DÖNEM: 24                            CİLT: 72                    YASAMA YILI: 4

 

 

 

 

 

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

TUTANAK DERGİSİ

64’üncü Birleşim

19 Şubat 2014 Çarşamba

 

 

(TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

İ Ç İ N D E K İ L E R

 

 

I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II.- GELEN KÂĞITLAR

III.- YOKLAMALAR

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Diyarbakır Milletvekili Altan Tan’ın, bölgedeki elektrik kesintilerine ilişkin gündem dışı konuşması

2.- Bursa Milletvekili İlhan Demiröz’ün, Bursa’da çevre faktörlerinin tarımda yarattığı sorunlara ilişkin gündem dışı konuşması

3.- Kars Milletvekili Yunus Kılıç’ın, Kars’taki tarım ve hayvancılığa ilişkin gündem dışı konuşması

V.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Ordu Milletvekili İdris Yıldız ve 25 milletvekilinin, balıkçılık sektörünün sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/869)

2.- Kocaeli Milletvekili Haydar Akar ve 23 milletvekilinin, madencilik sektörünün sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/870)

3.- Ordu Milletvekili İdris Yıldız ve 25 milletvekilinin, Doğu Karadeniz Bölgesi’nde madencilik sektörünün sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/871)

VI.- ÖNERİLER

A) Siyasî Parti Grubu Önerileri

 

1.- BDP Grubunun, BDP Grup Başkan Vekili Bingöl Milletvekili İdris Baluken tarafından Türkiye’de kuraklığın artmasına neden olan uygulamaların tespit edilmesi, kuraklığın zararlarının en aza indirilmesi ve kapsamlı bir su politikasının geliştirilmesi amacıyla 14/2/2014 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 19 Şubat 2014 Çarşamba günkü birleşiminde okunmasına ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

2.- MHP Grubunun, Iğdır Milletvekili Sinan Oğan ve arkadaşları tarafından kişi hak ve hürriyetlerinin önüne geçen uygulamalardan biri olarak sansürün toplumumuza etkisinin, sebep olduğu hak ihlalleri ve mağduriyetlerin tespitini yapmak amacıyla 18/2/2014 tarih ve 3564 sayıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 19 Şubat 2014 Çarşamba günkü birleşiminde okunmasına ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

3.- CHP Grubunun, İzmir Milletvekili Aytun Çıray ve arkadaşları tarafından Başbakanın ve onun güdümündeki paralel parti devletinin Türkiye’yi içine soktuğu hukuksuzluk yolunun iç ve dış politik tahribatının boyutlarının araştırılması amacıyla 18/2/2014 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 19 Şubat 2014 Çarşamba günkü birleşiminde okunmasına ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

4.- AK PARTİ Grubunun, Genel Kurulun çalışma gün ve saatlerinin yeniden düzenlenmesine; gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmında bulunan 560, 538 ve 536 sıra sayılı kanun teklifi ve tasarılarının bu kısmın 4, 10 ve 11’inci sıralarına alınmasına ve diğer işlerin sırasının buna göre teselsül ettirilmesine; 550 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin, İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak bölümler hâlinde görüşülmesine ilişkin önerisi

VII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

 

1.- Adana Milletvekili Seyfettin Yılmaz’ın, Karabük Milletvekili Osman Kahveci’nin BDP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

2.- Karabük Milletvekili Osman Kahveci’nin, Adana Milletvekili Seyfettin Yılmaz’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

3.- Iğdır Milletvekili Sinan Oğan’ın, Adana Milletvekili Necdet Ünüvar’ın MHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

4.- Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal’ın, Iğdır Milletvekili Sinan Oğan’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında AK PARTİ Grup Başkanına sataşması nedeniyle konuşması

5.- Sinop Milletvekili Engin Altay’ın, İstanbul Milletvekili Harun Karaca’nın CHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında CHP Grup Başkanına sataşması nedeniyle konuşması

6.- İzmir Milletvekili Aytun Çıray’ın, İstanbul Milletvekili Harun Karaca’nın CHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

7.- İstanbul Milletvekili Harun Karaca’nın, Sinop Milletvekili Engin Altay’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

8.- İzmir Milletvekili Aytun Çıray’ın, Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın CHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

9.- Ankara Milletvekili Aylin Nazlıaka’nın, Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın CHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında CHP Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

10.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, Ankara Milletvekili Aylin Nazlıaka’nın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında AK PARTİ Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

11.- Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, Ankara Milletvekili Aylin Nazlıaka’nın 546 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 47’nci maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşması sırasında AK PARTİ Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

12.- Ankara Milletvekili Aylin Nazlıaka’nın, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

13.- Karabük Milletvekili Mehmet Ali Şahin’in, Adana Milletvekili Seyfettin Yılmaz’ın 546 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 48’inci maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

14.- Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, Iğdır Milletvekili Sinan Oğan’ın 546 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 50’nci maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

15.- Kayseri Milletvekili Yusuf Halaçoğlu’nun, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Milliyetçi Hareket Partisine sataşması nedeniyle konuşması

16.- Adıyaman Milletvekili Mehmet Metiner’in, Iğdır Milletvekili Sinan Oğan’ın 546 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 50’nci maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

17.- Iğdır Milletvekili Sinan Oğan’ın, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

18.- İstanbul Milletvekili Mihrimah Belma Satır’ın, Ankara Milletvekili Aylin Nazlıaka’nın 546 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin geçici 1’inci maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşması sırasında AK PARTİ Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

19.- Ankara Milletvekili Aylin Nazlıaka’nın, İstanbul Milletvekili Mihrimah Belma Satır’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

20.- İstanbul Milletvekili Mihrimah Belma Satır’ın, Ankara Milletvekili Aylin Nazlıaka’nın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

21.- Iğdır Milletvekili Sinan Oğan’ın, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın 546 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 52’nci maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

VIII.- AÇIKLAMALAR

1.- Kayseri Milletvekili Yusuf Halaçoğlu’nun, Adana Milletvekili Necdet Ünüvar’ın MHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

2.- Iğdır Milletvekili Sinan Oğan’ın, MHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşmasındaki Cumhurbaşkanıyla ilgili bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

3.- Iğdır Milletvekili Sinan Oğan’ın, MHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşmasındaki Cumhurbaşkanıyla ilgili bazı ifadelerine ilişkin tekraren konuşması

4.- Isparta Milletvekili Recep Özel’in, İstanbul Tuzla’da hayatını kaybeden Uzman Onbaşı Gökhan Aslan’a Allah’tan rahmet, yakınlarına başsağlığı dilediğine ilişkin açıklaması

IX.- DİSİPLİN CEZASI İŞLEMLERİ

1.- Iğdır Milletvekili Sinan Oğan’ın, Cumhurbaşkanı hakkında sarf ettiği sözlerden dolayı özür dilemesi nedeniyle, Meclisten geçici olarak üç birleşim çıkarma cezası verilmesi teklifinin Oturum Başkanı tarafından geri alınması

X.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

 

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

 

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/242, 2/80) (S. Sayısı: 156)

2.- Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu Raporları (1/484) (S. Sayısı: 287)

3.- Kocaeli Milletvekili İlyas Şeker ve Ağrı Milletvekili Ekrem Çelebi ile 18 Milletvekilinin; Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ile Manisa Milletvekili Erkan Akçay ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın; 657 Sayılı Devlet Memurları Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, Kocaeli Milletvekili Haydar Akar’ın; 7269 Sayılı Umumi Hayata Müessir Afetler Dolayısıyla Alınacak Tedbirlerle Yapılacak Yardımlara Dair Kanuna Geçici Bir Ek Madde Eklenmesi Hakkında Kanun Teklifi, Manisa Milletvekili Erkan Akçay ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili İzmir Milletvekili Oktay Vural'ın; Gelir Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, Eskişehir Milletvekili Ruhsar Demirel ve 1 Milletvekilinin; Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, Sinop Milletvekili Mehmet Ersoy ve İstanbul Milletvekili Hüseyin Bürge ile 44 Milletvekilinin; Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile İçişleri Komisyonu, Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu, Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporları (2/1967, 2/1074, 2/1438, 2/1529, 2/1571, 2/1966) (S. Sayısı: 546)

 

 

4.- İstanbul Milletvekili Mehmet Doğan Kubat ve Bartın Milletvekili Yılmaz Tunç ile 109 Milletvekilinin; Terörle Mücadele Kanununun 10 uncu Maddesi Uyarınca Kurulan Ağır Ceza Mahkemelerinin Kaldırılmasına ve Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanvekili İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi ve Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk ile 1 Milletvekilinin; 5271 Sayılı Ceza Muhakemesi Kanununda ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve Adalet Komisyonu Raporu (2/1981, 2/1989) (S. Sayısı: 560)

5.- Sanal Ortamda İşlenen Suçlar Sözleşmesinin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/676) (S. Sayısı: 380)

XI.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Sadık Yakut’un, İstanbul Tuzla’da hayatını kaybeden Uzman Onbaşı Gökhan Aslan’a Allah’tan rahmet, yakınlarına başsağlığı dilediğine ilişkin konuşması

XII.- OYLAMALAR

1.- (S. Sayısı: 546) Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tekliflerinin oylaması

XIII.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, Başkanlığın bazı şirketlerle herhangi bir ticari ilişkisi olup olmadığına ilişkin sorusu ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan Vekili Sadık Yakut’un cevabı (7/36595)

2.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, bazı şirketlerin Bakanlık tarafından gerçekleştirilen ihalelere katılıp katılmadıklarına ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı (7/37025)

3.- Manisa Milletvekili Sakine Öz’ün, bir maden şirketinin hukuka aykırı biçimde çalışmalarına son verdiği maden sahasında çalışan işçilerin yaşadıkları mağduriyetlere ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/37199)

4.- İstanbul Milletvekili Umut Oran’ın, doğal gaz satış fiyatına ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/37598)

5.- Niğde Milletvekili Doğan Şafak’ın, petrol araştırması yapılan bölgeler ile söz konusu çalışmaların sonuçlarına ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/37599)

6.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, görevden alınan veya emekliliği istenen Bakanlık personeline ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/37600)

7.- İzmir Milletvekili Oğuz Oyan’ın, Sayıştay’ın yeniden yapılandırılmasına ve Sayıştay’la ilgili çeşitli iddialara ilişkin sorusu ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan Vekili Sadık Yakut’un cevabı (7/38012)

8.- Yozgat Milletvekili Sadir Durmaz’ın, TRT Yurt Haberleri Müdürlüğünün TRT muhabirleriyle tek taraflı olarak sözleşmesini iptal ettiği iddialarına ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/38070)

9.- Osmaniye Milletvekili Hasan Hüseyin Türkoğlu'nun, TRT'nin kadınlar ve çiftler buz pateni kategorilerindeki yarışmaları yayımlamama kararı aldığı iddialarına ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/38385)

10.- Balıkesir Milletvekili Ahmet Duran Bulut'un, araç giriş kartları üzerindeki boyaların bozulmasına ilişkin sorusu ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan Vekili Sadık Yakut’un cevabı (7/38453)


I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

TBMM Genel Kurulu saat 15.00’te açılarak beş oturum yaptı.

Afyonkarahisar Milletvekili Kemalettin Yılmaz’ın, Afyonkarahisar’ın sorunları ve çözüm önerilerine,

Muğla Milletvekili Tolga Çandar’ın, Muğla’nın sorunlarına,

İlişkin gündem dışı konuşmalarına Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu cevap verdi.

Bursa Milletvekili Mustafa Kemal Şerbetçioğlu, Kosova Cumhuriyeti’nin bağımsızlığının 6’ncı yıl dönümüne ilişkin gündem dışı bir konuşma yaptı.

Afyonkarahisar Milletvekili Kemalettin Yılmaz, Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun gündem dışı konuşmaya cevabındaki bazı ifadelerine ilişkin bir açıklamada bulundu.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının, Avrupa Parlamentosu Kadın Hakları ve Cinsiyet Eşitliği Komisyonu tarafından Dünya Kadınlar Günü vesilesiyle 5/3/2014 tarihinde Belçika’nın başkenti Brüksel’de düzenlenecek olan “Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesi” konulu toplantıya katılması kabul edilen heyeti oluşturmak üzere siyasi parti gruplarının bildirmiş olduğu isimlere ilişkin tezkeresi Genel Kurulun bilgisine sunuldu.

Başbakanlığın,

Siirt Milletvekili Gültan Kışanak hakkında 2 adet,

İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel hakkında 3 adet,

Yalova Milletvekili Muharrem İnce hakkında,

Diyarbakır Milletvekili Nursel Aydoğan hakkında,

Tanzim edilen soruşturma dosyalarının yeniden değerlendirilmesi için evrakın ve fezlekenin iade edilmesine ilişkin tezkereleri okundu; Anayasa Komisyonu ve Adalet Komisyonu üyelerinden kurulu Karma Komisyonda bulunan (3/469, 532, 594, 903, 916, 964, 1067) esas numaralı dosyaların Hükûmete geri verildiği açıklandı.

Hakkâri Milletvekili Adil Zozani ve 23 milletvekilinin, fen edebiyat fakültesi mezunlarının sorunlarının (10/866),

Konya Milletvekili Mustafa Kalaycı ve 20 milletvekilinin, Türk Silahlı Kuvvetleri mensubu subay, astsubay, uzman jandarma ve uzman erbaşlar ile geçici köy korucularının sorunlarının (10/867),

Burdur Milletvekili Ramazan Kerim Özkan ve 24 milletvekilinin, patates üreticilerinin sorunlarının (10/868),

Araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergeleri Genel Kurulun bilgisine sunuldu; önergelerin gündemdeki yerlerini alacağı ve görüşmelerinin sırası geldiğinde yapılacağı açıklandı.

Başkanlıkça, Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonunda siyasi parti grubu mensubu olmayan milletvekillerine düşen 1 üyelik için aday olmak isteyen siyasi parti grubu mensubu olmayan milletvekillerinin yazılı olarak müracaat etmelerine ilişkin duyuruda bulunuldu.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının, Avrupa Parlamentosu Katılım Öncesi Eylem Birimi tarafından 4/3/2014 tarihinde Arnavutluk’un başkenti Tiran’da düzenlenecek olan “Temel Haklar, Ayrımcılık Yapmama ve Azınlıkların Korunması” konulu seminere katılım sağlanmasına ilişkin tezkeresi kabul edildi.

Ankara Milletvekili İzzet Çetin’in, (2/115) esas numaralı 5510 Sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununa Bir Geçici Madde Eklenmesi Hakkında Kanun Teklifi’nin doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi yapılan görüşmelerden sonra kabul edilmedi.

Gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmının:

1’inci sırasında yer alan ve görüşmeleri yarım kalan, İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülmesi kabul edilen, Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu’nun (2/242, 2/80) (S. Sayısı: 156),

2’nci sırasında yer alan ve görüşmeleri yarım kalan, İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülmesi kabul edilen, Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu Raporlarının (1/484) (S. Sayısı: 287),

Görüşmeleri, komisyon yetkilileri Genel Kurulda hazır bulunmadığından ertelendi.

3’üncü sırasında yer alan ve görüşmeleri yarım kalan, İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülmesi kabul edilen, Kocaeli Milletvekili İlyas Şeker ve Ağrı Milletvekili Ekrem Çelebi ile 18 Milletvekilinin; Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ile Manisa Milletvekili Erkan Akçay ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın; 657 Sayılı Devlet Memurları Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, Kocaeli Milletvekili Haydar Akar’ın; 7269 Sayılı Umumi Hayata Müessir Afetler Dolayısıyla Alınacak Tedbirlerle Yapılacak Yardımlara Dair Kanuna Geçici Bir Ek Madde Eklenmesi Hakkında Kanun Teklifi, Manisa Milletvekili Erkan Akçay ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili İzmir Milletvekili Oktay Vural'ın; Gelir Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, Eskişehir Milletvekili Ruhsar Demirel ve 1 Milletvekilinin; Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, Sinop Milletvekili Mehmet Ersoy ve İstanbul Milletvekili Hüseyin Bürge ile 44 Milletvekilinin; Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile İçişleri Komisyonu, Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu, Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporlarının (2/1967, 2/1074, 2/1438, 2/1529, 2/1571, 2/1966) (S. Sayısı: 546) görüşmelerine devam edilerek 37’nci maddesine kadar kabul edildi.

Yapılan yoklamalar sonucunda toplantı yeter sayısı bulunmadığından, alınan karar gereğince, 19 Şubat 2014 Çarşamba günü saat 14.00’te toplanmak üzere 21.33’te birleşime son verildi.

 

                                                               Sadık YAKUT

                                                               Başkan Vekili

 

 

           Muharrem IŞIK                                                                           Dilek YÜKSEL

                 Erzincan                                                                                        Tokat

                Kâtip Üye                                                                                   Kâtip Üye


II.- GELEN KâĞITLAR

                                                                                                                                No: 90

19 Şubat 2014 Çarşamba

Teklifler

1.- Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan'ın; Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi (2/2010) (Milli Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor; Tarım, Orman ve Köyişleri; İçişleri ile Plan ve Bütçe Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 19.02.2014)

2.- Çankırı Milletvekili İdris Şahin ve Niğde Milletvekili Alpaslan Kavaklıoğlu’nun; Devlet İstihbarat Hizmetleri ve Milli İstihbarat Teşkilatı Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/2011) (Adalet; Milli Savunma; Plan ve Bütçe ile İçişleri Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 19.02.2014)

 

Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Ordu Milletvekili İdris Yıldız ve 25 Milletvekilinin, balıkçılık sektörünün sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/869) (Başkanlığa geliş tarihi: 17.05.2012)

2.- Kocaeli Milletvekili Haydar Akar ve 23 Milletvekilinin, madencilik sektöründeki sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/870) (Başkanlığa geliş tarihi: 17.05.2012)

3.- Ordu Milletvekili İdris Yıldız ve 25 Milletvekilinin, Doğu Karadeniz Bölgesi'nde madencilik sektörünün sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/871) (Başkanlığa geliş tarihi: 17.05.2012)

 

 

 


19 Şubat 2014 Çarşamba

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.00

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Dilek Yüksel (Tokat), Muharrem IŞIK (Erzincan)

 

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 64’üncü Birleşimini açıyorum.

Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce üç sayın milletvekiline gündem dışı  söz vereceğim.

Gündem dışı ilk söz, bölgedeki elektrik kesintileri hakkında söz isteyen Diyarbakır Milletvekili Altan Tan’a aittir.

Buyurun Sayın  Tan.

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Diyarbakır Milletvekili Altan Tan’ın, bölgedeki elektrik kesintilerine ilişkin gündem dışı konuşması

ALTAN TAN (Diyarbakır) – Sayın Başkan, sayın  milletvekilleri; yine, derin ve halledilemeyen, bir türlü çözülemeyen bir sorunla ilgili olarak, alakalı olarak huzurlarınızdayım.

Diyarbakır, Mardin, Şırnak, Batman, Urfa, bütün bir bölgedeki elektrik kesintileri Doğubeyazıt’tan, Kars’tan, Ardahan’dan Iğdır’a kadar.

Değerli arkadaşlar, defalarca bu mevzuyu gündeme getirdik ama bizim feryadımız, figanımız ayyuka çıktı fakat sizin ilginizi maalesef çekemedik. Bu kış günü, yine bölgenin dört bir yanından şikâyetler geliyor ve öyle de bir noktaya geldi ki bu mesele artık, birçok yer özelleştirildiği için, vatandaşla bu yeni özelleştirmeleri devralan, satın alan şirketler karşı karşıya bırakıldı ve iş daha da içinden çıkılmaz bir hâle geldi.

Değerli arkadaşlar, en son, Doğubeyazıt’ta, Hınıs’ta, Diyarbakır merkezde ve Kızıltepe’de bu yeni şirketlerin merkezleri, kurumları basıldı; Silopi’de vatandaşla yine kurum karşı karşıya geldi, yollar trafiğe kapatıldı, kesildi, vatandaş ne yapacağını bilmiyor. Yeni bu özelleştirmeleri alan şirketler de kendilerince haklı gerekçeler ortaya koyarak meselenin nasıl çözüleceğini, nereye götürüleceğini bilemez bir hâlde çırpınıyor. Defalarca konuştuk, defalarca tartıştık, rakamlar verdik, çözümleri sunduk, yetkililerle görüştük. Her görüştüğümüzde bize söylenen: Bir, gerekli iyileştirmeler yapılıyor, bu bahar, bu yaz, bu sonbahar, bu kış mutlaka bitiyor; ikincisi de işte meşhur bir “kaçak elektrik” teranesidir gidiyor. Dün de söyledim, siz, bu sulama kanallarını niye bitirmiyorsunuz? Bu “kaçak” dediğiniz meblağın yüzde 25-30’a yakını tarımsal sulamadan geliyor. Vatandaşın hem yüz yıldır tarlasına su götürmüyorsun, 22 baraj, 19 hidroelektrik santral, GAP projesiyle her fırsatta övünüyorsun, barajların yüzde 85’i-86’sı bitmiş, kanalların bitme oranı yüzde 17’ye-18’e daha yeni, bu sene ancak gelebilmiş. Vatandaş hem kuyu kazsın, yer altı suları bitsin hem üzerine elektrik parası ödesin hem mazota para versin hem gübreye para versin; vallahi, getirsin ürünü de size versin, siz de kurtulun, o da kurtulsun.

Değerli arkadaşlar, ayrıca, yine bu kürsüden defalarca dile getirdim, en büyük sorunlardan birisi bölgedeki Ankara merkezli yapılan ihaleler. Danışıklı, dönüşümlü, davetiyeli işleri veriyorsunuz -Bingöl-Diyarbakır yolu dâhil, Ilısu Barajı dâhil; bölgedeki, Van’daki, Diyarbakır’daki ihaleler dâhil- ondan sonra, buradaki müteahhit oraya da gelmeden ikinci, üçüncü, dördüncü taşerona veriyor, bunlar da geliyor, çoğu zaman zararına işe giriyor -dördüncü, beşinci kişiler- vatandaşla bunlar birbirlerini öldürme noktasına geliyor. İşte, bugün, Diyarbakır’dan kalabalık bir heyet… Cezaevi inşaatıyla ilgili, eski parayla yaklaşık 15 trilyonluk -yeni parayla 15 milyona yakın- bir alacak-verecek ortada yok; iş durmuş, iş tasfiye noktasına gelmiş. Adalet Bakanını arıyorsunuz, cevap yok. Çevre Bakanını arıyorsunuz, cevap yok. Vatandaş alacağını nereden tahsil edecek, nereden çözülecek, o da belli değil değerli arkadaşlar.

Ayrıca, Silvan, Midyat, Çınar çevre yollarının bütün projelerini bitirdik, bir buçuk, iki senedir uğraşıyoruz. Bütün tasdikleri bitirdik, bu sefer Karayolları ihale edecek, Tarım Bakanlığının toplulaştırması var, Tarım Bakanı da -maalesef- Diyarbakır Milletvekili. “Ya, bu Silvan’ın toplulaştırma koridorunu aç da Silvan’ın çevre yolu bitsin.” diyoruz, ses yok! Çınar, yine hem Tarım Bakanımızın hem Tarım Bakan Yardımcımız da Çınarlı, köyü orada. “Ya, senin köyünden geçecek bunlar, bunun koridorunu aç, toplulaştırmasını bitir.” diyoruz çünkü Karayolları toplulaştırma olmadan ihaleye çıkmıyor; O da yok. E, bakanlara bakıyoruz, bakanlar da yok. Hükûmete bakıyoruz, hükûmet de yok.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – AKP yok ortada, AKP yok!

ALTAN TAN (Devamla) - Mahkeme de yok. Ya Rabb’i hakkımızı sen bırakma, vesselam!

Saygılar sunarım. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Gündem dışı ikinci söz, Bursa’da çevre faktörlerinin tarımda yarattığı sorunlar hakkında söz isteyen Bursa Milletvekili İlhan Demiröz’e aittir.

Buyurun Sayın Demiröz. (CHP sıralarından alkışlar)

2.- Bursa Milletvekili İlhan Demiröz’ün, Bursa’da çevre faktörlerinin tarımda yarattığı sorunlara ilişkin gündem dışı konuşması

İLHAN DEMİRÖZ (Bursa) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Bursa’da çevre faktörlerinin tarımda yarattığı sorunlara ilişkin gündem dışı konuşma yapmak üzere söz almış bulunuyorum. Sizleri ve ekranları başında bizleri izleyen değerli yurttaşlarımızı sevgi ve saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, Güney Marmara Bölgesi’nde yer alan ilimiz Bursa, Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk’ün 1925 yılında Bursa’da Hünkâr Köşkü’nde söylediği “Baylar, Bursa tarım memleketidir, sanat memleketidir, tecim memleketidir, şifa memleketidir.” ifadesinde olduğu gibi, gerçekten tarım memleketi. Bursa tarım memleketi ama Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanının Türkiye’de yapmış olduğu tarımdaki tahribattan Bursa da nasibini almıştır ve çiftçiler zor durumda olup icra kapılarında kendilerine yol aramaktadırlar.

Ayrıca, yine Bursa’mızda hemen her dağımız, ovamız parsellenmiş, ÇED raporlarıyla, kum çakıl ocaklarıyla, çimento fabrikalarıyla tarım alanlarının amaç dışı kullanılması için çaba sarf edilmektedir.

Örnek mi istiyorsunuz değerli milletvekilleri: Nilüfer Çayı’mız var ama Nilüfer Çayı’nın sahibi yok, kirli akıyor, ağır metallerle akmaya devam ediyor; hâlâ bugüne kadar bir çare bulunamadı on bir yıldır iktidarda olan bu Hükûmet zamanında.

Ama bir başka şey: Büyükşehir Belediye Başkanının, Bursa Ovası’ndaki sanayi tesislerine arıtma tesislerini yapmak üzere sekiz yıl gibi bir süre uzatımı da verdiğini sizlerle paylaşmak isterim.

Değerli milletvekilleri, mermer ocakları var Bursa’da; örneğin, Orhaneli Başköy, Mustafa Kemal Paşa Sünlük ve Kabulbaba’da. Burada mahkeme kararları var. Orhaneli Başköy’de, mayıs ayında Bursa 1. İdare Mahkemesi kararıyla mermer ocağının işletme ruhsatı iptal edildi. Peki ne oldu? Değerli milletvekilleri, ilgili firma sahibi “Bu alanı genişletiyorum.” diye ÇED raporuna müracaat etti. Bir de gördük ki aradan süre olarak altı aylık, yedi aylık zaman geçmesine rağmen, Çevre ve Şehircilik Bakanlığının maalesef bu ruhsat iptaliyle ilgili bilgisi yok. Peki, köylülerimiz, kadınlarımız ne yaptı? Burada, Orhaneli Başköy’de yeniden firmaların çalışmasını protesto etmek üzere il makamında, Bursa ilinde, oturma eylemi yaptılar ve Sayın Vali bu ruhsatların iptal edileceğini ifade etti. Ben de buradan, bu Meclis kürsüsünden bunları takip edeceğimizi ifade etmek istiyorum.

Keles Kozağacı Vadisi’ni hep dile getirdim. Sayın Bakan, karşılaştığımız zaman, yine hâlâ burada bir termik santralin kurulmasıyla ilgili çalışmaların yürütüldüğünü söylüyor. Değerli milletvekilleri, 2006 yılında ÇED raporu iptal edilmiş ve bu iptale rağmen, bugün hâlâ bu konuyla ilgili ısrarın ne olduğunu anlamadığımızı; Durak, Harmandemirci, Yunuslar, Davutlar, Denizler, Çayören, Issızören köylülerinin sizlerden müjde beklediğini ifade etmek istiyorum.

İnegöl Tüfekçikonak’ımız var ve burada bir HES projesi yapılıyor, dokuz köyü ilgilendiriyor: Sulhiye, Mezit, Osmaniye, Eskikaracakaya, Rüştiye, Yeniköy, İhsaniye, Kınık, Özlüce. Arkadaşlar, sulama sularının elden çıktığını söylemiyorum. Bu köy ve bu beldelerde içme sularını ellerinden alıyorlar ve Devlet Su İşleri yetkilileri de şunu söylüyor: “Efendim, bu kaynakların burada olduğunu biz bilmiyorduk.” Bunu da sizin takdirlerinize sunuyorum.

Son olarak, değerli milletvekilleri, Yenişehir’imizde oto test merkezi kuruluyor, Karacaali ve Karaköy meralarında. Neyi söylemek istiyorum burada? Arkadaşlar, bin büyükbaş, 3 bin küçükbaş hayvanın otlatıldığı bir mera ve burada sulama tesisleri var ama gelin görün ki burada oto test merkezi yapılmak suretiyle, meralara el konuluyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İLHAN DEMİRÖZ (Devamla) – Buradan, Tarım Bakanlığından ve Çevre Bakanlığından, Bursa’ya daha iyi gözle bakmak üzere, çaba sarf etmelerini diliyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Gündem dışı üçüncü söz, Kars’taki tarım ve hayvancılık konusunda söz isteyen Kars Milletvekili Yunus Kılıç’a aittir.

Buyurun Sayın Kılıç. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

3.- Kars Milletvekili Yunus Kılıç’ın, Kars’taki tarım ve hayvancılığa ilişkin gündem dışı konuşması

YUNUS KILIÇ (Kars) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; serhat şehri, diğer bir adıyla geçidi bekleyen şehir ve birçok insanımızın pek de bilmediği bu toprakların ilk “Gazi” unvanlı şehri olan Kars’ımızın ana geçim kaynağı tarıma dayalı hayvancılıktır. Tarım değil, özellikle bunu belirtmek isterim, tarıma dayalı hayvancılık şehri. Tabii, bu şehirde tarım ve hayvancılığı başat sektör olarak almazsanız ve bütün yatırımlarınızı ve planlamalarınızı buna göre yapmazsanız, diğer bütün uğraşlarınız açıkçası çok fantezi uğraşlar olarak kalır. Dolayısıyla, Kars’ta tarım ve hayvancılıktan… İnsanımızın yaşam standardını ve refahını yükseltmek üzere, son on-on iki yılda, AK PARTİ’yle beraber, ülkemizde huzur, refah ortamının oluşması, üretimin artması, bunun da insan yaşantısını ve standartlarını yükseltmeye yönelik olarak adaletli bir şekilde ve planlı bir şekilde kullanılmasıyla beraber, aslında Türkiye’de hemen hemen bütün illerimiz gerek merkezî hükûmetlerden gerekse yerel yönetimlerden ciddi şekilde yatırımlar almakta ve insan refahının yükseltilmesine katkı sunulmakta. Tabii, doğu ile batının arasında, hep olagelmiş ve gün geçtikçe de açılan yaşam standartları farkları var. Dolayısıyla, saygıdeğer milletvekilleri, bunun da bir an önce kapanması gerekiyor. O yüzden de Kars gibi çok da fazla çıkış olmayan illerde buradaki öncelikleri çok iyi belirlemek ve planlamalarınızı ona göre yapmak zorundasınız. Biz ne yapıyoruz Kars’la alakalı? Dedik ki Kars tarıma dayalı hayvancılık şehri. Hayvan varlığı açısından baktığınız zaman, hayvansal değer açısından baktığınız zaman, Kars Türkiye’de 5 ila 8’inci sırada gidip gelen, oysa bitkisel üretim açısından baktığınız takdirde Türkiye’de 73 ile 75’inci sıralarda gidip gelen bir şehir. Yani, 5’inci sıradaki hayvan varlığınızı 75’inci sıradaki bitkisel üretiminizle karşılamaya çalışıyorsunuz. Bunun, sürdürülebilir bir hayvancılık noktasında mümkün olmayan bir uğraş olduğu açık. Zaten, bunun böyle olduğunu, Kars’ta, daha önceki yıllardan da, özellikle kuraklık yıllarından sonra -üç beş yıl- insanlarımızın tam kendini toparlamaya başladığı bir anda, bir kuraklıkla beraber, tekrar eski konumlarına geri döndüklerini, fakirleştiklerini, yoksullaştıklarını, yaşam standartlarının düştüğünü bilmekteyiz. O zaman, yapmamız gereken şey ortada arkadaşlar. Kars’ta tarım ve hayvancılıkta, hayvancılığın ana girdisini, yüzde 70’ini oluşturan yem noktasında ciddi destek ve katkı vermek gerekiyor. Bunun yolu belli saygıdeğer milletvekilleri.

Sulanabilir arazilerimizin tamamını sulayabilmek, mümkün olduğu kadar sularımızdaki baraj sayılarımızı artırmak, oradaki arazi toplulaştırmalarını bir an önce bitirmek ve yem bitkisinin üretimini ve desteğini artırmak ve Kuzeydoğu Anadolu Bölgesi’nde, Türkiye'nin hiçbir yerinde olmadığı kadar mera varlığına sahip, otlu mera oranına sahip bir il olması hesabıyla Kars’ta küçükbaş hayvancılığı, ciddi bir şekilde mera hayvancılığını yeniden desteklemek, eski sayılarına ulaştırmak gibi bir sorumluluk içerisindeyiz. Biz de bunun gereğini yapıyoruz. Özellikle, son on yıldır başlamış olan ama iki üç yılda hız kazanmış olan, bizim de bölgenin ihtiyaçlarını çok iyi belirlememiz ve bunu merkezî yönetime sürekli ulaştırmamız sayesinde… Bölge milletvekillerine, özellikle Ahmet Arslan Bey’e, Orhan Atalay Bey’e bu manada teşekkür ediyorum; tarım ve hayvancılık konusundaki bütün girişimlerimizi beraber, birlikte yaptığımızı özellikle söylemek isterim. Bu manada, bayağı mesafeler aldık. Ne yaptık? Baraj sayılarımızı artırıyoruz arkadaşlar. Kars’a göre oldukça çaplı, her biri 50’ye yakın köyün arazisini sulayacak barajlarımız yapılmaya başlandı. Kars Barajı’nı, Selim Barajı’nı AK PARTİ geldi, bitirdi. Karakurt Barajı’nın planlaması bitmek üzere. Kağızman sulaması hazır, Arpaçay’daki Koçköy’ün sulaması hazır. Selim Ovası’nın sulaması Kalkınma İdaresi aracılığıyla hazır. Yani, bu manada bütün üzerimize düşeni, arazilerimizden daha yüksek verim ve hayvancılığın asıl girdisi olan yemi karşılamak üzere, planlamalarımız hızla devam ediyor.

Saymak istediğiniz zaman, emin olun, sadece bakın, Kars’a tarım ve hayvancılıkta AK PARTİ döneminde yapılanlar sayfalar ve saatler alabilecek şeyler ama ben bu başlıkları kısaca geçtim.

Kars’ta birisine mikrofon uzatıyorlar, diyorlar ki: “Bir şikâyetiniz var mı Kars’la alakalı?” “Yok, Allah’a şükür.” diyor. Israr ediyorlar, “Var mı bir şikâyetiniz?” “Yok ama Ruslara kinimiz var.” diyor. “Nedir, Ruslarla alıp veremediğiniz ne var?” diyorlar, “Ya, yetmiş, seksen yıl önce buralarda bir şeyler yaptılar ama bir gelip bakmadılar ki…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

YUNUS KILIÇ (Devamla) – …bunlar eskimiş mi, bunların yenilenmeye ihtiyacı var mı diye.” diyor.

Ama, AK PARTİ’yle beraber Kars hatırlanır olmuştur. Unutulmayacağına inandığımız için AK PARTİ’yle beraber yürümeye devam edeceğiz diyor, hepinize saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Gündeme geçiyoruz.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

Meclis araştırması açılmasına ilişkin üç önerge vardır, okutuyorum:

V.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Ordu Milletvekili İdris Yıldız ve 25 milletvekilinin, balıkçılık sektörünün sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/869)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Denizlerimizde yaşayan bazı balık türlerinin nesli tükenme tehdidi altındadır ve risk artarak devam etmektedir. Bu bağlamda, balıkçılık sektörünün karşı karşıya olduğu sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Anayasa’nın 98, TBMM İçtüzüğü’nün 104 ve 105’inci maddeleri kapsamında Meclis araştırması açılması konusunda gereğini arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla.

1) İdris Yıldız                                        (Ordu)

2) Turgay Develi                                    (Adana)

3) Mehmet Şeker                                   (Gaziantep)

4) Haydar Akar                                      (Kocaeli)

5) Mustafa Sezgin Tanrıkulu                 (İstanbul)

6) Melda Onur                                       (İstanbul)

7) İhsan Özkes                                       (İstanbul)

8) Mehmet Ali Susam                            (İzmir)

9) Kazım Kurt                                        (Eskişehir)

10) Namık Havutça                                (Balıkesir)

11) Kadir Gökmen Öğüt                        (İstanbul)

12) Mehmet Volkan Canalioğlu             (Trabzon)

13) Mehmet Şevki Kulkuloğlu              (Kayseri)

14) Hurşit Güneş                                   (Kocaeli)

15) Mustafa Serdar Soydan                   (Çanakkale)

16) Tanju Özcan                                    (Bolu)

17) Candan Yüceer                                (Tekirdağ)

18) Hülya Güven                                   (İzmir)

19) Tufan Köse                                      (Çorum)

20) Sabahat Akkiray                              (İstanbul)

21) Mehmet Ali Ediboğlu                      (Hatay)

22) Sedef Küçük                                    (İstanbul)

23) Mevlüt Dudu                                   (Hatay)

24) Ramazan Kerim Özkan                    (Burdur)

25) Mehmet S. Kesimoğlu                     (Kırklareli)

26) Bülent Tezcan                                  (Aydın)

Gerekçe:

Türkiye, üç tarafı denizlerle çevrili bir ülke olmasıyla beraber, son derece zengin göl ve akarsu potansiyeline sahiptir. Balıkçılık sektörü, sağlıklı beslenmeye katkısı, sanayi sektörüne ham madde sağlaması, istihdam yaratması ve yüksek ihracat potansiyeli nedeniyle özel bir öneme sahiptir. Balıkçılık, Doğu Karadeniz Bölgesi için önemli bir geçim kaynağıdır. Doğu Karadeniz Bölgesi, gerek sahip olduğu doğal koşullar bakımından gerekse de balıkçılık konusundaki teknik araştırma kapasitesi ve bilgi birikimi bakımından balıkçılık sektörünün Türkiye ekonomisindeki başrol oyuncularından biridir. Türkiye'de denizlerden yakalanan balıkların yüzde 50’si Doğu Karadeniz Bölgesi'nden gelmektedir.

Üniversitelerimizin su ürünleri fakültelerinde yapılan araştırmalara göre, 161 balık türünün bulunduğu Karadeniz'in Türkiye kıyılarında 59 balık türünün neslinin tükendiği görülmektedir. Bunun yanı sıra, UNDP (Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı) ve GEF (Küresel Çevre Fonu) tarafından finanse edilen Karadeniz Ekosistemini İyileştirme Projesi kapsamında yapılan araştırmalara göre; Karadeniz'de 1985'te 850 bin ton olan balık stokunun 250 bin tona düştüğü, 1986 yılında 534 bin ton olan hamsinin ise 88 bin tona düştüğü, bunun 150 bin kişinin iş kaybına yol açtığı vurgulanmaktadır.

Denizlerimizde yaşayan bazı balık türlerinin nesli tehdit altındadır ve risk artarak devam etmektedir ancak daha da vahim olanı, Karadeniz endemiği olan bazı mersin balığı türleri gibi canlıların tamamen tükenmesidir. Bu olumsuz süreç günümüzde de hâlâ devam etmektedir. Bu canlılar uluslararası sözleşmelere göre de koruma altındadır. Gereken önemler alınmadığı takdirde geri dönüşü olmayan tahribatlar yaşanacak ve denizlerimizde yaşayan balık türlerinin çoğu yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalacaktır. Kıt olan doğal varlıklarımızın heba edilmesi ülkemizin ve insanlarımızın geleceğini de tehlikeye atacaktır.

Gelecekte balık neslinin yok olmaması için Türkiye, sahip olduğu kaynakları akılcı ve sürdürülebilir şekilde kullanmak zorundadır. Bu nedenle, ülkemizde, balıkçılık sektörünün millî bir strateji dâhilinde, denizlerimizi, göllerimizi, akarsularımızı kapsayacak şekilde, çevreye saygılı ve modern teknolojiye sahip biçimde, bütün olarak ele alınması gerekmektedir.

Tereddütlerin giderilmesi ve balıkçılarımızın ve balık türlerinin geleceğinin güvence altına alınmasını sağlamak amacıyla Anayasa’nın 98’inci ve İç Tüzük’ün 104 ve 105’inci maddeleri gereğince bir Meclis araştırması açılması hayati bir önem arz etmektedir.

2.- Kocaeli Milletvekili Haydar Akar ve 23 milletvekilinin, madencilik sektörünün sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/870)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Madencilik, doğası gereği içerdiği riskler nedeniyle dünyanın en ağır iş kollarından olup bilgi, deneyim, uzmanlık ve sürekli denetimi gerektirmektedir. Son otuz (30) yıldır devletin küçültülmesi, kamunun faaliyet alanının daraltılması ve iktisadi etkinlik ve verimliliğin sağlayacağı savıyla uygulanmaya çalışılan girişimler sonucu ülkemizde madencilik sektörü yarı yarıya küçültüldüğü gibi, nesillerin bilgi birikimi de darmadağın edilmiştir. Bir yandan, ülkemiz madencilik kuruluşlarındaki mevcut birikiminin reddedilerek madencilik üretimlerinin yetersiz, donanımsız ve deneyimsiz kişi ve kuruluşlara bırakılması, diğer yandan kamusal denetimin iyice gevşetilmesi kazaların da artmasına neden olmaktadır.

Bu nedenlerle, maden ocaklarında meydana gelen kazaların nedenleri, maden emekçilerinin çalışma koşulları ve emeklilik koşullarının onların lehine olacak şekilde yeniden düzenlenmesine yönelik çalışmaların yapılabilmesi ve sorunlarının tespit edilerek gerekli önlemlerin bir an önce alınması amacıyla, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’nün 104 ve 105’inci maddeleri ile Anayasa’nın 98’inci maddesi gereğince Meclis araştırması açılmasını arz ederiz.

1) Haydar Akar                                         (Kocaeli)

2) Tufan Köse                                           (Çorum)

3) Aykut Erdoğdu                                     (İstanbul)

4) Kadir Gökmen Öğüt                             (İstanbul)

5) Birgül Ayman Güler                             (İzmir)

6) Mehmet Hilal Kaplan                           (Kocaeli)

7) İhsan Özkes                                          (İstanbul)

8) Sena Kaleli                                          (Bursa)

9) Candan Yüceer                                     (Tekirdağ)

10) Hülya Güven                                      (İzmir)

11) Ayşe Eser Danışoğlu                          (İstanbul)

12) Nurettin Demir                                   (Muğla)

13) Aydın Ağan Ayaydın                         (İstanbul)

14) Ömer Süha Aldan                               (Muğla)

15) Mehmet Ali Susam                             (İzmir)

16) Turgay Develi                                     (Adana)

17) Sabahat Akkiray                                 (İstanbul)

18) Mehmet Ali Ediboğlu                         (Hatay)

19) Sedef Küçük                                       (İstanbul)

20) Mevlüt Dudu                                      (Hatay)

21) Ramazan Kerim Özkan                       (Burdur)

22) Mehmet S. Kesimoğlu                        (Kırklareli)

23) Bülent Tezcan                                     (Aydın)

24) Ali Özgündüz                                     (İstanbul)

Gerekçe:

Maden Mühendisleri Odasının hazırladığı rapora göre, Türkiye’de maden kazalarında ölen işçi sayısının her geçen yıl arttığı görülmektedir. 2008 yılında 48 maden çalışanı iş kazası sonucu yaşamını yitirirken 2009 yılında bu sayı 92'ye, 2010 yılında 105'e çıkmış ve 2011 yılında 93 kişi hayatını kaybetmiştir. Maden ocaklarında yaşanan kazaların yüzde 98'inin önlenebilir nitelikte olduğunun uzman kişi ve kurumlarca bilimsel verilere dayanarak açıklanmasına rağmen, yaşanan ölümleri madencilik mesleğinin kaderi olarak gören anlayışı kabul etmek mümkün değildir. Dünyadaki madencilik incelendiğinde, ölümlerin kader olmadığı ortaya çıkmaktadır. Madencilik sektörü alanında ülkemizde ortaya çıkan iş kazaları Avrupa ülkelerinin 4,5 katı düzeyinde gerçekleşmektedir. Maden ocaklarında bugün, hâlâ işçiler eskimiş bir teknolojiyle üretim yapmaya zorlanmaktadırlar. İleri teknolojinin kullanılması, modern ölçüm cihazlarıyla risklerin tespit edilmesi ve teknolojinin istisnasız her maden ocağında kullanılması gerekmektedir.

Maden çalışanlarının önemli bir sorununu ise iş sağlığı ve iş güvenliği oluşturmakta, düşük ücretle çalışmaları ve emekli olabilmek için çalışma sürelerinin uzun olması onların mağdur olmalarına neden olmaktadır. İşçi sağlığı ve iş güvenliği önlemlerinin alınması, çalışma saatleri ile ücretlerin insana yakışan bir şekilde düzenlenmesi hâlinde maden kazaları da önemli oranda düşecektir. Ülkemizde kayıt dışılık da madencilik sektöründe de önemli bir sorun hâline gelmiştir. Şöyle ki: Maden çalışanlarının yüzde 35'i işsiz olarak gözükmektedir. Madenlerin özelleştirilmesiyle kayıt dışılık da artmıştır. Kömür madenciliğinde özelleştirmeler nedeniyle istihdam özel sektöre kaymış, işçiler işçi sağlığı ve iş güvenliği önlemlerinden yoksun, düşük ücretle ve ağır çalışma koşulları altında çalışmaya zorlanmışlardır.

Maden emekçilerinin çalışma koşullarının zorluğu, bu sektör çalışanlarına uygun olmayan emeklilik durumları onları çalışma ortamından soğutmakta, tedirgin etmekte ve bu nedenle bir çok işçi bu gerekçeyle işinden ayrılmakta ya da ayrılmayı düşünmektedir. Her gün evinden çıkarken yakınlarıyla helalleşerek işine giden, her gün indiği ocaktan bir daha çıkamayabileceği korkusunu taşıyan maden emekçilerinin bu zor çalışma koşullarında emekli olabilmeleri neredeyse imkânsız  hâle gelmiştir. Onların emekli olabilmeleri için gerekli olan yaş haddinin, sigortalılık sürelerinin ve prim ödeme gün sayılarının bu meslekte çalışan maden emekçileri lehine olacak şekilde yeniden düzenlenmesi gerekmektedir.

Ayrıca, bu sektörde çalışan hemen herkes, kısa sürede meslek hastalıklarına yenik düşmektedir. Madencilik, çalışma koşullarının ağır ve tehlikeli olması nedeniyle her yaştan bireyi istihdam etmeye elverişli değildir. Bu sektörde çalışanların yarısını 27-36 yaş aralığındaki bireyler oluşturmaktayken 37-46 yaş aralığında bulunanların oranı yüzde 32,6'dır. Sektörde, 46 ve üzeri yaşta olup da çalışmaya devam etmekte olanların oranı ise çok düşüktür. Bu da madencilik sektöründe çalışanların belli bir yaştan sonra bu işi yapamayacak bir duruma geldiklerine işaret etmektedir.

Bu nedenlerle, madencilik sektöründeki sorunların tespit edilip çözüm önerilerinin bulunması ve hayata geçirilmesi için Meclis araştırması açılması büyük önem kazanmıştır.

3.- Ordu Milletvekili İdris Yıldız ve 25 milletvekilinin, Doğu Karadeniz Bölgesi’nde madencilik sektörünün sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/871)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Madencilik sektörü, tarımla birlikte ekonominin iki temel ham madde üreticisinden birisi durumundadır. Bu niteliği nedeniyle madencilik sektörü, birincisi ekonomiye doğrudan yaptığı katkı, diğeri ise ekonominin diğer alanlarına, özellikle imalat sektörüne sağladığı girdiler nedeniyle iki yönlü öneme sahiptir. Doğu Karadeniz Bölgesi’nin madencilik sektörünün karşılaştığı sorunların saptanması ve alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla, Anayasa’nın 98’inci ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’nün 104 ve 105’inci maddeleri uyarınca Meclis araştırması açılmasını arz ve talep ederiz.

1) İdris Yıldız                                              (Ordu)

2) Melda Onur                                             (İstanbul)

3) Mehmet Ali Susam                                 (İzmir)

4) Mehmet Şeker                                         (Gaziantep)

5) Haydar Akar                                           (Kocaeli)

6) Kazım Kurt                                             (Eskişehir)

7) Mustafa Sezgin Tanrıkulu                       (İstanbul)

8) İhsan Özkes                                            (İstanbul)

9) Namık Havutça                                       (Balıkesir)

10) Kadir Gökmen Öğüt                             (İstanbul)

11) Mehmet Volkan Canalioğlu                  (Trabzon)

12) Mehmet Şevki Kulkuloğlu                    (Kayseri)

13) Hurşit Güneş                                         (Kocaeli)

14) Mustafa Serdar Soydan                         (Çanakkale)

15) Tanju Özcan                                                                                        (Bolu)

16) Candan Yüceer                                      (Tekirdağ)

17) Hülya Güven                                         (İzmir)

18) Tufan Köse                                           (Çorum)

19) Turgay Develi                                       (Adana)

20) Sabahat Akkiray                                    (İstanbul)

21) Mehmet Ali Ediboğlu                            (Hatay)

22) Sedef Küçük                                         (İstanbul)

23) Mevlüt Dudu                                         (Hatay)

24) Ramazan Kerim Özkan                         (Burdur)

25) Mehmet S. Kesimoğlu                          (Kırklareli)

26) Bülent Tezcan                                        (Aydın)

Gerekçe:

Madenler milyonlarca yılda oluşan, tüketildiğinde yerine konulamayan, bu nedenle planlı ve rasyonel bir biçimde işletilmeleri zorunlu olan, doğanın insanlığa sunduğu ortak değerlerdir. Bu nedenle madenler toplumun ortak malı olup tasarrufu kamuya aittir. Anayasa’mızın 168’inci maddesinde bu durum açıkça belirtilmiştir. Devletin kendine ait olan bu kaynaklarını denetlemesi ve koruması da asli görevleri arasındadır. Bu nedenle madenlerimizin ulusal çıkarlara uygun olarak kullanılması yaşamsal önem taşımaktadır.

Gelişmiş bir madencilik sektörü üretim, istihdam vb. ekonomik göstergelere yaptığı katkının yanı sıra, doğru politika ve planların takip edilmesi durumunda ülke imalat sanayi için önemli bir itici güç oluşturabilmektedir. Bu nedenle, ekonomik kalkınma politika ve planlarının oluşturulmasında sektöre özel bir önem verilmesi zorunlu olarak değerlendirilmektedir. Bunun yanı sıra, enerji ihtiyacının karşılanmasında da madenciliğin çok özel bir yere sahip olduğu konusunda kuşku yoktur. Bütün dünyada olduğu gibi Türkiye'de de enerji talebinin yaklaşık yüzde 90'ı madencilik kökenli fosil yakıtlarla (petrol, doğal gaz ve kömür) karşılanmaktadır. Öte yandan, alternatif enerji kaynakları içinde önemli bir ağırlığa sahip olan nükleer ve jeotermal enerji kaynaklarının da esas itibarıyla madencilik kökenli olduğu dikkate alındığında, madenciliğin enerji açısından taşıdığı önem açıkça ortaya çıkmaktadır.

Demir-çelik, demir dışı metaller, çimento, seramik, cam vb. imalat sanayinin büyük bölümü girdilerini ağırlıklı olarak madencilik sektöründen almaktadır. Bu kapsamda, sağlıklı bir madencilik altyapısı olmaksızın söz konusu sanayilerin gelişmesinin hiç de kolay olmayacağı açıktır. Açıklanan bu durum çerçevesinde, madencilik sektörünü göz ardı eden veya yeterince önem vermeyen bir ülkede kalkınmanın eksik ve yetersiz olacağına şüphe yoktur.

Doğu Karadeniz Bölgesi’nde 72 metalik maden, 33 endüstriyel ham madde ve 3 enerji ham madde yatağı bulmaktadır. Bunların ekonomiye kazandırılması durumunda, ülke ekonomisine katkıları, rezerv itibarıyla 100 milyar doların üzerinde olacaktır. Yoksulluğun azaltılması ve bölgesel eşitsizliklerin giderilmesinde madencilik sektörünün önemi son derece belirgindir. Madencilik sektörü, doğrudan gelir yaratmasının yanında, düşük maliyette girdi sağlaması bakımından da yapıldığı bölgedeki sanayinin gelişimine katkı sağlamakta, bu bölgelerde önemli bir istihdam yaratmakta, yöre insanının mesleki ve teknik yeteneklerini artırmakta ve fiziksel altyapının gelişimini de hızlandırmaktadır. Özellikle büyük ölçekli madencilik, yapıldığı bölgenin ekonomik gelişimine önemli yarar sağlamakta, eğitim ve sağlık hizmetleriyle birlikte; temiz su, ulaşım, enerji ve diğer altyapı hizmetlerini de beraberinde getirmektedir. MTA'nın yaptığı arama çalışmaları sonucunda, Doğu Karadeniz'de ülke toplam bakır rezervlerinin yüzde 75'ini oluşturan 2,1 milyon ton bakır, çinko rezervlerinin yüzde 70'ini oluşturan 2,2 milyon ton çinko, kurşun rezervlerinin yüzde 52'sini oluşturan 0,4 milyon ton kurşun rezervi tespit edilmiştir. Ayrıca, Gümüşhane Mastra, Ordu Akoluk ve Sayaca ve Artvin Cerattepe yataklarında tespit edilen ve ülke toplam altın rezervlerinin yüzde 10'unu oluşturan altın, gümüş rezervlerinin ise yüzde 37'sini oluşturan gümüş bulunduğu kaydedilmiştir.

Bu nedenlerle Doğu Karadeniz Bölgesi'nde madencilik sektörümüzün karşılaştığı sorunların ve aksaklıkların saptanması ve alınacak tedbirlerin belirlenmesi amacıyla, Anayasa'nın 98’inci ve TBMM İçtüzüğü’nün 104 ve 105’inci maddeleri uyarınca, Meclis araştırma komisyonu kurulması yerinde olacaktır.

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Önergeler gündemdeki yerlerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki görüşmeler, sırası geldiğinde yapılacaktır.

Barış ve Demokrasi Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

VI.- ÖNERİLER

A) Siyasî Parti Grubu Önerileri

1.- BDP Grubunun, BDP Grup Başkan Vekili Bingöl Milletvekili İdris Baluken tarafından Türkiye’de kuraklığın artmasına neden olan uygulamaların tespit edilmesi, kuraklığın zararlarının en aza indirilmesi ve kapsamlı bir su politikasının geliştirilmesi amacıyla 14/2/2014 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 19 Şubat 2014 Çarşamba günkü birleşiminde okunmasına ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

                                                                                                                19/2/2014

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulunun 19/2/2014 Çarşamba günü (bugün) yaptığı toplantısında, siyasi parti grupları arasında oy birliği sağlanamadığından grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi  gereğince Genel Kurulun onayına  sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                                              İdris Baluken

                                                                                                                   Bingöl

                                                                                                         Grup Başkan Vekili

Öneri:

14 Şubat 2014 tarihinde, Bingöl Milletvekili Grup Başkan Vekili İdris Baluken tarafından verilen (5021 sıra no.lu) Türkiye’de kuraklığın artmasına neden olan uygulamaların tespit edilmesi, kuraklığın zararlarının en aza indirilmesi ve kapsamlı bir su politikasının geliştirilmesi amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisine verilmiş olan Meclis araştırma önergesinin, Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak 19/2/2014 Çarşamba günlü birleşiminde sunuşlarda okunması ve görüşmelerin aynı tarihli birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Barış ve Demokrasi Partisi Grup önerisi lehinde söz isteyen İdris Baluken, Bingöl Milletvekili.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; kuraklıkla mücadele üzerine partimizin vermiş olduğu önerge üzerine söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, AKP Hükûmetinin on iki yıllık iktidarı döneminde, maalesef kuraklık ve çölleşme sorununun çözümüne yönelik ciddi politikalar bugüne kadar üretilmemiştir. Kuraklığın ve çölleşmenin vahametini kavrayamayan AKP Hükûmeti daha çok derinliği olmayan, günü kurtarmaya yönelik, palyatif çözümlerle tedbir almaya çalışmış; bu palyatif çözümler, bugüne kadar kuraklık riskini ortadan kaldırmadığı gibi, daha çok ekolojik sistemi de tahrip eden, ekolojik talana yol açan bazı vahim sonuçları beraberinde getirmiştir.

AKP’nin bu on iki yıllık iktidarı dönemindeki temel olarak su yönetimi politikasını “akan her suyun önüne baraj yapma” şeklinde kısaca özetleyebiliriz. Bunu AKP’nin bakanları da buraya geldiklerinde büyük bir gururla “Eskiden su akar Türk bakardı, şimdi biz bunu değiştirdik, nerede su akıyorsa orada bir baraj yapıyoruz.” şeklinde burada, maalesef, özetliyorlar.

Bu yeni barajların getirdiği ekolojik talan, ekosistemin bozulması, doğanın ve insan yaşamının, gelecek nesillerin yaşamının tehlike altına alınması, kültürel mirasın tamamen kaybolması, yine, Hükûmete yakın bazı sermaye ve rant çevrelerinin bu politikalardan ciddi paralar kazanması, maalesef, bugüne kadar kuraklık riskini ortadan kaldırmadığı gibi, bu yönlü politikaların ne kadar yanlış olduğunu da açık bir şekilde ortaya koymuştur.

Dünya örneklerine baktığımız zaman, Amerika dâhil olmak üzere, barajlar üzerinden su politikasını yöneten ülkelerin çoğunun artık bu politikalardan vazgeçtiğini biliyoruz ama burada, maalesef, tam tersi bir durumla karşı karşıyayız. Bakın, Türkiye’de ciddi kuraklığın yaşandığı dönemler 1950-1951, 1973-1974, 1988-1989, 1994-1996, 2000-2001, 2006-2008 ve 2012 yılından beri de yine bir kuraklık riskiyle karşı karşıyayız. Yani, daha önceleri on yılda bir ülkemizde baş gösteren kuraklık tehlikesi, AKP’nin politikalarıyla beraber özellikle son yıllarda, beş yılda bir çiftçinin, köylünün, bütün halkın yüreğini ağzına getirecek şekilde ülke gündemini çok ciddi bir şekilde meşgul etmekte.

Buna karşı etkili tedbir geliştiremeyen AKP Hükûmetinin değerli bakanları da endişe edecek bir durumun olmadığını, önümüzdeki günlerde yağmurun yağacağını, karın yağacağını ve bu şekilde de bir kuraklıkla mücadele anlayışı ortaya koyduklarını defalarca burada gösterdiler. Kuraklıkla mücadele etmesi gereken bakanlar şöyle söylüyorlar: “İstanbul’da üç yıl boyunca kuraklık yaşansa bile su sorunu olmaz.” diyerek hepimizi hayretler içerisinde bırakıyorlar. Yani, tedbir alması gereken yetkililer, tedbir alma yerine algı yönetimi üzerinden halkı rahatlatma, farklı bir algı oluşturma politikası üzerinde yoğunlaşıyorlar.

Bakın, sorunun büyüklüğünü sadece birkaç ilimizden verilerle açıklamaya çalışayım. Özellikle son dönemde Bursa’dan, Kocaeli’den ve Aksaray’dan gelen veriler gerçekten son derece vahim. Bursa’nın Yenişehir Ovası’na can veren 8 gölette su oranı yüzde 3’lere kadar inmiş. Yine, Kocaeli’nin içme suyunun büyük bir bölümünü sağlayan Yuvacık Barajı’na giren su miktarı 190 bin metreküpe kadar inmiş ve bu nedenle de Kocaeli’ne Sapanca Gölü’nden su takviyesi yapılıyor. Aksaray’daki veriler de yine son yirmi yılın en kurak yıllarını işaret edecek verilerle dolu. Hiçbir su ve tarım politikası geliştirmediğiniz zaman, gerekli tedbirleri, önlemleri almadığınız zaman işte “Perşembe günü, cuma günü yağmur yağmasını bekliyoruz, yağmur yağarsa riski ortadan kaldıracak.” gibi gayriciddi yaklaşımlarla halkın önüne çıkarsınız.

Basında da bazı haberler çıkıyor. Hatay’ın Tarsus ilçesine bağlı Kepirce köyünde, Tekirdağ’ın Şarköy ilçesinde, yine Balıkesir’in pek çok köyünde bu kuraklık riskini yüreğinde hisseden köylülerimiz, çiftçilerimiz yağmur duasına çıkmaya başladılar. Hemen hemen Türkiye’nin her tarafında köylüyle, çiftçiyle, halkla konuştuğunuz zaman bu kuraklıkla ilgili kaygıların çok ciddi boyuta ulaştığı, bununla ilgili Meclisin bir an önce müdahil olacak politikalar üretmesi gerektiği ve Hükûmetin de daha samimi ve daha ciddi yaklaşması gerektiğiyle ilgili talepler var.

Geçen hafta sonu ben seçim bölgemdeydim. Bingöl’de de aynı durum var. Bingöl Ovası’ndaki köyleri ziyaret ettik, oradaki köylülerle görüştük. Bingöl Ovası’nda da Bingöl Ovası’nı sulayacak Gülbahar Barajı tam on sekiz yıldır, on dokuz yıldır bitirilemiyor. Düşünün, bir sulama barajı, bir kentin ovasına can verecek bir sulama barajı on sekiz on dokuz yılda bitirilemiyor. Şu anda, son iki yılda bizim biraz burada etkili bir muhalefetle Hükûmeti sıkıştırmamız sonucunda geçenlerde basına bir açıklama yaptılar, yüzde 80’inin bittiğini söylediler barajın. Hatta Sayın Bakan bunun açılışını da sembolik olarak yaptı ama bu açılışını yaptıkları barajın sulama kanalları yok ortada. Yani, köylüler, çiftçiler, kuraklık tehlikesiyle çok ciddi kaygılar yaşıyorlar; kamuoyuna, Bakan “Biz, Bingöl’de Gülbahar Barajı’nın açılışını yaptık.” diyor ama ortada sulama kanalları olmadığı için de Bingöl Ovası’nda ne yararlanılacak bir su var ne çiftçilerin kaygılarını giderecek temel bir politika var.

Yine, bu Bingöl Ovası’nda ayrıca, bu Hükûmet döneminde, AKP Hükûmeti döneminde yapılan toplulaştırma çalışmalarıyla da neredeyse ova köylüleri karşı karşıya gelmişler. Eski kadastro kayıtlarına göre toplulaştırma işlemleri yapıldığı için de pek çok aile neredeyse kan davası güdecek bir karşıtlık pozisyonuna gelmişler. Yani, çözüm bekleyen köylüye ve çiftçiye bırakın çözüm üretmeyi, birbirlerini âdeta öldürecek boyuta gelecek sorunlarla gitmeyi sizin politikalar bugüne kadar gündemleştirmiş, onun dışında da herhangi bir çözüm üretmemiş.

Bakın, İstanbul’da da yine bu kuraklık nedeniyle ciddi bir susuzluk tehlikesi var. Kentin su ihtiyacını karşılayan 10 barajın doluluk oranlarının ortalamasının yüzde 30’lara düştüğünü biliyoruz. Yine, özellikle bu Pabuçdere Barajı’nda doluluk oranının binde 35’lere kadar düştüğünü biliyoruz. Bu doluluk oranları, ocak ayı verileri üzerinden alındı ve son on yıldaki en düşük ikinci seviyede değerlendiriliyor.

Dolayısıyla, kuraklıkla ilgili, susuzlukla ilgili, çölleşmeyle ilgili ülkenin her tarafında var olan sorunları gidermeye yönelik bu Meclisin bir an önce bir araştırma komisyonu oluşturması lazım. Bu araştırma komisyonunun da Türkiye’deki enerji politikalarından su yönetimi politikalarına kadar çok kapsamlı raporlar hazırlaması gerekiyor. Hükûmetin açıkladığı şekliyle iklim değişikliği üzerinden beklenti yaratan açıklamalarla  bu sorunun çözülemeyeceğini ifade etmek istiyoruz. Su hakkı, temiz içme suyu hakkı en temel insan hakkıdır, yaşam hakkıdır ve biz Barış ve Demokrasi Partisi olarak, bu su hakkının zaten anayasal güvence altına alınmasını istiyoruz.

Bu su politikasıyla direkt ilişkili olan enerji politikasıyla ilgili de AKP Hükûmetinin mevcut yanlışlardan vazgeçmesi gerekiyor. Daha çok fosil yakıtları üzerinden enerji elde etmeye çalışan bir anlayış iklime zarar veriyor. AKP Hükûmetinin, yenilenebilir enerjiler üzerinden rüzgâr enerjisi, güneş enerjisi, jeotermal enerji üzerinden bir enerji politikasını mutlaka gözden geçirmesi ve buna göre de doğaya, çevreye, insan yaşamına saygılı, uygun, ekolojik dengeleri sarsmayacak politikalar üretmesi gerekiyor.

Yaklaşım bu olursa Hasankeyf’ten Karadeniz’e, Kaz Dağlarından Şırnak’a, Bingöl’e kadar her tarafta insan sağlığını ve çevre sağlığını yok etme tehlikesiyle karşı karşıya ülkeyi getirmiş, halkı getirmiş bu politikaların bir kenara bırakılması ve bu kuraklıkla ilgili de ciddi bazı tedbirlerin alınması gerektiğini, biz, tekrar ifade ediyoruz. Bu nedenle bu önergemizin son derece hayati olduğunu düşünüyoruz. Özellikle iktidar partisi milletvekillerinden de bu önergemize destek istediğimizi belirtiyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyoruz. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Barış ve Demokrasi Partisi grup önerisi aleyhinde söz isteyen Mehmet Hilal Kaplan, Kocaeli Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

MEHMET HİLAL KAPLAN (Kocaeli) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Barış ve Demokrasi Partisinin verdiği grup önerisi üzerine Cumhuriyet Halk Partisi adına söz almış bulunmaktayım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Küresel iklim değişikliğinin dünyada ve Türkiye'de oluşturacağı sonuçların tehlikesini ve ciddiyetini bu kürsüden sizlerle birçok defa paylaştım. Bu tehlikenin ekonomik krizden daha da tehlikeli olabileceğini, tarım alanlarının yok olabileceğini, kullanılabilir suyun yetersiz olacağını, kentlerde halk sağlığının bozulacağını, sanayinin durma noktasına geleceğini ve hatta su savaşlarının olabileceği düşüncesini sizlerle paylaştım. Bunun için de birçok tedbirin alınmasının gerekliliğine özellikle vurgu yapmıştım. Üzülerek ifade edeyim ki geldiğimiz noktaya doğru gidiyoruz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; son dönemde Türkiye'de yaşanan bu kuraklık nedeniyle Barış ve Demokrasi Partisinin verdiği bu kadar önemli bir önergeye rağmen, ne yazıktır ki Sayın Bakanımız şu ana kadar yerinde yok. Sayın Bakan bir şeyi çok iyi yapıyor: Milletvekillerinin beş dakikalık gündem dışı konuşmalarına gelip burada yirmi dakika “Şu kadar şeyi yaptık, yaptık.” diyerek -sanki- çok olağanüstü bir durum yaratmasını iyi biliyor. Aslında konu bire bir kendisini ilgilendiren bir konu, Sayın Bakanın burada olması lazım.

Değerli milletvekilleri, son dönemlerde yaşanan kuraklık nedeniyle birçok ilimizde göller kurumakta, barajlardaki su seviyesinin ne yazık ki yer yer yüzde 10 seviyesine kadar düştüğü bir tabloyla karşı karşıyayız. Van Gölü’nün su seviyesinin azaldığını, Marmara Bölgesi’nde birçok gölün kuruduğunu biraz önceki konuşmacı arkadaşım da ifade etti. Kocaeli bölgesinde de, bizim Kocaeli şehrimizin su ihtiyacını karşılayan Yuvacık Barajı’nda su seviyesinin ne yazıktır ki en az düzeyde olduğu bir dönemi yaşıyoruz. Dönem dönem bunu “kompanse” etmek için Sapanca Gölü’nden aldığınız takviyeler dahi yetmeme noktasına geldi çünkü Sapanca Gölü’nün etrafındaki dereleri, Sapanca’ya akan dereleri su rantiyecilerine vermek suretiyle ve Sapanca’yı da kötü kullanmak suretiyle, Sapanca’daki su seviyesinin de bugünlerde 1-2 metre düştüğünü, mesafenin yer yer 60 metre çekildiğini hepimizi biliyoruz.

Başta Sayın Bakan olmak üzere, bu konuyla ilgili buraya çıkan gerek konunun uzmanları gerek Sayın Bakan “Endişelenecek bir şey yok. Zaten bu hafta yağmur yağacak. Bu hafta yağmur yağmazsa önümüzdeki hafta yağmur yağar inşallah. Yeter ki biz dualarımızı eksik etmeyelim.” gibi bir bakış anlayışına sığınıyor, tehlikeyi görmezlikten geliyor, yetersizliklerini dualarla örtmeye, kılıf yaratmaya çalışıyorlar.

Değerli milletvekilleri, bir bilgiyi sizlerle paylaşmak istiyorum: Türkiye’de kişi başına su tüketimi 1.500 metreküp. Eğer bugünkü su rezervlerimiz böyle kalırsa, nüfus artışımız böyle devam ederse 2030 yılında Türkiye’de kişi başına kullanılacak olan su miktarı 1.000 metreküpün altına düşecektir. Bu şu demektir: Su zengini bir ülke olmadığımız gibi, 1.000’in altına düşmekle su fakiri olacağız. Bunun içindir ki Türkiye’nin, acilen, kuraklık yönetim planını bir an önce çıkarması gerekir. Son elli yıl içerisinde yaklaşık 3 Van Gölü büyüklüğünde sulak alanı uyguladığımız politikalarla kurutarak, doldurarak, su sistemlerine müdahale ederek işlevsiz hâle getirdik.

Değerli milletvekilleri, son yüzyılda dünya genelinde hızla artan nüfusun beraberinde getirdiği yoğun sanayileşme ve bu sanayileşme için kullanılan fosil yakıtların artması, ormanların yok edilmesi ve toplumdaki tüketim eğiliminin kontrolsüz olması nedeniyle karbondioksit ve metan gazı gibi sera gazları atmosferde birikmeye başladı. Son dönemlerde dünyanın birçok bölgesinde meydana gelen kuraklık, fırtınalar, sel baskınları, biyolojik çeşitliliğin azalması gibi doğal afetlerin ana nedeni dediğimiz iklim değişikliklerinin tek nedeni, küresel ısınmadır.

Küresel ısınmaya çare bulmak için gelişmiş ülkeler birçok konuda bir araya geliyorlar; 1990’lardan beri hemen hemen her yıl bir araya geliyorlar. Çok detayına girmeyeceğim, aldıkları tedbirlerle ilgili detayı sizlere zamanım olmadığı için açıklamayacağım ama özü -bu çerçevede bir Kyoto Protokolü’ne imza attılar- amacı şu: Küresel ısınmaya neden olan sera gazı salınımını azaltmak. Bunun için de 1990 yılındaki sera gazı emisyonunu referans kabul ederek bir dizi tedbir alıyorlar. Bakın aldıkları önlemler ne? Diyorlar ki: “2020 yılında mevcut sera gazı salınımının yüzde 20’sini ve 2050 yılındaysa mevcut sera gazı salınımının yüzde 80’ini azaltmak zorundayız.” Böyle bir hedef koymuşlar kendilerine. Bunun için de termik santrallerden, fosil yakıtlardan, çevreyi kirletecek gaz yatırımlarından vazgeçerek yenilenebilir temiz enerjiye doğru yönelmişler. Bir taraftan bunu yaparken bir taraftan da sera gazı emilimini azaltan “yutaklar” dediğimiz ormanların ve sulak alanların oranlarını artırmaya çalışıyorlar.

Peki, değerli milletvekilleri, Türkiye bu konuda ne yapıyor, biz ne yapıyoruz? Sayın Orman ve Su İşleri Bakanı her hafta bu kürsüde -demin de bahsettiğim gibi- milletvekillerinin beş dakikalık gündem dışı konuşmalarına yanıt veriyor ve övünüyor: “Şu kadar dereyi ıslah ettik, şu kadar gölet yaptık, şu kadar sorunu çözdük.” Sayın Bakanım burada olsaydı dinlemesini isterdim. Sizin bunları söylemeniz yetmiyor. Bakın, geçenlerde bir basında, Dünya Bankası Türkiye’yle ilgili çevre notunda şöyle bir not düşüyor: Türkiye’nin, OECD ülkeleri arasında doğal kaynaklarını son on yıl içerisinde en çok tüketen ve son on yıl içerisinde sera gazı salımı en fazla artan ülke olduğunu hatırlatıyor bize ve bunun dışında “Sera gazı salımının emisyonlarını azaltan ormanlarla ilgili Türkiye’nin çok ciddi bir sıkıntısı var.” deniliyor. OECD ülkelerinin kara parçası içerisindeki ormanların oranı yüzde 40 iken bizde ne yazıktır ki öyle Orman Bakanlığının bahsettiği gibi çok değil, maalesef, yüzde 15 civarındadır. Bunun önemi şudur: Bizim küresel ısınmaya karşı, iklim değişikliğine karşı, oluşabilecek kuraklığa karşı almamız gereken tedbirlerin OECD ülkelerinin aldığı tedbirlerden daha öncelikli olması, hatta daha da kat kat olması lazım ama ne yazık ki bakın biz ne yapıyoruz: Biz, bırakın tedbir almayı bir taraftan birinci sınıf tarım arazilerini sanayiye açmaya devam ediyoruz Hükûmetiniz sayesinde; suyu, göllere akan suyu şirketlere satarak ticarileştirmeye devam ediyoruz; ormanları maden uğruna rantiyecilere pazarlamaya devam ediyoruz, hatta ve hatta ne yazıktır ki bu kadar tehlikeye rağmen, bu Mecliste yasal düzenlemelerle, çevreyi kirleten termik santralleri ve birçok çevre yatırımını çevre mevzuatından sizin oylarınızla muaf tutuyorsunuz.

Değerli milletvekilleri, bu kuraklık devam edecek olursa, çevremizi ve dünyamızı bu kadar kirletmeye devam edersek önümüzdeki süreç ne yazık ki karanlıktır. Bu su kıtlığının kent yaşamında getireceği halk sağlığı problemlerini, hastalıkları, ölümleri ne yazık ki hep beraber yaşayacağız. Kuraklığın devam etmesi sonucu zaten kendimize yetmeyen, Hükûmetiniz sayesinde dışarıya bağımlı kıldığımız tarım yok olma tehlikesiyle karşı karşıya kalacaktır. Tarım alanlarındaki bu azalma, ekonomik kaybın yanı sıra ülkede kıtlığa neden olacaktır. Zaten barışık olmadığımız komşularımızla yarın savaşma noktasına geleceğiz.

Değerli milletvekilleri, kötü senaryoyu abartmak mümkün. İnanın ki siyaset uğruna kötü senaryo çizmiyorum. Zamanımın sınırlı olması nedeniyle bir iki cümleyle değinip konuşmama son vermek istiyorum.

Barış ve Demokrasi Partisinin vermiş olduğu bu önerge, bizim de vermiş olduğumuz bir önergeyle örtüşüyor. Bu nedenle Cumhuriyet Halk Partisi olarak Barış ve Demokrasi Partisinin verdiği önergeyi destekleyeceğimizi belirtiyor, hepinize saygılar sunuyorum.

Teşekkür ederim. (CHP ve BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – “Yeşil” demeseydin iyiydi, dolar zannediyorlar “yeşil” deyince.

MEHMET HİLAL KAPLAN (Kocaeli) – Öyle mi?

BAŞKAN – Barış ve Demokrasi Partisi grup önerisi lehinde söz isteyen Seyfettin Yılmaz, Adana Milletvekili. (MHP sıralarından alkışlar)

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye'de ortalama on yılda bir görülen kuraklık dönemi, son yıllarda beş yıllık dönemlerde görülmeye başlanmıştır. 2012 yılında başlayan bu son kuraklık dönemi 2014’ün ilk aylarının da yağışsız geçmesi nedeniyle etkisini artırmış ve özellikle birçok ilimiz de kuraklıkla karşı karşıya kalmıştır. Bu temelde Türkiye'de kuraklığın artmasına neden olan uygulamaların tespit edilmesi, kuraklığın zararlarının en aza indirilmesi ve kapsamlı bir su politikasının geliştirmesi için neler yapılması yönünde Meclisin ve kamuoyunun bilgilendirilmesi amacıyla Anayasa’nın 98’inci ve İç Tüzük’ün 104’üncü ve 105’inci maddeleri gereğince verilen Meclis araştırma önergesiyle ilgili söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, tabii, bu kuraklığa neyin neden olduğunu belirlemek için yıllardır dünyada yapılan tespitleri, Türkiye'de yapılan tespitleri dikkate almak gerekiyor. “Bugün dünyayı tehdit eden en önemli unsur nedir?” dediğimizde küresel ısınma ve iklim değişikliği ile çevresel faktörleri ön plana almamız gerekiyor. Bugün küresel ısınma ve iklim değişikliği terörden, ekonomik krizden daha önceliklidir. G7 ülkelerinin liderleri bir araya geldiğinde dünyanın en önemli birinci sorununun bu olduğunu ortaya koyuyor. Peki, dünya bu noktaya nereden geldi? İşte, 1800’lü yıllarda özellikle Avrupa’da ve daha sonra Amerika’da sanayileşmenin artması, hızlı nüfus artışı ve özellikle fosil yakıtları ve enerjinin yoğun bir şekilde kullanılmasıyla beraber karbon ve metan gazının atmosferdeki birikimi küresel ısınmayı beraberinde dünyanın gündemine sokmuştur. Bu küresel ısınma ve iklim değişikliği, 1800’lü yıllarda başlayan bu hızlı nüfus artışının ve sanayideki birtakım gelişmelerin, fosil yakıtların dünyaya getirdiği sıkıntılarla ilgili ne gibi tedbirler alınacağı noktasını da ortaya koyduğumuzda, işte, Kyoto Protokolü devreye giriyor hepinizin bildiği gibi.

Kyoto Protokolü’nü ortaya koyanlar burada karbondioksit salınımının azaltılmasını hedefliyor. Karbondioksit salınımının azaltılmasını hedeflerken de bununla ilgili neler yapılması gerekiyor? Yenilenebilir enerji kaynaklarına ağırlığın verilmesi, ormansızlaşmanın hızla azaltılması ve orman varlığımızın artırılması, sulak alanlarımızın artırılması ve karbondioksit salınımının azaltılmasıyla ilgili milyar dolarlara varan birtakım tedbirlerin alınmasını ortaya çıkarıyor. Bugün, baktığımızda, dünyada karbondioksit salınımının yaklaşık yüzde 20-25’ini tek başına Amerika yapıyor ama ne yazık ki Amerika bu Kyoto Protokolü’nü imzalamıyor. Türkiye bu Kyoto Protokolü’nü imzaladı. Bu Kyoto Protokolü’nün şartlarının yerine getirilebilmesi için milyarlarca dolarlık bir yatırımın yapılması gerekiyor. Peki, bu Kyoto Protokolü’nü imzaladık. Sayın Bakan, çıkıyor burada “Kyoto Protokolü’nü imzaladık, şunu yaptık, bunu yaptık.” falan filan birçok masalı anlatıyor, birçok istatistikleri, değerleri alıyor, burada tablolar gösteriyor ama tablonun böyle olmadığını Durban Konferansı ortaya koyuyor. Kyoto Protokolü’nü imzaladıktan sonra Durban’da yapılan konferansta Türkiye’nin bu noktada İran gibi birtakım ülkelerle sondan 3’üncü sırada olduğunu söylüyor uygulamalar noktasında. Onun için, Sayın Bakanın burada söylemlerine, ifadelerine, istatistiki değerlerine hiçbir önem vermeyin, bunları belirleyen kriterler uluslararası kriterlerdir. Durban Konferansı’ndaki sonuç bildirgesini okuduğumuzda, Türkiye’nin bu alınan tedbirlerde sınıfta kaldığını hep beraber görürüz.

Değerli arkadaşlar, bu küresel ısınma ve iklim değişikliğiyle ilgili, yine Kyoto Protokolü’ndeki karbondioksit salımının azaltılması ve karbon yutaklarının sağlanması açısından ormancılığa çok önemli görevler düşüyor. Bugün, Türkiye, orman varlığı açısından fakir bir ülkedir. Türkiye yüz ölçümünün yüzde 27’si ormanlarla kaplı ve bunun da ne yazık ki yüzde 50’si verimsiz ormanlardan ibarettir. Türkiye’nin çok acil bir şekilde verimsiz ormanları verimli hâle getirmesi lazım. Hepimiz biliyoruz ki 1 hektar bozuk alanda 1,3 ton karbondioksit absorbe edilirken 1 hektar verimli ormanda 4,5-5 ton karbondioksit absorbe ediliyor. O zaman  bizim ne yapmamız lazım? Çok süratli bir şekilde, uygulanan -son yıllarda- rehabilitasyon projeleriyle bozuk ormanlarımızın verimli hâle getirilmesi lazım. Yine, Türkiye ormanlarının 5 milyon hektarına yakını genç ormanlarla kaplı. Bu genç ormanların her yıl 1,2 milyon hektar alanının bakımlarının yapılması gerekiyor. Onun için Orman Bakanına burada defalarca diyorum ki: Şov yapmayın; gelin, genç, yeni yetişmiş dinamik beyinler var, 5 bin-6 bine yakın kadro bekleyen orman mühendisleri var, bu işleri sağa, sola verene kadar şu orman mühendislerini alın, işlendirin ve bu genç ormanların bakımlarını çok süratli bir şekilde gerçekleştirelim. Verimsiz ormanların verimli hâle gelmesi için kaynaklarımızı, bu mühendislerimizi oraya aktaralım.

Yine geçici, 5 ay 29 gün çalıştırıyorsunuz yangın mevsiminde. Bugün, 5 ay 29 gün çalışan geçici işçiler 6 ay 1 gün ne yiyip ne içiyor, bunu sorgulamıyoruz. Başka yerlere kaynak aktarırken, hırsızlığı, yolsuzluğu yapanlara kaynak aktarırken, Türkiye’nin milyar dolarlarını soyanları kurtarmak için burada yasalar çıkarırken, bir çırpıda 630 milyon doları Sabah-ATV grubuna toplamasını bilirken, bakan çocuklarının evlerinin kasalarından milyon dolarlar çıkarken, ayakkabı kutularından 4,5 milyon dolar çıkarken, Başbakanın da sahip olduğu 2 tane villanın sit alanını 1. dereceden 3. dereceye çevirerek rant sağlarken, başka yerlerdeki 1. derecedeki sit alanını 3. dereceye çevirerek rant sağlarken, yine birçok AVM’ler yapıp birilerine rant sağlarken kaynakları buralara aktarmamız gerekiyor, kaynakları doğru yere aktarmamız gerekiyor. Şu 6 ay 1 gün ne yiyip ne içeceğini sormak zorunda olduğumuz bu işçileri mutlaka kadroya almamız gerekiyor.

Değerli arkadaşlar, yine, ülkemiz, su açısından su fakiri bir ülkedir, su zengini değil. Bir ülkenin su zengini olabilmesi için kişi başına düşen su miktarının 8 bin ile 10 bin metreküp arasında olması lazım. Ne yazık ki Türkiye’de kişi başına düşen su miktarı 1.500 metreküptür.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – 1.453 metreküp.

SEYFETTİN YILMAZ (Devamla) – 1.453. Tam olarak Haydar Bey söyledi, ben yaklaşığını söyledim.

Şimdi, bu kaynaklarımızın ne yapılması lazım? Doğru kullanılması lazım ama son yıllarda -özellikle HES projeleriyle- neyin ne olduğunu bilmeden eline ruhsatı alanın, eline izni alanın ortaya geçtiği, kaynaklarımızın üzerine kurulan bu HES’lerin doğru planlanması lazım.

Biz de, açık olarak, Türkiye'nin enerji açığının kapatılması noktasındaki politikaları destekliyoruz. Mutlaka Türkiye’deki enerji açığının kapatılması lazım ve bu enerji açığının kapatılması için de yenilenebilir enerji kaynaklarıyla bunun sağlanması lazım. Ama bunu, bir plan çerçevesinde, bir havza bazında yapılacak doğru politikalarla yapmak zorundayız. Ama biz ne yapıyoruz? Bir ırmağın üzerine -8-9 tane- nehir santralleri dediğimiz irili ufaklı, plansız programsız HES’leri yapıyoruz.

Yaptığımız her HES, orada iklim değişikliğine neden oluyor. Orada yaptığımız her HES, oradaki ekolojik yapıya, ağaçlara, kuşlara, böceklere kadar tüm yaşam alanını yani ekosistemi kökten değiştiriyor. Bunların mutlaka yapılması gerekiyor ama -burada biraz önceki konuşmacı da söyledi- Sayın Bakanın çıkıp “İşte, su akıp Türk bakıyordu. Şimdi biz şöyle yapıyoruz, böyle yapıyoruz.” demesiyle olmaz bu işler. Bu işlerin yüzyıllık planlar çerçevesinde yapılması gerekiyor. Eğer plansız yaparsanız, doğada telafisi olmayan olaylarla karşılaşırız. Türkiye şu anda su sıkıntısı yaşıyor. Bakın, barajlarımız yüzde 30 doluluk oranına sahip, yazın susuzluk çekme riskimiz çok yüksek. Siz diyordunuz ya -ben size hep söyledim, bir şey söylediğiniz zaman Cenab-ı Allah sizi yaptığınızla karşı karşıya getirir- bir iktidarı eleştirirken “Bunlar o kadar uğursuz ki yağmur bile yağmıyor, kuraklık başladı.” İşte, sizde de yağmur yağmıyor, kuraklık başladı. Bu da, sizin, artık bu ülkenin başında sıkıntı olduğunuzun göstergesidir. Bu da, sizin, bu ülkeden gideceğinizin göstergesidir. Bunu da on bir yıl önce nasıl söylemişseniz, işte karşılığını hep beraber görüyorsunuz.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Allah veriyordu on bir yıl önce temiz diye, yolsuzluklar nedeniyle kesti sularını!

SEYFETTİN YILMAZ (Devamla) - Şimdi, bu kuraklıkla beraber, Adana’da özellikle çiftçilerimiz perişan. Zaten çiftçilerimiz birçok sıkıntıyla karşı karşıyayken, Ziraat Bankasına borçlarını ödeyemez durumdayken bir de üzerine kuraklık özellikle buğday rekoltesinin düşmesine neden oldu, sebze ve meyvelerde ciddi sıkıntılara neden oldu. İki üç yılları ipotek altında olan bu çiftçilerimiz, kuraklıktan da ciddi manada etkileniyorlar.

Bunların sorunlarının bir an önce araştırılarak çözüme kavuşturulması dileklerimle saygılar sunuyorum. (MHP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Barış ve Demokrasi Partisi grup önerisi aleyhinde söz isteyen Osman Kahveci, Karabük Milletvekili. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

OSMAN KAHVECİ (Karabük) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Barış ve Demokrasi Partisinin ülkemizde kuraklığın artmasına neden olan uygulamaların tespiti ve kuraklık zararlarının en aza indirilmesiyle ilgili Meclis araştırması açılması önergesi üzerinde, aleyhe söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, dünyamızı tehdit eden en önemli çevresel tehditlerin başında küresel ısınma ve iklim değişikliği gelmektedir. İklim değişikliği sadece ekolojik olaylarla sınırlı olmayıp aynı zamanda ekonomik, sosyal, enerji ve sanayi yatırımlarıyla da direkt ilişkilidir.

Son yıllarda, etkisini tüm dünyada hissettiren küresel sıcaklık ve iklim değişikliği ve kuraklık ülkemizde de tedbir alınması gereken en önemli problemlerin başında gelmektedir. Bu çerçevede ülkemiz, iklim değişikliğinin etkilerine karşı uyum sağlama kapasitesinin artırılması ve gerekli tedbirlerin alınması konusunda bir dizi eylem planı yapmış ve uygulamaya koymuştur. Bunlardan biri de İklim Değişikliği Ulusal Eylem Planı’dır. Eylem planı tüm paydaşlarıyla birlikte titiz bir çalışma sonucu hazırlanmış ve 2011-2023 yılları için uygulamaya konulmuştur. Değerli milletvekilleri, sürdürülebilir kalkınmanın devam ettirilebilmesi için gerekli politika ve tedbirler bu eylem planı çerçevesinde hassasiyetle uygulanmaktadır. Son yıllarda, iklim değişikliğinin etkilerinin hissedilir boyutlara ulaşmasıyla birlikte enerji, ekonomi ve çevre konuları bu eylem planında birlikte değerlendirilmiştir. “3E” kuramı yani “enerji, ekonomi ve ekoloji” olarak adlandırılan bu yaklaşım, 21’inci yüzyılın en önemli kalkınma kriterleri olarak ifade edilmektedir. Bu istikamette ülkemizin başlıca önlemleri enerji, sanayi, ulaştırma, tarım, atıklar ve ormancılık gibi sektörlerde yoğunlaşmıştır. Bu çerçevede…

Az önce sayın meslektaşım Seyfettin Bey ormancılıkla ilgili bazı konulara değindi. Beraber çalıştığımız zaman bize aynen şunu söylemişti: “Ormancılıkta devrim yapıyoruz Sayın Genel Müdürüm.” Herhâlde onları unuttu. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Nerede dediğimi söyle o zaman. Hadi, dediğimi söyle…

OSMAN KAHVECİ (Devamla) – En çok orman mühendisi de bizim dönemimizde alınmıştır.

BEDRETTİN YILDIRIM (Bursa) – Doğru söylüyorsun.

OSMAN KAHVECİ (Devamla) – Orman işçilerine kadro da bizim dönemimizde verilmiştir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Dediğini ispatlamakla mükellef.

BEDRETTİN YILDIRIM (Bursa) – Hiç orman mühendisi, ziraat mühendisi almadılar onlar.

OSMAN KAHVECİ (Devamla) – Evet.

Hükûmetin yıkılması için sanıyorum işleri Allah’a kaldı yani yağmur duası edecekler de… 30 Martta sandıkta millet verecek kararı Hükûmetin gitmesine. Dualar yağmur duası değil, yağmurlar karar vermeyecek, sandık karar verecek. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Siz artık dualara da inanmıyorsunuz.

MEHMET HİLAL KAPLAN (Kocaeli) – Sayın Bakana söyleyeceksiniz o zaman, Sayın Bakana.

OSMAN KAHVECİ (Devamla) – İklim Değişikliği Eylem Planı çerçevesinde ülkemizdeki bütün sektörleri kapsayan kısa, orta ve uzun vadeli hedeflerimizi ortaya koyan bir yol haritası belirlenmiştir. Yine, ülkemiz, Dokuzuncu Kalkınma Planı’nda Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’ne ilişkin yükümlülükleri yerine getireceğini teyit etmiştir. İklim Değişikliği Eylem Planı da bu çerçevede hazırlanmış ve uygulamaya konulmuştur.

Kuraklıkla mücadelede ülkemizin hiçbir politikasının olmadığını söylemek doğru değildir. Dünyada en değerli stratejik ve ekonomik kaynaklardan biri sudur. Doğal hayatın devamı için suyun sürdürülebilir bir şekilde yönetilmesi şarttır. Su talebinin sürekli olarak karşılanabilmesi için bizim gibi su zengini olmayan ülkelerin akan sularını baraj ve göletlerde depolaması şarttır. Ülkemizde kişi başına yıllık su kullanımı 1.519 metreküptür. Bu da uluslararası kriterlere göre ülkemizin su zengini olmadığını göstermektedir. Türkiye, Asya ve Avrupa kıtaları arasında geçiş kuşağında yer almaktadır. Bu nedenle yıllık yağış 250 ile 2.250 milimetre arasında değişmektedir. Yağışların genelde yetersizliği yanında mevsimlere dağılımı da düzensizdir. Bu farklılıklar, zaman zaman sıcaklığın artması paralelinde kar ve buz erimeleri veya ani yağışlarla sellerin meydana gelmesinde etkili olmaktadır.

Türkiye’de toplam kullanılabilir su miktarı 112 milyar metreküptür. Dolayısıyla, yıllık yağışın ancak yüzde 20’sini kullanmaktayız. Kullanılan suyun yüzde 70’i sulamada, yüzde 16’sı içmede, yüzde 11’i de sanayide kullanılmaktadır. Toplam su potansiyelimizin yıllık bazda yüzde 40 kadarı kullanılmaktadır.

AHMET YENİ (Samsun) – Bölge müdürüne niye anlatmadın bunları, bölge müdürüne?

OSMAN KAHVECİ (Devamla) - Son aylarda kuraklık sonucu barajlardaki doluluk oranlarıyla ilgili bir iki rakam vereyim: İstanbul’da -karşılaştırma olarak- 2013’te barajların doluluk oranı yüzde 80, şu anda yüzde 28; Ankara, 2013’te yüzde 29, 2014’te yüzde 23; İzmir, yüzde 62, 2014’te de yüzde 62; Bursa, yüzde 78, yüzde 30. Yani 79 adet içme suyu barajındaki ortalama doluluk oranı yüzde 54, 79 adet barajdaki su oranı.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Barajların dibini delmişsiniz, dibini.

OSMAN KAHVECİ (Devamla) - Sulama maksatlı 207 barajımızdaki doluluk oranı yüzde 47, geçen yıl bu oran yüzde 50’ydi. Enerji maksatlı 89 barajın doluluk oranı da yüzde 44’tür.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Ya, sadece para havuzlarını boşaltmamışsınız, barajları da boşaltmışsınız!

OSMAN KAHVECİ (Devamla) - Türkiye, içme ve kullanma suyunun verimli, etkin kullanımı için bir dizi tedbir almıştır. Bunların başında da akarsularımızın üzerine baraj ve göletlerin yapılması ve etkin su kullanımının sağlanması gelmektedir. Bu kapsamda, 2003 yılından günümüze kadar 1.763 adet tesis inşa edilmiştir. Bunların rakamsal değeri 65 milyar liradır. Ayrıca, Bin Günde Bin Gölet Projesi de uygulamaya konulmuştur.

Türkiye, 81 vilayette içme ve kullanma sularıyla ilgili eylem planını hazırlamış ve uygulamaya koymuştur. Bu eylem planları, illerin otuz kırk yıllık suyunu garanti altına almaktadır. Özellikle içme sularında kaçaklar büyük çapta önlenmiş, şebekeler yenilenmiştir. Sulamalarda açık sistemlerden kapalı sistemlere ve damlama sistemlerine dönüş hızla devam etmektedir. Hükûmetlerimiz tarafından verilen desteklerle, yüzde 2 civarında olan kapalı sulama sistemleri yeni projelerde yüzde 85, yüzde 95’lere çıkarılmaktadır.

Bu çerçevede bazı meteorolojik verilerden su ihtiyacına baktığımızda, İstanbul’un 2060 yılına kadar olan içme suyu ihtiyacını karşılayacak Melen Projesi devreye sokulmuştur.

Yine, İzmir Gördes Barajı devreye sokulmuştur. İzmir’in içme suyu problemi 2040 yılına kadar çözülmüştür.

Ankara ilimizin içme suyunu sağlayacak Gerede Tüneli Projesi hizmete alınarak başkentimizin 2060 yılına kadar su ihtiyacı karşılanmış olacaktır.

Devam eden projeler; 15 milyon kişinin su ihtiyacını karşılayacak şekilde 22 adet proje de devam etmektedir.

Dünyada olduğu gibi ülkemizde de, zaman zaman, belirli periyodlarda, iklim değişikliğine bağlı olarak su azlığı yaşanmaktadır. Bazen bu azlık mevsimsel olmakta, yıl sonu itibarıyla ortalama değerlerini bulmakta bazen de son dört aylık dönemde bazı illerimizde olduğu gibi normal değerlerin altında kalabilmektedir. Buna karşı da baraj, gölet ve sulama sistemlerinin tesisiyle tedbirler alınmaktadır.

Ülkemizde, kuraklıkla ve küresel iklim değişikliğiyle mücadele konusunda en önemli yasal düzenlemeler, Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi ve Kyoto Protokolü’dür. İklim değişikliğine karşı alınacak tedbirlerin başında, sera gazı emisyonlarının azaltılması ve fosil yakıtların yerine yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanılmasının artırılması gelmektedir. Sera gazı emisyonunun yüzde 75’i enerji sektöründen gelmektedir. Bundan dolayı, Hükûmetimiz, yenilenebilir enerji kaynaklarının devreye sokulması konusunda önemli teşvik tedbirlerini de ortaya koymuştur. Bunun yanında, enerji ve sanayi sektöründe de sera gazı emisyonlarını azaltmaya yönelik yaptırımlar uygulanmaya başlanmıştır.

Hükûmetimizin iklim değişikliği, kuraklık ve su kıtlığıyla ilgili her türlü tedbiri aldığını, bu nedenle BDP’nin araştırma önergesinin aleyhinde oy kullanacağımızı belirtiyor, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MEHMET HİLAL KAPLAN (Kocaeli) – Neresi sakıncalı da aleyhinde oy kullanıyorsunuz?

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Yılmaz.

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Sayın Başkan, 69’a göre sataşmadan söz istiyorum.

BAŞKAN – Ne söyledi de sataştı?

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – İsmimi vererek, devrim yaptığımı, bilmem neyi söylerken, bugün farklı şeyleri söyleyerek tezat teşkil eden bir kişilik ortaya koydu benimle ilgili.

BAŞKAN – Buyurun, sataşma nedeniyle iki dakika söz verdim.

VII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Adana Milletvekili Seyfettin Yılmaz’ın, Karabük Milletvekili Osman Kahveci’nin BDP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Sayın milletvekilleri, burada hiç karşı karşıya gelmek istemediğim, ağabey diye hitap ettiğim bir kişinin burada olayı şahsileştirmesini kınadığımı ifade ediyorum; bir kere öncelikle onu söyleyeyim.

Ben orman mühendisiyim. ANAP döneminde görev yaptım, Doğru Yol döneminde görev yaptım, DSP döneminde görev yaptım, AK PARTİ döneminde de görev yaptım; görev yaparken de bana verilen işleri adam gibi yapmanın gayreti içerisinde oldum ve bu yaptığım süre içerisinde de -bakın kayıtların hepsine- her yaptığım görevde başarılı sayılan bir şey yapmışımdır.

BEDRETTİN YILDIRIM (Bursa) – Bölge müdürlüğünü bizimle beraber yaptın.

SEYFETTİN YILMAZ (Devamla) – Sen laf verme, sen laf verme oturduğun yerde.

Şimdi, şunu söylüyorum: Bütün kayıtları inceleyin; bütün müfettişleri de gönderdiniz, bütün ekipleri de gönderdiniz, hayalî fezlekeler yapmaya çalıştınız ama bir şey bulamayacaksınız çünkü biz her türlü şeye karşı açığız. Ben o zaman devlet görevlisiydim, bugün siyaset yapıyorum. Millet bize muhalefet görevi vermiş, ben bu politikalara karşı muhalefet etmek için buradayım. Devlet memurluğunda “Şunu yaptın, bunu yaptın.” gibi ifadeleri kullanmayı doğru bulmuyorum. Bu, sizin, politikalarla ilgili bir şey söyleyemediğinizden, işi şahsileştirmeye götürmenizden başka bir şey değildir. Bunlar doğru şeyler değildir, hele ağabey dediğim birisi tarafından bunun şahsileştirilmesini kınadığımı ifade ediyorum.

Bir defa daha söylüyorum: Orman mühendisleriyle ilgili ben görüşümü belirtirim, siz çıkarsınız burada “Biz orman mühendisini aldık, ihtiyaç var veya yok…” Benim görüşüm budur, bizim politikamız budur. 6 bine yakın orman mühendisi var, 4 milyon hektara yakın bakımı yapılacak orman var, buralarda bu orman mühendislerine “Çalışsın.” demenin suç olduğunu düşünmüyorum. Orman işçileri, tecrübeli işçiler 5 ay 29 gün çalışıyor, 6 ay 1 gün bu adamlar ne yiyip ne içecekler? Bunları söyleyeceğiz, orman köylülerinin sıkıntılarını söyleyeceğiz, çiftçilerin sıkıntılarını söyleyeceğiz, bizim görevimiz ve işimiz bu.

Hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın Başkan…

OSMAN KAHVECİ (Karabük) – Başkanım…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Kahveci.

OSMAN KAHVECİ (Karabük) – Açıklama yapmam gerekiyor izin verirseniz. Sataşma oldu, ben bir açıklama yapmak istiyorum.

BAŞKAN – Ne diye sataştı?

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sataşma yok, ne sataşması?

OSMAN KAHVECİ (Karabük) – Bir dakika arkadaşım ya, bir dakika, ben söyleyeyim ya.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Canın sıkıldıkça söz istiyorsun kardeşim, ne sataşması?

BAŞKAN – Sayın Türkkan, buyurun, siz karar verin, sataştı mı, sataşmadı mı?

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Baktım kararda zorlanıyorsunuz, yardımcı olayım dedim!

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

OSMAN KAHVECİ (Karabük) – Bir açıklama yapabilir miyim Başkanım.

BAŞKAN – Buyurun, iki dakika söz veriyorum sataşma nedeniyle. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

2.- Karabük Milletvekili Osman Kahveci’nin, Adana Milletvekili Seyfettin Yılmaz’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

OSMAN KAHVECİ (Karabük) – Az önce Sayın Yılmaz, meslektaşım göreviyle ilgili söyledi. Biz zaten öyle bir şey söylemedik. Zaten görevini yapmasaydın ben seni beş yıl bölge müdürü yapmazdım ki, tutmazdım orada. (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

Yani, görevinle ilgili bir şey söz konusu değil ama bir şeyin hakkını verelim; on yıllık AK PARTİ iktidarında kamuya alınan en çok mühendis orman mühendisidir. Evet, işsiz arkadaşlarımız var mı? Var. Evet, ilk defa orman mühendislerinin kanununu çıkarıp da serbest iş yapabilme hükmünü kim getirdi?

BEDRETTİN YILDIRIM (Bursa) – Bunlar kaç tane aldı?

OSMAN KAHVECİ (Devamla) – O da AK PARTİ iktidarında olmuştur. Elli yıldan beri orman mühendislerinin görev ve yetkisi kanunu çıkarılamamıştır. Bunu AK PARTİ Hükûmeti çıkarmıştır. AK PARTİ Hükûmeti orman mühendislerine olan borcunu…

MAHMUT TANAL ( İstanbul) – Orman Kanunu ANAP döneminde çıktı, yapma bunu.

OSMAN KAHVECİ (Devamla) – …vefasını göstermiştir, bunu çıkarmıştır. İşçilerimiz yıllardan beri…

Milliyetçi Hareket Partisi de iktidarda oldu, neden o zaman 20 bin tane mevsimlik işçimiz, orman işçimiz gündeme getirilmedi, onlara kadro verilmedi? Onları da biz verdik.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – 7 bin tane kadro dağıttı o zaman MHP.

OSMAN KAHVECİ (Devamla) – Sen de bunu biliyorsun. O zaman da teşekkür etmiştin, “Hakikaten arkadaşlarımız bunu hak etmişti.” demiştin.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – 7 bin kadro dağıttı, 7 bin.

OSMAN KAHVECİ (Devamla) – Şimdi, elbette ki son birkaç yıldan beri işçilerin emekli olmasıyla birlikte mevsimlik işçileri aldık. İnşallah onların da hakları, gelecekte kadroya geçirilir ama şu anda Orman Genel Müdürlüğünün bütçesi buna müsait değil.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Vallaha en güzel ne yaptınız biliyor musun? Köylünün elinden aldığınız kesimi müteahhitlere verdiniz, müteahhitlere, onu da söylesene. AKP döneminde kesimi köylünün elinden aldınız, müteahhitlere verdiniz, onu da söylesene.

OSMAN KAHVECİ (Devamla) – Onun için de inşallah gelecekte onlar da bu hakkı alırlar ama bizim 17 bin tane işçiye verdiğimiz kadroyu da unutmamak lazım diyorum.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

MAHMUT TANAL ( İstanbul) – Sayın Başkan, değerli hatip şöyle bir cümle sarf etti: “Elli yıldan beri Orman Kanunu yoktu, AKP döneminde çıkarıldı.” Bu doğru bilgi değil.

BAŞKAN – Sayın Tanal, teşekkür ediyorum.

AHMET YENİ (Samsun) – Öyle bir şey demedi.

MAHMUT TANAL ( İstanbul) – Yani Orman Kanunu daha önceden ANAP döneminde çıkan bir kanundur. Bu yanlış bir bilgi ama.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Yanlış bilgi veriyor Sayın Başkan.

OSMAN KAHVECİ (Karabük) – “Orman Mühendisleri Kanunu” dedim ya, “Orman Kanunu” demedim.

BAŞKAN – Sayın Tanal, lütfen böyle bir usulümüz yok.

VI.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasî Parti Grubu Önerileri (Devam)

1.- BDP Grubunun, BDP Grup Başkan Vekili Bingöl Milletvekili İdris Baluken tarafından Türkiye’de kuraklığın artmasına neden olan uygulamaların tespit edilmesi, kuraklığın zararlarının en aza indirilmesi ve kapsamlı bir su politikasının geliştirilmesi amacıyla 14/2/2014 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 19 Şubat 2014 Çarşamba günkü birleşiminde okunmasına ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN - Barış ve Demokrasi Partisi Grubunun önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım:

2.- MHP Grubunun, Iğdır Milletvekili Sinan Oğan ve arkadaşları tarafından kişi hak ve hürriyetlerinin önüne geçen uygulamalardan biri olarak sansürün toplumumuza etkisinin, sebep olduğu hak ihlalleri ve mağduriyetlerin tespitini yapmak amacıyla 18/2/2014 tarih ve 3564 sayıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 19 Şubat 2014 Çarşamba günkü birleşiminde okunmasına ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

                                                                                                                 19/2/2014

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulunun 19 Şubat 2014 Çarşamba günü (bugün) yaptığı toplantısında, siyasi parti grupları arasında oy birliği sağlanamadığından grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını arz ederim.

                                                                                                              Saygılarımla.

                                                                                                           Yusuf Halaçoğlu

                                                                                                                   Kayseri

MHP Grup Başkan Vekili

Öneri:

18 Şubat 2014 tarih, 2014/3564 sayı ile Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına vermiş olduğumuz Iğdır Milletvekili Sinan Oğan ve arkadaşlarının kişi hak ve hürriyetlerinin önüne geçen uygulamalardan biri olarak sansürün toplumumuza etkisinin, sebep olduğu hak ihlalleri ve mağduriyetlerin tespitini yapmak amacıyla verdiğimiz Meclis araştırma önergemizin 19 Şubat 2014 Çarşamba günü (bugün) Genel Kurulda okunarak görüşmelerinin bugünkü birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Milliyetçi Hareket Partisi grup önerisi lehinde söz isteyen Sinan Oğan, Iğdır Milletvekili. (MHP sıralarından alkışlar)

SİNAN OĞAN (Iğdır) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; kişi hak ve hürriyetlerinin önüne geçen uygulamalardan biri olarak sansürün toplumumuza etkisinin, sebep olduğu hak ihlalleri ve mağduriyetlerinin tespitini yapmak üzere vermiş olduğumuz Meclis araştırması önergesi üzerine söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, buradan, daha doğrusu artık “değerli milletvekilleri” diye hitap etmemize gerek kalmayacak, “yüce Türk milleti” diye hitap etmemize gerek kalacak. Adalet ve Kalkınma Partisinin milletvekilleri biraz önce geldiler, yoklamada bulundular, yoklama biter bitmez hemen anında kulise gittiler. (AK PARTİ sıralarından gürültüler) O yüzden, artık Adalet ve Kalkınma Partisi milletvekillerine herhâlde “kulis milletvekilleri” diye hitap etmek, anmak gerekecek.

İBRAHİM KORKMAZ (Düzce) – Siz kaç kişisiniz?

ALİ HAYDAR ÖNER (Isparta) – Parlamentoya saygıları bu kadar.

SİNAN OĞAN (Devamla) - Değerli milletvekilleri, iktidarın görevi burada olmaktır, iktidarın görevi kuliste kulis yapmak değildir.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – 5 kişi var orada, 5; MHP’den 5 kişi var orada.

SİNAN OĞAN (Devamla) - Onun için, Adalet ve Kalkınma Partisinin milletvekillerine bundan sonra herhâlde “kulis milletvekilleri” diyeceğiz, bunu da Türk milletine buradan duyurmak durumundayız…

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Sinan Bey, bak, 5 kişi var MHP’den.

SİNAN OĞAN (Devamla) - …çünkü artık sansür, “Alo Fatih” hatları o boyuta gelmiş ki ne diyor bir sayın milletvekili? Başbakanın da Başdanışmanı ve kılavuzu olan Sayın Akdoğan diyor ki: “Biz Meclis TV’yi kapattık, siz nasıl olur bunları verirsiniz?” Çok doğru.

ALİ HAYDAR ÖNER (Isparta) – Başbakanın kılavuzu Akdoğan mıymış?

SİNAN OĞAN (Devamla) – Çok doğru, çok doğru, Sayın Valim, çok doğru.

Evet, Meclis TV'yi bunlar kapattılar ve maalesef ki bundan sonra insanlar hangi İnternet sitesine girecek, hangi sitelerde dolaşacak, hangi “tweet”i atacak, artık Hükûmetin işi “Alo TİB” hattıyla bunları takip etmek olacak.

Tabii, biz bu arada “Alo Fatih” hattından sonra bir “Alo Çankaya” hattı kurulduğunu da öğrendik. “Alo Çankaya” hattı devreye girmiş, yıldırım hızıyla, fiber hızıyla bu sansür yasası maalesef ki kabul edilmiştir. Türkiye’de şimdi iki türlü sansür yasası var: Bir, “Alo Fatih” sansür yasası, sansür hattı; iki, “Alo TİB” ve buna da ilave olarak -iki buçuk diyebiliriz- “Alo Çankaya” sansür hattı.

Değerli milletvekilleri, maalesef, yolsuzlukta her taşın altından nasıl AKP ve AKP'li belediyeler çıkıyorsa şimdi artık her tuşun altından da AKP çıkacak, sizin sansürcü zihniyetiniz çıkacak.

Peki, bu yasanın ömrü ne kadardır? Onu da ifade edeyim, bu yasanın ömrü kırk gündür, seçimlere kadar çıkarılmış bir yasayla karşı karşıyayız. Çünkü, seçimlerden sonra bu yasayı değiştirmek zorunda kalacaksınız. O kadar vahim bir durumdasınız ki daha geçen hafta çıkan yasanın iki maddesini değiştirmek için bugün Meclise önerge vermişsiniz. Demek ki burada maksat, seçimlere kadar çıkacak herhangi bir olası size karşı bir konuşma metninin veya bir görüntünün ortadan kaldırılmasını sağlamak.

Peki, bu kadar dik duruşlusunuz, omurgalısınız, ahlaklısınız madem, iki sene önce neredeydiniz? Burada başka siyasi partilere yönelik kumpasları kurduğunuzda niye bu yasayı getirmediniz? Neden o konuda hiçbir adım atmadınız? Adım atmayı bırakınız, dilinize dolayarak… Ne dedi Sayın Başbakan? “Bunlar geneldir.” dedi, “geneldir” O zaman Sayın Başbakan, “Milletin bilmem nesini ne yapacağız.” diyen konuşmalar özel mi oluyor? Buradan soruyorum size. Peki, bu yasa olsaydı biz sizin besleyip büyüttüğünüz iş adamlarının Türk milletine nasıl galiz küfürler ettiğini nereden öğrenecektik? Demek ki öğrenemeyecektik. Ve siz bundan sonra, bu besleyip büyüttüğünüz iş adamlarının daha milletin nesine küfür ettiğini bu yasayla aklamaya çalışıyorsunuz; villaları, havuzları bu yasayla aklamaya çalışıyorsunuz.

Şunu da ifade etmek lazım: Burada, biz, Sayın Cumhurbaşkanını biz İnternet’i aktif kullanan, sosyal medyada aktif olarak yer alan bir Cumhurbaşkanı olarak biliyorduk ama Sayın Cumhurbaşkanı bütün bu ifade ettiği, daha önce yazdığı bütün “tweet”leri artık kaldırmalıdır. Neden? Çünkü Sayın Cumhurbaşkanı Hükûmetle pazarlık içerisine girmiştir. Sayın Cumhurbaşkanı “klavyelere özgürlük” derken meğerse klavyelerdeki “q” harfine, “w” harfine özgürlükten bahsediyormuş. Yani, Sayın Cumhurbaşkanı “Güzel şeyler olacak.” dediğinde ne olmuştu? Ermenistan’la pazarlık açılmıştı. İkinci defa Sayın Cumhurbaşkanı yine “Güzel şeyler olacak.” dedi, PKK’yla pazarlığın önünü açtı. Şimdi Sayın Cumhurbaşkanı “klavyelere özgürlük” diye bir “tweet” attı, ne oldu? Meğerse Sayın Cumhurbaşkanı “q” harfiyle “w” harfine özgürlükten bahsediyormuş.

Burada, Sayın Cumhurbaşkanının maalesef ki pis bir pazarlık içerisinde olduğunu ifade etmek zorundayım. Sayın Cumhurbaşkanı, Cumhurbaşkanı olduktan sonra cumhurun başı olmuştur, AKP’nin yedeği değil. Sayın Cumhurbaşkanı Türkiye’de yaşayan herkesin Cumhurbaşkanıdır ve herkesin hak ve hukukunu korumakla mükelleftir ama Sayın Cumhurbaşkanı bunu yapmak yerine, başka bir görevi üstlenmiştir.

Sabah bir araştırdık, Ankara’nın merkez ilçelerinde, 67’si merkezde, 8’i Altındağ’da, 5’i Yenimahalle’de, 5’i Sincan’da, 1’i Gölbaşı’nda, 1’i de Etimesgut’ta olmak üzere 82 tane noter var. Noterlik şerefli bir meslektir. Noterlerimiz önüne geleni araştırır, ne olduğuna bakar, ona göre karar verir ama Sayın Cumhurbaşkanı bunu yapmadan 83. Noterliğe iddialı olduğunu ifade etmektedir.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Sayın Başkanım, Cumhurbaşkanına hakaret ediyor.

NECDET ÜNÜVAR (Adana) – Ne alakası var yahu Sayın Başkanım?

SİNAN OĞAN (Devamla) – Sayın Cumhurbaşkanı, 83. Noterliğe iddialıysanız, önünüze gelen metinleri okumayı… Önünüze gelen metinlerde yarın pazarlık içerisine gireceğiniz Hükûmeti değil, 76 milyonun hakkını hukukunu korumanız lazım.

Değerli milletvekilleri, Sayın Gül maalesef ki geçmiş dönemlerde birçok açıklamalarda bulunmuştur. Ne diyor? Özellikle Arap Baharı’nın olduğu dönemlerde sosyal medyanın ne kadar önemli olduğundan dem vuran Sayın Gül 28 Mayıs 2011’de ne demiş? “Benim görüşüm, temelde hiçbir özgürlük kısıtlaması olmamalı. İsteyen herkes İnternet’te özgürce dolaşabilmeli.” demiştir. Şimdi, her taşın altından bir lobi çıkarmaya çalışan Hükûmetiniz, Sayın Başbakan ve taraftarlarınız, şimdi İnternet’i kısıtlamalarınıza karşı gelenlere, sansüre karşı gelenlere maalesef pis bir yakıştırma yapmış ve sansüre karşı çıkanları porno lobisi olarak nitelendiriyor. Değerli milletvekilleri, bu durumda söylenecek tek bir söz var “Edep yahu.” demek lazım.

Sayın Gül’ün, Türk milletinin kendisine verdiği vekâleti AKP’nin eline vermemesi lazım. Sayın Gül Cumhurbaşkanıdır, Başbakan Yardımcısı değildir. Eğer, hâlâ kendisini Başbakan Yardımcısı zannediyorsa ben buradan uyarıyorum: Sayın Gül, siz Cumhurbaşkanısınız. Eğer “Ben, kendimi Anayasa Mahkemesi yerine koymam.” diyorsanız Sayın Gül, bir defa da buradan çağrıda bulunuyorum: Gelin, kendinizi bir defa da Cumhurbaşkanı yerine koyun ve Cumhurbaşkanı olarak, bu milletin, 76 milyonun hepsinin çıkarlarını korumak durumundasınız. E, şimdi, siz diyorsunuz ki bir tarafımda beraber yol arkadaşlığı yaptığım Hükûmet, öbür tarafımda başka türlü diyaloglar içerisinde olduğum bir grup, hani, Başbakanın “Haşhaşiler” diye tanımladığı hizmet hareketi. İki arada bir derede kalmışsınız, en iyisi topu taca atayım, Anayasa Mahkemesi o işe baksın diyorsunuz.  Sayın Cumhurbaşkanı, millet her şeyi görüyor. Siz topu istediğiniz kadar taca atın, millet o topun kimin kalesine gol olduğunu biliyor. Hükûmetle iş birliği yaparak, sansür yasasını imzalayarak milletin kalesine gol atıyorsunuz ama unutmayınız ki, Türk milleti futbolu sever, futboldan da çok iyi anlar. Çok yakında, inşallah, 30 Martta belediye ve önümüzdeki aylarda da Cumhurbaşkanlığı seçimi geldiğinde, o top milletin ayağına geldiğinde, Sayın Cumhurbaşkanı siz de sansürcü başı AKP siz de bu millet o toptan nasıl gol atacak göreceksiniz.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Milliyetçi Hareket Partisi grup önerisi aleyhinde söz isteyen Altan Tan, Diyarbakır Milletvekili. (BDP sıralarından alkışlar)

ALTAN TAN (Diyarbakır) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; selamünaleyküm.

Değerli arkadaşlar, bu sansür meselesi yüzyıldır konuşuluyor, II. Abdülhamit Dönemi’nden beri tartışılıyor. İstibdat döneminden bahsedildi ve öyle bir noktaya gelindi ki, Türkiye tarihinin en meşhur İslam mütefekkirleri olan 2 büyük zat, biri İstiklal Marşı’mızın şairi Mehmet Akif Ersoy, öbürü de Bediüzzaman Saidi Nursi (Kürdi), Sultan Abdülhamit’in bu uygulamalarına en fazla karşı çıkan iki münevverden birisi oldu ve bugün, ne enteresan bir şeydir ki, bir gazetede bir köşe yazarımız bu içinde bulunduğumuz dönemi çok veciz bir ifade ile gündeme getirdi; III. Abdülhamit dönemi. Burada Sultan Abdülhamit’in şahsiyeti üzerinden bir tartışmaya girmek istemiyoruz. Daha sonra…  Yüzyıldır tartışıldı bu konu; bana göre de Osmanlı tarihinin en dirayetli padişahlarından birisidir ama çok kötü bir zamanda geldi, İmparatorluğun yıkılış döneminde geldi ama gerekli reformları yapamadı, gerekli kadroları yetiştiremedi; yeterince büyük bir hamle yaparak o batağın içinden çıkma yerine günlük politikalarla, ekonomide borsa oyunlarıyla -özellikle, Avrupa’da dış borç ödeyebilmek için- içeride ise hafiye teşkilatı, polisle mümkün olduğunca yıkımı durdurmak ve muhalefeti susturmakla bir siyasi çizgi ortaya koydu ama bu işte yetmedi değerli arkadaşlar. Onun için de o dönemde, Bediuzzaman’dan tutun, Mehmet Akif Ersoy’a, ve yine, Sultan Abdülhamit’in kız kardeşinin oğlu Prens Sabahattin’e kadar bu insanlar dediler ki: Bu yol yol değil, bundan çıkışın yolu yeni bir anayasadır. Biliyorsunuz, uzunca bir dönem -Birinci Meşrutiyet’ten sonra İkinci Meşrutiyet’e kadar, 1876’dan 1908’e kadar-  bu konular tartışıldı, yeni bir anayasa, denildi ki: Bu yoldan çıkışın yolu yeni bir anayasadır, özgürlükleri genişletmektir, yetkileri yerele devretmektir. İşte,  Prens Sabahattin’in dediği “teşebbüsi şahsi” ve “ademimerkeziyet” ve yine, aynı şekilde Said Halim Paşa’nın bugün bile zevkle, takdirle okuduğumuz teşhisleri, toplumun önüne bir çözüm, bu bunalımdan, çöküntüden sadece siyaseten değil ekonomik olarak da toplumsal mutabakat olarak da bir çıkış projesi. İşte, bugün de maalesef aynı durumdayız.

Bizim iktidarımız yine her seferinde şunu söylüyor: İşte, on iki senedir şunları, şunları, şunları, yaptık; işte, CHP şu kadar dönem Türkiye'yi yönetti, MHP bu kadar dönem koalisyon ortağı oldu; biz şunları, şunları, şunları yaptık, daha ne istiyorsunuz?

Ama dönüp bakıyoruz, bir çıkış projesi, topyekûn bir demokratikleşme projesi, topyekûn bir toplumsal uzlaşma projesi ve bir ekonomik politika yok. İşte, cari açık ortada, ithalatla ihracatın arasındaki makas ortada, uzunca bir dönem geldim burada rakamlarla anlattım. Üretimi, KOBİ’leri, sanayiyi teşvik yerine, sürekli etrafta müteahhitler ve ne idüğü belli olmayan, tırnak içinde de belli olan müteahhitler… Bu şekilde bu krizden çıkmanın yolu yok.

Şimdi, gelelim, bu mevzuyla alakalı verilen sansür önergesine. İşte, “III. Abdülhamit dönemi” demesinin, yazarın böyle nitelendirmesinin sebebi bu. Siz her tarafı jurnallerle, fezlekelerle ve kendinize göre bir bürokrasiyle doldurup bu işi böyle örtbas edeceğim ve iktidarımı sürdüreceğim derseniz götüremezsiniz. Polis benim polisim olsun, yani partinin polisi olsun, asker öyle olsun; Kilis’te, Antakya’da, Reyhanlı’da tırları çevirmesin. Anayasa Mahkemesi benim dediğim gibi olsun, HSYK benim dediğim gibi olsun, Parlamento benim dediğim gibi olsun. Olsun, olsun, olsun, olsun… Bütün Dışişleri personelini, büyükelçileri toplayayım, Türkiye’nin dışarıdaki daha düne kadar iftiharla bahsettiğiniz, övgüyle savunduğunuz- bütün okulları kapatma yönünde bir seferberlik ilan ederek görevlendirilsinler.

Değerli arkadaşlar, bu yol, doğru düzgün bir yere çıkacak bir yol değil. Sükûnetle bunları tartışmak lazım. Defaatle söylüyorum, içeride ve dışarıda bu kadar kavgayı bu ülkenin kaldırması mümkün değil, kim haklı ve kim haksız olursa olsun. Bir ailenin içinde, bir evin içinde anne haklı, baba haklı, kız haklı, damat haklı veya haksız, eğer her gün kavga varsa aile büyüklerinin yapması gereken birinci iş bu kavgayı bir sulha bağlamaktır, bir çözüme bağlamaktır. Bu çözüm, çocukların yarısını hapsetmek, yarısını dövmek, işte, kızların yarısını boşatmak veya oğlanların yarısını boşatıp gelinleri, damatları kapıya atmak değildir. Bu çözüm, çözüm değildir. Toplumsal uzlaşmanın yolu bu değil.

Şimdi, yeni bir İnternet yasası, işte, oradan başladık, arkadaşımız da söyledi, Cumhurbaşkanı tasdik etti. Peki, ne oldu da Cumhurbaşkanının tasdik ettiği daha Meclise gelmeyen evrakı değiştirmek için, 2 maddesini değiştirmek için tekrar bir değişiklik teklifi getirdiniz? Niye? Yani çıkın mantıklı bir cevap verin. Sayın Cumhurbaşkanına da buradan sesleniyoruz, tabii, bütün saygımızı… Çünkü ülkemizin Cumhurbaşkanı, seçilmiş bir Cumhurbaşkanı, Parlamentonun, saygımızı muhafaza ederek soruyoruz: Sayın Cumhurbaşkanım, siz el altından AK PARTİ’ye, bakın, ben bunu veto edersem yanlış olur, ben de bu kavgada taraf olurum, bu da iyi bir şey olmaz. Veto etmezsem de sizin bu 2 maddeniz yanlış. E, peki ne yapalım? Ben bunu tasdik edeyim, siz de bunu değiştirin. Böyle bir bakkal hesabına giremezsiniz Sayın Cumhurbaşkanı.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Çadır devleti değil ya burası!

ALTAN TAN (Devamla) - Bakın, kızmadan, bağırmadan, en sakin sesimizle söylüyoruz, bir saygısızlık da yapmak istemiyoruz. Siz böyle bir siyaset yapma konumunda değilsiniz, bu, Cumhurbaşkanlığı makamının yapması gereken bir şey de değil. Eğer önünüze gelen bu 2 madde yanlışsa siz bunu veto edeceksiniz, göndereceksiniz, Meclis düzeltecek. Doğruysa, tasdik ettiniz, sizin tasdik ettiğinizi iki gün sonra bu Meclis bir daha değiştirmeyecek. Bu, size saygısızlık, Meclisin kendisine de saygısızlık, Sayın Cumhurbaşkanına karşı da saygısızlık. Eğer biz bu demokratik eleştirilerimizi de yerine getiremeyeceksek o zaman bizim görevimiz ne?

Şimdi, biraz evvel Sayın Cumhurbaşkanı için “83. Noter” ibaresi kullanıldı. Hatırlıyorsunuz “Çankaya Noteri” ibaresi de bundan önceki siyasi dönemlerde sıkça kullanıldı ama Çankaya’nın noterlik makamından çıkması yine orada oturacak Sayın Cumhurbaşkanlarının feraseti ve dirayetiyle alakalıdır. Bu sözü kendinize söyletmeyeceksiniz. Eğer siz Çankaya Noteri veya 83. Noter gibi davranmaya başlarsanız vallahi milletvekilleri de bunu söyler, siz de kusura bakmayacaksınız.

Sayın Cumhurbaşkanım, bu dönem ben Başbakan olayım öbürü Cumhurbaşkanı olsun, ben Cumhurbaşkanlığında kalayım diğeri Başbakan olsun, bu partinin başına kim geçer, memleketi önümüzdeki dönem kim yönetir, bu bakkal hesabının dışında bir dönemin içindeyiz. Memleket allak bullak. Bürokrasi kimseyi dinlemiyor. Hâkim savcıya söz geçiremiyor, savcı polise laf geçiremiyor, polis kimseyi dinlemiyor. İçişleri Bakanı 29 yaşında bir çocuğa “Seni gözaltına alırlarsa korkma, kendimi önüne atarım.” diyor, oğlu tutuklanıyor, televizyonlardan öğreniyor. Yani, memleketin çivisinin çıktığı bir dönemde gözler tabii ki kademe kademe en son Sayın Cumhurbaşkanına dönüyor ve Sayın Cumhurbaşkanından da bu döneme uygun, ülkeyi bu krizden çıkaracak, toplumsal uzlaşmayı sağlayacak, yeni bir mutabakat oluşturacak, herkese gerektiğinde aklını başına almasını söyleyecek bir siyaset bekleniyor çünkü Bakanlar Kurulunu resen toplama yetkisi var, Allah göstermesin, bir savaş olduğu zaman da orduların başkomutanı. Peki, biz oraya dönüp de bakmazsak kime dönüp bakacağız?

Sayın Cumhurbaşkanı şunu söylüyor, diyor ki: Ben kendimi Anayasa Mahkemesinin yerine koyamam. Peki, Sayın Cumhurbaşkanım, sizden bir tek ricamız var, siz kendinizi Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın yerine koymayın da nereye koyarsanız koyun. (BDP ve CHP sıralarından alkışlar) Sizden beklediğimiz bu.

Dediğim gibi, bütün nezaketimizi, bütün terbiyemizi muhafaza ederek bunları söylüyoruz ve bir de şunu söylüyoruz: Bugün basında, Hasan Cemal, Mehmet Altan, Ahmet Altan, Cüneyt Özdemir, birçok kişi -bu isimleri çoğaltabilirim- diyor ki: “Sayın Başbakanın ‘Alo Fatih’ hattıyla, bundan önceki müdahaleleriyle işimizi kaybettik.” Bir Danimarka’da, İsveç’te, Norveç’te bir başbakan “Alo Fatih” dedikten sonra bir dakika kalamaz görevde.

Saygılar sunuyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Milliyetçi Hareket Partisi grup önerisi lehinde söz isteyen Oktay Ekşi, İstanbul Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

OSMAN OKTAY EKŞİ (İstanbul) – Saygıdeğer arkadaşlarım, Milliyetçi Hareket Partisinin araştırma önergesinin lehinde konuşmak üzere huzurunuza çıktım grubumuz adına.

Sevgili arkadaşlarım, Milliyetçi Hareket Partisi, Türkiye’de uzunca bir süredir uygulamada olan sansür meselesinin enine boyuna araştırılmasını istiyor. Aslında, çok ciddi, çok derin, demokrasimizin -eğer varsa- kimliği açısından çok önemli bir meseleye parmak bastıkları için önergeyi veren arkadaşlarımızı tebrik ediyorum. Çünkü, sevgili arkadaşlarım, on iki yıldan beri ülkemizi yönetmekte olan Adalet ve Kalkınma Partisinin, aslında ülkeyi nereye götürmek istediğine ilişkin hepimizin kafasındaki -ki hiçbirimiz bunun doğru bir adresi olduğunu düşünemiyoruz- bu sorunun yanıtını bulalım istiyor Milliyetçi Hareket Partisi. Ama önergede ifade edilen sansür meselesinin ve sansür meselesinin de tabii tekabül ettiği ifade özgürlüğünün ne hâlde olduğunu ne yazık ki Adalet ve Kalkınma Partili arkadaşlarımıza gerçek boyutlarıyla göstermek, anlatmak, onların inandıklarını ifade ettikleri demokratik değerlerle Türkiye’nin gerçeklerinin bağdaşmadığını onlara anlatabilmek, maalesef, bizim Türkçemiz veya Türkçenin yeryüzünde bulunan aksanlarının tamamı bir araya gelse hiçbiriyle mümkün olmaz, böyle bir gerçeğin içinde bulunuyoruz.

Sevgili arkadaşlarım, az önce konuşan hatip, Sultan Abdülhamit’ten, II. Abdülhamit’ten söz etti. Değerlendirmelerine katılmasam bile, bir noktada bir gerçeği ifade ettiğini belirtmek isterim. Abdülhamit’in otuz üç senelik saltanatı döneminde en belirgin niteliği, müstebit bir hükümdar olması ve sansürü o dönemde her anlamıyla -bireyler dâhil basın dâhil- uygulattırmış olmasıdır. Yalnız, Sultan Abdülhamit’in, bugünkü Türkiye gerçeklerinden farklı bir önemli ve olumlu boyutu, kimliği vardı. Hiç değilse sansürü resmî sansür memurları eliyle uygulattırıyordu. Oysa Adalet ve Kalkınma Partisinin iktidarı döneminde Türkiye’de sansürün en aşağılık kısmı -ki literatürden aktararak bunu sizlere söylüyorum- en aşağılık şekli olan otosansür sistemi uygulanmaktadır. Yıllardır devam etmekte olan bu sistemi, üzgünüm ki birkaç gün önce çıkardığınız 5651 sayılı Yasa’yı değiştiren çorba yasayla maalesef daha da vahim bir şekle getirdiniz. Sultan Abdülhamit’in sansür memurlarının yerine Erişim Sağlayıcıları Birliği adıyla bir birliğin kurulmasını ve sansürün bizzat sektör mensupları tarafından, sektör mensuplarının eliyle uygulanmasını yasa hükmü hâline getirdiniz. Yani, çok açık bir ifadeyle söylemek gerekirse, medya dünyasını, İnternet dünyasını, iletişim özgürlüğünden yararlanan herkesi kendi arkadaşlarına… Yani bizi bize boğduran bir mekanizmayı bugün yürürlüğe koydunuz.

Üzgünüm ki Sayın Cumhurbaşkanı bu vahim yasayı, hiçbir uygar demokraside kabulüne imkân olmayan bu vahim yasayı onayladı ve onaylarken -az önce hatibin, benden önce konuşan hatibin ifade ettiği gibi- maalesef Hükûmetle de muvazaalı bir şekilde onayladı. Bugüne kadar zannetmiyorum ki hiçbir şekilde, hiçbir cumhurbaşkanı kendisinin imzalayıp Resmî Gazete’de  yayımlanması için gönderdiği yasanın, böyle Resmî Gazete’de daha yayımlanmadan Hükûmetle muvazaa suretiyle değiştirilmesine rıza göstermiş olsun ve böyle bir ikili ilişkiye kendisini angaje etsin. Maalesef, Sayın Cumhurbaşkanımızın Cumhurbaşkanlığı dönemine böyle bir kayıt düşülmüş olmasından dolayı kendisi hesabına üzgün olduğumu ifade etmek isterim.

Sevgili dostlarım, döneminizde özgürlüklerimizin, döneminizde özellikle iletişim özgürlüğünün hangi yönde gelişmekte olduğuna ilişkin yanıt vermenin artık çok zor olduğunu ifade ettim. Sizlere sorarsak her şey iyiye gidiyor, bizlere sorarsak her şey son derece vahim bir doğrultuda devam ediyor. Bunu ben söylemiyorum aziz dostlarım. Bakınız, bugün yurdumuza dönmüş olan Sayın Cumhurbaşkanı Macaristan’da kendisiyle konuşan gazetecilere, medya dünyamızın içinde bulunduğu durumu, elbette Cumhurbaşkanlığının uygun üslubuyla. “Basın özgürlüğünün geldiği nokta sizi rahatsız ediyor mu?” diye gazeteciler soruyor. Sayın Cumhurbaşkanı “Basın özgürlüğü, gelişmiş demokrasilerde ülkelerin daima onurudur ve daima güç verir. Açıklıkla söyleyeyim, basın hayatında yanlış yapılırsa bu ayrı ama evrensel anlamda basın özgürlüğü, bir ülkenin gurur duyacağı bir şeydir. Bu anlamda şikâyetler çoğalıyor. Bunu çok hızlı telafi etmemiz gerekir.” diyor.

Saygıdeğer arkadaşlarım, Sayın Cumhurbaşkanının böyle zarif bir ifadeyle tanımladığı Türkiye'nin gerçeklerini -hepiniz biliyorsunuz ki- bütün uluslararası medya dünyası ve özellikle gazetecilerle ilgili kuruluşlar fena hâlde ayıplar bir durumda. Öyle bir hâle geldik ki üzgünüm, hiçbirimiz  -sadece Türkiye Cumhuriyeti’nin bir milletvekili veya herhangi bir gazeteci sıfatıyla söylemiyorum, bir birey sıfatıyla da ifade etmek istiyorum ki- Türkiye’de demokrasinin gereği olan, temel ihtiyacı olan ifade özgürlüğünün varlığını söylemek, savunmak şansına artık sahip değiliz. Sizler, Adalet ve Kalkınma Partisi mensubu milletvekilleri, Avrupa Birliğine, Avrupa Konseyine, NATO Parlamenterler Asamblesine ve diğer uluslararası kuruluşlara gidiyorsunuz. Orada, çok merak ediyorum, Türkiye’deki medya gerçeğini nasıl tanımlayıp anlatabiliyorsunuz, nasıl savunabiliyorsunuz.

Dostlarım, size, sözlerimi tamamlamadan, bu meselenin, özellikle bugün Sayın Başbakanın seçim beyannamesini açıklarken söylediği sözlerin bizi hangi noktaya getirdiğini anlatmak isterim. Sayın Başbakan, bugün medya dünyasına, mutat olduğu üzere, tekrar bindiriyor, giydiriyor ve sap döner, hesap döner, gün döner, hesap döner, sap döner… Her neyse, “Bir gün hesabı sorulur” anlamında bir tekerlemeyi söylüyor.

Dostlarım, Türkiye’de medya, Türkiye’de sansür o kadar vahim bir hâl aldı ki artık bunun herhangi bir şekilde bir sonraki adımı kalmadı. Böyle bir tabloyu bir tarihte Mısır’ı yöneten Cemal Abdül Nasır kendi ülkesine uyguladı; bütün basına el koydu, devlet bütün basın organlarının sahibi oldu. Sonunda nereye vardı? Sonunda şöyle bir anekdot anlatılır hâle geldi,  “Gazeteyi almaya giden herhangi bir birey gazete olarak Al-Akhbar’ı istediği zaman, bayi oradan başlığı olmayan bir gazeteyi çıkarıp üzerine Al-Akhbar damgasını vurup al bakayım, sen Al-Akhbar istedin al; öbürü Al-Gomhuria’yi mi istedi, aynı bayi çıkarıp aynı gazetenin üzerine Al-Gomhuria damgasını vurup al diyerek gönderir.” denirdi. Türkiye’yi -çok üzgünüm- o noktaya kadar getirdiniz. Bunun, ne Abdülhamit dönemiyle ne ondan önce Matbuat Nizamnamesi’ni çıkaran Abdülaziz dönemiyle kıyaslanır hâli kalmadı. Hepimiz için utanç verici bir gerçeği, bir dönemi yaşatıyorsunuz. Size, bu gerçek nedeniyle üzgünüm ama teessüflerimi sunmak zorundayım.

Saygılar sunuyorum. (CHP ve MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Milliyetçi Hareket Partisi grup önerisi üzerinde aleyhte söz isteyen Necdet Ünüvar, Adana Milletvekili. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

NECDET ÜNÜVAR (Adana) – Sayın  Başkanım, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, MHP grup önerisinin aleyhine söz istedim. Bizi Meclis TV’den izleyen yüce milletimize de saygılar sunuyorum.

Bu Parlamentoda bu dönemde kendi gensorusu lehine konuşmayan partiyi görmüştük ama biraz önce, kendi grubunun önerisi üzerine tek bir kelime etmeyen milletvekilini de gördük. Sayın hatip pek çok konuya değindi ama bir tek kendi önerisi üzerine yani niçin Meclis araştırma komisyonu kurulmasına dair tek bir kelime etmedi. Bunu da Parlamento tarihine kazandırdığı için onu kutluyorum.

Şimdi tabii, değerli arkadaşlar, burada yasama faaliyetinde bulunuyoruz, bizi dinleyenler var, dinlemeyenler var ama sadece Meclis kürsüsüne bakıp veya Meclisin Genel Kurul salonundaki arkadaşlara bakıp onlar için aşağılayıcı ifade kullanmayı ben sayın milletvekiline de gerçekten yakıştıramıyorum. Herkesin işi olabilir, talebi olabilir veyahut da konuşmaya değer konuşuyorsak belki, dinleyenlerin geldiğini varsayabiliriz. Onun için, kendi milletvekillerimiz hakkında lütfen konuşmayalım.

Sayın hatip ve daha sonraki konuşan hatipler de Sayın Cumhurbaşkanımız hakkında, devletin en tepesindeki yönetici hakkında da gerçekten bu Genel Kurul salonunda konuşulmaması gereken ifadeleri kullandılar “Çankaya noteri” şeklinde ve Cumhurbaşkanımızın Hükûmetle uyumlu bir şekilde yasama faaliyetinde bulunduğunu zımnen veya açık bir şekilde ifade ettiler. Acaba -beklenen ve talep edilen- cumhurbaşkanlarının, daima, hükûmetle eskiden olduğu gibi çatışmasını, her kanunu göndermesini, olur olmaz her konuda itiraz etmesini mi bekliyoruz? Yani müzakerenin demokrasinin en temel kurallarından biri olduğunu niçin göz ardı ediyoruz?

Sayın Cumhurbaşkanımız, en son yapılan İnternet düzenlemesiyle ilgili 1-2 tane sıkıntı olduğunu ifade etmişti. O sıkıntılar, doğal olarak konuyla ilgili kişilere de geliyor. Bana da çok sayıda arkadaşlar bilgilerini gönderdiler, eleştirilerini gönderdiler, muhalefet partisinden milletvekillerimiz ifade ettiler. Sayın Cumhurbaşkanı da hukukçularıyla görüştü ve açık bir şekilde, 1-2 tane sıkıntı olduğunu ifade etti.

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Ama o sıkıntılara rağmen kanunu imzaladı Sayın Ünüvar.

NECDET ÜNÜVAR (Devamla) – Şayet -tersten düşünelim- Sayın Cumhurbaşkanı bu yasayı…

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Yeniden düzenleme vaadiyle imzaladı Cumhurbaşkanı; olur mu öyle şey?

NECDET ÜNÜVAR (Devamla) – ...veto etse idi, bu sefer de AK PARTİ’yle Sayın Cumhurbaşkanı arasında acaba bir çatışma mı var şeklinde konuşmayacağını hiç kimse garanti edemez.

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Yok, olamaz zaten!

NECDET ÜNÜVAR (Devamla) - Ama değerli arkadaşlar, bu İnternet düzenlemesinin olduğu yasama faaliyeti, kanun tasarısı, içinde 127 maddeyi kapsayan, içinde; engelliler, şehit, gazi yakınları ve birçok sosyal kesimi çok yakından ilgilendiren çok kapsamlı bir yasaydı. Yani, o yasa yeniden gönderildiği vakit, aynı şekilde gönderildiği vakit, pek çok vatandaşımız elde etmesi gereken hakkı bir süre daha elde edemeyecekti; şu anda seçime çok yaklaştığımız bir dönemde o yasanın yeniden görüşülmesi, yeniden yasalaştırılması ve Resmî Gazete’de yayımlanması belki de seçim sonrasına kalacaktı. Dolayısıyla, burada, Sayın Cumhurbaşkanımız 1-2 tane sıkıntılı noktayı ifade ettiğini açık bir şekilde beyan etti. Sayın Ulaştırma Bakanımız bizzat muhalefet partileriyle görüştü ve muhalefet partisi sözcülerinden de olumlu kanaatlerini aldı. Daha sonra da o sıkıntılı olduğu düşünülen konularla ilgili ki sayın bazı milletvekillerimizin de bizzat bu düzenlemelerin uygun olduğunu ifade ettiği düzenlemeler yeniden Meclis gündemine geldi, bunları da çıkartacağız.

Değerli arkadaşlar, sansür, daima konuşulan bir konu çünkü ifade özgürlüğü insanın en temel haklarından birisi. İletişimin ve meramını anlatma kaygısının ön planda olduğu bütün toplumlarda ifade özgürlüğü son derece önemli bir kavramdır ve çok değerli bir kavramdır. Ama ifade özgürlüğü bugün sadece İnternet ortamında yapılan yayınlarla da gündeme gelen bir konu değildir. Yazı icat edildiği zaman, insanlar yazıyla meramını ifade ettiği vakit yine ifade özgürlüğünün kısıtlanması veya kısıtlanmaması; daha sonraki aşamada, radyo icat edildiği zaman, radyo üzerinden yayınlar; televizyon çıktığı zaman, bu televizyon yayınlarıyla, görüntülü yayınlarla ifade özgürlüğünün çok tartışıldığını biliyoruz. Ve şu anda da İnternet, bizim, neredeyse bütün toplumların en büyük haber ve bilgi kaynağı. Dolayısıyla, bu kadar yaygın kullanılan bir enstrümanla ilgili yapılan yayınlarda da ifade özgürlüğü kavramının tartışılması kadar tabii bir konu olamaz. Tabii, yerleşik basın-yayın organlarındaki yapılan yayınlar kadar kurallar tam oturmadığı için İnternet ortamında, biraz da daha kolay bir şekilde içerik oluşturabilme özelliğinden dolayı pek çok hak ihlalleri, insan haysiyeti, onuruyla ilgili yıpratıcı yayınların yapılması, ticari, siyasi, sosyal her türlü itibarın sarsılması, özel hayatın gizliliğinin korunması ilkelerinden sapılması gibi birtakım hususlar da İnternet ortamındaki yayınlarla daha sık gündeme gelebilmektedir. Onun içindir ki İnternet ortamında yapılan yayınlarla ilgili düzenlemeler de yapılmaktadır.

Bu sadece Türkiye’nin yaptığı bir düzenleme de değildir. Bütün dünyada, bütün gelişmiş, gelişmekte olan veya gelişmemiş ülkelerde de yapılan düzenlemeler var. Yani Almanya’sından İtalya’sına, İngiltere’sinden Amerika’sına, Fransa’sından Finlandiya’sına kadar pek çok düzenleme var. Ben bunlarla ilgili gerektiği zaman detaylı bilgi de sunabilirim. Ama bu düzenlemeler tabii ki o ülkenin kendi özgün koşullarına uygun şekilde de farklılık arz edebilmektedir.

Dolayısıyla, bugün yapılan düzenleme, dün akşam Sayın Cumhurbaşkanımız tarafından onaylanan düzenleme de İnternet ortamında kişilik hak ihlallerini önlemek ve özel hayatın gizliliğinin korunması, ki Anayasa’nın 20’nci maddesi bunu açık bir şekilde emreder, bu anlamda yapılan bir düzenlemedir.

O yüzden, bunların tartışmasının olması tabii bir şeydir ama tartışırken gerçekten hakkaniyete uygun bir ifadeyi kullanmak en başta milletvekillerine yakışan bir durumdur.

Burada, tabii, “Meclis TV kapatıldı.” diyor arkadaşımız ama bu mesajı Meclis TV üzerinden bütün millete yansıtıyor.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – “Kapatıldı.” demiyor, “Kısıtlandı.”

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Ya ama kaç saat Sayın Milletvekili? Haftada üç gün üç saat.

NECDET ÜNÜVAR (Devamla) - Tıpkı geçenlerde “Twitter kapatıldı.” dedi Sayın Halaçoğlu. “Twitter kapatıldı.” deyip Twitter’dan tweet’le mesajını verme şeklinde ifade ediyor.

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Ya, siz inanıyor musunuz söylediğinize?

NECDET ÜNÜVAR (Devamla) - Bu ülkede daha önce de Menderes’in yakasına sarılıp “Bu ülkeye demokrasi istiyoruz.” diyenleri de gördük.

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Bu benzetmeye siz inanıyor musunuz Sayın Milletvekilim?

NECDET ÜNÜVAR (Devamla) - Şimdi, nasıl bir sansürdür ki bir ülkenin Başbakanının telefon konuşmaları kayda alınıyor ve ondan sonra bütün basın-yayın organlarından ulu orta yayınlanıyor?

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Herhâlde yani, herhâlde.

NECDET ÜNÜVAR (Devamla) – Bu nasıl bir sansürdür değerli milletvekilleri?

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Onun sansürle alakası yok, nasıl uygulandığını göstermek açısından o.

NECDET ÜNÜVAR (Devamla) – Onun için, değerli arkadaşlar, o yüzden, kanun koyuculara düşen görev: Milletin huzuru, refahı ve mutluluğu için ve de korunması gereken mahrem özelliklerinin korunması, kişilik hak ihlallerinin de önlenmesinin sağlanmasıdır.

O yüzden, değerli arkadaşlar, İnternet düzenlemesi tamamen buna yönelik yapılan bir düzenlemedir ve bu düzenleme, daha sonra yapılacak birkaç değişiklikle de hem trafik bilgilerinin TİB Başkanlığı tarafından ancak mahkeme kararı şartıyla alınabilmesine dair bir düzenleme. Bir de TİB Başkanının yine resen gecikmesinde sakınca bulunan hâllerdeki engelleme kararının yirmi dört saat içinde sulh ceza hâkimine gitme şartlarıyla aslında kanun tamamen olgunlaşmış olmaktadır.

Bu doğrultuda tabii ki muhalefet milletvekillerimizin birtakım önerileri olmuştu. Onların aslında bu kürsüye çıkıp gerçekten “Bizim kanaatlerimizi de dikkate aldınız.” diye teşekkür etmesi gerekiyor hem Sayın Cumhurbaşkanına hem de Parlamentoya.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Edeceğiz, edeceğiz, kanun gelince edeceğiz.

NECDET ÜNÜVAR (Devamla) – Dolayısıyla, değerli arkadaşlar, “ifade özgürlüğü” hakikaten çok değerli bir kavramdır ama her şeyi usulüne uygun bir şekilde tartışmak gerekiyor. Burada konuştuğumuz zaman bize cevap verme durumunda olmayan büyük küçük veya farklı noktalardaki insanlar hakkında da gerçekten nezakete uygun bir şekilde konuşmak gerekir. Yani “ifade özgürlüğü” demek, bize devletin bahşettiği, milletin bahşettiği bu kürsüde ağzımıza gelen her şeyi hiçbir denetime tabi tutmadan konuşmak değildir ve millet en büyük hakemdir. Burada Sayın Ekşi de ifade etti. Aslında Sayın Başbakan’ımızın ifade ettiği şey net olarak şudur: 30 Martta en büyük hakem olan millet kararını verecektir. Yani, burada yaptığımız her türlü yasama faaliyetinin neticesini millet 30 Martta değerlendirecektir. Daha sonraki seçimlerde de değerlendirecektir, tıpkı bundan önce olduğu gibi.

Milletin sağduyusuna güvenelim ve hepimiz bu ülkede yaşamanın bahtiyarlığını yaşayalım diyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Halaçoğlu.

VIII.- AÇIKLAMALAR

1.- Kayseri Milletvekili Yusuf Halaçoğlu’nun, Adana Milletvekili Necdet Ünüvar’ın MHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Sayın Başkanım, bir açıklama yapmak durumundayım sayın hatibin konuşması üzerine.

Anayasa’mızın 104’üncü maddesinde Cumhurbaşkanının görevleri sayılır. Burada, bu görevler içerisinde şöyle yazar: “Kanunları tekrar görüşülmek üzere Türkiye Büyük Millet Meclisine geri göndermek,” Burada Hükûmetle anlaşıp, kanunu imzalayıp yani geri dönmesini istediği maddeyi imzalayıp tekrar Hükûmetle görüşerek Mecliste görüşülmesini sağlamak değildir Cumhurbaşkanının görevi. Eğer mutabık kalmadığı, bir sıkıntı gördüğü kanun varsa onu Anayasa’nın 104’üncü maddesinde yazdığı üzere Türkiye Büyük Millet Meclisine gönderir çünkü Cumhurbaşkanın yasama organı olarak muhatabı Türkiye Büyük Millet Meclisidir, Hükûmet değildir. Dolayısıyla “Hükûmetle görüşüp bunu düzelttim.” demesi zaten yanlıştır. Dolayısıyla, burası bir çadır devleti değil. Eğer Sayın Cumhurbaşkanının bu yasayı sırf birtakım kişilerin haklarının bir an önce yerine getirilmesi için imzaladığı düşünülüyorsa böyle bir madde varken içerisinde bunu imzalama yetkisi yoktur. Eğer şu sebeple… Sayın hatibin söylediği gibi, yasanın onaylanması birtakım insanların menfaatleri açısından olduğunu söylerken, o zaman “AKP’nin seçim öncesi ekmeğine yağ sürmek için mi?” diye sorarlar insana. Dolayısıyla, bunu ortaya koymamız gerekiyor.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Buyurun Sayın Oğan.

SİNAN OĞAN (Iğdır) – Sayın Başkanım, 69’a göre söz istiyorum.

NECDET ÜNÜVAR (Adana) – Sadece AK PARTİ’lilere yetki vermiyor,  bütün millete…

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) - Bütün millet değil yani orada Anayasa’ya göre hareket etmek zorundasınız. O sizin göreviniz değil, Cumhurbaşkanının görevi, ben Cumhurbaşkanını söylüyorum.

BAŞKAN – Bir saniye sayın milletvekilleri…

SİNAN OĞAN (Iğdır) – Sayın konuşmacı, biraz önce beni milleti yanıltmakla itham etmiştir ve “kendi önergesi üzerinde konuşmayan milletvekili” diyerek de ayrıca sataşmıştır.

BAŞKAN – Sayın Oğan, söz vereceğim. Ancak konuşma tutanaklarınızı getirttim. Siz konuşurken dikkatimden kaçmış “Burada, Sayın Cumhurbaşkanının maalesef ki pis bir pazarlık içerisinde olduğunu ifade etmek zorundayım.” gibi bir ifadeniz var.

SİNAN OĞAN (Iğdır) – Evet.

BAŞKAN – Bunu düzeltmenizi istiyorum, aksi takdirde İç Tüzük’ün gerekli hükmü gereğince karar vermek durumundayım.

SİNAN OĞAN (Iğdır) – Ona ayrıca zaman vereceksiniz o zaman. Onunla ilgili düzeltmem lazım. Şimdi sataşmadan iki dakika söz istiyorum, ayrıca ona zaman vermek zorundasınız.

BAŞKAN – Buyurun, sataşma nedeniyle iki dakika söz veriyorum.

Buyurun.

VII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

3.- Iğdır Milletvekili Sinan Oğan’ın, Adana Milletvekili Necdet Ünüvar’ın MHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

SİNAN OĞAN (Iğdır) – Şimdi, değerli milletvekilleri, atasözlerimiz, deyimlerimiz bazı şeylerin üzerinde saatlerce konuşmaya gerek bırakmıyor. Ne diyor? “Anlayana sivrisinek saz, anlamayana davul zurna saz.” (AK PARTİ sıralarından “Az, az” sesleri)

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Aferin, ezberliyorsunuz, biraz daha ezberleyin.

SİNAN OĞAN (Devamla) – Burada on dakika boyunca İnternet’e getirilen sansürün ne kadar yanlış olduğunu, Sayın Cumhurbaşkanının bu pazarlık içerisinde olmaması gerektiğini ve sansürün siyaseti o anlamda, “Alo Fatih”, “Alo Çankaya” hatlarıyla yönlendirdiğini ifade ettim. Sayın hatip diyor ki: “Siz hiçbir şeyden bahsetmemişsiniz.” Demek ki size davul zurna az.

NECDET ÜNÜVAR (Adana) – Niçin kurulması gerektiği…

SİNAN OĞAN (Devamla) – Peki, nezaketten bahsediyorsunuz, Sayın Ünüvar nezaketten bahsediyorsunuz. Gelin, burada omurgalı bir duruş sergileyin, Sayın Başbakanın “Adli tıp raporlarını nerenize koydunuz?” sözünün nezaketli bir söz olduğunu gelin, burada millete söyleyin veyahut da iş adamlarının, sizin ihale verdiğiniz iş adamlarının…

SALİH KAPUSUZ (Ankara) – Neden bahsettiğini bilmiyorsunuz be!

SİNAN OĞAN (Devamla) – …“Milletin…”, diyemiyorum ben, onun da ne kadar nezaketli olduğunu gelin, burada söyleyin. Nezaket arıyorsanız önce iktidar olarak kendinize bakacaksınız. Millet kime bakar? Başbakana bakar. Başbakan, milletin neresine koyacaksınız diyorsa siz hangi nezaketten bahsediyorsunuz ve burada benim bu ifadelerimi nezaketsiz bulmadan önce Başbakanınıza bir çift laf söyleyin ve “Sayın Başbakan, siz örnek olmalısınız.” diyebilin burada. Gelin burada onu söyleyebilin. Var mı sizin eğer yüreğiniz, gelin burada onu söyleyin.

Eğer müsaade ederseniz Cumhurbaşkanıyla ilgili de, ilave süre verirseniz, söyleyeyim.

BAŞKAN – İki dakika ilave süre veriyorum.

VIII.- AÇIKLAMALAR (Devam)

2.- Iğdır Milletvekili Sinan Oğan’ın, MHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşmasındaki Cumhurbaşkanıyla ilgili bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

SİNAN OĞAN (Devamla) – Bakınız, Sayın Cumhurbaşkanı Türkiye Cumhuriyeti’nin hepsinin Cumhurbaşkanıdır. Sizin olduğu kadar, AK PARTİ’lilerin, AKP’lilerin olduğu kadar benim de Cumhurbaşkanımdır. Eğer ben Cumhurbaşkanımı burada “Bir dönem sonra acaba Başbakan mı olsam, bir dönem sonra Cumhurbaşkanlığında mı kalsam?” pazarlığı içerisinde görüyorsam ben Cumhurbaşkanına kendinizi bu pazarlığın içine sokmayınız demek durumundayım. Kabul ediyorum, kullandığım ifade doğru değil, o ifademi düzeltiyorum. “Pis” kelimesi doğru bir ifade değil. Cumhurbaşkanı ülkenin en üst makamıdır, cumhurun başıdır. Böyle bir ifade kullanmak durumunda kaldığım için üzgün olduğumu ifade ediyorum ama Sayın Cumhurbaşkanının da herkesin Cumhurbaşkanı olduğunu ve Anayasa’dan kendisine verilen yetkiyle Hükûmetle böyle bir pazarlık yapamayacağını, eğer o kanunda yanlışlık varsa Meclise iade etmesi gerektiğini ama, yok, Meclise iade ettiğinde süre geçer, bu sürede bir şey çıkarsa Hükûmet zor durumda kalır hesabını yapıyorsa biz de burada, belki o ifadeyi kullanmamız yanlıştır ama “pazarlık” ifadesini kullanmak durumunda kalıyoruz.

BAŞKAN – Sayın Oğan, lütfen, o kelime için özür dileyiniz.

SİNAN OĞAN (Devamla) – Ben ifademi geri aldığımı söyledim.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sayın Başkan, düzeltti.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Düzeltti, daha ne yapsın?

BAŞKAN – Lütfen, Sayın Oğan…

SİNAN OĞAN (Devamla) – Hayır efendim, ben ifademi geri aldığımı, ben ifademi düzelttiğimi…

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Hayır, Sayın Başkan, İç Tüzük’e göre özür dilemesi gerekir.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – “Düzeltiyorum, üzgün olduğumu belirtiyorum.” dedi.

AHMET YENİ (Samsun) – Sayın Başkan, özür dilemesi lazım.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, konuşulan Hükûmet veya başkası değil, Sayın Cumhurbaşkanı. Bu kelimeyi kullanma hakkı yok kimsenin.

AHMET YENİ (Samsun) – Özür dileyeceksiniz, özür. Cumhurbaşkanından özür dileyecekler. (MHP sıralarından gürültüler)

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Ne münasebet?

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, İç Tüzük’e göre özür dilemesi gerekiyor.

AHMET YENİ (Samsun) – Sayın Başkan, Cumhurbaşkanından özür dilemesi lazım.

SİNAN OĞAN (Devamla) – Ben ifademi düzelttiğimi burada söyledim.

AHMET YENİ (Samsun) – Özür, özür…

SİNAN OĞAN (Devamla) – Bir dakika…

Oylama sizin keyfinizin bileceği iştir, buyurun oylatın. Ben Cumhurbaşkanına kullandığım ifadenin doğru bir ifade olmadığını, geriye aldığımı söyledim. Eğer siz bunu yeterli bulmuyorsanız, buyurun oylatın o zaman. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Oğan, lütfen özür dileyin, tekrar ediyorum.

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, İç Tüzük’e göre özür dilemesi gerekiyor.

BAŞKAN – Bir saniye…

SİNAN OĞAN (Devamla) – Ben ifademde bulundum ve burada Cumhurbaşkanına yönelik ifademin doğru olmadığını söyledim. Onun ötesinde, eğer siz bunu yetersiz görüyorsanız buyurun oylatın.

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – İç Tüzük’e göre özür dilemeniz gerekiyor.

BAŞKAN – Sayın Oğan, teşekkür ediyorum.

RECEP AKDAĞ (Erzurum) – Bu kadar mı zor özür dilemek?

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – İç Tüzük’e göre af dilemesi, özür dilemesi gerekiyor.

SİNAN OĞAN (Iğdır) – Ne af dilemesi ya, ne af dilemesi? Kim kimden af diliyor?

RECEP AKDAĞ (Erzurum) – Yanlışlıktan dönmek, özür dilemek bu kadar mı zor? Bu kadar mı zor özür dilemek?

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Bakın, burada açık, açık İç Tüzük’te…

BAŞKAN – Sayın Ünal, söz talebiniz mi var?

SİNAN OĞAN (Iğdır) – O zaman, Başbakan da gelsin “Milletin neresine koydunuz.” sözünden özür dilesin. Türk milletinin neresine ne koyuyorsunuz, neresine ne koyuyorsunuz bu milletin? (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

RECEP AKDAĞ (Erzurum) – Ne alakası var, ne milleti… Uyduruyorsun be! Uydurma, yok öyle bir söz.

BAŞKAN – Sayın Oğan, burayı ilgilendiren, Meclis kürsüsünden söylenen sözlerle ilgilidir.

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, burada sapla samanı birbirine karıştırmayalım.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Otur ya, ne özrü! Başbakan milletten özür dilesin önce.

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Ünal.

Sayın Ünal, ne için söz istiyorsunuz?

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, Başbakanımızla ilgili kullandığı ifadeler var ve gelin burada erkekçe…

BAŞKAN – Bunu söylemek durumunda mısınız? Kızmayacaksınız ki.

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Grup Başkanımızla ilgili kullandığı ifadelerden dolayı söz istiyorum efendim.

BAŞKAN – Buyurun, sataşma nedeniyle iki dakika söz veriyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Öyle, kızmak yok.

VII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

4.- Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal’ın, Iğdır Milletvekili Sinan Oğan’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında AK PARTİ Grup Başkanına sataşması nedeniyle konuşması

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tabii ki biz burada kızgınlıkla, öfkeyle, nefretle söylemimizi belirleyecek değiliz. Tabii ki yüce Meclisin bir İç Tüzük’ü vardır ve her milletvekili de bu İç Tüzük’e uygun davranmak durumundadır. Burada, sayın konuşmacı İç Tüzük’ü hiçe sayarak “Buyurun, oylatabiliyorsanız oylatın.” tarzında ifadesi de burada meydan okumadır.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) –“Oylatabiliyorsanız oylatın.” demedi, “Buyurun, oylatın.” dedi.

SİNAN OĞAN (Iğdır) – Meseleyi çarptırmayın.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – “Buyurun oylatın.” dedi.

MAHİR ÜNAL (Devamla) – Ayrıca eğer bir konuyu konuşuyorsak mantık, rasyonalite yani akıl, bir şeyi gerektirir. Burada sizin Cumhurbaşkanına, Cumhurbaşkanımıza yaptığınız hakareti konuşuyorsak önce bunu konuşuruz. Sayın Başbakanın ya da sizin Genel Başkanınızın ya da CHP Genel Başkanının bir söylemini konuşacaksak onları da ayrıca konuşuruz. Burada laf kalabalığı oluşturup “Yok efendim, senin Başbakanın ne dedi? Benim Başbakanım ne dedi? Ben Cumhurbaşkanına ne dedim?” tarzında bir laf kalabalığı oluşturarak ne sonuç alabiliriz ne de burada Meclisi çalıştırabiliriz. Burada İç Tüzük’ten dolayı Cumhurbaşkanına karşı kullandığı ifadeden dolayı hatip özür dilemek durumundadır yoksa Meclis Başkanlık Divanı İç Tüzük’ün amir hükmünü yerine getirmek durumundadır.

Yüce kurulu saygıyla selamlıyorum.  (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Evet, teşekkür ediyorum.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkan…

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Sayın Başkan…

BAŞKAN - Buyurun Sayın Tanal...

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Şimdi Sayın Başkan, Sayın Hatip konuşmasında kullandığı cümleyi siz okuduğunuz gibi “Cumhurbaşkanının pis işler içine girdiği…”

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – “Pis pazarlık.”

MAHMUT TANAL (İstanbul) – “Pis pazarlık” dediniz. Tabii, buradaki amaç şu: Siz de hukukçusunuz, hani muvazaalı işlere, hileli işlere…

AHMET YENİ (Samsun) – Avukatı mısınız ya?

MAHMUT TANAL (İstanbul) –…biz “pis işler” deriz.

AHMET YENİ (Samsun) –Hatibin avukatı mısınız siz?

MAHMUT TANAL (İstanbul) –Burada… Lütfen saygılı olur musunuz?

RECEP ÖZEL (Isparta) – Aynen öyle, ittifak yapıyor.

AHMET YENİ (Samsun) – Hatibin avukatı mısınız siz?

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Yani ben Başkanla konuşuyorum.

Sayın Başkan, izin verir misiniz yani lütfen?

BAŞKAN – İzin verdim Sayın Tanal, zaten konuşuyorsunuz.

AHMET YENİ (Samsun) – Vekâleti almışsınız ondan.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Şimdi, burada takdir edersiniz bir: Disiplinle ilgili olaylar bir şikâyete bağlıdır yani makamınıza bir dilekçenin gelmesi lazım.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Hiç de öyle bir şey yok.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Burada sizin resen hareket etmeniz doğru değil; bir.

İkincisi: Cumhurbaşkanının böyle hileli, muvazaalı, anlaşmalı işlere girmesi halk arasında “pis iş” diye nitelendirilir. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

YAŞAR KARAYEL (Kayseri) – Yürü git be!

BAŞKAN – Sayın Tanal, lütfen…

Teşekkür ediyorum.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Sayın Başkan…

BAŞKAN - Sayın Halaçoğlu, buyurun…

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Hadi oradan be!

RECEP ÖZEL (Isparta) – Hadi oradan be!

YAŞAR KARAYEL (Kayseri) – Hiç utanmıyor musunuz Cumhurbaşkanına laf etmeye?

AHMET YENİ (Samsun) – Beraber mi, anlaştınız mı?

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Kendi varsayımlarınızdan yola çıkarak burada konuşamazsınız.

YAŞAR KARAYEL (Kayseri) – Hangi ülkede yaşıyorsun, hangi ülkenin vatandaşısın? Ayıp!

AHMET YENİ (Samsun) – Bir de hukukçusunuz ya.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Başkanla muhatap… Bilginiz varsa konuşursunuz, bilginiz yoksa…

YAŞAR KARAYEL (Kayseri) – Söylediğin laf kendine yakışıyor. Bir de adın “hukukçu” be!

BAŞKAN – Buyurun Sayın Halaçoğlu…

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Sayın Başkan, şimdi, Tüzük’ümüzün…

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Hayır, sen bilmediğin bir şeyi konuşuyorsun.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Ben bal gibi biliyorum, siz bilmiyorsunuz.

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Neyi biliyorsun?

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Bal gibi biliyorum, siz bilmiyorsunuz.

AHMET YENİ (Samsun) – Hukukçu olduğunuzu söylüyorsunuz arada bir.

YAŞAR KARAYEL (Kayseri) – Aklına geldiği gibi konuşuyorsun be!

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Halk “muvazaalı”, “hile” deyince de…

AHMET YENİ (Samsun) – Bir de hukukçu olduğunuzu söylüyorsunuz.

RECEP AKDAĞ (Erzurum) – Ya, muvazaayı sen söylüyorsun, sen; sen uyduruyorsun.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Evet, Sayın Halaçoğlu…

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Sayın Oğan, az önce kullandığı kelimeden dolayı “sözlerimi geri aldım” dedi…

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Üzgün olduğunu belirtti.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Üzgün olduğunu belirtti.

…zaten o yerine gelmiştir.

AHMET YENİ (Samsun) – Özür anlamına geçmez o.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Gelmiştir.

BAŞKAN – Bir saniye, Sayın milletvekili…

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Ona Ahmet Yeni karar verecek, ne anlama geldiğine.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Nitekim, bir de İç Tüzük’ün 161’inci maddesinin üçüncü fıkrasını okuyacak olursanız orada bir hakaret anlamı taşımaz. Yani Sayın Cumhurbaşkanının oradaki anayasal görevini yerine getirmemesi ve yasama organını muhatap almak yerine Hükûmeti dikkate alarak onunla anlaşıp tasvip etmediği maddeleri olmasına rağmen imzalaması yasayı aslında “pis işler” kısmına girer. Dolayısıyla, anayasal, hukuku kendisinin uygulaması gereken bir Cumhurbaşkanının…

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, Cumhurbaşkanının ne yapıp ne yapmayacağına o zaman sayın grup başkan vekili karar versin.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Lütfen…

Kardeşim, tabii ki Anayasa’yı yerine getirmek zorundadır Sayın Cumhurbaşkanı çünkü herkesin yemini vardır, benim de yerine getirmem lazım, sizin de.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Halaçoğlu.

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Niye, siz, Cumhurbaşkanının komiseri misiniz?

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Dolayısıyla, böyle bir şey söz konusu değildir.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Siz nesisiniz, avukatı mısınız Sayın Cumhurbaşkanın?

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Avukatı mısınız?

RECEP ÖZEL (Isparta) – Evet, Cumhurbaşkanının avukatıyız.

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Konuyu açan sizsiniz, hakareti yapan sizsiniz.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Oğan…

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Bir saniye, Sayın Türkkan, oturur musun?

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Burada hakaretin ne olduğu, Tüzük’ün 161/3’ünde ne olduğu yazıyor.

BAŞKAN – Sayın Oğan, yerinizden söz vereceğim, istirham ediyorum, lütfen özür dileyin.

SİNAN OĞAN (Iğdır) – Söz verin…

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – İsterseniz bir de takla atsın, yani o yetmiyorsa bir de takla atsın.

VIII.- AÇIKLAMALAR (Devam)

3.- Iğdır Milletvekili Sinan Oğan’ın, MHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşmasındaki Cumhurbaşkanıyla ilgili bazı ifadelerine ilişkin tekraren konuşması

SİNAN OĞAN (Iğdır) – Sayın Başkan, ben eğer burada Cumhurbaşkanına hakaret kastıyla bir ifadede bulunmuş olsaydım, özür dilemek bir erdemdir, özür dilemekten de hiç geri durmazdım. Ben burada Cumhurbaşkanına hakaret kastıyla bir cümle, bir kelime ifade etmiş değilim. Ben burada yapılan işin “pis iş” kavramı içerisinde değerlendirileceğini söyledim. Kaldı ki o kelimeyi de geri aldığımı ifade ettim ama siz ısrarla bunu bir İç Tüzük meselesine getirmek istiyorsanız ve o sebeple de dedim ki: “Eğer siz bunu İç Tüzük meselesi hâline getirmek istiyorsanız getirebilirsiniz, çoğunluk elinizde.” Ama ben hakaret kastında bulunmadım ve o kelimeyi de geri aldığımı da ifade ettim.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Oğan.

Ben İç Tüzük meselesi hâline getirmek istemedim, size 3’üncü defa söyledim özür dilemeniz için, dilemediniz.

IX.- DİSİPLİN CEZASI İŞLEMLERİ

1.- Iğdır Milletvekili Sinan Oğan’ın, Cumhurbaşkanı hakkında sarf ettiği sözlerden dolayı özür dilemesi nedeniyle, Meclisten geçici olarak üç birleşim çıkarma cezası verilmesi teklifinin Oturum Başkanı tarafından geri alınması

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Iğdır Milletvekili Sayın Sinan Oğan’ın… (CHP ve MHP sıralarından gürültüler)

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Ya ayıp ama Sayın Başkan yani gerçekten ayıp ya!

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Yapamazsınız bunu, bunu yapamazsınız. Bugüne kadar burada her türlü küfür oldu, insanlar sadece sözünü geri almakla yetindi.

BAŞKAN – …Cumhurbaşkanıyla ilgili söylediği sözler Meclisten geçici olarak çıkarma cezasını gerektiren bir fiildir.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Sayın Başkan, bir şey söyleyeceğim.

BAŞKAN – Söz vereceğim efendim, söz vereceğim.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Bir dakika, hayır, önceden bir şey söyleyeyim.

Bugüne kadar burada her türlü küfrü eden insanların sadece sözünü geri almış olmalarıyla…

BAŞKAN – Hayır efendim, Sayın Cumhurbaşkanıyla ilgili daha önce de oldu, İç Tüzük uygulandı.

Bu nedenle…

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – …Iğdır Milletvekili Sayın Sinan Oğan’a

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – İç Tüzük’ün…

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Sayın Başkan, müsaade edin, bir saniye, bir saniye…

BAŞKAN – Sayın Milletvekili, böyle bir usul yok ki, lütfen.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Tamam, böyle bir şey var mı?

BAŞKAN – Yok böyle bir usul.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Böyle bir usul var mı?

BAŞKAN – Söz vereceğim Sinan Oğan’a.

AHMET YENİ (Samsun) – Devam edin Sayın Başkan, niye dinliyorsunuz?

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Sayın Başkan, siz Meclis Başkan Vekili olarak, efendim, bir gazeteciye kullanmış olduğunuz o kelimeden dolayı milletten özür mü dilediniz de şimdi milletvekilinden özür dilemesini bekliyorsunuz?

BAŞKAN – Efendim, Meclis kürsüsü… İç Tüzük burada.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Senin yazmış olduğun yazılı metni okumak zorunda mıyım ben?

BAŞKAN – Bu nedenle, Iğdır Milletvekili Sayın Sinan Oğan’a İç Tüzük’ün 163’üncü maddesi uyarınca…

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Senin yazdığın yazıyı okumak durumunda mıyım ben?

BAŞKAN – …Meclisten geçici olarak üç birleşim çıkarma cezası verilmesini teklif edeceğim.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Yazık be, yazık!

BAŞKAN – Sayın Oğan, kendinizi savunacak mısınız?

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Sen de özür dile o zaman, sen de özür dile o zaman Sadık Bey. Sayın Başkan, sen de özür dile.

BAŞKAN – Sayın Korkmaz, oturur musunuz lütfen.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Sen de özür dile o zaman.

BAŞKAN – Sayın Korkmaz, lütfen oturun.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Duymak istiyorum, duymak istiyorum ben, duymak istiyorum, özür dile.

BAŞKAN – Oturun.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Ben o sözü iki kişi arasında…

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Özür dile.

BAŞKAN – Bir saniye Sayın Korkmaz!

Ben o sözü iki kişi arasında, samimi bir ortamda kullandım ve her zaman kullandığım bir kelimeyi kullandım. Hakaret kastı varsa tüm milletten özür dilerim. Özür dilemekte hiçbir şey yok.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Evet.

BAŞKAN – Ama değil.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Kayıtlara geçsin o zaman.

BAŞKAN – Kayıtlara geçsin efendim.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Bizim uyarımızla özür diliyorsun yalnız.

BAŞKAN – Evet, buyurun Sayın Oğan.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Bizim uyarımızla özür diliyorsun.

AHMET YENİ (Samsun) – Erdemini gösterdi, diledi.

BAŞKAN – Sayın Oğan, savunma yapmak istiyor musunuz? Savunma yapmak istiyor musunuz?

SİNAN OĞAN (Iğdır) – Yapacağım.

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Yahu bu Meclis çoğunluğuyla siz burada milletvekillerini asarsanız ya. Böyle bir anlayış olur mu ya?

SİNAN OĞAN (Iğdır) – Sayın Başkan, biraz önce de ifade ettim, Sayın Cumhurbaşkanı cumhurun başıdır. Elbette ki Sayın Cumhurbaşkanına ne Mecliste ne dışarıda, ne biz hakaret ederiz ne de hakaret edilmesine müsaade ederiz. Bunun, bir defa, altını çizmemiz lazım. Ancak benim burada kullanmış olduğum “pis pazarlık” sözünü sizin burada neye göre hakaret olarak değerlendirdiğinizi izah etmeniz lazım. “Pis bir pazarlık içerisinde” sözünü, kaldı ki geri aldım ben. Dedim ki: “Cumhurbaşkanına hakaret kastım yoktur. Bir pazarlık içerisindedir. ‘Pis’ sözü belki burada uygunsuz olmuştur ama burada asla ve asla hakaret kastım yoktur.” Siz eğer parmaklara güvenerek burada benim ifadelerimi çarpıtıyorsanız, siz benim ifadelerimde hakaret kastını parmak sayısıyla eğer ölçecekseniz onu o zaman… (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – “Parmak” diyerek hâlâ hakaret ediyorsun.

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Yahu, “parmak” dediğin milletvekili, milletvekili “parmak” dediğin.

SİNAN OĞAN (Devamla) – Sizi millete havale edeceğiz.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Milletvekiline “parmak” diyemezsin, ayıp. Konuştukça batıyorsun.

SİNAN OĞAN (Devamla) –  İç Tüzük’ü de getirin, Türk Dil Kurumunun sözlüğünü de getirin, neyi getirirseniz getirin, “pis bir pazarlık” sözünü hakaret olarak kabul ettiremezsiniz. Ben “Hakaret kastım yok.” dediğim hâlde ve “Kullandığım ‘pis’ kelimesini, sözünü geri alıyorum.” dediğim hâlde siz ısrarla konuyu tartışma meselesi hâline getiriyorsunuz ve ısrarla bunun üzerinden Sayın Başkan Vekili, siyaset yapmaya çalışıyorsunuz. Bunu burada kabul etmemiz mümkün değildir.

Biz eğer yanlışlıkla bile olsa ağzımızdan yanlış bir kelime çıkarsa Türk milletinden de ilgili kişiden de özür dilemekten geri durmayız Sayın Başkan Vekili.

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Özür dile o zaman.

SİNAN OĞAN (Devamla) – Biz yanlış bir ifade kullanırsak bundan geri durmayız.

Eğer siz bu kadar bu kelimeler üzerinde hassassanız Sayın Başbakan “Nerenize koydunuz adli tıp raporlarını?” dedi. Gelin… (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

HÜSEYİN BÜRGE (İstanbul) – O sözü Başbakan öyle kullanmadı.

SİNAN OĞAN (Devamla) – Aynen öyle söyledi, “Adli tıp raporlarını nerenize koyacaksınız?” dedi. Ne demektir bu, ne demek bu? (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

RECEP ÖZEL (Isparta) – “Nereye” dedi o, “Nereye koyacaksınız?” dedi.

SİNAN OĞAN (Devamla) – Peki, sen nerene koyacaksın, nerene koyacaksın?

RECEP ÖZEL (Isparta) – “Nereye koyacaksınız?” dedi ya, “Nereye koyacaksın?” dedi, “nerenize” demedi, lafı çarpıtma.

SİNAN OĞAN (Devamla) – Ha, dolayısıyla…

BAŞKAN – Sayın Oğan, lütfen…

SİNAN OĞAN (Devamla) – Bir dakika Sayın Başkan.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Efendim, savunmasına niye müdahale ediyorsunuz? Niye müdahale ediyorsunuz? Bu kadar müdahaleci olmak doğru mudur ya? Savunma yapıyor Milletvekili.

SİNAN OĞAN (Devamla) – Eğer siz burada bu kadar kelimeler üzerinden ahlak bekçiliği yapıyorsanız, gelin o zaman Başbakanın millete resmen etmiş olduğu küfrün… Burası yüce Meclis değil mi? Sayın Başbakan bu Meclisten daha mı yücedir? Sayın Grup Başkan Vekili, daha mı yücedir?

RECEP AKDAĞ (Erzurum) – Başbakan millete küfretmemiştir.

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Konuyla ne ilgisi var bunun ya?

RECEP AKDAĞ (Erzurum) – İftira ediyorsunuz ve çarpıtıyorsunuz.

SİNAN OĞAN (Devamla) – Bana eğer o cezayı burada parmakla verecekseniz gelin o zaman burada…

AHMET YENİ (Samsun) – Milletvekiline “parmak” diyemezsiniz be.

SİNAN OĞAN (Devamla) – Sayın Başbakanın grup başkan vekilleri, burada, gelsin, “Biz milletten özür diliyoruz.” desin.

SITKI GÜVENÇ (Kahramanmaraş) – Ya, onu yargıya götürebiliriz, yargıya. Burada İç Tüzük var.

SİNAN OĞAN (Devamla) – Sayın Başbakan Türk milletine alenen hakaret etmiştir. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

RECEP AKDAĞ (Erzurum) – Ya uyduruyorsun, yok öyle bir şey.

SİNAN OĞAN (Devamla) – Gelin o zaman, Türk milletinden özür dileyin.

Siz millete “Ananı da al git!” diyeceksiniz, siz “Milletin bilmem nesine koyalım.” diyeceksiniz…

RECEP ÖZEL (Isparta) – Ya sen savundukça batıyorsun ya, konuştukça batıyorsun sen.

AHMET YENİ (Samsun) – İyice yoldan çıktı, Sayın Başkan. Sayın Başkan…

RECEP AKDAĞ (Erzurum) – Şaşırdın ya…

RECEP ÖZEL (Isparta) – Şaşırdı, şaşırdı.

SİNAN OĞAN (Devamla) – …siz millete hakaret üstüne hakaret edeceksiniz, ondan sonra da burada “pis bir pazarlık” sözünün üzerinden ahlak cellatlığı yapacaksınız.

SITKI GÜVENÇ (Kahramanmaraş) – Çarpıtıyorsun, çarpıtıyorsun. Çarpıtıyorsun olayı. Burada İç Tüzük var, orada İç Tüzük mü var? Yargıya gideceksiniz.

SİNAN OĞAN (Devamla) – Biz burada sizin ahlak cellatlığınıza müsaade etmeyiz. Biz burada sizin… (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

AHMET YENİ (Samsun) – Sayın Başkan, hâlâ hakaret yapıyor.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Hadi oradan!

SİNAN OĞAN (Devamla) – Konuşma! Sen konuşma! Sen konuşma!

Biz burada…

AHMET YENİ (Samsun) – Hakarete devam edin siz.

REŞAT DOĞRU (Tokat) – Ya dinleyin bakalım ne konuşuyor ya, dinleyin.

SİNAN OĞAN (Devamla) – Biz burada sizin parmak sayınızla…

AHMET YENİ (Samsun) – Sayın Başkan…

SITKI GÜVENÇ (Kahramanmaraş) – Burada İç Tüzük geçerli.

AHMET YENİ (Samsun) – Grup Başkan Vekili, sahip çıksana vekiline. Ha bire hakaret ediyor bize.

SİNAN OĞAN (Devamla) – Kardeşim, dinleyeceksiniz, dinleyeceksiniz, önce dinlemesini öğreneceksiniz.

AHMET YENİ (Samsun) – Hâlâ hakaret ediyor.

D. ALİ TORLAK – Bırak da bir anlatsın.

BAŞKAN – Sayın Yeni, lütfen…

SİNAN OĞAN (Devamla) – Siz burada ahlak cellatlığı, sizin burada…

AHMET YENİ (Samsun) – Hâlâ hakaret ediyor.

BAŞKAN – Sayın Yeni…

AHMET YENİ (Samsun) – Siz de onu savunuyorsunuz!

BAŞKAN – Sayın Yeni…

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Savunacağız. Seni mi savunacağım? Hırsızları mı savunacağım? Onu savunacağım tabii.

AHMET YENİ (Samsun) – Savunun…

BAŞKAN – Lütfen Sayın Yeni…

AHMET YENİ (Samsun) – Savunun hakaret eden adamınızı!

BAŞKAN – Lütfen…

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Sayın Başkan, savunma yaptırmıyorlar. Müsaade etsinler.

BAŞKAN – Yapıyor efendim, yapıyor. Müdahale ediyorum.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Hırsızı mı savunacağım?

SİNAN OĞAN (Devamla) – Değerli milletvekilleri, burada eğer hakikaten de omurgalı bir duruş sergileyeceksek gelin…

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Ya bırak, geç!

SİNAN OĞAN (Devamla) – Ya ağzından çıkanı kulağın duysun be! Ağzından çıkanı kulağın duysun be!

BAŞKAN – Lütfen…

SİNAN OĞAN (Devamla) – Oturdun, vır vır vır konuşuyorsun orada. Konuşma! (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

AHMET YENİ (Samsun) – Kabadayı oldunuz be, kabadayı.

SİNAN OĞAN (Devamla) – Konuşma lan! Konuşma! Terbiyesiz! (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Sayın Can, niye müdahale ediyorsunuz? Sayın Can, lütfen… Niye müdahale ediyorsunuz?

SİNAN OĞAN (Devamla) – Nedir bu yani?

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Ya, bu nasıl bir tekebbürdür ya? Kendisini ali ve yüce görüp herkese hakaret ediyor.

SİNAN OĞAN (Devamla) – Şimdi, parmak…

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Bu nasıl bir tekebbürdür Sayın Başkan? Bu nasıl bir tekebbür böyle?

BAŞKAN – E, ne yapmam gerekiyor sayın milletvekilleri? Uyarıyorum herkesi.

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Ya böyle bir tekebbür olur mu?

SİNAN OĞAN (Devamla) – O zaman, Grup Başkan Vekilisin, arkadaşlarını sustur, ben burada savunmamı yapayım, varsa sözün gel, burada konuş.

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Hakaret ediyorsun.

SİNAN OĞAN (Devamla) – Kime hakaret ediyorum? Kime ne dedim?

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – “Parmak” diyorsun. Bu insanlara “parmak” demeye hakkın var mı senin?

SİNAN OĞAN (Devamla) – Tutanaklar burada. Oradan benim sözümü kesene, oradan hakaret edene elbette ki burada cevabını vereceğiz.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Mahir Bey, bırak savunmasını yapsın ya, niye müdahil oluyorsunuz?

SİNAN OĞAN (Devamla) – Dolayısıyla da yeniden konuya dönecek olursak eğer siz ahlak cellatlığı yapıyorsanız, gelin, haysiyetli bir duruş sergileyin. Bana cezayı burada parmak hesabıyla vereceksiniz, buyurun, verin ama içinizden bir tane, bir tane içinizden haysiyet sahibi insan gelsin burada desin ki…

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Hepimiz haysiyetliyiz be!

AHMET YENİ (Samsun) – Herkes haysiyetli; sen kendine bak kendine, Herkes haysiyetli.

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Hepimiz onurlu insanlarız. Sen benim haysiyetim hakkında konuşamazsın.

SİNAN OĞAN (Devamla) – Gelsin, buradan desin ki “Başbakanın Adli tıp raporlarını nerenize koyacaksınız?’ sözü ahlaka aykırıdır.”

AHMET YENİ (Samsun) – Konuştukça batıyorsunuz be.

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Hakaret etmeden konuşamıyorsunuz.

SİNAN OĞAN (Devamla) – Gelsin, bir taneniz burada desin ki: “Başbakan Türk milletine hakaret etmiştir. Onun yerine biz buradan özür diliyoruz.”

AHMET YENİ (Samsun) – Etmemiştir, Başbakan hakaret etmez kimseye.

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Ne ilgisi var? Senin hakaretini konuşuyoruz burada.

RECEP AKDAĞ (Erzurum) – Niye uyduruyorsun? Niye milleti katıyorsun?

SİNAN OĞAN (Devamla) – Ama sizin içinizden Başbakanın bu hakaretini sahiplenme dışında gelip burada düzeltecek bir delikanlı görmüyorum burada.

AHMET YENİ (Samsun) – Özür dile! Hepimiz delikanlıyız.

SİNAN OĞAN (Devamla) – Ben burada Sayın Cumhurbaşkanına hakaret kastıyla “Pis işler içerisinde bulunmuştur, pis bir pazarlık içerisinde bulunmuştur.” sözünü söylemedim.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – O hakarettir ama.

SİNAN OĞAN (Devamla) – Dolayısıyla da hakaret etmediğim bir insandan özür dilemem de söz konusu değil. Ama “pis” kelimesi eğer burada yakışıksız bir ifade ise ben o sözümü geri alıyorum.

Onun dışında, ben Sayın Cumhurbaşkanına hakaret etmedim, hakaret etmediğim insandan da özür dilemem söz konusu değil.

Saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Sayın Oğan, lütfen, bak, geri aldınız sözünüzü.

SİNAN OĞAN (Devamla) – Ben sözümü geri aldım.

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Ya hâlâ… Sayın Başkan, ayıp ya, gerçekten ayıp!

BAŞKAN – Ortadaki Sayın Cumhurbaşkanı ama istirham ediyorum, rica ediyorum.

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Meclisin adabına yakışmıyor şu tavrınız ya.

REŞAT DOĞRU (Tokat) – Sayın Başkan, zaten özür dileme manasına gelir onlar ya.

SİNAN OĞAN (Devamla) – Sayın Başkan Vekili, siz uzatıyorsunuz. “Pis bir pazarlık içerisindedir.” sözü İç Tüzük’e göre hakaret değildir. Bunu siz uzatıyorsunuz. (Gürültüler)

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Daha ne desin adam yahu?

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – “Geri aldım.” diyor.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Sizi tatmin etmek için başka ne söylesin ya?

ENGİN ALTAY (Sinop) – Sayın Başkan…

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Ne anlama geliyor bu sözler? Bu sözler hangi anlama geliyor Sayın Başkan?

VELİ AĞBABA (Malatya) – Sayın Başkan, kurşuna dizelim(!)

ENGİN ALTAY (Sinop) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Altay.

ENGİN ALTAY (Sinop) – Sayın Başkan, görebildiğim kadarıyla hatip hem yerinden, özellikle kürsüdeki konuşmasında, “Kastım hakaret değil.” cümlesini kullandı.

HÜSEYİN BÜRGE (İstanbul) – Sana ne oluyor ya?

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Aaa! Saygılı ol be kardeşim!

MEHMET ALİ SUSAM (İzmir) – Grup başkan vekili ya!

BAŞKAN – Lütfen sayın milletvekilleri, grup başkan vekili tabii ki söz isteyecek, konuşacak. Konuşturmayalım o zaman muhalefeti.

ENGİN ALTAY (Sinop) – Ben her milletvekillin hukukunu savunurum, sizin de hukukunuzu savunurum. “Uygun düşmedi” dedi ve “Geri aldım.” dedi. Bu noktadan sonra, sizin sayın hatibe, konuşmacıya ceza teklif etmeniz uygun değildir Sayın Başkanım. Çünkü Sayın Başkanım, “Geri aldım, kastım bu değildi.” dedi yani dil sürçmesi bu kürsüde hep olagelmiştir. Yani ceza teklifinizi geri çekmenizi istiyorum.

NECDET ÜNÜVAR (Adana) – Dil sürçmesi olmadığını söylüyor kendisi Sayın Altay.

SİNAN OĞAN (Iğdır) – Yani özür dilemem demek “Sayın Cumhurbaşkanına hakaret ettim.” manasına gelir. Bu, daha beter bir şeydir.

ENGİN ALTAY (Sinop) – Aksi durumda tutumunuzla ilgili 63’e göre usul tartışması açmanızı talep ediyorum, bütün bunları lütfen değerlendirin. Yani hatip çok açık bir şekilde tavrını, anlayışını, Cumhurbaşkanlığı makamını ve Sayın Cumhurbaşkanı övdü burada biraz önce. Buna rağmen ceza teklif edemezsiniz.

SİNAN OĞAN (Iğdır) – Bir cümle daha Sayın Başkan…

BAŞKAN – Peki “Hakaret maksadıyla söylenmişse özür diliyorum.” deyin. (CHP ve MHP sıralarından gürültüler)

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Ya, hâlâ aynı şeyi söylüyorsun Sayın Başkan.

BAŞKAN – Lütfen sayın milletvekilleri, niye itiraz ediyorsunuz? Sayın Oğan’la konuşmayalım mı yani?

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, İç Tüzük açık ya.

SİNAN OĞAN (Iğdır) – Sayın Başkan, özür dilemeyi kabul edersem bakınız…

BAŞKAN – Sayın Oğan, “Hakaret varsa özür dilerim.” deyin.

SİNAN OĞAN (Iğdır) – Müsaade edin, müsaade.

…Cumhurbaşkanına hakaret etmiş olacağım. Ben Sayın Cumhurbaşkanına özür dilemek kastıyla, özür dilemek vasıtasıyla hakaret etmek istemiyorum.

BAŞKAN – Sayın Oğan… Bir saniye…

Lütfen, “Hakaret varsa özür dilerim.” diye… Bunda ne var hakaret?

ALİM IŞIK (Kütahya) – Söylemedi öyle bir şey Sayın Başkan.

BAŞKAN – Ya, “Hakaret varsa özür diliyorum.” deseniz ne var bunda?

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Yok, öyle bir şey ya! “Yok.” dedi kardeşim “Yok.” dedi ya! Mahir Bey, “Hakaret kastım yok.” dedi, daha ne istiyorsunuz?

SİNAN OĞAN (Iğdır) – Hakaret kastım yok.

AHMET YENİ (Samsun) – Özür dilemedi, özür…

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Ya, arkadaş illa senin cümlelerini kullanmak zorunda mıyım ya? “Geri aldım.” dedi, bitti. Yahu arkadaş, 10 defa geri aldı sözünü.

(AK PARTİ, CHP ve MHP sıraları arasında karşılıklı laf atmalar)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 16.30


İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 16.43

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Dilek YÜKSEL (Tokat), Muharrem IŞIK (Erzincan)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 64’üncü Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

Sayın Oğan, lütfen sisteme girer misiniz.

SİNAN OĞAN (Iğdır) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sayın Cumhurbaşkanı cumhurun başıdır ve bizim için de cumhurun başı, Cumhurbaşkanı önemlidir. Milliyetçi Hareket Partisi milletvekilleri, asla ve asla cumhurun başına hakaret etmez.

Ben, biraz önce Sayın Cumhurbaşkanına hakaret etmediğimi ifade ettim, hakaret etmeyeceğimizi ve edilmesine de müsaade etmeyeceğimizi ifade ettim ve hatta sözlerimi de geri aldım ancak öyle anlaşılıyor ki bazıları tarafından bu sözüm hakaret olarak kabul edilmiş, öyle anlaşılmış olabilir. Sayın Cumhurbaşkanına hakaret etmediğim için, Sayın Cumhurbaşkanından o anlamda özür dilemiyorum ancak eğer bu sözümden hakaret kastı çıkaranlar var ise bu takdirde Sayın Cumhurbaşkanından özür diliyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Peki.

Teşekkür ediyorum Sayın Oğan.

Sayın Oğan hakaret kastıyla söylemediğini ve ayrıca o şekilde anlaşılmışsa özür dilediği için öneriyi geri alıyorum.

VI.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasî Parti Grubu Önerileri (Devam)

2.- MHP Grubunun, Iğdır Milletvekili Sinan Oğan ve arkadaşları tarafından kişi hak ve hürriyetlerinin önüne geçen uygulamalardan biri olarak sansürün toplumumuza etkisinin, sebep olduğu hak ihlalleri ve mağduriyetlerin tespitini yapmak amacıyla 18/2/2014 tarih ve 3564 sayıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 19 Şubat 2014 Çarşamba günkü birleşiminde okunmasına ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN - Milliyetçi Hareket Partisi grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler…

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Karar yeter sayısı Sayın Başkan…

BAŞKAN – Arayacağım.

Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı yoktur.

Birleşime beş dakika ara veriyorum.

                                                                 Kapanma Saati: 16.45


ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 16.52

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Dilek YÜKSEL (Tokat), Muharrem IŞIK (Erzincan)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 64’üncü Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu önerisinin oylanmasında karar yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi öneriyi tekrar oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı vardır, öneri kabul edilmemiştir.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

Okutuyorum:

3.- CHP Grubunun, İzmir Milletvekili Aytun Çıray ve arkadaşları tarafından Başbakanın ve onun güdümündeki paralel parti devletinin Türkiye’yi içine soktuğu hukuksuzluk yolunun iç ve dış politik tahribatının boyutlarının araştırılması amacıyla 18/2/2014 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 19 Şubat 2014 Çarşamba günkü birleşiminde okunmasına ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

                                                                                                                19/2/2014

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulunun 19/2/2014 Çarşamba günü (bugün) yaptığı toplantısında siyasi parti grupları arasında oy birliği sağlanamadığından grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                                               Engin Altay

                                                                                                                    Sinop

                                                                                                         Grup Başkan Vekili

Öneri:

İzmir Milletvekili Aytun Çıray ve arkadaşları tarafından “Başbakanın ve onun güdümündeki paralel parti devletinin Türkiye'yi içine soktuğu hukuksuzluk yolunun iç ve dış politik tahribatın boyutlarının araştırılması” amacıyla 18/2/2014 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırma önergesinin (1297 sıra no.lu) Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak, 19/2/2014 Çarşamba günlü birleşimde sunuşlarda okunması ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisi lehinde söz isteyen Aytun Çıray, İzmir Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

AYTUN ÇIRAY (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Gezi olaylarının sosyal ve siyasal sonuçları, ipucu vermeye başlayan ekonomik kriz işaretlerinin görülmesi, görülmemiş çaptaki yolsuzluk soruşturmaları, Cumhurbaşkanlığı peşinde olan Başbakanın planlarını bozmaya başladı. Bunun üzerine Başbakan kuvvetler birliğini tahkim edecek olan bir HSYK Yasası çıkarttı. Şimdi, Sayın Cumhurbaşkanı HSYK Yasası’nı veto etmediği takdirde Başbakanın kurmak istediği tek parti devletini tahkim etmiş olacaktır yani böylece tarihin geriye atılmış en ileri adımına şahit olacağız. Bu hâl, içeride sıkışan Başbakanın millî onurumuzu ve yüksek çıkarlarımızı ithal meşruiyet ile takas etmesinin önünü açacaktır, şimdi Kıbrıs’ta yapılmakta olduğu gibi.

Değerli milletvekilleri, insanların iç ve dış politikadaki tutumlarını aynı zamanda tıynetleri belirler. Başbakanın ve onun zavallı Dışişleri Bakanının Kıbrıs’tan nasıl ekmek çıkarmak istediklerinin hikâyesi onların zihnî tıynetindedir.

Kıbrıs, Doğu Akdeniz’de olağanüstü stratejik öneme sahip bir adadır. Zaten tarihi de Kıbrıs’ın askerî, siyasi değerini ortaya koymuştur. Ancak, Doğu Akdeniz’de İsrail ve Kıbrıs Rum yönetiminin yürüttüğü doğal gaz ve petrol aramaları, Kıbrıs’ın stratejik değerine ekonomik bir de boyut katmıştır.

Doğu Akdeniz’de İsrail’in “Tamar ve Leviathan” adlı sondaj sahalarında üretilebilir 685 milyar metreküp doğal gaz bulundu. İsrail ile Kıbrıs arasındaki bölgede de yapılan sondajlardan son derece vaatkâr neticeler elde edildi. İşte, bu büyük enerji oyununda müttefiki olduğumuz güçler Kıbrıs’ın statüsünü netleştirmek, İsrail’in de güvenliğini garanti altına almak istiyorlar çünkü enerji oyunları güvenlik açığı kabul etmez.

Kıbrıs’ta, Annan Planı’nın, Rumların sonsuz iştahları yüzünden akamete uğramasının üzerinden tam on yıl geçtikten sonra yeni bir müzakere süreci başlatılmasının altında yatan neden budur. Ancak bu gerçekler yeni değil. Onun için, müzakerelerin zamanlamasına dikkatinizi çekerim; Başbakanın içeride kaybettiği meşruiyetini dışarıda aradığı bir dönem seçilmiştir. Asıl yolsuzluk bilgisinin, yıkıcı yolsuzluk bilgisinin Batılıların heybesinde olduğu iddiası da çok endişe vericidir. Yani özetle, Batılılar, Kıbrıs müzakerelerini rehin alınmış bir Başbakan ve onun zavallı Dışişleri Bakanıyla yapacaklar.

Buradan Türk milletine sesleniyorum: 1954’ten beri millî davamız kabul edilen Kıbrıs’ta hem Rum hem de Yunan tarafının en zor yılları yaşadığı dönemde Rumlar atacakları her adımı ulusal konseylerinde tartışırken bizimkiler ortak açıklamanın sessizlik emrine uyup bu görüşmeleri Türkiye Büyük Millet Meclisinden gizliyorlar.

Değerli arkadaşlar, bu görüşmelere en çok sevinen kim biliyor musunuz? Başpiskopos II. Hrisostomos. Başpiskopos diyor ki: “Bu kez referandumdan ‘Evet’ çıkması için tüm partilere elinizden gelen desteği veriniz.” Neden mi? Söyleyelim: Ortak bildiride Annan Planı’nda bile olan “ortak kuruculuk” kavramı yok. 1960 Anayasası’nda kabul edilen “iki kesimlilik, iki egemenlik” yok. Eğer, iki değil, tek bir toplum oluşacaksa bunun doğal neticesi Türklerin garantörlük hakkının ortadan kalkmasıdır. Yani, bu, Enosis’in Avrupa Birliği potasında gerçekleştirilmesi demektir. Enosis’in Avrupa Birliği potasında gerçekleştirilmesiyle Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu biraz önceki Cumhurbaşkanı tartışması kadar ilgilenmiyor.

Şimdi, bu ortak açıklama için peki Davutoğlu ne diyor? “Bu metin müzakereler çerçevesini ortaya koyan bir metin.” diyor, iyi mi! Bu gidişle Erbakan’ın ruhu bu Davutoğlu’nu çarpacak arkadaşlar.

Değerli arkadaşlar, iktisadi, demokratik ve siyasi müttefiklerimizin yani Amerika Birleşik Devletleri ve AB’nin bu konuda çıkarları için etkili bir şekilde bastırmalarını anlıyorum. Ancak, anlayamadığım vahim nokta şu: Omuz omuza savaştığımız müttefiklerimizin Adalet ve Kalkınma Partisinin siyasi tıynetinden sonuna kadar istifade etmeye çalışmalarıdır. Kendi ulusları için en yüksek hukuki ve demokratik standartları esas alan müttefiklerimiz, kapalı kapılar arkasında eleştirdikleri bir zorba anlayışı yeniden övmeye başladılar. Bunun nedeni gayet açık; başımızda siyasi ömrünü uzatmak uğruna Türkiye’nin çıkarlarını görmezden gelen bir iktidar var ve Başbakan sırf bu tavizkâr tutumu nedeniyle Batılılar için kendini vazgeçilmez görüyor. “…(x)” tiyatrosunun arkasında bu gerçek var. Mavi Marmara’da İsrail’e karşı sözde cihat seferinde 9 vatandaşımızın ölümlerinin nedeni de bu. Annan Planı’nın onaylanması için AKP’nin yürüttükleri çabanın arkasında da bu senaryo var. Libya’da Kaddafi öldükten sonra… Onu en ahlaksız bir biçimde ölüme terk etmek de bu tıynetin eseridir, Suriye’de ortak bakanlar kurulundan sonra yaşananları saymıyorum bile. Kendi iktidarını sürdürmek için dışarıda onuru bir tarafa bırakıp içeride zorbalık rejimi tesis etmek de yine bu tıynetin doğal neticesidir. Bu tıynet şimdi de doğasının gerektirdiğini yapmaya çalışıyor, bundan şüphemiz olmasın fakat zaman hükmünü icra edecek, biz de bu tıynetin meşum özünü gizleyen pulları dökeceğiz.

Değerli milletvekilleri, buradan kendi değerleri arasında onur bulunan ve hukukun üstünlüğünü şiar edinen küresel müttefiklerimize seslenmek istiyorum, onlara ortak değerlerimizi hatırlatmak galiba en iyisi olacak:

Dostlar, sizlerin felsefeden sanata, siyasetten ekonomiye büyük önem verdiğiniz bütün yüksek değerleri yerle bir eden bir siyasi anlayışın içyüzünün anlaşılmasını geciktirecek politikalardan vazgeçin çünkü bu politikalar Türk milletine çok zarar veriyor. Bu politikalar, Batı’nın bu politikaları Adalet ve Kalkınma Partisine karşı Türk milletinin gerçeklerle buluşmasını geciktiriyor. Köklerinizi oluşturan Latinlerin bir atasözü var: “…(x)”  Yani “Gerçek seni özgür kılar.” diyor. Biz şu anda özgürlük mücadelesi veren bir milletiz. Gelin, bütün bu müzakereleri özgür insanlarla yapın. Çıkarlarınıza ne kadar uygun olursa olsun zorbalık rejiminin aktörlerine kurtulmalarını sağlayacak dalı uzatmayın. Böyle yapmanız İkinci Dünya Savaşı’nda Hitler’in zaman kazanmasını sağlayan Normandiya Çıkarması'nı ertelemesinden farkı yoktur.

Değerli müttefikler, böyle yapmakla elde edeceğiz çıkarlar daha büyük gözükebilir ama bu, gelecek kuşakların nefretini kazanmanızdan daha önemli olmamalı. İktidardaki zihniyetin çaresizliklerinden ve korkusundan sonuna kadar yararlanmak istemeniz iyi değil, hayırlı değil; ne sizin için ne bölgede güvenilir, gerçek dost arayan İsrail için ne de ekonomik kriz içerisindeki Kıbrıs Rumları için. Hasar Türk milleti için telafi edilemez boyutlara gelir ve bu Kıbrıs’ta somutlaşırsa belki de bunlardan en çok siz sorumlu tutulacaksınız. Bir milletin zaten ödemeye başladığı bedelleri daha da ağırlaştırmayın. Böylece bunun hem size yansıyabilecek acı sonuçlarını önlemiş olursunuz hem de iki yüz yıldır modernleşme projesinde sizlerle birlikte yürüyen Türk milletinin.

CHP’nin görüşüne gelince, adaletli ve millî her türlü uzlaşmadan yanayız ama biz TPAO’nun devlet adına petrol arama hakkını kaldıran, Akdeniz’de hükümranlık haklarımızı koruyacak donanmamızı kumpasla ortadan kaldıran ve hakları şehzadenin gemileriyle koruyacağını zanneden bu Hükûmetin yaptığı müzakerelere hiçbir şekilde destek vermeyeceğiz.

                            

(x) Bu bölümde Hatip tarafından Türkçe olmayan kelimeler ifade edildi.

Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisi aleyhinde söz isteyen Harun Karaca, İstanbul Milletvekili. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

HARUN KARACA (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; CHP grup önerisi hakkında grubum adına aleyhte söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi ve aziz milletimizi saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle, şahsımla ilgili dün, kimlerin sözcüsü olduğunu bildiğimiz bir gazetede çıkan konuyla ilgili birkaç tane hususu buradan paylaşmak istiyorum. Zira o haberi okuduğumda “Acaba neresi doğru?” diye şöyle bir kurcaladım, bir doğru yönüne rast geldim, o da benim milletvekili olarak oradaki haber içeriğinde yazılı olan şeye…

Şimdi, burada, ben tabii, daha önce de bu konuyla ilgili mahkeme kararlarıyla konuşmuştum. İsterdim ki bu mahkeme kararlarına bir zahmet bu gazeteci arkadaşların bakıp da ona göre yazmalarını arzu ederdim. Kaldı ki burada mahkeme kararlarının tamamen orijinalleri de var. 1999 yılında başlayan ve 2003 yılının Ocak ayında biten bir mahkemenin, sanki sanık, tutuklu varmış gibi tekrar pişirilip bugün gündeme getirilmesini doğrusu abesle iştigal olarak görüyorum. Zira bu dosyaların tamamında yaklaşık 300 kişinin üzerinde yargılama yapılmış, bu yargılamaların sonunda tamamı beraat etmiştir. Bunu yüce heyetinize ve bizleri televizyon başında ekranlarından izleyen aziz milletimize buradan ifade etmek istiyorum.

Demokrasi…

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Hangi dava Sayın Milletvekili? Hangi dava bu?

HARUN KARACA (Devamla) – İstanbul Büyükşehir Belediyesiyle ilgili davadan bahsediyorum 1999 yılında…

KADİR GÖKMEN ÖĞÜT (İstanbul) – Ha, Rahşan affıyla ilgili olan.

BAŞKAN – Sayın Karaca, lütfen konuyla ilgili, Genel Kurula hitap edin.

HARUN KARACA (Devamla) – Yani sizin sorularınıza ben cevap veririm. İstanbul Büyükşehir Belediyesindeki 1999 yılındaki açılmış olan davayla ilgili konudan bahsediyorum.

KAMER GENÇ (Tunceli) – İçlerinde sen de vardın. Her bir olayın içinde sen de varsın.

HARUN KARACA (Devamla) – Ben size cevap vermeyeceğim çünkü sizi muhatap almak istemiyorum.

Demokrasi en temel meşruiyettir.

KADİR GÖKMEN ÖĞÜT (İstanbul) – Mahkemeleri al muhatap.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Suçsuzluğun kim tarafından biliniyor?

HARUN KARACA (Devamla) – Sabrederseniz söylerim.

Meşru siyasetin görevi iktidarıyla, muhalefetiyle, bütün sivil mekanizmalarıyla bu alanı genişletmektir. Partimizin kuruluşundan bugüne, öncelikle, hedefi demokrasi ve özgürlük alanlarını genişleterek toplumun tüm kesimlerine yaymak olmuştur. Demokrasi düşüncesinden özgürlük bahanesiyle hareket eden, topluma ve ülkeye telafisi olmayan bedeller ödeten bir Gezi Parkı vakası yaşadık. Çevre hassasiyetleriyle hareket eden samimi insanlarımızın duyarlılıklarının arkasına saklanan kötü niyetli insanların sebep olduğu olaylara tüm toplum şahit olmuştur.

CHP’nin, ulusal bir meselede insanları hukuka ve demokrasiye isyana nasıl çağırdığına da hep beraber şahit olduk. Bu mu sizin katılımcı demokrasiniz? Şunu ifade etmek isterim ki, Gezi Parkı’yla siyaseti rehin almak isteyenlere izin vermedik, izin de vermeyeceğiz çünkü Türkiye bugünlere kolay gelmemiştir; büyük acılar çekerek, kan ve gözyaşı akıtarak gelmiştir. Hopa’da eşkıya olarak, Gezi’de çapulcu olarak bugünlere gelmedik. Özellikle “çapulcu” ve “eşkıya”nın anlamını buradan söylememe gerek yok. “Düzeni bozanlar” demektir. Velhasıl biz birlikte Türkiye’yiz. Bu topraklar hepimizin, bu toprakları korumak ve kollamak hepimizin yegâne görevidir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri…

AYTUN ÇIRAY (İzmir) – Kıbrıs günü, Kıbrıs. Onu anlatın siz ya. Ne anlatıyorsunuz? Kıbrıs günü.

HARUN KARACA (Devamla) – Önergenize bakarsanız… Önergeniz önümde. Önergenize bakarsanız ne anlattığımı anlarsınız.

Halkımız çok iyi biliyor ki, bu, üç beş ağaç meselesi değil. Bunu halkımız anlar iken birtakım sorumluluk sahibi olan kişilerin hâlâ anlayamamış olmasına şaşırıyorum doğrusu.

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – “Üç beş ağaç meselesidir.” diyen kim?

HARUN KARACA (Devamla) – Bize “çevre düşmanı” diyenler, Başbakanımız canını dişine takıp ağaçları ve çevreyi korumak isterken Koç Üniversitesinin yerinin bir gecede Sarıyer Belediyesinden alınarak nasıl Bahçeköy Belediyesine dönüştürülmesine, birçok ağacın kesilmesine üzüntüyle şahit olurken hiç sesleri çıkmadı. Burada özellikle Gezi Parkı olaylarıyla ilgili perde arkasından, size, 27 Mayıs 1960 ihtilaliyle ilgili bir gazete kupürü göstereceğim. Bu dikkatinizi çekecektir.

AYTUN ÇIRAY (İzmir) – Elli dört yıl önce.

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Geç bunları.

HARUN KARACA (Devamla) – Zira, zira…

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Bugüne gel, bugüne!

HARUN KARACA (Devamla) – Zira Gezi Parkı olaylarının sponsoruyla 27 Mayıs 1960…

HALUK EYİDOĞAN (İstanbul) – Çok geride kalmışsınız.

HARUN KARACA (Devamla) – Niye sabretmiyorsun?

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Doğruları söyle de sabredelim. İlla ki bunları mı dinleyeceğiz?

HARUN KARACA (Devamla) – 27 Mayıs 1960 olaylarıyla ilgili, ihtilaliyle ilgili, darbesiyle ilgili, şöyle bir bakın.

Ben, bakın, okudum önergenizi. Önergenize bakarsanız bu söylediklerimin hepsinin önergeyle ilgisi olduğunu görürsünüz.

27 Mayıs 1960 ihtilalinde şöyle bir başlık atmış. Diyor ki: “Kahraman Türk ordusu bütün memlekette dün gece sabaha karşı idareyi ele aldı.” Doğru. Burada ilgimi çeken bir haber oldu. Bunu özellikle sizlere okumak istiyorum. “Halkın ihtiyaçlarını Migros ve askerler temin edecek.” Gezi Parkı’nda da görüyoruz, burada da görüyoruz ne yazık ki.

AYTUN ÇIRAY (İzmir) – Ne oldu Gezi Parkı’nda?

HARUN KARACA (Devamla) – “Halkın ihtiyaçlarını Migros ve askerler karşılayacak.” diyor. Siz bunu herhâlde çözebilecek zekâdasınız.

Aradan yaklaşık elli beş yıl geçmesine rağmen hâlâ bu zihniyetin zindeliğini koruduğunu görüyoruz. Ne kadar manidar değil mi?

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Bu seçim Kiler market yapar canım, Migros yapmasın.

HARUN KARACA (Devamla) – Değerli milletvekilleri, açları, yoksulları, kimsesizleri, yetimleri derisinin rengine, dilinin ahengine bakmadan merhametle kucaklayan, sırf Allah rızası için kimsesizlerin sesi olan bir Başbakanımız var.

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Ya, çok şükür! Hangi kimsesizlerin?

HARUN KARACA (Devamla) – Ülkemizde ve dünyada milletimizin yaşam standartlarını yükseltmek için çırpınan Başbakanımızı, azınlık iktidarı heveslileri tanımasa da, bilmese de tüm mazlumlar tanıyor ve biliyor.

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Allah’a çok şükür!

HARUN KARACA (Devamla) – Sayın Başbakanımız 76 milyon insanımızı ayırt etmeksizin bu millet için gecesini gündüzüne katarak çalışmaktadır ve bizler de Başbakanımızın arkasındayız.

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Hep arkasında ol, kimse bir şey demiyor.

HARUN KARACA (Devamla) – Biliyoruz ki imame koparsa tespih dağılır.

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Korkunuz o zaten. Tespihin dağılacağı korkusu var.

HARUN KARACA (Devamla) – Bu millet dualarla güç verdiği imamesinin kopmasına asla ama asla müsaade etmeyecektir. Kutlu yürüyüşe devam.

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Tespih dağılacak diye korkuyorsunuz.

HARUN KARACA (Devamla) – Değerli Başkan, sayın milletvekilleri; iç ve dış siyasette, medyada ve sermayede Türkiye’yi yeniden dizayn etmek isteyen derin güçlerin, yeni Türkiye'nin yükselişine engel olmak istediğini hepimiz görüyoruz. Çok şükür necip Türk milleti, aydın geçinen insanlara inat oluşturulan bu gerilim ve endişeyi hiçbir zaman umursamadı ve umursamayacaktır.

O günlerde, hatırlarsınız, Gezi Parkı olayları başladığında sosyal medyada pek çok yalan haber üretildi. Bu yalan haberlere inanan binlerce insan sokaklara döküldü, provokasyonlar birbirleriyle yarışır hâle geldi.

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Kabataş haberi de yalan değil mi? “Camide içki içtiler.” yalan mı?

HARUN KARACA (Devamla) – Düşünebiliyor musunuz, müftü eşi olduğunu söyleyen provokatör bir kadına da şahit olduk. Daha sonra o kadının Cumhuriyet Halk Partisinin bir eski ilçe başkanının hanımı olduğunu buradan üzülerek söylemek istiyorum.

BİNNAZ TOPRAK (İstanbul) – Bari bunları konuşmayın.

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Camide içki içtiler yalanına ne diyeceksin?

HARUN KARACA (Devamla) – Ve şunu bilmenin gururunu yaşıyoruz ki, Başbakanımız milletten aldığı güçle hareket ediyor. Çok şükür ki bu ülkenin reflekslerini, ana damarını ve hissiyatını çok iyi biliyor ve buna karşılık da necip milletimiz “Dik dur, eğilme! Bu millet seninle!” teveccühüyle sadece ülkemizin değil, tüm dünyadaki mazlumların ortak sesi oluyor.

KAMER GENÇ (Tunceli) – 630 milyon doların hesabını ver.

HARUN KARACA (Devamla) - Türkiye'nin başarısından rahatsız olan kesimler, Türkiye'nin ideal devlet olma yolundaki kararlılığını çekemeyenler, hukuk dışı gösteri ve eylemlerle millî irademizi itibarsızlaştırmaya çalışmışlardır. Ancak demokrasi inancı tam olan, gücünü millî iradeden alan Hükûmetimiz ve partimiz sayesinde bu ve buna benzer oyunlar bozulmuştur.

Değerli Başkan, sayın milletvekilleri; asıl size hatırlatmak istediğim Ana Muhalefet Partisi Genel Başkanı Sayın Kılıçdaroğlu’nun belediye başkanlığına aday olduğu dönemde birkaç seçim vaadini buradan paylaşmak istiyorum: Bir tanesi, İstanbul Büyükşehir Belediyesine aday olduğu zaman, hatırlayacaksınız, “İstanbul Büyükşehir Belediyesinde otobüs ücretlerini 1 TL yapacağım.” dedi. İkincisi, “80 kilometre metro yapacağım.” dedi.  Üçüncüsü, “Her yoksula 600 lira asgari ücretten maaş vereceğim ve her evde bir tane sigortalı olacak.” dedi.

BİNNAZ TOPRAK (İstanbul) – Evet, doğru.

HARUN KARACA (Devamla) – Doğru, doğru, çok doğru…

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Hâlâ vaadimiz. İnşallah, iktidara gelince yapacağız.

HARUN KARACA (Devamla) - Ben de merak ettim. İzmir Büyükşehir Belediyesinde kaç yoksula maaş bağladığını soruyorum buradan.

BİNNAZ TOPRAK (İstanbul) – İzmir’i demedik biz, İstanbul’u dedik.

HARUN KARACA (Devamla) – İzmir metrosu ne oldu?

Bakın, bir şair, sosyal medyada bir arkadaş şöyle güzel bir yazı yazmış, hoşuma gitti, diyor ki: “Aşk: İzmir metrosu gibi olmalıdır, hiç bitmemelidir.” (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Yani sayenizde aşkın yeni bir tarifi yapıldı.

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Ankara metrosuna gelin, Ankara metrosuna.  Ankara metrosu ne durumda?

HARUN KARACA (Devamla) - Artı, İzmir -otobüs fiyatlarına baktım- İstanbul’dan daha küçük. Herhâlde Kılıçdaroğlu sözünü tutmuş ve İzmir Büyükşehir Belediyesine talimat verip fiyatları ucuzlatmıştır.

NAMIK HAVUTÇA (Balıkesir) – Kıbrıs’a gel, Kıbrıs’a. Kıbrıs’ı konuşuyoruz.

HARUN KARACA (Devamla) - Türkiye'nin en pahalı otobüs fiyatı 2 lira, Türkiye'nin en pahalı otobüs fiyatı İzmir’de. Yoksullara maaş yok. Ondan sonra, geçiyorum bunları. Kıbrıs’la ilgili…

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Onlar da inanmıyorlar zaten.

HARUN KARACA (Devamla) – İnanmıyorlar…

Ben şunu söylüyorum, bakın. Mevlânâ çok güzel bir söz söylemiş:

“Suskunluğum asaletimdendir,

Her lafa verilecek bir cevabım var,

Lakin bir lafa bakarım laf mı diye,

Bir de söyleyenlere bakarım adam mı diye.” diye sözlerimi tamamlıyorum.

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Aynen… Aynaya dön ve kendine bak.

HARUN KARACA (Devamla) - Kıbrıs konusunda hiçbir endişeniz olmasın. Bizim tıynetimiz milletimizin tıynetidir, bundan endişeniz olmasın. Yedi defa seçimle geldik, bundan sonra da inşallah gelmeye devam edeceğiz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AYTUN ÇIRAY (İzmir) – Enosisciniz be! Cevap veremediniz. Size “Enosisci” dedim, bir taneniz cevap vermediniz ya. Daha ne diyeyim size, Enosis’e ortaksınız…

HARUN KARACA (İstanbul) – Enosis’i size bırakıyoruz.

AYTUN ÇIRAY (İzmir) – Kıbrıs’la ilgili tek kelime söylemediniz. Yazık!

ENGİN ALTAY (Sinop) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Altay, buyurun.

ENGİN ALTAY (Sinop) – Sayın hatibin öncelikle “Söyleyenlere bakarım adam mı?”dan kimi kastettiğini çıkıp adam gibi orada söylemesi lazım. Adamsa adam gibi çıkıp, o söyleyen, adam olmayan insanlar kimler, bunu söylemesi lazım. İlaveten partimizin Genel Başkanını ismen de zikrederek sataşmada bulunmuştur.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Altay.

İki dakika söz veriyorum sataşma nedeniyle.

VII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

5.- Sinop Milletvekili Engin Altay’ın, İstanbul Milletvekili Harun Karaca’nın CHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında CHP Grup Başkanına sataşması nedeniyle konuşması

ENGİN ALTAY (Sinop) – Teşekkür ederim.

Şimdi, İzmir metrosu için 2009 yerel seçimlerindeki seçim vaatlerini sayın vekilin buradan gelip konuşmasını anlamadım ama biraz hafızasını da kontrol etmesini tavsiye ederim. Bizim her yoksula yani bir sosyal güvenlik kurumuyla aidiyeti olmayan her haneye 600 lira vaadimiz belediye seçimi vaadi değildir, 2011 genel seçimleri vaadimizdir. O öyle.

İzmir metrosuyla Ankara metrosu arasındaki farkı gelip birisi burada bana açıklarsa ben de bundan büyük memnuniyet duyarım. Ancak, Gezi’yle başlayıp Gezi’yle bitirdi sayın vekil ve şöyle de bir nazik olmayan iş yaptı: Türk millî ekonomisinin lokomotifi olan bir grubu Türkiye’nin gelişmesini engelleyen insanlarla, çevrelerle, odaklarla eş görmesini kendisine yakıştıramadım. O grup, cumhuriyetin kurulduğu günden bu yana Türk millî ekonomisinin lokomotifidir, hâlen de böyledir. Bunun da altını çizmek istiyorum.

Kabataş’taki vapur iskelesi skandalınızı, gafınızı, iftiranızı, kendisini “Eski müftü eşiyim.” diye tanıtan bir kadının tesadüfen CHP’li olmasıyla da kapatamazsınız, tıpkı para kasalarını, para sayma makinelerini, ayakkabı kutusundaki 4,5 milyonu, çikolata kutusundaki 1,5 milyon doları ve elbise askısındaki milyonlarca doları kapatamayacağınız gibi. Gezi olayları bunu kapatmanıza değil bilakis bunun kamuoyunda dikkatle takip edilmesine yol açacaktır, teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

AYTUN ÇIRAY (İzmir) – Sayın Başkan.

BAŞKAN - Buyurun Sayın Çıray.

AYTUN ÇIRAY (İzmir) – Sayın konuşmacıdan bir önceki konuşmacı bendim. “Ben adam mı değil mi diyerek konuşmacının sözlerine bakarım.” diyerek kastedilen benden başka kimse olamaz.

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Şiir okudu Sayın Başkan.

AYTUN ÇIRAY (İzmir) – O yüzden ben cevap vermek durumundayım.

BAŞKAN – Ama isim zikretmedi Sayın Çıray.

AYTUN ÇIRAY (İzmir) – Bu ağır bir laf.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Çıray.

AYTUN ÇIRAY (İzmir) – Yani bu memlekette…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Çıray, iki dakika söz veriyorum.

6.- İzmir Milletvekili Aytun Çıray’ın, İstanbul Milletvekili Harun Karaca’nın CHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Niye söz verdiniz Sayın Başkan? Hayır, şiir okudu.

AYTUN ÇIRAY (İzmir) – Şimdi ne diyeceğimi dinleyeceksin.

Şimdi, bugün bir köşe yazarı bir yazmış, diyor ki, hani şu meşhur iftiracı bir hanımefendi vardı ya Sayın Başbakanın grup toplantılarında söylediği “Beni 150 kişi ezdi, dövdü.” diyen. Bir yazar muazzam bir şey bulmuş, aslında ben size yardımcı olmaya geldim şimdi, bakın, size ne söyleyeceğinizi öğreteyim bir hekim olarak. Diyor ki yazar: “Bu hanım birkaç ay önce doğum yaptığı için postpartum depresyon geçirmiş. O nedenle yanlış ifadelerde bulunmuş yani gemiden çıkmakta olan 150 insanı, 150 çıplak adam geldi, kendisine vurdu diye algılamış.”

RECEP AKDAĞ (Erzurum) – Kim söylemiş onu? Hangi hekim söylemiş?

AYTUN ÇIRAY (Devamla) – Hayır, bu yazıyı Fehmi Bey, Fehmi Koru yazmış.

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Ayıp, ayıp. Bu size hiç yakışmadı.

RECEP AKDAĞ (Erzurum) – Bakın hem hekimim diyorsunuz. Bu hekimliğe hiç yakışmayan bir şey.

AYTUN ÇIRAY (Devamla) – Şimdi, dinleyin arkadaşlar, bir hekim olarak söylüyorum. Bakan çocuklarına, hatta bakanlara bundan sonra “Hırsız.” demeyin ayıptır, çünkü onlar kleptoman, tıbben. Bundan sonra kutulara para koyanlara rüşvetçi demeyin, çünkü onlar dispozofobi yani biriktirme hastalığı var onların.

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Size de bir şey söyleyeceğim de…

AYTUN ÇIRAY (Devamla) – Arkadaşlar, devletin sakın ali yöneticilerini yalan söylemekle suçlamayın, çünkü onlar mitoman yani hepsinin tıbbi bir gerekçesi var. Esasen, biz masumlar ve hastalar hakkında konuşuyoruz, biz yanlış söylüyoruz. Bundan sonra siz de kendinizi savunurken bu tutanakları okuyun ama asıl yakışmayanı söyleyeyim mi?

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Hiç yakışmadı.

AYTUN ÇIRAY (Devamla) – Bu memlekette, piskoposların gerçekleştiremediği Enosis’i siz gerçekleştiriyorsunuz ve tek kelime cevap vermediniz bana burada. Kıbrıs topraklarını peşkeş çekiyorsunuz, buna ait hiçbir itirazınız yok mu? Sizin kendi Hükûmetinize bir itirazınız yok mu? Okuyun ortak çalışma metnini. Eğer o ortak çalışma metninden sonra, dönüp de bu Türk milletinin ali menfaatleri ve güvenliği için yüzüne bakacaksanız helal olsun sizin yaptığınız siyasete! (CHP sıralarından alkışlar)

RECEP AKDAĞ (Erzurum) – Sen kendi hüsnükuruntunla kal.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

HARUN KARACA (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Karaca, siz niye söz istiyorsunuz?

HARUN KARACA (İstanbul) – Sayın Başkanım, gerçekleri beyan etmemekle ilgili, Sayın Grup Başkan Vekili, İzmir’le…

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Öyle bir şey söylemedi ki.

HARUN KARACA (İstanbul) – …Sayın Kılıçdaroğlu’nun vaatleriyle ilgili “İşte genel seçimdi.” dedi. Ben o konuda bir aydınlatıcı bilgi vermek istiyorum.

BAŞKAN – Sayın Karaca, bu sataşma değil ki.

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Yanlış bilgi verdiğini söyledi.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Yanlış bilgi verdiğini söyledi Sayın Başkan.

HARUN KARACA (İstanbul) – Yanlış bilgi verdiğimi ifade ederek sataşmada bulundu.

AYTUN ÇIRAY (İzmir) – Yanlış bilgiyi sen verdin baştan, neyi düzelteceksin?

BAŞKAN – Buyurun Sayın Karaca, size de iki dakika söz veriyorum sataşma nedeniyle. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

7.- İstanbul Milletvekili Harun Karaca’nın, Sinop Milletvekili Engin Altay’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

HARUN KARACA (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım, aziz milletimiz; şimdi, öncelikle Sayın Grup Başkan Vekiline buradan teşekkür ediyorum çünkü o bile yani böyle bir ipe sapa gelmez vaatlerin olmayacağını idrak etmiş ve buradan da diyor ki…

ENGİN ALTAY (Sinop) – Ne alakası var?

KADİR GÖKMEN ÖĞÜT (İstanbul) – Belediye… Çarpıtma!

HARUN KARACA (Devamla) – Biraz sabrederseniz söyleyeceğim. Belediye… Belediyede olmaz değil mi?

AYTUN ÇIRAY (İzmir) – Kıbrıs’a gel, Kıbrıs’a.

HARUN KARACA (Devamla) – Belediyede olmaz değil mi? Belediyede olmaz.

AYTUN ÇIRAY (İzmir) – Kıbrıs’a gelin, Kıbrıs’a.

HARUN KARACA (Devamla) – Haklısınız, ben de aynı şeyi söylüyorum, belediyede olmaz.

AYTUN ÇIRAY (İzmir) – Bu milletin kaderiyle oynuyorsunuz.

HARUN KARACA (Devamla) – 5 Mart 2009 tarihli Radikal gazetesini açın -hemen önünüzde İnternet var- oradan, Sayın Kılıçdaroğlu’nun vaatlerini, bunu görürsünüz 2009 yerel seçimleriyle ilgili.

Ben de katılıyorum sizin sözünüze, yerel seçimlerde böyle vaat olmaz ama desteksiz olursa böyle vaatler olur.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Siz hangi petrol şirketinin ortağısınız?

HARUN KARACA (Devamla) – Onun için, ben, buradan sizi aydınlatmak istedim.

İkincisi…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Hangi petrol firmasının ortağısınız?

HARUN KARACA (Devamla) – Bak, niye hopluyorsunuz?

İkincisi: 2009 seçimlerindeki, ben…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Hangi petrol istasyonunun ortağısınız?

BAŞKAN – Sayın Tanal, lütfen…

HARUN KARACA (Devamla) – Bakın, siz beni konuşturmamak için gayret etseniz de ben konuşurum; bunu merak etmeyin, ben konuşurum.

AYTUN ÇIRAY (İzmir) – Kıbrıs hakkında bir araştırma… Fikrin ne, fikrin?

HARUN KARACA (Devamla) – Ayrıca, kendisi, Kabataş olaylarıyla ilgili, bir hanımefendinin başından geçmiş bir olayı…

AYTUN ÇIRAY (İzmir) – Kabataş hakkında konuşmamız yasak mı?

HARUN KARACA (Devamla) – …burada bu şekilde ifade etmenizden dolayı, size, doğrusu üzüntülerimi ifade etmek istiyorum.

AYTUN ÇIRAY (İzmir) – Kıbrıs’a gel, Kıbrıs’a.

HARUN KARACA (Devamla) – Bir senaryo gerekiyorsa canlı senaryo size verdim. Cumhuriyet Halk Partisi eski ilçe başkanının eşi böyle bir senaryo yapmıştır ve bu senaryoda da aktif rol almıştır, bunu da hep beraber televizyonlardan izledik. Üzüntümü buradan da ifade etmek istiyorum.

Ben tekrar yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. Sağ olun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

VI.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasî Parti Grubu Önerileri (Devam)

3.- CHP Grubunun, İzmir Milletvekili Aytun Çıray ve arkadaşları tarafından Başbakanın ve onun güdümündeki paralel parti devletinin Türkiye’yi içine soktuğu hukuksuzluk yolunun iç ve dış politik tahribatının boyutlarının araştırılması amacıyla 18/2/2014 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 19 Şubat 2014 Çarşamba günkü birleşiminde okunmasına ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisi lehinde söz isteyen, Yusuf Halaçoğlu, Kayseri Milletvekili. (MHP sıralarından alkışlar)

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Sayın Başkan, Türkiye Büyük Millet Meclisinin değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisinin Meclis araştırma önergesi üzerine söz almış bulunuyorum.

Değerli milletvekilleri, şimdi Başbakandan öğreniyoruz ki Gezi olaylarında şiddeti uygulayan paralel yapılanmaymış. Gezi’deki kırmızılı kadına biber gazı sıkan yüzü maskeli kişi Çevik Kuvvetten değilmiş, bir türlü teşhis edilememiş. Meğer İstiklal Caddesi’ndeki olaylarda amirler bilerek, hedef gözetmeden atış talimatı vermiş. Peki, bunları bugün dile getiren Başbakan neredeymiş? Bugün usta bütün bu olaylar devam ederken yurt dışına çıkmış. Orada medyaya müdahale ederek, Anayasa’nın 28’inci maddesine aykırı olarak sansür uygulatmış ama asıl, Başbakan Gezi olayları sırasında yurt dışına giderayak, yüzde 50’yi evde tuttukları gibi, toplumu birbirine düşürecek, talihsiz bir açıklama yapmış. Gezi olaylarında kucağında çocuğu ile eyleme katılanlara sınırlar aşan şiddet uygulayan güvenlik güçlerine “Destan yazdınız.” övgüsünü de düzen Başbakan, hayrettir ki 17 Aralıktan sonra övgü düzdüklerini “paralel yapılanma” olarak suçlamaya başlamış, binlerce güvenlik görevlisini tarumar etmiştir. Bir darbeyi önlediklerini ve destan yazdıklarını söylediklerine nasıl olmuş da 17 Aralıktan sonra “çete” unvanını vermiş ve bugün bunların de temizlenmesiyle demokrasinin önünde engel kalmayacağını ifade etmiştir?

Yine, ne gariptir ki, 2010 yılında referandumla yapılan anayasa değişikliği üzerine Başbakan, 12 Eylül 2010 akşamı, AKP İstanbul İl Başkanlığı balkonundan, coşkulu bir kalabalığa şöyle hitap ediyordu: “Ne mutlu bize ki demokrasinin, hukukun, adaletin çıtasını el birliğiyle yükseltmiş bulunuyoruz. Dünyanın dört bir yanından, okyanus ötesinden bu sürece destek veren tüm kardeşlerimi kutluyorum.” diyerek Fethullah Gülen’e teşekkürlerini iletmeyi de ihmal etmemiş.

Yine bu konuşmasında, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun yapısını demokratik ülkelerdeki işleyişine uygun hâle getirdiklerini, yargıda artık katılımcı demokrasi döneminin başladığını, Adalet Bakanının, yetkilerinin birçoğunu artık devrettiği müjdesini de vermiştir. HSYK Yasası’nın gerekçesinde ise, teftiş kurulunun HSYK’ya bağlandığı, hâkimlerle ilgili denetim işlemleri ile soruşturma izni konusunda Adalet Bakanının yetkilerinin büyük ölçüde kurula devredildiği, kurulun bağımsız bir kurul olarak teşkilatlandırıldığı, görevlerini yerine getirirken ve yetkilerini kullanırken hiçbir organ, makam, mevki veya kişinin kurula emir ve talimat veremeyeceği de belirtilmiştir. Aradan üç yıl geçmiştir; 16 Aralık değil, 17 Aralıktan sonra Başbakan, birdenbire, o güne kadar söylediklerinden vazgeçmiş ve yanlış yaptıklarını söyleyerek, HSYK’nın yapısının değiştirilmesi için kanun teklifi getirilmiştir. Türk milletini bununla bir kere daha aldatıyordu Başbakan. Üstelik Başbakan, 2010 referandumuyla yapılan değişiklikleri AB süreciyle ilgili yapılması gereken değişiklikler olarak açıklarken muhalefeti ise darbe yönetimine ve darbecilere destek çıkmakla suçluyordu. Dünkü Başbakana mı, bugünkü Başbakanın sözlerine mi inanacağız? Açıkçası, dünkü söyledikleriniz doğru değilse, bugünkü söylediklerinize nasıl inanmamızı istiyorsunuz? Aslında siz, “milletim”, “milletim” dediğiniz ama hangi millet olduğunu bir türlü belirtemediğiniz aziz Türk milletini aldatmaktan ne zaman vazgeçeceksiniz?

Evet, diğer bir millî meselemiz Kıbrıs meselesine gelince, 2004 yılında Kıbrıs’ta bir referandum yaptırttı Hükûmet olarak. Bu konuda da Başbakan, o tarihte Kıbrıs Cumhurbaşkanı olan ve Kıbrıs’ın bağımsızlığını ilan etmesi üzerine kederinden ağladığını belirten ve bunu televizyonda açıkça söyleyen o tarihteki Başbakan Talat’la, Kıbrıs eski Cumhurbaşkanı ve mücahidi rahmetli Denktaş’ı nasıl alaşağı edeceklerini telefonlarda konuşuyorlardı. Referandumda Allah’tan ki Rum tarafı “Hayır.” dedi de Kıbrıs meselesi kurtuldu. Yoksa, bugün Türkiye’nin bir Kıbrıs meselesi olmayacaktı.

Şimdi de Kıbrıs’ın özellikle enerji zenginliği sebebiyle yine devreye -Annan Planı’na bile taş çıkaracak yeni bir plan ortaya çıktı- ABD girdi, çok büyük rezervi olan Kıbrıs’ın güneyindeki gaz kuyularıyla ilgili bir politika yürütmeye başladı. Sayın Başbakan, BOP’ta olduğu gibi yanlış yapmayın. Ege’deki adalarımızın Yunanistan tarafından işgal edildiği fakat hiçbir tepki göstermediğiniz gibi, Ege adalarını nasıl terk ettiğiniz gibi Kıbrıs’ı da terk etmeyin. Unutmayınız ki, Piri Reis gemisiyle, sismik araştırma gemisini gönderip yağıp gürlediğiniz o tarihlerden sonra nasıl süt dökmüş kediye döndüğünüzü çok iyi biliyoruz. Piri Reis gemisi nerede şu an? Kıbrıs’ta herhangi bir araştırma söz konusu edildi mi, yapıldı mı? Yapılmadı. Peki, Güney Kıbrıs bölgesinde yapılan araştırmalarda… Hani yaptırım gücüydü, hani bu bir savaş sebebiydi? Ne yaptınız? Herhangi bir işlem yapmadınız. Bugün, Kıbrıs Rum kesiminin, daha doğrusu ABD’nin rüşvet kabilinden Türkiye’ye sunduğu ve ortaya çıkacak gazın Türkiye üzerinden Avrupa’ya pazarlanması gibi bir rüşvetle âdeta Kıbrıs’ı yeniden Rumlara satma planları içerisindesiniz. Burada da size sunulan konu Türkiye-İsrail iş birliğinin gelişmesi ve düzeltilmesi uğruna Kıbrıs’ın peşkeş çekilmesidir.

Değerli milletvekilleri, buradan tekrar uyarmak istiyorum, bugün, Kıbrıs’ın çok önemli bir durumundan haberdar etmek istiyorum. Kıbrıs’ın yüzde 70’i vakıf arazisidir ve bu vakıflar daha çok Lala Mustafa Paşa ile Abdullah Paşa vakıflarına aittir. Dikelya ve Ağrotur üsleri bile Abdullah Paşa Vakfı arazisidir. Maraş’ın yüzde 78’i Abdullah Paşa Vakfına aittir ve 1913’te İngilizler tarafından bu vakıf arazileri Rumlara peşkeş çekilmiş ve verilmiştir. Bunların defterleri Kıbrıs’tadır. Vakıf arazilerini siz burada verirken oradaki vakıf arazilerinden haberdar olmamanız mümkün değildir. Bunlar mazbut vakıflardır, bu vakıflar herhangi bir şekilde takas edilemez, devredilemez, hibe edilemez vakıflardır. Bunların varislerini bulup mahkemeye başvurdurttuğunuz takdirde Kıbrıs Rum kesimi tarafının Kıbrıs Türklerine ödeyeceği ve bu vakıf sahiplerine ödeyeceği para 100 milyar dolarlar üzerindedir. Siz, Kıbrıs’ı birleştirmek suretiyle -adı altında daha doğrusu- Kıbrıs’ı resmen satmış olursunuz, elinizdeki bu kozu da kullanmamış olursunuz.

Tekrar ediyorum, Kıbrıs’ı ABD politikalarına kurban etmeyin 2004 yılında olduğu gibi. Yaptığınız yanlışı görün ve bu yanlışı tekrarlamayın. Kıbrıs bugün bağımsız bir ülkeye sahiptir, Türk cumhuriyetine sahiptir. Bunu bir şekilde elinizde tutun. Eğer bunu kaybedecek olursanız Türkiye’nin gemisini karaya oturtursunuz.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisi aleyhinde söz isteyen Mehmet Naci Bostancı, Amasya Milletvekili. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Çok teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Değerli arkadaşlar, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

CHP’nin grup önerisi ağırlıklı olarak Gezi olayları, Avrupa Birliği, Hükûmetin bu alanlarda sıkışmış olduğu, o yüzden başka işlerin peşinde olduğu tarzında değerlendirmeler üzerine gidiyor. Kıbrıs’la ilgili iki cümle var ama Aytun Bey burada konuşmasını ağırlıklı olarak Kıbrıs’a dayandırdı. Ben de önce Kıbrıs’a ilişkin birkaç cümle edip daha sonra önergenin mahiyeti çerçevesinde konuşacağım.

Kıbrıs meselesi altmış küsur yıldır Türkiye’nin gündeminde. Dış politika siyasetin önemli bir unsuru hâline geldiğinden beri de çok kışkırtıcı bir biçimde muhalefetin kullandığı bir mesele olmuştur. Muhalefetin diyorum, dün ve bugün. Âdeta son derece kışkırtıcı bir milliyetçilik ve Anadolu’daki insanları baştan çıkartacak, ayartacak bir dil çerçevesinde “Kıbrıs satılıyor, Kıbrıs veriliyor, Kıbrıs’taki haklarımızdan vazgeçiliyor” tarzında bir dille uzun yıllar boyunca siyaset yapıldı. Bu yeni bir siyasi dil değil. Yeri geldiğinde buradaki arkadaşlar, muhalefetten olsun iktidardan olsun, geçmişten beri hiçbir hükûmetin ihanet içinde olmayacağı, memleketi satmayacağı, bu milletin çıkarları aleyhine olmayacağı güzel değerlendirmelerini dile getiriyor. Ama ne zaman ki spesifik konular gündeme geliyor, “Avrupa Birliğine satıyoruz, Amerika’ya satıyoruz.”, “Baştaki Hükûmet birtakım entrikalarla taviz veriyor, diyet veriyor, milletin çıkarlarıyla çelişiyor.” şeklinde değerlendirmeler yapmaktan da kaçınmıyoruz. Bunları çok uygun bulmuyorum. Eminim, aklıselimle söylenen, hiçbir hükûmetin memleketin, milletin aleyhine olmayacağı değerlendirmesi -ki zaman zaman söylenen- dün nasıl doğruysa bugün de doğrudur. Ben burada, iktidarı Kıbrıs’a ilişkin olarak yürüttüğü politikalar çerçevesinde böyle bir bağlama yerleştiren dili yersiz, manasız, kışkırtıcı, o geleneksel muhalif dilin bir parçası olarak görüyorum.

2004’te bir referandum oldu, doğru. Annan Planı’na Rumlar itiraz ettiler. Türkler de “Evet.” dediler. Eğer o plan geçmiş olsaydı, bugün daha farklı bir vadide yürüyor olurduk. Kıbrıs meselesini altmış küsur yıldır bir mesele olarak tutuyoruz. Herhâlde bir altmış yıl daha mesele olmayacak. Bunu mutlaka Türkiye’nin ve Kıbrıs’ta yaşayan Türklerin çıkarları istikametinde, rasyonel bir düzeyde çözmek lazım. Bu çözümü sağlamak yolunda, elbette müzakere edeceğiz, çözümsüzlüğü değil. Bu müzakereyi yaparken bu kışkırtıcı dil herhangi bir fayda sağlamaz. Sürekli rafta problem olarak durmasından beslenen -tırnak içerisinde, öyle bir klişe laf vardır- siyaseti de çok uygun bulmuyorum.

Değerli arkadaşlar, Gezi’de yaşanan olaylar bu önergenin belkemiğini oluşturuyor. Gezi’de hayatını kaybeden insanlara bir kez daha buradan Allah’tan rahmet diliyorum. Herkesin acısı, bu ülkedeki herkesin acısı hepimizin acısıdır. Millet olmak, sadece ne olduğumuzla ilgili değildir, aynı zamanda, ne olmak istediğimizle ilgilidir. Eminim ki buradaki herkes ne olmak istediğimiz hususunda siyasal farklılıkların, mezhep, etnik farklılıkların ötesinde, ortak bir kader ve ortak bir çatı etrafında davranma iradesine, arzusuna, öyle bir millet olma iradesine sahiptir. Bunu destekliyoruz, bizim tavrımız ve yaklaşımımız da budur.

Gezi olaylarına ilişkin tartışma şudur değerli arkadaşlar: Sokaktan siyaset çıkartmak, sokak üzerinden siyaseti organize etmek, sokak üzerinden Parlamentoyu işlemez hâle getirmek. Ben demokratik ülkelerde sokaktaki gösterilerin de -taşkınlık olmamak, kışkırtıcı olmamak, Vandallığa dönüşmemek kaydıyla- demokrasinin bir parçası olduğunu görürüm ama yıkıcı sokak hareketleri, kışkırtıcı bir şekilde…

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Hangi hareket ya?

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) - …siyasi sonuçlar değiştirmeye dönük bir alayişe, bir nümayişe, bir sosyal travmaya dönüştürülmek isteniyorsa, bu, işte o bahsettiğimiz demokrasinin dışına çıkmaktır.

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Yani, Parlamentoyu mu işgal etti Geziciler? Hocam, yapmayın gözünüzü seveyim, böyle bir şey olur mu?

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) - Bakın, Sayın Genel Başkan, Sayın Kılıçdaroğlu bu Gezi olayları olurken İzmir’de dolaşıyordu esnafı. Oradaki esnafa dedi ki, çok dikkatimi çekmişti: “Sizlerin de sokağa çıkmanız lazım. Sokağa çıkın ve hakkınızı arayın.”

Değerli arkadaşlar…

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Doğru. Hak aramak gayet doğal, demokrasilerde var. Siz söylüyorsunuz.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – “Doğru.” diyorsunuz ya…

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Siz de söylüyorsunuz.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) - Değerli arkadaşlar, bir an Sayın Genel Başkanın doğru söylediğini, Türkiye’deki 75 milyonun doğru söylediğini kabul ettiğini ve herkesin sokağa çıktığını düşünün. Ne olacak? “Doğru söylüyor.” diyorsunuz ama herkes sokağa çıktığında, herkes sokakta hak aramaya başladığında…

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Siz de sokağa çıkanlara kulak vereceksiniz, yanlıştan vazgeçeceksiniz; Türkçesi bu.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) - …biz iktidar ilişkilerini sokakta hak arayarak mı çözeceğiz? Bu Parlamento niye var?

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Parlamentoda zaten konuşturmuyorsunuz, sokakta konuşturmuyorsunuz insanı.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Ya, hapiste hak aramaktan daha iyidir ama ya.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) - Bu Parlamento niye var?

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Hapiste hak aramaktan daha iyidir, merak etmeyin.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) - Bu Parlamento, insanlığın tarihine de bakarsanız, iktidar ilişkilerini…

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Gösteri hakkı yok mu Sayın Başkan?

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) - Gösteri hakkı ayrı.

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Ne ayrı, nasıl ayrı? Adam çıkacak düşüncesini söyleyecek. Olur mu böyle bir şey?

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – İktidar ilişkilerini daha rafine, daha birbirimizi anladığımız, daha medeni bir şekilde çözmek için vardır burası. Eğer iktidar ilişkilerini sokağa havale edersek sokaktan sadece çatışma çıkar. Sokaktan bu milletin lehine bir sonuç çıkmaz.

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Çadırları kim yaktı?

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Çatışma Meclise dönüştü sayenizde Hocam. Mecliste çatışma var, sokağı boş verin.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) - Ben Parlamentodaki arkadaşların da, doğrusu, sokağa ilgi göstermelerini anlamıyorum. Bazı CHP’li arkadaşlar çok ilgi gösterdiler, bazıları ilgilenmediler.

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Hayır, herkes ilgilendi, herkes.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – Sokakta birtakım kalabalıkların başında gösteriler bana 1980 öncesinin öğrenci eylemlerini hatırlattı. Biraz belki nostaljik birtakım duygular da yaşanıyor olabilir ama o arkadaşlara hatırlatmak istiyorum: Artık sokaktaki öğrenciler değiller, Parlamentodalar, buradalar. Burada çalışmaları lazım, Parlamentonun kuralları içerisinde konuşmaları, meselelerini anlatmaları lazım. Sokakta kavgayla, gürültüyle hak aramaya kalkarsak herkesi sokağa çağırmış oluruz. Bu da Türkiye için yıkıcılıktır değerli arkadaşlar.

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Meclisteki tekme tokada, burnu kırılan milletvekillerine ne diyeceksiniz Sayın Hocam? Yapmayın böyle, söylediğinize önce kendiniz inanın ya!

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – Şimdi, bize öteden beri diyorsunuz ki: “Faşistsiniz, otoriter bir yapı kuruyorsunuz, hukuku kuşattınız.” Kardeşim, bu “hukuku kuşatma” lafını yıllardır dinliyorum. Ne kuşatmaymış, Kanije Muhasarası’nı geçti, hâlâ kuşatıp duruyoruz hukuku! Böyle bir şey yok değerli arkadaşlar.

Şimdi, hukuka ilişkin tartışma… Bakın, geçmişte Ergenekon ve Balyoz olayları oldu, mahkemeleri oldu.

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Evet.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – E, CHP Grubuna bakıyorum, Ergenekon ve Balyoz’da avukat, 17 Aralık sonrasında birden savcı. Ergenekon ve Balyoz’da savcılar yalan yanlış işler yapıyorlar, düzmece evraklarla soruşturmalar yapıyorlar…

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Doğru!

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – …17 Aralıktan sonra -Allah, Allah, savcılara ne oluyorsa birden- çok doğru işler yapıyorlar, namuslu ve faziletli bir şekilde hukukun hakkını arıyorlar!

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Ama ortada para kasaları var, ortada para kutuları var, ayakkabı kutuları var Hocam, karıştırma!

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – Ergenekon ve Balyoz’da hukuk asla tarafsız ve bağımsız değil, hangi ilahî el dokunuyorsa…

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Davanın başsavcısına söyle, “Davanın savcısıyım.” diyene söyle! Bunu niye bize söylüyorsun ki!

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – …17 Aralıktan sonra birdenbire hukuk tarafsız ve bağımsız hâle geliyor!

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Ya, Ergenekon davasının savcısına söyle!

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – Sizin hakikaten Türkiye’deki hukuki yapıya ilişkin kanaatiniz nedir?

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Ergenekon hukuksuzluktu, adaletsizlikti Sevgili Hocam. İnsan Hakları Komisyonunda söylediğimizde en çok siz karşı çıkıyordunuz ona.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – Hukuk tarafsız ve bağımsız mı? Savcılar görevlerini mi yapıyorlar? Sizin konumunuz nedir? Avukat mısınız, savcı mısınız? Bu yargı tarafsız ve bağımsız mı, değil mi, doğrusu, ben bunu anlayamadım.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Üç yıldır doğru yapıyordu da üç yıldan sonra mı yanlış yapar hâle geldi? Siz de bir karar verin!

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – “Ergenekon davasının savcısıyım.” diyen kimdi? Ona söyle, bize niye söylüyorsun?

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – Ama size şunu söyleyeyim: Siyaset kurallı olmadığı sürece, siyaset demokratik bir şekilde işlemediği sürece hukuk kendi kendine tarafsız ve bağımsız olmaz. Açın -aranızda hukukçular var, burada da var- hukukun tarihine bakın. Hukuk, güçler ilişkisinin bir fonksiyonudur arkadaşlar. Eğer iktidar ilişkileri demokratikleşirse ancak o zaman hukuk tarafsız ve bağımsız olur. Yoksa birtakım zinde güçlerin, vesayetçi yapıların içine hulul edip oradan siyasal mühendislik çıkardığı bir alana dönüşür ki Türkiye'nin geçmişteki sicili bu bakımdan da iyi bir sicil değildir.

BİNNAZ TOPRAK (İstanbul) – Niye yararlandınız o vesayetçi yapılardan zamanında? Siz yararlandınız vesayetçi yapılardan.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – Bakın, yurt dışına giden CHP’li arkadaşlar orada akıllara seza değerlendirmeler yapıyorlar. Mesela, bir arkadaş şöyle dedi, kulaklarımla duydum: “Türkiye Büyük Millet Meclisi değil, Türkiye’nin büyük hapishanesi.” Yani, burası hapishaneymiş. Evet, böyle söylediler. Türkiye’de otoriter bir yapı varmış, Türkiye’de faşizm varmış…

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Var, o doğru.

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Doğru. Mehmet Bey yok mu?

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – Şimdi, bakın, o zaman eğer Türkiye bu arkadaşın dediği gibiyse o arkadaş bir kahramandır. Orada böyle konuşmuş. Türkiye’ye geldiğinde onu ne büyük tehlikeler bekliyor, o faşist yönetim, o otoriter insan ona neler yapacak neler! Bir kahraman görüyor musunuz? Hayır. Söylüyor, huzur içinde geliyor çünkü öyle bir ülke yok. Söylediğiniz dil ve eyleminiz birbiriyle uyumlu olmalı.

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Yapma hocam ya!

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – …dışarıda kahramani bir görüntü, Türkiye’ye geliyorsunuz…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – …hiçbir risk yok. Bu uygun değil, bu dil doğru bir dil değil.

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Türkiye tablosunu bir tarif edin de beraber konuşalım hocam ya, Türkiye tablosunu beraber görelim!

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Onun için Fas’tan arıyor Başbakan, Fas’tan!

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Söylediğinize inanmadığınıza eminim.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – Çok teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

AYTUN ÇIRAY (İzmir) – Sayın  Başkan…

BAŞKAN – Sayın  Çıray, buyurun.

AYTUN ÇIRAY (İzmir) – Sayın  konuşmacı şahsımı kışkırtıcı milliyetçilikle suçluyor. Bu önemli bir suçlamadır. Buna açıklık getirmem gerekir, bunu reddediyorum.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Aytun Bey, şahsınla ilgili değil, hiç şahsına alınma yani.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Anayasal suçtur bu.

BAŞKAN – Buyurun Sayın  Çıray, açıklık getirin.

Buyurun.

VII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

8.- İzmir Milletvekili Aytun Çıray’ın, Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın CHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

AYTUN ÇIRAY (İzmir) – Şimdi, hocam bize hocalıktan kalma alışkanlığıyla burada bir ders vermeye çalıştı ama dersine iyi çalışmamış.

RECEP AKDAĞ (Erzurum) – Ah keşke alabilseniz!

AYTUN ÇIRAY (Devamla) – Şimdi, değerli arkadaşlar, bir kere bu milliyetçilik konusunda son beş-on yıldır Türkiye’de kolektif şuur üzerinden büyük bir siyasal operasyon yürütülüyor. Eğer bir ülkede birisi kalkıp milliyetçi olduğunu söylerse, Atatürk milliyetçisi olduğunu söylerse o kişi gerici ve statükocu ilan ediliyor ve kışkırtıcı milliyetçi olduğu söyleniyor. Ancak, bu ülkede birileri çıkıp her gün ırkçı siyaset yaparsa bu ırkçı siyasetin temsilcileri demokrat ilan ediliyor. Öncelikle, bu milliyetçiliğimizi söyleme kompleksine, Atatürk milliyetçiliğini söyleme kompleksine kapılmamıza izin vermeyeceğiz, buna izin vermeyeceğiz. Biz kışkırtıcı milliyetçi olmayız. Biz, olunması gereken milliyetçisi oluruz.

Şimdi, dediniz ki “Ergenekon’un savcısı.” Hocam “Ergenekon’un savcısıyım.” diyen Sayın Başbakan, siz kişileri karıştırmışsınız. Üstelik, konjonktüre göre hareket eden, bir dönemde savcıya makam arabası veren, diğer dönemde savcıyı süren de aynı Başbakan, yani tutum değişikliği gösteren biz değiliz.

Kıbrıs’ın altmış yıldır bir sorun olarak ortada olduğuna gelince: Bu dünyada millî davalar bazen bin yıl sürebilir. Bakın İsrail’e, beş yüz yıldır davasından vazgeçmedi, tebrik ediyorum onları.

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – Oo! Bravo! Bravo!

AYTUN ÇIRAY (Devamla) – Türkiye, altmış yıldır… Altmış yıl, bir milletin, devletin hayatında nedir ki? Altmış yıl sürmeyecek diye ne yapacağız? Gidip özür dileyip, şehitlerin kanlarıyla kazandığımızı masada geri mi iade edeceğiz? Siz…

RECEP AKDAĞ (Erzurum) – İsrail’i çocukları öldürdüğü için mi tebrik ediyorsunuz?

AYTUN ÇIRAY (Devamla) – Beyefendi, siz, şimdi diyorsunuz ki… Bakın, Gazze şartını sürdüler İsrail’e.

RECEP AKDAĞ (Erzurum) – İsrail’i çocukları öldürdüğü için mi tebrik ediyorsunuz?

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Davasına sahip çıktığını söylüyor Sayın Bakan, çarpıtma!

AYTUN ÇIRAY (Devamla) – Şimdi burada şahit tutuyorum: Seçimden sonra Gazze şartını Adalet ve Kalkınma Partisi kaldıracaktır. İsrail’le çoktan anlaştınız, çoktan! Gemilerle petrolü kimin taşıyacağı bile belli.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

TEMEL COŞKUN (Yalova) – İsrail’in neyini tebrik ediyorsunuz?

AYTUN ÇIRAY (Devamla) – Bunu hep beraber yaşayacağız.

Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Evet, teşekkür ediyorum.

AYLİN NAZLIAKA (Ankara) – Sayın Başkan, sayın hatip, Gezi olayları…

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – İsrail’den 23 milyon dolar tazminat aldılar çocuklar için.

BAŞKAN – Anlaşılmıyor Sayın Milletvekili…

AYLİN NAZLIAKA (Ankara) – Sayın Başkan, sayın hatip, Gezi olayları sırasında CHP milletvekillerinin halkı sokağa taşıyarak kışkırttığını söyledi. Buna istinaden söz almak istiyorum, yanlış anlamayı düzeltmek istiyorum.

BAŞKAN – Siz o zaman sokakta mıydınız?

ENGİN ALTAY (Sinop) – Evet, evet, sokaktaydı.

SIRRI SAKIK (Muş) – Onun için sokak kültürü mert bir kültürdür.

BAŞKAN – Bir saniye, siz…

AYLİN NAZLIAKA (Ankara) – Evet, ben hep sokaktaydım.

BAŞKAN – Öyle mi?

Buyurun.

AYLİN NAZLIAKA (Ankara) – Fezlekem de var hatta. Fezlekem de var hani eğer hoşunuza gidecek olursa.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Vekilim.

9.- Ankara Milletvekili Aylin Nazlıaka’nın, Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın CHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında CHP Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

AYLİN NAZLIAKA (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle, şu Gezi olaylarını bir açıklığa kavuşturalım isterseniz. Bakın, hiç anlayamamışsınız siz bu olayları. O zaman, o dönemde gençler, özgürlük için, adalet için, eşitlik için, demokrasi için sokaklara çıktılar. O gençlerdi ki onların yürekleri sizler gibi burada süs bitkisi gibi oturanlardan çok daha kuvvetliydi.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Yapma be! Yapma!

RECEP AKDAĞ (Erzurum) – Süs bitkisi sizsiniz! Lütfen nezaketli olun!

AYLİN NAZLIAKA (Devamla) – O gençler ki hayatlarını tehlikeye atmayı göze aldılar.

RECEP AKDAĞ (Erzurum) – Sizi nezakete davet ediyoruz. Sayın Milletvekili, nazik olun!

AYLİN NAZLIAKA (Devamla) – Gezi olayları aynı zamanda siyasetin bir teknisyen işi değil, bir gönül işi olduğunu da gösterdi arkadaşlar. Ben o dönemde o gençlerle birlikteydim. (Gürültüler) İdrak yolları tıkalı olanlarla hiç konuşmuyorum, hiç sizi muhatap almıyorum.

ÜLKER CAN (Eskişehir) – Nasıl almazsın muhatap!

AYLİN NAZLIAKA (Devamla) - Ben o dönemde o gençlerle birlikteydim; hastanelerde, emniyette hep o gençleri koruma altına almaya çalıştım. Sizin kışkırttığınız, sizin Hükûmetinizin verdiği talimatlarla baskı altında kalan, şiddet altında kalan o gençleri korumak için oralardaydık bizler. Buna sizler bizi mecbur ettiniz. Ama biliyor musunuz, o Gezi olaylarında aslında bir önderlik yoktu, o Gezi olaylarında bir hiyerarşi yoktu, sizin halkı bölmeye çalıştığınız gibi Türk, Kürt, Alevi, Sünni, başı açık, başı örtülü diye bir ayrım yoktu; herkes el ele kol kola aynı şey için mücadele etti.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Onu siz yaptınız!

AYLİN NAZLIAKA (Devamla) - Herkes demokrasi, eşitlik ve özgürlük mücadelesi verdi. İşte, bunu idrak edebilecek noktada olsaydınız zaten sizler de o zaman sokakta bizlerle birlikte olur, o gençlerin hakkını savunurdunuz.

ÜLKER CAN (Eskişehir) – Allah, Allah!

AYLİN NAZLIAKA (Devamla) - Ama sizde bunu anlayacak yürek olsa, bunu anlayacak zekâ olsa…

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Antalya) – Sandık var, sandık!

AYLİN NAZLIAKA (Devamla) - …zaten bunları konuşuyor olmazdık!

ÜLKER CAN (Eskişehir) – Allah, Allah!

AYLİN NAZLIAKA (Devamla) - Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

İBRAHİM KORKMAZ (Düzce) – Edebini takın!

RECEP AKDAĞ (Erzurum) – Sen kendi zekâna bak! Sen kendi zekâna bak ve edebini takın!

ÜLKER CAN (Eskişehir) – Hakaret ediyor!

BAŞKAN – Evet, teşekkür ediyorum.

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – Sayın Başkan…

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Ancak, biriniz…

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – O kendi adına, ben de grup adına…

BAŞKAN - Hayır, ne için söz istiyorsunuz Sayın Hocam?

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Efendim, “süs bitkisi” olarak bir genelleme yaptı. Bu çok ayıp ve hakaret dolu bir söz. O yüzden cevap talep ediyorum.

ÜLKER CAN (Eskişehir) – “Zekânız yok.” dedi.

BAŞKAN – Buyurun, iki dakika da size söz veriyorum.

Lütfen yeni bir sataşmaya mahal vermeyelim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

10.- Amasya Milletvekili Mehmet Naci Bostancı’nın, Ankara Milletvekili Aylin Nazlıaka’nın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında AK PARTİ Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

MEHMET NACİ BOSTANCI (Amasya) – Değerli arkadaşlar, burada hiç kimse süs bitkisi değil.

Siyaset niye var? İnsanlar partiler üzerinden siyaset yürütürler, Meclise gelirler. Memleketin içindeki, bir ülkede yaşanan çok çeşitli tartışmaları rafine bir şekilde burada çözerler dedim. Sokağa ilişkin olarak da, kabul edilebilir sınırlar içinde kalmak kaydıyla sokaktaki eylemlerin de demokrasinin bir parçası olduğunu söyledim.

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Çok şükür!

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – Gezi’nin bu bağlama uymadığını, taşkın hareketler olduğunu, bir tür Vandallığa dönüştüğünü, yıkıcı olduğunu…

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Vandalizm yapan polislerdi. Benim gözümün önünde polis ATM cihazlarını kırdı; fotoğrafları var, isterseniz göstereyim.

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Onun müsebbibi Hükûmet!

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – …ve kimilerinin de “Gezi üzerinden acaba siyasi bir sonuç devşirebilir miyiz?”, “Sandıkta yapamadığımızı Gezi üzerinden yapabilir miyiz?” rüyasını görmeye başladığını söyledim.

ENGİN ALTAY (Sinop) – Yapma Hocam! Bunun böyle olmadığını sen de biliyorsun.

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) – Bu kabul edilemez.

Hanımefendi, tabii, geldi buraya, böyle çok sıfatlara dayalı bir retorik geçti. Belagat böyle bir şeydir. Gelirsin buraya, Facebook’ta kullanacağın tarzda bir anlatı sunarsın, bunu da dostlarına gösterirsin “Bak, ne güzel konuştum.” diye ama bu gerçekliği örtmez. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Sokağı, bir siyasetçinin sokağı, sokaktaki şiddeti olumlamasını…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Senin aklın ermez böyle şeylere!

MEHMET NACİ BOSTANCI (Devamla) - …ben kendisinin buradaki oturma ahlakıyla barışık görmem. Eğer Parlamentodaysanız -parlamento konuşulan yerdir, itişip kakışılan yer de değildir ayrıca- buradaysanız sokağı Parlamentoya  karşı  siyasetin yükseltilen, iktidar ilişkilerinin görüleceği bir alan gibi görmezsiniz. Bir parça siyaset bilimi gören bunu ayırt edebilir. Kalpti, yürekti, kafaydı, idrakti, süs bitkisiydi; bu dili reddediyorum, uygun bir dil değil, Parlamentonun dili de böyle olmamalı.

Teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

AYLİN NAZLIAKA (Ankara) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Lütfen Sayın Vekilim… Bunu ne zamana kadar sürdüreceğiz?

AYLİN NAZLIAKA (Ankara) - Dille ilgili olarak bir açıklama yapayım.

BAŞKAN – Tabii ki iktidar, tabii ki muhalefet eleştirecek.

AYLİN NAZLIAKA (Ankara) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Vekilim, lütfen oturun.

AYLİN NAZLIAKA (Ankara) – Müsaade ederseniz bir toparlayayım, dille ilgili olarak kendisinin söylediklerini toparlayayım çünkü ben de dilin daha doğru olması gerektiğine inanıyorum.

SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Başkan, sokakla ilgili… Bakın, Sayın Başkan…

BAŞKAN – Grup önerisini oylamaya sunacağım efendim.

Lütfen Sayın Milletvekilim, oturun.

Herhangi bir sataşma söz konusu…

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Bostancı cevap verdi Sayın Satır, lütfen ama.

SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Başkan, sokakla ilgili söz söylendi.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Bir grup başkan vekili konuşuyor Sayın Başkan.

BAŞKAN – Bir saniye… Sayın Satır’a bir soralım.

AYLİN NAZLIAKA (Ankara) – O zaman bana da söz vermenizi isteyeceğim Sayın Başkan.

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – Sayın Başkan, vekil hanımefendinin söylediği “süs bitkisi” lafını geri almasını talep ediyorum.

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Yoksa cezalandıracaksınız!

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – Müsaade eder misiniz.

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) - Bir daha söyleyin.

BAŞKAN – Sayın Satır, Sayın Bostancı cevap verdi.

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – Müsaade eder misiniz.

Biz halkın oylarıyla buraya gelen parlamenterleriz.

ENGİN ALTAY (Sinop) – Bunlar söylenir Belma Hanım, ne var yani.

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – Müsaade eder misiniz.

Halkın oylarıyla buraya gelen parlamenterleriz, herhangi bir sivil toplum örgütünün üyesi değiliz, nerede ne yapmamız gerektiğini biliriz. Bizim asli vazifemiz, burada denetim ve yasama faaliyeti yapmaktır. Ben ve bütün arkadaşlarım bu görevi hakkıyla yerine getiriyoruz. Kendisini şiddetle kınıyorum kullandığı kelime için. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Bostancı da zaten kınadı.

Teşekkür ediyorum.

SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Buyurun.

SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Başkanım, Sayın Bostancı sokakla ilgili, sokağı küçümseyen bir edayla konuştu. Biz otuz yıldır bir demokrasi mücadelesi veriyoruz ve sokaklardan geliyoruz. Sokak kültürü mert bir kültürdür. Bunun tutanaklara geçmesini istedim.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisini…

III.- YOKLAMA

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

ENGİN ALTAY (Sinop) – Sayın Başkan, yoklama istiyoruz.

BAŞKAN – Grup önerisini oylamaya sunacağım ancak yoklama talebi var.

Sayın Altay, Sayın Çıray, Sayın Özdemir, Sayın Nazlıaka, Sayın Toprak, Sayın Susam, Sayın Dinçer, Sayın Aldan, Sayın Serindağ, Sayın Özgündüz, Sayın Kalkavan, Sayın Gök, Sayın Ekinci, Sayın Köse, Sayın Güven, Sayın Öz, Sayın Danışoğlu, Sayın Küçük, Sayın Akova, Sayın Güler…

Üç dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla yoklamaya başlandı)

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Sayın Başkan, her oylama yapıldığında bu iki AKP’li arkadaşımız lütfen kürsünün önünde bulunmasınlar. Bakın bizden kimse yok. Eli cebinde kürsünün önünde oy topluyor.

BAŞKAN – Mahzuru ne Sayın Özdemir, mahzuru ne?

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) - Ama, olmaz ki böyle!

RECEP ÖZEL (Isparta) – Bununla ilgili değil, başka bir şey konuşuyoruz.

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Bırak kardeşim, her seferinde ikiniz aynı yerdesiniz!

BAŞKAN – Sayın Özdemir, ne demek yani burada elektronik oylamaya mı müdahale ediyor?

RECEP ÖZEL (Isparta) – Başka bir şey konuşuyoruz ya. Allah Allah!

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – O zaman biz de gelelim oraya.

BAŞKAN – Hayır, problem ne, anlaşılır gibi değil.

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Biraz sonra oy pusulaları gelecek, ben biliyorum yapılanları.

BAŞKAN – Anladım da Sayın Özdemir, ne demek istediğinizi anlamadım ki.

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Şimdi, hadi öbür arkadaşımızı da ikaz et, kaldır o zaman onu. Olmaz böyle bir şey!

BAŞKAN - İlginç bir şey yani gerçekten ilginç.

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Ama, bak, olmuyor, bu doğru değil yani. Her oylamada, her yoklamada aynı arkadaşlar orada ya!

ENGİN ALTAY (Sinop) – Başkan, size itimatları yok bunların.

ÜNAL KACIR (İstanbul) - Gizli oy, açık tasnif ya. Buna alışacaksınız. Sizin dönemde tersiydi.

(Elektronik cihazla oylamaya devam edildi)

BAŞKAN – Sayın Cuma İçten? Yok.

Sayın Hüseyin Çelik? Burada.

Sayın Beşir Atalay? Burada.

Sayın Burhan Kuzu? Burada.

Sayın milletvekilleri,

Sayın milletvekilleri, toplantı yeter sayısı vardır.

VI.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasî Parti Grubu Önerileri (Devam)

3.- CHP Grubunun, İzmir Milletvekili Aytun Çıray ve arkadaşları tarafından Başbakanın ve onun güdümündeki paralel parti devletinin Türkiye’yi içine soktuğu hukuksuzluk yolunun iç ve dış politik tahribatının boyutlarının araştırılması amacıyla 18/2/2014 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 19 Şubat 2014 Çarşamba günkü birleşiminde okunmasına ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Öneri kabul edilmemiştir.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 17.59
DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 18.12

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Mine LÖK BEYAZ (Diyarbakır), Muharrem IŞIK (Erzincan)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 64’üncü Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır; okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

Okutuyorum:

4.- AK PARTİ Grubunun, Genel Kurulun çalışma gün ve saatlerinin yeniden düzenlenmesine; gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmında bulunan 560, 538 ve 536 sıra sayılı kanun teklifi ve tasarılarının bu kısmın 4, 10 ve 11’inci sıralarına alınmasına ve diğer işlerin sırasının buna göre teselsül ettirilmesine; 550 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin, İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak bölümler hâlinde görüşülmesine ilişkin önerisi

                                                                                                                19/02/2014

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulunun 19/02/2014 Çarşamba günü (bugün) yaptığı toplantıda siyasi parti grupları arasında oy birliği sağlanamadığından, İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince grubumuzun aşağıdaki önerisinin Genel Kurulun onayına sunulmasını arz ederim.

                                                                                                             Mustafa Elitaş

                                                                                                                   Kayseri

                                                                                               AK PARTİ Grup Başkan Vekili

Öneri:

Gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmında bulunan 560, 538 ve 536 sıra sayılı kanun teklifi ve tasarılarının bu kısmın sırasıyla 4, 10 ve 11’inci sıralarına alınması ve diğer işlerin sırasının buna göre teselsül ettirilmesi,

Genel Kurulun;

Haftalık çalışma günlerinin dışında 21 ve 22 Şubat 2014 Cuma ve Cumartesi günleri saat 14.00'te toplanarak, bu birleşimlerinde gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmında yer alan işlerin görüşülmesi;

19 Şubat 2014 Çarşamba günkü (bugün) birleşiminde 455 sıra sayılı Kanun Tasarısı’na kadar olan işlerin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar;

20 Şubat 2014 Perşembe günkü birleşiminde 423 sıra sayılı Kanun Tasarısı’na kadar olan işlerin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar;

21 Şubat 2014 Cuma günkü birleşiminde 471 sıra sayılı Kanun Tasarısı’na kadar olan işlerin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar;

22 Şubat 2014 Cumartesi günkü birleşiminde 335 sıra sayılı Kanun Tasarısı’na kadar olan işlerin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar;

Yukarıda belirtilen birleşimlerde gece 24.00'te günlük programın tamamlanamaması hâlinde günlük programın tamamlanmasına kadar;

çalışmalarını sürdürmesi;

560 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülmesi ve bölümlerinin ekteki cetveldeki şekliyle olması,

Önerilmiştir.

560 sıra sayılı

Terörle Mücadele Kanununun 10 uncu Maddesi Uyarınca Kurulan Ağır Ceza Mahkemelerinin Kaldırılmasına ve Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi  (2/1981)

Bölümler                                                Bölüm maddeleri           Bölümdeki madde sayısı

1’inci bölüm                                      1 ila 10’uncu maddeler                        10

2’nci bölüm                                       11 ila 21’inci maddeler                        11

                                                            Toplam madde sayısı                          21

BAŞKAN – Adalet ve Kalkınma Partisi grup önerisi lehinde söz isteyen Mehmet Doğan Kubat, İstanbul Milletvekili. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MEHMET DOĞAN KUBAT (İstanbul) – Sayın Başkanım, çok değerli milletvekili arkadaşlarım; grubumuzun vermiş olduğu öneri üzerinde görüşlerimi ifade etmek üzere söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygılarımla selamlarım.

Değerli arkadaşlar, önerimizle Türkiye Büyük Millet Meclisinin bu haftaki çalışma gün ve saatleriyle gündemdeki bazı işlerin sıralarının değiştirilmesi önerilmektedir. Buna göre, 560 sıra sayılı Terörle Mücadele Kanununun 10 uncu Maddesi Uyarınca Kurulan Ağır Ceza Mahkemelerinin Kaldırılmasına ve Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin gündemin 4’üncü sırasına alınmasını -kamuoyunda “özel yetkili mahkemelerin kaldırılması” olarak bilinen bu teklifin- önermekteyiz.

Yine, uluslararası ilişkilerimiz açısından iki önemli sözleşmenin de ön sıralara alınmasını önermekteyiz.

Değerli arkadaşlarım, yine, cumartesi gününe kadar, eldeki işlerin bitimine kadar Türkiye Büyük Millet Meclisinin çalışması önerilmektedir.

560 sıra sayılı Kanun Teklifi temel kanun olarak iki bölüm hâlinde görüşülecektir. Bilindiği üzere, dün “torba kanun” olarak bilinen 546 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerinin 37’nci maddesinde kalmış idik. Bugün inşallah o torba kanuna devam ettikten sonra önerimiz de yüce Genel Kurul tarafından kabul görür de…

ENGİN ALTAY (Sinop) – Belki görmez Doğan, belli olmaz bunların işi.

MEHMET DOĞAN KUBAT (Devamla) – Zaten şartlı söylüyorum Sayın Başkanım.

…o yönde bir irade belirirse bu 560 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine de bugün başlamayı planlıyoruz.

Önerimize desteklerinizi bekliyor, yüce heyetinizi saygılarımla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Adalet ve Kalkınma Partisi grup önerisi aleyhinde söz isteyen Malik Ecder Özdemir, Sivas Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; AKP Grubunun grup önerisi üzerinde, aleyhinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Görünen o ki bir AKP klasiğiyle yine karşı karşıyayız, yine bir dayatmayla. Sanki Allah’ın günleri torbaya girmiş gibi yeniden cumartesi-pazar günleri, sabaha kadar, uykusuz bir biçimde, içeriğini AKP’li milletvekili arkadaşlarımızın da bilmediği bir torba yasası getireceğiz. Yine, sabahlara kadar burada küfrün, kötü sözün, tartışmanın, kavganın yaşandığı oturumlar düzenleyeceğiz.

Değerli arkadaşlarım, geçen hafta “HSYK” adı altında bir düzenleme yaptık. Daha düzenleme yarıdayken Sayın Cumhurbaşkanının itirazlarını da dikkate alarak bu görüşmeleri yarıda kestiniz, arkasından, birilerine gözdağı verip “İstediklerimizi yapmazsanız bu yasanın tekrar devamını getireceğiz.” dediniz ve gerçekten getirdiniz. Tartışmaların, kavgaların, kötü sözün, küfrün uçuştuğu bir ortamda bir HSYK yasası düzenlediniz. Daha geçen hafta, yine, İnternet yasası adı altında, aslında İnternet’e getirilen bir yasak düzenlemesi yaptınız ve bir garabete hem siz hem Sayın Cumhurbaşkanını da ortak ettiniz. Sayın Cumhurbaşkanı bu yasayla ilgili çekincelerini baştan söylemişti. Yasa çıktıktan sonra da onaylarken “Bu yasanın falan falan maddelerine katılmıyorum.” demesine rağmen iktidarın yeniden bir düzenleme vaadiyle hukuka ve Anayasa’ya aykırı olduğunu kendisinin ifade ettiği bu İnternet yasasını imzalamak zorunda kaldı.

Değerli arkadaşlar, şunu büyük bir samimiyetle söyleyeyim: Korkunun ecele faydası yok. Artık bu saatten sonra hangi yasakları getirirseniz getirin, hangi düzenlemeleri yapmaya çalışırsanız çalışın, Gezi Parkı olaylarıyla başlayıp 17 Aralık rüşvet operasyonundan sonra AKP iktidarının, hani “Hiç bitmeyecek ve bir ömür boyunca devam edecek.” dediğiniz iktidarın sonunun bir başlangıç noktasıdır bu iki olay.

Biraz önce Sayın Naci Bostancı burada konuşurken üzüntüyle dinledim, Gezi Parkı’nda şiddetten bahsetti. İnsan elini vicdanına koyacak, eğer bu ülkede şiddet varsa, şiddetin en acımasız bir biçimi Mecliste yaşanıyor. Parlamentomuzun itibarının düşürüldüğünü Meclis Başkanı kendisi söyledi. Bu Mecliste, bu kürsüde konuşan insanlara ana avrat küfredildiğini, hakaret edildiğini, tekme tokadı sizin iktidarınız döneminizde yaşadık ve -üzülerek söylüyorum- belki cumhuriyet tarihinde ilk defa Meclise kan bulaştırdınız. O nedenle söylüyorum, ne kadar çırpınırsanız çırpının, artık bu gidişattan, iktidardan uzaklaşma döneminizi tersine çevirmeniz mümkün değil. Hırçınlaşmanızı anlıyorum çünkü bir iktidar, eğer kırıp döktüğü çok fazla şey olmasa, vatandaşa hesap vermekten korkuyor olmasa “Bugün iktidarım, giderim, yarın muhalefet olarak tekrar gelirim.” diyebilir. Ama biliyoruz ki başta Sayın Başbakan olmak üzere AKP Hükûmetinin korkusu şu: Bir kere bile iktidardan uzaklaştığında artık geçmişte yaşanan yolsuzluğun, hukuksuzluğun hesabını veremeyecekler, belki bu ülkede yaşama şansları bile olmayacak. Bu korku sizi, Sayın Başbakanı, Hükûmeti giderek daha çok kavgaya, daha çok şiddete sürüklüyor.

Değerli arkadaşlarım, bir ülkede bir iktidar ister dikta yoluyla iş başına gelsin isterse sizin gibi demokratik yolla iş başına geldikten sonra diktatörleşmeye doğru gitsin, eğer o ülkede, toplumda iki alanda bir çürüme ve kokuşma yaşanıyorsa, insanlar bu konuda bir vicdani kanaat oluşturmuşlarsa artık o iktidarın iş başında kalma olanağı yoktur. Bunlardan bir tanesi adaletsizliktir.

Bugün Türkiye’de, sokakta, size oy veren ya da başkalarına oy veren hemen hemen bütün yurttaşlarımızın ortak kanaati o ki Türkiye’de devlet adalet dağıtmaktan uzaklaşmış, adalet âdeta iktidarın elinde bir sopa hâline dönüşmüştür. On iki yıllık iktidarınız boyunca olan adaletsizliği anlatmaya gerek yok. Ergenekon ve Balyoz davalarında ilk tutuklamalara başlandığında, geçen Parlamento döneminde, ben burada bunları ifade ederken AKP’li milletvekilleri üstümüze yürüyorlardı. “Darbeci” diye bize hitap ediyordunuz. Aradan geçen süreçte gördünüz ki özel yetkili mahkemeler bu memlekette hukuk dağıtmadı, adaletsizliğin kaynağı oldu ama bir yığın insan –günahsız insan- yıllarca cezaevinde yattı ve bunu bedeliyle ödediler. Şimdi adaletsizlik duygusunu toplumdan bir daha silmeniz mümkün değil.

İkinci olay rüşvet ve yolsuzluk.

Değerli arkadaşlarım, her yıl burada bütçe yaparız. Bütçe şu demektir, vatandaşın bütçeden algıladığı şudur: “Ey vatandaş, devletin geliri bu kadar, gideri bu kadar. O nedenle elimizdeki imkânlar bu.” Yani asgari ücretliye ya da asgari ücretle çalışana, emekliye “Devletin imkânı buna yetiyor, sana bir simit ve çay parası ancak zam yapıyorum.” diyebilirsiniz. Vatandaşlarımız da buna inanabilirler. Ne zamana kadar? Para kasalarından 4,5 milyon dolar para çıkmaya başladığında, bakanların, Başbakanın oğlunun servetleri toplumda tartışılmaya başlandığında artık o vatandaşın size güvenmesini beklemeniz mümkün değil.

Ve adaletsizliğe iki temel örnek vermek istiyorum: Bir, Deniz Feneri olayı yaşadık. Almanya’da bu konunun sanıkları yargılandılar, mahkûm oldular; Türkiye’de biz hırsızları yargılamadık, hâkimleri ve savcıları yargıladık. Şimdi 17 Aralık rüşvet operasyonundan sonra Başbakan çıktı, gazetelerde diyor ki: “Başta benim oğlum ve bakanların oğulları bu operasyonu yapan savcılar hakkında dava açacak.” Kelimenin tam anlamıyla “Yavuz hırsız ev sahibini suçlu çıkarır.” tam da bunu tarif ediyor olsa gerek.

Anadolu’da yaygın bir söylenti vardır, belki büyük çoğunluğunuz bilirsiniz: Bir köyden bir başka köye giden vatandaş akşamın karanlığında bakmış köydeki başıboş köpekler üstüne doğru saldırıyorlar. Mevsim kış. Kendini korumak için eğilmiş yerden bir taş almaya, tabii, don olduğu için taşı alamamış ve içinden demiş ki: “Ya, bu nasıl memleket, taşlar bağlı, köpekler serbest.” Gerçekten, hırsızların, rüşvete bulaşanların yargılanmadığı ama onlar hakkında dava açan savcıların yargılandığı bir Türkiye’de bulunuyoruz.

Sözümü çok uzatmak istemiyorum, vaktim dar. Geçen hafta Sivas’taydım. Sayın Başbakan, bildiğime göre, seçim kampanyasını Sivas’tan başlatacakmış ve Sivas’taki sloganlardan, AKP’nin sloganlarından birisi şu: “Gücümüz seninle. Bu milleti ezdirme.” Ya, insanların sağduyusuyla alay etmeye hakkınız yok arkadaşlar. Evet, gerçekten eğer millet tarifinizden işçiyi, köylüyü, dar gelirli insanları, atanamayan öğretmenleri, taşeron işçileri kastediyorsanız bu millet zaten on iki yıldır ki devri iktidarınızda ezim ezim eziliyor. Ama eğer yok, milletten kastınız hırsızlığa bulaşan bakanın, Başbakanın çocukları, havuz kuran bir avuç müteahhitse vallahi onların ezilmesini engellemeye gücünüz yetmeyecek.

Ve Sayın Başbakan -bu seçimlerle- diyor ki: “Kurduğumuz yeni Türkiye’nin ulusal kurtuluş mücadelesini başlatacağız.” Değerli arkadaşlarım, ulusal kurtuluş mücadelesi ulvi bir kavramdır. Biz Türkiye olarak ulusal kurtuluş mücadelemizi 19 Mayıs 1919’da Samsun’da, 4 Eylül 1919’da Sivas’ta yedi düvele karşı vermiştik, uluslararası emperyalist güçlere karşı vermiştik ve tam bağımsız bir Türkiye’yi, Anayasa’da tarif edilen demokratik, laik, sosyal hukuk devletini cumhuriyet devrimleriyle kurmuştuk. Şimdi merak ediyorum, Sayın Başbakan bu istiklal mücadelesini kime karşı, hangi güçlere karşı verecek? “İstiklal” kavramını kirletmeye hiç kimsenin hakkı yoktur ve ne yazık ki cumhuriyet devrimleriyle kurulmuş olan Türkiye Cumhuriyeti devleti aslında fiilen Başbakan tarafından ortadan kaldırılmıştır. Bugün Anayasa’mızda tarif edilen devletten bir eser yoktur zaten. Anayasa’mız devleti “demokratik, laik, sosyal, hukuk devleti” diye tarif eder, sayenizde bugün devletin ne demokratikliği ne hukuk devleti ne laiklik ilkesi ortada kalmadı ve yine sayenizde bugün devlet üniter devlet olmaktan çıktı.

Sayın Başbakan bir “paralel devlet”ten bahsediyor durmadan. Evet, Türkiye’de bir paralel devlet var, o da sizlerin sayesinde  kuruldu. Bugün Türkiye’nin doğusunda, güneydoğusunda başkalarının kimlik kontrolü yaptığı, başkalarının vergi topladığı ve başkalarının tapu dağıttığı bir paralel devlet var. Bu paralel devletin kurulmasında da, yapılamasında da en başta sorumlu Sayın Başbakandır.

O nedenle şimdi yaşanan bu kaosu ortadan kaldırmaya gücünüz yetmez. Ortada bir ölü var, 1,80 metre boyunda, elinizde bir avuç bez var, bir tarafını kapatmaya çalışıyorsunuz, geri tarafı açıkta kalıyor. Korkunun, telaşın ecele faydası yoktur. Güzel bir söz var: “Abbas yolcu, bağlasan durmaz.” diyorum.

Hepinizi saygıyla sevgiyle selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Adalet ve Kalkınma Partisi grup önerisi lehinde söz isteyen Recep Özel, Isparta Milletvekili. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

RECEP ÖZEL (Isparta) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla sevgiyle selamlıyorum.

Parti grubumuzun vermiş olduğu grup önerisinin lehinde konuşuyorum. Biraz önceki sayın hatip burada “Abbas yolcu.” gibi bir cümle sarf etti. Vallahi hangi Abbas’ın yolcu olduğuna 30 Martta bu millet karar verecek.

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Göreceğiz, hep beraber göreceğiz!

RECEP ÖZEL (Devamla) - Konuşmanızdaki bazı cümlelerde de yanlış aktarımlarınızı burada lütfen, ya ben düzelteyim ya da siz düzeltin.

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Neyi düzeltmemi istiyorsunuz?

RECEP ÖZEL (Devamla) - Biz, hiçbir zaman “Bu iktidar bir ömür boyu sürecek.” gibi bir şeyi hiçbir yerde hiçbir AK PARTİ mensubu dile getirmemiştir.

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – İster dile getirsin…

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Devleti tek parti devleti durumuna dönüştürdünüz!

RECEP ÖZEL (Devamla) - Biz şunu diyoruz: Bu gerçek milletin iktidarı artık siyasete hâkim olmuştur ve bundan sonra da milletin kendisi, siyaset kurumunun, devletin tüm organlarında egemen olacaktır.

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – 2023, 2071 hayalleri neydi?

RECEP ÖZEL (Devamla) - Biz AK PARTİ olarak yaptıklarımız, yapamadıklarımız milletin önünde. Eğer bir yanlışımız varsa 30 Martta bizim de hesabımızı görürler, sizin de hesabınızı görürler.

AYTUN ÇIRAY (İzmir) – Kutular da milletin önünde, kutular!

RECEP ÖZEL (Devamla) - Onun için, bizim kimseden bir çekindiğimiz, bir kaygımız yok. Şunu da lütfen…

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Onun hesabını yargıda göreceğiz, yargıda!

ÜNAL KACIR (İstanbul) – İstediğin yerde görürüz canım, nerede isterseniz orada görürüz, sen merak etme! 

RECEP ÖZEL (Devamla) - Şu 17 Aralık operasyonları olmasıydı muhalefet acaba hangi söylemle gelip buralarda…

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Hep “Yolsuzluk var.” diyorduk da millet inanmıyordu, kutuyu görünce inanmaya başladı millet! 

RECEP ÖZEL (Devamla) - İyi ki 17 Aralık operasyonu sizin açınızdan olmuş, elinizde başka bir malzeme yok.

Bakın, şu seçime gidiyoruz, vatandaşa biraz heyecan verin, projeler anlatın, “Biz şunları yapacağız.” deyin…

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Nerede, nerede…

RECEP ÖZEL (Devamla) – Ama bunları söylemiyorsunuz, geliyorsunuz burada ikide bir “17 Aralık operasyonu, İnternet yasaklamaları…” Hiçbir yerde hiçbir yasaklama yok arkadaşlar, her yerde bir düzenleme var. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Ya, biz “Abbas yolcu.” dedik, Abbas, sana demedik!

RECEP ÖZEL (Devamla) - Biz, bakın, bu ülkede var ya, size rağmen, muhalefete rağmen demokratik, laik, sosyal hukuk devletini geliştirmeye devam edeceğiz, muhalefete rağmen. Bundan hiç kimsenin şüphesi olmasın.

Biz, bugün getirmiş olduğumuz düzenlemeyle, getirmiş olduğumuz önergeyle çalışma saatlerine cuma, cumartesini de ilave ederek… Biraz önce konuşmacı burada “Bizi sabahlara kadar çalıştırıyorsunuz…” Evet, sabahlara kadar da çalıştırıyoruz.

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Ben onu söylemedim...

RECEP ÖZEL (Devamla) - Bu çalışmada şunu sizden talep ediyoruz: Her madde üzerinde, her önerge üzerinde elbette ki görüşleriniz olabilir, gelir burada konuşursunuz, o görüşlerinizden istifade ederiz ama bir dakika içerisinde bir yoklama, arkasından ikinci bir yoklama, burada çoğunluk…

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Üretemiyorlar, üretemiyorlar…

SAKİNE ÖZ (Manisa) – Oturun siz de…

RECEP ÖZEL (Devamla) - Bu da bir hakkın suistimali oluyor. Çalışma sürelerinin uzamasına bizler değil, sizin İç Tüzük’ten kaynaklanan bu hakkınız sebep olmaktadır. Gelir güzelce bu önerilerinizi, konuşmalarınızı burada yaparsınız, millet sizi de takdir eder, bizi de takdir eder.

Şimdi, getirdiğimiz bugünkü önerimizde özel yetkili mahkemelerin kaldırılmasını gündeme alıyoruz.

ENGİN ALTAY (Sinop) – Yeniden yargılama nerede, yeniden yargılama?

RECEP ÖZEL (Devamla) - Zannedersem hiçbir muhalefet partisi buna “Hayır” demiyor.

ENGİN ALTAY (Sinop) – Yeniden yargılama nerede?

RECEP ÖZEL (Devamla) - Sizlerin de gidip seçmene söyleyeceğiniz bunun içerisinde cümleler olacaktır. Ne getiriyoruz burada? Tutuklama ve gözaltı süresi, yeni bir düzenleme getiriyoruz. Kişisel verilerin hukuka aykırı bir şekilde ele geçirilmesini, yayınlanmasını cezai hükümlere tabi tutuyoruz.

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) - Ya, getirme sen, zaten üç ay sonra kendiliğinden yürürlüğe girecek, ne getiriyorsun.

RECEP ÖZEL (Devamla) - Bundan başka, hep şikâyet etmiş olduğunuz “Özel yetkili mahkemeler kaldırılsın.” Ha şimdi kaldırıyoruz, bunu da gündeme alıyoruz.

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) - Bir sene evvel söyledik, niye kaldırmadınız?

RECEP ÖZEL (Devamla) - Şu yasayı görüştükten sonra da onu görüşelim diyoruz. Bunu siz çalışma süresi olarak eğer algılıyorsanız, evet, bu yasanın bitimine kadar çalışma süresi uzayacak, cuma da çalışırız cumartesi de çalışırız diyorum.

Hepinize saygılar, sevgiler sunuyorum efendim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Millet bize çalışın diye oy verdi.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grup önerisi aleyhinde söz isteyen Ruhsar Demirel, Eskişehir Milletvekili.

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Sayın Başkanım, biraz önceki konuşmamda, ben, burada uzun süre çalışmalardan rahatsız olmadım…

BAŞKAN – Sayın Özdemir, Sayın Demirel’e söz verdim, bir saniye ama…

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Affedersiniz.

Ben, sadece Meclisteki kavga, kötü söz, küfürden ve uçuşan tekmelerden rahatsız olduğumu, bu tablonun da Meclise yakışmadığını, Meclisin itibarını düşürmek durumunda olduğunu ifade etmiştim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Buyurun Sayın Demirel.

RUHSAR DEMİREL (Eskişehir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Adalet ve Kalkınma Partisinin Grup önerisi üzerine parti grubum adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bu grup önerisinde hafta sonları çalışma var, mesai saatlerinin esnetilmesi var. Şöyle bir durum var tabii, önce, neredeyiz ve ne yapıyoruz? Türkiye Büyük Millet Meclisinin tek görevi yasa çıkarmak değil denetim. Denetim de çok önemli bir fonksiyonu. Yasa çıkarmak milletin faydasınaysa hayhay, elbette hepimiz taraftarız. Mesela, millet şu anda ne tür yasalar bekliyor veya Mecliste bekleyen yasalarda neler var, sizler hangi yasaları çıkarmak için bu mesai saatlerini teklif ediyorsunuz? Mesela, BAĞ-KUR borçlarının ertelenmesi, faizlerinin kaldırılması için bekleyen bir grup esnafımız var. Yaşa takılmış emekliler bir yasa teklifi bekliyorlar. Sosyal Güvenlik Kurumuyla ilgili ödenememiş borçları için af bekleyenler var. Bunlar milletin gündeminde var ama sizin burada yasama faaliyeti için yapmayı düşündüğünüz yasalara bakıldığında, 17 Aralık günü olan aydınlanmayla beraber gelen bir seri torba kanun var ve öyle bir kanunlar silsilesi hazırlıyorsunuz ki, daha on beş gün önce çıkardığınız İnternet’le ilgili yasayı bugünkü torbaya koymayı, bir başka maddeyi de gelecek haftaki torbaya koymayı düşünüyorsunuz.

Sayın milletvekilleri, yasa, gerekliyse çıkarılır. Çıkardığınız yasayı daha çıkarır çıkarmaz parti gruplarını gezerek “Biz bunu düzeltelim.” diye geziyorsanız bir durup düşününüz “Ne yapıyoruz, yasama faaliyetinden muradımız ne?” diye. İnternet’le ilgili yaptığınız kısıtlama yasasından şu an itibarıyla bile kendiniz de rahatsız oldunuz. Gözü kapalı parmak kaldırmak yalnızca salona girip “Yoklama isteniyor." diye, neye parmak kaldırdığınızın bile çoğu zaman farkında olmadığınız gibi bir durum var. Dolayısıyla Meclis yalnızca yasa yapmakla mükellef değil, Meclis millet adına denetim faaliyeti yapmayı da isteyen bir silsile içeriyor ve bu faaliyeti de genellikle biz muhalefet milletvekilleri yapmaya gayret ediyoruz. Niye gayret ediyoruz? Çünkü Mecliste bazen verdiğimiz soru önergeleriyle ilgili geri yazılar geliyor iade için. Mesela ben, geçtiğimiz günlerde basında yer almış bir haber üzerine bir soru önergesi verdim; olay da şu: Mukopolisakkaridoz hastası bir gencin ailesi, ilaç kullandığında oğullarının sağlığının iyi olduğunu ama yapılan zekâ testi sonrası “Bunun zekâ testinde IQ’su çok düşük çıktı, biz buna ilaç vermeyelim çünkü çok pahalı oluyor.” denilerek Sosyal Güvenlik Kurumunun ödemeleri kestiği ibaresi var haberde ve bu doğrulandı da haber. Ben de şunu sordum: “İnsanı yaşat ki devlet yaşasın.” diye siyaset yapan Hükûmetin pasif ötanazi uygulamasında her vatandaş için uygun bulduğu maliyet sınırı nedir?” diye. Bakın, bu bir denetim faaliyeti, yasama değil, yasama fonksiyonu gören Meclisteki denetim faaliyeti. Sayın Cemil Çiçek Bey'in imzasıyla bana bir yazı geldi, diyor ki: “İç Tüzük’e göre, 96’ncı maddeye göre uygun değildir.” Burada bir hakaret yok, bir yorum yok, yalnızca bir durumun tespiti var. Ben de kendisine cevap yazdım, dedim ki: Sorumun başındaki “İnsanı yaşat ki devlet yaşasın.” ifadesi önergeye muhatap Bakan dâhil birçok Hükûmet üyesinin pek çok kez kullandığı cümle olup bakanlıklarının resmî sitelerinde bile vardır, dolayısıyla ben bunu yalnızca kâğıdıma döktüm. İkinci cümledeki “pasif ötanazi” meselesi ise hastanın yaşam konforunu artırıcı destek ilaç ya da malzemenin tedarikinde vergileriyle devlet mekanizmasının ayakta tutulmasına katkı sağlayan ve vatandaşa ya da bakmakla yükümlü olduğu yakınına uygun bulunan meblağı sordum. Bunu da “Eğer, siz, hastanın yaşaması için gereken ilacı vermiyorsanız, en kibar tabiriyle ‘pasif ötanazi’ diyebiliyorum Sayın Başkan.” diye yollamıştım. Bugün tekrar bir yazı gelmiş bana “Önergeyi aynen yolladığınız için iade ediyoruz.” diye. 

Şimdi, gördüğünüz gibi, muhalefetin faaliyetini yerine getirmek adına   -ki bu millet adına denetim faaliyetidir- soru önergesi verme özgürlüğünü bile kestiniz Meclis Başkanının imzasıyla.

Ve ben buradan tekrar soruyorum: “İnsanı yaşat ki devlet yaşasın.” derken vatandaşa biçtiğiniz pasif ötanazinin maliyeti nedir? Bu soruya cevap verirseniz herkes çok memnun olacak. Çünkü sağlık yalnızca sizin ihtiyacınız değil, sağlık yalnızca sizin yakınlarınızın ihtiyacı değil. Tam gün yasasına rağmen, yasanın arkasından dolanarak, tam günle beraber üniversiteden ayrılmış hocaları, kendiniz, eşiniz ya da ailenizdeki herhangi bir fert için hastaneye getirtip kendinizi ameliyat ettirme hakkınız var ise bu vatandaşın haydi haydi hakkı var; çünkü o ayakkabı kutusuna koyduğunuz, çünkü o elbise torbalarına koyduğunuz paralar bu vatandaşın vergileridir. Kimse kendini kandırmasın. Hani eskiden “Ayak koktu.” deniyordu, şimdi ayakkabı kutularından bile koku çıkıyor. Ben de bu vatandaşın verdiği vergiyle tedavi olmasını engelleyen mekanizmanın maliyetinin ne olduğunu soruyorum. Ne olacak da bizim tedavi giderlerimizi keseceksiniz?

Vatandaşın IQ’suna laf etmiş burada birisi, doğru. Hükûmet eden partiden bir milletvekilinin de şöyle bir lafı vardı: “Sizi adam yerine koyduk, engelli kanunu çıkardık.” IQ’sunun normalin altında olması bir insanın zihinsel bir engelliliktir evet ama “Zihinsel engeli var.” diye insanları yok sayamazsınız. Bazılarımızın zihinsel ölçümlerde IQ’larımız normal çıkar ama o insanlar kadar hassasiyetlerimiz yoktur, onlar kadar duygularımız ifade edemediğimiz zamanlar olabilir. Bazı konularda vicdanımız onlar kadar harekete geçmiyor olabilir ve bu engellemenin, IQ’suna bakarak bir vatandaşın ilacını kesmenin tek bir ifadesi var: Pasif ötanazi ve ben de, bunu, buradan soruyorum; eğer yazılı soru önergesi vermem engelleniyorsa Meclis kürsüsünden ilgili bakana soruyorum “Sosyal Güvenlik Kurumunun vatandaş için belirlediği pasif ötanazi fiyatı nedir?” diye ve hafta sonları değil, gerekiyorsa on iki ay, yirmi dört saat çalışmayı Milliyetçi Hareket Partisi asla reddetmez. Ama ne için? Vatandaşın beklediği kanunların çıkması için. Şimdi tekrar söylüyorum: Esnaf BAĞ-KUR’la ilgili yasa bekliyor, yaş nedeniyle emeklilik hakkını elde edemeyenler yasa bekliyor, atanamamış öğretmenler müjde bekliyor. Bütün bunlar için eğer bir yasama faaliyeti yapılacaksa Milliyetçi Hareket Partisi yirmi dört saat bütün milletvekilleriyle burada olacaktır ama yalnızca mahdum hukuku için, mahdumlarınızdan ötürü olan ses dinlemeleri İnternet’e düşmesin diye, bazı insanlara tanıyacağınız istisnalar için, açılımlarınız için, terörü desteklemek için yasa çıkarmak adına hafta sonu çalışmak diyorsanız ne kendinizi kandırın ne milleti kandırmak için bir daha teşebbüste bulunmayınız.

Saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Adalet ve Kalkınma Partisi grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…  Öneri kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, birleşime beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 18.38


BEŞİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 18.45

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Dilek YÜKSEL (Tokat), Muharrem IŞIK (Erzincan)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 64’üncü Birleşiminin Beşinci Oturumunu açıyorum.

Alınan karar gereğince sözlü soru önergelerini görüşmüyor ve gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmına geçiyoruz.

1’inci sırada yer alan, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

X.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/242, 2/80) (S. Sayısı: 156)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

2’nci sırada yer alan, Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu raporlarının görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

2.- Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu Raporları (1/484) (S. Sayısı: 287)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

3’üncü sırada yer alan, Kocaeli Milletvekili İlyas Şeker ve Ağrı Milletvekili Ekrem Çelebi ile 18 Milletvekilinin; Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ile Manisa Milletvekili Erkan Akçay ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Mersin Milletvekili Mehmet Şandır'ın; 657 Sayılı Devlet Memurları Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, Kocaeli Milletvekili Haydar Akar'ın; 7269 Sayılı Umumi Hayata Müessir Afetler Dolayısıyla Alınacak Tedbirlerle Yapılacak Yardımlara Dair Kanuna Geçici Bir Ek Madde Eklenmesi Hakkında Kanun Teklifi, Manisa Milletvekili Erkan Akçay ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili İzmir Milletvekili Oktay Vural'ın; Gelir Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, Eskişehir Milletvekili Ruhsar Demirel ve 1 Milletvekilinin; Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, Sinop Milletvekili Mehmet Ersoy ve İstanbul Milletvekili Hüseyin Bürge ile 44 Milletvekilinin; Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile İçişleri Komisyonu, Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu, Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu ile Plan ve Bütçe Komisyonu raporlarının görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

3.- Kocaeli Milletvekili İlyas Şeker ve Ağrı Milletvekili Ekrem Çelebi ile 18 Milletvekilinin; Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ile Manisa Milletvekili Erkan Akçay ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın; 657 Sayılı Devlet Memurları Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, Kocaeli Milletvekili Haydar Akar’ın; 7269 Sayılı Umumi Hayata Müessir Afetler Dolayısıyla Alınacak Tedbirlerle Yapılacak Yardımlara Dair Kanuna Geçici Bir Ek Madde Eklenmesi Hakkında Kanun Teklifi, Manisa Milletvekili Erkan Akçay ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili İzmir Milletvekili Oktay Vural'ın; Gelir Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, Eskişehir Milletvekili Ruhsar Demirel ve 1 Milletvekilinin; Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, Sinop Milletvekili Mehmet Ersoy ve İstanbul Milletvekili Hüseyin Bürge ile 44 Milletvekilinin; Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile İçişleri Komisyonu, Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu, Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporları (2/1967, 2/1074, 2/1438, 2/1529, 2/1571, 2/1966) (S. Sayısı: 546)(x)

BAŞKAN – Komisyon ve Hükûmet? Yerinde.

Dünkü Birleşimde İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülen kanun teklifinin ikinci bölümünde yer alan 37’nci madde üzerinde üçüncü ve son önerge olan İstanbul Milletvekili Haluk Eyidoğan ve arkadaşlarının önergesinin oylanmasında kalınmıştı.

Şimdi, Komisyon ve Hükûmetin katılmadığı önergeyi hatırlatmak için tekrar okutup oylarınıza sunuyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan kanun 37. Maddesindeki madde 19 daki “kurulabilir” ifadesinin “kurulur” şeklinde değiştirilmesini arz ederiz.

Haluk Eyidoğan (İstanbul) ve arkadaşları

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Madde kabul edilmiştir.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Kaçıncı madde bu Sayın Başkan?

BAŞKAN – 37’nci madde kabul edildi.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Tamam.

                        

(x) 546 S. Sayılı Basmayazı 11/02/2014 tarihli 59’uncu Birleşim Tutanağı’na eklidir.

BAŞKAN – 38’inci madde üzerinde dört adet önerge vardır, okutup işleme alıyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 546 sıra sayılı Kanun Teklifinin çerçeve 38 inci maddesiyle 5902 sayılı Kanuna eklenen ek 1 inci maddenin birinci fıkrasına bağlı ekli (1) sayılı listede yer alan "Çözümleyici" ve "Programcı" unvanlı kadroların sınıfının "TH" olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

               Mustafa Elitaş                     Mihrimah Belma Satır                Nurdan Şanlı

                     Kayseri                                     İstanbul                                Ankara

              Ali Aydınlıoğlu                        İsmail Kaşdemir              Durdu Mehmet Kastal

                    Balıkesir                                   Çanakkale                            Osmaniye

                                                                Tülay Kaynarca

                                                                      İstanbul

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 546 sıra sayılı kanun teklifinin 38’inci maddesinin 4. fıkrasında yer alan “göre atanır” ibaresinin, “göre atanmaktadır” ibaresi ile değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

               Pervin Buldan                            Bengi Yıldız                        Hasip Kaplan

                       Iğdır                                        Batman                                 Şırnak

              Mülkiye Birtane                          İdris Baluken                          Altan Tan

                       Kars                                        Bingöl                               Diyarbakır

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan kanun teklifinin 38. Maddesinin 5. Fıkrasındaki "Binde biri" ifadesinin "binde beşi" olarak değiştirilmesini arz ederiz.

        Ferit Mevlüt Aslanoğlu              Aydın Ağan Ayaydın                   İzzet Çetin

                    İstanbul                                     İstanbul                                Ankara

                                Selahattin Karaahmetoğlu                    Sedef Küçük

                                              Giresun                                      İstanbul

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 546 sıra sayılı kanun teklifinin çerçeve 38 inci maddesi ile 5902 sayılı Kanuna eklenen ek 1 inci maddenin birinci fıkrasının eki (1) sayılı listede yer alan "psikolog" kadrosundan sonra gelmek üzere aşağıdaki kadronun dahil edilmesini arz ve teklif ederiz.

              Mustafa Kalaycı                         Mehmet Günal                   Yusuf Halaçoğlu

                     Konya                                      Antalya                                Kayseri

                                   Mesut Dedeoğlu                           Özcan Yeniçeri

                                   Kahramanmaraş                                  Ankara

SH              Sosyolog                                         8                                        100             100

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ SALİH KOCA (Eskişehir) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI İDRİS GÜLLÜCE (İstanbul) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Mustafa Kalaycı, Konya Milletvekili. (MHP sıralarından alkışlar)

MUSTAFA KALAYCI (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygılarımla selamlıyorum.

Görüşmekte olduğumuz maddeyle, Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığının yeni oluşturulan taşra teşkilatı için toplam 6.511 kadro ihdas edilmekte, il özel idarelerinin kadro cetvellerinde gösterilen il afet ve acil durum müdürlükleri ile sivil savunma, arama ve kurtarma birlik müdürlüklerine ait kadrolar iptal edilmektedir.

Yine, bu kanun teklifiyle İçişleri Bakanlığına 1.967 kadro, Gençlik ve Spor Bakanlığına 2’si müsteşar yardımcısı ve 10’u bakanlık müşaviri olmak üzere 26 kadro, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığına 10’u bakanlık müşaviri olmak üzere 11 kadro ihdas edilmektedir.

AKP zihniyeti kendi amacı, kendi keyfi için kadrolar ihdas ederken yıllardır hacı bekler gibi kadro bekleyen gençlerimizi görmezden gelmektedir. Atanamayan öğretmenler, atama bekleyen mühendisler, veterinerler,  teknikerler, kadro umudunu taşıyan 4/C’liler, taşeron işçiler, iş ve meslek danışmanları, vekil imam ve vekil müezzinler, vekil ebe hemşireler, usta öğreticiler, üniversite mezunu işçiler, geçici ve mevsimlik işçiler kadro beklerken AKP Hükûmeti kendisi için bakanlık müşaviri kadroları ihdas etmektedir.

Ülkemizde 350 bin atanmayı bekleyen öğretmen varken, yine bu kanun teklifiyle kurulan bir vakıf üniversitesine eğitim fakültesi açılması izni verilmektedir. Bu durum, yapılan işlerin plansız, programsız, keyfe keder olduğuna işaret etmektedir. Hâlbuki 2002 yılında Gaziantep, İzmir, Samsun mitinglerinde “Bunlar bir de sınavla öğretmen alıyor. O zaman niye okutuyorsun bu öğrencileri, yazık değil mi? ‘Öğretmen almıyorum.’ de, bu evlatlarım okumasın boşuna. Ama biz iktidar olunca inşallah boşta öğretmen adayı olmayacak.” diyen Sayın Başbakandır. On bir yıl sonra öğretmen açığı 127 bine, atanamayan öğretmen sayısı 350 bine ulaşmışken “Öğretmen maaşları memura haksızlıktır. Zaten on beş saat çalışıyorlar, bir de iki ay tatil yapıyorlar.” diyen yine Sayın Başbakandır.

Söz verip tutmayan, 300 binin üzerinde atanmayı bekleyen öğretmen varken yeni eğitim fakülteleri açan, atanamayan öğretmenleri yem bekleyen güvercinlere benzeten ve “Başka işe baksınlar.” diyen, öğretmenleri az çalışıp fazla maaş almakla suçlayan ve hakir gören bir zihniyetten bu memlekete hayır gelir mi? Yıllarca atama bekleyip babasının vereceği harçlığa muhtaç kalan öğretmen adaylarımız bunalıma girmekte, intihar etmektedir.

Değerli milletvekilleri, polislerimize de sürekli sözler verip sözlerini tutmayan yine Sayın Başbakan ve AKP Hükûmetidir. Türk polisinin en başta gelen isteği, ek gösterge ve tazminatlarının yükseltilmesidir. Tamamına yakını yüksek öğrenimli olan polislerimiz, 3600 ek göstergeyi haklı olarak istiyor. AKP Hükûmetinin her gelen içişleri bakanı söz vermiş, müjde vermiş ama hepsi boş çıkmıştır. Sayın Başbakan, 15 Temmuz 2007 tarihinde bir televizyon programında, seçimlerden sonra masaya yatırılacak ilk konunun polislerin özlük hakları olduğunu söylemiş. Yine, geçen yıl ramazan ayında Ankara İl Emniyet Müdürlüğü Çevik Kuvvet Şube Müdürlüğünde verilen iftar yemeğine katılan Sayın Başbakan, yaptığı konuşmada polisin emeklilik haklarını düzenleyen çalışmanın kanunlaştırılacağını söylemiş ancak bugüne kadar hiçbir düzenleme yapılmamıştır. AKP hükûmetine soruyorum: On binlerce emekli polisimizin icralık durumda olduğunu; ekonomik sorunlar, geçim sıkıntısı ve ödenemeyecek boyuta yükselen borçları nedeniyle bunalıma giren, intihar eden emekli polislerimiz olduğunu biliyor musunuz? Polisimizi bu duruma düşürmeye hiç kimsenin hakkı yoktur. Hâlâ neyi bekliyorsunuz? Sözünüzü niye tutmuyorsunuz? Türk polisi söz verip tutmayanlara ve yıllardır kendilerini aldatanlara hakkını helal etmeyecek, 30 Mart seçimlerinde de AKP’yi kelepçeleyip sandığa kilitleyecektir.

Sözünde durmamanın, yalan söylemenin yüce dinimize göre münafıklığın alametlerinden olduğunu belirterek sözlerime son veriyor, saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan kanun teklifinin 38. Maddesinin 5. Fıkrasındaki “Binde biri” ifadesinin “binde beşi” olarak değiştirilmesini arz ederiz.

                                      Ferit Mevlüt Aslanoğlu (İstanbul) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ SALİH KOCA (Eskişehir) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI İDRİS GÜLLÜCE (İstanbul) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Sakine Öz, Manisa Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

SAKİNE ÖZ (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; teklifin 38’inci maddesi üzerinde söz aldım, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Yasama tarihine kara leke olarak geçecek bir değişikliği görüşmekteyiz. Seçim takvimi ile yolsuzluğun takvimi birbirine bağlanmış, usulsüz işler ile devlet yönetiminde alınan hukuksuz kararlar iç içe geçmiş, Meclisin çalışma düzeni ve ilkeleri tümüyle çökertilmiştir. Yasama organı yasa yapma işini terk ederek Hükûmetin hatalarına yama yapma telaşına itilmiştir. Büyükşehir Yasası yazılırken unutulan birçok yerel kurumun ve personelin durumu bugün yine birçok hata ve boşlukla dolu düzenlemeyle seçime yetiştirilmeye zorlanmıştır.

Sayın milletvekilleri, son eklerle birlikte 53 maddeye ulaşan bu kanun teklifi aslında bizim elimize geldiğinde 19 maddeden oluşmaktaydı. Eklenen korsan tekliflerle, içeriğini çoğu zaman AKP’li vekillerin de bilmediği, bilmeden de el kaldırdığı önergelerle, Meclis, âdeta yasama organı olmaktan çıkmış, gelişigüzel diktiği elbiseye yama yapan bir acemi terziye dönüşmüştür. Öyle bir hale geldi ki, kanun teklifinin hangi amaçla verildiğini sorduğumuzda, ayrıntılı gerekçeler yazılı olarak sunulamamaktaydı.

Seçim yaklaştıkça torba Hükûmet tasarısının yerini bazı vekillerin torba teklifleri almaya başlamıştır. Meclisin çalışma düzeni tümüyle telaşa kurban edilmekte, Hükûmet, Meclisin saygınlığını tüketmek uğruna, zamandan kazanmanın ticari hesabını yapmaktadır. 19 maddeden 53 maddeye tırmanan bu torba teklife şimdi yeni bir ek yapılmaya çalışılmaktadır. İnternet sansür yasasına yeni yama geliyor. Çok garip bir dönemden geçiyoruz Sayın Milletvekilleri. Sayın Cumhurbaşkanı sansür yasasında birçok sorunlu madde varken bu yasayı Meclise geri göndermiyor, işin siyasi maliyetine katlanamıyor. Cumhurbaşkanı dün Twitter’lardan, Zaytung şakası yapar gibi, yanlış bulduğu maddeleri önce onaylıyor, sonra da Meclise talimat vererek “Hadi şimdi bu maddeleri değiştirin, tekrar onaylayın.” diyor.

Madem öyle, şimdi Meclisimize bir önerim var: Madem devlet yönetimi bu kadar perişan hâle sürükleniyor, madem Meclisin ve halkın talepleri bu kadar yok sayılıyor, İnternet’e sansür onayı bile Twitter’dan açıklanıyor, gelelim o  zaman, Meclis Genel Kurulunu da kapatalım, çıkacak yasaları Facebook’ta yazışarak yapalım, Cumhurbaşkanı da Facebook’tan görsün, Twitter’dan onaylasın. Siz de bu sayede zamandan kazanır, yolsuzlukların üstünü daha çabuk kapatırsınız.

Sayın milletvekilleri, Genel Başkanımızın dün Başbakana sorduğu 11 yolsuzluk sorusuna yanıt beklerken, ne yazık ki çok açık bir gerçek var ortada: Halkımızın haklı eleştirisini, tüm çözüm önerilerimizi baştan hiçe sayan Hükûmet ve Cumhurbaşkanı devlet yönetimini, seçim hesapları uğruna âdeta oyuncağa çevirmiştir. Eksik bulmasına rağmen onaylanan kanun, Çankaya tarihine geçmiştir.

Sayın milletvekilleri, sayın AKP’li milletvekilleri, 39’uncu maddede tekrar söz aldığımda ayrıntılı olarak anlatacağım ama burada kısaca şunu söyleyeyim: Afete hazırlıkta yetkiyi bu kadar merkeze taşıyan Hükûmetin, yerel kaynakları yeterince kullanamadığını sürekli anlatıyoruz ama bir türlü gereken önceliği göstermiyorsunuz.

Sivil savunma uzmanlarının sosyal denge tazminatı, yemek yardımı, özlük hakları, 50 yaşından sonraki iş durumları ne olacak diye sorduğumuzda yine yasanın boşluklarıyla karşılaşıyoruz. Çıkın, açıklayın lütfen. İl özel idaresi kadrolarında sorun doğunca Başbakanlık AFAD kadrosuna kaydırılan bu personelin geleceği ne olacak? “Sözlü sınav” adı altında kimler, nasıl yerleştirilecek? Öyle görünüyor ki şimdi AFAD müdürlüklerini il özel idaresinden alıp merkeze bağlarken yaratacağınız birçok hukuki boşlukta yine bir yasaya, yine bir teklife, tasarıya muhtaç olacaksınız.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı’na

Görüşülmekte olan 546 sıra sayılı kanun teklifinin 38’inci maddesinin 4. fıkrasında yer alan “göre atanır” ibaresinin, “göre atanmaktadır” ibaresi ile değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                                              Pervin Buldan (Iğdır) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ SALİH KOCA (Eskişehir) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

SAĞLIK BAKANI MEHMET MÜEZZİNOĞLU (Edirne) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen İdris Baluken, Bingöl Milletvekili.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 38’inci madde üzerinde vermiş olduğumuz önerge üzerine söz almış bulunmaktayım. Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Tabii, gerek bu kanunla ilgili gerekse bu kanunun maddeleriyle ilgili burada görüşlerimizi ve muhalefetimizi sürekli dile getiriyoruz, pek fazla da dikkate alınmıyor. Bu maddede vermiş olduğumuz önerge vesilesiyle özellikle yerelde, seçim bölgemde ilgili bakanlığı ilgilendiren birkaç sorunu tekrar burada dile getirmek istiyorum.

Değerli milletvekilleri, bakın, Bingöl şehri, tam kırk yıldır deprem mağduriyeti yaşayan ve şu anda da Türkiye’de birinci derecede deprem açısından riskli olan bir ilimiz. Kırk yıl önce, 1971’de Bingöl’de deprem olunca 800’ün üzerinde yurttaşımız yaşamını yitirmiş, neredeyse bir kentin tamamı harabe hâline gelmişti. O dönemde yapılan 40-50 metrekarelik geçici prefabrik konutlar tam kırk yıldır kalıcı konuta dönmeyi bekliyor. Bu konuyla ilgili defalarca soru önergesi verdik, defalarca Bakanlıkla birebir görüşmeler yaptık. Meclis Genel Kurulunda Çevre ve Şehircilik Bakanı -bir önceki Bakan- çıkıp söz verdi, “Bu kırk yıllık mağduriyet devletin ayıbıdır. Biz Bingöl’le ilgili bu mağduriyeti gidermeye söz veriyoruz.” dedi. Ona rağmen, bugüne kadar hâlâ bu mağduriyetin giderilmesi adına tek bir çalışma yapılmış değil. O dönem, bu geçici prefabrik evlerde, Bingöl’de kış koşulları sert geçtiği için, ısınma sorununu gidermek için tuğla izolasyonu amacıyla sembolik bir nakdî yardım yapılmış. Çoğu insan da bu 40-50 metrekarelik -ev demeyeceğim- kümeslerde bu ısınma problemini çözmek için, devletten aldığı paradan daha fazla, kendi cebinden tuğla alarak bu izolasyonu yapmış. Şimdi, ondan sonra devlet burada şu kurnazlığa girmiş, “Biz size tuğla yardımı için nakit verdik, nakdî yardım yaptık. Dolayısıyla, bu geçici konutlar kalıcı konuta çevrilmiştir.” cevabı vermiş. Böyle bir anlayış olur mu, böyle sahtekârca bir yaklaşım olur mu? Bu sahtekârca yaklaşımı bir önceki Çevre ve Şehircilik Bakanı da kabul etti ve Bingöl’le ilgili 71 konutlarının, bu barakaların kalıcı konuta çevrilmesi için çalışma yapacağını söyledi. Biz de -Bingöl’de 7 bine yakın hak sahibi var- bu mağdurların, tek tek hak sahiplerinin isimlerini dosya hâline getirip Çevre ve Şehircilik Bakanlığına ilettik, afetle ilgilenen ilgili birimlere ilettik ama bugüne kadar hâlâ tek bir çalışma yapılmış değil. Şimdi, bakan değişti, eminim ki bu Çevre ve Şehircilik Bakanın da, bu bakanlık yetkililerinin de hiç bu sorundan haberi yok. “Devlette süreklilik esastır.” deniyor ama bir bakan değiştiği zaman, daha önce belli bir aşamaya getirdiğiniz çalışmaların tamamı âdeta havaya uçuyor. Böyle bir anlayışı kabul etmemiz mümkün değildir.

Bakın, Bingöl’de, aynı şekilde, 2003 depremiyle ilgili de çok ciddi mağduriyetler var. O dönemde Bingöl kentinin yüzde 60’ı depremden etkilendi ama afet bölgesi ilan edilmedi. Afet bölgesi ilan edilmediği için, TOKİ eliyle yapılan konutlardan âdeta ticari kâr sağlayan, ticari kârı amaçlayan bir anlayış ortaya kondu. Şimdi, şehrin tamamı neredeyse bankalara borçlandırılmış durumda, maliyetinin çok çok üstünde fiyatlar çıkarılmış, insanlar bu konutların taksitlerini ödeyemiyorlar, ödeyemedikleri için banka faizleri çığ gibi büyüyor ve bu şekilde insanlar büyük bir çaresizlik içerisindeler. Biz bir kanun teklifi de verdik. Hiç olmazsa bu banka faizlerinin depremzedelerden, afetzedelerden alınmaması ve bununla ilgili bir yasal düzenleme yapılması için bu Meclise kanun teklifi verdik ama bugüne kadar, maalesef, bu Hükûmetin yine yaptığı hiçbir çalışma yok.

Bakın, bu 2003 depremiyle ilgili Bingöl’de İnönü Mahallesi’nde bir kentsel dönüşüm projesi devreye kondu yine TOKİ tarafından. Örneği yoktur,  hiçbir ilde örneği yoktur; insanların barınma sorunu giderilmeden âdeta insanlar dışarı atıldılar. Bu evler yıkılırken bu insanlara kira yardımı yapılmadı, enkaz yardımı yapılmadı, enkaz kaldırma yardımı yapılmadı, barınma sorunu çözülmedi, âdeta insanlar tehdit edilerek -imza vermezseniz hak kaybına uğrarsınız tehdidiyle- bu insanlardan imza alındı. Şu anda da insanlar o mağduriyetlerle boğuşuyorlar. Bir kent birinci derecede deprem riski altında olup kırk yıldır deprem mağduriyeti yaşamaz, ayıptır! Son on iki yılı da sizin Hükûmetinize aittir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İDRİS BALUKEN (Devamla) – Keşke Çevre ve Şehircilik Bakanı burada olsaydı ama buradaki bürokratların da not almasını ve bu sorunlarla ilgili bir an önce Bingöl Milletvekili olarak da bize yazılı ya da sözlü cevaplar iletmesini talep ediyoruz.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 546 sıra sayılı Kanun Teklifinin çerçeve 38 inci maddesiyle 5902 sayılı Kanuna eklenen ek 1 inci maddenin birinci fıkrasına bağlı ekli (1) sayılı listede yer alan "Çözümleyici" ve "Programcı" unvanlı kadroların sınıfının "TH" olarak değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                                                                          Mustafa Elitaş (Kayseri) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ SALİH KOCA (Eskişehir) – Takdire bırakıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

SAĞLIK BAKANI MEHMET MÜEZZİNOĞLU (Edirne) – Katılıyoruz Sayın Başkan.

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – Gerekçe.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

6.2.2014 tarihli ve 6158 sayılı Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 112. maddesinin son fıkrasıyla, 190 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye ekli (I) sayılı cetvelin kurumlara ait bölümleri ile diğer ilgili mevzuatta yer alan "Programcı" ve "Çözümleyici" unvanlı kadroların sınıfı "Teknik Hizmetler Sınıfı" olarak değiştirilmiştir. Önergeyle anılan Kanundaki değişikliğe uyum sağlanması amaçlanmıştır.

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmiştir.

Kabul edilen önerge doğrultusunda maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

39’uncu madde üzerinde üç adet önerge vardır, okutuyorum ve işleme alıyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan kanun teklifinin 39. Maddesinin geçici 7. Maddesinin 4. Fıkrasındaki "sivil savunma arama ve kurtarma birlik müdürlüklerinde işçi statüsünde görev yapan personel" ifadesinin " işçi ve memur statüsünde" şeklinde değiştirilmesini arz ederiz.

        Ferit Mevlüt Aslanoğlu              Aydın Ağan Ayaydın                   İzzet Çetin

                    İstanbul                                     İstanbul                                Ankara

       Selahattin Karaahmetoğlu                   Sedef Küçük                          Sakine Öz

                    Giresun                                     İstanbul                                Manisa

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 546 sıra sayılı kanun teklifinin çerçeve 39 uncu maddesi ile 5902 sayılı Kanuna eklenen geçici 7 nci maddenin ikinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmesini, üçüncü fıkrasında geçen "25/6/2001 tarihli ve 4688 sayılı Kanunun 32 nci maddesine göre yapılan ödeme ile" ibarelerinin madde metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

              Mustafa Kalaycı                         Mehmet Günal                   Yusuf Halaçoğlu

                     Konya                                      Antalya                                Kayseri

              Mesut Dedeoğlu                        Özcan Yeniçeri                         Alim Işık

              Kahramanmaraş                               Ankara                                Kütahya

(2) Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihte; ilgili il özel idarelerinin kadro cetvellerinde ayrı bir bölüm halinde il afet ve acil durum müdürlükleri ile sivil savunma arama ve kurtarma birlik müdürlüklerine ait memur kadrolarında bulunan personelden muhtelif mesleklere ait mühendis unvanlı kadrolarda bulunanlar mühendis unvanlı kadrolara, veteriner kadrosunda bulunanlar veteriner hekim unvanlı kadrolara, diğer personel ise aynı unvanlı kadrolara, bulundukları ilde Başkanlık taşra teşkilatı için ihdas edilen kadrolara halen bulundukları kadro dereceleriyle hiçbir işleme gerek kalmaksızın atanmış sayılır. Valilik ve kaymakamlıklarda Köylere Hizmet Götürme Birliklerinde çalışanlar da durumlarına uygun kadrolara hiçbir işleme gerek kalmaksızın atanmış sayılırlar.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 546 Sıra Sayılı Yasa Teklifinin 39'uncu maddesinin teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

               Pervin Buldan                            İdris Baluken                          Erol Dora

                       Iğdır                                        Bingöl                                 Mardin

                                     Hasip Kaplan                                Bengi Yıldız

                                           Şırnak                                         Batman

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ SALİH KOCA (Eskişehir) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

SAĞLIK BAKANI MEHMET MÜEZZİNOĞLU (Edirne) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen İdris Baluken, Bingöl Milletvekili.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

39’uncu madde üzerine vermiş olduğumuz önerge üzerinde konuşacağım. Yine, deminki konuşmamın devamı niteliğinde olacak. Özellikle seçim bölgemde, Bingöl’de Hükûmetiniz döneminde ortaya konan politikaların mağduriyetlerini aktarmaya devam edeceğim.

İki gün önce Bingöl’deydik. Kaleönü Mahallesi diye bir mahallemiz var. O mahallenin tam ortasına Çevre ve Şehircilik Bakanlığının onayıyla, il valiliğinin onayıyla, il özel idaresinin yetkisi altında olan bir beton santrali bir özel şirkete verilmiş. Mahallenin tam ortasında her tarafından kirli suların aktığı, her tarafından çevreye toz bulutlarının, sağlığa zararlı partiküllerin salındığı ve yine her tarafından neredeyse insan kulağını sağır edecek gürültülerin salındığı tam bir faciayla karşı karşıya kaldık. Ben de o beton santralini birebir orada, mahallede görmeye gittim, gerçekten tüylerimiz diken diken oldu. Yani, birkaç müteahhide, birkaç işadamına para kazandıracaksınız diye insan sağlığını hiçe sayıyorsunuz, çevre sağlığını hiçe sayıyorsunuz, ekolojik denge diye bir şey bırakmadınız. Böyle bir anlayış olur mu?

Mahalle sakinleri son üç yıl içerisinde defalarca valilikten söz almışlar. Ellerindeki dosyada vali yardımcılarının vermiş olduğu sözlerin imzaları var. Demişler ki: “2012 yılında biz bu beton santralini tekrar bu şirketlere vermeyeceğiz, buradan kaldıracağız.” Ama, ne hikmetse, herhâlde tepeden birileri demiş ki: O iş adamları, o müteahhitler yeterince para kazanmadı, o nedenle insan sağlığı çok önemli değil, oradaki insanların nefes alıp vermesi çok önemli değil, çevre sağlığı önemli değil, aynı şekilde bu beton santrali mahallenin ortasında bir ucube olarak dursun.

Bakın, ben göğüs hastalıkları uzmanlığı yaptığım dönemde o mahallede, aynı bölgede, aynı civarda yaşayan onlarca astım hastası, bronşit hastası, kanser hastası tedavi ettim. Şu anda o beton santrali bu hastaların tamamını ölüme doğru götürüyor. Oraya gittiğimizde insanlar bizden şunu istiyorlar, “Biz bir soluk temiz nefes almak istiyoruz.” diyorlar. “Ben günlerce hastanede yatıyorum, mağdurum, hastanede tam biraz düzeliyorum ama bu mahalleye geldiğimde Hükûmetinizin tasarrufuyla o mahallenin ortasına dikilen beton santrali sayesinde nefes alamıyorum.” diyorlar. Şimdi, Çevre ve Şehircilik Bakanlığının da bu konuda bilgisi var, o konu kendilerine de iletilmiş. Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü konuyu biliyor ama bugüne kadar kılını kıpırdatmamış. İki yıldır mahalleli aynı zamanda hukuk mücadelesi veriyor. Yaşam hakkını gasbeden, çevre sağlığını, insan sağlığını hiçe sayan o ucube, hem hukuk mücadelesi verilmesine rağmen hem yetkililere defalarca dosyalar aktarılmasına rağmen hâlâ orada duruyor. Bunun bir açıklamasının Bingöl halkına yapılması gerekiyor. Kaleönü Mahallesi’nin alabileceği bir tek temiz soluk, bir damla temiz nefes bizim için sizin iş adamlarınızın, müteahhitlerinizin kirli milyon dolarlarından daha değerlidir. O nedenle, bu ucubeyi bir an önce oradan kaldırmanız gerekiyor. Bingöl Valiliğiyle yapılan görüşmelerde de şimdi o beton santralinin kaldırılacağına dair sözler verilmiş. Ama, biz biliyoruz ki birileri eğer oradan para kazanmayla ilgili bazı sıkıntılar yaşama durumuyla karşı karşıya kalırsa tıpkı daha önce yaptığınız gibi siz buradan tepeden talimatlar verirsiniz, insan sağlığına rağmen orada o beton santralinin devamını sağlarsınız. Bu anlayışları, bu anlayışın yansıması olan politikaları bir kenara bırakmanız gerekiyor. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, sadece kâğıt üzerinde çevrenin geçtiği bir bakanlık değildir, onun getirdiği yükümlülüklerden ve sorumluluklardan birebir sorumlu olan, halka hesap vermesi gereken bir bakanlıktır.

Bu Kaleönü Mahallesi’ndeki beton santraliyle ilgili de hem AKP Grubunu hem de Bakanlık yetkililerini ve Sayın Bakanı duyarlı olmaya ve gereğini yapmaya, Kaleönü Mahallesi’nin yaşam hakkını korumaya davet ediyorum.

Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 546 sıra sayılı kanun teklifinin çerçeve 39 uncu maddesi ile 5902 sayılı Kanuna eklenen geçici 7 nci maddenin ikinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmesini, üçüncü fıkrasında geçen "25/6/2001 tarihli ve 4688 sayılı Kanunun 32 nci maddesine göre yapılan ödeme ile" ibarelerinin madde metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                                                                              Mustafa Kalaycı (Konya) ve arkadaşları

(2) Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihte; ilgili il özel idarelerinin kadro cetvellerinde ayrı bir bölüm halinde il afet ve acil durum müdürlükleri ile sivil savunma arama ve kurtarma birlik müdürlüklerine ait memur kadrolarında bulunan personelden muhtelif mesleklere ait mühendis unvanlı kadrolarda bulunanlar mühendis unvanlı kadrolara, veteriner kadrosunda bulunanlar veteriner hekim unvanlı kadrolara, diğer personel ise aynı unvanlı kadrolara, bulundukları ilde Başkanlık taşra teşkilatı için ihdas edilen kadrolara halen bulundukları kadro dereceleriyle hiçbir işleme gerek kalmaksızın atanmış sayılır. Valilik ve kaymakamlıklarda köylere Hizmet Götürme Birliklerinde çalışanlar da durumlarına uygun kadrolara hiçbir işleme gerek kalmaksızın atanmış sayılırlar.

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ SALİH KOCA (Eskişehir) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

SAĞLIK BAKANI MEHMET MÜEZZİNOĞLU (Edirne) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Alim Işık, Kütahya Milletvekili. (MHP sıralarından alkışlar)

ALİM IŞIK (Kütahya) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, görüşülmekte olan 546 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 39’uncu maddesi üzerine vermiş olduğumuz önerge hakkında söz aldım. Bu vesileyle yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, verdiğimiz bu önerge oldukça önemli bir önerge. Çünkü, sayıları 92 olan il afet ve acil durum müdürlükleriyle sivil savunma, arama ve kurtarma birlik müdürlüklerinin hiçbir gerekçe olmaksızın görevine son verilmesini uygun bulmamaktayız. Aynı görevi yürütmeye devam etmelerini istiyoruz bu söz konusu kurumların çünkü bu kanun 2009 yılında çıkarken tüm bu uyarıları Milliyetçi Hareket Partisi Grubu olarak yapmıştık. Yine sizin Hükûmetiniz döneminde çıktı, şimdi aradan geçen beş yıl sonra yeniden, yeni bir düzenlemeyle ayrı bir kargaşaya yol açacaktır.

Ayrıca, personelin 4688 sayılı Kanun’un 32’nci maddesine göre aldığı 700 lira civarındaki sosyal denge tazminatının dikkate alınmaması maaşlarında ciddi oranda azalmaya yol açacaktır. Bu düzenleme hakka ve hukuka sığmamaktadır. O nedenle, personelin mağduriyetine yol açacak bu düzenlemenin kaldırılmasını öngörüyoruz önergemizle.

Diğer bir önerimiz: Valilik ve kaymakamlıklarda köylere hizmet götürme birliklerinde çalışanların da kendi durumlarına uygun kadrolara atanmasının hiçbir işleme gerek duyulmaksızın doğrudan yapılması. Bu düzenlemeyle de Türkiye genelinde, 1.056 adet köylere hizmet götürme birliklerinde çalışan yaklaşık 10 bin personelimizin beklediği hakka kavuşmasını talep ediyoruz ki bu çalışanların yaklaşık yüzde 70’i üniversite mezunudur. Şimdi, birçok kişiye kadro vereceksiniz, 100 bin sözleşmeliye kadro vereceğiz, o zaman, bu insanların da hakkını, hukukunu korumak zorundayız.

Değerli milletvekilleri, umarım bu önergemizi yerinde bulacaksınız.

Sayın Bakanım, tabii ki acil durum yok ama aciliyet bekleyen ciddi anlamda birkaç sorunu da özellikle sizinle ilgili olduğu için dile getirmek zorundayım. Sağlık Bakanlığında çalışan vekil ebe ve hemşireler ile kamu dışı aile sağlığı elemanlarının kadro taleplerini size iletmem rica edildi, aynen iletiyorum. Bunlarla ilgili bir öneriniz varsa geliniz bu torba yasaya bunu da ilave edelim. Dolayısıyla, bu vekil ebe ve hemşireler ile kamu dışı aile sağlığı elemanlarının yüzünün gülmesine imkân tanıyalım.

Bir başka acil konu: 2011 yılında çıkartılan Bedelli Askerlik Yasası’nın maalesef çözüm değil, sorun olması nedeniyle bugün 750 bin dolayında bakaya, 2 milyon dolayında da tecilli var. Aynen kendi ifadeleriyle size aktarıyorum: Bunlar bir terörist gibi GBT’yle aranıyorlar, doktora ve okula dahi gidemiyorlar. Buna acil çözüm istiyorlar. Bu torba yasada, gelin, bunu da çözelim diyoruz.

Değerli milletvekilleri, bir acil konu daha var: Kütahya için Sağlık Bakanlığının 2010-2013 Yatırım Programı’na girmiş olan devlet hastanesi yani ikinci basamak hastane maalesef bu programdan çıktı çünkü 2013 yılı geride kaldı. Kütahya’ya bu devlet hastanesini yapacaksak lütfen, bir an önce, acilen, Kütahya’nın hakkı olan bu hastaneyi Kütahya’ya kazandıralım diyorum. Bu amaçla, Sayın Bakanın daha önceki Bakanın verdiği sözü yerine getirmesini talep ediyoruz.

Ayrıca, 2011 yılında yaşanan deprem nedeniyle Simav’da -çok ciddi mağduriyetlere yol açan- devlet hastanesi için verilen sözlerin de yerine getirilmesini talep ediyorum.

Yine, Kütahya’da Dumlupınar Üniversitesi merkez kampüsünde yapılmış olan ve bugüne kadar açılmayı bekleyen 520 yataklı fizik tedavi ve rehabilitasyon hastanesinin bir an önce hizmete geçirilmesini bir kez daha hemşehrilerim adına Sayın Bakanıma iletiyorum.

Önergemize desteğinizi bekliyor, tekrar hepinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Kabul edildi Sayın Bakanım, kabul etmeyenler daha azdı.

BAŞKAN - Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan kanun teklifinin 39. Maddesinin geçici 7. Maddesinin 4. Fıkrasındaki "sivil savunma arama ve kurtarma birlik müdürlüklerinde işçi statüsünde görev yapan personel" ifadesinin "işçi ve memur statüsünde" şeklinde değiştirilmesini arz ederiz.

                                                                   Ferit Mevlüt Aslanoğlu (İstanbul) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ SALİH KOCA (Eskişehir) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

SAĞLIK BAKANI MEHMET MÜEZZİNOĞLU (Edirne) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN - Önerge üzerinde söz isteyen Sakine Öz, Manisa Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

SAKİNE ÖZ (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüştüğümüz tasarının 39’uncu maddesi üzerinde söz aldım. Hepinizi tekrar saygıyla selamlıyorum.

Bu torba teklif görünümlü tasarı yarım bırakılmış, unutulmuş, yanlış ya da eksik yazılmış kanunları gündeme alayım derken yeni boşluklara yol açmaktadır. Afet kapsamındaki düzenleme, il afet müdürlüklerinin yapısını değiştirmekte ancak ülkemizin afet konusundaki temel hazırlık süreçlerine çözüm getirmemektedir. Kısacası biz bu afet yasası ile yeni bütünleşik afet yönetimi adı verilen kapsamlı bir düzenlemeye gidemiyoruz. 2014 bütçesinde afet önlemleri için ayrılan pay neden bu kadar az sorusuna yanıt alamıyoruz. Bu yasa teklifi Büyükşehir Yasası’nın yarattığı yetki karmaşası ile oyalanmakta, ne var ki afet yönetiminde bütçeye, risk unsuruna, geçici görevlendirmeye, yerel müdahale kanallarına, arama kurtarma birliklerine kapsamlı biçimde odaklanmamaktadır.

Sayın milletvekilleri, bu torba yasa teklifinde memur ve askerlerin hasta ya da engelli çocuklarına tanınan ek mazeret izni işçilere de tanınmalıydı. Önerdik ama dikkate almadınız. “Engelli ve yaşlı aylıkları artsın.” diye önerildi, umursamadınız. Gelin görün ki Bakanlığa müşavir kadrosu açılması için ek önerge vermeyi unutmadınız. Mevcut uzman erbaşların özlük haklarında iyileştirme yapmadan önce ek 3 bin kadro vermenin bir anlamı yok dedik, dinlemediniz. Şimdi, uzman erbaşların haklı talepleri, istifa sonrası iş arayışları çığ gibi büyümeye devam ederken yine susuyorsunuz.

Sayın milletvekilleri, artık çok açık bir gerçek var. AKP dönemi, yerel yönetimler açısından kayıp yıllardır ve merkezîleşmenin artışıdır. Büyükşehirlerde il özel idarelerinin kapanmasının ardından devreye giren yatırım izleme ve koordinasyon kurulları başkanlıkları yerel yönetimlerin yetki ve mallarını tek tek üzerine almakta, valiler Başbakanın siyasi talimatından çıkmadan partinin emir erine dönüşmektedir.

Afet Yasası ile ilgili düzenlemeler yerel yönetim-merkezî yönetim iş birliğinin havada kalacağını göstermektedir. Bu teklif, Hükûmetin afet planlamasında yetkileri yerel yönetimlerle, meslek odalarıyla ve uzmanlarla paylaşmada oldukça cimri davranacağını belgelemektedir. Özel idareye bağlı olan AFAD il müdürlüklerini merkeze bağlanmanın Avrupa Yerel Özerklik Şartı’na açıkça aykırı bir uygulama içerdiği ortadadır. Büyükşehirlerdeki organize sanayi bölgelerinde il özel idarelerinin mal varlıklarının bir çırpıda valilik emrine alınması yaşanan merkezîleşmenin doğuracağı hukuksal sorunların kanıtıdır.

Yerelleşmenin değil merkezîleşmenin hamlesinin son durağı mahallî idareler birliğidir. Birlik başkanı artık valiler arasından seçimle gelmeyecek, İçişleri Müsteşarı birliğin başına atanacaktır. Valileri partisine bağlamak, mahallî idareler birliğinin başına İçişleri müsteşarlarını atamak, Başbakanın yetki paylaşımını ve demokrasiyi umursamadığınızın kanıtıdır.

AKP döneminde yasalara yama üstüne yama yapan Meclis yasa tekliflerimizi aylardır raflarda bekletmektedir. Siz, devleti yönetecek iradeyi besleyip büyüttüğünüz paralı ellere, haramzadelere teslim ettiniz. Meclisin kendi içindeki tartışma ve karar alma süreçlerini tümüyle tükettiniz, Meclisi bürokrasinin esiri ettiniz. Bir iki gün içinde üstün körü ve hatalı geçen yasalar yüzünden Meclisi kendi sözünü söylemeden men ettiniz. İçeriğinden habersiz olduğunuz yasalara el kaldırıp indirdiniz, bürokratik vesayete koşulsuz teslim oldunuz. Siyaset dümenim dönsün diye yandaşların ihale rüşvetçisi, medyanın sansür kalesi, yerel yönetimlerin para çarkı, devletin rant yumağı, partinin şirket kasası, Meclisin ise kayırma yuvası olarak görülmesi bu yasa teklifiyle üzücü boyutlara varmıştır.

Torba tasarıların torba tekliflere dönüştüğü şu günlerde AKP sıralarını tekrar uyarıyorum: Hızın hız değil, yolunuz yol değil, telaşınız da hiç hayra alamet değil.

Aldığınız oyları hak edecek duruşu göstermeniz dileğiyle hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, birleşime bir saat ara veriyorum.

Kapanma Saati: 19.31


ALTINCI OTURUM

Açılma Saati: 20.32

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Muharrem IŞIK (Erzincan), Dilek YÜKSEL (Tokat)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 64’üncü Birleşiminin Altıncı Oturumunu açıyorum.

546 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerine devam edeceğiz.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

40’ıncı madde üzerinde iki adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 546 sıra sayılı kanun teklifinin çerçeve 40 ıncı maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

              Mustafa Kalaycı                             Alim Işık                       Yusuf Halaçoğlu

                     Konya                                      Kütahya                                Kayseri

                                    Lütfü Türkkan                               Reşat Doğru

                                          Kocaeli                                          Tokat

"MADDE 40- 12/11/2012 tarihli ve 6360 sayılı On Dört İlde Büyükşehir Belediyesi ve Yirmi Yedi İlçe Kurulması ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun geçici 1 inci maddesinin yirmibeşinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve maddenin sonuna aşağıdaki fıkra eklenmiştir.

"(25) Bakanlıklar ve merkezi idare kuruluşları tarafından il özel idarelerine kaynak aktarılmış olan işlerden, özel idarelerin tüzel kişiliğinin kalkacağı tarihe kadar tamamlanamayacak olanlar, 3152 sayılı Kanunun 28/A maddesine göre kurulan yatırım izleme ve koordinasyon başkanlıklarına devredilir. Söz konusu işlere ilişkin kaynakların devir tarihine kadar kullanılmayan kısımları İçişleri Bakanlığı merkez muhasebe birimi hesabına ödenir ve genel bütçenin (B) işaretli cetveline gelir kaydedilir. Gelir kaydedilen bu tutarlar karşılığını bütçesinin ilgili tertiplerine ödenek kaydetmeye ve bu ödeneklerden harcanmayan tutarları ertesi yıl bütçesine devren ödenek kaydetmeye İçişleri Bakanlığı yetkilidir. Yüklenici firma ile il özel idareleri arasındaki sözleşme, kaynağın gönderildiği ilgili yatırım izleme ve koordinasyon başkanlıklarına devredilir. Mevzuattan kaynaklanan tüm hak, alacak, borç ve diğer ilişkilerde muhatap, devrin yapıldığı yatırım izleme ve koordinasyon başkanlıklarıdır."

"(29) Bu Kanuna göre tüzel kişiliklerinin kaldırılması öngörülen belediyelerden, Türkiye İstatistik Kurumu tarafından tespit edilen 2012 yılı Adrese Dayalı Nüfus Sayım sonuçlarına göre nüfusu 2.000 ve üzerinde olan belediyelerin tüzel kişilikleri devam eder."

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 546 sıra sayılı kanun teklifinin 40'ıncı maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

        Ferit Mevlüt Aslanoğlu                 Mustafa Moroğlu                    Haydar Akar

                    İstanbul                                       İzmir                                  Kocaeli

          Aydın Ağan Ayaydın              Ahmet İhsan Kalkavan                Celal Dinçer

                    İstanbul                                     Samsun                                İstanbul

                                                              Uğur Bayraktutan

                                                                       Artvin                                      

MADDE 40 - 12/11/2012 tarihli ve 6360 sayılı On Dört İlde Büyükşehir Belediyesi ve Yirmi Yedi İlçe Kurulması ile Bazı Kanun ve Kanun hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun geçici 1 inci maddesinin beşinci ve yirmibeşinci fıkraları aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"5) Bu Kanun ile tüzel kişilikleri kaldırılan il özel idarelerinin her türlü taşınır ve taşınmaz malları, bağlı bulundukları Büyükşehir Belediyesine devredilir. İl özel idarelerinin hak, alacak ve borçları, komisyon kararıyla ilgisine göre bakanlıklara, bakanlıkların bağlı veya ilgili kuruluşları ile bunların taşra teşkilatına, valiliklere, yatırım izleme ve koordinasyon başkanlığına, büyükşehir belediyesine ve bağlı kuruluşuna veya ilçe belediyesine devredilmesine karar verilir. Devir işlemi, yapılacak ilk mahalli idareler genel seçimi tarihinde uygulamaya konulur. Maliye Hazinesine devredilen taşınmazlar Kanunun yayımlandığı tarih itibarıyla kullanmakta olan kurumlara tahsis edilmiş sayılır. Hazinenin özel mülkiyetindeki veya Devletin hüküm ve tasarrufu altındaki taşınmazlardan Maliye Bakanlığınca, bu Kanunun 1 inci maddesiyle tüzel kişilikleri kaldırılan il özel idarelerine, belediyelere ve köy tüzel kişiliklerine tahsis edilmiş olanlar; kuruluş kanunlarıyla kendilerine verilen kamusal nitelikteki görevleri yerine getirmeleri amacıyla ve komisyon kararıyla; ilgisine göre bakanlıklara, bakanlıkların bağlı veya ilgili kuruluşlarına, yatırım izleme ve koordinasyon başkanlıklarına, büyükşehir belediyelerine, büyükşehir belediyelerinin bağlı kuruluşlarına ve ilçe belediyelerine tahsis edilmiş sayılır."

"(25) Bakanlıklar ve merkezi idare kuruluşları tarafından il özel idarelerine kaynak aktarılmış olan işlerden, özel idarelerin tüzel kişiliğinin kalkacağı tarihe kadar tamamlanamayacak olanlar, 14/2/1985 tarihli ve 3152 sayılı İçişleri Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunun 28/A maddesine göre kurulan yatırım izleme ve koordinasyon başkanlıklarına, bunun dışında kalan il özel idaresi malları ise büyükşehir belediyelerine devredilir. Sözkonusu işlere ilişkin kaynakların devir tarihine kadar kullanılmayan kısımları İçişleri Bakanlığı merkez muhasebe birimi hesabına ödenir ve genel bütçenin (B) işaretli cetveline gelir kaydedilir. Gelir kaydedilen bu tutarlar karşılığını bütçesinin ilgili tertiplerine ödenek kaydetmeye ve bu ödeneklerden harcanmayan tutarları ertesi yıl bütçesine devren ödenek kaydetmeye İçişleri Bakanlığı yetkilidir. Yüklenici firma ile il özel idareleri arasındaki sözleşme, kaynağın gönderildiği ilgili yatırım izleme ve koordinasyon başkanlıklarına devredilir. Mevzuattan kaynaklanan tüm hak, alacak, borç ve diğer ilişkilerde muhatap, devrin yapıldığı yatırım izleme ve koordinasyon başkanlıklarıdır."

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ SALİH KOCA (Eskişehir) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI İDRİS GÜLLÜCE (İstanbul) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Celal Dinçer, İstanbul Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

CELAL DİNÇER (İstanbul) – Sayın Başkan, çok sayıda değil, az sayıda değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

546 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 40’ıncı maddesi üzerinde söz almış bulunuyorum. Afetler ancak yaşandığı zaman, acıları ortaya çıktığında anlaşılabiliyor. Hani çok güzel bir söz var, “Ağaçtan düşenin hâlinden ağaçtan düşen anlar.” 1999 Sakarya depreminde enkazdan çıkmış bir kardeşiniz olarak konuşuyorum. O zaman kamu görevlisiydim, depremden yirmi dakika sonra sayın vali, emniyet müdürü ve ben üçümüz kriz komitesini kurduk. İlk işimiz sivil savunma planlarını getirip bakmak oldu. Ama, uygulanacak tek kelime yoktu, o planlar sadece teftiş için hazırlanmış, sadece yasak savma babında hazırlanmış planlardı. Hükûmet konağının altında askerlik şubesi vardı. Askerlik şubesi çökmüş, 8 kahraman evladımız, askerimiz “Kurtarın bizi!” diye saatlerce bağırdılar; bir demir testeresi yoktu kesip de onları kurtarmak için.

Sayın Bakanım, deprem ve afetlerde hazırlık elbette çok önemli. Bugüne kadar sivil savunmayla ilgili çok değişiklikler oldu, kanunlar değiştirildi ancak bir türlü bütünleşik bir afet yönetimine geçemedik. Afet öncesi hazırlıklar konusunda gerek merkezî gerek yerel planlamamız çok yetersiz kaldı, kadrolaşma ve uzmanlaşma düzeyinde yeterli çalışmalar yapılamadı. Oysa üyesi bulunduğumuz gelişmiş ülkeler bu konuda o kadar çok mesafeler aldılar ki yatırımlarını, kamu örgütlenmelerini ve ayırdıkları ödenekleri muazzam seviyeye çıkardılar. Bütünleşik afet yönetimi bütün dünyanın birçok gelişmiş ülkesinde uygulanmakta ancak biz bir türlü buna geçemedik; yaptığımız çalışmalarda meslek odalarının, STK’ların görüşlerini alamadık. Bu konuda, dediğim gibi, tercihlerimiz ve yönetim anlayışımız çok eksik kaldı. Yerel yönetim reformlarındaki temel ilkelerden yerelleşme, halka yakınlık, planlı kentleşme, çevre hakkı, yaşanabilir kentler gibi kavramları yaşama geçiremedik.

Büyükşehir Yasası’nı otuz beş gün görüştük komisyonlarda, Mecliste. Biz, bu yasanın eksikliklerini defalarca dile getirdik. Muhalefet milletvekilleri olarak yaptığımız konuşmaları bugün toplasanız Meclis tutanaklarında 10 ciltlik ansiklopedi eder. “Bu yasa eksik çıkıyor, yanlış çıkıyor, lütfen bunu düzeltelim, daha geniş tartışalım.” dedik ama sizlere bir türlü dinletemedik. Daha yasa yürürlüğe girmeden bugün yanlışlıklarını görüyorsunuz, yamalarla bunu düzeltmeye çalışıyorsunuz. Bunun ne kadar yanlış olduğunu söyledik ama size anlatamadık çünkü yanlış bir taktiğiniz var, yanlış bir yasa yapma taktiğiniz var.

Değerli arkadaşlar, 5902 sayılı Yasa’yla il özel idareleri bünyesinde kurulan afet yönetimleri, şimdi il özel idarelerini kapattığımızda ortada kaldı. Biz bunları dile getirdik, buna benzer birçok konuyu dile getirdik ama gene sizlere dinletemedik.

Şimdi, il genel meclislerinin, bir diğer konuda, yatırım konusundaki yetkileri ortadan kalkıyor. Niçin? İl genel meclisleri kalkıyor, özel idareler kalkıyor. Peki “Geniş katılımlı, her zaman millî iradeye saygılıyız.” diyen bu Hükûmet, il genel meclislerini kaldırarak onların yetkilerini kime devrediyor dersiniz? 3 kişilik seçilmiş yani atanmış kişilere; vali, vali yardımcısı ve daire müdürlerinden oluşan 3 kişilik yatırım izleme ve koordinasyon başkanlığına. Adı çok büyük geliyor size, koordinasyon başkanlığı ama işin başında vali olacak, yüzlerce, binlerce, milyarlarca liralık işleri sadece emrinde 3 kişinin olduğu bir komisyonla götürecek. Buna da “Yerel yönetim anlayışını geliştiriyoruz.” diyeceksiniz. Bu anlayışınızın ne kadar yanlış olduğunu, yerel yönetimleri kapatarak bunun çözülemeyeceğini sizler de çok iyi biliyorsunuz. İstanbul gibi büyük yerlerde bir afet müdürlüğünün kurulmasıyla her biri bir il büyüklüğünde olan 39 ilçede nasıl yürüteceksiniz bu işleri? Mümkün değil. Bu yasa da eksik çıkıyor. Bu yasa da sorunlarımızı çözmeyecek. Göreceksiniz, yakın zamanda yeni değişikliklerle bu yasayı tekrar gündeme getireceksiniz.

Tekrar yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 546 sıra sayılı kanun teklifinin çerçeve 40 ıncı maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

"MADDE 40- 12/11/2012 tarihli ve 6360 sayılı On Dört İlde Büyükşehir Belediyesi ve Yirmi Yedi İlçe Kurulması ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun geçici 1 inci maddesinin yirmibeşinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiş ve maddenin sonuna aşağıdaki fıkra eklenmiştir.

"(25) Bakanlıklar ve merkezi idare kuruluşları tarafından il özel idarelerine kaynak aktarılmış olan işlerden, özel idarelerin tüzel kişiliğinin kalkacağı tarihe kadar tamamlanamayacak olanlar, 3152 sayılı Kanunun 28/A maddesine göre kurulan yatırım izleme ve koordinasyon başkanlıklarına devredilir. Söz konusu işlere ilişkin kaynakların devir tarihine kadar kullanılmayan kısımları İçişleri Bakanlığı merkez muhasebe birimi hesabına ödenir ve genel bütçenin (B) işaretli cetveline gelir kaydedilir. Gelir kaydedilen bu tutarlar karşılığını bütçesinin ilgili tertiplerine ödenek kaydetmeye ve bu ödeneklerden harcanmayan tutarları ertesi yıl bütçesine devren ödenek kaydetmeye İçişleri Bakanlığı yetkilidir. Yüklenici firma ile il özel idareleri arasındaki sözleşme, kaynağın gönderildiği ilgili yatırım izleme ve koordinasyon başkanlıklarına devredilir. Mevzuattan kaynaklanan tüm hak, alacak, borç ve diğer ilişkilerde muhatap, devrin yapıldığı yatırım izleme ve koordinasyon başkanlıklarıdır."

"(29) Bu Kanuna göre tüzel kişiliklerinin kaldırılması öngörülen belediyelerden, Türkiye İstatistik Kurumu tarafından tespit edilen 2012 yılı Adrese Dayalı Nüfus Sayım sonuçlarına göre nüfusu 2.000 ve üzerinde olan belediyelerin tüzel kişilikleri devam eder."

                                                                         Alim Işık (Kütahya) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ SALİH KOCA (Eskişehir) –Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI İDRİS GÜLLÜCE (İstanbul) - Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Alim Işık, Kütahya Milletvekili. (MHP sıralarından alkışlar)

ALİM IŞIK (Kütahya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum. Bu önergemiz, görüşülmekte olan torba yasa teklifinin 40’ıncı maddesinin mevcut hâlinin daha anlamlı, Türkçeye uygun hâle getirilmesine ek olarak nüfusu 2 binin üzerinde olan ve 2011 nüfusu 2 binin altında olduğu gerekçesiyle kapatılan, daha sonra nüfuslarını 2 binin üzerine çıkardıkları için 2012 yılı resmî nüfus sonuçlarına göre tüzel kişiliklerinin devamına hak kazanan belde belediyelerinin hakkının tescil edilmesini öngörmektedir.

Değerli milletvekilleri, bu yüce Meclis daha bir yıl bile geçmeden, yürürlüğe girmeden yaptığı yanlışı bu kanunda şimdi kaldırdığı il özel idareleriyle ilgili şehirlerde 30 Mart 2014 tarihine kadar tamamlanamayan işler için düzenleme getiriyor. Biz bu kanun çıkarken çok söyledik size, yapmayın bunu, bu memleketin kaynaklarını boşuna harcatmayın, bunu zamanı gelmeden değiştirmek zorunda kalırsınız dedik, dediğimiz doğru çıktı. Arkasından, bu kanun, yani 6360 sayılı Kanun 6 Aralık 2012 tarihinde yürürlüğe girdi, yirmi dört gün sonra Türkiye'deki beldelerin ve şehirlerin nüfusları güncellendi, o tarihte gerçek nüfusu 2 binin üzerinde olduğu hâlde göz göre göre feryatları duymadınız, bu beldeleri kapattınız, köye dönüştürdünüz. Yirmi dört gün sonra tescillendi ve toplam 75 belde sizin kanununuzun geçersiz olduğunu gösterdi ve nüfuslarının 2012 yılında 2 binin üzerinde olduğunu Türkiye İstatistik Kurumu kayıtlarına göre yayınladılar.

Daha sonra, Ordu ilini 2012 yılı nüfusu 750 binin üzerine çıktığı için büyükşehre dönüştürdünüz. Ordudaki 14 belde 2012 nüfusu 2 binin üzerinde olmasına rağmen mahalle oldu, geriye 65 belde kaldı. Şu anda bu 65 belde Ordu’ya verdiğimiz, yüce Meclis tarafından çıkan yasadaki hakkı istiyor. Bu önergede onu yapıyoruz, diyoruz ki: 2012 yılı nüfusu, İçişleri Bakanlığının vermiş olduğu resmî yazıda da ifade edildiği gibi, bugün 2012 yılı nüfusu olarak 2 binden fazla ise bunları köy yapmayın. Köy yaptığınız her belde göçle küçülüyor. Oradaki birçok insan mağdur oluyor.

Şu anda Türkiye genelindeki toplam 21 ilimizde 65 belde buradan çıkacak karara bakıyor. Bu beldelerden, Afyonkarahisar ilimizde 10, Tokat ilinde 20, Nevşehir ve Niğde illerinde dörder, Çankırı, Giresun, Gümüşhane ve Sivas illerinde üçer, Isparta ve Muş illerimizde ikişer, Adıyaman, Amasya, Ardahan, Artvin, Bayburt, Bingöl, Çanakkale, Iğdır, Kırıkkale, Kütahya ve Yalova illerinde birer olmak üzere toplam 65 belde göz göre göre bu Meclisin aldığı yanlış kararla köye dönüştürülüyor. “Gelin, bu kanunda il özel idareleri için yaptığımız bu düzenlemeyle beraber bu beldelerin hakkını iade edelim.” diyoruz. Yani sizler kanunla bunlara bir şey vermiyorsunuz. Bunlar, zaten, şu anda, 2 binin üzerinde, -2.200, 2.300, 2.050, 2.100, 2.020- yasadaki alt sınırın üzerinde nüfusa sahip. Bu illerin milletvekillerine sesleniyorum, iktidar partisi milletvekillerine: 21 ilin milletvekili, hiç olmazsa vicdanınıza danışın. Siz “hayır” demeyin. Bu insanlar kendi beldelerinin köy olmasını istemiyor.

Benim kendi beldem Kütahya ilinin Simav ilçesi Kuşu kasabası tam 1952 yılında belediye olmuş, altmış iki yıllık beldeyi şu anda sizin yanlışınızla kapatıyoruz. Yapmayın bunu!

Bu önerge, tamamen bir hakkın teslimidir, iadesidir. Sizden hiç kimse bir şey istemiyor ama var olan hakkını da yedirtmek istemiyor.

Özellikle bu konuyu sizlerin huzuruna taşıdık. Bu önergeye desteğinizi bekliyorum. 21 ilin milletvekilleri vicdanlarınızı yoklayın, ona göre oy kullanın.

Teşekkür ediyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın Başkan, karar yeter sayısının aranmasını istiyorum.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunacağım, karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı yoktur.

Birleşime beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 20.50


YEDİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 20.57

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Muharrem IŞIK (Erzincan), Dilek YÜKSEL (Tokat)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 64’üncü Birleşiminin Yedinci Oturumunu açıyorum.

Kütahya Milletvekili Alim Işık ve arkadaşlarının önergesinin oylanmasında karar yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi önergeyi tekrar oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler... Kabul etmeyenler...

Kâtip üyeler arasında anlaşmazlık olduğu için elektronik cihazla oylama yapacağız.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Katiplere bırakma, senin de sayma hakkın var. İç Tüzük’te öyle, “Başkan ve kâtiplerle beraber…” Daha İç Tüzük’ü öğrenemedin ya.

BAŞKAN – Öğretiyorsunuz Sayın Genç, teşekkür ediyoruz.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Öğrenmedin ya! Orada gülmenin de bir anlamı yok ki. Bir sorumluluk taşımak lazım.

BAŞKAN – Oylama için iki dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, karar yeter sayısı vardır, önerge kabul edilmemiştir.

546 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine devam edeceğiz.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

40’ıncı maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

41’inci madde üzerinde aynı mahiyette iki adet önerge vardır, okutup birlikte işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan kanun teklifinin 41 inci Maddesinin teklif metninden çıkarılmasını arz ederiz.

             Ferit Mevlüt Aslanoğlu              Aydın Ağan Ayaydın              İzzet Çetin

                    İstanbul                                     İstanbul                                Ankara

                Sedef Küçük                              Celal Dinçer              Selahattin Karaahmetoğlu

                    İstanbul                                     İstanbul                                Giresun

                                                                  Haydar Akar

                                                                      Kocaeli

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

              Mustafa Kalaycı                         Mehmet Günal                   Yusuf Halaçoğlu

                     Konya                                      Antalya                                Kayseri

               Özcan Yeniçeri                        Mesut Dedeoğlu                      Sinan Oğan

                     Ankara                               Kahramanmaraş                            Iğdır

BAŞKAN – Komisyon aynı mahiyetteki önergelere katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ SALİH KOCA (Eskişehir) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI İDRİS GÜLLÜCE (İstanbul) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Haydar Akar, Kocaeli Milletvekili.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bir torba kanunu görüşüyoruz. Tabii, torba kanun içerisinde her şey var her zaman olduğu gibi ama en önemli şeylerden bir tanesi de, özel idarenin görevlerinin büyükşehir yapılan illerde merkezî yatırım ve denetim bürolarına devredilmesiyle ilgili bir olay da torba kanunda beraber getiriliyor, onları düzenliyor neler olduğunu.

Aslında özel idareler bir kentteki en önemli halk meclislerinden bir tanesi…

Sayın Başkan, susturursanız konuşacağım.

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Biz dinliyoruz. O hiç dinlemiyor Sayın Başkan bizi.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen, sayın hatibin sesi anlaşılmıyor.

HAYDAR AKAR (Devamla) – …ama şimdi büyükşehir deyince, Türkiye’de  30 kent büyükşehir yapıldı. Örnek alınan illerden biri de Kocaeli iliydi. Şimdi, Kocaeli iline baktığımızda “Acaba bu büyükşehir Kocaeli örnek alınarak yapılmalı mıydı, yapılmamalı mıydı?” derken, ben bunu defalarca bu Meclis kürsüsünden anlattım fakat bu detaylara girmeyeceğim. Şimdi, Kocaeli Büyükşehrin önünde önemli bir problem var, bu problem de su problemi. Bildiğiniz gibi, kurak bir mevsim geçiriyoruz. Yuvacık Barajı’mız var, Yuvacık Barajı su seviyesi iyice azaldı. Yıllarca bu kürsüde ve başka mekânlarda Başbakan sürekli Yuvacık Barajı’nı kullandı; bir hile, hurda yolsuzluk yapıldığını söyledi ama bugün 17 Aralıkta yapılan, 25 Aralıkta yapılan yolsuzluk boyutunda değil. İlk yap-işlet-devret modeliyle yapılan ve bundan bir ay önce Büyükşehir Belediyesine devredilen, şu anda 7 milyar dolar değerindeki bir tesisten bahsediyoruz. Belki o tarih itibarıyla 890 milyona mal olan bu tesis pahalı olabilir, öyle düşünülebilir ama bugün geldiği noktada suyun azaldığını ve yakında kentin su ihtiyacını karşılayamayacağını görüyoruz.

Tabii, bu noktaya nasıl geldik bu çok önemli. Bir defa kent, Yuvacık Barajı ve Sapanca Gölü’nü kullanarak içme suyunu ve sanayi suyunu elde ediyor ama başka bir ortaklığımız daha vardı Gökçedere Barajı. Gökçedere Barajı, Yalova sınırları içerisinde olup bizim Karamürsel ve Gölcük ilçelerimize su sağlayan bir barajdı. Hemen, 2004’te AKP Büyükşehiri aldıktan sonra bu baraj, “İhtiyaç yok.” denilerek, hani hep kötüledikleri Yuvacık Barajı’nın varlığını kabul ederek “İhtiyaç yok.” denildi ve Yalova’ya bedelsiz olarak terk edildi yani yüzde 50 hissemiz vardı, bu hisseler bedelsiz olarak Yalova İl Özel İdaresine verildi.

Şimdi suyumuz yok. “Suyumuz yok.” deyip bundan birkaç yıl önce sırf Yuvacık Barajı’nı kötüleyebilmek, onun su tutmadığını ya da suyunun yetmediğini ispatlayabilmek için dereleri boşa akıttılar, yine çiçeği böceği sulayarak, yolları sulayarak Yuvacık Barajı’nın suyunun yetmediğini ifade etmeye çalıştılar, bunların tümü bir yalandı. Ama bugün geldiğimiz noktada, bu kuraklıkta, kentin 1 milyon 700 bin kişilik nüfusuna Yuvacık Barajı’ndan su verilmeye çalışıldığı için Yuvacık Barajı’ndaki -kuraklığın etkisiyle- su azalmıştı. Ne yapılıyor? Bir isale hattı çekildi 50 milyon TL’ye. Nereden? Sapanca Gölü’nden Yuvacık Barajı’na. Bu, birkaç defa çalıştırıldı. Bu isale hattı, bundan yedi-sekiz yıl evvel veya –tam hatırlayamıyorum ama- altı yıl evvel 21/b maddesine göre yapıldı. Bu yanlış bir şeydi, doğru değildi, usulsüzdü. Kime verildi biliyor musunuz arkadaşlar? Çalık Grubunun GAP İnşaat Şirketine verildi, ihalesiz olarak 21/b maddesiyle verildi.

Zaman zaman bunu kullanıyorlar ama başka bir tehlike daha çıktı ortaya. Şimdi Sapanca Gölü’nün de suyu bitmek üzere. Artık metan gazının kokusu hissedilir hâle geldi. Çok tarihî, efsane olarak anlatılan Sapanca Gölü’nün altında birtakım efsanelerin olduğu, binaların olduğu farz edilirdi, hep anlatılırdı çocukluğumuzda, şimdi onları orada görmeye başladık.

Sadece bu da değil, Sapanca Gölü’nü besleyen derelerin hemen üzerinde çok sayıda şişeleme tesisinin kurulduğunu görüyoruz. Yani, tüm kaynaklar kurutulmuş vaziyette. Artı, sanayi su çekiyor. Yani, Kocaeli’de kullanılan suyun yüzde 20’sini şu anda Kocaeli’deki sanayi çekmekte. Peki, sanayi bu içme suyunu, arıtılmış, dünya standartlarındaki içme suyunu kullanmak zorunda mı? İşte, konuşan arkadaşlarımızca burada, ne Hükûmet tarafından ne iktidar tarafından ne de iktidar partisi tarafından çözüm önerisi getirilmiyor.

Zamanım çok az kaldı ama birkaç örnek vermek istiyorum. Günde Kocaeli 13 milyon metreküp su kullanıyor…

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Doğru söyle, yanlış söyleme!

HAYDAR AKAR (Devamla) – Düzeltiyorum rakamı yanlış söylememek için.

Sadece TÜPRAŞ yılda 7,4 milyon metre küp su kullanıyor ve ikinci ünitesi önümüzdeki yıl devreye girecek, 15 milyon metreküp suya ihtiyacı olacak. Bu büyük bir tehlike Kocaeli için. Çok acilen deniz suyunun arıtılarak sanayide kullanılması gerekiyor ki bunun metreküp maliyeti 1 dolardır ama sanayinin bugün kullandığı suyun metreküp maliyeti 2,5 dolardır. Buradan öneriyorum… Gerçi çok bu işlere kafalarını yormuyorlar, daha çok rantsal ve kendilerine gelir getirici işlere kafasını yoran bir hükûmet anlayışı var ülkede ama bir an evvel Kocaeli’nin su problemi halledilmelidir diyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Hiçbir tanesi doğru değil.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Yanlış bir şey söyledim mi?

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Hiçbir tanesi doğru değil söylediklerinin.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Düzelt o zaman.

Sayın Başkan, Sayın Bakan söylediklerimin yanlış olduğunu söylüyor, gelip düzeltmesini talep ediyorum.

BAŞKAN - Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde söz isteyen Sinan Oğan, Iğdır Milletvekili.

Sayın Oğan, buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

BÜLENT TURAN (İstanbul) – “Kulis vekili” lafını iade ediyorum size. Kimse yok bak içeride.

SİNAN OĞAN (Iğdır) – Nasıl?

BÜLENT TURAN (İstanbul) – “Kulis vekili” lafını iade ediyorum size.

SİNAN OĞAN (Iğdır) – Oylamadan…

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Partimizden kaç kişi var, sizden kaç kişi var?

SİNAN OĞAN (Iğdır) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; maşallah daha kürsüye gelmeden AKP sıralarından laflar atılmaya başlandı. Siz eğer yoklamadan yoklamaya buraya geliyorsanız, kusura bakmayın size “kulis milletvekili” denir. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

Gelin burada… Yani başka bir şey konuşacaktım ama Sayın Başkan, müdahale edin.

BAŞKAN – Müsaade edin de hatip konuşsun, lütfen.

ALİM IŞIK (Kütahya) – İşine devam et, onlar laf atmaya alışık, devam et sen.

BAŞKAN – Yapmayın şunu.

SİNAN OĞAN (Devamla) – Meclisi çalıştırmak Hükûmetin görevidir. Hükûmet milletvekillerinin görevi yoklamadan yoklamaya gelmek değildir, kimse kusura bakmasın. (AK PARTİ sıralarından gürültüler) Eğer siz yoklamadan yoklamaya geliyorsanız biz de size “kulis milletvekili” deriz.

Değerli milletvekilleri, 2011 senesinde Sayın Başbakan Iğdır’a geldi. Yaklaşık 35 tane açılış yaptı. Şimdi, muhtemeldir ki Sayın Başbakan 30 Mart öncesinde yine Iğdır’a gelecek ve yine birtakım hayalî açılışlar yapacak. 30 Mart tarihine kadar, ben araştırıyorum, iki sene geçti, Sayın Başbakanın Iğdır’da açılışını yaptığı 35 adet değişik kurum ve kuruluşu Iğdır’da bir türlü bulamıyoruz. Mahalle mahalle, köy köy arıyoruz ve her ziyaret ettiğim mahalleye soruyorum, her ziyaret ettiğim köye soruyorum, Sayın Başbakan 2011 senesinde sizin mahallenizde bir açılış yaptı mı, sizin köyünüzde bir açılış yaptı mı diye. 35  tane hayalî açılışın şimdiye kadar tek bir tanesini Iğdır’da bulabilmiş değiliz. Çok merak ediyorum, bu yerel seçimlerde acaba hangi hayalî kuruluşları Iğdır’da yeniden açacaksınız?

Açılış demişken, hani polis karakolunu boyayıp açtığınızı biliyorduk, ne bileyim, çınar olmuş artık çınar, çınar olmuş kent ormanını, artık neredeyse ağaçları hakikaten böyle devrilecek, kerestelik ağaçlar olmuş kent ormanını Sayın Başbakanın açtığını biliyorduk ama… Burada aile ve sosyal güvenlik bakanlığını konuşuyoruz, sermaye piyasası her ne kadar benim konum olsa da biraz önce aile ve sosyal güvenlik bakanlığını konuştuk…

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı, Sosyal Güvenlik Bakanlığı değil. Hiçbir şeyi doğru bilmiyorsun.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Sosyal Güvenlik Bakanlığı değil.

SİNAN OĞAN (Devamla) – Sermaye piyasasını konuşuyoruz, bir dakika. 41’inci madde…

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – Sosyal Politikalar Bakanlığı.

SİNAN OĞAN (Devamla) – Ne konuştuğumuzu biliyorum.

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – Bilmiyorsunuz, hiçbir şey bilmiyorsunuz.

SİNAN OĞAN (Devamla) – Biraz önce Aile… (AK PARTİ sıralarından gürültüler) Aile ve sosyal güvenlik bakanlığı konuşuldu burada.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Öyle bir bakanlık yok ki.

BAŞKAN – Sayın Özel…

SİNAN OĞAN (Devamla) – Bir dakika ya, bir şey… (AK PARTİ sıralarından gürültüler) Bir dakika.

BAŞKAN – Lütfen.

SİNAN OĞAN (Devamla) – Bir dakika.

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Biraz oku sen onları. Kuliste biraz oku, öğrenirsin.

SİNAN OĞAN (Devamla) – Hepsini okudum, sen hiç merak etme. Hepsini okudum, merak etmeyin.

Yani, şimdiye kadar çok açılış yaptığınızı gördük ama engelli bir vatandaşımıza verilen akülü arabanın, yani küçücük motosikletin bir kenarına kırmızı kurdele bağlanıp onun açılışını yaptığınıza hakikaten devriiktidarınızda şahit olduk. Hiçbir iktidar… Şimdiye kadar birçok parti iktidara geldi, gitti, çok açılışlar yaptı. Hayalî açılışlarınızı da anladık, hadi, neyse, Iğdır’da olduğu gibi, 35 tane hayalî açılış yaptınız ama bir akülü arabanın yanına gelip, ona kırmızı kurdele bağlayıp, onu törenle açan iktidar olarak tarihe geçtiniz. Sizi kutluyorum!

HALUK EYİDOĞAN (İstanbul) – Guinness Rekorlar Kitabı’na girecekler.

SİNAN OĞAN (Devamla) – Guinness Rekorlar Kitabı da az gelir.

Akülü araba açan iktidar olarak sizi kutluyorum. Yazık, yazık! Engelli vatandaşlarımızı bari sömürmeyin ya. Yani, garibanın birine bir engelli arabası verilmiş, onun önüne bir kırmızı kurdele bağlayıp açmak nedir Allah aşkına ya, nedir Allah aşkına ya? O anlamda, o anlamda tarihe geçtiniz. Hayalî açılışlardan sonra, engelli vatandaşımıza verdiğiniz 1 adet akülü arabayı açmanız dolayısıyla sizi tebrik ediyorum, Meclis kürsüsünden de sizi alkışlıyorum.

Saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önergeler kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

42’nci madde üzerinde üç adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

 Görüşülmekte olan Kanun Teklifinin çerçeve 42 nci maddesi ile değiştirilmesi öngörülen 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin geçici 11 inci maddesinin birinci fıkrasına "Laboratuvarları" ibaresinden sonra gelmek üzere "ve Türkiye Kamu Hastaneleri Kurumu” ibaresinin ve aynı geçici maddenin sonuna ise aşağıdaki fıkranın, eklenmesini arz ve teklif ederiz.

"Müdür yardımcısı, eşiti veya daha üst idari görevlerde bulunup; kamu kurum ve kuruluşlarının yeniden teşkilatlanması veya kapatılması, özelleştirme uygulamaları kapsamında ilgili kuruluşların kısmen veya tamamen satışı nedeniyle kamu tüzel kişiliklerinin sona ermesi, devredilmesi, küçültülmesi, faaliyetlerinin durdurulması, kapatılması veya tasfiye edilmesi nedenleriyle 657 sayılı Kanuna tabi "Araştırmacı" unvanlı kadrolara atanan veya atanmış sayılanların, bu kadroda bulundukları sürece, anılan Kanunun 152 nci maddesi uyarınca ödenmekte olan zam ve tazminatları ile 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin ek 9 uncu maddesinde öngörülen ek ödemelerinin belirlenmesinde, genel idare hizmetleri sınıfında yer alan aynı dereceli "müdür yardımcısı" kadro unvanı için öngörülmüş olan zam ve tazminatlar ile ek ödeme oranları esas alınır. Bu fıkra hükümleri, 657 sayılı Kanunun 91 inci maddesinin ikinci fıkrasında öngörülen fark tazminatı verilmek ve ek ödemeleri döner sermaye bütçesinden ödenmek suretiyle 663 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin geçici 13 üncü maddesi kapsamında yer alan "Araştırmacı" kadrosunda bulunanlar hakkında da uygulanır ve bunlara 209 sayılı Kanuna göre ayrıca ek ödeme yapılmaz."

               Mustafa Elitaş                    Durdu Mehmet Kastal                    Fatih Şahin

                     Kayseri                                   Osmaniye                                Ankara

              Tülay Kaynarca                            İdris Şahin                           Mustafa Akış

                     İstanbul                                     Çankırı                                 Konya

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan kanun teklifinin 42. Maddesindeki geçici 11. Maddedeki "Sağlık Bakanlığı taşra teşkilatı, Türkiye Halk Sağlığı Kurumu laboratuvarları taşra personeli" ifadesinden sonra gelmek üzere "Kamu Hastaneleri Birliği" ifadesinin eklenmesini arz ederiz.

Ferit Mevlüt Aslanoğlu                      Aydın Ağan Ayaydın                   İzzet Çetin

        İstanbul                                                 İstanbul                                Ankara

Selahattin Karaahmetoğlu                          Sedef Küçük                        Celal Dinçer

        Giresun                                                 İstanbul                                İstanbul

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Kanun Teklifinin çerçeve 42 nci maddesi ile değiştirilmesi öngörülen 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin geçici 11 inci maddesinin sonuna aşağıdaki fıkranın eklenmesini arz ve teklif ederiz.

              Mustafa Kalaycı                         Mehmet Günal                   Yusuf Halaçoğlu

                      Konya                                     Antalya                                Kayseri

              Mesut Dedeoğlu                        Özcan Yeniçeri

              Kahramanmaraş                               Ankara

"Müdür yardımcısı, eşiti veya daha üst idari görevlerde bulunup; kamu kurum ve kuruluşlarının yeniden teşkilatlanması veya kapatılması, özelleştirme uygulamaları kapsamında ilgili kuruluşların kısmen veya tamamen satışı nedeniyle kamu tüzel kişiliklerinin sona ermesi, devredilmesi, küçültülmesi, faaliyetlerinin durdurulması, kapatılması veya tasfiye edilmesi nedenleriyle 657 sayılı Kanuna tabi "Araştırmacı" unvanlı kadrolara atanan veya atanmış sayılanların, bu kadroda bulundukları sürece, anılan Kanunun 152 nci maddesi uyarınca ödenmekte olan zam ve tazminatları ile 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin ek 9 uncu maddesinde öngörülen ek ödemelerin belirlen-mesinde, genel idare hizmetleri sınıfında yer alan aynı dereceli "şube müdürü" kadro unvanı için öngörülmüş olan zam ve tazminatlar ile ek ödeme oranları esas alınır."

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ AHMET ARSLAN (Kars) –Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI İDRİS GÜLLÜCE (İstanbul) - Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Sayın  Halaçoğlu?

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Gerekçe...

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Araştırmacı unvanlı kadrolara atanmış olanların mali haklarının yeniden düzenlenmesi amaçlanmaktadır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan kanun teklifinin 42. Maddesindeki geçici 11. Maddedeki "Sağlık Bakanlığı taşra teşkilatı, Türkiye Halk Sağlığı Kurumu laboratuvarları taşra personeli" ifadesinden sonra gelmek üzere "Kamu Hastaneleri Birliği" ifadesinin eklenmesini arz ederiz.

                                                                                             Aytuğ Atıcı (Mersin) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ AHMET ARSLAN (Kars) –Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI İDRİS GÜLLÜCE (İstanbul) - Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Aytuğ Atıcı, Mersin Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın  Başkan.

Değerli milletvekilleri, 546 sıra sayılı torba teklifin 42’nci maddesi üzerine söz almış bulunuyorum. Emekçileri 4/A, 4/B, 4/C, taşeron, memur, işçi diye bölüp haklarını yemeyen, eşit işe eşit ücret ödenmesi gerektiğini savunan milletvekillerini saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, bu 42’nci maddeyle 375 sayılı Kanun Hükmündeki Kararname’nin geçici 11’inci maddesini değiştiriyorsunuz. Peki, bu geçici 11’inci madde neyi düzenliyordu? Memuriyet taban aylığı ve kıdem aylığı ile ek tazminat ödenmesi ve bunun düzenlemelerini hükme bağlıyordu.

Şimdi, “Yaptığınız bu değişiklikle ne yaptığınızı biliyor musunuz?” diye sorsam yemin ederim bilmiyorsunuzdur yüzde 99’unuz. “Benim” diyen hukukçu, yaptığınız bu düzenlemeyi okuduğunda eğer bir okuyuşta anlarsa benim kulağımı çeksin. 42’nci maddenin düzenlenmesi yarım sayfa, bu yarım sayfada sizler kanuna yazılabilecek her türlü ama her türlü teknik deyimi yazmışsınız. Yani, yürürlükten kaldırılan hükümlerden şuraya atıfta bulunmuşsunuz, önceki hükümlere atıfta bulunmuşsunuz, mülga ek 3’e bilmem ne. Yani, anlaşılmaması için her şeyi yapmışsınız. Peki, ne demiyorsunuz bu maddede? Bir tek şey demiyorsunuz: “Ya, eşit işe eşit ücret ödemeliyiz.” Ya? Kafanıza göre, “Şu, şu kadar para alsın” kafanıza göre, “Bu, bu kadar para alsın.” diyorsunuz. Yani, çok basit, evrensel bir insan hakkını ihlal ediyorsunuz. Eşit iş yapan insanlar, eşit ücret almalıdır. Bunu yapmak yerine, siz “Ahmet şu kadar alsın, Mehmet şu kadar alsın.” demeye kadar işi karmakarışık hâle getirmişsiniz. Şimdi  ben  size burada ne anlatsam, ne kadar anlatmaya çalışsam anlamanız mümkün değil.

Size bir karikatür göstereceğim. Burada saatlerce, günlerce konuşsak bir karikatürün bize anlattığını anlatamayız. Bakın, bu karikatür şu… Bu karikatürde işleri nasıl arapsaçına çevirdiğinizi görüyorsunuz. Sevgili Musa Kart bu karikatürü yaparak diyor ki: “Gerilim yaratmayın. Söz verdik, bu işi çözeceğiz.” Çözmeye çalıştıkça batırıyorsunuz, çözmeye çalıştıkça batırıyorsunuz!

RECEP ÖZEL (Isparta) – O sana göre!

AYTUĞ ATICI (Devamla) - Bu işi sizin normal koşullarda çözmeniz hiçbir şekilde mümkün değil. Neden? Çünkü, yasalarda hiçbir şekilde uzlaşı aramıyorsunuz.

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Karikatürün tarihi ne, bir bakar mısınız?

AYTUĞ ATICI (Devamla) - Yasalarda bir uzlaşı arasaydınız eğer, bugüne kadar bu karmaşık işleri yapmazdınız.

Bütün emekçiler, bütün memurlar, işçiler sizden bir tek şey istiyor, diyor ki: Ey AKP milletvekilleri, ben bu ay farklı, gelecek ay farklı para almak istemiyorum. Benimle aynı işi yapan arkadaşımdan farklı bir ücret almak istemiyorum. Bu ay sonunda acaba evin kirasını, kreşin parasını denkleştirecek miyim diye hesap yapmak istemiyorum. Ben paramı bileyim, emeğimin karşılığını bileyim, ben buna göre yaşayayım. Ama siz ne yapıyorsunuz? Hayır, canınızın istediğine kıdem tazminatı, canınızın istediğine çeşitli yollarla çeşitli paralar aktarıyorsunuz, canınızın istemediğine aktarmıyorsunuz. İşte, bu kanun  teklifinde yaptığınız iş budur.

Kendi mesleğimden örnek vereyim: Kendi mesleğimde, aynı uzmanlık dalına sahip bir doktor aynı sayıda hasta baktığında iki farklı hastanede farklı ücret alıyor. Böyle bir anlayış olur mu? İşte, siz bu anlayışı düzelteceğiniz yerde işi daha çok arapsaçına çevirmişsiniz ve işin içinden çıkamıyorsunuz.

Peki, sizin yaptığınız bu kanunlar nedeniyle mahkemelere başvuran insanlar, mahkemelerden benzer karar, eşit karar çıkarabiliyor mu? Hayır, çıkaramıyor. Bakın, size bir dava sonucu gösteriyorum. Bu dava sonucunda 4/C’liler diyor ki: “Biz hastanede döner sermayenin oluşumuna katkı sunuyoruz. O yüzden döner sermayeden pay istiyoruz.” İstanbul, Konya, Adana, Gaziantep, Trabzon, İzmir “Evet, haklısınız.” diyor, Diyarbakır “hayır” diyor. Niye? Çünkü yaptığınız kanunu hâkimler bile anlamıyor.

Yazıklar olsun! Siz böyle devam edin, emekçinin hakkını yemeye devam edin. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Kanun Teklifinin çerçeve 42 nci maddesi ile değiştirilmesi öngörülen 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin geçici 11 inci maddesinin birinci fıkrasına "Laboratuvarları" ibaresinden sonra gelmek üzere "ve Türkiye Kamu Hastaneleri Kurumu” ibaresinin ve aynı geçici maddenin sonuna ise aşağıdaki fıkranın, eklenmesini arz ve teklif ederiz.

"Müdür yardımcısı, eşiti veya daha üst idari görevlerde bulunup; kamu kurum ve kuruluşlarının yeniden teşkilatlanması veya kapatılması, özelleştirme uygulamaları kapsamında ilgili kuruluşların kısmen veya tamamen satışı nedeniyle kamu tüzel kişiliklerinin sona ermesi, devredilmesi, küçültülmesi, faaliyetlerinin durdurulması, kapatılması veya tasfiye edilmesi nedenleriyle 657 sayılı Kanuna tabi "Araştırmacı" unvanlı kadrolara atanan veya atanmış sayılanların, bu kadroda bulundukları sürece, anılan Kanunun 152 nci maddesi uyarınca ödenmekte olan zam ve tazminatları ile 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin ek 9 uncu maddesinde öngörülen ek ödemelerinin belirlenmesinde, genel idare hizmetleri sınıfında yer alan aynı dereceli "müdür yardımcısı" kadro unvanı için öngörülmüş olan zam ve tazminatlar ile ek ödeme oranları esas alınır. Bu fıkra hükümleri, 657 sayılı Kanunun 91 inci maddesinin ikinci fıkrasında öngörülen fark tazminatı verilmek ve ek ödemeleri döner sermaye bütçesinden ödenmek suretiyle 663 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin geçici 13 üncü maddesi kapsamında yer alan "Araştırmacı" kadrosunda bulunanlar hakkında da uygulanır ve bunlara 209 sayılı Kanuna göre ayrıca ek ödeme yapılmaz."

                                                                              Tülay Kaynarca (İstanbul) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ AHMET ARSLAN (Kars) – Takdire bırakıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI İDRİS GÜLLÜCE (İstanbul) – Katılıyoruz efendim.

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – Gerekçe…

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

6/4/2011 tarihli ve 6223 sayılı Yetki Kanunu kapsamında 666 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye eklenmiş olan ve söz konusu yetki kanunu kapsamına girmediği gerekçesiyle Anayasa Mahkemesince iptal edilen geçici 11 inci madde hükmünün yeniden düzenlenmesini öngören maddede, mevcut madde hükmüne uyum sağlanması ile Araştırmacı unvanlı kadrolara atanmış olanların mali haklarının yeniden düzenlenmesi amaçlanmaktadır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmiştir.

Kabul edilen önerge doğrultusunda maddeyi oylarınıza sunuyorum…

ENGİN ALTAY (Sinop) – Karar yeter sayısı Başkanım.

BAŞKAN – Karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler... Kabul etmeyenler...

Kâtip üyeler arasında anlaşmazlık var.

Bir dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla oylamaya başlandı)

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) - Sayın Başkanım, “bir dakika” dediniz, iki dakika verdiniz, bir dakika sonunda kesmek durumundasınız.

BAŞKAN – Bir dakika verdik, merak etmeyin, kesilecek. Teknik eleman yanlış anlamış.

(Elektronik cihazla oylamaya devam edildi)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, karar yeter sayısı yoktur.

Birleşime beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 21.26
SEKİZİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 21.34

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Muharrem IŞIK (Erzincan), Dilek YÜKSEL (Tokat)

 

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 64’üncü Birleşiminin Sekizinci Oturumunu açıyorum.

42’nci maddenin oylanmasında karar yeter sayısı bulunamamıştı. Şimdi maddeyi tekrar oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir, karar yeter sayısı vardır.

546 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine devam edeceğiz.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

43’üncü maddede bir adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 546 sıra sayılı kanun teklifinin çerçeve 43’üncü maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

              Mustafa Kalaycı                         Mehmet Günal                   Yusuf Halaçoğlu

                     Konya                                      Antalya                                Kayseri

              Mesut Dedeoğlu                        Özcan Yeniçeri                   Seyfettin Yılmaz

              Kahramanmaraş                               Ankara                                 Adana

“Madde 43- 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameye Ekli (II) sayılı Cetvelin 9’uncu sırasında yer alan bölümü aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

 

9 Başbakanlık ve bakanlıklar ile bağlı, ilgili ve ilişkili kurum ve kuruluşların il müdürü ve bölge müdürü, defterdar, il emniyet müdürü, il müftüsü, vergi dairesi başkanı kadrolarında bulunanlardan;                                                           

a) Ankara, İstanbul ve İzmir illerinde görev yapanlar                                 50.750          27.950

b) Büyükşehir belediyesi bulunan illerde görev yapanlar                           46.850          25.775

c) Diğer illerde görev yapanlar                                                                   45.800          25.200

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ AHMET ARSLAN (Kars) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI İDRİS GÜLLÜCE (İstanbul) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Seyfettin Yılmaz, Adana Milletvekili. (MHP sıralarından alkışlar)

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan kanun teklifinin 43’üncü maddesinde verdiğimiz değişiklik önergesiyle ilgili söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

43’üncü madde Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı ve Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığını içermektedir. Bu maddeyle ilgili tabii, sosyal güvenlikle ilgili vatandaşlarımızın birçok sıkıntıları mevcuttur, birçok sıkıntılarla karşı karşıyadır. İşte, bize iletilen sorunlardan bir tanesi: Geçmişte sigortalı hizmeti bulunmakla beraber, BAĞ-KUR kaydı yok diye o hizmeti sayılmadığından dolayı emekli sayılmayan bütün esnaf ve çiftçilerimiz bu torba kanunlarda sorunlarına bir çözüm aramaktadır.

Toplumun tüm kesimleri olduğu gibi, bu torba kanunlarda, işte, atanamayan öğretmenlerden taşeron işçilerimize kadar toplumun tüm kesimleri sorunlarına bir çözüm aramak isterken ne yazık ki gece yarılarına kadar çalıştığımız bir süreç içerisinde, bırakın toplumun sorunlarının çözülmesini, 17 Aralık süreciyle başlayan asrın yolsuzluğuyla beraber, kendi iktidarınızın devamını sağlayacak, kendi hırsızlık ve yolsuzluk iddialarında ismi geçen tüm bakanlar, Başbakan, çocukları, yakınlarını nasıl güvence altına alabiliriz; bunun gayreti içerisinde olan bir Hükûmetle karşı karşıyayız. Yani, sabahlara kadar çalıştırıyorsunuz, çalışalım sabahlara kadar, eğer vatandaşın problemi çözülecekse biz yerimizden gitmemek kaydıyla çalışmaya hazırız ama burada vatandaşın sorununu çözmüyoruz, halkın sorununu çözmüyoruz. Neyin sorununu çözüyoruz? Birileri devletin malına el uzatmış, onunla ilgili ortada iddialar var. Birileri de geliyor; “Biz bunları nasıl kurtarırız, nasıl koruruz?” Onun gayreti içerisindesiniz.

Seçim sathı mailine girmişiz. “Sandık çözüm olacak.” diyorsunuz. Sandığın çözüm olması için bırakın gidelim de seçim bölgemizde çalışma yapalım. Sizin tuzunuz kuru. Niye tuzunuz kuru? Bütün medya organları elinizde. Sayın Başbakan talimatı verdi mi aynı anda kırk tane televizyon Sayın Başbakanı canlı veriyor. Bir yerde, bir yere konuşuyor. Sayın Başbakan neredeyse bakkal dükkânı açsa kırk tane televizyon canlı verecek. Bizim böyle bir imkânımız yok, bizim elimizde televizyon yok.

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Daha şimdiden mazeret uydurmayın ya.

SEYFETTİN YILMAZ (Devamla) – Hiç mazeret uydurmuyorum ama adalet arıyoruz, hakkaniyet arıyoruz.

BEDRETTİN YILDIRIM (Bursa) – Mazeret uydurmayın.

SEYFETTİN YILMAZ (Devamla) - Yani, öyle Fas’tan arayıp da “Bahçeli’yi kaldırın.” diyen bir Başbakan aynı anda düğmeye bastığı zaman altı tane gazete aynı manşeti atıyorsa siz hangi mazeretten bahsediyorsunuz. Bizim mazerete ihtiyacımız yok. Göreceksiniz…

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Hiçbir mazeret başarının yerini tutmaz.

SEYFETTİN YILMAZ (Devamla) – Allah büyük, kazdığınız kuyuya düşeceksiniz, 30 Marttan sonra yine burada görüşeceğiz ama müsaade edin de hakikaten şu politikaları biz vatandaşa bir anlatalım. Yani, bizim gidip vatandaşla buluşmamız lazım.

Şimdi, burada biz çalışmaya varız. Devleti istihbarat devletine çevirdiniz. Şimdi, bakıyorum, komisyonlar harıl harıl çalışıyor. Ne geliyor ne gidiyor diye bakıyoruz, şimdi de yeni, MİT Kanunu’yla ilgili birtakım şeyler geliyormuş. Devleti istihbarata çeviriyorsunuz, yargıyı kendinize bağlıyorsunuz. İnternet’le bütün muhalif grupları kontrol altına alıyorsunuz. Yani ne yapmaya çalışıyorsunuz? Sabaha kadar çalışalım, getirin bu torba yasaları ama Anadolu coğrafyasında bir tane mazlum, mağdur, hakkını arayan vatandaşımızın problemi çözülecekse biz sabahlara kadar burada çalışmaya hazırız. Ama hiç kusura bakmayın yani burada hırsızlığa, yolsuzluğa bulaşmış, vatandaşın hakkını yiyen, harama el uzatan, haramzadeleri korumak ve kontrol altına almak için çıkarılan yasalar için burada ne iktidar partisinin milletvekillerini ne de muhalefet partisinin milletvekillerini çalıştırmaya kimsenin hakkı yok.

Şimdi, bu yasaları çıkaracaksınız, devleti istihbarat devleti hâline getireceksiniz, Bakanlığı Adalet Bakanına bağlayacaksınız, yasaları kendinize göre ayarlayacaksınız, her şeyden mağduriyet çıkardığınız gibi buradan da mağduriyet çıkaracaksınız ama bu sefer bu milleti kandıramayacaksınız, bu sefer bu milleti aldatamayacaksınız. Hırsızlıktan ve yolsuzluktan Türk milleti hiçbir zaman için bu mağduriyete prim vermeyecek. Diğer mağduriyetlerde mağduriyet rolleri oynadığınızda milletin hoşuna gidebilecek söylemleriniz vardı ama yüce Türk milleti -açık ve net söylüyorum- hırsızlıktan mağduriyet doğurmaz, hiç uğraşmayın. Bu yasalarla hiç uğraşmayın, buradan mağduriyet çıkaramayacaksınız.

Hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunacağım…

III.- YOKLAMA

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

ENGİN ALTAY (Sinop) – Sayın Başkan, yoklama talep ediyoruz.

BAŞKAN - Yoklama talebi  var, yerine getireceğim.

Sayın Altay, Sayın Serindağ, Sayın Köse, Sayın Nazlıaka, Sayın Acar, Sayın Eyidoğan, Sayın Genç, Sayın Akar, Sayın Gök, Sayın Kaplan, Sayın Özgündüz, Sayın Küçük, Sayın Tunay, Sayın Tanal, Sayın Aldan, Sayın Haberal, Sayın Susam, Sayın Tanrıkulu, Sayın Onur ve Sayın Öztürk.

İki dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, toplantı yeter sayısı vardır.

X.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

3.- Kocaeli Milletvekili İlyas Şeker ve Ağrı Milletvekili Ekrem Çelebi ile 18 Milletvekilinin; Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ile Manisa Milletvekili Erkan Akçay ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın; 657 Sayılı Devlet Memurları Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, Kocaeli Milletvekili Haydar Akar’ın; 7269 Sayılı Umumi Hayata Müessir Afetler Dolayısıyla Alınacak Tedbirlerle Yapılacak Yardımlara Dair Kanuna Geçici Bir Ek Madde Eklenmesi Hakkında Kanun Teklifi, Manisa Milletvekili Erkan Akçay ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili İzmir Milletvekili Oktay Vural'ın; Gelir Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, Eskişehir Milletvekili Ruhsar Demirel ve 1 Milletvekilinin; Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, Sinop Milletvekili Mehmet Ersoy ve İstanbul Milletvekili Hüseyin Bürge ile 44 Milletvekilinin; Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile İçişleri Komisyonu, Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu, Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporları (2/1967, 2/1074, 2/1438, 2/1529, 2/1571, 2/1966) (S. Sayısı: 546) (Devam)

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum:  Kabul edenler…  Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

44’üncü madde üzerinde iki adet önerge vardır, okutuyorum:

 Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan kanun teklifinin 44. Maddesindeki “30” rakamının “25” olarak değiştirilmesini arz ederiz.

        Ferit Mevlüt Aslanoğlu              Aydın Ağan Ayaydın                   İzzet Çetin

                    İstanbul                                     İstanbul                                Ankara

       Selahattin Karaahmetoğlu                   Sedef Küçük                      Aylin Nazlıaka

                    Giresun                                     İstanbul                                Ankara

                 Kamer Genç                              Celal Dinçer

                     Tunceli                                     İstanbul

 Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 546 sıra sayılı kanun teklifinin çerçeve 44 üncü maddesinin teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

              Mustafa Kalaycı                         Mehmet Günal                   Yusuf Halaçoğlu

                     Konya                                      Antalya                                Kayseri

              Mesut Dedeoğlu                        Özcan Yeniçeri                 Kemalettin Yılmaz

              Kahramanmaraş                               Ankara                          Afyonkarahisar

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ AHMET ARSLAN (Kars) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI İDRİS GÜLLÜCE (İstanbul) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Kemalettin Yılmaz, Afyonkarahisar Milletvekili.

KEMALETTİN YILMAZ (Afyonkarahisar) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 546 sayılı Kanun Teklifi’nin 44’üncü maddesi üzerine vermiş olduğumuz değişiklik önergesi üzerine Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygılarımla selamlarım.

İki haftadır torba kanunlarla uğraşıyoruz, eksik tamamlamaya çalışıyoruz; defalarca da söyledik size, olmuyor, olmuyor değerli arkadaşlar. Böyle bir kanun yapma tekniği her geçen gün maalesef yeni kargaşalara sebep oluyor.

Değişiklikle, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığında önem ve öncelik taşıyan konularda görevlendirilmek üzere ilave 10 tane daha müşavir alımının önünü açmak istiyorsunuz. Bakanlıklar âdeta AKP Hükûmetinin istisnai kadrolarla adam doldurma merkezi hâline gelmiş vaziyette. Önem ve öncelikleri ne? Evvela bunları bilsek de biz de sizlere destek olsak, istediğiniz kadrolara bizim de rızamız olsa. Neye önem veriyorsunuz; sokak çocuklarına mı, küçük yaşta gelinlere mi, tacize, tecavüze uğrayan çocuklarımıza mı, kadına yönelik şiddete mi, zorla çalıştırılan çocuk işçilere mi, yurtlarda kalan çocuklarımıza mı, bakıma muhtaç hâlde ölüme terk edilen yaşlılarımıza mı? Hangisine önem verdiniz bugüne kadar da bizden yeni, hem de üst düzey istisnai kadrolar için değişiklik istiyorsunuz?

Değerli milletvekilleri, lütfen haber sitelerine bir girin, bakın, ülkemiz sosyal bir çöküntü içerisinde âdeta. Anneler babalar çocuklarının, gençlerimizin geleceğinden endişe ediyorlar. Bu sosyal çöküntünün temelinde ise ülkemizde sağlıklı bir aile ve sosyal politikanın olmaması yatıyor. Sayın Başbakan herkese 3 çocuk öğüdü veriyor. Nüfusumuz artsın ancak bu çocuklara sağlıklı bir sistem oluşturmadığımız sürece bu yeni doğan her çocuk binlerce risk üzerindeyken doğacaklar. Yine, bu çocuklarımız maalesef borçlu doğacaklar, işsiz doğacaklar, eğitimsiz doğacaklar, sağlıksız doğacak, fakir kalacak ve maalesef aç doğacaklar; kısacası, kendileri için hazır olmayan bir Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’yla doğacaklar.

Popülist yaklaşımlarla insanların sıkıntılarını istismar eden, seçim döneminde insanlarımızın mağduriyetlerini şov malzemesi yapan bir Bakanlık yönetim anlayışı var ülkemizde. Medyaya oldukça da sık yansıdı. Çokça kamuoyu da bu işi yakından takip ediyor. Doğal gazlı evlere kömür yardımları, suyu olmayan yerlere bulaşık, çamaşır makinesi yardımları, basın önünde, âdeta insanlarımızın onurunu kıracak şekilde gıda paketi dağıtımları… Maalesef, onlarcasını daha sayabiliriz.

Değerli milletvekilleri, sadece birkaç günlük gazete ve haber başlıklarından birkaçını okumak istiyorum huzurlarınızda ve yürekler burkuyor: “Tecavüzcüsü yakalanmadığı için evine dönemiyor.”, ”İzmir’de aile faciası, 4 ölü.”, “Devlet koruması altında olan ve uğradığı tecavüz sonucu hamile kalan 15 yaşındaki kıza kürtaj izni verilmedi.”, “Mide bulandıran taciz olayı.”, “Iğdır’da 74 yaşındaki yaşlı kadın ev temizliğine giderek ailesine bakıyor.”, “Çocuklar 1 TL’ye uyuşturucu bulabiliyor.”, “Çocuk gelin ortada kaldı.” Gerçekten, değerli milletvekilleri, bu başlıkları gazetelerimizde veya İnternet sitelerimizin herhangi birinde, artık alışkanlık hâline gelmiş vaziyette, ibretle gözlemliyoruz, izliyoruz. Gerçekten bunlar yüreklerinizi burkmuyor mu sizlerin? Bu yürek burkan gazete manşetleri son bulacaksa sizlere istediğiniz kadar kadro için destek vermeye hazırız ama lütfen bu yürek burkan manzaraları görmezden gelmeyin, kulak tıkamayın. Hepimizin üzerinde çok ciddi veballer var.

Bu kanun mutlaka çıkacak, geçecek sizlerin oylarıyla, biraz evvel arkadaşımın ifade ettiği gibi, kulis milletvekillerinin oylarıyla çıkacak.

Bu duygu ve düşünceler içerisinde yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan kanun teklifinin 44. Maddesindeki “30” rakamının “25” olarak değiştirilmesini arz ederiz.

                                                                                            Kamer Genç (Tunceli) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ AHMET ARSLAN (Kars) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI İDRİS GÜLLÜCE (İstanbul) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Kamer Genç, Tunceli Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 546 sıra sayılı Yasa Tasarısı’nın 44’üncü maddesiyle ilgili olarak verdiğimiz önerge üzerinde söz almış bulunuyorum, hepinize saygılar sunuyorum.

Şimdi, değerli milletvekilleri, bu Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı hakkında geçen hafta öyle bir kanun çıkardık, yeniden bir torba kanunu getirdik. Bu Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı kanununda daha önce 633 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’yle Bakanlığın bütün teşkilatları feshedilmişti, 81 il başkanı açığa alınmış ve hepsine tam maaş para ödeniyor. Müsteşar... (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

Sayın Başkan, hepsi, bunlar gidiyorlarsa gitsinler, şurada, kulislerde konuşsunlar.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri…

KAMER GENÇ (Devamla) – Burada niye sohbet ediyorlar ya?

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri…

Buyurun Sayın Genç.

KAMER GENÇ (Devamla) – Hayır, sohbet ediyorlarsa gitsin, orada etsinler.

BAŞKAN – Uyardım Sayın Genç, buyurun siz.

KAMER GENÇ (Devamla) – Ondan sonra, bakın, müsteşar dışındaki müsteşar yardımcılarına, şube müdürlerine, genel müdürlere -tam maaşla, Fatma Şahin- bunlara maaş bağlandı, ondan sonra kendi yandaşlarına da yeni adamlar getirdiler, onlara maaş bağladılar. Dünyanın en ilkel memleketinde, en geri zekâlı toplumlarda ve en geri zekâlı iktidar gruplarında hiçbir zaman kanunla insanların müktesep hakları feshedilemez, kendi yandaşlarına kanunla böyle imtiyazlı kadrolar verilemez. Dolayısıyla tamamen faşist bir diktanın hâkim olduğu bir iktidar anlayışı AKP’nin iktidar anlayışına hâkim olmuş ve dolayısıyla Türkiye’yi faşist bir diktaya götürmek istiyorlar.

Şimdi, Tayyip Erdoğan bugün seçim beyannamesini açıklıyor, “O kadının aldığı adli tıp raporunu birileri bir yerine koysun.” diyor. Ben şimdi soruyorum: Tayyip Bey, bizim koyacak yerimiz yok, sen bir yerine koy!

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Tüü Allah kahretmesin!

HİLMİ BİLGİN (Sivas) – Ahlaksızlık yapma ya!

KAMER GENÇ (Devamla) – Onu sen bir yerine koy!

Yani şimdi, bizim o adli tıp raporunu koyacak bir yerimiz yok arkadaşlar.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Sen ne biçim bir adamsın ya! Tüü sana!

KAMER GENÇ (Devamla) – Kendisi bir yerine koysun onu! Tamam mı?

HÜSEYİN BÜRGE (İstanbul) – Yazıklar olsun!

KAMER GENÇ (Devamla) – Şimdi, ayrıca, bakın, beyler, şimdi, geçen hafta ben burada Bekir’e dedim ki…

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Sayın Başkan, böyle konuşma olur mu ya?

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Başbakan nasıl konuşuyor?

KAMER GENÇ (Devamla) – “Bekir, sen lekeli bir adamsın, sen hâkimlere ve savcılara telefon etmişsin, senin hakkında 2 tane fezleke gönderilmiştir. O fezlekeler nedir açıkla.”

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Böyle konuşma olur mu Başkanım ya?

BAŞKAN – Sayın Genç, lütfen temiz dille konuşun. Uyarıyorum sizi.

KAMER GENÇ (Devamla) – Bekir dedi ki: “Efendim, benim bu hâkimlere ve savcılara telefon ettiğime dair ispat etmeyen namussuz ve şerefsizdir.” Ben de diyorum ki: Şerefin ve namusun varsa Bekir, gel, çıkalım halkın karşısına, konuşalım.

İHSAN ŞENER (Ordu) – Senin halkın karşısına çıkacak yüzün mü var?

KAMER GENÇ (Devamla) – Sen acaba Tayyip Erdoğan’ın oğlunun, efendim, savcılığa gönderilmemesi için niye savcıya talimat verdin?

Şimdi, beyler, bakın, biz burada size karşı söylediğimiz sözlerden artık utanç duyuyoruz. Bu Parlamento böyle gitmez.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Sende utanma mı var ya? Utanmaz adam!

KAMER GENÇ (Devamla) – Çünkü bakın, 630 milyon dolar, bakın, 630 milyon dolar Tayyip Erdoğan’ın verdiği talimatla müteahhitlerden toplanmış, haraç toplanmış.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Utanmaz adam!

KAMER GENÇ (Devamla) – Bu haraçları nereye verdiği belli, Tayyip’in satın almak istediği, daha doğrusu devretmek istediği gazetelere verilmiş.

Ayrıca, arkadaşlar, Tayyip Erdoğan’ın oğlunun kurduğu vakıf var. Bu vakfın içinde sizin içinizden kişiler de var. Bu vakfa haraçlar toplanmış. Ya, diyoruz ki: Eğer temizseniz haydi çıkalım, bu vakıfla ilgili araştırma yapalım, namuslu ve şerefli adamın -sana da soruyorum- alnı açık olur. Çıkarız, önergeleri veririz, araştırırız, hakikaten hırsızlık, yolsuzluk varsa var, yoksa o zaman deriz ki “Arkadaş, ya, böyle bir şey yok.” Ama siz her şeyi örtbas ederseniz, hâkimleri görevden alırsanız, bu soruşturmayı yapan polisleri görevden alırsanız, her şeyi altüst ederseniz peki nasıl bunlar kanıtlanacak? O zaman demek ki arkanızda pislik var, arkanızda yolsuzluk var.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Kendi oğlunun dairelerini de getir.

KAMER GENÇ (Devamla) – Dolayısıyla, bundan kaçıyorsunuz. Onun için Bekir Bozdağ’a diyorum ki: Şerefin ve namusun varsa gel, senin eğer…

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Oğlunun dairelerini de getir, oğlunun dairelerini.

KAMER GENÇ (Devamla) – O fezlekeleri açıkla, ondan sonra şey edelim.

Bak, Mehmet Ali Şahin burada. Diyor ki “Efendim, Fethullah Gülen’e Yargıtaydan dosya gönderildi.” Mehmet Ali Şahin, senin bakanlığı bıraktığın kaç sene oldu, niye şimdiye kadar açıklamadın? Dürüst adamsa o zaman Fethullah Gülen’e Yargıtaydan dosya gönderildiği zaman çıkıp da bunu açıklasaydın. Niye şimdiye kadar bekledin? Çünkü her zaman bekliyorsunuz ki… Bakın, bunu çıkıp açıklamak zorundasın. Fethullah Gülen’e Yargıtay’dan dosya gönderildi mi, gönderilmedi mi? Gönderen kim? Sizin Yargıtaya getirdiğiniz adamlar, çık burada açıkla bunu. Niye açıklamıyorsun? Demek ki bakın, insanların karşısında dürüst konuşun…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

KAMER GENÇ (Devamla) - …bildiğiniz şeyleri hesabınıza geldiği zaman açıklamayın. (CHP sıralarından alkışlar)

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Dürüst sen misin, hadi oradan!

KAMER GENÇ (Devamla) - Benim. Sen kimsin?

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Hadi oradan yürü! Terbiyesiz, yürü!

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Genç.

Lütfen Sayın Genç, oturun.

KAMER GENÇ (Devamla) - Sen kimsin?

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Hadi yürü, git!

BAŞKAN - Sayın Can…

KAMER GENÇ (Devamla) - Sana ne ya, gitmiyorum.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Hadi in oradan. Çıkıyor buraya hakaret ediyor.

KAMER GENÇ (Devamla) - Gitmiyorum, hadi gel bakalım, çıkalım bakalım.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Hadi yürü, git!

BAŞKAN – Sayın Genç, lütfen yerinize oturun.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Senin aradığın o.

BAŞKAN – Sayın Genç…

KAMER GENÇ (Devamla) - Doğruları konuşuyoruz burada, çıkın bize dürüst cevap verin ya! Bu Hükûmet çıkıp bize cevap versin burada ya! Bu kadar yolsuzluk dosyalarını dile getiriyoruz, hiç kimse bize cevap vermiyor ya!

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Utanmaz! Utanmaz adam!

BAŞKAN – Sayın Genç, lütfen oturun.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Yürü, hadi git!

KAMER GENÇ (Devamla) – Sana ne?

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, birleşime beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 21.56


DOKUZUNCU OTURUM

Açılma Saati: 22.03

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Muharrem IŞIK (Erzincan), Dilek YÜKSEL (Tokat)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 64’üncü Birleşiminin Dokuzuncu Oturumunu açıyorum.

546 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Önergede karar yeter sayısı…

BAŞKAN – 44’üncü madde üzerinde Tunceli Milletvekili Kamer Genç ve arkadaşlarının önergesini oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler…

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Yoktur. 109 kişi.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, var…

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – 109 kişi.

BAŞKAN – Evet, kâtip üyeler arasında anlaşmazlık var.

Bir dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla oylamaya başlandı)

ENGİN ALTAY (Sinop) – Sayın Başkan, insaf artık!

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Saydım ben, 109 kişi, tek tek saydım. 

BAŞKAN – İlk defa ben de yapmıyorum bu uygulamayı.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Sayın Başkan, siz tereddüde düşerseniz oradan soracaksınız, görüyorsunuz olmadığını. Efendim, siz tereddüde düşerseniz soracaksınız orada.  Yapmayın ya, böyle bir şey olur mu?

BAŞKAN - Tereddüde düşüldüğü hâlde elektronik cihazla oylama ve yoklama yapılır yani, merak etmeyin!

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Gördünüz, orada olmadığını gördünüz, aslında tereddüt de yok yani.

BAŞKAN – Sayın Korkmaz, rahat olun siz.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Sayın Başkan, siz senelerce kürsü hâkimliği yaptınız bak, size itimat etmek istiyoruz biz.

BAŞKAN – İtimatta tereddüdünüz olmasın efendim, siz merak etmeyin!

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Sayın Başkan, niye bir dakika veriyorsunuz? Bir dakika yetişmiyor.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Sayın Başkan, hangi kâtip üye  “Yeter sayı var.” dedi? Merak ettim ben. 

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – “Var.” diyen kâtip üye doğru söylemiş olacak.

(Elektronik cihazla oylamaya devam edildi)

BAŞKAN – Evet, sayın milletvekilleri, karar yeter sayısı var, önerge kabul edilmemiştir.

44’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

45’inci madde üzerinde bir adet önerge vardır, okutuyorum: 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Kanun Teklifinin çerçeve 45 inci maddesinin Teklif metninden çıkarılmasını ve madde numaralarının buna göre teselsül ettirilmesini arz ve teklif ederiz.

               Mustafa Elitaş                             Fatih Şahin                  Durdu Mehmet Kastal

                     Kayseri                                      Ankara                              Osmaniye

                                                                Tülay Kaynarca

                                                                      İstanbul

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ AHMET ARSLAN (Kars) – Katılıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI FİKRİ IŞIK (Kocaeli)-  Takdire bırakıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Elitaş?

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Gerekçe okunsun.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Araştırmacı kadrolarına atananların mali haklarına ilişkin genel düzenleme yapıldığından, söz konusu maddenin metinden çıkarılması amaçlanmaktadır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmiştir.

Böylece 45’inci madde teklif metninden çıkmıştır.

Bir karışıklığa mahal vermemek için komisyon metninin mevcut madde numaraları üzerinden devam edeceğiz. Kanunun yazımı esnasında madde numaraları teselsül ettirilecektir.

46’ncı maddede iki adet önerge vardır, okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 546 sıra sayılı kanun teklifinin çerçeve 46 ncı maddesinde yer alan “dört” ibaresinin “üç” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

              Mustafa Kalaycı                         Mehmet Günal                   Yusuf Halaçoğlu

                     Konya                                      Antalya                                Kayseri

                                    Mesut Dedeoğlu                            Özcan Yeniçeri