TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

                                                                                TUTANAK DERGİSİ

 

10’uncu Birleşim

30 Ekim 2013 Çarşamba

 

                                                                                                            

 

(TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

                                                                                               İÇİNDEKİLER

 

 

I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II.- GELEN KAĞITLAR

III.- YOKLAMALAR

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Denizli Milletvekili Emin Haluk Ayhan’ın, Denizli ilindeki güvenlik sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

2.- Bingöl Milletvekili İdris Baluken’in, Şanlıurfa’nın Ceylânpınar ilçesinde sınır kapısına duvar örülmesine ilişkin gündem dışı konuşması

3.- Kars Milletvekili Ahmet Arslan’ın, Kars’ın 93’üncü kurtuluş yıl dönümüne ilişkin gündem dışı konuşması

V.- AÇIKLAMALAR

1.- İstanbul Milletvekili Kadir Gökmen Öğüt’ün, İstanbul Büyükşehir Belediyesinin, Grup Yorum’un Harbiye Cemil Topuzlu Açık Hava Tiyatrosu’nda yapılması planlanan konserini iptal etmesine ilişkin açıklaması

2.- Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı’nın, Cumhuriyet Bayramı’nı kutladığına ve cumhuriyeti kuran Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşlarını saygı, minnet ve rahmetle andığına ilişkin açıklaması

3.- İzmir Milletvekili Musa Çam’ın, Cumhuriyet Bayramı’nı kutladığına, İzmir’in Menderes ilçesine bağlı Yeniköy’de bulunan taş ve mıcır ocaklarına büyük bir çevre kirliliği yarattığı için ruhsat verilmemesi gerektiğine ilişkin açıklaması

4.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, Üsküdar’da bulunan okullardaki ısınma sorununun halledilmesini, Üsküdar Şemsipaşa’da bulunan Atatürk Anıtı’nın aydınlatılmasını ve HAVA-İŞ’in THY grevi davasıyla ilgili mahkeme kararının uygulanmasını talep ettiğine ilişkin açıklaması

5.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, Artvin ilinin sorunlarına ilişkin açıklaması

6.- Iğdır Milletvekili Sinan Oğan’ın, Kars’ın 93’üncü kurtuluş yıl dönümüne ve Sultan Abdülmecid tarafından verilen “gazilik” unvanının Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından yeniden Kars’a verilmesini talep ettiğine ilişkin açıklaması

7.- Kayseri Milletvekili Yusuf Halaçoğlu’nun, Iğdır Milletvekili Sinan Oğan’ın BDP grup önerisi üzerinde ve Bingöl Milletvekili İdris Baluken’in sataşma nedeniyle yaptıkları konuşmalardaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

8.- Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal’ın, Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan’ın usul görüşmesiyle ilgili konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

9.- Aydın Milletvekili Bülent Tezcan’ın, Hakkâri Milletvekili Adil Zozani’nin CHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

10.- Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın, görüşülmekte olan 492 sıra sayılı Kanun Teklifi ile aynı konuda kendisinin de bir kanun teklifi bulunduğuna ve bu teklifle ilgili herhangi bir işlem yapılmadığına ilişkin açıklaması

11.- Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın, Kayseri Milletvekili Yusuf Halaçoğlu’nun 492 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin tümü üzerinde MHP Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

12.- Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, Adıyaman Milletvekili Salih Fırat’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

13.- Kayseri Milletvekili Yusuf Halaçoğlu’nun, Tunceli Milletvekili Hüseyin Aygün’ün 492 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 3’üncü maddesi üzerinde CHP Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

14.- Hakkâri Milletvekili Adil Zozani’nin, sınır kapılarına duvar örülmesinden vazgeçilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Elâzığ Milletvekili Enver Erdem ve 19 milletvekilinin, özelleştirme sonrası 4/C kadrolarına atanan personelin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/747)

2.- Osmaniye Milletvekili Hasan Hüseyin Türkoğlu ve 20 milletvekilinin, Seyhan Nehri üzerinde kurulan ve yapımı devam eden HES’lerin insan sağlığı ve çevre üzerindeki etkilerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/748)

3.- Kars Milletvekili Mülkiye Birtane ve 22 milletvekilinin, kamu ve özel sektöre ait iş yerlerinde meydana gelen işçi ölümlerinin ve iş sağlığı ve güvenliği alanında yaşanan eksikliklerin sebeplerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/749)

B) Tezkereler

1.- Kamu İktisadi Teşebbüsleri Komisyonu Geçici Başkanlığının, Komisyonun başkan, başkan vekili, sözcü ve kâtip üye seçimini yaptığına ancak Komisyon Başkanlık Divanının tüm temsilcilerinin tek bir partiden seçildiğine ve muhalefet partilerini de temsil edecek üyelerin Komisyon Başkanlık Divanındaki makamlardan birine seçilmesinin İç Tüzük gereği zorunlu olduğuna ilişkin tezkeresi (3/1324)

2.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının, Türkiye Büyük Millet Meclisinden bir parlamenter heyetin, Avrupa Parlamentosu (AP) Katılım Öncesi Eylem Birimi tarafından 20/11/2013 tarihinde Strazburg'da düzenlenecek olan “Sosyal ve Sendikal Haklar” konulu üst düzey çalıştaya katılımına ilişkin tezkeresi (3/1305)

3.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının, Avrupa Parlamentosu Aday Ülkeler Eylem Birliği tarafından 6-7 Kasım 2013 tarihlerinde Belçika’nın başkenti Brüksel’de düzenlenecek "Balkanlarda Gençlik ve Eğitim" konulu seminere katılım sağlanmasına ilişkin tezkeresi (3/1306)

VII.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- BDP Grubunun, Şanlıurfa Milletvekili İbrahim Binici ve arkadaşlarının Suriye krizi ve sığınmacılar nedeniyle Şanlıurfa’da yaşanmakta olan ekonomik ve sosyal güvenlik sorunlarının araştırılması amacıyla 1/10/2013 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına vermiş olduğu Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 30 Ekim 2013 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

2.- CHP Grubunun, Manisa Milletvekili Hasan Ören ve arkadaşlarının kısa dönem askerlik süresinin düşürülmesinin ülkemize ve Türk Silahlı Kuvvetlerine sağlayacağı yararların ve kamuoyunun beklentilerinin araştırılması amacıyla 24/10/2013 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına vermiş olduğu Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 30 Ekim 2013 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

3.- AK PARTİ Grubunun, Genel Kurulun çalışma saatlerinin ve gündemdeki sıralamanın yeniden düzenlenmesine; İstanbul Milletvekili Osman Aşkın Bak ve 102 milletvekilinin, Türk sporunda yaşanan doping vakalarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi ve bu konuda verilmiş diğer Meclis araştırması önergelerinin, Genel Kurulun 5 Kasım 2013 Salı günkü birleşiminde okunmasına ve  görüşmelerinin birleştirilerek aynı günkü birleşiminde yapılmasına; Genel Kurulun 12, 19 ve 26 Kasım 2013 Salı günkü birleşimlerinde bir saat sözlü soruların görüşülmesini müteakip diğer denetim konularının görüşülmeyerek gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmında yer alan işlerin görüşülmesine; 5, 6, 13, 20 ve 27 Kasım 2013 günkü birleşimlerinde sözlü soruların görüşülmemesine; 490 ve 477 sıra sayılı kanun tasarılarının İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak bölümler hâlinde görüşülmesine ilişkin önerisi

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Bingöl Milletvekili İdris Baluken’in, Iğdır Milletvekili Sinan Oğan’ın BDP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında BDP Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

2.- Van Milletvekili Özdal Üçer’in, Şanlıurfa Milletvekili Abdulkerim Gök’ün BDP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında BDP Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

3.- Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, Şanlıurfa Milletvekili Abdulkerim Gök’ün BDP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

4.- İstanbul Milletvekili Mehmet Doğan Kubat’ın, Hakkâri Milletvekili Adil Zozani’nin usul görüşmesiyle ilgili konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

5.- İstanbul Milletvekili Mihrimah Belma Satır’ın, Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin AK PARTİ grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

6.- Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, Muş Milletvekili Sırrı Sakık’ın 492 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin tümü üzerinde BDP Grubu adına yaptığı konuşması sırasında CHP Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

7.- Muş Milletvekili Sırrı Sakık’ın, Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

8.- Bingöl Milletvekili İdris Baluken’in, Kayseri Milletvekili Yusuf Halaçoğlu’nun 492 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin tümü üzerinde MHP Grubu adına yaptığı konuşması sırasında BDP Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

9.- Kayseri Milletvekili Yusuf Halaçoğlu’nun, Bingöl Milletvekili İdris Baluken’in sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

10.- Adıyaman Milletvekili Salih Fırat’ın, Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin 492 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin tümü üzerindeki soru-cevap işlemi sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

11.- Adıyaman Milletvekili Salih Fırat’ın, Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin yaptığı açıklama sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

12.- Adıyaman Milletvekili Salih Fırat’ın, Malatya Milletvekili Veli Ağbaba’nın 492 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 1’inci maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

13.- Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın, Malatya Milletvekili Veli Ağbaba’nın 492 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 1’inci maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

14.- Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında CHP Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

15.- Malatya Milletvekili Veli Ağbaba’nın, Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

16.- Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, Hakkâri Milletvekili Adil Zozani’nin 492 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 2’nci maddesi üzerinde BDP Grubu adına yaptığı konuşması sırasında CHP Genel Başkanına ve Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

17.- Hakkâri Milletvekili Adil Zozani’nin, Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

18.- Kayseri Milletvekili Yusuf Halaçoğlu’nun, Hakkâri Milletvekili Adil Zozani’nin sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

19.- Bingöl Milletvekili İdris Baluken’in, Tunceli Milletvekili Hüseyin Aygün’ün 492 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 3’üncü maddesi üzerinde CHP Grubu adına yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

 

 

 

IX.- USUL HAKKINDA GÖRÜŞMELER

1.- Kamu İktisadi Teşebbüsleri Komisyonu Geçici Başkanlığının, Genel Kurulun bilgisine sunulan tezkeresinde belirtilen konuyla ilgili, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığınca bir işlem yapılmasına gerek olup olmadığı hakkında

X.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Güneydoğu Avrupa Savunma Bakanları Süreci Çerçevesinde Koordinasyon Komitesi Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/390) (S. Sayısı: 322)

2.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/242, 2/80) (S. Sayısı: 156)

3.- Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu Raporları (1/484) (S. Sayısı: 287)

4.- Nevşehir Milletvekili Ahmet Erdal Feralan ve Siirt Milletvekili Afif Demirkıran ile 3 Milletvekilinin; Bir Üniversite Adı ile Bir İlçe Adının Değiştirilmesi Hakkında Kanun Teklifi ile Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu (2/1783) (S. Sayısı: 492)

XI.- OYLAMALAR

1.- (S. Sayısı: 322) Güneydoğu Avrupa Savunma Bakanları Süreci Çerçevesinde Koordinasyon Komitesi Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı’nın oylaması

XII.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, Taksim Gezi Parkı olayları nedeniyle hakkında soruşturma açılan sağlık personeline ilişkin sorusu ve Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu'nun cevabı (7/26963)

2.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, 2002-2013 yılları arasında KPSS ile işe alınan personele ve atamalar ile ilgili iddialara ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı (7/27273)

3.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, Kütahya’nın Simav ilçesinde Türk TELEKOM’a ait bir binanın satışına ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı (7/29018)

4.- Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, bir RTÜK çalışanı ile ilgili iddialara ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/29242)

5.- İstanbul Milletvekili Melda Onur’un, Gezi Parkı protestoları sırasında Taksim’de görev yapan polislerin TRT binasını kullandığı iddialarına ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/29243)

6.- Antalya Milletvekili Gürkut Acar’ın, RTÜK tarafından bir televizyon kanalına kesilen cezalara ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/29244)

7.- Mersin Milletvekili Vahap Seçer’in, RTÜK tarafından basın kuruluşlarına verilen cezalara ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/29245)

8.- Manisa Milletvekili Sakine Öz’ün, TRT’de yayınlanan bir programa konuk olarak katılan kişinin programda kullandığı ifadelere ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/29246)

9.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, Türkiye’de yayımlanan günlük ulusal gazetelerin sayısına ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/29249)

10.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, Türkiye’de yayımlanan günlük yerel gazetelerin sayısına ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/29250)

11.- Manisa Milletvekili Sakine Öz’ün, Manisalı çiftçilerin tarımsal sulama amaçlı elektrik borçlarının yapılandırılmasına ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/29297)

12.- Diyarbakır Milletvekili Nursel Aydoğan’ın, Diyarbakır’ın Dicle ilçesine bağlı bir beldede köylülere ait araziler üzerinde maden arama çalışmaları yapıldığı iddialarına ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/29298)

13.- İzmir Milletvekili Aytun Çıray’ın, elektrik faturalarındaki bazı kalemler ile faturalandırma dönemine ve elektriğe zam yapıldığı iddiasına ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/29299)

14.- Hakkâri Milletvekili Adil Zozani’nin, Hakkâri’ye yapılan bir çalışma ziyareti kapsamındaki temaslarına ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/29300)

15.- İzmir Milletvekili Aytun Çıray’ın, illere göre kayıp kaçak oranlarına ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/29301)

16.- İstanbul Milletvekili Umut Oran’ın, AVM’lerle ilgili kriterlere ilişkin sorusu ve Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati Yazıcı’nın cevabı (7/29334)

17.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, cam ve cam ürünleri ithalat ve ihracat miktarlarına ilişkin sorusu ve Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati Yazıcı’nın cevabı (7/29336)

18.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, kâğıt ve kâğıt ürünleri ithalat ve ihracat miktarlarına ilişkin sorusu ve Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati Yazıcı’nın cevabı (7/29337)

19.- Kocaeli Milletvekili Mehmet Hilal Kaplan’ın, TÜPRAŞ’a yönelik başlatılan vergi incelemesine ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı (7/29484)

20.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, Söke’nin Kemalpaşa mahallesindeki ormanlık alanda çıkan yangına ilişkin sorusu ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/29571)

21.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, Beykoz Çavuşpaşa’daki ormanlık alanda meydana gelen yangına ilişkin sorusu ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/29574)

22.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, Bakanlıkça, karacaların muhafazası ve sayılarının artırılmasına yönelik çalışmalara ilişkin sorusu ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/29576)

23.- Kahramanmaraş Milletvekili Durdu Özbolat’ın, Kahramanmaraş’ın Elbistan ilçesindeki Kalealtı Sulama Birliğinin sorunlarına ilişkin sorusu ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/29579)

24.- Diyarbakır Milletvekili Altan Tan’ın, Diyarbakır’ın Ergani ilçesinde yaşanan su sorununun çözümüne ilişkin sorusu ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/29581)

25.- İstanbul Milletvekili Melda Onur’un, gazetecilerin çeşitli sorularına ve tutuklu gazetecilere ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/29654)

26.- İstanbul Milletvekili Süleyman Çelebi’nin, TRT’nin yayın politikasına ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/29655)

27.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, TRT Genel Müdür Yardımcılığına vekâleten atanan bir kişiye ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/29884)

28.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, Kütahya’da bazı vakıf bina ve işyerlerinden yüksek kira bedeli talep edildiği iddialarına ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/29885)

29.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, film ve dizilerde oynayacak sanatçıların seçimi ile ilgili çeşitli iddialara ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/29887)

30.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, Anadolu Ajansı tarafından kullanılmaya başlanan yeni uydu yayın sistemi ile ilgili harcamalara ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/29888)

31.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, ABD’li bir yetkilinin Başbakanın bir açıklaması ile ilgili değerlendirmesinde geçen bir ifadenin AA tarafından sansürlendiği iddiasına ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/29889)

32.- Tekirdağ Milletvekili Candan Yüceer’in, TRT’de yayınlanan bir dizinin yayından kaldırılmasına ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/29890)

33.- İstanbul Milletvekili Umut Oran’ın, Anadolu Ajansı tarafından servis edilen bir haberin daha sonra geri çekilmesine ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/29891)

34.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Erzurum, Bayburt ve Gümüşhane’nin alternatif enerji kaynakları potansiyelinin kullanımına yönelik projeler geliştirilmesine ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/30009)

35.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Adıyaman, Van ve Siirt’in alternatif enerji kaynakları potansiyelinin kullanımına yönelik projeler geliştirilmesine ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/30010)

36.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Hakkâri, Şırnak ve Muş’un alternatif enerji kaynakları potansiyelinin kullanımına yönelik projeler geliştirilmesine ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/30011)

37.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Kars, Iğdır ve Ağrı’nın alternatif enerji kaynakları potansiyelinin kullanımına yönelik projeler geliştirilmesine ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/30013)

38.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Ardahan’ın alternatif enerji kaynakları potansiyelinin kullanımına yönelik projeler geliştirilmesine ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/30014)

39.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Bingöl, Batman ve Bitlis’in alternatif enerji kaynakları potansiyelinin kullanımına yönelik projeler geliştirilmesine ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/30015)

40.- İstanbul Milletvekili Osman Oktay Ekşi’nin, Ordu’nun Mesudiye ilçesi ve çevresindeki ilçelerin doğal gaz altyapısının kurulmasına yönelik bir çalışmanın olup olmadığına ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/30016)

41.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Bakanlığın Elazığ, Diyarbakır ve Şanlıurfa’daki birimlerinin personel ve iş makinesi ihtiyacına ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/30017)

42.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Bakanlığın Bingöl, Bitlis ve Batman’daki birimlerinin personel ve iş makinesi ihtiyacına ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/30018)

43.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Bakanlığın Siirt, Adıyaman ve Mardin’deki birimlerinin personel ve iş makinesi ihtiyacına ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/30019)

44.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Bakanlığın Şırnak, Hakkâri ve Muş’taki birimlerinin personel ve iş makinesi ihtiyacına ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/30020)

45.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Bakanlığın Erzurum, Gümüşhane ve Bayburt’taki birimlerinin personel ve iş makinesi ihtiyacına ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/30021)

46.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Bakanlığın Kars, Iğdır ve Ağrı’daki birimlerinin personel ve iş makinesi ihtiyacına ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/30022)

47.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Bakanlığın Ardahan’daki birimlerinin personel ve iş makinesi ihtiyacına ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/30023)

48.- Samsun Milletvekili Ahmet İhsan Kalkavan’ın, Samsun’da kurulacağı açıklanan nükleer enerji santraline ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/30024)

49.- Osmaniye Milletvekili Hasan Hüseyin Türkoğlu’nun, Adana’daki maden sahalarına ve bunların çevreye zararlarına ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/30026)

50.- Balıkesir Milletvekili Namık Havutça’nın, MTA çalışmaları nedeniyle Bandırma’ya içme suyu taşıyan hattın hasar görmesine ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/30027)

51.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, Ankara’da doğal gaz bulunmayan ilçelere ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/30029)

52.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, İstanbul ili Ümraniye ilçesindeki bir parkın aydınlatma sorununa ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/30030)

53.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Kars, Iğdır ve Ağrı’ya yönelik proje ve yatırımlara ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/30032)

54.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Van, Siirt ve Adıyaman’a yönelik proje ve yatırımlara ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/30033)

55.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Elazığ, Diyarbakır ve Şanlıurfa’ya yönelik proje ve yatırımlara ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/30035)

56.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Şırnak, Hakkâri, Muş ve Mardin’e yönelik proje ve yatırımlara ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/30036)

57.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Erzurum, Gümüşhane ve Bayburt’a yönelik proje ve yatırımlara ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/30037)

58.- Ankara Milletvekili Bülent Kuşoğlu’nun, ATO Meclisine seçilen bir tüzel kişi üye ile ilgili iddialara ilişkin sorusu ve Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati Yazıcı’nın cevabı (7/30138)

59.- Çanakkale Milletvekili Mustafa Serdar Soydan’ın, Gelibolu’da meydana gelen orman yangınının nedeni ile yangına müdahale biçimine ilişkin sorusu ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/30448)

60.- İzmir Milletvekili Aytun Çıray’ın, ülkemizde meydana gelen orman yangınlarına ilişkin sorusu ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/30450)

61.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Bakanlığın Diyarbakır, Elazığ ve Şanlıurfa’daki birimlerinin personel ve araç-gereç sayısının artırılmasına,

Bakanlığın Adıyaman, Siirt, Mardin ve Van’daki birimlerinin personel ve araç-gereç sayısının artırılmasına,

Bakanlığın Bingöl, Batman ve Bitlis’teki birimlerinin personel ve araç-gereç sayısının artırılmasına,

Bakanlığın Şırnak, Hakkâri ve Muş’taki birimlerinin personel ve araç-gereç sayısının artırılmasına,

Bakanlığın Erzurum, Gümüşhane ve Bayburt’taki birimlerinin personel ve araç-gereç sayısının artırılmasına,

Bakanlığın Ardahan’daki birimlerinin personel ve araç-gereç sayısının artırılmasına,

Bakanlığın Kars, Iğdır ve Ağrı’daki birimlerinin personel ve araç-gereç sayısının artırılmasına,

İlişkin soruları ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/30451), (7/30452), (7/30453), (7/30454), (7/30455), (7/30456), (7/30457)

62.- Ankara Milletvekili Ayşe Gülsün Bilgehan’ın, orman yangınları sonucunda zarar gören arazi miktarına ve Bakanlığın envanterindeki yangın söndürme uçaklarına ilişkin sorusu ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/30458)

63.- İstanbul Milletvekili Melda Onur’un, Seyfe Gölü’nün kurumasına ilişkin sorusu ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/30459)

64.- Osmaniye Milletvekili Hasan Hüseyin Türkoğlu’nun, Osmaniye’ye DSİ Şube Müdürlüğü açılmasına ilişkin sorusu ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/30460)

65.- İstanbul Milletvekili Melda Onur’un, Aras Kuş Cenneti’nin yok olma tehdidi altında bulunmasına ilişkin sorusu ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/30462)

66.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, ökse otu ile mücadeleye ilişkin sorusu ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/30464)

67.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, boz yelkovan adlı deniz kuşu türünün korunmasına yönelik çalışmalara ilişkin sorusu ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/30466)

68.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, orman yangınlarına ve söndürme çalışmalarına ilişkin sorusu ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/30467)

69.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Hakkâri ve Şanlıurfa’daki doğal sit alanları ile bu alanların korunması için bütçeden ayrılan paya ilişkin sorusu ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/30468)

 

70.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Elazığ, Diyarbakır ve Şanlıurfa’ya yönelik proje ve yatırımlara,

Şırnak, Hakkâri, Muş ve Mardin’e yönelik proje ve yatırımlara,

Van, Siirt ve Adıyaman’a yönelik proje ve yatırımlara,

Erzurum, Gümüşhane ve Bayburt’a yönelik proje ve yatırımlara,

Kars, Iğdır ve Ağrı’ya yönelik proje ve yatırımlara,

İlişkin soruları ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/30469), (7/30470), (7/30471), (7/30472), (7/30473)

71.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Erzurum, Gümüşhane ve Bayburt’taki doğal sit alanları ile bu alanların korunması için bütçeden ayrılan paya,

Ağrı ve Iğdır’daki doğal sit alanları ile bu alanların korunması için bütçeden ayrılan paya,

Ardahan’daki doğal sit alanları ile bu alanların korunması için bütçeden ayrılan paya,

Kars’taki doğal sit alanları ile bu alanların korunması için bütçeden ayrılan paya,

Bingöl, Bitlis ve Batman’daki doğal sit alanları ile bu alanların korunması için bütçeden ayrılan paya,

Muş, Şırnak, Adıyaman ve Siirt’teki doğal sit alanları ile bu alanların korunması için bütçeden ayrılan paya,

Mardin, Elazığ ve Diyarbakır’daki doğal sit alanları ile bu alanların korunması için bütçeden ayrılan paya,

İlişkin soruları ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/30474), (7/30475), (7/30476), (7/30477), (7/30478), (7/30479), (7/30480)

72.- Hatay Milletvekili Mevlüt Dudu’nun, Hatay’da çıkan orman yangınlarına,

Hatay’da son üç yılda meydana gelen orman yangınlarına,

İlişkin soruları ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/30481), (7/30482)

73.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, orman yangınlarının meydana geldiği alanlarla ilgili bazı iddialara ilişkin sorusu ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/30484)

74.- Mersin Milletvekili Ertuğrul Kürkcü’nün, Bakanlığın Akkuyu Nükleer Güç Santrali inşaatı ile ilgili verdiği izinlere ilişkin sorusu ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/30485)

75.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, Türkiye’nin kağıt ürünleri ithalatına ve kağıt üretimi yapan yerli firmalara ilişkin Başbakandan sorusu ve Ekonomi Bakanı Mehmet Zafer Çağlayan’ın cevabı (7/30662)

76.- İstanbul Milletvekili Umut Oran’ın, Lübnan’da kaçırılan Türk pilotlara ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/30757)

77.- Muğla Milletvekili Ömer Süha Aldan’ın, Suriye ve Mısır’da yaşanan gelişmelerin dış ticaretimize etkilerine ilişkin sorusu ve Ekonomi Bakanı Mehmet Zafer Çağlayan’ın cevabı (7/30898)

78.- Diyarbakır Milletvekili Altan Tan’ın, Libya’da faaliyette bulunan müteahhitlerin hak edişlerinin ödenmemesinden kaynaklanan mağduriyetine ilişkin sorusu ve Ekonomi Bakanı Mehmet Zafer Çağlayan’ın cevabı (7/30899)

79.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, Türkiye’de 2002-2013 yılları arasında yakalanan kaçak içki miktarına ilişkin sorusu ve Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati Yazıcı’nın cevabı (7/31010)

80.- Hatay Milletvekili Mehmet Ali Ediboğlu’nun, Yayladağı Sınır Kapısı’nın kapalı olmasının doğurduğu mağduriyetlere ilişkin sorusu ve Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati Yazıcı’nın cevabı (7/31011)

81.- Diyarbakır Milletvekili Emine Ayna’nın, Bakanlığınıza bağlı Millî Parklar Genel Müdürlüğü, bölge müdürlükleri ile il şube müdürlüklerinin kapatılacağı iddialarına ilişkin sorusu ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/31344)

 

30 Ekim 2013 Çarşamba

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.00

BAŞKAN: Başkan Vekili Meral AKŞENER

KÂTİP ÜYELER: Dilek YÜKSEL (Tokat), Bayram ÖZÇELİK  (Burdur)

----- 0 -----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 10’uncu Birleşimini açıyorum.

III.- Y O K L A M A

BAŞKAN – Elektronik cihazla yoklama yapacağız.

Yoklama için üç dakika süre vereceğim.

Sayın milletvekillerinin oy düğmelerine basarak salonda bulunduklarını bildirmelerini, bu süre içerisinde elektronik sisteme giremeyen milletvekillerinin salonda hazır bulunan teknik personelden yardım istemelerini, buna rağmen sisteme giremeyen üyelerin ise yoklama pusulalarını görevli personel aracılığıyla üç dakikalık süre içerisinde Başkanlığa ulaştırmalarını rica ediyorum.

 

Yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce üç sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

Gündem dışı ilk söz, Denizli’deki güvenlik sorunları hakkında söz isteyen Denizli Milletvekili Sayın Emin Haluk Ayhan’a aittir.

Bu arada, değerli milletvekilleri, salondaki uğultuyu kesebilirsek iyi olacak.

Buyurun Sayın Ayhan. (MHP sıralarından alkışlar)

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Denizli Milletvekili Emin Haluk Ayhan’ın, Denizli ilindeki güvenlik sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

 

EMİN HALUK AYHAN (Denizli) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; bugün, Denizli’de güvenlik sorunuyla ilgili gündem dışı söz aldım. Bu vesileyle yüce heyeti saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başbakanın Denizli ilimizi ziyareti öncesinde İl Emniyet Müdürlüğü tarafından Milliyetçi Hareket Partisi İl Başkanı ve Kale ilçesinin Milliyetçi Hareket Partili Belediye Başkanımız aranıyor. Telefon görüşmesinde güvenlik önlemleri kapsamında Sayın Başbakanın Denizli’ye gelişinin arkadaşlarımızla müzakere edilmek istendiği söyleniyor. Diğer bir ifadeyle böyle izah edilmiş. MHP’ye yönelik bir tehdit varsa amenna ama bunların MHP İl Başkanı ve Belediye Başkanını ilgilendiren bir tarafı yok. MHP’li olmayan başkaları gözaltına alınmış, nedeni ne, bilmem. Hele Kale Belediye Başkanımızın Tavas ilçesindeki mitinge gitmemesi, aksi hâlde çıkabilecek olaylardan sorumlu olacağı söylenmiş. Bu ne densizliktir! İçişleri Bakanlığı Sayın Başbakanı korumaktan âciz midir ki MHP’li Belediye Başkanına böyle bir ifade kullanılıyor? İftira atılıyor, direkt olarak yüzüne söyleniyor. Bunu kim, İçişleri Bakanı mı talimat veriyor? “Başbakan gelecek, geldiğinde size saldırı olacak.” dese anlarım ama Başbakanın gelmesiyle komşu ilçenin belediye başkanının ne ilgisi, alakası var? Ayrıca, Başbakan Türkiye Cumhuriyeti’nin Başbakanı, AKP’nin Başbakanı değil. AKP’nin ne kadar sığ düşünce içinde olduğu buradan anlaşılıyor.

Düşünebiliyor musunuz, Ankara’da güvenlik bariyerlerini aşarak mitinglerde Başbakanın en yakınına alınan, “ülkücü ve milliyetçi kardeşlerim” diye Başbakanın içine sığdıramadığı insanlar vardı. Kimdi onlar? Tespit ettiniz mi? Kimdi bu sahtekârlar? Hâlâ öğrendiniz mi? İş, Kale Belediye Başkanı olunca hesap sorulmaya kalkılıyor. Bu olay Valiliğe soruldu mu Bakanlıkça, soruşturuldu mu? Daha önce bu ilçenin adliyesi kapatıldığında da üzerinde güvenlik açısından helikopter dolaştırılmıştı. Bu ilçede AKP’li belediye başkanları, olmayan okulun açılımına “Bizzat katkı sağladık.” diye imzalı açıklamalar yaptılar. Kaleli vatandaşlara doğruyu da söylemiyorlar. Bu konuda yalan beyandan savcılık soruşturma açtı mı bilemiyorum. Özel bir kasıt mı var, onu da anlamak istiyorum. Araştırılıp bizim bilgilendirilmemiz gerekir. “Denizli’de AKP, MHP’yi suça mı bulaştırmak için uğraşıyor?” diye aklına geliyor insanın. Ankara’da “ülkücü, MHP’li kardeşim” diyeceksin, kim olduğu belli değil, mitingde Başbakanın dibine kadar sokacaksın, ha onlar kimlermiş resmî açıklama da yapmayacaksın! Bakın, MHP’li Kale Belediyesinin borcu yok, “Alacağını ihaleyle git, DMO’dan al.” diyoruz, oradan alıyor ama buna rağmen engel çıkartılıyor. Öyle bir şey ki AKP’liler bu Kale ilçesinde bile olmayan okulu yaptırdık diye kâğıt dağıtıyorlar. İsim vermek istemiyorum ama siyaset bu kadar ucuz olmaz. Yalan yazıp dağıtıyorlar, sonra da yalana kendileri “İnanmayın.” diyorlar.

Bir diğer olay: Sayın Bakan burada olsaydı da keşke söyleseydim. Denizli’de her tarafta vatandaşlar neyi istiyorlar, neyi  soruyorlar? “Eğer yasal uygulama varsa inşaat ruhsatında, yapı kullanım izninde, bu bir şekilde çözülsün.” diyorlar. Nasıl çözülüyor? Bir sakallı çıkıyor, diyelim ki aşağı mahalledeki dövizciye biri para yatırıyor veya “çeşitli gelirler” kısmına yatırılıyor, inşaat ruhsatı veya yapı kullanım izni çözülüyor. Böyle olaylar hangi illerde var Sayın Bakan burada olsaydı da sorsaydık. Bunlar araştırılıyor mu? Var mı böyle bir şey? Bunlar nedir, ne değildir sormak lazım.

Ben şunu anlamak istiyorum: Şayet Başbakan Denizli’ye geldiğinde MHP İl Başkanı ve Belediye Başkanına denseydi ki: “Sizin güvenliğinizde sıkıntı var, hayati tehlikeniz var.” Bunları böyle arayıp bir şey diyebilirdiniz. Başbakanın güvenliğini koca Denizli, koca Türkiye, koca İçişleri Bakanlığı sağlayamıyor mu?

Yüce heyete saygılar sunuyorum.

Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.  (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Ayhan.

Gündem dışı ikinci söz, Şanlıurfa’nın Ceylânpınar ilçesinde örülen duvar hakkında söz isteyen Bingöl Milletvekili Sayın İdris Baluken’e aittir.

Buyurun Sayın Baluken. (BDP sıralarından alkışlar)

2.- Bingöl Milletvekili İdris Baluken’in, Şanlıurfa’nın Ceylânpınar ilçesinde sınır kapısına duvar örülmesine ilişkin gündem dışı konuşması

 

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Rojava sınırlarına yapılan utanç duvarlarıyla ilgili söz almış bulunmaktayım, heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Uzun bir süredir Nusaybin-Kamışlı, Serekaniye-Ceylânpınar, Afrin-Kilis ve Şenyurt-Derbesiye arasına tarihe utanç sayfası olarak geçecek duvarlar inşa edilmektedir. Türkiye’nin gerek Suriye politikası, gerek Rojava politikasındaki bütün yanlışları bugüne kadar gün yüzüne çıkmış olmasına rağmen tarihe geçecek yeni bir yanlışın, yeni bir utanç sayfasının, maalesef, bugünlerde inşa edildiğine tanıklık ediyoruz.

Her şeyden önce şunu söyleyeyim: Kürt halkı olarak, Türkiye halkları olarak bu utanç duvarlarının yapımıyla ilgili süreçleri asla kabul etmeyeceğiz, bu duvarların yapılmasına da asla müsaade etmeyeceğiz çünkü bizler yüzlerce yıldır halklar arasına, diller arasına, inançlar arasına örülen utanç duvarlarını yıkmanın mücadelesini veriyoruz. Şimdi içeride yürüyen süreçle ilgili önemli bir kavşağa gelmişken hâlâ kendi kafasında bu inkâr duvarlarını yıkamamış olanların, yasakçı duvarları yıkamamış olanların halklarımız arasına tekrar duvar inşa etmelerine asla müsaade etmeyeceğiz çünkü kafasında bu inkâr ve yasakçı duvarı taşıyanlar yüzlerce yıldır bu topraklarda kan akmasına neden olanlardır.

Bizler bu sürecin ruhunu bu kürsüden de defalarca ifade ettik; tarihî olarak binlerce yıllık bir Türk-Kürt ittifakının, Türkiye’nin Kürtlerle ittifakının bu çözüm sürecinin ruhu olduğunu ifade ettik. Şimdi örülmek istenen duvarlar ise binlerce yıl sürecek olan Türk-Kürt kavgasının, Türkiye-Kürt savaşının zihniyetinin ta kendisidir. O nedenle bizler böyle bir kavgayı tetikleyecek olan bu duvarlara karşı kendi tarihî sorumluluğumuzu, barışla ilgili, kardeşlikle ilgili, özgürlükle ilgili olan bu sorumluluğumuzu yerine getireceğiz.

Bakın, dünyanın neresinde sınırlar arasında bu duvarlar yapılmışsa, bu utanç duvarları inşa edilmişse oralar yüzlerce yıl sürecek savaşları beraberinde getirmiştir, yaşamıştır, yine oralar kan deryasına dönmüştür. En yakın örneği İsrail-Filistin sınırına yapılan duvarlardır. Yine, Berlin Duvarı’nın taşımış olduğu utancı insanlık ortadan kaldırmak için yüzlerce yıllık bir mücadeleden sonra büyük bir başarıyı elde etmiştir. Bu kadar insanlık tarihinde mahkûm edilmiş utanç duvarı pratiği varken Türkiye’nin Rojava sınırına bu şekilde duvarlar yapmasının hiçbir izahatı, hiçbir gerekçesi yoktur. İçişleri Bakanının, AKP yetkililerinin bu duvarlarla ilgili söylemiş olduğu bütün gerekçeler boştur, anlamsızdır. Bu duvarların tek bir amacı vardır, başta Kürtler olmak üzere bölgede yaşayan halkları birbirinden ayırmaktır.

Sınırların anlamsızlaştığı, sınırların kaldırıldığı bir dönemde halklar arasına duvar inşa etmeye kalkarsanız bunun sonuçlarının çok ağır olacağını biz buradan tekrar vurgulamak istiyoruz. 

O sınırlar ki El Kaide ve El Nusra çetelerine bugüne kadar yol geçen hanı şeklinde kullandırılmıştır. Buradan geçen, sınırdan geçen o çeteler Kürtleri orada katledecek, Kürtlerin canına, malına, namusuna fetva verecek pervasızlıkları göstermişlerdir. Sınırda bu şekilde yürütülen bir pratik varken şimdi daha tehlikeli bir arayışı, utanç duvarlarını inşa etmeyi biz hem Türkiye açısından hem bölge barışı açısından son derece tehlikeli buluyoruz.

Rojava’yla ilgili yapmanız gereken başından beri şuydu: Rojava’ya uygulanan ablukayı ve ambargoyu kaldırmaktı. Bugün Afrin’de, Kobani’de, Serekaniye’de bir çocuk mama bulamadığı için, ilaç bulamadığı için, aşı olmadığı için yaşamını yitiriyorsa bunda Rojava’ya karşı uygulamış olduğunuz politikaların son derece büyük önemi vardır. Biz, Sayın Başbakanın Gazze duvarları için söylemiş olduğu “Bu duvarlar ırkçılık duvarlarıdır, utanç duvarlarıdır.” sözünü size hatırlatıyoruz. Gazze’ye uygulanan ambargoyla ilgili AKP yetkililerinin, AKP vekillerinin yapmış olduğu bütün konuşmaları sizlere hatırlatıyorum. Gazze’de ambargoya ayrı, duvara ayrı; Rojava’da ambargoya ayrı, duvara ayrı yaklaşamazsınız. Eğer bu yaklaşımı ortaya koyarsanız bütün inandırıcılığınızı yitirirsiniz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İDRİS BALUKEN (Devamla) – Barış ve Demokrasi Partisi olarak 7 Kasımda Nusaybin’de bu utanç duvarlarına karşı halkımızla birlikte çok büyük bir kitlesel eylem, etkinlik de ortaya koyacağız.

Tekrar, bu yanlıştan sizi vazgeçmeye davet ediyoruz.

Teşekkür ederim. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Baluken.

Gündem dışı üçüncü söz, Kars’ın Kurtuluş Yıl Dönümü münasebetiyle söz isteyen Kars Milletvekili Sayın Ahmet Arslan’a aittir.

Buyurun Sayın Arslan. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

3.- Kars Milletvekili Ahmet Arslan’ın, Kars’ın 93’üncü kurtuluş yıl dönümüne ilişkin gündem dışı konuşması

 

AHMET ARSLAN (Kars) – Sayın Başkanım, saygıdeğer milletvekilleri; ben de Kars’ın 93’üncü Kurtuluş Yıl Dönümü münasebetiyle söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Kars, 30 Ekim 1920’de Kazım Karabekir komutasında düşmana karşı ilk galibiyetini alıyor ve diğer illere örnek oluyor Kurtuluş Harbi’nde verdiği kurtuluş mücadelesiyle ve yine Kars, özellikle geriye dönüp tarihimize baktığımızda, 1064’te Sultan Alparslan Anadolu’ya girmeden önce Ebul Hasan Harakani Hazretleri isminde muhterem bir zatın 1000’li yıllarda Anadolu’ya gelmesi ve 1033’te şehit oluncaya kadar Türklerin Anadolu’da sevgi oluşturması, kabul görmesi anlamında iyi bir altyapı hazırlıyor. Hâl böyle olunca 1064’te Sultan Alparslan Kars’tan Anadolu’ya giriyor, 1072’de Menuçehr Camii’ni yapıyor Ani Harabelerinde.

Bütün bunları şunun için anlatıyorum: Kars, geçmişi anlamında, gerek inanç turizmi anlamında gerek kültür turizmi anlamında çok sayıda değere sahip. Kağızman’da 10 bin yıllık kaya resimleri mevcut. Yine Kars, Selçukluların yaptığı, 1153 tarihinde yaptığı ilk kaleye sahip ve bugün dimdik ayakta duruyor. Belki Kars bir başka anlamda sembol, 1,5 milyon civarında Türkler Kars’ta şehit vermiş ve yine yakın tarihte Sarıkamış’ta 90 bin insanımız âdeta gözünü kırpmadan vatanı uğruna, memleketi uğruna şehit olmaya gitmiş. Ebul Hasan Harakani’den bahsetmişken özellikle onun şu veciz sözünü söylemeden geçmek doğru olmaz: “Her kim bu kapıya gelirse ekmeğini ve suyunu verin; adını, dinini sormayın, zira Ulu Allah’ın katında ruh taşımaya layık olan herkes elbette ki Ebul Hasan’ın sofrasında ekmek yemeğe layıktır.” Bunu asırlar sonra Mevlâna Celâlettin Rûmi de özellikle “Biz her ne aldıysak Ebul Hasan Harakani’den aldık.” anlamında ifade etmektedirler.

Tabii ki geliyoruz günümüze. Günümüzde Kars’ın özellikle gurur duyacağı geçmişine bağlı olarak günümüzde de birtakım şeyler yapmak lazım. Biz bunun için neler yapıyoruz? Bunun için bölünmüş yollar yapıyoruz, bunun için hastaneler yapıyoruz, bunun için tarım ve hayvancılık merkezi olan Kars’ı daha da geliştirmek adına barajlar yapıyoruz –barajlardan yem bitkiciliğine doğru özellikle dönmek istiyoruz- bunun için kentsel dönüşüm yapıyoruz, bunun için Kars’a layık, Türkiye’ye layık muhteşem bir havaalanı terminalini hizmete soktuk, hizmete girdi ve insanımız bugün bunu görüyor.

Bir başka şey; Kars, sınırı bekleyen il. Tabii ki sınırı bekleyen il olmak durumundasınız, serhat ili olmak durumundasınız ama bu özelliğinizden de yararlanmanız lazım. Kars bu özelliğinden yararlanmak adına büyük bir lojistik merkezi yapıyor ve Türkiye Cumhuriyeti, Kars’a yakışır, Türkiye’ye yakışır Bakü-Tiflis-Kars Demiryolu Projesi’ni gerçekleştiriyor ki Türkiye bölgesinde sınır ili olma özelliğinden yararlansın. Tabii ki Bakü-Tiflis-Kars Demiryolu Projesi demir ipek yolunun önemli bir halkası, Londra’dan Pekin’e demir yolunu kesintisiz hâle getiren bir proje. Tek başına mı? Hayır, Marmaray Projesi’yle birlikte çok anlamlı ve Marmaray Projesi asrın projesi, rüya proje. Dün birçok kişinin emeğiyle, katkısıyla, cumhuriyetin kuruluşunun 90’ıncı yıl dönümünde yani 29 Ekim 1923’ten doksan yıl sonra Türk insanına yakışır bir şekilde rüya bir proje olarak hizmete girdi. Kimlerin katkısı yok ki? Ecdadın katkısı var; Sultan Abdülmecit’in 1860’ta yani yüz elli üç yıl önce hayal etmesiyle katkısı var, Sultan Abdülhamit’in katkısı var. AK PARTİ’den önceki hükûmetlerin hazırlık süreciyle ilgili katkısı var ama bir gerçek var ki AK PARTİ 2004’ten 2013’e dokuz yılda rüya olan Marmaray’ı gerçekleştirdi. Sayın Başbakanın ne derece önem verdiği ve ne kadar katkı koyduğunu o projenin altı yıl başında genel müdürlük yapmış biri olarak çok iyi biliyorum. Gerçekten gecesini gündüzüne katarak projeyi takip ettiler. Hükûmetlerimiz destek verdi, Meclis destek verdi.  Binali Yıldırım gece gündüz projeyle birlikte yattı. Tabii ki benimle birlikte birçok mesai arkadaşımız vardı, onlar da bu projeye çok ciddi emek verdiler ve ne mutlu ki bu proje cumhuriyetin 90’ıncı kuruluş yıl dönümünde Türkiye Cumhuriyeti’ne, insanımıza ve dünyaya hediye edildi diyorum.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Arslan.

60’ıncı maddeye göre pek kısa söz taleplerini yerine getireceğim.

Sayın Öğüt…

V.- AÇIKLAMALAR

1.- İstanbul Milletvekili Kadir Gökmen Öğüt’ün, İstanbul Büyükşehir Belediyesinin, Grup Yorum’un Harbiye Cemil Topuzlu Açık Hava Tiyatrosu’nda yapılması planlanan konserini iptal etmesine ilişkin açıklaması

 

KADİR GÖKMEN ÖĞÜT (İstanbul) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Grup Yorum’un Harbiye Cemil Topuzlu Açık Hava Tiyatrosu’nda yapılması planlanan konseri üç gün öncesinde İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından iptal edilmiştir. Grup Yorum’a gönderilen kararda ise bölücü, yıkıcı faaliyetlerde bulunacağı gerekçe gösterilmiştir. İBB yetkililerinin bu gerekçeyi hangi kaynağa dayandırdığı bir yana, bu kararın bütün benzer etkinliklere örnek teşkil etmesi endişesi taşımaktayız. İktidarın görevi bu tür keyfî uygulamaların önüne geçmektir. Bu uygulamalar 90’ıncı yılını kutladığımız cumhuriyetimizin AKP elinde ne kadar demokrat olduğunu göstermektedir. AKP sadece kendisine demokrat olmaya devam etmektedir. “Yaşasın demokratik Türkiye Cumhuriyeti!” diyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Atıcı…

2.- Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı’nın, Cumhuriyet Bayramı’nı kutladığına ve cumhuriyeti kuran Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşlarını saygı, minnet ve rahmetle andığına ilişkin açıklaması

 

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; halkımızın en büyük ulusal bayramı olan Cumhuriyet Bayramı’nı kutluyorum. Hepimizin ortak değeri olan cumhuriyetimizi kuran Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşlarını saygı, minnet ve rahmetle anıyorum.

Doksan yıl önce yönünü çağdaş uygarlığa doğru çeviren Türkiye Cumhuriyeti, bir daha asla karanlığa götürülemeyecektir. Dini istismar ederek halkın yüce duygularını kullanmaya kalkanlara, halkımız en güzel cevabı dün sokaklarda vermiştir. Milyonlarca insan, Türkiye’nin her köşesinde sokaklarda kendi öz bayramını, Cumhuriyet Bayramı’nı kutlamıştır.

Saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Sayın Çam...

3.- İzmir Milletvekili Musa Çam’ın, Cumhuriyet Bayramı’nı kutladığına, İzmir’in Menderes ilçesine bağlı Yeniköy’de bulunan taş ve mıcır ocaklarına büyük bir çevre kirliliği yarattığı için ruhsat verilmemesi gerektiğine ilişkin açıklaması

 

MUSA ÇAM (İzmir) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Tüm yurttaşlarımızın Cumhuriyet Bayramı’nı bir kez daha kutluyorum.

Sayın Başkan, İzmir’in Menderes ilçesinde Yeniköy var fakat Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, bu bölgeye akıl almaz derecede ruhsat vermekte, taş ocakları, mıcır ocaklarına izin vermektedir. Yeniköy’in hemen dibinde kurulmuş olan bu taş ocakları ve mıcır ocakları büyük bir çevre kirliliği yaratmaktadır. Her gün sabahlara kadar çalışmakta, ayrıca 50 ton, 60 ton ağırlığında büyük tır kamyonlarıyla yükleme yapılmaktadır ve yirmi dört saat çalışmaktadırlar. Buradan Çevre ve Şehircilik Bakanlığını ve Orman Bakanlığını bir kez daha uyarıyorum. Bu tip meskûn yerlere ruhsat verilmemesine davet ediyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Tanal...

4.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, Üsküdar’da bulunan okullardaki ısınma sorununun halledilmesini, Üsküdar Şemsipaşa’da bulunan Atatürk Anıtı’nın aydınlatılmasını ve HAVA-İŞ’in THY grevi davasıyla ilgili mahkeme kararının uygulanmasını talep ettiğine ilişkin açıklaması

 

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Üsküdar Ticaret Meslek Lisesi’nde -havaların soğuk olması nedeniyle- kaloriferler uzun süreden beri yanmıyor. Bu anlamda, Millî Eğitim Bakanlığının, öncelikle, havaların soğuması nedeniyle Üsküdar ilçesinde bulunan tüm okullardaki kalorifer, akaryakıt sorununu halletmesini talep ediyorum.

İkinci husus; Üsküdar ilçemizin Şemsipaşa’da bulunan Atatürk Anıtı geçen seneye kadar aydınlatılırken şimdi aydınlatılmıyor, karanlıkta bırakılıyor. Bu konunun da bir an önce hallini talep ediyorum.

Üçüncü sorun; HAVA-İŞ, Türk Hava Yollarıyla ilgili “yasal bir grev” kararını almıştır ancak yasal grevin devamı nedeniyle Hava Yolları Anonim Ortaklığı Şirketi grev kırıcılığı sebebiyle eylem yapmaktadır. Grev kırıcılığının tespiti ve sataşmanın önlenmesi için dava açmıştır. Hava-İş davayı kazanmıştır ancak mahkeme kararı uygulanamamaktadır. Bakanlık bu konuda ne tür işlem yapacak? Bu mahkeme kararına uyulmasını talep ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Yeniçeri…

5.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, Artvin ilinin sorunlarına ilişkin açıklaması

 

ÖZCAN YENİÇERİ (Ankara) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Artvin ilinin Ardanuç ilçesi büyük ulaşım sorunları yaşıyor.

Birincisi, Ardanuç ile Ardahan arasında 1952 yılında başlanan 60 kilometrelik yolun hâlâ 8 kilometresinin tamamlanmamasıdır. 8 kilometresi kalan bu yolun derhâl tamamlanması gerekiyor.

Yine, Ardanuç ile Olur arası 46 kilometre olan yolun da 13 kilometresi stabilize olarak yapılmış; bunun da tamamlanması gerekiyor.

Ardanuç-Erzurum bağlantısı olmadığından halk Erzurum’a Artvin üzerinden gidiyor; bu durum yolu 40 kilometre uzatıyor. Baraj üzerinden yapılacak bir bağlantı vatandaşların bu sorununu da ortadan kaldıracaktır.

Yusufeli’nin barajla, Bertalıların HES’lerle, Artvin’in maden, çevre tahribatıyla başı dertte.

Artvin ilinde onkoloji servisi bulunmayan bir hastane var. Bolca baraj, azca yatırım var.

AKP’nin Artvin’deki vatandaşlarımızın yalnız oylarıyla değil, sorunlarıyla da ilgilenmeleri gerektiğini bir kez daha ikaz ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Oğan, buyurun.

6.- Iğdır Milletvekili Sinan Oğan’ın, Kars’ın 93’üncü kurtuluş yıl dönümüne ve Sultan Abdülmecid tarafından verilen “gazilik” unvanının Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından yeniden Kars’a verilmesini talep ettiğine ilişkin açıklaması

 

SİNAN OĞAN (Iğdır) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Gazi Kars’ımızın düşman işgalinden kurtuluşunun 93’üncü yıl dönümünü ben de tebrik ediyorum.

Tabii, daha önce Meclisimize Kars’a 1855 yılında Sultan Abdülmecit tarafından verilen gazilik unvanının yeniden verilmesi konusunda kanun teklifi sunmuştuk ama AKP Hükûmeti şimdiye kadar bu konuda bizim kanun teklifimizi değerlendirmeye almadı. Ben buradan Meclisteki değerli Kars milletvekili arkadaşlarımıza da sesleniyorum. Önümüzde, 7-10 Kasım tarihlerinde Kars, Ardahan, Iğdır Tanıtım Günleri var. Hem Meclisimizdeki değerli milletvekillerini oraya davet ediyorum hem de bu tarihe kadar, gelin, bunu hep beraber Meclisten geçirelim ve Kars’ımızın hak ettiği gazilik unvanını yeniden gazi Kars’ımıza verelim diyor, saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Gündeme geçiyoruz.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

Meclis araştırması açılmasına ilişkin üç önerge vardır, okutuyorum:

 

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Elâzığ Milletvekili Enver Erdem ve 19 milletvekilinin, özelleştirme sonrası 4/C kadrolarına atanan personelin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/747)

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Özelleştirme sonrası, kamu kuruluşlarına atanan 657 sayılı Devlet Memurları Kanununa tabi, 4/C'li olarak bilinen personellerin karşılaştıkları sorunların araştırılıp gerekli tedbirlerin alınması amacıyla Anayasa’nın 98. ve İç Tüzük’ün 104-105. maddeleri gereğince bir Meclis araştırması açılmasını arz ve teklif ederiz.02.04.2012

1) Enver Erdem                                                        (Elâzığ)

2) Sinan Oğan                                                          (Iğdır)

3) Mehmet Şandır                                                     (Mersin)

4) Ali Uzunırmak                                                      (Aydın)

5) Alim Işık                                                              (Kütahya)

6) Mehmet Erdoğan                                                  (Muğla)

7) Ali Öz                                                                  (Mersin)

8) Emin Çınar                                                           (Kastamonu)

9) Mehmet Günal                                                      (Antalya)

10) Hasan Hüseyin Türkoğlu                                     (Osmaniye)

11) Sadir Durmaz                                                     (Yozgat)

12) Mesut Dedeoğlu                                                  (Kahramanmaraş)

13) Bülent Belen                                                      (Tekirdağ)

14) Lütfü Türkkan                                                     (Kocaeli)

15) Sümer Oral                                                         (Manisa)

16) Mustafa Kalaycı                                                  (Konya)

17) Necati Özensoy                                                  (Bursa)

18) Ahmet Duran Bulut                                              (Balıkesir)

19) Oktay Vural                                                        (İzmir)

20) Ahmet Kenan Tanrıkulu                                       (İzmir)

Gerekçe:

Ülkemizde kamu yönetimindeki çarpıklık, özellikle personel sistemi içinde kendisini göstermektedir. Kamuda 657 sayılı Kanunun 4/A, 4/B, 4/C maddeleri ile kadrolu, sözleşmeli ve geçici personel çalıştırılmakta; dolayısıyla bu durum, kamuda çok başlı ve karmaşık bir istihdam yapısını ortaya çıkarmaktadır. Aynı kurum içinde aynı işi yapan ancak tabi oldukları yasal mevzuatın farklı olması nedeniyle; maaşları, emeklilik hakları, iş güvenceleri, sosyal ve özlük hakları farklı olan kamu görevlileri bulunmaktadır.

Kamuda çalışanlar arasında en kısıtlı haklara sahip olan kesim ise hiç şüphesiz ki; 657 sayılı Kanunun 4/C maddesi uyarınca çalıştırılan ve sayıları yaklaşık 110 bini bulan geçici personellerdir. Bu kapsamda çalıştırılan personelin yıllık izin, tayin hakkı, aile yardımı, fazla mesai ücreti, kıdem ve ihbar tazminatı ve iş güvencesi gibi hakları bulunmazken; maaşları da son derece düşüktür.

Kaldı ki; 4 Şubat 2010 tarihinde Resmi Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe giren Bakanlar Kurulu kararı ile 4/C’liler arasında farklı uygulamalara gidilmiş, var olan adaletsizlik daha da derinleştirilmiştir. İlgili kararla 4/C statüsünde istihdam edilen kamu görevlerinin bir bölümü için yeni haklar sunulurken, Bakanlar Kurulu kararının sadece özelleştirme sebebiyle işsiz kalan ve kalacak olan işçilerden 4/C statüsünde istihdam edilenleri kapsaması büyük bir insan hakkı ihlalini de ortaya çıkarmıştır.

Haziran 2011'de kamuda sözleşmeli olarak çalışmakta olan personelin kadroya geçirilmesi sağlanmışken, 4/C'li personelin kapsam dışında tutulması adaletli bir tutum olmamıştır. Kamuda sözleşmeli olarak çalışan, kamu görevlileri sendikalarına üye olma hakkı bulunan ve dolayısıyla kamu görevlisi olarak kabul edilmesi gereken 4/C'li personellerin kadroya geçirilmemiş olmaları bir kez daha mağdur edilmelerine neden olmuştur.

657 sayılı Kanun’un 4/C maddesi uyarınca geçici olarak çalıştırılan on binlerce personel ve aileleri, yapılacak düzenleme ve çıkarılacak Bakanlar Kurulu kararı ile sorunlarının çözüme kavuşturulmasını umutla beklemektedir.

4/C statüsünde personel istihdamı sınırlanmalı, asli ve sürekli hizmetlerde bulunan personel kadroya geçirilmeli, farklı kararlarla, kurumlara özel ödemeler kaldırılarak tüm 4/C'li personelin maaşları, emsali kadrolu personelin maaşları ile orantılı olarak belirlenmeli, tüm 4/C'li personelin özlük hakları kurum farkı gözetmeksizin eşitlenmelidir.

Ayrıca, 4/C personeli de sosyal yardımlardan faydalandırılmalı, fazla mesai ücreti ödenmeli, bu statüde istihdam edilen personelin eş durumu dolayısı ile yer değiştirmesi ve askerlik dönüşü göreve başlaması sağlanmalıdır.

4/C statüsünde istihdam edilen personel üzerinde yöneticiler ve amirler tarafından oluşturulan keyfî uygulamalara son verilmeli, görev tanımları, sicil ve taltif uygulamaları gibi konularda yasal mevzuat çalışmaları yapılmalıdır. 4/C'li personelin kıdem ve ihbar tazminatları ödenmeli, döner sermayeden faydalandırılmalı ve kadroya alınmaları sağlanmalıdır.

4/C'li personelin mağduriyetlerinin giderilmesi ve gerekli iyileştirmelerin yapılması amacıyla, Anayasa’nın 98’inci ve İç Tüzük’ün 104-105’inci maddeleri gereğince bir Meclis araştırması açılmasını arz ve teklif ederiz.

2.- Osmaniye Milletvekili Hasan Hüseyin Türkoğlu ve 20 milletvekilinin, Seyhan Nehri üzerinde kurulan ve yapımı devam eden HES’lerin insan sağlığı ve çevre üzerindeki etkilerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/748)

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Adana ili Seyhan Nehri üzerinde kurulan ve yapımı devam eden HES santrallerinin doğal çevre ve insanlarımız üzerinde yarattığı tahribatlar ve sosyal etkilerin giderilmesi ve çözüm yollarının belirlenmesi amacıyla Anayasa’mızın 98'inci maddesi, İç Tüzük’ün 104 ve 105'inci maddeleri gereğince ekte sunulan gerekçe çerçevesinde Meclis araştırması açılmasını arz ve teklif ederiz.

 

1) Hasan Hüseyin Türkoğlu                                       (Osmaniye)

2) Mehmet Erdoğan                                                  (Muğla)

3) Enver Erdem                                                        (Elâzığ)

4) Mehmet Şandır                                                     (Mersin)

5) Oktay Vural                                                          (İzmir)

6) Emin Çınar                                                           (Kastamonu)

7) Özcan Yeniçeri                                                     (Ankara)

8) Alim Işık                                                              (Kütahya)

9) Seyfettin Yılmaz                                                   (Adana)

10) Tunca Toskay                                                     (Antalya)

11) Sümer Oral                                                         (Manisa)

12) Adnan Şefik Çirkin                                              (Hatay)

13) Lütfü Türkkan                                                     (Kocaeli)

14) Celal Adan                                                         (İstanbul)

15) Mesut Dedeoğlu                                                  (Kahramanmaraş)

16) Necati Özensoy                                                  (Bursa)

17) D. Ali Torlak                                                       (İstanbul)

18) Ali Öz                                                                (Mersin)

19) Murat Başesgioğlu                                              (İstanbul)

20) Kemalettin Yılmaz                                               (Afyonkarahisar)

21) Cemalettin Şimşek                                              (Samsun)

Gerekçe:

Adana ilinin bazı ilçelerinde su kaynakları üzerinde yapımına devam edilen HES'ler, toprak, su ve orman varlığımızı telafisi imkânsız tahribatlara maruz bırakmaktadır.

Seyhan Nehri’nin ana kollarından birisini oluşturan Göksu Irmağı 21/8/2010 tarihinden itibaren nehir üzerindeki HES'lerden bir veya birkaçında su tutulmaya başlanmasıyla tamamen kurumuş durumdadır.

Köprü, HES'in bulunduğu Kozan'ın Ergenuşağı köyünün Kale mevkisinde çok geniş bir alan yerinden 20 metre aşağı düşmüştür. Yine, aynı bölgede Kızlareskisi köyü, Hüsemli yerleşimi heyelanla yerinden kopmuş durumdadır.

Köprü HES inşaatından çıkan hafriyatlar Kızlareskisi köyü, Akkoca tepesinin kuzey yönüne, Göksu Irmağı’nın içine depolanmaktadır. Irmağın götürdükleri hariç, sol sahil boyunca 50x30 metre çapında, 1.000 metre uzunluğunda nehir içine hafriyat dökülmüş, dökülmeye de devam etmektedir.

Seyhan Nehri’nde devam eden HES'ler ve bunlara açılmakta olan yollar nedeniyle Kozan-Gökgözü yolunun Kösrelik ile Düzyurt arasında kalan 10 kilometrelik kısmında yol genişletilirken, kontrolsüzce ormanlık alana bırakılan dev kaya blokları, meyilli arazide dereye veya Seyhan’a inene kadar 2 kilometrelik mesafede yüz binlerce ağacı kırmış, kalanlar ise aldığı darbelerden dolayı peyderpey kurumaktadır.

2011 yılı Ekim ayında Kozan Marangeçili köyünden Soner Demir, Gökdere Irmağı kenarında oğulları ile çalışırken Feke II HES’ten tamamen kurtulan, nehir yatağına aniden bırakılan su sebebiyle oğullarını (Nafi Demir 13 yaş, Zafer Demir 18 yaş) kaybetmiştir. Söz konusu gençlerin cesetleri yirmi dört saat sonra yaklaşık 5 km aşağıda bulunabilmiştir.

16 Mart 2012 tarihinde Kulaksız HES inşaatından düşen Şamil Daşçı'nın cesediyle birlikte bugüne kadar Cuma Ali Değirmenci, Eyüp Altuntaş, Erkan Yiğen, Veli Damaksız, Erdal Demirelli, Latif Değirmenci, Mehmet Yılmaz, Hasan Bolat, Necmettin Karayiğit, Selahattin Aral ile birlikte Gökdere HES inşaatı sırasında toplam 13 kurban verilmiştir.

Çevre ve Orman Bakanlığının 16/6/2009 tarih ve 4368-35498 sayılı raporlarında nehir tipi HES'lerle ilgili "Özellikle su iletim tünelleri, su iletim kanalları ve cebrî boruların geçtiği alanlarda yapılan hafriyatların, eğimli arazilerden gelişigüzel bırakılması nedeniyle orman alanlarında büyük tahribatlar oluşmakta, dere yatakları doldurularak su akış rejimini ve kalitesini olumsuz yönde etkilemektedir. Yapılan çalışmalarda gerekli tedbirler alınmadığı için çevre kirliliği oluşmuş, işletmeye geçmiş tesislerde dere yatağına bırakılacak biyolojik ihtiyaç suyu yetersiz, balık geçişleri hiç yapılmamış ya da uygun inşa edilmediği görülmüştür." denilmektedir.

Elektrik İşleri Etüt İdaresinin 20 yıllık, ATA İnşaatın ise 3 yıllık çalışmaları neticesi “Burada baraj yapılamaz, aksi hâlde heyelan olur ve sol sahilden 1480 metrelik Henis Dağı, Karasivri, Yellibelen, Kızıluçuk mevkilerinde ve sağ sahilde ise Karahan köyü Keçeli yerleşiminde çok açık ve net, çıplak gözle de gözlenebilen, yüzlerce yıldır devam edegelen hareketlenmeler mevcut. Bu bölgede yapılacak inşaat faaliyetleri sonucu, adı geçen dağlar Seyhan'ın üzerine iner" diye iddialar da vardır.

Bölgedeki HES inşaatlarının, bu bilgiler ışığında Meclis araştırması komisyonu kurularak araştırılması, bu sorunlara çözüm üretilmesi ve gerekli önlemlerin alınması gerekmektedir.

3.- Kars Milletvekili Mülkiye Birtane ve 22 milletvekilinin, kamu ve özel sektöre ait iş yerlerinde meydana gelen işçi ölümlerinin ve iş sağlığı ve güvenliği alanında yaşanan eksikliklerin sebeplerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/749)

                                                                                                                 11/4/2012

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Kamu ve özel sektöre ait iş yerlerinde meydana gelen işçi ölümlerinin bütün sebepleri ile araştırılarak iş sağlığı ve güvenliği alanında mevcut eksikliklerin giderilmesi için alınacak önlemlerin belirlenmesi amacıyla Anayasa'nın 98'inci, İç Tüzük’ün 104 ve 105’inci maddeleri gereğince Meclis araştırması açılması için gereğini arz ve teklif ederiz.

1) Mülkiye Birtane                                                    (Kars)

2) Pervin Buldan                                                      (Iğdır)

3) Hasip Kaplan                                                       (Şırnak)

4) Murat Bozlak                                                        (Adana)

5) Sırrı Sakık                                                            (Muş)

6) Halil Aksoy                                                          (Ağrı)

7) Ayla Akat Ata                                                       (Batman)

8) İdris Baluken                                                        (Bingöl)

9) Hüsamettin Zenderlioğlu                                       (Bitlis)

10) Emine Ayna                                                        (Diyarbakır)

11) Nursel Aydoğan                                                  (Diyarbakır)

12) Altan Tan                                                           (Diyarbakır)

13) Adil Zozani                                                         (Hakkâri)

14) Esat Canan                                                        (Hakkâri)

15) Sırrı Süreyya Önder                                            (İstanbul)

16) Sebahat Tuncel                                                  (İstanbul)

17) Erol Dora                                                           (Mardin)

18) Ertuğrul Kürkcü                                                  (Mersin)

19) Demir Çelik                                                        (Muş)

20) İbrahim Binici                                                     (Şanlıurfa)

21) Nazmi Gür                                                          (Van)

22) Özdal Üçer                                                         (Van)

23) Leyla Zana                                                         (Diyarbakır)

Gerekçe:

Türkiye'de, iş yerlerinde teknik emniyet açısından denetim mekanizmalarının olmaması ya da yetersiz kalması her yıl yüzlerce çalışanın hayatına mal oluyor. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının verilerine göre, Türkiye'de 2002 yılından 2011 yılının Ekim ayına kadar geçen sürede 706.608 iş kazası meydana gelmiş, 15.961 işçi sürekli iş göremez hâle gelirken 10.297 işçi de yaşamını yitirmiştir.

Yine, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının son resmî verilerine göre, Ekim 2011-Aralık 2011 dönemi itibarı ile meydana gelen iş kazalarında toplam 499 işçi hayatını kaybetmiş ve 18.476 işçi iş kazası sonucu yaralanmıştır. Yine, bu aylar itibarı ile meydana gelen iş kazası sayısı ise ekim ayında 7.053, kasım ayında 5.596 ve aralık ayında 6.326 olmak üzere toplamda 18.975'tir.

Ekim 2011-Aralık 2011 dönemi itibarı ile meydana gelen iş kazası sayısı madencilik ve taş ocakçılığı alanında faaliyet yürüten kurumlarda toplamda 3.636, imalat alanında ise 8.997'dir.

Hükûmet ciddi bir denetim mekanizması oluşturmadığı için iş sağlığı ve iş güvenliği hakkında çıkarılan düzenlemelerin hiçbiri iş yeri sahipleri tarafında dikkate alınmıyor. Oysaki araştırmalar, uygun politikalarla iş kazalarının önlenebileceğini ortaya koyuyor. Yatırımcılar kazançlarının tek kuruşunu bile işçi sağlığı ve güvenliği için ayırmaya yanaşmıyor. İşçi sağlığı ve güvenliği alanındaki denetimsizlik, yaptırımların yetersizliği, sorumlu ve ilgililerin duyarsızlığı bu kazaların artmasına sebep oluyor.

Türkiye 2011 Yılı İlerleme Raporu’nda da iş sağlığı ve güvenliğine ilişkin çerçeve direktifin henüz ulusal mevzuata aktarılmadığına dikkat çekilmiş ve bu konuda kayda değer bir ilerleme sağlanmadığı vurgulanmış. Birçok ölümcül iş kazasının gerçekleştiği KOBİ’lerde ise mevzuatın uygulanmasının bir sorun olmaya devam ettiği ifade edilmiştir.

Bütün uyarılara ve toplu işçi ölümlerine rağmen Hükûmetin bu konuda henüz ciddi bir politikası yoktur. Düzenlemeler yapılsa dahi en büyük sorun uygulamada çıkıyor. Ölümlerden sonra iş yerlerine kesilen sembolik cezalar sorunları çözmüyor. İş kazası sonucu yaşanan faciaları önlemek bu konuda ciddi ve kapsamlı bir politika yürütülmesine bağlıdır. Çünkü kimi araştırmalara göre Türkiye iş kazalarında dünyada 3’üncü olup, Avrupa'da ise 1’inci sıradadır.

2007-2012 yılları arasında sadece Tuzla tersanelerinde yaşanan kazalarda 500 işçi hayatını kaybetti. Meydana gelen iş kazalarının çoğu ağır yaralanma, sakatlanma ve ölümle sonuçlanıyor. Türkiye'de yaşanan iş kazalarının toplu cinayetlere dönüştüğünü söylemek yerinde olacak. Zonguldak'ta bir maden ocağında meydana gelen kazada 30 işçi hayatını kaybetti. Bazılarının cesedi daha göçük altından çıkartılmadı. Davutpaşa'da meydana gelen patlama sonucu 23 işçi, Adana Kozan'da baraj inşaatında 10 işçi, İstanbul Esenyurt AVM inşaatında çıkan yangında 11 işçi hayatını kaybetti. Daha fazla can kaybı yaşanmadan, işçi sağlığı ve iş güvenliği kapsamında işçilerin sağlıklı yaşam ortamlarının, sağlık revirlerinin, dinlenme ve sosyal aktivite salonlarının, ısınma, barınma, giyinme yerlerinin standartlara bağlanması hususunda gerekli düzenleme yapılmalıdır. Bu nedenle bir Meclis araştırması açılmasını gerekli görüyoruz.

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Önergeler gündemdeki yerlerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki görüşmeler, sırası geldiğinde yapılacaktır.

Kamu İktisadi Teşebbüsleri Komisyonu Geçici Başkanlığının bir tezkeresi vardır, okutup bilgilerinize sunacağım:

B) Tezkereler

1.- Kamu İktisadi Teşebbüsleri Komisyonu Geçici Başkanlığının, Komisyonun başkan, başkan vekili, sözcü ve kâtip üye seçimini yaptığına ancak Komisyon Başkanlık Divanının tüm temsilcilerinin tek bir partiden seçildiğine ve muhalefet partilerini de temsil edecek üyelerin Komisyon Başkanlık Divanındaki makamlardan birine seçilmesinin İç Tüzük gereği zorunlu olduğuna ilişkin tezkeresi (3/1324)

 

Sayı: 50152386-146109

Konu: Komisyon Başkanlık Divanı Seçimi

                                                                               22/10/2013

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Kamu İktisadi Teşebbüsleri Komisyonu, başkan, başkan vekili, sözcü ve kâtip üye seçimi için 22/10/2013 Salı günü saat 17.00'de toplanmış ve kullanılan 24 adet oy pusulasının tasnifi sonucu, aşağıda adları ve soyadları yazılı üyeler karşılarında gösterilen oyu alarak İç Tüzük’ün 24'üncü maddesi uyarınca başkan, başkan vekili, sözcü ve kâtip seçilmişlerdir.

Ancak, seçilen Komisyon Başkanlık Divanının tüm temsilcileri tek bir partiden seçilmiştir. Anayasa’mızın 95'inci maddesinin 1 ve 2'nci fıkralarına göre "Türkiye Büyük Millet Meclisi, çalışmalarını, kendi yaptığı İçtüzük hükümlerine göre yürütür.

İçtüzük hükümleri, siyasî parti gruplarının, Meclisin bütün faaliyetlerine üye sayısı oranında katılmalarını sağlayacak yolda düzenlenir. Siyasî parti grupları, en az yirmi üyeden meydana gelir." denilmektedir. Bu hükme göre, Başkanlık Divanında her hâlükârda muhalefet partilerini de temsil edecek üyelerin başkan, başkan vekili veya sözcülük makamlarından birisine seçilmesi zorunludur. Dolayısıyla tek partiden oluşan Başkanlık Divanının bu çerçevede seçilmesi gerekmektedir.

Saygıyla arz olunur.

                                                                       Kamer Genç

                                                                               Tunceli

                                               Kamu İktisadi Teşebbüsleri Komisyonu

                                                                    Geçici Başkanı

 Başkan         : Hasan Fehmi Kinay  Kütahya Milletvekili      20 oy

Başkan Vekili : Ziver Özdemir         Batman Milletvekili       19 oy

Sözcü          : Şenol Gürşan          Kırklareli Milletvekili     20 oy

Kâtip           : Faruk Septioğlu       Elâzığ Milletvekili         20 oy

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının iki tezkeresi vardır, ayrı ayrı okutup oylarınıza sunacağım.

2.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının, Türkiye Büyük Millet Meclisinden bir parlamenter heyetin, Avrupa Parlamentosu (AP) Katılım Öncesi Eylem Birimi tarafından 20/11/2013 tarihinde Strazburg'da düzenlenecek olan “Sosyal ve Sendikal Haklar” konulu üst düzey çalıştaya katılımına ilişkin tezkeresi (3/1305)

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna

Avrupa Parlamentosu (AP) Katılım Öncesi Eylem Birimi tarafından 20 Kasım 2013 tarihinde Strazburg'da düzenlenecek olan "Sosyal ve Sendikal Haklar" konulu üst düzey çalıştaya Türkiye Büyük Millet Meclisinden bir parlamenter heyetin katılımı öngörülmektedir.

Söz konusu heyetin Strazburg ziyareti, Türkiye Büyük Millet Meclisinin Dış İlişkilerinin Düzenlenmesi Hakkında Kanun'un 6’ncı maddesi uyarınca Genel Kurulun tasviplerine sunulur.

Cemil Çiçek

TBMM Başkanı

BAŞKAN – Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Diğerini okutuyorum:

3.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının, Avrupa Parlamentosu Aday Ülkeler Eylem Birliği tarafından 6-7 Kasım 2013 tarihlerinde Belçika’nın başkenti Brüksel’de düzenlenecek "Balkanlarda Gençlik ve Eğitim" konulu seminere katılım sağlanmasına ilişkin tezkeresi (3/1306)

 

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna

Avrupa Parlamentosu Aday Ülkeler Eylem Birliği tarafından 6-7 Kasım 2013 tarihlerinde Belçika'nın başkenti Brüksel'de "Balkanlar'da Gençlik ve Eğitim" konulu bir seminer düzenlenecektir.

Söz konusu seminere katılım sağlanması hususu, 28/3/1990 tarihli ve 3620 sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisinin Dış İlişkilerinin Düzenlenmesi Hakkında Kanun'un 9'uncu maddesi uyarınca Genel Kurulun tasviplerine sunulur.

Cemil Çiçek

Türkiye Büyük Millet Meclisi

Başkanı

BAŞKAN – Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Barış ve Demokrasi Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

VII.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- BDP Grubunun, Şanlıurfa Milletvekili İbrahim Binici ve arkadaşlarının Suriye krizi ve sığınmacılar nedeniyle Şanlıurfa’da yaşanmakta olan ekonomik ve sosyal güvenlik sorunlarının araştırılması amacıyla 1/10/2013 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına vermiş olduğu Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 30 Ekim 2013 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulunun 30/10/2013 Çarşamba günü (Bugün) yaptığı toplantısında siyasi parti grupları arasında oy birliği sağlanamadığından grubumuzun aşağıdaki önerisini İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

İdris Baluken

Bingöl

Grup Başkan Vekili

Öneri:

1 Ekim 2013 tarihinde Şanlıurfa Milletvekili İbrahim Binici ve arkadaşları tarafından verilen, Suriye krizi ve sığınmacılar nedeniyle Şanlıurfa'da yaşanmakta olan ekonomik ve sosyal güvenlik sorunlarının araştırılması amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisine verilmiş olan Meclis araştırma önergesinin Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak 30/10/2013 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunması ve görüşmelerin aynı tarihli birleşimde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN.- Barış ve Demokrasi Partisi Grubu önerisinin lehinde ilk söz, Şanlıurfa Milletvekili Sayın İbrahim Binici’ye aittir.

Buyurun Sayın Binici. (BDP sıralarından alkışlar)

İBRAHİM BİNİCİ (Şanlıurfa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; grubumuzun verdiği öneri üzerine söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, Suriye’de 2011 yılı Mart ayından bu yana yaşanmakta olan iç savaş, başta Türkiye olmak üzere, tüm Orta Doğu bölgesini sosyal, siyasal, ekonomik ve en önemlisi de güvenlik boyutlarıyla etkilemeye devam etmektedir. Hükûmet, izlediği politikaların bir sonucu olarak aslında, Suriye halklarının, direkt olarak kendileriyle ilgili olmayan bu kirli ve yakıcı savaşın müdahili hâline gelmiştir. Girdiği kirli ilişkilerle bir yandan bu yangına benzin dökmeye devam eden Hükûmet, diğer yandan ise “Yangın var!” diye bağırmakta ve ortalığı velveleye vermektedir. Girdiği karanlık ilişkileri, bu ilişkilere sağladığı türlü desteklerle her geçen gün büyümesine katkı verdiği bu krizin giderek derinleşmesine katkı veren Hükûmet, ortaya çıkan bedelleri de Türkiye ve Suriye halklarına ödetmektedir.

Değerli milletvekilleri, ateş en başta düştüğü yeri yakmaktadır. Suriye’de yaşanmakta olan bu savaş nedeniyle Suriye içerisinde yaklaşık 5 milyon kişi evini terk etmek zorunda kalmıştır. Bu savaş nedeniyle yarıdan fazlası çocuk yaşta olmak üzere 2 milyonu aşkın kişi, aralarında Türkiye’nin de olduğu başka ülkelere sığınmak zorunda kalmıştır. AFAD ve Dışişleri Bakanlığı açıklamaları ışığında, Türkiye’ye sığınan mülteci sayısının 500 bini aştığı ifade edilmektedir. Aslında, kimi kaynaklarda bu sayının çok daha fazla olduğu ifade edilmektedir. Türkiye’ye gelen sığınmacıların 200 bini kamplarda kalırken, geri kalan sığınmacıların nerede ve nasıl kaldığı sadece yapılan tahminlere dayanmaktadır.

Biliyorsunuz, son dönemde “utanç duvarı” diye adlandırdığımız, dünyada örnekleriyle mahkûm edilen bu duvarlar en son Rojava’yla Türkiye arasında örülmektedir. Sayın Başbakan bahsetmişti, Gazze’dekini “utanç duvarı” diye adlandırmıştı. Peki, soruyorum Sayın Başbakana: Bu ördüğünüz duvar neyin nesidir? Bu ördüğünüz duvar, utanç duvarının ta kendisidir.

Dış politikada iflas eden AKP Hükûmeti, gerçekten, umudunu El Kaide ve El Nusra çetelerine bağlamıştır. El Kaide ve El Nusra çeteleri… Başta, biliyorsunuz, en büyük örneği Reyhanlı’da yaşanmıştı. Saldırıyı açık ve net üstlenen El Kaide çetelerine karşı bugüne kadar susan AKP Hükûmeti, Urfa’da örneği yaşanan haftada 2-3 kişinin ölümüyle sonuçlanan ve bugüne kadar Akçakale ve Ceylânpınar’da toplam 10 kişinin ölümüne neden olan bu saldırılar, bugün gerçekten yapılıyorsa bu konuda çıkıp şapkalarını önlerine koymaları gerekmektedir.

El Nusra ve El Kaide çeteleri tarafından öldürülen Kürt genci İdris Akgül, Esad güçleri tarafından öldürülseydi bugün bu Parlamentoda kıyameti koparıyor olacaktınız ama nedense, öldüren El Kaideciler, ölen de bir Kürt genci olunca suspus oluyorsunuz. İşte, gerçekliğiniz burada açığa çıkıyor, gerçek politikanız burada açığa çıkıyor.

Şunu açık ve net söylüyoruz: Orta Doğu yeniden şekillenecektir. Orta Doğu’da bir tarafımızda Rojava Kürtleri yaşayacaktır, diğer tarafta “Kürdistan” diye adlandırdığımız güney Kürtleri yani Barzani ve Talabani güçleriyle komşu olmak durumundasınız. Yine “Rojhılat”  dediğimiz İran Kürdistanı’nda da Kürtlere komşu olmak durumundasınız. O zaman, oturup düşünmemiz lazım, Kürtlerle iyi diyalog kurmamız lazım. Kürtler hiçbir zaman farklı taleplerde bulunmamışlardır, sadece demokratik bir cumhuriyet inşasında direngenliklerini göstermişlerdir. Onun için, AKP Hükûmetini bir daha uyarmak durumundayız. AKP Hükûmetinin Kürtlere karşı özellikle dış politikalarını gözden geçirmesi şarttır, elzemdir. Artık nereden bakarsanız 3 tarafımızda komşu olan Kürtlerin, bu halkların özgür bir Orta Doğu’da yaşamak adına mücadele ettikleri gözden kaçırılmamalıdır. Evet, Kürt halkı, 4 parçada da özgürlük arayışlarını devam ettirecektir. Bunu ne AKP engelleyebilecektir ne diğer dış güçler engelleyebileceklerdir. Orta Doğu’da en büyük irade sahibi olan Kürt halkı ve Kürt halkının özgürlük arayışçıları devreye girmiştir. Bunu böyle bilmeliler.

Yine, bu konuda, Reyhanlı saldırısından sonra büyük kayıp Şanlıurfa’da olmuştur. Bu yönüyle bakıldığında, Reyhanlı saldırısından sonra en büyük kayıp Urfa’da; ölümlerin 5’i Şanlıurfa’nın Ceylânpınar ilçesinde, 5’i Akçakale’de meydana gelmiş. 2 Ekim 2012’de Akçakale’ye düşen top mermisi nedeniyle 3’ü çocuk 5 kişi, maalesef, hayatını kaybetti. Yine, geçtiğimiz temmuz ayında Ceylânpınar’da  17 yaşındaki Mahsum Ertuğrul’un göğsüne isabet eden mermi ölmesine neden olmuştur. 16 Temmuzda Ceylânpınar’da başından ağır yaralanan Mehmet Gündüz, bir haftalık yaşam savaşına yenik düşerek, maalesef, hayatını kaybetmiştir. Yine, 28 Temmuzda havan topu, sınırı aşarak tarladaki iftar sofrasında ezanı bekleyen 44 yaşındaki Şükrü Kahraman’ın ölümüne neden olmuştur. 4 Ağustosta Ceylânpınar’da bayram alışverişine giden 10 çocuk babası Ramazan Zeybel, 45 yaşında, kalbinden vurularak can vermiştir. Bildiğiniz üzere, El Kaide’nin kolu olarak nam yapmış olan El Nusra Cephesi’nin, AKP Hükûmetinin desteğiyle Kürtlere karşı açmış olduğu savaşın neticesinde daha iki gün önce de Ceylânpınar’da 1 kişi daha hayatını kaybetmiştir. El Nusra Cephesi’nin Ceylânpınar’a attığı havan topu mermisinin isabet ettiği düğün evi yas evine dönüşmüştür. 2 çocuk babası İdris Akgül hayatını kaybetmiş ve 1 kişi de yaralanmıştır. Yine, bu gece Ceylânpınar’a isabet eden 2 havan topu mermisi nedeniyle Ceylânpınar halkının diken üstünde olduğu basına yansıyan haberlerdir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İBRAHİM BİNİCİ (Devamla) – Bu konuda, başta Hükûmet olmak üzere araştırma önergemizin derhâl değerlendirilerek sonuca götürülmesini istiyorum.

Teşekkür ediyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Binici.

Barış ve Demokrasi Partisi Grubu önerisinin aleyhinde ilk söz, Iğdır Milletvekili Sayın Sinan Oğan…

Buyurun Sayın Oğan. (MHP sıralarından alkışlar)

SİNAN OĞAN (Iğdır) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Barış ve Demokrasi Partisinin, Şanlıurfa’daki Suriyeli sığınmacılarla ilgili vermiş olduğu önerge üzerine söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Her şeyden önce şunu ifade etmek lazım ki bu, bir tek Şanlıurfa’nın sorunu değil, dolayısıyla bu önergeyi bu anlamda eksik buluyoruz. Türkiye'de Şanlıurfa’da Suriyeli sığınmacı var da Meclisin hemen 1 kilometre ötesine geçin, Meclisin hemen 1 kilometre uzağında Suriye’den gelmiş sığınmacı yok mu zannediyorsunuz, Karadeniz Bölgesi’nde yok mu zannediyorsunuz? Iğdır’da, Kars’ta, Edirne’de, Türkiye'nin her yerinde Suriyeli sığınmacılar var ve bu meselenin bir tek Şanlıurfa ekseninde değerlendirilmesinin bu manada yanlış ve eksik olacağı kanaatindeyiz.

Bu konu araştırılmalıdır, doğrudur, ama Şanlıurfa değil, bütün Türkiye'deki Suriyeli sığınmacı sayısı, bunların durumu ve bu meselenin nereye kadar gideceğinin mutlaka Meclis tarafından araştırılması gerekmektedir değerli arkadaşlar. Son dönemlerde Meclisin pek bu işlerle vakit harcamadığını  biliyoruz. Sayın Başbakan ve kurmuş olduğu özel ekip, Meclisi baypas ederek her konuda araştırmalarını yapıyor, her konuda -tabiri caizse- kararları alıyor, Meclisi de bir onay makamına dönüştürüyor. Ama bu yüce Meclisin, dün 90’ıncı yılını kutladığımız cumhuriyetimizin en büyük kazanımı olan yüce Meclisin bu konuyu araştırması lazım.

Biraz önce konuşmacı şunu ifade etti, dedi ki: “Orada ölenler, gelen bombayla, seken kurşunla ölenler Kürt.” Sayın Konuşmacı, Türkiye’deki yaşayanların, dirilerin etnik kökenlerini ayrıştırdınız, her bir noktada etnik köken vurgusu yaptınız da şimdi de sıra ölenlerin etnik kökenini mi araştırmaya geldi?

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – “Kürt olunca tepki yok.” dedi, dinlememişsiniz siz.

SİNAN OĞAN (Devamla) – Ölen benim vatandaşımdır, ölen benim insanımdır, bu ülkenin vatandaşı, Türkiye Cumhuriyeti’nin vatandaşı ve ölenler Türk’tür, etnik kökeni ne olursa olsun. Bırakın artık insanların etnik kökenini araştırmayı, bırakın artık insanları etnik kökenlerine göre sınıflandırmayı. Orada bir sorun varsa, Türkiye Cumhuriyeti’nin vatandaşı her bir şahsa, her bir milletvekiline düşen, Türkiye’nin sorunlarını, Türkiye Cumhuriyeti’nin yaşayanlarının ve ölenlerinin  sorunlarını araştırmaktır. Ölüler üzerinden etnik siyaset yapmayı artık bırakmak lazım.

Değerli arkadaşlar, Türkiye’nin ciddi bir mülteci sorunu var. Aynı zamanda Türkiye’nin ciddi bir güvenlik sorunu var demektir. Biz Osmanlının torunlarıyız, Osmanlının mirasçısıyız, bununla da övünüyoruz. Hem inancımız gereği hem millî değerlerimiz gereği, kapımıza gelen zor durumdaki insanlara, kökeni ne olursa olsun, ülkesi, milliyeti, dini, inancı ne olursa  olsun sahip çıkmak durumundayız. Ancak, bizim de bunu bir kontrol içerisinde ve imkânlarımız ölçüsünde yapmamız gerekir. Suriye’yi karıştıranlar bellidir. Suriye’de bugünkü durumun müsebbipleri ortada iken hepsi bir kenara çekilmiş, Türkiye’de Sayın Davutoğlu’nun, Sayın Dışişleri Bakanının hayali peşinde koşan, ortalığı kan gölüne çevirmiş, yanı başımızda bir dünya var ve bunun sıkıntısını maalesef ki bizim insanlarımız çekiyor. Oradan kurşunlar sekiyor, benim insanım ölüyor. Oradan atılan füzelerle, bombalarla, roketlerle benim insanım ölüyor ve benim insanım kıt kanaat geçinir iken, oradan gelen misafirlerimizi, oradan gelen mültecileri ağırlamak durumunda kaldığımız için Türkiye’nin kıt kaynaklarını daha fazla bölüşmek durumunda kalıyoruz. Elbette bölüşeceğiz ama bir taraftan oradaki yangına su ile değil benzinle giden bir hükûmet varken, öte taraftan oradan daha fazla mülteci gelmesi, daha fazla sığınmacı gelmesi zaten beklenebilir bir durum. Dünyada herkes barıştan konuşurken, Suriye meselesinin barış yoluyla çözülmesinden konuşurken hâlâ siz “Girelim, yetmiş dokuz gün orayı bombalayalım, daha fazla kan aksın, daha fazla gözyaşı ve daha fazla mülteci gelsin.”in peşindesiniz. Sizin bu saldırgan, sizin bu savaş çığırtkanlığı yapan politikanızı sizin müttefikleriniz bile desteklemiyor artık. Ne Almanya’sı, Fransa’sı, İngiltere’si ne Amerika’sı ve hatta ne de “one minute”ten sonra ticaret oranını yüzde 40’a çıkardığınız gizli dostunuz İsrail dahi desteklemiyor.

Ortada yanlış bir durum var arkadaşlar. Suriye’deki savaş sizin öngördüğünüz gibi, sizin hayal ettiğiniz gibi, bir günde, bir haftada, üç haftada, üç ayda bitecek bir savaş değil. Bu savaş kangrene dönüşmek üzere ve bu kangren en fazla Türkiye’yi etkileyecektir; seken kurşunlarla etkileyecektir, kesilen ticaretle etkileyecektir, Türk insanının ölmesiyle etkileyecektir ve gelen mülteci akınıyla etkileyecektir. Bu sebeple iki senedir Dışişleri Komisyonu üyesi olarak Sayın Davutoğlu’na çağrıda bulunuyoruz, “Sayın Davutoğlu, zahmet buyurup, bir zahmet gelin. Meclise bilgi vermiyorsunuz, hiç olmazsa ihtisas komisyonuna bilgi verin, Dışişleri Komisyonuna bilgi verin.” diyoruz, hâlâ gelebilmiş değil Sayın Davutoğlu. Meclise bilgi vermiyorsunuz, Dışişleri Komisyonuna bilgi vermiyorsunuz, bu millete bilgi vermiyorsunuz -biraz sonra televizyonları da, Meclis yayınını keseceksiniz- peki, ne olupbittiğini vatandaş nereden öğrenecek? Vatandaşın bilgi edinme hakkı… Gelip Ankara’nın göbeğinde kapısını alıp götürmeye çalışan Suriyeli meselesinin ne olacağını vatandaş bilmek durumunda değil mi? Ekmeğini paylaştığı Suriyeli mülteci sorununun ne olacağını vatandaş bilme hakkına sahip değil mi değerli arkadaşlar? Neyi gizliyorsunuz vatandaştan? Gelin, Suriyeli mülteci sorununu, bir bütün olarak aslında mülteci sorununu değerlendirelim.

Dünyada en çok mültecinin yaşadığı ülke hâline geldik. Sadece Suriyeli mi? Afganlısı da geliyor, İranlısı da geliyor, Ermenistanlısı da, herkes Türkiye’de. Bir tarafta kaçak işçilerle Türkiye’nin dört bir tarafı işgal edilmiş, diğer taraftan mültecilerle. Nereye kadar gidecek? Bu memlekette işsizlik yok mu? Bu memlekette işsizlik var ama bu memlekette Afrika’dan gelip kaçak çalışan insan da dolu, bir dolu. Bunun bir zapturapt altına alınması sizin göreviniz değil mi arkadaşlar, Hükûmet olarak sizin Türkiye’deki kaçak işçileri zapturapt altına almak göreviniz yok mu? Sizin Türkiye’de 1 milyona yaklaşan mülteci sorununu, nereden gelip nereye gittiğini, bunun kademelerini, bunun ne olacağını, buna ne kadar daha kaynak harcamaya devam edeceğimizi planlamanız gerekmiyor mu? Gerekiyor, bu sizin göreviniz ama görevinizi yapmıyorsunuz arkadaşlar. Siz yapmadığınız için gazetelerde iddialar ortalıkta dolaşıyor. Suudilerin Reyhanlı’da hastane açtığı ve Suriyeli Özgür Suriye Ordusunun yaralılarının Türkiye’deki başka ülkelerin kaçak açmış olduğu hastanelerde tedavi gördüğü söyleniyor. Elbette, ne olursa olsun, yaşlı, hasta, yaralı insanlar tedavi edilmeli ama Türkiye’nin bunu biliyor olması lazım. Türkiye’de eğer birileri gelip hastane açıyor, birileri gelip oradan tedavi ettirdiği askerleri tekrar oraya savaşmaya gönderiyorsa, affedersiniz, siz bostan korkuluğu musunuz? Bu memleket teröristlerin yolgeçen hanı olmuş; bu memlekette birileri gelmiş hastane açıyor, tedavi ediyor oradan gelen savaşanları, geri gönderiyor; mülteciler Türkiye’nin dört bir yanını sarmış; fuhuş almış başını gidiyor, Suriyeli genç kızlar fuhuş bataklığına saplanmış durumda; hırsızlık, dilencilik almış başını gidiyor. E, siz ne iş yapıyorsunuz? Bunu zapturapt altına almak lazım değerli arkadaşlar. Bu, bir siyaset malzemesi, siyaset konusu değil; bu, memleketin meselesi ve memleketin meselesinin konuşulacağı yer gizli karanlık odalar değil, Türkiye Büyük Millet Meclisidir. Siz de bir bütün olarak -böyle sadece bir ili değil, bir bütün olarak- gelin, bu meseleyi Mecliste, yüce Mecliste konuşalım diyor, saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Oğan.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Sayın Başkan, sayın hatip konuşması sırasında, grubumuzu kastederek, ölen vatandaşların etnik kimliği üzerinden siyaset yaptığımızı ifade etti. Sataşmadan dolayı söz istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun.

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Bingöl Milletvekili İdris Baluken’in, Iğdır Milletvekili Sinan Oğan’ın BDP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında BDP Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

 

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Demin burada konuşma yapan sayın hatip grubumuzu ölümler üzerinde de etnik bir tavır ortaya koymakla suçladı. Bunun doğru olmadığını, bir kere, açık ve net olarak ifade edelim. Konuşmacı arkadaşımız, grubumuz adına konuşan arkadaşımız şunu söyledi: “Ölen ve öldürenin kimliğine bakarak siyasal tavır ortaya koyan bir hükûmet pratiği ile karşı karşıyayız.” dedi. Öldüren Esad olunca kıyamet kopuyor, öldüren El Nusra olunca tepki ortaya konmuyor; ölen Kürt olunca herhangi bir tepki ortaya konmuyor, ölen farklı etnik kökenden bir vatandaş olunca, Türkiye vatandaşı olunca Hükûmet kıyamet koparıyor. Böyle değil mi, yani gerçeği de bu değil mi?

Şimdi, Hükûmetin bu Ceylânpınar’da yaşamını yitiren vatandaşımızla ilgili tek bir açıklaması oldu mu? Niye kıyamet kopmuyor? Niye Hükûmet bu konuyla ilgili angajman kurallarından, yapılması gerekenlerden, bilmem, hedeflerin ateş altına alınmasından bahsetmiyor? Yani, tavır bu olunca, doğal olarak, ölenin ve öldürenin kimliğine bakarak siyasal tavır belirleyen bir hükûmet eleştirisini yaparız.

Biz, yaşayanlar için de etnik kimlik üzerinden siyaset yapan bir parti değiliz. Bu ülkedeki bütün ezilenlerin, Kürtlerin, Alevilerin, Süryanilerin, gayrimüslimlerin, Lazların, Çerkezlerin, ayrımcılığa, ötekileştirmeye tabi tutulan bütün kesimlerin siyasetini yürütüyoruz. Ama, ısrarla siz Kürt dilini, Kürt kimliğini, Kürt tarihini inkâr edecek, asimilasyonu getirecek politikaları getirirseniz, burada tabii ki Kürt halkının haklarını savunan konuşmalarımızla karşılaşırsınız. Kürtlerin bugüne kadarki inkâr, imha ve asimilasyon sürecini yaratan, tekleştirme zihniyetini ortaya koyanların buradan gelip partimizi etnik siyaset yapmakla suçlamasını da hiçbir şekilde kabul etmiyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İDRİS BALUKEN (Devamla) – Biz tüm Türkiye halklarının barış ve özgürlük mücadelesini yürütmeye devam edeceğiz.

Teşekkür ediyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Barış ve Demokrasi Partisi Grubu önerisini…

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Efendim?

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Bir açıklama yapmak istiyorum az önceki konuşmayla ilgili.

BAŞKAN – Buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

7.- Kayseri Milletvekili Yusuf Halaçoğlu’nun, Iğdır Milletvekili Sinan Oğan’ın BDP grup önerisi üzerinde ve Bingöl Milletvekili İdris Baluken’in sataşma nedeniyle yaptıkları konuşmalardaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

 

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; az önceki konuşmada dikkatinizi  çekmek istediğimiz şey şu: Orada, Türk veya Kürt, kim ölüyorsa bunun hepsi Türkiye Cumhuriyeti’nin vatandaşıdır ve hepsi insandır. Dolayısıyla, orada ayrım yapmadan konuşulması gerektiğini biz dile getirdik. Yani “El Nusra Kürtleri öldürüyor.” denmesi Suriye’de meydana gelen olaylarla alakalıdır ama Ceylânpınar’da kimin Kürt, kimin Türk olduğunu kim, nasıl takdir ediyor? Orada bir sürü de Türk asıllı kişi hayatını kaybetti. Dolayısıyla, biz, orada, Kürtlerin veya Türklerin değil, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının hayatını kaybettiğinin -gelen top atışlarıyla veya kurşunlarla, seken kurşunlarla- dile getirilmesini isterdik.

Dolayısıyla, eğer “Kürt’ü, Türk’ü, Laz’ı, Çerkez’i…” diye başlarsanız o ülkede birlik ve beraberliği sağlayamazsınız ve siyasi parti olarak da bir bütün olarak Türk milletini ele alamazsınız. Bu, Türkiye Cumhuriyeti’nin insanlarını birbirinden ayırmak demektir. Kim olursa olsun, orada hayatını kaybeden bütün insanlarımız bizim insanlarımızdır. Orada hayatını kaybeden her kim ise, hangi etnik gruba tabiyse, kim olursa olsun, bizim insanlarımızdır. Bunun ayrımını bu şekilde yapmak, maalesef, hem siyasi partiler için yanlıştır hem de Türkiye Cumhuriyeti devletinin birlik ve beraberliği açısından yanlıştır; bunu dile getirmek istedik. Dolayısıyla, burada kimin öldüğüne bakarak değil, orada bizim vatandaşlarımızın öldüğüne bakarak değerlendirme yapmak gerektiğini söyledik. Durum bundan ibarettir.

Hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, efendim, biraz önce, ilk sunuşta okuduğunuz “KİT Komisyonu Geçiçi Başkanlık Divanı” sıfatıyla bildirdiğim bir yazı var.

BAŞKAN – Evet.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Şimdi, orada “Bu Mecliste sanki bir tek parti varmış gibi komisyonların başkanlık divanı oluşturuluyor.” şeklinde bir ikazım vardı. Geçen hafta getirip bunu okumadı Meclis Başkanı nedense ama Anayasa’nın 95’inci maddesi çok açık, diyor ki: “Türkiye Büyük Millet Meclisindeki partiler, bütün Türkiye Büyük Millet Meclisi faaliyetlerine güçleri oranında katılırlar.”

Şimdi, bütün komisyonlarda seçim yapılıyor, başkan AKP’li, başkan vekili AKP’li, sözcü AKP’li, kâtip AKP’li. Böyle bir komisyon başkanlık divanı olamaz, Anayasa’nın 95’inci maddesine aykırıdır. Bu konuyu yazımda belirttim ama ben o sırada yoktum siz orada okurken. Bu konuda lütfen bir…

BAŞKAN – Tümden okuduk yazıyı.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Okudunuz ama bu konuda da isterseniz…

BAŞKAN – Yani Genel Kurulun bilgisine, yazınızı hiç atlamadan okuduk.

KAMER GENÇ (Tunceli) – …bir usul tartışmasını açalım. Yani bir usul tartışmasını açalım çünkü onlar da…

BAŞKAN – Ben usul tartışması açarım da isterseniz şu Barış ve Demokrasi Partisi Grubunun önerisini bitirelim…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Peki efendim.

Hayır, yani ben burada değildim, onun için şey ettim. Neyse, sağ olun.

BAŞKAN – Tamam, neyse.

Evet, bitireyim şunu.

VII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

1.- BDP Grubunun, Şanlıurfa Milletvekili İbrahim Binici ve arkadaşlarının Suriye krizi ve sığınmacılar nedeniyle Şanlıurfa’da yaşanmakta olan ekonomik ve sosyal güvenlik sorunlarının araştırılması amacıyla 1/10/2013 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına vermiş olduğu Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 30 Ekim 2013 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

 

BAŞKAN – Barış ve Demokrasi Partisi Grubu önerisinin lehinde Hatay Milletvekili Sayın Mevlüt Dudu.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

MEVLÜT DUDU (Hatay) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Hükûmetimizin Suriye ile ilgili uyguladığı yanlış politikanın elbette farklı etkileri var; sosyal ve ekonomik etkileri var, insani anlamda etkileri var. Suriye’de ölen yüz binlerce insan, Türkiye’de patlayan bombalar, yaşamını yitiren vatandaşlarımız ve elbette ki Suriyeli mülteciler sorunu. Bu önerinin, gündemdeki bu önerinin, BDP tarafından getirilen önerinin, ben, bütün illerimiz için, ülkemizin tamamı için gündeme alınmasını daha uygun bulduğumu ifade etmek istiyorum.

Suriye’deki kardeş kavgasına, komşudaki yangına körükle, benzinle gitmenin sonucu olarak, tabii ki Türkiye’nin ulusal güvenliğiyle ilgili de ülkemiz ciddi sıkıntılar yaşıyor. Ancak, yine son günlerde gündemde olan bir konu, Rojava’da örülen duvar. Ben şunu açıkça ifade etmek istiyorum: Dünyadaki duvarların yıkılmasının üzerinden çeyrek yüzyılı aşkın bir zaman geçmiş iken, bu çağda böylesine çağ dışı bir uygulamaya imza atılmasını bu kürsüden kınıyorum. Bu duvar Kürtlerin kalbine örülen bir duvardır, bu duvar AKP’nin faşist ve ırkçı anlayışının çok açık bir tezahürüdür.

Değerli milletvekilleri, Suriyeli mülteciler sorununu daha iyi anlayabilmek için Arap Baharı kandırmacasını iyi bilmek gerekiyor. Sadece uluslararası çıkar odaklarının faydalarını güden Arap Baharı oyunu içerisinde Türkiye’ye biçilen rolü iyi bilmemiz gerekiyor. Ben bunu Sayın Başbakanın ve Dışişleri Bakanının çok iyi bildiğinden eminim. Bizim olmayan, bizi hiç ilgilendirmeyen Arap Baharı oyunu nedeniyle Müslüman ülkelerin hemen tamamında taraf olduk, daha doğrusu oldunuz; kardeş kavgalarında taraf oldunuz, Suriye’nin kendi iç meselesinde taraf oldunuz. Dünyanın dört bir yanından, ciğer söken, kafa kesen teröristlerin ellerine silah verip Suriye’ye gitmelerine önayak oldunuz. Hatay’ı, Apaydın Kampı’nı, bu ne olduğu, kim olduğu bilinmeyen canilere karargâh yaptınız.

Başta Hatay, tüm bir Suriye sınırı terör yuvası oldu. Hatay âdeta patlayıcı deposuna dönüştü. Bu oyunun altında kalan, ezilen Suriyeli kardeşlerimiz, ayrıca Cilvegözü’nde, Reyhanlı’da patlayan bombalar ve ölen vatandaşlarımız, Ceylânpınar ve Akçakale’de Suriye’den gelen mermilerle ölen vatandaşlarımız, son olarak da sınırlarımızda besleyip büyüttüğünüz terör gruplarının açtığı ateş sonucunda şehit olan askerlerimiz; diğer tarafta, ekonomik ve sosyal olarak sıkıntılara sokulan, başta Hatay olmak üzere sınır illerimizde yaşayan vatandaşlarımız ve tüm dünyada yalnız kalan bir Türkiye. Tam bir fiyasko. “Stratejik derinlik” olarak isimlendirilen ancak gerek içeride gerekse dışarıda doğurduğu sonuçlar itibarıyla tam bir stratejik rezilliğe dönüşen bir dış politika.

“En fazla 100 bin mülteci kabul edeceğiz.” dediniz; bugün sayısını ne siz ne de biz biliyoruz ama 500 binin üzerinde olduğu tahmin ediliyor. Başta Hatay olmak üzere sınır illerimizin tamamı, sokaklarda dilencilik yapan ve sefalet içinde yaşayan Suriyelilerle dolu.

Değerli milletvekilleri, bu topraklarda yaşayan insanlar, tarih boyunca, zor durumdaki insanlara, mazlumlara hep kucak açtılar, şefkat gösterdiler. Bu dün böyleydi, bugün böyle, yarın da böyle olacak. O insanların barınma ve iaşe gibi en temel ihtiyaçları elbette karşılanmak zorunda. Vatanından koparılan o Suriyeli çocukların eğitim ihtiyaçlarının da karşılanması gerekir. Ama, tüm bunlar Türkiye Cumhuriyeti’nin ciddiyetine ve vakarına yakışır şekilde yapılmalıdır, devletimizin yasaları hiçe sayılmadan yapılmalıdır ve en önemlisi, bizzat devlet eliyle yapılmalıdır, ne idiği belirsiz kişilerce değil.

Bir buçuk ay kadar önce bir Reyhanlı ziyaretimde bir tabelaya rastladım, Reyhanlı Kaymakamlığının –dikkatinizi çekiyorum- ve İlçe Millî Eğitim Müdürlüğünün tam karşısında. Tabelanın bir köşesinde Türk Bayrağı, bir köşesinde ÖSO’yu simgeleyen bayrak ve üzerinde “Züheriye Okul Lisesi” yazıyor. Bu gözlemi kamuoyuyla paylaştım. “Bu okul Türkiye Cumhuriyeti yasalarına uygun olarak mı kurulmuştur?” diye sordum. Ertesi gün Valilik ve Millî Eğitim Müdürlüğünden art arda açıklamalar geldi: “Kayıtlarımızda böyle bir okul yoktur. Bizden izin alınmamıştır. Haberimiz yoktur.” dediler. Tekrar ediyorum, Kaymakamlığın tam karşısında bu okul. Böyle bir aymazlık olabilir mi değerli milletvekilleri? Daha önce bu kürsüden fotoğraflarını da paylaşmıştım.

Yine, bir Altınözü ziyaretimde, bir beldemizde ölüme terk edilen, hastaneden atılan Suriyelilerle karşılaştım. Şimdi, buradan Başbakana ve Dışişleri Bakanına soruyorum: Ülkemizde kaç Suriyeli mülteci var? Bu mültecilere ne kadar para harcandı? Özellikle Hatay’da ve Türkiye'nin diğer şehirlerinde kırmızı ışıkta görmeye alıştığımız Suriyeli dilenci çocukların toplam sayısı kaçtır? Her sokakta gördüğümüz Suriyeli dilenci kadınların sayısı kaçtır? Özellikle Hatay’da artan hırsızlık ve fuhuş olaylarının nedenleri nelerdir? Hatay’da hemen her iş yerinde görmeye alıştığımız kaç Suriyeli ülkemizde kayıt dışı ve kölelik ücretiyle çalıştırılmaktadır? Bu durum kaç vatandaşımızı işsiz bırakmıştır? Suriyeli mülteciler sayesinde yeniden ortaya çıkan kızamık ve çiçek gibi salgın hastalıklar nasıl önlenecektir? Karbeyaz beldesinde, bizzat şahit olduğum, ölüme terk edilmiş kaç Suriyeli vardır? Suriye olayının ülkemize ekonomik maliyeti ne kadardır ve nasıl telafi edilecektir? Reyhanlı’da, Cilvegözü’nde bombalarla; Suriye’de, Ceylânpınar’da kurşunlarla öldürülen insanların hesabını kim verecektir? Reyhanlı’da, bizzat şahit olduğum, Züheriye gibi Türkiye’de kaç okul vardır? Hatay’ın sınırları ve Hatay ne zaman normale dönecektir? Bu soruları soruyorum ama ne yazık ki yanıt veremeyeceğinizi de biliyorum çünkü Sayın Dışişleri Bakanının derinliği, bugüne kadarki gelişmeleri kavrayamadığı gibi, bundan sonraki aşamaları da kavramaktan uzaktır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sadece bunlar değil, işte bugün, buradan söylüyorum: Suriyeli mülteciler adına önüne gelen yardım topluyor. Özellikle “İHH” isimli bir kuruluşa Hükûmet tarafından sınırsız olanak sağlanıyor. Değerli arkadaşlarım, Karaman’ın koyunu, sonra çıkar oyunu. Birkaç yıl sonra ortaya çıkacak yeni Deniz Fenerlerini bugün, buradan sizlere ve tüm Türkiye’ye müjdeliyorum.

Ben buradan Hükûmete bir kez daha seslenmek istiyorum: Barıştan yana olun, kardeş kavgasında bir tarafın eline silah vermekten vazgeçin. Bu insanların eğitimlerini ve diğer tüm insani ihtiyaçlarını ne olduğu bilinmeyen kişilerin eline bırakmayın. Gerçek mazlumlara kapıları açın; ideolojik, radikal İslam savaşçılarına kapıları kapatın.

Saygılar sunuyorum. (CHP ve BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Dudu.

Barış ve Demokrasi Partisi Grubu önerisinin aleyhinde son söz Şanlıurfa Milletvekili Sayın Abdulkerim Gök’e aittir.

Buyurunuz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ABDULKERİM GÖK (Şanlıurfa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Barış ve Demokrasi Partisinin Meclis araştırması önergesi aleyhinde AK PARTİ Grubumuz adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Burada, benden önceki hatip arkadaşlarım, meslektaşlarım birçok konuyu dile getirdiler. Ancak, sözlerimin başında, öncelikle, gerek Ceylânpınar’da gerekse Akçakale’de ve elbette ki Reyhanlı’da -konu Suriye olduğu için söylüyorum, özellikle Ceylânpınar ve Akçakale, bu araştırma önergesinde Şanlıurfa diye geçtiği için söylüyorum- hayatlarını kaybetmiş olan değerli hemşehrilerimize, kardeşlerimize, ağabeylerimize Allah’tan rahmet diliyorum. Acılarını paylaşıyorum, acıları bizim acımızdır diyorum. Sabaha kadar Ceylânpınar’daki hadiseleri oradaki tüm yetkili arkadaşlarımla beraber, kaymakamımızla beraber takip ettim. Doğrudur, 10 vatandaşımız, kardeşimiz hayatını kaybetmiş, 40’a yakın vatandaşımız da yaralı olarak kayıtlara geçmiştir. Ve Ceylânpınar’ın, özellikle, yoğun bir şekilde yaşanan gergin ve stresli ortamdan dolayı oradaki insanların durumunu da biliyorum, paylaşıyorum.

Ancak, hepimiz çok iyi biliyoruz ki, uluslararası hukukta değerlendirdiğimizde, dönüp baktığımızda, bir ülkenin kendi iç meselesindeki hadiseleri çok detaylı bir şekilde ele almakta fayda var. Yetkili tüm mercilerimiz, yaşanan hadiseler doğrultusunda gerek Millî Savunma Bakanlığı gerekse Genelkurmay Başkanlığı angajman kuralları çerçevesinde misliyle cevap verildiğini ifade ettiler. Uluslararası hukuk bize neyi gerekli kılmışsa ülke olarak biz bunları yapmaya devam ediyoruz.

Öncelikle, Suriye hadisesi cereyan ederken ilk gün neyi dile getirdiysek Hükûmet olarak -Sayın Başbakanımız başta olmakla- bulunduğumuz noktada aynen ilk gün neredeysek şu anda da o noktada bulunduğumuzu ifade etmek istiyorum. Ancak, uluslararası boyutuyla baktığımızda, “Mısır’da bir darbe var.” dediğimizde bizimle beraber duruş sergileyen birçok Arap ülkesi Suriye’deki hadisede farklı bir politika içerisine girmişlerdir.

Şunu demek istiyorum: Bugüne kadar üniversitelerde öğrendik, öğrettik. Dış politika menfaat eksenlidir, dış politika çıkar eksenlidir. Doğrudur, bir yere kadar. Ancak, AK PARTİ iktidarlarıyla beraber biz dış politikaya ve iç politikaya yeni bir kavram getirdik, onun adı “değerler siyaseti”dir. Yani, salt kapitalist argümanlarla, bizim menfaatimiz bugün dış politikada, Suriye’de çadır kentleri kurmamak, yaşanan insanlık dramına kayıtsız kalmak, içeride bir tampon bölge oluşturmak ve menfaatlerimiz doğrultusunda bu daha iyidir deyip kayıtsız kalmak değil. Biz, ezberleri bozma yolunda, son derece statükonun dışında, proaktif bir dış siyasetin nereden nereye bizi getirdiğini rahatlıkla görüyoruz.

Bugün itibarıyla çadır kentlerde sayıları 500 binin üzerinde olan kardeşlerimizi ağırlıyoruz.

Tarih, örf, âdet, gelenek ve göreneklerimiz ve komşuluk ilişkilerimiz, akraba bağlarımız çerçevesinde bu insanları ülkemizde barındırıyoruz. Tamamen ülkemizin vatandaşlarının ödemiş olduğu vergiyle, yüzde                        90-95’inin ödemiş olduğu vergiyle bu rakam 2 milyar doları bulmuş bir durumdadır. Çok şükür ki biz “İnananlar kardeştir.” anlayışını, çok şükür ki biz büyük bir devlet olmanın ve şanı ve şerefi olan bir devlet olmanın gereğini artık bir bir uyguluyoruz.

Peki, Ceylânpınar’da karşıda Resulayn, Akçakale’de Tel Abyad, Suruç’ta Kobani… Bunu vurgulamadan geçemeyeceğim. Akçakale’nin karşısında Türk ve Kürt nüfusun yoğun olduğu Suriye sınırındaki bir hadise yani Resulayn’da… Tel Abyad’da ağırlıklı nüfus Arap ve Suruç’ta, Kobani’de ağırlıklı nüfus Kürt. Buradan şunu ifade etmek istiyorum: Bölgede bir                Arap-Kürt savaşını arzulayanlar, bunun doğru olmadığının, bunun hiçbir tarafa yaramayacağının, bunun bizim politikalarımızla ilgisi olmadığının altını çizmek istiyorum. Biz, Arap’ın da, Kürt’ün de, Türk’ün de, etnik ve dinsel yapısı ne olursa olsun, kanının akmasını istemiyoruz. Temel uygulamış olduğumuz siyasetin özeti de budur. O zaman, yeniden Ceylânpınar’a dönüyoruz. Seken kurşunlarla elbette ki bir gergin ortam, elbette ki bir stresli ortam olmuştur. Başta ifade ettim. Sabaha kadar Ceylânpınar’daki tüm hadiseleri yetkili arkadaşlarımla beraber izledim, bu konuşmamı yapmadan önce de oradaki -tüm arkadaşlarımla- durum nedir diye takibe aldım. Oradaki halkımızın stresini anlıyorum fakat yaklaşan yerel yönetim seçimleri dolayısıyla bunu iç politika malzemesi olarak kullanmak isteyenlerin de doğru yapmadığını ifade etmek istiyorum.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Ya ayıp! Ayıp ya! Yaşamını yitiren insanlar var. Bunu seçimle…

ABDULKERİM GÖK (Devamla) – Şöyle demek istiyorum: Yaşamını yitiren benim acımdır sayın vekilim.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Ayıptır! Yani burada söylemeyelim mi, yaşamını yitiren insanlar var.

ABDULKERİM GÖK (Devamla) – Bakın, sizi dinledim. Kimseyi de kastetmiyorum, isim de vermedim. Bunu bu şekilde ifade edenlerin olabileceğinin doğru olmadığının altını çizmek istiyorum.

ADİL ZOZANİ (Hakkâri) – Allah, Allah!

ABDULKERİM GÖK (Devamla) – Şimdi, bakınız değerli arkadaşlar, bir kurşun sekmesi olduğu zaman kurşunun üzerinde “Bu bir PYD kurşunudur.” yazıyorsa ben bilmem, “Bu bir El Nusra kurşunudur.” diye yazıyorsa onu da bilmem.

ADİL ZOZANİ (Hakkâri) – Okumadınız mı?

ABDULKERİM GÖK (Devamla) – Ancak, Suriye’deki yaralı vatandaşımız nereden gelirse gelsin, yeniden büyük bir devlet olmanın vebaliyle, gururuyla…

ÖZDAL ÜÇER (Van) – Reyhanlı’daki bomba yüklü aracın kime ait olduğu biliniyordu da… Reyhanlı’daki bomba yüklü araca bile bile göz yumdunuz.

 ABDULKERİM GÖK (Devamla) – …biz onları hastanelerimizde tedaviye almışız, almaya da devam ediyoruz. Hiçbir zaman, hiçbir vatandaşın, karşıdan gelen yaralının hiçbir kimliğini sormadan, hiçbir kimliğini almadan –oradan gelen insanların üzerinde kimlik de yok değerli arkadaşlar- biz onları alıp hastanelerde tedavi ediyoruz.

ÖZDAL ÜÇER (Van) – O zaman niye kimliksizi tutukluyorsunuz?

ABDULKERİM GÖK (Devamla) – Sayın Valimiz, bu hadisenin gerçekleştiği günden bu güne büyük bir gayretle çaba sarf ediyor.

ADİL ZOZANİ (Hakkâri) – Kimliği olmayanları o zaman nasıl tutukluyorsunuz?

 ABDULKERİM GÖK (Devamla) – Sayın Bakanımız Faruk Çelik Bey, Urfa milletvekilleri bu hadiseler gerçekleştiği günden bugüne gecemizi gündüzümüze katarak bölgedeyiz, ayrılmıyoruz. Ancak, uluslararası boyuttaki bu hadisenin getirdiği yer ve uluslararası hukukun bize tanıdığı meşruiyet kuralları ve hukuk çerçevesinde, bizim de angajman kuralları çerçevesinde misliyle cevap verdiğimizi zaten ifade ediyoruz. Bu hadise bu ülkede bir ekonomik darboğaz açmıştır, mantık ve kural bunu gerekli kılar. Bizim dış ticaretimizin bir kısmı Suriye’yledir ve komşu ülkelerin birçoğu da Suriye’yle beraber ticaret yapmıştır. Biz de aynı şekilde Suriye’yle ticaret yapmışızdır. Dolayısıyla, Suriye’deki bu hadisenin karşılığında bizim de ticaretimizde, aynı zamanda ihracatımızda bir düşüş meydana gelmiştir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ABDULKERİM GÖK (Devamla) – Doğal olan, tabii olan bir sonuçtan bahsediyoruz. Devletimiz, Hükûmetimiz tüm kayıtlarını tutuyor, incelemelerini yapıyor ve aynı zamanda çadır kentteki sayılar bellidir, ülkemizdeki giriş çıkışlar son derece kontrol altındadır.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Gök.

ABDULKERİM GÖK (Devamla) – Bölgenin yetkilileri ve valisi son derece büyük bir çaba ve özveri içerisinde gecesini gündüzüne katarak bir uğraş içerisindedir. Herkes bir iyi niyetle burada mücadele göstermektedir. Herkese göstermiş oldukları bu sağduyudan dolayı teşekkür ediyorum.

Özellikle, Ceylânpınar’da, Akçakale’de, Suruç’ta insanımızın göstermiş olduğu bu sağduyuya bir kez daha teşekkür ediyor ve…

BAŞKAN – Ben de size teşekkür ediyorum.

ABDULKERİM GÖK (Devamla) – …Barış ve Demokrasi Partisinin vermiş olduğu bu araştırma önergesinin aleyhinde olacağımızı belirtiyor, hepinize saygılar  sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Sayın Başkan, sayın hatip konuşması sırasında Ceylânpınar’la ilgili burada dile getirdiğimiz hususların seçim hesabıyla yapıldığını kastetti.

BAŞKAN – Şimdi onu düzeltti ama hadi gene siz de düzeltin.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Grubumuz adına Özdal Bey bir açıklama yapacak.

BAŞKAN – Şimdi, onun arkasından sıra sıra gelecek ama. Şimdi, grubunuz…

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Yok, yok, hayır.

BAŞKAN – Yok, ben biliyorum sistemi.

Onu düzeltti, yani sayın hatip düzeltti.

Diğer arkadaşımıza söz hakkı doğurmayacak bir açıklama rica edeyim Sayın Üçer.

Buyurun.

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

2.- Van Milletvekili Özdal Üçer’in, Şanlıurfa Milletvekili Abdulkerim Gök’ün BDP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında BDP Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

 

ÖZDAL ÜÇER (Van) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; grubumuzun vermiş olduğu araştırma önergesi sadece ülkemizi değil, ülkemizin doğrudan ya da dolaylı komşu olduğu bütün ülkelerin yurttaşlarını ve misafirlerini ilgilendirecek bir konudur. Bütün dünyanın, Brezilya’dan tutun Rusya’nın, Rusya’dan tutun Çin’in, Çin’den tutun Amerika’nın müdahil olduğu bir savaş ve iç savaş durumunun Türkiye’ye yansıyıp yansımama durumuyla ilgilidir.

Uluslararası diplomatik ilişkilerde ulusal çıkarın esas alındığını herkes bilir ama ulusal çıkar demek başkalarının çıkarının görmezden gelinmesi, birilerinin ölümüne göz yumulması, bazı halkların yok edilmesi, savaşta kurban gitmesi anlamı taşımıyor. Türkiye’de eğer ulusal menfaat, toplumsal menfaat esas alınıyorsa orada Suriye savaşının bir parçası olmak yerine Suriye’deki çözümün oradaki halkların demokratik birliktelik çözümünü sağlayacak bir diplomatik ilişki alanında olunulması lazımdı. Biz Suriye’den gelen yaralıların tedavi edilmesine karşı değiliz ama birilerine ayrımcı tutum sergilerken çete üyelerinin özel hastanelerde tabi tutulduğu özel muamelelere karşıyız. Suriye’den gelen kim olursa olsun Türkiye’nin elbette ki insani ve vicdani görevidir ki onların yarasını sarsın ama biz bunları dile getirirken yok “Beş ay sonraki seçimden bahsediliyor.” şeklinde bir değerlendirmeyi biz acınacak bir tutum olarak görüyoruz. Ayıptır, ayıptır! Yakışmaz. Orada insanlar ölüyor, milyonlarca insan göç ediyor, milyonlarca insan yaşamını yitiriyor, milyonlarca çocuk kayıp ve o savaşın bir parçası olmayan yurttaşlarımız yaşamını yitiriyor ama “Buna ilişkin biz gereken tedbirleri aldık.” demek yanlıştır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Üçer.

ÖZDAL ÜÇER (Devamla) – Reyhanlı’daki bombaların görmezden gelindiği ama bir kurşunun da hesabının yapıldığı bir söylem tarihî bir gaflettir.

Teşekkür ederim. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Üçer.

İki dakikayı beş dakikaya çıkarıyorsunuz hepiniz!

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan, AKP temsilcisi, Hükûmetin Türkiye’ye sığınanlara yardım ettiğini, muhalefetin bunu istemediğini… Bu konuda yanlış bilgiler aktardı. İzin verirseniz onu açıklamak istiyorum.

ABDULKERİM GÖK (Şanlıurfa) – Öyle bir ifade kullanmadım ama.

BAŞKAN – Şimdi, siz de “Ben böyle bir şey söylemedim.” dersiniz, size de veririm, olur biter.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

3.- Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, Şanlıurfa Milletvekili Abdulkerim Gök’ün BDP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

 

MUHARREM İNCE (Yalova) – Evet, teşekkür ederim Sayın Başkan.

Türkiye tabii ki bir büyük devlettir. Kendisine sığınana, eğer bir komşu ülkede problem varsa, savaş varsa, orada açlık varsa, bir zulüm varsa kendisine sığınan kadına, çocuğa, yaşlıya, sivil insanlara yardım etmelidir,  bunda hiçbir sakınca yok. Bunu doğru da buluruz, sağlıklı da buluruz, Türkiye’ye yakışan da budur zaten. Biz bundan söz etmiyoruz, biz eli silahlı gruplardan söz ediyoruz. Türkiye’nin şu anda fiilen Suriye’yle bir sınırı kalmamış. Eli silahlı gruplar cirit atıyor. “Ya bunu böyle yapmayın, siz Türkiye’nin başını belaya sokacaksınız, Türkiye’yi bir bataklığın içine sürükleyeceksiniz.” dediğimizde anlatmak istediğimiz buydu. Yoksa bize sığınan Suriyeli kadınlara, çocuklara, yaşlılara tabii ki yardım etmek görevimizdir.

Bakın, Suriye politikasında hatalısınız, Türkiye’nin başını belaya soktunuz. Yani “Dostum Esad” diyordunuz, birlikte tatil yapıyordunuz. 49 uluslararası anlaşma imzaladınız suyla ilgili, terörle mücadeleyle ilgili. En fazla anlaşma bu dönemde, AKP döneminde imzalandı. Ama sonra bir baktık ki geldiğimiz noktada “Dostum Esad” dediğiniz kişiye “Kanlım Esed” dediniz. Ama, bu üç yılın sonunda tekrar şunu gördük ki eğer yakında Sayın Başbakan Esad’a tekrar “Esed” demekten vazgeçip “Esad” derse hiç şaşırmam. Yani o “Esed” demesinin nedeni “Ya, bu benim dostum olan değil, bu başka kişiymiş.” diye milleti kandırmak istemesiydi ama eski dostunu yeniden hatırlarsa, “Esed”i yeniden “Esad” yaparsa hiç şaşırmam.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – “Reset”ler, bilgisayardan “reset”ler.

MUHARREM İNCE (Devamla) – Bu noktada hatalısınız gerçekten ve Türkiye 1980’den 2002’ye kadar Suriye’yle 13 anlaşma imzalamıştı ama 2002’den 2013’e kadar 49 anlaşmayı imzalayan sizsiniz, Boğaz’da yatlarla gezen sizsiniz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın İnce.

MUHARREM İNCE (Devamla) – Bodrum’da tatil yapan sizsiniz, bugün düşman olan da sizsiniz. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın İnce.

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Fotoğraf çektiren de sizsiniz.

VII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

1.- BDP Grubunun, Şanlıurfa Milletvekili İbrahim Binici ve arkadaşlarının Suriye krizi ve sığınmacılar nedeniyle Şanlıurfa’da yaşanmakta olan ekonomik ve sosyal güvenlik sorunlarının araştırılması amacıyla 1/10/2013 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına vermiş olduğu Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 30 Ekim 2013 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

 

BAŞKAN – Barış ve Demokrasi Partisi Grubu önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Genç, ben şimdi sizi dinleyeyim.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkanım, şimdi, ben KİT Komisyonunda en kıdemli üye olarak Başkanlık Divanına üye seçiminde Başkanlık yaptım.

Ancak, Anayasa’mızın 95’inci maddesi Türkiye Büyük Millet Meclisi yaptığı tüzüğe göre çalışır diyor, tüzüğün de hangi koşullarda hazırlanacağını belirtmiş, tüzük yapılırken siyasi gruplar Türkiye Büyük Millet Meclisinin bütün faaliyetlerine güçleri oranında katılır diye ikinci fıkra getirmiş.

Şimdi, Türkiye Büyük Millet Meclisinde bu dönem komisyonlara seçilen başkan, başkan vekili, sözcü ve kâtip hep AKP’li. Hâlbuki AKP’nin 326 milletvekili var ama 200 küsur milletvekili de muhalefet partilerinde var.

Şimdi, başkanlık divanının bu şekildeki teşekkülü Anayasa’nın 95’inci maddesine aykırıdır. Ben bunu Başkanlık Divanına, Başkana ve Meclis Başkanına bildirdim ama hiç karar almamışsınız. Uygun görürseniz bu konuda bir usul tartışması açalım.

BAŞKAN – Şimdi, yalnız -ben de konuştum arkadaşlarla- İç Tüzük’ün 24’üncü maddesi komisyon başkanı, başkan, başkan vekili, sözcü ve kâtibinin seçimini düzenlemiş.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Anladım, ben onu biliyorum.

BAŞKAN – Bir saniye… Komisyonun yetkisinde olan bu hususta Başkanlığımıza tanınmış bir takdir hakkı yok.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Ama efendim, Başkanlığınıza tanınmamış da Başkanlığın çalışmasını Meclis Başkanının…

ABDULKERİM GÖK (Şanlıurfa) – En yaşlı üye olarak…

BAŞKAN – Ne olur… Anlamıyorum, lütfen…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Meclis Başkanının görevi var, komisyonları denetleme görevi. Şimdi, Anayasa mı önde gelir, tüzük… Farz edelim ki… Yani Tüzük’ün o maddesi -başkanın, başkan vekilinin, kâtibin ve sözcünün tek bir partiden seçileceğine değil- o parçası yorumlanırken Anayasa’nın 95’inci maddesine göre yorumlanmak zorunda. Yani burada tek bir…

BAŞKAN – Anladım da gariban Başkan Vekilinin burada bir takdir hakkı yok.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Efendim, ama o seçimin…

BAŞKAN – Yani siz kendi yerinizde yapıyorsunuz ya onu…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Efendim, diyorum ki yani o seçimler hükümsüz. Uygun görürseniz... Yani burada, Mecliste tek parti varmış gibi komisyon başkanlık divanının teşekkülü…

BAŞKAN – Şimdi, Sayın Genç, benim böyle bir takdir hakkım yok ama bakın, başka bir şey: Siz ısrarla bu konu üzerinde… Ben, şimdi “İç Tüzük’ü yerine getirelim, 95’inci maddeyi yerine getirelim.” derken İç Tüzük’ü hafifçe bükerek size söz hakkı tanırım ama benim kendi tutumum hakkında, o seçimi yaptırmadığım için bir takdir…

 

KAMER GENÇ (Tunceli) – Hayır, hayır, sizinle ilgisi yok, Meclis Başkanının tavrıyla ilgili.

BAŞKAN – O zaman, onun yolları başka. Şimdi yöneten benim…

ÖZDAL ÜÇER (Van) – Başkanım, ara verin.

BAŞKAN – Hayır canım!

KAMER GENÇ (Tunceli) – Hayır, hayır… Sayın Başkan, 63’üncü madde, Meclisin çalışma usulü…

BAŞKAN – Neyse, biz birbirimizi anladık.

Buyurun, size iki dakika söz veriyorum.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Lehte, aleyhte var mı tutumum hakkında?

RECEP ÖZEL (Isparta) – Lehte…

MEHMET DOĞAN KUBAT (İstanbul) – Lehte…

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Lehte…

İDRİS ŞAHİN (Çankırı) – Lehte…

ALİ ERCOŞKUN (Bolu) – Lehte…

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Lehte…

BAŞKAN – Tamam, ikişer dakika.

ADİL ZOZANİ (Hakkâri) – Ben de aleyhte konuşayım.

BAŞKAN - Buyurun Sayın Genç.

IX.- USUL HAKKINDA GÖRÜŞMELER

1.- Kamu İktisadi Teşebbüsleri Komisyonu Geçici Başkanlığının, Genel Kurulun bilgisine sunulan tezkeresinde belirtilen konuyla ilgili, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığınca bir işlem yapılmasına gerek olup olmadığı hakkında

 

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Anayasa’nın 95’inci maddesi diyor ki: “Türkiye Büyük Millet Meclisi kendi yaptığı içtüzüğe göre yönetilir.” Ve ikinci fıkrasında da diyor ki: “Türkiye Büyük Millet Meclisi tüzüğü yapılırken Parlamentoda bulunan bütün partilerin Meclisin bütün faaliyetlerine kendi güçleri oranında katkı sağlayacak şekilde düzenlenmesi şarttır.” Evet, İç Tüzük’ün 24’üncü maddesinde diyor ki: “Komisyon, başkan, başkan vekili, sözcü ve kâtibi seçer.” Seçerken Anayasa’nın 95’inci maddesini ihmal edemez.

Şimdi, burada AKP’nin 326 milletvekili var. Geriye kalan, herhâlde, 200 küsur milletvekili de öteki muhalefet partilerinin var. Şimdi, 326 milletvekiline başkanı, başkan vekilini, sözcüyü, kâtibi veriyorsunuz ama komisyon başkanlık divanında muhalefete mensup bir kişiyi vermiyorsunuz. Bu, Anayasa’nın 95’inci maddesine aykırı yani biraz, herhâlde, okuma yazması olan, biraz hukuk tahsili gören insanlar bunun çok açık ve seçik aykırı olduğunu görür.

Dolayısıyla, yani, tamam, komisyonlarda çoğunluk AKP’de ama bu seçimin de Anayasa’nın 95’inci maddesine uygun yapılması lazım. Yani, bugün bir muhalefet partisi milletvekilinin… Komisyonda temsil yetkisi olan kimdir? Başkandır, başkan vekili ve sözcüdür. Dolayısıyla, başkan, başkan vekili veya sözcüden birisinin en azından bir muhalefet partisine verilmesi lazım.

Bakın, Anayasa’nın 94’üncü maddesine göre, yine Meclis Başkanlık Divanı oluşurken çoğunluk sistemindeki yani en büyük partiye 2 başkan vekilliği veriliyor, ötekisi güçleri oranında dağıtılıyor.

Bana göre, teşekkül eden bu komisyon başkanlık divanı tamamen Anayasa’nın 95’inci maddesine aykırıdır ama Meclis Başkanı Meclisin çalışmasıyla ilgilenmiyor ki başka şeylerle ilgileniyor. Yani, işte, birtakım rantsal şeylerle ilgileniyor. Keşke zamanımız olsa da onları da açıklasak burada.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Çok teşekkür ederim Sayın Genç.

Lehte İstanbul Milletvekili Sayın Doğan Kubat. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MEHMET DOĞAN KUBAT (İstanbul) – Sayın Başkanım, açılan usul tartışmasında tutumunuzun lehinde… Esasen, bir usul tartışmasına konu olacak bir konu da değil, sizin yaptığınız bir işlem değil, biraz önce de ifade ettiniz.

Anayasa’nın 95’inci maddesinin birinci fıkrasında, İç Tüzük hükümlerine göre Türkiye Büyük Millet Meclisinin çalışmalarını yürüteceği; ikinci fıkrasında da bu Meclis çalışmalarının partilerin kuvvetleri oranında temsil edilmesi esasına göre yürütüleceğine dair amir bir hüküm var.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Partilerin kuvvetleri oranında değil.

MEHMET DOĞAN KUBAT (Devamla) – Evet, kuvvetleri oranında.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Kuvvetleri oranında değil.

MEHMET DOĞAN KUBAT (Devamla) – Hayır. Anayasa Mahkemesinin kararlarına bakın Muharrem Bey, hiç tartışmaya gerek yok bu konuda.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Üye sayısı oranında. Kuvvet ayrı bir şey.

MEHMET DOĞAN KUBAT (Devamla) – Efendim, sayısal çoğunluğa göre güçleri oranında temsil edilir yani buradaki sayısal çoğunluk, oranlama suretiyle…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Üye sayısı…

MEHMET DOĞAN KUBAT (Devamla) – Şimdi esas konuya gelelim: Bizim Meclis ihtisas komisyonlarının…

MUHARREM İNCE (Yalova) – Güçle kuvvet başka, fizik öğretmeni olarak söylüyorum sana, bak.

MEHMET DOĞAN KUBAT (Devamla) – Sayın Başkanım, bunu özelde tartışalım, hiç konuyu dağıtmaya gerek yok.

ÖZCAN YENİÇERİ (Ankara) – Sayı başka, güç başkadır.

MEHMET DOĞAN KUBAT (Devamla) – 20’nci maddede belirlenen komisyonlarda siyasi parti gruplarının üyelerinin nasıl temsil edileceği 21’inci maddede çok net biçimde belirlenmiş. Burada her partiye kaç üye düşüyorsa bunlar -temsil edilip- Meclis Başkanı tarafından ilgili siyasi partilere bildiriliyor ve buna göre seçim yapılıyor.

24’üncü maddenin, komisyon başkanı, başkan vekili ve kâtiplerin seçimiyle ilgili maddenin gerekçesini okuyorum: “Bu vesileyle komisyonlarda başkanlık divanı diye bir organın bulunmadığına dikkat çekmek lazımdır.  Gerçekten komisyon başkanı, başkan vekili, sözcüsü ve kâtibi bir heyet hâlinde bir işlem yapmakta değildirler. Bu görevlerin hepsi ayrı ayrı ifa edilen görevlerdir. Bu sebeplerle komisyonlardaki bu görevlerin bir heyet içinde görüşülüyormuşçasına mütalaa edilerek bu makamların siyasi parti gruplarının oranlarına göre bölüşülmesi söz konusu olamaz.” Meğerki kanunla bir komisyon kurulmuş ve bunun için bir başkanlık divanı öngörülmüşse -İnsan Hakları Komisyonunda olduğu gibi- o zaman siyasi parti gruplarının üye çoğunluğuna…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Lehte olacak…

MEHMET DOĞAN KUBAT (Devamla) – Efendim, lütfen… Gerekçeyi okuyayım Kamer Bey.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Tüzük, Anayasa’ya aykırı.

MEHMET DOĞAN KUBAT (Devamla) – Kamer Bey, siz işi çok iyi biliyorsunuz, dolayısıyla…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET DOĞAN KUBAT (Devamla) – O nedenle, Başkanlığın tutumu yerindedir.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Evet, teşekkür ederim.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Bir partinin üye sayısı çok olabilir ama kuvveti düşük olabilir. “Kuvveti” diyemezsin, üye sayısı oranında…  Kalabalık olabilirsin, o gücünü göstermez. Hacim olarak fazla olabilirsin, o ayrı mesele.

BAŞKAN - Aleyhte Hakkâri Milletvekili Sayın Adil Zozani.

Buyurun. (BDP sıralarından alkışlar)

Çok hızlı…

ADİL ZOZANİ (Hakkâri) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Kubat’ın dili sürçtü, “kuvvet” kavramını kullandı ama askerî bir zihniyetle hâlâ yönetiliyor olmanın verdiği öyle de bir şey vardır. Sayısal verilerin burada konuşulması gerekir ya da baz alınması gerekir ki İç Tüzük’te öyle geçiyor.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Üye sayısı…

ADİL ZOZANİ (Devamla) - Şimdi, İç Tüzük’le ilgili olarak gündeme gelen bütün konularda, esasen, şu anda, usulen aleyhte konuşuyorum ama mesele sadece 95’inci maddeyle ilgili değil, İç Tüzük’le ilgili konular konuşulduğu zaman, biraz daha enine boyuna masaya yatırıp düşünmek lazım bu işi. Şimdi, deve misali gibi bir şey bu. Yani “Boynun eğri.” demişler, “Ama nerem doğru?” demiş. Şimdi, bu İç Tüzük’ün neresi doğru ki? Eğer burada bir eleştiri yapılacaksa burada bir konu var: Yaklaşık bir yıldır Meclis İç Tüzük Komisyonu oluşturuldu, çalışmaları var ama 20 kritik maddede geldi iş düğümlendi. Maalesef, Hükûmet kanadı, bu İç Tüzük’ün layıkıyla çıkarılması, Meclisin yeni bir iç tüzüğe kavuşturulması konusunda gereken sorumluluğa imza atamadı. Dolayısıyla, her defasında, isteyen üyenin istediği şekilde maddelerini yorumlayıp izafiyete kapısı açık bir İç Tüzük’le Meclis yönetiliyor olunca da durum böyledir. Yani, bir yarım saat sonra herhangi bir Meclis üyesi çıksa, burada “Usul tartışması açmak istiyorum.” dese hiçbir güç önüne geçemez, açar çünkü İç Tüzük böyle. Bu İç Tüzük’le bu kadar yapılır.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Anayasa var, Anayasa’nın 95’inci maddesi açık.

ADİL ZOZANİ (Devamla) - Şimdi, siz öyle diyorsunuz da yani mevcuttaki durumu böyledir.

ÖZDAL ÜÇER (Van) – Anayasa’yı da değiştirmek lazım Başkanım.

ADİL ZOZANİ (Devamla) - Bunu tümden ortadan kaldırmak lazım. Bu ucubeliği artık terk etmemiz lazım, ortadan kaldırmak lazım.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Zozani.

ADİL ZOZANİ (Devamla) – Ben teşekkür ederim.

BAŞKAN - Sağ olasınız.

MEHMET DOĞAN KUBAT (İstanbul) - Sayın Başkanım, özür dileyerek bir iki dakikada bir açıklama yapmak istiyorum.

BAŞKAN – Şimdi, sırayla bitireyim de ondan sonra açıklama yapsanız olur mu?

MEHMET DOĞAN KUBAT (İstanbul) – Peki, tamam.

BAŞKAN – Yani, ben şimdi işlemin hızlanmasını istiyorum. Tamam mı? Nasıl olsa belki itiraz edeceğiniz bir şey daha çıkar. Zamandan tasarruf yapıyorum.

Lehte, Kocaeli Milletvekili Sayın Lütfü Türkkan.

Buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sayın Başkan, değerli üyeler; Adalet ve Kalkınma Partili sayın milletvekili arkadaşın konuştuklarını dinleyince sanki bu Meclisi hep Tüzük’e ve Anayasa’ya göre yönetiyorlar, Türkiye’yi Anayasa’dan hiç ayrılmadan, tüzüklere, genelgelere uygun bir şekilde yönetiyorlar zannedersiniz. Hayır, öyle bir şey yok. Türkiye’de, iktidar partisini en çok rahatsız eden söylem ne şu anda Sayın Başkanım, Mahir Ünal Bey? “Siz faşist diktatörler gibi yönetiyorsunuz.” suçlaması karşısında Adalet ve Kalkınma Partisi sıkıntıya düşüyor. Sebebi ne, bunu hiç düşündünüz mü? Bu tip uygulamalardan geçiyor. Tüzük dersiniz, Anayasa’nın 95’inci maddesi dersiniz ama bir de vicdani hukuk diye bir şey var. Çevre Komisyonuna gittim ben, Başkan Vekili de burada, en yaşlı üye olarak açtı. Biz muhalefet milletvekilleri olmasak seçim yapamıyoruz. Ben de bu işleri bilirim yani katılırım fakat hazıruna imza atmayabilirim. Fakat ben Avrupa Birliği Komisyonundan gittim. Avrupa Birliği Komisyonunda ve Karma Parlamento Komisyonunda, Sayın Mehmet Tekelioğlu ve Afif Demirkıran’ın, ikisinin başkanlık yaptığı komisyonlarda başkanlık divanı diğer muhalefet partilerinden temsilcilerle beraber temsil edilir. Hukuki bir zorunluluk var veya yok tartışmasına girmiyorum, böyle bir temayül oluşmuş ve bundan da ne Adalet ve Kalkınma Partisi şikâyetçi ne de muhalefet partisi şikâyetçi. Ama “Hayır efendim, biz burada çoğunluğuz, dolayısıyla başkanlık divanını da biz seçeriz.” Buyurun, yönetin o zaman. Yönettiğiniz zaman biz de size her yerde “faşist, diktatör” demeye devam ederiz. Bunu kabul ediyorsanız bütün komisyonların hepsine hatta üye bile almayın, Anayasa’yı bir de oradan delin.

Bakın, eğer bu ülkeyi gerçekten muhalefet partileriyle beraber yönetmeye niyetliyseniz, bu çağrıya kulak verin. Bu ülkede alınacak kararlara muhalefet partilerinin dahli çok önemli. Aksi hâlde burada, kendiniz gelin, kendiniz güvey olursunuz, bu işten de mutlu olmazsınız. Bizi ne kadar dışarı atarsanız o kadar daha çok “faşist ve diktatör” demeye devam ederiz.

Hayırlı günler diliyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Türkkan. Sağ olun.

Evet, Sayın Kubat…

MEHMET DOĞAN KUBAT (İstanbul) - Sayın Başkanım, müsaadeniz olursa, biraz önce Adil Bey “kuvvet” sözünden hareketle, düşüncelerimi yanlış biçimde aksettirdi, onunla ilgili bir açıklama yapmak istiyorum.

ADİL ZOZANİ (Hakkâri) – “Kuvvet”ten o anlaşılıyor Kubat Bey. “Kuvvet” deyince onu anladık yani. 

BAŞKAN – Sürekli bir açıklama yapma hâlinde, ondan sonra uzayıp gidiyor.

Buyurun.

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

4.- İstanbul Milletvekili Mehmet Doğan Kubat’ın, Hakkâri Milletvekili Adil Zozani’nin usul görüşmesiyle ilgili konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

 

MEHMET DOĞAN KUBAT (İstanbul) – Sayın Başkanım, ben “kuvvet” sözünü kullanırken bir gönderme olsun diye değil, gerçekten böyle bir şey aklımın köşesinden bile geçmez. Konu çok teknik yani burada tartışılması…  Ben de teknik boyutuyla meseleye müdahil oluyorum.

İç Tüzük’ün 21’inci maddesinin gerekçesini eğer okuma fırsatınız olursa, o dönemdeki Anayasa’nın 95’inci maddesinin ikinci fıkrası siyasi parti gruplarını komisyonlarda kuvvetleri oranında temsilci bulundurmaya mecbur etmemekte, sadece İç Tüzük hükümlerinin bu grupların komisyonların faaliyetlerine kuvvetleri oranında katılmalarını sağlayacak tarzda düzenlenmesini emretmektedir. İç Tüzük “Siyasi parti gruplarına her bir komisyona ve başkanlık divanına kendi kuvvet oranlarına uygun sayıda…” diyerek devam ediyor.

ADİL ZOZANİ (Hakkâri) - O maddeyi cunta yazmıştı, bizim dediğimizi doğruluyorsunuz. Zaten, askerler yazmıştı o maddeyi.

MEHMET DOĞAN KUBAT (Devamla) - Dolayısıyla bu, Tüzük’ün bir gerekçesinde geçen kavramdır.

Teşekkür eder, saygılar sunarım.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz, sağ olasınız.

Tutumumda bir değişiklik…

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan…

BAŞKAN - Ben önce şunu açıklayayım: Zaten benim tutumumla alakalı bir durum yoktu.

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) - Sayın Başkan, kayıtlara geçmesi açısından…

BAŞKAN – Ha, anladım.

V.- AÇIKLAMALAR(Devam)

8.- Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal’ın, Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan’ın usul görüşmesiyle ilgili konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

 

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Sayın hatip, benim ismimi de zikrederek partimizle ilgili “diktatör ve faşist” ifadelerini kullandı.

İç Tüzük’ten kaynaklanan bütün hakları burada bulunan bütün siyasi partiler kullanmaktadır. Sözünü ettiği AB Uyum Komisyonu olsun, İnsan Hakları Komisyonu olsun, KEFEK olsun, bunlar kanunla kurulmuş komisyonlardır. Orada  doğal olarak bir başkan yardımcısı bulundurulmaktadır. Ama diğer komisyonların seçimini komisyon kendisi yaptığı için, bu tamamen komisyonun kendi tercihidir. Buradan yola çıkarak bir siyasi partiyi faşistlikle, diktatörlükle suçlamak başka bir şeydir, “Uygulama yanlıştır.” diye eleştiri getirmek başka bir şeydir. Dolayısıyla sayın konuşmacının bu ifadesinin maksadı aştığını düşünüyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Tamam. Teşekkür ederim.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sayın Başkan, müsaade eder misiniz.

BAŞKAN – Bir saniye.

Zaten benim tutumumla ilgili bir usul tartışması açmadık, tamamladık. Tutumumda da bir değişiklik yoktur…

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Yalnız, sözlerini geri alacağını düşündüm, onun için geri almasını talep etmedim.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sayın Başkanım…

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Şimdi sözlerini geri almadı.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sayın Başkanım, ben, daha önce seçildiğim Çevre Komisyonunda bu tip uygulamalara maruz kaldığım için            -Sayın Başkanı da teyit eder manada- bu faşizan tutumu protesto etmek için istifa ettiğimi burada bildiriyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 15.58

                                             İKİNCİ OTURUM

                                          Açılma Saati: 16.16

                           BAŞKAN: Başkan Vekili Meral AKŞENER

KÂTİP ÜYELER: Dilek YÜKSEL (Tokat), Bayram ÖZÇELİK  (Burdur)

                                                 ----- 0 -----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 10’uncu Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

VII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

2.- CHP Grubunun, Manisa Milletvekili Hasan Ören ve arkadaşlarının kısa dönem askerlik süresinin düşürülmesinin ülkemize ve Türk Silahlı Kuvvetlerine sağlayacağı yararların ve kamuoyunun beklentilerinin araştırılması amacıyla 24/10/2013 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına vermiş olduğu Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 30 Ekim 2013 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

                                                                                                      30/10/2013

                          Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulunun 30/10/2013 Çarşamba günü (bugün) yaptığı toplantısında siyasi parti grupları arasında oy birliği sağlanamadığından grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                              

 

                                                                                  Muharrem İnce

                                                                                        Yalova

                                                                               Grup Başkan Vekili

Öneri:

Manisa Milletvekili Hasan Ören ve arkadaşları tarafından 24/10/2013 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına kısa dönem askerlik süresinin düşürülmesinin ülkemize ve Türk Silahlı Kuvvetlerine sağlayacağı yararların ve kamuoyunun beklentilerinin araştırılması amacıyla verilmiş olan Meclis araştırma önergesinin (1065 sıra no.lu) Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak 30/10/2013 Çarşamba günlü birleşimde sunuşlarda okunması ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu önerisinin lehinde ilk söz Manisa Milletvekili Sayın Hasan Ören’e aittir.

Buyurun Sayın Ören. (CHP sıralarından alkışlar)

HASAN ÖREN (Manisa) – Sayın Başkan, değerli üyeler; hepinizi saygıyla selamlıyorum. Cumhuriyet Halk Partisinin grup önerisi üzerine söz almış bulunuyorum.

Konu, askerliğin, kısa dönem askerliğin kısaltılması ama buna geçmeden önce, ileri demokrasi istemi ve talebiyle her zaman gündeme getirdiğiniz konular üzerinde şöyle bir Meclise baktığınızda, bu Meclisi nasıl baypas ettiğinizi, sadece bu Meclisin noter vazifesi gördüğünü kabul etmemek mümkün değil. Meclis TV saat 19.00’da yani iki buçuk saat sonra Meclis çalışmalarıyla ilgili yayını kesecek. Grup konuşmalarını, sayın genel başkanların haftalık sunumlarını, ülkede ne olmuş ne bitmiş bunu Türkiye’ye duyurma, Türkiye’yle paylaşma istekleri ve taleplerini kapattınız, kestiniz; Türkiye’de Meclis TV yayın yapmıyor.

Değerli arkadaşlar, ben Sayın Bülent Arınç’a sormak isterim; bu önemli tedbirleri alarak Meclis TV’de acaba ne kadar tasarruf sağladı, buradan ne kadar arkadaşımız işten çıktı veya nasıl bir sonuç elde edildi, gelip burada söylemesi gerekli.

TRT Şeş yirmi dört saat yayın yapıyor -yaptığı yayından da gurur duyuyorum, hiç alındığımız yok- bütün İslam alemine yirmi dört saat yayın var. Halkın iradesiyle seçilmiş milletvekillerinin Parlamentoda konuşmalarını kesme isteğinizi, saat 19.00’dan sonra bu yayını niçin kestiğinizi anlamak mümkün değil. Ben inanıyorum ki bu sıralarda oturan sizler de anlamıyorsunuz çünkü eşleriniz, seçmenleriniz bu kürsüden konuşurken sizi dinlemek istiyorlar, “Ben milletvekilini gönderdim, milletvekili ne işe yarıyor Mecliste?” diye sizi takip etmek istiyorlar.

Şimdi, bütçe geliyor, sabahlara kadar çalışacağız bütçede. Sabahlara kadar çalışacağız ama halkın iradesinin teşekkül ettiği bu Parlamentoyu hiç kimse izleyemeyecek yani denetim vazifesini görecek olan halk, yurttaş kendi seçtiği milletvekillerini denetleyemeyecek. İnşallah vereceğiniz bir karar ile Meclis TV’nin yayınlarını ve grup toplantılarını Meclis kapanıncaya kadar yayınlama kararı alırsınız.

Değerli arkadaşlarım, askerlik konusunda yeni bir Bakanlar Kurulu kararıyla on beş aylık askerliği on iki aya indirdiniz. Güzel ve isabetli bir karar, destekliyoruz ama yeterli görmüyoruz. Size -on iki aya indirdiğiniz askerliği- kısa dönem yani altı ay askerlik yapan arkadaşlarımızla ilgili önerimiz onların da dört aya indirilmesidir. Eğer siz konuya hassasiyet gösterirseniz, hastalığı teşhis edip reçeteyi ona göre yazarsanız sonuçları doğru olur. Sayın Başbakanın açıkladığına göre Türkiye'de şu an 600 bin asker kaçağı var, bakaya. Yani 600 bin üniversite öğrencisi veya çoğunluğunun üniversite öğrencisi olduğu 600 bin yurttaşımız bakaya, asker kaçağı olarak Türkiye'de dolaşıyor. Aslında bunlar askerlik yapmak istemediklerinden mi, yoksa askerliğe karşı geldiklerinden mi, askerliğin bir zulüm olduğundan dolayı mı böyle bir sayı ve oranda bu ülkede asker kaçağı var? Hayır. Süreler uzun. Üniversiteyi bitirmiş bir öğrenciye veya normal bir yurttaşımıza, askerlikle ilgili, en verimli çağında siz on iki ay, on beş ay, altı ay gibi sürelerle askerlik yaptırmaya kalkarsanız o zaman yaşam içerisindeki koşullarını değiştirmiş olursunuz o kişinin.

Şu an, dünyada 7’nci, NATO’da da 2’nci en büyük askere sahip olan ülkeyiz Türkiye olarak. 380 bin askerimiz var, 600 bin kaçağımız var. Bunu düşünmeden, siz, bu konuyla ilgili bir çözüm önermeden, ben yaptım oldu mantığıyla “70 bin askeri ocak ayında terhis edelim, martta oy kullanırlar.” düşüncesiyle sadece bunlarla ilgili kararı çıkarırsanız karar yanlış olur. Altı aylık askerlik süresi, üniversiteyi bitirmiş… Genelkurmay Başkanlığı demiş ki: “Ben üniversite öğrencileriyle, üniversiteyi bitirmiş gençlerle ilgili ne kadar ihtiyacım varsa ayırıyorum. Bunun dışındakilerin de altı ay kısa süreyle er ve erbaş olarak askerliğini yapmaları gereklidir.” Ayırdığınıza      -kabulüm- on iki ay askerlik yaptırıyorsunuz ve karşılığında da para veriyorsunuz. Peki, o altı ay askerlik yapacak arkadaşlarımızın askerlikle ilgili olayları öğrenmesiyle ilgili, üniversite bitirmiş bir öğrencinin G-3’ün tetiğini nasıl çekeceğini altı ayda mı öğrenmesi gerekli veya 203’lük obüsün tetiğinin iple nasıl asıldığını veya saat beş buçukta, beşte kalkıp mıntıka temizliğinin nasıl olacağını mı öğreteceksiniz altı ayda? Zaten Genelkurmay Başkanı olarak diyorsunuz ki: “Altı ay kısa dönem askerlik yapacak olan üniversite öğrencilerine ihtiyacım yok. Ben ihtiyacım olan üniversite tahsilini gerçekleştirmiş askerlerden yeterince alıyorum.” Geriye kalanlarına altı ay askerlik yaptırmak o üniversite öğrencilerinin yaşam içerisindeki pozisyonlarının dengesini bozuyor.

Cumhuriyet Halk Partisine her zaman haksız ve nedensiz eleştiriler getiriyorsunuz: “Çözüm önermiyorsunuz, çözüm yollarını söylemiyorsunuz.” E, çözüm önerilecek yer Meclistir. Siz, Meclisi baypas etmiş iseniz, sadece Başbakanın iki dudağının arasında kanun hükmünde kararnamelerle, Bakanlar Kurulu kararlarıyla ülkeyi yönetme alışkanlığını edinmiş iseniz, milletvekili olarak sizlere hiçbir şey sorulmaz duruma geldiyseniz bu sorun, sizin sorununuzdur, Cumhuriyet Halk Partisinin sorunu değildir.

Dört aya indirelim. Bununla ilgili kanun teklifimiz var. Bu arkadaşlarımızla ilgili dört aya inmesinde ne mahzur olabilir? Yani mıntıka temizliğini dört ayda öğrenemezler mi? Bence öğrenirler ama ister iseniz olur. Peki, ne yaparız dört aya indirdiğimizde? Türkiye’nin ekonomisiyle ilgili katkı koymuş oluruz. Bu arkadaşlarımız sokaklarda gezen, sokaklarda işsiz yürüyen insanlar değil. Bu arkadaşlarımız bir işe girmişler, o işlerde çalışıyorlar; Türkiye’nin geliriyle ilgili, Türkiye’nin katma değeriyle ilgili üretim içerisindeler.

Değerli arkadaşlarım, artık, ne olursunuz, hiç olmazsa burada kullanalım şu ortak aklı. Gelin, üniversite öğrencileriyle, Genelkurmayın ihtiyaç hissetmediği, altı ay askerlikle ilgili görevde biçimlendirdiği bu arkadaşlarımızla ilgili dört aylık kanun teklifimizi bu Meclisten geçirelim. Şunu diyebilirsiniz: “Ama Cumhuriyet Halk Partisi veriyor bu öneriyi; şimdi biz, Cumhuriyet Halk Partisinin verdiği kanun teklifini geçirir isek alışkanlıklarımıza uygun düşmez.” Doğru da söylüyor olabilirsiniz. Kanun teklifini siz hazırlayın, Adalet ve Kalkınma Partisi hazırlasın -Sayın Grup Başkan Vekilim herhâlde izin verecektir- altına biz de imza atalım, altı aylık kısa dönem askerliği dört aya düşürelim. Sayın Grup Başkan Vekilimiz Mustafa Bey’in verdiği demecinde “Evet, benim de şahsi düşüncem altı aydan dört aya indirilmesidir.” diye gazetelerde beyanı var. 4 Ekim tarihli gazetelere baktığınızda Sayın Grup Başkan Vekilimizin bu konuda düşüncelerimizi paylaştığını görürsünüz. Ama, Anadolu’da bir tabir vardır: Ağanın elini tutulmaz. Ağanın gönlünden ne geçiyorsa onu versin. Siz “Dört ay fazla, üç ay olsun. Üniversite bitirmiş gençlerimiz üç ayda da mıntıka temizliğini, G-3’ü kullanmasını öğrenir.” der iseniz bu fikrinizin de başımızın üstünde yeri vardır.

Lütfen bu konuda ısrar etmeyelim. Binlerce, on binlerce gencimizi bu dertten kurtaralım. Yapacağınız veya hazırlayacağınız bir kanun teklifiyle bunu Meclise getirip bir an önce birlikte çıkarmak, ortak aklın Mecliste kullanılabildiğini halka gösterme açısından önemlidir.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Ören.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu önerisinin aleyhinde İstanbul Milletvekili Sayın Şirin Ünal.

Buyurun Sayın Ünal. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ŞİRİN ÜNAL (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisinin vermiş olduğu grup önerisinin aleyhinde söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, askerlik hizmeti, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 72’nci maddesi gereğince her Türk vatandaşının hakkı ve ödevidir. Askerlik hizmeti, 1111 sayılı Askerlik Kanunu ile 1076 sayılı Yedek Subaylar ve Yedek Askerî Memurlar Kanunu’nun detaylarıyla düzenlenmiştir.

Türk Silahlı Kuvvetlerinde kısa dönem erler yani çavuşlar altı ay, yedek subaylar on iki ay, er ve erbaşlar ise on beş ay süreyle vatani görevini yerine getirmektelerdi. Ancak, Hükûmetimizin yaptığı düzenleme ile Türk Silahlı Kuvvetlerinin asker ihtiyacı, harbe hazırlık, risk, tehdit algıları göz önünde bulundurulmuş ve bu doğrultuda uzun dönem askerlik Genelkurmay Başkanlığı ile koordineli çalışmalar neticesinde on beş aydan on iki aya indirilmiştir. Resmî Gazete’nin 25 Ekim 2013 tarihinde yayınlanan kararıyla Kara, Deniz ve Hava Kuvvetleri ile Jandarma Genel Komutanlığı ve Sahil Güvenlik Komutanlığında 1111 sayılı Askerlik Kanunu’na tabi yükümlülerin muvazzaf askerlik hizmet süresinin, 1 Ocak 2014 tarihinden geçerli olmak üzere, silah altındaki yükümlüleri de kapsayacak şekilde, erbaş ve erler için on beş aydan on iki aya indirilmesi kararlaştırılmıştır.

Değerli milletvekilleri, alınmış olan bu karar, özellikle Türkiye’nin değişim ve dönüşüm içerisinde olan konjonktüründe gerçekten önemli ve anlamlı bir karardır. Geçtiğimiz üç dört aydan beri bu konu kamuoyunun gündeminin içerisinde bulunmaktadır. Ülkemizin içinde bulunduğu jeopolitik koşullar ve çevresel ilişkilere de bakıldığında, dönem dönem askerlikle ilgili düzenleme yapılması konusuna ihtiyaç olduğunu görmekteyiz.

Değerli milletvekilleri, bir ülke, güvenliğini oluştururken güvenlik-refah dengesini azami seviyede tutması gerekmektedir. Hükûmetimiz güvenlikle ilgili aldığı kararları hep bu doğrultuda almıştır. Özellikle teknolojinin geliştiği böyle bir çağda artık insan gücünden, bireyden ziyade teknolojinin çok önde olduğu bir kuvvet yapısına ihtiyaç olduğunu görmekteyiz.

Değerli milletvekilleri, Türk Silahlı Kuvvetleri rakamsal olarak NATO bünyesindeki ülkeler arasında personel yönünden 2’nci büyük orduya sahiptir; öte yandan, NATO bünyesindeki birçok ülke, soğuk savaşların geride kalması sonrasında ordularını yeniden yapılandırmışlardır ancak ülkemiz, içinde bulunduğu durumdan ötürü, haklı olarak, bu dönüşümü gerçekleştirememiştir. Bunun sebebi, iç güvenlik, terörle mücadele konusundaki yüksek duyarlılık ve bu bağlamda yaşanan gelişmelerdir.

Demokratikleşme paketi içerisinde sunulan kararlarla birlikte bu süreç de sağlıklı bir şekilde devam edecektir. Ayrıca, terörle mücadele konusunda otuz yıldan beri devam eden sürecin en önemli sıkıntılarından biri, bu olayın sadece güvenlik boyutunun çok öne çıkarılması ve bunun sadece Türk Silahlı Kuvvetlerine havale edilmesiydi. Ancak AK PARTİ Hükûmeti olarak, yönetimi devraldığımız günden beri, bu yükü Türk Silahlı Kuvvetlerinin üzerinden alarak hadisenin Türkiye Büyük Millet Meclisinde çözülmesi, yönetim boyutuyla ele alınarak çözülmesi için çabaladık. Ekonomik, sivil, sosyal, kültürel, diplomatik bütün ayaklarını devreye sokarak güvenlik boyutuyla alakalı olan konulardaki ihtiyaçları yeniden gözden geçirdik. Bu bağlamda, bu kararın zamanlaması çok önemlidir.

Demokratikleşme paketinin sahaya indirildiği şu dönemde asla bir zafiyet söz konusu olamaz çünkü artık Türkiye eski Türkiye değildir. Az önce de belirttiğim üzere, önceki dönemlerde askerin tamamen merkezde olduğu bir ilişki modeli varken bugün ciddi bir koordinasyon içerisinde, Genelkurmay Başkanlığı, Millî Savunma Bakanlığı ve Hükûmetimiz ciddi hazırlıklar neticesinde böyle bir kararı almıştır. Bu tarz stratejik kararlar verilirken analitik düşünce yapısıyla yetişen Türk Silahlı Kuvvetlerinin güvenlik konusunda asla herhangi bir zafiyete düşmeden bu kararları vereceğinin altını çizmekte fayda görmekteyim. Böylesine hassas bir konu, çok iyi çalışılmış bir pakettir.

Değerli milletvekilleri, güvenlik yönetilirken teknolojinin çok öne çıktığını görmekteyiz. Türkiye, ateş gücü yüksek, operasyonel kabiliyeti yoğun ve yüksek olan bir orduya doğru gitmektedir. İşte bu noktada er sayısının düşmesi zorunlu olarak ortaya çıkmaktadır. Dolayısıyla, erlerimizin uzun süreli görev yapacağı çok teknik sahalar mevcut değildir. Yani teknoloji yoğun herhangi bir araç ve gerecin uzun dönemli çalıştırılması için, malumunuz, uzman erbaşların devreye girdiğini görmekteyiz, kademe kademe.

Hizmet faaliyetlerinin, lojistik faaliyetlerin her geçen gün sivilleşmesi, özelleşmesi verimlilik açısından da bütün dünya ülkelerinde uygulanan bir gerçektir. İnsan gücü planlamasında da rakamların düşmesi çok anlamlı bir karardır. Profesyonel orduya geçiş noktasında çalışmalarımız zaten devam etmektedir. Konunun özeline baktığımızda, hem sosyokültürel yapısı hem de jeopolitik konumu itibarıyla belki de karma ordunun Türkiye için bugünlerde çok daha anlamlı olacağını söyleyebiliriz.

Değerli milletvekilleri, Batı ülkelerindeki profesyonel ordu çok öne çıkıyor olabilir ama Batılı ülkelere baktığımızda bunların tehdit ve risk algılamaları Türkiye’den çok daha farklıdır. Burada esas önemli olan konu, verimli bir ordunun operasyonel gücünün maksimum seviyede olacağı bir optimalı yakalamaktır. Hükûmetimiz bu konuda çok kararlı olup özellikle terörle mücadeledeki hassasiyeti ve çevre ülkelerde meydana gelen gelişmeleri dikkate alarak bu kararı almıştır.

Kamuoyunda herhangi bir endişe ve tereddüde yer olmaması gerektiğini düşünmekteyim. Zaten savunma sanayisinin millîleştirilmesi, geliştirilmesi yolundaki yoğun gayretler çok önemlidir. Türkiye her geçen gün kendi silah ve teçhizatını üretme konusunda önemli adımlarla ilerlemektedir. Çin’den alınan hava savunma sistemlerinin NATO’ya rağmen Çin’den alınmasının en önemli sebebi, buradaki millîlik oranının yani ortak üretimin olmasıdır. Daha öncesinde hep Türkiye’nin silahlı kuvvetlerinin, güvenlik unsurlarının istediği “kaynak kodları” dediğimiz yani kumandaların, yazılımların tamamen Türkiye’de olduğu bir sürece gidilmesinden dolayı böyle bir tercih kullanılmıştır. Burada önemli olan, minimum maliyet, maksimum verimdir.

İnsan gücü planlaması açısından askerliğin kısalması bence çok anlamlıdır ve yerindedir. İnsan gücü burada iş gücüne de dönüşecektir. Er statüsünde askerlik yapan ve erken terhis olarak bu durumdan faydalanabilecek yaklaşık 70 bin Mehmetçik askerlikte değil, iş hayatında olacaktır. Bunun Türkiye ekonomisine yaratacağı katkıyı da unutmamalıyız. Askerliği gençlerimizin bir kayıp vakit olarak değil de hakikaten bir vatani görev olarak görmelerini sağlayacağız. Askerlik geçiştirilecek bir görev değil, anayasal bir hak ve ödevdir. Asker sayısı fazla olan değil, ateş gücü ve operasyonel gücü yüksek ordular her zaman daha güçlüdür ve daha başarılıdırlar. İnsansız hava araçları, pilotsuz uçakların olduğu bir süreçte bulunmaktayız. Sınır güvenliği konusunda da artık karakollarda nöbetler değil, elektronik ve dijital sistemlerle sınır güvenliği operasyonel anlamda daha başarılıdır. Burada esas önemli olan hizmet faaliyetleri ve lojistik faaliyetlerde olan kadroların özelleştirilmesiyle hem kalite yükselmiştir hem de bu noktada askerliğe ihtiyaç bir anlamda kısmen azalmıştır. Özellikle orduevleri, askerî kamplar gibi sosyal tesislerde hizmet faaliyeti veren kadroların, sanıyorum, önümüzdeki dönemden itibaren süratli bir şekilde özelleştirilmesine doğru gidilecektir. Artık kahraman askerimiz patates, soğan soyan, çukur kazan asker değil, daha çok operasyonel anlamda olması gerektiği yerde olacaktır.

Konuşmamın başında da belirttiğim üzere, sürelerin artırılıp düşürülmesi Hükûmetimizin, Genelkurmay Başkanlığı ve Millî Savunma Bakanlığıyla koordineli yaptığı çalışmalar neticesinde ortaya çıkabilen bir durumdur. Risk, tehdit algılamaları göz önünde bulundurulmuştur, harbe hazırlık önemsenmiştir.

Değerli milletvekilleri, yedek subay adayı statüsüne ayrılmayan kısa dönem statüsündeki yükümlülerin hizmet süresi -1111 sayılı Askerlik Kanunu’nun 5’inci maddesi- yedek subay adayı olarak ayrılanların hizmet süresinin yani on iki ayın yarısı olarak, altı ay olarak belirlenmiştir. Bunun yaklaşık bir ayı acemilik eğitiminde geçmekte, on iki günü de izin olarak kullanılmaktadır. Yaklaşık dört buçuk ay da bu ülkeye harbe hazır asker olarak hizmet etmektedir değerli kardeşlerimiz. Dolayısıyla, kısa dönem askerlerimizin sürelerinin yeterli olduğunu düşünmekteyim. Zira Türk Silahlı Kuvvetlerinin sadece uzun dönem askerlerimize değil üniversite, fakülte mezunu askerlere yani kısa dönem çavuşlarımıza da ihtiyacı bulunmaktadır.

Kısa dönem askerlik, yedek subaylık süresi ve sistemiyle doğrudan ilişkilidir. Ayrıca, uzun dönemin on beş aydan on iki aya indirilmesinin Türk Silahlı Kuvvetlerinin harbe hazırlığına olabilecek etkilerinin sönümlenmesine kadar beklemede kalınmasının yararlı olacağını da değerlendiriyorum. Bu bağlamda, kısa dönem askerlik süresinin altı ay olmasının makul olduğuna inanıyor, bu vesileyle hepinize saygılarımı sunuyorum.

Teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu önerisinin lehinde, Kahramanmaraş Milletvekili Sayın Mesut Dedeoğlu, buyurunuz. (MHP sıralarından alkışlar)

MESUT DEDEOĞLU (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye Büyük Millet Meclisine verilen kısa dönem askerliğin düşürülmesiyle ilgili grup önerisi üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubumuz adına söz aldım. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygılarımla selamlıyorum.

Türkiye’nin tarihî konumu ve kültürel mirasından doğan yükümlülükleri, bölge ve dünya barışının tesisinde üstlendiği rol nedeniyle güçlü ve caydırıcı bir savunma sistemi tesis edilmelidir, tesis edilen bu savunma sistemi sürdürülebilir olmalıdır. Türk Silahlı Kuvvetlerinin görevini çağın şartlarına uygun bir şekilde ve başarılı bir biçimde yerine getirebilmesi mutlaka sağlanmalıdır; bu konuda, Hükûmet, Türk Silahlı Kuvvetlerine her türlü kolaylığı sağlamalıdır.

Türk Silahlı Kuvvetlerinin hareket kabiliyetinin artırılması ve caydırıcılığının yükseltilmesi gerekmektedir. Askerî modernizasyon programı başlatılarak Türk Silahlı Kuvvetleri silah, teçhizat ve ileri teknoloji kullanma kabiliyeti konusunda dünyanın en güçlü ordularından biri hâline getirilmelidir.

Türk Silahlı Kuvvetlerinin silah ve teçhizat yönünden dışa bağımlılığı azaltılmadır. İhracat kapasitesi yüksek, bağımsız ve yerli harp sanayisinin ve yerli müteşebbisin de silah, askerî teçhizat üretimine yatırım yapabilmesi için gerekli teşviklerin sağlanması gereklidir. Malzeme, teknoloji, elektronik harp, havacılık, uzay ve uydu teknolojileri, ağ merkezli savaş, insansız hava araçları, güdüm ve kontrol teknolojileri gibi savunma sanayisi teknolojilerinin AR-GE çalışmaları desteklenmelidir.

Savunma sanayisinde bilgi güvenliğini sağlamak amacıyla millî yazılım sistemi yaygınlaştırılmalı ve Türkiye’ye mal edilmelidir.

Savunma ve güvenlik alanında uydu imkânlarından yararlanmak için havacılık ve uzay teknolojilerine ağırlık verilmeli ve tamamen yerli uydu üretimi sağlanması için gerekli çalışmalar yapılmalıdır.

Savunma sanayimiz teknoloji transfer eden değil, teknolojiyi üreten bir yapıya kavuşturulmalıdır, harp sanayisinin ulusal ihtiyaçlarına dönük üretim yapması da sağlanmalıdır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; asırlık köklü maziye sahip olan Türk ordusunun, Türk milletinin vicdanında saygınlığının gelişigüzel günlük politikalarla, iç ve dış kamuoyunda yıpratılmasına izin verilmemelidir. Türk Silahlı Kuvvetlerini yıpratacak popülist politikalardan uzak durulmalıdır.

Türk Silahlı Kuvvetlerinin yapısı, insan gücü, teknoloji ve organizasyon açısından güçlendirilerek yeniden yapılandırılmalı, modernize edilmeli, bölgesel ve küresel anlamda caydırıcı kabiliyeti artırılmalıdır. Yeni teşkilatlanma modelinde siber savaş ve elektronik güvenliğine önem verilmelidir. Eğitim, teşkilatlanma ve teçhizatlandırma alanlarında görev tanımına uygun uzmanlaşma yanında, asimetrik tehdit ağırlıklı değişikliklere de gidilmelidir. Belli uzmanlık gerektiren görevler ile asimetrik tehdide yönelik görevlerde profesyonel ağırlıklı, diğer görevlerde ise yükümlü askerliği esas alan bir sistem esas alınmalıdır. İdari ve sosyal tesisler sivil ağırlıklı hâle getirilmelidir. Bu tesislerden sivillerin de yararlanmaları sağlanmalıdır.

İç güvenlik birimlerinin faaliyetlerinde koordinasyon sağlanmalıdır. İç güvenlik alanındaki kurumların yetki ve sorumlulukları yeniden tanımlanmak suretiyle, hizmetin uyum içinde yerine getirilmesi sağlanarak çağdaş yöntemlerle çalışır hâle getirilmelidir. Kurumsal yapılanmada istihbarat faaliyetlerinde, bilgi akışında ve suçla mücadele birimleri arasında etkili bir eş güdüm sağlanmalıdır.

Güvenlik güçlerinin saygınlığının tesisi için tedbirler alınmalı, mali ve sosyal hakları görev ve sorumlulukları ile uyumlu hâle getirilmelidir. Güvenlik personelinin atama ve terfilerinde liyakat esas alınmalıdır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Askerlik Kanunu’nun 5’inci maddesi “Erbaş ve erler için muvazzaflık hizmet süresi; Kara, Deniz, Hava Kuvvetleri ile Jandarma Genel Komutanlığında on sekiz aydır. Bu sürenin, barışta, önce on beş aya ve bilahare on iki aya kadar indirilmesine, Silahlı Kuvvetlerin de ihtiyacı dikkate alınarak, Bakanlar Kurulunca karar verilebilir.” hükmünü içeriyor. Türk Silahlı Kuvvetlerinde hâlen 379 bin erbaş, er görev yapıyor. Bakanlar Kurulundan askerliği kısaltan kararın açıklanması durumunda, ilk etapta on iki ayını doldurmuş 40 bin civarında askerin terhis belgesi alması öngörülüyor.

 

Türk Silahlı Kuvvetleri Türkiye'nin göz bebeği durumundadır. Terörle mücadele konusunda çok önemli çalışmalar yapmış bulunan Türk Silahlı Kuvvetleri mensuplarının komutanları bugün maalesef tutuklu durumdadır. Türk Silahlı Kuvvetlerinin komutanları bugün tutuklu durumda iken, hapse atılmış iken atılan adımlar, her gün Türk Silahlı Kuvvetlerinin moral ve motivasyonunu olumsuz yönde etkileyen gelişmeler hâline gelmiştir. Burada önemli olan, Hükûmet tarafından başlatılan politikayla Türk Silahlı Kuvvetlerinin itibarına bir zarar gelip gelmediği konusudur.

Devraldığımız ve uygulamaya koymaya çalıştığımız, her zaman, “Yurtta sulh, cihanda sulh.” ilkesinin devamı açısından, ülkelerin savaşla birbirlerini yok etmeye çalışması sağlıklı değildir. Onun için, Yüce Önder Atatürk’ün söylediği gibi “Yurtta sulh, cihanda sulh.” ilkesini her zaman uygulamaya koymak ve bu düsturun arkasında durmak durumundayız.

Önceliklerimize, bize karşı olabilecek hareketlere, politikalara ve husumetlere karşı bir caydırıcı güç her zaman var olmalıdır. Tarihsel geçmişimizi, coğrafi konumumuzu dikkate alarak silahlı kuvvetlerimizi daima göreve hazır hâlde bulundurmalıyız. Savunmamız için gerektiğinde kullanılmak üzere cephe savaşlarına, asimetrik savaşlara, teröristlerle mücadele gücümüze, ablukalara, güç göstermede askerlerimizi daima hazır durumda, eğitilmiş bir hâlde bulundurmak mecburiyetimiz var. Savunmamızın gereği, 3 kıtanın âdeta ortası durumundaki ülkemizin sınırlarını korumada çok güçlü olunmalıdır.

Denizlerimizde 8.300, karamızda 2.875 kilometre olan sınırlarımızdaki güvenliğimizi, kaçakçılığı, hem de teröristlerin giriş-çıkış trafiğini yeterli derecede önleyemediğimizi hepimiz maalesef ki biliyoruz. Bu sebeple, sınır güvenliğimizi çok yönlü iyileştirmelerle geliştirmeli ve güçlendirmeliyiz. Bu sebeplerle, sınırlarda belirttiğimiz makul yeni düzenlemeler gerçekleşinceye kadar da sınır güvenlik kuşağı, tampon bölgeler oluşturmalıyız.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; savaşta, vatan görevlerinde ve terörle mücadelede hayatlarını kaybetmiş şehitlerimiz ve birçok gazimiz bulunmaktadır. Gazilerimizin ve şehit ailelerinin tamamını kapsayan -onların tanımlamaları dâhil- onlara ve yakınlarına yapılacak maddi, manevi yardımlar ve hizmetlerin belirleneceği çeşitli yasal düzenlemelerdeki farklılıklar ve aksaklıklar mutlaka giderilmelidir.

Ayrıca, millî savunmanın ve silahlı kuvvetlerimizin ve emniyette görevli bütün personelin özlük haklarında iyileştirmeler yapmalıyız.

Bu duygu ve düşüncelerle yüce heyetinizi saygılarımla selamlıyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Dedeoğlu, sağ olun.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu önerisinin aleyhinde, Hakkâri Milletvekili Sayın Adil Zozani, buyurun. (BDP sıralarından alkışlar)

ADİL ZOZANİ (Hakkâri) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun araştırma önergesinin aleyhinde söz aldım ama esasında bu konunun ultralehindeyiz. Biraz sonra neden lehinde olduğumuzu ifade edeceğim ama ondan önce, eğer Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkan Vekili de dinlerse, daha başka, önemli bir konu var, onu ifade edeceğim, daha sonra bu konuyla ilgili görüşlerimizi ifade edeceğim.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Ben dinliyorum da sizin arkadaşlarınız dinlemiyor.

ADİL ZOZANİ (Devamla) – Bugün basında yer aldı, dünden beri basında konuşuluyor. Cumhuriyet Halk Partili Aydın ili Kuşadası ilçesi Belediye Başkanı, Anadolu’nun kayıp şarkılarının mimarı olan, ortaya çıkaran, Anadolu’da kaybolan sesleri gün ışığına çıkarmayı kendine görev addeden ve bu konunun filmini de yapan Nezih Ünen’in “Repertuvarında Kürtçe şarkılar var.” diye konserini iptal etti, mutlaka bilginiz vardır. Nezih Ünen’in kendi ifadeleri var. Belediye Başkanıyla konuştuğunu ve “Repertuarınızdaki Kürtçe şarkıları eğer çıkarmazsanız konserinizi iptal edeceğiz.” dendiğini ve bu nedenden dolayı konserinin iptal edildiğini ifade ediyor. Dün bugündür basında duruyor. Bu konuda, herhâlde, Cumhuriyet Halk Partisinin bu duruma ilişkin olarak bir izahının olması gerekir, bir izah getirmeniz gerekiyor. Sizi burada açıklama yapmaya davet ediyorum bu konuyla ilgili olarak.

Bu araştırma önergesinin konusuyla ilgili olarak da ifade edeyim, biz öncelikle zorunlu askerliğin kaldırılması taraftarıyız. “Zorunlu askerlik” kavramının artık bu çağda kabul gören bir kavram olmadığını ifade etmek istiyorum. Türkiye’de vicdani ret hakkının tanınmadığı bir ortamda yaşıyoruz ki “zorunlu askerlik” kavramıyla birlikte esasında “vicdani ret” kavramı anlamlıdır çünkü zorunlu askerliğin olduğu yerde “vicdani ret” kavramı hayat buluyor, anlamlıdır. Paralı askerlik yapan, böyle sistemleri olan ülkelerde böyle bir uygulamanın olması, “vicdani ret” kavramının geçerliliği yok. Zaten orada isteyen gidip askerlik yapıyor ama bizim ülkemizdeki gibi zorunlu askerliğin olduğu yerde vicdani ret hakkının mutlaka ama mutlaka olması gerekir.

Bu konuda, bakın, her defasında uygulamaları itibarıyla İsrail çok eleştiriliyor ama İsrail’in katbekat gerisindedir Türkiye. İsrail’de yaklaşık 4 bin civarında vicdani retçi var ve kanuni haktır da İsrail gibi bir yerde ki kadınların, erkeklerin tümünün askerliğe tabi tutulduğu bir ülkedir İsrail ama Türkiye bunun da çok çok gerisindedir.

İkinci önemli husus şu: Ordu, hâlâ kapalı bir kutudur Türkiye’de. Ordu içindeki uygulamalardan hiçbir zaman bilgi sahibi olma şansımız yoktur. Bu kapalı kutunun açılması gerekir. Bu kutunun içerisinde ne var, kışlada ne olup bitiyor, bilmemiz gerekiyor. Ama ne Parlamento olarak ne de normal, sivil bir vatandaş olarak bunu bilebilme şansına sahip değil Türkiye’de yaşayanlar. Orada yaşananlar orada kalıyor.

Bakın, yıllarca “PKK gerillaları vurdu.” dendi, bir sürü insan cezaevine konuldu, on beş gün boyunca Lice yakılıp, yıkıldı. Yıllar sonra, bakın, tam yirmi yıl sonra gerçek açığa çıktı, Bahtiyar Aydın’ın Lice’de kimler tarafından katledildiği yirmi yıl sonra açığa çıktı. Yirmi yıl mı beklemek lazım bir gerçeği kavramak için, bir gerçeği görmek için? Ya da kışladaki intiharların, kaza süsü verilmiş iddiasıyla mahkemelere kadar yansımış intihar olaylarının araştırılması için Meclis neyi bekliyor? Neden imtina ediliyor? Kışlalardaki uygulamalardan Türkiye’de yaşayan sivil vatandaşlar, bizler bilgi sahibi olursak ordu kıymetinden neyi eksiltir, neyi kaybeder? Çok kolay, bütün siyasetçiler çıkarız, burada “Ordumuz şöyle güçlü, ordumuz böyle güçlü.” deriz. İtirazımız yok. Peki, o güçlü ordunun içerisinde olup bitenleri araştırabiliyor musunuz? Yok. Kendi generalini vurmuş bir ordunun içinde olup bitenleri araştırabiliyor musunuz? Yok. Bu karanlık olayların hiçbirini Meclis araştıramıyor.

Daha birkaç yıl önce, Kıbrıs’ta, Genelkurmay Başkanına suikast girişimi oldu. Türkiye’de kim ilgilendi? Kim bu konuyu araştırdı? Meclis ne kadar üzerine gidebildi? Genelkurmay Başkanının arkasındaki bir başka rütbeli öldü, yaşamını yitirdi. Kim araştırdı bunu? Hiç mi aklınıza gelmiyor?

Süre meselesine gelince… Ya, bu üniforma aşkından vazgeçelim. Biz “Zorunlu askerlik olmamalıdır.” diyoruz. Hele hele üniversite bitirmiş, doktor olmuş, avukat olmuş, sosyolog olmuş, bilmem, mühendis olmuş insana “Sen üniforma giymeden hiçbir şey olamazsın.” demek çağ dışılıktır. Postal giymeden bu memlekette yaşanmıyor mu? Ne diye üniversite bitirmiş, yıllarını vermiş bilim adamına illa postal giydireceğiz, illa mıntıka temizliği yaptıracağız? Nedir bu sevda? Dört aymış, altı aymış… Bir gün dahi giydirirseniz ayıptır. Bir gün dahi giydirilirse ayıptır.

Gönüllü askerlik yapmak isteyen… Gönüllü polislik var mı? Zorunlu polislik yaptırıyor musunuz? Yok. Nasıl zorunlu polislik yoksa zorunlu askerlik de olmasın. Öyle hamasetin arkasına sığınarak şöyleydik, böyleydik demenin bir anlamı yok. Tümden bu uygulamanın ortadan kaldırılması gerekir. Başka türlü bu konuyu düzeltemezsiniz. Bakın, yıllardır bu konularla ilgili olarak söyleniyor, çok sayıda araştırma önergesi, çok sayıda kanun teklifi, çok sayıda soru önergesi verilmiştir bu konuda. Hiçbirine hiçbir zaman sağlıklı cevap alamadık, sağlıklı cevap verilmiyor.

Bu ülkede askerî harcamalara bütçeden ayrılan pay neredeyse diğer bakanlıkların bütçesine ayrılanların yarısı kadardır. Örtülü ödeneğinden haberiniz yok, yapılan ihalelerden haberiniz yok, hiçbir şeyden haberiniz yok, ondan sonra da gelip işte, şu kadar iyiyiz, şu kadar büyük kudrete sahibiz. Bunların hiçbiri anlamlı değildir.

Dünyada süngü gücüyle kendi varlığını koruyabilen hiçbir güç olmamıştır, Türkiye’nin de süngü gücüyle kendini koruma imkânı olmaz. Bilimle, irfanla kendinizi koruyabilirsiniz, güçlü demokrasiyle kendinizi koruyabilirsiniz. Böyle, herkesi asker yapmanın Türkiye’ye hiçbir faydası yok. Bunun hamaseti de artık tutmuyor. Çünkü Türkiye’de yaklaşık 1 milyon asker kaçağı var. 600 bin rakamını Sayın Başbakan veriyor ama esas gerçek rakam o değil. Tecil veya şu bu gerekçelerin arkasına da sığınarak askere gitmeyen vatandaşlar var, hepsinin toplamı 1 milyonun üzerindedir ki bir önceki yıl Millî Savunma Bakanının ifadesidir, 950 bin kişilik bir firari ordudan söz ediliyor bedelli askerlikten yararlanacaklar sıralanırken.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ADİL ZOZANİ (Devamla) – Dolayısıyla, evet, ordu içerisindeki uygulamalar araştırılmalıdır.

BAŞKAN -  Teşekkür ederim.

ADİL ZOZANİ (Devamla) – Bu konudaki haksızlığın da açığa çıkarılması araştırmaya değerdir. Bu nedenle lehinde olduğumuzu ifade ettim ama konunun bundan ibaret olmadığının da altını çizmek istiyorum.

Teşekkür ederim. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN -  Teşekkür ederim Sayın Zozani.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Karar yeter sayısı…

BAŞKAN - Cumhuriyet Halk Partisi Grubu önerisini -karar yeter sayısı arayacağım- oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı yoktur.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

                                                                                          Kapanma Saati : 16.59

                                           ÜÇÜNCÜ OTURUM

                                          Açılma Saati: 17.17

                           BAŞKAN: Başkan Vekili Meral AKŞENER

KÂTİP ÜYELER: Dilek YÜKSEL (Tokat), Bayram ÖZÇELİK  (Burdur)

                                                 ----- 0 -----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 10’uncu Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

 

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu önerisinin oylamasında karar yeter sayısı bulunamamıştı. Şimdi öneriyi tekrar oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir, karar yeter sayısı vardır.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubunun…

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan…

BÜLENT TEZCAN (Aydın) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Efendim…

BÜLENT TEZCAN (Aydın) – Sayın Başkanım, biraz önceki sayın hatip konuşması sırasında Kuşadası Belediyesinde gerçekte var olmayan bir olayla ilgili açıklama yaptı, gerçeğe aykırı bir açıklamaydı, düzeltmek…

BAŞKAN – Ama ara verdim ki ben.

BÜLENT TEZCAN (Aydın) – Yoklama istediğimiz için ara verince, o yüzden…

BAŞKAN – Ama yok, o İç Tüzük’e göre olmuyor. Hakikaten olmuyor, o zaman söyleseydiniz. Ve anında İç Tüzük geldi gördüğünüz gibi.

SIRRI SAKIK (Muş) – Yerinizden açıklama yapın.

BAŞKAN – 69’a göre isteyebilirsiniz.

BÜLENT TEZCAN (Aydın) – Evet, 69’a göre açıklama hakkı istiyorum.

BAŞKAN – Pardon, bir dakika, benim kafam kısa devre yaptı!

“Açıklama ve cevaplar için Başkan, aynı oturum içinde olmak üzere söz verme zamanını takdir eder.” diyor.

Yani ben fark etmedim, siz talep etmediniz, ara verdik, dolayısıyla olmuyor.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan, talep etti de ben o arada yoklama isteyince gürültüye gitti.

BAŞKAN – Ama görmedim ben zaten…

BÜLENT TEZCAN (Aydın) – Yani yerimizden de açıklayabiliriz.

BAŞKAN – Bakın, Sayın İnce bilir. Yani beni zora sokmayın. Hakikaten ben iki dakikayı kendimden mi veriyorum Allah aşkına! Yani sizden kıymetli mi iki dakika? Değil. Ama oradan bari düzeltin, tutanaklara geçsin.

BÜLENT TEZCAN (Aydın) – Sayın Başkan, buradan düzelteyim, yani kürsüye gelmem şart değil.

BAŞKAN – Tamam, buyurun.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

9.- Aydın Milletvekili Bülent Tezcan’ın, Hakkâri Milletvekili Adil Zozani’nin CHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

 

BÜLENT TEZCAN (Aydın) – Şimdi, sayın hatip, Kuşadası’ndaki bir festivalde “Anadolu’nun Kayıp Şarkıları” isimli etkinliğin içinde Kürtçe türkü bulunduğu için iptal edildiğini ifade etti. Bu gerçek değildir. Kuşadası Belediye Başkanımız bu konuda basına açıklamada bulundu. Dört yıldan bu yana devam eden Kardeş Kentler Festivali’nde, Kuşadası’nda, Anadolu’nun bütün dillerinden şarkıların, dünyanın bütün dillerinden şarkıların… Özellikle de “Anadolu’da Kayıp Şarkılar” adı altında bizzat belediye tarafından organize edilen bir uygulamaydı, ancak festivalin onur konuğu olan İtalya’nın programının elde olmayan sebeplerle uzaması nedeniyle etkinliğin yapılacağı saat gecikmiş, bu nedenle katılımcı kalmadığından daha sonraki bir tarihte daha da büyüğünü yapmak üzere sadece ertelemişlerdir. Sayın Belediye Başkanının da basına bu konuda açıklaması vardır.

Tutanaklara geçmesini istiyorum.

Sağ olun.

BAŞKAN – Tamam, teşekkür ederim, sağ olun.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır; okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım:

VII.- ÖNERİLER(Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

3.- AK PARTİ Grubunun, Genel Kurulun çalışma saatlerinin ve gündemdeki sıralamanın yeniden düzenlenmesine; İstanbul Milletvekili Osman Aşkın Bak ve 102 milletvekilinin, Türk sporunda yaşanan doping vakalarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi ve bu konuda verilmiş diğer Meclis araştırması önergelerinin, Genel Kurulun 5 Kasım 2013 Salı günkü birleşiminde okunmasına ve  görüşmelerinin birleştirilerek aynı günkü birleşiminde yapılmasına; Genel Kurulun 12, 19 ve 26 Kasım 2013 Salı günkü birleşimlerinde bir saat sözlü soruların görüşülmesini müteakip diğer denetim konularının görüşülmeyerek gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmında yer alan işlerin görüşülmesine; 5, 6, 13, 20 ve 27 Kasım 2013 günkü birleşimlerinde sözlü soruların görüşülmemesine; 490 ve 477 sıra sayılı kanun tasarılarının İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak bölümler hâlinde görüşülmesine ilişkin önerisi

                                                                                                      30/10/2013

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulunun 30/10/2013 Çarşamba günü (bugün) yaptığı toplantıda siyasi parti grupları arasında oy birliği sağlanamadığından, İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince, grubumuzun aşağıdaki önerisinin Genel Kurulun onayına sunulmasını arz ederim.

                                                                              

                                                                                  Mahir Ünal

                                                                               Kahramanmaraş

                                                                  AK PARTİ Grup Başkan Vekili

Öneri:

Gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmında bulunan 492, 490, 477, 105, 421, 359, 397, 399, 379, 440, 447 ve 54 sıra sayılı kanun teklifi ve tasarılarının bu kısmın 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9, 10, 11, 12, 13 ve 14’üncü sıralarına alınması ve diğer işlerin sırasının buna göre teselsül ettirilmesi,

İstanbul Milletvekili Osman Aşkın Bak ve 102 milletvekilinin, Türk sporunda yaşanan doping vakalarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi ve bu konuda verilmiş diğer Meclis araştırma önergelerinin Genel Kurulun 5 Kasım 2013 Salı günkü birleşiminde okunması ve önergelerin görüşmelerinin birleştirilerek aynı günkü birleşimde yapılması,

Genel Kurulun;

12, 19 ve 26 Kasım 2013 Salı günkü birleşimlerinde bir saat sözlü soruların görüşülmesini müteakip diğer denetim konularının görüşülmeyerek, gündemin " Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmında yer alan işlerin görüşülmesi,

5, 6, 13, 20 ve 27 Kasım 2013 günkü birleşimlerinde sözlü soruların görüşülmemesi,

30 Ekim 2013 Çarşamba günkü birleşiminde (bugün) 492 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar,

31        Ekim 2013 Perşembe günkü birleşiminde saat 21.00'e kadar;

5 Kasım 2013 Salı günkü birleşiminde saat 24.00'e kadar,

6 Kasım 2013 Çarşamba günkü birleşiminde saat 14.00'te toplanması ve bu birleşimde 477 sıra sayılı Kanun Tasarısı’na kadar olan işlerin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar,

7 Kasım 2013 Perşembe günü saat 14.00'te toplanması ve 383 sıra sayılı Kanun Tasarısı’na kadar olan işlerin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar,

12, 19 ve 26 Kasım 2013 Salı günkü birleşimlerinde 15.00-20.00 saatleri arasında,

13, 14, 20, 21, 27 ve 28 Kasım 2013 Çarşamba ve Perşembe günkü birleşimlerinde 14.00-20.00 saatleri arasında,

Yukarıda belirtilen birleşimlerde gece 24.00’te günlük programların tamamlanamaması hâlinde günlük programların tamamlanmasına kadar çalışmalarını sürdürmesi,

490 ve 477 sıra sayılı kanun tasarılarının İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülmesi ve bölümlerinin ekteki cetveldeki şekliyle olması,

önerilmiştir.

490 sıra sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun Tasarısı (1/787)

Bölümler

Bölüm maddeleri

Bölümdeki madde sayısı

1’inci Bölüm

1 ila 30’uncu maddeler

30

2’nci Bölüm

31 ila 60’ıncı maddeler

30

3’üncü Bölüm

61 ila 88’inci maddeler (Geçici 1’inci madde dâhil)

29

Toplam madde sayısı

89

 

477 sıra sayılı Anayasa Mahkemesinin Kuruluşu ve Yargılama Usulleri Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı (1/774)

Bölümler

Bölüm maddeleri

Bölümdeki madde sayısı

1’inci Bölüm

1 ila 6’ncı maddeler (6’ncı maddeye bağlı ek 2 ve ek 3’üncü maddeler dâhil

7

2’nci Bölüm

7 ila 11’inci maddeler

5

Toplam madde sayısı

12

 

BAŞKAN – Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu önerisinin lehinde ilk söz, Çankırı Milletvekili Sayın İdris Şahin.

Buyurun Sayın Şahin. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

İDRİS ŞAHİN (Çankırı) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; AK PARTİ grup önerisi adına söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle, AK PARTİ grup önerisi gündemi, çalışma saatlerini ve temel kanunları içeren bir düzenlemeyi ihtiva etmektedir. Danışma Kurulunun 30/10/2013 tarihinde yani bugün yaptığı toplantıda siyasi parti grupları arasında oy birliği sağlanamadığından İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince grubumuzun önerisi aşağıdaki şekilde Meclis gündemine getirilmiştir.

Şöyle ki, gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmında bulunan 492, 490, 477, 105, 421, 359, 397, 399, 379, 440, 447 ile 54 sıra sayılı kanun teklifi ve tasarılarının bu kısmın 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9, 10, 11, 12, 13 ve 14’üncü sıralarına alınması ve diğer işlerin buna göre teselsül ettirilmesi önerilmektedir.

Ayrıca, demokratikleşme paketinde ifade edilen “Nevşehir Üniversitesi” adının “Nevşehir Hacı Bektaş Veli Üniversitesi”, Siirt iline bağlı Aydınlar ilçesinin adının “Tillo” olarak değiştirilmesi kanun teklifi gündemin 3’üncü sırasına alınmıştır.

Yine, tüketicinin korunmasıyla ilgili kanun tasarısı gündemin 4’üncü sırasında yer almaktadır.

Anayasa Mahkemesi ile ilgili kanun tasarısı ise gündemin 5’inci sırasına alınmıştır.

Yine, Azerbaycan ile ilgili sözleşmeler gündemin 6’ncı sırasından itibaren gündeme alınmıştır.

Ayrıca, kasım ayı çalışma saatleri önergemiz ile düzenlenmekte olup Salı günleri 15.00 ila 20.00 saatleri arasında bir saat sözlü soru olacak şekilde, çarşamba günleri ise sözlü soruların görüşülmemesi ve çarşamba ve perşembe günleri 14.00 ila 20.00 arasında gerçekleşmesi önerilmektedir. Ayrıca, bu hafta ve önümüzdeki hafta çalışma saatleri ise yeniden düzenlenmektedir.

Biraz önce ifade ettiğim gibi, bugün Nevşehir Hacı Bektaş Üniversitesi ve Aydınlar ilçesinin isminin “Tillo” olarak değiştirilmesine yönelik kanun teklifinin görüşmelerinin bitimine kadar Meclisin çalışması önerilmektedir.

Yine, yarın yani perşembe günü saat 21.00’e kadar çalışma sürelerinin belirlenmesi, haftaya salı günü ise doping ile ilgili araştırma önergelerinin görüşülmesi ve saat 24.00’e kadar bu görüşmelerin devam etmesi önerilmektedir.

Ayrıca, Anayasa Mahkemesiyle alakalı düzenleme önümüzdeki hafta çarşamba günü gündeme getirilmekte, perşembe günü ise 383 sıra sayılı Tasarı’ya kadar olan işlerin görüşmelerinin tamamlanması teklif edilmektedir. Yine aynı süre içerisinde tüketicinin korunması hakkındaki kanun yani 490 sıra sayılı Teklif’in de görüşülmesi ve Türkiye Cumhuriyeti ile Azerbaycan Cumhuriyeti Hükûmeti arasındaki basın ve enformasyon alanlarında iş birliği protokolünün onaylanmasına ilişkin hükümler de önümüzdeki haftanın gündeminde yer almaktadır. Bunların tamamı gündem, çalışma saatleri ve bahsettiğimiz 2 kanunun da temel kanun olarak gündeme getirilmesine yönelik teklifleri içermektedir.

Önümüzdeki haftanın çalışma saatlerini ve bu haftanın süre bitimine kadar olan çalışma saatlerini ihtiva eden bu düzenlemelere iktidarıyla, muhalefetiyle desteğinizi bekliyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Şahin.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu önerisinin aleyhinde Kocaeli Milletvekili Sayın Lütfü Türkkan. (MHP sıralarından alkışlar)

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Adalet ve Kalkınma Partisinin grup önerisinde her zaman bildiğimiz bir hadise var; Meclisin denetiminden kaçırmak için devamlı gündeme farklı maddeler ekliyorlar, burada da aynı şey söz konusu. Meclise verilen denetleme yetkisini erteleye erteleye erteleye sonunda herhâlde bize kendilerini yargılama yetkisi verecekler. Bırakın da denetleyelim, yargılanacak fırsat kalmasın, biz de denetleyelim.

Bu, sadece, Mecliste olmuyor tabii, bakanlık bütçeleri, diğer devlet, kamu kurumlarının bütçeleri Sayıştay denetlemesinden nasıl kaçırılıyorsa burada da Meclisten denetleme yetkisini alacak uygulamalara ısrarla devam ediyorlar. Ben buradan tekraren söylüyorum: Bu Meclisi çalıştırmak önce sizin vazifeniz ama Meclisin denetleme vazifesini elinden alarak değil, bize bu yetkiyi sonuna kadar kullandırın ki sizin daha az hata yapmanızın önüne geçelim zira bu hataların sonu gitgide daha bir felakete ulaşır.

Sayıştayla ilgili şu ana kadar yapılan bütün eleştirilere burada ciddi hiçbir muhatap, söz bulamadık. İlk defa, Türkiye’nin bütçesinde Sayıştay raporları gelmeden bir bütçe geçti geçen sefer. Kimse bunu doğru dürüst cevaplayamadı. Hakeza diğer kamu kurumlarının denetlemesini de Sayıştaydan kaçırmaya devam ediyorsunuz. Muhteremler, burada kaçırmak istediğiniz nedir onu merak ediyorum? Gerçekten kaçırılmak istenen yolsuzluk mu vardı ki bu kadar acele ediyorsunuz, bu kadar acul davranıyorsunuz, bu kadar gizli tutmaya çalışıyorsunuz? Bu insanların denetleme yetkisini elinden almak için sayısal çoğunluğun verdiği her türlü yetkiyi sonuna kadar kullanıyorsunuz. Bir daha tekrar ediyorum: Gerçekten bu Meclisin size az hata yaptırmak gibi bir vazifesi var aynı zamanda. Bunun için de denetleme yetkisini elinden almayın.

Hepinize saygılar sunuyorum. Sağ olun. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Türkkan.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu önerisinin lehinde İstanbul Milletvekili Sayın Tülay Kaynarca.

Buyurun Sayın Kaynarca. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

TÜLAY KAYNARCA (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; AK PARTİ grup önerisi lehine söz aldım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Grup önerimiz, Türkiye Büyük Millet Meclisinin çalışma saatleri ve gündeminin tespitine yönelik öngörümüzle ilgili. Öncelikle gündem, arkasından çalışma saatleri ve temel kanun olarak görüşülmesiyle ilgili önerilerimizi kapsıyor.

Gündem sıralamasında, bugün olmak üzere, ilçe ve üniversite adı değişikliğini içeren kanun teklifimiz var öncelikle. Arkasından, tüketicilerle ilgili kanun tasarısının ve Anayasa Mahkemesiyle ilgili kanun tasarısının da 4’üncü ve 5’inci sıralarda görüşülmesini öngörüyoruz. Yine, Azerbaycan’la ilgili sözleşmeler de gündemin 6’ncı sırasını kapsıyor.

Bu hafta ve kasım ayı çalışma saatlerinin ise şu şekilde olmasını öngörüyoruz; o da şu: Bu hafta, bugün itibarıyla, üniversite ve ilçe adı değişikliği kanun teklifinin bitimine kadar görüşülmesi yani bugün bitimine kadar, yarın da saat 21.00 itibarıyla Meclisimizin çalışma saatlerini öngörüyoruz. Haftaya ise salı 24.00’e kadar ve çarşamba, perşembe günleri de ilgili kanunların bitimine kadar çalışılmasını öneri olarak Meclisimize sunuyoruz.

Kasım ayı çalışma saatlerini ise salı günü 15.00-20.00 itibarıyla, çarşamba günleri de yine sözlü soruların görüşülmemesini çalışma takvimi olarak Genel Kurulumuza sunuyoruz. Çarşamba ve perşembe günleri kasım ayı çalışma takvimini de yine 14.00’te başlayıp 20.00 itibarıyla bitirmesini Genel Kurulumuza öneri olarak sunuyoruz.

Bütün bunların yanı sıra, 490 ve 477 sıra sayılı kanun tasarılarının temel kanun olarak görüşülmesi de yine grup önerimizin bir başlığı.

Bu öneriler doğrultusunda, grup önerimizin lehinde oy kullanmanız üzerine önerimi sunuyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kaynarca.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu önerisinin aleyhinde, Yalova Milletvekili Sayın Muharrem İnce. (CHP sıralarından alkışlar)

Buyurun Sayın İnce.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Gündem, Meclisin çalışma saatleri, hiç inandırıcı gelmiyor ki bana. Yani, AKP’den önce temel kanun bir ayrıcalık olarak, bir ihtiyaç duyulduğunda kullanılmış, şimdi onun 10 katı temel kanun var. Gündem: E, bir söylediğiniz diğer söylediğinizi tutmuyor ki sizin gündeminize uyalım.

Bakın, bugün Türkiye neyi konuşuyor, 2008’de neyi konuşmuş ona bir bakalım. Burada Hüsnü Tuna diye bir arkadaşımız vardı, AKP Konya Milletvekili. Bir açıklama yaptı, dedi ki: “İnşallah hedefimiz kamu hizmetlerinde de yani kamu hizmeti veren personelde de böyle bir yasağın olmamasıdır.” Tarih veriyorum: 24/01/2008. Hemen 27’sinde bir daha açıklama yaptı: “Bunlar partimin değil benim görüşlerim.” dedi. 27’sinde, aynı gün, Grup Başkan Vekili Sayın Canikli: “Bizim tek bir derdimiz var o da üniversitedeki çocuklarımızdır.” dedi. Aradan iki gün geçti, Başbakan açıklama yaptı, dedi ki: “Tek hedefimiz… Üniversite kapılarındaki kızlarımızın mağduriyetini gidermekten başka hiçbir şeyi amaçlamadığımızın bilinmesi lazım.” Bunları söyleyen Başbakanın kendisi. İşte ikiyüzlü politika böyle bir politika; halktan gizleyen, gizli gündemi olan... Erken konuştuğu için de bu sefer Hüsnü Tuna’yı 13 Şubatta disipline verdiler. Parti disiplinine aykırı hareket ettiği gerekçesiyle Hüsnü Tuna’yı, uyarı için, uyarı cezasıyla disipline sevk ettiler ve 8 Nisan 2008’de Konya Milletvekili Hüsnü Tuna’ya uyarı cezası çıktı. Yazık değil mi? Bugün konuşuyorsunuz, 2008’de niye ceza verdiniz o zaman milletvekilinize? Niyetinizi erken söylediği için mi?

Şimdi, değerli arkadaşlarım, bakın, yine Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin Leyla Şahin davasıyla ilgili kararından sonra 14/11/2005’te Sayın Bülent Arınç’ın açıklamasını okuyorum: "Boynunda haç taşıyan bir kamu görevlisi Hristiyanlığı sembolize ederse, bir Musevi başındaki takkesiyle veya bir Müslüman başörtüsüyle karşısındakine mesaj vermeye çalışan kamu görevlisi kendisinden eşit hizmet almaya çalışanlara bir korku verebilir, tarafsız davranamayacağı konusunda bir endişe verebilir. Kamu görevlilerinin dinî sembol takmaları bu nedenle yasaklanmıştır." Bunları ben söylemedim, Cumhuriyet Halk Partisinin Sayın Genel Başkanı da söylemedi. Bunları söyleyen Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç. Onun için sizin gizli gündeminiz var, onun için size inanmıyoruz, onun için size güvenmiyoruz.

AHMET YENİ (Samsun) – Millet inanıyor, millet!

MUHARREM İNCE (Devamla) - Size bir tane sorum olacak. “Üniversiteli kızlarımızla sınırlı.” dediniz, kamuda öğretmen dâhil, hâkim, savcı, polis hariç. Beş sene sonraki gündeminiz ne olacak? Sorum şu: Beş sene sonra “Öğretmenler başı açık giremez.” diye karar mı çıkaracaksınız? (CHP sıralarından alkışlar) Sorum bu kadar açık. Adım adım, adım adım… Sorum şu: Beş sene sonra “3 yaşındaki çocuğa türban takılacak.” diyecek misiniz, demeyecek misiniz? (AK PARTİ sıralarından gürültüler) Siz on bir yıl bekleyip bugün niye gündeme getiriyorsunuz biliyor musunuz, söyleyeyim mi? Seçim yaklaştı, istismar zamanı, istismar mevsimi açıldı, artık istismar zamanı. Sandık yaklaştı, oylarınız düşüyor, meydanlarda “Benim başörtülü bacım.” Size onu dedirtmeyeceğiz, size o istismarı yaptırtmayacağız, bunu bilin, size o istismarı yaptırmayacağız. Millete sizin nasıl bir ikiyüzlü politika uyguladığınızı göstereceğiz. Eski sözlerinizi… (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

Bu sözler bana ait değil, bu sözler size ait.

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Antalya) – Sana ne?

MUHARREM İNCE (Devamla) - Hanımefendi, o zaman sen de takar gelirsin yarın.

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Antalya) – Bu benim özgürlüğüm takarım, seni ilgilendirmez.

MUHARREM İNCE (Devamla) - Bir başkası, arkadaşımız, hacca gitmiş, Allah kabul etsin, hiçbir itirazım yok.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Konuştukça batıyorsun.

MUHARREM İNCE (Devamla) - Ama, şunu söyleyeceğim: Bugün açıklama yapıyor…

AHMET YENİ (Samsun) – Sayın İnce…

BAŞKAN – Sayın Yeni, lütfen…

MUHARREM İNCE (Devamla) - Ben de gideceğim, merak etme. Ben arkadaşlarıyla gittim oraya bir yere ama fotoğraflarımı paylaşmadım, zamanı gelince konuşuruz.

Bakın, arkadaşımız açıklama yapmış. Bir baktım, iki buçuk yıldır milletvekili bir kere kürsüye çıkmamış. Ya, sen sigortasız çalışan kadınları konuşmamışsın, atanamayan öğretmenleri konuşmamışsın, bir kere gelip de bu kürsüye bir kez kadın sorunlarını anlatmamışsın, açıklama yapıyorsun: “Temizlendim, geldim.” diye. E, kapanmayanlar kirli mi? Böyle bir mantık olabilir mi? Böyle bir şey olabilir mi? Bir kez olsun kürsüye çıkmamışsın, demek ki sen militanca davranacaksın, demek ki senin derdin bu, demek ki senin derdin Türkiye'nin sorunları değil.

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Antalya) – Niyet okuyuculuğu yapıyorsun yine.

MUHARREM İNCE (Devamla) - Kamu İhale Kanunu’nu 100 kez değiştireceksiniz, Şans Topu’nu siz bulacaksınız, beygirleri yedi gün yarıştıracaksınız, İddaa’yı siz bulacaksınız, Türkiye’de kumarı 7 katına çıkaracaksanız ama takmışsınız bir yerlere, oradan siyasi sembolleri dinî sembollerle karıştırarak millete istismar edip onların oyunu almak istiyorsunuz.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Dünyanın gündemi Marmaray.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) - Tabanvay, Marmaray’ın yerine tabanvay.

MUHARREM İNCE (Devamla) - Müslüman kardeşlerimiz öldürülürken siz Müslümanları öldüren Amerikan askerlerine dua etmediniz mi? Siz Mısır’da laiklik pazarlayıp kendi ülkenizde laikliğin canına okumadınız mı?

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Dün Marmaray, bugün tabanvay.

MUHARREM İNCE (Devamla) - Siz “Türkiye’de türban yüzde 1,5’un sorunudur.” demediniz mi? Siz “Yaşam tarzına müdahale etmeyiz.” deyip etek boyu ölçmediniz mi? Siz mücahitlik taslayıp müteahhitlik yapmadınız mı?

KADİR GÖKMEN ÖĞÜT (İstanbul) – Hem de nasıl, hem de nasıl.

MUHARREM İNCE (Devamla) - Siz “Kız çocuklarım türban yüzünden okuyamadı.” deyip erkek çocuklarınızı da Amerika’ya gönderip okutmadınız mı? Siz kamu personeli ideolojisini açıkladı diye onlara ceza kesip kamu personelinin dinî inancını açıkça ilan etmesine ses çıkarmadınız mı? Askere alırken mezhebini sormayıp şehit olan Alevi çocuğun cemevindeki cenaze törenine devlet erkânını göndermeyen siz değil misiniz? Terör saldırısı sonucunda şehit olan vatandaşlarımıza “53 Sünni vatandaşımız” diye ayrımcılık yapan siz değil misiniz? 35 yurttaşımızı yakarak öldürenlerin davası zaman aşımına uğradığında “Hayırlı olsun.” diyen siz değil misiniz? “Faiz haram” deyip faizle bir yaşam kuran bu devlet, bu millet, bu Hükûmet değil mi?

Değerli arkadaşlarım, sizler bunun istismarını yapıyorsunuz. Türkiye’de özgürlükleri yok ettiniz. Haberleşme özgürlüğü yoktur, Türkiye’de seyahat özgürlüğü yoktur; bugün özgürlükten söz ediyorsunuz.

Müslümanlar ikiye ayrıldı. Bir, bizim gibi kalubeladan beri Müslüman olanlar, bir de AKP’den sonra Müslüman olanlar çıktı başımıza. (CHP sıralarından alkışlar)

AKİF ÇAĞATAY KILIÇ (Samsun) – Bunlar çok ayıp sözler.

MUHARREM İNCE (Devamla) – Sizin İslam anlayışınız, sizin Müslümanlık anlayışınız sakat bir anlayış üstüne kurulmuştur.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Çok geride kaldın sen çok.

MUHARREM İNCE (Devamla) – “Başbakana dokunmak ibadettir.” diyenler, Başbakanın doğduğu, yaşadığı şehirleri mübarek kabul edenler…

GÖKCEN ERDOĞAN ENÇ (Antalya) – Yok öyle bir şey ya.

MUHARREM İNCE (Devamla) – …Başbakan için şükür namazı kılanlar, “Kazlıçeşme’ye gitmek farzıayındır.” diyenler, “Recep Tayyip Erdoğan sünnetidir bu.” diyenler sakat bir İslam anlayışının temsilcisidir. Bu anlayışları biz yapmadık, bu anlayışların tümünü siz yaptınız sayın milletvekilleri.

Bakın, değerli arkadaşlarım, Meclise bir kadın arkadaşımızın türbanla gelip gelmemesi çok önemli değil.

GÖKCEN ERDOĞAN ENÇ (Antalya) – Başörtüsü.

MUHARREM İNCE (Devamla) – Başörtüsü, fark etmez, çok önemli değil.

GÖKCEN ERDOĞAN ENÇ (Antalya) – Önemli.

MUHARREM İNCE (Devamla) – Önemli olan ne biliyor musunuz? Bu Meclisin itibarını kurtarmaktır, bu Meclisin onurunu kurtarmaktır. Önemli olan Sayıştay raporlarının Meclise gelmemesidir, yolsuzluktur, yolsuzluk. (CHP sıralarından alkışlar) Yolsuzluktur, hırsızlıktır, yetim hakkı yemektir, din istismarcılığı yapmaktır, seçim yaklaşınca dini hatırlamaktır. Bu fakir milleti, bu fukara milleti kandırmaktır, onları istismar etmektir. Bana, ne milletvekilliğinden bahsediyorsun? Sen de milletvekilisin, ben de milletvekiliyim. İktidar-muhalefet fark etmez. (AK PARTİ sıralarından gürültüler) Sayıştay raporları gelmemişse bu Meclise hakaret yapılmıştır. “Sen kimsin? Sayıştay, Türkiye Büyük Millet Meclisi adına denetim yapar. Sen kimsin de bu raporları Meclise göndermiyorsun?” deyip çıkacak bir babayiğit yok içinizde. (CHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar) Meclisin onuru böyle kurtarılır, Meclisin saygınlığı böyle korunur! Yoksa, doksan üç yıldır kimsenin aklına gelmemiş konuları…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUHARREM İNCE (Devamla) – Tek uyanık siz değilsiniz.

Teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar, AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın İnce. (AK PARTİ ve CHP sıraları arasında karşılıklı laf atmalar)

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – Sayın Başkan, söz istiyorum.

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, lütfen susar mısınız, Sayın Satır konuşacak.

Buyurun.

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

5.- İstanbul Milletvekili Mihrimah Belma Satır’ın, Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin AK PARTİ grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

 

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum.

Öncelikle, hacdan dönen Değerli Başkanımıza tekrar hayırlı olsun dileklerimi iletiyorum.

Sayın grup başkan vekilinin konuşmasını büyük bir hayretle ve şaşkınlıkla izledim. Meclis çalışmalarıyla ilgili yaptığımız çalışmalara vereceğiniz cevabı gündemle birleştirdiniz. Müsaade ederseniz, ben de size cevap vermek isterim.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Tabii, ne demek.

MİHRİMAH BELMA SATIR (Devamla) - Kadın üzerinden, din üzerinden ve başörtüsü üzerinden siyaset yapmayı artık bırakın, lütfen. Buradan size de ekmek çıkmaz, bize de ekmek çıkmaz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar, CHP sıralarından gürültüler) Bunu öncelikle söylemek istiyorum.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Siz bırakın, siz!

MİHRİMAH BELMA SATIR (Devamla) - Değerli milletvekilleri, hac vazifesini yerine getiren arkadaşlarımızdan bir kısmı veya tamamı bundan sonraki özel hayatında başörtüsü kullanmaya karar vermişler ve Meclise böyle gelmek arzusundalar. Hac mevsimi…

MUHARREM İNCE (Yalova) – Seçim zamanı mı aklına geldi, on bir yıldır nerede?

MİHRİMAH BELMA SATIR (Devamla) – Bir müsaade ederseniz… Her şeyden önce dinlemeyi bir öğrenin Sayın Grup Başkan Vekili. Ben sizi büyük bir saygıyla dinledim, lütfen dinleyin. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Aynı hanım milletvekili geçen yıl da hacca gitti. Geçen yıl niye yapmadı?

MİHRİMAH BELMA SATIR (Devamla) - Arkadaşlarımız bu kararlarını medyayla paylaştılar. Bu konularda izin ve icazet olmaz. Kendi özel hayatlarıyla ilgili kendi aileleriyle ve vicdanlarıyla verdikleri kararla birlikte bundan sonra hayatlarını böyle devam ettirme kararı almışlar. Biz milletvekilleri olarak buna saygı duyarız.

MUHARREM İNCE (Yalova) – İtirazımız yok, bir şey demedik.

MİHRİMAH BELMA SATIR (Devamla) - Eminim ki siz de demokratik ve… Anayasa’da yazıldığı gibi -sayın vekilim, biliyorsunuz- Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nda der ki: … demokratik, laik, sosyal bir hukuk devletidir. Demokrasi gereği bu arkadaşlarımız başörtüyle gelebilir, laiklik gereği başörtüyle gelebilir, hukuk devleti olmanın gereği başörtüyle gelebilir. Bizler de 24’üncü Dönem milletvekili olarak kendilerine burada hoş geldiniz deriz ve çalışmalarına devam ederler. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Bu arkadaşlarımızın Mecliste konuşmamalarıyla ilgili söylediğiniz cümleyi de esefle karşıladığımı söylemek istiyorum.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Hayır canım, tutanaklara bakın, konuşmuş mu?

MİHRİMAH BELMA SATIR (Devamla) – Olabilir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUHARREM İNCE (Yalova) – Hiç konuşmamış hiç, bir kere bile çıkmamış kürsüye.

 MİHRİMAH BELMA SATIR (Devamla) – Milletvekilliği sadece Mecliste, Genel Kurulda konuşmak değildir.

BAŞKAN – Sayın Satır, teşekkür ederim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) 

MİHRİMAH BELMA SATIR (Devamla) –Sayın Başkan, üç saniye daha alabilir miyim?

BAŞKAN – Yok, usulü bozamıyoruz Başkanım hiç yapmadık.

MİHRİMAH BELMA SATIR (Devamla) – Bu arkadaşlarımız inşallah yarın Mecliste olacak. Kendilerine tekrar hayırlı olsun diyorum, saygılarımı sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MUHARREM İNCE (Yalova) – Türkiye’ye hayırlı olsun, Türkiye’ye.

VII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

3.- AK PARTİ Grubunun, Genel Kurulun çalışma saatlerinin ve gündemdeki sıralamanın yeniden düzenlenmesine; İstanbul Milletvekili Osman Aşkın Bak ve 102 milletvekilinin, Türk sporunda yaşanan doping vakalarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi ve bu konuda verilmiş diğer Meclis araştırması önergelerinin, Genel Kurulun 5 Kasım 2013 Salı günkü birleşiminde okunmasına ve  görüşmelerinin birleştirilerek aynı günkü birleşiminde yapılmasına; Genel Kurulun 12, 19 ve 26 Kasım 2013 Salı günkü birleşimlerinde bir saat sözlü soruların görüşülmesini müteakip diğer denetim konularının görüşülmeyerek gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmında yer alan işlerin görüşülmesine; 5, 6, 13, 20 ve 27 Kasım 2013 günkü birleşimlerinde sözlü soruların görüşülmemesine; 490 ve 477 sıra sayılı kanun tasarılarının İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak bölümler hâlinde görüşülmesine ilişkin önerisi (Devam)

 

BAŞKAN – Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Gündemin “Oylaması Yapılacak İşler” kısmında yer alan, Güneydoğu Avrupa Savunma Bakanları Süreci Çerçevesinde Koordinasyon Komitesi Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı’nın açık oylamasına başlıyoruz.

X.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Güneydoğu Avrupa Savunma Bakanları Süreci Çerçevesinde Koordinasyon Komitesi Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/390) (S. Sayısı: 322)(X)

 

BAŞKAN - Daha önce açık oylamanın elektronik oylama cihazıyla yapılması kabul edilmişti.

Oylama için üç dakika süre vereceğim.

Oylama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Güneydoğu Avrupa Savunma Bakanları Süreci Çerçevesinde Koordinasyon Komitesi Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı’nın açık oylama sonucu:

“Oy Sayısı

:

193

 

 

Kabul

:

193

 

(x)

 

 

Kâtip Üye

Dilek Yüksel

Tokat

Kâtip Üye

Bayram Özçelik

Burdur”

Tasarı kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır, hayırlı uğurlu olsun.

Alınan karar gereğince, sözlü soru önergelerini görüşmüyor ve gündemin kanun tasarı ve teklifleri ile komisyonlardan gelen diğer işler kısmına geçiyoruz.

1’inci sırada yer alan Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

2.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/242, 2/80) (S. Sayısı: 156)

 

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

2’nci sırada yer alan Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu Raporlarının görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

3.- Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu Raporları (1/484) (S. Sayısı: 287)

 

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

3’üncü sıraya alınan Nevşehir Milletvekili Sayın Ahmet Erdal Feralan ve Siirt Milletvekili Sayın Afif Demirkıran ile 3 Milletvekilinin; Bir Üniversite Adı ile Bir İlçe Adının Değiştirilmesi Hakkında Kanun Teklifi ile Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.

4.- Nevşehir Milletvekili Ahmet Erdal Feralan ve Siirt Milletvekili Afif Demirkıran ile 3 Milletvekilinin; Bir Üniversite Adı ile Bir İlçe Adının Değiştirilmesi Hakkında Kanun Teklifi ile Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu (2/1783) (S. Sayısı: 492) (x)

 

BAŞKAN – Komisyon ve Hükûmet burada.

Komisyon Raporu 492 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Teklifin tümü üzerinde, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz isteyen Kayseri Milletvekili Sayın Yusuf Halaçoğlu… Yok.

Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına Muş Milletvekili Sayın Sırrı Sakık, kanun teklifinin tümü üzerinde konuşmak için buyurunuz. (BDP sıralarından alkışlar)

Yirmi dakika süreniz var.

BDP GRUBU ADINA SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; ben de hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.

BDP Grubu olarak ne düşündüğümüzü, ne tartıştığımızı sizlerle paylaşmak istiyorum.

Şimdi, son günlerde Sayın Başbakanın açıklamasıyla gündeme gelen demokratikleşme paketiyle bu, bugün görüşeceğimiz, kanunlaşacak, işte, Aydınlar’ın “Tillo” olması ve Nevşehir Üniversitesinin de “Hacı Bektaş Veli Üniversitesi” olmasıyla ilgili daha önce de söyledik ve düşüncelerimizi sizlerle paylaştık. Yani bu temel sorunları konuşurken bu sorunların adını koymadan az şey verip çok zamana yayarak sorunları çözemeyeceğimizi hayat hepimize göstermesine rağmen buradan bir türlü dersler çıkaramadık.

Şimdi, bakın, bugün görüşeceğimiz bu yasa 1940’larda başlayan yani Karadeniz’den başlayan, Trakya’ya kadar ve oradan gelip Anadolu’dan Mezopotamya’ya, Kürdistan’a kadar yayılan, bütün köylerin, kentlerin isimlerini değiştiren bir anlayış yani 1940’lardaki İttihat-Terakki anlayışı neyse sözüm ona bugün onları telafi ediyoruz; bu değişikliklerle, gasp edilen hakları iade ediyoruz. Peki, o süre içerisinde 30 bin köy, kent ismi değiştirilmiş ama bugün dönüp bakıyoruz, büyük bir devrimden bahsediyoruz: Aydınlı ismini “Tillo”, bir üniversite ismini de “Hacı Bektaş Veli” yapacağız ve Alevilerin sorunlarını çözeceğiz.

Biraz önce burada da tanıklık ettik. Buradan sözüm ona gasp edilen hakların iadesi… Bir taraftan da türban hemen gündeme geldi. Ben bu konuda, türbanla ilgili de düşüncelerimizi sizlerle paylaşmak istiyorum.

Bakın, sevgili arkadaşlar, bu grubumuz 2011 seçimlerinden sonra türbanın hayatın her alanında özgürleşmesi için bir teklifte bulundu ama sizin yüreğiniz yetmedi; döndünüz dolaştınız, geri aldınız. Biz dedik: Sadece Parlamentoda değil, üniversitede değil, hayatın her alanında kadına dokunamazsınız. Kadın kendi karar verir; başını mı örter, başını mı açar, o onun sorunudur. Eğer Parlamentoda karar verecekseniz… Parlamentoya milletvekilleri türbanlı gelecek de yargıda niye türbanlı olmasın, kolluk kuvvetlerinde niye türbanlı olmasın? Gücünüz yetiyorsa gelin, buna “Evet.” deyin. Ama hayır, sizin amacınız az şeylerle günü kotarmak.

Yarın da -yanılmıyorsam- bununla ilgili bazı milletvekili arkadaşlarımız buraya gelecekler. Bir itirazımız yok ama bir eleştirimiz var. Bu mücadeleler öyle eften püften mücadeleler değil, çok emek ve bedel ödenerek gelinen noktalardır. Burada elinin tersiyle Parlamentoyu reddeden, türbandan dolayı dik duran Merve’ye haksızlık etmeyin; AKP Grubunda, Refah Grubunda uzun yıllar türban için mücadele edenlerin mücadelesine haksızlık etmeyin. Bu insanlar Parlamentoyu da belediye başkanlıklarını da inançları için ellerinin tersiyle ittiler. Eğer gelecekse, yani 24’üncü Dönem milletvekilleri, böyle, durumdan vazife çıkararak buraya gelmemeliler, bırakmalılar, 25’inci Dönem’de bu türbanla ilgili kim ki emek, bedel ödediyse çıkıp gelsin, burada o türbanıyla, o inançlarıyla yemin etsin. Yüreğiniz yetiyorsa bunu yapın ve günü kotarmaya çalışmayınız. Bizim, türbanla ilgili düşüncelerimiz açık ve net olarak bu. Emek verenlerin emeklerine haksızlık ve hırsızlık yapmayın. Ve ben birçok arkadaşımızın da geçmişte… Bugün türbanla ilgili gelecek elli yıl boyunca hayatın her alanında özgürce yaşayacaksınız. Bugün ben gittim, “Efendim, örtünmek istiyorum…” Bu sizin sorununuz ama buna saygılı olun.

Şimdi, sevgili arkadaşlar, bakın, 30 bin köy. 30 bin köyün ismi ve içinde illerin isimleri değiştirildi ve 1940’lardan başlayan bugüne kadar gelen bir süreç. Eğer bir süreçte siz samimi olmuş olsaydınız… Bu demokratikleşme paketi -bakın, bizim haklı eleştirilerimiz- ne kadar haklı olduğumuzun da bir göstergesi. Sizin gerçekten demokrasiyi ve özgürlükleri, yasakları yani demokrasiyi ve özgürlükleri hayata geçirmek gibi bir derdiniz yok, yasaklara karşı bir dik duruşunuz yok. Eğer samimiyseniz tek şey şunu yapacaktınız: Sadece Tillo’yla ilgili değil,  Hacı Bektaş Veli’yle ilgili değil, 30 bin değişim alan yani isimleri asimile edilen, reddedilen, inkâr edilen alanların önünü topluca açacaktınız. Bunlar Rize’deki, Trabzon’daki, Edirne’deki, Uşak’taki ve Türkiye'nin dört bir tarafındaki bütün alanlarda bu isimler değiştirilebilirdi.

Bizim bu konuda Arkadaşımız Sayın Hasip Kaplan’ın hazırladığı bir kanun teklifi var ve bu kanun teklifiyle bunları iade… Ama siz ortaklaşmadınız, hiçbir konuda ortaklaşmadığınız gibi burada da ortaklaşmadınız.

Bakın, Adana’da 169, Erzincan’da 366, Mardin’de 647 -tutanaklara geçsin diye söylüyorum- Adıyaman’da 224, Erzurum’da 653, Muğla’da 70, Afyon’da 88, Eskişehir’de 70, Muş’ta 297, Ağrı’da 374, Gaziantep’te 279, Nevşehir’de 24 yani İç Anadolu’da -bir bütün olarak okuyamadım- belli yerlerde sayılar az ama farklı halkların, kültürlerin, kimliklerin yaşadıkları yerlerde köyden mezraya kadar bütün alanların ismini değiştirmişsiniz ve bu İttihat Terakkiden gelen yani 1940’larda başlayan hâlâ siz de o iz düşümünde yol almaya çalışıyorsunuz. Samimi olsaydınız bu 30 bin ve sonra 12 Eylül sonrası 280… Kaç yer ismi de dâhil edilmiş, bunları  bir bütün olarak değiştirirdiniz ama siz onları yapmıyorsunuz. Dönüp dolaşıyorsunuz geçmişten bugüne kadar uygulanan politikaların tıpatıp, aynısını yapmaya çalışıyorsunuz ve siz eğer bir sorunu çözmek istiyorsanız o sorunun adını koymalısınız.

Dün 90’ıncı yılını kutladığımız cumhuriyetin 1920’lerine dönün bakın, bu kürsüde konuşan hatipler, Kürt milletvekilleri Kürdistan milletvekilidir, Laz milletvekilleri Lazistan milletvekilidir, öyle çağırılır, tutanaklara öyle geçilir ama bugün aradan doksan yıl geçmiş, hâlâ tutanaklarda geçen dönem “Bilinmeyen dil” yazılıyordu, şimdi de “xx…” bilmem ne yazılıyor.

Şimdi, bir halkın sorunlarını çözmek istiyorsanız ilk önce o halkı kabul edeceksiniz. Bir Kürt halkı gerçeği vardır, Kürt halkı vardır, Kürt halkının yaşadığı topraklar vardır. Bu toprakların adı Kürdistan’dır. Kürdistan’ı serbest kılacaksınız. Yasalar ve Anayasa düzeyinde Kürt gerçeğini kabul edeceksiniz. Kürt diline vurduğunuz gemi, reddi, inkârı, asimilasyonu derhâl ortadan kaldıracaksınız. Yasalarınızı, Anayasa’nızı buna göre dizayn edeceksiniz ama hâlâ benim coğrafyamın ismi yasaksa, hâl⠓Kürt dilinde eğitim olmaz.” diyorsanız burada yapacağınız bugünkü değişiklikle Türkiye’nin temel sorunlarını çözemezsiniz. Size düşen tek şey, çıkıp, “Evet, 1920’lerde bu gerçeğin, realitenin altı çizilmişti, sonra ret ve inkâr politikaları uygulandı, bugün dönüyoruz ve bu halktan özür diliyoruz.” O vesileyle, bu halkın bir gerçeği vardır, dili vardır, kimliği vardır ve yaşadığı toprağı vardır. Bu toprağın adı Kürdistan’dır ve Kürt halkıdır. Ana dilde eğitimin olması gerekir. Eğer Tillo gerçeğini kabul ediyorsanız ana dilde eğitimi kabul etmek zorundasınız.

Şimdi, bir taraftan Dersim’den özür ama bu yasada Dersim ismi yok. Peki, ne zaman bunları hayata geçireceğiz? “Ana dilde eğitim olmaz.” diyorlar. Ana dilde eğitim olmazsa vallahi iç barış da olmaz. Kürtler doksan yıldır cebelleşiyor, kavga ediyorsa ana diliyle kendisini özgürce ifade etmek içindir. Sizin nasıl ki ana diliniz bir haksa Kürtlerin ana dili de bir o kadar haktır ve şimdi hâlâ ana muhalefet partisi de ana dilde eğitimin ülkeyi böleceğini söylüyor, iktidar partisi aynı şeyi söylüyor. Kardeşim, bizim dilimiz sizin ülkenizi niye bölsün? Eğer bizim dilimiz bu ülkede yoksa, bu ülkenin bizim için de bir anlamı olmaz.

ÜLKER CAN (Eskişehir) - Sizin ülkeniz değil mi, “sizin ülkeniz” diyorsunuz?

SIRRI SAKIK (Devamla) – Bir kardeşlik hukuku oluşmazsa bizim varlığımızın da bu ülkede bir anlamı olmaz ve bir anlam da ifade etmez. Birbirimizin hukukuna saygı göstermeliyiz.

Yolunuz açık olsun, türbanla ilgili Danıştaya gidin, andımızla ilgili Danıştaya gidin. Yolunuz açık olsun, bir yol bulmuşsunuz, gidiyorsunuz ve bir milletvekiliniz de çıktı, televizyonda aynen şunu söylüyor, diyor ki: “Bakın, bu köy, kent isimlerinin değiştirilmesi çok masumane değil.” Bunu söyleyen sözüm ona, sözde sol, sosyal demokrat bir partinin milletvekili. “Köylerin, kentlerin ismi değiştirilirse bu çok vahim bir şeydir, Türkiye bunun altından çıkamaz.” diyor. Bu Tillo ve Nevşehir Üniversitesi görüşmeleri Komisyonda olurken yine bir milletvekili “Nasıl olur, böyle bir şey olabilir?” diyor ve karşı oy kullanıyor. Şimdi ben de o milletvekiline soruyorum: “Efendim, Aydın ismi çok aydınlık bir isimmiş. Niye Tillo oluyor?” diyor. Sizin adınız da Nur. Peki, ben size karanlık desem siz kabul eder misiniz? Size bu ne kadar haksızlıksa o kentlere, köylere verilen isimlere karşı duruş da bu kadar haksızlıktır ve hele hele bu ırkçı, ayrımcı antla ilgili dönüp Danıştaya gidip buralardan medet beklemek ayıptır ve günahtır.

KAMER GENÇ (Tunceli) - Niye ayıp? Hukuk yoluna başvurmak ne zaman ayıp olmuş? Sen hiç dava açmadın mı? Sırrı, sen hiç dava açmadın mı?

SIRRI SAKIK (Devamla) – Ben…

KAMER GENÇ (Tunceli) - Hayır, dava açmadın mı? Yargıya başvurmak niye ayıp oluyor?

SIRRI SAKIK (Devamla) – Şimdi, bakın, antla ilgili gidip…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Ya, o senin anlayışın kardeşim, kendi adına konuş. Dersim’le senin ne işin var?

SIRRI SAKIK (Devamla) – … dava açmak, o tekçi, ırkçı, ayrımcı antla ilgili gidip dava açmak faşizmdir, ırkçılıktır ve yıllarca…

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) - Sizin kongrelerinizde söylediğiniz PKK marşı ne oluyor?

SIRRI SAKIK (Devamla) – …bunu Kürt çocuklarına uygulayan bütün anlayış ayrımcı ve tekçidir.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Ya, adam hak arıyorsa sen nasıl ayıplarsın?

SIRRI SAKIK (Devamla) – Şimdi, buradan diğer hukuku nasıl bulabilirsiniz? Hele hele Dersim’den gelmiş birinin bunu söylemesi abesle iştigaldir.

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) - Anayasa Mahkemesine gitmeyi AKP suç sayıyor, aynı mantıktasın.

SIRRI SAKIK (Devamla) – Bakın, ben ne söylediğimi çok iyi biliyorum, ben ne söylediğimi çok iyi biliyorum, ben ne söylediğimi çok çok iyi biliyorum.

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – PKK marşını söylerken ırkçı olmuyorsunuz siz, onlar çok meşru!

SIRRI SAKIK (Devamla) – Eğer Türkiye’de bir ana muhalefet partisi çıkar bu duruşu sergilerse, bizim de bunlara söyleyecek sözümüz vardır. Siz çıkıp ırkçılığı, milliyetçiliği tetiklerseniz, biz de ırkçı olduğunuzu söyleriz, ayrımcı olduğunuzu söyleriz.

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Asıl ırkçı sizsiniz.

SIRRI SAKIK (Devamla) – Asıl ırkçı sensin! Her tarafından senin ırkçılık ve faşizm akıyor, senden akıyor asıl! (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Teröre prim veren sizsiniz. O marşları söyleyen sizsiniz. Kürtçe adları isteyen sizsiniz. Siz, asıl kendi ırkçılığınızı örtmek için bunları söylüyorsunuz. Bu, ırkçılık değil. Türk milletine ırkçı diyemezsiniz siz!

SIRRI SAKIK (Devamla) – Vallahi seni bütün Türkiye halkı da tanıyor biz de tanıyoruz, biz de seni tanıyoruz.

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Seni de tanıyor.

SIRRI SAKIK (Devamla) – Geçen dönem…

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen… Sayın Sakık, Genel Kurula hitap edin lütfen… Sayın Yılmaz, lütfen… Lütfen…

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – PKK’ya nasıl taviz verdiğinizi herkes biliyor. Siz bağımsız milletvekili değilsiniz, PKK’nın vesayeti altındasınız.

SIRRI SAKIK (Devamla) – Bakın, ben sizi aslında muhatap almak istemiyorum.

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Ben seni hiç muhatap almıyorum.

SIRRI SAKIK (Devamla) – Ben sizi hiç almıyorum. Hiç almıyorum, muhatap da almak istemiyorum. Geçen dönem sizin farklı bir versiyonunuz vardı, bu dönemde Allah sizi eksik etmesin. Siz böylesiniz zaten.

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Sen kendine bak! Sen kendi yaptıklarına bak!

SIRRI SAKIK (Devamla) - Ben ne yaptığımı biliyorum. Ben bakın, bugün…

BAŞKAN – Sayın Sakık, Genel Kurula hitap edin. Sayın Yılmaz, lütfen… Ne olur…

SIRRI SAKIK (Devamla) - Sevgili arkadaşlar, bugün, bizim 1994’te buradan demokrasi ve özgürlük mücadelesi için alınıp götürülüp ve bize ceza verilen gündür. Biz söylediklerimizi çok afişe etmek istemiyoruz.

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Sanki sadece siz içeri alındınız.

SIRRI SAKIK (Devamla) – Biz özgürlük mücadelesini…

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Sadece siz alınmadınız içeri!

SIRRI SAKIK (Devamla) – Çok fazla konuşmayın.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Dinleyin, dinleyin… Varsa bir sözünüz çıkar söylersiniz.

SIRRI SAKIK (Devamla) – Şimdi, sevgili arkadaşlar, çok da fazla polemiklere falan da girmek istemiyoruz. Hele hele bize demokrasi dersi kimse vermesin. Bizim nasıl, nerelerden geldiğimizi, bu halkı yoktan nasıl var ettiğimizi bütün dost da, düşman da bilir. Biz, doksan yıldır sizin ret ve inkâr politikalarınıza karşı acımasız bir şekilde, ölüm de olsa hiç boyun eğmeyen bir gelenekten geliyoruz. Biz, Kürt çocukları, Kürt halkı yıllardır sizin ret ve inkâr politikalarınıza karşı direnerek geliyoruz, zindanda varız, dağda varız, alanda varız, var olmaya devam edeceğiz. Bu hakları kazanıncaya kadar sizin gibi faşist ve ırkçı kesimlere karşı mücadelemizi de sürdüreceğiz.

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Biz de sizlere karşı mücadele edeceğiz, sizin gibi ırkçılara.

SIRRI SAKIK (Devamla) – Şimdi, bakın sevgili arkadaşlar, bir taraftan bunları getirirken, diğer taraftan da sizin dönüp…

Bakın, uygulamalarınızdaki birkaç örneği vurgulamak istiyorum. Şimdi, bunları özgürleştirmeye çalışıyorsunuz ya, diğer taraftan da mesela bizim Diyarbakır Kayapınar Belediyesi bir parka şu ismi veriyor: “Beybun”. Beybun ismi papatyadır. Hemen sizin emrinizdeki valiler bu parkın ismini yasaklıyor ve bakın şurada ne oluyor? “Kayapınar Belediyesi … Parkı” Şimdi, bir çiçeğin ismine bile tahammülünüz yok yani onları eleştiriyoruz ama siz onların iz düşümündesiniz. Sizin valileriniz hâlen bunu yapıyor. Sayın Başbakan kürsüye çıkıyor ne diyor? Cegerxwin’dan, bütün Kürt âlimlerinden, seydalarından bahsediyor. Ne oluyor? Cegerxwin’un ismini bir parka veriyoruz ama Cegerxwin’un ismini sizin valiniz, kaymakamınız yasaklıyor. “Berfin” ismini veriyor bizim belediyeler. Berfin ismini hepiniz bilirsiniz, bu masumane isimleri bile yasaklayan bir anlayışınız var. Bugünkü getirdiğiniz bu kanun teklifi İle bu yasaklar arasında korkunç bir yol ayrımı var. Şimdi, bunları nasıl izah edeceksiniz? Yol yakınken bir bütün olarak, eğer gerçekten bu sorunu çözmek istiyorsanız, bu sorunun adını korkmadan koymalısınız. Kürt gerçeği vardır, Kürtlerin sorunlarını birlikte çözeceğiz ve birlikte yeni bir anayasal düzenleme yapacağız, Kürtlerin demokratik haklarını inşa edeceğiz. Var mısınız buna? Eğer varsanız biz de sizinle buyurun birlikte yol alalım ama yok.

Sekiz-on aydır bu ülkede kan akmıyor, sekiz-on aydır insanlar ölmüyor. Size tarih, hayat önemli bir fırsat sundu, gelin bu fırsatı birlikte değerlendirelim. E bu kadar önemli bir süreçten geçiliyor ama siz hâlâ dönüp dolaşıyorsunuz geçmişin argümanlarıyla… Kimileri hâlâ bilmem ne devasa projeleri hayata geçiriyor, benim ana muhalefet partim türbanın etrafında dönüyor. Siz, Kürtlerin köy, kent isimlerinin etrafında dönüyorsunuz. Bu şekilde kardeşliği inşa edemezsiniz, bu şekilde bir arada yaşama hukukunu oluşturamazsınız.

Benim size dostça önerimdir: Yani bu noktada siz, özellikle bölge milletvekilleri, çıkıp söyleyebilmelisiniz. Bu sorun sadece bizim, BDP’nin sorunu değil ki, bu ülkede yaşayan herkesin ortak sorunu. Çıkın birlikte, Sayın Başbakana söyleyin, Sayın Cumhurbaşkanına. Erdemliliktir, bazı konularda geri adım atmak bir erdemlilik değil midir? Dün Sayın Cumhurbaşkanımızın Ahmet Kaya’yla ilgili,  sanat ve kültürle ilgili ödül vermesi bir özür değil mi? Bu önemlidir. Bakın, bu yaraları sarmak için karşılıklı jestlere ihtiyaç vardır. Sizin de bunları yapma şansınız var. Kürtlerin doksan yıllık yarasını hep birlikte sarabiliriz. Bu kardeş halka bu kadar zulüm ettik, bu zulmü hep birlikte ortadan kaldırabiliriz. Parlamentonun görevi bu, siyaset dünyasının görevi de budur ama biz sadece genel başkanlıklarımıza, partimize biat ederek siyaseti dizayn edemeyiz ki. Yani, öyle bir siyasi partiler yasası, öyle bir seçim kanunu var ki sadece biat et ve buraya gel. Ya, gelmeseniz ne olur? O kadar çok insan tanıdık ki, gelip gittiler ki buradan; bir çoğunun esamesi okunmuyor, bir çoğu tarihin çöplüğünde. Halkına zulmedenler tarihin çöplüğüne gömüldüler. Gelin, bu halkın sorunlarını hep birlikte çözelim. Gelin, tarihe tanıklık ederek, hep birlikte sorumlulukları alarak, gerçekten sorunun ismini koyarak sorunu çözelim. Bu ülkede, evet, Kürtlerin hakları gasbedildi, diğer halkların hakları gasbedildi. Bakın, bu ülkede yani Cumhuriyet Dönemi öncesi nüfusun yüzde 40’ı gayrimüslimlerdi.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Nerede, nerede, Anadolu’da mı?

SIRRI SAKIK (Devamla) – Bugün, bu ülkede nüfusun ancak yüzde 1’i gayrimüslimlerden oluşuyor. Hepsini öldürdük, talan ettik, sürdük bu topraklardan. Süremediğiniz tek halk kaldı burada, o da Kürtler ve hep birlikte…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

YILDIRIM TUĞRUL TÜRKEŞ (Ankara) – Siz niye öldürdünüz Ermenileri?

ÖZCAN YENİÇERİ (Ankara) – Niye öldürdünüz?

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – “Öldürmeseydiniz” diyorlar.

YILDIRIM TUĞRUL TÜRKEŞ (Ankara) – Hakikaten, bu Ermenileri niye öldürdünüz ya?

SIRRI SAKIK (Devamla) – Ben teşekkür ediyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan…

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sayın Başkan…

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Bir dakika… Yani, birer birer gelin, ne oldu hep beraber?

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Hayır, önce Sayın İnce kalktı, sonra Sayın Türkkan, sonra Sayın Kaplan. Soracağım.

Buyurun.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Sakık grubumuzu itham ederek ırkçılık…

BAŞKAN – Efendim…

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan, sağlık sorunlarım var; sesim çok çıkmıyor.

BAŞKAN – İşte, aynı durumdayız.

MUHARREM İNCE (Yalova) - … grubumuzu itham ederek ırkçılık yaptığımızı söyledi; izin verirseniz cevap vermek istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun.

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

6.- Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, Muş Milletvekili Sırrı Sakık’ın 492 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin tümü üzerinde BDP Grubu adına yaptığı konuşması sırasında CHP Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

 

MUHARREM İNCE (Yalova) – Bir dava açmak, mahkemeye gitmek, hukuk yoluna başvurmak ırkçılıkmış meğer, Sayın Sakık’ın derin hukuk bilgisi sayesinde bunu da öğrenmiş olduk.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Andımızı kaldırmak için başvurunca ırkçılık oluyor.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Ama on bir yıldır bu Mecliste zaman zaman sinirle sonradan üzüldüğümüz birtakım sözler söyledik ama mesela ben hiç şöyle bir söz söylemedim: “Sonradan bu ülkeyi vatan edinenler, siz bu ülkenin sahipleri değilsiniz. Balkanlardan, Kafkaslardan -hatta onu ‘Boşnaklardan’ diyor- gelenler haddinizi bileceksiniz.” diyor. Bu sözler gerçekten bir ırkçılık değil mi? Ben böyle bir söz söylediğimi hiç hatırlamıyorum örneğin.

Değerli arkadaşlarım, sayın milletvekilleri; isminin “Dersim” olması, “Tillo” olması “Hacı Bektaş Veli” olması bence çok önemli değil biliyor musunuz.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Bizce önemli.

MUHARREM İNCE (Devamla) - Önemli olan ne biliyor musunuz? “Tunceli” olsa ne olur “Dersim” olsa ne olur? Siz on bir yıllık iktidarınızda bir tane Tunceliliyi, bir Tunceliliyi genel müdür yaptınız mı, müsteşar yaptınız mı, okul müdürü yaptınız mı? Siz bir tanesini, bir kişiyi, bir kişiyi polis memuru yaptınız mı? Bunların hiç birini yapmayacaksın, sonra al sana bir tane… Sonra, al sana bir tane isim vereceksin.

GENÇLİK VE SPOR BAKANI SUAT KILIÇ (Samsun) – Federasyon Başkanı yaptık.

MUHARREM İNCE (Devamla) - Suat, karşıma geçip öyle konuşursun, arkamdan konuşma! Karşıma geç, öyle konuş. (CHP sıralarından alkışlar)

GENÇLİK VE SPOR BAKANI SUAT KILIÇ (Samsun) – “Federasyon Başkanı yaptım.” Muharrem.

MUHARREM İNCE (Devamla) – Şimdi,  bakın, bir başka konu da şu: Önemli olan ne yaptığındır.

Bir başkası; sayın milletvekilleri, büyük devletler sembollerle uğraşmaz. Andımızla uğraşırsan sırada İstiklal Marşı gelir “Kahraman ırkım” diyor. Alman Millî Marşı da, İngiliz Millî Marşı da, Amerikan Millî Marşı da hepsinin içinde ırkçı birtakım söylemler vardır ama aradan yüz yıl, iki yüz yıl, üç yüz yıl geçince bir Fransız, bir Alman, bir İngiliz “Ya bunlar çok modası geçmiş deyimler” deyip, bunları değiştirmek istemez. Bu, ancak bu toprağın insanlarının aklına gelir. (CHP sıralarından alkışlar) Sembollerine dokunursan bu topraklarda rahat yaşayamazsın.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUHARREM İNCE (Devamla) -  Marşına, ona benzer sembollerine, birtakım simgelere, öne çıkmış değerlere büyük milletler, büyük devletler dokunmazlar ancak kompleksi olanlar bunlara dokunur.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın İnce.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sayın Başkan…

SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sıra sıra, bir dakika.

Evet, Sayın Türkkan…

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sayın Başkan, sayın hatibin Meclis kürsüsünde sarf ettiği “Kürdistan” diye bir bölge Türkiye'de mevcut değildir. MHP Grubu olarak tutanaklardan o sözcüğün çıkmasını istirham ediyorum.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – O zaman hiç tutanak olmaz.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Hayır, böyle bir tabir yok, hiçbir yerde yok.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – O bölgede Güneydoğu Anadolu Bölgesi ve Doğu Anadolu Bölgesi vardır.

Teşekkür ediyorum.

ADİL  ZOZANİ (Hakkâri) – Size göre yok zaten.

BAŞKAN – Tamam.

Sayın Sakık…

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Atatürk’ün sözlerini de çıkarırsınız o zaman.

BAŞKAN - Bir dakika ya, dinleyeceğim önce, öyle yok hemen.

Buyurun.

SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Başkan, benim daha önce yaptığım bir  konuşmadan bir çok kez açıklama yapmama rağmen Balkanlarda ve Kafkaslarda…

BAŞKAN – Şimdi bir saniye…

Sayın Kaplan, siz niye?

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Benim asıl önemli konu…

BAŞKAN – Ama averaj oluyor siz de iki, iki, dört dakika. Birinizden birine vereceğim.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Hayır, hayır, Sırrı Bey’e bireysel sataşmadan.

BAŞKAN – Anladım, muhterem anladım.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – O ayrı, benim ayrı.

BAŞKAN – Muhterem size ne!

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Benim bizzat kanun teklifiyle ilgili bir talebim var.

BAŞKAN – Biz bu işi bitiremeyiz.

Buyurun.

7.- Muş Milletvekili Sırrı Sakık’ın, Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

 

SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; tekrar hepinizi selamlıyorum.

Bakın, bu ırkçı ant, benim sembolüm değil, benim andım değil. Kimin sembolüyse, andıysa alsın başına çalsın, beni ilgilendirmiyor.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Başımıza çalmıyoruz.

 SIRRI SAKIK (Devamla) – Başınıza çalın.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Başımıza taç ediyoruz.

SIRRI SAKIK (Devamla) – Taç edersiniz, ne ederseniz.

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Bu mantık doğru bir mantık mı? Bu söylem doğru bir söylem mi şimdi? O zaman sen de şimdiye kadar söylediklerinin hepsini al kendi başına çal.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Başımızın üstünde yeri var.

SIRRI SAKIK (Devamla) – Yıllarca ben burada yaptığım bir konuşmada aynen şunu söyledim ve altına imzamı atıyorum.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Başımızın üstünde yeri var.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Başımıza taç ediyoruz.

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Birlikten bütünlükten bahsediyorsun…

SIRRI SAKIK (Devamla) – Dedim ki: “Ey, Balkanlardan ve Kafkaslardan gelenler, siz zulme maruz kalanlar, gelip bu toprakları vatan edinenler en az bizim kadar bu toprakların sahibisiniz ama gelip burada ırkçılaşıp…

İZZET ÇETİN (Ankara) – Senden daha büyük ırkçı insan yok.

SIRRI SAKIK (Devamla) – … burada, eğer Bosna’da Sırpların zulmüne maruz kalmışsanız gelip burada Kürtlere, Alevilere karşı Sırplaşırsanız haddinizi bilin.” altına tekrar imzamı koyuyorum.

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Sırplaşan sizsiniz yani. İnsanları katleden sizsiniz.

SIRRI SAKIK (Devamla) – Yoksa Bosna’dan, Balkanlardan, Kafkaslardan gelenlere herhangi bir itirazımın olmadığı, ırkçılık yaptıkları için açık ve net olarak bu tavrımızı koyduk, bugün de bunu söylüyoruz .

Diğer bir konu “Kürdistan.” Ya Mustafa Kemal’in tutanaklarından çıkaracaksınız Kürdistan’ı. Kürdistan neresidir biliyor musunuz? Kürdistan, bundan bir hafta önce siz, siz ve siz üçünüzün birlikte tezkereye oy verdiği ve bombaladığınız toprakların adı Kürdistan’dır, Kuzey Kürdistan’dır, Güney Kürdistan’dır, Doğu Kürdistan’dır, Rojava Kürdistandır…

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Türkiye sınırları içerisinde, Misakımillî sınırları içerisinde Kürdistan diye bir vatan yoktur.

SIRRI SAKIK (Devamla) – …ve o Kürdistan sizden önce de vardı, var olmaya devam edecek, Kürt halkı da Kürdistan da vardır ve yoluna devam edecek.

Teşekkür ediyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Kaplan, neydi konu?

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkanım, benim bu tartışmalardan öte bir usul itirazım var. Söz konusu teklif -492- bir üniversite isminin değiştirilmesi, bir de “Aydınlar” isminin “Tillo” olması. Bir kanun teklifim var aynı konuda da...

BAŞKAN – Tamam, buyurun. Yalnız kavga çıkarmıyorsunuz, öyle anlaşarak veriyorum,

ADİL ZOZANİ (Hakkâri) – Kavgalı bir konu da değil.

BAŞKAN – Hayır, istiap haddi doldu da onun için.

Buyurun.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

10.- Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın, görüşülmekte olan 492 sıra sayılı Kanun Teklifi ile aynı konuda kendisinin de bir kanun teklifi bulunduğuna ve bu teklifle ilgili herhangi bir işlem yapılmadığına ilişkin açıklaması

 

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum.

Arkadaşlar, şu kanun teklifine iyi bakınız. En son 7 Ekim 2011, sayısı 39, köy isimlerinin, mezraların, meraların, nehirlerin isimlerinin değiştirilmesiyle ilgili.

Şimdi, bu teklif Mecliste dururken bu teklif geliyor ve bu teklifimiz komisyona inmiyor. Bizim teklifimiz bundan tam üç sene önce verilmişken komisyonda -Sayın Bakan da burada, komisyon başkanları da burada- bu teklifi indirmiyorlar.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Birleştirmiyorlar mı?

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Muhalefetin birleştirme talebi olmadan resen dikkate alınması gereken bir konuda Türkiye'de Gürcülerin, Hemşinlilerin, Lazların, Trakların, Egelilerin, İç Anadolu’nun, Akdeniz’in ve 1949’da Kürdistan’ın -evet, Kürdistan diyorum- bütün hafızasını silen, isimlerini değiştiren teklifler, kanunlar verildi ve 30 binin üstünde tescilli bir değişiklik var.

Bizim burada sunduğumuz, eski isimlerle birlikte, bir arada kullanılabilme olanağını tanıyan son derece sorun çözücü bir teklif. Komisyon çağırmıyor, teklif sahibini çağırmıyor, teklifi görüşmüyor, komisyonda görüşmeden korsan bir şekilde geçiriliyor Tillo ismi ve getiriliyor Meclise. Böyle yasalaşma olmaz arkadaşlar. Bu kadar kabaca acemilik yapılmaz. On yıldır iktidarsınız. Bu kadar acemilik yapılmaz.

Sayın Başkanım, bu eksiktir. Bu teklifin geri alınması lazım. Önceden verilen teklifimiz vardır. Bu konuda Başkanlık kusuru vardır. Meclis Başkanlığından Komisyona kadar bir yanlışlık vardır. Teklifin geri alınmasını istiyoruz ve teklifimiz doğrultusunda yeni bir kanun teklifinin Meclise gelmesini talep ediyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kaplan.

HASİP KAPLAN (Devamla) – Bu konuda da hem Sayın Bakanı hem Komisyonu dinlemek istiyoruz. Gerekirse usul tartışması açacağız. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Kaplan, teşekkür ederim.

Yalnız, şimdi, hukukçular bir kâğıt verdiler ama okumayacağım. Ben kendi hislerimi söylemek istiyorum. Ne kadar arızalı iş varsa kardeşim benim zamanımda getirip düzeltmeye çalışıyorsunuz. Bu nasıl iştir, onu da anlayabilmiş değilim. Benden evvel kaç kişi yönetti? Koskoca Meclis Başkanı var. Kimse gitmiyor, tam ben yönetiyorum, hurra ne var ne yok, ne eksik ne gedik getiriyorsunuz. Şu andan itibaren kabul etmiyorum.

X.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

4.- Nevşehir Milletvekili Ahmet Erdal Feralan ve Siirt Milletvekili Afif Demirkıran ile 3 Milletvekilinin; Bir Üniversite Adı ile Bir İlçe Adının Değiştirilmesi Hakkında Kanun Teklifi ile Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu (2/1783) (S. Sayısı: 492) (Devam)

 

BAŞKAN – Şimdi Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Aydın Milletvekili Sayın Metin Lütfi Baydar.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA METİN LÜFTİ BAYDAR (Aydın) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Bir Üniversite Adı İle Bir İlçe Adının Değiştirilmesi Hakkında Kanun Teklifi üzerinde söz almış bulunmaktayım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlarım.

Değerli milletvekilleri, Kültür ve Turizm Bakanı Komisyonda yapmış olduğu bir konuşmada Almanya Başbakanı Sayın Merkel’e, sadece Kapadokya bölgesinde 293 adet kilisenin varlığını dile getirmenin bir kültür bakanı için çok şeref verici olduğunu ifade etmişti. Evet, Sayın Bakana katılmamak elde değil çünkü Anadolu’da bulunan zenginliği dünyanın başka hiçbir coğrafyasında bulamazsınız. Anadolu’nun sahip olduğu kültür her dönemde kendi ağırlığını hissettirmiş ve dünyanın öbür ucunda yaşanan kötü bir olayın bile çözüm yolu yine bu Anadolu topraklarında bulunmuştur. Anadolu’nun hoşgörüsü, sevgisi anlatılmıştır. Her kin güdene savaşmak, isteği olana ibadet yerlerinin yan yana oluşundan bahsedilmiş, Mevlana’nın “Gel, ne olursan gel.” sözleriyle karşılanmıştır hiçbir zaman affedilmeyecek olduğuna kendini inandırmış olanlar. Hacı Bektaş Veli’nin ceylanla aslanı aynı koyunda büyütmesi anlatılmıştır düşman kardeşlere. İşte, bunları bize Anadolu sağlamıştır, asırlardır nice medeniyeti barındırmış bu topraklardan haykırırcasına.

Değerli milletvekilleri, bütün bunlara rağmen bizler her şeyi güzel anlatırız, güzel söyleriz. Bir de bir tek şeyi yapamayız: Aynı topraklarda yaşayan, aynı havayı paylaşan ve aynı suyu içen bizler güzel olanı, doğru olanı, iyi olanı devam ettirme anlayışında değiliz. Güzeli, doğruyu, iyiyi yıkıp kendine göre olanı yapmayı ne yazık ki matah sanıyoruz. Düşüncelerimizi en uç noktalarda savunup birbirimize karşı bir silah gibi kullanıyoruz. Anadolu’nun bize bahşettiği samimiyeti, anlayışı, hoşgörüyü, sevgiyi bir kenara atıp yok ediyoruz.

Değerli milletvekilleri, Nevşehir Üniversitesine Nevşehir Hacı Bektaş Veli adı verilmesi geç kalınmış olsa da güzel bir karardır. Ancak, Hacı Bektaş Veli’nin düşünceleri üzerine yüksek lisans ve doktora programları yapacak, Alevi-Bektaşi kültürünün yazılı dokümantasyonunu geliştirecek, üniversite bünyesi içerisinde Hacı Bektaş Veli, Alevi-Bektaşi kültürünü araştırma enstitüsü de kurulmalıdır. Bunun ne derece önemli olduğu, bu üniversitenin kendisini geliştirmesi için ve onun yanı sıra Türkiye’de eksik olan Alevi-Bektaşi kültürünün yazılı dokümantasyonunun oluşturulması için de önemli olduğu Komisyonumuza katılan Rektör tarafından da ifade edildi. Bu sayede Anadolu’nun engin zenginliğini içinde barındıran Hacı Bektaş Veli’yi daha iyi anlatabilecek ve adını taşıyan üniversite bünyesinde kültürel ve tarihî mirasımızın köklerine inme olanağı bulacağız. Nasıl ki İstanbul’da yapılan kazı çalışmaları bizi şu anda sekiz bin beş yüz yıl öncesine götürdüyse, üniversitemizle birlikte derinliklerinde zenginliklerimizi çıkartıp insanlarımızın kalplerine sunacağız.

Değerli milletvekilleri, bu güzel gelişmenin yanında üniversitelerimizin sorunları ne yazık ki devam etmektedir. Üniversitelerimizin kalite sorunu, akademik, idari ve mali özerklik problemleri hâlâ ortada iken ve de daha da önemlisi, 12 Eylül darbesinin ürünü olan YÖK Yasası devam ederken, ülkemizin geleceğini mevcut üniversite yapısına bağlamak ve buna bağlı olarak bir gelişme beklemek pek uygun gelmemektedir.

2002 yılında YÖK’ün kaldırılmasını acil eylem planına koyan AKP hükûmetleri nedense YÖK’ü hâlâ kaldıramamışlardır. YÖK’ü, kendilerince, ele geçirerek askerî darbe dönemlerinde olmayan baskıyı kurmuşlardır.

Cumhuriyet Halk Partisi olarak YÖK konusundaki önerimizi yinelemek istiyorum: Var olan yapı derhâl yok edilmelidir. YÖK, Millî Eğitim Bakanlığı ya da Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanlığında bir genel müdürlük olarak ulusal insan gücü kaynakları planlaması yapan, bu bağlamda üniversitelerin eğitim ve araştırma faaliyetlerinde yön çizmesine katkı sağlayan, üniversiteler hakkında ulusal veri toplayan ve yıllık raporlar hâlinde bu verileri paylaşan bir birim olmalıdır.

YÖK’ün neden olduğu merkeziyetçi, vesayetçi ve kontrolcü yaklaşım, insanların, kurumların tam kapasiteyle çalışmalarını, tüm enerjileriyle kendi koydukları hedeflere ulaşmak için çalışmalarını engellemekte, ülke çapında kapasitenin gelişmesine ket vurmakta, başarının önüne set çekmektedir.

Sanayi devriminden kalma bu model değişmelidir. Bilgi ve teknoloji temelli, ekonomiye ve topluma, hızla değişen ve uluslararasılaşan yükseköğretim kurumlarına ne yazık ki bu model dar gelmektedir.

Değerli milletvekilleri, artık açıkça görülmektedir ki AKP kendisi gibi düşünmeyen, kendisi gibi olmayan hiçbir şeye tahammül edememekte, bu görüşünü toplumun her alanına yaydığı gibi, bağımsız olması gereken üniversitelere de karışmakta ve ciddi bir baskı oluşturmaktadır.

Son olarak Orta Doğu Teknik Üniversitesinde gerçekleştirilen, helikopterli, özel harekâtlı, çevik kuvvetli müdahale AKP düşüncesinin hangi boyutlara ulaştığının en somut göstergesidir. Normal bir hukuk devletinde olmayacak işler AKP sayesinde ileri demokrasi anlayışı yaşayan ülkemizde ne yazık ki görülmektedir. Mahkemenin sonuçlanmasını beklemeden, âdeta bir hırsız gibi Orta Doğu Teknik Üniversitesine yapılan müdahaleyi bir kez daha Meclis kürsüsünden kınıyorum. Buradan AKP yöneticilerine bir tavsiyem olacak: ODTܒyü, Orta Doğu Teknik Üniversitesini kontrol etmek için saatlerce havada tuttuğunuz helikopteri bir de Ankara trafiğini denetlemesi için kullanın da Ankaralılar için de içinden çıkılmaz hâle getirdiğiniz trafik sorunundan kurtulsunlar.

Değerli milletvekilleri, Başbakan AKP Grubunda yapmış olduğu konuşmada Orta Doğu Teknik Üniversitesine yapılan yol ile alakalı olarak “Yol medeniyettir ama medeni olmayanlar yolun kıymetini anlamazlar. Önünde cami bile olsa, yol oradan geçecekse o camiyi yıkar, o camiyi gider başka yerde inşa ederiz.” ifadelerinde bulunmuştu. Bunu aslında normal karşılamak gerekir çünkü zaten işin aslı şu: Konuşmasında “İslam’da, Kur’an’da ‘cami’ diye bir şey yok, ‘mescit’ var, ‘mescit’ ifadesi geçer.” ifadesinde bulunan bir Başbakandan başka bir açıklama da beklemek olanaksızdır.

Değerli milletvekilleri, Sayın Nabi Avcı’nın da katıldığı, Türk Eğitim Derneği tarafından üçüncüsü düzenlenen “Eğitim siyaseti nedir?” konulu forumda Amerika Birleşik Devletleri’nden Bush döneminin eğitim danışmanı Whitehurst tarafından verilen bir örneği burada aktarmak istiyorum. ABD’de bir üniversitede ek kütüphane binasına ihtiyaç duyuluyor. Yapım kararı alınıyor fakat bir bakılıyor ki yan tarafta bir bina daha var ve orada deneyler yapılıyor, yani okulun laboratuvarı var. Diyorlar ki: “Eğer biz bu binayı burada yaparsak deneyler yapılamaz ya da yapılmış ve sürmekte olan deneylerden istenilen sonuçlar elde edilemez çünkü mevcut ortam bozulacak.” Karar gözden geçiriliyor, daha fazla para harcanıyor ve yeni bina yerin altına yapılıyor. Bir yanda medeniyeti “yol” olarak gören ve önüne kutsal mekân da çıksa yıkacağını söyleyen, aslında camilerin İslam’da olmadığına inanan bir kişi, diğer yanda binayı yerin altına almayı düşünerek deneylerin sürmesini sağlayan bir düşünce yapısı. Başbakanın da dediği gibi: “Nereden nereye!”

Değerli milletvekilleri, üniversiteler özgür düşünce ortamlarıdır, farklı seslerin yaşayabileceği, akademik özgürlük ortamında doğrunun bulunacağı yerlerdir. Özgürlük ortamına sahip çıkmak isteyen iki düşünce vardır: Bunlardan birisi sadece kendisi gibi düşünen, Almanya’da, İtalya’da, İspanya’da örnekleri görülmüş zavallı rejimlerin uyguladığı, aklına ipotek koyacağı insanlar yetiştirmek isteyen anlayışa sahipken, diğeri de insanları olduğu gibi kabul eden, farklılıklarımızı zenginliğimiz sayan bir anlayışa sahiptir. İşte, aradaki bu düşünce farkı üniversitelerin işlerliğine yansımaktadır.

AKP tarafından konulan 2023 hedefinde Türkiye’nin ihtiyacı olan insan gücüne ait bir çalışma bulunmamaktadır. Her yerde lise benzeri üniversiteler açmak ülkemizi 2023 hedefine ulaştırmayı bırakın, kıyısından köşesinden bile geçirmeyecektir. Tek tip yerine bölgesel sorunlara çözüm üretecek, belirli alanlara yoğunlaşmış tematik üniversitelerin açılması ülkemizin kurtarıcısı olacaktır. Modern üniversite olmak mali, akademik, idari özerkliği gerektirir. Üniversiteler kendi amaçlarını kendileri belirledikten sonra bu amaçlara nasıl, hangi yöntem ve araçlarla ve hangi kaynaklarla erişeceğini de kendileri belirlemelidir. Yatırım kararları, herkesin takdir edeceği üzere Ankara’da değil, bölgenin ve üniversitelerin öncelikleriyle şekillenmelidir. Üniversiteler, öncelikleri kuşkusuz ulusal strateji belgelerini dikkate alarak belirleyecek akla ve güce sahiptirler. Böylelikle, harcanan her kuruşun neden ve neye harcandığı üzerinde tartışmalar en aza indirgenebilecektir. AR-GE ve inovasyon olmayan üniversitede kaliteyi, üretimimizin ve ihracatımızın yüksek teknoloji olmasını sağlayamazsınız. Üniversitelerin bütçedeki payını artırmadan da AR-GE ve inovasyon yapamazsınız. AR-GE ve inovasyon için de sanat ve kültür eğitimini almış, hayal gücü olan, hayal eden, hayal kuran ve hayatı sorgulayan bir gençliğe ihtiyaç bulunmaktadır. Biat eden gençlikle, size biat etmesini istediğiniz gençlikle AR-GE ve inovasyonda yeterli bir yol katetmeniz mümkün değildir.

Değerli milletvekilleri, AKP Hükûmetinin attığı her adım sonrasında kulağına 1938’lerden bir ses gelmektedir. AKP Hükûmeti rahatsız olmakta, uykuları kaçmaktadır ama bu sayede Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ü ve onun yaptıklarını gün geçtikçe daha iyi anlamaktasınız.

Değerli milletvekilleri, aynı kanun tasarısının içerisinde bir de Aydınlar ilçesinin adının “Tillo” olarak değiştirilmesi konusunda bir teklif getirilmiştir. Muhalefet şerhimizde belirttiğimiz gibi bu konunun Millî Eğitim Komisyonunda değil İçişleri Komisyonunda görüşülmesinin daha uygun, daha etik olacağını belirttik.

Değerli milletvekilleri, Sayın Başbakan AKP grup toplantısında “Eniştesi olduğum için söylüyorum, örneğin ‘Tillo’ ismi ‘Aydınlar’ olarak değiştirilmiştir.” ifadesiyle, demokrasi paketiyle birlikte isim değişikliğine gidileceğini belirtmişti. Bu konuşmanın ardından kanun teklifi hazırlanarak, komisyondan geçirilerek Meclis Genel Kuruluna getirildi. Cumhuriyet Halk Partisi olarak ve şahsım olarak, Siirt’ten sorumlu Cumhuriyet Halk Partisi Milletvekili olarak 22 Kasım 2012 tarihinde bu konuda bir kanun teklifi verdim yani demokrasi paketinin açılmasından bir yıl önce. Çünkü Siirt’te yapmış olduğum çalışmalarda Aydınlar ilçesinde (Tillo) Işık Hadisesi Bilim ve Kültür Günleri adıyla valilik tarafından bir etkinlik düzenlendiğini, bölge halkının “Tillo” ismini kullandığını, Kaymakamlığın internet sitesinde bile ilçeden “Tillo” olarak bahsedildiğini gördüm. Araştırdığımda, özellikle dille ilgili çalışmalar yapan arkadaşlarıma sorduğumda “tillo”nun Sümercede “höyük” anlamına geldiğini gördüm ve Siirt halkıyla yaptığımız sohbetlerde de “Tillo” olarak isim değişikliğinin doğru olacağı aktarıldı yani ortada ne bir paket ne de bir süreç vardı, sadece halkın istediği ve mevcut uygulamalar oradaydı ve ben de bunun üzerine bir kanun teklifi verdim.

Değerli milletvekilleri, Aydınlar ilçesi, 3647 sayılı ve 16/5/1990 tarihinde Meclisimizce çıkarılmış kanunla kurulmuştur; aynı kanunla birçok ilçe daha kurulmuş, Batman ve Şırnak illeri de oluşturulmuştur. Kanun görüşmelerinin tutanakları incelendiğinde, bugün için yapılan tartışmaların o günlerde yaşanmadığını görmektesiniz. Partiler, il ve ilçelerin oluşturulması konularının yapım şekillerini eleştirmişler ve tartışmalar bunun üzerine yoğunlaşmıştı. Daha çok terör sorununun önlenebilmesi, şehirler arası mesafenin fazlalığı ve bölgenin zorlu coğrafyasının aşılması konuları, bölgenin ekonomik olarak nasıl kalkınacağı yönünde ifade edilmişti.

Değerli milletvekilleri, Cumhuriyet Halk Partisi olarak vermiş olduğumuz kanun teklifimizin gerekçesinde bölgenin inanç ve kültür turizmine katkı sağlayacağını belirttik. Bir paket veya açılım beklentimiz yoktu ama görüyoruz ki, AKP yine başka düşüncelerle ve yapacağı bir işi kendisine en uygun olan şekilde sunuyor.

24 Kasım 2012 tarihli Zaman gazetesine baktığınızda, Aydınlar ilçesinin adının “Tillo” olarak değiştirilmesi konusunda Cumhuriyet Halk Partisiyle birlikte BDP ve AKP’nin de kanun teklifi verdiği belirtiliyor fakat milletvekillerinin sayfasına girin, böyle bir  kanun teklifi yok, ta ki geçen haftaya kadar. Teklif yok ama haberi var, neden? Çünkü, paket bekleniyor ve paketin iyi bir ambalajla çıkması gerekiyor da ondan.

Değerli milletvekilleri, Siirt programlarım sırasında başka bir ihtiyaçtan da bahsedildi, bu konuda çalışma yapılmasının uygun olacağı belirtildi: Siirt Üniversitesine bağlı bir tıp fakültesinin kurulması. Bunun üzerine 12 Aralık 2012 tarihinde bir kanun teklifi daha verdim ve Veysel Karani tıp fakültesinin Siirt’e açılmasını istedik Siirt Üniversitesine bağlı olarak. Siirt’te üniversite var ama ona bağlı bir tıp fakültesi yok; Bitlis’te yok, Şırnak’ta yok, Hakkâri’de yok, Batman’da yok, Mardin’de yok, tıp fakültesi yok buralarda arkadaşlar. Şırnak’ta, Siirt’te, Batman’da, Mardin’de herhangi bir vatandaşımız bir enfarktüs geçirse ona müdahale edebilecek olan bir kalp merkezi yok yani oradaki vatandaşlarımız bu bölgede yaşayan, Ankara’da yaşayan insanlarımıza göre daha şanssız durumdalar bu açıdan. O yüzden dedim ki: “Siirt’e de bir tıp fakültesi kurulsun.” Sadece Van’da bulunmakta. Siirt’le Van arasını veya Bitlis’le Van arasını, Şırnak’la Van arasını, Hakkâri’yle Van arasını düşündüğünüz zaman, ne kadar uzak bir mesafe olduğunu, hastanın oraya taşınıncaya kadar ciddi zarar göreceğini bilmenizi istiyorum.

Değerli milletvekilleri, kanun teklifimiz sonrasında Siirt halkı ve yerel gazeteler memnuniyetlerini dile getirdiler. Fakat, bir yıla yaklaşıyor, hâlâ AKP’den bir ses yok. “Siirt’in eniştesiyim.” diye övünen bir Başbakan var ama tıp fakültesi konusunda bir gelişme yok, herhâlde Başbakan bir paket daha bekliyor. Şimdi ise Siirt’ten beni arıyorlar, gazetelerde yazıyorlar: “Hocam, iyi yaptın bu kanun teklifiyle, bir de adını Veysel Karani düşünmüşsün, o da çok güzel ama sanırız ki AKP bunu gene kendine yediremedi. Bir CHP’linin, bir Cumhuriyet Halk Partilinin Siirt’te tıp fakültesinin açılması için kanun teklifi vermesi AKP’nin elini kolunu bağladı.” diyorlar.

Değerli arkadaşlar, Veysel Karani tıp fakültesi konusunda verilen kanun teklifinin sahibi olarak, eğer AKP’nin de böyle bir düşüncesi var ise, Siirt halkının bir an önce tıp fakültesine kavuşmasının önünde benim verdiğim teklif engelse Siirt halkının bir an önce tıp fakültesine kavuşması için imza sahibi olduğum kanun teklifini geri çekebilirim, yeter ki şampiyon yine Başbakan olsun, yeter ki en iyisini o bilsin, yeter ki en iyisini o yapsın, yeter ki Mazhar-Fuat-Özkan’ın parçasında olduğu gibi “Peki peki, anladık, sen neymişsin be abi!” diyelim, yeter ki Siirt’e tıp fakültesi kurulsun.

Değerli milletvekilleri, Cumhuriyet Halk Partisi olarak bir oy sorunumuz yok, “Şunu yaparsam oy gelir, bunu yaparsam oy gelir.” diye bir düşünceyle hareket etmiyoruz. Bizler sadece halkımızın ihtiyaçları doğrultusunda, kişilerin değil, bölge insanının isteğini dile getiriyoruz. Bizler yine Siirt halkımızın yanına gider, çaylarını içer, hoş sohbet eder, dertleşiriz. Onların bize bir teşekkürü bile yeterlidir ama artık paketler ardına saklanmayı bırakın, artık dinî ve manevi konuları siyasete alet etmeyi bırakın, halk adına hak için ama laik devlet anlayışına zarar vermeden çalışın.

Değerli arkadaşlar, 2004-2011 yılları arasında hem Sayın Ahmet Necdet Sezer hem de Sayın Abdullah Gül tarafından atanarak Süleyman Demirel Üniversitesinin Rektörlüğünü yapan bir bilim adamıyım. Rektörlüğüm dönemimde üniversite içerisinde ne bir çalışanı ne de bir öğrencimi ne de bir öğretim görevlimi incitecek davranışlar içerisinde bulunmadım. Üniversitede her görüşün birbirine zarar vermeden bir bütün hâlinde yaşaması için uğraştım. Rektör olduktan sonra okulun mescidine gidip oranın bakımını yaptım, onarttım. Gidin şimdi üniversiteye bakın, üniversite hastanesinin yanında ilahiyat fakültesi için yaptırdığımız çok güzel bir İlahiyat Fakültesi Camisi var, temelini de ben attım. Anadolu kültürünün ve İslam dininin içerisinde bu tarz konuşmalar hoş karşılanmaz ama bana bunları söyletmek zorunda bırakıyorsunuz.

Bizim amacımız şov yapmak değildir. Milletimizin vermiş olduğu yetkiyi Meclis çatısı altında yine milletimiz için kullanmak bizim tek ve en önemli görevimizdir.

Dinî ve manevi duyguları sömürerek başka amaçlar için koşmayı bırakınız, cumhuriyete tam anlamıyla sahip çıkınız.

Nevşehir Hacı Bektaş Veli üniversitesi ile Tillo ilçemizin hayırlı olmasını diliyor, sevgi ve saygılarımı sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Baydar.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Kayseri Milletvekili Sayın Yusuf Halaçoğlu.

Buyurun Sayın Halaçoğlu. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Değerli milletvekili arkadaşlarım, şimdi sözlerime biraz tarihten de bahsederek girmek istiyorum, yer adlarıyla ilgili.

Osmanlı Devleti bir yeri fethettiği zaman, kendi topraklarına kattığı zaman oraya il yazıcılarını gönderir ve “tahrir” adını verdiğimiz defterlere –“tahrir”, “yazmak” demektir zaten- o bölge -bütün nüfus dâhil- neler üretiyor tümünü yazar. Yani şöyle söyleyeyim: Kaç tavuğunuz var, kaç ineğiniz var, ne kadar koyununuz var, mezrasından köyüne, şehrinin mahallelerine kadar, burada oturan insanların baba adlarıyla birlikte kaydından tutun; “âmâ”, “malul” adı altında engelliler, “piri fani” adı altında yaşlılar, imamı, hatibi, yani bekârı, evlisi, ne kadar araziniz var, ne üretirsiniz, ne kadar vergi verirsiniz, tümünün kayıtları burada yazılıdır. Böylesine geniş, bölgelerle ilgili defterler hazırlanmıştır. Bunlara biz “tahrir defterleri” deriz. Bu tahrir defterlerinde bütün yer isimleri de vardır ki Osmanlı Devleti’nde şu veya bu ismin herhangi bir şekilde ön yargıyla çıkarılmadığını, yapılmadığını hepiniz biliyorsunuz.

Şimdi, bu çerçeve içerisinde ele aldığımızda, Osmanlı topraklarına, Anadolu’ya baktığımızda, Anadolu’da arkadaşlarımızın söylediği gibi ne bir kuzey Kürdistan ne Kürdistan’la ilgili bir ifade, bunların hiçbirisini göremezsiniz. Bunlar 19’uncu yüzyılda Batı ülkelerinin “Şark meselesi” adı altında çıkardıkları birtakım yeni siyasi oluşumlarla bağlantılıdır. Nitekim 1500’lü Avrupa tarihlerine, atlaslarına, haritalarına baktığınızda “Kürdistan” olarak belirtilen yer bugünkü Süleymaniye, Erbil ve İran’ın Luristan bölgesi tarafıdır. Hakkâri bölgesi bütün Batılı haritalarda “Türkomanya” olarak geçer. Dolayısıyla, arkadaşlarımızın söylediklerinin herhangi bir tutar dalı ve doğru bir kaynağı söz konusu değildir. Kaldı ki şunu ifade edebilirim: Kürt tarihi olarak yazılan ilk tarih 1597 yılında Şeref Han tarafından yazılmış olan Şerefname’dir ve Farsçadır. İdrisi Bitlisi Kanuni Sultan Süleyman döneminde yaşamıştır, eserinin adı “Heşt Behişt”tir, Farsça “sekiz cennet” demektir.

ADİL ZOZANİ (Hakkâri) – Bu işte Kürtçedir.

YUSUF HALAÇOĞLU (Devamla) - Dolayısıyla, bütün bunları göz önüne aldığınız zaman, şunu özellikle ifade etmek istiyorum: Madem ki…

ADİL ZOZANİ (Hakkâri) – O da Kürtçedir, niye onu demiyorsunuz?

YUSUF HALAÇOĞLU (Devamla) – “Heşt Behişt”… Kürt olabilir ama Kürtçe değil yalnız.

ADİL ZOZANİ (Hakkâri) – Efendim, niye Kürtçe değil onu da söyleyin, tarih profesörüsünüz, onu da söyleyin.

YUSUF HALAÇOĞLU (Devamla) – Söylemek istediğim şey şu… Peki, Kürt İdrisi Bitlisi “Heşt Behişt” adıyla Farsça yazmıştır eserini. Bana bir tane Kürtçe yazılmış Kürt tarihi göstersinler, bu bir.

İkincisi: Madem kuzey Kürdistan, burada Kürtlerin yapmış olduğu bir mimari yapı göstersinler, hiçbirisini göremezsiniz.

Değerli milletvekilleri, bu çerçeve içerisinde şunları özellikle belirtmek istiyorum: Şimdi, Osmanlı İmparatorluğu’nun son döneminde, Millî Mücadele sırasında birtakım vatandaşlarımız, Ermeni vatandaşlarımız Ruslarla, İngilizlerle, Fransızlarla iş birliği yaptıkları için tehcire tabi tutulmuştur. Yani, tehcir dediğimiz zaman bunu sınır dışı etme anlamında kimse düşünmemelidir; Suriye topraklarında, yine Osmanlı Devleti’nin topraklarında bir bölgeye gönderilmişlerdir.

Savaş sonrasında, 18 Aralık 1918’de geri dönüş kararnamesi çıkmıştır Ermenilerle ilgili. Kasım 1922 itibarıyla Anadolu’daki ve İstanbul’daki Ermenilerin sayısı 644 bin 900’dür. Ama Millî Mücadele döneminde yine Ermenilerle Doğu Anadolu Bölgesi’nde, güneyde de Fransız ordusu içerisinde mücadeleler devam ettiği için savaş sonrasında Ermeniler büyük çapta Anadolu dışına yani Türkiye dışına, başka ülkelere gitmiştir. Başka ülkelere giden Ermenilerin sayısı Birleşmiş Milletler kayıtlarına göre Kasım 1922 itibarıyla 817 bin 873’tür; Anadolu’da ve İstanbul’da kalan Ermenilerin, Ermeni kimliğiyle kalan Ermeni vatandaşların sayısı 281 bindir; İstanbul’da Ermenilerin sayısı 148 bin 997’dir. Bu istatistikleri yapanlar İngilizler ve Amerikalılardır.

Şimdi, dolayısıyla, bir de Müslüman olmak durumunda olan Ermeniler vardır ki, bunların sayısı da 95 bindir. Nerede yaşadıkları, hangi köylerde yaşadıkları da bellidir. Bunlar da yine Ermeniler tarafından hazırlanmıştır, Amerikan arşivlerinde mevcuttur.

Şimdi, burada şunu söylemek istiyorum: Millî Mücadele kazanıldıktan sonra Anadolu içindeki Hristiyanların, Süryaniler hariç hemen hepsi, özellikle Rumlar  Anadolu’yu terk etmek durumunda kalmıştır çünkü “Mübadele” adını verdiğimiz, 1923 Lozan Anlaşması’yla Anadolu’daki Rumlar, İstanbul dışında kalan Anadolu’daki Rumlar Yunanistan’a, Yunanistan’da Batı Trakya’daki Türkler hariç, diğer, Yunanistan’ın başka bölgelerindeki Türkler de Anadolu’ya nakledilmiştir. Bununla ilgili şu an cumhuriyet arşivinde “Tasfiye Talepnameleri” adı altında oradaki terk edilen mallar ve onların değerleriyle ilgili, değiş tokuşla ilgili kayıtlar mevcuttur, Dolayısıyla, bunlar buraya nakledilirken İstanbul’da Patrikhane mevcuttur. İstanbul’daki Hristiyanlara hizmet etmek üzere İstanbul’un 6 ilçesinde metropolit atama yetkisi verilmiştir Lozan’a göre ama Anadolu’da öyle bir Hristiyan nüfus olmadığı için metropolit ataması da söz konusu değildir ama bununla beraber şunu özellikle belirteyim: O toprakları terk edenlerin yerine Balkanlardan gelenler yerleştirilmiş, Doğu Anadolu’daki Ermenilerin yerine de İç Anadolu’daki Türkler nakledilmiştir. İsim vereyim, kendisine de söylediğim için söyleyebilirim: Fatih Altaylı, Konya’dan Van’a gitmedir, Boynuyoğunlu,  Atçeken Yörüklerindendir. Bitlis’te Hasaniler aynıdır. Buna benzer pek çok yerde boşalan yerlere Türk nüfusu İç Anadolu Bölgesi’nden aktarılmıştır.

Şimdi, burada söylemek istediğim şey şu: Yer adlarını değiştiriyoruz. Evet, yer adları gerçekten pek hoş olmayacak şekilde de değiştirilmiştir yani birçok Türkçe yer adı da değiştirilmiştir. Mesela, Adana bölgesinde Sırkıntı nahiyesi vardır. Sırkıntı Yüksekova yapılmıştır. Neden? “Sırkıntı” kelimesinin hangi anlama geldiğini bilmedikleri için. Hâlbuki, Sırkıntılar Avşarların bir koludur. Keza, Ceyhan’a bağlı Kırmıt köyü veya beldesi bugün Sağkaya yapılmıştır. Kırmıt, Tecirli oymaklarından birinin adıdır. Dolayısıyla, rastgele değişimler söz konusu olmuştur.

Şimdi, burada Anadolu’nun değişik yerlerindeki Rum ve Ermeni isimleri, yer isimleri oraya Türklerin yerleştirilmesiyle birlikte değiştirilmiştir. Ama bu bir gelenektir, Anadolu’dan Rumeli’ye gönderildiği zaman Yörükler o bölgelere, yerleştikleri yerlere Anadolu’dan geldikleri yerlerin adını vermişlerdir. Orta Asya’dan Anadolu’ya geldiklerinde de Orta Asya’daki yer isimlerini vermişlerdir. İşte, Kayseri’deki Talas bunların başında gelenlerden. Yine, buna benzer olmak üzere Mezitli, Ahlat, bunların hepsi Orta Asya’daki yer isimleriyle bire bir aynıdır. Dolayısıyla, oradan gelenleri buraya, buradan Rumeli’ye gidenleri oraya vermişlerdir. Ama yer adları bu şekilde değişirken bir şeyi göz önüne almanız gerekir arkadaşlar. Balkanlardaki bütün Türkçe yer isimlerinin bir tanesi bile bugün kalmamıştır. Bakın, Batı Trakya’da “İskeçe” diyoruz. 1923 Lozan Anlaşması’na rağmen ne diyoruz? “Xanthi” diyor Yunanlılar. Hatta, “İstanbul” kelimesini bile kullanmıyorlar, “Konstantinopolis” diyorlar buraya. Keza, Gümülcine’ye “Komotini” diyorlar. Yani buna benzer olmak üzere bütün yer adları değiştirilmiştir.

Bırakın, onun dışında, birtakım türbeler, Malkoçoğlu’nun türbesi dâhil, Turhan Bey’in türbesi dâhil kilise yapılmıştır. Yani mezarların üstüne kilise yapılmıştır, tümüyle değiştirilmiştir.

Şimdi, siz “Anadolu’daki yer isimlerini değiştireceğiz.” derken aslında tekrar ya Rumca ya Ermenice ismi getireceksiniz. “Kürtçe” diye bir isim yok, İslami isimdir. “Kürt ismi” dediğimiz şahıs isimleri bile İslami’dir, bizim ismimiz de İslami’dir. Dolayısıyla, bunun Türkçesi veya Kürtçesi diye bir şey söz konusu değildir. Eğer gerçekten böyle bir şey yapılacaksa o zaman bir komisyon kuralım, bu komisyon gerçekleri ortaya koysun, bu isimleri koyalım.

Şimdi siz “Dersim’i tekrar koyacağız.” diyorsunuz ama Dersim’in Kürtlükle, Kürtçeyle hiç alakası yoktur. Dersim Farsçadır, “der” kapıdır -bunu bilir Farsça bilenler- “sim” gümüştür, “gümüşkapı” anlamına gelir. Siz istediğiniz kadar Kürtçe deyin, siz ne derseniz deyin, bu bir gerçektir.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Zazaki lehçesinde öyledir. Zazaca bilmediğiniz için konuşuyorsunuz ya. Zazaca bilin ondan sonra konuşun, ayıptır.

YUSUF HALAÇOĞLU (Devamla) – Dersim Farsçadır, “der” kapıdır, Osmanlılar bunu sıkça kullanmıştır, “derbent” kelimesini de kullanmıştır Osmanlılar. “Bent” “tutmak” demektir, “der” de “kapı”, “kapı tutmak.” Karakollar kurmuşlardır geçiş yollarına ve derbentler oluşturmuşlardır. Dolayısıyla, Osmanlı dilinde Farsça da, Arapça kelimeler de yer almaktadır. Mesela “kütüphane” diyoruz. “Kütüb” kelimesi köken olarak Arapçadır. “Kütüb” kitabın çoğuludur. “Hane” Farsçadır, “ev” demektir; “kitapların evi” anlamına gelir. Bunu İran’da “kitaphane” olarak kullanırlar yanlış olarak, tekil olarak  kullanırlar.

Şimdi, siz ne derseniz deyin, ben burada… Ki, siyasi olarak söylemiyorum, bir gerçekçi olarak söylüyorum. Şimdi, “Tillo” adı diyorsunuz. “Tillo” Kürtçe midir? Kesinlikle değil.

ADİL ZOZANİ (Hakkâri) – Hayır, Süryanicedir.

SIRRI SAKIK (Muş) – Süryanice ve Arapça...

YUSUF HALAÇOĞLU (Devamla) – Bir dakika.

Süryanice ne demektir tillo? “Tillo” Süryanice “yüksek ruh” anlamına gelir veya “yüksek tepe” anlamına gelir ama kelimenin aslına doğru giderseniz, mesela Araplar da “tillo” kelimesinin karşılığında “tell” kelimesini kullanırlar -iki “l”li sonu- o da aynı anlama gelir ama daha da geriye gittiğinizde, kelimenin kökenine gittiğinizde Sümercede görürsünüz. Sümercede yine “yüksek tepe” veya “höyük” anlamına gelir. Bugün Tillo’nun bulunduğu yer, yani Aydınlık ilçemizin bulunduğu yer yüksek tepedir bildiğiniz gibi. Dolayısıyla, bundan dolayı denir. “Höyük” bildiğimiz gibi, Türklerde “kurgan” dediğimiz, Anadolu’da höyük; “öyük, öymek, yükseltmek, yığma” anlamına gelir. Bununla bağlantılıdır “tillo”, Sümerceden gelir. Hatta hatta, “tillo” kelimesi ayrıca Azteklerde de vardır. Yani Aztek kayıtlarına bakarsanız “tillo” kelimesini orada da görürsünüz, orada da “yüksek tepe” anlamına gelir. Dolayısıyla, siz bir şeyi değiştirirken hangi anlamda, nasıl değiştirdiğinizi bilmek zorundasınız. Şimdi, biz eğer Türkiye’de herhangi bir şekilde “Bu Kürtçedir, bu Türkçedir.” diye bugün tekrardan böyle bir değişim içerisine girersek toplumu bir bütün hâlde nasıl tutacağız? “Burası Kürt bölgesi, burası Türk bölgesi.” mi  diyeceğiz? Nasıl bir anlam çıkaracaksınız? Şimdi, bu kesinlikle Türkiye’de büyük bir sıkıntıya yol açacaktır ama dediğim gibi “tillo” kelimesini bütün etrafıyla araştırmak, bulmak zor bir şey değil. Dediğim gibi Sümerce kayıtlara bakın, “tillo”nun gerçekte orada kullanıldığını görürsünüz, “yüksek tepe” veya “höyük” anlamına geldiğini de görürsünüz.

SIRRI SAKIK (Muş) – Bir itiraz yok ki buna!

YUSUF HALAÇOĞLU (Devamla) – Değerli milletvekilleri, şimdi siyaseten şunu veya bunu söylemek tabii ki normal, söylenebilir ama bir şeyi söylüyorsanız, biz Türkiye Cumhuriyeti’ne hitap ederek buradan konuşuyoruz, biz milletvekilleri olarak Türkiye Büyük Millet Meclisinde 75 milyon, 76 milyon Türk insanını temsil ediyoruz, onlar adına konuşuyoruz, eğer burada söylediklerimiz sadece siyaseten söylenmiş sözler olursa, onun gelecekte tarihen vebalini de çekmek mecburiyetinde kalırız.

Şimdi, bu çerçeve içerisinde gerçekten Türkiye'de öylesine uygulamalar var ki… Mesela “kentsel dönüşüm” adı altında birtakım uygulamalar yapıyoruz.

Arkadaşlar, bir tarih mevcut olduğu şekliyle korunduğu zaman tarih yazılabilir, yapılabilir. Siz, şimdi “Efendim, şunlar eskidi, yenisini yapacağız.” diye yeni birtakım konulara, yapılara girerseniz, o zaman tarihi yazamazsınız, tarihi oluşturamazsınız. Türkiye Cumhuriyeti’ni, siz ne derse deyin… Diyelim ki Ankara’nın Bahçelievler semti. Siz Bahçelievler semtinde kentsel dönüşüm adına yüksek binalar yapmak veya yeni bir bina tipi ortaya koymak arzusunda bulunursanız, cumhuriyetin ilk yapılan o binalarının tamamen ortadan kalktığını göz önüne alın, peki, “Cumhuriyetin ilk eserleri hangileri?” dediğinizde nasıl cevap vereceksiniz? Yani bakın, gecekondulardan bahsetmiyorum. Bir tarihi yazabilmek için, tarihin gerçek öznesi olan hususları elde tutmak zorundasınız. Yarın birisi de gelir der ki “Ben, efendim, bunu çok beğenmedim, işte, Hacı Bayram-ı Veli’nin bulunduğu yer de eskimiştir, burayı da düzelteceğim.” Böyle bir şey olmaz. Tarih böyle yazılmaz. Eğrisi veya doğrusuyla bundan önce ne yaptıysanız, o yapılanlar tarihin sayfalarına girmek zorundadır ki tarih oluşturulabilsin. Siz, “cumhuriyet tarihi” dediğinizde hangi mimari yapıyı göstereceksiniz bana, her şeyi allak bullak ettiğiniz takdirde? Dolayısıyla, bunları yaparken çok dikkatli hareket etmek gerekiyor.

Biz, eğer Türk milleti olarak Anadolu coğrafyasında kalmak istiyorsak, kendi geçmişimizle ilgili en önemli birtakım öğeleri muhafaza etmek zorundayız. Mesela, eğer mezarlığınız sürekli olarak yenileniyorsa…Diyelim ki yontma taşlardan yapılmış mezar taşları vardı birçok mezarlıklarda. Şimdi, geliyor birileri “Ben ailemin mezarını yeniden yaptırmak istiyorum.” diyor, mermer taşlarla yeni bir mezarlık yaptırıyor. Şimdi, arkadaşlar, siz onu öyle yaptırdığınız takdirde o mezarın geçmişini de yok ediyorsunuz. Dolayısıyla, bu gibi değişimlerde belediyelerimizin olsun, Çevre ve Şehircilik Bakanlığımızın olsun, Kültür Bakanlığımızın olsun çok dikkatli olması lazım, bu gibi konulara izin vermemesi lazım ve koruma altına alması lazım.

Dolayısıyla, şimdi, “Aydınlar” ismi verilmiş, evet, tamamdır; “Tillo” ismi veriliyormuş, tamamdır ama hangi anlama geliyor, hangi bölgelerde hangi isimleri değiştireceksiniz, bunun farkında değilsiniz. Dolayısıyla, bunu o şekliyle düşünmemiz lazım.

Şimdi, az önce, Balkanlardan gelen insanlarla ilgili konuşuldu. Şunu özellikle belirteyim: Balkanlardan gelen insanların çoğunluğu Türk’tür, Türk asıllıdır çünkü Balkanlarda, Rumeli’de “Rumeli Yörükleri” diye çok geniş bir nüfus vardır. Çünkü, Rumeli Yörükleri Rumeli’nin fethiyle birlikte nakledilmiştir, geri hizmette tutulmuştur yani kale yapımında, hendek yapımında, silah yapımında kullanılmıştır Yörükler ama bu insanlar, toprakların kaybedilmesiyle beraber asıl ana vatan olan Anadolu’ya göç etmişlerdir.

Yalnız şunu da özellikle belirteyim: Biz bir imparatorluk bakiyesiyiz Türkiye Cumhuriyeti olarak. Gerek Kafkasya’dan gerek Balkanlardan gelen insanlarımızın hepsi de Türk değildir; içinde Boşnak’ı da vardır, Arnavut’u da vardır, Bulgar’ı da vardır, Kafkasya’dan gelenlerde de keza… Şimdi, siz, bu insanlar buraya geldiler diye bunları dışlayamazsınız, hangi unsurdan olursa olsun dışlayamazsınız. Onlar bu ülkeyi benimsemişler ve buraya gelmişlerdir.

Şunu söyleyeyim size: Yaptığım araştırmalara göre, Kafkasya’dan ve Balkanlardan gelen insanların bugünkü Türkiye Cumhuriyeti’ndeki yüzdesi nedir biliyor musunuz? Yüzde 35’tir. Dolayısıyla, siz  ne yaptığınızı zannediyorsunuz? Yüzde 35’tir. Ta Diyarbakır’a kadar, Doğu Anadolu’ya kadar her yerde bunlar vardır, Girit göçmenlerinden sadece mübadiller değil Balkanlardan gelenler de. Yüz binlerce, milyonlarca insan gelmiştir, yollarda kırılmıştır bunlar hastalıktan veya saldırılardan dolayı. Ama, bu insanlar o topraklarını, vatanlarını kaybetmiştir. Dedesinin, babasının, annesinin, karısının mezarını orada bırakıp gelmiştir.  Onların acılarını paylaşmak zorundasınız. Buraya gelmişlerdir, vatan olarak gördükleri için Anadolu’ya yerleşmişlerdir ama siz bunları ne “göçmen” diye adlandırabilirsiniz ne de bunları “muhacir” diye adlandırabilirsiniz. Bunlar Türkiye’nin özbeöz vatandaşlarıdır, en az benim kadar, en az  sizin kadar bu ülkede, bu topraklarda hakkı olan insanlardır.

Hatta şunu söyleyeyim: Lozan Antlaşması eğer azınlıklar statüsünü belirlememiş olsaydı Ermeni, Rum ve Yahudiler için… Bunlar bence Batı’nın bizim toplumumuza yaptığı en büyük hatadır çünkü bizim toplumumuz içerisinde azınlık statüsünde insan olmaması gerekir. Onlar da bu ülkede benim gibi doğmuştur, onlar da bu ülkenin insanlarıdır. Dolayısıyla, burada konuya bu şekliyle bakmasını bilelim. “Efendim Kürtler, Kürtler…” deyip de belli bir ayrımcılığa gidip ondan sonra başkasını ırkçılıkla suçlamayalım. Türkiye Cumhuriyeti’nde yaşayan kim varsa kardeşim, ismi, cismi, ırkı, inancı söz edilmeksizin bu ülkenin vatandaşıdır, bu ülkenin insanıdır. Dolayısıyla, yaklaşımımız bu ülkenin insanı olarak olmalıdır.

Hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan…

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Sayın Başkan…

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın hatibin bir sorusu vardı, eserleri soruyordu.

BAŞKAN – Ay, onu kendisine söyleyin ne olur. Sabahtan beri yani…

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Hayır, sadece…

BAŞKAN – Saat ikiden beri…

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Ama hatip…

BAŞKAN – Çok güzel bir dil kullandı.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Hayır, hayır Sayın Başkan…

BAŞKAN – Şimdi size bakacağım, sizi dinleyeceğim ama Sayın Kaplan, çok güzel bir dil kullandı, dikkatle izledim çünkü yani kimseyi rencide edici bir laf etmedi.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sadece şunu sordu: “Türkiye’de eğer Kürtler varsa eserleri olurdu.” dedi.

BAŞKAN – Onları reddetmedi. Yok, “Kürtler varsa” demedi.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Tutanaklara geçsin.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – “Varsa gösterir misiniz?”

BAŞKAN – O zaman, tutanaklara geçirin çünkü şimdi Sayın Baluken’i dinleyeceğim.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

11.- Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın, Kayseri Milletvekili Yusuf Halaçoğlu’nun 492 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin tümü üzerinde MHP Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

 

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkanım, şimdi, hatip “Varsa gösterin.” diye bize soru yönelttiği için ben hem görsel hem de üç tane yer sayacağım: İshak Paşa Sarayı’nı, Malabadi Köprüsü’nü, İstanbul, Diyarbakır (Amed) On Gözlü Köprü, Silvan Köprüsü’nü ve Medresa Sor’u Türk Tarih Kurumu Başkanlığı yapmış sayın hatibin çok iyi bilmesi lazım. Bu, Kırmızı Medrese, Cizira Botan…

ADİL ZOZANİ (Hakkâri) – “İyi şeyleri Kürtler yapamaz!”

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Yani bu eserleri göz göre göre… Yani tarih çarpar adamı, tarihî gerçekler adamı çarpar. Ben bunu ifade etmek istiyorum.

BAŞKAN – Tamam, kayıtlara da girdi, teşekkür ederim.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Sayın Başkan, sayın hatip konuşması sırasında “Kürdistan” diye bir bölgenin olmadığını, Kürtlerin tarihinin aslında olmadığını…

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Anadolu’da yok dedim.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – …Anadolu’da olmadığını ifade etti. Dolayısıyla, grubumuzun Genel Kurulu yanlış bilgilendirdiğini söyledi, ona cevap vermek istiyorum.

BAŞKAN – Buyur, buyur kardeşim.

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

8.- Bingöl Milletvekili İdris Baluken’in, Kayseri Milletvekili Yusuf Halaçoğlu’nun 492 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin tümü üzerinde MHP Grubu adına yaptığı konuşması sırasında BDP Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

 

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Aslında, bu yapılan konuşmayı muhatap alıp buradan cevap verme gereği duymuyordum ama tabii, konuşma öyle bir noktaya geldi ki “Kürt yok, Kürtler yok, Kürdistan yok ve Alevi yok.” noktasına geldi. Şimdi, sayın hatip burada bilimsel bir çerçeve üzerinden…

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Öyle çarpıtmayın, öyle bir şey yok!

ÖZCAN YENİÇERİ (Ankara) – Onu siz saptırıyorsunuz ya!

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – … konuştuğunu söylüyor ama bakın, Türk Tarih Kurumu başkanıyken de o dönem sayın hatip şöyle söylüyor: “Kürtlerin yapısal özellikleri incelendiğinde bunların Türkmen olduğu, Kürt Alevilerinin de yapısal incelemeleri yapıldığında Ermeni dönmesi olduğu görülür.” diyen birisidir. Şimdi, “bilim” dediğiniz şey buysa biz o bilimi kabul etmiyoruz. Sizin de buraya gelip yıllardır bilim olarak ortaya koymuş olduğunuz tekçi tezleri bize pozitif bilim olarak sunma hakkınızın olmadığını düşünüyoruz.

ÖZCAN YENİÇERİ (Ankara) – Pozitif değil, sosyal bilim zaten.

İDRİS BALUKEN (Devamla) - Kürdistan tarihi ile ilgili Sultan Sencer döneminden, Selçuklular dönemindeki Sultan Sencer döneminden, Yavuz Sultan Selim’in İdrisi Bitlisi’ye yazdığı mektuptan Mustafa Kemal’in bu ilk kurucu Meclisteki tutanaklarına kadar her şeyi inceleyebiliriz ama şöyle bir kazanım ortaya çıktı: 2 parça Kürdistan’ı kabul etti.

ADİL ZOZANİ (Hakkâri) - 3 parça, 3, 3.

İDRİS BALUKEN (Devamla) - Yani, Güney Kürdistan’ı ve Rojhilatı, Doğu Kürdistan’ı kabul etti.

ADİL ZOZANİ (Hakkâri) - Rojava’yı da kabul etti.

İDRİS BALUKEN (Devamla) - Bu da bir gelişmedir. En azından bundan sonraki süreçte bu tezler çürüdükçe tarihî olarak Kürdistan bölgesinin şu anda 4 parça olarak Kürtlerin yaşadığı ana vatan, ana topraklar olarak bu kürsüden kabul edileceğinin işaretini vermiş oldu, bu da önemli bir gelişmedir.

Bir cümle de Dersim’le ilgili: Ben kendim de Zazayım. “Der” Zazacada kapı demektir, “sim” gümüş demektir. Dolayısıyla, Dersim’de de, yoğunluklu olarak Zaza Kürtlerinin yaşadığı yerde de Dersim’in anlamı son derece açıktır.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Farsçadan geçtiğini söyledi Hocam.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Sayın Başkan, söz  almam gerekiyor.

BAŞKAN – Buyurun.

9.- Kayseri Milletvekili Yusuf Halaçoğlu’nun, Bingöl Milletvekili İdris Baluken’in sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

 

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; şimdi, az önce çıkan hatip benim deminki söylediklerimi bile çarpıttı. Kaldı ki Tarih Kurumu başkanıyken söylediğim şey aynen şöyleydi: “Kendisini Kürt olarak bilen birçok insan aslında Türkmen asıllı.” dedim. Bunda da ısrar ediyorum ve ispat etmem çok zor bir şey değil.

İkincisi, yine kendisini Kürt, hatta Kürt-Alevi gösteren Ermeni dönmeleri vardır dedim. Bakın, Alevi Kürtler Ermeni dönmesidir demedim, benim sözüm çok farklı: Kendisini Kürt, hatta Kürt-Alevi gösteren Ermeni dönmeleri vardır dedim. İsterseniz köy köy sayayım, isim isim sayayım, mahalle mahalle, ev ev sayayım istiyorsanız, ister misiniz? (BDP sıralarından “Say, say” sesleri) Tunceli’yi de sayayım, Batman’ı da, her tarafı sayayım.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – O sizin yazdığınız tarihte öyledir. Bizim tarihimiz ortada, nettir. O senin yazdığın tarihtir. Yıllarca o tarihi o koltukta oturup sen yazdın.

YUSUF HALAÇOĞLU (Devamla) – Şimdi, bakın, ben sizin gibi ırkçılık yapmıyorum, ben onları saymıyorum ama benim söylediğim aynen budur.

İkincisi, Kürdistan yoktur demedim, tam tersine Kürdistan’ın neresi olduğunu anlattım.

Üçüncüsü, Kürtler yoktur demedim, aksine…

ALTAN TAN (Diyarbakır) – Orta Asya neresi, onu anlat, Orta Asya. Nereden geldiniz, onu anlat.

YUSUF HALAÇOĞLU (Devamla) - …sizin “Kuzey Kürdistan” dediğiniz coğrafyanın “Turcomania” diye batı kaynaklarında, haritalarda geçtiğini söyledim. Sizin meseleyi…

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – En başa döndük yani, “Kürt yoktur.”a, “Kürdistan yoktur.”a.

YUSUF HALAÇOĞLU (Devamla) - …önce konuşulan şeyi anlamanız gerekir. Bunu anlamanızı öneriyorum önce. Beni muhatap alıp almamanız hiç önemli değil. Hani Laz’a sormuşlar: “Bu adamın sana şu kadar borcu var.” Adam demiş ki karşısında: “Ben bunu tanımıyorum.” Onun üzerine bizim Temel demiş ki: “Ben onu hiç tanımıyorum.”

ADİL ZOZANİ (Hakkâri) – Tarih anlatımınız da bize anlattığınız tarih gibiyse…

YUSUF HALAÇOĞLU (Devamla) – Şimdi, beni muhatap alıp almamanız hiç önemli değil. Siz kendi dünyanızda o tartışmayı yapın.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Bizim tarihimiz ortadadır, ortada.

YUSUF HALAÇOĞLU (Devamla) – Ama ben bir şey söylüyorum, demin söylediğim İshak Paşa Sarayı dâhil hepsine mimari yapı, üslup olarak bakın, hangi sanat tarihçisine sorarsanız sorun dünyanın neresinde, hepsi…

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Yani “Kürt yoktur.” mu diyorsunuz, oraya mı geldiniz?

YUSUF HALAÇOĞLU (Devamla) - …tamamen Selçuklu, Osmanlı mimari tarzıdır. İstediğiniz kadar “Şunlar şuna ait.” deyin siz. Güneydoğu’da bir tane var mı? Artuklu, Selçuklu…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Zaten Kürt de yoktur, değil mi?

YUSUF HALAÇOĞLU (Devamla) - …Osmanlı eserleridir hepsi, köprüler de dâhil olmak üzere.

Hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Başkan, şuradan bir şey söyleyeyim.

Şimdi, bakın, Kürt dili, kültürüyle ilgili “Yok” diyor. Peki, Osmanlıda 4 tane üniversite… (MHP ve BDP sıralarından karşılıklı konuşmalar)

HASİP KAPLAN (Şırnak) – İncebelek, Mem u Zin, Fakiye Teyran… Sayayım mı? İshak Paşa Sarayı, Medresa Sor…

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Dersim adı Farsçadır.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Hocam, Zazaki… 

BAŞKAN – Sayın Halaçoğlu, bir saniye…

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Yani Farsça isim için söylüyorum.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Olur mu ya, ne Farsçası ya, Zazaki benim ana dilimdir ya.

SIRRI SAKIK (Muş) – Tutanaklara geçmesi için söylüyorum. Osmanlıda 4 tane üniversite… (MHP ve BDP sıralarından karşılıklı konuşmalar)

ÖZCAN YENİÇERİ (Ankara) – Yani Farsçadır, oradan geçmiş.

BAŞKAN – Sayın Yeniçeri, lütfen… Ben duymuyorum Sayın Yeniçeri, bir dakika…

ADİL ZOZANİ (Hakkâri) – O zaman sizin dilinize geçen kavramların hepsini çıkarırsak bir şey kalmıyor.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Türkiye Cumhuriyeti’nin ismi bile Türkçe değildir. Buraya mı geleceğiz yani?

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Niye, “cumhuriyet” kelimesi Türkçe değil diye mi?

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Tabii, değil işte, cumhuriyet Türkçe değil.

SIRRI SAKIK (Muş) – Osmanlı döneminde 4 tane üniversite… İstanbul, Urfa, Van ve Diyarbakır’da Kürt dili ve edebiyatı üzerine eğitim veren üniversiteler nedir, sayın bilim adamı onu açıklasın. Osmanlı Döneminde, bakın, 4 tane il söylüyorum ve buralarda üniversite var ve burada Kürtçe eğitim veriliyor.

BAŞKAN – Evet.

ALTAN TAN (Diyarbakır) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Tan…

ALTAN TAN (Diyarbakır) – Sayın Başkan, benim bir teklifim var. Sayın Halaçoğlu ve benzeri fikirde olanlar her gün bir saat Mecliste konuşsunlar, biz de gidip evimizde yatalım. Sadece uykuda olan… (MHP sıralarından gürültüler)

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Sen bilirsin, senin bileceğin iş!

ALTAN TAN (Diyarbakır) – …namus ve haysiyet sahibi Kürtler varsa, bunlar için çok uyarıcı, her gün konuşsunlar, her gün!

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Ya, sen televizyon dışında zaten hep evde yatıyorsun! Bir televizyona çıkıyorsun, bir evde yatıyorsun, başka bir şey yaptığın yok!

ALTAN TAN (Diyarbakır) – Her gün konuşsunlar, hâlâ uyuyan Kürtler varsa onlar da uyansınlar. Canlı yayından da verilsin, bizim konuşmamıza gerek yok.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Altan Tan, sen zaten evde yatıyorsun, bir de televizyona çıkıyorsun, başka bir şey yaptığın yok, Meclise de arada bir uğruyorsun! 

ALTAN TAN (Diyarbakır) – Her gün konuşsunlar her gün bunları. Keşke her gün konuşsa!

X.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

4.- Nevşehir Milletvekili Ahmet Erdal Feralan ve Siirt Milletvekili Afif Demirkıran ile 3 Milletvekilinin; Bir Üniversite Adı ile Bir İlçe Adının Değiştirilmesi Hakkında Kanun Teklifi ile Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu (2/1783) (S. Sayısı: 492) (Devam)

 

BAŞKAN – Teklifin şahıslar kısmına geçiyoruz.

Mersin Milletvekili Sayın Aytuğ Atıcı, ilk söz.

Buyurun Sayın Atıcı. (CHP sıralarından alkışlar)

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, 492 sıra sayılı, bir üniversite adı ile bir ilçe adının değiştirilmesi hakkında kanun teklifi üzerine söz almış bulunuyorum. Üniversitelerin özerkliğini savunan, üniversiteleri ticarethane olarak görmeyen ve “Demokrasi paketi açıklıyorum.” diyerek halkı kandırmayan milletvekillerini saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, bu teklif ne getiriyor? Bu teklif, “Nevşehir Üniversitesinin adı Nevşehir Hacı Bektaş Veli Üniversitesi olsun.” diyor. Olmasın mı? Tabii ki olsun, elbette. Peki, acaba bu isim değişikliğini neden yapıyorsunuz? Gerekçenizde diyorsunuz ki: “Ülkemizdeki üniversitelerin bazılarının isimlerine kıymet verdiğimiz, halkın sevdiği insanların adını verdik. Bu nedenle, bu üniversitenin adı Hacı Bektaş Veli Üniversitesi olsun.” Ve yine doğruları söylemiyorsunuz. Hacı Bektaş Veli’yi sevdiğinizi söylüyorsunuz ama sevmiyorsunuz. Hacı Bektaş Veli’yi neden sevmediğinizi anlatayım…

EBU BEKİR GİZLİGİDER (Nevşehir) – Nereden biliyorsun? Ben seviyorum, benim hemşehrim.

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Hacı Bektaş Veli’yi neden sevmediğinizi ve ona neden yakışmadığınızı anlatayım: Eğer, Hacı Bektaş Veli’yi sevseydiniz değerli arkadaşlarım, onun  felsefesini anlardınız ve yaşamınıza uygulardınız. En azından Hacı Bektaş Veli’nin felsefesini uygulayanlara da saygı duyardınız, siz uygulamasanız bile hiç olmazsa onu uygulayanlara saygı duyardınız. Onun “Eline, diline, beline sahip ol.” anlayışını benimserdiniz. Elinize sahip olup yolsuzluklara bulaşmazdınız, dilinize sahip olup halka doğruları söylerdiniz.

Hacı Bektaş’ı sevseydiniz değerli arkadaşlarım, bugün cemevlerine hakaret etmezdiniz. Hacı Bektaş’ı sevseydiniz cemevlerini ibadethane olarak kabul ederdiniz. Hacı Bektaş Veli’yi sevseydiniz değerli arkadaşlarım, Alevi köylere inadına inadına cami yaptırma hevesinden vazgeçerdiniz. Hacı Bektaş’ı sevseydiniz değerli arkadaşlarım, Alevi yerleşim yerlerine imam hatip liseleri yaptırmazdınız, “Kör parmak kör göze” der gibi. Hacı Bektaş Veli’yi sevseydiniz eğer, “İncinsen de incitme.” özdeyişinden bir anlam çıkarırdınız, yani kindar bir nesil yetiştirmezdiniz.

Şimdi anladınız mı neden Hacı Bektaş’ı sevmediğinizi, şimdi anladınız mı neden insanlara doğruları söylemediğinizi?

Peki niye bu ismi veriyorsunuz? Sevmediğiniz bir zatı muhteremin ismini neden bir üniversiteye veriyorsunuz? Çünkü Alevi yurttaşlarımızı kandırmaya çalışıyorsunuz, en basit değimiyle, Alevi yurttaşlarımızı kandırmaya çalışıyorsunuz. Yüce hünkârın adını bir üniversiteye verirseniz hünkârın adının yüceleceğini zannediyorsunuz, işte sizin anlayışınız bu kadar sığ. Hani, Recep Tayyip Erdoğan adını bir üniversiteye verdiğinizde o zatın adı yükseldi ya, zannediyorsunuz ki hünkârın adını da verirseniz hünkârın adı yükselecek, böyle bir şey yok. Ancak Hacı Bektaş’ın ismi o üniversiteye verildiğinde, o üniversiteye bir değer katar. Yani, siz, bu isim değişikliğiyle Alevilere lütfettiğinizi zannediyorsunuz, lütfen kendinizi de kandırmayın, kimseyi de kandırmayın. Çıkın burada delikanlıca, hanımefendice, beyefendice doğruları söyleyin, niçin bu ismi verdiğinizi anlatın. Alevi yurttaşlarımızın zekâsı en az sizinki kadardır ve inanın herşeyin farkındalar, yani siz kandırsanız kandırsanız ancak kendinizi kandırıyorsunuz.

Değerli arkadaşlarım, üniversitelerin yığınla sorunları varken bu sorunları çözmek yerine ha bire üniversitelerin adını değiştirmeye çalışıyorsunuz. Üniversitelerin adını değiştirmekle üniversitelerin sorunları çözülecekse topyekûn, hepsinin adını değiştirelim. Orta Doğu Teknik Üniversitesindeki öğrencileri artık dövmeyecekseniz, onlara gaz bombası atmayacaksanız, onları hastanelik etmeyecekseniz değiştirelim. Ne var, Orta Doğu’nun adını değiştiririz, başka bir üniversite yaparsınız, çok zor bir şey değil. Ama bu sorunlar üniversitenin adının değişmesiyle değişmeyecek, tıpkı Hacı Bektaş Veli Üniversitesi adını vererek Alevilerin sorunlarını çözemeyeceğiniz gibi. Eğer Diyarbakır’da Dicle Üniversitesindeki öğrencileri yok yere artık tutuklamayacaksanız, “Ben Kürtüm.” dediği için onlara eziyet etmeyecekseniz, “Ben Aleviyim.” dedi diye onlara eziyet etmeyecekseniz, onları inançları ve etnik kökenleri nedeniyle aşağılamayacaksanız, buyurun, Dicle Üniversitesinin de adını değiştirelim, bizce hiçbir mahzuru yok. Ama siz, isim değiştirerek üniversitelerin hiçbir sorununu çözemeyeceksiniz.

Değerli arkadaşlarım, üniversitenin adını değiştirince üniversitenin dili mi açılıyor, üniversiteler konuşuyor mu? Susturdunuz üniversiteleri, sadece ve de sadece AKP zihniyetini övenler konuşabiliyorlar. Sizin zihniyetinizin aksine konuşanlara dünyayı dar ediyorsunuz. Utanç verici! Utanç verici bir tabloyu getirdiniz, bu güzel ülkeye bıraktınız.

Hani YÖK’ü kaldırıyordunuz değerli arkadaşlarım, hani YÖK’ü kaldırıyordunuz! Benim bildiğim, laf ağızdan çıkar ve ağızdan çıkan laf onurlu insanları bağlar. Başbakan “YÖK’ü kaldıracağız.” dedi mi, demedi mi? Allah aşkına, çıkın, “Demedi.” deyin. Ne yaptı peki, kaldırdı mı? Hayır, kaldırmak yerine kendine benzetti. İşte, sizin üniversitelere yaptığınız tahribat bu kadar ağır.

Kendi emirlerinizi uygulamayan, AKP’nin borazanlığını yapmayan herkesi içeri atıyorsunuz, hocaları da kendi borazanlığınızı yapmaya zorluyorsunuz.

Hapisteki öğretim üyelerine bakıyorum, içim acıyor. Türkiye’nin en değerli öğretim üyelerini aldınız, yok yere hapislere tıktınız. Hapisteki öğrencilere bakıyorum, gidip onlarla konuşuyorum; pırıl pırıl gözleri var, tıpkı benim evladım gibi ama o insanları içeride gördükçe gerçekten içim sızlıyor. Gerçek anlamda bir üniversitenin adıyla madıyla uğraşılmaz; binanın yapısıyla, rengiyle, merdiveninin rengiyle uğraşılmaz. Gerçek anlamda üniversite hepimize yön verir. Birçoğumuz üniversitelerden mezun olduk, geldik buraya. Üniversiteler bize yön verdi arkadaşlar. Şimdi biz kalkmışız, küçücük aklımızla, üniversitelere yön vermeye çalışıyoruz. İşte AKP’nin yaptığı en büyük sorunlardan, en büyük problemlerden bir tanesi budur. Öğretim üyelerinin geldiği durum bunun en önemli göstergesi. Öğretim üyeleri sizin yüzünüzden derslere girmek istemiyor. Merdivenlerde karşılaştığım genç bir öğretim üyesi arkadaşıma “Hayırdır, nereye gidiyorsun?” diyorum, “Allah kahretsin, yine derse gireceğim.” diyor. Neden biliyor musunuz? Çünkü onları “performans” denen bir sisteme, bir illete mahkûm ettiniz, artık öğrencilere ders vermek istemiyorlar; artık öğrencilere pratik uygulamalarda bildiklerini aktarmak istemiyorlar, başka işler yapmak istiyorlar; tıp fakültesinde olan hasta bakmak istiyor, mühendislikte olan piyasaya iş yapmak istiyor. Üniversitelerin ismini değiştirerek üniversitelerin bu sorunlarını çözemezsiniz.

Değerli arkadaşlarım, üniversitelerde araştırma yapılıyor mu? Değiştirdiniz Nevşehir Üniversitesinin adını, araştırması mı artacak? Artmayacak.

Bakın, şimdi sizlere bazı rakamlar vereceğim ve bu rakamlara baktıktan sonra benim ne demek istediğimi anlayacaksınız. Bakın, okuma becerisinde 34 OECD ülkesi içerisinde 32’nciyiz, dokuz yılda bir adım ileri gidemediniz, bir adım. “Eğitimde şunu yaptık, bunu yaptık, 4 tane bakan, 5 tane bakan değiştirdik...” Her gelen bakan “Ben devrim yapacağım.” diye buraya çıktı. Ne oldu? Dokuz yılda, okuma becerisinde bir adım ileri gidemediniz. Eğitim harcamalarında 34 ülke arasında 33’üncüyüz arkadaşlar. Bunları ben söylemiyorum, gidin OECD rakamlarına bakın. Nüfusun ortalama eğitim yılı altı buçuk yıl. OECD ülkelerinin sonuncusuyuz arkadaşlar, hayırlı uğurlu olsun! Dünya demokrasi endeksinde 89’uncu sıraya bizi gerilettiniz. Özgür ülkeler arasında 112’nciyiz. Basın özgürlüğü araştırmasında 138’inciyiz dünya ülkelerinde. Yolsuzlukta ise 10 puan üzerinden 4,4 puanla 56’ncı sıradayız. Bakın, bunların hepsi sizin eseriniz, övünebilirsiniz. Küresel barışta 127’nciyiz, kırmızı listedeyiz. İnsani gelişmişlikte 93’üncü sıradayız. Genel eşitsizlikte 84’üncü sıradayız, cinsiyet eşitsizliğinde 77’nci, OECD’nin sonuncusuyuz. Eğitimde eşitsizlikte 102’nci, gelirde eşitsizlikte 65’inci… Say say bitmiyor, içim karardı.

Üniversitenin adını değiştirerek hiçbir iş yapamazsınız. Gelin, kendinizi kandırmayın değerli milletvekilleri.

Saygılarımla. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Atıcı.

Şahıslar adına son söz, Manisa Milletvekili Sayın Selçuk Özdağ.

Buyurun Sayın Özdağ. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

SELÇUK ÖZDAĞ (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Bir Üniversite Adı ile Bir İlçe Adının Değiştirilmesi Hakkında 492 Sayılı Kanun Teklifi’nin lehinde şahsım adına söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Coğrafik yer isimleri doğal, sosyal ve kültürel ortamlardan etkilenirler. Anadolu coğrafik konumu sebebiyle binlerce yıldır farklı kültürlere ev sahipliği yapmıştır. Bu özelliğinden dolayı yer adlarından her biri farklı kültürün izlerini taşıyabilir. Türkiye’deki coğrafik yer isimlerinde değişiklik yapılması sadece bugün yapılan bir iş değildir. Osmanlının son döneminden bugüne kadar 30 bin civarında coğrafik yer ismi değiştirilmiştir. Bu değiştirilen isimlerin yerine verilen yeni isimler bazen o yörede yaşayan insanlar tarafından hemen kabullenilmiş, bazen de aradan uzun yıllar geçmesine rağmen kabullenilmemiştir. Demokratikleşme paketi içerisinde yer alan hususlardan biri de bazı yer isimlerinin değiştirilmesidir. Bu çerçevede, uzun yıllar boyunca Tillo ismiyle anılan ve daha sonra Aydınlar olarak ismi değiştirilen ilçemizin isminin yeniden Tillo olarak değiştirilmesi gündemimize alınmıştır. Yine, bu teklif Nevşehir Üniversitemizin isminin de Nevşehir Hacı Bektaş Veli Üniversitesi olarak değiştirilmesini öngörmektedir.

Demokratikleşme sürecinin devam edeceğini, toplumsal değişmelere paralel olarak ihtiyaç oldukça yeni paketlerin gündeme gelebileceğini Sayın Başbakanımız ifade etmiştir. Haberleşmenin gelişmesi, İnternet teknolojisinin yaygınlaşması ile birlikte sosyal değişmeler hızlanmıştır. Her gün değişen bir toplumun değişmeyen yasalarla yönetilebilmesi mümkün değildir. Önemli olan, yasaları değişimin yönüne göre ayarlamak, siyaseti ihtiyaçlara göre tanzim etmektir.

Değerli milletvekilleri, Türkiye Cumhuriyeti devleti 780 bin kilometrekarelik vatan topraklarından ibarettir. Biz bu coğrafyaya 960’lı yıllarda geldik. Geldiğimizde bu coğrafyada Süryaniler, Rumlar ve Ermenilerle karşılaştık. 1071 Malazgirt Meydan Muharebesi’yle de bu coğrafyayı vatanlaştırdık. Ardından büyük imparatorluklar kurduk Selçuklu gibi, Osmanlı gibi. Bin yıldır bu topraklardan geçen her imparatorluğun ve devletin kültürünü bize ait kılarak bizleştirdik, bizim kültürümüz hâline getirdik.

Ülkemizde hiçbir şehir, bölge etnik veya mezhepsel sıfatla tanımlanamaz. Manisa ne kadar Manisalılarınsa o kadar da Diyarbakırlıların, o kadar da Trabzonlularındır. Diyarbakır ne kadar Diyarbakırlılarınsa o kadar da Manisalılarındır. İsimler coğrafyanın tapusudur. AK PARTİ ve Hükûmetimiz bunun bilincindedir. AK PARTİ kimseye üzerinde yaşadığımız coğrafyanın tapusunu vermeyecektir. Yaptığımız şey, sadece, topluma mal olmuş, toplumun bütün kesimleri tarafından kabullenilen bir ismi iade etmekten ibarettir. Etnik sahiplik ve aidiyete sebep olacak isimlendirmeler gündemimizde yoktur.

Anadolu topraklarına “Türkiye” ismini Batılılar “Türklerin yaşadığı yer” anlamında vermişlerdir ve bu topraklarda biz bütün kültürel değerlerden istifade ederek bize ait olan bir kültür ve medeniyet inşa ettik. Bu medeniyetin adına zaman zaman “gözyaşı medeniyeti”, zaman zaman “ilmihâl medeniyeti”, zaman zaman “kitap medeniyeti”, zaman zaman “Türk-İslam medeniyeti”, zaman zaman da “Türk medeniyeti” adını verdik.

Değerli milletvekilleri, gerek Osmanlıyı gerek Selçukluyu gerekse Artukluları kuran asıl unsur Türkler olmakla beraber, tebaası Türklerle Araplardı, Kürtlerdi, Süryanilerdi ve Bizans’ın zulmünden kaçan Ermenilerdi. Devletlerimizin kurucuları Türklerdi. “Türk” bir kavmin adı, “Türk” bugün bir kültürün adı, “Türk” bugün bir vatandaşlığın adıdır. Her millet bir isimle tanımlanır.

AYTUN ÇIRAY (İzmir) – Başbakan öyle demiyor ya!

SELÇUK ÖZDAĞ (Devamla) – Bu ülkeden başka bir ülkeye giden kişi ve heyetler Türk milletinin bir parçası olarak tanımlanır. İçimizde yaşayan her etnik ve mezhepsel yapının inkâr edilmeden, asimile olmadan yaşaması ve yaşatılması dün de vazifemizdi, bugün de vazifemizdir.

Değerli milletvekilleri, ortak kimliğe sahip olmayan topluluklar ortak duygu ve tavırlar meydana getiremezler. Onun için, devletler ortak bir kimlik oluşturmak için bütün güçlerini seferber etmişlerdir. Ortak kimlik, ortak tarih, kültür, ortak dil ve alfabeyle oluşur. Ünlü sosyolog Gellner ortak kimlik geliştirmede eğitimin en önemli faktör olduğuna işaret etmiştir. Tarih, dil ve alfabe gibi kimlik oluşturmanın ana unsurları ancak eğitim yoluyla verilebilir. Tarih, ortak bir geçmişten geldiğimizi gösteren, mazide kurulan bağları atiye taşıyan bir köprüdür. Tarih, bize ortak değerlerimizin, hatıralarımızın bir dökümünü verir. Bize hep aynı süreçlerden geçtiğimizi hatırlatır; ortak isimler, ortak hatıralar yoluyla aramızda duygusal bir bağ ve ona bağlı olarak bir kimlik kurmaya yardımcı olur.

Ortak kimlik oluşturmanın bir diğer önemli unsuru da ortak vatan algısıdır. Vatan, sadece üzerinde yaşadığımız coğrafyayı işaret etmez, aynı zamanda tahayyül ettiğimiz coğrafyayı da kapsar. Çoğu zaman idraklerimize giydirdiğimiz vatan ile üzerinde yaşadığımız vatan farklıdır. Hayallerimizdeki vatan, içinde yaşadığımızı da içine alır ama ondan daha büyük bir alanı ihata eder.

Değerli milletvekilleri, Türkiye Cumhuriyeti devletini kurduktan bir süre sonra çok partili hayat denemesi olmuş fakat akamete uğramıştır. Cumhuriyeti demokrasi ile taçlandırmak 1946 yılında ve o günden bugüne kadar rahmetli Adnan Menderes ve diğer siyasiler ve rahmetli Turgut Özal ile demokratikleşme hamleleri sürdürülmüştür. Millet artık sandığa kadar aktör, sandıktan sonra figüran değildir. Vesayetçilere artık prim verilmemektedir. Türkiye demokratikleşiyor. Demokratikleştikçe de halkın nabzını tutan bir anlayış hâkim kılınıyor.

AK PARTİ, on bir yıllık iktidarında demokratikleşmenin ve siyasetin alanını genişletmeye çalışmış; insan hak ve özgürlüklerini daha ileri noktalara taşımanın, fikir hürriyeti, teşebbüs hürriyeti ve inanç hürriyetini 76 milyona şamil kılmanın çabası içerisinde olmuştur.

Değerli milletvekilleri, geldiğimiz noktada olağanüstü hâlin kaldırılması, gözaltı sürelerinin kısaltılması; yargıda, eğitimde, sağlıkta birçok reformun yapılması demokrasiye inancımızın göstergeleridir. Demokrasi cumhuriyetle, cumhuriyet demokrasiyle bir anlam ifade eder.

Katsayı adaletsizliğinin kaldırılmış olması, inanç hürriyeti noktasında üniversitelerde başörtüsü probleminin ortadan kaldırılması; darbe dönemlerinin, insan hak ve özgürlüklerinin hukuki, ekonomik yaralarının sarılması; darbeleri araştırma komisyonunun kurulması, kamuda başörtüsü serbestliğinin getirilmesi gibi çalışmalarımız demokratikleşme konusundaki samimiyetimizi gösterir.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Seni disipline vermesinler!

SELÇUK ÖZDAĞ (Devamla) – Değerli milletvekilleri, kültür dünden bugüne bir milletin yaşam biçimi ve her alanda biriktirdiklerinin toplamıdır. Dün Tillo isminin Aydınlar olarak değiştirilmesi yanlıştı. Yaşayan isimler bize aittir. Biz dili statik değil, dinamik kabul ederiz. Değişime, gelişime ve dönüşüme inanırız. İnsanlar gibi milletler de terakki ederler. Yaptıklarımız makul, insani ve meşru taleplerin karşılanmasından ibarettir.

HASAN ÖREN (Manisa) – Nasılsa seçmenler dinlemiyor!

SELÇUK ÖZDAĞ (Devamla) – Bu yaptıklarımız devletin varlık ve birliğini koruma yönündeki hakkını ortadan kaldırmaz. Toplumun talepleri, insanların toplumdan talepleri insan haklarına ve demokrasiye uygun olduğu kadar üniter yapımıza halel getirecek evsafta olmamalıdır. Bu yaptıklarımız da üniter yapımıza halel getirecek şeyler değildir. Ülkenin birlik ve bütünlüğünü koruma yönünde bir tedbir, ayrıştırma ve çatışma yönündeki her çabaya karşı demokratik bir duruştur. Yaptıklarımız kimseye verilen bir taviz değildir, insani ve hukuki taleplere bir cevaptır.

Değerli milletvekilleri, dilimize mal olmuş, Türkçemize mal olmuş, milletimiz tarafından anlaşılan her kelime, her isim bizimdir. Bunlar velev ki Arapça, Farsça, İngilizce, Süryanice veya Kürtçe olsun, fark etmez; hepsi bizimdir. Birilerinin dediği gibi, “İzmir’i Smyrna, İstanbul’u Konstantinopolis mi yapacaksınız?” sorusu doğru bir soru değildir. İzmir’in Smyrna, İstanbul’un Konstantinopolis olması toplumun geneli itibarıyla talep edilen bir konu değildir. Adı İzmir olan vatan parçası bizim, Smyrna olan bizim değildir. İstanbul olan vatan parçası bizim, Konstantinopolis olan bizim değildir. Coğrafyanın bir kısmını dışlayarak, üniter yapıya zarar vererek, farklılıklarımızı ön plana çıkararak, yaşayan isimler dışında isimler dayatarak gelinen talepler makul değildir, karşılık bulmayacaktır, bunlara prim verilemez. Ama, uzun yıllar Tillo olan bir ismi yeniden o ilçemize vermek makul bir taleptir.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Trilye gibi mi?

SELÇUK ÖZDAĞ (Devamla) – AK PARTİ, bizi önce farklılaştırıp sonra çatıştırmak, sonra da bölmek isteyenlerin planlarını kolaylaştıracak hiçbir işe imza atmaz. Demokrasi, ortak bir yaşama zemini oluşturmanın aracıdır. Kimseyi memnun etmek için Türkiye’nin birliğinden, bütünlüğünden taviz vermeyiz. Yapacaklarımız bölünmenin ve çatışmanın zemini olacak şeyler değildir; yaptığımız, demokrasiyi muhkemleştirmek, ileri demokrasiyle tanıştırmaktır.

Değerli milletvekilleri, Aydınlar ilçesinin ismini yeniden Tillo ismine dönüştürmenin yanında Nevşehir Üniversitemizin isminin de Nevşehir Hacı Bektaş Veli Üniversitesi olarak değiştirilmesi çok yerinde bir talep ve öneridir. Hacı Bektaş Veli Hazretleri, bu toprakların vatanlaştırılmasında ve İslamlaştırılmasında önemli rol oynamış, Alevi-Bektaşi ve Sünni geleneğinden gelen, herkesin kendisine büyük bir saygı ve sevgi beslediği bir değerdir. Onun için, hayatının bir kısmını geçirdiği ve mezarının olduğu bir ilimizdeki üniversitenin isminin, Nevşehir Hacı Bektaş Veli Üniversitesi olarak değiştirilmesi çok makul bir şeydir. Bunun örneklerini Burdur Mehmet Akif, Ankara Yıldırım Beyazıt, Kahramanmaraş Sütçü İmam, Manisa Celal Bayar’da görmekteyiz. Onun içindir ki Hacı Bektaş Veli Hazretleri gibi milletimiz için önem taşıyan ve Anadolu’nun manevi mimarlarından olan bir şahsiyetin ismini bir üniversiteye vermek güzel bir gelişmedir.

Korkularımızla bir ülkeyi yönetmek mümkün değildir. Milletimizden gelen makul talepler çerçevesinde bir yerin isminin değiştirilmesi, vatanın ve milletin bölünmez bütünlüğüne halel getirmez, bilakis orada yaşayan insanımızı devletine daha da bağlar.

Bu duygu ve düşüncelerle, teklifin hayırlı olmasını diliyor, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Özdağ.

Soru-cevap işlemine geçiyorum.

Sayın Genç…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Bu Nabi Bey okullara bir genelge göndermiş, diyor ki: “Bu Mavi Marmara olayında Gazze’ye giden İHH’ye ‘Her Sınıfta Bir Yetim Projesi’ni yapacaksınız ve her sınıftan 90 lira para toplayacaksınız. Bunları elden vereceksiniz veya banka hesaplarına yatıracaksınız.” Bu nereden çıkıyor? Bu parayı nasıl harcayacaksınız? Bu yetkiyi nereden alıyorsunuz? Yine yeni bir Deniz Feneri olayında kendinize, Tayyip Erdoğan’a ve çevresine yeni bir kaynak mı oluşturmaya çalışıyorsunuz?

Ayrıca da bu Nevşehir ismine Hacı Bektaş Veli… Aslında Hacı Bektaş Veli sizin ağzınıza yakışmıyor çünkü siz Hacı Bektaş sülalesinden gelen, inancından gelen insanların hepsini tasfiye ettiniz, hiçbir yerde görev vermediniz bunlara ve devlet dairelerinden tasfiye ettiniz. Ondan sonra insanların aklını çelmek için böyle bir şeylere giriyorsunuz.

Bakın, cemevlerini daha ibadet yeri saymayan bir zihniyet Hacı Bektaş’a ne saygı duyacak!

BAŞKAN – Sayın Fırat…

SALİH FIRAT (Adıyaman) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Evet, yıllardır özlemini çektiğimiz Türkiye’de gerçek demokrasiye geçişi AK PARTİ Hükûmeti döneminde yaşıyoruz. 30 Eylülde açıklanan demokratikleşme paketiyle, ülkemizin yıllardır beklentisi olan, ellerinden alınan, gerçek, orijinal isimlerinin tekrar iade edilmesi için bir sembol olan “Tillo” isminin verilmesi olumlu bir harekettir, destekliyorum.

Ayrıca, yine, Nevşehir Üniversitesinin isminin de Hacı Bektaş Veli Üniversitesi olarak değiştirilmesi de Türkiye’de yaşayan Alevi kardeşlerimizin duygularına hitap eden, AK PARTİ’nin onlara karşı duyarlılığını ifade eden, sembolik bir harekettir; takdirle karşılıyorum.

Teşekkür ederim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar, CHP sıralarından gürültüler)

ERDAL AKSÜNGER (İzmir) – Bravo!

BAŞKAN – Sorunuz yok yani.

Sayın Kaplan…

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Sayın Bakan, demin kürsüde bir talepte bulunmuştum, bizim kanun teklifimiz olduğunu, 7 Ekim 2011’de verildiğini ve Türkiye’de yapılacaksa bütün değiştirilen isimlerle ilgili teklifin bütün olarak alınması gerektiğini söylemiştim. Daha sonra tekliflere baktım, benimkinin dışında Sayın Altan Tan’ın da Erzurum iliyle ilgili, ilçeleriyle ilgili teklifi olduğunu gördüm; aynı şekilde, Sayın Adil Zozani’nin de benzer teklifi olduğunu gördük. Sayın Komisyonunuz sadece AK PARTİ’ye mi çalışıyor, yoksa Meclise mi çalışıyor? Meclise çalışıyorsa İç Tüzük’ün gereğinin yerine getirilip bütün bu tekliflerin birleştirilmesi gerektiğini düşünüyoruz. Aksi takdirde, Mecliste muhalefetin milletin vekili olma iradesinin yok sayıldığının tescili durumu ortaya çıkar ki bu, milletin iradesiyle kabul edilecek bir durum değildir. Sayın Bakanın bu yanlışı düzeltmek için teklifi geri alıp, bizim tekliflerle birleştirip o şekilde Meclise getirmesi gerektiğini bir kez daha hatırlatıyorum.

BAŞKAN – Sayın Sakık…

SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Başkan, vazgeçtim.

BAŞKAN – Öyle mi? Peki.

Sayın Baluken…

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakanım, bu, Kürtçe öğretmenlerinin istihdam edilmesiyle ilgili hâlâ herhangi bir gelişme olmadı. Bu konuda AK PARTİ’li bir milletvekili arkadaşımızın da bulunduğu bir görüşme yapmıştık sizinle. Bu, öğretmenlerin ders başı ücretlendirmesinin kendisi büyük bir zulümdür. “Bir ayda asgari ücretten daha düşük bir ücretle bu öğretmenleri istihdam edeceğim.” demek, açıkçası bu insanların emeğine karşı yapılmış olan bir saygısızlıktır bizce. Bununla ilgili defalarca yaptığımız görüşmelere, verdiğimiz soru önergelerine herhangi bir cevap verilmemiştir. Bizim isteğimiz her ilde bir norm kadro havuzunun oluşturulması ve bu öğretmenlerin bu norm kadro tahsisi üzerinden istihdam edilmesidir. Bu konuyla ilgili demokratikleşme paketinde de özel okullarda Kürtçe dersi verileceğine dair bazı düzenlemeler yapıldı. Bakanlığınızın yürüttüğü yeni bir çalışma var mıdır? Bu öğretmenler bizden haber bekliyorlar. Bu konuda düşüncenizi öğrenmek istiyorum.

BAŞKAN – Sayın Kurt…

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Zozani oldu.

ADİL ZOZANİ (Hakkâri) – Sisteminizde değişmemiş Sayın Başkan herhâlde.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Eski sistem, evet, doğrudur.

BAŞKAN – “Adil Kurt” yazıyor.

Evet, buyurun.

ADİL ZOZANİ (Hakkâri) – Sayın Bakanım, Hasip Bey demin ifade etti, benim de Hakkâri ve Şırnak Üniversitelerinin isimlerinin değiştirilmesine dair kanun teklifim vardır. Komisyonun İç Tüzük’ün 35’inci maddesine dayalı olarak benzer mahiyetteki kanun tekliflerini birleştirerek görüşmesi gerekirdi ancak böyle bir uygulamaya Komisyon girmemiştir ve İç Tüzük’ü ihlal etmiştir. Bu mahiyetteki tekliflerin birleştirilerek görüşülmesi daha doğru bir yöntem, daha doğrusu İç Tüzük hükmüydü, bu hüküm yok sayılmıştır. Bu konudaki görüşlerinizi merak ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Hilal Kaplan…

MEHMET HİLAL KAPLAN (Kocaeli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Sayın Bakanım, geçen ay içerisinde Gebze Anadolu Lisesinde, Bezmiâlem Vakıf Üniversitesince organ bağışı konusunda öğrencilerin görüşleri alınması konusunda bir anket dağıtıldı. Ailelerden gelen şikâyet üzerinde… Anketin bir nüshası bende, size takdim edebilirim. Gelen anketteki sorulardan bir tanesinde, organ bağışıyla ilgili fikir alırken “Mezhebiniz? Alevi, Sünni, Şafii ve diğer. Lütfen yazınız.” diye not almakta. Şimdi size soruyorum: Gebze Anadolu Lisesi Müdürü -ismini zikretmeyeyim- ailelerin bu şikâyeti üzerine kendileriyle görüşmediğini, dışarı çıkardıklarını, “Bununla ilgili Millî Eğitim Müdürlüğü, il müdürlüğü tarafından verilen bilgiler doğrultusunda biz çalışma yapıyoruz.” diyor. Sizce bunun bir sakıncası var mı, yok mu? Bakanlığınızın bilgisi dâhilinde mi?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Öğüt…

KADİR GÖKMEN ÖĞÜT (İstanbul) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Sayın Bakanım, İstanbul’da olduğu gibi Anadolu’da da Anadolu liseleri ve fen liselerinin büyük bir çoğunluğunda kontenjanlar henüz doldurulamamıştır. Nitekim il, ilçe ve okullarda ne kadar kontenjanın boşta olduğu Millî Eğitim Bakanlığının sitesinde de mevcuttur. Bakanlık birinci tercihlerden sonra öğrencilere ikinci ve üçüncü tercih hakkı vermiş olmasına rağmen sorun hâlâ çözülememiştir. Hâlbuki Bakan Sayın Nabi Avcı, eylül ayında açıklamasında boş kontenjan konusunda endişe edecek bir şey olmadığını ve dolacağını söylemiştir. Konuyla ilgili geçtiğimiz ay bir önerge de verdik. Ancak eğitimciler ve öğrencilerin ortak düşüncesi taban puanlarının düşürülmesi yönündedir. Kamuoyunda, bu kontenjanların kasıtlı olarak boş bırakıldığı ve öğrencilerin Anadolu liselerine alınmayarak meslek liselerine yönlendirilmeye çalışıldığı düşüncesi vardır. Bu iddialara ne diyorsunuz efendim?

Sağ olun.

BAŞKAN – Sayın Demiröz…

İLHAN DEMİRÖZ (Bursa) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Ben sadece bir bilgi vermek üzere söz aldım. Geçen hafta Viyana’da Avrupa Kalite Yönetimi Vakfı tarafından verilen Avrupa Kalite Ödülleri sahiplerini buldu. Ödül töreninde Bursa Nilüfer Belediyemiz, Avrupa Kalite Ödüllerinde “Vatandaşa Değer Katma” kategorisinde başarı ödülüne layık görüldü. Başta Nilüfer Belediye Başkanımız Sayın Mustafa Bozbey olmak üzere, emeği geçen tüm çalışanları kutluyor, bu vesileyle de bu konuyu bilgilerinize aktarmış oluyorum.

Çok teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın İnce…

MUHARREM İNCE (Yalova) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Az önce Adıyaman milletvekili aslında AKP milletvekillerine hakaret etti ama onlar alkışladı, orayı anlayamadım. “İsim değiştirerek –Tillo ve üniversite ismini- sembolik bir hareket yaptık.” diyor. Meclis sembolik bir hareket yapmaz. Meclis, Türkiye Büyük Millet Meclisi yasama görevi yapar. Yani “Bir parmak bal çaldık aslında, bir iş yapmadık aslında.” diyor, onlar da alkışlıyor.

SALİH FIRAT (Adıyaman) – Bu bunun başlangıcı, demokrasinin başlangıcı.

MUHARREM İNCE (Yalova) - Birincisi burayı anlayamadım

SALİH FIRAT (Adıyaman) – Siz anlamazsınız.

MUHARREM İNCE (Yalova) - İkincisi, gerçek demokrasilerde, insanların oyunu alarak başka partilere geçen insanlar Türkiye’nin demokratikleştirildiğini söyleyemezler. Oy hırsızlığı yapanlar, insanları kandıranlar, insanların oyunu alarak onlara danışmadan, bir sonraki seçimi beklemeden başka bir partiye transfer olanlar demokrasiden söz edemezler; bunun böyle bilinmesi lazım.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, soruya bizzat Fırat cevap versin çünkü Sayın Bakana sormadı.

BAŞKAN – Sayın Yılmaz…

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakana ben şu soruyu yöneltmek istiyorum: Sayın Bakanım, Balıkesir’de etek giydikleri için kız çocukları disipline verilmişlerdi. Bu konuda bu soruşturmanın sonucu ne oldu, onu öğrenmek istiyorum.

Aynı zamanda, yine Ayvalık ilçesinde çarşaf giyen bir öğretmen çocukların önünde hem rol model olmuştu hem de çocuklara şiddet uyguladığına dair bazı bilgiler gelmişti, velilerin şikâyetleri vardı. Bu konuda, kıyafet serbestisiyle ilgili yasal bir düzenleme yapıldı, yönetmelik çıkartıldı. Burada, başı açık olanlar -artık “başı açık” ibaresi kaldırıldı ama “yüzü açık” ibaresi de yok orada- bundan sonra çarşaf ve peçeyle öğretmenler ve devlet memurları görevlerine devam edebilecekler mi? Bu konuda herhangi bir hazırlığınız var mı?

Bir de ilkokul ve ortaokul düzeyine kadar, yine çocukların “kıyafet serbestisi” adı altında başlarının örtülmesi istenecek mi? Bayram törenlerinde gördük bunu.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Bakan, buyurunuz.

On dakika süre veriyorum. Biraz azalmıştı ama on dakikaya tamamladım, ona göre cevaplandırın.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI NABİ AVCI (Eskişehir) – Tamam, teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Bu Kürtçe öğretmenlerinin görevlendirilmesi meselesi: Sayın Baluken’in de söylediği gibi, daha önce AK PARTİ’li bir milletvekili arkadaşımızın da iştirakiyle yaptığımız toplantıda ben kendilerine durumu şöyle izah ettim, o izahat hâlen geçerli: Seçmeli derslerin -Kürtçe dâhil olmak üzere- hiçbirisi için kadro tahsis edemiyoruz yani bu, Kur’an-ı Kerim dersi için de böyle, Siyeri Nebi dersi için de böyle, Kürtçe dersi için de böyle çünkü teknik olarak hangi okulda kaç öğrencinin hangi seçmeli dersi seçeceğini bilmediğimiz için, sanki o okulda bütün seçmeli dersler sınıf oluşturacak kadar öğrenci tarafından seçilecekmiş gibi kadro tahsis etmeye kalkarsak işin içinden çıkamıyoruz. Onun için, size o görüşmemde de izah ettiğim gibi, geçen sene az çok bir fikir verecek yani nerelerde, hangi okullarda hangi dersler daha çok seçiliyor, Kürtçe özelinde konuşursak, Kürtçe hangi okullarda…

BAŞKAN – Sayın Bakan, biraz mikrofona doğru eğilirseniz… Sesiniz ondan az geliyor.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI NABİ AVCI (Eskişehir) – Geçen yılki uygulamadan hangi okullarda Kürtçe dersinin seçmeli ders olduğuna dair bir fikrimiz oldu. Ama, buna rağmen onu ölçü olarak alamıyoruz çünkü hem duyurmadan kaynaklanan zafiyetler olabilir yani bu geçen yılki tercihler gerçek talebi ne ölçüde yansıtıyor, onu bilmiyoruz. Bu yıl bu konudaki seçimler, tercihler bize daha iyi bir fikir verir diye ümit ediyoruz. Bunlar biraz daha netleştikten sonra, sizin de önerdiğiniz gibi, o konuşmamızda da belirttiğimiz gibi, okul bazında değil çünkü her şeye rağmen bu tercihler okuldan okula önümüzdeki yıllarda değişebilir ama az çok, hangi seçmeli ders için kaç öğretmen il genelinde görevlendirilirse ortalama tercihleri karşılayabiliriz, bunu ölçebilir duruma geleceğiz. Onun için, önümüzdeki yıldan itibaren, inşallah, illerde Kürtçe de dâhil olmak üzere, diğer seçmeli derslerde de talepleri göz önüne alarak, seçmeli dersler için okul bazında değil, il genelinde farklı okullarda da bu seçmeli derslere girebilecek öğretmenler bulundurmaya çalışacağız.

Diğer konu, yani özel okullarda bazı derslerin Kürtçe okutulabilmesine imkân veren son düzenlemeyle ilgili. Önce, bir Bakanlar Kurulu kararıyla hangi dillerin okutulacağı konusundaki o sınırlamaların kalkması gerekiyor. O gerçekleştikten sonra biz de Millî Eğitimin ilgili kanunlarında onun için gerekli hazırlıklarımızı yaptık. Yani önce Kürtçe dâhil olmak üzere diğer dillerin okullarda hangi derslerde okutulabileceğine dair, daha doğrusu, Bakanlar Kurulunun o okutulabilecek dersler kararının Kürtçeyi de içerecek bir şekilde değiştirilmesi gerekiyor.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Hayır. “Hangi özel okulda?” diye sormadık, yani “Özel okulda da Kürtçe dersi verilecekse bu öğretmenlere ihtiyaç var. Niye istihdam edilmiyor?” diye soruyoruz.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI NABİ AVCI (Eskişehir) – Ama onlar bu yıl daha henüz yok. Şimdi, şu anda belli dersleri Kürtçe veren özel okullarımız yok.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Ama iller düzeyinde norm kadro tahsisi yapılacak.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI NABİ AVCI (Eskişehir) – 2014-2015 öğretim yılından itibaren bunlar olacak. Dolayısıyla, 2014-2015 için…

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Artuklu’da 500 tane öğretmen eğitim gördü.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) - Bu emekler ne olacak?

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI NABİ AVCI (Eskişehir) – Biliyorum, biliyorum. Yani “Bunların öğretmeni yok.” demiyoruz. Bu öğretmenlerin nerede görevlendirileceği konusunda şu anda elimizde sağlam veriler yok.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Bazı okullarda da öğretmen olmadığı için çocuklar Kürtçe dersi alamıyorlar.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI NABİ AVCI (Eskişehir) – Oluyor. Onun için, işte biraz önce dediğim gibi, yani bu tercihler gerçek talepleri mi yansıtıyor yoksa dediğiniz gibi öğretmen eksikliğinden veya öğretmen olmadığı için seçmemiş olanlar olabilir. 12 öğrenciyi tamamlayamadığı için seçilmemiş olabilir. Dolayısıyla, bu değişkenleri…

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Yoksa bu kadar çok Kürt çocuğu olduğunu tahmin edemediniz mi Sayın Bakan?

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI NABİ AVCI (Eskişehir) – Biz daha çok Kürt çocuğunun tercih yapacağını tahmin ederken 18 bin Kürt çocuğu tercih yaptı.

ADİL ZOZANİ (Hakkâri) – Olanlara da yapmadınız Sayın Bakan.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI NABİ AVCI (Eskişehir) – Efendim?

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Olanlara yapın.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI NABİ AVCI (Eskişehir) – 18 bine yaptık.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Bir açık çay, bir orta kahve alalım oraya da!

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI NABİ AVCI (Eskişehir) – Efendim?

KAMER GENÇ (Tunceli) – Bizim sorular yetim.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Sizin sorunuzun muhatabı orada.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI NABİ AVCI (Eskişehir) – 18 bin çocuğumuz Kırmançi lehçesinde, 1.800 çocuğumuz da Zazaki’de ders almak istediklerini tercih ettiler. Ben de doğrusu o kadar az beklemiyordum yani.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Bizim soruları cevaplandırmazsan devamlı soracağız. O yetim sınıfına… Kime para topluyorsun, kendine mi yoksa Tayyip Bey’e mi?

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI NABİ AVCI (Eskişehir) – Kontenjanlar meselesine gelince; evet, yedek listeleri çalıştırdık, 2 defa tekrar tekrar açtık. Yedek listelere rağmen boş kalan kontenjanlarımız var ama artık okullar 16’sında açıldı, bu kadar aradan sonra yeni bir kayıt açıp bu saatten sonra o çocukların okul değiştirmesi eğitimsel açıdan doğru bulunmadığı için burada mecburen kesmek zorunda kaldık ama bu konuda sistemik bir düzenleme yapmamız gerektiğini görüyoruz. İnşallah önümüzdeki yıl bu tercihler meselesini tıpkı üniversitelere giriş meselesinde olduğu gibi, bütün yedek listeleri kontenjanlar dolana kadar işletilecek şekilde düzenleyeceğiz. Bu seneki problem büyük ölçüde özel okullarla devlet okulları arasında sık sık tercih değiştirenlerle de.. Yani açtığınız zaman kayıtları, bir kısım öğrenci oradan kalkıp öteki okulu tercih ediyor. Burada yaptığı kaydı alıyor, yedeğinin müsait olduğu okula kaydını yaptırıyor, bu sefer bu tarafta bir kontenjan açıklığı, kontenjan boşluğu meydana geliyor. Dolayısıyla, önümüzdeki yılki düzenlemede inşallah ilk tercihleri aldıktan sonra geçişleri engellersek yani tek tercih üzerinden bu kayıtları yaparsak o zaman yedek listeler sonuna kadar boş kaldıkça yukarıya doğru çalıştırılabilir hâle gelecek. Onu önümüzdeki sene yapacağız. Artık bu saatten sonra okulların açılmasının üzerinden çok vakit geçtiği için bunu yapamıyoruz.

Bu, İHH’nın “Her Sınıfa Bir Yetim” şeyi bir gönüllülük kampanyası, zorunluluk yok.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Nasıl gönüllü ya? Bu para nereye gidiyor, bu parayı sordum. Niye başka bir derneğe değil de o derneğe?

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI NABİ AVCI (Eskişehir) – İHH da Birleşmiş Milletler Ekonomik ve Sosyal Konseyinin özel danışmanlık statüsünde üyesi olan bir uluslararası yardım kuruluşu.

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – UNESCO vesaire değil de neden İHH?

KAMER GENÇ (Tunceli) – Bu paranın miktarını ve nereye harcandığını soracağız size, kaçamazsınız.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI NABİ AVCI (Eskişehir) – Bu, Gebze Anadolu Lisesinde, Bezmiâlem Vakıf Üniversitesi tarafından bir anket yapıldığı ve burada da mezhep sorulduğu; Hanefi, Şafii, diğer seçenekler… Bilgimiz dâhilinde değil, bilmiyorum, bunu araştıracağım.

MEHMET HİLAL KAPLAN (Kocaeli) – Size verebilirim.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI NABİ AVCI (Eskişehir) – Onu alayım, ben de kendi kaynaklarımızdan konuyu araştırayım, size daha sağlıklı bilgi vereyim. Şu anda, Gebze Anadolu Lisesinde yapılan anket çalışmasının mahiyetini bilmiyorum.

Ayvalık’taki öğretmen meselesi, bazı yayın kuruluşlarında köpürtüldüğü gibi bir çarşaf giyme meselesi değil. Türkiye’nin her yerinde giyilen geleneksel manto, biraz daha bol bir manto anladığım kadarıyla. Okul bahçesinin duvarından çekilmiş fotoğraflar üzerinden öğretmenin özel hayatını da rencide edecek yayınlar yapıldı. Doğrusu bu konunun buraya bu şekilde getirilmiş olmasından da üzüntü duydum.

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Etek giyenlere disiplin soruşturması…

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI NABİ AVCI (Eskişehir) – Etek giyen öğrencilerle ilgili disiplin kurulu soruşturmasını soracağım. Nedir, onu da bilmiyorum.

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Gazeteye de yansıdı, çarşaflı öğretmenin çocuklara şiddet uyguladığı da yansıdı.

MİLÎ EĞİTİM BAKANI NABİ AVCI (Eskişehir) – Tam duyamıyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

SALİH FIRAT (Adıyaman) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Evet, buyurun.

SALİH FIRAT (Adıyaman) – İsmim zikredilerek bana sataşma yapıldı.

BAŞKAN – Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

10.- Adıyaman Milletvekili Salih Fırat’ın, Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin 492 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin tümü üzerindeki soru-cevap işlemi sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

 

SALİH FIRAT (Adıyaman) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Ben, siyasete girerken, siyaset yaparken inandığım ve bildiğim bazı değerler için siyasete girdim. Ve her zaman, her yerde...

KAMER GENÇ (Tunceli) – İnandığın değerler neredeyse oraya gitseydin.

SALİH FIRAT (Devamla) – …doğru bildiğim, inandığım ne varsa savunmuşumdur, arkasında durmuşumdur.

HASAN ÖREN (Manisa) – Gülyazı’da 34 tane ölü vardı, seninle beraber gittik oraya biz.

SALİH FIRAT (Devamla) – Kürt kimlikli bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıyım.

HASAN ÖREN (Manisa) – Beraber gittik biz oraya seninle.

SALİH FIRAT (Devamla) – Siyaset yaparken ilkelerim doğrultusunda, inançlarım doğrultusunda, değerlerim doğrultusunda yaptım. Ve bunu, Cumhuriyet Halk Partisinde milletvekili olduğumda da Adıyaman’daki yurttaşlarım ve bana oy veren seçmenler onların değerlerine, kimliklerine sahip çıkacağıma inandıkları için bana oy verdiler. Ben, onların oylarını çalmadım, onların oylarının hakkını veriyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar, CHP sıralarından gürültüler)

Dolayısıyla, değerlerime, kimliğime saygı duyulmayan bir yerde olmak, kimliğimden ve değerlerimden ödün vermektir.

HASAN ÖREN (Manisa) – Orada beraber değil miydik? Sonucunu aldın mı Uludere’nin?

SALİH FIRAT (Devamla) – Ben, bunu vermeyeceğim için elbette ki Cumhuriyet Halk Partisinde siyasete devam etme gereğini görmedim ve dolayısıyla ayrıldım.

CANDAN YÜCEER (Tekirdağ) – Milletvekili olunca mı anladın!

SALİH FIRAT (Devamla) -  Bu benim için doğru bir karardır, onurlu bir karardır.

HASAN ÖREN (Manisa) – Uludere’de beraber değil miydik, Uludere’de?

SALİH FIRAT (Devamla) - Türkiye’de insanların değerini, kimliğini yok sayan, inkâr eden, asimilasyonculukla uğraşan bir partide siyaset yapmayı kendime layık görmüyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar, CHP sıralarından gürültüler) İlkeli duruşumdan dolayı, ilkeli olduğumdan dolayı da uygun olduğum yerde siyasete devam ediyorum.

Yine aynı şekilde demokratikleşme paketi içinde, partimizin karar verdiği ve açıkladığı bazı maddelerin içinde, biliyorsunuz, ismi değiştirilen yerlerin adının iadesi vardı ve..

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SALİH FIRAT (Devamla) – “Tillo” ismi de bu işte başlangıç olarak bir semboldür diye düşünüyorum.

HASAN ÖREN (Manisa) – Sayın Başkan, kaç dakika verdiniz?

BAŞKAN – Yanlış, yanlış olmuş.

Teşekkür ederim Sayın Fırat.

SALİH FIRAT (Devamla) – Yine aynı şekilde Alevi yurttaşlarımızın, Alevi kardeşlerimizin değerlerinden dolayı da… (CHP sıralarından gürültüler)

HASAN ÖREN (Manisa) -  Parti değiştirirsen dinletemezsin kendini!

SALİH FIRAT (Devamla) - Saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar, CHP sıralarından gürültüler) 

BAŞKAN – Sayın Fırat, teşekkür ederim.

Muhteremler…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Hastane ne oldu, hastane?

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan…

BAŞKAN - Sayın Akar, sizin Başkan rahatsız, ben rahatsız; azıcık gayret gösterin sessizliğe de duyayım.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Binlerce Cumhuriyet Halk Partisine oy vermiş insanın oyuyla seçildi. Onları aldatmadığını… Ben aldattığını söylüyorum, o aldatmadığını söylüyor. Hatta onlara bir haksızlık daha yaptı “Ben Adıyaman’a hizmet için bunları yapıyorum.” dedi. Bu tür demokrasilerde o kişiler gelip burada konuşma hakkına sahip değil ama bu partiye oy vermişler. Ben de bu partinin Grup Başkan Vekili olarak onların adına, seçmenlerin adına ona cevap vermek istiyorum.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın İnce, Kürt raporlarınızın içi fos çıkıyor. Bunu diyorsunuz. Ne yapsın?

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Sayın Başkan, sataştı, cevap verdi.

BAŞKAN – Ama o size bir şey yapmadı. Yani, o cevap verdi sadece, sizin söylediklerinize cevap verdi

MUHARREM İNCE (Yalova) – Hayır efendim.

BAŞKAN - Yani haksızlık etmeyelim.

MUHARREM İNCE (Yalova) – O, insanları kandırmadığını söyledi, Adıyaman’a iyilik yaptığını söyledi. Ben de kandırdığını anlatmak istiyorum.

BAŞKAN - Şimdi, siz iki dakika “Kandırdı.” diyeceksiniz; o çıkacak, iki dakika “Kandırmadım.”  diyecek. Sonra da Mahir Ünal diyecek “Hayır, öyle değil.” Böylece altı dakikamız gitti.

BÜLENT TURAN (İstanbul) – “Kürtlerle Türkler eşit değildir.” dedi. Adam ayrılacak tabii, ne yapacak!

BAŞKAN - Buyurun.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

12.- Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, Adıyaman Milletvekili Salih Fırat’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

 

MUHARREM İNCE (Yalova) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Parti değiştirilebilir. Parti değiştirmek olabilir, siyaseten ayrı düşersiniz, değiştirirsiniz ama ne zaman biliyor musunuz? Dönemi tamamlarsınız, ayrılırsanız da bağımsız kalırsınız, dönemin sonunda gidersiniz bir başka partiden aday olabilirsiniz. Bunu çok doğru bulurum ama “Ben Adıyamanlıları düşündüm...” Bunu geç, geç bunları, bunlara çocuk inanmaz. Sen Adıyaman’ın çıkarlarını değil, kendi çıkarlarını düşünerek yaptın. Bal gibi de oyları çaldın. (CHP sıralarından alkışlar)

VELİ AĞBABA (Malatya) – Sayın Başkan, Adıyamanlılar hırsızlık yapmaz.

MUHARREM İNCE (Devamla) - Bakın, geçmişte -bu Meclisin tutanaklarına bakarsanız- Cumhuriyet Halk Partisinden Adalet Partisine geçen bir milletvekili için -o zamanlar Genel Başkan Sayın Demirel- Demirel’e diyorlar ki -tam anlatamayacağım, eksik anlatacağım, lafın tamamı zaten söylenmez- “Sen, bu CHP’li milletvekiline bu kadar kızıyordun, bunu niye aldın partiye?” O da diyor ki: “Ya, sürekli bize, Adalet Partisine saldırıyordu, şimdi CHP’ye saldırsın diye aldım.”

Şimdi, bakın, insanlar, parti değiştirip başka yere gidenler hiç olmazsa susmasını bilmeliler, hiç olmazsa susmasını bilmeliler.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Adam da olmalılar, adam.

MUHARREM İNCE (Devamla) - O susmak bile bir siyasi terbiyedir, bir siyasi nezakettir.

Burada bir zamanlar CHP’den oraya geçip de sürekli CHP’ye çakarak prim yapacağını zannedenler vardı, şimdi, dönemin sonunda bakanlık filan gidince demokrasiyi yeniden hatırladılar. Sen de listeye konmadığın zaman demokrasiyi yeniden hatırlarsın.

Adıyaman’ın da kaderi bu demek ki, ne yapalım, hep böyle oluyor.

MUHARREM IŞIK (Erzincan) – Adıyamanlılar çok memnun.

MUHARREM İNCE (Devamla) - Adıyamanlılar bu işten çok rahatsız, onu biliyorum, çok rahatsız ama dönüyor dolaşıyor böyle oluyor, bari sus da hiç olmazsa vicdanen biraz rahatsız olduğunu düşünelim.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN -  Teşekkürler.

Teklifin tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Maddelerine geçilmesini…

                                               lll-YOKLAMA

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

MUHARREM İNCE (Yalova) – Yoklama istiyoruz.

SALİH FIRAT (Adıyaman) – Sayın Başkan…

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Sayın Başkan, cevap vermesi lazım.

BAŞKAN – Tamam canım, daha buradayım ben.

Yoklama istiyorsunuz, bir dakika.

“Maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum.” dedim, yoklama yapılıyor. (AK PARTİ ve CHP sıralarından gürültüler)

VELİ AĞBABA (Malatya) - Sayın Başkan, Adıyamanlılarda hırsızlık olmaz. Adıyamanlılar adamdır Sayın Başkan. Adıyamanlılarda hırsızlık olmaz, Adıyamanlılar adam satmaz. Adıyamanlılar aldığı oyun hakkını verir.

SALİH FIRAT (Adıyaman) – Adam olmayı senden öğrenecek değilim.

BAŞKAN – Yapmayın Allah aşkına, herkes konuştu. Sayın Ağbaba, yeter.

Sayın Öğüt, Sayın Akar, Sayın Ören, Sayın Genç, Sayın Ağbaba, Sayın Canalioğlu, Sayın Kaplan, Sayın Aygün, Sayın Dinçer, Sayın Çam… (AK PARTİ ve CHP sıralarından karşılıklı laf atmalar)

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Lâ havle velâ kuvvete illâ billahil…

BAŞKAN – Hasbinallah veni’mel vekil aslında.

BÜLENT TURAN (İstanbul) – “Kürtlerle Türkler eşit değil.” diyeceksiniz sonra orada kalacaksınız.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Hırsızlık olmaz, hırsızlık; yakışmaz Meclise.

BAŞKAN – …Sayın Haberal, Sayın Köktürk, Sayın Bayraktutan, Sayın Hilal Kaplan, Sayın Özel, Sayın Yüceer, Sayın Cihaner, Sayın Yılmaz, Sayın Sakine Öz, Sayın Küçük, Sayın İnce…

Tamamdır. 

Yoklama için üç dakika süre veriyorum ve başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklamaya başlandı)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Bizimle birlikte ayağa kalkıyor, otur.

SALİH FIRAT (Adıyaman) – Otur oturduğun yerde, otur.

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Bir sus ya!

SALİH FIRAT (Adıyaman) – Saygısız, önce bir saygılı olmayı öğren. İnsan ol.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Senden mi öğrenecek Salih Fırat, hiç utanmıyorsun ya, adam sen misin? Utanmıyorsun da.

SALİH FIRAT (Adıyaman) – Adam gibi adamım.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Hiç utanmıyorsun.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, yoklamanın sonucunu alıncaya kadar susar mısınız lütfen?

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Burası sokak mı Sayın Başkan, bu nasıl üslup?

BAŞKAN – Ne yapayım canım? Ne yapayım peki?

Bir dakika, şu yoklamayı yapalım.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Bu ne saygısızlıktır ya Sayın Başkan?

BAŞKAN – Uyardım, uyardım! Ne yapayım?

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Hayır, nezih bir dille konuşmaya davet edebilirsiniz.

BAŞKAN – Yoklama yapıyoruz şu anda! (MHP sıralarından “Ara verelim” sesleri)

Hayır, ara mara veremeyiz, yoklama sonucunu bekliyoruz, siz isterseniz maç bile yapsanız bir şey yapamam, yoklamanın sonucunu almak zorundayım!

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Dinleyin! Uyarın Sayın Başkan… Bu ne saygısızlık ya!

BAŞKAN – Anladım da oturduğu yerden bağırıyor adam! Burası olsa şeyini kapatacaksın.

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Temiz dil diye bir şey var Sayın Başkan, böyle üslup mu olur? Ne dediğini duyuyorsunuz!

BAŞKAN – Muhterem, orada konuşuyor olsa kapatırsın, oturduğu yerden bağırıyor!

BÜLENT TURAN (İstanbul) – “Sen de adam mısın?” diyorsun, olur mu öyle şey! Herkes duyuyor senin dediğini, yakışıyor mu!

HASAN ÖREN (Manisa) – Bak, kimse sesini çıkarmıyor, herkes susuyor, biliyor onlar da yanlış olduğunu!

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Halk duyuyor söylediklerini, yakışıyor mu?

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Bülent, avukat olman Salih Fırat’ı savunmanı gerektirmez. Bizi utandırdı, seni de utandırır!

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Ya giderse gitsin, o üslup yanlış bir üslup!

(Elektronik cihazla yoklamaya devam edildi)

BAŞKAN – Evet, toplantı yeter sayısı vardır.

SALİH FIRAT (Adıyaman) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Ya, muhterem, bir dakika ya, yoklamanın sonucunun gereğini yapalım, ben daha oturuyorum kardeşim yerimde, bir yere gittiğim yok! Sonra istediğiniz kadar birbirinize çene yarıştırtacağız, ben de müsaade edeceğim.

X.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

4.- Nevşehir Milletvekili Ahmet Erdal Feralan ve Siirt Milletvekili Afif Demirkıran ile 3 Milletvekilinin; Bir Üniversite Adı ile Bir İlçe Adının Değiştirilmesi Hakkında Kanun Teklifi ile Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu (2/1783) (S. Sayısı: 492) (Devam)

 

BAŞKAN - Maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Şimdi, buyurun, size iki dakika süre.

Sonra sırasıyla devam edeceğiz.

Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

11.- Adıyaman Milletvekili Salih Fırat’ın, Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin yaptığı açıklama sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

 

SALİH FIRAT (Adıyaman) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Ben hayatım boyunca, siyaset yaşamım da dâhil, hiçbir zaman utanılacak hiçbir şey yapmadım, alnım ak, yüzüm pak yaşıyorum.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Vay, vay, vay!

“Doktor Salih Fırat satılık değildir.” diyen sen değil misin?

BAŞKAN – Sayın Ağbaba lütfen… Sayın Ağbaba lütfen…

SALİH FIRAT (Devamla) – Herkese herkesin diliyle cevap verilemez. Bazen önce insan olmalıyız, önce adam gibi konuşmayı bilmeliyiz.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Kendini yalanlıyor.

SALİH FIRAT (Devamla) – Salih Fırat…

VELİ AĞBABA (Malatya) – “…satılık değildir.”

SALİH FIRAT (Devamla) – …hiçbir zaman hiçbir yere giderken pazarlık yaparak gitmez.

VELİ AĞBABA (Malatya) – “Doktor Salih Fırat satılık değildir.” diyen sen değil misin?

SALİH FIRAT (Devamla) – Benim Cumhuriyet Halk Partisinden istifamdan sonra AK PARTİ’ye geçişim esnasında herhangi bir çıkardan dolayı bir şey yaptığımı söyleyen varsa ve bunu ispatlamıyorsa namerttir. (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar) Hiçbir zaman, hayatımın hiçbir tarihinde, hiçbir pazarlığa girmedim ve girmem de ama onurumu, ilkelerimi de kimseye çiğnetmem.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Sen “Doktor Salih Fırat satılık değildir.” dedin mi, demedin mi?

SALİH FIRAT (Devamla) – Önce adam olmayı öğreneceksin, insan olmayı öğreneceksin.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Adam gibi konuş önce. Adamsan onun cevabını ver!

SALİH FIRAT (Devamla) – Senin ağzından çıkan pis kelimelere cevap vermek istemiyorum. Senin ağzınla, senin dilinle sana iade ediyorum. (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

BAŞKAN – Birleşime yarım saat ara veriyorum.

                                                                               Kapanma Saati: 20.09

 

DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 20.43

BAŞKAN: Başkan Vekili Meral AKŞENER

KÂTİP ÜYELER: Dilek YÜKSEL (Tokat), Bayram ÖZÇELİK  (Burdur)

----- 0 -----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 10’uncu Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

492 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine devam edeceğiz.

X.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

4.- Nevşehir Milletvekili Ahmet Erdal Feralan ve Siirt Milletvekili Afif Demirkıran ile 3 Milletvekilinin; Bir Üniversite Adı ile Bir İlçe Adının Değiştirilmesi Hakkında Kanun Teklifi ile Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu (2/1783) (S. Sayısı: 492) (Devam)

 

BAŞKAN – Komisyon? Burada.

Hükûmet? Burada.

1’inci maddeyi okutuyorum:

 

BİR ÜNİVERSİTE ADI İLE BİR İLÇE ADININ DEĞİŞTİRİLMESİ HAKKINDA KANUN TEKLİFİ

 

MADDE 1- 28/3/1983 tarihli ve 2809 sayılı Yükseköğretim Kurumları Teşkilatı Kanununun ek 81 inci maddesinin başlığı ile birinci fıkrasında yer alan "Nevşehir Üniversitesi" ibareleri "Nevşehir Hacı Bektaş Veli Üniversitesi" olarak değiştirilmiştir.

 

BAŞKAN – Madde üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Balıkesir Milletvekili Sayın Namık Havutça, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA NAMIK HAVUTÇA (Balıkesir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; teklifin 1’inci maddesi üzerinde söz aldım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben de Nevşehir’den sorumlu milletvekili olarak, o topraklarda hoşgörünün, sevginin, saygının timsali ve Türk tarihine mal olmuş öğretisiyle dünya hoşgörü tarihine geçecek sözler söylemiş büyük hünkârın adının o topraklara verilmesini gerçekten heyecanla karşılıyorum. Evet, “İncinsen de incitme.” diyen, “İlimden gidilmeyen yolun sonu karanlıktır.” diyen bir hoşgörü abidesinin bu Meclisinde gerçekten de insanın içini acıtan tartışmaları yaşayınca üzülüyor insan doğrusu. Bakıyorum, ırkları tartışıyoruz. Bir hukukçu olarak bize hukuk fakültelerinde “Suçluyu kazıyınız, altından insan çıkar.” deniyor. Irkları kazıyınız, altından insan çıkar. Hepimiz Adem’le Havva’dan gelmedik mi? (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

O nedenle, şimdi, bakıyorum, değerli arkadaşlarım, Türkiye’de 12 Eylül öncesi hepimiz bu ülkede hep şunu söyledik: Aynı köyden çıkmış, biri sığırtmacın çocuğu, biri hamalın çocuğu. Üniversiteye gitmiş, biri sağcı olmuş, biri solcu olmuş, ülkenin emek mücadelesinde çatır çatır çatışmalara girmiş. Onun için diyorum ki: Bakın, bu ülkenin mezarlıkları dünyanın en genç mezar taşlarıyla doludur. On sekiz yaşında… Gelin Balıkesir mezarlığına, gidin Ankara mezarlığına, bu ülkede en fazla genç ölümleri veren bir ülkenin evlatlarıyız biz. 12 Eylül öncesi bunları yaşamadık mı? “Bu kış komünizm gelecek.” diye, ne kadar Atatürkçü, solcu, devrimci varsa karakollarda sabahlara kadar sopa yedik biz, ölümlerden döndük, diğer arkadaşlarımız da öyle ve hep özgürlükler bir başka bahara ertelendi. “Bu kış şeriat gelecek.” diye, yine diğer taraftan birçok insanın üzerine baskılar yapıldı ve bu ülkenin tarihi darbelerin tarihi olmadı mı?

Şimdi, ne güzel, hoşgörünün timsali Hacı Bektaş’ın adını Nevşehir’e veriyoruz. Peki, değerli AKP’li dostlarım, arkadaşlarım -size “dostlarım” diye hitap etmek istiyorum çünkü içinizde değer verdiğim hukukçu arkadaşlarım var; hepinize değer veriyoruz, ayrı bir mesele- şimdi, hoşgörüyle… Sizce -üç örnek vereceğim- dünyanın hangi ülkesinde bir ibadethane 2 bin tane polisle korunarak yapılıyor? Geçen hafta ben Mamak Tuzluçayır’a gittim. Cemeviyle caminin birlikte yapıldığı projenize oradaki partili arkadaşlarımızla 50 kişi yürüdük şöyle.

Değerli kardeşlerim, 50 tane, 100 tane polis, TOMA’lar orayı koruyor, üzerimize saldırıyorlar. Ya, şimdi, ne oluyor dedik burada. Bakın, “50 metre ilerisinde cami var.” dediler -hakikaten cami var- 50 metre bu tarafında da cemevi var, o yapılan projenin dibinde. Herhâlde dünya tarihinde bir ibadethanenin yapılmasını polisle koruyan tek ülkeyiz.

Yine, arkadaşlarımızla geçen hafta ODTܒye gittik. Orada ne oluyor? Baskınlar, TOMA’lar, gazlar, tuzlar geliyor. Oraya gittik, Grup Başkan Vekilimizle beraber basın açıklaması yaptık. 2 bin tane polis ve TOMA’lar yolu koruyor. Ya, dünyanın neresinde bir yolun yapımı polisle, TOMA’yla korunuyor? Böyle bir şey olabilir mi?

Hoşgörünüze örnek veriyorum: Yine, Gezi olaylarında o çadırlarında, ağaçların dibinde saz çalan, türkü söyleyen, kız arkadaşlarıyla, namaz kılanıyla, bira içeniyle orada o insanların…

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) - O sonuncusu olmadı be Hocam.

NAMIK HAVUTÇA (Devamla) – …o demokratik taleplerini, özgürlüklerini, çadırlarda yaşayan gençleri, değerli milletvekilim, sabaha karşı 5 bin tane polisle basarak çadırların içerisinden boğarcasına aldınız. Ya, bunları izlerken hoşgörü adına konuşan milletvekili arkadaşlarımın birazcık yürekleri sızlamadı mı?

MUSA ÇAM (İzmir) - Biraz Emniyet Genel Müdürüne dönerek konuşun.

NAMIK HAVUTÇA (Devamla) – Sayın Genel Müdürüm, sızlamadı mı bunları gördüğünüzde, bu manzara karşısında irkilmediniz mi?

ADİL ZOZANİ (Hakkâri) – İrkilmemiştir, polisliğini hatırlamıştır.

NAMIK HAVUTÇA (Devamla) – Şimdi, evet, hoşgörü gerekiyor tabii ki. Hiç kuşkusuz, demokrasiyi, özgürlükleri yaşayalım hoşgörü içerisinde ama ne yazık ki gerçeklerle uygulamalar örtüşmüyor; onu söylemek istiyorum.

Önceki akşam sadece gösteri yapan öğrencilerin üzerine sıkmıyorsunuz gazı, bütün kampüs, bütün öğrenciler boğulmak üzere ODTܒde. Ben tesadüfen oradaydım. ODTܒnün yakınındaki ODTÜ Mezunları Derneğinde misafirlerimizle yemek yerken bütün mahalle zehirleniyordu. Ya, burası neresi? Burası demokratik, özgür ve hukuk içerisinde hareket eden bir ülke mi, yoksa burası insanların gestapo kamplarında zehirlendiği bir ülke mi? Hoşgörüyü yaşatacaksak bu ülkede, bu gerçekler üzerinden birlikte yaşatalım ne olur.

Bakın, Orta Doğu Teknik Üniversitesi Türkiye’nin en önemli bilim üniversitelerinden bir tanesi. Bunlarla ilgili size örnek vermek istiyorum. 12 Eylül askerî darbesinden sonra 1980 öncesine bir tepki olarak üniversiteler susturulup sindirilmişti, toplumsal olaylarla ilgilenmek üniversiteler için olanaksız kılınmıştı. Bu yasak hem üniversite öğretim görevlilerini hem onların yetiştirdikleri gençleri son derece bireyci ve çıkarcı yapmıştı. AKP iktidarı da işte tam aynı çizgiyi izliyor. Bugün Sayın Abdullah Gül “Siyasete de girmeleri serbesttir üniversite hocalarının, bunların hepsini destekliyorum ama günlük kavganın içinde olmalarını çok doğru bulmuyorum, Türkiye’nin bundan zararı var.” diyor. Yani siyasete girmeyen hocaların konuşması ve günlük toplumsal olaylarla ilgilenmesi istenmemektedir. İlgilenilmesi istenmeyen günlük toplumsal olaylar yeni bir rejim öngörmekte, karşı devrimi gerçekleştirmektedir.

Yine, Sayın Erdoğan “Eğer bu hocalar öğrencilerini böyle yetiştiriyorlarsa onlara da yazıklar olsun. Bize böyle hocalar lazım değil.” diyor. Başbakan, ODTÜ öğretim üyelerine “Akademisyenliği bırakın, sokağa çıkın.” çağrısı yapıyor. Ee, yargı ele geçirilmeden önce de toplumsal olaylarla yakından ilgilenen ve açıklamalar yapan yargıçlara “Cübbenizi çıkarıp siyasete girin.” çağrısı yapılmıştı. Bu söylemler üniversitelerin varlık nedeniyle bağdaşmamaktadır.

Değerli arkadaşlarım, Orta Doğu Teknik Üniversitesi, her şeye rağmen, bilimsel özerkliğin, bilimsel üretkenliğin merkezi ve Türkiye’nin onuru olan bir üniversitedir. Eğer üniversitelerde, az önce değerli konuşmacı arkadaşımızın söylediği gibi, siz gerçekten Türkiye’de üniversitelerin özerkliğini ve bağımsızlığını savunuyorsanız, dün muhalefette söylediğiniz gibi, YÖK’ü kaldırmak zorundasınız. Üniversitelerde gerçekten bilimsel üretkenlik var mıdır, özgür üniversite var mıdır, bunları sorguluyor muyuz? Bilim üretimi var mıdır? Bugün dünyanın hangi demokratik, özgür üniversitesinde üniversite hocaları kendi rektörlerini seçemiyor, söyler misiniz bana? Yani, koskoca “profesör” titrini almış hocaların bulunduğu üniversitelerde üniversite hocalarımız rektörünü seçiyor,  5 tanesini  getiriyor Cumhurbaşkanının önüne, Cumhurbaşkanı onlardan birini atıyor. Bu, utanç verici demokrasi adına. Böyle bir şey olur mu? Okullarda 1’inci sınıf öğrencisi başkanını seçiyor ama bugün üniversitelerde üniversite hocaları rektörünü seçemiyor. Bunun neresi demokrasi? Böyle bir bilimsel özerklikten bahsetmek mümkün müdür?

O nedenle, üniversitelerin adını değiştirebiliriz, üniversitelerin adını Hacı Bektaş Üniversitesi yapabiliriz  ama değerli milletvekilleri, gelin, Türkiye’de gerçek bir hoşgörüyü, gerçek bir kardeşliği, gerçek bir demokrasiyi, gerçek bir adaleti getirelim. Bu Parlamentoya bir sürü demokrasi paketi getiriyorsunuz, içinden her şey çıkıyor ama bir türlü adalet çıkmıyor bu paketlerden. Orada Balyoz davasında, KCK davasında, tutuklu gazetecilerde tutuklu öğrencilerde…

Maalesef, son olaylarda, üniversitelerde bir cadı avı başlatıldı. Üniversite öğrencileri üniversitenin dışında Gezi eylemlerine katıldı diye soruşturma geçiriyor Balıkesir Üniversitesinde. Ya, kardeşim, adam 18 yaşını geçmiş, üniversite öğrencisi, dışarıda bir yere katılmış, bir gösteriye katılmış, siz bununla ilgili soruşturma açıyorsunuz. Bunun adı demokrasi değil, buradan demokrasi çıkmıyor. O nedenle, biz sizleri demokrasi ve özgürlükler konusunda tutarlı olmaya, samimi olmaya davet ediyoruz.

Ben hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Havutça.

Şahıslar adına ilk söz Ankara Milletvekili Sayın Özcan Yeniçeri’nin.

Buyurun.(MHP ve AK PARTİ  sıralarından alkışlar)

ÖZCAN YENİÇERİ (Ankara) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Bir Üniversite Adı ile Bir İlçe Adının Değiştirilmesi Hakkında (2/1783)esas numaralı Kanun Teklifi’nin, 1’inci maddesi üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle şunu söylemekte yarar var: Yani, bir ülkede bilim adamının söylediklerini ciddiye almayacaksınız, yargıda hâkimin takdirini ciddiye almayacaksınız, camide imamın icraatını veya kıraatini dikkate almayacaksınız ve sınıfta öğretmeni dikkate almayacaksınız, ondan sonra çıkacaksınız, o ülkede siz -tabir yerindeyse- şu veya bu ölçüde demokrasiden bahsedeceksiniz. Getirdiğiniz veya ortaya koyduğunuz paketlerin adı “demokrasi paketi” değil, onu söyleyeyim, “demoanarşi paketi.” “Demos” halk demektir, “demokrasi” halkın gücünün egemen olduğu rejim demektir, “demoanarşi” ise halk anarşisi anlamına gelecek bir kelimedir ve cümledir, o da onun içinde vardır. Nedir? Eğer ortaya koyduğunuz paket halk arasında kaygı, endişe ve karşılıklı birtakım kimlik ve kişilik karşıtlığı oluşturuyorsa, orada siz demokrasi yaratamazsınız, üretemezsiniz. Demokrasi, Alexis de Tocqueville’in ifade ettiği gibi, şartların da eşit kılınmasıdır. Şartların eşit kılınmadığı bir yerde demokrasi de olmaz, önce şartları eşit kılmaktan yola çıkmak gerekir.

Şimdi, değerli milletvekilleri, Hacı Bektaş Veli isminin Nevşehir Üniversitesine verilmesini adı demokratik, gerçekte demoanarşi paketi içinde sunmak talihsiz bir şaheserdir. Doğru bir işi, doğru yöntem, doğru zaman ve doğru bir yerde yaparsanız, o anlamlı olur.

Bu genel değerlendirmeyi yaptıktan sonra, Hacı Bektaş Veli ve onun ışık verici, ufuk açıcı görüşlerine kısaca temas etmek istiyorum. Öncelikle şunu belirtmek isterim ki bugün herkesten daha çok ihaleden, ranttan, paradan gözü dönmüşlerin Hacı Bektaş Veli’nin görüşlerine ve düşüncelerine her zamankinden fazla ihtiyacı var. Diğer yandan dünyaya materyalist ve pozitivist gözle bakanların da Hacı Bektaş Veli’nin yıllara meydan okuyan düşüncelerinden nasiplenmelerinde yarar var. Yıkıcı, bölücü, bölgeci, etnikçi, ayırıcı ve ötekileştiricilerin de Hacı Bektaş Veli’nin vahdet ve tevhit içeren düşüncelerinden öğrenecekleri vardır.

Bu anlamda, Hacı Bektaş Veli’den ve onun düşüncelerinden kısaca söz etmenin bir zorunluluk olduğunu düşünüyorum. Hacı Bektaş Veli, ön Asya ve Balkanlar coğrafyasının millî ve manevi mimarlarının en önde gelenlerinden birisidir. Anadolu’nun Türkleşmesini, İslamlaşmasını sağlayan, manaları inananlar arasında ortak kılan emsalsiz bir hünkârdır o. Onun düşünceleri, zihniyeti ve insanlık anlayışı, Türklerin önüne, beylikten imparatorluğa giden bir süreci başlatmıştır. O, bir anlamda Osmanlı Beyliği’nin manevi yakıtı olmuştur.

Bilindiği gibi, Hacı Bektaş Veli, Türkistanlı Hoca Ahmet Yesevi’nin ön Asya’daki uzantısıdır. O, manevi yönü itibarıyla Orta Asya’yı ön Asya ve Balkanlarla bütünleştiren bağ olmuştur. Onun “Makalât” adlı ünlü eseri 4 kapı, 40 makam üzerine oturur. Bunlar şeriat, tarikat, hakikat ve marifet kapılarıdır. Halk arasında “Elini, sofranı, kapını açık tut; gözünü, dilini, belini bağlı tut.” söylemi Hacı Bektaş felsefesinin tipik ürünüdür, halk arasındaki kabulüdür.

Değerli milletvekilleri, onun 4 kapı, 40 makam anlayışı Türk mutasavvıflarının yüzyıllar boyunca takip ettikleri yol olmuştur. Bu bağlamda, Ahmet Yesevi, Hacı Bektaş Veli, Mevlânâ ve Yunus Emre Anadolu’yu manen fetheden 4 önemli mutasavvıftır. Yunus’un Yunus olmasında bir yanda Hacı Bektaş Veli’nin, diğer yanda Tapduk Emre’nin önemli bir yeri vardır.

Tabii, bu saat süratli geçiyor. Ben on dakika zannediyordum ama beş dakika olduğu için artık yapacak bir şey yok, şeriatın kestiği parmak acımıyor. Son sözlerimizi bu süreç içerisinde söyleyelim.

İktidar partisine ve aslında Sayın Bakana şunu söylemek istiyorum: Nevşehir Üniversitesinin tabelasının değiştirilmesinin dışında Nevşehir Üniversitesine ne katkı sağlayacaksınız? Üniversitenin yalnız tabelasını değiştirmekle mi yetineceksiniz? Nevşehir Üniversitesi, şimdiye kadar kendi yağıyla kavrularak hayırsever iş adamlarının katkılarıyla buraya geldi.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÖZCAN YENİÇERİ (Devamla) – Nevşehir Üniversitesinin adını değiştiren iktidardan, Nevşehir halkı, Hacı Bektaş Veli’ye yakışacak biçimde üniversitenin örgütlenmesi için yapılacak ek yatırım, ödenek ve katkının da açıklanması istiyor.

Nevşehir Üniversitesinin adının “Hacı Bektaş Veli” olmasının hayırlı olmasını diliyorum. Yalnız Hacı Bektaş’ın isminin değil, onun millî vahdet düşüncesinin ve manevi derinliğinin de bütün kurumlara hâkim olmasını diliyor, saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Yeniçeri.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – O dönemde millîlik yoktu.

ÖZCAN YENİÇERİ (Ankara) – Millî olmayan millî olamaz, ahlaklı olamaz, insan da olamaz.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – O dönemde millîlik yoktu, bilim adamısın sen.

ÖZCAN YENİÇERİ (Ankara) – Kendine özgü olacaksın, kendi ayağının üzerinden yükseleceksin, kendi köklerine dayanacaksın.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) - Olmaz olur mu? Millîliği yok mu ediyorsun?

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Yeniçeriliğe gerek yok!

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Millî Savunmanın ismini kaldır, Millî Eğitim Bakanlığının teşkilatını da kaldır.

ÖZCAN YENİÇERİ (Ankara) – Millî olmaz mı? Bakanlığın adı “Millî Eğitim Bakanlığı.” Titre ve kendine gel!

BAŞKAN – Nevşehir Milletvekili Sayın Ahmet Erdal Feralan.

Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AHMET ERDAL FERALAN (Nevşehir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; vermiş olduğumuz kanun teklifimizin 1’inci maddesi üzerine şahsım adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Nevşehir’imizde, 2007 yılında, AK PARTİ iktidarı, AK PARTİ Hükûmeti tarafından verilen kanun tasarısını yüce Meclisimizin yasalaştırmasıyla Nevşehir Üniversitesi kurulmuş ve ilimiz üniversitesine kavuşmuştur.

Nevşehir Üniversitesi bugün 7 fakülte, 2 enstitü, 3 yüksekokul, 7 meslek yüksekokulu, 4 araştırma ve uygulama merkezini bünyesinde barındırmaktadır. Nevşehir Üniversitesinde 269 idari personel, akademik olarak da 12 profesör, 21 doçent, 136 yardımcı doçent, 177 araştırma görevlisi, 105 öğretim görevlisi, 62 okutman ve 13 uzman olmak üzere toplam 795 personel görev yapmaktadır.

Üniversitemiz, kurulduğu günden bugüne hızlı bir gelişim kaydederek 2008 yılından 2013 yılına gelinceye kadar 1.531 olan ön lisans öğrenci sayısını 5.189’a, 1.355 olan lisans öğrenci sayısını 5.602’ye, yüksek lisans öğrenci sayısını 966’ya, doktora öğrenci sayısını ise 60’a çıkarmış olup şu an itibarıyla üniversitemizde toplam 11.817 öğrenci öğrenimine devam etmektedir.

Nevşehir Üniversitesi, Millî Eğitim Bakanlığımızın yapmış olduğu yatırımlar dışında Nevşehir halkımız ve hayırseverlerin de katkılarıyla fiziki yapılanmasını hızla tamamlamakta olup 2008 yılında 48 bin metrekare olan kapalı alan miktarını bu yıl itibarıyla 137 bin metrekareye ulaştırmıştır. Üniversitemizin fiziki imkân bakımından bu noktaya gelmesinde fakülte ve yüksekokul binalarımızı yaptıran hayırseverlerimizden birkaçının isimlerini burada sizlerle paylaşmak istiyorum. Bu hayırseverlerimiz, üniversitemize birer ikişer bina kazandıran hayırseverlerimiz. Vefa Küçük Beyefendi’ye, Dirikoç ailesinden Asım Dirikoç, Veli Dirikoç, Ali Dirikoç, Nafiz Dirikoç ve Nezihe Bilgin Hanımefendi’ye, Fevzi Avlanmaz ve Toksöz ailesine buradan teşekkürü bir borç bilirim. Ahirete irtihal etmiş olan Asım Dirikoç ve Erol Toksöz Beylere Allah’tan rahmet dilerim. Ayrıca, Nevşehir Üniversitesi Vakfına bağışlarıyla destek veren tüm Nevşehirli hemşehrilerime sonsuz şükranlarımı sunmak isterim.

Birçok köklü medeniyete beşiklik etmiş olan Nevşehir’imiz ve Kapadokya bölgemiz Birleşmiş Milletler ve Uluslararası Yerel Yönetimler Barış Konferansı tarafından 2005 yılında barış kentlerinden biri olarak ilan edilmiştir. Bir barış kenti olan Nevşehir’imiz aynı zamanda “Düşmanının da insan olduğunu unutma.” evrensel mesajıyla tüm insanlığa seslenen bir barış ve hoşgörü insanı Hünkâr Hacı Bektaş Veli Hazretleri’ne de ev sahipliği yapmaktadır. Böylece, tarihimizin büyük bir şahsiyetinin, gönül mimarının ismi, kabrinin bulunduğu ilimizdeki üniversiteye verilmiş olacaktır.

Değerli milletvekilleri, Nevşehir Üniversitesinin isminin Hacı Bektaş Veli Üniversitesi olarak değiştirilmesi bir süredir gündemde olan bir konudur. Hacı Bektaş Veli sadece ülkemizin değil, tüm dünyanın bildiği, tanımaya çalıştığı evrensel bir şahsiyettir. Mevlânâ gibi, Yunus gibi, Hacı Bektaş Veli gibi gönül insanları hem Anadolu’nun İslamlaşması hem de İslam’ın insan sevgisini merkeze alan, barış ve hoşgörüyü öne çıkaran mesajlarını evrensel bir dile çevirerek tüm insanlığa seslenmiştir. Siyasi ve sosyal çalkantıların yoğun bir şekilde devam ettiği 13’üncü yüzyıl Anadolu’sunda Hünkâr Hacı Bektaş, olgun kişiliği, eren kimliği, yol rehberliği ile kitlelere barış, esenlik ve muhabbet aşılamıştır. Hoşgörüyü bir tebliğ aracı olarak görmüş, hem kendi hayatında hem kendi etrafında bizzat tatbik ederek insanlara örnek olmuştur. Bunu da aslan ile ceylanı yan yana getirmek suretiyle göstermiştir.

Bu kanun teklifimizle birçok medeniyete ev sahipliği yapan, her yıl 3 milyona yakın turisti ağırlayan ve bir kültür, tarih ve barış şehri olan Nevşehir’imizde, üniversitemize “Nevşehir Hacı Bektaş Veli Üniversitesi” adını vermekle bir barış ve hoşgörü insanının adı bu vesileyle yaşatılmış olacaktır.

Yüce heyeti saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Feralan.

Madde üzerinde soru-cevap işlemine geçiyorum.

Sayın Öğüt…

KADİR GÖKMEN ÖĞÜT (İstanbul) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Sayın Bakanım, daha önce, biliyorsunuz, bir Genelkurmay Başkanımız Şemdinli’deki patlamayla, bir dükkâna atılan bombayla ilgili olarak bir asker için “İyi çocuktur, tanırım.” demişti. O zaman haklı olarak herkes tarafından kınandı, bunun yersiz bir konuşma olduğu söylendi. On beş gün önce de Balyoz kararlarının 9. Daire tarafından açıklanmasından sonra Anayasa Mahkemesi Başkanımız da yine, bize göre ihsasırey olan bir konuşma yaparak, 9. Daire kararlarını ve oradaki insanları tanıdığını, çok doğru kararlar verdiğini söyledi. Bu konuda Hükûmetinizin ve partinizin herhangi bir tepkisini göremedik, duyamadık. Bu konuda bir şeyler söylemek ister misiniz?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Atıcı...

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, Adana’nın Seyhan ilçesinin Akkapı Mahallesi benim doğup büyüdüğüm yerdir. Bu mahalle, Adana’nın en eski ve en büyük mahallelerinden birisidir. Burada yaşayan insanların da tamamı Arap kökenli Alevi yurttaşlardır. Daha önce buradan on binlerce insan yetiştiren Akkapı İlkokulunun daha sonra adı Şehit Kemal Yüzgeç İlkokulu olarak değiştirilmiş, sonra ilköğretim okulu olmuştur. Mis gibi kokan bir portakal bahçesi vardı, bu bahçeye şimdi bir inşaat yapılıyor. Bu inşaatın ne olduğunu hiç kimse bilmiyor, tabela yok, sorduğumuz hiçbir soruya cevap alamıyoruz ama vatandaşlarda buraya bir imam-hatip lisesi yapıldığı konusunda çok ciddi bir endişe var. Bu konuda bizi aydınlatır mısınız Sayın Bakanım?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Kaplan...

MEHMET HİLAL KAPLAN (Kocaeli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakanım, geçmiş dönemde de bu soruyu yinelemiştim. Yanınızda Komisyon Başkanı Sayın Işık var, Kocaeli Milletvekili. Size de sormuştum bu soruyu. Gebze üniversitesinin biz kanun teklifini verdiğimizde iktidar partisi vekilleri tarafından reddedildi. Sayın Işık’ın da içinde bulunduğu Kocaeli milletvekillerince, 2013-2014 eğitim öğretim yılında Gebze üniversitesinin kurulacağı ve eğitime başlanacağı söylendi. Bu, 3’üncü kezdir üniversite ve benzer konuların yasalaştığı bir kanun maddesi olmasına rağmen, Gebze üniversitesi yine gündemde yok. Siz kafanızdan sildiniz mi, bize yardımcı olacak mısınız?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Öz...

SAKİNE ÖZ (Manisa) – Sayın Bakan, Manisa Fen Lisesi ile Sosyal Bilimler Lisesi aynı binada öğretim görmekteydi. Sayın Nimet Baş’ın Bakan olduğu dönemde Sosyal Bilimler Lisesine yeni bina yapılması için karar alınmış ve bina bu yıl yapılmıştır. Bundan dolayı, her 2 lise -geçen yıllardaki kontenjanında artırım yaparak- yeni binaya taşınması kararını dikkate alarak kontenjanlarını 2 katı artırmıştır. Bu yıl 5 Temmuz da Bakanlığın kararıyla taşınma kararı verilen liselerin -ne yazık ki- bir hafta sonu taşınması iptal edilmiştir ve her 2 okul da 2 katı kadro ile aynı binada kalmak zorunda kalmıştır. Fiziki yetersizlik had safhaya gelmiş, okulun laboratuvarları bile bozulup sınıf hâline getirilmiştir. Takdir edersiniz ki fen liseleri yüksek puanla öğrenci almaktadır ve bu başarılı çocukların laboratuvara ihtiyaçları vardır. Bunların sınıf olmasıyla yetersiz eğitim alma durumu ile mağdur olmuşlardır. Bu mağduriyetin giderilmesi için…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Öğüt…

KADİR GÖKMEN ÖGÜT (İstanbul) – Sayın Başkanım, Sayın Bakanım; özellikle İstanbul’da bazı ilköğretim okulları ikiye bölünerek öğrenciler eski okudukları okullardan başka okullara yollanmıştır. Bu okullara gidebilmek için bazılarında 3-4 kilometrelik mesafeler vardır ve aynı aileden 2-3 çocuk birden okumaktadır. Bu çocukları yollayabilmesi için ailelerin servise ihtiyacı vardır. Fakat, daha çok gecekondu bölgeleri olduğu ve fakir halk oldukları için bu olanağa sahip değiller. Bu konuda Bakanlığınızın bu çocuklarımıza taşımalı eğitim konusunda yardımcı olmasını veyahut da servis konusunda bir ekonomik yardım yapmasını düşünüyor musunuz? Bu çocuklarımız gayet mağdur durumdalar, birçoğu okula gitmek istememektedir çünkü 3-4 kilometre… Hele kış geldi şimdi, daha çok zorluklar yaşayacaklardır.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Dedeoğlu…

MESUT DEDEOĞLU (Kahramanmaraş) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Sayın Bakanım, Kahramanmaraş birçok konuda, özellikle yatırım konusunda istenilen nitelikte hizmet alamamıştır. Bunların en başında gelen konulardan bir tanesi de eğitim. Üniversitemiz 1992 yılında kurulmuş ama aynı yıl kurulan üniversitelere göre her anlamda çok gerilerde kalmıştır, gerek bina yatırımları gerekse öğrenci sayısı anlamında. Bununla beraber, ilköğretim okullarında ve liselerde hâlâ eksik dersliklerimiz mevcut. Şehir merkezinde konteyner okullarımız çalışmakta, mezun vermekte. Ve yine şehir merkezinde, temeli atılmış ve bir türlü bitirilemeyen okullarımız var. Kahramanmaraş’a eğitim konusunda bir yatırım yapmayı veya bu yapılan yatırımları geliştirmeyi düşünüyor musunuz?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Bakan, buyurunuz.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI NABİ AVCI (Eskişehir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

İstanbul’da bazı ilkokulların bölünerek ortaokulların ayrı yere taşınması meselesiyle ilgili taşımalı eğitim, benzer sorunlar başka illerde de var, olabilir düşüncesiyle… Bu taşımalı eğitim biliyorsunuz kırsaldan merkeze doğru yapılıyordu. Şimdi, o konudaki yasal düzenlemeyi Maliyenin de onayını alarak -çünkü bu ilave bir bütçe anlamına geliyor- büyük şehirlerimizde de bu taşımalı eğitim kapsamına alınacak okulları belirleme yetkisini yasal bir düzenlemeyle almak istiyoruz, bunun için bir çalışmamız var. İnşallah, onu sonuçlandırırız.

KADİR GÖKMEN ÖĞÜT (İstanbul) – Çok geç kalınmasın Sayın Bakan, çocuklar mağdur.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI NABİ AVCI (Eskişehir) – “Manisa Fen Lisesi ile Sosyal Bilimler Lisesinin taşınması niye iptal edildi veya ertelendi?” Onu, şimdi, Müsteşar Bey kaynağından soruyor. Şu anda somut bilgim yok. Onu bilgi gelince açıklarım.

Aynı şekilde, Arap Alevi nüfusun olduğu bölgedeki, Seyhan Akkapı Şehit Kemal Yüzgeç İlkokulu… Oradaki portakal bahçesine yapılan inşaatı da soruyoruz “Nedir o inşaat?” diye.

Maraş Sütçü İmam’la ilgili ciddi yatırım planlaması var, onu zaten bütçe şeyinde göreceksiniz. Onun dışında, diğer iller gibi Maraş’ta da, Kahramanmaraş’ta da gerek ilköğretimde gerek ortaöğretimde gerekse pansiyon yapımında çok ciddi artışlar var. Onların listesini size daha sonra iletirim. Kahramanmaraş’ta yapılanları ve yapılacak olanları, programa alınmış olanları, ayrı ayrı dökümlerini size ulaştırırız.

Gebze üniversitesi… Toplantının başında tekrar Sayın Fikri Işık’la onu görüştük, ilk fırsatta Meclis gündemine taşımak üzere konuştuk. Orada doğrusu biraz…

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Bu “ilk fırsat”ın bir tarihi yok mu Sayın Bakan? O fırsat 2015, 2016…

MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU BAŞKANI FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Size malzeme veriyoruz işte! Daha ne istiyorsunuz?

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Bizde malzeme çok da bu samimi bir soru.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI NABİ AVCI (Eskişehir) – O konudaki gecikme büyük ölçüde benden kaynaklanıyor. Son Meclis…

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sizi mazur görürüz Sayın Bakan.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI NABİ AVCI (Eskişehir) – Çok teşekkür ederim.

Şöyle oldu: Meclis kapanmadan önce torba yasa vardı biliyorsunuz, oraya arkadaşlarımız onu da koyalım istediler. Ben de dedim ki: “Bizim de Eskişehir de bir yüksek teknoloji üniversitesi kurma projemiz var. Duplikasyon olmasın, hangi fakülteler Gebze’de olacak, hangileri Eskişehir yüksek teknolojide olacak; aynı fakülteleri iki ayrı yerde kurmayalım, onu müşterek, paralel planlayalım. Böylece iki üniversite de daha fonksiyonel olsun.” diye o biraz benim yüzümden gecikti açıkçası. İnşallah, biz yine sizi engellemeyeceğiz Eskişehir olarak, sizinkini biraz daha öne alıp ilk fırsatta onun yasalaşmasını sağlayacağız.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sağ olun Sayın Bakanım.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI NABİ AVCI (Eskişehir) – Anayasa Mahkemesi Başkanının 9. Daire ile ilgili sözünü… Zannediyorum, medyada özellikle mahkeme üyelerine ilişkin bazı eleştiriler üzerine bir meslektaş olarak kanaat belirttiğini düşünüyorum. Eski Genelkurmay Başkanının hakkında soruşturma açılmış bir kişiyle ilgili yaptığı şey, şüphesiz, mahkemeyi etkileme intibasını uyandırabilir ama burada mahkemeyi etkileyecek bir şey yok çünkü zaten karar verilmiş durumda. O karar üzerine yapılan eleştirilere bir meslektaş cevabı gibi de okunabilir diye düşünüyorum. İhsasıreye hiç girmez çünkü Anayasa Mahkemesiyle onların alanları farklı.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Süreniz doldu.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI NABİ AVCI (Eskişehir) – Sayın Başkan, geçen oturumda sorulan bir konu vardı, ona bir kısa açıklama yapabilir miyim?

BAŞKAN – Peki, çok kısa o zaman.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI NABİ AVCI (Eskişehir) – Çok kısa.

Kendisi burada değil ama Sayın Yılmaz, etek giydiği için cezalandırılan öğrencilerden söz etti. Şimdi onun bilgisi geldi, olay şu: O, söz konusu okulda… Biliyorsunuz, yönetmelik değişti, serbest kıyafet isteyenler ve forma giymek isteyenler oylamayla belirleniyor; veliler tarafından oylanıyor. O okulda yüzde 76 oranında forma seçilmiş. Forma da pantolon ve bluzdan oluşuyormuş kız öğrenciler için. Bu öğrenciler etek giydikleri için değil, okulun genel forma kuralına uymadıkları için uyarılmışlar, şifahen uyarılmışlar, herhangi bir disiplin cezası falan söz konusu değil. “Okul karar aldı, formayı seçtik, siz de formaya uyun.” diye şifahen okul müdürü tarafından uyarılmışlar.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Madde üzerinde bir önerge vardır, okutup işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 492 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 1’inci maddesiyle değiştirilen 28/3/1983 tarihli ve 2809 sayılı YÖK Kanunu’nun ek 81. maddesinin başlığı ile 1. fıkrasında yer alan “Nevşehir Üniversitesi “ ibarelerinin “Nevşehir Hünkâr Hacı Bektaş Veli Üniversitesi” olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Veli Ağbaba                               Özgür Özel                              Sedef Küçük

   Malatya                                     Manisa                                    İstanbul

            Mehmet Hilal Kaplan              Aytuğ Atıcı

                     Kocaeli                            Mersin

BAŞKAN – Komisyon, önergeye katılıyor musunuz?

MİLLÎ EĞİTİM, KÜLTÜR, GENÇLİK VE SPOR KOMİSYONU BAŞKANI FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet, katılıyor musunuz?

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI NABİ AVCI (Eskişehir) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Malatya Milletvekili Sayın Veli Ağbaba.

Buyurunuz. (CHP sıralarından alkışlar)

VELİ AĞBABA (Malatya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, biraz önce bir şahıs bir şeyler söyledi, konuştu. Ben de bu insanla ilgili konuşmak istemiyordum ama artık şart oldu çünkü bu kürsü halkın kürsüsü, AKP milletvekillerinin söylediği gibi “Millî iradenin kürsüsü.”, bu kürsü milletin kürsüsü.

Tabii, değerli milletvekilleri, Adıyaman’da, geçmişte, 22’nci Dönemde, milletvekili transferiyle ilgili bir tartışma vardı. Bu tecrübe ile 22’nci Dönemde yaşanan bu transfer nedeniyle, biraz önce konuşan şahısla ilgili de bir şüphe oluştu Adıyaman’da. Adıyamanlılar bu parti değiştirmeyle ilgili haklı bir şüphe duyuyorlar çünkü 22’nci Dönemde bir oy hırsızıyla tanıştılar. Yani Adıyamanlılar böyle bir hırsızlıkla, etik olmayan böyle bir davranışla karşılaştılar ve bir daha karşılaşmak istemediler haklı olarak hırsızlıkla.

Adıyaman’da, bu seçim öncesinde bir söylenti dolaştı, ben de Malatya ilinin milletvekiliyim, dedikodular oluştu. “Yine seçeriz, yine AKP’ye geçer mi?” diye sorular oluştu CHP tabanında. Bu söylentiler üzerine, 2011 seçimlerinde CHP’den 1’inci sıradan aday olan arkadaş üzerine alınıyor, çeşitli yerlerde konuşma yapıyor, bunu yalanlıyor. En son konuşması 2011 seçimlerinden iki gün önce, 10 Haziran 2011’de Karapınar Mahallesi’nde diyor ki: “Doktor Salih Fırat satılık değildir.” Bir daha söyleyeyim, diyor ki: “Doktor Salih Fırat satılık değildir.” Bunu ben söylemiyorum, bunu o ismini söylediğim şahıs söylüyor. Başka şeyler de söylüyor, şerefle ilgili, namusla ilgili başka şeyler de söylüyor, ben bunları söylemiyorum, ben böyle söylemiyorum.

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Satılık değilmiş işte.

VELİ AĞBABA (Devamla) – Satılık değil ama kiralık olduğu anlaşıldı bugün!

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Hadi canım sen de!

VELİ AĞBABA (Devamla) – Tabii, kiralık olduğu anlaşıldı. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Sayın Ağbaba, lütfen…

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkanım, bir milletvekili hakkında böyle konuşamaz!

VELİ AĞBABA (Devamla) – Bakın, ben şimdi diyorum ki değerli arkadaşlar…

BAŞKAN – Sayın Ağbaba, lütfen…

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Ağzını toplasın, temiz bir dille konuşsun.

BAŞKAN – Ama yapmayın…

VELİ AĞBABA (Devamla) – Sen otur, sen celepsin! Sen de celepsin.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Senin değerin kaç para! Böyle bir şey olur mu ya! Böyle bir şey olur mu ya!

Sayın Başkanım böyle bir şey olmaz ya!

VELİ AĞBABA (Devamla) – Şimdi, diyor ki: “Altı ayda CHP’yi tanıdım, onun için AKP’ye geçtim.”

Ey vicdan sahibi milletvekili, sen CHP’yi altı ayda tanıdıysan, sen bu partide…

BÜLENT TURAN (İstanbul) – “Türklerle Kürtler” için değil de…

VELİ AĞBABA (Devamla) – Bir dakika dur, cevap vereceğim.

Sen bu partide geçmişte, 2007 yılında milletvekili adayı oldun mu? O zaman tanımadın mı? Sen 2007 yılından sonra bu partide il başkanlığı yaptın mı? Senin zekânda özür mü var, sen CHP’yi tanımadın mı? Şimdi, ne zaman tanıyor? Diyor ki: “CHP’nin politikalarını yeni tanıdım.” (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Sayın Ağbaba, lütfen… Yani, önerge üzerinde konuşmanız lazım Sayın Ağbaba.

VELİ AĞBABA (Devamla) – Değerli arkadaşlar, acaba CHP’yi mi tanıdı, yoksa AKP’yi mi yeni tanıdı? Acaba AKP’de bizim bilmediğimiz başka şeyleri mi tanıdı, onu merak ediyorum ben.

BAŞKAN – Sayın Ağbaba, lütfen…

VELİ AĞBABA (Devamla) – AKP’de bizde bulamadığın neyi buldun? Cumhuriyet Halk Partisinde, bizde bulamadığın neyi buldun? Bize, neyi buldun, onun cevabını ver! (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Sen yoksun, yeter!

VELİ AĞBABA (Devamla) – Bizde bulamadığın, AKP’de neyi buldun? Cumhuriyet Halk Partisinde neyi bulamadın? AKP’de neyi buldun, onun cevabını ver! Eğer adamsan ver!

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sen yoksun, yeter!

VELİ AĞBABA (Devamla) – Değerli arkadaşlar, önemli olan bir insanın transfer olması, satılması değil, önemli olan hangi milletvekiliyse, kimse buna grupların “evet” demesi, yanlış olan o! Yanlış olan o!

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Sen yoksun, yeter!

VELİ AĞBABA (Devamla) – Maalesef, değerli milletvekilleri, bugün Hacı Bektaş’ı konuşuyoruz. Hacı Bektaş “dürüstlük” demek, “eline, beline, diline sahip olmak” demek; bunların hiçbiri yok sizde. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Ders al, ders! Hacı Bektaş’a yakışıyor mu?

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Diline sahip ol!

VELİ AĞBABA (Devamla) – Sana bak söyleyeceğim, sana söylerim bozulursun.

MEHMET ERDOĞAN (Adıyaman) – Ne söyleyeceksin?

BAŞKAN – Sayın Ağbaba, lütfen…

VELİ AĞBABA (Devamla) – Bak sen celepsin, onu söylüyorum.

BAŞKAN – Sayın Ağbaba ama konu üzerinde konuşun.

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Sayın Başkan…

VELİ AĞBABA (Devamla) – Bir de değerli arkadaşlar, bakın, ben bir kez daha soruyorum…

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Saygısız bir adamsın!

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Sayın Başkan, bu Meclisin bir adabı olması lazım. Bu nasıl bir üslup Allah aşkına!

VELİ AĞBABA (Devamla) – Ben bir kez daha soruyorum arkadaşlar: Beyefendi CHP’de bulamayıp AKP’de bulduğu şeyi bize izah etsin, biz bilelim. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Aynı şeyi söyleyip duruyorsun.

VELİ AĞBABA (Devamla) – 2007’de il başkanı, 2007’de aday… (CHP sıralarından alkışlar) Acaba neyi bulamadın, biz de merak ediyoruz. Bizim, milletvekili olarak sormak hakkımız değil mi? Biz de merak ediyoruz arkadaşlar.

Bakın, bir konuşmamda söyledim. Adıyamanlılar yoksul insanlar, Adıyamanlılar hamallık yapar, Adıyamanlılar gelir Malatya’da kayısı taşırlar, kayısı toplarlar, gider Giresun’da fındık yaparlar ama Adıyamanlı, yoksul da olsa fakir de olsa kendisini satmaz. (CHP sıralarından alkışlar)

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkan, bu, usul mü!

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) - Sana ne ya!

VELİ AĞBABA (Devamla) – Kendisini satmaz, Adıyamanlı kendisini pazarlık konusu yapmaz, Adıyamanlı adamdır, Adıyamanlı aldığı oyun hakkını verir. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Sayın Ağbaba, lütfen…

VELİ AĞBABA (Devamla) – Adıyamanlı…

BAŞKAN – Sayın Ağbaba, lütfen…

VELİ AĞBABA (Devamla) – Değerli arkadaşlar, Adıyamanlı adamdır çünkü adamdır, adam, adam. Adamdır. (CHP sıralarından alkışlar, AK PARTİ sıralarından gürültüler)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Ağbaba… Sayın Ağbaba…

VELİ AĞBABA (Devamla) – Bir taraftan “Doktor bilmem ne satılık değildir.” deyip, altı ay sonra parti değiştirmez. (CHP sıralarından alkışlar, AK PARTİ sıralarından gürültüler)

MUHAMMET BİLAL MACİT (İstanbul) – Bunun neyini alkışlıyorsunuz!

RAMAZAN  CAN (Kırıkkale) - Adamlığı senden mi öğrenecek!

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Aynı üslup… Anladığı dil hangi dilse…

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Adamlık sözle olmaz!

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Bir dakika…

SALİH FIRAT (Adıyaman) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun.

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

12.- Adıyaman Milletvekili Salih Fırat’ın, Malatya Milletvekili Veli Ağbaba’nın 492 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 1’inci maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

 

SALİH FIRAT (Adıyaman) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Aslında, arkadaşlar, şimdi, Cumhuriyet Halk Partisinin içinde, tabii, değer verdiğim, saydığım, sevdiğim arkadaşlarım oldu, var da, devam da ediyor ama ne yazık ki her yerde olduğu gibi, CHP’de de adam olmayı öğrenememiş, adam olamamış insanlar da var ne yazık ki. (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

Evet, CHP’den ayrıldım, doğru. Satılmadım, herhangi bir pazarlık yapmadım.

Daha önceden söylediğim gibi “Bununla ilgili iddiası olan varsa ispatlamayan namerttir, şerefsizdir.” dedim ve tekrar söylüyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

HASAN ÖREN (Manisa) – Bir şey söylemedi zaten, neden alındın ki?

VELİ AĞBABA (Malatya) – İspatlamazsan sen öylesin!

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sus, sus, dinle!

VELİ AĞBABA (Malatya) – İspatla, sen ispatla!

SALİH FIRAT (Devamla) – Ayrıca, arkadaşlar, Cumhuriyet Halk Partisinde evet, siyaset yaptım. CHP’nin sosyal demokrat parti olacağını, CHP’nin insan haklarına saygılı olacağını, CHP’nin özgürlükçü bir parti olacağını düşünerek orada siyaset yaptım ancak ne yazık ki Türkiye Büyük Millet Meclisine geldiğimde Cumhuriyet Halk Partisinin gerçek yüzünün o olmadığını, gerçek yüzünün farklı olduğunu gördüm. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) O yüzden, insana değer veren, insanlığa değer veren, demokrasiye inanan, insan haklarına inanan, insanı Yaradan’dan dolayı seven bir parti olarak gördüğüm için AK PARTİ’ye geçtim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

HASAN ÖREN (Manisa) – Salih, duygusal bu işler!

SALİH FIRAT (Devamla) – Tekrar söylüyorum, milliyetçilik, ırkçılık yapan bir partide bulunamam.

Sağ olun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

VELİ AĞBABA (Malatya) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Önce Sayın Aydın’a vereceğim, sonra size, devam edecek gibi anlaşılıyor.

Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Sayın Başkan, doğru değil ki bu.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Sayın Başkan, niye söz...

BAŞKAN – Hayır, o, grubu için konuşacak canım. Herkes birbirine hakaret savuruyor buradan. Yani, dolayısıyla ilgililerine söz veriyorum.

Buyurun.

13.- Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın, Malatya Milletvekili Veli Ağbaba’nın 492 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 1’inci maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

 

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Evet, bu, milletin kürsüsü ve burada konuşurken milletimizin değerleriyle çatışmadan, hakarete varmadan konuşmamız lazım. Öncelikle şunu ifade edeyim ki: Salih Fırat gibi, bütün Adıyamanlılar da merttir, doğrudur, kalender insanlardır. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Sizin gibi insanların varlığını görerek şu anda ne kadar doğru bir iş yaptığını kendisi ifade ediyor.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Çok seviyorsanız aday gösterin.

AHMET AYDIN (Devamla) – Senin gibi insanların varlığını görerek o partide, sizin gibi bu kadar hakarete varan, bu kadar doğruluğa aykırı, dürüstlüğe aykırı, temiz olmayan bir dil kullanan insanlar olduğunu, böylesine vekilleri gördükten sonra bugün ne kadar doğru iş yaptığını söyledi.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Adıyamanlılar adam…

AHMET AYDIN (Devamla) – Evet, AK PARTİ’de ne gördü de geçti? AK PARTİ’de doğruluk gördü, AK PARTİ’de dürüstlük gördü, AK PARTİ’de insanlık gördü, arkadaşlık, ahbaplık gördü…

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Veli yok!

HASAN ÖREN (Manisa) – Duygusal bu işler!

AHMET AYDIN (Devamla) – …AK PARTİ’de mertlik gördü, millete hizmet gördü, milletle birlikte gelecek aydınlık yarınlara doğru yürümenin çalışmalarını yapıyor.

Biz Salih Fırat’tan son derece memnunuz, Allah razı olsun. AK PARTİ olarak, Adıyaman olarak sonuna kadar da arkasındayız.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Hayrını gör, hayrını!

CANDAN YÜCEER (Tekirdağ) ) – Hayrını gör!

AHMET AYDIN (Devamla) ) – Hiçbir şekilde size de Salih Fırat’ı yedirtmeyiz, kusura bakmayın; kusura bakmayın, yedirtmeyiz. (CHP sıralarından gürültüler)

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Yarın sizi de satar.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Haa… “Salih Fırat’ı yedirtmeyiz.” Yeni logo bu.

AHMET AYDIN (Devamla) - Ben özellikle pazarlık konusuna girenlere sormak istiyorum.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Satan adam her zaman satar Ahmetciğim.

AHMET AYDIN (Devamla) - Eğer Salih Fırat’la bir pazarlığa girmişsek size de şunu sorarım: Siz, milletvekili olarak… Sen özellikle, bunu iddia eden milletvekili, senin değerin kaç paradır? Sen kendini pazarlık konusu yapmaya hazır mısın? Böyle bir şey var mı?

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Oraya sor ya, oraya sor!

AHMET AYDIN (Devamla) - Eğer mesele paraysa, seninle de paraya varız ama böyle bir meseleyi, böyle bir şeyi eğer burada dillendiriyorsan, ispat etmek zorundasın.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Ahmetciğim, bizi satan sizi de satar.

AHMET AYDIN (Devamla) - İspat edemezsen müfterisin, namertsin. Böyle şey olmaz!

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Bizi satan sizi de satar. Alışmış kudurmuştan beterdir.

AHMET AYDIN (Devamla) – Bir milletvekili arkadaş hakkında bu kürsüde dedikodularla hareket edemezsiniz, “Şöyle deniyor, böyle deniyor.” denemez, diyemezsiniz.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Alışmış kudurmuştan beterdir. Bizi satan sizi de satar.

AHMET AYDIN (Devamla) - Bildiğiniz bir şey varsa gelir konuşursunuz. Böylesine mert, böylesine milletine çalışkan, böylesine gayret eden bir milletvekili için bu hakaretlere asla taviz vermeyiz diyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Satar Ahmetciğim, satar, seni de satar.

AHMET AYDIN (Devamla) - Özellikle de bundan sonraki süreçlerde…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Bak, bu konuşmalarını hatırlatırım sana, sattığı zaman.

BAŞKAN – Müsaade buyurun.

AHMET AYDIN (Devamla) - …aynanın karşısına çık, kendini değerlendir, ondan sonra gel burada konuş derim.(AK PARTİ sıralarından alkışlar, CHP sıralarından gürültüler)

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Evet, Sayın İnce…

MUHARREM İNCE (Yalova) – 2 milletvekili arasında süren tartışmaya Grup Başkan Vekili bizim grubumuzu da kattı. İzin verirseniz, ben grup adına cevap vermek istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Ben ilgili milletvekiliyle ilgili konuştum.

BAŞKAN – Yok, herkes birbirine attı.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Bizi satan onları da satar, Sayın Başkan, onu da söyle. O çok duygusaldır.

BAŞKAN - Yani ne enteresan bir iş, Hacı Bektaş Veli’yle ilgili bir konu konuşulurken birbirinizi yiyorsunuz.

ADİL ZOZANİ (Hakkari) – Hoşgörüyü konuşuyoruz Başkan!

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Doğru söylüyorsunuz. Bunlara müsaade etmeyin.

BAŞKAN - Buyurun.

14.- Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında CHP Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

 

MUHARREM İNCE (Yalova) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Şimdi, Sayın Ahmet Aydın, Sayın Salih Fırat’ın ne kadar mert ne kadar dürüst adam olduğunu anlattınız ya az önce, umarım 2011 kampanyası öncesinde de birbirinize böyle laflar söylemişsinizdir.

Şu Adıyaman basınını, yarın hiç işim yok, yarın sabahtan bunu tarayacağım.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Ben CHP’deyken de söylüyordum. Salih Fırat’ın dürüst olduğunu, mert olduğunu o zaman da söylüyordum.

MUHARREM İNCE (Devamla) – Bunu tarayacağım. Bakalım o zaman neler demişsin, Salih Fırat’ın nezdinde CHP’ye neler demişsin, kendisine neler demişsin, onlara yarın bir bakacağım.

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Biz de Yalova basınını tarayalım.

MUHARREM İNCE (Devamla) – Tara, tara, fark etmez.

Ben 22’nci Dönemde “AKP milletvekili Şükrü Önder dürüst bir adam.” diyordum, o zaman rakibimdi, “dürüst bir adam” diyordum; aradan yıllar geçti, bugün gene söylüyorum, dürüst bir adamdır. Benim lafım hiç değişmez.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Bence de Salih Bey dürüst bir adam. O zaman da Salih Bey’in dürüstlüğünü söylüyordum, şimdi de söylüyorum.

MUHARREM İNCE (Devamla) – Şimdi, şunu söyleyeyim: Bak, dürüstlükten bahseden insanların önce şu Meclise Sayıştay raporlarını getirmesi lazım, Sayıştay raporları gelecek.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Raporlar geldi, geldi. Raporlar Plan Bütçede.

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Başkan, Veli Bey’in üslubu doğru mu değil mi?

MUHARREM İNCE (Devamla) – Dürüstlükten bahseden insanlar Kamu İhale Kanunu’nu 100 kez değiştirmeyecek. Dürüstlükten bahsediyorsan bunları yapacaksın, bunları.

Ama şunu söyleyeyim: 22’nci Dönemde iki partiydik. Bizden ayrılanlar size geldi, sonra ilk önce sizi onlar sattı. Burada ANAP Grubu kurdular şurada, hatırlıyor musunuz?

ADİL ZOZANİ (Hakkâri) – Bizi işaret etme de başka yere parmağını göster.

MUHARREM İNCE (Devamla) – Ahmet Bey, sen yoktun o zamanda. Burada kimler var, işte, Ünal Kacır Bey hatırlar; bizden istifa edip size gidenler ilk fırtınada sizi de sattılar, sonra gittiler, ANAP’ta grup kurdular; bunu unutmayın. Bu siyasette satış işi kolay bir iş değildir. Bir kere yol açıldı mı, bir kere yol yapıldı mı sizin gemi fırtınaya bir yakalandığında gel gör ki bizi satanlar ilk önce sizi satacaklardır. Siyasette bu hep böyle olmuştur. 2002-2007 döneminde önce bizi satıp size gelenlerin ANAP’ı, burada nasıl grup kurduklarını ben çok iyi hatırlıyorum.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Kamer Genç önceden neredeydi?

VELİ AĞBABA (Malatya) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun.

15.- Malatya Milletvekili Veli Ağbaba’nın, Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

 

VELİ AĞBABA (Malatya) – Değerli arkadaşlar, değerli milletvekilleri; Sayın Ahmet Aydın’a bir soru sormak istiyorum: Sayın Ahmet Aydın, 2002’de transfer ettiğin milletvekili şu anda nerede? Çok kıymetliyse, aldıkların çok kıymetliyse -ona söylüyorum- “çok kıymetli” diyorsun ya, o nerede?

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Kıymetli; duruyor bizde, duruyor.

VELİ AĞBABA (Devamla) – Sana bir soru daha sormak istiyorum: Sen, Salih Fırat’ı eskiden tanıyorsun, akraban. Salih Fırat çok boylu poslu bir adamsa, çok nitelikli bir adamsa niye aday göstermedin AK PARTİ’den?

RECEP ÖZEL (Isparta) – Gösterdik, 2007’de gösterildi.

VELİ AĞBABA (Devamla) – Niye göstermedin bu seçimde, bunun cevabını ver.

Bakın, şimdi geleyim bu beyefendiye. Değerli arkadaşlar, bir seçimde parti değiştirme diye söylentiler var Adıyaman’da. Bu beyefendi söylüyor, ben söylemiyorum.

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Aday göstermek kötü mü yani?

VELİ AĞBABA (Devamla) – Ben söylemiyorum.

2011 seçimlerine iki gün var, başka mahallelerde söylemiş, diyorlar ki: “Bu beyefendi gidecek.”

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Niye “beyefendi” diyorsun?

VELİ AĞBABA (Devamla) – Demiyorum, özür dilerim, Beyefendi’ye hakaret oldu.

Kürsüye çıkıyor, diyor ki: “Değerli arkadaşlar -ben demiyorum, video var, video kaydı var orada- Doktor Salih Fırat satılık değildir.”

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Aynı şeyleri söylüyor ya.

VELİ AĞBABA (Devamla) – Bir daha söylüyor: “Doktor Salih Fırat satılık değildir.”

SALİH FIRAT (Adıyaman) – Aynı şey.

VELİ AĞBABA (Devamla) – Bir daha söylüyor: “Doktor Salih Fırat satılık değildir.”

RECEP ÖZEL (Isparta) – Evet.

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Başkanım, bu nedir böyle ya?

VELİ AĞBABA (Devamla) – E, ben şimdi yalan söylüyorsun desem olmaz. Böyle şey olur mu?

Bir de arkadaşlar, bakın, AKP’de ne bulduğunu bilmiyoruz ama bizde bulamadıklarını biliyoruz. Bizde yolsuzluk yok.

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Sen yoksun, sen!

VELİ AĞBABA (Devamla) – Bizde iş takibi yok. Bizde adam kayırmacılık yok.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Allah Allah!

VELİ AĞBABA (Devamla) – Bizde kart yazma yok.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Allah Allah!

VELİ AĞBABA (Devamla) – Bizde ihaleye yandaş olmak yok.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Allah Allah!

VELİ AĞBABA (Devamla) – Bizde bir tek şey var…

EMRULLAH İŞLER (Ankara) – Yamyamlar var, yamyamlar!

VELİ AĞBABA (Devamla) – …adam olmak. Bizde bir tek şey var; ideallerin uğruna, muhalefet de kalsan ideallerin uğruna mücadele etmek. Bizde sosyal demokrasi var. Bizde solculuk var. Bizde yetimin hakkını yememek var. Bizde oy alıp birilerine satmak yok, bizde oy alıp birilerine pazarlamak asla yok. (CHP sıralarından alkışlar)

RECEP ÖZEL (Isparta) – Allah Allah!

EMRULLAH İŞLER (Ankara) – Sen şu yamyamları bir daha anlatsana ya.

BAŞKAN – Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 21.34

BEŞİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 21.48

BAŞKAN: Başkan Vekili Meral AKŞENER

KÂTİP ÜYELER: Muhammet Bilal MACİT (İstanbul), Bayram ÖZÇELİK  (Burdur)

----- 0 -----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 10’uncu Birleşiminin Beşinci Oturumunu açıyorum.

492 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine devam edeceğiz.

X.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

4.- Nevşehir Milletvekili Ahmet Erdal Feralan ve Siirt Milletvekili Afif Demirkıran ile 3 Milletvekilinin; Bir Üniversite Adı ile Bir İlçe Adının Değiştirilmesi Hakkında Kanun Teklifi ile Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu (2/1783) (S. Sayısı: 492) (Devam)

 

BAŞKAN – Komisyon? Burada.

Hükûmet? Burada.

1’inci madde üzerinde Malatya Milletvekili Sayın Veli Ağbaba ve arkadaşlarının verdiği önergeyi oylarınıza sunuyorum…

III.- Y O K L A M A

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

MUHARREM İNCE (Yalova) -  Yoklama istiyoruz.

BAŞKAN – Yoklama isteniyor, ona bakacağım.

Sayın Aygün, Sayın İnce, Sayın Çam, Sayın Haberal, Sayın Baydar, Sayın Köktürk, Sayın Acar, Sayın Öğüt, Sayın Ağbaba, Sayın Özel, Sayın Aygün, Sayın Atıcı, Sayın Yüceer, Sayın Küçük, Sayın Canalioğlu, Sayın Öz, Sayın Kaplan, Sayın Akar, Sayın Özcan, Sayın Ören.

HASAN ÖREN (Manisa) - Sayın Başkan, baştan sayacaksanız kalkalım bir daha.

BAŞKAN -  Yok canım, saymamıza lüzum yok. Yazdık buraya da eksik yazdık mı diye bakıyoruz. Her şeye kızmayın canım.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Bayram, ilkokulda ikişer ikişer yazmadınız mı ya 100’den geriye doğru?

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Efendim, isimleri okuyun, olmayanlar kendileri söylesin.

BAŞKAN -  Yoklama için üç dakika süre veriyorum.

Yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı vardır.

X.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

4.- Nevşehir Milletvekili Ahmet Erdal Feralan ve Siirt Milletvekili Afif Demirkıran ile 3 Milletvekilinin; Bir Üniversite Adı ile Bir İlçe Adının Değiştirilmesi Hakkında Kanun Teklifi ile Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu (2/1783) (S. Sayısı: 492) (Devam)

 

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

2’nci maddeyi okutuyorum:

 

MADDE 2- 2809 sayılı Kanuna aşağıdaki madde eklenmiştir.

"EK MADDE 155- 20/12/2012 tarihli ve 6363 sayılı 2013 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu, 2/9/1983 tarihli ve 78 sayılı Yükseköğretim Kurumları Öğretim Elemanlarının Kadroları Hakkında Kanun Hükmünde Kararname, 13/12/1983 tarihli ve 190 sayılı Genel Kadro ve Usulü Hakkında Kanun Hükmünde Kararnamede Nevşehir Üniversitesine yapılmış olan atıflar Nevşehir Hacı Bektaş Veli Üniversitesine yapılmış sayılır."

BAŞKAN – Madde üzerinde gruplar adına ilk söz, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Trabzon Milletvekili Sayın Mehmet Volkan Canalioğlu’na aittir.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA MEHMET VOLKAN CANALİOĞLU (Trabzon) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Sözlerime başlamadan önce, hac görevinizi yerine getirdiniz Sayın Başkan, tebrik ediyoruz, kutluyoruz.

BAŞKAN – Allah razı olsun.

MEHMET VOLKAN CANALİOĞLU (Devamla) - Allah kabul etsin, Allah razı olsun.

BAŞKAN – Amin.

MEHMET VOLKAN CANALİOĞLU (Devamla) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 492 sıra sayılı Bir Üniversite Adı ile Bir İlçe Adının Değiştirilmesi Hakkında Kanun Teklifi’nin 2’nci maddesi üzerinde söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi saygılarımla selamlıyorum.

Sayın milletvekilleri, “demokratikleşme” adı altında açıklanan paket içerisinde Nevşehir Üniversitesinin adının “Hacı Bektaş Veli” olarak değiştirilmesi Alevi vatandaşlarımızın yüreğinin şişini indirme taktiğidir. Oysa, Alevi vatandaşlarımız daha köklü değişiklikler beklemektedirler. Ne yazık ki, bu beklentiler, bir parmak bal çalınarak giderilmeye çalışılmaktadır. Bu da bir yasak savma işidir.

Elbette Hacı Bektaş Veli için ne yapılsa azdır. Zaten o, insanların kalbinde asırlardan beri yer etmiştir. Onun hoşgörüsü sizin onun adına verdiğiniz üniversite isminin de önündedir. O, söylemiş olduğu sözlerle insanlığa hoşgörü ve sabır aşılamıştır ve onların içinden birkaç tanesini sizlerle paylaşmak gerekirse:

“Özünü bilirsen özürden kurtulursun.” “İncinsen de incitme.” “İnsanın gerçek güzelliği sözünün güzelliğidir.” “En yüce servet ilimdir.” “Dikkat et, lokma seni yemesin, sen lokmayı ye.”

Ve sonuçta yine bir sözü:

“Hararet nardadır, sacda değildir.

Keramet sendedir, taçta değildir.

Her ne ararsan kendinde ara,

Kudüs’te, Mekke’de, hacda değildir.”

İşte, Hacı Bektaş Veli’nin asırlardır insanlığa yapmış olduğu bu söylemler bugün, günümüzde bizlere ders olmalı, örnek olmalı ve gelecek kuşaklara aktarılarak devam etmelidir.

Sayın milletvekilleri, yine üniversitelerimizin isimlerinin değiştirilmesinin yanı sıra üniversitelerimizin gerçek bilim, irfan yuvası olarak düzenlenmesi; fikri hür, irfanı hür, vicdanı hür gençlerin yetiştirilmesi için gerekli teknoloji ve çağın gerektirdiği ilerici, çağdaş medeniyetleri yakalayan gençleri eğitmek gerekmektedir ama ne yazık ki bugün üniversitelerimiz YÖK’ün vesayeti altındadır, üniversitelerimiz siyasi iktidarın baskısı altındadır. Bunun en bariz, açık örneğini rektör atamalarında görmekteyiz. Sözde demokrasi adı altında rektör adayları öğretim üyelerince belirleniyor ama sonuçta en fazla oy alan aday değil, en az oy alan adayın ataması da yapılabiliyor.

Değerli milletvekilleri, bu neye benziyor biliyor musunuz? Az önce bir gerginlik oldu, biraz da bunu yumuşatalım, bu şuna benziyor: Geçmiş zamanda bizim bir hemşehrimiz bir ilde meteoroloji bölge müdürlüğü yapmaktadır ve bu her gün yapmış olduğu rasatı umum müdürlüğüne fakslamaktadır ve bu rasatı da rüzgâr gülü ve rüzgâr okuna göre yapmaktadır. Yine böyle bir rapor yazıyor Ankara’ya, Meteoroloji Umum Genel Müdürlüğüne “Şu gün şu tarihte yapılan rasata göre, rüzgâr gülünden alınan veri ve rüzgâr okundan alınan veriye göre de rüzgârın şiddeti şu kadar olacak, rüzgârın yönü bu kadar olacaktır. Görüşlerinize arz ediyorum.” diyor ve umum müdürlüğüne gönderirken yazının altına da şöyle diyor: “Not: Her ne kadar rüzgâr oku ve rüzgâr gülü böyle diyorsa da sonucu Cenab-ı Rabb-ül âlemin bilir.”

Değerli arkadaşlar, şimdi, sizin yapmış olduğunuz bu atamalarla, bu düzenlemelerle sonucun sizler tarafından tayin edildiği ve YÖK ile Cumhurbaşkanı tarafından rektör atamalarının gerçekleştirildiği bilinmektedir. İşte böylesi bir anlayışla, “Her şeyi biz belirleriz.”le üniversitelerimizde hâkimiyet kurarak hak edeni değil, kendine göre hak edeni rektör tayin ediyorsunuz. Bari bırakın öğretim üyelerine oy kullandırmayı, onları da birbirlerine kırdırmayınız. Ayrıca, 2002 seçimlerinde “YÖK’ü yok sayacağız.” diye kampanyalar açmadınız mı? Ama işbaşına gelince kendinize göre bir YÖK yarattınız.

Sayın milletvekilleri, elbette üniversitelerimizin isimlerini değiştiriyoruz ama onları düzeltebiliyor muyuz? Örneğin, kendi seçim bölgem olan ilimden, Karadeniz Teknik Üniversitesinden birkaç örnek verecek olursam: Karadeniz Teknik Üniversitesine bağlı Beşikdüzü Meslek Yüksekokulunda bulunan bilgisayar, makine, işletme, elektrik bölümlerinin kapatılmasına karar verilmiştir. Oysa, KTܒye bağlı Beşikdüzü Meslek Yüksekokulu, faal 10 bölümü, 2.300 öğrencisi, eğitim kadrosu ve fizikî şartlarıyla değil kapatılmayı, bir fakülte olmayı beklemektedir ama ne yazık ki alınan kararla bunlar kapatılmıştır.

Yine, ilimizin Tonya ilçesinde 1996 yılından beri Karadeniz Teknik Üniversitesine bağlı meslek yüksekokulu açılması konusu gündeme alınmış ve yörenin bakanları, milletvekilleri oraya, o ilçeye yapmış oldukları her gezide seçim vaadi olarak “Biz Tonya’ya meslek yüksekokulu açacağız.” söylemlerini ortaya koymuşlar ama günümüzde hâlâ böyle bir atılım, böyle bir meslek yüksekokulu yapılmamıştır.

Tonyalıların istediği bu okul yapılmazken Tonyalıların istemediği ve bir tabiat, doğa harikası olan Livalobo mevkisinde çimento fabrikası yapılması, tamamen onların düşüncelerinin dışında, Hükûmet tarafından ele alınmıştır. Bu konuda Tonyalıların yoğun baskısı sonucunda Hükûmet tarafından geri adım atılmıştır.

Bir de değerli arkadaşlarım, Sayın Bakan buradayken, bilindiği gibi fakülte ve yüksekokulların idari, teknik ve yardımcı hizmetler denetiminde gözetim yapmak, akademik ve idari personelle ilgili mevzuatı bilmek, fakülte ve meslek yüksekokulu yerleşkesinde gerekli güvenlik tedbirlerini almak, üniversite sınavlarının, Açıköğretim Fakültesi sınavlarının daha sağlıklı bir şekilde yapılmasını sağlamak için büyük gayret sarf eden fakülte sekreterleri ve yüksekokul sekreterleri hâlen 3600 ek gösterge almayı  beklemektedirler.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; millî eğitim bu Hükûmetiniz zamanında yazboz tahtasına dönmüştür. Bu Hükûmetin eğitim politikasının ne olduğu henüz açıkça anlaşılamamıştır. Her millî eğitim bakanı değiştiğinde program da değişmekte, kitaplar değişmektedir. Ama öğretmenler, ücretsiz olarak okullara gönderilen bu kitapların müfredat içerisinde yeterli olmadığını düşünüp velileri öğrencilere kitap alması noktasında masrafa sokmaktadır. Bu konunun Sayın Bakan ve ilgililer tarafından dikkate alınması gerekiyor.

Sayın Bakan, dershanelerin durumu da bir karmaşa hâlini almıştır. “Dershaneleri kapatacağız.” diyorsunuz ama buradaki öğretmenlerin ne olacağını ve öğrencilerin nasıl yetiştirileceğini, okulların yeterli olup olamayacağını da söylemek gerekiyor.

Ayrıca, yine ilimize atamış olduğunuz Millî Eğitim Müdürü “Sosyal Bilimler Lisesinin öğrencileri aynı merdiveni kullanıyor, bu nedenle gece uykularım kaçıyor, uyuyamıyorum, diken üzerinde yatıyorum.” diyerek Sosyal Bilimler Lisesini bir ilçe belediyesine taşımaya kalkmış ama bu, sonuçta, velilerin ve öğrencilerin katkısı ve etkisiyle durdurulmuştur.

Şimdi, Sayın Bakanım ve değerli milletvekilleri; sürem daralıyor ama size bir şeyi daha göstermek istiyorum. Bakın değerli milletvekilleri, Sevgili Bakanım; burası TOKİ tarafından Akçaabat Yıldızlı beldesinde yapılmış bir okul, 32 derslikli. Hemen yanında da yüksek gerilim hattı var. Şimdi veliler diyor ki: “Arkadaş, yüksek gerilim hattında bizim çocuklarımız sağlıksız bir ortamda eğitim göreceklerdir. Ne yapmamız gerekiyor? Bu olmaz.”

Bunun üzerine Millî Eğitim Müdürlüğü yazılı bir açıklama yapıyor ve endişe duyulmaması gerektiği ve gerekli önlemlerin alındığı vurgulanarak şu ifadelere yer veriyor: “Akçaabat ilçesi Yıldızlı beldesinde TOKİ Başkanlığı tarafından inşa edilmiş olan 32 derslikli okul binasının üzerinden geçmekte olan enerji iletim hattıyla ilgili, kimi velilerimizce endişe ve tereddüt oluşturduğu yazı ve duyumlardan anlaşılmaktadır. Türkiye Elektrik İletişim AŞ Genel Müdürlüğü ile Başbakanlık Toplu Konut İdaresi Başkanlığı arasında yapılan yazışmalar ve inceleme neticesinde, emniyet sınırının 11,30 metre olduğu, okul binası ile enerji iletişim hattı arasındaki en yakın mesafenin ise 11,51 metre olduğu, bu nedenle okul binasının emniyet sınırın dışında kaldığı belirtilmektedir.”

Yani değerli arkadaşlarım, şu kadar bir mesafeyle, şu 21 santimlik bir mesafeyle, yüksek gerilim hattıyla okul binası korumaya alınmış oluyor. Bu okulda ana sınıfından, kreşinden, Anadolu Öğretmen Lisesine kadar olan öğrenciler yetişmektedir. Şimdi, buradan öğretmen mi yetişecek, yoksa buradan daha bilinçli insanlar mı yetişecek, yoksa buradan bu tehlikeye karşı göğüs geren komando öğretmenler mi yetişecek? Zaten öğretmenlerimizin de durumu vahim. Onları da “atamayı bekleyen güvercinler” gibi tabir ediyorsunuz ve bu noktada, baktığımız zaman, millî eğitim süratli bir şekilde düzeltilmeli; artık, öğretim değil, eğitim yapılmalı ve Türk gençliğini muasır medeniyetler seviyesine hazırlamamız gerekiyor.

Hepinize saygılarımı sunuyorum, teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Canalioğlu.

Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına Hakkâri Milletvekili Sayın Adil Zozani, buyurunuz.

BDP GRUBU ADINA ADİL ZOZANİ (Hakkâri) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli arkadaşlar, ben de 2’nci madde üzerinde grubumuzun görüşlerini aktarmak üzere söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle, Nevşehir Hacı Bektaş Veli Üniversitesi hayırlı olsun. Bu isme, herhâlde, burada itiraz edecek, bir üniversiteye Hünkâr Hacı Bektaş Veli’nin isminin verilmesini içine sindiremeyecek kimsenin olmadığını düşünüyorum Parlamentoda ve dolayısıyla, hepimizin ortak temennisi. Ancak, devamını getirmek gerekiyor bunun. Bir üniversiteye Alevi yurttaşlarımızın ki Türkiye’de yaşayan bütün halkların esasında özümsediği, kanaat önderi olarak kabul ettiği büyük bir ilim adamının isminin verilmesi önemlidir. Ancak, bu üniversitenin bünyesinde de Alevi yurttaşlarımızla ilgili olarak bir şey olacak mı, olmayacak mı? Ben baktım, gittim, üniversite sitesini bir taradım; 7 fakültesi var, bunlardan 1 tanesi de ilahiyat fakültesi. Bugüne kadar alışılagelmiş, Anadolu’da yaşayan, Anadolu ve Mezopotamya’da yaşayan bütün halklara, bütün inanç mensuplarına Hanefi mezhebine mensupmuş gibi din bilgisi aşılama merkezi değil de en azından bu üniversite bünyesinde kurulu ilahiyat fakültesi gerçek anlamda dinler doktrinini öğretecek bir üniversiteye dönüştürülür mü, dönüştürülmez mi; bunu merak ediyorum. Böyle bir müfredatı en azından bu üniversite hak ediyor. Mademki böyle bir isim verdik, müfredatının da buna göre düzenlenmesi gerekiyor. Dolayısıyla, ismi tekrar hayırlı olsun diyoruz, önemlidir diyoruz.

Bizim bu konuyla ilgili olarak Türkiye’deki başka üniversitelerin isimlerine ilişkin olarak da vermiş olduğumuz kanun tekliflerimiz vardı. Doğrusu bu kanun tekliflerinin İç Tüzük’ün 35’inci maddesine göre birleştirilerek görüşülmesi gerekiyordu ancak Hükûmet “Benim getirdiğim kadar demokrasiye razı olursunuz. Benim verdiğim kadar ancak demokrasi olabilir.” anlayışıyla muhalefet partilerinin vermiş olduğu bu kanun tekliflerini yok saymıştır. İç Tüzük’ün 35’inci maddesine göre de kanunsuz bir işlem yapmıştır, eksik bir işlem yapmıştır.

Mesela bu üniversitelerden bir tanesi, vermiş olduğumuz kanun tekliflerinden bir tanesi: Şırnak’taki üniversiteye Anadolu’da yaşamış, Anadolu tarihinin, Mezopotamya tarihinin en büyük din bilim adamı olan İsmail El Cezeri’nin isminin verilmesini önermişiz. Bin yıl önce sibernetik bilimini keşfetmiş, robot icat etmiş kimdi derseniz, İngiltere’deki büyük müzede Cezeri’nin mekanik sisteminin onlara, dünyadan giden bütün turistlere nasıl sergilendiğine tanıklık edersiniz. Ama bu şahsa ilişkin olarak Türkiye’de herhangi bir işlem yapılmaz. İsmail El Cezeri’nin isminin bir üniversiteye verilmesini teklif etmiştik. Ne zaman? 5 Haziran 2013’te. Birleştirilmesi gerekiyordu, birleştirilmemiş olması İç Tüzük’ün 35’inci maddesine aykırıdır.

Şimdi, bugün kavramlar hep havada uçuştu, var mıydı, yok muydu… Burada ne zaman biz bir “Kürt”, bir “Kürdistan” kavramı kullanırsak hemen bir alerji oluşuyor. Müsaadenizle bir belge okumak istiyorum:

“El Cezire Cephesi Komutanı Tuğgeneral Nihat Paşa Hazretlerine,

1) Aşamalı olarak bütün ülkede ve geniş ölçekte doğrudan doğruya halk gruplarının ilgili ve etkili olduğu bir biçimde yerel yönetimlerin oluşturulması iç politikamızın gereğidir. Kürtlerle dolu bölgede ise hem iç politikamız ve hem de dış politikamız açısından ölçülü yerel bir yönetim kurulmasını savunmaktayız.

2) Ulusların kendilerini yönetmeleri yetkisi bütün dünyada benimsenmiş bir ilkedir. Biz de bu ilkeyi benimsiyoruz. Kürtlerin bu döneme kadar yerel yönetime ilişkin örgütlerini kurmuş ve başkanları ile yetkilerini bu amaç için bizce kazanılmış olması ve oyladıklarında kendi kaderlerine gerçekten sahip oldukları Büyük Millet Meclisi buyruğunda yaşam istekleri yayınlanmalıdır. Kürdistan'daki bütün çalışmaların bu amaca dayalı politikaya yönelmesi, El Cezire Cephesi Komutanlığının görevidir.”

Kim söylüyor bunu? Belgenin altındaki imzayı size okuyorum: 1921 yılında, bu Parlamentonun bu kürsüsünde dile getirilmiş bir belgedir, bir konuşmadır bu ve talimat olarak, mesaj olarak El Cezire Komutanına iletilmiş. Altındaki imzayı da söylüyorum: Büyük Millet Meclisi Başkanı Mustafa Kemal.

Bir madde daha var burada, ifade edeceğim. 3’üncü maddeyi özellikle okumadım, şimdi o maddeyi de okuyacağım. Burada farklı savunmalar yapıldı “Yok, Kürdistan orasıydı, burasıydı.” “Kürdistan’daki Kürtlerin Fransızlar ve özellikle Irak sınırındaki İngilizlere karşı düşmanlığı silahlı çarpışmayla durdurulamaz bir düzeye vardırmak ve yabancılarla Kürtlerin birleşmesini engellemek, aşamalı olarak yerel yönetimlerin kurulmasının zeminini hazırlamak ve bu yolla yürekten bize bağlılıklarını sağlamak, Kürt yöneticilerinin sivil ve askerlik görevleriyle görevlendirilerek bize bağlılıklarını pekiştirmek gibi genel yollar benimsenmelidir.” diyor.

Hiçbir cümlesi bana ait değildir. Tamamıyla, Mustafa Kemal Atatürk’ün kaleminden çıkan bir belgedir. Nerede ulaşırsınız bu belgeye, ifade edeyim: Türkiye Büyük Millet Meclisi Gizli Celse Zabıtları; Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları, Ankara -1985 yılında yayınlanmış bu belge- cilt 3, sayfa 550. Bakarsınız.

Dolayısıyla, biz “Kürdistan” dediğimiz de gocunmayın, var öyle bir yer. “Irak’ın sınırı” dediğiniz yer de Hakkâri’dir, Şırnak’tır, Van’dır yani Türkiye sınırları içerisinde de coğrafi olarak bir Kürdistan bölgesi var.

Demokrasi paketiyle ilgili olarak… Evet, Hükûmet bir kurnazlık yaptı; bu maddeleri, bu şekilde, buraya getirip taşıyarak esasında bizim kanun tekliflerimiz olan maddeleri özellikle pakete koydu, bizi kendi kanun tekliflerimizi reddedeceğimiz bir noktaya taşımak istedi. Ama herhâlde siyaseten herkes bu oyunu kavrayabilecek durumdadır Türkiye’de. Bunlardan bir tanesi, mesela, Andımız’la ilgilidir. En az 5-6 defa, ben bu kürsüde, bu Andımız’la ilgili serzenişlerimizi, eleştirilerimizi, yakınmalarımızı dile getirmişim. “Bu zulme son verin.” demişizdir. O gün “Bu zulme son verin.” dediğimizde -ben çok iyi hatırlıyorum- bu sıralardan bize alkış geldi. “Benim çocuğumun varlığını, kimsenin çocuğunun varlığına armağan ettirmeyin.” dedik. Bu serzenişi buradan ifade ettik ama Cumhuriyet Halk Partisinin Genel Başkanı Sayın Kılıçdaroğlu, Andımız’la ilgili uygulamayı nasıl değerlendiriyor, bir cümlesiyle sizinle paylaşayım, modu moduna kendi cümlesi Sayın Kılıçdaroğlu’nun: “O ant, çocuklarımıza birlikte olmayı öğretir.” Vallahi bizim çocuklarımıza bu ant birlikte olmayı öğretmedi. Kafamıza çok vuruldu, çokça ezberletilmek istendi ve görünen tablo: Bu ant bize birlikte olmayı öğretmedi. Ama herhâlde Cumhuriyet Halk Partisine de birlikte olmayı öğretmemiştir. Cumhuriyet Halk Partisi içerisindeki tabloda, eğer bu antta ifade edilen tez doğru olmuş olsaydı onlara en azından birlikte olmayı öğretirdi, bir ses olmayı öğretirdi. Onlara da öğretemediğine göre bu andın işlevi yoktur, kaldırılmış olması daha hayırlıdır, kaldıranları da tebrik ediyorum.

Yüce Kurulu tekrar selamlıyorum.

Madde ile ilgili görüşümüz de pozitiftir. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Zozani.

FATİH ŞAHİN (Ankara) – Keşke başta söyleseydiniz.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan, efendim, dinlediniz az önce, Sayın Genel Başkanımız başta olmak üzere…

ADİL ZOZANİ (Hakkâri) – Genel Başkanın sözünü söyledim.

BAŞKAN – Belki siz dinlememişsinizdir dedim ama dinlemişsiniz.

Buyurun.

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

16.- Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, Hakkâri Milletvekili Adil Zozani’nin 492 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 2’nci maddesi üzerinde BDP Grubu adına yaptığı konuşması sırasında CHP Genel Başkanına ve Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

 

MUHARREM İNCE (Yalova) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Şimdi, Cumhuriyet Halk Partisine de birlikte olmayı öğretmekten söz ediyorsunuz. Biz, tabii, belli yerlerden talimatla iş yapan milletvekilleri değiliz. Bize bir talimat gelip de o talimatın arkasına düşüp burada ona göre konuşacak insanlar değiliz. Farklı görüşler olabilir, partimizin içinde de bu konuda olduğu gibi başka konularda da farklı düşünen arkadaşlarımız olabilir, bunları da anlatırlar.

Ben size bir öğretmen olarak şunu söyleyeyim: İlköğretimin amacı, aynen Genel Başkanımızın dediği gibi, birliktelikleri öne çıkartmaktır. Örneğin, kırmızı ışıkta geçmemeyi öğretmektir. Türk de geçmeyecek, Kürt de geçmeyecek, Alevi de geçmeyecek, Sünni de geçmeyecek. Yere tükürmemeyi öğretmektir ilköğretimin amacı, saygılı olmayı öğretmektir. İlköğretimde amaç budur, bir bütün yaratmaktır. Dünyanın her yerinde tartışma şudur: “Çocuk kimin?” tartışmasıdır. Çocuk devletin değildir, çocuk ailenin değildir, çocuk toplumun da değildir ama devletin de, ailenin de, toplumun da çocuğa karşı sorumlulukları vardır.

Dünyanın her yerinde böyle bir ant vardır, cahillik etmeyin. Amerika Birleşik Devletleri’nde her sabah “Amerika Birleşik Devletleri bayrağına bağlılığımı bildiriyorum. Bu cumhuriyet Tanrı’nın altında sonsuza kadar yaşayacaktır. Özgürlük ve adalet hepimize.” diye bir ant söylenir.

Bu tartışmalar bilimsel tartışmalar değil, bu tartışmalar eğitimcilerin yapması gereken tartışmalardır. Siyasetçilerin yapacağı bir tartışma değildir ant. Partilerin grup başkan vekillerinin, milletvekillerinin Meclis kürsüsüne gelerek böyle saçma sapan bir tartışmayı yapmaları kalp ameliyatını tartışmaları gibi bir şeydir. Bu, eğitimcilerin yapması gereken bir iştir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUHARREM İNCE (Devamla) – Lütfen bu konuda daha fazla konuşup da cehaletinizi ortaya koymayın diyorum.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

ADİL ZOZANİ (Hakkâri) – Sayın Başkan “Başka yerlerden talimat alıyorsunuz.” dedi.

BAŞKAN – Ne dedi?

ADİL ZOZANİ (Hakkâri) – “Cehalet” dedi. Yani daha ne diyecek?

PERVİN BULDAN (Iğdır) – “Başka yerlerden talimat alıyorsunuz.” dedi.

BAŞKAN – Buyurun, hayırlısıyla başladık.

Şimdi, yalnız, Sayın Buldan “Biz bunları dinliyoruz.” dediniz ya, şimdi itiraz yok ha, bakın.

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Mecburen cevap verecek Başkanım.

BAŞKAN – Başladık.

Buyurun.

17.- Hakkâri Milletvekili Adil Zozani’nin, Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

 

ADİL ZOZANİ (Hakkâri) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Öğretmenlik diploması almış olabilirsiniz ama bu eğitim sisteminden geçtiğiniz için, bu müfredata göre öğretmen olduğunuz için aslında hiçbir şey öğrenememişsiniz. Açık söylüyorum, öğrenememişsiniz.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Siz hangi müfredata göre eğitim aldınız?

ADİL ZOZANİ (Devamla) – İtiraz, başkaldırarak bugüne kadar geldik. Ama, hâlâ bu coğrafyada yaşayan başka etnik kimliklere mensup olan halkların çocuklarının varlıklarını senin çocuğunun varlığına armağan etmesini kabul edeceğimizi düşünüyorsanız bence o hayalden uyanın, geçti o günler. Zulüm son bulacaktır, zulüm son bulmuştur. Asla ve asla hiçbir güç bunu bize kabul ettiremez. Ne benim çocuğum varlığını sizin çocuğunuzun varlığına armağan etsin ne de sizin çocuğunuz varlığını benim çocuğumun varlığına armağan etsin. Bize burada çıkıp öyle sıkıştığınız yerden dar kapı aralıklarını bularak kaçmaya çalışmayın. Daha önce de ifade ettim, bakın, zihniyetiniz nedir? Kuşadası’nda…

MUHARREM İNCE (Yalova) – Az önce açıkladım, duymadınız mı?

BAŞKAN – Bu konuda açıklama yapıldı.

ADİL ZOZANİ (Devamla) – Siz de onun doğru olmadığını çok iyi biliyorsunuz, çok iyi biliyorsunuz.

Bakın, biraz önce size hatırlattım, Kuşadası Belediye Başkanınız repertuarda Kürtçe var diye konser iptal ediyor.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Bak, az önce açıkladım.

ADİL ZOZANİ (Devamla) – O açıklamanın doğru olmadığını siz de biliyorsunuz.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Nereden biliyorsun?

ADİL ZOZANİ (Devamla) – Siz çok iyi biliyorsunuz.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Kuşadası Belediye Başkanıyla konuştunuz mu?

ADİL ZOZANİ (Devamla) – Çünkü ondan sonra sanatçıya ulaştık. Böyle bir açıklama yok ve aynen bu gerekçelerle…

MUHARREM İNCE (Yalova) – Belediye Başkanıyla niye konuşmuyorsun?

ADİL ZOZANİ (Devamla) – Şimdi, bu faşizan zihniyetten, bu kötü alışkanlıklardan bence uzaklaşın.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Belediye Başkanını niye aramadınız?

ADİL ZOZANİ (Devamla) – Bakın, bu sizi hiçbir yere taşımaz. Bu olay sizi hiçbir yere taşımaz kesinlikle ve kesinlikle. Bize sataşarak “Başka yerden talimat alıyorlar.” gibi yalan yanlış bilgilerle, yaftalamalarla bize saldırarak kendinizi bir arada tutamazsınız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUHARREM İNCE (Yalova) – Siyasi sataşınca ben cevap verdim.

BAŞKAN – Evet, teşekkür ederim.

ADİL ZOZANİ (Devamla) – Ben size söyleyeyim, kendinizi bir arada tutamazsınız.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sataşan sizsiniz Adil Bey. Siz sataştınız, ben cevap verdim.

BAŞKAN – Sayın Halaçoğlu…

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Benim açıklamalarımı yalanladı, onunla ilgili düzeltme…

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sanatçıyı ara. Niye Belediye Başkanını aramıyorsun? Bir de onu ara, dinle, Belediye Başkanını dinle.

BAŞKAN – Anlamadım.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Açıklamalarımla ilgili, Kürdistan açıklamalarımla ilgili…

BAŞKAN – Açıklamalarınızla ilgili…

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – ... yanlış bilgiler verdi.

BAŞKAN – Buyurun…

MUHARREM İNCE (Yalova) – Bir dinle, Belediye Başkanını dinle. Niye dinlemiyorsun? Bir dinle.

ADİL ZOZANİ (Hakkâri) - Telefonlara çıksa dinleyeceğiz.

MUHARREM İNCE (Yalova) - Ben çıkartacağım, söz. Arayalım Kuşadası Belediye Başkanını.

ADİL ZOZANİ (Hakkâri) – Ara, getir, Meclis kürsüsünden dinlet.

BAŞKAN – Yalnız, rica etsem, dışarıdan arasanız nasıl olur?

ADİL ZOZANİ (Hakkâri) – Meclis kürsüsünden dinletsin Başkanım.

BAŞKAN – Hayır, hayır. Dışarıdan arasanız, ben sonra duyururum buradan.

Buyurun.

18.- Kayseri Milletvekili Yusuf Halaçoğlu’nun, Hakkâri Milletvekili Adil Zozani’nin sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

 

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Değerli Başkanım, sayın milletvekilleri; El Cezire bölgesinin neresi olduğunu herhâlde arkadaşımız bilmiyor. Osmanlı Devleti döneminde bugünkü Irak bölgesi de, Musul da, Kerkük de Osmanlı topraklarına aittir Birinci Dünya Savaşı’nda ve Millî Mücadele döneminde çünkü Misakımillî sınırları içerisindedir. Dolayısıyla, şimdi El Cezire bölgesinin Kürdistan olarak adlandırılması gayet tabiidir, Atatürk’ün de buradan birtakım üyeler istemesi de gayet tabiidir çünkü o zaman o topraklar bir bütün hâlinde Osmanlı Devleti’nin topraklarıydı. O toprakları 1926 yılından sonra kaybetmiş bulunuyoruz ve Musul petrolleriyle ilgili o tarihte yapılan Ankara Anlaşması’yla yirmi beş yıllığına Irak petrollerinin yüzde 10’unun Türkiye’ye verilmesi kararlaştırılmıştı. Bir defa bunu özellikle belirtmek istiyorum.

İkincisi, Kürdistan bölgesi Anadolu için sadece 19’uncu yüzyılda “Şark meselesi”yle bağlantılı olarak ortaya çıkarılmıştır ve dolayısıyla, bu “Şark meselesi” içerisinde sadece Batılıların Türkiye’deki alanı, coğrafyayı bölme politikalarının bir parçasıdır. Nitekim 1923’te Lozan Anlaşması sırasında da bununla ilgili ciddi tartışmalar meydana gelmiştir ve Kürtlere bir azınlık statüsünün Batılılar tarafından teklif edilmesi karşısında Türk heyeti bunu kabul etmeyerek “Onlar da bizim gibi Müslüman topluluktur ve bir bütündür dolayısıyla azınlık statüsünde telakki edilemez.” demişlerdir ve böylece Kürtlerin azınlık olması teklifi reddedilmiştir. Şimdi burada bunları, tarih dersi vermeye kalkışmayalım ama bir gerçek vardır, siz söyleseniz de söylemeseniz de dünyanın bu şekilde kabul ettiği bir gerçektir.

Hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

X.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

4.- Nevşehir Milletvekili Ahmet Erdal Feralan ve Siirt Milletvekili Afif Demirkıran ile 3 Milletvekilinin; Bir Üniversite Adı ile Bir İlçe Adının Değiştirilmesi Hakkında Kanun Teklifi ile Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu (2/1783) (S. Sayısı: 492) (Devam)

 

BAŞKAN – Madde üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Ankara Milletvekili Sayın Özcan Yeniçeri.

Buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA ÖZCAN YENİÇERİ (Ankara) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Bir Üniversite Adı ile Bir İlçe Adının Değiştirilmesi Hakkında 1783 esas numaralı Kanun Teklifi’nin 2’nci maddesi üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, biraz önce kaldığım yerden devam etmek istiyorum. Önce şunu söyleyeyim: Eğer söylenenleri yargılama amacıyla dinlerseniz algılama imkânınız olmaz. O bakımdan, yargılamaktan daha çok algılamaya, anlamlamaya ve anlamlandırmaya yönelik bir bakış açısı bizi doğru bir istikamete götürecektir.

Demin “millî” ile ilgili bir tartışma aramızda geçti. Onu kısaca bir açıklamak istiyorum. Nedir bu? Niçin dünya üzerinde herkes kendisinden başlayan çıkarlarının savunucusudur? Bu, eşyanın doğası ve tabiatı gereğidir. Hatta bilimi de bu anlamda değerlendirmek gerekiyor. Yunus Emre “İlim, ilim bilmektir; ilim kendin bilmektir; sen kendini bilmezsen, bu nice okumaktır.” diyor. Dolayısıyla, kendinizi bilmeden Allah’ı da bilemezsiniz, başkasını da tanıyamazsınız. İşe kendimizi bilmekten başlamamız gerekiyor.

“Eğitimde yakından uzağa, eğitimde somuttan soyuta” diye ifade edilen ilke de aslında bunu anlatıyor ve bunu aktarıyor. Yakınınızdakini bilmezseniz uzağı anlayamazsınız. Siz eğer somutu bilmezseniz  soyutu kavrayamazsınız. İşin doğasında bu vardır, eğitim, pedagojik sistem de zaten bunun üzerine oturmaktadır.

Ulusların çıkarları da, aynı şekilde, aynı biçimde değerlendirilir. Kendi çıkarını savunmayan, kendi çıkarından yola çıkmayan, kendi bastığı dalı, yattığı toprağı, tuttuğu bayrağı tanımayanın, başkasının toprağını, başkasının bayrağını, başkasının değerlerini algılama ve anlaması da söz konusu olmaz. Böyle insanlar aslında kişilik geliştiremezler, tabir yerindeyse bir maymun psikolojisi içerisinde bir o daldan bir bu dala atlar giderler.

Dolayısıyla, dünyada kendi kökleri üzerinden başlamayan hiçbir olgu yok. Anadolu’da bir söz vardır, “Evinden başla mahalleni yen, mahallenle bir ol kentini yen, kentinle bir ol ülkeni yen, ülkenle bir ol dünyanı yen.” şeklinde söylenir. Burada da aynı şey söz konusudur ve aynı mantıkla hareket edilir. Onun için “Ben evrenselim...” Sen millî olmadan, sen yerel olmadan, sen bölgesel olmadan evrensel olamazsın. Evrensel olanlar hep kendi ayakları üzerinde yükselen, kendi özgürlükleri üzerinden özgürlüğü yakalayanlar olmuştur. Mevlâna’ya bakın, Yunus’a bakın, Cizreli Ebul İz’e bakın, bunların hepsi, biraz önce de ifade ettiğim gibi, yerel, bölgesel, ulusal, evrensel bir seyir izlemiştir. Onun için, bu sistemi, şu veya bu demagojik veya güncel ihtiyaçlar için değiştirip dönüştürerek açıklama imkânına sahip olamazsınız.

Bunu söyledikten sonra şunu ifade edelim: Millî Edebiyat’ın ortaya çıkmasında “Başka sanat bilmeyiz, karşımızda dururken/ Söylenmemiş bir masal gibi Anadolu’muz/ Arkadaş, biz bu yolda türküler tuttururken/ Sana uğurlar olsun, ayrılıyor yolumuz.” diyor şair. Dolayısıyla kendi şarkısını, kendi türküsünü, kendi kimliğini, kendi yer altı kaynağını, kendi yer üstü kaynağını, kendi değerlerini içselleştirmeyen ve onun farkında olmayan, ondan aldığı güçle dünyayı yeniden şekillendirmeyen, bakmayan bir anlayış hasarlı bir anlayıştır; bunun özellikle altını çiziyorum.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Bizi mi işaret ediyorsun?

ÖZCAN YENİÇERİ (Devamla) – Herhâlde seni değil.

Şimdi şunu söylemek istiyorum: “Türk” kelimesine inatla ve ısrarla ırki bir anlam yükleyerek onun üzerinden hesap yapanlar bu ülkeye ihanet edenlerdir, bu ülkeye bölücülük yapanlardır. Ben size şunu söylüyorum: Irkçı olsak çıkar buradan ırkçıyız deriz kardeşim, hiç kimseden de korkmayız. Biz “Türk” kavramını, sizin kafanızdan geçirdiğiniz ya da tasarladığınız şekilde anlamak ya da anlamlandırmak zorunda değiliz. “Türk” kavramı kültürel bir kavramdır ve bu kavram, bu milletin tamamını içselleştiren bir noktada ve durumdadır. Bakın, “Türk” kelimesi…

METİN KÜLÜNK (İstanbul) – Kimin tarif ettiği “Türk” kavramı?

ÖZCAN YENİÇERİ (Devamla) - Bir defa imparatorluk bakiyesi olan bir ülkeden ırkçılık çıkmaz,  Müslüman olan bir ülkeden ırkçılık çıkmaz. Bir toplum eğer İslam inancına sahipse Arap’ın Fars’a üstün olmadığını bilir ve dolayısıyla hem “Müslüman’ım.” diyen hem de dar bir etnik kavram içerisinde kendisini sıkıştırarak bu kavramla kendini ifade eden bir kişi olamaz; bu, kendi kendisiyle çelişir. Ve bu tarihî müktesebata baktığınız zaman, Türkler kurduğu bütün tarihî yapılarda, organizasyonlarda etraflarına aldıkları onlarca, yüzlerce aşireti, farklı etnik yapıları, farklı mezhep yapılarını, hatta farklı dinleri bir araya toplayarak onlarla beraber hareket etmişlerdir, onlara da “milletimiz” demişlerdir ve kendilerinden farklı saymamışlardır.

Osmanlı İmparatorluğu’na bakın. Benim oturduğum mahalle Sokullu Mehmet Paşa Mahallesi ve biz Sokullu Mehmet Paşa Mahallesi’nde oturmaktan hiç rahatsız değiliz. Şuralara bir bakın, Abdullah Cevdet’iniz var, Ziya Gökalp’iniz var, var da var. Bunların içerisinde hangisi soyutlanmış, “Sen falanca etnik yapıdansın.” diye devre dışı bırakılmış? Bunların hiçbiri yok. Ufak tefek bir iki sloganı veya tarihin bazı dönemlerinde bazı şartların dayatmasıyla ifade edilen bazı talihsiz söz ve söylemleri bir kuralmış gibi, bir yasaymış gibi, uzun süre uygulanmış bir yöntemmiş gibi esas alarak bunların üzerinden “‘Türk milleti’ ırki bir kavram ifade ediyor ve dolayısıyla da ‘Ben niye Türk varlığına armağan edeyim?’” şeklinde bir anlayış içerisinde âdeta bir eleştiri getiriliyor. Yok böyle bir şey.

Bir millet hiçbir zaman bir başka grubun, bir başka toplumun dayatması altında, tehdidi altında, blöfü altında, şantajı altında varlığını sürdüremez. Milletin varlığını sürdürmesi kendi iradesini, kendi düşünce ve kültürel altyapısını sağlıklı bir biçimde oturtarak ve onun üzerinden hareket ederek bir hedefe varması söz konusu olmaktadır.

Demokrasi, halkların kaderlerini tayin etmenin adıdır. Demokrasi, zaten halkın kendi kendini yönetmesi demektir. Dolayısıyla, ne halkın kendi kaderini tayin etme hakkından bahsediyorsunuz. Zaten halk kendi kaderini tayin etmiş, zaten halk kendi kendini yönetiyor. Şimdi bunun içerisinde devlet içinde devlet, millet içerisinde millet, dil içerisinde dil, sınır içerisinde sınır koyamazsınız, böyle bir şey düşünemezsiniz. Çıkıp buraya sabahtan akşama kadar bölücülük veyahut o anlama gelen yaklaşımlar içerisinde hareket ederek birtakım değerlendirmeler yapmanın yalnızca o değerlendirmeleri yapanları bağladığını buradan özellikle yüksek sesle ifade etmek istiyorum.

Hacı Bektaşi Veli konusuna geldiğimizde şunu söylemem lazım: Biraz önce de ifade etmiştim, madden fethettikleriniz tarafından manen fethedilmemek için Hacı Bektaşi Veli gibi, Yunus Emre gibi, Satuk Buğra Han gibi birtakım “kutb” dediğimiz, “hünkâr” dediğimiz, “veli” dediğimiz insanlara ihtiyaç vardır ve bu insanlar da tarihî süreç içerisinde gerçekten bu görevleri yerine getirmişlerdir.

Bakın, Hacı Bektaşi Veli’den birkaç şey size söylemek istiyorum. Diyor ki: “İncinsen de incitme.” Şu sözdeki asalete bakın, derinliğe bakın, fedakârlığa ve feragate bakın.

Diyor ki: “Ölür ise ten ölür, canlar ölesi değildir.”

Yine diyor ki: “Marifet ehlinin ilk makamı edeptir.” Hani “Edep ya Hu!” diyoruz ya, işte onu söylüyor.

Yine o “Benim üç iyi dostum vardır. Ben bu dünyadan göçünce biri evde kalır, biri yolda kalır, biri de benimle gelir. Evde kalan malımdır, yolda kalan hısımlarımdır, benimle gelen de iyiliğimdir.” der.

Allah sevgisi, insan sevgisi, hoşgörü, paylaşım, toplumsal barış, dürüstlük Hacı Bektaşi Veli’nin temel aldığı ilkelerdendir. Dolayısıyla, onun bir üniversiteye isminin verilmesi doğru yolda atılmış bir adımdır ama bunu getirip “demokratik” diye, demo amaçlı paketin içerisine koymak ise talihsizliktir.

Hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Yeniçeri.

Şahıslar adına Tunceli Milletvekili Sayın Hüseyin Aygün. (CHP sıralarından alkışlar)

Buyurun.

HÜSEYİN AYGÜN (Tunceli) – Çok teşekkürler Sayın Başkanım.

Şimdi, bu kürsüden konuşan herkes, özellikle MHP’liler müthiş bir Osmanlı övgüsüyle ecdadımızın ne kadar insani değerlere sahip olduğunu Hacı Bektaşi Veli’yle de birleştirmek suretiyle ortaya koydular. AKP’lilere zaten vurgu yapmıyorum çünkü onlar cumhuriyet düşmanları olarak Osmanlının her şeyini övmekte pek mahirdirler.

FATİH ŞAHİN (Ankara) – Kendine bak, kendine!

METİN KÜLÜNK (İstanbul) – Cumhuriyet düşmanlığı tanımı için aynaya bakacaksın.

FATİH ŞAHİN (Ankara) – Neye dayanarak söylüyorsun?

HÜSEYİN AYGÜN (Devamla) – Şimdi, Osmanlı Devleti 1911 yılında Tunceli’nin Nazımiye ilçesini… (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…

METİN KÜLÜNK (İstanbul) – Stockholm sendromunun en güzel tezahür ettiği insanlardan birisin.

BAŞKAN – Sayın Külünk, lütfen…

Hatibi ben duyamıyorum.

HÜSEYİN AYGÜN (Devamla) – Padişahın torununun adı “Nazım” diye, Dersim’in Kızılkilise olan bölgesini o çok övdüğünüz Osmanlı rejimi 1911’de Nazımiye yapmıştır. Sadece padişahın küçücük bir torununun adını vermiştir. Bulgarca, Yunanca pek çok ismi de Balkanlar yenilgisinden sonra, Balkanların işgali sürecinde İslamlaştırmak için değiştirmeye çalışan bizzat Babıali’nin kendisi olmuştur.

Devam edelim: Şu, çok istismar edilen, “cumhuriyetin adları değiştirme politikası” diye hep eleştirdiğiniz, değiştirilen 30.280 ismin -içinde 12 bin köy var- tam 9 bin küsurunu 1956’da Menderes’in kurduğu Ad Değiştirme İhtisas Komisyonu değiştirmiş. Yani üçte 1’ini sizin çok övdüğünüz, “İdam edildi.” diye her zaman hatırlattığınız, “Tayyip Erdoğan’ı da yedirmeyeceğiz.” diye örnek verdiğiniz Adnan Menderes değiştirmiş. Dolayısıyla, bu konuda cumhuriyetin günahlarına Osmanlı da, cumhuriyetin içindeki Osmanlıcılar da dâhildir. Meclisi bilgilendirmek açısından bunları söyleme gereği duyuyorum.

Şimdi, Hacı Bektaş Veli’nin adının verilmesi ile ilgili de şunu söyleyeyim: Aslanla kuzunun dostluğundan hep bahsedildi, herkes bu güzel vurguyu yaptı ama daha bugün İstanbul’da İnsan Hakları Derneğinin çatısı altında bir araya gelen İstanbul Sığınmacı Platformu bir rapor açıkladı. Türkiye’de bulunan 800 bin civarındaki sığınmacının kamplarda kalan 200 binine dair açıkladıkları raporda şöyle bir cümle var: “Kamplarda kalan Çerkez, Roman, Hristiyan ve Alevi sığınmacılar kamplarda kalmak istemiyorlar.” Valilerin, kaymakamların bütün ısrarlarına, yer hazırlanma vaatlerine rağmen kamplara gitmek istemiyorlar. İşte, bir ay evvel gazetelere yansıdı, İstanbul’da parklarda kalan Türkmen Alevilerin dramını burada hatırlatabiliriz. Dolayısıyla, aslanla kuzunun dostluğundan bahsederken daha bugün yalanlanan kardeşliğe, barışa dair siyasetinizi, bizzat ülkeye davet ederek getirdiğiniz 800 bin sığınmacı arasında bile ayrımcılık yaparak bir kez daha ortaya koyduğunuzu görüyoruz.

Şimdi, Hacı Bektaş’a dair de tabii çok şey var söylenecek ama bir şeyi söyleyeyim: Hacı Bektaş Üniversitesi yapıyorsunuz, yapın, eyvallah ama şu an Hacı Bektaş’ın dergâhını temsil eden Veliyettin Hürrem Ulusoy bu tasarınızla ilgili bir açıklama yaptı. Hacı Bektaş soyunu temsil ediyor. Dedi ki: “Bize düşe düşe sadece bir tabela düştü.” Yani o posta oturan, öve öve bitiremediğiniz büyük insanın torunu, ceddi, bu değişikliği bir tabela değişikliği olarak niteledi. Niye biliyor musunuz? Hacı Bektaş bünyesinde, üniversite diye değiştireceğiniz o Nevşehir Üniversitesinin bünyesinde ilahiyat fakültesi var ama bir Alevilik araştırma enstitüsü bile yok.

Türkiye’de nerede var, ona da bir baktım. Hani, dedim, gelip burada boş şeyler anlatmamayım, hep böyle yapar hatipler. Üç yerde var: Biri Dersim’de, biri Çorum’da, biri de Gazi’de. Çorum’daki Osman Eğri diye bir arkadaş, çok bilinen akademik yayınları da var. Bu arkadaş 1985’te Ankara’da imam-hatibi bitirmiş, 1990’da da ilahiyat fakültesi mezunu yani en çok yayını olan Hitit Üniversitesindeki Alevilik Araştırma Merkezinin başındaki arkadaşın sicili böyle. Buradan Alevilik lehine ne çıkacağını sanırım tahmin edersiniz. Gazi’deki arkadaş ise Hüseyin Gümüş diye bir yardımcı doçent. Onun kariyerine baktım, adam gıda sağlıkçısı yani seçilen kişilerin etnik kimliklerine, kökenlerine, o kürsüye uygun olup olmadıklarına değil sicillerine bakarak oradan nasıl bir bilimsel üretim yapılacağını düşünebiliriz. Buradan hiçbir şey çıkmayacağını sadece bu isimlerin sicillerinden de anlamak mümkün. Hacı Bektaşi’nin yoluna çok saygı duyuyoruz ama Hacı Bektaşi’nin yoluna gerçekten AKP her gün nasıl ihanet ediyor. Reyhanlı’da öldürülen 52 insanı bile “Sünni yurttaşlarımız öldürüldü.” diye toplumu nasıl bölüyor biliyoruz. Bu bakımdan atılan adımın sahte ve yapay olduğunu düşünüyorum.

Çok teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Aygün.

Nevşehir Milletvekili Sayın Ebu Bekir Gizligider.

Ne ilginç bir soyadı.

Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

EBU BEKİR GİZLİGİDER (Nevşehir) – Teşekkür ederim.

Hayırlı olsun Sayın Başkanım, Allah kabul etsin.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; “Nevşehir Üniversitesi” adının “Nevşehir Hacı Bektaş Veli Üniversitesi” olarak değiştirilmesi üzerine vermiş olduğumuz 492 sıra sayılı Teklif’e dair şahsım adına söz almış bulunuyor, bu vesileyle hepinizi saygıyla selamlıyorum.

“İlim, hakikate giden yolları aydınlatan ışıktır. İlimden gidilmeyen yolun sonu karanlıktır. Okunacak en büyük kitap insandır. Dostluk ve muhabbet kaynamakta ocağımızda bizim. Aslanla ceylan dosttur kucağımızda bizim.”

Sayın milletvekilleri, yukarıda bir kısmını andığım, her biri için bir kitap yazmak gereken bu cümleler, asıl adının “Muhammed” olduğu rivayet edilen ve hepimizin bildiği ismiyle Hacı Bektaşi Veli’ye aittir. Hünkâr Hacı Bektaş, 13’üncü yüzyılda Nevşehir topraklarında yaşamış ve yerleştiği Sulucakarahöyük’te vefat etmiş. Bu köy onun ardından, ismiyle yani “Hacı Bektaş” olarak bilinegelmiş. Elbette bu kısa zamanda kendisi hakkında doyurucu bilgi vermek imkânsız. Ancak herhâlde onu özetleyecek en iyi tabir şu olur: Çağdaşı Mevlânâ, Hacı Bayram Veli, Yunus Emre, Şeyh Edebali neyse bizler için, Hünkâr Hacı Bektaş da odur. Anadolu’nun ortasından yayılan bu ışıktan sadece Anadolu değil, bugün Balkanlar da, Orta Doğu da, hatta İslam dünyasının birçok noktası da aydınlanmış, bu pınardan kana kana içmiştir.

İşte, sekiz yüz yıl önce ilime bu kadar değer veren hemşehrimizin ismini, kabrinin bulunduğu kendi topraklarındaki tek üniversiteye verme teklifinin biz torunlarına nasip olması büyük bir gurur olmuştur.

2007 yılında, AK PARTİ iktidarının gerçeğe dönüştürdüğü hayallerden biri olan Nevşehir Üniversitesinin yaklaşık yüzde 90’ını bugünkü hayırsever torunları inşa etmişken inşallah birazdan Genel Kurulun takdiriyle, belki de ruhaniyetiyle bizi takip eden hünkârın isminin üniversitemizin ismine eklenmesi çok anlamlı olacaktır.

Bu vesileyle gerek komisyonda gerekse basında ve biraz önce de Genel Kurulda muhalefet milletvekillerince dillendirilen bir hususu da açıklamak isterim.

Üniversitemiz bünyesinde açılması planlanan bir Hacı Bektaşi Veli araştırma ve uygulama enstitüsüne ilişkin çalışma, tarafımızdan ve Sayın Bakan tarafından yakinen takip edilmekte olup bu husus komisyon çalışmasında da yine aydınlatılmıştır.

Elbette, özellikle CHP’li milletvekillerimizin birkaç eleştirisi vardı. Bölgenin evladı olarak birkaç hususu samimiyetle paylaşmak ve burada, Hacı Bektaşi Veli’nin ruhunu incitmeden, incinsek de incitmeden paylaşmak istiyorum.

O Alevi köylerinin hepsini dolaştık arkadaşlar, gerek seçimde gerekse seçimden sonra zaman zaman farklı kültürel ve siyasi faaliyetlerimizle. Tamamının Alevi olduğu köylerde yani yüzde 100 Alevi nüfusunun olduğu köylerdeki cami yapımı doğrudur ancak bu, bizim iktidarımız döneminde olmamıştır, en azından benim şehrim için söyleyebilirim.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Manisa’da var, Manisa’da.

EBU BEKİR GİZLİGİDER (Devamla) – Çoğunluğunun 1980 ihtilalinin ardından yapıldığı, tabelalarında mevcuttur.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Manisa’da geçen hafta yapıldı.

EBU BEKİR GİZLİGİDER (Devamla) – Yine, cemevi sayısı hususunda istatistiklerin bizim iktidarımıza kadar kaç olduğu, bizden sonra kaç olduğu ise basit bir matematik hesabıyla anlaşılacaktır.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Elinize sağlık!

EBU BEKİR GİZLİGİDER (Devamla) – Üstadım, “Hacı Bektaşi Veli” diyoruz; siz, buradan sadece “Veli”yi alıp üzerinize alınmayın. (AK PARTİ sıralarından “Bravo!” sesleri, alkışlar)

Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; asıl ismiyle Muhammed’in yolunda yani Hacı Bektaşi Veli’nin yolunda olduğumuzu bu vesileyle bir kez daha tekrarlamak isterim.

Yine, “Hacı Bektaşi Veli’nin yolu” dendi. Yine, bir hususu paylaşmak isterim, işte o Hacı Beştaş’ın yolunu biz yaptık, AK PARTİ iktidarı yaptı…

VELİ AĞBABA (Malatya) – Kaç yılında?

EBU BEKİR GİZLİGİDER (Devamla) – …CHP’li belediye değil. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MUHARREM İNCE (Yalova) – Bilezikleri bozdurup da mı parayı verdin?

EBU BEKİR GİZLİGİDER (Devamla) – Yukarıda izaha çalıştığım gerekçelerle teklifimize sadece AK PARTİ Grubundan değil bütün gruplardan destek talep ediyoruz.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Evdeki bilezikleri bozdurup da mı verdin parayı? Devletin parasıyla yaptın.

EBU BEKİR GİZLİGİDER (Devamla) – Sayın Başbakanımız tarafından açıklanan demokratikleşme paketini…

MUHARREM İNCE (Yalova) – Evdeki bilezikleri mi bozdurdun? Bilezikleri mi bozdurdun?

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…

EBU BEKİR GİZLİGİDER (Devamla) – …aslında sekiz yüz yıl önce özetlemiş Hünkâr’ın sözüyle konuşmama son veriyorum: “Bir olalım, iri olalım, diri olalım.”

Saygılar. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz.

Soru-cevap işlemine geçiyorum.

Sayın Özcan…

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Sayın Başkan…

TANJU ÖZCAN (Bolu) – Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Bir saniye…

Hocam, başladım.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Buradan sadece bir şey söylemek istiyorum.

BAŞKAN – Başladım Hocam, süre işliyor.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Ama çok önemli.

Şimdi, bakın, enstitünün kuruluşuyla ilgili başvuru 2009 yılındadır biliyorsunuz; 2013 yılındayız, onu da eklemeniz gerekiyor.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Özü yalan, özü yalan.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Özcan.

TANJU ÖZCAN (Bolu) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakana burada sormak istiyorum, Sayın Bakan gerçi dinlemiyor ama Sayın Bakanım, 12 Kasım 1999’da Bolu’da bir deprem meydana geldi, bilmiyorum hatırlıyor musunuz, bu deprem neticesinde Sayın Bakanım, çok sayıda bina hasar gördü, özellikle kamu binaları. Özellikle okullarla ilgili ciddi de bir araştırma yapıldı Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü tarafından ve ortaya çıktı ki daha kısa bir süre önce, okullar açılmadan önce, Bolu’daki çok sayıda okul hasarlı, altını çizerek söylüyorum, hasarlı olduğu ortaya çıktı. Bu konudaki raporlar valilik makamında bulunmaktadır ve bu raporlar olmasına rağmen hasar derecesinin ne olduğu kamuoyundan gizlenerek bu okullarda eğitim öğretim faaliyetine devam ediliyor Bolu merkezde. Bu konuda bilginiz var mıydı bilmiyorum, en azından şimdi bilginiz oldu. Bundan sonra ne yapacaksınız, bunun cevabını bekliyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Küçük…

SEDEF KÜÇÜK (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Sayın Bakan, Suriyeli mültecilerin barındığı kamplarda okullar işlemekte midir? Dil sorunu nedeniyle Türk okullarına gidemeyecek Suriyeli çocuklar için neler yapılmaktadır?

Kamp dışında yaşayan Suriyeli mültecilere maddi yardım veya ayni yardım yapılmakta mıdır? Kamp dışında yaşayan Suriyeli mülteciler sağlık koşulları konusunda takip ediliyor mu, yardım yapılıyor mu?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Ağbaba…

VELİ AĞBABA (Malatya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, bir soru sormak istiyorum ben; milletvekili olduğum gündem bu yana yaşadığımız bir sorun Malatya’da. “Taşımalı sistem” dediğimiz bir sistem var. Bu taşımalı sistemle köylerden öğrenciler okullara taşınıyor. Maalesef bizim kentimiz Malatya’da -geçtiğimiz gün Sayın Cevdet Yılmaz’a da sordum- hâlâ okullara öğrenciler gidebilmiş değil, taşıma sisteminden doğan aksaklık nedeniyle hâlâ okullar açılabilmiş değil; Malatya’nın yoksul, fakir öğrencileri ve zeki öğrencileri hâlâ okula başlayabilmiş değil. Bu konu da maalesef her yıl yaşanıyor, her yıl da söylüyoruz, hâlâ bir çözüm bulunabilmiş değil.

Anlamıyorum, okulun üç ay önceden 16 Eylülde açılacağı belli. Herkes biliyor, Bakan biliyor, Millî Eğitim biliyor ama bu konuda çözüm yok. Bu konuda ihaleyi yapamıyor Millî Eğitim. Nasıl bir Bakanlık? Malatyalı öğrenciler niye hâlâ eğitime başlayabilmiş değil. İsyan ediyorum. Başka söyleyecek bir şey yok Sayın Bakan.

BAŞKAN – Sayın Özel…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakanım, Manisa Fen Lisesiyle ilgili soruya verdiğiniz cevaptan meselenin ciddiyetinin farkına varmadığınız anlaşılıyor maalesef. Manisa Fen Lisesi hepimizin göz bebeği ve istiyoruz ki Manisa’nın çalışkan, kapasiteli, gelecekte büyük başarılar elde edecek çocukları şehrimizde kalsın. Şimdiye kadar ya İzmir’e gittiler ya da hatta bir ilçemiz olan Turgutlu’nun Halil Kale Fen Lisesine.

Bu sene yüksek puanlı öğrencilere “Manisa Fen Lisesine kayıt yaptırın.” kampanyası yapıldı. Buna uyan aileler şu an çok ciddi bir mağduriyette çünkü son on beş günde fen lisesinin içindeki sosyal bilimler lisesine yapılan okul imam-hatip lisesine verildi. Fen lisesi sıkış tepiş; laboratuvarları ve ilave dersliklerinin hepsi sosyal bilimlere derslik yapıldı, fen lisesi fen lisesi olmaktan çıktı. Bu konuda lütfen tatminkâr bir cevap veriniz.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Kaplan…

MEHMET HİLAL KAPLAN (Kocaeli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakanım, Kocaeli ili Darıca ilçesinde Garanti Bankası Mensupları Yardım ve Kültür Derneği tarafından yapılan bir okul var, Deniz Yıldızları Teknik ve Endüstri Meslek Lisesi. Bu okulun mülkiyeti hazineye ait olan, hemen içinde yarı olimpik yüzme havuzu, kapalı spor salonu ve fitness spor salonunun olduğu bir tesis var. Bu tesisin her türlü bakım, onarım, işletme giderleri, su, elektrik, ısınma ve personel gideri İl Müdürlüğü tarafından karşılandığı hâlde, işletmeyi kimin yaptığını size soruyorum. Ben biliyorum, sizin de araştırmanızı istiyorum. Kimin akrabası olduğunu lütfen araştırmanızı istiyorum. Devletin giderlerini karşıladığı, başkalarına haksız kazanç sağlayanın okul müdürü mü, İl Millî Eğitim Müdürü mü, yoksa Bakanlık tarafından bilindiği hâlde pas mı geçiliyor? Bilgilerinize sunuyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Bakan, buyurun.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI NABİ AVCI (Eskişehir) – Sondan başlayarak cevaplandırayım.

Deniz Yıldızları Teknik ve Endüstri Meslek Lisesinde anladığım kadarıyla bir suistimalin söz konusu olduğunu söylüyorsunuz ve siz biliyorsunuz, ben bilmiyorum. Araştıracağım, gerekli soruşturmayı yaptıracağım, size de bilgi vereceğim.

MEHMET HİLAL KAPLAN (Kocaeli) – Soru önergesiyle de size takdim edeceğim.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI NABİ AVCI (Eskişehir) – Şu anda ilk defa duyuyorum böyle bir şeyi. Varsa araştırırız, buluruz, gerekeni de yaparız.

Manisa Fen Lisesi, Sosyal Bilimler Lisesiyle ilgili ben cevap vermedim, “Araştırayım.” dedim. Şimdi, arada ilgili arkadaşlardan aldığım bilgi şuydu: “Bir tek yemek konusunda bu sıkışıklıktan kaynaklanan sorun var. Onun dışında Fen Lisesiyle Sosyal Bilimler Lisesinin aynı binada olmasında bir sorun yok.” dediler. Şimdi, bu cevap tipik bir bürokrat cevabı da olabilir, doğru da olabilir.

SAKİNE ÖZ (Manisa) – Doğru değil.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI NABİ AVCI (Eskişehir) – Sizin iddianız, burada ciddi bir yoğunluk olduğu, dolayısıyla öğrencilerin mağdur edildiği.

SAKİNE ÖZ (Manisa) – Okul aile birliğinin ve öğrenci velilerinin…

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI NABİ AVCI (Eskişehir) – “Okul aile birliği de benzer iddiaları ileri sürüyor.” diyor oradan bir arkadaşımız. Tamam, araştıralım, böyle bir mağduriyet söz konusuysa nasıl çözebiliriz, ona da bakalım.

Malatya taşımalı sistem, “Fakir, yoksul öğrenciler mağdur ediliyor.” meselesi… Şimdi, biraz önce başka bir soruya verdiğim cevapta da söyledim, problem büyük ölçüde kayıt sürecinin takviminden kaynaklanıyor.

Şöyle oluyor: Ortaöğretim kurumlarına kayıtlar okulların açılışına kadar devam ediyor.

VELİ AĞBABA (Malatya) – İlgisi yok.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI NABİ AVCI (Eskişehir) – Hangi öğrencinin nereden nereye taşınacağı ancak okullar açıldıktan sonra belirleniyor.

VELİ AĞBABA (Malatya) – O sorun da var, bu sorun onunla ilgili değil. Sayın Bakan, onunla ilgisi yok, lütfen bana inanın.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI NABİ AVCI (Eskişehir) – Kamu İhale Kurumuyla ilgili ihale mevzuatı gereği, bu tarihten sonra taşıma ihalelerinin sonuçlanması iki ayı bulabiliyor.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Efendim, bununla ilgisi yok, bununla kesinlikle ilgisi yok. Lütfen, araştırın, bu kayıt yaptırmayla asla ilgisi yok. Sadece araçların yaşından dolayı; yirmi yaşında ihaleye sokmuyorlar veya yol çok bozuk, ihaleye girmiyorlar.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI NABİ AVCI (Eskişehir) – O tür kısıtlamalar var, o tür araçların ihaleye sokulmadığı doğru.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Ama her yıl yaşanıyor Sayın Bakan, her yıl Malatya’da bu sorun yaşanıyor, lütfen buna bir el atın.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI NABİ AVCI (Eskişehir) – Şimdi, kayıt tarihini biraz daha geriye çekerek ihaleyi de…

VELİ AĞBABA (Malatya) – Bir daha, tekrar söyleyeyim: Kayıtla ilgisi yok.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI NABİ AVCI (Eskişehir) – Anladım.

Ayrıca, diyorsunuz ki: “Getirilen araba standartları nedeniyle…

VELİ AĞBABA (Malatya) – Araştırın, arabanın yaşıyla ilgili, yolun bozukluğundan dolayı.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI NABİ AVCI (Eskişehir) – …taşıma araçları standartları nedeniyle bunlar gecikebiliyor veya ihaleye alınmayabiliyor.” Doğru. Standartları da elden geçiriyoruz.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Efendim, ihale şartnamesinde “Araç on yaşında olacak.” deniyor, ilçede on yaşında araç bulunamıyor, yirmi yaşında araç var.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI NABİ AVCI (Eskişehir) – Evet, bulamıyorlar daha iyisini, doğru.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Ve yol bozuk.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI NABİ AVCI (Eskişehir) – Doğru, o da var. Yani, bir tek değişkene bağlı değil.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Sizden rica ediyorum, Sayın Bakan, sizden rica ediyorum.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI NABİ AVCI (Eskişehir) – Bu daha önce sorulan Akkapı Şehit Kemal Yüzgeç İlköğretim Okulu bahçesine yapılan okulla ilgili bir soru vardı. Okul müdürünün ve İlçe Millî Eğitim Müdürünün verdiği bilgiye göre buraya 32 derslikli bir ilkokul binası yapılıyor, ilkokul. Çünkü, çok talep var, ilkokul öğrencisi çok sayıda, mevcut okul binası yetmiyor. Yeni yapılan, o sorduğunuz bina, ilkokul binası olarak…

AYTUĞ ATICI (Mersin) – İmam-hatip değil?

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI NABİ AVCI (Eskişehir) – Değil, değil.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Tamam, teşekkür ederim.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI NABİ AVCI (Eskişehir) – Bana gelen bilgi, değil.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Efendim, kayıtlara geçti.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI NABİ AVCI (Eskişehir) – Tabii.

Ben de zaten arkadaşlarımızı uyardım. “Şimdi, ben, burada ‘ilkokul’ diye açıklarım, yarın da oradan ‘İmam-hatip yapılacak.’ derseniz sıkıntı olur” diye, tekrar sordum “İlkokul.” dendi.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Muhtemelen siz o konumda olmayacağınız için sorun olmaz.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI NABİ AVCI (Eskişehir) - Ama şunu da söyleyeyim: Pek çok yerde… Ayrıca orada bir imam-hatip okulumuz da varmış zaten, yakınlarda bir imam-hatip okulu da varmış yani “Bugün ilkokul diye başlayıp, yarın imam-hatip okuluna dönüştürülme ihtimali var mı?” diye de sordum.  Dediler ki: “Yok çünkü yanında bir imam-hatip okulu var zaten.”

99 depremiyle ilgili ve Bolu’daki okullarla ilgili… Bolu’da hasarlı bina yok. Deprem yönetmeliği değiştiği için güçlendirilmesi gereken binalar var, onlar da bir program dâhilinde güçlendiriliyor.

99 depreminden, evet, haberim var. Şöyle haberim var: O depremin olduğu gün, benim orada akrabalarım var, ben oradaydım ama partinizin veya bir önceki öncülünün de hükûmette olduğu dönemde hükûmet orada yoktu, on beş gün hükûmet yoktu. Benim haberim vardı şahsen vatandaş olarak. “99 depreminden haberiniz var mı?” diye soruyorsunuz. Evet, ertesi gün benim haberim vardı, o soruyu soran arkadaşın hükûmetinin on beş gün haberi olmadı Bolu’da deprem olduğundan. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Yapmayın Bakan bey ya! Üç günün sonunda herkese çadır verildi.

Sayın Bakan, siz herhâlde başka yerdeydiniz o gün.

BAŞKAN – Süreniz doldu.

Teşekkür ederim.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI NABİ AVCI (Eskişehir) – Suriyeli çocuklar…

BAŞKAN – O zaman, hızlıca ona da  cevap verin çünkü süre doldu, devam edelim.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI NABİ AVCI (Eskişehir) – Suriyeli çocuklar kamplarda, evet, onlarla ilgili eğitim tedbirleri alınıyor. Kamp dışında, bazı yerel yönetimlerin aldığı tedbirler var, onların eğitimlerinin aksamaması için, kendi müfredatları doğrultusunda eğitim yapmalarını sağlayacak  tedbirler de alınıyor. Diploma sorunları var yalnız, bu eğitimin sonucunda nasıl bir diploma verilecek, sertifika verilecek, onunla ilgili çalışmalar devam ediyor. AFAD, sağlıktan eğitime kadar bunların, bu sığınmacıların her konusuyla ve özellikle çocukların sorunlarıyla ilgileniyor. Kamp dışında da dediğim gibi, ilgileri sürüyor.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

3’üncü maddeyi okutuyorum:

 

MADDE 3- 10/12/2003 tarihli ve 5018 sayılı Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanununun eki (II) sayılı cetvelin "Yükseköğretim Kurulu, Üniversiteler ve Yüksek Teknoloji Enstitüleri" bölümünün 75 inci sırası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"75) Nevşehir Hacı Bektaş Veli Üniversitesi"

BAŞKAN – Madde üzerinde gruplar adına ilk söz, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Tunceli Milletvekili Sayın Hüseyin Aygün’e aittir.

Buyurun Sayın Aygün. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA HÜSEYİN AYGÜN (Tunceli) – Sağ olun Sayın Başkanım.

Kürsüde çok zikredildi diye açıklama yapmak mecburi galiba. “Dersim” adıyla ilgili özellikle MHP ve BDP hatipleri bazı açıklamalar yaptılar. Oranın milletvekili olarak “Dersim” adının orijinine dair Meclisi bilgilendirmek isterim.

Şimdi, Dersim’in ilk olarak resmî yazışmalarda geçmesi 1517 yılına dayanır. 1517’de Babıali’de Dersim mutasarrıflığına, Dersim bölgesindeki Osmanlı komutanlığına yazılan bir şifrede Dersim’in Kızılkilise bölgesindeki “Desimli” denen aşiretin üzerine gidilmesi ve hareket yürütülmesi talimatı verilir. O bölgede o zaman “Kızılkilise” denen bölgede bir aşiretler konfederasyonu olan Desimli aşireti yaşamaktadır ve bazı tarihçiler Dersim adının o aşiretten “Desimli” adı verilen o aşiretten geldiğini ileri sürerler.

“Desim” sözcüğü Dersim’in orijinalidir ve bana göre de Farsça ve Zazaca orijinlidir. “Des” Zazacada “duvar” demektir, “desim” ise “duvarlı” gibi bir manaya geliyor, yerel bilgiler bize bunu kanıtlıyor.

Şimdi, “duvarlı” adı çok manidar, zira Dersim bölgesine gidenler bilir, oranın çeşitli ağıtlarında da dile geldiği gibi Dersim’in dört dağ içinde olması, fanus gibi bir bölgede yaşayan nüfusu barındırması ifade ediliyor. Bu bakımdan, ben bu “duvarlı” adının Dersim’in tarihsel arka planına da uyduğu kanaatindeyim çünkü Munzur silsilesi yukarıdan kaplıyor ve içerideki halk işte, yüz yıllar boyunca Yavuz’un o büyük katliamlarına  da o büyük duvarlar sayesinde direnerek kendilerini bugüne kadar getirdiler.

Şimdi, BDP adına konuşan hatip arkadaş şöyle bir şey söyledi: “Ben Bingöllüyüm, Zaza’yım, “Dersim” de Zazacadır, Zaza Kürdü’yüz.” Bu bana şeyi hatırlattı: Bir zamanlar, Türk milliyetçilerinin yazdığı eserlerde “Türk Kürtleri” diye bir kavram vardı. Kürtlerin varlığını inkâr etmek için Kürtlerin aslında Türk olduğunu ima eden işte, “Dağda karların üzerinde yürürlerdi, ayaklarından ‘kart, kurt’ sesleri çıkardı.” gibi bilimsel olmayan tezlerden bir tanesi olarak “Türk Kürtleri” ileri sürülürdü. Sevgili BDP’li hatibin “Zaza Kürtleri” lafı doğrusu onu aklıma getirdi ve çok güldüm çünkü Zazalar kendisini Zaza olarak görüyor, ortaya koyuyor; Bingöl’de, Dersim’de, Hınıs’ta kendisine “Zaza’yım.”  diyenler var. Yani onları illa başka bir etnisiteye bağlama çabasını da anlaşılır bulmuyorum ama ben de Farsça ve Zazaca olduğuna inanıyorum. Bizim orada kelimenin orijinine dair anlatılan şeyler de duvarlarla, oradaki 4 dağ silsilesiyle ilgili olsa gerek.

Şimdi, bunun dışında arkadaşlar, yani “Dersim” adının geri verilmesi, Dersimlilerden özür dilenmesi konusunda da Meclisin hiçbir şey yapmadığını üzülerek söylemek gerekiyor. Mecliste bir komisyon kuruldu, Dersim’den gelen 10 bini aşan sayıdaki dilekçelere çözüm bulmak adına, Dilekçe Komisyonunun içinde alt bir komisyondu. Bu komisyon, neredeyse bir yıldır çalışmalarını tatil etmiş durumda. Yani Dersim’e dair o kadar tartışılıyor, herkes birbirini suçluyor, Dersim katliamından bahsediliyor ama bütün partilerin yer aldığı o komisyon çoktan, geçtiğimiz yaz Tunceli bölgesine gidip dilekçe sahipleriyle görüşmeyi programına aldığı hâlde hiçbir şey yapmadı çünkü Gezi patladı, Dersimlilerden işte, AKP’ye oy gitmiyor, oradaki refleksler Hükûmete bir türlü uymuyor, vesaire. Dersim’le ilgili bahsi böyle kapatayım.

İki tane Alevilik araştırma merkezine dair, oraların başkanlarının kimliklerine ve geçmişlerine dair bilgiler verdim ve o merkezlerin neden Alevileri asimile etmek için çalışan ve Alevi toplumunun nezdinde inandırıcılığı olmayan kurumlar olduğunu ortaya koymaya çalıştım.

Bir tane de Tunceli’de var. Adı Alevilik Araştırma Merkezi. Ben kurulduğunda orada avukattım ve başında bir avukat vardı, aynı zamanda öğretim görevlisiydi, çok yaşlı bir insan, Hüseyin Bey diye çok muhterem bir beyefendiydi.

Bu Hüseyin Bey beni arıyordu, diyordu ki: “Şu gün panel yapacağız Alevilikle ilgili, bize araba bul.” Ben de orada sıradan bir adamım, araba buluyordum. “Mazgirt’e gideceğiz, bir ziyaretle ilgili araştırma yapacağız, bize benzin al.“ Bir gün dedim ki: “Ya Hocam, siz koskoca Alevilik Araştırma Merkezisiniz, yani mazot aldırıyorsunuz, panel için yardım istiyorsunuz, seve seve yapalım ama siz kocaman bir üniversitesiniz ve herkes sizi izliyor.” Bana şöyle dedi: “Ne bir ödeneğimiz var ne bir büromuz var ne benim bir sekreterim var.”

Hüseyin Bey orada Alevilik Araştırma Merkezi adına rektör tarafından atanan tek kamu görevlisiymiş ve bu duruma dayanamadı, 2 tane panelden sonra istifa etti. Sonra da oranın rektörü Durmuş Boztuğ, Maliyede memur olan başka birini, Sarı Saltuk Ocağı’nın çok önemli bir dedesini -memur da olduğu için- Alevilik Araştırma Merkezinin başına geçmeye ikna etti.

O arkadaş da geldi, birkaç ay kaldı, birkaç başarısız panel yaptı, en son bu Bekir Bozdağ Hacı Bektaş’ta yuhalanınca, orada talihsiz bir yumruk atma girişimi olunca da -çok yanlış bir olaydı ve hepimiz kınadık- bu Ali Ekber Dede, Dersim’deki 12 tane cemevinin dedesini topladı, TRT’de canlı yayına çıktı; şöyle dedi: “Tam da Hükûmetimiz Alevi açılımı yapıyordu, her şey çözülüyordu, provokatörler Hacı Bektaş’ı birbirine kattı.”

Sonra toplum öyle bir tepki gösterdi ki -az evvel ben Ali Ekber Dede’yle ilgili bilgi istedim danışmanımdan- çocuk meğerse istifa etmiş. Yani rektörden gelen baskılara Alevilik Araştırma Merkezi hiçbir şey yapamadığı için, toplum nezdinde hem dedelik postunu gittikçe saygınlıktan uzaklaştırdığından ötürü hem de Dersim halkının tepkilerine dayanamayarak istifa etmiş. İnanılmaz bir şey. Dersim’deki Alevilik Araştırma Merkezinin serencamı bu arkadaşlar.

Dolayısıyla, siz Hacı Bektaş Üniversitesi deseniz bile, aslan ile ceylanın kardeşliğinden bahsetseniz bile, orada Aleviliğin özüne uygun, Aleviliği tanımaya, anlamaya, Alevilerin ne istediğini ortaya koymaya dönük bilimsel çalışmalar yapılmazsa, bu araştırma merkezlerinin, üniversitelerin hiçbir anlamı kalmıyor. Bu 3 tane araştırma merkezini bu yüzden anlattım. Mesela, Osman Eğri, Alevilerin tepkiyle karşıladığı bir isim çünkü bütün entelektüel faaliyetleri, Alevilerin öncelikle Türklüğünü –çok garip, milliyetçi bir çaba da var- daha sonra da Sünniliğini kanıtlamaya dönük. Aslında camiye de gelebilecekleri, camiye giden Alevi köyleri olduğunu ispat etmeye dönük tırnak içinde “bilimsel bir faaliyet” yürütüyor.

Bu nedenlerle diyorum ki yani, Hacı Bektaş Üniversitesi olsun… Gerçi Hacı Bektaş’ın postnişini Sayın Ulusoy kabul etmiyor, “Bize bir tabela çıktı.” diyor. Ben onun ne dediğine bakarım öncelikle, bu Meclisin bile ne dediği önemli değil aslında. Mesela, o, bunu çok yetersiz buluyor. Şöyle diyor: “Siz 3’üncü köprüye Yavuz Sultan Selim’in adının verilmesi karşısında oluşan tahribatı gidermek için Hacı Bektaş’ın adını buraya veriyorsunuz.” Yani, attığınız bu adımı inandırıcı bulmuyor. “Gezi’de 6 kişi öldü, 6’sı da Alevi ölenlerin. Siz hiç birini telefonla arama zahmetinde bulunmadınız, bu yüzden Aleviler size inanmıyor.” diyor. Üç sayfalık açıklaması var, konuşmaya gelmeden evvel okudum.

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – Bakan evine kadar gitti ya.

HÜSEYİN AYGÜN (Devamla) – Ya, Alevileri anlamak istiyorsak, Hacı Bektaş’ın yoluna uygun bir politika izlemek istiyorsak, dahası Mecliste gerçekten bir kardeşlik ortamı kurulsun istiyorsak biraz Gezi’deki acılara kulağımızı versek iyi olur. Ben gözü çıkan 12 tane arkadaşı ziyaret ettim, İstanbul, Ankara ve İzmir’de yaşıyorlar; 9’u Alevi, 3 tanesi Alevi değil. Mesela, bir tane bakan, bir tane milletvekili aramış mıdır? Sayın Cumhurbaşkanı Gül geldi bu kürsüde aylar sonra, Gezi artık bastırıldıktan sonra, Türkiye’de darbe olmayacağına dair kesin bir kanaat oluştuktan sonra, ABD’nin henüz AKP’nin üstünü çizmediği anlaşıldıktan sonra şöyle dedi: “ O acılara da tabii, kayıtsız değiliz, acıları paylaşırız.” Aylar sonra. Oysa benim eleştirdiğim bir şey, mensubu bulunduğum Cumhuriyet Halk Partisi Gezi’nin en sert direnişinin olduğu gün gece yarısı bir MYK topladı, biz de Taksim’de heyecanla bekliyoruz MYK’mız ne karar aldı diye çünkü polisler durmadan bomba atıyorlardı.

İDRİS ŞAHİN (Çankırı) – Gezi’dekilerin bir darbe yapacağını mı söylüyorsun sen? Milletin kürsüsünden darbeye çığırtkanlık yapıyorsun.

METİN KÜLÜNK (İstanbul) – İtiraf ediyor.

İDRİS ŞAHİN (Çankırı) – Bak, bir de itiraf ediyor.

BAŞKAN – Sayın Şahin lütfen… Sayın Külünk lütfen…

HÜSEYİN AYGÜN (Devamla) – Gece MYK şöyle bir karar aldı, dedi ki: “Abdullah Gül bu krize el koymalı, bu krizi çözmek için devreye girmeli.” Biz Gezi’de duranlar…

İDRİS ŞAHİN (Çankırı) – Milletin gözü önünde bir yerden darbeye çığırtkanlık yapıyorsun.

BAŞKAN – Dikkatle izliyorum ben, lütfen…

İDRİS ŞAHİN (Çankırı) – Biz de izliyoruz Başkanım, ne dediğini gayet iyi anlıyoruz, çok iyi dinliyoruz.

BAŞKAN - Tamam da yani oturduğunuz yerden yapmayın, güzel güzel gidiyor işlem.

HÜSEYİN AYGÜN (Devamla) – Biz, Gezi’de sizin paralı askerlerinizin ve halkın hesap soracağı faşist polis örgütünün bombardımanı altında biz şöyle yaptık, dedik ki…

METİN KÜLÜNK (İstanbul) – Siz de darbe çığırtkanlığı yaptınız. Darbe yapabilmek için canınız çıktı.

HÜSEYİN AYGÜN (Devamla) – “Cumhurbaşkanı Gül’ü niye göreve çağırıyorsun? Cumhurbaşkanı Gül’ün bu direnişin ruhuna uygun bir tavır almayacağı ortada.” Biz partimizi eleştirdik ve o Gül “Hadi evinize dönün.” dedi, CHP’yle görüşmeye gerek duymadı, liderler zirvesini bile kabul etmedi. Aylar sonra Meclis açıldığında geldi, burada, acıları paylaştığını söyledi.

Şimdi, bu ortamda, sahne böyleyken, katil Yavuz’un adını 3’üncü köprüye vermişken, her gün Alevi öldürürken, her gün cemevlerinden insanları terörist diye hapishaneye gönderirken Hacı Bektaş Üniversitesi adını vermenizin ne anlamı var? Ya, ben Sünni arkadaşları dinledim, konuştular, hepsi çok tepkiliydi.

METİN KÜLÜNK (İstanbul) – Yavuz da bu toprakların değeri, Hacı Bektaş Veli de size rağmen bu toprakların değeri. Yavuz Sultan Selim de bu toprakların değeri, Hacı Bektaş Veli de bu toprakların değeri.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – İkisini aynı kefeye koyma. Hiç ağzına yakışmıyor.

HÜSEYİN AYGÜN (Devamla) – Onlar da bizimle aynı tepkilerini gösteriyorlar. Dolayısıyla, Hacı Bektaş’a dönük samimi bir özeleştiri yapmadan, Osmanlıda yapılan cinayetleri, Osmanlıda yapılan katliamları kınamadan, Yavuz’un katliamdan ibaret olan mirasını reddetmeden Alevi açılımı yapamazsınız.

METİN KÜLÜNK (İstanbul) – Her ikisi de bu toprakların değeri, sizin anlayamayacağınız kadar. Siz ne Yavuz’u anlayabilirsiniz ne de Hacı Bektaşi Veli’yi anlayabilirsiniz.

HÜSEYİN AYGÜN (Devamla) – Osmanlı Devleti’nde 20 tane cumhuriyet ortaya çıktı. Bu sözüm de Yusuf Hocama olsun. Bu 20 devlet kendi tarihlerini araştırırken, neden uluslaşamadıklarını ve modern devletlere dönemediklerini araştırırken hep Osmanlı despotizminden bahsediyorlar, 20 ülke. Bir tek Türkler bu gelenekle müthiş övünüyorlar. Burada bir tuhaflık var. O 20 ülkenin tarihini bence biraz okumak lazım.

Çok teşekkür ederim. (CHP  sıralarından alkışlar)

METİN KÜLÜNK (İstanbul) – Çok şükür övünüyoruz. Osmanlı tarihinin ihtişamıyla, onuruyla ve şerefiyle övünüyoruz ve iftihar ediyoruz, size rağmen, size rağmen.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Sayın Başkan, sayın hatip konuşması sırasında benim “Zaza Kürtleri” demek suretiyle kendisini tekleştirmeye çalıştığımı ifade etti, sataştı. O nedenle bir cevap vermek istiyorum.

BAŞKAN – Ya, işte, Allah böyle büyük, çarpar adamı. Şikâyet ettiniz, ettiniz, ettiniz.

CHP ile Adalet ve Kalkınma Partisi milletvekilleri arasındaki kavgaya çok bozulmuşlardı.

Buyurun.

ADİL ZOZANİ (Hakkâri) – Biz hakarete ve küfre bozulmuştuk Sayın Başkan.

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

19.- Bingöl Milletvekili İdris Baluken’in, Tunceli Milletvekili Hüseyin Aygün’ün 492 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 3’üncü maddesi üzerinde CHP Grubu adına yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

 

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Teşekkür ediyorum.

Tabii, iki dakikada dillerin ya da  halkların tarihini buraya sığdıracak değiliz ama belirtmiş olduğunuz hususun son derece haksız bir suçlama olduğunu ifade etmek istiyorum.

Şimdi, “Kürtçe eşittir Kurmanci.” diye bir algı içerisindeyseniz o yanlış bir algıdır. Sayın hatip arkadaşımız Kürtçeyi incelerse bütün bilimsel metinlerde Kürtçenin Kurmanci, Zazaki, Sorani, Gorani ve Lori lehçelerden oluşan bir dil olduğunu, Kürtlerin de bu dili kullanan halklardan oluştuğunu görecektir. Biz kendisini nasıl hissediyorsa ona farklı bir kimlik biçme arayışında değiliz yani bir Zaza kendisini Kürt olarak hissetmeyebilir, Kürt olarak hissedebilir. İnsanlara kendisini hissetmediği bir kimliği dayatma noktasında asla olmadık, bundan sonra da olmayız ama Zaza dilinin özgürce, kamusal alan başta olmak üzere, ana dilde eğitim başta olmak üzere kullanılmasıyla ilgili, özgürlüğüyle ilgili bütün mücadelenin de bir parçasıyız. Benim bahsetmiş olduğum bu çerçeveden değerlendirmeniz doğru olur.

Tabii, şunu ifade edeyim: Tarihsel gerçeklikler araştırılırsa ilk kez “Zaza” kelimesini kullananın Evliya Çelebi olduğu, Evliya Çelebi’nin Seyahatname’sinde de “Ekrad-ı Zaza” deyimi kullanılarak Zaza Kürtlerinden bahsedildiği, o günden bugüne kadar da Ziya Gökalp gibi “Türkçülüğün Esasları”nı yazanların da Zaza Kürtlerinden bahsettiğini açık ve net bir şekilde görürüz ama dediğim gibi, iki dakikaya sığacak konular değil. Yine de biz kimseyi zorla Kürtleştirme, tek bir kimlik altına alma arayışı içerisinde değiliz. Sayın vekilim de bu Zazacılık ideolojisi üzerinden bir şeyler yapma yerine, Zaza dilinin özgürleşmesi için çaba içerisinde olursa daha anlamlı bir iş yapmış olur.

Teşekkür ediyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Sayın Başkan…

BAŞKAN - Sayın Halaçoğlu, hayrola?

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Vallahi, şimdi, Yavuz’a “katil” dedi, bir. İkincisi de milliyetçiler tarafından Türk Kürtlerinden bahsediliyor. Onları düzeltmem lazım.

BAŞKAN – Buyurun.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Kayıtlara girmesi lazım.

BAŞKAN – Bugün Yusuf Hoca’nın performansı çok üst seviyede.

Hadi bakalım, buyurun.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

13.- Kayseri Milletvekili Yusuf Halaçoğlu’nun, Tunceli Milletvekili Hüseyin Aygün’ün 492 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 3’üncü maddesi üzerinde CHP Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

 

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın milletvekilleri, şimdi, her şeyden önce şunu söyleyeyim: Yavuz Sultan Selim için “katil” sözü çok yanlış bir söz. Yavuz Sultan Selim Trabzon’da şehzadeyken Şah İsmail’in Anadolu’daki siyasi faaliyetlerini ve gönderdiği müritlere karşılık bir harekette bulunmuştur. Bu hareket babası II. Bayezid döneminde Şahkulu Baba Tekeli isyanı ile ortaya çıkan bir hadisedir, 1511. Şahkulu, isminden anlaşılacağı üzere Şah İsmail’le doğrudan alakalıdır, dolayısıyla Alevilikle ilgisi yoktur.

Alevilikle Şiilik birbirinden çok farklı kavramlardır, hiç birbirine benzemez. Şiilere hiçbir zaman Alevi diyemeyiz. Alevilik tamamen -tabii ki özellikle İran’daki Şiilik de Türkmenliğe dayanır çoğunlukla ama Şeyh Safiyüddin’le beraber ortaya çıkmıştır fakat- Alevilik tamamen bir Türkmen inancıdır. Dolayısıyla, bu konuda bir düzeltme yapmamız gerekiyor.

İkinci olarak, milliyetçilerin “Kürt Türkleri” sözü yanlıştır. Şundan dolayı: İhtilalden sonra, 1980’den sonra bunu, Türk Kürtlerini ortaya çıkaranlar tamamen ihtilal yapanlardır ve bu konuda da Millî Güvenlikte birçok araştırmalar yapılmıştır. Dolayısıyla, milliyetçiler diye oradaki konuyu düzeltmemiz lazım. İhtilalin bir sonucudur Kürtçenin yasaklanması, Kürt kelimesinin yasaklanması.

HÜSEYİN AYGÜN (Tunceli) – Türk milliyetçiliği dedim Hocam, Türk milliyetçiliği.

YUSUF HALAÇOĞLU (Devamla) – Diğer taraftan, Gazi Üniversitesinde Türk Kültürü ve Hacı Bektaş Velî Araştırma Merkezi var. Ben de o üniversitenin bir mensubu olarak şunu özellikle belirteyim: Orada çıkan kitapları izlediniz mi, gördünüz mü? Bir defa, bunlara baktığınız zaman yüzlerce kitap neşredilmiştir Hacı Bektaş-ı Veli’nin Velâyetnâme’si dâhil olmak üzere. Çok ciddi araştırmalar vardır ve bilimsel araştırmalardır. Onlara baktığınız zaman, orada başında kimin olduğu önemli değil, onun içinde çalışan insanların kim olduğuna bakmanız lazım.

Diğer taraftan, Zaza meselesine ben girmedim artık.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

YUSUF HALAÇOĞLU (Devamla) – David Magie’nin -Amerikalı büyük profesörlerden, bilim adamlarından birisi- Zazalarla ilgili ciddi araştırmaları vardır ve söylendiği gibi Kürtlükle alakası yoktur.

Hepinize saygılar sunarım.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

ADİL ZOZANİ (Hakkâri) – Yani, Hüseyin Bey’le buluştunuz bir noktada.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Buluşabiliriz, normaldir.

ADİL ZOZANİ (Hakkâri) – Doğru vallahi, ikiniz buluştunuz. Güzel buluştunuz, güzel.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Yani, bakın, şunu söyleyeyim herkes bilsin…

ADİL ZOZANİ (Hakkâri) – Yok, bunu kayıtlara geçmesi açısından söylüyorum.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Anadolu Türklüğünde her zaman Alevilik vardır.

ADİL ZOZANİ (Hakkâri) – Sayın Başkan, kayıtlara geçmesi açısından söylüyorum: Halaçoğlu’yla Sayın Aygün buluştular bu konuda.

(CHP, MHP ve BDP sıraları arasında karşılıklı laf atmalar)

BAŞKAN – Muhteremler, susar mısınız.

X.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

4.- Nevşehir Milletvekili Ahmet Erdal Feralan ve Siirt Milletvekili Afif Demirkıran ile 3 Milletvekilinin; Bir Üniversite Adı ile Bir İlçe Adının Değiştirilmesi Hakkında Kanun Teklifi ile Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu (2/1783) (S. Sayısı: 492) (Devam)

 

BAŞKAN – Soru-cevap kısmına geçiyorum.

Sayın Halaman, buyurun.

ALİ HALAMAN (Adana) – Sayın Başkan, teşekkür ederim.

Sayın Bakanım demin “1999 depreminde on beş gün Hükûmet yoktu.” dedi. Ben de o günün şartlarında bu Parlamentodaydım, Başbakan Ecevit’ti. Dolayısıyla, Ulaştırma Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı, Bayındırlık Bakanlığı, tapudan sorumlu Devlet Bakanlığı MHP’ye bağlıydı. Başbakan bu bakanları olağanüstü bakanlık yetkisiyle görevlendirdi, Düzce’ye, Bolu’ya akşamdan gittiler. Dolayısıyla, biz de onların arasındaydık. Sayın Bakanın belki dili sürçtü, böyle bir şey söyledi. Ben onu hatırlatmak istedim.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Peki.

Sayın Atıcı…

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, sorduğumuz sorularla size rahatsızlık verdiğimizi buradan beden dilinizden anlıyorum. Eğer rahatsızlık veriyorsak özür dileriz ama çalışmaya devam edeceğiz.

Sayın Bakan, “inanç özgürlüğü” diye diye türbanlı öğretmenleri 6-7 yaşındaki çocukların karşısına çıkardınız. Samimi soruyorum gerçekten. Hepimiz biliyoruz ki öğretmenler rol modeldir. Şimdi, inanç özgürlüğünden yola çıkan bazı aileler çocuklarının böyle bir modelle karşılaşmasını istemiyorlar, doğal olarak, kendilerini baskı altında hissediyorlar. Farklı inanç grubunda olan insanlar asimile edildiklerini düşünüyorlar. Şimdi, bu durumda nasıl bir yol izleyeceksiniz? İlkokul öğrencilerini inanç gruplarına göre ayırmayı düşünüyor musunuz? Gerçekten provoke etmiyorum, gerçekten bana iletilen bir soruyu size iletiyorum Sayın Bakan.

BAŞKAN – Sayın Akar…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın Bakan, yanınızda biraz evvel Kocaeli milletvekili vardı ama şimdi yok. Kocaeli, her yıl 40-50 bin büyüyor yani bir Bartın ilinin merkezi kadar büyüyor ve Kocaeli’deki okul ihtiyacı, ilkokuldaki, ortaokuldaki okul ihtiyacı, lise ihtiyacı özel sektör tarafından karşılanıyor ve bugünlerde çıkarmış olduğumuz Büyükşehir Yasası nedeniyle özel idarenin elindeki tüm mal, mülk satılarak okul yapımına yönlendirildi. Siz Hükûmet olarak Kocaeli ilindeki ihtiyacı belirlediniz mi ve buradaki öğretmen açığı, buradaki dershane açığı ve her yıl 40-50 bin büyüyen bir kente gelecekle ilgili projeksiyonunuz nedir? Çünkü her seferinde de açık daha da büyümektedir.

BAŞKAN – Sayın Kaplan…

MEHMET HİLAL KAPLAN (Kocaeli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Sayın Bakanım, Kocaeli Üniversitesine bağlı 32 adet meslek yüksek okulu var. Kocaeli ilinin nüfusu  1 milyon 600 bin, bunun yaklaşık 650-700 bini Gebze, Darıca, Çayırova ve Dilovası’nda bulunmaktadır. 32 meslek yüksekokulunun içerisinde bir tanesi Kocaeli’nin batısı dediğimiz Gebze bölgesinde yoktur. Sizin bu bölge için bu ayrımcı… Bu insanların farklı bir noktada değerlendirilmesi konusunda bir çalışmanız veya gayretiniz olacak mı?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Özel…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakanım, biraz önce sizin de şüphelendiğiniz mesele haklı bir şüphe çünkü cevap tam bir bürokrat cevabı, Manisa’dan size iletilen cevap. “Sorun, sadece yemekte.” diyorlar. Tabii çok önemli bir sorun, çocuklara öğle yemeği verilemiyor ve çok uzakta bir yerde etrafta sadece sağlıksız seyyar satıcılar var ama keşke sorun sırf bu kadar olsaydı. Fen lisesinin laboratuvarları yıkıldı sosyal bilimlere derslik oldu, rehberlik odası derslik oldu, müzik odası ve resim atölyesi ortadan kaldırıldı, sosyal bilimlere derslik oldu. Bunun yanında, öğrenciler ayrı ayrı teneffüse çıkarılıyor çünkü arterler taşımıyor o kadar öğrenciyi birden. Bu sefer, derslerin son on dakikası, ilk on dakikası gürültü içinde geçiyor. Fen lisesinde durum gerçekten vahim ve çok çarpıcı bir şey söyleyeyim, onun sözü mutlaka sizin için değerlidir, Manisa Fen Lisesinin duruma isyan eden müdürü de imam-hatip lisesi mezunu. Bir imam-hatip lisesi mezunu, imam-hatipte yer açmak için yapılan bu haksızlıklara isyan ediyor Sayın Bakan.

BAŞKAN – Sayın Yüceer…

CANDAN YÜCEER (Tekirdağ) – Teşekkür ediyorum.

Sayın Bakan, Tekirdağ’ın Kapaklı ilçesine bağlı, nüfusu 12 bini aşan Karaağaç beldesinde, beldede yaşayan yurttaşlarımızın büyük bir kısmı asgari ücretle çalışıyor ve ekonomik sıkıntılarla yaşam mücadelesi veriyor. Beldede 2 bin öğrenci var ve her yıl liseye başlayan öğrenci sayısı yaklaşık olarak 200 olmasın rağmen, maalesef, yalnızca 2 tane ilköğretim okuluna sahip. Beldemizde yıllardır hiç lise bulunmamaktadır hem de belediye meclis kararıyla 26.580 metrekare arsanın meslek lisesi yapılmak üzere Millî Eğitime tahsis edilmiş olmasına rağmen lise yıllardır yapılmıyor. Çocuklar, ekonomik gücü olmayanlar okul hayatını bitiriyor. Az çok ekonomik gücü olan, dolmuş, servis ücretini ödeyebilen de çevre ilçeye ya da beldelere gidiyor. Karaağaç’daki öğrenicilerimiz daha ne kadar mağdur olacak, bunun adı ayrımcılık değil midir? Biz, öğreniyoruz ki 2013 bütçesine sanırım okul yapılması için…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Bakan, buyurunuz.

ADİL ZOZANİ (Hakkâri) - Sayın Başkan, benim de bir sorum var.

BAŞKAN – Efendim?

ADİL ZOZANİ (Hakkâri) – Benim de bir sorum vardı.

BAŞKAN – Yok, ben zaten bir dakika da Sayın Yüceer’e ekstradan vererek…

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Sayın Başkan, acil bir durum var, o konuyla ilgili görüş ifade etmemiz lazım. O zaman Sayın Bakandan sonra biz söz istiyoruz.

BAŞKAN – Yani, Meclise anlatmanız gereken bir durum mu, Sayın Bakana söylemek gereken…

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Genel Kurula sunmamız gereken acil bir bilgi var, Sayın Bakandan sonra söz istiyoruz.

BAŞKAN – Peki, Sayın Bakan soruları cevaplandırsın.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI NABİ AVCI (Eskişehir) – Bu öğretmen kıyafeti, rol model söylemleriyle ilgili başından beri söylediğimiz şu: Öğretmenlerimizin kılığıyla kıyafetiyle uğraşmayınız. Öğretmenlerimiz kendilerine neyin yakışacağını bilirler, öğrencileriyle nasıl ilgileneceklerini bilirler. Dolayısıyla, öyle, öğrenciler arasında ayrımcılık filan gibi şeyler de söz konusu değil; nokta.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Velilerin endişesi var, istemeyen veli ne yapacak Sayın Bakan?

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI NABİ AVCI (Eskişehir) – Velilerin de öğretmenlerin kılık kıyafetlerine karışma hakkı yok. Öğretmenlerin velilerin kılık kıyafetine karışma hakkı olmadığı gibi, velilerin de öğretmenlerimizin kılık kıyafetine karışma hakkı yok.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Rol model olmayacak bu öğretmenler.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI NABİ AVCI (Eskişehir) – Rol model olmak için illa belli bir kıyafette mi olması gerekiyor?

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Bu sizi rahatsız etmiyorsa, rol model olmayacak diyorsanız soracak bir sorum yok.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI NABİ AVCI (Eskişehir) – Sorunuzun içinde cevap var zaten. Rol model oluyorlar öğretmenlerimiz, gayet güzel rol model oluyorlar. Erkek öğretmenlerimiz de, kadın öğretmenlerimiz de öğrencilerimize rol model olmak için ellerinden geleni yapıyorlar. Öğretmenlerimizin kılığıyla kıyafetiyle fazla uğraşmayalım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

“Kocaeli projeksiyonumuz var mı?” Evet, var. Onunla ilgili bilgileri de biz sizin mail adresinize iletelim. Daha önce Kahramanmaraş’la ilgili soruya da aynı şekilde cevap verdik, şu anda ilettik o bilgileri. Şu anda elimde yok tabii Kocaeli projeksiyonları ama…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Üç ay önce vermiş olduğum bir soru önergesi var, hâlen cevap bekliyorum.

MEHMET HİLAL KAPLAN (Kocaeli) – Sizden önceki Sayın Bakana soru önergesiyle sormuştuk bu konuları.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI NABİ AVCI (Eskişehir) – Ne kadar açığımız var, ne yaptık? 40 bin aldığımız öğretmenden ne kadarını Kocaeli’ne verdik, ne kadarını veremedik? Hangi branşlarda ne tür eksikliklerimiz var? Hepsini size iletiriz, o projeksiyonlarımız var.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Peki, teşekkür ederim.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI NABİ AVCI (Eskişehir) – Manisa Fen Lisesi, Sosyal Bilimler Lisesi meselesine bakacağız. Yani, dediğim gibi, bize verilen bilgi şimdilik böyle ama sizin söylediğiniz, iddia ettiğiniz şeylerin de olma ihtimali vardır, evet. Bakalım, gerekli tedbiri alalım. Eğer sizin söylediğiniz şeyler doğruysa, geçerliyse, size verilen bilgiler doğruysa onlara gereken yapılır.

Tekirdağ Karaağaç’la ilgili planlamayı arkadaşlarımız şimdi araştırıyorlar, yetişirse o bilgiyi de size veririm. Karaağaç’la ilgili bilgileri oturum sonuna kadar alabilirsem size ulaştırırım.

Kocaeli Üniversiteyle ilgili, bir önceki oturumda konuştuk. Gebze üniversitesiyle ilgili…

MEHMET HİLAL KAPLAN (Kocaeli) – Gebze üniversitesi değil efendim, Kocaeli Üniversitesinde…

BAŞKAN – Meslek yüksekokulu istiyorlar Gebze’ye.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI NABİ AVCI (Eskişehir) – Evet.

MEHMET HİLAL KAPLAN (Kocaeli) – Yaklaşık yüzde 42’sinin bulunduğu bir yerde bir tek meslek yüksekokulu yok.

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI NABİ AVCI (Eskişehir) – Gebze üniversitesi bünyesinde muhtemelen bu sorun da çözülür diye arz ediyorum.

BAŞKAN – Şimdi maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

4’üncü maddeyi okutuyorum:

MADDE 4- Siirt ili "Aydınlar" İlçesinin adı "Tillo" olarak değiştirilmiştir.

BAŞKAN – Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

5’inci maddeyi okutuyorum:

MADDE 5- Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

BAŞKAN – Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

6’ncı maddeyi okutuyorum:

MADDE 6- Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

BAŞKAN – Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Buyurun Sayın Zozani.

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

14.- Hakkâri Milletvekili Adil Zozani’nin, sınır kapılarına duvar örülmesinden vazgeçilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

 

ADİL ZOZANİ (Hakkâri) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Biliyorsunuz, uzun süredir Hükûmet Mardin’de özellikle Rojava Kürtlerini izole etmek için bir utanç duvarı uygulamasına girişti ve Nusaybin’de bu utanç duvarları örülüyor. Bugün sabah saatlerinden beri Nusaybin Belediye Başkanımız Sayın Ayşe Gökkan tek başına mayınlı arazide oturma eylemi gerçekleştiriyor ve oturma eylemi mayınlı arazide şu saatler itibarıyla devam ediyor. Hayati tehlikenin olduğu bir alandır burası. Olası bir müdahale hem Sayın Gökkan’ın hem de müdahale edenlerin yaşamları için risk teşkil etmektedir. Sayın Bakanın da bu konuya ilgi gösterip Hükûmet yetkililerinin, Vali’nin bu konuya duyarlılıkla yaklaşmasını ve bu utanç duvarı uygulamasından da vazgeçilmesini yüce Meclisin de bilgisine sunmak istedik.

Teşekkür ediyoruz.

X.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

4.- Nevşehir Milletvekili Ahmet Erdal Feralan ve Siirt Milletvekili Afif Demirkıran ile 3 Milletvekilinin; Bir Üniversite Adı ile Bir İlçe Adının Değiştirilmesi Hakkında Kanun Teklifi ile Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonu Raporu (2/1783) (S. Sayısı: 492) (Devam)

 

BAŞKAN – Teklif üzerinde 86’ncı maddeye göre aleyhte söz vereceğim.

Tunceli Milletvekili Sayın Kamer Genç, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

KAMER GENÇ (Tunceli) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tabii, Türkiye’nin sorunları açık, ortada. İşsizlik almış, yürümüş. Devlet talan edilmiş, devlette denetim kaldırılmış, devleti yönetenler devletin kaynaklarını babasının çiftliği gibi kullanıyor. İşte, Abdullah Gül devletin uçağıyla hacca gidiyor. Hacca gitmene bir şey demiyorum da benim paramla gitme. Haram ediyorum kendisine, haram ediyorum arkadaşlar. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan…

KAMER GENÇ (Devamla) – Şimdi, yani, burada, benim verdiğim vergiyle sen hacca gidemezsin.

METİN KÜLÜNK (İstanbul) – Devlet terbiyesi nezaket gerektirir nezaket. Devlet terbiyesi almış bir insansın.

KAMER GENÇ (Devamla) – Sen şimdi konuşma!

Şimdi, öyle olunca arkadaşlar, yolsuzluk almış yürümüş, hırsızlık almış yürümüş. Türkiye’de hak yok, hukuk yok, devletin bütün kurumları çökertilmiş, bu “Nabi” denilen kişi Millî Eğitimi çökertmiş.

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, kullandığı ifadeye dikkat eder misiniz, Bakan Bey hakkında kullandığı ifadeye dikkat eder misiniz. Lütfen, hatibi uyarır mısınız.

BAŞKAN – Sayın Genç, kanun hakkında konuşun lütfen.

KAMER GENÇ (Devamla) – Ondan sonra memlekette tam bir karanlık rejim kurulurken biz burada gelmişiz, “Efendim şu ilin ismi, bilmem şu ilçenin ismi şu mu olsun, bu mu olsun?” Arkadaşlar, İstanbul’u Fatih Sultan Mehmet fethederken…

İDRİS ŞAHİN (Çankırı) – “İşgal” diyecektin, vazgeçtin.

KAMER GENÇ (Devamla) – …oradaki Bizanslılar “Yahu acaba meleklerin cinsi erkek midir, kadın mıdır?” diyorlardı. (AK PARTİ sıralarından gürültüler) Biz hâlâ o yerlere gidiyoruz. Çünkü Osmanlı Devleti bünyesine giren birtakım kurtlar o büyük Osmanlı Devleti’ni yok ettiler, bitirdiler Osmanlı Devleti’ni. O zihniyetteki kurtlar, şimdi, Atatürk’ün kurduğu çağdaş, ilerici, akla, bilime dayanan ve dünyayı ürküten bir liderin kurduğu Türkiye Cumhuriyeti’nin bünyesine girdiler, Türkiye Cumhuriyeti devletini bitirmeye çalışıyorlar. Bunları anlamak için adam olmak lazım, benim burada konuştuğum şeyleri anlamak için adam olmak lazım. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

Şimdi, Türkiye’nin başında büyük karanlıklar dönüyor arkadaşlar. Biz niye burada birbirimize…

Şimdi -evvela bu kadar büyük, devasa bir memleket- bu memleketi kalkındırmak için, Atatürk’ün kurduğu o çağdaş, ilerici, bilime, akla dayalı olan bir devlet kurulduktan sonra, KİT’ler kuruldu, sanayi geliştirildi, üniversiteler geliştirildi, ondan sonra öyle bilim adamları yetiştirdik ki Türkiye’de üniversiteler dünya üniversiteleriyle yarışacak nitelikteki bilim seviyesine ulaştı.

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Hangi üniversite? Nerede?

KAMER GENÇ (Devamla) – Doktorlarımız Türkiye’de değil, dünyada aranan doktorlar oldu. Şimdi, ama, işte, Nabi Avcı gibi, Tayyip Erdoğan gibi, Abdullah Gül gibi kişileri bu çok rahatsız etti.

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, lütfen uyarır mısınız hatibi.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Ağzı bozuk adam!

BAŞKAN – Sayın Genç, lütfen… Sayın Genç, lütfen…

KAMER GENÇ (Devamla) – Dolayısıyla, ne yaptılar? Üniversiteyi bitirdiler, eğitimi bitirdiler. Türkiye’de…

BAŞKAN – Sayın Genç…

KAMER GENÇ (Devamla) – Efendim, ben bildiğimi konuşuyorum. Sonra siz beni ikaz edersiniz.

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Ama lütfen İç Tüzük’e…

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Bu kadar saygısızlık yapma be!

KAMER GENÇ (Devamla) – Dolayısıyla ne yaptılar? Bakın, o kadar büyük yolsuzluklar var ki.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Ağzının ayarı yok senin ya!

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Ne kadar saygısız bir insansın!

KAMER GENÇ (Devamla) – Bakın, sizin şimdi 45 milyon dolara uçak alan adamınız kim, biliyor musunuz? Mehmet Cengiz. Mehmet Cengiz’in kaç lira vergisini Merkezî Uzlaştırma Komisyonunda affettiniz? Tam 500 trilyon lira vergisini.

Bakın, bu memlekete o kadar büyük ihanet içindesiniz ki vergiyi kendi adamlarınızdan almıyorsunuz. Şu Eskişehir yollarına kurulan o büyük inşaatların akrabalarını bir araştırırsanız, işte, sizin Tayyip’in de, Abdullah’ın da adamları.

BAŞKAN – Sayın Genç, lütfen…

KAMER GENÇ (Devamla) – Bunlar bu paraları nerede kazanıyorlar? (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN - Temiz bir dil kullanın Sayın Genç.

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, bu tahrikçiyi lütfen susturun.

KAMER GENÇ (Devamla) – Burada niye denetimi kaldırdınız?

Dolayısıyla, arkadaşlar, bakın, ben size bir şeyler söylemek istiyorum. Bu memleketi sizin sayenizde yok ediyoruz, yarına bir kardeş kavgasını götürüyoruz.

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – İncir çekirdeğini bile doldurmaz söylediklerin.

KAMER GENÇ (Devamla) – Bakın, sizin iktidarınız kimi destekliyor? Suriye’de insanların boynunu kılıçla kesen adamları sizin iktidarınız destekliyor.

AFİF DEMİRKIRAN (Siirt) – Kim destekliyor? At, işkembeden at!

KAMER GENÇ (Devamla) – İnsanları diri diri yakan El Kaide ve El Nusra’yı sizin iktidarınız destekliyor.

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Ayaküstü kırk tane yalan söyledin.

KAMER GENÇ (Devamla) – Şimdi, böyle bir devlet olmaz. Yarına Suriye gücünü kazandıktan sonra o El Nusra ile El Kaide Türkiye’ye dönecek ve gelecek, Türkiye Büyük Millet Meclisinde bombayı patlatacak çünkü sizin bunun daha hâlâ farkında olacak bir aklıseliminiz teşekkül etmemiş.

Ben bunları size niye söylüyorum? Anlayasınız diye.

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Sen söylediğini anlıyor musun acaba?

KAMER GENÇ (Devamla) – Bakın, geçen gün ben Hatay’a gittim. Hatay’daki bir Iraklı, gelmiş, diyor ki: “Ayda bin tane Müslüman öldürülüyor Irak’ta.” Türkiye’nin de geleceği öyle. Kim götürüyor? İşte Abdullah Gül ile Tayyip Erdoğan bu duruma getirdi. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, lütfen… İç Tüzük’e uygun bir dil kullanması lazım.

BAŞKAN – Sayın Genç, lütfen...

Teklifin tümünü oylarınıza sunuyorum...

KAMER GENÇ (Devamla) – Bu memlekete bu tuzakların sonucu bu olur. (CHP sıralarından alkışlar, AK PARTİ sıralarından gürültüler)

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, lütfen susturun.

BAŞKAN – Bitti Sayın Genç.

Teklifin tümünü oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir. Teklif kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır.

Kanun tasarı ve teklifleri ile komisyonlardan gelen diğer işleri sırasıyla görüşmek için, 31 Ekim 2013 Perşembe günü, alınan karar gereğince saat 14.00’te toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum.

                                                                               Kapanma Saati: 23.31



(X)322 S.Sayılı Basmayazı 23/10/2013 tarihli 8’inci Birleşim Tutanağı’na eklidir.

(x) Açık oylama kesin sonuçlarını gösteren tablo tutanağa eklidir.

(x) 492 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.