anlaşmalardan, bunlardan niye çark ettiniz? Kimin talimatıyla çark ettiniz?

Bakın, tarih 19 Ağustos 2013, Başbakan Türkmenistan’a giderken yolculuk öncesinde bir açıklama yapıyor, Arapların iç işlerine karışma uyarısı yapanlara “Suriye için neden yardım istediniz? Onlar da Arap değil miydi?” diyor. Ben de bunu soru önergesi yaptım, “Suriye için sizden yardım isteyen ülkeler hangileridir?” dedim. “Kim bunlar? Yardımın içeriği nedir, miktarı nedir? Sizin yaptığınız yardımların Türkiye’ye maliyeti nedir?” diye sorduk 19 Ağustos 2013’te. 21 Kasımda Sayın Davutoğlu cevap veriyor, “üçüncü tarafların talep ve arzuları doğrultusunda değil.” diyor yani “Biz bunları üçüncü tarafların talep ve arzuları doğrultusunda yapmadık.” diyor. E, o zaman hanginiz doğru söylüyorsunuz? Birinizden biriniz yanlış konuşuyor, yalan konuşuyor demek istemiyorum ama ya Başbakan doğruları söylemiyor ya da siz doğruları söylemiyorsunuz. Ben sorularımı Türkçe soruyorum, sizden de Türkçe cevaplar istiyorum Sayın Bakan.

Bir başka soru: Başbakan “Suriyeli muhaliflere lojistik destek verdik.” diyor. Ne zaman diyor bunu? 2013’ün Mayısında. Peki, Suriyeli muhaliflere verdiğiniz bu lojistik desteğin maliyeti nedir, içeriği nedir, örtülü ödenek kullanıldı mı? Yanıt yok.

27/6/2012. “Özgür Suriye Ordusuna silah ve lojistik destek verdiniz mi?” diye sormuşum, yine Sayın Bakan, buna cevap veremiyorsunuz. İşte, diktatörlük budur. Meclise hesap vermeyenler diktatördür.

10 Mart 2010 tarihinde devletin kanalı TRT canlı yayına geçiyor, polis, mühimmat kamyonunun peşine takılıyor, polis sevkiyata ilişkin resmî belgeye bile ikna olmuyor. Gazete başlıkları: “Bu bombalar kimin?”, “Böyle bomba sevkiyatı olmaz.”, “TSK’nın kamyonuna operasyon.”

8 Kasım 2013: Adana’da bomba yüklü bir araç yakalanıyor. Gazeteler manşetten görmüyor, TRT canlı yayından vermiyor. Bu olay bile Türk Silahlı Kuvvetleri ve Suriye politikanızın özetidir.

Reyhanlı’da 53 vatandaşımız ölüyor, siz ölenlerin mezhepleriyle uğraşıyorsunuz. Oysa size sorumuz şu: “Önceden istihbarat aldınız mı, almadınız mı?” Siz bu olayı bile bir gariban askerin üzerine yıkmaya çalışıyorsunuz, aylardır o garibanı yargılıyorsunuz.

“Esad gidecek.” diyordunuz, aylarla, haftalarla bunu açıklıyordunuz. Üç saatte Şam’a gitme senaryoları çiziyordunuz. Şam 500 kilometre; otobanda 130’la gitsen, 3 saatte 390 kilometre. Bu kadarcık bir matematiği bilmeyen milletvekilleriniz bu açıklamayı yaptı.

Emevi Camisi’nde cuma namazı kılacaktınız.

METİN KÜLÜNK (İstanbul) – Bir gün kılacağız, hiç endişelenme. Sen de geleceksin, beraber kılacağız inşallah.

MUHARREM İNCE (Devamla) – Yemen’e gönderdiğiniz suikast silahları Türkiye menşeli Glock marka silahlar. Kıbrıs Rum kesimine palavradan savaş ilanı dediniz, göndere göndere kırkyıllık Piri Reis’i gönderdiniz. Somali’de kabileler üzerinden, gruplar üzerinden yürüttüğünüz politikanın sonucu ortada. Mısır’da İhvan üzerinden dış politikada Türkiye’nin geldiği durum da ortada.

Dış politikayı konuşurken Esma’ya ağlıyorsunuz ama Türkiye’de gözünü kaybeden, kafa travması geçiren gençlere, hapislerde çürüyen insanlara ağlamıyorsunuz. Bu çifte standardınız yurt dışında da anlaşıldı. Türkiye bir yalnızlığa doğru gidiyor. Onun içindir ki sıfır sorun politikanızdan değerli yalnızlık politikasına terfi ettiniz. Kendi ülkesinin Meclisinde terör konuşulurken, 20’li yaşlardaki çocukların şehit edilmesi konuşulurken 90 yaşında vefat eden Suudi Kralının taziyesine giden Başbakan artık dışarıda inandırıcı değildir.

Amerikan askerleri postalla Irak’ta camiye girerken siz “Dolmabahçe’de camide bira içtiler.” yalanına sığınırsanız ve aradan 27 cuma, yedi ay, iki mevsim geçmesine rağmen hâlâ camide bira içildiğini açıklayamazsanız ehlisünnet sakalınızdan vazgeçip Amerikan tıraşına razı olmuşsunuz demektir, askerin başındaki çuvala razısınız demektir, beyzbol sopası sizi hizaya getirmiş demektir, deliğe süpürülme ertelendi demektir.

Herkesle kavgalı hâle geldik. Yemen ile Mısır’ı da buna dâhil ettiniz. Bunu nasıl başardığınızı doğrusu merak ediyorum. Acaba cumhuriyet tarihinde kaç kez istenmeyen adam ilan edildik? Kıbrıs Barış Harekâtı ve Libya’yı yan yana koyduğumuzda, bu ülkede yaşı 45’in üzerinde olanlar ne düşünürler, hangi vefa duygusuyla bakarlar Libya’ya? Ama siz Libya’nın liderini devirmek için bavul dolusu paralar gönderdiniz. Aldığınız insan hakları ödülünü ise hâlâ boynunuzda taşıyorsunuz. Bu vefasız, ilkesiz, tutarsız politikanız Türkiye’ye zarar vermektedir.

Bir Filistin politikamız vardı, iktidarlara bağlı olmayan, hükûmetlerle değişmeyen bir Filistin politikamız vardı; onları da parçaladınız. Bunun içindir ki mayıstan beri Gazze’ye gidemiyorsunuz. Size vizeyi kim vermiyor Sayın Bakan; İsrail mi vermiyor, Amerika Birleşik Devletleri mi vermiyor? Kabilelerle, gruplarla, partilerle dış politika doğru değildir. Devletten devlete ilişkiyi yok ettiniz. “Oyun kurucuyuz.” dediniz, oyuncak oldunuz. “Stratejik derinlik” dediniz, stratejik çukurda boğuldunuz. “Kardeşim Esad”tan, “Kanlım Esed”e terfi ettiniz.

Letonya’da AVM çatısı çöktü, başbakan istifa etti. Japonya’da 135 dolarlık bir saat yüzünden bakan istifa etti. Almanya’da bir bakan, yakınının fabrikası var, malları çok kaliteli diye referans olduğu için istifa etti. Danimarka’da Dış Yardım Bakanı lüks uçak bileti için istifa etti. Almanya Cumhurbaşkanı bir gazeteye “Bu haberi yayınlamayın.” diye mail attığı için istifa etti. Siz, Türkiye’yi bu kadar yalnızlaştıran, dış politikada Türkiye’nin çıkarlarını koruyamayan, Türkiye’yi batağa sürükleyen bir Bakansınız. Türkiye’nin selameti için, partinizin selameti için, sizin selametiniz için en doğrusu istifa etmenizdir Sayın Davutoğlu diyorum, Meclisimize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önerge üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz isteyen Osman Faruk Loğoğlu, Adana Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA OSMAN FARUK LOĞOĞLU (Adana) – Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.

Değerli milletvekilleri, Dışişleri Bakanı Sayın Ahmet Davutoğlu hakkında verilen gensoruyla ilgili olarak, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Dışişleri Bakanı gensorulara alışkın. Zira, bugün kendisi hakkında Cumhuriyet Halk Partisi Grubu tarafından verilen 4’üncü -Rabia işareti değil bu, yanlış anlaşılmasın- gensoruyu görüşüyoruz.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Alıştırdık sizi.

METİN KÜLÜNK (İstanbul) – Yani, bu vesileyle Rabia’ya alışmış oldunuz Sayın Loğoğlu.

OSMAN FARUK LOĞOĞLU (Devamla) – Ha, 5’incisi gelecek, hiç merak etmeyin, 5’incisi de gelecek. Bu durum bile, milletvekilleri olarak, hepimizin düşünmesi gereken bir tablodur. Dışişleri Bakanı hakkında ana muhalefet partisi 4 defa gensoru veriyor ise ortada ciddi bir sorun var demektir.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Beyhude işlerden vazgeçmenizi diliyorum.

OSMAN FARUK LOĞOĞLU (Devamla) – Ortada, derhâl onarılması gereken bir durum var demektir. Bu tablodan, biz, ülkemiz adına, ülkemiz adına takip edilen politika nedeniyle çok derin üzüntü duyuyoruz. Biz halkımıza karşı sorumluluğumuzun gereğini yapıyoruz fakat bu tablodan ders çıkarması gerekenler bugüne kadar hiç oralı olmadılar; bunu da ibretle izliyoruz.

Değerli milletvekilleri, gensoru bir haktır. Bütün milletvekillerine, bütün siyasi parti gruplarına verilen, tanınmış bir haktır, bir denetim hakkıdır fakat yanlış politika izlemek bir Dışişleri Bakanının hakkı değildir. Onun için  “Efendim, arka arkaya gensorular veriyorsunuz. Niçin bu kadar sık kullanıyorsunuz?” şeklindeki serzenişleri, asla, en ufak bir şekilde üstümüze kondurmuyoruz ve kabul etmiyoruz.

Değerli milletvekilleri, göreve geldiği günden bu yana, dış politikanın gerçekleri ile kendi hayalleri arasındaki uçurumu bir türlü fark edemeyen Sayın Dışişleri Bakanı, bütün uyarılarımıza rağmen, yıllardır, maceraperest, yayılmacı ve saldırgan bir dış politika izlemektedir; izlediği dış politikayı     hiç kimsenin itiraz etmeyeceği “komşularla sıfır sorun” gibi şatafatlı sloganlarla gizlemeye çalışmaktadır fakat artık, deniz bitmiş, kara görünmüştür, Türkiye bir çıkmaz sokağa girmiştir, gerçekleri görmenin zamanı gelmiştir.

Peki, nedir bu gerçekler? Liste aslında çok uzun, çok daha uzun ama ben burada sadece 5’ine -bakın, bu sefer 5 diyorum- değineceğim:

Birinci gerçek: Türkiye'nin, bölgesinde, bırakın sıfır sorunlu komşusunu, sağlıklı ilişkiler kurabileceği bir komşusu kalmamıştır. Türkiye, komşuları tarafından tehdit olarak algılanan bir ülke hâline gelmiştir. Komşularımızla ilişkimizi ayrıntılı olarak birazdan sizlerle paylaşacağım.

İkinci gerçek: Türkiye, giderek dünyada yalnızlaşmaktadır. Orta Doğu barış süreci, İran’la nükleer müzakereler gibi bütün belli başlı süreçlerde Türkiye'nin adı artık geçmemektedir. Suriye’deki savaştan en çok etkilenen ülkelerin arasında olmamıza rağmen, Cenevre-2 Konferansı’nda yer alıp alamayacağımız bile şu anda belirsizdir.

Üçüncü gerçek, Hükûmetin izlediği dış politika halkımızın can ve mal güvenliğini tehdit edecek boyutlara ulaşmıştır. Hükûmetin himayesi altındaki radikal unsurların, terörist örgütlerin halkımızın huzurunu bozdukları yetmiyormuş gibi, Suriye sınırındaki yerleşim yerlerinde yaşayan vatandaşlarımız çatışmalarda hedef olmaktadır, hayatlarını kaybetmektedirler. Reyhanlı, bunun en acı örneğidir.

Dördüncü gerçek, Türk dış politikasının istikrar üretmek, barışı hedeflemek, başka ülkelerin iç işlerine karışmamak ve sorunları diplomasiyle çözmek gibi bütün temel dayanak noktaları bilinçli olarak çökertilmiş, Türk dış politikası raydan çıkarılmıştır. “Yurtta sulh, cihanda sulh.” şiarını umursamayan Hükûmet, bölgedeki terör unsurlarından medet umar hâle gelmiştir.

Beşinci gerçek, Türkiye'nin sadece komşularıyla değil Batı dünyasıyla da sorunları olmasıdır. Avrupa Birliğiyle olan ilişkiler kopma noktasına gelmiştir. Üyelik müzakereleri kaplumbağa hızıyla ilerlemektedir. Hükûmetin dış politika yönelimleri ve savunma sanayisi alanında yaptığı tercihler nedeniyle NATO’yla ilişkilerimizde beliren sıkıntılar ulusal güvenliğimizi ve NATO içindeki konumumuzu olumsuz etkileyebilecek bir duruma kapı aralamaktadır.

Değerli milletvekilleri, “Komşularla sıfır sorun”dan “sorunsuz sıfır komşu” noktasına nasıl geldik? Ne oldu da Orta Doğu, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları için tehlikeli ve girilmez bir coğrafyaya dönüştü? Hiç bu soruları kendinize soruyor musunuz? Dış politikanın ulusal bir politika olması lazım ve dolayısıyla ulusal bir uzlaşıyı, ulusal bir yaklaşımı, görüş birliğini içeren bir politika olması lazım. Bu nedenle, bu soruları kendinize sormadıysanız, şimdi, hiç olmazsa bu gensoru nedeniyle sormanın zamanıdır. Hükûmet, Suriye’deki çatışmaların başladığı ilk günden beri komşumuzdaki aktörlerin bir kısmını kayıran, bir kısmını da tamamen dışlayan bir politika izlemiştir. Esad’ın iki üç haftada devrileceği, yerine de Müslüman Kardeşlerin geleceği varsayımı üzerine inşa edilen Suriye politikası, Esad’ın görevde kalmaya devam etmesiyle çökmüştür. Hükûmet, bu çöküşün üzerine hırçınlaşmış, El Kaide ve benzeri radikal unsurlara verdiği desteği arttırmıştır. Fakat, AKP'nin izlediği Suriye politikası, komşumuzdaki savaşı derinleştirmekten ve ölümleri arttırmaktan başka hiçbir işe yaramamıştır. Suriye’de kimyasal silah kullanımına ilişkin iddialar, Adana’da Suriyeli muhaliflerin elinde yakalanan sarin gazı malzemeleriyle yeni bir boyuta ulaşmıştır. Fakat, son birkaç gün içinde çok daha önemli bir gelişme daha olmuştur.

Araştırmacı bir Amerikan yazarı -ki şahsen kendisini Amerika Birleşik Devletleri’nde Türkiye Cumhuriyeti’ni temsil ederken tanımıştım. Bu araştırmacı Amerikan gazeteci, birçok ödül almıştır, çok derin, saygın bir ismi vardır- Amerikan istihbarat kaynaklarından aldığı bilgilere dayanarak yazdığı son 16 sayfalık bir raporda, yazıda, ayrıntılı bir makalede, Şam yakınlarında kimyasal silahlarla yapılan katliamın sorumlusunun El Nusra –tekrar ediyorum- El Nusra örgütü olduğunu ileri sürmüştür ve bunun, Obama yönetimi tarafından da çok iyi bilindiğini ayrıca ileri sürmüştür.

Şimdi, bu, El Nusra örgütünün bir başka özelliği var. Aylardır ben Sayın Dışişleri Bakanına bu kürsüden de ifade ettim, El Nusra örgütü terör örgütü müdür, değil midir?

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Başbakan defalarca açıkladı, terör örgütüdür.

OSMAN FARUK LOĞOĞLU (Devamla) – Biraz önce Sayın Grup Başkan Vekilimiz ifade etti, sorulan soruların büyük bir kısmına hiçbir cevap verilmiyor, verilen cevaplar geç veriliyor, zamanında verilen cevaplar da içerikten yoksun cevaplar olarak önümüze geliyor.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – El Kaide de, El Nusra da terör örgütüdür.

OSMAN FARUK LOĞOĞLU (Devamla) – Tekrar soruyorum: El Nusra örgütü terör örgütü müdür? Çad Büyükelçimizin ileri sürdüğü gibi, El Kaide, terör örgütü değil midir, yoksa terör örgütü müdür?

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Sayın Başbakan defalarca açıkladı bunu.

OSMAN FARUK LOĞOĞLU (Devamla) – Bunlar çok basit sorular. Yani bu soruların yanıtının olmaması, ben eski bir Dışişleri Bakanlığı mensubu olarak bunu anlamakta… Yani hayal gücüm yetmiyor. Onun için, cevap bekliyoruz Sayın Bakan.

Ocak ayında toplanması beklenen Cenevre-2 Konferansı’yla örtüşen bir öneriyi Cumhuriyet Halk Partisi iki yıl önce yapmıştı. “Birleşmiş Milletler Suriye’deki taraflara ateşkes çağrısında bulunsun, Suriye’deki kimyasal silahlar yok edilsin.” önerilerini de keza Cumhuriyet Halk Partisi yapmıştı. Fakat bütün bu çağrılarımız iktidar partisinin vurdumduymazlığı neticesinde ters yüz edilerek hiçbir şekilde kale alınmadı ve çok yanlış bir politikanın izlenmesinde ısrarlı bir şekilde devam edildi ve bunun acısını hem Türkiye hem Suriye halkı hem bölgemiz çekmekte, bu yanlış politikanın sonuçlarına maalesef katlanmaya devam etmektedir.

Sayın Davutoğlu’nun yalanlar, yanlışlardan oluşan Suriye politikasını ısrarla sürdürmesi Türkiye’nin başını çok ciddi dertlere sokmuş, belaya sokmuştur. “Gerekirse bütün Suriyelileri Türkiye’de misafir ederiz.” diyen Sayın Davutoğlu, bugün, sığınmacıların sayısının giderek artması karşısında çaresiz durumdadır. Sayın Bakanın haberi var mıdır ki, bugün ülkemizdeki yüz binlerce Suriyeli sığınmacı ağır insan hakları ihlallerine uğramaktadır. Sayın Davutoğlu, izlediğiniz maceraperest dış politika yüzünden halkımız Suriyeli kardeşleriyle karşı karşıya gelmektedir. Sokaklarda dilencilik yapan Suriyeli çocukların, Ege’de batan mülteci teknelerinden denize savrulan Suriyeli bebeklerin, fuhşa sürüklenen Suriyeli kadınların, atölyelerde sömürülen, savaş sahalarına sürülen Suriyeli gençlerin sorumlusu doğrudan doğruya sizsiniz Sayın Bakan. Yüz binlerce Suriyeli kardeşimizin hayatları sizin yanlış, beceriksiz dış politikanız nedeniyle maalesef söndü ve sönmeye devam etmekte. Ülkemiz sizin başarısız dış politikanız nedeniyle Suriye’yle savaşın eşiğine gelmiştir.

Son günlerde bazı gazetelerde Sayın Başbakanın Suriye ile arayı düzeltmek için “Sayın Dışişleri Bakanını acaba feda etsem yeter mi?” şeklinde zemin yokladığı iddia ediliyor.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Çok beklersiniz, çok beklersiniz!

OSMAN FARUK LOĞOĞLU (Devamla) – Eğer bu iddia doğru ise Cumhuriyet Halk Partisi olarak tek bir görüşümüz var: “Yetmez ama evet.” Niçin yetmez? Çünkü, bizim derdimiz aslında Dışişleri Bakanı Davutoğlu’yla değil, bizim derdimiz izlenen yanlış dış politikayla. (CHP sıralarından alkışlar) Ama bunda Dişleri Bakanı Davutoğlu’nun da şahsi bir katkısı olduğu için onun da gitmesi herhâlde çok hayrımıza olur diye…

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Çok beklersiniz, çok beklersiniz siz!

OSMAN FARUK LOĞOĞLU (Devamla) – Bekleriz, sabırlıyız biz.

Değerli milletvekilleri, komşularımızla sorunlarımız sadece Suriye ile sınırlı değil, Irak’la da sorunlarımız var. Hükûmetin ayrımcı ve tarafgir politikası Irak’la ilişkilerimizi bozmakla kalmadı, Irak’ın iç dengelerini de sarstı. Hükûmetin Irak Merkezî Hükûmetini dışlayarak ve uluslararası hukuka ve Irak Anayasası’na aykırı olarak Erbil’le kurduğu tek taraflı ilişkiler sonucunda Bağdat yönetimiyle ilişkilerimiz, bağlarımız kopma noktasına gelmiştir. Orta Doğu’nun bütün etnik, dinsel ve kültürel çeşitliliğini bünyesinde barındıran Irak’la ilişkilerimizin zedelenmesi Türkiye’nin çıkarlarına ve güvenliğine aykırıdır. Bu tehlikeli durumu dikkate alan Cumhuriyet Halk Partisi, Genel Başkanımız Kemal Kılıçdaroğlu başkanlığında bir heyetle Bağdat’a giderek ilişkileri biraz olsun yumuşatmanın yollarını aramıştır ve bunun semeresini de kısmen görmüş bulunmaktayız.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Daha önce de Saddam’ın sarayına gitmiştiniz. “Dayan Saddam, dayan!” demiştiniz.

OSMAN FARUK LOĞOĞLU (Devamla) – İran’la ilişkilerimiz de izlenen mezhepsel dış politikanın ve saldırgan Suriye politikasının gölgesinde zedelenmiştir. Kürecik radarı konusunda, diğer birçok konuda olduğu gibi, AKP’nin dürüstlükten uzak, gerçeklere dayanmayan, gerçekleri hep, sürekli inkâr eden tutumu nedeniyle İran’ın şimşeklerini de üzerimize çekmiştik. Bugün, İran imzaladığı nükleer anlaşmayla bölgenin yükselen gücü olurken Türkiye zemin kaybetmektedir. İran ile Batı arasındaki görüşmelerde Türkiye’nin bir ağırlığı kalmamıştır.

İsrail’le ilişkilerimiz ise… Hükûmet anlaşılan bu ilişkileri iç politika malzemesi ve seçim yatırımı olarak kullanmaya devam etmek niyetindedir. İsrail ile ilişkilerin bir an önce normalleştirilmesi bölgenin istikrar ve huzuru için önem taşımaktadır. Öte yandan şunu unutmayın: İsrail’le ilişkileri sorunlu olan bir Türkiye, Orta Doğu barış sürecinde hiçbir şekilde yer alamaz, zaten alamamaktadır. Aynı şekilde, Filistin’le de ilişkileri kötü olan, Filistinli gruplar arasında tercih yapan Sayın Davutoğlu Filistin davasına da bir katkıda bulunamamaktadır. Türkiye’nin Orta Doğu’nun lideri ve bölgede oyun kurucu olduğuna inanmamızı bekleyen Sayın Davutoğlu’na Suriye ve İsrail’den sonra Mısır’da da büyükelçimizin olmadığını hatırlatmak isteriz. Orta Doğu’nun en önemli ülkesi olan Mısır’da neden büyükelçimiz yoktur? Hükûmet ve Sayın Bakanın Müslüman Kardeşler sevdası yüzünden mi yoktur? Başka ülkelerde kendi düşünceleriyle paralel gruplar iktidara gelmedi diye o ülkelerin iç işlerine karışmayı kendisinde hak gören bir Hükûmet ve Dışişleri Bakanıyla karşı karşıyayız; bu kabul edilemez bir durumdur, bu vahim bir durumdur. (CHP sıralarından alkışlar)

Değerli milletvekilleri, ülkemizin doğusuyla ve güneyiyle sorunlarımıza değindim, Batı dünyasıyla sorunlarımıza da kısaca değinmek isterim.

Avrupa Birliğiyle müzakereler süreci yavaşlamıştır. Müzakere başlıklarının gecikmeyle açılmasına sevinen Hükûmet, Avrupa Birliği normlarının gereklerini yerine getirmemektedir. Demokrasi, insan hakları, basın özgürlüğü, kadın-erkek eşitliği konularında ülkemiz sürekli gerilemekte, göstermelik demokrasi paketleri bu konudaki olumsuz gerçekleri değiştirmemektedir. Büyük bir gösteriyle dolaşıma sokulan vizesiz Avrupa Birliği konusunda gerçekler halkımızdan gizlenmektedir. Bu konu çok önemlidir. Avrupa Birliğine vizesiz seyahatin Türkiye’ye bedeli çok büyüktür. Gizlenen büyük gerçeklerden biri de budur sayın milletvekilleri. Bu serbestinin neticede tanınıp tanınmayacağı bile belli değildir ancak Geri Kabul Anlaşması bağlamında Türkiye’nin yerine getirmesi gereken, imza tarihinden itibaren geçerli olacak sorumlulukların faturası çok ağırdır. Gösterilerle sunulan vize serbestisi için ilk olarak, Türkiye, şimdiye kadar çeşitli ülkelerle yaptığı vize muafiyet anlaşmalarını iptal etmek durumunda kalacaktır, topraklarımızdan Avrupa Birliği ülkelerine giren düzensiz göçmenleri geri almak durumunda kalacaktır, Avrupa ülkelerine gidemeyen mültecilerin sığınma başvurularını kabul etmek durumunda kalacaktır ve Kıbrıs Rum Kesimi dâhil tüm Avrupa Birliği ülkelerinin vatandaşlarına ülkemiz vizesiz giriş olanağı tanıyacaktır. Bu ödenecek bir bedel midir? Üstelik, Türkiye bu ödemeyi, bu bedeli peşin ödeyecek, Avrupa Birliği ise yıllar sonra duruma bakacak “Ha, Türkiye sorumluluklarını yerine getirdi veya getirmedi.” ona göre bir karar verecek ve yıllar sonra bu vize serbestisi sözde uygulamaya konulacaktır.

Sayın milletvekilleri, Kıbrıs konusunda son günlerde yeni gelişmeler yaşanmaktadır. Sayın Davutoğlu Türkiye’nin Kıbrıs’ta tarih yazdığını iddia ederek Atina ve Kıbrıs’a yapacağı ziyaretleri bir gösteriye dönüştürme çabası içindedir. Sayın Bakanın Orta Doğu’da yazdığı tarihe bakınca Kıbrıs için dehşete kapılmamak mümkün değildir. CHP Kıbrıs’ta çözümden yanadır. Kıbrıs Türk halkının siyasi eşitliğine dayalı ve gerek KKTC’nin gerek Türkiye’nin hak ve çıkarlarını koruyan bir anlaşmaya destek veririz. Ancak, Cumhuriyet Halk Partisi Kıbrıs konusunda Hükûmetin gereksiz tavizlerde bulunmasına izin vermeyecektir. Kıbrıs özelleştirmeye tabi bir toprak parçası değildir. Kıbrıs’ın satışına asla izin vermeyeceğiz. (CHP sıralarından alkışlar)

Değerli milletvekilleri, Sayın Davutoğlu’nun izlediği dış politika ülkemizin itibarını tüketmiştir. Yakın zamana kadar vatandaşlarımızın turistik seyahatler yaptıkları ve iyi karşılandıkları bölgeler artık yurttaşlarımıza kapalıdır. Lübnan’da pilotlarımız kaçırılmaktadır, El Kaide ve benzeri örgütler Türkiye’ye tehditler savurabilmekte, hatta Türkiye’de cirit atmaktadırlar. Komşularımız zaman zaman hava sahalarını uçaklarımıza kapatmaktadırlar. Ait olduğumuz Avrupa Atlantik camiasıyla ilişkilerimiz soğumuştur. İzlenen dış politika ülkemize ekonomik ve sosyal zararlar da vermektedir. İş adamlarımız bulundukları bütün yabancı ülkelerde sürekli kaybetmekte, yeni olanaklar bulmakta sıkıntı çekmektedir. Vatandaşlarımız ise tehlike içinde, korku içinde bu ülkelerde yaşamaya çalışmaktadırlar.

Değerli milletvekilleri, bu gensoru önergemiz sizin için hem bir sınav hem bir fırsattır. Mezhep eksenli, istikrar üretmeyen, savaş çığırtkanlığı yapan bir dış politikayı terk etmeniz için size olanak tanıyoruz. Barışçıl ve Türkiye’yi prestijli bir konuma tekrar yükseltecek bir dış politikanın oluşturulması için bu gensoru önergesiyle size sunduğumuz fırsatı kaçırırsanız tarih önünde yine sorumlu olacaksınız. Vatandaşlarımızın güvenliğini, ülkemizin çıkarlarını ve bölgemizin istikrarını partinizin çıkarlarının üzerinde tutarak karar vereceğinize inanmak istiyoruz. Ancak Türkiye’ye ve iktidarınıza Sayın Davutoğlu gibi bir Bakanın layık olduğunu düşünmeye devam ediyorsanız o da sizin bileceğiniz bir iş.

MUHYETTİN AKSAK (Erzurum) – Bal gibi düşünüyoruz, hiçbir sıkıntı yok.

OSMAN FARUK LOĞOĞLU (Devamla) - Ama biz usanmayacağız, bunu da bilin.

MUHYETTİN AKSAK (Erzurum) – Devam edin siz!

OSMAN FARUK LOĞOĞLU (Devamla) – Ya bu dış politika düzeltilecek ya da düzeltecek biri gelecek.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önerge üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz isteyen Yıldırım Tuğrul Türkeş, Ankara Milletvekili. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA YILDIRIM TUĞRUL TÜRKEŞ (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisinin Dışişleri Bakanı Sayın Ahmet Davutoğlu hakkında verdiği gensoruyla alakalı Milliyetçi Hareket Partisinin görüşlerini paylaşmak için söz almış bulunuyorum.

Tabii, konuşmama başlamadan, az önce Sayın Bakanı burada da değerli yalnızlık içinde göreceğimizi zannediyorduk ama Kabinenin diğer üyeleri teşrif ederek burada bir değersiz destek buldunuz diye düşünüyorum. Yani, dış politikada hani yalnız olunca değerli oluyordu ya, o bakımdan söylüyorum.

Evet, meselenin kalbine temas etmeden evvel gensoru metninde yer alan talihsiz bir tabire ilişkin eleştiri oklarımızı bu utancın müsebbiplerine yöneltmek mecburiyetindeyim.

Az önce burada Plan Bütçedeki konu konuşuldu, yani bir sözcüğün yanlış kullanılması üzerine konuşuldu. Öyle anlaşılıyor ki Halk Partisi yönetimi, parti bünyesindeki birtakım Neomarksist ve etnik ayrılıkçı grupların yükselişine mâni olamamış. Nedir bu Kürdistan çıkışınızın sebebi Allah aşkına? Nasıl böyle bir gaflete düşebilirsiniz ve en önemlisi, neden şimdi, neden Başbakanın Diyarbakır’da sergilediği tiyatrosunda bu sözcüğü dillendirmesinden hemen sonra? Başbakandan işaret fişeği bekliyormuşsunuz meğer. Soruyorum size CHP’liler: Siz de mi yıkıcılığa soyundunuz, siz de mi peşmergeci, siz de mi Barzanici, siz de mi Kürdistancı oldunuz? Yerel seçimlerde geniş bir Marksist ittifakın zeminini hazırlamak için aşırı sola mı göz kırpıyorsunuz? Yoksa küresel baronlardan alınan talimatların gereğini yerine mi getiriyorsunuz? Hangisi sizsiniz CHP’liler? Siz kimsiniz, neye ve kime dönüştünüz? Bundan önce birkaç defa sizi AKP ile birlikte siyam ikizleri olmakla itham ettiğimizde bize kırılmıştınız. İşte bugün ne kadar haklı olduğumuz bir kez daha apaçık ortaya çıktı. Siz AKP ile birbirinizin yalnızca başka yüzlerisiniz ve maalesef aynı kötü amaca hizmet ediyorsunuz, çok yazık.

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – AKP’nin her zaman stepnesi olan parti, kendileri.

YILDIRIM TUĞRUL TÜRKEŞ (Devamla) – Sizleri karşımda gördükçe “İyi ki Milliyetçi Hareket Partisi var, iyi ki Türk milliyetçileri var, iyi ki Türk milleti var.” diyorum. Yeniden gördük ki partimiz bu ülkenin sigortasıdır. Milliyetçi Hareket Partisi millî refleksi temsil etmektedir. Partimiz, bölünmez bir bütün olarak Türkiye'nin, içindeki farklı etnik varlıklarla topyekûn Türk milletinin, millî birliğin yegâne teminatıdır. Söz konusu hakikat, geçmişte olduğu gibi bugün de tüm görkemiyle ışıldamaktadır.

Gelelim önergenin konusuna. Değerli milletvekilleri, AKP iktidarı son dönemini yaşamaktadır. Her koldan çatırdayan ve çürüyen bir iktidar yapısı mevcuttur. Bu çözülüşün en can alıcı örneklerinden bazıları artık tüm kamuoyunun malumu olduğu üzere dış politika sahasında yer almaktadır. Biz aynı şeyleri tekrarlamaktan usandık ve fakat Sayın Davutoğlu ders çıkarmamak inadından usanmadı. AKP diplomasisinin uğradığı hüsranlara her geçen gün yenileri eklenirken Sayın Davutoğlu’nun Bakanlık serüveni de çoğalan fiyaskolarla yıpranmaya devam ediyor. Tabii olarak Sayın Davutoğlu hata yaptıkça ve inatlaştıkça başarısızlıklarının faturasını da Türkiye Cumhuriyeti devleti ve aziz milletimiz ödüyor.

Gerçekten de tarihimizde bu denli acz içinde ama ihtiraslı ve kibirli bir kadroya rastlamak mümkün değildir. Tarihin hiçbir döneminde bir Dışişleri Bakanı toplumda bu kadar ayrışma ve çatışma işlevi görmemiştir. Elbette, burada, çalışkanlığı ve dürüstlüğüyle nam salmış Dışişleri bürokrasimizin emektarlarını tenzih ediyorum. Milliyetçi Hareket Partisi devletin belkemiğini teşkil eden bürokratlarımızı daima başüstünde tutmuştur, bundan sonra da aynı tavrımız sürecektir. Bizim mücadelemiz, gemiye rota çizen, çizdiği rotanın nihayetinde de dümeni en büyük buz dağlarına, en korkunç tufanlara doğru kıran kaptanlarladır.

Üzülerek belirtmeliyim ki, akademik otoritesine sonsuz saygı duyduğumuz Sayın Davutoğlu’nun siyaset pratiği gerçek dünyanın sert kayalarına toslamıştır. Hatta bir adım daha ileri giderek bu tespitin de ötesine geçmek gerektiğini hissediyorum.

Sayın Davutoğlu, şayet içinizi kavuran ideolojik tutkularınızı dizginleyebilseydiniz bugün Suriye iç savaşının tarafları barış konferansı için Cenevre’de değil İstanbul’da, hatta belki de neden olmasın, Hatay’da buluşuyor olabilirdi. Onun yerine bugün Batı, El Kaide’yle pazarlık yapmak için Ankara’yı seçiyor. Bu ne kadar vahim bir tablodur farkında mısınız? Şayet mezhepçi bir çizgiyi benimsememiş olsaydınız bugün 2003 yılında İstanbul’un merkezinde terör saldırılarında bulunmuş örgütlere yardım ve yataklık fırsatları sunan bir ülke konumuna gerilemezdik.

Sayın Bakan, partinize yakın sivil toplum kuruluşları El Kaide örgütüne eleman temin ediyor, lojistik destek sağlıyor, sizler de buna alenen müsamaha gösteriyorsunuz. Şayet biraz daha az savaş yanlısı, biraz daha fazla ılımlı olabilseydiniz “En uzun sınırımızı 30 bin evladımızı katleden PKK militanlarıyla mı yoksa insanlıktan nasibini almamış yamyamlarla mı paylaşalım?” sualine muhatap bırakılmazdık. Şayet Sayın Başbakanla yeşerttiğiniz bu esrarengiz ihvan aşkınızı azıcık dahi olsa bastırabilseydiniz bugün Kahire Büyükelçimiz kapı dışarı edilmezdi ve siz böyle bir ayıbı devletimize ve insanımıza yaşatmamış olurdunuz. Şayet “İslam dünyasına önderlik edeceğim.” hayaliyle partinize yakın radikal unsurları İsrail’in üzerine salmasaydınız belki Türkiye bugünlerde İsrail ve Filistin devletleri arasında yürütülen nihai statü görüşmelerinde mühim bir aktör olabilirdi. Kesin bir diplomatik zafer elde etmekle kalmaz, belki de bu vesileyle birçok masum Filistinli sivilin, çocuğun, kadının katledilmesine de izin vermezdiniz. “Gazze ablukasını yaracağım.” diye çıktığınız yolda bölgedeki gelişmeleri yerinden izleyebilecek bir Tel Aviv büyükelçimiz dâhi kalmadı.

Bu arada Sayın Başbakanın Mayıs 2013’te tertip edileceği söylenen, daha sonra da defalarca ertelenen şu meşhur Gazze gezisini de hâlâ büyük bir heyecanla beklediğimizi burada not düşmek isterim. Sayın Başbakan birçok defalar Milliyetçi Hareket Partisinin milletvekillerinin ve yöneticilerinin yurt dışına gitmediğini söylüyor. Ben, kendi payıma, Erez Kapısı’ndan Gazze’ye gittim, oraları gördüm ama Sayın Başbakanın ne zaman gideceğini merak ediyoruz.

Devam ediyorum Sayın Davutoğlu. Şayet kendinize dev aynasında değil de boy aynasında bakabilecek kadar tevazu sahibi olsaydınız İran’ın nükleer programıyla alakalı yürütülen müzakere sürecinde devletimiz de varlık belirtebilir ve gerçek bir rol oynayabilirdi.

Şayet zerre kadar millî bir hassasiyetiniz olsaydı Kıbrıs davamızı sırtımızda bir kambur imiş gibi değerlendirmez, dolayısıyla da Kuzey Kıbrıslı kardeşlerimizi küstürmez, Rum kesiminin hoşgörüsüne terk etmezdiniz. Aynı şekilde, yaklaşan 2015 sürecini ciddiyetle ele alır, çok önceden uluslararası ölçekte bir dizi proaktif tedbire başvurur, inisiyatif kullanırdınız fakat bunların hiçbiri umurunuzda değil, ne sizin ne de Sayın Başbakanın.

Şayet millî şuurunuz biraz daha gelişkin olsa idi -ki bu mevcut CHP yönetimi için de maalesef aynı derecede geçerlidir- Türkiye’nin menfaatleriyle doğrudan çelişen ve ileride başımıza binbir çeşit bela açacak terminolojik ikilemlere düşmezdiniz. Sandığınızın aksine, kelimelerin ve mefhumların siyasette bir ağırlığı var Sayın Bakan.

Şayet geleneksel Türk dış politikasının ana hatlarından böylesine bihaber olmasaydınız belki komşularımızın toprak bütünlüğünün ülkemizin istikbali açısından arz ettiği hayatiyeti layıkıyla idrak edebilirdiniz. Bu anlamda, komşu bir devletin iç işlerine müdahil olmaz, merkezî yönetimi ile yerel yönetimleri arasına nifak sokmaya kalkmazdınız

Sayın Davutoğlu, şayet Cumhuriyet Dönemi dış politikasının hikmetini kavrayabilseydiniz, Misakımillî hakikatini kendinize birazcık dert edinebilseydiniz bugün el ele kol kola dolaştığınız zatların yanı başımızda soydaşlarımızı sürgün etmesine, imha etmesine, bombalı saldırılara muhatap etmelerine, suikastlarla katledilmelerine karşı duyarsız kalmazdınız.

Ve Sayın Bakan, şayet gerçekten iddia ettiğiniz gibi samimi bir Müslüman iseniz Kuzey Irak’ta Kürt-Türkmen ayrımı yapmazsınız, yapmamalısınız. Şayet Batı karşıtlığınızı yumuşatabilseydiniz Şanghay İşbirliği Örgütünün –tabii, bunun adı da bu, Şanghay Beşlisi diyor ama- Avrupa Birliğinin bir alternatifi olmadığını ve NATO üyesi bir ülkenin diğer güvenlik teşkilatlarına mensup ülkelerden savunma sistemi almasının etkilerini ve sonuçlarını –almayın değil, konuşmayın da değil- belki de Başbakana izah edebilirdiniz. Veya gerçekten NATO’dan çıkmaya hevesliyseniz o zaman da niçin Suriye’den gelen ilk tehditte Malatya Kürecik için NATO’dan patriot füzeleri talep ettiniz ve ABD demirbaşına kayıtlı bir füze savunma sistemini kurdurdunuz?

Sayın Davutoğlu, şayet tüm bu yanlışların içine düşmeseydiniz, inadınızdan vazgeçebilseydiniz ne olmazdı biliyor musunuz? Türkiye’mizin güney il ve ilçelerine havan topları düşmezdi, Ceylânpınar’daki, Akçakale’deki dram yaşanmazdı, Reyhanlı’daki 52 insanımız -bakın, Sünni vatandaşımız değil, “insanımız” diyorum- hâlâ hayatta olur, aileleriyle vakit geçirirlerdi.

Ne olmazdı biliyor musunuz Sayın Bakan? Uçağımız düşürülmezdi, 2 yiğidimiz göklerde memleketimizi korumaya, kollamaya devam ederdi. Mogadişu’daki elçilik binamıza yöneltilen terör saldırısı gerçekleşmez, polisimizi şehit vermezdik. Şayet siz olmasaydınız, bu iktidar olmasa idi Mavi Marmara ile göz göre göre ölüme gönderilenler için İsrail’den yarım yamalak elde ettiğinizi iddia ettiğiniz özrü dilenmezdiniz. Suriye'de birçok masumun hayatını kurtarmış olurduk. Silah sevkiyatı işi içinde yer almaz, kan dökülmesine belli ölçülerde fırsat tanımazdık. Tır şoförlerimizin, iş adamlarımızın can güvenliğini riske atmazdınız. 2 Türk Hava Yolları pilotumuz günlerce tutsak kalmazdı. O bölgedeki dış ticaretimiz milyarlarca dolar zarara uğramazdı.

Şayet sizin politikalarınız tatbik edilmeseydi Sayın Bakan, bugün Suriyeli mülteciler için çıkarılan ödenekler işçimizin, emeklimizin, memurumuzun, askerimizin yani kendi insanımızın refahı ve saadetini geliştirmek için ayrılırdı. El Muhaberat, El Kaide, eşkıya ve diğer uğursuzlar topraklarımızda cirit atmaz, sınırlarımızı her gün ihlal etmezdi.

Sayın Davutoğlu, siyasetçi kimliğinizden çok akademisyen kimliğiniz baskın geldiği için fark ettiğiniz üzere eleştirilerimi farazi örnekler vasıtasıyla sıraladım, belirgin bir siyasi üslup kullanmaktan imtina ettim; zira, geçen defalarda öyle yaptık fakat anlamadınız. Belki bu tarz sizin için daha münasiptir diye düşünüyorum. Gördünüz mü Sayın Bakan, varsayımlar somut dünya gerçekleriyle her zaman örtüşmüyor demek ki.

Değerli milletvekilleri, Sayın Bakanı eleştirirken aslında Milliyetçi Hareket Partisinin dış politika vizyonunu da dolaylı yoldan kulaklarınıza fısıldamış oldum. Biz ne AKP’ye ne CHP’ye ne de bir başkasına benzeriz. Biz, cumhuriyetimizin geleneklerini, milletimizin millî ve manevi değerlerini, devletimizin ve insanımızın ortak menfaatlerini 1948 yılından beri hiçbir kopukluk olmadan sahiplenen tek siyasi partiyiz. Milliyetçi Harekette diğer partilerde gördüğünüz tarzda arsız talepler, çıkar kavgaları, fırsatçılık yoktur, bizde katı nizam, disiplin ve çelikleşmiş prensipler vardır. Bu, iç politikada da, dış politikada da böyledir, aynıdır. Biz, tahrip edileni onarmaya, yozlaşmış olanı arındırmaya, bükülmüş olanı doğrultmaya geliyoruz. AKP dış politikasının bu anlamda iki boyutu olduğuna inanıyoruz: Birincisi, AKP Hükûmetinin sebebiyet verdiği konjonktürel sorunlar ki bunlar basit bir iktidar değişimiyle halledilebilecek sorunlardır. İkincisi ise doğrudan Türk devletini bağlayan yapısal sorunlar ki bunlar fevkalade uzun soluklu bir tabiata hasıldır ve geri döndürülmesi güç bir yıkım sürecini tetikleyici mahiyettedir. Mısır, Suriye gibi iktidarın yapısına endeksli sorunların hızlı çözümü mümkündür, bu hususta bir huzursuzluk ortaya çıkmayacaktır. Ama, üç sorun var ki bunlar millî istikbalimizi ve devletimizin stratejik menfaatlerini etkilemektedir. Bunlardan ilki Irak, ikincisi Kıbrıs, üçüncüsü ise sözde Ermeni soykırımıdır. Üçü de partilerin günlük siyasi hesaplarını aşan millî davalardır. Hayalperestlikten mülhem birtakım hatalarınızı affedebiliriz fakat bu sahalardaki herhangi bir kayıtsızlığınızın, vurdumduymazlığın sonuna kadar takipçisi olur, bedelini de ödetiriz; bunu da aklınızdan çıkarmayın.

Sayın Davutoğlu, sizden tek ricamız, önümüzdeki genel seçimlere kadar bu üç soruna ilişkin dikkatli ve tedbirli davranmanızdır. Diğer meselelerdeki entelektüel oyununuza şimdiye dek engel olamadık -burada bizim de sorumluluğumuz elbette vardır- fakat bahsini ettiğim millî davalarda şu andan itibaren atacağınız tek bir yanlış adım emin olunuz ki size Yüce Divanın kapılarını ardına kadar açar.

Değerli milletvekilleri, konuşmamın başında da altını çizdiğim üzere Halk Partisinin Marksist ve ayrılıkçı gündemini tasvip etmemize imkân yoktur. Önergeyi kaleme alanların gösterdikleri art niyet ve düştükleri akıl almaz tuzak bizce Halk Partisinin özellikle bu gensoruda gayri samimi olduğu kanaatini uyandırmaktadır. Bu anlamda, Milliyetçi Hareket Partisinin verilen gensorunun aleyhine tutum sergileyeceğini hiçbir komplekse kapılmadan açıkça ilan ediyorum.

Konuşmama son verirken yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarında alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın İnce.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sataşma gerekçesiyle söz istiyorum.

BAŞKAN – Ne dedi? Ne diye sataştı?

MUHARREM İNCE (Yalova) – Cumhuriyet Halk Partisi yönetimine “Peşmergeci, Kürdistancı, Marksist.” dedi. Genel Başkan Yardımcımız Faruk Loğoğlu cevaplayacak.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Loğoğlu, iki dakika süre veriyorum. Lütfen, yeni bir sataşmaya mahal vermeyelim.

VII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

8.- Adana Milletvekili Osman Faruk Loğoğlu’nun, Ankara Milletvekili Yıldırım Tuğrul Türkeş’in (11/30) esas numaralı Gensoru Önergesi’nin görüşmelerinde MHP Grubu adına yaptığı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

 

OSMAN FARUK LOĞOĞLU (Adana) – Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.

Bizim işimiz aslında iktidar partisiyle, yavru muhalefetle değil ama şimdi bu ağır sataşmalara cevap vermek durumundayız.

Cumhuriyet Halk Partisi Kürdistancı değildir. Cumhuriyet Halk Partisi peşmergeci değildir. Bu gensoruda kullanılan tabir Irak Anayasası’nda kullanılan resmî tariftir, tanımlamadır. Dolayısıyla, MHP’li arkadaşlarımıza o anayasaya bakmalarını tavsiye ederim.

Her zaman olduğu gibi, ne zaman AKP iktidarı bir sıkışsa, bir sıkıntıya düşse derhâl imdat yardımı Milliyetçi Hareket Partisinden hiç tereddüt etmeden -biraz önce Sayın Türkeş’in belirttiği gibi- gelmektedir. Bunu 4+4+4’te gördük, Cumhurbaşkanlığı seçiminde 367 sayısı konusunda gördük. Her defasında, ben oturduğum yerden hayret ediyorum.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – 367’ye hayret etmemiş miydiniz?

OSMAN FARUK LOĞOĞLU (Devamla) – Milliyetçi Hareket Partili sözcüler çıkıyor, ağır eleştiriler yöneltiyorlar, sanki zehir zemberek eleştirilerden sonra iktidar partisi aleyhinde oy kullanacakmış gibi bir izlenim veriyorlar ama sonunda iktidar partisiyle birlikte hareket ediyorlar. Yani, biz bunu inandırıcı bulmuyoruz, eğer samimiyet aranıyorsa biz Milliyetçi Hareket Partisinin bu davranışlarını da samimi bulmuyoruz. Cumhuriyet Halk Partisi nerede olduğunu, niçin gensoru verdiğini gayet iyi bilen bir partidir.

Biraz önce ihmal ettim, yani biz Sayın Davutoğlu’nu burada görmek için gensoru vermiyoruz, aslında tam tersine, Sayın Davutoğlu’nu artık burada görmemek için gensoru veriyoruz. İnşallah, sonunda bunu başaracağız. (CHP sıralarından alkışlar)

YILDIRIM TUĞRUL TÜRKEŞ (Ankara) – Sayın Başkan, “AKP’ye destek veriyorlar.” diyerek yanlış bir beyanda bulundular.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Türkeş.

İki dakika da size veriyorum, sataşma nedeniyle.

9.- Ankara Milletvekili Yıldırım Tuğrul Türkeş’in, Adana Milletvekili Osman Faruk Loğoğlu’nun sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Milliyetçi Hareket Partisine sataşması nedeniyle konuşması

 

YILDIRIM TUĞRUL TÜRKEŞ (Ankara) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

AKP’ye Milliyetçi Hareket Partisi hiçbir zaman destek vermiyor. Zaman zaman, AKP’lilerin CHP’ye vagon olduğumuzu, CHP’lilerin de AKP’ye değnek olduğumuzu ya da destek olduğumuzu söylediğini duyuyoruz. Hiç düşündünüz mü ki Milliyetçi Hareket Partisi doğru bir siyaset çiziyor, sizler yalpaladığınız için zaman zaman bize yaklaşıp uzaklaşıyorsunuz?

Ha, bir diğer nokta da: Sayın Davutoğlu’nun ve Adalet ve Kalkınma Partisinin dış politikasını beğenmemek ayrı bir şeydir ama netice alınmadığını bildiğimiz bir konuda, burada netice alınmayacağı kesin olan bir gensoruda bir gruplaşma, hele de o talihsiz beyan…

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Tabanınız bile bunun karşısında, tabanınız bile buna karşı çıkar.

YILDIRIM TUĞRUL TÜRKEŞ (Devamla) – Orada -Sayın Loğoğlu benden daha iyi bilirler- ya Kuzey Irak bölgesel yönetimi ya da Kuzey Irak Kürt yönetimi vardır ama Diyarbakır’da Sayın Başbakanın lafının ardından herkes bu “Kürdistan” sözcüğünü kullanmaya bir merak sardı. Aynı modadan sizlerin de etkilendiğinizi düşünüyoruz. Benim atıfta bulunduğum nokta buydu.

Çok teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın İnce.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Biz ana muhalefet partisiyiz, bir modadan etkilenecek tekstil firması değiliz.

İzin verirseniz cevap vermek istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun Sayın İnce, iki dakika da size veriyorum sataşma nedeniyle.

10.- Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, Ankara Milletvekili Yıldırım Tuğrul Türkeş’in sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

 

MUHARREM İNCE (Yalova) – Çok teşekkür ederim Sayın Başkan.

Türkiye daralmışken, Türkiye kuşatılmışken, “Türkiye Cumhuriyeti” ibareleri tabelalardan indirilirken, Türkiye yalnızlaşırken, “Türkiye’de Türk yoktur.” diye AKP yöneticileri konuşurken muhalefetin muhalefetle atışmasını doğru bulmuyorum, cevap da vermeyeceğim. Türkiye'nin başına bela olmuş bir iktidar partisi varken…

RECEP ÖZEL (Isparta) – Allah Allah!

MUHARREM İNCE (Devamla) - …CHP ile MHP’nin birbiriyle atışmasını doğru bulmuyorum, şık da bulmuyorum, cevap vermiyorum.

Yüce Meclise saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Niye çıktın cevap vermeyeceksen?

RECEP ÖZEL (Isparta) – Vay be!

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

X.- GENSORU (Devam)

A) Ön Görüşmeler (Devam)

1.- CHP Grubu adına, grup başkan vekilleri İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi, Sinop Milletvekili Engin Altay ve Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, ülkemizin ulusal güvenliğini yeni tehlikelere maruz bırakan, siyasi ve ekonomik çıkarlarına zarar veren, dünyadaki konumunu giderek aşağı çeken hatalı dış politika icra ettiği iddiasıyla Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu hakkında gensoru açılmasına ilişkin önergesi (11/30) (Devam)

 

BAŞKAN – Önerge üzerinde Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına söz isteyen Nazmi Gür, Van Milletvekili. (BDP sıralarından alkışlar)

BDP GRUBU ADINA NAZMİ GÜR (Van) – Sayın Başkan, konuşmama başlamadan önce, dünyadaki bütün ezilenlerin, özgürlüklerinden yoksun bırakılan bütün halkların parlayan güneşi, parlayan yıldızı Madiba’nın, büyük anısı önünde saygıyla eğiliyorum. Kabilesi ona “Madiba” ismini takmıştı, Nelson Mandela. O, bütün halkların, özgürlük ve demokrasi mücadelesi veren dünyadaki herkesin ilham kaynağıydı, aramızdan ayrıldı ama onun mücadelesi bizlerin mücadelesinde yaşayacak.

Çok değil… Sayın Mandela, Atatürk Barış Ödülü kendisine tevdi edilirken Türkiye’de Kürtlerin ve diğer bütün ezilenlerin, demokrasi güçlerinin karşılaştığı baskıya karşı, bu baskıcı tutumlar nedeniyle bu ödülü reddetmişti ama ertesi gün, Türkiye’nin ulusal basını, dünyada örneği görülmeyecek kadar büyük bir ırkçılıkla, şovenizmle Mandela’ya saldırmıştı, onun mücadelesine saldırmıştı. Ölümüyle birlikte aynı basın şimdi övgüler düzüyor; bunu da halkımızın, Türkiye kamuoyunun, dünya kamuoyunun vicdanına sunuyorum bu tutumu.

Değerli arkadaşlar, içerideki tutumunuz ne ise, içeride güttüğünüz politikalar ne ise dışarıda da aşağı yukarı aynı politikayı güdüyorsunuz, aynı politikaları yaşama geçiriyorsunuz. Tabii, iktidar partisi olarak bu politikaları belirlemek, hayata geçirmek sizin göreviniz, bizim bu konuda bir itirazımız yok. Bizim itirazımız, sizin politikalarınıza karşı muhalefetin eleştirilerine kulağınızı kapatmanızadır.

Bakın, bizi bir aile olarak görüyorsunuz. Biz de hasbelkader -biz Kürtler- bu Parlamentoda Kürtler adına temsilini bulan BDP’liler ve ona bağlı olarak burada bulunan bloku hep küçümsediniz, her fırsatta enseye tokat yapmaya çalıştınız ve dışladınız, dışlamaya da çalışıyorsunuz yani aile içi şiddet uyguluyorsunuz aslında. Biraz önce 3 kardeş nasıl birleştiniz, BDP’nin görüşünün raporda yer almaması için nasıl bir araya geldiniz, nasıl bir şiddet uyguladınız. Evet, şiddetti. Nasıl bir şiddet uyguladınız 3 kardeş. 3 büyük kardeş yine üzerimize geldiniz ve hukuka, Anayasa’ya, İç Tüzük’e aykırı bir karar aldınız. Oysa gündemde olmayan bir işi ve işlemi Başkan Vekilinin zoruyla, dayatmayla, AKP’nin dayatmasıyla -hangi korkularla tabii biz bunu AKP’nin getirdiğini iyi biliyoruz, anlıyoruz da- bir aile içi şiddet uyguladınız ve muhalefet şerhimizin raporda yer almaması için karar çıkardınız. Bizim açımızdan ve Türkiye’deki demokrasi güçleri açısından, sizin aldığınız bu karar yok hükmündedir ve biliyor musunuz ki Türkiye Cumhuriyeti tarihinde, bu Parlamentonun tarihinde bir muhalefet partisinin yazdığı bir şerhi çıkardınız. Hepiniz aslında, yarın İnsan Hakları Günü, 10 Aralık İnsan Hakları Günü ve 10 Aralık İnsan Hakları Günü’nde, o günü kutlarken, onun arifesinde düşünce özgürlüğünü ortadan kaldırdınız, fikir özgürlüğünü ortadan kaldırdınız. Oysa bizim şerhimiz, bizim partimizin politikalarını, bizim partimizin parti programını, bizim partimizin fikirlerini yansıtır. Hiç kimsenin haddine değildir onları yasaklamak, onları çıkarmak. Siz çıkarsanız bile o fikirler, o düşünceler bizim partimizin mücadelesi ile bütün halklarımıza, Türkiye halklarına zaten mal olacak. Temel problem de budur, sizin bu davranış tarzınızdır. Evde aile içi şiddet uygulayacaksınız, dışarıda demokrat görüneceksiniz! Evde bu kadar aile içi şiddet uygularken, bu kadar insan öldürürken, işkence yaparken, temel özgürlükleri yok sayarken komşularınızın bunu duymazlıktan geldiğini, dünyanın bunu duymayacağını düşünmeniz ise büyük bir aldatmacadır.

Bakın, aile içi şiddete bir örnek daha verelim: Birkaç gün önce Yüksekova’da, bizim “Gever” dediğimiz Yüksekova’da Reşit ve Veysel İşbilir isimli 2 yurttaşımız, 2 sivil insan polis kurşunuyla -biri alnından, biri de tam göğsünden- vuruldu ve yaşamlarını kaybettiler. Hükûmetten uygulanan bu şiddete karşı tek bir açıklama, tek bir soruşturma, bunun yanlışlığını dile getiren tek bir açıklama duymadık değerli arkadaşlar. Şimdi, Bemal Topçu, yine bu cenazeler kaldırılırken polisin silahlı saldırısı sonucu yaşamını kaybetmek üzere, bugün Van’da ölümle mücadele ediyor. Belki, biz konuşurken burada o insan orada ölecek. Oysa yaptığı şey, hakları ve özgürlükleri için yürümekti, demokratik bir hakkı kullanmaktı. Şimdi, Hükûmetin bu konuda bize cevap vermesi gerekiyor. Gerçekten, Yüksekova olayını biz demokratikleşme ve çözüm sürecine yönelik büyük bir provokasyon olarak değerlendiriyoruz. Bu provokasyonu gerçekleştirenleri siz hâkim önüne, yargı önüne çıkaracak mısınız, yoksa üstünü örtecek misiniz? Üstünün örtülmemesi için biz elimizden geleni yapacağız, halkımızla bunun hesabını soracağız ama üstünü örterseniz bunu sizden bileceğiz, üstünü örtmezseniz demek ki siz o polisin kime bağlı olduğunu, o polisin kimden talimat aldığını, o polisin nerelerden etkilendiğini bilerek kamuoyuna açıklarsınız ve böylece hem süreç karşısında hem de o ölen 2 yurttaşımızın hakkı açısından samimi davranmış olursunuz.

Değerli arkadaşlar, 25 Şubat 2005’te, Sayın Başbakan Ulusa Sesleniş konuşmasında Türkiye’nin yeni dış politika konseptini kamuoyuna açıkladı, kamuoyuyla paylaştı ve bu konsepti 3 ayak üzerine oturttu; tekrar hatırlatalım size. Başbakan şöyle diyordu: “Stratejik derinlik yani tarihsel ve coğrafi olarak, çok boyutlu dış politika ve merkez ülke olma vizyonu.” Bu 3 temel kavram üzerinden dış politikasını açıklıyordu. Tabii, bu konsepte göre, “Avrasya yani Asya ve Avrupa’nın ve kısmen de Kuzey Afrika’nın merkezinde yer alan Türkiye, bölgeyle olan tarihsel bağları etkin bir diplomasi ve çok boyutlu ilişkiler ağıyla birleştirilebileceği takdirde küresel bir güç olma imkânına sahiptir.” diyordu Sayın Başbakan. Türkiye’nin bu dış politikayla hem kendi bölgesinde… Hem de bölgesindeki güç olursa küresel düzeyde de güç olur perspektifini ortaya koymuştu.

Devam ediyoruz. Bu konsepte göre, Dışişleri Bakanlığı Türkiye’nin yeni bir dış politika vizyonu olduğunu 2 temel tespite dayanarak ortaya koyuyordu. Bir: “Türkiye, Avrupa Birliği, Orta Doğu ya da Orta Asya’nın çevre ülkesi değildir, bu coğrafyanın periferisinde yer alamaz; 3 kıtaya yayılan geniş bir coğrafyayı etkileme gücüne sahiptir, Türkiye merkez ülkedir.” saptamasında bulunuyordu.

Yine, devam edelim değerli arkadaşlar. Yukarıda bahsedilen bütün bu konular Sayın Ahmet Davutoğlu’nun “Stratejik Derinlik” kitabında yer alıyor; bütün bu ilkeler, bu yaklaşımlar. Bunu, bu kitabı okuyanlar bilirler. Sayın Ahmet Davutoğlu’nun teorize ettiği, “Stratejik Derinlik” isimli kitabında ortaya koyduğu bu yaklaşımı Türkiye bir dış politika yaklaşımı olarak, stratejik bir değişim ve dönüşüm olarak algıladı ve yeni bir dış politika uygulamaya başladı.

Yine, Sayın Davutoğlu’nun kişisel akademik kariyerine, onun dış politikaya yaklaşımlarına elbette saygı duyuyoruz. Bir akademisyen olarak kendisi iyi bir teorisyen olabilir ama -Sayın Davutoğlu, lütfen bizi affedin ama- dış politika için çizdiğiniz bu stratejik yaklaşım, yine, Türkiye dış politikası için öngördüğünüz bu ilkesel yaklaşımlar maalesef sizin dış politika pratiğinize yansımıyor. Sizin çerçevesini çizdiğiniz, hayal gücünüzü zorlayan, hepimizin hayal gücünü zorlayan dış politika yaklaşımınız ile dünya gerçekliği farklıdır. Dünya farklı yöne koşuyor, dünyada farklı gelişmeler, farklı yaklaşımlar var ve bu yönüyle maalesef Türkiye dış politikası maceracı, müdahaleci ve kendi uyguladığı politikalarla çelişen, ortaya koydukları stratejiyle çelişen bir yaklaşım, bir pratik sergilemesi tabii ki bizim ve muhalefet partilerinin de tepkisini, eleştirilerini alıyor.

Değerli arkadaşlar, isterseniz tek tek, sırayla gidelim. Örneğin -benden önceki hatipler de dile getirdi- Türkiye’nin sıfır sorun politikası… Bu politika, komşularıyla barış içinde yaşama, komşularla var olan sorunları konuşarak, diplomasi yöntemiyle giderme yaklaşımı elbette ki hepimizin arzu ettiği bir yaklaşımdır. Biz, hiçbirimiz Türkiye’nin komşularıyla savaş hâli yaşamasını, Türkiye’nin saldırgan, askerî bir politikayla komşularıyla savaşın eşiğine gelmesini istemeyiz. Türkiye’nin kendi bölgesinde bir barış adası olmasını savunuruz. Dış politikanın, esasında bu ilkeler etrafında oluşturulmasını isteriz, arzularız. Bizim dış politikaya ilişkin önerilerimizde, yaklaşımlarımızda, Türkiye’nin kendi bölgesinde elbette ki bir güç olması, elbette ki Türkiye’nin kendi bölgesini etkilemesi gereğini vurguluyoruz ama saldırganlıkla, zaman zaman fırsatçılıkla, zaman zaman yanlış uygulanan politikalarla Türkiye’nin konumunu sıradan bir Orta Doğu ülkesine dönüştüren şekilde değil.

Türkiye neyiyle güç olabilir? Türkiye içeride sağlayacağı barışla güç olabilir. Türkiye neyiyle örnek olabilir? Türkiye Avrupa Birliği standartlarında, evrensel hukukun öngördüğü çerçevede bir demokrasiye, eşitliğe ve özgürlüğe kavuşursa ancak kendi bölgesinde güç olabilir. Türkiye nasıl güç olabilir? Türkiye uygulayacağı demokratik ekonomik politikalarla kendi bölgesinde güç olabilir. Yoksa fırsatçı yaklaşımlarla, kimi pragmatik yaklaşımlarla Türkiye kendi bölgesinde güç olamaz.

Bu nedenle “sıfır sorun” politikası elbette ki çökmüş, deyim yerindeyse romantik bir düşünce olarak kalmaktan başka bir işe yaramadı. İşte Suriye’yle olan ilişkiler ortada, Irak’la olan ilişkiler ortada, İran’la olan ilişkiler ortada.

Eğer bugün Orta Doğu’da bölgesel bir güçten söz edeceksek, emin olun, bölgesel güç İran’dır. Bu kadar çelişki ve bu kadar çatışmanıza rağmen İran’ın bugün özellikle nükleer programıyla ilgili olarak 5+1 ülkeleriyle yani Batılı ülkelerle gerçekleştirdiği görüşmeleri de İran açısından diplomatik bir zafer olarak değerlendirebilirsiniz. Sizin bundan pay çıkarmanız, İran’la ilişkilerinizin iyileştirilmesi anlamına da gelmez.

Rusya’yla hakeza öyle. Rusya’yla ne kadar tek taraflı, bağımlı bir ilişkimiz olduğunu biliyoruz hepimiz. Bugün Rusya gazı kestiğinde, bu ülkenin her yurttaşının nasıl üşüyeceğini herhâlde en çok Sayın Davutoğlu ve Hükûmet biliyor. Bu nedenle, örneğin Rusya’yla kişilikli, gerçekten eşit düzeyde yürütülen bir dış politikanın olmadığını da iyi biliyoruz. Bunu, özellikle Rusya, İran ve Çin üçlüsünün Suriye konusundaki politikalarının etkinliğini de göz önünde bulundurduğumuzda Türkiye’nin bu konuda dış politika açısından sınıfta kaldığını söyleyebiliriz.

Yine, değerli arkadaşlar, bir Medeniyetler İttifakı vardı, bilmiyorum ne oldu. Sayın Bakan bize bu konuda bilgi verirse çok seviniriz. Sahi, Medeniyetler İttifakı ne oldu? Medeniyetler İttifakı bir taraftan sürdürülürken öte yandan Suriye’deki gelişmelere sadece Sünni eksenden yaklaşırsanız, ihvan penceresinden bakarsanız ve bu konuda yaşanan bütün sorunları bu eksende ele alırsanız elbette ki Medeniyetler İttifakı politikanızın da yine burada -kusura bakmayın ama- romantik bir düşünceden öteye gitmediğini söylemek zorundayız.

Değerli arkadaşlar, Arap Baharı sonucu oluşan denklem, stratejik olarak aktif dış politika uygulaması konusunda, Dışişleri Bakanlığının ve Sayın Davutoğlu’nun sürdürdüğü bu aktif stratejik dış politika, bunda da inandırıcılıktan uzak bir dış politika uygulanıyor bugün. Çünkü özellikle Suriye konusundaki müdahaleci yaklaşımları, ayrımcı yaklaşımları, Suriye’nin Kürtlerine farklı yaklaşım, Suriye’nin Sünnilerine farklı yaklaşım, Suriye’nin Şiilerine farklı yaklaşım, Suriye’nin diğer bütün halklarını oluşturan halklara mesafeli yaklaşım, bunun yerine kimi El Kaide bağlantılı örgütlerle ilişki içinde olmak, diyalog içinde olmak Türkiye’ye kazandırmaz, ancak uzun vadede kaybettirir.

Özellikle, Rojava Kürdistan konusunda bizim ısrarlı olarak yaklaşımlarımız, eleştirilerimiz vardı. Biz bu inancımızı yeniden dile getirmek istiyoruz. Bakın, değerli arkadaşlar, Kürtler ne Esed’den yana tavır aldılar… Çünkü eğer Suriye’de bir başkaldırı, bir direniş varsa bunu ilk başlatan, ta 94’lerde ilk başlatan Kürtlerdir, eğer bu rejimin bir kurbanı varsa bunun ilk kurbanlarından birisi de Kürtlerdir, bunu unutmayın. Ve Kürtler orada birliklerini sağladılar, “Yüksek Kürt Konseyi” adı altında bir üst birlik kurdular; kendi topraklarını, evet, kendi topraklarını korumaya aldılar. Bugün kadınlı erkekli bir şekilde Rojava Kürdistan’da kendi topraklarını, kendi insanlarını, kendi namuslarını korumak için canla başla mücadele ediyorlar ama siz ne yaptınız? Ceylânpınar’da El Kaide güçlerini, El Nusra güçlerini Kürtlere saldırttınız. Kürtler büyük bir direnişle, tarihî bir direnişle, belki bütün Batılı değerler adına bu saldırıları defetti, bu saldırılara nihayet verdi çünkü orada haklı bir mücadele vardı çünkü orada hakkı için ayağa kalkmış bir halk gerçeği vardı ve bu halk gerçeğini sizin durdurmanızın imkânı yoktur.

Bizim söylediğimiz şey şudur: Eğer Türkiye gerçekten Suriye halklarına eşit davranırsa, Suriye’deki bütün inançlara eşit davranırsa ve Suriye’deki uyguladığı ayrımcı politikalarına son verirse, Kürtlerin orada kurmak istediği otonomi, öz yönetim bütün Suriye için bir örnek teşkil edebilir, Suriye sorununun çözümü için gerçekten iyi bir başlangıç olabilir ve Türkiye açısından da aslında 900 küsur kilometrelik sınırlarının gerçek güvencesi, güvenliği olabilir. Yani Kürtlerin orada oluşturduğu yönetim, esasında Türkiye için güvenlik yönetimidir. Sizin için iyi bir komşu olma adına Suriye Kürtleri her zaman sizden yana tavır koydular, diyalog ve iletişim içinde olmayı istediler. İşte Sayın Salih Müslim birkaç kez Türkiye’ye geldi, birkaç kez Suriye’den gelen heyetler Türkiye Dışişleri Bakanıyla ve diğer yetkililerle görüşmeler gerçekleştirdiler. Bütün bu görüşmelerde söylediği şey şudur: “Bizim Türkiye’ye ilişkin karşı bir tutumumuz söz konusu değildir. Biz, Türkiye’yle iyi komşuluk ilişkileri geliştirmek istiyoruz. Biz örneğin, Türkiye'nin, insani yardımın Kürdistan bölgesine, Rojava Kürdistanı’na girmesi için yardımcı olmasını, kapılar açmasını istiyoruz.” dediler. Doğrudur, sınırda uygulanan sıfır nokta politikasıyla BDP’nin belediyeleri aracılığıyla halkımızın topladığı kimi yardımlar sınırlı da olsa bu bölgeye ulaştırıldı ve bu konuda Hükûmet gerçekten olumlu bir tavır sergiledi. Sayın Dışişleri Bakanı olumlu bir tavır sergiledi, teşekkür ediyoruz. “Bu yetmez.” diyoruz ama. “O bölgedeki sınırların -çünkü Kürt bölgeleri de bir bütün oluşturmuyor orada, birbirinden ayrı, izole edilmiş durumdalar- hiç olmazsa Türkiye’ye denk düşen bölümlerinde insani yardımların oralara ulaştırılması için yardımcı olun.” dedik çünkü oradaki insanlar size düşman değil, kurdukları yeni yönetimle Türkiye’ye bir hasmane tutum içinde değiller. Bunun için bizler elimizden gelen çalışmaları yapacağız, bu konuda çalışmalarımızı sürdüreceğiz.

Bir de Cenevre-2’ye Kürtler katılmak istiyor, kendi adlarına katılmak istiyorlar.

Şimdi, biz insani yardım talebinde bulunduğumuzda hem Türkiye Dışişleri Bakanlığı hem de uluslararası güçler, bizde merkezi Gaziantep’te olan bir yardım kuruluşuna, ÖSO’ya bağlı, Suriye muhalefetine bağlı bir büroya yönlendiriyorlar. Ama, emin olun arkadaşlar, Sayın Bakan da burada, o büro şu ana kadar bütün Kürtlerin, Suriye Kürtlerinin hiçbir yardım talebini kabul etmedi, bir tek çöp bile Kürdistan bölgesine gitmiş değil, bu yardımlar ulaşmış değil. Bir an önce bu yardımların ulaştırılabilmesi için biz Sayın Bakanlığa yeniden burada çağrıda bulunuyoruz. Bu ayrımcı politikalara son vermeniz gerekiyor. Özellikle Suriye halklarının insani yardımdan eşit yararlanabilmesi için önlem almanız gerekiyor.

Son olarak şunu söyleyelim: Sizler belki bizim muhalefet şerhimizi rapordan çıkardınız ama emin olun, Kürdistan’ı, Kürdistan fikrini ne kalbimizden ne yüreğimizden çıkarmaya gücünüz yetmez, üçünüz birleşseniz de yetmez.

Hepinize saygılar sunuyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önerge üzerinde Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına söz isteyen Volkan Bozkır, İstanbul Milletvekili. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA VOLKAN BOZKIR (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisi tarafından Dışişleri Bakanımız için verilen gensoru önergesi hakkında AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Tabiatıyla gensoru önergesinin takdimi ve görüşmesi sırasında pazartesi basın toplantıları havasında bir dış siyaset ufuk turu çizildi ancak ben konuşmamda sadece gensoru önergesinde yer alan hususlara değineceğim; sanırım, diğer hususlara Sayın Dışişleri Bakanımız arzu ederlerse konuşmasında yer verecektir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; küresel güç dengelerindeki hızlı değişime paralel olarak uluslararası sistemde yoğun bir dönüşüm yaşanmaktadır. Artık başta ticaret ve güvenlik olmak üzere çok daha birbirine bağlı küresel bir sistemde yaşıyoruz. Hiçbir ülke, böyle bir ortamda önemli jeopolitik değişim süreçlerinden etkilenmeme imkânına ve lüksüne sahip değildir. Türkiye gibi AK PARTİ hükûmetleri döneminde demokrasisini olgunlaştıran, ekonomik atılım gerçekleştiren ve bunun sonucu olarak da dünya siyaset sahnesinde yeni bir konuma ulaşmış bir ülkenin ise çevresinde yeni bir dünya kurulurken buna kayıtsız kalması mümkün değildir.

Türkiye, AK PARTİ öncesi dönemde “dört tarafı düşmanlarla çevrili” paradigmasında tek boyutlu ve dar çerçeveli bir dış politika yürütmüştür. Bu politika Türkiye için artık bir seçenek olmaktan çoktan çıkmıştır ancak bu gerçeği hâlâ göremeyenler, son dönemde komşularımızla ilişkilerimizi yoğun eleştiri konusu yapmaktadırlar. Söz konusu eleştirilerin odağını ise Orta Doğu’da yaşanan tarihî, siyasi ve sosyal dönüşüm süreci nedeniyle ortaya çıkan ve geniş bir coğrafyaya yayılan istikrarsızlığın ülkemizin dış ilişkilerine yansıması oluşturmaktadır.

2011 yılında başlayan ve bugün kritik bir dönemece giren Arap Baharı sonucunda Orta Doğu’da bir asırlık bir statükonun yıkıldığına şahit olduk, oluyoruz. Ancak şunu unutmamak gerekir ki, eski sistemin parçaları bu değişimi kolay hazmedememektedirler. Dolayısıyla otoriter rejimlerin varlıklarını koruma gayretlerinin yoğunlaştığı bir süreçten geçilmektedir. Ayrıca Osmanlı idaresinde yüzyıllarca huzur içinde yaşamış bu topraklarda Birinci Cihan Savaşı sonrası savaşın galipleri tarafından tamamen çıkar dengelerine göre kurulmuş tablonun bozulmaması için de çeşitli müdahaleler gözlemlenmektedir. Son yıllardaki, herkesin hayret ve hayranlıkla izlediği hamleleriyle bölgenin en büyük ekonomisi ve demokrasisi hâline gelen Türkiye de, kaçınılmaz bir şekilde söz konusu sistemsel dönüşümün ve çıkar mücadelesinin etkilerini yakından hissetmektedir.

Orta Doğu’nun jeopolitik politikasının ve haritasının yeniden belirlendiği bir süreçten geçildiği dönemde başta Suriye ve Mısır olmak üzere yakın bölgemizde yaşanan ciddi ve kapsamlı gelişmeler geçtiğimiz yıl içinde dış politika gündemimizin merkezine yerleşmiştir. İçinden geçmekte olduğumuz dönem son derece kırılgan ve hassas bir nitelik taşımaktadır. Bir yanda Suriye’de olduğu gibi değişime karşı koymaya çalışan ve bu amaçla bizzat kendi halkına dahi zulüm etmekten çekinmeyen rejimler var. Diğer yanda ise halkın saf duygu ve arzularını kendi radikal gündemleri doğrultusunda istismar etmeye çalışan aşırı akımlar bulunuyor. Suriye’yi kendini tüketme aşamasına getiren bu kanlı sürecin önlenmesi için Türkiye kadar çaba gösteren başka bir ülke olmamıştır. Suriye 2005 sonrasındaki süreçte tam bir uluslararası tecride mahkûm edilmişken yanında belki de sadece Türkiye durmuştur. Ancak, rejim, tüm tavsiyelerimize kulaklarını tıkamış ve halkının meşru taleplerini benzeri görülmemiş bir şekilde bastırmayı yeğlemiştir.

Ürdün Kralı halkına bazı reformlar vadederek ve halkının taleplerine saygı duyarak Arap Baharı’nın ülkesine menfi etkilerini önleyebilmiştir. Esad ise halkının taleplerine en ufak bir saygı duymayarak babasının yolundan gitmiş, iktidarını korumak uğruna halkını öldürmeyi yeğlemiştir. Böylece, siyaset otoyolunda son çıkışı kendi kararıyla kaçırmıştır. Artık, Esad siyaseten ve hukuken bitmiştir, Suriye’nin yönetiminden gitmesi artık sadece zaman meselesidir. Gelinen son aşamada Esad rejiminin asker, sivil ayırt etmeden, kimyasal silahlar ve balistik füzeler de dâhil olmak üzere kullandığı şiddet sadece Türkiye'nin değil, uluslararası camianın vicdan sahibi tüm üyelerinin tepkisini çekmektedir.

Suriye’ye ilişkin politikamız öncelikle insani bir çerçevede yürütülmektedir. Ülkelerini terk etmek zorunda kalan 2,2 milyon Suriyelinin 650 binine ev sahipliği yapıyoruz. Türkiye'nin insani bir trajedi karşısında izlediği bu onurlu ve şefkatli yaklaşım tüm dünyanın takdirini toplamaktadır.

Suriye politikamızın ikinci ayağını ise barışçıl bir siyasi geçiş süreci marifetiyle Suriye halkının meşru taleplerinin karşılanması oluşturmaktadır. Bunun için geniş bir uluslararası grupla hareket ediyoruz. Nitekim ülkemizin liderliğinde kurulan Suriye Halkının Dostları Grubuna destek veren ülkelerin sayısı yine Türkiye’nin girişimleriyle 110’u geçmiştir. Çabalarımızı Suriye halkına gereken insani ve siyasi desteğin sağlanmasına yoğunlaştırmış durumdayız.

22 Ocak 2014’te yapılması öngörülen ikinci Cenevre Konferansı’nın olumlu bir şekilde sonuçlandırılması için gayretlerimizi sürdürüyoruz. Bizim için Suriye halkı komşudan öte akrabadır. Suriye halkının etnik köken, mezhep ve din ayrımı gözetmeksizin tüm kesimlerinin hak ve özgürlüklerinin anayasal güvence altına alındığı demokratik bir sistemin tesisi için Türkiye ne gerekiyorsa yapmaya devam edecektir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Orta Doğu’daki değişimin yönünü tayin edebilecek ağırlıkta kilit bir role sahip olan Mısır’da 3 Temmuz 2013’te demokrasinin yeşeren  filizlerinin ayaklar altına alındığı bir darbe yaşanmıştır. Türkiye’nin Mısır’a karşı tutumu her şeyden önce ilkeseldir. Biz Türkiye olarak elli sene askerî darbelerle ve vesayet rejimleriyle yaşadık. Askerî darbelerin ülkelerin siyasi sistemlerini ve sivil toplumlarının gelişimini nasıl on yıllarca geriye götürdüğünü en çok yaşamış ülkelerden biriyiz. Bu tecrübeler nedeniyle Mısır’ın istikrarı ve gelişmesi için halkın iradesine saygının, anayasal meşruiyetin korunmasının ve demokratikleşmenin gerekli olduğu görüşündeyiz. Mısır’daki darbe karşıtı gösterilerde yaşanan can kayıplarını şiddetle kınadık, temel hak ve hürriyetlerin ihlalinin kabul edilemezliğini savunduk, halkın oylarıyla seçilmiş bir Mısır Cumhurbaşkanının askerî darbeyle devrilmesine ve hapsedilmesine karşı çıktık. Çıkarlarımızın kısa vadeli kazanımlar yerine halkların meşru iradesine dayalı sistemlerin kalıcı istikrar getireceği varsayımıyla korunabileceği anlayışıyla hareket ediyoruz. Geçici yönetim tarafından Mısır’da ortaya konulan siyasi yol haritası kapsayıcılıktan uzaktır. Binlerce can kaybı, yaralanma ve tutuklanma yaşanmıştır ve devam etmektedir. Mısır’da istikrarın sağlanamayacağına dair endişemiz sürmektedir. Mısırla diplomatik ilişkilerimizin maslahatgüzar seviyesine indirilmesi kararı mütekabiliyet ilkesi gereğince alınmıştır. Bizim, Türk ve Mısır halkları arasında kardeşlik ilkelerine veya Mısır halkına zarar vermeye yönelik bir niyet veya politikamız bulunmamaktadır. Bu anlayışın sonucu olarak, vize rejimimizde Mısır vatandaşlarına sağladığımız kolaylıkları aynen muhafaza ettik. Kahire Büyükelçiliğimiz ve İskenderiye Başkonsolosluğumuz ile bu iki şehirdeki Yunus Emre Türk Kültür Merkezlerimiz iki ülke halkına hizmet vermeyi sürdürmektedir. Türk Hava Yolları seferleri kesintisiz devam etmektedir. İki ülke arasında mevcut ekonomik, sosyal ve kültürel kazanımlar korunmaktadır. İki kardeş halkın yararını gözeten gerçekçi bir yaklaşım içindeyiz.

Irak’la ilişkilerimiz açısından da Türkiye iyi niyetini ve ilişkileri geliştirme iradesini korumaktadır. Bizim için asıl olan, Irak’ın toprak bütünlüğü ve birliğinin korunması, Irak halkının huzur ve refahının teminidir. Irak’ın kendi halkıyla ve komşularıyla uyum ve barış içinde yaşayabilen bir ülke olması en temel önceliğimizdir. Bununla birlikte, Irak’ın iç sorunlarının bir yansıması olarak bu ülkeyle ilişkilerimizde bir süre bir durgunluk yaşandığı doğrudur. Bunun aşılması için son aylarda önemli adımlar atılmıştır. Bu bağlamda, geçtiğimiz dört ay içinde Irak ile Hükûmetimiz arasında yoğun resmî temaslar gerçekleştirilmiştir. Bunlara Sayın Meclis Başkanımızın, Sayın Başbakanımızın talimatıyla benim ve Dışişleri Bakanımızın temasları da dâhildir. Bu temaslar olumlu sonuç vermiştir. Irak Başbakanı Maliki’nin Türkiye’ye yapması öngörülen ziyaretle de Türkiye-Irak ilişkilerinin yeniden eski düzeyine gelmesi mümkün olabilecektir.

Irak’ta bir taraftan merkezî hükûmetle ilişkilerimizi eski düzeyine çıkarma yönündeki gayretlerimiz sürerken diğer taraftan Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi’yle başta enerji olmak üzere kapsamlı ekonomik ilişkiler geliştirme yönünde adımlar atıyoruz. Her şeyden önce Irak Anayasası’yla uyumlu olan söz konusu iş birliğinin, merkezî hükûmet ile IKBY arasındaki ilişkilerin de anayasa çerçevesinde pekişmesine katkıda bulunmasına çalışıyoruz. Nitekim son olarak, enerji konusundaki projelerle ilgili olarak meselenin üçlü bir formatta ele alınması önerisi de bu minvalde yapılmıştır.

Bölgenin geleceği açısından bir başka önemli gelişme de, İran’ın nükleer programı konusunda, “P5+1” grubuyla, 24 Kasım 2013’te bir mutabakata varılmasıyla yaşanmıştır. Türkiye, Batı dünyasından gelen baskılara rağmen İran ile ilişkilerini iyi düzeyde tutmayı başarmıştır. Türkiye'nin açıkta tuttuğu bu kanal sayesindedir ki “P5+1” ile İran arasında, İran’ın üretiminin nükleer enerji için mi, yoksa nükleer silah yapımı için mi olduğu konusunda görüşmeler başlayabilmiştir. Şayet bu müzakereler başlamamış olsaydı, diplomasi yerine “Acaba İsrail İran’ın nükleer tesislerini vuracak mı, İran buna karşılık olarak Hürmüz Boğazı’nı kapatacak mı, bunun karşılığında dünya petrol piyasasında neler olacak?” endişelerini konuşuyor olacaktık. Oysa bu müzakerelerde mesafe alınmasıyla bölgede bir huzur ortamının da yolu açılmıştır.

İran bizim komşumuzdur. Aradaki hudut, 1639 Kasrı Şirin Anlaşması’yla çizilmiştir ve o tarihten beri de aynı huduttur. İran ve Türkiye'nin çıkarları birbiriyle iyi ilişki içinde olmayı mecbur kılmaktadır. Bu çerçevede, Türkiye İran ile dostluk ilişkilerini sürdürmüştür ve bundan sonra da sürdürecektir.

İran’ın üzerindeki ambargoların hafiflemesiyle başta enerji projeleri olmak üzere ortaya çıkacak muazzam potansiyelden Türkiye-İran ilişkileri ve hatta bölgemiz fazlasıyla yararlanacaktır.

Neticede Irak, Suriye ve İran gibi üç önemli komşumuz da önümüzdeki dönemde önemli gelişmelere gebe gözükmektedir. Bu ülkelerdeki her gelişme bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da Türkiye üzerinde doğrudan etki yapabilecek niteliktedir. Bu itibarla, gelişmeleri yakından takip etmemiz ve imkânlarımız ölçüsünde olumlu şekilde yönlendirmeye çalışmamız ulusal çıkarlarımızın ve inandığımız değerlerin bir sonucudur.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; gensoru önergesindeki konularla ilgili olarak yukarıdaki bilgileri sunduktan sonra birkaç hususa daha değinmek istiyorum.

Öncelikle, gensoru Anayasa’nın ve İç Tüzük’ün tanıdığı önemli bir mekanizmadır ve tüm demokrasilerde bu, gensoru çok önemli zamanlarda ve genelde hükûmetlerin düşürülmesi imkânının bulunduğu konjonktürlerde kullanılan bir imkândır. Ancak, maalesef, ülkemizde özellikle bu yasama döneminde, bilhassa CHP tarafından gerekli gereksiz, sadece Türkiye Büyük Millet Meclisinin takvimini etkilemek, Meclis çalışmalarını engellemek amacıyla kullanılır olmuştur. Mekanizma, tabiri caizse, yalama olmuştur, ciddiyeti kalmamıştır, artık öyle bir hâle gelmiştir ki yeni bir İç Tüzük değişikliğini gerçekleştirebilsek oraya bir madde yazacağız, diyeceğiz ki: “CHP her hafta sonu gensoru önergesi verir ve o hafta gensoru görüşülür.” Bu hâle geldik maalesef.

İkinci husus: Siyasette biraz da insaf olması gerekir. Dışişleri Bakanımız bir ay zarfında Dışişleri Komisyonunda beş saat, Dışişleri Bakanlığı bütçesi görüşülürken Bütçe Komisyonunda sekiz saat bütün bilgileri verdi ve sorulara cevap verdi. Önümüzdeki hafta, bu hafta sonu Dışişleri Bakanlığı bütçesi burada görüşülürken tekrar bu platformda bütün sorulara cevap verecek ve bilgi sunumunu yapacak. Bir ay içinde 3 kez bilgi vermiş, sorulara cevap vermiş bir Dışişleri Bakanı varken gensorunun neden verildiğini de anlamakta zorlanıyorum.

Filipinler’de bir yengeç teorisi vardır. Yengeçleri sepete koyunca eğer bir yengeç sepetten dışarı çıkmaya doğru bir hamle yaparsa diğer yengeçler onu ayağından aşağıya çekerlermiş. CHP’nin bu gensoru sistemini de ben âdeta buna benzetiyorum. Yıllarca, ancak zayıf bir ülkeye yakışacak, başka yerlerde alınan kararları uygulayan bir dış politika taraftarı olan CHP, birdenbire Sayın Başbakanımızın önderliğinde dik duran, kendi vizyonunu dünyaya kabul ettiren, başka yerlerde alınan kararları uygulamak yerine o karar mekanizmalarının içinde yer alan bir Türkiye’yi hazmedemiyor; ülke menfaati yerine parti menfaatlerini önde tutuyor.

Şimdi, dış politikada tenkit yağdıran CHP’ye bir baksak, AK PARTİ olarak belki bizim de bir gensoru vermemiz gerekecek. Gensoru müessesesi zaten yalama olduğuna göre, ben dedim ki: Bir gensoru önergesini kendim yazsam acaba içine neler koyarım? Sayın Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanını yönlendiren dış politikadan sorumlu milletvekilleri Türkiye’nin itibarını zedeleyecek ne varsa yapar hâle geldiler. Örnek istiyorsanız birkaç tanesini vereceğim, aslında bazılarını bu kürsüden verdim ama madem ki bu kürsüden konuşanlar devamlı olarak iki senedir aynı şeylere değiniyorlar, ben de bazı söylediklerimi burada tekrar edeceğim.

Sayın Başbakanımız Somali halkına yardım malzemeleri götürdüğünde burada meydana gelen sevgi selini ve unutulmaz tabloları görünce CHP’nin dış politika mimarları da Sayın CHP Genel Başkanını Somali’ye götürmeye karar verdiler ama yanlışlıkla Kenya’ya götürdüler, Sayın Genel Başkan hâlâ Somali’ye götürüldüğünü zannediyor. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Sosyalist Enternasyonelde CHP Genel Başkanı Papandreu’nun 36 yardımcısından birine atansın diye önce Türkiye aleyhine karar tasarılarını CHP bizzat verdi. Ondan sonra bu karar tasarılarını kabul ettirdi, ondan sonra da CHP Genel Başkanı 36 başkan yardımcısından biri olduğu zaman, bunun zafer kutlamalarını Güney Afrika’da tamtam sesleri arasında yaparken o arada genel kurulda Türkiye aleyhine geçen bir tasarının varlığını unuttunuz ve bu tasarıyı uçağa bindiğinizde fark ettiğiniz için de İstanbul’daki karşılama törenini iptal ettiniz. Sayın CHP Genel Başkanını Avrupa Birliğiyle temaslar için Brüksel’e götürdünüz ama Sosyalist Grup Başkanı Swoboda’yla basın toplantısında ona öyle şeyler söylettiniz, Türkiye’yle ilgili o kadar tenkitler yağdırttınız ki Swoboda bile buna tahammül edemedi, tepki gösterdi. Ertesi gün randevuya gittiğinizde Swoboda’nın kapısından içeriye sizi almadılar. Ben gerçekten bir Türkiye vatandaşı olarak, milletvekili olarak Brüksel’de görev yapmış, daimi temsilcilik yapmış bir büyükelçi olarak o fotoğrafın acısını hâlâ içimde hissediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Vallahi bravo!

VOLKAN BOZKIR (Devamla) – Genel Başkanınızı Dışişleri Bakanlığının tüm güvenlik kaygılarına rağmen Irak’a götürdünüz. Bağdat’tan başka, âdeta inadına “Ben Kerkük’e de giderim; Necef’e, Erbil’e de giderim.” dediniz. Orasının güvenlik hâlini görünce de Bağdat’tan sonrası iptal oldu ama burada gensoru üzerine gensoru verdiğiniz Dışişleri Bakanı güvenlik mülahazalarını dinlemedi, hem Kerkük’e hem Necef’e gitti.

Son olarak, Sayın Genel Başkanın ABD seyahati tam bir facia. Bu ziyarete önce Genel Başkan Yardımcısı “Gerekli temasları sağlayamadık, onun için iptal ettik.” dedi. Sonra birdenbire birileri ortaya çıktı, Sayın Genel Başkan Amerikan Büyükelçisiyle bir yemek yedi baş başa. Ne demekse! Yani böyle bir usul yoktur. Genel Başkan, Amerikan Büyükelçisini çağırır genel merkeze, orada konuşur. Baş başa yemekler memeklerle falan Amerikan ziyaretleri ayarlanmaz. Ondan sonra Amerika’ya gidildi. Amerika’da gerçekten temas düzeyi, hakikaten Türkiye’nin ana muhalefet partisi liderinin bir Amerika ziyaretinde yapacağı bir seviye değil.

HALUK AHMET GÜMÜŞ (Balıkesir) - Başbakan olmadan önce resmî tören mi yapılsaydı?

VOLKAN BOZKIR (Devamla) - Oraya ben Dışişleri Komisyonu Başkanı olarak gitsem çok daha üst düzey temaslar yapardım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Haydi onu da bırakın, Fenerbahçe Teknik Direktörü Ersun Yanal’ı oraya yollasak o bile daha fazla temas yapardı orada.

SELAHATTİN KARAAHMETOĞLU (Giresun) – Bu yoldan geçtiğiniz için her gideni kendiniz gibi zannediyorsunuz.

VOLKAN BOZKIR (Devamla) - Şimdi, diyeceksiniz ki: “İktidarın avantajlarını siz kullanıyorsunuz, bizim böyle imkânımız yok…”

HALUK AHMET GÜMÜŞ (Balıkesir) – Başbakan olmadan önce resmî tören mi yapsaydı Beyaz Saray?

VOLKAN BOZKIR (Devamla) – “…onun için siz gittiğinizde size herkes kol, kucak açıyor, büyük sevgi gösteriyorlar, bizim ana muhalefet olarak böyle imkânımız yok.” Ee yani birazcık geriye doğru bakın, Sayın Başbakanımız daha parti Genel Başkanıyken ve muhalefetteyken Amerika’ya da gitti, Avrupa’ya da gitti; orada devlet başkanlarıyla, başbakanlarla, kim varsa önemli herkesle görüştü.

HALUK AHMET GÜMÜŞ (Balıkesir) – Putin’e “Bizi kurtar.” diyen kim?

VOLKAN BOZKIR (Devamla) - Siz de o zaman bunu hayretle ve şaşkınlıkla izlediniz. Başbakanımız şimdi nereye gitse aynı itibarı görecektir.

HALUK AHMET GÜMÜŞ (Balıkesir) – Başbakanı mı kurtaracak Putin, Türkiye’yi mi? Bunun cevabını verin.

VOLKAN BOZKIR (Devamla) - İtibar zorlayarak kazanılmaz. İtibar için bir sürü hasletin, karizmanın, dünya lideri olma vasfının, dik duruşun bir araya gelmesi gerektir. Sayın Başbakanımıza her yerde gösterilen itibarın nedenini de buralarda aramanız gerekir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Sayın CHP milletvekillerine sesleniyorum: Bir daha gensoru vereceğiniz zaman öncelikle kendi uygulamalarınıza bir bakın, belki gensoru vermekten vazgeçersiniz.

Ayrıca, Sayın Loğoğlu’na da bu dördüncü gensoru vesilesiyle “Rabia işareti” yaptırdığımız için de çok da mutlu olduk.

Saygıyla selamlıyoruz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Buyurun Sayın İnce.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan, açıklama yapmama gerek yok sanıyorum, yeterince hakaret etti.

BAŞKAN – Yok sormayacağım zaten Sayın İnce, buyurun.

İki dakika söz veriyorum, sataşma nedeniyle.

VII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

11.- Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, İstanbul Milletvekili Volkan Bozkır’ın (11/30) esas numaralı Gensoru Önergesi’nin görüşmelerinde AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine ve Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanına sataşması nedeniyle konuşması

 

MUHARREM İNCE (Yalova) – Teşekkür ederim.

Şimdi, bu coğrafya bilgisiyle nasıl büyükelçilik yaptınız doğrusu şaşırıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

Şimdi, birincisi, Genel Başkanımız, Somali, Kenya, sınır… En büyük kamp da sınırdaki Kenya’daydı, bunu çok iyi biliyorsunuz, tamam mı? Birincisi bu.

Şununla karıştırdınız siz Sayın Genel Başkanımızı, sizin bir bakanınız Erbil’e hurma yemeye giderken Kayseri’de pastırma yemeye gitmişti, herhâlde onu karıştırdınız. (CHP sıralarından alkışlar) Birincisi bu.

İkincisi: İyi ki milletvekili oldunuz, bu kalabalıkta kaynar gider bu coğrafya bilgisi. Bu coğrafya bilgisiyle büyükelçi olmaya devam etseydiniz “Vah Türkiye’nin hâline!” derdik.

Bakın, bir başkası: Gereksiz gensoru olmaz. Biraz İç Tüzük okuyun. “Gensoru gereksiz, şu kadar süreden fazla verilemez.” diye bir şerh olsaydı onu İç Tüzük’e yazarlardı.

Şimdi, bir başkası: Swoboda’nın bizimle ilgili söylediklerini söylüyorsunuz da, böyle gereksiz bir adamın, nezaketten uzak bir adamın bizimle ilgili söylediklerini söylüyorsunuz da sizinle ilgili söylediklerini niye söylemiyorsunuz?

Bir başkası: Yine coğrafya bilginizin zayıflığı; Güney Afrika’da tamtamlar yok ya, vuvuzelalar vardır.

VOLKAN BOZKIR (İstanbul) – Tamtamlar da var.

MUHARREM İNCE (Devamla) – Biraz coğrafyaya çalışmanız lazım sizin, buna çok iyi çalışmanız lazım.

Bakın, siz, o bakanın, Erbil’e hurma yemeye giderken Kayseri’de pastırma yiyen bakanın kim olduğunu bir öğrenin önce. Bunları öğrenirseniz, bize, coğrafya konusunda, gelir burada bilgi verirsiniz. Coğrafyadan sıfır veriyorum size.

Teşekkürler. (CHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

VOLKAN BOZKIR (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Bozkır.

VOLKAN BOZKIR (İstanbul) – Sataşmadan dolayı söz istiyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sataşma söz konusu değil efendim.

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan…

VOLKAN BOZKIR (İstanbul) – Sayın Başkan, benim coğrafya bilgime ve büyükelçiliğime ilişkin ifadeler kullandı.

BAŞKAN – Bir saniye…

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, sataşmada bulundu.

BAŞKAN – Sayın Ünal, Sayın Bozkır kendisini ifade ediyor. Bir saniye, dinleyin lütfen.

Sayın İnce fizik öğretmeni, coğrafya dersi anlattı; bunda nerede sataşma var yani? (CHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

Evet, şimdi, Hükûmet adına Ahmet Davutoğlu. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

VOLKAN BOZKIR (İstanbul) – Sayın Başkan, olur mu?

BAŞKAN – Lütfen…

Buyurun Sayın Davutoğlu.

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – O kadar espri olacak efendim, coğrafya dersi anlattı Sayın İnce.

VOLKAN BOZKIR (İstanbul) – Hayır, benim büyükelçiliğimle ilgili...

BAŞKAN – Lütfen Sayın Bozkır, sataşma yok efendim, vermiyorum.

Buyurun Sayın Davutoğlu. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

X.- GENSORU (Devam)

A) Ön Görüşmeler (Devam)

1.- CHP Grubu adına, grup başkan vekilleri İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi, Sinop Milletvekili Engin Altay ve Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, ülkemizin ulusal güvenliğini yeni tehlikelere maruz bırakan, siyasi ve ekonomik çıkarlarına zarar veren, dünyadaki konumunu giderek aşağı çeken hatalı dış politika icra ettiği iddiasıyla Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu hakkında gensoru açılmasına ilişkin önergesi (11/30) (Devam)

 

DIŞİŞLERİ BAKANI AHMET DAVUTOĞLU (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisi Grubu tarafından bendenize verilen gensoru vesilesiyle huzurunuzdayım.

Geçen hafta içinde yüzlerce, hatta binlerce diyebileceğim mesajlar aldım, bir de gensoru aldım. Bu mesajlar vize muafiyet mutabakatı dolayısıyla Türkiye’nin her yerinden ve Avrupa’nın her yerinden gelen tebrik mesajlarıydı; bir de gensoru aldım, bundan şeref duyuyorum.

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – Geri Kabul Anlaşması’nı anlat Sayın Bakan.

DIŞİŞLERİ BAKANI AHMET DAVUTOĞLU (Devamla) – Onu da izah edeceğim.

Gensoru metnini okuduğumda, temel üç argümanın, tekrar tekrar dile getirilen argümanın dile getirildiğini gördüm, ayrıca burada da bazı hususlar dile getirildi ama ben öncelikle gensoru metnine sadık kalarak, o metinden hareketle bu üç argümanı tartışmaya açacağım.

Birinci argüman: Takip edilen dış politika ekonomik çıkarlarımıza zarar vermiştir. Aslında, son iki ay içinde, Dışişleri Komisyonu Başkanımızın değerli daveti üzerine, Dışişleri Komisyonunda ve Plan Bütçe Komisyonunda bu konuda detaylı bilgiler vermiştim ama görsel malzemelerle herhâlde desteklenmediği için yeterince anlaşılmadı.

Şimdi, son on yıl içinde, özellikle de küresel krizli yani 2008 yılında küresel krizdeki düşüşten sonra ve Arap Baharı döneminde komşu ülkelerle ve komşu havzalarla olan dış ticaret rakamlarımızı veriyorum: Irak ile ticaret hacmimiz 800 milyon dolardan 11 milyar dolara çıkmış, “kriz hâli” dediğiniz 2010’da 6 milyardan 11 milyara yani Irak’la ilişkilerimizin durduğu iddia edilen dönemde 2 misli artış, toplamda 10 misli artış.

SELAHATTİN KARAAHMETOĞLU (Giresun) – Savaşı körüklediğiniz anlamı çıkar.

DIŞİŞLERİ BAKANI AHMET DAVUTOĞLU (Devamla) – İran ile ikili ticaret hacmimiz 1,250 milyondan 21 milyar dolara yani 20 misli artmış. Mısır ile ikili ticaretimiz -hani, çok büyük zararlar gördüğümüzü iddia ediyorsunuz demokrasinin yanında durduğumuz için- 440 milyon dolardan 5 milyar dolara, 10 misli artış ve son üç yıl içinde 2 misli artış. Rusya Federasyonu’yla ikili ticari hacmimiz 5 milyar dolardan 33 milyar dolara, 6 misli artış. Yunanistan ile ikili ticaret hacmimiz yaklaşık 1 milyar dolardan 5 milyar dolara, Yunanistan’daki krize rağmen 5 misli artış.

Şimdi, buraya bakınız...

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Antalya) – Matematik dersi.

DIŞİŞLERİ BAKANI AHMET DAVUTOĞLU (Devamla) – Evet, bu da biraz matematik dersi, ancak böyle anlayacaklar.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Diğer ülkeleri söyleyin.

DIŞİŞLERİ BAKANI AHMET DAVUTOĞLU (Devamla) – Şuraya bakınız: Kriz hâlinde olduğumuzu söylediğiniz, yalnızlaştığımızı iddia ettiğiniz coğrafyada, Orta Doğu ve Kuzey Afrika havzasında 7 milyar dolardı 2002’de toplam ticaret hacmimiz, şimdi 72 milyar dolar, 10 misli artış. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Son üç yıl içinde Arap Baharı döneminde yani sağlam durduğumuz, Arap halklarının yanında durduğumuz dönemde 33 milyar dolardan 72 milyar dolara, 2 misli artış. (CHP sıralarından gürültüler)

Güneydoğu Avrupa ve Karadeniz havzasıyla toplam ticaret hacmimiz 10 milyar dolardan 60 milyar dolara. Bu da Balkanlar ve Karadeniz havzası.

HALUK AHMET GÜMÜŞ (Balıkesir) - El Kaide’ye yardımlar içinde mi Sayın Bakan?

DIŞİŞLERİ BAKANI AHMET DAVUTOĞLU (Devamla) – Orta Asya ve Kafkasya’yla 1 milyar 300 milyon dolardan 11 milyar dolara, 10 misli artış.

Afrika kıtasıyla ticaret hacmimiz 3 milyar dolardan yaklaşık 20 milyar dolara, 7 misli artış.

Şimdi, bu mu ekonomik ilişkilerin dış politika sebebiyle zarara girmiş olması?

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Fransa’yı söyleyin, İngiltere’yi söyleyin.

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Gaziantep’i, Mardin’i söyleyin.

DIŞİŞLERİ BAKANI AHMET DAVUTOĞLU (Devamla) – Şimdi burada ezberlerinize sığınmayın.

Benim ideolojik saplantım olduğunu söylüyorsunuz. Benim tek saplantım var: Bu millete âşığım ve çevre bölgelerdeki halklara da âşığım. (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar; CHP sıralarından gürültüler) Ama eğer bu aşk suçsa bu suçu kabul ediyoruz fakat bu gösterdiğim rakamlar objektif matematik verilerdir.

Şimdi, ikinci alana gelelim: Komşu ülkelerle yaşanan sıkıntılar ve yalnızlaşma iddiası.

Bu yalnızlaşma meselesi de ilginç. Bakınız, sadece 3 kriter söyleyeceğim: Birisi; vizesiz seyahat edilen ülke sayısı 2002’de 42’ydi, şu anda 69. Son üç yılda 20 ülkeye daha  vizesiz gidiliyor ve son büyük hamle de -Sayın Loğoğlu, biraz okumanız gerekecek ya da dinlemeniz gerekecek- Vize Muafiyet Mutabakatı, Geri Kabul Anlaşması’yla paralel kılınmıştır.

Bir de şu mesele var -bilmeniz gerekirdi bir emekli büyükelçi olarak- Avrupa Birliğiyle imzalanacak Vize Muafiyet Mutabakatı hiçbir şekilde, üye olana kadar diğer ülkelerle olan vize muafiyet mutabakatlarını etkilemez. Yani Rusya’yla da, Afrika’yla da, Avrupa’yla da, İslam dünyasıyla da imzaladığımız vize muafiyetleri geçerlidir; bir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Yine, bilmeniz gerekir, okumuş olsaydınız şunu görecektiniz: Öylesine bir müzakere yürüttük ki eğer Vize Muafiyeti Anlaşması’na herhangi bir şey olursa, herhangi bir şekilde sekte vurulursa Geri Kabul Anlaşması feshedilecek.

(CHP sıralarından alkışlar)

MUHARREM İNCE (Yalova) – Balbay tahliye oldu, onu kutluyoruz.

DIŞIŞLERİ BAKANI AHMET DAVUTOĞLU (Devamla) - Bu da metnin içinde yer alan bir husustur.

HALUK AHMET GÜMÜŞ (Balıkesir) – Sayın Bakan, bize Şanghay lazım, Şanghay!

DIŞIŞLERİ BAKANI AHMET DAVUTOĞLU (Devamla) – Şimdi, onların hepsi… Beyefendi, dünyada üye olmadığımız, gözlemci ülke olmadığımız, diyalog ortağı olmadığımız hiçbir örgüt kalmadı.

HALUK AHMET GÜMÜŞ (Balıkesir) – “Bizi kurtarın.” ne demek Sayın Bakan?

DIŞIŞLERİ BAKANI AHMET DAVUTOĞLU (Devamla) - Her yerde al bayrağı dalgalandırıyoruz, dalgalandıracağız. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

HALUK AHMET GÜMÜŞ (Balıkesir) – Bir devlet başkanına bir başbakanın “Bizi kurtarın.” demesi ne demek?

DIŞIŞLERİ BAKANI AHMET DAVUTOĞLU (Devamla) - Siz burada oturup gensoru verirken bizler dünyayı dolaşıp her yerde bütün uluslararası örgütlere üye yaptık.

HALUK AHMET GÜMÜŞ (Balıkesir) – Sizi mi kurtaracak, Hükûmeti mi kurtaracak?

DIŞIŞLERİ BAKANI AHMET DAVUTOĞLU (Devamla) - Şimdi, ezbere dayalı eleştirileri bırakın.

Coğrafya bilgisinden bahsedildi biraz önce.

MEVLÜT DUDU (Hatay) – Suriye ne oldu, Suriye, Sayın Bakan?

DIŞIŞLERİ BAKANI AHMET DAVUTOĞLU (Devamla) – Bir kalemde Türkiye’nin komşu ülkelerini sayamayacak olanlar Türkiye’nin komşu ülkeleriyle sorunlarından bahsediyorlar. Evet, bazılarıyla sorunlarımız var çünkü o sorunların sebebi o ülkelerin takındığı tutumlardır ama son iki ay içinde, bakınız -doğudan başlayarak bir halka içinde izah etmeye çalışacağım- Irak Dışişleri Bakanı Türkiye’ye geldi, ben Irak’ı ziyaret ettim; o ziyarete ayrıca geleceğim. İran Dışişleri Bakanı Türkiye’ye geldi, ben İran Dışişleri Bakanını ziyaret ettim. Sayın Cumhurbaşkanımızın davetiyle tekrar gelecek Cumhurbaşkanı, Sayın Başbakanımız da İran’ı ziyaret edecek. Azerbaycan, Rusya ve Ukrayna ile Yüksek Düzeyde Stratejik İşbirliği Konseyi yaptık. Son kırk gün içinde olanlar bunlar. Bulgaristan Dışişleri Bakanı geldi. Ben Arnavutluk, Karadağ ve Hırvatistan’a ziyarette bulundum. Romanya Başbakanı Marmaray’ın açılışına geldi. Hiçbir ülke kalmadı ki ya bizi ziyaret etmemiş olsun ya biz onları ziyaret etmemiş olalım.

Şimdi, gelelim bu şeyden hareketle Irak ziyaretine. Gerçekten, geçen gün, Sayın Kılıçdaroğlu’nu 3 Aralıkta sabah onda NTV’de dinlerken hayretler içinde kaldım. Bir kere ezbere bağlandı mı Sayın Kılıçdaroğlu değiştirmiyor bu ezberi. Aynen şöyle diyor: “Sayın Başbakan şu anda Irak’a, Suriye’ye, Mısır’a gidemiyor. Zaten bu ülkelerde -Irak’ı da sayarak- büyükelçilerimiz de yok.” Kendisini Bağdat Havaalanı’nda karşılayan Irak Büyükelçimizi bile unutuyor. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Bakın, tarih veriyorum, 3 Aralık, Washington’dan canlı yayın, NTV programı. Sayın Kılıçdaroğlu Irak’a giderken Kerkük, Kerbela ve Necef’e gideceğini söyledi.

HALUK AHMET GÜMÜŞ (Balıkesir) – Sıfır sorunlar ne oldu Sayın Bakan? Hani sıfır sorundu? Büyükelçi yok. Büyükelçi niye yok Sayın Bakan?

DIŞİŞLERİ BAKANI AHMET DAVUTOĞLU (Devamla) –  “Kahramanca gidecek.” gibi de açıklamalar yaptılar. Gidemediniz çünkü sizde o aşk yok, sizde o aşk yok! (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

HALUK AHMET GÜMÜŞ (Balıkesir) – Başarısızsın Sayın Bakan, başarısızsın.

DIŞİŞLERİ BAKANI AHMET DAVUTOĞLU (Devamla) –  Ama ben bütün engellere rağmen Kerkük’e gittim, Sayın Nejdet Koçak rahmetli ağabeyimizin mezarının başında dua ettim. Azamiye’ye gittim, İmam-ı Âzam’ın; Kazimiye’ye gittim, İmam Kâzım’ın mezarları başında dua ettim. Kerbela’ya gittim, Basra’ya gittim, Necef’e gittim.

HALUK AHMET GÜMÜŞ (Balıkesir) –  Batı’yla arayı bozdun da ondan medet arıyorsun.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Bravo!

DIŞİŞLERİ BAKANI AHMET DAVUTOĞLU (Devamla) –  Bunları yapabilmek için, komşu ülkelerle ilişkileri geliştirebilmek için önce aşk lazım. Yoksa bu ilişkilerin geliştirilmesi şansı da yoktur.

Şimdi, Sayın Türkeş’in, Sayın Başbakanımızın Gazze’ye ne zaman gideceği sorusu… Geçen sene burada bana gensoru verildiğinde şu soru soruluyordu: “İsrail bizden ne zaman özür dileyecek?”

HALUK AHMET GÜMÜŞ (Balıkesir) – Gelecek yıllarda çok büyük sürprizler var Sayın Bakan.

YILDIRIM TUĞRUL TÜRKEŞ (Ankara) – Getiremedi Sayın Bakan,  getiremedi. Dişişleri Komisyonunda dile getirdim, getiremedi.

DIŞİŞLERİ BAKANI AHMET DAVUTOĞLU (Devamla) –  Şimdi, bu sene içinde özür diledi. Gün gelir Sayın Türkeş, Sayın Başbakanımızın da Gazze’den selamını alırsınız bütün Filistinlilerle birlikte. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

“İran Tahran Anlaşması’na seyirci kaldınız.” diyor. Biz 17 Mayıs 2010’da Sayın Başbakanımız ve Sayın Lula’nın öncülüğünde Tahran’da bugünkü anlaşmadan çok daha iyi şartlarda anlaşma yaptığımızda eksen kaymasıyla suçlandık, burada bulunan kimse de bize destek vermedi

HALUK AHMET GÜMÜŞ (Balıkesir) – Eksen yine kayacak, eksen kaya kaya yalama oldu.

DIŞİŞLERİ BAKANI AHMET DAVUTOĞLU (Devamla) –  Ama şimdi herkes o anlaşmayla kaçırılan üç yıllık fırsatı değerlendiriyor.

Suriye politikası konusunda zaten yeterince açıklamalar yaptık. Dikkat ediniz, Sayın Loğoğlu tek bir cümlede Esad’ı eleştirmedi, bütün suçlu biziz ama bir yer geldi, Suriyeli mültecilerden bahsetti. Sayın Loğoğlu, bir tek mültecinin başını okşadınız mı?

MUHARREM İNCE (Yalova) – Kamplara soktunuz mu?

DIŞİŞLERİ BAKANI AHMET DAVUTOĞLU (Devamla) –  CHP Grubu burada tenkit ettiği kadar, bir tek mülteci kampına gittiniz mi? Onların, yetimlerin…

MUHARREM İNCE (Yalova) – Kamplara milletvekili giremiyor, ne konuşuyorsun daha? Kamplara milletvekili giremiyor ki! (CHP sıralarından alkışlar)

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Giriyorlar, giriyorlar.

DIŞİŞLERİ BAKANI AHMET DAVUTOĞLU (Devamla) –  Evet, geçen sene gensoruda söyledim…

MUHARREM İNCE (Yalova) – Fena yakalandın!

DIŞİŞLERİ BAKANI AHMET DAVUTOĞLU (Devamla) – “Kılıçdaroğlu’nun hakaretleri sebebiyle alacağım tazminatı mültecilerin yetim çocuklarına vereceğiz.” dedim. Aldığımda vereceğim, analarının ak sütü gibi helal olsun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

SELAHATTİN KARAAHMETOĞLU (Giresun) – Ne baba adam ya, bravo vallahi!

DIŞİŞLERİ BAKANI AHMET DAVUTOĞLU (Devamla) – Şimdi, üçüncü konu, Mısır bağlamında gündeme getirilen konular.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Kamplara milletvekilleri girebiliyor mu, onu söyler misin?

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Giriyor, giriyor.

DIŞİŞLERİ BAKANI AHMET DAVUTOĞLU (Devamla) – Bakınız, Mısır, Orta Doğu’nun omurga ülkesidir. Mısır’da huzur olmadan, istikrar olmadan Arap dünyasında ve Orta Doğu’da huzur ve istikrar olmaz. Onun için, bizim için Mısır, birinci derecede stratejik ortaktır ve öyle kalmaya devam edecek.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Suriye de öyleydi.

DIŞİŞLERİ BAKANI AHMET DAVUTOĞLU (Devamla) – Ne zaman Mısır’da halkın iradesine dayalı bir iktidar oluşursa, göreceksiniz ki, geçen seneden çok daha fazla gelişmiş olacak ilişkilerimiz. Tam da geçen sene bu vakitlerde, seçilmiş Mısır Hükûmetiyle Kahire’de Sayın Başbakanımızın eş başkanlığında, Sayın Mursi’yle ortak kabine toplantısı yaptık.

HALUK AHMET GÜMÜŞ (Balıkesir) – Esad’la da yapmıştınız.

DIŞİŞLERİ BAKANI AHMET DAVUTOĞLU (Devamla) – Bu sene yapamıyorsak, bunun sorumlusu ne biziz ne de Sayın Mursi; bu sene yapamıyorsak, bunun sorumlusunu en iyi bu yüce Meclis bilir.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Esad’la da yapmıştınız.

DIŞİŞLERİ BAKANI AHMET DAVUTOĞLU (Devamla) – İki darbeyle de kapatılmış bir Meclisin huzurunda, iki darbeyle de kapatılmış bir Mecliste ve…

HALUK AHMET GÜMÜŞ (Balıkesir) – Yakında Mısır’da çevir kazı yanmasın yaparsın.

DIŞİŞLERİ BAKANI AHMET DAVUTOĞLU (Devamla) – …halkın iradesiyle kurulmuş bir Mecliste “demokrasiye destek olundu” diye gensoru verilmesi gerçekten izah edilebilir değil.

Bakınız, benim bir Dışişleri Bakanı olarak yurt dışında da bu yüce Meclisimiz adına gururla savunduğum bir metin var: Mısır’daki darbeden bir gün sonra, 4 Temmuz 2013’teki, Türkiye Büyük Millet Meclisi İnsan Hakları Komisyonunun bildirisi.

HALUK AHMET GÜMÜŞ (Balıkesir) – Onun için mi Mustafa Balbay daha bugün tahliye oluyor, insan hakları yüzünden mi?

DIŞİŞLERİ BAKANI AHMET DAVUTOĞLU (Devamla) – Bakınız, ne deniyor bu bildiride, altında Cumhuriyet Halk Partililerin de imzası var: “Mısır'da yapılan da daha önce onlarcasını gördüğümüz ve demokrasi, hukukun üstünlüğü ve insan haklarını ayaklar altına alan darbelerden biridir. Yetkisiz bir şekilde gasbedilen iktidar derhâl halka iade edilmelidir. Dünyadaki bütün demokratik kurum ve kişiler, içinde insan hakları ihlali potansiyeli barındıran böylesi girişimlere karşı açıkça tavır almalıdır.” Yani, bu yüce Meclisin üyeleri, 4 parti ortak olarak diyor ki: “Bu darbeye karşı açıkça tavır alın.” Ben, Türkiye Cumhuriyeti devletinin Dışişleri Bakanı, bunu yüce Meclisin bir talimatı telakki ettim ve o günden bugüne kadar da Mısır’daki darbeye ve dünyadaki her darbeye karşı tavır aldık, almaya devam edeceğiz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Şimdi, böyle bir gensoru, yani, Mısır’da -herhangi bir başka ülkede de olabilir, burada Mısır’ı ayrı bir kategoride alamayız- darbeye karşı alınan bir tutum dolayısıyla bize yöneltilen bir gensoru bizim için bir şereftir.

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Ömer El Beşir’e ne diyorsun?

DIŞİŞLERİ BAKANI AHMET DAVUTOĞLU (Devamla) – Ama sizler için acı bir hatıra ve kara bir leke olarak kalacak.

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – El Beşir’e ne diyorsunuz? Ona da biraz açıklama getirin bakalım!

DIŞİŞLERİ BAKANI AHMET DAVUTOĞLU (Devamla) – Ve Sayın İnce, “değerli yalnızlık”tan bahsettiniz; anlaşılan, Milliyetçi Hareket Partisi bu gensoruya destek vermiyor çünkü Meclisin ruhunu daha iyi anlıyor, Barış ve Demokrasi Partisi de kanaat beyan etmedi; siz, bu gensoru konusunda, bu Mecliste, bugün darbe yanlısı tutumunuz dolayısıyla değersiz bir yalnızlıkla karşı karşıya kalacaksınız, parti grubu olarak. (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

Şimdi, bakınız, Mısır’da darbe olduğu gece ben Singapur’daydım.

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) - El Beşir’den biraz bahsedin, El Beşir’den!

DIŞİŞLERİ BAKANI AHMET DAVUTOĞLU (Devamla) – Ben Singapur’daydım. Sayın Başbakanımızla bir telefon görüşmesi yaptık ve darbe ihtimaline istinaden, acil bir şekilde, programlarımı kesip yurda döndüm. Atatürk Havalimanı’na inerken sabah, gün ışıldıyordu ve Yassıada’nın üzerinden indik; o an düşündüm, orada yaşananları ve o acıları ve o andan itibaren, Mısır’da yaşanabilecek muhtemel acıları da düşündüm.

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – İstismara devam!

DIŞİŞLERİ BAKANI AHMET DAVUTOĞLU (Devamla) – Benim selefim olan iki Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanına olağanüstü saygım vardır, ikisini de üstadım kabul ederim. Birisi Fuad Köprülü, ilmî ahlakı ve oryantalizme karşı millî tarihimizi her yerde ve özellikle de Fransa’da mertçe savunması ve yakın dönemimizin en önemli tarih tezini yazması dolayısıyla; diğeri de Fatin Rüştü Zorlu, demokrasi aşığı olarak idam sehpasına yürürken onurlu bir tavır sergilemesiyle.

HALUK AHMET GÜMÜŞ (Balıkesir) – Sayın Bakan, sizin için aynı şeyi söylemeyecekler!

DIŞİŞLERİ BAKANI AHMET DAVUTOĞLU (Devamla) – Ben, o onurlu tavrı kendime örnek teşkil ediyorum.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Abdullah Gül’ü ne yaptın?

DIŞİŞLERİ BAKANI AHMET DAVUTOĞLU (Devamla) – Bakın, Fatin Rüştü Zorlu, o gün ailesine yazdığı mektuba “Şimdi Cenabıhakk’ın huzuruna çıkıyorum.” diyerek başlıyor, sonra “Bu millete şerefimle hizmet ettim ve şerefime daima sadık kaldım.” diyor ve o mektubun bitişinde -bugün için de, bizim için de dua niteliğindedir ve “Amin.” diyoruz-  diyor ki: “Allah, memleketi muhafaza eylesin.” Ve biz de diyoruz ki: Allah, Mısır’ı muhafaza eylesin. Allah, topraklarında kardeş halkların yaşadığı bütün ülkeleri muhafaza eylesin.  (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) -  Türkiye’yi, Türkiye’yi?

DIŞİŞLERİ BAKANI AHMET DAVUTOĞLU (Devamla) – Öyle anlar vardır ki, bakınız, ben Bakanlığımda Fatin Rüştü Zorlu Salonu’na her girişimde, her basın toplantısına girerken Fatiha bağışlarım ve derim ki: Bu basın toplantısında, Rabb’im bana Fatin Rüştü Zorlu’nun onuruyla, idam sehpasına yürürken sergilediği onurun misliyle bu basın toplantısına çıkmayı nasip et.

HALUK AHMET GÜMÜŞ (Balıkesir) – Onlar, Suriye sınırlarını teröristlere açmadılar!

DIŞİŞLERİ BAKANI AHMET DAVUTOĞLU (Devamla) - Biz, o onurun takipçisiyiz. Belli yerler vardır ki, değerli milletvekilleri, orta yol olmaz, gri olmaz.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Fatiha okumasını bir tek siz bilirsiniz zaten, başka kimse Fatiha okumaz! Bir tek siz okursunuz Fatiha’yı! Fatiha da tekelinizde!                    

DIŞİŞLERİ BAKANI AHMET DAVUTOĞLU (Devamla) - Zalim ile mazlum arasında, darbe ile demokrasi arasında orta yol da olmaz, gri de olmaz; ya zalimin yanındasınız ya mazlumun, ya demokrasinin yanındasınız ya darbenin. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Bunun başka bir şeyi yok ama iki yol var önümüzde, iki yol. Birisi, Adnan Menderes ve Fatin Rüştü’nün makamında oturanların yani Sayın Başbakanımızın, benim, bendenizin veya Sayın Maliye Bakanımızın, Hasan Polatkan’ın yolu; diğeri de 27 Mayısı destekleyen, 12 Eylül sonrası kendi liderlerini mahkemede yalnız bırakanların yoludur. Rahmetli Ecevit…

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Bir Dışişleri Bakanı böyle mi savunmalı kendini!

DIŞİŞLERİ BAKANI AHMET DAVUTOĞLU (Devamla) - Rahmetli Bülent Ecevit, 12 Eylüle tepki için Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanlığından istifa ettiğinde…

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Yazıklar olsun!                

DIŞİŞLERİ BAKANI AHMET DAVUTOĞLU (Devamla) - 3 Aralık 1981’de cezaevine girerken şöyle söylüyor: “Cezaevine, oradaki yalnızlığa içerlemedim, mahkemedeki tenhalık üzücüydü.”

Sayın Bülent Ecevit’i 12 Eylülde yalnız bırakan kimdi?

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sana ne! Sana ne!

DIŞİŞLERİ BAKANI AHMET DAVUTOĞLU (Devamla) - Cumhuriyet Halk Partisiydi, Cumhuriyet Halk Partisinin bu zihniyetiydi. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MUHARREM İNCE (Yalova) – Ecevit’ten sana ne! Erbakan’ı hançerleyen kim?

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Siz kendinizi böyle mi savunacaksınız?

MUHARREM İNCE (Yalova) - Erbakan’ı arkadan hançerleyen kim? Erbakan’ı da siz hançerlediniz. Erbakan’ı yalnız bırakmadınız mı? Ecevit’ten sana ne!

BAŞKAN – Sayın İnce, lütfen…

MUHARREM İNCE (Yalova) – Ecevit’ten sana ne!

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri…

DIŞİŞLERİ BAKANI AHMET DAVUTOĞLU (Devamla) – Sayın Ecevit, 12 Eylülde onurlu bir davranış sergilemişti. O gün salonda bir tek Cumhuriyet Halk Partili yoktu ama o da onurlu şekilde yürüdü, onu da rahmetle anıyorum Fatin Rüştü Zorlu’yla birlikte. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Ecevit’i mi savunuyorsunuz, kendinizi mi?

DIŞİŞLERİ BAKANI AHMET DAVUTOĞLU (Devamla) - Ama biz ne ülkemizde ne de ülke dışında kendi halkından irade ve yetki almış kimseyi yalnız bırakmadık, bırakmayacağız, ahde vefa budur.

SELAHATTİN KARAAHMETOĞLU (Giresun) – Erbakan cezaevinde yatarken, siz darbeciler tarafından korundunuz, koruma altına alındınız o gün, 12 Eylülde.

DIŞİŞLERİ BAKANI AHMET DAVUTOĞLU (Devamla) - Mısır bir gün inşallah, Mısır halkı bu badireleri atlatacak. Tahrir’de 25 Ocak’ta gösteriler yapıldığında, Sayın Başbakanımız, Tahrir Meydanı’na seslendiği zaman, bugün, Türkiye’yi terk eden Mısır Büyükelçisi, dönemin Dışişleri Bakanı Ahmet Ebul Geyt’ten bir mektupla bana geldi ve dedi ki: “Sayın Başbakanın bu hitabı ilişkilerimizi bozabilir.” Ben de ona şunu söyledim: “Sayın Başbakanımızın Türkiye Büyük Millet Meclisindeki hitabı, aslında, Mısır halkına duyduğu güvenin bir işaretidir. Sayın Başbakanımız Mısır halkı için şunu söylüyor: ‘Eğer, tarihte mucizevi başarılara, medeniyetlere imza atmış Mısır halkına seçme hakkı verilirse en doğru seçimi yapar.’ Sayın Başbakanımız bu mesajı Mısır halkına iletiyor. Şimdi, gidin, yarın cevabi mektubumu alacaksınız.” dedim. Ertesi gün cevabi mektubu gönderdim, her 2 mektup da arşivlerimizdedir.

O cevabi mektupta şunu söyledim, yine aynı şeyin altına imza atıyorum: Bugünler geçer, Türk ve Mısır halkının ezelî ve ebedî dostluğu baki kalır. Bizim, Mısır halkının vicdanına, seçme iradesine ve alacağı karara sonsuz saygımız var. Ve göreceksiniz ki, bugün, kriz gibi gördüğünüz konjonktürel durumlar geçecek ve Türkiye'yle Mısır halkı tekrar en güçlü şekilde kucaklaşacak.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) - Irak’ta 1,5 milyon Müslüman öldürülürken neredeydiniz Sayın Bakan?

DIŞİŞLERİ BAKANI AHMET DAVUTOĞLU (Devamla) - Bu, şubat ayıydı, 27 Ocaktı. Bakın, ondan birkaç ay sonra, Sayın Başbakanımız on binlerce Mısırlı tarafından karşılandı.

Şimdi, size söylüyorum, bir gün, aynen 27 Mayısın geçmesi gibi, aynı 12 Eylülün kasvetli havasının gitmesi gibi, 28 Şubatın kasvetli bulutlarının dağılması gibi, Mısır üzerindeki kasvetli bulutlar dağıldığında, Türkiye Cumhuriyeti devleti Hükûmeti, Mısır’la en yakın dostluğu kuracak ve Mısır halkı bizleri bağrına basacak.

SELAHATTİN KARAAHMETOĞLU (Giresun) - O zaman siz olmayacaksınız.

DIŞİŞLERİ BAKANI AHMET DAVUTOĞLU (Devamla) - Ama sizleri de darbe yanlısı olarak anacak. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Herkes, Allah, tarih ve millet huzurunda yolu ve yoldaşlarıyla muhakeme olunacaktır. Sizler Yassıada savcılarıyla, bizler Adnan Menderes, Fatin Rüştü Zorlu ve Hasan Polatkan ile; sizler kendi halkına kimyasal silah kullanan Esad ile ve Mısır darbecileriyle, bizlerse mazlum Suriye halkı ve kendi iradesine sahip çıkmaya çalışan kardeş Mısır halkıyla… Bu iki yol alternatif yoldur, sizin yolunuz size, bizim yolumuz bize.

Saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bakan.

Buyurun Sayın İnce.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Bakan, konuşmasında “Darbe yanlısı Cumhuriyet Halk Partisi.” dedi.(AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Aynen. Değil misiniz?

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Aynen öyle. Bravo!

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Söz vereceğim Sayın İnce, yalnız, Sayın Bozkır’ın sataşma nedeniyle söz talebi vardı…

Espri yaptım ama espri çok değerlendirilemedi.

Önce, Sayın Bozkır’a söz vereyim, sonra size vereceğim.

Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

VII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

12.- İstanbul Milletvekili Volkan Bozkır’ın, Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

 

VOLKAN BOZKIR (İstanbul) – Sayın CHP Grup Başkan Vekili ben ne zaman bu kürsüye çıkıp konuşsam çıkıp aynı şeyleri söylüyor.

Şimdi, ben öğretmen değilim. Sayın Grup Başkan Vekili muhakkak ki çok iyi bir öğretmendir ama öğretmen olmadığım için kendisinin performansını değerlendirme imkânına sahip değilim. Ama benim büyükelçiliğimle ilgili laf söylemek için, şurada Çukurambar’da iki tane fırın adresi vereceğim, oraya gideceksiniz, o iki fırını yiyeceksiniz, buraya geleceksiniz, tekrar mukayese edeceğim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Ona göre, mukayese sonucunda da sizinle ilgili kanaatimi söylerim.

Çok teşekkür ederim. (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

BAŞKAN – Sayın İnce, ben tahmin ettiğim için, toptan cevap verin diye şey yaptım.

Buyurun, iki dakika süre veriyorum.

SAKİNE ÖZ (Manisa) – Dört dakika…

13.- Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, İstanbul Milletvekili Volkan Bozkır’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına ve Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun (11/30) esas numaralı Gensoru Önergesi’nin görüşmelerinde Hükûmet adına yaptığı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

 

MUHARREM İNCE (Yalova) – İkisine birden cevap vereceğim için…

Şimdi, Sayın Bakan, “darbe yanlısı” diyorsunuz… (AK PARTİ sıralarından “Doğru, doğru” sesleri)

Bir: Mısır’daki darbeyi biz kınadık.

İki: Şu grubun yüzde 70’i, 12 Eylül 1980’den sonra hapiste yatmıştır. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

Üç: “Türkiye’nin komşularını sayamayacak olanlar…” diyorsunuz, bak, buna katılıyorum. Eğer bir kişi, Kenya’nın Somali’ye sınırı olduğunu bilmeden büyükelçi oluyorsa onun ekmeklerine, fırınlarına ihtiyacım yok. Eğer bir milletvekili, kendisini Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkan Adayı görüp “Roboski”ye “Dobroski” diyorsa, ondan alacak coğrafya dersim yoktur.

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Antalya) – Ne alakası var!

MUHARREM İNCE (Devamla) – Bize soruyorsunuz, “Gazze’ye gittiniz mi? Sizde yürek yok.” diyorsunuz, ben size soruyorum… Pardon, siz bize “Kerkük’e gittiniz mi?” diye sordunuz…

DIŞİŞLERİ BAKANI AHMET DAVUTOĞLU (Konya) – Kerbela’ya, Kerbela’ya.

MUHARREM İNCE (Devamla) – Ben size soruyorum, sizde yürek varsa yirmi yedi hafta, iki mevsim, yedi ay geçti, Sayın Bakan, Gazze’ye niye gidemediniz?

DIŞİŞLERİ BAKANI AHMET DAVUTOĞLU (Konya) – Ben gittim.

MUHARREM İNCE (Devamla) – Gelelim İsrail’in özür meselesine. NATO tatbikatlarına vetomuzdan vazgeçtik mi? Geçtik. Mavi Marmara’da “Kasten yaptın.” diyorduk İsrail’e, bu iddiamızdan vazgeçtik mi, operasyonel bir kaza olduğunu kabul ettik mi? Ettik.

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Antalya) – İsrail, tarihinde ilk defa özür diledi!

MUHARREM İNCE (Devamla) – OECD üyeliğini vetomuzdan vazgeçtik mi? Vazgeçtik.

Dolayısıyla, İsrail, Türkiye'den özür dilemedi, Türkiye, İsrail’den özür diledi. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

Siz Köprülü’yü, Ecevit’i, Erbakan’ı, Zorlu’yu kendinize örnek almayın, siz onların tırnağı olamazsınız!

BAŞKAN – Sayın İnce, lütfen…

MUHARREM İNCE (Devamla) – Ecevit’in arkasında Kıbrıs Barış Harekâtı vardı, sizin arkanızda olsa olsa bir terzinin ceketi var.

Siz, kendinizi bu tarihî kişiliklerle, burada duygusal havalara bürünerek onlarla özdeşleştirmeye çalışmayın, Türkiye'nin başını belaya sokan bir bakansınız siz.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Onun derinliğini tarih yazacaktır, sizin havsalanız almaz!

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Söz talebiniz var mı Sayın Bakan, el kaldırdınız?

DIŞİŞLERİ BAKANI AHMET DAVUTOĞLU (Konya) – Evet.

BAŞKAN – Buyurun, iki dakika söz veriyorum.

Ama yeni bir sataşmaya mahal vermeyelim, konuyu bitirelim lütfen. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

14.- Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun, Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

 

DIŞİŞLERİ BAKANI AHMET DAVUTOĞLU (Konya) –  Sayın İnce, tabii, her şeyden önce, herhâlde, son iki sene içinde yaşananları takip ettiyseniz benim Gazze’ye gittiğimi bilirsiniz.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Başbakanı kastettim.

DIŞİŞLERİ BAKANI AHMET DAVUTOĞLU (Devamla) – Bir dakika…

“Gazze’ye gittiniz mi?” diye sordunuz, Gazze’ye gittiğimi bilirsiniz, bir.

Ben oraya…

MUHARREM İNCE (Yalova) – Başbakan “Gideceğim.” demedi mi?

DIŞİŞLERİ BAKANI AHMET DAVUTOĞLU (Devamla) – Müsaade buyurun.

Ben oraya Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı Ahmet Davutoğlu olarak gitmedim, Sayın Başbakanımızın başında bulunduğu Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetinin Dışişleri Bakanı olarak gittim. Benim oraya gitmem, Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetinin gitmesidir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MUHARREM İNCE (Yalova) – Başbakan gitti mi?

DIŞİŞLERİ BAKANI AHMET DAVUTOĞLU (Devamla) – Eğer Başbakanımız şu ana kadar Gazze’ye kadar gidememişse, bunun da temel sebebi, sizin desteklediğiniz Mısır’daki darbedir.

MUHARREM İNCE (Yalova) – İsrail vize vermedi mi?

DIŞİŞLERİ BAKANI AHMET DAVUTOĞLU (Devamla) – Hayır, hayır, kapılar kapandı. Gazze kapısı kapandı.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – CHP mi suçlu bunda? Gazze’ye gidememesinden CHP mi suçlu?

MUHARREM İNCE (Yalova) – Ülkeyi biz mi yönetiyoruz! CHP mi suçlu yani?

DIŞİŞLERİ BAKANI AHMET DAVUTOĞLU (Devamla) – Gazze kapısı kapandı.

Şimdi, ben rahmetli Fuad Köprülü’ye, dikkat ediniz, “Üstadım” dedim. Ben ilim ahlakı içinde yetişmiş biriyim. Kimden ders aldığımı, kimlere minnet duyduğumu ifade etmekten tevazuen de kaçınmam. Fuad Köprülü bu memleketin yetiştirdiği en büyük tarihçidir.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – Gerçekten öyle.

MUHARREM İNCE (Yalova) – İtirazım yok.

DIŞİŞLERİ BAKANI AHMET DAVUTOĞLU (Devamla) – Ama sizin bu tevazuyu anlamanız dahi mümkün değil. Çünkü, Fuad Köprülü’nün herhangi bir eserini okuduğunuzu da zannetmiyorum, kime ne cevap verdiğinizi bildiğinizi de zannetmiyorum.

MUHARREM İNCE (Yalova) – İtirazım yok diyorum hâlâ tartışıyorsun.

DIŞİŞLERİ BAKANI AHMET DAVUTOĞLU (Konya) – Fatin Rüştü Zorlu’yu örnek almamın sebebi de onurlu duruşudur. Bu Türkiye Büyük Millet Meclisi çatısı altında, iki kere kapısına darbeyle kilit vurulmuş bir meclisin içinde Mısır’daki darbeye karşı imza attığınız metni de terk ederek…

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – “Benim muhatabım onlar.” dediniz.

DIŞİŞLERİ BAKANI AHMET DAVUTOĞLU (Devamla) – …aynen Sayın Loğoğlu’nun Rabia işaretinden neredeyse korkarak, ürkerek özür dilemesi gibi, İnsan Hakları Komisyonunda imza ettiğiniz metinden de inhiraf ederek bugün beni bu yüce Meclisin huzuruna Mısır politikamız dolayısıyla çağırmanız dahi bu Meclisin ruhuna ihanettir.

Çok teşekkür ederim. (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

BAŞKAN – Evet, teşekkür ederim.

HALUK AHMET GÜMÜŞ (Balıkesir) – Kaddafi’ye ne oldu, Esad’a ne oldu? Kaddafi’yi bir günde sattınız.

X.- GENSORU (Devam)

A) Ön Görüşmeler (Devam)

1.- CHP Grubu adına, grup başkan vekilleri İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi, Sinop Milletvekili Engin Altay ve Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, ülkemizin ulusal güvenliğini yeni tehlikelere maruz bırakan, siyasi ve ekonomik çıkarlarına zarar veren, dünyadaki konumunu giderek aşağı çeken hatalı dış politika icra ettiği iddiasıyla Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu hakkında gensoru açılmasına ilişkin önergesi (11/30) (Devam)

 

BAŞKAN - Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu hakkındaki (11/30) esas numaralı Gensoru Önergesi’nin gündeme alınıp alınmayacağı hususundaki görüşmeler tamamlanmıştır.

Şimdi, gensoru önergesinin gündeme alınıp alınmayacağı hususunu oylarınıza sunacağım: Gensoru önergesinin gündeme alınmasını kabul edenler… Kabul etmeyenler… Gensoru önergesinin gündeme alınması kabul edilmemiştir.

Birleşime bir saat ara veriyorum sayın milletvekilleri.

                                                                               Kapanma Saati: 19.17

 

BEŞİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 20.19

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: İsmail KAŞDEMİR (Çanakkale), Fehmi KÜPÇÜ (Bolu)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 26’ncı Birleşiminin Beşinci Oturumunu açıyorum.

Alınan karar gereğince, gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmına geçiyoruz.

1’inci sırada yer alan, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

XI.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/242, 2/80) (S. Sayısı: 156)

 

BAŞKAN - Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

2’nci sırada yer alan, Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu raporlarının görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

 

2.- Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu Raporları (1/484) (S. Sayısı: 287)

 

BAŞKAN - Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

Sayın milletvekilleri, birleşime beş dakika ara veriyorum.

                                                                               Kapanma Saati: 20.21

 

ALTINCI OTURUM

Açılma Saati: 20.26

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Fehmi KÜPÇÜ (Bolu), İsmail KAŞDEMİR (Çanakkale)

---------- 0 ----------

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri,  Türkiye Büyük Millet Meclisinin 26’ncı Birleşiminin Altıncı Oturumunu açıyorum.

3’üncü sırada yer alan, Sağlık Bakanlığı ve Bağlı Kuruluşlarının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı ve 16 Milletvekilinin; Üniversite Öğretim Elemanları ile Sağlık Hizmetleri ve Yardımcı Sağlık Hizmetleri Sınıfında Çalışan Personelin Tam Süre Çalışmasına ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal'ın; Organ ve Doku Alınması, Saklanması ve Nakli Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, İstanbul Milletvekilleri Mahmut Tanal ve Mustafa Sezgin Tanrıkulu'nun; Sağlık Hizmetleri Temel Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, Tokat Milletvekili Orhan Düzgün'ün; Devlet Memurları Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi, İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal'ın; Tababet ve Şuabatı San'atlarının Tarzı İcrasına Dair Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

3.- Sağlık Bakanlığı ve Bağlı Kuruluşlarının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı ve 16 Milletvekilinin; Üniversite Öğretim Elemanları ile Sağlık Hizmetleri ve Yardımcı Sağlık Hizmetleri Sınıfında Çalışan Personelin Tam Süre Çalışmasına ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın; Organ ve Doku Alınması, Saklanması ve Nakli Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, İstanbul Milletvekilleri Mahmut Tanal ve Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun; Sağlık Hizmetleri Temel Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, Tokat Milletvekili Orhan Düzgün’ün; Devlet Memurları Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi, İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın; Tababet ve Şuabatı San’atlarının Tarzı İcrasına Dair Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu Raporu (1/791, 2/159, 2/401, 2/592, 2/769, 2/1049) (S. Sayısı: 480 ve 480’e 1’inci Ek)(x)

 

BAŞKAN – Komisyon ve Hükûmet yerinde.

4/12/2013 tarihli 25’inci Birleşimde İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülen tasarının birinci bölümündeki 20’nci maddesi kabul edilmişti.

Şimdi, 21’inci madde üzerinde dört adet önerge vardır, geliş sıralarına göre okutup aykırılıklarına göre işleme alacağım.

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 480 ve 480'e 1'inci ek sıra sayılı Kanun Tasarısının çerçeve 21 inci maddesi ile değiştirilen 1219 sayılı Kanunun 12 nci maddesinin üçüncü fıkrasının dördüncü cümlesine "saatleri dışında" ibaresinden sonra gelmek üzere "ve kurumlarının izniyle" ibaresinin; beşinci cümlesinden sonra gelmek üzere eklenen cümleye de, "aranmaksızın" ibaresinden sonra gelmek üzere "10'dan az işçi çalıştıran" ibaresinin ilavesini arz ve teklif ederiz.

     Mahir Ünal                               Mehmet Doğan Kubat                               Hilmi Bilgin

Kahramanmaraş                                     İstanbul                                              Sivas

      Şirin Ünal                                      Gülay Dalyan

        İstanbul                                            İstanbul

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 480 sıra sayılı Sağlık Bakanlığı ve Bağlı Kuruluşların Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Üniversite Öğretim Elemanları ile Sağlık Hizmetleri ve Yardımcı Sağlık Hizmetleri Sınıfında Çalışan Personelin Tam Süre Çalışmasına ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, Organ ve Doku Alınması, Saklanması ve Nakli Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, Sağlık Hizmetleri Temel Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi; Devlet Memurları Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi; Tababet ve Şuabatı San'atlarının Tarzı İcrasına Dair Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifinin 21. maddesi ile getirilen cümlenin ikinci paragrafındaki "bulunmayan tabipler" ibaresi "bulunanlar dahil" ve “aylık 30 saati geçmemek üzere” ibaresi “aylık 50 saati geçmemek üzere" şeklinde değiştirilmesini ve 3. paragrafın tasarı metninden çıkartılmasını arz ve teklif ederiz.

         Ali Öz                                 Hasan Hüseyin Türkoğlu                            D. Ali Torlak

         Mersin                                           Osmaniye                                           İstanbul

    Reşat Doğru                                      Celal Adan                                       Oktay Vural

          Tokat                                              İstanbul                                               İzmir

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 480'e 1'inci Ek sıra sayılı Sağlık Bakanlığı ve Bağlı Kuruluşlarının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı ve 16 Milletvekilinin; Üniversite Öğretim Elemanları ile Sağlık Hizmetleri ve Yardımcı Sağlık Hizmetleri Sınıfında Çalışan Personelin Tam Süre Çalışmasına ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal'ın; Organ ve Doku Alınması, Saklanması ve Nakli Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, İstanbul Milletvekilleri Mahmut Tanal ve Mustafa Sezgin Tanrıkulu'nun; Sağlık Hizmetleri Temel Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, Tokat Milletvekili Orhan Düzgün'ün; Devlet Memurları Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi, İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal'ın; Tababet ve Şuabatı San'atlarının Tarzı İcrasına Dair Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu Raporu (l/791,2/159,2/401,2/592,2/769,2/1049)'nun 21. Maddesi ile eklenen cümlenin ikinci paragrafının aşağıdaki gibi değiştirilmesini ve üçüncü paragrafının metinden çıkarılmasını teklif ederiz.

      Aytuğ Atıcı                                        Özgür Özel                                    Nurettin Demir

         Mersin                                              Manisa                                               Muğla

             

Süleyman Çelebi                      Selahattin Karaahmetoğlu

        İstanbul                                            Giresun

“Kamu kurum ve kuruluşlarında yöneticilik görevi bulunan tabipler dâhil, çalışan tabipler ve aile hekimleri, kurum ve kuruluşlarındaki çalışma saatleri dışında aylık otuz saati geçmemek üzere işyeri hekimliği yapabilir.”

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

480’e 1’inci Ek sıra sayılı Torba Kanunun 21’inci maddesinin dördüncü fıkrasının tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

    İdris Baluken                                      Nazmi Gür                                       Demir Çelik

         Bingöl                                                 Van                                                   Muş

       Erol Dora                                        Adil Zozani

         Mardin                                             Hakkâri

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SAĞLIK, AİLE, ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER KOMİSYONU SÖZCÜSÜ İSMAİL TAMER (Kayseri) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

SAĞLIK BAKANI MEHMET MÜEZZİNOĞLU (Edirne) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

İş kazaları bakımından dünyada ikinci, Avrupa’da birinci sırada yer alan Türkiye’de iş yeri hekimliği oldukça önemlidir. İş yeri hekimliği gerek mevzuatı gerek çalışma alanının özgünlüğü bakımından temel bir eğitimi zorunlu kılmaktadır. Bu nedenle Sağlık Bakanlığı tarafından tüm doktorlara belli periyodlarla iş yeri hekimliği eğitim programları düzenlenmelidir. Bu teklif ile iş yeri hekimliğinde herhangi bir ayrıma gidilmeden bütün hekimlerin bu eğitimi almaları amaçlanmaktadır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…

MUHARREM İNCE (Yalova) – Karar yetersayısı var mı Başkanım?

BAŞKAN - Önerge kabul edilmemiştir.

Sayın İnce, geç kaldınız.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Farkındayım. Bu sefer de erken söylerim, merak etmeyin.

BAŞKAN – Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 480'e 1'inci Ek sıra sayılı Sağlık Bakanlığı ve Bağlı Kuruluşlarının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı ve 16 Milletvekilinin; Üniversite Öğretim Elemanları ile Sağlık Hizmetleri ve Yardımcı Sağlık Hizmetleri Sınıfında Çalışan Personelin Tam Süre Çalışmasına ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal'ın; Organ ve Doku Alınması, Saklanması ve Nakli Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, İstanbul Milletvekilleri Mahmut Tanal ve Mustafa Sezgin Tanrıkulu'nun; Sağlık Hizmetleri Temel Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, Tokat Milletvekili Orhan Düzgün'ün; Devlet Memurları Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi, İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal'ın; Tababet ve Şuabatı San'atlarının Tarzı icrasına Dair Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu Raporu (1/791, 2/159, 2/401, 2/592, 2/769, 2/1049)'nun 21. Maddesi ile eklenen cümlenin ikinci paragrafının aşağıdaki gibi değiştirilmesini ve üçüncü paragrafının metinden çıkarılmasını teklif ederiz.

"Kamu kurum ve kuruluşlarında yöneticilik görevi bulunan tabipler dâhil, çalışan tabipler ve aile hekimleri kurum ve kuruluşlarındaki çalışma saatleri dışında aylık otuz saati geçmemek üzere işyeri hekimliği yapabilir."

                                                                                                    Aytuğ Atıcı (Mersin) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SAĞLIK, AİLE, ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER KOMİSYONU SÖZCÜSÜ İSMAİL TAMER (Kayseri) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

SAĞLIK BAKANI MEHMET MÜEZZİNOĞLU (Edirne) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Mehmet Şeker, Gaziantep Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

MEHMET ŞEKER (Gaziantep) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; bu önergemizde bu madde ile ilgili çekincelerimizi dile getireceğiz.

Öncelikle, 2012 Haziranda Resmî Gazete’de yayımlanan iş sağlığı ve güvenliğine ilişkin çok ciddi bir kanun geçti buradan. Hep söylüyoruz ya “Kanun fabrikası gibi çalışıyoruz.” ondan dolayı da birtakım sıkıntıları yaşıyoruz.

2016 yılında 7’nci ayda geçerli olacak 50’den az çalışanı olan, az tehlikeli sınıfta yer alan iş yerleri için; 50’den az çalışanı olan, tehlikeli ve çok tehlikeli sınıfta yer alan iş yerleri için de 2014’te geçerli olacak bir kanun geçmişti, diğer tüm iş yerleri için de 31/12/2013 tarihinde yürürlüğe girecekti.

Değerli milletvekili arkadaşlarım, Türkiye’de, şu anda, toplam hekim sayısı yaklaşık 130 bin aile hekimi sayısı ise 21.200. Türkiye’de 10 ve üzeri işçi çalıştıran toplam iş yeri sayısı ise 228 bin. Zaten bu sayıya ulaşmak ve bütün iş yerlerine hekim bulmak gibi bir cevabı karşılama şansımız yok. Türkiye’de sertifikası olan yani bu işi yapacak olan kişi sayısı da 47 bin, 47 bin hekimin sertifikası var. İş yeri hekimliğindeki özellikle bu 1 işçi için 1 hekimin bir ayda ayırması gereken süre de az tehlikeli yerlerde 4, tehlikeli iş yerlerinde 6, çok tehlikeli yerlerde de toplam 8 saat olarak geçmekte.

Yani, bu maddeyle ilgili bizim teklifimiz şu: Kamu kurum ve kuruluşlarında yönetici olanların iş yeri hekimliği yapmasına engel herhangi bir şey yok Sayın Bakanım. Yönetici olanlar niçin yapmasın? Bir hastanede başhekim, başhekim yardımcısıdır, bir aile hekimliğinde ya da bir merkezde yönetici olmasının iş yeri hekimliği yapmasına nasıl bir engel hâli vardır? Bu arkadaşlarımızın da bir iş yeri hekimliği yaparak buradan evine ek bir ücret götürmesinde bizce bir sakınca yoktur.

Ama, bu maddenin en büyük sıkıntısı şu değerli arkadaşlar: Bu maddeyle getirilen sertifikanın ortadan kaldırılması. Hekim arkadaşlarımız biliyor, burada, şu anda çok hekim arkadaşımız da var. YÖK Kanunu’nda da bizim hekimlik eğitimi aldığımız dönemle bu dönem arasında herhangi bir değişiklik yok. Yani, şu anda, hiçbir hekim üniversite eğitimi görürken iş yeri hekimliği ve iş sağlığıyla ilgili bir eğitim almıyor; almadığı için de biz diyoruz ki: “Bu sertifikayı kaldıralım.” Peki, sertifikayı kaldıralım…

İş yeri hekimliğinin belirlenmiş dünyaca ünlü kriterleri var. Bu kriterlerde iş yeri hekiminin poliklinik yapma dışında 33 tane daha görevi var, 33 görev daha yapıyor. Ne yapıyor değerli arkadaşlar? Rehberlik yapıyor iş yerinde. İş yerinde yapılan çalışmalar ve yapılacak değişikliklerle ilgili olan iş yerinin tasarımı -kullanılan maddeler de dâhil olmak üzere- işin planlanması, organizasyonu, uygulanması, kişisel koruyucu donanımların seçimi konularının iş sağlığı ve güvenliği mevzuatına ve genel iş sağlığı kurallarına uygun olarak sürdürülmesini sağlamak için işverene önerilerde bulunuyor. Yemekhaneyi düzenliyor, çıkan gıdaların işçinin ihtiyacı olduğu miktarla ilgili çalışmalar yapıyor. İş yerinde meydana gelen iş kazası ve meslek hastalıklarının nedenlerinin araştırılmasıyla ilgili çalışma yapıyor. İş sağlığı ve güvenliği ile ilgili alınması gereken tedbirleri işverene yazılı olarak bildiriyor, risk değerlendirmesi yapıyor.

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Hastane yöneticisi nasıl yapacak bu işleri?

ALİ ÖZ (Mersin) – Ya, bilmediğin işe karışma!

MEHMET ŞEKER (Devamla) – Yani, hastane yöneticisi de yapar bunları. Hastane yöneticisi sürekli hastanede oturup bu işi yapıyor ve bu, mesai saati dışında olan bir şey zaten.

Peki, siz bunu söylüyorsunuz da sertifikayı niye kaldırıyorsunuz? Madem öyle, biz de onları söylüyoruz.

Bakın, burada risk değerlendirmesi yapması gerekiyor. Sağlık gözetimi yapması gerekiyor. Araştırma yapması gerekiyor, her şeyden önce kronik hastalıklarla ilgili, meslek hastalıklarıyla ilgili ciddi araştırmalar yapması gerekiyor. Eğitim, bilgilendirme ve en önemlisi kayıt tutması gerekiyor. İlgili birimlerle iş birliği yapması gerekiyor. Fakat, bunların hepsi –maalesef- bir eğitimle oluyor. Eğer siz bu eğitimi yapmazsanız, sertifika eğitimlerini devre dışı bırakırsanız iş kazalarını Türkiye’de önleme şansınız yok değerli arkadaşlar. Türkiye dünyada iş kazasının en çok olduğu ülkelerden biri. Eğer hekimlerin de bu sertifikayı almalarına engel olursanız maalesef Türkiye’de iş kazalarını önünü daha da açmış olursunuz.

Sayın Bakanın burada cevap vermesini istiyoruz. YÖK Kanunu’nda şu anda mevcut, üniversitede eğitim gören hekim arkadaşlarımız iş yeri hekimliğiyle ilgili bir eğitim alıyorlar mı, almıyorlar mı? Almıyorlarsa hacamat yapana sertifika veriyoruz da iş yeri hekimliği yapana niye vermiyoruz?

Bu teklifimizin kabul edilmesini diler, hepinize saygılar sunarım. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Karar yeter sayısı…

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunacağım, karar yeter sayısı arayacağım: Kabul edenler…  Kabul etmeyenler…

Karar yeter sayısı yoktur, birleşime beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 20.40

 

YEDİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 20.46

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Fehmi KÜPÇÜ (Bolu), İsmail KAŞDEMİR (Çanakkale)

---------- 0 ----------

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 26’ncı Birleşiminin Yedinci Oturumunu açıyorum.

Gaziantep Milletvekili Mehmet Şeker ve arkadaşlarının önergesinin oylanmasında karar yeter sayısı bulunamamıştı. Şimdi, önergeyi tekrar oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler…  Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı vardır, önerge kabul edilmemiştir.

        480 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine devam edeceğiz.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 480 sıra sayılı Sağlık Bakanlığı ve Bağlı Kuruluşların Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Üniversite Öğretim Elemanları ile Sağlık Hizmetleri ve Yardımcı Sağlık Hizmetleri Sınıfında Çalışan Personelin Tam Süre Çalışmasına ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, Organ ve Doku Alınması, Saklanması ve Nakli Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, Sağlık Hizmetleri Temel Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi; Devlet Memurları Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi; Tababet ve Şuabatı San'atlarının Tarzı İcrasına Dair Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifinin 21. maddesi ile getirilen cümlenin ikinci paragrafındaki "bulunmayan tabipler" ibaresi "bulunanlar dahil" ve "aylık 30 saati geçmemek üzere" ibaresi “aylık 50 saati geçmemek üzere" şeklinde değiştirilmesini ve 3. paragrafın tasarı metninden çıkartılmasını arz ve teklif ederiz.

Ali Öz (Mersin) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SAĞLIK, AİLE, ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER KOMİSYONU SÖZCÜSÜ İSMAİL TAMER (Kayseri) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

SAĞLIK BAKANI MEHMET MÜEZZİNOĞLU (Edirne) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Ali Öz, Mersin Milletvekili. (MHP sıralarından alkışlar)

ALİ ÖZ (Mersin) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 480 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 21’inci maddesi üzerinde vermiş olduğumuz önerge üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi saygılarımla selamlıyorum.

Şimdi, çıkartma arzusu içerisinde olduğunuz torba yasa bu maddeyle beraber artık torbalıktan çıktı, çorba yasa hâline geldi çünkü bunun içerisinde değişik gruplara imtiyaz tanınan yeni düzenlemeler yapıyorsunuz. Mesai saatleri dışında hekimin çalışmasını özendirici uygulamaları getirirken kurumda idari görevleri olanların iş yeri hekimliği yapması noktasında engel ortaya koyuyorsunuz. Daha da önemlisi, iş yeri hekiminin tanımından vazgeçiyorsunuz, Avrupa ülkeleri arasında iş kazaları noktasında en önde gelen ülkemizde birtakım şeyleri düzenleyelim derken. Özellikle İş Güvenliği Yasa Tasarısı’nı hazırlarken 6331 sayılı yasanın “Tanımlar” kısmının 3’üncü madde (ı) bendinde iş yeri hekimliğini tanımladık. Burada, iş yeri hekimi tanımında diyoruz ki: “İş sağlığı ve güvenliği alanında görev yapmak üzere Bakanlıkça yetkilendirilmiş iş yeri hekimliği belgesine sahip hekim.” Şimdi, burada diyoruz ki: “Sertifikasız iş yeri hekimi yapalım.” Yani bu yapmaya çalıştığımız düzenleme 6331 sayılı yasayla da çelişen bir düzenleme. Hekimleri, az tehlikeli işlerde, sertifikasız bir şekilde iş yeri hekimi olarak görevlendirdiniz. Türkiye’de, mevcut bulunan 1 milyon 538 bin 6 iş yeri içerisinde 702.714 tanesi az tehlikeli iş yeri sınıfına giriyor ve bunların da -tüm iş dünyasında- çalışanlarına baktığınız zaman, 4 milyon 539 bin 11 kişinin buralarda çalıştığı görülüyor. Belki adı sadece “Az tehlikeli iş yeri.” olarak yazılmış olsa da aslında iş sahasında, iş alanlarının çoğunluğunu ve çalışanların da çoğunluğunu bu grup oluşturuyor. Burada, sertifika olmadan böyle bir yere gönderdiniz, hekim YÖK müfredatı içerisinde tıp fakültelerinde verilen eğitimde iş yeri hekimliğiyle ilgili bilgiye sahip olmadan gidecek, burada iş yeri hekimliği yapacak. Çalışma Bakanlığının denetçileri, müfettişleri gelip o iş yerinde “Siz burada nasıl varsınız, sertifikanız nerede?” diye sordukları zaman, onlara verecek bir cevabınız yok. Denetçiler buraya geldiği zaman, o iş yerine sertifikasız iş yeri hekimi bulundurmaktan ve çalıştırmaktan dolayı cezai müeyyide uygulamakla mükellef, bunun da bugünkü kanunlarımıza göre karşılığı aylık 5.400 TL ceza kesimi olacak. Biz diyoruz ki sertifika almadan iş yeri hekimliği olmaz. Bizim okullarımızda, tıp fakültelerinde… Aranızda tıp fakültesi mezunu olan, hekim olan çok sayıda insan var, geçmişte -meslek itibarıyla- iş yeri hekimliği yapmış olanlar da var. Bu iş yeri hekimliğini, sadece, iş yerine gidip, oradaki insanları görüp oraya gelen, iş yerinde çalışan veya yakınlarına reçete yazan insanlar olarak değerlendirmemek gerekiyor. İş yeri hekimliği gerçekten normal tababetin dışında ayrı bir uygulamadır; iş yerinde yapılması gerekenleri –daha önce hatibin de ifade ettiği gibi- alt başlıklar hâlinde sıralarsak, iş yeriyle alakalı bilmesi gereken ve uygulamaya koyması gereken çok sayıda görev alanı var. Bugün, normal tıp fakültesinden mezun olan bir doktoru siz, iş güvenliği uzmanlığı, iş yeri hekimliği sertifikası almak amacıyla eğer bir kurs görmeden sınava soksanız, inanın ki bu hekimlerin hiçbirisi o sınavda başarılı olamaz. Orada başarılı olamayacak olan insanlara siz şimdi diyorsunuz ki: “Az tehlikeli iş yerlerinde –sertifikasız- biz sizi çalıştırırız.” Bu çok zor değil. Avrupa ülkeleri, konuyla alakalı kurs saatlerini -Türkiye’den çok daha fazla olmak şartıyla- belirlemiş durumdalar. Belirlemişler ki Batı ülkelerinde iş kazaları bizden çok daha iyi önlenebilir durumda. Biz bir taraftan “İş kazalarını azaltalım, iş yeri hekimliği ve iş güvenliği konusunda hassasiyetimizi artıralım.” diye yasa düzenlemeye çalışıyoruz, öbür taraftan da orada yaptığımızı burada sizlerin ortak bir şekilde kaldıracağı parmaklarla yıkmaya çalışıyoruz.

Bu doğru bir uygulama değildir diyor, yüce Meclisi saygılarımla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum:  Kabul edenler…  Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 480 ve 480'e 1'inci ek sıra sayılı Kanun Tasarısının çerçeve 21 inci maddesi ile değiştirilen 1219 sayılı Kanunun 12 nci maddesinin üçüncü fıkrasının dördüncü cümlesine "saatleri dışında" ibaresinden sonra gelmek üzere "ve kurumlarının izniyle" ibaresinin; beşinci cümlesinden sonra gelmek üzere eklenen cümleye de, "aranmaksızın" ibaresinden sonra gelmek üzere "10'dan az işçi çalıştıran" ibaresinin ilavesini arz ve teklif ederiz.

Mahir Ünal (Kahramanmaraş) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SAĞLIK, AİLE, ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER KOMİSYONU SÖZCÜSÜ İSMAİL TAMER (Kayseri) – Takdire bırakıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

SAĞLIK BAKANI MEHMET MÜEZZİNOĞLU (Edirne) – Katılıyoruz Sayın Başkan.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Gerekçe.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Kamuda çalışan tabipler ile aile hekimlerine, işyeri hekimliği yapabilmek için kurumlarından izin alma şartı getirilerek gerekli takip ve denetimin yapılması ve sağlık hizmetinin aksamaması amaçlanmaktadır. Ayrıca tabiplerin, işyeri hekimliği belgesine sahip olmaksızın, az tehlikeli sınıftaki 10’dan az işçi çalıştıran işyerlerinin işyeri hekimliğini yapabilmeleri öngörülmektedir.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmiştir.

Kabul edilen önerge doğrultusunda maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

22’nci madde üzerinde aynı mahiyette iki önerge vardır, okutacağım, birlikte işleme alacağım, talepleri hâlinde önerge sahiplerine ayrı ayrı söz vereceğim veya gerekçelerini okutacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 480 sıra sayılı Sağlık Bakanlığı ve Bağlı Kuruluşların Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Üniversite Öğretim Elemanları ile Sağlık Hizmetleri ve Yardımcı Sağlık Hizmetleri Sınıfında Çalışan Personelin Tam Süre Çalışmasına ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, Organ ve Doku Alınması, Saklanması ve Nakli Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, Sağlık Hizmetleri Temel Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi; Devlet Memurları Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi; Tababet ve Şuabatı San'atlarının Tarzı İcrasına Dair Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifinin 22. Maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

             

         Ali Öz                                 Hasan Hüseyin Türkoğlu                            Reşat Doğru

         Mersin                                           Osmaniye                                             Tokat

     Celal Adan                                       Oktay Vural                                      D. Ali Torlak

        İstanbul                                              İzmir                                               İstanbul

MADDE 22-1219 sayılı Kanunun 47 nci maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"MADDE 47- Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olup Türkiye'de üniversitelerin ebelik ile ilgili lisans eğitimi veren fakülte ve yüksekokullarından mezun olan ve diplomaları Sağlık Bakanlığınca tescil edilenler ile Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olup öğrenimlerini yurt dışında ebelik ile ilgili bir okulda tamamlayarak denklikleri onaylanan ve diplomaları Sağlık Bakanlığınca tescil edilenlere ebe unvanı verilir."

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

      Aytuğ Atıcı                                        Özgür Özel                                    Nurettin Demir

         Mersin                                              Manisa                                               Muğla

Süleyman Çelebi                                 Haydar Akar                                    Orhan Düzgün

        İstanbul                                            Kocaeli                                               Tokat

BAŞKAN – Komisyon aynı mahiyetteki önergelere katılıyor mu?

SAĞLIK, AİLE, ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER KOMİSYONU SÖZCÜSÜ İSMAİL TAMER (Kayseri) - Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

SAĞLIK BAKANI MEHMET MÜEZZİNOĞLU (Edirne) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN - Evet, aynı mahiyetteki önergeler üzerinde söz isteyen Orhan Düzgün, Tokat Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

ORHAN DÜZGÜN (Tokat) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; önerge üzerindeki konuşmama başlamadan önce, Cumhuriyet Halk Partisi İzmir Milletvekili Sayın Mustafa Balbay’ın tahliye kararını öğrendik, Sayın Balbay’a aramıza hoş geldin diyorum ve bu vesileyle, tutuklu bütün milletvekillerinin bir an evvel bu Meclise gelerek bu garabete son verilmesini de temenni ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlarım, bu maddeyle ilgili iktidar partisinin şahsı adına konuşan milletvekili arkadaşımız dedi ki: “Üniversite mezunu hemşireler olacak, lise mezunu hemşirelerden kurtulacağız.” Değerli arkadaşlarım, ülkeye yıllardır hizmet etmiş olan, benim de beraber çalışmaktan onur duyduğum hemşire arkadaşlarımızdan umut ederim ki o milletvekili arkadaşımız gerçek anlamda kurtulmayı kastetmemiştir. Yoksa, elbette ki biz de hemşirelerin üniversite mezunu olmasına tarafız, eğitim düzeylerinin yükseltilmesine tarafız ama bunca yıldır hizmet eden insanlardan da “kurtulmak” gibi bir deyimin şık olmadığını, bu arkadaşımızın bu yanlışından geri döneceğine inanarak belirtmek istiyorum.

Değerli arkadaşlarım, eğitim elbette ki çok önemli. Biliyorsunuz, bu Sağlıkta Dönüşüm Projesi içerisinde aile hekimliği projesi başlatıldı. Nasıl başlatıldı? Ülkedeki bütün pratisyen hekimler iki hafta kursa alındılar ve iki hafta sonra dediler ki: “Siz artık aile hekimi oldunuz.” Hâlbuki, aile hekimliği bir ihtisas dalıdır ve eş değer, aynı hizmeti yürüten insanlar üç yıl boyunca ihtisas yaparak, arkasından da mecburi hizmet yaparak bu görevi yapabilmektedirler. Yani, biz, şunu yaptık arkadaşlar. Kanun eğer mantığa ve akla hitap ediyorsa kanun olarak geçerli olabilir. Biz, şimdi, kargaya dedik ki: “Sen leyleksin, kanun çıkardık.” Kargalar, leylek oldu. İşte, aile hekimliğinde şu andaki uygulama aynen budur maalesef. Bunun gerekçesi şu olabilir: “Yeteri kadar aile hekimi yoktur.” olabilir ancak bu uygulama başladıktan sonra da aile hekimlerinin eğitilmesi anlamında hiçbir faaliyet yürütülmedi. Hiç olmazsa, bu insanlar yılın belli aylarında eğitime alınıp, eğitim düzeyleri yükseltilip, aile hekimliğini tam anlamıyla yapabilir hâle getirilebilirlerdi ancak maalesef, bugüne kadar Bakanlıktan böyle bir hamle görmedik.

Değerli arkadaşlarım, seçime giderken Hükûmetinizin bir iddiası vardı, diyordu ki: “Herkes elini kolunu sallayarak istediği hastaneye gidebilir.” Biz o zaman demiştik ki: Bu iş böyle yürümez; bu, popülist bir politikadır, doğru değildir. Sonra ne oldu? Sonra dediler ki: “Ya bu böyle olmuyor, yüzde 10 fark almamız lazım.” Olmadı, “Yüzde 30 fark almamız lazım.” O da olmadı. Sayın Bakan geldi “Yüzde 200 fark olacak.” dedi. Sayın Bakan, bir özel hastane işletmecisi olarak elbette ki bu işleri bizden daha iyi bilir ancak şunu da açıkça kabul etmek zorundayız: Sağlık pahalı bir tedavi yöntemidir, sağlık harcamaları dünyanın her yerinde pahalıdır. Bizim itiraz ettiğimiz şey, bunların plansız programsız, ölçülüp biçilmeden yapılmış olmasıdır. Aksi hâlde sağlık hizmetlerinin iyi olmasına elbette ki biz de tarafız.

Gene, değerli arkadaşlarım, ben geçen konuşmamda Sayın Bakana demiştim ki: Acil servislerde, yirmi yıldır hasta görmeyen cildiye uzmanları, fizik tedavi uzmanları, göz uzmanları nöbet tutuyorlar. Sayın Bakan sağ olsun, nezaket göstermiş, bugün bana cevap vermiş. Cevapta diyor ki: “Hastanedeki nöbetleri hizmetin gereğine göre başhekim belirler.” Sayın Bakanım, ben zaten size, başhekim bunu belirleyemez demedim. Dedim ki: Bu insanların burada nöbet tutması doğru değildir, bu insanlar hastaları tedavi edemezler. Yoksa başhekimin istediğinde hekimlere nöbet yazabileceğini bilecek kadar bu meslekte çalıştık, bu kadar da prosedür bilgimiz var. Onu da açıkça söylemek istiyorum. Benim sizden istediğim şey, bu hastaları gerçekten tedavi edebilecek insanlara o hastanelerin acilinde nöbet tutturulmasıdır.

Bu duygularla hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP ve MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Aynı mahiyetteki önerge üzerinde söz isteyen Reşat Doğru, Tokat Milletvekili. (MHP sıralarından alkışlar)

REŞAT DOĞRU (Tokat) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 480 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 22’nci maddesi üzerinde vermiş olduğumuz önerge üzerine söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Tabii, bir kanunu, bir torba kanunu burada görüşüyoruz ancak, şu anda, sağlık personelinin büyük bir kısmı bu kanundan çok şeyler bekliyor. Yani beklemiş oldukları, özellikle özlük haklarının ne olacağı, emeklilik haklarının ne olacağı, çalışma şartlarının ne olacağı şeklindedir. Sayın Bakana, biz de, çeşitli kereler görüşmelerimizde, sağlık personelinin çok zor şartlar içerisinde çalıştığını ve büyük problemler içerisinde yuvarlanmakta olduğunu ifade etmeye çalıştık.

Hekimlik öyle kolay bir sanat değil. Hekimlik sadece bir meslek de değil. Hekimlikte çok büyük fedakârlık vardır. Hekimin sadece mesaisi sekiz saat değil, bu mesai saatleri belki on altı saat, belki yirmi dört saattir. Hatta hekim, enteresandır, tatile çıkar, tatilde bile, otobüse biner, otobüste biri hastalanır veya herhangi bir kriz meydana gelir, hemen ona müdahale etmek mecburiyetindedir veya başka bir şekilde bir durumla karşılaşılır; ebedir, hemşiredir, sağlık memurudur, hekimdir hep beraber o insana, o sağlığa kavuşması gereken insana her türlü yapılması gerekenler yapılmaya çalışılır. Sonuçta da hekimlerin özlük hakları konusunda haklı olarak isteklerinin mutlaka cevap bulması gerekir.

Şunu söylemek isterim ki hazırlanmakta olan bu tam günle ilgili, bu değişiklikle ilgili olan kanunda, hekim camiası olsun, sağlık çalışanları olsun, hepimizi her an arayarak, acaba bu kanun içerisine biz nasıl gireceğiz, ebelerin durumu nasıl olacak, sağlık memurlarının durumu nasıl olacak, özellikle hekim kardeşlerimizin durumları ne olacak şeklinde özellikle istekleri vardı. Ancak, görmüş olduğumuz kadarıyla bu kanun içerisinde, tabii, bazı iyileştirmeler var ama o iyileştirmelerin yeterli olmadığını ve hekimlerin dertlerine de çare olmadığını da maalesef, üzülerek görüyoruz.

Hekimlerimiz ne istiyorlar? Hekimler insanca yaşayacak bir maaş istiyorlar veyahut da emekli oldukları zaman çok az verilen maaşları yerine kendilerine yeten, tekrar geriye dönmek mecburiyetinde kalmadıkları bir emekli maaşı istiyorlar. Ama, enteresandır, Adalet ve Kalkınma Partisine bir türlü bunu anlatamıyoruz. İşte çeşitli mazeretler ileri sürülüyor; işte “Ödenekler yok.” deniyor, “Maliye Bakanlığı vermiyor.” diye birtakım söylemler içerisinde bulunuyorlar. Ama, değerli arkadaşlar, şu anda bir hekim emekli olduğu zaman yaklaşık olarak 1.800 lirayla 2.000 lira arasında bir maaş alıyor. Bu da ne oluyor? Emekli olmak istemiyor.Hekim çalışmak istiyor, beraberinde de… Çalışması gerekir, tabii çalışsın ama değerli arkadaşlar, hekimlerin de belli bir zaman sonra kendilerinin rahat edebilecekleri, çoluğunu çocuğunu geçindirebilecekleri bir ücretin olması gerekmez mi? Ama, enteresandır, bunların hiçbirisi olmuyor. Ondan dolayı da çıkarılmakta olan bu kanunun bizce iyi yönlerinin yanında bu yönlerinin olmamasından dolayı da büyük bir üzüntü içerisinde olduğumuzu ifade etmek istiyorum. Hâlbuki bunların içerisine bunları koyabilirdik.

“Sağlıkta çağ atladık, her şey güzel.” deniliyor ama şöyle bir bakmış olduğumuz zaman, poliklinik önlerine bakmış olduğumuz zaman veyahut Türkiye'nin içerisindeki durumlara bakmış olduğumuz zaman pek de öyle, çok fazla problemlerin çözümlenmiş olduğunu görmüyoruz. Bakınız, ben birkaç tanesini saymak istiyorum: Şu anda ülkemizde zararlı gıda ve içecekler, genetiği değiştirilmiş gıdaların alınmaması ve doğal gıdaların tüketilmesi, hava kirliliği ile mücadele, suların kirletilmesinin önüne geçilmesi, insanların psikolojilerini olumsuz etkileyen ruhsuz şehir yapılanmalarının ortadan kaldırılması. Hatta enteresandır, işte, ana yolların etrafında şu anda şehir yerleşimleri vardır, yine, binlerce ev vardır, bu evlerde o arabalardan çıkan egzoz gazları münasebetiyle çok ciddi sağlık sorunlarının yaşanmakta olduğu da ortadadır ama bu bile…  Büyük, gelişmiş ülkelerde şehir merkezlerinden geçen ana yolların etrafına çeşitli bentler yapılır. Bu bentlerin yapılması noktasında tekliflerimiz olmuş olmasına rağmen, bunu da bir yerde Sağlık Bakanlığının, çevreyle ilgili bakanlıkların veyahut da Şehircilik Bakanlığının savunması gerekirken bunları bile ortaya koyamıyoruz. Yani, büyük şehirlerimiz yaşanmaz şehirler hâline gelmeye doğru süratli bir şekilde gidiyor. Yani, sağlığımızın tehdit edildiği kentsel yaşamdan çok, kentlerde kırsal yaşam imkânlarının özendirilmeye çalışılması gerekirken maalesef, enteresan durumlarla karşı karşıya kalıyoruz.

Tabii, burada ebelerimize verilen haklarla ilgili bir önergemiz var. Önergemizin kabul edilmesini bekliyor, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunacağım…

 

III.- Y O K L A M A

 

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

MUHARREM İNCE (Yalova) – Yoklama istiyoruz.

BAŞKAN – Yoklama talebi var, yerine getireceğim.

Sayın Atıcı, Sayın Düzgün, Sayın İnce, Sayın Karaahmetoğlu, Sayın Şeker, Sayın Demiröz, Sayın Güven, Sayın Kesimoğlu, Sayın Bulut, Sayın Öz, Sayın Öğüt, Sayın Altay, Sayın Şafak, Sayın Oyan, Sayın Aygün, Sayın Kaleli, Sayın Genç, Sayın Gök, Sayın Demirçalı ve Sayın Dibek.

İki dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri toplantı yeter sayısı vardır.

XI.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

3.- Sağlık Bakanlığı ve Bağlı Kuruluşlarının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı ve 16 Milletvekilinin; Üniversite Öğretim Elemanları ile Sağlık Hizmetleri ve Yardımcı Sağlık Hizmetleri Sınıfında Çalışan Personelin Tam Süre Çalışmasına ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın; Organ ve Doku Alınması, Saklanması ve Nakli Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, İstanbul Milletvekilleri Mahmut Tanal ve Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun; Sağlık Hizmetleri Temel Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, Tokat Milletvekili Orhan Düzgün’ün; Devlet Memurları Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi, İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın; Tababet ve Şuabatı San’atlarının Tarzı İcrasına Dair Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu Raporu (1/791, 2/159, 2/401, 2/592, 2/769, 2/1049) (S. Sayısı: 480 ve 480’e 1’inci Ek) (Devam)

 

BAŞKAN - Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

23’üncü madde üzerinde bir adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 480’e 1’inci Ek sıra sayılı Sağlık Bakanlığı ve Bağlı Kuruluşlarının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı ve 16 Milletvekilinin; Üniversite Öğretim Elemanları ile Sağlık Hizmetleri ve Yardımcı Sağlık Hizmetleri Sınıfında Çalışan Personelin Tam Süre Çalışmasına ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal'ın; Organ ve Doku Alınması, Saklanması ve Nakli Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, İstanbul Milletvekilleri Mahmut Tanal ve Mustafa Sezgin Tanrıkulu'nun; Sağlık Hizmetleri Temel Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, Tokat Milletvekili Orhan Düzgün'ün; Devlet Memurları Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi, İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal'ın; Tababet ve Şuabatı San'atlarının Tarzı İcrasına Dair Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu Raporu (1/791, 2/159, 2/401, 2/592, 2/769, 2/1049)’nun 23. Maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini teklif ederiz.

Aytuğ Atıcı                                             Özgür Özel                                    Nurettin Demir

  Mersin Manisa                                          Muğla

Süleyman Çelebi                       Selahattin Karaahmetoğlu                     Kadir Gökmen Öğüt

   İstanbul                                                 Giresun                                             İstanbul

Madde 23- 1219 sayılı Kanunun ek 7 nci ve ek 10 uncu meddelerinde geçen “diş protez teknisyenleri” ibareleri “diş protez teknikerleri” olarak değiştirilmiştir.

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SAĞLIK, AİLE, ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER KOMİSYONU SÖZCÜSÜ İSMAİL TAMER (Kayseri) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

SAĞLIK BAKANI MEHMET MÜEZZİNOĞLU (Edirne) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Evet.

Önerge üzerinde söz isteyen Kadir Gökmen Öğüt, İstanbul Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

KADİR GÖKMEN ÖĞÜT (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle milletvekili arkadaşımız Mustafa Balbay’ın özgürlüğüne kavuşmasını buradan kutlamak istiyorum, Meclisimize hayırlı olsun diyorum. Umarım bütün Meclisteki arkadaşlarımız aynı sevinci yaşıyorlardır diye düşünüyorum. Darısı diğer tutsaklara diyorum.

Değerli arkadaşlarımız, değerli milletvekilleri, ağız ve diş sağlığının önemli unsurlarından biri de diş teknisyenleridir. Bu, ihtisas ve tecrübe gerektiren bir meslektir. Bunun yanı sıra, birçok sağlık riskini barındırdığı ve ölümcül olabilen meslek hastalıklarının görüldüğü bir alan olması sebebiyle, yasalarla ağır ve tehlikeli işler kapsamına girmiştir.

Diş protezi üretimi sırasında tehlikeli kimyasal maddeler, ağır metal alaşımlar kullanıldığı için, diş protez laboratuvarları sağlık risklerini barındırmaktadır.

Türkiye'de, diş protez hizmet alımı ihale usulüyle yapılmaktadır. Önceleri, hizmet alımı, kurumların iş yüküne göre birden fazla laboratuvardan sağlanabilirken Kamu İhale Yasası’nın diş protez üretimiyle ilgili hususlarının 2011 yılında yürürlüğe girmesiyle, hizmet alımı, yapılan ihaleyle en düşük fiyatı veren firmaya verilmeye başlamıştır. İhale şartlarındaki tek kriter ruhsatlı laboratuvar olmaktır. İş yerindeki sağlık güvenlik şartları, iş tecrübeleri ve bunun gibi diğer başkaca birçok hayati husus sorgulanmamakta, en düşük teklif veren firma kabul edildiği için çok düşük fiyatlarla ihalelere girilmekte ve düşük fiyata malzeme üretilmektedir. Malzemede düşük fiyat demek, üründe düşük kalite ve vasıfsız eleman demektir. Zira, ihale usulü verilen hizmetin insan sağlığını gözetmemesi ve fiyatların maliyetin çok altında olması sebebiyle, laboratuvarlar vasıfsız ve sigortasız eleman çalıştırmak zorunda kalmaktadırlar. Kapasitesinin çok üzerinde bir ihaleyi kazanan laboratuvar, işleri yetiştirme amacıyla 5 ila 10 kişinin çalıştığı küçük laboratuvarlara üretim yaptırmaktadır. Bu uygulama, günlük çalışma sürelerini on altı ila on sekiz saate kadar uzatmaktadır. AB ve Türkiye'deki mevzuata göre bir ayda 23 hareketli protez yapılması gerekirken özel laboratuvarlarda 1 diş teknisyeni günde 26 tane protez yapmak zorunda bırakılmaktadır.

Bir diğer önemli sorun, Sağlık Bakanlığı, Türkiye Kamu Hastaneleri Kurumu genelgesiyle, Sağlık Bakanlığına bağlı ağız ve diş sağlığı hizmet birimlerinde görevli diş protez teknisyenlerinin günlük yapması gereken iş miktarlarını, önceki belirlenen iş miktarlarına oranla 3 kata kadar artırmıştır.

Diş teknisyenlerinin çoğu, silikozis başta olmak üzere, berilyozis, akciğer hastalıkları, astım, KOAH, akciğer kanseri; cilt, göz, işitme hastalıkları; kas, iskelet sistemi hastalıkları, sinir hastalıkları gibi hastalıklara yakalanmaktadır. Türkiye genelinde, resmî rakamlarla 10’a yakın diş teknisyeni silikozis nedeniyle yaşamını yitirmiştir ama kayıtlara geçmeyen onlarca ölüm vakası olduğu belirtilmektedir. Bugün, Sağlık Bakanlığı verilerine göre, diş teknisyenlerinin bir çoğu silikozis hastasıdır. Meslek hastalıkları hastanelerinin Türkiye’de 3 tane olduğu göz önünde bulundurulduğunda, bu sayıların gerçeği yansıtması da beklenemez.

Değerli milletvekilleri, son olarak ağız ve diş sağlığı teknikerliği üzerine birkaç şey söylemek istiyorum. Kabul edilen 6354 sayılı Kanun’la tüm diş teknikerlerine büyük darbe vurulmuştur. Çabalarımızla, yürürlükteki yasa, ancak ağız ve diş teknikerliğine ilişkin iş ve işlemleri son beş yıl içinde toplam en az bir yıl süreyle yaptığını belgeleyen, en az lise seviyesinde eğitimi bulunanlardan, usul ve esasları Sağlık Bakanlığınca belirlenen eğitimleri alarak açılacak sınavlarda başarılı olanların ağız ve diş sağlığı teknikeri yetkisiyle çalışmasına olanak sağlamaktadır. Konu ne olursa olsun, o işin eğitimini almış kişilerin istihdam edilmesi şüphesiz ki çok önemli ve gereklidir. Hükûmetin bu yöndeki çalışmalarını ve ilgili yasalarını canıgönülden destekliyoruz. Ancak, ne var ki ülkemizde okullaşma oranının hâlâ düşük seviyede olduğu, diş hekimi yardımcılarının yüzde 35’inin ortaokul, hatta ilkokul mezunu olduğu; bu kişilerin okuma olanağı olmayan kısa yoldan hayata atılıp para kazanmaya çalışan vatandaşlarımızdan oluştuğu, birçoğunun kadın olduğu göz önünde bulundurulduğunda, kazanılmış haklarının ellerinden alınması kendilerini son derece mağdur etmiştir. İnsanlar yıllardır hizmet vermektedir. Bu insanların, hakkını, bir defaya mahsus olmak üzere, yasada yer alan “en az lise seviyesi” ibaresinin “ilkokul” olarak değiştirilmesini ve ilgili kişinin, yasanın yürürlüğe girdiği tarihten önceki beş yıl içinde ağız ve diş sağlığı teknikerliğine ilişkin iş ve işlemleri asgari bir yılı yürütmüş olmasını ispatlaması şartıyla -tekrar ediyorum, bir defaya mahsus olmak üzere- verilmesini istemeleri gayet tabiidir.

Ağız ve diş sağlığı teknikerliğinin ön lisans eğitimi veren okul ve buna paralel olarak mezun sayısının ülke çapında ihtiyacı giderecek sayıda olmaması da bir başka sorundur. Üstelik, bu alanda yetişmiş yeterince insan gücü de bulunmadığından muayenehanelerde de eleman sıkıntısı yaşanmaya başlamıştır.

Hepinize saygılarımı sunarım.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

24’üncü madde üzerinde üç adet önerge vardır, ikisi aynı mahiyettedir.

 

                          Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı’na

480'e 1'inci Ek sıra sayılı Torba Kanunun 24'üncü maddesinin üç ve dördüncü fıkralarının sonunda yer alan "sağlık teknisyenidir" ibaresinin "sağlık meslek mensubu" şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

      Nazmi Gür                                       Demir Çelik                                        Erol Dora

           Van                                                  Muş                                                Mardin

    İdris Baluken                                     Adil Zozani

         Bingöl                                              Hakkâri

BAŞKAN – Şimdi okutacağım iki önerge aynı mahiyettedir.

                          Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 480 sıra sayılı Sağlık Bakanlığı ve Bağlı Kuruluşlarının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının 24. Maddesine ilave edilen “v” ve “y” bendlerinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

         Ali Öz                                 Hasan Hüseyin Türkoğlu                            Reşat Doğru

         Mersin                                           Osmaniye                                             Tokat

    Oktay Öztürk                                      Celal Adan                                      D. Ali Torlak

       Erzurum                                            İstanbul                                            İstanbul

                                                              Oktay Vural

                                                                    İzmir

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

      Aytuğ Atıcı                                        Özgür Özel                                    Nurettin Demir

         Mersin                                              Manisa                                               Muğla

Süleyman Çelebi                                 Haydar Akar

        İstanbul                                            Kocaeli

BAŞKAN – Komisyon aynı mahiyetteki önergelere katılıyor mu?

SAĞLIK, AİLE, ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER KOMİSYONU SÖZCÜSÜ İSMAİL TAMER (Kayseri) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

SAĞLIK BAKANI MEHMET MÜEZZİNOĞLU (Edirne) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde söz isteyen Oktay Öztürk, Erzurum Milletvekili. (MHP sıralarından alkışlar)

OKTAY ÖZTÜRK (Erzurum) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; aslında bu önerge üzerinde konuşmayacaktım fakat biraz önce, çalışanlar, hemşireler tarafından gönderilen bir not var, bir dilekçe var; bize müracaat etmişler, o düşüncelerini kâğıda dökmüşler. Ben sadece onları burada, huzurunuzda okuyacağım. Bu talep, istek ve düşünceler bizim de katıldığımız ama çalışanların düşünceleri.

Şöyle diyorlar: “Hemşirelik mesleğiyle ilgili son gelişmeler, meslekleriyle ilgili alınan kararlarda düşünceleri yok sayılan hemşirelik camiasını derinden yaralamaktadır. Başka hiçbir meslek grubu yoktur ki üzerinde herkes söz sahibi olsun. Tam mesleğimiz şimdi gerçekten profesyonel bağlamda, olması gerektiği gibi icra ediliyor derken, tam özlemini duyduğumuz ivmeyi yakalamışken şimdi nereden çıktı bu hemşire yardımcılığı? Ülkemizde hemşire yardımcısına gerçekten ihtiyaç var mı? Hemşire açığı kapatıldı ise neden artık sağlık meslek liselerinin hemşirelik bölümüne öğrenci alımı durdurulamıyor? Üstelik yasada ‘2012 yılında kapatılacak.’ denmişti. Her anlamda istismara çok müsait çocuklara, daha doğrusu ailelerine neden hemşirelik üzerinden yeni bir iş alanı oluşturulmaya çalışılıyor? Çocuklarını bir an önce iş bulma umuduyla buralara gönderen aileler, çocuklarını nasıl bir uçuruma sürüklediklerinin farkında değiller. Siz hiç hastane yaşamına çocuk yaşta başlayanların içler acısı, yürekleri dağlayan öykülerini dinlediniz mi? Bu, vebaldir sayın milletvekilleri, hem de çok büyük bir vebal.

Gelin hep birlikte empati yapalım. Hanginiz çocuğunu -hasta yakını olarak bile bulunduğunuzda ruh hâlinizi allak bullak eden- hastane ortamında hiçbir iş yapmadan, sekiz saat sadece otursa bile bulundurmak ister? Liseyi bitirip üniversite sıralarında ve üniversite yaşantısı içinde kendi ayakları üzerinde daha yeni yeni durmayı öğrenecek çocuğunuza kıyabilir misiniz? Lütfen düşünün. Yaşı kaç olursa olsun gece uyumakta olan çocuğunuzun üzerini örtmek için kaç kez kalkıyorsunuz? Sizden uzakta okuyan çocuğunuz için ‘Bugün ne yedi, ne içti; evi, yurdu sıcak mı; arkadaşlarıyla geçinebiliyor mu?’ diye endişelenirken hanginiz çocuğunun bir hastane köşesinde hiçbir iş yapmasa da ‘nöbet’ adı altında uykusuz kalmasını, gelişme aşamasını tamamlamamış bedeninin travmatize olmasını ister?

Peki, bu çocukların her yönden yaralanma ihtimalini hiç düşündünüz mü? Hanginiz, adı ve yaptığı iş ne olursa olsun, kişisel gelişimini olgunlaştırmamış çocuklardan sağlık hizmeti almak ister? Kişisel gelişimini tamamlamamış çocuk şiddet ortamı oluşturmaya ve şiddete maruz kalmaya yatkın olur çünkü daha ana babasıyla ve arkadaşlarıyla olan iletişimini oturtamamış olan bu çocuk, hastayla ve hasta yakınlarıyla nasıl iletişim kuracağı kendisine ne kadar anlatılırsa anlatılsın bunu uygulayamaz. Kişisel gelişimini tamamlamamış çocuk, hasta ve çalışan güvenliğini tehlikeye sokmaya daha meyillidir çünkü o daha ergendir, riskleri göremez, şiddet ortamını yönetemez, asidir, inatçıdır, sorumluluk almayı sevmez, ‘Bana bir şey olmaz.’ havalarındadır, ‘Ben en iyisini bilirim.’ diye düşünmektedir. Evet, bir yandan bağımsızlığını ilan etmiştir ancak diğer yandan, her hata yaptığında yanında anasını babasını ya da büyüğünü görmek ister. Kişisel gelişimini tamamlamamış çocuk her anlamda ama her anlamda istismara açıktır ve bunun vebali bu kanuna ‘Evet’ diyen siz sayın milletvekillerimizindir. Gelin, kısa yoldan çocuğuna iş beklentisi içerisine giren ebeveynlere bunun neden olamayacağını anlatalım, hizmeti sunacak ve hizmeti alacak insana verdiğimiz değeri gösterelim. Gelin, bu yasa tasarısının kanunlaşmasına hep birlikte ‘Hayır’ diyelim. Sayın milletvekillerimiz, yaşamınızı, bedeninizi, sevdiklerinizi çocukların eline bırakmayın, bu çocukların omuzlarına bunca yükü yüklemeyin. ‘Bir şey olmaz, alışırlar.’ demeyin, onlar alışırken karşılaştıkları kişiler siz ya da sevdikleriniz olabilir. Gelin, hem bu çocuklara hem de bu mesleğin onurunu sürdürmeye ve yükseltmeye çalışan bizlere yazık etmeyin. Gelin, bizleri birbirimize düşman etmeyin.

Söz konusu olan insan sağlığı olduğundan, bu konunun siyasi malzeme yapılmaması umuduyla saygılarımızı sunuyoruz.” diyorlar.

Ve biz de diyoruz ki, Sayın Başbakanın bir konuşmasına değinmek istiyorum: “Korkuyla büyük devlet olunmaz. Kelimelerden, kavramlardan korkanlar, kendi icat ettiği tabulardan, kendi imal ettiği kabuslardan korkanlar büyük devlet inşa edemezler. Küçük düşünerek büyük işler yapılmaz. Büyük düşünecek, büyük adımlar atacak, büyük hedeflere böyle ulaşacağız.” diyor. Kendi milletvekili de cevaben diyor ki: “Korku ile büyük devlet olunamayacağı gibi hesapsız, plansız, günübirlik, küçük hesaplarla büyük devlet olunamaz ancak büyük hatalar yapılır.” İnşallah bu hatalardan dönülür, bu arkadaşlarımızın arzu ve istekleri de yerine getirilmiş olur.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

OKTAY ÖZTÜRK (Devamla) – İşe mi adam alıyoruz, adama mı iş bulmaya çalışıyoruz, onun da açıklanması gerekiyor.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Aynı mahiyetteki önerge üzerinde söz isteyen, Aytuğ Atıcı, Mersin Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli arkadaşlarım, bir türlü düzeltemediğiniz çakma Tam Gün Yasası’nın 24’üncü maddesi üzerine söz almış bulunuyorum. Halkımızı aldatmayan milletvekillerini ve kabine üyelerini saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, 24’üncü madde ile ne getiriyorsunuz? 24’üncü maddeyle yepyeni iki kavramı sağlık ortamına getiriyorsunuz. Bu yepyeni iki kavram, maalesef hayırlı iki kavram değil. Bunlardan bir tanesi “hemşire yardımcısı”, bir tanesi de “ebe yardımcısı.” Yani, dışı kalaylı içi vayvaylı dediği şekliyle sizler halkımıza ebe yardımcısını ebe, hemşire yardımcısını hemşire diye yutturmaya çalışıyorsunuz. Bunu daha önce denediniz mi? Denediniz. Tuttu mu? E, kısmen tuttu ama artık ayıkıyor halkımız. Nerede tuttu? Sayın Bakanım, siz, hani aile hekimliğine geçtiğinizde büyük emeklerle yetiştirdiğimiz bütün o acil ruhu olan doktorları aile sağlığı merkezlerine tıktınız ya, hani ambulanslar boşaldı ya, hani aciller boşaldı ya; işte o dönemlerde siz paramedikleri, acil tıp teknisyenlerini ve hemşireleri, tıpkı doktorların giydiği böyle ışık görünce parlayan yelekler giydirerek ambulanslara bindirdiniz ve en ağır kazalarda bile o ambulanslardan, o sarı yelekli, beyaz bantlı ATT’ler ve paramedikler, hemşireler indiler ve herkes onları “Hoş geldiniz doktor bey, hoş geldiniz doktor hanım.” diye karşıladı. Siz, onları kandırdınız Sayın Bakan. O dönemde, bunlar, doktor da değildi, hiçbir şekilde de o işin ehli değiller idi. Şimdi, aynı şekilde, benzer şekilde ebe görünümlü ebe yardımcısı, hemşire görünümlü hemşire yardımcısı yapıyorsunuz. Niye yapıyorsunuz bunu, bilmiyorum, gerçekten bilmiyorum. Bütün gerekçelerinizle diyorsunuz ki: “Ebe açığım var.” Ebe açığını ebe yardımcısıyla kapatıyorsunuz, böyle bir mantık olur mu Allah aşkına? “Hemşire açığım var.” diyorsunuz, eyvallah ama hemşire açığını daha çok hemşire yetiştirmek yerine, hem de lisans düzeyinde hemşire yetiştirmek yerine hemşire yardımcılığıyla kapatmaya çalışıyorsunuz.

Sayın Bakanım, sizden başka bu iki tabire “Evet.” diyen bir Allah kulu var mı? Yok. Komisyon çalışmalarında çağırdığınız, davet ettiğiniz Türk Hemşireler Derneğinin Başkanı tam sekiz saat bizimle beraber o Komisyonda oturdu ve kadıncağız feryat etti: “Yapmayın bu kötülüğü bizim mesleğimize.” dedi, “Bizim mesleğimiz onurlu bir meslektir.” dedi, “Bizim mesleğimizi yani hemşirelik mesleğini bu şekilde aşağılamayın.” dedi. Sadece o mu dedi? Hayır. Dünya görüşünün size yakın olduğunu, çok yakın olduğunu bildiğimiz bir başka hemşire derneği de çıktı, size dedi ki: “Sayın Bakan, bize bu kötülüğü yapmayın. Biz hemşireyiz, bırakın hemşire olarak kalalım. Bizi hemşire yardımcılığı gibi bir meslekle tanıştırmayın.” Ve dediler ki: “Sayın Bakan, bu mezun olacak olan ebe yardımcısı ve hemşire yardımcısı, 17 yaşında mezun olacak.” Değerli arkadaşlarım, 17 yaşında yani maaş almaya bile hak kazanmamış olacak. Geçmişte biz bunlarla çalıştık. Benim hekimlik yıllarımda, uzun süre ben, lise mezunu hemşirelerle, ebelerle çalıştım. Bunlar mezun olduklarında maaşlarını alamazlardı, babaları gelip maaşlarını alırdı; çocuktu bunlar yahu, oyun çağını biraz geçmiş çocuklar. Siz, şimdi, bu çocukları meslek erbabı, meslek sahibi yapıyorsunuz ve içinizde, AKP milletvekillerinin içerisinde hemşire de var yani bir Allah rızası için çıkıp burada kendi mesleğini savunmaz mı bu hemşire? “Bu yaptığınız yanlıştır.” demez mi? Bu kadar mı mesleğine ihanet içerisinde olur bir insan?

Hayır Sayın Bakan, sizin “ebe yardımcılığı” ve “hemşire yardımcılığı” gibi iki tane yeni meslek türetmeye, üretmeye hakkınız yoktur. Bu çocuklar hata yapacaklardır ve yaptıkları hatanın bedelini de halkımız ödeyecektir ama sizi şikâyet ettiklerinde, ölen canlar, giden canlar geri gelmeyecek.

Düşünüyorum, acaba ne var aklında AKP’nin de 17 yaşında, 18 yaşında çocukları mezun edip iş sahibi yapıyor diye. Hemen aklıma anketler geliyor. Eğitim seviyesi düştükçe AKP’nin oyları yükseliyor. Bence sizin aklınızda bundan başka hiçbir şey yok diyorum.

Yine, onurlu ve yalan söylemeyen milletvekillerini saygıyla selamlıyorum. (CHP ve MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı’na

480'e 1'inci Ek sıra sayılı Torba Kanunun 24'üncü maddesinin üç ve dördüncü fıkralarının sonunda yer alan "sağlık teknisyenidir" ibaresinin "sağlık meslek mensubu" şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                                     İdris Baluken (Bingöl) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SAĞLIK, AİLE, ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER KOMİSYONU SÖZCÜSÜ İSMAİL TAMER (Kayseri) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

SAĞLIK BAKANI MEHMET MÜEZZİNOĞLU (Edirne) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Gerekçe…

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Türk Dil Kurumuna göre "teknisyen" kavramı teknikçi, teknik işlerle uğraşan anlamına gelmektedir. Oysa Hemşire ve Ebe yardımcılığı sosyal yönü oldukça güçlü olan mesleklerdir. Ayrıca teknisyen sözcüğü ile ödemelerde de bir sınır konulmaktadır. Bu değişiklik ile hem bu sağlık emekçilerinin görev tanımının daha sağlıklı yapılması hem de ödemelerde olası hak kayıplarına maruz kalmamaları amaçlanmaktadır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

25’inci madde üzerinde üç adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

480’e 1’inci Ek sıra sayılı Torba Kanunun 25’inci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “(13.000)” ibaresinin “(30.000)” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

İdris Baluken                              Nazmi Gür               Demir Çelik

      Bingöl                                      Van                          Muş

   Erol Dora                               Adil Zozani

      Mardin                                   Hakkâri

BAŞKAN – Şimdi okutacağım iki önerge aynı mahiyettedir.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 480 sıra sayılı Sağlık Bakanlığı ve Bağlı Kuruluşların Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Üniversite Öğretim Elemanları ile Sağlık Hizmetleri ve Yardımcı Sağlık Hizmetleri Sınıfında Çalışan Personelin Tam Süre Çalışmasına ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, Organ ve Doku Alınması, Saklanması ve Nakli Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, Sağlık Hizmetleri Temel Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi; Devlet Memurları Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi; Tababet ve Şuabatı San'atlarının Tarzı İcrasına Dair Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifinin 25.Maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz. .

Ali Öz                      Hasan Hüseyin Türkoğlu             Reşat Doğru

Mersin                         Osmaniye             Tokat

Celal Adan                                Oktay Vural              D. Ali Torlak

    İstanbul                                     İzmir                      İstanbul

Madde 25- 1219 sayılı Kanunun Ek 14 üncü maddesine aşağıdaki fıkra eklenmiştir.

“Tıpta ve diş tabipliğinde yabancı uyruklu kontenjanında uzmanlık eğitimi yapmakta olanlara, ilgili kurumun döner sermayesinden, döner sermayesi bulunmayan kurumlarda kurum bütçesinden, vakıf üniversitelerinde ise kendi bütçelerinden (13.000) gösterge rakamının memur aylık katsayısı ile çarpımı sonucu bulunacak tutarda eğitim sonuna kadar her ay ödeme yapılır. Bu ödemeden damga vergisi dışında herhangi bir kesinti yapılmaz.”

Aynı mahiyetteki önergenin imza sahipleri:

    Aytuğ Atıcı                             Özgür Özel              Nurettin Demir

       Mersin                                   Manisa                      Muğla

Süleyman Çelebi                       Haydar Akar               Arif Bulut

     İstanbul                                  Kocaeli                     Antalya

BAŞKAN - Komisyon aynı mahiyetteki önergelere katılıyor mu?

SAĞLIK, AİLE, ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER KOMİSYONU SÖZCÜSÜ İSMAİL TAMER (Kayseri) - Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN - Hükûmet katılıyor mu?

SAĞLIK BAKANI MEHMET MÜEZZİNOĞLU (Edirne) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN - Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde söz isteyen Reşat Doğru, Tokat Milletvekili. (MHP sıralarından alkışlar)

REŞAT DOĞRU (Tokat) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

480 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 25’inci maddesi üzerinde vermiş olduğumuz önergeyle ilgili olarak söz almış bulunuyorum; yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Sözlerimin başında, ben de, İzmir Milletvekili Mustafa Balbay’a geçmiş olsun dileklerimi iletmek istiyorum. İnşallah, hayırlısıyla, yeni görevinde başarılar diliyorum, başarılı bir şekilde çalışacaktır. (MHP ve CHP sıralarından alkışlar)

İkincisi de, tabii, bugün 10 Aralık Dünya İnsan Hakları Günü. Sayın Başkandan bu yönlü olarak söz istemiş olmamıza rağmen İnsan Hakları Komisyonu üyelerine söz vermemiştir, sadece bir arkadaşımız konuştu. Burada bir insan hakkı vardır, Mustafa Balbay bu hakkı tahliyeyle almıştır. Ancak -Engin Alan kahraman bir insandır- Engin Alan’ın da aynı şekilde tahliye edilmesini ve aramıza katılmasını temenni ediyoruz.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; tabii, sağlık çalışanlarıyla ilgili bir kanun tasarısı görüşülüyor. Biraz önceki konuşmamda da ifade etmiş olduğum gibi, sağlık çalışanları bu kanun tasarısından çok şey bekliyorlar. Bu bekleyenlerden bir kısmı da, şu anda eğitim hastanelerinde çalışan eski tabiriyle şef, şef muavini -şimdi “eğitici” diyorlar onlara- arkadaşlarımız. O arkadaşlarımız, emekli oldukları zaman, kendilerinin muadilleri olan üniversite hastanelerindeki öğretim elemanlarının almış olduğu imkânları almıyorlar. Onlar 4.000 lira emekli maaşı alırsa bunlar 1.800-2.000 lira civarında emekli maaşı alıyorlar. Bu yönlü olarak da “Bu kanun içerisine bunun düzeltilmesi noktasında bir zerk yapılabilir mi?” şeklinde çok yoğun bir talepleri vardı ancak anladığımız kadarıyla bunu da kabul etmeyeceksiniz, edilmiyor diye görüyoruz. Bunlar doğru değildir çünkü sağlık çalışanları fedakâr insanlardır, gecesini gündüzüne katarak çalışan insanlardır. Hem bunların kendi özel, özlük haklarının hem de emeklilik haklarının verilmesi gerekir diye düşünüyoruz ancak şu an itibarıyla, bu yönlü olarak da maalesef beklentilerimizin hiçbirine cevap verilmemiştir.

Sağlık çalışanlarının üzerlerinde en fazla sıkıntı yaratan bir diğer konu da sağlık çalışanlarına uygulanan şiddettir. Bakınız, sağlık çalışanlarının şiddetle karşılaşmış olması, sağlıkla ilgili belki de günümüzdeki en önemli konuların başında gelmektedir. Gün geçmiyor ki bir sağlık çalışanına, işte, ebesine, hemşiresine, doktoruna bir şiddet uygulanmasın veya saldırılmış olmasın. Saygıdeğer milletvekilleri, bunları kabul etmiyoruz. Sağlık personeli fedakâr bir şekilde çalışırken onlara yapılan saldırılar doğru değildir. Geçmiş zamanlarda Meclisimizde bu yönlü olarak bir araştırma komisyonu kuruldu. Araştırma komisyonu yoğun bir şekilde, gecesini gündüzüne katarak çalışmıştır ve çalışması neticesinde de çok kalın bir rapor ortaya koymuştur ve o raporun en arka sayfalarında da, yaklaşık olarak 50 sayfalık bölümünde de “öneriler” şeklinde bazı önerileri sunmuştur. Ancak tabii, önerilerin hiçbirinin şu anda uygulanmış olduğunu görmüyoruz. Uygulanmasını bırakın, hatta o Meclis araştırma raporu Türkiye Büyük Millet Meclisinde görüşülmemiştir bile. Bu, doğru değildir. Bunları, aynı tabloyu diğerlerinde de görüyoruz. İşte, geçmiş zamanlarda madde bağımlılığıyla ilgili aynı şekilde araştırma komisyonları kurulmuştu, onda da çok ciddi çalışmalar yapılmış, çok ciddi öneriler sunulmuş ama onların hiçbirinin önerileri maalesef Meclisimize getirilmemiş ve uygulanmamıştı. Aynı tabloyu yine,  diğer, İnternet kullanımı bağımlılıklarıyla ilgili olarak… Onda da aynı şekilde yapılmıştı yani Mecliste araştırma komisyonlarını kuruyoruz, kurmuş olduğumuz araştırma komisyonları çalışmasını tamamlıyor ve çalışmalarının hepsini bir rafa koyuyoruz. Bu, doğru bir yaklaşım değildir, Adalet ve Kalkınma Partisi bu konuda çok yanlış yapıyor. Mademki bu komisyonlar kuruluyor, öyleyse bu komisyonların raporları mutlaka ama mutlaka değerlendirilmeli ve de o çıkartılan sonuçlar insanlarımıza sunulmalıdır.

Bakınız, bunlardan bir tanesi, alınan tedbirlerin istenmesi noktasında, sağlık çalışanlarına yapılan şiddetle ilgili olarak, “Sağlık çalışanlarına psikolojik ve fiziksel şiddet uygulanmasının önlenmesi için gereken her türlü hukuki ve idari tedbirler alınır.” deniliyor.

İkinci konu, “Şiddetle karşılaşan sağlık çalışanına hukuki, tıbbi ve sosyal destek sağlanır.” deniliyor.

“Sağlık kurumlarının risk değerlendirmesi yapılarak şiddet riskinin fazla olduğu alanlarda güvenlik önlemleri artırılır.” deniliyor.

Bakın, bunlar ne kadar doğru şeylerdir.

Mesela yine diğer bir öneri: “112 çalışanları için bütün yerlerde komuta kontrol merkezleri ve isteyen yerlerde de acil çıkış kapıları şifreli şekilde konulmalı ve de bu şekilde bir şiddetle karşılaşan sağlık personeli hemen şifreyi kullanarak başka bir yere geçmeli ve de korunmalıdır.”

Yani bu kadar güzel tedbirler varken bunların hiçbirini göz önüne almıyoruz ve de hekimlere saldırılıyor, hekimler ölüyor, sağlık personelinin itibarı ortadan kaldırılmaya çalışılıyor ve sonuçta da bütün her şey hekimin üzerine yıkılıyor ve sağlıktaki başarısızlığın hepsi hekimlere bırakılıyor.

Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde söz isteyen Arif Bulut, Antalya Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

ARİF BULUT (Antalya) – Teşekkür ederim. Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, görüşülmekte olan yasanın 25’inci maddesi üzerinde vermiş olduğumuz önerge hakkında söz almış bulunuyorum. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, kanun hükmünde kararnameler ve tam gün uygulamasını da içine alan torba yasalarla sağlıkta yaratılan değişimin, dönüşümün kamu yararı gözetmediği artık net bir şekilde ortaya çıkmıştır. Sağlık özelleştirilmiştir ancak hekimler ve diğer sağlık çalışanları baskı altında, dayatmalarla, otoriter bir yönetim anlayışıyla neredeyse tek tip bir üniforma giydirilerek kamu hastanelerine mahkûm edilmişlerdir. Bu torba yasanın içindeki tam gün uygulaması ile memleketteki sağlık sistemi içine bir köle düzeni yerleştirilmiştir. Bu uygulamanın çok ciddi yaralar almış olan sağlık sistemini yeniden iyileştirip ayağa kaldırması mümkün değildir. Burada teşhis yanlış konulmuştur. Doğal olarak, yanlış teşhise uygulanan tedavi de büsbütün yanlıştır. Sağlık çalışanlarının ve hekimlerin, idarecilerin, yöneticilerin özlük haklarında yapılacak insani bir düzenleme bile, çalışanların alın terinin karşılık bulması bile bu yapılanların tümünden daha fazla olumlu sonuç vermeye yeterlidir. Hem çalışan hekimler hem emeklileri hem de sağlık çalışanlarının bugünkü ücret politikaları ile hangi yasayı çıkartırsanız çıkartın düzelme şansı yoktur. Sorunlar giderek daha da derinleşecektir, daha da büyüyecektir. Tam gün uygulaması ile kamu hastanelerine zincirlediğimiz hekimden vatandaşa hiçbir şekilde fayda gelmeyecektir.

Dünyada bir hekime iki defa, üç defa ayrı ayrı mecburi hizmet yaptıran hiçbir ülke yoktur. Pratisyenken, uzmanken ve yan dal uzmanı olduktan sonra ayrı ayrı mecburi hizmet yükümlülüğü getirilmiştir. Hiçbir meslekte de birden fazla mecburi hizmet yoktur.

Tıp eğitimi, ihtisaslar, mecburi hizmetler ve askerlik beraber düşünüldüğünde yirmi bir-yirmi iki sene etmektedir. Bu kadar zor koşullardan geçtikten sonra bir hekime dayatmış olduğunuz bu tam gün uygulamasını reva görmek tam anlamıyla bir insafsızlıktır.

Mecburi hizmete karşıyız ama mecburi hizmet mutlaka uygulanacaksa bir defaya mahsus uygulanmalıdır. Ayrıca, ya askerlik mecburi hizmetten sayılmalı ya da mecburi hizmet askerlik süresi kadar kısaltılmalıdır.

Bu yasa taslağı içindeki mecburi hizmetten muaf tutulan grupların böyle bir kıyağı neden ve nasıl hak ettikleri anlaşılamamıştır. Kendi ülkemizde paralı eğitim veren tıp fakülteleri vardır. Çocuklarımız bu fakültelerde doktor olabilmek için yaklaşık 600 bin Türk lirası para harcamaktadırlar ve hiçbir devlet desteği almamalarına rağmen yine de mecburi hizmetlerini yapmaktadırlar.

Değerli arkadaşlar, bu yasa taslağının ne manaya geldiğini artık hepimiz çok iyi biliyoruz. Bu koşullar altında bir hekimin aile kurması bile bir mucizedir. Hekimler bu koşullar altında, en az yirmi-yirmi beş sene çalıştıktan sonra emekli olmak istemektedirler ancak emekli olamamaktadırlar. Çünkü, aldıkları emekli maaşı 1.500 Türk lirasıdır ve emekliler bu parayla geçinememektedirler.

2012 yılında, emekli doktorların emekli maaşlarının düzeltilmesi için bir kanun teklifi verdim, hükûmet eden arkadaşlarımız bu torba yasanın içine koyma gereğini bile duymadılar. Komisyonda emekli doktorların sorunları ve özlük hakları ile ilgili tek bir kelime konuşulmadı. Komisyonda da, gördüğüm kadarıyla Genel Kurulda da hem emekli doktorların sıkıntıları hem de diğer sağlık sorunları Tam Gün Yasası’nın ağırlığı altında eriyip gitti. Emekli doktorlar gerçekten de ciddi sıkıntı içindedirler. Emekli bir askerî hekim 3.500 Türk lirası alırken, emekli bir sivil hekim bundan 2 bin Türk lirası daha az maaş almaktadır. Eğer emeklinin yaşı 65’in altında ise kadro kısıtlaması nedeniyle istedikleri özel hastanede çalışamamaktadırlar. Bunların mutlaka düzeltilmesi gerekmektedir. Emekli hekimlere bu zulmü yapmaya kimsenin hakkı yoktur.

“Kimsesizlerin kimsesiyim.” diye böbürlenen Sayın Başbakan, kendi özel hayatında yaşamış olduğu olumsuz uygulamaların sonucunda, Türkiye Cumhuriyeti’nin tüm hekimlerine karşı intikam duyguları içinde yaklaşmış ve on bir yıllık iktidarı döneminde de gerçekten intikam almıştır. Sayın Başbakan artık bu kartvizit sendromundan kendini kurtarmalı, sağlık çalışanlarına gerekli değeri verdiğini göstermelidir. Hukuk devletinde her suçun bir cezası, bir karşılığı vardır, suçu kim işlerse yaptırımı da ona olmalıdır.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

480’e 1’inci Ek sıra sayılı Torba Kanunun 25’inci maddesinin ikinci fıkrasında yer alan “(13.000)” ibaresinin “(30.000)” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                                          İdris Baluken (Bingöl) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SAĞLIK, AİLE, ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER KOMİSYONU SÖZCÜSÜ İSMAİL TAMER (Kayseri) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

SAĞLIK BAKANI MEHMET MÜEZZİNOĞLU (Edirne) – Katılamıyoruz.

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Gerekçe…

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Yabancı uyruklu kontenjanında uzmanlık eğitimi yapmakta olan asistan doktorlar diğer asistanlarla aynı koşullarda aynı işi yapmalarına rağmen bu güne kadar ücretsiz çalıştırılmaktaydılar. Bu madde olumlu olmakla birlikte (13.000) gösterge oldukça yetersizdir. Diğer asistanlarla aynı işi aynı koşullarda yapmaları nedeniyle bu değişikliğimiz ile yabancı uyruklu asistanların alacakları ücretin daha makul bir rakama çıkartılması amaçlanmaktadır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

26’ncı madde üzerinde bir adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 480'e 1'inci Ek sıra sayılı Sağlık Bakanlığı ve Bağlı Kuruluşlarının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı ve 16 Milletvekilinin; Üniversite Öğretim Elemanları ile Sağlık Hizmetleri ve Yardımcı Sağlık Hizmetleri Sınıfında Çalışan Personelin Tam Süre Çalışmasına ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal'ın; Organ ve Doku Alınması, Saklanması ve Nakli Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, İstanbul Milletvekilleri Mahmut Tanal ve Mustafa Sezgin Tanrıkulu'nun; Sağlık Hizmetleri Temel Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, Tokat Milletvekili Orhan Düzgün'ün; Devlet Memurları Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi, İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal'ın; Tababet ve Şuabatı San'atlarının Tarzı İcrasına Dair Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu Raporu (1/791, 2/159, 2/401, 2/592, 2/769, 2/1049)’nun 26. Maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini teklif ederiz.

      Aytuğ Atıcı                                        Özgür Özel                                    Nurettin Demir

         Mersin                                              Manisa                                               Muğla

Süleyman Çelebi                      Selahattin Karaahmetoğlu                             Arif Bulut

        İstanbul                                            Giresun                                             Antalya

MADDE 26 - 1219 sayılı Kanunun 48 inci, 49 uncu, 53 üncü, 58 inci, 59 uncu, 60 ıncı, 61 inci, 62 nci, ek 4 üncü, ek 5 inci, ek 6 ncı, ek 8 inci ve ek 11 inci maddeleri Yasanın yayımı tarihinden itibaren yürürlükten kaldırılmıştır.

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SAĞLIK, AİLE, ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER KOMİSYONU SÖZCÜSÜ İSMAİL TAMER (Kayseri) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

SAĞLIK BAKANI MEHMET MÜEZZİNOĞLU (Edirne) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Arif Bulut, Antalya Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

ARİF BULUT (Antalya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, görüşülmekte olan yasanın 26’ncı maddesinde vermiş olduğumuz önerge üzerinde söz almış bulunuyorum. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, burada, güya üniversitede çalışan hekimlere bir avantaj sağlandığı, eğitim hastaneleri ve diğer kamu hastanelerinde çalışan hekimlere bu avantajın sağlanmadığı görülmektedir. Bu, tam anlamıyla bir aldatmacadır, bir takiyedir ancak bu hâliyle bile hekimler arasındaki eşitlik ilkesine aykırıdır, bu ilkeyi bozmaktadır. Yasanın ruhuna bakıldığında doktorların serbest çalışma özgürlüğünün tamamen yok edildiği görülmektedir. Tüm bunlara rağmen, muayenehane açarak serbest çalışan hekimlere, SGK’yla anlaşma yapan tüm özel hastanelerde tedavi yapmak, ameliyat yapmak yasaklanmıştır. Böylece doktorlar mağdur edilerek özel sağlık kartellerine ucuz iş gücü sağlanmaktadır. Buna “muayenehane hariç her şey serbesttir yasası” demek daha doğru olacaktır. Bu uygulamayla doktorlara denmektedir ki: “Muayenehane açabilirsin ancak mesleğinin gereğini yerine getiremezsin, mesleğini icra edemezsin.” Şu anda doktorlara poliklinik açma, hastane açma izni verilmemekte, SGK anlaşması yapmak istemese bile, tamamen özel sektöre yönelik çalışsa bile özel sağlık işletmesi açtırılmamaktadır. Dolayısıyla, doktora muayenehane açma izni verilmemektedir ama “Özel sektör hastanelerinde çalışabilirsin ancak bizim izin verdiğimiz ölçüde.” denmektedir.

Tam Gün Yasası, dayatmacı değil, katılımcı olmalıdır, seçme hakkı vermelidir; özlük hakları yönünden adaletli ve tatminkâr olmalı, hekimlik mesleğinin önemini göz ardı etmemeli, meslek onuruyla bağdaşabilmelidir; sistem içinde çalışacak olana da, özel çalışacak olana da saygıyla bakmalıdır, saygıyla yaklaşmalıdır. Özel çalışmak isteyeni yok etmek hedefleneceğine, sistemin bunlardan nasıl faydalanacağının yolları aranmalıdır. Ruhsatsız sağlık hizmetleri sunmak ya da “ruhsatsız hekimlik” adı altında serbest çalışan hekimleri cezalandırmak için suç yaratılacağına, genel hukuk kuralları çerçevesinde bir hukuk devleti duyarlılığı gösterilerek onların da hakları korunmalı ve SGK anlaşmalı özel hastanelerde hastalarını tedavi etme hakkı teslim edilmelidir. Böyle olmasında kamu yararı vardır. Hekimlik mesleğinin icrasına yönelik sınırlandırmalar sağlık hizmetinde hiçbir zaman olumlu sonuç vermez.

Değerli arkadaşlar, doktorların bağımsız çalışma hakları bu yasayla yok edilmiştir. Doktorların emekleri ve alın terleri sömürülmekte, amele hâline getirilmektedirler. Bu yasa tasarısı bu hâliyle yasalaşmamalıdır. Bu yasa taslağında yer alan maddelerin çoğu, mecburi hizmetten serbest çalışma haklarının yok edilmesine kadar olan bütün bölümler geri çekilmelidir. Bunların yasalaşması birçok sorunu beraberinde getirecektir, bu sorunları düzeltmek için yeniden yasa tasarısı hazırlanacaktır ama sorun giderek derinleşecek, vatandaş gerçek bir mağduriyet yaşayacaktır. Görevimiz sorun yaratmak değil, sorun çözmektir. Şimdiye kadar çıkarılmaya çalışılan her tam gün yasası eskisinden daha büyük sorunlarla ortaya çıkmıştır. Üniversite hastanelerinde çalışan hekimlerle diğer kamu hastanelerinde çalışan hekimler arasındaki farklı uygulamalar ortadan kaldırılmalıdır. Evrensel hukuk kurallarına uygun, anayasal hakları koruyan, meslek onurunu ve saygınlığını zedelemeyen, adil ve hakkaniyetli, hasta hakları ile çalışanların haklarını aynı ölçüde koruyan, hekimlerin çalışma özgürlüğünü kısıtlamayan, insan haklarına uygun bir yasa yapılmalıdır.

Üniversiteler, eğitim hastaneleri ve büyükşehir hastaneleri çok büyük bütçelerle yönetilmektedir. Bu tür kurumları yönetmek oldukça zordur ve hem mesleki bilgi hem de profesyonellik gerektirmektedir. Bu yöneticilerin sırtında oldukça büyük yük oluşmakta ve ciddi sorumluluk almaktadırlar. Ancak, bu sorumluluğun ekonomik bir karşılığı yoktur. Bu kişilere yönettikleri bütçeler göz önüne alınarak ayrıcalık tanınmalı ve bu doğrultuda ücretleri artırılmalıdır.

Son beş, altı yıl içinde sağlık giderleri yüzde 100 artmıştır. Ancak, doktor ve sağlık çalışanlarının maaşları bunun tam tersine azalmıştır. Bu tasarı yasalaştıktan sonra eğer nitelikli sağlık hizmeti almak istiyorsanız mutlaka ek ücret ödeme durumunda kalacaksınız. Üniversitelerdeki profesör ve doçent arkadaşlarımızın bu yasayla almış olduğu ayrıcalığın karşılığı yine vatandaşın cebinden zorla alınacak paradır. Bu uygulamalar, sosyal ve demokratik bir devletin uygulamaları olamaz. Her doktor, tek bir işte çalışarak yani tek mesai yaparak insanca yaşama şansına sahip olmalıdır, bunu sağlamak Hükûmetin görevidir.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

27’nci madde üzerinde üç adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

480'e 1'inci Ek sıra sayılı Torba Kanunun 27. Maddesinin ikinci fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

"Eğitime başladıkları tarihte çalıştıkları aile hekimliği birimini en az iki yıl değiştirmemek şartıyla ve de gönüllü olarak bu süreyi üç yıla tamamlamak isteyenler bu maddeye göre uzmanlık eğitimini başarıyla tamamlayanlar, 7/5/1987 tarihli ve 3359 sayılı Sağlık Hizmetleri Temel Kanununun ek 3 üncü maddesi uyarınca yapmakla yükümlü oldukları Devlet hizmetini ifa etmiş sayılırlar"

    İdris Baluken                                      Nazmi Gür                                       Demir Çelik

         Bingöl                                                 Van                                                   Muş

       Erol Dora                                        Adil Zozani

         Mardin                                             Hakkâri

BAŞKAN – Diğer iki önerge aynı mahiyettedir, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 480 sıra sayılı Sağlık Bakanlığı ve Bağlı Kuruluşların Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Üniversite Öğretim Elemanları ile Sağlık Hizmetleri ve Yardımcı Sağlık Hizmetleri Sınıfında Çalışan Personelin Tam Süre Çalışmasına ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, Organ ve Doku Alınması, Saklanması ve Nakli Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, Sağlık Hizmetleri Temel Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi,; Devlet Memurları Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi,; Tababet ve Şuabatı San'atlarının Tarzı İcrasına Dair Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifinin 27. Maddesinin Tasarıdan kaldırılmasını ve maddelerin yeniden sıralanmasını arz ve teklif ederiz.

         Ali Öz                                 Hasan Hüseyin Türkoğlu                            Reşat Doğru

         Mersin                                           Osmaniye                                             Tokat

     Celal Adan                                       Oktay Vural                                      D. Ali Torlak

        İstanbul                                              İzmir                                               İstanbul

Aynı mahiyetteki önergenin imza sahipleri:

      Aytuğ Atıcı                                        Özgür Özel                                    Nurettin Demir

         Mersin                                              Manisa                                               Muğla

Süleyman Çelebi                      Selahattin Karaahmetoğlu                    Mehmet Ali Ediboğlu

        İstanbul                                            Giresun                                              Hatay

BAŞKAN – Komisyon aynı mahiyetteki önergelere katılıyor mu?

SAĞLIK, AİLE, ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER KOMİSYONU SÖZCÜSÜ İSMAİL TAMER (Kayseri) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

SAĞLIK BAKANI MEHMET MÜEZZİNOĞLU (Edirne) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde söz isteyen Mehmet Ali Ediboğlu, Hatay Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

MEHMET ALİ EDİBOĞLU (Hatay) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 27’nci maddeyle ilgili vermiş olduğumuz önerge üzerinde söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Cumhuriyetin ilan edilmesinin ilk yıllarından itibaren ülkemizdeki bugünkü sağlık teşkilatlandırmasının ve sağlık hizmetlerinin temeli atılmıştır. Cumhuriyetin ilanı sonrası çok sayıda bulaşıcı hastalık ile mücadele edilmiş ve bu hastalıklarla mücadeleyle ilgili kuruluşlar kurulmuştur.

1961 yılında çıkarılan 224 sayılı Kanun ile sağlık ocakları kurulmuş ve sağlık ile ilgili tüm verilerin hızla düzeldiği bir döneme girilmiştir. Bu yasa, önce kırsalda başlayan sağlık hizmetlerini sosyalleştirme, dönemin oldukça ilerisine ve hâlen dünyanın pek çok ülkesine örnek oluşturan bir yaklaşım olmuştur. Önüne konulan türlü siyasi engellemelere ve ayak sürümelerine karşın ülke halkı sosyalizasyona da sahip çıkmıştır. Sağlık ocakları kamu yatırımlarının tümüyle dışında tutulmuş olmasına rağmen kentsel bölgede de halkın sağlık hizmetine en kolay eriştiği mekânlar da olmuştur.

Değerli milletvekilleri, 12 Eylül 1980 askerî darbesiyle uygulamaya konulan 24 Ocak kararları ile tüm alanlarda olduğu gibi sağlık alanında da hızlı bir özelleştirme dönemine girilmiştir. Sağlık hizmetlerinde taşeronlaşmaya gidilmiş, döner sermaye ile ilgili çalışma barışı bozulmuş, sağlık hak olmaktan çıkarılarak alınır satılır bir metaya dönüştürülmüştür.

Avrupa Birliği ve Dünya Bankasının direktifleri doğrultusunda Sağlıkta Dönüşüm Programı uygulamaya sokulmuş, sağlık ocakları aile sağlığı merkezlerine, devlet hastaneleri de kamu hastane birliklerine çevrilerek birer işletme hâline dönüştürülmüşlerdir. “Muayenehaneleri kapatacağız.” diye yola çıkan zihniyet, 20 bin aile hekimine muayenehane açtırarak bu konuda ne kadar ikiyüzlü politika uyguladığını da gözler önüne sermiştir.

Ülkemizde, Eylül 2005 tarihinde aile hekimliği pilot uygulamasına Düzce ilimizde geçilmiş, bunu diğer iller takip etmiş, Aralık 2010 tarihinde de 81 ilimizde birinci basamakta aile hekimliği modeli uygulanmaya başlanmıştır.

Değerli milletvekilleri, evrensel tanımında “Aile hekimliği, bireylere yaş, cinsiyet ve hastalık ayrımı yapmadan sağlık hizmeti vermek, ailelere yaşadıkları toplumla birlikte birincil ve sürekli bir sağlık bakımı sunmak, fiziksel, psikolojik ve sosyal problemleri yönlendirmek, diğer uzmanlık dallarına ihtiyaç olduğunda da kapsamlı sağlık bakımı verilmesini koordine etmektir.” denilmektedir.

Çağdaş sağlık hizmetleri yaklaşımı, sağlık hizmetlerinde farklı eğitimlere sahip farklı meslek gruplarının bir arada çalışmasını önermektedir. Bu yaklaşıma göre hekim, hemşire, ebe, sağlık memuru, çevre sağlığı teknisyeni, tıbbi sekreter gibi farklı meslek grupları bir araya gelerek ortak bir amaç doğrultusunda sağlık hizmeti sunmaktalar.

Aile hekimliği modeli, sosyalleştirilmiş sağlık hizmetlerinin temel unsurlarından biri olan “ekip” kavramına yeni bir yaklaşım da getirmiştir. Yeni model, aile hekimi ve aile sağlığı elemanından oluşan yeni bir ekip tanımlamaktadır. Daha önceleri 6 sağlık çalışanının yaptığı görevi, şimdi 2 sağlık çalışanı yapmaktadır. Aile hekimliği pilot uygulamasından beklenen temel yarar, önerilen modelin ülke geneline yaygınlaştırılması öncesinde belirli bir bölgede denenerek değerlendirilmesi ve elde edilecek çıktılar doğrultusunda gerekli iyileştirmelerin yapılmasıdır. Sağlık Bakanlığı, birinci basamak sağlık hizmetlerinde ve sağlık göstergelerinde ne tür değişiklikler yarattığını açıklama gereği dahi duymadan aile hekimliği uygulamasını tüm ülkeye yaygınlaştırmıştır. Sağlığı koruyucu ve geliştirici hizmetleriyle sağaltım ve esenlendirme hizmetlerinin planlı ve entegre bir biçimde sunulması çağdaş sağlık hizmetleri anlayışının temel ve vazgeçilmez bir öğesidir. Bu hizmetlerden herhangi birinin fırsat bulundukça verilmesi toplum sağlığını tehdit edici özelliğe sahiptir. Aile sağlığı çalışanları, aile hekimliği çalışanlarıyla birlikte sağlık eğitimi risk gruplarının periyodik izlenimleri, kanser tarama, aile planlaması ve bağışıklama gibi koruyucu hizmetlerin yanında, poliklinik, kayıt, enjeksiyon, pansuman, sütür atma gibi tıbbi uygulamalar yapmakta, ayrıca kira, elektrik, yakıt, telefon, İnternet, tıbbi malzeme alımı, personel çalıştırma ve sigortasını ödeme gibi işlerle de ilgilenmektedir. Bunun yanında, aile hekimleri, görev tanımı dışında olmasına rağmen otopsi nöbetlerine, adli nöbetlere, defin nöbetlerine zorunlu olarak da gitmektedirler.

Değerli milletvekilleri, aile hekimliği başladığı günden bugüne planlama ve organizasyonda hata üstüne hata yapmayı marifet olarak gören Sağlık Bakanlığı, aile hekimleri ve aile sağlığı elemanlarının hastanelerde keyfiyete açık tüm zaruri hâllerde nöbet yazmaktadır. Aile hekimleri, zorunlu meslek sigortalarının tamamını kendi ceplerinden ödeyerek karşılamakta ve bu sigorta yalnızca çalıştıkları aile sağlık merkezlerinde geçerli olmaktadır. Bu çalışanların karşılaşabilecekleri herhangi bir kazanın sorumlusu kim olacaktır?

Değerli milletvekilleri, aile hekimliği çalışanları güvenlik ve gelecek kaygısı yaşamadan görevlerini icra etmek istemektedir. Aile hekimliği çalışanları sözleşmeli statüden çıkarılarak iş güvencesine kavuşturulmalıdır. Sağlık çalışanlarına uygulanan şiddetin önüne geçilmelidir.

Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Aynı mahiyetteki önerge üzerinde söz isteyen Ali Öz, Mersin Milletvekili. (MHP sıralarından alkışlar)

ALİ ÖZ (Mersin) – Teşekkür ediyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 480 sıra sayılı Tasarı’nın 27’nci maddesi üzerine verdiğimiz önergeyle alakalı Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi saygılarımla selamlıyorum.

Tabii ki şimdi her şeyi iyice karıştırmaya başladık. Yani, aile hekimliği modelinin Türkiye’ye gelmesi bir avantaj. Aile hekimliği modeli dünyanın çoğu yerinde uygulanan ama tabii ki altyapısı, eğitimi, kimin aile hekimi yapılacağı önceden belirlenmiş… O şekilde uygulandığı zaman elbette ki memleketin sağlık politikası yönünde doğru bir yaklaşım olduğunu herkesin kabul etmesi gerekiyor. Fakat biz ne yaptık? Biz öncelikle işe şuradan başladık: İlk düğmeyi yanlış ilikledik. Önce, Türkiye Cumhuriyeti devletinde aile hekimliği uzmanlığını tanımladık, tıp fakültesi mezunlarını Tıpta Uzmanlık Sınavı’na yabancı dil ağırlıklı olarak girdikten sonra, üç yıllık bir yerinde eğitimle aile hekimi uzmanı yetiştirdik ama bir de baktık ki günün birinde, yetiştirdiğimiz uzman sayısı yetersiz. O zaman dedik ki bu toplum sağlığı merkezlerinde pratisyen hekimlerin hepsini, acillerde veya sağlık ocaklarında çalışan hekimleri alalım, bunların adını aile hekimi koyalım; hayırlı, uğurlu olsun, nur topu gibi yeni aile hekimlerimiz oldu.

Değerli arkadaşlarım, eğer bu şekilde bir uygulamaya geçeceksek aile hekimi uzmanlığını en azından özendirici bir şekilde, ana branşta, mutlak suretle yerinde, örgün eğitimle bütünleştirmemiz lazım. Yani bakın, memlekette yaşayan 76 milyon insanın sağlığından sorumlu olan, özellikle, tedavi edici kısımların değil, önleyici hizmetler veya hastalıkların önceden tanınması, ortaya çıkmasının engellenmesi noktasında, özellikle iktidarın da son on bir yıldır övündüğü, anne ölüm hızları, bebek ölüm hızlarındaki azalma, aşılama programlarındaki başarı ve yoğunlaşma aile hekimi olarak tanımlamış olduğunuz arkadaşların göstermiş olduğu performansla ilgili.

Şimdi ne yapıyoruz? Şimdi de yasayla yeniden, aile hekimlerine hem bir “mecburi hizmet muafiyeti” diye bir şey tutturduk, “Yurt dışında eğitim yapmışsan, eğitimini orada tamamlamışsan, ülkenin hekim ihtiyacı var, seni mecburi hizmetten muaf tutuyoruz.” diyorsunuz. Öbür taraftan, atandığı ilk yerde aile hekimliği uzmanlığını uzaktan eğitimle tamamlamış olanı mecburi hizmetten men tutuyorsunuz. Yani bu şekilde, her alanda farklı farklı uygulamalarla, hekimler arasında gurur kırıcı olan, incitici olan ayrılıkçı bu anlayıştan vazgeçmenizi özellikle sizden rica ediyoruz. Bunlar doğru yaklaşımlar değil.

Türkiye'nin aile hekimliği modeli doğru uygulanması gereken bir model ama şu anda kendi kendinize sormanız lazım. “Bizim aile hekimliği uygulaması için şimdiki yaptığımız mı doğru?”, “Daha önce aile hekimi uzmanlığını bir sınavla alıp, belli süre yerinde eğiterek aile hekimi uzmanı yapıp bunlardan istifade etmemiz mi doğru?” veya da “Pratisyen hekimlere bir anda, ‘Aile hekimi oldunuz, hayırlı olsun.’ demek mi?” doğruyu tekrardan tartışmak lazım.

Burada, eskiden uygulanan sağlık ocaklarındaki hizmetleri, hekimlerin sadece adlarını değiştirerek, kendilerine birtakım sorumluluklar yükleyerek, “Sizi ekonomik olarak da çok rahata erdireceğiz, nöbet tutturmayacağız.” diye gerekçelerle aile hekimliği statüsüne sokarak bugün de tam o gün yaptıklarınızın tersine bir uygulamayla onların karşısına çıkmak doğru yaklaşım değil.

Dünyanın hiçbir yerinde aile hekimliği modeli Türkiye’de uygulandığı şekliyle uygulanmıyor. Bakın, şimdi, ileriki maddelerde tartışacağız, aile hekimlerine dünyada, hiçbir Batı ülkesinde olmayan şekilde nöbet uygulaması getiriyorsunuz. Bunun da kabul edilebilir hiçbir tarafı yoktur. Aile hekimi uzmanı hangi alanda hangi görevi yapacak, yetkisi, sorumluluğu; birlikte çalıştığı elemanlarının ne kadarının ne derecede sorumluluğu olacak, bunları bilmesi kâfidir. Aile hekimlerinin kendileriyle beraber, özellikle sözleşmeli olarak yanlarında çalıştırmış oldukları yardımcı sağlık personellerinin de günün birinde kapının ağzına konulmayacağının garantisi yoktur. Orada çalışan sözleşmeli statüdeki insanların da mutlak surette devlet güvencesi altına alınması gerekiyor diyor, bu düşüncelerle yüce Meclisi saygılarımla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum…

III.- Y O K L A M A

 

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

MUHARREM İNCE (Yalova) – Yoklama istiyoruz.

BAŞKAN – Yoklama talebi var, yerine getireceğim.

Sayın İnce, Sayın Atıcı, Sayın Karaahmetoğlu, Sayın Şeker, Sayın Dibek, Sayın Ediboğlu, Sayın Acar, Sayın Öz, Sayın Dinçer, Sayın Küçük, Sayın Kesimoğlu, Sayın Bulut, Sayın Demirçalı, Sayın Düzgün, Sayın Oyan, Sayın Gümüş, Sayın Aydın, Sayın Demiröz, Sayın Güven ve Sayın Öğüt.

İki dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, toplantı yeter sayısı vardır.

XI.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

3.- Sağlık Bakanlığı ve Bağlı Kuruluşlarının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı ve 16 Milletvekilinin; Üniversite Öğretim Elemanları ile Sağlık Hizmetleri ve Yardımcı Sağlık Hizmetleri Sınıfında Çalışan Personelin Tam Süre Çalışmasına ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın; Organ ve Doku Alınması, Saklanması ve Nakli Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, İstanbul Milletvekilleri Mahmut Tanal ve Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun; Sağlık Hizmetleri Temel Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, Tokat Milletvekili Orhan Düzgün’ün; Devlet Memurları Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi, İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın; Tababet ve Şuabatı San’atlarının Tarzı İcrasına Dair Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu Raporu (1/791, 2/159, 2/401, 2/592, 2/769, 2/1049) (S. Sayısı: 480 ve 480’e 1’inci Ek) (Devam)

 

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

480'e 1'inci Ek sıra sayılı Torba Kanunun 27. Maddesinin ikinci fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

"Eğitime başladıkları tarihte çalıştıkları aile hekimliği birimini en az iki yıL değiştirmemek şartıyla ve de gönüllü olarak bu süreyi üç yıla tamamlamak isteyenler, bu maddeye göre uzmanlık eğitimini başarıyla tamamlayanlar, 7/5/1987 tarihli ve 3359 sayılı Sağlık Hizmetleri Temel Kanununun ek 3 üncü maddesi uyarınca yapmakla yükümlü oldukları Devlet hizmetini ifa etmiş sayılırlar"

İdris Baluken (Bingöl) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SAĞLIK, AİLE, ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER KOMİSYONU BAŞKANI NECDET ÜNÜVAR (Adana) - Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

SAĞLIK BAKANI MEHMET MÜEZZİNOĞLU (Edirne) – Katılamıyoruz.

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Gerekçeyi okutun.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Düzenleme ile aile hekimliği birimindeki uzmanlık eğitiminin aynı zamanda en az üç yıl gibi bir sürede zorunlu çalışma ile yükümlü olunan devlet hizmetinin ifa edilebileceğinden söz edilmektedir. Zorunlu devlet hizmetinin başarılı olunan uzmanlık eğitimiyle birlikte üç yıl gibi zorunlu çalışma süresine bağlanma koşulu Anayasanın eşitlik ilkesine aykırı bir durumdur. Mevcut sistemde hekimlerin zorunlu devlet hizmeti zaten ortalama bir veya iki yıl arasında değişmektedir. Dolayısıyla zorunlu olarak belirtilen üç yıllık sürenin iki yıla eşitlenmesi ve gönüllü olarak üç yıla tamamlanabilmesi koşulu daha eşit bir yaklaşım olabilir.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

28’inci madde üzerinde bir adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 480'e 1'inci Ek sıra sayılı Sağlık Bakanlığı ve Bağlı Kuruluşlarının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı ve 16 Milletvekilinin; Üniversite Öğretim Elemanları ile Sağlık Hizmetleri ve Yardımcı Sağlık Hizmetleri Sınıfında Çalışan Personelin Tam Süre Çalışmasına ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal'ın; Organ ve Doku Alınması, Saklanması ve Nakli Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, İstanbul Milletvekilleri Mahmut Tanal ve Mustafa Sezgin Tanrıkulu'nun; Sağlık Hizmetleri Temel Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, Tokat Milletvekili Orhan Düzgün'ün; Devlet Memurları Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi, İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal'ın; Tababet ve Şuabatı San'atlarının Tarzı İcrasına Dair Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu Raporu (1/791, 2/159, 2/401, 2/592, 2/769, 2/1049)’nun 28 inci maddesinin Tasarı metninden çıkarılmasını teklif ederiz.

      Aytuğ Atıcı                                        Özgür Özel                                    Nurettin Demir

         Mersin                                              Manisa                                               Muğla

Süleyman Çelebi                      Selahattin Karaahmetoğlu                             Arif Bulut

        İstanbul                                            Giresun                                             Antalya

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SAĞLIK, AİLE, ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER KOMİSYONU BAŞKANI NECDET ÜNÜVAR (Adana) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

SAĞLIK BAKANI MEHMET MÜEZZİNOĞLU (Edirne) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Arif Bulut, Antalya Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

ARİF BULUT (Antalya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, görüşülmekte olan yasanın 28’inci maddesinde vermiş olduğumuz önerge üzerine söz almış bulunmaktayım. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

“Sağlıkta dönüşüm” adı altında sağlık piyasalaştırıldı, devlet kontrolünde özel sağlık kartelleri oluşturuldu. Sonra, bu kartellere uluslararası sermaye sahipleri ortak oldu. Organ ve doku transplantasyonları, yoğun bakım hizmetleri ve buna benzer çok ödeme yapılan hizmetler bu uluslararası ortaklı sağlık kartellerine peşkeş çekildi. Kamu hastaneleri yavaş yavaş bu alanlardan çekilmeye başladı. Üniversite hastanelerinde bu hizmetleri yapan kadrolar bu karteller tarafından transfer edildi. Bunların hepsi AKP tarafından planlandı, yapıldı ve hâlen yapılmaya devam ediliyor.

Anayasal bir hak olan sağlıklı olma hakkı ötelenemez bir hizmet olmaktan çıkarılarak serbest piyasa koşullarına terk edildi. Çok iyi yetişmiş, kendi alanında en iyiler mertebesine ulaşmış hekimler kamu hastanelerini terk ettiler. Bu anlamsız ve içi boş Tam Gün Yasası nedeniyle tüm bunlar oldu ve olmaya devam ediyor. Şimdi, bu kadrolar zor tedavileri, zor ameliyatları, özellikli invaziv işlemleri, organ ve doku nakillerini, ciddi yoğun bakım hizmetlerini çok özel kartel hastanelerinde vermektedirler. Organ ve doku naklinde dünyada ön sıralarda olan üniversite hastaneleri sıralarını bu kartel hastanelerine kaptırdılar. Başbakan ameliyatını yaptırmak için bunlardan birisini kamu hastanesine, daha önce afiliye edilmiş, Sağlık Bakanlığının el koymuş olduğu bir hastaneye çağırdı. Sağlık Bakanı, bir başkasını bir başka hastaneye çağırdı ve ameliyatları yapıldı ama bu ülkenin normal vatandaşları bunu yapamazlar, yapacak gücü olana da yaptırmazlar.

Neden bunları çağırıyorlar değerli arkadaşlar? Nedeni şu: Kamu hastanelerinde artık böyle kişiler çalışmıyor. Tam gün dayatması var. Çalışanlar tehdit altında, korku içinde, darbediliyorlar, öldürülüyorlar. Çünkü bu AKP Hükûmetinin en tepesindekiler doktorları vatandaşa hedef olarak gösterdiler, doktorlara intikam duyguları içinde yaklaştılar. Çünkü Dünya Bankasının önlerine koyduğu Sağlıkta Dönüşüm Programı’nı uygulayabilmek için engel gördükleri en önemli halka doktorlardı. Doktorları sindirmenin yolu itibarsızlaştırmaktan geçiyordu, sistematik olarak buna yöneldiler ve bunu başardılar. On bir yılda adım adım bir meslek grubunun tüm hakları nasıl elinden alınır, serbest çalışma özgürlükleri nasıl yok edilir, doktorların ortaya koyduğu özel girişimleri nasıl engellenir bunu gösterdiler ve doktorların sistemdeki en değersiz halka olmasını sağladılar, doktorlar âdeta amele oldular. Doktorların çalışanı da, emeklisi de nasıl yokluk ve yoksulluk içinde yaşanır bunu öğrendiler. Tam gün dayatması esas olarak bu uygulamadaki son halkadır. Can çekişmekte olan, çene atan sağlık sistemine vurulan son darbedir, bundan sonrası ölümdür.

Değerli arkadaşlar, sizler de bu uygulamadan her biriniz mutlaka nasibinizi alacaksınız ya da en yakınınızdakiler nasibini alacaktır. Hiçbirimiz ölümsüz değiliz. Bir gün ambulansa ya da sedyeye bindiğinizde veya hasta yatağına sizi koyduklarında sağlıklı olma hakkının ne demek olduğunu anlayacaksınız, neyle oynadığınızı, neleri bozduğunuzu anlayacaksınız ama çok geç kalmış olacaksınız.

Geldiğiniz noktaya bir bakalım: Her poliklinikte doktor var ama hastayı tedavi edecek doktor yok. Doktor performans için orada bulunuyor. Doktorların kendi sağlığı yerinde olmadığı için  hasta güvende değil. Hizmet kalitesi düşmüş ama SGK’nın ödediği fatura giderek katlanıyor. Ayrıca, vatandaşın ödediği fatura da giderek katlanıyor, katılım fiyatları artıyor. Bıçak parası yok edilmedi, yasallaştı, giderek artıyor. İlaçta yokluklar dönemi başladı, özellikle önemli ilaçlar bulunmuyor. Daha yapılmadan özelleştirilmiş şehir hastaneleri geliyor. Bırakınız doktor seçme hakkını, doktora ulaşmak bile giderek zorlaşıyor. Katılım paylarının artırılması ya da “tamamlayıcı sigorta ücreti” adı altında yeni ücret tarifeleri geliyor. Kamu yararı olmayan sağlık serbest bölgeleri oluşturma çabaları devam ediyor. Kırsal kesimde sağlık ocaklarının ortadan kalkmasıyla oluşan sorunlar giderek derinleşiyor. Asistan sorunları giderek artıyor. Aile hekimlerinin sorunları giderek artıyor. Hastaların en mahrem bilgilerinin bilmemesi gereken kişi ve kurumlara servis edilmesinin önü açıldı. Hekime ve sağlık çalışanlarına şiddet konusunda hassas olduğunu beyan edenler yine şiddet oluşması için uygun ortamı yaratmaktadırlar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ARİF BULUT (Devamla) - Sürekli yasa yapıyoruz ama hiçbir sorunu çözemiyoruz.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

29’uncu madde üzerinde iki adet aynı mahiyette önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 480 sıra sayılı Sağlık Bakanlığı ve Bağlı Kuruluşların Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Üniversite Öğretim Elemanları ile Sağlık Hizmetleri ve Yardımcı Sağlık Hizmetleri Sınıfında Çalışan Personelin Tam Süre Çalışmasına ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, Organ ve Doku Alınması, Saklanması ve Nakli Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, Sağlık Hizmetleri Temel Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, Devlet Memurları Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi; Tababet ve Şuabatı San'atlarının Tarzı İcrasına Dair Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifinin 29. Maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                                        

          Ali Öz                                 Hasan Hüseyin Türkoğlu                            Oktay Vural

         Mersin                                           Osmaniye                                             İzmir

    Reşat Doğru                                     D. Ali Torlak                                      Celal Adan

          Tokat                                              İstanbul                                            İstanbul

"MADDE 29- 1219 sayılı Kanuna aşağıdaki geçici madde eklenmiştir.

'GEÇİCİ MADDE 11- Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren, sağlık meslek liselerinin sağlık bakım teknisyenliği haricindeki programlarına öğrenci kaydedilmez. Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren 25/2/1954 tarihli ve 6283 sayılı Hemşirelik Kanununun geçici 3 üncü maddesinin ikinci fıkrası kapsamında sağlık meslek liselerinin hemşirelik programına da öğrenci kaydı yapılmaz. Bu tarihe kadar kaydı yapılmış olan öğrenciler eğitimlerini kayıtları yapılan programlarda tamamlarlar ve bitirdikleri programların meslek unvanını kullanırlar. Sağlık meslek liselerinin kapatılan programlarından bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihe kadar mezun olanlar da meslek unvanlarını kullanmaya devam ederler.'"

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

      Aytuğ Atıcı                                        Özgür Özel                                    Nurettin Demir

         Mersin                                              Manisa                                               Muğla

Süleyman Çelebi                                 Haydar Akar                                    İlhan Demiröz

        İstanbul                                            Kocaeli                                               Bursa

BAŞKAN – Komisyon aynı mahiyetteki önergelere katılıyor mu?

SAĞLIK, AİLE, ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER KOMİSYONU BAŞKANI NECDET ÜNÜVAR (Adana) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

SAĞLIK BAKANI MEHMET MÜEZZİNOĞLU (Edirne) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde söz isteyen İlhan Demiröz, Bursa Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

İLHAN DEMİRÖZ (Bursa) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan kanun tasarısının 29’uncu maddesiyle ilgili vermiş olduğumuz önerge üzerinde söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla ve sevgiyle selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, 29’uncu maddeye geçici 11’inci madde eklenerek şöyle demişler: Sağlık meslek liselerinde… Ve hemşireler için “yardımcı” ibaresi konmuştur. Buradan Sayın Bakana sormak istiyorum: Yani genç bu yavrulara hastalarımızı, insanlarımızı nasıl emanet edeceğiz? Hemşire yüksekokul mezunu olmalı. Eğer yapıyorsak sağlık memurlarını da hemşirelerini de yüksekokul mezunu yapalım.

Bu “yardımcılık” kelimesi veya yardımcılığın nereden çıktığını anlamış değilim. Acaba diyorum ki, son günlerde hele yeni ihdas ettiğiniz bakan yardımcılığından sonra hemşire yardımcılığı veya sağlık memuru yardımcılığı da başarılı olacak şeklinde mi düşündünüz? Onu da öğrenmek istiyorum.

Buradan, bu ifadeden sonra, Sayın Bakanı burada bulmuşken şunu da sormak istiyorum değerli arkadaşlar: Türkiye’de Sağlık Bakanlığına ait hastane sayısı 2007 yılında 848 iken, 16 devlet hastanesi kapatıldı, bu sayı 2012’de 832’ye düştü. Yani, yine 2007’de 365 olan özel hastane yüzde 48 artışla 541’e kadar çıktı.

Sayın Bakan buradayken şöyle sormak istiyorum: Kapatılan 16 hastane hangileridir? Kapatma gerekçeleri nelerdir? Sağlık Bakanlığı bundan sonraki yıllarda kaç tane daha devlet hastanesi kapatmayı planlamaktadır? Bir yandan devlet hastanelerini kapatırken daha kaç tane özel hastane yapılması teşvik edilecektir? Bunları öğrenmek istiyorum.

Buradan bölgem olan Bursa’ya gelmek istiyorum.

Değerli milletvekilleri, Bursa’da Bursa şehir hastanelerinin kurulması üzerine yer aranmaktadır. Sayın Bakan da gayet iyi biliyor. Daha önce Samanlı mevkisinde bir hastane kurulması yoluna gidildi ama bu bölgenin 1’inci sınıf tarım arazisi ve Bursa Ovası içerisinde olması nedeniyle hukuki olarak olmayacağı ortaya konduktan sonra vazgeçilmiş gibi bir durum söz konusu. Bu defa Bursa şehir hastanesinin Doğanköy’de 2 bin dönümlük bir alanda yaptırılacağı ifade edilmektedir. Buranın da bir kısmının ormanlık alan olduğunu ve burada özel fidan yetiştirildiğinin de altını özellikle çizmek istiyorum. Ve buradan söz konusu olarak bu alanın neresi olduğunu Sayın Bakandan öğrenmek istiyorum.

Ve buradan şunu da söylemek durumundayım: Bursa’da 468 yataklı bölge hastanesi, 275 yataklı kalp damar hastanesi, 264 yataklı onkoloji hastanesi, 48 yataklı psikiyatri hastanesi, 100 yataklı yüksek güvenlikli hastane ve 200 yataklı fizik tedavi rehabilitasyon hastanesi olmak üzere, 1.355 yataklı bir sağlık kampüsünün yapılacağı ifade edilmektedir. Buradan soruyorum: Acaba uluslararası standartlara göre, bu büyüklükteki bir hastane için gerekli olan arsa büyüklüğü ne kadardır veya yine, uluslararası standartlara göre, hastanelere hastaların kolayca ulaşabilmesi için şehir merkezine kaç kilometre uzaklıkta olması lazım?

Yine, şunu da söylemek istiyorum: “Bursa şehir hastanesi için yer seçimi kararı verilirken uluslararası standart neden gözetilmemiştir ve Doğanköy’deki hastaneye Bursa şehir merkezinde yaşayan hastalar nasıl ulaşacaktır?” diye sormak istiyorum.

Bir, Bursa şehir hastaneleriyle ilgili bunu sorduktan sonra, bir de zamanımı iyi kullanarak, burada ihale kapsamı içerisinde hangi yatırım ve hizmetlerin olduğunu öğrenmek istiyorum. İhale sonucuna göre ihaleyi kazanan şirketlere yılda kaç lira, kaç TL kira ödenecektir? Bunları, Sayın Bakanım bizi bilgilendirirse, hem ben hem de bölgem olan Bursalı seçmenler öğrenmiş olacaktır.

Hepinizi saygıyla ve sevgiyle selamlıyorum, sağ olun. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Aynı mahiyetteki önerge üzerinde söz isteyen Ali Öz, Mersin Milletvekili.

ALİ ÖZ (Mersin) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 480 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 29’uncu maddesiyle alakalı verdiğimiz önerge üzerine Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi tekraren saygılarımla selamlıyorum.

Şimdi, burada sağlık meslek liselerini çiğdem gibi büyüttük, sayılarını çoğalttık. “Memlekette hemşire, ebe ihtiyacı var.” dedik, “Sağlık alanındaki başka teknikerlere de ciddi manada ihtiyaç var.” dedik. İllere baktığımız zaman, illerin her bir yerinde sağlık meslek liselerinin –özellikle özel sağlık meslek liselerinin- sayılarının arttığını biliyoruz. Şimdi, yeni bir düzenlemeyle de hemşirelik, ebelik ve bunlara bir yardımcılık getiriyoruz. Eğer bu dağıtılan kanun tasarısı -Türkiye Büyük Millet Meclisi sıra sayısı 480’e 1’inci Ek, sayfa 26- eğer milletvekillerinin elinde, değerli arkadaşlarımızın elinde varsa bu, ben buradan bir şeyleri sizlerle paylaşmak istiyorum.

Şimdi, şöyle diyoruz, hemşire yardımcısı, ebe yardımcısı, bunların tanımlarını yapıyoruz, bir de sağlık bakım teknisyenliğinin tanımını yapıyoruz. Yaptığımız tanımlarda bakıyoruz ki: “Hastaların günlük yaşam aktivitelerinin yerine getirilmesi, beslenme programının uygulanması, kişisel bakım ve temizliğiyle sağlık hizmetlerinin ulaşımında yardımcı olan ve refakat eden sağlık teknisyenidir.” Ebe yardımcısına bakıyoruz: “Aynı görevleri yapan sağlık teknisyenidir.” Sağlık bakım teknisyeninin tanımına bakıyoruz: “Aynı işi yapan sağlık mensubudur.” Yani şimdi, aynı işi yapan kişilerin adlarını “hemşire yardımcısı”, “ebe yardımcısı” diye… Hemşire ve ebelik gibi özellikle Türk tıbbına ciddi emeği geçen, hekim, hastaya baktıktan sonra hastanın geri kalan işlerini emanet ettiği ve kendi derneklerinin de ısrarla “hemşire yardımcısı” ve “ebe yardımcısı” denilen bir statünün kabul edilemez olduğunu ifade etmiş olmalarına rağmen, neden zorlayarak bunlara “hemşire yardımcısı” ve “ebe yardımcısı” unvanı vermek istiyoruz? Yani burada asıl niyetin ne olduğunu Parlamentoya Saygıdeğer Bakanın izah etmesi lazım. Eğer gerçekten lise seviyesinde bir istihdam oluşturmaksa o zaman gelin “Hemşire yardımcısı”, “ebe yardımcısı” diyeceğimize aynı görevi yapan “Sağlık bakım teknisyeni” olarak adlarını tek bir ad altında birleştirelim. Yani hastane hizmetlilerinin hastanede yardımcı sınıf olarak görev yapmalarına engel olacak veya bunların sayısını artırmayı engelleyecek bir teklifimiz yok. Sadece istediğimiz şu: “Hemşire yardımcısı”, “ebe yardımcısı” denilen statü, hastane içerisinde veya toplum sağlığı merkezlerinde bundan sonra yeni kargaşaların önünü açmanın ötesinde bir işe yaramayacak. Görev ve yetkileri tam olarak belirlenmediğinden, orada yarın birileri çıkacak, “Hemşirenin görevini hemşire yardımcısı olarak ben de yapabiliyorum, ben niye hemşire yardımcısıyım?” diyecek. Daha önce üç yıllık görev yapan ebeleri, bir anda, bir kanunla hemşire yaptık. Yarın, ileri ki günlerde bu Bakanın sabit kalacağı veya bu iktidarın daima Türkiye Cumhuriyeti devletinde iktidar olacağının bir garantisi yok ki. Bir başkası gelip bu kanunu, bu meslek üzerinden farklı algılamayla değiştirmeye kalktığında, bunun vebali onların değil bugün bu tasarıya “evet” diye kalkan parmakların üzerinde olacak. Dolayısıyla, bu vebali taşımamızın bize sağlayacağı hiçbir fayda yok.

Burada bu okullardan, sağlık meslek liselerinin sağlık bakım teknisyenliği haricindeki programlarına öğrenci kaydetmeyeceksek hemşire yardımcılığı, ebe yardımcılığı statüsünden vazgeçelim. Bu doğru bir uygulama değildir, bu konuda Genel Kurulun doğru karar vereceğine inanıyorum.

Özellikle, Komisyonda da tartıştığımız şekliyle, sağlık camiası içerisinde gerçekten hizmetlerin devamı noktasında çok önemli bir yere, göreve sahip olan hemşire ve ebelere bu haksızlığı yapmamamızı herkesten rica ediyor, saygı ve sevgilerimi sunuyorum, Genel Kurulu saygılarımla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

Böylece, birinci bölümde yer alan maddelerin oylamaları tamamlanmıştır.

Sayın milletvekilleri, birleşime beş dakika ara veriyorum.

                                                                               Kapanma Saati: 22.29

SEKİZİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 22.38

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Fehmi KÜPÇÜ (Bolu), Muharrem IŞIK (Erzincan)

---------- 0 ----------

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 26’ncı Birleşiminin Sekizinci Oturumunu açıyorum.

480 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine devam edeceğiz.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Şimdi ikinci bölümün görüşmelerine başlıyoruz.

İkinci bölüm 30 ila 56’ncı maddeleri kapsamaktadır.

Bölüm üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz isteyen Reşat Doğru, Tokat Milletvekili, buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA REŞAT DOĞRU (Tokat) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Tabii, torba kanunun ikinci bölümünü görüşüyoruz. Birinci bölümünde yapılan birtakım uyarılarımıza rağmen herhâlde onların hiçbirisi kabul edilmedi, bundan sonrakinde inşallah kabul edilir diye düşünüyoruz.

Saygıdeğer milletvekilleri, tabii, sağlık teşkilatının kendine özgü çok önemli kuralları var. Sağlık teşkilatındaki insanlar büyük bir özveriyle çalışırlar ve çalışmalarının, öyle çok fazla bir beklenti içerisinde olmadan çalışmalarının karşılığı olmaz. Ancak şurası bir gerçektir ki, sağlıkta bir şeyler yapılacaksa, bunların, ancak bakanlık, hekimler ve diğer sağlık çalışanları ile birlikte hep beraber değerlendirilip düşünülmesiyle yapılması en doğrusudur. O zaman, öncelikle yapılması gereken. Başta hekimler olmak üzere, sağlık çalışanlarının şu ana kadar en önemli sıkıntılarından bir tanesi, kamuoyunda ve halkın önünde gururlarının kırılmış olmasıdır yani yok edilen bir saygınlıkları vardır. Bu saygınlıklarının yok edilmiş olmasından dolayı da birtakım sıkıntıların olduğunu görüyoruz. Bundan dolayı da mutlaka sağlıktaki olumsuzlukların tek sebebinin hekimler olduğu olgusunun toplumdan kırılması gerekmektedir. Eğer şu anda sağlık personeline bir şiddet uygulanıyorsa, bir şiddetle karşı karşıya kalınıyorsa, bunun en önemli sebeplerinin başında, hekimlere daha önce yapılan çeşitli, hem siyasilerin hem de diğer birtakım yerlerde yapılan olumsuz söylemler -ve saygınlıklarının yok edilmesi- yani onların gururlarına yapılan saldırılardır. Bundan dolayı da özellikle bu insanların mutlaka moral değerlerini yükseltmek mecburiyetindeyiz. Özellikle şurası gerçektir ki her gün bir hastanede veyahut her gün bir sağlık kuruluşunda onlara yapılan saldırılar ancak o şekilde önlenebilir, yoksa siz eğer o hekimi belli bir şekilde toplum nezdinde -hem basın kanalıyla hem de medya kanalıyla, onlar vasıtasıyla- belli bir seviyeye getirmezseniz, o zaman o saldırılar devam edip gidecektir.

Ayrıca, diğer bir konu da maalesef, ülkemizde -Sağlık Bakanlığının görevi- sadece hastalara bakmak veyahut da hastalara daha fazla ameliyat yapmak, yatak sayısını artırmak, yoğun bakım ünitelerini artırmak, ambulans sayısını artırmak şeklinde övünülmemesi gereken bir durum da vardır. Şöyle ki: Ülkemizde koruyucu hekimliğe çok ciddi manada destek verilmesi gerekmektedir. Şu anda GDO’lu ürünlerin, zararlı gıdaların, zararlı içeceklerin, çocuklarımızın veyahut da bebeklerimizin yediği, torunlarımızın yediği çeşitli gıdaların -acaba- sağlık noktasında ne olduğu konusunda çok ciddi çalışmaların yapılması gerekmektedir. Şurası gerçektir ki şu anda toplumda işte bisküviler, çeşitli mamalar… Bunların içerisinde kullanılan şekerlerin büyük bir kısmı “tatlandırıcı” dediğimiz şekerlerdir. Tatlandırıcılar suni şekerlerdir. Bakınız, bunlar dünyanın birçok ülkesinde artık neredeyse tamamen ortadan kaldırılır pozisyona gelmiştir. Herkes tatlandırıcılardan vazgeçip tabii şekere doğru geçmektedir ama enteresandır, bizim ülkemizde hâlâ tatlandırıcıların oranı yüzde 10’lar, yüzde 15’ler civarındadır. İşte, pastasında kullanılır, mamasında kullanılır, bisküvisinde kullanılır ve çocuklarımızı bir noktada nasıl bir şekilde etkilediğimizin farkında olmadan onları zehirleme durumuyla karşı karşıya kalırız.

Bunların yanında insanların psikolojilerinin bozulmuş olduğu bir ortamı da yaşıyoruz. Her gün intiharlarla, her meslek grubunda, polisinden işte çeşitli gruplarına kadar birçok meslek gruplarında intiharlarla karşı karşıyayız geçim derdinden veya çeşitli şartlardan. İnsanlar tarımda aradığını bulamıyor, memur işte kartzede duruma gelmiş, elindeki kartın, kullanmış olduğu kartın parasını ödeyemiyor. Dolayısıyla, bağımlılıklar her geçen gün artıyor. Bunun içerisine sigarayı sayabiliriz; sigara, alkol, uyuşturucu, her geçen gün maalesef artıyor. İşte, böyle ağır bir travmanın içerisinde -bulunan insanların- bakıyorsunuz, boşanmaların arttığı, insan sağlığının bozulduğu, intiharlara doğru süratli şekilde bir gidişin olduğu bir ortamı da yaşıyoruz ve görüyoruz.

Bu manada da mutlaka müdahale edilmesi gereken bir zaman sürecini yaşıyoruz ki bu noktada Sağlık Bakanlığından Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığına, Millî Eğitim Bakanlığından diğer birtakım kuruluşlara kadar çok önemli görevler düşüyor ama gördüğümüz kadarıyla maalesef bunların hepsi bir kenara bırakılıyor, sadece işte intiharlarla ilgili biz zaman zaman araştırma önergeleri vererek buralarda konuşuyoruz ama insanların yürekleri yanıyor, canları yanıyor. Her gün onlarca insanın bu ağır durumla karşı karşıya olduğu bir ortamı da yaşıyoruz.

Sayın milletvekilleri, tabii hekimlerin özlük hakları ile maaşlarının emekliliklerine yansıyacak şekilde yeniden düzenlenmesi ve özellikle de eğitim hastanelerindeki eğitim elemanlarının özlük haklarının üniversite hastanelerinde çalışan aynı meslek gruplarıyla beraber olması gerekmektedir. Bu konuda da çok ciddi noktada şikâyetler vardır. Yani eğitim hastanelerindeki bir insanımızın aldığı maaşla veyahut da emeklilikte almış olduğu maaşla, işte üniversite hastanelerinde çalışan hekimler arasında çok büyük oransızlık vardır. Şu anda, işte, en yakın Ankara Numune Hastanesi; Ankara Numune Hastanesindeki bir eğitici uzmanımız    -orada profesör de çalışıyor, doçent de çalışıyor, eğitici olarak çalışıyor- emekli olursa aldığı maaş 2 bin lira, eğer aynı arkadaşımız tıp fakültesinden, üniversite hastanesinden emekli olursa orada aldığı maaş 4 bin liradır. Bu çok büyük bir adaletsizliktir.

Bu noktada özellikle Sağlık Bakanlığımızdan, işte Maliye Bakanlığımızdan ilgi beklenilmektedir. Yani, bu tür adaletsizliklerin mutlaka ortadan kaldırılması gerekmektedir. Ayrıca hekimlerin özlük hakları ve maaşları eğitimleri, görev esnasındaki zorluk ve riskler göz önüne alınarak yeniden düzenlenmelidir. Özellikle diyoruz çünkü şu anda hekim camiasının olsun veyahut da diğer yardımcı sağlık personelinin olsun nöbetle ilgili çok ciddi sorunları vardır. Hekimler ve diğer sağlık personelleri yani yeri geldiği zaman yirmi dört saat nöbet tutuyorlar ve alınan nöbet ücretleri veyahut verilen nöbet ücretlerinin ne kadar komik olduğunu da söylemek mecburiyetindeyiz.

Bunların yanında, üniversite ve eğitim hastanelerinde çalışan hekimler ile hizmet hastanelerinde çalışan hekimlerin aynı statüde değerlendirilmesi çok yanlıştır. Dolayısıyla da bu yönde olarak da yani sağlıktaki eğitimde yapılacak en büyük darbelerden biridir. Bu hastanelerde bir yandan eğitim süreci sağlanırken bir yandan kariyerle ilgili yapılan çeşitli iyileştirmeler de beraberinde yapılmalıdır.

Sayın milletvekilleri, sağlıktaki bir diğer garabet durum da sağlık sistemine bir yarar sağlamayan, çalışanlar arasında huzursuzluk getiren, sağlık harcamalarını gerçek dışı olarak artıran döner sermaye uygulamasının yeniden düzenlenmesi konusudur. Sağlıkta bir süredir uygulanan döner sermaye sistemi özlük haklarında veya maaşlardaki düzenlemeler yapıldıktan sonra tekrar mutlaka revize edilmelidir çünkü bu tip bir döner sermaye uygulaması sağlık çalışanlarına biraz maddi destek dışında sisteme hiçbir yarar sağlamamış, aksine sağlık çalışanlarının huzurunu bozmuş ve sağlık harcamalarını gerçek dışı olarak artırmıştır. Bu sistem mutlaka ama mutlaka revize edilmeli, değiştirilmelidir.

Bunun yerine, kamuda mesai dışı çalışmak isteyen hekimlere ve onlar ile birlikte çalışacak diğer sağlık personeline ücretini vatandaştan almak kaydıyla fazla mesai uygulamasına farklı boyutlarda geçilebilir. Şu anda getirmekte olduğumuz, tabii, kanunda bazı düzenlemeler var ama bunların çok yeterli olduğunu biz söylemiyoruz. Aynı tablonun yani üniversite hastanelerindeki hekimlere verilen o bazı yetkilerin diğer devlet hastanelerinde çalışan hekimlere de verilmesinde fayda vardır.

Anadolu’nun çeşitli yerlerinde uzman hekimler çalışmaktadırlar. Bu uzman hekimlerin, tabii, şu an itibarıyla muayenehanelerinin ya tamamen kapattırıldığı veyahut da muayenehane açma haklarının tamamen ortadan kaldırıldığı bir durumla karşı karşıyayız.

Memleketimizden örnek vermek istiyorum, milletvekili olduğum ilden. İşte, Tokat’ın Reşadiye beldesi, o bölgeye gitmiş, insan çalışıyor yani çalışmış olduğu yer dağların arasında olan bir bölge. Oradaki hekim hastanede çalışırken mesai saatlerinin dışında eğer bir muayenehane açmak istiyorsa biz, o muayenehane açma hakkının verilmesi gerekir diye düşünüyoruz. Şu an itibarıyla, tabii, hekim olup da hekimlerin öyle çok büyük para kazanmış olduklarını veyahut da işte, hekimlerin çok zengin olduğunu söyleyemezsiniz. Bir tane zengin hekim söylenmez ama yani zengin galericiler söyleyebilirsiniz, diğer birtakım meslek sahipleri, onları söyleyebilirsiniz ama enteresandır, her türlü, işte, sağlıktaki sorunların üzerine yıkıldığı hekim camiası yeri geldiği zaman çok ağır suçlamalarla karşı karşıya bıraktırılmakta ama haklı olduğu zaman, onlara özlük hakları verilmesi gerektiği zaman da bir kenara bırakılmaktadır. Bunların doğru olmadığını söylemek istiyoruz.

Bakınız, işte, Ankara’mızda veya Türkiye’nin her yerinde hekimlerin bazılarının, işte, buradaki hocalarımızın muayenehaneleri var ama bu muayenehanelerindeki yazmış oldukları reçete geçerli değil. Hâlbuki sosyal güvenlik kurumları olarak bunların yani neden biz… İşte, bu, vergisini veriyor, oradaki kayıt defteri, protokol defteri var, onlara işleniyor, her şey yapılıyor ama Sosyal Güvenlik Kurumu onların yazmış olduğu reçeteleri geçerli saymıyor, illa resmî devlet kurumundan olması şeklinde bir değerlendirme yapıyor. Bunun da doğru olmadığı kanaatindeyiz. Yani, eğer biz hekime veyahut da hocamıza bir muayenehane açma yetkisi vermişsek bu büyükşehirde, en azından onun yazmış olduğu reçete de bu yönlü olarak mutlaka geçerli olmalıdır diyor, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Bölüm üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz isteyen, Kadir Gökmen Öğüt, İstanbul Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA KADİR GÖKMEN ÖĞÜT (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yine sizi diş hekimlerinin sorunlarıyla sürekli meşgul ediyorum ama bu sorunlar yıllardır çözülemediği için bir daha bir daha Mecliste dile getirmek istiyorum çünkü meslektaşlarımızın çok önemli sıkıntıları var. Onları burada dile getirmezsem onlar adına buraya gelmiş olan bana sitem ettiklerini düşünüyorum.

Dün yine İstanbul Tabip Odasının çıkmakta olan Tam Gün Yasası’yla ilgili olarak yapmak istediği basın toplantısı maalesef her zamanki gibi hoyratça davranılarak Hükûmetinizce engellenmiştir. Her gün bir yenisini gördüğümüz bu antidemokratik uygulamaların ileri demokrasiyle ne ilgisi olduğunu çözememekteyim.

Öncelikle, ilgili kurum ve kuruluşların görüşü alınmaksızın, Komisyon çalışmaları esnasında kamunun ve özel sağlık sektörünün farklı bileşenlerinin menfaati için sunduğumuz tüm önergelerin reddedilmesi suretiyle birilerinden ve bir yerlerden sipariş edilen konuların birbirinden alakasız maddelerle dayatılmasını burada huzurlarınızda kınıyorum. Hükûmet zaten bazı izahı olmayan sağlık politikalarıyla hekimleri üzmekteyken diş hekimleri bundan fazlaca nasibini almaktadır. Tam beş yıldır muayenehanesi bulunan 17 binin üzerindeki diş hekimi kamudan hizmet alımı konusunda devletten haber beklemektedir. Son olarak Başbakan Yardımcımız Ali Babacan, tam bir yıl önce, bunun ağır bir yük getireceğini söyleyerek konuyu kapatmış ve “İlgili kuruluşlarımız tarafından üzerinde çalışılıyor.” demekle yetinmiştir. Oysa, SGK yıllardır bu özel muayenehanelerden ve kliniklerden hizmet almak için söz vermekte, çalışma yapmakta fakat her bakan değişiminde bu süreç ötelenmektedir. Bu muayenehanelerde bulunan ekipmanlar işsizlik dolayısıyla atıl beklemektedir. Hizmet alınamaması nedeniyle birçok muayenehane kapanmakta, buralara hizmet veren diş hekimi, yardımcı personel ve diş teknisyenleri de zincirleme olarak işsiz kalmaktadırlar. Bu muayenehaneler, yurdun dört bir köşesinde en ücra alanlarda bulunmaktadırlar. Sağlık sektörünün tüm kalemlerinden kamu hizmeti alınmaktayken bugün sadece diş hekimliği hizmetleri bu kapsamın dışında tutulmaktadır. Sağlık Bakanlığının bütçesi görüşülürken de sormuştuk, verilen cevaba göre; ağız diş sağlığına toplam sağlık harcamaları içinde yüzde 4’lük bir oran ancak tahsis edilebilmiştir.

Değerli milletvekilleri, Hükûmet, performans sisteminden nasibini alan diş hekimlerinden akla ve bilime aykırı şekilde çalışmasını beklemektedir Hekimlikte yapılması gereken işlem sayısı bilimsel olarak bellidir. Yapılan tedavilerin de kalitesi tartışmalı hâle gelmektedir bu yöntemlerle. Hükûmetin ısrarlı politikaları yüzünden bugün muayenehanesinde çalışan diş hekimi işsiz, kamuda çalışan diş hekimleri köle durumundadır. 7 bin diş hekimiyle tüm Türkiye’nin ağız ve diş sorununu çözme olanağınız yoktur. Türkiye maalesef ağız ve diş sağlığı açısından, hem ABD’nin hem de Avrupa’nın çok gerisindedir. Aynı şekilde, diş hekimlerinin hakları da bu ülkelerin çok gerisindedir. Hükûmet yurdun birçok yerine ağız ve diş sağlığı merkezi açarak burada çalışan diş hekimlerine performans sistemi dayatmasıyla günde 30 ila 60 hasta yükleyerek bu sorunu sadece görünürde çözmeye çalışmaktadır. Oysa amaç, sorunu çözermiş gibi yapmak değil, koruyucu ve önleyici tedbirleri alarak uzun vadeli çözümler üretmektir. ADSM’lerde günde 14-18 olması gereken girişimsel işlemler 30 ila 60 sayısını bulmakta, bu da çalışan hekimler ve yardımcı personel üzerinde ciddi sağlık problemleri yaratmaktadır. Geçen sene de önermiştim: Adliyede performans sistemini uygularsanız birikmiş tüm dosyalar altı ay içinde eriyecektir. Bugünlerde olduğu gibi, bazı cin fikirlilerin polise de performans uygulamasını düşünmesi ise her hırsızlığı çözecektir ama dikkat etmek lazım, bu hırsızlıklar nerelere kadar gelecektir, onu da görmek lazım.

Hekimler aldıkları ücretin özlük haklarına yansımaması dolayısıyla emeklilikte büyük zorluklar çekmektedirler. Sayın Bakan otuz yıl sonra bunun düzeleceğini söylemişse de bu bize “Ya deve ölür ya deveci” fıkrasını hatırlatmaktadır.

Ağız diş sağlığı merkezlerinin ülke genelinde sayısı 140 civarındadır. Merkezlerin, mümkün olduğu kadar, hizmete ulaşmanın zor olduğu Anadolu’nun kentlerine gitmesi gerektiğini düşünüyoruz. Bu sistemin bir halkası olarak bir girişim de kasımın ilk haftasında Kütahya’da yaşanmış, kamuya ait Kütahya Ağız ve Diş Sağlığı Merkezinde diş hekimliği hizmetlerinin taşeron eliyle verilmesi için Sağlık Bakanlığı tarafından ihale açılmış, Türk Diş Hekimleri Birliği, odalar ve meslektaşlarımız ve sağlık meslek örgütleri tarafından tepkiyle karşılanan bu ihale şimdilik iptal edilmiş ama son on yılın uygulamalarına bakıldığında da bu girişimlerin son bulmayacağını rahatlıkla görmekteyiz ama meslektaşlarımız, her seferinde, bu taşeronlaşmaya sonuna kadar direnecektir.

Yine, son dönemde -bakanlarca yalanlansa da- ağız diş, göz ve bazı ilaçlarla ilgili ödemelerin kapsam dışına çıkarılacağı sıklıkla dile getirilmektedir. Bu hizmet ve ilaçlar tamamlayıcı sağlık sigortası kapsamına alınmaya çalışılmaktadır. Bu da sağlık sistemimizde onarılmaz yaralar açacaktır.

Değerli milletvekilleri, ağız ve diş sağlığının genel sağlığın ayrılmaz bir parçası olduğunu bütün dünya İstanbul Deklarasyonu’yla kabul etmiş, Dünya Sağlık Örgütü kalp ve damar hastalıkları, şeker hastalığı, kanser ve ağız diş hastalıklarını en yaygın ve en önemli bulaşıcı olmayan 4 hastalık olarak tanımlamıştır. İlaveten, yine ağız diş hastalıkları dünya genelinde en pahalı 4’üncü hastalık olarak konumlanmaktadır. Diş çürükleri çoğu yetişkini etkilemekte, okul çocuklarının yüzde 60 ila 90’ını etkileyerek her yıl milyonlarca okul gününün kaybedilmesine sebep olmaktadır. Diş çürükleri ve diş eti hastalıkları en önemli global ağız sağlığı sorunları arasında sayılmakta, ağız kanseri en sık görülen 8’inci kanser tipi olarak karşımıza çıkmaktadır.

Dolayısıyla, genel sağlık ile ağız ve diş sağlığı arasında yadsınamayacak derecede önemli bir bağ vardır. Türkiye’de genel sağlıkta ve diş hekimliğinde tedavi edici değil koruyucu ve önleyici sağlık hizmeti benimsenmelidir. Nitekim, büyüyen nüfus yeni yaklaşımlar gerektirmekte, bunun için toplum bilincinin artırılması hedeflenmelidir. İletişim çağında bunu yapmanın en önemli ve etkin yolu medya vasıtasıyla geniş kitlelerin bilgilendirilmesiyle olur. Sağlık Bakanlığının insan sağlığıyla ilgili kamu spotları hazırlayarak pek çok konuda bilinç oluşturulması çabaları önemlidir ancak bunun ağız ve diş sağlığı uygulamaları için de yapılması mutlaka gerekmektedir. Film veya dizilere kamu spotları yerleştirilmesi veya sanal reklamlar şeklinde bu bilinçlendirmenin yapılması tüm toplumun yararınadır.

Bugün, ne yazık ki, genel tıp ve diş hekimliği eğitimi arasında büyüyen bir kopukluk bulunmaktadır. Diş hekimleri için son gelişmeleri ve teknolojiyi içeren müfredattan yararlanabilecekleri, ideal ağız sağlığı hizmetleri sağlayabilecekleri ve geniş düşünerek genel sağlığa yönelik önlemler alabilmelerini sağlayacak bir eğitim sistemi oluşturmak şart olmuştur. Fakültelerde edinilen bilgi ve becerilerin unutulmamasını, diş hekimliği alanındaki gelişmelerin izlenmesini ve topluma daha nitelikli diş hekimliği hizmeti verilmesini sağlamak amacıyla 1998 tarihinde Türk Diş Hekimleri Birliği Merkez Yönetim Kurulu kararıyla Sürekli Diş Hekimliği Yönergesi yürürlüğe girmiş ve Sürekli Diş Hekimliği Programı başlamıştır. Bu programın başladığı günden itibaren on dört yıl içerisinde 17 bin diş hekimi bilimsel etkinliğe katılmıştır. Bunlar çok önemli başarılı çalışmalardır. Bu programın beş yıllık bir geçiş süresiyle birlikte 2019 yılı itibarıyla Bakanlık tarafından zorunlu hâle getirilmesine  yönelik Diş Hekimleri Birliğinin talebi vardır. Yani, birçok gelişmiş ülkede, Almanya’da, İtalya'da ve Fransa'da zorunlu olan lisans eğitimi sonrasındaki zorunlu sürekli diş hekimliği eğitiminin ülkemizde  zorunlu olması, geçiş süresi olarak kabul edilecek beş yılın da teşvik edilmesi gerektiğine inanıyoruz. Öğrenmenin ve gelişimin sonu yoktur. Bu sebeple, sürekli diş hekimliği eğitiminin mecburi olması, diş hekimleri ve halk sağlığı açısından şarttır.

Değerli milletvekili arkadaşlarım, yeri gelmişken, sıklıkla tarafımıza iletilen bir talebi daha gündeme getirmek istiyorum. Diş hekimliği fakültesi stajyer öğrencilerine ücret ödenmemesinin eksiklik olduğunu daha önceki konuşmalarımızda da dile getirmiş, konuyla ilgili kanun teklifi vermiştik. Bir kez daha altını çizmek isterim ki, bu zorlu şartlarda kendi cebinden para harcayarak, 4’üncü ve 5'inci sınıfta hasta bakarak devlete önemli ekonomik katkıda bulunan, her türlü sağlık riskiyle karşı karşıya olan diş hekimliği fakültesi öğrencileri büyük bir haksızlıkla karşı karşıyadır. İntern hekimlere bugün ödenen aylık ücretin, stajyer diş hekimlerine de ödenmesi ve sosyal güvenlik haklarından faydalandırılmaları gerekmektedir.

Bir başka sorunumuz da, muayenehanelerin Diş Hekimleri Odasından ve il sağlık müdürlüğünden aldığı ruhsatın yanı sıra, bir de belediyelerden ruhsat alması büyük sıkıntılara yol açmaktadır. Aynı durumda olan avukatlar, mali müşavirler ve noterlerin istisna olması eşitlik ilkesine uygun görülmemektedir. Diş hekimi muayenehanelerinin de belediyeden ruhsat almaları bir an önce istisna kapsamına alınmalıdır.

Bunun yanı sıra, sağlıkta veri paylaşımı her bakımdan büyük sıkıntı yaratmaktadır. Bu, kesinlikle, Anayasa’nın 20’nci maddesine aykırıdır. Üniversitelerimiz halka açılma bahanesiyle artık sadece basit, sıradan, birinci basamak hizmetlerini yapmaktadır. Hâlbuki, üniversitelerimiz ileri teknikle, sağlıkta daha çözülemeyecek, karmaşık sorunları çözmek üzere yaratılmıştır. Bu konuda da mutlaka üniversitelerin gerekli konuma getirilmesini talep etmekteyiz.

Hepinize saygılar sunmaktayım, teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Bölüm üzerinde Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına söz isteyen Erol Dora, Mardin Milletvekili. (BDP sıralarından alkışlar)

BDP GRUBU ADINA EROL DORA (Mardin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 480 sıra sayılı Sağlık Bakanlığı ve Bağlı Kuruluşlarının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile Bazı Kanunlarda  Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı hakkında görüşlerimi belirtmek üzere Barış ve Demokrasi Partisi adına söz almış bulunuyorum. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yasa tasarısı hakkındaki görüşlerime geçmeden önce, CHP Milletvekili Sayın Mustafa Balbay’ın tahliyesini memnuniyetle karşıladığımızı belirtmek istiyorum. Bu temelde, bir an önce, yıllardır siyasi tutsak muamelesi yapılan Diyarbakır Milletvekilimiz Sayın Hatip Dicle’nin, Van Milletvekilimiz Sayın Kemal Aktaş’ın, Urfa Milletvekilimiz Sayın İbrahim Ayhan’ın, Mardin Milletvekilimiz Sayın Gülser Yıldırım’ın ve Şırnak Milletvekilimiz Sayın Faysal Sarıyıldız ve Selma Irmak’ın da bir an önce özgürlüklerine kavuşmalarını diliyorum.

Değerli milletvekilleri, şunun altını çizmek gerekir ki, Türkiye’de sağlık hizmeti sisteminde bir dizi sorun bulunuyor. Sosyal devletlerde sağlık hizmetini hizmet yönelimli değerlendirmek gerekirken aksine, Türkiye’deki sağlık sistemi hem hizmet vermek hem de kâr sağlamak biçiminde problemli bir hedefi takip ediyor. Kâr yönetimi, önleyici tıbba yeterince vurgu yapılamaması, sağlık hizmetlerine erişimde yaşanan eşitsizlikler ve tıbbi hizmetlerin yüksek maliyetleri gibi bir dizi sorun can yakmaya devam etmektedir.

Söz konusu yasa teklifine gelince, az önce bahsettiğimiz konuların hiçbirine çözüm getirmemekle birlikte, aksine, mevcut sorunlar yumağını daha da büyütecek niteliktedir. Şöyle ki: Sağlık meselesinin bu ülkede yaşayan tüm fertleri yakından ilgilendirdiğini sanırım  hepimiz biliyoruz. Dolayısıyla, yasa tekliflerimizde geçen her bir cümleyi gerçek, canlı yaşamlarda bir tekabüliyetinin olduğunu hissederek hazırlamaya özen göstermeliyiz. Bu yasa değişikliği teklifinde, özel sağlık hizmetleri sunan elit bir grubun çıkarları gözetilmekte, halkın her kesiminin eşit biçimde sağlık hizmetlerine erişimini kolaylaştırmaya yönelik bir düzenlemeye yer verilmemektedir. Dolayısıyla, nitelikli sağlık hizmetlerinin parasız alınabilmesi önündeki engellerin kaldırılmasına dönük bir uygulamadan bahsedilmemektedir. Devletin kişisel verileri korumak için çaba sarf etmesi gerekirken hastalara ait kişisel bilgilerin üçüncü şahıs veya kurumların denetimine verilmesi, insan haklarına aykırı bir uygulama niteliğindedir.

Kanun tasarısı medya kanalıyla kamuoyuna yansıtılırken çarpıtılmakta, elitist sağlık uygulamalarının önü kesiliyormuş gibi gösterilmekte ancak tasarıyı incelediğimizde bunun böyle olmadığını görmekteyiz; gerek sağlık hizmetlerinden faydalanacak halk açısından, gerekse hizmeti sunacak sağlık personeli ve kurumları açısından adaletsiz uygulamalardan kaynaklı problemleri artıracaktır. Sağlık çalışanlarının belli bir oranına imtiyazlı izinlerle özelde çalışma imkânları yaratılırken genelin çıkarları göz ardı edilmekte, adam kayırmacılığın önü daha da açılmaktadır.

Değerli milletvekilleri, kâr amaçlı sistemlerin dışında halkın genel sağlığını önceleyen, çalışanları nitelikli hizmet vermeleri konusunda teşvik eden ve ülke kaynaklarını doğru ve üretken biçimde kullanan bir sağlık sistemi mümkündür diyoruz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hükûmet, akademisyenlerin, meslek kuruluşlarının, uzmanların, uluslararası sağlık kuruluşlarının sağlıkta torba yasa tasarısına ilişkin tüm uyarılarına kulaklarını tıkayarak bir kez daha bildiğini okumaktadır.

Tasarı incelendiği zaman, bugün sağlık sisteminin içinde bulunduğu devasa sorunları çözmek yerine daha da derinleştirecek uygulamalara neden olacağı aşikârdır.

Tasarının, sermayenin doymak bilmez çıkarlarına hizmet için evrensel hekimlik ilkelerinin ve evrensel hukuk ilkelerinin çiğnendiği bir metinden ibaret olduğu ortadadır. Toplum yararına kamusal sağlık hizmetinin iyileştirilmesine, tıp fakültelerinin eğitim ve öğretim sorunlarının çözümüne, sağlık çalışanlarına insancıl çalışma koşulları ve ücret sistemi getirilmesine yönelik düzenlemeler tasarının kapsamına girememektedir. Özel ve kamu iş yerlerinin çıkarları için hekimlerin üzerinden çifte sömürü yöntemleri geliştirilmektedir. Yıllardır “Hekimlerin elini vatandaşın cebinden çıkaracağız.” diye topluma açıklamalarda bulunanların vatandaşın cebine de, hekimlerin emeğine de bütünüyle el koymayı amaçladıkları bütün çıplaklığıyla ortaya çıkmıştır.

Tasarı genelde sermayenin, özelde sağlık sermayesinin çıkarlarına göre biçimlendirilmiştir. Tasarıda az sayıdaki olumlu düzenleme, hukuksuz ve haksız düzenlemelerin üstünü örtmeye, verilecek ağır zararı gidermeye yetmemektedir. Düzenlemelerle sağlık hizmeti daha da ticarileştirilmekte, hekimlerin mesleğini bağımsız bir biçimde yerine getirilmesi suç hâline getirilmektedir.

Tasarı ruhsata aykırı ilaç imal edilip halk sağlığının tehdit edilmesine sadece para cezası öngörülmektedir, hekimlere yönelik baskıyı iyice artırılmaktadır. Hekimlerin kendi adlarına bağımsız çalışabilme hakları gasbediliyor, herhangi bir yerde çalışan hekimlerin mesai bitiminde muayenehane açmaları, poliklinikte ve tıp merkezinde çalışmaları yasaklanıyor.

Kamu kurum ve kuruluşlarında çalışan hekimler ile aile hekimlerinin mesai saatleri dışında aylık otuz saati geçmemek üzere iş yeri hekimliği yapması düzenleniyor. Hekimlerin kendi adına bağımsız olarak ya da hekim meslektaşının açtığı iş yerinde çalışması yasaklanırken işverenlerin işçisi olmasında mahzur görülmüyor. İş yeri hekimliğine mesai sonrası ayda en fazla otuz saat sınırı getirilirken, hekimlerin kamu işverenleri tarafından haftada seksen saat çalıştırılmasına sınır getirilmesi talepleri reddediliyor.

İş yeri hekimliğinin özel bilgi gerektiren bir disiplin olduğu gerçeği yok sayılıp çok tehlikeli, tehlikeli iş yerleri dışında bu alanda iş yeri hekimliği eğitimi şartı kaldırılıyor.

Aile hekimliği ve aile sağlığı elemanlarına ayda en az on altı saat nöbet tutma zorunluluğu getiriliyor.

Fakültede devamlı statüde çalışan öğretim üyesi sayısının yüzde 5’ine kadar sözleşmeli profesör ve doçent istihdamı düzenleniyor. Bunlara döner sermayeden saat ücreti verilmesi, seçme seçilme dâhil pek çok akademik hakkın tanınmaması teklif ediliyor. Öğretim elemanlarının mesai saati bitiminde serbest meslek icrası yasaklanıyor. Sağlık Bakanlığı ile iş birliği sözleşmesi imzalayıp tıp fakültelerinde ise öğretim üyelerinin çalışmasına üniversite yönetim kurulları değil Bakanlar Kurulu karar vermeye yetkili kılınıyor. 2547 sayılı YÖK Yasası’nın döner sermayeye ilişkin hükümleri içinde bulunan öğretim üyeleri için vatandaştan ilave ücret alınmayacağına ilişkin hüküm kaldırılıyor.

Değerli milletvekilleri, bugün, hekimlerin talebi oldukça açık ve nettir. Hekimler, tıp ve tıpta uzmanlık eğitiminin içinde bulunduğu sorunlara çözüm getiren düzenlemelerin yapılmasını, hekimlik değerleriyle çelişen mevzuatın düzeltilmesini, hekimliğin toplum yararına olduğu sürece hiçbir koşulda suç sayılmamasını, çifte sömürüye ve bağımsız çalışma hakkına yönelik müdahalelere son verilmesini, sağlıkta şiddetin önlenmesi için gerekli yasal düzenlemelerin yapılmasını, “jet profesör” olarak bilinen kişilere tanınan ayrıcalıklara son verilmesini, zorunlu hizmette bazı kişi ve gruplara yönelik muafiyet yerine bütünüyle kaldırılmasını, bu  bölgelerde hekimlerin gönüllü çalışabilecekleri teşviklerin geliştirilmesini, nöbetler ve fazla çalıştırma uygulamalarının evrensel normlarda ele anılarak hekimlerin dinlenme hakkının gözetilmesini, kurum hekimleri ve emekli hekimler başta olmak üzere dezavantajlı hekim gruplarının mağduriyetlerinin giderilmesini, asistan hekimlerin içinde bulundukları zorlu koşulların düzeltilmesini acilen talep etmektedirler.

Konuşmama son verirken Genel Kurulu tekrar  saygıyla selamlıyorum. (BDP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Bölüm üzerinde şahsı adına söz isteyen Ahmet Duran Bulut, Balıkesir Milletvekili. (MHP sıralarından alkışlar)

AHMET DURAN BULUT (Balıkesir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Devletin vermesi gereken eğitim, güvenlik hizmetlerinden sonra en önemli hizmet sektörü sağlıktır. Tabii, sağlık çalışanları, Millî Eğitim Bakanlığının personelinden sonra Türkiye’de en fazla yoğunluğun bulunduğu bir Bakanlık.

AKP hükûmetleri döneminde bir “değişim, gelişim, dönüşüm” gibi sihirli kelimelerin arkasında bakanlıklar, devletin yapısı içinden çıkılmaz, akıl almaz bir hâle dönüştü. Genel müdürlüğü alıyor grup başkanlığı yapıyor, işte, şube müdürlüğü kalkıyor, hastaneler “Kamu Hastaneleri Birliği” ismini alıyor, aile hekimliği getiriliyor.

Değerli milletvekilleri, hangi kurum olursa olsun temeli insandır. Eğer çalışan personelin moral ve motivasyonu eksik olursa verimlilik olmaz. Sağlık Bakanlığına baktığınız zaman, hekiminden diğer çalışan sağlık personeline kadar bir sürü sorunlar yumağı hâlinde. Hekimlerin almış oldukları destekler, aile hekimlerinin almış olduğu maaşla devlet kadrosunda çalışanların almış olduğu maaş arasındaki farklılıklar, döner sermayeden aldıkları payların farklılığı… Hekim merkezli kurulmuş olan bu Bakanlığın onun arkasındaki bir büyük sağlık ordusunun varlığını görmezden gelip onlara uydurmaya çalışan bir sistem.

Düşünebiliyor musunuz, Balıkesir’in Bandırma ilçesinde bir hemşire beni arıyor “Vekilim, on dört senedir hastanenin bir biriminde çalışıyorum, on dört senedir.” diyor.

İSMAİL GÜNEŞ (Uşak) – Uzmanlaşmış.

AHMET DURAN BULUT (Devamla) - “Yoruldum, bıktım, bittim. Allah rızası için, kaç defa müracaat ettim, beni buradan bir başka yere verin. Yeniden bir şeye başlayayım, kendimi yenileyeyim.” diyor ve aldıramıyor kendini, on dört senedir bir hastanenin bir biriminde çalışıyor.

İSMAİL GÜNEŞ (Uşak) – Uzmanlaşmış işte.

AHMET DURAN BULUT (Devamla) – Tabii ki, o noktada uzman olur da bir başka yerde uzmanlığını değerlendirin. Yani, öğretmeni düşünün, eğitim yöneticilerini düşünün, dört senede beş senede bir yer değiştirirler.  Çünkü orada biter görüşü, oraya verebileceği herhangi bir şeyin kalmadığını görür zaman içerisinde insan. Kendini yeniler bir başka yere gittiğinde. Dahası, isteğinin yerine getirilmesinin, statüsüne uygun bir başka yere verilmesinin de değerlendirilmesi gerekir.

Sağlık çalışanlarının eksiklerinin tamamlanması için Bakanlık, ülkenin her tarafından şimdi “sağlık meslek liseleri” adı altında yeni okullar açtırıyor. Özel sektör, insanlar inanılmaz paralar yatırıyorlar. Gezdiğim okullar var. Önüne gelen mi bu okulları açıyor, ülkenin ihtiyacı nedir, bilerek mi yapılıyor?

Doktor sayısının, hekim sayısının azlığından bahsediliyor ve başka ülkelerden hekim getirmenin düşünceleri basında yer alıyor. “Üniversite sayımız 170’i buldu.” deniyor ama “bir müdür, bir mühür” anlamında eğitim fakülteleri sürekli açılıyor. Bir devletin planlaması yapılır, on sene, yirmi sene, elli sene sonrası ihtiyaçları nedir, ne kadardır diye; ona göre devlet kendine bir çekidüzen verir, bir yol haritası çizer.

Tıp fakültelerinin tabii ki maliyetinin yüksekliği, vakıf üniversitelerinin açılmasındaki zorluk göz önüne alınarak, işin kolay yönüne kaçıp ülkenin ihtiyacının üstünde insan yetiştirmek daha sonra istihdam konusunda bir tıkanıklığa yol açmaktadırlar. Bunun önlenmesi için Bakanlığın, gerekirse bu üniversitelere destek vererek, altyapı desteği vererek, kredi vererek, devlet üniversitelerinden destekleyerek hekim yetişmesi konusunda bir planlamanın içerisine de girmesi gerekmektedir. Sağlık Bakanlığının, ülkenin her tarafında insanlarımıza güler yüzlü hizmetin götürülebilmesi… “Ücretsiz sağlık hizmeti” dendiği hâlde insanlardan yeniden ücret alınması, vekillere “yatak yok”, işte, “muayene edilmiyor”, “ameliyat edilmiyor” şeklinde şikâyet  telefonlarının değerlendirildiği bir dönemdeyiz.

Saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Bölüm üzerinde şahsı adına söz isteyen Türkan Dağoğlu, İstanbul Milletvekili. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

TÜRKAN DAĞOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sağlıkta dönüşümle bir hizmeti alan bir de hizmeti veren, iki bölümde birtakım değişikliklere gidilmesi planlandı. Eğer OECD’nin, Dünya Sağlık Örgütünün, Dünya Bankasının verileriyle konuşacak olursak, halka yapılan hizmet yani hizmeti alan kesim bundan son derece faydalandı ve herkes de bundan memnun oldu. Biz, bunu nasıl anlıyoruz? Burada halkın memnuniyeti sorulduğu zaman, halkın memnuniyeti yüzde 70-75 gibi değerlere ulaştı ve bu da gerçekten iktidar partisine çok büyük bir prim yaptı.

Bugün, hangi hastanelere gidersek, nereye gidersek, toplum gerçekten daha evvel düşünemeyeceği kadar güzel ve düzgün bir hizmetle karşı karşıya. Ayrıca, aile hekimliği müessesesinin de kurulmuş olması, halkın sağlık hizmetlerine daha çabuk ulaşmasını sağladı.

Yalnız, burada, tabii ki bugün konuştuğumuz konu, hizmeti veren hekimler ve diğer sağlık personeliyle ilgili. Tam Gün Yasası Anayasa Mahkemesine gittiği zaman, onun geri dönüş nedeni… Tabii ki gönül arzu eder ki bir hekim tam gün çalışıyor ise o hastanenin dışında başka hiçbir şey düşünmemeli. Ancak, öyle olmadı, Anayasa Mahkemesi hekimin materyalinin insan olması nedeniyle ve bunun diğer kamu görevleriyle aynı statüde görülmemesi gerektiği için, insan sağlığıyla ilgili bir meslek olduğu için, insan sağlığının da saatleri olmadığı için; bir, sekiz, beş gibi çalışma prensibi olamayacağı için, hekim her saat çalışabilir durumda olabileceği için, hekimler için böyle  çalışma saatlerini kısıtlayan ve ondan sonra da “Çalışamazsınız.” şeklindeki bu yasanın olmasını uygun görmedi ve bu nedenle de Anayasa Mahkemesi bu yasayı iptal etti. O zaman, demek ki hizmeti veren kişiler için farklı şeyler düşünmemiz gerektiği gündeme geldi.

Biraz evvel sayın vekillerimden bir tanesi… Ben, şüphesiz, hekimlerin özlük haklarının düzeltilmesini canıgönülden isteyenlerden biriyim, bunun mutlaka olması gerektiğine inanıyorum. Ama, devlet hastanesinde çalışan bir hekimle üniversite kliniğinde çalışan bir hekimin aynı statüde görülmemesi gerekir. Üniversite kliniğinde -doçent veya profesör- bir öğretim üyesi dediğimiz zaman bu eğiten kişidir yani doktor yetiştiren kişidir. Bu hasta bakımı da eğitimin bir parçasıdır ama buradaki asıl neden eğitim hizmetidir. Bizim ancak bunları öğretim üyesi olarak kabul etmemiz gerekir. Tabii ki diğer devlet hastanelerinde bulunanlar, doçent veya profesörler hasta bakabilir, çok da güzel bakabilir ama hiçbir zaman üniversitedeki öğretim üyeleriyle aynı konumda düşünülemezler. Şimdi, değerli arkadaşlarım, bu nedenle, doktorların özlük haklarıyla beraber öğretim üyelerinin de bu tam gün statüsü içinde nasıl çalışacaklarını bizim planlamamız lazım.

Buradaki bu konuşmalar, bizim kendimizin veya Sayın Bakanın bunu düşünüp de bu şekilde olsun şeklinde değil. Üniversitelerle görüşüldü, rektörlerle görüşüldü; onların hepsinin fikirleri alındı ve o fikirlerin sonucunda da bir yasa ortaya çıkarıldı ve bu şimdi Mecliste tartışılıyor. Tabii ki gönlün istediği şey, burada hem hizmeti alanların hem hizmeti verenlerin aynı derecede memnun olmalarıdır.

Bu yasanın, inşallah, bütün hizmeti veren hekimler için de hayırlı olmasını diliyorum ve herkesi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

On beş dakika süreyle soru-cevap işlemi yapılacaktır.

Sayın Atıcı…

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, size bir dramdan bahsedeceğim, bir hak ihlalinden bahsedeceğim. Bir sağlık çalışanı, ismi Ayla Bilmez; çalıştığı hastane, daha doğrusu daha önceden çalıştığı hastane Mersin Silifke Devlet Hastanesi. Sağlığın piyasalaşması nedeni ile bu benim de bizzat gidip gördüğüm, ziyaret ettiğim ve tanıdığım kişi -iddia ediyorum ki Silifke’nin en çalışkan kişisidir, hastanenin en çalışkan kişisidir- sadece özlük haklarını aradığı için işten çıkarıldı ve hastanenin bahçesine bir çadır kurdu ve direnmeye devam ediyor. Benim sizden istirhamım Ayla Bilmez’in dram öyküsünü bir dinlemeniz, buradan sağlık sisteminin nereye vardığını görmeniz ve mümkünse bu hanımefendiye yardımcı olmanızdır.

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum.

Sayın Çelebi…

SÜLEYMAN ÇELEBİ (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Öncelikle Sayın Bakan, sorduğum soruya verdiğiniz yanıt nedeniyle, çok ivedi verdiğiniz için de teşekkürlerimi sunarak soruma başlıyorum.

Bugün, Birleşmiş Milletler Sağlık Hakkı Özel Raportörü Anand Grover ile Dünya Tabipler Birliği (WMA) tarafından yapılan açıklamada bu yasanın yeniden gözden geçirilmesi çağrısında bulunuldu, biliyorsunuz. Meclise ilettikleri mesajlarda, yasa tasarısında yer alan 33’üncü madde hakkında derin kaygılarını bildirdiler. “Şimdi Meclise Türk halkının acil bakım hakkını dikkate alma, tıbbi etiğe ve ülkede bağımsız sağlık çalışanlarına saygı gösterme çağrısında bulunuyoruz.” denildi; bugünkü açıklamaları. Bir taraftan bunlar yapılıyor Sayın Bakan ama örneğin, dün siz ne yaptınız? İstanbul Tabip Odası ve Tabipler Birliğinin torba yasayı protesto için 8 Aralık Pazar günü Gezi Parkı merdivenlerinde yapmak istediği basın açıklamasına müdahale edildi. Bunu nasıl yorumlayacaksınız? Bunun cevabını istiyorum.

Çok teşekkürler.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Çam…

MUSA ÇAM (İzmir) – Sayın Başkan, Sayın Bakan; cuma günü İzmir’de İbni Sina Sağlık Meslek Lisesi 12’nci sınıf öğrencisi Büşra Baysal ve yine Anadolu Sağlık Meslek Lisesi 9’uncu sınıf öğrencisi Buse Hilal Bayrak bir zanlı tarafından bıçaklandı. Her ikisi de şu anda Sağlık Bakanlığına bağlı Tepecik Eğitim Hastanesinde yoğun bakımda yatmaktadır. Okullarda neden önlem ve tedbirler alınmamaktadır ve bu öğrenciler bıçaklanmaktadır? Bu konuyla ilgili bilginiz var mıdır? Bunu öğrenmek istiyorum; bir.

İkicisi de, yine İzmir Torbalı’da Torbalı Belediyesinin tahsis etmiş olduğu bir arazi var ve bu arazinin üzerine bir hastanenin yapılması gerekiyor. Bu konu ne durumdadır? Bunu öğrenmek isterim.

Son sorum ise: Dün hastanede bıçaklanan kız kardeşlerimizi ziyaret ettiğimde oradaki nöbetçi asistanlardan duyduğum şu: “Otuz altı saattir nöbet tutuyoruz yani buna insanın dayanması mümkün değil. Otuz altı saat bittikten sonra da normal mesaimize döneceğiz.” Sayın Bakan, lütfen, kendinizi bu asistanların yerine koyar mısınız. Otuz altı saat nöbet tutup sekiz saat de mesaiye nasıl dayanacak bu insanlar?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Bayraktutan…

UĞUR BAYRAKTUTAN (Artvin) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakan, 2’nci madde üzerinde geçen gün yapmış olduğum konuşmada da hatırlatmıştım. Artvin ili Ardanuç ilçesindeki sorun hâlen devam ediyor. 11 sağlık personelinden 1 tanesi Arhavi ilçesine, 10 tanesi Artvin Devlet Hastanesine gönderildi. Artvin ile Ardanuç arası 42 kilometre. Şu anda ciddi anlamda kar var, ulaşım koşulları çok zor. Bu gönderilmiş olan personelin içerisinde iki aylık çocuğu olan sağlık personeli var. Buna ilişkin bu geçici görevlendirme nedeniyle sadece bu 11 personel değil, bütün bir ilçe halkı mağdur durumdadır. Bu konuda sizden iyi niyet bekledik, bu kararınızı geri almanızı bekledik. Bu konuda bir talimatınız olacak mı? Bu mağduriyetlerin giderilmesine ilişkin olarak ilgili kurumlar nezdinde bir girişiminiz olacak mı? Bu 11 personel ve aileleri bunu merakla beklemektedir.

Şimdiden teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Demiröz…

İLHAN DEMİRÖZ (Bursa) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Sayın Bakanım, Sağlık Bakanlığı tarafından Haziran 2011’de yayımlanan Yataklı Sağlık Tesisleri Planlama Rehberi’ne göre -sayfa 202- Bursa’da il planlaması sonucunda ilde bulunan Sağlık Bakanlığına ait mevcut 4.548 yatak kapasitesi yeni projelerin devreye girmesinden sonra 3.792’ye düşmektedir. 100 bin kişiye düşen hasta yatağı sayısında Türkiye’de 44’üncü sırada olan ilimizde Sağlık Bakanlığına ait 756 yatağın kapatılmasının nedeni nedir?

İkinci olarak da: Sağlık Bakanlığı bu tutumuyla hastalanan yurttaşı özel hastanelerden hizmet almaya zorlarken özellikle yoksul ve dar gelirli hemşehrilerimizin sağlık hizmetine erişmesi sırasında önemli bir engel koyduğunun farkında değil midir?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Düzgün…

ORHAN DÜZGÜN (Tokat) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakan, Tokat Niksar Devlet Hastanesinin ihalesini alarak inşaatı yapan müteahhit firma belli bir dönem sonra battığını ilan ederek Niksar’ı terk etmiştir ve bu süreç içerisinde Niksar’daki birçok esnaftan alışveriş yaparak borcunu ödememiştir. Vatandaş devletten ihale alan bir müteahhide güvenerek malını vermekle bir suç işlemiş midir? Bu ihaleyi veren kişilerle ilgili herhangi bir soruşturma açtınız mı? Buradaki, zarar eden esnafın zararını karşılamayı düşünüyor musunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Öz…

ALİ ÖZ (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Sayın Bakan, Mersin’in merkeze en uzak olan ilçelerinden Anamur ve Gülnar’da yıllardır kadın doğum uzmanı yok ve burası merkeze 140-150 kilometre uzaklıktaki iki ilçe. Buradaki halk özellikle bu konuyla alakalı yoğun mağduriyet yaşamakta. Dolayısıyla, kadrosu olmasına rağmen, en azından birer hekim buraya atamayı düşünüyor musunuz? Oradaki vatandaş bu konuda sürekli bize size iletilmek üzere haber veriyorlar. Dolayısıyla, duyarlı olursanız sevinirim.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Doğru…

REŞAT DOĞRU (Tokat) – Ülkemizde AMATEM yani alkol ve madde bağımlılığı merkezlerinde personel açığı vardır. Bunların en fazlası da psikologlar ve psikiyatri uzmanlarıdır. Bununla ilgili bir kadro çalışması var mıdır?

İkincisi: Türkiye’de AMATEM sayısını artırmayı düşünüyor musunuz?

Diğer bir soru da: Tokat’taki psikiyatri hastanesinin fiziki konumları tamamlanmıştır, acaba resmî açılışı ne zaman yapılacaktır?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Türeli,

RAHMİ AŞKIN TÜRELİ (İzmir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, İzmir’in Güzelbahçe ilçesinde, belediye tarafından imar planında hastane olarak ayrılan 16 bin metrekarelik alanda, 35 bin metrekarelik inşaata uygun alana tam teşekküllü bir hastane yapılması talebi Güzelbahçe halkı tarafından sıklıkla dile getirilmektedir. Konu, tarafımdan gerek soru önergeleriyle gerekse Plan ve Bütçe Komisyonunda ve Genel Kurulda yaptığım konuşmalarda sıklıkla dile getirilmesine rağmen şu ana kadar bir cevap alamadım. Şimdi, burada sormak istiyorum ve cevap istiyorum.

Bir: Bu alana bir hastane yapılacak mıdır?

İki: Bu hastane tam teşekküllü bir hastane mi, yoksa bir branş hastanesi mi olacaktır?

Üç: Bu konudaki çalışmalar hangi noktadadır?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Kaleli…

SENA KALELİ (Bursa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

İnsan Hakları Günü’nde ve insanlık, özgürlük sembolü Mandela’nın cenazesinin olacağı gün bir hak yerini bulacak ve Milletvekilimiz Sayın Balbay yemin edecek.

Tıbbi sekreterlik eğitimi alan sağlık personelinin atamaları konusunda herhangi bir gelişme olacak mı?

Sağlık personeli özlük haklarında iyileştirme bekliyor. Toplu taşımada indirim almalarıyla ilgili bir çalışma düşünüyor musunuz?

Kamu-özel iş birliği şehir hastaneleri sağlık hizmetinin piyasalaştırılması olacağı gibi, maliyeti uzun yılları bağlayacak, yer seçimlerinde de yeterli hassasiyet gösterilmediği ortadadır. Bu konuda gerekli hassasiyeti gösterecek misiniz?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Özdemir…

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Teşekkürler Sayın Başkanım.

Sayın Bakan, Sivas’ın Divriği ilçesinde, bundan iki yıl önce hayır sahibi iş adamı Sadık Özgür tarafından yaptırılmış bir hastanemiz var. Gerçekten bir bölge hastanesi niteliğinde ve beş yıldızlı hastane standartlarında her şeyi yapıldı ve Sağlık Bakanlığına devredildi. Ancak o günden bu tarafa bu hastanenin bir türlü statüsü belli olmadı; D grubu mu, E grubu mu, belli olmadığı için yeterince doktor verilemedi. Ve bugün, artık, Sivas kışa teslim olmuş vaziyette. Hastanede doktor olmadığı için hastaneye hasta gelmiyor. Doktor tayini olamayışının gerekçesi yeterince hasta olmayışına bağlanıyor. Dolayısıyla, bir mantık, sanki bu özel hastaneleri işsiz, işlevsiz bırakarak özel sektöre devretmek gibi bir niyet mi bunun altında yatıyor? Bu hastaneye yeterli doktor, uzman doktor tayini ne zaman yapılacak Sayın Bakan?

Bir de, iki gün önce Sivas’ta yapımı devam eden devlet hastanesinin inşaatında bir çökme oldu -bilginiz var mı, bilmiyorum- üç yurttaşımız yaralandı. Bu hastanenin yer seçiminin doğru olmadığı daha önce söylenmişti.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Evet, teşekkür ederim.

Sayın Bakan, buyurun.

SAĞLIK BAKANI MEHMET MÜEZZİNOĞLU (Edirne) – Teşekkür ediyorum değerli arkadaşlar.

Sayın Demiröz kapanan hastanelerle ilgili bilgi istemişti hem konuşmasında hem biraz önce söz aldığında. 2005 yılından bugüne kadar 163 adet sağlık tesisi başka bir sağlık tesisiyle birleştirilmiştir. Kapanan herhangi bir hastanemiz söz konusu değil. Hâlen yapımı devam eden 188 sağlık tesisimiz mevcuttur, ihale süreçleri tamamlanan yaklaşık 24 bin yatak kapasiteli şehir hastaneleri hariç. Dolayısıyla, bu anlamda “Sağlıkta özel sektöre alan mı açıyoruz?” şeklindeki bir soruyu açıkçası yadırgadığımı da ifade etmek isterim. Şu anda bizim Sağlık Bakanlığı olarak, 30 bin yatak kapasitesinin üzerinde hastane inşası devam ediyor ve ihale sürecinde de 86 hastanemiz var. Yatak sayımız da artıyor.

Bursa’yla ilgili de diğer…

İLHAN DEMİRÖZ (Bursa) – Bursa’da azalıyor efendim.

SAĞLIK BAKANI MEHMET MÜEZZİNOĞLU (Edirne) – Sayın Demiröz, onu ikili de konuşuruz.

Toplam arazi büyüklüğü 1.020 dönüm olan Bursa’daki şehir hastanesi arazisi Bursa çevre yolunu ikiye bölmekte. Yolun kuzeyinde kalan 750 dönüm olan kısma proje yerleştirilmesi planlanmakta, arazi üzerinde yetişmiş orman varlığı bulunmamakta, söz konusu arazi, Bursa çevre yolu üzerinde olup otoyol üzerinde kavşak çalışmaları da yapılacaktır. Arazi kent merkezine erişilebilir konumda. 1.355 yataklı Bursa şehir hastanesinin yaklaşık 370 bin metrekare kapalı alanı, uluslararası standartlara göre kapalı alan miktarı kadar açık alan tasarlanması planlanmakta, söz konusu arazi bu açıdan yeterli büyüklükte olup hastane kompleksi içinde sağlık tesisini tamamlayıcı diğer yapı ve tesisler, yeşil alanlar, hastane rezerv geliştirme alanları da yer almaktadır. Bu nedenle arazi yeterli olarak değerlendirilmektedir.

Yine, konuşmalarında Sayın Türeli’nin, ADSM’lerde çalışan teknisyenlerden bazıları silikozis nedeniyle öldüğü iddiası. ADSM’lerde silikozis nedeniyle ölen bir diş protez teknisyeni söz konusu değildir.

Yine, geçen sormuştu Sayın Bayraktutan, özellikle Artvin ili Ardanuç ilçesinin toplam nüfusu 11.406 olup il merkezine 33 kilometre uzaklıktadır. İlçede 15 yataklı entegre E2 devlet hastanesi mevcut olup yeni bina 2005 tarihinde hizmete açılmıştır. İlçede hâlen 10 bin kişiye düşen yatak sayısı 13 olup Türkiye ortalaması olan 10 yatağın üzerinde. İlçede 5 aile hekimliği birimi ve 1 aile hekimi uzmanı bulunmaktadır. Hastanenin tıbbi cihaz donanımı ve personeli ilçedeki sağlık hizmetleri sunumu için yeterli düzeydedir.

İlçede personel dağılım cetveline göre, 8 fazla ebe, 4 fazla hemşire ihtiyaç nedeniyle üç ay süreyle Artvin Devlet Hastanesinde görevlendirilmiştir. Kadrosu başka bir ilçede olan bir sağlık personelinin de geçici görevi iptal edilmiştir.

Tabii, yine hemşire, yardımcı hemşirelik ve ebelikle ilgili, arkadaşlar genelde yaygın bir eleştiride bulundular.

Değerli arkadaşlar, şu anda bizim hemşirelerimizin dörtte 1’i sağlık meslek lisesi mezunu ve diğer dörtte 1’i de iki yıllık yükseköğrenim görmüş hemşirelerimiz, diğer yarısı ancak dört yıllık eğitim gören hemşirelerimiz. Şimdi, biz bu düzenlemeyle bundan sonra dört yıllık lisans eğitimi görmemiş hiçbir arkadaşımızın hemşire veya ebe statüsünü almamalarıyla ilgili bir düzenleme yapıyoruz. Dolayısıyla, bu anlamda, sağlık meslek liselerinden çıkacak öğrencilerimizin bugün için “çocuk” olarak nitelendirilmesi, bugüne kadar dörtte 1’lik bir kitleye de… Bu kitleyle bir hizmet verdik ve bu kitleyle de hizmet veriyoruz ama bunun doğru olmadığını ifade ederek bundan sonra, 2014’ten itibaren bir düzenleme yapıyoruz. İnanıyorum ki bu düzenleme ülkemizin sağlığına sağlıklı katkı sağlayacak.

Sayın Atıcı, Ayla Bilmez’le ilgili değerlendirmelerinizi inşallah yarın inceleyip kendisiyle de görüşerek yapabileceğimiz ne varsa yapma gayreti içinde oluruz.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Bakan.

SAĞLIK BAKANI MEHMET MÜEZZİNOĞLU  (Edirne) – İzmir Torbalı devlet hastanesi projesi tamamlanarak Toplu Konut İdaresine teslim edilmiş ve 2014 yılının ilk çeyreğinde yapım ihalesine çıkılması planlanmaktadır. Orman arazisinin belediye üzerinden Bakanlığımız üzerine tahsisi alınmıştır.

Tokat Niksar devlet hastanesi 15 Ağustos 2014 tarihinde 125 yataklı olarak açılması planlanmaktadır.

Tokat Niksar hastanesi inşaatı Toplu Konut tarafından yaptırılmakta. İflas eden firma ardından 5/12/2012 tarihinde ikmal ihalesi yapılmış. İflas eden firmanın Niksar’daki tüccara olan borçları hukuki bir durum olup hukuk çerçevesinde değerlendirilmesi gerekmektedir.

Evet, Sayın Çelebi, gerçekten Birleşmiş Milletlerdeki raportörün sözleriyle buraya gelmiş olmanız yani sizin adınıza beni sevindirdi açıkçası.

SÜLEYMAN ÇELEBİ (İstanbul) – Rica ederim efendim, takip ediyoruz.

SAĞLIK BAKANI MEHMET MÜEZZİNOĞLU (Edirne) – Şimdi, yasanın yeniden gözden geçirilmesi konusunda, değerli arkadaşlar, neticede bunu Türkiye Büyük Millet Meclisi Sağlık Komisyonu 2 defa gözden geçirdi. Bütün taraflarıyla en az on aydır -daha öncesini söylemiyorum ama benim dönemim için söylüyorum- çok farklı boyutlarıyla gözden geçirildi. Ümit ediyorum ki ülkenin sağlık hizmetleri açısından önümüzdeki süreçte aksayan yönlerini de gözlemleriz ama olumlu katkıları olacağı kanaatindeyim. Bir sistemi kurguluyoruz, sistemin sürdürülebilir ve geliştirilebilir olmasını kurguluyoruz. Birlikte takip ederiz, aksaklıkları yine birlikte gözlemleriz. Aksaklıklar oluşursa yine Türkiye Büyük Millet Meclisi niçin var? Bunları düzeltmek için var, yine beraber düzeltiriz.

BAŞKAN - Sayın Bakanım, lütfen tamamlayınız.

SAĞLIK BAKANI MEHMET MÜEZZİNOĞLU (Edirne) - Teşekkür ederim.

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum.

MUSA ÇAM (İzmir) – Sayın Bakanım, 3 soru sorduk, 1 tanesine cevap verdiniz.

RAHMİ AŞKIN TÜRELİ (İzmir) – Güzelbahçe Hastanesi ne oldu Sayın Bakanım?

SAĞLIK BAKANI MEHMET MÜEZZİNOĞLU (Edirne) – Arkadaşlar, iki gün içinde cevapları yazılı olarak gönderiyoruz.

BAŞKAN – Soru-cevap işlemi tamamlanmıştır.

İkinci bölüm üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Şimdi ikinci bölümde yer alan maddeler varsa o madde üzerindeki önerge işlemlerini yaptıktan sonra ayrı ayrı oylarınıza sunacağım.

30’uncu madde üzerinde bir adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 480’e 1’inci Ek sıra sayılı Sağlık Bakanlığı ve Bağlı Kuruluşlarının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı ve 16 Milletvekilinin; Üniversite Öğretim Elemanları ile Sağlık Hizmetleri ve Yardımcı Sağlık Hizmetleri Sınıfında Çalışan Personelin Tam Süre Çalışmasına ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal'ın; Organ ve Doku Alınması, Saklanması ve Nakli Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, İstanbul Milletvekilleri Mahmut Tanal ve Mustafa Sezgin Tanrıkulu'nun; Sağlık Hizmetleri Temel Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, Tokat Milletvekili Orhan Düzgün'ün; Devlet Memurları Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi, İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal'ın; Tababet ve Şuabatı San'atlarının Tarzı İcrasına Dair Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu Raporu (1/791, 2/159, 2/401, 2/592, 2/769, 2/1049)’nun 30. Maddesinde geçen “ve ilaç üreticilerine” ibaresinin “ve iade faturası ile sınırlı olmak üzere ilaç üreticilerine” ibaresi şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Aytuğ Atıcı                                 Özgür Özel              Nurettin Demir

   Mersin                                       Manisa                     Muğla

Süleyman Çelebi                       Haydar Akar             Hülya Güven

   İstanbul                                    Kocaeli                     İzmir

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SAĞLIK, AİLE, ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER KOMİSYONU BAŞKANI NECDET ÜNÜVAR (Adana) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

SAĞLIK BAKANI MEHMET MÜEZZİNOĞLU (Edirne) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Hülya Güven İzmir Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

HÜLYA GÜVEN (İzmir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın milletvekilleri, 480 Ek 1’inci sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 30’uncu maddesiyle ilgili verdiğimiz önerge hakkında görüşlerimizi belirtmek üzere söz almış bulunuyor, yüce heyeti saygıyla selamlıyorum.

Sayın milletvekilleri, Sağlık Bakanlığının görevleri nedir? Aslında hepimiz biliyoruz: Yasaların verdiği yetkiyi kullanarak Anayasa’mızın bizlere verdiği herkesin tam bir iyilik hâlinde hayatını sürdürmesini sağlamaktır. Ama bugünkü duruma baktığımızda, OECD ülkeleri içinde kişi başı sağlık harcamasında sonuncu sırada yer aldığımızı görüyoruz. Yani Sağlık Bakanlığı asıl görevi olan halkın sağlığını korumak ve tedavilerini sağlamak için para harcamamaktadır ve bütün bunların sonuçlarını da hep birlikte yaşıyoruz. Çok değil iki yıl önce “özel hastaneler bedava” derken, “Herkes hastanelere rahat bir şekilde gidecek, beş kuruş ödemeyecek.” derken bugün yüzde 200 fark alma hakkı geldi.

Yine bugün lösemili çocuklar tedavi olamıyorlar. Gerekçeyi sorduğumuzda, tedavinin pahalı olması. Engelli bebek sahibi olmamak için, evlenmiş olan engelli aileler test yaptıramıyorlar. Gerekçe, yine testlerin pahalı olması.

Yurttaşlar erken randevu almak için daha fazla katkı payı ödemek zorunda kalıyorlar. Bir hastanın, her koşulda, hasta ise hemen muayene olması ve tedavisini yaptırması gerekmez mi? İki ay, beş ay, randevular hep böyle ya da “Yatak yok.” deniliyor. Yani hasta ölsün diye bekleniyor herhâlde; anlamak çok zor. Bugüne kadar görmediğimiz katkı paylarını, AKP’nin on bir yıldır uyguladığı                      Sağlıkta Dönüşüm Projesi’yle görüyoruz.

Aile hekimleri de özelleştirildi. Kirasını, elektrik, su parasını ve ikinci eleman giderlerini kendileri ödüyorlar. Üstelik Maliye Bakanlığı taşeronluk yapıyor. Aile hekimlerinin çalışma yılları değerlendirilmemekte, kıdemlerini alamamaktadırlar. Peki, kim biliyor bunları? Öbür taraftan, kamu hastanelerinde nöbet tutmaları isteniyor. Bilmediği bir hastanede tanımadığı personel ile yine yerlerini ve çalıştırmasını bilmediği tıbbi malzeme ve cihazlarla nasıl acil hizmeti verilebilir ki? Nasıl, acil nöbeti sonrası normal hizmet vermeyi sürdürebilirler ki? Bu durumlar şiddeti körüklemeyecek mi, öfke duymayacak mı vatandaşlar, bir aleti çalıştıramadı diye?

Daha başka neler var? Adaletsiz bir performans sistemi uygulanıyor ancak “Hastane zarar ediyor.” gerekçesiyle ödemeler de adaletsiz olarak yapılıyor. Kamuda çalışan, döner sermaye almayan, yalnız çıplak maaş ile çalışan sağlık elemanlarına “Beğenmiyorlarsa aile hekimi olsunlar.” denilebiliyor. Emekli hekimlere verilen aylık tüm emeklilerde olduğu gibi komik düzeylerde. Artık sağlık camiası ayakta çünkü bıçak kemiğe dayandı. Neden sokaktalar hiç sordunuz mu? Onlar, insanca yaşayacak ücret istiyorlar, güvenceli iş istiyorlar, ek ödemelerin ve performansların emekliliğe yansıtılmasını istiyorlar. Performans uygulamasına son verilsin istiyorlar. Tedavide katkı paylarının kaldırılmasını, ilaç sıkıntısının kalkmasını istiyorlar. Ancak iktidar hiçbirini düzeltmek istemiyor çünkü, artık, Sağlık Bakanlığı sağlık hizmeti vermekten kurtulmak, tamamen özelleştirmek istiyor.

Verdiğimiz önergenin kabul edilmesi, en azından eksiklerden birini düzeltecektir. Bunun göz önüne alınarak değerlendirilmesi için saygılarımı sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

III.- YOKLAMA

 

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Sayın Başkan, yoklama istiyoruz.

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunacağım ancak yoklama talebi var; yerine getireceğim.

Sayın İnce, Sayın Karaahmetoğlu, Sayın Çelebi, Sayın Özel, Sayın Özdemir, Sayın Şeker, Sayın Küçük, Sayın Dinçer, Sayın Aslanoğlu, Sayın Acar, Sayın Çam, Sayın Türeli, Sayın Dibek, Sayın Kuşoğlu, Sayın Özkan, Sayın Oyan, Sayın Bulut, Sayın Demiröz, Sayın Güven, Sayın Kaleli.

Evet, iki dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, toplantı yeter sayısı vardır.

XI.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

3.- Sağlık Bakanlığı ve Bağlı Kuruluşlarının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı ve 16 Milletvekilinin; Üniversite Öğretim Elemanları ile Sağlık Hizmetleri ve Yardımcı Sağlık Hizmetleri Sınıfında Çalışan Personelin Tam Süre Çalışmasına ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın; Organ ve Doku Alınması, Saklanması ve Nakli Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, İstanbul Milletvekilleri Mahmut Tanal ve Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun; Sağlık Hizmetleri Temel Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, Tokat Milletvekili Orhan Düzgün’ün; Devlet Memurları Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi, İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın; Tababet ve Şuabatı San’atlarının Tarzı İcrasına Dair Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu Raporu (1/791, 2/159, 2/401, 2/592, 2/769, 2/1049) (S. Sayısı: 480 ve 480’e 1’inci Ek) (Devam)

 

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

31’inci madde üzerinde iki adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

480’e 1’inci Ek sıra sayılı Torba Kanunun 31. Maddesinde yer alan “on bin Türk Lirasından beşyüzbin Türk lirasına” kadar ibaresinin “on bin Türk lirasından, yedi yüz elli bin lirasına” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

   Pervin Buldan                                   Ayla Akat Ata                                       Erol Dora

           Iğdır                                               Batman                                             Mardin

    İdris Baluken                                     Esat Canan

         Bingöl                                              Hakkâri

Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 480’e 1’inci Ek sıra sayılı Sağlık Bakanlığı ve Bağlı Kuruluşlarının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı ve 16 Milletvekilinin; Üniversite Öğretim Elemanları ile Sağlık Hizmetleri ve Yardımcı Sağlık Hizmetleri Sınıfında Çalışan Personelin Tam Süre Çalışmasına ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal'ın; Organ ve Doku Alınması, Saklanması ve Nakli Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, İstanbul Milletvekilleri Mahmut Tanal ve Mustafa Sezgin Tanrıkulu'nun; Sağlık Hizmetleri Temel Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, Tokat Milletvekili Orhan Düzgün'ün; Devlet Memurları Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi, İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal'ın; Tababet ve Şuabatı San'atlarının Tarzı İcrasına Dair Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu Raporu (1/791, 2/159, 2/401, 2/592, 2/769, 2/1049) nun 31. Maddesinin 2 inci fıkrasında geçen “yüzbin Türk Lirasından” ibaresinin “iki yüz elli bin Türk Lirasından” şeklinde; 4 üncü fıkrasında geçen “üç yüz bin Türk Lirasına” ibaresinin “beş yüz bin Türk Lirasına” şeklinde değiştirilmesini teklif ederiz.

      Aytuğ Atıcı                                        Özgür Özel                                    Nurettin Demir

         Mersin                                              Manisa                                               Muğla

                             Süleyman Çelebi                               Haydar Akar

                                    İstanbul                                          Kocaeli

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SAĞLIK, AİLE, ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER KOMİSYONU BAŞKANI NECDET ÜNÜVAR (Adana) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

SAĞLIK BAKANI MEHMET MÜEZZİNOĞLU (Edirne) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Selahattin Karaahmetoğlu, Giresun Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

SELAHATTİN KARAAHMETOĞLU (Giresun) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; değerli arkadaşımız Balbay’a “Özgürlüğe hoş geldin.” diyerek konuşmama başlamak istiyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

Sağlık Bakanlığı ve Bağlı Kuruluşlarının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın milletvekilleri, sağlık politikalarının temel sorunu: Sağlığa halk yararı açısından mı bakacağız, yoksa sağlık üzerinden sermayeye yeni bir kapı açmanın ya da özel sektöre sermaye aktarımının yeni bir yolu olarak mı değerlendireceğiz? Bugün sağlıkta ikili uygulamayla yani bir taraftan kamu hastaneler birliği, diğer taraftan özel hastaneler birliğiyle yürütülen sağlık uygulamalarını kamu-özel ortaklığı formülü ile süreç içerisinde tamamen özel sektöre mi bırakacağız? İktidarın “Sağlıkta reform” diyerek ticarileştirme, piyasalaştırma, özelleştirme hedeflerinin bedelini vatandaş ödeyerek hastaneler ticaretin en iyi yapıldığı mekânlar hâline mi getirilecek? Buradan paran kadar sağlık hizmeti alabileceğin bir sağlık düzenine mi geçilmek hedefleniyor? Bu anlamda, bir taraftan Sağlık Bakanlığı görevini yürüten, diğer taraftan Özel Hastaneler Birliği mensubu olan Sayın Bakanın, sağlık sermayesine ve onun menfaatlerine uygun politikalar çelişkisi içinde olması kaçınılmazdır. Hayatın her alanında olduğu gibi sağlıkta da, iktidar partisi, Meclisten geçen tüm düzenlemelerde hastayı, tüketiciyi, halkı hesaba katmadan, sayısal çoğunluğunun gücüyle sermaye lehine kararlar çıkarıyor. Yani “Paran kadar yaşa, paran kadar eğitim al, paran kadar sağlık hizmeti al.” anlayışı ile sosyal devlet olma sorumluluğunu terk ediyor.

Sadece bir hekimin tam gün bir hastanede çalışmasının sağlık sisteminin başarılı olmasını sağlayamadığını yaşayarak görmekteyiz. Halkımıza en iyi sağlık hizmetini sunabilmenin ön koşullarından biri de maddi ve manevi olarak şiddetten uzak çalışma ortamının sağlanmasıdır. Başta hekimler olmak üzere, tüm sağlık çalışanlarının daha verimli sağlık hizmeti sunabilmesi için çalışma koşullarının, ekonomik ve özlük haklarının iyileştirilmesi gerekmektedir.

Görüşmekte olduğumuz bu yasada, adaletsizlik ve hukuksuzluk yanında, Anayasa’ya da aykırılık söz konusudur. Anayasa Mahkemesinin iptal ettiği kanun maddeleri, Mahkemenin bu yöndeki kararları hiçe sayılarak yeniden düzenlenmektedir. Hem anayasal hem de uluslararası anlaşmalarda imzamız olan sözleşmelere uyulmayarak, kişi hak ve özgürlükleri ihlal edilmektedir. Hastalara ait tıbbi kayıtlar, Sosyal Güvenlik Kurumu ve Sağlık Bakanlığı veri tabanlarında toplanmaktadır. Bu verilerin toplanmasında kişinin ve muayenenin özellikleri, hastanede olan her şeyin detaylı olarak bildirilmesi istenmektedir. Bu verilerin satılması, başka kurumlarla paylaşılması söz konusu olabilecektir. Her türlü verinin resmî ve özel sağlık hizmeti ayrımı yapılmadan toplanması, hekimin buna memur edilmesi, bir de üzerine ücret ödemesi istenmesinin sağlık hizmetlerine darbe vurması ise kaçınılmazdır. Hastaların sisteme ve hekime güvenmemelerine, sağlık hizmetlerine başvurmamalarına, hasta ve hekimin resmiyeti olmayan kayıt dışı yollardan çözüm aramalarına neden olacaktır.

Sağlık çalışanlarının performansa dayalı sağlık sisteminden dolayı, daha iyi hizmet, verim ve çalışan memnuniyetinin gerçekleşmediğini de yine yaşayarak görmüş bulunmaktayız. Özel hastaneler ve kamu hastanelerinde hasta-doktor ilişkileri yanında, sağlık çalışanları arasındaki ilişkiler de bozulmuştur. Doktorun hastaya ayıracağı sürenin kısıtlanması performans sistemiyle teşvik edilmektedir. Sağlığın tamamen sermayeye bırakılması, beraberinde etik kuralların ne kadar uygulanabilirliği konusunda endişeleri de artırmaktadır. Tam Gün Yasası’yla tıp eğitimi ve geleceği siyasete ve ticarete kurban edilmektedir.

Anlatmaya çalıştığımız nedenlerden dolayı, bu tasarının, başta halkımız olmak üzere, hastaya, hekime, sağlık çalışanlarına, tıp eğitimi veren ve uygulayan eğitim kurumlarımıza ve mensuplarına getireceği yarar olmadığı, tek yanlı olarak sermayeye hizmet edeceği anlayışına “hayır” diyoruz.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

480’e 1’inci Ek sıra sayılı Torba Kanunun 31. Maddesinde yer alan “on bin Türk Lirasından beşyüzbin Türk lirasına” kadar ibaresinin “on bin Türk lirasından, yedi yüz elli bin lirasına” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                                     Pervin Buldan (Iğdır) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SAĞLIK, AİLE, ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER KOMİSYONU BAŞKANI NECDET ÜNÜVAR (Adana) – Katılamıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Trabzon) – Katılamıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Bu değişiklik ile maddenin caydırıcılık gücü arttırılması amaçlanmaktadır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

32’nci madde üzerinde iki adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

480’e 1’inci Ek sıra sayılı Torba Kanunun 32’nci maddesinde yer alan “bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası” İbaresi, “üç yıldan beş yıla kadar hapis cezası” ibaresi ile değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

 

Pervin Buldan                                      Ayla Akat Ata                                       Erol Dora

   Iğdır                                                       Batman                                             Mardin

İdris Baluken                                     Nursel Aydoğan

   Bingöl Diyarbakır

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Sağlık Bakanlığı ve Bağlı Kuruluşlarının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının 32 inci maddesinin sonuna “Eczanelerde üretilen majistral ilaçlar bu kapsam dışında tutulmuştur.” cümlesinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla.

      Aytuğ Atıcı                                        Özgür Özel                                    Nurettin Demir

         Mersin                                              Manisa                                               Muğla

Süleyman Çelebi                                 Haydar Akar

        İstanbul                                            Kocaeli

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SAĞLIK, AİLE, ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER KOMİSYONU BAŞKANI NECDET ÜNÜVAR (Adana) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Trabzon) – Katılamıyoruz Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Selahattin Karaahmetoğlu, Giresun Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

SELAHATTİN KARAAHMETOĞLU (Giresun) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Ben, Giresun’un Görele ilçesinde otuz altı yıllık eczane eczacılığı yapıyorum ve eczacı milletvekili unvanını taşıyorum. On yıl içinde eczanelerin ve eczacılarımızın ekonomik olarak geldiği konumu değerlendirmek istiyorum.

Bugün eczanelerimiz çok ciddi ekonomik sıkıntılarla yaşam savaşı veriyor. Artık eczaneler aylık ciroları ile işletme giderlerini karşılayamaz duruma geldiler. On yıl önce 100 liralık ilaç satışı içinde 28 lira brüt kâr eden eczanelerin, bugün 100 TL içinde brüt kârı 19,5 liraya düşmüştür. Ayda 50 bin lira ciro yapan bir eczanenin kaybı brüt 4.500 liradır. Bu kayıp uygulanan mali politikalar marifetiyle iş birlikçi tekelci sermayeye aktarılmıştır. Sistemin yapısal sorunlarının çözümü noktasında, hayatın her alanında olduğu gibi sağlık emekçisi olan eczacılar da ne yazık ki bu bedeli ödemektedirler. Eczacı kâr oranlarının düşürülmüş olması, iskontolarının kaldırılmış olması, ilaç fiyatlarının önemli ölçüde aşağıya çekilmiş olması ve ciddi ciro kayıpları eczacıları sıkıntı içine sokmuştur. Tüm dünyada ve ülkemizde uygulanan referans fiyat sistemi, patent süresi dolan ilaçların yerlerine eş değerlerinin üretilmesi ilaç fiyatlarındaki düşüşleri getirmiştir.

Bu arada bir konuya da dikkatinizi çekmek istiyorum. Başta lösemi hastaları olmak üzere bazı hastalıklarda Sosyal Güvenlik Kurumunun  uyguladığı fiyat politikaları karaborsa ilaç satımını beraberinde getirmiştir ve bugün 750 civarında ilaç karaborsaya düşme tehlikesiyle karşı karşıyadır. Bu konuda gerekli tedbirlerin alınması gerekmektedir. Eczaneye yüksek fiyatlarla giren ilacın düşük fiyatlarla işlem görmesi sermaye kaybına neden olmaktadır. İlaç sanayi kayıpları karşılamakla yükümlü olduğu hâlde görevini yerine getirmemektedir.

2004-2011 yılları arasında ilaç fiyatları 250 kez düşürülmüştür. Eczanelerin 2010 yılı stok zararı 88 milyon TL, 2011 yılında ise 129 milyon TL’dir. Bilinmelidir ki eczacılar ilaç fiyatlarının aslında düşmesine de karşı değillerdir.

Bugün AKP İstanbul Milletvekili, benim de Hocam Sayın Mehmet Domaç’ın Türk Eczacıları Birliği Başkanı olduğu dönemde ilaç fiyatlarının düşürülmesi konusunda bizler eczanelerimize afişler astık ve destek verdik ve bunu gerçekten inanarak yaptık ve savunduk.

Türk Eczacıları Birliğinin verileriyle TÜRK-İŞ'in kriterleri ölçü alındığında 24.309 eczanenin yüzde 51’inin yoksulluk sınırının altında, yüzde 5-6’sının da açlık sınırının altında bir gelire sahip olduğu tespit edilmiştir.

Geçen yasama döneminde tüm siyasi partilerin katkılarıyla çıkarılan yeni Eczacılık Kanunu eczanelerin iyileştirilmesi adına semeresini beş altı yıl sonra verecektir. Mesleğim adına, emeği geçen tüm siyasi parti gruplarına ve milletvekillerine bir kez daha teşekkür etmeyi bir borç biliyorum.

Eczanelerin acilen içinde bulunduğu ekonomik sorunlara katkı sağlamak adına uygulanan reçete başına 25 kuruşluk hizmet bedeli yetersiz kalmaktadır. Gerçi iki ay önce yıllık cirosu 700 bin liradan düşük olan eczanelere 75 kuruş uygulaması getirilse bile bu bedelin artırılması ve 700 bin lira ciro üzerinde iş yapan eczanelere de hizmet bedeli katkısı artırılmalıdır. Bu destek eczanelerin aylık çay kahve giderlerini dahi karşılayamamaktadır. Avrupa Birliği ülkelerinde hizmet bedelleri ciddi oranda yüksektir. Reçetede yazılı ilaç sayısına ya da kutu başına destek uygulaması vardır. Hâlen eczanelerde uygulanmakta olan hizmet bedeli katkısı bugünkü uygulamanın üstüne çıkmalıdır. Ayrıca ilaç sanayisinin kurumlara…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SELAHATTİN KARAAHMETOĞLU (Devamla) – Konuşmama 36’ncı maddede devam edeceğim.

Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

480’e 1’inci Ek sıra sayılı Torba Kanunun 32’nci maddesinde yer alan “bir yıldan beş yıla kadar hapis cezası” ibaresi “üç yıldan beş yıla kadar hapis cezası” ibaresi ile değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                                                   Pervin Buldan (Iğdır) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SAĞLIK, AİLE, ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER KOMİSYONU BAŞKANI NECDET ÜNÜVAR (Adana) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Trabzon) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Bu değişiklik ile maddenin caydırıcılık gücü artırılması amaçlanmaktadır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, yeni madde ihdasına dair bir önerge vardır.

Önergeyi okutup Komisyona soracağım; Komisyon önergeye salt çoğunlukla, 14 üyesiyle katılırsa önerge üzerinde yeni bir madde olarak görüşme açacağım. Komisyonun salt çoğunlukla katılmaması hâlinde ise önergeyi işlemden kaldıracağım.

Şimdi önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Sağlık Bakanlığı ve Bağlı Kuruluşlarının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının 32’nci maddesinden sonra gelmek üzere aşağıdaki maddenin eklenmesini ve madde numaralarının buna göre teselsül ettirilmesini arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla.

 

Aytuğ Atıcı                                             Özgür Özel                                    Nurettin Demir

   Mersin                                                   Manisa                                               Muğla

Süleyman Çelebi                                  Haydar Akar

     İstanbul                                               Kocaeli

“Madde 33 – 1262 sayılı Kanuna aşağıdaki madde eklenmiştir.

Ek Madde 8 - İlaç fiyatlarında düşüşler meydana gelmesi durumunda belirlenen yeni fiyatlar, ilk defa fiyat alan yeni ürünler hariç, yayımlandığı tarihten itibaren kırkbeş gün sonra uygulanır. Ancak, eczaneler fiyatları yayımlandığı tarih itibariyle, ilaç üreticilerinden veya ithalatçılarından veya ecza depolarından yeni fiyatlar üzerinden ilaçları alır.”

BAŞKAN – Sayın Komisyon, önergeye salt çoğunlukla katılıyor musunuz?

SAĞLIK, AİLE, ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER KOMİSYONU BAŞKANI NECDET ÜNÜVAR (Adana) – Sağlık Komisyonu üyelerimizin teşrifini bekliyorum Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Sayın Komisyon, salt çoğunlukla katılıyor musunuz?

SAĞLIK, AİLE, ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER KOMİSYONU BAŞKANI NECDET ÜNÜVAR (Adana) – Gördüğüm kadarıyla gelen yok Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Komisyon önergeye salt çoğunlukla katılmamış olduğundan önergeyi işlemden kaldırıyorum.

Sayın milletvekilleri, birleşime de on dakika ara veriyorum.

 

                                                                               Kapanma Saati: 00.06

 

DOKUZUNCU OTURUM

Açılma Saati: 00.20

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Fehmi KÜPÇÜ (Bolu), Muharrem IŞIK (Erzincan)

---------- 0 ----------

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 26’ncı Birleşiminin Dokuzuncu Oturumunu açıyorum.

480 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine devam edeceğiz.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

33’üncü madde üzerinde üç adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

480'e 1'inci Ek sıra sayılı Torba Kanunun 33'üncü maddesinde yer alan, "Sağlık Bakanlığı ile Maliye Bakanlığınca müştereken hesaplanacak" ibaresinin "Sağlık Bakanlığı ile Maliye Bakanlığınca birlikte hesaplanacak" şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

        Erol Dora                         Ayla Akat Ata                  Pervin Buldan

          Mardin                               Batman                             Iğdır

     İdris Baluken                    Mülkiye Birtane

          Bingöl                                  Kars

 

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 480 sıra sayılı kanun tasarısının 33. maddesinin sonuna “ilaç fiyat düşüşleri ya da kamu kurum ıskonto artışlarından kaynaklanan eczane stok zararlarını derhal karşılamayan firmalar, bu zararı faizi ile birlikte ödemeye yükümlüdür ve oluşacak zararın beş katı tutarı da Sağlık Bakanlığı’nca tahsil olunur.” cümlesinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

           Ali Öz                   Hasan Hüseyin Türkoğlu                  Ali Halaman

           Mersin                             Osmaniye                                  Adana

    Yusuf Halaçoğlu             Yıldırım Tuğrul Türkeş                        Reşat Doğru

          Kayseri                               Ankara                                        Tokat

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Sağlık Bakanlığı ve Bağlı Kuruluşlarının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının 33 üncü maddesinin sonuna "Ayrıca ilaç fiyat düşüşleri ya da kamu kurum ıskonto artışlarından kaynaklanan eczane stok zararlarını derhal karşılamayan firmalar bu zararı faizi ile birlikte ödemeye yükümlüdür ve oluşacak zararın beş katı tutarı da Sağlık Bakanlığı’nca tahsil olunur.” cümlesinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

 

        Aytuğ Atıcı                          Özgür Özel                              Nurettin Demir

           Mersin                               Manisa                                        Muğla

   Süleyman Çelebi                    Turgut Dibek                               Haydar Akar

          İstanbul                             Kırklareli                                     Kocaeli

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SAĞLIK, AİLE, ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER KOMİSYONU SÖZCÜSÜ İSMAİL GÜNEŞ (Uşak) – Katılamıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

SAĞLIK BAKANI MEHMET MÜEZZİNOĞLU (Edirne) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Turgut Dibek, Kırklareli Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

TURGUT DİBEK (Kırklareli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Arkadaşlar, 33’üncü madde üzerinde verdiğimiz önergeyle ilgili olarak Cumhuriyet Halk Partisi adına söz aldım. Öncelikle sizleri saygılarımla selamlıyorum.

Önerge önemli bir önerge ancak önergenin içeriğiyle ilgili düşüncelerimizi açıklamadan -Sayın Bakan da burada- hafta sonu bizim bölgemizde yaşanan bir gelişmeyi burada sizlerle paylaşmak istiyorum. Sayın Bakanın da katıldığı, Sayın Başbakanın, yine, bazı bakanlarla beraber Trakya’da yaptığı bir gezi vardı hafta sonu. Cuma günü benim ilim Kırklareli, sanıyorum cumartesi Tekirdağ, pazar günü de Edirne’yi Sayın Başbakan ziyaret etti. Şimdi, öncelikle şunu söyleyeyim: Türkiye'nin her yerinde olduğu gibi, bizim Trakya’da da, benim ilimde de insanlarımız misafirperverler. Sayın Başbakan dilediği zaman, istediği kadar Trakya’ya gelsin yani o konuda hiçbir sıkıntımız yok, memnun da oluruz, mutlu da oluruz. Yalnız, değerli arkadaşlar, bana gelen şikâyetlerin ben Sayın Bakana gelmediğini hiç düşünmüyorum yani mutlaka ona da gelmiştir. Sayın Başbakan cuma günü Kırklareli’ne geldi, bizden başladı, Pınarhisar’dan başladı. Biliyorsunuz, yani Pınarhisar’ın özel bir anlamı var Sayın Başbakan için çünkü orada, cezaevinde belli bir süre misafir olmuştu yani Kırklareli sınırlarında bir dört ay kadar; oradan başladı. Ama, arkadaşlar, bir hafta öncesinden bizim Trakya’da, benim ilimde bir olağanüstü hâl ilan edilmiş âdeta; hani, şöyle bir terim var ya sık sık kullanılır: Yani “Trakya Trakya olalı böyle bir zulüm görmedi.” diye. İnanın, gerçekten öyle bir olay. Yani, Başbakan nereden geçecek? Şu caddeden geçecek. Başbakan nerede konuşacak? Şurada konuşacak. Yani, bu emniyet, işte, korumayı yapacak olan yetkililer artık durumdan vazife mi çıkarıyorlar  yoksa talimat mı öyledir onu da bilmiyorum ama evlere tek tek gidiliyor, ziyaret ediliyor “Misafir almayacaksınız, dışarı çıkmayacaksınız…” Yani, insanların en doğal olan anayasal hakları değerli arkadaşlar, hürriyetleri, yani konut dokunulmazlığı, seyahat özgürlüğü, kent içerisinde gezme yani öyle bir hâl aldı ki, cuma günü Kırklareli’ne geldiğinde… Önleyici gözaltılar diye bir ara -biliyorsunuz- yani bu yasada da değişiklik yapılsın diye kamuoyunda bir tartışma yapılmıştı. Yani, işte, daha sonra birtakım eylem yapabileceği, tavrıyla tarzıyla, protesto edebileceği düşünülen kişiler önceden gözaltına alınsın mı alınmasın mı diye? Böyle bir yasal düzenlemeye hiç ihtiyaç duyulmadan çok sayıda insan benim ilimde göz altına alındı.

Şimdi, bana cuma günü biri telefon etti, bu kişi önemli bir kişi, Demokratik Sol Partinin il başkanlığını yapmış bir ağabeyimiz, diyor ki: “Benim kardeşimi kent içerisinde -bizim Yayla Meydanı’mız var, orada- bir parkta polis hapsetmiş durumda. “Parkın içerisinden çıkmayacaksın.” diyor. Sivil polisler kenarda bekliyor. Niye? “Sen meydana inersen Başbakanı protesto edersin çünkü senin ağzın durmuyor, sen konuşuyorsun, eleştiriyorsun.”

Değerli arkadaşlar, dünyanın hiçbir yerinde böyle bir şey olmaz.

VEDAT DEMİRÖZ (Bitlis) – Siz de inandınız!

TURGUT DİBEK (Devamla) – İnanmadın mı? Tamam. Bakın, bir gelin Kırklareli’ne, görün bakalım neler olmuş.

Gençler… Ben, bunların isimlerini de paylaştım yani zaten değerli arkadaşlar, gerçek olmasa bunları burada ben konuşmam. Beni tanıyan tanıyor zaten, üslubumu da biliyorsunuz ama insanları da göz altına aldılar. Bunu şunun için söylüyorum: Bakın, bu doğru bir yaklaşım değildir. Şimdi, Başbakanın bundan haberi var mı yok mu, onu da bilmiyorum, az önce söyledim yani o, meydanlara gittiğinde herkes onu alkışlasın “Vay Sayın Başbakan, hoş geldin.” desin diye bekliyor olabilir ama demokratik toplumlarda, ülkelerde eleştiri de protesto da en doğal haktır. Anayasal hak değil mi silahsız ve saldırısız insanların gösteri yapma hakkı? Şimdi, bu, çok ciddi bir tepki yarattı Kırklareli’nde, Edirne ve Tekirdağ boyutunu bilmiyorum. Sayın Bakan buradayken belki bununla ilgili bir açıklama da yapabilir. Bunun, tabii, örnek alındığını görüyorum. Şimdi, bazı kamu görevlileri diyor ki: “Sayın Başbakan böyle korunuyorsa benim neyim eksik?” Bazı valiler var, hepsini kastetmiyorum ama şu anki Adana Valisi benim ilimde dört yıl valilik yaptı, ben bir kısmında İl Başkanıydım, bir kısmında milletvekiliydim, nasıl korunduğunu görüyorum arkadaşlar, biliyordum. Ben de diyordum ki: “Niye böyle koruyor kendini?” Meğer Başbakanı örnek alıyormuş kendisine yani Sayın Başbakanın böyle bir kötü örneği de var. Bu konuyu burada dile getirmek istiyorum. O insanlar mağdur oldular. Sayın Başbakan Trakya’dan ne umdu ne buldu onu da bilmiyorum, sandıkta her birini göreceğiz. İnşallah, 30 mart günü, Trakya’da umduğunun ne kadarını bulacak, hep beraber göreceğiz.

Önergeyle ilgili de şunu söyleyeyim, zamanım geçmiş: Bakın, eczacıların -burada Sayın Domaç’ı göremedim- haklı talebi, aldıktan sonra ilaç fiyatları düşüyor ya da kamu kurumu iskonto artışlarından dolayı stok zararı görüyorlar eczacılar. Onu telafi etmeye yönelik bir önergedir. Sayın Domaç bunun mutlaka doğru olduğunu görür.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

TURGUT DİBEK (Devamla) - Yani ona bakarak el kaldırabilirsiniz diyecektim ama Sayın Domaç’ı da göremedim. Önergenin de çok haklı bir önerge olduğunu burada belirtiyorum ve saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN -  Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum.

                          Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 480 sıra sayılı kanun tasarısının 33. maddesinin sonuna “ilaç fiyat düşüşleri ya da kamu kurum iskonto artışlarından kaynaklanan eczane stok zararlarını derhal karşılamayan firmalar, bu zararı faizi ile birlikte ödemeye yükümlüdür ve oluşacak zararın beş katı tutarı da ödemeyi Sağlık Bakanlığı’nca tahsil olunur.” cümlesinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

                                                               Ali Öz (Mersin) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SAĞLIK, AİLE, ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER KOMİSYONU SÖZCÜSÜ İSMAİL GÜNEŞ (Uşak) – Katılamıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

SAĞLIK BAKANI MEHMET MÜEZZİNOĞLU (Edirne) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN -  Önerge üzerinde söz isteyen, Reşat Doğru, Tokat Milletvekili. (MHP sıralarından alkışlar)

REŞAT DOĞRU (Tokat) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Görüşmekte olduğumuz kanun tasarısının 33’üncü maddesi üzerinde vermiş olduğumuz önergeyle ilgili olarak Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum; yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Saygıdeğer milletvekilleri, biraz önce de konuşulduğu gibi, son zamanlarda eczacılarımız çok şeyler kaybetmektedir. Vermiş olduğumuz önergeyle de, zaten eczanelerde oluşan stok zararı mağduriyetlerinin giderilmesi amaçlanmıştır. Aynı zamanda, fiyat değişikliklerinde öngörülen süre içerisinde bildirilmesini zaruri hâle getirmek kamu zararı oluşmasını da engelleyecektir. Bu verilen önergeyle eczacılar birazcık nefes alsın demek istiyoruz.

Eczacı kardeşlerimiz… Son yıllarda, bilhassa son on yılda okulların aşırı şekilde artmış olması bir anda eczacılık fakültelerinin sayısını 7’den 19’a çıkarmıştır. Tahmin ediyorum ki, önümüzdeki günlerde yeni açılacak okullarla beraber bu sayı 23 civarına çıkacaktır, bu da aşırı şekilde bir eczacı birikiminin oluşumunu sağlamış olacaktır ki, acaba bunları nerelere yerleştireceğiz, nasıl bir şekilde bu çocuklarımıza iş imkânı sağlayacağız, onu merak ediyorum.

Tabii, bunun yanında, eczacılarımızın diğer sorunlarından bir tanesi de, özellikle, eczanelerden verilen ilaç eczacılık hizmetindeki Medula sistemiyle ilgilidir. Medula sistemi bazı yerlerde çok ciddi manada kopmalar, kesintiler yaşamaktadır. Bu da eczacılık işini aksatmakta ve birçok mağduriyeti de beraberinde getirmektedir.

Diğer bir konumuz, özellikle son zamanlarda eczacıların en büyük sorunlarından bir tanesi de ilaç fiyatlarının düşmesiyle ilgilidir. Bununla ilgili de çeşitli defalar gündeme getirilmiş olmasına rağmen, ilaç kutu fiyatlarında 25 kuruş ve 75 kuruşun yeterli olmadığı, bunun en azından 1 lira seviyesine çıkartılmış olmasının mağduriyetleri gidereceği noktasındadır. Bu yönlü olarak da Sosyal Güvenlik Kurumu mutlaka buraya bir parmak basmalı, eczacı kardeşlerimizin durumunu düzeltmelidir. Yoksa, korkarım ki, önümüzdeki zaman diliminde eczacıların birçoğu eczanelerini kapatmak mecburiyetinde kalacak ve de mağdur olacaklardır.

Tabii, bunların yanında, bir diğer konuyu da gündeme getirmek istiyorum bu vesileyle. Ülkemizde ilaç israfının önlenmesi ve yerli ilaç ve tıbbi malzeme üretiminin desteklenmesi gerekmektedir. Türkiye’nin önemli sorunlarından birisi de gereksiz ilaç kullanımı yani ilaç israfıdır. Gerçi, ülkemizde sadece ilaç değil, yani kabul etmek gerekir ki, birçok konuda israf vardır, yiyecek konusundan tutun da gereksiz yere hastaneye gitmek kadar her alanda israf vardır. İsraf, dinimizce de kabul edilmeyen, hoş karşılanmayan bir durum olsa da yine de maalesef yapılmaktadır. O zaman, ülkede israfa karşı tüm katmanlarla beraber bir seferberlik ilan edilmeli ve de israfın önüne geçilmelidir.

İlaç konusuna gelince, gereksiz kullanım ve israfta birinci sırayı saygıdeğer milletvekilleri, antibiyotikler almaktadır. Bu konuda başta hekimler ve diğer sağlık çalışanları olmak üzere, halkımız da dâhil herkes yaygın bir eğitimden geçirilmelidir. Antibiyotikler eczanelerden reçeteli, reçetesiz şekilde alınmakta, dolayısıyla hem insan vücudunda bir direnç oluşturmakta hem de ayrıca, yani gereksiz yerde de antibiyotik kullanımına geçilmektedir. Sigara ve obezitede yapıldığı gibi, her türlü propaganda vasıtalarından mutlaka bu konuda yararlanılmalı ve bu konunun faydası da insanlara anlatılmalıdır.

Tabii, ayrıca, sadece antibiyotikler de değildir, diğer ilaçlarda da çok ciddi manada gereksiz kullanımlar vardır. Yani böylece ciddi bir girdi elde edilebilir ve dolayısıyla bu konuda birçok tasarruf da sağlanabilir.

Bunların yanında yerli ilaç sanayisine de mutlaka önem vermek mecburiyetindeyiz. Yerli ilaç sanayisinin gelişmesi açısından da yapılması gereken çok şeyler vardır. Yaklaşık olarak son on seneden beri yerli ilaç sanayisinde çok ciddi manada kayıplar oluşmuştur, ilaç fabrikalarımızın birçoğu yabancı tröstlerin eline geçmiştir. Yani birçok sigorta şirketleri gibi, banka şirketleri gibi, maalesef, enteresandır, ilaç firmaları, ilaç fabrikalarının birçoğu şu anda yabancı tekellerin, tröstlerin eline geçmiştir, bu da önümüzdeki zaman diliminde Türkiye'de çok büyük oranda sıkıntılar yaratabilecektir.

Bu manada da mutlaka ama mutlaka çok uluslu şirketlerin kıskacından ilaç firmalarımızı, ilaç üretimlerini kurtarmak mecburiyetinde olduğumuzu ifade ediyor, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

480'e 1'inci Ek sıra sayılı Torba Kanunun 33'üncü maddesinde yer alan, "Sağlık Bakanlığı ile Maliye Bakanlığınca müştereken hesaplanacak" ibaresinin "Sağlık Bakanlığı ile Maliye Bakanlığınca birlikte hesaplanacak" şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Pervin Buldan (Iğdır) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SAĞLIK, AİLE, ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER KOMİSYONU SÖZCÜSÜ İSMAİL GÜNEŞ (Uşak) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

SAĞLIK BAKANI MEHMET MÜEZZİNOĞLU (Edirne) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Yapılan değişiklik ile madde metninde anlam bütünlüğü sağlanarak metne açıklık getirilmesi amaçlanmıştır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

34’üncü madde üzerinde üç adet aynı mahiyette önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

480’e 1’inci Ek sıra sayılı Torba Kanunun 34’üncü maddesinin yasa metninden çıkarılmasını teklif ve arz ederiz.

   Pervin Buldan                                   Ayla Akat Ata                                       Erol Dora

           Iğdır                                               Batman                                             Mardin

      Nazmi Gür                                      İdris Baluken

           Van                                                 Bingöl

Aynı mahiyette önerge imza sahipleri:

         Ali Öz                                 Hasan Hüseyin Türkoğlu                            Oktay Vural

         Mersin                                           Osmaniye                                             İzmir

    D. Ali Torlak                                      Celal Adan                                      Reşat Doğru

        İstanbul                                            İstanbul                                              Tokat

Aynı mahiyette diğer önerge imza sahipleri:

      Aytuğ Atıcı                                        Özgür Özel                                    Nurettin Demir

         Mersin                                              Manisa                                               Muğla

Süleyman Çelebi                                 Haydar Akar

        İstanbul                                            Kocaeli

BAŞKAN – Komisyon aynı mahiyetteki önergelere katılıyor mu?

SAĞLIK, AİLE, ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER KOMİSYONU SÖZCÜSÜ İSMAİL GÜNEŞ (Uşak) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

SAĞLIK BAKANI MEHMET MÜEZZİNOĞLU (Edirne) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde söz isteyen Mehmet Şeker, Gaziantep Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

MEHMET ŞEKER (Gaziantep) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; bu önergemizde, tasarının 34’üncü maddesinin 2219 sayılı Özel Hastaneler Kanunu’ndaki cezai hükümleri içeren 35 ve 45’inci maddeleri kaldırılıyor. Onun yerine 46’ncı maddede düzenleme tekrar yapılıyor. Bununla ilgili, tabii ki hastanelerin, özellikle özel hastanelerin denetlenmesinde hiçbir sakınca yok, mutlaka denetlenmesi lazım ama tıbbi eksikliklerinin yanında lojistik eksiklikleriyle ilgili çok ciddi yaptırımların da yapılması; özellikle 21’inci yüzyılda tıbbi eksiklik harici, örneğin hastanenin koridor boyu, kapısının tipi, girişi, çıkışıyla ilgili -otuz yıllık, kırk yıllık, elli yıllık hastaneler var, çok eski hastaneler var- bunlar dayanak gösterilerek hastanelerin kapatılmasının gerçekten 21’inci yüzyılda Türkiye Cumhuriyeti gibi bir devlete yakışacağını zannetmiyorum. Bunlarla ilgili ciddi şekilde bir düzenlemenin yapılması gerektiğine inanıyorum. Mutlaka denetimin olmasını ama bu denetimin daha çok hastanenin tıbbi yapılanmasıyla ilgili olması gerektiğine inanıyorum. Bu konuda gerekli hassasiyetin gösterileceğine de inanıyorum.

Sayın Bakanım, geçen gün, yine burada bu görüşmeler devam ederken Sayın Süleyman Çelebi özellikle nişasta bazlı ürünlerle ilgili, bunların kanser yaptığıyla ilgili, obeziteyle ilgili, insülin direnciyle ilgili bir soru sormuştu. Bunun cevabını göndermişsiniz, teşekkür ederiz ama bu cevabı inşallah siz vermemişsinizdir çünkü bu cevap çok ilginç. Burada diyor ki cevapta: “Yapılmış olan çeşitli araştırmalar neticesinde fruktozun pankreas kanserine neden olduğunu kanıtlayacak ve kanserle kesin bir şekilde ilişkilendirilecek bir bilimsel kanıt bulunmamaktadır.” Doğru, bilim adamları bununla ilgili kesin bir şey söylemiyorlar, ne aksine ne lehine çok ciddi şekilde bir araştırma şu anda söz konusu değil. Yine aynı yanıt: “Pankreas kanserine neden olan en önemli faktörlerin, sigara, alkol ve obezite olduğu yapılan araştırmalarla kanıtlanmış olup...” deniliyor. Eğer obezite pankreas kanserine neden oluyorsa nişasta bazlı şekerin de pankreas kanserine obezite yoluyla neden olmaması için hiçbir sebep yok, eğer böyle bir çıkarım söz konusuysa. Kaldı ki bununla ilgili yapılan çok ciddi araştırmalar var, fruktozla ilgili Amerika’da yapılmış çok ciddi çalışmalar var. Siz de çok iyi biliyorsunuz ki fruktozun son ürünlerinden birisi karbondioksit ve yağ asidi. Dolayısıyla, obeziteye neden olma sebebi de bu zaten. Obezitenin neden olduğu pek çok da hastalık söz konusu.

Yine sizin verdiğiniz cevapla ilgili: “Burada yapılan çalışmalarda, mevcut beslenme şeklimizle fruktozun yalnız başına tüketilmesinin mümkün olmadığı, bu nedenle fruktozun insülin direnci ve şeker hastalığına yol açacağı yönündeki iddiaların da yeterli bilimsel kanıtla desteklenmediği görülmektedir.” diye bir cevap var.

Sayın Bakanım, bir önceki yerde…. Şunu her zaman söylüyoruz: Fruktoz obezite sebebiyse insülin direnci yapması da gayet doğal, bu da olması gereken bir şey.

“Bu bilgiler ışığında, kamuoyunda tereddütlere neden olan fruktoz iddialarının bugün itibarıyla yeterli bilimsel zemini bulunmamaktadır.” Yine bu cevabın içerisinde. Hem yukarıda açıklanıyor, bilimsel yanıtlar veriliyor hem bilimsel zemini olmadığı söyleniyor!

Yine çok ilginç: “Amerika Birleşik Devletleri’nde nişasta bazlı şeker üretimine kota uygulanmamaktadır.” denilmiş burada. Oysa bendeki bilgilerde, Amerika Birleşik Devletleri’nde yüzde 2 nişasta bazlı şeker kotası var, Almanya’da yüzde 1,9 nişasta bazlı şeker kotası var; Polonya’da yüzde 3, Fransa, İngiltere ve Hollanda’da yüzde sıfır kota uygulanmaktadır.

Sayın Bakanım, bu bilgiler inşallah sizin tarafınızdan yazılmamış, gönderilmemiştir, bunların düzeltilmesini rica ediyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Aynı mahiyetteki önerge üzerinde…

ALİ ÖZ (Mersin) - Gerekçe…

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Tasarının 34. maddesi, 2219 sayılı Hususi Hastaneler Kanununun cezai hükümler içeren kısmının 35. ve 45. maddelerini kaldırmaktadır.

24/5/1933 tarihli ve 2219 sayılı Kanunun 35. maddesi "ihtarı mucip olan noksanlar hastaların tedavi ve istirahatına müessir olduğu takdirde" hastanelerin hasta kabulünün hangi şartlarda engelleneceğini düzenlemektedir.

24/5/1933 tarihli ve 2219 sayılı kanunun 45. maddesi ise hastanelerin bulundurmak ve yapmakla yükümlü oldukları tıbbi malzeme ve kayıtları yapmayanlara mahalli mülki amir tarafından verilecek idari para cezalarını düzenlemektedir.

Yukarıda sayılan maddelerin neden kaldırılmak istendiği veya yerine hangi kanunun konulacağı açıklanmamıştır. Kaldırılmak istenen 35. ve 45. maddeler hastaların özel hastanelerde tedavisi ve rahatı için gereklidir. Kaldırılması kanuni boşluk yaratacaktır.

BAŞKAN – Diğer gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Hususi hastanelerde meydana gelecek problem ve sorunlardan hastane yönetimi, sorumluları ve mesul müdürlerinin sorumluluğu devam etmelidir.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

35’inci madde üzerinde iki adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

480’e 1’inci Ek sıra sayılı Torba Kanunun 35’inci maddesinde yer alan “ayrıca” İbaresi, “ek olarak” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

   Pervin Buldan                                   Ayla Akat Ata                                       Erol Dora

           Iğdır                                               Batman                                             Mardin

İdris Baluken                                        Murat Bozlak

         Bingöl                                               Adana

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Önergeyi geri çekiyoruz.

BAŞKAN – Önerge geri çekilmiştir.

Diğer önergenin gerekçesini okutuyorum:

Gerekçe:

Yapılan değişiklik ile madde metninde anlam bütünlüğü sağlanarak metne açıklık getirilmesi amaçlanmıştır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

36’ncı madde üzerinde bir adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

480'e 1'inci Ek sıra sayılı Torba Kanunun 36'ncı maddesinde yer alan "beş bin Türk Lirasından elli bin Türk Lirasına kadar" İbaresi, "on bin Türk Lirasından elli bin Türk Lirasına kadar" şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Pervin Buldan                                      Ayla Akat Ata                                    İdris Baluken

    Iğdır Batman                                         Bingöl

                         Erol Dora                                  Esat Canan

                          Mardin                                           Hakkâri

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SAĞLIK, AİLE, ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER KOMİSYONU SÖZCÜSÜ İSMAİL GÜNEŞ (Uşak) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

SAĞLIK BAKANI MEHMET MÜEZZİNOĞLU (Edirne) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Bu değişiklik ile maddenin caydırıcılık gücü arttırılması amaçlanmaktadır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum:  Kabul edenler…  Kabul etmeyenler…  Kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum:  Kabul edenler…  Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

37’nci madde üzerinde üç adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

480'e 1'inci Ek sıra sayılı Torba Kanunun 37'nci maddesinde yer alan "Bunlardan ilgili mevzuata ve sözleşme hükümlerine aykırı davrananların, bu kapsamdaki ilgili sözleşmesi sona erdirilir ve bunlar bir yıl süreyle yeni sözleşme yapamaz." cümlesinin "Bunlardan ilgili mevzuata ve sözleşme hükümlerine aykırı davrananların, bu kapsamdaki ilgili sözleşmesi sona erdirilse bile başka bir yerde sözleşme hakları saklı kalır." şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Pervin Buldan                                      Ayla Akat Ata                                    İdris Baluken

    Iğdır Batman                                         Bingöl

                      Erol Dora                                       Esat Canan

                      Mardin                                                 Hakkâri

BAŞKAN – Diğer iki önerge aynı mahiyettedir.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 480 sıra sayılı Sağlık Bakanlığı ve Bağlı Kuruluşların Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Üniversite Öğretim Elemanları ile Sağlık Hizmetleri ve Yardımcı Sağlık Hizmetleri Sınıfında Çalışan Personelin Tam Süre Çalışmasına ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, Organ ve Doku Alınması, Saklanması ve Nakli Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, Sağlık Hizmetleri Temel Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, Devlet Memurları Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi, Tababet ve Şuabatı San'atlarının Tarzı İcrasına Dair Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifinin 37.Maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

     Ali Öz                                     Hasan Hüseyin Türkoğlu                            Reşat Doğru

    Mersin                                                Osmaniye                                             Tokat

D. Ali Torlak                                          Celal Adan                                       Oktay Vural

   İstanbul                                                 İstanbul                                               İzmir

Aynı mahiyetteki önerge imza sahipleri:

 Aytuğ Atıcı                                            Özgür Özel                                    Nurettin Demir

   Mersin                                                   Manisa                                               Muğla

                    Süleyman Çelebi                                Haydar Akar

                        İstanbul                                                Kocaeli

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SAĞLIK, AİLE, ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER KOMİSYONU SÖZCÜSÜ İSMAİL GÜNEŞ (Uşak) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

SAĞLIK BAKANI MEHMET MÜEZZİNOĞLU (Edirne) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde söz isteyen Aytuğ Atıcı, Mersin Milletvekili.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli arkadaşlarım, öncelikle sevgili Mustafa Balbay’ın bugün mahpushaneden çıkışını sevinçle karşıladığımızı ve bu ayıbın bir daha yaşanmaması gerektiğini söylüyorum. Darısının da içeride benzer şekilde yatan bütün milletvekillerine uygulanmasını diliyorum.

Şimdi, 37’nci madde üzerinde söz aldım. Her söz alışımda “AKP’nin çakma Tam Gün Yasası.” diyorum. Her söz alışımda “Bu, sahte bir Tam Gün Yasası’dır.” diyorum. Niye dediğimi şimdi sizlere bu madde vesilesiyle açıklayacağım. Şimdi, bakın, 3 tane profesör düşünün; bir tanesi devlet üniversitesinde çalışıyor, bir tanesi araştırma hastanesinde çalışıyor, bir tanesi de GATA’da çalışıyor. Sizin getirdiğiniz bu tasarıyla, bu 480 sıra sayılı Tasarı’yla, GATA’da çalışan profesör hiçbir şekilde dışarıya, özel hastaneye gidemiyor. Üniversitede çalışan profesörlerin yarısı dışarıda özel hastaneye gidebiliyor. Eğitim hastanelerinde, eğitim araştırma hastanelerinde çalışan profesörlerin, doçentlerin yarısının çıkıp çıkmayacağına Bakanlar Kurulu karar veriyor. Ya, Allah aşkına, böyle bir şey olur mu ya! Ya, böyle bir mantık nasıl olur! Böyle bir ülkede, eşitlikçi olmayan böyle bir zihniyeti nasıl getirirsiniz ya! Yani, üç ayrı kurumla üç ayrı uygulama var. Neden? Bunun hesabını nasıl vereceksiniz ya! Nasıl bu insanların yüzüne bakacaksınız! Nasıl diyeceksiniz ki “Biz eşitlikçiyiz!” Nasıl diyeceksiniz ki “Biz adaletliyiz!” Hangi yüzle insanların yüzüne bakacaksınız! Size “Niye bunu yaptınız, GATA’nın ne farkı var, eğitim araştırma hastanesinin ne farkı var, üniversitenin ne farkı var?” dediklerinde siz acaba ne cevap vereceksiniz, vallahi merak ediyorum; yemin ediyorum, yani gülünç duruma düşüyorsunuz.

Bakın, 37’nci maddede de devam ediyor, sadece onların çalışmasını Bakanlar Kuruluna bağlamışsınız. Diyelim ki Bakanlar Kurulu insafa geldi, bir hocanın dışarıda çalışmasına izin verdi. Bakın, ne oluyor değerli arkadaşlarım: Dışarıda çalışmak demek muayenehanesinde çalışmak demek değil, özel hastaneye gidecek, emeğini satacak. Yani o profesörü sömürttürüyorsunuz, özel hastane bunu iyice bir yoluyor. Sonra, diyorsunuz ki Sağlık Bakanlığı olarak: “Hoca, sen gittin özel hastaneye çalıştın, para kazandın, getir yarısı benim.” Yatırttırıyorsunuz döner sermayeye ve yarısını da siz alıyorsunuz. Şimdi, böyle bir vicdansızlık olur mu Allah aşkına! O hekimin emekleri sizlere helal değilmiş, öyle söylüyorlar. Bana tweet gönderen, mail atan, mesaj atan bütün hekimler diyorlar ki: “Bu tasarıyı hazırlayanlara eğer şu kadarcık emeğimiz varsa helal etmiyoruz.” Haberiniz olsun, bu onların dileği, ben de sizlere iletiyorum.

Şimdi, bakın, bu maddede bir diğer düzenlemeyi getiriyorsunuz. Onda da diyorsunuz ki: “E, hoca, seni biz dışarı gönderiyoruz ama özel hastaneye gittiğin zaman yapacağın anlaşmada –sözleşme yapacaksın ya, bir ücret alacaksın ya- senin için belirlediğim toplam tavan, ek ödeme miktarının brüt miktarından daha az olamaz.” Ne demek? Yani ben sana brüt olarak eğer 10 milyar lira para biçtiysem, sen özel hastaneye gidip 5 milyara anlaşma yapamazsın, illa ki benim belirlediğim tavan üzerinden gidip anlaşma yapacaksın. Hoca diyor ki: “Ya, kardeşim, ben özelde çalışıyorum ama ben de insanım.” Hayır, gideceksin, o hastanede hiçbir şekilde, benim belirlediğimden daha az para kazanamazsın. Hani, çocuk işçileri çalıştırırlardı ya bir ara, simit satan veya ayakkabı boyacılığı yapan; baba derdi ki: “Eve 20 liradan aşağıya getirirsen eve gelme.”, gelirse döverdi ya, aynı o konumdasınız. Yani, aklım havsalam almıyor. Bir profesöre, bir doçente siz nasıl oluyor da “Hoca, git, şu kadardan daha az para getirme eve.” diyorsunuz, getirdiği paranın da yarısını alıyorsunuz? Ya, bu hangi akla, hangi inanca, hangi mezhebe, hangi dine sığar, hangi felsefeye sığar? Ben mi bilmiyorum, sizin bambaşka bir inancınız mı var? Nerede sığdırdınız Allah rızası için bunu? Bunda kul hakkı vardır ve bu hakkı yenen kullar size haklarını helal etmiyorlar.

İyi akşamlar. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Aynı mahiyetteki diğer önerge üzerinde söz isteyen Ali Öz, Mersin Milletvekili. (MHP sıralarından alkışlar)

ALİ ÖZ (Mersin) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Görüşülmekte olan 480 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 37’nci maddesi üzerinde söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi saygılarımla selamlıyorum.

Daha önceki maddelerde konuşurken de her defasında ifade ettik: Bu Tam Gün Yasası artık Tam Gün Yasası olmaktan tamamen çıkmış durumda. Gerçekte başlangıçtaki niyetiniz halis bile olsa kurumlar arasında farklı şekilde düzenlenecek bir yasaya olur vermemizi hiç kimsenin beklememesi lazım.

Daha önce de ifade ettik: Askerî Tıp Akademisi Gülhane’deki uygulamanız bir farklı, üniversitede bir farklı, eğitim ve araştırma hastanelerinde bir farklı. Böyle bir düzenleme yapmayı kendinize nasıl hak gördüğünüzü gerçekten çok merak ediyorum. Burada, aynı statüde profesör olmuş insanları aynı kefede değerlendirmemeyi onların hepsine yapılmış bir haksızlık olarak görüyorum.

Özellikle üniversite hastanelerindeki temel felsefeyi, temel anlayışı, temel mantığı tamamen ortadan kaldırmakla hiçbir şey kazanmayacağız. Üniversite hastanelerinin kendine göre bilimsel yapısı, özerk durumu söz konusu. Buradaki öğretim görevlilerinin, akademisyenlerinin başlangıçta zaten peşinen kabul ettikleri şey çok para kazanmak değil, çok fazla hasta bakmak da değil, gelecekte bu ülkenin sağlık alanında hizmetkârı olacak hekimleri yetiştirmek. Kararını kendisi önceden vermiş, siz diyorsunuz ki: “Hayır. Sen ne kadar para kazanırsın? Dışarıda seni özel hastaneye, benim kendi marifetimle hangi özel hastaneye kiralarsam kiralık profesör olarak oraya gittiğinde ne kadar kazanırsın? O kazancından bana ne kadar para getirirsin?” Yani, bir sağlığın konuşulduğu yerde işin içerisine bu kadar metayı dâhil etmek, ondan sonra da Türkiye'de sağlık alanında on bir yıldır “Sağlıkta Dönüşüm Programı” adı altında başarılı göründüğünüz çok yer olmasına rağmen, bu adaletsizlik ve haksızlıkla, yapmış olduğunuz iyiliklerin hepsinin de üzerini kendi elinizle çiziyorsunuz.

Biz Milliyetçi Hareket Partisi olarak tekrardan sizi uyarıyoruz. Doğrudur, Türkiye'de sağlık alanında eksik olan, tamamlanması gereken gerçekten çok fazla alan vardır. Ama, çıkartmış olduğunuz, özünde, baktığımız zaman, karşı olmadığımız tam günün bu şekilde uygulanmasının hiçbir mantıklı izahı yoktur.

Eğitim hastanelerinde kararı Bakanlar Kurulu verecek. Şimdi, eğitim hastanelerinde iki tane profesörü düşünün. iki tane profesör aynı verimi ortaya koymuş. Performans olarak ikisini birbiriyle karşılaştırdığınızda ikisi de aynı performansta. Akademik katkı yönünden de ikisi de birbirinden farklı olmayan iki öğretim görevlisi veya iki profesör varsa bir tanesine dışarıda -o da serbest muayenehane değil- işaret edilen ve çok para kazanması peşinen kendisine taahhüt altına alınan bir özel hastanede “Git, çalış.” diyeceksiniz. E, peki, diğerinin ne günahı var? Bu bir vebal değil mi? Eşitler arasında ayrımcılık yapmak, ayrıcalık oluşturmak, imtiyaz tanımak, hakka, hukuka, adalete, vicdana sığar mı? Yani, bu konuda, bu maddede, gerçekten bu haksızlık tamamen su yüzüne çıkıyor. Yol yakınken bu tam gün uygulamasının tüm öğretim görevlilerine kendilerine yetecek kadar bir geliri temin ederek ve bu kurumların ana amaçları ekseninde, ana amaçları doğrultusunda yeniden düzenlenerek tasarının tamamının çekilmesi bizim en büyük arzumuzdur.

Gecenin bu saatinde çok fazla daha zamanınızı almak istemiyorum ama şunu söylemeden geçemeyeceğim: Yani, artık uçan profesörler, jet profesörler, kiralık profesörler dönemini başlatıyorsunuz. Memlekete bu tasarının hayırlı hiçbir tarafı olmayacak, onun için tekrardan gözden geçirmek, oranları en azından… Komisyonda başlangıçta dediniz ki: “Üniversitelerin öğretim görevlilerine, rektörlerine sorduk.” 480 ilk geldiğinde yüzde 5 oranını verdiğinizde de karşı çıktığımızda üniversitelerin görüşleri alınıp yüzde 5 oranında mutabık kaldığınızı ifade etmiştiniz ama yüzde 5 ne hikmetse 50 oldu.

Yani, şunu söyleyebilirim ki: Tebrik ediyorum sizi. 1 koydunuz, 10 aldınız diyor, yüce Meclisi saygılarımla selamlıyorum. (MHP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

480'e 1'inci Ek sıra sayılı Torba Kanunun 37'nci maddesinde yer alan "Bunlardan ilgili mevzuata ve sözleşme hükümlerine aykırı davrananların, bu kapsamdaki ilgili sözleşmesi sona erdirilir ve bunlar bir yıl süreyle yeni sözleşme yapamaz." cümlesinin "Bunlardan ilgili mevzuata ve sözleşme hükümlerine aykırı davrananların, bu kapsamdaki ilgili sözleşmesi sona erdirilse bile başka bir yerde sözleşme hakları saklı kalır." şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Pervin Buldan (Iğdır) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SAĞLIK, AİLE, ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER KOMİSYONU SÖZCÜSÜ İSMAİL GÜNEŞ (Uşak) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

SAĞLIK BAKANI MEHMET MÜEZZİNOĞLU (Edirne) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Bu değişiklikle sözleşmeli çalışan işçilerin, işlerine son verilen emekçilerin yeni sözleşme yapma haklarının saklı tutulması amaçlanmaktadır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

38’inci madde üzerinde üç adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

480’e 1’inci Ek sıra sayılı Torba Kanunun 38’inci maddesinde yer alan “ibaresinden sonra” ifadesinin “İbaresinin ardından” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

 

   Pervin Buldan                                   Ayla Akat Ata                                       Erol Dora

           Iğdır                                               Batman                                             Mardin

   İbrahim Binici                                   İdris Baluken

       Şanlıurfa                                            Bingöl

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Sağlık Bakanlığı ve Bağlı Kuruluşlarının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının 38 inci maddesinde geçen “profesör, doçent ve eğitim görevlilerine” ibaresinden sonra gelmek üzere “ve diğer personele” ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla.

      Aytuğ Atıcı                                        Özgür Özel                                    Nurettin Demir

         Mersin                                              Manisa                                               Muğla

Süleyman Çelebi                                 Haydar Akar

        İstanbul                                            Kocaeli

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 480 sıra sayılı Sağlık bakanlığı ve Bağlı Kuruluşlarının Teşkilat ve Görevleri hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun tasarısının 38. Maddesinde geçen “profesör, doçent ve eğitim görevlilerine” ibaresinden sonra gelmek üzere “ ve diğer personele ayrıca AMETAM da çalışan hekim ve yardımcı sağlık personelide bu uygulamadan yararlanır. ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

 

         Ali Öz                                       Yusuf Halaçoğlu                          Yıldırım Tuğrul Türkeş

         Mersin                                             Kayseri                                              Ankara

    Ali Halaman                           Hasan Hüseyin Türkoğlu

         Adana                                            Osmaniye

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SAĞLIK, AİLE, ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER KOMİSYONU SÖZCÜSÜ İSMAİL GÜNEŞ (Uşak) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

SAĞLIK BAKANI MEHMET MÜEZZİNOĞLU (Edirne) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinden söz isteyen Reşat Doğru, Tokat Milletvekili; buyurun.

REŞAT DOĞRU (Tokat) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Görüşmekte olduğumuz kanun tasarısının 38’inci maddesi üzerinde vermiş olduğumuz önergeyle ilgili olarak söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Bizim burada ilave etmek istediğimiz, AMATEM’de çalışan hekim ve yardımcı sağlık personelinin bu kanun içerisine alınmasıdır. Şöyle ki saygıdeğer milletvekilleri: Önümüzdeki yıllarda hem ülkemizin hem de dünyanın en önemli sorununun bağımlılık olacağı kanaatindeyiz. Şöyle ki: Bağımlılığın bir bölümü madde bağımlılığı, bir diğer bölümü elektronik bağımlılıktır.

Madde bağımlılığı dediğimiz, alkol, sigara ve uyuşturucu bağımlılığı   -maalesef, enteresandır- her geçen gün artarak devam ediyor. Bunu da en fazla ülkemizde büyük şehirlerde, okullarda ve bazı yerlerde görüyoruz. Yani büyük şehirlerdeki okullarda sigara içme oranları yüzde 60’lara, alkol kullanma oranları -en az bir kere- yüzde 10-12’lere, yine en az bir kere çeşitli uyuşturucu madde kullanımının da yüzde 1’ler, 2’ler, hatta 3’ler seviyesine kadar ulaştığı görülüyor. Bu da önümüzdeki zaman diliminde çok ağır bir durumla karşılaşacağımızın bariz bir göstergesidir.

Bunun yanında, diğer bir bağımlılık da elektronik bağımlılıktır. Bu bağımlılığı da biz, işte, İnternet bağımlılığı, cep telefonu bağımlılığı veya televizyonlardaki çeşitli yayınlardan tutun da diğerlerine kadar bir sürü bağımlılığı sayabiliriz. İşte, bunları üst üste koyduğumuz zaman, önümüzdeki zaman dilimindeki bağımlılıklar çok önemlidir.

Bağımlılıkla ilgili olarak son zamanlarda Sağlık Bakanlığının özellikle psikiyatri hastanelerinde kurmaya çalıştığı madde bağımlılığı tedavi merkezleri, İnternet tedavi merkezleri çok önemlidir. Bu konudaki çalışmaları destekliyoruz. Ancak bunun yanında, AMATEM merkezleri de çok ciddi manada sıkıntılarla karşı karşıyadır.

Zaman zaman burada, işte, sağlıkta çağ atladığımız ifade edilmeye çalışılıyor. Saygıdeğer milletvekilleri, eğer sağlıkta çağ atladıysak buradan, şimdi şu saat itibarıyla, Ankara Numune Hastanesinin önüne gidelim, Numune Hastanesinin acil servisini bir görelim. Acil servisinde insanlar acaba orada ne yaşıyorlar? Gelen hastalar ne yaşıyor veyahut oradaki hekimler nasıl çalışıyor, sağlık personeli nasıl çalışıyor? Hani biz özlük haklarından bahsediyoruz ya, illa özlük hakları, emekli hakları sağlık personelinin verilsin, artırılsın diye. İşte oradaki ağır tabloyu gördüğümüz zaman herhâlde ne kadar haklı olduğumuzu söyleyebilirsiniz ama bunun yanında oradaki hastaların durumları da o kadar kolay değildir. Şu anda bazı yerlerde maalesef enteresandır -tabii, Sağlık Bakanlığının bazı uygulamalarını takdirle karşılıyoruz ama- yoğun bakım üniteleri birçok yerde gün vermekle meşguldür yani yoğun bakım ünitesi bulamıyorsunuz. Dolayısıyla, o yönlü çok büyük sıkıntılar vardır. Muayene olma noktasında bir hastaya bakma süresi üç dakikanın altına düşmekte ve bir hekim günde neredeyse 90’la 150 civarında hasta bakabilmektedir. Bunları göz önüne aldığımız zaman sağlıkta bazı sıkıntıların gelmekte olduğunun en bariz göstergesini de hep beraber görüyoruz. Ama bunların yanında, AMATEM merkezlerinin mutlaka -biraz önce Sayın Bakana “sorular” bölümünde sordum, bana cevap vermediler ama- hem psikolog ihtiyaçları vardır hem psikiyatri uzmanları ihtiyaçları vardır. Psikologların ve psikiyatri uzmanlarının sayısını mutlaka artırmak mecburiyetindeyiz yani oraya tedavi olmaya gelen insanların mutlaka tedavi olması gerekmekte ve beraberinde de oradan ayrıldıktan sonra tedavilerinin yakın takip edilmesi gerekmektedir.

Diğer bir sorun da, ülkemizin dışında, Türkiye'nin dışında, Avrupa’sından çeşitli ülkelerine kadar çok çeşitli bölgelerde Türk insanları yaşamaktadır. Buralarda, Avrupa ülkelerinde yaşayan işte yaklaşık olarak 3,5-4 milyon civarında -söz söylüyoruz- insanımız var diyoruz. Bunlardan dolayı, yabancı cezaevlerinde yaklaşık olarak 40 bin ile 50 bin civarında insanımız vardır. Bu insanların suçlarının büyük bir kısmı yüzde 70’e varana kadar uyuşturucuyla ilgili olan suçlardır ama enteresan olan nedir, biliyor musunuz? Uyuşturucu suçundan mahkûm olan insanlarımız orada kendi mahkûmiyetleri bittikten sonra ülkemize gönderilmekte ve ülkemizde de hiçbir rehabilitasyona uğramadan bir saatli bomba gibi köylerine gönderilmektedir. İşte bu manada da mutlaka bunların takip edilmesi, en azından bulaşıcı, sâri bir hastalık olan bu durumun diğer insanlarımıza bulaştırılmaması gerekmektedir.

Önergemizin esas hazırlanmasındaki amaç, AMATEM merkezlerinde çalışan insanlara biraz daha hak verilmesi, biraz daha değer verilmesi noktasındadır.

Desteğinizi bekliyor, saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Sağlık Bakanlığı ve Bağlı Kuruluşlarının Teşkilat ve Görevleri Hakkındaki Kanun Hükmündeki Kararname ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının 38 inci maddesinde geçen “profesör, doçent ve eğitim görevlilerine” ibaresinden sonra gelmek üzere “ve diğer personele” ibaresinin eklenmesini arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla.

Aytuğ Atıcı (Mersin) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SAĞLIK, AİLE, ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER KOMİSYONU SÖZCÜSÜ İSMAİL GÜNEŞ (Uşak) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

SAĞLIK BAKANI MEHMET MÜEZZİNOĞLU (Edirne) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Bülent Kuşoğlu, Ankara Milletvekili.  (CHP sıralarından alkışlar)

BÜLENT KUŞOĞLU (Ankara) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

480 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın Ek 1’in 38’inci maddesi üzerine verdiğimiz önergeyle ilgili olarak söz almış bulunuyorum.

Konu, sağlık çalışanlarının ücretleriyle ilgili önemli bir konu. Sağlık sadece insan bedeninin ve ruhunun iyileştirilmesinden ibaret değil, tabii ki farklı yönleri de var. Sağlıkta çalışanların da durumlarının iyileştirilmesi gerekiyor. Sağlıkta çalışanların, sağlık emekçilerinin de durumlarının iyileşmesi gerekiyor ki bu konuda, bu alanda daha iyi hizmet verilebilsin. Bu konuyla ilgili olarak 38’inci maddeyle 209 sayılı Kanun’un 5’inci maddesinde bir düzenleme yapılmış. 209 sayılı Kanun 1961 yılında yürürlüğe girmiş, aslında çok fazla değişiklik yapılan bir Kanun bu. Sağlık kuruluşlarında, Sağlık Bakanlığına bağlı kuruluşlarda döner sermaye mefhumunu düzenliyor. Sağlık Bakanlığına bağlı kuruluşlarda, sağlıkta aslında performansa göre bir ücretlendirme yapılması lazım. Dolayısıyla da bu 209 sayılı Kanun’un da baştan ele alınması lazım, tümüyle değişmesi lazım, yeni bir bakış açısıyla ele alınması lazım. Dolayısıyla, sadece bu 38’inci maddede yapılan değişiklik ya da 209’un 5’inci maddesinde yapılan değişiklik yeterli değil muhakkak ki, çok daha kapsamlı, çok daha düzenli ve temelli bir değişiklik yapılması şart. Biz de bunu arzu ediyoruz. Mevcut düzenlemeyi yeterli bulmuyoruz herhangi bir itirazımız olmasa da ama bu anlamda tümüyle kökten bir değişiklik yapılmasının gerekli olduğunu da bu arada ifade etmek isterim çünkü sağlık çalışanları özellikle büyük sıkıntılar içerisinde. Şu anda bu yaptığımız düzenlemeye rağmen, özellikle profesör, doçent gibi kadrolarda bulunanlarla, yine yardımcı sağlık hizmetleri kadrolarında bulunanlarla ilgili epey sıkıntılar var. Onların sorunlarını anlatmak için aslında şu süre yeterli değil. Bu düzenlemeyi de, aslında bu tam gün düzenlemesini de bu konularla ilgili olarak yapıyoruz ama yine yeterli olabilecek bir çözüm getiremiyoruz maalesef. Daha kapsamlı, çok daha kapsamlı bir düzenlemenin yapılması da şarttır diye düşünüyoruz.

Ben konuyu çok fazla uzatmak istemiyorum. Konuşmak istediğim başka bir konu daha vardı ama Sayın Sağlık Bakanımızla Sağlık Bakan Yardımcısı, sağ olsunlar, o konuda kendileriyle yaptığım şifahi görüşmede konuyu kabul ettiler. Ben de konuşmamı burada kesiyorum.

Hepinize hayırlı akşamlar diliyorum, saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler…  Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

480’e 1’inci Ek sıra sayılı Torba Kanunun 38’inci maddesinde yer alan “ibaresinden sonra” ifadesinin “ibaresinin ardından” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Pervin Buldan (Iğdır) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SAĞLIK, AİLE, ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER KOMİSYONU SÖZCÜSÜ  İSMAİL GÜNEŞ (Uşak) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

SAĞLIK BAKANI MEHMET MÜEZZİNOĞLU (Edirne) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Yapılan değişiklik ile madde metninde anlam bütünlüğü sağlanarak metne açıklık getirilmesi amaçlanmıştır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum:  Kabul edenler…  Kabul etmeyenler…  Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum:  Kabul edenler…  Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

39’uncu maddede bir adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

480'e 1'inci Ek sıra sayılı Torba Kanunun 39'uncu maddesinde yer alan "sağlık teşkillerindeki" ifadesinin "sağlık oluşumları" şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

   Pervin Buldan                                   Ayla Akat Ata                                       Erol Dora

           Iğdır                                               Batman                                             Mardin

    İdris Baluken                                      Sırrı Sakık

         Bingöl                                                Muş

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SAĞLIK, AİLE, ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER KOMİSYONU SÖZCÜSÜ İSMAİL GÜNEŞ (Uşak) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

SAĞLIK BAKANI MEHMET MÜEZZİNOĞLU (Edirne) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Yapılan değişiklik ile madde metninde anlam bütünlüğü sağlanarak metne açıklık getirilmesi amaçlanmıştır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

Yeni madde ihdasına dair bir adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 480'e 1'inci Ek sıra sayılı Sağlık Bakanlığı ve Bağlı Kuruluşlarının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı ve 16 Milletvekilinin; Üniversite Öğretim Elemanları ile Sağlık Hizmetleri ve Yardımcı Sağlık Hizmetleri Sınıfında Çalışan Personelin Tam Süre Çalışmasına ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal'ın; Organ ve Doku Alınması, Saklanması ve Nakli Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, İstanbul Milletvekilleri Mahmut Tanal ve Mustafa Sezgin Tanrıkulu'nun; Sağlık Hizmetleri Temel Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, Tokat Milletvekili Orhan Düzgün'ün; Devlet Memurları Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi, İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal'ın; Tababet ve Şuabatı San'atlarının Tarzı İcrasına Dair Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu Raporu (1/791,2/159,2/401,2/592,2/769,2/1049)'nun 38.Maddesinden sonra gelmek üzere aşağıdaki maddenin ilave edilmesini ve diğer maddelerin yeniden numaralandırılmasını teklif ederiz.

      Aytuğ Atıcı                                        Özgür Özel                                    Nurettin Demir

         Mersin                                              Manisa                                               Muğla

Süleyman Çelebi                                 Haydar Akar

        İstanbul                                            Kocaeli

Madde-11 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'na Ek Madde 43 eklenmiştir.

"EK MADDE-43: 657 sayılı Devlet Memurları Kanununa tabi olarak görev yapan uzman tabip ve tabiplere aşağıda belirtilen oranları geçmemek üzere en yüksek Devlet Memuru aylığının (ek gösterge dâhil) brüt tutarı ile çarpımı sonucu bulunan miktarda sağlık hizmetleri tazminatı ayrıca ödenir. Bu madde hükmü, üniversitelerin yataklı tedavi sağlık kurumlarında çalışan 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunun 3/I hükmüne tabi personelden tabip olanlar ile 50. maddesinin (e) bendi kapsamında bulunanlar hakkında da uygulanır.

Tazminat Oranları(%)

Derece                           Öğretim Üyesi

                                           Uzman Tabip/ Tabip            Uzman Tabip/ Tabip

1                                                    450                                          400

2-3                                                 450                                          350

4-5                                                 400                                          300

6-7-8                                              350                                          250

BAŞKAN – Komisyon önergeye salt çoğunlukla katılıyor mu?

SAĞLIK, AİLE, ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER KOMİSYONU SÖZCÜSÜ İSMAİL GÜNEŞ (Uşak) – Komisyon üyelerini buraya davet ediyorum.

Salt çoğunluğumuz olmadığı için katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Komisyon önergeye salt çoğunlukla katılamadığı için önergeyi işlemden kaldırıyorum.

40’ıncı madde üzerinde iki adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 480’e 1’inci Ek sıra sayılı Sağlık Bakanlığı ve Bağlı Kuruluşlarının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı ve 16 Milletvekilinin; Üniversite Öğretim Elemanları ile Sağlık Hizmetleri ve Yardımcı Sağlık Hizmetleri Sınıfında Çalışan Personelin Tam Süre Çalışmasına ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal'ın; Organ ve Doku Alınması, Saklanması ve Nakli Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, İstanbul Milletvekilleri Mahmut Tanal ve Mustafa Sezgin Tanrıkulu'nun; Sağlık Hizmetleri Temel Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, Tokat Milletvekili Orhan Düzgün'ün; Devlet Memurları Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi, İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal'ın; Tababet ve Şuabatı San'atlarının Tarzı İcrasına Dair Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu Raporu (1/791, 2/159, 2/401, 2/592, 2/769, 2/1049)’nun 40. Maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini teklif ederiz.

Aytuğ Atıcı                                 Özgür Özel              Nurettin Demir

   Mersin                                       Manisa                     Muğla

Süleyman Çelebi                       Haydar Akar             Mehmet Haberal

   İstanbul                                    Kocaeli                     Zonguldak

MADDE 40- 29/5/1979 tarihli ve 2238 sayılı Organ ve Doku Alınması, Saklanması, Aşılanması ve Nakli Hakkında Kanunun 10’uncu maddesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"MADDE 10- Organ ve doku alınması, taşınması, saklanması, aşılanması ve nakli ile yurtdışından sağlanması, Sağlık Bakanlığınca yetkilendirilmiş gerekli uzman personel ve donanıma sahip kurumlarca yapılması zorunludur."

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 480’e 1’inci Ek sıra sayılı Torba Kanunun 40. Maddesinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

Pervin Buldan                             Erol Dora               Ayla Akat Ata

    Iğdır                                         Mardin                   Batman

İdris Baluken                             Esat Canan

   Bingöl                                       Hakkâri

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

SAĞLIK, AİLE, ÇALIŞMA VE SOSYAL İŞLER KOMİSYONU SÖZCÜSÜ İSMAİL GÜNEŞ (Uşak) – Katılamıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

SAĞLIK BAKANI MEHMET MÜEZZİNOĞLU (Edirne) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Düzenlemede gerekli donanım açık olarak belirtilmemiş ve ucu açık bırakılmıştır. İlgili donanımın nitelik ve nicelikleri açık olarak belirtilmelidir.

Bu nedenlerle maddenin tasarı metninden çıkarılması gerekmektedir. 

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 480'e 1'inci Ek sıra sayılı Sağlık Bakanlığı ve Bağlı Kuruluşlarının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı ve 16 Milletvekilinin; Üniversite Öğretim Elemanları ile Sağlık Hizmetleri ve Yardımcı Sağlık Hizmetleri Sınıfında Çalışan Personelin Tam S