DÖNEM: 24                            CİLT: 67                    YASAMA YILI: 4

 

 

 

 

 

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

TUTANAK DERGİSİ

36’ncı Birleşim

19 Aralık 2013 Perşembe

 

 

(TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

İ Ç İ N D E K İ L E R

 

I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II.- YOKLAMALAR

III.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

 

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

 

 

1.- 2014 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/832) (S. Sayısı: 506)

 

 

2.- 2012 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı, 2012 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısına İlişkin Olarak Hazırlanan 2012 Yılı Genel Uygunluk Bildiriminin Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi, Maliye Bakanlığı ve İçişleri Bakanlığı Tarafından Sayıştaya Gönderilen Genel Faaliyet Raporları ile Bu Raporlara İlişkin Sayıştay Değerlendirmesini İçeren 2012 Yılı Faaliyet Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi, 2012 Yılı Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi, 2012 Yılı Mali İstatistikleri Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/798, 3/1275, 3/1277, 3/1278, 3/1279) (S. Sayısı: 507)

 

 

 

IV.- AÇIKLAMALAR

 

1.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, hayatını kaybeden Meclis çalışanı Mihriban Bor’a Allah’tan rahmet dilediğine ilişkin açıklaması

2.- İstanbul Milletvekili Mihrimah Belma Satır’ın, Isparta Milletvekili Ali Haydar Öner’in 2012 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın 5’inci maddesi üzerinde CHP Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

3.- Sinop Milletvekili Engin Altay’ın, Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun soru-cevap işlemi sırasında İSKİ skandalından bahsetmesi üzerine, yolsuzluğun yapıldığı dönemin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Nurettin Sözen’in skandala imza atan bürokratı yargıya teslim ettiğine ilişkin açıklaması

4.- Kayseri Milletvekili Yusuf Halaçoğlu’nun, İstanbul Milletvekili Engin Alan’ın hayatını kaybeden annesine Allah’tan rahmet dilediğine ilişkin açıklaması

5.- Van Milletvekili Özdal Üçer’in, İstanbul Milletvekili Engin Alan’ın annesinin vefatına, hukukun üstünlüğünün esas alınması ve tutuklu milletvekillerinin serbest bırakılması için üç gündür açlık grevinde olduklarına ilişkin açıklaması

6.- İstanbul Milletvekili Sırrı Süreyya Önder’in, direnişlerine destek veren milletvekillerine teşekkür ettiğine ve Hristiyan vatandaşların Doğuş (Noel) Bayramı’nı tebrik ettiğine ilişkin açıklaması

7.- Muş Milletvekili Sırrı Sakık’ın, Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da birçok ilde uzun süredir elektrik olmadığına ve Hükûmeti bu konuda duyarlı olmaya davet ettiğine ilişkin açıklaması

8.- Mardin Milletvekili Erol Dora’nın, Hristiyan vatandaşların Doğuş (Noel) Bayramı’nı ve bütün vatandaşların yeni yılını kutladığına ilişkin açıklaması

V.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Meral Akşener, Başkanlık Divanı olarak hayatını kaybeden Meclis çalışanı Mihriban Bor’a Allah’tan rahmet dilediklerine ilişkin konuşması

VI.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Ankara Milletvekili Bülent Kuşoğlu’nun, Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in 2012 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın 4’üncü maddesi üzerinde Hükûmet adına yaptığı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

2.- Sinop Milletvekili Engin Altay’ın, İstanbul Milletvekili Oktay Saral’ın 2012 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın 5’inci maddesi üzerinde şahsı adına yaptığı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

3.- Kayseri Milletvekili Yusuf Halaçoğlu’nun, İstanbul Milletvekili Oktay Saral’ın 2012 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın 5’inci maddesi üzerinde şahsı adına yaptığı konuşması sırasında Milliyetçi Hareket Partisine sataşması nedeniyle konuşması

4.- İstanbul Milletvekili Oktay Saral’ın, Kayseri Milletvekili Yusuf Halaçoğlu’nun sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

5.- Kayseri Milletvekili Yusuf Halaçoğlu’nun, İstanbul Milletvekili Oktay Saral’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Milliyetçi Hareket Partisine sataşması nedeniyle konuşması

6.- Aydın Milletvekili Ali Uzunırmak’ın, İstanbul Milletvekili Oktay Saral’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

7.- Sinop Milletvekili Engin Altay’ın, İstanbul Milletvekili Oktay Saral’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

8.- İstanbul Milletvekili Mihrimah Belma Satır’ın, Sinop Milletvekili Engin Altay’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

9.- Adana Milletvekili Seyfettin Yılmaz’ın, Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun 2012 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın 6’ncı maddesinde soru-cevap işlemi sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

10.- Sinop Milletvekili Engin Altay’ın, İstanbul Milletvekili Metin Külünk’ün 2012 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın 7’nci maddesi üzerinde AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

11.- İstanbul Milletvekili Metin Külünk’ün, Sinop Milletvekili Engin Altay’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

12.- Sinop Milletvekili Engin Altay’ın, İstanbul Milletvekili Metin Külünk’ün sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

13.- Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal’ın, Sinop Milletvekili Engin Altay’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında AK PARTİ Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

VII.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- İstanbul Milletvekili Umut Oran’ın, gazetecilere ve sosyal medyaya baskı yapıldığı iddiasına ve basın özgürlüğünü engelleyen uygulamalara ilişkin Başbakandan sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/33402)

2.- İstanbul Milletvekili Celal Dinçer’in, Türk Tarih Kurumu tarafından şeref üyeliği verilecek tarihçiler için hazırlanan cübbelerde Yavuz Sultan Selim ile ilişkili bir motifin bulunmasına ilişkin Başbakandan sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/33403)

3.- Kocaeli Milletvekili Haydar Akar’ın, iletişim fakültesi mezunlarının istihdam sorununa ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/33465)

4.- Antalya Milletvekili Gürkut Acar’ın, basın özgürlüğüne ilişkin Başbakandan sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/33794)

5.- İstanbul Milletvekili Abdullah Levent Tüzel’in, TRT’de kadınlara yönelik aşağılayıcı ifadeler içerdiği iddia edilen bir programa ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/33799)

6.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, TRT yayınları çerçevesinde engellilere yönelik çalışmalara ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/33800)

7.- İstanbul Milletvekili Celal Adan’ın, bağlı kurum ve kuruluşlarda çalışan güvenlik görevlilerine ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/33802)

8.- Mersin Milletvekili Ali Öz’ün, bağlı kurum ve kuruluşlara ait lojman ve sosyal tesislere ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/33803)

9.- Mersin Milletvekili Ali Öz’ün, bağlı kurum ve kuruluşlar tarafından satın alınan ve kiralanan taşıtlara ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/33804)

10.- Balıkesir Milletvekili Ahmet Duran Bulut’un, TRT’nin Amasya iline bölge müdürlüğü kurmasına yönelik bir çalışma yapılıp yapılmadığına ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/33806)

11.- Mersin Milletvekili Ali Öz’ün, Gezi Parkı protestoları nedeniyle zarar gören veya işten atılan gazetecilere ve basın özgürlüğüne ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/33807)

12.- İstanbul Milletvekili Celal Adan’ın, 2013 yılında Bakanlık tarafından gerçekleştirilen yatırımlara ilişkin sorusu ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/34177)

13.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu yöneticilerinin özlük hakları ile kuruma ait lojman ve makam araçlarına ilişkin Başbakandan sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/34234)

14.- İstanbul Milletvekili Osman Oktay Ekşi’nin, AB İlerleme Raporu’nda RTÜK ile ilgili yer alan ifadelere ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/34248)

15.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın açıklamaları ile ilgili yapılacak haberler konusunda basın kuruluşlarına talimat verildiği iddialarına ilişkin Başbakandan sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/34295)

16.- Bursa Milletvekili İsmet Büyükataman’ın, Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumunun yönetim kurulu üyeleri ve yöneticilerine ödenen maaşlar ile sağlanan diğer haklara ilişkin Başbakandan sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/34318)

17.- İstanbul Milletvekili Müslim Sarı’nın, ÇED zorunluluğu olmayan HES projelerine ilişkin sorusu ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/34464)

18.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, TRT’nin reklam ihalesinin verildiği şirkete ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/34485)

19.- Gaziantep Milletvekili Mehmet Şeker’in, Basın İlan Kurumunun bir uygulamasına ilişkin Başbakandan sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/34514)

20.- İzmir Milletvekili Ahmet Kenan Tanrıkulu’nun, süs bitkisi ve fidan satışlarından KDV alınmamasının doğurduğu haksız rekabete ilişkin sorusu ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/34683)

21.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, 2002-2013 yılları arasında nesli tükendiği tespit edilen hayvanların sayısına,

2013 Kasım ayı itibarıyla doğadaki sakallı akbaba türü kuşların sayısına,

İlişkin soruları ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/34685), (7/34686)

22.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, 2002-2013 yılları arasında kurulan yabancı sermaye ortaklı şirket sayısına ilişkin sorusu ve Ekonomi Bakanı Mehmet Zafer Çağlayan’ın cevabı (7/34767)

23.- İstanbul Milletvekili Umut Oran’ın, teşvik uygulamalarına ilişkin sorusu ve Ekonomi Bakanı Mehmet Zafer Çağlayan’ın cevabı (7/34768)

24.- İstanbul Milletvekili Celal Adan’ın, son iki yılda İstanbul’da Bakanlık tarafından yaptırılan anket ve araştırmalara ilişkin sorusu ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/34993)

25.- İstanbul Milletvekili Celal Adan’ın, son iki yılda İstanbul’da bakanlık tarafından yaptırılan anket ve araştırmalara ilişkin sorusu ve Ekonomi Bakanı Mehmet Zafer Çağlayan’ın cevabı (7/35004)


I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

TBMM Genel Kurulu saat 10.01’de açılarak altı oturum yaptı.

2014 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı (1/832) (S. Sayısı: 506) ve 2012 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı, 2012 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısına İlişkin Olarak Hazırlanan 2012 Yılı Genel Uygunluk Bildiriminin Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi, Maliye Bakanlığı ve İçişleri Bakanlığı Tarafından Sayıştaya Gönderilen Genel Faaliyet Raporları ile Bu Raporlara İlişkin Sayıştay Değerlendirmesini İçeren 2012 Yılı Faaliyet Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi, 2012 Yılı Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi, 2012 Yılı Mali İstatistikleri Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu’nun (1/798, 3/1275, 3/1277, 3/1278, 3/1279) (S. Sayısı: 507) görüşmelerine devam edilerek 2014 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı’nın maddeleri kabul edildi.

İzmir Milletvekili Oktay Vural, bütçe oylamasının, devam etmekte olan yolsuzluk ve rüşvet operasyonuyla ilgili iddianamenin hazırlanmasından sonraya ertelenmesi gerektiğine,

Kayseri Milletvekili Yusuf Halaçoğlu,

Bingöl Milletvekili İdris Baluken,

Yalova Milletvekili Muharrem İnce,

Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal,

Diyarbakır Milletvekili Nursel Aydoğan’ın 2014 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı’nın 11’inci maddesi üzerinde BDP Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine;

İlişkin birer açıklamada bulundular.

Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal, Bolu Milletvekili Tanju Özcan’ın 2014 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı’nın 10’uncu maddesi üzerinde CHP Grubu adına yaptığı konuşması sırasında AK PARTİ Grubuna,

Bingöl Milletvekili İdris Baluken, Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin yaptığı açıklaması sırasında Barış ve Demokrasi Partisine,

Tunceli Milletvekili Kamer Genç, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın 2014 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı’nın 13’üncü maddesi üzerinde AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşması sırasında şahsına,

Yalova Milletvekili Muharrem İnce, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın 2014 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı’nın 13’üncü maddesi üzerinde AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine,

Bursa Milletvekili Mustafa Öztürk, Kocaeli Milletvekili Haydar Akar’ın 2014 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı’nın 14’üncü maddesi üzerinde şahsı adına yaptığı konuşması sırasında şahsına,

Kocaeli Milletvekili Haydar Akar, Bursa Milletvekili Mustafa Öztürk’ün sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine,

Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal, Bursa Milletvekili Aykan Erdemir’in 2014 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı’nın 15’inci maddesi üzerinde CHP Grubu adına yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine,

Bursa Milletvekili Aykan Erdemir, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına,

Sataşmaları nedeniyle birer konuşma yaptılar.

Alınan karar gereğince, 19 Aralık 2013 Perşembe günü saat 10.00’da toplanmak üzere 23.43’te birleşime son verildi.

 

                                                             Meral AKŞENER

                                                               Başkan Vekili

 

         Bayram ÖZÇELİK                     Mine LÖK BEYAZ              Muhammet Bilal MACİT

                  Burdur                                     Diyarbakır                                  İstanbul

                Kâtip Üye                                  Kâtip Üye                                Kâtip Üye


19 Aralık 2013 Perşembe

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 10.00

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Muharrem IŞIK (Erzincan), Fehmi KÜPÇÜ (Bolu)

 

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 36’ncı Birleşimini açıyorum.

Toplantı yeter sayısı vardır, gündeme geçiyoruz.

Programa göre, 2012 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı üzerindeki görüşmelere devam edeceğiz.

III.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- 2014 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/832) (S. Sayısı: 506) (x)

2.- 2012 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı, 2012 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısına İlişkin Olarak Hazırlanan 2012 Yılı Genel Uygunluk Bildiriminin Su-nulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi, Maliye Bakanlığı ve İçişleri Bakanlığı Tarafından Sayıştaya Gönderilen Genel Faaliyet Raporları ile Bu Raporlara İlişkin Sayıştay Değerlendirmesini İçeren 2012 Yılı Faaliyet Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi, 2012 Yılı Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi, 2012 Yılı Mali İstatistikleri Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/798, 3/1275, 3/1277, 3/1278, 3/1279) (S. Sayısı: 507) (x)

BAŞKAN – Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Şimdi, 2012 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın 1’inci maddesini tekrar okuttuktan sonra oylarınıza sunacağım:

2012 YILI MERKEZİ YÖNETİM KESİN

HESAP KANUNU TASARISI

Gider bütçesi

MADDE 1- (1) 6260 sayılı 2012 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanununa bağlı (A) işaretli cetvellerde gösterildiği üzere, 10/12/2003 tarihli ve 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanununa ekli;

a)  (I) sayılı cetvelde yer alan genel bütçe kapsamındaki kamu idarelerine 344.512.858.921 Türk Lirası,

                                  

(x) 506 ve 507 S. Sayılı Basmayazılar ve Ödenek Cetvelleri 10/12/2013 tarihli 27’nci Birleşim Tutanağı’na eklidir.

b) (II) sayılı cetvelde yer alan özel bütçeli idarelere 38.944.870.000 Türk Lirası,

c) (III) sayılı cetvelde yer alan düzenleyici ve denetleyici kurumlara 2.027.897.000 Türk Lirası,ödenek verilmiştir.

(2) 2012 yılı merkezi yönetim konsolide ödenek toplamı 350.948.317.871 Türk Lirasıdır.

(3) Kanunların verdiği yetkiye dayanarak yıl içerisinde eklenen ve düşülen ödenekler sonrası merkezi yönetim kesin hesap gider cetvellerinde gösterildiği üzere, 5018 sayılı Kanuna ekli;

a) (I) sayılı cetvelde yer alan genel bütçe kapsamındaki kamu idarelerinin 2012 yılı bütçe giderleri toplamı 353.641.946.589,96 Türk Lirası,

b) (II) sayılı cetvelde yer alan özel bütçeli idarelerin 2012 yılı bütçe giderleri toplamı 51.140.871.954,43 Türk Lirası,

c) (III) sayılı cetvelde yer alan düzenleyici ve denetleyici kurumların 2012 yılı bütçe giderleri toplamı 2.193.643.124,38 Türk Lirası,

olarak gerçekleşmiştir.

(4) 2012 yılı merkezi yönetim konsolide bütçe gideri toplamı 361.886.686.234,03 Türk Lirasıdır.

BAŞKAN – 1’inci maddeyi daha evvel kabul edilen cetvellerle birlikte oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

2’nci maddeyi okutuyorum:  

Gelir bütçesi

MADDE 2- (1) 6260 sayılı 2012 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanununa bağlı (B) işaretli cetvellerde gösterildiği üzere, 5018 sayılı Kanuna ekli;

a) (I) sayılı cetvelde yer alan genel bütçe kapsamındaki kamu idarelerinin gelirleri 322.884.924.000 Türk Lirası,

b) (II) sayılı cetvelde yer alan özel bütçeli idarelerin gelirleri 6.090.992.350 Türk Lirası öz gelir, 33.378.311.650 Türk Lirası Hazine yardımı olmak üzere toplam 39.469.304.000 Türk Lirası,

c) (III) sayılı cetvelde yer alan düzenleyici ve denetleyici kurumların gelirleri 2.027.897.000 Türk Lirası,

olarak tahmin edilmiştir.

(2) 2012 yılı merkezi yönetim konsolide bütçe gelir tahmini toplamı 329.844.816.950 Türk Lirasıdır.

(3) Merkezi yönetim kesin hesap gelir cetvellerinde gösterildiği üzere, 5018 sayılı Kanuna ekli;

a) (I) sayılı cetvelde yer alan genel bütçe kapsamındaki kamu idarelerinin 2012 yılı net bütçe gelirleri toplamı 323.229.596.741,89 Türk Lirası,

b) (II) sayılı cetvelde yer alan özel bütçeli idarelerin 2012 yılı net bütçe gelirleri 9.677.479.848,65 Türk Lirası öz gelir, 40.853.227.229,75 Türk Lirası Hazine yardımı olmak üzere toplam 50.530.707.078,40 Türk Lirası,

c) (III) sayılı cetvelde yer alan düzenleyici ve denetleyici kurumların 2012 yılı net bütçe gelirleri 2.317.531.483,84 Türk Lirası öz gelir, 20.500.000 Türk Lirası Hazine yardımı olmak üzere toplam 2.338.031.483,84 Türk Lirası,

olarak gerçekleşmiştir.

(4) 2012 yılı merkezi yönetim konsolide bütçe geliri toplamı 332.474.894.921,00 Türk Lirasıdır.

BAŞKAN – Madde üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz isteyen Kadir Gökmen Öğüt, İstanbul Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA KADİR GÖKMEN ÖĞÜT (İstanbul) – Saygıdeğer Başkan, değerli milletvekilleri; 2012 yılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı 2’nci maddesi üzerinde CHP Grubu adına söz almış bulunuyorum.

İki hafta sonra bir yılı daha geride bırakacağız. Gündemdeki gelişmeler, yeni yılın birçok kişi için büyük değişiklikler getireceğini şimdiden göstermekte. Biz, CHP olarak bugüne dek olduğu gibi bundan sonra da halk ve hak için çalışmaya devam edeceğiz.

Şimdi, sizlere AKP’nin belli başlı icraatlarını sürem dâhilinde anlatmaya çalışacağım. “Edep yahu!” dediniz, daha önce de kadın gazetecilere varıncaya dek birçok kez ağır hakaretlerde bulunan vekilinize edebi öğretemediniz, hatta özendirdiniz, hep yenilerine sebep oldunuz. Bir yandan kendinize gemicikler alırken, diğer yandan 300 bin öğretmen atama beklerken Öğretmenler Günü’nde -alay eder gibi- bir gemi maketi dağıttınız. İktidara geldiğiniz günden beri, kıyafet değiştirir gibi sınav sistemini değiştirip yapboz tahtasına çevirdiniz, çocukların ve gençlerin istikbaliyle oynadınız. 2002’den bu yana eğitimde 5 bakan değişti, 5’i de farklı sınavlardan müfredata, bir sürü değişiklik getirdi. Eğitimde bugüne değin emsali görülmemiş 15 temel değişiklik yapıldı. Okul öncesinden ortaöğretime kaos ortamı oluştu. Son on bir yılda öğrencilerin başına gelenler hiçbir iktidar döneminde gelmedi. Ortaöğretime geçiş sınavı olan LGS gitti, yerine OKS geldi. Olmadı, OKS gitti, SBS geldi. Olmadı, üç aşamalı SBS kalktı, SBS tek sınav olarak uygulanmaya başladı. O da olmadı, SBS gitti, merkezî ortak sınavlar getirildi.

Gelelim üniversiteye. Üniversiteye giriş sınavları iki aşamalı oldu. ÖSS kalktı, YGS ve LYS geldi. Katsayı uygulaması bir kalktı, bir daha geldi, sonra bir daha kalktı. Ortaöğrenim başarı puanı uygulanmaya başladı, haksız rekabet ortamı yaratıldı.

Anadolu liseleri iğdiş edildi. Türkiye genelinde 1.953 genel lise Anadolu lisesine dönüştürüldü. Türk eğitim sistemi 4+4+4 ucubesiyle tanıştı; Apar topar, yangından mal kaçırırcasına, bilim adamlarının, eğitim uzmanlarının, sendikaların görüşü dikkate alınmaksızın dert yasası olarak getirildi. Bu çocuklar deneme tahtasıydı ya nasılsa! Önce, altmış altı aylık çocuklarını okula göndermek istemeyenlerin evlatları geri zekâlı ilan edildi. Sonra baktınız, sistem sizin hatalarınızı tolere edemeyecek kadar yanlış çıkınca geri adım attınız. Yüzlerce okulu imam hatibe dönüştürdünüz, normal okul tercihini zorlaştırdınız. Sizin bir dediğiniz bir dediğinizi tutmadı. Dindar ve kindar bir nesil yetiştirmek için elinizden geleni yaptınız. Son olarak dershaneleri hedef aldınız. Sanki eğitim sisteminin tüm aksaklıklarını çözmüş gibi, çocukların geleceğini bir siyasi malzeme yapmaktan da geri durmadınız.

Derslik sayısıyla övünen kişilere şu soruyu sormak istiyorum: İstanbul’da valiliğin açıklaması var. 300 binin üzerinde, okuma yazma bilmeyen bir grup var. Türkiye genelinde 2 milyondan fazla kadın okuma yazma dahi bilmiyor. Bunları niye konuşmuyorsunuz millî eğitimde yaptığınız atakları söylerken?

Sağlıkta geçici çözümlerle göz boyadınız. Sağlık personelinin sıkıntılarını sormadınız. Şu anda, en mutsuz çalışanlar grubu sağlık personeli. Hekime yönelik şiddet olayları artarken yine çalışanları suçladınız, geçici çözümler üretmeye çalıştınız. Bugün Anadolu’da, kırsalda görev yapan doktor, ebe, hemşire ve diğer sağlık çalışanlarının uğradığı hakaret ve psikolojik baskıların haddi hesabı yoktur. Darp, yaralama, hatta ölümle sonuçlanan şiddet olayları her geçen gün artış göstermektedir. Sağlık çalışanlarının  şiddet olaylarını bildirmesi için hizmete giren Beyaz Kod verilerine göre, hastanelerde sağlık çalışanlarına yönelik fiziksel saldırılar 2013’ün ilk altı ayında yüzde 7 artış göstermiştir. Üstelik bu veriler, sizin iğdiş etmeye çalıştığınız meslek odalarının değil, bizzat sizin bünyenizde faaliyet gösteren bir birimin açıkladığı rakamlardır.

İstanbul’da yeşil alanların tamamına göz koydunuz. Onaltı Dokuz konutlarını yapan yandaşa küser gibi davranıp ama yanındaki tank fabrikasının arsasını aynı imara açtınız.

Bugün, ülkenin en büyük sorunları işsizlik, hayat pahalılığı, ulusal güvenlik ve terör üzerine inşa edildiği hâlde bunları görmezlikten geldiniz, sadece türban üstüne, camilerin ahır olması üstüne bir politika güttünüz.

Emekliler çocuklarına muhtaç hâle getirildi. Emeklilerden her gün imdat çığlıkları yükselmesine sebep oldunuz.

Tüm uyarılarımıza rağmen, eksiklikleriyle çıkardığınız İntibak Yasası maaşlar arasında uçuruma neden oldu.

Sosyal adaletsizlikler yarattınız. 2000’den sonra emekli olanları  süründürdünüz. Yakınlarınız rahat evlerinde, gemiciklerinde, holding koltuklarında ihalelerin peşinde koşarken, evlerine para sayma makinesi alırken görmezden geldiğiniz ve belli ki küçümsediğiniz birkaç yüz TL’nin bir emeklinin katkı payı, ilaç parası, aş parası, geçim parası olduğunu bilemediniz çünkü siz halktan kopuktunuz. Siz, öğretmek yerine biat kültürünü yerleştirmeyi, yardım etmek yerine muhtaç etmeyi, onlara yardımlar götürmeyi tercih ettiniz.

Bir bakanınız 800 lirayla bir ailenin aslanlar gibi geçinebileceğini buralardan söyleme cesaretinde bulundu.

Engellileri hiçe saydınız. Dünyanın gelişmiş ülkelerinde engellilere tüm yaşam alanlarında tek başına hayatını idame ettirebilecek sosyoekonomik imkânlar yıllar öncesinde sağlanabilmişken siz, çıkardığınız yasaları dahi uygulayamadınız. “Engellilerden öğretmen olmaz.” diyen bir Millî Eğitim Bakanı, “Görmediğin hâlde sana iş vermişiz.” diyen Sağlık Bakanı, “Sizi adam yerine koyduk.” diyen bir milletvekili varken aksi de olamazdı zaten.

Avrupa’nın en genç nüfuslu ülkesi olmamıza rağmen, gençliğe bir türlü kulak vermediniz, milyonlarcası sokağa döküldü, sizin açıkladığınız rakamlarla bu 3,5 milyon kişiydi. Başka ülkelere akıl satarken, Orta Doğu’yu nizam ederken bu vatanın geleceğini gençlerin inşa edeceğini görmezden, duymazdan, bilmezden geldiniz. “Ayyaş” dediniz, “Çapulcu” dediniz, “Camide içki içtiler.” iftiraları atmaktan geri durmadınız. Bu pırıl pırıl, yarının işleyen beyinleri, aydınlık yüzleri olan gençleri en büyük rant malzemenize alet ederek türbanlı bir kadının üzerine saldırdıklarını, çocuğunu iğrenç bir şekilde taciz ettiklerini söyleyecek kadar ileri gittiniz. Son cami fantezinize ise tabanınızı bile inandıramadınız. Bir bakanınız camide öpüşenler olduğunu söyleme cesaretini gösterdi, sanıyorum kendi fantezisiydi.

Siz sokağın sesini, gençlerin fikrini değil, fikri ve zikri olmayan, sadece sizi alkışlayan insanları dinlemeyi tercih ettiniz. Siz, kendi gençlerinize misilleme yapıp mitingler düzenlediniz. Ve yine siz, kendi gençlerinizi copladınız, gazladınız, püskürttünüz ve öldürdünüz. Esma’ya haklı olarak ağladınız, ölen 7 gencimize rahmet bile dilemediniz. Gözlerini çıkarttığınız 14 gencimize geçmiş olsun bile demediniz. Hâlâ da Gezi olaylarına katılanların peşinde, onları gözaltına almanın peşindesiniz. Siz, dindar nesil hayaliyle öğrencilerin sözde ebeveynliğine soyunarak evlerini, yurtlarını siyasete malzeme ettiniz. Bu ülkenin vatandaşlarını ayrıştırmak için elinizden geleni yaptınız. Türkiye’nin tamamının yöneticisi olduğunuzu unuttunuz; “Benim % 50’m” dediniz, “Sokağa dökerim.” diye tehdit ederken kürsülerden demokrasi ve ifade özgürlüğü naraları atmayı da ihmal etmediniz. “Darbe, darbe, darbe…” diyerek ülkenin en yurtsever aydınlarının, askerlerinin, en itibarlı kişilerinin evlerini sabah beşte medyayla birlikte bastınız. Sevinç naraları attınız. Şimdi ise bu işler yapılırken, altınız oyulurken “Komplo var.” diyorsunuz.

Siz bu ülkede ekonomiyi de sadece kendiniz için işlettiniz. Bir yandan dolaylı vergilerle toplumun ümüğünü sıkarken, bütçenin bütün yükünü ÖTV ve KDV üzerinden halkın, emekçinin sırtına yüklerken diğer yandan sermaye gruplarınızı hileli işlerine göz yumarak veya destek olarak büyüttünüz. Özellikle de geçimin zaten zor olduğu büyük şehirlerde adım başı AVM açarak küçük esnafı bitirme noktasına getirdiniz. Gözünüzü rant bürüdüğü için küçük esnafın, mahalle bakkalının, terzinin, züccaciyecinin sıkıntısını nasıl çözeriz dahi demediniz.

“Siyasete yırtık ayakkabıyla girdik.” dediniz, ayakkabı kutularınızda milyonlarca dolar buldunuz. On bir yıl sonunda altı delik ayakkabısıyla, yerde, katledilmiş yatan Hrant Dink ve milyonlarca yoksulu gördük. Siz bu ülkenin gencinin, yaşlısının, işçisinin, emekçisinin, doktorunun, mühendisinin, öğrencisinin, öğretmeninin, kısaca tüm kesimlerinin günahına girdiniz. Gün gelecek, yaptıklarınızın hepsinin hesabını toplum önünde, sandıkta vereceksiniz. Unutmayın ki zamanı gelmiş bir fikirden daha güçlü hiçbir şey yoktur.

Saygılarımla. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN –Teşekkür ediyorum.

Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına Halil Aksoy, Ağrı Milletvekili.

BDP GRUBU ADINA HALİL AKSOY (Ağrı) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2012 yılı bütçe kesin hesap yasa tasarısının 2’nci maddesi üzerine söz aldım. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, bugün bütçe görüşmeleri sona eriyor. 2014 yılı bütçesini de tıpkı önceki yılların bütçeleri gibi kafanıza göre belirlediniz. Halkı esas alan, yoksulluğu, eşitsizlikleri ortadan kaldıran, adaletli ve hakkaniyete uygun bir bütçe yapmadınız ne yazık ki. Ancak, bugün, kamu emekçileri grev yapıyorlar, sokakta eylem yapıyorlar, tıpkı burada, Meclis Genel Kurulunda grev yapan milletvekili arkadaşlarımız gibi haksızlığa karşı ses çıkarıyorlar.

2014 bütçesinin büyük bölümü yani yüzde 86,5'i emekçilerin maaşlarından kesilen vergilerden oluşuyor. Vergiciler için cennet hâline getirilen Türkiye’de sermayenin doğrudan ödediği kurumlar vergisi ise 31 milyar lira ile vergi gelirlerinin sadece yüzde 7,68’ini oluşturuyor. Bütçenin yükü sadece vergilerle değil, vergi dışı gelirlerle de halkın, emekçilerin sırtına yüklenmiş bulunmaktadır çünkü vergi dışı gelirlerin büyük bölümü özelleştirme ve topluma ait varlıkların satışından elde edilen gelirlerden oluşuyor.

Değerli milletvekilleri, yine, bugün, tarihte önemli bir güne denk geliyor. On üç yıl önce bugün yani 19 Aralık 2000 tarihinde Türkiye cezaevlerinde unutulmayacak katliamlar yaşandı. Bugün, en çok hak ihlallerinin yaşandığı ve o dönemi savunanların bugün şikâyet ettiği F tipi cezaevlerine karşı ölüm orucuna giren yüzlerce tutuklu ve hükümlüye bombalarla, gazlarla, greyderlerle, uzun namlulu silahlarla saldırıldı. Medyaya yansıttıkları sözüm ona “Hayata Dönüş Operasyonu”, aslında “Tufan” ismini verdikleri operasyonlar neticesinde 32 insanımız can verdi. 20 cezaevine, eş zamanlı olarak 10 binin üzerinde güvenlik güçleriyle birlikte müdahale edildi. Anımsayacaksınız mutlaka, Bayrampaşa Cezaevinde yaşananlar âdeta bir savaş filmi sahnesini andırıyordu. Orada yanarak can verenlerin ve yaralıların görüntüsü hâlâ hafızamızda canlıdır.

Peki ne olmuştu da bu devlet on binlerce güvenlik görevlisiyle yurttaşlarının kaldığı cezaevlerini savaş alanına çeviriyordu? En doğal hakları olan protesto hakkını kullanarak açlık grevine girmişlerdi, bedenlerini ölüme yatırmışlardı.

Ne gariptir, o gün F tipi cezaevlerini savunanlar, yürürlüğe konan bu “Hayata Dönüş Operasyonu” emrini veren askerler bugün F tipi cezaevlerinde kalıyor ve onlar da şikâyet ediyorlar, F tipi cezaevi koşullarının ağır olduğunu söylüyorlar. Haklılar çünkü gerçekten de F tipi cezaevleri insan haklarına aykırı bir mimari yapıdadır.

Demokrasi, insan hakları ve hukuk herkes için gereklidir. Dün yaptığınız cezaevleri bugün veya yarın sizin meskeniniz olabilir. Sizin getirdiğiniz antidemokratik yasalar, mahkemeler, bugün sizi yargılayabiliyor. Hiç kimse ama hiç kimse adaletten ve gerçek hukuktan kaçamaz, kaçmamalıdır. Tarihte bütün diktatörler ve diktatoryal yönetimler halka hesap vermişlerdir, bundan sonra da vereceklerdir.

Bakınız, bir ayrıntıyı daha hatırlatayım: Türkiye’de binlerce faili meçhul cinayetlerin, köy yakma kararlarının verildiği Millî Güvenlik Kurulunda bu operasyonların yapılacağı kararlaştırılmıştı.

Yine, bir ayrıntı daha vereyim: F tipi cezaevlerinin mimarlarından olan ve operasyonlar sırasında Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü görevinde bulunan Ali Suat Ertosun, 2004 yılında, AKP Hükûmeti kararıyla, dönemin Devlet Bakanı, şimdiki Meclis Başkanı Sayın Cemil Çiçek tarafından Devlet Üstün Hizmet Madalyası aldı. Dolayısıyla, bu Hükûmet çıkıp diyemez ki “Benim iktidarım zamanında gerçekleşmedi bu olay.” Bu olayın baş sorumlularının ödüllendirilerek ve yine, operasyon kararını veren, düzenleyen ve 32 insanı katledenler hakkında etkin bir soruşturma yapmayarak, onları yargı önüne çıkarmayarak bu katliama siz de ortak oluyorsunuz.

Değerli milletvekilleri, peki ne oldu, cezaevleri sizin döneminizde ne hâle geldi, biliyor musunuz? Toplama kampları hâline geldi doğrusu, her türlü insan hak ve gereksinimlerinin gasbedildiği yerler oldu cezaevleri. Cezaevlerinde insan hakları ihlallerinin en çok yaşandığı dönem bu Hükûmetin dönemidir. Bu iktidar döneminde, cezaevi mevcudu 2 katına çıkarıldı. İlk defa, sizin döneminizde tutuklu sayısı hükümlü sayısını geçti. Binlerce çocuğu “taş attı” diye ya da benzer gerekçelerle tutukladınız. Bu çocuklar sizin döneminizde Pozantı'da, Antalya'da, Mardin'de, Sincan'da taciz, tecavüz ve her türlü fiziki saldırıya uğradı.

Yine, hiçbir dönemde, cezaevlerinde “nakil” ve “sevk” adı altında gerçekleştirilen sürgünler bu kadar yaygın yaşanmadı. Bir gecede yüzlerce tutsağı, ülkenin bir ucundan öbür ucuna sürdünüz. Bunu yaparken de hiçbir makul gerekçeniz yoktu. Açlık grevine giren binlerce tutsağa karşı intikam duygusuyla hareket ettiniz. Devlet ciddiyeti bu değildir, bu olmamalıdır.

Cezaevlerinde bugün yaşanan en önemli ve en acil sorun elbette ki hasta tutuklu ve hükümlülerin tahliye edilmemesi ve gereken tedavilerinin yapılmamasıdır. Bakınız, defalarca bu kürsüden ve başka platformlardan dile getirdik. Şu an durumu çok ağır olan hasta tutuklu ve hükümlülerin durumu hiçbir şekilde siyasete malzeme edilemez, pazarlık konusu yapılamaz. Şu an, Türkiye genelinde son verilere göre, 166'sı ağır olmak üzere 600 civarında hasta tutuklu ve hükümlü bulunmaktadır. Bunların birçoğu cezaevinde tek başına yaşamını idame ettirme imkânlarına da sahip değildir. Ne yazık ki Adli Tıpı Kurumu tamamen siyasi saiklerle vermiş  olduğu  kararlarla tahliye taleplerini reddetmektedir.

Bakınız, Adli Tıp Kurumuna muazzam yetkiler sunulmuş. En azından Parlamento ve Hükûmet, siyasallaşmış bu kurumun tekelini kırmalıdır. Adalet Bakanlığınca belirtilen tam teşekküllü hastanelerin sağlık kurullarınca düzenlenen raporlarının Adli Tıp Kurumunun onayına sunulmasıyla ilgili düzenleme derhâl kaldırılmalıdır. Ayrıca, Adli Tıp Kurumu, tam teşekküllü hastanelerin vermiş olduğu raporları onaylamak için tutukluyu da İstanbul'a, kendi ayağına çağırmaktadır. Ring araçları içerisinde yapılan bu nakiller, başlı başına bir eziyet hâlini almaktadır.

Adli Tıp Kurumu -bildiğiniz üzere- verilen raporları neredeyse hiç onaylamıyor. Özellikle ceza dosyalarının içeriğine bakarak, siyasi tutuklu ve hükümlülere karşı tarafsızlığını tamamen yitiriyor. Bu nedenle, yasanın bu hükmünün değiştirilerek hapis cezasının hastalık nedeniyle ertelenmesinin Adli Tıp tekelinden çıkarılması zorunlu ve kaçınılmazdır.

Değerli milletvekilleri, tekrar etmek gerekirse, bilimsel kriterlerden ziyade siyasi kriterler ile hareket eden ve tamamen siyasetin etkisinde olan Adli Tıp Kurumunun bu tekelinin derhâl kırılması gerekiyor.  Üniversitelerin adli tıp anabilim dalı başkanlıkları veya Sağlık Bakanlığının eğitim ve araştırma hastaneleri gibi kurumların bilirkişilik vasfı kabul edilmeli, buna göre düzenlemeler yapılmalıdır. Ayrıca, tüm cezaevlerinde tam donanımlı ve yeterli uzman personel barındıran hastaneler ve revirler açılmalıdır.

Değerli milletvekilleri, fırsat buldukça birçok cezaevine ben de gittim. Geçenlerde,  Sincan 2 No.lu F Tipi Cezaevinde kadın ve erkekleri ziyaret ettim.  Çocuk ve gençlik cezaevlerini de ziyaret etmek istemiştim ancak her nedense bana bu izin verilmedi. Mevzuatta buna ilişkin hiçbir kısıtlayıcı düzenleme yokken Adalet Bakanlığının bu talebimi tamamen subjektif bir ifadeyle “Uygun görülmemiştir.” şeklinde reddetmesi doğrusu kabul edilemez. Bu hukuk dışı keyfî uygulamaların kamuoyu gündemine gelmesinden korktukları için herhâlde bizim cezaevlerine, özellikle çocuk cezaevlerine gitmemizi istemiyorlar.

Burada da çok sayıda ağır hasta, tutuklu ve hükümlü vardır. Mesela Hüseyin Yıldız, Cengiz Eker, Hasan Alkış, Burhan Kartal, Burhan Kaya, Mehmet Nuri Çelebi, Mehmet Çelebi Çalar, Mehmet Yalçın, Aziz Yalçın gibi isimler ağır hastadırlar. Bu hastaların 2 No.lu F tipi cezaevinde keyfî uygulamalarla tutulması kabul edilemez.

Keza, aynı cezaevinde birçok hak ihlali yaşanmaktadır. Bunlardan birisi de mektup, gazete ve diğer yayınların geç veriliyor olmasıdır, yine kıyafet de verilmiyor. Benzer çok sayıda sorun da hâlâ yaşanmaktadır. Başta ağır hastaların sorunları olmak üzere, bütün sorunların bir an önce çözüme kavuşturulması gerektiğini tekrar hatırlatmak istiyorum.

Bu nedenle sayın Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz isteyen Emin Haluk Ayhan, Denizli Milletvekili. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA EMİN HALUK AYHAN (Denizli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; görüşülmekte olan kanunun 2’nci maddesi üzerine Milliyetçi Hareket Partisi Grubunun görüşlerini arz etmek üzere söz aldım. Yüce heyeti bu vesileyle saygılarımla selamlıyorum.

Madde gelirlerle ilgili ama ondan önce, özellikle ifade etmek istediğim bir husus var. Sayın Bakan, bundan sonra orada oturmadığınız müddetçe bu işten anlayan, bizim de sorularımıza cevap verecek bir sayın bakanı oturtun lütfen. Fişlemeden sorumlu olacak, MHP’lilerin fişleneceği bir alanda görev yapan bir bakanla, sorduğumuz soruya cevap alamayacaksak öyle bir muhatap istemiyoruz, onu açıkça beyan etmek istiyorum. Çünkü, bu benim 4’üncü konuşmam bütçede, sizinle sanıyorum ilk defa bunda karşı karşıya geliyoruz. Bunu özellikle ifade etmek istiyorum.

Bir de gıyabınızda her zaman sitayişle bahsettiğim bir husus vardır, “Söylediği, bize verdiği teknik bilgiler de doğrudur.” derdim. Evvelki akşam burada verdiğiniz beyanat hakikaten vatandaşta bir yankı buldu. Bu meydana gelen olaylarla ilgili şahsi duruşunuzun ne olacağına dair  vatandaş olumlu tepki de verdi. Tebrik de ediyorduk o yüzden ama gece attığınız “tweet”lerle ertesi gün vatandaş “Sizin bu methettiğiniz adam nasıl döndü akşamdan sabaha?” diye bize tekrar dönmeye başladı. Onu da yüce Mecliste, Genel Kurulun huzurunda size bir duyurmak istedim.

Şimdi, orta vadeli program ile orta vadeli mali planın amacı belli. Maliye politikanızın amacı ne sizin? Ekonomik ve finansal istikrarı desteklemeniz mi? Hayır, desteklemiyorsunuz, böyle bir şey yok. Yurt içi tasarrufları artırdınız mı? Rezil ettiniz. Bundan siz de sorumlusunuz. En çok sorumlu olan da sizsiniz. Siz dersiniz ki: “Benim çalıştığım alan kamu maliyesi, bal gibi de kamu harcanabilir gelirini artırdım.” Artırdınız, doğru, nereden nereye çıkardığınız da belli ama Türkiye tasarruf liginde dünyada çakıldı, çakıldı, küme düşüyor. Küme düşeceği bir alt küme yok zaten yani orada rezil vaziyette. 

Cari açığı kontrol ettiniz mi? Bunlar anayasal görev aynı zamanda. Cari açık, dış ticaret açığı rezil, yine 100 milyar doları buldu. Cari açık rezil, hâl meydanda. Şimdi, faiz dışı harcamaları kontrol mu ediyorsunuz? Yapıyı değiştiremiyorsunuz. Aslında, AKP Hükûmeti, bal gibi de faizci, faizcinin kralı. Açıklanan son millî gelir rakamlarına bakın, mali sektörün durumu, oradaki kazancı, artışı vesaireyi görürsünüz, AKP’nin faizcilerle nasıl hemhâl olduğu, iç içe olduğu, birbirine geçtiği çok net ve açık bir şekilde gözüküyor. En iyi gelişme orada, kabarmış, genişlemiş. Tüketici Yasası’nda yine aynı. Faizle siz kâr ortaklığını aynı kefeye koydunuz. Bu, Müslümanı kandırmaktan başka bir şey değil. Düzelt falan dedik, AKP’li arkadaşlar da rıza göstermediler, hakikaten değişmesi lazım geldiğini söylediler. Yapılan değişiklik şeyi karşılamıyor. Çok rezil bir vaziyette. Yani inancı olan vatandaşları da resmen kandırıyorsunuz. Belki tasarının altında imzanız vardı ama farkında değilsiniz. “Biz burada ne yaptık?” diye lütfen bir bakın.

Kamu gelirlerinin kalitesini artıracaktınız, hikâye. Nereden artırdınız kamu gelirlerinin kalitesini? Dolaylı vergiler artıyor. 1 litre benzinden ne alıyordunuz siz kabaca baktığınız zaman? Siz iktidara geldiğinizde 1 lira 15 kuruş vergi alıyordunuz, şimdi alıyorsunuz 2 lira 91 kuruş. Eksiğim var, fazlası yoktur. 1 litre tüp gazdan ne alıyordunuz? 6-7 lira alıyordunuz 12 litrelikten, şimdi 25 liradan daha fazla alıyorsunuz. “Dolaylı vergilerin payı düştü.” falan demeyin, vatandaşın cebinden çıkıyor mu, çıkmıyor mu? 1 litre mazottan ne alıyordunuz? 76 kuruş falan alıyordunuz -yanlışım varsa gelin, düzeltin- şu anda ne alıyorsunuz? Neredeyse 2,5 lirayı buldu. Öyle değil mi? Bunlar sizin elinizde. Vatandaşa niye doğruyu anlatmıyorsunuz, açık bir şekilde anlatmıyorsunuz? Çünkü doğruyu anlattığınız zaman vatandaş farklı düşünüyor sizin hakkınızda. Zaten fiilen yaşıyor, bunu da size söylüyor.

Elektronik vergi mevzuatını gözden geçirecektiniz, ayıpsınız, ne kadar hırsız, uğursuz, kaçakçı, gayrimeşru iş yapan varsa parasını legalize etmek için burada kanun çıkarıyorsunuz. Siz varlık barışı falan yapmıyorsunuz, varlıklılarla barış yapıyorsunuz. Zaten iki gündür ortalığa çıkan, saçılan işler kimlerle ilişkide olduğunuzu çok açık ve net bir şekilde gösterdi. Varlıklılarla barış yapıyorsunuz siz. 130 milyar dolardı ilk açıklandığında Sayın Babacan’ın söylediği o meblağ, sanıyorum 50 milyar TL bir beyan oldu. Onun da, kaçakçılar falan da, gayrimeşru parası olanlar da size itimat etmiyor; beyan ediyor da, gelip ödemiyor. Siz, şimdi, oradan 2 milyar TL’ye yakın vergi aldınız. Kaç parayı aklamış oldunuz, gayrimeşru parayı? Yaklaşık 50 milyar TL. Ben olsam, bir Maliye Bakanı olarak orada oturuyor olsam sıkılırım, utanırım bundan. Bunu bir kere yapmadınız, bir daha yaptınız. “Dışarıda bunun şu kadar parası oluyor.” diye bir Başbakan Yardımcısı söylüyorsa bunları biliyor demektir, ilişkisi var demektir, ona talep gelmiş demektir. Aksi takdirde nereden biliyorsunuz kimin dışarıda ne kadar parası olduğunu? Gelirlerin falan öyle düzgün değil. Kamuda falan da öyle, hani dengeli dağıttınız şu bu falan yok. Hasan değil basan alıyor. Denizli’ye hastane yapılacaktı, Bülent Bey bastırdı Manisa’ya gitti. Stat yapılacaktı, bilmem nereye gitti. Söz verdiniz hızlı tren yapılacaktı, bilmem nereye gitti. Öyle verdiğiniz sözlerin falan da tutulduğu mutulduğu yok, onlar da hikâye.

Elektronik ticaret yasası bekliyordu, hani kayıt dışını önleyecektiniz ya. Onu da faizciler, lobiler burada beklettiriyor size. Getirin burada bir görüşelim de çıksın o da. Kayıt dışını önleyecektik.

Şimdi, kamu harcanabilir geliri: Mahallî idarelerde bu sene seçim yılı ya artırıyorsunuz kamu kesimi genel dengesini ama dış ticaretten aldığınız vergi 240-250 milyar doları buldu siz iktidara geldiğinizden beri. Dış ticarette bu vergi olmadığı zaman, almadığınız zaman, ithalatı kıstığınız zaman ne oluyor? Bütçeyi hallediyorsunuz ama bütçeye vergi aldığınız zaman dış ticaretten, öbür taraftan ne oluyor, bir taraftan da cari işlem açığı ortaya çıkıyor. Sıkıntılı bir durum, öyle değil mi?

2013’ten 2014’e kamu kesimi genel dengesine bakınız 15 milyar TL kamu harcanabilir geliri artıyor, cari giderler 19 milyar artıyor. Genel toplam, devlet toplam gelirinin yurt içi hasılaya oranı 1,5 düşüyor. Merkezî yönetim bütçesinde kamu harcanabilir geliri artmıyor, cari giderler artıyor. Merkezî yönetim bütçesinde kamu tasarrufu artıyor ama özel sıkıntıda. Dolaysız vergilerin yurt içi hasıla içindeki payı yüzde 6’lar düzeyinde. Dolaylı vergiler yüzde 11’den yüzde 15’e yükseliyor. Toplam vergiler yüzde 17’den yüzde 20’ye yükseliyor. Sadece 2013’ten 2014’e yurt içi hasılanın 1,4’ü  kadar dolaylı vergiyi arttırıyorsunuz, öyle değil mi, bu programdaki rakamlar bunu gösteriyor.

Kayıt dışını legalize ediyorsunuz. Bakın, Denizli’de ben, sizin yetkililere sordum; 100 liralık, 150 liralık gelirde yeniden yapılanma var mı? dedim. “Vallahi Vekilim siz, herhâlde onu biliyorsunuz, bir şeyi, bir araştıralım da öyle cevap verelim.” dediler. Ama, siz, adamların trilyonunu bir kalemde varlıklıyla barışarak hırsızın, uğursuzun parasını getiriyorsunuz. Nasıl buna vicdanınız razı oluyor ya? Garibanın sırtına çöküyorsunuz, 100 lira-150 lira için size yeniden yapılandırmaya geliyor ya. Bu kadar sıkıntı olur mu?

Vergi esnekliği… Bir senede 1,6’dan 1’e düşüyor, daha önceki sene yine 1 civarında. Böyle bir vergi esnekliğinin olması için korkunç bir değişim olması lazım ekonomide. Böyle bir şeyin olması mümkün mü? Bunu millete söylemiyorsunuz. Gelir politikasında temel amaçları sayıyorsunuz, vergi sisteminde etkinlik ve adaleti sağlayacaksınız. Allah’ını severseniz, sağladınız mı ya? Rezil kepaze ettiniz, işte şimdi yeni tasarı getireceğiz diye uğraşıyorsunuz ya.

Bunun dışında, her sene torba yasa getiriyorsunuz. İlk geldiğinizde, Bakan olduğunuzda biraz çekinmiştiniz, hakikaten bundan biraz hicap duyar hâldeydiniz ama şimdi, amiyane tabiriyle, eliniz yüzünüzden gitti ya. 250 maddelik torba tasarı olur mu ya, nerede görülmüş? Siz hiç gittiğiniz uluslararası kuruluşlarda gidip anlatıyor musunuz? “Biz 250 maddelik torba tasarı getiriyoruz, içinde yok yok; hırsızı da affediyoruz, uğursuzla da barışıyoruz, garibanın tepesine çöküyoruz.” Anlatıyor musunuz böyle? Anlatabilecek durumunuz yok çünkü. Saklıyorsunuz, televizyonlarda on beş dakikaya bir biriniz çıkıyor, konuşuyor, ne yapıyorsunuz? Sıkıntıya sokuyorsunuz. Ülkenin neresi… İki üç gündür olan biteni -biraz önce söyledim- evvelki akşam söylediğinizi sizin burada, vatandaş bir “iyilik timsali, doğruluk timsali” diye yorumladı, bize söyledi. Sabahleyin “tweet”lerde “Cıvıttı.” dediler yani amiyane tabiriyle.

Teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum Sayın Başkan. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

EMİN HALUK AYHAN (Denizli) – Hırsızlık parayla pulla mı?

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Biraz daha nezaketli olsan ne olur?

EMİN HALUK AYHAN (Denizli) – Yalan mı var söylediğimde?

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Ya, doğru da nezaketle anlat, böyle anlatılmaz ki ya! Doğru söylüyorsan da nezaketle anlat.

EMİN HALUK AYHAN (Denizli) – Var mı yalan anlattıklarımda?

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Ya, ben nezaketle anlat diyorum.

EMİN HALUK AYHAN (Denizli) – Gel dışarıda basın toplantısı yapalım, bakalım beraber.

BAŞKAN – Şahsı adına söz isteyen Recai Berber, Manisa Milletvekili… (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

RECAİ BERBER (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2012 yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın 2’nci maddesinde şahsım adına söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Bütçe, belirli bir dönemdeki gelir ve gider tahminleri ile bunların uygulamasına ilişkin hususları gösteren ve usulüne uygun olarak yürürlüğe konulan belge olarak tanımlanmıştır. Bütçe hakkının vatandaşlar adına parlamentolar tarafından kullanılmasının bir sonucu olarak günümüzde, bütçeler, parlamentolarının onayıyla yürürlüğe girer. Bütçe hakkı ise bir yönüyle vergi verenlerin yani vatandaşların ödedikleri vergilerin nereye ve nasıl harcandığına ilişkin denetimdir. Parlamenter sistemlerde vatandaşlar bu hakkını, parlamento ve parlamentoya raporlar sunan sayıştaylar vasıtasıyla kullanırlar. Türkiye Büyük Millet Meclisi de merkezî yönetim bütçe kanunu uygulama sonuçlarını onama yetkisini Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu ve bu kanuna ilişkin olarak Sayıştay tarafından hazırlanan genel uygunluk bildirimi vasıtasıyla kullanmaktadır. 2012 yılı Genel Uygunluk Bildirimi Anayasa’nın 164’üncü maddesi, 6085 sayılı Sayıştay Kanunu ve 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu’nun ilgili hükümleri çerçevesinde hazırlanarak yüce Meclisimize sunulmuştur.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2014 yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı görüşmelerine başladığımız komisyon çalışmalarından bu yana, maalesef, Sayıştayın 2012 yılı kesin hesapları ve denetim ve raporları tartışma konusu olmuştur. Hatta buradan hareketle, Sayıştayın denetimleri yapamadığı, yaptığı denetimleri de raporlayamadığı iddia edilmiştir; oysa 6085 sayılı Sayıştay Kanunu’nun “Genel uygunluk bildirimi” başlıklı 41’inci maddesi gereğince, genel uygunluk bildirimi çalışmalarında kesin hesap kanunu tasarısında yer alan merkezî yönetim bütçe kanunu uygulama sonuçları ile kamu idareleri hesapları arasında karşılaştırma yapılması, merkezî yönetim kesin hesap kanunu tasarısı ekinde yer alan cetvel ve belgelerin incelenmesi ve ortaya çıkan muhtemel uyumsuzlukların genel uygunluk bildirimine alınması esastır. Söz konusu kamu idareleri hesaplarını oluşturan mali tabloların genel bütçeli idareler bazında henüz tam olarak hazırlanamaması nedeniyle, uygunluk karşılaştırması çalışmalarında merkezî yönetim hesaplarındaki muhasebe birimleri yönetim dönemi hesaplarını oluşturan mali tablolar esas alınmış. Sayıştay, raporlarında, genel uygunluk bildiriminde bunu belirtiyor. 5018 sayılı Kanun’un “Kesin hesap kanunu” başlıklı 42’nci maddesi gereğince kesin hesap kanunu Maliye Bakanlığımızca hazırlanmaktadır. Maliye Bakanlığınca hazırlanan 2012 Kesin Hesap Kanunu Tasarısı ve Sayıştay tarafından hazırlanan genel uygunluk bildirimi raporuna göre, konsülde uygulama sonuçları detaylı olarak elimizdeki raporlarda yer almaktadır.

EMİN HALUK AYHAN  (Denizli) – Yetki kanunundaki imza sahte miydi, değil miydi? Daha net olsun, sahte miydi, değil miydi?

RECAİ BERBER (Devamla) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugüne kadar çok arkadaşımız Sayıştayın gerekli denetimleri yapamadığı iddiasında da bulunmuştur. Şimdi, yapılan bu denetimlerle ilgili yine Sayıştayın dış denetim değerlendirme raporunda nelerin yapıldığını ben birkaç başlık hâlinde belirtmek istiyorum.

Değerli arkadaşlar, genel yönetim kapsamındaki 42 adet genel bütçeli idare, 88 adet özel bütçeli idare, 8 adet düzenleyici ve denetleyici kurum -ki tamamıdır bunlar- 64 adet il özel idaresi, 16 büyükşehir belediyesinin tamamı, 14 büyükşehir belediyesine bağlı idare, 41 adet büyükşehir ilçe belediyesi, 61 adet il belediyesi, 2 adet sosyal güvenlik kurumu ile 5018 sayılı Kanun’a tabii olmayan ancak Sayıştayın denetim kapsamında bulunan 16 adet kalkınma ajansı ve 6 adet diğer kamu idaresi olmak üzere toplam 358 adet kamu idaresi denetlenmiş ve raporları Meclisimize, İçişleri Bakanlığında Mahalli İdareler Genel Müdürlüğüne iletilmiş.

Değerli arkadaşlar, özellikle arkadaşlar Sayıştay raporlarıyla ilgili hususlarda Maliye Bakanlığı ile Sayıştay arasında yapılan çalışmalar sonucunda önümüzdeki yıldan itibaren…

İZZET ÇETİN (Ankara) – Dinleseydin, başına bunlar gelmezdi bak.

RECAİ BERBER (Devamla) - …bunların sonuçlarını görebileceğimiz tarzda raporların geleceğinden emin oldukları için, bu yıl, bu, maalesef çok kullanıldı.

İZZET ÇETİN (Ankara) – Geçen sene ne oldu?

RECAİ BERBER (Devamla) – Esasen bu raporlar daha önceki yıllarda hiç gelmiyordu.

İZZET ÇETİN (Ankara) – Yok, döneminizde iki yıl.

RECAİ BERBER (Devamla) - Şimdi ise yaptığımız Sayıştay Kanunu ile yaptığımız düzenlemelerle bu raporların hem denetlenmesi bütün kamu kurumlarının…

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Ya Sayın Berber, yine arının çomağına giriyorsun. Hangi rapor geldi ya?

İZZET ÇETİN (Ankara) – Eğer o raporlar gelseydi, ayakkabı kutusu partisi olmazdınız.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Ya bu konuyu artık kapat ya! Bilmediğin konuda konuşma ya! Hangi rapor geldi ya? “Hâlâ daha rapor geldi.” diyorsun ya!

RECAİ BERBER (Devamla) – Devletin yüzde 50’sinden fazla parasının olduğu bütün kurumlar denetlenmiştir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

RECAİ BERBER (Devamla) – 2014 yılı bütçemizin ve kesin hesap kanun tasarımızın hayırlı olmasını diliyorum. Hepinize saygılar sunuyorum. Sağ olun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Yapmayın Allah aşkına, insanı isyan ettirmeyin ya! “Görüş bildirilmemiştir.” demek rapor mu, değil mi ya? Yapmayın Allah aşkına ya! Hâlâ daha arının çomağına çomağına geliyorsun ya!

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Şimdi, Hükûmet adına Maliye Bakanı Mehmet Şimşek söz istemişlerdir.

Buyurun Sayın Bakan. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Şimdi, buradan birtakım iddialar ortaya konuldu. Ben size rakamlarla kimin faizci olup olmadığını müsaadenizle ortaya koymak istiyorum.

2002 yılında Türkiye'de toplam vergi gelirlerinin yüzde 86’sı faize gidiyordu yani Türkiye 100 lira vergi topluyor, 86’sı faize gidiyordu. Peki, 2013 yılında ne kadar faize gidiyor? 15,5 lira yani eskiden milletten toplanan vergilerin yüzde 86’sı faize giderken bugün yüzde 15,5’u gidiyor ve dolayısıyla arda kalan fark millete hizmet olarak gidiyor. Peki, bu rakam nasıl bir rakam? 1983’ten bu yana Türkiye’nin iç ve dış borç faize, vergi gelirlerine oran olarak ödediği en düşük faizdir. Ne zamandan beri? 1983’ten beri.  Aynı rakamı millî gelire oranla da bakabilirsiniz, aynı rakamı bütçe giderlerine oran olarak da bakabilirsiniz. Bakın, 2002 yılında bütçe harcamalarının tamamının yüzde 43,2’si faize gidiyor, bugün bu rakam 12,4’e inmiş, 1985’ten bu yana en düşük. Şimdi, ben, hepinizin tabii ki vicdanına bırakıyorum kimin faizci olduğuna dair hususu.

İkinci önemli bir argüman, sık sık yapılır; Türkiye'de dolaylı vergilerin arttığı argümanı yapılır. Şimdi, değerli arkadaşlar, ben geçen gün de söyledim. Biz dünyada yaşıyoruz, değil mi? OECD’nin 34 tane üyesi var. OECD standartlarını kullanıp bizim dolaylı, dolaysız vergi, toplam vergi vesaire gibi yükleri karşılaştırmamız lazım. Dünyada madem böyle bir standart var, herkes kendi standardını geliştiremez. Bakın, OECD sınıflandırmasına göre, Türkiye’de dolaylı vergilerin toplam vergi gelirleri içerisindeki payı, 2002’de yüzde 47,3. Yüzde 47,3; bunun içinde sosyal güvenlik primi de var, belediyelerin topladığı vergiler de var, harçlar da var. Dünya böyle yapıyor. Ne zaman? 2002’de. Ne kadar? Yüzde 47,3. Bugün ne kadar? 2013 rakamını söylüyorum: Yüzde 46,1. Bunun yüksek olduğunu söyleyebilirsiniz ama yükseldiğini iddia etmek bu rakamlar çerçevesinde gerçekçi değil.

Şimdi, akaryakıt üzerindeki vergi yüküne bakalım. 2002 yılında benzinin üzerinde, 95 oktanlı bir benzin, siz bir gidip 100 liralık benzin aldığınız zaman pompadan, onun 70 lira 22 kuruşu hazineye geliyor, maliyeye geliyor yani yüzde 70,22 vergi yükü var. 2013, geçtiğimiz hafta itibarıyla yüzde 59,76’ya inmiş. Bakın, akaryakıt üzerindeki vergi yükü yüzde 70’lerden yüzde 60’ın biraz altına inmiş. Peki, diyeceksiniz ki…

İZZET ÇETİN (Ankara) – Akaryakıt ucuzlamış mı Sayın Bakan?

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Devamla) – Lütfen, bakın, ben oradan hiç müdahale etmiyorum, sizleri saygıyla dinliyorum.

Şimdi…

İZZET ÇETİN (Ankara) – Dünyanın en pahalı akaryakıtı bizde.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Devamla) – Hayır, en pahalı da değil.

İZZET ÇETİN (Ankara) – İsveç, Finlandiya...

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Devamla) – Madem söylediniz, o zaman müsaade edin.

İZZET ÇETİN (Ankara) – Tabii.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Devamla) – Bakın, şu anda benzinde vergi yükü sıralamasında, Hollanda’da yüzde 61,92; İngiltere’de yüzde 60,98; İtalya’da yüzde 60,18; Yunanistan’da yüzde 60,13; Türkiye’de yüzde 59,76. Motorini de söyleyeyim: Bakın, şu anda İngiltere’de yüzde 58,49 vergi yükü motorinde, İtalya’da yüzde 55,28…

İZZET ÇETİN (Ankara) – Ben en pahalı olduğunu söylüyorum Türkiye'de.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Devamla) – …İsveç’te yüzde 54, İrlanda’da yüzde 52,2; Türkiye'de yüzde…

İZZET ÇETİN (Ankara) – O ülkelerle bizim gelir durumumuz bir mi?

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Devamla) – Vergi yükünden bahsediyorum Sayın Çetin, vergi yükünden bahsediyorum.

İZZET ÇETİN (Ankara) – Ücret, gelir durumu nasıl?

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Devamla) – Şimdi,  dolayısıyla, diyeceksiniz ki… Ha, vergi yükü yüksek, bunu biz zaten söylüyoruz ama “Yükselttiniz.” diyemezsiniz, vergi yükü inmiştir.

Bakın, brent tipi ham petrol fiyatı 2002 yılından bu yana yüzde 281,75 artmış.

İZZET ÇETİN (Ankara) – Hâlâ İngiltere’de yaşıyorsunuz.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Devamla) – Bakın, ham petrol fiyatı… Kurda da yüzde 24’lük bir artış olmuş çünkü ithal ettiğimiz bir ürün. Peki, dolayısıyla, toplamda ne olmuş yani birikimli olarak ham petrol fiyatı TL cinsinden ne kadar artmış? Yüzde 374,76 artmış. Peki, 95 oktanlı benzinin fiyatı ne kadar artmış? Yüzde 154 artmış. Her şey tutarlı. Yani dolayısıyla, burada da bu iddiada bulunmadan önce birkaç kez düşünmeniz lazım.

İZZET ÇETİN (Ankara) – Sayın Bakan, eğer şey yapacak olursanız rakamları veririm.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Devamla) – Şimdi, ham petrol fiyatı…

İZZET ÇETİN (Ankara) – Mesela Sayıştay raporları niye gelmedi?

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Devamla) – Şimdi, konudan konuya niye atlıyorsunuz? Müsaade edin.

İZZET ÇETİN (Ankara) – Hayır, onları atlayamaz, o rakamlar atlamaz.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Devamla) – Şimdi, değerli arkadaşlar, kamu tasarrufları… Bu önemlidir. Ben bütçeyi buraya getirmişim; kamu tasarrufları artmış mı artmamış mı, bütçe dengeleri iyileşmiş mi; ona bakmamız lazım.

2002 yılında, hatırlayın, kamu tasarruflarının millî gelire oranı eksi yüzde 4,8. Bugün ne? Artı 2,9. Millî gelire oran olarak 8 puanlık iyileşme var. Kamu tasarruflarını, bütçeyi, toplam tasarruf düzeyini eleştirebilirsiniz. Bugün çok açık ve net olarak söylüyorum: Bütçe performansımızı buyurun eleştirin. Bütçe hedeflerini tutturmuş muyuz? Bu bütçe Plan ve Bütçe Komisyonuna geldiğinden bugüne kadar, geçmişte -geçen seneyi konuşuyorum- sürekli eleştirildi; hedefler tutmayacak, tutmayacak, tutmayacak... Tam aksine, hedeflerin çok çok altında bir açıkla gidiyor. Türkiye, bugün, reel faizin hâlâ çok düşük oranlarda olduğu, yüzde 1’ler, 2’ler civarında olduğu bir dönem yaşıyor. 2002 yılında reel faizler yüzde 25’ti. Şimdi, bunları görmeden, ondan sonra da…

İZZET ÇETİN (Ankara) – 2001-2002’nin koşulları böyle miydi?

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Devamla) – Karşılaştıracağım.

Değerli arkadaşlar, bir tane daha rakam söyleyip kapatacağım. Bakın, Dünya Bankasından bahsediyoruz, Dünya Bankasının sınıflandırmasına göre…

İZZET ÇETİN (Ankara) – Halk Bankasından bahsedelim biraz.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Devamla) – … Türkiye 2002 yılında alt orta gelir grubundaydı, bunu ben söylemiyorum Dünya Bankası söylüyor. Bugün, Türkiye, 2012 yılı itibarıyla üst orta gelir grubundadır ve eğer orta vadeli program hedefleri çerçevesinde ülkemiz giderse 2016 yılında Türkiye, Dünya Bankası sınıflandırmasına göre üst gelir grubundaki ülkeler arasında yerini alacaktır.

BÜLENT BELEN (Tekirdağ) – Kim giriyor Sayın Bakan o üst gelir grubuna?

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Devamla) – Şimdi, biz mükemmel miyiz? Değiliz.

İZZET ÇETİN (Ankara) – Bir de Halk Bankasından bahsedelim. Sıra bankaya gelmişken biraz da Halk Bankasından…

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Devamla) – Eksiklikler yok mu? Var. Bir cari açık problemi yok mu? Var. Ama az önce… Bir de eleştirinin de bir tarzı var, şimdi, bir de doğru olsa.

Teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Bakan.

EMİN HALUK AYHAN (Denizli) – Bir tüpten kaç para vergi alınıyordu, onu söylemedin.

BAŞKAN – Şahsı adına söz isteyen Lütfü Türkkan, Kocaeli Milletvekili. (MHP sıralarından alkışlar)

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sayın Maliye Bakanının bu kürsüye geldiğinden beri en çok şikâyet ettiği konu, memleketin de hakikaten sıkıntıda olduğu konu cari açık konusu. Ama, son günlerde gelişen olaylara baktığınızda, Sayın Bakanım, ayakkabı kutularını boşaltsanız sizin bu cari açık meseleniz kalmaz vallahi. Siz boşuna kendinizi harap etmişsiniz burada. İşin büyüğü ayakkabı kutusunda saklı aslında.

Sayın Başbakan gittiği her yerde pembe tablolar çiziyordu bugüne kadar. On bir yıllık iktidarını öve öve bitiremedi. Türkiye’nin büyüdüğünü, borçların temizlendiğini, kişi başına düşen millî gelirin arttığını söylüyor…

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Banka kasaları yetmiyor, evine götürüyor parayı.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Devamla) – … karşısındaki bindirilmiş kıtalar da bilip bilmeden kendisini alkış yağmuruna tutuyordu.

TÜRK-İŞ her ay düzenli araştırma yapıyor. 4 kişilik bir ailenin açlık sınırı, Adalet ve Kalkınma Partisi döneminde yüzde 170 oranında artmış. 2002’de 4 kişilik bir aile 380 lirayla dengeli ve düzenli beslenebilirken bu tutar 2013’ün ilk on aylık döneminde 1000 liraya yükselmiş. Yine TÜRK-İŞ’in araştırmasına göre, 4 kişilik bir ailenin yoksulluk sınırı 2013 Kasım ayına göre 3.500 lira, açlık sınırı ise 1.100 lira.

Ekmek, bizim toplumumuzda çok kutsal, yerde görsek öpüp başımızın üzerine koyarız ve yüksek bir yere bırakırız ama Adalet ve Kalkınma Partisi döneminde ekmeğe de saygı gösterilmemiş. Yavan ekmek yemek zorunda kalan insanların ekmeği bile Adalet ve Kalkınma Partisi döneminde yüzde 180 oranında artmış.

Dünyanın en pahalı akaryakıtını kullanan ülkeyiz Sayın Bakanım. Benzin fiyatları on bir yılda yüzde 195, motorin fiyatları da yüzde 240 oranında artmış. El insaf demek lazım. Sonra da “Biz sanayileşeceğiz.” diye bir taraftan birtakım yatırımları heba etmek durumunda kalıyoruz. Başbakan, bunun sorumlusu olarak otomatik fiyatlandırma sistemini gösteriyor. Ben buradan Sayın Başbakana soruyorum: Dünyanın hangi ülkesinde, benzin için ödenen her 100 liranın 60 lirası, motorin için ödenen her 100 liranın 54 lirası KDV ve ÖTV olarak devlete gidiyor? Bir tek ülke gösteremezsiniz. Doğal gaz alamadığı için kömürden zehirlenen bir toplumda, doğal gaza ödenen her 100 liranın 20 lirasının da vergi olarak gitmesi acı ve düşündürücü.

Enerji Bakanı durmadan bağırıyor “Kaçak elektrik kullanmayın.” diye. Ya milleti kaçak elektrik kullanmaya siz teşvik ediyorsunuz. 2002 yılından bu yana konutlarda kullanılan elektriğin vergiler ve diğer kalemler dâhil fiyatı yüzde 130 oranında artmış, elektriğin 16 kuruş olan kilovatsaati 36 kuruşa çıkmış. Konutlarda kullanılan kömürün ortalama fiyatı da son on yılda yüzde 180 oranında artmış, 190 lira olan ton başına kömür fiyatı bugün 550 lira. Doğal gazdaki artış yüzde 150; doğal gazın 39 kuruş olan metreküp fiyatı, Ekim 2013 itibarıyla 107 kuruş. 12 kilogramlık tüp gazın fiyatı 21 liradan 70 liraya çıkmış. Suya gelen zam yüzde 110. Millet yıkanmaktan korkar hâle geldi su fiyatlarından korktuğu için. Bunlar Hükûmetin on bir yılda halktan kepçeyle aldıkları.

Ne verdi peki? Asgari ücret 226 lirayken 804 liraya çıkmış.

RECAİ BERBER (Manisa) - Yüzde 100 mü artmış, yüzde 400 mü artmış?

LÜTFÜ TÜRKKAN (Devamla) - Başbakanın hesabına göre on bir yılda enflasyon yüzde 160 artmış. Yani asgari ücretlilere enflasyonun 2 katı oranında zam yapılmış ama siz...

RECAİ BERBER (Manisa) – Yani yüzde 400 artış olmuş.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Devamla) - ...enflasyon hesaplanırken yazın atkıyı, kışın mayoyu, mandalı koyarsanız bu enflasyon hesabınız çok şaşar.

İHSAN ŞENER (Ordu) - Bu keyfî değil.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Devamla) - Enflasyon pazardaki enflasyondur.

RECAİ BERBER (Manisa) – Suyun fiyatını hesaplarken doğru hesaplayın.

İHSAN ŞENER (Ordu) – Bu keyfî hesaplanmıyor. 

LÜTFÜ TÜRKKAN (Devamla) - Ben hep onu söylüyorum, bir yıl evvel pazara çıktığınızda fileyi doldurduğunuz fiyatla bir yıl sonraki fiyat arasındaki fiyat farkı, sizin gerçek, hayattaki reel enflasyonunuz. Atkıyla, mayoyla, mandalla enflasyon hesabı yapılmaz.

RECAİ BERBER (Manisa) - Sizin enflasyon sepetiyle bunun arasında hiçbir fark yok.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Devamla) - Enflasyon sepeti dediğiniz işte kışın mayo, yazın atkı.

RECAİ BERBER (Manisa) - O zaman da aynıydı, değişmedi.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Devamla) - Bir de simit hesabı yaptı Sayın Başbakan hatırlıyorsanız, bu simit hesabını da yanlış yaptı. Bunu herkes anlattı, ben bir daha anlatmayayım.

Hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Madde üzerinde şimdi on dakika süreyle soru-cevap işlemi yapılacaktır.

Sayın Belen, buyurun.

BÜLENT BELEN (Tekirdağ) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, Tekirdağ ili Çorlu ilçesi Seymen köyü 93 ada 7 parsel ile 16 ada 18 parselle kayıtlı mera vasfındaki araziler, yaklaşık yetmiş yıl önce köylüler tarafından otlaki olmak üzere bağışlanmıştı. 1.500 dekar civarında olan bu araziler, Çorlu Havaalanı karşısında olup çok değerlidir. Geçtiğimiz hafta Çorlu Kaymakamı tarafından, köy muhtarından bu arazinin 500 dekarının MÜSİAD tarafından istendiği ve bu konuda köylülerin karşı çıkmaması istenmişti. 17 Aralık tarihli Hürriyet gazetesinde yazar Yalçın Bayer’in köşesinde yer alan bu haberden sonra böyle bir işlemin yapılmasına müsaade edecek misiniz?

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Aslanoğlu…

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Sayın Bakan, darphanede yılda 70 ton altın yani 3 milyar dolarlık bir değerde altın işleniyor. Bir: Bu işlemeyi yaptıran kişiler vergi mükellefi mi? Maalesef, fatura kesilmiyor, bir irsaliye kesiliyor ve 50 kilo altını götürüyor, Sayın Bakan, vatandaşlık numarasıyla işlem görüyor; kimin oğlu, kimin kızı… “Sen bu altını nereden buldun getirdin?” diye sorulmuyor. Bir: Sizin incelemenizle, darphanenin vereceği cevapla değil, benim sorularıma sizin incelemenizle… Yarın, kara para aklanacak bir yer olmaması lazım darphane. Bu açıdan, bunlar vergi mükellefi mi? Bu işlemlerin acaba aracı kurumlarla birlikte, her türlü aracı kurumların muhatap olacağı şekilde yapılması bu ülkede kara para aklanmasını ortadan kaldırabilir mi Sayın Bakan?

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Halaman? Yok.

Sayın Moroğlu…

MUSTAFA MOROĞLU (İzmir) – Sayın Bakan, Sayıştay Kanunu’nun 9’uncu maddesinde, denetçilerin istedikleri bazı bilgi ve belgeleri vermeyen bürokratlar hakkında, bu belge ve bilgileri verinceye kadar yarım maaş ceza uygulanır diye bir hüküm var. Bugüne kadar çok tartışılan Sayıştay raporları hakkında, bu belge ve bilgileri vermeyen memurlar hakkında böyle bir işlem yapılmış mıdır, yapmayı düşünür müsünüz?

Bir diğer sorum, direkt sizinle ilgili değil ama: Temmuz 2013 tarihinde Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığından, bir soru önergesiyle, bir soruyla bir konuyu aydınlatmasını istemiştim. İnternet sayfasında, yoksullukla ilgili bilgiler silinmişti, “Geçici süre silinecek ve devamlı da tekrar yer almayabilir.” diye bir ifade kullanılmıştı. Hâlâ buna bir cevap alamadık. Bu, yoksullukla ilgili istatistiki bilgiler bu Bakanlığın İnternet sayfasında ne zaman yer alacak?

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Akçay…

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, 666 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’yle benzer nitelikte görev ifa eden kariyer uzmanlar arasında ücret dengesizliklerinin giderilmesi amaçlanmıştı. Ancak defterdarlık uzmanları ve uzman yardımcıları bu hükmün dışında tutulmuştur. Bu mağduriyetin giderilmesi için bir çalışmanız var mıdır?

İkinci sorum: Maliye Bakanlığında tüm müdür unvanlarında görev yapan personele 3.000 ek gösterge verilmesine rağmen taşradaki personel müdürlerine 2.200 ek gösterge verilmesi bir mağduriyettir ve bu mağduriyet bir türlü giderilememiştir. Bu konuda yaptığınız bir çalışma var mıdır?

Son sorum: 2003 ve 2004 yıllarında yapılan ortak sınavlarda başarılı olan adaylar arasında gelir uzman yardımcısı olarak atananlarla devlet gelir uzman yardımcısı ve vergi denetmen yardımcısı olarak atananlar arasında statü, mali haklar ve özlük hakları…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Öğüt…

KADİR GÖKMEN ÖĞÜT (İstanbul) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

TÜBİTAK BİLGEM’den 480 kişinin işten çıkarıldığı, 855 kişinin onların yerine alındığı, danışmanlık statüsü altında 50 bin liranın üstünde maaş verildiği doğru mudur?

Çok övündüğünüz ama bir türlü hayatta bizim göremediğimiz millî eğitimde, Sultanbeyli’de, benim bölgemde, İstanbul’un ortasında 60 kişilik sınıfların olduğunu biliyor musunuz? Bunların geliştirilmesi için yapacağınız bir şeyler var mı? Bir kaynak aktarmayı düşünüyor musunuz?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Ayhan…

EMİN HALUK AYHAN (Denizli) –Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakandan 1 litre mazot, 1 litre motorin, 12 litrelik tüp gazın 2002’deki ve şu andaki vergi miktarlarını rica ediyorum mümkünse?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN –Teşekkür ediyorum.

Sayın Bakan, buyurun.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Tabii, Tekirdağ’daki mera konusu… Tarım, Gıda ve Hayvancılık Bakanlığının uhdesindedir genelde meralar. Meradan çıkartılıp çıkartılmayacağı hususu kendi takdirlerindedir. Çıkartıldıktan sonra, ancak, o zaman Millî Emlakin bir tasarruf imkânı olur. Dolayısıyla, bu konuda bu aşamada fazla söylenecek bir şey yok.

Sayın Aslanoğlu, tabii ki darphanenin işleyişiyle ilgili olarak, daha doğrusu orada altın işlenmesine ilişkin olarak sorduğunuz sorunuz… Ancak incelenirse farklı bir çalışma içerisine girilebilir.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Evet, incelenirse… Efendim, hiçbiri vergi mükellefi değil Sayın Bakan, ihbar ediyorum.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Aslında işlemlerin muhtemelen büyük bir kısmını aracı kurumlar yapıyordur ama…

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Yapmıyorlar.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – …belki tamamının aracı kurumlar tarafından yapılması noktasında adım atılabilir.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Efendim, siz yarın sabah 100 kilo götürün, yarın sabah ben götüreyim, 100 kiloyu işleyip bana veriyor. Sormuyor bana.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Sayın Moroğlu, tabii…

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Sayın Bakan, inceletecek misiniz?

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – …öncelikle şunu söyleyeyim: Kamu idarelerinin Sayıştaya bilgi, belge vermemesi diye bir şey mümkün değil. Bakın, Sayıştay Başkanı Sayın Akyel, Plan ve Bütçe Komisyonuna geldi. Ben Meclis tutanaklarından okuyorum size, kendi metnini okuyorum: “Diğer bir husus, Maliye Bakanımız ‘Evrakları verdik.’ diyor, doğrudur. Sayıştay bütün kurumlarda denetim yaptı ve bu denetimlerde kurumlar hukuka uygunluk denetimini kullanmak üzere kendilerinden bütün belge ve verileri verdiler.” Sayıştay Başkanı söylüyor bunu. “Bunlarda herhangi bir kişisel bazda belgeleri vermeme konusu mümkün değil. Bizim ifade ettiğimiz, sistemden kaynaklanan, kurum yöneticilerinin, üst yöneticilerin isteseler dahi veremeyecekleri, üretilemeyen mali tabloları biz kastetmiş olduk. Yoksa bilgi ve belgeler verilmiş oldu.” Bunu söyleyen Sayıştay Başkanı.

Şimdi, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının web sitesine ne konuluyor, ne konulmuyor, doğrusu bu soruyu ilgili bakanlığımıza iletmek gerekiyor. Siz zaten sormuşsunuz, size cevabı vermekle mükellefler. Dolayısıyla benim bu konuda, web sitesiyle ilgili bir yorum yapmam, siz de takdir edersiniz, çok anlamlı olmaz.

Sayın Akçay, tabii, bu ücret dengesizlikleri konusu tartışmalı bir konudur. Şimdi, merkezdeki uzmanla taşradaki uzmanı biz aynı görmüyoruz, aynı statüde görmüyoruz. Benzer şekilde, merkezdeki müdürlerle taşradaki müdürler de farklı, aynı sınava dahi girseler, sonuçta, idarenin merkezdeki ihtiyaçları, taşradaki ihtiyaçları, bu ihtiyaçların niteliği farklılaşabiliyor; buna göre de özlük haklarının farklılaşması kadar doğal bir şey yoktur diye düşünüyorum. Dolayısıyla, şu anda, Maliye Bakanlığı olarak, hiçbir kesime yönelik olarak özlük hakları üzerinde bir çalışmamız yoktur.

Sayın Öğüt, TÜBİTAK’tan işten çıkartmalar vesaire gibi hususlarda muhatap belli, ben memnuniyetle sorunuzu iletirim ama benim, yani, şu aşamada, tabii ki bu türden bir soruya cevap vermem mümkün değil.

60 kişilik sınıflara gelince; 60 kişilik sınıflar tek tük yerlerde olabilir, Batman’da da olabilir ama derslik ihtiyacını karşılamak için çok yoğun bir çaba içerisinde olduğumuz belli. Şu anda Türkiye’de var olan dersliklerin neredeyse yarısına yakın bir kısmını son on bir yılda Türkiye inşa etmiş, 205 binin üzerinde derslik yapılmış Türkiye’de ve gerek öğretmen başına düşen öğrencide gerekse derslik başına düşen öğrenci sayısında çok ciddi düzelmeler olmuş. Şu anda Millî Eğitim bütçeden -ve üniversiteyi de katarsak- en fazla kaynağın gittiği, vergi gelirlerinin yaklaşık yüzde 22,5’unun, toplam harcamaların yaklaşık yüzde 18’nin gittiği alan tabii ki bütçe.

Sayın Ayhan’ın sorusuna gelince; benzin 2002 yılında 1 lira 63 kuruş, motorin 1 lira 28 kuruş, LPG 1 lira 03 kuruş. Vergi yükü 2002 yılında benzinde yüzde 70,22, motorinde yüzde 59,16, LPG’de 51,1. 2013 yılı itibarıyla fiyat 4,89 benzinde, motorinde 4,55, LPG’de 3,12. Vergi yükü 2013 yılında yüzde 59,76 yani yüzde 70’ten düşmüş, motorin yüzde 50,30 yani yüzde 59’dan düşmüş, LPG vergi yükü yüzde 43,58 yani yüzde 51,1’den düşmüş. Peki, bu nereden kaynaklanıyor? Az önce de söyledim, petrol fiyatları, Türkiye’nin ithal ettiği ham petrol fiyatları 2002 yılında ortalama 24 dolar, şu anda petrol fiyatları 110 dolar civarında gidip geliyor. Bir de kurda bir miktar hareketlilik var ama nispeten az. Esas itibarıyla burada belirleyici olan tabii ki petrol fiyatlarıdır. Açık ve net olarak söylüyorum, akaryakıt ürünleri üzerindeki vergi yükü artmamıştır.

EMİN HALUK AYHAN (Denizli) – Biz vergi yükünü sormadık, TL bazında ne kadar alıyorsunuz, onu sorduk.

BAŞKAN –  Teşekkür ediyorum Sayın Bakan.

Soru-cevap işlemi tamamlanmıştır.

Şimdi, (B) cetvelinin genel toplamlarını okutup oylarınıza sunuyorum:

B cetvelini okutuyorum:

(B) C E T V E L İ

                                                                                                        (TL)

                                                                                                                     

Bütçe Geliri Tahmini                                                347.053.688.000,00

Tahsilat                                                                     362.654.793.996,36

Ret ve İadeler (-)                                                         39.425.197.254,47

Net Tahsilat                                                              323.229.596.741,89

BAŞKAN – Kabul edenler…  Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

2’nci maddeyi (B) işaretli cetveliyle birlikte oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

2’nci madde (B) işaretli cetveliyle birlikte kabul edilmiştir.

3’üncü maddeyi okutuyorum:

Denge

MADDE 3- (1) 2012 yılı bütçe giderleri ile bütçe gelirleri toplamları arasında, 5018 sayılı Kanuna ekli;

a) (I) sayılı cetvelde yer alan genel bütçe kapsamındaki kamu idarelerinin 30.412.349.848,07 Türk Lirası bütçe gider fazlası,

b) (II) sayılı cetvelde yer alan özel bütçeli idarelerin 610.164.876,03 Türk Lirası bütçe gider fazlası,

c) (III) sayılı cetvelde yer alan düzenleyici ve denetleyici kurumların 144.388.359,46 Türk Lirası bütçe gelir fazlası,

gerçekleşmiştir.

(2) 2012 yılı merkezi yönetim konsolide bütçe gider fazlası 29.411.791.313,03 Türk Lirasıdır.

BAŞKAN – Madde üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz isteyen Mehmet Ali Ediboğlu, Hatay Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA MEHMET ALİ EDİBOĞLU (Hatay) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2012 yılı kesin hesap kanunu tasarısının 3’üncü maddesiyle ilgili söz almış bulunuyorum.

Bugün burada bütçeyle ilgili değil, bütçe konusunda birçok konuşmacı arkadaşımız değerli konuşmalar yaptıkları için, bir başka konuya, ülkemizde yara hâlini almış bir soruna “kamuda yardımcı hizmetler” olarak adlandırılan ancak deve mi, kuş mu olduğu hâlâ tanımlanamayan bir sınıfın sorunlarına parmak basmak için söz almış bulunuyorum.

Değerli milletvekilleri, yardımcı hizmetler sınıfını oluşturan 170 binden fazla kamu görevlisinin evinde para kasaları, para sayma makinaları yok. Bu dostlarımızın, aldıkları ücretle evini geçindirme, ay sonunu getirebilme çabaları dışında mağduriyetlerinin giderilmesi ve özlük haklarını almaları konusunda bizden yani yüce Meclisimizden beklentileri var.

Değerli milletvekilleri, artık, kamu idareleri, hizmet satın alımı yoluyla yardımcı hizmetler sınıfındakilerin yaptığı işleri taşeron şirketlere gördürmektedirler. 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’na tabi, sayıları 170 bini bulan yardımcı hizmetler sınıfında çalışan kamu görevlilerinin şu zamana kadar bir meslek grubu olarak tanımlanmadığı da bir gerçektir. Oysa bu sınıf çalışanlarının arasında birçok ön lisans ve lisans mezunu, kendisini yetiştirmiş ehil personeller bulunmaktadır. Anayasa’mızın sosyal devlet ve hukuk devleti olması münasebetiyle bu kişilerin kendilerini geliştirmeleri için bir fırsatın verilmesi vicdani ve hakkaniyet ölçütlerinde de zorunluluk doğurmaktadır. Bu hizmet sınıfı çalışanları hemen hemen tüm kurum ve kuruluşlarda müdürleri ve yöneticileri tarafından emir eri gibi görülmekte ve özel işlerinin yapılması konusunda kullanılmaktadırlar. Özel işlerini yapmaktan imtina eden bu sınıf çalışanlarına ise mobbing uygulanmakta, baskı altına alınıp gözleri korkutulmaktadır.

Değerli milletvekilleri, işte tüm bu sorunları çözmek ve yardımcı hizmetler sınıfında çalışanların mağduriyetlerinin giderilmesi için ilk olarak 29/8/2005 tarihinde, Hükûmeti temsilen dönemin Sayın Bakanı Mehmet Ali Şahin başkanlığında memur sendikalarıyla yapılan toplu sözleşme görüşmelerinde bu sorunlar ele alınmıştı. Bu toplu sözleşme görüşmelerinin sonucunda mutabakata varılan 11’inci maddenin (b) bendi şöyle diyordu: “Yardımcı hizmetler sınıfında çalışanların öğrenim durumlarına göre diğer hizmetler sınıfına bir defaya mahsus olmak üzere sınavsız atanmalarının sağlanması hususu zapt altına alınmış, ancak bu konuda şu ana kadar bu mutabakat uygulanmamıştır.”

Sayın başkan, değerli milletvekilleri; gelin, hep beraber, hükûmetiyle muhalefetiyle, bu feryada kulak verelim, çare olalım, bu sorunu hep birlikte çözelim. Kendilerini çaresiz ve terk edilmiş olarak gören yardımcı hizmetler sınıfının sorunlarıyla ilgili çareleri de şöyle sıralayabiliriz:

1) 2005 yılında Hükûmet ile memur sendikaları arasında imzalanan mutabakat metninde uzlaşı sağlanmış olan 11’inci maddenin (b) bendinin yürürlüğe konulması zaruri ihtiyaçtır.

2) Eğer, Hükûmet “Mevcut durumda yardımcı hizmetler sınıfını tamamen kaldıramıyorum.” diyor ise, bu sınıfta görev yapan ve kendisini yetiştirmiş lise, ön lisans ve lisans mezunlarını bir kereye mahsus genel idare hizmetleri sınıfına geçişinin yapılması hakkaniyet ilkesi çerçevesinde sağlanmalıdır. Böyle bir çalışmayı gündeme almak ve yardımcı hizmet sınıfı çalışanlarının sorunlarını çözmek gereklidir diye düşünüyorum. 

3) Yine, öğrenim düzeyi lisenin altında kalan yardımcı hizmetler sınıfı personellerine Hükûmetiniz tarafından daha önce de dile getirilen ek gösterge verilmesi uygulaması derhâl başlatılmalıdır.

4) Diğer taraftan, Başbakanlık Genelgesi 2009/12’de belirtilen, ihtiyacın doğması hâlinde görevde yükselme sınavı açılması yönünde bir genelge yayımlanmış olmasına rağmen, bakanlıkların hiçbiri, üzerinden uzun zaman geçmesine rağmen, yardımcı hizmetler sınıfının yükselmesi için herhangi bir sınav da açmamıştır.

Bu çerçevede, görevde yükselme sınavlarının yapılması için, ÖSYM sınavı gibi bir sınav takvimi oluşturulması da gerekmektedir.

Değerli milletvekilleri, gelin, kendilerini 657 sayılı Yasa’nın ikinci sınıfı olarak kabul eden, hatta bir dönem bir kölenin hayatının anlatıldığı televizyon dizisi "Kunta Kinte"ye benzeten bu mağdur sınıfın mağduriyetlerinin sürmesine gözümüzü yummayalım, kulaklarımızı tıkamayalım.

Devlet Memurları Kanunu’nun yardımcı hizmetler sınıfı hariç diğer bütün sınıfları memurluğu temsil ederken yardımcı hizmetler sınıfı maalesef memurluğu temsil etmemekte olup bir nevi işçiyle özdeş kabul edilmektedir. Çünkü düz işçiyle yardımcı hizmetler sınıfı aynı işi yapmaktadırlar, bugün ise bu görevi taşeron şirketlere mensup işçiler yapmakta. Bu durum 657'de bir tezatlığı oluşturmakta, bu tezatlığın ortadan kaldırılması da gerekmekte ve hatta geç kalınmış bir olgudur. Geçmiş yıllarda yardımcı hizmetler sınıfında bulunan bazı hizmetliler ve kaloriferciler, valilik oluru ile genel idare hizmetleri sınıfına geçmiş olup memur statüsüne alınmıştı. Ancak, bir defaya mahsus olarak yapılmış bu uygulama tekrar edilmediği için öylece kalakaldı.

Değerli milletvekilleri, yardımcı hizmetler sınıfında bulunan personellerden ön lisans, lisans ve yüksek lisans mezunları olmasına rağmen, kurumlarca görevde yükselme yönetmeliği açılmadığından donanımlı birçok personel bulunduğu pozisyon itibarıyla atıl olarak kendi hâllerine terk edilmiş ve bunların emeklerinden yararlanılamamaktadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 657 sayılı Devlet Memurları Kanunu’nda yapılacak bir değişiklikle yardımcı hizmetler sınıfındaki tüm personele memur statüsü verilerek genel idare hizmetleri sınıfına alınması sağlanmalı. Kadrolu yardımcı hizmetler sınıfının kaldırılmasını sağlayacak böyle bir düzenlemeye gidilmesiyle bu sınıftaki memurların hak kayıpları önlenmiş olacak ve diğer bütün memurlarla eşitliği sağlanarak kamu vicdanı da rahatlatılmış olacaktır.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Madde üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz isteyen Erkan Akçay, Manisa Milletvekili. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; kesin hesap kanunu tasarısının 3’üncü maddesi üzerine Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz aldım. Muhterem heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, özellikle son iki gündür, operasyon sonrası yaşananlar, vahim ötesi, devlet yönetimini ve hükûmet yönetimini, ülke yönetimini kaosa sürükleme özelliği taşımaktadır. Çok çok vahim bu hadiseler, iki gün içinde yaşanan Hükûmet mensuplarının tutum ve davranışları bu olayları örtmeye ve saptırmaya yönelik davranışlar olduğunu bize göstermektedir. Bakanlar istifa etmiyor, hakkında bu kadar çok vahim iddialar bulunan bakanlardan çıt çıkmıyor, sadece “Bir şey çıkmaz.” diyorlar. Emniyet müdürlerini, şube müdürlerini, bu operasyonlarda görev alan emniyet personelini görevden alıyorlar, savcıları görevden almaya çalışıyorlar ve ilave savcılar vermek suretiyle soruşturmanın yönünü değiştirmek istiyorlar. Yani açıkçası soruşturmalar kapatılmak isteniyor, yolsuzluğun, rüşvetin, kaçakçılığın üstü örtülmek isteniyor. Hükûmet mensuplarının, Sayın Başbakanın konuşmalarına baktığımızda hele hele Sayın Bülent Arınç’ın basın toplantısını izleyip okuduğumuzda üzülmemek mümkün değil. Arınç, iddialarla ilgili hiçbir şey söylemiyor sadece mugalata yapıyor, hedef saptırıyor. “Mugalata” kafa karıştırmak için laf kalabalığı yapmak demektir ve Bülent Arınç da bunu gayet iyi yapıyor ve maalesef devlet yönetimini bilmiyor. On bir yıllık iktidarları… Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı yapmasına ve bir hukukçu olmasına rağmen söylediği sözler gerçekten bunun bilinmediğini veya bilinmezlikten gelindiğini bize göstermektedir. Efendim, polisleri, emniyet şube müdürlerini, bu operasyonla ilgili amirlerine haber vermemekle suçluyor Sayın Arınç. Sayın Arınç, değerli Hükûmet, değerli milletvekilleri; eğer o şube müdürleri operasyonla ilgili bilgi verirlerse suç işlerler zaten. Savcılara bağlı olarak gizli bir şekilde görev yaparlar. Haber verirse zaten ne olacak? Gezi olaylarında da birkaç defa söyledim Türkiye Büyük Millet Meclisinde: İstanbul’un bir emniyet müdürü var mıdır? Yoktur. İstanbul’un bir valisi var mıdır? Yoktur. İstanbul’un bir belediye başkanı var mıdır? Yoktur. Ne vardır? Başbakan Erdoğan vardır.

KADİR GÖKMEN ÖĞÜT (İstanbul) – Şube müdürleri vardır.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Şube müdürlerini görevden aldılar ya!

ERKAN AKÇAY (Devamla) – Şube müdürlerini görevden aldılar. Yani bir görev yapmak istedi devlet görevlileri, onların da elini kolunu bağlama gayreti içindedir.

İZZET ÇETİN (Ankara) – Onlar da ayakkabı kutusunu bulmasaydı!

ERKAN AKÇAY (Devamla) – Değerli arkadaşlar, çok vahim bir şey söyleyeceğim, maalesef bunu söylemek zorundayız: Bu devlet yönetim anlayışı, bir iktidarı hükûmet olmaktan çete olmaya dönüştürür. Eğer bu kadar hukuksuzluğun, pervasızlığın içerisinde olursanız AKP iktidarını çete olarak ilan ederim. Bu, bu kadar vahimdir. Ortaya çıkan deliller, bugüne kadar olanlar, devleti yönetme biçiminiz çeteye işaret etmektedir. Böyle devlet yönetimi olmaz. Aşiret dahi değilsiniz, aşiretin dahi bir geleneği, göreneği vardır, yüz yılların, bin yılların birikimi vardır fakat on bir yılda halkın oyuyla 3 defa kahir ekseriyetle iktidar olmak sizi sanki ülkenin tapusunu geçirdiğiniz vehmine kaptırdı. Lütfen, bundan kurtulunuz.

Değerli milletvekilleri, meşhur polisiye kahramanı vardır Sherlock Holmes pek çoğumuz bilir, hele bugünlerde biraz daha fazla bilmemiz gerekir. Onun bir sözü vardır: “Kül tablasında kül hiçbir şey ifade etmez; eğer çarşafta kül varsa çok mana ifade eder.” Son iki gündür hep çarşafta görülen külleri görüyoruz. Bir banka genel müdürünün bankasının kasasında değil de evindeki ayakkabı kutularında milyon dolarlar bulunuyorsa, işte bu, çarşaftaki küldür; bu örtülmek isteniyor.

İZZET ÇETİN (Ankara) – Ayakkabı kutusu partisi!

ERKAN AKÇAY (Devamla) – İlk defa… Ben maliyeciyim, kırk yıl düşünsem hayal edemem, ilk defa birisinin evinde para sayma makinesi bulunacak. Para sayma makinesi nerede bulunur değerli arkadaşlar?

İZZET ÇETİN (Ankara) – Ayakkabı kutusu partisinde…

ERKAN AKÇAY (Devamla) – Bankalarda, vergi dairelerinde…

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Döviz büfelerinde…

ALİM IŞIK (Kütahya) – Banka gibi çalışıyorlar.

ERKAN AKÇAY (Devamla) – …döviz büfelerinde bulunur.

KADİR GÖKMEN ÖĞÜT (İstanbul) – Komplo, komplo!

ERKAN AKÇAY (Devamla) – Büyük şirketlerde, holdinglerde para sayma makinesi de bulunmaz. Onlar hesaplarını banka üzerinden yaparlar.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Eğer o ev banka gibi çalışıyorsa orada niye olmasın?

KADİR GÖKMEN ÖĞÜT (İstanbul) – Cemaat koymuş; komplo ya!

BÜLENT BELEN (Tekirdağ) – Komplodur o komplo!

ERKAN AKÇAY (Devamla) – Evet, şimdi, mutlaka, bu, kesinlikle ortaya, ayan beyan ortaya çıkmıştır. Elbette yargı bunların kararını verecektir fakat yargının bağımsızlığı, vesaire de her türlü tasallut altına alınmak istenmektedir. İnternet’e yasak getirmeye çalışıyorlar değerli kardeşlerim. Bir şeylerden korkuluyor, daha vahim olaylardan. Yolsuzlukların bulaşmadığı kurum ve kuruluş neredeyse kalmadı artık. Deniz Feneri, belediyeler, özelleştirmeler, Enerji ve Sağlık Bakanlığındaki yolsuzluklar ayyuka çıktı; yıllardır kayıtsız kalındı ve maalesef bu konuda yeterli toplumsal duyarlılıkların da oluştuğunu söyleyemeyiz. İhalelerdeki usulsüzlükler ve yolsuzluklar, sahte ilaç vurgunu, kamu bankalarından yandaşlara verilen ve hortumlanan krediler -her gün- yıllardır medyada yer alıyor. AKP Hükûmetine yakın iş adamları ile Halk Bankası Genel Müdürü, AKP’li İstanbul Fatih Belediye Başkanı, Çevre Bakanlığı Genel Müdürü ve Çevre Bakanının Danışmanı, Ekonomi Bakanının özel kalem müdürleri, İçişleri Bakanı, Ekonomi Bakanı ve Çevre Bakanının çocukları ve sonra bunların, bizzat da kendilerinin de bu işin içinde olduğu hususunda çok ciddi deliller ve endişeler uyandıracak birtakım veriler... Artık halkın Hükûmete, bürokrasiye ve yargıya güveni çok ciddi şekilde sarsılmaktadır. Bunun en vahim tarafı da, bu savunmaları tevil etmeye çalışanların… Bülent Arınç tevil etmeye çalışıyor. Yolsuzluk sanki normalmiş duygusu uyandırıyor. Belki de topluma verdiği en büyük zararlardan biri de budur. Allah hiç kimseyi Bülent Arınç’ın yerine düşürmesin.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Amin!

ERKAN AKÇAY (Devamla) – Yani yolsuzlukları tevil etmek gibi azap verici bir görev verildi kendisine. Bu görevi, bırakın hakkında iddiada bulunulan bakanlar açıklasın. Çeşitli zamanlarda verilen yolsuzluk iddialarına ait yazılı, sözlü soruları, Meclis araştırmaları, genel görüşme önergeleri ve gensorular, Meclis çoğunluğunu elinde bulunduran AKP Hükûmeti tarafından hiç dikkate alınmadan reddedilmiştir. Bundan sonra verilecek araştırma önergeleri, soru önergeleri de yine aynı şeklide hasıraltı edilmeye çalışılırsa artık Hükûmet bunların altından kalkamaz. Özelleştirmeler yapıldı, yıllardır iktidar, 45 milyar dolarlık özelleştirme yaptığıyla övünüyor ve burada kamu yararının gerektiği şeklide gözetilmediği, usulsüzlüklerin yapıldığı konusunda yargıya pek çok kararlar taşındı, yargı kararları çıktı fakat bu yargı kararlarını dahi baypas etme gayretleri AKP’nin en önemli çalışma alanlarından biri olmuştur. Kamu İhale Kurumu…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ERKAN AKÇAY (Devamla) – …bir bakanlığın normal bir genel müdürlüğü durumuna düştü. “Temiz toplum” hedefine ulaşmak, devleti yıpratan… Halkın devlete, siyasete ve siyasetçiye olan güvenini yeniden tesis etmek gerekmektedir, bunu da ancak hep birlikte yapabiliriz.

Bu düşüncelerle hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına söz isteyen Erol Dora, Mardin Milletvekili. (BDP sıralarından alkışlar)

BDP GRUBU ADINA EROL DORA (Mardin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2012 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı kapsamında 3’üncü madde üzerinde Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Bugün, bu konuşmamı nefret söylemleri ve nefret suçları konusuna ayırmak istiyorum. Bir kişi ya da gruba, ait olduğu kimliği, inancı, politik veya felsefi görüşü, bedensel ya da kişisel özellikleri, cinsiyeti ya da cinsel yönelimi gibi nedenlerle farklı biçimlerde zarar verme amacıyla yapılan saldırılar sonucunda oluşan suçları genel olarak ”nefret suçları” olarak niteleyebiliriz. Bu suçlar, taciz veya hakaretten, mülk veya eşyalara zarar vermeye, okul veya iş yerinde zorbalıktan kundaklama ve cinayete kadar varabilmektedir. Günümüzde “nefret suçu” olarak tanımladığımız eylemlerin engellenmesi için ilk girişimler, 1960’lı yıllarda Amerika Birleşik Devletleri’nde, özellikle Yahudilere ve siyahlara yönelik saldırıları engellemek amacıyla başlatılmıştır. Ancak “nefret suçu” kavramı, 1986 yılında, Amerika’da New York’ta bir grup beyaz genç tarafından siyah bir kişiye yönelik gerçekleştirilen ırkçı saldırı sonucu yaygın olarak kullanılmaya başlandı. 1990’ların başından itibaren ise sadece ırk ya da din temelinde gerçekleşen saldırılar için değil, aynı zamanda kişinin cinsel yönelimi, etnik kökeni, engellilik hâli ve cinsiyeti nedeniyle yapılan saldırılar için de kullanılmaya başlandı. Nefret suçlarının ön yargılar, ayrımcılık, sosyal dışlanma, sosyal adaletsizlik, antidemokratik uygulamalar ve benzeri nitelikteki pek çok olguyla bağlantısı bulunmaktadır. Bu bağlamda, Türkiye, nefret söylemi ve bunun yol açtığı nefret suçlarının oldukça yoğun yaşandığı bir ülkedir.

Değerli milletvekilleri, Türkiye’de Kürtler, Ermeniler, Rumlar, Süryaniler, Romanlar, Araplar, Mahalmiler, Aleviler, Hristiyanlar, Ezidiler, kadınlar, LGBT bireyler, engelliler gibi daha birçok dezavantajlı topluluk, çeşitli biçimlerde nefret söylemlerine, nefret suçlarına maruz kalarak yaşamaktadırlar. Bir nefret suçu olarak kadın cinayetleri devam ederken kadınların belli özelliklerle sınırlandırılması ve bunun söylemler içinde bir aşağılama unsuru olarak kullanılması ve birçok farklı alanda eril söylemlerin egemen kılınması yoluyla da kadınlara karşı nefret suçları hâlâ sürmektedir.

Kürt halkının yıllardır maruz kaldığı inkârcı, ayrımcı politikalar ve nefret suçlarına yönelik kitaplar dolusu bilgi, belge, görüntü mevcuttur. Zaman zaman, kimi yerlerde Kürt yurttaşlara yönelik linç girişimleri hâlâ ortaya çıkabilmektedir. Ayrımcılığın son örneğini tutuklu Kürt milletvekillerinin tahliyelerini reddeden mahkeme kararıyla hep birlikte gördük. Yine, bir ödül töreninde, yani müzik albümünde Kürtçe şarkı okuyacağını belirten Ahmet Kaya’nın nasıl bir söylem ve uygulamayla karşı karşıya kaldığını ibretle izledik. Ahmet Kaya’nın ülkeyi terk ederek genç yaşta ve yurt dışında hayatını kaybetmesine neden olan bu acı hatıralar hâlâ zihinlerdeki tazeliğini korumaktadır.

Değerli milletvekilleri, dün 35’inci  yıl dönümü anılan Maraş katliamı, diğer yandan insanların diri diri yakıldıkları 1993 Sivas katliamı, ayrıca yakın zamanlarda yaşanan kapılara işaretler konulması vakaları, Alevi yurttaşlarımıza karşı geliştirilmiş nefret söylemlerinin beslediği toplumda acı travmalar yaşatan nefret suçlarından sadece birkaçıdır. Rum yurttaşlarımızın büyük göç dalgalarıyla ülkelerini terk etmelerine neden olan 6-7 Eylül 1955’te gerçekleşen nefret suçları, 2006’da Trabzon’da gerçekleştirilen Rahip Santoro cinayeti, yazılarında Türkiye'deki her etnik topluluğun barış içinde yaşaması gerektiğinin altını çizen AGOS Gazetesi Yayın Yönetmeni Hrant Dink’in 2007’de katledilmesi gibi vakalar, nefret söylemlerinin yol açtığı cinayetlerle sonuçlanan nefret suçları tarihimize birer kara leke olarak geçmiştir.

Potansiyel suçlu olarak görülen, dışlanan ve sık sık nefret içerikli söylem ve uygulamalara maruz kalan bir diğer topluluk da Romanlardır. Ayrıca, cinsel eğilimleri nedeniyle ayrımcılığa maruz kalan ve yasalar çerçevesinde herhangi bir korumaları bulunmayan LGBT bireyler de diğer dezavantajlı gruplar gibi gerek gündelik yaşamda gerekse medyada sık sık nefret söylemlerine ve nefret suçlarına maruz kalmaktadırlar.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; nefret suçları, bizzat insan hakları fikrine yönelik bir saldırıdır. Başta Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi olmak üzere birçok uluslararası sözleşmede bütün insanların onur ve hakları bakımından eşit doğduğu belirtilmektedir. Bu suçlar, insan hakları sözleşmelerinin temel argümanlarından biri olan eşitlik ilkesinin açıkça ihlalidir. Nefret suçları aynı zamanda uluslararası insan hakları sözleşmeleri tarafından garanti altına alınan, kişinin zihinsel ve fiziksel bütünlük hakkına yönelik bir saldırıdır. Saldırılara maruz kalan bireyler ve ait oldukları topluluklar yaşadıkları travmayı uzun süre üzerlerinden atamadıkları için zihinsel ve fiziksel bakımdan zarar görürler. Toplumun diğer fertleriyle birlikte eşit korunma hakkından yararlanamayan mağdurlar, giderek artan oranda diğer haklardan da mahrum kalırlar. Bu durum, çalışma hakkının, eğitim hakkının, sağlık hakkının, barınma hakkının ve benzeri hakların da ihlalini beraberinde getirir.

Değerli milletvekilleri, Türkiye’de bu konuyla ilgili hukuki düzenleme henüz çok zayıf ama kâğıt üstünde de olsa başladı. 2002’de yeniden Türk Ceza Kanunu’nun 216’ncı maddesiyle Haziran 2003’te Mecliste onaylanan Birleşmiş Milletler Kişisel ve Siyasi Haklar Sözleşmesi birlikte düşünüldüğünde, nefret suçlarını cezalandırmak için yetersiz de olsa hukuksal bir zeminin varlığından bahsedilebilir. Yine, Sayın Başbakanın demokratikleşme paketinde dile getirdiği ve geçtiğimiz günlerde de Meclise sunulan kanun tasarısında öngörülen değişiklikleri önemsiyor olmakla birlikte, bu teklifin, nefret suçunun açık bir tanımının yapılmamış olması, “etnik köken”, “cinsiyet kimliği” ve “cinsel yönelim” kavramlarına değinilmemiş olmasıyla eksik kaldığını belirtmeliyiz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; nefret suçlarıyla tek başına yasalar yoluyla mücadele edilemeyeceği çok açıktır ancak yasal düzenlemelerin önemi de göz ardı edilmemelidir. Bununla birlikte, bu suçları önlemek için yapılacak yasal düzenlemelerle devlet nefret suçlarına karşı net bir duruş sergilemeli ve nefret suçunu işleyenlere en caydırıcı yaptırımları uygulamalıdır. Bunun için de nefret suçlarının önlenmesi için yapılacak düzenlemelerin bir tür oldubittiye getirilmemesi önemlidir. Yasal düzenlemeler, mağdurlar ve mağdur yakınlarını da içerecek şekilde, toplumun geniş bir kesiminin ve farklı alanlardaki uzmanların katılımıyla gerçekleştirilmelidir. Düzenlemelerin sosyal alanda da hayata geçebilmesi için politik bir irade gösterilmelidir. Hükûmet başta olmak üzere, siyasetçiler ve sivil toplum kuruluşları nefret suçlarına karşı duruşlarını açık bir şekilde sergilemelidirler.

Değerli milletvekilleri, sorunun çözümü için uzman yetiştirilmesi, araç gereç temin edilmesi, altyapının ve kurumların oluşturulabilmesi, araştırmaların yapılabilmesi ve sağlıklı verilerin toplanabilmesi için gerekli olan bütçe, devletçe mutlaka tahsis edilmelidir. Toplumun geniş bir kesimine yönelik farkındalık artırıcı eğitim çalışmaları yapılmalıdır. Nefret söylemleri kapsamında, millî eğitim ders kitapları yeniden yapılandırılmalı, hoşgörü öğretme programları oluşturulmalı, sınıflarda eşitlik ve adalet gibi konular sıkça işlenmelidir. Ayrıca, basın ve medya da haber söylemleri bakımından bu konuda üzerine düşeni titizlikle yapmalıdır.

Sonuç olarak, nefret söylemi ve suçlarının önlenebilmesi için, yasal tedbirlerin yanı sıra, konunun etik, sosyopolitik ve insan hakları boyutuna gereken önemin gösterilmesi, hem sorunun çözümünü kolaylaştıracak hem de tekrarlanmasının önüne geçecektir. Umarım ki bütün siyasi partiler bu konuda duyarlılık gösterir ve en kısa zamanda, biraz önce bu nefret suçlarıyla ilgili olarak eksik olarak belirttiğimiz konuları da kapsayacak şekilde yeni bir kanun tasarısı Meclise gelir ve bir daha Türkiye’de bu suçların işlenmemesi için gereken tedbirler alınır.

Bu duygu ve düşüncelerle tekrar Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. Teşekkür ediyorum. (BDP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Madde üzerinde şahsı adına söz isteyen Fatih Han Ünal, Ordu Milletvekili. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

FATİH HAN ÜNAL (Ordu) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum. 2014 yılı bütçemizin şimdiden milletimize ve ülkemize hayırlar getirmesini temenni ediyorum.

Değerli arkadaşlar, Hükûmetimizin, AK PARTİ’nin hazırladığı bütçeler nerelere gidiyor, kısa sürede nasıl hizmete dönüyor, bu millete hizmet veriliyor; bunları ifade etmek üzere birkaç örnek vermek istiyorum. Tabii, bu örneklerimi verirken bir parça geçmişe giderek, eleştirme niyetiyle değil ama biraz farkı ortaya koymak adına birkaç örnek vererek sözlerime başlayacağım.

Değerli arkadaşlar, AK PARTİ Hükûmeti, deprem paralarıyla maaş ödemedi, IMF’den 23,5 milyar dolar borç almadı. Bizden önce bu borçları alanların yakasını ilikleyerek hangi talimatlar aldığını tabii ki milletimiz biliyor.

Değerli arkadaşlar, bizden önce…

ALİM IŞIK (Kütahya) – Öncekiler kadar siz de aldınız borcu.

FATİH HAN ÜNAL (Devamla) - …AK PARTİ’den önce, 22 banka batırıldı.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Doğruyu konuşun, ona göre dinleyelim, yoksa bu masalları çok dinledik burada.

FATİH HAN ÜNAL (Devamla) - 111 milyar dolar batırılan…

İZZET ÇETİN (Ankara) – Suimisal, emsal olmaz.

FATİH HAN ÜNAL (Devamla) - …millete ve devlete atılan kazığı milletimiz henüz unutmadı.

İZZET ÇETİN (Ankara) – Kötü örnek, örnek olmaz.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Atılan kazıkların ne olduğunu görüyor bugün millet!

FATİH HAN ÜNAL (Devamla) – Değerli arkadaşlar, bu özellikle kutu hesabı meraklılarına ben bu 111 milyar doları nasıl hesap edeceklerini kendilerine iletiyorum.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Devlete kimin ne kadar kazık attığını bugün millet görüyor! Ölçülü konuşursanız iyi olur!

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) - Kutudan sana bir şey çıkmadı galiba muhterem!

FATİH HAN ÜNAL (Devamla) - Değerli arkadaşlar, hemen Ordu’ya geliyorum. 1990 yılında ek hastane inşaatı temel atma töreninden sonra, kaç yıl sonra bu açıldı? 2004 yılında açıldı.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sen de kutuyu açacak mısın Hocam?

FATİH HAN ÜNAL (Devamla) - On dört yıl; on dört yılda bir ek hastane inşaatını bitiremeyen iktidarlar gördü bu ülke.

Peki, bu arada kaç sağlık bakanı eskitti bu ek hastane inşaatı? 12 sağlık bakanı eskitti ama nasıl bir bütçe idaresiyse bu ek hastane bir türlü sonuçlanamadı, AK PARTİ bunu sonuçlandırdı.

Peki, AK PARTİ nasıl çalışıyor, nasıl hizmete dönüştürüyor bu bütçeleri? Ordu-Giresun havalimanı inşaatından örnek vermek istiyorum.

Değerli arkadaşlar, bu havalimanının özelliği, dünyada 2’nci ve Türkiye’de ilk ve tek olma özelliğini taşıyor, denize dolgu yapma şekliyle.

ALİM IŞIK (Kütahya) - Yap-işlet-devret mi, devlet mi yapıyor?

FATİH HAN ÜNAL (Devamla) - 2011 yılında inşaata başladık ve hızla devam ediyoruz.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Yap-işlet-devret mi, devlet mi yapıyor, onu bir söyler misin?

FATİH HAN ÜNAL (Devamla) - 350 milyon bütçeli, 2 milyon yolcu kapasiteli bir havalimanını 2014 yılında hizmete açacağız.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Kütahya’da da yapıldı da, şimdi otuz sene birilerini besleyeceğiz!

FATİH HAN ÜNAL (Devamla) - İşte gelinen son durumun fotoğrafı: AK PARTİ çalışıyor.

Değerli arkadaşlar, tabii, daha öncesi, Karadeniz-Akdeniz yolu olarak bilinen ve Osmanlı Padişahı II. Abdülhamid Han zamanında yüz kırk yıllık özlem olarak bir türlü gerçekleştirilememiş bu yolu da biz gerçekleştiriyoruz ve 2015’te açacağız.

Burada ifade etmek istediğim, özellikle Ordu geçişi zor bir bölgedir, 88 kilometredir, 22 tünel var. 22 tünel ve bunların hızla inşaatı devam ediyor. Tünel deyince aklıma tabii, Bolu Tüneli geliyor. Eğer AK PARTİ iktidara gelmeseydi, değerli arkadaşlar, bu millete patates ve elma deposu olarak hizmet vermeye devam edecekti ama (AK PARTİ sıralarından alkışlar) AK PARTİ gelince yol olarak hizmet vermeye devam ediyor.

VELİ AĞBABA (Malatya) - AK PARTİ yokken Boğaz’dan karşıdan karşıya sandalla geçiyorduk, sandalla! Boğaz’dan sandalla geçiyorduk AK PARTİ yokken!

FATİH HAN ÜNAL (Devamla) - Tabii, AK PARTİ döneminde yeni tanıştığınız bazı terimler var, o da toplu açılışlarla ilgili dönemlerdir.

AYKAN ERDEMİR (Bursa) – Iphone yoktu, Iphone; Iphone sizin sayenizde geldi!

FATİH HAN ÜNAL (Devamla) – Arkadaşlar, “toplu açılış” deyince aklınıza futbol topu gelmesin. AK PARTİ bu bütçelerle ülkesine hizmet ediyor.

Cumartesi günü Sayın Başbakanımızı Ordu’da ağırlayacağız. Peki, Başbakanımız niye geliyor Ordu’ya? Daha önce, bir Başbakan bir ile gittiğinde orada temel atsa alkışlanır ve büyük bir kabul görürdü ama şimdi…

ALİM IŞIK (Kütahya) – Hangi şirket yapıyor havaalanını, onu bir milletvekillerimiz öğrensin?

FATİH HAN ÜNAL (Devamla) – …bakın, Ordu’ya gelişinde -her ilde bu açılışlar yapılıyor- 96 tesis, 296 milyon liralık yatırımın bir anda kurdelesi kesilerek hizmete açılacak. İşte, çalışan iktidar böyle olur.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Doğru söylüyor! O kadar çalışıyorsunuz ki paraları makinede sayıyorsunuz!

FATİH HAN ÜNAL (Devamla) – İşte, millete hizmet böyle olur diyor ve milletin gönlünde taht kurmaya devam ediyoruz.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Çalışkan adamlarsınız vesselam!

FATİH HAN ÜNAL (Devamla) – Değerli arkadaşlar, ben, bütçemize emeği geçenlere teşekkür ediyorum.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Para sayma makinesini de siz icat ettiniz, para sayma makinesini!

FATİH HAN ÜNAL (Devamla) – Milletimize tekrar hayırlı olmasını temenni ediyor, hepinize saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkan, Sayın Hatip konuşmasında dedi ki: “AKP döneminden önce kazıklar atılmıştı.” Aslında kazık şimdi vatandaşa atılıyor. 3 tane bakanın çocuğu yolsuzluktan, rüşvetten gözaltında.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkanım, her hatibin konuşmasını Mahmut Bey mi düzeltecek yahu?

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Yani, bunları anlatsınlar bize, kimlerin kazık attığını.

BAŞKAN – Evet, teşekkür ediyorum.

Şahsı adına söz isteyen Mustafa Moroğlu, İzmir Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

MUSTAFA MOROĞLU (İzmir) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; konuşmama başlarken -son günlerde konuştuğumuz bütçeye ve yolsuzluklara ilişkin gündem sıcakken- unutulan bir konuyu hatırlatarak başlamak istiyorum.

Anayasa Mahkemesinin verdiği son karardan sonra bütün milletvekillerinin salınması gerekirken salınmayan 6 milletvekilinin bir an önce salıverilmesi için de… Cumhuriyet Halk Partisi adına ve şahsım adına, gerekli düzenlemelerin yapılmadan da Anayasa Mahkemesinin kararıyla salınabileceğini belirterek başlamak istiyorum.

Bütün sorunların gelip dayandığı yer sizin Bakanlığınız Sayın Bakan. Bu sorunları konuşurken, bütçeyi konuşurken, hem 2012 yılının kesin hesabına ilişkin hem de 2014 yılının bütçesine ilişkin sorunları konuşurken, bu görüşmelerin sonunda, ilerleyen günlerde bazı konuları düzeltmek için görüşlerimizden faydalanılması gerektiğini düşünenlerdenim. Bunun için de daha önce bütünşehir yasası olarak gündeme gelen yasa tasarısındaki bir konunun düzeltilmesini, özellikle yerel seçimler öncesi ve yerel seçimler sonrası Türkiye’de yine gerilimlere neden olacak bir konunun düzeltilmesini bütçe açığını gidermek için, bazı kamu mallarının satışından doğacak tartışmaların son bulması için gerekli görüyorum. Buna ilişkin teklifimiz de şudur: Bildiğiniz gibi bütünşehir yapılan illerde il özel idareleri kapatılıyor ve il özel idare mallarının dağıtımı valinin başkanlığında kurulacak bir kurula bırakılmıştı. İzmir Büyükşehir Belediyesi olarak da il özel idaresi mallarının bütünüyle belediyelere devredilmesi gerektiği konusunda da bir görüş belirtilmiş ve Sümerbank arazisinin İzmir Büyükşehir Belediyesine devredilmesi konusunda il özel idaresinin aldığı karar da vali tarafından üçüncü defadır geriye gönderilmektedir. Bu örnekte de görüldüğü gibi, bu tür ihtilafların yaşanmaması için önümüzdeki günlerde bütün parti gruplarımızca verilecek bir kanun teklifiyle il özel idare mallarının bütünüyle bütünşehirlere devredilmesi kanunlaştırılabilir ve bu tür ihtilaflar ve tartışmalar önlenebilir.

Nedeni de şudur: Çünkü bugüne kadar il özel idarelerinin bütün bütünşehir sınırları içerisindeki köylere götürdüğü hizmetlerin tümü bütünşehir belediye başkanlıkları tarafından yapılmak istenmektedir. Bu yükümlülük onlara bırakılmıştır, dolayısıyla bütün mallar da bunlara bırakılmalıdır; hak da hukuk da adalet de bunu gerektirmektedir. Aksi hâlde hem iktidarınız hem de belediye başkanlarımız töhmet altında kalacaktır. Birçok belediye başkanının bu hizmetleri verirken zorlanmaması için bu yasa önümüzdeki günlerde çıkarılmalıdır.

Bir başka gerekçe de şudur, özellikle İzmir Büyükşehir Belediyesi açısından: İzmir Büyükşehir Belediyesi on yıldan beri 1 metrekare yer satmamıştır ve 840 trilyonu aşan kamulaştırma yapmıştır kavşaklar açmak için, yollar açmak için. Biz öyle bir düzenle karşı karşıyayız ki ele geçirilen bütün kamu malları, yılların emeği olan kamu malları –son Karayolları örneğinde, dünkü konuşmamda da ifade etmeye çalışmıştım- haraç mezat, bütçe açığını kapatmak için ya da bazı müteahhitlere rant sağlamak için, büyük binalar, AVM’ler, alışveriş merkezleri yapmak için buralara peşkeş çekilmek istenmektedir ve bir bölümünün yürütmesi durdurulmasına rağmen satışına devam edilmektedir. O nedenle, bu kanunun bir an önce çıkarılmasını ve sizin de bu konuda çaba göstermenizi rica ediyoruz bütün yurttaşlarımız adına, bütün kamunun ortak malları adına.

Değerli Maliye Bakanımıza da daha önce de bir soru önergesiyle ifade etmiştim: Özellikle 100 metrekareyi, 1.000 metrekareyi aşan yerlerde hemen bazı belediyelere tahsis yapılamadığı gibi bir izlenim doğuyor. Bu izlenimi de bir an önce kaldırmak için yine Bayraklı Belediyemizin istediği 4 bin metrekarelik 2 tane hazine arazisini Bayraklılı yurttaşlarımızın ihtiyaçlarını karşılamak üzere tahsis ederseniz bu izlenimi de kaldırmış olursunuz diye düşünüyorum.

Ayrıca, bugüne kadarki bir özlemimizi de dile getirmek istiyorum. Aslında çok partili döneme geçildiğinden beri bütün kamu kuruluşları siyasi iktidarlara hizmet etmenin ötesinde bütün yurttaşlara hizmet eden bir konuma gelememiştir. Bu, özellikle son AKP iktidarı döneminde artarak devam etmiştir. Eğer böyle bir kurumlaşma sağlasaydık bugünkü tartışmaları yapmıyor olurduk diyorum.

Hepinize saygılar, sevgiler sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

On dakika süreyle soru-cevap işlemi yapılacaktır.

Sayın Öğüt, buyurun.

KADİR GÖKMEN ÖĞÜT (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Son günlerde ortaya çıkarılan yolsuzluk haberlerini hep birlikte ibretle izliyoruz. Bunun karşılığında iktidar bunu “uluslararası komplo” olarak nitelendiriyor. Hâlbuki aynı operasyonlar Profesör Türkan Saylan’a, yurtsever askerlere yapılırken darbe çığlıkları atılıyordu. O zaman da söylemiştik, “Büyük bir operasyon var.” dedik, Türkiye’nin aydınlarının ve yurtseverlerinin değersizleştirilmeye çalışıldığını söyledik. Kurunun yanında yaşın da yanabileceğini söylediniz. Hâlbuki darbecilerle yurtseverleri ayırmış olsaydık bugünlere gelmeyecektik; o rektörler, o profesörler, o askerler bugün suçsuz yere hapislerde yatmamış olacaktı. Kuddusi Okkır’dan, Türkan Saylan’dan, “İyi oldu.” diyen arkadaşların bir özür dilemesi gerektiğini düşünüyorum. Bu komplo varsa hep birlikte uluslararası komploya karşı milletçe direnelim diyorum, teşekkür ediyorum.

Meclisin bunu araştırmasını istiyorum.

Teşekkürler.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Aslanoğlu…

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Sayın Bakan, büyükşehire dâhil olan köylerimizde, köy tüzel kişiliğine ait meralar ve köy tüzel kişiliğinin sahip olduğu araziler ilgili belediyeye geçiyor. Buralar mera; bunlar, şu anda, bu belediyeler başladı burada imar planlarına ve bunları satmaya çalışıyorlar. Bu açıdan, yıllarca kullanılan bu gayrimenkullerin, köy tüzel kişiliğine ait gayrimenkullerin ilgili belediye tarafından satılmasına engel olacak mısınız?

İki: Spor kulüpleri hep vergi borçlu olan kulüpler. Bu yasayla bu şekilde, spor kulüplerinin vergi borçlarını hiçbir zaman tahsil edemeyeceksiniz. Aynı federasyonda olduğu gibi, federasyon borcu olan kulüplere lisans vermiyor, siz de muhatabınız federasyon olmak kaydıyla vergi borcu olan kulüplere federasyonun lisans vermemesini temin ederseniz vergi borcundan kurtulursunuz. Bu nedenle bu yasada değişiklik yapacak mısınız?

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Bütün sporseverleri de karşınıza alırsınız tabii.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Kimi alırsan al…

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Belen…

BÜLENT BELEN (Tekirdağ) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, Türk çiftçisi Tarım Bakanının vicdanına bir türlü sesini duyuramıyor çünkü kendisi angusçuları ve tarım ürünleri ithalatçılarını çok seviyor ve onlarla düşüp kalkıyor. Hükûmetleriniz döneminde, yanlış tarım politikaları yüzünden çiftçimiz çok perişan hâldedir. Gübre ve elektrikte yüzde 18, zirai ilaç ve hayvan yeminde yüzde 8, tohumlukta yüzde 1 KDV varken mazotta yüzde 15,25 KDV, yüzde 37,61 oranında ÖTV bulunmaktadır. Tarım ürünlerindeki en yüksek girdi maliyeti bundan kaynaklanmaktadır. Mazot desteği yerine, tarımda kullanılan mazottan ÖTV’yi kaldırmayı düşünüyor musunuz?

Pırlantaya ÖTV muafiyeti getirirken çiftçinin kullandığı mazota niye ÖTV muafiyeti getirmiyorsunuz?

Ayrıca, 2002 yılında çiftçinin kullandığı mazot 1 lira 9 kuruştu, şu an 4 lira 50 kuruştur. Bu konuda bir şeyler yapacak mısınız?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Işık…

ALİM IŞIK (Kütahya) – Teşekkür ediyorum  Sayın Başkan.

Sayın Bakan, İstanbul Fatih Belediyesi sınırları içinde tarihî eserlerin de bulunduğu bir alana Belediye Başkanlığınca lüks sayılabilecek bir yurt yaptırılarak Sayın Başbakanın aile bireylerinin kurduğu bir vakfa hibe veya hediye edildiği iddiaları  doğru mudur? Doğruysa, bu arazinin  büyüklüğü ve yurdun kapasitesi ne kadardır? Arazinin ne kadarı Hazineye aittir? Bu işlerden Bakanlığınızın bir bilgisi var mıdır? Sayın Başbakanın ailelerinin bu hazineye ihtiyaçları nereden doğmuştur? Adı geçen Belediye Başkanının da içinde bulunduğu son günlerde kamuoyunun gündemine gelen yolsuzluk operasyonlarına dâhil edilen konulardan birisinin de bu konu olduğu iddialarını nasıl değerlendiriyorsunuz? Sizce bugüne kadar Kabine üyesi kaç bakanın istifa etmiş olması gerekiyordu?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN –  Teşekkür ediyorum.

Sayın Akçay…

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Bu sorunun muhatabı Maliye Bakanı değil, Sayın Başbakandır.

1994 yılında Belediye Başkanlığı sırasında “Bugüne kadar evladından hırsızlık öğrenen baba görmedim, duymadım. Hırsızlık babadan evlada geçer, evlattan babaya değil. Dolayısıyla “Yönetimlerde hırsızlık yukarıdaki üst yöneticilerden alttaki yöneticilere geçer, oradan halka yansır.” diyen Başbakan  Erdoğan’dır.

Buradan hareketle, Sayın Başbakanın bu açıklamasına göre bu sayın bakanların çocuklarının, bürokratların bu durumu karşısında acaba bunlar bu icrai faaliyeti nereden öğrenmişlerdir? Bu işleri öğretenlerin başı kimdir?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN –  Teşekkür ediyorum.

Sayın Bakan, buyurun.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) –  Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Şimdi, Sayın Öğüt, anladığım kadarıyla bir öneride bulundular; kendilerine teşekkür ediyorum.

Sayın Aslanoğlu, bu büyükşehir olan köylerde meraların durumunu sordular.

Şimdi, bir kere belediyeler isteseler dahi -benim bildiğim kadarıyla- Tarım Bakanlığı yani mera pozisyonundan çıkartmadığı müddetçe imar planı vesaire uygulaması yapamazlar ama makul bir talep ve hassasiyet için ben teşekkür ediyorum. Bu husus değerlendirilebilir.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – İstanbul Arnavutköy yapıyor efendim.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) - Hayır, anlıyorum ama işte dediğim gibi yani mutlaka bir komite var, bir komisyon var biliyorsunuz, o komisyon mera alanından çıkarmazsa belediye orada bir uygulamaya gidemez. Yani belediyeye geçmiş olması o anlamda bir tasarruf yapabileceği anlamına gelmiyor ama yine de meraların korunmasına yönelik olarak ilave bir hassasiyet söz konusu, bakılması gerekir.

Şimdi, spor kulüplerine ilişkin olarak, değerli arkadaşlar, amatör spor kulüplerinin desteklenmesi vesaire hususunda zerre kadar tereddüdüm yok fakat milyonlarca dolarlık transfer yapan kulüplere biz vergi takibini sürdüreceğiz, hiçbir şekilde vergilerine af söz konusu olmaz. Gelir vergisi tasarısı geçerse futbolcular da bütün vatandaşlarımız gibi artan oranlı gelir vergisine tabi olacaklar. Dolayısıyla, yani profesyonel anlamda bu işi yapan kulüplere yönelik olarak, bir; hiçbir şekilde şu anda bir vergi affı gündemde değil, ben tamamen karşıyım. Ayrıca, vergilendirmede de hiçbir imtiyazı, hiçbir ayrıcalığı da kabul etmiyorum.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Efendim, muhatabınız federasyon olsun, onu söylüyorum; aksi hâlde kulüpler ödemezler, muhatabınız federasyon olsun.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) - Teşekkür ediyorum.

Şimdi, değerli arkadaşlar, tarımla ilgili bir soru var. Ben müsaadenizle şunu söyleyeyim: Mazot desteği çiftçimize ilk defa 2004 yılında Hükûmetimiz döneminde başlatılmıştır. Yani, 2004’ten önce de bildiğiniz gibi mazot üzerinde veya diğer akaryakıt ürünleri üzerinde vergi yükü oldukça ağır fakat ilk defa çiftçiye mazot desteğini Hükûmetimiz 2004 yılında başlatmış ve bugüne kadar 4 milyar 440 milyon liralık mazot desteği yapılmıştır. Yani, eski parayla 4,4 katrilyon lira civarında bir mazot desteği söz konusu.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Sayın Bakanım, mazot fiyatı 4 kat arttı, yapsanız ne olacak? 1 liradan 4,5 liraya çıktı.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) - Bu mazot desteğinin toplam satılan mazot değerine oranı yüzde 16 civarındadır.

BÜLENT BELEN (Tekirdağ) – Sayın Bakan, pırlantadan ÖTV’yi kaldırıyorsunuz, mazottan niye kaldırmıyorsunuz?

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Bakın, 2014 yılı bütçesiyle biz çiftçimize 9,7 milyar liralık doğrudan destek vereceğiz.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Gemici olanlara ÖTV yok, çiftçiye var! Sayın Bakan, yapmayın Allah aşkına!

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Doğrudan desteklerin 2002 yılında 2 milyar liranın altında olduğunu dikkate alırsanız, bu çok ciddi bir artıştır. 

HASAN AKGÖL (Hatay) – Sen destek verme, fiyatını artır, gerçek değerini ver!

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Açık ve net olarak söylüyorum: Çiftçimizin yanındayız. Bakın, eğer öyle olmasaydı, tarımsal gayrisafi yurt içi hasıla itibarıyla Türkiye, Avrupa’da 4’üncü sıradan 1’inci sıraya, dünyada da 11’inci sıradan 7’nci sıraya çıkmazdı. Ama bu şu anlama gelmiyor: Tarım sektöründe sıkıntılar yok anlamına gelmiyor. Tarım sektöründe özellikle ölçeğin düşük olması önemli bir sorundur. Bu, beraberinde verimsizliği getiriyor. Bu konularda da ilgili Bakanlığımız çalışmalarda bulunuyor. Tabii ki daha yapılacak o anlamda işimiz var.

Sayın Işık, şimdi, İstanbul Fatih Belediyesinin bir tasarrufu hakkında bana bir soru soruyorsunuz. Maliyeyle ilgili bir boyutu varsa konuyu araştıracağım.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Hazine arazisi olan var mı?

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – İşte bahsettiğiniz konuyu araştıracağım arkadaşlar ama bize spesifik… Ne yurdu, hangi yurttan bahsediyorsunuz, onu da iletirseniz biz onu spesifik olarak araştıralım.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Sayın Bakan, vakfın adı belli, yapılan yurt belli, arazi belli. Niye ben söyleyeyim size yani…

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Adı belliyse verin adı...

ALİM IŞIK (Kütahya) –  Elemanlarınız niye duruyor orada?

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Ne adı, nedir adı, yurdun adı ne, vakfın adı ne?

ALİM IŞIK (Kütahya) – Vakfın adı TÜRGEV.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Tamam işte, verin bize onları diyorum.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Sayın Bakanım, siz biliyorsunuz bunu, yani illa, her şeyi, ismini de söyleyeyim mi aile bireylerinin? Bunu bilmiyor mu millet?

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Şimdi, dolayısıyla, birincisi, Maliye Bakanlığı olarak bizim…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Sayın Başkan, bir dakika daha çünkü müdahale ettiler.

Maliye Bakanlığı olarak, bizim herhangi bir millî emlak yani hazine mülkünü…

ALİM IŞIK (Kütahya) – Ben de onu soruyorum size yani bunun maliyeyle ilgisi var mı?

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Bakın, soruyu sordunuz, dinlemeyi lütfen…

Bakın, yani bu çok mu zor değerli arkadaşlar?

ALİM IŞIK (Kütahya) – Peki, peki Sayın Bakan.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Teşekkür ediyorum.

Şimdi, değerli arkadaşlar, Maliye Bakanlığı olarak, hazine mülklerini Millî Emlak yönetiyor yani biz yönetiyoruz. Bunları verirken kanunla, mutlaka ihaleyle veriyoruz. İhale dışında sadece ve sadece kamu yararı statüsü olan vakıf ve derneklere doğrudan verebiliyoruz ama doğrudan verirken de yine bir piyasa rayiç değeri neyse onu dikkate alıyoruz. Ayrıca, diyelim ki herhangi bir yer için iki vakıf üniversitesi veya kamu yararı statüsü olan iki ayrı dernek başvurdu. Onlar arasında da ihale yapmak zorundayız. Dolayısıyla, Maliye Bakanlığı olarak biz yaptığımız bütün tasarruflarda yani hazine mülkleriyle ilgili yaptığımız tasarruflarda son derece açık ve net olarak bu çerçevede hareket ediyoruz. Bu bahsettiğiniz hususla ilgili…

ALİM IŞIK (Kütahya) – O zaman, Sayın Bakan, soruyu değiştiriyorum. TÜRGEV vakfına siz bağışta bulundunuz mu, bedava arsa verdiniz mi devlet olarak? Arkadaşlara onu soruyorum.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Şimdi bu soruyu sordunuz, arkadaşlar inceleyecekler…

ALİM IŞIK (Kütahya) – TÜRGEV isimli vakfa ne kadar arazi verildi? Ben size onu soruyorum.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Arkadaşlar inceleyecekler, cevabı vereceğiz.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bakan.

Sayın milletvekilleri, 3’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Birleşime bir saat ara veriyorum.

Kapanma Saati: 12.00


İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 13.03

BAŞKAN: Başkan Vekili Meral AKŞENER

KÂTİP ÜYELER: Muharrem IŞIK (Erzincan), Fehmi KÜPÇÜ (Bolu)

 

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 36’ncı Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

2012 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı üzerindeki görüşmelere devam edeceğiz.

Komisyon burada.

Hükûmet burada.

Şimdi, 4’üncü maddeyi okutuyorum…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Efendim.

IV.- AÇIKLAMALAR

1.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, hayatını kaybeden Meclis çalışanı Mihriban Bor’a Allah’tan rahmet dilediğine ilişkin açıklaması

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Ben çok özür dilerim.

Meclis çalışanlarından Mihriban Bor vefat etmiştir. Kendisine Allah’tan rahmet diliyoruz, ailesine ve yakınlarına, Mecliste çalışan tüm mesai arkadaşlarına sabırlar diliyoruz.

BAŞKAN – Çok teşekkür ederim Sayın Tanal.

V.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Meral Akşener, Başkanlık Divanı olarak hayatını kaybeden Meclis çalışanı Mihriban Bor’a Allah’tan rahmet dilediklerine ilişkin konuşması

BAŞKAN – Ben, sizden duydum. Sanırım Genel Kurulda bulunan milletvekillerimiz de şu anda sizden duydu. Meclis adına, ben de Başkanlık Divanı adına merhumeye rahmet, inşallah ailesine de sabır diliyorum. Sayın Özkes’in danışmanı değil mi?

MAHMUT TANAL (İstanbul) - Evet.

BAŞKAN – Sayın Özkes’e de sabır diliyorum.

III.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

 GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 2014 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/832) (S. Sayısı: 506) (Devam)

2.- 2012 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı, 2012 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısına İlişkin Olarak Hazırlanan 2012 Yılı Genel Uygunluk Bildiriminin Su-nulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi, Maliye Bakanlığı ve İçişleri Bakanlığı Tarafından Sayıştaya Gönderilen Genel Faaliyet Raporları ile Bu Raporlara İlişkin Sayıştay Değerlendirmesini İçeren 2012 Yılı Faaliyet Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi, 2012 Yılı Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Baş-kanlığı Tezkeresi, 2012 Yılı Mali İstatistikleri Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/798, 3/1275, 3/1277, 3/1278, 3/1279) (S. Sayısı: 507) (Devam)

BAŞKAN – Maddeyi okutuyorum:

Devredilen, iptal edilen ve tamamlayıcı ödenek

MADDE 4- (1) Merkezi yönetim kesin hesap gider cetvellerinin ilgili sütununda göste-rildiği üzere, 5018 sayılı Kanuna ekli;

a) (I) sayılı cetvelde yer alan genel bütçe kapsamındaki kamu idarelerinin 2012 yılı içinde harcanmayan toplam 255.248.341,20 Türk Lirası,

b) (II) sayılı cetvelde yer alan özel bütçeli idarelerin 2012 yılı içinde harcanmayan top-lam 55.081.576,02 Türk Lirası,

ödeneği ertesi yıla devredilmiştir.

(2) Merkezi yönetim kesin hesap gider cetvellerinde gösterildiği üzere, 2012 yılı içinde kullanılan ve ertesi yıla devredilen özel ödenekler dışında kalan ödeneklerden, 5018 sayılı Kanuna ekli;

a) (I) sayılı cetvelde yer alan genel bütçe kapsamındaki kamu idarelerinin toplam 19.012.189.952,94 Türk Lirası,

b) (II) sayılı cetvelde yer alan özel bütçeli idarelerin toplam 3.267.886.281,60 Türk Lirası,

c) (III) sayılı cetvelde yer alan düzenleyici ve denetleyici kurumların toplam 153.993.875,62 Türk Lirası,

ödeneği iptal edilmiştir.

(3) Merkezi yönetim kesin hesap gider cetvellerinde gösterildiği üzere, kamu idarelerinin 2012 yılı ödenek üstü giderlerini karşılamak üzere, 5018 sayılı Kanuna ekli;

a) (I) sayılı cetvelde yer alan genel bütçe kapsamındaki kamu idareleri için toplam 15.056.878.194,39 Türk Lirası,

b) (II) sayılı cetvelde yer alan özel bütçeli idareler için toplam 17.943.305,67 Türk Lirası, tamamlayıcı ödenek kabul edilmiştir.

BAŞKAN – Madde üzerinde ilk söz, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Hatay Milletvekili Sayın Hasan Akgöl’e aittir.

Buyurun Sayın Akgöl. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA HASAN AKGÖL (Hatay) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2012 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın 4’üncü maddesi üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Konuşmama başlamadan önce Sayın İhsan Özkes’in danışmanı merhumeye de başsağlığı diliyorum, Allah ailesine ve kendilerine sabır versin diyorum.

Yine söylüyorum, konuşmama başlamadan önce, demin girerken bir haber aldık, Hükûmetin son başarısı, İstanbul İl Emniyet Müdürünü de görevden almışlar. Herhâlde sırada muhalefet milletvekillerini de Meclisten nasıl atarız, onun tasarısını getirirler, bir o kaldı. Allah akıl, hidayet versin diyorum, başka bir şey diyemiyorum.

ŞİRİN ÜNAL (İstanbul) – Size de.

HASAN AKGÖL (Devamla) – Yaklaşık on gündür Cumhuriyet Halk Partisi milletvekilleri Türk halkına Sayıştay raporları sunulmadan, denetim olanakları ortadan kaldırılarak Meclisin önünden bütçenin kaçırılma maratonunu anlatıyor.

Değerli milletvekilleri, 17 Aralık tarihi Türkiye için bir milat tarihidir. 17 Aralık, Sayıştay raporlarının milletin vekillerinden, yani milletten neden gizlendiği ve kaçırıldığını ortaya koyması bakımından son derece anlamlıdır. AKP Hükûmetinin boğazına kadar kirli ilişkiler, pazarlıklar, rüşvet, ihaleye fesat, zimmet ve benzeri suçlara karıştığı, bu zincirin halkalarının aile boyu ve dahi kabine boyuna kadar uzandığı ayan beyan ortadadır. Türk halkı içerisinde AKP’li bakanlardan AKP’nin bürokratlarına, kudretli bakan çocuklarından yetenekli yandaş iş adamlarına kadar geniş bir kadronun vizyona koyduğu organize işler filmini izlemektedir. Bir buçuk yıldır devam eden bu soruşturmanın teknik takip aşamasında görev alan memurlardan şube müdürüne, emniyet amirinden soruşturmayı yürüten savcılarına, teknik takip için izin veren hâkimlerine kadar soruşturmanın gizlilik içerisinde sürdürülmüş, sürdürülebilmiş olması, bu noktada gösterdiği özen dolayısıyla yolsuzluk filminin gişe rekorları kırmaya devam etmesini önleyenlere Türk halkı adına teşekkür ediyorum; demek ki bu ülkede hâlen korku imparatorluğuna karşı dimdik ayakta durabilecek, halkın hukukunu koruyabilecek devlet memurları da varmış. Buradan önlerinde saygıyla eğiliyorum. Ne diyordu dolar milyoneri yetenekli çocuğun İçişleri Bakanı olan babası yaklaşık altı ay önce, Gezi direnişine destek veren, bu ülkenin kötü yönetildiğini ifade eden gençleri gece demeden, gündüz demeden gözaltına alan emniyet teşkilatı için bir hatırlayın sosyal medya mesajları üstünden cadı avı başlatıp ve tam da durduk yere alınan gençler için “Polis durduk yere kimseyi gözaltına almaz. Bak, beni niye almıyorlar?” diye ifade kullanıyordu. Bak, sana da dokundular. Şimdi, Sayın Bakan hem de kabine boyu dokundular. Türkiye çantalardan çıkan milyon dolar ve yolsuzluk iddiasıyla gözaltında bulunan oğlunu konuşacak bu bakanın, bu Bakan da hâlen o koltuğu işgal etmeye devam edecek. Dünyanın hangi ülkesinde var böyle bir şey? Aynen diyen bakanın arkadaşları gibi tuzun koktuğunun bir belgesidir, çantalardan, kasalardan, ayakkabı kutularından çıkan paralar. Onurlu bir şekilde istifa mekanizmasının devreye girmesi gereken şu süreçte utanmayacaksınız, bir de çıkıp “dış destekli komplo” diyeceksiniz. Yani, bu komplo olmasaydı, yaptığınız iş meşru mu olacaktı, doğru mu kılınacaktı? Komplo teorileriyle pirüpak olamazsınız, soruşturmayı sulandırarak aklanamazsınız, polisleri görevden alarak, soruşturmaya müfettişlik yapsınlar diye savcı eklemekle aklanamazsınız.

Değerli milletvekilleri, geçtiğimiz yıl bütçe görüşmeleri esnasında ısrarla Kamu İhale Kanunu’yla neden bu kadar oynandığını sormuştum? Kamu İhale Kanunu’nun ana kısmında 18 kez, torba kanunlarla da 23 kez olmak üzere, İhale Kanunu’nu 41 kez değiştirdiniz. Sayın Bakan, yanılıyorsam lütfen rakamı düzeltiniz, belki daha fazladır, bilmiyorum, Kamu İhale Kurumunun nasıl baypas edildiğini, sanayici, iş adamı, müteahhit biliyordu. Halkımız bir de sizin ağzınızdan duysun, ihalelerin nasıl peşkeş çekildiğini sizden öğrensin istemiştim fakat Hükûmet sıralarından bir türlü açıklama gelmedi. Fakat yürütülen organize yolsuzluk işleri dolayısıyla bu yasanın 41 kez –değiştirildiğini- niye değiştirildiğini anlamayan kalmamıştır diye düşünüyorum ben. Bu milletin parası, bu şekilde kimin kursağından geçmişse haram, zehir, zıkkım olsun. O kul hakkını Allah bir gün ödetecektir kesinlikle.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Daha fazla, daha fazla, o eksik.

HASAN AKGÖL (Devamla) – Allah aşkına, bir yetkili bana açıklasın; 2003 yılından bu yana doğrudan temin yöntemiyle, rekabetçi olmayan yöntemlerle yaptığınız mal ve hizmet alımlarına Türkiye Cumhuriyeti devleti bütçesinden ne kadar ödeme yapılmıştır.

Değerli milletvekilleri, Türkiye'de yaşayan normal bir vatandaşın cep harçlığı 50 liradır, 100 liradır, bilemezsiniz 150 liradır. Soruyorum buradan: Sayın Başbakanın cep harçlığı ne kadar? Sayın Başbakanın cep harçlığı 5 bin, 10 bin değil tam tamına 2 trilyondur. Bu 2 trilyonu nereye harcadı? Kime harcandı? Bir gün de çıkar inşallah bunun açıklamasını yapar Sayın Başbakan.

3 bakanın oğlunun, bir kamu bankası genel müdürünün, AKP’li belediye başkanın karıştığı iddia edilen organize yolsuzluk girişimlerine “komplo teorisi” diyor Sayın Başbakan. Nerede kaldı senin “Yolsuzluk yapan babamın oğlu olsa haddini bildiririm.” diyeceğin? Sen çıktın, bir şekilde “Bu yolsuzluğu nasıl örterim?” diye mücadele ediyorsun. Buradaki saygıdeğer milletvekilleri de o yolsuzluk yapan bakanları korumak için, aklamak için tüm konuşmaları onun üzerine kurmaktadırlar. Bu, açıkça, varsa yolsuzluğun üzerini örtmektir. Görevi kötüye kullandıkları için ilgili illerin valileri bu görevden almaları yapıyor “Başka illere de sıçrayacak.” diyor Sayın Başbakan. Evet, Sayın Başbakan haklı. Burada bir görevi kötüye kullanma söz konusudur ancak bu görevi kötüye kullananlar Türk polisinin operasyonu yaptığı çeteye kabine kalkanı ile koruma sağlayanlardır yani Hükûmettir yani Hükûmetin Başbakanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan’dır. Tehdit ediyor Sayın Başbakan.  Doğru, bu sizde alışkanlık hâlini aldı. Tehdit eden Başbakan; kamu bürokrasisini, polisleri, savcıları tehdit ediyor. Saygıdeğer bir bakanımız da Hatay’da Adalet Bakanının adaylık açıklaması sırasında Hatay halkını tehdit ediyor. “Efendim, 30 Martta Hatay halkı oy vermezse ayın 1’inde sizinle hesaplaşırız.” Sen kimsin, ne haddine Hatay halkını tehdit edersin? O halk özellikle 30 Martta hesabını verecektir. Ülkemizi ve özelde Hatay’ı milletin vergi gelirleriyle eli kanlı terör örgütlerinin üssü hâline getirenler, Hatay’ın 53 yurttaşını Reyhanlı’da öldürenler, Cilvegözü’nde 14 vatandaşını öldürenler, Gezi eylemleri sürecinde 3 gencini katledenler Hatay’ı tehdit edemezler. Biz buna izin vermeyiz.

Barış kenti Hatay’ı savaş üssüne çevirenler, Hatay’ı tehdit edenler, Hataylıyla savaşıp kendileriyle barışık Bakanlarını belediye başkanı yapmak isteyenler… Hatay bu oyuna gelmeyecektir, Hatay halkı bu oyunu bozacaktır.

Değerli arkadaşlar, bu milletin değerleriyle barışık olmanın yolu çalmamaktır, çırpmamaktır, haram yememektir. Bu eşik açıldı mı milletin bakışı değişmeye başlar. Siz, bunu gittiğiniz yerlerden hissediyorsunuz, görüşüyorsunuz. Keşke katıldığınız yemeklerde içkiye, domuz etine dikkat ettiğiniz hassasiyetin onda birini yolsuzluklar için gösterseydiniz; çok daha iyi olurdu. Biliyorum, içinizde haysiyetli, dürüst, onurlu arkadaşlarımız var, mevcut. Sizlerin de “el kaldırıp indiren robot” gibi algılanmaktan yana dertli olduğunuzu biliyoruz. Gelin, bir seferlik elinizi vicdanınıza göre kaldırın. Bu milletin vergilerinin, emeğinin çarçur edilmesine “Dur.” deyin. Bunu yapabileceğinizi gösterin bu millete. Şükretmeyi bilmek bazen Sayın Şükür’ün yaptığı gibi…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HASAN AKGÖL (Devamla) - …istifa mekanizmasını işletmekten geçer. Türk halkı yürekli vekiller istiyor. Diktatöre kapı kulluğu yapmaktan vazgeçerek millete askerlik yapacak milletvekilleri her zaman başımızın tacıdır.

Saygılarımla. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Konya Milletvekili Sayın Mustafa Kalaycı, buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA MUSTAFA KALAYCI (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygılarımla selamlıyorum.

İhaleye fesat karıştırmak, rüşvet vermek, hayalî ihracat yapmak, kara para ve altın kaçakçılığı, usulsüz imar düzenlemesi yapmak, Kültür Tabiat Varlıkları Kanunu’na aykırı hareket etmek gibi çok ciddi ve ağır suçlamaların yer aldığı operasyonla ilgili üç gündür sürekli yeni gelişmeler yaşanmaktadır. Ancak yolsuzluk ve rüşvet iddialarıyla çocukları gözaltına alınan bakanlar hâlâ istifa etmemiştir.

Samimi olarak soruyorum: Bu bakanların delilleri karartmadıklarına kim garanti verebilir? İlgili belge ve evrakları tahrip etmediklerine kim güvence verebilir? Soruşturmayı yürüten görevlilere baskı yapmadıklarına kim teminat verebilir? Polis müdürlerinin ve İstanbul Emniyet Müdürünün görevden alınması bu soruşturmaya müdahale değil midir? Baskı yapıldığını göstermiyor mu? Oğlunu gözaltına alan polis müdürlerini görevden alan veya aldıran bir bakanın bu icraatını kim tasdik edebilir? Hâl böyleyken, tam tersine yeni savcılar görevlendirilmekte, polis müdürleri görevden alınmaktadır. Bunun anlamı, yolsuzlukları örtbas etmeye teşebbüs değil midir? Bunu başka nasıl yorumlayabilirsiniz?

Ama ne söylerseniz söyleyin milleti inandıramazsınız. Yapılanlar yolsuzluk iddialarının çok ciddi olduğuna, AKP Hükûmetinin paçasını kurtarmaya çalıştığına delalet etmektedir. Adı geçen bakanlar derhâl istifa etmelidir. Soruşturma normal seyrine bırakılmalıdır. Yargıya müdahale edilmemelidir. İhale lobileri, rant lobileri, kaçakçılar, rüşvetçiler ve vurguncular mutlaka ortaya çıkarılmalıdır.

Değerli milletvekilleri, uzun süredir Sayıştay denetimi ve raporları tartışılıyor. Yapılan düzenlemeler ve yaşanan gelişmeler şunu net bir şekilde ortaya koymaktadır ki, AKP Hükûmeti şeffaflıktan, denetimden ve hesap vermekten kaçmaktadır. AKP temsilcileri “5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrolü Kanunu ve 6085 sayılı Sayıştay Kanunu’nu biz çıkardık, denetimden kaçsaydık bunu yapar mıydık?” diyor.

Bu kanunlar AKP döneminde çıktı ama bu gerekçeye kargalar bile güler. Denetimden kaçış öykünüz Avrupa Birliği ve uluslararası kuruluşların raporlarına bile yansımıştır.

Ayrıca, 2003 yılında çıkarılan ve kamu maliyesi reformunun temelini oluşturan 5018 sayılı Kanun’da, Sayıştay tarafından yapılacak uluslararası standartlara uygun dış denetime, çağdaş denetime ilişkin hükümler yer almıştır. Ancak bu kanuna uyumlu bir Sayıştay Kanunu yedi yıl sonra, 2010 yılı Aralık ayında çıkarılmıştır. AKP iktidarı, Sayıştay Kanunu’yla ilgili düzenlemeyi yıllarca geciktirmiştir. Sayıştay kendi kanununun uyumlu olmadığı gerekçesiyle 5018 sayılı Kanun’un öngördüğü denetimi yıllarca yapmamış, dolayısıyla gerekli raporları Türkiye Büyük Millet Meclisine sunmamıştır.

Sayıştay Kanunu çıkmış, ancak AKP iktidarı bu kanunu bir türlü hazmedememiştir, bu kanunu çıkardığına bin pişman olmuştur; Sayıştaya âdeta savaş açmış, denetimden kaçmaya, hesap vermemeye, Sayıştayı susturmaya dönük peş peşe girişimlerde bulunmuştur.

Sayıştay Kanunu’nun yürürlüğe girmesi üzerinden daha bir yıl bile geçmeden, sermayesindeki kamu payı yüzde 50’nin altında olan Türk Hava Yolları ve TELEKOM gibi şirketleri, 662 sayılı KHK’yla Sayıştay denetiminden kaçıran kimdir? 2012 yılında  6353 sayılı Torba Kanun’la, Sayıştayı işlevsiz ve etkisiz hâle getirmeye yönelik operasyonu yapan kimdir?

Anayasa Mahkemesinin 27 Aralık 2012 tarihli kararı ile Torba Kanun’la yapılan bu düzenlemenin iptal edilmesi üzerine, Sayıştayı Hükûmetin arka bahçesi hâline döndürmeyi ve Türkiye Büyük Millet Meclisine  genel raporlar dışında rapor göndermemeyi içeren kanun teklifini 124 milletvekilinin imzasıyla 18 Nisan 2013 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisine veren ve komisyon gündemine aldıran kim?

Daha ne olsun? Denetimden, hesap vermekten kaçıldığı açık bir şekilde ortadadır. Böylelikle, bu yıla kadar Türkiye Büyük Millet Meclisine raporların gelmesi engellenmiş, bu yıl da AKP iktidarının yoğun baskısı sonuç vermiş, Sayıştay raporları sözde gelmiştir. Ancak, hem raporların hepsi gelmemiş hem de gelen raporlar kamu zararına ilişkin tespitleri ve ekleri çıkarılarak gönderilmiştir. Bakın, size Sayıştayın 2 raporunu gösteriyorum. Bu Maliye Bakanlığının denetim raporu, bu da Ziraat Bankasının denetim raporu. Birisi 400 sayfanın üzerinde, diğeri 10 sayfa bile değil. Bu çifte standart acaba niye? Başbakanlık ve bakanlıklar niye ayrıcalıklı, niye torpilli?

Değerli milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisine gelen 146 denetim raporunda, devasa bütçeye sahip Sosyal Güvenlik Kurumu, Savunma Sanayii Müsteşarlığı, TMSF, Türkiye İş Kurumu, TÜBİTAK gibi 15 kamu idaresinin hesapları hakkında olumsuz görüş verilmiş; 50 hesap hakkında da görüş verilmekten kaçınılmıştır ama bu konuda herhangi bir işlem yapılmamış, bu kamu idarelerine ait hesaplar Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’ndan çıkarılmamıştır. O nedenle, 2012 yılı kesin hesabı esastan sakat hâle gelmiştir.

Bakın, Gelir İdaresi Başkanlığı ve Gümrük ve Ticaret Bakanlığı denetim raporlarında, Sayıştay denetçilerinin istediği uzlaşma tutanaklarıyla ilgili bilgi ve belgelerin verilmediği açık bir şekilde tespit edilmiştir. Sayın Bakan “vergi mahremiyeti” diyor, güya “Yetkileri yok.” demeye getiriyor, lafı dolaştırıyor, sonra da “Gelin, uzlaşma müessesesini kaldıralım.” diyor. Sayın Bakan, bırakın bu lafları, önce istenen belgeleri verin. Niye gocunuyorsunuz ki? Sayıştayın istediği belgeleri niye vermiyorsunuz? Mahremmiş. Sayıştay namahrem mi? Mahremiyeti ifşa mı edecek? Sayın Bakan, siz anlamazsınız, anlamamanız da gayet normal ama müsterih olun, denetim literatüründe mahremiyeti ve gizliliği koruyan rapor yazma teknikleri vardır, bu raporlardan bir örneği de buradadır. Ticari sır, bankacılık sırrı hiçbir şekilde Sayıştay raporlarında ifşa edilmemektedir.

Kaldı ki denetçilerin Anayasa’ya, Sayıştay Kanunu’na göre her türlü belgeyi isteme ve inceleme yetkileri var. Biliyorsunuz, Sayıştay denetçileri yeminli mali müşavir oluyor, daha ne olsun? Anlaşılan o ki kapalı kapılar arkasında, gizli saklı çevrilen işler var. Bunu başka türlü yorumlamak mümkün mü? Bunun adı “denetimden kaçmak”tır, “hesap vermekten kaçmak”tır, “şeffaflıktan kaçınmak”tır.

Sayıştay Türkiye Büyük Millet Meclisi adına, dolayısıyla Türk milleti adına denetim yapmakla görevlidir. Denetimin konusu kamu gelirleri, kamu giderleri ve kamu malları olup 76 milyonun üzerinde hakkı olan bir konudur. O nedenle, hiç kimsenin, babasının malı gibi tasarruf etme hakkı da yoktur, yetkisi de yoktur. Hiç kimse lâyüsel değildir, kamu görevini yürüten herkes yaptıklarının da, görevi olup yapmadıklarının da hesabını vermelidir. Hesap vermemek, ancak diktatörlüklerde ve oligarşilerde söz konusudur.

Sayın Bakan biraz önce yaptığı konuşmada faizlerden bahsetti ama bir konuyu söylemiyor, bunu ben söyleyeyim: Muhafazakâr olduğunu iddia eden AKP zihniyeti, vatandaşı faiz lobilerinin kucağına atmıştır. AKP Hükûmeti faiz lobilerini abat etmiştir. Türkiye Cumhuriyeti Merkez Bankası Finansal İstikrar Raporu’na göre vatandaşın tüketici kredileri ve kredi kartı borçları için 2002 yılında ödediği faiz 2,5 katrilyon lira iken şimdi 36,5 katrilyon liraya ulaşmıştır. Vatandaşın ödediği faiz on bir yılda 15 kat artmıştır; siz neden bahsediyorsunuz? Vatandaşı faizlerle iliğine kadar sömürmüşsünüz; daha ne yapacaksınız?

Bakın, bir de bütçe açığını düşürmekle övünüyorsunuz Sayın Bakan; taşeron işçilerin 10 milyar liralık alacağını ödemiyorsunuz, taşeron işçilerin sırtından bütçe açığını düşürmekle övünüyorsunuz. Öncelikle mahkeme kararlarını uygulayın, taşeron işçilerin 10 milyar liraya varan kıdem tazminatlarını ödeyin. Bunu söyleyen, bu rakamı veren de Ulaştırma Bakanı ve Çalışma Bakanı.

Teşekkür ediyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına Muş Milletvekili Sayın Demir Çelik.

Buyurun. (BDP sıralarından alkışlar)

BDP GRUBU ADINA DEMİR ÇELİK (Muş) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sizleri sahsım ve partim adına saygı ve sevgiyle selamlıyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; iki gündür uzun uzadıya tartıştığımız konunun kendisine dair ne kadar çok konuşsak, üzerine ne kadar çok yoğunlaşsak ve okumalarımızda ortaklaşsak o kadar anlamlı ve değerlidir. Anlamlı ve değerlidir çünkü söz konusu olan ulus üniter devletin yüz yıllık serüveniyle ilgilidir. Bu serüven ki kimlikleri, kültürleri, inançları tek tipleştirip merkezî devlete tabi tutan algının bizatihi iflasıdır. Bu manada, Türkiye Cumhuriyeti ve devleti bugün yeni bir eşiğin, yeni bir değişim ve dönüşümün arifesinde olduğunun ifadesi anlamlıdır. Bu manada da risktir, ekonomik istikrarla birlikte siyasal ve toplumsal istikrarsızlık söz konusudur ama bunu fırsata dönüştürmek de mümkündür. Bu manada duygusallığa kapılmadan, reaksiyoner ve tepkisel eylemsellikler ve faaliyetler içerisinde olmadan toplumun hakikatiyle yüzleşmek, toplum gerçekliğiyle buluşmak, olması gerekendir. Görünen o ki topluma giydirilen bir deli gömleği söz konusu. Bu deli gömleği paramparça olmuştur, yırtılmıştır, lime lime olmuştur. Aynı zamanda, giydirilen bu deli gömleğine mızrağın sığmadığı, oradan buradan delerek çıkmak zorunda olduğu durumuyla bizi karşı karşıya bırakmıştır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; AKP iktidara geldiği ilk günden bu yana yolsuzluk, yoksulluk ve yasaklarla mücadele edeceğini, bu manada da üç olmazsa olmazı topluma neredeyse kabul ettirir, dayatır bir noktada bulunmuştu. Bugün, yolsuzluk: Artık, izah etmeye gerek yok; bakanların, bakan çocuklarının bile gündemde olduğu, yakınlarının bile artık milyon dolarlarla gözaltına alınma durumuyla karşılaştığı bir ülkede, bununla mücadele ettiğini söyleyen bir siyasal iktidar da, siyasal yapı da gerçeği söylememiş olacaktır.

Yoksulluk: Yoksulluk bugün yüzde 11 rakamlarına varan, bu manada da 7 milyon 500 bin yoksul işsizimizin yanı sıra 25-26 milyon civarında yoksulumuzla da yoksullukla ne kadar mücadele edildiğinin, aksine başarısız kalındığının işaretidir.

Yasaklar ise herkesin dilinden düşmeyen bir gerçek, bir hakikat olmaya devam ediyor.

Tüm bunların nedeni, devlet denilen iktidar ve hegemonik gücün toplumun gerçekliğine rağmen büyümek zorunda olduğunu, gücünü topluma dayatmak ve dayattığı bu güç üzerinden yeniden kendisini sürdürebilmek olduğu gerçeğidir. Bu anlamıyla da biz, iktidar, egemen ve egemenlikçi anlayışa karşı siyasal bir duruşu; özgürlük lehine, adalet lehine, eşitlik lehine harekete geçirmediğimizde, bugün yaşadığımız, yarın da, öbür gün de yaşayabilme olanağının ve fırsatının olduğunu unutmamalıyız.

Bu yönüyle de 14 Nisan 2009’dan bu yana on binlerce Kürt siyasetçisi, öngörülen ceza ilgili mahkemeler tarafından verilmiş ve Yargıtay tarafından onanmış olsaydı bile, söz konusu cezanın infazını yatacak süreyi doldurmuş olmasına rağmen insanlar hâlâ cezaevinde. 6 milletvekilimiz, 20 belediye başkanımız, 150 civarından il genel ve belediye meclis üyesi arkadaşlarımızla birlikte 10 bin insan, “Yasaklarla mücadele edeceğim.” diyen AKP Hükûmetinin anayasası olan Terörle Mücadele Kanunu sayesinde yargısız infaza tabi tutularak cezaevlerinin soğuk duvarları arasında hâlâ yaşam sürdürmek durumuyla karşı karşıyadırlar.

Yasakla da mücadele edilmediğini… Yolsuzluk ve yoksullukla mücadele etme zahmetinde bulunmayan AKP’nin artık tarihsel misyonu da, miadı da dolmuştur.

Bu ülkede, bu ülke halklarına, bu ülkenin gerçeklerine uygun bir siyasal aksiyon, bir siyasal parti, bir siyasal iktidar olmazsa olmaz durumuna gelmiştir. Artık, balçıkla sıvanmayan güneşin bizatihi kendisi bizi aydınlatacak yeni ufuklar, yeni umutlar veriyor.

Değerli Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; tarih boyunca her din, her inanç insanlığı iyiye, doğruya, güzele ulaştırmak için vardır. İyiye, doğruya, güzele ulaştırmak adına var olan bu toplum hakikatleri üzerinde toplumun ahlaki, etik değerleri oluşmuştur. Toplumun ahlaki, etik değerlerine rağmen hiyerarşiyi korumaya, malı mülkü ve mülkiyeti korumaya adanmış hukuk bir şey veremez; özgürlükleri, adaleti, eşitliği sağlayamaz. Bu yönüyle de, Türkiye Cumhuriyeti devletinin, doksan yıl boyunca toplumun bu hakikatlerine rağmen, onu cendere altında tutmak, otoritesini kurmak adına 3 kez darbe yapılmış, onlarca kez darbeye kalkışılmış, muhtıralar verilmiş, 4 kez Anayasa’sını değiştirmek, yeni anayasalar kurmak durumunda kalınmış, en sonunda -yıllardır- yeni, eşitlikçi, özgürlükçü, demokratik bir anayasa yapma durumuyla karşı karşıya kalınmıştır. “Kör gözüme parmak.” demenin anlamı ve değeri kalmamıştır.

Gerçekle yüzleşmek, toplumun etik ve ahlak kuralları üzerine yeni bir toplumsal konsensüse razı gelmek, biz siyasi partilere, siyasal aktörlere düşendir; bunu yapmak yerine, mevcut gelenekçi siyasal partilerin alışılageldiğinde ısrar etmekse boşuna zaman kaybıdır.

Otuz beş yıllık siyasal mücadele tarihinde, ben, onlarca hükûmete, lidere, siyasal partiye ve bu manada da darbeler ve darbeler muhtırasına tanıklık ettim. Her biri, toplum önüne farklı olduğunun algısını yayarak bu yönlü siyasal projelerle seçenekler sunacağı gerçeği karşılaştırıldığında iflas etmiştir çünkü söz konusu olan, ulus üniterin pazarını korumak adına herkesi ve her kesimi homojenleştiren, tek tipleştiren anlayışına, zihniyetine karşın toplum gerçekliğinin, toplum dinamiklerinin itirazıdır, isyanıdır. Siz, bunu doğal ve demokratik mecrasına kavuşturmadığınızda siyasal otoriteyle toplumu dizayn edemezsiniz, dize getiremezsiniz, iradesizleştirip teslim alamazsınız.

İradesizleştirip teslim almak adına siyasal soykırım operasyonu bugün Kürt siyasal hareketine, Kürt siyasal partisine öngörüldüğü hâlde Kürtleri teslim alamadılar, alamazlar çünkü bu, bir toplum realitesidir. Nedir? Biz cezaevine ana dilde eğitimi savunuyoruz, biz cezaevine kimliğimiz, kültürümüz anayasal ve yasal güvenceye tabi tutulsun diye, biz cezaevine Kürtlerin de mevcut ademimerkeziyetçi ilişkilerin söz konusu olduğu günümüz dünyasında kendi kendilerini yönetebilme fırsatı, olanağı verilsin diye cezaevlerinin yollarını ev yolu gibi ezberledik. Bu mudur çözüm? Bu mudur demokrasi? Bu mudur demokratik çözüm?

Bu anlamıyla, yanlışta ısrar etmek dün olduğu gibi bugün de kaybettirir. Sorunu çözmeyenin çözüleceği gerçeğini hatırlatmak isterim. Anavatan Partisi, Doğru Yol Partisi, koalisyonlar hükûmeti bu çözümsüzlükteki ısrarın neticesinde bir bir iktidardan, bir bir hükûmetten ve yürütmeden uzaklaştıkları gibi, bugün de AKP Hükûmeti çözüm adına taahhütte bulunduğu, çözüm adına vaatte bulunduğu ve her gün yeniden umudu pazarladığı alışkanlığından kurtulmadığı, sıyrılmadığı sürece bu iş nafiledir. O anlamıyla, söz konusu olan, çözümsüzlükteki ısrarın iktidar kavgasına yansıyan boyutudur. Bu iktidar kavgasına, ne olursunuz, toplum ve toplumun hakikatleri alet edilmemeli, toplum meşru, demokratik yollarla kendi ahlaki, etik değerleri üzerinden kendisini yönetebilme becerisine de, şansına da, olanağına da sahiptir diyor, saygılar sunuyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Şahıslar adına ilk söz Hatay Milletvekili Sayın Hacı Bayram Türkoğlu, buyurunuz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

HACI BAYRAM TÜRKOĞLU (Hatay) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2012 yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın 4’üncü maddesi üzerinde söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce heyetinizi ve aziz milletimizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, bugün, Hatay Dörtyol’da, 19 Aralık 1918’de millî mücadelede ilk kurşunun atılışının 95’inci yıl dönümü kutlanıyor. Bu kutlama, narenciye festivaliyle taçlandırılıyor. Ben de bu kutlamalara…

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Narenciye 25 kuruş olmuş, narenciyenin kutlanacak yanı mı kalmış ya?

HACI BAYRAM TÜRKOĞLU (Devamla) - … gönülden iştirak ediyor, tüm hemşehrilerimi saygıyla selamlıyorum.

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Narenciyenin neyini kutlayacaksın?

HACI BAYRAM TÜRKOĞLU (Devamla) – Mondros Mütarekesi sonrası yurdumuzun dört bir yanı işgal edilmişti. 11 Aralık 1918’de Fransızlar ve Ermeni iş birlikçiler tarafından Dörtyol da bu işgalden nasibini aldı; halkın malına, canına kastedildi. Zulüm ve işgale dayanamayan Kara Mehmet Çavuş, Kara Hasan Paşa, Mehmet Emin Hoca ve arkadaşları millî direnişin, millî mücadelenin ilk kurşununu atarak ilk toplu direnişle tarihe kayıt düşmüşlerdir. Bizlere, bu aziz vatanı emanet eden, Türkiye Cumhuriyeti devletinin ebet müddet üzere yaşatılması için emanet eden başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere tüm silah arkadaşlarını ve kahramanlarımızı bir kez daha rahmetle, minnetle anıyorum.

Saygıdeğer milletvekilleri, bütçeler Hükûmetin hedef ve vizyonlarını yansıtan maliye politikalarının uygulama araçlarındandır. 2014 bütçemiz insan odaklı, “İnsanı yaşat ki devlet yaşasın.” felsefesini güden, insanın refah ve mutluluğunu artırmaya yönelik bir bütçedir. Bu bütçe, istihdamı artıran, çalışan ve emekliyi gözeten, çiftçimizi destekleyen, yatırımcılara destek olan bir bütçedir.

İZZET ÇETİN (Ankara) – Bakan çocuklarına destek olan bir bütçe.

HACI BAYRAM TÜRKOĞLU (Devamla) - 2014 bütçesi, eğitimden sağlığa, sanayiden tarıma, enerjiden şehirleşmeye, ulaştırmadan adalete, turizme, her sahaya yönelen bir yatırım ve hizmet bütçesidir; mali disiplini ve ekonomik istikrarı hedef almıştır. Geçmişte bu çatı altında bütçeler üzerinde konuşulurken, rakamlar ortaya konurken “Faize ne kadar para gidecek?”, “Sosyal güvenlik ne olacak?”, “IMF’den ne kadar para gelecek?”, “Türkiye, OECD rakamlarına ne zaman ulaşacak?” gibi sorular sorulur, endişeler birbiri ardına gelirdi. Artık, bütçe için hem hedef koyabiliyor hem de hedeflerimiz doğrultusunda adımlar atabiliyoruz.

Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; bütçeler bir devletin yol haritasıdır. 2014 yılı bütçemizde ulaştırma, sağlık ve eğitime ayrılan kaynaklara baktığımızda insana yatırım yapan bir bütçe olduğunu görmekteyiz. Eğitim bütçesi yüzde 15,6 oranında artışla 78,5 milyar liraya çıktı. Sağlığa ayrılan kaynak 2013 yılına göre yüzde 11 oranında artışla 75 milyar liraya çıktı. Böylece son on yılda kamu sağlık harcamaları yaklaşık 6 katına çıktı. Engellilerin de unutulmadığı bütçede evde bakım için ayrılan ödenek yüzde 14,2 artarak 4,2 milyar liraya çıkmıştır. Bu sayede 2014 yılı sonunda 473 bin engelli vatandaşın bakım giderlerinin karşılanması için aylık asgari ücret tutarında destek sağlanmış olacak.

Değerli milletvekilleri, Türkiye ekonomisi on bir yılda 3 kattan fazla büyüdü, enflasyon tek haneye indirildi; istihdama, yatırıma, rekabet gücünü destekleyen politikalara çok önem verildi. Sağlanan güven ortamı sayesinde uluslararası yatırımcıların ülkemize ilgisi arttı. Türkiye’nin her geçen gün bölgedeki etkisi arttıkça, ekonomisi büyüdükçe demokrasisi gelişti, güçlendi. 2012 yılında ödenen faizlerin millî gelire oranı yüzde 15’lerden 3,4’e düştü. Bugün gelinen nokta, çağdaş ülkelerle mukayese edilebilir bir orandır. 2014 yılı bütçesi vizyoner olarak düzenli bir artışla ülkemizi 2023 hedeflerine taşıyacaktır.

Sözlerime son verirken, 2014 yılı bütçesinin hayırlı olmasını diliyor, bir kez daha sizleri ve aziz milletimizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Hükûmet adına Maliye Bakanı…

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Sayın Başkanım, bir cümleyle sadece…

Sağlığa ayrılan bütçenin 76 milyar olduğu söylendi. Sağlık Bakanlığı bütçesi 18 küsur milyardır, kendi kayıtlarından. Yanlış bilgi vermemeleri iyi olur diye düşünüyorum.

BAŞKAN – Peki.

Maliye Bakanı Sayın Mehmet Şimşek, buyurunuz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Teşekkür ediyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Önce, dün ve bugün sorulan bir iki soruya cevap vermek istiyorum çünkü soru-cevap seanslarında yeterince vaktimiz olmuyor.

Bir değerli milletvekilimiz, “Türkiye Gençlik ve Eğitime Hizmet Vakfına İstanbul ili, Fatih ilçesi sınırları içerisinde irtifak hakkı tesisinde bulunulmuş mu, bulunulmamış mı? Doğrudan bedelsiz bir satış söz konusu mu, yok mu?” diye soru sordular. Arkadaşlar konuyu araştırdılar. İstanbul ili, Fatih ilçesi sınırları içerisinde TÜRGEV’e herhangi bir irtifak hakkı tesisinde bulunulmamış ve herhangi bir hazine taşınmazı satışı da gerçekleşmemiştir.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Ama yirmi beş seneliğine kiralanmış mı, kiralanmamış mı?

ENGİN ALTAY (Sinop) – Siz belediyeye vermişsiniz, belediye onlara verdi Sayın Bakan.

CELAL DİNÇER (İstanbul) – Belediyeye verip belediye kiraya veriyor.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Tayyip’in oğluna, Tayyip Erdoğan’ın oğluna yirmi beş seneliğine kiraya verilmiş mi, verilmemiş mi?

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Devamla) – Arkadaşlar, şimdi, bakın…

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen, rica ediyorum…

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Hayır, Tayyip Erdoğan’ın oğluna değil.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Hayır efendim, verilmiş. Fatih Belediyesi yol yapmış, yirmi beş seneliğine Tayyip’in oğluna kiraya vermiş.

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Vakfa verilmiş, ihaleyle verilmiş. Sen de gel, sen de al.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Bülent, bu işlerde konuşmayın, ağzınızı açacak hâliniz yok artık, konuşmayın be!

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Devamla) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen kendi aranızda konuşmayın.

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Özgür, haddini bil!

BAŞKAN - Buyurun Sayın Bakan.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Devamla) – Şimdi, tabii, yine, dün bir arkadaşımız…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Fatih Belediye Başkanlığı yurt yaptırıyor, Tayyip’in oğluna yirmi beş seneliğine bedava veriyor.

BAŞKAN – Ya, soruya cevap veriyor Sayın Genç, böyle bir usulümüz yok.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Doğrusunu söylesin.

BAŞKAN - Benden daha iyi biliyorsunuz, senelerce buradan yönettiniz, yapmayın Allah aşkına!

İHSAN ŞENER (Ordu) – Ya, senin istediğin cevabı mı verecek?

BÜLENT TURAN (İstanbul) – 300 öğrenci var orada.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Bakan.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Devamla) – …Siemens’le ilgili olarak bir araştırmanın yapılıp yapılmadığını…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sen de ortaksın da, anlaşılan öyle.

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Terbiyesizlik yapma! Nerden çıkıyor o?!

KAMER GENÇ (Tunceli) – Tamam, sen yapıyorsun her şeyi.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Devamla) – …Siemens’in rüşvet vermesiyle ilgili olarak bir araştırma yapılıp yapılmadığını sordu.

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Bunu kayda geçer misin lütfen “Ortaksın.” diyor. Haddini bil, yaşın büyük. Nasıl ortakmışım ben oraya? Ne demek o, ne demek o?

KAMER GENÇ (Tunceli) – İstifa etmeyi göze alıyor musun?

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Ayıp, iftirada bulunmayın ya!

KAMER GENÇ (Tunceli) – Fatih Belediyesi, yurdu, eğer, yirmi beş seneliğine Tayyip’in oğluna vermiş ise istifa etmeyi düşünüyor musun? (AK PARTİ ve CHP sıraları arasında karşılıklı laf atmalar)

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Devamla) – Şimdi, Siemens şirketiyle ilgili rüşvet iddialarına, Başbakanlık makamından alınan onay üzerine, Başbakanlık Teftiş Kurulunca, 24/01/2012 tarihli 47/12-05 sayılı inceleme raporu düzenlenmiş olup söz konusu rapor ve bu rapora ilişkin Başbakanlık makamından alınan olur, Başbakanlık Teftiş Kurulu Başkanlığının 26/03/2012 tarihli B020TKB663468 sayılı yazısı ekinde Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına intikal etmiştir. Yani, dolayısıyla, Siemens’in gündeme getirdiği rüşvetle ilgili olarak gerekli soruşturma yapılmış, ilgili rapor Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmiştir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; dün de aslında söyledim, Sayıştay denetim yapmıştır. Yarın, öbür gün kamu zararını tazmin için Sayıştay dosyaları gönderip ilgililerden tazmin edildiğinde ve ben o bilgileri buraya getirdiğimde, buraya her gün çıkıp “Sayıştay denetim yapmamıştır.” diyen arkadaşlarım acaba, merak ediyorum, gelip özür dileyecekler mi?

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Yani, niye özür dilesinler, sen normal bir şey yapıyorsun.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Devamla) – Sayıştayın denetim yapmadığını iddia eden arkadaşlar…

AHMET TOPTAŞ (Afyonkarahisar) – Meclise bir getirin.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Devamla) – Şimdi, Sayıştay Genel Uygunluk Bildirimi’ni göndermiş.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Özür dilemeye… Siz normalini, yapmanız gerekeni yapıyorsunuz.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Devamla) – Sayıştay, Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporu’nu göndermiş.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayıştay mali raporları göndermedi.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Devamla) – Sayıştay, Faaliyet Genel Değerlendirme Raporu’nu göndermiş. Sayıştay, mali istatistikler değerlendirme raporlarını göndermiş. Sayıştay kamu zararına söz konusu olan raporları Meclise göndermiyor çünkü burası bir mahkeme değil…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Bu kadar yalan beyan verilmez ya!

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Devamla) - …onu kendisi ilgili dairelerinde değerlendirip tazmin yoluna başvuruyor. Bir suç varsa, yine Meclise gelmiyor.

ALİ HAYDAR ÖNER (Isparta) – Niye Meclise gelmiyor?

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Devamla) - Nereye gidiyor? Mahkemeye gidiyor, savcıya gidiyor değerli arkadaşlar.

Sayıştay denetim yapmıştır. Sayıştay, vergi uzlaşmalarını da denetlemiştir. Bakın, Sayıştay; Merkezî Uzlaşma Komisyonu, Koordinasyon Uzlaşma Komisyonu, Ankara Vergi Dairesi Başkanlığı Uzlaşma Komisyonu nezdinde denetim yapmış. Hangi konuda? Uzlaşma tutanakları konusunda.

ENGİN ALTAY (Sinop) – Nerede bu tutanaklar?

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Devamla) – Sayıştaya bilgi verilmediği konusu: Bakın, uzlaşmaya konu tutarlar verilmiş, uzlaşma sonucu tutarlar verilmiş, uzlaşılmayan tutarlar verilmiş.

ENGİN ALTAY (Sinop) – Tutanaklar nerede? Tutanakları görmek istiyoruz.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Devamla) - Sayıştay Başkanımız, Plan ve Bütçe Komisyonunda, okuyorum: “Diğer bir husus: ‘Maliye Bakanımız, evrakları verdik.’ diyor, dorudur; Sayıştay bütün kurumlarda denetimleri yaptı…” diyor. Diyen kim? Sayıştay Başkanı.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Ya, bu kadar yalan söylemekten… Sayıştay hangi denetimi yaptı?

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Devamla) – “…ve bu denetimlerde kurumlar, hukuka uygunluk denetimini kullanmak üzere, kendilerinden bütün belge ve verileri verdiler.” Kim söylüyor bunu? Sayıştay Başkanı söylüyor. Sayıştay Başkanı diyor ki: “İstediğimiz bilgi, belge ve verileri verdiler.”

AHMET TOPTAŞ (Afyonkarahisar) – “Vermediler.” diyor.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Devamla) – Devam ediyor, “Burada herhangi bir kişisel bazda belgeleri vermeme söz konusu değildir. Bizim ifade ettiğimiz, sistemden kaynaklanan; kurum yöneticilerinin, üst yöneticilerinin isteseler dahi veremeyecekleri üretilemeyen mali tabloları biz kastetmiş olduk. Yoksa, bilgi ve belgeler verilmiş oldu.” Kim söylüyor bunu? Sayıştay Başkanı söylüyor.

Şimdi, gündeme gelen diğer bir husus: Kamu İhale Kurumuyla ilgili olarak, dün de söyledim, 2012 yılında, bakın, bütün kamunun alımlarının toplamı 94,4 milyar lira ve bunun yaklaşık 7,2 milyar lirası kapsam dışı yani istisnalar kapsamında. Bu istisnalar kapsamında olanın da bakın, şöyle söyleyeyim yaklaşık yüzde 95,57’si KİT’lere ait. Yani Avrupa Birliğinde de kapsam dışı olan, Avrupa Birliğinde de istisna olan rakamlardan bahsediyoruz.

Peki, nedir bu istisnalar? Örneğin, en son, işte, Eskişehir diyelim ki Türk kültür dünyası başkenti seçilecek, kısa bir süre var, ondan dolayı bir istisna vermiş Meclisimiz. Benzeri istisnalar var.

Bakın, açık ve net olarak söylüyorum, Kamu İhale Kurumu Başkanına talimat vermişim, “Bütün istisnaları kaldıralım.” Avrupa Birliğinde ne istisnalar varsa -ki yüzde 95,6’sı zaten Avrupa Birliği çerçevesinde istisnalar kapsamındadır- tamamını kaldıralım. İnşallah, kısmet olur ben onu da buraya getiririm, onu da hep birlikte yaparız. Onun için, yani burada…

Ha, şunu da söyleyeyim: Diyelim ki Kamu İhale Kanunu kapsamı dışında, istisna; bu hiçbir kurala tabi değil mi?

AHMET TOPTAŞ (Afyonkarahisar) – Değil tabii!

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Devamla) – Olur mu öyle şey ya! Yine kurallara tabidir. Esas ve usuller Sayıştay tarafından onaylanmak zorundadır. Esas ve usuller, yine Maliye Bakanlığı tarafından olumlu görüş almak zorundadır.

Dolayısıyla, Kamu İhale Kanunu kapsamında yapıldı diye, bir şeyi tamamen, yani hiçbir denetime tabi değil, hiçbir kurala, hiçbir usule tabi değildir diye getirip, burada sunmak, bunu yolsuzluklarla ilişkilendirmek son derece yanlıştır.

Kim yolsuzluk yaparsa mutlaka cezasını görmeli, hem Allah belasını versin hem de tabii ki… (AK PARTİ, CHP ve MHP sıralarından alkışlar) Ama yetmez o, öbür dünyaya kalmaması lazım. Öbür dünyaya kalmaması lazım.

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Ama savcılar, polisler gitti!

ENGİN ALTAY (Sinop) – Onun için de polis şeflerini aldınız görevden.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Devamla) – Burada, hukukun sonuna kadar üstüne gitmesi lazım. Kim yanlış yaparsa, kim olursa olsun, ismi cismi kim olursa olsun bizim mahkemeler…

Şimdi, düne kadar deniliyordu ki “Burada otoriter bir hükûmet var, her şeyi kontrol ediyor.”

AHMET TOPTAŞ (Afyonkarahisar) – Ama edemiyor artık!

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Devamla) – İşte, gördük, polisler, savcılarımız çalışıyor değerli arkadaşlar…

AHMET TOPTAŞ (Afyonkarahisar) – Ama edemiyor artık, cin şişeden çıktı.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Ya, edeni görevden alıyorsunuz.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Devamla) – Bakın, iddiaların tutarlı olması lazım.

AHMET TOPTAŞ (Afyonkarahisar) – Etmeye çalışıyor, edemiyor.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Kontrol edeni görevden alıyorsunuz.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Devamla) – Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Şahıslar adına son söz…

ENGİN ALTAY (Sinop) – Sayın Başkan, Sayın Bakan, konuşmasında, partimizin, bütçe görüşmeleri boyunca ortaya koyduğu Sayıştay raporlarıyla ilgili görüşlerini ve önerilerini çarpıtarak, tahrif ederek kamuoyunun ve Genel Kurulun söylediklerimizi yanlış anlamasına meydan verecek konuşma yapmıştır.

Müsaade ederseniz, Bülent Kuşoğlu partimiz adına  cevap versin.

BAŞKAN – Sayın Kuşoğlu, rica ediyorum, cevap verilmesine yol açacak bir şey yapmayın lütfen.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

ENGİN ALTAY (Sinop) – O yapmaz.

BAŞKAN – Onun için kendisine rica ettim zaten.

VI.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Ankara Milletvekili Bülent Kuşoğlu’nun, Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in 2012 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın 4’üncü maddesi üzerinde Hükûmet adına yaptığı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

BÜLENT KUŞOĞLU (Ankara) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; bu Sayıştay raporları konusu hakikaten önemli. Sayın Bakan da biraz önce, bizim, muhalefet olarak, görüşmelerin başından beri Sayıştay raporlarının, Sayıştay denetiminin yapılmadığını iddia ettiğimizi söyledi. Şimdi şöyle bir durum var: Geçen yıl ve ondan önceki yıl da Genel Uygunluk Bildirimi ve diğer üç rapor Türkiye Büyük Millet Meclisine geldi, başka hiçbir rapor gelmemesine rağmen geldi, bu sene de geldi bunlar. Ama, bunların haricinde de gelmesi gereken raporlar var, 146 rapor. Geçen yıl ve ondan önceki yıl gelmedi o 146 rapor, bu sene geldi. Yalnız, bu 146 raporun 42’si genel bütçeyle ilgili ve genel bütçeyle ilgili olanların hiçbiri yeni mevzuat olan 5018 sayılı Kanun’a ve yönetmeliğe uygun değil, hiçbiri buna göre yapılmış değil. Sadece Sayıştay denetçilerinin bazılarının eski mevzuata, harcama belgelerine istinaden yaptığı çalışmadır, hiçbiri 5018’e uygun değildir.  5018, 2005 yılından beri yürürlüktedir ve hiçbiri 5018’e uygun değildir bakın. Yapılan çalışmalar da, raporlar da Sayıştay tarafından sansürlenip buraya gönderilmiştir, eksik raporlardır. Bizim tenkit ettiğimiz budur.  Bunlara bu şekilde Sayıştay raporu demek mümkün değildir. Zaten, burada, Genel Kurulumuzda, Plan ve Bütçe Komisyonumuzda bunlarla ilgili olarak hiçbir işlem yapılamamıştır. Bunlarla kesin hesabı denetlemek, 2014 bütçesini yapmak mümkün değildir.

Bizim söylediğimiz, en başından beri budur. Sayıştay denetçileriyle birlikte bir kesin hesap komisyonu kurulup birlikte cari dönemde çalışmamız gerekir, böyle bir eksiklik vardır. Bu eksiklik hâlen giderilememiştir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BÜLENT KUŞOĞLU (Devamla) – Komisyonda da ısrar ettik bu konuda, hâlâ bu çalışma yaptırılmamıştır ve burada bir kasıt olduğunu artık düşünmeye başlamışız, bu duruma gelmişizdir; bunu özellikle belirtmek istiyorum.

Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkan, Değerli Bakan açıklamasını yaparken kamuoyunu yanıltıcı, çarpıtıcı bir bilgi vermiştir. Konu şu…

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – Sayın Başkan, hangi maddeye göre konuşuyor?

BAŞKAN – Şimdi, bakın, cevap verildi. Artık, konuyu istismar etmeyelim.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Ama benim ne söyleyeceğimi…

BAŞKAN – Yani “konuyu” derken benim yönetimimi istismar etmeyiniz.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Efendim…

BAŞKAN – Hayır.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Ama ne söyleyeceğimi bilmiyorsunuz ki.

III.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 2014 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/832) (S. Sayısı: 506) (Devam)

2.- 2012 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı, 2012 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısına İlişkin Olarak Hazırlanan 2012 Yılı Genel Uygunluk Bildiriminin Su-nulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi, Maliye Bakanlığı ve İçişleri Bakanlığı Tarafından Sayıştaya Gönderilen Genel Faaliyet Raporları ile Bu Raporlara İlişkin Sayıştay Değerlendirmesini İçeren 2012 Yılı Faaliyet Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi, 2012 Yılı Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Baş-kanlığı Tezkeresi, 2012 Yılı Mali İstatistikleri Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/798, 3/1275, 3/1277, 3/1278, 3/1279) (S. Sayısı: 507) (Devam)

BAŞKAN – Mersin Milletvekili Sayın Ertuğrul Kürkcü, buyurunuz. (BDP sıralarından alkışlar)

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkan, benim ne söyleyeceğimi bilmeden… Bu bir ihsasıreydir, yani…

BAŞKAN – Şimdi söz verdim. Bakın, Sayıştay konusunda cevap verildi. Sayın Grup Başkan Vekiliniz Sayın Kuşoğlu’nu yönlendirdi, tamam.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Farklı bir konu efendim. Bakın, Sayın Başkan, ihsasırey talebinde bulunuyorsunuz.

BAŞKAN –Başka konuları da başka zaman konuşuruz.

Buyurun Sayın Kürkcü.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Mersin) – Sayın Başkan, sevgili arkadaşlar; hepinize iyi günler dilerim.

Bugün açlık grevimizin üçüncü günündeyiz ve bütçe görüşmelerine buradan dâhil oluyoruz, bunun sebebini biliyorsunuz. Serbest bırakılmayan milletvekili arkadaşlarımızın serbest bırakılmamaları önünde hiçbir yasal kayıt olmadığı hâlde bir yargı kliği tarafından onların zincirlere vurularak orada tutulmalarını protesto ediyoruz. Ancak, bu açlık grevimizin sonuca ulaşacağını da ümit ediyoruz, çünkü ne dünyada ne Türkiye’de bu mahkûmiyeti, bu tutukluluğu meşru ve mazur gösterecek hiçbir yasal gerekçe olmadığı için bu yargıçlar kliği soyutlanacak, izole olacak ve eninde sonunda arkadaşlarımız dışarıya çıkacaklardır.

Ancak, açlık grevleri tarihi Türkiye’de çok uzun bir geçmişe dayanıyor. Bugün 19 Aralık. 2000 yılında Anasol-M Hükûmetinin düzenlediği bir kıyam operasyonuyla -ki bunun adına ironik bir biçimde “hayata dönüş” demişlerdi- 2’si asker 30’u tutuklu 32 kişinin ölümüne yol açan bir operasyonla F tipi cezaevlerinin kapıları açılarak buna karşı açlık greviyle direnenlerin ortadan kaldırılması, boyun eğdirilmesi amaçlanmıştı ve hâlâ bu operasyonun nasıl gaddarca, yasa dışı ve kıyıcı bir biçimde gerçekleştirildiğine dair açılan dava sonuçlanmadı. Ama F tiplerinin mirasını bugünkü Hükûmet ve ondan önceki hükûmetler de devraldılar.

Bugün, aynı zamanda 1978 Kahramanmaraş Alevi katliamının başlayışının yıl dönümü. 150 Alevi katledildi bu katliamda, yüzlercesi yerlerinden edildi, binlercesi Türkiye dışına göçmek zorunda kaldılar. Ancak, bugün, Adalet ve Kalkınma Partisinin yönetiminde olan Kahramanmaraş ilinin Valisi, yurtlarından edilmiş bu Alevi yurttaşlarımızın kentlerine gelip bu kıyamı anmalarını, kayıplarını hatırlamalarını “Kahramanmaraş buna hazır değil.” diye önlemeye çalışıyor.

Gene bundan önceki yıllara gittiğimizde, tabloya baktığımızda aslında AnaSol-M Hükûmetinin yıkılışına yol açan ve ondan önceki hükûmetlerin yıkılışına yol açan bütün hükûmet krizlerinin aslında bir yolsuzluk rezaletiyle başladığını ve böylelikle bu hükûmetlerin sonlarını bulduklarını görmüş idik. Çok tuhaf bir biçimde Adalet ve Kalkınma Partisi Hükûmeti de kendinden önceki hükûmetlerden sadece bu inkâr ve imha mirasını değil, aynı zamanda yolsuzluk mirasını da devralmış gözüküyor.

Tarihçiler, doğruluğu bütün tarihî olaylar bakımından ispat edilmiş olan bir önermeye yaslanırlar büyük tarihi açıklamak bakımından, “Kültürel olarak nispeten geri toplumlar, genellikle barbar kavimler, imparatorlukları fethettiklerinde eğer kendi kültürleri fethettikleri imparatorluğunkinden daha gerideyse, ondan daha yüksek bir kültürü temsil etmiyorlarsa o fethettikleri medeniyetin ya da ulusun kültürünü devralırlar.” derler. Bu, siyaset için de çok büyük ölçüde doğrudur. Adalet ve Kalkınma Partisi kendisine ümitler bağlayan, dışlandığını hisseden kitlelerin arzuları üzerinde yükselmiş ama fethettiği devletin içine girerek ondaki bütün mirası devralmış ve bütün bu mirasla birlikte hükûmet etmek icraatını, bu eski mirasa dayanarak sürdürmek geleneğinden kendisini kurtaramamıştır. Kaçınılmaz olarak bu gelenek hükmünü icra edecek ve toplumu yönetmek, daha yüksek bir kültüre ve medeniyete onu yükseltmek gücünü gösteremeyen Hükûmet kendi sonuna doğru gidecektir.

İhtimal, pek çok bakanının kellesi gidecek ama bu, Adalet ve Kalkınma Partisinin altında kalmış olduğu bu medeniyet enkazının çöküntüsünden kurtaramayacak, onun yerini elbette halkın seçtiği güçlü, devrimci, haktan yana bir hükûmet alacaktır. Bu açıdan, Adalet ve Kalkınma Partisinin iktidarının yıkılışına bu bütçenin…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Devamla) –…katkıda bulunacağını hepinizin göreceğini düşünüyorum.

Hepinize iyi günler. (BDP sıralarından alkışlar )

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Soru-cevap işlemine geçiyorum.

Sayın  Belen…

BÜLENT BELEN (Tekirdağ) – Teşekkür ederim Sayın  Başkan.

Sayın  Bakanım, üç gündür, yürütülmekte olan bu soygun soruşturmasıyla ilgili, Başbakan Yardımcısı Sayın Bekir Bozdağ Adalet Komisyonu toplantısında soruşturmayı yürüten savcılar hakkında suç duyurusunda bulunmuştur. Bu da gösteriyor ki Hükûmet paçasını kurtarabilmek için İstanbul İl Emniyet Müdürünü görevden aldı, daha kimleri görevden alacağı belli değil. Böyle bir karartma uygulanması, demokratik ülkelerde normal midir?

Ayrıca, Sayın  İçişleri Bakanının “Güler’den valilere: ‘Polisleri gözden geçirin.’” diye bir İnternet haberi var. Büyük rüşvet operasyonunun ardından, İçişleri Bakanı Muammer Güler’in talimatıyla 81 il valisine, başta organize, kaçakçılık ve mali suçlarla mücadele şube müdürlükleri olmak üzere, “şube müdürleri ve sorumlu emniyet müdür yardımcılarını gözden geçirin” talimatı verilmiştir. Bunlara ne diyorsunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN - Sayın Atıcı…

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, son günlerde bakanların ve çocuklarının da işin içinde olduğu iddia edilen yolsuzluk olayları hepimizi ülkemiz adına derinden üzmüş ve yaralamıştır. AKP zaten düşüşe geçmiş ve gidici konuma gelmiş iken ülkemizi ve devletimizi de küçük düşürerek gidiyor olması gerçekten üzücüdür. Hekim gözüyle baktığımda, uzan zamandır biriken apse patlamış ve cerahat etrafa saçılmıştır.

Ben, Hükûmete, sözleri Ercüment Er’e, bestesi Sadettin Kaynak’a ait segâh makamında bir şarkı ithaf ediyor ve sık sık dinlemelerini öneriyorum:

“Bir rüzgârdır gelir geçer sanmıştım.

Meğer başımda esen kasırgaymış sevgilim.

Gönül oyunudur bunun izi kalmaz demiştim.

Meğer içimde yanan bir volkanmış sevgilim.”

Teşekkür ederim. (CHP, MHP ve BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Moroğlu…

MUSTAFA MOROĞLU (İzmir) – Sayın Bakan, sorularla konuşa konuşa anlaşacağız sanıyorum. Sayıştay Kanunu’na ilişkin maddeyi okumuştum, siz de Sayıştay Başkanının komisyondaki ya da size verdiği ifadeyi okudunuz. “Biz göndermek istemediğimizden değil, bu verileri alabilecek mekanizmalar yoktur.” gibi bir şey anladım, yanlış anlamadıysam. Bu mekanizmaları sağlamak kimin görevi ve ne zaman sağlanacak bu verileri almak şeyi?

Bir de son kanun hükmünde bir kararnameyle Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliğine bağlı bazı odaların denetlenmesini Şehircilik Bakanlığına bağladınız ki bu kanun hükmünde kararname, 12 Eylül darbecilerinin çıkardığı bir kararnameydi, otuz yıldır uygulanmıyordu, yeni uygulanmaya başlandı. Dün sizin bu soruya verdiğiniz cevapta “Benim haberim yok, mutlaka Mecliste görüşülmüştür.” diye bir ifade verdiniz, bunu tutanaklardan çıkardım. Aslında sizin haberiniz olan bir kanun hükmünde kararnameyle çıkmış yine; yorgunluğunuza bağlıyorum bu unutkanlığınızı ama isteğim de şu: Darbecilerin bile uygulayamadığı, otuz yıldır uygulanmayan kanun hükmünde kararnameyi tekrar çıkarmanızı da doğru bulmuyorum. Bunu geri alın ve Mühendis ve Mimar Odalarını da özgür bırakın efendim.

BAŞKAN – Sayın Şandır…

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, dün İstanbul merkezli başlatılan yolsuzluk ve rüşvet soruşturmasını yapan adli kolluk görevlisi polisler, cari hukukumuza göre, soruşturmayı yürüten cumhuriyet savcılarının emrindedir. Görevli polislerin, soruşturmaları sıralı amirlerine haber vermedikleri gerekçesiyle görevden alınmaları, bana göre Hükûmetin doğrudan yargı sürecine müdahalesidir ve suçtur. Sayın Bakan, bu Hükûmetin üyesi bir bakan olarak bu konuda siz ne düşünüyorsunuz, Hükûmetin bu tavrını paylaşıyor musunuz? Sayın Bülent Arınç’ın ortaya koyduğu gerekçeyle polislerin görevden alınmalarını doğru buluyor musunuz, bunu Hükûmetiniz ve ülkemiz açısından faydalı görüyor musunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Genç…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Bu kadar yolsuzluk çamuruna bulaşmış bir kabinenin hiçbir üyesine “bakan” demiyorum!

FİKRİ IŞIK (Kocaeli) – Biz de sana “adam” demiyoruz!

KAMER GENÇ (Tunceli) – Şimdi, Mehmet Bey: “Ben olsam istifa edeceğim.” dedi. Şimdi, Hükûmette sorumluluk kolektiftir; bakanların yolsuzluğu ortaya çıktığına göre istifa etmeyi düşünüyor mu? İstifa etmediği takdirde onlara destek veriyor, bir.

İkincisi: Bülent Arınç dün diyor ki: “Polisler, İçişleri Bakanının oğlunu tevkif edeceğim diye, İçişleri Bakanına söylemedi diye polisleri görevden alıyorum.” diyor. Bu kadar mantıksız bir şey olur mu? Polis, savcının kendisine verdiği görevi gizlemek zorunda, aksi takdirde görevini ihmal etmiş oluyor. Bunu bildikleri hâlde halka yalan söyleyerek aldatıyor. Başta Tayyip Erdoğan olmak üzere, bir çok bakan, çocukları bu iktidar zamanında yolsuzluklarla Karun kadar zengin oldular, hepsinin de büyük servetleri oldu. Şimdi, bunları çıkaran savcıları, hâkimleri de görevden alınca kim bunların hesabını soracak? Böyle bir devlet olur mu? Bence, buna destek veren AKP milletvekilleri de suçludur.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

KAMER GENÇ (Tunceli) – Yani, yolsuzluğu destekleyenlerin yolsuzlukla ortak…

BAŞKAN – Sayın Tanal…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Bu son soruşturmayla ilgili savcıların, 2 savcının atanması, emniyet müdürlerinin görevden alınması, bu, yargıya ve soruşturmaya müdahale değil mi? Bu, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne aykırı değil mi? Bu, adalet önünde herkesin eşit olduğu ilkesine aykırı değil mi Sayın Bakan?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Bakan, buyurunuz.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Şimdi, değerli arkadaşlar, bu devam eden soruşturmalarla ilgili olarak, son, bu üçüncü gün galiba, epey soru sordunuz, ben de hep cevap verdim.

Şimdi, emniyet müdürlerinin görev yerlerinin değiştirilmesi, görevden alınması tasarrufu tabii ki ilgili Bakanlık, Emniyet Genel Müdürlüğü tarafından yapılıyor. Emniyet Genel Müdürlüğü dün bu konuda açıklama yaptı. Bu açıklamayı yeterli bulursunuz, bulmazsınız.

Yine, Sayın Başbakan Yardımcımız bu süreçle ilgili bilgilendirme yaptı. Şu anda yani bir soruşturma var, yargıya intikal etmiş bir konu var. Her konuda olduğu gibi bu konuda da peşin hükümlü olmak doğru değildir. Süreç sağlıklı bir şekilde yürümeli ve -tekrar ediyorum- milletin bir kuruşunu dahi şu veya bu şekilde, haksız bir şekilde kullanan, yiyen birileri çıkarsa sonuna kadar cezalandırılmalı. Bunu dün de söyledim, öbür gün de söyledim, bugün de söylüyorum.

Benim tavrımın ne olacağı soruluyor. Ben tavrımın ne olacağını açık ve net olarak ifade ettim. Bazı arkadaşlar çıktılar, dediler ki: “Siz sonradan Twitter’dan yalanladınız.” Hayır. Twitter’da ben, cümlemin öncesinin ve sonrasının da dikkate alınmadığını söyledim, cımbızlandığını söyledim. Cümlemin öncesinde dedim ki ben: “Bu yargıya intikal etmiş bir konudur ve dolayısıyla bu aşamada bizlerin yorum yapması, hüküm vermesi doğru değil.”

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Sayın Bakan, yargıya gerek kalmadan evinde 4,5 milyon dolar yakalandı.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) - Arkadaşlar, siz bir önceki soruşturmalarda aynı şeyleri söylüyordunuz, benim söylediğim şey de bu. Benim tavrımın ne olacağı açık ve nettir. Onun için yani bu konuda hiç tereddüdüm yok.

Şimdi, Sayıştay Kanunu’na gelince: “Bu mekanizmaları sağlamak, daha doğrusu bu raporların üretilmesini sağlamak kimin sorumluluğunda?” diye soruldu. Şimdi, değerli arkadaşlar, tekrar edeyim müsaade ederseniz: Şimdi, Sayıştaya verilmeyen bir tek rapor var idareler bazında, o da şudur: Sayıştay bize dedi ki “Her kamu idaresi bazında siz bize bilanço, mizan üretip vereceksiniz.” Bunu ne zaman söyledi? 2011’in sonunda çıkarttığı bir yönetmelikle söyledi. Yönetmelik çıkarken Sayıştaya dedik ki: Bunlar üretilemez, anlamlı bir şekilde üretilemez çünkü kurumlar kendi adlarına borçlanmıyorlar, Hazine borçlanıyor herkes adına, kayıtlar Hazinede. Kurumlar gelir toplamıyorlar, bütün gelirleri Maliye toplar. Kurumların mülkü yoktur. Mülkün tamamı, işte, hazine mülküdür, Maliye tarafından yönetilir. Bu nedenle, varlık, alacak, borç, gider, gelir gibi her şeyin dengede olması gereken bir mizanı üretemeyiz, anlamlı olmaz. Onlar “Yok, biz isteriz.” dediler. Peki. Biz buna rağmen bunları ürettik.

Bakın, örneğin, üniversiteler özel bütçeli kurumlardır. Bunların bu konudaki raporlarında bir sıkıntı yok -değerli arkadaşlarım burada, Plan ve Bütçe Komisyonundaki çok değerli arkadaşlar burada- oralarda hiç, bakın, görüş vermeme de yok. Sadece genel yönetim kapsamında olan yani daha doğrusu merkezî bütçe kapsamında olan idareler bu raporun -bir tek rapor, rapordan bahsediyoruz, harcama denetiminden bahsetmiyoruz, gelir denetiminden bahsetmiyoruz, borçlanma denetiminden bahsetmiyoruz- tutarlı olmadığını… E, biz zaten söyledik, tutarlı olmaz diye ve nitekim Sayıştay Başkanı da diyor ki: “Efendim, bu üretilemediği için verilememiş.”

Şimdi, gelelim çözüme. Siz çözümü sordunuz.

BÜLENT KUŞOĞLU (Ankara) – Sayın Bakan, on birinci yılda bunları mu konuşacağız? On bir yıl oldu.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – On bir yıl değil Sayın Kuşoğlu, siz de biliyorsunuz.

BÜLENT KUŞOĞLU (Ankara) – 2003’te çıktı.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Bu kanun 2010 yılında çıktı.

BÜLENT KUŞOĞLU (Ankara) – 5018, 2003’te çıktı.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – 2011 yılının sonunda yönetmelik çıktı. Lütfen… Bakın, 2011’in sonunda, Aralık ayında yönetmelik çıkıyor. İlk defa da 2012 yılında…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Bakan, bir cümleyle toparlamanız için mikrofonu açıyorum.

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – …yani şu anda konuştuğumuz kesin hesaptan… Bakın, şu anda kesin hesap da geldi.

Şimdi, değerli arkadaşlar, on yıl, on bir yıl değil. Dolayısıyla, lütfen, eleştirin. Bakın, eleştirecek çok konu var, haklı olduğunuz noktalar var, amenna, saygı duyuyorum, eleştiriye açığım ama öyle konularda eleştiri yapıyorsunuz ki siz de biliyorsunuz bizim bu konularda en ufak bir eksikliğimizin olmadığını. Ama, şunu kabul ediyorum: Sayıştayın bu konuda bir talebi var. Sayıştayla oturduk, şu anda bir komisyon, bir çalışma grubu var. O çalışma grubu neye karar verirse Maliye Bakanı olarak bundan sonra o raporların o çerçevede üretilmesinin temini için -tabii ki yeterli zaman çerçevesinde- ne gerekiyorsa yapacağım çünkü bu Meclise karşı bizim boyun borcumuzdur. Milletin vergilerinin nereye harcandığını bilmek, sizlerin, bizlerin boynunun borcudur.

Bakın, bir Maliye Bakanı olarak Sayıştay denetimi çok önemlidir. Sayıştay yetkilerinin kesinlikle hiçbir şekilde sınırlanmaması lazım. Niye? Çünkü ben bir idareci olarak bana yol gösterici olarak buluyorum ve bunu bütün samimiyetimle söylüyorum. Bunun da gereğini yapacağım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

II.- YOKLAMA

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

ENGİN ALTAY (Sinop) – Sayın Başkan, yoklama talep ediyoruz.

BAŞKAN – Tamam.

Sayın Altay, Sayın Dinçer, Sayın Özel, Sayın Moroğlu, Sayın Öner, Sayın Tanal, Sayın Öz, Sayın Aydın, Sayın Topal, Sayın Atıcı, Sayın Karaahmetoğlu, Sayın Tunay, Sayın Aslanoğlu, Sayın Genç, Sayın Akova, Sayın Kuşoğlu, Sayın Özdemir, Sayın Özkoç, Sayın Özkan, Sayın Serter, Sayın Öztrak.

Yoklama için iki dakika süre veriyorum ve yoklamayı başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı yoktur.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 14.16


ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 14.35

BAŞKAN: Başkan Vekili Meral AKŞENER

KÂTİP ÜYELER: Muharrem IŞIK (Erzincan), Fehmi KÜPÇÜ (Bolu)

 

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 36’ncı Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

II.- YOKLAMA

BAŞKAN – 2012 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın 4’üncü maddesinin oylamasından önce yapılan yoklamada toplantı yeter sayısı bulunamamıştı. Şimdi yeniden elektronik cihazla yoklama yapacağız.

Yoklama için üç dakika süre veriyorum.

Yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı vardır.

III.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 2014 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/832) (S. Sayısı: 506) (Devam)

2.- 2012 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı, 2012 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısına İlişkin Olarak Hazırlanan 2012 Yılı Genel Uygunluk Bildiriminin Su-nulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi, Maliye Bakanlığı ve İçişleri Bakanlığı Tarafından Sayıştaya Gönderilen Genel Faaliyet Raporları ile Bu Raporlara İlişkin Sayıştay Değerlendirmesini İçeren 2012 Yılı Faaliyet Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi, 2012 Yılı Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Baş-kanlığı Tezkeresi, 2012 Yılı Mali İstatistikleri Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/798, 3/1275, 3/1277, 3/1278, 3/1279) (S. Sayısı: 507) (Devam)

BAŞKAN – 4’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Tasarının görüşmelerine devam edeceğiz.

Komisyon burada, Hükûmet burada.

Şimdi, 5’inci maddeyi okutuyorum:

 

MADDE 5- (1) Devlet borçlarına ilişkin cetvellerde gösterildiği üzere 2012 yılı sonu iti-barıyla;

a) 386.541.675.527,70 Türk Lirası kısa, orta ve uzun vadeli Devlet iç borcu,

b) 146.349.256.928,29 Türk Lirası Devlet dış borcu,

c) 22.092.210.633,36 Türk Lirası Hazine garantili borç,

mevcuttur.

BAŞKAN – Madde üzerinde ilk söz Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Isparta Milletvekili Sayın Ali Haydar Öner’e aittir.

Buyurunuz. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA ALİ HAYDAR ÖNER (Isparta) – Sayın Başkanım, değerli milletvekillerimiz; devlet borçları hakkında bir kısa bilgi sunmak istiyorum. Hep söyleniyor “IMF’ye olan borç ödendi, borç bile veriyoruz.” diye. Hatta bir sivil toplum örgütü şükran bildirisi de yayınladı. Ancak, gerçek ne? Gerçekten de 2002 yılında 23,5 milyar olan IMF borcu toplam borçlar içinde, toplam 64 milyar 533 milyonluk borç içinde bir rakamdı ancak 2012’ye gelindiğinde IMF’e olan borçlar sıfırlandı. Buna karşılık ne oldu? Burada bir grafik her şeyi çok açık bir şekilde özetliyor. Mavi renkli çizgi, grafik, IMF’e olan borçların azalan seyrini ve sıfırlanışını gösteriyor ancak kırmızı çizgi dış borçların ne kadar yükselerek, çoğalarak devam ettiğini gösteriyor. Özel sektörün borçlarını da dâhil etmemiz hâlinde, bu, grafiğe sığmıyor. Yani, Cottarelli’ye borçlarımız azalmış ama Hans Amca’ya, Sam Amca’ya, Abdulgaffar Dayı’ya borçlarımız giderek artmış. Bunun övünülecek nesi var?

Gelelim asıl meseleye: Tabii, bu arada özelleştirme gelirlerinden söz etmek lazım, 100 milyar liranın üzerinde. 2/B gelirlerinden, varlık barışı gelirlerinden söz etmek lazım. TL’yi dolar bazında Türk lirasına çevirip tahvil alanların TL üzerinden faiz alarak yurt dışına transferlerini de göz önüne alırsak faiz lobisine kimin hizmet ettiği çok iyi ortaya çıkıyor.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 17 Aralık operasyonu yaşanıyor. 3 oğul, 3-5 bakan hakkında işlem yürütülüyor. Ancak bilinmelidir ki bunlar acemiler, ustalar nerede? Acemiler beceriksiz çıktılar, ustalar karda yürüyorlar izlerini belli etmiyorlar. Kimler az  zamanda çok ve büyük servet sahibi oldular? Millete din iman deyip malı mülkü kimler götürüyor? Yoksulları sadakaya muhtaç ve mahkûm edenler hangi haram lokma için besmele çekiyorlar? Haram lokma için besmele çekilmez. Hangi ünlü son yirmi yılda edindiği servetin hesabını yapamaz, millete de hesabını veremez durumda? Kimler bu duruma pişkinlikle göz yumuyor?

Haram iki türlüdür. Bir yemek, bir de yenmesine müsaade etmek. Hangi alışveriş merkezi nasıl ruhsat aldı? Hangi alışveriş merkezlerinin otoparkları kimin veya kimlerin çocuklarının imtiyazında? Hangi ünlünün eşi ve çocukları hangi şirketlerin ortakları? Bu ortaklıklar hangi sermayeyle oluşturuldu? Hangi HES kime peşkeş çekildi? Hangi HES’in ürettiği elektrik kimleri çarpıyor, doğayı tahrip ediyor? Doğrusu pes. Hangi işletme dünyanın dört bir tarafında arsa, arazi kapatıyor? Hangi şirketlere batık krediler verildi, batık krediler başka bankalara transfer edildi? Buna karşılık kaç yüz bin kredi kartı mağduru yaratıldı? Çiftçi, esnaf, emekli, işçi, memur aç perişanken, işsizler, atanamayanlar intihar ederken kimler hangi köşeyi bir daha dönmenin hesabını yapıyor? 45 milyon kişi bankalara borçlu, yılda 2 milyondan fazla borç takibatına maruz kalıyor, haberiniz var mı?

Türban konusu açıldı, Nûr Suresi 31’inci ayetten, Ahzâb Suresi 59’uncu ayetten söz edildi. Nûr Suresi 31’inci ayet “örtünün” diyor, Ahzâb Suresi “Cilbablarınızla ziynetlerinizi örtün, gözlerinizi sakının.” diyor, burkaya varıyor.

İBRAHİM KORKMAZ (Düzce) – Ya, sen git de müftün gelsin, boşver!

ALİ HAYDAR ÖNER (Devamla) - Ama peki, Nûr Suresi 30’uncu ayet ne diyor?

İbrahim Korkmaz sana sataşıyorum, gel cevap ver?

İBRAHİM KORKMAZ (Düzce) – Sen git de müftün gelsin, müftün!

ALİ HAYDAR ÖNER (Devamla) – Sana cevap veriyorum, gel cevap ver. Her konuşmamda TRT’nin kadrolu paraziti gibi sataşıyorsun, gel cevap ver.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Valla sataştı, girdi kayıtlara. Bakayım ne cevap verecek?

ALİ HAYDAR ÖNER (Devamla) – Peki, Nûr Suresi 30’uncu ayet ne diyor? “Gözlerinizi sakının.” diyor, “Kadıköy’den inenleri gözlemeyin.” diyor.

En büyük günahlardan, kebâirden biri gıybet, biri kibir. En kibirli kim? Biri gulûl. Gulûl kim? Gulûl ne demek? Beytülmale el uzatmak, yoksulun, yetimin hakkını yemek. Kim kin ve haset dolu söylemler sergiliyor? Millete din iman, bunlara mal mülk!

Yolsuzlukları araştıran savcıların etkinliği niçin azaltılıyor? Polisler niye görevden çektiriliyor? Sebebini söyleyeyim: Sıra kendilerine geldiğinde haber vermek zorunda bırakılmaları için. Sıra ne zaman, kime gelecek çok iyi biliyorsunuz.

Gelin, madem “Yolsuzluk yok.” diyorsunuz, bir yolsuzlukları araştırma komisyonu kuralım, çoğunluğu da iktidar partisinde olsun.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Verdik, bugün teklifi verdik.

ALİ HAYDAR ÖNER (Devamla) – Bakayım, Gezi mi, FED mi, faiz lobisi mi, MOSSAD mı, hangi senaryonun ürünü?

Bataklıktan kurtulmak zordur arkadaşlar, gelin bataklığı kurutalım. Polis üstüne haber vermemiş. Nasıl diyecek “Müsaade ederseniz sizin evde arama yapacağız.” diye? Böyle mantıksız bir yaklaşım olur mu? Mevki, makam için yanlışlıklara ses çıkarmayanlar bugünün sorumlusudurlar.

Seçim meydanlarında “ak, ak, ak” diyordunuz, milleti kandırıyordunuz. Bu gidişle nasıl aklanacaksınız?

Savcıları, polisleri uzaklaştırıp pisliklerin örtülmesi mümkün değildir. Mızrak çok büyük, çuvala da harala da artık sığmıyor. Süpürge milletin elinde, ister süpürür, ister sonuçlarına katlanır.

30 Ağustos Resepsiyonu’nda ağır şüpheli, arkadaşları yargılanıp mahkûm olmuş biri elimi sıktı, istem dışı olarak elimi sıktı. Elimi koltuğumun altında sildim, ilk fırsatta mendille, takibinde lavaboda elimi yıkadım. Şahit milletvekillerimiz var burada. O, Sayın Başbakanın koruduğu, Bülent Arınç’ın da “Yetkim olsa görevden alırdım.” dediği zat. Sayın Bülent Arınç çok kötü duruma düştü. Meclis Başkanı olarak çok saygı duyuyordum ama bu duruma düşmesine gönlüm razı olmuyor.

Değerli milletvekillerimiz, biraz önce burası kalabalıktı, yoklama için geldiniz. Görev verilenler resmî bültenleri okuyorlar, biraz da Sayın Başbakana hoş görünecek söylemleri sergileyip çıkıyorlar ama muhalefetin eleştirilerini dinlemiyorlar bile. Muhalefet sıradan eleştiriler yapmıyor. Anayasa, özgürlükler, yasalar, hak, hukuk, dürüstlük bakımından söylemler sergiliyor, emek veriyor, ona bile saygı duyulmuyor. Sonra da oylamayla, kim ne derse kaldırılıyor. “Burası yeşile boyansın.” deseler el kaldıracaksınız. Yargılamadan, vicdanınıza danışmadan bu tür şeyleri yapmamak lazım. Vatandaş vergisini veriyor arkadaşlar. Yaptıklarının hesabını veremeyen Hükûmet yerine Sayın Maliye Bakanımız sıkıntı çekiyor. Yolsuzluk yapanların çaldıklarını sırtlarına yükleyeceğiz, bakalım taşıyabilecekler mi? Onlara besmeleyle haram lokma yenemeyeceğini bu millet gösterecek.

Meclisimizin saygın milletvekillerini, ettikleri yemine sadık kalan milletvekillerini saygıyla selamlıyor, bütçenin hayırlı olmasını diliyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Efendim?

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

2.- İstanbul Milletvekili Mihrimah Belma Satır’ın, Isparta Milletvekili Ali Haydar Öner’in 2012 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın 5’inci maddesi üzerinde CHP Grubu adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – Müsaade ederseniz, zabıtlara geçmesi açısından birkaç şey söylemek istiyorum.

Burada hepimiz halkın oylarıyla seçilmiş, gelmiş milletvekilleriyiz. Konuşma yapan değerli milletvekili, milletvekili arkadaşlarımıza ve grubumuza gerçekten kabul edilmeyecek hakaretlerde bulundu. Kendisine aynı şekilde iade ediyorum.

Biz burada birilerine şirin görünmek için bulunmuyoruz, görevimizi yapıyoruz. Milletvekili olarak birbirimize saygı duymamız gerektiğini tekrar hatırlatıyorum ve kendisine iade ediyorum bütün sözlerini. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ALİ HAYDAR ÖNER (Isparta) – Hakaret yok…

III.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 2014 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/832) (S. Sayısı: 506) (Devam)

2.- 2012 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı, 2012 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısına İlişkin Olarak Hazırlanan 2012 Yılı Genel Uygunluk Bildiriminin Su-nulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi, Maliye Bakanlığı ve İçişleri Bakanlığı Tarafından Sayıştaya Gönderilen Genel Faaliyet Raporları ile Bu Raporlara İlişkin Sayıştay Değerlendirmesini İçeren 2012 Yılı Faaliyet Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi, 2012 Yılı Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Baş-kanlığı Tezkeresi, 2012 Yılı Mali İstatistikleri Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/798, 3/1275, 3/1277, 3/1278, 3/1279) (S. Sayısı: 507) (Devam)

BAŞKAN – Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Antalya Milletvekili Sayın Mehmet Günal, buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA MEHMET GÜNAL (Antalya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlar, bu maddede devlet borçlarımız var. Tabii, en fazla üzerinde manipülasyon yapılarak konuşulan rakamlardan bir tanesi. Ben bu vesileyle sizlere bazı bilgilerin alternatiflerini de sunmak istiyorum.

Kalkınma Bakanlığı bütçesi üzerinde yaptığım konuşmada size Sayın Başbakanın ekonomi konusundaki danışmanlarını artık uyarmaktan vazgeçtiğimi, bunun kasten yapıldığını bildiğim için… Yedi-sekiz yıldır aynı şeyler söyleniyor rakamlar değiştirilerek, sadece rakamı değiştirip arkadaşlarımız devam ediyorlar.

Bugün önemsemediğiniz en önemli sorunlardan birisi borç sorunu. Sadece devletin borcu değil, özel sektörün borcu da çok önemli noktaya gelmiş. Onun ötesinde, hane halkının borcu da çok kritik noktaya geldiği için -şu anda ekonomiyle ilgili bakanlarımız yok ama- BDDK aracılığıyla da taksitlendirme yoluna, taksitleri düşürme yoluna, bazı limitler koyma yoluna gitmeniz vatandaşın borç sınırının kendi ödeme potansiyelini aştığını zaten gösteriyor.

Değerli arkadaşlar, birkaç tane rakamı sizlerin dikkatine sunarak geri kalan yorumları sizlere bırakacağım.

Sayın Başbakanın sıkça söylediği artık galatımeşhur olan laflardan bir tanesi de borçlarla ilgili. Daha bütçe konuşmasında söylediği şeyi size tekrar edip sonra doğrusunu buradan aktarmak istiyorum. Diyor ki: “AB tanımlı genel yönetim borç stokunun millî gelire oranı 2002 yılında şuydu, net kamu borç stoku buydu.” Tamam. Şimdi ben size kamu net borç stokuyla brüt borç stoku arasındaki farkı isterseniz söyleyeyim yani yarısından daha az bir hâle geldiğini beraberce görün. Yani yüzde 36 dediğiniz borç stoku brüt borç stokunun yarısından daha az bir rakam. Anlatabiliyor muyum? Yani net borç stoku diye hesapladığınız rakam brüt borç stokundan daha az bir rakam yani yarısını siliyorsunuz elimizdeki borcun. Neye göre siliyoruz? Şu kadar varlığımız  var diye siliyoruz. Biz de diyoruz ki: Alacakla borç ödenir mi?

Örnek söylüyorum, geçen gün hava attı Sayın Başbakan; işte şu kadarlık bizim bir şeyimiz olmuş… Yani tabii, özellikle danışmanlarına söylüyorum -çünkü Sayın Başbakan önüne konanı okuyor- ekonomiden sorumlu bakanlara söylüyorum. Niye söylüyorum? “İşsizlik Sigortası Fonu’nu hamdolsun 70 milyara çıkardık.” diyor. Bu ne işe yarıyor biliyor musunuz? Az önce söylemiş olduğum rakamı yarıya düşürmeye yarıyor. Kamu net borç stokundan üzerine önce en az bir 70 koyacaksınız. Hadi devletin varlıklarını alıyor içine hesap yaparken arkadaşlarımız ama işsizlere ödenmesi gereken parayı da devletin kendi varlığı gibi içinden düşüyor. Tanım yanlış ama içindeki 70’i bir kere bir çıkarmanız lazım, birincisi. Tam rakamı söyleyeyim: Merkezî yönetimin brüt borç stoku neymiş? 2012 sonunu söyleyeyim ki hani mukayese olarak yanlış şey verdi demesin, Sayın Başbakan da onu kullandı: 532. Peki sizin oranladığınız, yüzde 36 dediğiniz rakam kaç? 240 yani yarısından daha aza düşüyor. Anlatabiliyor muyum? Şu anda 240.  2 misli 480 mi? Yani 532, arada 50 milyar daha boşluk var. Dolayısıyla, bu rakamları manipüle etmek yerine, “Bizim brüt borç stokumuz 532 milyon -TL olarak- bunun üzerinden şu kadarını düştük, 70 milyon, İşsizlik Sigortası Fonu’nu düştük.” demek lazım. Bu da bir vakıa.

Öbür taraftan, sadece devletin dış borcunu söylüyoruz, özel kesiminkini söylemiyoruz. Şimdi, değerli arkadaşlar, geçmişe dönüp mukayese yapmak güzel oluyor işinize geldiği yerde ama dönüp bakıyoruz, toplam dış borcumuz 129,5’tu 2002’de, şimdi gelmişiz, ikinci çeyrek itibarıyla 367. Üçüncü çeyrek açıklandığı zaman daha farklı bir rakam çıkacak. Yani bu rakamları doğru ifade etmek gerekiyor. Türkiye’nin bir borç sorunu var. Özellikle kısa vadelisine baktığımız zaman, 110 milyara yaklaşan bir kısa vadeli borç var. Bu yıl içerisinde Türkiye’nin bu süreçte ödemesi gereken borç var, nakit olarak bulmamız gereken para var. Bunları eğer bulamazsak bu sorun bizim için devam edecek. Yani şu anda, bu yıl için 220-225 milyarlık bir -nakit olarak- borç ödemesi gerçekleştirmemiz gerekiyor. Bunlar sorun mu? Evet, sorun. Eğer sorun olmasa, cari açığı düşürelim diye, yok tasarrufları artıralım, yok kredi kartlarını keselim, onlara taksitlerini sınırlandıralım diye uğraşmazsınız. Ama burada sorunun özünü görmek gerekiyor değerli arkadaşlar.

Şimdi, öbür taraftan, borcu söylerken -yine geçen gün kısaca değinmiştim- sürekli olarak IMF’nin borcunu söylüyor. Hâlâ arkadaşlarımız da söylüyor, Sayın Başbakandan sonra uyardık, söylemeye devam ediyorsunuz. Bakın değerli arkadaşlar, o konuda da bir kavram kargaşası var. Ben tekrar size burada Hazine Müsteşarlığının Kasım 2013’teki Borç Yönetim Raporu’ndan toplam Hazine’den kullanımı söylüyorum: 2003’ten bu yana yapılmış olan kullanım -zaten 2008’de kullanımlar bitti, siz ödediniz- 13,3 milyar dolar. 2003’ten sonraki kullanım 13,3 milyar dolar. Bunun 10 milyar dolarını 2005’te siz aldıktan sonra kullandınız, ondan önceki 3 milyarı da sürekli kötülediğiniz 57’nci Hükûmet döneminden kalan tahsislerden kullanım yaparak kullandınız. Dolayısıyla  bir taraftan hem kendi kullandığınız parayı ödeyip sonra da cengâverlik yapmış gibi, sonra öbür taraftan da hem dış borcu hem iç borcu katlayarak, artırarak bunun ötesinde özel sektörün borcunun artmasına göz yumup, vatandaşın borçlarının 40-50 kat artmasına seyirci kalarak bunu çözme şansımız yok. Peki, ne yapmamız lazım? Defalarca söylüyorum, bu kısır çekişmelerden uzaklaşıp yapısal önlemler almamız lazım. Tüketime dayalı, konuta dayalı, inşaata dayalı, AVM’ye dayalı yaparsanız, işte kaç gündür burada arkadaşlarımız yolsuzlukları  tartışıyor, işin içerisinde imar planları tadilatları, ilgili belediyelerin imar planı tadilatları… Ben kimseyi töhmet altında bırakmak için söylemiyorum ama komisyonda da Sayın Çevre ve Şehircilik Bakanına söylemiştim “Böyle böyle bir yerde imar planı tadilatı yapmışsınız, şu şuradan buraya geçmiş, buraya geçmiş:” diye. Buna dayalı olarak sürdürme şansımız yok. “Televizyonlardaki reklamların yarısı yapsatlarla, inşaatla, konutla ilgili” dedim ve şunu da defalarca söyledim hem komisyonda hem burada: “Eğer bu şekliyle şişerse Türkiye’de önümüzdeki süreçte bir Türk usulü mortgage krizi yani AVM, inşaat, konut krizi yaşanabilir.” demiştim. Bugün bunun ipuçlarını bu yapılan soruşturmalarda görüyorsunuz. Yani nerelerde imar tadilatı yapıldı, o imar planlarının tadilatlarının resen yapılırken hangi konularda kimlerle görüşme yapıldığı maalesef sorunlu hâle geliyor. Bu, sadece ekonominin genel yapısını, istihdama yönelik, işsizliği azaltmaya yönelik üretim yapamamanın ötesinde birtakım yozlaşmalara, kent rantlarına, şehir rantlarına dönüşüyor. Kentsel dönüşüm yerine rantsal dönüşüme başlıyoruz; o zaman da kentin kimliği yerine, kimlerle, nereden, ne çıkarı paylaşacağız, buna dönmeye başlıyoruz. Onun için bütün bunları bırakıp kısa vadeli sadece ekonomik değil, siyasi rantlardan da vazgeçip ülkenin temel sorunlarını çözmeye odaklanmamız lazım. Aksi takdirde bu tip kolay rantların yaratıldığı yerde yolsuzluk da olur, usulsüzlük de olur, biz de bunu dolaylı olarak o zaman teşvik etmiş oluruz. Gelin bu sanal gündemlerle uğraşmaktan vazgeçin. Milliyetçi Hareket Partisi olarak biz her zaman yapıcı, yol gösterici bir muhalefet anlayışına sahibiz. Tabii ki yanlışlar olduğu zaman bunu burada usulüne uygun dile getireceğiz, denetim görevimizi yapacağız ama bunlar usulsüzlüklerin, yolsuzlukların üstünü örtmek üzere iki aydır tartıştığımız gibi Sayıştayın raporlarının gelmemesinin savunulması şekline dönerse bırakın engellemeyi ve önümüzdeki üç yıl içerisinde de Meclisin bu denetimi yapmasını, bütçe hakkını kullanmasını engelleyecek tarzda dönüşürse artık bu konularda yapacak bir şey kalmamış demektir.

İnşallah bu yaşananlardan ders alarak daha iyi çalışan bir demokrasi anlayışı içerisinde ülkemizi 2023’te lider ülke olma vizyonuna tekrar döndürecek, yapısal önlemleri alabilecek bir yapıya kavuştururuz diyor, hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına Ağrı Milletvekili Sayın Halil Aksoy.

Buyurun. (BDP sıralarından alkışlar)

BDP GRUBU ADINA HALİL AKSOY (Ağrı) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2012 yılı bütçe kesin hesap yasa tasarısının 5’inci maddesi üzerine söz aldım. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, hepinizin bildiği gibi bu ülkede hukuk, adalet ve eşitlik ilkesi bir kez daha ayaklar altına alındı. Yüz binlerce oy alarak milletin “irademdir” deyip seçtiği, kendisini temsilen Meclise gönderdiği milletvekilleri neredeyse dönem bitecek hâlâ cezaevlerinde tutuluyorlar. Eşitsizlik ve hukuksuzluk silsilesi esas itibarıyla bir süreç olarak da devam ediyor. Bu arkadaşlarımız ve onlar gibi yüzlerce belediye başkanı ve meclis üyesi arkadaşlarımız, binlerce partili arkadaşımız esaret altında, belli bir plan dâhilinde tutuklandılar. Siyaset yapan bu arkadaşlarımız beş yıla yakındır cezaevinde tutuluyorlar. Haklarında somut, inandırıcı ve kesinlik arz edilen hiçbir delil mevcut değilken tahliye edilmiyorlar. Tahliye edilmedikleri gibi etkin ve adil bir yargılama yapılmadığı için mahkeme henüz karar verme aşamasına dahi gelmemiştir. Yargılama sonucunda bu arkadaşlarımızın büyük çoğunlukla beraat edeceklerini de düşünüyorum.

Yine, birçoğunun cezaevinde kaldığı süre ile yargılandığı suç bakımından karşılaştırıldığında, infazlarının çok üstünde cezaevinde tutuldukları da bir gerçektir. Diyoruz ya, hukuksuzluk ve eşitsizlik bir silsile hâlinde devam ediyor. Anayasa ve evrensel hukuk normlarına rağmen, milletvekili arkadaşlarımız tahliye edilmiyor.

Şimdi, bakıyoruz, Anayasa Mahkemesi, Sayın Balbay’ın başvurusu üzerine bir karar verdi. Yüksek Mahkemenin vermiş olduğu bu karar, son derece önemli ve yerinde bir karar olmuştur.

Bakınız, Anayasa’nın 153’üncü maddesinin son fıkrasını aynen okumak istiyorum: “Anayasa Mahkemesi kararları Resmî Gazete’de  yayımlandıktan sonra yasama, yürütme ve yargı organları ile gerçek ve tüzelkişileri bağlar.” diyor.

Şimdi, bu karar, hukuki deyimle, amir hüküm niteliğindedir. Bu karara gerek yargı organları gerekse de resmî kurum ve kuruluşlar uymak zorundadır. Bu kararın gereğini yerine getirmemek, uygulamamak, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ni, Türkiye Anayasası’nı ve diğer anayasaları tanımamaktır.

Diyarbakır 5 ve 6. Ağır Ceza Mahkemesi üyeleri, bu ülkenin Anayasa’sını ve yasalarını hiçe saydıklarından, haklarında bir an önce yasal işlem başlatılmalıdır. Nasıl ki şu an yolsuzluklar dosyasına bakan savcıları, emniyet mensuplarını bir gecede görevden alıyor, görev değişikliği yapıyorsanız aynı süreç anayasal ihlal noktasında bu kişilere de işletilmelidir. Bu mahkeme üyeleri ve savcıları alenen yapılan hukuksuzluğa rağmen nasıl hâlâ orada tutuluyorlar, ben anlayamadım. “Buna HSYK karar veriyor.” denilmesi bile Adalet Bakanının bu kurul üzerindeki etkisini görmezlikten gelmektir. Oysa biliyoruz ki Adalet Bakanının bu kurul üzerinde etkisi vardır. Verilen kararın bir üst mahkemede düzeltileceği umudunu da çok fazla taşımıyorum. Neden? Onu da açıklayayım: Çünkü gerçekten de bu ülkede ikili hukuk sistemi yürütülmektedir. Bakınız, yıllardır diyoruz: Fırat’ın doğusunda -daha iyi anlaşılması için, Kürdistan’da- ayrı bir hukuk sistemi işletiliyor, âdeta düşman hukuku diyebileceğimiz ya da sömürge hukuku diyebileceğimiz bir hukuk işletiliyor. Böyle olmazsa bu kadar açık seçik bir meydan okunmasına, hukuk ve insan haklarının ayaklar altına alınmasına bir anlam veremeyiz. Diyarbakır 5 ve 6. Ağır Ceza mahkemeleri üyeleri -tabii ki burada karara muhalif olanları kastetmiyoruz- vermiş oldukları bu kararla bir kez daha Türkiye'de ikili hukuk sisteminin uygulandığını, dolayısıyla Kürtlere farklı bir hukuk işletildiğini tescil etmişlerdir. Türkiye'de vicdan ve ahlak sahibi hiç kimse bu kararın arkasında duramaz, durmamalıdır. Zira, hukuk, bir gün gelir, herkese lazım olur. Sadece sıkıştığımız zaman, yolsuzluklarımız ortaya çıktığı zaman ya da yalnızca yaptığımız hukuk dışı olay ve yapılanmalarımız ortaya çıktığı zaman hukuka ve demokrasiye sarılmamız kimse için inandırıcı olmaz. Aslolan, haksızlıkların karşısında dimdik durabilmek, hukuku ve eşitliği ülkede yaşayan her yurttaş için hiçbir ayrım gözetmeden uygulamaktır. Sadece tesis etmek de yetmiyor, bunun gerçek hayatta karşılığının olup olmadığı da denetlenmelidir. Zira, gün olur, devran döner; çıkardığımız antidemokratik yasalar, kurduğumuz antidemokratik mahkemeler gelip bir gün bizim de yakamıza yapışabilirler, inşa ettiğimiz cezaevleri bir gün gelir bize de mesken olabilir.

Değerli milletvekilleri, tabii, ayakkabı kutularında ortaya saçılan paraları, yine, para sayma makinelerini ve kasalarını görünce aklımıza bu ülkede yaşayan ve çocuğuna bir ayakkabı almak için gece gündüz çalışan milyonlarca yoksul yurttaş geliyor. Bağlı olarak bir gerçek daha var: Yoksul öğrenci gerçeği. Yoksulluk yüzünden okuyamayan binlerce çocuk ve genç var bu ülkede. Yapılan araştırmalara göre Türkiye’de gençler de ülkemizin en başta gelen sorunları sıralamasında yüzde 49’la yoksulluk sıralamasında ön sıraya çıkmışlardır. Yapılan araştırmalara göre yine yaklaşık öğrencilerin dörtte 1’i yani 24,8’i öğrenimini sürdürebilmesi için yeterli para bulamamaktadır. Mevcut yurtlar ihtiyacın sadece yüzde 16’sını karşılayabilmektedir. 1,5 milyondan fazla öğrenci kaderine terk edilmiş durumdadır. Maddi durumu iyi olmayan yüz binlerce öğrenci cemaat yurtlarının ağlarına takılmakta ya da üç beş arkadaşla bir araya gelerek bin bir zorlukla ortak bir ev tutabilmektedir. Bir üniversite öğrencisinin ortalama aylık maliyetinin en önemli kalemini barınma oluşturmaktadır. Yurda yerleşemeyen bir öğrencinin 250 lira -3 öğrenci ortak bir yer tuttukları varsayılırsa 250 lira- yurtta kalan bir öğrencinin ise 150 lira barınma masrafı bulunmaktadır. Evde kalan bir öğrencinin ayrıca doğal gaz, elektrik, su, aidat, İnternet gibi sabit giderlere en az 150 lira ayırdığını da unutmayalım. Ulaşım masrafı günde 3 liradan 90 lira, beslenme maliyeti minimum 10 liradan hesaplanırsa bu eder 300 lira. Buraya kadar sadece barınma, beslenme ve ulaşım maliyetlerini ifade ettim. Oysa bu toplam 700 lirayı buluyor. Kaldı ki bu maliyete eğitim öğretim harcamaları, sportif, kültürel ve sosyal harcamalar dâhil değildir. Başbakan geçen gün burs miktarlarını açıkladı. Buna göre, 280 lira olan Başbakanlık bursunu 1 Ocak 2014 tarihi itibarıyla 300’e çıkardı. Oysa biraz evvel de ifade ettiğimiz gibi, bir öğrencinin en asgari ve yaşamsal ihtiyaçlarının toplamı 700 liradır. Ailelerinin gelirleri yetmeyen öğrenciler ek işlerde çalışmak, beslenmeden, ulaşımdan, sosyal kültürel ve sportif aktivitelerden vazgeçmek durumunda kalıyorlar. Masraflarını karşılayamayan öğrencilerden bir kısmı da okulu terk etmek zorunda kalıyor. Oysa eğitim hakkı evrensel ve bölünmez, devredilmez bir haktır. Başkasına devredilmeyen hak kavramı, söz konusu hakkın kullanımı sırasında karşılaşılan engellerin ortadan kaldırılmasını gerektirir. Eğitimin hak olarak görülmesi devlete sorumluluk yüklüyor, gereksinim olarak algılanması bu sorumluluğun ailelere devredilmesi anlamına geliyor. “Gereksinim” söylemi eğitimin özelleştirilmesine, “hak” söylemi ise eğitimin bir kamusal alan olarak görülmesine neden olur.

Değerli arkadaşlar, vazgeçilmez bir kurumsal alandır eğitim. Kamusal alan olan yükseköğretim giderek artan bir oranda özel sektöre ve vakıflara devredilmektedir. Bu durum toplumun ekonomik bakımdan dezavantajlı kesimlerinin yükseköğretime erişimini de zorlamaktadır. Ne yazık ki bu bütçede de eğitim yatırımları yoksul öğrenciler ve yoksul öğrenci ailelerini görmezlikten gelmiştir.

Bu duygu ve düşüncelerle hepinizi saygıyla selamlıyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Şahıslar adına, İstanbul Milletvekili Sayın Oktay Saral.

Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

OKTAY SARAL (İstanbul) – Sayın Başkanım, çok kıymetli milletvekili arkadaşlarım; sizleri ve bizleri ekranları başında izleyen saygıdeğer vatandaşlarımızı saygıyla selamlıyorum.

Dünyaya hâkim oldukları üç yüz yıl boyunca işledikleri cinayetlerle, katliamlarla, soykırımlarla, tecavüzlerle dünyanın başına bela olmuş, dünyayı ifsat etmiş, insanlık düşmanı, hakikat düşmanı, sömürgeci Batılı güçler bu fesatla birlikte dünyayı kan ve gözyaşına boğmuşlardır. Özellikle Amerika’daki 11 Eylül saldırılarından sonra da İslam dini ve Müslümanlar tehlikeli olarak görülmüş ve bugün İslam coğrafyasında özellikle ırki temele ve mezhebî temele dayalı fitne ve fesatlarla birlikte de çoluk çocuk, kadın, yaşlı demeden oluk oluk kan dökülüyor.

Biz de buradan diyoruz ki: “Ya Kahhar, biz yapmadık, yapamadık bari sen kahret!” Evet, Allah’ın Firavun ve avanesini mazlumların gözyaşı denizinde boğmasını temenni ederek sözlerime başlamak istiyorum.

Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; bilgisiz, beceriksiz, basiretsiz ve bereketsiz iktidarları bu ülke, millet olarak hep birlikte gördük, yaşadık. Milletten ve milletin değerlerinden uzak politikalarla, siyasetlerle milleti inim inim inleten, ülkemizi içeride de, dışarıda da el âleme rezil eden ve bırakın bir adım ileriye gitmeyi, geri noktada durup ve Avrupa’yla, gelişmiş dünyayla da makası açan bir durumdaydık ve AK PARTİ iktidarıyla on bir yıldan beri bu on yılların acısını çıkartırcasına özellikle yapılan restorasyonlarla, on bir yıllık süreç içerisinde ülkemiz olması gereken noktaya emin adımlarla ilerliyor.

Ne yaptık değerli milletvekilleri? Cumhuriyetin tanzimini yaptık. Cumhuriyet, sadece birilerinin cumhuriyetiydi; milletten uzak, içerisinde milletin olmadığı, seçkinci, elitist ve onların güruhunu besleyen bir cumhuriyet tanımı vardı ama bizler, devlet ile milleti kaynaştırarak, birleştirerek, bütünleştirerek, o vuslatı sağlayarak cumhuriyetin gerçek manada nasıl olması gerektiğini on bir yıllık süreç içerisinde gösterdik.

İkincisi; ekonomik restorasyon olmuştur. Bakınız, çok yakın bir tarihte 1 milyar dolar IMF’den alabilmek için neredeyse 1 milyar kez takla attığımız günler vardı.

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Bunlar boş laflar.

OKTAY SARAL (Devamla) – Sadece bir örnek veriyorum…

ORHAN DÜZGÜN (Tokat) – Artık, bakanların çocuklarından isteriz!

OKTAY SARAL (Devamla) – Değerli milletvekilleri, bakınız, sadece AK PARTİ iktidarında kamu-özel iş birliği içerisinde 20 katrilyon lira tutan hastaneler var; evet, sağlıkta sağlıklı bir Türkiye. Ben sadece bir örnek veriyorum değerli arkadaşlar.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Kamu özel iş birliğiyle bütçeyi, kamu kaynaklarını har vurup harman savuruyorsunuz.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Sağlıkla geldiniz, sağlıkla gideceksiniz!

OKTAY SARAL (Devamla) – Ve dış politikaya baktığımızda edilgen, ram olunan, emredildiğinde “tak-şak”  yapan bir dış siyaset, dış politika… Ama CHP’nin de özellikle ezberlerini bozan, dünyanın ezberlerini bozan, bölgesinde lider, dünyada da küresel aktör olan bir dış politikayı elhamdülillah başardık.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Biraz teeddüb edin. Biraz teeddüb yahu!

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Şu hesaplarınızı bir verin önce.

OKTAY SARAL (Devamla) – Ama bir tek başaramadığımız bir restorasyon var, muhalefeti restore edemedik. Evet, muhalefeti restore edemedik. Muhalefet maalesef, üzülerek söylüyorum ki kalbi mühürlenmiş, hakikatleri göremez hâle gelmiş.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Bari bugünlerde böyle konuşmayın, çok ayıp oluyor.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Hiç olmazsa bugün konuşmayın.

OKTAY SARAL (Devamla) – Muhalefette 3 hastalık peyda oldu: Hamaset, husumet ve hakaret. Allah sizlere acil şifalar versin.

KADİR GÖKMEN ÖĞÜT (İstanbul) – Ayakkabı kutusu biriktirmek. Alışkanlıklarınızdan biri değil mi?

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Bari bugünlerde biraz yüzünüz kızarsın.

OKTAY SARAL (Devamla) – Şimdi, değerli arkadaşlar, nasıl ki millî mücadelemizde ve Çanakkale Zaferi’nde Alevi’siyle…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Bugün konuşma bari, bugün konuşma! Otur!

OKTAY SARAL (Devamla) –  …Sünni’siyle, Türk’ü, Kürt’ü, Boşnak’ı bütün etnik unsurlarıyla beraber atalarımız…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Otur! Bir de bize saldırıyorsun. Otur! Bugün konuşma.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – İnsanın biraz yüzü kızarır da oturur be!

ERKAN AKÇAY (Manisa) – İnsanın biraz yüzü kızarır.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – İnsanda biraz çekinmek olur ya!

OKTAY SARAL (Devamla) – …bu ülke adına bütün her şeyini feda etmişler ve düveli muazzamaya karşı…

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Edep yahu!

OKTAY SARAL (Devamla) – …bütün etnik unsurlarıyla, ötekileştirmeden, yok saymadan, o ruhla, o imanla bu ülke toprakları yeniden kazanılmışsa, istiklal mücadelemizi kazandık...

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Pislik akıyor her tarafından.

LEVENT GÖK (Ankara) – Önce bir anlayalım, bakalım Oktay Bey…

OKTAY SARAL (Devamla) – Allah’ın izniyle, AK PARTİ iktidarıyla, hiç kimseyi ötekileştirmeden…

ALİ HAYDAR ÖNER (Isparta) – Yolsuzluklarla dört nala…

OKTAY SARAL (Devamla) – …herkesi barış, huzur ve kardeşlik içerisinde sahiplenerek bu noktada da istikbal mücadelemizi yapacağız değerli arkadaşlar. (AK PARTİ sıralarından alkışlar, CHP sıralarından gürültüler)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkürler.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Grubundan aldığın alkışa bak.

LEVENT GÖK (Ankara) – Bak, kimse alkışlamıyor seni.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Grubundan aldığın alkışa bak, komik duruma düşüyorsun. (CHP sıralarından gürültüler)

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Başkan, kürsü işgali yapıyor.

OKTAY SARAL (Devamla) – “Er kişi odur ki dünyada koya bir eser, eseri olmayanın yerinde yeller eser.” (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Muhterem, bitti bitti.

OKTAY SARAL (Devamla) – Bitti mi Sayın Başkanım?

BAŞKAN – Bitti, çok oldu.

LEVENT GÖK (Ankara) – Süren beş dakika önce bitti.

OKTAY SARAL (Devamla) – Bitti mi Başkanım?

ERKAN AKÇAY (Manisa) – İdare amirleri müdahale etsin Sayın Başkan.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Kendini restore et.

BAŞKAN – Sayın Saral, bitti, bitti, bayağı oluyor biteli, epey oldu. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Ayıp! Bari bugün şov yapmayın. Yazıklar olsun!

ALİ HAYDAR ÖNER (Isparta) – Boş laf, şov.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – İnsanın biraz yüzü kızarır.

ENGİN ALTAY (Sinop) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Gürültü kesilsin…

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Sayın Başkan…

BAŞKAN - Sayın Altay…Önce o kalkmıştı.

ENGİN ALTAY (Sinop) – Sayın Başkan, sayın hatip partimizin ismini de zikrederek esasen bütün muhalefeti kastederek sataşmada bulundu.

BAŞKAN – Buyurun.

VI.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

2.- Sinop Milletvekili Engin Altay’ın, İstanbul Milletvekili Oktay Saral’ın 2012 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın 5’inci maddesi üzerinde şahsı adına yaptığı konuşması sı-rasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

ENGİN ALTAY (Sinop) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; sayın hatibe çok şey söylemek mümkün de ben size yaşanmış bir şey…

OKTAY SARAL (İstanbul) – Söyleyin, söyleyin.

ENGİN ALTAY (Devamla) – ...yaşanmış bir olay anlatacağım, Türkiye Cumhuriyeti’nde yaşanmış bir olay anlatacağım. 1930’lu yıllar -bunu iyi dinleyin- İsmet İnönü Başbakan, Büyük Atatürk Cumhurbaşkanı; Nazilli Basma Fabrikasında 25 kuruşluk bir usulsüzlük tespit olundu ve Başbakan İsmet İnönü’ye bu konu intikal ettikten sonra İsmet İnönü’nün âdeta ruh hâli değişti, bozuldu, depresyona girdi ve o İsmet İnönü, Büyük Atatürk’ün huzuruna çıkıp Başbakanlıktan istifasını sundu, Başbakanlıktan; 25 kuruş için! (CHP sıralarından alkışlar) Bugünlerde yaşadıklarımızı görünce, sizin bu pişkinliğinize, sizin bu pişkinliğinize verecek cevap bile bulamıyorum. (CHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar) Ancak bu, kamuoyunun, milletimizin gözünde cereyan eden olaylarla ilgili, 7’nci maddede bir beş dakika konuşacağım, önce onu söyleyeyim.

Ama size yaşanmış bir olay daha söyleyeceğim. İstanbul Esenler Otogarı’nda, güvenlikçi Sinan Y. yardım ve insaniyet adına otogarda 4 kişiyi kendi indirim kartından metroya geçirdiği için toplam 4 lira 90 kuruşluk bir suistimalden -ki iyi niyetle yapılmış bir suistimalden dolayı- yedi yıl hapisle yargılanıyor.

LEVENT GÖK (Ankara) – Yuh olsun ya!

ENGİN ALTAY (Devamla) – 3 bakanın çocuklarının nüfuz kullandığını düşünebiliriz ama Meclise fezlekesi gelen, yolda olan ya da gelmiş olan bir bakan var ki 1,5 milyon doları aldığı belgelenmiş görüntülerle. Pişkinliğin bu kadarına da pes diyorum! (CHP sıralarından “Pes, pes!” sesleri, alkışlar)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Oktay, senin performansın üzerine bu alkışlar!

BAŞKAN – Buyurun.

3.- Kayseri Milletvekili Yusuf Halaçoğlu’nun, İstanbul Milletvekili Oktay Saral’ın 2012 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın 5’inci maddesi üzerinde şahsı adına yaptığı konuşması sırasında Milliyetçi Hareket Partisine sataşması nedeniyle konuşması

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; her şeyden önce, insan olmanın en büyük hususiyetlerinden biri utanma duygusuna sahip olmaktır.

AYTUĞ ATICI (Mersin)- Evet, edep duygusudur ya.

YUSUF HALAÇOĞLU (Devamla) – Her şeyden önce insan birtakım olaylardan utanır. Bu, dediğim gibi insanlığın en önemli hususiyetlerinden biridir. Eğer utanmıyorsanız insanlık dışına da çıkmışsınız demektir. Tarihin birçok döneminde yolsuzluklarla, rüşvetlerle karşı karşıya kalınmıştır. Fakat ilginç olan şey, rüşvet ve yolsuzluğa giren hemen herkes, sonunda ortaya çıktığında o utanma duygusuyla istifa etmesini bilmiştir.

LEVENT GÖK (Ankara) – Aynen öyle.

YUSUF HALAÇOĞLU (Devamla) – Ama bazılarının, ilginçtir ki lügatlerinde “istifa” kelimesi yoktur ve o pişkinlikle başkalarını restore etmeye kalkışırlar, kendi çöküşmüşlüklerini başkalarına yıkmaya çalışırlar çünkü aynada kendilerini görüyorlardır. Aynada gördüklerini başkası zannederler. Önce siz kendi kendinizi bir restore etmeye çalışın, kendi içinizdeki düzensizlikleri bir düzeltmeye çalışın, kendinizi bir sorgulamaya çalışın, ondan sonra konuşun.

Bugün, artık, hiçbir kimsenin aksini söyleyemeyeceği birtakım görüntülerle ve olaylarla karşı karşıyasınız. Kendinizi bir sorgulayın, ne yaptık, ne yapmadık diye. İnsanlığın temelinde yatan utanma duygusunu da hiç olmazsa birazcık duyun. Başınızı öne eğin ve sesinizi çıkarmayın. (MHP sıralarından alkışlar) Hiç olmazsa en önemli şey, bu utanma duygusunun en önemli vasfını yerine getirin. (MHP ve CHP sıralarından alkışlar)

Hepinize saygılar sunuyorum.

OKTAY SARAL (İstanbul) – Başkanım, “Utanmaz ve insanlıktan nasibini almamış.” diye söylediğinden…

ALİ HAYDAR ÖNER (Isparta) – Hadi bir vatan, millet nutku çek bakalım, din, iman nutku çek.

BAŞKAN – Hayhay, buyurun, buyurun. Başlattınız, devamını getirin.

OKTAY SARAL (İstanbul) – Yok, ben bir şey yapmadım.

BAŞKAN - Buyurun, buyurun, buyurun, buyurun, buyurun, hayhay. Hadi bakayım…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Kızardın ama kızardın! Belli bir kızarıklık var.

ALİ HAYDAR ÖNER (Isparta) – Hadi bir din, iman nutku çek bakalım, hadi.

KADİR GÖKMEN ÖĞÜT (İstanbul) – Camileri yaktınız diye başla hadi.

4.- İstanbul Milletvekili Oktay Saral’ın, Kayseri Milletvekili Yusuf Halaçoğlu’nun sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

OKTAY SARAL (İstanbul) – Saygıdeğer vekillerim, şimdi, burada, tabii Yusuf Halaçoğlu Hocamız saygı duyduğum bir insan, bir hocamız. Burada gerçekten her gruptan da saygı duyduğumuz değerli büyüklerim var. Hepsiyle de teşrikimesaimiz iyi bir durumda ama bakınız, burada, siz, vaktiyle sizinle alakalı suç isnadında bulunulduğunda hemen “Masumiyet karinesi”, hemen efendim “Deliller, daha henüz yargı durumunda, pozisyonunda iş.” (CHP ve MHP sıralarından gürültüler)

ALİ HAYDAR ÖNER (Isparta) – Darbeciler söyledi de kim dinledi? Kim dinledi?

KADİR GÖKMEN ÖĞÜT (İstanbul) – Darbeciler, darbeciler sizi…

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Fark var ama fark.

OKTAY SARAL (Devamla) – Yani bunları gelip burada söylemek doğrusu Hocam, yakışmadı.

ALİ HAYDAR ÖNER (Isparta) – Kim dinledi, kim?

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Hiç olmazsa emniyet müdürü görevden alınmadı! Ayıp! Otur yerine ya!

OKTAY SARAL (Devamla) – Yani bu işin sürecini Sayın Başbakanımız da, Sayın Başbakan Yardımcılarımız da bizzat söyledi. “Ucu nereye…”

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Otur yerine! Soruşturma yapanlar görevden alınmadı yahu! Otur yerine!

OKTAY SARAL (Devamla) – Bir otur aşağı! Ya, bir dinlemesini bil! Otur aşağıya! Konuşma be! Terbiyesiz adam!

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Sensin terbiyesiz!

OKTAY SARAL (Devamla) – Saygılı ol biraz!

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Otur yerine!

OKTAY SARAL (Devamla) – Terbiyeli ol! Saygılı olun be!

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Önce sen saygılı olacaksın. Emniyet müdürleri görevden alınmadı! Soruşturma yapan polis görevden alınmadı, savcı alınmadı!

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Başkan, müdahale edin.

BAŞKAN – Nasıl müdahale edeyim?

OKTAY SARAL (Devamla) – Hoca, bak, ben saygılı başladım. Burada Başkanımız da, Başbakan Yardımcımız da “Ucu nereye varırsa, benim oğlum da olsa, kim olursa olsun hepsine sonuna kadar varacağız, ulaşacağız.” dedi.

ALİ HAYDAR ÖNER (Isparta) - Onun için mi emniyet müdürlerini aldınız?

KADİR GÖKMEN ÖĞÜT (İstanbul) – Emniyet müdürlerini niye aldınız?

OKTAY SARAL (Devamla) – Yani, burada, geçmişte yaşanan hakikatleri söylemek şeyinize mi dokunuyor? Bir yerinize mi batıyor?

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan!

ALİ HAYDAR ÖNER (Isparta) – Ne demek bu!

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Bizim bir yerimize batmıyor. Bize batan bir şey yok. Size batmış! Batan size batmış!

BAŞKAN – Eyvah! Sayın Saral…

OKTAY SARAL (Devamla) – Kusura bakmayın.

Evet, teşekkür ederim.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Sayın Başkan…

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Her ikinize de söz hakkı doğdu muhterem. Bir dakika.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Sataşmada bulundu tekrardan.

BAŞKAN – Anladım, anladım…

Buyurun.

5.- Kayseri Milletvekili Yusuf Halaçoğlu’nun, İstanbul Milletvekili Oktay Saral’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Milliyetçi Hareket Partisine sataşması nedeniyle konuşması

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; şimdi, bakın, demin utanma duygusundan bahsettim. Ama utanma duygusunun en önemli göstergesi de şudur: Bugün mahkemece henüz kanıtlanmamış veyahut da mahkûm edilmemiş insanlar var gerçektir, doğrudur. Ama, bakın, burada önemli olan şey şu: Geçmiş dönemde…

OKTAY SARAL (İstanbul) – İki günden beri başka bir şey konuşmuyorsunuz burada!

YUSUF HALAÇOĞLU (Devamla) – İki gün değil, beş gün de yüz gün de bu konuyu konuşuruz.

OKTAY SARAL (İstanbul) – İki günden beri…

YUSUF HALAÇOĞLU (Devamla) – Siz daha dün Savcı Öz için altına zırhlı araçlar verir ve onu göklere çıkarırken, bugün onu görevden aldınız. Emniyet müdürlerini görevden aldınız bunlarla ilgili araştırma yapan. Bunları görevden almasaydınız, Başbakan şunu yapsaydı tutup onları korumak yerine, “Sizler bu namussuzluğu yaptınız. Ben sizi en azından soruşturmanın güvenliği için görevden alıyorum.” deseydi, diyemedi.

BEDRETTİN YILDIRIM (Bursa) – Bekle, bekle…

YUSUF HALAÇOĞLU (Devamla) – Çünkü nereye gideceğini kimse bilmiyor bu işin.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Cami hocasını aldılar soruşturmanın selameti için.

YUSUF HALAÇOĞLU (Devamla) – Bir defa şunları düşünün arkadaşlar, değerli arkadaşlar: Şimdi, küçücük olaylarda hemen aslan kesiliyorsunuz ama bakın, bir genel müdürün evinden 4,5 milyon dolar çıkıyor.

ÖMER FARUK ÖZ (Malatya) – Diyorlar…

KADİR GÖKMEN ÖĞÜT (İstanbul) – Caizdir, caiz!

YUSUF HALAÇOĞLU (Devamla) – Bir başka bakanın oğlunun evinden 1,5 milyon dolar çıkıyor.

ÖMER FARUK ÖZ (Malatya) – Diyorlar…

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – Hocam, hiçbirisi kanıtlanmış değil bunların.

YUSUF HALAÇOĞLU (Devamla) – Diyorlar değil, resimleriyle çekilmiş.

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – Bunların hepsi iddia Hocam.

YUSUF HALAÇOĞLU (Devamla) – Telefon konuşmaları ayyuka çıkmış. Şimdi, bakın, bunlar gerçek mi, değil mi; bunlara mahkeme karar verecek ama en azından şaibenin ortadan kalkması için Genel Başkanın, Başbakanın bunları görevden alması ve selameti açısından “Bunlara ben hüsnüniyetle yaklaşıyorum, sonuna kadar gitmesi gerekir.” demesi gerekirdi ama aksine, siz hem savcıları hem bütün emniyet mensuplarını yer değiştiriyorsunuz ve görevi kötüye kullanmaktan alıyorsunuz.

KADİR GÖKMEN ÖĞÜT (İstanbul) – Caizdir, caiz! Caiz lobisi!

YUSUF HALAÇOĞLU (Devamla) – Görev kötüye mi kullanıldı? Yani bir soruşturmayı ortaya çıkarmak… Diğer taraftan, kim yaparsa yapsın ama sonuç, bu ülkede yolsuzluk yapıldı, bunu hepiniz biliyorsunuz, öyleyse üzerine hepimizin gitmesi gerekir.

Hepinize saygılar. (MHP sıralarından alkışlar)

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – Hiçbirimiz bilmiyoruz, hukuk devam ediyor, yargı süreci devam ediyor.

ENGİN ALTAY (Sinop) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Şimdi Sayın Ali Uzunırmak’ın sırası.

ENGİN ALTAY (Sinop) – Sayın Başkanım, aynı gerekçe, Sayın Başkana verdiğiniz gerekçe bizim için de geçerli ama hatip “Ben CHP’ye söylemedim, MHP’ye söyledim.” derse mesele yok.

BAŞKAN – Sayın Altay, ben…

ENGİN ALTAY (Sinop) – Yani Sayın Başkana verdiğiniz gerekçenin tıpatıp aynısı bizim için de geçerli.

KADİR GÖKMEN ÖĞÜT (İstanbul) – Veriyor, veriyor, sana verecek, Ali Bey’e önce veriyor.

BAŞKAN – Şimdi, siz niye böyle bir konuşma yapma ihtiyacını hissetiniz? Derseniz ki…

ENGİN ALTAY (Sinop) – Bir şey demedim Başkanım.

BAŞKAN – Bir dakika ya…

ENGİN ALTAY (Sinop) – Ali Bey mi var önce?

BAŞKAN – Evet. Sayın Ali Uzunırmak’a “Terbiyesiz!” dendi. Hah, tamam mı?

Buyurun…

ENGİN ALTAY (Sinop) – Özür dilerim Başkanım.

BAŞKAN – Şimdi yüksek sesle söyleyin bakayım.

ENGİN ALTAY (Sinop) – Özür dilerim Başkanım.

BAŞKAN – Tamam, kabulümdür, teşekkür ederim.

Habire, herkes bana kızıyor çünkü.

Buyurun Sayın Ali Uzunırmak.

6.- Aydın Milletvekili Ali Uzunırmak’ın, İstanbul Milletvekili Oktay Saral’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Sayın Başkan, çok teşekkür ediyorum.

Tabii ki burada iki milletvekilinin terbiyesizlik veya başka konuda çok farklı bir biçimde tartışması çok doğru şeyler değil ama şunu ifade etmek istiyorum: Bugün, çok acıdır ki hırsızlar, hırsızlık yapanları yakalayanları görevden alıyorlar. (MHP ve CHP sıralarından alkışlar)

İHSAN ŞENER (Ordu) – Nereden biliyorsun?

ALİ UZUNIRMAK (Devamla) – Hırsızlar, hırsızlık yapanları yakalayanları görevden alıyorlar. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

İHSAN ŞENER (Ordu) – Nereden biliyorsun? Nereden biliyorsun?

METİN KÜLÜNK (İstanbul) – Hiç yakışmıyor sana, hiç!

ALİ UZUNIRMAK (Devamla) – Hiç gerek yok. Yani Halk Bankası Genel Müdürünün…

İHSAN ŞENER (Ordu) – Nereden biliyorsun?

METİN KÜLÜNK (İstanbul) – Hiç yakışmıyor!

MUZAFFER BAŞTOPÇU (Kocaeli) – Böyle bir şey olur mu ya!

ALİ UZUNIRMAK (Devamla) – Halk Bankası Genel Müdürünün…

OKTAY SARAL (İstanbul) – Ya, sizin döneminizde hırsızlığın daniskası vardı!

ALİ UZUNIRMAK (Devamla) – Dönemi karıştırma, boş ver.

OKTAY SARAL (İstanbul) – Daniskası vardı sizin döneminizde, daniskası vardı!

ALİ UZUNIRMAK (Devamla) – Onlar hesaplarını verdiler, dönemdekiler.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…

ALİ UZUNIRMAK (Devamla) – Halk Bankası Genel Müdürünün bankada…

METİN KÜLÜNK (İstanbul) – Sana hiç yakışmıyor! Süreç Türklerin bekası, süreç devletin bekası! Sana hiç yakışmıyor!

BAŞKAN – Sayın Külünk…

ALİ UZUNIRMAK (Devamla) - ...para saymaya vakti yetmedi de…

METİN KÜLÜNK (İstanbul) – Sana hiç yakışmıyor! 12 Eylülde darbeyle mücadelene de yakışmıyor!

BAŞKAN – Sayın Külünk, lütfen…

ALİ UZUNIRMAK (Devamla) - …götürdü, gitti, onları evinde sayıyor. Evinde saymak için yer bulamadı…

METİN KÜLÜNK (İstanbul) – Süreç devletin bekası!

ALİ UZUNIRMAK (Devamla) - …ondan sonra da bunları ayakkabı kutularının içine mi sakladı acaba?

METİN KÜLÜNK (İstanbul) – Küresel sistemin oyuncağı oldunuz!

BAŞKAN – Sayın Külünk, lütfen…

ALİ UZUNIRMAK (Devamla) – Bunun savunulacak neyi var değerli arkadaşlar?

MUZAFFER BAŞTOPÇU (Kocaeli) – Kim savunuyor yahu!

METİN KÜLÜNK (İstanbul) – Kimse savunmuyor.

ALİ UZUNIRMAK (Devamla) – Lütfen… Bunu ne bir küresel güçle ne bir başka bir şeyle ne de başka bir şeyle bağdaştırmayın.

METİN KÜLÜNK (İstanbul) – Kimse savunmuyor! Anlayın!

ALİ UZUNIRMAK (Devamla) – Bırakın hayalî düşmanlar yaratmayı.

METİN KÜLÜNK (İstanbul) – Süreç devletin bekası, süreç Türklerin bekası!  Sen de çok iyi biliyorsun bunu!

ALİ UZUNIRMAK (Devamla) – Hayalî düşmanlar yaratmayı bırakın. Kendinizle, vicdanınızla hesaplaşın.

METİN KÜLÜNK (İstanbul) – Sen de çok iyi biliyorsun bunu! Bu kürsüden sadece sahaya şov yapmak için konuşuyorsun!

ALİ UZUNIRMAK (Devamla) – Hayalî düşman yaratmayın. Yel değirmenleriyle dövüşmeyin. Bırakın bu işleri.

METİN KÜLÜNK (İstanbul) – Yazıklar olsun sana!

ALİ UZUNIRMAK (Devamla) – Ortada her şey. Yakalanan var, yakalananı savunmayın. Yakalanmayana bir şey değil ama yakalananı savunmayın değerli arkadaşlar.

MUZAFFER BAŞTOPÇU (Kocaeli) – Savunma yok! Savunma yok!

METİN KÜLÜNK (İstanbul) – Kimsenin savunduğu yok!

ÖMER FARUK ÖZ (Malatya) – Göreceksiniz, süreç işliyor.

ALİ UZUNIRMAK (Devamla) – Bu ülkenin her şeye ihtiyacı var, dürüstlüğe ihtiyacı var, doğruluğa ihtiyacı var. Bu vatandaş bunun için oy veriyor.

Bakın, on bir yıldır iktidarsınız. Ne olur, lütfen… Bu ülke bizim ülkemiz, hepimizin. Herkes doğru düşünsün.

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – Sayın Başkan, cevap vermem lazım.

ÖMER FARUK ÖZ (Malatya) – Süreç işliyor, göreceksiniz!

ALİ UZUNIRMAK (Devamla) – Süreç doğru işlemiyor. Sürecin doğru işlemediğinedir itirazımız.

MUZAFFER BAŞTOPÇU (Kocaeli) – Bu ülke hepimizin!

ALİ UZUNIRMAK (Devamla) – Yoksa süreç işlemiyor değil, elbet süreç işleyecek ama süreç doğru işlemiyor…

ÖMER FARUK ÖZ (Malatya) – Doğru işliyor, doğru.

ALİ UZUNIRMAK (Devamla) - …ahlaklı işlemiyor, yolunda işlemiyor.

METİN KÜLÜNK (İstanbul) – Size göre öyle!

ALİ UZUNIRMAK (Devamla) – Eğer yolunda işliyor diye iddia eden varsa, delikanlıca çıksın, “Yolunda işliyor.” desin.

Saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Uzunırmak, teşekkür ederim.

Sayın Altay, buyurun.

OKTAY SARAL (İstanbul) – Ben ona bir şey söylemedim Sayın Başkan, Özgür’e söyledim, Özgür’e.

BAŞKAN – O zaman Özgür konuşur ki, yandı gülüm keten helva.

ENGİN ALTAY (Sinop) – Özgür’e de cevap hakkı doğdu, iyi oldu.

BAŞKAN – Buyurun, grup adına cevap verin.

7.- Sinop Milletvekili Engin Altay’ın, İstanbul Milletvekili Oktay Saral’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

ENGİN ALTAY (Sinop) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Bu kürsüde müteaddit defalar söylediğim bir şeyi tekrar etmek isterim. Yeri geldi mi öfke muhalefete, sabır iktidaradır, bir. Siyasetin bir nezaket ve vicdan işi olduğunu hep söyleyegeldim, iki.

OKTAY SARAL (İstanbul) – Onu siz yapıyorsunuz!

ENGİN ALTAY (Devamla) – Hele hele bugünlerde bir milletvekilinin çıkıp muhalefete “Bir yerine mi batıyor?” lafı çok ayıptır. Evet, bize batan bir şeyler var. Bize batan bir şeyler niye olmasın ki? Tabii ki var. Ülke bu hâldeyken bize bir şeylerin batmaması mümkün mü? Onları söyleyeyim isterseniz.

OKTAY SARAL (İstanbul) – Millet iradesi size batıyor, millet iradesi!

ENGİN ALTAY (Devamla) – Dün “Türkiye bağırsaklarını temizliyor.” diyenlerin bugün kabız olmuş gibi konuşmaları bize batıyor. (CHP sıralarından alkışlar, AK PARTİ sıralarından gürültüler)

MUZAFFER BAŞTOPÇU (Kocaeli) - Hiç yakışmıyor, hiç yakışmıyor. Hadi oradan be!

ENGİN ALTAY (Devamla) - Evet, bu bize batıyor.

MUZAFFER BAŞTOPÇU (Kocaeli) – Nezaket bu mu!

ENGİN ALTAY (Devamla) - Dün “Küçük Tayyip okula yaya giderdi, ayakları ıslanırdı.” diyen bir insanın Başbakan olduktan sonra –Maliye Bakanı orada, vergi kayıtlarını çıkarsın göstersin- dünyanın en zengin 13’üncü Başbakanı olması bize batıyor, evet. (AK PARTİ sıralarından “Hadi oradan!” sesleri) Bir vatandaşın bana “Bakanlar Kurulu üyelerinin kollarındaki saatlerinin bedeliyle Türkiye’nin bir ilinin bütün sorunları çözülür.” demesi bana, bize batar. (CHP sıralarından alkışlar)

MUZAFFER BAŞTOPÇU (Kocaeli) – Ya, yok öyle bir şey ya!

ENGİN ALTAY (Devamla) - Ve şunu da söyleyeyim: Hukuken şaibeli, siyaseten ayıplı, dinen günahkâr, kamu vicdanında kirli bir cumhuriyet Hükûmeti bize batar.

Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Satır, buyurun.

Şimdi, şikâyete ve sataşmaya sebep olmayın, ara vereceğim zaten, peşinen söyleyeyim.

Buyurun.

8.- İstanbul Milletvekili Mihrimah Belma Satır’ın, Sinop Milletvekili Engin Altay’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Üsluptan şikâyet eden değerli Grup Başkan Vekilinin üslubunu, kullandığı kelimeleri, verdiği örnekleri takdirinize bırakıyorum.

ENGİN ALTAY (Sinop) – Ne kullandım ya? “Vicdan” diyoruz, “nezaket” diyoruz.

MİHRİMAH BELMA SATIR (Devamla) – Biraz evvel Grup Başkan Vekili “Hırsızlar hırsızlık yapanları kolluyor.” dedi. Bunu aynen iade ediyorum.

ENGİN ALTAY (Sinop) – Bir dakika, bir dakika, bana bakma.

MİHRİMAH BELMA SATIR (Devamla) – Siz değil, pardon, belki diğer arkadaş olabilir, affedersiniz.

Şimdi, Adalet ve Kalkınma Partisinin Genel Başkanı ve Başbakanımız iki gündür devam eden soruşturma ve hukuki süreçle ilgili “Nereye giderse gitsin, babamın oğlu dahi olsa sonuna kadar takip ederim.” dedi mi? Dedi. (CHP sıralarından gürültüler)

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Dedi ama icraat yok.

ALİ HAYDAR ÖNER (Isparta) – Dediği başka, ettiği başka!

NURETTİN DEMİR (Muğla) - Dediği başka, yaptığı başka! Niye emniyet amirlerini aldınız, niye aldınız? Hırsızlık var, hırsızlık!

MİHRİMAH BELMA SATIR (Devamla) – Bizim sorumluluğumuz size karşı değil, halka karşı, birincisi bu.

İkincisi: Bu kovuşturmanın devam ettiğini hepiniz biliyorsunuz.

NURETTİN DEMİR (Muğla) – Gezi polislerine birer maaş verdiniz, bunları içeri attınız ya!

MİHRİMAH BELMA SATIR (Devamla) – Biraz evvel bahsettiğiniz belgeler, bilgiler, İnternet sitesinde veya Twitter’da paylaşılan dokümanların, maillerin veya videoların gerçek olup olmadığı konusunda henüz kesinleşmiş bir şey yoktur.

NURETTİN DEMİR (Muğla) – Bunlara ikişer maaş vermek lazım.

MİHRİMAH BELMA SATIR (Devamla) – Sürecin sonunda kimin mahkûm olacağı veya kimin istifa edip etmeyeceğini de göreceksiniz.

ALİ HAYDAR ÖNER (Isparta) – Süreci sulandırırsanız ne olacağı belli olmaz.

MİHRİMAH BELMA SATIR (Devamla) – Dolayısıyla, bu gündemi siyasi malzeme olarak kullanmanızı doğru bulmuyoruz. Biz Türkiye’deki bütün yolsuzlukların, bütün yanlışlıkların, bütün adaletsizliklerin yok olması için iktidara gelmiş bir partiyiz ve Türkiye’de de bunu uygulamış bir partiyiz.

MUZAFFER BAŞTOPÇU (Kocaeli) – On bir yıldır yapıyoruz.

NURETTİN DEMİR (Muğla) - Sahte CD’ler için bir tek kelime söylediniz mi?

MUZAFFER BAŞTOPÇU (Kocaeli) – Bir dinle be, bir dinle ya!

NURETTİN DEMİR (Muğla) - Sahte CD’ler için bir kelime söylediniz mi, sahte CD’ler için? Bırakın!

MİHRİMAH BELMA SATIR (Devamla) - Bugün, ortaya çıkan, iki gündür konuştuğumuz gündemle ilgili lütfen bekleyiniz ve görünüz. Bu yargılamanın sonucunda mahkûm olacakları da göreceksiniz. Bu yargılamanın veya bu kovuşturmanın sonunda kimlerin açığa çıkacağını, kimlerin beraat edeceğini hep beraber bekleyip göreceğiz. Biz asla ve asla kirlilikleri, pislikleri sümen altına bugüne kadar süpürmedik.

ALİ HAYDAR ÖNER (Isparta) – Bırakın yargılansın, süreç işlesin. Niye bırakmıyorsunuz? Ellerini kollarını bağlıyorsunuz.

MİHRİMAH BELMA SATIR (Devamla) - Bugünden sonra da süpürmeyeceğiz. Bizi test edecek olan, Türkiye Cumhuriyeti topraklarında yaşayan vatandaşlardır ve biz bu testten göğsümüzü gere gere bir kere daha geçeceğiz, bundan eminiz.

Hepinizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 15.31


DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 15.51

BAŞKAN: Başkan Vekili Meral AKŞENER

KÂTİP ÜYELER: Muharrem IŞIK (Erzincan), Fehmi KÜPÇÜ (Bolu)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 36’ncı Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

2012 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın görüşmelerine devam edeceğiz.

III.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 2014 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/832) (S. Sayısı: 506) (Devam)

2.- 2012 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı, 2012 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısına İlişkin Olarak Hazırlanan 2012 Yılı Genel Uygunluk Bildiriminin Su-nulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi, Maliye Bakanlığı ve İçişleri Bakanlığı Tarafından Sayıştaya Gönderilen Genel Faaliyet Raporları ile Bu Raporlara İlişkin Sayıştay Değerlendirmesini İçeren 2012 Yılı Faaliyet Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi, 2012 Yılı Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Baş-kanlığı Tezkeresi, 2012 Yılı Mali İstatistikleri Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/798, 3/1275, 3/1277, 3/1278, 3/1279) (S. Sayısı: 507) (Devam)

BAŞKAN – Komisyon burada.

Hükûmet burada.

Şimdi, 5’inci madde üzerinde söz sırası İstanbul Milletvekili Sayın Ferit Mevlüt Aslanoğlu’na aittir.

Buyurun Sayın Aslanoğlu. (CHP sıralarından alkışlar)

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; deminden beri, tartışmaları, hakikaten vicdanımda çok üzüntüyle izliyorum; vicdanım da kaldırmıyor, hakikaten vicdanım kaldırmıyor.

Size bir anekdot anlatacağım: Bir varlık barışı getirildi, 29 Mayısta yürürlüğe girdi ve buradaki amaç, yurt dışındaki varlıkların ülkeye kazandırılmasıydı ve yüzde 2 de vergi tahakkuk ettirilecekti. Orada iki yoldan getirilebiliyordu: Bir, beyannameler, bir bankalara, bir vergi dairelerine veya aracı kurumlara. Bankalara verilen beyannamelerde vergi yükünü bankalar on beş gün içinde yatırmak zorundaydı, sorumluluk bankanındı, doğruydu. Eğer banka o kişinin sorumluluğunu alıyorsa, banka on beş gün sonra ilgili vergiyi Maliyeye yatıracaktı. Ama, biz burada, arkadaşlarım ve ben dedik ki: Hırsıza kapıyı açık bırakmayın, hırsıza kapıyı açık bırakmayın, etmeyin, tutmayın. Vergi dairelerine verilen beyannamelerde geçen sene hırsızlar yarattınız bir önceki varlık barışında. Yine aynı şekilde olur, etmeyin, tutmayın. Aynı, bu işi vergi daireleri de, bankalar gibi, verilen beyannamenin anında vergisini tahsil etsin.

Değerli arkadaşlarım, ne oldu biliyor musunuz? 69 milyarlık beyanname verildi, 69 milyarlık; buna karşın sadece 10,5 milyarlık bölümünün vergisi, 209 milyon tahsil edildi. Alınan beyannamelerin -yaklaşık 1 milyar 396 milyonluk tutuyordu- sadece 209 milyonu tahsil edildi. Yani, devlet 1,1 milyarlık vergisini tahsil edemedi, yeni hırsızlar yarattı.

Arkadaşlar, bu muhalefet eğer size bir şey söylüyorsa bunları niye dinlemiyorsunuz? Ben şahsen âdeta yalvardım bu yasa çıkarken, Sayın Ayaydın ikaz etti. Ya, siz, geçen dönem 5 milyar beyanname veren bir tane adam geldi, “Türkiye’nin en zengini” diye çıktı ortaya; bu adamı takip ettiniz, hiçbir şeyini alamadınız. Bu sefer, arkadaşlar, 5 milyar değil 59 milyarlık hırsız çıktı ortaya, 59 milyarlık beyannamenin parası tahsil edilemedi. Ya, bu nasıl iş arkadaşlar ya? Niçin yapıyorsunuz o zaman? O zaman niçin alıyorsunuz?

Ya, şimdi ben merak ediyorum, bir adam durup dururken diyelim 1 milyarlık bir beyanname verdi. 1 milyarlık beyannamede şu kadarlık vergi tahakkukunu bile bile kendisini bir adam borçlu çıkarır mı? Bunlar kaç kişi Sayın Bakan? O 59 milyar tahsil edilemeyen beyannamenin kaç kişi tarafından vergisinin ödenmediğini, hakikaten ben bunu merak ediyorum. Niçin yaparlar? Bu beyanname verenler, beyanname, bir tarafta vergi borçlusu çıktı şimdi. Acaba bu beyanname veren kişiler varlık barışının diğer maddelerinden yararlanacak mı? Yoksa, bir adam durup dururken beyanname verip ödemeyecekse niçin beyanname versin, neden bir de borçlu çıksın? Hakikaten, ben bunu merak ediyorum. Varlık barışının adı “hırsız yaratma” olmuştur, varlık barışının adı “kaçakçılara kucak açan bir varlık barışı” olmuştur. Devlet hırsız yaratmaz, bununla devlet hırsız yaratmıştır, bunun adı başka bir şey değil arkadaşlar.

MUZAFFER BAŞTOPÇU (Kocaeli) – Mevlüt Hoca, bunun adı o değil ya.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Evet, evet, evet.

Hepinize saygılar sunuyorum.(CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Soru-cevap işlemine geçiyorum.

Sayın Özkan…

RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Burdur) – Sayın Başkan, teşekkür ederim.

Bu tartışmalara Yunus Emre çok güzel cevap veriyor: Edep, edep, edep.

“Edebim el vermez, edebi elden gidene/Susmak en güzel cevap, edebi elden gidene.”

Sayın Bakan, sizin konunuz değil ama ancak Maliye bürokratları size yardımcı olur. SSK, BAĞ-KUR ve Emekli Sandığından emekli olan belediye başkanlarının özlük haklarında eşitsizlik söz konusudur. SSK ve BAĞ-KUR emeklisi belediye başkanları Emekli Sandığından emekli olan belediye başkanlarına göre daha az ücret almaktadır. Bu adaletsizliğe son vermeyi düşünüyor musunuz?

Emekli Sandığından emekli olan belediye başkanlarına seyyanen yapılacak ücret artışı -2014’te- SSK ve BAĞ-KUR emeklilerine yapılacak mı?

Emekli belediye başkanlarından sağlıkta alınan katılım payını kaldırmayı düşünüyor musunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Akçay…

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Savcılığın, 4 bakan hakkında yolsuzluk, gelir ve dokümanları Türkiye Büyük Millet Meclisine gönderdiğini öğrendik. Sanırım Adalet Bakanlığından Meclise gelecek, prosedür budur diye tahmin ediyorum. Bu dosyanın savsaklanmadan ve geciktirilmeden, bir an evvel, Hükûmet tarafından Türkiye Büyük Millet Meclisine gönderilmesini talep ediyorum.

“Yolsuzluğu yapan babam ve hatta oğlum olsa bile cezasını veririz.” diyen Sayın Başbakanın, bu yolsuzluk operasyonunu yapan savcı ve emniyet müdürlerini çete olarak değerlendirmesini, bunu, soruşturma safahatını yönlendirme ve saptırma gayreti olarak değerlendiriyor musunuz?

Arınç, yolsuzluk operasyonu kapsamında “Davet edilselerdi gelirlerdi, sabahın beşinde neden baskın yapıldı?” demektedir. Hükûmet…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Baluken…

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakanım, bir ay öncesine kadar partinize mensup olan Bingöl Belediye Başkanı Serdar Atalay Saadet  Partisine geçmiştir. Saadet Partisine geçişini, Kabinenizin üyesi olan Kalkınma Bakanı edepsizlik ve ihanet olarak değerlendirmişti. Kendisi de bu tanım üzerine vermiş olduğu cevapta, asıl ihanetin yolsuzluklara bulaşmak ve yolsuzluklara göz yummak olduğunu belirtmiş ve bu konuda Kalkınma Bakanlığında ve Bingöl’de ciddi yolsuzlukların olduğuna dikkat çekmiştir.

Belediye Başkanının bahsettiği bu yolsuzluklar nelerdir? Bu konuyu parti olarak araştırdınız mı? Bingöl halkına Hükûmet olarak bir açıklama yapmayı düşünüyor musunuz? Eski Belediye Başkanınızın bu cevabını bir ihbar olarak kabul ediyor musunuz? Bu ihbarla başlatılmış bir adli soruşturma var mıdır? Bingöl’deki ayakkabı kutularından neler çıkacağını biz çok merak ediyoruz, siz de merak ediyor musunuz?

Bir de size denk geldiği için söyleyeyim: Burada “Türkiye’de susuz il kalmadı.” dediniz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İDRİS BALUKEN (Bingöl) - Karakoçan’da sekiz gündür sular akmıyor. Isınma ve barınma, sağlık sorunları dâhil ağır sorunlar yaşanıyor. Bu sorundan haberdar mısınız, çözmek için ne yapacaksınız?

BAŞKAN – Sayın Genç…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Teşekkür ederim.

Efendim, aslında şimdi Hükûmet sırasında oturan da bir zamanlar Orman Bakanlığında olan toprak dökme alanlarını İstanbul Belediye Başkanlığına getirmiş vermişti. O Belediye Başkanlığının o birimine de kendi akrabasını getirmişti. Milyar dolarlar gitti, tabii, kimse hesabını sormuyor.

Şimdi, Sayın Başkan, bugün sorumluluk Tayyip Erdoğan’dadır, Başbakandadır. Bu kadar yolsuzluk ayyuka çıktığına göre Tayyip Erdoğan’ın bugün istifa etmesi lazım, sorumluluk buna aittir. Ayrıca da Abdullah Gül, Devlet Denetleme Kurulunu faaliyete geçirmediği için devlet soyulmuştur ve sorumluluk da ona aittir. Şimdi, bu devleti pislikten temizlemek için, eğer iktidar mevkisinde olan insanlar alnı açıklarsa bağımsız yargı bunları denetler ve ondan sonra aklarsa, gelir burada otururlarsa biz de güvenoyunu veririz ama aksi takdirde, bu polisleri görevden alırlarsa yani…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

KAMER GENÇ (Tunceli) - …hırsızlık yapanları ortaya çıkartan polisleri atarlarsa o, hırsızlıklarının var olduğunu gösterir.

BAŞKAN – Sayın Atıcı…

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Sayın Bakan, gerçi Maliye Bakanı yok burada ama umarım bizi duyar ve yanıtlayabilir. Yap-işlet-devret modelinden sonra şimdi de Türkiye’ye nur topu gibi yap-kirala-devret modelini getirdiniz. Kamu-özel ortaklığı yöntemiyle özel şirketlere hastaneler yaptırıp otuz yıllığına kira ödeyeceksiniz. Oysa, bu yatırımları siz yaparsanız dört beş yıllık kira karşılığında bunu amorti edebiliyorsunuz yani bunun mülkiyetini alabiliyorsunuz. Bu yöntemle geleceğimizin de otuz yılını ipotek ettiniz, sonra da halka “Size şehir hastaneleri yapıyoruz.” diye, doğruları söylemiyorsunuz. Bu şekilde bir yöntemden sonra “Bütçeler bundan sonra kira bütçesi olacak.” ifadesini basit bir şekilde “AKP Hükûmeti artık yatırım yapamıyor.” şeklinde yorumlayabilir miyiz? Ülkemizi mal sahibi yaptıktan sonra kiracı konumuna getirdiniz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Bakan, buyurunuz.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Tabii, Burdur Milletvekilimizin… Özellikle, emekli olan; belediye başkanlarının emeklilik maaşları arasında, hakikaten, fark var; eğer Emekli Sandığından emekli olmuşlarsa durum ayrı, SSK’dan veya BAĞ-KUR’dan emekli olmuşlarsa durum ayrı yani yatırdığı paraya göre, ona göre bir emeklilik maaşı alıyorlar ama arkadaşlarımız bunu da inceleyecekler. Sayın Vekilim, size de sağlıklı bir cevap verilecek ama şu anda bu konuda, maaş farklılıklarının düzeltilmesi konusunda bir çalışma yok. Ama ben Sayın Maliye Bakanına da, ayrıca diğer Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanımıza da aktaracağım, konu üzerinde derinlemesine bir araştırma yapılacak.

Tabii, şöyle, Sayın Akçay, 4 bakanla ilgili, tabii ki Adalet Bakanlığından buraya intikal edecektir ama şunu ifade edeyim: Evvela, Allah aşkına, doğru oturup eğri konuşalım.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Hep öyle yapıyorsunuz zaten, doğru oturup eğri konuşuyorsunuz!

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Eğri konuşup doğru oturalım. Şöyle: Bakın, evvela, bir iddianame bile hazır değil yani bu kişiler daha sanık bile değil. İddianame hazırlansın, ortaya çıksın, durumu görelim yani neticede tabii ki bir yolsuzluk varsa…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Daha “varsa…” Ne zaman yapılacak?

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Ben de malum İSKİ skandalından sonra İSKİ Genel Müdürü olan bir kişiyim. 2,5 milyar doları İSKİ skandalında geri ödedik maalesef. Daha sonra, Yuvacık Barajı’nda bu ülke 4,5 milyar dolar ödedi bakın, 4,5 milyar dolar, Yuvacık’ta.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Kanuni’nin veziri de yolsuzluk yapmış Sayın Bakan, onu da anlat. Kanuni’nin veziri de yolsuzluk yapmıştı, ona da bahane bul.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Bunlar sizi aklıyor mu Sayın Bakan, bunlar sizi aklar mı?

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Ayrıca, ben DSİ Genel Müdürü olduğum zaman 3,2 katrilyon TL, bunu, giden paraları geri aldık. Yani, şöyle yapalım: Tabii ki, elbette yolsuzluk yapan varsa…

ÖZCAN YENİÇERİ (Ankara) – Var, var…

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) –…bunun hesabı hem bu dünyada hem öbür dünyada görülür ama şu anda daha iddianame bile hazır değilken bu şekilde değerlendirmek yanlıştır.

Sayın Baluken, tabii ki, Bingöl Belediye Başkanı daha önce, biliyorsunuz, AK PARTİ‘deydi. Tabii ki, kendisi aday gösterilmediyse, biliyorsunuz, başka bir partiden aday oldu ama tabii ki, bu konuda bir iddiaları varsa…

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Yolsuzluk iddiaları var.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – …herhangi bir suç isnat ediliyorsa, savcılar ortada; dilekçe verilir, ona göre gerekli işlemler yapılır. Yani, şu anda, böyle bir iddia yok.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Partinizin de bir soruşturma yürütmesi gerekmiyor mu Sayın Bakan?

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Daha önce böyle demiyordunuz Sayın Bakan.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Karakoçan’daki suya gelince, hakikaten, biz, şu ana kadar, bütün illerin su meselesini kökünden çözdük ama şu anda ilçedeki durumu bilmiyorum, bakacağım, gerekirse hemen el atacağım.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Sekiz gündür su yok Sayın Bakan.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Biliyorsunuz, Bingöl’de bir heyelan oldu, isale hattıyla ilgili problem oldu. Hatta, şu anda, biz, Bingöl için yedek bir… Gerçekten, çok hızlı bir şekilde bir taraftan boruların imalatını yaptırıyoruz, bir taraftan ferşiyat, döşeme ihalesini yaptırarak Bingöl’e de çok kısa sürede ikinci bir hatla suyu getireceğiz.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Karakoçan’daki mesele bir an önce çözülürse… İnsanlar perişanlar.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Ben, şu anda, sizden alayım, neyse problemi -sizler, lütfen verirseniz- tabii, yardımcı oluruz çözmek için.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Hele, şu yeğenine de gel, yeğenine de.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) –Sayın Genç, bir defa benim akrabam on iki on üç yıllık çevre mühendisi, hafriyatla alakası yok, tamamen “çöp” dediğimiz katı atıkların bertarafıyla alakalı… Alakası yok. Bu konuda defalarca cevap verdik, hâlâ böyle saçma sapan bir iddiada bulunuyorsun, doğrusu yakıştıramadım.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Saçma sapan sen konuşuyorsun. Eğer, alnın açıksa araştıralım.

BAŞKAN – Sayın Genç, lütfen…

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Sayın vekilim, sizin hastanelerle ilgili…

BAŞKAN – Bakın, çok az zaman kaldı, diğer sorulara cevap veremeyecek.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Efendim, müsaade ederseniz…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Efendim “Saçma sapan konuşuyorsun.” diyor.

BAŞKAN – Anladım da, yani, bakın, cevap veremeyecek.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Biliyorsunuz; kamu-özel ortaklığı, yap-işlet-devret, yap-işlet metotları bütün dünyada uygulanan, hatta bizde bana göre çok geç kalınmış bir sistemdir bakın. Çünkü, bu, neticede, hakikaten çok kısa zamanda yapılıyor. Bu da Türkiye’de kamu-özel ortaklığına çok iyi bir misaldir. Bana göre, fevkalade.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Sayın Bakan hastane işinde olmaz, okulda olmaz.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Müsaade edin.

Bakın, daha önce, bundan bir iki ay önce, ben, Bitlis’e açılış merasimi için gitmiştim. Bitlis’te, hemen bizim su deposunun yanındaki hastaneyi gösterdiler, dediler ki: “Bu hastane, geçmişte temeli atılmıştı, on sekiz yılda bitmedi.”

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Siz bitirin, iktidarsınız.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) -Yani, bakın, görüyoruz, şehir hastaneleri gerçekten muhteşem bir sistemdir. Bakın, bir buçuk iki yıl içinde bütün Türkiye’de en az 15 tane ilde…

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Otuz yılı ipotek ediyorsunuz Sayın Bakan.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) - …muazzam bir hizmet verildiğini hep birlikte göreceğiz. Ya, millete hizmet versin yani neticede çok hızlı yapılıyor, bunu özellikle vurgulamak istiyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Sayın Bakan, otuz yılı ipotek ediyorsunuz. Yapmayın, bunun adı “hizmet” değil, bunun adı “hortum”dur. Yapmayın Allah aşkına!

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Bakan, bu savunmayı unutmayın, Yüce Divanda yaparsınız.

SUAT ÖNAL (Osmaniye) – Sen de hâkim mi olacaksın?

KADİR GÖKMEN ÖĞÜT (İstanbul) – Hep sen hâkim oldun ağabey şimdiye kadar, ne olmuş!

BAŞKAN – Süreniz doldu, daha sonra yazılı verirsiniz.

Maddeyi oylarınıza…

ENGİN ALTAY (Sinop) – Sayın Başkanım, çok kısa…

BAŞKAN – Evet.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

3.- Sinop Milletvekili Engin Altay’ın, Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun soru-cevap işlemi sırasında İSKİ skandalından bahsetmesi üzerine, yolsuzluğun yapıldığı dönemin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Nurettin Sözen’in skandala imza atan bürokratı yargıya teslim ettiğine ilişkin açıklaması

ENGİN ALTAY (Sinop) – Sayın Bakan bir İSKİ hatırlatması yaptı, çok da isabetli oldu, çok iyi oldu, teşekkür ediyorum kendisine. Ben de çok küçük bir hatırlatma yapmak istiyorum: İSKİ skandalının, yolsuzluğunun yapıldığı dönemin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Nurettin Sözen skandala imzasını atan bürokratın kulağından  tutup yargıya teslim etti ve şunu demedi, bu operasyonu yapan polisler için “Bunlar devletin içindeki çetelerdir.” demedi. Kayıtlara geçsin istedim.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

III.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 2014 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/832) (S. Sayısı: 506) (Devam)

2.- 2012 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı, 2012 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısına İlişkin Olarak Hazırlanan 2012 Yılı Genel Uygunluk Bildiriminin Su-nulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi, Maliye Bakanlığı ve İçişleri Bakanlığı Tarafından Sayıştaya Gönderilen Genel Faaliyet Raporları ile Bu Raporlara İlişkin Sayıştay Değerlendirmesini İçeren 2012 Yılı Faaliyet Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi, 2012 Yılı Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Baş-kanlığı Tezkeresi, 2012 Yılı Mali İstatistikleri Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/798, 3/1275, 3/1277, 3/1278, 3/1279) (S. Sayısı: 507) (Devam)

BAŞKAN – Oylarınıza sunuyorum maddeyi: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Diğer maddeyi okutuyorum…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, bana da sataştı, bana dedi ki: “Saçma sapan soru soruyorsun.”

İHSAN ŞENER (Ordu) – Durum tespiti yapmış.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Bakın, müsaade ederseniz, bunda sataşma var çünkü kendisi bu işte suçlu. Onu açıklayayım efendim.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) -Soru için söyledim.

BAŞKAN – Sayın Bakan “Ben Sayın Genç’i kastetmedim.” diyor.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Hayır, beni kastetti.

BAŞKAN – Ama söyledi canım. Ee, şimdi zorla mı? Allah Allah!

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Sayın Bakan, yakıştı mı?

BAŞKAN – Öyle beyanda bulunuyor.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Yüzü kızardı, yüzü kızardı!

KAMER GENÇ (Tunceli) – Tutanağı getirtin, tutanağı.

BAŞKAN – Beyanda bulundu. Ya, “Onu kastetmedim.” diyor, zorla mı? Zorla “Kastettin.” mi diyeceğiz?

KAMER GENÇ (Tunceli) – Efendim, yalan söylüyor. Tutanağı getirin.

BAŞKAN – Olabilir ama geri almış oldu. Aa, böyle şey olmaz!

AYTUĞ ATICI (Mersin) –Yakışmadı Sayın Bakan vallahi, hem söylediniz hem de “Söylemedim.” dediniz.

BAŞKAN - Evet, okuyun.

Yürürlük

MADDE 6- (1) Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

BAŞKAN – Madde de ne kadar kısaymış.

Madde üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Hatay Milletvekili Sayın Refik Eryılmaz.

Buyurunuz. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA REFİK ERYILMAZ (Hatay) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz bütçe kanun tasarısının yürürlük maddesi üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle Meclisi saygıyla selamlıyorum.

17/12/2013 tarihinde, sabahın erken saatlerinde, Türkiye, cumhuriyet tarihinin en büyük rüşvet ve yolsuzluk soruşturması haberleriyle uyandı. Türkiye'de deprem etkisi yaratan bu soruşturma, aynı zamanda bütün dünyada manşetlere konu olmuştur.

İstanbul Cumhuriyet Başsavcı Vekili tarafından düzenlenen operasyonlarda gözaltına alınanların sayısı 52’ye yükseldi. Yapılan operasyonlarda Ekonomi Bakanının oğlu, İçişleri Bakanının oğlu ve Çevre ve Şehircilik Bakanının oğlu gözaltında. Gözaltına alınanlar arasında AKP Fatih Belediye Başkanı, Çevre Bakanlığı Genel Müdürü, Çevre Bakanı danışmanı, Ekonomi Bakanının özel kalem müdürleri, iş adamları ve Halk Bankası Genel Müdürü de yer almaktadır.

AKP, ateş bacayı sarmış olsa gerek, operasyondan hemen sonra İstanbul Emniyetinin operasyon yetkilisi 12 üst düzey emniyet müdürünü görevden almıştır. Bu da yetmemiş olacak ki soruşturmayı yürüten savcı da görevden alındı.

Operasyonu yürüten savcı ve polis müdürlerinin görevden alınması, yolsuzluk soruşturmasının üstünü örtme çabasından başka bir şey ifade etmemektedir. Bu çaba beyhude bir çabadır, çünkü mızrak, çuvala sığmıyor artık. Ne yaparsanız yapın bu yolsuzlukların üstünü örtemeyeceksiniz. Şunu çok iyi biliniz ki halkımızın vicdanında mahkûm oldunuz. AKP, bu yolsuzlukların üstünü örtme telaşına düşmüştür.

Değerli milletvekilleri, adı geçen bakanlar, soruşturmaların sağlıklı yürümesi için derhâl istifa etmek zorundadır. Bugüne kadar bu bakanların istifa etmemiş olması bir siyasi skandaldır, Türkiye Cumhuriyeti tarihine kara bir leke olarak kaydedilecektir. Madem bakanlar, bu kadar ciddi iddialar, bilgi, belge ve kayıtlara rağmen siyasi erdemlilik gösterip istifa etmedi, o zaman görev Başbakana düşüyor. Başbakanın, soruşturmanın sağlıklı yürümesi ve sonuçlandırılabilmesi için adı geçen bakanları derhâl istifaya davet etmesi gerekiyordu. Ancak, Başbakan, devlet adamlığı ciddiyetiyle bağdaşmayacak bir tutum sergileyerek, bakanları istifa edeceğine, görevlilerini “devlet içinde devlet olmak”la ve “çete kurmak”la suçlayarak soruşturmaya açık bir müdahalede bulunmuştur.

Evet, ceza hukukumuzun temel ilkelerinden biri masumiyet karinesidir. Yani, sanığın suçluluğu ispat edilinceye kadar, diğer bir ifadeyle mahkeme kararı kesinleşinceye kadar herkes masumdur. Buna hiç kimsenin itirazı yok. Biz de bu aşamada kimseyi suçlu ilan etmiyoruz. Her ne kadar Balyoz, Ergenekon, milletvekillerinin yargılandığı davalarda sizler, yandaş basın ve medyanız, yargılanan sanıkları peşinen mahkûm etmeye kalkıştıysanız da bizler böyle bir anlayışın içinde değiliz. Ancak, bir yıldır teknik ve fizikî takip altında olan, somut bilgi, belge ve telefon kayıtlarıyla desteklenen bir yolsuzluk operasyonunda suçlanan bakanların o koltukta oturma hakkı yoktur. Siyasi ahlak, siyasi erdem bunu gerektiriyor. Yürütülen soruşturmanın selameti için bu bakanların istifa etmesi gerekiyor. Bu, siyasi etiğin bir gereğidir. Masumiyet karinesinin arkasına saklanarak soruşturmayı karartmaya, delilleri yok etmeye ve soruşturmaya gölge düşürmeye hiç kimsenin hakkı yoktur.

İçişleri Bakanı ve oğlu, somut belgelerle yolsuzluk ve rüşvetle suçlanıyor, soruşturmayı yürüten emniyet birimleri de İçişleri Bakanlığına bağlı. Bakan, koltuğunda oturmaya devam ediyor ve siz bu halktan soruşturmanın sağlıklı yapıldığına inanmasını bekleyeceksiniz değil mi?

Maalesef, Başbakan ve bakanların bu tavrı, Hükûmetin meşruiyetini dahi tartışma konusu hâline getirmiştir. Deliller, suçlamalar, iddialar, bilgi ve belgeler havada uçuşuyor. O bakanlar hâlâ koltuğunda oturuyor. Bunun adı pervasızlıktır ve millete saygısızlıktır. Hem bakanları hem de bu bakanları korumaya çalışan ve bugüne kadar görevden almayan Başbakanı istifaya davet ediyoruz.

Dün Başbakan, 17 Aralık operasyonuyla ilgili olarak “Bunlar bir nevi çetedir. Bunlar devletin içinde devlet olma gayreti içindedir. Bu örgütlenmeyi ortaya çıkaracağız, babamızın oğlu da olsa ortaya çıkaracağız.” gibi bir beyanda bulunmuştur. Ben bu konuşmanın neresini düzelteyim arkadaşlar? Sayın Başbakan, maalesef, şuursuzca saldırmakta ve ne konuştuğunu bilmemektedir. Bu “çete” diye suçladığınız kişi ya da kişiler kimler Sayın Başbakan? Bu suçlamalarınızla devletin bütün kurumlarını ve görevlilerini töhmet altında bırakmış olmuyor musunuz? Acaba “çete” olarak suçladığınız, yolsuzluk operasyonunu gerçekleştiren emniyet müdürleri ve savcıları mıdır? Bunları çete oluşturdukları gerekçesiyle mi görevden aldınız? Bunlar iddia ettiğiniz gibi bir çeteyse bunlara karşı herhangi bir suç duyurusunda bulundunuz mu?

Değerli milletvekilleri, Başbakanın görevi soruşturmayı yapan savcılara ve emniyet görevlilerine sahip çıkmak, korumak ve cesaretlendirmektir. Ancak, Başbakanın bunun tam tersi bir tutum içinde olduğunu görüyoruz. Bu, kabul edilemez. Bu durum halkımızın devlete olan güvenini sarsmaktadır. Bakanların bugüne kadar istifa etmemiş olması, kesinlikle kabul edilebilir bir durum değildir.

Basına yansıyan haberlerde, adı geçen her üç bakanın aynı dosyada gözaltına alınan Reza Zarrab diye birinden toplam 133 milyon TL rüşvet aldıklarına dair kamera kayıtlarının soruşturma dosyasına girdiği haberleri de yer aldı. İçişleri Bakanının oğlunun evinde yapılan operasyonda alınan görüntüler, âdeta, bir bankada operasyon yapılıyor görüntüsünü andırmaktadır. Para sayma makinesi, yüklü miktarda Türk lirası, dolar, euro ve rüşvetle ilgili dokümanlar, soruşturmada gözaltına alınan banka genel müdürünün evindeki kütüphanede de ayakkabı kutuları içerisinde saklanmış 4,5 milyon dolar para ele geçiriliyor. “Ayakkabılarla camilere girdiler.” diye gençlerimizi linç etmeye çalışan ve kıyameti koparanlar, anlaşılıyor ki o ayakkabı kutularıyla malı götürüyorlarmış.

Neye üzülüyorum biliyor musunuz? Kendi hırslarınıza ve kirli işlerinize çocuklarınızı da bulaştırdınız ya. O çocukları bile elinizden kurtarmak lazım çünkü çıkarcı, vurguncu sisteminizin ahlakını aşılıyorsunuz onlara. Gezi direnişinde milyonlarca gencimiz işte bu yüzden alanlara ve meydanlara indi arkadaşlar. Size inanmadıkları için gencecik bedenlerini size değil toprağa emanet ettiler. Anlaşılan o ki, rant ve çıkar, ideolojilerin hatta inançların da önüne geçmiştir. Bu yolsuzluk manzarası, dinin ülkemizde nasıl siyasete alet edildiğini ve bunun üzerinden nasıl çıkar elde edildiğini de göstermiştir.

Sevgili Peygamberimiz Hazreti Muhammed’in bir sözünü bir kez daha burada hatırlatmak istiyorum: “Haksızlık karşısında susan, dilsiz şeytandır.” Ben de soruyorum değerli arkadaşlar: Bu yolsuzluklardan, rüşvetten daha büyük bir haksızlık olabilir mi? Ne zaman konuşacağız arkadaşlar?

Değerli milletvekilleri, başka ülkelerde, bırakın yolsuzluk ve rüşvet suçlamasına maruz kalmayı, en basit suçlamalara maruz kalan siyasilerin dahi nasıl siyasi etik kurallarına uyarak istifa ettiklerini de görüyoruz. Japonya’da depremde halkına zamanında su götüremedi diye intihar eden siyasileri de gördük, Bulgaristan’da “Polisin insanları dövdüğü bir Hükûmette yer almayacağım.” diye istifa eden başbakanları da gördük, Letonya’nın Başkenti Riga’da 54 kişinin ölümüyle sonuçlanan süpermarket çatısının çökmesi olayında hiçbir kusuru olmadığı hâlde istifa eden başbakanları da gördük. Bizde ise Türkiye'nin çatısı çöktü, bırakın istifa etmeyi, bu operasyonu yürüten savcı ve emniyet müdürlerine yönelik operasyonlar düzenleniyor.

Halk Bankası Genel Müdürünün evinde yapılan aramada ayakkabı kutuları içinden eğer milyon dolarlar çıkıyorsa İsviçre bankalarından Allah bilir ne paralar, dolarlar çıkar.

“Asrın soygunu” diye tanımladığımız Deniz Feneri davası savcılarının başına…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

REFİK ERYILMAZ (Devamla) –…gelenler maalesef bu soruşturmayı yürüten savcı ve emniyet müdürlerinin de başına gelmeye başladı.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından “Kutu, kutu” sesleri)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

REFİK ERYILMAZ (Devamla) – Bu ayakkabıyı da değerli arkadaşlar… Sayın  Başbakanımız siyasete girdiği zaman “Ben yırtık ve delik ayakkabıyla siyasete girdim.” demişti. Şu anda dünyanın en zengin başbakanlarından biri, Allah versin…

SUAT ÖNAL (Osmaniye) – Şov yapma, densizlik yapma.

İSMAİL AYDIN (Bursa) – Burası tiyatro değil.

REFİK ERYILMAZ (Devamla) –…ve anlaşılan o ki bu ayakkabı kutularından deste deste dolarlar da çıkmaya başlıyor. Bu ayakkabı kutuları nelere kadirmiş?

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın  Eryılmaz.

Sayın  Eryılmaz, süreniz bitti, teşekkür ederim.

Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına Muş Milletvekili Sayın  Sırrı Sakık.

Buyurun. (BDP sıralarından alkışlar )

BDP GRUBU ADINA SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; ben de hepinizi saygıyla sevgiyle selamlıyorum.

Bugün 19 Aralık. 19 Aralık, Kahramanmaraş’ta, otuz beş yıl önce, masum insanların katledildiği bir gün ve bugün o mağdurların yakınları Türkiye’nin dört bir tarafından, Avrupa’dan, Amerika’dan gelip, Kahramanmaraş’ta ölenlerin ruhunu şad etmek adına orada bir eylem koyacaklar, devleti geçmişle yüzleşmeye davet edeceklerdi ama ne yazık ki Kahramanmaraş Valisi, durumdan vazife çıkararak o mağdurların bu talebini yerine getirmedi. Eğer, Kahramanmaraş’taki katliamla biz karşılaşmış olsaydık, yüzleşmiş olsaydık, Sivas olmayacaktı, Çorum olmayacaktı, Gazi olmayacaktı, Roboski olmayacaktı, emin olun bugünkü konuşulan bu konuların hiçbiri olmayacaktı. Çünkü, hepsinin üstünü örttük, muhaliflerimize karşı ne yapıldıysa hepsine “Hak ettiler.” dedik ve  sırtımızı döndük.

İkinci bir olay, yine 19 Aralık 2000 yılında, cezaevinde tutsak olan 30 devrimcinin katledilişidir. Aradan on üç yıl geçti, cezaevinde -tırnak içinde-“ Hayata Dönüş Operasyonu” başlattılar, 30 tane genç devrimci katledildi, 2 tane de asker yaşamını yitirdi; onların failleri yok ortada. Hukuk devletinden bahsediyoruz ve bizim namusumuz olup, bunları gözaltına alıp tutukladığımızda “Artık devletin himayesindedir.” dediğimiz insanlar içeride katlediliyor. O dönemin iktidarları emir veriyor ama iktidarla ilgili bir tek soruşturma yok, o dönem görevde olanlarla ilgili bir tek soruşturma yok.

O dönem eylemlerde bulunan, o operasyonun bizzat içinde olanlar, şimdi itirafta bulunuyorlar. Aynen şunu söylüyor, diyor ki görevli A.S.: “Operasyon sonucunda çok sayıda özellikle DHKP-C’li tutsaklar ve hükümlüler hayatlarını kaybetmişlerdi. Bayan arkadaşlar dışarı çıkmak istiyordu ama yetkililer müsaade etmiyordu. Onları içeri tıktılar ve içeride alevler içerisinde çığlıkları yükseliyordu. Ben, böyle bir vahşet görmedim. İtfaiye vardı orada, itfaiye müdahale etmiyordu. Devlet oradaydı, devlet de müdahale etmiyordu. Biz müdahale etmeye kalkışıyorduk, amirlerimiz bizi engelliyorlardı. Sonra, yetkililer, alev topu gibi yananlara sözüm ona ıslak battaniyeler atıyorlardı kendilerini kollayıp korusunlar diye. Sonra anladık ki battaniyeler atıldığında daha yakıcı, bu battaniyelere sarınanlar ateş topu gibi oluyorlardı.”

İşte, böyle bir katliamla on üç yıl önce Türkiye karşılaştı. Ne yazık ki bugün Parlamentoda, bakıyorum, hiç kimsenin umurunda değil, bir kayıkçı kavgasıdır devam ediyor gidiyor. “Siz şunu yaptınız, biz bunu yaptık.” Vallaha, geçmişten bugüne kadar bütün iktidarlar kirlidir; açık ve net söylüyorum. Şu koltukların dili olsa, şu bakanlıkların dili olsa, eski hükûmetlerin ve bugünkü hükûmetlerin neler yaptığını, bir dili olsa konuşsa. Böyle ahlaktan, böyle demokrasiden gelip buralarda ders verenlerin hepsini tanıyoruz, hepinizin sicilini biliyoruz! Ama siz, halka karşı suç işlediniz, halka karşı suç işlenirken de ortaklaştınız. Muhalifleriniz Kürtlerse, devrimcilerse, Alevilerse “Oh oldu!” dediniz ve onun için siz bu konuda suçsuz değilsiniz.

Sevgili arkadaşlar, bakın, ben burada bunu gündeme getirdiğim için, o dönemin Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürüyle ilgili bu kürsüde sarf ettiğim sözlerden dolayı… O dönemin katilleri yok ortada, sorumlular var; hâlâ ellerini, kollarını sallıyor ve bu Parlamento o dönem, Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürü olan adama plaket veriyor, bu Parlamento plaket veriyor. Ben, Parlamento adına plaketi geri istediğim için hakkımda dava açtılar, 15 milyara yakın mahkûm oldum. Yargı yok, zaten Kürtler olunca anında, beş gün içerisinde mahkûmiyet oluyor ama aynı yargı… Mesela, evet, Bolu’da bir gazete, açık ve net olarak şunu söylüyor, manşet haberler yapıyor ve bizim bütün resimlerimizi, Demokratik Toplum Partisinin milletvekillerinin resimlerini ön sayfaya koyuyor: “Ey Türk, senin düşmanların bunlar. Eğer, bir asker öldürülürse bunların hepsini öldürme hakkına sahipsiniz.” diyor. Biz dava açıyoruz. Ne oluyor biliyor musunuz? Savcı, takipsizlik kararı veriyor. Bir üst mahkemeye başvuruyoruz. Üst mahkeme de aynı şeyi söylüyor: “Bu, bir düşünce özgürlüğüdür.” diyor, aynı karara imza atıyor. Bakın, “öldürün” diyor, çünkü burada yargılananlar Kürtler, hedef gösterilenler Kürtler, öldürülmesi gerekenler Kürtler. “En iyi Kürt, ölü Kürt’tür.” mantığıyla yargı böyle bakıyor.

Bu sıralardan bize hakaretler oldu: Kimi bize –bağışlayın, demek zorundayım- “it oğlu it” dedi, kimi “şerefsiz” dedi. Biz de kalktık yargıya gittik, dedik ki: “Açık, net. Tutanaklarda var, kayıtlarda var.” Dava açtık. Hâkimler ve savcılar ne dedi biliyor musunuz?  “Bu, bir düşünce, ifade özgürlüğüdür.” dedi. Şimdi, böyle bir hukuk, muhaliflerinize olduğu için ölüm emri veriliyor, sesiniz çıkmıyor; yargı, yargılığını bırakıyor, militanlık yapıyor, sesiniz sedanız çıkmıyor. Bize düşen tek şey, ne yapabiliriz? Biz de hepsini üst üste koyduk, bize söyleyenlere bin kat iade ettik, o gruba da ettik, bu gruba da ettik ve sonra döndük ne yaptık? Vallaha, buradan paketleyip bu konuda karar veren o hâkimlere, savcılara aynısını bin kat iade ettik.

Şimdi, böyle bir ülkede yaşıyoruz. Şimdi, gelip bizim bu olaylardan yeni bir şey çıkarabiliriz sevgili arkadaşlar. Ne yapabiliriz? Bu geçmişimizle yüzleşerek geleceğimizi birlikte inşa edebiliriz. Ne yapabiliriz? Tarih bize fırsatlar sunuyor. Bu yapıyla bu ülke yönetilmiyor çünkü sizin yapınız ret ve inkâr üzerine inşa edilmiş; Anayasa’nız, yasanız öyle, yargınız öyle, ordunuz öyle. Bir bütün olarak düşmanlık üzerine inşa edilen kurumlar, yargılar bu ülkede adaleti ve huzuru sağlayamazlar. Bütün Parlamentoya: Bu olayları, son günlerde yaşadığımız olayları dâhil ederek, gelin, birlikte evrensel hukuku hayata geçirelim; gelin, birlikte Siyasi Partiler Yasası ve Seçim Kanunu’nu değiştirelim, bu siyasi parti liderlerinin, bu diktatörlerin saltanatına son verelim. Milletvekili özgürce çıksın “Ben halkın vekiliyim.” desin. Vekil, partinin sayın genel başkanının vekili; hâkim, militan hâkim; ordu, militan ordu. E, şimdi böyle militanlıkların kol gezdiği bir coğrafyada siz hiçbir şeyi inşa edemezsiniz.

İşte, hayat size bir fırsat sunuyor. Gelin, birlikte evrensel hukuku hayata geçirelim, kendimize uygun bir hukuk sistemini değil. Türkiye'nin en büyük sıkıntısı o. Her seferinde “Türkiye'nin özgül” koşulları var, efendim, biz Anayasa’yı bu şey…” Evrensel hukuk vardır. Evrensel hukuku hep birlikte inşa edelim, hepimizin ortak Türkiye’sini birlikte yaratalım. Yani, hep deriz ya “empati” vicdanlarımıza karşı sanık sandalyesine oturalım. Bu ülkede nerede nasıl bir eksiklik yaptım? Ve dönelim empati yapalım -yani Türkçesi “Kendini benim yerime koy, ben de kendimi sizin yerinize koyayım.” ve Kürtçesi (…)(x)- ve bu empatiden bir sempati oluşturalım. Biz bugüne kadar nerede, nasıl bir yanlışlık yaptık, bu halka karşı nerede günah işledik, hepimiz çıkıp bir öz eleştiride

                                         

(x) Bu bölümde Hatip tarafından Türkçe olmayan kelimeler ifade edildi.

 bulunalım. Yoksa kayıkçı kavgası, yoksa böyle olaylarda akbabalara dönüşerek buralardan siyaseten nemalanmak bu ülkeye hiçbir şey kazandırtmaz. Hepimiz çıkıp bir öz eleştiride bulunacağız, hepimiz diyeceğiz ki: “Kardeşim, evet, bugüne kadar biz evrensel hukuka uygun bir hukuk inşa edemedik, Türkiye halklarından özür diliyoruz, acı duyan ve acılı yıllar yaşayan halkların hepsinden özür diliyoruz.” O zaman demokrasimiz yol alır, o zaman hepimiz birbirimize kenetleniriz. Buna varsanız, biz de varız.

Bir barış süreci devam ediyor ve bu barış sürecinin ruhuna uygun bir yasal düzenlemenin de kaçınılmaz olduğunu diliyor, umuyorum ve son konuşmamız olduğu için ülkemize hayırlı olmasını diliyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Adana Milletvekili Sayın Seyfettin Yılmaz, buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Sayın milletvekilleri, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Konuşmama başlamadan önce, yeni haber aldık, İstanbul Milletvekilimiz Engin Alan’ın annesi rahmetli olmuş, Cenab-ı Allah’tan rahmet diliyorum.

Konuşmama da bir hadisi şerifle başlamak istiyorum. Peygamber Efendimiz sahabeyle sohbet ediyor ve bu sohbetinde diyor ki: “Zalimlere yardımcı olun.” Sahabe “Nasıl ya Resulullah?” dediğinde, Peygamber Efendimiz diyor ki: “Onların zulmetmelerini engelleyin. Onları makamlara, önemli görevlere, yetkili yerlere getirmeyin ki daha fazla zulmetmesinler. Zalimler de cehenneme girmesin, onların da cehenneme girmesini istemem, zulmetmesinler ki cehenneme girmesinler.” Bunu, hadisi şerifi ifade etmek istiyorum.

Şimdi, bu bütçe meşru değil arkadaşlar ama burada Maliye Bakanının olması gerekiyordu, Orman Bakanı var. Ben, Orman Bakanlığındaki iddialarla ilgili kendisine söylediğimde Orman Bakanlığındaki iddialara cevap veremeyen bir bakanın Maliye Bakanlığıyla ilgili söyleyeceklerime nasıl cevap vereceğini merak ediyorum.

Şimdi, size bir skandaldan bahsetmek istiyorum. Bu bütçe meşru değildir değerli arkadaşlar. Şimdi getirdiğim iddiaların gerek Hükûmet tarafından gerek AKP Grubu tarafından aksi ispat edilmezse, bu bütçenin meşru olmadığını açıkça ifade ediyorum.

Niye söylüyorum? Bakın, Sağlık Bakanlığının 2012 yılı harcamalarından 2,5 milyar yani 2,5 katrilyon bütçe giderleri arasına alınmadı. Bu durum, Türkiye'nin 2012 yılı bütçe açığının 2,5 milyar lira yani 2,5 katrilyon daha düşük gösterilmesine sebep oldu. Sayıştay ise bu gayriyasal uygulamayı 2012 Yılı Genel Uygunluk Bildirimi’ne almayarak görmezden geldi. Sayıştayın en önemli raporlarından biri, Anayasa’da yer alan Genel Uygunluk Bildirimi”dir. Bu bildirimle Sayıştay, kamu idarelerinin hesaplarının, başta yılı bütçe kanunu olmak üzere, kanunlara uygunluğunu genel anlamda irdeler ve uygun olmayan sonuçları Meclise raporlar. Ancak, kamu idarelerinden biri olan Sağlık Bakanlığına ilişkin genel kritik bir husus bu rapora alınmamıştır.

2012 Yılı Denetim Raporu’nda denetçiler, kamu idarelerinin Toplu Konut İdaresi Başkanlığına protokol karşılığında yapım işi yaptırma uygulamasının yaygın hâle geldiğine dikkat çektiler. Buna göre, söz  konusu uygulama, Sağlık Bakanlığı, Millî Eğitim Bakanlığı, Millî Savunma Bakanlığı, üniversiteler gibi  kamu idareleri tarafından sıklıkla kullanılır hâle gelmiştir. Ancak, uygulamanın kimi sonuçları, devletin mali hesap ve raporlarına güveni sarsacak şekildedir. Sağlık Bakanlığının Toplu Konut İdaresi Başkanlığına protokol karşılığında yaptırdığı hastane ve sağlık tesislerine ilişkin Toplu Konut İdaresine aktardığı 2,5 milyar liralık harcamanın bütçe gideri olarak muhasebeleştirilmediği denetçiler tarafından raporlanmıştır. Buna göre, Sağlık Bakanlığı 2012 yılı harcamalarını 2,5 milyar lira daha düşük göstermiştir.

Türk ekonomisine kredi veren kreditörler, Türk ekonomisine puan veren derecelendirme kuruluşları genelde Türk Hükûmetinin, özelde Sağlık Bakanlığının 2012 yılında 2,5 milyarlık tasarruf ettiği, mevcut performansını 2,5 milyar lira daha düşük harcamayla gerçekleştirdiği bilgisine göre hareket etmektedirler yani iç ve dış kamuoyu Türkiye'nin 2012 yılı bütçe açığını olduğundan 2,5 milyar lira daha düşük olarak bilmektedir. Toplu Konut İdaresi Başkanlığı yaptığı hastane ve sağlık tesislerini Sağlık Bakanlığına devrettiğinde bu tutar bütçeye toplu olarak yansıyacaktır. Böylece, gerçekte 2012 yılında yapılan bütçe gideri 2014 ya da 2015 yılı bütçe gideri olarak gözükecektir. Bu yıllara kadar bu rakam daha da büyüyecektir.

2,5 milyar liralık harcamanın neden gizlendiğini bu Hükûmetin veya Sağlık Bakanlığının makul şekilde açıklaması gerekiyor. Böylece 2012 yılı mali tablolarının şeffaf olmadığı görülecektir. Sayıştayın 2012 Yılı Genel Uygunluk Bildirimi’nin de doğru olmadığı ortaya çıkacaktır. Bu yanlış uygulamayla Türk devlet yönetimi iç ve dış kamuoyunda güven kaybedecektir. Oysa, güven günümüz ekonomilerinin üzerine inşa edildiği iki tılsımlı sözcükten biridir, diğeri ise istikrardır. Güven kaybolunca istikrar da kaybolur ve açılan kapılar bir bir kapanır. Bütçe hesaplarında yapılan 2,5 milyarlık bir hata, Türk Hükûmetine olan güveni sarsabilecek, önemli büyüklükteki bir bütçe açığıdır.

Acaba, yapılan bu gizleme TOKİ’yle çalışan Millî Eğitim, Millî Savunma, Çevre ve Şehircilik bakanlıklarında da var mıdır? AK PARTİ’nin övündüğü diğer ekonomik göstergelerde bu tarz ustalık gerektiren ayarlamalar mı yapılmaktadır?

Evet, zamanım daralıyor ama TOKİ’ye bu kadar dokunulmazlık yapılmasının sebeplerini, işte, birer birer bugün gelinen uygulamalarla görüyoruz.

Değerli arkadaşlar, biraz önce söylediğim gibi, eğer güven kaybolursa istikrar da kaybolur. Bütün konuşmacılar söyledi, bugün geldiğimiz nokta, artık tuzun koktuğu noktadayız. Bu kürsülerden -iki buçuk yıldır milletvekiliyim- birçok iddiayı dile getirmemize rağmen hepsinin üzerini kapattınız. İşte, Orman Bakanı burada, “Toprak dökümünde usulsüzlük var.” dedim, iddialıyım, bir gün o da çıkacak. Ne söylerse söylesin Sayın Bakan, o toprak dökümünde milyarlarca dolarlık usulsüzlük var.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Yapma Allah aşkına.

SEYFETTİN YILMAZ (Devamla) – “Yapma.” diyor.

Bir kişi, oraya özel kalemden kardeşinin oğlunu getirecek, ağabeyinin oğlunu özel kalemden açıktan atamayla atayacak, ondan sonra da toprak döküm işini oradan, Orman Bölge Müdürlüğünden İstanbul Büyükşehir Belediyesine verecek ve kardeşinin oğlunu da oraya geçirecek, ondan sonra da “Yapma ya.” diyecek. Adalet… Allah’ın adaletinden kurtuluş yok.

Bakın, bunları uyardık, Çanakkale Şehitliği’ni uyardık, tek cevap yok.

Müsteşarla ilgili dedim ki: “Yahu, ihmali vardır.” Bakın, müfettiş raporları var, savcılık iddianamesi var. Ama ne oldu? 2 müfettiş raporunu kabul etmedi, 1 müfettiş görevlendirdi ve ne yaptı? O müfettiş bu olayı kapattı. Peki, bu müfettişin -buradan soruyorum- görevlendirdiğin müfettişin taraflı karar verdiğiyle ilgili mahkeme kararı var mıdır, yok mudur? Şimdi, bunların olduğu yerde…

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Hakkında tazminat davası açıldı.

SEYFETTİN YILMAZ (Devamla) – Saklayabilirsiniz, bu milletten saklayabilirsiniz ama Cenab-ı Allah’tan…

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Hakkında tazminat davası açıldı, merak etme.

SEYFETTİN YILMAZ (Devamla) – Görüşeceğiz tazminatta. Allah’a şükür, ben 10 milyar lira tazminat davasını da kazanacağım, verirsem de anamın ak sütü gibi helal maaşımla vereceğim.

Evet, şunu söylüyorum: Allah’ın adaletinden kurtuluş yoktur. Bakın, Allah’ın adaletinden kurtulamayız, mahkemelerden kurtulabiliriz. Bugün, masumiyet karinesine inanıyoruz. Birilerine yapılırken buradan ağzınıza geleni söylediniz, kırk yıl öncesine gittiniz, elli yıl öncesine gittiniz. Biz o zaman, Milliyetçi Hareket Partisi olarak, grup olarak yine dimdik durduk, bugün de dimdik duruyoruz.

Masumiyetlerine nasıl inandırırsınız? Açık söylüyorum. Şimdi bir soruşturma var. Bu soruşturmayı yapan polisleri görevden alırsanız, Türkiye'nin her tarafında emniyet amirlerini, şube müdürlerini görevden alırsanız, o savcıların yanına 2 savcı daha verip dün göklere çıkardığınız Zekeriya Öz’ün yetkilerini alırsanız ve bu işi de şuna getirirseniz, yani “Bir devletin temelleri dinamitleniyor. Bu, Türkiye Cumhuriyeti’ne karşı yapılan bir operasyondur; bu, Başbakana karşı yapılan bir operasyondur.” derseniz milletin vicdanında aklanamazsınız. Açık söylüyorum, milletin vicdanında aklanamazsınız. Bırakın… Türk yargısına, Türk hâkimine, Türk adaletine, Türk emniyetine bütün olumsuzluklara rağmen güvenmek zorundayız. Yargı da bizim, emniyet de bizim, devlet de bizim. Ama bunu yaparsanız belki kurtulacaksınız.

Şimdi, düşünülebiliyor musunuz, İçişleri Bakanının hakkında öyle iddialar var -iddia ediyorum- ama o İçişleri Bakanının talimatıyla siz polisleri görevden alırsanız bu millet sizin doğruluğunuza, dürüstlüğünüze nasıl inanacak? Milletin vicdanında aklanabilir misiniz?

Ben, yazın, Aladağ’ın Gerdibi köyündeydim. İki saat, üç saat, oradaki vatandaş sizin doğruluğunuzla ilgili beni ikna etmeye çalışıyordu. Gücünüze güvenmeyin. O Gerdibi’ndeki anamın duası sizi de yerle bir eder. Açık ve net söylüyorum, o duayla gidersiniz; o duayla gidersiniz, bunu iyi bilin.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SEYFETTİN YILMAZ (Devamla) - Elinizi vicdanınıza koyun. Hep beraber doğrudan yana olalım, hep beraber haktan yana olalım.

Saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Yılmaz.

Şahıslar adına İstanbul Milletvekili Sayın Ahmet Berat Çonkar.

Buyurunuz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AHMET BERAT ÇONKAR (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2012 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın 6’ncı maddesinde şahsım adına söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi ve bizleri izleyen aziz milletimizi saygıyla selamlıyorum.

Gündemdeki yolsuzluk iddialarıyla ilgili AK PARTİ’nin tutumu nettir. Her kim yanlış yapmışsa hukuk ve millet önünde hesabını vermelidir, bedeli neyse ödenmelidir. Bununla birlikte yolsuzluk iddiaları üzerinden farklı manipülasyonlarla Hükûmetimize ve ülkemize yönelebilecek art niyetli komplo ve operasyonlara karşı da milletçe aynı şekilde hassasiyet içinde olmamız gerektiğine inanıyorum.

Sözlerime başlarken, Hükûmetimizce hazırlanan 12’nci bütçenin hayırlı olmasını temenni ediyorum. İnanıyorum ki bu bütçe de daha önce hazırlanan ve uygulanan 11 bütçe gibi başarılı ve yüksek performanslı olacak, istikrarımızı pekiştirecek, milletimizin refahını artıracaktır.

Değerli milletvekilleri, Türkiye’miz, son on yılda, gerek ekonomi gerekse demokrasi ve özgürlükler açısından çok gelişti. Gücüne güç, itibarına itibar kattı. Hükûmetimiz millî iradenin tam anlamıyla hâkim kılınabilmesi yolunda büyük ve samimi bir mücadele verdi. Çok ağır süreçlerden geçen AK PARTİ hükûmetleri, milletimizin hakemliği ve kendisine verdiği güçlü destekle, vesayetçi anlayışı tasfiye etme, demokrasiyi, hak ve özgürlükleri yükseltme yolunda büyük başarılar elde etti. Ülke ve Hükûmet olarak yaşadığımız tecrübeler bize gösterdi ki huzur varsa, istikrar varsa, güven ve emniyet varsa bir ülke ekonomik açıdan büyüyebilir, millet refaha kavuşabilir. Tek parti dönemlerinde, koalisyon hükûmetlerinde, darbe süreçlerinde, siyasi istikrarsızlık dönemlerinde ekonomimiz kan kaybetmiş, maalesef, ülkemiz ve milletimiz çok ağır bedeller ödemiştir. Yasakların, yolsuzluğun, yoksulluğun çığ gibi büyüdüğü, demokrasinin kurallarının işlemediği, millî iradenin vesayet altına alındığı yıllar hamdolsun artık geride kalmıştır.

Değerli arkadaşlar, maalesef, geçmişi çok çabuk unutuyoruz. Başbakanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın liderliğinde AK PARTİ’nin hükûmete geldiği günlerden bugüne ekonomik alanda neler değişti, birkaç başlığı sizlerin ve halkımızın dikkatlerine sunmak istiyorum. Bir kez de ben vurgulamak isterim ki, AK PARTİ hükûmetlerinin bütçeleri faiz bütçeleri değil hizmet bütçeleri olmuştur. Milletimizin sırtında yük olan, toplanan vergilerin zaman zaman faiz ödemelerini dahi karşılayamadığı bütçeler AK PARTİ iktidarlarıyla geride kalmış, ülkenin gelirleri rant lobilerine değil, halkımızın hizmetine sunulmuştur. İktidara geldiğimizde, toplanan vergilerin yüzde 86’sı faiz ödemelerine gidiyordu. Bugün bu oran yüzde 13-14’lere düştü. Eğer eski düzen devam etseydi Türkiye’nin 640 milyar lirası faiz ödemesine gidecekti. Çift haneli, zaman zaman 3 haneli rakamlara çıkan enflasyon bugün yüzde 6’lara düştü. Merkez Bankasının rezervi 27,5 milyar dolardan 135 milyar dolara yükseldi. 36 milyar dolar olan ihracat 153 milyar dolara ulaştı.

BÜLENT BELEN (Tekirdağ) – İthalat kaça çıktı, ithalat, onu da söyle!

AHMET BERAT ÇONKAR (Devamla) – Ülkemizin millî geliri 230 milyar dolardan 782 milyar dolara, kişi başı millî gelirimiz 3 bin dolarlardan 11 bin dolarlara çıktı.

Değerli arkadaşlar, 1 milyar dolar kredi için ülkemize talimatlar yağdıran IMF’ye olan 23,5 milyar dolar borcu Hükûmetimiz sıfırladı. IMF’ye borç verme noktasına geldik. Nüfusumuzun yüzde 71’i sosyal güvenlik kapsamındayken bugün bu oran yüzde 99’dur. Vergi gelirlerinden 4 milyar 750 milyon lira pay alan belediyelerin payı bugün 35 milyar liraya çıktı. Fona devredilen bankalar kanalıyla devlete ve millete yüklenen 111 milyar liralık zarar hükûmetlerimizce ödendi. Eğitime ayrılan kaynak 2002’ye göre 7 kat arttı. Savunma sanayimizin başını çektiği pek çok mega proje hayata geçirildi, birçoğunun da çalışmaları devam ediyor.

Değerli milletvekilleri, bütün bunları, Başbakanımızın liderliğindeki AK PARTİ hükûmetleri milletimizin verdiği büyük destekle ve milletimizle omuz omuza gerçekleştirdi. Başarı milletimizin başarısıdır.

Görüyoruz ki halkımız, millete rağmen değil millet için siyaset yapan, millî iradeye saygılı, gece gündüz demeden özveriyle çalışan Başbakanına ve onun hizmetlerine sahip çıkıyor. Vesayetçi odakların içerideki temsilcileri ve dış bağlantıları, Sayın Başbakanımızla ve AK PARTİ’yle halkımızın arasını açamayacak, gönül köprüsünü yok edemeyecektir. İnanıyorum ki AK PARTİ, aziz milletimizin desteğiyle, geçmişte olduğu gibi bundan böyle de her alanda yeni başarılara imza atacak, daha huzurlu, daha müreffeh bir Türkiye ve dünya için milletimizle birlikte geleceğe yürüyecektir.

Bütçenin hayırlı olmasını diliyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Kahramanmaraş Milletvekili Sayın Mesut Dedeoğlu.

Buyurunuz. (MHP sıralarından alkışlar)

MESUT DEDEOĞLU (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2014 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı’nın üzerine şahsım adına söz aldım. Yüce heyetinizi saygılarımla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, hazırlanan bu bütçe 2014 yılı ve 2013 yılından daha zor geçecek gibi gözüküyor. Ülkemizde, hemen hemen her alanda sorunlar artarak devam etmektedir. Türkiye neredeyse taşeron işçi cennetine dönüşmüştür. Sosyal haklardan mahrum ve sendikasız bir şekilde çalışmaya mahkûm edilen taşeron işçi sayısı her geçen gün artmaktadır. Kamu kurum ve kuruluşlarında 585.788 ve özel sektör kesiminde ise 419.466 kişi taşeron olarak çalışmaktadır. Ülkemizde taşeron işçiliğinin en yaygın olduğu sektörler arasında temizlik ve inşaat sektörü gözükmektedir. 417 bin kişi temizlik sektöründe çalışırken inşaat sektöründe taşeron işçilerinin sayısı 318 bine çıkmıştır. Taşeron işçilerinin iş güvencesi ve sosyal haklarına yönelik mutlaka bir çalışma yapılmalıdır. Bunlar devlette çalışmak üzere kadro beklemektedir.

Ülkemizde pek çok iş sektörü istihdam ve üretim için teşvik ve destek de beklemektedir. Protestolu senet sayısı 2013 yılının ilk sekiz ayında geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 7,4 oranında artarak 724 bin adede yükselmiştir. Protestolu senet tutarı ise yüzde 20 artışla 4 milyar 904 milyon lira olmuştur.

Bütçede istihdama ve üretime daha fazla kaynak ayrılmalıdır. Sanayinin rekabet gücü artırılmalı ve sanayi kesimine ucuz enerji mutlaka sağlanmalıdır. Ülkemizde yaşanan işsizliği önlemenin tek yolu yalnızca sanayiden ve üretim artışından geçmektedir. Bu sağlanmazsa bütün bu yaşanan sorunlar daha da derinleşir, yeni sosyal patlamalara yol açar.

Ülkemizde hemen hemen her alanda sıkıntı devam etmektedir. Bu nedenle, eğitim, sağlık ve sosyal güvenlik gibi alanlara da daha fazla kaynak ayırmak mecburiyetindeyiz.

Tarım ve hayvancılık desteklenmeli ve bu alana ayrı bir önem verilmelidir. Köylümüz el emeğinin ve alın terinin karşılığını almalıdır. Bugün bunların hiçbirisi yapılmış değildir.

Tarım ve hayvancılık alanında işler iyiye gitmemektedir. Tarım ve hayvancılık alanında maalesef ki ithalatlar başlamış ve artarak da devam etmektedir. Türkiye tarihinde ilk kez, canlı hayvan ve saman ithaline başlanmıştır. Yüksek vergiler tarım ve hayvancılık alanında  girdi fiyatlarını maalesef ki çok yüksek oranda artırmıştır.

Eğitim alanında sürekli olarak yeni sistemler denenmektedir. Hükûmet, okul, öğretmen ve derslik açıklarına çözüm bulmak yerine, kapatmak için dershanelerin kapısına dayanmıştır. Yöneticiler ve öğretmenler, yine, hiçbir dönemde olmadığı kadar, bu dönemde sıkıntı yaşamaktadırlar. Yöneticiler rotasyona uğramış ve atanamayan öğretmenlerimizden intihar edenler olmuştur.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; dış politika, ekonomi, tarım ve hayvancılık, eğitim ve pek çok alanda olduğu gibi sağlık alanında da ülkemizde çok büyük sıkıntılar yaşanmaya devam edilmektedir. Hastanelerde kuyruklar uzamış, küçük operasyonlar için bile hastalar hâlen büyükşehir hastanelerine gitmeye devam etmektedir. Hastalardan muayene, katkı, katılım, reçete ve ilaç gibi çok sayıda yeni ücretler alınmaya başlanmıştır. Hükûmet bütün bu sorunlara en kısa sürede çözüm bulmak zorundadır.

Milletimizin büyük bir çoğunluğu geçim sıkıntısı içerisinde yaşamaktadır. Sosyal yardımlardaki artışın tek nedeni de milletimizin içine düştüğü geçim sıkıntısı ve rey alma politikasıdır.

Bu bütçenin her şeye rağmen yüce Meclise hayırlı olmasını diliyor, yüce heyetinizi saygılarımla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Soru-cevap işlemine geçiyorum.

Sayın Belen…

BÜLENT BELEN (Tekirdağ) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

İstanbul Milletvekilimiz Engin Alan’ın annesi vefat etmiştir. Merhumeye Allah’tan rahmet, ailesine sabırlar diliyorum.

Komşumuz olan ve benim ailemin de 1938 yılında göç edip geldiği Bulgaristan’da, geçtiğimiz ay Bulgaristan Başbakanı soydaşlarımızdan, 1989 öncesi Türklere yapılan zulüm, işkence ve ölümlerle sonuçlanan zorla isim değiştirme hadisesinden dolayı özür diledi. Fakat bu yeterli etkiyi göstermemiş olacak ki geçtiğimiz günlerde Varna ili Belediye Meclisi, 2013 yılının son toplantısında il genelinde toplam 215 adet yerleşim yerinin Türkçe olan adlarını Bulgarcaya çevirme kararı almıştır. Avrupa Birliğine girmiş olan Bulgaristan’ın bu davranışını kınıyorum, kararından geri dönmeye davet ediyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Yılmaz…

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Net soruyorum Sayın Bakan: Geçici işçileri kadroya alacak mısınız? 2014 yılında ne kadar orman mühendisi alacaksınız?

BAŞKAN – Sayın Öğüt…

KADİR GÖKMEN ÖĞÜT (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Maraş katliamı, sadece Türk tarihinin değil, insanlık tarihinin de en büyük utanç tablolarından biridir, sözün de insanlığın da bittiği noktadır. İnsanları inançları uğruna çoluk çocuk, genç yaşlı, kadın erkek demeden katletmek gerici zihniyetin ne denli tehlikeli olduğunun ve neler yapabileceğinin en büyük göstergesidir.

Maraş sokaklarından oluk oluk kan akarken, bu katliam, ona tanık olan, bilen, izleyen milyonların belleğine kazınmıştır. Tarih içinde unutturulmak istense de bu menfur olay hafızalarda hep taze kalmalıdır. Zira başka Maraşların, Sivasların yaşanmaması adına, yönlendirilmiş nefretin neler yapabileceğini görmek, anlamak ve anlatmak gerekmektedir.

Yedi gün süren ve yüzlerce Alevinin katledildiği olayların başlangıcının yıl dönümünde katliamın tüm mağdurlarını bir kez daha rahmetle anıyorum, yakınlarına tekrar başsağlığı diliyorum, ülkemizin böyle bir katliamla bir daha karşı karşıya kalmamasını diliyorum.

BAŞKAN – Sayın Özkan…

RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Burdur) – Sayın Başkan, teşekkür ederim.

Sayın Bakan, günümüz koşullarında, 81 ilimizde BAĞ-KUR tarım emeklileri bugün asgari ücretin altında yani 530 lira dolaylarında maaş almaktadır ve geçimlerini bu hayat pahalılığında zor zahmet sağlamaktadırlar. Yıllarca sabah, öğlen, akşam soframıza koyduğumuz eti, sütü, yumurtayı, ekmeği, meyveyi, sebzeyi yetiştiren, doğduğu topraklarda doymak isteyen bu köylü kardeşlerimizin tarım BAĞ-KUR’u emekli maaşını en az asgari ücret düzeyine çıkarmayı düşünüyor musunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Genç…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Biraz önce sordum. Bu, Hükûmet sırasında oturan zat, orman idaresine ait olan toprak sahalarını İstanbul Belediye Başkanına usulsüz verdi ve o belediyenin o biriminin başkanlığına kendi yakınını getirdi, milyar dolar seviyesindeki yolsuzluklar yapıldı;  bunlar araştırılmadı.

Burada da, bu denetimini yaptığımız 2012 Kesin Hesap Kanunu’dur. Kesin Hesap Kanunu’nda bir denetim yapılmamıştır. Mehmet Şimşek diyor: “25 milyon yevmiyeyi Sayıştaya elektronik ortamda gönderdik.” Tamamen bu gerçek dışı bir beyandır çünkü ödemelerin usulüne uygun yapılıp yapılmadığı denetlenmemiştir. Dolayısıyla, müteahhide ne para verilmişse, bunu kime… Doğru mu ödeniyor, ihale usulüne uygun yapılmış mı, alınan faturalar naylon mudur, denetlenmemiştir. Dolayısıyla bu bütçe denetlenmez.

Saygılar sunuyorum.

BAŞKAN –  Sayın Akçay…

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın  Başkan.

Üç gündür süren yolsuzluk, rüşvet, kaçakçılık soruşturması sürecinde Sayın Başbakanın tutumu ve ifadeleri ve 4 bakanın istifa etmemesi, emniyet müdürlerinin görevlerinden alınması, yargının baskı altına alınması ve yandaş basının komplo paranoyasına girmesi, yolsuzlukların üstünü örtme gayretidir. Sorumluluğu nedeniyle Sayın Başbakanı istifaya davet ediyorum.

BAŞKAN –  Sayın Özel…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Dört yıl önce bugün, Albay Ali Tatar, amirallere suikastla suçlanmış, masumiyet karinesine dikkat edilmemiş, suçlamalar basına sızdırılmış ve dört yıl önce bugün intihar etmişti.

Kuddusi Okkır, Ergenekon’un kasası olmakla suçlanıyordu, asılsız deliller basına sızdırıldı, üzüntüden kanser oldu, öldü, cenazesini, Ergenekon’un kasasının cenazesini belediye kaldırdı.

Binbaşı Y.P.’nin kendi helali nişanlısıyla Facebook’taki fotoğrafları “eskort kız” diye yayınlatıldı, nişanlısı intihara kalkıştı.

Teğmen Çelebi’nin cep telefonuna sehven 100’den fazla tanımadığı kişinin numarası yüklendi. O gün masumiyet karinesini düşünmeyenlere ve bu sızdırmalara ses etmeyenlere atalarımızdan gelsin cevap: “Ayarını bozduğun kantar, gün olur seni de tartar.” (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN –  Sayın Bakan, buyurun.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU  (Afyonkarahisar) –  Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; özellikle, tabii, Sayın Belen’in temennilerine ben de aynen katılıyorum, hakikaten o konuda gereğinin yapılması lazım. Sayın Belen’in temennilerine ben de katılıyorum, bu konuda hassas olmak lazım.

Şimdi, Sayın Yılmaz, bir kere, avansla ilgili bir hususu belirtmişti konuşmasında, önce ona cevap vereyeyim. Efendim, bu avans yani 2,5 milyar TL, özellikle, Sağlık Bakanlığı tarafından TOKİ’ye aktarılan avans. Tabii, mevzuat uyarınca, söz konusu avansların giderleştirilmesi gerekiyor. Dolayısıyla, bu konuda bir yönetmelik hazırlandı, yeni hüküm eklendi bu konuda ve yıl sonuna kadar avansların giderleşmesi sağlanacak. Yani, bu avans olduğu için, ona dikkatinizi çekmek istiyorum.

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Şimdi, niye o biliyor musun, niye girmedim ona? Hak edişler gitmiyor, hak edişler. Denetimden kaçırıyorsunuz, denetimden!

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Böyle bir usul var mı Sayın Başkanım? Soruyu sordu, cevabını almıyor! Böyle bir usul olur mu ya!

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) - Sayın Vekil, ben dinledim, haddini bil! Haddini bil!

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Haddimi sen mi bildireceksin?

BAŞKAN – Sayın Yılmaz, lütfen…

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Bana “Haddini bil!” diyor. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

İSMAİL AYDIN (Bursa) – Bağırma!

BAŞKAN – Ben onu duymadım ama lütfen yani, yerinizden… Her seferinde aynı şey oluyor ya!

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) - Bağırmaya gerek yok. Ben sizi nezaketle dinledim, nezaketle dinledim. Lütfen, siz de saygı gösterin.

BAŞKAN – Sayın Bakan, lütfen…

Sayın Yılmaz, lütfen…

Sonra hâlleşirsiniz. Şimdi sorulara cevap… Başkalarının hakkını alıyorsunuz.

Buyurun Sayın Bakan.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) –Sayın Başkanım, sayın milletvekillerim; bir de hafriyat meselesine gelince, geçen dönem bütün gruplar özellikle Plan Bütçe Komisyonu odasında toplandılar, beni de çağırdılar, dediler ki: “Bu hafriyat, döküm meselesi sıkıntı oluyor, mümkünse bir kanun çıkaralım, bunları tamamen büyükşehirlerde büyükşehir belediyelerine, ilçelerde ilçe belediyelerine verelim.” Bunun üzerine böyle bir tasarı hazırlandı. Hafriyat, döküm alanlarını biz, bu yüce Meclisin bütün gruplarının katılımıyla, tamamen büyükşehir belediyelerine veriyoruz. Ayrıca, şunu da açıkça belirteyim: Bizden önce ihale edilmiş… Mesela, İstanbul’da bizden önce ihale edilenlerden on-on buçuk yılda yaklaşık 17 milyon TL para alınmış. Ama, bunun içinde ağaçlandırma yok, bakım yok. Biz şimdi hem belediyelerden para alıyoruz hem de bakım ve boylu ağaçların, en azından 1,5 metre yükseklikteki fidanların, hafriyat alanı dolduktan sonra, üç yıl bakımı garanti olmak üzere onlara veriyoruz. Sırf İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkanlığından şu ana kadar on yılda 15-16 milyon TL alınırken biz 30-32 milyon TL almışız, bir.

Sadece İstanbul’a değil, biz, aynı zamanda, mesela geçenlerde İzmir Büyükşehir Belediyesine verdik, ilçe belediye başkanlıklarına veriyoruz katı atık bertaraf tesisleri için. Bu, sizin ortaya koyduğunuz, kanun gereği, bunda hiç kimsenin dahli yok, tamamen kamudan kamuya veriliyor. Onu özellikle belirtmek istiyorum. Burada bir usulsüzlük yoktur. Usulsüzlük iddia eden buyursun, ortaya rakamları koysun, savcılığa versin.

İkinci husus…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Yeğeninizle ilgili iddiayı attı ortaya Sayın Bakan, sizin yeğeninizle ilgili.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Yeğenimle de alakalı… Yeğenim benim dönemimde belediyeye girmiş değildir.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sizin yeğeninizle ilgili iddiaya da cevap verir misiniz?

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Bakın, şunu ifade edeyim: Yeğenim hafriyatla alakalı değil, “katı atık” dediğimiz çöplerle…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Yo… Yeğeninizin atama yapıldığı yerle ilgili soruya cevap verir misiniz?

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Hayır efendim, öyle bir şey yok. Öyle bir şey yok.

BAŞKAN – Şimdi, bakın, döndü karşılıklı konuşmaya. Yapmayın lütfen!

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Yok mu öyle bir şey?

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Hayır, öyle bir şey katiyen yoktur. Bir kere, onu söyleyeyim.

BAŞKAN – Siz sorulara cevap verir misiniz?

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Tamamen o, çöp ve tıbbi atıkların bertarafıyla ilgilidir. Kendisi çevre mühendisidir, dolayısıyla bununla, hafriyatla alakası yoktur.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Çevre mühendisi, nerede görevli?

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Efendim, bunun dışında, Sayın Özkan… Sayın Özkan…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Soygun, soygun! Paralar kimin cebine gitti?

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Sayın Özkan, bir kere, BAĞ-KUR’lulardan tarım emeklileri 2002 yılında sadece 65 milyon yani o zaman, biliyorsunuz 65 milyon, şimdiki parayla 65 lira para alıyordu. Şu anda, 2013 yılında 580 lira yani yüzde 781 artışla bir iyileştirme yapıldı. Tabii, devletin imkânları iyileşince daha da iyileştirme olacaktır. Yüzde 781 yani bu süre zarfında enflasyonun yüzde 159 olduğu dikkate alınınca enflasyonun takriben 5 katı kadar bir iyileştirme yapılmıştır. Onu özetle belirtmek istiyorum.

Bunun dışında, geçici işçiler olarak… Biliyorsunuz, 2006 yılında altı ay ve daha fazla çalışmakta olan geçici işçiler kadroya alındı ama şu an itibarıyla geçici işçilerin kadroya alınmasıyla ilgili herhangi bir çalışma olduğunu bilmiyorum. Onu da özetle belirteyim.

Tabii, orman mühendisleri alınacak mutlaka, her sene. En çok orman mühendisi de bizim Hükûmetimiz döneminde alındı. Elbette 2014 yılında da…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Süreniz doldu.

Maddeyi oylarınıza… 

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler…

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) - Sayın Başkan…

BAŞKAN - Ya, muhterem, halledeceğiz, dur!

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) - Ama haddimi…

BAŞKAN - Tamam, yok, bir şey yok. Hayır, bir şey dedim mi ben size?

Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Ha, buyur, söyle.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Çok sinirliniz Sayın Başkan, bu sinirle olmaz ki! Çok sinirlisiniz efendim.

BAŞKAN – Hayır, ben sinirli minirli değilim. Sürekli sözümü kesiyorsunuz, kulaklarım duymuyor ondan sonra, bir ağızdan…

Buyurun.

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Sayın Başkan, şimdi, Veysel Eroğlu’nun şahsıyla hiçbir problemim olmaz ama ben kendisinin memuru değilim; bana haddimi bildirmek ne onun hakkıdır, ne haddidir. Sataşmadan dolayı söz istiyorum.

BAŞKAN - Herkes herkese… Hadi bakalım, buyurun!

Buyurun.

VI.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

9.- Adana Milletvekili Seyfettin Yılmaz’ın, Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun 2012 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın 6’ncı maddesinde soru-cevap işlemi sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben devlet memurluğumu şanımla şerefimle, anamın ak sütü gibi, yedi yıldır… Sayın Veysel Eroğlu’nun müfettişlerinin biri gidiyor biri geliyor, biri gidiyor biri geliyor ama Allah’a şükür, alnınız aksa 70 tane müfettiş de gönderseniz, bakan size özel muamele de yapsa bir şey yapamaz.

Şimdi de bakın, beni neyle tehdit ediyor? Müsteşarına 10 bin liralık tazminat davası açtırmış. Ben haddimi biliyorum, Allah rızası için biliyorum. Bakın, bir şey söyleyeceğim: Ama, ben fakir fukaranın, garip gurebanın, yetimin Allah indinde sorumlusu olduğumuz için onları dile getiriyorum. Eğer bu hadsizlikse hadsizliğe devam edeceğim, hadsizliğe devam edeceğim çünkü ben uyarı görevimi yapıyorum.

Şimdi elinizde bakanlık olabilir, elinizde yetkiler olabilir, müfettişleri değiştirebilirsiniz işinize gelmediği zaman ama yarın, o Hükûmetten gittiğinizde, o toprak dökümüyle ilgili büyük hesap vereceksiniz. Bakın, açık yüreklilikle söylüyorum: Eğer kendine güveniyorsan Sayın Veysel Eroğlu      -ben kendime güveniyorum- 3 milletvekili, Allah rızası için, şu toprak dökümünü bir inceleyelim. Orada, belediyedeki ihaleler kime verilmiş? Var mısın? Varsan gidelim. Allah rızası için gidelim.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) - Ben gönüllü varım.

SEYFETTİN YILMAZ (Devamla) – Bakın, Çanakkale Şehitliği’nde yapılan usulsüzlükleri dile getirdim. Getirmeyecek miyim? Bu, haddimi aşmak mı? Kitaplarında yayınlamış, kitaplarında yayınlıyor. Bu, Yüce Divanlık suç. Verebildi mi cevap? Veremedi. 58 trilyonluk işi 80 trilyona getirmiş. Onu imzalamayan görevlilerden birini Van’a sürüyor, komisyonu görevden alıyor. Ben bunları söyleyeceğim ya, bu hadsizlik mi? Bu, milletin parası. (CHP sıralarından alkışlar) Milletin alın terini, emeğini…

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – İhaleyi biz yapmıyoruz. Senin haberin yok!

SEYFETTİN YILMAZ (Devamla) – …kuruşunu Allah rızası için korumak benim ne kadar görevimse iktidar partisinin milletvekillerinin de o kadar görevi. Bugünün yarını var. Unutmayın, 28 Şubat süreççileri de “Bin yıl sürecek.” deniliyordu ama on yıl sürmedi. Siz de sanıyorsunuz ki bu devran böyle gidecek, gitmez!

HAYDAR AKAR (Kocaeli) - Sultan Süleyman’a kalmadı!

SEYFETTİN YILMAZ (Devamla) – Çünkü gayretullaha dokundunuz.

Teşekkür ediyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Sayın Başkan, bir açıklama yapmak istiyorum.

BAŞKAN - Allah rızası için ya, bıktım açıklamalardan.

Buyur Hocam.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Milletvekilimiz Engin Alan Bey’in muhterem anneleri Ayşe Hanım…

BAŞKAN – Ha onu açıkladılar evet, özür dilerim. Bir saniye mikrofonu açacağım. Ben, gene başka bir açıklama söz konusu zannettim de, kusura bakmayın.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Yok hayır, bununla ilgili söz istemiştim.

BAŞKAN – Anladım buyurun. Yani gerginlikten gerildim de.

Buyurun.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

4.- Kayseri Milletvekili Yusuf Halaçoğlu’nun, İstanbul Milletvekili Engin Alan’ın hayatını kaybeden annesine Allah’tan rahmet dilediğine ilişkin açıklaması

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Milletvekilimiz Engin Alan Bey’in muhterem anneleri Ayşe Hanım oğlunun acısına dayanamayarak rahatsızlanmış ve iki aydır hastanede tedavi altındaydı, bugün Hakk’kın rahmetine  kavuşmuştur. Kendisine Allah’tan rahmet, ailesine ve camiamıza sabır diliyorum. Makamı cennet olsun.

III.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 2014 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/832) (S. Sayısı: 506) (Devam)

2.- 2012 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı, 2012 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısına İlişkin Olarak Hazırlanan 2012 Yılı Genel Uygunluk Bildiriminin Su-nulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi, Maliye Bakanlığı ve İçişleri Bakanlığı Tarafından Sayıştaya Gönderilen Genel Faaliyet Raporları ile Bu Raporlara İlişkin Sayıştay Değerlendirmesini İçeren 2012 Yılı Faaliyet Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi, 2012 Yılı Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Baş-kanlığı Tezkeresi, 2012 Yılı Mali İstatistikleri Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/798, 3/1275, 3/1277, 3/1278, 3/1279) (S. Sayısı: 507) (Devam)

BAŞKAN – 7’nci maddeyi okutuyorum:

Yürütme

MADDE 7- (1) Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Sivas Milletvekili Sayın Malik Ecder Özdemir. (CHP sıralarından alkışlar)

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, “Bakanlar Kurulu” diye bir şey kalmadı. Sorulan sorulara doğru cevap ver be! 

BAŞKAN – Sayın Genç, Sayın Özdemir’i dinleyebilir miyiz.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Yani yiğitsen çıkaralım onları, denetleyelim. O paralar kimin cebine giriyor?

BAŞKAN – Sayın Genç, Sayın Özdemir’i izleyebilir miyiz, dinleyebilir miyiz.

Buyurun.

CHP GRUBU ADINA MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Teşekkürler Sayın Başkanım.

Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; görüşülmekte olan Bütçe Kanunu Tasarısı’nın 7’nci maddesi üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, on gündür devam eden bir maratonun nihayet sonuna gelmiş bulunuyoruz. Burada bütçenin ne anlama geldiğini bir kere daha ifade etmeye ihtiyaç hissetmiyorum ama bütçe hakkının önemli bir kavram olduğunu, demokrasinin çıkışının da kaynağını bütçe hakkı kavramının oluşturduğunu, kısacası devletin ve Hükûmetin vatandaşlara hesap verme mecburiyetinde olduğunun bir başka ifadesi olduğunu söylemek istiyorum. “Kul hakkı” denen şeyin tam da bu olduğu olması gerekiyor. Yaptığımız işin nasıl bir sorumluluk ve vebal altına girmek olduğunu iyi bilmemiz gerekiyor.

Şimdi, değerli arkadaşlarım, samimiyetle, akşamın bu saatinde, hepinizi şöyle sıralarınızda geriye yaslanıp kısa bir öz eleştiri ve bir vicdan muhasebesi yapmaya davet ediyorum. İçinizden bir arkadaşımız çıkıp şunu söyleyebilir mi? “Bu bütçenin hazırlanmasında benim kişisel katkılarım oldu ve bana oy veren seçmenin, seçim bölgemin haklarını sonuna kadar savundum.” diyebilecek bir arkadaşımız var mı? Ya da içimizden bir arkadaşımız “Geçen yılki bütçeyi sonuna kadar inceledim, geçen yılki bütçede devletin bir kör kuruşu bile heba edilmeden, ona buna peşkeş çekilmeden vatandaşımıza hizmet için harcandığına üzerine yemin ettiğim namusum kadar eminim.” diyebilecek bir arkadaşımız var mı? Değerli arkadaşlarım, hiçbir milletvekili arkadaşımıza haksızlık etmek istemem. Eminim ki eğer fırsat verilmiş olsaydı her birimize hepimiz, büyük çoğunluğumuz milletvekili olmanın sorumluluğu ve bilinciyle hareket eder, bu bütçeye katkı sağlayabilirdik ama ne yazık ki bize, hiçbir milletvekiline bu fırsat verilmedi. On günlük bütçe maratonunun arkasından aklımızda kalan iki şey oldu. Bunlardan bir tanesi, Sayıştay raporlarının zamanında Türkiye Büyük Millet Meclisine getirilmemiş olmasından dolayı aslında haksız, hukuksuz, yasal olmayan bir işlem yaptık. İki, bol küfürlü, kötü sözlü, kavgalı oturumlar düzenledik, hâlâ bu oturumları düzenlemeye de devam ediyoruz.

Peki, değerli arkadaşlarım, bizden yapılması istenen şey neydi, samimiyetle? Üzülerek söyleyeyim ki birileri tarafından hazırlanmış kötü bir tiyatroyu, kötü bir senaryoyu burada oynamamız âdeta bir seremoniyi gerçekleştirmemiz bizden istendi. Hepimize ayrılan roller ve verilen süreler belliydi: Kimimiz beş dakika, kimimiz on dakika; bir çoğumuz kendi repliklerimizi kendimiz hazırladık, bir kısmımız da başkaları tarafından hazırlanan rollerimizi sadece gelip bu kürsüde okuduk. Haksızlık etmek istemem, bu arada ezberini bozan, ezber bozan arkadaşlarımız oldu. Onlardan da eline sahip olamayanlar bir başka milletvekilini yumrukladı, diline ve beline sahip olmayanlar da başka milletvekili arkadaşlarımıza ana avrat küfretme cesaretini gösterdiler. Küfreden milletvekilinin küfründen utanmadık, bu küfürlerin, bu sinkaflı küfürlerin tutanaklara girmesinden utandığımız için tutanaklardan çıkarılması için gayret gösterdik. Bu da yetmedi, Meclis Camisinin İmamından küfretmenin kötülüğü hakkında milletvekillerine vaaz verdirmek durumunda kaldık. Biliyorum, gülüyorsunuz değerli arkadaşlarım ama bu trajikomik tiyatroyu daha trajikomik hâle getirdik bunlarla.

Değerli arkadaşlarım, İç Tüzük’ümüzü düzenleyenler bu Mecliste bu kürsüden kaba ve kötü sözü, yaralayıcı sözü yasaklamışlar ve bir hükme bağlamışlar ama bu İç Tüzük’ü düzenleyenler gün gelip bu Parlamento çatısı altında bir milletvekilinin bir başka milletvekiline ana avrat küfredecek kadar aşağılaşabileceğini hesap etmemişler, o nedenle bu konuda bir yaptırım söz konusu olmamış. Meclis Başkanımız Sayın Cemil Çiçek geçenlerde basına bir demeç verdi, “Meclisin sokaktaki itibarı giderek artık sıfırın altına düşüyor.” dedi. Parlamentonun bu kadar itibar kaybetmesinin sebebi nedir değerli arkadaşlarım, durup dururken mi bu noktaya geldik? Tabii ki hiçbir gerekçe burada yaşanan küfrü ve kötü sözü haklı gösteremez ama bu konuda en büyük sorumluluk başta Sayın Başbakana ve iktidar milletvekillerine aittir. Daha bu maratonun başında, Sayın Başbakan kendisine laf atan milletvekillerine dönüp “Terbiyesiz herifler.” derse, bu ülkenin Başbakanı “senin yüzde 50’n, benim yüzde 50’m” diye toplumu ayrıştırırsa,  “Tencere, tava çalan komşularınızı şikâyet edin.” muhbirliğine soyunursa, bu ülkede sokakta, Parlamentoda, bu ülkede barışı, demokrasiyi nasıl koruyabiliriz değerli arkadaşlarım? O nedenle, önce dönüp kendimize sormamız gerekiyor.

Peki, Meclisin itibarını düşüren şey sadece bu Parlamentoda yaşanan küfür, kötü sözden mi ibaret? Hayır, keşke bununla sabit olsaydı belki bunu düzeltmek elimizde olabilirdi ama Meclisin giderek işlevsiz hâle gelmiş olması, içinin boşaltılmış olması, yasama görevinin ve dolayısıyla denetim görevinin Meclisin elinden alınmış olması da Meclisin, siyasetin itibarının kaybolmasında en önemli etkenlerden bir tanesi. Bu nedenledir ki sokaktaki vatandaşın gözünde milletvekilleri sadece parmak kaldıran adam ya da boş yere devletten maaş alan adam durumuna düşmüştür. Sayıştay raporlarının Meclise gelmemiş olması sadece bir idari eksiklik değildir, Meclisin denetim yetkisinin elinden alınması ve bir başka ifadeyle Meclisin iğdiş edilmesi demektir değerli arkadaşlarım.

Şimdi, son iki günden bu tarafa Türkiye’de bir deprem yaşıyoruz. Cumhuriyet tarihimizin belki en önemli, en büyük yolsuzluk ve rüşvet olayları tartışılıyor. Peki, bu olaylar karşısında siyasetçinin tavrı ne? Sayın Başbakan çıkıp diyor ki: “Bu bir kirli operasyondur.” Yani operasyonu yapanları suçluyor. Başbakan Yardımcısı “Devletin içerisine çeteler sızmış, bu çeteleri gün yüzüne çıkarmak bizim namus borcumuz olmalıdır.” diyor. Yani, herkes operasyonu yapan savcıyı ve polisi suçluyor ama dolaplarında, ayakkabı kutularının içerisinde milyon dolarları saklayan hırsızlardan tek kelime laf eden bir siyasetçi yok. Bu anlayış, bu söylem siyasetin itibarını artırabilir mi değerli arkadaşlarım? Tam da Sayın Başbakanın deyimiyle “Edep yahu” demek geliyor içimden. Hani hep beraber biliyoruz Nasrettin Hoca’nın güzel bir sözü var: “Ya hırsızın hiç mi suçu yok?” Yani operasyonu düzenleyenler suçlu da, polisler, savcılar suçlu da suçu ne? Polis, evine giderken İçişleri Bakanına “Oğlunu almaya gidiyoruz.” dememiş.

Değerli arkadaşlar, geçmişte yaşadık. Deniz Feneri soruşturmasında polisin baskın yapacağı evleri bilen bir Sayın Başbakan Yardımcısı âdeta köstebeklik yapmıştı, baskın yapılacak yerlere telefon edip “Aman hazırlıklı olun, polis geliyor.” demişti. Yani bugün de aynı şeyin yapılmasını mı istiyorduk, bunu mu bekliyorduk? Biraz önce Sayın Bakan yine dayanamadı İSKİ yolsuzluğundan bahsetti. Sayın grup başkan vekilim İSKİ yolsuzluğunun ne olduğunu, o konudaki belediye başkanımızın, bizim tavrımızı anlattı. Ama bir şey söyleyeyim, Sayın Tayyip Erdoğan’ın siyasete girişi ve siyasetteki yükselişi tam da İSKİ yolsuzluğundan sonra başladı. Size oy veren yurttaşlar döndü, dediler ki: “Ya, bu insanlar namazında niyazında, kolay kolay bunlar hırsızlık, yolsuzluk  yapmaz.”

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Allah’a şükür. Bu doğru.

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Devamla) – Peki, şimdi, bugün içine düştüğünüz bu tabloda, siyaseti hangi noktaya getirdiğinizin hesabını verebilecek misiniz?

Yine, geçmiş dönemde, Sayın Bakan, iki bakandan söz etmek istiyorum.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Yuvacık’tan bahsedersen memnun olurum!

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Devamla) – Bir “Güler İleri” diye Sayın Bakanımız vardı; babasının ölüm ilanının parasını cebinden vermedi, devletten verdi diye ertesi gün istifa ettirdik. (CHP sıralarından alkışlar)

Bir Sayın Hilmi İşgüzar vardı geçmişte; Yüce Divan’da yargılandı, tek suçu bir müteahhitten parasını ödemeden 3 takım elbise almış olmasıydı. Şimdi, o günkü siyaset mi onurlu ve namuslu, bugünkü siyaset mi onurlu ve namuslu diye hep birlikte düşünmemiz gerekiyor.

Başbakan yardımcısı çetelerden bahsediyor. Eğer söylemeye diliniz varsa, dışarıda tutuklanmamış adam kalmış olsaydı, bunu da eminim Ergenekon’un üzerine yıkmış olacaktınız. Biraz önce arkadaşlarımız söyledi, benim de hemşehrim olan Yarbay Ali Tatar -tam da bugün ölüm yıl dönümü, onu bu kürsüden rahmetle anıyorum- onuruna ve haysiyetine yediremediği için intihar etmek durumunda kaldı. Kuddusi Okkır’ın cenazesinin belediyeler tarafından kaldırıldığını biliyoruz.

Son sözüm şu, Pir Sultan Abdal’ın güzel bir sözü var, güzel bir deyimi var; diyor ki: “Bozuk düzende sağlam çark olmaz, bu düzeni baştan kurmak lazım.”

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Devamla) – Şimdi, bakanın, bakanların çocuklarıyla değil, Sayın Başbakanın… Yapması gereken şey, siyasi otoritenin başı olarak Sayın Başbakanın ve Hükûmetin derhâl istifa etmesi gerekiyor. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Özdemir.

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Devamla) – Ancak, o zaman siyasi formu tutturabiliriz, ancak o zaman milletvekilinin itibarını sokakta yeniden yüceltebiliriz.

Bu duygu ve düşüncelerle hepinize teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına…

ÖZDAL ÜÇER (Van) – Sayın Başkan, ben kişisel olarak söz almak istiyorum.

BAŞKAN – Niçin?

ÖZDAL ÜÇER (Van) – Cezaevinde bulunduğu hâlde annesini yitirmiş sayın milletvekilimize başsağlığı dilemek ve durumuyla ilgili bir açıklama yapmak üzere ben söz almak istiyorum.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Böyle bir usul yok.

BAŞKAN – Şimdi, böyle bir usul yok ama 60’ıncı maddeye göre söz isteyebilirsiniz, girin sisteme.

Her bir yerinden fırlayanda bir kere ben de sıçrıyorum “Ne oldu?” diye.

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (İstanbul) – Yok, yok, asayiş berkemal.

BAŞKAN – Hayır, genel olarak, iki gündür öyle oldu.

Buyurun.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

5.- Van Milletvekili Özdal Üçer’in, İstanbul Milletvekili Engin Alan’ın annesinin vefatına, hukukun üstünlüğünün esas alınması ve tutuklu milletvekillerinin serbest bırakılması için üç gündür açlık grevinde olduklarına ilişkin açıklaması

ÖZDAL ÜÇER (Van) – Sayın Başkan, az evvel, üzülerek cezaevinde bulunan sayın milletvekilinin annesinin yaşamını yitirdiğini öğrendik. Annelik gibi kutsal bir mefhumun karşısında, annesini yitirdiği hâlde ve milletvekili olduğu hâlde annesini görmeme ve annesinin cenazesine katılamama gibi bir durumla kalmanın acısını paylaşıyorum.

3 gündür biz açlık grevindeyiz ve bu açlık grevimiz hukukun üstünlüğünün esas alınması, tutuklu bulunan milletvekillerinin serbest bırakılması için yapılmış bir eylemdir. Siyasi görüşü ne olursa olsun eğer hukuk esas alınsın diyorsak, eğer hukuk üstün kılınsın diyorsak bu temelde eşitlikçi ve vicdanlı bir duyarlılık içinde olmamız gerekiyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÖZDAL ÜÇER (Devamla) – Sayın milletvekiline, başsağlığı diliyorum. Umuyorum, o da diğer milletvekilleriyle birlikte yakın bir zamanda özgürlüğüne kavuşur.

III.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 2014 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/832) (S. Sayısı: 506) (Devam)

2.- 2012 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı, 2012 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısına İlişkin Olarak Hazırlanan 2012 Yılı Genel Uygunluk Bildiriminin Su-nulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi, Maliye Bakanlığı ve İçişleri Bakanlığı Tarafından Sayıştaya Gönderilen Genel Faaliyet Raporları ile Bu Raporlara İlişkin Sayıştay Değerlendirmesini İçeren 2012 Yılı Faaliyet Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi, 2012 Yılı Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Baş-kanlığı Tezkeresi, 2012 Yılı Mali İstatistikleri Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/798, 3/1275, 3/1277, 3/1278, 3/1279) (S. Sayısı: 507) (Devam)

BAŞKAN – Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına Mardin Milletvekili Sayın Erol Dora. (BDP sıralarından alkışlar)

Şimdi Sayın Dora gelinceye kadar… Sizin açlık grevi bu maddeyi tamamladıktan sonra bitiyor mu? Yarın mı bitiyor?

ÖZDAL ÜÇER (Van) – Meclis görüşmelerinin bitiminden sonra, bütçe görüşmelerinin sonuna kadar.

BAŞKAN – Ha, yarın, bitimine kadar. Tamam.

Buyurun Sayın Dora.

BDP GRUBU ADINA EROL DORA (Mardin) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2012 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın 7’nci maddesi üzerine Barış ve Demokrasi Partisi adına söz almış bulunmaktayım. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Konuşmamda, barış süreci ve bütçe içerisinde son derece sorunlu bir alan teşkil eden koruculuk sistemine değineceğim. 1985 yılında Köy Kanunu’nun 74’üncü maddesinde yapılan değişiklikle yürürlüğe konulan köy koruculuğu sistemi, sivillerin devlet tarafından silahlandırılması suretiyle PKK’ye karşı yürütülen mücadelenin bir ayağı olarak sisteme dâhil edilmiştir.

Dünyada da köy koruculuğu sistemine benzer paramiliter birliklere rastlamak mümkündür. Örneğin, Peru’da “köylü devriyeleri”, Kolombiya’da “birleşik müdafaa kuvvetleri”, Çeçenistan’da “Kadirov’un takipçileri” bunlar arasında belirtilebilir.

Türkiye’deki köy koruculuğu uygulamasının kökenlerini yöntem itibarıyla, Hamidiye Alaylarına kadar götürebilmek mümkündür. Bilindiği üzere; Hamidiye Alayları, 1891 yılında II. Abdülhamit tarafından Kürt aşiret milislerinden oluşturularak Osmanlı Devleti yönetimindeki Ermenilerin tasfiyesini sağlamak amacıyla kurulmuştur.

Değerli milletvekilleri, geçici köy korucularına ilişkin verilere erişim oldukça sorunludur. Hükûmetler tarafından Geçici Köy Korucuları Yönetmeliği gizli tutulmuştur. Sadece yönetmeliğe değil, geçici köy korucularının gerçek sayılarına ilişkin verilere ulaşmak da oldukça sorunludur. Gazetelere yansıyan, kitaplarda yer alan, milletvekillerinin sorularına verilen cevaplar üzerinden rakamlara ulaşılabilmektedir. Geçici ve gönüllü köy koruculuğuna dair elde edilebilen verilere göre, 1985-2009 yılları arasında yaklaşık 123 bin köy korucusu görev yapmıştır. Köy korucuları sayısı 1995’te 62 bine, 2000 yılına doğru 90 bine yükseltilmiştir. İçişleri Bakanlığının verilerine göre, 2009 Mart ayı itibarıyla 48 bini kadrolu, 23 bini gönüllü, toplam 71 bin köy korucusu bulunmaktadır.

Son verilere göre ise 46.495’i geçici köy korucusu, 19.343'ü gönüllü köy korucusu olmak üzere toplam 65.838 korucu görev yapmaktadır.

Değerli milletvekilleri, koruculuk sistemi, bir bakıma devlet gücünü arkasına alma, devletin silahını bulundurma ve kullanma ayrıcalığından kaynaklı güç sahibi olma anlamına gelmektedir. Öncelikle, 90’lı yıllarda korucuların silahlarını aşiretler arası iç hesaplaşma ve kendi nüfuzlarını arttırmak, ayrıca baskı ve tehdit amaçlı kullanması sonucu, bölgede şiddet daha da çok yaygınlaşmış, söz konusu yaygınlaşan şiddet ise devlet tarafından “güvenlik gerekçesi” adı altında meşrulaştırılmıştır.

1995 yılında Meclis Faili Meçhul Siyasi Cinayetleri Araştırma Komisyonunun hazırladığı raporda, köy korucularının birçok cinayete karışmış olduğu açıkça belirtilmiştir.

Ayrıca raporda, birçok köy korucusunun silah kaçakçılığına bulaştığı ve PKK üyesi oldukları iddiasıyla çok sayıda insanı öldürdüğü şeklinde bilgilere de yer verilmiştir.

1986 ile 1996 arasındaki on yıllık sürede 23.222 geçici köy korucusunun görevine, işledikleri çeşitli suçlar nedeniyle son verilmiştir.

Değerli milletvekilleri, birçok köy korucusu köy yakmadan adam öldürmeye, tecavüzden hırsızlığa, gasptan uyuşturucu ve silah kaçakçılığına kadar bir dizi suça karışmıştır. Bu suçlar yalnızca sivil halka yönelik olmakla kalmamış, korucular kimi zaman kendi aralarında çıkan anlaşmazlıklar sonucu da kendilerine devletçe tahsis edilen silahları kullanmaktan geri durmamışlardır.

2009 yılında 44 yurttaşımızın hayatını kaybettiği Mardin Bilge köyü katliamı başta olmak üzere, korucuların bulaştığı onlarca katliam bulunmaktadır. Ve bu katliamlar sonucunda maalesef yüzlerce insanımız hayatını kaybetmiştir.

İnsan Hakları Derneği Diyarbakır Şubesi tarafından yayınlanan 1990-2009 yıllarını kapsayan Köy Korucuları Tarafından Gerçekleştirilen İnsan Hakları İhlallerine İlişkin Özel Rapor’da da köy korucularının 38 köy yakma, 14 köy boşaltma, 12 taciz ve tecavüz, 22 insan kaçırma, 294 silahlı saldırı, 176 kişiyi silahlı saldırılar sonucu yaralama, 132 kişiyi silahlı saldırılar sonucu öldürme, 2 kayıp olayı, 50 infaz, 70 gasp, 454 işkence ve kötü muamele, 9 intihara sebebiyet verme, 17 ormanlık alanı yakma suçlarını işledikleri belirtilmektedir. Ancak, İnsan Hakları Derneği bu verilerin yapılan başvurulardan ve kamuoyuna yansıyan haberlerden oluştuğunu ifade ederek, verilerin yetersizliği ve dönemin koşullarının ağırlığı nedeniyle pek çok vakanın raporlaştırılamadığını, dolayısıyla bu raporda yer alan rakamların köy korucularının karıştıkları suçların tamamını yansıtmadığını bildirmiştir.

İçişleri Bakanlığı tarafından 2006 yılında yapılan bir açıklamaya göre de terör suçlarıyla ilgili 2.384, mala karşı işlenen suçlarla ilgili 934, şahsa karşı suçlarla ilgili 1.233, kaçakçılık suçlarıyla ilgili 420 olmak üzere, toplam 5 bin civarında geçici köy korucusu suç işledi; buna karşılık sadece 853 köy korucusu tutuklandı. Ayrıca, İnsan Hakları Derneğinin güncel raporlarına göre, sadece son dört yılda korucular toplam 91 kişiyi öldürmüşlerdir.

Değerli milletvekilleri, köy koruculuğu sisteminin varlığı, hem yerinden edilme sürecinin önemli bir nedeni hem de geri dönüşler önündeki engellerden biri olarak karşımıza çıkmaktadır. Köylerde ve civar köylerde bulunan köy korucularının varlığı, köylere geri dönüş hâlinde, zorla yerinden edilen kişilerin köy korucuları tarafından tehdit edilmeleri olasılığını artırmaktadır. Bu nedenle de köy koruculuğu sistemi geri dönüşler önündeki en önemli engellerdendir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; barış sürecinin sağlıklı ilerleyebilmesi açısından köy korucusu alımları derhâl durdurulmalı ve koruculuk sistemi bir an önce tasfiye edilmelidir. Ayrıca, köy korucularının işlediği suçlar araştırılmalı ve gerekli hukuki işlemler yürütülmelidir. Korucular tarafından hakları gasbedilen kişilerin maddi ve manevi zararları karşılanmalıdır. Benzer şekilde, korucuların köy yakmaları başta olmak üzere, gasp, taciz, tecavüz gibi suçları işlemesine olanak sağlayan ya da göz yuman kolluk kuvvetlerinin de gerekli soruşturma ve yargılama sürecine tabi tutulması kaçınılmazdır. Suçluların tespit edilmesi ve gerekli hukuki yaptırımların uygulanması toplumsal barışa katkı sunacak, köylerine dönmek isteyen insanların kaygılarını giderecek bir adım olacaktır. Yaşanan çatışmalı dönemde meydana gelen zorunlu göç sonrasında köylerini terk eden insanların evlerine ve arazilerine çoğunlukla korucular el koymuşlardır. El konulan mülklerin bir an önce tespit edilip hak sahiplerine iade edilmesi sağlanmalıdır.

Yaklaşık on aydır sürdürülen demokratik barış ve çözüm sürecinin yol açtığı çatışmasızlık durumu birçok olumlu gelişmenin önünü açar niteliktedir. Elbette bu çatışmasızlık hâlinin en önemli kazanımı, büyük emeklerle yetiştirdiğimiz gençlerimizin ölmüyor olmasıdır. Bu sürecin ilerlemesi ve kalıcı barışa evrilebilmesi konusunda siyasetin alması gereken daha çok yol vardır. Netice itibarıyla, koruculuk gibi paramiliter sistemlerin bir hukuk devletinde zaten yeri yok iken özellikle barış ve çözüm sürecinin önemli gereklerinden biri olarak derhâl kaldırılmalıdır. Koruculuk sisteminin kaldırılması bölge halkının da sürece güvenini artıracak önemli bir adım olacaktır.

Benim de bu son konuşmam olduğundan dolayı, tekrar Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum, iyi günler diliyorum. Sağ olun, var olun. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına Kütahya Milletvekili Sayın Alim Işık. (MHP sıralarından alkışlar)

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Sayın Belediye Başkanım efendim, sayın belediye başkanım.

BAŞKAN – Evet, Sayın Aslanoğlu’nun deyimiyle “Sayın Belediye Başkanım.” Öyle dedi.

Buyurun.

MHP GRUBU ADINA ALİM IŞIK (Kütahya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2012 yılı merkezî yönetim bütçesinin son maddesi üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz aldım. Bu vesileyle sizleri ve bizleri izleyen aziz milletimizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, bu bütçeyle ilgili söylenecek hemen hemen her şey iktidar, muhalefet tüm milletvekillerimiz tarafından söylendi. Ben, söylenmeyenlerle ilgili olarak bu on dakikalık zamanımı değerlendirmeyi daha çok tercih ediyorum.

Söylenmeyenlerden birisi: Son iki üç gündür Türkiye’nin gündemine düşen yolsuzluk ve usulsüzlük operasyonlarından sonra artık bu bütçedeki öngörülen vergi gelirlerinin herhâlde en az yüzde 50 aşağı düşeceğini tahmin etmek çok fazla bilgi gerektirmiyor. Bu millet, artık bundan sonra vergi vermez. Çünkü verdiği vergiyi birilerinin aşırdığını gören bu aziz milletim, vergi vermeyecektir. Dolayısıyla, Hükûmetin vergi gelirlerini ve 2014 bütçesini tamamen yeniden gözden geçirmesi gerekir.

BÜLENT BELEN (Tekirdağ) – Onlar kendileri vermezler, vatandaştan zorla alırlar.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Maaşlardan kesiyor.

ALİM IŞIK (Devamla) – Artık bunun bir anlamı yok. Birincisi, bunu söylemek istiyorum.

İkincisi: Hükûmet on bir yıldır, Türkiye’yi otoyollarla, yüksek hızlı tren projeleriyle ve havaalanlarıyla donattığını söylüyor. Doğrudur, yapılanlara teşekkür ediyoruz, emeği geçenlere teşekkür ediyoruz. Ancak, bundan dolayı, Hükûmetin kimlere nasıl kaynak aktardığını sadece kendi ilimdeki bir havaalanı örneğinden yola çıkarak size açıklamak istiyorum.

Bilindiği gibi, Kütahya, Afyonkarahisar ve Uşak illerinin ortaklaşa kullanması amacıyla Zafer Bölgesel Havaalanı Projesi, bizim milletvekillerimizin de, bölge illerinin milletvekillerinin de çabasıyla uygulamaya geçti ve geçen yıl, 2012 yılı 24 Kasım tarihinde söz konusu havaalanı uygulamaya açıldı. Sayın Bakanın da bu konuda büyük emekleri vardır, kendisine teşekkür ediyorum. Ancak, bu havaalanının yapımıyla ilgili olarak çok önemli tespitler var, önemli itirazlar var ama buna rağmen, niye bu havaalanının bu şartlarda yapıldığını sizlerin ve bizleri izleyen tam 76 milyon aziz milletimin takdirine bırakıyorum.

21 Haziran 2010 tarihli Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarlığının resmî yazısını sizlerle paylaşmak istiyorum. Bu havaalanıyla ilgili görüş alınmak üzere, ilgili Hazine Müsteşarlığına ve Devlet Planlama Teşkilatı uzmanlarına görüş soruluyor ve bu görüşte aynen şöyle diyor: “Bugüne kadar, diğer havaalanı işletmeciliğine ilişkin ana faaliyetlerin görevli şirketçe gördürülmesinde hukuki altyapı olarak herhangi bir sorun bulunmamakla birlikte, Devlet Hava Meydanları İşletmesi Genel Müdürlüğünün asli görevlerinin taşeron personel eliyle gördürülmesi, uzun vadede, KİT sistemine planlanmayan personel girişine neden olabilecektir. Sözleşme süresinin tamamlanmasını müteakip, Zafer Bölgesel Havaalanı’nın Devlet Hava Meydanları İşletmesi Genel Müdürlüğü tarafından işletilmesi durumunda, ana faaliyeti yürüten taşeron personelin, mahkeme yoluyla kamu iktisadi teşebbüsü sistemi içerisine girmesi gündeme gelebilecektir. Bu çerçevede, uygulama sözleşmesi taslağının kapsamının önceki yap-işlet-devret projelerinde olduğu gibi, terminal binasının yapımı ve işletmeciliğiyle sınırlı tutulmasının uygun olacağı değerlendirilmektedir.”

Yine, Devlet Hava Meydanları Genel Müdürlüğünce daha önce 6 adet havaalanı terminalinin ülkemizde bu Hükûmet döneminde yapıldığını, bunların hiçbirinde altyapı hizmetlerinin yap-işlet-devret modeliyle özel sektöre bırakılmadığını söylüyor ve burada “Diğer illerde nasıl yaptıysanız bu havaalanını da aynı şekilde yapın. Hem altyapı hem üstyapıyla beraber bunu özel sektöre yaptırmanız hâlinde ekonomik görünmemektedir, hazine zarara uğrayacaktır.” diyor resmî görüş.

Ve söz konusu işletmecilik için garanti edilen iç ve dış yolcu sayıları, madde metninde, her yıl sabit olarak iç hat için 500 bin ve dış hat için 350 bin yolcu garantisinin sağlandığı ifade edilmektedir. Söz konusu garanti rakamlarının, Devlet Hava Meydanları Genel Müdürlüğü havaalanı-yolcu istatistikleriyle kıyaslandığında çok yüksek olduğu düşünülmektedir.

Ayrıca “Uşak ve Kütahya illeri için ise herhangi bir havayolunun talep analizi bulunmamaktadır. Dolayısıyla, bunları yeniden komple değerlendirin, revize edin.” diye, özetle, devletin resmî kuruluşunun, Hazine Müsteşarlığının raporuna rağmen, bu havaalanı, ısrarla 500 bin iç yolcu giden -gelen değil bakınız- 350 bin de dış yolcu giden olmak üzere birinci yıl 850 bin yolcu garantili, dış yolcu başına 10 euro, iç yolcu başına 2 euro olmak üzere yirmi dokuz yıl on bir ay yani otuz yıl süreyle, yolcu sayıları da her yıl artmak kaydıyla garanti veriliyor. Sözleşmenin 28’inci maddesinde, birinci yıl 500 artı 350 olan bu yolcu sayısı, örneğin onuncu yıl 775.137; 542.596 olmak üzere yüzde 7’den başlayıp yüzde 3’e doğru azalan rakamlarla gidiyor. Şimdi, bunun anlamı ne?

Değerli milletvekilleri, lütfen, bir dinleyiniz. 10 euro çarpı 350 bin yolcu, yılda 3,5 milyon euro -hiç uçmasın isterseniz- 2 euro çarpı 500 bin yolcu, 1 milyon euro da oradan 4,5 milyon euro; otuz yıl, en az 160-170 milyon euro. Peki, bunun yatırım bedeli ne sözleşmede? 50 milyon euro. Böyle ballı kaymaklı projeye hanginiz atlamaz? Maalesef, bu memleketin vergileri… “Yap-işlet-devret modeliyle devletten 5 kuruş para harcamadık.” diye bölgede reklam yapacaksınız, siyaset yapacaksınız, “Havaalanı yaptık.” diyeceksiniz ama bu havaalanını hangi şartlarda kime yaptırdığınızı söylemeyeceksiniz. Dahası var, bu sadece devlet garantisi.

Değerli milletvekilleri, bakınız, bu havaalanıyla ilgili başka havaalanlarında olmayıp da burada olan ne var? Madde 27’de tüm hizmetlerden elde edilecek gelirler de işletmeye bırakılmış. Hangi gelirler? Yolcu servis ücreti gelirleri; köprü, su gelirleri; konma, konaklama gelirleri; her türlü kira, hasılat payı ve benzeri gelirler; aydınlatma, emniyet tedbirleri gelirleri; “follow-me” gelirleri, diğer PAT saha gelirleri; havaalanı kamu kurum ve kuruluşları dışındaki kişi ve kuruluşlara tahsil edilen yerler için tahakkuk ettirilen ısıtma, havalandırma gelirleri, kontuar gelirleri, CIP gelirleri, otopark gelirleri; uçuş bilgi, telefon, teleks, anons, diyafon gelirleri; film çekme gelirler;, emanet odaları gelirleri; yakıt ikmal imtiyaz gelirleri; muayene, tedavi gelirleri; yer hizmetleri gelirleri; konferans ve toplantı salonu gelirleri. Bunların tamamı, üstüne kaymak. Firmaya “Al bunu yap; otuz yıl boyunca bu şartlarda ben seni destekleyeceğim, aradaki yolcu farkı senin için hiç önemli değil, bu parayı alacaksın, üstüne de bu gelirleri koyacaksın. Hayırlı olsun.” denmiştir.

Değerli milletvekilleri, bu ihaleye, şartname alan hiçbir firma katılmamıştır. Bu ihale, daha sonra telefon usulüyle bir firmanın çağrılarak verildiği bir ihaledir. Buradan kimlere ne gidiyorsa bunun takdirini sizlere bırakıyorum.

Sayın Bakanım, sizin bu konuda buraya gelip bu konuyla ilgili açıklamayı yapmanızı mutlaka elzem görüyorum. Bölgenin Bakanı olarak, bölgenin milletvekilleri olarak, benim Kütahya’mda, Afyon’da bu konuyla ilgili yapılan siyasi propagandaların bir rant geliri propagandası olduğunu, lütfen, gelin siz de buradan söyleyin çünkü bu şartlarda bu havaalanı çalışmayacaktır.

Nitekim, açıldığından bu yana, gerçekleşen, ekim ayı sonu itibarıyla 77 bin yolcu gelmiştir. Hedeflenen, birinci yıl için 850 bin yolcu; 77 bin gelen ve giden yolcu. Desteklenen sadece giden yolcu, 850 bin ama gerçekleşen veri, gelen ve giden toplamı 77 bin, hadi diyelim ki 100 bin bu iki üç ay içerisinde.

Şimdi, değerli milletvekilleri, bu milletin parasını bu kadar kolay harcamamalıyız, bu kadar kolay savurmamalıyız, bu kadar bedavadan zengin olanları yaratmamalıyız. Bu Meclise bu bilgileri sunma gereğini duydum.

Bu bütçede maalesef diğer konularla beraber keşke bunları konuşmamış olsaydık diyorum ve bütçenin, her şeye rağmen hayırlara vesile olması temennisiyle tekrar hepinizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum. (MHP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına İstanbul Milletvekili Sayın Metin Külünk; buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Buyurun.

AK PARTİ GRUBU ADINA METİN KÜLÜNK (İstanbul) – Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; sizleri en kalbî duygularla selamlıyorum.

Bütçe görüşmelerinin sonuna geldiğimiz bu vakitte, gündemimizi işgal eden son iki günlük operasyon üzerinden düşüncelerimi sizlerle paylaşmak istiyorum. AK PARTİ Grubunun hiçbir ferdi, başta lideri, ülkemizin Başbakanı ve tüm kadroları, bu ülkede hukukun üstünlüğüne yürekten inanmış bir hareketin mensupları olarak, “Adaletin kestiği parmak acımaz.” diyen birey ve hareket olarak adı geçen operasyonda hukukun tecellisi noktasında hiç şüphemiz yok, hiç tereddüdümüz yok ama sizi anlıyorum, muhalefeti, buradan siyaset devşirmek istiyorsunuz…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Anlamamışsın!

METİN KÜLÜNK (Devamla) – …buradan iktidar devşirmek istiyorsunuz.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Anlamamışsın!

METİN KÜLÜNK (Devamla) – Ama 30 Mart, üç ay sonra sandık önümüze gelecek. Biz bugüne dek siyasal hareketimizin, anlayışımızın merkezine hep sandığı ve milleti koyduk.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Onda bir sıkıntı yok, onda bir sıkıntı yok.

METİN KÜLÜNK (Devamla) – Yine de sandık ve millet diyoruz, hodri meydan. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sandık başka, bu başka Metin!

METİN KÜLÜNK (Devamla) – Bu noktada bizim hiç şüphemiz yok.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sandık başka, hırsızlık başka; sandık başka, yolsuzluk başka!

METİN KÜLÜNK (Devamla) - Dolayısıyla, burada sizi…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Ne alakası var sandıkla bunun?

METİN KÜLÜNK (Devamla) – Bakın, bahsettiğiniz kavramın kararını verecek olan yargıdır.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Yargı, yargı, yargı.

METİN KÜLÜNK (Devamla) – Dolayısıyla, yargının verdiği karara biz yürekten saygılıyız.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – O zaman niye müdahale ediyorsunuz kardeşim?

METİN KÜLÜNK (Devamla) – Onun için sabırlı olun.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Niye müdahale ediyorsunuz?

METİN KÜLÜNK (Devamla) – Bizim hiçbir şeye müdahale ettiğimiz filan yok.

Çok geriye gitmeye gerek yok. Aslında, bütün bu süreci ifade edecek temel hedef önümüzdeki Cumhurbaşkanlığı seçimleridir. Türkiye’de Cumhurbaşkanlığı seçimleri hep sancılı olmuştur…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Niye, Abdullah Gül mü yapıyor bunu?

METİN KÜLÜNK (Devamla) – … Cumhurbaşkanlığı seçimleri hep tartışmalı olmuştur. Cumhurbaşkanlığı seçimleri üzerinden Türkiye hep ciddi tartışmaları yaşamıştır. 2013’ün başından itibaren de aslında, Türkiye, bu tartışmalara sokulmak istendi. Tabii ki Cumhurbaşkanlığı üzerinden bu tartışmalarla beraber asıl düğüm noktası 2013’ün başında duran kan ve gözyaşıdır.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Ya, bu hırsızlıkla ne alakası var Metin?

METİN KÜLÜNK (Devamla) - Sayın Başbakanımızın bu milletin başını ağrıtan otuz yıllık terörün…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Halk Bankasının Müdürünün evindeki 4,5 milyon dolarla ne alakası var bunun?

METİN KÜLÜNK (Devamla) - …nihayetlenmesi ve de Kürt meselesinin bu coğrafyanın doğal diyalektiğine uygun olarak çözümü yolunda aldığı inisiyatifle, Türkiye üzerinde son yüz yıldır sürekli operasyon yapmak isteyen, bölgenin huzursuzluğundan beslenen güçlerin rahatsızlığının, içeride müttefikleriyle beraber ortaya koyduğu fotoğraftan başka bir şey değildir.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Metin, ben mi koydum o paraları bakanların çocuklarının evlerine ya?

METİN KÜLÜNK (Devamla) – Arkadaşlar, ne değişti ülkemizde? Bakın, milyonlarca ağaç diken bu Hükûmetin 10 tane ağacın yerini değiştirmek istemesi üzerine binlerce masum çocuk sokağa döküldü, rahmetli oldular.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Kimin sayesinde? Başbakanın sayesinde.

METİN KÜLÜNK (Devamla) – Ondan sonra da gittiler, o insanların evlerinde, annelerinin babalarının gözyaşlarından medet umdular, siyaset devşirmeye kalktılar.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sen Mısır’dakinden umacağına buradakinden umsaydın.

METİN KÜLÜNK (Devamla) – Gezi eylemlerinde kimler vardı ve hedefleri neydi? Sermayeyle sermaye karşıtlarını Taksim Gezi Parkı’nda bir araya getiren güç, kimin siyasi mühendislik aklıydı?

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Mısır’daki için ağlıyordun ya, bir de buradaki için ağlasaydın.

METİN KÜLÜNK (Devamla) – Bu akıl, millete rağmen politika üreten derin mihraklarla, kurgu operasyonlarla Türkiye’nin 2023’ten 2071’e evrilen tarihî kaderini engellemeye çalışan akıldı.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Zeytinyağı gibi su üstüne çıkmak böyle bir şey. Zeytinyağı gibisin be!

METİN KÜLÜNK (Devamla) – Bu kaderi dönüştürmeye çalışanlara millet yine alanlarda cevap verdi, vermeye de devam edecek.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Zeytinyağını geçtin Metin!

METİN KÜLÜNK (Devamla) – Cumhuriyet tarihinin gördüğü en büyük Vandalizmi Gezi Parkı’nda gördük. Bunu boşa çıkaran akıl, bu milletin feraset aklıdır, basiret aklıdır.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Seni bakan yapmazlar.

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Haydar, bir dur ya!

METİN KÜLÜNK (Devamla) – Gezi Parkı üzerinden milletin ferasetiyle baş edemeyenler, şimdi milletin önüne ekim sendromunu koydular ama orada da üniversiteler üzerinden gerçekleştirmek istedikleri ameliyat yine milletin ferasetiyle, devletin yenilenen aklıyla boşa çıktı.

KADİR GÖKMEN ÖĞÜT (İstanbul) – Polis copuyla boşa çıktı.

METİN KÜLÜNK (Devamla) – Bu iki kalkışmada da istediğini elde edemeyen dış senaristler, küresel finans oligarklarının içerideki yerli ortakları… (CHP sıralarından “Vay, vay, vay” sesleri) …Cumhurbaşkanlığı seçiminin yarı finali olarak gördükleri 30 Mart öncesinde…

KADİR GÖKMEN ÖĞÜT (İstanbul) – Bir daha söyle.

METİN KÜLÜNK (Devamla) –…ülkemizi yeni bir kaosa, bir siyasi darbeye mahkûm etmek için farklı senaryoları sahneye koymaya başladılar.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Metin, kitabında “Biz niye bu hâle geldik?” diye soruyorsun, senin yazdığın kitapta. Sayfa numarasını söyleyeyim mi?

METİN KÜLÜNK (Devamla) – Bu senaryo, sadece, yaşananlar sadece Hükûmetimiz ve AK PARTİ üzerinde değil…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sen söylüyorsun kitabında “Biz, bu hâle niye geldik?” diye.

METİN KÜLÜNK (Devamla) - …devletin bekası üzerinde ortaya konulmak istenen senaryolardır.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Bak, “Zamanın Ruhu” kitabında; Metin, senin kitabında, sayfa 178’de “Biz, niye bu hâle geldik?” diye soruyorsun.

METİN KÜLÜNK (Devamla) – Peki, soruyorum size, biraz evvel buraya gelen sayın konuşmacı vicdandan bahsetti, şimdi sizin vicdanınıza soruyorum: CHP’nin sağcılaştırılmasından mutlu musunuz? (CHP sıralarından “Ooo!” sesleri)

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Ooo, bravo Metin!

MUHAMMET RIZA YALÇINKAYA (Bartın) – Geç onları, geç. Sandıkta soygun var mı, yok mu, onu söyle.

METİN KÜLÜNK (Devamla) – CHP’yi sağcılaştırırken, sola da iktidar havucunu göstererek yalı bahçelerinde yetiştirdikleri gülleri derin mahzenlerde kurguladıkları siyasi mühendisliklerinin perdesi hâline getirerek milletimize karşı operasyonlarına yeni bir halka daha ekleme gayretindeler.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Metin, bak, tek bir şey söyle: Senin kitabının “Zamanın Ruhu” kitabının 178’inci sayfasında “Biz, niye bu hâle geldik?” sorusunu niye soruyorsun?

METİN KÜLÜNK (Devamla) – Soruyorum vicdanınıza: Otuz altı yıl sonra Cumhuriyet Halk Partisinin Genel Başkanını Amerika Birleşik Devletleri’ne hangi akıl gönderdi? (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Washington’un sokaklarında yoksa iktidar arama aklı mı gönderdi? (CHP sıralarından “Vay, vay, vay!” sesleri)

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Siz öyle mi oldunuz iktidar? Tecrübeli konuşuyorsun bakıyorum.

METİN KÜLÜNK (Devamla) – Yoksa, orada, küresel finans baronlarına “Cumhuriyet Halk Partisi iktidarda olsaydı, Mavi Marmara’ya izin vermezdi.” diyerek…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Vermezdik, biz insanlarımızı öldürtmezdik.

METİN KÜLÜNK (Devamla) – …halkçı partiyi, Mustafa Kemal’in kurduğu bu partiyi küresel finans oligarklarına teslim edip döndü.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Siyasi rant uğruna insanlarımızı öldürtmezdik Metin.

MUHAMMET RIZA YALÇINKAYA (Bartın) – Sandıkta soygun var mı Külünk?

METİN KÜLÜNK (Devamla) - Aynı şekilde, CHP Genel Başkanı, bugün, bakıyoruz, Amerikan Büyükelçisiyle birlikte. Bizim devlet geleneğimizde…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Metin, siyasi rant uğruna insanlarımızı öldürtmezdik.

METİN KÜLÜNK (Devamla) – …bir iktidara aday, iktidar kollayan muhalefetin genel başkanı bir ülkenin büyükelçisinin ayağına gitmez, büyükelçiyle dışarıda buluşmaz; bu büyükelçiler bizim genel başkanlığımızda görüşmek istediklerinde…

MEHMET GÜNAL (Antalya) – İktidardakileri mi zannediyor bu?

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sadece iktidardakiler mi buluşur?

METİN KÜLÜNK (Devamla) - …AK PARTİ Genel Merkezinde genel başkan yardımcılarımızla görüşür.

Peki, bu operasyonun asıl hedefi ne? Bu operasyonun asıl hedefi, Başbakanımız, ricalimiz Recep Tayyip Erdoğan ve de devletin yenilenen aklıdır. Oysa bu operasyonun arkasındaki akıl, bu devleti tanımıyor, bu devletin…

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Operasyonun hedefi hırsızlar, kimse hırsız.

METİN KÜLÜNK (Devamla) – …bu coğrafyada bin yıldır hangi dinamiklerle ayakta durduğunu bilmiyor.

AHMET TOPTAŞ (Afyonkarahisar) – Taşyapı, Taşyapı...

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Sen, hırsızı tanıyorsan, söyle.

METİN KÜLÜNK (Devamla) - Bu devletin aklı, bunun gibi nice operasyonları yaşadı…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Alkış, alkış, alkışlayın!

METİN KÜLÜNK (Devamla) - …bu operasyonu atlatmaya da milletin iradesiyle yine mahir olacaktır.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Yemezler Metin artık, bu millet size inanmıyor, yemezler!

METİN KÜLÜNK (Devamla) – 30 Martta, yine, Başbakanımızın yalnızlaştırılmasına bu millet müsaade etmeyecek.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Bitti o işler, bitti!

METİN KÜLÜNK (Devamla) – Memleketimizde dikte edilen…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Bitti, vatandaşın dinî duygularını sömürme bitti.

METİN KÜLÜNK (Devamla) - …kırk yıllık terörü coğrafyamızın doğal diyalektiğine uygun olarak demokratikleşen bir akılla çözüm yoluna soktuğu için, denkleme Kuzey Irak Kürt bölgesel yönetimini dâhil ederek enerji transfer ve güvenlik iş birliği anlaşmasıyla yüz yıldır bölgenin tutsak edilmek istendiği…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Nerede, anlaşma nerede Metin? Anlaşma nerede?

METİN KÜLÜNK (Devamla) - …anarşizmi bitirdiği için; derin tröstlerin, derin çetelerin, küresel oligarkların…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Vay, vay, vay!

METİN KÜLÜNK (Devamla) - …bu ülkedeki ameliyat çabalarının yeni adıdır bu operasyon.

OSMAN AŞKIN BAK  (İstanbul) – Millet izin vermez, millet izin vermez.

METİN KÜLÜNK (Devamla) – Kürt meselesi sürecinde Sayın Başbakanımızın, Kürt meselesinin ve de terörün çözüm sürecinde Başbakanımızın bu coğrafyada aklıyla inisiyatifi ele alarak barış atmosferinde yer alan bir Türkiye’yi inşa etmesi kimleri rahatsız etmişse, oturun, Musul, Kerkük’ün Lozan görüşmelerini bir daha okuyun; oturun, Mustafa Kemal’in Meclisi Mebusanda yaptığı konuşmaları okuyun…

AHMET TOPTAŞ (Afyonkarahisar) – Oku, oku…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Metin, senin kitabını okudum, orada yazmışsın, “Biz niye bu hâle geldik?” diye yazmışsın. Bir söyle, niye geldik bu hâle?

METİN KÜLÜNK (Devamla) - …oturun, Mustafa Kemal’in kafasındaki tahayyül ettiği Türkiye’yi okuyun. Asıl hedefleri, teröre tutsak edilmiş Türkiye. Asıl hedefleri, içerideki meselelerinden dışarıya bakamayan Türkiye. Asıl meseleleri, New York-Londra aksının dışında İstanbul’un finans merkezi olmasını engellemek.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Evet, bakanların evlerini yapmışsınız finans merkezi, çocuklarını. Finans kurumu mu onlar?

METİN KÜLÜNK (Devamla) -  Asıl hedefleri, boğazlardaki hâkimiyetini kanal İstanbul ve Marmaray ile Yavuz Sultan Selim köprüsüyle tekrar tescil ettiren büyük Türkiye’yi engellemek.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Vay, vay, vay, vay!

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Boşuna uğraşma senden bakan olmaz.

METİN KÜLÜNK (Devamla) - Asıl hedefleri, üçüncü havalimanıyla dünyanın en büyük yolcu transfer merkezi olacak İstanbul’u üç ağacın gölgesine tutsak etmek. Asıl hedefleri, İran petrol ticareti…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Metin uğraşma, uğraşma; seni bakan yapmayacaklar.

METİN KÜLÜNK (Devamla) - …Kuzey Irak Kürt yönetimiyle yapılan enerji ve güvenlik anlaşmasıyla Azerbaycan’dan İtalya’ya uzanacak Güney Gaz Koridoru’nun şekillendirdiği büyük Avrasya projesini bertaraf etmek.

MUHAMMET RIZA YALÇINKAYA (Bartın) – Büyük ayakkabı projesi!

METİN KÜLÜNK (Devamla) - Ama buna gücünüz yetmeyecek. Asıl meseleleri, cumhuriyetin müntehibisani döneminden beri Londra-Tel Aviv aksına kilitlenmiş bağımsız politikalar üretemeyen, tükenmiş, köhne sistemin devamıdır. Bu millet buna müsaade etmeyecektir.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Bu millet hırsızlara müsaade etmeyecektir.

METİN KÜLÜNK (Devamla) - Ateşi Nemrut’tan korkar mı İbrahim olan? Hodri meydan! Hodri meydan! Hodri meydan! Hodri meydan! (AK PARTİ sıralarından alkışlar, CHP sıralarından gürültüler)

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Hadi, hodri meydan! Hadi, hodri meydan! Benim evimde mi çıktı 1,5 milyon dolar, senin bakanının evinde mi çıktı 1,5 milyon dolar? Hadi hodri meydan! Kaç numara ayakkabı giyiyorsun?

ENGİN ALTAY  (Sinop) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Altay…

ENGİN ALTAY  (Sinop) – Sayın hatip, partimizi sağcılaşmakla suçlamak dâhil çok sayıda eleştiri yaptı, yurt dışı gezilerimiz dâhil…

BAŞKAN – Anladım, ben, çünkü, şimdi öyle bir gürültü vardı ki onu duyamadım.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

VI.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

10.- Sinop Milletvekili Engin Altay’ın, İstanbul Milletvekili Metin Külünk’ün 2012 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın 7’nci maddesi üzerinde AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

ENGİN ALTAY  (Sinop) – Teşekkür ederim.

Sayın hatip merak etmesin, 30 Martı biz de dört gözle bekliyoruz, hiç ondan şüpheniz olmasın.

Eğer küresel bir operasyonla gelmediyseniz küresel bir operasyonla gideceğiz endişesine hiç kapılmayın! (CHP sıralarından alkışlar, AK PARTİ sıralarından gürültüler) Hiç kimse sizi göndermez, hiç merak etmeyin! Önce bunu söyleyeyim.

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Hiç alakası yok! Millet izin vermez, hiç alakası yok!

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Geldikleri gibi giderler!

ENGİN ALTAY  (Devamla) – Gezi Vandalizmse, Vandalizmin kralını son günlerde Türkiye gördü.

KADİR GÖKMEN ÖĞÜT (İstanbul) – Evet!

ENGİN ALTAY  (Devamla) – Vandalizm aynı zamanda yağmalamaktır. Vandalizmin nasıl olduğunu Türkiye'ye de gösterdiniz. Devleti kırıp dökmektir Vandalizm. (CHP sıralarından alkışlar)

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Yağmacı, yağmacı!

ENGİN ALTAY  (Devamla) – İlaveten, Cumhuriyet Halk Partisinin siyasi rotası, senin aklının ereceği bir iş de değildir. Cumhuriyet Halk Partisine boğazından haram geçmemiş… (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

TEMEL COŞKUN (Yalova) – İSKİ, İSKİ!

ENGİN ALTAY  (Devamla) – …Atatürk’le sorunu olmayan, cumhuriyetle sorunu olmayan, laikliği özümsemiş herkese, kapısını çalan herkese Cumhuriyet Halk Partisinde yer ve fırsat vardır. (CHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar) Ve Cumhuriyet Halk Partisinin Genel Başkanı, sizin Genel Başkanınız gibi Amerika’ya özel temsilcisini yollayıp, “Beni tuvalet çukuruna süpürmeyin, kullanın.” dememiştir hiçbir zaman, bundan sonra da demeyecektir.

Cumhuriyet Halk Partisinin Genel Başkanı, Yasin El Kadı’yı önce “Tanımam.” deyip öğleden sonra “Tanırım, param kadar kefilim.” dememiştir, demeyecektir. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

TEMEL COŞKUN (Yalova) – İSKİ, İSKİ!

ENGİN ALTAY  (Devamla) – Cumhuriyet Halk Partisinin Genel Başkanı, 300 bin kişinin katili El Beşir’in altına kırmızı halı sermemiştir, bundan sonra da sermeyecektir. Cumhuriyet Halk Partisinin Genel Başkanı, cumhuriyeti kuran insanlara “ayyaş” diyen bir siyasi partinin genel başkanının düştüğü rezil duruma düşmeyecektir, hiçbir zaman düşmeyecektir. (CHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar; AK PARTİ sıralarından gürültüler)

Hepinizi saygıyla selamlarım.

METİN KÜLÜNK (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Arkadaşlar, önce bir gürültü kesilsin.

Kaşlarınızı enseye kadar kaldırıyorsunuz, çıkıyorsunuz -her biriniz için konuşuyorum- sonra bana gereken yüksek perdeden konuşmalar yapılıyor, sonra orada konuşuluyor, sonra çıkılıyor yan yana çay içiyorsunuz. Bundan sonra fotoğraflarınızı çekip basına vereceğim. Yan yana gelenlerin fotoğrafını çekeceğim.

Hah, tamam, şimdi buyurun.

RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Burdur) – Sayın Başkan, bir saygı olur insanda ya! Önü bile açık, böyle fedai gibi. Nedir bu?

BAŞKAN – E, öyle uygun gördü muhterem!

Buyurun.

11.- İstanbul Milletvekili Metin Külünk’ün, Sinop Milletvekili Engin Altay’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

METİN KÜLÜNK (İstanbul) – Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; Sayın Başkanım, bahsettiğiniz fotoğraftan bu milletvekili arkadaşınızın ayrı durduğunu zatıaliniz çok iyi bilirler. Sözümü söylediğim adamla nerede çay içip nerede çay içmeyeceğimi bilecek kadar yürekli bir adamım; bu, bir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Vay!

METİN KÜLÜNK (Devamla) – İkincisi: Sayın Altay, benim aklımın zekâtı sana yetmez.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Vay!

METİN KÜLÜNK (Devamla) – Benim aklımın zekâtının çapını dahi ölçmeye senin zekân yetmez. Bu, şahsi mesele.

AK PARTİ hareketinin liderine ifade ettiğiniz bütün cümleleri aynıyla size iade ediyorum.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Niye? Engin Bey’in bakanları malı mı götürmüş?

METİN KÜLÜNK (Devamla) – Sayın Başbakanımız ve AK PARTİ hareketini bu milletin derin vicdanı 2002’de iktidara taşımıştır.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Aklının yetmediği belli oldu Metin!

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Aynı vicdan şimdi süpürecek onu.

METİN KÜLÜNK (Devamla) – Bu AK PARTİ hareketinin Allah’ın huzurunda ve milletin huzurunda eğilmekten başka hiçbir vesayet müessesesine başı eğilmeyecektir, eğilmemiştir, eğilmeyecektir de.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Bir de paranın, paranın, yeşil doların önünde eğilmiştir. Doları görünce eğilmişsiniz hepiniz.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Aynı vicdan şimdi onu gömecek o sandığa.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Yargıya eğil sen bir de yargıya!

METİN KÜLÜNK (Devamla) – Cumhuriyet Halk Partisinin de sağcılaşmasından da mutsuz olduğumu ifade etmiyorum, mutlu olduğumu ifade ediyorum. Hiç olmazsa yıllarca gıyabında hakaretlerle dolu, iftiralarla dolu konuştuğunuz insanlarla aynı camide namaz kılacak olmanızdan biz son derece mutluyuz, bundan yana endişeniz olmasın.

AHMET TOPTAŞ (Afyonkarahisar) – Biz sonradan Müslüman olma değiliz!

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Metin, en son Müslüman olan kavimsin sen be! Belli bile değil ne olduğun!

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Gene namaza sarıldınız, tam zamanı!

METİN KÜLÜNK (Devamla) – Ama bir gerçeği de kabul edin. AK PARTİ bu milletin derin vicdanının karşılığıdır.

Sevgiyle, saygıyla… (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AHMET TOPTAŞ (Afyonkarahisar) – Allah’la aldatanlar!

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Allah’la aldatıyorsunuz, Allah’la, Allah’la aldatanlarsınız sizler. Müslümanlığınız bile tartışılır.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Sıkışınca camiye sarıl, namaza sarıl; helal olsun!

ENGİN ALTAY (Sinop) – Sayın Başkanım…

EMRULLAH İŞLER (Ankara) – Sayın Başkan, bir hakaret yok ki.

BAŞKAN – Öyle mi diyorsunuz? Valla yani kelimelerin… Şimdi, bir atasözü söylerim ama ayıp olur.

Buyurun.

12.- Sinop Milletvekili Engin Altay’ın, İstanbul Milletvekili Metin Külünk’ün sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

ENGİN ALTAY (Sinop) – Sizin zekânızı ölçecek alet bende yok ama iş hayatında çok başarılı olduğunuzu biliyorum, çok başarılı olduğunuzu biliyorum.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Hangi tarihten sonra ama?

ENGİN ALTAY (Devamla) – O konuda da bizde bilgiler, değişik şeyler… Bunlara girmek için söylemiyorum ama tabii ki benim sizin kadar işini bilen biri olmam mümkün değil, bunu peşinen söyleyeyim, çok başarılısınız iş hayatınızda. (CHP sıralarından alkışlar)

Tekraren söylüyorum: Ben kolay kolay sinirlenmemeye çalışan, buradaki tansiyonu minimize etmeye çalışan bir arkadaşınızım, bilirsiniz. Böyle bir tabloda, böyle günlerde sizin bu kürsüye gelip böyle âdeta kaşınmanızı anlamak mümkün değil. Bunu Sayın Başbakana bir iltifat olsun diye…

FATİH ŞAHİN (Ankara) – Bu nasıl bir tabir ya?

ENGİN ALTAY (Devamla) – Siyasi kaşınma, uyuz kaşınmasını kastetmiyorum tabii, uyuz oldunuz da kaşınıyorsunuz demiyorum. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Daha başka şeyler de söylendi, bu taraftan da söylendi.

FATİH ŞAHİN (Ankara) – “Kaşınma.” diyorsun, kendi kendini tekzip ediyorsun, kendini yalanlıyorsun.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Şimdi, Başbakana saygısız konuştuğumu söyledin ya…

FATİH ŞAHİN (Ankara) – Bu mu tansiyonu düşürmek, bu mu?

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, uyarın.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Bak, bak, dinle. Onların…

FATİH ŞAHİN (Ankara) – Kendi kendini yalanlıyorsun. Böyle mi tansiyon düşürülür?

ENGİN ALTAY (Devamla) – Ne söylediğimi biliyorum ben.

FATİH ŞAHİN (Ankara) – Bilmiyorsun, farkında değilsin, ağzından çıkanı kulağın duymuyor!

ENGİN ALTAY (Devamla) – Sen bilmiyorsan siyaseti, öğren de gel.

BAŞKAN – Sayın Altay…

ENGİN ALTAY (Devamla) – Sayın Başkan, müdahale etmeyecek misiniz?

BAŞKAN – Anladım da siz de biraz daha dikkatli konuşun.

FATİH ŞAHİN (Ankara) – Bu mu tansiyonu düşürmek?

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Hiç yakışmadı Engin Bey, hiç!

ENGİN ALTAY (Devamla) – Bak söyledim, Başbakanınızdan alıntı yapıyorum: “Onların cemaziyel evvelini biliriz, onların kirliliğini çok iyi biliriz.” diyen bir Başbakana benim “rezil” demekten başka hiçbir şansım ve fırsatım yoktur.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar, AK PARTİ sıralarından gürültüler)

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan…

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Sensin rezil be!

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Sanki Muharrem İnce konuşuyor.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Ünal.

13.- Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal’ın, Sinop Milletvekili Engin Altay’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında AK PARTİ Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu kürsünün bir dokunulmazlığı ve sorumsuzluğu vardır.

ENGİN ALTAY (Sinop) – Başbakanlık kürsüsü de öyle, Başbakanlık kürsüsü!

MAHİR ÜNAL (Devamla) – Bu doğru, bu doğru fakat burası İç Tüzük’te ifade edildiği şekilde şahsiyatla uğraşılacak ya da çirkin bir dil kullanılacak bir yer değildir.

ENGİN ALTAY (Sinop) – Evet, değil. Başbakanlık da değil, Başbakanlık da değil!

MAHİR ÜNAL (Devamla) – Hatip kendi fikirlerini ifade etmiştir. Yüksek zekâlar fikirleri konuşurlar, düşük akıllar ise insanları ve olayları konuşurlar. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Dolayısıyla, burada kullandığınız ifadeleri size aynıyla iade ediyorum çünkü bu kürsüde bu ifadeleri tekrar daha tekrarlamayı kendi şahsiyetime yakıştırmıyorum.

ALİ HAYDAR ÖNER (Isparta) – “Terbiyesiz” lafını kendi Genel Başkanına söyle!

MAHİR ÜNAL (Devamla) – Dolayısıyla, burada söylenen ifadelerden dolayı, “kaşınma” ifadesinden dolayı, özellikle Sayın Grup Başkan Vekili, lütfen gruptan özür dileyiniz!

Saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 17.59


BEŞİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 18.24

BAŞKAN: Başkan Vekili Meral AKŞENER

KÂTİP ÜYELER: Muharrem IŞIK (Erzincan), Fehmi KÜPÇÜ (Bolu)

 

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 36’ncı Birleşiminin Beşinci Oturumunu açıyorum.

2012 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın görüşmelerine devam edeceğiz.

III.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 2014 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/832) (S. Sayısı: 506) (Devam)

2.- 2012 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı, 2012 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısına İlişkin Olarak Hazırlanan 2012 Yılı Genel Uygunluk Bildiriminin Su-nulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi, Maliye Bakanlığı ve İçişleri Bakanlığı Tarafından Sayıştaya Gönderilen Genel Faaliyet Raporları ile Bu Raporlara İlişkin Sayıştay Değerlendirmesini İçeren 2012 Yılı Faaliyet Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi, 2012 Yılı Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Baş-kanlığı Tezkeresi, 2012 Yılı Mali İstatistikleri Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/798, 3/1275, 3/1277, 3/1278, 3/1279) (S. Sayısı: 507) (Devam)

BAŞKAN – Komisyon burada.

Hükûmet burada.

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Sayın  Başkan…

BAŞKAN – Evet, Sayın Ünal.

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Sayın  Başkan, bir önceki oturumda, Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkan Vekili Sayın Engin Altay’ın, yaptığı konuşmada Sayın  Başbakanımıza dönük bir ifadesi var. Biz bunu şimdi tutanaklarda gördük ve tespit ettik. Ben burada, Genel Kurulun huzurunda, kullandığı bu ifadeden dolayı bunu ya tavzih etmesini ya da bu konuda özür dilemesini talep ediyorum.

BAŞKAN – Şimdi, 7’nci madde üzerinde söz sırası Sinop Milletvekili Sayın Engin Altay’da.

Buyurun.

ENGİN ALTAY (Sinop) – Genelde en son aleyhte konuşulurdu Başkanım aslında.

BAŞKAN – Öyle mi? Neyse…

Buyurunuz.

ENGİN ALTAY (Sinop) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; önce, bu son günlerde yaşadıklarımız, diğer, Türkiye'nin sorunlarını gözden kaçırmaya da vesile oldu. Başta, Sayın Engin Alan’ın merhum annesine rahmet diliyorum. Keşke, bu uzun tutukluluk süreleri sorununu Meclisimiz aşabilseydi, bugün bir anayla bir oğul böyle ayrılmasaydı.

Yine bir başka konu, içeride bulunan 5 milletvekili hâlen içeride. Hep söylemişizdir Cumhuriyet Halk Partisi olarak: Üyelerini özgürlüğüne kavuşturamayan bir Parlamento sakat bir parlamentodur, kusurlu, özürlü bir parlamentodur. Şurada -kameramanlar da orayı göstersin- milletvekilleri açlık grevi yapıyor. Bir milletvekili, durduk yerde aç kalmaz. Hele bunu bu çatı altında yapıyorsa hepimizin bundan alacağı ibretler vardır. (BDP ve HDP sıralarından alkışlar) Kamuoyunu ve Parlamentoyu bu konuda duyarlılığa ve Parlamentoyu bu ayıptan kurtarmaya davet ediyorum.

Biz, Cumhuriyet Halk Partisi olarak, 2 üyemiz özgürlüğüne kavuştu diye sevinmiş değiliz. Cezaevindeki 5-6 milletvekilimizin de bir an önce burada olmasını istiyoruz. (CHP sıralarından alkışlar) Üyeleri cezaevindeyken bu Parlamentonun yaptığı bütçe bile meşru sayılmaz.

Değerli arkadaşlar, biraz önceki tartışmalar içerisinde, Sayın Başbakanın ve Sayın Külünk’ün bize yönelik çok kırıcı sözlerine binaen, ben de sanıyorum, Sayın Başbakanla ilgili, istemediğim, söylememem gereken bir ifade kullanmışım. Hep söylediğim bir şey var: Hepimiz insanız. Tıpkı hepinizin içinde çok güzel iyilik meleklerinin olduğunu bildiğim ama her insanın içinde ilaveten var olan şeytanın da olduğu ve bazen harekete geçtiği gibi, insanlar da bazen, zaman zaman yanlış işler yaparlar. İş ki insanların nezaketi ve vicdanı elden bırakmamasıdır. Tahrik olan her insandan her şey beklenir. Nitekim, Sayın Başbakan bu kürsüden bize yönelik olarak “Terbiyesiz herifler!” ifadesini kullandığında, biz, bu konuyu artık “Kaçtı ağzından.” diye düşündük. “Bilerek, önceden kurgulayarak böyle bir şey söylemedi.” diye düşündük.

Sayın milletvekilleri, Türkiye kötü günler…

Öncelikle, hepinize geçmiş olsun, Hükûmete geçmiş olsun. Bu, kabul edilebilir sınırların içerisindeki bir olay değildir, kesinlikle değildir. Ve ben her birinizin, ayrı ayrı, bu yaşananlardan dolayı gergin olduğunuzu, üzgün olduğunuzu, “Olmasaydı keşke!” dediğinizi biliyorum. Hükûmetin bütün üyelerini suçluyor da değiliz, esasen adı geçen sayın bakanları da peşinen suçlu ilan etmiş değiliz. Çünkü, biz, masumiyet karinesini işimize geldiği zaman değil, her zaman savunan bir anlayış ve partiyiz.

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Gruba söylüyorsunuz değil mi?

ENGİN ALTAY (Devamla) – O yüzdendir ki şuna çok seviniyoruz: “Dün, bir davanın infaz savcılığına soyunan anlayışın, bugün masumiyet karinesinden bahsetmesi en azından demokrasimiz için yararlı bir gelişmedir.” diye düşünüyoruz. Ama bu çerçevede, biraz önce -tutanak burada, o tutanağı bulabilirse arkadaşlar getirsin, beyaz dosyada- yani Hükûmetin bir Sayın Bakanı –şimdi burada yok- Sayın Maliye Bakanı, son yaşananlar için bu kürsüden şu lafı ettiyse: “Allah belasını versin!” dediyse, olay ciddidir arkadaşlar -tutanak orada, beyaz dosyada- olay ciddidir. Böyle bir ciddi olay karşısında sayın bakanları peşinen yargılamıyoruz, infaz etmiyoruz, hüküm vermiyoruz ama diyoruz ki: Eğer Türkiye demokrasiyse, eğer Türkiye gerçekten ileri demokrasiyse bu soruşturmayla ilgili olarak yolun kapatılmaması lazım, bu soruşturmayla ilgili delillerin karartılmaması lazım ve bu soruşturmayı başlatan -yedi ay, on ay, bilmiyorum- belli bir noktaya getiren polis şeflerinin görevden alınmasını hangi mantıkla izah edeceksiniz? “Efendim, amirlerine haber vermemişler.” Yahu, verirse suç.  3-4 tane hukukçuyla konuştum. Değerli milletvekilleri, o polis şeflerinin, o daire başkanlarının amiri savcıdır, savcının emriyle iş ve işlem yapmışlardır. Dolayısıyla, o şeflerin ayrıca İstanbul İl Emniyet Müdürüne, İstanbul Valisine yani yürütmeye, yani idareye haber vermeleri mümkün değildir, veremezler, verirlerse kusurludurlar. Bu kadar operasyon, Emniyet içinde yapılan operasyon gösterdi ki Hükûmet…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ENGİN ALTAY (Devamla) – …Emniyette bir fişleme yapmış ve şimdi o fişleme doğrultusunda Türkiye'nin birçok yerinde polis şefleri görevden alınıyor. Bu da peşinen, kamu vicdanı bakımından, kimi sayın bakanların suçluluğunu hüküm altına alır. Ben size iyilik olsun diye söylüyorum. Gelin, bu soruşturmanın önüne engel olmayın, ya bir yol gösterin, ya bir yol açın ya da yoldan çekilin.

Saygılar sunarım. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Altay.

İstanbul Milletvekili Sayın Mehmet Domaç.

Buyurunuz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MEHMET DOMAÇ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tasarının 7’nci maddesi hakkında söz almış bulunuyorum. Yaklaşmakta olan 2014 yılının, sizlere, ülkemize ve milletimize, barış, sağlık, özgürlük ve refah dolu bir yıl olarak geçmesini diliyorum.

Ben de Sayın Alan’a başsağlığı diliyorum, annesine Allah'tan rahmet diliyorum.

Bu uzamış tutukluluk hâllerinin Anayasa Mahkemesinin verdiği karar doğrultusunda bir an önce sonuçlandırılmasını diliyorum. Hiç kimse kanunların tersinden davranarak kişileri içeride tutma hakkına sahip değildir. İnanıyorum ki bu son üç gündür tartıştığımız olaylar hukukun üstünlüğüyle sona erecektir ve sonuna kadar bunların ortaya çıkarılması sağlanacaktır. Bundan da hiçbir kuşkum yok.

Değerli milletvekilleri, biz, 2013 yılının bütçesini işsizliğin Avrupa’da arttığı, kamu borçlarının ödenmesinde güçlük çekildiği ve dünya finans krizinin devam ettiği bir süreçte tartıştık, bitirmek üzereyiz de. Bu süreçlerde, biz AK PARTİ iktidarı olarak, bütçelerimizin temel hareket noktası olarak güven ve istikrarı hep koruduk ve korumaya devam ettik. Yapılan yatırımlar, alınan önlemler güven duyulmasını sağladı bu bütçelere ve onun arkasından da istikrar ortaya çıktı. Güven ve istikrar ortamının sağlanmasındaki en büyük katkı vatandaşımızın katkısıdır, milletimizin katkısıdır, halkımızın katkısıdır çünkü onlar AK PARTİ’nin 3 genel seçimde, 2 yerel seçimde iktidar olmasını sağlamışlardır, dolayısıyla AK PARTİ’nin bütçelerine, yaptıklarına destek olmuşlardır. Dünyadaki ekonomik belirsizlikler, Türkiye’deki istikrarın ve dengelerin korunmuş olmasıyla Türkiye’yi çok fazla sıkıntıya sokmamıştır. Halkımızın hükûmetlere duyduğu güvenle, verdiği destekle ülkemizdeki mali dengeler korunmuştur, küresel krize rağmen istihdam artmıştır ve millî gelirin 2013 yılında da artırılması sağlanmıştır. 2009-2013 döneminde Avrupa bölgesinde, euro bölgesinde 2,2 milyon istihdam kaybı yaşanırken Türkiye bu dönemde yüzde 4,8 istihdam artışıyla 4,7 milyon kişiye istihdam sağlamıştır.     AR-GE destekleri artırılarak katma değeri yüksek ürünler üretmek için önemli adımlar atılmış, cari açığın daraltılması çabaları giderek artırılmıştır. Enflasyonist baskıların azaltılması için inovatif üretimlerin ortaya çıkarılması desteklenmiştir.

Değerli milletvekilleri, biz, bu Parlamento çatısı altında halkımızın tercihleri sonucunda bulunuyoruz. İktidar partisi mensubu milletvekilleri de muhalefette bulunan milletvekillerimiz de halkımızın arzusuyla görev almış durumdalar. Hepimizin birincil görevi halkımıza hizmet etmek, ülkemize hizmet etmek, ülkemizin ekonomisini, demokrasisini, insanlarımızın yaşam kalitesini yükseltmek, Türkiye'nin de huzur ve barış ortamı içerisinde mücadele etmesini ve kalkınmasını sağlamak. Dolayısıyla, ülkemiz 2013 yılını sadece ekonomik kazanımlarla geçirmemiş, demokrasinin, özgürlüğün ve barışın egemen olduğu bir sene olmasını da sağlamıştır. Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgelerinde esen bahar havasıyla birlikte yapılan yatırımlar hız kazanmış, turizm canlanmış, ticaret artmış, bölge insanımız geleceğe umutla bakar hâle gelmiştir. Türkiye’de huzur, istikrar, güven, barış ve demokrasi egemen olduğu müddetçe ülkemiz büyümeye, kalkınmaya, ilerlemeye devam edecektir. Demokrasi kurallarıyla işledikçe, millî irade tüm süreçlere egemen oldukça Türkiye önüne koyduğu her hedefe ulaşacak, hedeflerini aşacak ve aynı şekilde büyümeyi sürdürecektir.

2014 yılı bütçesinin ülkemiz için hayırlı olmasını diliyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Soru-cevap işlemine geçiyorum.

Sayın Atıcı…

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, çok kısa bir sorum olacak: Taş ocağı işletilen bir yerde yangın yolları yapmak için ağaç kesilir mi? Bu soruyu niye sordum? Mersin’in Akkuyu bölgesine bir nükleer santral yapıyorsunuz. Bu, bir siyasi karardır, bunu tartışmayacağım burada; yanlış yapıyorsunuz ama yapıyorsunuz. Ancak, henüz ÇED raporu alamadınız. İnsanlar orada direniyor ölmemek için. ÇED raporu almadığınız hâlde gittiniz, oradaki nükleer santral firmasına, Rus firmasına taş ocağı ruhsatı verdiniz. Mersin Valiliği bu ruhsatı verdi ve taş ocağı işletiliyor. Ben de gittim orayı inceledim, baktım ki binlerce ağaç kesilmiş. “Kaç ağaç kesildi?” dedim, “20 bin ağaç kesildi.” dediler. “Kim kesti bunları?”, “Parasını verdik, orman bölge müdürlüğü kesti.” dediler. “Niye?” dedim, “Efendim, yangın yolları yapıyoruz.” dediler. Ben de dedim ki: “Taş ocağı yapılan bir yere yangın yolları yapılır mı? Bunu taş kafalılar bile yapmaz.”

Bu konuda bir açıklamanız olursa sevinirim Sayın Bakan.

BAŞKAN – Sayın Belen…

BÜLENT BELEN (Tekirdağ) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Orman ve Su İşleri Bakanı buradayken tarımsal sulamayla ilgili soru sormak istiyorum.

AB ülkelerinde tarımsal elektrik 9 sent iken ülkemizde tarımsal sulamada kullanılan elektrik yaklaşık 17 senttir ve yüzde 18 KDV alınmaktadır. Bu konuda bir düzenleme yapacak mısınız?

Tarlasını sulayan üretici sulama birliklerine Bakanlar Kurulunun belirlediği fiyattan az olmamak şartıyla, dönüm başına su kullanım hizmet bedeli ödemektedir ve sayaç takma zorunluluğu getirilmiştir. Dekar başına ortalama 7 lira 75 kuruş su kullanma bedeli alınmaya başlanmıştır. Bu konuda bir şey yapacak mısınız?

Ayrıca, elektrik birim fiyatının düşürülmesi için elektriğe uygulanmakta olan yüzde 18 KDV tarımda kullanılan elektrikten alınmamalı. Bu konuda bir şeyiniz var mı?

Ayrıca, Trakya’da ayçiçeği üreticisi perişan vaziyettedir. Geçen yıl 1,5 liraya sattığı ayçiçeğini bu sene 1 liraya ancak satabildi. Devlet desteğini 24 kuruştan 50 kuruşa çıkarırsanız belki rahatlayabilirler.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Öğüt…

KADİR GÖKMEN ÖĞÜT (İstanbul) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Az önce, 3,5 milyon Geziciye “yağmacı” diyen AKP milletvekiliyle benzer sözleri, İTÜ Bölüm Başkanı da söylemişti, o ne demişti? “Üç beş eylemci, çapulcu değil; Yahudi, Ermeni ve Rum, özünde ahmakların bileşeni bir grubun isyancılarıyla dünden yarına kavgamız olacaktır. Yahudi, Ermeni ve Rum’sanız Gezi eylemlerinde aktif rol almanızı anlayışla karşılıyorum. Lütfen, soyunuzu araştırın.”

Defalarca konuştuğumuz hâlde bu nefret söylemine soruşturma bile açılmadı, sayenizde yerinde duruyor aslanlar gibi. O da, milletvekili de haklı çünkü Başbakanı “Camide içki içtiler, başörtülü bacımıza saldırdılar. İspat edeceğim, kayıtlar var.” dedi, aylar geçti bir şey yok. “Öyle bir şey olmadı.” diyen müezzine soruşturma açıldı, tayini çıkarıldı. Yetmedi, bakanları inanılmaz bir cami fantezisi kurarak “Camide öpüştüler.” dedi. Eh, bu arkadaşın da Başbakanın, bakanın arkasından gitmesi kadar doğal bir şey yok, varlığının sebebini reddedecek hâli yok.

Asıl yağmacılar, dün hazineyi 25 milyar dolar zarar ettirenlerdir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Akçay…

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, bakanlığınız döneminde yapılan tantanalı açılış törenleri için ne kadar ve nasıl harcama yaptınız?

İkinci olarak: Televizyonlara verilen reklamların parasal tutarı nedir? Reklam paraları kim veya hangi kurum tarafından nasıl ödenmiştir?

Üçüncü olarak: Kamuda çalışan ekonomistler, ek gösterge rakamlarının tespitinde I sayılı cetvelin “II-Teknik Hizmetler Sınıfı” bölümünde jeolog, hidrolog, matematikçi gibi unvanlarla birlikte değerlendirilirken özel hizmet tazminat oranlarının tespit edildiği Bakanlar Kurulu kararında yer alan II sayılı cetvelin “Teknik Hizmetler” 1/(c) maddesi ve az önce belirttiğim, diğer unvanları içerirken ekonomistler bu listeden çıkarılmıştır. Kamuda çalışan ekonomistlerin özel hizmet tazminatından kaynaklanan mağduriyeti ne zaman çözülecektir?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Sayın Genç…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, ben de BDP’li milletvekillerinin tahliye edilmemesini şiddetle kınıyorum. Hukukta çifte standart olmaz.

Ayrıca, MHP milletvekili Sayın Alan’a başsağlığı diliyorum. Sayın Alan’ın, Anayasa’nın 83’üncü maddesine göre -hiçbir mahkeme kararı olmadan- şu anda aramızda olması lazım, bunu incelemeleri lazım.

Ayrıca, Sayın Başkan, bu bütçede kul hakkı yenilmiştir, haram bir bütçe yapılmıştır. Bu bütçe bu Hükûmete de şey olmaz.

Şimdi aldığımız bir habere göre, yapılan bu soygunlara bir yayın yasağı getirilmeye çalışılıyor. AKP’lileri ikaz ediyorum: Hırsızlıklarının meydana çıkarılmasını engellemek için yayın yasağı koyabilirler ama bu onlara da hayır getirmez. Bu, hukuk cinayetidir; bu, eşkıyalıktır; bu, zorbalıktır. Bu zorbalıkla, bu eşkıyalıkla, bu cinayetle biz bunlara bu memleketin yönetimini bırakamayız ve bununla da akıllarını başlarına alacaklarına inanıyorum.

BAŞKAN – Sayın Önder...

Sayın Önder’e 60’ıncı maddeye göre söz veriyorum.

IV.- AÇIKLAMALAR (Devam)

6.- İstanbul Milletvekili Sırrı Süreyya Önder’in, direnişlerine destek veren milletvekillerine teşekkür ettiğine ve Hristiyan vatandaşların Doğuş (Noel) Bayramı’nı tebrik ettiğine ilişkin açıklaması

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (İstanbul) – Sayın Başkan, teşekkür ediyoruz.

Sizi ve Genel Kurulu saygıyla selamlıyoruz.

Bu farkındalığı yaratmak için 6 vekil arkadaş olarak yürüttüğümüz bu direnişe desteklerini sunan, bu konuda duyarlılık gösteren bütün siyasal partilerimizin değerli üyelerine teşekkür ediyoruz. İnşallah, bütçenin hemen ardından ya da arasında bir kanun teklifiyle Meclis kendi iradesi üzerine düşürülen bu gölgeyi kaldıracaktır diye umuyoruz, kaldırmalıdır diye umuyoruz.

Bir de, 25 Aralık geliyor, bütün Hristiyan yurttaşlarımızın Doğuş Bayramı olan Noellerini tebrik ediyoruz şimdiden.

Teşekkür ederiz. (BDP sıralarından alkışlar)

SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Başkan…

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkan, kanun teklifi hazır, hemen bugün getirin. Kanun teklifi vermişiz, Mecliste. Sayın Başkan, kanun teklifi Mecliste hazır, hemen şimdi Genel Kurula indirelim, bu sorunu bitirelim, sizin yetkinizde.

BAŞKAN – Sayın Bakan, buyurunuz.

SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Başkan, ben de istemiştim…

BAŞKAN – Soru sırası bitti.

SIRRI SAKIK (Muş) – Ben de sizden rica ettim, önemli bir konu var yani Bakanın bilmesi gereken.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Olur, olur.

BAŞKAN – 60’ıncı maddeye göre gene Sayın Sakık’a söz veriyorum.

Buyurun.

7.- Muş Milletvekili Sırrı Sakık’ın, Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da birçok ilde uzun süredir elektrik olmadığına ve Hükûmeti bu konuda duyarlı olmaya davet ettiğine ilişkin açıklaması

SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Başkan, çok teşekkür ediyorum.

Gerçekten de önemli bir konu. Şimdi, seçim bölgemizde, Muş’ta, Ağrı’da, Mardin’de ve Erzurum’da, birçok ilde uzun süredir elektrik yok. Kış koşullarının çok ağır olduğu bir süreci yaşıyoruz ve köylerin büyük bir çoğunluğunda on sekiz gündür elektrik yok. Bu TEDAŞ’ın bir miktar özelleştirilmesinden sonra bu işi alanların çok gaddarca davrandıklarına ve insanları terbiye etmek adına trafoları kapattıklarına dair çok büyük şikâyetler alıyoruz. Hükûmeti bu konuda duyarlı olmaya davet ediyorum.

BAŞKAN – Evet, Sayın Bakan…

EROL DORA (Mardin) – Sayın Başkan, özür dilerim…

BAŞKAN – Yok, yok, yeter artık, tamam. Bakın, 50 kere konuşma yaptınız, tamam.

III.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 2014 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/832) (S. Sayısı: 506) (Devam)

2.- 2012 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı, 2012 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısına İlişkin Olarak Hazırlanan 2012 Yılı Genel Uygunluk Bildiriminin Su-nulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi, Maliye Bakanlığı ve İçişleri Bakanlığı Tarafından Sayıştaya Gönderilen Genel Faaliyet Raporları ile Bu Raporlara İlişkin Sayıştay Değerlendirmesini İçeren 2012 Yılı Faaliyet Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi, 2012 Yılı Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Baş-kanlığı Tezkeresi, 2012 Yılı Mali İstatistikleri Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/798, 3/1275, 3/1277, 3/1278, 3/1279) (S. Sayısı: 507) (Devam)

BAŞKAN - Buyurun Sayın Bakan.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Değerli milletvekilleri, ben de teşekkür ediyorum.

Efendim, Sayın Atıcı “Taş ocaklarıyla ilgili, özellikle, nükleer santral yapılacak yerde ÇED raporu alınmadı, taş ocağı izni niye veriyorsunuz?” diyor. Bir kere, taş ocağı izni ayrı bir izin yani taş ocağına hangi durumlarda izin verileceği çok açık.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Sorum o değil Sayın Bakan, ağaç niye kesildi?

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) –Kaldı ki biz yangın yollarını bütün Türkiye’de yapıyoruz yani özellikle, bir yangın olması hâlinde o bölgeye rahatça ulaşmak, ayrıca bir yerde yangın olduğu zaman diğer bir bölgeye atlamaması için yangın yolları yapılıyor Sayın Vekilim.

Sayın Belen, tabii ki elektrik fiyatları açısından, sulamalardaki elektrik fiyatlarıyla, “Avrupa’da 9 sent Türkiye’de 15 sent” olduğunu ifade ettiniz. Şimdi, bu konuda biliyorsunuz biz çiftçilere özellikle ayrı destekler veriyoruz, ürün desteği veriyoruz.

BÜLENT BELEN (Tekirdağ) – Ürün destekleri yetmiyor Sayın Bakan.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Yani şu anda bakın, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığının 2013 yılında verdiği desteklerin toplam miktarı 9,7 milyar TL.

BÜLENT BELEN (Tekirdağ) – Sayın Bakan, rakamlara boğmayın! Ayçiçeği geçen sene 1,5 liraydı bu sene yine düştü. Nasıl destek bu?

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Dolayısıyla, bunu özellikle vurgulamak istiyorum. Yani, çiftçiler destekleniyor.

BÜLENT BELEN (Tekirdağ) – Nasıl destekleniyor?

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Çok farklı şekilde destekleniyor. Ayrıca, biz de sulama yapıyoruz, sulamayla destekliyoruz.

BÜLENT BELEN (Tekirdağ) – Bırakın Allah aşkına!

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Bir kere, sulamalarda en azından dekar başına 300-400 lira bir gelir artışı oluyor sulama yapıldığı zaman.

Sayaç takma zorunluluğuna gelince: Yani, sayaç değil ölçüm sistemi şeklinde bir yönetmelik vardı. Biliyorsunuz, Mecliste bunun ölçüm sistemi takma mecburiyeti tehir edildi ancak şimdi biz yaptığımız çalışmada sadece kritik bölgelerde, Türkiye’nin her yerinde değil, su seviyesi azalan bölgelerde; Konya kapalı havzası gibi, Ergene gibi yerler dışında sayaç takılma zorunluluğu yok sanayi hariç olmak üzere.

Şimdi, Trakya’daki ayçiçeği üreticisine gelince: Yani, Trakya’da sulamalar sebebiyle çeltik ve ayçiçeğinde -biz daha geçen haftalarda Trakya’daydık- gerçekten o kadar çok bol mahsul aldılar ki, vatandaşla yaptığımız görüşmelerde fevkalade memnun olduklarını gördük.

BÜLENT BELEN (Tekirdağ) – Paraları koyacak yer bulamıyorlar, ayakkabı kutularına koyuyorlar paraları!

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Sayın Akçay, yani biz açılış merasimleri için sadece broşür ve davetiyeler dışında bir masraf yapmıyoruz. Genellikle bunları müteahhit firmalar karşılıyor. Onu özellikle vurgulamak istiyorum.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Kitap dağıttınız Sayın Bakan geçen gün, kitap! Yarısı yalan yanlış…

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Ekonomistlerin listeden çıkarılmasıyla ilgili hususa gelince: Ekonomistler bitirdikleri okullar itibarıyla özellikle teknik eğitim mezunu kabul edilmediklerinden söz konusu tazminattan yararlanamamaktadır. Teknik eğitim mezunlarının tamamı ise bu tazminattan yararlanmaktadır. Biliyorsunuz, bunlar teknik elemanlara veriliyor. O bakımdan onu özetle vurgulamak istiyorum.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Müteahhitler hep siyasi propaganda yapıyor!

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Bir diğer husus da, efendim, bir defa diğer konuşmalarla ilgili bir iki hususu açıklamamda fayda var. Yani, Türkiye’nin, özellikle toplam genel devlet borcunun azaldığını biliyoruz. 2002 yılında Türkiye’nin toplam genel devlet borcunun gayrisafi millî hasılaya oranı yüzde 75 iken, bugün bu oran yüzde 35’e inmiştir bir kere.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Borç azalması değildi Sayın Bakan!

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Kaç paraydı, bugün kaç para devletin borcu? Kaç liraydı, kaç para olmuş?

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Ayrıca, kamu net dış borç stoku ise, hatırlayın, 2000’li yıllarda yüzde 25 iken bugün eksi 3,9 yani eksi 4’e inmiştir yani artık Türkiye’nin diğer ülkelerden net olarak alacağı vardır yani alacağı borcundan fazladır. Bu, gerçekten gurur duyacağımız bir şey.

Yani tamam bazı şeyler, tenkitler olsun. Bizim de zaten “3T” prensibimiz var. Yani tenkitlere açık olmak lazım çünkü “Bârikayi hakikat müsademeyi efkârdan neşet eder.” diye bir söz var yani hakikat kıvılcım fikirlerin çatışmasından oluşur elbette. Sizlerin tenkitlerini, olumlu tavsiyelerini, varsa tekliflerinizi, tabii, saygıyla karşılıyoruz. Ama marifet iltifata tabi.

Bir de, hakikaten, Hükûmetin yaptığı güzel şeyleri, dünyada kriz varken Türkiye’nin şu anda yüzde 4,4 büyüme ile 136 milyar dolarlık dövize sahip olduğunu ve IMF’ye olan 23,5 milyar dolar borcu ödediği gibi 5 milyar dolar IMF’ye bir borç vermeye hazır olduğunu da unutmayalım. Yani ben, özellikle, İSKİ Genel Müdürü olduğum zaman bir gecelik faizin yüzde 500 olduğu dönemleri gördüm. Ama şimdi, bakın, enflasyon, faizler tek rakamlara, hanelere indi. Bakın, devletin 2002 yılında…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Dünyada hangi ülkede enflasyon var, söyler misiniz? Nerede enflasyon var dünyada?

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Müsaade et.

…dokuz aylık borçlanma faizi yüzde 63’tü, yani yüzde 63, şimdi tek rakamlara, hanelere indi. Yani Allah aşkına, bunlara da dikkat edin.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın Bakan, dünyada şu anda hangi ülkede enflasyon var, söyler misiniz?

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) –Lütfen…

Ayrıca, Türkiye’de, bakın, kaç yılda yüzde… Benim babam esnaf, biz yüzde 80, yüzde 100 enflasyonları gördük. 2002 yılında da yüzde 33’tü. Yani el insaf diyelim. Tek rakamlara, hanelere indik.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Şu anda dünyada hiçbir yerde enflasyon yok, Somali’de bile yok. Başarı diye anlatıyorsun!

BAŞKAN – Sayın Akar, başka soruları cevaplandıramıyor, yapmayın.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) –Ayrıca, değerli arkadaşlar, bakın, toplanan vergilerin bizden önce yüzde 86’sı tamamen faize gidiyordu.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Şimdi de evdeki ayakkabı kutularına gidiyor.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Şimdi bu oran çok aşağı indi. Yani bunları takdir edin.

Ayrıca, Allah aşkına, hafızayı beşer nisyan ile maluldür.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – “Bizden önce, bizden önce…” Sizden önce dünya yoktu!

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Batan 22 bankanın bugün itibarıyla karşılığı ne biliyor musunuz, bütçeye yüklediği, hazineye yüklediği miktar? 280 milyar TL. Bunlardan bahsedin biraz da, özellikle bunu vurgulamak istiyorum.

Tabii ki bir de geçen bütçe konuşmasında birkaç soruya cevap verememiştim zaman yetersizliği dolayısıyla.

ADNAN ŞEFİK ÇİRKİN (Hatay) – Bankaları biz batırmadık Sayın Bakan.

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) –

Sayın Seyfettin Bey, Adana Milletvekili, Cumali Kınacı’nın hafta sonlarında İstanbul’a gittiğini ifade etti. Arkadaşlar, Profesör Doktor Cumali Kınacı -kadrosu üniversitede- Üniversiteler Kanunu’nun 38’inci maddesine göre bakanlıkta görevli, maaşını da teknik üniversiteden alıyor. Dolayısıyla, tabii, zaman zaman üniversitesine gitmesinden tabii bir şey olamaz.

BÜLENT BELEN (Tekirdağ) – Peki, gidiş-geliş masraflarını kim karşılıyor?

ORMAN VE SU İŞLERİ BAKANI VEYSEL EROĞLU (Afyonkarahisar) – Çanakkale Tanıtım Merkeziyle ilgili bir bilgi de arz edeyim müsaadenizle. Çanakkale Tanıtım Merkezi gerçekten Türkiye’nin gururu. Hatta burada o zamanki arkadaşlar, “Biz bunu yap-işlet-devretle yapalım.” dediğimiz zaman, “Türkiye’nin bütçesi var, bunu öz kaynakla yapın.” diye teklif ettiler. Biz de öz kaynak için tamamen yarışmayla, yarışma açarak ve jüri de bizim tamamen dışımızda… Özellikle Genelkurmay Başkanlığından Kültür ve Turizm Bakanlığına kadar jüriler teşkil edildi, şeffaf bir şekilde en uygun proje seçildi, açık bir şekilde ihale yapıldı, açık.

Şimdi, arkadaşımızın anlamadığı husus şu: Şimdi, bu proje ihale edilince elektrik için enerji nakil hattı ve elektrikteki teçhizatlar unutulmuş. Dedik ki: Biliyorsunuz, 4734 sayılı Kanun ve 4735 sayılı Kamu İhale Sözleşmeleri Kanunu’nun müsaade ettiği miktar yüzde 10’a kadar, eksik kalan işlerin tamamlanmasına mevzuat cevaz veriyor. Biz de sadece bunu yaptırdık, bunun dışında asla herhangi bir ödeme yapılmamıştır. Bunu da özellikle vurgulamak istiyorum.

Bunun dışında, bir diğeri de Zafer Havaalanı’yla ilgili…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Bakan, şimdi süreniz doldu. Ben size…

ALİM IŞIK (Kütahya) – Sayın Başkan, bir iki dakika verir misiniz? Zafer Havaalanı’yla ilgili bir açıklama yapacak.