TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

                                                                                TUTANAK DERGİSİ

 

                                                                                                24’üncü Birleşim

                                                                                              3 Aralık 2013 Salı

 

(TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

                                                                                               İÇİNDEKİLER

 

I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II.- GELEN KÂĞITLAR

III.- YOKLAMALAR

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Mardin Milletvekili Abdurrahim Akdağ’ın, 3 Aralık Dünya Engelliler Günü’ne, engellilerin sorunlarına ve haklarına ilişkin gündem dışı konuşması

2.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, 3 Aralık Dünya Engelliler Günü’ne, engellilerin sorunlarına ve haklarına ilişkin gündem dışı konuşması

3.- Mardin Milletvekili Erol Dora’nın, 3 Aralık Dünya Engelliler Günü’ne, engellilerin sorunlarına ve haklarına ilişkin gündem dışı konuşması

 

V.- AÇIKLAMALAR

1.-  Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı’nın, 3 Aralık Dünya Engelliler Günü’ne ilişkin açıklaması

2.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, İstanbul ili Üsküdar ilçesi Yavuztürk Mahallesi’ndeki okulların sorunlarına ve İstanbul’un bazı ilçelerinde 2/B kapsamında tespit edilen rayiç bedellerin yüksekliği nedeniyle vatandaşların mağdur olduğuna ilişkin açıklaması

3.- Çanakkale Milletvekili Ali Sarıbaş’ın, 3 Aralık Dünya Engelliler Günü’ne ve Onsekiz Mart Üniversitesi Rektörlüğü tarafından, ağaç diken öğrenciler hakkında soruşturma açılmasına ilişkin açıklaması

4.- İstanbul Milletvekili Haluk Eyidoğan’nın, İstanbul ili Sultangazi ilçesi Uğur Mumcu Mahallesi’nde bulunan Lütfiye Nuri Burat Devlet Hastanesinin sorunlarına ilişkin açıklaması

5.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, AKP iktidarının demokratik açılımının, bölgeyi PKK’yla Barzani’ye açmaya ve Türkiye Cumhuriyeti’nin hâkimiyetini kırmaya dönüştüğüne ilişkin açıklaması

6.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, emeklilerin sorunlarına ve maaşları ile özlük haklarının iyileştirilmesi konusunda Hükûmeti göreve davet ettiğine ilişkin açıklaması

7.- Osmaniye Milletvekili Hasan Hüseyin Türkoğlu’nun, Türkiye Büyük Millet Meclisi binasının iktidar partisinin aday tanıtımı sebebiyle âdeta işgale uğradığına, Hükûmetin Türkmenlerin uğradığı saldırılara seyirci kaldığına ve saldırıya uğrayan Irak Türkmen Cephesi Lideri Erşad Salihi’ye geçmiş olsun dileğinde bulunduğuna ilişkin açıklaması

8.- Uşak Milletvekili Dilek Akagün Yılmaz’ın, Uşak’ta tütün üreticilerinin sorunlarına, Silivri Cezaevinde AIDS’li ve veremli hastaların diğer mahkûmlarla aynı ortamda tutulduğuna ve bu uygulamanın sona erdirilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

9.- Isparta Milletvekili S. Nevzat Korkmaz’ın, AKP politikalarının Türk devletinin bütünlüğünün ve millî birliğin yok edilmesini hedeflediğine ilişkin açıklaması

10.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, 3 Aralık Dünya Engelliler Günü’ne ilişkin açıklaması

11.- Kocaeli Milletvekili Mehmet Hilal Kaplan’ın, 3 Aralık Dünya Engelliler Günü’ne ilişkin açıklaması

12.- Bingöl Milletvekili İdris Baluken’in, 3 Aralık Dünya Engelliler Günü’ne, Barış ve Demokrasi Partisi olarak sağlık emekçilerine uygulanan şiddeti kınadıklarına ve partilerinin gençlik meclisinin Diyarbakır’da gerçekleştirdiği kongrede yaşanan olaylara ilişkin açıklaması

13.- Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal’ın, 3 Aralık Dünya Engelliler Günü’ne ilişkin açıklaması

14.- İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, 3 Aralık Dünya Engelliler Günü’ne ilişkin açıklaması

15.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığının enerji politikalarına ilişkin açıklaması

 

 

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Aydın Milletvekili Metin Lütfi Baydar ve 21 milletvekilinin, incir üreticilerinin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/798)

2.- Bursa Milletvekili İlhan Demiröz ve 20 milletvekilinin, ipek böcekçiliği sektörünün sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/799)

3.- İstanbul Milletvekili Umut Oran ve 19 milletvekilinin, AB ile tam üyelik sürecinde yaşanan sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/800)

B) Duyurular

1.- Başkanlıkça, Kamu İktisadi Teşebbüsleri Komisyonunda siyasi parti grubu mensubu olmayan milletvekillerine düşen 1 üyelik için aday olmak isteyen siyasi parti grubu mensubu olmayan milletvekillerinin yazılı olarak müracaat etmelerine ilişkin duyuru

C) Tezkereler

1.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının, Türkiye-Kırgızistan Parlamentolar Arası Dostluk Grubu Başkanı Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı, Ankara Milletvekili İzzet Çetin ve Zonguldak Milletvekili Köksal Toptan’dan oluşan heyetin 4-7 Aralık 2013 tarihlerinde Kırgızistan’a resmî bir ziyarette bulunmasının Başkanlık Divanının 31/10/2013 tarihli ve 57 sayılı Kararı ile uygun bulunduğuna ilişkin tezkeresi (3/1344)

D) Önergeler

1.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün (2/239) esas numaralı 2981 Sayılı İmar ve Gecekondu Mevzuatına Aykırı Yapılara Uygulanacak Bazı İşlemler ve 6785 Sayılı İmar Kanununun Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında Kanunda ve 3194 Sayılı İmar Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi (4/130)

 

VII.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- BDP Grubunun, Diyarbakır Milletvekili Altan Tan ve arkadaşlarının engelli vatandaşlarımızın karşılaştığı sorunların araştırılması amacıyla 17/6/2013 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına vermiş olduğu Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 3 Aralık 2013 Salı günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

2.- MHP Grubunun, Türkiye Büyük Millet Meclisi gündeminin “Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler” kısmında yer alan, Bursa Milletvekili Necati Özensoy ve arkadaşlarının enerji sektörünün sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla vermiş olduğu Meclis araştırması önergesinin (10/606) görüşmelerinin Genel Kurulun 3 Aralık 2013 Salı günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

3.- CHP Grubunun, İstanbul Milletvekili Fatma Nur Serter ve arkadaşlarının öğrenci seçme ve yerleştirme sisteminde meydana gelen aksaklıkların incelenmesi amacıyla 27/11/2013 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına vermiş olduğu Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 3 Aralık 2013 Salı günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

4.- AK PARTİ Grubunun, Genel Kurulun çalışma gün ve saatlerinin yeniden düzenlenmesine; gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmında bulunan 480 ve 480’e 1’inci ek ve 335 sıra sayılı kanun tasarılarının bu kısmın 3’üncü ve 4’üncü sıralarına alınmasına ve diğer işlerin sırasının buna göre teselsül ettirilmesine; 480 ve 480’e 1’inci ek sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak bölümler hâlinde görüşülmesine ilişkin önerisi

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Bursa Milletvekili Necati Özensoy’un, Bursa Milletvekili Mustafa Öztürk’ün MHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

2.- İstanbul Milletvekili Fatma Nur Serter’in, Kocaeli Milletvekili Fikri Işık’ın CHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

3.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, Kocaeli Milletvekili Fikri Işık’ın CHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında CHP Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

4.- Kocaeli Milletvekili Fikri Işık’ın, İstanbul Milletvekili Fatma Nur Serter ve İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin sataşma nedeniyle yaptıkları konuşmaları sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

5.- İstanbul Milletvekili Fatma Nur Serter’in, Kocaeli Milletvekili Fikri Işık’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

6.- Kocaeli Milletvekili Fikri Işık’ın, İstanbul Milletvekili Fatma Nur Serter’in sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

 

 

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Türkiye Cumhuriyet Hükümeti ile Azerbaycan Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Meteoroloji Alanında İşbirliğine İlişkin Mutabakat Zaptının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ile Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu ve Dışişleri Komisyonu Raporları (1/694) (S. Sayısı 397)

2.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/242, 2/80) (S. Sayısı: 156)

3.- Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu Raporları (1/484) (S. Sayısı: 287)

4.- Sağlık Bakanlığı ve Bağlı Kuruluşlarının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı ve 16 Milletvekilinin; Üniversite Öğretim Elemanları ile Sağlık Hizmetleri ve Yardımcı Sağlık Hizmetleri Sınıfında Çalışan Personelin Tam Süre Çalışmasına ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın; Organ ve Doku Alınması, Saklanması ve Nakli Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, İstanbul Milletvekilleri Mahmut Tanal ve Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun; Sağlık Hizmetleri Temel Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, Tokat Milletvekili Orhan Düzgün’ün; Devlet Memurları Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi, İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın; Tababet ve Şuabatı San’atlarının Tarzı İcrasına Dair Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu Raporu (1/791, 2/159, 2/401, 2/592, 2/769, 2/1049) (S. Sayısı: 480 ve 480’e 1’inci Ek)

 

X.- OYLAMALAR

1.- (S. Sayısı 397) Türkiye Cumhuriyet Hükümeti ile Azerbaycan Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Meteoroloji Alanında İşbirliğine İlişkin Mutabakat Zaptının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı’nın oylaması

XI.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- Bursa Milletvekili İsmet Büyükataman’ın, SGK Bursa İl Müdürü ve Trabzon Müftüsü atamalarına ilişkin Başbakandan sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’ın cevabı (7/29725)

                2.- Gaziantep Milletvekili Ali Serindağ’ın, bir vakfa bir cami projesi için yardım sözü verildiği iddiasına ilişkin Başbakandan sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’ın cevabı  (7/29777)

                3.- İzmir Milletvekili Aytun Çıray’ın, bir İngiliz sanatçı ile bir cami projesi hakkında görüşme yaptığı iddiasına ilişkin Başbakandan sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’ın cevabı (7/29778)

                4.- Mersin Milletvekili Ertuğrul Kürkçü’nün, Kuzey Irak’ta faaliyet gösteren bir şirkete ilişkin sorusu ve Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati Yazıcı’nın cevabı (7/30821)

                5.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, Millî Güvenlik Kurulu tarafından kurulan çalışma gruplarına ilişkin Başbakandan sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’ın cevabı  (7/31332)

                6.- İstanbul Milletvekili Umut Oran’ın, 25 Haziran 2013 tarihinde partisinin grup toplantısında kullandığı bir ifadeye ilişkin Başbakandan sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’ın cevabı  (7/31666)

                7.- İstanbul Milletvekili Osman Oktay Ekşi’nin, siyasi partilere eş başkanlık yolunun açılmasına ilişkin Başbakandan sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’ın cevabı (7/32239)

                8.- Mersin Milletvekili Vahap Seçer’in, gıda, ziraat ve su ürünleri mühendisi ile veteriner hekim kadroları için yapılması planlanan atamalara ilişkin Başbakandan sorusu ve Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehmet Mehdi  Eker’in cevabı (7/32257)

                9.- İstanbul Milletvekili Osman Oktay Ekşi’nin, Dilekçe Komisyonu kararlarına ilişkin sorusu ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan Vekili Sadık Yakut’un cevabı (7/32547)

                10.- İstanbul Milletvekili Osman Oktay Ekşi’nin, soru önergeleriyle ilgili çeşitli verilere ilişkin sorusu ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan Vekili Sadık Yakut’un cevabı (7/32548)

                11.- İstanbul Milletvekili Osman Oktay Ekşi’nin, Cumhurbaşkanının yurt içi ve yurt dışı ziyaretlerine katılan milletvekillerine ilişkin sorusu ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan Vekili Sadık Yakut’un cevabı (7/32549)

                12.- Burdur Milletvekili Ramazan Kerim Özkan’ın, çiğ süte verilen destek miktarına ilişkin Başbakandan sorusu ve Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehmet Mehdi  Eker’in cevabı  (7/32563)

                13.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı tarafından hazırlanan ancak RTÜK tarafından yayınlanması uygun bulunmayan bazı kamu spotlarına ilişkin Başbakandan sorusu ve Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehmet Mehdi  Eker’in cevabı  (7/32582)

                14.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, bağlı kurum ve kuruluşlara ait arsa ve araziler ile bunların satış ve kiralama işlemlerine ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/32622)

                15.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, Bakanlığa ait gayrimenkullere ve bunların satış ve kiralama işlemlerine ilişkin sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in cevabı (7/32707)

                16.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, Bakanlığa ait arsa ve araziler ile bunların satış ve kiralama işlemlerine ilişkin sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in cevabı (7/32708)

                17.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, Bakanlıkça ve Bakanlığın bağlı, ilgili ve ilişkili kurum ve kuruluşlarınca yapılan harcamalara ilişkin sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in cevabı (7/32716)

                18.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan’ın, Artvin’in Şavşat ilçesindeki bir köyün hayvancılıkla ilgili sorunlarına,

                - İstanbul Milletvekili İhsan Özkes’in, sınırlardan kaçak kurbanlık hayvan getirildiği iddiasına,

                - İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, Bakanlığa ait arsa ve araziler ile bunların satış ve kiralama işlemlerine,

                Bakanlığa ait gayrimenkullere ve bunların satış ve kiralama işlemlerine,

                - İzmir Milletvekili Hülya Güven’in, sakız üretiminin desteklenmesine ve Çeşme Yarımadası’ndaki tarımsal yatırımlara,

                - Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, 2002-2013 yılları arasında şarbon hastalığı nedeniyle karantinaya alınan köylere ve hastalıkla mücadele kapsamında yapılan çalışmalara,

                - Hatay Milletvekili Adnan Şefik Çirkin’in, besicilik yapan firma sayısı ile üretilen küçükbaş ve büyükbaş hayvan sayılarına,

                - Antalya Milletvekili Gürkut Acar’ın, Iğdır’ın Aralık ilçesindeki TİGEM’e ait arazinin kiralanmasına,

                - Bursa Milletvekili Sena Kaleli’nin, Bursa’nın İnegöl ilçesinde bulunan Kalburt ve Kulaca derelerinde yaşanan kirliliğe,

                İlişkin soruları ve Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehmet Mehdi  Eker’in cevabı (7/32772), (7/32773), (7/32774), (7/32775), (7/32776), (7/32777), (7/32778), (7/32779), (7/32780)

                19.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, Bakanlığa ait arsa ve araziler ile bunların satış ve kiralama işlemlerine,

                Bakanlığa ait gayrimenkullere ve bunların satış ve kiralama işlemlerine,

                İlişkin soruları ve Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati Yazıcı’nın cevabı (7/32781), (7/32782)

20.- İstanbul Milletvekili D. Ali Torlak’ın, yurt dışı çıkış harcına ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı (7/32887)

                21.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan’ın, Artvin’in Şavşat ilçesindeki bir köyde yapılan ağaç kesimlerine ilişkin sorusu ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/32964)

                22.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan’ın, arazisi istimlak edilen bir vatandaşın mağduriyetine ilişkin sorusu ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı  (7/32968)

                23.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, e-ticaret sektörünün sağlıklı işlemesi için alınan önlemler ile yapılan denetimlere ilişkin Başbakandan sorusu ve Ekonomi Bakanı Mehmet Zafer Çağlayan’ın cevabı (7/33089)

                24.- İstanbul Milletvekili Umut Oran’ın, Ankara’da açılışına katıldığı bir AVM’de bir mağazanın kepenklerinin kapatılmasına ilişkin Başbakandan sorusu ve Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati Yazıcı’nın cevabı  (7/33142)

                25.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, Gezi Parkı eylemlerine katıldıkları gerekçesiyle haklarında soruşturma açılan personele ilişkin sorusu ve Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Nihat Ergün’ün cevabı  (7/33183)

                26.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, Gezi Parkı eylemlerine katıldıkları gerekçesiyle haklarında soruşturma açılan personele ilişkin sorusu ve Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati Yazıcı’nın cevabı (7/33262)

                27.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, Bakanlığa bağlı kurum ve kuruluşlarda çalışan taşeron işçilerin sayısı ile mali haklarına,

                Gezi Parkı eylemlerine katıldıkları gerekçesiyle haklarında soruşturma açılan personele,

                İlişkin soruları ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/33355), (7/33359)

                28.- Çanakkale Milletvekili Mustafa Serdar Soydan’ın, Çanakkale’nin Bayramiç ilçesindeki bazı köylerin içme suyu sorununa ilişkin sorusu ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/33357)

                29.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, engelli vatandaşların Türkiye Büyük Millet Meclisine bağlı saray, kasır ve köşkleri ziyaretlerini kolaylaştırmaya yönelik çalışmalara ilişkin sorusu ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan Vekili Sadık Yakut’un cevabı (7/33385)

                30.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, Türkiye Büyük Millet Meclisinde erişimi engellenen internet sitelerine ilişkin sorusu ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan Vekili Sadık Yakut’un cevabı (7/33386)

                31.- Giresun Milletvekili Selahattin Karaahmetoğlu’nun, soru önergelerine ve bunların cevaplandırılmasına ilişkin sorusu ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan Vekili Sadık Yakut’un cevabı (7/33388)

                32.- Kırklareli Milletvekili Turgut Dibek ’in, Sayıştay’ın dış denetim raporunda ifade edilen çeşitli ihalelere ilişkin sorusu ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan Vekili Sadık Yakut’un cevabı (7/33718)

                33.- Antalya Milletvekili Gürkut Acar’ın, Sayıştay tarafından hazırlanan yargılamaya esas raporlara ilişkin sorusu ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan Vekili Sadık Yakut’un cevabı (7/33719)

                34.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı İdari Teşkilatı personeline servis hizmeti sağlanmasına ilişkin sorusu ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan Vekili Sadık Yakut’un cevabı (7/33720)

                35.- Sinop Milletvekili Engin Altay’ın, TBMM Başkanvekili Sadık Yakut’un bir açıklamasına ilişkin sorusu ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Cemil Çiçek’in cevabı (7/34266)

 

3 Aralık 2013 Salı

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 15.00

BAŞKAN: Başkan Vekili Meral AKŞENER

KÂTİP ÜYELER: Muhammet Bilal MACİT (İstanbul), Muhammet Rıza YALÇINKAYA (Bartın)

----- 0 -----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 24’üncü Birleşimini açıyorum.

 

III.- Y O K L A M A

 

BAŞKAN – Elektronik cihazla yoklama yapacağız.

Yoklama için üç dakika süre vereceğim.

Sayın milletvekillerinin oy düğmelerine basarak salonda bulunduklarını bildirmelerini, bu süre içerisinde elektronik sisteme giremeyen milletvekillerinin salonda hazır bulunan teknik personelden yardım istemelerini, buna rağmen sisteme giremeyen üyelerin ise yoklama pusulalarını görevli personel aracılığıyla üç dakikalık süre içerisinde Başkanlığa ulaştırmalarını rica ediyorum.

Yoklama işlemini başlatıyorum.

 

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce, üç sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

Gündem dışı ilk söz 3 Aralık Dünya Engelliler Günü münasebetiyle söz isteyen Mardin Milletvekili Sayın Abdurrahim Akdağ’a aittir.

Sayın Akdağ konuşmadan evvel, sayın milletvekilleri, arkadaşımız hazırlık yaptı, konuşacak ama çok büyük bir uğultu var Mecliste. Rica edeyim, bu uğultuyu hafifletirsek çok sevineceğim.

Buyurun Sayın Akdağ. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Mardin Milletvekili Abdurrahim Akdağ’ın, 3 Aralık Dünya Engelliler Günü’ne, engellilerin sorunlarına ve haklarına ilişkin gündem dışı konuşması

ABDURRAHİM AKDAĞ (Mardin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 3 Aralık Dünya Engelliler Günü münasebetiyle şahsım adına gündem dışı söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, tüm dünyada bugün, Engelliler Günü olarak çeşitli etkinliklerle kutlanmaktadır. Dünya Sağlık Örgütüne göre, dünya nüfusunun 500 milyonu engellidir. Türkiye’de, nüfusun yüzde 12,3’üne tekabül eden 8,5 milyon kişi engelli durumdadır.

Engelli vatandaşlarımızın günlük hayatta karşılaştıkları sorunlara çözüm bulmak, kendilerine yetebilen bireyler olarak hayatlarını sürdürmek için gerekli olan her desteği sağlamak, sosyal devlet olmanın önemli bir gereği olduğu kadar AK PARTİ olarak bizim de temel hedefimizdir. Engelli alanlarındaki gelişmeler 2010 yılında anayasal düzeye taşınmış ve engelliler için alınacak tedbirlerin eşitlik ilkesine aykırı sayılmayacağı hükmü getirilerek pozitif ayrımcılık anayasal düzende güvenceye alınmıştır. İnsan hakları belgelerinde olduğu gibi, bu yıl yapılan düzenleme ile ulusal mevzuatımızdan “sakat, özürlü, çürük” gibi ibareler çıkarılarak kabul gören “engelli” ibaresi getirilmiştir.

Engelli istihdamı konusunda da iktidarımız dünyada bir ilki gerçekleştirmiş ve ÖMSS sınavını gerçekleştirmiştir, bu sınav sonucunda 16 bin engelli istihdam edilmiştir. 2002 yılında engelli kadrosunda çalışan engelli sayısı 5.777 iken bugün bu rakam 35 bine çıkmıştır. Ayrıca, özel sektörde, 2002 yılı itibarıyla istihdam edilen engelli işçi sayısı 10.883 iken 2013 Ağustos itibarıyla 25.544’e yükseltilmiş olup böylelikle özel sektörde de büyük oranda engelli istihdamı gerçekleştirilmiştir. 2002 yılında engelli aylıkları 24 lira iken AK PARTİ iktidarı döneminde, 2013 yılı itibarıyla 765 TL’ye kadar yükseltilmiştir.

Engellilere bakım alanında da hizmetlerimiz devam etmektedir. 2002 yılında 2.647 engelli, kurum bakımı için sıra beklemekte iken, bugün sıra bekleyen yoktur. Evde bakım hizmetlerinde 2013 Ekim ayı itibarıyla 424.823 engelli vatandaşımız yararlanmaktadır.

Yine, iktidarımız döneminde, 2005 yılında, engellilerin toplumsal hayata katılımı üzerindeki engelleri kaldırmak üzere, kurum ve açık alanlarda verilen hizmetlerin engellilerin kullanımına uygun hâle getirme zorunluluğu getirilmiştir.

Erişilebilirlikle ilgili, Türkiye Büyük Millet Meclisi İnsan Hakları İnceleme Komisyonu bünyesinde -başkanlığımda- bir komisyon oluşturulmuş ve bütün partiler, gruplarımız buna destek vermiştir. Hazırladığımız rapor ilgili yerlere arz edilmiştir.

AK PARTİ Engelli Koordinasyon Merkezinde de engelli hakları ve engellilerimizin hayatlarını kolaylaştırmak için 12 tane çalıştay düzenlenmiştir. Bu çalıştaylarda elde edilen veriler ışığında sosyal politikaların belirlenmesi hususunda bir adım atılmıştır.

Eğitim alanında da AK PARTİ iktidarında önemli gelişmeler kaydedilmiştir. Özel eğitim ve rehabilitasyon merkezlerindeki öğrenci sayısı 2006 yılında 4 kattan fazla artırılarak 263 bine ulaşmıştır.

2023 hedefimiz, engellilerin sosyal ve ekonomik hayatlarını daha kolay sürdürebilmeleri amacıyla barınma, ulaşım, iletişim ve çalışma şartlarına dair asgari standartların sağlandığı ve ülke genelinde yaygınlaştırıldığı, engellilerin sosyal dışlanmışlık duygusundan kurtulduğu bir Türkiye’dir.

Engelli hakları konusunda bireyler, aileler ve toplum giderek bilinçlenmektedir. Engellilerimiz artık dört duvar arasında saklanmıyor. En büyük engel, zihinlerdeki ve gönüllerdeki engeldir. Azmin, kararlılığın, öz güvenin insana çok şey yaptırabileceğine inanıyorum. Kendi engelimle, çevremle, toplumla barışık olmanın bana avantaj sağladığını kendi hayatımdan biliyorum.

Bütün engelli kardeşlerime de şunu söylüyorum: Beyniniz var, yüreğiniz var, insan sevginiz var; yapabileceğiniz çok şey olduğunu unutmayın. Ben yaparım derseniz, hayallerinizin de ötesinde, gerçekleştirebileceğiniz şeyler olduğunu bilin. İnsan olarak ardımızda bir hoş seda bırakmamızın engellere takılmamasını diliyorum.

Bu duygu ve düşüncelerle yüce Meclisi selamlar, engelsiz bir dünya dilerim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Akdağ.

Gündem dışı ikinci söz engellilerin sorunları hakkında söz isteyen Manisa Milletvekili Sayın Erkan Akçay’a aittir.

Buyurun Sayın Akçay. (MHP sıralarından alkışlar)

2.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, 3 Aralık Dünya Engelliler Günü’ne, engellilerin sorunlarına ve haklarına ilişkin gündem dışı konuşması

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Dünya Engelliler Günü münasebetiyle söz aldım. Muhterem heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Engelli vatandaşlarımız ülkemizin eşit haklara sahip bireyleridir. Modern devletin görevlerinden birisi de engellilere fırsat eşitliği sağlamak, engellilerin yetenekleri doğrultusunda gelişmelerini teşvik etmek, ekonomik ve sosyal refahını temin etmektir. Ancak, engellilerle ilgili bütün kurum ve kuruluşların katılımıyla ortak bir devlet politikası hâlâ oluşturulamamıştır. Bu nedenle, ülkemizde yaklaşık 9 milyon engelli vatandaşımız eğitimden sağlığa, istihdamdan ulaşıma kadar her alanda çok sayıda sorun yaşamaktadır.

Engellilerle ilgili kapsamlı en son çalışma, Türkiye Özürlüler Araştırması 2002 çalışmasıdır. AKP dönemindeki ilgili bakanlar engellilerle ilgili istatistiki verilerde on bir yıl öncesinin verilerini, sonuçlarını kullanmaktadır dolayısıyla Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı, sorumluluk alanındaki engelli vatandaşlarımızın sayısını, engel durumunu, eğitim, sağlık ve istihdam durumlarını bilememektedir.

Engellilere yönelik istihdam politikası büyük ölçüde kota tekniğine dayanmaktadır. Kamuda çalıştırılması gereken engelli memur oranı yüzde 3’tür. İş Kanunu’na göre 50 veya daha fazla işçi çalıştıran özel sektör iş yerlerinde yüzde 3, kamuda yüzde 4 engelli işçi çalıştırılmak zorundadır. Engelli işçilerin istihdamından Türkiye İş Kurumu Genel Müdürlüğü  sorumludur ancak Türkiye İş Kurumu piyasaya iş gücü sunma görevini yürütememektedir, sadece kendisine gelen talepler kapsamında istihdam görevini sürdürmektedir. 50’den fazla işçi çalıştıran iş yerleri genelde büyük kentlerde sanayi ve hizmet sektörünün geliştiği yerlerdedir; bu nedenle, az gelişmiş yörelerdeki engelliler kota sisteminden faydalanamıyor. AKP Hükûmeti, 2010 yılının engelliler yılı olacağını iddia etmişti ve kamudaki açık kadroların tamamının doldurulacağı sözünü vermişti. Ancak, Devlet Personel Başkanlığına göre kamuda engelli memur kontenjanının yüzde 43’ü boştur; bu da sayı olarak 23.545’e tekabül etmektedir. Engelli istihdamından sorumlu olan Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığında 30 engelli memur kontenjanı boştur. İş Kanunu’na göre de boş engelli işçi kontenjanı bindir. Özel sektördeki boş engelli işçi kontenjanı 23.298’dir. Engelli çalıştırma yükümlülüğüne uymayan işverene her engelli işçi ve çalıştırmadığı her ay için 1.832 lira ceza uygulanmaktadır. Bu ceza miktarı caydırıcı olmadığı için, işveren engelli çalıştırmak yerine para cezası ödemeyi tercih etmektedir.

Ulusal engelliler veri tabanında kayıtlı olan 5 ila 18 yaş arası eğitim çağındaki engelli birey sayısı 323 bindir. Millî Eğitim Bakanlığına göre özel ve örgün eğitim veren 539 okulda 51 bin öğrenci eğitim görmektedir. Bu okullarda toplam 8 bin öğretmen görev yapmaktadır. Dolayısıyla, engellilere yönelik eğitim veren okul ve öğretmen sayısı çok yetersizdir.

Birçok kurum ve kuruluşun görev alanına giren engellilik konusuyla rehabilitasyon hizmetlerine bir bütün olarak bakılmamaktadır. Bu da mevzuat dağınıklığına, görev ve yetki karmaşasına neden olmaktadır. Rehabilitasyon eğitimi alması gereken kişi sayısı 2 milyon civarındadır oysa bu eğitimi alan engelli sayısı 242 bindir.

Engellilere yönelik sosyal bakım hizmetleri de son derece yetersizdir. Engelli ve Yaşlı Hizmetleri Genel Müdürlüğü bütçesi de yetersizdir ve bu nedenle, sivil toplum örgütlerinin devlet desteğiyle hayata geçirmek istedikleri projeler “Kaynak yok.” gerekçesiyle geri çevrilmektedir. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı, bina ve araç kirasına milyonlar harcayacağına, öncelikle Engelli ve Yaşlı Hizmetler Genel Müdürlüğünün bütçesini artırmalıdır.

Bu düşüncelerle, engelsiz bir dünya temennisiyle sözlerime  son veriyor, hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Akçay.

Gündem dışı üçüncü söz engelli insan haklarıyla ilgili söz isteyen Mardin Milletvekili Sayın Erol Dora’ya aittir.

Buyurun Sayın Dora. (BDP sıralarından alkışlar)

3.- Mardin Milletvekili Erol Dora’nın, 3 Aralık Dünya Engelliler Günü’ne, engellilerin sorunlarına ve haklarına ilişkin gündem dışı konuşması

EROL DORA (Mardin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün Dünya Engelliler Günü olması nedeniyle bireylerin engellilik durumlarını temel insan hakları çerçevesinde değerlendirmek amacıyla şahsım adına söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Engellilik, son derece heterojen grupları  bünyesinde barındıran, aynı zamanda sosyolojiden ekonomiye, biyoetikten hukuka pek çok farklı disiplinin alanına girebilen bir konudur.

Dünya Sağlık Örgütünün ortaya koyduğu üzere, dünya  nüfusunun yüzde 10’u engelli bireylerden oluşmaktadır. Yine ortaya konulan, şaşırtıcı olmayan bir diğer nokta, engellilik ve yoksulluk arasındaki ilişki ve buna paralel olarak kalkınmakta olan ülkelerdeki engelli nüfusun sayıca fazlalığıdır.

Tarih boyunca engelliler, kendileri gibi dezavantajlı gruplar olan kadınlar, çocuklar, etnik ve dinsel azınlıklar gibi grupların da kaderi olan, toplum dışına itilme, ayrımcılık, damgalanma, birey olarak kabul görmeme biçimindeki haksız tutum ve uygulamaların muhatabı olmuşlardır. Eğitimden sağlığa, sosyal ve ekonomik her türlü alanın dışında bırakılmanın yanı sıra, toplumsal  sürece katılımdaki demokratik haklar ve en temel insan haklarından mahrum bırakılan engelliler, meselenin sosyal bir olgu olarak algılanamaması sebebiyle ancak vicdani duygularla üzerinde durulan hayırseverlik faaliyetlerinin konusu olmak durumunda kalmışlardır.

Engelli bireylerin durumlarının insan haklarıyla olan ilişkisine dair imzalanan sözleşmelere yüzeysel yaklaşılmakta, yardım eli uzatma biçimindeki yaklaşım hâlâ devlet, toplum ve bireysel algılar açısından devam edegelmektedir. Bedensel engellileri tekerlekli sandalye sahibi yapabilmek adına ünlülerin boy gösterdiği hayır organizasyonları, diplomatik ziyaretlerde bulunan “first lady”lerin programlarına mutlaka bir bakımevi koymaları ve benzeri örnekler konunun zihinlerde değişime uğramasının sadece uluslararası sözleşmelerle mümkün olamayacağının da bariz bir göstergesidir. Engelliliği kişisel bir trajedi olmaktan çıkarıp bu konuda devlet kurumlarının ve toplumun dayattığı, engellileri merkeze koyan bir bakışa acilen ihtiyaç vardır. Engellilik, kişinin medikal anlamdaki yetersizliklerinin çevresel faktörler yani fiziksel ve sosyal engeller ile karşılaştığında şekillenip ortaya çıkan bir durumdur.

Değerli milletvekilleri “engelsiz” dediğimiz şey bir açıdan da -tırnak içinde- sadece normal kabul edilen insana hitap eden yapılar ve düzenlemelerdir. Bu durum ise açıkça bir insan hakkı ihlali ve ayrımcılıktır. Konunun ülkemizde de bu açıdan ele alınması son derece geç kalınmış, ancak bir o kadar da etkin bir adım olacaktır. Ne yazık ki sadece medikal yaklaşımlarla değerlendirilen engelli kişi, ister fiziksel ister zihinsel olan engeli dolayısıyla tedavi edilmesi, tamir edilmesi, normalleştirilmesi bakımlarından topluma uyum sağlaması beklenen kişi olmuştur. Bu durumda, egemen topluluk kendi algı ve ihtiyaçlarına göre tasarladığı düzenlemeler çerçevesinde yaşantısına devam ederken engelli kişiden ise -sanki bu durum sadece onu ilgilendiren bireysel bir problemmiş gibi- engelliliği aşabildiği ölçüde bu egemen hayata dair olması beklenmiştir.

Değerli milletvekilleri, kişiler ne ekonomik bir değer ne de işe yararlılıkları bakımından, sadece ve sadece insan olmaları bakımından bir anlam ifade ettikleri için değerlidirler. Bu durum engelli bireyler için de kaçınılmaz olarak böyledir. Elbette toplum, farklı bireylerden oluşan, bu nedenle de farklılıklara iyi ev sahipliği yapması gereken bir kurumdur. Ulaşımdan iletişime, eğitimden çalışma hayatına kadar her türlü alanda yaşanılan eşitsizlik ve ayrımcılıkları gidermek öncelikli görevimiz olmalıdır.

Değerli milletvekilleri, engellilerin tatminkâr, üretken ve mutlu bireyler olarak yaşam sürebilmeleri için olanakların eşitleştirilmesi, erişebilirliğin önündeki engellerin kaldırılması, engelliliğe dayalı negatif ayrımcılıkla mücadele gibi ertelenemez birçok konu vardır.

Konuyla ilgili olarak, tüm kurumları ve tüm siyasi partileri bu vesileyle tekrar göreve çağırıyorum. Ben de engelsiz bir dünya diliyorum, tekrar hepinizi saygıyla selamlıyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Dora.

İki grup başkan vekili ve on arkadaşımıza 60’ıncı maddeye göre söz vereceğim.

Sayın Atıcı…

V.- AÇIKLAMALAR

1.-  Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı’nın, 3 Aralık Dünya Engelliler Günü’ne ilişkin açıklaması

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Değerli arkadaşlar, bugün Dünya Engelliler Günü. Engelliler yılda sadece bir gün hatırlanmak istemiyorlar. Engelliler eğer Hükûmet trafikte, sağlıkta, mayınlı araziler konusunda ve diğer alanlarda gerekli önlemleri alsaydı engelli olmayacaklarını biliyorlar. Engelliler kendilerine acınmasını veya lütfedilmesini istemiyorlar. Engelliler sadece haklarını, üstelik evrensel haklarını istiyorlar. Engelliler dilenmek değil çalışmak istiyorlar. Engelliler yönetime katılmak istiyorlar. Engelliler yaşamda var olmak istiyorlar.

Peki, bu hakları engelleyenler kimler? Bedensel engeli olmayan ancak düşünce yönünden engeli olan ve vicdani yönden engeli olan yöneticiler. Bu tipteki engelli yöneticilere birer bedensel engelli adayı olduklarını hatırlatmak istiyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Tanal…

2.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, İstanbul ili Üsküdar ilçesi Yavuztürk Mahallesi’ndeki okulların sorunlarına ve İstanbul’un bazı ilçelerinde 2/B kapsamında tespit edilen rayiç bedellerin yüksekliği nedeniyle vatandaşların mağdur olduğuna ilişkin açıklaması

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Üsküdar ilçemizin Yavuztürk Mahallesi’nde mülkiyet sorunu var, imar sorunu var -Sayın Bakan da burada- okullarda temizlik yapacak müstahdem yok. Okul aile birlikleri tarafından tutulan personeller ancak okulları temizliyorlar ve bu anlamda…

Tabii, Bakan dinlemiyor ama kime konuşuyorum Sayın Başkan, bilemiyorum, onlar sohbete devam ediyorlar.

BAŞKAN – Yok, 60’ıncı madde… Olabilir, dinlemeyebilir.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Ve netice itibarıyla, Hükûmetin lütfen, bu okullarımızla ilgilenmesi lazım.

Aynı zamanda, bizim Sultanbeyli’de, Ümraniye’de, Beykoz’da, Şile’de 2/B sorunu nedeniyle tespit edilen değerler çok yüksek, vatandaş bu konuda mağdur. Bu bedelleri ödeyemiyor, mülkiyeti bu anlamda ihlal ediliyor. Bu bedellerin tekrar gözden geçirilerek düşürülmesi gerekiyor.

Bu konuda gerekenin yapılmasını arz ediyorum sizlerden.

BAŞKAN – Sayın Sarıbaş…

3.- Çanakkale Milletvekili Ali Sarıbaş’ın, 3 Aralık Dünya Engelliler Günü’ne ve Onsekiz Mart Üniversitesi Rektörlüğü tarafından, ağaç diken öğrenciler hakkında soruşturma açılmasına ilişkin açıklaması

ALİ SARIBAŞ (Çanakkale) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Öncelikle, tüm engellilerimizin ve tüm dünyanın Dünya Engelliler Günü kutlu olsun diyorum.

Bu anlamda, Onsekiz Mart Üniversitemizde -Çanakkale’de bize örnek olması gereken- sadece yeşili sevmek, ağaç dikmek ve üniversitelerin daha yeşillenmesini sağlamak amacıyla diktikleri ağaçlardan ve fidanlardan dolayı Onsekiz Mart Rektörlüğü tarafından soruşturma açılmıştır. Yine, bu öğrencilerin, “soruşturmanın selameti” adı altında, okula alınmadığı ve giriş çıkışlarının da yasaklandığı görülmektedir. Türkiye’de, özellikle 12 Eylülün yarattığı YÖK ve buna bağlı olarak, Onsekiz Mart Üniversitesinin son atanan Rektörünün yaptığı bu uygulamalardan öğrencilerimizin, çağdaş üniversitemizin ve özellikle Çanakkale’deki öğrenci arkadaşlarımızın…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Eyidoğan…

4.- İstanbul Milletvekili Haluk Eyidoğan’nın, İstanbul ili Sultangazi ilçesi Uğur Mumcu Mahallesi’nde bulunan Lütfiye Nuri Burat Devlet Hastanesinin sorunlarına ilişkin açıklaması

HALUK EYİDOĞAN (İstanbul) – Teşekkür ederim Başkan.

İstanbul Sultangazi ilçesi Uğur Mumcu Mahallesi’nde bulunan Lütfiye Nuri Burat Devlet Hastanesindeki doktor sayısı, hizmette yetersizlikler ve eksiklikler nedeniyle ilçe halkı şikâyetçidir. Hastanede bir çocuk doktoru vardır, bu doktor günde 100-120 çocuk hastaya bakmaktadır. Diş için ancak dolgu ve çekim yapılmaktadır. Kanal tedavisi yoktur, röntgen yoktur. Bazı doktorlar izin için rapor almakta, altı ay hastaneye uğramamaktadırlar. Kadro olmadığından servislere gerekli doktorlar alınamamaktadır. Yoğun bakım ünitesi yoktur, “Kurulacak.” denmektir. Bu yokluklar nedeniyle birçok hasta başka hastanelere yönlendirilmektedir. İktidarın “düzelttiğimiz” dediği sağlık sistemi bu mudur?

Teşekkürler.

BAŞKAN – Sayın Yeniçeri…

5.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, AKP iktidarının demokratik açılımının, bölgeyi PKK’yla Barzani’ye açmaya ve Türkiye Cumhuriyeti’nin hâkimiyetini kırmaya dönüştüğüne ilişkin açıklaması

ÖZCAN YENİÇERİ (Ankara) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Yüce Türk milleti, AKP iktidarının demokratik açılımı bölgeyi PKK’yla Barzani’ye açmaya dönüşmüştür. Bu açılım, yabancı bir devletin yetkilisini Türkiye Cumhuriyeti’nin iç işlerine karıştırmaya dönüşmüştür. Bu açılım, Mehmetçik’i vatanında meşru müdafaa yapar hâle getirmeye dönüşmüştür. Sonuçta, AKP’nin çözüm süreci, bölgede Türkiye Cumhuriyeti’nin hâkimiyetini kırmak ve Türk Bayrağı’nı indirmek, yerine PKK’nın paçavralarını açmak sürecine dönüşmüştür. Türkiye Cumhuriyeti’nin işaretleri AKP tarafından tabelalardan kazıtılmıştır, adım adım bölgeden Türkiye sökülmektedir.

Son olarak, rengini şehitlerin kanından alan ay yıldızlı al bayrak gönderden indirilmiştir. Aslında, gönderden indirilen bayrak değil Türkiye Cumhuriyeti devletidir. Başbakan Erdoğan göstermelik söylemlerle bu alçak saldırıyı geçiştirmiştir. Şımartılan PKK, bölgede kimlik kontrolü yapar,  haraç toplar,  şehitlik açar hâle gelmiştir.

BAŞKAN – Sayın Işık…

6.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, emeklilerin sorunlarına ve maaşları ile özlük haklarının iyileştirilmesi konusunda Hükûmeti göreve davet ettiğine ilişkin açıklaması

ALİM IŞIK (Kütahya) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Bilindiği gibi, son yıllarda, aleyhine bozulan ekonomik göstergeler nedeniyle emeklilerimizin sorunları giderek artmış ve birçok emeklimiz, maalesef, geçinemediği için ikinci bir işte çalışmak zorunda kalmıştır.

Bir iş yeri açan ya da ikinci işte çalışan emeklilerimizin maaşlarından kesilen yaklaşık yüzde 15-20 oranındaki sosyal güvenlik katkı primlerinin kaldırılması konusundaki taleplerimiz defalarca ilgililere iletilmiş ama bugüne kadar herhangi bir sonuç alınamamıştır. Sayın Bakanın bu yöndeki düzeltmeye yönelik açıklamalarına rağmen, bugüne kadar bir gelişmenin sağlanamadığı bu konuya derhâl çözüm getirilmesi talebini iletiyorum.

Ayrıca, emeklilerimizin maaşları ve özlük haklarının iyileştirilmesi konusunda Hükûmeti göreve davet ediyor, size de teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Türkoğlu…

7.- Osmaniye Milletvekili Hasan Hüseyin Türkoğlu’nun, Türkiye Büyük Millet Meclisi binasının iktidar partisinin aday tanıtımı sebebiyle âdeta işgale uğradığına, Hükûmetin Türkmenlerin uğradığı saldırılara seyirci kaldığına ve saldırıya uğrayan Irak Türkmen Cephesi Lideri Erşad Salihi’ye geçmiş olsun dileğinde bulunduğuna ilişkin açıklaması

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Bugün, Parlamento binamız, iktidar partisinin aday tanıtımı sebebiyle, adaylar tarafından getirilen tribün şovcularının âdeta işgaline uğramıştır. Koridorda yürümekte, otoparkta, lokantada yer bulmakta sıkıntılara sebep olmuştur. Türkiye Büyük Millet Meclisi aday tanıtım yeri değildir. İktidar partisi, diğer partiler gibi, Meclis dışında bir salonda yapabileceği bu işi Mecliste yaparak diğer partilerin de hukukunu çiğnemiştir, kınıyorum.

Diğer yandan, Türk’e, Türklüğe savaş açmış olan Hükûmet, Türk’ü yok sayan Hükûmet, dış dünyada Türklüğe saldıran her oluşumla iş birliği yapmaktadır. Bu açıdan, Makedonya’da, Batı Trakya’da, Bulgaristan’da,  Suriye’de ve Irak’ta Türkmenler yok edilmeye çalışılırken Hükûmet seyirci kalmaktadır. Yalnızlığa mahkûm edilen Irak Türkmen Cephesinin lideri Erşad Salihi iki gün evvel saldırıya uğramıştır. Irak Türkmenlerini göçe zorlayan, göç etmeyenlerin katliamla baş başa bırakıldığı Irak’ta AKP Hükûmetinin artık doğru işler yapmaya başlaması zarurettir.

Bu vesileyle, Erşad Salihi’ye geçmiş olsun diyor, Hükûmeti doğru politikalara davet ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Yılmaz…

8.- Uşak Milletvekili Dilek Akagün Yılmaz’ın, Uşak’ta tütün üreticilerinin sorunlarına, Silivri Cezaevinde AIDS’li ve veremli hastaların diğer mahkûmlarla aynı ortamda tutulduğuna ve bu uygulamanın sona erdirilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Öncelikle, Uşak’ın Ulubey ve Eşme ilçelerinde tütün alımlarının çok geciktirildiğini ve çok düşük rakamlarla alındığını belirtmek istiyorum. TEKEL işletmelerinin satışından sonra, köylümüz tüccarın insafına terk edilmiştir. Bu konuda, Hükûmet, köylümüzün, tütün üreticimizin herhangi bir şekilde sorununu çözmek için bir girişimde bulunacak mıdır? Uşaklı üreticiler bunu soruyor.

Sayın Başkan, bir de şu konu var: Silivri F Blok’ta AIDS’li ve veremli hastalarla diğer mahkûmlar aynı ortamda bulundurulmaktadırlar. Bu hem o hastalar açısından hem de diğer mahkûmlar açısından hayati tehlike yaratacak bir olaydır. Adalet Bakanlığını bu konudaki böylesi yanlış bir uygulamayı sona erdirme konusunda göreve davet ediyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Korkmaz…

9.- Isparta Milletvekili S. Nevzat Korkmaz’ın, AKP politikalarının Türk devletinin bütünlüğünün ve millî birliğin yok edilmesini hedeflediğine ilişkin açıklaması

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Sayın Başkanım, AKP’nin Türk devletinin bütünlüğünün ve millî birliğin tarumar edilmesini hedefleyen politikaları “‘Türk’ diye bir ırk yoktur.” sözü ile gelebileceği en bayağı bir noktaya gelmiş, Türk milletinin varlığı inkâr edilmiştir. Soyu sopu karışık, aslını inkâr eden haramzadelerin bu necip millete hakaret olarak söyleyecekleri bir şey kalmamıştır. Zaten, bu toprakları bizlere çok gören haçlı ruhu da, Sevr ve Taşnak Ermeni sevdalıları da, PKK zırvaları da Anadolu’nun Türk milletine ait olmadığını söylüyorlardı.

Türklük İslam’ın kılıcıdır. “Türk milleti” Hazreti Peygamber’in övdüğü milletin adıdır. Türklüğü inkâr eden zihniyete, Allah böyle kutlu bir millete aidiyeti nasip etmemişse bu da senin bahtsızlığın diyorum.

Aziz milletimize de şunu hatırlatmak istiyorum: Artık bu topraklarda, seni ve varlığını inkâr eden AKP politikaları karşısında susup sineye çekecek, geri çekilecek 1 milim dahi yer kalmamıştır. Gün bugündür; milletin başına daha büyük badireler gelmeden AKP iktidardan uzlaştırılmalıdır diyorum.

BAŞKAN – Sayın Hamzaçebi…

10.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, 3 Aralık Dünya Engelliler Günü’ne ilişkin açıklaması

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Bugün, Dünya Engelliler Günü. Dünya Engelliler Günü’nde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak tüm engelli yurttaşlarımızı kucaklıyoruz. Nüfusumuzun, resmî rakamlara göre, yüzde 12,3’ü yani yaklaşık 9,5 milyonu engelli vatandaşlarımızdan oluşmaktadır. Böylesi bir sayı karşısında Dünya Engelliler Günü’nün çok daha özel bir anlamı vardır Türkiye’de. Engelliler sadece kendileri açısından değil, onun ailesi, yakın çevresi ve toplumumuz açısından çok önemli bir ihtiyaç grubunu oluşturmaktadır. Engelli vatandaşlarımızın temel ihtiyaçlar yönünden diğer toplum kesimleriyle herhangi bir farklılığı olmamasına karşın temel hizmetlere ulaşılabilirlik açısından özel bir ihtiyaç grubunu, özel bir ilgi alanı grubunu oluşturmaktadır çünkü o hizmetlere ulaşmada büyük zorlukları vardır. Bu çerçevede, onların yaşam çevrelerinin düzenlenmesi, onların ihtiyaçlarına göre düzenlenmesi en büyük ihtiyaçtır ve sorun, ana sorun buradan doğmaktadır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Diğer Meclis başkan vekillerimiz iki dakika süre vermiş olduğu için bir dakika ek süre…

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Grup başkan vekillerine genelde iki dakika veriyorlar.

BAŞKAN – Ondan bilgim yok benim, herkese bir dakika diye biliyorum.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Yani, grup adına açıklama yaptığımız için…

BAŞKAN – Ya muhterem, haberim yok, ilk defa duyuyorum.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – İşte söylüyoruz.

BAŞKAN – Şimdi öğrendim, şimdi öğrendim. Ben 10 kişiye veriyorum, birer dakika diye biliyorum.

Buyurun Sayın Hamzaçebi.

Bir dakika daha ilave süre veriyorum.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Temel ihtiyaçlar açısından diğer toplum kesimleriyle herhangi bir farkı bulunmayan engelli vatandaşlarımızın kamu hizmetlerine ulaşmada büyük zorlukları vardır. Toplumsal yaşam çevresinin, onların yaşam alanlarının düzenlenmesi bu çerçevede son derece önemli bir ihtiyaç olarak ortaya çıkmaktadır. Ancak, çıkarılmış olan yasalara rağmen hâlâ bu alanda çok büyük zorlukları vardır. Yasalarla kamu kurumlarına, özel kurumlara verilmiş olan süre bitmiş olmasına rağmen bu sürenin uzatılmasına yönelik düzenlemeler büyük bir sorun yaratmaktadır. Artık bu sorunlara bir son verelim ve yaşam çevremizi, yaşam alanlarını engelli vatandaşlarımıza uygun olarak düzenleyelim.

Çok teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Kaplan…

11.- Kocaeli Milletvekili Mehmet Hilal Kaplan’ın, 3 Aralık Dünya Engelliler Günü’ne ilişkin açıklaması

MEHMET HİLAL KAPLAN (Kocaeli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Engellilik yalnızca bir sağlık sorunu olarak değil, sosyal boyutlarıyla toplumu yakından ilgilendiren bir konu. Engelli vatandaşlarımızı topluma kazandırmak, kimseye muhtaç olmadan, bağımsız olarak kendi başlarına yaşayabilmeleri için, üretken insan durumuna getirilmesi için yaşam düzeylerinin yükseltilmesi gerekiyor; mevcut şartlarda, iyi ortamlarda hizmet ve iş olanağı sağlamak gerekiyor. Bu önemle, 3 Aralık 2013 Engelliler Günü’nde en önemli hedef bu olmalı. Bu anlamda, en azından, kamuda açık bulunan engelli istihdamının bir an önce sağlanması gerektiği için, Hükûmeti bu konuda daha duyarlı olmaya davet ediyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Baluken…

12.- Bingöl Milletvekili İdris Baluken’in, 3 Aralık Dünya Engelliler Günü’ne, Barış ve Demokrasi Partisi olarak sağlık emekçilerine uygulanan şiddeti kınadıklarına ve partilerinin gençlik meclisinin Diyarbakır’da gerçekleştirdiği kongrede yaşanan olaylara ilişkin açıklaması

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, Türkiye nüfusunun yüzde 12,5’unu oluşturan engelli yurttaşlarımızın sorunlarını 3 Aralık Dünya Engelliler Günü vesilesiyle tekrardan dile getirip başta Hükûmet olmak üzere tüm siyasi partileri, sivil toplum kuruluşlarını ve Parlamentoyu bu konuda duyarlı olmaya davet ediyoruz. Barış ve Demokrasi Partisi olarak engelli vatandaşlarımızın sorunlarını tespit edecek ve çözüm üretecek bir bakanlığın kurulmasının elzem olduğunu ifade etmek istiyoruz.

Yine, bugün bu sorunların araştırılması için Meclise bir araştırma önergesi vereceğimizi, bu konuda tüm siyasi partilerden destek beklediğimizi ifade etmek istiyorum.

Yine, birkaç gün önce Süreyyapaşa Göğüs Hastanesinde serviste çalışan bir doktora ve hemşire arkadaşımıza yönelik şiddet uygulanmıştır. Barış ve Demokrasi Partisi olarak, başta bu olay olmak üzere, sağlık emekçilerine uygulanan şiddeti kınadığımızı tekrar ifade etmek istiyoruz, sağlık emekçilerine yönelen bu şiddetin asıl sebebinin AKP Hükûmetinin uygulamak istediği Sağlıkta Dönüşüm Projesi olduğunu ifade etmek istiyoruz, hekime ve sağlık çalışanlarına yönelik şiddetle mücadele için Meclis çatısı altında oluşturulmuş olan komisyonun raporlarının ve önerilerinin Hükûmet tarafından bir an önce hayata geçirilmesi gerektiğini ifade etmek istiyoruz.

Bir konuya da açıklık getirmek istiyorum, demin bir sayın milletvekili de ifade etti: Hafta sonu Diyarbakır’da 30 bin kişiyi aşkın bir kitleyle partimizin gençlik meclisinin gerçekleştirmiş olduğu bir kongrede gerçekleşmiş olan provokatif bir olay üzerinden partimize yönelik bir kampanya yürütülmek istenmektedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Biz, öncelikle, bayrak indirilmek suretiyle ortaya konan bu provokasyonun partimizi ve gençlik meclisimizi hiçbir şekilde bağlamadığını ifade etmek istiyoruz.

BAŞKAN – Sayın Ünal…

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Sayın Başkan, bu konuda bir …

BAŞKAN – İki dakikayı da geçtik Sayın Baluken.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – O zaman bir ek söz isteyeceğiz bu konuda.

BAŞKAN – Ek söz veremeyeceğim çünkü ben bugün, zaten, iki dakika olduğunu sizden yeni öğrendim, yerine de getirdim.

Buyurun Sayın Ünal.

13.- Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal’ın, 3 Aralık Dünya Engelliler Günü’ne ilişkin açıklaması

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Birleşmiş Milletler 1992 yılında Dünya Engelliler Günü’nü kabul etmiş ve 1993 yılında da insan hakları meselesi içinde engellilerin sorunlarıyla ilgili yeni başlıklar açılmıştır. Dolayısıyla bugün engellilerin sorununu temelde bir insan hakları sorunu olarak ele almamız gerekmektedir.

Çağdaş uygarlığın temelini, her insanın salt insan olduğu için en değerli varlık olduğu ve dili, dini, ırkı, cinsiyeti ne olursa olsun tüm insanların eşit haklara sahip olduğu fikri oluşturmaktadır. İlk kez engelliler kanununu çıkarmak AK PARTİ Hükûmetine nasip olmuştur. Çağdaş, gelişmiş bir ülke olmanın en başta gelen yolu, her bireye eşit imkân ve fırsatlar sunmaktan geçmektedir. Bunun yolu da hiç şüphesiz engelli vatandaşlarımızı hayata kazandırmaktan, onları üretken bireyler olarak topluma katmaktan geçmektedir.

Kamudaki engelli sayısı 2002’de 6.434 iken 2012 yılında bu rakam 25.563’e yükseltildi. Kamuda boş olan 15 bin engelli kontenjanı da en kısa sürede doldurulacaktır. Özel sektörde engellilerin istihdamında 2002 yılında 10.226’daydık, bugün 37.982 engelli istihdamı sağlandı.

Engelli vatandaşlarımız konusunda son yıllarda önemli çalışmalar hızla devam ediyor. Kurumsal ve ev ortamında bakım, Umut Evleri Projesi, engelsiz yaşam merkezleri projeleri başlatıldı. Özel ve kamu rehabilitasyon merkezlerinin hizmet standartları yükseltiliyor. Özel eğitim, bakım ve rehabilitasyon hizmetlerine bütçeden ayrılan payın…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Vural…

14.- İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, 3 Aralık Dünya Engelliler Günü’ne ilişkin açıklaması

OKTAY VURAL (İzmir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Biz de Milliyetçi Hareket Partisi olarak Dünya Engelliler Günü’nün engellilerin sorunlarının dile getirilmesi ve çözülmesi için önemli bir fırsat olduğunu düşünüyoruz. Tabii, bütün mesele, engellilerin sorunlarını sadece bu günde dile getirmek değil ama bu işin çözümünü sağlamaktır.

Milliyetçi Hareket Partisi olarak engelli vatandaşlarımızın karşılaştığı engelleri kaldırmanın her türlü siyasi mülahazanın dışında tutulması gerektiğini düşünüyoruz çünkü toplum içerisinde bu bütünleşmeyi sağlamak Türk milletinin millî dayanışma ülküsünün önemli bir unsurudur, toplumsal bütünlük açısından da son derece önemlidir.

Ben, bu Engelliler Günü münasebetiyle engellilerimizin karşılaştığı her türlü engelin ortadan kaldırıldığı, tüm engellilerimizin mutlu olduğu ve sorunlarının çözüldüğü bir Türkiye dileğiyle hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Gündeme geçiyoruz.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

Meclis araştırması açılmasına ilişkin üç önerge vardır, okutuyorum:

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Aydın Milletvekili Metin Lütfi Baydar ve 21 milletvekilinin, incir üreticilerinin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/798)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Gerekçesini ekte sunduğumuz incir ürününün sorunlarının ve çözüm önerilerinin araştırılması ve alınacak önlemlerin belirlenebilmesi için Anayasa'nın 98'inci ve İç Tüzük’ün 104 ve 105'inci maddeleri gereğince Meclis araştırması açılmasını arz ederiz.

1) Metin Lütfi Baydar                                                (Aydın)

2) Mahmut Tanal                                                      (İstanbul)

3) Ali Serindağ                                                         (Gaziantep)

4) Mustafa Sezgin Tanrıkulu                                      (İstanbul)

5) Ramazan Kerim Özkan                                          (Burdur)

6) Ali Sarıbaş                                                           (Çanakkale)

7) Ahmet İhsan Kalkavan                                          (Samsun)

8) Emre Köprülü                                                       (Tekirdağ)

9) Mehmet Şeker                                                      (Gaziantep)

10) Kadir Gökmen Öğüt                                             (İstanbul)

11) Durdu Özbolat                                                    (Kahramanmaraş)

12) Hülya Güven                                                       (İzmir)

13) Mehmet Hilal Kaplan                                           (Kocaeli)

14) Mevlüt Dudu                                                       (Hatay)

15) Mehmet Ali Ediboğlu                                           (Hatay)

16) Bülent Tezcan                                                    (Aydın)

17) Ayşe Nedret Akova                                              (Balıkesir)

18) Namık Havutça                                                   (Balıkesir)

19) Ali Rıza Öztürk                                                   (Mersin)

20) Gürkut Acar                                                        (Antalya)

21) Turgut Dibek                                                      (Kırklareli)

22) Refik Eryılmaz                                                    (Hatay)

Gerekçe:

Dünya ülkeleri içinde kalite yönünden aranılan özellikteki kurutmalık incir çeşidi olan sarılop, Türkiye'de sadece Ege Bölgesi’ndeki Küçük ve Büyük Menderes havzasında yetiştirilmektedir. Dünya kuru incir üretiminde yüzde 50-55'lik bir payla 1’inci sırada yer alan ülkemiz, dünya kuru incir ihracatında ise yüzde 60-65'lik bir payla gene 1’incidir. Ülkemiz, dünyanın önemli bir incir üreticisi olmasının verdiği avantajla kuru incir üretimi ve ihracatında dünya lideridir. İncir yetiştiriciliğinin yoğun olarak yapıldığı bölge Ege Bölgesi olmakla birlikte, Aydın ilimiz incirin başkenti konumundadır.

Yüksek kalori değeri, mineral maddeler ve besin maddeleri içeriğiyle gıda maddeleri arasında özel bir yeri olan kuru incirin çok çeşitli tüketim alanları mevcuttur. Kuru incir, uluslararası pazarlarda, çerezlik olarak tüketildiği gibi pasta imalatında, çeşitli yemeklerin yapımında, dilimlenmiş olarak ekmek imalatında, şekerli mamuller imalatında ve meyve karışımlarında kullanılmaktadır. Kalitesi düşük olanlardan, pekmez, hurda incirlerden de etil alkol üretilmektedir. Etil alkolün üretimi esnasında ortaya çıkan incir çekirdekleri de boya, kozmetik ve ilaç sanayisinde değerlendirilmektedir.

Ülkemizde üretilen incirin yüzde 30'u taze olarak iç pazarda,  yüzde 70'i kuru incir olarak dış ve iç pazarda tüketilmektedir. Kuru incirin tüketimi ülkemizde arzu edilen seviyeye henüz ulaşamamıştır. Kişi başına yıllık tüketim tahminen 150-200 gram civarındadır. Ülkemizde kişi başına düşen taze incir tüketimi ise 300-500 gram civarında olmakla birlikte, bu miktarın arttırılması gerek halkımızın yeterli ve dengeli beslenmesi gerekse piyasalarda dengenin sağlanması bakımından gerekli görülmektedir.

İncir ihracatında yaşanan en büyük sıkıntı aflatoksin oranında yaşanmaktadır. Firmaların aflatoksin oranlarına dikkat etmemesi hem iç pazarda hem de dış pazarlarda sorunlara yol açmakta, bu da üreticiye olumsuz yansımaktadır. İncir üreticisine herhangi bir destek bulunmamakla birlikte destekleme alımı da yapılmamaktadır. Ayrıca, incir bahçelerinin yoğun olarak bulunduğu Aydın ilinde yeni açılmaya başlayan jeotermal kuyularının bu bahçelere zarar vermeye başladığı belirtilmektedir.

Ülkemizin incirde yaşamış olduğu dünya liderliğinin kaybolmaması ve üreticilerimizin korunması konusunda gerekli çalışmaların yapılması, yukarıda belirtilen sorunların nedenlerinin tespiti ve çözümlenmesi gerekmektedir.

Açıklanan bu nedenlerle Meclis araştırması açılması gerekmektedir.

2.- Bursa Milletvekili İlhan Demiröz ve 20 milletvekilinin, ipek böcekçiliği sektörünün sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/799)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Dünya yaş koza üretiminin yaklaşık yüzde 70’i Çin'in elinde olup, fiyatlarla istediği gibi oynamaktadır. Bu nedenle yaş kozada bir fiyat istikrarı olmamaktadır. Sovyetler Birliği’nin dağılmasının ardından bağımsızlığına kavuşan Özbekistan ve Türkmenistan gibi Orta Asya Türk cumhuriyetlerinden yasal ve yasal olmayan yollarla ülkemize çok düşük fiyatlarla koza, ham ipek ve ipekli kumaşların gelmesi de olumsuz etki yapmaktadır.

AB ile gümrük birliğine gidilmesinden sonra gümrük fonlarının sıfırlanması iç piyasanın rekabet gücünü olumsuz etkilemiştir. Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde yaşanan terör olayları ve göç, bu bölgemizde ipek böcekçiliğinin bitmesine neden olmuştur.

Trakya bölgesinde uçakla süne mücadelesi yapılırken bilhassa ULV sistemiyle ilaçlanma neticesinde dut ağaçlarının da etkilenmesi sonucu ipek böceklerinin zehirlenmesi burada da ipek böcekçiliğini sona erdirmiştir. İpek böcekleri her türlü kimyasal ilaca karşı hassastır. Bitkisel üretimin yoğun olduğu yerlerde kullanılan zirai mücadele ilaçları da ipek böcekçiliğini olumsuz etkilemiştir.

Marmara Bölgesi ve özellikle Bursa'da sanayinin gelişmesi, kentleşme ve çevre kirliliği ipek böcekçiliğini geriletmiştir. Genç neslin ipek böcekçiliğine ilgisiz olması, mobilya ve beyaz eşyanın köy evlerine de girmesi nedeniyle besleme evlerinin daralması da olumsuz etki yapmıştır. Zira 1 kutu ipek böceğinin beslenebilmesi için sıcaklık ve nem gibi değerlerin kontrol edilebildiği 25-30 metrekarelik kapalı alana ihtiyaç duyulmaktadır. İpek böceği yetiştiriciliğinden vazgeçilmesi dut ağaçlarının da kesilerek yok edilmesine neden olmuştur.

Ülkemizde daha çok gelir düzeyi düşük, arazileri ve alternatif üretim alanları kısıtlı olan, özellikle dağlık ve engebeli bölgelerde yaşayan üreticilerimiz için ipek böcekçiliği hâlâ önemli bir gelir kaynağı olma özelliğini devam ettirmektedir. Hastalık çıkmaması amacıyla bakım besleme evlerinin besleme öncesi çok iyi dezenfekte edilmesi, besleme döneminde hijyenik şartlara uyulması gerekmektedir.

Bir dut ağacının en az beş yılda verimli hâle geldiği düşünülürse mevcut dut potansiyelimizin korunması için ipek böcekçiliğimizin desteklenmesi gerekmektedir. Ham ipek ithalatında gerçek ihtiyaç doğrultusunda hareket edilmeli ve yasa dışı yollarla ham ipek, ipekli kumaş, kuru koza girişini önlemek için ek tedbirler alınmalıdır. İpek böcekçiliğimizin lokomotifi olan ipek halı üretim ve ihracatının arttırılması için desen, kalite ve maliyet gibi konuda her türlü destek verilmelidir.

Yüksek turizm potansiyelimizin değerlendirilmesine yönelik olarak ipekli moda, tekstil ürünleri ve turistik eşyalar gibi ürün çeşitlemesini teşvik ederek kendi markalarımızı taşıyan ipek ve mamullerinin ihracı yoluna gidilmesi ve istihdamın arttırılması ve gelirin daha dengeli dağılmasının sağlanması amacıyla ipek böcekçiliğinin monokültür tarımın yapıldığı alanlara kaydırılmasında yarar vardır.

Ülkemizde özellikle millî geliri düşük olan kırsal bölgelerde, kadınlara yönelik, ipek halıcılığı konusunda kurslar verilerek birçok genç kızımıza iş olanağı sağlanabilmektedir. Ham madde olan ipeğin ipek halı olarak mamul madde hâline gelmesiyle de millî ekonomiye önemli katkılar sağlanacaktır.

İpek böcekçiliği yetiştiriciliği hemen hemen hiç olmayan Fransa ve İtalya'da İpek Böcekçiliği Araştırma Enstitüleri çalışmalarına hâlen devam etmekte olup Uluslararası İpek Böcekçiliği Komisyonun merkezi Lyon'dur.

Pasteur'ün öğrencisi tarafından kurulan ve yüz yirmi dört yıllık geçmişe sahip olan bu kurumun tekrar canlandırılması ve ülkemizde bin beş yüz yıldır yaşatılan tarihî İpek Yolu’nu simgeleyen ve Bursa’mızla özdeşleşen ipek böcekçiliği ve ipek dokumacılığının son bulmaması noktasında, ülkemizin öz varlıklarından vazgeçmemesi ve ülkemizde ipek böcekçiliğinin sorunları ile ilgili gereken önlemlerin alınması amacıyla, Anayasamızın 98’inci, TBMM İç Tüzüğü’nün 104 ve 105’inci maddeleri gereğince Meclis araştırması açılmasını arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla.

1) İlhan Demiröz                                               (Bursa)

2) Turhan Tayan                                                (Bursa)

3) Aytun Çıray                                                   (İzmir)

4) Selahattin Karaahmetoğlu                              (Giresun)

5) İdris Yıldız                                                    (Ordu)

6) Süleyman Çelebi                                           (İstanbul)

7) Vahap Seçer                                                 (Mersin)

8) Kamer Genç                                                  (Tunceli)

9) Sena Kaleli                                                   (Bursa)

10) Mehmet Ali Susam                                       (İzmir)

11) Nurettin Demir                                            (Muğla)

12) Ömer Süha Aldan                                        (Muğla)

13) Müslim Sarı                                                 (İstanbul)

14) Aykut Erdoğdu                                             (İstanbul)

15) Melda Onur                                                 (İstanbul)

16) Mahmut Tanal                                             (İstanbul)

17) Ayşe Eser Danışoğlu                                    (İstanbul)

18) Candan Yüceer                                            (Tekirdağ)

19) Veli Ağbaba                                                (Malatya)

20) Sedef Küçük                                                (İstanbul)

21) Gürkut Acar                                                 (Antalya)

3.- İstanbul Milletvekili Umut Oran ve 19 milletvekilinin, AB ile tam üyelik sürecinde yaşanan sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/800)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

31 Ekim 1959 tarihinde yapılmış bulunan başvuru ile başlayan Avrupa Birliği ile ortaklık sürecinde 1963 yılında Ankara Anlaşması, 1970 yılında katma protokol imzalanmış, 1999 tarihli Helsinki'de yapılan AB Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi’nde tam üyeliğe adaylığımızın kabulüyle yeni bir aşama kaydetmiş, 8 Mart 2001 tarihinde ilk katılım ortaklığı belgesi AB Konseyi tarafından onaylanmış, 17 Aralık 2004 tarihinde alınan AB Devlet ve Hükümet Başkanları Zirvesi kararı gereği de 3 Ekim 2005 tarihinde AB'ye tam üyelik sürecimiz başlamıştır.

Geçen altı yılda beklenen gelişmeler kat edilememiş, tam üyelik hedefine ulaşmak için müzakerelerde kapatılması gereken 33 başlıktan ancak 1 tanesi kapatılabilmiş, 12 Ekim 2011 tarihinde açıklanan AB İlerleme Raporu çerçevesinde siyasi alanda birçok eksikliğin olduğu gözükmüş, bu eksikliklerin tespiti ve giderilmesi ile ülkemizde yaşayan insanların hak ettikleri demokrasi ve yaşam standartlarına kavuşturulması için gereken reformların ise  güçlü bir şekilde uygulamaya geçemediği endişeleri ortaya çıkmıştır.

Bilindiği üzere, 29 Mart 2012 tarihinde yapılan Avrupa Parlamentosu oturumunda parlamento 2011/2889 sayılı Kararı almış ve Türkiye raporunu kabul etmiştir. Raporda, seçim sisteminden yeni anayasa sürecine, tam üyelik müzakerelerinde ele alınması gereken 23 ve 24’üncü fasıllardan basın özgürlüğüne kadar birçok alanda eleştiri ve tavsiyeler bulunmaktadır. Bu eleştiri ve tavsiyelerin dikkate alınarak tıkanmış olan sürecin pozitif ve ilerici bir gündemle aşılması gereği de ortadadır.

Bütün bu gerekçelerle, AB ile tam üyelik sürecinin izlenmesi, kabul edilen rapor kapsamında gereken önlemlerin alınması, 23 ve 24’üncü fasılların açılmasının önündeki engellerin araştırılarak bu engellerin aşılması, bu zamana kadar hangi alanlarda ve hangi sebeplerle sürecin durma noktasına geldiğinin belirlenmesi, acil reform yapılması gereken alanların tespiti ile bu reformların çerçevelerinin belirlenmesi için alınacak tedbirlerin tespiti amacıyla, Anayasa'nın 98 ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’nün 104 ve 105’inci maddeleri gereğince Meclis araştırılması açılmasını saygılarımla arz ederim.

1) Umut Oran                                                           (İstanbul)

2) İhsan Özkes                                                         (İstanbul)

3) Mehmet Hilal Kaplan                                            (Kocaeli)

4) Mahmut Tanal                                                      (İstanbul)

5) Ramazan Kerim Özkan                                          (Burdur)

6) Mustafa Sezgin Tanrıkulu                                      (İstanbul)

7) Ali Sarıbaş                                                           (Çanakkale)

8) Ahmet İhsan Kalkavan                                          (Samsun)

9) Mehmet Şeker                                                      (Gaziantep)

10) Durdu Özbolat                                                    (Kahramanmaraş)

11) Mevlüt Dudu                                                       (Hatay)

12) Kadir Gökmen Öğüt                                             (İstanbul)

13) Mehmet Ali Ediboğlu                                           (Hatay)

14) Bülent Tezcan                                                    (Aydın)

15) Ayşe Nedret Akova                                              (Balıkesir)

16) Namık Havutça                                                   (Balıkesir)

17) Hülya Güven                                                       (İzmir)

18) Ali Rıza Öztürk                                                   (Mersin)

19) Turgut Dibek                                                      (Kırklareli)

20) Refik Eryılmaz                                                    (Hatay)

BAŞKAN – Bilgilerinizi sunulmuştur.

Önergeler gündemdeki yerlerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki görüşmeler, sırası geldiğinde yapılacaktır.

B) Duyurular

1.- Başkanlıkça, Kamu İktisadi Teşebbüsleri Komisyonunda siyasi parti grubu mensubu olmayan milletvekillerine düşen 1 üyelik için aday olmak isteyen siyasi parti grubu mensubu olmayan milletvekillerinin yazılı olarak müracaat etmelerine ilişkin duyuru

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Kamu İktisadi Teşebbüsleri Komisyonunda siyasi parti grubu mensubu olmayan milletvekillerine de bir üyelik düşmektedir. Bu Komisyona aday olmak isteyen siyasi parti grubu mensubu olmayan milletvekillerinin 6 Aralık 2013 Cuma günü saat 18.00’e kadar Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına yazılı olarak müracaat etmelerini rica ediyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının bir tezkeresi vardır, okutup oylarınıza sunacağım.

C) Tezkereler

1.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının, Türkiye-Kırgızistan Parlamentolar Arası Dostluk Grubu Başkanı Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı, Ankara Milletvekili İzzet Çetin ve Zonguldak Milletvekili Köksal Toptan’dan oluşan heyetin 4-7 Aralık 2013 tarihlerinde Kırgızistan’a resmî bir ziyarette bulunmasının Başkanlık Divanının 31/10/2013 tarihli ve 57 sayılı Kararı ile uygun bulunduğuna ilişkin tezkeresi (3/1344)

                                                                                                      03/12/2013

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna

Kırgızistan-Türkiye Manas Üniversitesinin İşleyiş Esaslarına Dair Anlaşma'nın ve Üniversitenin Tüzüğü Hakkında Mutabakat Zaptı'nın Kırgız Meclisinde kabul edilmemesinin neden olduğu sorunların parlamentolar arası ilişkiler çerçevesinde aşılabilmesi ve Türkiye Büyük Millet Meclisinin konuya dair yaklaşımının muhataplarına iletilmesi maksadıyla Kırgızistan'a resmî bir heyet gönderilmesi, Başkanlık Divanının 31/10/2013 tarihli ve 57 sayılı Kararı ile uygun görülmüştür. Bu minvalde Türkiye-Kırgızistan Parlamentolar Arası Dostluk Grubu Başkanı ve Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı, Ankara Milletvekili İzzet Çetin ve Zonguldak Milletvekili Köksal Toptan'dan müteşekkil heyetin 4-7 Aralık 2013 tarihlerinde Kırgızistan'a resmî ziyarette bulunması hususu, 28/3/1990 tarihli ve 3620 sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisinin Dış İlişkilerinin Düzenlenmesi Hakkında Kanun'un 10'uncu maddesi uyarınca Genel Kurulun tasviplerine sunulur.

                                                             Cemil Çiçek

                                                   Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı

BAŞKAN – Tezkereyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Barış ve Demokrasi Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

VII.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- BDP Grubunun, Diyarbakır Milletvekili Altan Tan ve arkadaşlarının engelli vatandaşlarımızın karşılaştığı sorunların araştırılması amacıyla 17/6/2013 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına vermiş olduğu Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 3 Aralık 2013 Salı günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

                                                                               3/12/2013

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulunun 3/12/2013 Salı günü (bugün) yaptığı toplantısında, siyasi parti grupları arasında oy birliği sağlanamadığından grubumuzun aşağıdaki önerisini, İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                               İdris Baluken

                                                                                   Bingöl

                                                                       Grup Başkanvekili

Öneri:

17 Haziran 2013 tarihinde, Diyarbakır Milletvekili Altan Tan ve arkadaşları tarafından (3656 sıra no.lu) engelli vatandaşlarımızın karşılaştığı sorunların araştırılması amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisine verilmiş olan Meclis araştırma önergesinin, Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak 3/12/2013 Salı günlü birleşiminde sunuşlarda okunması ve görüşmelerin aynı tarihli birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Barış ve Demokrasi Partisi Grubu Önerisi lehinde ilk söz, Van Milletvekili Sayın Özdal Üçer’e aittir. (BDP sıralarından alkışlar)

Buyurun Sayın Üçer.

ÖZDAL ÜÇER (Van) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 3 Aralıkta Meclisimizin engellileri hatırlamış olması önemli bir olay. Umuyorum ki bu Meclis, aldığı kararlarla, ülkemizdeki engellilerin yaşamını tümüyle kolaylaştıracak ve onlara insanlık onuruna yaraşır bir yaşam standardı oluşturacak kararlara imza atar. Böylesi kararları alması umuduyla biz, bugün engellilerle ilgili sorunları dile getirmek üzere söz almış bulunduk. Grubumuz adına bugün Sayın Eş Genel Başkanımız, genel anlamda engelliler ve engellilerin yaşamış olduğu sorunları tanımlayan ifadelerle açıklamalarda bulunmuştu. Biz de bu araştırma önergesinin Meclis tarafından karara bağlanıp ülkemizde engellilerin yaşamış olduğu sorunların tespit edilmesi ve bu sorunların giderilmesi için bir çalışma yürütülmesi, bu çalışma sonucunda da ülkemizdeki bütün insanların huzur içinde yaşamasını sağlayacak adımlar atılmasını isteyerek bu önerimizi oylamaya sunuyoruz. Umuyorum ki bütün gruplar bu önerimizi önemser ve Meclisi bu doğrultuda çalıştırmaya dönük ortak hareket eder ve oy birliğiyle bu önerimizi kabul eder ve çalışmayı başlatırız.

Gerçi, çok da umudumuz yok iktidardan yana bu sorunların giderilmesi için çalışmaya yöneleceğine dair. Çünkü aslında var olan engelliler listesine… Milyonlarca engellinin yaşadığı sorunları on bir yıldır görmeyen, on bir yıldır işitmeyen, on bir yıldır ruhsal olarak algılamayan, zihinsel olarak algılamaktan uzak duran iktidarı da bu anlamda engelli iktidar olarak değerlendirmek lazım. Çünkü, eğer görmemek bir engellilik hâliyse iktidar neden bunu on bir yıldır görmedi? Eğer zihinsel algı sorunu bir engellilik hâliyse iktidar zihinsel olarak bunu neden algılamadı? Eğer buna ilişkin bir ruhsal olgunluk yaşamadıysa ve ruhsal sorunlar da bir engellilik hâliyse o zaman bu ülkede en temel, en başat engelli, iktidarın kendisi; engellilik sorununu bu temelde çözmek lazım.

Engellilere hakaret etmeden, onları hor görmeden, onları aşağılamadan, onların sorunlarına ilişkin neler söyleyebileceğimizi gerçekten çok düşündük. Umuyorum ki söylediğimiz herhangi bir şeyle biz onların yüreğini burkacak, onları incitecek, onları hor görecek bir davranış sergilememişizdir. Çünkü, istatistiklerde bile çok gerçekçi tanımlanmayan engelli sayısı ülkemizde gün geçtikçe artmaktadır ve onların yaşadığı sorunlar da katmerli bir şekilde artmaktadır. İstatistiklerden yola çıkacak olursak bununla ilgili kurumların vermiş olduğu istatistiklere baktığımızda, kayıtlı engelli sayısı 1 milyon 559 bin 222 olarak verilmekte bir milletvekili arkadaşımızın vermiş olduğu soru önergesine dayalı. Ama, gerçekte farklı istatistikler verildiğinde, Engelli ve Yaşlı Hizmetleri Genel Müdürlüğünün vermiş olduğu istatistiklere göre de yüzde 12,29’u engelli nüfusumuzun. Yüzde 12,29’u 75 milyona uyarladığımızda yaklaşık 10 milyon nüfus eder. Ama yine aynı bakanlığa bağlı aynı genel müdürlüğün milletvekilimizin soru önergesine vermiş olduğu yanıtta kayıtlı engelli sayısı 1 milyon 559 bin 222 yani yaklaşık 8,5 milyon engelliyi görmeyen bir bakanlık, bir Hükûmet, bir genel müdürlük var. Bu durumda görme engellinin asıl kim olduğunu, ben, halkın takdirine bırakıyorum.

Ayrı bir zihinsel sorun da engellilere verilen maaşla engellilerin geçinebileceğini düşünebilme algısı. Engellilerin aylık 200 ile 300 lira arasındaki -üç ayda bir ödenen veyahut da isteğe bağlı olarak ödenen- ödenekle geçimini sağlayabileceğini ve başkasına muhtaç olmayacağını düşünmek nasıl bir zihinsel algıdır bunu da Meclisin takdirine, halkın takdirine bırakıyorum. Eğer bir insan, ülkemiz ekonomik koşullarına, enflasyon değerlerine, parasal değerlere baktığında, 200-300 lira ile bir engellinin kimseye muhtaç olmadan yaşayabileceğini düşünüyorsa, zihinsel olarak öyle algılıyorsa onu düşünenin kendisi zihinsel engellidir.

Bir taraftan bunun üzerine siyaset yapılacak, bir taraftan bunun üzerine demagoji yapılacak, bir taraftan bunun üzerine duygusal sömürüler yapılacak, bir taraftan da onların yaşamını zorlaştıracak her türlü uygulama yapılacak. Sayısı 10 milyonu bulan engelli için neden “1,5 milyon kayıtlı engelli var.” deniyor? Çünkü, 8,5 milyon insan, hâlâ, hastanelerde insani bir muayene olup da raporunu alabilmiş değil. Birçok sağlıklı insan bile hastane kapılarında mağdur ediliyor, engellilerin yaşamış olduğu sorunları, hastanelerde rapor alırken yaşamış olduğu sorunları varın siz düşünün. Her ne hikmetse hamasi söylemler siyasetin belki temel özelliği olarak algılanagelmiştir. Herhangi bir konuyla ilgili duygu sömürüsü yapacak, başkalarını kandırmaya dönük, başkalarını aldatmaya dönük bir söylemle bir sorunu varmış ya da yokmuş diye gösterecek siyaset mefhumunun içinde 10 milyonları bulan engellilerin sorunlarını çözebilecek bir irade açığa çıkmıyorsa bu Meclis, kendisinin hangi konularda engelli olduğunu değerlendirmek zorundadır.

Evet, bu Meclis hem görme engellidir hem işitme engellidir hem ruhsal engellidir hem de zihinsel engellidir. Bu Meclisin engellilik sorununu çözecek bir halk olmalıdır. Bu halkın huzurunda, bu Meclisin, engelli bu Meclisin hor görülmemesini, aşağılanmamasını talep ediyoruz. Lütfen değerli halkımız, engelli olan bu Meclisi hor görmeyin, on bir yıldır sorunlarınızı görmeyen görme engelli Hükûmeti hor görmeyin, bu sorunu çözebilecek iradeden yoksun olan zihinsel engelli Hükûmeti hor görmeyin; bu sorunu kendi içinde sindirmemiş, ruhsal bir mevzuya dönüştürmemiş ruhsal engelli Hükûmeti hor görmeyin. Çünkü, bu Hükûmetin, hizmet etmesi gereken bir halktan ziyade hizmet etmesi gereken egemen sınıflar vardır, hizmet etmesi gereken uluslararası şirketler vardır, hizmet etmesi gereken gladio sistemi vardır, hizmet etmesi gereken mafya sistemi vardır, çete sistemi vardır. İşte, böylesi engelli bir Hükûmet, asla ve asla bu halk için, emeğiyle geçinenler için bir şey yapmayacaktır. Doğası itibarıyla, engelli olan insanların yaşamını rahatlatmak için, onlara insanlık onuruna yaraşacak bir yaşam sunmak için hiçbir şey yapmayacaktır. Lütfen, bu konuda halkımız duyarlı olsun.

Engellilerin tüm sorunlarının çözülmesi umuduyla, bütün engellerin ortadan kaldırılması umuduyla Genel Kurulu selamlıyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Üçer.

Barış ve Demokrasi Partisi Grubu önerisinin aleyhinde ilk söz, İstanbul Milletvekili Sayın Celal Dinçer’in.

Buyurunuz. (CHP sıralarından alkışlar)

CELAL DİNÇER (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Saygıdeğer milletvekilleri, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bugün 3 Aralık Dünya Engelliler Günü. Ben de BDP grup önerisinin aleyhine söz aldım, ancak lehte konuşacağım.

Tüm engelli vatandaşlarımızı kucaklıyor, saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, bir insanın engelli olması onun diğer insanlar gibi yaşaması, çalışması ve de başarılı olması için sorun teşkil etmemelidir. Engelli insanların sadece özel koruma önlemleri içerisine alınmaları da yeterli olamaz. Önemli olan, engellilerin eğitim imkânlarının hazırlanması, kendi toplumlarıyla kaynaştırılması, onların yaşamını kolaylaştıracak altyapı düzenlemelerinin yapılması ve nihayet, istihdam şartlarının yaratılarak ekonomiye etkin bir şekilde katılmalarının sağlanmasıdır. Huzurlu ve güvenli bir ülke oluşturmanın tek yolu, engelli vatandaşlarımızın toplumla derhâl uyumlaştırılması, toplumun ayrılmaz bir parçası hâline getirilmesidir. Tüm engelli vatandaşlarımızın başkalarına gereksinim duymadan yaşamını sürdüren, üreten ve toplumsal yaşama katkıda bulunan bireyler olmaları devletlerin temel hedefi olmalıdır. Bu, aynı zamanda, sosyal hukuk devleti anlayışının da bir gereğidir.

Değerli milletvekilleri, Cumhuriyet Halk Partisi Tüzüğü’nün 3’üncü maddesinde “Engellilerin toplumsal yaşama katılımını sağlayacak önlemleri almak, her engelli bireyin farklı gereksinimleri olduğunu göz önünde tutmak” ilkesi yer almaktadır. Bu ilke doğrultusunda hazırlanan parti programımızda da engelli vatandaşlarımızla ilgili görev ve sorumluluklarımız belirtilmiştir. Sosyal devlet anlayışımızın gereği olarak, engelli bireylerin çağdaş yaşamın gerektirdiği olanaklara her alanda kavuşmalarını temel bir insan hakkı olarak kabul ediyor ve çalışmalarımızı buna göre yönlendiriyoruz.

Bireylerin demokratik hak ve özgürlüğü için her engeli aşmayı hedefleyen Cumhuriyet Halk Partisi, engelli vatandaşlarımızın önündeki engellerin kaldırılması için her platformda olduğu gibi Meclis çatısı altında da üzerine düşen görevi yerine getirmektedir. Bugüne kadar -Cumhuriyet Halk Partisi olarak- 24’üncü Dönemde, partimizin, toplumun bir parçası olan engelli bireylerin hak ve özgürlüklerden tam ve eşit olarak yararlanmalarını sağlamak amacıyla yapmış olduğu çalışmalar bir kitapçıkta toplanmıştır. Bu kitapçığı incelediğimizde, Cumhuriyet Halk Partili milletvekilleri olarak engellilerin sorunlarına yönelik 35 adet kanun teklifi verdik, 16 adet Meclis araştırması önergesi verdik, 189 adet soru önergesi verdik ancak –biraz evvelki hatibin konuştuğu gibi- bu konuda engelli olan iktidar, bu kanun tekliflerimizin, bu araştırma önergelerimizin, bu soru önergelerimizin hiçbirini dikkate almadı, engellilerin sorunlarıyla ilgili, çözümüyle ilgili bir gelişme sağlayamadı; sadece, bu Mecliste oy birliğiyle kabul ettiğimiz  “engelli” kelimesi kabul edilerek “özürlü” kelimesini kaldırdı, yaptığı en belirgin çalışma bu oldu.

Değerli arkadaşlar, “Bir insanın engelli olması onun diğer insanlar gibi yaşaması, çalışması ve de başarılı olması için sorun değildir.” dedik. Evet, sorun değildir, sorun olmamalıdır. Ancak bu iktidar mensupları engelliler için nasıl düşünüyor, nasıl yorum yapıyor? “Engellilerden öğretmen olmaz.”  diyen bir Millî Eğitim Bakanı çıkarıyor. Engellilere yönelik olarak “Sizi adam yerine koyduk.” diyen milletvekilleri çıkarıyor ve bu milletvekili -ki kendi meslektaşım- valilik yapmış bir milletvekili, engellileri adam saymıyor “Adam yerine koyduk.” diye hitaplarda bulunabiliyor.

Bugün engellilerin engelliliklerini tespit için rapor almaları gerekiyor, en azından bazı haklara kavuşabilmeleri için. Bu raporlar tam bir işkence hâline dönüşmüştür. 69 puan veriliyor Diyelim 70 puanla ancak hak alabiliyorsa 69 puanla kalan onlarca engelli var. Bu engelli raporlarının da mutlaka iktidar tarafından bir çözüme kavuşturulması gerekir.

Biliyorsunuz, 1981 yılından itibaren Engelliler Günü ilan edilmesinden sonra engellilerle ilgili çeşitli yasal düzenlemeler yapıldı. İlk önce kararnamelerle, Başbakanlığa bağlı Engelliler İdaresi kuruldu. Daha sonra bu idareler Çalıma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığına bağlandı. Engelliler İdaresi Başkanlığı kuruldu. Bundan sonra da 2011 yılında Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının kurulması ile Engelli ve Yaşlı Hizmetleri Genel Müdürlüğü olarak yeniden tanımlandı. Bu resmî kurumlaşmanın yanında engelli vatandaşlarımız da örgütlenme konusuna gereken önemi verdiler. Bu amaçla birçok sivil toplum kuruluşu oluşturdular. Bu sivil toplum kuruluşları her fırsatta hem iktidar mensuplarını hem muhalefet milletvekillerini ve gruplarını ziyaret ederek sorunlarını dile getirdiler ancak, yukarıda da belirttiğim gibi, bugüne kadar bu sorunların çözümü için önemli hiçbir adım atılmadı.

Sosyal devleti güçlü kılmak için -tekrar ediyorum- engelli vatandaşlara çalışabilecekleri ortamın sağlanması gerekir. Engelliye iş olanağını mutlaka sağlamalıyız. Engelli, sosyal devletin üzerine titremesi gereken bir kişidir. Sosyal devlet, engelliyi koruyan, örgütlenmeyi sağlayan devlettir. (CHP sıralarından alkışlar) O hâlde sosyal devlet, engelliye iş bulan devlet demektir. Peki, bizim iktidarımız ne yapmıştır? Bizim iktidarımız, 40 bin engelliden ancak 25-30 bin kişiye kadar iş bulabilmiştir. 8,5-9  milyon, bazı rakamlara göre 12,5 milyon engelliyi yok sayarak “1,5 milyon engelli vardır.” deyip olayı küçümsemiştir. Sosyal devleti güçlü kılacaksak -tekrar tekrar söylüyorum- engellinin çalışabileceği ortamı hep birlikte sağlamalıyız.

Bizler Cumhuriyet Halk Partisi olarak, engelliler için her türlü çabayı her fırsatta göstermekteyiz. Milletvekillerimiz, belediye başkanlarımız, engellilerle ilgili bütün duyarlılığı gösterip engellilere kucak açmaktadır.

Bugün, üst geçitler, metro ve bunun gibi yerlerde engelli asansörlerinin çoğu çalışmamaktadır. Görme engelliler için hazırlanmış olan sarı bantlar, engelli olan ya da engelli olmayan kişilerin takılıp düşmesine neden olmaktadır. Engellilerle ilgili metrolarda önemli tedbirler alınmadığı için vatandaşlarımız buralarda düşüp yaralanmaktadır. Ne gariptir ki iş adliyeye intikal ettiğinde yetkililer değil, belediyeler değil, engelli vatandaşlar suçlanmaktadır. “Görmedin mi kardeşim?” denmektedir. Görme engelli bir vatandaş için bu uygulama yapılabilmektedir. Henüz yeni olan sarı bant uygulamasında birçok yerde bu bantlar kısmen veya tamamen zeminden kalkmış veya önüne, kullanımını önleyen birçok engeller konmuştur. Ayrıca çok az bir yağışta dahi kayganlaşan sarı bantlar, engelli vatandaşlarımızın sakatlanmalarına ve hatta hayati tehlikelere sebep olmaktadır.

Engellilerin sorunlarını çözemeyen bugün büyük bir çoğunluğa sahip iktidar mensubu belediyeler çareyi engellilerin sorunlarının çözülmesini isteyen yasayı uzatmakta bulmuş ve bu Parlamentoda, engelliler için tedbir almayan belediyelere ceza uygulaması getiren yasa bir yıl uzatılmıştır. Bu bir yıllık süre de dolmuştur, dolmak üzeredir ancak görüyoruz sadece birkaç sarı bant dışında engellilerle ilgili önemli hiçbir adım atılmamaktadır.

Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da engellilerin yanında olacağımızı belirtiyor, tekrar yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Dinçer.

Barış ve Demokrasi Partisi Grubu önerisinin lehinde son söz, Kahramanmaraş Milletvekili Sayın Mesut Dedeoğlu’na aittir.

Buyurun Sayın Dedeoğlu. (MHP sıralarından alkışlar)

MESUT DEDEOĞLU (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye Büyük Millet Meclisine verilen grup önerisiyle ilgili Milliyetçi Hareket Partisi Grubu olarak söz aldım; hepinizi, yüce heyetinizi saygılarımla selamlıyorum.

Ülkemizde yaşayan 8,5 milyon engelli vatandaşımız var. Bunlar görme engelli, bedensel engelli, işitme engelli ve zihinsel engelli olarak dünya standartlarıyla beraber 4 ayrı grupta toplanmış. Bunların nüfusu 8,5 milyon. Aileleriyle beraber mütalaa ettiğimiz zaman bu rakam 35 milyona ulaşmakta. Yani engellilerle ilgili bir cümle kullandığımızda, engellilerle ilgili televizyonda bir program olduğunda Türkiye nüfusunun yarısı buna kulak kabartmakta. Ve engellilere sorduğumuz zaman, onlarla sohbet ettiğimiz zaman, onlarla konuştuğumuz zaman hepsinin, birçoğunun daha doğrusu, -biraz yumuşatayım burayı- mutsuz olduğunu görüyoruz ve bunu anlıyoruz. Bunların kendi dernekleri, vakıfları, federasyonlarında bu sohbetleri gerçekleştirdiğiniz zaman hepsini görüp anlamak mümkündür.

Ne yapmamız lazım? 8,5 milyon engellimiz ve aileleriyle beraber düşündüğümüz zaman bu insanları mutlaka rahatlatmamız lazım, engellilerin bütün problemlerine kucak açmamız lazım. Bunların o kadar çok büyük problemleri var ki, aslında çözülemeyecek de hiçbir problemleri yok. Bunun, bu Parlamentoda, bu Mecliste, istenilirse hepsi ortadan kalkar, bu kanunları hep beraber çıkartabiliriz.

En önemli konuları eğitimle başlıyor. Engelli olan, yeni yetişmiş, ilköğretime başlayacak olan bir çocuğumuz kaynaştırma eğitimine mi başlasın, yoksa kendiyle ilgili özel bir okulda mı eğitim alsın? Bunu hâlâ çözmüş durumda değiliz.

Bununla beraber, ağır engelli olan vatandaşlarımız, birkaç engellilik özelliğini taşıyan vatandaşlarımız normal okullara mı gitsin, özel eğitim rehabilitasyon merkezlerine mi gitsin? Buna da hâlâ karar vermiş değiliz. Bunlara derhâl bir çözüm bulmak durumundayız. El ele verip bu problemlerin hepsinin altından kalkmak mecburiyetimiz var çünkü engelli, ülke nüfusumuzun büyük bir bölümünü teşkil ediyor aileleriyle beraber tekrar mütalaa edersek.

Bununla beraber, en önemli konularından bir tanesi, diyelim ki okulunu bitirdi -üniversiteyi de bitirdiğini düşünelim- bundan sonra en önemli konusu iş istihdamının sağlanması. Bugün mevcut meri kanunlarımıza göre özel sektör -belli bir iş istihdamı sağlanan- durumuna göre yüzde 3 olarak engelli çalıştırmak durumunda, devlet yüzde 4 engelli çalıştırmak durumunda. Bugün baktığımız zaman, bakanlıklarımızda dahi, binlerle ifade ettiğimiz kadrolarımız boş durumda. Bunlara mutlaka bu engelli vatandaşlarımızı yerleştirmemiz gerekiyor, bunların hayatlarını idame ettirmeleri noktasında yardımcı olmamız gerekiyor. Nedendir anlaşılmaz, nedendir bilinmez; bu kadrolar niye boş durur, niye bu iş istihdamı engellilere tahsis edilmez?

Yine, bunlarla beraber, en büyük problemlerinden bir tanesi, engellinin engelli olduğunu ispat edebilmesi için hastaneden rapor alması gerekir. Bir hastaneden alınan rapor başka bir hastaneden alınan raporla tamamen farklı. Diyelim ki engelli raporunu aldı, o bir noktada rahatlamış oluyor çünkü engelli olduğunu ispat ediyor. Engelli olduğunu ispat edemezse almış olduğu rapor hiçbir anlam ifade etmiyor. Yine, normal iş hayatına atılmak isterse, iş başvurusunda bulunursa diyorlar ki: “Sen engellisin.” “Ama raporumu alamadım.” diyor. Raporunu alamadığı için ne engelli olduğu belli ne engelsiz olduğu belli.

Buradan Milliyetçi Hareket Partisi Grubu olarak önerimiz şudur: Türkiye’de ortak bir hastanede bu işte ehil olan bir rapor verme grubu teşkil ettirelim, burada çalışan uzman doktorlarımız bir vatandaşımızın ne kadar engelli olup ne kadar engelsiz olduğunu tespit edecek bir merci olarak çalışmalarına başlasın ve bu büyük problemi ortadan kaldırmış olalım çünkü engellilerimiz bunu beklemektedir.

Bunlarla beraber, en büyük problemleri spor. 4 engelli grubumuzun da 2000 yılında kurulmuş spor federasyon başkanlıkları var. Bunlar, Bedensel Engelliler Spor Federasyonu Başkanlığı, Görme Engelliler Spor Federasyonu Başkanlığı, İşitme Engelliler Spor Federasyonu Başkanlığı ve Özel Sporcular Spor Federasyonu Başkanlığı.

Engellilere imkân verdiğimiz zaman, imkân verildiği zaman başaramayacakları hiçbir şey yok. Aynı, eğitimde olduğu gibi, sosyal hayatta olduğu gibi, iş hayatında olduğu gibi, ekonomiye katkı anlamlarında düşündüğümüz zaman, spor  anlamında da imkân tanındığı zaman engellilerin başaramayacakları hiçbir şey yoktur. Bunu, aldıkları madalyadan tespit etmek, gerçekten, aldıkları madalyalarla övünmek içten bile değil. Çok büyük bir özveriyle bu federasyonlarımız, orada bulunan federasyon başkanlarımız, yönetimler, aileler, antrenörlerimiz, okullarımız birlikte hareket ettiklerinde alamayacakları hiçbir başarı yok ve nitekim birçok dünya, Avrupa, olimpiyat ve paralimpiklerde Türk engelliler bunu başardılar ve bunu da başarmaya devam edecekler. Burada önemli olan, onlara imkân tanımak. Bu başarıları alıyorlar, gayet iyi, güzel ama maalesef -üzülerek söylüyorum- basında bazen hiç yok, bazen de küçük puntolarla “İşte Engellilerin Başarısı” diye var. Hatta bazen öyle duyumlar alıyoruz ki “Engellilerin sporu da olurmuş! Bu da var mıymış?” diyen maalesef ki vatandaşlarımız var.

Ben, milletvekili olmadan önce Türkiye Görme Engelliler Federasyonu Başkanlığını dört dönem yürüttüm, uluslararası kuruluşların genel sekreterliğini yaptım, Türkiye Paralimpik Komitesi Yönetim Kurulu üyeliğini ve As Başkanlığını yaptım. Onun için, engellilerle yaklaşık sekiz, on yıl beraber yaşadık, aileleriyle beraber güldük, beraber başarılara sevindik veya üzüldük. Onun için, bu engellilerin neler düşündüklerini, neler başarmak için hangi imkânları beklediklerini gerçekten iyi bilen bir arkadaşınızım. Şimdi, bu saydığımız, deminden beri anlatmaya çalıştığım bu imkânları mutlaka bizim, engellilerimize vermek mecburiyetimiz var.

2005 yılında 5378 sayılı Kanun’umuz çıktı. Bu Parlamentodan çıktı bu kanunumuz, yedi yıllık bir süreyi kapsıyordu. Bu sürenin içerisinde, engellilerimizin yaşamaları, onların günlük hayatlarında rahat edebilmeleri, apartman girişleri, iş merkezlerine giriş-çıkışları ve yolda yürümeleri noktasında çıkan bu kanun maalesef ki yedi yıl üstünden geçmesine rağmen düzeltilemedi, yapılamadı ve nihayetinde de üç yıl daha uzatılacak ve 2015 yılına kadar ötelenmiş durumda. Keşke bu belediyelerimizin büyük çoğunluğu buna uysaydı, yollar da engellilerimizin yürüyebileceği, hayatlarını idame ettireceği bir şekle getirilseydi, taşıma araçları, ulusal anlamda sağlıklı bir şekilde yollarımız idame ettirilseydi engellilerimiz için çok büyük bir artı olacaktı ama bugün görüyoruz ki maalesef, daha bu konuyla ilgili -bazı duyarlı belediye başkanlarımız hariç- pek bir yol katedildiğini söylemek mümkün değil.

Bunlarla beraber, en büyük eksikliklerden bir tanesi Türkiye’de, bedensel engellilerimizin, fiziksel engellilerimizin akülü arabalarına ulaşma noktaları. Maalesef ki bu akülü arabalarımız yurt dışından ithal olarak gelmekte ve fiyatları da çok pahalı. Geçen sene bir konuşmamda dedim ki: Bir teşvik verilsin, bu akülü arabalarımız Türkiye’de üretilsin. Ama maalesef hiçbir ses çıkmadı.

Bir ülkenin engellisine verdiği değer, o ülkenin kalkınmışlık derecesini gösterir. Bugün, engellilerimizle beraber 35 milyon -aileleriyle beraber mütalaa ettiğimizde- eğer mutsuzsa, bu devletten, bu Hükûmetten beklediklerini alamadılarsa burada bir sorun var demektir. Bunu tekrar irdelemek lazım ve tüm imkânları burada kullanmak lazım.

Engelsiz bir dünya temennisiyle hepinize saygılar sunuyorum. (MHP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Dedeoğlu.

Barış ve Demokrasi Partisi Grubu önerisinin aleyhinde, İstanbul Milletvekili Sayın Gürsoy Erol.

Buyurun. (AK PARTİ, CHP ve MHP sıralarından alkışlar)

GÜRSOY EROL (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle Genel Kurulumuzu saygıyla selamlıyorum.

Bugün 3 Aralık Dünya Engelliler Günü. Dolayısıyla, bu vesileyle Meclisimizde böyle bir konunun gündeme gelmesinden dolayı da tekrar memnuniyetimi ifade ediyorum. Tabii gönlümüz, sadece günlerin olduğu anlarda değil, üç yüz altmış beş gün aynı şekilde bu hassasiyetin gösterilmiş olması ve bu noktada da engellilerin önündeki engellerin mümkün olduğunca en asgariye indirilmiş olması.

Şimdi, tabii ki “engelliler” deyince, ülkede geçmiş dönemde yapılmış olan hizmetlerin her birine ayrı ayrı, bir kere, teşekkürü borç biliyoruz ama 2005 yılı engelliler adına önemli bir takvim çünkü 2005 yılında Türkiye’de bir ilk gerçekleştirildi, engelliler adına Engelliler Kanunu çıkartılmış oldu. Buradaki tüm partilerin -o gün için burada olmayan partiler de vardı ama- içeride ve dışarıda hiçbir ayrım gözetilmeden ittifakıyla çıkan bir yasaydı bu ama -bir hakkı teslim etme adına- bugüne kadar, daha doğrusu 2005 yılına kadar yasa anlamında böyle bir çalışma Meclisimize gelmemişken, böyle bir yasanın çıkmış olması da herhâlde Türkiye açısından ve engelliler açısından son derece önemli ve bu noktada da Parlamentomuzu, yapmış olduğu çalışmayı ama öncelikle Hükûmetimizin bu noktada atmış olduğu ciddi adımı ben takdirle karşılıyorum ve engelliler Türkiye'de ciddi bir yasaya kavuşmuş oldu. Bu yasada ayrımcılıktan tutun eğitim alanına, evde bakıma, istihdama kadar birçok madde vardı ama 2010 yılında bir ayrı referandumla birlikte, biliyorsunuz, engelliler adına yapılabilecek herhangi bir şey Anayasa açısından da teminat altına alındı ve bu noktada, engellilerin yasal anlamda da, anayasal anlamda da ayrımcılık noktasında bir ciddi anlamda ayrımcılığa tutulmaması, yapılacak herhangi bir değişikliğin engellenmemesi adına ciddi bir adım atılmış oldu.

Yasamızda -mesela, bugün burada birçok şekilde dile getiriliyor- yasalarda birçok şey var, ben bir tanesini söyleyeceğim: Otoparkla ilgili, biz, yasaya katlamalı olarak koymuştuk yani bir engelli yerine -bir otopark- boş otoparka engelli olmayan bir insan park ettiğinde normal cezanın 2 katı ceza ödüyor ama uygulamaya geldiğimiz zaman bunu kaç kişi biliyor veya bunu kaç kişi uyguluyor? Alışveriş merkezlerinde bile hepimiz yakinen yaşıyoruz, engelli yeri en önde boş diye engelsiz insan önce burayı kullanmaya çalışıyor. Dolayısıyla, bu noktada, öncelikle bir zihinsel dönüşüme ihtiyaç var yani engelsiz olmayan insanların da engellilere bakış açısından tutun, engelliler adına atılacak her adımda ciddi bir zihinsel dönüşüme ihtiyacımız olduğunu düşünüyorum.

2005 yılında çıkarmış olduğumuz Engelliler Yasası’nda, o dönemde Parlamentoda görev yapıyordum, birebir çalışmalarda bulunduk ve çok ciddi noktada, bu engelli raporları bugün mesela devamlı dile getiriliyor. Başbakanlığın ve bakanlığın defalarca yazmış olduğu genelgeler var engellilerle ilgili, engelli raporlarında öncelik tanınması, oradaki engellilere kolaylıklar sağlanmasıyla ilgili ama maalesef, uygulamaya baktığımız zaman bu böyle olmuyor. Oradaki uygulayıcıların bize, engelli kardeşlerimize birçok anlamda çıkardığı zorluklar var çünkü engelli kardeşlerimizin aramalarından sonra, biz, daha sonra başhekimlikleri arayarak, oradaki ilgili arkadaşları arayarak bu genelgeleri kendilerine hatırlattık, hatta birçok sefer faksladık ve bunun sonrasında engelli kardeşlerimizle ilgili kolaylıklar sağlandı. Yani, öncelikle uygulayıcıların, bu noktada, yasalardaki bu yazılmış olanlara ciddi anlamda riayet etmesi gerekiyor.

Orada, getirdiğimiz eğitimle ilgili ciddi adım vardı. Bugün burada eğitim konuşuluyor mesela. Eğitimden, o gün BAĞ-KUR’lular ve yeşil kartlılar maalesef yararlanamıyordu ama yasada getirdiğimiz bir değişiklikle, Millî Eğitim Bakanlığı bütçesine alarak, bugün “Engelliyim.” diyen her çocuk bu eğitim imkânından yararlanabiliyor ve ülkemizde bu sayı şu anda 300 binlere yaklaşmış durumda. Keza, yasada ilk defa getirdiğimiz evde bakım, kurumda bakım hizmetiyle, ailelerin bize yöneltmiş oldukları “Benim çocuğum ben öldükten sonra ne olacak?”ın cevabını işte burada aramaya çalıştık ki bugün 500 binlere yaklaşan bir sayı ailesinin yanında evde bakım hizmeti alıyor ve devletten bir asgari ücret alınması suretiyle ailelere destek olmaya çalışılıyor.

Şimdi, tüm bunlar ortadayken ben şahsen bazı konuşmalardan burada üzüntü duyuyorum: “Engelli Meclis”, “engelli Hükûmet” ifadelerini hiç doğru bulmadığımı ifade etmek istiyorum. Bir kere, bunun hem kendimize hem de Hükûmete yapılan büyük bir haksızlık olduğunu düşünüyorum çünkü bütün bu yapılanlar, bugüne kadar bu engelliler konuşulurken on yılda atılmış olan ciddi adımlar, biraz önce Grup Başkan Vekilimizin vermiş olduğu istihdam rakamlarındaki 4 misli, 5 misli katlanma ve işe yerleşmiş olan kardeşlerimizi düşündüğümüz zaman ne kendimize ne Hükûmetimize, iktidarımıza bu haksızlığı lütfen yapmayalım. Yani, önce sağlıklı bireylerin aklındaki, zihnindeki bu dönüşümü sağlayalım ve ondan sonrasında ülkemizin nereden nereye geldiğine şöyle bir on senede bakarsak, engelli kardeşlerimiz ve aileleri bunu yaşıyorlar, bizler de bu noktada bu haksızlığı en azından yapmamış olalım.

Ulaşılabilirlik noktasında, doğru, ciddi sıkıntı yaşıyoruz. Belediyelerle defalarca görüşmeler yapıyoruz, defalarca genelgeler gitti, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı bu noktada çok ciddi bilgilendirmelerde bulundu ama buna rağmen, bazı hassas belediyeler bu konuda adım atıyor ama bazı belediyeler de ısrarla bir adım atmıyorlar.

Şimdi, bu noktada, siz de takdir edersiniz ki Türkiye’deki 3 bin küsur belediyenin hepsi AK PARTİ’li belediye değil. Yani, bu konudaki bu duyarsızlığı gösterenleri sadece AK PARTİ’li gibi göstermek, bu da ciddi bir haksızlık. Bu noktada, maalesef, her partiden çok ciddi seviyede duyarlılık göstermeyen insanların olduğunu ve engellilerin işini daha zorlaştırdığını hepimiz kabul etmek durumundayız. Ama şunu yakinen bilelim ki görev hepimizin. Yani, nasıl Parlamentoda oy birliğiyle çıkarttıysak, şu anda da engelliler adına yapılan her yanlışlığı, her haksızlığı düzeltmek hepimizin görevi. Çünkü  bu bir partinin bir kişinin meselesi değil, ülkemizde yaşayan 70 milyonun, herkesin ve ailelerin ve buradaki Parlamento olarak bizlerin işi. Öncelikle kendimiz bu işe öncü olmak durumundayız ve yaşanan sıkıntıları, el birliği ederek hep birlikte çözmek durumundayız.

Bu noktada, engelli kardeşlerimizden özellikle ricamız, öncelikle yasalarını ve haklarını son derece iyi bilsinler, bu noktada bu haklarını arasınlar. Engelli ailelerinin de ciddi bir anlamda eğitime ihtiyacı var. Bakanlığımız bu noktada yeni çalışma yürütüyor ve engelli ailelerine de bu noktada bilinçlendirme çalışmalarını başlatmış durumda. Bu noktada aileleri bilinçlendireceğiz ve engelli kardeşlerimiz haklarını öğrenecekler, bizler de bu engellerin kaldırılması adına hep birlikte el ele vereceğiz. Eğer böyle yapar isek ben inanıyorum ki engelsiz bir Türkiye’ye hep birlikte daha rahat kavuşacağız.

İstihdam, tabii ki engellilerin en önemli sorunu ve en önemli problemi ama biraz önce rakamlar verildi; 5 binlerden 25 binlere ulaşan kamuda bir sayı var ve 15 binlerin altına düşen bir sayı. İşte, Türkiye’de ve dünyada ilk olan Engelli Memur Seçme Sınavı’yla bu açık gittikçe kapanacak ve 2014 yılında ikincisi tekrar edilecek bu imtihanla birlikte bu sayının sıfıra düşürülmesi noktasında gayret sarf edilecek.

Asıl amacımız, engellinin ayakları üzerinde dik durması, engellinin, ailesine kendi ekmeğini kendisinin götürmesi ve bu noktada, kesinlikle ayakları üzerinde duran, onurlu, ailelerini götürdüğü ekmekle geçindiren engelli bireyler, hepimizin arzuladığı ve hepimizin Türkiye’de özlediği, dünyada özlediği engellilerdir.

Biz bu noktada hep birlikte el ele verirsek, engellilerin önündeki engelleri aşma açısından çok ciddi adımlar atacağımıza inanıyorum. Her zaman muhalefetiyle, iktidarıyla beraber bu konuda çalışma yapan arkadaşlara teşekkür ediyorum ama iktidarımıza ve Sayın Başbakanımıza özellikle, hiç ortada Engelliler Yasası yokken, Belediye Başkanlığı döneminde başlamak üzere, daha sonrasında Başbakanlığı döneminde yapmış olduğu büyük desteklerden dolayı tekrar tekrar teşekkürü engelliler adına bir borç biliyorum ve “Geleceğimiz engelsiz olsun.” diyerek yüce Meclisimizi sevgiyle ve saygıyla selamlıyorum. (Alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Erol.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Karar yeter sayısı...

BAŞKAN – Tamam, arayacağım.

Barış ve Demokrasi Partisi Grubu önerisini oylarınıza sunuyorum, karar yeter sayısı arayacağım: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı yoktur.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

                                                                               Kapanma Saati: 16.33

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 16.48

BAŞKAN: Başkan Vekili Meral AKŞENER

KÂTİP ÜYELER: Muhammet Bilal MACİT (İstanbul), Muhammet Rıza YALÇINKAYA (Bartın)

----- 0 -----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 24’üncü Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

Barış ve Demokrasi Partisi Grubu önerisinin oylamasında karar yeter sayısı bulunamamıştı. Şimdi öneriyi tekrar oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım.

Öneriyi kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir, karar yeter sayısı vardır.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım:

2.- MHP Grubunun, Türkiye Büyük Millet Meclisi gündeminin “Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler” kısmında yer alan, Bursa Milletvekili Necati Özensoy ve arkadaşlarının enerji sektörünün sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla vermiş olduğu Meclis araştırması önergesinin (10/606) görüşmelerinin Genel Kurulun 3 Aralık 2013 Salı günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulunun 3 Aralık 2013 Salı günü (bugün) yaptığı toplantısında siyasi parti grupları arasında oy birliği sağlanamadığından grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük'ün 19'uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını arz ederim.

Saygılarımla.

                                                                               Oktay Vural

                                                                               İzmir

                                                                     MHP Grup Başkan Vekili

Öneri:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Gündeminin “Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler” kısmında yer alan, Bursa Milletvekili Necati Özensoy ve arkadaşlarının (10/606) esas numaralı "Enerji sektörünün sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi" amacıyla verdiği Meclis araştırması önergesinin 03/12/2013 Salı günü (bugün) Genel Kurulda okunarak görüşmelerinin bugünkü birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Milliyetçi Hareket Partisi Grubu önerisinin lehinde ilk söz Bursa Milletvekili Sayın Necati Özensoy’a aittir.

Buyurun Sayın Özensoy. (MHP sıralarından alkışlar)

NECATİ ÖZENSOY (Bursa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün, 3 Aralık Dünya Engelliler Günü. Ben, dünyadaki bütün engellerin kalktığı engelsiz bir dünya diliyorum.

Bugün, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına verdiğimiz araştırma önergesinin gündeme alınmasıyla ilgili söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Sayın Başkanım, gerçekten çok büyük bir uğultu var, hatibi dinleyemiyoruz.

BAŞKAN – Doğru Sayın Korkmaz.

Sayın Özensoy, bir saniye…

Sayın milletvekilleri, uğultuyu kesebilirsek çok iyi olacak.

Buyurun Sayın Özensoy, yeniden başlatıyorum.

NECATİ ÖZENSOY (Devamla) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Bakın, her çıktığımız konuşmada, kürsüde, komisyonlarda şunu ifade etmeye çalışıyoruz: Enerji politikaları hükûmet politikalarının üzerinde olmalıdır. Bu, bütün siyasi partileri ilgilendirmeli, partilerüstü bir politika hâline gelmelidir diye ifade ediyoruz.

Şimdi, burada, bugün, arkadaşlarımız tabii çok fazla ilgi duymuyorlar ama bakın Türkiye’nin en büyük problemi enerji problemidir. İşte, kaç gündür, hatta kaç aydır, kaç yıldır Sayın Bakan enerjiyle ilgili sağa sola gidiyor, işte zaman zaman birtakım akamete uğrayan görüşmeler de olsa bununla ilgili çözüm arayışları içerisine giriyor ama biz bu yapılan çalışmaların yetersiz olduğunu düşünüyoruz.

Bakın, bütün bu çalışmaların içerisinde bugün LPG’ye bir zam geldi. Yani, özellikle, taksi diye bilinen araçların kullandığı yakıt cinsi olan LPG’ye yapılan zam gerçekten bugüne kadar yapılan zamların en yükseği zammı olarak tarihe geçti diye burada ifade ediliyor. LPG’nin litre fiyatı 30 kuruş yükseldi. Şimdi, bunun dışında, tabii, mutfaklara da aynı zamanda, LPG tüpleriyle alakalı olduğu için, aynı, 15,41 oranında artmasıyla, aynı şekilde bir ateş düştü.

Şimdi, 2007 yılında seçimlere girerken –hatırlarsınız- Adalet ve Kalkınma Partisinin  billboardlardaki yaptığı en büyük propagandalardan bir tanesi “Tüp gaza zam yapmadık, elektriğe zam yapmadık.” idi. Tabii, o dört buçuk yılı, gerçekten, zam yapmayarak yani tüp gaza ve elektriğe zam yapmayarak geçiren Hükûmetin, demek ki bunu, o dönemden diğer döneme geçişte, siyaseten yani doğru politikalar uygulayarak değil de siyaseten yaptığı… 2007’den bugüne kadar, yapılan zamlarla yani neredeyse o geçmiş dört buçuk yılın da acısını çıkartacak şekilde, ne enflasyon ne bir başka değerlerle yan yana konulmayacak şekilde elektriğe, doğal gaza ve tüp gaza zamlarla geçirdik. İşte, bakın, buradaki yüzde 13’lük ve yüzde 15’lik zamlar, ne enflasyonun ne de bir başka bir şeyin eş değeri olan, ne kur artışının ne de dünyadaki petrol fiyatlarının artışıyla anlatılamaz, ifade edilemez bir durum diye buradan ifade etmek istiyorum.

Bakın, enerji problemleri ile ilgili, eğer Türkiye bu problemleri aşmak adına bir yola girecekse, gerçekten, burada, Türkiye Büyük Millet Meclisinde, bütün siyasi partilerin de katıldığı bir araştırma komisyonunun kurulması aciliyet kesbediyor diye düşünüyorum çünkü Türkiye’deki enerji politikalarıyla artık giderek dışa bağımlı hâle geliyoruz. Bakın, hükûmetlerin görevi, devletin görevi, arz güvenliğini, enerji arz güvenliğini sağlamak ve aynı zamanda halka ucuz enerji sağlamaktır. Şimdi, böyle baktığımızda, giderek dışa bağımlı hâle gelen bir ülke yani enerji kaynaklarının yüzde 72’si dışa bağımlı olan bir ülkede giderek artan dışa bağımlılık noktasında ve giderek halkın bu anlamda benzin, mazot, tüp gaz, doğal gaz gibi temel kullandığı birtakım enerji girdilerinin de her geçen gün zamlarla karşı karşıya kalması, demek ki, son yıllarda özellikle Hükûmetin yanlış politikalarından kaynaklanmaktadır.

Bakın, burada, şunu ifade etmek istiyorum: Orta Vadeli Program’da, 2014-2016 Programı’nda, burada 238 maddenin içerisinde 1 tane madde, 198’inci maddede “Elektrik üretiminde yerli kömür ve yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanılmasına ağırlık verilecek, nükleer güç santralı yatırımları aksatılmadan sürdürülecek.” diye bir hüküm koymuşlar. Bakın, bunun dışında, serbest ticaret anlaşmaları, gümrük, üretim, turizm, vesaire, bir sürü şey, burada, Orta Vadeli Program’da var. Eğer Türkiye, şu enerjiyle ilgili problemlerini aşamazsa, giderek dışa bağımlılık devam ederse şu 238 maddenin 237’sinin hiçbir tanesinin işe yaramayacağı aşikârdır yani Türkiye’de değil, dünyanın her yerinde enerji olmazsa, enerji arz güvenliği olmazsa hiçbir işe yaramayacağını herkes bilmektedir.

Dolayısıyla, biraz sonra, Hükûmet partisinin mensubu arkadaşlarımız çıkacak, “Biz şu kadar kurulu güçten bu kadara çıkardık; işte şöyle yatırım yaptık, şunu yaptık, bunu yaptık.” gibi sözlerle sanki enerji politikalarının çok doğru olduğunu ifade etmeye çalışacaklar ama şunu ifade edeyim: Bakın, 2001’de çıkan yasalarla birlikte, 4646 sayılı Doğal Gaz Piyasası Kanunu ve 4628 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu’yla Türkiye’de çok büyük aşama kaydedildi, özel sektörün önü açıldı, devlet artık enerji yatırımlarından giderek çıktı, hatta şu andaki devlet yatırımları enerji yatırımlarının içerisinde yüzde 5’e düştü. Bu sene, önümüzdeki bütçe döneminde bunu da konuşacağız, Enerji Bakanlığının bütçesiyle diğer bakanlıkların bütçesinin arasındaki farkları hepimiz göreceğiz. Dolayısıyla, bu gidişle, bu anlayışla, yani sadece sözle, “Efendim, şunları yapacağız, bunları yapacağız.” gibi sözlerle Türkiye'deki enerji ihtiyacının, arz güvenliğinin karşılanması, sağlanması giderek zora girmektedir. Bu konuda Hükûmetin çok daha dikkatli olması lazımdır. Özellikle, enerji politikaları dış politikayla birlikte yürütülmek durumundadır.

Bakın, son aylarda, son bir yıl içerisinde hemen dibimizdeki Irak’la ilgili, Sayın Bakanın giderken uçağının geri döndürülmesi… Daha sonra, işte, Barzani’yi muhatap alarak sanki bu işin bütün bir iş bitiricisi oradaki Barzani’ymiş gibi onu âlây-ı vâlâyla karşılayıp onlarla görüşmelerin neticesinde, işte, Sayın Bakan dün Irak’a, Bağdat’a gitmek zorunda kaldı.

Bakın, Sayın Bakanın burada ifadeleri var: “Kürt petrolü akmak üzere.” Yani bu tür ifadeler bile gerçekten çok yanlış ifadeler. O, Irak’ın kuzeyindeki petrolün yüzde 83’ü Bağdat’a ait, yüzde 17’si ancak kuzeydeki özerk bölgeye ait bir petrol olduğu için zaten Bağdat’ın onayı olmadan bütün bunlar gerçekleşemez.

Bakın, Türkiye Petrollerini bir an önce güçlendirmemiz lazım ama Türkiye Petrollerinin Genel Müdürünün bizzat ifadesini size söylüyorum: “Irak’ta bu kadar görüşmeler yapıyoruz ama bizi, Irak’ın o güney bölgesindeki ihalelere Türkiye petrolünü sokmadılar, Türkiye Petrollerini ihaleye almadılar.” Kuzeyinde de bugüne kadarki görüşmelerdeki neticeler ortada. Dolayısıyla, Türkiye’nin hidrokarbon ihtiyacı açısından değerlendirdiğimizde dışa bağımlı olduğu açık. Karadeniz’deki, şuradaki, buradaki yaptığımız ortak araştırmalar da maalesef sonuç vermiyor. Bunun için, Türkiye, bir an önce, bu dışa bağımlılığın giderek azalması için yerli, yenilenebilir kaynakların daha etkin bir şekilde hayata geçirilmesi noktasında adımlar atmalı ama maalesef, Hükûmet bu konuda da çıkardığı kanunlarla, yenilenebilir enerji kanunlarında veya efendim, torba kanunlara eklediği birtakım maddelerle de yenilenebilir enerjiyi… Yerli kaynakların daha fazla, daha etkin kullanılmasından ziyade daha çok onların önünü keser bir şekilde kanunlar getiriyor. Yanlış bir yöndedir, yanlış bir yoldadır Hükûmet. Enerji politikalarının, ifade ettiğim gibi, bütün Meclisin partilerinin bir araya gelerek ve uzmanların da tartışma açarak daha iyiye gitmesi için bu araştırma komisyonunun kurulmasına ihtiyaç vardır.

Hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Özensoy.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu önerisinin aleyhinde ilk söz, Şırnak Milletvekili Sayın Hasip Kaplan’da.

Buyurun Sayın Kaplan. (BDP sıralarından alkışlar)

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, Milliyetçi Hareket Partisinin araştırma önergesi üzerinde söz aldım. Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Evet, gerçekten önemli bir konu enerji sorunu. Geçen hafta, farklı bir boyutuyla bizler de bir Meclis araştırması önergesi indirmiştik çünkü cari açığın, Türkiye’deki borçların en büyük nedeni enerji. Aslında, sadece enerji üretimi konusu değil, ithalatı, boru hatları; Kafkasların, Orta Doğu’nun, Balkanların güvenliği, barış ve güvenlik, bütün bunlar iç içe giren son derece önemli konular. Bunlardan birisi de, çok açık ifade ediyoruz, Türkiye’nin kriz sonrası sürekli söylediği ve ötelediği bir gerçek var “Kriz teğet geçti.”, “Krizin etkisini en asgariye indirdik.”, “Krizi idare ettik.”, “Kriz bir fırsattır.” Krizden en son geldiğimiz 2013 yılında, artık tasarruf zamanıdır, büyüme oranları bütün dünyada düşüyor, ABD’de düşüyor, avroda düşüyor, Uzakdoğu’da düşüyor, bizde de düşecek ve bunların hepsinin temelinde Türkiye'de enerji olayı var.

Bakın, birkaç örnek vereceğim. Şimdi, Sayın Başbakanın bir açıklaması vardı, enerji tüketimindeki artışın bir ülkenin refah seviyesindeki yükselişi gösterdiğini söylemişti ve arkasından Türkiye'nin ürettiği elektriğin 1/3’ünü tüketemediğini de söylemedi. Gerçekten Türkiye'nin 61.151 megavat olan elektrik üretimine karşı tüketimi, en çok harcandığı zamanda bile 40 bin megavata ulaşmıyor.

Buradan enerji piyasasının özelleştirilmesini, geçen yıl satışlarını bir kenara bırakın, zaten enerjide ne varsa -TÜPRAŞ’tan başlayın- gazda, petrolde, elektrikte, dağıtımda, hatlarda her şeyde bir özelleştirme furyası var ve arkasından da ilginç iki nokta var, başlık var.

Birisi petrol boru hatları, doğal gaz boru hatları… İşte, Rusya’yla, Azerbaycan’la, İran’la, en son Kürt petrolü konusunda Irak Kürdistan bölgesel yönetimiyle yapılan anlaşmalar ki biz bunu önemli buluyoruz, çünkü diğer ithalatlara göre yüzde 25 daha ucuz, gelecek için, bu enerji sıkıntısı içinde önemli bir oran, yani Türkiye'yi rahatlatabilir, hatta doğal gaz, elektrik ücretleri ucuzlayabilir deniliyor. Merkezî hükûmetle en son görüşmelerin olumlu olması, kanımca Orta Doğu’daki gelişmeler açısından da önemli, ancak bir gerçeğin altını çizmek lazım. Enerji Bakanlığı hep boru hatlarının haritasını koyar. Öyle bir harita ki Rusya’dan giriş var, Azerbaycan’dan var, İran’dan var, Kerkük-Yumurtalık Boru Hattı var, şimdi de 284 kilometrelik Zaho Boru Hattı yapıldı. En önemlisi de Katar doğal gazının aktarılması olayı. Bunların hepsi nereden aktarılacak? Avrupa’ya aktarılacak ve Türkiye üzerinden. Yani, Türkiye bir geçiş koridoruna dönüştürülüyor. Peki, bunun Türkiye’deki kendi kaynaklarını değerlendirme, yenilenebilir enerji olayındaki durumu, politikası nedir, buraya gidilmiyor. Niye gidilmiyor? Çünkü, Türkiye’de, dünyadaki enerji üretiminin, elektrik üretiminin oranlarına baktığınız zaman tam tersi işliyor. Nasıl tersi bir oran işliyor? İlginç bir şekilde şöyle bir oran çıkıyor ortaya: Yüzde 35’lerde bir hidrolik kaynak çıkıyor ortaya, ondan sonra onu doğal gazdan üretilen elektrik takip ediyor. Şimdi, bunlara baktığımız zaman, bu oranlara baktığımız zaman ilginç bir rakam çıkıyor ortaya. Yani, dünyada hidrolik daha az, buna bağlı olarak yenilenebilir enerji ve diğer kaynaklar daha çok. Örneğin, nükleer santrallerin atık bırakan, riskli olanları -Avrupa’da oranları azaltılırken- Türkiye’ye gönderiliyor, Türkiye üzerinden bu sefer, özellikle kömür üzerinden termik santraller, Çin üzerinden dikkat ederseniz bir gelişmeler var.

Şimdi, burada, Türkiye’de bunun kaynağı için, bu cari açığın kapatılması, enerjinin üretilmesi için bir ulusal politikaya, ekonomik politikaya ihtiyaç var. Bunu sık sık dile getiriyoruz. Bu Meclisin işi nedir? Madem ki bütçenin 70 milyar açığı buradan geliyor, bunu, bu ciddi konuyu araştıralım. Yenilenebilir enerji nedir, rüzgâr nedir, güneş enerjisinin kaynağı nedir, bize Türkiye’de getirisi nedir, termal enerji kaynaklarının katkısı nedir, bunları çözelim.

Bakın, Orman ve Su İşleri Bakanı bile diyor ki: “HES’leri acımasızca yaptılar, doğayı tahrip ettiler.” Eğer Bakan bile bunu söyler bir noktaya geldiyse, bu çok vahim bir durumdur. Eğer enerji ruhsatları çantada satılır bir şekilde pazarda dolaşıyorsa, bu çok vahimdir. Eğer yabancı sermaye şirketleri enerji konusunda Türkiye’yi cazip bir merkez görüyorsa, bu da düşünülmesi gereken bir konudur. Şimdi, ben buradan sizi…

Bütün bunları Meclisin araştırıp aydınlatması, bir enerji politikası oluşturması açısından son derece önemli değil midir? Hükûmeti aşan bir sorundan bahsediyoruz? Ama maalesef bu yok. Bu olmayınca da şöyle bir durum çıkıyor… Bakın, Sayın Babacan ne diyor, daha yakın, iki gün önce: “İşin siyasi ve diplomatik bazı hassasiyetleri var, görüşmeler yapıyoruz.” Ne konusunda yapıyorsunuz? Enerji ithalatı konusunda. Ne konusunda yapıyorsunuz? Nükleer enerji konusunda. Hangi konuda yapıyorsunuz?  Boru hatları konusunda. Yani, bunların Türkiye’ye gelmesi konusunda, fiyat ve diğer konularda görüşmeler var.

Şimdi, buradan baktığınız zaman Türkiye’nin gerçeğine sizi götürmek istiyorum. Son zamanlarda, bakın, elektrik kesintileriyle ilgili, şöyle bir baktım, ilginç şeyler çıkıyor. Özellikle bu Hakkâri ve Şırnak bölgesinde korkunç bir elektrik kesintisi olayı var ve bu elektrik kesintilerinde ilk defa duyduğumuz bir şeyi söylemek istiyorum. Ne diyor DEDAŞ: “Biz enerji tasarrufu için Şırnak’ta özellikle tasarruf kesintisi uyguluyoruz.” Bana 81 ilden tasarruf kesintisi uygulanan başka bir il gösterebilir misiniz? Her gece iki ile üç saat arası tasarruf kesintisi yapılan, 81 ilden 1 tanesini örnek gösterebilir misiniz? Bakın, bu çok ilginçtir. Her yerde bakım ve saat gerekçesiyle yapılan kesintiler var. Cizre’de esnaf ayakta, esnaf odaları, Silopi’de esnaf ayakta kesintilerden dolayı, köylerde kesintilerden dolayı… Çünkü sınır tanımıyor; saatler, günler alıyor. Okulda, sağlıkta kesintiler oluyor. Ve garip bir şekilde, arkadaşlar, yoğun bakımdaki hastaların öldüğü haberleri geliyor kesintilerle ilgili, iki gün önce düşen haberler.

Şimdi, buradan baktığımız zaman, 77’de bir mazot karnesi vardı, benzin karnesi vardı. Doğal gazı Ankara’da kotayla alıyoruz 21’inci yüzyılda, doğal gazı kotayla alıyoruz. Nasıl alıyoruz? Yaz aylarında 70 lira, kış aylarında 135 lira. Melih Gökçek bile isyan etmiş, Twitter’dan diyor ki: “Dava açın, yasal değil bu.” Bakın, Ankara’da Melih Gökçek bile dara düşmüş, “Dava açın, dava.” diyor. Doğal gaz karnesini… 21’inci yüzyılda Ankara’da, başkentte karneyle doğalgaz satışına başladınız mı, bu kış soğukta geçecek demektir. Bakın, vatandaş bunun isyanındadır. Bunların tespit edilmesi için Meclisin bir araştırma önergesini mutlaka görüşmesi lazım. 200 metrekareye 125 metreküp gaz vererek bu ülkede sanayiyi, iş yerini, evi ısıtamazsınız. Üşüdü mü vatandaş, vallahi, bunun hesabını sizden sorar. Bizden de hatırlatması, sizi bu konuda duyarlılığa çağırıyoruz. Karnesiz bir doğal gaz…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HASİP KAPLAN (Devamla) – Ya, TOMA’da, gazda kota yok da doğal gazda niye var arkadaşlar, bunun bir izahını yapsanız biz de çok sevineceğiz. Teşekkür ederim. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kaplan.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu önerisinin lehinde, Edirne Milletvekili Sayın Kemal Değirmendereli.

Buyurun Sayın Değirmendereli. (CHP sıralarından alkışlar)

KEMAL DEĞİRMENDERELİ (Edirne) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Milliyetçi Hareket Partisinin grup önerisi üzerine söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi saygıyla selamlarım.

Benden önce konuşan 2 değerli milletvekili arkadaşımız gerçekten önemli rakamlar ve önemli değerlendirmeler yaptı. Ben de burada bugün samimiyetle, içtenlikle Türkiye Büyük Millet Meclisi olarak ülkemizin önündeki en önemli sorunlardan biri olan bu enerji konusunu en sağlıklı şekilde çözmeye yönelik olarak bir araştırma yapılmasına ilişkin Meclisimizin onay vermesini çok arzu ederim ve bu konuda Türkiye Büyük Millet Meclisi olarak ülkenin geleceğini rahatlatacak adımları atmamızın çok önemli, değerli olduğunu düşünüyorum.

Değerli arkadaşlar, şimdi, hep konuştuğumuz konu vardır, Türkiye'nin bugün belini büken en önemli konu, ekonomik anlamda biz her ne kadar on yılda şuralardan şuralara geldik, seksen yılın en başarılı işlerini yaptık desek de önümüze gelen bir tablo cari açığımızı bir türlü son yıllarda kapatamıyor oluşumuz. Ve son bir yılda yine cari açığımız, mesela geçen yıla göre -buraya gelmeden önce bu değerleri aldım- yüzde 27,7 artarak eylül ayı sonu itibarıyla 49 milyar 135 milyon liraya çıkmış. Değerli milletvekilleri -biraz önceki arkadaşlar da söz ettiler- cari açığı da temel olarak enerji ithalatımızdan gelen kalem oluşturmakta. 2012 yılında da -yine resmî rakamlarımız- enerji faturamız 60 milyar 113 milyon lira. Yani, bunu, enerji tarafındaki deliğimizi bir türlü kapatamıyoruz. Birtakım önlemler, ifade edeceğim önlemler alınıyor olmakla birlikte bu konuda mesafe alamamamızın nedenlerini irdelemek bizim, bu Meclisimizin, Türk halkının geleceğine karşı sorumluluğudur.

Değerli arkadaşlar, şimdi, bugünkü enerji tüketimimiz, Enerji Bakanlığımızın değerlendirmelerine göre de 2023 yılında yüzde 90, yüzde 100 oranında artmış olacak. Biz şu anda bile bu açığı veriyorken önümüzdeki yıllarda daha büyük sıkıntılar yaşayacağımız aşikâr. Niye aşamıyoruz, bu sorunları niye aşamıyoruz?

Bakın, şimdi, bugün elektrik enerjisi üretimimizin kaynak dağılımı: Yüzde 41,3’ü doğal gazdan geliyor, yüzde 29’u hidrolikten geliyor, yüzde 24’ü kömürden geliyor, yüzde 2,8’i rüzgârdan geliyor, yüzde 1,6’sı da petrolden geliyor. Burada 2023 hedeflerini koyduğumuzda, 2023 hedeflerinde de diyoruz ki: Biz rüzgâr varlığımızı 20 bin megavata çıkaracağız. Bugün neredeyiz? Bugün sabah EPDK’nın kuruluşuyla ilgili yapılan bir toplantıda Sayın EPDK Başkanının ifade ettiği, 2.700 megavattayız rüzgârda. Hâlbuki 20 bin megavat hedefliyoruz yani her yıl 1.700 megavat rüzgâr santrali üretmemiz gerekiyor. 2013’te ne yapmışız bugüne kadar? Sadece 428 megavat yapmışız. Yani diyelim ki bundan sonra devreye girecekler de 600 olsun, 700 olsun ama bizim bu hedeflere ulaşmamız için 1.700 megavatları üretmemiz gerekiyor. Yani burada problem nedir? Yenilenebilir enerji diyoruz, rüzgâr diyoruz, rüzgâra yatırım yapmalıyız diyoruz, hep bunu güzel güzel söylüyoruz ama niye yapamıyoruz, bunu irdelememiz gerekiyor. İşte, bu önerge kabul edildiğinde bir araştırma komisyonu oluşturabilirsek el birliğiyle bu konunun önündeki engelleri aşmak, Türkiye’nin geleceği için önemli bir katkı olacaktır. Yani, rüzgâr santrallerini niye arttıramıyoruz, fiyattan mı problemimiz var, bağlantı problemimiz mi var? Bu hedeflere niye ulaşılamıyor? Buna ancak çalışma grubumuzun belirleyeceği çalışmalar ve kararlar ışık tutabilecektir.

Bakın, biz 20 bin megavatı hedefliyoruz 2023’lerde, sadece toplam üretimimizin yüzde 6’sını oluşturacak bu. Avrupa Birliği oysa 2020’de yüzde 34’nü, bütün Avrupa tüketiminin yüzde 34’ünü rüzgârdan elde etmek üzere kendini konumlandırıyor. Yani, bu anlamda, önümüzdeki problemler nedir bunları iyi irdeleyip -bu engelleri aşmamız açısından- bu komisyonun oluşturulması önemli.

Diğer bir önemli konu, yerli kaynaklarımıza dayalı, özellikle de yerli kömüre dayalı, Hükûmetin “18 bin megavatlık yerli kömüre dayalı santral yapalım” düşüncesi. Ancak bu noktada da bakıyoruz ki bu görüşün açıklandığı tarihten bugüne kadar Sanayi Bakanlığının, Ekonomi Bakanlığının birtakım yeni teşvikler ortaya koymalarına rağmen bir ilerleme olabilmiş değil. Bununla ilgili problemler nelerdir? Bunlar da gerçekten detaylı olarak -biraz önce arkadaşımızın da ifade ettiği gibi- bir ulusal enerji politikamızı ortaya koymak açısından önemli olacaktır.

Bakın, yine, bugün sabah, Cumhurbaşkanlığında TÜBİTAK Bilim, Özel ve Teşvik Ödülleri töreni vardı, oraya katıldık. Burada işte, tıp alanında, genomlarla ilgili, makine üretimiyle ilgili, böbrek takasıyla ilgili projelere ödüller verildi. Yani hâlbuki, burada, -TÜBİTAK’ımızın da Enerji Bakanlığımızın da- en önemli bu konuştuğumuz konu, “enerji güvenliğimizle, enerji tüketimimizle ilgili, yerli kaynaklarımızı uygun yakma teknolojileriyle, sıfır emisyonla nasıl yakabiliriz”e yönelik projelerin ortaya konulmasını arzu ediyor insan. Eğer biz, Türkiye Büyük Millet Meclisi olarak bu adımları atabilirsek o bilim insanlarını da bu konuda cesaretlendireceğiz diye düşünüyorum.

Diğer önemli bir konu -özellikle iktidar partisinden milletvekili arkadaşları da dikkatle bu konuda uyarmak istiyorum- gerek rüzgâr konusundaki gelişmelerin önündeki gerekse yerli maden üretimlerimizin önündeki en önemli engelin başında da ruhsatların -gerek maden ruhsatlarının gerekse orman izinlerinin- bu genel müdürlükler tarafından onaylandıktan sonra bir de Başbakanlıktan geçirilmesi sektörün önünü tıkamaktadır. Buraya gelmeden rakamları aldım, binlerce maden ruhsatı Başbakanlıkta bekliyor arkadaşlar, binlerce orman ruhsatı Başbakanlıkta bekliyor. O zaman biz nasıl gelişme bekleyeceğiz? Nasıl yüksek oranda rüzgâr santrali, 1.500-2.000 megavat rüzgâr santrali yapabileceğiz? Yani, söylemek önemli, hedefleri koymak önemli ama bunların hayata geçirilmesi, hayata geçirilmesi için uygun altyapıların sağlanması daha da önemli. Bu komisyon, buna hizmet edecektir.

Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Değirmendereli.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu önerisinin aleyhinde Bursa Milletvekili Sayın Mustafa Öztürk. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Buyurun.

MUSTAFA ÖZTÜRK (Bursa) – Sayın Başkanım, değerli milletvekili arkadaşlarım; hepinizi saygıyla selamlıyorum. Milliyetçi Hareket Partisinin vermiş olduğu grup önerisinin aleyhinde söz almış bulunmaktayım.

Grup önerisini inceledim, şöyle bir baktım, baştan sona tezatlar var, onları biraz sonra izah edeceğim. Bir doğru var, o doğru da şu: Türkiye büyüyor, Türkiye’de sanayi üretimi artıyor, ihracat artıyor, doğal olarak artan refah düzeyine bağlı olarak da enerji ihtiyacı artıyor. Bunun arz güvenliğini sağlamamız, dışa bağımlı olan enerji ihtiyacımızı çözmemiz, yenilenebilir ve alternatif enerji kaynakları üretmemiz hepimizin temel problemi. Zaten, Hükûmet de bunu yapıyor, biraz sonra göstereceğim.

Mesela, 1’inci maddede deniliyor ki: “Bütün bunlara rağmen alternatif mevcut projeler yeterli değil.” Şimdi, biz diyoruz ki: “Nükleer enerji kuracağız, dünyanın bütün gelişmiş ülkelerinde var.” Fakat, birileri çıkıyor “Nükleerde tehlike var.” diyor. Yani, hem bu maddeyi yazıyorlar… Diyoruz ki: “HES yapıyoruz.” “HES’in çevreye zararı var.” diyor. “E, termikten üretelim.” diyoruz, termiğe karşı çıkıyorsun. “Rüzgâr.” diyoruz, “Güneş yolları var.” diyor.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Kim karşı çıkıyor?

MUSTAFA ÖZTÜRK (Devamla) – Dolayısıyla, bunun hiçbir anlamı kalmıyor. Dolayısıyla, biz, bütün yenilenebilir ve alternatif enerji kaynaklarıyla birlikte…

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Ortaya konuşma, kim karşı çıkıyor?

MUSTAFA ÖZTÜRK (Devamla) - …kaya gazı, hidrojen benzer Jeotermal, biyokimya, ne isterseniz, bunların bütün enerji kaynaklarını üretiyoruz.

Bir başka husus, şu söyleniyor: “Fabrikalar kapanıyor.” Arkadaşlar, fabrikalar kapanırsa ihracat artar mı ya, üretim endeksleri yükselir mi? Bursa örnek verilmiş. Bursa’da 8’i Islah OSB olmak üzere 21 tane OSB var. Oradaki arsaların birim metrekare fiyatları tavan yapmış, arsa yok; arsa istiyorlar, arsa veremiyoruz. Dolayısıyla, bunun da hiçbir geçerlilik tarafı yok. Dolayısıyla, biz, piyasanın serbestleşmesi, rekabete açılması, alternatif ve yenilenebilir bütün enerji kaynaklarını artırarak hem dışa bağımlılıktan kurtaracağız hem de enerji fiyatlarını çok daha aşağılara düşüreceğiz; dolayısıyla sanayinin ihtiyaç duyduğu düşük fiyatlı enerjiyi de sağlamış olacağız.

Yine, “çantacı” konusuna değinilmiş burada. Son çıkardığımız, hem Elektrik Piyasası Kanunu’nda –arkadaşlar bilir, komisyondaki arkadaşlar- hem de Petrol Yasası’nda üretimi teşvik ettik, üretimi destekledik ve üretimin önünde engel olanlar varsa lisanslama gibi birtakım yeni hususlarla da bunu düzelttik, dolayısıyla bunlar hızlı bir şekilde üretime dönüyor.

Değerli milletvekilleri, ülkemizin son on yılda başladığı yüksek ekonomik gelişme ve artan refah seviyesinin sonucu olarak enerji sektörünün her alanda hızlı bir artış gösterdiğini hepimiz bilmekteyiz. Türkiye, İktisadi İşbirliği ve Gelişme Teşkilatı OECD’nin açıklamalarına baktığımız zaman -siz de biliyorsunuz ki- Çin’den sonra en fazla enerjiye ihtiyacı olan ülke konumunda. Bunun da önümüzdeki dönemde böyle devam edeceği varsayılıyor. Enerji ve tabii kaynaklar alanını yönetirken dışa bağımlılığı azaltacağız, 2 katına çıkan enerji talep artışını sorunsuz karşılamak ve arz güvenliğini sağlamak için de gerek Hükûmet olarak gerekse komisyonumuzda gerekli çalışmaları sürdürüyoruz.

Enerji arz güvenliğinden kaynaklanan riskleri azaltmak ve enerjinin daha verimli üretilmesini ve kullanılmasını sağlamak amacıyla serbest piyasa şartlarının oluşturulması ve rekabete dayalı yatırım ortamının geliştirilmesi enerji sektöründeki önemli artışı karşılamada başlıca stratejimiz olmaya devam edecek.

Şimdi, şu söyleniyor, bazı konuşmacılar, burada milletvekillerimiz değindi, işte, “Yabancı sermaye giriyor.”

Arkadaşlar, Türkiye'de petrol aramaya bakın, başlangıçta yabancı sermaye var, onlar aramışlar ama bugün gelinen noktada 68 tane firmanın yarısı yerli sermayeli firmalar. E, demek ki burada ciddi gelişmeler gösterilmiş.

NECATİ ÖZENSOY (Bursa) – Ne kadar üretim var? Üretim düştü.

MUSTAFA ÖZTÜRK (Devamla) – Eğer Türkiye alternatif kaynakları bulmasaydı ne yol yapabilirdik ne Marmaray’ı yapabilirdik -ne nükleeri yapabiliriz ne uydumuzu yapabiliriz- hiç bir şeyi yapamazdık. Türkiye alternatif kaynakları muhakkak bulmak zorunda; biz de bunları buluyoruz, merak etmeyin.

NECATİ ÖZENSOY (Bursa) – Üretim ne oldu? Petrol üretimi nereye geldi?

MUSTAFA ÖZTÜRK (Devamla) – Ülkemizin enerji talebini karşılamak için sınırlı olan doğal gaz kaynaklarımızı rasyonel bir şekilde kullanmaya, yeni teknolojilerle enerji üretimini çeşitlendirmeye ve mevcut teknolojilerin verimliliğini artırmaya, alternatif enerji kaynaklarını değerlendirmeye yönelik politika ve stratejilerin uygulanmasına büyük önem veriyoruz, önem vermeye de devam edeceğiz. Nitekim, enerji verimliliğiyle ilgili, biliyorsunuz, çıkan kanundan sonra çok ciddi tasarruf imkânları sağladık. Bu tasarrufla birlikte birçok yatırımın da bu manada önüne geçmiş olduk, milyarlarca dolara tekabül ediyor; Necati Bey, onu biliyorsunuz siz de.

Türkiye, son on yıldır bölgesinde birçok önemli projede yer alan bir ülke hâline gelmiştir. Ülkemiz, doğusundaki kaynakların Batı’ya ulaştırılmasında güvenli bir liman ve köprü konumundadır.

Enerji arz güvenliğini esas alan temel strateji politikalarımız ve bunlarla ilgili attığımız adımlara örnekler sunacağım size biraz. Yerli kaynaklara öncelik vermek suretiyle kaynak çeşitliliğini sağladık. 2002 yılında 129 milyar kilovatsaat elektrik üretimimiz 2012 yılında 239 milyar kilovatsaat üretime çıkmıştır. Hep söylüyorlar ya, işte biz diyoruz: “Şu tarihte bu kadardı bu tarihte bu kadar.” Neden alınıyorsunuz bundan? Yapmışız, başarmışız. Bakın, eğer biz, o hızla gitseydik bugün ne üretim olurdu ne sanayi gelişirdi ne de refah düzeyi artardı, refah düzeyinden kaynaklanan enerji artışını sağlayamazdık.

HALUK EYİDOĞAN (İstanbul) – Kömürü anlat kömürü.

MUSTAFA ÖZTÜRK (Devamla) – Dolayısıyla 2002 yılında 31.848 megavat olan elektrik enerjisi kurulu gücümüz 2013 yılı itibarıyla 61.984 megavata çıkmış…

HALUK EYİDOĞAN (İstanbul) – Kömürden elektrik üretimini sabote ettiniz.

MUSTAFA ÖZTÜRK (Devamla) – …yani yüzde 100’den fazla artırmışız.

HALUK EYİDOĞAN (İstanbul) – Kömürü anlat kömürü.

MUSTAFA ÖZTÜRK (Devamla) – Ülkemiz 2002 yılında 300 olan elektrik üretim santrali sayısı 2012 Ağustos ayı itibarıyla 3 kat artarak 861’e ulaşmış.

İkincisi yenilenebilir enerji kaynaklarının enerji arzı içindeki payını artırdık, artırmaya da devam edeceğiz. Biraz önce bahsedildi evet, bir dönem yavaş gitmiş ama hızlanıyor. Bakın, bugün rüzgârda 2.700 megavat olan kurulu gücümüz hemen bir o kadar daha olacak şekilde yatırımlar devam ediyor, kısa sürede de bu yatırımlar üretime dönecek.

NECATİ ÖZENSOY (Bursa) – Kim yapıyor bunları, kim?

HALUK EYİDOĞAN (İstanbul) – Kömürü anlat kömürü.

MUSTAFA ÖZTÜRK (Devamla) – Bakın bir örnek vereyim: 2002 yılında enerji kaynaklarından elektrik üretimimiz -yenilenebilir enerji kaynakları- 34 milyar kilovatsaat iken 2012 yılında yüzde 92 artışla 63,5 milyar kilovatsaate çıkmış. 2012 yılında 12.241 megavat olan hidrolik kurulu gücümüz 2013 Ağustos ayı itibarıyla yüzde 72,5 artarak 24.947 megavata çıkmış. Bunları yapıyoruz, o yüzden enerji ihtiyacını karşılıyoruz, arz güvenliğini sağlıyoruz, fabrikalar uçuşuyor, bacalar tütüyor, insanlar iş buluyor, istihdam sağlıyoruz, ihracatı artırıyoruz, Türkiye’yi büyütüyoruz.

ALİM IŞIK (Kütahya) – İnsanlar ne diyor, insanlar?

MUSTAFA ÖZTÜRK (Devamla) – Enerji verimliliğini artırmayla ilgili söyledim, çok ciddi kaynakları oluşturuyoruz. Kamuya ait termik ve hidrolik santrallerimizdeki verim değerlerini yükseltmek için yaptığımız rehabilitasyon sonucunda, 2012 sonu itibarıyla yaklaşık 7,8 milyar kilovat üretim artışı sağladık. Serbest piyasa koşullarına tam işlerlik kazandırmak ve yatırım ortamının iyileşmesini sağlamak için de yine en son -petrol kanununda, elektrik kanununda, bor Kanununda- gibi birçok kanun çıkardık, bu konuda da teşvik ettik, destekledik. Eğer sizin dediğiniz gibi… Bakın, bu yine önergede var, deniliyor ki: “TPAO, EÜAŞ, BOTAŞ gibi benzer devlet kuruluşları verimli çalışmıyor.” Ya bir tarafta özelleştirmeye, serbestleşmeye, rekabete karşı çıkıyorsun, bir tarafta da bunu söylüyorsun. Nasıl izah edeceksin millete bunu? İzah edemezsin ki. Tutarlı olmak lazım görüşler içinde.

HALUK EYİDOĞAN (İstanbul) – Kömürü izah et kömürü.

MUSTAFA ÖZTÜRK (Devamla) – Petrol ve doğal gaz alanlarında kaynak eşitliğini sağlayacak ve ithalattan kaynaklanan riskleri azaltacak tedbirleri aldık. Nitekim, 2002 sonu itibarıyla 100 milyon dolar olan petrol arama ve üretim yatırımımız 2012 yılında 910 milyon dolara çıktı. Ben biliyorum. Yani, 2002 yılında bir genel müdürümüz gelmişti, 50 milyonluk bir bütçeyle personel maaşlarını mı ödesin yoksa arama mı yapsın? Bugün Türkiye’nin her tarafında arama yapıyoruz; Güneydoğu Anadolu’da yapıyoruz, Karadeniz’de yapıyoruz, Akdeniz’de yapıyoruz; Azerbaycan’la iş birliğimiz var, Irak’la iş birliğimiz var. Merak etmeyin, onları da çözüyoruz yani.

NECATİ ÖZENSOY (Bursa) – Kaç varil çıkarttınız, kaç varil, onu söyle?

MUSTAFA ÖZTÜRK (Devamla) – 2002 yılında 47.150 metre olan sondaj uzunluğu 2012 yılında 176. 222 metreye ulaşmış. Yine, 2002 yılında 4.150 kilometre olan doğal gaz iletim ve dağıtım boru hattı uzunluğu 2012 sonu itibarıyla 82.238 kilometreye ulaşmış. Bu ne demek? Türkiye’nin her tarafını doğal gazla buluşturduk. Eğer yine size bıraksaydık yani ülkede hava kirliliği, nefes alamaz duruma gelecektik, milletimiz de rahat yaşama ulaşamayacaktı.

Ayrıca, jeostratejik konumumuzu etkin kullanarak enerji alanında bölgesel iş birliği süreçleri çerçevesinde ülkemizi enerji koridoru ve terminali hâline getirdik. Nitekim, Azerbaycan-Türkiye Doğal Gaz Boru Hattı’yla 2007 yılının Temmuz ayından itibaren doğal gaz tedarik ediyoruz. Bakü-Tiflis-Erzurum Doğal Gaz Boru Hattı; yine, Şahdeniz konsorsiyumunun üreteceği doğal gaz hattı... Dolayısıyla, Hükûmetimiz enerji politikalarını gayet iyi üretiyor, enerji arz ve güvenliğiyle ilgili tedbirleri alıyor.

Ben hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Öztürk.

NECATİ ÖZENSOY (Bursa) – Sayın Başkan…

AHMET YENİ (Samsun) – Ya, hep Bursa mı dinleyeceğiz bugün yani? Bir Bursa, öteki taraftan Bursa… Ne var Bursa’da anlayamadım.

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Ne dedi de sataştı?

MUSTAFA ÖZTÜRK (Bursa) – Sataşma yok ki Sayın Başkan.

BAŞKAN – Vallahi ben anladım.

Buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Bursa Milletvekili Necati Özensoy’un, Bursa Milletvekili Mustafa Öztürk’ün MHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

NECATİ ÖZENSOY (Bursa) – Sayın Başkan, teşekkür ederim.

İsmimi de zikrederek sataştı Mustafa Bey.

MUSTAFA ÖZTÜRK (Bursa) – İsminizi orada zikretmedim.

NECATİ ÖZENSOY (Devamla) – Bakın, on bir yıldır hükûmettesiniz. Ben verdiğim araştırma önergesinde özellikle dışa bağımlılıktan bahsediyorum. On bir yılda dışa bağımlılık yüzde 60’lardan yüzde 72’ye gelmiş. Yani siz diyorsunuz ki “Yerli, yenilenebilir kaynakları harekete geçireceğiz.” Nasıl harekete geçiriyorsunuz? Daha çok, giderek…

Bakın, doğal gazdan bahsettiniz. 2001’den sonra bu Hükûmetin yaptığı 1 metreküplük anlaşmayı söyleyin bana. 2001’de yapılan, Azerbaycan’la 120 dolara fikslenmiş fiyatı Azerbaycan’la olan ilişkilerimizden dolayı 250 dolara çıkarttınız.

MUSTAFA ÖZTÜRK (Bursa) –  Necati Bey, Mavi Akım’ı biliyor musun, Mavi Akım’ı?

NECATİ ÖZENSOY (Devamla) – Bakın, Mavi Akım da sizin zamanınızda yapılan bir şey değil.

MUSTAFA ÖZTÜRK (Bursa) – Tamam, bırakın onu da daha öncesine bakın.

NECATİ ÖZENSOY (Devamla) – Mavi Akım’daki bir formül hatasından dolayı yıllık 500 milyon dolar fazla ödüyor şu anda devlet, tam 500 milyon.

MUSTAFA ÖZTÜRK (Bursa) – Daha öncesinde…

ALİM IŞIK (Kütahya) – Yandaşlar zengin oluyor, yandaşlar.

NECATİ ÖZENSOY (Devamla) – Bu, Sayıştay raporlarında var.

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Yok öyle saçmalık, öyle saçmalık yok.

NECATİ ÖZENSOY (Devamla) – Sayın Kacır, siz KİT Komisyonu Başkanlığını da yaptınız.

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Onun için biliyorum neyin ne olduğunu.

NECATİ ÖZENSOY (Devamla) – Orada Sayıştay raporlarında size tekrar gösterebilirim.

Dolayısıyla, bakın, Türkiye Petrolleri 2000 yılında 52 bin varil yurt içinde petrol üretirken bugün 34 bin varillere düştü.

MUSTAFA ÖZTÜRK (Bursa) – Arama yapamıyordu Necati Bey, arama yapamıyordu, arama, arama.

NECATİ ÖZENSOY (Devamla) – Siz hangi yatırımdan bahsediyorsunuz, hangi üretimden bahsediyorsunuz?

ALİM IŞIK (Kütahya) – Yandaşlara yapılan yatırımları anlatın, yandaşlara.

NECATİ ÖZENSOY (Devamla) – Bakın, BOTAŞ kontratlarını yüzde 20’ye düşürmesi gerekirken 2009 yılına kadar, hâlâ yüzde 85’lerde duruyor.

Hiçbir zaman için bu Hükûmetin yaptığı, üstüne koyduğu herhangi bir şey bugüne kadar yok. Tamamen miras devraldınız, mirasyedi gibi davranıyorsunuz. Bu bahsettiğiniz yatırımların tamamını da özel sektör yapıyor. Devletin yatırımlardaki payı yüzde 5’e düşmüş, siz hâl⠓Yaptık, ettik.” diyorsunuz. Özel sektörün borcunu kabul etmiyorsunuz, özel sektörün yaptığı yatırımlarla burada övünüyorsunuz. Bu ne yaman çelişki!

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Özel sektörün önünü açacaksın ki yapsın.

NECATİ ÖZENSOY (Devamla) – Hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

15.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığının enerji politikalarına ilişkin açıklaması

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Efendim, ben de bir katkıda bulunmak istiyorum.

Şimdi, “Adalet ve Kalkınma Partisi hükûmetlerinin en başarısız olduğu alan hangisidir?” diye sorarsak, onların başında gelen alanlardan birisi enerjidir. 2002 yılında, Türkiye ekonomisinin iyi sayılmadığı o yılda, toplam enerji yatırımlarının gayrisafi yurt içi hasılaya oranı yüzde 2 iken uzun yıllar yüzde 2’nin altında seyreden bir yatırım oranı gerçekleşmiştir Türkiye’de. Enerjide Türkiye son derece geri kalmıştır. 2011 yılı kışında günlük 180 milyon metreküpe ulaşan doğal gaz çekişi karşısında Hükûmet, gezdirme yöntemiyle elektrik enerjisi kesintisi programını uygulamaya koymuştur. Bu program hâlâ uygulanmaktadır. Enerji Bakanlığı ekonominin küçülme dönemlerinde âdeta bayram etmektedir çünkü ekonominin küçülmesi daha az enerji tüketimi demektir. Bu kadar başarısız bir tabloyu başarılı olarak sunan arkadaşlarımıza ben de bu bilgileri yararlanmak üzere sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

VII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri  (Devam)

2.- MHP Grubunun, Türkiye Büyük Millet Meclisi gündeminin “Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler” kısmında yer alan, Bursa Milletvekili Necati Özensoy ve arkadaşlarının enerji sektörünün sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla vermiş olduğu Meclis araştırması önergesinin (10/606) görüşmelerinin Genel Kurulun 3 Aralık 2013 Salı günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

 

BAŞKAN - Milliyetçi Hareket Partisi Grubu önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmemiştir.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

3.- CHP Grubunun, İstanbul Milletvekili Fatma Nur Serter ve arkadaşlarının öğrenci seçme ve yerleştirme sisteminde meydana gelen aksaklıkların incelenmesi amacıyla 27/11/2013 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına vermiş olduğu Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 3 Aralık 2013 Salı günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulunun 3/12/2013 Salı günü (bugün) yaptığı toplantısında siyasi parti grupları arasında oy birliği sağlanamadığından, grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                             Mehmet Akif Hamzaçebi

                                                                                         İstanbul

                                                                                 Grup Başkan Vekili

Öneri:

İstanbul Milletvekili Fatma Nur Serter ve arkadaşları tarafından, 27/11/2013 tarihinde, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına "öğrenci seçme ve yerleştirme sisteminde meydana gelen aksaklıkların incelenmesi" amacıyla verilmiş olan Meclis araştırma önergesinin (1166 sıra no.lu) Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak 03/12/2013 Salı günlü birleşimde sunuşlarda okunması ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu önerisinin lehinde ilk söz, İstanbul Milletvekili Sayın Fatma Nur Serter’e aittir. (CHP sıralarından alkışlar)

Buyurun Sayın Serter.

FATMA NUR SERTER (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Sistemi ve sistemin işleyişine kararlarıyla etkili olan Yükseköğretim Kurulu, ÖSYM ve Millî Eğitim Bakanlığının uygulamalarının araştırılması amacıyla bir Meclis araştırması açılmasını önermekteyiz. Bu önerimizin nedeni, tüm uyarılara rağmen, geçen yıl da olduğu gibi bu yıl da devam eden üniversite kontenjanlarındaki açıklar ve Anadolu lisesi kontenjanlarının doldurulamamış olmasıdır.

Değerli milletvekilleri, bilindiği gibi, gerek üniversite giriş sınavları gerek “SBS” diye adlandırdığımız Anadolu liseleri giriş sınavı aslında bir sıralama sınavıdır, sıralama ve yarışma sınavıdır. Bu sınavlar, öğrencilerin belli bir bilgi düzeyinde olması gibi bir ön koşul aramaksızın puan sıralamasına göre öğrencileri üniversiteye veya Anadolu liselerine yerleştirirler. Sınavın amacı, şekli, içeriği budur.

Böyle olmasına karşılık, geçen yıl olduğu gibi bu yıl da üniversite kontenjanları doldurulamamış, hatta Anadolu lisesi sınavlarından sonra Anadolu lisesi kontenjanları da ne yazık ki doldurulamamıştır.

Şimdi, Adalet ve Kalkınma Partisi iktidara geldiğinden bu yana altyapı yetersizlikleri ya da öğretim üyesi kadrolarındaki yetersizlikleri dikkate almaksızın, 81 ile üniversite projesini başlattı ve üniversite sayımız vakıf üniversiteleriyle birlikte 163’e ulaştı. Vakıf üniversitelerinde de üniversite açmak için talepte bulunan -neredeyse- hiçbir vakfın talebi reddedilmedi.

İkinci konuya gelelim: Anadolu liselerine hızlı bir projeyle Anadolu liselerinin sayıları artırıldı, genel liseler Anadolu lisesi statüsüne geçirildi. Bu yapılırken de Anadolu liselerinin en önemli özelliği olan eğitim programlarının yabancı dil ağırlık olması gibi bir kriter de dikkate alınmadı. Şimdi ne oldu? Elimizde çok sayıda üniversitemiz var, 163 tane ve bol miktarda da Anadolu lisesi var.

Bu ülkenin altyapısına baktığımız zaman yükseköğretimde okullaşma oranının yüzde 38,5 olduğunu görüyoruz yani çağ nüfusunun sadece yüzde 38,5’u yükseköğretime devam ediyor. Ortaöğretimde de yüzde 70,06 olduğunu görüyoruz. Demek ki henüz okullaşma oranları açısından istediğimiz boyutta değiliz. Bunun yanı sıra Hükûmet, sürekli olarak nitelikli insan gücü yetiştirilmesinin önemini vurguluyor. Çok da doğru bu vurguyu yapması çünkü 21’nci yüzyılda artık bizler iyi eğitim görmüş, yükseköğrenim görmüş nitelikli insan gücüyle ancak ekonomik hedeflerimize ulaşabiliriz. Gelin görün ki, her nedense -bunun samimiyetle araştırılması gerektiğine de inanıyorum- geçen yıl üniversitelerde 180 bin kontenjan boş kalmışken bu yıl, Bilgi Edinme Yasası doğrultusunda ÖSYM’den almış olduğumuz verileri sizlere sunuyorum: 130.515 üniversite kontenjanı boştur. Değerli arkadaşlar, 130.515 kontenjan. Bu ne demektir? Bir tek öğrencinin üniversiteye girebilmesi için o öğrencinin harcadığı emek, ailesinin katlandığı özveriyi düşünecek olursak 130 bin rakamı çok büyük bir rakamdır ve toplam üniversite kontenjanlarının yüzde 15’i demektir, yüzde 15’i boş bırakılmıştır.

Şimdi, 1 milyon 800 bin öğrenci üniversite sınavına giriyor, yaklaşık 1 milyonu dışarıda kalıyor yani yerleşme oranı yüzde 40,6; demek ki, yüzde 59,5’a yakını dışarıda. Bunun yanı sıra, bakıyorsunuz, kontenjanların yüzde 15’i boş bırakılmış. Şimdi bunun sebepleri sizce araştırmaya değer değil midir? Yani burada bu araştırma önergesini reddeden milletvekilleri “Varsın, bu kontenjanlar boş kalsın.”a ellerini kaldıracaklardır. Çünkü, ben size doğrudan resmî rakamları sunuyorum.

Şimdi, gelelim mevcut duruma,. gelelim devlet üniversitelerine: Devlet üniversitelerinde boş kalan kontenjan oranı değerli arkadaşlar, yüzde 13’tür. Bunların 19.442’si lisans kontenjanıdır yani dört yıllık fakülte, beş yıllık fakültelerin kontenjanı, 19.442 çok büyük bir rakam. Niye boş kalıyor bunlar? En azından neden boş kalındığının araştırılması sizce gerekmez mi?

Vakıf üniversitelerinde tablo çok daha vahimdir. Vakıf üniversitelerinin boş kontenjan oranı yüzde 25,4’tür; dörtte 1’i boştur. Bakın, öyle vakıf üniversiteleri var ki kontenjanın yüzde 71’i boş, yüzde 30 kontenjanla eğitim yapıyor; yüzde 40’ı boş, yüzde 60 kontenjanla eğitim yapıyor. Bunlar tek tek ÖSYM verilerinden alınıp bakıldığında çıkarılabilir.

Açık öğretim bu söylediğim rakamların dışındadır. Açık öğretimde de kontenjanların yüzde 23’ü boştur.

Bakın, diyebilirsiniz ki “Canım, işte kenarda köşede kalmış, talep olmayan, öğrencinin gitmediği devlet üniversitelerinde belki bu boş kontenjanlar var?” Hayır.

Değerli arkadaşlar, Ankara Üniversitesinin boş kontenjanı 254, lisans kontenjanı; ön lisans yok, açık öğretim yok, fakülte kontenjanlarından bahsediyorum. İstanbul Üniversitesinde 402 boş kontenjan var. Yazıktır arkadaşlar, yazıktır! ODTÜ 321 boş kontenjanla eğitim öğretim yapıyor. Gazi 281, Marmara 233, İstanbul Teknik 151, Ege 255; böyle devam edip gidiyor.

Değerli arkadaşlar, Marmaradaki ön lisans boş kontenjanını da söyleyeyim size. 2.688 ön lisans kontenjanı Marmara Üniversitesinde boş.

Şimdi, gelelim Anadolu’daki üniversitelere. Bakın, sürekli yeni üniversite açıyoruz. Eski üniversitelerden söz edeceğim. Burada o illerin milletvekillerini de bu konuya eğilmeye davet ediyorum. Sivas Cumhuriyet Üniversitesinin 749, Fırat Üniversitesinin -bölge açısından çok önemli bir üniversite- 873 boş kontenjanı var. Lisans kontenjanı söylediğim şey. Konya Selçuk 918...

Arkadaşlar, 918 ne demek biliyor musunuz? Abdullah Gül Üniversitesinin toplam kontenjanını alın, onun üstüne Bursa Teknik Üniversitesini koyun, onun üstüne Mardin Artuklu'yu koyun yine 918 etmiyor. Siz 3 yeni üniversite açıyorsunuz ama 1 üniversitenin kontenjanını, 918 kontenjanını boş bırakıyorsunuz. (CHP sıralarından alkışlar) Bu, 2 tane Bitlis Eren Üniversitesi kontenjanı demektir. Bu, bu kadar mı zordur? Bu kontenjanların doldurulması için çaba göstermek, bir araştırma yapmak imkânsız bir şey midir? İstiyor musunuz bu kontenjanları?

Gelelim Anadolu liselerine: Anadolu liselerinin kontenjanlarının yüzde 9'u doldurulamamıştır değerli arkadaşlar. 59 bin kontenjan boştur. İkinci, sonuncu ek yerleştirmeden sonra Dokuz Eylül'de son kalan kontenjanı sorduk ama Bilgi Edinme Yasası'yla bize artık bilgi vermiyorlar. Takdirini de size bırakıyorum neden vermediklerinin.

Şimdi, biz diyoruz ki Kredi Yurtlar Kurumuna da bakalım. Konuyla doğrudan ilişkili değil. Yurtlarımızda, değerli arkadaşlarımız, 24.415 kontenjan boştur yani yurtların yüzde 8'i boştur. Bu boş kontenjan merakı nedendir? Ben, gerçekten anlamakta zorlanıyorum. Biz diyoruz ki bununla ilgili bir araştırma komisyonu kuralım, irdeleyelim. Bu bilgisayar yazılım programıyla bir kısmı önlenebilecektir, bir kısmı taban puanlarla ilgilidir. Ciddi bir planlama gereklidir. Örneğin yurtlardaki boş kontenjanların temel nedeni, kötü planlamayla yurt inşa edilmesidir. Bütün bunların ortaya çıkarılması ve giderilmesi, zannediyorum, iyi niyetle sizlere sunulmuş bir Meclis araştırması komisyonu kurulması teklifiyle sizleri karşı karşıya bırakıyor.

Boş kontenjanlara evet demek istemiyorsanız ve bunu sürdürmek kararlılığında değilseniz araştırma önergemize destek vermenizi diliyorum.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Serter.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu önerisinin aleyhinde ilk söz, Ankara Milletvekili Sayın Emrullah İşler.

Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

EMRULLAH İŞLER (Ankara) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, Cumhuriyet Halk Partisinin öğrenci seçme ve yerleştirme sisteminde meydana gelen aksaklıkların incelenmesi ve boş kalan kontenjanların araştırılması hakkında verdiği önergenin aleyhinde söz almış bulunuyorum.

Sınavla öğrenci alan okullara yerleştirmede her yıl farklı sayıda da olsa kontenjanlar boş kalabilmektedir. Kontenjanların boş kalmasının nedenleri ortaöğretimde şu şekilde özetlenebilir: Ortaöğretim kurumlarına geçişte devlet okulları, özel okullar, askerî liseler ve polis koleji gibi okulların kayıtlarında bir sistem bütünlüğünün olmaması, bu nedenle öğrencilerin birden fazla okulun listesinde yer almaları ve sürekli yer değiştirmeleri. Yüksek puanla öğrenci alan, bazı özel okulların özellikle kamuoyunda isim yapmış devlet okullarına kayıt hakkı kazanan öğrencilere burs ve indirim uygulamaları ile öğrencilerin özel okullara geçiş yapmaları, öğrencilerin bilinçsiz ya da hatalı tercih yapmaları, bazı öğrencilerin ise kayıt yaptırmayı düşünmedikleri okulları tercih etmeleri, yerleştirme sistemlerinde çok fazla hareketliliklerin oluşması nedeniyle veli ve öğrencide karar verememe, kafa karışıklığı oluşması, velilerin kayıt takvimine uymayarak zamanında kayıt yaptırmamaları, tercih ve yerleştirme sisteminin genel olarak veli, öğretmen ve yöneticiler tarafından tam olarak anlaşılamaması, kayıt takvimi sürecinin uzun olması, bazı il, ilçelerin okullarının kontenjan planlamasının bölgesel olarak doğru yapılamaması neticesinde kontenjanlarının hiçbir zaman dolmaması, mülakatla öğrenci alan okullara ilk yerleştirmede kontenjanın 2 katı kadar öğrenci yerleştirilmesi, mülakatta elenen öğrencilerin sistem dışında kalmaları, bazı velilerin hem sınavla öğrenci alan okullara müracaat ettikleri hem de sınavsız öğrenci alan aynı bölümdeki, evlerinin yakınlarındaki okullara kayıt yaptırmaları gibi hususlar anadolu liselerinde kontenjanların boş kalmasında etkili olmaktadır.

Bilindiği gibi, Millî Eğitimi Bakanlığının yeniden yapılandırılması, eğitim sisteminin geliştirilmesi ve çağdaş standartlara yükseltilmesine yönelik sürdürülen çalışmalar ortaöğretim seviyesinde yeni düzenlemeler yapılmasını gerekli kılmıştır. Ortaöğretim zorunlu hâle gelmiş ve genel liselerin, anadolu lisesi veya meslek liselerine dönüşüm süreci tamamlanmıştır. Bundan böyle sınavla öğrenci alan ortaöğretim kurumlarına yerleştirme, merkezî sistem sonuçlarına göre değil merkezî ortak yazılı puanların dâhil olduğu okul başarısını esas alan ortaöğretime yerleştirmeye esas puanla yapılacaktır.

Bugün temel eğitimden ortaöğretime geçiş sisteminin mantığına uygun olarak temel eğitimi bitiren her öğrenci için sağlıklı bir tercih ve yerleştirme sistemi oluşturmak zorunluluk hâline gelmiştir. Nitekim bu zorunluluktan hareketle Millî Eğitim Bakanlığı yeni bir yerleştirme model üzerinde çalışmalar yapmaktadır. Yeni model okul kapasitelerinin maksimum düzeyde kullanımını sağlamalı, öğrencilere almak istedikleri akademik ortaöğretim eğitim fırsatlarını sunmalı, belirsizlik, karmaşa ve gecikmelere meydan vermemelidir. Bu model öğrencinin ortaöğretim öncesindeki tüm süreçlerde elde ettiği akademik başarısının boşa gitmesini önlemelidir. Yeni model yalın ve anlaşılır olmalı, öğrencilere istedikleri akademik ortaöğretim fırsatlarını sunmalı, belirsizlik ve karmaşaya son vermeli, adaletli olmalı, başarıyı tesadüflere bırakmamalı, mevcut kapasiteyi en iyi şekilde doldurmalı, yerleştirmede inisiyatifi veli ve öğrenciye vermeli, takvim ve zamanlamayı uygun kullanmalıdır.

Yukarıda belirtilen hususların yeni modelde benimseneceğini ben ümit ediyorum ve bu doğrultuda da çalışmalar olduğu haberini aldım. Böylece, bu kontenjan eksikliği, dolmaması konusu da bu şekilde telafi edilmiş olacak.

Ortaöğretimle ilgili: Biliyorsunuz araştırma önergesinin ilk bölümü ortaöğretimdeki kontenjanların boş kalmasıyla ilgiliydi. Bu konuda bir çalışma olduğunu ve bu çalışmaya yol açan nedenleri kısaca izah etmiş oldum.

Öte yandan üniversitelerdeki kontenjanların boş kalması hususuna geldiğimizde: Bilindiği gibi, üniversitelerin kontenjanları YÖK tarafından belirlenmektedir. Belirlenen kontenjanlar ve kabul koşulları ilgili tercih kılavuzlarında açık olarak öğrencilere bildirilmekte ve ona göre tercihlerini yapmaları istenmektedir. Her aday kendisi okumak istediği 30 programı tercih yapabilmekte ve bu programlara puan sıralaması ve tercih sırası dikkate alınarak ÖSYM tarafından yerleştirilmektedir. Uygulama, yerleştirme algoritması geçmişten bugüne aynı şekilde uygulanmaktadır, herhangi bir değişiklik şu an için söz konusu değildir.

Şimdi, benden önce konuşma yapan değerli hatip de tabii ki YÖK’ten aldığı verilerle üniversitelerde boş kalan kontenjanlar hususunu dile getirdi. 2012 yılında 180 bin kontenjanın boş kaldığı -ki bunların çoğu açık öğretim ve ön lisansla ilgilidir, lisanstaki sayılar tabii ki bu sayının içerisinde azdır- 2013 yılında ise bu sayının 130 bine düştüğü gerekçede yazıyor. Şimdi, bunu önemli bir veri olarak ben değerlendiriyorum, ben de bir üniversite hocasıyım. Bir defa, öncelikle bu yeni açılan üniversitelerin     –Türkiye'nin her yerinde üniversiteler açtık, her ilinde üniversite var, 76 olan üniversite sayısını bugün 175’e çıkardık, bunların 104 tanesi, yanlış hatırlamıyorsam, devlet üniversitesi, diğerleri de vakıf üniversitesidir- hepsi gelişme kapasitesine sahip, geliştikçe de oradaki kontenjanların dolduğunu zaman içerisinde göreceğiz. Zaten sizin vermiş olduğunuz rakamlarda da…

FATMA NUR SERTER (İstanbul) – Verdiğim rakam o değil.

EMRULLAH İŞLER (Devamla) – …yıldan yıla bir azalma olduğunu görüyoruz.

Diğer taraftan…

FATMA NUR SERTER (İstanbul) – Hayır, hayır, tam tersini söylüyorsunuz, anlamamışınız.

EMRULLAH İŞLER (Devamla) – Sayın Hocam, sizler de üniversitede rektör yardımcılığı yaptınız biz de üniversitede yıllarca hocalık yaptık, bir de yani iğneyi kendimize sokmamız lazım üniversite hocaları olarak, bildiğiniz gibi üniversitelerde ek ders ücreti diye bir olay var, buradan hareketle, maalesef, bazı bölümlerin gereğinden fazla kontenjan açtığını biliyoruz. Sizin bu vermiş olduğunuz rakamlar işte bu gereğinden fazla açılan kontenjanların bir sonucudur.

FATMA NUR SERTER (İstanbul) – YÖK müdahale edebilir bu konuda. YÖK ne işe yarıyor?

EMRULLAH İŞLER (Devamla) – Dolayısıyla, YÖK de zaten gerekli çalışmaları yapıyor, az önce YÖK’teki yetkililerle de görüştüm, boş kalan kontenjanlar, mesela diyelim herhangi bir bölüm 100 tane kontenjan bildirmişse, 50 tane öğrenci kayıt yapmış ise o zaman orada bir indirime bir sonraki yıl zaten YÖK gittiğini söyledi.

Diğer taraftan, ikinci öğretim belası var biliyorsunuz, bu ikinci öğretimden Türk eğitim sisteminin bir önce de kurtulması lazım. Genelde üniversitelerde bu ikinci öğretim niçin açılır? Ek ders geliri elde etmek için açılıyor maalesef. Ondan dolayı da, sizin de söylediğiniz gibi, en çok açık ön lisansta var. Ön lisanstaki bu açıklardan dolayı benim az önce edindiğim istihbarata göre de pek çok ön lisans bölümleri, kontenjanları boş kalan bölümler kapatılmakta. Yani, burada, üniversitelere sorumluluk düşmektedir, üniversite hocalarının sorumluluğu vardır, bölümlerin, bölüm başkanlarının sorumluluğu vardır. Bunun dışında, aynı zamanda, sizin de belirttiğiniz gibi, YÖK’ün sorumluluğu vardır. Ben, yapmış olduğum araştırmada hem milli eğitimde açık kalan kontenjanlarla ilgili hem de üniversitelerde YÖK nezdinde yapmış olduğum girişimlerde bu kontenjanların azaltılması, boş kalmasını önlemek için gerekli çalışmaların yapıldığı haberini aldık

Tabii ki önemli bir konu. Bu konuyu gündeme getirdiğiniz için ayrıca teşekkür ediyorum. Ancak, bu konunun, zaten kurumlar tarafından araştırılmakta olduğunu ifade ediyor ve bu grup önerisinin araştırılmasına gerek duymuyor, aleyhinde olduğumu bildiriyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın İşler.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu önerisinin lehinde, Kütahya Milletvekili Sayın Alim Işık. (MHP sıralarından alkışlar)

Buyurun.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu tarafından verilen öğrenci seçme ve yerleştirme sisteminde meydana gelen aksaklıkların incelenmesi ve kontenjanların boş kalması sebeplerinin araştırılarak gerekli önlemlerin ortaya konması amaçlı önergenin lehinde söz aldım. Bu vesileyle, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu ve şahsım adına hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, oldukça önemli bir konu hakkında söz aldık ama bizden önce konuşan değerli iktidar partisi milletvekili arkadaşımızın konuya yaklaşımının doğru olmadığını başta açıklayarak sözlerime başlamak istiyorum. “Konu önemli ama araştırmaya gerek duymuyoruz. Bürokratlar, sorumlular bununla ilgili gerekli çalışmayı yapıyor.” dedi. Tabii ki görüşüne saygı duyuyorum. Ama bu bürokratlar on bir yıldır Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarları döneminde bu sorunu bugüne kadar çözemedilerse bundan sonra nasıl çözecekler?

Değerli milletvekilleri, sayın milletvekilimiz Anadolu liselerindeki, ortaöğretim kurumlarındaki ve üniversitelerdeki kontenjanların boş kalma sebeplerini sıraladı “Sistem bütünlüğü yok.” dedi. Yok da niye bugüne kadar bunun üzerine bu bürokratlar gitmediler? “Özel okullara geçişler var.” Neden özel okullara geçiş nedeniyle boşalan devlet okullarının kontenjanlarını bir bilgisayar sistemiyle bu arkadaşlarımız bugüne kadar çözmediler? Hatalı ve bilinçsiz tercihler konusunda velilerimiz ve öğrencilerimiz niçin uyarılamadı, bu bürokratlar neden bu konunun üzerine gitmediler? Veli ve öğrenciler neden kararsızlık yaşadılar, buna neden engel olunamadı? “Kontenjan planlamaları hatalı yapıldı.” diyor, doğrudur, neden bu hatalar önlenemedi? Sınavsız öğrenci alan okullara kayıtları neden bu sisteme dâhil edemedik, velilerin bu tercihlerinin önüne neden geçilemedi? Bunları elbette ki araştırmak gerekiyor.

Diğer taraftan “Üniversitelerde YÖK tarafından kontenjanların belirlendiği ve ÖSYM tarafından yerleştirmelerin yapıldığı” söylendi, doğrudur. “Sistem böyle devam edecek.” dedi, bu da doğrudur. Peki, YÖK bugüne kadar bu hataları belirleyemedi mi? Yani, YÖK’ün belirlediği kontenjanlar… Hükûmet tarafından “Kontenjanları artırdık.” diye reklam yapıldı “Üniversite sayılarını artırdık.” diye reklam yapıldı, YÖK yetkilileri “Kontenjanları artırdık, herkes buyursun istediği üniversiteyi tercih etsin.” dedi ama 2 milyona yakın öğrencinin ancak 800 bine yakını yerleştiriliyor, 1,2 milyon öğrenci dışarıda kalırken bu kontenjanlar boş kalıyor. Burada bir yanlış var.

Bu öğrenciler bizim öğrencilerimiz, bu kontenjanlar bizim üniversitelerimizde açık kalıyor, o zaman sorunu çözmek zorundayız. Şu soruyu soralım: Neden bizim okumak isteyen öğrencilerimiz dışarıda kalıyor? İki: Bu açıklar neden doldurulamıyor? Burada bir sistem hatası varsa bunu biz çözeceğiz, bu bürokratlar bunu çözmüyorsa bu Meclis çözecek. Dolayısıyla, bunu mutlaka önemsemeliyiz ve mutlaka bu konuyu detaylı bir şekilde ele almalıyız diye düşünüyoruz.

Değerli milletvekilleri, şimdi, elimizi vicdanımıza koyarak soralım: Acaba bu kontenjanlar boş kalırken, veliler, öğrencilerini artık üniversiteye göndermekten neden vazgeçiyor? 2002 yılında hanehalkı gelirlerinin yaklaşık yüzde 4,5’uğu borca ödenirken, bugün yüzde 50’den fazlası borca ödeniyor. Bir başka deyişle, üniversiteye öğrenci gönderecek ailelerimiz borçlu. Dolayısıyla, kendi şehirlerinin dışındaki başka bir şehre öğrencilerini göndermekten artık neredeyse vazgeçer duruma geldiler çünkü okutamıyorlar. Bu gerçeği önce bir tespit etmek zorundayız. Artık, üniversiteye öğrenci gönderen aileler borçlu ailelerdir, son on yılda bunların oranı 11 kat artmıştır. Dolayısıyla, öğrencisini okutamayan ailelerin sorununu çözmek zorundayız.

İkincisi, ekonomik gelir adaletsizliği artmıştır. Düşük gelir grubundaki ailelerle yüksek gelir grubundaki ailelerin gelirleri arasındaki fark 9 kata çıkmıştır son on yılda. Zenginler istediği okulda öğrencisini okutabilirken özel üniversitelerde ve yurt dışında, gariban ve orta gelir düzeyindeki aileler, maalesef kendi öğrencilerini okutacak ekonomik gelir düzeyine sahip olmaktan uzaklaşmaktadırlar. Normal vatandaş çocuğunu okutamaz hâle gelmiştir.

Bir başka önemli sorun, artık istihdam daralmıştır. Üniversite mezunu öğrencilerimiz asgari ücret düzeyindeki taşeron sistemine mahkûm ediliyor ise bunu bir yeniden araştırmamız lazım. Dört yıllık lisans düzeyindeki fakülteyi bitiren öğrenciler iş bulamazken iki yıllık ön lisans düzeyindeki programları bitiren öğrencilerimizin iş bulma şansı çok daha azdır. Öyle olunca, veliler özellikle ön lisans programlarına öğrencilerini göndermekten vazgeçmektedirler, öğrenciler de bu tercihlerden ciddi ölçüde geri kalmakta ve soğumaktadırlar; bu sorunu da çözmemiz lazım.

Bir önemli sorun, bir tarafta, bazı yurtlarda kontenjan açığı varken, birçok yerde, şehir merkezindeki öğrenci yurtlarında yeterli kontenjan yoktur, öğrenciler yurtlarda kalamadığı için daha pahalı durumdaki evlerde kalmak zorundadır, aileler de bu ekonomik yükün altından kalkamamaktadırlar. Bunu da çözmek zorundayız. O nedenle üniversite ve lise düzeyindeki kontenjanların boş kalmasının altında ciddi anlamda ekonomik sebepler ve işsizlik yatmaktadır. Bu iki sorunu, yani ekonomik sorunlarla, istihdam sorununu, kontenjanlarla bir araya getirip çözmek zorundayız. Bunu da bu Meclis yapmak zorunda. Bürokratlara işi havale ederek çözme şansımız kalmamıştır. Bunu buradan özellikle vurgulamak istiyorum.

Bir diğer önemli konu, üniversitelerin uygulamalarıdır. Değerli milletvekilleri, bugün altını özellikle çizerek söylüyorum, sizin hükûmetleriniz döneminde ataması yapılan sayın rektörler, kendi üniversitesine yıllarca hizmet vermiş öğretim üyelerine kadro tehdidinde bulunmaktadırlar. Profesörlüğü gelmiş, bir iki yıl geçmiş, üniversite öğretim üyelerine, doçentlere kadro vermeyen rektörler vardır; doçentlik sınavından geçmiş, sadece formalite kadro ataması yapılmasını bekleyen doçent öğretim üyelerine kadro vermeyen rektörler bulunmaktadır; doktorasını bitirmiş, bir iki yıl geçmiş, yardımcı doçent olmak isteyen genç üniversite öğretim elemanlarına kadro vermeyen rektörler bulunmaktadır. Bu sayın rektörleri buradan uyarıyoruz: Bu rektörler babasının çiftliği gibi üniversiteyi yönetemezler. Bu öğretim üyeleri, doktorasını, doçentliğini, profesörlüğünü bu ülkenin kaynaklarını almak için hak ettiler. Sadece sayın rektörün emrine girmediği için, sayın rektöre seçimlerde oy vermediği için bu siyasi ve kindar anlayışı derhâl bırakmaları gerekiyor. Bir taraftan, üniversite öğrenci sayısı artacak ama ona hizmet verecek öğretim üyesi kalitesinde düşme olacak, bunu kabullenmemiz mümkün değildir. Sayın rektörlerin keyfine göre üniversiteler yönetilemez. İsim vermek istemiyorum ama çok yakından takip ettiğim ve sayılarını ciddi oranda bildiğim, yazılı soru önergeleriyle de ilgili bakanlara sorduğum hâlde, defalarca tekrarladığım hâlde cevabını alamadığım ciddi sorunlar üniversitelerde yaşanmaktadır. Yani üniversitelerde artık hem öğretim üyeleri mutsuzdur hem çalışan personel mutsuzdur hem öğrencisini üniversiteye gönderen aileler mutsuzdur hem de üniversitelerde eğitim gören öğrencilerimiz mutsuzdur. Bu sorunu beraber çözmek zorundayız. Sadece YÖK’e, sadece Millî Eğitim Bakanlığında çalışan bürokratlara bunları havale ederek çözme şansımız kalmamıştır. Sorunun bir an önce detaylı bir şekilde ele alınarak, bir Meclis araştırması açılarak çözülmesinin çok daha yararlı olacağına inanıyoruz. Bunun için bu Meclis bu iradeyi kullanacak düzeydedir, geçiştirilecek bir konu değildir. Oralarda okuyan öğrenciler bizim evlatlarımızdır, oralarda hizmet veren öğretim elemanları bizim insanlarımızdır, oralarda çalışan personel bu ülkenin evlatlarıdır. Geliniz, bir rektörün iki dudağının arasında sıkışmış olan üniversitelerdeki bu sorunu çözelim diyoruz.

Ayrıca, fen liseleriyle ilgili ve Anadolu liseleriyle ilgili kontenjanlar konusunda Hükûmeti defalarca uyaran Sayın Abbas Güçlü’ye de buradan teşekkür etmek istiyorum. Bununla ilgili defalarca yazdığı makaleleri var, çok detaylı bilgileri orada vermelerine rağmen maalesef çözüm bulunamamıştır.

Bu önergenin lehinde olduğumuzu bir kez daha hatırlatıyor, hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Işık.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu önerisinin aleyhinde son söz Kocaeli Milletvekili Sayın Fikri Işık’ta.

Buyurun Sayın Işık. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun önerisinin aleyhinde söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, öncelikle çok kısa bir gerekçeyle Meclis Başkanlığına sunulan Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisinin doğrusu iki noktada yoğunlaştığını gördük; birisi boş kontenjanlar, ikincisi de ölçme ve değerlendirme sistemiyle ilgili bir araştırma önerisi talebi. Böyle anladım ben, zannediyorum. Boş kontenjanlarla ilgili konuyu Meclis araştırma konusu yapmaya hiç  gerek yok. Biraz önce, Sayın Hocam Emrullah Bey gayet net açıkladı. Bunu, Meclis araştırmasına konu etmek yerine, 3 tane farklı akademisyene sorarsanız, size, neden boş kalmış, ne yapılmalı, tamamını söyler. Dolayısıyla üniversitenin boş kontenjanlarının Meclis araştırma konusu yapılmasını, doğrusu, ben, Meclisin zaman israfı olarak görürüm.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Bugüne kadar niye yapmadınız? 3 tane hocaya niye sormadınız?

FİKRİ IŞIK (Devamla) – Bu yapılıyor. Bakın, bu kontenjan problemi son bir iki yılın problemi arkadaşım. Önceden üniversitelerde kontenjan yoktu. AK PARTİ üniversite sayısını 175’e çıkardıktan sonra bu problem ortaya çıktı. Demek ki…

ALİM IŞIK (Kütahya) – Öğrenciler okuyamıyor, okuyamıyor.

FİKRİ IŞIK (Devamla) – Biraz sonra söyleyeceğim eğer müsaade eder, dinlerseniz ama eğer konu gerçekten bizim eğitim sistemimizi tüm unsurlarıyla ölçen ve değerlendiren bir mekanizma konusuysa bu çok değerli bir konudur, bu çok değerli bir konudur ancak bununla ilgili Meclis araştırmasından önce, bu noktada Meclisin, en azından bu teklifi veren arkadaşlarımız tarafından yeterli, yapılan çalışmalarla ilgili bilgi sahibi olması önemli.

Değerli arkadaşlar, bütün eğitimcilerin üzerinde çok net olarak mutabık kaldıkları konu, eğer bir eğitim sistemi tüm yönleriyle ölçülebilir ve değerlendirilebilir bir mekanizmayla nesnel olarak, objektif olarak ve sağlıklı olarak ölçülüp değerlendirilemiyorsa bu sistemin gelişimi ve sürdürülebilir gelişimini sağlamak mümkün değil. Şu anda millî eğitim sistemimizin tüm unsurlarıyla ölçülüp değerlendirildiği gibi bir iddiada değiliz. Şu anda bunu yapamıyoruz ama yapamayacağız anlamında değil. Biraz sonra söyleyeceğim ama bu eğitim sisteminde şu anda yapabildiğimiz şey, yakın zamana kadar, öğrencileri sadece seçiyoruz ve sıralıyoruz. Bunu yaparken de en kolay yol merkezî sınav, en kolay teknik de test tekniği. Tabii, bu, ölçme ve değerlendirme açısından, daha doğrusu seçme ve sıralama açısından bir mahzur çıkarmayabilir. Bu işleri bilen arkadaşlarımız bu konuda çok fazla itiraz etmezler ama bu, bizim eğitim sistemimizi sürdürülemez noktaya taşımıştır. Eğer bir sistem sadece seçme ve sıralamaya dayalı olursa o sistemde artık okul merkez olmaktan çıkıyor, okula alternatif, okula ikame kurumlar oluşuyor. İşte bugün dershane problemimiz bu problemdir.

“Peki, iktidar milletvekili olarak bunu söylüyorsunuz da nedir çare?” Evet, çare, AK PARTİ’nin iktidara geldiği günden beri üzerinde çalıştığı ve artık topyekûn bir eğitimde dönüşüm projesinin hayata geçirilmesi için altyapının hazırlandığı bir süreci yaşıyoruz. Yakında, inanıyorum ki, nasıl sağlıkta bir dönüşüm projesini gerçekleştirdiysek…

ALİ ÖZ (Mersin) – Onu karıştırma Hocam.

FİKRİ IŞIK (Devamla) - …nasıl ekonomide yapısal dönüşümü gerçekleştirdiysek, şimdi, artık, Türkiye, inşallah, eğitimde yapısal dönüşüm projesini gerçekleştirecek.

Bunun için neden on bir yıl bekledik? Şundan dolayı on bir yıl bekledik değerli arkadaşlar: Evet, 2002 yılında aldığımız Türkiye’de, maalesef, eğitimimizin hâli, Nasrettin Hoca’nın üç duvarı olmayan ama dördüncü duvarında bir kapı ve üzerinde kilidi olan bir türbe gibiydi.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Yapma, yapma… Çok büyük haksızlık yapıyorsunuz. Bunu sizin söylememeniz lazım.

FİKRİ IŞIK (Devamla) – Bugün geldiğimiz noktada, bakın, on bir yılda…

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – 5 defa bakan değişti, 5 defa sistem değişti.

FİKRİ IŞIK (Devamla) – Değerli arkadaşlar, 2013 yılı sonu itibarıyla 408 bin yeni öğretmenimizi eğitim kadromuza kattık.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Fen edebiyat fakültelerine öğrenci alamıyoruz. Hiç kimse gelmiyor.

FİKRİ IŞIK (Devamla) – Bu çok önemli bir rakam ve bütçemizde çok önemli bir rakamı öğretmen maaşına veriyoruz.

İki, 310 bin derslikle devraldığımız Türk millî eğitim sistemine bugün 210 bin yeni derslik -yakında bunu 250 bine çıkaracağız- ilave ettik.

ALİM IŞIK (Kütahya) – 180 bin dersliği de kapattınız. Bunu da söyle.

BAŞKAN – Sayın Işık, lütfen…

FİKRİ IŞIK (Devamla) – Soruyorum ben size: Öğretmen olmazsa, derslik olmazsa eğitimde kalite olur mu?

Yetmedi, yetmedi geldiğimiz günden beri bu müfredatın dünyanın en ağır müfredatlarından biri olduğunu hepimiz biliyoruz. On bir yıldır sistematik olarak müfredat basitleştirmesi yapıyoruz.

Başka bir şey daha yaptık değerli arkadaşlar: 28 Şubat sürecinde meslek liselerinin önüne konulan engeller dolayısıyla üniversitelerin önünde çok büyük bir yığılma oldu. Her arkadaşımız haklı olarak eleştiriyor ama meslek lisesinin önünü kapatırsanız, bu insanların mecburi istikameti üniversite kapısıdır.

İZZET ÇETİN (Ankara) – Meslek lisesi değil, adını söyle.

FİKRİ IŞIK (Devamla) – Şimdi, bunu da 4+4+4’le kanuni teminat altına aldık. Artık meslek liseleri, hem mesleğe hem üniversiteye hazırlayan ortaöğretim kurumları hâline geldi.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Mesleki eğitim sayenizde öldü.

FİKRİ IŞIK (Devamla) – Biraz dinle, dinle! Dinle biraz!

ALİM IŞIK (Kütahya) - Teknik eğitim fakülteleri ne oldu?

FİKRİ IŞIK (Devamla) – Arkadaşlar, bakın, başka bir şey daha söylüyorum: Türkiye’de 175 tane toplam üniversite var. Artık Türkiye’de arzın talebi karşılamaması gibi bir sorun yok, sadece belli bölümlerdeki talep problemiyle karşı karşıyayız.

Peki, şimdi ne yapacağız? İşte, şimdi, tüm bu çalışmalardan sonra Türkiye yeni bir eğitim reformunu hayata geçirecek.

ALİ ÖZ (Mersin) – Uyan da balığa gidelim!

FİKRİ IŞIK (Devamla) – Bunun en önemli bileşenlerinden bir tanesini söylüyorum: Türkiye tüm unsurlarıyla eğitim sistemini ölçen ve değerlendiren bir mekanizmayı artık kurguluyor. Önümüzdeki üç, en geç dört yıl içinde…

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Hâlâ hayal mi kuruyorsun?

FİKRİ IŞIK (Devamla) – Değerli arkadaşlar, dikkat edin, özellikle, bakın, eğitim konusu siyasi polemiğin çok biraz dışında olması lazım.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Bravo! Çok güzel!

FİKRİ IŞIK (Devamla) – Lütfen, dikkat edin. Lütfen, dikkat edin.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – 5 defa bakan, 5 defa sistem niye değişti?

FİKRİ IŞIK (Devamla) – Bakın, ben eminim ki, buna CHP’liler de heyecanlanacak, MHP’liler de heyecanlanacak, BDP’liler de heyecanlanacak.

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Çok heyecanlandık Başkan!

FİKRİ IŞIK (Devamla) – Önümüzdeki üç yıl, en geç dört yıl içinde Türkiye’de eğitimde fırsat eşitliğine yönelik atacağımız ilave adımlarla beraber -ki şu anda FATİH Projesi bitmek üzere- elektronik içerik noktasında son derece önemli adımlar atıyoruz.

FATMA NUR SERTER (İstanbul) - Neden bahsediyor Allah aşkına?

FİKRİ IŞIK (Devamla) – Ya, rahatsız olmayın Allah aşkına. Ya, sizin çocuklarınız da faydalanacak, rahatsız olmayın lütfen. Bakın, müsaade edin…

FATMA NUR SERTER (İstanbul) - Çok ayıp Sayın Işık.

FİKRİ IŞIK (Devamla) – Sayın Başkan, bu sataşmaları herhâlde süreye ilave edersiniz.

BAŞKAN – Yok, yani siz devam edin.

FATMA NUR SERTER (İstanbul) – Ben de sataşmadan söz istiyorum.

ALİM IŞIK (Kütahya) – İki yılda onlarca bürokrat yolsuzluktan…

FİKRİ IŞIK (Devamla) – Şimdi, değerli arkadaşlar, bakınız, söylüyorum…

BAŞKAN – Ben uyardım milletvekillerini ama herkes çok heyecanlandı.

İZZET ÇETİN (Ankara) – Çok heyecanlı bir konuşma yapıyor!

BAŞKAN – Karşılıklı heyecan var.

FİKRİ IŞIK (Devamla) – Önümüzdeki üç veya dört yıl içinde, artık merkezî nitelikli, çoktan seçmeye dayalı bir sınav  sistemini Türkiye terk edecek. Bunun yerine okul ortamında…

ALİ SARIBAŞ (Çanakkale) – On bir yıldır aynısı, her sene sınav sistemi değişiyor, neyi anlatıyorsun sen?

FİKRİ IŞIK (Devamla) – Ya, arkadaşlar, birazcık eğitimle ilgilenseniz bunların ne olduğunu bilirsiniz.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Çalınan sorulardan bahset, çalınan sorulardan! Hırsızlar yakalanamadı.

BAŞKAN – Sayın Işık, Allah rızası için…

FİKRİ IŞIK (Devamla) – Okul ortamında, öğrencinin diploma notunun esas olduğu, merkezî nitelikli sınavlardan büyük oranda vazgeçildiği ve sistemi tüm unsurlarıyla ölçen ve değerlendiren bir mekanizma Türkiye’de artık eğitim sistemine hâkim olacak.

ALİ SARIBAŞ (Çanakkale) – Her sınavda sorular çalınıyor.

FİKRİ IŞIK (Devamla) – Bunun sonucu şu: Efendim, merkezî sınavların, SBS kalktı, bundan sonrakinde klasik sınava gelecek.

FATMA NUR SERTER (İstanbul) – Kalktı mı? Allah’ım ya!

FİKRİ IŞIK (Devamla) – Sayın Serter, heyecanlanmayın, lütfen takip edin.

FATMA NUR SERTER (İstanbul) – SBS doğurdu, doğurdu; 5 çocuk değil, 6 çocuk doğurdu, Başbakanın istediği gibi.

FİKRİ IŞIK (Devamla) – Bakın, takip etmezseniz; bakın, doğru bilgi sahibi olmazsanız doğru fikir sahibi olmazsınız. Onun için, ricamız şu: Yapılanları iyi takip edin. Çok önemli adımlar atılıyor, siz farkında değilsiniz, siz polemik yapmaktan ne yapıldığını takibe zaman bulamıyorsunuz.

Sadece şuna lütfen dikkat edin: Bakın, önümüzdeki üç, en geç dört yıl içinde diploma notunun nesnel olarak verildiği ve öğrencinin bir üst kademeye geçişte en değerli belgesinin diploma olduğu ve SBS’nin kalktığı, YGS’nin kalktığı, LYS’nin de ağırlığının düştüğü yeni bir mekanizma kuruluyor.

ALİ ÖZ (Mersin) – Hocam, yapmayın ya!

ALİ SARIBAŞ (Çanakkale) – Sen kendin inanıyor musun buna?

FİKRİ IŞIK (Devamla) –  Arkadaşlar, inanamazsınız, doğru ama siz bugüne kadar sağlıkta dönüşüme de inanamadınız, ekonomideki dönüşüme de inanamadınız, AK PARTİ’nin altyapıdaki politikalarına da inanamadınız. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ALİ SARIBAŞ (Çanakkale) – Dönüştü, dönüştü; tam dönüştü! Tam dönüştü, paraya dönüştü!

FİKRİ IŞIK (Devamla) – Ben bu önergenin aleyhinde olduğumuzu ifade ediyor, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Işık.

FATMA NUR SERTER (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

2.- İstanbul Milletvekili Fatma Nur Serter’in, Kocaeli Milletvekili Fikri Işık’ın CHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

FATMA NUR SERTER (İstanbul) – Sayın Işık, size çok basit ve güncel sorunların üstesinden gelebilecek bir Meclis araştırma önergesi sunduk. Bizi 2020’li yıllara kadar götürüp bütün hayallerinizi gerçekmiş gibi anlattınız yani 130 bini aşkın öğrencinin sorunuyla hiç ilgilenmediğinizi, onların üniversiteye girmesinin, üniversitede okumasının sizin sorununuz olmadığını çünkü siz hayallerinizde 2020’li yıllara ulaştığınızı ve eğitimi her yıl başında olduğu gibi bir defa daha nasıl reforma tabi tutacağınızın hikâyelerini anlattınız.

ÜLKER CAN (Eskişehir) – Hikâye değil, gerçek onlar

FATMA NUR SERTER (Devamla) - Çok teşekkür ederiz.

Daha bir yıl önce 4+4+4 sistemine geçerken Türkiye, “Yeni bir yapılanma.” diyorduk, şimdi öğreniyoruz ki o sistem de çöpe gitmiş, şimdi yepyeni bir eğitim reformuyla karşı karşıyayız.

FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Aaa!

İHSAN ŞENER (Ordu) – Siz halkı da böyle anlıyorsunuz, siz milleti de böyle anlıyorsunuz işte.

FATMA NUR SERTER (Devamla) - Biz eğitimi çok yakından inceliyoruz, hiç merak etmeyiniz, sizin farkına varmadığınız detayları da gayet iyi inceliyoruz.

ÖZNUR ÇALIK (Malatya) – Hâlâ eğitimi öğrenemediniz.

BAŞKAN – Sayın Çalık, lütfen.

FATMA NUR SERTER (Devamla) - Ama siz bugün dediniz ki: “56 bin, 58 bin, 59 bin Anadolu lisesi kontenjanının boş kalması, 130 bini aşkın üniversite kontenjanının boş kalması benim hiç umurumda değil.”

Teşekkür ediyoruz. (CHP sıralarından alkışlar)

FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Şimdi, bir saniye, tamam, anladık.

Devamını getireceğiz ama şimdi grup başkan vekili bir söz talebinde bulundu, kendisine onu vereceğim. O söz talebini yerine getireceğim.

Buyurun Sayın Hamzaçebi.

Bir dakika süre veriyorum.

3.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, Kocaeli Milletvekili Fikri Işık’ın CHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında CHP Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Işık sanıyorum Millî Eğitim Komisyonu Başkanı ama okulları yakından takip etme fırsatını bulamadığını anlıyorum.

FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Kocaeli vekillerinize sorun.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – “SBS sınavı kalktı.” diyor, daha geçen hafta sonu öğrenciler, altı tane “SBS’cik” olarak isimlendirdiğimiz sınava girdiler, nisan ayında bir altı sınava daha girecekler, bu bir.

İkincisi, Adalet ve Kalkınma Partisi iktidar olduğunda Acil Eylem Planı yayınladı, dedi ki: “On iki ay içerisinde Türkiye’de eğitim sisteminde fırsat eşitliğini sağlayacağız.” Bugün Sayın Başbakan övünerek iktidarının on ikinci yıla girdiğini söylüyor, on iki yıl geçmiş, Sayın Işık bir on yıl daha ileri atıyor bunu. Yani siyasetin de asgari bir nezaketi vardır, “Yalan söylüyor.” denmiyor tabii siyasette, bu kaba kaçıyor ama Sayın Işık doğruyu söylemiyor, gerçekleri saptırıyor, çarpıtıyor.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Işık, buyurun.

FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Sayın Başkan, üç dakika istiyorum.

BAŞKAN - İki dakika, iki dakika. Benimle pazarlık yapmayın, pazarlığa kapalıyım.

Buyurun.

4.- Kocaeli Milletvekili Fikri Işık’ın, İstanbul Milletvekili Fatma Nur Serter ve İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin sataşma nedeniyle yaptıkları konuşmaları sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; öncelikle, benim okulları takip edip etmediğimi Kocaeli milletvekillerinize sorun size söylerler, bir.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Kocaeli’deki okulları mı yoksa hepsini mi?

FİKRİ IŞIK (Devamla) – Sayın Serter, kontenjanların boş bırakılmasından, kontenjanların boş kalmasına geçmesi de önemli bir aşama, Hocama teşekkür ediyorum, belli ki ikna oldu. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

FATMA NUR SERTER (İstanbul) – Ne alaka?

FİKRİ IŞIK (Devamla) – Üçüncüsü, değerli arkadaşlar bakın, şu konu çok önemli: Arkadaşlar, evet, bir hayal olmazsa icraat olmaz. Biz “Sağlıkta dönüşümü yapacağız.” dediğimiz zaman Cumhuriyet Halk Partisi olarak “Sizler yapamazsınız.” dediniz. Ama bugün, toplumun en memnun olduğu alanlardan bir tanesi sağlıkta dönüşüm.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Hayır canım, iflas ettiğiniz alan sağlık. (CHP sıralarından gürültüler)

FİKRİ IŞIK (Devamla) – Artı, “Ekonomide yapısal dönüşüm.” dediğimiz zaman siz “Sıcak para, IMF, şu bu.” dediniz.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen.

FİKRİ IŞIK (Devamla) – Bugün, artık dünyanın en büyük krizlerine karşı dirençli bir ekonomi var.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Var, var. Ali Babacan ağlıyor.

FİKRİ IŞIK (Devamla) – Değerli arkadaşlar, benim bu söylediklerim on yıl ötesi değil. Şu ana kadar on bir yılda AK PARTİ bir eğitim reformunun altyapısını hazırladı. Önümüzdeki üç yıl, en geç dört yıl içinde bir eğitim reformu tümüyle hayata geçecek noktaya geldi.

FATMA NUR SERTER (İstanbul) – Dökülüyor eğitim, dökülüyor.

FİKRİ IŞIK (Devamla) – Artık Türkiye’de, bizim yavrularımızı, geleceğimizin teminatı olan yavrularımızı çok daha güçlü bir ülkede, çok daha iyi bir eğitim sistemiyle hayata hazırlamak için on bir yıldır gece gündüz tüm bakanlarımızın gösterdiği fedakârca çalışmalar artık bugün meyveye durdu.(CHP sıralarından gürültüler)

Biz, kontenjanlarla ilgili… Hocam söyledi, siz eğer Anadolu lisesinde bir çocuğa 5 defa tercih değiştirme hakkı verirseniz kontenjan açık kalır.

FATMA NUR SERTER (İstanbul) – Yapmasaydınız.

FİKRİ IŞIK (Devamla) – Seneye tek tercih yapılacak, seneye tek tercih. Takip etseydiniz Sayın Serter, Sayın Bakanın açıklamasını takip etmiş olsaydınız…

FATMA NUR SERTER (İstanbul) – Takip ediyorum ben.

FİKRİ IŞIK (Devamla) – …bu sorunun bilindiğini, önümüzdeki yıl hangi tedbirin alındığını bilmiş olacaktınız.

FATMA NUR SERTER (İstanbul) – Kaç senedir, kaç?

FİKRİ IŞIK (Devamla) – …ama sizin bilgi sahibi olmak gibi derdiniz yok.

FATMA NUR SERTER (İstanbul) – Sizin var sadece.

FİKRİ IŞIK (Devamla) – Siz sadece fikir ortaya koymak, polemik siyaseti yapıyorsunuz, bununla siyaset olmaz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

FİKRİ IŞIK (Devamla) – Eğer Cumhuriyet Halk Partisi olarak…

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Işık.

FİKRİ IŞIK (Devamla) – Peki, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

FATMA NUR SERTER (İstanbul) – Bir daha sataştı.

BAŞKAN – Ben bir şey demiyorum canım.

FATMA NUR SERTER (İstanbul) – Benim bilgi sahibi olmak gibi bir derdim olmadığını söyledi Sayın Işık.

BAŞKAN – Buyurun.

Yani, bir dakika, ben “hayır” dedim mi Sayın Hocam? Niye birbirinizle kavga etmek yerine benimle ediyorsunuz?

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

Bahisleri açtık.

ADİL ZOZANİ (Hakkâri) – Sayın Başkan, bize de sataşma var.

BAŞKAN – Yok, size sataşma yok.

ADİL ZOZANİ (Hakkâri) – “BDP heyecanlanacak.” dedi.

BAŞKAN – Hayır, hayır, yok, yok. Artık o çok suyunun suyu olur ki, o da çok ayıp olur, vallahi ayıp olur.

Buyurun.

5.- İstanbul Milletvekili Fatma Nur Serter’in, Kocaeli Milletvekili Fikri Işık’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

FATMA NUR SERTER (İstanbul) – Sayın Işık, gerçekten size hiç yakışmayan bir söz sarf ettiniz, dediniz ki: “Sizin bilgi sahibi olmak gibi bir derdiniz yok.” Çok ayıp ettiniz, çok ayıp ettiniz.

FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Ama bütün açıklamaları yok sayıyorsunuz. Verilen tüm bilgileri yok sayıyorsunuz.

İHSAN ŞENER (Ordu) – Kesinlikle doğru söylüyor.

FATMA NUR SERTER (Devamla) – Çünkü, şu Mecliste eğitimi bütün verileriyle en yakından takip eden kişi benim, bütün gelişmeleri son derece objektif olarak da takip eden kişi benim.

İHSAN ŞENER (Ordu) – Çok takip ettiniz, çok!

FATMA NUR SERTER (Devamla) – Ama siz gerçeklerle yüzleşmekten rahatsızlık duyuyorsunuz ve gerçek olmayanları siyasi amaçla burada seslendiriyorsunuz.

FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Asla.

FATMA NUR SERTER (Devamla) – Bakın, FATİH Projesi’nden bahsediyorsunuz. Ya, insan biraz utanır ya! Proje çıktığı zaman “2013’te proje bitecek.” diye ilan edildi. Bugün, tablet dağıtımına baktığınız zaman, dağıtılan tablet oranının vadedilenden ne kadar eksik olduğunu biliyor musunuz?

İHSAN ŞENER (Ordu) – Sizin aklınızdan bile geçmedi bunlar.

FATMA NUR SERTER (Devamla) – 1,6’sı dağıtıldı okullara toplam tabletlerin.

İHSAN ŞENER (Ordu) – Aklınızdan bile geçmedi bunlar yıllardır.

FATMA NUR SERTER (Devamla) – Bakınız, bu 2015’e, 2016’ya…

ÖZNUR ÇALIK (Malatya) – Bizim yaptıklarımız senin hayalini bile aşar.

FATMA NUR SERTER (Devamla) – Size ne oluyor ya?

2015’e, 2016’ya kadar da süre uzatıldı. Dolayısıyla, bunlar benim icat ettiğim rakamlar değil; bunlar, sorduğum soru önergeleriyle, Bilgi Edinme Yasası’na göre yaptığım başvurularla aldığım cevaplar. Burada kullandığım hiçbir veri uydurma bir veri değil. Diliyorum ki siz de uydurma olmayan verilerle gerçekleri konuşun. Eğitimden, eğitimi siyaseten kullanmaktan vazgeçin. Gerçekleri konuşalım, sorunlara birlikte çözüm üretelim. Benim komisyondaki tutumumun da böyle olduğunu gayet iyi bilen bir kişi olarak sizi bu sözlerinizden dolayı cidden kınıyorum. Hayal kırıklığı yarattınız. (CHP sıralarından alkışlar)

FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Sayın Başkan, tekrar sataşmadan söz istiyorum.

BAŞKAN – Pardon, bir dakika, söz vereceğim ama rica ediyorum sizden -bakın- dikkatli bir dil kullanın, bu bir maça döndü. Devam ederiz, benim için sakıncası yok, siz bilirsiniz, kanun sizin kanununuz.

Buyurun.

6.- Kocaeli Milletvekili Fikri Işık’ın, İstanbul Milletvekili Fatma Nur Serter’in sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Değerli arkadaşlarım, hiçbir arkadaşımızı refüze etmek, incitmek gibi bir niyetimiz olmaz.

ADİL ZOZANİ (Hakkâri) – Sayın Başkan, CHP’yle AK PARTİ’ye çok toleranslısın.

FİKRİ IŞIK (Devamla) – Sadece çok net, somut bir bilgi vereyim. Bu kontenjan konusunda, özellikle Anadolu liselerinde boş kalan kontenjan konusunda Sayın Bakanın defaatle açıklamaları oldu. Sayın Bakan “Bir öğrenciye 5 defa, 6 defa tercih hakkı tanırsanız mutlaka sonunda boş kontenjan kalır. Önümüzdeki yıl bununla ilgili düzenleme yapacağız.” dedi. Bu bir bilgi midir? Bilgidir. Ben bu bilginin sizde olması gerektiğini düşünüyorum. Evet, atlamış olabilirsiniz, takip etmemiş olabilirsiniz, bunu bir bilgi eksikliği olarak görürüm. O açıdan söyledim, yoksa asla sizi refüze etmek, rencide etmek kastım yok; bir.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – İkna konusuyla ilgili…

FİKRİ IŞIK (Devamla) – İkincisi de, bakın, 4+4+4 şu anda Türkiye’nin eğitim sistemiyle ilgili değerlendirme yapılan, hemen hemen her bilimsel raporda atıf yapılan bir düzenleme hâline geldi. Daha evvelsi gün OECD’nin raporunu okuduğumda, 4+4+4 sisteminden sonra, biraz önce sizin verdiğiniz okullaşma oranlarının yüzde 70’lerden bu sene ortaöğretimde okula başlama oranlarının yüzde 90’ları geçtiğini, bunun da 4+4+4 sayesinde olduğunu, eğitimde seçme imkânının geldiğini, bunun da 4+4+4 sayesinde olduğunu… Pek çok noktada, artık uluslararası eğitimle ilgili yayınlarda 4+4+4’e atıf var. Bu 4+4+4 sisteminin aslında Türkiye’de tahminden daha hızlı ilerlediğinin de bir göstergesi.

Bir başka konu da FATİH Projesi. Değerli arkadaşlar, Türkiye’nin eğitimdeki nüfusu Yunanistan’ın toplam nüfusundan fazla, pek çok ülkenin, pek çok Avrupa ülkesinin nüfusundan daha fazla eğitim çağında öğrencimiz var. Elbette bazı işler çok hızlı gitmeyebiliyor ama FATİH Projesi bittiği zaman göreceksiniz ki Sayın Serter, o zaman siz de takdir edeceksiniz.

Saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

FATMA NUR SERTER (İstanbul) – Bitsin takdir ederiz.

VII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri  (Devam)

3.- CHP Grubunun, İstanbul Milletvekili Fatma Nur Serter ve arkadaşlarının öğrenci seçme ve yerleştirme sisteminde meydana gelen aksaklıkların incelenmesi amacıyla 27/11/2013 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına vermiş olduğu Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 3 Aralık 2013 Salı günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım:

4.- AK PARTİ Grubunun, Genel Kurulun çalışma gün ve saatlerinin yeniden düzenlenmesine; gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmında bulunan 480 ve 480’e 1’inci ek ve 335 sıra sayılı kanun tasarılarının bu kısmın 3’üncü ve 4’üncü sıralarına alınmasına ve diğer işlerin sırasının buna göre teselsül ettirilmesine; 480 ve 480’e 1’inci ek sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak bölümler hâlinde görüşülmesine ilişkin önerisi

                                                                               3/12/2013

                          Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulunun 3/12/2013 Salı günü (bugün) yaptığı toplantıda siyasi parti grupları arasında oy birliği sağlanamadığından, İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince grubumuzun aşağıdaki önerisinin Genel Kurulun onayına sunulmasını arz ederim.

                                                                                                                                     Mahir Ünal

                                                                                                                                Kahramanmaraş

                                                                                                                      AK PARTİ Grup Başkan Vekili

Öneri

Gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmında bulunan 480 ve 480'e 1'inci Ek ve 335 sıra sayılı kanun tasarılarının bu kısmın 3 ve 4’üncü sıralarına alınması ve diğer işlerin sırasının buna göre teselsül ettirilmesi,

 Genel Kurulun 3 Aralık 2013 Salı günkü (bugün) birleşiminde 480 ve 480’e 1'inci Ek sıra sayılı Kanun Tasarısının görüşmelerinin tamamlanmasına kadar;

4 Aralık 2013 Çarşamba günkü birleşiminde 399 sıra sayılı Kanun Tasarısı’na kadar olan işlerin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar;

Haftalık çalışma günlerinin dışında 6 Aralık 2013 Cuma ve 9 Aralık 2013 Pazartesi günleri saat 14.00'te toplanarak bu birleşimlerinde gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmında yer alan işlerin görüşülmesi ve çalışmalarına saat 23.00'e kadar;

Yukarıda belirtilen birleşimlerde gece 24.00'te günlük programların tamamlanamaması hâlinde günlük programların tamamlanmasına kadar devam etmesi;

480 ve 480'e 1'inci Ek sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülmesi ve bölümlerinin ekteki cetveldeki şekliyle olması önerilmiştir.

480 ve 480'e 1'inci Ek sıra sayılı Sağlık Bakanlığı ve Bağlı Kuruluşlarının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/791)

 

BÖLÜMLER

BÖLÜM MADDELERİ

BÖLÜMDEKİ MADDE      SAYISI

1.Bölüm

1 ila 29’uncu maddeler

      29

        2. Bölüm

30 ila 56’ncı maddeler

      27

Toplam Madde Sayısı

      56

 

 BAŞKAN – Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu önerisinin lehinde ilk söz Çankırı Milletvekili Sayın İdris Şahin’in.

Buyurun Sayın Şahin. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

İDRİS ŞAHİN (Çankırı) – Sayın Başkanım, değerli milletvekili arkadaşlarım; hepinizi saygıyla selamlıyorum. AK PARTİ grup önerisinin lehinde söz almış bulunuyorum. Önerimiz, kısaca, bu hafta içerisinde Meclis Genel Kurulundaki çalışma takvimini, saatlerini ve görüşülecek kanun tasarı ve tekliflerini içermektedir. Özellikle, görüşülme sırası ve çalışmaların hangi saate kadar devam edeceğine dair ayrıntılı bilgi içermektedir. Özellikle, gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri İle Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmında bulunan 480 ve 480’e 1’inci Ek yani herkesin “Sağlık Bakanlığı ve Bağlı Kuruluşlarının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı” olarak bildiği tasarının ve yine 335 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın bu kısmın 3-4’üncü sıralarına alınması ve diğer işlerin sırasının buna göre teselsül ettirilmesine ilişkindir. 335 sıra sayılı Kanun Tasarısı ise Türkiye Cumhuriyet Hükümeti ile Güney Afrika Cumhuriyeti Hükümeti Arasında İkili Ulusal Komisyon Kurulmasına İlişkin Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı’dır.

Genel Kurul, 3 Aralık 2013 Salı günü yani bugün Sağlık Bakanlığı ve Bağlı Kuruluşlarının Teşkilat ve Görevleri Hakkındaki Kanun Tasarısı’nın görüşmelerinin tamamlanmasına kadar devam edecektir ve yine 4 Aralık 2013 Çarşamba gün’ü birleşiminde ise 399 sıra sayılı Kanun Tasarısı’na kadar olan işlerin görüşülmesinin tamamlanmasına kadar çalışma saatlerimiz devam edecektir. 5 Aralık 2013 Perşembe günü ise saat 14.00 ile 23.00 arasında çalışmalar gerçekleştirilecektir. Haftalık çalışma günlerinin dışında, 6 Aralık 2013 Cuma günü ve 9 Aralık 2013 Pazartesi günü saat 14.00’te toplanarak bu birleşimlerde gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmında yer alan işlerin görüşülmesi ve çalışmalarına saat 23.00’e kadar devam edilecektir. Yani, salı ve çarşamba günü birleşimlerde gece saat 24.00’te günlük programların tamamlanmaması hâlinde programlar tamamlanıncaya kadar devam ettirilecek ve yine, Sağlık Bakanlığı ve Bağlı Kuruluşlarının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ise İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülecek ve bölümler de ekte ihtiva ettiği şekilde değerlendirilecektir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; süreyi tasarruflu kullanma adına, önerimizin kabulü yönünde oy kullanmanızı talep ediyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Şahin.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu önerisinin aleyhinde ilk söz Isparta Milletvekili Sayın Süleyman Nevzat Korkmaz’a aittir.

Buyurunuz. (MHP sıralarından alkışlar)

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; AKP grup önerisi aleyhinde Milliyetçi Hareket Partisi adına görüşlerimizi açıklamak üzere söz aldım. Yüce Meclisimizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, bu kürsüye çıkıyoruz, elbette hem siz değerli milletvekillerine hem de millî iradeye saygı gereği herkes kürsüde daha bir dikkatli oluyor, en azından olmaya çalışıyor. Şayet burada bir sıkıntı olursa hemen her grup karşısındakini itidale davet ediyor, Meclisin mehabetini hatırlatıyor. Böyle de olmalı çünkü her ne sorun yaşanırsa yaşansın, Meclis milletin sesi, millî iradenin temsilcisi, mutlaka çalışıyor olması lazım. Bu Mecliste eğer konuşulmuyorsa, tartışılmıyorsa, bu Mecliste birbirimizin hukukuna riayet etmiyor isek, hatta siyasi rakibimizin hukukunu savunmuyorsak bu Meclisin demokratik rejim açısından bir işlevi kalmaz, bu yüce heyet büyükçe bir  salona toplanmış bir güruhtan ibaret olur. Meclisin mehabetinden kastedilen aslında işte budur. Seçilmiş insanların, seviyeli, nezih bir ortamda tartışıyor olması, ülke kaderinde söz sahibi olması ve millet adına kararlar alması anlamına geliyor. Bunları şunun için söyledim değerli milletvekilleri: Bugün burada AKP grup toplantısı münasebetiyle yaşananlar maalesef hoş olmamıştır, siyasi geleneklere, demokratik teamüllere ve Meclisin mehabetine uygun düşmemiştir. Meclis hiçbir partinin genel merkezi değildir. Meclis millî iradenin tecelli ettiği ortak mekândır, hiçbir partinin siyasi şovunu sergileyeceği bir yer değildir. Evet, anladınız, bugün AKP’nin Türkiye Büyük Millet Meclisini siyasi şov yerine çevirdiği aday tanıtımı toplantısından bahsediyorum. Kulisler tıka basa dolu, milletvekillerinin bile geçmek için katılımcılarla münakaşa etmek zorunda kaldığı bir keşmekeşlik; bağırtı, gürültü, alkışlar yahut açıklamalardan sonra sonuçtan memnun olmayan katılımcıların oradaki bayanları bile rahatsız eden argo söylemleri. Değerli arkadaşlar, hakikaten bu şık olmamıştır.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Argo söylem yok.

S. NEVZAT KORKMAZ (Devamla) – Bu şık olmamıştır. Diğer parti gruplarının açıkça hukukunun çiğnenmesine ve yüce Meclisin âdeta bir tek partinin genel merkezi hâline getirilmesine sebep olunmuştur. Böyle bir toplantı diğer partilerin yaptığı gibi ya siyasi parti genel merkezlerinde yahut da kiralanacak büyükçe bir salonda yapılmış olmalıydı. Bu yanlışlık hangi parti tarafından yapılırsa yapılsın hoş görülecek bir şey değildir. Umarım bir daha tekrarlanmaz ve umarım tüm parti grupları sadece sözde değil özde de Meclisin mehabetine uygun davranırlar.

Değerli milletvekilleri, gerçekten iyi niyetle -ve eminim, birçoğunuz adına en azından- yaptığım bu hatırlatmadan sonra AKP grup önerisi üzerine düşüncelerimi paylaşmak istiyorum. AKP grup önerisi yine Meclise angarya yükleyen ve İç Tüzük’te belirlenen çalışma saatlerini ve çalışma düzenini altüst eden bir öneri. Dilimizde tüy bitti ama huylu huyundan vazgeçmiyor. Bu yaptığınız Meclisin çalışma düzeninin kurumsallaşmasına hizmet eden bir şey değil. El yordamı ile Hükûmetin Meclis iradesini hiçe sayan tercihleri ile çalışıyoruz. Meclis kendi hukukunu yürütme ve yargıya karşı koruyabildiği ölçüde millî irade baş tacı yapılır, demokrasi çiçek açar. Yoksa, millî iradeye saygı nutukları koca bir palavradan öteye geçemez.

Diyorsunuz ki: “Meclisi bitime kadar çalıştıracağız.” Değerli Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu, bunun böyle olamayacağını en iyi bilen sizlersiniz. Aldığınız kararın her gün çiğnenmesi, yerine getirilememiş olması sizleri rahatsız etmiyor mu? Göreceksiniz gene bitmeyecek. Böyle olacağına bu Meclisin yasa yapma karar mekanizmasına muhalefetin de katkısını almak ve böylece ortak bir çalışma yöntemi, ortak bir çalışma saati belirlemek daha doğru, daha şık olmaz mı?

Cuma ve pazartesi günlerini çalışma günü hâline getiriyorsunuz. Amenna, bizler çalışmak için buradayız. Çalışalım, çalışalım ama önce geçen hafta ve önceki hafta AKP Grubunu Genel Kurula getirememiş olmanızdan dolayı Meclise ve millete kaybettirdiğiniz zamanın hesabını millete bir verin. Çalışma günlerini hoyratça harcayın, vekillerin seçim bölgelerine gidecekleri günü Genel Kurul çalışma günü ilan edin. Değerli milletvekilleri, herhâlde milletvekillerinizi halktan kaçırmanın bir yolunu bulmuş olsanız gerektir diye düşünüyorum.

Yasaları yaparken uygun bir müzakere zemini bulmak ve bu zemin üzerinde, efendim, Meclisin mehabetine yakışır bir tartışma ortamı yaratmak Meclis çoğunluğunun sorumluluğunda. Sık sık gündemi değiştirerek muhalefeti Genel Kurulda hazırlıksız yakalamak huyunuzdan bir türlü vazgeçmediniz, usanmadınız. Yasaları kabul etmeye yetecek kadar karar yeter sayısını, toplantı yeter sayısını sık sık bulamadığınıza göre kimin Genel Kurula hazırlıksız geldiği ortaya çıkıyor. Bir de kızıyorsunuz sık sık yeter sayıyı sorguladığımız için. Meclisi çalıştırmak sizin sorumluluğunuzda ve bunun için zorlanıyorsanız arkadaşlar, kime ne söyleme hakkınız var?

Değerli milletvekilleri, bu vesileyle, geçtiğimiz hafta sonunu meşgul eden bir konuyu da sizlerle paylaşmak istiyorum. Bir gazetede açıklandı, 2004’teki Millî Güvenlik Kurulu kararı bir cemaati bitirmeyi hedef almış ve başta Başbakan dâhil bakanların imzaladığı bir karar olarak ortaya çıktı. Hemen, yandaş basın başta olmak üzere trajikomik bir gayretkeşlik sergilenmeye başlandı. “İmzaladık, imzaladık ama sorun bakalım niye imzaladık.” demeye başladılar âdeta milletin aklıyla, milletin hafızasıyla alay edercesine. Sayın Kasımpaşalı delikanlı Başbakanımız, her konuda “Yaptıysam ben yaptım, yaptığımın arkasındayım.” demeyi ve bazen anlamsız inatları ile sertliği bir siyasi üslup olarak siyasi literatüre kazandıran Sayın Erdoğan suspus oldu, köşesine çekildi. Bu tür durumlarda âdeta kadrolu dublör vazifesi gören, sıradan olmayan bakanlar hemen devreye girdiler. Bu nasıl bir tabirse “sıradan olmayan”! Tabii, hemen sormak lazım, peki, sıradan vekiller kim? Herhâlde AKP Grubunun çoğunluğunu kastediyor. Çıktılar ortaya, aldılar sazı ellerine ve “Efendim, o tarihte askerî vesayet vardı.” Yani şu demek bu sözün anlamı: “O tarihte biz sadece iktidardık ama muktedir değildik.” Nitekim, dün eski Millî Eğitim Bakanı Sayın Dinçer “28 Şubatın etkileri devam ediyordu yani imzalamasaydık da ne yapacaktık?” gibi bir cevap verdi.

Evet, sırası gelmişken sormak lazım. Yıllarca, 57’nci Hükûmet de dâhil önceki hükûmetleri askerî vesayete boyun eğmekle suçlayan vitrin kabadayıları, “2004’te de askerî vesayet var ise o dönemde hayli hayli vardı.” niye diyemediniz? Sürekli kara çaldınız, çamur attınız. O dönemde verilen kıymetli çabaları dahi, bırakın takdir etmeyi, göz ardı ettiniz. Kaldı ki 57’nci Hükûmet zamanında böyle bir karar Hükûmetin duruşuyla kurul gündemine getirilemedi bile. Üstelik 28 Şubatın hararetinin daha çok hissedildiği günlerden bahsediyorum. “Dün muktedir değildim.” deniyorsa yine soruyorum: Bugün “muktedir” olduğunuzu söylerken 2004 kararlarını bugün neden uygulamaya soktunuz? “Dün öyleydi, bugün böyle” derken yoksa -kusura bakmayın- bitimiz yeni kanlandı mı demek istiyorsunuz?

ÖZCAN YENİÇERİ (Ankara) – Tamamen öyle diyorlar.

S. NEVZAT KORKMAZ (Devamla) – Bu millet size üç dönemdir çuval çuval oy verdi ve hâlâ muktedir değilsiniz. Bu, çoğulcu demokrasi tarihine kara bir leke olarak geçecek karar üzerine yaptığınız tevillere, yorumlara “Zırva tevil götürmez.” demekten başka bir şey gelmiyor elimden. Aldatma ve kandırma partisi demokrasi dersinden sınıfta kalmıştır ve karnesini millet doldurmaktadır. Bu karne 30 Martta mutlaka elinize verilecektir.

Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (MHP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Korkmaz.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu önerisinin lehinde İstanbul Milletvekili Sayın Mehmet Doğan Kubat.

Buyurunuz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MEHMET DOĞAN KUBAT (İstanbul) – Sayın Başkanım, çok değerli milletvekili arkadaşlarım; grup önerimizin lehinde görüşlerimi ifade etmek üzere söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygılarımla selamlarım.

Değerli arkadaşlar, önerimizde, malum, kamuoyunda “tam gün yasası” olarak bilinen 480 ve 480’e 1’inci Ek sıra sayılı Sağlık Bakanlığı ve Bağlı Kuruşlarının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Tasarısı ile Güney Afrika’yla ilgili bir uluslararası sözleşmenin bugün gündeme alınarak görüşmelerine başlanılması önerilmektedir.

26 Haziranda komisyonca karara bağlanıp Meclise sevk edilmişti 480 sıra sayılı tasarı. Ancak, komisyon 19 Kasımda bu tasarıyı daha da iyi, olgun hâle getirebilmek için geri çekerek, sektörün temsilcileriyle çok geniş katılımlı istişareler neticesinde yaptığı çalışmalar sonucu hazırladığı raporu bugün yüce Mecliste görüşülmekte olan 480’e 1’inci Ek sıra sayılı Tasarı olarak önümüze gönderdi. Bu tasarı, gerçekten, üniversitede özellikle bu konuyla ilgili beklentisi olan üniversite hocalarımızı ilgilendirmekte.

Yine, iş yeri hekimliğiyle ilgili genişletme, serbestleşme… Eskiden sadece iş yeri hekimliği sertifikası olanlar iş yeri hekimi olabilecekken şimdi bütün doktorlarımıza böyle bir imkân sağlanarak işçi sağlığı açısından da önemli bir imkân getirilmektedir. Dolayısıyla, Anayasa Mahkemesinin de, bildiğiniz üzere, 663 sayılı KHK’yi iptali neticesinde doğan hukuki boşluğun da doldurulması ihtiyacı hasıl olduğundan bu tasarı esasen bunlara cevap verici nitelikte olgunlaştırılmış ve bütün kamuoyunun, ilgili kişi ve kuruluşların da görüşleriyle bugünkü hâlini almış olan bir tasarıdır. Bu tasarı iki bölüm hâlinde temel kanun olarak görüşülecektir, toplam 56 madde. İnşallah, bugün önerimiz kabul edilirse görüşmelerine başlayıp perşembe gününe kadar bitirmeyi planlıyoruz. Ancak, önerimizde cuma günü de yüce Genel Kurulun çalışmalarına devam etmesi, bitirilememesi durumunda da yine pazartesi günü de çalışmalarına devam etmesi önerilmektedir.

Ben önerimize desteklerinizi bekliyor, yüce heyetinizi saygılarımla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kubat.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu önerisinin aleyhinde Hatay Milletvekili Sayın Mevlüt Dudu.

Buyurunuz. (CHP sıralarından alkışlar)

MEVLÜT DUDU (Hatay) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Adalet ve Kalkınma Partisinin gündemle ilgili grup önerisi üzerinde söz almış bulunuyorum. Ancak, bugün, ülkemizin en önemli gündem maddelerinden birini oluşturan Suriye krizi konusunda gündemle ilgili herhangi bir öneri olmamasını da anlayamadığımı ifade etmek istiyorum.

Değerli milletvekilleri, Suriye krizinin başladığı günden beri gerek yazılı soru önergeleri gerekse bu yüce kürsüden yaptığım konuşmalarla Suriye konusunda hem sizleri hem de Hükûmeti defalarca uyardım. Basın açıklamalarıyla, Hatay'ın Suriye sınırı boyunca yaptığım inceleme ve gözlemlerle uyarılarımı sürdürdüm. Sizlere ve Hükûmete yaptığım tüm uyarıları kamuoyumuzla paylaşarak vatandaşlarımızı da bilgilendirdim.

Değerli milletvekilleri, Suriye konusunda bugüne kadar 50’nin üzerinde yazılı soru önergesi verdim. Gerek Başbakan gerekse soru sorduğum bakanlar sorularımı ciddiye alıp gereğince cevaplamadılar. Bütün sorularım deve kuşu misali kafalar kuma gömülerek cevaplandı ya da hiç cevaplanmadı. On bir yıldır ülkemizi yöneten AKP iktidarının ve o iktidarın kayıtsız şartsız tek adamı Başbakan Erdoğan’ın bu konuşmamı da ciddiye almayacağını biliyorum. Ne yaparsanız yapın, istediğiniz kadar reddedin, istediğiniz kadar gerçeklerden kaçmaya çalışın, istediğiniz kadar kendi yüreğinizi, aklınızı yok sayarak Başbakanın iki dudağı arasından çıkan emirleri uygulayın, hiçbir zaman gerçeklerden kaçamayacaksınız, kaçamazsınız. Siz gerçeklerden kaçtıkça, kaçmaya çalıştıkça bu ülkenin başına örülen çoraplar sizlerin başına örülecektir.

Değerli milletvekilleri, sizlere bazı yazılı soru önergelerimi hatırlatmak istiyorum. Suriye konusunda ilk önergem 15 Mart 2012 tarihli. “Hatay’da Suriyeli üst düzey askerî ve sivil bürokratlar ne yapıyor?” diye sordum. Bugün bütün dünya ne yaptıklarını biliyor.

Suriye konusunda ikinci önergemin tarihi 26 Haziran 2012. “Hatay’da sınır nöbetleri neden kaldırıldı?” diye sordum. Bugün nöbetlerin eli kanlı, kafa kesen, insanlıktan nasibini hiç almamış katillerin Suriye’ye rahat giriş çıkış yapmaları için kaldırıldığını bilmeyen var mı?

Suriye konusunda üçüncü önergemin tarihi 13 Ağustos 2012. Bu önergemde El Nusra’yı ve Hatay’ın El Nusra’nın merkezi olup olmadığını sordum. Şimdi tekrar soruyorum, özellikle iktidar partisinin milletvekillerine soruyorum: Aranızda bu gerçekleri hanginiz reddedebilir? Suriyeli çocukların, gençlerin eğitimlerini de 2013’ün Eylül ayında sordum. Bu çocukların ne idiği belirsiz kişilere teslim edilmesine sizler göz yummadınız mı? Züheriye Okul Lisesi ya da liseleri de yalan mı? Tek tek önergelerime burada zaman yetmez. Bazı sorularımı buradan yeniden soruyorum: Apaydın Kampı da mı yalan? Apaydın Kampı’ndan gidip savaşıp gelenler de mi yalan? VIP salonlarından   -havaalanlarının VIP salonlarını kastediyorum- gidip savaşıp gelen sakallı ve bıyıksızlar kimler? Ambulansların silah götürüp yaralı getirdiği mi yalan? Hatay’da yakalanan silahlar ve patlayıcılar mı yalan olan? Adana’da Suriyeli muhaliflerde yakalanan sarin gazı da mı yalan? Akçakale’de Suriye tarafından gelen mermilerle ölen ve yaralanan vatandaşlarımız ile emniyet mensuplarımız da mı yalan? Cilvegözü’nde patlayan bomba ve ölen insanlarımız da mı yalan? 7 Mayıs 2013 tarihinde verdiğim önergede -sorduğum- “Hatay ili ile Suriye’yi ayıran sınır boyunca hiçbir bir önlem bulunmamaktadır. Ülkemizin ve insanlarımızın korunması adına bu büyük sıkıntılara yol açan durumun giderilmesi ve sınır denetiminin sağlanması için Hükûmet ne yapıyor?” demiştim. Bu sorudan dört gün sonra Reyhanlı’da patlayan bombalar da mı yalan? Bu bombalar sonucu ölen 53 can da mı yalan?

Bilmeden, düşünmeden, aklını hiç kullanmadan tek otorite Başbakan Erdoğan’ın direktiflerine uyarak hareket eden AKP milletvekilleri, sizlere sesleniyorum: Yaşanan gerçekler ortada, yalan olan kendi iradelerini kullanamayanlardır, yalan olan akılları ve kalpleriyle oyları bir olmayanlardır.

Değerli milletvekilleri, doğrudan yana olanlara sözüm yok ama yanlıştan yana olanlara, kafasını kuma gömenlere bir çift sözüm var. Tarih her zaman yanlışları yok etmiş, doğruları ortaya koymuştur. Tıpkı biraz önce “Yalan mı?” diye sorduğum gerçekler gibi.

Değerli milletvekilleri, insanlık, tarih ve hukuk daima yalandan yana olanların yakalarında olacaktır. İnsanlık, tarih ve hukuk üzerlerine kan bulaşanları hiç unutmayacaktır. Reyhanlı’da, Cilvegözü’de, Akçakale’de üzerlerine, ellerine kan bulaşanlar bu kanlardan gerçeklerden kaçarak kurtulamayacaklardır. Bu iktidar ve destekçileri Hataylıları birbirine düşürmek için tezgâhlamaya çalıştıkları oyunların hesabını vermekten kaçamayacaklardır. Akıl ve vicdandan yoksun olanlar, gerçekleri saklamaya çalışanlar, kafalarını kuma gömenler, kendi aklını kullanmayan, kendi iradesiyle hareket etmeyenler ülkemizin savaş suçlusu konumuna düşmesi hâlinde bu utançtan kurtulamayacak ve bu utancın karasından sokağa çıkamayacaklardır. Ellerinizdeki ve üzerinizdeki kanın, saklamaya çalıştığınız gerçeklerin tarih, insanlık ve hukuk önünde mutlaka hesabını vereceksiniz.

Değerli milletvekilleri, daha geçen hafta İskenderun’da bir vatandaşımız Suriyeliler tarafından öldürüldü. Bu cinayet geçen hafta işlendi. Hastanede çıkan küçük bir tartışma -devlet hastanesinde- çok daha büyüdü ve bu vatandaşımız en az 6-7 Suriye vatandaşı tarafından kaçırılarak bir evde işkenceyle, kafasına çekiçle vurularak öldürüldü. Katillerin bir kısmı yakalandı, bir kısmı, birisi daha doğrusu, Suriye’den alınarak getirildi. Bu nasıl oldu? Kim getirdi? Nasıl getirdi? Bu çok önemli bir sorudur ve bunun cevabının yetkililer tarafından mutlaka verilmesini bekliyoruz.

Bayır’da öldürülen Türkmenlerin katillerine kim silah veriyor? Suriye’nin Bayır-Bucak bölgesi Hatay’a hemen komşu bir bölgedir. Bu bölgede Türkmen soydaşlarımız yaşarlar ve bunların akrabalarının büyük bölümü de Hatay’da yaşamaktadır. Şimdi, sizin, daha doğrusu, AKP iktidarının besleyip büyüttüğü, ellerine silah verdiği, Suriye’ye gönderdiği katiller Bayır bölgesinde bu Türkmenleri katlediyor.

İDRİS ŞAHİN (Çankırı) – Eski katille de fotoğraf çektiren sizlersiniz.

MEVLÜT DUDU (Devamla) – Bayır bölgesinde bir insanlık dramı yaşanıyor, neden kimsenin sesi çıkmıyor? Suriye’de işlenen her insanlık suçuna karşı sesini yükselten Sayın Başbakan, orada Türkmenlerin öldürülmesi konusunda neden tek kelime söylemiyor, bunun cevabını da merak ediyorum değerli milletvekilleri.

Bugün yine gazetelerde yer alan bir haber: Bir MİT raporu basın organlarımız tarafından yayınlandı. Suriye’de “Türkiye için tehlikelidir.” denilen 47 cihatçı grubun faaliyet gösterdiği ve bunların birileri tarafından desteklendiği söyleniyor, MİT tarafından söyleniyor bu. Bu gruplardan bir tanesinin 10 tane bomba yüklü aracı hazırladığı ve en kısa zamanda Türkiye’ye sızdırarak Türkiye'nin herhangi bir yerinde patlatmak için çareler aradığı yine bu raporda yer alan ayrıntılardan bir tanesi.

Değerli arkadaşlarım, bunların ellerine silahı kim veriyor? Ceplerine parayı kim koyuyor? Bu soruların cevabını en iyi Sayın Başbakan biliyor.

Doğrulardan hiçbir zaman kaçamayacaksınız, yakanızı bu hesabı vermekten kurtaramayacaksınız.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Dudu.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

İç Tüzük’ün 37’nci maddesine göre verilmiş bir doğrudan gündeme alınma önergesi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI (Devam)

D) Önergeler

1.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün (2/239) esas numaralı 2981 Sayılı İmar ve Gecekondu Mevzuatına Aykırı Yapılara Uygulanacak Bazı İşlemler ve 6785 Sayılı İmar Kanununun Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında Kanunda ve 3194 Sayılı İmar Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi (4/130)

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

(2/239) esas numaralı Kanun Teklifi’m kırk beş gün içerisinde komisyonda görüşülmediğinden, İç Tüzük’ün 37’nci maddesi gereğince doğrudan gündeme alınması konusunda gereğinin yapılmasını saygılarımla arz ederim.

Ensar Öğüt

                                                                                    Ardahan

BAŞKAN – Teklif sahibi Ardahan Milletvekili Sayın Ensar Öğüt, buyurunuz. (CHP sıralarından alkışlar)

ENSAR ÖĞÜT (Ardahan) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; 3194 sayılı İmar Kanunu’nda bir düzenleme yapılmasıyla ilgili vermiş olduğum kanun teklifi üzerinde söz aldım. Hepinizi saygılarımla selamlarım.

Değerli arkadaşlar, İmar Kanunu’nda cami, mescit, sinagog, kilise, havraya yer ayrılırken cemevlerine yer ayrılmıyor. Cemevlerine de İmar Kanunu’nda ve projelerde, planlarda yer ayrılabilmesi için -Avrupa Birliğinin ilerleme raporlarında var- Türkiye’de barış ve kardeşliğin sağlanması için, Türkiye’de bulunan 20 milyona yakın Alevi yurttaşımızın özgürce ibadet yapabilmesi için burada bir kanun teklifimiz var. AKP’yi bu kanun teklifine oy vermeye davet ediyorum ve diyorum ki: Burada AKP’nin kanun teklifine “evet” demesi bir aydınlık ve… Diyorlar ya: “Açılım yapıyoruz.” Alevi açılımı samimiyetini burada göreceğiz.

Değerli arkadaşlar, Türkiye’de 2 bine yakın cemevi var. Bu cemevleri kaçak yapılmış ve insanlar orada özgürce kendi ibadetlerini yapıyorlar, doğru dürüst ruhsat alamıyorlar. Bu anlamda, belediye planlarında plan işlenirken cemevlerinin de konulması gerekmektedir. Cemevlerine planda yer konulmadığı takdirde, bu 20 milyon insanın özgürce ibadetini yapmadığının bir gerçeği olacaktır. Kürtler kendi haklarını alabilmek için dağa çıktı. Alevilerin, Çerkezlerin, Türkiye’de yaşayan diğer etnik yapıdaki insanların dağa mı çıkması gerekir haklarını alabilmesi için? Burada, yüce Parlamentoda bir yasa çıkartalım ve cemevlerinde insanlar özgürce ibadetlerini yapsınlar.

Değerli arkadaşlar, bu anlamda bir de kul hakkı var. Kul hakkı… Maalesef 20 milyona yakın Alevi yurttaşımız, Caferi yurttaşımız vergi veriyor, bu vergilerin parasını Sünni vatandaşlarımıza ödüyoruz. Bu, bir kul hakkıdır. Şimdi, Caferiler ve Aleviler -20 milyon civarında insan- vergi ödüyor, bu vergiden geçen sene 4 trilyon 604 milyar 649 milyon Türk lirası Diyanet İşleri Başkanlığına devlet bütçesinden para ödenmiş ve tamamen Sünni vatandaşlarımıza hizmete gitmiş.

Şimdi, burada bir kul hakkı var. Kul hakkı şudur: Alevilerin ve Caferilerin kul hakkını biz Sünniler yiyoruz, ben bunu kabul etmiyorum ve diyorum ki: Yüce Meclis bu olayı kapatsın ve bunu lütfen…

Bakın, bazı milletvekilleri dinleme nezaketinde bile bulunamıyorlar, bulunmuyorlar. Nedense işte AKP’li bazı arkadaşlar koltuklarını bile ters çevirmişler yani bu kadar hassas bir konumda yani Kürtler gibi eline silah alsın, dağa çıksın, dağda mı haklarını arasınlar arkadaşlar? Böyle bir zulüm olabilir mi? Niye bunu yapmıyorsunuz?

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Nereye davet ediyorsun ya Ensar Öğüt? Hakka davet et ya!

ENSAR ÖĞÜT (Devamla) – Peki, bu ülkede yaşayan Çerkezlerin Gürcülerin, Arapların, Lazların, Kürtlerin ve diğer halkların kardeşçe, barış içinde yaşayabilmesi için niye hakları verilmiyor? Yani bugün bu ülkede bir Çerkez Ethem gerçeği varsa Çerkez Ethem’in mezarı niye Ürdün’de kalıyor? Bana göre Çerkez Ethem Kurtuluş Savaşı’nda en büyük Kuvayımilliye hareketini kurmuş, 5 bin kişilik atlı Kuvayımilliye hareketiyle Anzavur hareketini bastırmış, Düzce ayaklanmasını bastırmış, Yozgat ayaklanmasını bastırmış, Kurtuluş Savaşı’nda Atatürk’e çok önemli katkı sunmuş ve Büyük Millet Meclisinde de büyük bir katkı sunmuştur. Böyle değerlerin mezarlarının Amman’da değil, Ürdün’de değil, Türkiye’de olması gerekir. Çerkez Ethem bugün bir halk kahramanıdır. Ahmet Kaya’nın mezarı Türkiye’ye gelmelidir, Yılmaz Güney’in mezarı Türkiye’ye gelmelidir, Nazım Hikmet’in mezarı Türkiye’ye gelmelidir. Mehmet Akif Ersoy Türkiye'nin dışına gitmiş, Mısır’da yıllarca kalmış, itibarının iade edilmesi gerekir.

Türkiye’de halkların kardeşliği, barış içerisinde yaşayabilmesi için Alevilerin, Caferilerin haklarının verilmesi ve bu kanun teklifinin kabul edilmesini diliyor, hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Öğüt.

İstanbul Milletvekili Sayın Mahmut Tanal.

Buyurun.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Değerli Başkan, değerli milletvekilleri; çıkarken “Çantada ne var…” Tabii, AKP’li arkadaşlarımız Baransu’nun valizinden çok korkuyorlar. Evet, artık, gerçekten korkuyorsunuz. (CHP sıralarından alkışlar) Yani onun için, çantalardan korkuyorsunuz, artık bundan sonra bunu gayet rahat… Korkularınızın ecele hiçbir faydası yok değerli milletvekilleri.

Değerli Başkan, değerli milletvekilleri; Sayın Bülent Arınç Bakanlar Kurulu kararında açıklarken Millî Güvenlik Kurulu kararlarının bir devlet sırrı olduğunu, bu Millî Güvenlik Kurulu kararını yayımlayan gazetelerin suç işlediklerini, cumhuriyet savcılarını göreve davet ettiğini, âdeta basının tehdit, baskı unsurunu kullanarak yani âdeta bundan sonra bizim çanta taşıyanlar, valiz taşıyanlar, belge, bilgimiz olanlar yani kirli ilişkilerini kim açıklarsa bunu bir tehdit olarak savcıları göreve davet ettiklerini kamuoyuna açıkladılar.

Değerli milletvekilleri, bazı kelimeler var ki bu kelimeler silahlardan daha güçlüdür. Yani toplumları susturmak, konuşturmamak ve baskı altına almak bu bir kavramdı, bunu yapmaya çalışıyor siyasal iktidar. Peki, Anayasa’mızda ne diyor? “Basın sansür edilemez.” deniliyor. Sansürün yasaklanmasının gerekçesi nedir esasen? Bu anlamda, kurumların ve yasaların sorgulanmasında herhangi bir kirli ilişki içerisinde olan insanların en azından basının kamuoyunu bilgilendirme, kamuoyunun bunu öğrenmesi için sağlanan bir hükümdür bu.

Peki, sonuç itibarıyla ne olması gerekir? Tabii, burada, konuşma özgürlüğünden, yazma özgürlüğünden siyasal iktidarın hiçbir zaman korkmaması lazım. Basının bu şekilde sansür edilmesi, haberleri yapmasının engellenmesi, bu, aynı zamanda vatandaşımızın öğrenme ve bilgilenme hakkının da kısıtlanması anlamına gelir. Haberleri yapanlar, yazanlar, çizenler ya siyasal iktidarın ceza baskısı tehdidi altında veyahut da tazminat davasıyla karşı karşıya veyahut da cezaevlerinde son nefesi almakta. Onun için, siyasal iktidarın öncelikle düşünce ve isteğini, iradesini açıklamak isteyen insanlara bu baskıyı kurdurtmaması lazım. Voltaire’in çok güzel bir sözü var: “Ben sizin gibi düşünmüyorum ancak sizin düşüncenizi açıklamak için gerekiyorsa canımı vermeye hazırım.” der. Onun için, tabii ki devlet yönetiminin amacı özgürlüktür, devlet yönetiminin amacı baskı, korkutma, sindirme olmamalıdır ama gelinen bu durumda, evet, kamu kurumlarının tamamında, her tarafında âdeta bir sindirme vardır, bir baskı vardır.

Netice itibarıyla, biz nasıl demokratik hukuk devletlerinde diyoruz ki “Efendim, kuvvetler ayrılığı vardır: Yasama, yürütme, yargı; basın da dördüncü kuvvettir”. Basının olmadığı bir yerde, kuvvetler ayrılığının olmadığı yerde, güvencelerin olmadığı yerde, ta 1789 Fransız İhtilali’nde o dönem İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 17’nci maddesinde şunu söyler: “Kuvvetler ayrılığının olmadığı yerde anayasa yoktur.” Âdeta, şu aşamada yürütme bu tüm kuvvetler ayrılığının hepsini ele geçirmiş durumda; âdeta, toplumun her kesimi abluka altına alınmış durumda.

Netice itibarıyla, siyasal iktidarın toplumun her tarafında bu uygulamış olduğu baskıdan vazgeçmesi lazım. Aslında, şunu söylemesi lazım: “Buyurun, eğer valizlerinizde ne varsa bunların hepsini çıkarın.” Peki, Millî Güvenlik Kurulunun kararları sırdır, sizin devlet terörü yani terörist olarak nitelendirdiğiniz Genelkurmay Başkanını Anayasa’nın 117’nci maddesi uyarınca siz seçmediniz mi? Eğer, o insan teröristse bunu seçenler de terörist değil mi o zaman?

İHSAN ŞENER (Ordu) – Seçim yok, seçimle gelmiyor.

MAHMUT TANAL (Devamla) – Anayasa’nın 117’nci maddesi açık ve net.

Peki, siz Millî Güvenlik Kurulunun kararlarının hepsini onunla birlikte almadınız mı? Peki, bunları onunla birlikte alıyorsunuz, bu suç değil; vatandaşın öğrenme, bilgilenme hakkı nerede suç olacak?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MAHMUT TANAL (Devamla) – Demokratik olan ülkelerde asıl olan özgürlüktür, bunun baskı altına alınmaması lazım.

Hepinize teşekkür ediyorum, saygılarımı sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Tanal.

Teklifi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Türkiye Cumhuriyet Hükümeti ile Azerbaycan Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Meteoroloji Alanında İşbirliğine İlişkin Mutabakat Zaptının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ile Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu ve Dışişleri Komisyonu Raporları (1/694) (S. Sayısı 397)(*)

BAŞKAN – Gündemin “Oylaması Yapılacak İşler” kısmında yer alan Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Azerbaycan Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Meteoroloji Alanında İşbirliğine İlişkin Mutabakat Zaptının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı’nın açık oylamasına başlıyoruz.

Daha önce açık oylamanın elektronik oylama cihazıyla yapılması kabul edilmişti.

Oylama için üç dakika süre vereceğim.

Oylama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Azerbaycan Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Meteoroloji Alanında İşbirliğine İlişkin Mutabakat Zaptının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı açık oylama sonucu:

 

“Kullanılan oy sayısı

:

234

 

 

Kabul

:

233

 

 

Çekimser

 

1

(x)

                    Kâtip Üye                                         Kâtip Üye

          Muhammet Bilal Macit                 Muhammet Rıza Yalçınkaya

                     İstanbul                                             Bartın”

Tasarı kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır. Hayırlı olsun.

Birleşime bir saat ara veriyorum.

Kapanma saati: 19.14

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 20.16

BAŞKAN: Başkan Vekili Meral AKŞENER

KÂTİP ÜYELER: Muhammet Bilal MACİT (İstanbul), Muhammet Rıza YALÇINKAYA (Bartın)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 24’üncü Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

Alınan karar gereğince, sözlü soru önergeleri ile diğer denetim konularını görüşmüyor ve gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmına geçiyoruz.

1'inci sırada yer alan, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

2.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/242, 2/80) (S. Sayısı: 156)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

2'nci sırada yer alan, Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu raporlarının görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

3.- Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu Raporları (1/484) (S. Sayısı: 287)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

3'üncü sıraya alınan Sağlık Bakanlığı ve Bağlı Kuruluşlarının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Mersin Milletvekili Sayın Aytuğ Atıcı ve 16 Milletvekilinin; Üniversite Öğretim Elemanları ile Sağlık Hizmetleri ve Yardımcı Sağlık Hizmetleri Sınıfında Çalışan Personelin Tam Süre Çalışmasına ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, İstanbul Milletvekili Sayın Mahmut Tanal’ın; Organ ve Doku Alınması, Saklanması ve Nakli Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, İstanbul Milletvekili Sayın Mahmut Tanal ve Sayın Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun; Sağlık Hizmetleri Temel Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, Tokat Milletvekili Sayın Orhan Düzgün’ün; Devlet Memurları Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi, İstanbul Milletvekili Sayın Mahmut Tanal’ın; Tababet ve Şuabatı San’atlarının Tarzı İcrasına Dair Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.

4.- Sağlık Bakanlığı ve Bağlı Kuruluşlarının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı ve 16 Milletvekilinin; Üniversite Öğretim Elemanları ile Sağlık Hizmetleri ve Yardımcı Sağlık Hizmetleri Sınıfında Çalışan Personelin Tam Süre Çalışmasına ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın; Organ ve Doku Alınması, Saklanması ve Nakli Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, İstanbul Milletvekilleri Mahmut Tanal ve Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun; Sağlık Hizmetleri Temel Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, Tokat Milletvekili Orhan Düzgün’ün; Devlet Memurları Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi, İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın; Tababet ve Şuabatı San’atlarının Tarzı İcrasına Dair Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu Raporu (1/791, 2/159, 2/401, 2/592, 2/769, 2/1049) (S. Sayısı: 480 ve 480’e 1’inci Ek)(x)

BAŞKAN – Komisyon? Burada.

Hükûmet? Burada.

Komisyon raporu 480 ve 480’e 1’inci ek sıra sayıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Sayın milletvekilleri, alınan karar gereğince bu tasarı İç Tüzük’ün 91’inci maddesi kapsamında temel kanun olarak görüşülecektir. Bu nedenle tasarı tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanıp maddelerine geçilmesi kabul edildikten sonra bölümler hâlinde görüşülecek ve bölümlerde yer alan maddeler ayrı ayrı oylanacaktır.

Tasarının tümü üzerinde söz isteyen Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına Muş Milletvekili Sayın Demir Çelik.

Buyurun.

BDP GRUBU ADINA DEMİR ÇELİK (Muş) – Sayın Başkan, çok saygıdeğer milletvekili arkadaşlarım; hepinizi şahsım ve partim adına saygı ve sevgiyle selamlayarak iyi akşamlar dileklerimi iletiyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; kasım ayının son günlerinde bir önceki uygulamaların benzeri olan bir gece baskını misali bu kanun teklifi alelacele ve hiçbir ön hazırlık çalışması yapılmadan komisyonumuzun gündemine getirildi. O gün de gündemimizde söz konusu olan ilgili tasarıyı konuşmaya, tartışmaya gelen sivil toplum örgütü, demokratik kitle örgütlerinin tümü ve aynı zamanda siyasi partilerden muhalif konumda bulunan bizler de bu yasanın hem idari ve siyasi anlamda hem sosyal ve kültürel yaklaşımlarımız itibarıyla eleştirilerimizi dile getirmiştik. O gün de görülmüştü ki, her şeyden önce, bu yasadan beklenen meramın, hasta başta olmak üzere, sağlık çalışanlarının memnuniyeti esasına dayanması gerekirken, bu yönüyle de memnuniyeti açığa çıkaran bir ortaklaşma zihniyetini esas alması gerekirken farklı, merkeziyetçi bir yaklaşım ve anlayışla bu kanun birdenbire komisyona, komisyondan da Genel Kurula gelmiş bulunmaktadır.

O gün Tabipler Birliği, Diş Hekimleri Birliği, Eczacılar Birliği ve hemşireler dernekleri adına gelen arkadaşlarım da ifade etmişlerdi. Söz konusu tasarı, komisyon toplantısına davetin çıktığı bir gün öncesinde, yirmi dört saat öncesinde ilgili tasarı kendilerine aktarılmıştı. Yoğunlaşabilmelerine, eleştirilerini, önerilerini açığa çıkarabilmelerine fırsat vermeden alelacele çağrılan bu arkadaşlarımız, orada her şeye rağmen de işi yokuşa sürmemek, olumlu katkılarını da esirgememe adına gerekli önerilerini, eleştirilerini yaptılar.

Biz de Barış ve Demokrasi Partisi olarak, hem usulde hem de esasta yapılan bu yanlış yaklaşımlardan hareketle, sorunun, yasa değişikliğinden beklenen amacın ve ihtiyacın karşılanmasına yetmeyeceği eleştirisinde bulunduk. Her şeyden önce, günümüz demokrasisi diyaloğa açık olmayı, nitelikli, saygın müzakereyi esas alan,  bu manada da her türlü ilişkinin ilgili tarafların aleniyet usulüne ve  esasına bağlı olarak sorunu enine boyuna tartıştıkları, ortaklaştıkları bir sürece fırsat vermek,  o sürecin içerisinde varılacak olan bir ortak kararı ve o ortak kararın iradesi arkasında da kalmak, olması gerekendi.

Bütün bu süreçler yaşanmadı, yaşanmıyor. Gerek Sağlıkta Dönüşüm Yasası’nda gerekse tartışacağımız 480 sıra sayılı sağlıktaki ilgili yasal değişiklikler bu manada eksik kalmıştır, demokratik olmaktan uzak kalmıştır. Antidemokratik uygulamalarla sayısal çokluğa ve çoğunluğa bağlı olarak iktidar partisi bu gündemi geçirmenin arayışı içerisindedir.

Bu ve benzeri yasalar doksan yıllık cumhuriyet tarihimizde çokça geçirildi, geçiriliyor. Doksan yıl boyunca, AKP iktidarları öncesinde, onlarca kez “Sağlığa neşter vuracağım. Radikal değişikliklerle sorunu çözeceğim.” iddiasında bulunan hükûmetler nasıl ki sorunu çözemediyse, kangrenleşmenin önüne geçemedilerse AKP iktidarı da on bir yıllık iktidarı döneminde başta sağlık olmak üzere, el attığı, “Çözeceğim.” iddiasında bulunup çözümsüzlükteki ısrarını ortaya çıkardığı bir kaosu yaşatmaktadır Türkiye halklarına, Türkiye’nin 70 milyon insanına. Buradan şu söylenebilir: Peki, niçin yapılmaktadır bütün bu olup bitenler? Yani, on bir yıldır iktidarda olan bir siyasal iktidarın alternatif üretemememizden kaynaklı bir oldubittiyle toplumu ve toplumun gündemini işgal etme hakkını kendisinde görüyor olması her şeyden önce demokrasiyle bağdaşır ve barışık olmadığının altını çizmek gerekiyor ama buna rağmen de onları da doğruya davet etmek görevimizin gereği olduğundan hareketle de biz bu kürsüden buna dair düşüncelerimizi, eleştirilerimizi de söylemeye devam edeceğiz. Sayın Bakanım, bu manada da sizin soruna olan duyarlılığınız bilinciyle bu eleştirilerimizin dikkate alınması gerektiğinin de altını çizmek istiyorum.

Evet, doksan yıl boyuncu ulus üniter devletin o katı, merkeziyetçi, hiyerarşik ilişkisiyle soruna yaklaştığımız için, toplumun temel ihtiyaçlarını karşılamaktan öte, dar, elitist siyasetin öngördüğü bir kısım ihtiyaçları karşılama anlayışı ve acelesiyle hareket ettiğimiz için Meclis asli görevini yapmıyor. Özgürlükleri, demokrasiyi, ortaklaşmayı, diyaloğu, müzakereyi ve barışı esas alan bir algıdan çok, günü kurtaran bir kısım palyatif çözümlerle gündemi işgal etmeye devam ediyoruz. Buna hakkımız da yok, buna lüksümüz de yok.

Evet, sağlık önemlidir. Sağlık, bireyin olduğu kadar toplumun da en temel ihtiyaçlarından biridir, biz bunu yadsımıyoruz. Sağlık, bu manada açığa çıkan toplumsal dinamiklerin yeni ihtiyaçlarının karşılanması adına her gün ve her gün yeniden değişmek zorunda olan bir kısım ihtiyaçlarla bizi karşı karşıya bırakabilir ama bu ihtiyaçlar hastanın, bireyin ve toplumun ihtiyaçlarını karşılama esasına göre mi olacak, yoksa küresel emperyal güçlerin neoliberal politikalarının, onların ulusal ölçekte ülke nezdindeki uzantıları olan bir kısım finans kurumlarının, bir kısım tekellerin, tröstlerin çıkarlarına dayalı bir ilişki mi olacak? İşte burada karar vermek durumundayız. Eğer sağlık dediğimiz şey ruhsal ve bedensel olduğu kadar siyasal ve sosyal iyi olma hâliyse burada bireyin olduğu kadar toplumun da bu iyilik hâllerini esas alan yasal düzenlemeleri yapmak, bu manada da işe meşruiyet kazandırmak Meclisin görevidir. Biz bu anlayışın yanında ve arkasında oluruz ama söz konusu olan toplum değilse, toplum esas alınma yerine bir kısım dar çıkar çevrelerinin olanaklarını, imkânlarını çoğaltmak, büyütmek, palazlandırmak toplum ve toplum ihtiyaçlarını hiçleştirmekse buna da karşı oluruz. Karşı olmak da bizim ötemizde “İnsanım.” diyen herkesin, bu manada da sorumluluk sahibi olan herkesin görevi olması gerekiyor. Bu yönüyle de evet, doksan yıllık Türkiye Cumhuriyeti tarihi böylesi birçok değişikliklere, kanun tekliflerine sahne olmuştur, şahitlik yapmıştır, benzeri uygulamalar da devam edecektir. 1945 İkinci Dünya Savaşı sonrasında dünya yaşanan savaşın siyasal ve sosyal travmalarını tedavi etmek, rehabilite etmek, iyileştirmek adına  sosyal devlet politikalarının gereği olarak bir sosyalizasyona evrildi. Bu sosyalizasyon toplumun temel ihtiyaçlarının meşru zeminde karşılanmasına fırsat vermiş olmasıyla birlikte 1970-1975'lerde neoliberal politikaların babası olan Reagan’dan başlayıp Mrs. Thatcher’e, oradan da küresel emperyal güçlerin o dönemin iktidarlarından bugüne devam eden bir anti sosyal, toplum dışı hegemonik ve hiyerarşik ilişkilerin ihtiyaçlarını esas alan bir algıya doğru da hızla dünyamız, küresel geleceğimiz evrilmektedir. Bunu görmekte yarar var. Bu manada da son otuz yıl, son kırk yıllık geçmişe baktığımızda sağlık da pazarda alınıp satılan bir mala, bir metaya dönüştürülmüştür. Toplumun ihtiyacını karşılamaktan çok piyasalaştırılmıştır, ticarileştirilmiştir, taşeronlaştırılmıştır. Bu özellikleriyle iyilik hâllerine hizmet eden, iyilik hâllerini pekiştiren bir algı yerine mevcut hegemonik gücün büyümesine, palazlanmasına yol açarken birey ve toplum da buradan olumsuz manada nasibini almaktadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; o yönüyle, Türkiye bu neoliberal politikaların etki alanına 1980’lerden bu yana, özellikle de 12 Eylül 1980 askerî darbesiyle hızla hazırlandı, hâlâ da bu hazırlık bitmiş tükenmiş değil. Buna dair de AKP iktidarı son on bir yıldır bu neoliberal küresel emperyalin Türkiye ve bölgesel uzantısı pozisyonundan da kendini sıyırabilmiş, kurtarabilmiş değil; aksine, buna hizmet eden, çok da hevesli olduğu aşikâr olan bir kısım uygulamalara da her gün ama her gün imza atmaktadır. Öncelikle bunu görmek lazım, kamu hastaneleri devrinden, özelleştirmenin ürünü olarak her gün yeniden yanı başımızda, kentlerimizde, caddelerimizde ve alanlarımızda yükselen özel hastaneler bu manada ticarileştirilmiş sağlık hizmetlerinin kalitesini düşürmüştür; parayla alınıp satılan, bu manada da şişirilmiş faturalarla kamusal hizmetin suistimaline yol açacak bir kısım girişimlere de neden olmuştur. Bu yetmezmiş gibi, Tam Gün Yasası dâhil olmak üzere sağlık çalışanlarının yıllardır muzdarip olduğu bir kısım sorun ve problemlerini çözme arayışı her gün yeniden bir gündem oluşturmanın gerekçesi olmaya da devam ediyor.

Bakın, “sağlık” gibi en temel problem, üniversitede akademik kariyerini yürüten hekimlerin var olan özgünlüklerine, özel koşullarına indirgendiğinde, sağlık, sağlık olmaktan çıkar. Akademisyen pozisyonunda bulunan hekimlerin bir kısım çıkarlarını esas alan uygulama, toplumu görmekten, toplum ve toplum ihtiyaçlarını esas almaktan uzak bir durumla bizi karşı karşıya bıraktırır. Evet, toplumun sağlık ihtiyaçlarının, sağlık hizmetlerinin sürdürülebilmesi önemlidir, sağlık hizmetinin karşılanabilmesi önemlidir ama bu hizmet, erişilebilir, nitelikli, parasız ve ana dilde bir sağlık hizmeti olduğunda anlamlıdır. Siz, sağlık alanında yapacağınız değişiklikleri ve değişimleri, “reform” olarak adlandırdığınız bu değişimleri bu özelliklerinden azade tuttuğunuzda, sağlık fonksiyonunu yerine getirmek yerine bu, piyasalaştırılmış, ticarileştirilmiş olana hizmet etmekten öteye gitmeyecektir.

Bu manada da, özellikle toplumun iyilik hâline hizmet edecek sağlık uygulamaları, evet, ertelenmeden Meclisin gündemine getirilmelidir, ama Meclis, gelip geçici bir kısım palyatif çözümlerle dar bir  kısım kesimin ihtiyaçlarını ve çıkarlarını esas alan zemine ve mekâna da dönüştürülmemelidir. Esas olan, 76 milyondur, 76 milyonun geleceğidir, çıkarıdır, onun ruhsal, bedensel, siyasal ve sosyal iyi olma hâlidir. Bizim de yapmamız gereken, üstesinden gelmemiz ve asıl yüklenmemiz gereken tarihsel rol de buna denk düşen bir iyilik hâli olmalıdır ama getirilmek istenenle bu algıdan çok, “performans ölçümü” adı altında kalitesiz hizmette öncelikle insanları bir yarışa teşvik ediyoruz. Kazanacağı paranın büyümesine hizmet edecek ama kendisine müracaat eden hastanın iyilik hâlini sağlamayan, tedavide gerekli rantabl sonucu sağlamak yerine daha çok hastaya erişmek, hızla erişebildiği hastalar üzerinden sağladığı bir kısım günlük ve aylık menfaatle de kendi yaşamını kolaylaştıran bir noktadan işe yaklaşıyoruz. Bu, günahtır, yazıktır. Evet, hekim, tedavinin olmazsa olmaz asli meslek sahibidir ama söz konusu olan insandır. İnsan sağlığı, hekimin bir kısım çıkarlarını sağlamanın aleti ve aracı durumuna dönüştürüldüğünde, insanı nesne hâline getirmiş oluruz. Hâlbuki özne olan, aktör olan, değişim ve dönüşümün aktörü olan insansa, insanın sağlığı da herkesten önce bu kamusal görevin kendisi olmalıdır.

Kamu, bu manada, sağlık çalışanlarının -başta hekim olmak üzere- özlük haklarını, sosyal haklarını iyileştirme görevini hasta üzerinden sağlamak yerine, hastayı kullanarak hasta üzerinden yarattığı bir kısım rantla bu işi paylaşmaya dönük bir yarışın içerisine koymak yerine –o, zaten edindiği meslek performansıyla hak kazandığının, kamusal alan tarafından sağlanması gereken bir durumdur o yönüyle de- performans ölçümü yerine, döner sermayeden alacağı payın büyüklüğü ve kaygısı yerine… Hekim, belki toplumumuzda en çok ve en uzun süreli mesleki hizmeti gören, bu mesleki hizmetinden sonra da yaşama aktif olarak en geç katılan bir meslek grubundan olmasının bir kısım dezavantajlarına sahip olabilir ama onun topluma ve toplum sağlığına kattığı emeği, kaliteyi düşündüğümüzde de bu geç katılımı esas alan, bu yanıyla da o meslek ve meslek erbabına pozitif yaklaşan bir algıyla soruna yaklaşmalıyız. Bu manada da toplumun bu iyilik hâllerini hiçleştirmek yerine, onları güçlü kılan, azami ölçüde de sağlık çalışanlarından –başta hekim olmak üzere- yararlanan algı olmalıdır.

Bugünün soruna yaklaşımdaki tutarsızlıklarının örneğini, yarın öbür gün gündemimize gelecek olan 2014 bütçesinde de görmek mümkündür. Bakın, bir ülkede, o ülkenin bütçesinin savaş dışı kaynaklara harcanıp harcanmadığının en büyük göstergesi bütçelerdir. 2014 bütçesinin yüzde 45’i mali hizmetlere, Maliye Bakanlığı ve cari harcamalara gitmek üzere düşünülüyor, yüzde 13’ü askerî, polis başta olmak üzere güvenlik harcamalarına düşünülüyor, ona en yakın rakam, Millî Eğitim Bakanlığının yüzde 12’si ama iş sağlığa gelince yüzde 4’lük bir baremle birçok bakanlığın, birçok genel müdürlüğün bütçesinden de geri bir pozisyondadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2014’teki payı yüzde 4 olan sağlık bütçesi harcamaları, kamu hastaneleriyle halk sağlığı merkezlerinde öngörülen harcamalar bütünüdür. Düşününüz ki, bugünün psikolojik, sosyal ve siyasal travmalarını enine ve derinliğine yaşayan toplumumuz, bu yüzde 4’lük payla, demin saydığım iyilik hâllerine nasıl ulaşabilir, nasıl erişebilir, nasıl sağlayabilir? Öngörülen tedavi harcamaları makul ve insani talepleri nasıl karşılayabilir? Bundan uzak; hâlbuki gaza, gaz bombalarına, savaş uçaklarına, tanka, topa milyar dolarlarımızı… Biz nasıl ki otuz yıldır 1 trilyon dolarla bu ülkenin geleceğini ve özgürlüklerini gasbedip, yarınlara erteleyip, öteleyen bir noktada yaklaştıysak, 2014 bütçesi de o zihniyetle hazırlanmıştır. O zihniyetle, özlemini duyduğumuz onurlu bir barış, özlemini duyduğumuz özgür yarınlar yine ertelenmiştir, ötelenmiştir; demokrasinin ruhuna ters olan… Bu manada diyalog esas alınmamıştır. Müzakereden yoksunluğun ortaya çıkardığı benmerkezci anlayış ve yaklaşımlarla da problem, Hükûmetin bizatihi başı olan Sayın Başbakanın keyfine, keyfî yaklaşımlarına ertelenmiştir. Yazıktır, günahtır. Bu manada da, toplum denilen dinamik yapının her gün büyüyen ihtiyaçları bizim keyfî yaklaşımlarımızla, bizim bir kısım kendine göreci yaklaşımlarımızla ötelenmemeli. Toplum dediğiniz şey, bu manada, siyasal ve sosyal iyilik hâline erişmediğinde kaosun da, krizin de sebebi olabilir. Bu kriz ekonomik olabilir, bu kriz siyasal olabilir.

Sayın Bakan, Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; bu yönüyle de, evet, Türkiye bir yol ayrımında. Neoliberal politikalarla, mevcut, var olan toplum dinamikleri esasına dayalı bir ilişkiyi mi esas alacak, doksan yıldır alışkanlık hâline getirdiği algı ve zihniyetle toplumu görmemede ısrar edip, topluma rağmen idari, siyasi yaklaşımlarla kendini dayatan; bu yönüyle de katı merkeziyetçi, otoriter zihniyetiyle kendini yaşatmaya mı çalışacak? Buna karar vermek zorundayız. Bu bir fırsattır, 2014’ün hemen arifesinde olduğumuz bugünlerde dört ay sonrasında kavuşacağımız yerel yönetimler seçimini dikkate aldığımızda, öncelikle bölgesel yönetimlerin siyasal özerkliği, yerel yönetimlerin idari, mali özerkliğine açık bir ülke ve o ülkenin zihniyetini oluşturan bir siyasal perspektifle soruna yaklaştığımızda onun içerisinde nitelikli sağlığı da, ana dilde parasız, nitelikli, erişilebilir eğitim hizmetini de görebiliriz ama buna yaklaşmadığımızda dün olduğu gibi bugün de hep düşman yaratırız, yarattığımız düşmanın korkuları ve sahip olduğumuz fobilerle, psikolojik bariyerler önünde toplumdan ürken, kaçan, uzaklaşan bir zihniyetle toplumun dışına iteriz.

Bu yönüyle ülke her şeyiyle hemen, şimdi, ertelenemez bir noktada barışı ve özgürlüğü esas alan bir yaklaşımla yaklaşmalı diyor, saygılar sunuyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Çelik.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Mersin Milletvekili Sayın Aytuğ Atıcı. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Atıcı, çok şiddetli bir alkış geldi.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Sağ olsunlar takdir…

SÜLEYMAN ÇELEBİ (İstanbul) – Hak ediyor Sayın Başkanım.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Az bile Sayın Başkanım, mahcubiyet duyuyoruz Hocamıza karşı.

BAŞKAN – Buyurunuz.

CHP GRUBU ADINA AYTUĞ ATICI (Mersin) – Çok teşekkür ediyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; 480 sıra sayılı Sağlık Bakanlığı ve Bağlı Kuruluşların Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Tasarı’nın tümü üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubumuz adına söz almış bulunuyorum. Halkın sağlık hakkının satılık mal olmadığını idrak eden, halkın sağlığını tehlikeye atma pahasına kâr etmeyi düşünmeyen, sağlık çalışanlarını aşağılamayan, sağlık emekçilerinin emeklerinin sömürülmesine karşı olan tüm milletvekillerini saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

Sayın Bakanım, böylesine önemli bir konu tartışılırken arkanızda bulunan bürokrat arkadaşlarımın sayısının, AKP milletvekili sayısının yaklaşık 2 katı olduğunu hatırlatmak isterim. Bu da Hükûmetinizin bu konuya ne kadar önem verdiğinin bir göstergesidir. Üzülerek bu tabloyu ifade etmek istedim. (CHP, MHP ve BDP sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlarım, bugün yeniden gayrimeşru ve sakat doğurtulmuş 663 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’yi düzeltmek için toplanmış bulunuyoruz. Defalarca düzeltildi, düzeltilmeye çalışıldı, defalarca eklemeler, çıkarımlar yapıldı, bir türlü olmadı çünkü bu 663 sayılı Kanun Hükmünde Kararname zaten gayrimeşru olarak doğmuştu; Meclis açıkken Meclisteki milletvekillerinin gözlerinin içine baka baka kanun hükmündeki kararnameyi AKP Hükûmeti çıkarmıştı. Peki, sizce biz bugün bu gayrimeşru yasayı düzeltebilecek miyiz? Cevabımız çok basit: Hayır, düzeltemeyeceğiz. Çünkü doğuştan sakat olan bir kararnamedir yani bu sakatlığa tıpta kısaca genetik bir problemdir diyebilirsiniz, artık, çıkan yasaların büyük bir çoğunluğu da böyle.

Bu yasa tasarısı, bu yeni gelen yasa tasarısı, torba yasa veya işte, halkın deyimiyle Tam Gün Yasası, aynen kabul edilecek olursa inanın bana ruhlarını genel başkanlarına teslim etmiş olan milletvekilleri bile vicdan azabı çekecekler. Çünkü bu yasa tasarısı sağlık alanında eşitsizlikler yaratmaktadır, çünkü bu yasa tasarısı tıp ve diş hekimliği fakültelerini gerçekten yok edecek hükümler içermektedir, bu yasa tasarısı sağlık mesleği mensuplarını birbirine düşman edecek maddeler içermektedir. Bu maddelerin neler olduğunu konuşmamın içerisinde ve daha sonraki önergelerimizde sizlerle paylaşmaya çalışacağım.

Değerli arkadaşlarım, bu yasa tasarısı hukuka uygun değildir çünkü Anayasa Mahkemesinin iptal ettiği pek çok madde, Anayasa dolanılarak tekrar getirilmiştir. Bu yasa tasarısı akla da uygun değildir. Birazdan sizlere anlatacağım ve bana hak vereceksiniz, bu yasa tasarısı vicdana hiç ama hiç uygun değildir.

Hükûmet iktidara geldiğinden bu yana, on bir yıldır “sağlıkta dönüşüm” adı altında ithal bir proje uygulamaktadır. Bu projenin ithal olduğunu önceki Sağlık Bakanı da zaten kabul etmişti ve kendisine Dünya Bankası tarafından dayatılan bir kitabı tercüme ederek, adım adım Türkiye’de uygulamaya başlamıştı ve bu tercüme kitabın da biliyorsunuz, başeditörü bir önceki Sağlık Bakanımızdı. Maalesef, bu proje halk sağlığını iyileştirmek için değil, halkın sağlığı üzerinden ticaret yapmak üzere kurgulanmış idi. Dünya Bankası ne düşünecek? Elbette ki ticaret düşünecek.

AKP Hükûmeti iktidara geldiği günlerde, sağlık sistemimizde bulunan sorunları çözmek üzere yola çıkmıştı. Hani her çıkan, sağlıkla çok ilgisi olmayan bazı milletvekili arkadaşlarım çıktığında “Eskiden sağlık çok mu iyiydi?” diyorlardı ya, biz de “Hayır, iyi değildi, siz düzeltmek üzere oy aldınız ama daha kötü yaptınız.” diyorduk ya, işte siz yola çıkarken “sağlıkta dönüşüm” dediniz, bugünlerde tekrar dilinize doladınız, “eğitimde dönüşüm”. Aman sakın, Allah aşkına, eğer eğitimde dönüşümü de sağlıkta dönüşüme benzetecekseniz hiç dönüştürmeyin daha iyi.

Yola çıkarken -bir diğer sloganınız, “sağlıkta dönüşüm”le beraber- “parasız sağlık” demiştiniz. On bir yılın sonunda geldiğimiz nokta şu: “Nüfus cüzdanı ile istediğiniz hastanede, istediğiniz doktora muayene olacaksınız.” dediniz, bu, doğru muydu? Evet, doğruydu, söylediniz. Peki, uygulandı mı? Kesinlikle hayır. Bir aile hekiminin, yani eskiden sağlık ocağı tabibinin yazdığı reçeteden bile reçete parası alacak duruma getirdiniz maalesef. Yani hekimler, büyük suçlamalarınıza maruz kalarak, “Bıçak parası alıyorlar.” dediğiniz hekimler, artık yazdıkları her reçeteden reçete başına Hükûmet adına para kazandırmaya başlamıştır.

“Her doktora gideceksiniz, yeter ki nüfus cüzdanınız olsun.” dediniz, ancak özel hastaneleri bugün sadece fark ödeyenlere açtınız. Eğer fark ödemeyen biri var ise kesinlikle buradan yararlanamıyor. Yani “Paran çıkmazsa canın çıkar.” hesabı bir yol tutturdunuz, gidiyorsunuz. Eğer bunlar doğru değilse…

Gerçekten süremiz uzun. Anladığım kadarıyla, sizin getirdiğiniz önergeyle, bunun bitimine kadar, sabaha kadar çalışacağız, yarın çalışacağız, bitmezse cuma… Sayın Bakan bilir, biz çalışmayı severiz, pazartesi, cumartesi, pazar da…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sağlık Bakanı gitti, “Twitter Bakanı” geldi!

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Olabilir. Fark etmez, sonuçta hepsi birbirinin aynı bunların.

Burada, bütün samimiyetimle, bu söylediklerimin aksini söyleyenler var ise çıkar onlarla konuşuruz.

Değerli arkadaşlarım, on bir yılın sonunda AKP’liler olarak halkın sağlığını unuttunuz, parası olan kesimlere şirin görünmek için halkın büyük bir çoğunluğunun sorunlarını, yani koruyucu hekimlik sorunlarını ihmal ettiniz. Bakın, her söylediğimin arkasında mutlaka yaptığınız işin nereye vardığını size anlatmaya çalışıyorum. Bu nedenlerle, çocuk felci ve kızamık gibi salgın hastalıklar yeniden hortladı bu memlekette.

Hasta yatağı sayısında Avrupa’da sonuncuyuz. Güzel, madem bunu tespit ettik tedavi edelim, yatak sayısını artıralım. Yatak sayısını artırmak yerine, şehir hastanesi efsanesiyle halkımızı uyutarak “Yataklarınızı iyileştiriyoruz.” diye yani “Varın, iyi yataklarda ölün.” der gibi yatakları iyileştirmeye, odaları iyileştirmeye başladınız ama hekimler çok iyi bilirler ki hastaları odalar, yataklar değil, sağlık personeli tedavi eder.

Hasta başına düşen hemşire sayısı konusunda iyi miyiz? Değiliz. Hemşire sayısı açısından Avrupa’nın sonuncusuyuz. Ne yapmamız lazım? Daha nitelikli ve çok sayıda hemşire yetiştirmemiz lazım. Siz ne yaptınız? Lise mezunu hemşirelerle bu açığı kapatmaya çalıştınız, çalışıyorsunuz. Yani, teşhis doğru, tedavi yanlış. Doğru teşhis koyuyorsunuz çünkü feryat ediyor halk ama uyguladığınız tedavi yöntemleri yanlış. Yani, kaş yapayım derken göz çıkarıyorsunuz.

Avrupa’da en fazla düşükle biten gebelik bizde, Türkiye’de. Yani, bu çocuklar anne karnındayken ölüyorlar ve anne karnında ölen çocuklar cinayet sayılmıyor, Başbakan, sezaryeni “cinayet” olarak tanımlıyor. Hiçbir hekim, hiçbir milletvekili, bu kürsüden veya başka bir yerden, çıkıp sezaryeni savunmaz, yanlıştır çünkü sezaryen iyi bir şey değildir ama sezaryeni “bir cinayet” olarak tanımlamak bir tek kelimeyle mümkündür, o da cehalettir. O yüzden, insanlar bilmedikleri konularda konuşmamalıdırlar.

Avrupa’da en fazla doktora gidenler Türkiye’de. Niye? Bilmiyoruz. Çeşitli sebepleri olabilir. Her bir vatandaşımız yılda ortalama 8 kere doktora gidiyor. Neden? Acaba AKP vatandaşlarımızı hastalandırdı mı? Bunun nedeni, ya AKP’nin sağlık politikaları insanları hastalandırdı veya AKP’nin sağlık politikaları doktorların iyi tedavi etmelerini engelliyor. O yüzden bizde doktora müracaat sayısı en fazla. Hani diyorsunuz ya “Doktora erişimi kolaylaştırdık.” Hayır, bu, doktora erişimi kolaylaştırmak değil, bu, çok fazla sayıda insanın doktora giderek hastanelerin çok fazla sayıda para kazanmalarını sağlamaktır.

En fazla acil servise gidenler yine bizde, yani bütün dünya ortalamasına bakıyoruz, en fazla acile gidenler yine bizim vatandaşlarımız. Niye acile gidiyorlar biliyor musunuz? Çünkü, sizin yüzünüzden, polikliniğe giderlerse para ödüyorlar, polikliniğe gittikleri zaman para ödüyorlar. (CHP sıralarından alkışlar) Para ödedikleri için, gecenin bir yarısını bekliyorlar, acile gidiyorlar. Bunu fark ettiniz, teşhis koydunuz, “Evet, bunu değiştirmemiz lazım.” dediniz. Akıllı insan ne yapar? “Ya, bu vatandaşlar, garibanlar gecenin bir yarısı geliyorlar para ödememek için, hiç olmazsa poliklinikteki parayı kaldırayım.” der. Siz ne yaptınız? Siz acile “yeşil alan” kavramı diye bir kavram getirdiniz. Tam AKP’ce tam, tam sizin zihniyetinize uygun. Yani dediniz ki: “Çocuğum, eğer karnın ağrıyorsa gel, bakarım. Eğer apandisitse acil muayene ücreti almam ama gaz sancısıysa acil muayene ücretini alırım.” Şimdi, vatandaş acile geldiğinde, karın ağrısı apandisitten midir, gaz sancısından mıdır nasıl bilecek? Ben çocuk profesörüyüm, ben, muayene etmeden, tahlil yapmadan o çocuğun gazı mı var, apandisiti mi var bilemem. Bilen varsa beri gelsin. Bilemem, ben bilemedim, bilemiyorum. O hâlde, hastayı kaydedeceğim, muayene edeceğim, tahlil isteyeceğim, gaz sancısı varsa -sizin yüzünüzden- oradaki yeşil butona tıklayacağım ve vatandaşa hemen muayene ücreti, reçete ücreti, her şey yazılacak. E bu, Allah’tan reva mı? İşte onun için sizin teşhisleriniz, evet, doğru olabilir ama tedavi etmekte çok ciddi zorlanıyorsunuz ve yanlış tedaviler uyguladığınız için de bu hasta bir türlü iyileşmiyor.

2013 yılı bütçesi görüşmelerinde “Yeni hasta yatağı yapmak için bütçe olanaklarımız yetersiz. Bu yüzden de yeni hastaneleri inşaat şirketlerine yaptıracağız, onlardan da biz kiralayacağız.” dediniz, şu meşhur, şehir efsanesi olan şehir hastaneleri hikâyesi. Yani daha önce ihaleye çıkıp 300-400 milyona yaptırdığınız bir hastane için yılda 100 milyon kira vermek üzere anlaştınız. Kaç yıl? 30 yıl. Yani siz o kirayla 5 yıl içinde bu hastaneyi yaptırabilecek iken şimdi, 30 yıl süre ile -ki 49 yıldı, bizim müdahalemizle yeni Sağlık Bakanı bunu 30 yıla indirdi- yılda 100 milyon para ödeyeceksiniz. E günah, yazık değil mi? Şimdi, bu hastanelere kim gidecek? Fark ödeyemediği için insanlar gidemeyecekler, fark ücreti ödeyemedikleri için bu hastanelerde tedavi olamayacaklar. Peki, bu hastaneler nasıl dönecek? Oraya gidemeyen insanların ödediği vergilerle dönecek. Yani “Paran kadar sağlık.” durumunu, “Paran çıkmazsa canın çıksın.” durumunu siz aldınız, şehir hastanelerine de getirdiniz. Bu da gerçekten halkımıza yazık.

Şimdi, bugünkü tasarıya gelelim. Yani bu, 663’ün bir özetiydi neler yaptığınızla ilgili. Şimdi, bugünkü tasarıyla acaba neleri değiştirmeye çalışacaksınız, onu bir özetlemeye çalışayım. Keşke hiç getirmeseydiniz, keşke eski hâli kalsaydı, çok daha iyiydi. Şimdi, bu tasarı nasıl geldi, önce ona bir bakalım. Haziran sonunda bu tasarıyı komisyona getirdi komisyon başkanı ve komisyonda bekleyen birçok yasanın önüne aldı. Tamam, olabilir, Hükûmetimiz acil bir durum sezmiştir ve tasarıyı öne almıştır, makul, peki. Biz bu tasarıyı iki günde konuşmak zorunda bırakıldık. “Aman, gelecek, mutlaka bunu çıkarmamız lazım.” diye tasarının görüşmelerine süratlice başladık. Peki, biz itiraz ettikçe ne oldu? İtiraz ettikçe bazı milletvekilleri, hâlâ içlerinde vicdan kırıntısı olanlar “Ya, hakikaten bu olmamış ya.” dediler. Hatta, Sayın Sağlık Bakanı, o bile “Evet ya, bunu tekrar bir düşünelim.” deme  olgunluğunu gösterdi. Bu bir erdemdir, tebrik ediyorum gerçekten. Bizim itirazlarımızın en azından bazılarına dedi ki: “Arkadaşlar, bunu tekrar gözden geçirelim.” Peki, zaman? Dediler ki: “Siz bize güvenin. Biz bunu Genel Kurula getirdiğimizde, o arada, ara sürede biz bunu yeniden değerlendireceğiz ve uygun bir çözüm bulacağız ve sizin vicdanlarınızın rahatsız olmayacağı bir şekle getireceğiz.” Biz de Bakanın sözüne güvendik ve komisyondan geçti.

Sonra ne oldu? O yasa tasarısı bir türlü buraya gelemedi. Getirilmeye çalışıldı ek maddelerle, şununla, bununla. “Hayır, bu, sağlık, dümdüz gelecek, konuşacağız kardeşim.” dedik ve tasarıyı getiremediler. Yani, tam dört ay bekledi bu yasa tasarısı. İki güne sıkıştırılan ve bizi deli gibi çalıştıran bu yasa tasarısı, iki günde geçirilen yasa tasarısı tam dört ay rafta bekledi. Sonra ne oldu? Bir de baktık, Genel Kurul gündemine geldi. İyi, güzel. Tam konuşacağız, aniden komisyona geri çekildi. Hoppala! Ne oldu dedik, çok şükür düzeltecek galiba AKP’liler dedik ama maalesef düşündüğümüz gibi olmadı. AKP yine yapacağını yaptı ve şu anda bir önceki hâlinden, bu yasa tasarısı komisyonda, birinci komisyon toplantısında kabul edildiğinden daha kötü, daha büyük yanlışlar, daha ağır maddeler içeren bir yasa tasarısı hâline getirildi.

Ve bu yasanın adı “tam gün” değildir. Allah rızası için, çıkacak olan AKP’li doktor milletvekili arkadaşlarım, buna “tam gün” demeyin.

ALİ ÖZ (Mersin) - Yarım porsiyon.

AYTUĞ ATICI (Devamla) - Yani, ayıp olur. Hepiniz saygın insanlarsınız, hepiniz mesleğinizde önemli yerlere gelmiş insanlarsınız, çıkıp da insanları kendinize güldürmeyin. Bir hekim arkadaşıma kimsenin gülmesini istemem. Bunun adı “tam gün” değil, sakın ola buna “tam gün” demeyin, hele Sayın Sağlık Bakanı hiç demesin.

Şimdi, bu tasarıda neler getiriyorsunuz, ona biraz daha bakmaya devam edelim. Adına “tam gün” dediğiniz bu yasa tasarısı, hiçbir şekilde sizin devriiktidarınızda bir türlü uygulanamadı ve sakız gibi çiğnendikçe çiğnenmeye başlandı ve şimdi siz, maalesef, yandaşlarınıza, sizi seven candaşlarınıza özel uygulamalar yapıyorsunuz.

Peki, biz her zaman -sizin tabirinizle- sadece eleştirip öneri sunmuyor muyuz? Sunuyoruz. Bu yasanın adında da var. Ciddi bir çalışma yaparak, tam gün nasıl olur, nasıl olmalıdır, bunu 26 madde hâlinde getirdik ve size sunduk. Ne zaman? Tam iki yıl önce. Bir tek maddesini komisyonda tartıştınız mı? Hayır, tartışmadınız. Bir tek maddesi bile komisyona hiçbir şekilde gelmemiştir.

Bakın, bangır bangır bağırdık, dedik ki: Hastaların mahrem bilgilerini ne olur satmayın, ne olur bunları ifşa etmeyin. Uzunca uğraşlar sonunda anladınız ne demek istediğimizi ve dediniz ki: “Tamam, bilgileri alacağız ancak hastanın ismi olmayacak. Hastanın ismini “x” olarak yazacağız.” Nasıl olsa “x” harfini de kabul ettik Türkçeye, “x” harfi koyacağız, hasta adını kullanmayacağız. Bu, güzel, iyi ama şunu unutmayın: İki sene önce Aile Hekimliği Bilgi Sistemi’ne “hacker”lar girdiler ve hepimizin ana-baba, eş, çocuklarına ait mahrem bilgilerimizi aldılar. Ruhsal yaşantımız nedir, cinsel yaşantımız nedir, ne gibi şeyler yiyoruz, neler içiyoruz, ne gibi ilaçlar kullanıyoruz, hangi doğum kontrol yöntemlerini kullanıyoruz, hepsi ama hepsi -yalnız benim değil, herkesin, sizin, Bakanınki dâhil olmak üzere- çalındı arkadaşlarım ve bu ülkede hâlâ özel bilgileri, kişisel bilgileri koruma kanunu yoktur, çıkaramadınız bir türlü. Onu çıkarsaydınız belki o “hacker”lar bunu çalmayacaklardı. Çaldıkları bilgileri de sattılar, isimle sattılar. Çalışma Bakanı da topladığı bilgileri sattı. İsimsiz sattığını söylüyor, “sattım” diyor. Çıktı bir televizyona,  “Sattım, ucuza satmışım, 250’ye verdim, bir dahaki sefere bunun 10 katı edermiş bu veriler.” dedi. “İsimsiz sattım.” diyor. Ben de diyorum ki: Sayın Bakan, satma, isimsiz  de olsa benim kişisel bilgilerimi satma. Benim dinim nedir, benim evliliğim nasıl gidiyor, benim ruh dünyamda neler var, benim çocuğumun babası kim; bunlar kimseyi ilgilendirmez, bunlar sadece beni ilgilendirir ve “Sen bu bilgileri satma.” demiştim ama maalesef, Sayın Bakana anlatamadık.

Tasarının maddelerinden bir tanesinde kimin hangi kadroya atanacağını Bakan belirliyor, bu, çok doğal gibi görünüyor ama değerli arkadaşlarım, her şeyi yasayla belirleyemezsiniz. Çok yakın bir zamanda, Düzce Üniversitesine başhekim olarak atanan bir beden öğretmeni vardı. Şimdi yani bu, yasalara aykırı mıydı? Değildi ama ne oldu? Akıl, izan, mantık, vicdan bunu kaldırmadı ve başhekim olan bu öğretmen, istifa etmek zorunda kaldı. Şimdi yani AKP Hükûmeti bunu görmedi mi? Şimdi bu yetkileri Bakana bağlıyor ve yerel yönetime önem veren, yerinden yönetime önem veren bir Hükûmet, her şeyi tekrar Bakana bağlıyor.

Bir diğer maddede de -bakın, elinizi vicdanınıza koyun- jet profesörlere değiniyorsunuz. Diyorsunuz ki: “Ben sevdiğim yandaş, candaş bir doçenti götüreceğim, falanca üniversitede profesör yapacağım, hemen ertesi gün tekrar eski yerine getireceğim ve buradan da görevlendirme yapabilirim özele. Ben vicdanlı bir insanım, burada geçirilen süreyi de profesörlüğüne sayacağım.” Bunlar kesinlikle ve de kesinlikle vicdanınızı sızlatacak.

Çok daha önemli bir şey: “Tam gün” diyorsunuz, her ana bilim dalında çalışan öğretim üyelerinin yarısının özel hastanede çalışmasını sağlıyorsunuz. Bu, nasıl bir anlayıştır? Yüzde 5’ti bir öncekinde, ne olduysa yani 10 kat birden şaşar mı terazi, 10 kat şaşar mı Allah aşkına? Yüzde 5’ti yüzde 50’ye çıkardınız.

Çok daha vicdan muhasebesi yapacağınız bir madde var ki yurt dışına kaçan mecburi hizmet yükümlülerini affediyorsunuz. Bakın, herkes elini vicdanına koyacak. Mezun olup mecburi hizmet yapmamak için yurt dışına kaçan doktorları, tekrardan buraya çağırıyorsunuz ve diyorsunuz ki: “Ben sizi affedeceğim.” Bu, hiçbir vicdana, hiçbir inanca sığmaz değerli arkadaşlar, hiçbir şekilde sığmaz. O yüzden, bu tasarıda daha konuşacağımız çok şey var. Ben bir kuş bakışıyla bunları anlatmaya çalıştım, daha çok şey konuşacağız.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Atıcı.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Mersin Milletvekili Sayın Ali Öz. (MHP sıralarından alkışlar)

Buyurun.

MHP GRUBU ADINA ALİ ÖZ (Mersin) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 480 sıra sayılı Sağlık Bakanlığı ve Bağlı Kuruluşlarının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Yüce Meclisi saygılarımla selamlıyorum. 

Değerli milletvekilleri, 663 sayılı Kanun Hükmünde Kararname, daha doğrusu Hükûmet kanun hükmünde kararname yetkisini Türkiye Büyük Millet Meclisinden aldığında hangi şartlarda kanun hükmünde kararnameyi kullanması gerektiği yasal olarak belirtilmiş olmakla beraber, maalesef, kanun hükmünde kararname bu yüce Meclis tarafından doğru bir şekilde kullanılmamıştır. Bunu, kanun hükmünde kararnamelerin, daha sonra değişik defa komisyonlara ve Parlamentoya gelen maddelerin düzeltilmesi için müracaat edildiğinde görmüş olmak, kanun hükmünde kararnameye Milliyetçi Hareket Partisi Grubu olarak yapmış olduğumuz itirazın doğru olduğunun bir karşılığıdır.

Tabii ki bu yasa, Tam Gün Yasası, insan sağlığına hizmet gibi kutsal bir görev yürüten doktor, eczacı, diş hekimi, ebe, hemşire, sağlık memuru ve tüm sağlık çalışanlarımızı ilgilendiren, bunların görevleriyle alakalı yeni düzenlemeler yapan, bazı bölümlerde de kanun hükmünde kararnameyle mağdur edilmiş, araştırmacı olarak addettiğimiz mağdur insanların da haklarını geriye iade eden, son bir önergeyle de özellikle tıp fakültelerinde asistanlık süresi devam edenlerin asistanlıkları devam ederken yeni atandıkları yerde göreve başlayıncaya kadar üniversiteyle ilişiğinin kesilmemesi birlikte doğru karar verdiğimiz ve doğru yapılan bir uygulama. O yüzden, Hükûmete, bu konudaki ikazlarımıza kulak verdiği için huzurlarınızda teşekkür ederek başlamak istiyorum.

Hekimlik mesleğinin bugünkü asıl sorunu, iyi ve onurlu bir hekimlik yapamamaktır. Hükûmetin görevi, mesleğimize yakışır koşulları hazırlamaktır. Bu nedenle, sorun, çıkarılacak Tam Gün Yasası’yla asla çözülemeyecektir.

Değerli milletvekilleri, tam günle ilgili tasarıyı tam olarak incelediğimizde, eğitim ve araştırma hastanelerinde bir farklı, Gülhane Askeri Tıp Akademisinde bir farklı, üniversite hastanelerinde ayrı bir farklı şekilde kanun içerisine koymanın akılcı hiçbir tarafı yoktur. Burada şunu ifade etmek gerekiyor ki Gülhane Askeri Tıp Akademisinde profesör veya doçent olarak görev yapanların hiçbir şart ve şekilde dışarıda serbest meslek icra etmesine müsaade edilmemektedir. Eğitim ve araştırma hastaneleri ile Sağlık Bakanlığı ve üniversitelerle ortak kullanılan hastanelerde ise öğretim görevlilerine bu hak Bakanlar Kurulunun yetkisiyle verilmektedir. Üniversitelerde ise nasıl bir düzenlemedir ki adını şöyle koyabiliriz… Daha önce, komisyona ilk getirdiğinizde yüzde 5 olarak ifade ettiğiniz, daha sonra -hangi güçlerin, hangi ellerin devreye girdiği belirsiz bir şekilde- yüzde 50’ye çıkartmış olduğunuz bu oranın gerçek manada mantıklı izah edilecek hiçbir tarafı yoktur. Bu yüzde 50’yi hangi kriterlere göre, kimlerin size dayatmasına göre tespit ettiğinizi komisyonlarda ifade edemediğinizi net bir şekilde biliyoruz. Bu doğru bir yaklaşım değildir, bu doğru bir uygulama değildir. Üniversitedeki öğretim görevlisi baştan itibaren zaten kararını, serbest piyasa hekimliği yapmak veya bir devlet hastanesinde, kamu hastanesinde çalışmak veya üniversitede akademisyen olarak devam etmek adına kendisi vermiştir. Buradaki öğretim görevlilerinin ana hedefi… Israrla sağlığı ticarileştirerek “Bunların cepleri nasıl daha fazla para görür?” mantığıyla yaklaşmanın ötesinde, Türk tıbbında, sağlık alanında yetişmesi gereken insanların, öğrencilerin hangi şartlarda, hangi bilimsel araştırmalar yapılarak daha kaliteli, daha nitelikli nasıl yetiştirilmesi gerektiği aslında hepimizin ana gündem maddesi olması gerekmektedir. Biz komisyonlarda da Milliyetçi Hareket Partisi olarak Tam Gün Yasa’sının diğer alanlardaki uygulanma şekline karşı olmadığımızı ancak üniversite hastanelerinde öğretim görevlilerinin bulunduğu bir ortamda Tam Gün Yasası’nın mutlak suretle ya hep ya da hiç, hiçbir ayrım yapılmadan hepsine tanınan bir ayrıcalık veya hiçbirine tanınmayan bir imtiyaz olması noktasında ısrarcı tutumumuzu devam ettirdik.

Hekimleri “Tam Gün Yasası” adı altında çalıştırma adına yapacağımız bu düzenlemede üniversitelerde bir kaosun yaşanacağını, öğretim görevlilerinin serbest meslek icra etmek adına dışarıya çıkmak için kimlere hangi vaatleri vereceği, kimleri nasıl ikna edeceği konusunda tereddüt ve endişelerimizin olduğunu her defasında ifade ettik. Burada, huzurlarınızda şunu ifade etmek istiyorum ki bu yanlıştan dönelim yani bu yaptığınız düzenleme inanın ki Anayasa Mahkemesine tekrar götürüldüğünde, eşitlik ilkesine aykırılık teşkil ettiğinden, tekrar geriye dönecek.

Bakın, akşamın bu saatinde, daha önce haziran ayında “İki gün içerisinde yetiştireceğiz.” dediğiniz, hızlı bir şekilde komisyona getirdiğiniz ancak daha sonrasında “Genel Kurula geldiği zaman üzerinde bazı düzenlemeleri yapacağız.” demiş olmanıza rağmen sonunda tekrardan komisyona geri çekmek zorunda kaldığınız bu tasarı mahkemeden döndüğünde hem Meclisin hem de komisyonların zamanını boşuna harcadığımızı siz de görmüş olacaksınız.

Kanun hükmünde kararname ile yapılan bu düzenlemelerin içerisinde daha önce de mağduriyet yaratan bir kısım maddeler olduğunu ifade etmemize rağmen sözlerimize kulak vermediğiniz, bu kanunda yapmak istediğiniz düzenlemelerle aşikâr bir şekilde ortaya çıkmıştır.

Burada başta da değindiğim gibi, araştırmacı olarak atadığınız, özellikle Türkiye'de sayıları 2 bini bulan… Gerek soru önergesi ile gerek kanun teklifi vererek “Bunların bu mağduriyetlerini giderelim.” demiş olmamıza rağmen yirmi dört aylık bir süreden sonra bu konuya el atmanız gerçekten takdire şayandır.

Yükseköğretim kurumlarının kadrolarında bulunan öğretim üyeleri için yükseköğretim kurumları dışında geçen sürenin yine akademisyenlik yapıyor gibi kabul edilmesinin mantıklı, kabul edilebilir, anlaşılabilir hiçbir tarafı yoktur. Üniversiteler, bilim yuvaları, özerk yapısı olan alanları… Siz başka bir alanda görevlendirme yapıyorsunuz ve diyorsunuz ki: “Biz, sizin dışarıda geçirdiğiniz süreyi de akademisyenlik yapmış gibi, aynı şekilde kabul ediyoruz.”

Değerli milletvekilleri, buradaki akademik unvanı taşıyan, özellikle tıp fakültesinde öğretim görevlisi olan, dışarıda serbest çalışan eğitime katkı sağlamıyorsa, bilimsel bir faaliyet götürmüyorsa, öğrencilerin pratik ve teorik eğitimlerine katılmıyorsa, Allah aşkına, hangi hakla… “Dışarıda yapmış olduğu bu akademik statüyü üniversite çatısı altında yapmış gibi kabul ederiz.” demek vicdani ve mantıklı değildir. Yani, bu yanlıştan dönmek için önümüzde zamanımız var. Yani, bu konuda herkesin, özellikle Adalet ve Kalkınma Partisinin bu işleri bilen, öğretim üyeliğinden gelen, saygın kişilikleri olan aramızdaki değerli hocalarımızın –lütfen- mantıklı bir şekilde, sadece isteniliyor diye değil, akıl bunu gerektiriyor diye davranmasını hassaten kendilerinden rica ediyorum. Üniversitelerin öğretim görevlilerinin saygınlığını zedeleyecek bu uygulamanın ülkenin sağlık alanında gelecekte hayra vesile olmayacağı açıktır. Bakın, burada, Gülhane Askeri Tıp Akademisinde dışardan bir öğretim görevlisine bir serbestlik tanıyorsunuz “Yüzde 5 oranında, gelin, çalışın.” diyorsunuz. Şimdi, ben buradan sormak istiyorum: Siz dışarıdan bir öğretim görevlisine, hocaya, profesöre veya doçente, o konuda çok iyi yetişmiş ve ehil olan bir öğretim görevlisine “Gelin, hayati, gerçekten önem arz eden bu ameliyatı bu çatı altında yapın.” dediniz. Doktor geldi, ameliyatı orada yaptı, akşam oldu, doktor evine gitti. Peki, burada, dışarıdan alıp getirdiğiniz hocanın yaptığı bu işlemin akabinde takibi gereken bu hastanın idari sorumluluğunu, klinik sorumluluğunu, hukuki sorumluluğunu kim alacak? Bir kere, şunu hepimizin kabul etmesi lazım ki… Öğretim görevlisi -hangi çatı altında bulunuyorsa- dışarıdan gelene hangi gözle bakacak? Yani, şunu kabul edecek mi: “Ben yetersizim, bu işi yapamıyorum. Elinize sağlık, dışarıdan hoca getirdiniz, ben de onun burada -bağışlayın- ameleliğini yapacağım.” diyecek mi? Bunları demeyecekler. Dolayısıyla, bu düzenlemenin yanlış olan kısımlarından dönmemiz için önümüzde gerçekten zamanımız var. Dolayısıyla, burada herkes bu işin olabileceği bir şekilde, vicdanları rahat bir şekilde kararını ortaya koyarsa memleketimizin menfaatine olacağı kanaatindeyim.

Bakın, bu tasarıyla aile hekimlerine bir nöbet düzenlemesi getirdiniz. Şimdi, ben şurada sormak istiyorum Sayın Bakana... Komisyonlardaki görüşmemiz aşamasında da nöbetin hekimlik nosyonu içerisinde önemli bir yeri olduğunu, bu nosyondan uzaklaşmama adına, bir nöbet tutulmasının zaruri olduğunu ifade ettiniz. Peki, ben şimdi soruyorum: Bir taraftan böyle derken akademik unvanını almış, üniversite çatısı altının dışında görev yapan bir kişiye hâlâ siz “Akademik olarak da aynı şansı size tanıyorum, gidin, orada görev yapın, değerlendirebilirim aynı şekilde.” ifadesini nasıl kullanabiliyorsunuz? Bunun bir izahı olmadığını herkesin bilmesi gerekiyor.

Hekimler, sosyal yaşamlarından, özel hayatlarından bile fedakârlık ederek, Türkiye’de sağlığın gelişmesi anlamında, insanlarımızın sağlığıyla alakalı hiçbir görevden kaçmadan bu görevi üstlenen insanlar. Onların haklarını kendilerine sonuna kadar iade etmemiz lazım. Bence bu kanun tasarısının tamamından kazanacağımız herhangi bir şey olmayacak. Benden önceki hatibin de ifade ettiği gibi, Türkiye’de özellikle üniversitelerin yapısını, kurumsal bütünlüğünü, bilimsel özerkliğini zedelememe adına öğretim görevlilerinin standart, geçimini temin edebileceği bir parayı onlara temin etmek, diğer alanlarda çalışan hekim arkadaşlarımızın ve sağlık çalışanlarının hepsinin özlük haklarının iyileştirilmesi ve bugünkü, hastanelerde almış oldukları döner sermayelerin emekliliklerine yansıtılacak şekilde yeni bir düzenlemenin yapılmasıyla gerçekten herkesin beklediği ve takdir ettiği bir işi yapmış olacağımızı da ifade etmek istiyorum.

Bugün hastanelerde “katkı payı” adı altında hastalardan para alındığını hepimiz biliyoruz. Bakın, bu şehir hastanelerinden bahsedildi, kamu-özel ortaklığından bahsedildi. Bugün gerçekten, insanlar cepten harcama noktasında sağlık alanında tıkanma noktasına geldiler. Âdeta, hastaneye adımınızı attığınızdan eczaneye gittiğiniz her ana kadar, her defasında, bir şekilde sizin cebinizden mutlak suretle, birileri “şu nedenle, bu nedenle” diye para tahsil etmek cihetine gitmek durumunda kaldılar. Bunların, toplumun sağlığını düşünen hekimlerin suçu olmadığı kanaatindeyim. Bunların, uygulanan, kafası bu noktada karışık olan Adalet ve Kalkınma Partisinin sağlık politikalarının yerinde olmadığıyla ortaya çıkan gelişmeler olduğunu hepimiz biliyoruz. Dolayısıyla, “sağlıkta dönüşüm” adını verdiğiniz, memleketteki eskiye göre gerçekten takdir edilmesi gereken ve iyileşen kısımları olduğunda, çekinmeden her defasında ifade ettiğimiz kısımlarını övünerek ifade ediyorsunuz, biz de bunlara her defasında katkı veriyoruz. Ama yanlış olan şeyleri söylediğimiz zaman bu seslere kulak vermenizin gene aslında, sadece bizim değil sizlerin de menfaatine olacağını huzurlarınızda ifade etmek istiyorum.

Değerli milletvekilleri, Türkiye’de hep karşımıza şöyle bir ifadeyle geliyorsunuz: “İnsanlarımızın hastaneye, polikliniklere, acil servislere erişebilirliğini kolaylaştırdık.” Bunu daha önce komisyonlarda da konuştuk. 2002 yılını milat olarak kabul ediyorsunuz, diyorsunuz ki: “O zaman Türkiye’de yaşayan bir vatandaş yılda 2,2 kez giderken şimdi 8,2 kez veya 8,7 kez hastaneye gider duruma geldi.” Allah aşkına, bunun övünülecek bir tarafı var mı? Yarın diyelim ki 15 kez gitti, 20 kez gitti, bu neyi gösteriyor? Bu şunu gösteriyor: Artık insanlar düne göre sağlıklarından daha fazla kaybetmiş durumda. Ya bunu gösteriyor veya da sağlığa erişim bu kadar kolaysa ve defaaten gidiyorsa demek ki gittiği hekimden netice alamıyor ve bu karşımıza ne olarak yansıyor? İnsanların evlerine gidip bakın, karnelerini inceleyin. Bir bakın, gidiyorlar da ne oluyor? Bir doktora gidiyor, “Netice alamadım.” diyor, kalkıyor öbürüne gidiyor, kalkıyor öbürüne gidiyor, kalkıyor öbürüne gidiyor. Her defasında şunu ifade ediyoruz: Önemli olan, sağlık hizmetinde temelde yakalamamız gereken şey sayısal çoğunluk değil. Hekimin hiçbir masraf gerektirmeyen, hastayla karşılaştığı zaman “anamnez” dediğimiz öykü alma kısmını uzun tutabileceği bir sistemi oturtursak hem Türkiye’de sağlık alanında bütçeden sağlığa ayırdığımız tedavi edici hizmetlerdeki devletin harcamış olduğu parayı azaltırız hem de insanlarımız daha kaliteli, nitelikli hizmet alırlar. O zaman bu işten hekim de mutlu olur, hasta da mutlu olur.

Bakın, Türkiye’de yapılan radyolojik incelemelerin sayısına bakın. İlaç fiyatlarını düşürdünüz, çok doğru bir uygulama yaptınız, bunu takdir ediyoruz ancak Türkiye’de ilaç fiyatları düşmüş olmasına rağmen nüfusumuza orantının çok daha üstünde bir sayıyla ilaç kutu sayısının tüketilmesini nasıl ifade ediyorsunuz? Bunu nasıl izah edeceksiniz? Bu işte bir çelişki yok mu? Dolayısıyla, burada erişebilirliği kolaylaştırmak önemli olmakla beraber, ama sağlık hizmetinde kaliteyi artırmadan, insanların gittiğinde sadece “Eriştik, mutlu olduk.” demesinin ötesinde hem sağlık çalışanının hem hekimin hem de herkesin mutlu olduğu bir ortamı birlikte yakalayabiliriz.

Maddeler üzerinde tabii ki daha çok konuşacağımız şeyler olacak. Burada bu düzenleme içerisinde özellikle acil servislerin, 112’de çalışan arkadaşların ve başka alanlardaki nöbet paralarının artırılması, yüzde 50 oranında artırılması; bu doğru bir yaklaşım. Yani, Türkiye’de sağlık çalışanlarına, zor şartlarda çalışan insanlara bir şeyler yapabilme arzusu içerisinde olduğunuzu görmek elbette ki takdir edilecek ve uygun olan şeyler ama her defasında şunu ifade etmek lazım ki özellikle ülkenin sağlığını emanet ettiğimiz hekimlerin yetiştirilmesi noktasında üniversitelerde gecesini gündüzüne katan, akademik çalışma yapan, kendi tercihiyle esas olarak “Ben bu ülkenin sağlık alanında hizmetkârı olacak hekim yetiştireceğim.” diyen öğretim görevlilerine, profesörlere, doçentlere Allah rızası için –bakın, tekrar söylüyorum Allah rızası için- dokunmayın. Yapmayın bunu, inanın bundan bu ülke fayda görmeyecek. Bu, bu ülkenin menfaatine olacak olsa inanın ki biz de size destek oluruz ama hem üniversitenin kendi iç dinamiklerini bozan, üniversite yönetim kurullarına âdeta ne yapıp da serbest meslek icrası için ön alacağım diyecek tavrı ortaya koyacak öğretim görevlileri yaratmayın. Orada diyorsunuz ki: “Ben sizin üç aylık performansınıza bakacağım, ona göre, yeterli görürsem size serbest meslek icrası için müsaade edeceğim.” Yani bu şu anlama gelecek: O zaman bu hakkı elde etmek adına rastgele     -bir cerrahı düşünün- önüne geleni ameliyat yapmak zorunda kalacak. Söylemişsiniz peşin peşin kriteri, “Ne kadar kazanırsan, ne kadar kazandırırsan, ne kadar benim istediğim şekilde hasta bakarsan ben sana bunun karşılığında serbest meslek icrası için yetki veririm.” diyorsunuz.

Tabii ki bir de üniversitedeki, Türkiye’deki mecburi hizmet konusuna da değinmek lazım. Bu mecburi hizmet konusunu komisyonda da çok tartıştık. Gerçekten ülkede zor şartlar altında eğitimini tamamlayan, bitirmiş olduğu pratisyen hekimlik, uzmanlık, yan daldan sonra mecburi hizmete gitmek zorunda olan insanlar varken belli bir süre eğitimini dışarıda yapmış olanlara mecburi hizmet zorunluluğunu kaldırmanın içeridekilerin vicdanlarını rahatsız edeceğini ifade ediyor, bu düşüncelerle yüce Meclisi saygılarımla selamlıyorum. (MHPve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Öz.

Şahıslar adına ilk söz, Tekirdağ Milletvekili Sayın Candan Yüceer’in.

Buyurunuz. (CHP sıralarından alkışlar)

CANDAN YÜCEER (Tekirdağ) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 480 sıra sayılı Sağlık Bakanlığı ve Bağlı Kuruluşlarının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’nın tümü üzerine şahsım adına söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi ve ekranları başında bizleri izleyen yurttaşlarımızı sevgi ve saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, bu torbanın ağzını açmadan önce ben torbanın öyküsünü anlatmak istiyorum. Umarım anlaşılabilirim çünkü torbanın uzun ve karmaşık bir hikâyesi var. Hukuk ve usul açısından, sağlık hizmetleri açısından, Meclisin yasama faaliyetleri açısından ibretlik bir öyküsü var. Hikâyede birçok iptal ama güçlü ısrar var, hukuk tanımazlık, yasa tanımazlık var, çok sayıda mağdur, çaresiz insan var, yitirilen canlar, gözyaşı var ve torbada delik var.

Üniversite ve sağlık personelinin tam gün çalışmasına dair 21 Ocak 2010 tarih ve 5947 sayılı Kanun’u partimiz 11 başlık altında Anayasa Mahkemesine götürdü ve Anayasa Mahkemesi tam gün çalışmasıyla ilgili hükümleri Anayasa’ya aykırı bularak iptal etti. Sağlık Bakanlığının, iptal kararının üniversite öğretim üyeleri dışındaki kamuda çalışan hekimleri kapsamayacağına dair ibaresi de Danıştayın 5. Dairesi kararıyla durduruldu. Anayasa Mahkemesi ve Danıştay kararlarına rağmen, 26 Ağustos 2011’de 650 sayılı Adalet Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’ye ilişik bir şekilde çeşitli kurumlardaki sağlık çalışanlarının çalışmasını yasaklayan yasaklar tekrar geldi ve üniversite hastanelerinde görev yapan ve muayenehanesi olan öğretim üyelerine gelir getirici faaliyet kapsamında olduğu gerekçesiyle hastalara el sürme yasağı gelirken öğretim üyelerinin üniversite hastanelerinde sadece eğitim ve öğretim faaliyetlerinde bulunabileceği bildirildi. Özellikle, branşında çok özel olan hekimlerin hasta bakamamasından dolayı yaşanılan dramlar aylarca kamuoyunun gündemindeydi. Kanun hükmünde kararnameye eklenen geçici maddeyle, yürürlüğe girdiği tarihten itibaren iki yıl boyunca bu öğretim görevlilerine ücretsiz izin kullanma hakkı tanındı ve bunu kullanan hekimler âdeta bir yaprak dökümü şeklinde ve diğerleri de, muayenehanesi olan hekimler de hastaları elleyemediği için üniversite hastanelerinde ciddi anlamda maddi ve manevi kıyımlar yaşandı. Bakın, Tam Gün Yasası’nın yürürlüğe girdiği 26 Ağustosla 21 Kasım arasındaki üç ayda 246 hekim emekli oldu, 1.157 hekim istifa etti, 26 hekim ücretsiz izne ayrılırken muayenehanesini kapatarak tam güne geçen hekim sayısı 508 oldu.

Cumhuriyet Halk Partisi, 650 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin bazı hükümlerinin iptali ve yürürlüğünün durdurulması için Anayasa Mahkemesine dava açtı ve Anayasa Mahkemesi, 650 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin devlet, üniversite hastaneleri, Türk Silahlı Kuvvetleri, GATA gibi değişik kurumlarda çalışan hekimlere çalışma yasakları getiren hükümlerini yetki kanunu kapsamına girmediğinden dolayı iptal etti.

60’ıncı Hükûmet döneminde, 3 Mayıs-3 Kasım tarihleri arasında kullanılmak için alınan kanun hükmünde kararname yetki yasasının dolmasına sadece bir gün kala bir dizi, 12 tane kanun hükmünde kararnameyle beraber 663 sayılı Kanun Hükmünde Kararname de çıkarılmış oldu ve bu kanun hükmünde kararnameyle Sağlık Bakanlığının teşkilat yapısı baştan aşağı değiştirilmiş oldu.

Sağlık Bakanlığının teşkilat şeması ve işleyişiyle ilgili düzenleme, bugüne kadar, 12 Eylül askeri darbesi sonrası 1983 yılında demokrasiye ara verilen dönemde çıkarılan 181 sayılı Sağlık Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkındaki Kanun Hükmünde Kararname’yle otuz yıldır yürütülmekteydi. Bir düzenlemeye gerçekten ihtiyaç vardı ancak 663 sayılı Kanun Hükmünde Kararname de darbe sonrasının uzlaşmadan, iş birliğinden uzak anlayışıyla hazırlandı maalesef. Mecliste görüşülmeden, sosyal taraflara, meslek odalarına fikri sorulmadan, önemsenmeden, kapalı kapılar arkasında birkaç bürokratın ve onun dışındaki, bazı çevredeki kişilerin dışında kimsenin bilmediği kanun hükmünde kararname çıkarma Meclisin çalışma yöntemi oldu yani usulsüzlük usul oldu.

663 sayılı KHK ile Sağlık Bakanlığının idari yapılanmasında, sağlık personelinin çalışma prensiplerinde ve kamusal sağlık hizmetlerinin sunumunda köklü değişikliklere gidildi ve genel olarak, sözleşmeli ve performansa dayalı çalışma temel çalışma modeli oldu. Bu kanun hükmünde kararnameyle birlikte “kullanım ve iş birliği” adı altında, tıp fakülteleri Sağlık Bakanlığına bağlı sağlık kurumu hâline getirildi. İkinci ve üçüncü basamak sağlık kurumlarının il düzeyinde kamu hastane birlikleri kurularak işletilmesi hedeflendi. Kamu hastane birlikleri, bu birlik hastanelerinin gruplandırılması, sağlık personeline ikamet mecburiyeti ve hukuki yardım gibi birçok düzenleme yapıldı. Kamu hastane birliği ve istihdamın sözleşmeli olması ve bu sözleşmeli personelin tüm çalışma usul ve esaslarının tüm olarak Sağlık Bakanlığının inisiyatifine bırakılması çalışanlara vurulan en büyük darbe oldu.

Bir gecede 12 tane kanun hükmünde kararname çıkarılınca, eksiği, yanlışı da çok olunca yedi ay sonra bu kanun hükmünde kararnamenin, 663 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin tekrar Genel Kurulda düzeltilmesi gerekti ve 15 Şubat 2013’te de Anayasa Mahkemesi 663 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin bazı hükümlerini iptal etti. İşte, ikamet etme mecburiyeti, denetim görevlilerinin talebi hâlinde gerçek kişilerin özel hayatının gizliliği kapsamındaki bilgiler dâhil bütün bilgilerin verilmesi zorunluluğu, sağlık meslek kurullarının meslekten geçici men ve sürekli men kararı verebilmesi gibi birçok düzenlemeyi iptal etti.

Bugün Genel Kurula indirilen torbada 663 no.lu KHK’yla beraber tam gün de var. Tam gün defalarca Anayasa Mahkemesinden döndü, 663 no.lu Kanun Hükmünde Kararname de döndü. Ee, buradaki çelişki, yanlış nedir acaba? Şimdi, getirmeye, yapmaya çalıştığınız yasalar, uygulamalar eğer hukuka, yasalara uygunsa Anayasa Mahkemesi bunu neden iptal ediyor? Bir diğer taraftan, hukuka uygun olmayan, yasaya uygun olmayan uygulamaları neden tekrar tekrar Genel Kurula, Meclis çatısı altına getiriyorsunuz? Bunun adı “yasa tanımazlık” değil midir? Bunun adı “hukuk tanımazlık” değil midir? Bunun adı “kural tanımazlık” değil midir? Herhâlde Sayın Bakanın bir cevabı olacaktır.

Buraya kadarki, bu işin hukuki ve Meclis boyutu, bizim yaşadıklarımız. Asıl kargaşayı ve çileyi, ne yapacağını, nereye gideceğini bilemeyen hastalar ve sağlık çalışanları yaşadı yani bu dayanaksız, altyapısız, hukuksuz bir şekilde çıkarılan yasaların sağlık hizmeti alanlar ve sunanlar tarafındaki yansıması tam anlamıyla bir kaos oldu. Doğabilecek sıkıntılar önceden hesap edilmedi ya da umursanmadı.

Oysaki bu uygulamalardaki sıkıntılara dikkat çekmek için sağlık çalışanları -ki sağlık hizmetlerinin problemlerini ve çözüm önerilerini en iyi değerlendiren grupların bunlar olduğunu biz biliyoruz ve kabul ediyoruz- Türkiye’nin dört bir yanında eylemler yaptı, bakanı ve bürokratları bu konuda uyarmaya çalıştı. Karşılaştıkları muamele, “Paracı doktorlar gürültü yapıyor.” oldu. Bu plansız, altyapısız uygulamaların ne gibi sorunlara yol açabileceğini, Sayın Bakan, eşinin ve Başbakanın başına gelince anlayabildi. İlk önce, bağırsaklarındaki rahatsızlık sebebiyle Başbakan için tam gün delindi, daha sonra da eski bakanımızın eşi için tam gün delindi.

Başbakan ülkesi için, sevenleri için, ailesi için muhakkak ki çok kıymetli ancak size o günlerde annesinin bana ulaşmaya çalıştığı ve ulaştığı 3 yaşındaki Mehmet Arda’dan bahsetmek istiyorum: Mehmet Arda da ailesinin en kıymetlisi tabii ki. Onun da doğumsal olarak her iki kulakta “sensörinöral” dediğimiz işitme kaybı var ve koklear implant olması gerekiyor. Annesi çaresizce kapı kapı dolaşıyor, herkese ulaşmaya çalışıyor çünkü tam gün çıkmış, performansa giremediği için doktorları ameliyat yapamıyor ve onun için tam gün –maalesef- delinmedi. Ama, işte, Başbakan için delinebilen, Bakanın eşi için delinebilen bu tam günle birçok hasta mağdur oldu…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

CANDAN YÜCEER (Devamla) – …ameliyathane kapılarından geri döndü. Sadece hastalar değil, tabii ki devam edeceğiz diğer maddelerde de bunları anlatmaya ama asistanlar, öğrenciler, tıp eğitimi gerçek anlamda zarar gördü.

Hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Yüceer.

Şahıslar adına son söz Kayseri Milletvekili Sayın İsmail Tamer’e aittir.

Buyurun Sayın Tamer. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

İSMAİL TAMER (Kayseri) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 480 sıra sayılı Sağlık Bakanlığı ve Bağlı Kuruluşlarının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’yla ilgili şahsım adına söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Ayrıca, 3 Aralık Dünya Engelliler Günü, engellilerimizin Dünya Engelliler Günü’nü kutluyorum, engelsiz bir hayat diliyorum.

Değerli milletvekilleri, biraz önce, benden önce, BDP Grubundan konuşan arkadaşımız hariç, diğer arkadaşlarımızın hepsi doktor arkadaşlarımız. Sanki Türkiye’de görev yapmamış bu arkadaşlar, sanki bu ülkede mezun olmamış, bu ülke hastanelerinde çalışmamış olan arkadaşlar gibi, uzaydan gelmiş gibi hitap ettiler. Gayet, böyle, büyük bir hayret içerisinde izledim. Nedeni şu: Hafızayı beşer nisyan ile malûldür. Evet, bu arkadaşlarıma hatırlatmak istediğim bu. 2002 yılı öncesinde Türkiye’deki sağlıkla ilgili, hastanelerdeki çilelerle ilgili, hastaların gidip saatlerce kuyruk bekleyip muayene olamadan geri döndükleriyle ilgili herhâlde hatırlatma yapmama gerek kalmayacaktır, hepsi hatırlayacaktır.

Bir düşünün bakalım değerli arkadaşlar. O zaman, değişik değişik kurumlar, hastaneler söz konusuydu. Hiçbir hastane kendi başına hareket edemeyecek durumdaydı ve gittikleri zaman, hastaların saatlerce sıra bekletilip muayene edildiği, tam teşekküllü bir tahlil, tetkik, röntgen, MR hiçbir şekilde çekilmeden, onların sadece reçete yazarak gönderildiği, tedavi edilmediği bir dönem söz konusu idi. Bunlar çabuk unutuldu. Yine, aynı şekilde, yazılan reçetelerin eczanelerden alınamadığı, her hastanın, her eczaneye gidemediği ve ilacını alamadığı bir dönemden bahsediyorum ben.

Biz de doktorduk, ben de doktordum, yazdığım hastaların ilaçlarını kesinlikle hastalar çeşitli eczanelerden alamıyor sadece kendisine mahsus tahsis edilmiş eczanelere gidiyorlardı. Hele SSK’yla ilgili bir hasta portföyü vardı, SSK’lı hastalar giderler, saatlerce sıra beklerler ve muayene olamadan ertesi güne kalırlardı.

BÜLENT BELEN (Tekirdağ) – 2002 öncesi…

İSMAİL TAMER (Devamla) – Evet, 2002 öncesinden  bahsediyorum.

BÜLENT BELEN (Tekirdağ) – Yeter, on yıldır iktidardasınız!

İSMAİL TAMER (Devamla) –  Bunun yanında, bu SSK’ya giden 150-200 hastayı bir doktor arkadaşım muayene etmek zorunda kalırdı. Sadece muayene etmek değil, onar kişiyi sıralayarak -önüne dizerek- daha hastaya “Şikayetin ne?” diye sorup hastada “Midem ağrıyor.” dediğinde, mide ilaçlarını yazıp gönderdiği…

BÜLENT BELEN (Tekirdağ) – Onu sen mi yaptın?

İSMAİL TAMER (Devamla) – Başka eczaneye değil, sadece SSK içerisindeki eczaneye gidip, orada yine saatlerce kuyruk bekleyip, sıra  bekleyip yine çok kalem ilacını almadan evine giden, aynı şekilde de orada devam eden, bir sürü ilaç…

ALİ ÖZ (Mersin) – Kuyruklar bitti mi İsmail Ağabey? Gel, gidelim bakalım, bitti mi kuyruklar?

İSMAİL TAMER (Devamla) – Evlerin âdeta ilaç stoklarıyla dolu olduğu bir günü hatırlatmak istiyorum değerli arkadaşlar.

Tabii pek çok şey oldu. “Sağlıkta Dönüşüm.” 2002 sonrasında, büyük bir devrim meydana geldi, sağlıkta  devrim yaptık. Neler yaptık? Hastaneleri tek çatı altında birleştirdik. Neler yaptık? Herkesin nüfus cüzdanıyla… Biraz önce, Aytuğ arkadaşımın “Nüfus cüzdanıyla gidemiyor.” dedikleri yere her arkadaşım nüfus cüzdanıyla gidiyor. Artık, bu aydan sonra da avuç okuma sistemiyle gidebilecek duruma geleceğini de hatırlatmak istiyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Önce avuç, sonra canına okuyacak insanın.

İSMAİL TAMER (Devamla) – Siz, değerli arkadaşlar, nisyan… Bakın, çok çabuk unutuyoruz. Lütfen, lütfen, unutmayalım.

ALİ ÖZ (Mersin) – Tam güne gel İsmail Ağabey.

İSMAİL TAMER (Devamla) - Tam güne de geleceğim, oraya da geleceğim değerli arkadaşlar.

ALİ ÖZ (Mersin) – Yani adil mi? GATA’da ayrı, eğitim hastanesinde ayrı, üniversitede ayrı, adil mi?

İSMAİL TAMER (Devamla) _ Bak, değerli arkadaşım, ben de seni çok iyi tanıyorum, çok da takdir ediyorum; İyi olan şeyleri de takdir ediyorsunuz ama genel anlamda takdir edeceğiniz şeyleri burada farklı şekilde ifade etmeyi de ben doğrusu yakıştıramıyorum.

Değerli arkadaşlar, 11/10/2011 tarihli 663 sayılı Sağlık Bakanlığı ve Bağlı Kuruluşlarının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname’ye karşı açılan iptal davasında Anayasa Mahkemesi, Bakanlar Kuruluna kanun hükmünde kararname çıkarma yetkisini veren 6223 sayılı Yetki Kanunu kapsamında bulunmadığı gerekçesiyle mezkûr kanun hükmünde kararnamenin bazı hükümlerinin yetki yönünden iptaline karar vermişti. Gerek iptal edilen hükümlerin yeniden düzenlenmesi gerekse uygulamada görülen ihtiyaçların karşılanması maksadıyla 663 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’de değişiklik ve düzenlemeler yapıldı. Bu kanun değişiklikleriyle birlikte, sözleşmeli personel ile sözleşme yapma yetkisi yeniden belirlendi ve genel sekreter, başkan ve hastane yöneticilerinin sözleşme yetkisi bakana verildi.

Burada bir şeyi daha size hatırlatmak istiyorum. Ben de başhekimlik yaptım. Benim yaptığım dönemde de, diğer arkadaşlarda da, 2002 yılı öncesinde de, 2002 yılından sonra da yine yapmış olduğumuz bu 663 sayılı personel kanunundan önce, benim 18 başhekim yardımcım vardı, ne işe yarar bilemiyordum tabii, o zamanlar. Gayet, öz eleştiriyle söylüyorum.

BÜLENT BELEN (Tekirdağ) _ Sen onları çalıştırmayı bilememişsin.

İSMAİL TAMER (Devamla) _ İşte, bu çarpıklıkları ortadan kaldırmak adına, zaten doktor eksiği olan Türkiye’deki doktor sayısını atıl şekilde kullanmamak adına bu kanun yapıldı. Bugün için de genel sekreterlikler kuruldu ve çok iyi bir şekilde de devam etmektedir.

Halkımıza kesintisiz sağlık hizmetleri verilebilmesi bakımından, sağlık personelimizin ikamet mecburiyeti kaldırıldı.

Acillerde, yoğun bakımda, 112’de nöbet tutanların ücretlerinde yüzde 50 oranında zamlar yapıldı.

ALİ ÖZ (Mersin) _ “İyi” dedik Ağabey!

İSMAİL TAMER (Devamla) _ Mecburi hizmetlerini özellikle 5 ile 6’ncı bölgelerde yapanların, tekrar bu mecburi hizmete gittiklerinde… Özellikle aile hekimi olduktan sonra mecburi hizmetler kaldırıldı.

Tıp fakültesinin 6’ncı sınıfında okuyan yabancı öğrencilere de mali yardımlar getirildi.

Askerî hastanelerde çalışan tabip ve diş tabibi gibi bu sağlık personeline -100 puan artırılarak- aşağı yukarı 800 TL’lik bir artış söz konusu oldu.

Araştırmacı kadrolarına atananların mali kayıpları telafi edildi.

Aile hekimlerine ve tüm hekimlere iş yeri hekimliği durumu getirildi.

Biliyorsunuz, bundan önceki aile hekimlerinin sertifikaları vardı, bu sertifikalar olursa ancak iş yeri hekimliği yapabiliyorlardı, bunlar kaldırıldı. Mevcut aile hekimliğini ifa ederken uzmanlık eğitimi almaları hâlinde devlet hizmeti yükümlülüklerini yapmış sayılmaları hususu getirildi.

Sağlık kurum ve kuruluşlarında görev yapan personele karşı kasten müdahale edenlere, yaralama suçu gibi kabul edilerek, artık kanuni cezalar verilmeye başlanacaktır.

Yine, Anayasa Mahkemesinin kararına binaen öğretim üyelerine iki seçenek sunduk. Biliyorsunuz, mesaiden sonra, saat beşten sonra devam etmeleri, özel muayene edebilmeleri; kabul etmeyenlerin, yüzde 50’sini de dışarıda, özel hastanelerde yine muayenelerini yapabilmeleri söz konusu oldu.

Sünnetle ilgili…

ALİ ÖZ (Mersin) – Muayenehane yok Ağabey, muayenehane yok!

İSMAİL TAMER (Devamla) – Muayenehane yok, muayenehaneleri kapattığımızı söylemiştik zaten.

ALİ ÖZ (Mersin) – Kayıtlara doğru girsin, muayenehane yok.

İSMAİL TAMER (Devamla) – Sünnet ameliyesinin yalnızca tabiplerce yapılabileceğini ifade ediyoruz. Olağanüstü ve istisnai hâllerde, Bakanlıkça düzenlenen eğitimi alan kişilerce, hekim gözetimi yapılmaksızın…

MEHMET HİLAL KAPLAN (Kocaeli) – Nedir olağanüstü durum, nedir?

İSMAİL TAMER (Devamla) – Özellikle, sünnetlerin hekimler tarafından yapılması sağlandı.

Türk Silahlı Kuvvetleri muharip mensupları ve Emniyet Genel Müdürlüğü personeline özel durumlarda müdahale etme yetkisi getirildi.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Vicdanınıza sığdı mı bu?

İSMAİL TAMER (Devamla) – Yine, sağlık meslek liselerinde artık, hemşirelerin…

Sizin, Aytuğ Bey, sözünüze bir cevap olarak da bunu ifade etmek istiyorum: Lise mezunu sağlık hemşirelerinden artık kurtuluyoruz. Bunlarla ilgili, bu son alınan, mezun edilecek talebelerin haricinde artık üniversite ve iki yıllık meslek yüksekokulları getirildi ki bu da önemli bir gelişme olarak karşımıza çıkmış oldu.

Bunların hepsi yeni, bir yeniliğin ortaya çıkmasıdır. Biz hekimlerimizi seviyoruz. Profesörler çok kolay yetişmiyor, biz bunların hep farkındayız. Öğretim üyeleri kolay yetişmiyor, doktorlar kolay yetişmiyor. Biz bunların hepsini göz önüne alarak bu çıkaracağımız kanunla o hocalarımıza saygımızı iletiyoruz, sevgimizi iletiyoruz. İnşallah, iyi olacak diyorum.

Hepinize, bu duygu ve düşünceler adına, şahsım adına tekrar saygılar sunuyorum.

İyi akşamlar diliyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Soru-cevap işlemine geçiyorum.

Sayın Belen…

BÜLENT BELEN (Tekirdağ) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, ben kendi seçim bölgemdeki Çorlu Devlet Hastanesiyle ilgili birkaç kelime etmek istiyorum.

Kesin kabulü yapılmadan 2002 yılı Ekim ayında hastaneyi zorlayarak taşıttınız ve taşınmaya direnen, 2009’da da Çorlu’dan belediye başkan adayı olan Recep Selvioğlu’nu başhekimlikten azlettiniz. Taşındığınız hastanede sıkıntılar taşınıldığından beri bitmiyor. Beş ay sonra benim annem hastaneye yattı. Kapı kolunun fotoğrafını göstereyim Sayın Bakan, bu tarafa doğru bakarsanız. Beş ay sonra, TOKİ’nin kadrolu müteahhidi Sayın Cemal Kaya’nın yaptığı inşaatın kalitesi bu ve her yağmur yağdığında hastaneyi su basıyor. Bazen yetkilileriniz diyor ki: “Belediye altyapıyı yapmadığı için su basıyor.” Tam tersine, müteahhit firma hastanenin su giderlerini, seviyesini ayarlayamadığı için her yağmur yağdığında hastaneyi su basıyor ve mikrop ürüyor. Buna müdahale edecek misiniz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Erdoğan…

MEHMET ERDOĞAN (Muğla) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakan, iktidarınız döneminde Muğla’ya hiçbir sağlık yatırımı yapmadınız. Yılan hikâyesine dönen Muğla Araştırma Hastanesi, Ortaca Devlet Hastanesi ve Bodrum Devlet Hastanesi inşaatlarına başlayacak mısınız? Başlayacaksanız, ne zaman başlayacaksınız? Başladığınız inşaatları ne zaman bitirip bu hastaneleri hizmete açacaksınız?

Yine, 663 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’yle birçok idareciyi araştırmacı kadrosuna atadınız ve bunların özlük haklarını da gasbettiniz. Şimdi, bu tasarıyla bunların bir kısmı iade ediliyor. Bu geçen dönemdeki iki-iki buçuk yıllık haklarını da iade edecek misiniz, yoksa onların haklarını öldürecek misiniz?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Demir…

NURETTİN DEMİR (Muğla) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, Muğla’da, yılan hikâyesine dönüşen ve inşaatı duran bir Datça Devlet Hastanesi var. Datça, merkeze ve Marmaris’e uzaklığı 100 kilometre  dolayında olan bir ilçemiz; yaz nüfusu, turisti oldukça kalabalık ancak sağlık hizmeti alamıyorlar. Uzman yok, hekim yok ve bu hastane de bir türlü bitmiyor, ne zaman bitecek?

İkincisi: Özellikle üniversitelerde asistan ve yan dal uzmanları olmadığı için, birçok üniversitede hasta odalarının kapatıldığı, akademik çalışmaların yapılmadığı biliniyor ve bunları size daha önce de ilettiğimiz hâlde üniversitelerin bu personel, hekim ve asistan takviyesi ne zaman yapılacak?

BAŞKAN -  Sayın Eyidoğan…

HALUK EYİDOĞAN (İstanbul) – Teşekkür ederim Başkan.

Acil ihtiyacı raporlarla tespit edilen kanser hastalarının yurt dışından getirilmesi gereken özel ilaçlarının izin süreci çok uzundur. İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumundan alınan izin süreci Türk Eczacıları Birliğine gecikmeli gelmekte, bu da hastaların hayatıyla oynanması anlamına gelmektedir. Bu sürecin kısaltılması için bir çözüm düşünüyor musunuz?

BAŞKAN – Sayın Kaplan…

MEHMET HİLAL KAPLAN (Kocaeli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakanım, Kocaeli ili Gebze ilçesinde Fatih Devlet Hastanesinin ek bina inşaatı yapılmasına karar verildi, ihaleye açıldı, ihale yeni eleman tarafından başlanmadan iptal edildi. İptal gerekçesini öğrenmek istiyorum.

Yine, bölgemizde, özellikle ilçelerde çok sıkça yaşanan bir konu var. Aile hekimleri cenazelerin defin ruhsatlarının işlemleri esnasında belediye tabipleri olmuş olmasına rağmen ve bölgede adli tabip uzmanı olmuş olmasına rağmen, bu arkadaşlarımız poliklinik sırasında görevlerinden alınarak cenaze defin ruhsatı işlemleri için köye veya ilgili yere götürülmektedir. Bununla ilgili bir tedbir almayı düşünüyor musunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Işık…

ALİM IŞIK (Kütahya) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakan, Hükûmetinizce yeni uygulamaya konulan hastanelere gelen hastaların avuç okuma uygulamasının gerekçesi nedir? Bu konuda, hastaların özel bilgilerinin başkalarına satılmasıyla ilgili ne gibi tedbirler alındı? Bir endişeniz var mı bu uygulamayla ilgili?

İkincisi: Hâlen mecburi hizmet yapmamış ve yurt dışında bulunan kaç hekim bulunmaktadır? Bunlar içerisinde bazı Meclis üyelerinin çocukları olduğu iddiaları doğdu mudur? Doğruysa kaç kişi bu durumdadır? Bu uygulamayı adaletli buluyor musunuz?

Son olarak da bir yılan hikâyesine dönen Kütahya Devlet Hastanesi yapımı ne aşamadadır? Bu konuda gelinen nokta nedir?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Öz…

SAKİNE ÖZ (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Kula Devlet Hastanesinde ve Alaşehir Devlet Hastanesinde eksiklikler vardır, vatandaşlarımızın şikâyetleri bu konuda artmaktadır. Kula Devlet Hastanesi uzman doktor yetersiz olduğu için, sadece sevk yapan hastane konumundadır. Çocuk doktoru ve radyoloji uzmanı kadrolarında eksiklikler vardır. Bakanlığınız 2014’te Kula Devlet Hastanesinde bir kadro düzenlemesine gidecek midir?

Yine, Alaşehir’de yeni yapılan devlet hastanesinin de aynı nitelikte, sevk merkezi olarak çalıştığı iddia edilmektedir. Hasta yakınları doktor eksikliğinden yakınmakta, aralık ayında kaloriferlerin bile yakılmadığı anlatılmaktadır. Hastanedeki sağlık personeli eksikliği yüzünden birçok sağlık çalışanına fazla nöbet yazılmaktadır. Hastane yönetiminin yeni binaya taşınırken demirbaş malzemeyi kendi sağlık personeline taşıttığına dair fotoğraflar da elimizde mevcuttur. Ayrıca, hastanede yakıt tasarrufu yapmak adına hem yatan hastalara hem de sağlık personeline “Kendi evinizden katalitik soba ve UFO getirin.” dendiğine dair iddialar…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Karaahmetoğlu…

SELAHATTİN KARAAHMETOĞLU (Giresun) – Ülkemizde 24.000-24.500 civarında eczane vardır. Bu eczanelerin üçte 1’i gizli iflasla karşı karşıyadır. Dileğimiz, böyle bir olayın yaşanmamasıdır. Şayet  yaşanırsa 12 bin eczane kapanacak, 12 bin eczacı işsiz kalacak, yaklaşık 36 bin personel de işsiz kalacaktır, aileleriyle birlikte yaklaşık 200 bin insanımız ekonomik sıkıntı çekecektir. Bunun farkında mısınız? Farkında iseniz çözüm öneriniz var mı?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Acar…

GÜRKÜT ACAR (Antalya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, şehir hastanelerini “kamu-özel ortaklığı” adı altında ballı börek yapıyorsunuz. Bu hastanelerin arsasını hazineden tahsis edip, yirmi beş yıllık gelirlerini yatırımcıya bırakıp, aldığınız hizmet için ayrıca ücret ödeyip, üstüne üstlük kampüs içindeki çiçekçisinden marketine, otoparkından gasilhanesine kadar pek çok gelir getirici alanı da yine işletmeciye bırakıyorsunuz. İşletmeci açısından bakarsanız “Oh ne âlâ memleket!” Ama, yaptığınız iş hem kamuyu ve halkı zarara uğratmaktadır hem de Anayasa’ya aykırıdır. Anayasa Mahkemesi bunu iptal ettiği hâlde bir kez daha getirip kanunlaştırdınız. Başbakanın yirmi yıllık hayali ülkemizin yirmi beş yıllık geleceğini yutmuş olmuyor mu?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Düzgün…

ORHAN DÜZGÜN (Tokat) - Sayın Bakan, geçtiğimiz yaz döneminde, Tokat, bütün vilayet -ilçeleri de dâhil olmak üzere- sadece 1 kadın doğum uzmanı tarafından idare edilmeye çalışıldı yani 650 bin nüfusa 1 kadın doğum uzmanı baktı ve en sonunda, bu kadın doğum uzmanı arkadaşımız da görev başında kalp krizi geçirdi. Biz, ana branşlarda -özellikle Anadolu’daki- hekimlerin bulunamayacağını, bu eksikliğin giderilemeyeceğini defalarca burada dile getirdik. Bu sistemle ilgili, özellikle ana branşların Anadolu’da istihdamıyla ilgili herhangi bir değişiklik yapmayı düşünüyor musunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN -  Sayın Işık…

MUHARREM IŞIK (Erzincan) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Sayın Bakanım, geçen yıl da sormuştum Erzincan  Devlet Hastanesinin durumu ne olacak diye. Siz, o zaman, Erzincan Devlet Hastanesine bu sene başlanacağını söylemiştiniz, hatta söz vermiştiniz, ama bu sene başlanmadı. 2014 bütçesine baktığımız zaman orada da görünmüyor.

Ayrıca, Erzincan AKP milletvekili gazetelere verdiği demeçte, halk sağlığının, ilk sağlık müdürlüğü laboratuvarının ve 1 no.lu sağlık ocağı -eskiden dediğimiz- şimdi aile merkezi olan yerin ve verem savaş dispanserinin -bu hastanenin yanında olan yerler- buraların yıkılacağını ve başka bir yerde toplanacağını söylemiştir. Bu da demek ki… Erzincan Devlet Hastanesinin yeri, bizim önce de dediğimiz gibi, tamamen kapanıp başka bir yere mi verilecek? Yoksa geçen sene verdiğiniz söz gereği, bu sene başlamayı düşünüyor musunuz Erzincan Devlet Hastanesine? 125 yataklı hastane için…

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Bakan, buyurun.

SAĞLIK BAKANI MEHMET MÜEZZİNOĞLU (Edirne) – Sayın Belen, öncelikle, size ve tüm arkadaşlara teşekkür ediyorum.

Çorlu Devlet Hastanesi, önce bir geneliyle baktığımızda, gerçekten, Çorlu için gerek arazisiyle gerek fiziki mekânıyla fevkalade bir hastane.

BÜLENT BELEN (Tekirdağ) – O yönden memnunuz. 

SAĞLIK BAKANI MEHMET MÜEZZİNOĞLU (Edirne) – Tabii ki yer yer müteahhitlerden kaynaklanan sıkıntıları yaşıyoruz. Ben iki defa Çorlu Devlet Hastanesine gittim, bu anlamda mutlu olduğum bir hastane, Çorlu için de mutlu olduğum. Eksikliklerini de tamamlarız inşallah en kısa zamanda, bu tür sorunları da takip ederiz ve çözmeye çalışırız. Müteahhitlikten kaynaklanan veya ihale şartnamelerinden kaynaklanan sorunları yer yer, yalnız Çorlu’da değil, bazı hastanelerimizde yaşıyoruz. Ümit ederim ki önümüzdeki süreçte, daha yakın takiple bunları minimuma indirmeyi başarırız.

Sayın Erdoğan, geçtiğimiz hafta sonu Muğla’daydık. Muğla Devlet Hastanesinin ve üniversite ile bir eğitim araştırma hastanesinin –yanılmıyorsam- 15 Şubatta ihale tarihi alındı. 15 Şubat itibarıyla ihalesi yapılacak, ondan sonraki süreci de başlamış olacak.

Onun dışında, Ortaca ve diğerini alamadım ama…

MEHMET ERDOĞAN (Muğla) – Bodrum Devlet Hastanesi.

SAĞLIK BAKANI MEHMET MÜEZZİNOĞLU (Edirne) – Bodrum da yine ihale tarihi alma aşamasında.

Araştırmacı kadrolarına… İşte, bu yeni düzenlemede, inşallah, bugün yarın, o mağdur olan araştırmacılarımızın mağduriyetini gidermeye çalışacağız ama geçmişe dönük bir düzenleme yapma şansımız veya bir şeyimiz yok. Maliyeyle ancak bu boyutuyla düzenleme yapabilme noktasındayız.

MEHMET ERDOĞAN (Muğla) – Ortaca Devlet Hastanesi ne oldu Sayın Bakanım?

SAĞLIK BAKANI MEHMET MÜEZZİNOĞLU (Edirne) – Bir saniye… Ortaca’ya arkadaşlar bir baksınlar ve bana notu gelince tekrar döneyim.

NURETTİN DEMİR (Muğla) – Datça, Datça…

SAĞLIK BAKANI MEHMET MÜEZZİNOĞLU (Edirne) – Arkadaşlar, o kadar hızlı geliyor ki…

Ortaca, 22/10/2013’te ihalesi yapıldı, değerlendirme aşamasında.

Bodrum Devlet Hastanesinin zemin etüdü yapıldı, proje çalışmaları başladı.

Evet, Sayın Demir’in de sorduğu Muğla, Datça, bunlarla ilgili gerekli bilgiyi vermiş olduk.

“Üniversite… Ne zaman bitecek?” Üniversitelerin çoğunda asistan ve yan dal uzman sorunu var. Bunun üzerinde, açıkçası üniversitelerimizde asistan kadroları açma çalışmalarımızı yapıyoruz. Birazdan, belki bugün yarın, yine tartışacağımız… Bir de soru olarak geldi “Yurt dışında mecburi hizmetini yapmamış ne kadar hekim var ve bunların kaçı milletvekili yakını?” diye.

ALİM IŞIK (Kütahya) – İddialar var Sayın Bakan.

SAĞLIK BAKANI MEHMET MÜEZZİNOĞLU (Edirne) – Net olarak elimizde bir sayı yok. “Herhangi bir milletvekilinin yakını var mı?” Açıkçası, bilmiyorum ama biz, milletvekili yakınına göre değil… Türkiye’nin bu anlamdaki insan kaynağının bu şekilde kalmasına mı razı olacağız, yoksa yurt dışından yabancı hekimlere Türkiye’de çalışma hakkı verirken bu ülkenin yetiştirdiği, eğittiği insanlara da “Bırak ne hâli varsa görsün, yurt dışında kalsın.” mı diyeceğiz? Burada, üniversitelerimizin bu alanlarında açacağımız kadrolarına gelirlerse belki -Meclisimizin de onayı olursa- üniversitelerimizdeki bu sıkıntının da bir kısmını bu arkadaşlarla da çözmeyi başarabiliriz diye düşünüyorum.

Eyidoğan, bu ilaçla ilgili, yanılmıyorsam, “Uzun sürüyor…” Başvuruların yüzde 90’ına otomatik onay işlemi yapılmaktadır, kalan başvurular en geç yedi gün, ortalama iki gün içinde cevaplandırılmaktadır. Süreci uzayanları, ilaç ile hastalık arasında bilimsel tartışmaların tamamlanmadığı veya hastanın zarar görme ihtimali bulunan istisnai başvurular şeklinde değerlendiriyoruz.

Yine, Sayın Kaplan “Gebze Fatih Devlet Hastanesi yeni ihalesinin iptal gerekçesi…” 11/11 tarihinde ihalesi yapılıp değerlendirme süreci devam ediyor. İhale iptali teknik bir konu olup TOKİ tarafından… Onu gerekirse sorarız ama şu anda, bizde ihale iptaliyle ilgili teknik sebebin ne olduğu bilgisi yok.

“Aile hekimlerinin defin ruhsatı...” Evet, yer yer, belediye hekimlerinin yetersizliği veya bazı belediyelerimizde hekim kadrosunun olmaması nedeniyle, aile hekimlerimize bu anlamda yük gelmekte. Bu yükü nasıl çözeceğimiz konusunda çalışma yapıyoruz ama açıkçası çok kısa vadeli çözüm şansımız görünmüyor. Mesai saatleri içinde belediye hekimleri tarafından veriliyor ama tabii, burada, onların kadro yetersizliği sorun oluşturuyor. Havuz oluşturarak bir nöbet şeklinde düzenleme yapılabilir diye, üzerinde çalışıyoruz.

“Avuç okuma gerekçesi nedir?” Yani avuç okuma gerekçesi, ana sebebi istismarın veya farklı kişiler üzerinden işlem yapılmaması, temel mantığı bu ama hasta bilgilerinin bir başkasına verilmesi veya satılması açıkçası yasal olarak da yasaktır, doğru değildir, yasal süreç… Bakanlık olarak da asla bunun, hasta bilgilerinin, kişiye ait bilgilerin satılmasının doğru olmadığı düşüncesindeyiz.

Mecburi hizmet yapmamışlarla ilgili az önce söylediğim gibi, yine maddesi geldiğinde de tartışırız. Burada, 2 bin civarında olduğu söylenen, bizim de yaklaşık 500 ile bin arasında dönmesini beklediğimiz bu anlamdaki bizim, bu ülkenin vatandaşı hekimlerimizi… İşte, yine yer yer -Tokat’tan gelen şey- birçok yerde açıkçası uzman hekim sorunu yaşıyoruz, ana dallarda sorun yaşıyoruz. Çünkü, Bakan olduğum günden beri ısrarla söylediğim cümle şu: Bugün Türkiye’nin 20 bin uzman hekim açığı var. 20 bin uzman hekim açığının olduğu bir yapıda, bizim, ilçelerde ve yeni yaptığımız hastanelerin bir kısmında bu ve buna benzer sorunları önümüzdeki beş yıl daha tartışacağımız veya bu sorunu yaşayacağımız açıktır. Çünkü, ilk defa bu yıl 2 bin pratisyen hekim normal rutinden fazla geldi. Önümüzdeki yıldan itibaren 3.500- 4 000, sonra 5 binlere çıkılacak ama bunların takdir edersiniz ki uzman hekim olarak, ilave sayı olarak ülkemizin hizmetine girişi ortalama on yıl. O nedenle, yeni gelenlerin, pratisyen hekimlerin uzman oluşuna baktığımızda da dört yıl sonra ancak ilave 2.500, ilave 4 bin gelmeye başlayacak ve ondan sonra, biz yavaş yavaş biraz nefes alma şansı yakalamış olacağız.

Kula Devlet Hastanesinde 11 uzman, Alaşehir Devlet Hastanesinde 28 uzman çalışıyor ve temmuz ayında açılan bir hastanemiz. Tabii, yirmi dört saatini düşündüğümüzde, bunları yirmi dört saat uzmanla çevirebilmemizin de mümkün olmadığı tabii ki sizlerin takdirinde.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bakan.

Şimdi, sizin süreniz doldu, geri kalanını yazılı vereceksiniz ama sistemde bir problem mi -el mi değdi kol mu- ne oldu bilmiyorum, Sayın Tanal’ın bir hakkı doğdu. Bir dakikalık kendisine bir süre vereceğim, ondan sonra da bitireceğiz.

Buyurun.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, siz kadın istihdamına karşı mısınız bilemiyorum ama yani Bakanlığınızda erkek arkadaşlarımız kadar eğitimli, donanımlı, bilgili hiç kadın kimse yok mu ki Bakanlığınıza siz bürokratlardan kadın personel almamışsınız? Bu konuda bunu öğrenmek istiyorum.

Benim ikinci sorum eczanelerle ilgili. Reçete ücretini eczaneler alıyor, tahsil ediyor, Maliye de ayrıca KDV’yi eczacılardan tahsil ediyor. Hakikaten, eczacılar bu anlamda da mağdur. Bakanlığın parasını da eczacılar tahsil ediyor ve eczacılar ayrıca bu iş için ekstra bir personel tahsis ediyor. Bu yanlış uygulamaya ne zaman son vereceksiniz veyahut da eczacılar personel çalıştırdığı için bir personelin ücretini ve sigortasını Bakanlık mı ödeyecek?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Tasarının tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum…

III.- YOKLAMA

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

BAŞKAN – Bir yoklama talebi vardır.

Sayın Atıcı, Sayın Çelebi, Sayın Işık, Sayın Eyidoğan, Sayın Öner, Sayın Ediboğlu, Sayın Yüceer, Sayın Karaahmetoğlu, Sayın Kaplan, Sayın Düzgün, Sayın Yılmaz, Sayın Acar, Sayın Öztürk, Sayın Öz, Sayın Tanal, Sayın Demir, Sayın Aygün, Sayın Tunay, Sayın Öztürk, Sayın Özel.

Yoklama için üç dakika süre veriyorum ve yoklamayı başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı yoktur.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

                                                                               Kapanma Saati: 22.06

DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 22.14

BAŞKAN: Başkan Vekili Meral AKŞENER

KÂTİP ÜYELER: Muhammet Bilal MACİT (İstanbul), Muhammet Rıza YALÇINKAYA (Bartın)

----- 0 -----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 24’üncü Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

III.- YOKLAMA

BAŞKAN – Tasarının maddelerine geçilmesi oylamasından önce, istem üzerine yapılan yoklamada toplantı yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi yoklama işlemini tekrarlayacağım.

Evet, iki dakika süre veriyorum ve yoklamayı başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, ikinci defa yapılan yoklamada da toplantı yeter sayısı bulunamadığından, alınan karar gereğince, kanun tasarı ve teklifleri ile komisyonlardan gelen diğer işleri sırasıyla görüşmek için 4 Aralık 2013 Çarşamba günü saat 14.00’te toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum.

Kapanma Saati: 22.16



(*) 397 S.Sayılı Basmayazı 28.11.2013 tarihli 23. Birleşim tutanağına eklidir.

(x) Açık oylama kesin sonuçlarını gösteren tablo tutanağa eklidir.

(x) 480 ve 480’e 1’inci Ek S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.