TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

                                                                                TUTANAK DERGİSİ

 

                                                                                                 3’üncü Birleşim

                                                                                          3 Ekim 2013 Perşembe

 

(TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

                                                                                               İÇİNDEKİLER

 

 

 

 

 

I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II.- GELEN KÂĞITLAR

III.- YOKLAMA

IV.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Ayşe Nur Bahçekapılı’nın, UEFA Avrupa Ligi’ndeki temsilcimiz Trabzonspor’a başarılar dilediğine ilişkin konuşması

 

V.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Siirt Milletvekili Osman Ören’in, Dünya Öğretmenler Günü’ne ilişkin gündem dışı konuşması

2.- İstanbul Milletvekili İhsan Özkes’in, Camiler ve Din Görevlileri Haftası’na ilişkin gündem dışı konuşması

3.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın, 3 Ekim Türk Dünyası Günü’ne ilişkin gündem dışı konuşması

 

 

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Tezkereler

1.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının, Türkiye Büyük Millet Meclisi Dışişleri Komisyonu üyelerinden oluşan bir heyetin, Çin Halk Cumhuriyeti Ulusal Halk Kongresi Dışişleri Komisyonunun vaki davetine icabetle Çin Halk Cumhuriyeti’ne resmî ziyarette bulunmasına ilişkin tezkeresi (3/1287)

2.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının, Türkiye Büyük Millet Meclisi Dışişleri Komisyonu Başkanı Volkan Bozkır başkanlığındaki bir heyetin, 4-6 Eylül 2013 tarihlerinde Vilnius’ta gerçekleştirilen Parlamentolar Arası Ortak Dışişleri ve Güvenlik Politikası (ODGP) ve Ortak Güvenlik ve Savunma Politikası (OGSP) Konferansı’na katılmalarına ilişkin tezkeresi (3/1288)

3.- Başbakanlığın, Siirt Milletvekili Gültan Kışanak hakkında tanzim edilen, Anayasa Komisyonu ve Adalet Komisyonu üyelerinden kurulu Karma Komisyonda bulunan soruşturma dosyasının Hükûmete  iade edilmesine ilişkin tezkeresi (3/1290)

4.- Başbakanlığın, Van Milletvekili Özdal Üçer hakkında tanzim edilen, Anayasa Komisyonu ve Adalet Komisyonu üyelerinden kurulu Karma Komisyonda bulunan soruşturma dosyasının Hükûmete  iade edilmesine ilişkin tezkeresi (3/1291)

5.- Başbakanlığın, Batman Milletvekili Bengi Yıldız hakkında tanzim edilen, Anayasa Komisyonu ve Adalet Komisyonu üyelerinden kurulu Karma Komisyonda bulunan soruşturma dosyasının Hükûmete  iade edilmesine ilişkin tezkeresi (3/1292)

6.- Başbakanlığın, Diyarbakır Milletvekili Nursel Aydoğan hakkında tanzim edilen, Anayasa Komisyonu ve Adalet Komisyonu üyelerinden kurulu Karma Komisyonda bulunan soruşturma dosyasının Hükûmete  iade edilmesine ilişkin tezkeresi (3/1293)

7.- Başbakanlığın, Van Milletvekili Özdal Üçer ve İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel hakkında tanzim edilen, Anayasa Komisyonu ve Adalet Komisyonu üyelerinden kurulu Karma Komisyonda bulunan soruşturma dosyalarının Hükûmete  iade edilmesine ilişkin tezkeresi (3/1294)

8.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Cemil Çiçek başkanlığındaki heyetlerin; Karadağ Parlamentosu Başkanı Ranko Krivokapic ile Belarus Cumhuriyet Konseyi Başkanı Anatoly Rubinov ve Belarus Temsilciler Meclisi Başkanı Vladimir Andreychenko’nun vaki davetlerine icabet etmek üzere adı geçen ülkelere resmî ziyaretlerde bulunmasına ilişkin tezkeresi (3/1289)

9.- Başbakanlığın, Suriye’deki durumun oluşturduğu tehdit ve riskler çerçevesinde hudut, şümul, miktar ve zamanı Hükûmetçe takdir ve tayin olunacak şekilde, Türk Silahlı Kuvvetlerinin yabancı ülkelere gönderilmesi ve gerekli düzenlemelerin Hükûmet tarafından belirlenecek esaslara göre yapılması için, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 4/10/2012 tarihli ve 1025 sayılı kararıyla Hükûmete verilen izin süresinin Anayasa’nın 92’nci maddesi uyarınca 4/10/2013 tarihinden itibaren bir yıl süreyle uzatılmasına dair tezkeresi (3/1284)

 

B) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Kütahya Milletvekili Alim Işık ve 20 milletvekilinin, ülkemizde uygulanan enerji politikaları ile enerji üretimi, iletimi, dağıtımı ve kullanımında yaşanan sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/726)

2.- Bilecik Milletvekili Bahattin Şeker ve 20 milletvekilinin, tarım arazilerinin miras yoluyla bölünmesinin önlenmesi konusunun araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/727)

3.- Adana Milletvekili Ali Halaman ve 21 milletvekilinin, üzüm yetiştiriciliği ve bağcılık sektöründeki sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/728)

 

VII.- AÇIKLAMALAR

1.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, CHP Grubu olarak, Trabzonspor-Lazio maçı nedeniyle Trabzonspor’a ve kupa yolunda Galatasaray’a başarılar dilediklerine ilişkin açıklaması

2.- İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, Hükûmetin Türkiye Büyük Millet Meclisine Suriye konusunda samimi bilgiler vermesi gerektiğine ilişkin açıklaması

3.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, İstanbul Milletvekili Volkan Bozkır’a İç Tüzük’ün hangi maddesine dayanarak söz verildiğini öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

 

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Bingöl Milletvekili İdris Baluken’in, Millî Savunma Bakanı İsmet Yılmaz’ın (3/1284) esas numaralı Başbakanlık tezkeresi üzerinde yaptığı konuşma sırasında Barış ve Demokrasi Partisine sataşması nedeniyle konuşması

2.- İstanbul Milletvekili Volkan Bozkır’ın, İstanbul Milletvekili Osman Taney Korutürk’ün (3/1284) esas numaralı Başbakanlık tezkeresi üzerinde yaptığı konuşma sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

 

IX.- USUL HAKKINDA GÖRÜŞMELER

1.- (3/1284) esas numaralı Başbakanlık tezkeresinin görüşmeleri sırasında İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’a ve İstanbul Milletvekili Abdullah Levent Tüzel’e söz verilip verilmemesi hususunda Başkanlığın tutumu hakkında

 

X.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/242, 2/80) (S. Sayısı: 156)

2.- Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu Raporları (1/484) (S. Sayısı: 287)

3.- Orta Asya ve Kafkaslar Bölgesel Balıkçılık ve Su Ürünleri Yetiştiriciliği Komisyonu Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ile Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu ile Dışişleri Komisyonu Raporları (1/498) (S. Sayısı: 173)

4.- Sanal Ortamda İşlenen Suçlar Sözleşmesinin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/676) (S. Sayısı: 380)

 

XI.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, Bakanlık Merkez teşkilatında yapılan personel atamalarına ilişkin sorusu ve Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu'nun cevabı (7/22935)

2.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın, 663 sayılı KHK nedeniyle özlük hakları konusunda mağduriyet yaşadığı iddia edilen sağlık personeline ilişkin sorusu ve Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu'nun cevabı (7/23210)

3.- Mersin Milletvekili Ali Öz’ün, yardımcı sağlık hizmeti sınıfındaki personelin eş atamalarında yaşadığı sorunlara ilişkin sorusu ve Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu'nun cevabı (7/23506)

4.- Ankara Milletvekili Aylin Nazlıaka’nın, Bakanlığa bağlı sosyal tesislere ilişkin sorusu ve Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu'nun cevabı (7/23515)

5.- Bursa Milletvekili İsmet Büyükataman’ın, Bakanlığa bağlı kurum ve kuruluşlara ait lojmanlar ile söz konusu lojmanların satışına ilişkin sorusu ve Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu'nun cevabı (7/23957)

6.- Ankara Milletvekili Aylin Nazlıaka’nın, Bakanlık tarafından kiralanan ve kiraya verilen hizmet binaları ile araçlara ilişkin sorusu ve Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu'nun cevabı (7/23962)

7.- Bursa Milletvekili İsmet Büyükataman’ın, Bakanlığa ait sosyal tesislere ilişkin sorusu ve Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu'nun cevabı (7/24401)

8.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, bedelli askerlikten elde edilen gelirin kullanımına ilişkin sorusu ve Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Şahin’in cevabı (7/25257)

9.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, 2002-2013 yılları arasında eğitim seviyesine göre kadınların sahip oldukları çocuk sayıları ile gelir dağılımına göre ailelerin sahip oldukları çocuk sayılarına dair verilere ilişkin sorusu ve Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Şahin’in cevabı (7/25264)

10.- Kars Milletvekili Mülkiye Birtane’nin, kreş ve sevgi evlerinin denetimine ilişkin sorusu ve Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Şahin’in cevabı (7/25288)

11.- Antalya Milletvekili Yıldıray Sapan’ın, reçeteli ilaçlar ile ilgili yeni düzenlemeye ilişkin sorusu ve Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu'nun cevabı (7/25683)

12.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, eczacıların sorunları ve e-reçete uygulamasına ilişkin sorusu ve Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu'nun cevabı (7/25685)

13.- Muğla Milletvekili Mehmet Erdoğan’ın, bir vatandaşa gazilik unvanı verilmemesine ilişkin sorusu ve Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Şahin’in cevabı (7/25795)

14.- Ankara Milletvekili Zühal Topcu’nun, zorunlu eğitime devam etmeyen öğrencilere ilişkin sorusu ve Millî Eğitim Bakanı Nabi Avcı'nın cevabı (7/26046)

15.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, yabancı gerçek veya tüzel kişiler tarafından Bakanlık aleyhine açılan davalara ilişkin sorusu ve Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Şahin’in cevabı (7/26205)

16.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, reçetesiz ilaç satılmaması yönündeki uygulamaya ilişkin sorusu ve Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu'nun cevabı (7/26503)

17.- Mersin Milletvekili Ali Öz’ün, kanser ilaçlarının ülkemizde üretilmesine ilişkin sorusu ve Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu'nun cevabı (7/26517)

18.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, Bakanlık aleyhine açılan davalara ilişkin sorusu ve Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu'nun cevabı (7/26522)

19.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, yabancı gerçek veya tüzel kişiler tarafından Bakanlık aleyhine açılan davalara ilişkin sorusu ve Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu'nun cevabı (7/26523)

20.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, kiralanan veya satın alınan araçlara ilişkin sorusu ve Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu'nun cevabı (7/27314)

21.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, bedelli askerlik uygulaması kapsamında toplanan paraların şehit aileleri ve gazilere yönelik hizmetler için kullanılması çalışmalarına ilişkin sorusu ve Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Şahin’in cevabı (7/27462)

22.- Ankara Milletvekili Aylin Nazlıaka'nın, personele dağıtılan ikramiyelere, hakkında soruşturma açılan personele ve hizmet içi eğitimlere ilişkin sorusu ve Millî Savunma Bakanı İsmet Yılmaz’ın cevabı (7/28475)

 

3 Ekim 2013 Perşembe

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 15.00

BAŞKAN: Başkan Vekili Ayşe Nur BAHÇEKAPILI

KÂTİP ÜYELER: Muhammet Bilal MACİT (İstanbul), Muhammet Rıza YALÇINKAYA (Bartın)

----- 0 -----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 3’üncü Birleşimini açıyorum.

 

III.- Y O K L A M A

 

BAŞKAN – Elektronik cihazla yoklama yapacağız.

Üç dakika süre veriyorum.

Yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

 

IV.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Ayşe Nur Bahçekapılı’nın, UEFA Avrupa Ligi’ndeki temsilcimiz Trabzonspor’a başarılar dilediğine ilişkin konuşması

 

BAŞKAN – Gündeme geçmeden önce, bir Trabzonlu olarak UEFA Avrupa Ligi’nde Trabzonspor’a başarılar diliyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Üç sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

Gündem dışı ilk söz, Dünya Öğretmenler Günü vesilesiyle söz isteyen Siirt Milletvekili Osman Ören’e aittir.

Sayın milletvekilleri, Genel Kurulda bir uğultu var. Bu konuya hassasiyet gösterirseniz memnun olacağız.

Buyurun Sayın Ören. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

 

V.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Siirt Milletvekili Osman Ören’in, Dünya Öğretmenler Günü’ne ilişkin gündem dışı konuşması

 

OSMAN ÖREN (Siirt) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekili arkadaşlarım; konuşmama başlamadan önce hepinizi en derin saygılarımla selamlarım.

Malumunuz 5 Ekimde kutlanacak olan Dünya Öğretmenler Günü vesilesiyle söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle bütün öğretmenlerin Öğretmenler Günü’nü kutlarken yeni yasama yılının ilk günlerinde Meclisimizin de milletimiz, memleketimiz ve bütün insanlık için hayırlı hizmetler yapmasını ve bu doğrultuda isabetli kararlar almasını diliyorum.

Saygıdeğer arkadaşlarım, öğretmen sadece bir bilgiyi, bir sanatı, bir tekniği öğretmeyi kendisine meslek edinmiş bir kişi değildir.

BAŞKAN – Sayın Hatip, bir dakika…

Arkadaşlar, sayın milletvekilleri, lütfen, rica ediyoruz, konuşmacının söyledikleri anlaşılmıyor, uğultuyu kesebilirsek eğer çalışmalarımıza daha verimli devam edebiliriz.

Buyurun Sayın Hatip.

OSMAN ÖREN (Devamla) – Teşekkür ederim.

Öğretmen, bir taraftan bütün bunları öğretirken öbür taraftan yeri geldiğinde şefkatli kollarına sığınılabilecek bir anne, bir baba, öğrencilerin beklentilerine cevap verebilecek bir danışman, onlara istikamet gösterebilecek bir rehber, bunlardan da en önemlisi örnek alınabilecek model bir insan ve aynı zamanda bir liderdir.

Bir tarihçi olarak da şunu açıkça söyleyebilirim: Tarihte lidersiz öğretmenler olmuştur ama öğretmeni olmayan hiçbir lider olmamıştır. Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu Gazi Mustafa Kemal’in  “Muallimler, cumhuriyet sizden fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür nesiller ister.” sözü öğretmenlerin toplum hayatındaki önemine işaret etmektedir. Ne var ki öğretmenlerin bu hayati önemlerine ve konumlarına rağmen ve cumhuriyetimizin kuruluşundan bugüne kadar toplumun şekillenmesinde ve ülkenin gelişmesinde onlardan her türlü fedakârlık beklenirken bu gösterilen istikamette hizmet edebilmeleri, fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür nesiller yetiştirmeleri için gerekli ortam ve imkânlar sağlanamamış, hatta bazı kısıtlamalar getirilmiş…

SIRRI SAKIK (Muş) – Başkanım, duymuyoruz, hatibi duyamıyoruz.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, 3’üncü kez söylüyorum. Lütfen, uğultuyu keselim, ayakta milletvekili arkadaşımız kalmasın, konuşmacı devam ediyor.

OSMAN ÖREN (Devamla) – Sağ olun Başkanım.

SIRRI SAKIK (Muş) - Arkadaşımıza saygılı olun ya.

BAŞKAN - Süreniz kaldığı yerden devam edecek Sayın Konuşmacı.

Buyurun.

OSMAN ÖREN (Devamla) – Ben fazla zamanınızı almamak için bazı konulara girmeyeceğim.

Bugün geldiğimiz nokta itibarıyla, OECD’nin 2013 raporlarına göre öğretmen açığında bütün gayretlerimize rağmen hâlâ ilk sıralardayız.

AK PARTİ Hükûmeti olarak, eylül ayında 40 bin civarında öğretmen alımıyla bu açığı kapatmaya yönelik çok önemli bir adım attık. İnşallah, bundan sonraki öğretmen alımlarıyla öğretmen açığını kapatmaya çalışacağız. İleri ülkelerde olduğu gibi bizim ülkemizde de öğrenciye düşen öğretmen sayısı makul seviyeye gelecektir.

Bilindiği üzere, bundan önceki toplu sözleşme sürecinde memurlar arasında kaybı olan tek kesim öğretmenlerdi. Bu çerçevede öğretmenlerimizin bu kaybını gidermeye yönelik 75+75 TL, toplamda 150 TL ödeme yapılmasını karara bağladık. İkili öğretim yapılan okullarda çalışan idarecilere haftada ikişer saat ek ders verilmesini sağladık. Yatılı ve pansiyonlu okullarda belletici olarak görevlendirilen diğer örgün ve yaygın eğitim kurumları öğretmenlerine gece nöbeti tutmaları hâlinde iki saat ilave ek ders ücreti ödenmesini sağladık. Öğretim yılı hazırlık ödeneğini 110 TL artırdık.

AK PARTİ olarak, iktidara geldiğimiz dönemde elektriği bile olmayan köyler ve o köylerde okul ve öğretmenler vardı, öğretmen ve öğrencinin teknolojinin nimetlerinden istifade etmesi amacıyla o en ücra köylere dahi elektrik, bilgisayar ve İnternet götürdük. Yapılmayan birçok şeyi yaptık. Yeterli oldu mu? Buna moda bir tabirle cevap vermek gerekiyor: Yetmez ama evet. Eskiden devletin bile gidemediği, hiçbir hizmetin götürülemediği en uzak dağ köylerinde bugün çok şükür hizmet de var, öğretmenler de var.

Ancak bu öğretmenlerimizin hâlâ pek çok problemi vardır. Bunlardan en önemli olanı da barınma problemidir. Bunları çözmemiz gerekiyor. Ayrıca öğretmenlerin de kendilerini yetiştirmeleri, bilim ve teknolojiyi takip etmeleri ve okumaları gerekiyor. Bunun için de maddi açıdan eksikliklerinin giderilmesi gerekiyor. Fazla ödeme olmazsa öğretmen daha iyi şartların olduğu bir yerde çalışmak isteyecektir, tezkere bekleyen bir asker gibi gün sayacaktır. Özellikle milletvekili olduğum bölge olan Güneydoğu Anadolu ve Doğu Anadolu bölgelerinde yer alan illerin üniversiteye öğrenci gönderen iller sıralamasında en sonlarda yer almalarının altında yer alan asıl sebep budur. Bunu başarabilirsek bölgeler arasındaki gelişmişlik düzeyindeki uçurumun da önüne geçmiş oluruz. Ancak, Sayın Başbakanımızın da açıkladığı gibi, demokratik açılım paketinde yer alan ana dil ve başörtüsü gibi eğitim ve öğretimin önündeki engellemelerin ortadan kaldırılmasına yönelik maddeler bu alanda alınmış olan en önemli gelişmelerdir.

Sözlerime son verirken geleceğimizi ve yaşamımızı anlamlı kılan ve şekillendiren öğretmenlerimizin 5 Ekim Dünya Öğretmenler Günü’nü kutluyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Ören.

Sayın milletvekilleri, ses konusunda bir problem var, bu nedenden dolayı on dakika ara vereceğiz. Teknik elemanlar sesle ilgili problemi halletmeye çalışacaklar.

Teşekkür ederim.

Kapanma Saati: 15.08

 

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 15.24

BAŞKAN: Başkan Vekili Ayşe Nur BAHÇEKAPILI

KÂTİP ÜYELER: Muhammet Bilal MACİT (İstanbul), Muhammet Rıza YALÇINKAYA (Bartın)

----- 0 -----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 3’üncü Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

Gündem dışı ikinci söz, Camiler ve Din Görevlileri Haftası vesilesiyle söz isteyen İstanbul Milletvekili İhsan Özkes’e aittir.

Buyurun Sayın Özkes. (CHP sıralarından alkışlar)

Sayın Özkes benden yazılı olarak ilk konuşma talep eden kişi.

Teşekkür ederim.

 

2.- İstanbul Milletvekili İhsan Özkes’in, Camiler ve Din Görevlileri Haftası’na ilişkin gündem dışı konuşması

İHSAN ÖZKES (İstanbul) – Sayın Başkan, yeni görevinizi tebrik ediyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Camiler ve Din Görevlileri Haftası nedeniyle söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Diyaneti kuran parti olarak, Diyanet kurumuna ve din görevlilerine saygılıyız. Diyanetin ancak siyaset üstü olmasıyla saygınlığını koruyabileceğine inanıyoruz. Camiler Haftası’nın kutlandığı bugünlerde emekli bir müftü olarak büyük bir haksızlığın ve eşitsizliğin önüne geçmek için cemevlerinin yasallaşmasına dair bir kanun teklifi verdim. Toplumsal barışın tesisi için acilen cemevlerinin yasal statüye kavuşması gerekiyor. Alevilerin vergilerinin de içinde bulunduğu ve Alevilerin “Haram olsun.” dedikleri Diyanet bütçesi ancak cemevlerinin yasal statüye kavuşmasıyla helal-haram tartışmasından uzak kalacaktır.

Cami “Toplayan, bir araya getiren.” anlamındadır. Camiler ayrıştırmayan, ötekileştirmeyen,  Allah’ı, Peygamber’i, kitabı ve ehlibeyti bir olan, herkesi kucaklayan mekânlardır. “Allah’ın evleri” dediğimiz ibadet yerlerinde Allah’ın hiçbir kulu dışlanamaz, kin, intikam ve nefret duyguları buralarda yeşertilemez.

Camiler Allah’ın rızasının arandığı yerler olmaktan çıkartılıp, muktedirleri hoşnut etme yerleri hâline gelmemelidir, iktidarın propaganda merkezleri hâline dönüşmemelidir. Camiler üzerinden halkı kutuplaştırmak, caminin anlamıyla bağdaşmamaktadır.

“Ben bir din görevlisiyim, Allah’tan korkarım, yalan söyleyemem.” diyen bir din görevlisini sürgüne göndermekle âdeta din görevlilerine “Allah’tan değil, iktidardan korkun.” mesajımı verilmektedir? Bir böbreği alınmış, diğer böbreği de tam çalışmayan ve eşi lösemi hastası olan bir din görevlisini 60 kilometre uzağa sürmek din, diyanet ve vicdanla nasıl izah edilebilir?

Bir bakanın “İl yönetiminden gelen serzenişler nedeniyle müftü beyin tayin edilmesiyle ilgili dahlim oldu, ilgili bakanlıktan bunu rica ettim.” diyerek sürülmesini üstlendiği Trabzon Müftüsü “Ben ne yaptım, rüşvet mi aldım?” demiştir.

Afyonkarahisar il başkanı,  adını, soyadını verdiği bir müftünün kendi illerine tayinini bizzat istediğini, bakanla görüştüğünü ve yakın zamanda bu atamayı beklediğini gazeteler aracılığıyla açıkladı ve dört ay sonra il başkanının sipariş verdiği bu müftü Afyonkarahisar’a tayin edildi.

“Yüce Allah, Kitab-ı Kerim’inde ‘Emanetleri ehline verin.’ der. Bizim sahtekâr ve riyakâr Müslümanlar ihaleleri, makam ve mevkileri, hatırlı arazileri yakınlarına ve münafık şürekâsına peşkeş çekmektedirler.” diye hakkı, hakikati savunan Çorum Ortaköy Müftüsü, Çorum’un Laçin ilçesinde çalışan eşine ve farklı yerlerde okuyan üç çocuğuna rağmen Kırklareli’ne sürüldü.

Din görevlileri, liyakatleri ve ehliyetlerine göre tayin edilmelidirler. Torpil, adam kayırma ve haksızlık, adı “Diyanet” olan bir kurum ile bağdaşmamaktadır. Hac, umre ve yurt dışı görevlendirmelerindeki adaletsizlikler giderilmelidir. Siyasetçiler ellerini din görevlilerinin üzerinden çekmelidir.

Devlet memurları haftada iki gün hafta tatili izni kullanırken, camilerde görev yapan din görevlileri bir gün izin kullanıyorlar. Din görevlilerinin fazladan çalıştıkları haftada bir günün ücretinin maaşlarına yansımasıyla ilgili kanun teklifi verdim.

Yine, il müftü yardımcıları, ilçe müftüleri ve il, ilçe vaizlerinin emeklilik sonrası maaşlarının yarı yarıya yakın düşmesi, sosyal konumlarıyla örtüşmemektedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Özkes.

İHSAN ÖZKES (Devamla) - Bu ve diğer konularda verdiğim kanun tekliflerinin de görüşülerek kabulünü bekliyorum.

Camiler ve Din Görevlileri Haftası münasebetiyle, ebediyete intikal eden din görevlilerine Yüce Allah’tan rahmet niyaz ediyorum. Güneş gibi tüm canlıların üzerine doğan, Mevlânâ gibi herkesi kucaklayan tüm din görevlilerine sağlık ve afiyetler diliyorum.

Saygılarımla. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Gündem dışı üçüncü söz, 3 Ekim Türk Dünyası Günü vesilesiyle söz isteyen Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’a aittir.

Buyurun Sayın Şandır. (MHP sıralarından alkışlar)

 

3.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın, 3 Ekim Türk Dünyası Günü’ne ilişkin gündem dışı konuşması

 

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

24’üncü Dönem Üçüncü Yasama Yılının ülkemize, milletimize, Meclisimize, siyasi parti gruplarımıza ve siz değerli milletvekili arkadaşlarıma huzur getirmesini ve milletimizin bizden beklediği başarılı çalışmalara fırsat ve imkân vermesini Yüce Allah’tan temenni ediyorum.

Bu dönemde, milletvekilleri olarak birbirimizi anlamaya çalışan, diyaloğa açık, hoşgörülü, uzlaşmacı ve sorunların çözümüne katkı veren bir yaklaşımla, ancak mutlaka Anayasa’mızın 81’inci maddesi gereği Türk milleti önünde namusumuz ve şerefimiz üzerine yaptığımız yeminin sorumluluğunda, özverili çalışmalar yapacağımızı ümit ediyorum.

Değerli milletvekilleri, bugün 3 Ekim, Türk Dili Konuşan Ülkeler İşbirliği Konseyi Devlet Başkanları Konseyinin kuruluş yıl dönümü. Türkiye, Azerbaycan, Kazakistan, Kırgızistan’ın kurucu üye; Türkmenistan’ın gözlemci statüsünde katıldığı ve kısaca “Türk Konseyi” olarak anılan bu önemli teşkilat 3 Ekim 2009 tarihinde Nahçıvan Anlaşması’yla kuruldu ve her yıl 3 ekim gününü Türk Dili Konuşan Ülkeler İş Birliği Günü, kısaca Dünya Türk Günü olarak kararlaştırdılar ve kutluyorlar. Kurulan Türk Konseyini çok önemsiyorum, Dünya Türk Günü’nü yürekten kutluyorum.

Değerli milletvekilleri, Türk Konseyinin 3’üncü zirve toplantısı Azerbaycan’ın Gebele şehrinde, 15-16 Ağustos tarihlerinde, Sayın Azerbaycan Devlet Başkanı Aliyev’in ev sahipliğinde yapıldı. Toplantıya Türkiye, Kazakistan, Kırgızistan devlet başkanları ve Türkmenistan Başbakan Yardımcısı katıldı. Sayın Cumhurbaşkanımız Abdullah Gül toplantının açılış oturumunda yaptığı konuşmada bana göre çok değerli ve önemli şeyler söyledi. Sayın Cumhurbaşkanı konuşmasında “Bugün bizleri aynı milletin mensubu yapan değerler sadece ortak dilimiz, ortak dinimiz, ortak tarihimiz, ortak kültürümüz veya ata yurdumuz değil, parlak bir geleceği hep birlikte inşa etme arzusu ve irademizdir. Türk dünyası toplamda 4,8 milyon kilometrekare yüz ölçümü ile dünyada 7’inci büyüklükte, 140 milyon nüfusuyla 9’uncu sırada ve 1,5 trilyon dolarlık millî hasılasıyla dünyanın 13’üncü büyük bir küresel gücüdür.” diye ifade etti. Tarihî İpek Yolu’nun yeniden canlandırılmak istenmesi ve gayretlerini çok önemsiyorum ve kutluyorum.

Değerli milletvekilleri, Türk dünyası “Tek millet, altı devlet” anlayışıyla bizim gerçeğimiz ve bizim büyüklüğümüzdür. Bu büyüklüğün küresel dünyaya açılan kapısı Türkiye’dir, Ankara’dır. Küresel ekonomik ağırlık merkezinin Atlantik’ten Asya Pasifik’e kaydığı bir süreçte 21’inci yüzyılın Türk asrı olacağı iddiamız işte bu gerçeklikten kaynaklanmaktadır. Sayın Devlet Bahçeli’nin dünyaya başkent Ankara jeopolitiğinin vizyonundan bakmak önerisi bu anlamda çok önemlidir, çok değerlidir. Değerli milletvekilleri, Türk Konseyi bu anlamda çok isabetli olmuştur ve çok hayırlı hizmetler yapacağına inanıyorum.

Değerli milletvekilleri, Türk, Türk milleti, Türk dünyası gerçeği her ne kadar demokratikleşme paketleriyle dayatılan kimlik olarak suçlansa da etnik ve mezhep temelinde ayrıştırılmaya çalışılsa da ülkeyi yönetenler tarafından ısrarla telaffuz edilmese de bütün dünyanın kabul ettiği ve değer verdiği bir realitedir. Bu realiteyi Sayın Cumhurbaşkanı konuşmasında çok açık, net ifade etmektedir.

Değerli milletvekilleri, bu millet bizim milletimizdir. Binlerce yılda birlikte oluşturduğumuz, zamanın imbiğinden süzülerek bugünlere kadar ulaşan muazzam bir tarihî gerçekliktir. “Tarihten Türkleri çıkarırsanız geride ne kalır?” sözü bu anlamda çok doğrudur. Bu sebeple Dünya Türk Günü önemli ve değerli bir karardır, tekrar kutluyorum.

Değerli milletvekilleri, inşallah bu yasama yılında hayırlı görevler yaparsınız diye ümit ediyorum, yaparız diye ümit ediyorum ve tekrar hayırlı olmasını diliyorum.

Değerli milletvekilleri, yaklaşık sekiz yıldır yapmaya çalıştığım MHP grup başkan vekilliği görevini Sayın Yusuf Halaçoğlu’na devretmiş bulunmaktayım. Bana bu şerefli görevi emanet eden Sayın Genel Başkanıma, destek olan grubum üyesi milletvekili arkadaşlarıma huzurlarınızda çok teşekkür ederim. Bu görevim sırasında kırdığım, üzdüğüm arkadaşlarımdan da helallik diliyorum.

Öncelikle grup başkan vekilleri olmak üzere Başkanlık Divanına ve Sayın Başkana, yeni görevini de kutlayarak, başarılar diliyorum. Sayın Başkanı tebrik ediyorum, bu kürsüye çok yakıştığını ifade etmek istiyorum. Gerçekten “lütfen” sözünü bir emir sigası olarak, bir hanımefendi nezaketinde kullanmasını dün seyrettim, buraya değerli katkılar vereceğine inanıyorum.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum efendim, sağ olun. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Şandır teşekkür ederim.

Ayrıca, benim için söylediğiniz sözlerden dolayı da çok memnun oldum, çok çok teşekkür ediyorum.

Gündeme geçiyoruz.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının iki tezkeresi mevcut, ayrı ayrı okutup bilgilerinize sunacağım:

 

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Tezkereler

1.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının, Türkiye Büyük Millet Meclisi Dışişleri Komisyonu üyelerinden oluşan bir heyetin, Çin Halk Cumhuriyeti Ulusal Halk Kongresi Dışişleri Komisyonunun vaki davetine icabetle Çin Halk Cumhuriyeti’ne resmî ziyarette bulunmasına ilişkin tezkeresi (3/1287)

                                                                               02/10/2013

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna

Çin Halk Cumhuriyeti Ulusal Halk Kongresi Dışişleri Komisyonunun vaki davetine icabetle, Türkiye Büyük Millet Meclisi Dışişleri Komisyonu üyelerinden oluşan bir heyetin Çin Halk Cumhuriyeti'ne gerçekleştireceği resmî ziyarete ilişkin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı başkanlığında siyasi parti grup başkan vekilleri ile yapılan toplantıda alınan 6 Eylül 2013 tarihli karar, 28/3/1990 tarihli ve 3620 sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisinin Dış İlişkilerinin Düzenlenmesi Hakkında Kanun'un 11'inci maddesi gereğince Genel Kurulun bilgisine sunulur.

                                                                               Cemil Çiçek

                                                        Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı

 

2.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının, Türkiye Büyük Millet Meclisi Dışişleri Komisyonu Başkanı Volkan Bozkır başkanlığındaki bir heyetin, 4-6 Eylül 2013 tarihlerinde Vilnius’ta gerçekleştirilen Parlamentolar Arası Ortak Dışişleri ve Güvenlik Politikası (ODGP) ve Ortak Güvenlik ve Savunma Politikası (OGSP) Konferansı’na katılmalarına ilişkin tezkeresi (3/1288)

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna

Türkiye Büyük Millet Meclisi Dışişleri Komisyonu Başkanı Sayın Volkan Bozkır başkanlığındaki heyetin, 4-6 Eylül 2013 tarihlerinde Vilnius'da gerçekleştirilen Parlamentolar Arası Ortak Dışişleri ve Güvenlik Politikası (ODGP) ve Ortak Güvenlik ve Savunma Politikası (OGSP) Konferansına katılmalarına ilişkin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı başkanlığında siyasi parti grup başkan vekilleri ile yapılan toplantıda alınan 28/8/2013 tarihli karar, 28/3/1990 tarihli ve 3620 sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisinin Dış İlişkilerinin Düzenlenmesi Hakkında Kanun’un 11’inci maddesi gereğince Genel Kurulun bilgisine sunulur.

                                                                               Cemil Çiçek

                                                              Türkiye Büyük Millet Meclisi

                                                                                Başkanı

BAŞKAN – Bilginize sunulmuştur.

Sayın Akif Hamzaçebi, buyurun.

 

VII.- AÇIKLAMALAR

1.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, CHP Grubu olarak, Trabzonspor-Lazio maçı nedeniyle Trabzonspor’a ve kupa yolunda Galatasaray’a başarılar dilediklerine ilişkin açıklaması

 

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Trabzonspor-Lazio maçı nedeniyle Trabzonspor’a, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak gönülden başarılar diliyoruz.

Ayrıca, Galatasaray’ın Juventus’la yapmış olduğu maçta almış olduğu 2-2’lik beraberliğin Galatasaray’a kupa yolunda önemli bir adım getirdiğini, önemli bir avantaj sağladığını düşünüyorum. Galatasaray’a da bu yolculuğunda başarılar diliyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Biz teşekkür ederiz.

Meclis araştırması açılmasına ilişkin üç önerge vardır, okutuyorum:

 

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI (Devam)

B) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Kütahya Milletvekili Alim Işık ve 20 milletvekilinin, ülkemizde uygulanan enerji politikaları ile enerji üretimi, iletimi, dağıtımı ve kullanımında yaşanan sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/726)

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Türkiye'de uygulanan enerji politikaları ile enerji üretimi, iletimi, dağıtımı ve kullanımında yaşanan sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla aşağıda belirtilen gerekçelerle Anayasa’mızın 98'inci, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’nün 104'üncü ve 105'inci maddeleri gereğince Meclis araştırması açılmasını arz ve teklif ederiz. 4/4/2012

1) Alim Işık                                                              (Kütahya)

2) Oktay Vural                                                          (İzmir)

3) Sadir Durmaz                                                       (Yozgat)

4) Erkan Akçay                                                         (Manisa)

5) S. Nevzat Korkmaz                                               (Isparta)

6) Necati Özensoy                                                    (Bursa)

7) Reşat Doğru                                                         (Tokat)

8) Enver Erdem                                                        (Elâzığ)

9) Kemalettin Yılmaz                                                (Afyonkarahisar)

10) Lütfü Türkkan                                                     (Kocaeli)

11) Ali Öz                                                                (Mersin)

12) Seyfettin Yılmaz                                                 (Adana)

13) Hasan Hüseyin Türkoğlu                                     (Osmaniye)

14) Sümer Oral                                                         (Manisa)

15) Muharrem Varlı                                                   (Adana)

16) Yusuf Halaçoğlu                                                 (Kayseri)

17) Mehmet Erdoğan                                                 (Muğla)

18) Mustafa Kalaycı                                                  (Konya)

19) Emin Çınar                                                         (Kastamonu)

20) Mehmet Şandır                                                   (Mersin)

21) Mehmet Günal                                                    (Antalya)

Gerekçe:

Bilindiği gibi, dünyada söz sahibi bir ülke olabilmenin öncelikli şartlarından birisi, hiç şüphesiz ki yeterli enerji kaynaklarına sahip olmak ve bu kaynakları doğru kullanabilmektir. Enerji politikalarını doğru belirleyerek uygulayan ülkeler uluslararası rekabette öne çıkarken enerjide dışa bağımlı ülkeler gerek ekonomik gerekse siyasi politikalarında da dışa bağımlı olmak zorunda kalmaktadırlar. Türkiye'nin de bölgesel ve küresel bir güç hâline gelebilmesi, bir yandan kendi enerji kaynaklarını üretimde kullanmasına diğer yandan da bölgesindeki enerji koridoru olma konumunu ve fırsatını iyi kullanmasına bağlıdır. Bu ise işbaşındaki hükûmetler tarafından uygulanan enerji politikalarıyla yakından ilgilidir.

Ülkemizde, son yıllarda AKP hükûmetleri tarafından uygulanan doğal gaz ve petrol ithalatına dayalı yanlış enerji politikaları sonucunda ne yazık ki enerjide dışa bağımlılık giderek artmış, üretimin tüketimi karşılama oranı düşmüş, yüksek kaçak ve kayıp oranları bir türlü kabul edilebilir sınırlara çekilememiştir. Nükleer güç santrallerinin yapımına bir türlü başlanamamış, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı üst düzey bürokratlarının birçoğu yolsuzluk veya usulsüzlük iddialarına muhatap olmuşlar, bazıları görevlerinden alınmışlar veya yargılanmak zorunda kalmışlardır.

Ülkemizde enerji arz güvenliğinin sağlanabilmesi için, enerji üretiminde rüzgâr, güneş, jeotermal, hidrojen ve biokütle gibi yeni, yenilenebilir ve yerli kömür kaynaklardan azami ölçüde yararlanılması gerekmektedir. Ancak son yıllarda ülkemizdeki petrol ve doğal gaz lobilerinin etkinliğinin artması nedeniyle, yerli ve yenilenebilir enerji kaynakları yeterince değerlendirilememiş, bu amaçla ülke kaynaklarının üretime sokulmasına yönelik tedbirler alınamamış, alternatif enerji kaynakları alanında AR-GE çalışmaları ve yatırımlar özendirilememiş, termik kaynaklı enerji üretim santralleri yenilenememiş, doğal gaza bağımlılık artmış ve hidroelektrik üretiminde su kaynaklarımız yeterince kullanılamamıştır.

Ayrıca, ülkemizde enerji verimliliği de beklenen düzeyde artırılamamıştır. Elektrik enerjisi dağıtım ve kullanımında kayıp ve kaçakların önlenmesi, kullanılan teknolojinin geliştirilmesi ve enerji tasarrufu konusunda tüketici bilinci oluşturulamamıştır.

Elektrik dağıtım şirketlerinin özelleştirilmesinin ardından bazı dağıtım bölgelerinde ve illerde kaçak elektrik kullanımları engellenememiş, elektrik fiyatlarında bir ucuzlama sağlanamamış ve bazı illerde kullanılan kaçak elektriğin bedeli tüm vatandaşlarımızın sırtına yüklenerek dürüst vatandaşlarımız âdeta cezalandırılmıştır.

Gelecekte enerji ihtiyacı daha da artacak olan ülkemizde enerji üretiminin ve verimliliğinin artırılması, enerji arz güvenliğinin sağlanması ve yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelik yatırımların teşvik edilerek hızlandırılması kaçınılmaz olacaktır. Diğer yandan, Kyoto Protokolü’ne imza koyan ve bu sözleşme hükümlerini kabul eden yasayı çıkaran ülkemiz 2012 yılından itibaren özellikle termik enerji kaynaklarını kullanmada daha dikkatli davranmak zorunda kalacaktır.

Son dönemde doğal gaz ve elektrik fiyatlarına yapılan yüksek oranlardaki zamlar sabit ve dar gelirli vatandaşlarımızı âdeta çileden çıkarmıştır. Hükûmet yetkililerinin ABD yetkilileriyle birlikte davranarak son bir yıl içindeki, Suriye başta olmak üzere bölgemizdeki diğer ülkelerle olan olumsuz ilişkileri, uygulanan enerji politikalarının yanlışlığını bir kez daha ortaya koymuş ve uygulanan politikaların yeniden gözden geçirilmesini zorunlu hâle getirmiştir.

Yukarıda belirtilen gerekçelerle ülkemizde uygulanan enerji politikalarında, enerji üretiminde, iletiminde, dağıtımında ve kullanımında karşılaşılan sorunların belirlenerek gerekli tedbirlerin zamanında alınabilmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılıp konunun tüm boyutlarıyla değerlendirilmesi gerekmektedir.

 

2.- Bilecik Milletvekili Bahattin Şeker ve 20 milletvekilinin, tarım arazilerinin miras yoluyla bölünmesinin önlenmesi konusunun araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/727)

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Miras yoluyla tarım arazilerinin bölünmesi ve bölünmenin önüne geçilmesi,  gelişmiş ülkeler seviyesinde çözüm yollarının tespit edilmesi, yeni bir miras sistemi üzerinde çalışılması ve hayata geçirilmesi için Anayasa’nın 98’inci ve İçtüzüğün 104 ve 105’inci maddeleri gereği Meclis araştırması açılmasını arz ederiz. 03/04/2012

 

1) Bahattin Şeker                                                     (Bilecik)

2) Muharrem Varlı                                                    (Adana)

3) D. Ali Torlak                                                         (İstanbul)

4) Ali Öz                                                                  (Mersin)

5) Sadir Durmaz                                                       (Yozgat)

6) Ahmet Kenan Tanrıkulu                                         (İzmir)

7) Tunca Toskay                                                       (Antalya)

8) Celal Adan                                                           (İstanbul)

9) Lütfü Türkkan                                                       (Kocaeli)

        10) Mustafa Kalaycı                                                     (Konya)

        11) Murat Başesgioğlu                                                 (İstanbul)

12) Bülent Belen                                                      (Tekirdağ)

13) Ali Halaman                                                       (Adana)

14) S. Nevzat Korkmaz                                              (Isparta)

15) Erkan Akçay                                                       (Manisa)

16) Mesut Dedeoğlu                                                  (Kahramanmaraş)

17) Seyfettin Yılmaz                                                 (Adana)

18) Ali Uzunırmak                                                     (Aydın)

19) Alim Işık                                                            (Kütahya)

20) Necati Özensoy                                                  (Bursa)

21) Oktay Vural                                                        (İzmir)

Gerekçe:

Ülkemizdeki hızlı nüfus artışı ve dünyanın gelişen şartları gıda üretimi talebini de arttırmıştır. Bu durum ise gıda üretiminin temeli olan toprağın da doğru reform politikaları ile günümüzün şartlarına uygun şekilde değerlendirilmesi gereğini beraberinde getirmiştir. Neticede bugün, önümüzde büyüyen taleplere ve ihtiyaçlara karşı topraklarımızın miras yoluyla parçalanması üretim gücünü zayıflatmakta, giderek küçülen arazi verimsiz hâle gelme tehlikesi yaşamakta ve hem hukuki hem de tarımsal anlamda ülkemiz sekteye uğramaktadır. Tarım alanlarımızın bu şekilde parçalı bir görünüme sahip olmasında en önemli etken ise miras hukukundan kaynaklanan arazi mülkiyet durumudur.

Bilindiği üzere, tarımda ciddi üretim ve gelir kaybına yol açan bu olumsuzluklar aynı zamanda sosyal bir yara olarak kanamaktadır. Örneğin, bu meselenin en önemli sonucu kırsaldan kente göç meselesidir. Göçün kontrolsüz bir şekilde devam etmesi kent nüfusunun artışına ve doğal olarak arz-talep dengesinin kurulamayışına sebep olmaktadır. Toprağı bölünen, mülkiyet hakları konusunda doğru bir şekilde üretime yönlendirilmeyen çiftçimiz  geçimini sağlayamayınca imkânları nispetinde göç etmek zorunda kalmaktadır.

Tarım arazilerinin bölünmesinin önüne geçilmesinde en önemli önerilerden biri de, ailede üretime ehil olan ve çiftçilik yapan kişinin miras haklarının gereği olarak mirasçılara ödeme yapmak suretiyle mülkiyeti kendi üzerine alması ve bu konuda karşılıklı anlaşma ile uzlaşmaya gidilmesidir. Ancak, bu durumun hayata geçirilmesi elbette ki çiftçilikle uğraşan hak sahibi vatandaşlarımızın taleplerine bağlıdır ve yaşanan süreç göstermiştir ki yine de toprakların bölünmesinin önüne geçilememektedir.

Unutulmamalıdır ki, göç, ülkemizin artan gıda ihtiyacından kaynaklanan sorunlar ve asıl hedefimiz olması gereken ihracat, bu hedef üzerinden bölgemizde ve dünyada tarımsal üretimin liderliğine ulaşma konusu temelde bu tarım arazilerinin parçalanma riskinin önüne geçilmesiyle ve kırsal nüfusun yerinde ve başka alanlarda istihdamıyla mümkün olacaktır. Kırsal kalkınmaya ulaşma süreci, gelir dağılımındaki eşitsizliği ve üretimi arttıracağı için, buna uygun bir strateji ile ülkenin topyekûn kalkınması da sağlanacaktır.

Bu kapsamda Anayasa’mızın 98’inci ve İç Tüzük’ümüzün 104’üncü ve 105’inci maddeleri gereğince bir Meclis araştırma komisyonu kurulmasını arz ve talep ederiz.

 

3.- Adana Milletvekili Ali Halaman ve 21 milletvekilinin, üzüm yetiştiriciliği ve bağcılık sektöründeki sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/728)

 

                          Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Üzüm yetiştiriciliği ve bağcılık sektöründeki sorunların araştırılarak

alınması gereken tedbirlerin belirlenmesi amacıyla Anayasa’mızın 98’inci ve İç Tüzük’ümüzün 104’üncü ve 105’inci maddeleri gereğince bir araştırma komisyonu kurulmasını az ederiz.  

1) Ali Halaman                              (Adana)

2) Oktay Vural                     (İzmir)

3) D. Ali Torlak                             (İstanbul

4) Atila Kaya                               (İstanbul)

5) Emin Çınar                           (Kastamonu)

6) Özcan Yeniçeri                (Ankara)

7) Mesut Dedeoğlu                (Kahramanmaraş)

8) Kemalettin Yılmaz              (Afyonkarahisar)

9) Erkan Akçay                     (Manisa)

10) Seyfettin Yılmaz             (Adana)

11) Bülent Belen                   (Tekirdağ)

12) Ahmet Kenan Tanrıkulu   (İzmir)

13) Celal Adan                      (İstanbul)

14) Lütfü Türkkan                  (Kocaeli)

15) Necati Özensoy                (Bursa)

16) Bahattin Şeker                 (Bilecik)

17) Yusuf Halaçoğlu              (Kayseri)

18) Reşat Doğru                     (Tokat)

19) Muharrem Varlı                 (Adana)

20) Enver Erdem                     (Elâzığ)

21) Hasan Hüseyin Türkoğlu   (Osmaniye)

22) S. Nevzat Korkmaz             (Isparta)

Gerekçe

Ülkemiz sahip olduğu tarım alanları açısından dünya çapında büyük bir potansiyele sahiptir. Ana vatanı Anadolu'yu da içine alan küçük Asya, Kafkasya'yı da kapsayan bölgedir.

Ayrıca bağcılık alanında da dünya genelinde ilk sıralarda yer alan ülkemizin tarım potansiyeli düşünüldüğünde, bu sektörde olması gereken yerde bulunmadığı görülecektir.

Kullanıldığı yerler: Üzüm iyi bir gıda maddesidir. Üzüm şekerler, organik asitler, B ve C vitaminleri, tanen taşır. Tıpta idrar arttırıcı, sindirim kolaylaştırıcı, müshil ve kuvvet verici olarak kullanılır. Taze üzümün sıkılmasıyla elde edilen usareye “şıra” denir. Kuvvet verici ve gıda olarak kullanılır.

Şıranın ısıtılarak koyulaştırılmasıyla pekmez, bunun da yoğunlaştırılmasıyla bulama elde edilir. Ayrıca, üzüm şırasından çeşitli yiyeceklerde istifade edilir.

Üzüm, besin ve ekonomik değer açısından önemli bir meyvedir. Bu önem ve değerin özellikle tarımla uğraşan kesimce bilinmesi ve anlaşılması için gerekli bilgilendirmenin yapılması gerekmektedir.

Günümüzde, ihraç edilmek üzere ürün yetiştirmeyi hedefleyen üreticilerden Avrupa Birliği pazarı "EUREPGAP" adı verilen ve tarımsal üretimde iyi tarım uygulamaları çerçevesinde izlenebilir bir üretimi sağlamaya yönelik olarak ortaya konan üretim standartları paralelinde bir üretim istenmektedir.

Ülkemizde genelde küçük işletmelerin ve aile işletmelerinin elinde bulunan bu sektörde bilinçli bir üretim yapılmamaktadır. Büyük ve organize işletmeleri bu sektöre kanalize etmek için gereken tedbir, teşvik ve önlemlerin belirlenmesi önem arz etmektedir.

Bu konuda ülkemizin hangi bölgesinde hangi türlerin yetiştirilebileceğinin ve bu türlerin toprak ve iklim isteklerinin belirlenerek üreticilerin bilgilendirilmesi, gerekli görüldüğü takdirde ülkemizde bu alanların tespit edilerek haritasının çıkarılması faydalı olacaktır.

Günümüzün bilimsel imkânları da dikkate alınarak, üzümün ve değerlendirme ile saklama ve pazarlama teknikleri konusunda üreticinin bilinçlendirilmesi gerekmektedir.

Açıkladığımız bu gerekçelerle, yapılması gerekenler konusunda bir Meclis araştırması komisyonu kurulmasında, ülkemize ve yöre halkımıza sosyal, kültürel, tarihî ve ekonomik açıdan faydası tartışılmaz yararlar sağlayacaktır.

BAŞKAN – Bilginize sunulmuştur.

Önergeler gündemdeki yerlerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki görüşmeler sırası geldiğinde yapılacaktır.

Başbakanlığın beş adet tezkeresi vardır, okutup bilginize sunacağım.

 

A) Tezkereler (Devam)

3.- Başbakanlığın, Siirt Milletvekili Gültan Kışanak hakkında tanzim edilen, Anayasa Komisyonu ve Adalet Komisyonu üyelerinden kurulu Karma Komisyonda bulunan soruşturma dosyasının Hükûmete  iade edilmesine ilişkin tezkeresi (3/1290)

                                                                               17/7/2013

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Siirt Milletvekili Gültan Kışanak hakkında tanzim edilen ve ilgi (b) yazı ile Başkanlığınıza gönderilen soruşturma dosyasının yeniden değerlendirilmesi için evrakın ve fezlekenin iadesinin talep edildiğine dair Adalet Bakanlığından alınan ilgi (c) yazı sureti ve ekleri ilişikte gönderilmiştir.

Gereğini arz ederim.

                                                                               Bekir Bozdağ

                                                                     Başbakan Yardımcısı

 

4.- Başbakanlığın, Van Milletvekili Özdal Üçer hakkında tanzim edilen, Anayasa Komisyonu ve Adalet Komisyonu üyelerinden kurulu Karma Komisyonda bulunan soruşturma dosyasının Hükûmete  iade edilmesine ilişkin tezkeresi (3/1291)

 

                                                                                                      19/7/2013

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Van Milletvekili Özdal Üçer hakkında tanzim edilen ve ilgi (b) yazı ile Başkanlığınıza gönderilen soruşturma dosyasının yeniden değerlendirilmesi için evrakın ve fezlekenin iadesinin talep edildiğine dair Adalet Bakanlığından alınan ilgi (c) yazı sureti ve ekleri ilişikte gönderilmiştir.

Gereğini arz ederim.

                                                                               Bekir Bozdağ

                                                                       Başbakan Yardımcısı

 

5.- Başbakanlığın, Batman Milletvekili Bengi Yıldız hakkında tanzim edilen, Anayasa Komisyonu ve Adalet Komisyonu üyelerinden kurulu Karma Komisyonda bulunan soruşturma dosyasının Hükûmete  iade edilmesine ilişkin tezkeresi (3/1292)

                                                                                                      4/9/2013

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Batman Milletvekili Bengi Yıldız hakkında tanzim edilen ve ilgi (b) yazı ile Başkanlığınıza gönderilen soruşturma dosyasının yeniden değerlendirilmesi için evrakın ve fezlekenin iadesinin talep edildiğine dair Adalet Bakanlığından alınan ilgi (c) yazı sureti ve ekleri ilişikte gönderilmiştir.

Gereğini arz ederim.

                                                                               Bekir Bozdağ

                                                                      Başbakan Yardımcısı

 

6.- Başbakanlığın, Diyarbakır Milletvekili Nursel Aydoğan hakkında tanzim edilen, Anayasa Komisyonu ve Adalet Komisyonu üyelerinden kurulu Karma Komisyonda bulunan soruşturma dosyasının Hükûmete  iade edilmesine ilişkin tezkeresi (3/1293)

                                                                                                      4/9/2013

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Diyarbakır Milletvekili Nursel Aydoğan hakkında tanzim edilen ve ilgi (b) yazı listede Başkanlığınıza gönderilen soruşturma dosyasının yeniden değerlendirilmesi için evrakın ve fezlekenin iadesinin talep edildiğine dair Adalet Bakanlığından alman ilgi (c) yazı sureti ve ekleri ilişikte gönderilmiştir.

Gereğini arz ederim.

                                                                               Bekir Bozdağ

                                                                      Başbakan Yardımcısı

 

7.- Başbakanlığın, Van Milletvekili Özdal Üçer ve İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel hakkında tanzim edilen, Anayasa Komisyonu ve Adalet Komisyonu üyelerinden kurulu Karma Komisyonda bulunan soruşturma dosyalarının Hükûmete  iade edilmesine ilişkin tezkeresi (3/1294)

                                                                                                      26/7/2013

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Van Milletvekili Özdal Üçer ve İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel hakkında tanzim edilen ve ilgi (b) yazı ile Başkanlığınıza gönderilen soruşturma dosyasının yeniden değerlendirilmesi için evrakın ve fezlekenin iadesinin talep edildiğine dair Adalet Bakanlığından alman ilgi (c) yazı sureti ve ekleri ilişikte gönderilmiştir.

Gereğini arz ederim.

                                                                               Bekir Bozdağ

                                                                      Başbakan Yardımcısı

BAŞKAN – Anayasa ve Adalet komisyonları üyelerinden kurulu Karma Komisyonda bulunan (3/137, 138, 187, 385 ve 955) esas numaralı dosyalar Hükûmete geri verilmiştir.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının bir tezkeresi daha vardır; okutup oylarınıza sunacağım.

 

8.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Cemil Çiçek başkanlığındaki heyetlerin; Karadağ Parlamentosu Başkanı Ranko Krivokapic ile Belarus Cumhuriyet Konseyi Başkanı Anatoly Rubinov ve Belarus Temsilciler Meclisi Başkanı Vladimir Andreychenko’nun vaki davetlerine icabet etmek üzere adı geçen ülkelere resmî ziyaretlerde bulunmasına ilişkin tezkeresi (3/1289)

                                                                                                      02/10/2013

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Cemil Çiçek başkanlığındaki heyetlerin; Karadağ Parlamentosu Başkanı Ranko Krıvokapıc ile Belarus Cumhuriyet Konseyi Başkanı Anatoly Rubınov ve Belarus Temsilciler Meclisi Başkanı Vladimir Andreychenko’nun vaki davetlerine icabet etmek üzere adı geçen ülkelere resmî ziyaretlerde bulunması hususu, 28/3/1990 tarihli ve 3620 Türkiye Büyük Millet Meclisinin Dış İlişkilerinin Düzenlenmesi Hakkında Kanun’un 6’ncı maddesi uyarınca Genel Kurulun tasviplerine sunulur.

                                                                               Cemil Çiçek

                                                            Türkiye Büyük Millet Meclisi

                                                                               Başkanı

BAŞKAN – Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Şimdi, Anayasa’nın 92’nci maddesine göre Başbakanlığın bir teskeresi vardır, okutuyorum.

 

9.- Başbakanlığın, Suriye’deki durumun oluşturduğu tehdit ve riskler çerçevesinde hudut, şümul, miktar ve zamanı Hükûmetçe takdir ve tayin olunacak şekilde, Türk Silahlı Kuvvetlerinin yabancı ülkelere gönderilmesi ve gerekli düzenlemelerin Hükûmet tarafından belirlenecek esaslara göre yapılması için, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 4/10/2012 tarihli ve 1025 sayılı kararıyla Hükûmete verilen izin süresinin Anayasa’nın 92’nci maddesi uyarınca 4/10/2013 tarihinden itibaren bir yıl süreyle uzatılmasına dair tezkeresi (3/1284)

                                                                                                      1/10/2013

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Suriye'deki ihtilaf, bölgesel ve uluslararası barış, güvenlik ve istikrara yönelik giderek artan bir tehdit oluşturmaktadır. Ülkemiz bu tehdidi her geçen gün daha fazla ve yakından hissetmektedir.

Nitekim, bugüne kadar Suriye kaynaklı saldırılarda hayatını kaybeden vatandaşlarımızın sayısı 71'e ulaşmıştır. Ülkemize yönelik göç baskısının boyutları giderek artmaktadır. Hâlihazırda Suriye halkıyla mevcut kardeşlik ve komşuluk hukuku çerçevesinde ülkemizde misafir ettiğimiz Suriyelilerin sayısı 500 bini aşmaktadır. Suriye içinde yerlerinden edilmiş kişilerin sayısının ise 5 milyona yaklaştığı hesap edilmektedir. Rejimin izlediği şiddet ve zulüm politikaları çerçevesinde her an sınırlarımıza yönelik ve ülkemiz üzerinde baskı oluşturacak daha büyük bir kitlesel göç hareketiyle karşı karşıya kalınması muhtemeldir. Suriye kaynaklı kitlesel göç hareketi de muhtemel sonuçları itibarıyla ülkemiz yönünden dolaylı bir tehdit oluşturmaktadır.

Rejim, uluslararası hukuku hiçe sayarak halka yönelik balistik füzeler dâhil, ağır silahlar ve ayrım gözetmeksizin havadan yaptığı bombardımanlara ilaveten, kimyasal silah da kullanmaya başlamış; son olarak 21 Ağustos 2013 günü Şam'da kimyasal silahlarla yaptığı saldırıda önemli bir çoğunluğunu çocukların oluşturduğu 1400'ü aşkın Suriye vatandaşı hayatını kaybetmiştir. Bu saldırı insanlığa karşı işlenmiş bir suç olup, bu husus 16 Eylül 2013 tarihinde Birleşmiş Milletler tarafından yayımlanan "21 Ağustos 2013 tarihinde Şam'ın Gota Bölgesinde Kimyasal Silah Kullanımı İddialarına İlişkin Rapor"da da teyit edilmiştir.

Suriye rejiminin kimyasal silah da dâhil uluslararası hukuk (1925 tarihli Boğucu, Zehirleyici ve Benzer Gazların ve Bakteriyolojik Araçların Savaşta Kullanımının Yasaklanmasına İlişkin Protokol) tarafından yasaklanmış silahları kullanması, başta ülkemiz olmak üzere Suriye'nin komşularına yönelik yakın ve ciddi tehdidi de azami düzeye çıkarmıştır. Suriye'deki gelişmelerin seyri, bu tarz silahların kullanılmasının engellenmesi ve caydırılmasının sağlanmasına yönelik tedbirlerin alınmasını, ulusal güvenlik çıkarlarımız açısından zaruret arz eden seviyeye ulaştırmıştır.

Gelişmeler Suriye rejiminin uluslararası normlara aykırı her türlü yöntemi ve silahı kullanabileceği noktaya vardığını göstermektedir. Türkiye, rejimin yapabileceği her türlü saldırıdan ve Suriye'deki belirsizlik ve kaos ortamından en çok etkilenecek ülke konumundadır.

Nitekim, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin 27 Eylül 2013 tarihinde kabul ettiği 2118 sayılı Karar da Suriye'de kullanılan kimyasal silahların uluslararası barış ve güvenliğe tehdit oluşturduğunu teyit etmiştir.

Yukarıda belirtilen tüm gelişmeler, ulusal güvenliğimize yönelik Suriye kaynaklı açık ve yakın tehdit oluşturan her türlü eyleme karşı, uluslararası hukuktan kaynaklanan haklarımız doğrultusunda gereken tedbirlerin alınmasını zorunlu kılmaktadır.

Bu mülahazalarla ülkemizin muhtemel tehlikelere karşı güvenliğinin idame ettirilmesini sağlamak, kriz süresince ve sonrasında hasıl olabilecek gelişmeler istikametinde Türkiye'nin yüksek menfaatlerini etkili bir şekilde korumak ve kollamak, hadiselerin seyrine göre ileride telafisi güç bir durumla karşılaşmamak için süratli ve dinamik bir politika izlenmesine yardımcı olmak üzere hudut, şümul, miktar ve zamanı Hükûmetçe takdir ve tayin olunacak şekilde, Türk Silahlı Kuvvetlerinin yabancı ülkelere gönderilmesi ve buna imkân sağlayan gerekli düzenlemelerin Hükûmet tarafından belirlenecek esaslara göre yapılması için 4/10/2012 tarihli ve 1025 sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisi Kararıyla Hükûmete verilen izin süresinin 4/10/2013 tarihinden itibaren bir yıl süreyle uzatılmasını Anayasa’nın 92’nci maddesi uyarınca arz ederim.

                                                                              

                                                                               Recep Tayyip Erdoğan

                                                                               Başbakan

 

BAŞKAN – Başbakanlık tezkeresi üzerinde İç Tüzük’ün 72’nci maddesine göre görüşme açacağım. Gruplara, Hükûmete ve şahsı adına 2 üyeye söz vereceğim. Konuşma süreleri gruplar ve Hükûmet için yirmişer dakika, şahıslar için onar dakikadır.

Tezkere üzerinde söz alan sayın milletvekillerinin isimlerini okuyorum: Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Ankara Milletvekili Yıldırım Tuğrul Türkeş, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Adana Milletvekili Faruk Loğoğlu, Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına Bingöl Milletvekili İdris Baluken, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Volkan Bozkır, Hükûmet adına Millî Savunma Bakanı İsmet Yılmaz; şahsı adına İstanbul Milletvekili Osman Korutürk, şahsı adına İzmir Milletvekili Oktay Vural.

Şimdi, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına görüşlerini sunmak için Ankara Milletvekili Yıldırım Tuğrul Türkeş’i kürsüye davet ediyorum.

Buyurun Sayın Türkeş. (MHP sıralarından alkışlar)

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, tezkerede Hükûmetin burada oturması gerekiyor mu, gerekmiyor mu?

ALTAN TAN (Diyarbakır) – Sayın Başkan, Hükûmeti özledik, bekliyoruz.

MHP GRUBU ADINA YILDIRIM TUĞRUL TÜRKEŞ (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 4 Ekim 2012 tarihli ve 1025 sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisi Kararı’yla Hükûmete verilen ve Türk Silahlı Kuvvetlerinin yabancı ülkelere gönderilmesi ve buna imkân sağlayan gerekli düzenlemelerin Hükûmet tarafından belirlenecek esaslara göre yapılmasını içeren izin süresinin uzatılmasıyla alakalı tezkereye ilişkin Milliyetçi Hareket Partisinin görüşlerini açıklamak için söz almış bulunuyorum. Konuşmama başlarken yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, bugün Akçakale’ye düşen bombanın yıl dönümü yani 5 vatandaşımızın Hakk’ın rahmetine kavuştuğu olayın da yıl dönümü. Bu vesileyle, bu Suriye sınırındaki çatışmalardan sebep bugüne kadar Hakk’ın rahmetine kavuşmuş olan bütün vatandaşlarımıza da tekrar Allah’tan rahmet, ailelerine de başsağlığı diliyorum.

Bilindiği üzere partimiz, bugüne dek, dış politikayla ilgili meselelerde, çok açık bir üslupla millî menfaatlerimizi önde tutan, kısır, siyasal hesaplardan uzak duran bir tavır benimsemiştir. Sırf Türk devletini ve insanını düşündüğümüz, oportünist yaklaşımları reddettiğimiz için, bu Meclis çatısı altında bulunan gerek iktidar gerekse ana muhalefet partisinin de zaman zaman hedef tahtası olduk fakat biz hep doğru olanı yaptık ve söyledik. Bundan dolayı da kimseden özür dileyecek değiliz. Çok şükür ki vicdanımız rahat, alnımız temiz.

Dış politika, tüm boyutları ve şubeleriyle bir millî siyaset başlığıdır; zira, topyekûn ortak mülkümüzü kapsamaktadır. Partimizin, özellikle bu alanda devlet değerlerine ve geleneklerine olan bağlılığı tartışılmazdır, şayet bu gerçeği tartışmaya açmak gayretinde olanlar varsa da hadlerini aştıklarını bilmelidirler. Öte yandan, bir hususun da tüm kesimler tarafından idrak edilmesi adına söylemeliyim ki partimiz, millî siyaset kisvesi altında gayrimillî gayelere hizmet edenlere bugüne kadar müsamaha göstermemiş, bundan sonra da göstermemeye kararlıdır.

Peki, bunun altını niye çiziyoruz? Değerli milletvekilleri, Türkiye Cumhuriyeti devleti destansı fakat bir o kadar da çileli bir bağımsızlık mücadelesinin neticesinde inşa edilmiştir. İstiklal Harbi, bir milletin hayatta kalması ve tarih sahnesindeki varlığını sürdürebilmesi için verilmiştir. Başta rahmetli Atatürk olmak üzere, cumhuriyetimizin kurucuları savaşın yıkımını, vahşetini ve karanlığını bizzat yaşamışlardır. O döneme ait çekilmiş fotoğrafları bir an için zihninizde canlandırmanızı sizlerden, özellikle de bugün savaş tamtamları çalanlardan istirham ediyorum. Kanla sulanmış toprağa yalın ayak basan çocuklar savaşın tüm manevi yükünü çekerken sırtında kamburlar oluşan kadınlar ve bayrak uğruna, vatan uğruna, millet uğruna geride sevdiğini, ailesini bırakan gençler, yaşlı delikanlılar...

Biz, değerli milletvekilleri, savaşın perişanlığını bilen bir milletin mensuplarıyız ve bu sebepten dolayıdır ki yıllar içinde barışın kıymetini anlayabilmiş bir milletiz. Birileri gelip vatanımıza göz dikmedikçe, insanımıza saldırmadıkça, sınırlarımıza tecavüz girişiminde bulunmadıkça biz, Türk milleti olarak daima barışı savaşa tercih ederiz. Rahmetli Atatürk’ün “Yurtta sulh, cihanda sulh” vecizesi işte bu tercihin bir tezahürüdür. Milletçe bu görüşte birleştiğimiz su götürmez bir gerçek olsa da mevcut iktidarın, söz konusu birikim manzumesinden yeterince nasiplenmediği de gün gibi ortadadır. Suriye’deki iç savaşa ilk günden itibaren gereğinden fazla angaje olan iktidar, bugün sahip olduğu dizginlenemez ideolojik hırsının kurbanı konumundadır.

Her şeyden önce belirtmeliyim ki, 4 Ekim 2012 tarihli tezkereyle bugün görüştüğümüz tezkere arasında dağlar kadar fark bulunmaktadır. Geçen sene partimizin de destek verdiği tezkere, Suriye’nin bir uçağımızı düşürmesinin ardından kaleme alındığından son derece faydalıydı, bugün ise şartlar değişmiştir. Nasıl mı? İzah edelim, günümüz Suriye manzarası iktidar beğense de beğenmese de şu şekildedir: Amerika Birleşik Devletleri ve Rusya ikilisi asgari müzakere şartlarında anlaşmış, bu vesileyle kısa ve orta vadede Suriye'ye yönelik olası bir askerî müdahale seçeneği ortadan kalkmış ve taraflar İkinci Cenevre Konferansı için hazırlıklara başlamışlardır.

Orta Doğu’da oyun kurucu olma iddiasıyla yola çıkan AKP iktidarı son olarak Saint Petersburg’da gerçekleştirilen G20 zirvesinde de tespit edildiği üzere uluslararası platformda tecrit edilmiştir. Düzenlenecek olan İkinci Cenevre Konferansı’nda, AKP’nin yanlış siyaseti sebebiyle Türkiye’nin dışlanması dahi söz konusu olabilir. AKP gitgide yalnızlaşmaktadır çünkü tutunduğu yegâne dal kopmuştur. İhvan’ın Arap Baharı’yla kazandığı ivme sekteye uğramış; söz konusu yapı Libya’da, Mısır’da mağlubiyete uğramış ve son olarak da Tunus’ta çözülmeye başlamıştır. İhvan, nerede iktidar olduysa baskıyı ve sindirmeyi bir strateji olarak özümsemiştir. Sürgünler, yasaklar, kıyımlar, suikastlar, terör ve toplu linç eylemleri, ne ararsanız var. Böylesine hassas bir coğrafyada Batı’nın olan bitene sessiz kalacağını düşünmek saflık olurdu. Nitekim, Batı tüm Arap Baharı coğrafyasında hadiselere müdahil oldu, neticelerini de hepimiz biliyoruz. Sıradaki devlet Suriye’ydi. Önce, fazlasıyla suistimal edilen Suriye’nin bölgenin Pandora kutusu olduğu anlaşılınca geri adım atıldı. Burada bir İhvan iktidarı fazla gelirdi. Kaldı ki, bir baktılar, Suriye yalnızca Suriye değil; içinde Rusya, Çin, İran, Hizbullah çıktı; onlar da yetmedi, bir baktılar, Sünni-Şii çatışması çıktı, El Kaide çıktı, silahlı Kürt ayrılıkçıları çıktı. Ne oldu? Geri çekilindi.

Netice itibarıyla, Rusya kimyasal silahların imhası teklifiyle Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Obama’yı büyük bir sıkıntıdan kurtardı ve olası bir askerî müdahalenin önüne geçerek ciddi bir diplomatik zafer elde etti. Elbette, bir zaferin olduğu yerde hiç kuşkusuz, yenilgi de vardır; o da AKP iktidarına, Körfez ülkelerine ve genel olarak İhvan’a nasip oldu.

Peki, tüm bunlar ne anlama geliyor? Demek oluyor ki, Suriye’ye yakın zamanda herhangi bir uluslararası koalisyon şemsiyesi altında asker göndermemize gerek olmayacaktır. Kaldı ki, silahlı kuvvetlerimizin angajman kuralları değiştirilmiştir. Olası bir ihlal anında gereken karşılık zaten verilmektedir, ileride de verilecektir. Demek oluyor ki, AKP’nin dış politika tasavvuru artık tüm meşruiyetini fiilen yitirdi ve her koldan çatırdıyor. AKP, hayal bulutlarından gerçeğin sert zeminine düşmüştür, yüksek uçmak isterken kanatları yanmıştır. Demek oluyor ki AKP’nin bugüne dek iç politikadaki fiyaskolarını telafi etmek için ürettiği dış politikada başarı yalanının da sonuna geldik.

Değerli milletvekilleri, doğrusu, insan düşünmeden edemiyor. Sayın Davutoğlu nasıl bir diplomasi dehası içindeydi ki ördüğü siyaset nihayetinde, bugün itibarıyla Türkiye Cumhuriyeti devletinin Suriye sınırı iki azılı terör gurubu tarafından paylaşılmaktadır. Bunlardan ilki El Kaide, ikincisi ise PKK’dır. AKP, PYD’nin liderini Ankara’da kırmızı halılarla karşılarken Suriyeli Türkmenleri yok saymış ve hor görmüştür. Açıkça ifade ediyorum, bu ayıptan AKP iktidarı birinci derecede sorumludur fakat meselenin özü burada değildir. İktidarın önümüze getirdiği tezkerenin gerekçelerinden birisi Suriye kaynaklı saldırılar şeklinde lanse edilmektedir.

Sayın ilgili Bakan, size soruyorum: Türkiye-Suriye sınırında tek bir Esad yanlısı yapı kalmış mıdır? Sınırımızın diğer tarafının bir kısmı, insanlıktan nasibini almamış ama bu iktidara yakın sivil toplum kuruluşlarının da desteklediği terörist guruplar, diğer bir kısmı ise müzakere yürüttüğünüz bebek katillerinin elindedir. Hangi Suriye kaynaklı saldırılardan bahsediyorsunuz Allah aşkına?

Cumhuriyet tarihimizin en kanlı saldırısı Reyhanlı’da düzenlenmiştir. Bu hunhar eylemin baş aktörü El Kaide’dir. Evet, AKP’nin maşa olarak kullandığı bazı sivil toplum kuruluşlarının alenen para, lojistik ve eleman temin ettiği El Kaide terör örgütüdür. Başbakanın Reyhanlı sonrasında döktüğü gözyaşları ve hayatını kaybedenleri mezheplerine göre ayrıştırmak için kullandığı çirkin sözleri de unutmadık, unutturmayacağız da. Ceylânpınar’a ve Akçakale’ye düşen top mermileri ve o bölgede vatandaşlarımıza muntazam aralıklarla isabet eden kör kurşunlar çoğunlukla El Kaide-PKK çekişmesinden kaynaklanmaktadır. Bundan da haberimizin olmadığını mı zannediyorsunuz?

Devam ediyorum: Önümüze getirilen tezkerede, Birleşmiş Milletlerin Suriye’de kimyasal silah kullanıldığını doğrulayan rapora gönderme var, doğrudur ama bunu kim kullandı, hâlâ bilinmiyor. Ya kullananlar sizin müttefiklerinizse o zaman ne yapacaksınız, aynı tavrı muhafaza edecek misiniz? Burada Türkiye’ye düşen vazife, Suriye’nin toprak bütünlüğünü korumaktır. Ülkenin kuzeyinde herhangi bir grubun ayrılıkçı veya mezhepçi emellerine fırsat tanınmamalıdır.

Yine tezkerede “Hükûmetin süratli ve dinamik bir politika izlemesine yardımcı olmak” gibi hayli muğlak bir tabir kullanılmıştır. Bu pasaj, ustalık döneminde bulunduğunu iddia eden iktidarın acemiliğinin tescilidir. Söz konusu bölümdeki “süratli” sözcüğü artık alıştığımız aceleciliğe, “dinamik” sözcüğü ise AKP’nin mayasında var olan o saldırganlık yapısına denk düşmektedir. Başka bir deyişle, söz konusu gerekçeler, AKP’nin önümüzdeki dönemde Suriye konusunda fevri ve agresif olma arzusunun açık işaretleridir.

Bir iktidar olan bitenden hiç mi ders almaz, hayret ediyoruz! AKP’nin kardeş sevdası ve bu bağlamdaki ideolojik ihtirasları adım adım sonunu getirmektedir. Sayın Başbakan “Bu ülkede etkin muhalefet yok.” diyor ve fakat iktidarını içten kemiren bu inat sürdüğü müddetçe, kendisinin en büyük düşmanı yine kendisi olacak. Kendinizi tüketme iradenizi takdirle karşılıyor ve keyifle izliyoruz. Ne var ki iş Türkiye’yi tüketme noktasına gelirse, işte orada karşınızda Milliyetçi Hareket Partisinin devasa gövdesini görürsünüz. Nitekim, bu Meclis kürsüsü, ihtarlarımıza kulak asmanız için bize değil size sunulmuş büyük bir fırsattır. Malum, abluka altına aldığınız basın, açıklamalarımızı sansür süzgecinden geçirdiği için size yönelttiğimiz ve aslında milletin süzgecinden geçen uyarıları da bilmiyor olabilirsiniz.

Değerli milletvekilleri, konuşmamın başında partimizin millî siyaset vizyonuna atıf yapmış ve dış politikada temel amacımızın devlet ve millet menfaatlerini korumak olduğunu ifade etmiştim. Bu noktadan hareketle, iktidarın Suriye inadının sokaktaki vatandaşa hissettirdiği mali külfete de değinmek istiyorum. Suriyeli sığınmacılara bugüne kadar AFAD tarafından ödenen miktar 2 milyar dolardır. Kızılay 120 bin Suriyeli sığınmacıya her ay 9 milyon 600 bin lira harcama yapmaktadır. Bölgeyle iş yapan şirketlerimizin uğradığı zararlar ve çeşitli sebeplerden dolayı oluşan ticaret açığını bu tabloya eklemiyorum bile. Suriye krizi sebebiyle 40 bin tır şoförü işsiz kalmıştır, dile kolay, 40 bin. Bu, hane nüfusu dikkate alındığında, nereden baksanız 120 bin kişiyi etkilemektedir doğrudan. Bu nedir biliyor musunuz değerli milletvekilleri? İnsan emeğinin aleni gasbıdır. Söz konusu harcamalar insanımıza ek vergi ve iktidarın alaycı deyimiyle “güncellemeler” yani zamlar vasıtasıyla dönmektedir. Vergi veren vatandaşa haksızca dayatılan ek vergiler ve zamlarla alım gücü eriyor. Vatandaşımızın alın teriyle kazandığı helal para cebinden zorla alınıyor ve iktidarın ideolojik dış politikasının ayakta durması için seferber ediliyor. Bu manzaranın adı gasptır, emek hırsızlığıdır ve utanç vericidir.

Evet, değerli milletvekilleri, sizlere tasvir ettiğim tablonun gayrimillî niteliği ve devletimizin, insanımızın menfaatleriyle çeliştiği aşikârdır. Millet savaş istemiyor, millet başımıza açmadık dert bırakmayan sözüm ona dinamik politikalarınızı reddediyor. Gözünü kamuoyu araştırmalarından ve anketlerinden alamayan Başbakan, Suriye konusunda millî irade rüzgârlarının kendisine karşı estiğini hâlâ anlayamamıştır. “Analar ağlamasın!” sloganıyla vatan savunmasını rafa kaldıracaksın ama başka bir ülkeye müdahale yapmak için anaları ağlatacaksın, öyle mi? Merhum Erbakan’ın üslubuyla konuşayım ki anlayasınız: Hadi oradan! Hadi oradan! AKP içindeki savaş karşıtı arkadaşlarımıza da sesleniyorum: Müsterih olunuz, milletimiz bir ideolojik kapristen dolayı herhangi bir kirli savaşa alet edilemeyecektir, buna izin vermeyeceğiz.

Milliyetçi Hareket Partisi millî refleksin biricik teminatı ve temsilcisidir. Vatanımız doğrudan bir saldırı tehdidiyle karşılaşmadıkça tavrımız bellidir ve barıştan yanadır. Şayet AKP iktidarı bunun haricinde bir inisiyatif kullanmak isterse kendi kaderini kendisi tayin etmiş olacak ve yalnız yürüyecektir. Bu bağlamda, Milliyetçi Hareket Partisi tezkereye millî savunma mekanizmalarımızı etkinleştirmek namına ve Hükûmetin bu maksadı aşmaması kaydıyla destek vermektedir.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Türkeş.

Cumhuriyet Halk Partisi Gurubu adına Adana Milletvekili Sayın Faruk Loğoğlu.

Buyurun Loğoğlu. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA OSMAN FARUK LOĞOĞLU (Adana) – Sayın Başkan, yeni görevinizde sizi tebrik ediyor ve başarılar diliyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Hükûmetin Meclise 2’nci defa getirdiği Suriye tezkeresi konusunda Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle hepinizi saygıyla selamlar, yeni yasama döneminin halkımız ve ülkemiz için gerçek demokrasi ve tam özgürlükler doğrultusunda olumlu kararlara tanık olmasını dilerim.

Değerli milletvekilleri, Suriye’de Nisan 2011’de başlayan ve derinleşerek günümüze kadar gelen iç savaşın sona erdirilmesi için uluslararası platformlardaki diplomatik çabalar hızlanmış iken yeni yasama dönemini Hükûmet bir savaş tezkeresiyle açmaktadır. Bu tezkere savaşa karşı olan halkımıza saygısızlık ve AKP iktidarının ibret verici vurdumduymazlığının hazin hafifliğidir. (CHP sıralarından alkışlar) Hemen belirteyim ki Cumhuriyet Halk Partisi Türkiye’nin barış ve istikrardan yana olan konumundan çıkarılıp savaş çığırtkanlığı yapan bir ülkeye dönüştürülmesine daima karşı duracaktır.

Suriye’deki çatışmalarda ölenlerin sayısı 115 bini aşmıştır. Yüz binlerce yaralıya ek olarak, Birleşmiş Milletler Uluslararası Bağımsız Suriye Araştırma Komisyonunun son raporu 6 milyon Suriyelinin yerinden edildiğini söylemektedir. Suriye’de savaşın her türlü bilançosu komşumuzda acil olarak söndürülmesi gereken bir yangının varlığını bütün çıplaklığıyla ortaya koymaktadır. Bu yangının söndürülmesinde en büyük görev hiç şüphesiz çatışmalardan en çok etkilenen ülkelere yani Suriye’nin komşularına düşmektedir. Fakat, AKP Hükûmetinin iki buçuk yıldır izlediği Suriye politikasına baktığımızda bu görevin gerektirdiği sorumluluk ve bilincin izlerine rastlayamıyoruz. Adalet ve Kalkınma Partisi mezhep eksenli, feraset ve öngörüden yoksun, geçersiz varsayım ve beklentilerle şekillenen, maceraperest ve sorumsuz bir Suriye politikası izlemektedir. Uyarılara ve artık kendilerinin de kabul ettikleri yalnızlığa rağmen bu politika inatla sürdürülmektedir. AKP iktidarı halkımızın can ve mal güvenliğine büyük zararlar vermeye devam ettiği gibi, ülkemizi bir savaş felaketinin de eşiğine getirmiştir.

Değerli milletvekilleri, AKP Hükûmetinin politikası Suriye rejimine yönelik hakaretlerden beslenen buyurgan bir üslup, ülkedeki çatışmalarla ilgili olarak silahlı radikal unsurları destekleyen tarafgir bir tutum ve diplomatik çabalara karşı dışlayıcı yaklaşımın toplamından ibarettir. Eşi benzeri bulunmayan bu bağnaz politikadan vazgeçilmesi için, Cumhuriyet Halk Partisi, sorunun başlangıcından beri somut ve yapıcı öneriler sunagelmiştir. Komşumuzda akan kanı durdurmak için bir buçuk yıl önce yaptığımız “Türkiye'nin öncülüğünde, çatışan taraflar ve ilgili ülkelerin katılımıyla uluslararası bir konferans toplansın.” önerimizi Hükûmet elinin tersiyle itmiştir. Türkiye’yi, bugün, bu Hükûmet, uluslararası toplum tarafından sadece sus payı biçilen ikinci sınıf bir aktör hâline getirmiştir.

Yüce Meclisin Suriye konusunda partilerüstü barışçıl bir tutum alması için yaptığımız çağrı, yine, Adalet ve Kalkınma Partisi tarafından reddedilmiştir. Son dönemlerde, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin bir ateşkes çağrısında bulunması için Türkiye'nin girişimde bulunması düşüncemize Hükûmet itibar etmemiştir.

Yine, Suriye’de kimyasal silahların yok edilmesi yolundaki önerimize Hükûmet sahip çıkmamış, bunu yapan Rusya ise ciddi saygınlık ve itibar kazanmıştır. Velhasıl, Cumhuriyet Halk Partisi, hep “barış”, “diplomasi”, “siyaset” demiş, Adalet ve Kalkınma Partisi ise hep “savaş”, “daha fazla silah”, “az değil daha çok askerî müdahale” demiştir; aramızdaki fark budur.

Önümüzdeki Suriye tezkeresi de göstermektedir ki AKP Hükûmeti, Suriye’deki savaşın her geçen gün artan maliyetini, ülkemizin yalnızlaşarak güvenliğinin tehlikeye girmesini ve bölgemizin daha geniş bir çatışma alanına dönüşmesi ihtimalini umursamamaktadır. Hükûmetin “Esad gitsin.”den ibaret olan kısır yaklaşımı devam etmektedir. El Kaide başta olmak üzere, radikal unsurlara verilen desteğin kesilmeyeceği anlaşılmaktadır. Yüz binlerce sığınmacının ve halkımızın geleceğinin AKP Hükûmetinin ideolojik hırslarına feda edilmek istendiği apaçık ortadadır.

Değerli milletvekilleri, sakat Suriye politikası ülkemizi hangi noktaya getirmiştir? Türkiye-Suriye sınırı terör örgütlerinin geçiş noktası hâline gelmiş, sınırımız buharlaşmış, El Kaide başta olmak üzere dünyanın en tehlikeli terör örgütleri ülkemizin yeni komşuları ve konukları hâline gelmiştir. El Nusra ve aynı çizgideki örgütlerin, kimyasal silah yapımında kullanılan malzemeleri ülkemizden tedarik ettikleri konusunda ciddi iddialar vardır. Üçüncü ülkelerce gönderilen silah ve kimyasal silahların, muhalif güçlere Türkiye üzerinden ulaştırıldığına dair duyumların arkası kesilmemektedir. Terör örgütlerinin, sınır kapılarını kapatmaması için Türkiye’yi tehdit ettikleri de basında yer almıştır. Suriye krizi kaynaklı olaylarda Reyhanlı, Ceylânpınar ve Akçakale’de onlarca vatandaşımız hayatını kaybetmiştir. Reyhanlı olayını El Kaide’nin üstlendiği ileri sürülmektedir. İçişleri Bakanlığı tarafından yapılan açıklama ise bu bağlamda inandırıcı değildir. Öte yandan, sınır bölgelerimizin ekonomileri çökmüş, vatandaşlarımızın huzur ve can güvenlikleri kalmamıştır.

AKP’nin Suriye siyaseti Türkiye’nin Orta Doğu politikasında savrulmalara da yol açmıştır. Türkiye, silahlı unsurları himaye eden ve komşu ülkedeki iç savaşa taraf olan bir ülke konumuna gelmiştir. Esad’a “Gitsin.” ayarlı Suriye politikası, Türkiye’yi bölgesinde yalnızlaştırmıştır. Türkiye’nin dostları artık Hamas ve Müslüman Kardeşler çizgisindeki örgütlerdir. AKP Hükûmetinin bu felaketi halkımıza “değerli yalnızlık” gibi anlamsız yakıştırmalarla satmaya çalışması ise ayıptır, utanç vericidir. Mezhepsel saiklerin ve bölgeye yönelik yayılmacı emellerin damgasını taşıyan Suriye politikası sıfırı tüketmiştir. Türkiye, AKP’nin sayesinde bugün terör ithal eden, terör örgütleriyle içli dışlı ilişkiler içinde olan bir ülke konumundadır. Defalarca sorduğumuz hâlde, AKP Hükûmeti, Nusra cephesinin bir terör örgütü olduğunu niçin hâlâ kabul etmemektedir? Aylarca önce, resmî İnternet hesabında El Kaide’nin bir terör örgütü olmadığını ileri süren bir büyükelçi müteaddit uyarı ve sorularımıza rağmen görevine hâlâ nasıl devam edebilmektedir? Büyükelçi yalanlanmadığına ve görevden alınmadığına göre Dışişleri Bakanı Davutoğlu Büyükelçinin görüşüne katılmakta mıdır? Tekrar soruyorum: AKP Hükûmetine göre “El Kaide”, “Nusra Cephesi” ve El Kaide uzantısı “Irak ve Suriye İslam Devleti” adlı örgütler terör örgütleri midir, yoksa sırf Suriye rejimine karşı oldukları için AKP’nin Suriye’deki müttefikleri ve dostları mıdır?

Savaş çığırtkanlığının Türkiye’ye uluslararası maliyetleri de vardır. Altyapısı bölgesel liderlik ve oyun kuruculuk gibi hezeyanlarla oluşturulan Suriye politikası, Türkiye'nin başta Rusya, ABD ve İran olmak üzere tüm bölge ülkeleriyle de ilişkilerini zedelemektedir. Dışişleri Bakanı Sayın Davutoğlu’nun tüm dünyayı Suriye’ye bir askerî müdahale için ayağa kaldırma çabaları sonuç vermemiş, AKP ağır bir itibar kaybına uğramıştır.

Sayın Başkan, lütfen arkadaşları uyarabilir misiniz?

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen salondaki uğultuyu keser misiniz. Çok gürültü geliyor, hatip konuşmasına konsantre olamıyor, lütfen…

Buyurun Sayın Hatip.

OSMAN FARUK LOĞOĞLU (Devamla) – Teşekkürler Sayın Başkanım.

Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin Suriye’ye ilişkin, oy birliğiyle kabul ettiği son karar bile AKP Hükûmetinde ne acıdır ki memnuniyetsizlik yaratmıştır. O kadar ki bir Hükûmet yetkilisi “Kerry’nin kimyasal silahların teslimiyle ilgili sözleri maalesef Suriye’ye müdahale imkânını ortadan kaldırdı.” diyebilecek kadar ileri gidebilmiştir. AKP, barışa doğru atılan her adımdan rahatsızlık duymaktadır. Bu dost ve kardeş Suriye halkına karşı ne biçim kindir, bu nasıl bir zihniyettir?

Değerli milletvekilleri, Suriye krizinde gelinen nokta şudur: Bir tarafta Suriye’deki duruma diplomatik yollarla siyasi bir çözüm bulmaya çalışan, karar çıkaran, konferans toplamaya çalışan uluslararası toplum, diğer tarafta diplomasi çabalarının içini boşaltan, taraf tutan, savaş çığırtkanlığı yapan AKP Hükûmeti. CHP’nin ise Suriye’de çatışan taraflardan birini desteklemek gibi bir siyaseti olmamış, akan kanı durdurma ve çatışmaları sona erdirme gayretiyle tarafların hepsiyle görüşmüştür. Cumhuriyet Halk Partisi yurtta kutuplaşma, bölgede savaş siyasetinin değil, “yurtta barış, dünyada barış” yaklaşımının temsilcisidir.

Değerli milletvekilleri, Suriye’de devam eden iç savaşın bölgesel ölçekte yarattığı en büyük sorun ise Suriyeli sığınmacılardır. Sayıları her geçen gün artan Suriyeli sığınmacılar Irak, Ürdün, Lübnan ve Türkiye başta olmak üzere, neredeyse bütün bölge ülkelerine dağılmış durumdadır. Uluslararası toplum sığınmacıların bulundukları ülkelere yeterli mali desteği sağlayamamıştır. Bu durum, sığınmacıları kabul eden ülkelerin üzerindeki yükü artırmaktadır. Suriyeli sığınmacılar için 4 milyar lira harcama yapan Türkiye, kontrolsüz sığınmacı politikasının ortaya çıkardığı mali yükün altında ezilmektedir. Bugün, ülkemizde kayıtlı Suriyeli sığınmacı sayısı 500 bini geçmiştir, kayıt dışı olanların sayısının da bu kadar olduğu tahmin edilmektedir. Esad’ın iki üç haftada devrileceği varsayımına dayanan Suriye politikası ülkemizi korkunç bir insanlık dramı ve güvenlik sorunuyla baş başa bırakmıştır. Sığınmacılar bugün sadece kamplarda değil Türkiye’nin her yerinde boy göstermektedirler. Kimi iyi ama büyük çoğunluğu insanlığa yakışmayan koşullarda yaşamlarını idame ettirmeye çalışmaktadırlar.

AKP Hükûmetinin misafir etmekle övündüğü Suriyeli sığınmacılar insanca yaşam koşullarına sahipler midir? Hükûmetin, bu insanların ülkelerine ne zaman dönecekleri konusunda bir planı ya da öngörüsü var mıdır? Türkiye giderek artan bu yükü hangi kaynaklarla ve nasıl göğüsleyecektir? Suriyeli kadınların satıldıkları, çocukların Suriye’deki savaş sahalarına sürüldükleri, birçoklarının ucuz iş gücü olarak sömürüldüklerine ilişkin haberler vicdanlarımızda hiç iz bırakmamakta mıdır? Yoksa, siz bu insanlık dışı uygulamaları işin doğası olarak mı görüyorsunuz? Suriyeli sığınmacıların uğradıkları insan hakkı ihlallerini araştırmak için verdiğimiz önerge gündeme alınırsa akla karayı, AKP’nin göstermelik insaniyetini burada daha ayrıntılı olarak tartışırız.

Değerli milletvekilleri, tezkere metni kitlesel bir göç hareketi tehlikesine dikkat çekmektedir. Bu metni yazanlara Dışişleri Bakanı Davutoğlu’nun Şubat 2012’deki sözlerini hatırlatmak isterim. “Türkiye’nin kapıları Suriye’deki baskılardan kaçan bütün Suriye halkına açıktır, onları gerekirse evimizde ağırlarız.” diyor Sayın Davutoğlu. Şimdi sormak isterim: Aradan geçen bir buçuk yılda ne oldu da ülkemize yönelik olası bir göç dalgası tezkere metninin gerekçesi yapıldı? Hani siz bütün Suriyelileri kabul etmeye hazırdınız? Demek ki dış politika üst perdeden, gerçek dışı, ilk başta kulağa hoş gelen söylemlerle yapılmazmış. Herkes, özellikle Dışişleri Bakanı diline hâkim olmalıdır.

Değerli milletvekilleri, Suriyeli sığınmacılar ve vatandaşlarımız arasında yaşanan gerginlikler de giderek artmaya başlamıştır. AKP’nin maceraperest Suriye politikası, düşman olmaları için hiçbir neden bulunmayan iki halkı birbirine karşı kışkırtmaktadır. (CHP sıralarından alkışlar) Tezkere metninden de anlaşılmaktadır ki AKP, Suriyeli sığınmacılar konusunda köşeye sıkışmış ve çaresizdir. Kendi yarattığı sorun AKP Hükûmetini esir almıştır. (CHP sıralarından alkışlar) AKP iktidarı hem ülkemize sığınan Suriyelileri hem kendi vatandaşlarımızı mağdur etmektedir.

Dışişleri Bakanının bir sözünü daha sizlerle paylaşmak isterim. Sayın Davutoğlu geçtiğimiz ay “Türkiye hiçbir zaman savaş çağrısı yapmadı.” ifadesini kullanmıştır. Sayın Bakanın bu sözünü halkımızın zekâsına ve hatırlama gücüne yapılmış bir hakaret olarak kabul ediyorum ve reddediyorum. Suriye’deki çatışmalar başladığından beri uluslararası toplumu Suriye’ye yönelik bir askerî harekât için ikna etmeye çalışan ve bugün, itildiği köşede yalnızları oynayan Sayın Davutoğlu değil midir? Suriye rejimine karşı olan grupların Türkiye’de örgütlenmesine önayak olan kendisi değil midir? Özgür Suriye Ordusu aylarca Hatay’ı karargâh yapmamış mıdır? Sayın Bakan ya daha önce söylediklerini hatırlamıyor ya da ne söylediğini kendisi bile önemsemiyor. Her iki durum da bir Dışişleri Bakanı için vahim bir tablodur. Rusya Devlet Başkanı Putin’in kinayeli bir şekilde bu çelişkiye değinmesi ise AKP dış politikası için onur kırıcıdır.

Değerli arkadaşlar, AKP Hükûmeti bu tezkereyle izlediği yanlış, tarafgir ve saldırgan Suriye politikasının faturasını size yani bu yüce Meclise ödetmek istemektedir. Dünyada ve bölgesinde yalnız bırakılmış, bütün diplomatik süreçlerden dışlanmaya başlamış, uluslararası toplumun ve büyük devletlerin tepkisini çeken AKP Hükûmeti, bu tezkereyle aklı sıra halkımıza kahramanlık taslamak istemektedir.

Tezkere metninde de belirtilen 71 vatandaşımızın hayatını kaybetmesinin ve ülkemizi bekleyen kitlesel göç hareketinin sorumlusu Adalet ve Kalkınma Partisinin ta kendisidir. Suriye politikasını değiştirmesini beklediğimiz Hükûmet tam tersine karşımıza bir savaş tezkeresiyle çıkma pişkinliğini gösterebilmektedir. (CHP sıralarından alkışlar) Bu da yetmiyormuş gibi bu savaş tezkeresi aldatmaca ifadeler ve çarpıtmalarla bezelidir. Metinde Suriye rejiminin kimyasal silah kullandığına yönelik kesin ifadeler vardır. Evet, Suriye’de kimyasal silah kullanılmıştır, bu belgelidir. Kim kullandıysa onu lanetliyoruz fakat kimin kullandığı konusunda kesin kanıtlar yoktur, karşılıklı suçlamalar vardır. AKP Hükûmeti hangi kanıtlara dayanarak kimyasal silah kullanımı konusunda çatışan taraflardan birini işaret edebilmektedir? AKP Hükûmetinin istihbarat kaynağı Anadolu Ajansı mıdır? Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi bile “Kimyasal silahı şunlar kullandı.” demez iken AKP Hükûmeti bu suçlamayı tezkere gerekçesine nasıl dâhil edebilmektedir? (CHP sıralarından alkışlar) Reyhanlı, Cilvegözü ve sayısız saldırıları önleyemeyen, Uludere ve Afyon olaylarını hâlâ aydınlatamayan Hükûmet bu karmaşık konuda nasıl bu kadar kesin bir kanaate süratle varabilmektedir? Suriye’nin kimyasal silahların tasfiyesi için ABD ve Rusya’nın Güvenlik Konseyi kararıyla desteklenen anlaşması bugün işlemektedir. AKP Hükûmeti savaş zihniyetini bir kenara bırakıp bu anlaşmanın uygulanmasına yardımcı olmalıdır. Suriye’de şiddetin sona erdirilmesi ve barış için bir fırsat penceresi açmaktadır kimyasallar konusunda varılan mutabakat. Dolayısıyla Türkiye, Cenevre’de toplanması beklenen Suriye Konferansı’nın başarısı için samimi çaba göstermelidir.

Tezkere metninde dikkat çeken bir başka ifade de “Türk Silahlı Kuvvetlerinin yabancı ülkelere gönderilmesi” ifadesidir. AKP Hükûmetinin niyeti nedir? Bu tezkereyle AKP ilke olarak bütün dünyaya asker gönderebilir. Yine tezkere metninde yer alan ikinci bir ifade, “kriz süresince ve sonrasında” ifadesi ne anlama gelmektedir? Kafanıza göre istediğiniz ülkeye saldırıp sonrasında orada kalmayı mı düşünüyor acaba Hükûmet?

Tavsiyemiz şudur: Kendinize gelin, ölçüyü kaçırmayın. Bugün iktidarda kendinizi güçlü ve dokunulmaz hissedebilirsiniz ama unutmayın, halk sizden daha güçlüdür. Siz unutabilirsiniz ama tarih asla unutmaz ve affetmez. (CHP sıralarından alkışlar)

Halkımız savaş istememektedir. Cumhuriyet Halk Partisi barış isteyen halkımızın yanındadır. Onların huzur, güvenlik ve istikrar taleplerini Meclise taşımaya devam etmekte kararlıdır. Gelecek kuşaklarımız bugün izlenen Suriye politikasını büyük bir utançla, Orta Doğu halkları da büyük bir kırgınlık ve öfkeyle hatırlayacaklardır. Partimiz, halkımızın isteği doğrultusunda komşu Suriye ile silahlı çatışmanın yolunu açabilecek gelişme ve girişimlere karşı çıkmaya, barış ve diyalog yollarını açmak için çalışmaya devam edecektir. Bölgemizin yeni savaşlara değil, barışa ve uzlaşıya ihtiyacı vardır. Suriye konusunda çare ve ihtiyaç bir savaş tezkeresi değil, AKP Hükûmetinin Suriye politikasını baştan aşağı değiştirmesidir.

Konuşmamda açıkladığım nedenlerle tezkere için Cumhuriyet Halk Partisi olarak olumsuz oy kullanacağımızı bildirir, hepinize saygılar sunarım. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Loğoğlu.

Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına Bingöl Milletvekili İdris Baluken.

Buyurun Sayın Baluken. (BDP sıralarından alkışlar)

BDP GRUBU ADINA İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan savaş tezkeresi üzerine Barış ve Demokrasi Partisi adına söz almış bulunmaktayım. Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle yeni bir yasama yılının tekrar bir savaş tezkeresiyle açılması talihsizliğini büyük bir kaygıyla karşıladığımızı; halkımızın, halklarımızın barış, demokrasi ve özgürlük taleplerine bu savaş tezkeresiyle Meclisin açılmasının denk düşmediğini ifade etmek istiyorum.

Bu kadar önemli bir konu görüşülürken gerek Meclis sıralarının gerekse Hükûmet sıralarının bu kadar boş olmasını da hiçbir şekilde kabul edilemez bulduğumuzu ifade etmek istiyorum.

Yine konuşmama başlamadan önce, Gülsuyu’nda üç gündür rehin tutulan ve gömülmesine izin verilmeyen cenazeyle ilgili gelişmeleri büyük bir kaygı içerisinde takip ettiğimizi belirtmek istiyorum. Son dönemlerde özellikle cenazeler üzerinden, mezarlıklar üzerinden aileleri, halkımızı, deyim yerindeyse, cezalandırmaya çalışan bir zihniyetle Hükûmetin ortaya koymuş olduğu pratiğin hiçbir şekilde kabul edilemez olduğunu vurgulamak istiyorum.

Değerli Başkan, değerli milletvekilleri; tabii, Suriye’yle ilgili görüşlerimizi ortaya koymak için öncelikle Orta Doğu penceresinden birkaç hususu ifade etmek istiyorum. Orta Doğu’da, bildiğimiz gibi, uzun süredir egemenlerin desteklediği otoriter yönetimler, diktatöryal rejimler ve tek adam yönetimleri yıllarca Orta Doğu halklarına her türlü baskı ve zulmü uyguladılar. En temel hak ve özgürlükler bile Orta Doğu coğrafyasında bu zalim diktatöryal yönetimler tarafından yasaklandı. Bu süren zulüm ve baskı politikası bir yönüyle bölgesel ve küresel hegemonik güçlerin çıkarlarını beslerken, diğer yönüyle halklar nezdinde büyük bir tepki, büyük bir öfke birikmesini de beraberinde getirdi. Bu öfke birikmesi Tunus’ta bir seyyar satıcının kendi bedenini ateşe vermesiyle başlayan çok büyük bir sosyal patlamayı ve yeni bir değişim ve dönüşüm sürecini Orta Doğu halklarının gündemine getirdi. Bu büyük değişim ve dönüşüm sürecinin halkların iradesi lehinde, halk iktidarlarının esas alınması doğrultusunda şekillenmesiyle ilgili sadece Orta Doğu’da değil, bütün dünyada insanlık adına mücadele yürütenlerde büyük bir toplumsal beklenti oluştu. Tunus’tan Mısır’a kadar devam eden bu büyük halk başkaldırısı dalgasının son örneği de Suriye’de kendini gösterdi. Özellikle bölgesel ve küresel gelişmelerde AKP İktidarı da bu gelişen yeni değişim ve dönüşüm süreciyle birlikte yumuşak güç pozisyonunu değiştirerek savaşı önceleyen birtakım politikaları kendi merkezî politikalarının merkezine aldı.

Bizler, Barış ve Demokrasi Partisi olarak bu kürsüden veya görüşlerimizi ilettiğimiz bütün platformlardan seslenmiştik. Bu değişim ve dönüşüm süreci konjonktürel değil halklar açısından stratejiktir. Dolayısıyla, Hükûmetin belirlemesi gereken politikaların da konjonktürel değil, stratejik olarak halkların barış, demokrasi ve özgürlük taleplerine denk düşecek şekilde belirlenmesi gerektiğini sayısız defa ifade etmiştik.

Değerli milletvekilleri, Arap Baharı olarak nitelendirilen halkların başkaldırı süreçlerine gerek küresel emperyalist hegemonik güçler gerek Türkiye gerekse de Orta Doğu’daki diktatöryal rejimlerin tamamı çok büyük bir hazırlıksızlık içerisinde yakalanmışlardır. Özellikle Batılı güçler bu hazırlıksız yakalanma sürecini pervasız sürdürdükleri savaş politikaları ve saldırılarla dengelemeye çalışmış, Orta Doğu’daki hegemonik çıkarlarını sürdürmenin gayreti içerisinde olmuşlardır. Özellikle, Türkiye’de de AKP’de de bu sürecin Kaddafi’nin veya Mübarek’in kısa zamanda tahtından, koltuğundan olması üzerinden okuyan bir Suriye politikası üzerinden şekillendiğini ve dolayısıyla büyük yanlışlarla beraber ülkemizi, halklarımızı savaşın eşiğine getirdiğini buradan vurgulamak istiyoruz.

Bir bütün olarak Orta Doğu politikasının tamamı, Suriye politikasının tamamı, yapılan yanlış analizler, konjonktürel ortaya konan politikalar neticesinde bugün iflasın eşiğine gelmiş ve çökmenin eşiğine bugün itibarıyla gelmiştir.

Suriye’de ilk halk ayaklanmaları başladığı zaman tarih 15 Mart 2011’i gösteriyordu. O dönem Suriye’de değişim ve dönüşüm isteyen gençler Suriye’de Şam sokakları duvarlarına “Halk rejimin düşmesini istiyor.” yazdıklarında AKP Hükûmeti tam yirmi gün sonra, 6 Nisanda Esad rejimiyle terör örgütleriyle mücadele sözleşmesi ve denizcilik iş birliği anlaşması imzalamakla meşguldü. Süreç içerisinde uluslararası terör örgütü listelerinde olan El Nusra ve Irak-Şam İslam Devleti’ne AKP Hükümetinin vermiş olduğu destek imzalamış olduğu bu sözleşmelere sadakat doğrultusunda bile ne kadar samimiyetsiz olduğunu ortaya koymuştur.

Bizler bugün görüşülen bu savaş tezkeresinin Parlamentonun onayını almak üzere burada yerine getirilmesi gereken bir prosedürün onayı olduğunu biliyoruz çünkü AKP Hükûmeti uyguladığı politikalarla zaten uzun bir süredir Suriye’de yürüyen savaş sürecinin aktif bir bileşeni, fiilî bir tarafı olmuş durumdadır. Suriye’deki iç çatışmalarda El Kaide bağlantılı, El Nusra bağlantılı çeteleri destekleyen bir anlayış maalesef ülkemizi Suriye’deki iç çatışmaların ve savaşın bir tarafı konumuna getirmiştir. Bırakalım bu iç çatışmayı ya da bu savaş müdahalesini, özellikle Akçakale’ye düşen top mermileri, Hatay’a düşen havan topları, Suriye tarafından düşürülen Türk savaş uçağı, Türk savaş uçakları tarafından düşürülen Suriye helikopteri tablosunun kendisi de zaten Türkiye’nin büyük bir oranda bu savaşa taraf olduğunu net bir şekilde ortaya koymaktadır. Dolayısıyla, bugün yapılan şey, gayriresmî olarak başlatılmış olan, taraf olunan bir savaş sürecini resmiyete kavuşturmanın bir çabası, bir gayretidir.

Değerli milletvekilleri, buradan biz sayısız defa şunları söyledik: Orta Doğu’da yeniden şekillenme süreci olurken küresel anlamda iki hegemonik bloğun şekillendiğini ifade ettik. Amerika, Avrupa ülkeleri, Körfez ülkeleri Suudi Arabistan, Katar’ın başını çektiği bir blok -Sünni eksenli, mezhep eksenli bir blok- ve bu bloğun karşısında da Rusya’nın desteklediği, Çin’in, İran’ın, Lübnan’ın, Irak Şii yönetiminin olduğu bir Şii bloğun olduğunu, bu iki blok arasında hegemonik güç çatışmasının halklara kan, gözyaşı ve savaş dışında herhangi bir fayda getirmeyeceğini belirtmiştik. Bizler Türkiye’nin, AKP Hükûmetinin yapması gerekenin bu iki hegemonik blok arasında bir taraf olmak değil, bir üçüncü yol olarak Suriye halklarının, Orta Doğu halklarının özgürlüğünü, barış içerisindeki özgür geleceğini esas alan bir politika olması gerektiğini söylemiştik. Maalesef, AKP Hükûmeti başından beri Amerika’yla birlikte, hegemonik Avrupa ülkeleriyle birlikte, Suudi Arabistan ve Katar’la birlikte elleri kanlı olan bir hegemonik blokta kendi yerini, kendi bölgesel misyonuna denk düşecek pozisyonunu almıştır ve o günden bugüne de Türkiye’nin bütün Suriye politikası halkların iradesini esas alan, halkların özgürlüğünü, demokrasiyi, özgürlüklerin genişletilmesini, kardeşliği esas alan bir yörüngeden maalesef çıkmıştır.

Bizler bu yanlış politikaların herhangi bir sonuç vermeyeceğini ve bölgeye her geçen gün riski artacak bir mezhep ve etnik kökenli bölgesel savaş tehdidini getireceğini söylemiştik. Maalesef süreç bütün bu söylemlerimizi haklı çıkardı ve bugün büyük bir etnik ve mezhepsel, bölgesel bir savaşın ayak seslerini hemen yanı başımızda işitmek üzereyiz.

Değerli milletvekilleri, özellikle AKP Hükûmetinin “sıfır sorun politikası”yla başlamış olduğu bu dış politika serüveni, Orta Doğu’daki yeniden değişim, dönüşümü dengeleme süreci bugün sorunsuz herhangi bir ülkenin kalmaması neticesiyle sonuçlanmıştır. Başta dört parça Kürdistan’da yaşayan Kürtler olmak üzere Irak’la, İran’la, Suriye’yle diplomatik, bürokratik bütün ilişkilerin bitme noktasına gelmiş olduğu bir politik iflası burada görüyoruz. Özellikle Suriye politikasında yürütülen yanlış politikalarla kardeş Esad döneminden, ortak Bakanlar Kurulu toplantılarından düşman Esed dönemine geçilmiş ve bir bütün olarak savaşmaya hazır olan iki ülke pozisyonu önümüze gelmiştir. Neyse ki Amerika’nın, Rusya’nın ve Birleşmiş Milletlerin Suriye’deki çıkmaz üzerinden demokratik, siyasi bir çözümü önceleyen son diplomatik atağı büyük bir bölgesel savaşın en azından şu anda rafa kaldırılması, ertelenmesi sürecini beraberinde getirmiştir.

Değerli milletvekilleri, Suriye’yle ilgili yürütülen dış politikanın ana merkezinde tarihî olarak Kürt karşıtlığı, anti Kürt politikaların AKP Hükûmeti tarafından devreye sokulma çabasıyla şekillendiğini buradan tekrar ifade etmek istiyoruz. Halk düzeyinde bir tabanı olmayan, Suriye halkları düzeyinde meşruiyeti olmayan El Kaide çetelerini ve El Nusra çetelerini Kürt halkına karşı savaştıran, Kürt halkının özgürlük iradesini teslim almaya çalışan bütün politikalar bu süreç içerisinde AKP Hükûmeti tarafından devreye konmuştur. Ceylânpınar, Kızıltepe, Viranşehir, Nusaybin ve Akçakale hattında sınır koridorları Kürtlere karşı savaşan bu El Nusra ve El Kaide çetelerine sonuna kadar aralanmış ve buradan âdeta Suriye’deki iç çatışmayı koordine eden bir savaş karargâhı pozisyonu bugün karşımıza gelmiştir.

Somut olarak Ceylânpınar’da şu anda Ceylânpınar halkının tamamının bilgi sahibi olduğu TİGEM arazilerini örnek vermek istiyorum.

1950 yılından beri devlet üretme çiftliği olarak kullanılmakta olan TİGEM arazileri, bu süreç başladığı günden bugüne kadar El Kaide ve El Nusra çetelerinin rahat bir şekilde kullandıkları, bütün lojistik desteklerini aldıkları iki kapıyla Kürtlerle savaşın en yoğun olduğu Til Xelef bölgesine geçtikleri ve orada savaşını yaptıktan sonra tekrar yaralarını sarmak üzere gelmiş oldukları bir bölge hâline gelmiştir. Bir hafta önce Ceylânpınar’daydım, bahsettiğim TİGEM tesisi şu anda sivil girişlere kapalıdır ve yüzlerce kamerayla bu TİGEM arazilerinin çevresi büyük bir güvenlik koridoru şeklinde korunmaktadır. Reyhanlı’da bombalardan kendi vatandaşını koruyamayan, Öncüpınar’da, Akçakale’de bombalardan kendi vatandaşını korumayan, koruyamayan AKP Hükûmeti, TİGEM arazileri üzerinde kurmuş olduğu güvenlik koridorlarıyla bu El Kaide ve El Nusra çetelerini bugüne kadar başarıyla korumaya devam etmektedir.

Yine, bu bölgeden gelen yaralıların tamamı, bu El Nusra çetecilerinin yaralılarının tamamı Urfa’daki, Ceylânpınar’daki, Viranşehir’deki hastanelerde tedavi altına alınmakta, yaralıların çok olduğu günlerde hastaneler sivil hastalara kapatılacak şekilde büyük yoğunluklarla karşılaşılmaktadır. Bizler bu durumun tarihî olarak anti Kürt politikalarını merkezine alan bir anlayışın devamı olarak okunması gerektiğini düşünüyoruz. Bizler buradan  defalarca ifade ettik. Bu iki hegemonik bloğun çatışması  sırasında Rojava Kürtleri hiçbir bloğa dahil olmadan, hiçbir küresel gücün denetiminde olmadan, kendi öz iradeleriyle birlikte, yaşadıkları kardeş halklarla birlikte kendi öz yönetimlerini açığa çıkarmanın çabası içerisinde olmuşlardı. PYD Eşbaşkanı Sayın Salih Müslim’in dediği gibi Kürtler yanlış yazılan bir tarihi düzeltmenin gayreti içerisinde olmuşlardı. Bu düzeyde kendi öz gücüyle sadece Kürtlere değil, Orta Doğu’daki bütün halklara bir üçüncü yolun, bir alternatif yolun mümkün olduğunu gösteren Rojava Kürtlerine karşı bu kadar düşman hukukuyla beslenen politikaların hiçbir şekilde kabul edilmediğini, bizim tarafımızdan edilmeyeceğini buradan tekrar vurgulamak istiyorum.

Değerli milletvekilleri, 500 bini aşkın Suriyeli sığınmacı şu anda Türkiye sınırları içerisindedir. Resmî rakamlar 500 bindir ama gerçek rakamlar bunun çok daha ötesindedir. Bu mültecilerin yaşadığı sıkıntıları hepiniz biliyorsunuz. Büyükşehirlerde, metropollerde, sınır kentlerinde yatacak yer bile bulamayacak mağduriyeti yaşayan mültecilerle karşı karşıyayız. Suriye’de etnik kökenli, mezhep kökenli politikaların yansıması bu mültecilerin yaşamış oldukları dramlara da yansımaktadır. Suriye’den gelen mültecilerin Alevi olması ya da Kürt olması yaşanan mağduriyetlerin katbekat artması sonucunu beraberinde getirmektedir. İstanbul’a gelen Alevi mülteciler bir parkta yatacak bir zemini bile bulamayacak sıkıntılarla karşılaşmışlardır. Sınır bölgelerine gelen Kürt mülteciler El Nusra üyelerinin örgütlendiği kamplarda kalmaya zorlanmışlardır. Dolayısıyla, bu yönüyle ayrımcı uygulanan, mezhepçi ve etnisite kökenli ayrımcı uygulanan politikalar maalesef mültecilere yaklaşımlarda da AKP Hükûmeti tarafından devreye konmuştur.

Özellikle Rojava’ya yönelik, Batı Kürdistan’a yönelik uygulanan ekonomik ambargo ise tarihe utanç sayfası olarak geçecek büyük dramları beraberinde getirmiştir. Daha bir ay öncesine kadar çok katı bir şekilde, en insani yardım malzemelerinin, bebek maması, çocuk bezi, ilaçların, aşıların bile geçmesine AKP Hükûmeti müsaade etmemiş, Rojava Kürtlerini açlıkla, hastalıkla, ölümle terbiye edecek bir politikayı izlemiştir. Bu süreç içerisinde yapılan yanlışlardan geri dönülmek zorunda kalınmış, nispi olarak PYD eş başkanının Türkiye’ye gelişi ve Türkiye’de yaşayan Kürtlerin ortaya koyduğu tepkilerle Kızıltepe’de Şenyurt Kapısı’nda, Suruç’ta Mürşitpınar Sınır Kapısı’nda bu insani yardım malzemelerinin geçişine kısmen izin verilmiştir. Ancak her insani yardım geçişinde de bizler günlerce telefon diplomasisi yapacak şekilde yerelde ortaya konan çok güçlü bir dirençle karşı karşıyayız.

Yine, büyük bir mağduriyet içerisinde olan Afrin’le ilgili yaşanan dram ise tam bir içler acısı durumu yansıtmaktadır. Afrin’de savaşın başladığı günden bu güne kadar ilaç sıkıntısından, aşı sıkıntısından, açlıktan dolayı ölen onlarca çocuğun olduğunu biliyoruz. Aylardır yaptığımız görüşmelere rağmen Afrin’e bir insani yardım koridoru açmayan, Afrin’de ihtiyacı olan çevrelere yardımı ulaştıracak bir kapıyı açmayan Hükûmet pratiğiyle karşı karşıyayız. Bu yanlıştan bir an önce vazgeçilmelidir. Afrin’e bir an önce insani yardım koridoru ve sınır kapısı açılmalıdır. Mürşitpınar ve Şenyurt sınır kapılarında başta Urfa Valisi olmak üzere, yerel, askerî, mülki, idari yöneticilerin uygulamış olduğu keyfiyetin bir an önce ortadan kaldırılması gerekmektedir. Öyle ki Urfa Valisi toplanan insani yardımların Rojava’da savaşın bir tarafı hâline gelmiş olan kişilere ve kurumlara iletilmesi için özel ve özgün bir çaba içerisinde bütün bu çalışmaları engellemeye devam etmektedir. İsteğimiz şudur: Rojava’da halk meclisleri sadece Kürtlerden değil, o bölgedeki Araplardan, Nusayrilerden, Ermenilerden, gayri Müslimlerden, Türkmenlerden oluşmaktadır. Rojava’ya gidecek insani yardımlar halk meclisleri ve insan hakları kurumları eliyle Rojava halkına ulaştırılmalıdır. Tam beş aydır iki ambulans ve iki değirmeni Rojava’ya ulaştırmayan bir Hükûmet pratiğiyle karşı karşıyayız. Eğer bu düşmanlık hukuku değilse bu iki ambulans ve iki değirmenin beş aydır neden Rojava’ya ulaştırılmadığını Sayın Bakan buraya gelip açıklamak zorundadır. O ambulanslar ve o değirmenlerin oraya ulaşması onlarca çocuğun hayatını kurtarabilecek önemli birtakım sonuçları ortaya çıkarabilirdi.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İDRİS BALUKEN (Devamla) – Ek süremiz var mı Sayın Başkanım bir iki dakika?

BAŞKAN – Hayır, yok. Diğer konuşmacılara vermedim, siz de lütfen aynı kurala uyun.

İDRİS BALUKEN (Devamla) - Değerli milletvekilleri, belirtmiş olduğum çerçevede Türkiye'nin ve AKP Hükûmetinin bugüne kadar uygulamış olduğu Rojava ve Suriye politikasının halklara herhangi bir faydası olmayacağını; barışı, özgürlüğü, demokrasiyi, kardeşliği esas alan politikalara ihtiyaç olduğunu; Suriye halklarına, Kürtlere ve Türkiye halklarına kazandıracak olanın da savaş tezkeresi değil barış politikaları olduğunu tekrar vurgulayarak bu tezkereye “hayır” oyu kullanacağımızı ifade etmek istiyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Volkan Bozkır.

Buyurun Sayın Bozkır. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA VOLKAN BOZKIR (İstanbul) – Sayın Başkan, öncelikle yeni görevinizden dolayı sizi kutluyorum ve başarılarınızın devamını diliyorum.

Değerli milletvekilleri, yüce Meclisimiz tarafından 4 Ekim 2012 tarihli ve 1025 sayılı Karar ile Türk Silahlı Kuvvetlerinin yabancı ülkelere gönderilmesi ve buna ilişkin gerekli düzenlemelerin yapılması hususunda Hükûmetimize verilen iznin bir yıl süreyle uzatılmasına dair tezkere hakkında AK PARTİ Grubunun görüşlerini açıklamak üzere söz almış bulunuyorum.

Üç yıla yakın bir süredir komşumuz Suriye’de yaşanan gelişmeler küresel ölçekte olduğu gibi ülkemizin de gündeminde ön planda yer almaktadır. Suriye’de büyük bir insani ve sosyoekonomik yıkıma yol açan çatışma ortamının ortaya koyduğu risk ve tehditler çerçevesinde ulusal güvenlik ve çıkarlarımızın korunması millî politikamızın esasını oluşturmayı sürdürmektedir. Bu çerçevede, Türkiye'nin yüksek menfaatlerini etkili bir şekilde korumak ve kollamak, olası gelişmeler karşısında süratli ve dinamik bir politika izlenmesine yardımcı olmak maksadıyla 4 Ekim 2012 tarihli tezkerenin bir yıl süreyle uzatılması Hükûmetimizce gerekli görülmektedir.

Başta ülkemiz olmak üzere uluslararası toplumun izan ve vicdan sahibi mensuplarınca ortaya konan her türlü iyi niyetli çabaya karşın Suriye’deki çatışma ve kaos ortamının derinleşmesi aradan geçen sürede maalesef engellenememiştir. Geçtiğimiz yıl yüce Meclisimizin uygun bulduğu tezkere Suriye rejimine bağlı güçlerin havan ve topçu ateşiyle gerçekleştirdiği menfur saldırı neticesinde Akçakale ilçemizde 5 vatandaşımızın hayatlarını kaybetmesini takiben gündemimize alınmıştı. Gelinen aşamada ise gerek ülkemize gerek bölgesel güvenlik ve istikrara yönelik olarak Suriye’den kaynaklanan risk ve tehditler giderek artmış ve yeni boyutlar kazanmıştır. Suriye’de rejimin izlediği politikalar uluslararası barış ve güvenliğe yönelik açık bir tehdit oluşturmaktadır. Dolayısıyla 4 Ekim 2012 tarihindeki tezkere görüşmelerinde ifade ettiğimiz tehdit algılamamız bugün de artarak sürmektedir.

Suriye rejiminin tedhiş siyasetinin bugün ulaştığı noktanın son yarım asırda eşi ve benzeri görülmemiştir. Beşar Esad rejimi, gerek Birleşmiş Milletler belgelerinde gerek birçok uluslararası örgütün açıklama ve kararlarında gerek Suriye halkının dostu ülkelerin düzenlediği toplantılarda Suriye’de insanlığa karşı işlenen suçların yegâne sorumlusu olarak tescil edilmiştir. 21 Ağustos tarihinde Şam’da çoğunluğu kadın ve çocuk sivil halkı hedef alan kimyasal silah kullanımı ise rejimin gözü dönmüşlüğünün ve kitlesel imha politikalarının son ve en zalimane örneği olarak tarihe geçmiştir. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin Suriye konusunda iki buçuk yıl sonra ilk defa kabul ettiği 2118 sayılı Karar’da da bu insanlık dışı saldırı uluslararası barış ve güvenliğe yönelik açık bir tehdit olarak nitelendirilmiş ve bunun açık bir suç olduğu teyit edilmiştir. Suriye rejimi son kimyasal silah saldırısında 400’ü çocuk olmak üzere yaklaşık 1.400 masum sivili katletmiştir.

SIRRI SAKIK (Muş) – Peki, ondan önce 100 bin insan öldü.

VOLKAN BOZKIR (Devamla) – Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin iki buçuk yıllık bir süre geçtikten sonra Suriye konusunda ilk defa bir karar alabilmesini diplomatik açıdan memnuniyetle karşılıyoruz. Ancak burada bir hususu hatırlatmakta da yarar görüyorum: Suriye rejiminin kimyasal silah kullanmakta olduğunun kanıtları Sayın Başbakanımızın mayıs ayında Amerika Birleşik Devletleri’ne yaptığı resmî ziyaret sırasında Amerikan makamlarına tevdi edilmişti. Amerika Birleşik Devletleri Beyaz Saray Ulusal Güvenlik Danışmanı Yardımcısı Ben Rhodes 13 Haziranda yaptığı resmî açıklamayla: “Yaptıkları inceleme sonucunda Suriye rejiminin kimyasal silah kullandığının –ki bunun sarin gazı olarak da tasrih etmiştir- bulgularına eriştiklerini açıklamıştı. Burada hâl⠓kimyasal silahın kimin kullandığının belli olmadığını” ifade eden benden önceki konuşmacıların gayet net olan bu açıklamayı okumalarını tavsiye ediyorum.

Kimyasal silah kullanımı haziran ayında net olarak ortaya çıkmış olmasına rağmen, uluslararası camia aynı 1988 yılında Saddam Hüseyin’in Halepçe’de kimyasal silah kullanarak birlerce masum insanı öldürüşünde olduğu gibi buna da yine sessiz ve kayıtsız kalmıştı. Ağustos ayındaki kimyasal silah kitle katliamının ve öldürülen çocukların fotoğrafları dünya kamuoyunda infial uyandırması üzerine siyasi mekanizmalar bir anlamda harekete geçme mecburiyetini hissetmiştir. Suriye’ye müdahale, kimyasal silah kullanımın cezalandırılması gibi kavramlar o günlerde gündeme oturmuştur. Bununla birlikte dünya kamuoyundaki bu infial unutulmaya başlar başlamaz da aslında Suriye’ye müdahalede ve Suriye’yi cezalandırmada isteksiz olan uluslararası camia Rusya’nın mahirane bir diplomatik hamlesinin arkasına sığınmayı yeğleyerek Birleşmiş Milletler Konsey kararının bugün önümüzde olduğu şekliyle çıkmasına  imkân sağlamıştır.

Suriye’de sadece kimyasal silah kullanımının önlenmesi üzerine inşa edilmiş bu kararın “Suriye rejiminin kimyasal silah dışındaki katliam mübahtır.” şeklinde yanlış bir zehaba kapılmasına yol açmasından endişe duyuyoruz. Ayrıca Birleşmiş Milletler kararının Beşar Esat’a diktatörlüğünü sağlama almak ve o doğrultuda da zaman kazanmak imkânı vermemesini temenni ediyoruz. Bu vesileyle, İkinci Cihan Savaşı sonrası tabloya göre dizayn edilmiş Birleşmiş Milletler sisteminin de artık işlevini yitirmekte olduğu ve değişmesi gerektiği açık seçik ortaya çıkmış bulunmaktadır. Başarıdan yoksun ve dünya sorunları karşısında karar alamayan atıl ve hatta âciz görünümdeki bu Birleşmiş Milletler yapısının bugünün realitelerine uygun bir şekilde değiştirilmesi gerekmektedir. Bu çerçevede, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu vesilesiyle Sayın Cumhurbaşkanımızca New York’ta yapılan önerinin altını burada bir kez daha çizmek istiyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Suriye rejiminin hava saldırıları ve balistik füzeler dâhil diğer silahlarla öldürdüğü Suriyelilerin sayısının 150 bine yaklaşmakta olduğunu da burada bir kere daha hatırlatıyorum ve bunun da sürekli olarak hatırda tutulması gerektiğini ifade ediyorum. Bunu, Birleşmiş Milletler başta olmak üzere tüm uluslararası platformların gündeminde tekrarlayarak dünya kamuoyunda unutulmamasını sağlamalıyız. Rejimin işlediği insanlık suçlarının cezasız kalmaması uluslararası toplumun başlıca görevlerinden birisidir. Hükûmetimizin bu yöndeki aktif çabalarını da memnuniyetle karşılıyoruz. Suriye’de işlenen bu insanlık suçunun hesabının er veya geç sorulacağına inanıyoruz.

Suriye’deki ihtilaf giderek artan oranda askerileşmekte ve şiddet sarmalı genişlemektedir. Bunun temel gerekçelerinden birisi de Suriye rejiminin kendisine dışarıdan sağlanan lojistik, mali, diplomatik ve askerî destek marifetiyle bekasını idame ettirebilmesidir. Bu şekilde çatışmaların Suriye dışına taşarak bölgeselleşmesine zemin hazırlanmış, Doğu Akdeniz havzasının istikrarsızlaşması riski artmıştır.

Mevcut durumda Suriye rejiminin planı açıktır. Suriye rejimi, Suriye halkının özgürlük ve demokrasi mücadelesini, jeopolitik hesaplar, bölgesel güç denklemleri ve mezhep temelli çatışmalar yaratmak marifetiyle etkisizleştirmek istemektedir. Böylece Beşar Esad bir anlamda geleceğini Suriye halkının kanı üzerinde yeniden inşa etmek istemektedir. Suriye rejiminin bu hain planı sonucunda ortaya çıkan saldırgan tutumu, aynı zamanda bölgesel barış ve güvenlik için de son derece tehlikeli bir gidişat olarak karşımıza çıkmaktadır.

Uluslararası planda karşılıksız kalan her katliam, her balistik füze ve kimyasal silah kullanımı, komşuları hedef alan her saldırgan eylem, rejimi, şiddetini tırmandırması için daha da cesaretlendirmekten başka bir amaca hizmet etmemektedir. Mevcut aşamada geçtiğimiz yılki veriler ile kıyaslandığında Suriye’de ölü sayısı 5 kat artarak 150 bine; Suriye’deki beşerî yıkımın maliyeti 100 milyar dolara; yardıma ihtiyaç duyan Suriyelilerin sayısı 7 milyona; komşu ülkelerdeki Suriyeli sığınmacı sayısı 7 kat artarak 2,1 milyona ve Suriye içinde yerlerinden edilmiş kişilerin sayısı ise en az 2 misli artarak 4,5 milyona ulaşmıştır.

Lübnan ve Ürdün’ün, nüfuslarının yaklaşık dörtte 1’i oranında mülteci akınına maruz kalması bölgemizin yaşadığı insani felaketin boyutlarını çarpıcı şekilde ortaya koymaktadır. Sadece bu rakamlar dahi Türkiye başta olmak üzere komşu ülkelerin karşı karşıya bulunduğu ekonomik ve sosyal külfet ile güvenlik risklerini gözler önüne sermektedir. Türkiye hâlihazırda 20 barınma merkezinde 200 bini aşkın Suriyeli kardeşimize insani vazifesini yerine getirmektedir. Yakınlarının yanında kalanlarla birlikte Türkiye toplamda 600 bin Suriyeli kardeşimize ev sahipliği yapmaktadır. Bunun Türkiye ekonomisine getirdiği yük izahtan varestedir. Türkiye tarih boyunca yaptığı gibi bu durumda da kendisine sığınan insanlara kapılarını kapatmamıştır ve bundan sonra da kapatmayacaktır. Ancak, önümüzdeki dönemde Türkiye’nin Suriye’den kaçmak zorunda kalan kardeşlerimize kucak açan bu insanca tutumunu ve onlara sağladığı imkânları öven dünya ülkelerinin artık sadece söylemlerini değil, yükü paylaşmaya yönelik katkılarını da ortaya koymalarını bekliyoruz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ülkemizin Suriye kaynaklı gelişmeler nedeniyle maruz kaldığı güvenlik riskleri maalesef yoğun ve kitlesel göç bağlantılı sorunlar ile de sınırlı kalmamıştır. Akçakale’de yitirdiğimiz vatandaşlarımızın acısı henüz dinmeden, Akçakale ve Cilvegözü sınır kapılarımızda hadiseler yaşanmıştır. Reyhanlı’da ise Suriye rejimi istihbarat örgütü ile bağlantılı olarak cumhuriyet tarihimizin en kanlı terör saldırısı gerçekleşmiştir. Sınırın diğer tarafında yaşanan çatışmalardan seken kurşunlar ve son dönemde artış gösteren kaçakçılık girişimleri nedeniyle de çok sayıda can kaybı yaşanmıştır. Bu kayıplar bizi derinden üzmüştür ve üzmektedir. Ölen vatandaşlarımıza buradan bir kez daha Allah’tan rahmet, geride kalanlarına başsağlığı diliyorum.

911 kilometre uzunluğunda ortak sınıra sahip olduğumuz komşumuz Suriye’de yaşanan gelişmeler, mevcut şartlar dâhilinde sadece bir ülkedeki ihtilafın diğerine yansıması zaviyesinden değerlendirilemeyecek boyutlara ulaşmıştır.

Suriye’de rejimin yarattığı bu kaos sonucunda sınırımızın bitişiğinde bir otorite ve güç boşluğu ortaya çıkmıştır. Bu durumdan istifade eden radikal ve terörist unsurlar ise, bu otorite ve güç boşluğunu doldurma gayretlerine hız vermiştir.

Suriye halkının demokratik talep ve beklentileriyle herhangi bir ilgisi bulunmayan bu gruplar, sınırımızın diğer tarafındaki bu kaostan yararlanarak münferit ve radikal gündemlerini takip edebilmektedirler.

Ülkemizin bu grupların varlığına ve faaliyetlerine müsamaha gösterdiğine dair zaman zaman muhalefet partilerimizce dile getirilen ithamların kabulü ve izahı mümkün değildir. Bölgemizde ikinci bir Afganistan’ın doğmasından, mezhep temelli çatışma ve şiddet ortamının bölgesel istikrar açısından ortaya çıkaracağı olumsuzluklardan en fazla ülkemizin etkileneceği kuşku götürmez bir gerçektir. Hâl böyle iken böylesine haksız ve yanlış ithamları gündeme getirmenin ülkemiz çıkarlarına hizmet etmediği kesindir.

Tabiatıyla bu süreçte en önemli önceliğimiz, vatandaşlarımızın ve topraklarımızın güvenliğinin muhafaza edilmesidir. Bir vatandaşımızın dahi hayatını kaybetmesine veya yaralanmasına ve egemenliğimizin herhangi bir şekilde ihlaline cüret edilmesine hoşgörüyle yaklaşmamız asla düşünülemez.

Askerî strateji bağlamında etkin bir caydırıcılık sağlanması ve gerektiği hâllerde kararlılığın sergilenmesi önem taşımaktadır. Ancak bu çerçevede, Türkiye Büyük Millet Meclisi çatısı altındaki siyasi partilerimize de büyük görevler düştüğü kanaatindeyiz. Zira, ulusal güvenlik, devletin ve milletin bekasıyla doğrudan bağlantılı ve bu nedenle partilerüstü olması gereken bir meseledir. Vatandaşlarımızın ve toprak bütünlüğümüzün selameti söz konusu olduğunda siyasi ve ideolojik görüş farklılıklarının ve hatta ön yargıların bir kenara bırakılıp her zaman olduğu gibi milletin temsilcileri olarak kenetlenmemiz icap etmektedir.

AK PARTİ, kuruluşundan bu yana, ulusal çıkarlarımızın en üst düzeyde tutulmasına önem veren, insanlığın yaralarını sarmaya hizmet eden, tek yöne değil etrafına çepeçevre bakabilen, düşman üretmeyen dost edinen, evrensel değerleri özümseyen bir dış politikanın milletimiz, bölgemiz ve dünyamız için katma değer yaratacağına, bölgesel barış ve istikrarın her daim egemen kılınmasına yönelik arayışlara hizmet edeceğine inanmıştır. Ancak, Türkiye'nin dostluk elini yüz binlerin kanıyla eli kirlenmiş zümreler, yönetimler ve liderler hak edemez. İktidarlarını korumak uğruna ülkelerini yıkıma mahkûm edenlerle iş birliği tesis edemeyiz. Halkına zulmedenlere “Aman bize bir şey olmasın.” mantığıyla seyirci kalamayız. Zira, dünya tarihinin gördüğü tüm tiranlar önce kendi halklarını sonra da etraflarını hedef almışlardır. Suriye rejiminin insanlık onuruna ve saygınlığına karşı mütecaviz tutumuna ve katliamına bugün ses çıkarmayanların yarın kendileri bu rejim ve destekçilerin saldırganlığına maruz kaldıklarında şikâyet etmeye hiç hakları olmayacaktır.

Suriye’deki sorun çok daha vahim gelişmelere gebe olabilecek özellikler taşımaktadır. O nedenle, uluslararası camianın ve Türkiye iç siyasetinin bu sorunun bir an önce çözüme kavuşması için gayret göstermesi, sorunun devamından kendi çıkarları için medet ummaması şu aşamada zaruret arz etmektedir.

Bu tezkerenin bir savaş tezkeresi olarak nitelendirilmesini, yıllarını dış politikada harcamış olan ve neyin ne olduğunu gayet iyi bilmesi gereken bir  meslektaşıma doğrusu yakıştıramadım. Buradan açıklıkla ifade ediyorum ki bu tezkere bir savaş tezkeresi değildir. Daha önce yüce Meclisimizin verdiği yetkinin, o yetkinin verilmesini gerekli kılan şartların devam etmesi nedeniyle bir yıl daha uzatılmasından ibarettir. Yüce Meclis birçok konuda Başbakanlıktan gelen tezkereleri onaylamıştır, Hükûmete yetki vermiştir. Hiçbir tezkereden sonra da Türkiye bir savaşa girmemiştir. Böyle bir durum mevcut iken bu tezkereyi Meclisin açılışında “ilk savaş tezkeresi” olarak nitelendirmeyi doğru bulmuyorum ve Türk kamuoyunda yanlış bir kanının oluşmasına yol açabilecek bir ifade olarak değerlendiriyorum.

Suriye’deki önceliklerimiz, barış ve istikrar ortamının yeniden sağlanması, halkın meşru talepleri doğrultusunda demokrasinin tesisine yönelik siyasi bir geçiş sürecinin süratle başlatılması ve Suriye’nin egemenliği, toprak bütünlüğü ve ulusal birliğinin muhafazasıdır. Türkiye bu öncelikler doğrultusunda ihtilafa siyasi ve barışçıl bir çözüm bulunması amacına yönelik uluslararası çabalarda aktif ve öncü bir rol oynamaktadır. Ancak Suriye rejiminin barış dilinden anlamadığına, bugüne kadarki tüm iyi niyetli çaba ve girişimleri istismar etmeye çalıştığına da hepimiz yakından tanık olduk. Dolayısıyla Türkiye’nin gerçekleri ve tehlike olasılıklarını göz ardı etmeden ve ihtiyatı elden bırakmadan, bir yandan siyasi çözüm yönündeki katkısını ortaya koyarken, diğer taraftan ülkemizin temel hak ve menfaatlerinin korunması için ulusal güvenliğimize yönelik bütün risk ve tehditlere karşı her türlü senaryoya karşı hazırlıklı olması ve zamanlıca ve gerektiği ölçülerde mukabelede bulunmasını sağlayacak önlemleri önceden alması önem taşımaktadır. Türkiye bugün tecrübesi ve ehliyeti, ahlaki sorumluluğu ve askerî, ekonomik ve fiziki imkânları bakımından ortaya çıkabilecek her türlü olumsuz senaryonun üstesinden gelmeye hazırdır ve buna muktedirdir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;  bu belirttiğim mülahazalarla, ülkemizin muhtemel tehlikelere karşı güvenliğinin idame ettirilmesini sağlamak, kriz süresince ve sonrasında hasıl olabilecek gelişmeler istikametinde Türkiye’nin yüksek menfaatlerini etkili bir şekilde korumak ve kollamak, hadiselerin seyrine göre ileride telafisi güç bir durumla karşılaşmamak için, süratli ve dinamik bir politika izlenmesine yardımcı olmak üzere, hudut, şümul, miktar ve zamanı Hükûmetçe takdir ve tayin olunacak şekilde Türk Silahlı Kuvvetlerinin yabancı ülkelere gönderilmesi ve buna imkân sağlayan gerekli düzenlemelerin Hükûmet tarafından belirlenecek esaslara göre yapılması için 4 Ekim 2012 tarihli ve 1025 sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisi Kararı’yla Hükûmete verilen iznin süresinin 4 Ekim 2013 tarihinden itibaren bir yıl süreyle uzatılmasını Anayasa’nın 92’nci maddesi uyarınca yüce Meclisimizin onayına sunmakta olan tezkereyi AK PARTİ Grubu olarak desteklediğimizi beyan ederken yüce Meclise saygılarımızı sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bozkır.

Hükûmet adına Millî Savunma Bakanı İsmet Yılmaz.

Buyurun Sayın Yılmaz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Türkiye Büyük Millet Meclisinin 4 Ekim 2012 tarihli ve 1025 sayılı Kararı ile Türk Silahlı Kuvvetlerinin yabancı ülkelere gönderilmesi ve buna ilişkin gerekli düzenlemelerin yapılması hususunda Hükûmetimize verilen iznin bir yıl süreyle daha uzatılmasına dair tezkerenin gerekçesini açıklamak üzere söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle yüce Meclisi saygıyla selamlarım.

Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; bir yıl önce, 4 Ekim 2012 tarihinde vatandaşlarımızın ve sınır güvenliğimizin Suriye kaynaklı tehlike ve saldırılar karşısında korunmasına yönelik etkin tedbirler alınması zaruretini ortaya çıkaran tehdit algımız bugün de artarak geçerliliğini korumaktadır. Tezkerenin alındığı ortamda mevcut olan menfi şartların hiçbirisinde iyileşme görülmemiş, bilakis mevcut risk ve tehditler artmıştır. Geçen sürede Suriye’de Esed rejiminin şiddet ve yıkım politikası sonucunda ölen insan sayısı 150 bine, Suriye’den diğer ülkelere sığınan insan sayısı 2,1 milyona ve yerlerinden edilmiş kişilerin sayısı ise 5 milyona yaklaşmıştır.

Yaşanan insanlık dramı sadece Suriye’yi değil, aynı zamanda bölgenin de güvenlik ve istikrarını olumsuz yönde etkilemektedir. Rejimin saldırgan politikalarının oluşturduğu ortam Türkiye bakımından ciddi bir ulusal güvenlik meselesi hâline gelmiştir. Esed rejiminin kendi halkına yönelik askerî saldırıları gerek ülkemize gerekse diğer komşu ülkelere yönelik kitlesel göç hareketlerine ve bir insanlık dramına yol açmıştır. Afet Acil Durum Yönetim Başkanlığı tarafından 2011 yılından bu yana 4’ü Hatay’da, 2’si Şanlıurfa’da, 3’ü Gaziantep’te ve 1’er tane de Kahramanmaraş, Adıyaman, Osmaniye, Adana ve Mardin’de olmak üzere 14 adet çadır kent; ayrıca 2’si Kilis ve 1’er tane de Şanlıurfa, Malatya, Hatay ve Gaziantep’te olmak üzere 6 adet konteyner kent kurulmuştur. Ülkemizdeki kamp ve konteyner kentlerde bulunan mültecilerin sayısı hâlihazırda 200 bini geçmiştir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Suriye’de ihtilafın ve çatışmanın bir iç savaşa dönüşmesi üzerine Esed rejiminin uluslararası toplumun gözü önünde gerçekleştirdiği eylemler uluslararası hukuku ihlal eden ve insanlık onuru ve vicdanını yaralayan bir mahiyet kazanmıştır. Bu saldırıların en son örneği 21 Ağustos tarihinde Şam banliyölerinde sivil halkı hedef alan kimyasal silah saldırısıdır. Çoğu çocuk yaklaşık 1.400 masum insanın ölümüne yol açan kimyasal silah saldırısı Birleşmiş Milletlerin bu konuda yetkilendirdiği heyet tarafından incelenmiş ve inceleme heyetinin 13 Eylül 2013 tarihli raporunda Suriye’de kimyasal silah kullanıldığı, uluslararası hukukun ihlal edildiği bir kez daha teyit edilmiştir.

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Kimin yaptığı belli değil Sayın Bakan.

YILDIRIM TUĞRUL TÜRKEŞ (Ankara) – Sayın Bakan, kim kullanmış?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Devamla) - 14 Eylül 2003 tarihinde Rusya ile ABD arasında Suriye’nin elindeki kimyasal silahların ve kimyasal silah üretiminde kullanılan tesislerin en kısa süre içinde ve en seri şekilde 2014 yılının ilk yarısında uluslararası denetim altında imha edilmesi hususunda mutabakata varılmıştır. Bu anlaşma Suriye’nin bir daha kimyasal silah saldırısında bulunmasını ve kimyasal silahların terörist grupların eline geçmesini engellemesi bakımından önemlidir. Bu anlaşmaya uluslararası hukuk çerçevesinde hayatiyet kazandırmak için Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinden 27 Eylül 2013 tarihli ve 2118 sayılı Karar çıkartılmıştır. Bu kararda Suriye’deki kimyasal silah kullanımının uluslararası barışa ve güvenliğe bir tehdit ve uluslararası hukukun açık bir ihlali olduğu açıkça belirtilmiştir. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi aldığı kararla Kimyasal Silahların Yasaklanması Örgütünün aldığı bütün kararlara Suriye’nin uymasını talep ederek Suriye’de kimyasal silah kullanımını, geliştirilmesini, üretilmesini, stoklanmasını, doğrudan ya da dolaylı olarak diğer devletlere ya da devlet dışı aktörlere, gruplara transfer edilmesini yasaklamıştır. Bu silahların en kısa zamanda, kesin olarak ve doğrulanabilir bir şekilde imhasını elbette ki desteklemekteyiz. Ancak unutulmamalıdır ki Suriye’deki vahşet kimyasal silah kullanılmasıyla başlamadığı gibi, bu silahların imhasıyla da sona ermeyecektir. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin söz konusu kararında da belirtildiği üzere kimyasal silah saldırısının sorumlularının hesap vermesini sağlayacak, Suriye’deki insani trajediyi bitirecek, akan kanı durduracak her türlü çabayı ülke olarak desteklemeye devam edeceğiz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Suriye’ye karşı Hükûmet olarak izlediğimiz politikamızın temel dayanağı Suriye’nin egemenliği, bağımsızlığı ve toprak bütünlüğünün korunarak Suriye halkının meşru haklarının karşılanmasıdır. Bu suretle Suriye halkının acıları dinecek ve bölge yeniden istikrara kavuşacaktır. Kendi halkıyla ve komşularıyla barışık, toprak bütünlüğünü ve egemenliğini koruyan bir Suriye bizim için de bölge için de önemlidir. Suriye’de yaşanan olayların bir an evvel son bulmasına, barış ve istikrar ortamının yeniden sağlanmasına, halkın meşru taleplerini karşılayan siyasi sürecin en kısa sürede başlamasına ve Suriye’nin egemenliği, toprak bütünlüğü ve ulusal birliğinin muhafazasına yönelik çalışmalara katkı sağlamaya devam edeceğiz.

Türkiye hiçbir süreçte Suriye’yle ilgili uluslararası toplantıların, süreçlerin dışında değil, bizzat süreçlerin tam merkezinde bulunmaktadır. Uluslararası toplum Suriye’deki kimyasal silahların imha edilmesi konusunda gösterdiği duyarlılığı bu ana kadar Suriye’de devam eden masum insanlara yönelik şiddet karşısında gösterememiş, kayıtsız kalmış, hak, hukuk ve evrensel değerleri hiçe sayan Esed yönetimini şiddete başvurmaktan caydıracak tedbirleri alma kararlılığını gösterememiştir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ülkemizin Suriye kaynaklı gelişmeler karşısında maruz kaldığı güvenlik riskleri maalesef sınırlarımıza dayanmış insanlar ile sınırlı değildir, sınır bölgesinde yaşayan vatandaşlarımızın güvenliğini de tehdit eden bir düzeye ulaşmıştır. Bilindiği üzere, Suriye’den ülkemize yönelik hasmane tutum, 22 Haziran 2012 tarihinde test ve eğitim görevi icra eden silahsız bir uçağımızın Suriye’nin Lazkiye şehrinin 13 mil açığında, uluslararası hava sahasında, Suriye tarafından hiçbir uyarı yapılmaksızın vurularak düşürülmesiyle en üst düzeye ulaşmış ve söz konusu saldırı sonucunda 2 pilotumuz şehit olmuştur.

20 Eylül 2012 tarihinde, Şanlıurfa’nın Akçakale ilçesi müteaddit kereler Suriye tarafından top atışlarının hedefi hâline gelmiş, 3 Ekim 2012 tarihinde gerçekleştirilen top atışlarının topraklarımıza düşmesi sonucunda, kadın ve çocuk olmak üzere 5 vatandaşımız hayatını kaybetmiştir.

11 Şubat 2013 tarihinde, Suriye tarafından gelerek Cilvegözü Sınır Kapımız’dan ülkemize giriş yapmaya çalışan bomba yüklü bir aracın patlaması sonucunda, 4’ü vatandaşımız 13 kişi hayatını kaybetmiştir.

2 Mayıs 2013 tarihinde, Suriye tarafından uzun namlulu tüfeklerle açılan ateş sonucu bir polisimiz şehit olmuş, 7’si güvenlik güçleri mensubu olmak üzere 12 vatandaşımız yaralanmıştır.

11 Mayıs 2013 tarihinde, Hatay’ın Reyhanlı ilçesinde, Suriye rejiminin istihbarat birimleriyle bağlantılı terör saldırısında 52 vatandaşımız hayatını kaybetmiş, 29’u ağır olmak üzere 100’ün üzerinde vatandaşımız yaralanmıştır.

Suriye tarafından sınır boyunca açılan ateş sonucu ülkemize düşen top, havan topu, roket gibi mühimmat sayısı 20 Eylül 2012 tarihinden bu yana 69’a ulaşmıştır. Buna ilave olarak, iç savaş nedeniyle ekonomik kriz ile karşı karşıya kalan Suriye’de kaçakçılık ciddi bir gelir kapısı hâline gelmiştir. Türk Silahlı Kuvvetleri mensupları ile Suriyeli kaçakçılar arasında müteaddit defa silahlı çatışma yaşanmış, bu durum sınır güvenliğinin yanı sıra ülke ekonomisi bakımından da ilave riskler oluşturmaktadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; evrensel değerleri yok sayan, uluslararası normlara aykırı her türlü yöntem ve silahı kullanmaktan çekinmeyen Suriye’deki Esed rejimi, Orta Doğu’daki hassas dengeler üzerine kurulu göreli istikrar ortamını daha da kırılgan hâle getirmiştir. Suriyeli olmayan, rejim yanında veya rejime karşı savaşanlar, Suriye’deki çatışma ortamını bir mezhep savaşı boyutuna taşımaktadır. Bu durum, Suriye halkının özgürlük ve demokrasi mücadelesine zarar vermekle kalmayıp bölgesel barış ve güvenlik için son derece tehlikeli bir gelişme olarak karşımıza çıkmaktadır. İç savaş ülke içindeki radikalizm ve aşırılığı beslemekte, halkı radikal kamplara yönlendirmektedir. İç savaşlar sadece iç savaşın cereyan ettiği ülkeyi değil, bölgesel ve küresel istikrarı da tehdit etmektedir. Bunun örneklerini Afganistan’da, Somali’de ve Irak’ta gördük, görmeye devam ediyoruz.

Üzülerek söylemek gerekirse, 911 kilometre uzunluğunda sınıra sahip olduğumuz komşu ülke Suriye’de yaşanan gelişmeler terör örgütlerine ve illegal yapılara sığınak oluşturmaktadır. Suriye halkının demokratik talep ve beklentileriyle herhangi bir ilgisi bulunmayan bu terör örgütlerinin örtülü gündemleri doğrultusunda sivil unsurlara karşı gerçekleştirdiği eylemler, rejime karşı mücadele eden muhalif grupların meşru hak ve arayışlarına uluslararası toplum nezdinde de gölge düşürmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Hükûmet olarak en önemli önceliğimiz vatandaşlarımızın ve ülkemizin güvenliğidir. Bir vatandaşımızın dahi hayatını kaybetmesini veya yaralanmasını doğal kabul etmek mümkün değildir. Yüce Meclisimizin geçen yıl Hükûmetimize verdiği yetki ve Suriye kaynaklı güvenlik riskleri bağlamında değişen angajman kurallarıyla ülkemizin ve halkımızın güvenliği için gereken her türlü tedbir alınmaktadır, bu konuda ülkemizin kararlılığının sınanmasına da gerek yoktur. Söz konusu kararlılığımızı, 16 Eylül tarihinde hava sahamızı ihlal eden ve uyarılarımıza rağmen bu ihlali sürdüren Suriye rejim helikopterinin hava kuvvetleri unsurlarınca etkisiz hâle getirilmesi suretiyle de gösterdik. Benzer bir durum ile karşılaşılması hâlinde, Suriye kaynaklı açık ve yakın tehdit oluşturan her türlü eyleme karşı uluslararası hukuktan kaynaklanan haklarımızı kullanmakta tereddüt göstermeyeceğimizin bilinmesini isterim. Ulusal güvenliğimize menfi etkisi olabilecek her türlü gelişmelere karşı ülkemizin temel hak ve menfaatlerinin korunması için gereken tedbirleri aldık, bundan sonra da almaya devam edeceğiz.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; bu kürsüde konuşan sayın hatipler Reyhanlı saldırısıyla ilgili farklı anlamlara gelebilecek yorumlarda bulundular. Reyhanlı’daki saldırı Adana Cumhuriyet Başsavcılığının talimatlarıyla yapılan istihbari çalışmalar, kamera kayıtlarının incelenmesi ve tanık beyanları doğrultusunda patlamayı gerçekleştiren şahıslar ile araçları temin eden, patlayıcıları Suriye’den getiren, araçlardaki donanımları değiştiren, patlama öncesi keşif yapan, araçları olay yerine getirerek patlatan ve bu kişilere yardım ve yataklık yapan şahıslardan yapılan tahkikat sonucu, faillerin, mevcut Suriye rejiminin istihbarat servisinde görevli subaylarla ve yine terör örgütüyle bağlantılı olarak lojistik ve finansal destek sağladıkları ve bu saldırıyı gerçekleştirdikleri açık ve net bir şekilde tespit edilmiştir.

Bu olaya karışan şahısların kimlere rehberlik ettiğini de milletimiz bilmektedir. Bu olaya karışan şahıslardan 20 kişi tutuklanmış, 8 kişi de aranmaktadır. Savcılığa vermiş olduğu ifadede bu sanıklardan birisi, bugün dahi olsa aynı olayı yapmaktan çekinmeyeceğini söyleyecek kadar da hem gözü dönmüş hem izanını kaybetmiş hem de insanlık değerlerinden yoksun olduğunu göstermiştir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; biz yardım ettiğimiz kimsenin kimliğine bakmayız, mağdurun kimliği sorulmaz. Biz savaş istemiyoruz, biz mevcut savaşı durdurmak istiyoruz.

Geçen yine Türkiye’ye Patriot füzelerinin yerleştirilmesiyle ilgili, gruplar adına yapılan toplantıda Mecliste bulunan bir grubun temsilcisinin yapmış olduğu bir konuşmayı, tarih önünde ne kadar yanlış olduğunu, hatalı olduğunu, zamanın bizi haklı çıkardığını göstermek için okumak istiyorum: “Eğer bu silah sistemlerinin Türkiye'de kuruluşuna dair Bakanın verdiği askerî gerekçe şudur: Balistik füze yetenekleri ve kimyasal silah stoku mevcudu.  Şimdi, bu kimyasal silah stoku masallarına gelince: Ben bunun hakikaten bir masal olduğunu düşünüyorum çünkü 1'inci ve 2'nci Körfez savaşları söz konusu olduğunda, bütün Batı basını, özellikle Pentagon tarafından maniple edilen basın, sistematik bir biçimde Irak'ta kitle imha silahlarından söz etti. Savaş bitti, Irak mahvoldu fakat bir tane kitle imha silahı deposu bulunamadı.”

Bunu diyen insana sormazlar mı; Halepçe’yi görmedin mi, 5 bin masum insanın kimyasal silahlarla öldürüldüğünü görmedin mi? Ama siyasi körlük Halepçe’deki bu katliamı görmediği gibi bugün Şam’daki katliamı da görmez, Halep’teki katliamı da görmez.

Konuşmasına aynen devam ediyorum: “Suriye’nin elindeki kimyasal silah depoları da aynen böyle rivayettir. Rivayet, rivayet, rivayet…” Şimdi, zaman göstermiştir ki Suriye kendi elindeki kimyasal silah listesini Birleşmiş Milletlere teslim etmiştir ve herkes şunu görmüştür ki Suriye, dünyada en fazla kimyasal silah stokuna sahip ülkelerden birisidir. Tarih bizi haklı çıkarmıştır. Buna rivayet diyenlerin, Halepçe’yi görmediği gibi Halep’i görmeyenlerin, Halepçe’yi görmediği gibi Şam’ı görmeyenlerin karşısında belli bir zaman geçtikten sonra bugün de hiç şüpheniz olmasın ki yine tarih bizi haklı çıkaracaktır.

Yine bir başka arkadaşımız Türkiye’nin politikasını, Türkiye’nin dışlandığını, dünyayla ilgili uyumlu olmadığını söyledi. Oysa Türkiye, Suriye’yle ilgili olan bütün politik süreçlerin tam merkezindedir. Bakın, 16 Şubat 2012 tarihinde Birleşmiş Milletler Genel Kurulunda Suriye’yle ilgili alınan kararda bizim de öncülük ettiğimiz, katıldığımız 137 ülke Suriye Hükûmetini kınamıştır, Suriye Hükûmetini sorumlu bulmuştur. Bir tarafta 137 kişi, bir tarafta 12 tane ret var. Şimdi, burada da 12 tane reddin yanında olanlar var, bir de 137’den… Biz söylüyoruz ”5, dünyadan büyüktür.” diye, hiç şüpheniz olmasın ki 137, 12’den büyüktür. 12’nin yanında olmaya devam edenlere milletimiz zamanı geldiğinde gereken desteği veya desteksizliğini gösterecektir.

Yine 3 Ağustos 2012 tarihinde Birleşmiş Milletler Genel Kurulunda Suriye’yle ilgili olarak alınmış olan kararda bizim de dâhil olduğumuz 133 kabul, 12 tane ret; bir öncekinde 12 vardı. Şimdi sorarım size: 12 tane ret diyen dünya mı Suriye politikasında yalnız, 137 veya 133 ülkenin yanında olan mı? Biz 133 ülkenin yanındayız.

Yine 15 Mayıs 2013 tarihli Birleşmiş Milletler Genel Kurulunda Suriye’yle ilgili kararda 107 kabul, 12 ret; yine retler değişmiyor.

NURETTİN DEMİR (Muğla) - Sizden başka savaş isteyen yok, savaş isteyen sizsiniz.

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Devamla) - Biz 107 ülkenin olduğu taraftayız.

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Sizden başka savaş isteyen yok Sayın Bakan.

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Devamla) - Dünya 5’ten büyük olduğu gibi 107 de, 133 de, 137 de 12’den büyüktür. Peki, problem ne? Birleşmiş Milletlerdeki Rusya’nın veya Suriye’yi destekleyen Çin’in veto hakkına sahip olarak Birleşmiş Milletleri felç etmesi, işlemez hâle getirmesi Suriye’deki ve dünyanın daha birçok yerindeki vahşetin devamına neden olmaktadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; masum insanları öldüren, adı El Kaide olsun, adı El Nusra olsun, adı PKK olsun, adı ne olursa olsun hepsi terör örgütüdür. Hiçbir masumu öldürmeyin, biz bir diğerini diğerinden ayırt etmeyiz.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Niye destekliyorsunuz o zaman? Bütün desteği sizden alıyorlar. Ayıptır ya, bu kadar Genel Kurulu yanlış bilgilendirmeyin.

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Devamla) – Biz, Beşar Esed’in yanında da olmadık, Beşar Esed’in yanına gidenlere rehberlik de etmedik. Eğer Beşar Esed’in yanında durursanız kimin kimyasal silah kullandığını görmezsiniz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Ceylânpınar’da, Kızıltepe’de bir gidin halkla konuşun.

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Devamla) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; geçen yıl kabul edilen tezkerenin kabul ediliş şartlarından bugünkü şartlar, gerek sığınmacı sayısı bakımından gerek can kaybı bakımından gerek kaçakçılığın artması bakımından gerek kimyasal silah tehdidinin açık ve yakın tehdit boyutuna ulaşması bakımından daha çarpıcı hâle gelmiştir. Ülkemiz açısından tehdit ve risklerin arttığı ortamda Meclise sunulan tezkerenin kabul edilmesi gerektiğini düşünüyoruz. Tezkerenin gerekliliğine olan ihtiyaç 4 Ekim 2012’den bu yana azalmamış, bilakis artmıştır. Bu nedenle, yüce Meclisin onayına sunduğumuz tezkereye destek verilmesi ülke çıkarlarının korunmasına katkı sağlayacaktır.

MUSA ÇAM (İzmir) – Hangi çıkarlar?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Devamla) – Biz, daha önce de söylediğimiz gibi, savaş istemiyoruz, biz mevcut savaşın durdurulmasını istiyoruz. Bu nedenle de -Suriye’de devam eden çatışma, mevcut- ileride telafisi güç bir durumla karşılaşmamak, ülkemizi muhtemel risk ve tehditlere karşı hazır hâlde tutmak, ülke güvenliğinin idame ettirilmesini sağlamak, kriz süresince ve sonrasında muhtemel gelişmeler istikametinde Türkiye’nin menfaatlerini korumak ve süratli ve etkin bir politika izlenilmesine yardımcı olmak üzere Türkiye Büyük Millet Meclisinin 4 Ekim 2012 tarihli ve 1025 sayılı Kararı’yla, hudut, şümul, miktar ve zamanı Hükûmetçe takdir ve tespit edilmek kaydıyla Türk Silahlı Kuvvetlerinin yabancı ülkelere gönderilmesi ve bununla ilgili gerekli düzenlemelerin Hükûmet tarafından belirlenmesine izin veren tezkere süresinin Anayasa’nın 92’nci maddesi uyarınca, 4 Ekim 2013 tarihinden itibaren bir yıl daha uzatılmasına destek verilmesini talep ediyor, tezkerenin ülkemiz için hayırlara vesile olmasını diler, yüce heyetinizi saygıyla selamlarım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bakan.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Baluken.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Sayın Bakan konuşması sırasında Genel Kurulu yanıltan bazı bilgiler vermiştir Hükûmet politikalarıyla ilgili. Onunla ilgili bir düzeltici açıklama…

BAŞKAN – Açıklamada mı bulunacaksınız yoksa sataşmadan dolayı mı söz istiyorsunuz?

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Hayır, Genel Kurula yanlış bilgi vermiştir. Aynı zamanda, bizim söylediğimiz bilgilerin de doğru olmadığını söylemiştir.

BAŞKAN – Peki, buyurun.

Sataşmadan dolayı iki dakika süre veriyorum.

 

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Bingöl Milletvekili İdris Baluken’in, Millî Savunma Bakanı İsmet Yılmaz’ın (3/1284) esas numaralı Başbakanlık tezkeresi üzerinde yaptığı konuşma sırasında Barış ve Demokrasi Partisine sataşması nedeniyle konuşması

 

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Gerçekten, Sayın Bakanı dinlerken hayrete düşüyor insan.

Şimdi, bütün konuşması çelişkilerle dolu. “910 kilometrelik bir sınırı terörist gruplar, terörist örgütler kapatmış.” diyor ama bu grupların AKP Hükûmetiyle olan ilişkilerine baktığınız zaman da zaten kendi kendisini çürüten bir konuşma oraya çıkıyor. Şimdi, bu sınırın büyük bir kısmında olan El Nusra ve El Kaide gruplarıyla ilgili AKP Hükûmetinin açıktan destek verdiğini bilmeyen yok. Bunu sizin burada reddetmeniz, gerçeği çarpıtmanız bir şeyi değiştirmez. Bütün Orta Doğu ülkeleri, bütün dünya ülkeleri şu anda El Nusra’yla, El Kaide’yle olan ilişkinizi biliyor. Ceylânpınar’a gidin, Viranşehir’e gidin, Kızıltepe’ye gidin. Orada TİGEM arazilerini sorduk, o TİGEM arazilerinin kimin tarafından kullanıldığını söyleyin. Elektrikler kesilince Ceylânpınar halkının aklına ne geliyor, onu sorun. Kimler lojistik destek alıp, karşıya gidip, çatışıp tekrar geri geliyorlar, ona bakın. Vekilleriniz, bakanlarınız kimlerle boy boy fotoğraf çektiriyor, ona bakın. Bütün bunlar ortadayken buraya gelip sanki hiçbirimizin aklı çalışmıyormuş gibi “El Nusra, El Kaide teröristtir.” demekle bu işin içinden sıyrılamazsınız. Bununla ilgili, bir an önce, bu çetelere vermiş olduğunuz desteği kesmeniz, sınır güvenliğiyle ilgili, tamamen kaldırılmış olan o bariyerlerle ilgili yeni tedbirler almanız gerekir.

Ayrıca, “bu terörist örgütler” lafını kullanırken Kürtleri de kastediyorsunuz. Dırbesiye, Serekaniye, Kobani ve Afrin’de şu anda sınırda Yüksek Kürt Konseyinin iradesi vardır, halk meclislerinin iradesi vardır. Yüksek Kürt Konseyi, oradaki Kürt halkının iradesidir. Siz de, Hükûmetiniz de PYD Eş Başkanı Sayın Salih Müslim’i Türkiye’de kabul ederek o iradenin terörist olmadığını zaten ortaya koydunuz. Dolayısıyla, burada ya dış politikanızda bir anormallik var ya da sizin söylediklerinizde bir anormallik var. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz.

Sayın Vural, söz istemiştiniz.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sadece buradan bir şey söylemek istiyorum efendim.

BAŞKAN – Buyurun.

 

VII.- AÇIKLAMALAR (Devam)

2.- İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, Hükûmetin Türkiye Büyük Millet Meclisine Suriye konusunda samimi bilgiler vermesi gerektiğine ilişkin açıklaması

 

OKTAY VURAL (İzmir) – Suriye konusunda Hükûmet çok önemli görüşmeler yaptı. Kimyasal silahların kullanımıyla ilgili çantalarla bilgiler verdiklerini söylediler, Paris’e gittiler ama Türkiye Büyük Millet Meclisi milletvekillerine bu gelişmeler hakkında hiçbir bilgi verilmedi. Yani, gerçekten Hükûmetin Türkiye Büyük Millet Meclisine bütün bu gelişmelerle ilgili sağlıklı bilgi vermediğini paylaşmak istiyorum.

NURETTİN DEMİR (Muğla) – Bakanlar da bilmiyor ki.

OKTAY VURAL (İzmir) – Yani bu bilgilerle Hükûmet sınır ötesi operasyon, Türk Silahlı Kuvvetleri unsurlarını kullanmak istiyor ama gerçekten bugün Paris’teki toplantıda yapılan konuşmalar, kimyasal silahın kullanımıyla ilgili deliller… Eğer kapalı oturum istiyorsanız, buyurun kapalı oturum yapalım ama milletvekillerine kimyasal tehdidin boyutları, kimlerden kaynaklanıyor, Suriye’deki El Nusra, El Kaide tehditlerinin Türkiye’ye nasıl yöneldiği konusunda lütfen samimi bilgiler verin ki milletvekilleri de vicdanları doğrultusunda hareket etsinler. Ama bunlar… Gerçekten haklı gerekçeler ortaya koyamadınız.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Vural.

 

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI (Devam)

A) Tezkereler (Devam)

9.- Başbakanlığın, Suriye’deki durumun oluşturduğu tehdit ve riskler çerçevesinde hudut, şümul, miktar ve zamanı Hükûmetçe takdir ve tayin olunacak şekilde, Türk Silahlı Kuvvetlerinin yabancı ülkelere gönderilmesi ve gerekli düzenlemelerin Hükûmet tarafından belirlenecek esaslara göre yapılması için, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 4/10/2012 tarihli ve 1025 sayılı kararıyla Hükûmete verilen izin süresinin Anayasa’nın 92’nci maddesi uyarınca 4/10/2013 tarihinden itibaren bir yıl süreyle uzatılmasına dair tezkeresi (3/1284) (Devam)

 

BAŞKAN – Şimdi şahsı adına konuşmalara geldik.

Şahsı adına ilk konuşmacı, İstanbul Milletvekili Osman Korutürk.

Buyurun Sayın Korutürk. (CHP sıralarından alkışlar)

OSMAN TANEY KORUTÜRK (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Suriye’ye silahlı kuvvet gönderilmesine ilişkin Hükûmet tezkeresi hakkındaki görüşlerimizi, Cumhuriyet Halk Partisinin görüşlerini en açık şekilde, partimizin grubu adına Adana Milletvekili Sayın Loğoğlu açıkladı, bunun ayrıntısına girmeyeceğim. Benim dikkat çekmek istediğim birkaç nokta var, onları sizin dikkatinize getirmek istiyorum.

Birincisi, bu tezkerenin zamanlaması yerinde bir zamanlama değil, acelesi olan bir konu değil. Bakın, görüyorsunuz, dünya bu konuyu başka türlü çözme yoluna girdi, uluslararası toplum bu konuyu başka türlü çözme yoluna girdi. Bunu çözerken önce Suriye’yi kimyasal silahlardan arındırma denemesine girişiliyor. “Suriye’yi” dediğimiz zaman, Suriye rejiminin elinde olduğu gibi, Suriye’deki “muhalif” dediğimiz ama birçoğu terörist olan diğer grupların da elinde kimyasal silahlar var, bunların giderilmesine çalışılacak. Bu arada da, Cenevre’de 2. Cenevre Konferansı yapılacak ve müzakere yoluyla soruna barışçıl bir çözüm bulunmasına çalışılacak, askerî bir müdahale şu anda çok geriye itilmiş durumda, bugünden yarına olabilecek bir şey değil. Ha, bugünden yarına bir şey olur da acele bir harekete girmek gerekirse, Anayasa’mızın 92’nci maddesi buna imkân veriyor, Sayın Cumhurbaşkanı bu konuda yetkili.

Onun dışında bir şey daha var: Biz, demin, arkadaşlarımız, bizim sözcümüzün söylediği… “Savaşçı yaklaşım yoktur.” dediler ama asker göndermek savaşçı bir yaklaşım gösteriyor, savaşçı bir yaklaşım göstermek doğru bir şey değil. Bakın, Suriye’deki, Türkiye’deki ve bölgedeki fay hatlarının tetiklenmesi Türkiye’nin ulusal çıkarlarına aykırıdır. Türkiye’nin kapasitesiyle AKP Hükûmetinin hayalci dış politikası arasındaki uçurum derindir. Suriye tarafından kaynaklanan bir saldırı olduğu takdirde, bizim sadece Anayasa’mızın 92’nci maddesi değil, Birleşmiş Milletler Ana Sözleşmesi’nin 51’inci maddesi uyarınca da Türkiye’nin kendini savunma hakkı vardır. E o zaman beklersiniz, acele bir durum olursa, bir asker gönderme durumu olabilir tabii, eğer böyle bir şey olursa Türkiye Büyük Millet Meclisi bir saat içerisinde toplanır, bu kararı alırız. Niye bugün alıyoruz bu kararı?

Şimdi, bazı konulara dikkat çekmek istedim dedim, onlardan bir tanesi şu arkadaşlar, Sayın Bakan da konuşmasında söyledi, AKP Grubu adına konuşan değerli hatip de konuşmasında söyledi: Tezkerede bir ifade var, bu ifadeyi size okuyorum, diyor ki…

BAŞKAN – Sayın Hatip, bir dakika…

Sayın milletvekilleri, lütfen konuşmanızı dışarıda, kulislerde yaparsanız sayın hatibi dinlemek istiyoruz.

Teşekkür ederim.

Buyurun efendim.

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Sayın Başkan, aynı uyarıyı Sayın Bakanlar Kuruluna da söylerseniz memnun olacağız çünkü sayın bakanlar da konuşmaları dinlemiyor. Savaş konuşuluyor, bakanlar orada kulis yapıyor.

BAŞKAN – Süreyi vereceğiz efendim, merak etmeyin.

OSMAN TANEY KORUTÜRK (Devamla) – Peki teşekkür ederim Sayın Başkan.

“…kriz süresince…” Okuyorum tekrar: “…kriz süresince ve sonrasında hasıl olabilecek gelişmeler istikametinde Türkiye'nin yüksek menfaatlerini etkili bir şekilde korumak ve kollamak, hadiselerin seyrine göre ileride telafisi güç bir durumla karşılaşmamak için süratli ve dinamik bir politika izlenmesine yardımcı olmak üzere…” diyor. Bu ne demek arkadaşlar? Bakın, geçen seneki, uzatılmasını istediğiniz tezkerede ne diyordu? Diyor ki:“Bu durum…” Önden anlatıyor durumun ne olduğunu. “…ulusal güvenliğimize ciddi tehdit ve riskler oluşturan bir aşamaya ulaşmıştır. Bu itibarla, ülkemize yönelebilecek ilave risk ve tehditlere karşı zamanında ve süratle hareket etmek ve gerekli tedbirleri almak ihtiyacı hasıl olmuştur. Bu çerçevede, hudut, şümul ve zamanı…” diye gidiyor. Şimdi, bu, ülkemize yönelebilecek tehditlere karşı süratle tedbir almak yerine, “Hasıl olabilecek gelişmeler istikametinde Türkiye'nin yüksek çıkarlarını korumak, kollamak, hadiselerin seyrine göre ileride telafisi güç bir durumla karşılaşmamak üzere süratli ve dinamik bir politika izlenmesine yardımcı olmak…” Biz, bir önleyici saldırı yapmak mı düşünüyoruz? Bu, bu anlama mı geliyor?

Biz, Meclis tatile girmeden çok kısa bir süre önce, askerlikle ilgili, Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Kanunu’nun 2’nci maddesini değiştirdik hatırlayacaksınız. Orada gene ben, bu sefer grup adına yapmış olduğum bir konuşmada, “yurt savunması için” ibaresinin çıkartılmasını eleştirmiştim. Diyor ki: “Askerlik, Türk gençlerine harp sanatını öğretmek ve yapmak mükellefiyetidir.” Ne için öğretmek ve yapmak mükellefiyetidir? Yurt savunması için. Burada “yurt savunması” çıkmış, bu önemli bir ayrıntı. Niçin olmuş bu? Buna çok dikkat etmek lazım.

Başka bir noktaya baktığımız zaman, biz bu tezkerenin takdim yazısında şöyle bir ibare görüyoruz; diyor ki: “Türkiye, rejimin yapabileceği her türlü saldırıdan ve Suriye’deki belirsizlik ve kaos ortamından en çok etkilenecek ülke konumundadır.” Bu ciddi bir tespit ve bu bir itiraf. Değerli arkadaşlar, bakın, Türkiye’yi bu konuma Hükûmetin Suriye’deki yanlış politikaları getirdi. Hükûmet Suriye’de baştan itibaren uluslararası camiayla birlikte hareket etmiş olsaydı, belki bugün Suriye’de 130 bin kişi değil, çok daha az insan hayatını kaybetmiş olurdu. Türkiye'nin yapmış olduğu, önce muhalefeti organize etmek, arkasından eğitmek, sonra silahlandırmak, sonra koordine etmeye çalışıp becerememek. Türk hududuna bir sürü terör örgütünü, düzensiz kuruluşu yığdı. El Kaide’sinden El Nusra’sına kadar, Irak Suriye İslam Devleti’ne kadar, şimdiye kadar Türkiye'yle hiç ilişkisi olmamış birçok kuruluş Türkiye'den adam topluyor, cihada götürüyor, orada çarpıştırıyor, Türkiye'yi tehdit ediyor, Reyhanlı’da yapılan saldırının sorumluluğunu üstleniyor. Ondan sonra biz kalkıyoruz “Türkiye şu duruma gelmiştir.” diye kendi metnimizle itiraf ediyoruz, ikrar ediyoruz.

Şimdi, benim sizlerden istediğim bir şey var arkadaşlar, hepinizden ve özellikle Adalet ve Kalkınma Partisi Grubundan.

Şimdi, bu Suriye meselesi çok vahim bir mesele ama sadece Suriye meselesi değil, dış politikamız çok vahim bir noktada, hiç böyle olmamıştı. Bizler dış politikada kırk yıla yakın çalıştık; bu durumu, şu hâli hiç görmedik.

Şimdi, biz Türk dış politikasını, Suriye konusunu seneden seneye yılda bir kere tezkere münasebetiyle mi konuşmalıyız arkadaşlar? Bizim bunun için bir genel görüşme açmamız lazım, biz genel görüşme açtığımız zaman sizler bunu hemen reddediyorsunuz, genel görüşmenin yapılıp yapılmayacağına ilişkin bunlar konuşuluyor, çıkıyor. Siz talep edin genel görüşmeyi, oturalım, konuşalım, Türk dış politikasını masaya yatıralım.

Bakın, Sayın Başbakan, Dışişleri Bakanı diyorlar ki: “Cumhuriyet Halk Partisi yurt dışına çıktığı zaman bizi şikâyet ediyor.” Hayır, etmiyoruz, şikâyet etmek bir tarafa Sayın Başbakana saldırı olduğu takdirde onu da biz göğüslüyoruz, durduruyoruz, “Söylemeyin, bu şekilde söyleyemezsiniz Türkiye Başbakanına.” diyoruz. Şikâyet değil ama eğer bizim sizin yaptığınız politikaya uymamızı, buna katılmamızı, buna destek vermemizi istiyorsanız ona bizim de bir katkımız olması lazım, anlamamız lazım en azından nereye gidiyoruz, ne yapıyoruz? Biz bunları bilmiyoruz, kendi kafasına göre Sayın Dışişleri Bakanı bir kitap yazmış, o kitabın doğrultusunda gidiyor, o kitabın doğrultusunun sonunda El Nusra’sı, bilmem nesi hepsi başımıza üşüşüyor.

Onun için, sizlerden isteğimiz –benim isteğim en azından- sizler öncülük edin, bir genel görüşme açın. Genel görüşme illa ki kendi Hükûmetinize karşı bir şey demek değil, anlatsın bize burada, bunları görüşelim.

Dışişleri Komisyonunun ben üyesiyim, biraz sonra toplantı yapacağız, bir Sayın Başkan seçeceğiz, muhtemelen aynı Sayın Başkanı seçeceğiz ama  o Sayın Başkandan defalarca rica ettik, “Dışişleri Bakanı gelsin, şu Dışişleri Komisyonuna bir anlatsın.” dedik, gelmiyor Bakan. Böyle bir dış politika olur mu arkadaşlar? Böyle bir dış politika olduğu zaman, işte böyle manasız konuşmalarla, manasız sıkıntılarla birbirimize gireriz, hâlbuki yeni bir yasama dönemi başlatıyoruz, bu yeni yasama dönemi içerisinde 3 tane de seçim geçireceğiz, bu sırada biz birbirimizle anlaşarak, birbirimizle bir arada, birlik içerisinde çalışabilmemiz lazım. Bunu yapabilmek için sizin bu politikaları önce kendinizin anlamanız, öğrenmeniz lazım, sonra da bizlerin bunları hep beraber tartışmamız lazım. 3 kişinin, 5 kişinin yapmış olduğu bir dış politikayı ben Meclise açıkçası yakıştıramıyorum. Bu tezkereyi de bu Meclis bakımından hiçbir şekilde kabule şayan bir tezkere diye görmüyorum. Bu tezkere her zaman gelir eğer gerekirse, geçirilir, gider.

Sayın AKP sözcüsü diyor ki: “Amerikalılar bunun rejim tarafından kullanıldığını söylediler.” Evet, Amerikalılar öyle söylüyor, Ruslar da başka bir şey söylüyor. Ruslar da “Türkiye üzerinden geldi.” diyor, inşallah doğru değildir. Biz ne Amerikalıya bakıyoruz ne Rus’a bakıyoruz, bizim referansımız, bizim dayanağımız Birleşmiş Milletler. Birleşmiş Milletlerin sözcüleri “Orada kimyasal silah kullanılmıştır.” diyorlar ama kimin kullandığını söylemiyorlar. Dolayısıyla, her iki taraftan kimyasal silah kullanılmış. Her iki tarafa karşı müteyakkız olmamız lazım ama müteyakkız olurken de uluslararası camianın doğrultusunda barışçı bir çözümü savunmamız lazım. Barışçı çözüm de yalnız kalmakla, sayılarla, rakamlarla olmuyor Sayın Bakan, isteklerle oluyor. Fransa savaş istiyordu, olmadı; biz savaş istiyorduk, olmadı. O zaman, artık, biz bu barışı temin etmeye çalışalım.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Korutürk.

VOLKAN BOZKIR (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Bozkır.

VOLKAN BOZKIR (İstanbul) – Sayın Başkan, Sayın Korutürk Sayın Dışişleri Bakanımızla ilgili bazı ifadeler kullandı. O bilgileri düzeltmek istiyorum. 

AHMET TOPTAŞ (Afyonkarahisar) – Dışişleri Bakanı kendisi  gelsin, kendisi izahat versin.

BAŞKAN – Buyurun, iki dakika söz veriyorum.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkan, burada vekâlet hükümleri işlemez ki. Sayın Bakan orada.

 

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

2.- İstanbul Milletvekili Volkan Bozkır’ın, İstanbul Milletvekili Osman Taney Korutürk’ün (3/1284) esas numaralı Başbakanlık tezkeresi üzerinde yaptığı konuşma sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

 

VOLKAN BOZKIR (İstanbul) – Sayın milletvekillerini bir konuda bilgilendirmek istiyorum.

Bugün tezkerenin görüşüleceğini Sayın Dışişleri Bakanımız biliyordu fakat maalesef Balkanlarda, Güneydoğu Avrupa çerçevesinde bir toplantıya katılma mecburiyeti oldu ve sizlere şu mesajı iletmemi arzu etti, Dışişleri Bakanımız, Sayın Korutürk’ün bahsettiği ölçüde gelip Genel Kurulu bilgilendirmeye hazır olduğunu ifade etti. Ayrıca, bayramdan sonraki ilk Dışişleri Komisyonu toplantısına da gelecekler ve Dışişleri Komisyonunda bu konuları görüşeceğiz.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar!)

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Hamzaçebi, buyurun.

 

VII.- AÇIKLAMALAR (Devam)

3.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, İstanbul Milletvekili Volkan Bozkır’a İç Tüzük’ün hangi maddesine dayanarak söz verildiğini öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

 

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, Sayın Volkan Bozkır’a İç Tüzük’ün hangi maddesine dayanarak söz verdiğinizi anlayabilmiş değilim. Sayın Dışişleri Bakanıyla ilgili bir değerlendirme yapıldı. Kendisi Sayın Dışişleri Bakanı adına bir konuşma yapmak üzere kürsüye çıkmak istedi, siz bunu uygun gördünüz. İç Tüzük buna izin vermiyor. Hükûmet burada, Hükûmete yönelik bir sataşma var ise Sayın Millî Savunma Bakanı buna cevap verebilir.

Öyle anlıyorum ki, siz daha demokratik bir yönetim sergilemek istiyorsunuz burada. Söz talep eden herkese söz verme ihtiyacı duyuyorsunuz, bunu gerçekleştirmek istiyorsunuz.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Bunu kayıtlara geçiriyorum Sayın Başkan. Bugün veya gelecek oturumlarda benzeri söz taleplerini grubumuz sizden talep edecektir.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Ben teşekkür ederim.

Ben sadece İç Tüzük’ü uygulamaya çalışıyorum.

 

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI (Devam)

A) Tezkereler (Devam)

9.- Başbakanlığın, Suriye’deki durumun oluşturduğu tehdit ve riskler çerçevesinde hudut, şümul, miktar ve zamanı Hükûmetçe takdir ve tayin olunacak şekilde, Türk Silahlı Kuvvetlerinin yabancı ülkelere gönderilmesi ve gerekli düzenlemelerin Hükûmet tarafından belirlenecek esaslara göre yapılması için, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 4/10/2012 tarihli ve 1025 sayılı kararıyla Hükûmete verilen izin süresinin Anayasa’nın 92’nci maddesi uyarınca 4/10/2013 tarihinden itibaren bir yıl süreyle uzatılmasına dair tezkeresi (3/1284) (Devam)

 

BAŞKAN - Şahsı adına ikinci konuşmacı İzmir Milletvekili Sayın Oktay Vural.

Buyurun Sayın Vural. (MHP sıralarından alkışlar)

OKTAY VURAL (İzmir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Çok değerli milletvekilleri, aslında bu tezkere iflas etmiş bir AKP dış politikasının sonucudur. Aslında gerçekten, millî akıl, menfaat ve eksenden uzak, tamamen edilgen bir perspektifle stratejik batağın içine girdiğimizi ortaya koymaktadır. Şüphesiz, AKP’nin uyguladığı politikaların neticesinde Türkiye’ye yönelik yakın coğrafyamızda meydana gelen risk ve tehditler oluşmuşsa Milliyetçi Hareket Partisi olarak bu risk ve tehditler karşısında, Hükûmetin yanlış politikaları karşısında, yine Türkiye'nin birliğini ve bütünlüğünü, güvenliğini önceliğimize alarak Hükûmetin bu konuda nihai olarak kullanması gereken imkânları da kullanmasını elbette istiyoruz. Önemli olan Türkiye’dir, önemli olan milletimizin güvenliğidir. AKP politikalarının yanlışlığını ayrı bir noktaya koyarsak, bu yanlış politikalardan Türkiye'nin daha fazla zarar görmemesi için, elimde bu imkânı kullanmak istiyorum diyorsa, Milliyetçi Hareket Partisi olarak da hadi bakalım, bu imkânı da kullan da Türkiye'ye yönelik risk ve tehditleri ortadan kaldır iddiasında bulunuyoruz.

Bu geliştiğimiz bu coğrafyada meydana gelen olayları sadece Suriye ekseninde almamız mümkün değildir. Bu bakımdan tarihî perspektif içerisinde değerlendirmek ve hedefin Türkiye olduğu bir yapılanma içerisine gidildiğini idrak etmemiz gerekiyor. “Şark meselesi” adı altında Osmanlı İmparatorluğunun parçalanma sürecini başlatanlar, yine bugün de aynı planlarını, projelerini başka adlarla yerine getirmek istiyorlar. Bunun altında teolojik, ekonomik, politik gerekçeler yatabilir, ama bugün geldiğimiz bu noktayı tarihte arayıp, günümüze göre yorumlayıp, Türkiye'nin menfaatini nasıl gerçekleştireceğiz konusuna çözüm bulmamız gerekiyor.

Şüphesiz, bugün geldiğimiz noktada, 1916 yılında İngiltere ve Fransa’nın gizli anlaşmayla Osmanlı topraklarını paylaşmak ve bugün Suriye’nin içinde bulunduğu Orta Doğu’yu şekillendirmek amacıyla yaptıkları anlaşma ve bu coğrafyada büyük Ermenistan ve Kürdistan kurmayla ilgili girişimleri dikkate aldığımızda, 1918 yılında Wilson Prensiplerini de yine bu coğrafyada, bugünkü coğrafyamızda yeni özerklikler oluşturma talebini dikkate alıp, 1920 yılındaki Sevr Barış Anlaşması’yla yine coğrafyamızda Ermenistan ve Kürdistan kurulmasına yönelik emelleri dikkate aldığımızda, yüz yıl önce büyük güçlerin ortaya koyduğu bu strateji, bugün de İslam coğrafyası ve Türkiye olmak üzere hedeftedir. Bu projenin adı Büyük Ortadoğu Projesi’dir. Büyük Ortadoğu Projesi, Sayın Başbakanın Eş Başkanı olduğu proje, 22 İslam ülkesinin siyasi coğrafyasını değiştirme projesidir. Siyasi coğrafyayı değiştirecek bu projenin amacı ve hedefi, esas temelinde yatan iki gerekçe vardır: Enerji güvenliği ve İsrail’in güvenliğidir. İsrail’in güvenliğini ve enerji güvenliğini sağlayacak politik bir ortam meydana getirmek amacıyla bu coğrafyadaki milletler etnik kimlik ve mezheplere dayalı bir soğuk savaş stratejisine sokmak istenmektedir. Dolayısıyla, Suriye’de meydana gelen olayların nihayetinde Türkiye’yi de içine alan bir perspektifte bize yönelebileceğini çok dikkatlice değerlendirmek durumundayız. Biz, Millî Kurtuluş Savaşı’yla bu oyunu bozduk ve bu planları rafa kaldırdık ama bugün, yine aynı şekilde, kurduğumuz cumhuriyet ve bu coğrafyada yaşayan milletimizi yine yüz yıl önceki projeler çerçevesinde dönüştürmek isteyen bir zihniyetle karşı karşıya olduğumuz gayet açık ve nettir.

Şimdi, iki kutuplu dünya düzeni içerisinde, güçler dengesinden uzaklaşıp ülkelerin dengeleri üzerinde güç oluşturmak isteyenler etnik kimlikleri ve mezhepleri kaşıyorlar. Irak’ta yaşananlar da, Suriye’de yaşananlar da aslında bu Büyük Ortadoğu Projesi’nin uyguladığı politikadır. 1996 yılında İsrail için hazırlanmış, İsrail’in güvenliğini temin etmeye yönelik hazırlanmış “A Clean Break” denilen stratejik politika aynen bugün de AKP politikalarıyla derinleştirilmektedir. Bakın, o gün, o tarihlerde hazırlanan politikada aynen şunları söylemektedir: “Barış için barış. Eğer barış istiyorsan, senin için de barışı temin etmeye yönelik girişimlerde bulunuyorum.” diyor. Yani, bu, şu demektir: İsrail kendisine yakın ülkelerin içerisindeki iç dengeler içerisinde iç huzuru etnik ve mezheplere göre yeni bir denge içerisine sokmak istemekte ve “İsrail’in güvenliğini ancak böyle bir yapı içerisinde değerlendirebilirim.” demektedir. “Bugün geldiğimiz bu noktada, İsrail’in Türkiye ile beraber Suriye’yi zayıflatmak, frenlemek ve geriye götürmesini temin etmek gerekir.” diyor. “Bir taraftan Türkiye, diğer taraftan İsrail ekseninde Suriye’nin kuşatılması, aynı zamanda Suriye rejimine yönelik olarak birtakım etnik ve mezhepleri kullanmak suretiyle sınırdan daha rahat geçiş yapmaları ve Suriye yönetimini zayıflatmaları İsrail’in güvenliği açısından çok önemlidir.” diyor. Bugün geldiğimiz bu noktada aslında Türkiye'nin uyguladığı bu politika, doğrudan doğruya 1996 yılında İsrail’in stratejik amaçları için hazırlanmış yeni perspektif içerisinde atılan adımlardır, kimseyi kandırmayalım.

Bugün bu hususlarla ilgili, eğer Türkiye'nin sınırları Suriye’ye karşı harekete geçen insanların gelip geçtiği bir toprak hâline gelmişse, stratejik açıdan, askerî açıdan ve operasyonel açıdan bunlar Türkiye tarafından destekleniyorsa 1996 yılında İsrail’in güvenliği için hazırlanan politikada da aynen bunların yapılması öngörülmektedir. Dolayısıyla bugünkü politikanın geldiğimiz temel lehtarı İsrail’in güvenliğinin sağlanmasıdır. Nitekim, Shimon Peres ile Hillary Clinton’ın Preston Üniversitesinde yaptığı bir toplantıda, Suriye’nin Şii, Kürt ve Sünni şekilde bir federatif yapıya bölünmesinin bir çözüm olabileceği ifade edilmiştir. Bunların İsrail’in güvenliği için büyük önem kazandığı gayet açık ve nettir. Şimdi, biz huzurlarınızda, bugün geldiğimiz bu noktada İsrail’in güvenliğini temin edecek bir politika karşısında Türkiye'nin hangi politikayı takip ettiğini merakla bekliyoruz. Türkiye'nin menfaati nerededir? Türkiye nasıl bir yapılanma peşindedir? Türkiye'nin temel özellikleri nelerdir? Irak’ta, Irak’a müdahale sırasında kırmızı çizgilerimiz maalesef bugün yok oldu. Irak’ın enerji kaynakları Iraklılara aitti, bunu ortadan kaldırdık. Türkmenleri göz ardı ettik. Irak’ın siyasi birliği maalesef bugün Hükûmet tarafından tanınmaz hâle geldi. İşte bugün geldiğimiz bu noktada, maalesef, Suriye’de oluşan risk ve tehditlere karşı, Türkiye, yumuşak gücünü ve inisiyatifini kullanamadığını itiraf etmektedir. Türkiye, bu bakımdan, bu coğrafyada aslında yumuşak gücünü kullanarak kendi içinden dönüşümü temin edecek politikalar takip etmesi gerekirken, maalesef, dışarıdan müdahaleleri rasyonelleştirecek politikalarla bugünlere gelmiştir. Şüphesiz, geldiğimiz bu noktada, bundan önceki tezkerede Suriye’nin kuzeyinde PKK ve PYD oluşumunu bir risk olarak gören Hükûmet, bir yıl içerisinde PKK ve PYD oluşumunu Suriye’de meşrulaştırmıştır. Evet, Suriye’deki oluşumlar Türkiye’ye risk ve tehditleri artırmaktadır, kimyasal silahların kullanımı bir tehdittir.

Milliyetçi Hareket Partisi olarak AKP’nin uyguladığı bu yanlış politikalarla Türkiye’nin önemli risk ve tehditlerle karşı karşıya olduğunu düşünüyoruz ama böyle bir ortam içerisinde Türkiye’yi nasıl korumak gerekir? Bunu korumak için AKP, Hükûmet “Türkiye için Türk Silahlı Kuvvetleri unsurlarının caydırıcılığını kullanmak istiyorum.” diyor. Bu durumda, Türkiye’nin elinin kolunun bağlanmasını doğru bulamayız. Kimyasal silah tehdidi varken bu tehdidin ortadan kaldırılmasına yönelik bir caydırıcılık olacaksa, eğer insanlarımızı ölümden kurtaracaksak, eğer Türkiye, Suriye’deki bir iç savaşın tarafı hâline gelmeyecekse, orada bu, taraf hâline gelecek bir iç çatışmanın Türkiye’ye sıçramasını engelleyeceksek, engellememiz gerekiyorsa… Biliniz ki AKP’nin, AKP Hükûmetinin uyguladığı dış politika başarısız olmuştur, bitmiştir, sıfırlanmıştır. Şimdi, -Türkiye Büyük Millet Meclisine gelmektedir, demektedir ki- “Ben politikalarla yumuşak gücü kullanamadım. Ne olursunuz, bana Türk Silahlı Kuvvetlerinin caydırıcılığını verin, arkamda böyle bir destek olsun.” diye Türkiye  Büyük Millet Meclisinin önüne gelmiştir.

Milliyetçi Hareket Partisi olarak böyle bir politikada Türkiye’ye yönelik riskleri azaltabilecek, caydırabilecek şekilde Türk Silahlı Kuvvetleri unsurlarının kullanılması konusunda sınırlı bir yetkiyi belli gerekçelerle Sayın Türkeş Bey ifade etti. Milliyetçi Hareket Partisi “Önce Türkiye!” diyor, önce Türkiye olarak bakıyoruz ama böyle bir dış politikayla…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

OKTAY VURAL (Devamla) - …Türkiye’yi korumanız, Türkiye’nin birliğini muhafaza etmeniz mümkün değildir.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Vural.

OKTAY VURAL (Devamla) - Bu dış politikayı değiştirmeniz gerektiği gayet açık ve nettir.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri…

OKTAY VURAL (Devamla) – Hepinize saygılarımı arz ediyorum. Allah’a emanet olun. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler.

Sayın milletvekilleri, Başbakanlık tezkeresi üzerinde görüşmeler tamamlanmıştır.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN - Şimdi, tezkereyi tekrar okutup oylarınıza sunacağım.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkan…

ABDULLAH LEVENT TÜZEL (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun.

ABDULLAH LEVENT TÜZEL (İstanbul) – Konunun önemine binaen bağımsız vekil olarak yerimden kısa bir konuşma hakkı talep ediyorum.

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Başbakanlık tezkeresini görüşmeden önce usulün nasıl olacağına dair bir açıklama yapmıştım. Başbakanlık tezkeresi, Tüzük’ün 72’nci maddesine göre görüşüldü, söz almalar da 60’ın birinci fıkrasına göre belirlendi. Bu nedenle, söz isteyen milletvekili arkadaşlarıma söz verme imkânım bulunmamaktadır.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkan, usul hakkında bir söz istiyorum.

BAŞKAN - Şimdi tezkereyi okutup oylarınıza sunacağım.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkan, usul hakkında söz istiyorum, özür dilerim.

BAŞKAN - Buyurun:

“Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Suriye’deki ihtilaf bölgesel ve uluslararası…”

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkan…

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, bir saniye efendim.

BAŞKAN – Buyurun, buyurun.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Efendim, bir arzım var.

Şimdi, Sayın Mahmut Tanal sizden söz istiyor.

BAŞKAN – Evet, ben de açıklamamı yaptım, söz veremeyeceğimi söyledim…

Buyurun…

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Bir saniye efendim, bir saniye.

Sayın Başkan, biraz önce Sayın Volkan Bozkır’a İç Tüzük’te yeri olmadığı hâlde söz verdiniz. Ben size sormak istiyorum: Sayın Volkan Bozkır’a İç Tüzük’te yeri olmadığı hâlde iktidar partisi grubuna mensup olduğu için söz veriyorsunuz demektir bu. Eğer Sayın Mahmut Tanal’a…

BAŞKAN - Sayın Akif Hamzaçebi, İç Tüzük’ün 61’inci maddesini okursanız Sayın Dışişleri Komisyonu Başkanı Volkan Bozkır’a neden söz verdiğimi görürsünüz.

Çok teşekkür ederim.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, devam ederseniz usul tartışması açacağım. Sayın Başkan, Sayın Mahmut Tanal’a söz vermek zorundasınız.

BAŞKAN – Buyurun.

“Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Suriye’deki ihtilaf bölgesel ve uluslararası barış, güvenlik ve istikrara yönelik giderek artan bir tehdit oluşturmaktadır. Ülkemiz bu tehdidi her geçen gün daha fazla ve yakından hissetmektedir.”

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Usul tartışması açıyorum. Sayın Başkan, reddediyorum tutumunuzu. Buna hakkınız yok efendim.

BAŞKAN – Sayın Hamzaçebi, söz vermeme gerekçemi anlattım.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Usul tartışması açıyorum.

BAŞKAN – Söz alma sırasının 61’inci maddeye göre de ne olduğunu, 69’uncu maddeye göre de, hepsini açıkladım.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) - 61’inci maddede öyle bir şey yazmıyor.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – 61’inci maddede böyle bir şey yok.

BAŞKAN – Takdir yetkimi kullanıyorum, söz vermiyorum.

Lütfen yerinize geçiniz, çok teşekkür ederim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, 61’inci maddede böyle bir şey yok. (CHP sıralarından sıra kapaklarına vurmalar)

BAŞKAN – Buyurun, devam edin. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

“Nitekim, bugüne kadar Suriye kaynaklı saldırılarda hayatını kaybeden vatandaşlarımızın sayısı 71'e ulaşmıştır. Ülkemize yönelik göç baskısının boyutları giderek artmaktadır. Halihazırda Suriye halkıyla mevcut kardeşlik ve komşuluk hukuku çerçevesinde ülkemizde misafir ettiğimiz Suriyelilerin sayısı 500 bini aşmaktadır.”

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Bravo size, kutluyorum sizi, kutluyorum, bravo! Bu “demokratik” tutuma alkış tuttuğunuzdan dolayı sizi kutluyorum! Sizi kınıyorum Sayın Bahçekapılı, partizanca yaklaşımınızı kınıyorum! Yakışmıyorsunuz, o kürsüye yakışmıyorsunuz.

MAHMUT TANAL (İstanbul) - Dışişleri Komisyonu Başkanının sona ermiş görevi, şu anda en yaşlı üye de bizim partilidir aynı zamanda. Yani, o gerekçeniz de doğru değil Sayın Başkan.

BAŞKAN – Devam edin.

“Suriye içinde yerlerinden edilmiş kişilerin sayısının ise 5 milyona yaklaştığı hesap edilmektedir. Rejimin izlediği şiddet ve zulüm politikaları çerçevesinde her an sınırlarımıza yönelik ve ülkemiz üzerinde baskı oluşturacak daha büyük bir kitlesel göç hareketiyle karşı karşıya kalınması muhtemeldir. Suriye kaynaklı kitlesel göç hareketi de muhtemel sonuçları itibarıyla ülkemiz yönünden dolaylı bir tehdit oluşturmaktadır.

Rejim, uluslararası hukuku hiçe sayarak halka yönelik balistik füzeler dâhil, ağır silahlar ve ayrım gözetmeksizin havadan yaptığı bombardımanlara ilaveten, kimyasal silah da kullanmaya başlamış; son olarak 21 Ağustos 2013 günü Şam'da kimyasal silahlarla yaptığı saldırıda önemli bir çoğunluğunu çocukların oluşturduğu 1400'ü aşkın Suriye vatandaşı hayatını kaybetmiştir. Bu saldırı insanlığa karşı işlenmiş bir suç olup, bu husus 16 Eylül 2013 tarihinde Birleşmiş Milletler tarafından yayımlanan “21 Ağustos 2013 tarihinde Şam'ın Gota Bölgesinde Kimyasal Silah Kullanımı İddialarına İlişkin Rapor”da da teyit edilmiştir.”

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkanım, bakın, 63’üncü maddeye göre, tavrınız nedeniyle usul tartışması açmak istiyorum. Sizin bu tavrınız İç Tüzük’ün 63’üncü maddesine aykırı. Sizden istirham ediyorum, yani düzenli giden Meclis çalışmasını siz sekteye uğratıyorsunuz, 63’üncü maddeyi okur musunuz.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Bu olmaz, millî takım gibi olmaz, buna alkış tutamazsınız!

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Yani Meclisi gerginleştiriyorsunuz arkadaşlar, yapmayın!

BAŞKAN – Buyurun.

“Suriye rejiminin kimyasal silah da dâhil uluslararası hukuk (1925 tarihli Boğucu, Zehirleyici ve Benzer Gazların ve Bakteriyolojik Araçların Savaşta Kullanımının Yasaklanmasına İlişkin Protokol) tarafından yasaklanmış silahları kullanması, başta ülkemiz olmak üzere Suriye'nin komşularına yönelik yakın ve ciddi tehdidi de azami düzeye çıkarmıştır. Suriye'deki gelişmelerin seyri, bu tarz silahların kullanılmasının engellenmesi ve caydırılmasının sağlanmasına yönelik tedbirlerin alınmasını, ulusal güvenlik çıkarlarımız açısından zaruret arz eden seviyeye ulaştırmıştır.

Gelişmeler Suriye rejiminin uluslararası normlara aykırı her türlü yöntemi ve silahı kullanabileceği noktaya vardığını göstermektedir. Türkiye, rejimin yapabileceği her türlü saldırıdan ve Suriye'deki belirsizlik ve kaos ortamından en çok etkilenecek ülke konumundadır.”

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkan, 63’üncü madde emredici bir hüküm. Usul tartışması istedikten sonra vermek zorundasınız yani şu anda kimse de arkadaşın ne okuduğunu anlamıyor.

BAŞKAN – Buyurun.

“Nitekim, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyinin 27 Eylül 2013 tarihinde kabul ettiği 2118 sayılı Karar da Suriye'de kullanılan kimyasal silahların uluslararası barış ve güvenliğe tehdit oluşturduğunu teyit etmiştir.

Yukarıda belirtilen tüm gelişmeler, ulusal güvenliğimize yönelik Suriye kaynaklı açık ve yakın tehdit oluşturan her türlü eyleme karşı, uluslararası hukuktan kaynaklanan haklarımız doğrultusunda gereken tedbirlerin alınmasını zorunlu kılmaktadır.

Bu mülahazalarla ülkemizin muhtemel tehlikelere karşı güvenliğinin idame ettirilmesini sağlamak, kriz süresince ve sonrasında hasıl olabilecek gelişmeler istikametinde Türkiye'nin yüksek menfaatlerini etkili bir şekilde korumak ve kollamak, hadiselerin seyrine göre ileride telafisi güç bir durumla karşılaşmamak için süratli ve dinamik bir politika izlenmesine yardımcı olmak üzere hudut, şümul, miktar ve zamanı Hükûmetçe takdir ve tayin olunacak şekilde, Türk Silahlı Kuvvetlerinin yabancı ülkelere gönderilmesi ve buna imkân sağlayan gerekli düzenlemelerin Hükûmet tarafından belirlenecek esaslara göre yapılması için 4/10/2012 tarihli ve 1025 sayılı Türkiye Büyük Millet Meclisi Kararıyla Hükûmete verilen izin süresinin 4/10/2013 tarihinden itibaren bir yıl süreyle uzatılmasını Anayasa'nın 92'nci maddesi uyarınca arz ederim.

Recep Tayyip Erdoğan

                                                                                          Başbakan”

BAŞKAN – Sayın Tanal…

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan… Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Grup Başkan Vekili, Sayın Hamzaçebi lütfen, Tanal’la görüşüyorum.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Bakın, bir saniye efendim.

BAŞKAN - Sayın Tanal, usul üzerinde mi söz istediniz?

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Grup Başkan Vekilimiz konuşuyor.

BAŞKAN – Peki, buyurun Sayın Hamzaçebi.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, İç Tüzük’ün 63’üncü maddesi gayet açıktır. Sizi Türkiye Büyük Millet Meclisi usullerine uymaya davet ettim biraz önce, bu davetime icabet etmiyorsanız, benim usul tartışması açma talebimi aynı maddenin ikinci fıkrasına göre kabul etmek zorundasınız, takdir hakkınız bulunmamaktadır. Tutumunuz hakkında usul tartışması açıyorum, talep ediyorum.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Aleyhte…

ABDULLAH LEVENT TÜZEL (İstanbul) – Ben de aleyhte söz istiyorum.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Hangi tutumum hakkında, pardon, hangi tutumum?

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Volkan Bozkır’a İç Tüzük’e aykırı olarak söz verdiğiniz hâlde, daha sonra Sayın Mahmut Tanal’ın talebine olumlu yanıt vermediniz.

BAŞKAN – Anladım, teşekkür ederim.

Buyurun Sayın Elitaş.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, lehinde söz istiyorum. Anlaşılan, usul tartışması açacaksınız, lehinde söz istiyorum ama şu anda 63’üncü maddeye göre usul tartışması açmanız mümkün değil. Çünkü, Türkiye Büyük Millet Meclisi çalışmalarına devam etmektedir. Sizi ancak gündeme davet etmek konusunda birisi usul tartışması isteyebilir. Eğer birinci fıkradaki gündeme davet etmek, gündemdeki konuları konuşmak olduğu takdirde ikinci fıkra gereğince usul tartışması açılmasına evet diyebilirsiniz. Siz tezkereyi konuşuyorsunuz, tezkere bitmek üzere, tezkereyi yeniden okutuyorsunuz ve oylamaya geçtik.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Geçmedik.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Geçmedik.

YILDIRIM TUĞRUL TÜRKEŞ (Ankara) - Geçmedik.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Volkan Bozkır’a gelince, Sayın Bozkır konuşmasında… Cumhuriyet Halk Partisi temsilcisi konuşmasında “Dışişleri Komisyonu Başkanı sürekli olarak Dışişleri Bakanını toplantıya çağırmasına rağmen…” diye Dışişleri Komisyonu Başkanına hitaben bir söylemde bulunmuştur, o anlamda siz söz verdiniz. O anlamda, sizin usul tartışması açmanıza zaten 63’üncü madde müsaade etmemektedir.

OKTAY VURAL (İzmir) – Ya niye söz verdiğini Sayın Başkandan daha mı iyi bileceksin?

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkan…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Oylamaya geçtik Sayın Başkan.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, çoğunluk iradesine göre sizlerin baskı altına alınması doğru değil.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Aleyhte söz istiyorum efendim.

BAŞKAN – Sayın Elitaş, sayın arkadaşlar; tamam, ben tutumumu açıkladım, usul tartışması talep ediyorsunuz, usul tartışması açıyorum.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan karar verdi.

BAŞKAN – Aleyhte Baluken, Tanal; lehte Elitaş, Recep Özel.

Buyurun.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Bana mı verdiniz efendim?

BAŞKAN – Önce, tutumumun lehinde lütfen.

Sayın Baluken, siz aleyhte mi istemiştiniz, lehte mi?

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Aleyhte.

BAŞKAN – Siz lehinde galiba?

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Lehinde.

BAŞKAN - Buyurun Sayın Recep Özel.

Süreniz üç dakikadır.

 

IX.- USUL HAKKINDA GÖRÜŞMELER

1.- (3/1284) esas numaralı Başbakanlık tezkeresinin görüşmeleri sırasında İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’a ve İstanbul Milletvekili Abdullah Levent Tüzel’e söz verilip verilmemesi hususunda Başkanlığın tutumu hakkında

 

RECEP ÖZEL (Isparta) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz tezkerenin görüşmelerindeki birtakım konuşmalardan kaynaklanan tutumunuzla ilgili –zannedersem- bir usul tartışması açıldı. (CHP sıralarından gürültüler)

Tezkerenin ne şekilde görüşüleceği İç Tüzük’ün amir hükmü. İç Tüzük’ün amir hükmünü Meclis Başkanlığımız uygulamakta. Bunun haricinde, burada, yeni usul hükümleri, tüzük ihdas etmek, uygulamayla yeni birtakım hükümler buraya koymak Meclis çalışmalarına hiçbir şey katmaz. Meclis Başkanımızın uygulaması yerindedir, doğrudur. Bundan dolayı, yapılmış olan, aleyhe olan şeyleri kabul etmediğimizi bildiriyor, hepinize saygılar sunuyorum efendim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Akif Hamzaçebi, aleyhte buyurun.

Süreniz üç dakikadır. (CHP sıralarından alkışlar)

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Değerli milletvekilleri, Başkanlık makamında oturan Sayın Ayşe Nur Bahçekapılı, AKP Grup Başkan Vekiliyken orada sürdürdüğü, devam ettirdiği partizan tutumunu Meclis Başkanlığı kürsüsüne taşımıştır. (CHP sıralarından alkışlar) Bu kürsüye yazık olmuştur, kendisi o kürsüye yakışmamaktadır. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Bu söz de size yakışmıyor!

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Sayın Mehmet Sağlam’ı saygıyla, şükranla anıyorum. Onun demokratik tutumunu buradan özlediğimizi ifade ediyorum.

METİN KÜLÜNK (İstanbul) – İyi bir “stand up”, iyi bir “talk show”!

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Sayın Osman Korutürk konuşmasında Sayın Dışişleri Bakanıyla ilgili değerlendirmelerde bulundu. “Dışişleri Bakanı neden Parlamentoya bilgi vermiyor?” dedi, “Genel görüşme taleplerimiz var.” dedi, bu bilgiler verilmeden böyle bir tezkereyi görüşmenin doğru olmadığını söyledi ama, Sayın Volkan Bozkır, öyle anlıyorum ki Dışişleri Bakanı olma arzusu var ama maalesef, Sayın Başbakan onu o koltuğa oturtabilmiş değil. Hemen onun yerine çıktı, Sayın Bakanı savunmaya koyuldu. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

AHMET TOPTAŞ (Afyonkarahisar) – Selamını getirdi bize, selamını!

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Hükûmet burada oturuyor, Hükûmete yönelik bir sataşma var ise Sayın Millî Savunma Bakanı söz alır, cevap verir.

Sayın Bozkır, size ne bundan, siz neden bu kadar yani bu kürsüye çıkma meraklısısınız, doğrusu merak ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

Sayın Bozkır’ın bu talebini anlayışla karşılarım, benim anlayışım Meclis Başkanlık makamının, divanının söz talep eden kişilere, olabildiğince özgürce bir yaklaşımla söz vermesidir. Nitekim, Sayın Bozkır’a Başkanlık makamı söz verince ben çıktım, kayıtlara geçirdim, dedim ki: “İç Tüzük’e aykırı olarak söz verdiniz, bu doğru değil ama öyle anlıyorum ki siz daha demokratik bir yönetim sergileyeceksiniz.” Merhum Ali Dinçer bunu yapardı, Allah Rahmet eylesin, isteyen herkese söz verirdi, öyle bir yönetim anlayışı vardı. Bundan da mutlu oldum, demek ki her talep edene söz verecek. E, Sayın Mahmut Tanal’ın tezkereyle ilgili, İç Tüzük konusunda “Bu, savaş hâli ilanı mıdır, yoksa yabancı ülkelere asker gönderilmesi tezkeresi midir, İç Tüzük’ün hangi maddesine göre bunu görüşüyoruz?” şeklinde ifade edeceği bir söz talebini Başkanlık makamı kabul etmedi. Şimdi, AKP Grubundan söz talebi olunca bunu kabul edeceksiniz, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu söz talep edince bunu kabul etmeyeceksiniz, bunu kınıyorum, bu antidemokratik tutumu kınıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Hamzaçebi.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Sayın Başkan Vekilinin böylesine antidemokratik bir tutumla bir başlangıç yapmış olmasını da Türkiye Büyük Millet Meclisi adına talihsizlik olarak değerlendiriyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Şimdi, lehte Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş.

Buyurun Sayın Elitaş. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Usul tartışması yapıyoruz, usul tartışması yaparken usule uygun hareket etmemiz gerekir. İç Tüzük’ün 63’üncü maddesine göre Sayın Hamzaçebi  “Bana söz vermek zorundasınız çünkü 63’üncü madde bu şekilde emrediyor.” demektedir. Yani, Sayın Hamzaçebi diyor ki: “Sayın Başkanım, Sayın Bahçekapılı, orada Türkiye Büyük Millet Meclisini idare ederken bu usule uygun hareket edin.” Benim gördüğüm kadarıyla Sayın Bahçekapılı’nın uzun yıllar burada grup başkan vekilliği yaparken edindiği tecrübe ve şu iki gündür gösterdiği Meclis Başkan Vekilliği, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’ne harfiyen uyduğunu göstermektedir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Kendisini tebrik ediyorum ve o makama hakkıyla da yakışmıştır, başarılarının devamını diliyorum.

Sayın Hamzaçebi, burada usule uygun ve İç Tüzük’e uygun hareket etmeniz gerekirken Sayın Meclis Başkan Vekilini kınama hakkı, yetkisi İç Tüzük’ün neresinde var? Eğer İç Tüzük’ü iyi okursanız, 161’inci madde size ne yapmanız gerektiğini açık ve net bir şekilde ifade eder. Eğer siz kınamayı veya oraya yakışmadığını, Sayın Meclis Başkan Vekilinin oraya yakışmadığını ifade ederek hakaret etmek niyetiyle yaptıysanız, bir kere İç Tüzük’ün 161’inci maddesini iyi okumanızı tavsiye ederim.

OKTAY VURAL (İzmir) –  “Ceza verin.” dedi.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - Hakaret etmek amacıyla mı söylediniz? Küçük düşürmek amacıyla mı söylediniz? (CHP sıralarından gürültüler) Nerede kınama hakkınız var sizin?

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Ceza versin!

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - Kınamayı ancak Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulu yapabilir.

OKTAY VURAL (İzmir) – Ceza öneriyor.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - Bakın, Cumhurbaşkanına, Türkiye Büyük Millet Meclisine, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanına ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlık Divanına, başkanlık görevini yerine getiren Başkan Vekiline hakarette bulunmak…

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Ceza verin, ceza!

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - Türkiye Büyük Millet Meclisi üyelerini bu konuda yasaklamaktadır ve buna da en ziyade uyması gereken grup başkan vekilleridir. (CHP sıralarından gürültüler)

AYTUN ÇIRAY (İzmir) – Gerçeklerin tespiti olarak söyledi.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - Sayın Hamzaçebi, eğer burada usul tartışması yapacaksanız, usul tartışmasından önce Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’ne bizlerin harfiyen uyması gerekir.

Sayın Bozkır’a sordum “Ne amaçla söz istediniz?” diye... Sayın milletvekili konuşmasında, Cumhuriyet Halk Partisi adına, şahsı adına yapılan konuşmada, Dışişleri Komisyonu Başkanının mütemadiyen ve ısrarla istemesine rağmen Dışişleri Bakanının bu toplantıyı gerçekleştirmediğini ifade etmiştir. Sayın Bozkır, oradan, bunu, Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunu bilgilendirmek amacıyla belki yerinden ifade edebilirdi, yerinden açıklama yapabilirdi.

AHMET TOPTAŞ (Afyonkarahisar) – Var mı öyle bir şey İç Tüzük’te? İç Tüzük’te var mı öyle bir şey?

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - Meclis Başkan Vekili nezaket gösterdi, bunu yaptı, ama işlem devam ederken bunun neye göre konuşulduğunu ifade etmek İç Tüzük’ün neresinde var?

Kâtip üye okumaya başlarken, siz, kâtip üye diye en azından nezaket gösterip, okumasını devam ettirip, Başkanın işlemekte olduğu bir görevi sürdürmesine imkân verebilirdiniz. Başkanın tutumunun uygun olduğunu düşünüyorum.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Elitaş.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, Sayın Elitaş bana yönelik bir şey sordu: “Bunu siz hakaret kastıyla mı söylediniz?” şeklinde bir imada bulundu.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – “Hayır” dersen zaten tutanaklara geçer.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Hiç aklıma gelmeyen bir şeyi Sayın Elitaş söyledi. Hakaret gibi bir niyet kesinlikle aklımdan geçmez, sadece sizin tutumunuz nedeniyle bir eleştiri yaptım, öyle bir niyetim kesinlikle olamaz; bunu bilgilerinize sunuyorum.

BAŞKAN – Sayın Hamzaçebi, nezaketinizden dolayı teşekkür ederim.

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Sayın Elitaş da onu biliyor da polemik olsun diye söylüyor zaten “hakaret” diye, yoksa hakaret amacıyla söylemediğimizi o da biliyor.

BAŞKAN - Aleyhte İdris Baluken, siz, Sayın Tüzel’e devrettiniz.

Sayın Tüzel, buyurun. (BDP sıralarından alkışlar)

ABDULLAH LEVENT TÜZEL (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Meclis açıldığından bu yana yönetiminizin adil olmadığını, burada tarafsız bir Başkanlık yapılmadığını ne yazık ki üzülerek görüyorum. Bu şekilde antidemokratik uygulamalar devam ettiği sürece burada millet egemenliği hâkim olmayacaktır.

Değerli milletvekilleri, iki yıldır burada Suriye’yi konuşuyoruz. 100 bin ölü, 500 bin mültecinin, bütün bu ağır tahribatın sonuçları üzerinde uzmanlar Hükûmetin sorumluluğuna işaret ediyor. Dış egemenlerin gözünde de AKP ılımlı değil, radikal bir İslam aktörüne dönüşmüştür. Yanlışlar her yerde AKP’yi zora sokmaktadır. Dün desteklediği Tunus’ta, Mısır’da, Sudan’da halk ayaklanmakta, yönetimleri devirmektedir. Reyhanlı katliamını tertipleyen El Kaide’nin desteklenmesi de böyledir.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, usul hakkında konuşuyoruz. Usul hakkında konuşuluyor Sayın Başkan, usule davet etmeniz gerekir.

ABDULLAH LEVENT TÜZEL (Devamla) – Bakın, değerli milletvekilleri, İstanbul Büyükşehir Belediyesinin verdiği meslek ve rehabilitasyon kurslarındaki gençlerin cihat yapmak üzere yurt dışına, bölgeye gönderilmekte olduğu iddiaları söz konusudur. Suriye müftüsünün oğlunun ölümünde müftü “Ölüm emri Türkiye’den verilmiştir.” diye işaret etmektedir. Suriye’ye müdahale, Rojava’ya müdahale ülkemiz barışını da dinamitleyecektir. Çok konuşulan “zamanın ruhu” ne demektedir, biliyor musunuz? AKP’ye ve bugün önümüze gelen Suriye tezkeresine de “hayır” demekte, “artık yeter” demektedir.

Değerli milletvekillerini “barış, dostluk, kardeşlik ve özgürlük” diyen Türkiye halkının, bölge halklarının sesini dinlemeye ve bu tezkereye “hayır” oyu vermeye davet ediyorum. Yaşasın halkların kardeşliği diyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Usul tartışmasından sonra tutumumda bir değişiklik olmadığını belirtmek isterim.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkan, bana söz vermeyecek misiniz? “Mahmut Tanal” tutanaklara geçti.

BAŞKAN – Dinleyeyim, yerinizden lütfen. Niçin söz alıyorsunuz, onu öğrenmek istiyorum.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkan… (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Arkadaşlar, ben duymuyorum yalnız.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkan, İç Tüzük’ümüzün…

BAŞKAN – Sayın Tanal, niçin söz istediğinizi öğrenebilir miyim?

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Değerli Başkan, İç Tüzük’ümüzün 129’uncu maddesi savaş hâlini düzenlemekte. İç Tüzük’ümüzün 130’uncu maddesi ise yurt dışına asker göndermeyi düzenlemekte yani ani gelişen olaylarla ilgili. Takdir edersiniz, bu önümüze gelen tezkereyle, 1964 yılından 2012 tarihine kadar, bugüne kadar 57 tane tezkere gelmiş. Bu 57 tane tezkerenin içerisinde İç Tüzük’ün hangi maddesine göre geldiği açık ve net yazılı. Bu önümüze gelen tezkerede bu, yazılı değil. Diyeceksiniz ki: “Mahmut Tanal, bunun hukuksal sonuçları nedir?” Bunun hukuksal sonuçları şudur Değerli Başkan: Anayasa’mızın… Eğer bu, savaş hâliyse…(AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Çok teşekkür ederim Sayın Tanal, sağ olun. Amacınız anlaşılmıştır, kayıtlara da geçmiştir..

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Bakın, öncelikle bunun İç Tüzük’ün hangi maddesine göre geldiğinin sizin tarafınızdan açıklanmasını istiyorum.

 

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI (Devam)

A) Tezkereler (Devam)

9.- Başbakanlığın, Suriye’deki durumun oluşturduğu tehdit ve riskler çerçevesinde hudut, şümul, miktar ve zamanı Hükûmetçe takdir ve tayin olunacak şekilde, Türk Silahlı Kuvvetlerinin yabancı ülkelere gönderilmesi ve gerekli düzenlemelerin Hükûmet tarafından belirlenecek esaslara göre yapılması için, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 4/10/2012 tarihli ve 1025 sayılı kararıyla Hükûmete verilen izin süresinin Anayasa’nın 92’nci maddesi uyarınca 4/10/2013 tarihinden itibaren bir yıl süreyle uzatılmasına dair tezkeresi (3/1284) (Devam)

 

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, biraz önce okuduğum Başbakanlık tezkeresinin üzerinde oylama yapacağım.

Şimdi tezkereyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Tezkere kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, gündemimize göre, gündemin “Seçim” kısmında komisyon üyeliklerinde seçim yapılacaktı ancak bir siyasi parti grubunun henüz komisyon üye adaylarını Başkanlığa bildirememiş olması ve siyasi parti gruplarının mutabakatı üzerine komisyon üyeliklerinin seçimini gerçekleştiremeyeceğiz.

Şimdi, gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmına geçiyoruz.

1'inci sırada yer alan, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

 

X.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/242, 2/80) (S. Sayısı: 156)

 

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

2’nci sırada yer alan, Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu raporlarının görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

 

2.- Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu Raporları (1/484) (S. Sayısı: 287)

 

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

3’üncü sırada yer alan, Orta Asya ve Kafkaslar Bölgesel Balıkçılık ve Su Ürünleri Yetiştiriciliği Komisyonu Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ile Tarım Orman ve Köyişleri Komisyonu ile Dışişleri Komisyonu raporlarının görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

 

3.- Orta Asya ve Kafkaslar Bölgesel Balıkçılık ve Su Ürünleri Yetiştiriciliği Komisyonu Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ile Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu ile Dışişleri Komisyonu Raporları (1/498) (S. Sayısı: 173)

 

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

4’üncü sırada yer alan, Sanal Ortamda İşlenen Suçlar Sözleşmesinin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.

 

4.- Sanal Ortamda İşlenen Suçlar Sözleşmesinin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/676) (S. Sayısı: 380)

 

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

Sayın milletvekilleri, sözlü soru önergeleri ile, alınan karar gereğince, kanun tasarı ve teklifleri ile komisyonlardan gelen diğer işleri sırasıyla görüşmek için 8 Ekim 2013 Salı günü saat 15.00’te görüşmek üzere birleşimi kapatıyorum.

Kapanma Saati: 18.24