DÖNEM: 24                                                                 YASAMA YILI: 4

 

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

TUTANAK DERGİSİ

CİLT : 72

62’nci Birleşim

14 Şubat 2014 Cuma

 

 

 

(TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

 

İ Ç İ N D E K İ L E R

 

  I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

 II.- GELEN KÂĞITLAR

III.- YOKLAMALAR

 

 

IV.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Sadık Yakut’un, 14 Şubat Sevgililer Günü’nü kutladığına ilişkin konuşması

2.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Sadık Yakut’un, TÜRKSAT 4A uydusunun uzaya fırlatılmasının hayırlı olmasını dilediğine ilişkin konuşması

V.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Elâzığ Milletvekili Şuay Alpay’ın, Elâzığ’ın önceliklerine ilişkin gündem dışı konuşması

2.- Bursa Milletvekili Aykan Erdemir’in, bilgi ekonomisi ve İnternet özgürlüklerine ilişkin gündem dışı konuşması

3.- Iğdır Milletvekili Sinan Oğan’ın, Ahıska Türklerinin sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

 

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu ve 22 milletvekilinin, uluslararası taşımacılık alanında yaşanan sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/863)

2.- Balıkesir Milletvekili Namık Havutça ve 25 milletvekilinin, çeltik üreticilerinin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/864)

3.- İstanbul Milletvekili Umut Oran ve 19 milletvekilinin, sporda artan şiddetin sebeplerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/865)

 

VII.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- BDP Grubunun, Türkiye Büyük Millet Meclisi gündeminin “Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler” kısmında yer alan, Türkiye’deki basın özgürlüğünün önündeki engellerin bütün boyutlarıyla araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla verilen (10/76) esas numaralı Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 14 Şubat 2014 Cuma günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

2.- MHP Grubunun, MHP Grup Başkan Vekili İzmir Milletvekili Oktay Vural tarafından Türkiye’de vatandaşların çığ gibi büyüyen borçlarının yol açtığı sorunların ve çözüm önerilerinin tespiti amacıyla 14/2/2014 tarih ve 3518 sayıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 14 Şubat 2014 Cuma günkü birleşiminde okunmasına ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

3.- CHP Grubunun, Türkiye Büyük Millet Meclisi gündeminin “Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler” kısmında yer alan, İstanbul Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu ve arkadaşları tarafından kamudaki taşeron şirket uygulamasının işçilerin hak ve özgürlüklerine etkilerinin araştırılması amacıyla verilen (10/32) esas numaralı Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 14 Şubat 2014 Cuma günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

B) Danışma Kurulu Önerileri

1.- Danışma Kurulunun, Genel Kurulun 14 Şubat 2014 Cuma günü açılan birleşiminin 523 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerinin tamamlanmasından sonra sona ermesine; daha önce toplanması kararlaştırılan 15, 16, 17 Şubat 2014 Cumartesi, Pazar ve Pazartesi günlerinde toplanmamasına; 18 Şubat 2014 Salı günkü birleşiminde 546 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar çalışmalarını sürdürmesine ilişkin önerisi

 

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, İstanbul Milletvekili Tülay Kaynarca’nın BDP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında CHP Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

2.- Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın, Gaziantep Milletvekili Şamil Tayyar’ın BDP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında BDP Grubuna ve şahsına sataşması nedeniyle konuşması

3.- İzmir Milletvekili Mustafa Ali Balbay’ın, Gaziantep Milletvekili Şamil Tayyar’ın BDP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

4.- Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

5.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, Gaziantep Milletvekili Şamil Tayyar’ın BDP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

6.- Sinop Milletvekili Engin Altay’ın, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın 523 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 23’üncü maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşması sırasında CHP Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

7.- Sinop Milletvekili Engin Altay’ın, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın 523 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 33’üncü maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine ve şahsına sataşması nedeniyle konuşması

8.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın 523 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 34’üncü maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşması sırasında CHP Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

9.- Adalet Bakanı Bekir Bozdağ’ın, Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın 523 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 39’uncu maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşması sırasında şahsına ve Hükûmete sataşması nedeniyle konuşması

10.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Adalet Bakanı Bekir Bozdağ’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

 

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLAR-DAN GELEN DİĞER İŞLER

 

 

 

 

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

 

 

 

 

 

 

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/242, 2/80) (S. Sayısı: 156)

2.- Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu Raporları (1/484) (S. Sayısı: 287)

3.- Bartın Milletvekili Yılmaz Tunç ve 77 Milletvekilinin; Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve Adalet Komisyonu Raporu (2/1929) (S. Sayısı: 523)

 

 

 

 

 

 

 

X.- AÇIKLAMALAR

 

1.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, Hükûmetin, 523 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin bazı maddelerinde değişiklik yapmayı düşünüp düşünmediği hususunda Parlamentoya bilgi vermesi gerektiğine ilişkin açıklaması

2.- Kayseri Milletvekili Yusuf Halaçoğlu’nun, Referandumla yapılan anayasal düzenlemelerin yasayla değiştirilmesi doğru olmadığından, 523 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerinin yapılmasının Anayasa’ya aykırı olduğuna ilişkin açıklaması

3.- Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın, Referandumla yapılan anayasal düzenlemelerin yasayla değiştirilmesi doğru olmadığından, 523 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerinin yapılmasının Anayasa’ya aykırı olduğuna ilişkin açıklaması

4.- Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, 523 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine devam edilmesi gerektiğine ve Anayasa’ya aykırı herhangi bir durum olmadığına ilişkin açıklaması

5.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, 523 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin Anayasa’ya aykırılığı iddiaları konusunda Hükûmetin alacağı tavrı bilmeden bu görüşmelerin devam ettirilmesinin doğru olmadığına ilişkin açıklaması

6.- Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, 523 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin Anayasa’ya aykırılığı konusunda karar mercisinin Anayasa Mahkemesi olduğuna ilişkin açıklaması

7.- Konya Milletvekili Faruk Bal’ın, 523 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin Anayasa’ya, demokratik parlamenter sisteme aykırı ve kuvvetler ayrılığı ilkesi ile hâkim bağımsızlığını ortadan kaldıran bir teklif olduğuna ilişkin açıklaması

8.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, 523 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin hem Anayasa’ya hem uluslararası sözleşmelere aykırı olduğuna ilişkin açıklaması

9.- Adalet Bakanı Bekir Bozdağ’ın, 523 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve Genel Kurul görüşmeleri sırasında da birtakım değişikliklerin yapılabilmesinin mümkün olduğuna ilişkin açıklaması

10.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, bir teklifin Anayasa’ya aykırılığının her zaman ileri sürülebileceğine ve Hükûmetin, 523 sıra sayılı Kanun Teklifi’yle ilgili hangi değişiklikleri düşündüğü konusunda bilgi vermesi gerektiğine ilişkin açıklaması

11.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, Adalet Bakanı Bekir Bozdağ’ın 523 sıra sayılı Kanun Teklifi’yle ilgili birtakım düzenlemeler yapılacağına dair grup başkan vekillerine bilgi verdiğine ancak Anayasa’ya aykırı düzenlemelerin muhafaza edildiğine ilişkin açıklaması

12.- Konya Milletvekili Faruk Bal’ın, Adalet Bakanı Bekir Bozdağ’ın 523 sıra sayılı Kanun Teklifi’yle ilgili birtakım düzenlemeler yapılacağına dair grup başkan vekillerine bilgi verdiğine ancak Anayasa’ya aykırı düzenlemelerin muhafaza edildiğine ilişkin açıklaması

13.- İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, MHP Grubu milletvekillerinin sözünü ve sesini kimsenin kesemeyeceğine ilişkin açıklaması

14.- İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, Muş Milletvekili Sırrı Sakık’ın 523 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 24’üncü maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşması sırasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

15.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, Muş Milletvekili Sırrı Sakık’ın 523 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 24’üncü maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşması sırasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

16.- Adalet Bakanı Bekir Bozdağ’ın, Muş Milletvekili Sırrı Sakık ve Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in 523 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 24’üncü maddesiyle ilgili önergeler üzerinde yaptıkları konuşmaları sırasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

17.- İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, Genel Kurulda yaşanan şiddet olaylarına ve 523 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine bu şartlarda devam edilmemesi gerektiğine ilişkin açıklaması

18.- Sinop Milletvekili Engin Altay’ın, Genel Kurulda yaşanan şiddet olaylarına ve 523 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine bu şartlarda devam edilmemesi gerektiğine ilişkin açıklaması

19.- Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, 523 sıra sayılı Kanun Teklifi’ni geri çekme gibi bir durumun söz konusu olmadığına, görüşmelerin İç Tüzük hükümlerine göre ve daha sakin bir şekilde yapılması gerektiğine ilişkin açıklaması

20.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, iktidar partisinin, çoğunluğuna dayanarak Anayasa’ya aykırı bir kanunu yasalaştırmak istediğine, Genel Kurulda yaşanan tartışmalara ve gerilime tolerans gösterilmesi gerektiğine ve yaşanan olaylardan sonra Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Sadık Yakut’un hiçbir şey olmamış gibi görüşmeleri devam ettirmesini kınadığına ilişkin açıklaması

21.- Adalet Bakanı Bekir Bozdağ’ın, Sinop Milletvekili Engin Altay’ın 523 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 33’üncü maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

22.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, kapalı oturumdan açık oturuma geçerken İç Tüzük’ün 70’inci maddesinin son fıkrası uyarınca hareket ettiği için Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Sadık Yakut’a teşekkür ettiğine ilişkin açıklaması

23.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay’ın yerinden sarf ettiği ve şahsını hedef alan sözlerini geri alması gerektiğine ilişkin açıklaması

24.- Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, 523 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerinde katkı sağlayan milletvekillerine ve çalışanlara teşekkür ettiğine ve kanunun hayırlı olmasını dilediğine ilişkin açıklaması

25.- Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay’ın, Manisa Milletvekili Erkan Akçay’a sarf ettiği sözleri geri aldığına ve kendilerine yapılan hakaretlere karşı sabır gösterdiklerine ilişkin açıklaması

26.- Kayseri Milletvekili Yusuf Halaçoğlu’nun, Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay’ın yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

 

XI.- KAPALI OTURUMLAR

YİRMİ BİR ve YİRMİ İKİNCİ OTURUMLAR

(Kapalıdır)

 

XII.- OYLAMALAR

1.- (S. Sayısı: 523) Bartın Milletvekili Yılmaz Tunç ve 77 Millet-vekilinin; Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin oylaması

 

XIII.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, TSK personeline yapıldığı iddia edilen baskıların çeşitli boyutlarına ilişkin sorusu ve Milli Savunma Bakanı İsmet Yılmaz’ın cevabı (7/36564)

2.- İstanbul Milletvekili Celal Adan’ın, eski başbakan yardımcılarına tahsis edilen makam araçlarına ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/36684)

3.- İstanbul Milletvekili Celal Adan’ın, Bakanlık tarafından İstanbul’da kiralanan ve satın alınan araçlara ilişkin sorusu ve Milli Savunma Bakanı İsmet Yılmaz’ın cevabı (7/36815)

4.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, özel bir TV kanalında yayınlanan yarışma programının yayından kaldırılması ile ilgili iddialara ilişkin Başbakandan sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/36849)

5.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, 2014 FIFA Dünya Kupası yayınları ile ilgili bazı iddialara ilişkin Başbakandan sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/36862)

6.- Kırklareli Milletvekili Turgut Dibek’in, TRT’nin hizmet alımı yöntemiyle eleman çalıştırmasına ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/36895)

7.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, bazı şirketlerin Bakanlık tarafından gerçekleştirilen ihalelere katılıp katılmadıklarına ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/36960)

8.- Kastamonu Milletvekili Emin Çınar’ın, enerji verimliliği kapsamında yapılan çalışmalara ve enerjide kayıp kaçak oranına ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/36961)

9.- Mersin Milletvekili Ali Öz’ün, Bakanlıktaki engelli kadrolarına ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/36962)

10.- Mersin Milletvekili Ali Öz’ün, 2010 yılından bu yana yurt dışına gönderilen Bakanlık personeline ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/36963)

11.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, bazı şirketlerin Bakanlık tarafından gerçekleştirilen ihalelere katılıp katılmadıklarına ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/36965)

12.- İzmir Milletvekili Alaattin Yüksel’in, radyasyon ölçüm istasyonlarına ilişkin sorusu ve Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati Yazıcı’nın cevabı (7/36979)

13.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, bazı şirketlerin Bakanlık tarafından gerçekleştirilen ihalelere katılıp katılmadıklarına,

Bazı şirketlerin Bakanlık tarafından gerçekleştirilen ihalelere katılıp katılmadıklarına,

İlişkin soruları ve Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati Yazıcı’nın cevabı (7/36980), (7/36985)

14.- Mersin Milletvekili Ali Öz’ün, Bakanlıktaki engelli kadrolarına,

2010 yılından bu yana yurt dışına gönderilen Bakanlık personeline,

İlişkin soruları ve Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati Yazıcı’nın cevabı (7/36981), (7/36983)

15.- İstanbul Milletvekili Celal Adan’ın, İstanbul’da Bakanlığa bağlı kurum ve kuruluşlarda görev yapmakta iken görevinden alınan bürokratlara ilişkin sorusu ve Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati Yazıcı’nın cevabı (7/36984)

16.- İstanbul Milletvekili Celal Adan’ın, İstanbul’da Bakanlığa bağlı kurum ve kuruluşlarda görev yapmakta iken görevinden alınan bürokratlara ilişkin sorusu ve Millî Savunma Bakanı İsmet Yılmaz’ın cevabı (7/37052)

17.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, kamu kurumlarına bazı gazetelerin alımının durdurulduğu iddiasına ilişkin Başbakandan sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/37119)

18.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, Ankara ve ilçelerinde yayımlanan günlük yerel gazetelere ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/37126)

19.- Balıkesir Milletvekili Namık Havutça’nın, Balıkesir’in Bandırma ilçesindeki bir köyün elektrik sorununa ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/37196)

20.- Balıkesir Milletvekili Haluk Ahmet Gümüş’ün, tüp gaz fiyatlarındaki artışa ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/37197)

21.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, Bakanlığın 2002-2013 yılları arasında bazı şirket ve kişilerle ticari ilişkisi olup olmadığına ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/37198)

22.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, kaçak eşya naklinde kullanılan hayvanların soruşturma sürecinde yedieminlerce saklanmasına ve oluşan zararlara ilişkin sorusu ve Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati Yazıcı’nın cevabı (7/37211)

23.- Ankara Milletvekili Mustafa Erdem’in, vakıf mallarının iadesi kapsamında İstanbul’da iadesi gerçekleştirilen bir araziye ilişkin Başbakandan sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/37336)

24.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, TRT’nin bir partinin aday tanıtım toplantısını canlı olarak kesintisiz yayınlamasına ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/37360)

25.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, vakıflara yapılan Hazine arazisi tahsislerine ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/37361)

26.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun, Tokat’ta restorasyona tabi tutulmasına rağmen bir camide yaşanan sorunlara ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/37362)

27.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Denizli’nin Çivril ilçesindeki bir köyde bulunan tarihi caminin restorasyonu ihtiyacına ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/37492)

28.- Van Milletvekili Özdal Üçer’in, Van’da yaşanan elektrik kesintilerine ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/37499)

29.- Balıkesir Milletvekili Ahmet Duran Bulut’un, vakıflara ait taşınmazların kiralarına yapılan zamların yüksekliğine ilişkin Başbakandan sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/37564)

30.- İstanbul Milletvekili Osman Oktay Ekşi’nin, Anadolu Ajansının ortaklık yapısı ile ilgili düzenlemelere ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/37574)

31.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, bağlı kurum ve kuruluşlarda görevden alınan veya emekliliği istenen personele ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/37575)

32.- İstanbul Milletvekili Umut Oran’ın, Anadolu Ajansı yönetim ve denetim kurulu üyelerine ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/37576)

33.- İstanbul Milletvekili Kadir Gökmen Öğüt’ün, TBMM personeline servis hizmeti sağlanmasına ve kampüs içindeki park sorununa ilişkin sorusu ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan Vekili Sadık Yakut’un cevabı (7/37792)

34.- Mersin Milletvekili Ali Öz’ün, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu ile ilgili kanun teklifine ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/37876)

35.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, 2011-2013 yılları arasında Bakanlığın taraf olduğu davalara ve hukuk ve danışmanlık hizmeti alımlarına ilişkin sorusu ve Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati Yazıcı’nın cevabı (7/37941)

36.- İstanbul Milletvekili Sedef Küçük’ün, 6415 sayılı Kanuna göre mal varlığı dondurulan kişilere ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı (7/37968)

37.- Mersin Milletvekili Ali Öz’ün, emniyet genel müdürlüklerinde gazetecilere uygulanan yasaklara ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/38069)

38.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, eski bakanlara tahsis edilen makam araçlarına ilişkin sorusu ve Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati Yazıcı’nın cevabı (7/38116)

39.- Mersin Milletvekili Ali Öz’ün, yolsuzluk ve rüşvet operasyonu sonrası yapılan görev değişikliklerine ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/38355)

I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

 

TBMM Genel Kurulu saat 14.03’te açılarak yirmi oturum yaptı.

Birinci, İkinci, Üçüncü, Dördüncü, Beşinci, Altıncı, Yedinci, Sekizinci, Dokuzuncu, Onuncu, On Birinci, On İkinci, On Üçüncü, On Dördüncü, On Beşinci, On Altıncı, On Yedinci Oturumlar

Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Ayşe Nur Bahçekapılı, 61’inci Birleşimi açması nedeniyle gelen Trabzon’la ilgili mesaja ilişkin bir açıklamada bulundu.

İstanbul Milletvekili Ayşe Eser Danışoğlu, Türkiye’de çocuk hakları ihlallerine,

Malatya Milletvekili Ömer Faruk Öz, Kıbrıs Türk Federe Devleti’nin kuruluş yıl dönümüne,

Kars Milletvekili Mülkiye Birtane, Kars’ın sorunlarına,

İlişkin gündem dışı birer konuşma yaptılar.

Kars Milletvekili Ahmet Arslan, Kars Milletvekili Mülkiye Birtane’nin gündem dışı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle bir konuşma yaptı.

İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi, Erzincan’ın düşman işgalinden kurtuluşunun 96’ncı yıl dönümüne ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ile Güney Kıbrıs Rum yönetimi arasında gerçekleştirilen görüşmeler konusunda Dışişleri Bakanını Türkiye Büyük Millet Meclisine bilgi vermeye çağırdığına,

İzmir Milletvekili Oktay Vural, Erzincan’ın düşman işgalinden kurtuluşunun 96’ncı yıl dönümüne ve Kars Milletvekili Mülkiye Birtane’nin gündem dışı konuşmasındaki bazı ifadelerine,

İstanbul Milletvekili Mihrimah Belma Satır, Erzincan’ın düşman işgalinden kurtuluşunun 96’ncı yıl dönümüne,

İlişkin birer açıklamada bulundular.

Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Erzincan’ın düşman işgalinden kurtuluşunun 96’ncı yıl dönümüne ilişkin bir açıklamada bulundu.

Adana Milletvekili Ali Halaman ve 20 milletvekilinin, ülkemizin jeotermal enerji kaynaklarının (10/860),

Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan ve 19 milletvekilinin, Türkçedeki bozulma ve yozlaşmanın boyutlarının (10/861),

Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu ve 21 milletvekilinin, ülkemizde balık üretimi ve tüketimi konusunda yaşanan sorunların (10/862),

Araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergeleri Genel Kurulun bilgisine sunuldu; önergelerin gündemdeki yerlerini alacağı ve görüşmelerinin sırası geldiğinde yapılacağı açıklandı.

Gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmının:

1’inci sırasında yer alan ve görüşmeleri yarım kalan, İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülmesi kabul edilen, Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu’nun (2/242, 2/80) (S. Sayısı: 156),

2’nci sırasında yer alan ve görüşmeleri yarım kalan, İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülmesi kabul edilen, Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu Raporlarının (1/484) (S. Sayısı: 287),

3’üncü sırasında yer alan ve görüşmeleri yarım kalan, İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülmesi kabul edilen, Bartın Milletvekili Yılmaz Tunç ve 77 Milletvekilinin; Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve Adalet Komisyonu Raporu’nun (2/1929) (S. Sayısı: 523),

Görüşmeleri, komisyon yetkilileri Genel Kurulda hazır bulunmadığından ertelendi.

4’üncü sırasında yer alan ve görüşmeleri yarım kalan, Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı Arasında Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı Avrupa ve Bağımsız Devletler Topluluğu Bölgesel Hizmet Merkezinin İstanbulda Kurulmasına İlişkin Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun (1/870) (S. Sayısı: 532) görüşmeleri tamamlanarak yapılan açık oylamasından sonra kabul edildi.

5’inci sırasında yer alan ve görüşmeleri yarım kalan, İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülmesi kabul edilen, Kocaeli Milletvekili İlyas Şeker ve Ağrı Milletvekili Ekrem Çelebi ile 18 Milletvekilinin; Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ile Manisa Milletvekili Erkan Akçay ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın; 657 Sayılı Devlet Memurları Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, Kocaeli Milletvekili Haydar Akar’ın; 7269 Sayılı Umumi Hayata Müessir Afetler Dolayısıyla Alınacak Tedbirlerle Yapılacak Yardımlara Dair Kanuna Geçici Bir Ek Madde Eklenmesi Hakkında Kanun Teklifi, Manisa Milletvekili Erkan Akçay ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili İzmir Milletvekili Oktay Vural'ın; Gelir Vergisi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, Eskişehir Milletvekili Ruhsar Demirel ve 1 Milletvekilinin; Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, Sinop Milletvekili Mehmet Ersoy ve İstanbul Milletvekili Hüseyin Bürge ile 44 Milletvekilinin; Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile İçişleri Komisyonu, Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu, Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporlarının (2/1967, 2/1074, 2/1438, 2/1529, 2/1571, 2/1966) (S. Sayısı: 546) görüşmelerine devam edilerek 27’nci maddesine kadar kabul edildi.

546 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 1’inci maddesinin oylanması sırasında Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Ayşe Nur Bahçekapılı’nın tutumunun İç Tüzük’e uygun olup olmadığı hususunda usul görüşmesi yapıldı. Başkanlığın tutumunun İç Tüzük’e uygun olmadığı açıklandı.

İzmir Milletvekili Oktay Vural, emekli astsubayların sorunlarının ivedilikle ele alınması gerektiğine,

İzmir Milletvekili Oktay Vural, Malatya’daki görme engelli çocukların eğitim konusundaki problemlerine,

Millî Eğitim Bakanı Nabi Avcı, İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın yaptığı açıklamalarındaki bazı ifadelerine,

İlişkin birer açıklamada bulundular.

Kütahya Milletvekili Alim Işık, Kütahya Milletvekili Vural Kavuncu’nun 546 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 15’inci maddesinde verilen önerge üzerindeki konuşması sırasında şahsına,

Kütahya Milletvekili Vural Kavuncu, Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına,

Kütahya Milletvekili Alim Işık, Kütahya Milletvekili Vural Kavuncu’nun sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına,

Sataşmaları nedeniyle birer konuşma yaptılar.

Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Ayşe Nur Bahçekapılı, 14 Şubat Sevgililer Günü’nü kutladığına ilişkin bir açıklamada bulundu.

546 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin ikinci bölümü üzerinde MHP Grubu adına yapılacak konuşmaların kapalı oturumda yapılmasına ilişkin İzmir Milletvekili Oktay Vural tarafından İç Tüzük’ün 70’inci maddesine göre verilmiş olan önerge okundu.

Yeminli stenografların ve yeminli görevlilerin salonda kalmaları oylandı ve kabul edildi.

Oturuma saat 02.49’da son verildi.

       

(On Sekizinci, On Dokuzuncu, Yirminci Oturumlar kapalıdır)

 

                                                 Ayşe Nur BAHÇEKAPILI

                                                          Başkan Vekili

 

           Muharrem IŞIK                                                              Muhammet Bilal MACİT

                 Erzincan                                                                                 İstanbul

                Kâtip Üye                                                                              Kâtip Üye

 


II.- GELEN KÂĞITLAR

No: 87

14 Şubat 2014 Cuma

 

Teklif

1.- Isparta Milletvekili Süreyya Sadi Bilgiç ve Bayburt Milletvekili Bünyamin Özbek ile 80 Milletvekilinin; Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/2006) (Tarım, Orman ve Köyişleri; Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji; Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler ile Plan ve Bütçe Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 13.02.2014)

Rapor

1.- Temel Hak ve Hürriyetlerin Geliştirilmesi Amacıyla Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Ağrı Milletvekili Halil Aksoy’un; 2820 Sayılı Siyasi Partiler Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Yasa Teklifi, Antalya Milletvekili Gürkut Acar’ın; Milletvekili Seçim Kanunu ile Siyasi Partiler Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi, Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanvekilleri Yalova Milletvekili Muharrem İnce ve İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin; Siyasi Partiler Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, Diyarbakır Milletvekili Altan Tan’ın; 2820 Sayılı Siyasi Partiler Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, İstanbul Milletvekili Abdullah Levent Tüzel’in; 2820 Sayılı Siyasi Partiler Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun; Siyasi Partiler Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ile Anayasa Komisyonu Raporu (1/869, 2/445, 2/567, 2/624, 2/936, 2/1630, 2/1666) (S. Sayısı: 559) (Dağıtma tarihi: 14.02.2014) (GÜNDEME)

Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu ve 21 Milletvekilinin, ülkemizde uluslararası taşımacılık alanında yaşanan sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/863) (Başkanlığa geliş tarihi: 16.05.2012)

2.- Balıkesir Milletvekili Namık Havutça ve 25 Milletvekilinin, çeltik üreticilerinin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/864) (Başkanlığa geliş tarihi: 16.05.2012)

3.- İstanbul Milletvekili Umut Oran ve 19 Milletvekilinin, sporda artan şiddetin nedenlerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/865) (Başkanlığa geliş tarihi: 16.05.2012)

Süresi İçinde Cevaplanmayan Yazılı Soru Önergeleri

1.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, Diyanet İşleri Başkanlığından başka kurumlara geçen personele ve din görevlisi açığına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/35478)

2.- Balıkesir Milletvekili Namık Havutça’nın, bazı ifadelerine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/35615)

3.- İstanbul Milletvekili Celal Dinçer’in, Bakanlığın düzenlediği bir geziye ilişkin Gençlik ve Spor Bakanından yazılı soru önergesi (7/35617)

4.- İzmir Milletvekili Erdal Aksünger’in, bir tesisten “Atatürk” isminin çıkarıldığı iddialarına ilişkin Gençlik ve Spor Bakanından yazılı soru önergesi (7/35618)

 

 

 

 

 


14 Şubat 2014 Cuma

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.00

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Muhammet Bilal MACİT (İstanbul), Muharrem IŞIK (Erzincan)

 

 

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 62’nci Birleşimini açıyorum.

Toplantı yeter sayısı vardır. Görüşmelere başlıyoruz.

IV.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Sadık Yakut’un, 14 Şubat Sevgililer Günü’nü kutladığına ilişkin konuşması

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, bugün 14 Şubat Sevgililer Günü. Bugün sevginin ve sevgilinin daha çok hatırlandığı özel bir gün, hepimiz için kutlu olsun. (Alkışlar)

Sevmek inanmaktır, yaşamaktır, sevdiği gibi olmaktır. Sevmekle ikilikler kalkar, severek bir olmalara gidilir. İki gönül yoktur sevgide, tek bir kalp olunur, tek bir yürek olunur. Sevgide son yoktur, vazgeçiş yoktur, sevilen yaşandıkça yaşatılır. Sevginin olduğu yerde istekler son bulur. Sevmek beklememektir, beklentilerin son bulduğu bir duraktır. Sevmek gücenmemektir, sevgilinin sözüne üzülmemeyi öğrenmek, almadan vermektir. Ağlayan gözlere şefkat ve tebessümle cevap verebilmektir sevmek. Sevginin baktığı yerde bakmak, sustuğu yerde olmaktır. Sevmek güvenmektir yakınlıkta, içtenlikte, doğallıkta sevginin limanı olmaktır; sevdiğinin canı olmaktır, yangın olup, alev alev olup gönüllere girmektir. (Alkışlar)

Yakınlık, doğallık ve içtenlikle Hazreti Havva ve Hazreti Adem’in çocuk masumluğunu taşımak ve sevmek temennisiyle insanlığın bu özel gününü en iyi dileklerimle kutluyor, hepinize saygılar sunuyorum. (Alkışlar)

Türkiye Büyük Millet Meclisinin de buna çok ihtiyacı vardı zaten, teşekkür ediyorum.

Gündeme geçmeden önce, üç sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

Gündem dışı ilk söz Elâzığ’ın öncelikleri hakkında söz isteyen Elâzığ Milletvekili Şuay Alpay’a aittir.

Buyurun Sayın Alpay. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

V.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Elâzığ Milletvekili Şuay Alpay’ın, Elâzığ’ın önceliklerine ilişkin gündem dışı konuşması

ŞUAY ALPAY (Elâzığ) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Elâzığ’ın öncelikleri konulu gündem dışı söz almış bulunuyorum. Bu sebeple yüce heyeti saygıyla selamlıyorum.

Paylaştıkça artan en önemli varlıklardan biri sevgidir, ben de Sevgililer Günü’nü kutluyorum. Tabii, kadim kültürlerin mekânı, medeniyet merkezi ve şehirlilik kültürünü mezcetmiş olan Elâzığ ve Harput’la ilgili öncelikleri çok öne çıkarmak mümkün ama çok özetle, ana cümlelerle birkaç şeyi sizlerle paylaşmak istiyorum.

Elâzığ’ımız sağlık alanında özellikle ilk onda yer alan bir şehir. Bu konuda nitelikli yatak sayısı, hastane şartları ve toplam kalite üzerinden bu hedefi yakalamış durumda. Ancak Sayın Başbakanımızın talimatlarıyla projelendirilen ve yakın zamanda temelini attığımız Elâzığ bölge ve şehir hastanesi büyük, dev bir entegre proje olarak hayata geçiyor. Allah izin verirse içinde genel hastanelerin bulunduğu, özel ihtisas hastanelerinin bulunduğu bir büyük proje olarak bu hayata geçmiş olacak ve buna bağlı olarak da biz hedef büyüterek Elâzığ’ımızı bölgede de önemli bir merkez olarak tutmaya devam edeceğiz.

Bu konuda Sayın Başbakanımıza hususiyetle teşekkür etmeyi bir borç biliyorum. Tabii, şehrin kalkınmayla ilgili öncelikleri belirlenirken bununla ilgili planlamalar yapılır. Bu planlamalar yapılmış ve bazı öncelikler tespit edilmişti. Biz de buna bağlı çalışmalarımızı yürüttük. Bu kapsamda tarım ve hayvancılık da şehir açısından öne çıkan bir başka önemli sektördü ve buna bağlı olarak da tarım alanında modern usullere bağlı olarak arazi toplulaştırmasını gerçekleştiriyoruz. İl merkezinde 265 bin dönüm, ilçe merkezlerinde 145 bin dönüm olmak üzere toplam 410 bin dönüm arazi toplulaştırmasını 2015 yılı Haziran ayı sonu itibarıyla inşallah bitirmiş olacağız. Buna bağlı olarak yine şehirde çok önemsenen ve uzun müddettir özlemi çekilen Uluabat Sulama Projesi’yle ilgili olarak da önemli bir aşamaya geldik; planlama aşamaları bitti, şu anda uygulama projesiyle ilgili olarak ihale hazırlıkları bitmek üzere. 2014 yılı içerisinde ana projeyi inşallah hayata geçirmekle ilgili, daha doğrusu ihalesini gerçekleştirmekle ilgili çalışmalarımızı devam ettireceğiz. Tabii, bu iki alanda çalışma yapılırken koordinasyon önemliydi, buna bağlı olarak da ürün desenliliğinin artırılması, ürün çeşitliliğinin artırılması ve katma değeri yüksek ürünlerin hayata geçirilmesiyle ilgili bir çalışma yapmak gerekiyordu. Bununla ilgili çalışmalar da devam ediyor.

Ayrıca Elâzığ özellikle badem ve üzüm açısından Allah vergisi bir özel coğrafya. Biz bademle ilgili olarak da arkadaşlarımızla birlikte bir Badem Eylem Planı hazırladık. Orman bölge müdürlüğümüz marifetiyle bu projeyi de hayata geçirdik. 2017 yılının sonuna kadar toplam 17.500 dönüm bir proje uygulamış olacağız. Bana göre küçük bir proje, inşallah bunu yaygınlaştırmak için hazırlıklar yapıyoruz fakat sadece bu küçük projeden bile biz yaklaşık beş yıllık periyot sonunda 40 milyon TL gibi bir gelir bekliyoruz.

Tabii, bu arada planlamayı çok önemseyen bir yaklaşım içerisindeyiz. Elâzığ’la ilgili 1/100.000’lik çevre düzeni planını çok ciddi çalışıyoruz. Bu konuda özellikle belki örnek olacak bir model üzerindeyiz. Valilik, siyaset kurumu, milletvekili arkadaşlarımız, ilgili kurumlar ve sivil toplum örgütleriyle birlikte bu planlamayı yapıyoruz. Ama biz bu planlamayı yaparken Mekânsal Planlama Genel Müdürlüğüyle birlikte bir master plan dâhilinde bunu yapmayı hedefledik. Kentsel dönüşümü şu anda hayata geçirmek için yoğun çalışmalar yapıyoruz ancak burada da, yine dediğim gibi, bir master plan dâhilinde bunun hayata geçmesini önemsiyoruz ve buna dayalı olarak hizmetlerimizi devam ettiriyoruz.

Buradan önemle söylenmesi gereken bir başka şey, Harput biliyorsunuz tarihî kadim kültürlerin merkezî, Harput’u kentsel dönüşüm kapsamında değerlendireceğiz. Allah izin verirse Çevre ve Şehircilik Bakanlığımızın bu konuda destekleriyle bu proje yürüyecek. Buna bağlı olarak da Elâzığ ve çevresi, Harput, Bakanlar Kurulu kararıyla kültür ve turizm koruma gelişim bölgesi ilan edilmişti. Bu kapsamda bu fırsatı değerlendirdik ve çalışmalarımızı hızlandırdık. Yine, buna bağlı olarak da Hazar Gölü’nü etrafındaki kirlilikten kurtarıp, biyolojik arıtmayı tamamlayıp yeniden mavi bayrağını kazandığı özel bir göl hâline getiriyoruz, çalışmalarımız devam ediyor. İç su potansiyelinin artırılması bağlamında Hazar Gölü’müz denizcilik ve su sporları eğitim merkezi olmuştur. Bu konuda çalışmalarımız tekrar devam ettiriliyor.

Bir başka zenginliğimiz Elâzığspor’umuz. Elâzığspor’umuz, şu anda Süper Lig’de mücadele ediyor ve biliyorsunuz, Doğu Anadolu Bölgesi’ni temsil eden tek takım ama Sayın Başbakanımızın talimatlandırması, verdiği sözle bu şehre yakışan statla birlikte bunu taçlandırmayı arzu ediyoruz. Onun için de proje çalışmalarının da hızlandığını ve son aşamaya geldiğini de sizlerle paylaşmak istiyorum.

Şehir için yapılacak çok şey var, söylenecek çok şey var. Özellikle şehrin potansiyeline çok güvenen, çok inanan bir kardeşinizim. Milletvekili arkadaşlarımızla birlikte bunun için çalışıyoruz, gayret ediyoruz. En önemli zenginliğin insan kaynağı olduğuna inanıyorum.

Bütün güzelliklerin Elâzığ için, Türkiye için olmasını temenni ederken hepinizi kalbi duygularla, sevgi ve saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Gündem dışı ikinci söz, bilgi ekonomisi ve İnternet özgürlükleri hakkında söz isteyen Bursa Milletvekili Aykan Erdemir’e aittir.

Buyurun Sayın Erdemir. (CHP sıralarından alkışlar)

2.- Bursa Milletvekili Aykan Erdemir’in, bilgi ekonomisi ve İnternet özgürlüklerine ilişkin gündem dışı konuşması

AYKAN ERDEMİR (Bursa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sizleri ve İnternet üzerinden bizleri izleyen vatandaşlarımızı saygıyla selamlıyorum.

Ülkemiz ve çocuklarımız için daha iyi bir yaşam kuşkusuz hepimizin ortak arzusu. Bunu gerçekleştirmenin yolu da bilgi ekonomisini geliştirerek Türkiye’yi orta gelir tuzağından kurtarmaktan geçiyor. Ne yazık ki Türkiye, 2013 Küresel Rekabet Endeksinde yenileşimde 148 ülke arasında 55’inci sırada yer alıyor. Yenileşimde 55’inci sırada olan ülkemizi dünyanın en büyük 10 ekonomisinden biri yapmak için ne yapmamız gerekiyor? Bilgi ekonomisine, patent ve faydalı modele dayalı üretime, yüksek katma değerli üretim desenine ve güçlü markalara nasıl ulaşabiliriz? Bilgi toplumu olmak için üniversiteler, teknoparklar, AR-GE merkezleri yeterli mi? İnternet yasaklarının Türkiye gündemini meşgul ettiği bugünlerde, gelin bu soruların yanıtını birlikte arayalım.

Başbakan Sayın Erdoğan geçtiğimiz yıl Finlandiya ziyareti sırasında “Angry Birds” oyununu üreten “Rovio” adlı şirketin yöneticisi Mikael Hed'e “Bu kuş neden kızgın?” diye sormuştu. Sayın Başbakan keşke “Bu kuş neden kızgın?” diye soracağına, “Kızgın Kuş gibi bir başarı öyküsünün sırrı nedir?” diye sorsaydı.

Kızgın Kuş, 2003 yılında Helsinki Teknoloji Üniversitesinden mezun olan 3 öğrencinin yaratıcılığının eseri. Kızgın Kuş, bugün 650 kişi istihdam edip 2 milyar tüketiciye ulaşıyor, yılda 150 milyon avro gelir elde ediyor. Her yıl tam 45 ayakkabı kutusu dolduracak kadar katma değer yaratıyor. Halihâzırda Türkiye’nin kızgın bir Başbakanı var. Acaba bir gün Kızgın Kuş gibi bir başarı öyküsü de olacak mı?

Bir bakanımız “Biz icat yapamıyoruz, buluş yapamıyoruz. Tarım ülkesiyiz biz. Ne yapacağız biz? Ara teknik eleman ülkesiyiz biz.” demişti. Acaba gerçekten öyle mi?

Gelin birlikte ODTÜ Teknokent’e bir göz atalım. Hani Sayın Başbakan’ın “Bu hocalar öğrencilerini böyle yetiştiriyorsa, onlara yazıklar olsun. Bize böyle hocalar lazım değil.” dediği ODTÜ öğretim üyeleri ve öğrencilerinin neler başardıklarına bakalım.

ODTÜ Teknokent’te geliştirilen “Mount&Blade” adlı bilgisayar oyunu dünyada “Tüm zamanların en iyi 100 oyunu” listesinde 86’ncı sırada yer almayı başardı. 2012 yılında 3 milyon dolar gelir elde etti. Nitelikli istihdam yaratmaya devam ediyor.

ODTÜ Teknokent benzeri başarı öykülerine her yerde ihtiyacımız var. Bursa Yazılım Vadisi girişimi de bu amaçla yola çıkmış bir proje. Bursa Eskişehir Bilecik Kalkınma Ajansının 1 milyon lira destek verdiği projenin başarısını önümüzdeki süreçte cezbettiği nitelikli insanlar belirleyecek.

Geçtiğimiz yıl Londra’da “Silicon Roundabout” olarak bilinen “Silikon Kavşağı”nı ziyaret ettim. Beş yıl içinde 5 bin start-up şirketin yanı sıra çok sayıda büyük yatırımcıyı çekmeyi başarmış “Tech City’nin başarısının sırrı nedir?” diye sordum. Bize eşlik eden yetkili “Bu soruyu hep sorarlar.” dedi. Sonra da parmağıyla caddeleri dolduran kafeleri, barları, restoranları ve duvarları süsleyen eğlence ve sanat etkinlikleri duyurularını gösterdi. “Yaratıcı insanları Tech City’ye çeken işte bu özgürlükler ortamıdır.” dedikten sonra ekledi: “Buradaki girişimcilerin birinci talebi özgürlüktür.”

Demek ki üniversitelerimiz, teknoparklarımız, AR-GE merkezlerimiz ve fabrikalarımız olsa da, girişimcilerimiz teşvik, hibe ve vergi muafiyeti politikalarıyla desteklense de bunlar rekabetçi bilgi ekonomisi için yeterli olmuyor. Patent ve faydalı modele dayalı yüksek katma değerli üretim desenine ve güçlü markalara ulaşmanın yolu yaratıcı sınıflardan geçiyor. Yaratıcı sınıflar ise özgürlükler ikliminden besleniyor, özgürlüklerin kısıtlandığı baskıcı coğrafyaları hızla terk ediyor. Unutmayalım ki özgürlükler iklimi bozuk olan bir ülkenin yatırım iklimi de gelişmiyor.

Cumhurbaşkanımız Sayın Abdullah Gül İnternet yasasını veto edip etmeyeceğine karar verirken aslında Türkiye’nin özgürlükler ve yatırım ikliminin ne olacağına da karar verecek. Türkiye, bilişim sektörünü, yaratıcı sınıfları ve bilgi ekonomisini cezbeden bir ülke mi olacak; yoksa, Türkiye, orta gelir tuzağında, kronik işsizlik çeken ve bir bakanın deyimiyle “İcat, buluş yapamayan ara teknik eleman ülkesi.” mi olacak?

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN- Teşekkür ediyorum.

Gündem dışı üçüncü söz, Ahıska Türklerinin sorunları hakkında söz isteyen Iğdır Milletvekili Sinan Oğan’a aittir.

Buyurun Sayın Oğan. (MHP sıralarından alkışlar)

3.- Iğdır Milletvekili Sinan Oğan’ın, Ahıska Türklerinin sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması

SİNAN OĞAN (Iğdır) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Meclis Başkan Vekilimiz Sayın Sadık Yakut biraz önce çok romantik bir giriş yaptı, Meclisin romantik bir şiirle ve sözlerle açılışını yaptı ve sevginin öneminden bahsetti. Çok doğru. Hakikaten de sevgi önemli. Hele ki bugünlerde özellikle Meclisimizde önemli, Türkiye’mizde önemli. Ama keşke bu sevgiyi Ali İsmail Korkmaz’lara da gösterseydiniz, HSYK’da kış gününde sürdüğünüz savcılara, hâkimlere de gösterseydiniz, balya balya yetim hakkı yendiğinde o yetimlere de bu sevgiyi gösterebilseydiniz, o zaman bugünkü Sevgililer Günü mesajınız ve sevgi içerikli mesajınız anlamlı olurdu.

Değerli milletvekilleri, belki de sevgiyi göstereceğimiz kesimlerden birisi de Türkiye’de maalesef hâlâ vatandaşlık alamayan, hâlâ Türkiye’de bir köşede sığıntı olarak kalan Ahıska Türkleridir. Burayı vatan bilip gelen Ahıska Türklerine Hükûmetinizin göstermiş olduğu ilgi maalesef ki Suriye’den gelen göçmenlere gösterilen ilginin zerresi kadar değil. Elbette Suriye’den zor şartlarda, ölümle burun buruna gelen insanlara burada sevgi göstereceğiz, kucak açacağız ama onun yanında Ahıska Türklerinin de sorunları olduğunu, onun yanında diğer insanlarımızın, soydaşlarımızın da sorunları olduğunu unutmayacağız.

Yeri gelmişken ifade edeyim: 15 Şubat günü -bugün her ne kadar Sevgililer Günü olarak anılsa da- yarın, 15 Şubat günü Iğdırlı ülkücü şehidimiz Necmettin Yıldız’ın da ölüm yıl dönümü. 15 Şubat 1980 tarihinde, ocak sönmesin, ezan susmasın, bayrak inmesin diye bu toprağa düşmüş, şehit olmuştu. Bütün şehitlerimizi de bu vesileyle rahmetle anıyorum.

1944 yılında ana yurtlarından koparılan Ahıska Türkleri, zor şartlarda, Sibirya’da ölüm kalım savaşı vermiş, önemli bir kısmı hayatını kaybetmiş, ancak kalanları ise bugün dahi o sürgün hayatını yaşamaya devam etmektedir. Ahıska Türklerinin vatana dönüş mücadelesinde maalesef ki Orta Doğu’da caka satan Sayın Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu onların yanında değil, kendisini bölgenin lideri ilan eden Sayın Başbakan onların yanında değil.

Türkiye’de Ahıska Türkleri hem vatandaşlığa geçememenin hem de gerekli ilgi ve alaka gösterilmemesinin sıkıntısını yaşamaktadır. Çok değil, sadece iki örneği vereceğim. Örneğin, bizim vatandaşlığımıza hâlâ geçemediği için, Ahıska Türkü olan ve Azerbaycan’ın kendisine vatandaşlık verdiği insanlarımızdan bir tanesi vatani görevini yapmak üzere askere gittiği için yaşlı annesi ve babası, ailesi ortada kalmış durumdadır. Veyahut da İkinci Dünya Savaşı’nın bütün çilesini çeken başka bir Ahıska Türkü, yaşı 90’a gelmiş, vatandaşlık verilmediği için… Yine bu insanlarımız da yardıma muhtaç bir durumda ilgi, alaka beklemektedir.

Tabii, “Bizim de suçumuz Ahıskalı Türk olmak mı? İlla bizim de ücretsiz birtakım yardımlardan, sağlık yardımından faydalanabilmemiz için Suriye’ye gidip oradan buraya mı gelmemiz lazım?” diye bu insanlarımız bu soruları bizlere soruyor, ben de buradan size soruyorum ey iktidar sahipleri. Belki “Alo Fatih” hatlarıyla altyazıları kaldırabilirsiniz ama bu insanların bu sessiz çığlığını susturamayacaksınız, onu da ifade etmem lazım.

Ahıska Türkleri 3585 sayılı Yasa kapsamında Türkiye'ye 92’den beri giriş yapmışlar ama Türk vatandaşlığını hâlâ alamamışlar. Nedense Rabia Kadir Türk olduğu için Türkiye'ye sokulmuyor, Ahıska Türkleri Türk olduğu için Türkiye'de ilgiyi ve alakayı göremiyor, bunu da ifade etmem lazım. Ahıska Türklerinin emeklilik hakkı hâlâ verilmiş değil. Oradan aldıkları, eski Sovyet Cumhuriyetleri’nden aldıkları diplomaları burada tanınmadığı için iş bulamamaktan sıkıntı çekmektedirler.

Kısacası sadece ve sadece Türk oldukları için maalesef Ahıska Türkleri AKP iktidarının ilgi ve alakasının dışındadır diyor, hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Gündeme geçiyoruz.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

Meclis araştırması açılmasına ilişkin üç önerge vardır.

Okutuyorum:

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu ve 22 milletvekilinin, uluslararası taşımacılık alanında yaşanan sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/863)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Ülkemizde uluslararası taşımacılık alanında yaşanan sorunların araştırılarak, alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Anayasa'nın 98 ve TBMM İçtüzüğü’nün 104 ve 105’inci maddesi uyarınca Meclis araştırması açılmasını saygılarımla arz ve talep ederim.

1) Mesut Dedeoğlu                          (Kahramanmaraş)

2) Mehmet Şandır                            (Mersin)

3) Enver Erdem                               (Elâzığ)

4) Seyfettin Yılmaz                          (Adana)

5) Ali Öz                                         (Mersin)

6) D. Ali Torlak                               (İstanbul)

7) Celal Adan                                  (İstanbul)

8) Bahattin Şeker                             (Bilecik)

9) Hasan Hüseyin Türkoğlu            (Osmaniye)

10) Mehmet Erdoğan                       (Muğla)

11) Muharrem Varlı                        (Adana)

12) Atila Kaya                                 (İstanbul)

13) Bülent Belen                              (Tekirdağ)

14) Özcan Yeniçeri                          (Ankara)

15) Necati Özensoy                         (Bursa)

16) Yusuf Halaçoğlu                       (Kayseri)

18) Cemalettin Şimşek                     (Samsun)

19) Erkan Akçay                             (Manisa)

20) Sadir Durmaz                            (Yozgat)

21) Emin Çınar                                (Kastamonu)

22) Mustafa Kalaycı                        (Konya)

23) Ahmet Kenan Tanrıkulu            (İzmir)

Gerekçe

Her yıl 3 kıtadan 75 ülkeye kara yoluyla dış ticaretimizi ulaştıran ve ortalama 1 milyon ihracat seferi gerçekleştiren ülkemiz nakliyecileri, ehliyet mevzuatı nedeniyle büyük sıkıntı yaşamaktadır. Taşımacıların, Türkiye içerisinde geçerli mevzuata uygun olarak aldıkları ehliyet ve ruhsatları, taşıma yaptıkları bazı ülkelerin resmî mercileri tarafından kabul edilmemektedir. Bu nedenle, sınır geçişlerinde önemli sıkıntılar yaşamaktadır. Taşımacılarımız, bu sorunu aşmak için belli bir harç karşılığında beynelmilel ehliyet almak zorunda kalmaktadır.

Taşımacılarımız, küresel rekabet ve artan maliyet baskılarına rağmen dış ticaret mallarımızı dünyanın en uzak köşesine rakip ülke nakliyecilerinden daha hızlı bir şekilde ulaştırmanın mücadelesini vermektedir.

Sektörün, daha düşük maliyetlerle yüklerini ulaştırma gayretleri uluslararası kara yolu eşya taşımacılığı ve lojistik sektörü için ciddi külfetlere yol açmaktadır. Uluslararası kara yolu ile eşya taşımacılığı ve lojistik sektöründe çalışan sürücülerin ortalama sayısı 150 bin civarındadır. Bu sürücülerin her biri ülkemizden almış oldukları ehliyetlerin yurt dışında geçerli olması için yüksek ücretler ödeyerek beynelmilel ehliyet başvurusu yapmaktadır.

Sürücüler, hâlihazırda ülkemizde geçerli olan ehliyetlerinin yurt dışında da geçerliliği konusunda ehliyet başı 295 lira ücret ödemektedir. Diğer taraftan, sadece uluslararası kara yolu ile eşya taşımaya mahsus araçların her yıl uluslararası geçerliliği olan trafik tescil belgesi almak ve yenilemek için de araç başına 100 lira ödeme yapmak zorunda kalmaktadır.

Bilindiği üzere, sürücülere, yurt dışı seferi sırasında kullandığı aracın akaryakıt giderleri, otoyol, köprü, tünel geçiş ücretleri, park giderleri ve zorunlu giderlerin karşılanması için sefer öncesi verilen masraf avansları verilmektedir. Bunların yanı sıra sürücülerin yiyecek, içecek, şirket ile haberleşme, konaklama gibi kişisel ihtiyaçlarını karşılaması için sefer öncesi harcırah ödemeleri yapılmaktadır. Ancak uluslararası nakliye şirketlerince sürücülere sefer öncesi ödenen söz konusu harcırahlara ilişkin bu uygulama, özellikle iş sözleşmeleri sona eren sürücülerin kıdem tazminatı ve diğer alacaklarına ilişkin açtığı davalarda mahkemelerce farklı yorumlara ve kararlara yol açabilmektedir.

Bu nedenle, harcırah ödemeleri, sürücülerin gelirine ilave bir ödeme olarak değil, şirketin gideri olarak kabul edilmelidir. Avrupa'da, 1970'li yıllardan bu yana gelişen lojistik merkezlerin sayısı, günümüzde 100'ü geçmektedir. Sadece Almanya'da son yirmi yılda 33 adet lojistik köy kurulmuş olup, bunların çoğunun büyüklüğü 200 hektarı geçmektedir.

Avrupa'da yerleşik lojistik köylerde toplam yerleşik 1.250 adet firma vardır ve bu firmalar toplamda 42 bin kişiye istihdam sağlamaktadır. Üstelik, son yıllarda, Orta Doğu ve Asya'daki ülkelerde de lojistik merkez yapılanmaları ve yatırımları yaygınlaşmaktadır.

Ülkemizde, özellikle demir yolu ayağında ise gerçek bir lojistik merkezini barındırması gerekmektedir. Lojistik merkezinin en az üç taşıma türüne bağlantısı olması gerekmektedir. Ülkemizde “lojistik merkezi” adı altında hayata geçirilmeye çalışılan yerler, yük terminali projeleri ile sınırlı kalmaktadır. Bu durum, tüm yönleriyle, özellikle il veya bölgelerin gerçek ekonomik potansiyeli değerlendirilmeden planlandığından, yatırımların fuzuli harcamalara dönüşme riskini ortaya koymaktadır. Ülkemizde lojistik köylerin oluşturulması kaçınılmaz bir zorunluluk hâline gelmektedir.

Bu nedenle, ülkemizde uluslararası taşımacılık alanında yaşanan sorunların araştırılarak gerekli önlemlerin alınması için Anayasa'nın 98’inci ve TBMM İçtüzüğü’nün 104 ve 105’inci maddeleri uyarınca bir Meclis araştırma komisyonu kurulması uygun olacaktır.

2.- Balıkesir Milletvekili Namık Havutça ve 25 milletvekilinin, çeltik üreticilerinin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/864)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Çeltik, Türkiye'nin önemli tarımsal ürünlerinden biridir. Ülkede, kişi başına düşen pirinç tüketiminin artması, özellikle 1980'den sonra çeltik dış alımının da çoğalmasına neden olmuştur.

Çeltik üretiminde başta gelen bölgelerimiz Marmara, Karadeniz, Orta Kuzey ve Ege Bölgesi'dir. En çok çeltik üretimi yapılan illerimiz, sırasıyla, Edirne, Balıkesir, Samsun ve Çorum'dur. Sulanabilen arazilerin yaklaşık 95 bin dekarlık alanına çeltik ekimi yapılmaktadır. 2010 yılından itibaren, çeltik komisyonuna kayıtlı 1.308 çiftçinin, 94 bin dekarlık bir alana Gönen baldosu ve Osmancık çeltiği ektiği tespit edilmiştir.

Toprak Mahsulleri Ofisinin 29 Şubat 2012 tarihinde açıkladığı bilgilere göre, 2010 yılında, 99 bin hektarlık alanda 860 bin ton (pirinç karşılığı 516 bin ton) çeltik üretimi gerçekleşmiştir. 2011 yılında, üretimin, geçen yıla oranla yüzde 5 civarında bir artışla 900 bin ton (pirinç karşılığı 540 bin ton) olarak gerçekleşeceği tahmin edilmektedir. Ülkemiz yıllık pirinç tüketimi ise 600 bin ton civarındadır.

Türkiye, çeltik üretiminde kendine yeterli bir ülke değildir, yalnız kendine yeterlilik potansiyeli olan bir ülkedir, yıllar itibarıyla verimliliğini artırmaktadır. Özellikle 2000 yıllarında, Trakya Tarımsal Araştırma Enstitüsünün çabasıyla geliştirilen "Osmancık" çeşidinin üretimde devreye sokulmasıyla birlikte verimlilik artmış, 2000 yılında 350 bin ton olan çeltik verimliliği 2010 yılında 860 bin tona erişmiştir. Ancak bu verimliliğe erişmek Türkiye'yi çeltik konusunda ithalatçı ülke olmaktan henüz kurtarabilmiş değildir.

TÜİK'in 30 Nisan 2012 tarihinde açıkladığı Bitkisel Ürün Fiyatları Ve Üretim Değeri verilerine göre 2011 yılı çeltik fiyatı bir önceki yıla göre yüzde 17,1 azalarak 0,97 TL olmuştur. Çeltik üreticisinin 2008 yılında 1,13 TL, 2009 yılında 1,25 TL ve 2010 yılında da 1,17 lira kilogramda eline geçen para her geçen yıl düşmüştür. Bununla birlikte tarım desteklerinin en önemli kalemi olarak adlandırılan fark ödemeleri (prim) desteğinde de ciddi hiçbir artış yapılmamıştır. Çeltik destekleme primlerinde geçen yıla göre hiçbir artış yapılmayıp 8 TL olarak kalmıştır. 2011 yılında mazot desteği dekar başına 3,75 TL iken 25 kuruşluk cüzi bir artış ile 4 TL, gübre desteği de yine 25 kuruşluk cüzi bir artışla 5 TL 2012 yılı desteklemeleri olmuştur. Çeltik üreticisinin başta mazot, gübre ve sulama girdilerinde ise yüksek oranlarda artışlar olmuştur. Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının verilerine göre 2002-2011 yılları arasında gübre fiyatları yüzde 247 ile yüzde 312 oranında artmıştır. Çeltik üreticisinin yalnızca mazot üzerindeki dolaylı vergi yükü nedeniyle ödediği vergi miktarı, tarımsal destek bütçesinin neredeyse tamamına yakındır. Köylü üreticimizin mazotun litresine ödediği 4 TL'nin yaklaşık 1,5 TL'si ÖTV'dir. Çiftçinin aldığı destek ile mazota ödenen bedelin ise ancak yüzde 5'i karşılanabilmektedir. Desteklerin yetersizliğinin yanında zamanında verilmemesi desteğin amacına ulaşmasını engellemektedir.

Çeltik üreticisinin daha fazla üretim yapmamasının nedeni de su yetersizliğidir. Son olarak, Gönen Ovası Sulama Birliği'nin sulama hizmetlerine yüzde 400'lük zam yapması kamunun suyu çeltik üreticilerine uygun fiyatlarda verilmemesinin bir örneğidir. Kamu suyunun çeltikçilere fahiş fiyatlarla verilmesi çeltik üretiminin geleceğini tehdit etmektedir. Çeltik açısından büyük önem taşıyan tarımsal sulamada kullanılan elektrik ve sulama birliği fiyatları yüksek olup, maliyetleri artırmaktadır, üreticiyi üretemez noktaya getirmektedir.

Türkiye tarımında yetiştirilme potansiyeline sahip olduğumuz çeltik üretiminin artırılması, üreticilerinin sorunlarının tespit edilerek çözüme kavuşturulması, pirinç ithal eder ülke konumundan çıkmamızı sağlayacak politikaların üretimi için araştırma yapılmasını talep eder, Anayasa’nın 98, İç Tüzük’ün 104 ve 105’inci maddeleri gereğince Meclis araştırması açılması için gereğinin yapılmasını arz ederiz.

1) Namık Havutça                           (Balıkesir)

2) Kazım Kurt                                 (Eskişehir)

3) İhsan Özkes                                                (İstanbul)

4) Mustafa Sezgin Tanrıkulu           (İstanbul)

5) Ali Rıza Öztürk                           (Mersin)

6) Haydar Akar                               (Kocaeli)

7) Mehmet Şeker                             (Gaziantep)

8) Mehmet Hilal Kaplan                  (Kocaeli)

9) Veli Ağbaba                                                (Malatya)

10) Bülent Tezcan                            (Aydın)

11) Ramazan Kerim Özkan             (Burdur)

12) Kadir Gökmen Öğüt                                 (İstanbul)

13) Mehmet Volkan Canalioğlu      (Trabzon)

14) Mehmet Şevki Kulkuloğlu        (Kayseri)

15) Hurşit Güneş                             (Kocaeli)

16) Mustafa Serdar Soydan             (Çanakkale)

17) Tanju Özcan                              (Bolu)

18) Candan Yüceer                          (Tekirdağ)

19) Hülya Güven                             (İzmir)

20) Rahmi Aşkın Türeli                   (İzmir)

21) Ali Demirçalı                             (Adana)

22) Hasan Akgöl                             (Hatay)

23) Ali Sarıbaş                                (Çanakkale)

24) Mehmet Ali Ediboğlu                (Hatay)

25) Sakine Öz                                  (Manisa)

26) Özgür Özel                                (Manisa)

3.- İstanbul Milletvekili Umut Oran ve 19 milletvekilinin, sporda artan şiddetin sebeplerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/865)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

2011 yılında Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe giren 6222 sayılı Sporda Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesi Hakkında Kanun’un amacı “Müsabaka öncesinde, esnasında veya sonrasında, spor alanları ile bunların çevresinde, taraftarların sürekli veya geçici olarak gruplar halinde bulundukları yerlerde veya müsabakanın yapılacağı yere gidiş ve geliş güzergâhlarında şiddet ve düzensizliğin önlenmesi” olarak belirlenmesine karşın, 2011-2012 sezonunda, başta futbol, basketbol ve voleybol olmak üzere tüm spor dallarında tarihte eşi benzeri görülmemiş bir düşmanlık, nefret ve şiddet atmosferi gözükmektedir.

Bu süreçte, statlarda sporculara ve diğer takım taraftarlarına karşı şiddet görüntüleri sıradanlaşmış, sahada mücadele eden takımlar statlardan olağanüstü koşullarda çıkartılmış, sporcular ile kulüp yöneticileri dahi kavga içerisine girmiş, sporcu, yönetici ve taraftar olmak üzere sporun tüm parçaları bu şiddet atmosferine maruz kalmıştır.

Özellikle futbolda yaşanan olaylar, yüz yıllık kulüpleri birbirine düşürmüş, koordinasyonunu kaybeden ve siyasi baskılara maruz kalan federasyonların aldıkları kararlar, nihayetinde bu atmosferi daha da içinden çıkılmaz bir hâle getirmiş, siyasi iktidarın gereken önlemleri almaması sebebiyle adliye önünde beklerken plastik mermi ve biber gazının orantısız kullanımına maruz kalan taraftarlardan, takımını desteklemek için gittiği statta sözlü ve fiziki şiddete uğrayan sporculara kadar bir çok insan mağdur hâle gelmiştir.

“Barış, çok seslilik, adil rekabet, centilmenlik, ahlaki bir yarışma” gibi değerleri simgelemesi gereken spor, bu değerlerden çok daha farklı bir anlam kazanmış, ülke içerisindeki şiddet olaylarının da zemini olmuştur.

Bütün bu gerekçelerle, 2011 - 2012 sezonunda gerçekleşen, başta futbol, basketbol ve voleybol olmak üzere tüm spor dallarındaki müsabakalarının incelenmesi, sporda artan şiddetin ve bu şiddetin sebeplerinin araştırılması, ortaya çıkan bu tehlikeli durumun sorumluların bulunması ile alınması gereken tedbirlerin tespiti amacıyla, Anayasa'nın 98 ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü 104 ve 105’inci maddeleri gereğince Meclis araştırması açılmasını saygılarımla arz ederim.

1) Umut Oran                                  (İstanbul)

2) Celal Dinçer                                (İstanbul)

3) İhsan Özkes                                (İstanbul)

4) Mustafa Sezgin Tanrıkulu           (İstanbul)

5) Erdal Aksünger                           (İzmir)

6)Ali Sarıbaş                                   (Çanakkale)

7) Bülent Tezcan                              (Aydın)

8) Mehmet Hilal Kaplan                  (Kocaeli)

9) Veli Ağbaba                                                (Malatya)

10) Kadir Gökmen Öğüt                 (İstanbul)

11) Ramazan Kerim Özkan             (Burdur)

12) Ali Rıza Öztürk                         (Mersin)

13) Mehmet Şeker                           (Gaziantep)

14) Haydar Akar                             (Kocaeli)

15) Kazım Kurt                               (Eskişehir)

16) Namık Havutça                         (Balıkesir)

17) Mehmet Volkan Canalioğlu      (Trabzon)

18) Mehmet Şevki Kulkuloğlu        (Kayseri)

19) Canan Yüceer                            (Tekirdağ)

20) Hülya Güven                             (İzmir)

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Önergeler gündemdeki yerlerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki görüşmeler, sırası geldiğinde yapılacaktır.

Barış ve Demokrasi Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım:

VII.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- BDP Grubunun, Türkiye Büyük Millet Meclisi gündeminin “Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler” kısmında yer alan, Türkiye’deki basın özgürlüğünün önündeki engellerin bütün boyutlarıyla araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla verilen (10/76) esas numaralı Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 14 Şubat 2014 Cuma günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

                        14/2/2014

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulunun 14/2/2014 Cuma günü (bugün) yaptığı toplantısında siyasi parti grupları arasında oy birliği sağlanamadığından, grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün  19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                                       Pervin Buldan

                                                                                                               Iğdır

                                                                                                   Grup Başkan Vekili

Öneri:

Türkiye Büyük Millet Meclisi gündeminin “Genel Görüşme ve Meclis Araştırmasına Dair Ön Görüşmeler” kısmında yer alan (10/76) Türkiye'deki basın özgürlüğünün önündeki engellerin bütün boyutlarıyla araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergelerin görüşülmesinin, Genel Kurulun 14/2/2014 Cuma günlü birleşiminde birlikte yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Barış ve Demokrasi Partisi grup önerisi lehinde söz isteyen Hasip Kaplan, Şırnak Milletvekili.

Buyurun Sayın Kaplan.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Barış ve Demokrasi Partisi olarak, Türkiye’de basın özgürlüğü önündeki engellerin bütün boyutlarıyla araştırılması için bir araştırma önergesi verdik.

Biliyoruz, demokrasilerde güçler ayrılığı vardır, yargı, yasama, yürütme; bir de her zaman dördüncü bir güç olarak medyanın, demokrasinin oluşmasında, haber hürriyetinde en önemli güç olduğu söylenir.

Maalesef son zamanlarda “basın” dediğimiz zaman, “medya” dediğimiz zaman Türkiye’yle ilgili iç açıcı hiçbir şeyden bahsedemiyoruz. Yani, bakıyoruz ki düşünce, örgütlenme özgürlüğünde çok kötü bir sıralamadayız, tutuklu gazeteciler sayısında dünyada 1’inci olan bir ülkeyiz. 1’inciliğimiz o kadar çok ki dünyadaki bütün gazetecilerin, kuruluşların, hepsinin açıklamalarına baktığımız zaman, örneğin, Uluslararası Gazetecileri Koruma Komitesinden tutun da Sınır Tanımayan Gazetecilere kadar, Türkiye’deki ulusal cemiyetlere kadar…

Şimdi, ben öncelikle hâlâ düşünceleri nedeniyle, özgür haber yaptıkları için, alo basın hattında olmadıkları için şu an cezaevinde olan bütün tutuklu gazetecilere buradan sevgilerimi göndermek istiyorum.

Şimdi, şunu çok açık olarak görmek lazım: Türkiye, evet, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi, Birleşmiş Milletler Medeni, Siyasi Haklar Sözleşmesi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi derken bütün sözleşmeleri imzalamış olmasına rağmen, Türkiye’de medyanın holdingleşmesi, medyanın özellikle enerji ve maden alanına dalması, enerji ve maden alanındaki çalışmalarının ağırlık kazanması, enerji gibi Türkiye’nin ithalatında 100 milyarı bulan bir rakamın, madencilik gibi direkt ruhsat onayı 2012’de Başbakana bağlı olan bir sektörde medya patronları, medya holdingleri maalesef özgür bir gazetecilik, basın görevini yapmamaktadır. Çıkarları ve tehdit altında olmaları nedeniyle bir telefon hattında, bir vergi denetiminin hattında, yine enerji ve maden şirketlerine vergi denetmenlerinin gönderilmesi durumunda, bunların hepsinin tehdidini dikkate alan basın, maalesef çok iç açıcı bir yerde değil. Bakın, Türkiye’de, Mecliste dört parti grubu var. Çözüm süreci, barış süreci, kardeşlik süreci o kadar önemli bir süreç ki hiç kimsenin umurunda değil. Dün bizim yapılan basın toplantımızda grup başkan vekillerimizin açıkladığı çok tarihî, önemli açıklamalar, verdiğimiz yasa teklifleri bir satır olarak dahi basında yer almıyor.

Evet, biliyoruz, eskiden ne vardı? Biliyorsunuz, Mehmetçik basını vardı yani Genelkurmaydan akrediteli, apoletli medya vardı. Apoletli medya arkadaşlar, biliyorsunuz, değil mi? Apoletli medyada Genelkurmay başkanları derdi ki: “Sen, sen, sen geleceksin, diğerlerine girmek yasak.” Türkiye’nin basın özgürlüğü buydu. Sonra bir baktık, Hükûmet de farkına vardı, bir paralel basın çıktı. En son gündeme düşen, günümüzde şu an “Fatihçik” basın. Basın özgürlüğünün böyle tehdit altında olduğu bir ortamda, yerel basının zaten ekonomik sıkıntılarını, ilan sıkıntılarını, yerel basının nasıl baskı altında olduğunu, valilerin, kaymakamların, emniyet müdürlerinin, komutanların aleyhinde tek haber yapamadıklarını ve tek güvencelerinin olmadığını hepimiz biliyoruz. Koskoca medya holdingleri, tir tir titriyor arkadaşlar. Koskoca medya holdingleri kendi maden şirketlerinin kârına kâr katmak için sermaye olarak siyasetle anlaşıyorlar. Enerji ithalatında ve enerjinin Türkiye’deki nükleer ve termik santrallerin, HES santrallerinin tamamında yine 12 tane medya holdingi var. Bunların da tek tek ismini saymamıza gerek yok, zaten Başbakan açılış törenlerine o patronlarla beraber gidiyor. Ama buradan şunu ifade etmek istiyorum ki bu patronların, bu iş adamlarının bir de milletin sırtından kazanıp millete küfredeni yok mu, o küfürbazların da hesabını bu halk görecektir. Bakın, açık söylüyorum size: Herkes ettiğinin karşılığını bulur.

Uluslararası Yayıncılar Birliğinin raporlarına bakıyoruz, medya-ticaret ilişkilerine dikkat çekiyor. Siyasetçi bağı, medya, siyasetçi, artı, devletin içindeki paralel ve hatta Gladyo’dan buraya, Özel Harpten buraya özel konumlu medya, şimdi de son çıkarılan yasalarla istihbarat içinde yer alan medya. Evet, bu medya, özgür bir medya değil, özgür bir basın değil, bunu özgürleştirmek Meclisin görevidir arkadaşlar. Bunu özgürleştirmediğiniz takdirde Nikaragua, Tanzanya, Kuveyt gibi ülkelerin gerisinde kalırsınız. İşte, Türkiye’nin bugün düştüğü bu nokta dehşet vericidir. Kim diyebilir ki “Türkiye basın özgürlüğünde bu noktada kendisiyle iftihar edebilir.” Başbakan, rahatlıkla bir telefonla susturabiliyor, istediği yasağı koydurabiliyor. Hükûmetten Başbakanın bir danışmanı dahi bir köşe yazarını hemen görevinden aldırtabiliyor.

Bakın, birçok köşe yazarının nasıl görevden alındığını hepiniz biliyorsunuz; iktidarın beğenmediği yazılar yazmışlar, muhalefet etmişler. Ama unutmayın, bugün Hasan Cemal’in de yazısı düştü “Başbakan, bulunduğum yerde yazarken benim de görevime son verilmesini patronumdan istedi.” dedi. Ben, buradan bütün basın emekçilerine, basında çalışan bütün çalışanlara, hepsine şunu açıklıkla ve yürekli bir şekilde söylüyorum ki: Sizin üzerinizde baskı kuranlarla hesabımız var. Siz emekçilerin eline bırakılırsa Türkiye’nin geleceği için çok düzgün bir basın ve habercilik işlevi yaparsınız. Basın emekçilerinin burada zerre kadar günahı yok. Bu, medya patronlarının koyduğu yayın ilkeleri ve bu dehşetli baskının sonucudur. Bir taraftan özel yetkili mahkemeler, bir taraftan maliyenin denetmenleri, bir  taraftan özel, gizli tanıklarla basının susturulması ve özellikle Kürt basınının, sol basının, sosyalist basının, özellikle, bu ülkede muhalefet eden, dimdik ayakta duran bütün basın özgürlüğü savunucularını buradan sevgiyle selamlıyorum. Bunun yanında, yalaka -“yalaka” diyorum- ihale kapan, rüşvet, para, çıkar, bunun için, menfaat için, basını da bu konuma düşürenleri buradan lanetliyorum. Lanetlidirler bu insanlar. Hangi tarafın, hangi partinin, hangi ekibin etrafında olurlarsa olsunlar, bu ülkeye ihanet içinde ve zarar veren mahluklardır onlar. O mahluklar şunu bilsinler ki, bu ülkenin onların paralarından üstün bir vicdanı, bir insanı var. Bu kadar da, basın özgürlüğünü bile bile bu kadar ayak altına almanın, bu kadar kâr hırsından vahşi davranmanın, vahşi bir politika uygulamanın bir anlamı yok. Tetikçi, yandaş, candaş basına buradan da söyleyecek sözümüz yok.

Şunu söylüyoruz: Bu ülkede basın özgürlüğü olmadığı sürece, bu ülkenin gazetecileri tutuklu olduğu sürece, özel yetkili mahkemelerde süründürüldüğü sürece bu ülkeye demokrasi gelmez ve bütün gazetecileri, tutuklu gazetecileri, hükümlü gazetecileri tekrar buradan sevgiyle selamlıyorum. (BDP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Barış ve Demokrasi Partisi grup önerisi aleyhinde söz isteyen Tülay Kaynarca, İstanbul Milletvekili. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

TÜLAY KAYNARCA (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; BDP grup önerisi aleyhine söz aldım. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle, bugün Sevgililer Günü, Sayın Meclis Başkanımız da güzel sözlerle ifade etti. Paylaştıkça çoğalan en güzel duygudur sevgi ve sevgiyi şiirle ifade etmek gerektiğinde Sezai Karakoç’un tüm sevenleri tüm sevgiyi kapsayan çok güzel bir şiiri var, diyor ki o mısralarda: “Sevgili / En sevgili /  Ey sevgili / Uzatma dünya sürgünümü benim…”

Dolayısıyla, tüm sevgilerin içinde olduğu, ülkemizde ve dünyada sevginin, barışın ve kardeşliğin yüceldiği bir yaşam diliyorum sevgiyle. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Evet, konuşmama başlamadan önce, Ahıska Türkleriyle ilgili, bir önceki gündem dışı konuşmayla ilgili birkaç konuya işaret etmek istiyorum. Çünkü ben de bir Ahıska Türküyüm ve Ahıska Türkleriyle ilgili eksik bilgi verildiğini düşünüyorum, o nedenle, bir iki ayrıntıya değineceğim hızla.

Biz, dönem dönem vatandaşlık haklarıyla ilgili, soydaşlarımızın bu konudaki mağduriyetlerini gidermeye yönelik çok ciddi adımlar attık ve ben Ahıska Türkü olarak şunu ifade etmeliyim ki, en son 2009 Mart ayında Cumhurbaşkanımızın da onay verdiği kararla birlikte, soydaşlarımızın binlercesi bu haktan faydalanmaya devam etti. Şu anda, 1944 yılında Stalin zulmünden kaçmak ve yurtlarını terk etmek zorunda kalan kardeşlerimiz, soydaşlarımız için attığımız adımlar çok değerli. Bursa Milletvekilimiz Sayın Hüseyin Şahin, Gürcistan Dostluk Grubu Başkanı ve şunu çok rahat ifade etmeliyiz ki, sadece varlıklarını kabul edip, varlıklarının devamı ve topraklarına geri dönebilmesi için sadece Türkiye boyutunda değil, uluslararası arenada da ciddi adımlar attığımızın işaretini ve bilgisini vermek isterim. Ve sadece vatandaşlık haklarıyla ilgili değil, hem sağlık hizmetlerinde hem de çalışma izni alabilme konusunda bizim Hükûmetimiz döneminde sağlanan avantajlara da dikkat çekmek istiyorum.

Değerli milletvekilleri, BDP grup önerisinin gündemi, basın özgürlüğüyle ilgili. Bunula ilgili, ifade hürriyeti ve basın özgürlüğünün, demokrasimizin ayrılmaz unsurlarından biri olduğuna işaret etmek istiyorum ben ama önce, bugün yapılan bir basın toplantısından bir bilgi vermek istiyorum.

Neydi bugünkü basın toplantısı? Yine, Cumhuriyet Halk Partisinden bir kadın vekilimiz, ne yazık ki bir hemcinsim, basın toplantısı yaptı. Sevgililer Günü’yle ilgiliydi basın toplantısı ama bu toplantıda İstanbul’da yaşanan Kabataş olayıyla ilgili de birkaç cümle söyledi ve arkasından da iddia sahibi olarak Başbakanımızı dava edeceklerini ifade etti. Bir defa, şunu söyleyeyim: O açıklamada, basın açıklamasına baktığınızda, kadına yönelik şiddetle ilgili bilgiler aktarılıyor, arkasından kadın mağduriyetleriyle ilgili bilgiler veriliyor ama arkasından ne yapılıyor arkadaşlar? Çok ilginç, bir kadına, bir anneye –ki kendi beyanı esastır- yaşadığı mağduriyetle ilgili sanki yargılarcasına ifadelerde bulunuyor. Bunu bir kadının yapıyor olmasını gerçekten kınıyorum. Bunu bir kadın vekilin ağzından duymuş olduğum üzüntüye de özellikle dikkat çekmek istiyorum ve sahte buluyorum ve samimi bulmuyorum ve gerçekten bunu yürekten ifade ediyorum ki, burada, bu sabah…

İZZET ÇETİN (Ankara) – Samimi olmayan, Kabataş söylemi. Bu olay açığa çıktı, Başbakan yalan söyledi.

TÜLAY KAYNARCA (Devamla) - …Anadolu Ajansına bir basın açıklaması yapıldı. İlgili mağdur kardeşimiz, avukatı aracılığıyla bir basın toplantısı yaptı ve bu basın toplantısında çok ilginç bir şeye işaret etti; bakın, çok ilginç: Cumhuriyet savcısı gizlilik kararı veriyor; bütün avukatlar, bütün bireyler, sanık ve müşteki her biri bilir ki, eğer siz, gizlilik soruşturması varsa, gizlilik kararı varsa bununla ilgili yargılayıcı konuşamazsınız, o gizliliğin ihlalinin gerçekten ne boyutta olduğunun bir hukuk sisteminde, hukuk devleti olan Türkiye’de ne boyutta olduğunun fotoğrafını, algısını ve değerlendirmesini de size bırakıyorum. Yani kadına şiddeti, kadın mağduriyetini dillendireceksin, sonra da bir anneyi, sonra da canı yanmış, yedi aylık bebeğiyle birlikte kaldığı mağduriyeti, gözyaşlarını, üstelik bugün onu yeniden basına taşıyarak… Bakın, konumuz da çok ilginç, basın özgürlüğü, konumuz da çok ilginç, yine basının bu konudaki ifadesi.

Peki, kişisel haklar ve hürriyetler nerede kaldı? Bir bireyin mağduriyeti ve o, yeniden üzülüyor, yeniden ağlıyor, yeniden aynı travmayı yaşıyor. Buna kimin hakkı var? Kimin nasıl hakkı olabilir? Yedi aylık bebeğine sarılıp koruma içgüdüsüyle yaptıklarını düşündüğünüz zaman, bunu siyasallaştırmak kadar çirkin bir şey yok diye düşünüyorum. Bir anne olarak söylüyorum. Bırak, bir birey, bir kadından öte, bir insan olarak söylüyorum, kimsenin o anneye o travmayı yeniden yaşatma hakkı yok.

Tamam, basın özgür. Ben de bu meslekte yıllarca ekmek yedim, ben de bu meslekte basın kartı sahibi olarak görevimi yaptım ama basın sorumluluklarını yerine getiriyorken, basın bu sorumluluklarını yerine getirdiğindeki ilke ve o belirlenen kanunlar çerçevesinde neye dikkat etmek lazım? Kamu menfaatine dikkat etmek lazım, kişisel, bireysel hak ve hürriyetlere dikkat etmek lazım, çünkü işin bütününe baktığınızda bunu göreceksiniz, bu fotoğrafın bütününü göreceksiniz. Ben, bu anlamda sözlerime gerçekten etkilendiğim için o kısmıyla başlamak istiyorum.

Basın özgürlüğüyle ilgili BDP, grup önerisi verdi ama çıkıp gittiğine göre demek ki cevabı da önemsemiyor. Bu konuda, Basın Kanunu’nda, Türk Ceza Kanunu’nda, hele RTÜK’te yaptığımız düzenlemeler var, merak ediyorlarsa açıp bakarlar, öğrenirler ama ille siyasallaştıracak, Türkiye'yi başka bir noktada gösterme gayretinde olacaklarsa yapabilecek bir şey yok. Muhalefet bu değildir, sesinizi çok yükselttiğinizde çok haklı olmuyorsunuz, gerçek dışı ifade ettiğinizde de bu konuda gerçeği ifade ediyor olmuyorsunuz. Hukukta bireyin düşüncesi ve fikri önemlidir, onun ifadesi reel ve gerçek kabul edilebilir.

Yine, tekrar sabahki toplantıya değineceğim. Kadın olarak, kadın hakları olarak, Türkiye’nin bugün dünle bugün arasında geldiği nokta çok değerlidir. Sabahki basın toplantısında “Şiddet şu kadardır.”, “Kadına mağduriyettir…” Bunlar popülist politikalarla söylenmiştir. Oysa, reel rakamlara baktığınızda, gerek istihdamda gerek eğitimde gerek sosyal haklarda dünle bugün arasında, son on yılda -merdivenin birinci katından direkt en tepeye çıkamazsınız ama- görüyorsunuz ki adım adım belli bir noktaya gelinmiş, istihdam oranlarında ciddi noktaya gelinmiş, eğitimde Türkiye güzel fotoğraf vermiş, bebek ve anne ölüm oranlarında Dünya Sağlık Örgütü örnek kabul etmiş. Siz bütün bunları yok sayacaksınız, asla samimi olmayan bir ifadeyle, asla samimi olmayan ve gerçek dışı ifadelerle bunu yorumlayacaksınız ve arkasından da bir kadının, bir annenin mağduriyeti üzerinden siyaset yapacaksınız. Bu, yakışmaz, bu, kimseye yakışmaz. Bunun adı siyaset değil, bunun adı bana göre ne vicdani ne insani ne de siyasettir diyorum.

Bu duygu ve düşüncelerle Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Hamzaçebi.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Efendim, Sayın Kaynarca konuşmasında yanlış duymadıysam Cumhuriyet Halk Partili bir kadın milletvekilinin…

TÜLAY KAYNARCA (İstanbul) – Evet.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – …bir basın toplantısında gerçeğe aykırı sözler söylediğini ifade ederek -o milletvekilimizin de kimliğini de vermiş değil ama- böyle bir ifadeyle grubumuza sataşmada bulunmuştur, söz istiyorum.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Gruba sataşma olmaz Sayın Başkan, milletvekili ile ilgili bir şey.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Hamzaçebi, iki dakika söz veriyorum sataşma nedeniyle. (CHP sıralarından alkışlar)

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, İstanbul Milletvekili Tülay Kaynarca’nın BDP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında CHP Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, ben, Sayın Kaynarca’dan şunu beklerdim: Bugün gazetede bir haber çıktı. Aylardır, Haziran 2013’ten bu yana İstanbul’da Gezi olayları sırasında Kabataş Vapur İskelesi’nde başı örtülü bir kadınımızın yanında küçük çocuğu olduğu hâlde oradaki bir grubun tacizine uğradığı, o grubun o kadınımızın üzerine, çocuğun üzerine idrarını yaptığı şeklinde bir iddia Türkiye’nin gündemindeydi. Sayın Başbakan bunu açıkladı, söyledi, “Bunu açıklayacağız.” dedi, “Video kayıtlarını ortaya çıkaracağız.” dedi ama ortaya çıka çıka bambaşka bir şey çıktı. O kadınımıza yönelik olarak bugün yayınlanan haberler gösteriyor ki iskelede herhangi bir saldırı olmamış. Orada dururken eşi geliyor,  kadını alıyor,  beraber yürüyüp gidiyorlar. Olay bu. Sayın Başbakanın gerçeğe aykırı bir şekilde, toplumun muhafazakâr değerlerine yaslanmak suretiyle, Gezi olaylarına giden vatandaşlarımızı cezalandırmak gibi, toplumun diğer kesimini onların üzerine kışkırtmak gibi bir politika güttüğü ortaya çıkmıştır, aynen, Dolmabahçe’deki camide “Valide Sultan Camii’nde içki içildi.” iftirasının atıldığı gibi. O iftirayı da bizzat o caminin müezzini yalanlamıştır. Caminin müezzini, Türkiye’yi büyük bir kutuplaştırmadan kurtarmıştır, o camide içki içilmediğini, Sayın Başbakanın doğruyu söylemediğini ifade etmiştir.

Şimdi, burada, gerçek bu iken, Cumhuriyet Halk Partili bir milletvekilinin basın açıklamasına giderek başka bir şeyler söylemeye çalışmayı doğrusu son derece yadırgadım.

Bunu bilginize sunuyorum.

Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

VII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

1.- BDP Grubunun, Türkiye Büyük Millet Meclisi gündeminin “Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler” kısmında yer alan, Türkiye’deki basın özgürlüğünün önündeki engellerin bütün boyutlarıyla araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla verilen (10/76) esas numaralı Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 14 Şubat 2014 Cuma günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – Barış ve Demokrasi Partisi grup önerisi lehinde söz isteyen Mustafa Balbay, İzmir Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

MUSTAFA ALİ BALBAY (İzmir) – CHP İzmir Milletvekili Mustafa Balbay.

Sayın milletvekilleri, öncelikle, bugün Sevgililer Günü. Ben, bütün sevenlerin bir arada olabildiği, birbirine istediği gibi sarılabildiği, araya hiçbir engelin girmediği, demir parmaklıkların ve beton duvarların bu sevgilerin,  bedenlerin buluşmasını engellemediği bir Türkiye dileğiyle Sevgililer Günü’nü kutluyorum. (CHP ve BDP sıralarından alkışlar)

Sayın milletvekilleri, Barış ve Demokrasi Partisi adına konuşan Sayın Hasip Kaplan’ın da yaptığı değerlendirmeler doğrultusunda, ben de Türkiye’de şu anda ifade özgürlüğü üzerindeki sorunlar hakkında, on dakikalık zaman dilimi içinde, ana hatlarıyla düşüncelerimi paylaşacağım.

Sayın milletvekilleri, bugün Türkiye’de hâlen 50’nin üzerinde gazeteci tutuklu ve binlerce gazeteci hakkında şu anda soruşturma açılmış durumda, mahkemelerde, savcılıklarda ifade veriyorlar.

Türkiye’de ifade özgürlüğü yok, Türkiye’de ifade verme özgürlüğü var. Pek çok gazeteci ancak savcılığa gidip ifade verme hakkına sahip, o da hakkındaki suçlamayla ilgili.

Tabii, ben bu değerlendirmeyi yaparken sadece gazetecilerin değil, gazete yönetimlerinin ve hatta, gazete sahipliğinin de Türkiye’de ifade özgürlüğünün önünde çok büyük bir engel olarak durduğunu belirtmek istiyorum. Şöyle ki: Eskiden hükûmetler, evet, geleneksel olarak memur atarlar, kamuya memur alırlar, atama yaparlar, tayin yaparlardı. Bugün artık Türkiye’de, sayın milletvekilleri, patron ataması yapılıyor. Yani gazetelerin, yayın organlarının patronlarının kim olacağına bir ülkede iktidar karar veriyorsa, orada ifade özgürlüğü yoktur ve o ülkede bütün özgürlükler sıfırla çarpılmış demektir. Hangi özgürlük alanında ne kadar yol almış olursanız olun, aldığınız mesafe sıfırla çarpılacaktır. Bugün Türkiye’de yaşanan tablonun önemli bir bölümü, önemli bir sorun budur sayın milletvekilleri.

Şu anda uluslararası alanda ülkelerin basın özgürlüğüyle ilgili sıralaması yapıldığında, yıllardır istikrarlı bir şekilde geriliyoruz. Ulaşabildiğimiz başlıca istikrar her yıl iki ya da üç sıra geriye gitmektedir ve şu anda da son 20 içinde bulunuyoruz basın ve ifade özgürlüğü konusunda. Herhâlde yasalar el verse “basın” sözcüğünün başındaki “b” harfi de ortadan kaldırılacak.

Ulusal medyada bunlar yaşanırken, Anadolu gezilerinde gördüm ki, yerel medyayla ilgili de çok ciddi sorunlar var sayın milletvekilleri. Tabii, Ankara böyle yaparsa Anadolu da, Anadolu’daki yerel yöneticiler de bunun devamını yapma densizliğine girmiş durumdalar.

Sayın milletvekilleri, tabii, “ifade özgürlüğü” geniş bir kavram. İnsanın kendisini ifade etmesi, bu, demokratik şekilde meydanlarda olur, bu, mahkemede suçlandığınız sırada kendinizi anlatmak için olur. Şu anda sizlere bir doz daha ileri giderek şunu söylemek istiyorum: Türkiye’de suçlanan insanların kendilerini savunma özgürlüğü yok.

Sayın milletvekilleri, şu anda, Silivri’de yatmakta olan Ergenekon tutuklularının 20 kadarı sadece savunmalarını yaparken -lütfen, bunu dikkatle dinlemenizi diliyorum- sarf ettikleri sözler nedeniyle iki ile yirmi dört yıl arasında hapis cezasına çarptırıldılar. Bu yasalar açık. Aranızda hukukçu kökenli milletvekilleri var, bilecektir, bir sanık kendisini savunurken yalan dahi söyleyebilir çünkü bu, kendini savunma refleksidir ama bunun ötesinde, mahkemeyi yanılttığından hakaret ettiğine kadar bir dizi konudan bu cezalar verilmiştir ve o tutukluların yakınları, o tutukluların çevresindeki onları destekleyen insanlar, dün Meclisin önünde kendilerini ifade etmek istediklerinde karşılarında geleneksel olarak tazyikli suyu ve TOMA’ları buldular. Türkiye’de ifade özgürlüğünün ne anlama geldiğini dün Meclisin önünde de ayrıca görmüş olduk sayın milletvekilleri.

Sayın  milletvekilleri, ifade özgürlüğü derken altını çizmek istediğim bir başka durum da, hâlen gündemde olan bir durum da Sayın  Cumhurbaşkanının önünde olan sosyal medyayla ilgili kısıtlamalardır. Şu anda, Türkiye İnternet  kullanımında yani sosyal medya kullanımında dünyada üst sıralarda yer alan ülkelerden biridir. 40 milyona yakın, 35 milyon insanın İnternet kullandığı, sosyal medyayla ilişkili olduğu, istatistiklerle ortaya konmuş bir gerçek.

Şimdi, siz, yazılı ve görsel basını çeşitli yöntemlerle sınırlandırmanız yetmiyormuş gibi, sosyal medyayı da sınırlandırma girişimi içindesiniz. Sizlere bir örnek vermek istiyorum: Balkanlardan değişik mevsimlerde soğuk hava gelir, yağışlı hava gelir, Sibirya’dan soğuk hava gelir, siz bu Mecliste tutup Balkanlardan soğuk ve yağışlı havanın gelmesini engellemek üzere yasa çıkarmanıza benziyor şu anda sizin İnternet yasa deneyiminiz ya da Türkiye’ye Sibirya’dan soğuk hava gelmesinin yasaklanmasına, bunun kısıtlanmasına benziyor sizin şu anda İnternet’i, sosyal medyayı kısıtlama girişiminiz.

Bu anlamda, Cumhurbaşkanı Sayın Abdullah Gül’ün bu yasayı, şu anda “Birkaç küçük pürüz var.” demeden, bu yasanın ruhunda yasaklama olduğu, ruhunda kısıtlama olduğu değerlendirmesini yapmasını diliyorum, bekliyorum. Şu anda, eğer bu yasa geçtiğinde sayın milletvekilleri, o yasanın içinde geçen kimi anahtar sözcükler yoluyla kısıtlama gündeme geldiğinde, potansiyel olarak, Cumhurbaşkanının o çok sevdiği, kullanmayı da bir faaliyet unsuru olarak, bir sorumluluk olarak düşündüğü sosyal medyada, o sitede bile çeşitli kısıtlamalar, erişim yasakları gündeme gelebilir ve bu alandan, özellikle uluslararası kurumların temsilcileri Türkiye’ye geldiğinde, Sayın Başbakanın soru sormak isteyen gazetecilere karşı tutumu da aslında burada uzun uzun konuşmayı gerektirmeyecek şekilde Türkiye’de ifade özgürlüğünün ne durumda olduğunu açıkça göstermiştir sayın milletvekilleri.

Şu anda, konuşmamın başında altını çizdiğim gazetelere patron atama yöntemiyle, sayın milletvekilleri, bir yol daha benimsenmiş durumda. Şu anda, Türkiye’de basın, insanların kendilerini ifade etmemesi için kullanılıyor. Ne demek istiyorum? Eğer, bir kişi, kendisini ayrıca ifade etmek istediğinde ya da Hükûmetin bir çalışmasını eleştirmek istediğinde, belli medya gruplarının o kişiye yönelik gösterdiği habercilik, gösterdiği tutum, artık o kişinin pes etmesine, o konuda bir daha düşüncesini ifade etmemesine neden oluyor sayın milletvekilleri. Bu, uluslararası alanda sansür olarak kabul edilen ve diktatörlüklerde tartışma konusu olan bir şeydir. Altını çiziyorum: Türkiye’de medyanın neredeyse yüzde 80’ine yakın bir bölümü itibarıyla insanların kendilerini ifade etmesini engellemek için basın kullanılmaktadır. Şu anda iktidar partisinin sayın milletvekillerine seslenmek isterim ki bağımsız basın bir gün size de gerekebilir. Nasıl şu anda hukuk size gerektiğinde telaşla neler yapılması gerektiğini, nasıl yeni yasal düzenlemeler yapılması gerektiğini konuşmaktaysanız, apar topar yasalar çıkarmak üzere girişimde bulunmaktaysanız, bir gün, bu gücün elinizde olmadığı bir gün bağımsız yayın organlarına da çok ihtiyaç duyabilirsiniz. Çünkü, basın özgürlüğü yoksa, bunun dışındaki bütün özgürlükler sayın milletvekilleri, sıfırla çarpılmış olacaktır. Şu anda yazılı ve görsel basının Türkiye’de karşı karşıya olduğu durumu, bu yayın organlarının en üst yöneticileri açıkça ifade etmek durumunda kaldılar. Son dönemde gazetelerde, televizyonlardaki yayınlarda, nasıl bir baskı altında olduklarını anlatmaya çalışıyorlar.

Buna karşı, bütün bunların çözümü için ben Atatürk’ün bir sözünü şiar edinmenizi dileyerek sözlerimi noktalamak istiyorum. Basın özgürlüğünden kaynaklanan sorunlar olabilir ama Atatürk diyor ki: “Basın özgürlüğünden kaynaklanan sorunların çözümü basın özgürlüğüdür.”

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Barış ve Demokrasi Partisi grup önerisi aleyhinde söz isteyen Şamil Tayyar, Gaziantep Milletvekili. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ŞAMİL TAYYAR (Gaziantep) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; BDP Grubunun Türkiye’deki basın özgürlüğünün önündeki engellerin bütün boyutlarıyla araştırılması ve alınacak önlemlerin belirlenmesi amacıyla verdiği araştırma önergesi üzerinde grubum adına söz aldım. Hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum.

Önergeye baktığım zaman, BDP’li Sayın Hasip Kaplan’ın imzası var. Şimdi içeriye girdi; sağ olsun, lütfetti. Konuşması bittikten sonra da dışarıya çıkmıştı. Hep söylediğimiz şeydir yani muhalefetin bu araştırma önergelerini aslında laf olsun torba dolsun diye verdikleri, aslında çok da…

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Düzgün konuş, düzgün konuş!

ŞAMİL TAYYAR (Devamla) – Bir saniye, bir saniye…

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Bir basın mensubusun.

ŞAMİL TAYYAR (Devamla) – Saygılı olun! Saygılı olun!

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Terbiyesizlik yapmayın!

BAŞKAN – Lütfen, şu kelimeleri kullanmayın.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, uyarın! Uyarın!

ŞAMİL TAYYAR (Devamla) – Saygılı olun, şov yapmayın!

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Terbiyesizlik etmeyin!

ŞAMİL TAYYAR (Devamla) – Şov yapmayın, yeter!

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Terbiyesizlik etmeyin!

ŞAMİL TAYYAR (Devamla) – Bu Meclis sizin yeterince şovunuza tanık oldu.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Terbiyesizlik etme!

ŞAMİL TAYYAR (Devamla) – Lütfen oturun yerinize! Lütfen oturun!

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sen pislik herifsin!

BAŞKAN – Sayın Kaplan, lütfen…

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Terbiyesizlik etmesin!

BAŞKAN – Sayın Kaplan…

ŞAMİL TAYYAR (Devamla) – Söz alırsınız, konuşursunuz!

İBRAHİM BİNİCİ (Şanlıurfa) – Dışarıya çıktığında senden mi izin alacak?

HASİP KAPLAN (Şırnak) - Terbiyesizlik etme!

ŞAMİL TAYYAR (Devamla) - Söz alırsınız, konuşursunuz.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Konuş ne konuşacaksan!

ŞAMİL TAYYAR (Devamla) - Söz al. Bak, terbiyesizlik yapma, ahlaksızlık yapma!

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Hakaret etme, terbiyesizlik etme hakkın yok.

ŞAMİL TAYYAR (Devamla) - Otur oturduğun yerde! Otur oturduğun yerde! Otur!

İBRAHİM BİNİCİ (Şanlıurfa) – Konuşma!

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sen otur!

ŞAMİL TAYYAR (Devamla) - Gelirsin buraya, söz alırsın ve konuşursun.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, niye müdahale etmiyorsunuz?

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, birleşime beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 15.06
İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 15.18

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Muhammet Bilal MACİT (İstanbul) Muharrem IŞIK (Erzincan),

 

 

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 62’nci Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

Barış ve Demokrasi Partisi grup önerisi üzerinde Sayın Şamil Tayyar söz almıştı.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Tutumunuz hakkında söz istiyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Ama konuşmacının konuşması yarım kaldı.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, Başkanlık Divanı aynı zamanda Meclisin yasama faaliyetlerini de kontrol etme, düzenleme ve gereğinde de uyarma makamıdır. Sizler ampullü rozeti çıkardınız, şimdi papyon taktınız, tarafsızsınız artık. Eğer bir hatip…

BAŞKAN – O zaman sizi uyarıyorum şu konuşmanızdan dolayı Sayın Kaplan, bütün bu konuşmacıları da uyaracaksam sizi uyarıyorum.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, ama papyon takıp…

BAŞKAN – Ne demek yani? Ben bir siyasi partiden milletvekili oldum ve Meclis Başkan Vekili oldum. Sizin bu şekilde konuşmanızı gerektirmez.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – …Meclis Başkanlık Divanında oturmanın kıyafetini giydiniz, bağımsızsınız artık. Eğer bir hatip iyi olmayan bir dille konuşuyorsa veya bir araştırma önergesinin hatibine bu şekilde konuşuyorsa uyarmanız gerekir. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

ALİ ŞAHİN (Gaziantep) – Senin dilin ne kadar temiz?

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Yani, kendi partiliniz olunca uyarmıyorsunuz, kendi partinizden olmadı mı uyarıyorsunuz. Bu doğru bir yaklaşım değil Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın Kaplan, o zaman sizin konuşmalarınızın tamamını getirmek lazım buraya. Sizin kaç defa uyarılmanız gerektiğini de söylemek lazım.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, hepsini getir. Ben yedi senedir bu Meclisteyim; sizinkileri de getir, benimkileri de getir. Ben bu anla ilgili konuşuyorum Sayın Başkan, bu anla ilgili konuşuyorum.

BAŞKAN – Hepsini getirtmek lazım o zaman. Şöyle ki: Uyarılma konusunda haklısınız ama Türkiye Büyük Millet Meclisinde artık bu konuşmalar çok sıradan hâle geldi.

Sayın Tayyar, sekiz dakikanız kaldı. Lütfen konuşmanızı tamamlayın. Yalnız, yeni bir sataşmaya mahal vermeden, lütfen. Daha sonra söz istersiniz, veririm.

Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ŞAMİL TAYYAR (Gaziantep) – Teşekkürler.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce heyetinizi tekrar sevgi ve muhabbetle selamlıyorum.

Önergenin konusu özgürlükler ve demokrasi ama maalesef, burada herkesin kullandığı bir sözcüğe bile tahammül edemiyoruz. Oysa “demokrasi” dediğimiz rejim, yönetim şekli de bir tahammül rejimidir. Eğer biz bu sözcüklere bile tahammül edemiyorsak o zaman basın özgürlüğü ve demokrasi konusundaki çabalarımız ya da anlattıklarımız da -bence- samimiyetle çok örtüşmüyor diye düşünüyorum.

Tabii ki böyle bir şeyi arzu etmezdim, keşke yaşanmasaydı. Ama, sonuçta, şahsımı hedef alan ağır lafları da yine sahibine buradan aynen iade ediyorum.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sizinkileri de ben size iadeli taahhütlü…

ŞAMİL TAYYAR (Devamla) – Eyvallah. Ama, benimki reaksiyonel bir tepkiydi. Keşke olmasaydı ama siz söylediğiniz için ben cevap vermek zorunda kaldım ama sonuçta ateşi yakan sizdiniz. İnşallah, bundan sonraki süreçte de bunlar bir daha yaşanmaz.

Ben, benden önce kürsüye çıkan değerli hatiplerin, gerek Sayın Hasip Kaplan’ın gerek Sayın Mustafa Balbay’ın konuşmalarını da bir miktar not aldım. Fakat üzülerek gördüm ki ya Türkiye’de kendileri yaşamıyorlar ve başka bir âlemdeler ya da başka bir şeyin, hesabın içerisindeler. Mesela, Sayın Hasip Kaplan diyor ki: “Son zamanlarda basın özgürlüğünden söz edemeyiz.” Oysa “basın özgürlüğü” kavramı cumhuriyetin kurulduğu tarihten bu yana her zaman tartışmalıdır ve her zaman üzerinde en fazla konuştuğumuz konulardan birisidir.

Bugün basın özgürlüğü konusunda, tabii ki herkesin üzerinde mutabık kaldığı, herkesin aynı şeyleri söyleyebildiği bir durumdan söz etmek mümkün değil. Ama, yirmi altı yıl gazetecilik yapmış ve bunun da on yedi yılını Sabah ve Milliyet gibi merkez medyada geçirmiş birisi olarak, bunları bizzat yaşamış, bu problemleri bizzat meslek hayatında yaşamış birisi olarak şunu söylüyorum: Basın özgürlüğü, öteden beri Türkiye’de kötürüm bir yapıdadır. Yine üzülerek söylüyorum ki Türkiye’de medya çoğu zaman, her ne kadar demokratik rejimin olmazsa olmaz mekanizmalarından biri olarak tarif edilse de çoğu zaman vesayetçi anlayışın kaldıracı gibi hareket etmiştir.

Özellikle çok partili siyasi hayata geçtikten sonra, 1950’den sonra bu etkileşimin ve diyalektiğin daha etkin bir şekilde hayatımıza girdiğini görüyoruz. 1950 sonrası millî iradenin sandığa güçlü bir şekilde yansımasından rahatsız olanlar, basın üzerinden bir karalama kampanyası başlatmışlardır. 1952 yılında, daha henüz ortada bir şey yok, Ulus gazetesi sekiz sütun manşet atıyor “Diktatör Menderes” diye. Altında spot bir cümle var, diyor ki: “Sen diktatörlüğe soyunuyorsun ancak senden diktatör falan olmaz, sen diktatörcüksün.” Ve daha sonra, 1955’ten itibaren birçok basın organı da buna katılıyor ve 1960’a kadar darbe tezgâhının, darbe planlarının bir aracı olarak görev yapıyor. Ne zamana kadar? Günümüze kadar.

Ben geçtiğimiz günlerde Parlamentoda da benzer şeyleri anlattığımda muhalefet milletvekilleri dedi ki: “Ya, tarihten niye bahsediyorsunuz?” E, kardeşim, tarihi bilmezseniz, dünü bilmezseniz bugün yaşananları anlayamazsınız. Aktörler ayrı olabilir ama tezgâh aynıdır, tezgâha hâlâ devam ediyorsunuz.

Şimdi, efendim “Medyayı özgürleştirmek Meclisin görevidir.” diyor Sayın Hasip Kaplan. Ben önergenin konusuna bakıyorum: “Türkiye’de basın özgürlüğünün önündeki engellerin bütün boyutlarıyla araştırılması.” Ya, Allah aşkına, siz diyorsunuz ki: “Yasama, yürütme, yargı ve medya.” Hem bunu söyleyeceksiniz hem de medyayı yasamanın arka bahçesi hâline getireceksiniz yani medyadaki düzenlemeyi yasama organının bir temel işlevi gibi göreceksiniz. Yani burada bir temel tezat, bir temel çelişki yok mu? O zaman hâlâ kavramlar bizim zihnimizde yerli yerine oturmuş değil.

Hasan Cemal, efendim “Beni Başbakan görevimden aldırdı.” diyor. Ben yıllarca bunları yaşadım. Mesut Yılmaz’ın talimatıyla Milliyet gazetesinden, işten atılmış biriyim ama şunu da biliyorum ki medyada kendi iç hesaplaşmaları, çoğu zaman siyasiler üzerinden görülür. Hasan Cemal’in gazetesinden ayrılmasının ne Sayın Başbakanla ne Hükûmetimizle doğrudan, yakından, uzaktan hiçbir ilgisi yoktur. Ama o yayın organı, kendi içerisindeki iç hesaplaşmasını eğer Başbakanlık ya da Hükûmet üzerinden görmek istiyorsa onun hesabını kendisi ayrıca versin.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Yani, şimdi, “Alo Fatih” hattı yok mu?

ŞAMİL TAYYAR (Devamla) – Sayın Genç, bir saniye.

Biz bunları gördük. Mesela Altan Öymen, CHP’de Genel Başkanlık yaptı, CHP kurultayıyla ilgili bir yazı yazıyor: “Bir CHP’li ve bir gazeteci olarak...” diyor. Ben kalksam ya da bir başka arkadaşımız, bir gazeteci arkadaşımız kalksa dese ki: “Bir AK PARTİ’li ve bir gazeteci olarak...” diye cümlesine başlasa adama söylemediğimizi bırakmayız. Yani siz, CHP’li olduğunuzu alnınız açık, başınız dik bir şekilde gazeteci sıfatınızın önüne koyacaksınız, yazılar yazacaksınız, makaleler yazacaksınız, sonra da bunu bağımsızlık olarak söyleyeceksiniz. Medya bunları yıllarca yaşadı, bu hikâyeleri artık bize anlatmayın.

Şimdi Mustafa Balbay konuşuyor, efendim “Bir gün size de lazım olur.” Zaten problem şu: Siz bunu yeni anladınız, siz. Biz Ergenekon’la ve Balyoz’la mücadele kapsamında yazılar yazdık, 7 bin gazeteciye dava açıldı. Ben 4 ayrı davada 65 ay hapis cezası aldım. Aldığım cezalardan biri şudur: Cumhuriyet tarihinde ilk kez, düşünerek kitap yazmaktan ceza almış bir adamım. Bakın, düşünerek kitap yazmaktan ceza aldım 20 ay. Sonra, Malatya misyonerler davasında bir belgeyi Ergenekon soruşturmasında gizliliği ihlal gerekçesiyle 15 ay hapis cezası aldım. Hâkime dedim ki: “Efendim, bakın, bu belgede ‘Malatya Cumhuriyet Başsavcılığı’ yazıyor. Bunun Ergenekon davasıyla ne ilgisi var?” “Hayır, hayır efendim, geçin bunları.” dedi ve ben Malatya davasındaki bir belge yüzünden, Ergenekon davasını etkilemekten ceza aldım. Hakkımda açılmış davalarda 100 yıldan fazla hapis cezası istendi, 1 trilyonu aşkın, birçok davada para cezaları talep edildi. Star gazetesinde, görev yaptığım Star gazetesinin sorumlu yazı işleri müdürü hakkında istenen toplam ceza miktarı 700 yıldı.

Ama, yıllarca bu acıları yaşamayanlar işin ucu kendilerine dokunduğu zaman basın özgürlüğünü anlamaya başladılar. Onun için biz hep şunu söyledik, dedik ki: Bir gün size de lazım olur ve o size bu Ergenekon ve Balyoz sürecinde lazım oldu.

TUFAN KÖSE (Çorum) – Boş konuşuyorsun ya! Çok boş konuşuyorsun, hep yalan, hikâye anlatıyorsun!

ŞAMİL TAYYAR (Devamla) – Geçin bunları, geçin, biz bunları yaşadık.

Efendim, Derya Sazak’ın bir demeci var bugün bir medya kuruluşunda.

TUFAN KÖSE (Çorum) – Hikâye anlatıyorsun!

ŞAMİL TAYYAR (Devamla) – Efendim, bunların hepsi yaşanmış şeyler. Eğer ortada bir hikâye varsa oturduğunuz yerdir orası.

Bu memlekette her şeyi söylüyorsunuz ama darbecileri milletvekili yapan sizsiniz. Silivri’den buraya tünel kazıp getirdiniz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Ben yıllarca gazetecilik yaptım ama hiçbir zaman jandarma istihbaratının göbeğinde akıl hocalığı yapmadım, evet. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Şimdi, efendim, Derya Sazak bir demeç vermiş, diyor ki: “Başbakan ve bakanlar Yüce Divanlıktır.” Neden? Efendim, medyaya baskı uyguluyormuş. Ey Derya Sazak, sen gazetede yöneticiyken “Mesut Yılmaz’a git kardeşim, özür dile, Milliyetle ilişkisini sana endekslemiş, eğer özür dilemezsen seni atarım.” diyen Derya Sazak bugün basın özgürlüğü adına ahkâm kesiyor ve ben arkasından da Milliyet gazetesinden işten atıldım. Bunları anlatıyorum, son dönemde yazılıp çizilenler üzerinden fikir inşa etmeyin.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Mesut nerede, Mesut? Biz Mesut’u savunmuyoruz ki!

ŞAMİL TAYYAR (Devamla) – Bunları anlatıyorum işte Sayın Genç.

HASAN ÖREN (Manisa) – Mesut Yılmaz nereye gittiyse oraya gideceksiniz.

ŞAMİL TAYYAR (Devamla) – Yahu, zaten, bakın, bu memleket, bu millet sizi 1960’tan bu yana tek başına iktidara getirmedi çünkü eliniz kana bulaştı 1960 darbesiyle beraber. (CHP sıralarından gürültüler)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İZZET ÇETİN (Ankara) – Geç, işine bak sen, geç.

ŞAMİL TAYYAR (Devamla) – O gün sizi lanetledi, o gün bugündür tek başınıza iktidara gelemiyorsunuz, Allah’ın izniyle de yine gelemeyeceksiniz ve bu millet sandıkta her zaman size gereken dersi verdi ve vermeye devam edecek. (AK PARTİ sıralarından alkışlar, CHP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Çok teşekkür ediyorum.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan…

MUSTAFA ALİ BALBAY (İzmir) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Bir saniye Sayın Balbay, önce Sayın Kaplan’a söz vereyim.

Sataşma nedeniyle iki dakika söz veriyorum.

Bak, ne dedi diye sormadım bile Sayın Kaplan.

Buyurun.

SIRRI SAKIK (Muş) – Çok adilsiniz Sayın Başkan, Sevgililer Günü’nde çok adilsiniz.

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

2.- Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın, Gaziantep Milletvekili Şamil Tayyar’ın BDP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında BDP Grubuna ve şahsına sataşması nedeniyle konuşması

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sormanızı gerektirmeyecek kadar aşikâr bir durum vardı.

Arkadaşlar, basın özgürlüğü, öyle, laf olsun torba dolsun diye buraya getirilmiyor. Türkiye'nin çok ciddi bir basın özgürlüğü sorunu var. Çok ciddi bir basın özgürlüğü sorununda, basının cumhuriyet tarihi boyunca sorunları elbette var. Bu Meclisin görevi bunları araştırmaktır. Bir araştırma komisyonu kurup, medya holdinglerinin enerji, maden alanına dalıp oradan kazandıklarıyla yaptıkları basının, bilmem, derin yapılarla, paralel yapılarla, çetelerle, devletlerle, okyanus ötesiyle, Pensilvanya’yla, Genelkurmayla, MİT’le, herkesle, kiminle bağı varsa çıkmasını sağlamaktır. Bu Meclis başka ne işe yarar? Niye milletin vekilleriyiz, niye milletin iradesini temsil ediyoruz? Onun için varız.

Benim burada kızdığım iki şey var: Bir, konuşurken üslupta saygınlık, saygılı olmak lazım. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

İHSAN ŞENER (Ordu) – Süper espri yapıyor ama.

HASİP KAPLAN (Devamla) – İki, zaten, herkes kendi kurdudur. Yirmi altı yıllık bir basın mensubunu çıkardınız buraya, “Alo Fatih” diyen Başbakanının olduğu dönemde, “Her zaman böyle bir sorun vardı.” diyor ve deniliyor ki: 3 güç var; yasama, yürütme, yargı. Medyayı 4’üncü güç olarak Meclisin arka bahçesi… Medya demokratik ülkelerde demokrasinin nefesidir, sesidir, ruhudur, yurttaşla bağıdır, elbette ki basın özgür olacak, basın özgür olmadan bu ülkede demokrasi gelmez, bunu bilin, kafanıza koyun; demokratik ülkelerde de daima 4’üncü güçtür. Bu, arka bahçe mahçe değil arkadaşlar! Bu, bire bir demokratik ülke olmayla bağlantılı bir durumdur. Ve ben şunu size söyleyeyim: Yazık, basın mensubunu çıkarıp burada basın özgürlüğüne karşı, basının yaşadığı sorunlar karşısında konuşturtmayın Sayın Başkan Vekili Elitaş, ayıp ediyorsunuz! Bari, basın basına haksızlık etmesin.

Teşekkür ediyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

MUSTAFA ALİ BALBAY (İzmir) – Sayın Başkan…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Bir saniye… Sırasıyla Sayın Elitaş, lütfen oturun.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Balbay’ın söz talebi var.

BAŞKAN - Sayın Kaplan, usul konusunda uyardığınız için teşekkür ediyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

MUSTAFA ALİ BALBAY (İzmir) – Sayın Başkan…

BAŞKAN - Sayın Balbay, size de sormuyorum; buyurun. Sataşma nedeniyle iki dakika söz veriyorum.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Yaptığı sözle kendini tevil ediyor, “Laf olsun, torba dolsun”a hakaret diye hakaret ediyor, bana da “Ayıp ediyorsun.” diyor. Yani, söylediğin şeyin ne olduğunun farkına var, itirazın neye olduğunu anla.

BAŞKAN – Tamam da sıra Sayın Balbay’da.

Buyurun Sayın Balbay.

3.- İzmir Milletvekili Mustafa Ali Balbay’ın, Gaziantep Milletvekili Şamil Tayyar’ın BDP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

MUSTAFA ALİ BALBAY (İzmir) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Sayın Tayyar’ın değerlendirmeleri beni çok şaşırtmadı, üzüldüm ama şaşırtmadı.

İHSAN ŞENER (Ordu) – Çünkü biliyorsun.

MUSTAFA ALİ BALBAY (Devamla) – Artık, her şeye “darbe” demekten vazgeçin. Sizi eleştiren darbeci, HES’lere karşı çıkan darbeci, Gezi eylemleri yapan darbeci…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Doğru, Genelkurmay Başkanına birisi telefonda talimat verdi, bu darbe değildi!

ŞAMİL TAYYAR (Gaziantep) – Darbecilikten bu konuda ceza aldınız, ceza aldınız.

MUSTAFA ALİ BALBAY (Devamla) - Her şeye “darbe” demekten vazgeçin. Size yönelik her türlü suç… (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

ŞAMİL TAYYAR (Gaziantep) – Ortada iddianame bile yokken 17 Aralıkla ilgili oradan icazet almışsınız. Daha ne anlatıyorsun?

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen, sayın hatibi dinleyelim.

MUSTAFA ALİ BALBAY (Devamla) – Sayın Tayyar, hakkında altmış beş yıl hapis istendi diye “Benim basın özgürlüğüme darbe indirildi.” diyor.

ŞAMİL TAYYAR (Gaziantep) – İlk derece mahkemesinin verdiği karar var, karar var, utan!

İHSAN ŞENER (Ordu) – Hakkınızda karar verildi, karar, sizin hakkınızda!

MUSTAFA ALİ BALBAY (Devamla) – Sayın Başkan, müdahale eder misiniz.

İHSAN ŞENER (Ordu) – Darbecilikten karar verildi sizin hakkınızda…

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…

ŞAMİL TAYYAR (Gaziantep) –  Ortada iddianame yok, 17 Aralıktan bu yana demediğiniz kalmadı.

MUSTAFA ALİ BALBAY (Devamla) - Sayın milletvekilleri, Sayın Tayyar hakkında altmış beş yıl hapis istendi diye “basın özgürlüğüne darbe” diyor. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

ŞAMİL TAYYAR (Gaziantep) – Evet, basına verildi ceza, karar…

BAŞKAN – Sayın Tayyar, lütfen…

MUSTAFA ALİ BALBAY (Devamla) – Ben beş yıl demir parmaklıkların ardında, kalemimi kırmadan cezaevinde yattım ve üretmeye devam ettim. (CHP sıralarından alkışlar, AK PARTİ sıralarından gürültüler)

İHSAN ŞENER (Ordu) – Niye yattın, niye?

BAŞKAN – Sayın Şener…

ŞAMİL TAYYAR (Gaziantep) – Darbecilik yaptınız.

MUSTAFA ALİ BALBAY (Devamla) – Ben, gerçekleri yazdığım için…

İHSAN ŞENER (Ordu) – Hikâye onlar, hikâye! Masal anlatıyorsun, masal!

MUSTAFA ALİ BALBAY (Devamla) - Gerçekleri yazdığım için…

ŞAMİL TAYYAR (Gaziantep) – Gazetecilik değil.

İHSAN ŞENER (Ordu) – Git, başka yerde anlat onları!

MUSTAFA ALİ BALBAY (Devamla) - Sayın Elitaş -kaç defa konuşmasında dinledim- “2000’li yıllarda ne kadar gerilim var, ne kadar sorun var, ne kadar problem var, herkes biliyordu.” dedi, ben de bunları yazan kişiyim.

BAŞKAN – Sayın Şener… Sayın Tayyar…

MUSTAFA ALİ BALBAY (Devamla) – Lütfen, tekrar değerlendirin sayın milletvekilleri. Her şeye “darbe” demekten vazgeçin, iddianameleri okuyun. Mustafa Balbay’ın dokuz yıl…

İHSAN ŞENER (Ordu) – Masal anlatıyorsun, masal!

MUSTAFA ALİ BALBAY (Devamla) – Mahkeme ne dedi?

ŞAMİL TAYYAR (Gaziantep) – O iddiaları defalarca okudum. O iddianameleri defalarca okudum.

MUSTAFA ALİ BALBAY (Devamla) – Sayın Tayyar, iki kitap yazdınız…

ÖMER FARUK ÖZ (Malatya) – “Savcı göreve” diyen kimdi?

MUSTAFA ALİ BALBAY (Devamla) – Başkan, sataşma devam ediyor, ek iki dakika rica ediyorum.

BAŞKAN – Buyurunuz, siz devam edin Sayın Balbay. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

MUSTAFA ALİ BALBAY (Devamla) – Sataşma devam ediyor.

Sayın milletvekilleri, lütfen -Sayın Tayyar siz de bakın- otuz dört yıl sekiz ay hapis cezasına çarptırıldım.

ÖMER FARUK ÖZ (Malatya) – Niye ama? Gerekçesi ne?

MUSTAFA ALİ BALBAY (Devamla) – Şöyle diyor: “Dokuz yıl… Belge bulundurmak…”

ÖMER FARUK ÖZ (Malatya) – Ne gerekçesi vardı?

MUSTAFA ALİ BALBAY (Devamla) – Sayın milletvekilleri, sadece belge bulundurmaktan dokuz yıl. Sayın Tayyar, iki kitap yazdın, kaç belge vardı içinde Allah aşkına!

ÖMER FARUK ÖZ (Malatya) – Belge neydi, belge?

ŞAMİL TAYYAR (Gaziantep) – Hepsi iddianamedeki belgelerdi.

MUSTAFA ALİ BALBAY (Devamla) – Lütfen, değerlendirin. Ama ben belge bulundurmaktan, bir gazeteci…

ŞAMİL TAYYAR (Gaziantep) – Bir tane hukuk dışı belge bulun, o kitapları yakarım.

MUSTAFA ALİ BALBAY (Devamla) – Hayır… Bende bulun… Haber dışı bir tek belge yok bende de. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Sayın Tayyar, lütfen…

ŞAMİL TAYYAR (Gaziantep) – Ben kitap yazdım ama sen onları başka yere götürdün.

MUSTAFA ALİ BALBAY (Devamla) – Sayın milletvekilleri, basın özgürlüğüne iktidarın bakışının nasıl olduğunu bir kez daha görüyoruz. Lütfen, tekrar değerlendirin.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Evet…

FERAMUZ ÜSTÜN (Gümüşhane) – Belgeleri nasıl kullandığını biz öğrenmedik!

MUSTAFA ALİ BALBAY (Devamla) – Sayın milletvekilleri, tekrar altını çiziyorum: Benim yazdığım bütün haberlere bakın sayın milletvekilleri. Ben yıllarca, devlet kurumlarındaki günlükleri haber yaptım siz de “sorun yok” dediniz. Yıllar sonra dediniz ki “Sorun varmış, çok büyük sorun varmış.” dediniz.

ŞAMİL TAYYAR (Gaziantep) – Evet. O günlükleri niye yazmadın?

BAŞKAN – Sayın Balbay, teşekkür ediyorum.

MUSTAFA ALİ BALBAY (Devamla) – Zaman beni haklı çıkardı.

Sayın Başkan, ben iki dakika daha rica ediyorum.

BAŞKAN – Lütfen… Teşekkür ediyorum Sayın Balbay, böyle bir usulümüz yok.

MUSTAFA ALİ BALBAY (Devamla) – Son, bağlamak istediğim…

ŞAMİL TAYYAR (Gaziantep) – Sayın Başkan, aştı iki dakikayı.

MUSTAFA ALİ BALBAY (Devamla) – Sayın milletvekilleri…

BAŞKAN – Sayın Balbay, lütfen… Ama, buyurun Sayın Balbay.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sevgililer Günü’ne ithafen bir iki dakikalık süre verin bir zahmet.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan… Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Balbay, ara vermek zorunda bırakmayın. Lütfen, bak… Sayın Grup Başkan Vekili söz istedi, lütfen oturur musunuz. Böyle bir usulümüz yok.

MUSTAFA ALİ BALBAY (Devamla) – Sayın milletvekilleri, hepinizi ben tekrar okumaya davet ediyorum. Hepinizi iddialarımı okumaya davet ediyorum. Yargının ne durumda olduğunu siz benden daha iyi biliyorsunuz. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Sayın Balbay, ara vermek zorunda kalırım, lütfen oturun.

İHSAN ŞENER (Ordu) – Kendi hakkına razı olmayı öğren. Kendi hakkına razı olmayı öğren önce.

MUSTAFA ALİ BALBAY (Devamla) – Ben sadece Başkandan talep ettim, reddetti, kabul etmedi, bu kadar.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Hamzaçebi, daha önce Sayın Elitaş istedi, eğer söz istiyorsa bir saniye...

Size soracağım ama ne için söz istiyorsunuz?

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan...

BAŞKAN – Buyurun Sayın Elitaş.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, Sayın Kaplan, biraz önce Şamil Bey’in, konuşma yaptığının ikinci dakikasında, ilk cümlesinde BDP Grubunun önergesine “Laf olsun, torba dolsun diye bir deyim kullandı…” ve duyduğum kadarıyla da -tutanaklarda da vardır- “Terbiyesiz adam!” diye oradan hakaret etti. Ama burada konuşurken…

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Hayır, hayır, devam ettik Sayın Elitaş. Burada sen işine gelmeyeni duymuyorsun galiba.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – …“Bir gazeteciyi basın özgürlüğü konusunda koydun, ayıp ettin Sayın Elitaş.” diye benim yaptığım icraatla ilgili de farklı bir şekilde beni eleştiren, bana hakaret eden bir cümle kullandı.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Elitaş, sataşma nedeniyle iki dakika söz veriyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

4.- Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bakın, Sayın Kaplan’ın ara verdikten sonra söylediği söz, altına imza atılacak söz; şu: “Bu kürsüye çıkan kişiler her türlü eleştiriyi yapabilirler, her türlü şeyi söyleyebilirler…”

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Ama aşağılayamazlar, hakaret etmezler.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – “…incinebiliriz de ama hiç kimse hakaret etmemeli.”

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Evet, mesele o zaten.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Konuşmacıya belki espri niteliğinde laflar atılabilir ama konuşmacının sizi inciten bir lafı olduğu zaman…

HASİP KAPLAN (Şırnak) – İncitme, hakaret olunca…

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) –  …hep beraber ayağa kalkmak yerine, İç tüzük’te usul var; Sayın Başkan geliyor, uyarıyor, “sayın milletvekilleri” diyor ve o çerçevede, herkes kendini toparlayıp Başkanın verdiği ölçü çerçevesinde burada o cevabını verebilir.

Basın özgürlüğü, bir demokraside olmazsa olmaz temel kuraldır.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Bravo! Alkışlıyoruz bunu işte ya!

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Ama, basın özgürlüğü, Genelkurmay Başkanlığında “Bunlarla bu iş olmaz, daha ne duruyorsunuz?” demek, onlara yol haritası çizmek değildir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Basın özgürlüğü, günlükleri ortaya çıkararak “Hadi, biz şunu yapalım, sivil kuvvet olarak, 4’üncü kuvvet olarak siz üzerinize düşeni yapın.”, “Başüstüne.” demek değildir. Basın özgürlüğü…

MEHMET GÜNAL (Antalya) – “Alo Fatih” demektir!

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – …kimsesizlerin kimsesi, sesi çıkmayanların yüksek sesi olmalıdır.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Aferin!

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Ama, bunu yapamazsan, sen iktidarı, milletin iradesinden, bağrından çıkmış, anasının ak sütü gibi oylarıyla seçilmiş bu Parlamentoyu hazmedemezsen, o Parlamentoyu ve bu milletvekillerini 1950 yılından itibaren demokratik sistemde ortadan kaldıramazsan 60 darbesini getirirsin, 12 Eylülü getirisin, 28 Şubatı getirirsin, Balyoz’u ve Ergenekon’u tahrik edersin, teşvik edersin. İşte buna dikkat etmemiz gerekir. Bugün, bizim yaşadığımız darbenin en önemli unsurlarından birisi, basının bazı kuvvetleri, demokratik olmayan kuvvetleri tahrik etmesi, teşvik etmesi ve…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Başkanım, süre tersine mi…

BAŞKAN – Çok geçti... Yanlış oldu Sayın Başkan.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Hamzaçebi.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Efendim, bir önceki konuşmacı Sayın Tayyar, Cumhuriyet Halk Partisi ve darbe kelimelerini yan yana getirmek suretiyle, ayrıca eski Genel Başkanımız Sayın Altan Öymen’in CHP kimliğiyle yazdığı yazılar nedeniyle grubumuza sataşmada bulunmuştur efendim.

ŞAMİL TAYYAR (Gaziantep) – Allah aşkına, bu nasıl sataşma ya!

BAŞKAN – Buyurun Sayın Hamzaçebi, iki dakika.

Lütfen, yeni bir sataşmaya mahal vermeyelim.

5.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, Gaziantep Milletvekili Şamil Tayyar’ın BDP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; dün, Uluslararası Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütünün Türkiye’de basın özgürlüğü konulu rapor yayınlandı. Rapora göre, Türkiye, basın özgürlüğü sıralamasında 180 ülke arasında 154’üncü sırada. 2005 yılında Türkiye’nin yeri 98’inci sıraydı, şimdi 154’e inmiş durumda. Irak’la Gambiya arasında Türkiye kendine yer bulmuş, Afganistan’ın bile gerisinde. Öte taraftan, buraya, kürsüye çıkan sayın konuşmacılar “Türkiye’de basın özgürlüğü var.” diyorlar ama diğer taraftan, Sayın Başbakan Fas’a gittiği zaman bir televizyon kanalını arıyor, o kanalda altta akıp giden haberden rahatsız oluyor “Onu kaldırın.” diyor. Sayın Başbakanın televizyonlarda, gazetelerde sansür görevlileri var. Türkiye böyle bir dönemi yaşıyor. O sansür görevlileri -Sayın Başbakanın tayin ettiği görevliler- haberleri çıkarıyor.

Şuna da şaşırdım: Şimdi, Sayın Başbakan bir dönem Ergenekon, Balyoz davalarının savcılığına soyunmuştu.

MEHMET ERDOĞAN (Gaziantep) – Siz de avukatlığına soyunmuştunuz. Avukatı kimdi?

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – 17 Aralıktan sonra, rüşvet ve yolsuzluk soruşturmasının ucu Hükûmete, kendisine gelince bir anda o savcılık görevini bıraktı “Balyoz ve Ergenekon nedeniyle içeride dünya kadar günahsız adam yatıyor.” dedi. Öyle anlıyorum ki burada laf atan bazı arkadaşlar konjonktürel demokrat, Sayın Başbakan gibi. Şimdi, Ergenekon ve Balyoz’un darbecilere yönelik bir dava olduğunu savunuyorsunuz. Sayın Balbay “Şu kadar yattım.” diyor. “Ne için yattın?” yani “Sen darbecilikten orada yattın.” değerlendirmesini yapıyorsunuz.

ŞAMİL TAYYAR (Gaziantep) – Mahkemenin kararı Sayın Başkan, mahkemenin kararı.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Sizin hiçbir şeyinize inanılmaz.

BAŞKAN – Sayın Tayyar, lütfen…

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Sizin derdiniz demokrasi değil, özgürlük değil, basın özgürlüğü değil…

MEHMET ERDOĞAN (Gaziantep) – Sizin derdiniz de darbe, darbe.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – …rüşvet ve yolsuzluk soruşturmasının önünü kapamaktır. Yakışmıyor!

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

MEHMET ERDOĞAN (Gaziantep) – Darbe de size yakışmıyor.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Evet, Sayın Kaplan… Bir saniye…

VII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

1.- BDP Grubunun, Türkiye Büyük Millet Meclisi gündeminin “Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler” kısmında yer alan, Türkiye’deki basın özgürlüğünün önündeki engellerin bütün boyutlarıyla araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla verilen (10/76) esas numaralı Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 14 Şubat 2014 Cuma günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – Barış ve Demokrasi Partisi grup önerisini oylarınıza sunacağım…

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Oylamadan önce karar yeter sayısı istiyoruz.

BAŞKAN – Karar yeter sayısı arayacağım...

III.- YOKLAMA

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

ENGİN ALTAY (Sinop) – Biz yoklama talep ediyoruz.

BAŞKAN – Yoklama talebi var, yerine getiriyorum.

Sayın Hamzaçebi, Sayın Altay, Sayın Balbay, Sayın Özkan, Sayın Erdemir, Sayın Nazlıaka, Sayın Serindağ, Sayın Ören, Sayın Tanal, Sayın Çetin, Sayın Demirçalı, Sayın Genç, Sayın Gök, Sayın Serter, Sayın Aygün, Sayın Düzgün, Sayın Güler, Sayın Öztrak…

Üç dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, toplantı yeter sayısı vardır.

VII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

1.- BDP Grubunun, Türkiye Büyük Millet Meclisi gündeminin “Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler” kısmında yer alan, Türkiye’deki basın özgürlüğünün önündeki engellerin bütün boyutlarıyla araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla verilen (10/76) esas numaralı Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 14 Şubat 2014 Cuma günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN - Barış ve Demokrasi Partisi grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler…Kabul etmeyenler… Öneri kabul edilmemiştir.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

Okutuyorum:

2.- MHP Grubunun, MHP Grup Başkan Vekili İzmir Milletvekili Oktay Vural tarafından Türkiye’de vatandaşların çığ gibi büyüyen borçlarının yol açtığı sorunların ve çözüm önerilerinin tespiti amacıyla 14/2/2014 tarih ve 3518 sayıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 14 Şubat 2014 Cuma günkü birleşiminde okunmasına ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

14/02/2014

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulunun 14/02/2014 Cuma günü (bugün) yaptığı toplantısında siyasi parti grupları arasında oy birliği sağlanamadığından, grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük'ün 19'uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını arz ederim.

Saygılarımla.

                                                                                                                Oktay Vural

                                                                                                                     İzmir

                                                                                                     MHP Grup Başkan Vekili

Öneri:

14 Şubat 2014 tarih 3518 sayı ile TBMM Başkanlığına, İzmir Milletvekili ve MHP Grup Başkan Vekili Oktay Vural'ın Türkiye'de vatandaşın borcu ekonomik ve sosyal etkileri olan önemli bir sorundur. Vatandaşlarımızın çığ gibi büyüyen borcu ve bunun yol açtığı sorunların ve çözüm önerilerinin tespiti amacıyla verdiği Meclis araştırması önergemizin 14/02/2014 Cuma günü (bugün) Genel Kurulda okunarak görüşmelerinin bugünkü birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Milliyetçi Hareket Partisi Grup önerisi lehinde söz isteyen Mehmet Günal, Antalya Milletvekili.

Buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Kapalı oturum istiyor musun hâlâ?

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Kapalı oturumu sonra tekrar isteyeceğiz Yılmaz Bey.

Yalnız, ben bu arada, Sayın Tayyar’ın –buradayken, birazdan çıkar- söylediği lafı çok anlamlı buldum, “Laf olsun, torba dolsun.” lafını. Ama bu, muhalefete değil biraz da iktidarın bugünkü durumuna yakışıyor. Niye biliyor musunuz?

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Herkes biliyor ne olduğunu.

ŞAMİL TAYYAR (Gaziantep) – Mustafa Ağabeye… Mustafa Ağabeye…

MEHMET GÜNAL (Devamla) - Vatandaşa gelince “laf olsun;” laf, söz ediyorsunuz, size geldi mi “torba dolsun.” Vatandaşa laf olsun, iktidara torba dolsun! Torbalar almadı, ayakkabı kutularına dolsun! Bu, güzel bir laf.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Kasalar, kasalar…

MEHMET GÜNAL (Devamla) - Vatandaşa gelince “laf olsun.” “Efendim, dindarız, dini şöyle yapıyoruz, şöyle eğitim koyduk.” Peki, hırsızlık en büyük günah. “Oraya karışmayalım, torba dolsun!”

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Fetva veriyor adamlar ya!

MEHMET GÜNAL (Devamla) - Gerçekten de burada, “Vatandaşa gelince kömür olsun, bize gelince torba dolsun…” Bu, hakikaten sizin durumunuza daha çok uyuyor.

Değerli arkadaşlar, bakın burada, bir taraftan onu söylüyorsunuz ama bir taraftan “Özgürlük var.” diyorsunuz. Ben hâlâ anlamadım Sayın Tayyar hangi basında çalıştı, nereye gitti, bugün olanları izlemiyor mu? “Alo Fatih” hattının “Alo Meclis” hattına neredeyse dönüşüp burada, sürekli olarak başkan vekillerini tahakküm altına almaya çalıştığını görmüyor mu, ben anlamıyorum. Onun için, burada, tabii, “Laf olsun, torba dolsun.” uyuyor derken işin ekonomik boyutunu da söylüyorum. Vatandaş kömüre muhtaç hâle gelmiş, vatandaş gırtlağına kadar borca batmış, siz hâlâ burada “HSYK baskısı, onu yapalım, bunu yapalım, aklayalım, salalım, tahliye edelim.” derdindesiniz. Böyle bir şey olabilir mi?

Bakınız, değerli arkadaşlar, vatandaşlarımızın bütün borçları, bütün kesimlerin borçları rekor düzeyde artış gösteriyor. Bir taraftan, kredi borçları 50 kata yakın artmış, 2002 yılında 6 milyar dolayında olan tüketici kredisi ve kredi kartı toplamı 300 milyara yaklaşmış. Şu anda, öyle bir durumdayız ki bütün kesimler borca batmış durumda. Siz ne yapıyorsunuz? Bir taraftan, sadece vatandaşın kredi kartı taksitlerini sınırlandırarak bunu azaltabileceğinizi zannediyorsunuz. Ortada bir muhtaçlık var.  

Değerli arkadaşlar, bunların yanı sıra, sadece vatandaşımızın kredi, kredi kartı borcu değil tabii, toplamda 55 milyona yaklaşan bir kredi kartı var. Baktığımız zaman, 70 milyarın üzerinde, 75 milyara yaklaşan bir kredi borcu var. Yani kredi kartını da koyduğunuz zaman, vatandaşın bunları nasıl ödeyemez hâle geldiğini biliyorsunuz. Siz sadece sınır koyarak önlemeye çalışıyorsunuz.

Diğer taraftan, sosyal güvenlik prim borçları sorun olmaya devam ediyor. Bunun yanı sıra, vergi borçları had safhaya ulaşmış, sürekli olarak burada birtakım kesimlere kolaylık sağlamak amacıyla önergeler getiriyorsunuz ve o kesimlerin işini kolaylaştırıyorsunuz ancak vatandaşa geldiği zaman “laf olsun” kısmı işte burada oluyor. Vatandaşa “Bakacağız, edeceğiz...”

Dün akşam da konuştuk, mağdur olan kesimler var; Bunlarla ilgili önerge veriyoruz; “Biz, o konuda çalışma yapıyoruz.” Ne zaman? “Seçimden sonra bakarız. Vaadi bir verelim, seçimden sonra oyları alırsak ona göre düşünürüz”e geliyor. Maalesef, buralarda birçok vatandaşımız, çiftçilikle, hayvancılıkla uğraşan vatandaşlarımız ciddi anlamda, kooperatiflere, bankalara olan borçları nedeniyle sıkıntı yaşıyorlar. Burada hacizler gelmeye başlamış, mallarına mülklerine el konuluyor.

Peki, bunlar devam ederken siz ne yapıyorsunuz? Bunlara seyirci kalıyorsunuz. Diyoruz ki: Bakın, özel sektörün borcu sıkıntı, önümüzde bir ekonomik sorun var, kurlardaki değer kaybı yüzde 30’u, yüzde 40’ı bulmuş. Şimdi, bu vatandaşlar bu borçları nasıl geri ödeyecekler? Bunların yanı sıra, toplam kredilerin içerisinde 135 milyar dolara varan döviz cinsinden krediler var. Dün dövizzedeler grup başkan vekillerimize gelip dosya vermişler; burada görüşmekte olduğumuz kanun teklifine eklensin diye. Burada, maalesef, 40 bine yakın aileyi ilgilendiren bir sorun var. Başkalarınınkini hemen kolaylaştırıyoruz, efendim, varlık barışı, vergi barışı çıkarıyorsunuz ama bu vatandaşlar o gün bankaların açıklamalarına inanarak almışlar döviz cinsinden kredi, şimdi onların riski de yüzde 30, yüzde 40 arttı. İşte, onun için diyorum: “Vatandaşa gelince laf olsun, bize gelince torba dolsun.” oluyor. Bu sorunların çözülmesi gerekiyor değerli arkadaşlar. Burada, ciddi bir sorunla karşı karşıyayız.

Peki, bunlar olurken siz ne yapıyorsunuz? Laf olsun dememin nedeni: Siz seyirci kalıyorsunuz vatandaşa geldiği zaman. Burada -yeni krediler çekiyor- bakın, yeni bir yöntem bulmuş bankacılar, çok yaratıcı. Vatandaş borcunu ödeyemiyor, geliyor müdüre; bakıyorlar “Senin riskin zaten çoğalmış…” Kredi kartı çekmiş, kredi kartının ikincisini çekmiş, tüketici kredisini çekmiş. Ne yapıyorlar? “Krediyi canlandıralım.” diyorlar. Diyelim ki 40 bin lira borcunuz var, ödeyemiyorsunuz ama limitiniz de dolmuş. Diyor ki: “Gel, ne kadara ihtiyacın var?” “10 bin lira.” “Ben sana 50 bin lira taze kredi vereyim. 10 bin lirasını kullan, 40’ına da eskisini kapat.” Şimdi, güya, bu arkadaşımız borcunu ödemiş oluyor, zaten 40 bini ödeme gücü olmayan vatandaşımızın 50 bin lira borç altına girdiğini görüyoruz. BDDK da diyor ki: “Efendim, geri dönüşlerde azalış yok, normal kredi var.” Sorduk kendilerine, burada söyledik; bir araştırma yapın bakalım, bunun ne kadarı eski kredinin kapanmasıyla ilgili, ne kadarı taze kredidir diye. Henüz bize bir dönüş olmadı. Maalesef, vatandaş bununla uğraşıyor.

Size de geliyordur, sürekli cep telefonuma mesaj geliyor: “Kredi kartınızda sorununuz varsa bize şu kadar komisyon verin, biz bunu bilmem kaç taksite yayalım.” diye, artık sektör oluşmuş. Onun için, peki, bu sorunlar yaşanırken, bankalarla ilgili vatandaşın sorunu devam ederken, bunları çözmezken, dövizzedelerin durumu bu hâldeyken sizin iktidarınız ne yapıyor? Sizin iktidarınız, maalesef -Sayın Tayyar’ın dediği, “Laf olsun, torba dolsun.” diye ondan diyorum- havuzu dolduruyor, torbayı dolduruyor, bu bankalar havuza para bulmakla uğraşıyor. Bakın, daha önceki gün, taze çıkan “tape”lerin içerisinden bir kısmını size söyleyeyim. Burada, Ziraat Bankasından yetkililerin yaptığı, hani söylediğiniz -torba değil de artık “havuz dolsun”a geçtik artık, torba kısmı bitti- havuza para atmak üzere burada konuşmaları var. Ben, bakıyorum, arkadaşlar diyor ki arada: “Bağırıp çağırmak çözüm değil.” Peki, bunu tam olarak çıkıp da burada adı geçenlerin yalanladığını… Bunları konuşmayı ayıp buluyorsunuz da birisi çıkıp “Bu paralar sahtedir, bu görüntüler sahtedir veya bu işler sahtedir, bu ‘tape’lerin alakası yoktur.” diyebiliyor mu? Ben ona bakıyorum. Eğer bunu demiyorsanız, bunun konuşulmasından daha doğal bir şey olamaz ki! Burada, gerçekten de 100 milyon, 200 milyon dolarlardan bahsediliyor. Böyle bir alışverişe aracılık eden kişilere bankadan  doğrudan kredi çıkıyor. Bankanın genel müdürü, genel müdür yardımcısı buralarda, açık bir şekilde bu konularda görüşme yapıyorlar, kredi ayarlıyorlar. Hatta bazıları da güzel yollar bulmuş, kendileri de itiraf ediyor; parayı verirken, ne olur ne olmaz, yarın işi alamazsak diye garantiye almışlar, hisse devri sözleşmesi de yapıyorlar. Yani garantisini de bir nevi alıyorlar. Şimdi, vatandaşın hâli böyleyken bakıyoruz, net bir şekilde iş adamlarıyla bankanın genel müdürü, genel müdür yardımcısı, Sayın Binali Yıldırım’ın kendisi, danışmanı hepsinin ismi var. Peki, o zaman çıkıp da “Kardeşim, biz, tövbe, bu konularda hiç görüşmedik, hiç kimseyle konuşmadık, ne banka genel müdürüyle konuştuk ne iş adamlarıyla konuştuk.” diyen var mı, ben duymadım. Eğer varsa bize getirin, biz de bunları söyleyelim. Vatandaş orada duruyor. Vatandaşa geldiği zaman -daha önce de söyledik- maşallah yok “inşallah” var; sizin çocuklara gelince “maşallah” var. Bu, nasıl bir anlayıştır, ben anlamıyorum. Biraz sonra getireceksiniz, HSYK gelmiş. Efendim deniliyor ki: “Geriye dönelim, biz bunu konuşalım.” Bunu soruşturan savcıların tamamını attınız, hâlâ doymadınız. İlgili daireyi değiştirdiniz, hâlâ doymadınız. Anlamadım, geriye ne kaldı da artık neyini çıkaracaksınız? Kapatacağınız yeni bir şeyler mi var? Eskilerin dışında yeni bir şeyler mi geliyor, gerçekten anlamakta zorlanıyoruz. Görev yeri değişmeyen savcı kalmadı, hâkim kalmadı, bütün ceza reisleri, hepsi, soruşturmayla ilgilenenlerin tamamı sağa sola savruldu, yine bir gayretkeşlik var. Böyle bir şey olamaz. Sonra da kalkıp “demokrasi, özgürlük” diye bize burada laf anlatacaksınız yani “laf olsun” kısmı. Ya, çok bariz bir şekilde, bırakın “Alo Fatih” hattını, Sayın Genel Başkanımız burada konuşurken yayını veren kişi “Alo Fatih” dediği zaman, o anda on dakika daha kesiliyor, artık otomatiğe bağlamış, “Alo” demesine gerek yok, şifreli konular var. Böyle bir şey olamaz değerli arkadaşlar. Bu hukuk devletinde hepsinin soruşturulması gerekir. Hâkimleri baskı altına alsanız da, fezlekeleri geri çekseniz de soruşturulur.

Sayın Genel Başkanımızın bir lafına “halkı kin ve tahrike kışkırtmak” diyorsunuz, Sayın Başbakanın buradaki sözlerini okusak, sadece Meclis kürsüsünde yaptıklarını, kimleri kin ve tahrik içinde kışkırttığını çok daha net görürsünüz. Bizim söylediğimiz içeriği değildir, gelir bunlar, konuşulur. Ama, diğerleri usul hatası bulunup geri gönderilirken, yolsuzluklar kapatılırken, bunların pat diye gelivermesine itiraz ediyoruz, yoksa hepsi gelsin, bizim öyle bir sıkıntımız yok. Ama, burada bir çifte standart var. Dolayısıyla, vatandaşa gelince “laf olsun” size gelince “torba dolsun” ancak sizin durumunuza uyuyor diyor, teşekkür ediyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Milliyetçi Hareket Partisi grup önerisi aleyhinde söz isteyen, Metin Külünk, İstanbul Milletvekili. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

METİN KÜLÜNK (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Milliyetçi Hareket Partisi grup önerisinin aleyhinde söz almış bulunuyorum. Saygıdeğer Meclisi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.

Sayın Meclis Başkan Vekilimize de, bugün çok nazikti, kendisine, bugünün anlamına uygun nezaketinden dolayı da teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Divan da öyle, Divan.

METİN KÜLÜNK (Devamla) – Tabii ki birlikte Divan yani iki genç arkadaşımız zaten Divandalar.

Saygıdeğer milletvekilleri, bugün, yeni bir zaman boyutunu yaşıyoruz. Tarım toplumundan sanayi toplumuna evrilmiş bir dünya, bilgi teknolojileri üzerinden yeni bir anı yaşıyor. Doğal olarak da “küreselleşme” dediğimiz algı, bilgi teknolojileri, iletişim teknolojileri üzerinden şekilleniyor ve bu, bizim hayatımızın tümünü kuşatıyor. Ekonomi yeni bir dile kavuşuyor, siyaset yeni bir dile kavuşuyor, küresel ilişkiler yeni bir dile kavuşuyor. Bütün hadiseleri değerlendirirken, zamanı değerlendirirken eğer bu gelişmeler karşısında yeni içtihatlar ortaya koyamazsak ya da kendimizi yenileyemezsek tarihin çöplüğünde yerimizi alırız. Eğer kendimizi yenilersek ki AK PARTİ iktidarı bu anlamda, hem siyasi dil hem de iktisadi dil anlamında dünyadaki dalga boyunun üzerinde kalabilmenin adıdır, yeni zamanı her anlamda doğru anlayabilmenin adıdır, başarmanın adı olmuştur. Bu yeni zamanın ruhuna uygun olarak kendimizi yenilediğimizde, dalga boyunun üzerinde kalıp tarihte, bir gelecek üretme noktasında hakettiğimiz yerde oluruz.

Ekonomik anlamda da bugün, Türkiye on yıllık AK PARTİ iktidarıyla hem akıl yenilenmesini gerçekleştirmiş hem de fiziki anlamda Türkiye’yi 1999, 2000 ve 2001’lerin Türkiye’si olmaktan çıkarıp bugün, sahip olduğu gayrisafi millî hasıla, fert başına düşen millî gelir ve küresel ölçekte de sıralamada geldiği nokta itibarıyla, aslında zamanı en iyi anladığının karşılığı olmuştur.

Tabii ki bu değişim beraberinde toplumda ve bireyde de inanılmaz bir yenilenmeyi ortaya koymaktadır. Dün, cebinde 10 dolar olduğu için mahkûmiyet alan bir Türkiye’den, bugün, cebindeki kredi kartlarıyla ya da cebinde sahip olduğu rakamlarla Türkiye’nin siyasi ve iktisadi istikrarına güvenerek harcayabilen bir Türkiye fotoğrafı ortaya çıkmıştır. Altını çizerek bir kez daha söylüyorum: Dün, cebindekini harcamaya korkan Türkiye’den bugün cebindekini harcamaktan korkmayan yani ülkenin siyasi ve iktisadi istikrarına güvenerek sabaha güvenle çıkan bir Türkiye ortaya çıkmıştır. Doğal olarak buna paralel, millî gelir rakamına uygun olarak borçlanma da beraberinde yükselmektedir. Dün doğan çocuk 5 bin dolar borçla doğuyordu, bugün doğan çocuk 10 bin dolar millî gelirle doğuyor.

İZZET ÇETİN (Ankara) – Vay be!

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Borcu kaç olmuş?

METİN KÜLÜNK (Devamla) – Dün 5 bin dolardı doğan çocuğun borç yükü, bugün 5 bin doların çok altında bir borç yüküyle doğuyor.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Mesela?

METİN KÜLÜNK (Devamla) – Dolayısıyla eğer ülkede siyasi istikrar varsa, ekonomik istikrar varsa borç yükü küresel ölçekte gelişmiş ülkelerin hiçbirinde tehdit değildir, gelişmiş ülkelerin hiçbirinde tehdit değildir, Türkiye’de de tehdit değildir. Keşke bizim de petrolümüz, doğal gazımız, çok güçlü yer altı rezervlerimiz olsaydı da bugün cari açık problemini konuşmasaydık. Keşke bizim yer altı kaynaklarımız, coğrafyamızdaki ülkelerin sahip olduğu güçte olsaydı da biz de bugün bu borç yükünü konuşmasaydık, fert başına düşen millî gelirimiz 50 bin dolarlarda olsaydı da bu coğrafyada hukuksuzluğun ve adaletsizliğin önüne geçilmesi noktasında daha güçlü bir noktada olabilseydik. Tabii ki bu, bizim temennimiz ama bu ülkeyi 236 milyar dolardan aldık, bu ülkeyi 800 milyar dolara taşıdık. 30 milyarı aşkın ihracattan 160 milyar dolar ihracat rakamını konuştuğumuz bir Türkiye. Cumhuriyet tarihi boyunca doğrudan yabancı sermaye yatırımlarının uğramadığı bir ülkeydik çünkü siyasal istikrar yoktu, ekonomik istikrar yoktu. Yönetim anlayışından dolayı jeopolitik konumunun dışında küresel ölçekte karşılığı olmayan bir Türkiye’den küresel ölçekte karşılığı olan bir Türkiye, siyasal ve iktisadi istikrarı olan bir Türkiye, doğrudan yabancı sermaye yatırımlarının kendisine güvenli liman olarak seçtiği bir Türkiye noktasına gelmek AK PARTİ iktidarı sayesinde olmuştur.

Tabii ki bu büyümen doğal sonuçları da ister istemez harcama disiplininde, değişik zamanlarda, bireylerde aşırı güvenden kaynaklanan sıkıntılar da üretmiştir. Devletin vazifesi de nedir? Vatandaşının ve devletin harcamalarını vaktinde gözlemlemek. O harcamalar nedeniyle eğer ülkenin ekonomisine yönelik bir sıkıntı çıkabileceğini gördüğünde de birtakım düzenlemelerle vatandaşın iktisadi disiplinini sağlamada devlet  olarak yönlendirici olmak da bir devleti devlet yapan asıl ödevlerden bir tanesidir. Atılan adımlar da bunun gereğidir. AK PARTİ iktidarı, bu anlamda bireyin tekil problemleriyle ilgilenirken toplumun genelini ilgilendiren hangi probleme ilgisiz kalmıştır? Torba kanunlar da bunun bir gereği değil midir? Topluma ait, bireysel ya da kolektif olarak, sektörel ya da tekil olarak bu milletin önüne gelen problemleri değerlendirilip bu problemlerin çözümü için Parlamento iradesini, milletin iradesini tecilli ettirmenin adıdır torba kanun. Dolayısıyla, Milliyetçi Hareket Partisinin bu anlamda Türkiye'nin meselelerine duyarlılık göstermesini ve kürsüye bunları taşımasını takdirle karşılıyorum, teşekkür ediyorum ama iktidar olarak bu meselelerin hiçbirisine duyarsız olmadığımızı zaten sizler de iyi biliyorsunuz.

Bugün döviz üzerinde konuşuyoruz; döviz üzerinden borçlanmanın, özellikle Gezi eylemleri sonrasında döviz-faiz-borsa üçgeninde Türkiye’yi siyasal istikrarsızlığa itme adımları karşısında dövizin ne noktaya getirilmek istendiğini… Yakın zamanda, yeniden, 2000-2001 gibi dövizi speküle ederek döviz üzerinden acaba bir siyasi rant üretebilir miyiz ya da bir iktidar boşluğu üretebilir miyiz gayretlerinin boşa çıkarıldığı bir zaman diliminde, tabii ki doğal olarak dövizin seyrinden birtakım vatandaşlarımızın istikrarlı bir Türkiye'de döviz borçlanmasından dolayı sıkıntı çektiğini hepimiz biliyoruz. Bizler de iş adamıyız, bizler de dinliyoruz ama temel öge şudur: Ekonomide istikrarın asliyeti siyasi istikrardır. Çok şükür bu ülkede siyasi istikrar vardır. Bu istikrar, güvenli bir şekilde Türkiye’yi sahip olduğu gelecek vizyonuyla 2023’e taşıma noktasında kararlıdır.

Tabii ki burada bir hususu da paylaşmak istiyorum. “Tape”leri sürekli bizim önümüze getiriyorsunuz. Şunu söylemenizi isterdik: Bu ülkede gayriresmî bütün dinlemelerin karşısında hep birlikte durmamız gerektiğini. Bu anlamda, devletin içine sızmış birtakım illegal yapılanmaların her bir insanın, her bir yapının ikili mahremiyeti şahıslara ait olan konuları, telefon görüşmelerini dinlemeye karşı ortak tavır içerisinde olmamız gerektiği kanaatindeyim.

Bu sızan görüşmeler içerisinde, bazı iş adamlarının maksadını aşan, milletimizi küçük gören, daha da ötesi Kürt vatandaşlarımıza karşı ifade ettiği cümlelerin hiçbirini grup olarak ve AK PARTİ iktidarı, AK PARTİ hareketi olarak kabul etmemiz mümkün değil. O şahsın kendini bağlar. Hukuk herkese açıktır. Şahsın -hiçbirimiz- o maksadını aşan cümlelerden dolayı, asla sizin burada ettiğiniz ilzama bizim grubumuz layık değildir. Biz, grubumuz, arkadaşlarımızla birlikte hiçbir yanlışın ardında dimdik durmayız.

Kalan kısımlarda da bir kere daha tekrar söylüyorum: Mahkeme orada. Mahkemeye intikal eden hiçbir konu üstü örtülemez hâldedir. Dolayısıyla herkes yargıda hesabını verecek. Tarih de bugünleri bu ülkede siyasal istikrarı bozmak isteyenler olarak yeniden kaydedecektir.

Teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Milliyetçi Hareket Partisi grup önerisi lehinde söz isteyen Hasan Ören, Manisa Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

HASAN ÖREN (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Milliyetçi Hareket Partisinin verdiği grup önerisinin lehinde söz almış bulunuyorum.

Biraz evvel hatibin buradan çıktığında, buraya çıkıp konuştuklarına gerçekten gidip bakmasını tavsiye ederim. Geçmiş dönemlerde bu ülkede yaşayan insanlarla ilgili ne kadar güzel şeyler söylüyordunuz, şimdi söylediklerinizin hiçbirini halkın anlamaması… O söylediklerinizi anlaması mümkün değil. Sadece hamasi nutuklar atıyorsunuz. Gelirken neyle geldiniz? “3Y” ile geldiniz. Yani 2002 yılında “3Y” meşhurdu. Biz belki onu yanlış anladık ama bugünlerde o “Y, Y, Y”nin ne olduğunu yeni anlamaya başladık. Yoksulluk, yolsuzluk, yasakları kaldırmayla ilgili bir talebiniz vardı ve halka bunu anlattınız, halkı ikna ettiniz ve sandıklardan çıkarak geldiniz. Peki, nasıl gelişti? Net gidelim, somut bir şeyler söyleyelim ki bizi dinleyen yurttaşlarımızın kafası karışmasın. 2002’de neyi, nerede aldınız, 2013 sonu itibarıyla ne oldu? Yani, Türkiye’de yaşayan 76 milyon insanın durumunu analiz edebilir isek ancak o teşhise göre tedaviyi sunabiliriz.

Gidelim şöyle başlıklarıyla: Çok yalvardık 2002, 2003, 2004 yıllarında bu Parlamentoda milletvekilliği yapar iken. Abdüllatif Şener bankalardan sorumlu devlet bakanıydı. “Yapmayın, yazık etmeyin bu ülkenin insanlarına. Ülkemde daha kredi kartı kullanımıyla ilgili belirli kültür, gelenek gelişmedi; sokaklarda, çarşıda, pazarda, iş yerlerinde kredi kartı satışlarını yaptırmayın, bunlarla ilgili yedi yıl sonra acısı çıkacak.” dediğimizde gülüp geçilmişti. Balayı bitti. Nerede aldınız? Türkiye’de 76 milyon kredi kartı kullanıcısının 5 milyar borcu vardı 2002’de AKP iktidara geldiğinde. Nereye çıkardınız? 82 milyara çıkardınız. Yani 5 milyar borcu olan Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarını -sizin sayenizde- bankaların önünü açarak, hani bugün şikâyet ettiğiniz, “faiz lobileri” dediğiniz kesimin önünü açarak bu ülkenin 76 milyonunu 82 milyar borca soktunuz. Peki, bugün tespitlerde 82 milyarlık borca giren bu vatandaş ödemelerini yapabiliyor mu, bir bakalım.

İcralık kredi kartı borçlusu 2002 yılında yani siz ülkeyi yönetmeye talip olduğunuz dönemde 48 bin kişi varmış. Bugün getirdiğiniz noktada icra dairelerinin kapılarında 3 milyon kredi kartı borçlusunun dosyası var.

Peki, çiftçiler sizin döneminizde ne olmuş? Yani, kredi kartıyla ilgili ülkedeki insanları, izlediğiniz yanlış politikalar sonucunda… Yani bu ülkede 24 milyar, eski paraya göre 24 katrilyon 2013’te bankaların kârı. Hani “faiz lobisi” dediğiniz, aslında ortak çalıştığınız yere, bankaya kredi kartları borcundan dolayı bu ülkenin insanı borçlanmış. Bankaların kârı 24 katrilyona ulaşmış.

Çiftçilerle ilgili ne yapmışsınız? Çiftçilerin, Adalet ve Kalkınma Partisi iktidara geldiğinde 5 milyar borcu varmış, eski parayla 5 katrilyon. Öylesine hızlı, öylesine güzel algı yerleştirmişsiniz ki eskiden 10 dönüm yeri olan çiftçi arkadaşımız Alaşehir’de, Salihli’de, Turgutlu’da, Saruhanlı’da, Manisa’nın verimli topraklarında 10 dönüm karşılığında 10 bin lira Ziraat Bankasından kredi alır iken şimdi özel sektöre yönlendirip 100 bin lira kredi almasını sağlamışsınız. 10 dönüm yerin zaten değeri 100 bin lira. Artık o çiftçinin elinde 10 dönümlük bir yer kalmadı, 100 bin liralık borcu var. 5 milyar borçla aldığınız çiftçinin borcunu 40 milyara çıkarmışsınız. Refaha bakın, güzelliğe bakın; herkes refah içerisinde.(!)

Peki, borçlu çiftçi sayısı ne kadarmış? Adalet ve Kalkınma Partisi 2002 yılında Türkiye’de iktidara geldiğinde 1,5 milyon çiftçimiz borçluymuş. 1,5 milyon çiftçi borçla, borçlu olmasıyla üretim yapıyormuş. Nereye getirmişsiniz sayıyı? Rekorlarınız haddinden fazla ama halkı borçlandırmada. 1,5 milyon borcu olan çiftçi Türkiye’de 13 milyon kişiye çıkmış. Değerli arkadaşlarım, 1,5 milyon borcu olan çiftçi sayısı 13 milyona çıkmış.

Peki, esnaf ve sanatkârın durumu nedir? Esnaf ve sanatkâr dünden daha fazla kazanan, dünden daha fazla yatırım yapan duruma mı gelmiş? Onu da nereden görmek gerekli? Ticaretin argümanı olan, ticaretin enstrümanı olan çeklere, senetlere bakmak gerekli. 2002 yılında iktidara geldiğinizde ülkenin esnaf ve sanatkârının, ticaret yapan ticaret erbabının 743 bin adet çeki karşılıksız çıkıyormuş. E, hani on bir yılda Türkiye’yi istenilen noktalardan çok ileriye götürmüştük? Ne olması gerekliydi? Gerçekten, esnaf, sanatkâr, KOBİ, sanayici, Türkiye’de işi iyi gidiyor ise ödenmeyen çek sayılarının geriye düşmesi lazımdı. 743 bin adet karşılıksız çeki nereye çıkarmışsınız? 2 milyon adede çıkarmışsınız. Protestolu senet sayısı 500 binmiş aldığınızda, bugün 1 milyona çıkarmışsınız.

Ülkeyi refaha, ülkenin ekonomisini iyi yönetip, insanlarımızın ekonomik koşullarını daha iyi noktaya taşıdıysanız niçin insanların icra dairelerindeki 8 milyon dosyası 21 milyona çıkmıştır? 2002’de 8 milyon dosyası olan bir ülkenin insanını aldınız, yönetmeye başladınız, 8 milyonluk dosyayı 21 milyona çıkardınız. Peki, gelişen ülke, gelişen Türkiye bu mudur?

Hanehalkı borcu… Nasıl hesaplayalım? 2002 yılında bir hanenin bin lira geliri var ise 50 liralık borcu vardı; bin lira bir aileye giriyordu, karşılığında 50 liralık borcu vardı. Gelişen, ekonomisi ilerleyen bir Türkiye’de ne olması gerekli? Haneye giriş, girecek olan paranın yükselmesi gerekli ama borcun da aşağı inmesi gerekliydi. Ne yaptık Türkiye’de? Bin lira giren ailenin 50 lira borcu var iken bin lira giren ailenin borcunu 550 liraya çıkardınız.

Değerli arkadaşlarım, biraz evvel Sayın Milletvekilim dedi ki: “Geçmiş dönemde 5 bin dolar borçla doğuyordu herkes.” Bunu böyle söylemek durumundasınız, yanlış bilgi vermek durumundasınız, doğru bilgiler işinize gelmez çünkü gerçek yüzünüzü çıkarır. Ben size doğru bilgiyi vereyim: 2002 yılında -TÜİK’ten alınan rakamlardır Metin Bey- kişi başına, yani Türkiye’de doğan her çocuğun 2.200 dolar borcu vardı. İleri demokrasi, ekonomide çağ atlama; 2013 yılı sonu itibarıyla Türkiye’de doğan her çocuğun 4.200 dolar borcu var. Getirdiğiniz nokta bu.

BEDRETTİN YILDIRIM (Bursa) – Millî gelirden aldığı payı da söyle.

HASAN ÖREN (Devamla) – Getirdiğiniz nokta bu.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Her çocuğun ne kadar geliri var?

HASAN ÖREN (Devamla) – Peki, gelirine bakalım, borcuna bakalım. 2002 yılında Türkiye’de yaşayan bütün insanların bütün bankalara, kredi kartı borcundan tutun ev kredi taksitlerine kadar 47 milyar yani 47 katrilyon borcu vardı. Geldiğimiz nokta nedir biliyor musun Mustafa Bey? Hani o sıfırları atıp “Katrilyon, trilyonları attık.” diye övünüyordunuz ya şimdi tüketicilerin ve Türkiye’deki insanların toplam borcu 1 trilyon. Bu ne demektir?

BEDRETTİN YILDIRIM (Bursa) – Millî hasılayı da söyle.

HASAN ÖREN (Devamla) – Kentilyon demektir, eski paraya göre kentilyon demektir. E, bu mu sizin Türkiye’de dağıttığınız, bu mu sizin Türkiye’deki yurttaşların yaşamını kolaylaştırdığınız ekonomik model?

Peki, bu paralar nereye gitti? Bu paralar 17 Aralıkta açıklanan o soyguna gitti.

BEDRETTİN YILDIRIM (Bursa) – Hadi canım!

HASAN ÖREN (Devamla) – Onun da muhakkak ki günü gelecek hesabını vereceksiniz.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Milliyetçi Hareket Partisi grup önerisi aleyhinde söz isteyen Cahit Bağcı, Çorum Milletvekili. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Buyurun.

CAHİT BAĞCI (Çorum) – Teşekkür ediyorum Başkanım.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Milliyetçi Hareket Partisi grup önerisi, bugün, özellikle hanehalkı borçları ve vatandaşlarımızın borçlarının sosyoekonomik etkileri ve ortaya çıkan sorunlar ve çözüm önerileri konusunun gündeme alınmasına ve bu çerçevede bir Meclis araştırması açılmasına yönelik bir taleptir. Bu talebin aleyhinde söz aldığımı belirterek hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, tabii ki borç konusunu gündeme alırken, borcu konuşurken borcun fiyatların genel düzeyiyle, faiz oranlarıyla ve genel anlamda gelir dağılımıyla, özel kesim yatırımlarıyla, sermaye piyasalarıyla ve ödemeler bilançolarıyla da ilişkisini değerlendirmek durumundayız. Benden önceki konuşmacı arkadaşlar ağırlıklı olarak hanehalkı borçlarını gündemde tutarak açıklama yapma çabası içerisinde olurken ekonominin genel dengelerine de değindiler. Borç Türkiye'de sürekli gündemde tutulmaya çalışılıyor ve her yasama döneminde de kredi kartları konusu ve vatandaşın tüketici eğilimleri çerçevesinde yaptıkları harcamalar ve bu harcamalar neticesinde ortaya çıkan sorunlar ifade edilmeye çalışılıyor. Ve her dönem de Türkiye Büyük Millet Meclisinde kredi kartları borçlarının yeniden yapılandırılması hususunda ortaklaşa birtakım tedbirler almak durumunda kalıyoruz. Ama, geldiğimiz noktada, Türkiye'nin borçla ilgili durumunu ve hâlihazırdaki hem ülke borcu hem özel kesim borçları hem de hanehalkı borçlarının hangi alanlara kanalize olduğu hususunu da doğru ortaya koymak durumundayız. Borcu sürekli gündemde tutarak, Türkiye'nin gidişatını, ekonominin genel dengelerinin iyi olmadığını ve pozitif ve istikrarlı bir ortam olmadığını ifade ederek aslında Türkiye’nin genel gidişatına ve güvenilirliğine de birtakım zedeleyici etkilerin yapıldığını görmemiz gerekir. Gelir dağılımındaki düzelme, kendi evinde oturma oranları, yıllık trafiğe çıkan araç sayıları gibi pek çok olumlu göstergeler aslında borcun hane halkı düzeyinde nerelere kanalize olduğunu göstermektedir.

Ülkemizde, değerli arkadaşlar, çok sayıda gelir araştırması yapılmaktadır ki bunların hangisine isterseniz ona bakın. TÜİK, bazı finans kuruluşları, piyasa araştırmacıları ve akademisyenler tarafından çeşitli araştırmalar yapılmakta ve gelir dağılımının hangi ölçüde olduğu ve gelirin nerelere kanalize olduğu, harcamaların nerelerde odaklandığı ve nerelerde yoğunlaştığı çeşitli araştırmalara konu olmaktadır.

Bu çerçevede, ortaya çıkan somut durum ve ifadeleri ben sizlere şu şekilde ifade etmek istiyorum: Gelir dağılımında düzelme vardır, bütün raporlarda ortak görüntü budur. Ekonomi bir denge kazanmıştır, olumlu seyir izlemektedir ve Gini katsayısında da ciddi iyileşmeler yaşanmaktadır.

Borcu ifade ederken değerli arkadaşlar, Avrupa Birliği tanımlı olmasına dikkat etmek durumundayız, uluslararası tanımları kullanmak durumundayız. Dün, Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Başkanımız, Plan ve Bütçe Komisyonuna bir sunuş yaptı. Bu çerçevede, ortaya konulan tabloyu ben sizlere tekrar hatırlatmak istiyorum: Benden önceki hatip arkadaşlar hem kamu kesimi borçlarına hem de özel kesim borçlarına değindiler. Değerli arkadaşlar, Türkiye, kamu kesimi borçları, Estonya, Lüksemburg ve Bulgaristan’dan sonra en düşük seviyede olan ülkelerden bir tanesidir ve yüzde 40’ın altındadır. Pek çok Avrupa Birliği üyesi ülke, Almanya, İspanya, İngiltere, Fransa yüzde 100’ler seviyesindedir yani gayrisafi yurt içi hasılanın yüzde 100’ü oranında bir kamu kesimi borçlanması söz konusudur.

Aynı şekilde, özel kesim -ki, özel kesim bir borçlanma yaparken bu borçları çeşitli alanlara kanalize etmekte kullandığını bilmemiz gerekir- bir banka, bir kredi kuruluşundan veyahut da yurt dışından ve yurt içinden çeşitli araçlarla bir borçlanma yapıyorsa bu borç çeşitli tasarruflar aracılığıyla, mevduatlar aracılığıyla oluşmaktadır ve dışarıdan gelmektedir. Değerli arkadaşlar, işte Türkiye'nin son durumu; özel kesim borcu yüzde 60’lar civarındadır gayrisafi yurt içi hasılayla orantılı olarak söylediğimizde. Avrupa Birliği ortalaması yüzde 133’tür. Lüksemburg, İrlanda, Güney Kıbrıs, Danimarka, Portekiz yüzde 300’lere yakındır.

Borçlanmak kötü bir şey değildir. Hem kamu kesimi borçlanması hem de özel kesim borçlanmasında, borcun nerelere kanalize olduğu, hangi alanlara yatırımlar yapıldığı, yatırımlara yönelindiği ve yatırımların finansmanında kullanıldığını da görmemiz gerekir. Bu çerçevede, hem özel kesim borçları hem de kamu kesimi borçları açısından Türkiye olumlu bir noktadadır ve olumlu bir çizgi izlemektedir. Bu çerçevede, borcu tarif ederken Avrupa Birliği tanımlı borcu kullanmak durumundayız.

Değerli arkadaşlar, 2000’lerin başında Türkiye'de şöyle bir sarmal vardı: Yüksek açık, yüksek faiz ve yüksek borç stoku sarmalı. Türkiye, bu sarmaldan kurtulmuştur.

Benden önce konuşma yapan arkadaşlar -hem Meclis araştırma önergesinin gerekçesinde de ifade edildi- borçlanmayla ilgili, hanehalkı borçlarıyla ilgili, kişilerin yapmış oldukları borçlanmayla ilgili bir değerlendirme yaparken borcun ödeme kabiliyetiyle ilişkisini de değerlendirmek durumundayız. Hiçbir kredi kuruluşu, hiçbir banka, ödeme kabiliyeti olmayan gerçek ve tüzel kişiye borç vermez ancak borçlu, borçlarını ödeme ve yükümlülüklerini yerine getirme hususunda, önceliklerinde sapmalar yaşamaktadır ve Türkiye’nin ana sorunlarından bir tanesi de budur; borçlunun yükümlülüklerini yerine getirmesi ve önceliklerini planlamasındaki yaşadığı sorunlardır. Hanehalkının aşırı borçlanmasını önlemek için de hem ekonomi politikaları düzeyinde hem de bankacılık uygulamaları çerçevesinde çeşitli tedbirler alınmıştır ve alınmaya da devam edecektir. İstikrar, huzur ve güven olduğu sürece Türkiye büyümektedir ve büyüyecektir; her şeye rağmen Türkiye büyümektedir.

Kişi başı millî gelir -az önce Sayın Külünk ifade etti- 3.492 dolardan 10.744 dolara yükselmiştir. 2004’te, değerli arkadaşlar, kendi evinde bilgisayar olan insan sayısı sadece yüzde 11’di, bugün 60’ın üzerindedir. Aynı şekilde, hanehalkı harcamalarının nerelere gittiğini göstermek açısından, gene 2004 yılında 100 kişiden 54’ünün cep telefonu varken bugün bu oran yüzde 100’lere yaklaşmıştır. Alım gücü arttıkça hanehalkının tercihleri ve tüketim eğilimleri de farklılaşmıştır ve sınırlanmıştır. Hanehalkının tüketim eğilimlerinin sınırlanması gibi bir politikayı asla benimsemiyoruz ancak gelir ile borçlanma arasındaki dengenin kurulmasını önemsiyoruz. İktidarımız döneminde borçlanma faizleri yıllık yüzde 8’lere kadar düşmüştür ve TL cinsinden borçlanma yükselmiştir, döviz cinsinden borçlanma ise daralmıştır; ekonomi daralırsa telafisi olmayan maliyetlerle karşı karşıya kalırız.

Değerli arkadaşlar, son olarak bir rakam daha vermek istiyorum, hanehalkı harcamaları, gelirin hangi alana kanalize olduğu ve yöneldiği konusunda önemli bir rakamdır. 2000’li yılların başında, Türkiye’de, kendi evinde oturma hayalini dahi kuramayanlar bugün ev sahibi olmuştur ve kendi evinde oturma oranı yüzde 65’e ulaşmıştır. Bu, Türkiye’nin başarısıdır; bu, hepimizin başarısıdır diyorum, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Karar yeter sayısı istiyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Milliyetçi Hareket Partisi grup önerisini oylarınıza sunacağım, karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı yoktur.

Birleşime beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 16.28
ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 16.39

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Muhammet Bilal MACİT (İstanbul), Muharrem IŞIK (Erzincan)

 

 

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 62’nci Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubunun önerisinin oylanmasında karar yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi öneriyi tekrar oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım:

Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı vardır, öneri kabul edilmemiştir.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

Okutuyorum:

3.- CHP Grubunun, Türkiye Büyük Millet Meclisi gündeminin “Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler” kısmında yer alan, İstanbul Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu ve arkadaşları tarafından kamudaki taşeron şirket uygulamasının işçilerin hak ve özgürlüklerine etkilerinin araştırılması amacıyla verilen (10/32) esas numaralı Meclis araştırması önergesinin ön görüşmelerinin, Genel Kurulun 14 Şubat 2014 Cuma günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

Sayı: 893                                                                                                         14/2/2014

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulunun 14/2/2014 Cuma günü (bugün) yaptığı toplantısında siyasi parti grupları arasında oy birliği sağlanamadığından, Grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                                     Mehmet Akif Hamzaçebi

                                                                                                                  İstanbul

                                                                                                         Grup Başkan Vekili

Öneri:

Türkiye Büyük Millet Meclisi gündeminin “Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler” kısmında yer alan, İstanbul Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu ve arkadaşları tarafından taşeron şirket işçilerinin bireysel hak ve özgürlüklerine etkilerinin araştırılması amacıyla verilmiş olan (10/32) esas numaralı Meclis araştırma önergesinin görüşmesinin, Genel Kurulun 14/2/2014 Cuma günlü (bugün) birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisi lehinde söz isteyen İzzet Çetin, Ankara Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

Buyurun Sayın Çetin.

İZZET ÇETİN (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; hepinizi saygıyla selamlıyorum. Grubumuzun vermiş olduğu önerge üzerine söz aldım.

Değerli arkadaşlar, tarihin her döneminde güçlü ile güçlüye gücü yetmeyen iktidarlar, hep güçlüden yana taraf olarak çalışanların haklarını budamışlar, onları köleleştirmek için ellerinden geleni yapmışlardır. Bu hep böyle olageldi. Ülkemizde de özellikle on bir yıllık AKP iktidarında çalışma yaşamı çalışanlar açısından, ücretliler, işsizler, yoksullar açısından tam bir kâbusa dönüştü. Bunun da en büyük etmenlerinden biri… Ucuz iş gücü yaratmak ve giderek doymak bilmeyen, kâr hırsına kapılmış patronları himaye ederek gerektiğinde onlarla iş birliği yapan iktidarların hem patronları zengin ederken hem de yandaşlarını zengin etme arzuları hep emeğin sömürülmesi üzerine kurulmuş. Gerçekten Türkiye’de… (Gürültüler)

Sayın Başkan, birazcık bir sükûnet sağlarsanız…

BAŞKAN – Haklısınız.

Sayın milletvekilleri, lütfen telefon görüşmelerini kulislerde yapalım, sayın hatibin sözü anlaşılmıyor.

Buyurun.

İZZET ÇETİN (Devamla) – Bakınız, 3 Kasım 2002’de iktidara geldiğinizde kamuda taşeron sistem kısmen de olsa başlamış olmasına rağmen, sayıları on binlerle ifade edilecek düzeye varmayan bir istihdam biçimiyken taşeron çalıştırma, özel kesimde bu sayı 350 bin civarındaydı. Tabii, ta 3008 sayılı İş Kanunu’ndan bu yana, taşeron sistemle iş gördürme, bazı işlerin doğası gereği var. Nitekim bizim 4857 sayılı İş Yasası’nın 2’nci maddesinde de buna ilişkin alt işveren uygulamasının nasıl olacağı, hangi işlerin alt işverene devredilebileceği düzenlenmiş fakat bu, uygulamaya ne yazık ki sokulamamış. AKP’nin bir bakıma çalışanları… Özellikle işçileri köleleştirme, Türkiye’de antisendikal yapıyı oluşturabilme, ücretleri bastırırken kâr hırsına kapılmış işverenlerin maliyet unsuru olarak gördüğü sözleşmeli işçiliği yok ederek sendikaları ve toplu sözleşme düzenini devre dışı bırakma arzuları AKP iktidarları döneminde tam olarak gerçekleşmeye başladı.

Şimdiki Çalışma Bakanımız Sayın Faruk Çelik hem daha önceki döneminde hem de şimdiki döneminde “Taşeron sistemle işçi çalıştırmak, çalışmak köleliktir, kaldırılması gerekir.” dedi ama tabii, bunu söylemde böyle yaparken icraata baktığınız zaman hiç de öyle yaklaşmadı. Taşeron sistemini yasalaştırmaya kalkarak onu ana çalışma biçimine dönüştürmeye kalkıştı.

Şimdi, elimizde sendikalara gönderdiği bir sunum planı var. Alt işverenlikle ilgili gerekçeler sıralamış, diyor ki: “Kamu ve özel sektörde sayıları gittikçe artan alt işverenliğin şu, şu, şu nedenlerle sorunlarını çözümlemek gerekir.” Okuduğunuz zaman tam bir aciz belgesi. Sanki Bakanın, Bakanlığın elinden tutan var, yasayı uygulamaktan âciz. İşverenler kuralsız çalıştırmayı kural hâline getirdikleri için onlara ister istemez borçlusunuz ve dediklerini yapmak zorundasınız çünkü –firma adı vermek istemiyorum ama- havuzunuza para akıtan işverenler size para verdiğine göre onların dediklerini yapmak zorundasınız. Onlar da diyorlar ki size: “Yani, sizin havuzunuza bir sürü para veriyoruz, bir de işçilere kıdem tazminatı verirsek bu iş olmaz. Onun için ne yapalım? Taşeron sistemini siz kural hâline getirin, size verdiğimi emekçilerin üzerinden çıkarayım ben.” Nitekim, Karayollarında 8 bine yakın işçi ana işverenin yani Karayollarının işini yapıyor ama müteahhit işçisi olarak gözüküyor. Yargıya gidiyorlar, kazanıyorlar, yargı kararını Çalışma Bakanlığı uygulamıyor, Maliye Bakanlığı uygulamıyor, Ulaştırma Bakanlığı uygulamıyor. Neden? Çünkü, havuzunuza para atanlar “Uygulamayın.” emri veriyorlar. Onun için de, orada 8 bine yakın işçi, asıl işçi statüsüne geçirilmesi gerekirken kadro gerekçesiyle hâlen taşeron sistemde tutuluyor. Diğer taraftan, sayıları bugün 1,5 milyonu aşan taşeron işçi hâlâ -seçim zamanı geldi diye- kapınızda “Bakanlık bize kadro verecek.” diye bekliyor. Getirin değerli arkadaşlar, eğer, gerçekten samimiyseniz, Meclis dâhil kamu kurumlarında çalışan 4/C’lilerin sorununu birlikte çözelim. Getirin, taşeron sistem diye bir sistem olmaz. İşin doğasında vardır, özel sektörde ihaleyle iş alan müteahhidin işin bitimine kadar çalıştırdığı işçi için söyleyecek bir sözümüz yok. Onun hakları, yetkileri İş Kanunu’nda düzenlenmiş, ona İş Kanunu hükümlerini uygulayın, sendikalaşmasına engel olmayın, yıllık izin hakkını kullanmasına engel olmayın. Kıdem tazminatı bir yıldan fazla çalışan işçiye veriliyor, eğer istiyorsanız, işçinin alın terinin kutsallığına inanıyorsanız, verirsiniz ve işçiler de mutluluk içerisinde çalışır.

Değerli arkadaşlar, tabii, çok açık söyleyeyim: Taşeron sistem, örgütlü yapıları tehdit ettiği için sizin gibi yaptığından korkan siyasal iktidarların işine geliyor. Eğer taşeron sistemde sendikalar olursa, işçiler sendikalaşırsa onların, örgütleri kanalıyla hak aramaları kolaylaşacak ve o zaman size “Ya, toplu sözleşme düzeninin olduğu iş yerlerinde, işletmelerde biz hırsızlığa, yolsuzluğa, rüşvete fırsat vermeyiz.” diyen sendikacıya rastlarsınız diye onların bu şekilde çalıştırılması sizin işinize geliyor.

Değerli arkadaşlar, bakınız, 94 sayılı ILO Sözleşmesi’ni Türkiye Cumhuriyeti devleti 1960 yılında imzaladı. Elinizi tutan yok, 94 sayılı Sözleşme kamu kuruluşları tarafından yaptırılacak işlerde alt işveren tarafından çalıştırılacak işçilere ödenecek ücret ve sosyal hakların alt sınırlarını belirleme hakkını zaten tanımış. Sizin iktidarınıza kadar bu konuda Türkiye’de bir sıkıntı yoktu ama on iki yıldan bu yana, kamuda giderek taşeron sistemde işçi çalıştırma yaygınlaştı; sadece Sağlık Bakanlığına bağlı kurumlarda, hastanelerde bugün, sayıları 150 bini geçti  yani tutunuz… Hem bir taraftan Sağlık Bakanlığı “Personel açığım var. Doktor, hemşire, kadro şartı bile aranmaksızın, müracaat eden herkesi alacağız.” diyor, Diyanet Vakfının hastanelerini devralırken “Orada çalışan doktorları, hemşireleri sınavsız alacağız.” diyor, diğer taraftan da taşeron sistemden “ucuz” diye doktor istihdam etmeye, hemşire, hastabakıcı, biyolog ve sair istihdam yoluna gidiyor. Değerli arkadaşlar, buna hakkınız olmaması gerekir. Bu bir insanlık dramı.

Gerçekten, bugün, havuzunuza para akıtan patronların acımasız, Orta Çağ’ın çalışma koşullarında işçi çalıştırarak zenginleşmiş, emek sömürüsü yapan işverenlerin isteklerine boyun eğeceğinize, biraz da iktidar oluşunuzun felsefesini açıklarken önce “Emeğin hakkı alın teri kurumadan verilecek.” demiştiniz; o sözünüze uyarak hiç olmazsa bu taşeron sistemde çalışanların, örgütsüz çalışanların ve haklarını alamayıp yarım ekmeğe, karın tokluğuna çalışanların haklarına bir göz atın. Biraz evvel rakamlar veriyor konuşmacı arkadaş burada, “Kamunun borç miktarı, kamu kesimi ağırlığının en az olduğu birkaç ülkeden biri biziz.” diyor.

Değerli arkadaşlar, Türkiye şu anda üretimden koptu, borçla dönüyor, borçla çevriliyor. O borcu da ne yazık ki çalışanların sırtından ödemeye kalkıyorsunuz; diğer taraftan da, o çalışanların birikimlerini sömürterek işverenlerle ortaklık yapıyorsunuz. Bir gün bu ortaklığınız mutlak suretle değerlendirilecek ve yaptıklarınızın hesabı sorulacaktır.

Bu önergemizin işleme alınarak taşeron sistemine bir an evvel çözüm bulunması bu Meclisin görevi olması gerekir diyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum.

Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisi aleyhinde söz isteyen Sırrı Süreyya Önder, İstanbul Milletvekili. (BDP sıralarından alkışlar)

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Önergenin aleyhinde değiliz, taşeron işçilerle ilgili bu ülkedeki bütün kurumların ivedilikle seferber olması, yasamanın da buna dönük üzerine düşen görevi yerine getirmesi gerektiği düşüncesindeyiz, kanaatindeyiz. Çünkü dünyada en ilkel kölelik sisteminden daha vahim bir uygulamaya tekabül etmektedir taşeron işçi meselesi.

Bir istisna olarak başlamıştır, 2002 yılında 350 binli rakamlardayken günümüzde bu istisna 1,7 milyona, 1 milyon 700 bin köleye çıkarılmıştır. Artık, onlara “emekçi” demek, “işçi” demek bile bir sınıf olarak doğru ama vasıf olarak köleleştirilmişlerdir.

Biraz önce, bir hatip “Laf olsun, torba dolsun diye önerge veriliyor.” dedi. Burada, laf olsun, torba dolsun diye yasama faaliyeti yapmaya çalışanların kimler olduğunu Genel Kurulun hâli pürmelaline bakarak anlamak mümkün. Şu laf olsun, torba dolsun diye buraya gelen çoğunlukla çoğunluğu sağlamaya, karar yeter sayısını sağlamaya bile yetemeyen bir iktidar ilgisi var ya da ilgisizliği var. Meseleye hem bu kadar bigâne kalıp hem de basın özgürlüğü gibi, taşeronlaştırma gibi önergelere, tam da bu ülkenin en hayati meselelerine “Laf olsun, torba dolsun.” demek, bu ülkenin gerçek sorunlarına ne kadar samimi ya da duyarlı yaklaşıldığının ya da bunlara ne kadar uzak bir mesafeden bakıldığının bir kanıtıdır olsa olsa.

Şimdi, taşeronlaştırma, ne gariptir ki, Başbakan Sayın Erdoğan’ın ilk imzaladığı yasadır ve dediğimiz gibi, bugün sayı 1 milyon 700 bine gelmiştir. Bu, ne anlama gelmektedir? Bu, şu anlama gelmektedir: Sadece işçiyi güvencesizleştirmek, sadece hukuksuz koşullarda çalıştırmak, iş güvenliğini yok saymak anlamında bir işlevi yok bunun, daha vahimi var: Sizler için kâr kapısı, emekçiler için şer kapısına dönmüştür ve iş cinayetlerinin, ülkemizde her gün onlarcasına şahit olduğumuz iş cinayetlerinin üzerine örtülmüş faşizan bir örtüdür. Ama sistem, neoliberal sistem varlığını buradan, bu kâr hırsından, daha fazla kâr hırsından beslediği için yapısal olarak, sınıfsal olarak sizden başka bir şey beklemek de mümkün değil. İnsani olarak da bu meseleye hiçbir duyarlılık göstermiyorsunuz. İstisna olarak başlayan bir şey bugün neredeyse yasal bir uygulamaya dönüşmüş durumda.

“CHP’nin önerisini destekliyoruz.” dedik, “Desteklenmeli.” de dedik ama neredeyse 2011 yılına kadar, İzmir Belediyesi bu utanca ortaktı; 2011 yılında “Sıfır taşeron” ilkesini benimsediler bizim de doğru bulduğumuz, desteklediğimiz, o günden sonra bu uygulamanın vahametinin farkına vardılar. Sadece araştırmakla olmaz, emek söz konusu olduğunda, buradan, BELTAŞ işçilerinden tutun, belediyelere dayatılan bu taşeronluk sistemine bir “dur” demek, bütün emekten yana olduğunu iddia eden yerel yönetimlerin olmazsa olmaz niteliği olmak durumundadır.

Şimdi, bu sohbete biraz ara verilirse, Sayın Başkan, siz de ara verirseniz, biraz bir şeyler anlatmak istiyorum.

Sayın Başkan, siz sohbettesiniz, millet sohbette, bir sessizliği sağlasanız da biraz bir şeyler söylesek, kırk yılda bir konuşuyoruz zaten.

BAŞKAN – Sayın Önder, burada kanunlarla konuşmak sohbet değil, buyurun siz sohbet ediyorsanız sohbetinize devam edin lütfen.

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (Devamla) – Ben sohbet etmiyorum, size sesleniyorum siz duymuyorsunuz, Genel Kurulla ilgili değilsiniz, milletvekilleri zaten herkes kendi…

BAŞKAN – Milletvekilleri de dinliyorlar efendim, gürültü yok salonda, takip ediyoruz.

Buyurun.

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (Devamla) – Şimdi, Rize’de, bugün, Rize Belediyesi bir işçisini işten çıkardı. İsmi Yusuf Esir.

AYTUN ÇIRAY (İzmir) – İşçisinin ismi de güzelmiş yani!

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (Devamla) – Yusuf Esir kim? Rize Belediyesinde on beş yıllık bekçi. Suçu ne? Andon Deresi’ne HES yapıldığı için HES yapımına karşı çıkmış, oradaki kurduna, kuşuna ve suyuna, temiz su hakkına sahip çıkmış, Kazım Delal’le birlikte… Kazım Delal’i de hatırlarsınız, o HES’i durduracak davayı açmak için ineğini satmıştı, ineğini satıp mahkeme harcı yapmıştı. Artık bu ülkede hak aramanın maliyeti yoksullar için giderek imkânsızlaşacak bir durumda. Belediye şu gerekçeyle işten altmış; bakın, işte, iş yasalarını getirdiğiniz, defalarca çıkardığınız şeyle getirdiğiniz nokta burası: Kurumun gördüğü işi engellemek. Bu, toplu iş sözleşmesinde işten atılma gerekçesiymiş ceza cetvelinde. Peki, orada kurum mu iş görüyor? Andon Deresi’ni kimler katlediyor? Belediye değil. SMART Hidroelektrik Şirketi isimli bir firmaya Rize Belediyesi bu işi ihale etmiş, muhatabı odur. Rize Belediyesi orada bir iş görmüyor, bir işi delege etmiş, ihale etmiş, veriyor. O alan müteahhide karşı yasal direnişini ve hakkını kullanan bir adamı, bir Rizeliyi, belediyenin kurumsal işini görmesine engel oluyor diye Rize Belediyesi işten çıkarıyor. Bunu idare mahkemesi iptal ediyor. Bunun üzerine ne yapıyor Rize Belediyesi? RİZESU YAP-İŞ diye bir şirket kuruyor, ondan sonra bu şirket eliyle bunu ihale ediyor. Ve bir kişi oradaki suya -sayın bakanların da dikkatine sunuyorum, o Andon Deresi bütün Rize’nin suyunu sağlayan tek su kaynağı- ona sahip çıktı diye, evinin hemen yanı başındaki o dereye sahip çıktı diye bir bekçi işinden edildi. Onun çoluğu çocuğu bugünden itibaren açlar. Evine ekmek götüremeyecek. Ne bir bölücülük var sizin tabirinizle ne bir yıkıcılık var ne faiz lobisi var ne başka bir lobi var. Sadece su hakkına sahip çıkmış bir emekçiyi ekmeksiz bıraktınız, dün itibarıyla ekmeksiz bıraktınız. İşte bu veballer gelir, birikir -bunlar gök kubbe altında boşa gitmez- bir yerde bir pranga gibi boynunuza asılır. Ekmekle oynamanın vebali büyüktür. Bunu yapan Rize Belediyesidir. Varsa burada Rize vekilleri ve bunu dert ediniyorlarsa, bir insanın ekmek hakkının, bir insanın iş akdinin, bir müteahhit zenginin 3-5 kuruş fazla kârı uğruna eğer bir insanın ekmeğinin gasbedileceğine inanıyorlarsa şu lafı söylemek gerekiyor: “Ört ki ölem.” Demek artık sizin bu ülkede hükûmet etme vaktiniz bitmiş çünkü bu işte hiçbir insanlık yok. Hükûmetler, sonuçta bütün bu kurumlar insana hizmet için var. Bunun işten atılması… İşte, bu taşeronlaştırma mevzuatına baktığımızda, bu işçimiz kadrolu ama sizin taşeronlaştırmayı da içine dâhil etmek için çıkardığınız iş yasaları neticesinde zengine çalışıyor.

Yoksulun da bir ahı vardır, bu ah boynunuza dolanacak çünkü söylüyoruz, kalbinizde hiçbir kıpırtı, şu kadarcık bir kıpırtı uyanmıyor. Neoliberal sistemin faziletlerine bu kadar iman etmeyin. İman başka bir yerdedir, burada aramayın.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisi lehinde söz isteyen Mustafa Kalaycı, Konya Milletvekili. (MHP sıralarından alkışlar)

MUSTAFA KALAYCI (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; taşeron işçilerin sorunları hakkında Cumhuriyet Halk Partisi tarafından verilen grup önerisinin lehinde söz aldım. Bu vesileyle hepinizi saygılarımla selamlıyorum.

Gerek kamu kesiminde gerek özel kesimde sendikalaşma oranları ve sendikalı işçi sayıları AKP döneminde iyice gerilemiştir. Bu ise, çalışma hayatında toplu iş hukukundan bireysel iş hukukuna ve taşeronlaşmaya giden bir süreci desteklemiştir. AKP döneminde kamuda kadrolu işçi istihdamı azalırken güvenceli istihdam biçimleri yok edilmiştir. Temizlikten güvenliğe, iş makinesi operatörlüğünden mühendise, büro işlerinden ameliyathanelere varıncaya kadar her işte taşeron işçisi çalıştırılır hâle gelmiştir. AKP Hükûmeti taşeronlaşmayı politikasının esası olarak uygulamış ve bundan da siyasi nema sağlamıştır. İnsan onuruna yaraşır, düzgün işlerin sunulması esas olması gerekirken, evrensel normlardan uzak kalınarak, kâr mantığıyla, fazla çalıştırılan ancak karşılığı ödenmeyen, bir nevi kölelik sistemini andıran taşeronlaşma kabul edilemez bir durumdur.

Çalışma hayatıyla ilgili çözüm bekleyen birçok sorun bulunmaktadır ancak her geçen gün daha da yaygınlaşan taşeron işçilik çalışma hayatının en temel sorunu hâline gelmiştir.

TÜRK-İŞ Genel Merkezi tarafından kayıt dışılığa, taşeron uygulamalarına, 4/B, 4/C gibi istisnai istihdam türlerinin yaygınlaşmasına, asgari ücretin sefalet ücreti olmasına, düşük ücret politikasına, özel istihdam büroları aracılığıyla kiralık işçilik uygulamasına, kıdem tazminatının kaldırılmak istenmesine, esnek, kuralsız ve güvencesiz çalışmanın her türlüsüne, iş cinayetlerine, işsizlik fonunun amacı dışında kullanılmasına, sendikasızlaştırmaya, işten atılmalara ve özelleştirmeye karşı tepki göstermek amacıyla yarın Ankara Sıhhiye Meydanı’nda miting düzenlenmektedir. Milliyetçi Hareket Partisi olarak işçilerimizin haklı ve onurlu mücadelelerini her zaman olduğu gibi desteklediğimizi ve yanlarında olduğumuzu buradan bildirmek istiyorum. Meclis kürsüsünden “Kölelik düzenine son.” diye sesleniyorum.

Değerli milletvekilleri, resmî ağızlardan yapılan açıklamalara göre Türkiye’de 1 milyondan fazla işçi “alt işveren”, yani “taşeron işçisi” statüsünde çalışmaktadır. Bunun yaklaşık 600 bini devlet tarafından istihdam edilmektedir.

Taşeron işçileri insanca çalışma koşullarından uzak, iş güvencesi olmadan, sendikasız, izin hakkı ve fazla mesai verilmeden, günde on iki saati bile aşan sürelerde köle gibi çalıştırılmaktadır. Taşeron işçiler, tabiri caiz ise sesi kısılmış, elleri kolları bağlanmış, komutla hareket eden bireyler hâline getirilmiştir. İşten atılma korkusuyla seslerini çıkaramıyorlar. Her   sözleşme   dönemi   sonunda yeniden sözleşme imzalamama korkusunu yaşıyorlar. İşten çıkarılanlara ihbar ve kıdem tazminatı verilmiyor. Maaşlarını düzenli alamıyorlar. Üstüne üstlük taşeron işçiler aşağılanmakta, taşeron işçiler küçümsenmekte, taşeron işçiler ezilmektedir.

AKP Hükûmetine soruyorum: Bu, insan ticareti değilse nedir? Bu, köle sistemi değil midir? Bu uygulamanın hangi kitapta yeri vardır? Bu yapılanlar insanlığa sığar mı? Nerede insanlık, nerede insan hakları? Hangi çağda yaşıyoruz? Bir taşeron işçisi kardeşimiz “Halkın geneline hitap edin, zengine değil. Kimileri alsın başlarını gitsin, kimileri sürüne sürüne günde on iki saat çalışsın, ay başı 840 lira para alsın. Devletin başındaki insanlara sesleniyorum: Bu haksızlığa son verilsin. Bunca insanın vebali çok ama çok ağır." diyor. Evet, ey AKP zihniyeti, bu vebalin altından nasıl kalkacaksınız?

Taşeron işçilerin kendine inancı kalmamıştır. Kendilerine olan saygılarını yitirmişlerdir. Anlayın artık, taşeron işçiler köle muamelesinden bıktı. Taşeron işçilerin her geçen gün artan sorunları artık çözüme kavuşturulmalıdır.

Taşeron işçiler yıllarca çalışmalarına rağmen maaşları genelde asgari ücret düzeyinde kalmaktadır. Asgari ücret, bugün milyonlarca işçinin tek gelir kaynağıdır. Ancak, asgari ücretli aldığı parayla geçinememektedir. Bugünkü asgari ücret, sefalet ücretidir. Taşeron işçiler, taşeron müteahhit ile devletin arasına sıkışmış durumdadır. Taşeron işçilerin maaşları düzenli verilmemekte, hakları gasbedilmektedir. Bu işçilerin çoğu asgari ücretle, hatta bankaya yatan asgari ücretin bir kısmını müteahhide vermek zorunda kalarak çok düşük ücretle çalışmaktadır.

Bakınız, Sayıştay, Türkiye Kamu Hastaneleri Kurumu 2012 Yılı Denetim Raporu’nda ne diyor: “Taşeron işçilerin ücretleri gecikmeli ödeniyor, sözleşme gereği ödenmesi gereken yemek, yol gibi nitelikteki ödemeler ya hiç ödenmiyor ya da eksik ödeniyor.” Sayıştay böyle diyor. AKP Hükûmeti de sözleşmedeki cezaları uygulamıyor yani bu sömürüye, bu soyguna göz yumuyor. Zaten taşeronlaşmayı her alana sokan AKP zihniyetidir, taşeron işçilerinin emeğini sömüren AKP Hükûmetidir, taşeron işçilerin ekmeğini çalan AKP Hükûmetidir, taşeron işçilerin hakkını gasbeden AKP Hükûmetidir, taşeron işçileri süründüren AKP Hükûmetidir.

Taşeron işçiler tazminata hak kazanmasın diye işten çıkmış gibi gösterilip bir iki gün sonra tekrar işe alınmış gibi gösterilmektedir. Bu muvazaalı yöntemle, yıllarca çalışan işçinin tek kuruş kıdem tazminatı birikmemektedir. AKP Hükûmeti bunu bilmiyor mu? Bal gibi biliyor çünkü bu uygulamayı, bu muvazaayı, bu hileyi yapan bilfiil kendileridir.

Çalışma Bakanı, geçtiğimiz günlerde, taşeron işçiler konusunda kamunun yanlış politika izlediğini söylemiştir. Acaba bu kamu kim? Kamuyu kim yönetiyor? Bu, açıkça pişkinliktir; bu, itiraftır. Evet, AKP Hükûmeti, işçilere on bir yıldır zulüm yapıyor. AKP zihniyeti, kurduğu sömürü düzeninde on bir yıldır işçilerimizi sömürmüş, şimdi yaptığı zulmü itiraf ediyor, yanlış politika izlediklerini söylüyor ama burada bir tuhaflık var, bu insaf yoksunu AKP Hükûmetine ve Çalışma Bakanına bir hâl oldu, birden işçileri düşünür gibi oldular, taşeron işçilere haklar verilmesinden bahsettiler. Anlaşıldı ki AKP Hükûmeti yargı kararlarının altında kalmıştır. Mahkemeler, Kara Yollarında çalışan taşeron işçilerin Kara Yollarının asli işçisi olduğu hükmüne varmıştır, Yargıtay da bu kararı onamıştır. Ayrıca, pek çok kamu kurumundaki taşeron işçiler için de benzer kararlar verilmiştir. Hâlen 9 bin civarında taşeron işçisi açtığı davayı kazanmıştır, gerisi de geliyor. Tabii, AKP Hükûmetinin paçası tutuştu. Şimdiden 10 milyar lirayı aşan tazminatlar daha da büyük boyutlara ulaşacaktır. Kara vicdanlı AKP Hükûmetinin birdenbire taşeron işçilerin haklarını akıl etmesinin, bu uygulamanın yanlışlığından söz etmesinin nedeni budur.

AKP, yandaş medyanın da desteğiyle, algı yönetimi ve toplum mühendisliği yöntemleriyle, kamuoyunda bu sorunu çözüyormuş izlenimi vermek peşindedir. Bu konudaki gerçek niyeti asla işçinin hakkını vermek değildir. Taşeron işçilere bir şey veriyormuş gibi yaparak işçilerin kıdem tazminatının üstüne yatmaya, yargı kararlarını sümen altı etmeye ve yeni davalar açılmasını engellemeye çalışan AKP, bununla ilgili düşüncelerini de halka müjde diye duyurmaktadır.

AKP Hükûmeti, kamuoyunu, taşeron işçilerini oyalıyor, ortada bir taslağı dahi bulunmayan çalışmadan bahsediyor. Son bir ay içinde bile kaç tane torba kanun görüşüldü, taşeron işçilerle ilgili bir düzenlemeyi neden yapmıyorsunuz?

Yine, Çalışma Bakanının şu sözlerine bir bakın: "Taşeron işçi sorununu çözmeye çalışırken, karşımıza mahkeme kararları çıkıyor, bir orta yolla bunu çözmemiz gerekir." diyor. AKP Hükûmeti, kendini akıllı sanıyor, taşeron işçilerini saf ve ahmak yerine koyuyor. Neyin orta yolu? Ortada yargı kararı vardır; bunun orta yolu, yan yolu, tali yolu yoktur.

Ey AKP Hükûmeti, siz hak nedir bilmez misiniz? Siz, hukuk nedir bilmez misiniz? Siz, yargı kararları nedir bilmez misiniz? Mahkeme kararlarını neden uygulamıyorsunuz?

Anlaşılan o ki taşeron işçilere kadro gelmesi için AKP’nin gitmesi lazım. Taşeron işçileri de iyi biliyor ki AKP Hükûmetinden hiçbir şey olmaz.

Teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisi aleyhinde söz isteyen Mahmut Kaçar, Şanlıurfa Milletvekili. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MAHMUT KAÇAR (Şanlıurfa) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisi hakkında söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, taşeron uygulamalarla ilgili bütün muhalefet partilerinin son bir yıl içerisinde, değişik zamanlarda, vermiş olduğu grup önerileri oldu. Bizden önce çıkan hatipler, bu konuda bir çalışma yapılmadığından veya sürekli bir çalışmanın devam ettiğinden, bu konuda AK PARTİ’nin samimiyetiyle ilgili değişik cümleler kurdular. Tabii ki yerel seçimlere yaklaştığımız bu dönemlerde yüzbinlerce insanı ilgilendiren, ailelerle birlikte milyonları ilgilendiren böyle bir konunun elbette ki sahada karşılığı var. Onun için, bu bağlamda muhalefeti -tırnak içerisinde- anlamaya çalışıyoruz. Ama çalışanlarımızın, başta taşeron uygulamaları -alt işverende çalışanlar- olmak üzere, bu konudaki AK PARTİ’nin duruşunu, on bir yıllık iktidarında çalışanlara yönelik olarak yapmış olduğu çalışmaları çok iyi bilmekte ve taşeron uygulamalarıyla ilgili de yapılacak olan düzenlemelerde umudunu bağladığı tek hareketin AK PARTİ olduğunu da buradan ifade etmek istiyorum.

Burada, muhalefet partileri kurdukları cümlelerde, taşeron uygulamalarının bir kölelik uygulaması olduğunu, bununla ilgili bir an önce adım atılması gerektiğini söyleyip bu cümleleri desteklerken Sayın Bakanımızın kurduğu cümleleri de bu anlamda teyit ederek kendilerine bir alan açmaya çalıştılar. Tabii ki bu cümleleri kuran muhalefet milletvekili arkadaşlarımıza, çalışanlar, kendi belediyelerinde taşeron uygulamasının olup olmadığını, kendi belediyelerindeki taşeron uygulamalarıyla ilgili neler yaptıklarını bugüne kadar sordukları gibi elbette ki bundan sonra da soracaklar.

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Norm kadroyla kadroları alındıktan sonra ne yapsınlar? Bunları biliyorsun, değil mi.

MAHMUT KAÇAR (Devamla) - Değerli arkadaşlar, bizler emeğin kutsal olduğuna, emeğin hakkının korunması gerektiğine, çalışanın alın teri kurumadan ücretinin ödenmesi gerektiğine inanan ve bu değerler doğrultusunda da hayatını yaşayan bir siyasi kadroyuz.

On bir yıllık AK PARTİ iktidarına baktığınız zaman, yalnız kendi iktidarımız döneminde karşılaştığımız problemlerle değil, bizden önceki iktidarların da bize havale etmiş olduğu çalışma hayatıyla ilgili birçok konuda çok önemli yasal düzenlemeler yaptığımızı görürsünüz.

2821 ve 2822 sayılı Kanun, çalışma hayatı içerisinde, bizden önceki bütün iktidarların “darbe yasası” olarak nitelendirdikleri ama maalesef bununla ilgili hiçbir adım atmadıkları çalışma hayatının önündeki önemli bir engeldi. 2821 ve 2822’nin yeniden düzenlenmesi ve yapılan bu düzenlemelerin ILO normlarına ve evrensel hukuka göre uygun yapılarak darbecilerin çalışma hayatına dayattığı bütün kuralları kenara koyup, çalışma hayatının demokratikleşmesi iradesi doğrultusunda yasayı çıkaran hükûmet, AK PARTİ iktidarı oldu.

İZZET ÇETİN (Ankara) – Köleleştirdiniz, 12 Eylülden daha beter yaptınız.

MAHMUT KAÇAR (Devamla) – Bizden önceki konuşmacılar ücretlerin baskı altına alındığından, ücretlerin geriye doğru gittiğinden bahsettiler. Bakın, değerli arkadaşlar, 2002 yılı öncesi az önce bahsettiğiniz taşeron uygulamalarıyla çalışan arkadaşlarımızın önemli bir kısmının aldığı ücret asgari ücret. Asgari ücret bu ülkede 184 lira yani 100 dolar civarındaydı.

İZZET ÇETİN (Ankara) – Asgari ücreti bırak, kölelik çalışmasına gel, taşerona gel, taşeronu konuş.

MAHMUT KAÇAR (Devamla) – Bakın, şu anda bu ülkede asgari ücret 400 dolar. Ülkenin ekonomisi 3 kat büyüdü, asgari ücret 4 kat büyüdü.

Memur maaşlarına geldiğiniz zaman, en düşük devlet memuru maaşı 384 lira yani 200 dolar iken şu anda en düşük devlet memuru maaşı 2 bin liranın üzerinde yani yaklaşık 1.000 dolar.

Bunları alınan ücretlerin yeterli olduğu anlamındaki bir yaklaşım içerisinde sarf etmiş değilim. Elbette ki asgari ücretle ilgili mutlaka daha yeni iyileştirmeler olmalı; elbette ki çalışanlarımızın, memurlarımızın daha iyi hayat standartlarına yönelik olarak bazı iyileştirmeler olmalı ama on bir yıl öncesiyle mukayese ettiğiniz zaman, Türkiye'nin büyümesinden çalışanların pay aldığını, hiçbir zaman enflasyona ezdirilmediğini, Türkiye'deki yapılan bütün toplu sözleşmelerde ve kamu çalışanlarıyla ilgili daha önceki yapılan toplu görüşmelerde yıllık enflasyon, artı Türkiye'nin büyümesinin de dikkate alınarak mutlaka çalışanlara yansıtıldığını net bir şekilde görme imkânına sahipsiniz.

İZZET ÇETİN (Ankara) – Memurlara ne verdiniz?

MAHMUT KAÇAR (Devamla) – Değerli arkadaşlar, taşeronlarla ilgili bundan önceki grup önerisinde kurduğumuz bir cümle vardı. Bununla ilgili Çalışma Bakanlığı bünyesinde ilgili bütün sosyal taraflarla bir çalışmanın yürütüldüğünü ve bu çalışmanın son aşamaya geldiğini bu kürsüden sizlerle paylaştık. Şu anda çalışma tamamlanmış durumda. Taşeron arkadaşlarımızın sorunlarına ciddi anlamda neşter vuracak gerek kıdem tazminatıyla ilgili gerek çalışma koşullarıyla ilgili gerek örgütlenme haklarıyla ilgili önemli kazanımlar elde edecek olan çalışma şu anda tamamlanarak Başbakanlığa, Bakanlar Kurulunun imzasına açılmış durumda. Bu son aşamaya gelen çalışma, inanıyorum ki en kısa zamanda Meclis Genel Kuruluna gelecek ve bu anlamda yüz binlerce çalışanımızın beklemiş olduğu bu alandaki mağduriyet de son bulmuş olacak. Çünkü 2821 ve 2822 ile ilgili yasaları çıkaran, memurlara toplu sözleşme hakkı noktasında yasal düzenlemeyi yapan ve son yapılan toplu sözleşmeyle birlikte de çalışanların özlük haklarıyla ilgili çok önemli haklar elde etmesinin önünü açan -iş sağlığı ve güvenliğiyle ilgili bizden önceki konuşmacılar da bahsettiler- Türkiye'nin kendine has iş sağlığı ve güvenliği yasası yokken, çalışanların çok önemli bir kısmı iş sağlığı ve güvenliği kapsamı dışındayken Türkiye’ye müstakil bir iş sağlığı ve güvenliği yasasını kazandıran ve şu anda uygulama alanı itibarıyla da çok önemli kazanımlar elde ettiğimiz düzenlemeleri hayata geçiren, bizden önceki hükûmetlerin çalışanlardan resmen gasbettiği Tasarrufu Teşvik Fonu’nu ve KEY hesaplarını tasfiye ederek geriye dönük olarak kamu çalışanlarına yaklaşık 17 katrilyon lira ödeme yapan AK PARTİ Hükûmeti, Allah’ın izniyle, en kısa zamanda taşeron uygulamalarıyla ilgili yasal düzenlemeyi hayata geçirecek ve bunun birileri tarafından siyasi bir malzemeye dönüştürülmesi fırsatını vermeyecektir. Bizler, bu konularda samimiyiz. Bizler, çalışma hayatının demokratikleşmesi adına, gerek yasal düzenlemeler bazında gerek çalışma hayatının demokratikleşmesi bazında çok önemli ve devrim niteliğinde yasaları hayata geçiren bir siyasi kadroyuz. Samimiyetimiz ortadadır. Ama, kendi belediyelerinde taşeron işçi çalıştıran ama yerel seçimler yaklaştığı için her ay bu konularla ilgili gündem oluşturmaya çalışan siyasi partilerin tutumunu da, bu konudaki yaklaşımını da çalışanlarımızın ve aziz milletimizin takdirine sunuyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan...

BAŞKAN – Buyurun Sayın Hamzaçebi.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Efendim, Sayın Konuşmacı, seçim yaklaşırken bunun siyasi amaçla getirildiği yönünde bir değerlendirme yaptı. Taşeron işçilerle ilgili Meclis araştırma önergesini biz daha önce defalarca getirdik, konuya ilişkin kanun teklifleri verdik, bütün bunların hepsi burada reddedilmiştir.

İkincisi, taşeron işçi uygulaması, başta Sağlık Bakanlığı olmak üzere merkezî yönetimin hemen hemen bütün kurumlarında uygulanmaktadır. 1 milyona yakın taşeron işçi vardır. Bunların sorunları olduğunu arkadaşımız konuşmak yerine, muhalefette eksiklik aramak gibi yanlış bir konuşma tarzı ifade etmiştir. Bunu  son derece yanlış buluyorum, doğru değildir. Tutanaklara geçiriyorum efendim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Karar  yeter sayısı...

BAŞKAN – Karar yeter sayısı arayacağım.

Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler...

Kâtip üyeler arasında uyuşmazlık var, elektronik cihazla işlem yapacağız.

İki dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, karar yeter sayısı vardır, Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisi reddedilmiştir.

Alınan karar gereğince gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmına geçmeden önce on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 17.24


DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 17.47

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Muhammet Bilal MACİT (İstanbul), Muharrem IŞIK (Erzincan)

 

 

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 62’nci Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

Alınan karar gereğince gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmına geçiyoruz.

1’inci sırada yer alan, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/242, 2/80) (S. Sayısı: 156)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

2’nci sırada yer alan, Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu Raporlarının görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

2.- Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu Raporları (1/484) (S. Sayısı: 287)

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

3’üncü sırada yer alan, Bartın Milletvekili Yılmaz Tunç ve 77 Milletvekilinin; Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve Adalet Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

3.- Bartın Milletvekili Yılmaz Tunç ve 77 Milletvekilinin; Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve Adalet Komisyonu Raporu (2/1929) (S. Sayısı: 523) (x)

BAŞKAN – Komisyon ve Hükûmet yerinde.

                            

(x) 523 S. Sayılı Basmayazı 21/1/2014 tarihli 49’uncu Birleşim Tutanağı’na eklidir.

X.- AÇIKLAMALAR

1.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, Hükûmetin, 523 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin bazı maddelerinde değişiklik yapmayı düşünüp düşünmediği hususunda Parlamentoya bilgi vermesi gerektiğine ilişkin açıklaması

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, efendim, şimdi HSYK Kanun Teklifi’ne ilişkin görüşmeleri daha önce Adalet Komisyonunda gerçekleştirmiştik. Sonrasında da Genel Kurulda 22’nci maddeye kadar olan düzenlemelerin görüşmesini gerçekleştirmiştik. Bu tasarının Anayasa’ya aykırı olduğu konusunda kamuoyunda genel bir mutabakat vardır, Sayın Cumhurbaşkanı bu konuda değerlendirmelerde bulunmuştur. Sayın Başbakanın, Avrupa Birliğine bu teklifi anlatmak üzere yaptığı temasları sırasında da Avrupa Birliğinin, kuvvetler ayrılığı ilkesini zedelediği yönünde bu teklife ilişkin bir değerlendirmesi olmuştur ve bütün bunlardan sonra, Hükûmet bu teklifin görüşmelerine ara vermiştir.

Şimdi, ne değişmiştir de bu teklif tekrar görüşülmeye başlanmaktadır? Bu değişikliğin gerekçesi nedir? Yani, Hükûmet eski tutumunu devam mı ettirecektir; bu, Anayasa’ya aykırılığı açık olan, kuvvetler ayrılığını yok eden tutumunu burada devam mı ettirecektir yoksa Anayasa’ya aykırılığı sabit olan bu düzenlemelerle ilgili bir düzeltmeye mi gidecektir?

Şimdi, kamuoyuna yansıyan bilgiler, Hükûmetin çeşitli konularda, çeşitli maddelerde değişiklik düşündüğü yönündedir ancak gerçekten Hükûmet bu değişikliği düşünüyor mu, düşünmüyor mu, düşünüyor ise nasıl düşünüyor, nasıl bir çerçeveye sahiptir; bunlardan bilgi sahibi değiliz, Parlamento bilgi sahibi değildir.

O nedenle, uygun görürseniz görüşmelere ara verelim. Sayın Bakan, düşünülen değişiklikler konusunda grup başkan vekillerini bilgilendirsin. Biz de muhalefet partileri olarak stratejimizi, çalışmamızı buna göre düzenleyelim efendim.

BAŞKAN – Sayın Hamzaçebi, teşekkür ediyorum.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Sayın Başkan, ben de bir şey arz etmek istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun.

2.- Kayseri Milletvekili Yusuf Halaçoğlu’nun, Referandumla yapılan anayasal düzenlemelerin yasayla değiştirilmesi doğru olmadığından, 523 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerinin yapılmasının Anayasa’ya aykırı olduğuna ilişkin açıklaması

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Şimdi, HSYK’nın kuruluşu referandumla Anayasa’nın değiştirilmesine bağlı olarak gerçekleştirildi. Dolayısıyla, referandumla değiştirilmiş ve düzenlenmiş bir hususun yine referandumla yapılması gerektiğini düşünüyoruz çünkü Mecliste bu gerçekleştirilmedi Anayasa değişikliği, halk oylamasına sunuldu ve halk oylamasıyla değiştirildi. Halk oylamasıyla değiştirilen bir hususun tekrar halk oylamasıyla değiştirilmesi gerekir. Aksi takdirde burada değiştirilen yasa halk oylamasına uygun düşmez.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Buyurun Sayın Kaplan.

3.- Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın, Referandumla yapılan anayasal düzenlemelerin yasayla değiştirilmesi doğru olmadığından, 523 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerinin yapılmasının Anayasa’ya aykırı olduğuna ilişkin açıklaması

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkanım, Hâkimler Savcılar Yüksek Kurulu ile ilgili tasarı çok tartışıldı, hem komisyonda hem kamuoyunda. Ancak, ondan sonra tutuklamalar yapıldı, Sayın Cumhurbaşkanının da görüşmeleri oldu. Bizler de Barış ve Demokrasi Partisi olarak partiler arasında, gruplar arasında yapılacak bir anayasal düzenleme konusunda uzlaşmaya açık olduğumuzu, asıl amacın bağımsız ve tarafsız bir yargının sağlanarak adil yargılama koşullarının oluşturulması, konjonktürel durumlarla anayasal düzenlemelerin, ileride referandumla çıkan anayasal düzenlemelerin yasayla yapılmasının doğru olmadığını ifade etmiştik. Bu görüşlerimizi bugün de tekrar ediyoruz ve Anayasa’ya, referanduma aykırı bir görüşme durumu söz konusudur. Bu açıdan bu kanun maddelerinin bu şekilde görüşülmesinin Anayasa’ya aykırı olduğunu düşünüyoruz.

BAŞKAN – Evet, teşekkür ediyorum.

Sayın Elitaş, buyurun.

4.- Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, 523 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine devam edilmesi gerektiğine ve Anayasa’ya aykırı herhangi bir durum olmadığına ilişkin açıklaması

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, bu kanun teklifi Adalet Komisyonunda görüşüldü. Görüşülme esnasında muhalefete mensup milletvekili arkadaşlarımız kendi görüşleri doğrultusunda Anayasa’ya aykırı olduğu konusunda iddialarda bulundular. Genel Kurula geldi, Genel Kurulda da kanunun başlangıç safhasında geneli üzerinde görüşmeler yapılmadan önce Anayasa’ya aykırılık konusunda iddialarını yaptılar, Genel Kurul, Anayasa’ya aykırı olmadığı görüşünde devam etti ve görüşmelerine başlandı. 21’inci maddesi görüşülmüş ve bu noktaya doğru gelmiştir.

Şimdi, bakın, Anayasa’nın 159’uncu maddesinin son fıkrası: ”Kurul üyelerinin seçimi, dairelerin oluşumu ve işbölümü, Kurulun ve dairelerin görevleri, toplantı ve karar yeter sayıları, çalışma usul ve esasları, dairelerin karar ve işlemlerine karşı yapılacak itirazlar ve bunların incelenmesi usulü ile Genel Sekreterliğin kuruluş ve görevleri kanunla düzenlenir.” Şu anda yaptığımız iş kanuni düzenlemedir. O anlamda, Anayasa’ya aykırı bir durum söz konusu değildir.

Sayın Hamzaçebi’nin söylediği, dün nasıl ki görüştüğümüz temel yasayla ilgili kısmı erteleyip bir sonraki güne veya başka bir zamana bıraktıysak HSYK’yla ilgili kanun teklifinin görüşmesini de o gün çerçevesinde bugüne bırakmış olduk.

ENGİN ALTAY (Sinop) – Niye?

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Yani bunun bırakılması, Anayasa’ya aykırı olduğu konusunda zihnimizde değişik istifhamların var olduğu şeklinde değil, bu, Türkiye Büyük Millet Meclisinin gündemini hazırlama yetkisinin kendisinde olduğundan dolayı ortaya çıkan bir durumdur. Anayasa’ya aykırı herhangi bir durum söz konusu değildir. Kanun teklifinin görüşmelerine kaldığımız yerden devam etmemiz gerekir.

BAŞKAN – Evet, Teşekkür ediyorum.

Buyurun Sayın Hamzaçebi.

5.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, 523 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin Anayasa’ya aykırılığı iddiaları konusunda Hükûmetin alacağı tavrı bilmeden bu görüşmelerin devam ettirilmesinin doğru olmadığına ilişkin açıklaması

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, Anayasa’nın 159’uncu maddesinde bakılacak olan hüküm onun birinci fıkrasının birinci cümlesidir. HSYK mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı ilkelerine göre kurulmuş olan bir kurumdur ve bütün tartışma buradan çıkmaktadır. Mahkemelerin bağımsızlığı yok edilmektedir, hâkimlik teminatı yok edilmektedir. Bütün bu eleştirileri Sayın Başbakan, Hükûmet, Sayın Adalet Bakanı gayet iyi biliyor, Parlamento gayet iyi biliyor. Eğer bu teklif Anayasa’ya uygun olsaydı hiç tartışmasız bir şekilde Hükûmet görüşmelere devam ederdi ve sizler Parlamento çoğunluğunuza dayanarak bunu çıkarabilirdiniz ama devam etmediniz, Anayasa’ya aykırılık iddiasını ciddi buldunuz. Anayasa’ya aykırılık iddiası bu kadar ciddi olduğu hâlde bu görüşmelere devam etmeyi doğru bulmuyorum, yanlış. Ama, Hükûmetin düşündüğü değişiklikler var ise lütfen Sayın Başkan, ara verelim, bu konularda Parlamento bilgilendirilsin. Bu bilgilendirme yapılmadan Anayasa’ya aykırılık iddiaları konusunda Hükûmetin alacağı tavrı bilmeden bu görüşmelerin devam ettirilmesini ben Parlamentonun yapacağı görüşmelerin selameti açısından doğru bulmuyorum efendim.

BAŞKAN – Evet, teşekkür ederim.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Elitaş.

6.- Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, 523 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin Anayasa’ya aykırılığı konusunda karar mercisinin Anayasa Mahkemesi olduğuna ilişkin açıklaması

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Anayasa’ya aykırı olduğuyla ilgili milletvekilleri kendi ifadelerini beyan ettiler. Bundan sonra iş zaten varsa Anayasa Mahkemesinin iradesidir. Biz bu kanunu çıkarırız, Türkiye Büyük Millet Meclisi Anayasa’ya uygun olarak inandığı, düşündüğü kanunu çıkarır ama Anayasa Mahkemesi bu konuda son karar mercisidir. Parlamento nasıl ki Anayasa Mahkemesinin yerine geçemezse bu konuda da bizim söylediğimiz Anayasa Mahkemesinin yerine geçmek olur.

BAŞKAN – Evet, teşekkür ederim.

FARUK BAL (Konya) – Sayın Başkan, Anayasa’ya aykırılık konusunda…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Bal.

7.- Konya Milletvekili Faruk Bal’ın, 523 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin Anayasa’ya, demokratik parlamenter sisteme aykırı ve kuvvetler ayrılığı ilkesi ile hâkim bağımsızlığını ortadan kaldıran bir teklif olduğuna ilişkin açıklaması

FARUK BAL (Konya) – Adalet ve Kalkınma Partisinin Sayın Grup Başkan Vekili diyor ki: “Anayasa’ya aykırılık konusu Adalet Komisyonunda görüşüldü. Orada tam anlamıyla bir aykırılık iddiasını ortaya koyan görüşme zemini oluşmadı.” Uçuşan “iPad”ler, uçuşan şişeler, su bardakları çerçevesi içerisinde karıştı. O karışıklığın akabinde Komisyonun Sayın Başkanı “Anayasa’ya aykırılık yoktur.” diyerek kendi hükmünü ortaya koydu. Dolayısıyla, oradaki müzakere tamamlanmadı.

İkinci olarak: Muhalefet partilerine mensup milletvekilleri, Anayasa Komisyonu üyesi milletvekilleri bunun Anayasa Komisyonunda görüşülmesi için olağanüstü toplantı talebinde bulundu. Olağanüstü toplantı Adalet Komisyonundaki müzakereler bittikten ve bunun raporu hazırlandıktan sonra bir tarihe ertelendi Sayın Komisyon Başkanı tarafından. Dolayısıyla, orada da bir görüşme yapılamadı.

Şimdi, teklifin bu bölümüne geldiğimizde, Adalet ve Kalkınma Partisi Anayasa’ya aykırılık iddialarını ciddi buldu, görüşmeleri erteledi. Bu sadece Anayasa’ya aykırı bir teklif değildir, bu aynı zamanda demokratik parlamenter sisteme aykırı bir tekliftir, kuvvetler ayrılığı ilkesini ortadan kaldıran bir tekliftir, hâkimin bağımsızlığını, tarafsızlığını ortadan kaldıran bir tekliftir, yargıyı tamamen Adalet Bakanının emrine teslim eden bir tekliftir. HSYK’nin, şimdi görüşeceğimiz maddelerde, 20 tane seçilmiş üyesinin dışında tamamının görevine son veren bir teklif nasıl Anayasa’ya uygun olabilir? Anayasa’ya aykırılık iddiası, 159’uncu maddenin birinci fıkrası çerçevesi içerisinde yani buna ilişkin tekliflerin mahkemelerin bağımsızlığı, tarafsızlığı ve hâkim teminatı kapsamı içerisinde çıkarılacak kanunlar ile mümkün olabilir. Sayın Grup Başkan Vekili Elitaş’ın ifade ettiği gibi 159’uncu maddenin son fıkrasındaki parmak çoğunluğu Anayasa’ya uygunluk hâline getirmeyecektir bu kanunu.

BAŞKAN – Evet, teşekkür ediyorum.

FARUK BAL (Konya) – Dolayısıyla, grup başkan vekilleri bir araya gelerek, bunun, Anayasa’ya aykırılık konusunda…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, grup başkan vekillerinin Anayasa’ya aykırılığı takdir yetkisi yok.

FARUK BAL (Konya) – …bir değerlendirme yapmasında fayda vardır diye düşünüyoruz.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Tanal, birkaç cümle çünkü böyle bir usulümüz yok, böyle bir tartışmamız da yok.

Buyurun.

8.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, 523 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin hem Anayasa’ya hem uluslararası sözleşmelere aykırı olduğuna ilişkin açıklaması

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Uzatmayacağım.

Şimdi, Sayın Başkan, teşekkür ediyorum.

Benim elimde, Türk Parlamento Hukukunun Temel Kavramları, yazarı Doktor İrfan Neziroğlu, sayfa 56, paragraf beş.

BAŞKAN – Sayın Tanal, söyleyeceklerinizi söyleyin, buyurun.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Cümleyi okuyorum Değerli Başkanım: “Tasarı veya teklifler Türkiye Büyük Millet Meclisi Kanunlar ve Kararlar Müdürlüğünde kanunun tekniği ve Anayasa’ya uygunluk bakımından ön incelemeye tabi tutulduktan sonra bu konudaki raporla birlikte Komisyona havale edilir. Bakın, bu teklifle ilgili…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – İç Tüzük’te ne yazıyor?

MAHMUT TANAL (İstanbul) – …Kanunlar Genel Müdürlüğünde bu konuyla ilgili bir Sayın Komisyon Başkanı burada dedi ki: “Bununla ilgili bir ön rapor var mı Anayasa’ya uygunluk açısından?” “Yok.” dediler. Peki, şimdi, aynı şekilde, eğer bu anlamda yani burada parlamento hukukunun temel ilkeleri gereğince bir ön incelemeden geçip bunun Anayasa’ya uygun olup olmadığı hususunda bir rapor yoksa Değerli Başkan, Grup Başkan Vekilimizin belirttiği şekilde, hem Anayasa’ya aykırı hem uluslararası sözleşmelere aykırı. Aynı zamanda bizim Anayasa’mızın 90’ıncı maddesi: Uluslararası sözleşmelerin Anayasa’ya aykırı olduğu ileri sürülemez, üstün bir norm konumundadır. Siz de hukukçusunuz yani bunu biliyorsunuz Sayın Başkanım. Yani, bu açıdan bu yetkilerinizi kullanarak hukukun heba edilmemesi lazım.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN –  Teşekkür ediyorum.

Evet, Sayın Bakana söz vereceğim.

“Niye çektiniz Sayın Bakan?” bu yasa görüşülürken sizin de görüşlerinizi alalım.

ENGİN ALTAY (Sinop) – “Niye çektiniz” diye sorduk değil mi? Evet…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Çekmedik canım olur mu? Çekilme diye bir şey yok. Dünküne nasıl ara verdik, bunda da öyle ara verdik.

ENGİN ALTAY (Sinop) – Burası çiftliğiniz, istediğinizi getirin istemediğinizi götürün, ayıp ya! Parlamentoya saygılı olun. Tamam, hakkınız var ama böyle olmaz ki bu iş Başkan ya! Çiftlik gibi kullanmayın burayı ya! Vallahi, çiftlik gibi kullanıyorsunuz Başkan ya! Çiftliğin bile bir nizamı intizamı var ya!

9.- Adalet Bakanı Bekir Bozdağ’ın, 523 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin Anayasa’ya aykırı olmadığına ve Genel Kurul görüşmeleri sırasında da birtakım değişikliklerin yapılabilmesinin mümkün olduğuna ilişkin açıklaması

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; görüşülmekte olan  bir kanun teklifi Hükûmet tasarısı değil; bu bir. İkincisi, tabii, bunun görüşmeleri Meclisin uhdesinde olan bir konudur. Üçüncüsü de, biz bu teklifin, Anayasa’nın 159’uncu maddesine ve diğer maddelerine aykırı olduğunu düşünmüyoruz. Anayasa’nın 159’uncu maddesinin yasal düzenlemeye bıraktığı konuları içeren ve Anayasa’nın diğer maddeleri gibi 159’a da uygun düzenlemeler içeren bir teklif olduğunu düşünüyoruz.

Durmasının, Anayasa’ya aykırılıkla bir alakası olmadığını huzurlarınızda ifade etmek isterim. Bu teklif, Anayasa’ya uygun hükümler içeren bir tekliftir. Teklifin içerisinde Komisyonda bazı değişiklikler yapıldı, Genel Kurul görüşmeleri sırasında da birtakım değişikliklerin yapılabilmesi mümkündür. Bununla ilgili teklif değişiklik önergeleri -demin arkadaşlar paylaştılar- grup başkan vekilleriyle elbette paylaşılır, konuşulabilir; bizim buna diyebileceğimiz herhangi bir şey yok. Ama bu teklifin durmasının Anayasa’ya aykırılıkla bir ilgisi olmadığını bir kez daha  yüce Meclise saygıyla arz ederim.

BAŞKAN – Evet, teşekkür ediyorum.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – “Neden çektiniz?” diye soruldu Sayın Bakan.

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Çekmedik, durdu yani çekilen bir şey yok.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Peki, niye bu kadar ara verildi? Bir ay geçti.

10.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, bir teklifin Anayasa’ya aykırılığının her zaman ileri sürülebileceğine ve Hükûmetin, 523 sıra sayılı Kanun Teklifi’yle ilgili hangi değişiklikleri düşündüğü konusunda bilgi vermesi gerektiğine ilişkin açıklaması

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Bir teklifin Anayasa’ya aykırılığı her zaman ileri sürülebilir. Varsayalım ki, bu teklifte “Türkiye devleti bir krallıktır.” diye bir madde olsun, Komisyondan geçmiş olsun; bunu  burada görüşebilir miyiz? Bunun Anayasa’ya aykırı olduğu açık ise bunu her aşamada ileri sürebiliriz; bu, birinci konu.

İkinci konu, ikinci olarak söylediğim -ilk söylediğimi de bir kez daha tekrarlayacağım- Hükûmet hangi değişiklikleri düşünüyor, bunları bilmiyoruz efendim; ara verelim, bu konuda Sayın Bakan bilgilendirsin, ona göre bakalım gerçekten Anayasa’ya uyumlu bir düzenleme mi var…

BAŞKAN – Sayın Hamzaçebi, önergeler dağıtılmadı mı? Yani Hükûmetin ne yapmak istediği şeklinde… Önergeler dağıtıldı benim bildiğim kadarıyla, hangi değişiklikler yapılacak veya yapılmayacak önergelerde var benim bildiğim kadarıyla.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Efendim, o zaman Sayın Bakan şöyle bir beyanda bulunabilir mi yani “Anayasa’ya aykırı olan söz konusu düzenlemeleri düzeltme yoluyla önerge vereceğiz.” Bunu diyorsa hayhay devam edelim. Değil ise…

BAŞKAN – Sayın Hamzaçebi, ben grup başkan vekillerini dinledim, teşekkür ediyorum. Sayın Bakana söz verdim, Sayın Bakanı da dinledim. İç Tüzük hükümleri açık, bir teklifin veya tasarının nasıl görüşüleceği… Önce Komisyonda görüşüldü, bu konular, iddialar gündeme getirildi, sonra Genel Kurulda görüşme başladı ve 21’inci maddeye kadar da gelindi. 21’inci maddeye geldikten sonra, tekrar başa dönüp bu tartışmaların yapılmasını doğru bulmuyorum. Ama Anayasa’ya aykırılık konusu her maddeyle ilgili ileri sürülebilir. Zaten önergeler var, o önergeler Anayasa’ya aykırılık önergeleri gündeme geldiğinde görüşülecek. Onun için görüşmelere devam etmek durumundayız. Ancak ben on beş dakika ara vereyim, Sayın Bakan sizi bilgilendirsin, sadece bilgilendirme anlamında söylüyorum.

Sayın grup başkan vekillerini de içeri davet ediyorum, buyurun. Sayın Bakan, siz de buyurun.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Önergeler dağıtıldı efendim, hangi değişiklikler ne olacak?

CELAL ADAN (İstanbul) – Sayın Bakan burada söylesin, şurada dinleyelim herkese söylesin.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Muhalefet bir karar versin. O Zaman devam edelim, ikinci bölümde bakan açıklasın.

BAŞKAN - Ama Sayın Bakanın burada, önce bilgilendirme konusunda İç Tüzük’e uygun bir durumu yok ki, söz konusu değil ki.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, Milliyetçi Hareket Partisinin teklifinin görüşmelerine devam edelim, ikinci bölüm konuşmasında Sayın Bakan açıklasın.

BAŞKAN - Buyurun sayın grup başkan vekilleri.

Birleşime ara veriyorum.

Kapanma Saati: 18.04


BEŞİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 18.52

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Muhammet Bilal MACİT (İstanbul), Muharrem IŞIK (Erzincan)

 

 

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 62’nci Birleşiminin Beşinci Oturumunu açıyorum.

523 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

3.- Bartın Milletvekili Yılmaz Tunç ve 77 Milletvekilinin; Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve Adalet Komisyonu Raporu (2/1929) (S. Sayısı: 523) (Devam)

BAŞKAN - Komisyon ve Hükûmet yerinde.

24/1/2014 tarihli 52’nci Birleşimde İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülen teklifin birinci bölümünde yer alan 21’inci maddesi kabul edilmişti.

Sayın Hamzaçebi’nin söz talebi var.

Buyurun.

X.- AÇIKLAMALAR (Devam)

11.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, Adalet Bakanı Bekir Bozdağ’ın 523 sıra sayılı Kanun Teklifi’yle ilgili birtakım düzenlemeler yapılacağına dair grup başkan vekillerine bilgi verdiğine ancak Anayasa’ya aykırı düzenlemelerin muhafaza edildiğine ilişkin açıklaması

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkanın vermiş olduğu bu arada Sayın Adalet Bakanı HSYK Kanun Teklifi’yle ilgili olarak yapmayı düşündükleri konusunda, hangi değişikliği hangi maddede, ne şekilde yapacakları konusunda gruplara bilgi verdiler. Bu, tamamen Sayın Bakanı dinleme mahiyetinde bir görüşme oldu, yoksa maddelere yönelik herhangi bir müzakere amaçlı bir toplantı değildi. Gördüğümüz kadarıyla Anayasa’ya aykırı olduğunu ileri sürdüğümüz bazı düzenlemeler konusunda Hükûmet adım atıyor ama hâlen Anayasa’ya aykırılığı çok açık olan bazı düzenlemeler teklifte olduğu gibi muhafaza ediliyor. Örneğin, teftiş kurulu başkanının atanması, başkan yardımcılarının atanması, kanunun yürürlüğe girdiği tarihte teftiş kurulu başkan, başkan yardımcılarının görevlerinin sona ermesi ve benzeri bazı düzenlemelerdeki Anayasa’ya aykırılıklar devam ediyor. Bu bilgiyi verme ihtiyacını duydum. Tekrar ifade ediyorum: Sayın Bakan sadece bilgi verdiler, herhangi bir müzakere yapmadık. Sayın Bakana vermiş olduğu bilgiler için çok teşekkür ediyorum.

Sağ olun.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Buyurun Sayın Bal.

12.- Konya Milletvekili Faruk Bal’ın, Adalet Bakanı Bekir Bozdağ’ın 523 sıra sayılı Kanun Teklifi’yle ilgili birtakım düzenlemeler yapılacağına dair grup başkan vekillerine bilgi verdiğine ancak Anayasa’ya aykırı düzenlemelerin muhafaza edildiğine ilişkin açıklaması

FARUK BAL (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; biraz önce Sayın Adalet Bakanı, grup başkan vekillerine görüşülecek olan Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunu ilgilendiren kanun hakkında birtakım iyileştirici önergelerle düzenleme yapılacağına dair bilgi vermiştir. Sayın Bakana verdiği bu bilgiler için teşekkür ediyoruz. Ancak, özü itibarıyla bu kanun teklifinin Anayasa’ya aykırılığı noktasındaki Milliyetçi Hareket Partisi Grubunun görüşü devam etmektedir.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

3.- Bartın Milletvekili Yılmaz Tunç ve 77 Milletvekilinin; Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve Adalet Komisyonu Raporu (2/1929) (S. Sayısı: 523) (Devam)

BAŞKAN - 22’nci madde üzerinde maddenin metinden çıkarılmasına ilişkin üç adet önerge vardır. Bu önergelerden iki önerge maddenin Anayasa’ya aykırılık sebebiyle çıkarılmasını isteyen önergelerdir. Önergeleri okutup öncelikle Anayasa’ya aykırılık önergelerini işleme alacağım.

Okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 523 sıra sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifinin çerçeve 22 inci maddesinin teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

           Pervin Buldan                   Sırrı Süreyya Önder                        İdris Baluken

                  Iğdır                                    İstanbul                                       Bingöl

           İbrahim Binici                        Hasip Kaplan                               Sırrı Sakık

               Şanlıurfa                                  Şırnak                                          Muş

BAŞKAN - Anayasa’ya aykırılık iddiası olan iki önergeyi okutuyorum:

TBMM Başkanlığına

Görüşülmekte olan Teklifin 22 nci maddesinin Anayasa’ya aykırı olması nedeniyle metinden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

        Fatma Nur Serter             Mehmet Akif Hamzaçebi                   Mahmut Tanal

                İstanbul                                  İstanbul                                      İstanbul

           Turgay Develi                      Ali Haydar Öner                            Aytun Çıray

                 Adana                                    Isparta                                         İzmir 

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

              Faruk Bal                           Mehmet Günal                          Mustafa Kalaycı

                 Konya                                   Antalya                                       Konya

            Erkan Akçay                       Yusuf Halaçoğlu                           Reşat Doğru

                Manisa                                  Kayseri                                        Tokat

BAŞKAN – Komisyon aynı mahiyetteki önergelere katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) - Katılmıyoruz Değerli Başkanım, Anayasa’ya uygundur.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Önergeler üzerinde söz isteyen Mehmet Günal, Antalya Milletvekili.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, burada, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu adı ama maalesef kanun eliyle hukukun katledilmesine şahit oluyoruz. Artık burada defalarca söylediğim Frederick Bastiat’ın hukukun yozlaşmasıyla ilgili sözleri vardı ama beş dakikada ona vaktim yok. Yani et kokarsa tuz hikâyesi gibi, maalesef, tuzun koktuğu noktaya geldik. Burada, bu düzenleme diğer kurumlardaki denetim kurumlarında olduğu gibi, burada Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunu galiba hâkimler ve savcılar genel müdürlüğüne dönüştürüyor. Daha önce koskoca Devlet Planlama Teşkilatını bakanlık yapıp özerkliğini kaybettiğimiz gibi, teftiş kurulları gibi, Sayıştay gibi denetimle ilgili hiçbir kurum kalmasın isteniyor maalesef. Hakikaten Sayın Başbakanın “istiklal savaşı” dediği, kavganın sonucunda gelen oğulların ve yandaşların istiklali ve istikbali için yapılan bu savaşın sonucu olarak bunlar geliyor. Bakın, burada hukuki bir şey yok, siyasi bir karar olduğu ortada. Bütün parti gruplarımız söylüyor, Anayasa Komisyonunda, Adalet Komisyonundaki üyelerimiz bunun Anayasa’ya aykırı olduğunu söylüyor. Burada adli bir soruşturmayı engellemek için böyle bir kanun çıkarılması sürekli olarak yasama organının yürütmenin tahakkümü altında kullanılarak adaleti tecelli ettirmek yerine kanun devleti olarak birtakım kuralları değiştirmek, alınan hukuk kurallarını, hukuk kararlarını etkisiz hâle getirmek için maalesef, Türkiye Büyük Millet Meclisinin kullanılmasına dönüşmüş. Burada baktığımız zaman, Anayasa’da yer alan ne hukuk devletiyle, ne hâkim teminatıyla, ne mahkemelerin bağımsızlığıyla ilgili maalesef hiçbir husus kalmamıştır.

Değerli arkadaşlar, burada hâkim ve savcılarda bu maddeyle maalesef müfettişler -yine aynı şekilde- memur hâline getiriliyor. Nasıl ki sürekli olarak bu değişikliklerle Bakanlığa bağlı bir genel müdürlük hâline getiriliyorsa teftiş kurulu da normal bir memuriyet hâline getiriliyor, müfettiş olmaktan çıkarılıyor. Dolayısıyla burada iyi niyet olmadığı çok aşikârdır, diğerleri gibi, kendisinin atadığı kişiler zaten soruşturmaları engeller bir duruma getirmiştir. O soruşturmada yer alan savcıların yarın ne olacağını geçmişteki savcıların ne olduğuna bakarak zaten görebiliyoruz. Maalesef, artık mızrak çuvala sığmaz hâle gelmiş ve yargı siyasallaşmış durumdadır. Bu kanunlarla, birtakım düzenlemelerle bunları engellemeye çalışsanız da kamuoyunun vicdanında aklanma şansımız yok. Bakınız, sürekli fezlekeler geliyor, konuşuyoruz. Başka bir fezlekede olanı grup önerisindeki konuşmamda kısaca söylemiştim. Hakikaten ayrıntısını okudukça şaşırıyorum. Gerçekten, burada, kamu bankalarının nerelere bulaştığını, bu ortak havuzlara aktarılan paranın nasıl elde edildiğini, dolaylı yollarla, kredilerle nakit bulunarak havuza nakit akıtıldığını hep beraber görmüş bulunuyoruz. Maalesef, gerçekten, kamu bankasının genel müdürünün, genel müdür yardımcısının, bakanın, bakanın danışmanın ve birçok iş adamının içinde olduğu bu çarkın üstünün kapatılmaması gerekiyor. Herkesi peşinen suçlamıyoruz. Masuniyet karinesi vardır ama bunların üzeri eğer örtülüyorsa, bunun üzerine örtmeyen hâkimlerin, savcıların üzerine gidiliyorsa, bunu eleştiren muhalefetin üzerine gidiliyorsa, sesi kısılıyorsa,  o zaman burada demokrasiden bahsetmek maalesef mümkün değildir. Burada yapılan şey kanun eliyle hukukun katledilmesidir. Bu kanunları buraya gönderen, çıkartılmasını sağlayan… Her ne kadar Sayın Bakan “Bu bir kanun teklifidir.” dese de, hepimiz biliyoruz ki bunlar Hükûmet tarafından tasarı olarak hazırlanıp buradaki milletvekili arkadaşlarımıza imzalatılıyor. İşte tek adam diktatörlüğünde burası da kanun devleti hâline gelmiştir, daha doğrusu Tayyip Erdoğan’ın devleti hâline gelmiştir. Bunların bir an önce…

Sayın Bakan önceki görüşmelerde olduğu gibi, az önce bilgi vermiş ama geri çekme yok. Ben, bu kanunun bir an önce geri çekilerek, ara verilerek  düzeltilmeler yapılması gerektiğini düşünüyorum. Bu kapsamda eğer yapılırsa Anayasa’ya aykırı düzenleme yapılmış olacak ve hukuk devleti katledilmiş olacaktır diyor, saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Evet, teşekkür ediyorum.

Aynı mahiyetteki önerge üzerinde söz isteyen… Sayın Altay?

ENGİN ALTAY (Sinop) – Mahmut Tanal.

BAŞKAN – Mahmut Tanal İstanbul Milletvekili.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Tabii, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanunu’ndaki bu değişiklik… Siyasal iktidar ne diyor? “Biz iktidarız her şey yaparız.” Evet, kuvvetler ayrılığı ilkesi uyarınca, Anayasa’mızın 9’uncu maddesine baktığımız zaman “Yargı yetkisi Türk Milleti adına bağımsız mahkemelerce kullanılır.” deniliyor. Burada yargılama makamları yani savcılar ve yargıçlar ve mahkemeler bu yetkiyi kullanırken, nasıl Türk milleti siyasal iktidara seçimlerde oy verip bu görevi, iktidar olma görevini vermişse aynı şekilde bu yetkiyi, bu görevi de Türk milleti adına yargı kullanıyor. Yargının meşru kaynağı Türk milletidir ve bu Anayasa’dır.

Şimdi, bu çerçevede baktığımız zaman, yürütme yetkisi madde 8’de yazar. “Yürütme yetkisi ve görevi, Cumhurbaşkanı ve Bakanlar Kurulu tarafından, Anayasaya ve kanunlara uygun olarak kullanılır.” Şimdi, işin püf noktası burası. Anayasa’nın 159’uncu maddesindeki yetkilerin alınması… Evet, kanunla bu yetkide düzenleme yapılabilir deniliyor ama hukuk devleti ilkelerine, hâkimlerin bağımsızlık ve tarafsızlığına, mahkemelerin tarafsızlık ve bağımsızlığına gölge düşürülmemesi lazım.

Şimdi, bu çerçevede baktığımız zaman, bu düzenlemeye niçin ihtiyaç oldu? Bu düzenleme eğer 17 Aralık 2013 tarihinde bakanların, siyasetçilerin, müteahhitlerin, iş adamlarının bulaştığı rüşvet ve yolsuzluk operasyonu olmamış olsaydı böyle bir ihtiyaç bugün olmazdı. Siyasal iktidar Türkiye’nin her tarafında gayet rahat, taşeronlaşma adına her şeyi eline geçirmiş durumda. Eline geçiremediği hangi kurumlar kaldı? Evet, siyasi partiler kaldı… Aynı zamanda, hâlen gerçekten namuslu, dürüst yargıçlar ve savcılar var, hâlen namuslu, dürüst emniyet mensupları var. Emniyet mensuplarını dağıttılar, emniyet mensuplarında bu işi başaramadılar. Olmayınca bu sefer ne yapmanız lazım? Efendim, cumhuriyet savcıları. Cumhuriyet savcısı da olmadı, mahkemelere oldu. Peki, burada sebep ne deniliyor? “Efendim, Türkiye’de paralel yapı var, bu paralel yapı maalesef …” Paralel yapı dedikleri de “çete” deniliyor. Ee, peki çeteyse, Sayın Adalet Bakanı, siz bir soruşturma açtırdıysanız bu çeteyle, bu paralel yapıyla ilgili bize bunun soruşturma numarasını verin. Aslında Hükûmetle bu “paralel yapı” dedikleri, “çete” dedikleri aynı konumdadırlar. (CHP sıralarından alkışlar) Hükûmet seçilmiş durumda, seçilmiş durumda iktidar; bunlar ana caddede gidiyor, paralel yapı tali caddede gidiyor. İkisinin hedefi, ikisinin amacı, ikisinin aracı aynıdır. Nedir hedefi? Takdir edersiniz biz hepinizi tanıyoruz, siz de hepiniz bizi tanıyorsunuz. Sizin amacınız ne? Yani Millî Nizam’dan tutun Refah’tan, Saadet’ten şu andaki son partiniz AKP’ye kadar tek bir amacınız var, tek bir hedefiniz var.

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Kızacaklar size, böyle konuşmayın!

MAHMUT TANAL (Devamla) - Tek hedefiniz, cumhuriyetin temel ilkeleri olan laik rejimi ortadan kaldırmak. (CHP sıralarından alkışlar)

İHSAN ŞENER (Ordu) – Allah, Allah!

MAHMUT TANAL (Devamla) – Ne oldu bu? Sizin de hedefiniz bu, paralel yapınızın da hedefi bu. İki yanlıştan bir doğru çıkmaz; ikinizin amacı bu, ikinizin hedefi bu, ikisinin temel araçları bu.

Onun için, Hükûmet şu durumda mevcut olan Anayasa’yı, mevcut olan uluslararası sözleşmeleri ihlal ettiği için gayrimeşru bir iktidar şu anda iktidarda, gayrimeşru bir Hükûmet iktidarda. (CHP sıralarından alkışlar) Gayrimeşru hükûmetin olduğu yerde insanlar kendi temel hak ve özgürlüklerini kullanma adına meşru olan her türlü aracı kullanır.

Onun için, bizim siyasal iktidardan talebimiz şu: Şimdi bakın, Sayın Adalet Bakanı… Ama burada yok, neden gitti ben onu da anlamadım. (CHP sıralarından “Arkanda, arkanda” sesleri)

Sayın Adalet Bakanı, sizin hakkınızda fezleke var, benim de hakkımda fezleke var. Yüreğiniz varsa, iktidarınıza güveniyorsanız, yargınıza güveniyorsanız, polisinize güveniyorsanız, Parlamentonuzun gücüne güveniyorsanız fezlekemin Meclise getirilerek...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MAHMUT TANAL (Devamla) - Dokunulmazlıktan yararlanmak istemiyorum, ayrımcılıktan yararlanmak istemiyorum, eşitsizlikten yararlanmak istemiyorum, ben yargılanmak istiyorum. Aynı şekilde sizin Bakanlar Kurulunun içerisinde bulunan tüm bakanlar ve Adalet Bakanı dâhil olmak üzere buyurun, fezlekelerinizi Meclise getirin.

BAŞKAN – Evet, teşekkür ediyorum Sayın Tanal.

MAHMUT TANAL (Devamla) – Fezlekelerimizi Meclise getirin. Bu dokunulmazlıkları kaldıralım, eşitsizliklere son diyelim. Yani, burada, milletvekili olmak, bakan olmak, bakan çocuğu olmak, bir imtiyaz sahibinin olmaması lazım.

BAŞKAN – Sayın Tanal, lütfen!

MAHMUT TANAL (Devamla) – Türkiye Büyük Millet Meclisi imtiyazların rejimi değildir, imtiyazların yeri değildir, suç işleme yeri değildir. Hukuk devletinde olması gereken husus…

BAŞKAN – Sayın Tanal…

MAHMUT TANAL (Devamla) – …herkesin hukuk önünde eşit bir şekilde yargılanması lazım, hesap vermesi lazım. (AK PARTİ sıralarından gürültüler) Şimdi, Sayın Başkan, asıl olması gereken, Türkiye Büyük Millet Meclisi üyelerinin Türkiye’ye saygı duyması lazım ve Türkiye…

ÖZNUR ÇALIK (Malatya) – Zamanımızı çalıyorsunuz, hakkımızı ihlal ediyorsun. Süreniz bitti.

MAHMUT TANAL (Devamla) – Bakın Hanımefendi, yolsuzluk var, rüşvet var, hırsızlık var, sesimizi duyasınız diye feryat ediyorum.

ÖZNUR ÇALIK (Malatya) – Süreniz bitti, süreniz bitti.

BÜNYAMİN ÖZBEK (Bayburt) – Zamanımızı çalıyorsun, otur oturduğun yerde, süren bitti ya!

BAŞKAN – Sayın Tanal lütfen!

MAHMUT TANAL (Devamla) – Bakın, en büyük haksızlık hırsızlıktır. Bu hırsızlığa bir son vermek lazım. Onun için, benim sizden istirhamım, hepinize görev düşüyor, hepimize sorumluluk düşüyor. Bu bakanların… (AK PARTİ sıralarından gürültüler) Bakın, hem bu yasal düzenleme neye ihtiyaç veriyor? Bu yasal düzenlemenin amacı rüşvet ve yolsuzluğu önlemek için getiriliyor. Rüşvet ve yolsuzluk olmamış olsaydı, buna bir ihtiyaç olmayacaktı.

Sayın milletvekilleri, yani sizler milletvekili olmadan önce böyle bir düzenleme gelmiş olsaydı ne söyleyecektiniz?

BAŞKAN – Sayın Tanal, lütfen!

MAHMUT TANAL (Devamla) – Diyecektiniz, ya hakikaten iktidar yanlış yapıyor. Elinizi vicdanınıza koyun.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, birleşime bir saat ara veriyorum.

Kapanma Saati: 19.09


ALTINCI OTURUM

Açılma Saati: 20.10

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Muhammet Bilal MACİT (İstanbul), Muharrem IŞIK (Erzincan)

 

 

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 62’nci Birleşiminin Altıncı Oturumunu açıyorum.

523 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

22’nci madde üzerinde aynı mahiyetteki iki Anayasa’ya aykırılık önergesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler…

ENGİN ALTAY (Sinop) – Karar yeter sayısı…

BAŞKAN – Arıyorum.

Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı yoktur.

Birleşime beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 20.11


YEDİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 20.19

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Muhammet Bilal MACİT (İstanbul), Muharrem IŞIK (Erzincan)

 

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 62’nci Birleşiminin Yedinci Oturumunu açıyorum.

523 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 22’nci maddesi üzerinde aynı mahiyetteki iki Anayasa’ya aykırılık önergesinin oylamasında karar yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi önergeleri tekrar oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı vardır, önergeler kabul edilmemiştir.

523 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 523 sıra sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifinin çerçeve 22’nci maddesinin teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

Pervin Buldan (Iğdır) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) – Komisyon katılmamaktadır Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Hasip Kaplan, Şırnak Milletvekili.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; HSYK’yla ilgili partimizin Anayasa konusunda uzlaşalım noktasında aynen duruyoruz ve bütün parti gruplarının bu konuda uzlaşarak anayasal bir değişiklik yapması gerektiğini, bunun da sorunu kökten çözeceğini ifade etmek istiyorum.

Evet, HSYK’da bazı düzenlemeler yapılarak geçici bir çözüm Hükûmet açısından söz konusu olabilir. Ancak dört parti grubunun, bağımsız ve tarafsız yargı konusunda önümüzde bütün kökten çözülmüş bir HSYK yapısını ortaya çıkarması son derece önemli. Neden bu konuda uzlaşamıyoruz? Öncesi daha mı doğruydu, sonrası mı daha doğru? Bu gerçekten ciddi bir şekilde tartışılmaya değerdir.

Yargıda vesayeti azaltacak yolların hepsini denemek lazım. Bugün böyle, yarın seçimlerde başka partiler gelir, başka iktidarlar, başka muhalefetler gelir ama yargı tüm parti grupları açısından hele hele bir seçim döneminde siyaset üstü olarak ele alınması gereken bir durum. Aslında “Anayasa’ya aykırı mıdır, değil midir?” zaman zaman bir tartışma yaşanıyor Mecliste.

Anayasa’nın bir maddesi var arkadaşlar, 90’ıncı madde, 2004’te yapılan. Bir de ondan önce koalisyon hükûmetleri döneminde yapılan 17 tane madde değişikliği var. O 17 tane madde değişikliğinin içinde bağımsız yargı da vardı. “Adil yargılanma hakkı” olarak geçer arkadaşlar. O dönem Anayasa’da yapılan bu değişiklikler, belki Avrupa Birliği üyelik konjonktürü ve dış dinamiğiyle Kopenhag Kriterleri dikkate alınarak yapılmıştı. Ama o düzenlemeler, sanıyorum o tarihten bu yana yani 2001’den sonra günümüze kadar en son referandumla yapılan değişikliklerle bir değişiklik oldu. Bu HSYK olayı 12 Eylül 2010 tarihinde halkın oyuna gitti.

Şimdi, buradan baktığımız zaman Anayasa 90 niye kriter olmalıdır? Anayasa 90’ıncı madde, uluslararası sözleşmelerin iç hukukta kanun hükmünde olması ve Anayasa’ya aykırılığını ileri sürülememesini ifade ediyor. Öbür türlü alırsanız ki 2004’te burada AK PARTİ ve CHP, iki parti grubu vardı, birlikte çıkardınız bunu ve bu konuda hiçbir partinin itirazı yok. Barış ve Demokrasi Partisi olarak Anayasa’nın 90’ıncı maddesinin işletilmesinden yanayız. İnanın, öbür türlü “Darbe anayasasına aykırı mıdır, değil midir?” gibi bir tartışmanın içine girmek hiç de doğru bir yöntem değil. Darbe hukuku, darbe anayasası bize dar geldiği için değiştirmek istiyoruz, bu gömleği atmak istiyoruz üstümüzden ama başaramadık, uzlaşma komisyonunda epey çalıştık fakat seçimlere denk geldi ve görüşmeler kesildi.

Şimdi, buradan soruyorum: Hiçbirimiz, hiçbir parti mevcut adalet işleyişinden memnun mudur? Oysaki “adalet” dediğiniz zaman ilk yakalamayla, ilk gözaltıyla başlar süreç. İlk süreçten başlayarak polis, hazırlık tahkikatı, savcılık, soruşturmadan kovuşturmaya geçiş bölümü yani mahkeme aşaması. Şimdi, mahkeme aşamasını ilgilendiren bir düzenlemeyi konuşuyoruz. Peki, öncesi düzgün müdür, hazırlık soruşturması düzgün mü yapılıyor, soruşturmalar düzgün mü yapılıyor? Hayır arkadaşlar, adli kolluğu bile konuşamıyoruz.

Yani burada çok ciddi sorunlar var. Bu çok ciddi sorunları birlikte konuşarak aşabiliriz. İnanın, burada tartışırsak, önerge verebiliriz, tüzük kavgası yapabiliriz ama bir gün fazladan zaman kaybederiz, bir şey değişmez. İnanın, Anayasa Mahkemesine de getirseniz oradan da çok bir şey değişmez, buradan ben samimiyetimle söyleyeyim. Yani burada, mutlaka bir uzlaşı kültürünün geliştirilmesi gerektiğini ifade etmek istiyorum.

Saygılar sunuyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Kaplan.

III.- YOKLAMA

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

ENGİN ALTAY (Sinop) – Sayın Başkan, yoklama istiyoruz.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunacağım. Yoklama talebi var, yerine getireceğim.

Sayın Altay, Sayın Köktürk, Sayın Tezcan, Sayın Serindağ, Sayın Acar, Sayın Çam, Sayın Genç, Sayın Öztrak, Sayın Çetin, Sayın Halıcı, Sayın Çelebi, Sayın Develi, Sayın Danışoğlu, Sayın Onur, Sayın Seçer, Sayın Kuşoğlu, Sayın Gök, Sayın Düzgün, Sayın Özkan, Sayın Tanal.

İki dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, toplantı yeter sayısı vardır.

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

3.- Bartın Milletvekili Yılmaz Tunç ve 77 Milletvekilinin; Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve Adalet Komisyonu Raporu (2/1929) (S. Sayısı: 523) (Devam)

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

23’üncü madde üzerinde dört önerge vardır. Bu önergelerden son iki önerge, maddenin Anayasa’ya aykırılık sebebiyle çıkarılmasını isteyen önergelerdir. Önergeleri okutup öncelikle Anayasa’ya aykırılık önergelerini işleme alacağım.

Okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 523 sıra sayılı Kanun Teklifinin Çerçeve 23 üncü maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

           Mustafa Elitaş                   Mehmet Doğan Kubat             Mihrimah Belma Satır

                Kayseri                                   İstanbul                                    İstanbul

                               Muzaffer Baştopçu                Muhammet Bilal Macit

                                        Kocaeli                                     İstanbul

“MADDE 23- 6087 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (ç) bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

ç) Adlî ve idarî yargı hâkim ve savcılarını mesleğe kabul etme, atama ve nakletme, geçici yetki verme, yükselme ve birinci sınıfa ayırma, kadro dağıtma, meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, disiplin cezası verme, görevden uzaklaştırma ile hakim ve savcılar hakkında denetim, araştırma, inceleme ve soruşturma yapılması konularına münhasır olmak üzere genelge düzenlemek.”

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 523 sıra sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifinin çerçeve 23 üncü maddesinin teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

           Pervin Buldan                     Sırrı Süreyya Önder                      İdris Baluken

                   Iğdır                                      İstanbul                                     Bingöl

           İbrahim Binici                            Sırrı Sakık                             Hasip Kaplan

               Şanlıurfa                                     Muş                                        Şırnak

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan kanun teklifinin 23. Maddesinin Anayasaya aykırı olması nedeniyle Teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

               Faruk Bal                            Mehmet Günal                          Erkan Akçay

                 Konya                                     Antalya                                    Manisa

         Yusuf Halaçoğlu                     Mustafa Kalaycı                         Reşat Doğru

                Kayseri                                    Konya                                       Tokat

TBMM Başkanlığına

Görüşülmekte olan Tasarının 23 üncü maddesinin Anayasaya aykırı olması nedeniyle Teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

  Mehmet Akif Hamzaçebi                  Aytun Çıray                               Fatma Nur Serter

               İstanbul                                     İzmir                                            İstanbul

          Turgay Develi                       Ali Haydar Öner                              Mahmut Tanal

                Adana                                     Isparta                                           İstanbul

                                                            Tufan Köse

                                                                Çorum

BAŞKAN – Sayın Komisyon, aynı mahiyetteki son iki önergeye katılıyor musunuz?

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) – İştirak etmiyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Sayın Hükûmet?

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Katılmıyorsunuz.

Önergeler üzerinde söz isteyen?

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Sayın Seyfettin Yılmaz.

BAŞKAN – Seyfettin Yılmaz, Adana Milletvekili.

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Görüşülmekte olan kanun teklifinin 23’üncü maddesiyle ilgili verdiğimiz önergeyle ilgili söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Biz bu önergede, 23’üncü maddenin teklif metninden çıkarılmasını talep ediyoruz.

Değerli milletvekilleri, hepimiz biliyoruz ki insanoğlunun bugüne kadar bulabildiği en iyi yönetim demokrasi. Demokrasilerin de vazgeçilmezi hukuk devletidir. Hukuk devletinin olmazsa olmazı ise hâkimlik teminatı ve mahkemelerin bağımsızlığıdır. 12 Eylül 2010’da referandumla beraber hayata geçirilen HSYK’nın yapısını yeniden değiştirmek için yeni bir kanun teklifi getirdiniz. Niye HSYK Kanunu’nda bir değişikliğe ihtiyaç duyuldu? Bunu saklamaya gerek yok değerli milletvekilleri. 17 Aralıkta bu ülkede “asrın yolsuzluğu” dediğimiz bir yolsuzluk olayı gerçekleşti. Bu yolsuzluğun içerisinde, iddiaların arasında bakanlar var, bakanların çocukları var, birtakım kurum ve kuruluşların genel müdürleri var, birçok iş adamı var ve akabinde gelen 25 Aralık operasyonu da bunun bir benzeri. Bu operasyondaki iddiaların içerisinde Başbakan var, Başbakanın oğlu var, Başbakanın yakınları var, Başbakana yakın birçok iş adamı var. Bunların olduğu bir süreçte bu bütün yolsuzlukların ve hukuksuzlukların önüne geçebilmek adına neyi ortaya koydunuz? Dediniz ki: “Millî iradeye küresel bir saldırı var.” Bu millî iradeye yapılan küresel saldırının önüne geçebilmemiz için bizim, bu operasyonu ve soruşturmayı yürüten savcılar ve polisler başta olmak üzere, bunları vatan haini ilan etmemiz lazım, bunları suçlu ilan etmemiz lazım, bunların dış güçlerin temsilcisi olduğunu haykırarak ifade etmemiz lazım. Hani siz “masumiyet karinesi” diyorsunuz ya, masumiyet karinesi, bunlar konuşulduğu zaman rahatsız oluyorsunuz ama Türkiye Cumhuriyeti’nin savcısına, Türkiye Cumhuriyeti’nin polislerine, bu operasyonu yürütenlere, Türkiye Cumhuriyeti’nin Başbakanı, bakın, değerli arkadaşlar, Başbakanı direkt hain yaftasını vuruyor, “dış güçlerin maşası” diyor.

Şimdi ben buradan Adalet Bakanına soruyorum: Sayın Başbakanın “hain” dediği, “dış güçlerin maşası” dediği o savcıları siz bu soruşturmadan alarak Bolu’ya atadınız, efendime söyleyeyim, Kütahya’ya atadınız, efendime söyleyeyim, Mardin’e atadınız. Peki bu hainleri niye siz görevlerine devam ettiriyorsunuz? Yani, o zaman Başbakan bunlara “hain” derken yanlış bilgi mi veriyor Sayın Bakan? Yani, böyle bir uygulama olabilir mi ama siz bir şey söylendiği zaman diyorsunuz ki: “Masumiyet karinesi.”

Şimdi, değerli arkadaşlar, bakın, Türkiye’de ihtilaller oluyor, darbeler oluyor. 80 ihtilali oldu, 28 Şubatta postmodern darbe dediğimiz bir darbe oldu ama şu 17 Aralıktan beri yaşanan sürece baktığımızda tarifini yapamıyorum, yeni bir darbe var ülkede. Bu darbenin adına ne demek lazım, onu size bırakıyorum yani bu darbenin ismi nedir? Hükûmet… Anayasa rafa kaldırılıyor. Yargının talimatlarını kolluk güçleri yerine getirmiyor. Gerekçe nedir? Gerekçe, işin ucunun Başbakana, bakanlara dokunması. Böyle bir şey olabilir mi değerli arkadaşlar? Burada açıkça söylüyorum, her zaman söylüyorum, elimizi vicdanımıza koyalım. Eğer boğazınızdan haram geçmemişse, emin olun, boğazından haram geçmeyene hiç kimsenin vereceği bir ceza yoktur. Sayın Başbakanın oğlu ifadeye gitmiş, bugün basına düşüyor. Şimdi, ne güzel, Bakan marifetiyle Yargıtayda 1. Daireyi ele geçirdiniz, o soruşturmayı yürüten bütün savcıların yerlerini değiştirdiniz, güzel bir alan temizliği yaptınız. Alan temizliğinden sonra Başbakanın oğlu ifade verdi. Bugün bilmem neyi bıraktı, ondan sonra diğeri bırakılacak, ondan sonra şu algıyı oluşturacaksınız, zaten medya imparatorluğunu kurmuşsunuz, bütün medyayı ele geçirmişsiniz: “Efendim, bize küresel bir saldırı vardı. Bu küresel saldırıya, işte, bakın, savcılar, hâkimler bu kararı verdi.” diyecekler. Şimdi, Sayın Adalet Bakanı, sizin ele geçirdiğiniz, atadığınız, soruşturmayı yürüttüğünüz savcıları aldığınız, yeni savcılarla götürdüğünüz yerde Başbakanı aklasanız ne olur, bakanları aklasanız ne olur, bu soruşturmayı yürütenleri aklasanız ne olur. Önce milletin vicdanında aklanacaksınız. Milletin vicdanında aklanmazsanız orada değiştirilerek yapılan, hâkimlerle, savcılarla yapılan aklamalar bu milletin vicdanında aklanmayacaktır ama Adalet Bakanının…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SEYFETTİN YILMAZ (Devamla) – Saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önerge üzerinde diğer konuşmacı Tufan Köse, Çorum Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

TUFAN KÖSE (Çorum) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben konuşmama bir duayla başlamak istiyorum.

Allah yatak odalarında para sayma makinası, ayakkabı kutularında milyon dolarlar ve kollarında şaibeli iş adamlarının hediye ettiği 700 bin dolarlık saat taşıyan bakanları, bakan çocuklarını ve bürokratları savunmak zorunda kalan milletvekillerinden hiç kimseyi yapmasın. Sizin adınıza üzülüyorum. Amin. (CHP sıralarından alkışlar)

OKTAY VURAL (İzmir) – Amin!

TUFAN KÖSE (Devamla) – Değerli arkadaşlarım, tabii, susmak da bir asaleti gösterir işin esasında ama maalesef bu kadar yolsuzluğun, vurgunun, rüşvetin, utanmazlığın olduğu bir ortamda susmayı da beceremiyorsunuz.

Şimdi, şu sözler hangi babanın, hangi namuslu, ahlaklı, vicdanlı bir babanın ya da vatandaşın yüreklerini sızlatmaz? İçişleri Bakanı oğluyla konuşuyor, diyor ki: “Kaç lira para var?” “Üç beş kuruş.” “Kaç lira, kaç lira?” “Üç beş kuruş, sen biliyorsun ya.” “Ne kadar oğlum?” “1 trilyon.”

OKTAY VURAL (İzmir) – Vay vay vay!

TUFAN KÖSE (Devamla) – Bu sözler vicdanları kanatmıştır arkadaşlar.

Tabii, bu sözler vicdanları kanatmıştır ama daha beteri de var, daha beteri de var. İktidar partisinin sözcüsü var; Hüseyin Çelik, hukukçuluğu kendinden menkul, diyor ki: “Bakanın oğluyla konuşmalarını yaptığı bu sözler delil oluşturmaz.” Yahu, vallahi delil oluşturup oluşturmadığını hâkimler takdir eder ama büyük bir rezillik olduğunu sizler lütfen takdir edin. (CHP sıralarından alkışlar)

Şimdi, değerli arkadaşlarım, bu kanun iki hafta evvel Meclise geldi, 21 maddesi görüşüldü, 22’nci maddesine geldiğinde geri çekildi. Biz zannet ki, herhâlde AKP’nin grup yönetimi, genel idare kurulu, Başbakan, yaptıkları hatanın farkına vardılar da bu kanunu geri çektiler ama öyle değilmiş. 3 tane hâkimin hastalığı bahane edilerek karşımızdaki bir diktatör -maalesef bir diktatör- sizleri de emir ve komutası altına alarak bu kanunu bugün buraya yeniden getirmiş.

Değerli arkadaşlarım, karşımızda dört dörtlük bir diktatörlük var, bunu kabul edin. Bütün dünyanın da diktatör bir başbakan olarak kabul ettiği bir Başbakan var.

AHMET YENİ (Samsun) – Saygısızlık etme!

TUFAN KÖSE (Devamla) – Her şeyi… Ama bu Başbakan…

RECEP ÖZEL (Isparta) – Hadi oradan, saygısızlık yapma!

TUFAN KÖSE (Devamla) – Dinleyin, dinleyin…

RECEP ÖZEL (Isparta) – Konuşma ahlaksız adam!

TUFAN KÖSE (Devamla) – Bu Başbakan... Anlatacağım.

BAŞKAN – Sayın Köse…

TUFAN KÖSE (Devamla) – Bu Başbakan, her şeyi kontrol etsin istiyor.

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Sayın Başkan, uyarır mısınız?

TUFAN KÖSE (Devamla) – İstemiyor mu yahu, her şeyi kontrol edeyim istemiyor mu!

ALİ ŞAHİN (Gaziantep) – Sana ne!

TUFAN KÖSE (Devamla) – Kıyafete karışıyor mu, kıyafete? Senin kıyafetine karışıyor.

ALİ ŞAHİN (Gaziantep) – Sana ne ya!

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…

Sayın Köse…

TUFAN KÖSE (Devamla) – İstanbul Belediyesini, Ankara Belediyesini yönetmek istiyor. “Basına ayar vereyim.” diyor, “Basını da ayarlayayım.” diyor. Ya, ta Libya’ya git sen, Libya’dan, Tunus’tan, Fas’tan gazeteci ara! “Basına ayar vereyim.” diyor. Çocukların sayısının kaç olacağına karışıyor. Karışmıyor mu?

YUSUF BAŞER (Yozgat) – Sana ne!

TUFAN KÖSE (Devamla) – Karışıyor mu kardeşim? Karışıyor.

ALİ ŞAHİN (Gaziantep) – Sen yapma, çocuk yapma!

TUFAN KÖSE (Devamla) – Onu geçtik, “Kadınlar sezaryenle mi doğum yapsınlar, yoksa normal doğum mu yapsınlar?”

YUSUF BAŞER (Yozgat) – Nasıl konuştuğunu bilmiyorsun ya!

TUFAN KÖSE (Devamla) – Yahu, sen jinekolog musun kardeşim, buna niye karışıyorsun?

RECEP ÖZEL (Isparta) – Sen sarhoş musun ya, sarhoş musun sen?

TUFAN KÖSE (Devamla) – Diktatör ya, her şeyi belirleyecek.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Sen sarhoş musun, sarhoş musun?

ENGİN ALTAY (Sinop) – Recep, terbiyesizlik yapma!

RECEP ÖZEL (Isparta) – Ne biçim konuşuyor…

BAŞKAN – Sayın Altay, lütfen…

ENGİN ALTAY (Sinop) – Ne demek “Sen sarhoş musun?”

BAŞKAN – Lütfen Sayın Altay…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Aklı başında adam gibi mi konuşuyor?

TUFAN KÖSE (Devamla) – Ergenekon davasının savcısı oluyor.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Ne biçim konuşuyor?

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Sarhoş musun?

TUFAN KÖSE (Devamla) – Kardeşim, sarhoş sensin bir sarhoş varsa, bir sarhoş varsa sensin. Bu hakarettir ya, olur mu öyle şey! Sarhoş sensin!

ENGİN ALTAY (Sinop) – Başbakana “diktatör” demekte ne var?

BAŞKAN – Sayın Altay, lütfen…

ENGİN ALTAY (Sinop) – Ne demek sarhoş? (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Lütfen oturun!

ENGİN ALTAY(Sinop) – Ayıp bir şey ya! Kim sarhoş? Kim diyor sarhoş diye? Ne demek sarhoş?

TUFAN KÖSE (Devamla) – Sarhoş sensin, sarhoş! Sarhoş sensin! Bir sarhoş varsa sensin! (AK PARTİ ve CHP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, birleşime beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 20.40


SEKİZİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 20.48

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Muhammet Bilal MACİT (İstanbul), Muharrem IŞIK (Erzincan)

 

 

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 62’nci Birleşiminin Sekizinci Oturumunu açıyorum.

523 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Önerge üzerinde Sayın Tufan Köse’nin iki dakikadan az süresi vardı ama iki dakika süre veriyorum.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

TUFAN KÖSE (Çorum) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Değerli arkadaşlar, size rağmen, Cumhuriyet Halk Partisi bu milletin ahlakına da, demokrasiye de, onuruna da, bağımsızlığına da, üniter yapısına  da, laikliğe de, insan haklarına da, yoksul halkına da sahip çıkacaktır. Öyle uzaktan “Sarhoştur.” “Alkol almıştır.” filan gibi lafları da kendilerine iade ediyorum. Zaman zaman alkol alabiliriz ama alnımızın teriyle alırız, alnımızın teriyle. Sizin gibi yetim hakkı yemiyoruz, kasalarımızda dolarlar bulundurmuyoruz. (CHP sıralarından alkışlar)

SONER AKSOY (Kütahya) – Terbiyeli konuş, terbiyeli!

TUFAN KÖSE (Devamla) – Şimdi, Ergenekon davasının savcısı oldu, Ergenekon davasının savcısı… Ergenekon davasının kasası Kuddusi Okkır’ın cenazesini arkadaşları kaldırdı. Bakın ikiyüzlülüğe, bakın yalana! Polise “Vur.” talimatı versin, her şeyi kendi belirleyecek ya arkadaş, polise “Vur.” Talimatı versin. Yargı da ona bağlansın, Meclis ve Bakanlar Kurulu zaten gözünün içine bakıyordu, gözünün içine bakan, baktığından ne dediğini anlayan da bir yargı olsun istiyor. Hatırlıyor musunuz, Amerika’ya gitti Başbakan, ona bir kitap hediye ettiler orada? Hatırlıyor musunuz kitabın ismini? “Diktatörün Psikolojisi” hatırladınız mı? Uluslararası camia tescil etti diktatörlüğü.

Şimdi, diktatörün psikolojisinin birkaç hususiyeti var. Bir: Diktatör korkar. Korkuyor, bu yasa korktuğu için geliyor. Biliyor ki… “Herkesi koruyan, altındakileri koruyan ve kendisine de ulaşılmasını engelleyen bir hırsızlar imparatoru var.” dedi biliyorsunuz bir davanın savcısı, kendisine ulaşılmasını engellemek isteyen bir yapı var. Diktatörler korkuyor. Diktatör korktuğu için bugün bu yasayı getiriyor. Şimdi, diktatörün korktuğu nereden belli? “Demokrasi paketi” adı altında bir paket getirdiniz, şu anda Adalet Komisyonundan geçti ama içerisinde adalet adına hiçbir şey yok, insan hakları adına hiçbir şey yok. Ne var? Malın korunması var, mülkün korunması var, iç edilen paraların, halkın, yoksul halkın paralarının korunması var.

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Nerede? Nerede?

TUFAN KÖSE (Devamla) – Var, ben oradaydım, var, var!

Şimdi, arkadaşlar…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

TUFAN KÖSE (Devamla) – …korktuğunuz başına gelecek. 30 Mart çok yaklaştı. Bakın, Türkiye'deki seçmenin yüzde 78’i bakanların çocukları vasıtasıyla rüşvet ve yolsuzluk yaptığına inanıyor. Yüzde 78’i! AK PARTİ, AKP seçmeninin de yüzde 50’si inanıyor.

BAŞKAN- Sayın Köse, lütfen…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, konuşmacı biraz önce, oturuma ara verilmeden önce kürsüde yaptığı konuşmasında AK PARTİ Grubu milletvekillerini, Genel Başkanımızı, Grup Başkanımızı…

BAŞKAN – Bir saniye…

TUFAN KÖSE (Devamla) – 30 Mart çok yaklaştı. 30 Martta hepsinin hesabı görülecek. Ama hepsinden önce bu milletin namuslu, ahlaklı yargıçlarının önünde hesap vereceksiniz!

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, beni dinleyin efendim.

BAŞKAN – Dinleyeyim Sayın Elitaş da, Sayın Köse duruyor.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Bana söz verirseniz ben oraya giderim, o çekilir.

BAŞKAN - Buyurun Sayın Elitaş, buyurun.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, konuşmacı, oturumu kapatmazdan önceki yaptığınız oturumda… (CHP sıralarından gürültüler)

ENGİN ALTAY (Sinop) – Tufan, ayrılma oradan, devam et.

TUFAN KÖSE (Devamla)- Değerli arkadaşlar, Ergenekon davalarında…

BAŞKAN - Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

TUFAN KÖSE (Devamla) – Değerli arkadaşlarım, bakın…

BAŞKAN – Sayın Köse, lütfen…

ENGİN ALTAY (Sinop) – Ne demek! Hatip kürsüdeyken nasıl oylama yaparsınız?

BAŞKAN – Yaparım tabii Sayın Altay! Nedir bu el hareketi böyle!

ENGİN ALTAY (Sinop) – Sayın Başkan, bundan daha uzun süre orada konuşan da oldu.

BAŞKAN – Gerekli saygıyı gösterdim, ben müsaade ettim.

ENGİN ALTAY (Sinop) – Sayın Başkan, bu arkadaşımızdan daha uzun süreli orada konuşanlar da oldu.

BAŞKAN – Hayır, efendim, daha uzun süre orada konuşan yok Sayın Altay! Grup başkan vekilisiniz, bak, gerekli uyarıyı yaptım!

ENGİN ALTAY (Sinop) - Ama ne kadar ayıp bir şey! Bir hatip kürsüdeyken oylama yapamazsınız. Bunu kabul edemeyiz, böyle şey olmaz!

BAŞKAN – Sayın Tanal da ara vermeden önce aynı şeyi yaptı, lütfen ama!

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Hatip orada saygısızlık yapamaz. Türkiye Büyük Millet Meclisine saygı! İç Tüzük’e aykırı! Zaman var, süre var, o süre çerçevesinde olur bu iş!

ENGİN ALTAY (Sinop) – Ne saygısızlığı! Düşüncesini söyledi. Böyle şey olur mu Başkan? Hatip kürsüdeyken oylama yapılamaz. Bir milletvekiline yapılabilecek en büyük hakarettir. Çok yanlış, böyle şey olmaz.

BAŞKAN – Uyardım ama…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan…

ENGİN ALTAY (Sinop) - Başkanım, bundan daha uzun süre kürsüde kaldı mı kalmadı mı?

BAŞKAN – Sayın Altay, siz grup başkan vekilisiniz. Sizin sayın milletvekillerini uyarmanız gerekir.

Birleşime beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 20.52


DOKUZUNCU OTURUM

Açılma Saati: 20.55

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Muhammet Bilal MACİT (İstanbul), Muharrem IŞIK (Erzincan)

 

 

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 62’nci Birleşiminin Dokuzuncu Oturumunu açıyorum.

523 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Diğer önergeyi okutuyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 523 sıra sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifinin çerçeve 23 üncü maddesinin teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

Hasip Kaplan (Şırnak) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MURAT GÖKTÜRK (Nevşehir) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Katılmıyoruz.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkan, özür dilerim…

BAŞKAN – Bir saniye Sayın Tanal, önerge işlemi yaptırıyorum, lütfen.

Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Kurul’un Yargı yetkisinin kullanımına ilişkin hususlar hariç olmak üzere hâkimlerin idarî görevleri ile delilleri değerlendirme ve suçu niteleme yetkisi hariç olmak üzere savcıların adlî görevlerine ilişkin konularda genelge düzenlemelerine ilişkin hükmün yürürlükten kaldırılması önerilmektedir. Anayasa’ya göre Bakanlığın savcıların sadece idari görevle ile ilgili yetkili kılınmış olması ve savcıların değerlendirme ve suçu niteleme yetkisi hariç olmak üzere adli görevlerine ilişkin konularda Bakanlığın genelge çıkarma yetkisinin olmadığı belirtilmektedir. Düzenleme hem Anayasa’ya aykırılık teşkil etmekte hem de düzenlemenin hayata geçmesi ile Adalet Bakanının görev ve yetkisi artacak olup yargının bağımsızlığına halel getirmektedir. Önerilen teklif ile Anayasaya aykırılığın giderilmesi amaçlanmıştır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 523 sıra sayılı Kanun Teklifinin Çerçeve 23 üncü maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

        Mustafa Elitaş (İstanbul) ve arkadaşları

“MADDE 23- 6087 sayılı Kanunun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının (ç) bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

ç) Adlî ve idarî yargı hâkim ve savcılarını mesleğe kabul etme, atama ve nakletme, geçici yetki verme, yükselme ve birinci sınıfa ayırma, kadro dağıtma, meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, disiplin cezası verme, görevden uzaklaştırma ile hakim ve savcılar hakkında denetim, araştırma, inceleme ve soruşturma yapılması konularına münhasır olmak üzere genelge düzenlemek.”

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU SÖZCÜSÜ MURAT GÖKTÜRK (Nevşehir) - Takdire bırakıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Katılıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Mustafa Elitaş, Kayseri Milletvekili. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; önergemiz belli, kanunun 23’üncü maddesinde değişiklik yapıyoruz.

Değerli milletvekilleri, Parlamentonun değerli üyeleri; bu kürsüyü kullanırken her zaman söylüyoruz; kişiliklerimizle, önderlerimizle, genel başkanlarımızla, liderlerimizle ilgili hiç kimsenin burada bir şey söylemesine müsaade etmeyiz.

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Eleştirmeyecek miyiz? Ne demek ya?

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Biz ana muhalefet partisinin genel başkanıyla ilgili, diğer siyasi partilerin genel başkanlarıyla ilgili nasıl ki söylemiyorsak, söyleyen arkadaşlarımızı da engelliyorsak ana muhalefet partisinin grup başkan vekilinin de aynı şekilde davranmasını bekleriz.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Tehdit mi ediyorsun!

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - Sayın Başkanım, gergin bir ortamdan geçiyoruz. Bu gergin ortam içerisinde sükûnetle eleştirilerin hepsine hazırız, her şeye varız ama şunu söylüyoruz: Her kim ki bu milletin bir tek kuruşuna tenezzül ettiyse Allah belasını versin! (Alkışlar, CHP ve MHP sıralarından “Amin!” sesleri)

OKTAY VURAL (İzmir) - Çalanların, örtenlerin de Allah belasını versin!

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Ama her kim ki iftira ediyorsa, daha henüz yargılanmadıysa ona da iftira ediyorsa, onun da Allah belasını versin. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

OKTAY VURAL (İzmir) – Savcılara, hâkimlere baskı kuranların da Allah belasını versin!

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Kalkacaksın, “masumiyet karinesi” diyeceksin, darbecilikten otuz beş yıl yemiş birini burada savunacaksın ama sen daha henüz Yargıtay aşamasında, gelmedi diye o adamla ilgili söylenene nasıl yapıyorsun, daha sonuçlanmadı diyeceksin. (CHP ve MHP sıralarından gürültüler)

OKTAY VURAL (İzmir) – Yolsuzluğun üstünü örtenlerin de Allah belasını versin!

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Fezlekesi oluşmamış bir konuyla ilgili varsa Allah belasını versin, gitsin cezasını çeksin ama kim iftira ediyorsa onun da Allah belasını versin!

OKTAY VURAL (İzmir) – Amin! İftiracının da Allah belasını versin. Yargı da belasını versin!

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Kim masumiyet karinesini ihlal ediyorsa onun da Allah belasını versin!

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Askerlere, savcılara iftira edenin de Allah belasını versin!

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Şimdi, bakın, Sayın Başkan, Türkiye Büyük Millet Meclisinin kürsüsü… (CHP ve MHP sıralarından gürültüler)

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Hırsızları alkışlayanların da Allah belasını versin!

OKTAY VURAL (İzmir) – Haramilerin Allah belasını versin!

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Sayın Başkan, uyarır mısınız?

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Gel sen uyar, gel; gel bir de sen uyar.

BAŞKAN – Uyarıyorum efendim, kaç defa uyardım. Bak, bu, uyarmadır Sayın Elitaş, bu, uyarmadır.

(Başkanın tokmakla kürsüye vurması)

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Türkiye Büyük Millet Meclisinin kürsüsü konuşmak içindir. Muhalefet partileri iktidar partisi sözcülerini de dinlemek mecburiyetindedir.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Başbakan kızıyor beddua edenlere.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Biz nasıl ki sizi dinliyorsak siz de bizi dinlemek mecburiyetindesiniz. Ama ikide bir “İç Tüzük böyle demiyor efendim, Anayasa’ya aykırıdır efendim, İç Tüzük’ün şu maddesine aykırıdır efendim.” diyenler kürsüyü işgal etme hakkına sahip değildir.

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Allah onların da belasını versin!

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Sayın Başkan, burada kürsüyü işgal etmeye, hiç kimseye müsaade etmeyiz.

İZZET ÇETİN (Ankara) – Tehdit mi ediyorsun?

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Demokrasinin sesinin çıktığı yer burasıdır.

İZZET ÇETİN (Ankara) – Demokrasiyi böyle diye diye katlettiniz.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Kürsü işgaliyle demokrasinin sesini kısmaya, milletvekilinin sözünü kısmaya, kimseye müsaade etmeyiz ama grup başkan vekili kalkacak oradan diyecek ki: “Başkalarına da şu kadar müsaade ettiniz.” Yanlış yanlışla savunulmaz.

İZZET ÇETİN (Ankara) – Demokrasiyi katledenlerden demokrasi dersi alacak hâlimiz yok.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Buraya çıkan milletvekili buna uyacak. Aksi hâlde İç Tüzük’ü elinize alıp “Sayın Başkan, İç Tüzük’ün şu maddesine göre” diye yürümeyeceksiniz. Ya, burada İç Tüzük’ü uygulattıracaksınız… Kürsüde, işte biraz önce konuşan Milliyetçi Hareket Partisi sayın milletvekili bir kelime söyledi, bitince “Teşekkür ediyorum.” dedi yerine döndü.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Yahu, talimat mı veriyorsun sen? Talimat mı veriyorsun sen?

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Az önce, ara vermeden önce, benim cümlem tamamlandı, süre bitti, “Teşekkür ediyorum.” dedim yerime geçtim. Biz bu kurallar çerçevesinde uygulamadığımız takdirde, kurallara uymadığımız takdirde kuralsızlık ortaya çıkar. Bu kuralsızlığın sonucunda da kuralsızlığa kim meydan veriyorsa ona da katlanır. (CHP sıralarından gürültüler)

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Anayasa’yı bir defa ihlal ettiniz, ne kuralı?

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Açık ve net söylüyorum: Parlamentoda milletvekilinin konuşacağı tek yer burasıdır ama işgal ederek, laf atarak, söz keserek ve milletvekillerini burada tahrik ederek Parlamentonun çalışmasını hiç kimse engelleyemez.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Allah Allah…

AYTUĞ ATICI (Mersin) – En çok lafı sen atıyorsun.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Biz bu yasayı çıkarmaya kararlıyız, çıkaracağız, hiç kimse de buna mâni olamayacak. (AK PARTİ sıralarından alkışlar, CHP sıralarından gürültüler)

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Ali kıran baş kesen misiniz?

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Savunursunuz, iddia edersiniz, söylemlerinizi geliştirirsiniz; ciddiye aldıklarımız olur, önergelerinizi kabul ederiz değiştiririz.

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Ciddiye almadınız ki.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) –  Ama hiç alakası olmayan, bir cümleyle, bir harfle, bir kelimeyle değiştirdiğiniz önergeleri de -kusura bakmayın- bizim kabul etmemizi bekleyemezsiniz.

Kalkıyor buradan milletvekili geliyor “Ne olur ya, bir tane de bizim önergemizi kabul edin...” Allah aşkına sayın milletvekili, o önergenin içerisindeki değişikliği kabul etsek madde hükmüyle ilgili ne alakası var? Hiçbir şey yok.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Kimse öyle demedi, kendin uyduruyorsun. Senden hiçbir şey beklemiyoruz.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Ama geliyor “Bizimkini de kabul edin...” Etsek de değişen bir şey yok, etmesek de değişen bir şey yok.

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Etmediniz zaten.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; AK PARTİ Grubuna sesleniyorum: Hiçbir tahrike kapılmayacağız; buraya kim çıkarsa çıksın, ne söylerse söylesin sabırla dinleyeceğiz ama hakarete, kürsü işgaline, milletvekilinin sözünü kesmeye, demokrasiyi bitirmeye de hiçbir zaman fırsat vermeyeceğiz. “Diktatör” diyorlar; aynaya bak, geçmişine bak diktatörü görürsün. (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar; CHP sıralarından gürültüler)

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Siz bitiriyorsunuz demokrasiyi!

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

BAŞKAN – Evet, teşekkür ediyorum.

ENGİN ALTAY (Sinop) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Altay.

ENGİN ALTAY (Sinop) – Sayın Grup Başkan Vekili, bizi işgalcilikle suçladı, hem tehdit etti… Cevap vermek istiyorum Sayın Başkan yani burada tek tek saymama gerek yok yani buna cevap verilmeyecekse herhâlde…

BAŞKAN – Efendim, söyleyeceksiniz ne için söz istediğinizi, öyle “Saymama gerek yok.” değil.

Sayın Altay, sataşma nedeniyle iki dakika söz veriyorum, buyurun.

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

6.- Sinop Milletvekili Engin Altay’ın, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın 523 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 23’üncü maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşması sırasında CHP Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

ENGİN ALTAY (Sinop) – Sayın Elitaş, siz bostancıbaşı değilsiniz, bu Parlamentoda bir nizam varsa… Velev ki ben şimdi burada kürsü işgaline başladım. Bu işle mesul insanlar bu İç Tüzük’te belirlenmiştir. Yeri gelir kürsü işgali de yapılır; bu kürsüyü korumak… (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

SUAT ÖNAL (Osmaniye) – Allah! Allah!

BEDRETTİN YILDIRIM (Bursa) – Nerede yazıyor?

ALİ ŞAHİN (Gaziantep) – Hangi madde?

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…

ALİ ŞAHİN (Gaziantep) - Hangi madde? Hangi madde?

ENGİN ALTAY (Devamla) - …Meclis Başkanlığının idare…

Sayın Başkan, tacizlerini önler misiniz?

BAŞKAN – Söylüyorum Sayın Altay, ben ne yapayım?

ENGİN ALTAY (Devamla) – Bu kürsüyü korumak idare amirlerinin işidir, Sayın Elitaş, sizin işiniz değil. Bu Genel Kurulu tahrik ettiniz.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Yok canım.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Şov yapıyor, şov şov.

ENGİN ALTAY (Devamla) - Evet, tahrik ettiniz; göreceğiz, görüşeceğiz.

BAŞKAN – Sayın Altay, bunlar doğru değil, lütfen…

ENGİN ALTAY (Devamla) – Yani şunu kabul edemem Sayın Başkan: “Biz daha kalabalığız, sizi döveriz.” dedi Elitaş. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Korkmayın biz bir şey yapmayız.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Evet. Bu kürsü babanın kürsü değil, milletin kürsüsü. Bu millet bizi buraya gönderdi, biz buraya bu Anayasa çerçevesinde görev yapmaya geldik ve göreve başlarken de bir yemin ettik, “Hukuk devletini koruyacağız.” diye yemin ettik. Bu kanun kuvvetler ayrılığı prensibine son veren bir kanun teklifidir.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Biz her şeyi demokrasiyle hallederiz.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Nereden çıkarıyorsun onu?

ENGİN ALTAY (Devamla) - Bu, çıktığı takdirde inanın sayın milletvekilleri, bu Parlamentoya da gerek yoktur.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Anayasa Mahkemesi misin sen?

İHSAN ŞENER (Ordu) – Anayasa Mahkemesi var, Anayasa Mahkemesi.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…

ENGİN ALTAY (Devamla) – Bu Parlamento işlevini yitirmiş demektir.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Bir tane örnek versene.

ENGİN ALTAY (Devamla) - Bizim buna seyirci kalmamızı bizden bekleyemezsiniz. Elbette kurallara, kaidelere uyarız ancak sizin biraz önceki tehdidinizden dolayı ben bu kürsüde on dakika duracağım, gel de indir bakayım, gel de indir. (CHP sıralarından alkışlar, AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Sayın Altay, lütfen…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, önergeyi oylar mısınız?

BAŞKAN – İdare amirlerini göreve davet ediyorum efendim.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, önergeyi oylar mısınız?

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

3.- Bartın Milletvekili Yılmaz Tunç ve 77 Milletvekilinin; Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve Adalet Komisyonu Raporu (2/1929) (S. Sayısı: 523) (Devam)

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmiştir.

Kabul edilen önerge doğrultusunda maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler…

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Meclisi Elitaş mı yönetiyor Sayın Başkan?

BAŞKAN - Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir. (CHP sıralarından gürültüler)

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Alo Meclis hattı çalışıyor mu? Yani böyle bir şey mi var…   

İZZET ÇETİN (Ankara) – “Alo Sadık” mı dediler?

BAŞKAN – Lütfen ya, lütfen ya…

Sayın Günal, size oluyor mu ya?

Sayın idare amirleri…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, bir milletvekilinin İç Tüzük’e aykırı olarak kürsüyü işgali Türkiye Büyük Millet Meclisinin görüşmelerini engellememelidir.

ENGİN ALTAY (Sinop) – Sen istedin bunu, sen!

BÜLENT TEZCAN (Aydın) – Meclisi tehdit etti…

BAŞKAN – Sayın Altay… Sayın Altay…

BÜLENT TEZCAN (Aydın) – Grup Başkan Vekili Meclisi açıkça tehdit etti.

BAŞKAN – Birleşime beş dakika ara veriyorum sayın milletvekilleri.

Kapanma Saati: 21.06


ONUNCU OTURUM

Açılma Saati: 21.10

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Muhammet Bilal MACİT (İstanbul), Muharrem IŞIK (Erzincan)

 

 

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 62’nci Birleşiminin Onuncu Oturumunu açıyorum.

(Manisa Milletvekili Hasan Ören ile İstanbul Milletvekili Bülent Turan arasında karşılıklı laf atmalar)

HASAN ÖREN (Manisa) – Demin kurduğum cümleyi ben sana mı dedim?

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Ayıp ya, ayıp!

BAŞKAN - 523 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Babam yaşında adamsın be!

HASAN ÖREN (Manisa) – Baban yaşındaki adama “Şeyimden aşağı” denir mi? Ahlaksız!

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Sensin ahlaksız!

HASAN ÖREN (Manisa) – Utanmaz herif! “Şeyimden aşağı Kasımpaşa.” diyor ya! Şuna bak ya!

BAŞKAN – 24’üncü madde üzerinde dört adet önerge vardır, ikisi Anayasa’ya aykırılık önergesidir.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Vural.

HASAN ÖREN (Manisa) – Söylemedin mi?

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Öyle bir şey demedim. Niye sen uzatıyorsun!

HASAN ÖREN (Manisa) – Sen niye uzatıyorsun? Adam küfrediyor ya! Bir arıza varsa kendisi çıkarıyor.

BAŞKAN - Sayın Ören, lütfen yerinize oturunuz.

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Böyle bir şey demedim ya.

HASAN ÖREN (Manisa) – Kim dememiş ya! Yazık ya, utanmıyorsun söylemeye.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Ya, o küfretmez, ne küfrü?

HASAN ÖREN (Manisa) - Demedi mi? “Demedi.” de, hadi sen de yalan söyle. Ben “Kabile reisi.” dedim. “Şeyimden aşağı Kasımpaşa.” dedin mi, demedin mi?

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, birleşime beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 21.11
ON BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 21.16

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Muhammet Bilal MACİT (İstanbul), Muharrem IŞIK (Erzincan)

 

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 62’nci Birleşiminin On Birinci Oturumunu açıyorum.

523 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan…

BAŞKAN - Sayın Vural, söz talebiniz var.

Buyurun.

X.- AÇIKLAMALAR (Devam)

13.- İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, MHP Grubu milletvekillerinin sözünü ve sesini kimsenin kesemeyeceğine ilişkin açıklaması

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, bu kanunla ilgili Milliyetçi Hareket Partisi Grubuna ait önergeler üzerinde Milliyetçi Hareket Partili milletvekilleri  konuşuyor. Ama bu kürsüde kalkıp, bu söz haklarını kullananları tehdit etmek, “Yaptırmayız, ettirmeyiz.” edalarıyla… Şunu bilsinler ki: Milliyetçi Hareket Partisi milletvekillerinin sözünü de, sesini de kimse kesemez, hiç kimsenin haddi değildir. Bu bakımdan, bu tehditler bize sökmez. Biz, 12 Eylülün Evren Paşalarına, darbecilerine karşı idam sehpalarında susmamış insanlarız, bugünkü darbeci zihniyetin bu uygulamaları karşısında kim varsa hak ettiği her sözü adresine ulaştırmakta kararlıyız. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

3.- Bartın Milletvekili Yılmaz Tunç ve 77 Milletvekilinin; Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve Adalet Komisyonu Raporu (2/1929) (S. Sayısı: 523) (Devam)

BAŞKAN – 24’üncü madde üzerinde dört adet önerge vardır. Bu önergelerden son iki önerge maddenin Anayasa’ya aykırılığı sebebiyle çıkarılmasını isteyen önergelerdir.

Önergeleri okutup öncelikle Anayasa’ya aykırılık önergelerini işleme alacağım.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 523 sıra sayılı Kanun Teklifinin Çerçeve 24 üncü maddesiyle değiştirilmesi öngörülen 6087 sayılı Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanununun 6 ncı maddesinin ikinci fıkrasının (ç) bendinde yer alan "işlemleri ile araştırma, inceleme" ibaresinin "işlemleri ile inceleme" şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

          Mustafa Elitaş                   Mehmet Doğan Kubat                Muzaffer Baştopçu

                Kayseri                                    İstanbul                                    Kocaeli

                                 Gürsoy Erol                                       Muzaffer Aslan

                                    İstanbul                                                 Kırşehir

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 523 sıra sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifinin çerçeve 24 üncü maddesinin teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

           Pervin Buldan                    Sırrı Süreyya Önder                     İdris Baluken

                   Iğdır                                     İstanbul                                    Bingöl

           İbrahim Binici                         Hasip Kaplan                             Sırrı Sakık

               Şanlıurfa                                   Şırnak                                       Muş

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan kanun teklifinin 24. Maddesinin Anayasaya aykırı olması nedeniyle Teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

               Faruk Bal                           Mehmet Günal                       Mustafa Kalaycı

                 Konya                                    Antalya                                    Konya

            Erkan Akçay                       Yusuf Halaçoğlu                        Reşat Doğru

                 Manisa                                   Kayseri                                     Tokat

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

         Fatma Nur Serter                   Ali İhsan Köktürk                 Ayşe Eser Danışoğlu

                İstanbul                                Zonguldak                                 İstanbul

                                Kamer Genç                              Sedef Küçük

                                     Tunceli                                      İstanbul

BAŞKAN – Komisyon aynı mahiyetteki önergelere katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Önergeler üzerinde söz isteyen Faruk Bal, Konya Milletvekili. (MHP sıralarından alkışlar)

FARUK BAL (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; biraz önceki gerginliklere yol açan Sayın Elitaş’ın bedduayla başlayıp tehditlerle devam eden konuşmasını kınayarak sözlerime başlamak istiyorum ve yüce heyeti saygıyla selamlıyorum.

Korku ve telaş, insanoğlunun yaşadığı en büyük duygusal durumdur. Korkan ve telaşa kapılanların makul davranma kabiliyeti ortadan kalkar, “aklıyla, aklıselimle hareket etme” gibi melekeleri zayıflar, yok olur ve karşımıza biraz önce yaşadığımız kargaşa ortamı çıkar. Bu korku neden gelmektedir, nereden gelmektedir? Bu, kanunun özünden kaynaklanmaktadır.

Değerli arkadaşlarım, Türkiye’de, yargı, ciddi sorunları olan önemli bir organdır ve 12 Eylülde yargının ciddi sorunları vardı. 12 Eylül darbesi yargının bu sorunlarını giderirken, bu kanundaki yürütme gücüne önem veren, yürütme gücünü şekillendiren, şiddetlendiren ve yargının başına Demokles’in kılıcı gibi indiren bir düzenleme yapmamıştı. 28 Şubat bir modern darbe şeklidir, 28 Şubatta oluşan HSYK, yürütme organının karşısında birtakım olumsuz, ideolojik kararları verirken yürütme organı o yargının başına bugünkü iktidar kadar şedit bir şekilde gitmemişti.

Bugünkü kanun değişikliğinin sebebi aslisi Adalet ve Kalkınma Partisinin ta kendisidir. 2010 yılında yapılan Anayasa değişikliğiyle, yargının kendi içerisindeki denge ve denetim araçları ortadan kaldırılarak, tamamen Adalet ve Kalkınma Partisinin kontrolünde bir yargı yaratmak amacıyla, tam da darbe mantığına ve darbe gününe uygun bir şekilde 12 Eylül günü, 2010 tarihinde yapılan halk oylamasıyla halkı aldatacak, kandıracak birtakım süsleme maddeleri konuldu ve Türkiye’nin başına musallat olduğunu iddia ettiğiniz bugünkü HSYK ve yargı içerisindeki ciddi sorunlar ortaya çıktı.

Bunu ortadan kaldırmak için 2010 tarihinde bu kürsüden Milliyetçi Hareket Partisi sizi uyardı. Evet, o tarihten önceki HSYK’nın kusuru vardı, yanlışı vardı, ama sizin getirdiğiniz daha fazla, daha büyük bir yanlıştır. Siz, kanı kanla yıkıyorsunuz. Kan kanla yıkanmaz, daha büyük kanlı hadiselere neden olur. Bundan dolayı da sizi uyarmıştık, ancak bu uyarılara kulak tıkamıştınız. Şimdi yine uyarıyoruz: Bu getirdiğiniz kanun teklifiyle daha büyük hataların, daha büyük, ciddi sorunların adımını atıyorsunuz, onların kilometre taşlarını teker teker düzenliyorsunuz.

Geldiğimiz nokta itibarıyla, yargının sorununda bütün siyasi partiler birleşmiş durumda. Buradan, aklıselime uyarak, hukukun üstünlüğü, hukuk devleti, yargı bağımsızlığı, yargının tarafsızlığı ve hâkimin teminatına dayalı bir çözüm üretmek mümkün, ancak siz bunu yapmıyorsunuz. Niçin? Çünkü, büyük bir korkunuz var; çünkü, büyük bir telaşınız var; çünkü, 17 Aralıkta başlayan rüşvet, yolsuzluk, kara para aklama, devamında teröre yardım gibi, sadece Türkiye’de değil, yurt dışında da Türkiye’yi muaheze edecek, murakabe edecek ve muhtemelen muhakeme edecek bir sistemin içine doğru gittiğinizi öğrendiniz. Nereden öğrendiniz? Kırk beş gün bu dosyaları Adalet Bakanlığında teker teker inceleyerek, incelediğiniz dosyalardaki delilleri tespit ederek ve o incelemiş olduğunuz fezleke dosyalarındaki delillerin hangilerinin zülfüyârına dokunduğunu, Bakanlar Kurulunda kimlere gittiğini, AKP’de kimlere kadar gittiğini gördünüz ve korkuya kapıldınız, telaşa kapıldınız, telaşla bu kanunu getiriyorsunuz.

Bu kanun, demokrasiye son verme kanunudur; bu kanun, tek parti rejiminin inşa edilmesi kanunudur dolayısıyla Anayasa’ya aykırıdır. Sadece Anayasa değil, parlamenter demokrasinin özüne aykırıdır, kuvvetleri tek elde toplayan bir kanundur, yargının başına AKP şapkası geçiren bir kanundur. Bu kanunla siz abat olmayacaksınız çünkü bu kanunun temelinde zulüm vardır. Zulümle iştigal edenler asla abat olmayacaktır. (MHP sıralarından alkışlar) 

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Aynı mahiyetteki önerge üzerinde söz isteyen, Kamer Genç, Tunceli Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Yasa Teklifi’nin 24’üncü maddesiyle ilgili verdiğimiz önerge üzerinde söz almış bulunuyorum.

Şimdi, biraz aklı olan, aklını peynir ekmekle yemeyen bir kişi şu maddeyi okur: Hâkimler ve Savcılar Kanunu, değiştirmek istediğiniz Kanun, 6087 sayılı Kanun’un amaç ve kapsamında “Mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkim ve savcı teminatı esaslarına göre Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun teşkilat ve görevlerinin kanununu kurmaktır, bunun amacı budur.” diyor.

Şimdi ben soruyorum: Şimdi siz hâkimlerin atamasını, geçici görevlendirilmesini, müfettişlerin atanmasını Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulundan alıp da Adalet Bakanına vermiyor musunuz? Yani hâkimlik mesleğini yürütmenin emrine veriyorsunuz. En aptal adam dahi bununla yargı bağımsızlığının kaldırıldığını, Türkiye’de yargının artık yürütmenin emrine verildiğini kabul etmek zorundadır. Bu nedir biliyor musunuz arkadaşlar? Bu, laik Türkiye Cumhuriyeti devletinin feshedilmesi demektir. (CHP sıralarından alkışlar) Türkiye’de hukuk devletinin olmadığı demektir.

Şimdi bu kanun niye çıktı ortaya? 17 Aralıkta bu Hükûmetin hırsızlıkları, yolsuzlukları tespit edildi. Bakın Tayyip Erdoğan diyor ki: “Halk Bankasında bulunan para bankanın parası değil.” Bir tane misal vereyim: Halk Bankası Genel Müdürü bir kişiye 575 milyon dolar veriyor arkadaşlar, teminat almadan veriyor, kredi şimdi batmış. Ee şimdi, bankanın 575 milyon lira parasını batıran bir kişiden… Yani o kutudaki para zaten 4,5 milyon dolar. Acaba gerisi nerede? Yani şimdi bu açık değil mi, bu paranın gittiği, bankadan çıktığı değil mi?

Ayrıca arkadaşlar, bu son senede Halk Bankasında batan para 1 milyar, yani 1 katrilyon 600 trilyon lira ve Halk Bankasının bu Genel Müdür zamanında 1 milyon liranın üzerinde verdiği kredilerin yüzde 722’si –Bu, Sayıştay raporundaki bilgidir- batak hâle gelmiş. Şimdi böyle olunca, bu paraları bu Genel Müdür buralara verirken acaba bedava mı verdi? Şimdi, onun gibi daha bir sürü şey var.

Şimdi, şu Bekir geldi, buraya oturdu. Niye? Şimdi, baktı ki çok büyük şey var.

SUAT ÖNAL (Osmaniye) – Saygılı konuş. Saygılı ol.

KAMER GENÇ (Devamla) – Şimdi, Bekir, senin hakkında fezleke var; fezleke, fezleke. Sen o fezlekenin hesabını vermeden hangi yüzle gelmiş burada oturmuşsun. Evvela sen lekeli bir adamsın. Bu Meclisin karşısına gelip orada oturamazsın.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Genç, lütfen temiz dille konuşun.

KAMER GENÇ (Devamla) – Dolayısıyla, bu, bir defa hakkındaki fezlekenin hesabını vermek zorundadır arkadaşlar.

Ayrıca bakanların 4 tanesi hakkında fezleke var. Şimdi, bu Erdoğan Bayraktar’ı siz Bakanlıktan ıskat ettiniz arkadaşlar. Bakanlıktan ıskat etmek ne demek? Yani “Bu hırsızlık yapmıştır, yolsuzluk yapmıştır, ben bunun görevine son veriyorum.” Peki, hırsızlık yapmışsa, yolsuzluk yapmışsa, ıskat etmişsen, Tayyip Erdoğan, bunun hakkında niye soruşturma açmıyorsun? O zaman bunun hakkında soruşturma aç.

Şimdi, beyler, tabii, zamanımız olmadığı için çok fazla konuşmuyorum. Bu yasayla Türkiye Büyük Millet Meclisi feshediliyor. Yani 1920’lilerde kurulan laik cumhuriyet kaldırılıyor, yerine Tayyip Erdoğan diktatörlüğünde kurulan bir devlet şekli geliyor. Bu, bizim Anayasa’nın 81’inci maddesine göre, Anayasa’ya sadakat göstereceğimize namusumuz ve şerefimiz üzerine yaptığımız yeminleri tamamen ortadan kaldırmaktadır. Ben namusuna ve şerefine sahip çıkan bir milletvekili olarak, ben bu kanunun burada çıkmaması için bütün direncimi de göstereceğim çünkü siz yolsuzluk ve hırsızlık yaparken suçüstü yakalanmışsınız.

Arkadaşlar, geçen gün Ziraat Bankasında… Burada gösterdim, getiriyor Tayyip Bey’in bir yakınına Bodrum’da 687 milyon dolarlık bir arsayı 150 milyon dolara veriyor. Hemen üç gün sonra gidiyor, Ziraat Bankasından 180 milyon dolar kredi alıyor. Burada gösterdim belgelerini. Daha neler var, daha neler.

Arkadaşlar, ihalelerdeki yolsuzluk… Arkadaşlar, Zorlu Holdingin 383 bin metrekarelik kaçak inşaatını şey etti. Şimdi arkadaşlar, bu kanunla Türkiye Büyük Millet Meclisinin bu kürsüsüne kan bulaşmıştır. Bu kanı temizlememiz lazımdır. Bu kan burada çıkmadan, bu kanun burada çıkmaz. Bu, Türkiye Büyük Millet Meclisini yok etmek demektir. Ben bu Türkiye Büyük Millet Meclisini, namusum ve şerefim üzerine yemin eden bir kişi olarak, sonuna kadar savunacağım. Mustafa Elitaş, yiğitliğin varsa gel beni buradan kaldır. Ben burada tavır koyuyorum. Kürsüyü işgal ediyorum, bu kürsüyü işgal ediyorum!

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Bir daha vur! Bir daha vur!

KAMER GENÇ (Devamla) – Bu kürsüyü işgal ediyorum! (AK Parti sıralarından gürültüler) Bu, devleti yok etmektir. Bu, hırsızlara yol açmaktır. Bu Bekir, bu Bekir burada oturamaz! Bu Türkiye Cumhuriyeti devletini ortadan kaldıramazsınız.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Militan olarak seni mi seçtiler? Militan olarak seni mi seçtiler?

KAMER GENÇ (Devamla) – Hırsızlar hesap verecektir. Hırsızlar, ihaleye fesat karıştıranlar hesap verecektir. Arkadaşlar, bu Türkiye Cumhuriyeti devleti kanla kurulmuştur.

VEDAT DEMİRÖZ (Bitlis) – Sus, sus! Bitti zamanın.

KAMER GENÇ (Devamla) – Bu Türkiye Cumhuriyeti devletini siz burada getirip de bunlarla yok edemezsiniz.

BAŞKAN – Sayın Genç, teşekkür ediyorum.

KAMER GENÇ (Devamla) – Teşekkür etmeye gerek yok, bu senin görevin.

BAŞKAN – O zaman teşekkür etmiyorum Sayın Genç.

KAMER GENÇ (Devamla) – Bu kanunu buradan çıkaramazsın. Dolayısıyla bu kanun buradan çıkamaz arkadaşlar.

BAŞKAN – Sayın Genç, lütfen…

KAMER GENÇ (Devamla) – Bu kanun çıktığı zaman Türkiye Cumhuriyeti devleti yok olmuş demektir.

BAŞKAN – Sayın Genç…

KAMER GENÇ (Devamla) – Onun için, biz bu kanunu burada çıkaramayız.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önergeler kabul edilmemiştir.

KAMER GENÇ (Devamla) – Arkadaşlar, bu kanun çıkmayacak! Biz namusumuz üzerine yemin ettik. Bu kanun çıkamaz.

BAŞKAN – Birleşime beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 21.31


ON İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 21.35

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Muhammet Bilal MACİT (İstanbul), Muharrem IŞIK (Erzincan)

 

 

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 62’nci Birleşiminin On İkinci Oturumunu açıyorum.

523 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 523 sıra sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifinin çerçeve 24’üncü maddesinin teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

Sırrı Süreyya Önder (İstanbul) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Sırrı Sakık, Muş Milletvekili. (BDP sıralarından alkışlar)

SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; ben de sizi selamlıyorum.

Bugün açılışta Sevgili Başkanımız, 14 Şubatla ilgili çok güzel sözler sarf etti, sevgiden, aşktan, şiirden, edebiyattan ama ne yazık ki Parlamentoda çok fazla bir karşılığı yok. Ama ben her şeye rağmen daha sevgi dolu günlerin bizi bekleyeceğini umut ediyorum. Hepimiz de zaten onun için uğraşıyoruz ve buralarda kavganın nedeni de o, daha hepimizin yaşayabileceği bir hukuk ülkesini nasıl birlikte inşa edebiliriz?

Şimdi, genelde hep söylenir ya, işte böyle “İktidar partisi bizimle uzlaşmıyor.” Ama bilebildiğim kadarıyla, bu HSYK görüşülürken, yani komisyonlarda ciddi tartışmalar başladığında Hükûmet üç siyasi partiden de randevu talebinde bulundu; Cumhuriyet Halk Partisinden, Milliyetçi Hareket Partisinden ve BDP’den. Cumhuriyet Halk Partisiyle bir görüşme talebinde bulundular, görüştüler, konuştular. Milliyetçi Hareket Partisi başta reddetti. Biz de konuştuk ve sonra iki muhalefet reddetti ve biz dedik ki: “Biz varız. Bir anayasal değişiklik olacaksa hazırız ve bekliyoruz.” Yani uzlaşı bunun üzerinde olabilirdi. Yani, şimdi, herkes HSYK’dan ciddi şekilde şikâyet ediyor. Biz bu işin mağdurlarıyız. Yani sizden önce de mağdurduk, bugün de mağduruz, bugün bu hâliyle de yasalaşsa yine mağduru olacağız. Ama biz bir anayasal değişiklikle böyle bir sürecin başlatılabileceğine inandığımız için “Varız.” dedik.

Şimdi, bakın, HSYK’yla ilgili bir anımı sizinle paylaşmak istiyorum. Yıl 1993. Bizleri buradan alıp götürdüler, tutukladılar. Yakınlarımızı da alıp götürdüler, sonra gittiler evlerini barklarını da yaktılar. Evleri barkları yanan insanların çocuklarını alıp götürdüler, yardım yataklıktan tutukladılar. Bunun en ağır cezası üç yıl içeride kalmaktı. Üç yıl içeride kaldılar. Sonra savcılar, nasıl olsa cezalar…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Üç yıl dokuz ay…

SIRRI SAKIK (Devamla) – Üç yıl dokuz ay ama üç yıl kaldıktan sonra tahliyeler başladı. Sonra savcı bir senaryoyla suçun vasfını değiştirdi, bütün hepsine idam cezası verdiler.

Ben gittim 9. Daire Başkanıyla görüştüm bir grup avukatla. Yeni cezaevinden çıkmıştım. Durumu izah ettim. “Bunlar mağdur. Hepsine şu ağır cezalar verildi.” Bana dedi ki: “Sırrı Bey, iyi ki geldiniz. Biz yarın bir karar verecektik, vicdan azabı duyacaktık, ömrümüz boyunca bu mağdurların eli bizim yakamızda olacaktı.” Anlattık ve o mutlulukla terk ettik, ayrıldık. İki gün sonra karar çıktı. Oy birliğiyle karar verildi ve hâlâ o insanlar yirmi iki yıldır cezaevinde yatıyorlar.

HSYK’ya başvurumuz oldu. Allah adına, tek kelime geri dönüş olmadı. Tutuklandığımız dönemde yargıçlarla gittik görüştük. “Bunların derhâl işini bitirin.” Başbakan söylüyor, Çiller söylüyor. Bizi bulup buradan alıp götürdüler. Bizim Anayasa Mahkemesine on beş günlük başvuru süremiz vardı, bunu bize… Buradan polisle aldılar ablukaya, bizi buradan alıp götürdüler. Bu hakkı bile kullanmadık. Yani yargı bu kadar baskı, bu kadar emir kipleriyle çalışıyordu. O gün de böyle, bugün de böyle ve biz…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Bugün daha berbat… Herkes Bekir’in insafına kalacak.

SIRRI SAKIK (Devamla) – Şimdi, söylüyoruz yani biz, kim olursa olsun, bu işin mağduru olacağız. Bunu açık ve net olarak söylüyoruz ama bir uzlaşı kültürünü nasıl sağlayabiliriz? Yani 12 Eylül 2010 referandumunda sizler “Hayır.” dediniz, biz boykot ettik, siz de “Evet.” dediniz ama geldiğimiz noktada hepimiz rahatsızız. Ama peki, bu rahatsızlığı ortadan kaldıracak bir adımı atamaz mıyız? Birlikte bir yasayı düzenleyemez miyiz? Birlikte bir anayasa değişikliği yapamaz mıyız? Şimdi, sizden bu konuda taleplerimiz var.

Bakın, Sayın Bakanım, siz, sizden önceki bakan, üçüncü yargı paketinde 7 İşçi Partiliyi katledenleri bir gecede özgürleştirdiniz. Şimdi, size söylüyorum: Tarihî bir fırsattır, gelin, o dönemde… Bakın, yirmi iki yıldır içeride kalan yüzlerce insan tanıyorum; Allah adına, silaha, şiddete hiçbir şeye bulaşmamışlar. Bunlar sizin vicdanınızı yaralamıyor mu? Onların ne özelliği vardı bıraktınız da bu insanlar hâlâ içeride? Bu insanlar 7 kişiyi katletmişti ama benim bahsettiğim insanlar bir tek insanın burnunu bile kanatmamıştı.

Saygılar sunuyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Vural.

X.- AÇIKLAMALAR (Devam)

14.- İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, Muş Milletvekili Sırrı Sakık’ın 523 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 24’üncü maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşması sırasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

OKTAY VURAL (İzmir) – Efendim, hatip -Adalet ve Kalkınma Partisinin- HSYK’yla ilgili, partilerle görüşmelerle ilgili Milliyetçi Hareket Partisinin tutumuyla ilgili yanlış algılanabilecek bir şey ifade etti. Sayın Bekir Bozdağ ve Nurettin Canikli Bey grubumuzu ziyaret ettiler. Biz de kendilerine Milliyetçi Hareket Partisi olarak rüşvet ve yolsuzluk soruşturmasının devam ettiği bir ortam içerisinde yargıya müdahalenin doğru olmadığını, bu bakımdan bu şekilde bir anayasa değişikliğinin ve bu şekilde bir düzenlemenin hukuka darbe olarak algılanabileceğini, bu bakımdan Milliyetçi Hareket Partisi olarak bununla ilgili bir değişikliği uygun görmediğimizi kendilerine ifade ettik. Bizim tutumumuz böyle olmuştur efendim.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

15.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, Muş Milletvekili Sırrı Sakık’ın 523 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 24’üncü maddesiyle ilgili önerge üzerinde yaptığı konuşması sırasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, efendim, ben de yanlış anlaşılmaya meydan vermemek bakımından bir açıklama yapma ihtiyacı duyuyorum.

HSYK kanun teklifiyle ilgili olarak, daha doğrusu HSYK’ya ilişkin Anayasa değişikliği önerisini Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu ile Sayın Adalet Bakanı Cumhuriyet Halk Partisi Grubuna getirdiler. Biz, kendilerine şu öneriyi yaptık: Birincisi; HSYK kanun teklifi görüşmeleri durdurulsun, bu teklif geri çekilsin. İkincisi; hâlen yürütülmekte olan rüşvet ve yolsuzluk soruşturmalarının önü kapanmasın, bunları engelleyecek herhangi bir tutumdan Hükûmet kaçınsın. Ancak, bu iki önerimiz de yerine gelmediği için, biz, o Anayasa değişikliği önerisi çalışmasında yer almadık.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Sayın Başkan, bir şey söyleyebilir miyim?

BENGİ YILDIZ (Batman) – Bakan da açıklama yapsın Sayın Başkan.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Bakan.

16.- Adalet Bakanı Bekir Bozdağ’ın, Muş Milletvekili Sırrı Sakık ve Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in 523 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 24’üncü maddesiyle ilgili önergeler üzerinde yaptıkları konuşmaları sırasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Ben iki hususta görüşümü ifade edeceğim.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Bekir çok suçlu olduğu için sesi de çıkmıyor.

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Birincisi; Milliyetçi Hareket Partisi, Cumhuriyet Halk Partisi, Barış ve Demokrasi Partisini ziyaret…

ADNAN ŞEFİK ÇİRKİN (Hatay) – Duyamıyoruz Sayın Başkan.

HASAN ÖREN (Manisa) – Bize anlat.

ALİ İHSAN KÖKTÜRK (Zonguldak) – Mikrofonun sesini açsınlar.

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Milliyetçi Hareket Partisi, Cumhuriyet Halk Partisi, Barış ve Demokrasi Partisine, Anayasa'nın 159’uncu maddesinde değişiklik hususunda uzlaşma talebimizi ilettik,  kendileriyle görüştük. Kendileri bizleri dinlediler, görüşlerini de ifade ettiler. Onu söylemek istedim.

İkincisi de; daha önce konuşan bir hatip şahsımı hedef alarak “lekelenmiş bir kişi” olarak beni nitelendirdi. Tabii, Türk milleti beni tanıyor, bu ifadeyi söyleyenleri de tanıyor.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Fezlekelere cevap ver, fezlekelere. Fezlekeleri örtbas ediyorsun.

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Bilmenizi isterim ki, herkesin en büyük hazinesi haysiyet ve şerefidir. Herkesin bunu koruması lazım ve kendi haysiyet ve şerefi önemli olduğu gibi, başkalarınınkinin de önemli olduğunu bilerek konuşması lazım. Küfrederek, hakaret ederek veyahut da başka tür laflar söyleyerek konuşmak, Parlamento çatısı altında bulunan hiç kimseye yakışmaz. Kirli sözler benim temiz alnımı lekelemez, lekeleyemez de. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) “Çamur at izi kalsın.” anlayışı bilmeli ki çamurlar beni lekelemez, alnımda da yer tutmaz.

Saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Diğer önergeyi…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, beni kendisine iftira atmakla suçladı.

BAŞKAN – Hayır, iftira atmakla falan suçlamadı.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Hayır, “İftira attı.” dedi…

BAŞKAN – Lütfen, Sayın Genç…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Ya, Sayın Başkan, ben milletvekiliyim burada. Ben sana bir şey söylediğim zaman beni görmemezliğe veriyorsun.

BAŞKAN – Hayır, görüyorum ben sizi.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Öyle işte, şimdi kendisi “Beni lekeledi.” dedi.

BAŞKAN – Fazlasıyla görüyorum Sayın Genç.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Bana iftira attı, ben iftira atmadığını…

BAŞKAN – İftira atmadı, tutanakları getirteyim.

SUAT ÖNAL (Osmaniye) – Sen milletvekilisin de karşındaki ne?

BAŞKAN – Sayın Genç, tutanağı getirtip size de göndereceğim, burada da okuyacağım, eğer sataşma varsa söz vereceğim.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Tamam, oku. Ama devamlı burada söz vermemek için inatla direniyorsun ya. İnsan utanıyor yahu! Yani, bize karşı niye bu kadar ısrarla söz vermemek için direniyorsunuz?

BAŞKAN – Sayın Genç, bunlardan… Tutanaklara geçti o “Utanır.” sözünüz efendim.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Yani, Bekir Bozdağ’ın hakkında 2 tane fezleke geldi.

BAŞKAN – Sayın Genç, o “İnsan utanır.” sözünüz tutanaklara geçti, mahkemede görüşürüz.

KAMER GENÇ (Tunceli) – 2 tane fezlekeyi niye iade ettin? Sen hakkında fezleke gelen kişi olarak Hükûmet sırasında oturamazsın, normal bir parlamentoda oturamazsın.

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

3.- Bartın Milletvekili Yılmaz Tunç ve 77 Milletvekilinin; Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve Adalet Komisyonu Raporu (2/1929) (S. Sayısı: 523) (Devam)

BAŞKAN – Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 523 sıra sayılı Kanun Teklifinin Çerçeve 24 üncü maddesiyle değiştirilmesi öngörülen 6087 sayılı Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanununun 6 ncı maddesinin ikinci fıkrasının (ç) bendinde yer alan "işlemleri ile araştırma, inceleme" ibaresinin "işlemleri ile inceleme" şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Mustafa Elitaş (Kayseri) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) – Yüksek Genel Kurulun takdirlerine arz ediyorum efendim.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Katılıyoruz.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Gerekçe…

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe

Önergeyle, ilgili dairenin teklifi üzerine hakim ve savcılar hakkında inceleme ve soruşturma yapılmasına yer olmadığına ilişkin işlemlere "olur" vermek görevi Kurul Başkanına bırakılmakta; araştırma yapılmasına yer olmadığına ilişkin işlemlere olur vermek ise Başkanın görev alanı dışına alınmaktadır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmiştir.

Kabul edilen önerge doğrultusunda…

OKTAY VURAL (İzmir) – Karar yeter sayısı…

BAŞKAN – …maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, karar yeter sayısı istemiştik oylamadan önce.

BAŞKAN – Fark etmedim.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Oylamaya geçtiğiniz anda oldu.

BAŞKAN – Fark etmedim diyorum, doğrusunu söyleyeyim, kusura kalmayın.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Bakacaksın orada işte, kulakların delik olacak.

BAŞKAN – Yani, tekrarlama imkânımız olsa tekrarlarım ama fark etmedim.

OKTAY VURAL (İzmir) – Evet, tekrarlayın.

BAŞKAN – Fark etmediğimi de söylüyorum yani.

OKTAY VURAL (İzmir) – Tekrarlayın, tekrarlayın efendim. Oylamayı tekrarlayın.

BAŞKAN – Oylamayı yaptık efendim yani nasıl…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, bakın, milletvekilleri yoklama isterken ayağa kalkıyorlar, 20 milletvekili. Karar yeter sayısı isteyenler de oturduğu yerden değil, ayağa kalkarak yapsın.

BAŞKAN - Yani zaten fark edemeyişimizin sebebi o Sayın Vural.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Oturduğu yerden değil, kalktığı yerden… Sen görmedin.

OKTAY VURAL (İzmir) – Efendim, tutanaklara bakın, sizin oylamadan önce eğer karar yeter sayısı istemişsem gereğini yapın lütfen.

Teşekkür ederim.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – “Kabul edenler” diye sordunuz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 21.48
ON ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 21.55

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Muhammet Bilal MACİT (İstanbul), Muharrem IŞIK (Erzincan)

 

 

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 62’nci Birleşiminin On Üçüncü Oturumunu açıyorum.

523 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Evet, tutanağı getirttim: “Kabul edilen önerge doğrultusunda…”

O sırada…

“Oktay Vural – Karar yeter sayısı…

Başkan – Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…”

Dolayısıyla, tekrarlıyoruz, evet, karar yeter sayısı arayacağım.

Maddeyi kabul edilen önerge doğrultusunda oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı vardır, madde kabul edilmiştir.

Böylece birinci bölümde yer alan maddelerin oylamaları tamamlanmıştır.

Şimdi ikinci bölümün görüşmelerine başlıyoruz.

İkinci bölüm, 42’nci maddeye bağlı geçici 4 ve 5’inci maddeler dâhil, 25 ila 46’ncı maddeleri kapsamaktadır.

İkinci bölüm üzerinde Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına söz isteyen Erol Dora, Mardin Milletvekili.

BDP GRUBU ADINA EROL DORA (Mardin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 523 sıra sayılı Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu Kanunu’nda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin ikinci bölümü üzerinde Barış ve Demokrasi Partisi adına söz almış bulunuyorum. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Hâkimler Savcılar Yüksek Kurulu Kanunu’na dair görüşmelerin yapıldığı şu günlerde yaptığımız sunumlarla, sanki iktidar partisi hukukun üstünlüğü, yargının bağımsızlığı, kuvvetler ayrılığı gibi ilkelerin ne anlama geldiğini bilmiyormuş gibi, büyük uğraşlar vererek bu ilkelerin önemini ispat etmeye çabalıyoruz.

HSYK tartışmalarının özeti şudur: Siyaset kurumu adalet sistemini kendi denetimine almak istemektedir. Öngörülen HSYK değişikliklerinin Anayasa Mahkemesi tarafından reddedileceği hiçbir tartışmaya yer bırakmayacak biçimde açık iken, yürütme organı yani Hükûmet, zaten çürümeye yüz tutmuş kuvvetler ayrılığı ilkesini nihayete erdirmeyi hedeflemektedir. Bu manevraların gerisinde yatan neden elbette siyaseten yaşanan krizi aşmaktır ancak bir siyasi anlayışın kendi krizini aşmak adına, kamunun ortak alanı olan hukuk ve yargı sistemini araçsallaştırması kabul edilemez. Öyle ki millî iradeye ve sandıktan çıkan sonuçlara her defasında ayrı bir vurgu yapan Hükûmet yetkilileri, 2010 referandumunda -tırnak içinde- millî iradenin onay verdiği, sandığın çoğunluğunun “evet” dediği HSYK Kanunu’nu sandığa ve millî iradeye sormadan değiştirmek istemektedir. Bu davranış derin bir çelişkinin ifadesidir.

Değerli milletvekilleri, eğer sandıkta millî iradeye onaylatılan bir kanun, aradan henüz üç yıl geçmiş iken millî iradeye danışılmadan, alelacele âdeta ortadan kaldırılmaya çalışılıyor ise burada Hükûmetin millî iradeye olan saygısı sorgulanmalıdır ve bu sorgulamayı bizlerden önce Hükûmet kendi içerisinde yapabilmelidir.

Değerli milletvekilleri, 2010 yılı Anayasa değişikliği referandumunda AK PARTİ’nin kamuoyuna deklare ettiği metnin HSYK ile ilgili bölümünde yer alan argümanları hep birlikte gözden geçirmek gerektiği kanısındayım. Bakınız, AK PARTİ Hükûmeti 2010 yılında HSYK’da yapacağı değişiklikleri nasıl anlatıyor. Metin biraz uzun ancak aynen okuyorum: “HSYK, çok daha geniş bir temsil kabiliyetine sahip olan ve yargı camiasının tümünü sürece dâhil eden bir yapıya kavuşturulmaktadır. Adalet Bakanlığının birçok yetkisi elinden alınmakta, kuruldaki konumu sembolik hâle getirilmekte, ayrıca Adalet Bakanlığı Müsteşarı da diğer 21 üye gibi bir konuma çekilerek, Müsteşarın dairelerden birinde çalışması öngörülmektedir. Böylelikle, Müsteşarın mevcut yapıdaki etkin rolü azaltılmaktadır. Adalet Bakanı ve Adalet Bakanlığı Müsteşarının kurulda bulunma sebebi ise genel adalet politikası üzerinde etkili olan kurulun, bu politika konusunda millete karşı sorumlu olacak ve hesap verecek bir üyesine olan ihtiyaçtır. Türkiye Cumhuriyeti bir hukuk devletidir. Hukuk devletlerinde yargı yetkisi bağımsız mahkemelerce yerine getirilir. Bağımsız yargı, bağımsız devlet olmanın ve de hukuk devletinin olmazsa olmaz şartı, göstergesi ve güvencesidir. Bir ülkede yargı bağımsız değilse orada adaletten ve hukuk devletinden bahsetmek mümkün değildir. Çünkü, bağımsız yargı hukuk devletinin kalbidir. Tüm uluslararası belgeler, mukayeseli hukuk uygulamaları, medeni ve kalkınmış dünyadaki örnekler, Avrupa Birliği müktesebatı, Avrupa Konseyi ve buna bağlı çalışan ilgili kurulların tavsiye kararları, halkımızın yargıdan beklentisi ve bu yöndeki ihtiyaçları, yargı bağımsızlığı ve hâkim teminatı prensibi, HSYK’nın yeni yapısı belirlenirken esas alınmıştır.” denilmektedir. “HSYK’nın yeni kurumsal yapısı ve işleyişi şekillendirilirken bizzat yargı kurumlarının talepleri, siyasi partilerin öteden beri hazırladıkları taslaklar ve sivil toplum kuruluşlarının önerileri de büyük çapta göz önünde bulundurulmuştur.” denilmektedir.

Değerli milletvekilleri, evet, tekrar edelim. Bu okuduğumuz metin, AK PARTİ’nin 2010 referandumu öncesi HSYK’da yapacağı değişiklikle ilgili kamuoyuna deklare ettiği beyanlardır. Hükûmet, 2010 Anayasa referandumunda kamuoyuna büyük bir devrim olarak tanıtılan düzenlemelerin yürürlüğe girmesinin üzerinden henüz üç yıl geçmişken, şu an üzerinde tartışma yürüttüğümüz kanun teklifinde 180 derece zıt sayılabilecek argümanlarla yeni değişikler öngörmektedir.

Teklifte, direkt ya da dolaylı olarak Adalet Bakanının yetkileri artırılmakta, teklifin her bir maddesi bu yetkileri daha da sınırlandırılamaz bir biçime sokmaktadır. Örneğin, savcılar ve hâkimler hata yaptı, bunu kim denetleyecek? HSYK Teftiş Kurulu. Peki, Teftiş Kurulunu kim belirleyecek? Adalet Bakanı. Yani, tüm disiplin işlemleri Adalet Bakanına bağlı hâle getiriliyor. Bu uygulamayla, Hükûmetin yaptığı iş ve işlemlerle ilgili yürütülecek yargılama süreçleri işlemez hâle getirilmiş olacaktır. Bunun yanında dolaylı olarak görevde ilerleme, tayin, disiplin cezası vesair konularda Adalet Bakanlığına sunulan yetkilerle Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu yürütme organı karşısında işlevsizleştirilmiş olacaktır. Adalet Bakanı, âdeta, denetlenemez duruma getirilmek istenmektedir.

Değerli milletvekilleri, evrensel hukukun kazanımlarını dikkate almayan, Anayasa’ya aykırılığı tartışma götürmez olan, Sayın Cumhurbaşkanının ilk günden itibaren kaygılarını yüksek sesle belirttiği, son olarak Sayın Başbakanın Brüksel gezisinde de Avrupa Birliği Komisyonunun vurgulu bir biçimde altını çizdiği hukukun üstünlüğü, yargının bağımsızlığı ve kuvvetler ayrılığı ilkelerini itibarsızlaştırarak âdeta bir tekerlemeye dönüştüren, yürütme erkini yücelten ve mutlaklaştıran bu kanun teklifinin, henüz emekleme çağında olan ülke demokrasisine ve hukukuna büyük darbe vuracağı aşikârdır. Uymaya zorunlu olduğumuz Anayasa ve Venedik Komisyonunun kararları bu konu hakkında nettir. Adalet Bakanlığının HSYK içinde ve dışındaki yargıçlar ve savcılar üzerinde bir yetkisi olmamalıdır.

2014 Türkiye’sinde siyasi iktidara ve muhalefete yakışacak olan, Parlamento çatısı altındaki mesaimizi demokrasinin, hukukun ve adaletin çıtasını yükseltmeye dair meselelere ayırmaktır diyor, bu duygularla tekrar Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Bölüm üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz isteyen Ali İhsan Köktürk, Zonguldak Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA ALİ İHSAN KÖKTÜRK (Zonguldak) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tasarının ikinci bölümü üzerine Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Öncelikle yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, Genel Kurulda defalarca ifade edildiği, dile getirildiği gibi, kuvvetler ayrılığı ilkesi çoğulcu demokrasilerin vazgeçilmez ilkesidir. Nitekim bu temel ve evrensel ilke, tüm demokratik anayasalarda olduğu gibi, Türkiye Cumhuriyeti Anayasamızda da yer almış ve cumhuriyetimizin, değiştirilmesi teklif dahi edilemeyen hukuk devleti ilkesinin temel şartı olarak öngörülmüştür. Anayasa’mız bununla da yetinmemiş, egemenliğin sadece yürütmeye ait olmadığını, egemenliğin Anayasa’nın koyduğu esaslara göre yetkili organları eliyle kullanılacağını, hiçbir surette hiçbir kişiye, zümreye ve sınıfa bırakılamayacağını açıkça belirtmiştir. Yine, Anayasa’mız, yargı yetkisinin Türk milleti adına bağımsız mahkemelerce kullanılacağını; hiçbir organ, makam, merci ve kişinin yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere emir ve talimat veremeyeceğini belirterek hâkim bağımsızlığını güvence altına almıştır. Anayasa’mızın 159’uncu maddesinde ise hâkim ve savcılar üzerinde yetki kullanan Hâkim ve Savcılar Yüksek Kurulunun mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı ilkelerine, esaslarına göre kurulup görev yapacağı açıkça belirtilmiştir.

Değerli milletvekilleri, işte, az önce belirttiğim bu Anayasa hükümleri, evrensel hukuk normları Adalet Komisyonunda ve bu Genel Kurulda defalarca dile getirilmiştir. Ancak, buna rağmen, bu Anayasa hükümlerinin ve evrensel hukuk normlarının Adalet Komisyonunda ve Genel Kurulda  defalarca dile getirilmesine rağmen, Hâkim ve Savcılar Yüksek Kurulu ile Adalet Akademisinin yapısını değiştiren bu tasarı veya bu teklifle yargı tamamen yürütmenin kontrolüne girmekte, bağımsız yargı Adalet Bakanının emrine verilmektedir. Cumhurbaşkanı, Meclis Başkanı; iç, dış hukuk çevrelerinin sürekli uyarılarına rağmen, ağır eleştirilerine rağmen, Adalet Bakanının emrine yargıyı tahsis eden bu düzenleme ısrarla yasalaştırılmaya çalışılmaktadır.

17 Aralık depreminden sonra Sayın Başbakanın “Yolsuzluklar üzerinden yargı kanalıyla siyasal iktidara darbe yapılıyor.”, “Çeteler yargıya hâkim oldu.”, “Paralel devlet imha edilmeli.” söylem ve talimatlarıyla bu tasarı Makyavelist bir yaklaşımla Genel Kurulda yasalaştırılmaya çalışılıyor. Oysa daha düne baktığımızda, 15 Temmuz 2008 tarihinde Ergenekon iddianamesi daha mahkemece kabul edilmemişken “Ben Ergenekon davasının savcısıyım.” diyerek, bu davalarda yaşanan hukuk ihlallerine, onur intiharlarına ve uzun süreli ve haksız tutukluluklara sadece seyirci kalmakla yetinmeyip, bizzat bunların müsebbibi olan, 11 Aralık 2010 tarihinde yürürlüğe giren Hâkim ve Savcılar Yüksek Kurulu Yasası’na yönelik eleştirilerimize “Gülüp geçiyorum, ciddiye almıyorum.” şeklinde yanıtlar veren, Ergenekon, Balyoz ve KCK süreçlerinde özel yetkili savcılar tarafından yapılan tüm hukuk ihlallerine rağmen, bu özel yetkili savcılara zırhlı araçlarını tahsis ederek himayesine alan Sayın Başbakanın, bugün yatak odalarında banka kasalarının, ayakkabı kutularında dolarların ve para sayma makinelerinin bulunmasından sonra, Hâkim ve Savcılar Yüksek Kurulunu ve özel yetkili savcılarla geldiği noktayı, geldiği süreci hayretle ve ibretle izliyoruz.

Değerli milletvekilleri, peki, Sayın Başbakan, Hâkim ve Savcılar Yüksek Kurulu ile özel yetkili savcılarla, destan yazan emniyet görevlileriyle neden bu noktaya gelmiştir? Sayın Başbakanın Ergenekon, Balyoz ve KCK sürecindeki bütün olumsuzluklarına sahip çıktığı özel yetkili savcılar, destan yazan emniyet görevlileri çil yavrusu gibi neden dağıtılmıştır? İçeride ve dışarıda ağır bir şekilde eleştirilen, meşruiyetten uzak, Anayasa’ya açıkça aykırı bu tasarı, Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna niye getirilmiştir? Bu tasarıyla amaçlanan gerçekte nedir? Bu tasarıyla hedeflenen gerçekte nedir? İşte, yanıtları herkes tarafından bilinen bu sorular için kısa erimde yaşananları hep birlikte yeniden hatırlamamız, hep birlikte belleklerimizi yeniden tazelememiz gerekir.

Değerli milletvekilleri, çok saygın bir köşe yazarının, Sayın Uğur Dündar’ın, 9 Ocak 2014 tarihli yazısında ifade ettiği gibi, bizi Hâkim ve Savcılar Yüksek Kurulu yasa değişikliğine getiren süreç 2012 yılının sonbaharında başlamıştır.

Ş.D. isimli kişi, Rıza Sarraf adlı İran asıllı Türk vatandaşının, kuryeler ve paravan firmalar vasıtasıyla 87 milyar dolarlık kara para akladığını, Maliye Bakanlığının Gelir İdaresi Başkanlığına ihbar etmiş ve sadece ihbar etmekle kalmamış, delillerini de mektup ekinde Gelir İdaresi Başkanlığına göndermiştir. Ayrıca bu kişi bununla da yetinmemiştir; Başbakanlığı, Cumhurbaşkanlığını, ve MASAK’ı bu durumdan haberdar etmiştir. Durumdan MİT haberdar olmuştur. Durumdan haberdar olan MİT, hazırladığı 18 Nisan 2013 tarihli raporu Başbakanın önüne koymuş, Zafer Çağlayan ve Muammer Güler’in oğullarının eylemlerini raporuna yazmış ve raporun sonuç bölümünde ise Rıza Sarraf’ın Hükûmetin bakanlarıyla, Zafer Çağlayan’la, Muammer Güler’le ilişkisinin ortaya çıkması hâlinde AKP iktidarının son derece zor durumda kalacağına yönelik olarak Sayın Başbakana ciddi uyarılarda bulunmuştur.

Değerli milletvekilleri, bu uyarılara, bu ihbarlara karşın Sayın Başbakanın yapması gereken nedir, Sayın Başbakan ne yapmıştır? Maalesef değerli milletvekilleri, Sayın Başbakan hiçbir şey yapmamıştır. Çünkü Sayın Başbakan yandaş medyanın Hükûmeti zora düşürecek bir haberi yayınlamayacağına, baskı altındaki medyanın da buna asla cesaret edemeyeceğine inanmaktadır. Gezi olaylarında destan yazan polislerin ve Ergenekon’da, Balyoz davalarında “Gözümü kaparım, vazifemi yaparım.” mantığıyla hareket eden özel yetkili savcıların iktidara yönelik, kendisine yönelik herhangi bir işlem yapmayacağından herhangi bir kuşku duymamıştır. Bu nedenle, MİT’in raporunun ardından Sarraf’la iktidar çevrelerinin, bakanların, AKP bürokratlarının ilişkilerinin kesilmesi gerekirken tam tersine hızlanmıştır. Sayın Egemen Bağış âdeta Rıza Sarraf’ın basın danışmanı gibi çalışmaya başlamıştır. Sayın Zafer Çağlayan aile bireylerini toplayıp Sarraf’ın uçağıyla cümbür cemaat umreye gitmiştir. Sarraf’ın şişkin çantaları ve bağışları bakanlara, iktidar çevrelerine, bürolarına, iş yerlerine, evlerine gönderilmeye devam etmiştir. Bununla da kalınmamıştır; MİT’in raporuna rağmen, MİT’in raporundaki tüm açıklığa rağmen Sayın Başbakan Sarraf için “İyi ve hayırsever bir kişi.” diyerek Sarraf’ın itibarını daha da yüceltmiştir. “Bize kimse dokunamaz.” rahatlığı ta ki 17 Aralık operasyonuyla şoka dönüşünceye kadar sürmüştür.

Değerli milletvekilleri, peki, 17 Aralıkta ne olmuştur? Hepimiz biliyoruz, 17 Aralıkta ayakkabı kutularının içerisindeki dolarlar ortalığa saçılmıştır. 17 Aralıkta, bakanların çocuklarının yatak odalarındaki içi dolu kasalar, para sayma makinaları yurttaşlarımızın gözü önüne serilmiştir. 17 Aralıkta, Başbakanın, bakanların ve mahdumlarının, utanmaz iş adamlarının yasal dinleme kayıtlarına takılan görüşmeleri, o kabul edilemez, hukuk devletinde kabul edilemez, utanç vesilesi olan görüşmeleri, halkımız tarafından bilinir hâle gelmiştir. Bunların soncunda, savcılar, büyük bir yolsuzluk soruşturmasının düğmesine basmışlar, bakanlar hakkında fezleke tanzim etmişler, bakanların mahdumları hakkında iddianameler düzenlemişler ve bakan fezlekelerinde Başbakanın çocuklarına, Başbakanın damatlarına atıfta bulunmuşlardır. Arkasından, savcılardan talimat alan emniyet müdürleri, savcıların talimatıyla iddianamede suçlu olarak görülen, suç isnadında bulunan kişiler hakkında operasyona başlamışlardır.

Değerli milletvekilleri, görüldüğü gibi, sizlerin de bildiği gibi, az önce anlattığım gibi, suç ihbarı yapılmış, ciddiye alınmamıştır. MİT rapor yazmış, Başbakan takmamıştır. Sayıştayın uyarısı iplenmemiştir, savcılar operasyona başlayınca dolarlar, eurolar, banka kasaları milletin, halkın gözünün önünde ortalığa saçılınca ve dinleme kasetleri herkes tarafından bilinir hâle gelince, Sayın Başbakan “Bize uluslararası komplo kuruldu. Dış güçler…”

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ALİ İHSAN KÖKTÜRK (Devamla) – “…ve yerli iş birlikçileri bize tezgâh kurdu. Türkiye’nin istikrarı hedef alındı, olup bitenden faiz lobisi yararlandı.” diye bağırmaya başlamıştır. Ancak, değerli milletvekilleri, teklif sahibi olan değerli Adalet ve Kalkınma Partisi milletvekilleri, tasarı sahibi Sayın Bakan, Sayın Adalet Komisyonu Başkanı, işte bu görüştüğümüz yasa tasarısının özeti budur, bu süreçtir bu tasarının özeti. İşte, bu gözü kara, Anayasa’ya aykırı, meşruiyeti kabul edilemez bir tasarının özeti bu yolsuzluk sürecidir, yolsuzluk sürecinde savcıların düğmeye basmasıdır, emniyet müdürlerinin yolsuzluğa karışanlar hakkında harekete geçmesidir.

BAŞKAN – Evet, Sayın Köktürk, teşekkür ediyorum.

ALİ İHSAN KÖKTÜRK (Devamla) – Ancak, bu tasarıyla bu sürecin üstünü örtemezsiniz. Gittiğiniz yol, yol değildir; izlediğiniz yöntem meşru ve kabul edilebilir değildir. Bakın, yolsuzlukların üstünü örtmek amacıyla bu kabul edilemez. Anayasa’ya aykırı, meşru olmayan yol ve yöntemlere tevessül edenler tarih önünde de…

BAŞKAN – Sayın Köktürk, teşekkür ederim.

ALİ İHSAN KÖKTÜRK (Devamla) – … Türk halkı önünde de yargı önünde de elbette er geç hesap verecektir, Cumhuriyet Halk Partisi de bu sürecin kararlı takipçisi olacaktır. (CHP sıralarından alkışlar)

HALİL ÜRÜN (Afyonkarahisar) – Biz de takipçisiyiz.

ALİ İHSAN KÖKTÜRK (Devamla) – Bizler sizlerin tehditlerine, sizlerin buradaki kürsü işgallerine yönelik tehditlerine asla boyun eğmeyeceğiz.

M. MÜCAHİT FINDIKLI (Malatya) – Hâlâ kürsüyü işgal ediyorsun, ayıp ya!

BAŞKAN – Sayın Köktürk…

ALİ İHSAN KÖKTÜRK (Devamla) – Bizler sizlerin aslında kürsü işgali arkasında saklanarak -bakın, bir şey söylüyorum- saklanarak… (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

M. MÜCAHİT FINDIKLI (Malatya) – Zamanında konuş, başkasının hakkını alma. Ayıp bir şey ya!

BAŞKAN – Sayın Köktürk…

ALİ İHSAN KÖKTÜRK (Devamla) – …Türkiye Büyük Millet Meclisini Sayın Başbakanın…

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, birleşime beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 22.16


ON DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 22.23

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Muhammet Bilal MACİT (İstanbul), Muharrem IŞIK (Erzincan)

 

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 62’nci Birleşiminin On Dördüncü Oturumunu açıyorum.

523 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Şimdi söz sırası, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Faruk Bal, Konya Milletvekili. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA FARUK BAL (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan kanun teklifinin ikinci bölümü üzerinde Milliyetçi Hareket Partisinin görüşlerini paylaşmak üzere huzurunuzdayım. Yüce heyeti bir kez daha saygıyla selamlıyorum.

Geldiğimiz noktada yargının hâli perperişan ve yargı kan revan içerisinde. Bunun birinci sebebi, birinci müsebbibi Adalet ve Kalkınma Partisinin ta kendisi. 2010 yılında “Yargıyı kastlardan kurtaracağız, demokrasiyi getireceğiz, hâkimler kendi yönetim organlarını kendileri seçecek, ideolojik karar veren HSYK’dan kurtulacağız.” söylemi ile bir Anayasa değişikliği yapıldı. Bu Anayasa değişikliği içerisinde 2 tane tehlikeli madde vardı, bu 2 tehlikeli maddenin 2’si de yargıyla ilgiliydi. Anayasa değişikliğinin içerisindeki diğer maddeler, aldatma ve kandırma konusunda ustalaşmış olan Adalet ve Kalkınma Partisinin toplumun bazı kesimlerine pozitif ayrımcılık yapılacağı vaadi, kandırmacası ile bu iki zehirli madde hap hâline getirilmiş, millete yutturulmuştur. Nasıl yutturulmuştur? Milletimizin kadına saygısı suistimal edilerek, kadına saygı suistimal edilerek yutturulmuştur. Milletimizin çocuğa sevgisi suistimal edilerek yutturulmuştur. Milletimizin, şehide ve şehit yakınlarına olan şefkat duygusu suistimal edilmiştir; engelliye olan merhamet duygusu suistimal edilmiştir. Yetmemiştir, Türk milletinin darbeye, muhtıraya karşı nefreti, 12 Eylüle karşı nefreti, Ülkücü Mustafa’nın darağacına giderken yazmış olduğu mektubun bir cümlesi, gözyaşlarıyla Başbakan tarafından okunarak suistimal edilmiştir. Neticede aldatma ve kandırma sonucu gelinen bu noktada bugünkü HSYK’nın ortaya çıkmasının sebebi Adalet ve Kalkınma Partisinin kendisi olmuştur. O zaman Milliyetçi Hareket Partisinin ikazlarına, uyarılarına kulak tıkayanlar bugün oluşmuş olan yapıdan en çok şikâyet edenlerdir. Niçin şikâyet ediliyor? Mesele burada. 16 Aralıkta niçin şikâyet yoktu, geçen ay niçin şikâyet yoktu, geçen yıl niçin şikâyet yoktu, ondan önceki yıl niçin şikâyet yoktu? Şikâyet ediliyor çünkü yargının operasyonları neticesinde zülfüyâre dokunan noktalara ulaşılmıştır. 17 Aralıkta milletin gözünün önüne fotoğraflarla, görüntülerle, tape kayıtlarıyla serilmiştir. Bir kirlilik vardır; bu kirlilik, Adalet ve Kalkınma Partisinin on iki yıllık iktidarı boyunca oluşturmuş olduğu haram sofrasından nemalanan iş adamlarının, haram sofrasını kuranların ve onlara kamu kaynaklarını peşkeş çekenlerin ortaya çıkarmış olduğu yolsuzluktur. Bu yolsuzluk çarkını döndürmek üzere Bakanlar Kurulunda görev almış kişilerin çocuklarının yatak odalarında çıkan kasalar içerisinde 1 tane değil, 2 tane değil, 3 tane değil, 7 tane kasa içerisinde çıkan milyon dolarla ortaya çıkmıştır. Ayakkabı kutularının içerisindeki milyon dolarlar saçılmıştır. Bir bakanın kol saatinin 700 milyar lira olması o bakanın şahsiyetine ve o bakanın siyasi kariyerine ne katacaktır ki 700 milyarlık bir kol saatine o şahsiyetini, o haysiyetini bir kenara bırakabilmiş hâle gelmiştir.

İşte, bunlar ortaya çıkıp Adalet ve Kalkınma Partisinde ve Hükûmette büyük bir korku ve telaş ortaya çıkmıştır. Bu korku ve telaş yanlışlar yaptırmıştır, hatalar yaptırmıştır. Bunlardan bir tanesi, İstanbul emniyetinden başlamak üzere 17 ayrı ilde 7 bine yakın emniyet müdürünün, emniyet müdür yardımcısının, şube müdürlerinin görev yerleri değiştirilmiştir. Niçin 17 tane? Çünkü, İstanbul dışında 16 yerde de bu pisliklerin, soygunun, hırsızlığın, yolsuzluğun izlerinin olduğunu, bilgilerinin olduğunu ya İçişleri Bakanı biliyordu veya sonradan soruşturma dosyalarından öğrenildi…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Bekir de biliyor, Bekir; örtbas ediliyor.

FARUK BAL (Devamla) - …ya İçişleri Bakanı biliyordu ya sonradan fezleke dosyalarının içinden öğrenilmiştir. O zaman Adli Kolluk Yönetmeliği değiştirilerek bunun üstü kapatılmak, üstüne bir çul serilmek istenmiştir; başarılamamıştır. Devamında yolsuzluğu soruşturmakla görevli hâkim ve savcılar önce soruşturmadan el çektirilmiş, dosyaları elinden alınmış, yetmemiş, Sayın Adalet Bakanının HSYK’yı bir saatlik ziyaretinden sonra, bu soruşturmalarda görevli olan hâkimlerden, savcılardan 20’si görevden alınmış ilk kararnameyle, arkasından 90 küsur hâkim, savcıyı kapsayan 2’nci bir kararname çıkmış ve devam etmiş, 3’üncü bir kararnameyle de 100 küsur hâkim, savcı yerinden edilmiştir.

Değerli arkadaşlarım, emniyet müdürlüğünde yapılan karşı operasyonla, yolsuzlukları ortaya çıkaran polislerin tasfiyesiyle, bu operasyonları yöneten savcıların ve hâkimlerin görevlerinden alınmasıyla bu işin bitmeyeceği belli. O zaman ne yapmak lazım? O zaman, işte bu kanunu getirerek HSYK’nın kapısına kilidi vurmak yani bağımsız, tarafsız yargının kapısına kilit vurmak, onun yerine Adalet ve Kalkınma Partisinin emrine amade bir HSYK kurmak gerekmektedir. Adalet ve Kalkınma Partisinin korku ve telaşla gelmiş olduğu nokta budur.

Değerli arkadaşlarım, bu değişikliklerden sonra ne olacağını bir önceki olaylardan görüyoruz. Bildiğiniz üzere, asrın merhamet soygunculuğu olarak bilinen Deniz Feneri davasında benzer işler yapıldı. Bu soruşturmayı ortaya çıkaran ve bihakkın hukukun gereğini yerine getiren savcılar işten el çektirildi, yetmedi, merhamet soyguncusu olan kişilerle ilgili davalar yumuşamaya, sulandırılmaya alındı ama onun yerine bu soruşturmayı ortaya çıkaran 3 tane savcı yargılandı, davaları görüldü, Allah’a şükür beraat ettiler, AKP yargısının veya AKP’nin yargıya olan baskısına, müdahalesine rağmen beraat ettiler ama asrın  merhamet soygunculuğunu yapanların davaları hâlâ devam etmekte. Asrın merhamet soyguncuları da AKP’nin ilişkili kuruluşlarında haysiyetleriyle, şerefleriyle, kendisine yakışan şekilde arzı endam etmektedirler.

Bu size yakışmıyor değerli arkadaşlarım. Sizler, tek kişiliklerinizi kastediyorum. Elbette ki bir milletvekili olarak belirli bir partinin mensubu olacağız ama hepinizin bir adalet duygusu var, hepinizin hak, hukuk anlayışı var. Haksızlığı korumak zorunda değilsiniz, yolsuzluğu savunmak zorunda değilsiniz. Hakkın gereği neyse onun yerine getirilebileceği yer işte burasıdır.

Dolayısıyla bundan sonra ayakkabı kutularında çıkan paralarla ilgili, yatak odalarında çıkan paralarla ilgili, bakan kollarında gezen saatlerle ilgili ve daha niceleriyle ilgili davalar ne olacaktır? Emniyetin bu alanla ilgili soruşturmacılarını tasfiye ettiniz, yerine mutemet adamlarını gönderdiniz. Savcıları tasfiye ettiniz, yerine mutemet savcıları gönderdiniz. Hâkimleri tasfiye ettiniz, mutemet hâkimleri gönderdiniz. Bu kanunla da onlara yeterli, gerekli güvenceleri sağlıyorsunuz, HSYK’yı elinize alıyorsunuz, disiplin soruşturması, kovuşturması işlerine bakanın en etkili güç olduğu bir sistemi getiriyorsunuz. Ondan sonra ne olacak? Ondan sonra bu davalar da aynen Deniz Feneri davası gibi olacak.

İşte, bugün son dakika haberleriyle ortaya çıktığı veçhile 4,5 milyon doları ayakkabı kutusunda saklayan Halkbank Genel Müdürü tahliye edildi. Onunla birlikte -rakam İnternet sayfalarında geziyor, 7-8 diyen var- 7-8 tane yolsuzluğa bulaşmış olan kişi daha tahliye edildi. Haftaya bakan çocukları da tahliye edilir. Haftaya İzmir’deki “Ankara böyle istiyor. Soruşturma yapmayacaksınız. Savcıya ‘Yapıyoruz efendim.’ deyip yapmayacaksınız. Ekipleri çıkarmayacaksınız, gözaltına almayacaksınız.” diyenlerin haklarındaki soruşturmalar da buna benzeyecektir diyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Bölüm üzerinde Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına söz isteyen Şuay Alpay, Elâzığ Milletvekili. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GURUBU ADINA ŞUAY ALPAY (Elâzığ) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan kanun teklifi üzerinde grubum adına söz almış bulunuyorum. Bu nedenle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Türkiye, kendi tarihinin en derin, köklü değişimini yaşamaktadır. Büyük ve yeni Türkiye, çevresine örneklik teşkil edecek tecrübe, duruş ve mücadelesiyle, vizyonuyla ön aldığı zorlu bir süreçten geçmektedir. Toplum ve siyaset mühendisliği yapan ve bu nedenle hukuku araç olarak gören ve istediği zaman askıya alan derin yapılar için 1960’lı yıllara kadar hüküm süren bir Mahmut Esat Bozkurt dönemi vardı ve anlayışı vardı. Bu anlayış temsilcilerine göre, hâkim ve hukuk kuralı da onun için ideolojiyi hayata geçirecek bir kuraldan başka bir şey değildi, araçtan başka bir şey değildi. Ankara Hukuk Fakültesinin ilk mezuniyet töreninde yaptığı konuşmada Türk adliyesinin yegâne övünç duyacağı şeyin devrim için hazır olmak ve onu savunmak olduğunu dile getirdi. Bu anlayış 2000’li yıllara kadar geçerli olacak bir anayasa düzeninin inşasını sağladı. Bu anlayışta 27 Mayısın kukla mahkemeleri emir ve talimatla çalıştı, bu mekanizmalar Başbakan Menderes ve 2 bakanı idam ettirdi. Yargı yeniden dizayn edilerek yargı vesayetinin iktidarları gölgelemesi sağlandı.

12 Eylül darbesinde Yüksek Hâkimler ve Yüksek Savcılar Kurulu üyeleri Kenan Evren’i ziyaret ederek bağlılıklarını ilettiler ve emir ve talimatlarla mahkemeler idam fermanları verdi.

28 Şubat döneminde de durum çok farklı değildi. Otobüslerle Genelkurmaya taşınan hâkim ve savcılarımız verilen brifingin ardından ayakta dakikalarca sürecek alkışlarla utanç tabloları oluşturdular.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; darbe kolektif bir yapının ürünüdür. Askerî bürokrat, akademisyen, STK, işveren ve medya organlarının kolektif olarak hareket ettiği bir süreçtir. Bu kolektif yapının en büyük ortaklarından biri de yargıdır. Yargının günahıyla yargının sorunları arasında büyük benzerlikler vardır. Siyasetteki iklim değişimlerine paralel olarak pozisyon üstlenmek, hakem olma vasfını yitirip taraf olmak, siyasetin ve siyasetçinin alanını daraltarak darbe ve darbecileri görmezden gelmek, bireyi devlete, özgürlüğü güvenliğe ve adaleti statükoya feda etmek, birilerinin ya da bazı yapıların ön ya da arka bahçesi olmak.

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Sayenizde öyle oldu, sayenizde.

ŞUAY ALPAY (Devamla) - Aslında bu saydıklarım, varlık nedenini ihmal eden ve çokça tartışılır hâle gelen yargının toplum nezdinde güven kaybının ve pek çok sorunun da ana kaynağı ve nedenidir.

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Referandum yaparken bunları niye düşünmediniz?

ŞUAY ALPAY (Devamla) – İşte, biz, iktidara geldiğimiz 2002 yılından itibaren bu durumu tespit etik ve bu sorunları çözmek için ciddi adımlar atmaya başladık. Bu konuda başta yargı kurumu olmak üzere önümüze engeller çıkaranlar oldu ve bizi etkisiz kılmak isteyenler oldu. Yüksek hâkimler ve anayasa hukukçularınca üretilen ve darbe tehdidi altında yargısal bir karara dönüştürülen 367 hokkabazlığı ve yüzde 50 oy almış bir siyasi partiyi kapatma darbeleri yaşandı. 2010 tarihine gelinceye kadar bu ve benzeri ağır problemlerle kararlılıkla mücadele ettik.

Elbette gönlümüzden geçen ve arzu ettiğimiz şey, bu ülkenin hak ettiği sivil, özgürlükçü, adil, hakkaniyete uygun bir anayasayla, bu milletin var ettiği adil, kısa bir anayasayla bu düzeltmeleri yapmaktı. Ve yapmak istediğimiz, başta yargı reformu olmak üzere HSYK’nın da bu manada bir sivil anayasayla yeniden yapılandırılmasıydı. Ancak Türkiye’nin yaşadığı şartlar ve diğer siyasi partilerin bildik tutumları bir sivil anayasa yapma imkânı bırakmadı. Bu nedenle 2010 tarihinde sadece kısmi bir anayasa değişikliğiyle yetinmek zorunda kaldık.

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Evet, şimdi bunun tamamını tasfiye edeceksiniz.

ŞUAY ALPAY (Devamla) – Bu değişikliğin öncesinde HSYK, çoğulculuğu dışlayan, homojen ve tekçi yapısıyla öne çıkıyor, çoğulculuğu ve çeşitliliği temsil etmiyor, bürokratik ve vesayetçi reflekslerle davranıyordu. Bunları hatırlayınız, hepimiz bunları yaşadık.

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Şimdi sizin vesayetinizi kuruyor, AKP’nin vesayetini kuruyor. Yargıda AKP vesayeti dönemini başlatıyorsunuz.

ŞUAY ALPAY (Devamla) – Bu nedenle de yargı ve adalet kurumu sürekli tartışılır hâldeydi. Ancak bu değişiklik sonrasında CHP Anayasa Mahkemesine iptal davası açtı ve buna bağlı olarak üyelerin oy kullanma yöntemi değişti ve bugün yaşadığımız problemlerin büyük oranda oluşmasına neden olan süreçler başlamış oldu ve bu değişiklik HSYK bünyesinde çoğulcu değil, çoğunlukçu bir yapının oluşmasına neden oldu ve bugün yaşadığımız sıkıntıların temelini oluşturdu. Bu Anayasa değişikliği sonrasında yürürlüğe konulan HSYK yapısıyla birlikte uygulamada maalesef yine bürokratik yönü ve özelliği ağır basan idari bir yapı ortaya çıkmış oldu.

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Kendiniz yaptınız, şimdi şikâyet ediyorsunuz!

ŞUAY ALPAY (Devamla) – Kamuoyunda yeni HSYK da eskisi gibi bürokratik nitelikli bir vesayet organı olarak algılandı ve bu algı bu şekilde devam etti. Eski HSYK’nın çoğulculuğu dışlayan, homojen ve tekçi yapısını değiştirmek amacıyla gerçekleştirilen Anayasa değişikliği maalesef yeni HSYK’da karşılığını bulamadığından dolayı yeni HSYK karşısında böyle bir kamuoyu algısının oluşmasına neden oldu ve son gelişmelerle birlikte bu algı daha da pekişmiş oldu. Bunu hep birlikte müşahede ettik.

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Allah, Allah!

İnsaf, hep mağduru oynuyorsunuz!

ŞUAY ALPAY (Devamla) – Anayasa’da değişiklik yapılmasının itici saikini oluşturan toplumla ve toplumsal gerçeklikle bağını koparmış yargıdan kurtulma düşüncesi yeni HSYK pratiğiyle boşa çıkmış oldu.

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Kendiniz yapıyorsunuz, kendiniz tekrar bozuyorsunuz! Hep siz mağdur oluyorsunuz.

ŞUAY ALPAY (Devamla) – Devletin en temel yapı taşlarından birinin yargı erki oluğu şüphesizdir ve adalet hava gibi, su gibi, ekmek gibi ihtiyaç olan bir şeydir.

GÜRKUT ACAR (Antalya) – E, nerede adalet? Sayenizde hiç kalmadı!

ŞUAY ALPAY (Devamla) – Ancak, adaleti sağlayacak mekanizmaların herhangi bir zümre, yapı, grup ya da bir ideolojik grup tarafından ele geçirilmesi, araçsallaştırılması asla kabul edilemez, hiçbir hukuk devleti ve hiçbir demokratik yapı buna izin vermez.

Arkadaşlar, hükûmetler gelip geçicidir. AK PARTİ ve hükûmetleri de hizmet ettiği sürece var olur ve millet var ettiği sürece de var olur. Millet “tamam” dediği zaman da “eyvallah" der ve çeker gider.

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Yok yok, siz ebediyen kalacaksınız, öyle hazırlık yapıyorsunuz.

ŞUAY ALPAY (Devamla) – Ancak, buna da yürekten “eyvallah” der.

Ancak, adalet mekanizmalarının yapılar, ideolojik gruplar, zümre -adına ne derseniz deyin- bu gruplar tarafından, bu yapılar tarafından araçsallaştırılması ve ele geçirilmeye çalışılması asla kabul edilemez. Bu tehdit niteliklidir, kalıcıdır, yıkıcı ve yok edicidir, herkesi yakar bu ateş. Hangi hükûmet olursa olsun, bu tehdit, o hükûmete karşı yıkıcılığını devam ettirerek var olmaya çalışır.

OKTAY VURAL (İzmir) – Bence tehdidin büyüğü haramilerden geliyor!

ŞUAY ALPAY (Devamla) – Bu da asla kabul edilecek bir durum değildir. Nitekim, şu andaki durum yargı makamlarının kullanılması suretiyle Hükûmete karşı hukuk darbesi yapılması olgusudur. Bunu da görmeniz lazım.

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Cumhuriyeti tasfiye ediyorsunuz, asıl darbe bu.

ŞUAY ALPAY (Devamla) – HSYK, herkesin gözü önünde Anayasa’nın 138 ve 159’uncu maddesini açıkça ihlal etti, yetki gasbı yaptı.  

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Siz, şimdi, Cumhuriyeti tasfiye ediyorsunuz bu yasayla.

ŞUAY ALPAY (Devamla) – Devam eden davalara yön verdi ve hukuksuz işlerin kaynağı hâline geldi, bunu hep birlikte müşahede ettik arkadaşlar.

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Sayenizde, sayenizde!

ŞUAY ALPAY (Devamla) – Bu sebeple de, hukuki meşruiyetini çok tartışılır bir hâle getirdi. Demokrasimizin ve sivil siyasetimizin bekası, hukukun üstünlüğü, bağımsız ve tarafsız bir yargı mekanizmasının çalıştırılarak adaletin tecellisi için HSYK’nın yeniden yapılandırılmasına büyük ihtiyaç vardır ve bu pratik, kaçınılmaz bir sonuçtur.

HSYK Kanunu’nda değişiklik yapılmasını öngören kanun teklifi Anayasa’nın 159’uncu maddesinin son fıkrası çerçevesinde yapılan Anayasa’ya uygun bir değişiklik ve düzenlemedir. Gerçekleştirilmek istenen kanun değişikliğiyle, yürürlükteki Anayasa ilke ve kurallarına ters düşmeden HSYK Kanunu’nda değişiklik yapılmak istenmektedir. Komisyon görüşmeleri sırasında birlikte müşahede ettik; teklifleriniz oldu, bu teklifler ve itirazlar dikkate alındı ve değerlendirilmeye alındı. Muhalefet partili arkadaşların teklifleri de değerlendirildi.

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Hiçbiri alınmadı, hiçbiri.

ŞUAY ALPAY (Devamla) – Dolayısıyla, metinde değişiklikler gerçekleştirildi.

Şimdi, değerli arkadaşlar, Sayın Başkan; Sayın Başbakanımız, bu konuda, muhalefet partilerine 3 defa çağrıda bulundu. Özellikle bu çağrılarla birlikte Anayasa değişikliği yapmak suretiyle HSYK’da birlikte değişiklik yapılması çağrısını yineledi. Bu çağrılar da sırf bir uzlaşma zemini aramak niyetiyle yapıldı. Ancak, gerekçelerini anlayamadığımız ve izah edemediğimiz şekilde bu çağrılar muhalefet tarafından karşılık görmedi ve bu sebeple biz görüşülmekte olan kanun teklifinin görüşmelerine ara verdik.

Şimdi, değerli arkadaşlar, yargı ve hukuk başta olmak üzere, sorunların ana nedenlerinden biri darbe anayasasıdır ve özellikle edilgen darbeci ve vesayetçi zihniyetin devamıdır. Sorunların büyük oranda bu milletin var ettiği özgürlükçü, adil, kısa, hakkaniyete uygun bir sivil anayasayla giderilmesi gerektiğidir. Hem bu olacak aynı zamanda da milletin değerlerine yaslanan, milletin değerlerinden beslenen, erdemli, her türlü vesayeti reddeden bir zihniyetle bunlar yapılacaktır.

Ben bu teklifin sonuç itibarıyla Genel Kurulun onayını alıp yasalaşacağını ümit ediyorum. Bu duygu ve düşüncelerle yüce heyetinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) 

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Bölüm üzerinde şahsı adına söz isteyen Rıza Türmen, İzmir Milletvekili. (CHP ve BDP sıralarından alkışlar)

RIZA TÜRMEN (İzmir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, bu kanun değişikliklerini doğru değerlendirmek için resmi önümüze koymamız gerek. Bu ne zaman ortaya çıktı? Başbakan HSYK’ya kızdı ve dedi ki: “Yetkim olsa HSYK’yı anında yargılardım.” ve ondan sonra…

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Öncesi de var, HSYK bildiri yayınladı.

RIZA TÜRMEN (Devamla) – HSYK bildiri yayınladı. HSYK niye bildiri yayınladı?

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Görülmekte olan bir dava…

RIZA TÜRMEN (Devamla) – Çünkü, Adli Kolluk Yönetmeliği değiştirildi, HSYK bildiri yayınladı ve bu bildiri Başbakanı kızdırdı ve böyle bir şey yaptı.

OKTAY VURAL (İzmir) – Genel Kurul kararı canım.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Öyle bir hakkı var mı?

OKTAY VURAL (İzmir) – Genel Kurul kararı, Adalet Bakanı Müsteşarı da var.

RIZA TÜRMEN (Devamla) – Bundan sonra başladı.

İçinde bulunduğumuz nokta şudur: Hükûmet bir yandan yolsuzluk suçlamalarını “Hükûmete darbe” iddiasıyla etkisizleştirmeye çalışıyor, öte yandan, kendini koruma hamleleriyle hukuk devletine son veriyor, hukuk devletini rafa kaldırıyor.  Bunun sonucunda bir dizi yasa karşımıza çıkıyor. İşte, İnternet Yasası, işte efendim, HSYK, işte, Ceza Muhakemesi Kanunu’nda yapılmak istenen değişiklikler.  Aceleyle hazırlanmış, telaşla hazırlanmış, doğru dürüst kimseye danışılmamış ve belirli bir siyasi amaca yönelik olarak yapılmış bu yasa değişiklikleri Türkiye’de hukuk devletinin ve demokrasinin büyük ölçüde yaralanmasına sebep oluyor. Bu trende karşı durmak gerekir. Partiniz ne olursa olsun, ister muhalefet partisi ister efendim iktidar partisi olsun Türkiye’de hukuk devletini ortadan kaldıracak olan, demokrasiyi ortadan kaldıracak olan bu trende, bu yasalar dizisine karşı direnebilmek gerekir. Demokrasiden yana olan herkesin görevi, herkesin ödevi bu trende karşı bir direniş ortaya koymaktır. Bu direniş Meclis içinde de geçerli olmalıdır, Meclis dışında da geçerli olmalıdır ama bu trendin devam etmesine izin veremeyiz. Bu trendin devam etmesi ve bu trendin başarılı olması Türkiye’de hukuk devletinin sonunu getirecektir. Bunu durdurmak zorundayız.

Burada baktığınız zaman şöyle bir argüman var: Efendim, bizim yaptıklarımız Anayasa’ya uygundur. Şimdi, Anayasa’ya uygunluk… Bir kere Anayasa’ya uygun değil, birçok maddesi Anayasa’ya aykırı, Anayasa maddelerine aykırı olmasa bile Anayasa’nın ruhuna aykırı. Çünkü HSYK Anayasa’da bağımsızlık, hâkim bağımsızlığı, tarafsızlığıyla güvence altına alınmıştır; ona aykırı, Anayasa’nın ruhuna aykırı. Ama tutun ki bunlar da yok ortada Anayasa’ya tamamen uygun. Yani iktidar şöyle diyor çünkü benim anladığım: Anayasa’da yazılı olmayan boşluklar vardır, biz o boşluklardan yararlanarak yürürlüğe sokarız bunları, o alanları kullanırız. Ama bu böyleyse Anayasa’ya uygun bir yasa yapmak da yeterli olmaz. Yasalara, Anayasa’ya şekil bakımından uygun bir yasa yapmak aslında hukuk devleti bakımından yeterli değildir. Çünkü burada amaç, sadece şeklen uygunluk değildir, aynı zamanda ruhen Anayasa’nın amacına uygun olması gerekir, hukuk devleti ilkelerine uygun olması gerekir. Hukuk devleti ilkelerine uygun değilse, yani nedir onlar? Hukuk devletinin amacı, iktidarın hukuk sınırları içinde kalmasını sağlamaktır. İktidarın hukuk sınırları içinde kalmasını sağlayamıyorsa, tahakkümü önleyemiyorsa istediği kadar şeklen Anayasa’ya uygun olsa da olur olmasa da olur. Burada önemli olan, bu, hukuk devleti ilkelerine uygun mudur değil midir ona bakmak lazım. Buna uygun değil, bu yasa buna uygun değil bir kere, Anayasa’ya da uygun değil ama buna asıl uygun değil.

Bir de iktidar şunu ileri sürüyor: “Efendim masumluk karinesine saygı gösterin.” diyor. Şimdi, arkadaşlar, masumluk karinesi bir ceza yargılaması varsa mevcuttur. Bir ceza yargılamasının güvenceleridir, şekli, usulü güvenceleri vardır. Bir tanesi de tabii ki masumluk karinesidir. Eğer siz soruşturmanın önünü tıkıyorsanız, efendim, yargılamaya izin vermiyorsanız doğru dürüst, o zaman yargılamanın güvencelerinden söz etmek mümkün değildir. Yargılama yoksa yargılamanın güvenceleri de yoktur ortada. Onun için masumluk karinesinden söz etmek burada bu bağlamda doğru değildir. Bunları arzetmek istemiştim.

Teşekkür ederim. (CHP ve BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Bölüm üzerinde şahsı adına söz isteyen Ramazan Can, Kırıkkale Milletvekili. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Teklifin Anayasa’yla ilgili maddelerine değinmek istiyorum. Anayasa madde 6: “Egemenlik, kayıtsız şartsız Milletindir.” Madde 7: “Yasama yetkisi Türk Milleti adına Türkiye Büyük Millet Meclisinindir. Bu yetki devredilemez.”

Yine HSYK’yla ilgili madde 159: “Kurul, adlî ve idarî yargı hâkim ve savcılarını mesleğe kabul etme, atama ve nakletme, geçici yetki verme, yükselme ve birinci sınıfa ayırma…” devam ediyor. “…disiplin cezası verme, görevden uzaklaştırma işlemlerini yapacağı…” belirtilmiştir. 11 Aralık 2010 tarihli 6087 sayılı HSYK Kanunu’yla Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun kuruluşu, teşkilatı, görev ve yetkileri ile çalışma usul ve esasları kanunla düzenlenmiştir. Uygulamada yaşanan problemler nedeniyle Kurulun etkin, verimli çalışması maalesef mümkün olmamıştır. Kurul üyeliğine seçim usulü, dairelerin oluşumu, çalışma usulü ve görevleri, kararlara itiraz, genel kurul ve Kurul başkanının görevleri, personel atama, iç işleyiş kanuni düzenlemeyi gerektirdiğinden bu teklif verilmiştir.

Diğer yandan, teklifin Anayasa’ya aykırılığı itirazına gelince: Teklifin Anayasa’ya aykırı olduğu, kuvvetler ayrılığı ilkesini ihlal ettiği ileri sürülmüşse de, yasama iktidarının Anayasa’nın 4’üncü maddesi istisna kalmak kaydıyla sınırlanması anlamına gelir ki bu hukuki olmaz, gerek yasama gücünün gerekse meşru yasama çıkarma hakkına halel getirmek anlamına gelir ki bu da kabul edilemez. Diğer yandan, millî iradenin temsilcilerinden oluşan Meclisin kanun çıkarmasına engel olmak anlamına da gelir ki bu da kabul edilemez.

Anayasa’nın sözüne ve ruhuna aykırılık itirazına gelince: İç Tüzük 38; Komisyon, kendisine havale edilen teklif ve tasarının Anayasa’ya aykırı olup olmadığını tetkik eder. Komisyon bu konuyu iki gün tartışmış ve Anayasa’ya aykırı olmadığına kanaat getirmiştir. Bu kanaat belki de birilerini tatmin etmeyebilir ancak Meclis kanun çıkarabilir, hatta Anayasa’ya aykırı kanun bile çıkarabilir.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Anayasa’ya sadakate namusun üzerine yemin ettin yahu!

RAMAZAN CAN (Devamla) – Zaten yasamanın Anayasa’ya aykırı kanun çıkarabileceği öngörüsü anayasa mahkemelerinin kurulmasını gerektirmiştir. Hukuk devletlerinde kanunların Anayasa’ya aykırılığının murakabesini de anayasa mahkemeleri sağlamaktadır. Bu nedenledir ki yasamaya kanun çıkarma yetkisinin verilmesi onun Anayasa’ya aykırı kanunları bile çıkarabileceği yetkisini de kapsamaktadır. Tabii ki, biz bu kanun teklifinin Anayasa’ya aykırı olmadığı kanaatindeyiz. Aksini düşünen muhalefet kanunu Anayasa Mahkemesine götürüp murakabe edebilecektir diyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

On beş dakika süreyle soru-cevap işlemi yapılacaktır.

Sisteme giren sayın milletvekilleri: Sayın Genç, Sayın Tanal, Sayın Öz, Sayın Yılmaz, Sayın Akçay, Sayın Gök, Sayın Köse, Sayın Serindağ, Sayın Acar, Sayın Çam, Sayın Çelebi.

Sayın Genç…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Biraz önce konuşurken Bekir Bey bana dedi ki: “Sen bana çamur attın.”  Bekir, sen Adalet Bakanlığına geldiğin gün…

RECEP ÖZEL (Isparta) – “Bekir” ne demek ya?

KAMER GENÇ (Tunceli) – …Tayyip Erdoğan, çocuklarının ve bakanlarla ilgili olarak savcıların ve polislerin tespit ettikleri soruşturma belgelerinin kaldırılması ve bununla ilgili belgelerin yok edilmesi konusunda sen ve müsteşarın savcılara telefon ettiniz ve savcılar da seninle ilgili fezleke tuttular, iki tane fezleke gönderdiler sana. Senin eğer alnın temizse o fezlekelerin gereğini yapıp evvela hesap vermek zorundasın. Sen hesap vermedikçe o lekeler senin alnından silinemez ve sen o lekelerin altındayken burada, gelip Meclisin karşısında Adalet Bakanlığı koltuğuna oturamazsın.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Sen nereden biliyorsun? Sen mi başvurdun?

KAMER GENÇ (Tunceli) – Bu, dolayısıyla yaptığın Anayasa ihlalidir. Bunun hesabını çok ağır vereceksin.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Tanal…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, bugüne kadar hâkim ve savcılar aleyhine açılan tazminat davaları varsa, sonuçlanmışsa Bakanlık olarak hiç rücu ettiniz mi? Bu bir.

İkincisi, adliyelerin içerisinde bulunan çay ocakları Adalet Bakanlığına mı bağlı, yoksa bu Adalet Bakanlığı İnfaz Kurumları ve Tutukevleri İşyurtları Kurumuna mı bağlı? Bu şekilde kiraya verilen yerler varsa kirasını almayıp da sürüncemede bıraktığınız alacaklar var mıdır? Varsa hangi adliyeler var ve kaça kiraya verdiniz? Bunlarla bir yakınlığı bakanların, siyasetçilerin var mıdır bu şirket ortaklarından?

Bir başka soru: Takdir edersiniz hacizlere gidilen bu araçlar var, Adalet Teşkilatını Güçlendirme Vakfına ait. Mesela Ankara Adliyesinden en yakın mesafeden kaç para ücret alınıyor? Burada bir taksimetre mi kullanılıyor, yoksa mesafe tarifnamesi, değeri, ölçüsü, kriteri nedir?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Öz…

Sayın Yılmaz…

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Sayın Bakan, Sayın Başbakan bu 17 Aralık operasyonu sürerken “Bu Halk Bankası Müdürünün evinden çıkan paraların bankayla ilgisi var mı? Böyle bahsedilmesi vatana ihanettir. Müdürün dürüstlüğünden en ufak şüphem yok.”, yine “Rıza Sarraf ülkeye katkısı olan, hayır işlerine giren birisidir.” gibi ifadelerde bulundu. Yine bu soruşturmayı yürüten savcılarla ilgili “vatan haini” benzeri ifadelerde bulundu. Bu, direkt Anayasa’nın 138’nci maddesinin ihlali değil midir? Bu konuyla ilgili ne düşünüyorsunuz?

İkincisi, kırk beş gün beklettikten sonra bu fezlekeleri niye iade ettiniz, onu sormak istiyorum.

Üçüncü sorumu da Adalet Komisyonu Başkanına soracağım: Sayın Adalet Komisyonu Başkanı, siz bakan olsaydınız bu fezlekeleri iade eder miydiniz?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Akçay…

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

İmralı’daki teröristbaşı Öcalan’ın KCK soruşturmasına dâhil edilmesi için 2010 yılında, İstanbul’da, Terörle Mücadele Kanunu kapsamında görevli savcılığın örgüt yöneticiliği iddiasıyla açtığı soruşturmanın, yetkisizlik kararıyla Bursa Cumhuriyet Başsavcılığına gönderildiği ve buradaki soruşturmanınsa henüz sonuçlandırılmadığı bilgisini, Ankara Milletvekilimiz Sayın Özcan Yeniçeri’nin soru önergesine cevabınızda veriyorsunuz ve buradan da bu davanın sümen altı edildiği anlaşılıyor. Bu davayı niye sürüncemede bırakıyorsunuz? Acaba bunun PKK’yla yürüttüğünüz bir süreçle alakası mı vardır?

Bir de, yolsuzluğa adı karışan 4 bakanın fezlekesi ısrarla Türkiye Büyük Millet Meclisinden kaçırılıyor…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum

Sayın Gök…

LEVENT GÖK (Ankara) – Sayın Bakan, 1 Haziran tarihinde Kızılay’da polis kurşunuyla vurularak öldürülen Ethem Sarısülük’ün davası tam bir yılan hikâyesine döndü. Mahkemenin çekilme talebinin reddedilmesi üzerine mahkemenin tekrar dosyayı size geri gönderdiği, tam kırk gün sizde kaldıktan sonra dosyanın iade edilmesi üzerine, bu sefer de bir üye hâkimin davadan çekilmesi üzerine dosyanın hâlâ görülemiyor olması, duruşmanın bırakıldığı tarih ile son duruşma arasında yaklaşık üç aydan fazla bir zaman geçmiş olması karşısında bu dava, Türk adalet tarihinde çok haksız bir şekilde öldürülen bir kişinin hakkının aranmadığı ve adaletin tecelli etmediği bir dava olarak tarihe geçmiştir. Bu konuda vicdanınız rahat mıdır? Bu konuda ne yapmayı düşünüyorsunuz?

İkinci olarak: Uludere’de askerî mahkemenin verdiği takipsizlik kararı üzerine vicdanınız rahat mıdır? Bu konudaki düşünceniz nedir?

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Köse…

TUFAN KÖSE (Çorum) – Sayın Bakan, soruşturmaları yürüten cumhuriyet başsavcılarının hâlen işlevsiz olan istinaf mahkemelerine başsavcı olarak atanmalarının gerekçeleri nedir?

İkinci sorum: Bu İşyurtları kurumlarından elde edilen gelirlerin paylaştırılmasına ilişkin bir yönetmeliğiniz var mıdır? Var ise bu yönetmelikte neden işyurtları kurumlarının bütün teknik gereksinimlerini gören teknik personele verilmemektedir?

Yine, infaz koruma memurlarına verilen silah alma ruhsatı aynı koşullarda çalışan idari ve teknik personele tanınmamaktadır. Bunun sebebi nedir? Buna ilişkin bir çalışmanız var mıdır?

Yine, cezaevlerinde çalışan teknik personele niçin fazla mesai ücreti ödenmemektedir?

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Serindağ…

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, Sayın Başbakan rüşvete “Bir siville, bir memurun iş tutması demektir.” dedi. Bundan ne anlıyorsunuz? Siz bu tanıma katılıyor musunuz?

Gene Sayın Başbakan yolsuzluğu tarif ederken “Ben ‘yolsuzluk’ dendiğinde şunu anlarım: Devletin kasası soyuluyor mu, soyulmuyor mu? Ayakkabı kutusu içerisinde bulunan paralar, Halk Bankasından alınan ya da soyulan para değildir.” dedi. Siz bu tanıma katılıyor musunuz?

Üçüncüsü: Sayın Bakan, bu tanımdan üç gün sonra Halk Bankası Genel Müdürü tahliye edildi. Bu tanımla tahliye arasında bir irtibat görüyor musunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Son soru, Sayın Acar…

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Sayın  Bakan, yeni tape kayıtları Twitter’a düştü. Buna göre Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Başdanışmanı Yalçın Akdoğan’ın Habertürkten Fatih Saraç’ı telefonla arayarak, CHP’li vekillerin Meclisteki konuşmalarının Habertürkte yayınlanması nedeniyle azarladığı görülüyor. Yalçın Akdoğan Saraç’ı “Biz Meclis TV’yi kapattırıyoruz kimse görmesin diye, siz canlı Meclisi veriyorsunuz.” sözleriyle azarlamıştır. Bu gece yarısı kanunları çıkartmanızın sebebi bu mudur ve bu baskı ve tehdit altında böyle bir olayla ilgili nasıl bir soruşturma yaptınız?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Bakan, buyurun.

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle Sayın Genç görüşlerini ifade etti, bir soru da sormadı ama ben şunu burada bir kez daha açıklıkla ifade etmek isterim ki, hiçbir cumhuriyet savcısını arayıp “Bu soruşturmaları yapmayın, bu soruşturmaları durdurun, bunların üzerini örtün, bunları yapmayın.” demedim.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Kendin itiraf ettin canım. Cumhuriyet başsavcısına telefon ettin. Tutanaklarda var.

SIRRI SAKIK (Muş) – Savcı yalan söyleyemez mi kardeşim?

OKTAY VURAL (İzmir) – Bizim savcıları niye aramıyorsunuz bizim davalarla ilgili?

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Ben böyle bir şey demedim. Bunu diyen namussuz ve şerefsizdir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Ama bunu dediğimi ispat etmeyen de namussuz ve şerefsizdir. (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

Tamam mı? Bak, bir daha söylüyorum: “Bu soruşturmaları durdurun, bu işleri yapmayın, bu işlerin üzerine örtün.” diyen namussuz ve şerefsizdir ama bunu dediğimi ispat etmeyen de -tekrar söylüyorum- namussuz ve şerefsizin ta kendisidir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

KAMER GENÇ (Tunceli) – Fezlekeni o zaman açıkla.

OKTAY VURAL (İzmir) – Savcı hakkında dava açtınız mı?

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Anladınız mı? O kadar, ellerinizde kaset varsa, tutanak varsa, ne varsa hepsini ortaya koyun.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sizin hakkınızda fezleke düzenleyen savcı hakkında dava açtınız mı?

BEDİİ SÜHEYL BATUM (Eskişehir) – Niye görevden aldınız?

KAMER GENÇ (Tunceli) – Niye görevden aldınız o zaman?

OKTAY VURAL (İzmir) – Hâkim ve Savcılar Yüksek Kuruluna şikâyette bulundunuz mu?

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Bakın, çok net söylüyorum, ben cumhuriyet savcılarının görevlerini neye göre yaptıklarını bilen birisiyim.

OKTAY VURAL (İzmir) – Niye arıyorsunuz?

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Ceza Muhakemesi Kanunu ve diğer yasalar mevzuat çerçevesinde görev yaparlar. Bir soruşturma başladığı zaman, bu soruşturmanın nasıl yapılacağını da kanunlar gösterir. Kanunlara uygun olarak soruşturmalar sürer ve kanunlara uygun olarak da sona erer.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Niye savcıyı görevden aldın?

OKTAY VURAL (İzmir) – Aradınız mı, aramadınız mı?

KAMER GENÇ (Tunceli) – Kanun diye bir şey bırakmadın ya!

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Benim, Adalet Bakanı olarak bir soruşturmayı durdurma, üzerini örtme, örttürme gibi bir yola tevessül etmem asla kabul edilemez, doğru da değildir.

OKTAY VURAL (İzmir) – Niye savcıyı aradınız, niye?

KAMER GENÇ (Tunceli) – Savcıyı niye görevden aldın?

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Bir kez daha söylüyorum: Bekir Bozdağ böyle bir şey dememiştir. Ben daha önce de söyledim. Canlı yayınlarda -soruşturma gizli olduğu hâlde- soruşturmaya dair pek çok yayınlar yapılıyor. Burada, Parlamentoda Grup Başkan Vekili olduğum dönemde, daha evvelki zamanlarda, pek çok insan burada, bu kürsüde masumiyet karinesini dile getirdi.

KAMER GENÇ (Tunceli) – İşine geldiği zaman “masumiyet karinesi” diyorsun. Savcıyı niye görevden aldın?

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Hatta, benim konuşmalarım olduğunda bazı arkadaşlarım oradan bana laflar attılar ve geçmişte çok konuşuldu. Bir Adalet Bakanı olarak oturduğum yerde, gizli olan bir soruşturmanın televizyondan âdeta canlı yayında verilir gibi detaylarına dair görüntüleri gördüğümde ben rahatsız olmayayım mı? Soruşturma gizli, bu gizli soruşturma böylesi aleni bir şekilde canlı yayında yapılırsa doğru mu? Hukuk ihlal edilirse doğru mu?

KAMER GENÇ (Tunceli) – Yahu, sen kendin dedin “Ben savcıya telefon ettim.”

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Soruşturmaların gizliliğinin en önemli nedeni…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sen kendin dedin “Ben savcıya telefon ettim.” Niye inkâr ediyorsun?

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – …delillerin toplanması, faillerin yakalanması, bu önemlidir ama bundan daha önemlisi, insanların onur ve haysiyetinin korunmasıdır…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Ya, onur, haysiyetiyle kimsenin oynadığı yok, doğru söyle.

FATMA NUR SERTER (İstanbul) – Şimdi mi aklınıza geliyor?

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – …masumiyetinin korunmasıdır, lekelenmeme hakkının muhafazasıdır.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Hayır, bir defa doğru konuşmuyorsun, doğru konuşmuyorsun.

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Soruşturma başlayan kişiyle ilgili belki savcılık hiç ifadeye bile o kişiyi çağırmadan dosyayı kapatacak…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Bir makamda oturuyorsun, doğru konuşmuyorsun.

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – …belki ifadeye çağıracak, sonra takipsizlik verecek ama eğer bunlar aleni bir şekilde yapılırsa, bu, takipsizlik verilecek veyahut da dosyası kapanmış olan veyahut da iddianame açılıp beraat eden kişilerin hepsi daha işin başında lekelenmiş, suçlanmış, mahkûm edilmiş olacak; bu yanlıştır.

OKTAY VURAL (İzmir) – Savcıyı niye ayarladınız? Savcıyı niye ayarladınız?

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Bakın, burada, Parlamentoda biz hepimiz büyük bir yanlış yapıyoruz. Devam eden soruşturmalarla ilgili henüz sanık sıfatı dahi verilmemiş olan kişilerle…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Bak, biz kimseyi suçlamıyoruz, fezlekeni açıkla diyoruz, fezlekeni.

OKTAY VURAL (İzmir) – Savcıyı ayarlıyorsunuz, savcıyı. Savcı, hâkim ayarlıyorsunuz.

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – …şüpheli olanlarla ilgili onları sanık yaptık, onları mahkûm yaptık, onların cezasını kestik.

OKTAY VURAL (İzmir) – Hangi yüzle Adalet Bakanlığı yaptım diyorsunuz.

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Parlamentoya da yakışmaz, bize de yakışmaz, hiç kimseye de yakışmaz. (CHP sıralarından gürültüler)

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Sayın Başkan, müdahale eder misiniz.

OKTAY VURAL (İzmir) – Savcı ayarlıyorsunuz, savcı.

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Bırakın hukuk işlesin, bırakın hukuk işlesin. (AK PARTİ ve CHP sıraları arasında karşılıklı laf atmalar)

OKTAY VURAL (İzmir) – Savcı, hâkim ayarlıyorsunuz.

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Hukuk işlediği zaman doğru kararını mutlaka verecektir.

OKTAY VURAL (İzmir) – Yargıya müdahale ediyorsunuz.

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Savcı ayarlayan yoktur…

OKTAY VURAL (İzmir) – Doğruları söylemiyorsunuz.

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – …kimsenin savcı falan ayarlaması da mümkün değildir çünkü savcılar görevlerini Anayasa ve yasalara göre yapar. (AK PARTİ ve CHP sıraları arasında karşılıklı laf atmalar)

OKTAY VURAL (İzmir) – Bir buçuk ay fezleke beklettiniz, oradan delilleri çaldınız.

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Bir başka, bununla bağlantılı olduğu için söylüyorum.

LEVENT GÖK (Ankara) – Haberal buradayken konuşamazsınız bunları.

OKTAY VURAL (İzmir) – O dosyaları incelediniz. Hani postacıydınız?

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Hâkim ve savcıların ataması 1. Daire tarafından yapılmaktadır.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, o zaman cevapların devamını dinlesinler.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen dinleyin.

OKTAY VURAL (İzmir) – Adalete ve yargıya darbe vuran bir Adalet Bakanısınız siz, aslında adalet celladısınız.

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – HSYK Başkanı sıfatıyla Adalet Bakanının 1. Dairenin toplantılarına katılması, orada görüş bildirmesi, orada oy kullanması mümkün değildir çünkü Anayasa açık.

OKTAY VURAL (İzmir) – Vatandaşla ilgili davalarda savcıları ayarlayamadın ama.

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Adalet Bakanı, HSYK Başkanı sıfatıyla dairelerin toplantılarına katılamaz, kararlarına katılamaz, orada görüş de bildiremez. Benim görüş bildirmediğim bir konuda, toplantısına katılmadığım bir konuda beni bununla itham etmek yakışıksız olmuştur. Bu, tamamen 1. Dairenin yaptığı bir tasarruftur diğer tasarruflar gibi.

KAMER GENÇ (Tunceli) – 1. Daireyi niye hemen değiştirdin?

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Tabii, bu tasarrufları burada bir kez daha ifade etmek isterim. Kamuoyunda sanki tasfiye yapılıyormuş gibi bir değerlendirme de yapılıyor ama kararnameler Resmî Gazete’de yayımlanıyor.

OKTAY VURAL (İzmir) – Hiç inandırıcı değilsiniz, hiç.

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Bakarsanız orada bunların büyük bir kısmının mazeret kararnamesi olduğunu, taleplerine göre yapıldığını da göreceksiniz ama maalesef sanki başka bir şeymiş gibi bunun takdim edildiğini görüyoruz. Bunun yanlış olduğunu da bir kez daha ifade etmek isterim.

OKTAY VURAL (İzmir) – Siz, şüphelilerin savcı seçme hakkını tanıyorsunuz.

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Hâkim ve savcılar aleyhine açılan tazminat davalarıyla ilgili şu anda elimizde, benim elimde bir veri yok.

Geçende Adalet Komisyonunda görüşülürken, Yargıtay üyesinin, özellikle Hukuk Dairesinde bu işlere bakan üyenin orada yaptığı bir açıklama var, onu paylaşmak isterim: “99’dan beri ben bu dairede görev yapıyorum. Bugüne kadar açılmış tazminat davalarından sadece bir tanesi var tazminata hükmettiğimiz, diğerlerinde, tamamı yüzde 90… Yüzde 1.” dedi. Yani “1” dediğim yanlış anlaşılmasın. “Yüzde 99’u reddedilmiş.” dedi ama şu anda bizim elimizde bu davalarla ilgili bir rakam da yok. Rücular Maliye Bakanlığı tarafından yapılmaktadır, onunla ilgili tabii, kayıt, bilgi edinirsek onu da arkadaşlarımıza iletmek isterim ama şu anda benim elimde böyle bir bilgi yok.

Adliye içinde yer alan çay ocaklarıyla ilgili…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

OKTAY VURAL (İzmir) – Fezlekeleri kırk beş gün niye beklettin? Hani postacıydınız siz?

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Peki, o zaman ben diğerlerine yazılı cevap vereyim efendim.

OKTAY VURAL (İzmir) – Zaten cevap vermediniz ki.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

İkinci bölüm üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Şimdi ikinci bölümde yer alan maddeleri, varsa o madde üzerindeki önerge işlemlerini yaptıktan sonra ayrı ayrı oylarınıza sunacağım.

25’inci madde üzerinde dört adet önerge vardır. Bu önergelerden son iki önerge, maddenin Anayasa’ya aykırılık sebebiyle çıkarılmasını isteyen önergelerdir. Önergeleri okutup öncelikle Anayasa’ya aykırılık önergelerini işleme alacağım.

Okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 523 sıra sayılı Kanun Teklifinin Çerçeve 25 inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

          Mustafa Elitaş                       Feramuz Üstün                               Oya Eronat

               Kayseri                               Gümüşhane                                  Diyarbakır

           Hilmi Bilgin                           Cuma İçten                                   Halil Ürün

                 Sivas                                  Diyarbakır                               Afyonkarahisar

"Madde 25- 6087 sayılı Kanunun 7 nci maddesinin ikinci fıkrasının (d) bendi yürürlükten kaldırılmış; (e) ve (ı) bentleri aşağıdaki şekilde değiştirilmiş; (h) bendinde yer alan "Teftiş Kurulu Başkanını, Teftiş Kurulu başkan yardımcılarını, genel sekreter yardımcılarını," ibaresi madde metninden çıkarılmıştır.

e) Kurul üyeleri hakkındaki suç soruşturması ile disiplin soruşturma ve kovuşturma işlemlerine ilişkin bu Kanunla verilen görevleri yerine getirmek.

ı) Adli ve idari yargı hakim ve savcılarını mesleğe kabul etme, atama ve nakletme, geçici yetki verme, yükselme ve birinci sınıfa ayırma, kadro dağıtma, meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, disiplin cezası verme, görevden uzaklaştırma ile hakim ve savcılar hakkında denetim, araştırma, inceleme ve soruşturma yapılması konularına münhasır olmak üzere yönetmelik çıkarmak ve genelge düzenlemek."

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 523 sıra sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifinin çerçeve 25 inci maddesinin teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

            Hasip Kaplan                        İdris Baluken                             Pervin Buldan

                 Şırnak                                   Bingöl                                          Iğdır

              Nazmi Gür                         İbrahim Binici                             Bengi Yıldız

                   Van                                   Şanlıurfa                                     Batman

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan kanun teklifinin 25. Maddesinin Anayasaya aykırı olması sebebiyle Teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

               Faruk Bal                           Erkan Akçay                              Reşat Doğru

                 Konya                                  Manisa                                        Tokat

         Mustafa Kalaycı                   Yusuf Halaçoğlu                         Mehmet Günal

                 Konya                                  Kayseri                                      Antalya

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

        Ali İhsan Köktürk                 Fatma Nur Serter                            Tufan Köse

              Zonguldak                              İstanbul                                       Çorum

           Aylin Nazlıaka                    Ali Haydar Öner                           Ali Serindağ

                 Ankara                                  Isparta                                      Gaziantep

                                                        Mahmut Tanal

                                                             İstanbul

BAŞKAN – Komisyon aynı mahiyetteki önergelere katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) - Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ADALET BAKANI BEKİR BOZDAĞ (Yozgat) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Faruk Bal, Konya Milletvekili. (MHP sıralarından alkışlar)

FARUK BAL (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan kanun teklifinin 25’inci maddesi üzerinde söz aldım. Yüce heyeti bir kez daha saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, her kurumda teftiş kurulunun önemi vardır, ehemmiyeti vardır ve o kurumun kuruluş amacına uygun olarak faaliyette bulunması, o faaliyet kapsamında yasa dışına çıkmış iş ve işlemler varsa onların gereğinin yerine getirilmesi amacına uygun olarak teftiş kurulları görev yaparlar. Adalet Bakanlığındaki teftiş kurulu da aynı şekilde, hâkim ve savcıların önlerindeki, vatandaşlarla ilgili davalarda, vatandaşın devletle ilgili davasında ve diğer davalarda kanunları bihakkın yerine getirecek şekilde uygulama yapıp yapmadıklarını, yalan yanlış yollara girip girmediklerini ve usulsüz karar verip vermediklerini denetlerler. Bu, aynı zamanda, hukukun iyi bir şekilde hizmet olarak vatandaşlara sunulabilmesi için doğru ve iyi bir yöntemdir ancak teftiş kurulunun bu özelliğinin yanı sıra, yargı mensupları üzerinde kötüye kullanıldığı takdirde çok vahim, çok vahşi sonuçlar doğurabilecek bir özelliği de vardır. O özelliği 2010 Anayasa değişikliğinden sonra çok acı bir şekilde Türkiye yaşadı. Nasıl yaşadı? Cebine müfettiş mührünü koyup adliyeye gittiğinde 2010 yılının müfettişleri, hâkim ve savcılar ne yapacaklarını şaşırıyorlardı. Müfettiş sıfatıyla vermiş oldukları bir dilekçeyi okumadan, talep ettikleri yönde karar verecek kadar bu korkunun hâkimlere yansıdığını görüyoruz. Nitekim bir hâkim böyle bir olayda talep edilen telefonların tamamının dinlenmesine karar verirken, kendi telefonunun da dinlenilmesine kendisi karar vermiş oldu. İş bu kadar vahimdir.

Bizim kültürümüzde, hukukumuzda, belki dünyada tek olarak, hâkim, çok doğru bir şekilde tanımlanmaktadır. Biz, kültür ve medeniyetimizin ürünü olarak hâkime; hakim, müstakim, metîn, mekîn gibi sıfatları veriyoruz. Yani, korkusuz, metanetli, dayanıklı, cesaretli, kendisine karşı güveni olan bir kişilik ve kimlik atfediyoruz. Niçin? Peygamber postunda oturduğu için. Niçin? Kul hakkını kuyumcu terazisiyle tartması için. İşte, böyle bir ortamda bu hâle getirilmiş olan, perişan edilmiş olan yargıya bu teklifle Adalet ve Kalkınma Partisinin şapkası geçirilmekte, Sayın Bakana Teftiş Kurulu Başkanını doğrudan atama yetkisi verilmektedir. Sayın Bakana Teftiş Kurulu başkan yardımcılarını doğrudan atama yetkisi verilmektedir. Sayın Bakana müfettişleri tayinde en etkili güç hâline getirme yetkisi verilmektedir. Sayın Bakanı Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun seçilmiş olan 20 tane üyesinin dışında, tamamını kanunla tasfiye ederek, yerlerine yenilerini, ya doğrudan atama veya atanacak kişileri belirlemede en etkin güç hâline getirmektedir. Dolayısıyla, yargının en önemli organı olan hâkim ve savcıların usul ve kanuna uygun olmayan iş ve işlemlerini denetleyecek olan müfettişlerin Sayın Bakanın emrine havale edilmiş olması yargıya verilebilecek olan en büyük zarardır, yargının siyasallaştırılması için en büyük sebep olacaktır. Bunu, siz, bugün 17 Aralık operasyonlarından korunabilmek için, yargıyı baskı altına alabilmek için, kendi korkunuzu yargıyı korkutarak giderebilmek, kendi telaşınızı yargının teftişle telaşa düşürülmesi suretiyle giderebileceğinizi zannediyorsunuz. Bu bir zan, yanlış bir zandır. Çok geçmeden, bir yıl içerisinde, iki yıl içerisinde bunun ne kadar yanlış olduğunu bizzat kendiniz göreceksiniz. Nasıl? 2010’da yaratmış olduğunuz yargıda gördüğünüz gibi, bu sistem de eğer dilediğiniz gibi kanunlaşırsa, o takdirde de başınıza büyük belalar geleceğini göreceksiniz. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeler üzerinde söz isteyen diğer konuşmacı…

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Ali Serindağ.

BAŞKAN – Ali Serindağ, Gaziantep Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 523 sıra sayılı Teklif’in 25’inci maddesi üzerinde söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın milletvekilleri, biz bu görüşmeyi Anayasa’nın askıya alındığı bir dönemde yapıyoruz. Anayasa’nın askıya alınması çok ciddi bir durumdur. Niye böyle dediğimi, ben, izin verirseniz size kısaca açıklamak istiyorum. Anayasa’nın 159’uncu maddesinin birinci fıkrası “Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu, mahkemelerin bağımsızlığı ve hâkimlik teminatı esaslarına göre kurulur ve görev yapar.” hükmünü içermektedir ancak bizim yaptığımız, daha doğrusu bugün görüşülen düzenlemeler maalesef buna uygun olarak yapılmamaktadır ve bu nedenle de Anayasa’ya aykırılık teşkil etmektedir. Gene, Anayasa’nın 138’inci maddesinde, hâkimlerin görevlerinde bağımsız olduğu, Anayasa’ya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm verecekleri hüküm altına alınmıştır, öngörülmüştür. Devam eden fıkrada, hiçbir organ, makam ve mercinin talimat veremeyeceği ifade edilmiştir. Ancak, üzülerek görüyoruz ki, Adalet Bakanlığı Müsteşarı başsavcıları aramakta ve yapılan soruşturmalarla ilgili talimat verebilmektedir. Bunu nereden anlıyoruz? Dün, düzenlenen tutanaklarda ve burada yapılan açıklamalardan izliyoruz. Demin Sayın Bakan bir soruya cevap verirken, çok agresif bir şekilde, kendisinin savcılara talimat vermediğini ifade etti ama hepimiz de biliyoruz ki, bunun için başsavcı tarafından düzenlenen ve Adalet Bakanlığına sunulan bir fezleke var. O zaman, şayet öyle bir şey dememişse Sayın Bakana düşen şudur: Sayın Bakan o zaman ne yapmalı? Tazminat davası veya ceza davası açmalıdır. Bildiğimiz kadarıyla, basında bu haberler yer almış ve tekzip de edilmemiştir.

Şimdi, bu düzenlemelerin amacı nedir? 17 Aralıktan itibaren başlatılan yolsuzluk ve rüşvet operasyonunun üzerini örtme çabasıdır, başka hiçbir anlamı yoktur. Bu düzenlemelerin hepsi AKP’nin üst düzey -sizleri tenzih ediyorum- Hükûmet erkânını ve Sayın Başbakanın yakınlarını aklama faaliyetlerinin bir sonucudur.

Şimdi, Sayın Başbakan kendine göre, bazı hususlarda tanımlamalar yapıyor. Demin soru sorarken ifade ettim, Sayın Bakan cevap vermedi. Şimdi, Sayın Başbakan diyor ki: “Rüşvet, bir memurla bir sivilin iş tutmasıdır.” Bu ne anlama geliyor, ben bilmiyorum doğrusu. Yani bu tarif bir Başbakana yakışıyor mu, ben bilmiyorum. Bunun bir açıklaması var mı? İçinizde hukukçular da var, Sayın Bakana sordum, Sayın Bakan cevap vermedi. Yolsuzluğu da tarif ederken şöyle diyor: “Ben ‘yolsuzluk’ dendiğinde şunu anlarım: Devletin kasası soyuluyor mu, soyulmuyor mu? Ayakkabı kutusu içerisinde söylenen olaylar Halk Bankasından alınan ya da soyulan para değildir.” Sayın Başbakanın kendi ifadeleri. Şimdi, bu tariften üç gün sonra da Halk Bankası Genel Müdürü tahliye ediliyor. Biz kimsenin tutuklu olarak yargılanmasının hevesinde değiliz ama Sayın Başbakanın bu tanımının üzerinden üç gün geçmeden tahliye edilmiş olması, sizin deyiminizle, çok manidar. Biliyorsunuz, Sayın Başbakan kısa süre önce Petersburg’da yapılan G20’ler toplantısına katıldı, orada tüm katılanlara bir rapor sunuldu ve Sayın Başbakana da sunuldu. Muhtemelen, inşallah okumuştur o raporu. Orada yolsuzluğun tarifi var, rüşvetin tarifi var, uluslararası evrensel ilkelere göre bu tanımlanmıştır. Sayın Başbakan bunu herhâlde görmezlikten geliyor. Ne diyor? Birincisi, rüşvettir. Bireyler ya da şirketler tarafından kamu görevlilerine kendi sorumlulukları altındaki yönetsel kararları etkilemek için yapılan ödemeler rüşvet olarak tanımlanıyor. Bu yapılan olaylar bunu size göstermiyor mu?

Başka ne var? Hırsızlık ve zimmeti tarif etmiş. Üçüncü tarif yolsuzluk. Yolsuzluk yazınında “kayırmacılık, akraba kayırmacılığı ve yanaşmacılık” olarak adlandırılan yolsuzluk tarzlarını içeriyor. Burada özel kesimde yer alanlara, siyasal ya da kamusal bir hamilik söz konusu.

Peki, sizin vicdanlarınıza sesleniyorum, bu son olaylarda bir hamilik yok mu? Bu düzenlemelerin hepsi bir hamiliği öngörmüyor mu? Hamiliğin birer göstergesi değil mi?

Değerli arkadaşlarım, biz bunları milletimizin mutlaka bilgisine sunacağız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ALİ SERİNDAĞ (Devamla) – Keyfîliği her şekilde burada dile getireceğiz.

Bakın, Sayın Hüseyin Çelik ne diyor bir soru üzerine? Diyor ki: “Bakanların fezlekeleri de Türkiye Büyük Millet Meclisine gelecek. Telaş neden? Bu üç gün sonra da, bir ay sonra da, üç ay sonra da olabilir.”

Siz bunu kendinize yakıştırabiliyor musunuz? Değerli arkadaşlar, siz bunu kendinize yakıştırıyorsanız size hiç diyecek bir şeyim yoktur, ben sizi millete şikâyet ediyorum.

Teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Evet, teşekkür ediyorum Sayın Serindağ.

IV.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI (Devam)

2.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Sadık Yakut’un, TÜRKSAT 4A uydusunun uzaya fırlatılmasının hayırlı olmasını dilediğine ilişkin konuşması

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, TÜRKSAT 4A’nın uzay yolculuğu başladı. Türkiye'nin 5’inci uydusu Kazakistan’daki Baykonur Uzay Üssünden fırlatıldı. Hayırlı, uğurlu olsun diyorum. (AK PARTİ ve MHP sıralarından alkışlar)

ORHAN DÜZGÜN (Tokat) – Hırsızları da gönderseydi Başbakan!

MUSA ÇAM (İzmir) – Hırsızları da uzaya gönderseydiniz!

BAŞKAN – Evet, grup başkan vekillerine de istedikleri takdirde söz vereceğim oylamadan sonra.

Önergeyi oylarınıza…

III.- YOKLAMA

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

ENGİN ALTAY (Sinop) – Yoklama istiyoruz.

BAŞKAN – Yoklama talebi var, yerine getireceğim.

Sayın Hamzaçebi, Sayın Altay, Sayın Serindağ, Sayın Köktürk, Sayın Acar, Sayın Köse, Sayın Çıray, Sayın Çam, Sayın Genç, Sayın Çetin, Sayın Küçük, Sayın Danışoğlu, Sayın Serter, Sayın Onur, Sayın Çelebi, Sayın Düzgün, Sayın Gök, Sayın Kuşoğlu, Sayın Dinçer ve Sayın Türmen.

İki dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, toplantı yeter sayısı vardır.

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

3.- Bartın Milletvekili Yılmaz Tunç ve 77 Milletvekilinin; Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve Adalet Komisyonu Raporu (2/1929) (S. Sayısı: 523) (Devam)

BAŞKAN - Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önergeler kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 523 sıra sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifinin çerçeve 25 inci maddesinin teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

Hasip Kaplan (Şırnak) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ HAKKI KÖYLÜ (Kastamonu) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Hasip Kaplan, Şırnak Milletvekili.

Buyurun.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Değerli milletvekilleri, biraz gerçekleri konuşmaya ne dersiniz? Sadede gelelim. HSYK’nın olayında bu kadar fırtına koparılması, HSYK’nın yapısının referandumla değiştirilmesidir. Arkasından, bugünkü tartışmaların hepsinin altında ne var, hiç düşündünüz mü? Gerçekten sadece 17 Aralık mı? Değil, öncesi var, öncesi var, daha öncesi var, 12 Eylüle kadar bunun bir silsilesi var. Ne zamanki 12 Eylül askerî darbesiyle sıkıyönetim askerî mahkemeleri kuruldu, işte bu HSYK, Kenan Evren’in armağanı olarak bu ülkeye verildi ve 12 Eylül darbe Anayasası’nın içine kondu.

O dönemde Anavatan Partisi iktidara geldi, yine bu HSYK vardı, buna hükmedenler o dönemin Millî Güvenlik Kuruluydu. Ulusalcı mı, seçkinci mi, milliyetçi mi, dört eğilim mi, ne derseniz; belli güç odakları bu HSYK’yı kendi elinde tutuyordu ve istediğini yapıyordu.

1987’de sıkıyönetim mahkemeleri kalktı, devlet güvenlik mahkemeleri devreye girdi. Yine bu süreçte HSYK’nın yapısı aynen devam ediyor, DYP-SHP koalisyonunda aynen devam ediyor ve ta ki en son bu referandumda değiştirildi. Ne oldu? Geçmişten bu yana baktığınız zaman hep olağanüstü mahkemelerin adil olmayan yargılamaları ve operasyonları, kimi zaman bir gruba, bazen diğer gruba ve sonuçta herkese yönelmiş bir uygulama olarak geldi. 17 Aralık olayında da özel yetkili savcıların ve mahkemelerin ve polisin devreye girmesiyle ortaya çıkan bir vaka üzerine bu çıkıyor.

Şimdi, şu gerçeğe bakalım: HSYK 12 Eylül darbesinden bu yana değişti mi? 12 Eylül referandumunda değiştirildiğini düşünüyorsunuz değil mi? Olmadı işte, bir elden aldınız… O zaman, kimine göre ulusalcı, kimine göre karma milliyetçi, o zaman derin devletin, MGK’nın hâkim olduğu bir HSYK vardı. Sonra siz geldiniz ki geleneğinizin geliş biçimi itibarıyla en zayıf olduğunuz alan yargıdır, açık söyleyeyim size, hukuk alanınızdır; sizin iktidarınızın en zayıf olduğu alandır. Bir odur. İkincisi tabipler örgütlenmesidir. Üçüncüsü de Türk Mühendis ve Mimar Odalarıdır. Bu süreçte, işte geldiğinizde iktidarınız mecbur kalmıştır, cemaate, paralele teslim etmiştir. Şimdi, onun getirdiği sıkıntılar size bumerang gibi dönünce cemaatten alıyorsunuz, kendinize aldığınızı zannediyorsunuz. Alamazsınız arkadaşlar. CHP’yle MHP’nin de itirazını anlamıyorum, burada öyle bir kıyamet kopuyor. Zaten yargıçlara bakın, savcılara bakın, bileşimine bakın; çoğu ya CHP’ye ya da MHP’ye yakın yargıçlar, savcılar var, biraz da bize yakınları var yani bizimki bile daha çok AK PARTİ’ninkinden.

Yani, şurada, sadede gelelim: Siz neyin kavgasını yapıyorsunuz burada? Yani, burada bir kavga gidiyor ama hiç kimse doğruyu konuşmuyor. Gelin, olağanüstü yargıyı Türkiye adalet tarihinden silelim, gelin Terörle Mücadele Kanunu’nu silelim, gelin yargıyı bağımsızlaştıralım, gelin yargıyı tarafsızlaştıralım. Ulusal programlarda yer alıyordu, yapamadık; Avrupa Birliğinin ilerleme raporlarında yer alıyor, hep karşımıza çıkıyor, diyoruz ki: Adalet Bakanlığı gelirse, bağlarsa kendine vesayet durumu oluşur. Ve biz de ilkesel olarak karşıyız ama şu bir gerçek ki bu değişiklik olduğu zaman daha çok CHP’yle MHP’nin işine yarayacak. Şimdi, siz niye itiraz ediyorsunuz diye düşünüyorum. Siz de bizim gibi doğru olarak, şeklî olarak diyorsunuz ki: “Evet, bu yargı vesayetidir.” Evet, daha önce cemaatteydi, şimdi Hükûmette olacak, daha önce de ulusal ve şey kesimlerdeydi. Ne değişiyor arkadaşlar? Yargıçlar mı değişecek, savcılar mı değişecek? Hayır, yine o mevcutlar üzerinden yürüyecek.

Onun için, bu sevgililer gününün son anlarının yarım saat sonra cadılar gününe dönmemesi dileğiyle hepinize sevgiler sunuyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 523 sıra sayılı Kanun Teklifinin Çerçeve 25 inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Mustafa Elitaş (Kayseri) ve arkadaşları

"MADDE 25- 6087 sayılı Kanunun 7 nci maddesinin ikinci fıkrasının (d) bendi yürürlükten kaldırılmış; (e) ve (ı) bentleri aşağıdaki şekilde değiştirilmiş; (h) bendinde yer alan "Teftiş Kurulu Başkanını, Teftiş Kurulu başkan yardımcılarını, genel sekreter yardımcılarını," ibaresi madde metninden çıkarılmıştır.

e) Kurul üyeleri hakkındaki suç soruşturması ile disiplin soruşturma ve kovuşturma işlemlerine ilişkin bu Kanunla verilen görevleri yerine getirmek.

ı) Adli ve idari yargı hakim ve savcılarını mesleğe kabul etme, atama ve nakletme, geçici yetki verme, yükselme ve birinci sınıfa ayırma, kadro dağıtma, meslekte kalmaları uygun görülmeyenler hakkında karar verme, disiplin cezası verme, görevden uzaklaştırma ile hakim ve savcılar hakkında denetim, araştırma, inceleme ve soruşturma yapılması konularına münhasır olmak üzere yönetmelik çıkarmak ve genelge düzenlemek."

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ HAKKI KÖYLÜ (Kastamonu) – Takdire bırakıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Katılıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Önergeyle, HSYK Genel Kurulunun görevlerinde düzenleme yapılmaktadır. Buna göre "Dairelerin kararlarına karşı yapılan itirazları inceleyip karara bağlamak" görevi mevcut Kanun metninde olduğu gibi Genel Kurula verilmekte; maddenin (e), (h) ve (ı) bentleri ise Adalet Komisyonunun kabul ettiği şekliyle korunmaktadır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmiştir.

Kabul edilen önerge doğrultusunda maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

26’ncı madde üzerinde dört adet önerge vardır. İki önerge, maddenin Anayasa’ya aykırılığı sebebiyle çıkarılmasını isteyen önergelerdir. Önergeleri okutup öncelikle Anayasa’ya aykırılık önergelerini işleme alacağım.

Okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 523 sıra sayılı Kanun Teklifinin Çerçeve 26 ncı maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

         Mustafa Elitaş                           Oya Eronat                                  Cuma İçten

               Kayseri                                Diyarbakır                                   Diyarbakır

            Halil Ürün                          Feramuz Üstün                              Hilmi Bilgin

        Afyonkarahisar                         Gümüşhane                                      Sivas

“Madde 26 - 6087 sayılı Kanunun 8 inci maddesinin ikinci ve üçüncü fıkraları aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

(2) Başkan, yukarıdaki esaslara göre üyelerin hangi dairede asıl ve tamamlayıcı üye olarak görev yapacağını belirler.

(3) Daire başkanları, her dairenin kendi üyeleri içinden üye tam sayısının salt çoğunluyla belirlenecek iki aday arasından, Genel Kurulca seçilir. Genel Kurulun ilk toplantısında toplantı veya karar yeter sayısının sağlanamaması halinde üç gün içinde yapılacak ikinci toplantıda, katılanların en çok oyunu alan kişi daire başkanı seçilmiş sayılır. Adalet Bakanlığı Müsteşarı daire başkanı seçilemez."

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 523 sıra sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifinin çerçeve 26 ıncı maddesinin teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

          Hasip Kaplan                         İdris Baluken                               Bengi Yıldız

                Şırnak                                    Bingöl                                         Batman

         İbrahim Binici                        Pervin Buldan                                Nazmi Gür

              Şanlıurfa                                    Iğdır                                             Van

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan kanun teklifinin 26. Maddesinin Anayasaya aykırı olması sebebiyle Teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

             Faruk Bal                            Mehmet Günal                           Erkan Akçay

               Konya                                    Antalya                                      Manisa

           Reşat Doğru                        Mustafa Kalaycı                       Yusuf Halaçoğlu

                Tokat                                     Konya                                      Kayseri

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

       Fatma Nur Serter                        Tufan Köse                             Mahmut Tanal

              İstanbul                                    Çorum                                      İstanbul

           Celal Dinçer                          Aylin Nazlıaka                        Ali Haydar Öner

              İstanbul                                   Ankara                                      Isparta

                                                      Ali İhsan Köktürk

                                                            Zonguldak

BAŞKAN –  Komisyon aynı mahiyetteki önergelere katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ HAKKI KÖYLÜ (Kastamonu) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN –  Hükûmet katılıyor mu?

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI FİKRİ IŞIK (Kocaeli) - Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önergeler üzerinde söz isteyen?

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Bal…

BAŞKAN – Faruk Bal, Konya Milletvekili.

FARUK BAL (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bir kez daha yüce heyeti saygıyla selamlıyorum.

Görüşülmekte olan kanun teklifinin 26’ncı maddesi tam bir korkunun, tam bir telaşın eseri olarak Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun üç tane dairesinden, öncelikle 1. Dairede, olabilirse 2. Dairede bir kurtarılmış bölge yaratılmak suretiyle ortaya çıkmış olan yolsuzlukları, ortaya çıkmış olan usulsüzlükleri, rüşveti, kara parayı bastırabilmek için Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun tepesine AKP şapkası geçirilmek amacıyla yapılmıştır. Dolayısıyla kurulun 1. Dairesi 7 kişiyken her ne hikmettense 5 kişiye indirilmek suretiyle, 2. Dairesi 7 kişiyken her ne hikmettense bunu da 5 kişiye indirmek suretiyle ve 11. Daireye de buradan zülfüyâre dokunulan, beğenilmeyen üyeleri oraya aktarmak suretiyle bir kurtarılmış bölge, kurtarılmış alan yaratıp, şu badireli, şu netameli süreci Kurulun nüfuzunu yargı üzerinde kullanmak suretiyle geçiştirmek istenilmiştir.

Değerli arkadaşlarım, bu, yargının siyasallaştırılmasının nasıl milimetrik sayı hesaplarına dönüştürüldüğünün en güzel örneğidir. Bu örnekle ortaya çıkmıştır ki Adalet ve Kalkınma Partisinin ortaya çıkan yolsuzluklarla ilgili olarak kapıldığı korkunun ve telaşın ciddiyeti ve cesameti son derecede büyüktür. Bu üyelerin aynı zamanda Adalet Bakanının yetkisi ile daireler arasında değişiklik yapılması ve daireler arasındaki iş bölümünün de ya da ortaya çıkan yoğun iş durumunda bir daireden diğer daireye iş aktarımı da Adalet Bakanının yetkisine verildiğine göre, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun 3 dairesine de bu şekilde Adalet Bakanlığının nüfuzu, Adalet Bakanlığının otoritesi etkili olacaktır. Bu etki doğrudan yargı organlarının üzerinde bir nüfuz oluşturacak, oluşturulan nüfuz da yürütülen soruşturmalarda Deniz Feneri davasında olduğu gibi, bu davaları sulandırmak, bu davaları ortadan kaldırmak, bu davalarda bakan yakınlarının, Başbakan yakınlarının ve AKP’nin ileri gelenlerinin herhangi bir şekilde kılına zarar gelmeden kurtarma amacına yönelik. Bunu nereden anlıyoruz? Değerli arkadaşlarım, tape kayıtlarına düştü, tape kayıtlarına düştü ki İzmir’deki emniyet müdürü “Bu valinin talimatıdır, vali de biliyor, Ankara böyle istiyor.” şeklindeki dayatmaları ve sopanın ucunu göstererek soruşturmayla görevli olan emniyetin alt birimlerindeki kaçakçılık, organize, mali şube, istihbarat birimlerinde operasyon yapacak olan alt derecedeki emniyet görevlilerine “Savcının talimatını yerine getirmeyin, savcıyı ‘Talimata hazırlanıyoruz, operasyona hazırlanıyoruz.’ diyerek kandırın ama katiyen operasyona başlamayın. Operasyona başlamamanızı Ankara istiyor.” şeklindeki talimatlara dönüşmüştür. Bu talimatlar Ankara’dan gittiğine göre ve biraz önceki soru üzerine Sayın Bakan da “Ben böyle bir talimat vermedim.” diyerek tamamen ve külliyen reddedip namus ve şeref meselesini de ortaya koyduğuna göre Ankara’dan bu talimatı İzmir’e kim vermiştir? Bu talimatın verildiği ses kayıtlarıyla tespit edildiğine göre ve bu kayıtlar da doğrudan yargıyla ilgili bir işlemle ilişkili olduğuna göre, Adalet Bakanı olarak, bu talimatı verenlere ve talimata aracı kılanlara ne gibi bir işlem yapacaktır? Eğer böyle bir işlem yapılmıyor ise -ki ben inanıyorum ki yapılmadı şimdiye kadar- bundan sonra yapılacağını da zannetmiyorum. O takdirde bu yasanın niçin getirildiğinin gerçek sebebi İzmir’deki soruşturmaları durdurmak isteyen iradenin aynısı olduğu, ortaya çıkmaktadır.

OKTAY VURAL (İzmir) – Şeref ve haysiyet iddiasını PKK’yla görüşmede kaybedenler de belli zaten!

FARUK BAL (Devamla) – Evet.

Dolayısıyla, değerli arkadaşlarım, hepimiz aklıselim sahibiyiz, hakkın ziyanına, hakkın teslimine alet olabilecek, bunu engelleyebilecek işlemlerden vazgeçmemiz gerekiyor diyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önerge üzerinde diğer konuşmacı…

SÜLEYMAN ÇELEBİ (İstanbul) – Unuttunuz değil mi?

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Ali İhsan Köktürk.

BAŞKAN – …Ali İhsan Köktürk, Zonguldak Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

Buyurun.

ALİ İHSAN KÖKTÜRK (Zonguldak) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; teklif gibi görünen tasarının 26’ncı maddesindeki önerge üzerine söz aldım. Yüce Meclisi tekrar saygıyla selamlıyorum.

Tasarının bu maddesi, Hâkim ve Savcılar Yüksek Kurulundaki dairelerin üye sayısını, daire üyelerinin kimin tarafından belirleneceğini ve daire başkanlarının seçimini yeniden düzenlemektedir. Bu hâliyle de maddeyle getirilen değişiklik, tasarının en can alıcı, en ardıl düşünceli ve en hukuksuz düzenlemelerinden birisi olarak karşımıza çıkmaktadır.

Değerli milletvekilleri, yürürlükteki yasaya göre, Hâkim ve Savcılar Yüksek Kurulu 3 daireden oluşmakta ve her dairede 7 üye görev yapmaktadır ve bu dairelerdeki görev yapacak üyeler genel kurulca seçimle karar verilmektedir. Ayrıca, yine Genel Kurul, her dairenin kendi üyeleri arasından bir daire başkanını seçmektedir. Ancak, Adalet Komisyonunda iktidar partisi milletvekillerinin kabulleriyle dairelerin 7,7,7 olan sayısı 5,5,11 olarak değiştirilmiş, dairelerin üyelerini belirleme yetkisi Genel Kuruldan alınarak Adalet Bakanına verilmiş ve ayrıca Genel Kurulun her dairenin üyeleri arasından daire başkanını seçme yetkisi dairelerin önereceği 2 üye arasından seçim yapılacağı şeklinde bir düzenleme getirilerek sınırlandırılmıştı.

Değerli milletvekilleri, bu şekilde, Adalet Bakanı, dairelerin oluşumunda, üyelerin dairelere dağılımında ve daire başkanlarının seçiminde mutlak bir pozisyona yani hâkim bir pozisyona getirilerek kurulun bağımsızlığı tamamen ortadan kaldırılmıştı. Şimdi, az önce grup başkan vekillerimiz ve Adalet Bakanı, iktidar partisinin de grup başkan vekilleriyle içeride yaptığımız değerlendirmede bu konuda Sayın Bakan bir değişiklik önergesi getirilerek hukuka aykırılığın giderileceğini bize ifade etmişti ve nitekim bu maddeyle ilgili bir önerge Genel Kurula sunuldu. Ancak, değerli arkadaşlar, burada yeni bir matematiksel hesapla 5,5,11 olarak değiştirilecek daire sayısı yeniden 7,7,7 hâline getirilmekte. Ancak, asıl kurulun bağımsızlığını ortadan kaldıran, dairelerin üyelerini belirleme yetkisi maalesef yine Genel Kuruldan alınarak Adalet Bakanına verilmekte. Yine, Anayasa’ya aykırı olarak, Genel Kurulun sınırsız bir şekilde kullanacağı daire üyeleri arasından daire başkanını seçme yetkisi dairenin önereceği 2 üye arasından seçim yapmak suretiyle sınırlandırılmakta. Yani, dairelerin oluşumunda, hangi üyenin hangi dairede görev yapmasında Adalet Bakanının mutlak hâkim pozisyonu bu önergeyle de korunmakta.

Değerli arkadaşlar, yargı ve yargıç bağımsızlığından söz edebilmek için sadece mahkemelerin bağımsızlığı yeterli değil, tüm evrensel hukuk normlarına göre mahkemeler üzerinde, hâkimler üzerinde yetki kullanan üst hukuk kurullarının da yani bizim ülkemiz söz konusu olduğunda Hâkim ve Savcılar Yüksek Kurulunun ve Adalet Akademisinin de bağımsız olması gerekir. Ancak, siz, bu düzenlemeyle dairelerin üyelerini belirleme yetkisini yargının üst kuruluşundan, Genel Kuruldan alarak yürütmeye yani Adalet Bakanına veriyorsunuz yani yargının en yetkili kurulunda Adalet Bakanını mutlak yetkili, mutlak hâkim hâline getiriyorsunuz. Ondan sonra da “Bu yasa Anayasa’ya aykırı değildir, bu yasa meşrudur, uluslararası hukuk normlarına uygundur.” diyorsunuz.

Değerli arkadaşlar, lütfen, ne yaptığımıza bakalım yani hakikaten neler yapıyoruz bir düşünelim, şu tasarılar önümüze geldiğinde, şu önergeler önümüze geldiğinde lütfen değerlendirelim. Hukuk hepimize lazım, hukuk devleti hepimize lazım. Bu düzenlemeyle maalesef kuvvetler ayrılığı ilkesi, hukuk devleti ilkesi ayaklar altına alınmakta, âdeta ülkenin rejimi değiştirilmekte. Yaptığınız işin ne olur farkına varın, sorumluluğunuzun bilincinde olun.

Ben, bu duygu ve düşüncelerimle bu maddenin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve talep ediyorum.

Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Karar yeter sayısı istiyoruz.

BAŞKAN – Karar yeter sayısı arayacağım.

Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum, karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler…

Sayın milletvekilleri, karar yeter sayısı yoktur.

Birleşime beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 23.44
ON BEŞİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 23.51

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Muhammet Bilal MACİT (İstanbul), Muharrem IŞIK (Erzincan)

 

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 62’nci Birleşiminin On Beşinci Oturumunu açıyorum.

26’ncı madde üzerinde aynı mahiyetteki iki Anayasa’ya aykırılık önerisinin oylamasında karar yeter sayısı bulunamamıştı. Şimdi önergeleri yeniden oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı vardır, önergeler kabul edilmemiştir.

523 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 523 sıra sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifinin çerçeve 26 ncı maddesinin teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

Hasip Kaplan (Şırnak) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ HAKKI KÖYLÜ (Kastamonu) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Katılmıyoruz Başkan.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum.

Gerekçe:

Üye seçimine ilişkin bu düzenleme yargı bağımsızlığını teminat altına alacak bir düzenleme değildir. Kurulun üyeleri, birçok kurumdan, çeşitli olmalı ve bu seçim kaynağından seçilerek gelmiş kişiler arasından yapılmalıdır. Bürokratik ve antidemokratik bu yapının kırılması yargının bağımsız niteliği kazanması için bu maddenin teklif metninden çıkarılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 523 sıra sayılı Kanun Teklifinin Çerçeve 26 ncı maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

        Mustafa Elitaş (Kayseri) ve arkadaşları

“Madde 26 - 6087 sayılı Kanunun 8 inci maddesinin ikinci ve üçüncü fıkraları aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

(2)    Başkan, yukarıdaki esaslara göre üyelerin hangi dairede asıl ve tamamlayıcı üye olarak görev yapacağını belirler.

(3)    Daire başkanları, her dairenin kendi üyeleri içinden üye tam sayısının salt çoğunluyla belirlenecek iki aday arasından, Genel Kurulca seçilir. Genel Kurulun ilk toplantısında toplantı veya karar yeter sayısının sağlanamaması halinde üç gün içinde yapılacak ikinci toplantıda, katılanların en çok oyunu alan kişi daire başkanı seçilmiş sayılır. Adalet Bakanlığı Müsteşarı daire başkanı seçilemez."

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ HAKKI KÖYLÜ (Kastamonu) – Takdire bırakıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Katılıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe: Önergeyle, dairelerin oluşumuna ilişkin, Kanunun 8 inci maddesinin birinci fıkrasında öngörülen esaslar korunmakta; üyelerin görev yapacakları dairelerin ise birinci fıkrada öngörülen esaslara göre Başkan tarafından belirlenmesi hükme bağlanmaktadır. Ayrıca daire başkanlarının seçimine ilişkin usul konusunda Adalet Komisyonunun kabul ettiği metin korunmaktadır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmiştir.

Kabul edilen önerge doğrultusunda maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

27’nci madde üzerinde dört adet önerge vardır. Bu önergelerden son üç önerge maddenin anayasaya aykırılık sebebiyle çıkarılmasını isteyen önergelerdir. Önergeleri okutup, öncelikle Anayasa’ya aykırılık önergelerini işleme alacağım.

Okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 523 sıra sayılı Kanun Teklifinin Çerçeve 27 nci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

            Mustafa Elitaş                         Oya Eronat                                Cuma İçten

                 Kayseri                               Diyarbakır                                 Diyarbakır

               Halil Ürün                         Feramuz Üstün                            Hilmi Bilgin

           Afyonkarahisar                        Gümüşhane                                    Sivas

"MADDE 27- 6087 sayılı Kanunun 9 uncu maddesinin üçüncü fıkrasının (ç) bendinde yer alan "soruşturma işlemleri" ibaresinden sonra gelmek üzere "ile inceleme ve soruşturma yapılmasına yer olmadığına ilişkin işlemler" ibaresi eklenmiştir."

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 523 sıra sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifinin çerçeve 27 inci maddesinin Anayasaya aykırılık sebebiyle kaldırılmasını arz ve teklif ederim.

        Hasip Kaplan                            İdris Baluken                              Bengi Yıldız

              Şırnak                                       Bingöl                                       Batman

       İbrahim Binici                           Pervin Buldan                               Nazmi Gür

            Şanlıurfa                                      Iğdır                                           Van

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri

           Faruk Bal                              Mehmet Günal                            Erkan Akçay

             Konya                                      Antalya                                       Manisa

         Reşat Doğru                          Mustafa Kalaycı                        Yusuf Halaçoğlu

              Tokat                                       Konya                                       Kayseri

Aynı mahiyetteki son önergenin imza sahipleri

    Ali İhsan Köktürk                     Ali Haydar Öner                          Aylin Nazlıaka

          Zonguldak                                   Isparta                                        Ankara

       Mahmut Tanal                            Celal Dinçer                               Tufan Köse

            İstanbul                                     İstanbul                                       Çorum

                                                      Fatma Nur Serter

                                                              İstanbul

BAŞKAN – Komisyon önergelere katılıyor musunuz?

ADALET KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ HAKKI KÖYLÜ (Kastamonu) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

BİLİM, SANAYİ VE TEKNOLOJİ BAKANI FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Katılmıyoruz Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Önergeler üzerinde söz isteyen Faruk Bal, Konya Milletvekili.

FARUK BAL (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu maddeden önce görüştüğümüz madde üzerinde Adalet ve Kalkınma Partisi bir önerge verdi. Bu önergeyle, milimetrik bir şekilde, HSYK içerisindeki 1. Dairenin kurtarılmış bir bölge hâline getirilebilmesi, 2. Dairenin kurtarılmış bir bölge hâline getirilebilmesi ve 3. Daireye de bu dairelerden beğenilmeyen üyelerin gönderilmesine ilişkin madde düzeltildi, eski hâline iade edildi. İşte temel sorun da burada. Parlamenter demokrasinin en kötü uygulamasının yapıldığı, Adalet ve Kalkınma Partisi çoğunluğunun ortaya koyduğu temel sorun burada ve parlamenter demokrasinin muhalefet anlayışının yaratmış olduğu temel demokratik sorun da burada.

Değerli milletvekilleri, üç tane muhalefet şekli vardır, üç tane muhalefet şekli. Bir: Parlamenter demokraside iktidar çoğunluğunu yaratan partinin kendi içerisinde, kendi bakanlarının, kendi hükümetlerinin durumları hakkında, gidişatları hakkında parti içerisinde, grup toplantılarında yapacakları muhalefettir. Bu muhalefet şekli Adalet ve Kalkınma Partisinde işlememektedir çünkü biat kültürü vardır. İşte bu biat kültürü ve parti içi muhalefetin işlemiyor olması Türkiye’yi bu noktaya getirmiştir.

İkinci muhalefet şekliyse, diğer partilerin, Mecliste bulunan diğer siyasi partilerin uyarılarına kulak tıkama işidir. Adalet ve Kalkınma Partisinin biraz önceki önerisiyle değiştirilen maddenin gerek Adalet Komisyonunda gerek müzakere olmamasına rağmen Anayasa Komisyonunda muhalefet tarafından, en azından Milliyetçi Hareket Partisi tarafından eleştirisi yapılmıştır. Muhalefetin uyarısına ve uyarıcı nitelikteki görüşlerine Adalet ve Kalkınma Partisi kulaklarını tıkamıştır, Türkiye’yi bu hâle getirmiştir.

Peki bu önerge niye verilmiştir, niye değiştirilmiştir?

OKTAY VURAL (İzmir) – AB talimat verdi!

FARUK BAL (Devamla) – Niye olduğunu anlamamız için üçüncü muhalefetin nereden geldiğine bakmamız lazım. Üçüncü muhalefet ise yurt dışındaki birtakım kurum, kuruluşların yapmış olduğu uyarılardır. Bu kanun teklifi Meclis gündemine geldikten sonra Sayın Başbakan apar topar Avrupa Birliğine gitti. Avrupa Birliğinde, yüzüne karşı, yargının siyasallaştırıldığı, Türkiye’de basın özgürlüğünün ortadan kaldırıldığı, yargıya güvenin ortadan kalktığı açık ve net bir şekilde anlatıldı ve bir başka şey daha, bizzat, ben şahsım olarak bizzat duydum, gördüm, şahit oldum o seyahate iştirak eden sayın milletvekilleriyle birlikte. Türkiye’nin Avrupa’da çıkarlarına ve politikalarına en çok müzahir olan ülkelerden birisi İtalya’dır. İtalya Cumhurbaşkanı, görüştükleri konu bir ekonomik ve sosyal konu olmasına rağmen, Sayın Gül’ün yüzüne karşı, Türkiye’de yargı bağımsızlığının gidişatı hakkında endişeleri olduğunu açık ve net bir şekilde ifade etmiştir.

İşte, Türkiye’de kendi partisi içerisinde muhalefet etkisiz, diğer siyasi partilerin uyarılarına karşı kulakları tıkalı olan Adalet ve Kalkınma Partisinin dışarıdan aldığı uyarılara uymasının sonucu olarak yargının geldiği hâl bu vaziyettedir.

Aziz milletvekilleri, hepimiz bu ülkede bir gemi içerisindeyiz. Her şeyden feragat edebiliriz, her yokluğa dayanabiliriz ama kâinatın üzerinde oturmuş olduğu adalet duygusundan hiç kimsenin feragat etmesi ve adaletsizliğe tahammül etmesi mümkün değildir. Bu soruna bir çözüm bulunması lazım. Bu soruna çözüm Adalet ve Kalkınma Partisinin Anayasa’ya, evrensel demokrasiye, evrensel değerlere ve parlamenter demokrasinin özüne ve sözüne aykırı olan bu teklif değildir. Çare, uzlaşma ortamı içerisinde yargıyı tarafsız, bağımsız ve hâkim teminatına kavuşturacak bir şekilde bulunması gerekiyor diyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önerge üzerinde diğer söz sahibi Bülent Tezcan, Aydın Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

BÜLENT TEZCAN (Aydın) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bakın, burada bir kanun teklifi üzerinde oldukça da zaman zaman gerilimli geçen bir görüşme yapıyoruz. Adalet Komisyonunda bu teklif görüşülürken başlayan gerilim hâlâ devam ediyor. Bunun bir tane sebebi var. Bu Parlamentoda birçok kanun teklifini görüştük, tasarıyı görüştük ama hiç birisinde bu ölçüde gerilim yaşamadık. İki kanun görüşülürken bu Parlamentoda ciddi tartışmalar ve çatışmalar yaşandı, hatırlayın. Birisi, eğitimi kökten değiştiren 4+4+4 yasasıyla Türkiye'nin tamamen anlayışını değiştirmek üzere atılan adım Parlamentoda ve toplumun önemli bir kesiminde ciddi hassasiyet yarattı. Birisi de bu.

Değerli milletvekilleri, bakın, bugün burada sıradan bir kurulun yapısını ve işleyişini değiştiren kanun teklifini görüşmüyoruz. Bugün burada Türkiye'nin demokrasisiyle ilgili geleceğini görüşüyoruz. Rahatsız oluyorsunuz. Biraz önce milletvekili arkadaşımız kürsüden Başbakan için “diktatör” dediğinde rahatsız oluyorsunuz. Rahatsız olmayın. Bugüne kadarki uygulamaların tamamı ne yazık ki Türkiye Cumhuriyeti Başbakanının diktatörlük sevdası içerisinde olduğunu gösteriyor. (CHP sıralarından alkışlar, AK PARTİ sıralarından gürültüler)

MUHYETTİN AKSAK (Erzurum) – Hadi oradan be!

BÜLENT TEZCAN (Devamla) – Türkiye demokrasisini tasfiye etme süreci içerisinde olduğunuzu gösteriyor.

BAŞKAN – Sayın Tezcan, lütfen…

RECEP ÖZEL (Isparta) – Sakin, sakin, Bülent Bey, sakin…

BÜLENT TEZCAN (Devamla) – Bakın değerli arkadaşlar…

RECEP ÖZEL (Isparta) – Sakin, sakin… Bağırma, sakin…

BÜLENT TEZCAN (Devamla) – Ben sakinim. Siz rahat olun, siz rahat olun, siz sakin olun.

Bakın, şimdi…

HÜSEYİN BÜRGE (İstanbul) – Hakaret etmeden konuşamaz mısın sen?

BÜLENT TEZCAN (Devamla) – Hakaret etmiyorum, “diktatör” diyorum, diktatör.

HÜSEYİN BÜRGE (İstanbul) – Ne? Ne? O zaman provokatörlük yapıyorsun.

BÜLENT TEZCAN (Devamla) – Demokrasiyi tasfiye eden, hukuku tasfiye eden…

MUZAFFER YURTTAŞ (Manisa) – Aynaya bak, aynaya!

BÜLENT TEZCAN (Devamla) – …bütün devlet güçlerini kendi elinde ve kontrolünde tutmaya çalışan bir düzen kurma peşindesiniz.