DÖNEM: 24                                                                  YASAMA YILI: 4

 

 

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

TUTANAK DERGİSİ

CİLT : 65

28’inci Birleşim

11 Aralık 2013 Çarşamba

 

 

(TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

 

İ Ç İ N D E K İ L E R

 

   I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

 II.-  GELEN KÂĞITLAR

 III.- YOKLAMA

 IV.- GEÇEN TUTANAK HAKKINDA KONUŞMALAR

1.- Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, 10/12/2013 tarihli 27’nci Birleşim Tutanağı’na ilişkin konuşması 

V.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Giresun Milletvekili Nurettin Canikli’nin, Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin geçen tutanak hakkında yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanına sataşması nedeniyle konuşması

2.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli’nin CHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

3.- Kayseri Milletvekili Yusuf Halaçoğlu’nun, Hakkâri Milletvekili Adil Zozani’nin 506 sıra sayılı Bütçe Kanunu Tasarısı ile 507 sıra sayılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın birinci tur görüşmelerinde BDP Grubu adına yaptığı konuşması sırasında şahsına ve Milliyetçi Hareket Partisine sataşması nedeniyle konuşması

4.- İstanbul Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu’nun, Hakkâri Milletvekili Adil Zozani’nin 506 sıra sayılı Bütçe Kanunu Tasarısı ile 507 sıra sayılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın birinci tur görüşmelerinde BDP Grubu adına yaptığı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

5.- Hakkâri Milletvekili Adil Zozani’nin, İstanbul Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu’nun sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

6.- İstanbul Milletvekili Aykut Erdoğdu’nun, Isparta Milletvekili Süreyya Sadi Bilgiç’in 506 sıra sayılı Bütçe Kanunu Tasarısı ile 507 sıra sayılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın birinci tur görüşmelerinde AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

7.- Isparta Milletvekili Süreyya Sadi Bilgiç’in, İstanbul Milletvekili Aykut Erdoğdu’nun sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

8.- İstanbul Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu’nun, Isparta Milletvekili Süreyya Sadi Bilgiç’in 506 sıra sayılı Bütçe Kanunu Tasarısı ile 507 sıra sayılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın birinci tur görüşmelerinde AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

9.- Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal’ın, Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in 506 sıra sayılı Bütçe Kanunu Tasarısı ile 507 sıra sayılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın birinci tur görüşmelerinde CHP Grubu adına yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanına sataşması nedeniyle konuşması

10.- Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

11.- Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın, İstanbul Milletvekili Ali Özgündüz’ün 506 sıra sayılı Bütçe Kanunu Tasarısı ile 507 sıra sayılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın birinci tur görüşmelerinde CHP Grubu adına yaptığı konuşması sırasında AK PARTİ Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

12.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanına sataşması nedeniyle konuşması

13.- İstanbul Milletvekili Ali Özgündüz’ün, Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

14.- Ankara Milletvekili Emine Ülker Tarhan’ın, Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

15.- Kayseri Milletvekili Yusuf Halaçoğlu’nun, Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Milliyetçi Hareket Partisine sataşması nedeniyle konuşması

16.- Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in, Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın 506 sıra sayılı Bütçe Kanunu Tasarısı ile 507 sıra sayılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın birinci tur görüşmelerinde Hükûmet adına yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

17.- Bingöl Milletvekili İdris Baluken’in, Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın 506 sıra sayılı Bütçe Kanunu Tasarısı ile 507 sıra sayılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın birinci tur görüşmelerinde Hükûmet adına yaptığı konuşması sırasında BDP Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

18.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın 506 sıra sayılı Bütçe Kanunu Tasarısı ile 507 sıra sayılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın birinci tur görüşmelerinde soru-cevap işlemi sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

19.- Kayseri Milletvekili Yusuf Halaçoğlu’nun, Hakkâri Milletvekili Adil Zozani’nin 506 sıra sayılı Bütçe Kanunu Tasarısı ile 507 sıra sayılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın ikinci tur görüşmelerinde BDP Grubu adına yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

20.- Kayseri Milletvekili Yusuf Halaçoğlu’nun, Kars Milletvekili Mülkiye Birtane’nin 506 sıra sayılı Bütçe Kanunu Tasarısı ile 507 sıra sayılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın ikinci tur görüşmelerinde BDP Grubu adına yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

21.- Bingöl Milletvekili İdris Baluken’in, Kayseri Milletvekili Yusuf Halaçoğlu’nun sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında BDP Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

22.- Manisa Milletvekili Sakine Öz’ün, Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın 506 sıra sayılı Bütçe Kanunu Tasarısı ile 507 sıra sayılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın ikinci tur görüşmelerinde Hükûmet adına yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

 

VI.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.-  CHP Grubunun, 2014 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2012 yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın kamu idareleri bütçeleri üzerinde yapılacak görüşmelerin birinci ve ikinci turlarında gruplar ve Hükûmet adına yapılacak konuşmaların yetmiş beşer dakika, kişisel konuşmaların onar dakika olmasına ilişkin önerisi

B) Danışma Kurulu Önerileri

1.- Danışma Kurulunun, Genel Kurulun 4/12/2013 tarihinde kabul ettiği siyasi parti grubu önerisi ile belirlenen 2014 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2012 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın Genel Kuruldaki görüşmelerine ilişkin olarak İç Tüzük’ün 72’nci maddesi gereğince yapılacak görüşmelerde gruplar ve Hükûmet adına yapılacak konuşmaların iki, dört, altı, sekiz, dokuz ve onuncu turlarda altmış beşer dakika, diğer turlarda ise elli beşer dakika olmasına; Genel Kurulun 13 Aralık 2013 tarihi ila 19 Aralık 2013 tarihleri (bu tarihler dâhil) arasında yapacağı görüşmelerine saat 10.00'da başlanmasına ilişkin önerisi

 

VII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

 

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

 

1.- 2014 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/832) (S. Sayısı: 506)

2.- 2012 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı, 2012 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısına İlişkin Olarak Hazırlanan 2012 Yılı Genel Uygunluk Bildiriminin Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi, Maliye Bakanlığı ve İçişleri Bakanlığı Tarafından Sayıştaya Gönderilen Genel Faaliyet Raporları ile Bu Raporlara İlişkin Sayıştay Değerlendirmesini İçeren 2012 Yılı Faaliyet Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi, 2012 Yılı Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi, 2012 Yılı Mali İstatistikleri Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/798, 3/1275, 3/1277, 3/1278, 3/1279) (S. Sayısı: 507)

 

A) CUMHURBAŞKANLIĞI

 

1) Cumhurbaşkanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

 

2) Cumhurbaşkanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

 

B) TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANLIĞI

 

1) Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

2) Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

 

C) SAYIŞTAY BAŞKANLIĞI

 

 

1) Sayıştay Başkanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

 

2) Sayıştay Başkanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

 

Ç) ANAYASA MAHKEMESİ BAŞKANLIĞI

 

 

1) Anayasa Mahkemesi Başkanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

2) Anayasa Mahkemesi Başkanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

 

D) YARGITAY

 

 

1) Yargıtay 2014 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

 

2) Yargıtay 2012 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

 

E) DANIŞTAY

 

 

 

1) Danıştay 2014 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

 

2) Danıştay 2012 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

F) BAŞBAKANLIK

 

 

1) Başbakanlık 2014 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

 

2) Başbakanlık 2012 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

 

G) KAMU DENETÇİLİĞİ KURUMU

 

 

1) Kamu Denetçiliği Kurumu 2014 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

 

Ğ) MİLLÎ İSTİHBARAT TEŞKİLATI MÜSTEŞARLIĞI

 

1) Millî İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

2) Millî İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

 

H) MİLLÎ GÜVENLİK KURULU GENEL SEKRETERLİĞİ

 

1) Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği 2014 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

2) Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği 2012 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

 

I) RADYO VE TELEVİZYON ÜST KURULU

 

 

1) Radyo ve Televizyon Üst Kurulu 2014 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

2) Radyo ve Televizyon Üst Kurulu 2012 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

 

İ) BASIN–YAYIN VE ENFORMASYON GENEL MÜDÜRLÜĞÜ

 

1) Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü 2014 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

2) Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğü 2012 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

J) VAKIFLAR GENEL MÜDÜRLÜĞÜ

 

1) Vakıflar Genel Müdürlüğü 2014 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

2) Vakıflar Genel Müdürlüğü 2012 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

K) ATATÜRK KÜLTÜR, DİL VE TARİH YÜKSEK KURUMU

 

1) Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu 2014 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

2) Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu 2012 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

 

L) ATATÜRK ARAŞTIRMA MERKEZİ

 

 

1) Atatürk Araştırma Merkezî 2014 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

 

2) Atatürk Araştırma Merkezî 2012 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

 

M) ATATÜRK KÜLTÜR MERKEZİ

 

 

1) Atatürk Kültür Merkezî 2014 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

 

2) Atatürk Kültür Merkezî 2012 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

 

N) TÜRK DİL KURUMU

 

 

1) Türk Dil Kurumu 2014 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

 

2) Türk Dil Kurumu 2012 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

 

O) TÜRK TARİH KURUMU

 

 

1) Türk Tarih Kurumu 2014 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

 

 

2) Türk Tarih Kurumu 2012 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

 

VIII.- AÇIKLAMALAR

1.- Tokat Milletvekili Zeyid Aslan’ın, 12 Aralık 2013 Çarşamba günkü 28’inci Birleşimin Birinci Oturumundaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

2.- Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, 12 Aralık 2013 Çarşamba günkü 28’inci Birleşimin Birinci Oturumundaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

3.- Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın, Kayseri Milletvekili Yusuf Halaçoğlu’nun sataşma nedeniyle yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

4.- Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın 506 sıra sayılı Bütçe Kanunu Tasarısı ile 507 sıra sayılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın birinci tur görüşmelerinde Hükûmet adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

 

IX.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Sadık Yakut’un, UEFA Şampiyonlar Ligi’nde Juventus’la karşılaşacak Galatasaray’a başarılar dilediğine ilişkin açıklaması

2.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Sadık Yakut’un, UEFA Şampiyonlar Ligi’nde üst tura çıkan Galatasaray’ı tebrik ettiğine ilişkin açıklaması

 

X.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- İstanbul Milletvekili Abdullah Levent Tüzel’in, Maliye Bakanlığı tarafından büyük mükelleflerin vergi borçları ve cezalarının silindiği iddialarına ilişkin Başbakandan sorusu ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı (7/33052)

2.- İstanbul Milletvekili Osman Oktay Ekşi’nin, bazı Anadolu Ajansı personelinin Gezi Parkı protestolarını desteklediği için haklarında işlem başlatıldığı iddiasına ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/33144)

3.- Malatya Milletvekili Veli Ağbaba’nın, Malatya’nın Arapgir ilçesine kurulması planlanan bir HES’e ilişkin sorusu ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın cevabı (7/33202)

4.- İstanbul Milletvekili Faik Tunay’ın, Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğünce yürütülen bir sınava ilişkin sorusu ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın cevabı (7/33204)

5.- Manisa Milletvekili Sakine Öz’ün, Manisa’nın Soma ilçesinde faaliyet gösteren bir kömür madeninin denetimine ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı  (7/33224)

6.- Van Milletvekili Nazmi Gür’ün, Van’ın Gevaş ilçesinde yaşanan elektrik sorunlarına ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/33225)

7.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, Bakanlığa bağlı kurum ve kuruluşlarda çalışan taşeron işçilerin sayısı ile mali haklarına ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/33226)

8.- Manisa Milletvekili Özgür Özel’in, özelleştirilen Gediz Elektrik Dağıtım AŞ.’nin personeline ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/33227)

9.- İzmir Milletvekili Alaattin Yüksel’in, İzmir’in Gaziemir ilçesindeki bir fabrikanın radyoaktif özellik taşıyan atıklarına ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı  (7/33228)

10.- İstanbul Milletvekili Abdullah Levent Tüzel’in, elektrik aboneliği devir işlemlerinde güvence bedeli alınmasına ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı  (7/33229)

11.- Sinop Milletvekili Engin Altay’ın, güneş enerjisi konusunda yapılan lisanslama çalışmalarına ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/33230)

12.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, Gezi Parkı eylemlerine katıldıkları gerekçesiyle haklarında soruşturma açılan personele ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/33231)

13.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, TRT yönetimi tarafından çalışanların sosyal medya hesaplarının denetlendiği ve bu nedenle bazı çalışanlara yönelik yaptırımda bulunulduğu iddiasına ilişkin Başbakandan sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/33395)

14.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından yapılan kavurma ihalelerine ilişkin Başbakandan sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/33442)

15.- İstanbul Milletvekili Celal Adan’ın, bağlı kurum ve kuruluşlarda çalışan güvenlik görevlilerine ilişkin sorusu ve Ekonomi Bakanı Mehmet Zafer Çağlayan’ın cevabı (7/33901)

 16.- İstanbul Milletvekili Celal Adan’ın, 2013 yılında Bakanlık tarafından gerçekleştirilen yatırımlara ilişkin sorusu ve Ekonomi Bakanı Mehmet Zafer Çağlayan’ın cevabı (7/33902)

17.- Mersin Milletvekili Ali Öz’ün, Bakanlığa ait lojman ve sosyal tesislere ilişkin sorusu ve Ekonomi Bakanı Mehmet Zafer Çağlayan’ın cevabı (7/33903)

18.- Mersin Milletvekili Ali Öz’ün, TRT yönetimi tarafından çalışanların sosyal medya hesaplarının denetlendiği ve bu nedenle bazı çalışanlara yönelik yaptırımda bulunulduğu iddiasına ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/34247)

I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

 

TBMM Genel Kurulu saat 14.00’te açılarak üç oturum yaptı.

İzmir Milletvekili Mustafa Balbay ant içti.

Oturum Başkanı TBMM Başkanı Cemil Çiçek, İzmir Milletvekili Mustafa Balbay’a geçmiş olsun dileğinde bulunduğuna, uzun tutukluluk veya başka sebeplerle hak ihlallerine maruz kalanların bir an önce haklarına ve özgürlüklerine kavuşmalarını temenni ettiğine ilişkin bir konuşma yaptı.

Genel Kurulun 9 Aralık 2013 Pazartesi günkü 26’ncı Birleşiminde aldığı karar doğrultusunda BDP Grubu milletvekillerince verilmiş olan muhalefet şerhinin 506 sıra sayılı Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu’ndan çıkarılarak raporun yeniden basılmasının İç Tüzük’e uygun olup olmadığına ilişkin usul görüşmesi yapıldı. Başkanlığın uygulamasının İç Tüzük’e uygun olduğu açıklandı.

2014 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı (1/832) (S. Sayısı: 506) ve 2012 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı, 2012 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısına İlişkin Olarak Hazırlanan 2012 Yılı Genel Uygunluk Bildiriminin Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi, Maliye Bakanlığı ve İçişleri Bakanlığı Tarafından Sayıştaya Gönderilen Genel Faaliyet Raporları ile Bu Raporlara İlişkin Sayıştay Değerlendirmesini İçeren 2012 Yılı Faaliyet Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi, 2012 Yılı Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi, 2012 Yılı Mali İstatistikleri Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu’nun (1/798, 3/1275, 3/1277, 3/1278, 3/1279) (S. Sayısı: 507) tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanarak maddelerine geçilmesi kabul edildi ve tasarıların 1’inci maddeleri okundu.

Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, İstanbul Milletvekili Kemal Kılıçdaroğlu’nun 506 sıra sayılı Bütçe Kanunu Tasarısı ile 507 sıra sayılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın tümü üzerinde yaptığı konuşması sırasında AK PARTİ Grubuna sataşması nedeniyle bir konuşma yaptı.

Oturum Başkanı TBMM Başkanı Cemil Çiçek’in söz vermeyle ilgili tutumu hakkında usul görüşmesi yapıldı. Başkanlığın tutumunun İç Tüzük’e uygun olduğu açıklandı.

İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi, İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel’in 506 sıra sayılı Bütçe Kanunu Tasarısı ile 507 sıra sayılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın tümü üzerinde şahsı adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ve Yüksekova’da meydana gelen olaylarda hayatını kaybeden vatandaşlara Allah’tan rahmet dilediklerine ilişkin bir açıklamada bulundu.

Alınan karar gereğince, 11 Aralık 2013 Çarşamba günü saat 11.00’de toplanmak üzere 21.23’te birleşime son verildi.

 

                                                                    Cemil ÇİÇEK

                                                                          Başkan

 

         Muhammet Rıza YALÇINKAYA     Mine LÖK BEYAZ                           Dilek YÜKSEL

                              Bartın                                Diyarbakır                                         Tokat

                          Kâtip Üye                             Kâtip Üye                                      Kâtip Üye
 

II.- GELEN KÂĞITLAR

                                                                                                                                                  No: 45

11 Aralık 2013 Çarşamba

Sözlü Soru Önergeleri

1.- Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in, Başbakanlığın gizli bir yönetmeliği olduğu iddiasına ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/5021) (Başkanlığa geliş tarihi: 26.11.2013)

2.- Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in, Gezi olaylarına katılanların mezheplerinin araştırıldığı iddiasına ilişkin İçişleri Bakanından sözlü soru önergesi (6/5022) (Başkanlığa geliş tarihi: 26.11.2013)

Yazılı Soru Önergeleri

1.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, 2010-2013 yılları arasında İçel İl İnsan Hakları Kurulu ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine yapılan başvurulara ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/35041) (Başkanlığa geliş tarihi: 26.11.2013)

2.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, 2010-2013 yılları arasında Isparta İl İnsan Hakları Kurulu ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine yapılan başvurulara ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/35042) (Başkanlığa geliş tarihi: 26.11.2013)

3.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, 2010-2013 yılları arasında İstanbul İl İnsan Hakları Kurulu ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine yapılan başvurulara ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/35043) (Başkanlığa geliş tarihi: 26.11.2013)

4.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, 2010-2013 yılları arasında İzmir İl İnsan Hakları Kurulu ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine yapılan başvurulara ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/35044) (Başkanlığa geliş tarihi: 26.11.2013)

5.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, 2010-2013 yılları arasında Kars İl İnsan Hakları Kurulu ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine yapılan başvurulara ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/35045) (Başkanlığa geliş tarihi: 26.11.2013)

6.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, 2010-2013 yılları arasında Kastamonu İl İnsan Hakları Kurulu ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine yapılan başvurulara ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/35046) (Başkanlığa geliş tarihi: 26.11.2013)

7.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, 2010-2013 yılları arasında Kayseri İl İnsan Hakları Kurulu ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine yapılan başvurulara ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/35047) (Başkanlığa geliş tarihi: 26.11.2013)

8.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, 2010-2013 yılları arasında Kırklareli İl İnsan Hakları Kurulu ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine yapılan başvurulara ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/35048) (Başkanlığa geliş tarihi: 26.11.2013)

9.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, 2010-2013 yılları arasında Kırşehir İl İnsan Hakları Kurulu ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine yapılan başvurulara ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/35049) (Başkanlığa geliş tarihi: 26.11.2013)

10.-  İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, 2010-2013 yılları arasında Kocaeli İl İnsan Hakları Kurulu ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine yapılan başvurulara ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/35050) (Başkanlığa geliş tarihi: 26.11.2013)

11.-  Antalya Milletvekili Gürkut Acar’ın, Hatay nüfusuna kayıtlı yabancı uyruklu kişilere ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/35051) (Başkanlığa geliş tarihi: 26.11.2013)

12.-  Eskişehir Milletvekili Kazım Kurt’un, bir derginin yayınlarına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/35052) (Başkanlığa geliş tarihi: 26.11.2013)

13.-  Aydın Milletvekili Metin Lütfi Baydar’ın, Mısır Büyükelçimizin istenmeyen kişi ilan edilmesinin nedenine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/35053) (Başkanlığa geliş tarihi: 26.11.2013)

14.-  Aydın Milletvekili Metin Lütfi Baydar’ın, istenmeyen kişi ilan edilen diplomat sayısına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/35054) (Başkanlığa geliş tarihi: 26.11.2013)

15.-  Ankara Milletvekili Levent Gök’ün, hurda araçlara teşvik verilmesine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/35055) (Başkanlığa geliş tarihi: 26.11.2013)

16.-  Ankara Milletvekili Levent Gök’ün, kredi kartlarına getirilen sınırlamaya ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/35056) (Başkanlığa geliş tarihi: 26.11.2013)

17.-  Ankara Milletvekili Levent Gök’ün, başka il ve ilçelere nakledildiği iddia edilen kamu görevlilerine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/35057) (Başkanlığa geliş tarihi: 26.11.2013)

18.-  Ankara Milletvekili Levent Gök’ün, taşeron işçilere ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/35058) (Başkanlığa geliş tarihi: 26.11.2013)

19.-  Ankara Milletvekili Levent Gök’ün, hafif ticari araç pazarındaki daralmaya ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/35059) (Başkanlığa geliş tarihi: 26.11.2013)

20.-  Ankara Milletvekili Levent Gök’ün, bankaların yaptığı haksız uygulamalara ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/35060) (Başkanlığa geliş tarihi: 26.11.2013)

21.-  Ankara Milletvekili Levent Gök’ün, telefon dolandırıcılıklarına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/35061) (Başkanlığa geliş tarihi: 26.11.2013)

22.-  Ankara Milletvekili Levent Gök’ün, TOKİ tarafından yapılan konutlara ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/35062) (Başkanlığa geliş tarihi: 26.11.2013)

23.-  Ankara Milletvekili Levent Gök’ün, ODTܒye otobüs seferlerinin durdurulduğu iddiasına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/35063) (Başkanlığa geliş tarihi: 26.11.2013)

24.-  Ankara Milletvekili Levent Gök’ün, Ankara-İstanbul hızlı trenine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/35064) (Başkanlığa geliş tarihi: 26.11.2013)

25.-  İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, tarihi bir hanın kiralanmasına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/35065) (Başkanlığa geliş tarihi: 27.11.2013)

26.-  İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, 2010-2012 yılları arasında Türk vatandaşlığına alınanlara ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/35066) (Başkanlığa geliş tarihi: 27.11.2013)

27.-  İstanbul Milletvekili Umut Oran’ın, İstanbul’da kullandığı çalışma ofislerine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/35067) (Başkanlığa geliş tarihi: 27.11.2013)

28.-  Tokat Milletvekili Orhan Düzgün’ün, Gezi eylemlerine katılanların mezheplerine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/35068) (Başkanlığa geliş tarihi: 27.11.2013)

29.-  İstanbul Milletvekili Fatma Nur Serter’in, 2014 Şubat ayında emekli olacak öğretmenlere ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/35069) (Başkanlığa geliş tarihi: 27.11.2013)

30.-  İzmir Milletvekili Rahmi Aşkın Türeli’nin, Adalet ve Kalkınma Partisinin İstanbul mitingi için kiraladığı vasıtalara ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/35070) (Başkanlığa geliş tarihi: 27.11.2013)

31.-  İstanbul Milletvekili Ali Özgündüz’ün, bir vakfın yöneticilerine ilişkin Başbakan Yardımcısından (Bülent Arınç) yazılı soru önergesi (7/35071) (Başkanlığa geliş tarihi: 26.11.2013)

32.-  Samsun Milletvekili Ahmet Haluk Koç’un, bir vakfa ait gayrimenkule ilişkin Başbakan Yardımcısından (Bülent Arınç) yazılı soru önergesi (7/35072) (Başkanlığa geliş tarihi: 27.11.2013)

33.-  Iğdır Milletvekili Pervin Buldan’ın, son on yılda söylediği şarkılar sebebiyle haklarında dava açılan sanatçılara ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/35073) (Başkanlığa geliş tarihi: 26.11.2013)

34.-  İstanbul Milletvekili Sedef Küçük’ün, bir kanunun uygulanmasına ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/35074) (Başkanlığa geliş tarihi: 26.11.2013)

35.-  Bingöl Milletvekili İdris Baluken’in, Erzurum H Tipi Cezaevinde kalan mahkumların görüşçülerinin fişlendiği iddiasına ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/35075) (Başkanlığa geliş tarihi: 27.11.2013)

36.-  Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, cezaevlerindeki ağır hasta mahkumlara ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/35076) (Başkanlığa geliş tarihi: 27.11.2013)

37.-  İstanbul Milletvekili Kadir Gökmen Öğüt’ün, Panik Butonu uygulamasına ilişkin Aile ve Sosyal Politikalar Bakanından yazılı soru önergesi (7/35077) (Başkanlığa geliş tarihi: 26.11.2013)

38.-  İzmir Milletvekili Rahmi Aşkın Türeli’nin, kadınların işgücüne katılım oranına ilişkin Aile ve Sosyal Politikalar Bakanından yazılı soru önergesi (7/35078) (Başkanlığa geliş tarihi: 26.11.2013)

39.-  Trabzon Milletvekili Mehmet Volkan Canalioğlu’nun, bedelli askerlikten elde edilen gelirin ne kadarının şehit yakınlarına ve gazilere ayrıldığına ilişkin Aile ve Sosyal Politikalar Bakanından yazılı soru önergesi (7/35079) (Başkanlığa geliş tarihi: 26.11.2013)

40.-  İstanbul Milletvekili Melda Onur’un, sığınma evinden çıkarılan bir kadının öldürülmesine ilişkin Aile ve Sosyal Politikalar Bakanından yazılı soru önergesi (7/35080) (Başkanlığa geliş tarihi: 27.11.2013)

41.-  Van Milletvekili Nazmi Gür’ün, Van’da yardıma muhtaç hastalara sağlanan desteklere ve maddi durumu yetersiz bir ailenin çocuğunun tedavisine ilişkin Aile ve Sosyal Politikalar Bakanından yazılı soru önergesi (7/35081) (Başkanlığa geliş tarihi: 27.11.2013)

42.-  İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, özelleştirme kapsamında 4-C kadrosuna geçen personele ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı soru önergesi (7/35082) (Başkanlığa geliş tarihi: 26.11.2013)

43.-  İstanbul Milletvekili Ahmet İhsan Kalkavan’ın, emekli maaşlarından yapılan kesintilere ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı soru önergesi (7/35083) (Başkanlığa geliş tarihi: 26.11.2013)

44.-  Sinop Milletvekili Engin Altay’ın, hastanelerde biyometrik kimlik bilgilerinin kullanılmasına ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı soru önergesi (7/35084) (Başkanlığa geliş tarihi: 27.11.2013)

45.-  Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, eski hükümlülerin istihdamına ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı soru önergesi (7/35085) (Başkanlığa geliş tarihi: 27.11.2013)

46.-  Trabzon Milletvekili Mehmet Volkan Canalioğlu’nun, Çömlekçi Kentsel Dönüşüm merkezinde yapılan kamulaştırmalara ilişkin Çevre ve Şehircilik Bakanından yazılı soru önergesi (7/35086) (Başkanlığa geliş tarihi: 26.11.2013)

47.-  İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, HES’lere ilişkin Çevre ve Şehircilik Bakanından yazılı soru önergesi (7/35087) (Başkanlığa geliş tarihi: 27.11.2013)

48.-  Trabzon Milletvekili Mehmet Volkan Canalioğlu’nun, Rize’deki yarı olimpik yüzme havuzu projesine ilişkin Gençlik ve Spor Bakanından yazılı soru önergesi (7/35088) (Başkanlığa geliş tarihi: 26.11.2013)

49.-  İstanbul Milletvekili Ali Özgündüz’ün, İstanbul Maratonuna katılan sporculara ilişkin Gençlik ve Spor Bakanından yazılı soru önergesi (7/35089) (Başkanlığa geliş tarihi: 26.11.2013)

50.-  Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, suç işlediği halde serbest bırakıldığı iddia edilen kişilere ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/35090) (Başkanlığa geliş tarihi: 26.11.2013)

51.-  Malatya Milletvekili Veli Ağbaba’nın, Gezi eylemlerine katılanların mezheplerine ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/35091) (Başkanlığa geliş tarihi: 26.11.2013)

52.-  Ankara Milletvekili Levent Gök’ün, bir yol yapımındaki güvenlik önlemlerinin eksikliğine ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/35092) (Başkanlığa geliş tarihi: 26.11.2013)

53.-  Ankara Milletvekili Levent Gök’ün, Ankara’da korsan personel servis araçları kullanıldığı iddiasına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/35093) (Başkanlığa geliş tarihi: 26.11.2013)

54.-  Ankara Milletvekili Levent Gök’ün, Ankara’nın Hoşdere Caddesi üzerindeki ağaçların bakımının yapılmasına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/35094) (Başkanlığa geliş tarihi: 26.11.2013)

55.-  Ankara Milletvekili Levent Gök’ün, Ankara’nın Çukurambar semtindeki çöp sorununa ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/35095) (Başkanlığa geliş tarihi: 26.11.2013)

56.-  İstanbul Milletvekili Celal Dinçer’in, Gezi Parkı protestoları kapsamında gözaltına alınan kişiler üzerinden demografik analizler yapıldığı iddialarına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/35096) (Başkanlığa geliş tarihi: 27.11.2013)

57.-  Hatay Milletvekili Mehmet Ali Ediboğlu’nun, Suriyeli muhaliflere silah yardımı yapıldığı iddialarına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/35097) (Başkanlığa geliş tarihi: 27.11.2013)

58.-  Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan’ın, Artvin’in Borçka ilçesine bağlı bir köyün içme suyu sorununa ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/35098) (Başkanlığa geliş tarihi: 27.11.2013)

59.-  Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan’ın, Artvin’in Borçka ilçesindeki bir köyün içme suyu sorununa ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/35099) (Başkanlığa geliş tarihi: 27.11.2013)

60.-  İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, İstanbul’da İETT araçlarında emekli polislerden ücret alınmasına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/35100) (Başkanlığa geliş tarihi: 27.11.2013)

61.-  Batman Milletvekili Ayla Akat Ata’nın, yerel yönetimler bünyesinde çalışan kreş, anaokulu ve gündüz bakımevlerine ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/35101) (Başkanlığa geliş tarihi: 27.11.2013)

62.-  Gaziantep Milletvekili Ali Serindağ’ın, Bakanlığın çeşitli kamu kurum ve kuruluşları aracılığıyla vatandaşların kişisel bilgilerini topladığı iddialarına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/35102) (Başkanlığa geliş tarihi: 27.11.2013)

63.-  İzmir Milletvekili Rahmi Aşkın Türeli’nin, yoksulluk ile ilgili istatistiklere ilişkin Kalkınma Bakanından yazılı soru önergesi (7/35103) (Başkanlığa geliş tarihi: 27.11.2013)

64.-  Adana Milletvekili Ümit Özgümüş’ün, illere göre işsizlik ve işgücüne katılma oranlarına ilişkin Kalkınma Bakanından yazılı soru önergesi (7/35104) (Başkanlığa geliş tarihi: 27.11.2013)

65.-  İzmir Milletvekili Rahmi Aşkın Türeli’nin, İzmir Uluslararası Film Festivaline ilişkin Kültür ve Turizm Bakanından yazılı soru önergesi (7/35105) (Başkanlığa geliş tarihi: 26.11.2013)

66.-  Antalya Milletvekili Yıldıray Sapan’ın, Tekelioğlu İl Halk Kütüphanesi tarafından yapılan bir ihaleyle ilgili iddialara ilişkin Kültür ve Turizm Bakanından yazılı soru önergesi (7/35106) (Başkanlığa geliş tarihi: 27.11.2013)

67.-  İstanbul Milletvekili Umut Oran’ın, Adrese Dayalı Kayıt Sistemine ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru önergesi (7/35107) (Başkanlığa geliş tarihi: 26.11.2013)

68.-  Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, traktör muayenesini yaptırmayan traktör sahiplerine uygulanan gecikme zammı ve cezalara ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru önergesi (7/35108) (Başkanlığa geliş tarihi: 27.11.2013)

69.-  İzmir Milletvekili Rahmi Aşkın Türeli’nin, LYS Sınavı için başka yerlere gönderilen öğrencilere ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/35109) (Başkanlığa geliş tarihi: 26.11.2013)

70.-  Eskişehir Milletvekili Kazım Kurt’un, Adalet ve Kalkınma Partisi döneminde açılan dershanelere ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/35110) (Başkanlığa geliş tarihi: 26.11.2013)

71.-  Kocaeli Milletvekili Haydar Akar’ın, bir liseden mezun olanlara hak ettikleri sertifikaların verilmediği iddialarına ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/35111) (Başkanlığa geliş tarihi: 26.11.2013)

72.-  Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, 2013 yılında Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesine kaydı yaptırılan yabancı uyruklu öğrencilere ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/35112) (Başkanlığa geliş tarihi: 27.11.2013)

73.-  İzmir Milletvekili Mehmet Ali Susam’ın, atanamayan öğretmenler sorununa ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/35113) (Başkanlığa geliş tarihi: 27.11.2013)

74.-  Van Milletvekili Nazmi Gür’ün, Van’da inşaatı devam eden bir okula ve Van’daki okulların sorunlarına ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/35114) (Başkanlığa geliş tarihi: 27.11.2013)

75.-  İstanbul Milletvekili Kadir Gökmen Öğüt’ün, TEOG ortak sınavlarına yönelik yapılan deneme sınavında gerçek sınav sorularının çıktığı iddialarına ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/35115) (Başkanlığa geliş tarihi: 27.11.2013)

76.-  Kars Milletvekili Mülkiye Birtane’nin, hastanede hayatını kaybeden bir vatandaşa ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/35116) (Başkanlığa geliş tarihi: 26.11.2013)

77.-  Kars Milletvekili Mülkiye Birtane’nin, bir bebeğin ölümündeki ihmal iddialarına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/35117) (Başkanlığa geliş tarihi: 26.11.2013)

78.-  Kars Milletvekili Mülkiye Birtane’nin, Kars Devlet Hastanesinin eksikliklerine ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/35118) (Başkanlığa geliş tarihi: 26.11.2013)

79.-  Iğdır Milletvekili Pervin Buldan’ın, sağlık çalışanlarının uğradığı saldırılara ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/35119) (Başkanlığa geliş tarihi: 26.11.2013)

80.-  Ordu Milletvekili İdris Yıldız’ın, Ordu’da sağlık imkanlarının yetersizliğine ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/35120) (Başkanlığa geliş tarihi: 26.11.2013)

81.-  Ankara Milletvekili Levent Gök’ün, özel hastanelerle ilgili yapılan düzenlemeye ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/35121) (Başkanlığa geliş tarihi: 26.11.2013)

82.-  Hatay Milletvekili Mehmet Ali Ediboğlu’nun, Suriye’de yaşanan çocuk felci sorununun ülkemize etkilerine ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/35122) (Başkanlığa geliş tarihi: 27.11.2013)

83.-  İzmir Milletvekili Rahmi Aşkın Türeli’nin, Dokuzuncu Kalkınma Planına ilişkin Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanından yazılı soru önergesi (7/35123) (Başkanlığa geliş tarihi: 26.11.2013)

84.-  İzmir Milletvekili Rahmi Aşkın Türeli’nin, Dokuzuncu Kalkınma Planına ilişkin Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanından yazılı soru önergesi (7/35124) (Başkanlığa geliş tarihi: 26.11.2013)

85.-  İzmir Milletvekili Rahmi Aşkın Türeli’nin, Kuzey Ege Limanı Projesine ilişkin Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanından yazılı soru önergesi (7/35125) (Başkanlığa geliş tarihi: 26.11.2013)

86.-  İstanbul Milletvekili Umut Oran’ın, TCDD bünyesinde ağır koşullarda çalıştırılan makinistlere ilişkin Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanından yazılı soru önergesi (7/35126) (Başkanlığa geliş tarihi: 26.11.2013)

87.-  Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan’ın, bölünmüş yollara ilişkin Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanından yazılı soru önergesi (7/35127) (Başkanlığa geliş tarihi: 27.11.2013)

88.-  İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, zorunlu trafik sigortası bedellerine ilişkin Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanından yazılı soru önergesi (7/35128) (Başkanlığa geliş tarihi: 27.11.2013)

89.-  Ankara Milletvekili Levent Gök’ün, Bakanlığın Ankara’daki hava kirliliği ile ilgili bir açıklamasına ilişkin Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanından yazılı soru önergesi (7/35129) (Başkanlığa geliş tarihi: 26.11.2013)

90.-  Ankara Milletvekili Levent Gök’ün, Ankara’nın Çubuk ilçesinin bazı cadde ve mahallelerindeki yüksek gerilim hattı ve elektrik dağıtım şebekesinin yer altına alınmasına ilişkin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi (7/35130) (Başkanlığa geliş tarihi: 26.11.2013)

91.-  Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Kars’ın Susuz ilçesindeki bir büyükbaş hayvan kooperatifinin damızlık inek talebine ilişkin Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanından yazılı soru önergesi (7/35131) (Başkanlığa geliş tarihi: 27.11.2013)

92.-  Uşak Milletvekili Dilek Akagün Yılmaz’ın, Cumhuriyet Bayramında Anıtkabir’de askerlerle birlikte nöbet tutan sivil giyimli şahıslara ilişkin Milli Savunma Bakanından yazılı soru önergesi (7/35132) (Başkanlığa geliş tarihi: 27.11.2013)

93.-  Ankara Milletvekili Levent Gök’ün, zorunlu trafik sigortası prim tutarlarına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/35133) (Başkanlığa geliş tarihi: 26.11.2013)

 

11 Aralık 2013 Çarşamba

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 11.00

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Muharrem IŞIK (Erzincan), Fehmi KÜPÇÜ (Bolu)

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 28’inci Birleşimini açıyorum.

Toplantı yeter sayısı vardır, gündeme geçiyoruz.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan, İç Tüzük 58’e göre söz istiyorum efendim. Geçen tutanak özeti…

BAŞKAN – Sayın İnce, hangi ifadenin düzeltilmesi için söz istiyorsunuz?

MUHARREM İNCE (Yalova) – Efendim, onu açıklayacağım ben.

BAŞKAN – Ama önce bir söylemeniz gerekir.

MUHARREM İNCE (Yalova) – “Terbiyesiz herifler!” ifadesinin az önce, 10.40’ta tutanaklara konulması. Bu konuda açıklama yapmak istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun, iki dakika söz veriyorum.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Efendim, beş dakika niye… Beş dakika olmadı.

BAŞKAN – “Beş dakikayı geçmemek üzere” diyor efendim, üç dakika söz veriyorum.

Buyurun.

IV.- GEÇEN TUTANAK HAKKINDA KONUŞMALAR

1.- Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, 10/12/2013 tarihli 27’nci Birleşim Tutanağı’na ilişkin konuşması 

MUHARREM İNCE (Yalova) – Teşekkür ederim.

Saat 10.39-10.40 itibarıyla tutanaklar şöyleydi:

“Başbakan Recep Tayyip Erdoğan (Devamla) – Genel Başkanınız konuşurken aynı şeyi yaptı mı? Hayır, yapmadı. (CHP sıralarından gürültüler)”

Kocaeli Milletvekilimiz Sayın Haydar Akar tutanaklara gidince Sayın Başbakanın “Terbiyesiz herifler ya!” sözcüklerinin oraya eklendiğini görüyoruz.

Meclis Başkanını bir kere göreve davet ediyorum. İç Tüzük 14’te “Tutanak dergisi ve tutanak özetlerinin düzenlenmesini denetlemek Meclis Başkanının görevidir...” Yani bunlar saklanamaz, gizlenemez. Sayın Başbakan Meclise hakaret etmiştir.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Meclise değil.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Meclise değil.

MUHARREM İNCE (Devamla) – “Terbiyesiz herifler ya!” lafını ona CHP Grubu adına iade ediyorum, yetmediyse bir daha iade ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar, AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Sana iade ediyoruz.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Biz size iade ediyoruz. Terbiyesizliklerinizi bin kat iade ediyoruz.

BAŞKAN – Sayın İnce, sadece düzeltme talebiniz var sizin. Cevap verme şeklinde kullanamazsınız bunu, lütfen…

MUHARREM İNCE (Devamla) – Bir dakika efendim…

Şimdi, baktım, yine dün akşam Twitter’da Sayın Başbakanın mahdumu “Meclis serserilik yeri değildir...”

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Doğru demiş.

MUHARREM İNCE (Devamla) – “...ahlaksız, rezil tavırların amacı nedir?”

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Aynen.

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Antalya) – Doğru!

MUHARREM İNCE (Devamla) – Dedim ki: Hangi şehzade bu? Manisa şehzadesi mi, Amasya şehzadesi mi? Gemici olan mı, ızgaracı olan mı?

MEHMET METİNER (Adıyaman) – İşte, terbiyesizlik bu!

MUHARREM İNCE (Devamla) – Baktım ki ızgaracı olanmış.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Terbiyesizlik bu!

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Az bile demiş sana, az!

MUHARREM İNCE (Devamla) – Şimdi, ben de diyorum ki: Demek DNA aynı DNA, babasına bak, oğlunu gör.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Kendi DNA’nıza bakın, CHP’nin DNA’sına bakın.

MUHARREM İNCE (Devamla) – Eğer Başbakanın oğlu muhalefet milletvekillerine bu lafları ediyorsa buna ilk cevabı verecek olan Başbakan olmalıdır. Benim oğlum AKP milletvekillerine böyle bir şey yazarsa onun cevabını ben veririm, onun cezasını da ben veririm. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Sen neler neler söyledin!

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Siz her şeyi söylüyorsunuz.

MUHARREM İNCE (Devamla) – Başbakanın oğlunun haddi değildir bize laf söylemek. O, ızgara işine baksın, 7 olan gemisini 8 yapmaya baksın.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Haydi oradan, haydi!

MUHARREM İNCE (Devamla) – Herkes haddini bilecek!

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Varsa, mahkemeye gidin.

MUHARREM İNCE (Devamla) - Geçmişte İdris Naim Şahin de “terbiyesiz herif” dediği için 3 bin lira para kazandım ben ondan.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Haysiyetli insanlara iftira atmayın!

MUHARREM İNCE (Devamla) – Biz CHP milletvekilleri olarak hepimiz Başbakana dava açacağız, kazanacağımız parayla da Çankaya kapısında millete köfte dağıtacağız. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Haysiyet cellatlığına gerek yok.

MUHARREM İNCE (Devamla) – Bunu bilin, bunu bilin! Herkes haddini bilecek! Herkes haddini bilecek! Başbakan da bilecek, Başbakanın oğlu da bilecek! (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Başta siz bileceksiniz!

METİN KÜLÜNK (İstanbul) – Sen bileceksin, sen!

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Antalya) – Sen bileceksin!

MUHARREM İNCE (Devamla) – Kimse bize hakaret edemez. O lafları aynen Başbakana da, oğluna da iade ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar, AK PARTİ sıralarından gürültüler)

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Sayın Başkan…

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Biz sizden fazla size iade ediyoruz! Haddinizi bileceksiniz! Haysiyet cellatlığı yapmayacaksınız!

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Sen daha fazlasını hak ediyorsun!

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Canikli söz istedi, bir saniye..

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Sayın Başkan…

HASİP KAPLAN (Şırnak) – İç Tüzük 155’e göre tutanakla ilgili bir düzeltme talebimiz var.

BAŞKAN – Hangi tutanakla ilgili Sayın Kaplan?

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Dünkü tutanakla ilgili…

BAŞKAN – Bir saniye... Sayın Canikli’ye bir söz vereyim.

Buyurun Sayın Canikli.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Sayın konuşmacı, Sayın Başbakanımıza hakarette bulundu Sayın Başkan, söz istiyorum.

ZEYİD ASLAN (Tokat) – Bağırma oradan!

MUHARREM İNCE (Yalova) – Evvela senden başlamalı.

ZEYİD ASLAN (Tokat) – Öyle el kol hareketi yapma lan!

MUHARREM İNCE (Yalova) – Seninle muhatap olmuyorum.

ZEYİD ASLAN (Tokat) – El kol hareketi yapma öyle! Muharrem, arkadaşımsın, el kol hareketi yapma!

BAŞKAN – Sayın Canikli, iki dakika söz veriyorum sataşma nedeniyle, buyurun.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Küfür mü edersin? Ne yaparsın?

ZEYİD ASLAN (Tokat) – İstediğimi yaparım. Var mı bir diyeceğin?

MUHARREM İNCE (Yalova) – Eder misin?

ZEYİD ASLAN (Tokat) – İstediğimi yaparım.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Et bakalım da görelim.

ZEYİD ASLAN (Tokat) – İstersem kafanı kırarım lan!

MUHARREM İNCE (Yalova) – Ne yaparsın?

ZEYİD ASLAN (Tokat) – Kafanı kırarım!

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sen kafamı mı kırarsın? Siktir ya!

(AK PARTİ ve CHP sıraları arasında karşılıklı laf atmalar, gürültüler ve birbirleri üzerine yürümeler)

MUHARREM İNCE (Yalova) – Kabadayı mısın? Kimsin sen?

ZEYİD ASLAN (Tokat) – Terbiyesiz! Senin kıçını sikerim!

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, beş dakika ara veriyorum.

 

Kapanma Saati: 11.06


 

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 11.13

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Muharrem IŞIK (Erzincan), Fehmi KÜPÇÜ (Bolu)

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 28’inci Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

Sayın Canikli, sataşma nedeniyle söz vermiştim, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

V.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Giresun Milletvekili Nurettin Canikli’nin, Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin geçen tutanak hakkında yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanına sataşması nedeniyle konuşması

NURETTTİN CANİKLİ (Giresun) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Meclis çalışmalarının sakin, sükûnet içerisinde ve birbirimizi anlayarak, gerçekten bütçe görüşmelerine katkı sağlamak isteniyorsa bu şekilde, buna uygun hareket edilerek sürdürülmesi gerekiyor. Buna hepimizin hassasiyetle riayet etmesi gerekir değerli arkadaşlar. Aksi hâlde yani gerginlik ortamı içerisinde bu çalışmaların sağlıklı bir şekilde sürdürülmesi mümkün değil. Elbette sonuç itibarıyla bütçe görüşmeleri tamamlanır, bütçe Türkiye Büyük Millet Meclisinde onaylanır, ondan yana herhangi bir problem olmaz ama gönlümüz arzu ediyor ki, gerçekten teenni ile sükûnet içerisinde ve katkı sağlamak amacıyla… Çıkıp buralarda birtakım şeyleri yarıştırmak amacıyla “Sen söyledin, ben söyledim, o dedi, bu dedi.” ya bunların hiçbir şeye katkısı yok, hiçbir şeye. Milletimizin burada gerçek anlamda siyasi partilerin kanaatlerini, düşüncelerini, performanslarını tespit etme açısından da hiçbir katkısı yok. Sonuç itibarıyla buralar, bu arena, bütün siyasi partilerin aynı zamanda görücüye çıktığı arenalardır yani bu gerginlik ortamından, tartışma ortamından hatta daha da ileri giderek küfürlerin havada uçuştuğu bir ortamda milletimizin takdir etmesi bekleniyorsa bu son derece yanlış bir beklentidir. Gelin, herkes düşüncesini, varsa, kanaatini, dağarcığında ne varsa ortaya döksün ve o şekilde milletin önüne çıkalım, o şekilde milletin hakemliğine başvuralım.

Bakın, bu kürsüde gerçekten çok haksız ve aynı zamanda inanılmaz yalanlar sergileniyor. Sayın Başbakanımızın oğlunun 7 tane gemisi… Nerede hani belge? Bir tane belge var mı? Yok. Yalan, kuyruklu yalan. Defalarca aksi ispat edilmesine rağmen, kuyruklu yalan. Niye bu kuyruklu yalanları söylemeye ısrar, devam ediyorsunuz. (CHP sıralarından gürültüler)

Buyurun, işte, bakın, bu tavır yanlış tavır. Bakın, burada edep neyi gerektirir…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – …terbiye neyi gerektirir? Her şeyden önce konuşmacı burada konuşurken sükûnetle dinlemeyi gerektirir, öyle değil mi arkadaşlar? Aksi hâlde, onun dışındaki bir yaklaşımın -ben o ifadeleri kullanmak istemiyorum ama- hiçbir şekilde savunulması mümkün değildir.

Bize hakaret edilen cümleleri, kelimeleri de bu milletin bize verdiği oy kadar aynen iade ediyorum.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Evet, teşekkür ediyorum.

Gündeme geçiyoruz.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

ZEYİD ASLAN (Tokat) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun…

ZEYİD ASLAN (Tokat) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Lütfen…

ZEYİD ASLAN (Tokat) – Başkanım, dinlemek zorundasınız ama beni yani, müsaade edin.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Hakarete uğramış ya, ne “lütfen”i ya!

ZEYİD ASLAN (Tokat) – Bir şey söyleyeceğim Başkanım.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Ne “lütfen”i ya!

ZEYİD ASLAN (Tokat) – Bir şey söyleyeceğim Başkanım.

BAŞKAN – Bütçe görüşüyoruz, siz niye müdahale ediyorsunuz? Kendisini ifade edemiyor mu Sayın Aslan?

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Anladım da hakarete uğramış, çıkıp özür dilesin ya!

BAŞKAN – Lütfen… Sayın Aslan kendisini ifade edemiyor mu?

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Buna yapılan hepimize yapılmıştır, kendisinin ifade etmesine gerek yok.

BAŞKAN – Anladım da Sayın Aslan kendisini ifade edemiyor mu?

Ben burada “Başkanlığın sunuşları vardır.” diye konuşmaya başladıktan sonra geldi, soruyorum. “Lütfen” demekle ne var?

Buyurun Sayın Aslan.

ZEYİD ASLAN (Tokat) – Biraz önce CHP Grup Başkan Vekili Muharrem İnce, konuşmasından sonra yerine otururken şahsıma küfür etti. Bu nedenle, öncelikle, konuşmacının gelip özür dilemesini, özür dilemeyecekse bana söz hakkı verilmesini talep ediyorum.

BAŞKAN – Evet, Sayın İnce, buyurun.

Özür dileyecek misiniz?

MUHARREM İNCE (Yalova) – Ben küfür etmedim, özür dileyecek bir şeyim yok.

AHMET YENİ (Samsun) – Etti Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın İnce, lütfen… Bir saniye…

MUHARREM İNCE (Yalova) –  Ama bana hakaret eden kendisi.

BAŞKAN – Tutanakları getirteceğim, tutanaklarda küfür varsa…

MUHARREM İNCE (Yalova) – Getirtin tutanakları, bakalım.

BAŞKAN – Peki, tutanakları getirteceğim.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

VI.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.-  CHP Grubunun, 2014 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2012 yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın kamu idareleri bütçeleri üzerinde yapılacak görüşmelerin birinci ve ikinci turlarında gruplar ve Hükûmet adına yapılacak konuşmaların yetmiş beşer dakika, kişisel konuşmaların onar dakika olmasına ilişkin önerisi

                                                                                                               11/12/2013

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulu, 11/12/2013 Çarşamba günü (bugün) toplanamadığından grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                                            Muharrem İnce

                                                                                                                  Yalova

                                                                                                        Grup Başkan Vekili

Öneri:

2014 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2012 yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın kamu idareleri bütçeleri üzerinde İç Tüzük’ün 72’nci maddesi gereğince yapılacak görüşmelerin 1 ve 2’nci turlarında gruplar ve Hükûmet adına yapılacak konuşmaların yetmiş beşer dakika, kişisel konuşmaların onar dakika olması önerilmiştir.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, soru-cevap işlemi için sisteme giren sayın milletvekilleri var, bunlar dikkate alınmayacak çünkü şu anda grup önerisi görüşülüyor. Bütçe görüşmesi başladıktan sonra yeniden girilmesini istirham ediyorum.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Sayın Başkanım, girmişiz yani yeniden onlara söz verilsin.

BAŞKAN – Bütçe başlamadı ki efendim.

OKTAY VURAL (İzmir) – Ama onlar geçerli olsun efendim.

REŞAT DOĞRU (Tokat) – Başkanım, onlar geçerli olsun.

BAŞKAN – Giremeyen arkadaşlar itiraz ettiğinde ne karar vereceğiz?

ALİM IŞIK (Kütahya) – Gelecekler zamanında Sayın Başkanım, gelecekler zamanında.

BAŞKAN – Başlamadı ki! Yani, usul nedir yani usule uymak gerekmiyor mu? Tamam, yapalım da usul nedir?

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Usul de öyle oluyor işte.

BAŞKAN – Konu görüşülmeye başlanması gerekir ki sisteme girilsin.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Usulde Danışma Kurulu önerisi yoktu ki yeni çıktı.

ALİM IŞIK (Kütahya) – O zaman sistemi açmayacaktınız Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, şimdi itiraz ettiğiniz konuyu anlayamıyorum gerçekten.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Sistemi açmayacaktınız o zaman, sistemi açtınız, girdik.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Biz girdik, hakkımız kaybolursa ne olacak?

BAŞKAN – Grup önerisi görüşülüyor, sisteme giriliyor soru-cevap işlemi için.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Ama sistemi açtınız Sayın Başkan.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Açıktı sistem, sistem açıktı.

BAŞKAN – Evet, Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisi lehinde söz isteyen Engin Altay, Sinop Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

ENGİN ALTAY (Sinop) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Her vesileyle söylediğim bir şey var: Siyaset, önce nezaket işidir; siyaset, vicdan işidir.

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – Bu tarafa bakarak söyleyin!

ENGİN ALTAY (Devamla) – Nereye söyleyeceğimi biliyorum Sayın Başkan!

Bununla beraber, Parlamentonun çalışması, çalışma saatlerinin insan haklarına aykırılığının bütün milletvekillerinde yarattığı gerginliğin doğal sonucu olarak herkesin ağzından istenmeyen lafların çıktığı, çıkabildiği de bir vakıa ama değerli arkadaşlar, bizler milletvekiliyiz, milletvekillerinin Parlamentodaki görevi, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’yle ve Anayasa’yla belirlenmiş ve sınırlanmıştır. Burada, bu çatı altında bulunan herkesin bu Anayasa’da ve İç Tüzük’te belirlenmiş ve sınırlanmış şekilde, çerçeve içerisinde hareket etmek gibi bir mecburiyeti vardır. Hiç şüphesiz, bu sıralarda oturan siz saygıdeğer milletvekillerinin birinci görevi yasama faaliyetleri, ikinci görevi de denetim faaliyetleridir. Dolayısıyla, iktidar partisine mensup milletvekillerinin içlerinden çıkardıkları Hükûmeti, esasen, denetlemek gibi bir görevi var iken sizlerin, bırakın denetlemeyi, muhalefet milletvekillerinin denetleme hakkını kullanmaları esnasında işinize gelmeyen, hoşlanmadığınız, hatta hoş karşılanmadığınız kimi sözler, beyanlar buradan serdedildiği zaman kontrolden çıkmanızı anlamak mümkün değil.

Bir parlamentoda, sayın milletvekilleri, bir sayın başbakan şu veya bu şekilde bu kürsüden Genel Kurula, muhalefet sıralarına “Terbiyesiz herifler ya!” diye… Şüphesiz, kasten söylenmemiştir, şüphesiz, kastı aşmıştır, planlı ve isteyerek kurulmuş bir cümle değildir ama elhak soruyorum: Bu doğru mudur, bu tavır kabul edilebilir mi? Bu tavırdan, bu ifadeden sonra çıkıp bir grup başkan vekilinin Genel Kuruldan ve yüce Türk milletinden, vatandaşlarımızdan ya da halklardan özür dilemesi gerekmez mi? Hâl böyleyken -grup önerisini de bunun için verdik- muhalefetin çok kısıtlı denetim sürelerine bile tahammül edemeyip oturduğunuz yerden muhalefet milletvekillerine, grup başkan vekiline “Kafa kırarım, mafa kırarım.” gibi laflar haddiniz değildir. Herkes de haddini bilecek. Yani burada, şu anlayış içindeyse iktidar milletvekilleri bu Meclisin önümüzdeki günlerde huzur içinde çalışabilmesi mümkün değildir: “Biz çoğunluğuz, biz kalabalığız, biz istersek bunları şöyle kalkar püskürtürüz.” Böyle bir şey yok, bunu yapamazsınız. Burada bir tane muhalefet milletvekili bile kalksa orada oturur ve sizinle çatır çatır mücadele eder. Neyin mücadelesini eder? Beytülmali koruma mücadelesi eder, yetim hakkını koruma mücadelesi eder.

Sayın milletvekilleri, ortada sorunlar var; başından beri söylediğimiz, dün sayın liderlerin söylediği, ortaya koyduğu tezler var. Türkiye Büyük Millet Meclisinde Anayasa ihlal ediliyor. Türkiye Büyük Millet Meclisi bu bütçeyi, 2014 yılı bütçesini ve 2012 mali yılı kesin hesabını bu şartlarda görüşürse biz diyoruz ki: Bu bütçe meşru bir bütçe değildir.

Hükûmet bir suç işliyor. Denetim raporlarını Meclise getirmiyor, kaçırıyor. Peki, bizim de size suç ortaklığı yapmamızı bizden hangi mantıkla bekliyorsunuz? Bunu anlayamıyorum. Hadi sizin yasa yapmak gibi birinci öncelikli bir göreviniz var. Bizim de birinci öncelikli görevimiz, denetim hakkını kullanmaktır. Meclisin iki tane işi var, hep söylerim: Yasama, denetim. E, biz denetim hakkımızı kullanmazsak suç işleriz. Buradan, bu kürsüden söylüyorum: Cumhuriyet Halk Partisi denetim hakkını sonuna kadar kullanacaktır. Bunu kullanmaya mecburuz.

Bununla beraber, bir konu daha var, hep atlanıyor sayın milletvekilleri: Bu Sayıştay raporlarıyla ilgili -gene önümüzdeki dakikalarda çok şey söylenecek- ortaya sürdüğünüz tezlerin hepsi çürümüştür, en azından kamu vicdanında çürümüştür. Bunun hesabını kamuoyuna nasıl vereceksiniz, bunu çok merak ediyorum.

Şimdi, sayın milletvekilleri, demokrasi olduğu için bu kürsü var, demokrasi var diye bu Meclis var ama demokraside “muhalefete tahammülsüzlük”, “çoğunluk şımarıklığı” diye zaman zaman sizi itham ettiğim noktadan biraz çekilmeniz lazım. Ayrıca şunu da anlamıyorum: Siz muhalefetten ne bekliyorsunuz? Siz, muhalefet olarak “Aferin, ne güzel de işler yapmışsınız, bak bak bak, bravo!” falan mı diyeceğimizi zannediyorsunuz? Böyle bir şey olabilir mi sayın milletvekilleri?

Yapılan her işin mutlaka daha iyisi vardır, her işin daha iyisi vardır. Biz diyoruz ki: “Biz Türkiye’yi sizden daha iyi yöneteceğiz.” Demeyelim mi? Biz “Siz yetim hakkı yiyorsunuz.” diyoruz Hükûmete. Demeyelim mi? Bunları bütçe görüşmeleri boyunca milletvekillerimiz belgeleyecek ve önünüze koyacak. Biz diyoruz ki: “Siz demokrasiyi tahrip ediyorsunuz.” Demeyelim mi? Yani bir ülkede herkes dinlendiğini ve dikizlendiğini düşünüyorsa, bir ülkede herkes özel hayatının gizliliğiyle ilgili bir şüphe içindeyse, bir ülkede devletin valisi vatandaşına “Nokta, nokta…” -ben burada onu söyleyemem- diyor da Başbakan “Ben bu valiyi yedirmem.” diyorsa bu ülkede kaliteli bir, nitelikli bir demokrasiden kim söz edebilir? Bir ülkede insan haklarına fevkalade aykırı bir şekilde, dünyanın hemen hemen hiçbir demokrasisinde görülmeyecek boyutta uzun tutuklulukla Türkiye Büyük Millet Meclisinin üyeleri dâhil -ki üyelerin dışındakileri de bu kapsamda almamız lazım- otuz aydır 7 tane milletvekili cezaevinde tutuluyorsa “Bu Parlamento ayıplıdır, bu Parlamento firelidir, bu Parlamento kusurludur.” demeyelim mi sayın milletvekilleri? Biz bunları söyleyeceğiz.

Size düşen şudur: Ben siyaseti… Bu çatıda on ikinci yılım. Genç bir milletvekiliyken, yeni bir milletvekiliyken benim de yerimden çok atraksiyonlarım olmuştur. Parlamentonun geleneğinde sataşma vardır, Sayın Başkan, vardır ama Parlamentonun geleneğinde sistematik taciz yoktur. Kimi, iktidar partisine mensup milletvekilleri, özellikle muhalefet partisine mensup milletvekilleri Sayın Başbakanla ilgili konuşmaya başlayınca, görevlendirilmiş gibi, özel seçilmiş birlikler gibi, özel kuvvetler gibi yerinden, sistematik taciz muhalefet milletvekillerine uyguluyor. Benim onlara da bir tavsiyem var.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Nurettin Bey’i konuşturmadınız.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Burada Bekir Bozdağ bir konuşma yaptı. Sayın Başbakan da oradaydı, Bekir Bozdağ’ı dinledi, önce grup başkan vekili yaptı, sonra bakan yaptı. Eğer siyasette yükselmek istiyorsanız bu yolu izleyin. Yerinizden, muhalefete sistematik taciz yaparak siyasette yükselemezsiniz genç arkadaşlar, bunu bileceksiniz.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Muhalefette de hakaret eden ön plana çıkıyor.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Bunu bileceksiniz.

İki, bir şeyi daha bileceksiniz: Muhalefet konuşacak, muhalefet yeri gelecek sesini yükseltecek. Siz iktidarsınız, iktidar olgunluğu gösteremiyorsanız ben size iktidarın bol geldiğini düşünürüm. Bunu yapmayın, bunu yaparsanız bundan size bir hayır yoktur.

Partinizin, son zamanlarda, kamuoyu nezdinde, kamu vicdanında iyi günlerden geçmediğini bilenlerdenim. Siz bunun aksini söyleyebilirsiniz. Hatta dün, Genel Başkanımız konuşurken, rakamlarla Hükûmetin iflas belgesini ortaya koyarken bir sayın milletvekili “Madem öyle niye oy alamıyorsunuz?” dedi. Göreceğiz 30 Martta. (CHP sıralarından alkışlar)

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Bu rakamlar yanlıştı, bu rakamlar hep yanlış rakamlardı.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Göreceğiz, göreceğiz, 30 Martta göreceğiz.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Biz bunları çok gördük Engin Bey, biz bunları her seçimde gördük. 

ENGİN ALTAY (Devamla) – Bu millet şu kanaate varmıştır: Sayın Başbakanın, birtakım çevrelerden de söylendiği gibi, bir güç zehirlenmesi hâletiruhiyesi içine girdiğini millet görmüştür.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – On yıldan beri  söylüyorsunuz bunları.

ENGİN ALTAY (Devamla) – İki, millet işin tadını kaçırdığınızı da görmüştür. Millet, şımardığınızı da görmüştür.

AHMET AYDIN (Adıyaman) –  On yıldır aynı şeyleri söylüyorsunuz.

ENGİN ALTAY (Devamla) – Millet devleti bakkal dükkânı gibi yönettiğinizi de görmüştür. Biz bunları burada konuşuruz.

Şimdi, bu kürsüden, biraz önce Sayın Meclis Başkanına bir mektup yazdım, dün Sayın  Başbakanın oğlunun attığı twitter’la ilgili  Meclis Başkanından, eğer hepimizin Başkanıysa yasal işlem başlatmasını yani suç duyurusunda bulunmasını talep ettim ve sonucunu da merakla bekliyorum.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Ya, Meclisle ne alakası var bunun?  Herkes atıyor, herkes söylüyor. Twitter’ın burayla ne alakası var?

METİN KÜLÜNK (İstanbul) – Her gün hakaret ediliyor AK PARTİ Grubuna, her gün AK PARTİ Grubuna hakaret ediliyor o “twitt”lerden, çıtınız çıkmıyor.

ENGİN ALTAY (Devamla) –  Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisi aleyhinde söz isteyen Oktay Vural, İzmir Milletvekili. (MHP sıralarından alkışlar)

OKTAY VURAL (İzmir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Öncelikle, tabiatıyla bu kürsüden kullanılan hakaret cümlelerinin kabul edilmesi mümkün değil. Dolayısıyla bu konuda herhâlde, kullanılıp silindiği iddia edilen bu cümleler konusunda muhakkak Meclis Başkanlığının Türkiye Büyük Millet Meclisine bilgi vermesi kaçınılmazdır; tutanakların bu şekilde resen düzeltilmesi işlemi nasıl yapılmıştır, bilgi verilmesini istirham ediyorum.

Evet, aslında bugünkü konuşma, bugünkü grup önerisi acaba münhasıran bu konuyla ilgili bir değerlendirme yapmak amacıyla mı verildi, verilmedi mi, doğrusu bilmiyorum. Milliyetçi Hareket Partisi olarak Meclis gruplarının Danışma Kurulu kararıyla gündemi yeniden düzenleme taleplerini meşru görüyoruz ve bu konuda Milliyetçi Hareket Partisi uygun olduğu zamanlarda bu hakkını kullanmaktadır. Ancak, bütçe görüşmeleri özel gündemle yapılan görüşmelerdir. Bu konuda bundan önceki görüşmelerin tamamı esas itibarıyla grupların mutabakatıyla oluşmuş, süreler belirlenmiş ve bu çerçevede takvim de belirlenmiştir. Geçen sene aynı şekilde bugün görüştüğümüz bütçeyle ilgili böyle bir gündem yine Sayın Ahmet Aydın, Sayın Muharrem İnce, Sayın Mehmet Şandır ve Sayın İdris Baluken’in imzasıyla oluşturuldu. Dolayısıyla, bütçe görüşmeleri yapılırken siyasi partiler arasında bir mutabakat oluşmasını temin etmek esas olmalıdır. Netice itibarıyla milletimizin bütçesini burada konuşacağız, bu konuşmaları ve eleştirilerimizi burada dile getireceğiz. Zaten bütçe siyasal anlamıyla bir eleştiri belgesidir. O bakımdan eleştirilerimizi burada gündeme getireceğiz. Fakat, bu sene maalesef, partiler arasında bir mutabakat oluşmadı. Mutabakat oluşmayınca bir parti grubu, çoğunluk partisi, Adalet ve Kalkınma Partisi önerisiyle bir özel gündem oluşturuldu. Bu özel gündem de geçen seneki özel gündemin aynısıdır. Milliyetçi Hareket Partisi olarak -biz bütçede teamüllerin oluşturduğu, bu Meclisin ayrıca teamülleri vardır- Milliyetçi Hareket Partisi milletvekilleri olarak da eleştirilerimizi zaten konular itibarıyla bu kürsüden bütçe sırasında dile getireceğimiz için ayrıca tekrar grup önerilerinin verilmesini doğrusu biz uygun görmüyoruz, uygun görmedik ve bu çerçevede bütçenin belli bir sürede tamamlanması gereken bir işlem olduğu için, bir özel gündemle belirlendiği için de bu hakkımızı kullanmayı doğru bulmuyoruz.

O bakımdan, Milliyetçi Hareket Partisi olarak, bu belirlenmiş özel gündemin üstünde yeni bir gündem oluşturmak aslında doğrudan doğruya bugünkü gündemle ilgili yani sürelerle ilgilidir ama bundan sonra ne olacağını bilmiyoruz. İnşallah, umarım, sadece ve sadece bugünkü gündemle ilgili dünkü tartışmaları bu Mecliste konuşmak amacıyla getirilmiştir.

O bakımdan, Milliyetçi Hareket Partisi olarak biz, bir özel gündem belirlenmiş olduğunu düşünüyoruz. Bu özel gündem belirlendikten sonra, başka bir gündem ancak bu bittikten sonra oluşturulması mümkündür. Şüphesiz, Cumhuriyet Halk Partisinin grup önerisi sadece konuşma sürelerinin uzatılması amacına yöneliktir. O bakımdan, bir başka gündem oluşturulmasına yönelik bir grup önerisi getirilmesini Milliyetçi Hareket Partisi olarak kabul etmediğimizi ifade etmek istiyorum.

Zaten 50’nci maddede “Özel gündem” olarak belirlenmiş ve bugün bastırılan gündemde de bütçenin özel gündemle görüşüleceği ifade edilmiştir. Bu özel gündemi tamamlamak gerektiğini, bundan sonraki süreler… Daha önceki yıllarda varılan mutabakatta bizim de bir imzamız vardır. O imzamız çerçevesinde, bu mutabakata bağlı olarak, bu sene belirlenen bu süreler çerçevesinde, Milliyetçi Hareket Partisi milletvekilleri kurumların bu bütçeleri konusundaki eleştirilerini sunacaktır. Eğer bir başka mutabakat arayışı olursa partiler olarak bir araya geliriz, bu süreleri yeniden değerlendirebiliriz. Bunun medeni ölçüler içerisinde yapılabileceğini ve sınırlı sayıda, belli bir sürede tamamlanması gereken bir iş olduğu için de mutabakatla belirlenmesi gerektiğini düşünüyoruz.

O bakımdan, Cumhuriyet Halk Partisinin birinci ve ikinci turlarda yapılacak görüşmelerle ilgili yetmiş beşer dakika ve kişisel konuşmaların onar dakika olması önerisine aslında daha önceki mutabakatların dışında olmakla birlikte, yine partiler arasında bir mutabakat olursa  memnuniyetle böyle bir sonuca ulaşmamız mümkünse bizim de buna hazır olduğumuzu ancak gündemin önceden belirlenmesi münasebetiyle, grup önerisiyle yeni bir gündem oluşturma talebinin doğru olmadığını ve bundan sonraki dönem içerisinde eğer sürelerle ilgili bir talep varsa, grup başkan vekilleri olarak eğer bir mutabakat oluşturacaksak bu mutabakat çerçevesinde bu sürelerin yeniden değerlendirilmesi için kendi aramızda bir değerlendirme yapmak suretiyle, bu on günlük süre içerisinde partilerin grup önerisiyle başka bir gündem oluşturma yerine, bu özel gündem bittikten sonra bir gündem oluşturmaya yönelik bir talep varsa onu da kendi aramızda müzakere etmemizde fayda vardır.

Milliyetçi Hareket Partisi olarak bu çerçeve içerisinde bu konudaki görüşlerimizi sizinle paylaşmak istedim. Hepinize saygılarımı arz ediyorum. (MHP ve AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisi lehinde söz isteyen Hasip Kaplan, Şırnak Milletvekili. (BDP sıralarından alkışlar)

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sağlıklı bir bütçe görüşmesi yapabilmenin öncelikle kürsüye, konuşmacıya saygıdan geçtiğini bir kere buradan ifade etmek istiyorum. İki gündür -ikinci gündeyiz- yaşanan tartışmalara baktığımız zaman sağlıksız bir tartışma ortamı olduğunu görüyoruz. Özellikle, bu konuda AK PARTİ’yle, iktidar partisiyle ana muhalefet partisinin çok daha sorumlu davranması gerektiğini düşünüyorum.

Burada biz bütçe görüşmesi yapıyoruz. Bu bütçe görüşmesi, Hükûmetin, vatandaşın vergilerini harcarken ekonomi politikasını denetlemekle ilgilidir. Bununla ilgili biz bu tartışmayı yaparken zaman zaman bakıyoruz ki iktidar partisi milletvekilleri veya grup başkan vekilleri Hükûmet adına çıkıp Hükûmeti savunuyor. Eğer Hükûmetiniz âcizse yapın, eğer değilse siz oturun, sıranız gelince konuşursunuz.

Oturmuşuz, bir Danışma Kurulu yapılmış. Bu Danışma Kurulunda bir çizelge çıkmış ortaya ama dün anlaşıldı ki bu bütçe takvimi çok sıkışık, yetersiz. Hatta bunu ben dünkü konuşmamda dile getirdim, komisyon görüşmelerini yirmi güne sıkıştırdınız, gece iki, üçlere kadar çalıştık, ertesi gün de sabah geldik. Bütçe görüşmelerini de Genel Kurulda, siz, on güne sıkıştırırsanız, ben size açık bir şey söyleyeceğim, bu, vatandaşa saygı değil, millî iradeye saygı olmaz, bunun adı saygısızlık olur arkadaşlar.  Bakın, liste bu. Bugün 11 Aralık, on sekiz kurumun bütçesi elli dakikada görüşülecek arkadaşlar, on sekiz kurumun bütçesi elli dakika. Bir gruba verdiğiniz elli dakika, kişisel sözler var beşer dakika. Söyler misiniz, bu, sağlıklı bir bütçe denetimi görüşmesi olabilir mi? Siz, buna sağlıklı diyebilir misiniz? On sekize bölün, her birine dört dakika düşüyor. Dört dakikada, bu bütçelerle ilgili, MİT’le ilgili, Başbakanlıkla ilgili, böylesine önemli kurumlarla ilgili, siz, dört dakikada sağlıklı bütçe tartışması yapabilir misiniz? Bakın, 13 Aralık takvimine bakın, 13 Aralıkta beşinci tur ve altıncı turun olduğu güne, altı bakanlık bütçesini koymuşsunuz arkadaşlar ve on yedi kurumun bütçesi var. Altı bakanlık ve on yedi kurumu siz, Allah aşkına, süre olarak bakıyorum elli dakikada sağlıklı tartışabilir misiniz? Eğer sağlıklıysa, eğer ilkeliyseniz, eğer gerçekten bunu doğru buluyorsanız, dün bu kuralı neden ihlal ettiniz, soruyorum? Yani kural ihlali… İç Tüzük 19’a göre Danışma Kurulunun kararını  ihlal etmek için ya iktidar partisinden ya ana muhalefet partisinden mi olmak gerekiyor? Dün Sayın Kılıçdaroğlu’na ek otuz dakika verilmedi mi konuşmasının üstüne?

MUHARREM İNCE (Yalova) – Dokuz dakika verildi.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – On dakika verildi.

HASİP KAPLAN (Devamla) – Bir dakika…

MUHARREM İNCE (Yalova) – Dokuz dakika.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – On dakika verildi, hepimize on dakika verildi.

HASİP KAPLAN (Devamla) – Başbakana da otuz dakika verilmedi mi, arkasından da ek verilmedi mi? Verildi arkadaşlar. Dün, dün…

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Hayır, aynı, on dakika. Yapmayın Sayın Kaplan, kayıtlarda var.

HASİP KAPLAN (Devamla) – Peki, sizin ayrıcalığınız ne kardeşim, ayrıcalığınız ne bana söyler misiniz?

MUHARREM İNCE (Yalova) – Yok öyle ya.

HASİP KAPLAN (Devamla) – Yani partiyse parti, grupsa grup, iktidarla ana muhalefetin MHP’yle BDP’den fazlalığı mı var, ayrıcalığınız mı var? Hayır, yok. Kuralsa kural. Bakın, doğruya doğru diyeceksiniz.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Dokuz dakika… Bilgi doğru değil.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Hasip Bey…

HASİP KAPLAN (Devamla) – Doğruya doğru diyeceksiniz. Bakın arkadaşlar, burada saatler var.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Kayıtlar açık Sayın Kaplan, aynı süre.

HASİP KAPLAN (Devamla) – Şimdi, buradaki noktadan çıkarak şunu söylemek istiyorum.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Ama bilgi doğru değil ki.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Bir ayrıcalık yok.

HASİP KAPLAN (Devamla) – Burada bir sıkışıklık var, bunu gidermek mümkün, mümkün. Nasıl mümkün? 4 grup başkan vekili arkada bir araya gelirsiniz, elli dakika mı konuşmalar, elli dakika konuşmalarda bir esnek pay koyarsınız, Meclis Başkan Vekillerine, elli dakikaları bir saate tamamlamak üzere on dakika, konuşmacı konuşmasını bitirdikten sonra duruma göre bir dakika, iki dakika vererek -ki buna en çok sizin ihtiyacınız var, siz beşer dakikaya bölüyorsunuz- bir dakika ekle sözünü bağlama imkânı sağlarsınız. Bu bir anlaşmadır, bu Meclisin sağlıklı çalışması açısından. Şimdi, bizim önerimiz bu. Ama “Biz iktidarız, oy çokluğumuz var, demokrasi de oy çokluğudur, her zaman önerge getiriyoruz, burada dediğimiz dedik, çaldığımız düdük.” diyebilirsiniz bunun adına da “demokrasi” de diyebilirsiniz. Biz öyle bir demokrasiyi, dünyada hiç gelişmiş demokrasilerde görmedik arkadaşlar, ciddi söylüyorum yani samimi olarak burada söylemek istiyorum.

Şimdi, dün, Sayın Çiçek’ten bir talepte bulundum -demin Sayın Başkana da söyledim- bu tutanakların tutulması olayı… Şu tutanaklar arkadaşlar, İç Tüzük 155’e göre ses kayıt cihazı var, stenograflar burada kayıt yapıyor, ona göre tutanak tutuluyor. Ben dün burada iki kelime konuştum “yek” dedim. “Yek”i parantez içine almışlar arkadaşlarımız. Onlara öyle bildirilmiş ki nokta nokta, tırnak içinde x… “Bu bölümlerde hatip tarafından Türkçe olmayan bir dilde kelimeler ifade edildi.” Kürtçe bir dil değil mi arkadaşlar?

ENGİN ALTAY (Sinop) – Tavla oynamamış mı onlar?

HASİP KAPLAN (Devamla) – “Yek” uluslararasıdır, enternasyonaldir ya, enternasyonal arkadaşlar. Şimdi, “yek”i yazamayan bir Mecliste özgür irade olur mu? Demokrasi tartışması yaşayabilir misiniz?

…(x) demişim, …(x) hem Kürtçedir hem dünyaya mal olmuş bir kelimedir. Onu da tırnak, tırnak içine almışsınız.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Farsça, Farsça... 

HASİP KAPLAN (Devamla) – Sonra, dün bir atasözü söyledim, iktidar için dedik ki: “Yani Kürtçe bir atasözü var …(x), …(x) hafif akıl, …(x) ağır yük. Ona da nokta nokta, x işareti “Bilinmeyen dilde…”

Şimdi, gittim Tutanak Müdürlüğüne “Müdür Bey, Başkanlığın size bir talimatı var mı bu konuda, çıkarın, istiyorum.” dedim. “Yok, yazılı bir talimatı yok.” dedi. E, be, kardeşim, madem talimatı yok, İsrail Devlet Başkanı gelir burada İbranice konuşur, Obama gelir burada İngilizce konuşur, Türki cumhuriyetlerinin bütün liderleri gelir burada konuşur, bırak onu, Uluslararası Ceza Mahkemesinin hakkında tutuklama kararı verdiği  El Beşir de gelir burada konuşur, hepsinin konuştuğu dillerde tutanaklara geçersiniz; Kürtçeye gelince bir yasak zihniyet başlıyor, bir inkâr başlıyor, bir ret başlıyor. Siz sindiriyor musunuz içinize bunu arkadaşlar? Sayın Meclis Başkanım…

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Hakarettir, hakaret! Yeter artık!

                                 

(x) Bu bölümde Hatip tarafından Türkçe olmayan bir dilde birtakım kelimeler ifade edildi.

(x) Bu bölümde Hatip tarafından Türkçe olmayan bir dilde birtakım kelimeler ifade edildi.

(x) Bu bölümde Hatip tarafından Türkçe olmayan bir dilde birtakım kelimeler ifade edildi.

(x) Bu bölümde Hatip tarafından Türkçe olmayan bir dilde birtakım kelimeler ifade edildi.

(x) Bu bölümde Hatip tarafından Türkçe olmayan bir dilde birtakım kelimeler ifade edildi.

HASİP KAPLAN (Devamla) – Bu hakareti kabul etmiyoruz. Bu saygısızlığı kabul etmiyoruz bu Mecliste. Edepse edep bu, adapsa adap bu. Başbakanın sözüyle söylüyorum. Edepse Kürtçe yazılacak. Adapsa Kürtçe yazılacak. Hukuksuzsa öyle yazılacak. Hukuksa öyle yazılacak. Adaletse öyle yazılacak. İnsan Hakları Günü’yse öyle yazılacak. Demokrasiyse öyle yazılacak. Ha, “Kenan Evren’in 12 Eylül darbesiyle getirdiği 2932 sayılı Yasa, Dil Yasağı Yasası yürürlüktedir.” diyorsanız, Sayın Başbakan Yardımcım… 2932 sayılı Yasa Özal döneminde kaldırılmadı mı? Kaldırıldı. E, kaldırıldı, siz daha niye uyguluyorsunuz darbe hukukunu burada arkadaşlar? Bunun düzeltilmesi lazım.

Kürtlere saygı istiyoruz, Kürdistan’a saygı istiyoruz, halklara saygı istiyoruz, Türklere saygı istiyoruz, Çerkezlere, Boşnaklara, Lazlara, bu ülkenin bütün zenginliklerine, bütün farklılıklarına. Biz inanıyoruz ki onlar demokrasinin harcıdır, birliğidir, ayrılık nedeni değildir.

Onun için, Sayın Başkan, ya, bunu da düzeltirsiniz ya da raporda yaptığınız gibi, size bir dava daha açarız, eder iki dava. Keyfiniz bilir, sizinle mahkemelik olacağız. Bu saatten sonra, bu yaştan sonra beni avukatlığa döndürmeyin.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Başkanla zaten mahkemelik olacağız.

HASİP KAPLAN (Devamla) – Sizinle mahkemelik olacağız.

Sayın Başkan, bu tutanakları celbedin, getirin ve düzeltin.

Uzlaşma önerimizi burada tekrar ediyoruz, grup başkan vekilleri arkada bunu düzeltsinler.

Saygılarımla. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın İnce.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Düzeltme yapmak istiyorum.

Sayın Kaplan, Sayın Genel Başkanımıza dün otuz dakika ek süre verildiğini, Sayın Başbakana da öyle verildiğini söyledi. Dokuz dakikayı…

ENGİN ALTAY (Sinop) – Dokuzu otuz anlamış.

HASİP KAPLAN (Hakkâri) – Otuz, sonra dokuz diye düzelttim.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Dokuz dakika verildi. BDP temsilcileriyse 2 kişi konuştuğu için beş, beş verildi.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Beş, üç verildi.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Hatta, bize ayrıcalık değil, ayrıcalıksa bir dakika onlara fazla oldu.

Bunu bir düzeltmek istiyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Evet, Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisi aleyhinde söz isteyen Nurettin Canikli, Giresun Milletvekili. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ENGİN ALTAY (Sinop) – Not alayım mı, sataşma var mı?

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Meclis çalışmalarında mutabakatla görev ifa etme, konsensüsle iş yapma son derece önemli. Meclis teamülünde, Meclis uygulamalarında bugüne kadar hiç ihlal edilmemiş, bütün siyasi partilerin geçmişte, bugüne kadar üzerinde hassasiyetle durduğu mutabakat konularından bir tanesi bütçe görüşmeleri idi. Bugüne kadar bütçe görüşmeleri takvimi bütün siyasi partilerin, bütün grupların mutabakatıyla, konsensüsüyle belirlenirdi ve buna uyulurdu ve bu bütçe görüşmeleri sırasında grup önerileri getirilmez, çok acil durumlar dışında ve bütün grupların mutabakatının sağlanması hâli dışında grup önerileri getirilmez ve bu süre içerisinde, belirlenmiş özel gündem içerisinde bütçeyle ilgili konular görüşülür, tartışılır idi.

Tabii, mutabakat kolay oluşturulmuyor, oluşmuyor Türkiye’de, hele Türkiye’de siyasi partiler, siyasi parti grupları arasında mutabakat kolay oluşmuyor. Bu kolay oluşmayan ama bugüne kadar da hiç ihlal edilmeyen mutabakatlardan bir tanesi maalesef Cumhuriyet Halk Partisi tarafından bozulmuş durumdadır. İlk defa, ilk defa grup önerisi, bütçe görüşmeleri sırasında grup önerisi getirilerek bu mutabakat bozulmuştur. Sadece grup önerisiyle bozulmadı, bütçe takviminin oluşturulması da aynı şekilde… Bu sene hariç, bu yıl hariç, 2014 bütçesinin görüşüldüğü şu an, şu dönem hariç önceki tüm dönemlerde bütün siyasi parti gruplarının ortak imzasıyla, Danışma Kurulu kararıyla bu takvim belirlenir ve uygulanırdı. İlk defa Cumhuriyet Halk Partisi bu mutabakata katılmadı ve bu nedenle grup önerisiyle bu takvimi belirlemek zorunda kaldık. Bundan gerçekten son derece üzüntülü olduğumuzu ifade etmek istiyorum. Bunlar kolay oluşmuyor, çok uzun yılların birikimi, çok uzun yılların ortaya çıkardığı güzel bir uygulama, güzel bir gelenekti bu ama maalesef, kusura bakmayın, Cumhuriyet Halk Partisi bu geleneği ortadan kaldırdı, bu geleneği yok etti maalesef.

ENGİN ALTAY (Sinop) – Sor bir niye kaldırdı? Sor ki niye kaldırdı, sor?

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Yok etti, yani ortadan kalktı yirmi yıllık, otuz yıllık, kırk yıllık gelenek. Bakın, ondan bahsediyoruz.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Şimdi örneklerini anlatacağız.

İZZET ÇETİN (Ankara) – Memleket ve Meclis yönetiminden kaynaklanıyor bu.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Bugüne kadar tartışmaları olmuş, geçmişte çok siyasi partiler arasında çok sert tartışmalar, müzakereler yaşanmış ama bu teamül, bu gelenek hiç bozulmamış arkadaşlar, bozdurulmamış. Bunda çok hassasiyetle korunması söz konusu olmuş ve korunmuş, bugüne kadar gelmiş. Yani bu, Türkiye Meclis tarihinde, Türkiye Büyük Millet Meclisi çalışmalarında şu anda, şu an gerçekten bir kırılma anıdır ve maalesef son derece talihsiz bir andır.

Sayın Vural’ın çok açık bir şekilde belirttiği gibi ve Sayın Vural’a da buradan çok teşekkür ediyorum, keza BDP de aynı hassasiyeti gösterdi ama Sayın Vural’ın hem konuşması hem öncesinde yaptığımız görüşmelerde ortaya koyduğu tavır grup olarak da bu geleneğin, bu teamülün… Bu bizim dışımızda, bugün AK PARTİ var, on yıl sonra, yirmi yıl sonra, otuz yıl sonra belki olmayacak. Dolayısıyla, bu bize kalacak olan yerler değil. O yüzden burada bugün AK PARTİ var, onun aleyhine veya Hükûmetin aleyhine olsun nasıl olursa olsun anlayışı içerisinde olmamak gerekiyor. Daha geniş ve bunun ötesinde düşünebilmek gerekiyor. Cumhuriyet Halk Partisinin bu düşüncede olmadığını üzülerek ifade ediyorum.

Bakın değerli arkadaşlar, bu takvim oluşturulurken, turların sayısı belirlenirken ve turlar üzerindeki görüşme süreleri de tespit edilirken biz bütün siyasi partilerle konuştuk ve geçen yıl birlikte -Sayın Vural’da gösterdi- dört siyasi partinin mutabakatla ortaya koyduğu takvimin aynısının bu sene uygulanmasını önerdik ve kabul edildi, biraz önce ifade etmeye çalıştığım gibi, Cumhuriyet Halk Partisi hariç. Geçen yıl nasıl yapılmış ise, geçen yıl kaç tur ve hangi süreler ihdas edilmiş ve onun üzerinden yürütülmüş ise biz, bu sene de aynı şekilde grup önerisi olarak çıkardık, Cumhuriyet Halk Partisi imzalamayınca.

Şimdi, sürelerin azlığından bahsediliyor. Bakın değerli arkadaşlar, 1997 yılında turlar üzerindeki görüşme süreleri yirmi dakika. Lütfen dikkat edin değerli arkadaşlar yani AK PARTİ’nin iktidar olduğu dönemlerin hiçbirisinde süre kısaltılması söz konusu değil, tam tersine şimdi okuyacağım. 1997… Daha sonra kırk dakikaya çıkarılmış. 2001’de otuz dakikaya düşürülmüş, 2002’de otuz dakika olarak uygulanmış, turlar üzerindeki konuşma süreleri, sonra 2005’te yine mutabakatla, bütün siyasi partilerin mutabakatıyla kırk beş dakikaya çıkmış. En sonunda 2011, 2012 ve 2013 yılında 7 turda elli dakika, diğer 5 tur üzerinde de kırk dakika her grubun konuşma süresi olması benimsenmiş ve kabul edilmiş, değerli arkadaşlar ve üç yıldan beri de bu şekilde uygulanıyor. Yani geçmiş dönemdeki bütçe görüşmelerinde gündeme gelmeyen söz hakları, imkânları son üç yılda yoğun bir şekilde kullanılmaktadır. Hiçbir dönemde bu kadar fazla konuşma süresi verilmemiştir. Altını çizerek ısrarla söylüyorum. Çünkü biraz önce ifade edildi: “Bu süreler dar geliyor, bu süreler yetmiyor.” gibi birtakım konuşmalar oldu, bunlar doğru değil değerli arkadaşlar. Bu gerçekten çok üzüntü verici bir durum. Temenni ediyoruz, Cumhuriyet Halk Partisi sadece bugüne yönelik olarak  ve sürelerin artırılmasına ilişkin olarak bir grup önerisi getirmiştir, temennimiz bu.  Yani bu teamülü çok daha fazla bozmadan, bu güzel uygulamayı, bu güzel geleneği zedelemeden bu teamülün dışında bir adımın atılmamasını bekliyoruz, temenni ediyoruz bundan sonra. Bu, gerçekten Meclis geleneği açısından, Meclis teamülü ve mutabakatı açısından son derece önemli.

Peki, Cumhuriyet Halk Partisi yetkilileri -dün Sayın Genel Başkanları da ifade etti- Sayıştay raporlarını gerekçe göstererek böyle bir tavır içerisinde olduklarını değişik vesilelerle de ifade ettiler. Değerli arkadaşlar, bakın, bugün, gelmediği ya da eksik geldiği için bütçe denetim hakkının kullanılmasına imkân verilmediği iddia edilen raporlar Türkiye Cumhuriyeti tarihinde hiç gelmedi değerli arkadaşlar. Evet, bugüne kadar o raporların hiçbir tanesi gelmedi Meclise ve sadece uygunluk bildirimi üzerinden bütçe denetimi ve kesin hesaplar görüşüldü, değerlendirildi ve kabul edildi. Şimdi, burada soruyorum. Geçmişte hiç gelmedi bu raporlar, tekrar tekrar altını çiziyorum değerli arkadaşlar.

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Kanundaki hükmü ne yapacağız?

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) –  Neden gelmedi? Çünkü bu raporlar 2010 yılında çıkartılan 6085 sayılı Kanun’la ihdas edildi ve bunların bütçenin hukukiliği, doğruluyla hiçbir alakası yok.

HALUK EYİDOĞAN (İstanbul) – Ya, Sayıştay var, raporu yok.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Bakın, değerli arkadaşlar, 6085 sayılı Kanun’dan önce kırk yıl, elli yıl bu uygulama devam etti ve bu bütçeler görüşüldü.

İZZET ÇETİN (Ankara) – Ne alakası var?

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Yani bugün gelen bu raporlar ilk defa bu sene geldi.  Bugün gelen bu raporlar, bu yıl gelen bu raporlar daha önce bütün siyasi partilerin iktidar olduğu dönemlerde gelmedi. Böyle bir rapor ihdas edilmedi, böyle bir rapor Meclise gönderilmedi.

BÜLENT KUŞOĞLU (Ankara) – Böyle söylemeyin lütfen.

MÜSLİM SARI (İstanbul) – Doğru söylemiyorsun.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – 8 Aralıkta Resmî Gazete’de yönetmelik çıkardınız.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Peki, buradan yola çıkarak o bütçelerin gerçek dışı olduğunu, görüşülemeyeceğini, butlan olduğunu söyleyebilir misiniz değerli arkadaşlar, söyleyebilir misiniz?

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – 8 Aralıkta, pazar günü ya.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – 6085 sayılı Kanun’la… Bakın, 6085 sayılı Kanun Teklifi’nin altında imzası olan arkadaşlar, milletvekilleri; şahsım, Bekir Bozdağ, Suat Kılıç, Mustafa Elitaş, Fahrettin Poyraz, Alaattin Büyükkaya, Veysi Kaynak. Elbette muhalefet de destek verdi ama bu kanun yani bu raporları ilk defa ihdas eden, ilk defa ihdas eden ve ilk defa Meclise gönderilmesini düzenleyen kanun AK PARTİ Grubu çoğunluğu tarafından kabul edilmiş olan bir kanundur. Bu kanunu biz getirdik, bu raporları biz ihdas ettik.

ALİ HAYDAR ÖNER (Isparta) – Hem çıkarıyorsunuz hem kaldırıyorsunuz.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Değerli arkadaşlar, bakın…

İZZET ÇETİN (Ankara) – Niye uymadınız peki?

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Uyuyoruz, hayır uyuyoruz, uyuyoruz. Sorun şu: Bu raporlar geliyor, gelmeye başladı, şu anda 149 tane kurum raporu geldi, 4 tane de genel değerlendirme raporu geldi. Gelmedi mi? Geldi.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Ne raporu ya!

MÜSLİM SARI (İstanbul) – “Görüş bildirilememektedir.” diyor, ne raporu!

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – “Görüş bildirilmemiş.” demek rapor mudur ya? Yapmayın ya, bizi kandırmayın!

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Ama siz diyorsunuz ki: “Bu raporların içeriğinde bizim beklediğimiz, bizim istediğimiz gibi düzenlemeler, hükümler yok, açıklamalar yok.” Ama kusura bakmayın…

MÜSLİM SARI (İstanbul) – Doğru söylemiyorsunuz!

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Size yakışmıyor Nurettin Bey!

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Kusura bakmayın, Sayıştay sizin istediğiniz gibi rapor üretmek durumunda değil değerli arkadaşlar. O yüzden, lütfen…

Yani bakın, Sayıştayın bu kanundan önceki yetkileri son derece sembolikti, genel hesap yargısı dışında hiçbir denetim yetkisi yoktu. Bu Hükûmet, bu grup, bakın, AK PARTİ Grubu Hükûmetin yetkisinde olan denetim konularını sona erdirdi ve Sayıştaya devretti. Daha önce belediyelerin iktisadi kuruluşları denetim kapsamı dışındaydı -bunların büyük çoğunluğu da AK PARTİ’li belediyelerin şirketleri, büyük kaynak kullanıyorlar- yani tamamen denetim kapsamı dışındaydı, Sayıştayın denetimine tabi hâle getirildi. KİT’ler Sayıştay denetimi dışındaydı, Sayıştayın denetimine tabi hâle getirildi. Keza, Türk Silahlı Kuvvetlerinin askerî harcamaları da çok yüzeysel bir denetime tabiydi, şimdi tam anlamıyla, yüzde 100 Sayıştayın denetimine tabi kılındı. Ayrıca, onlarca, hatta belki yüzlerce kurum kendi özel kanunlarında Sayıştay denetimine tabi olmadığını ifade eden hükümlerle yürürlüğe giriyordu; onların tamamını kaldırdık, tamamını yürürlükten kaldırdık 6085 sayılı Kanun’la. Bunu kim yaptı? Denetimden korkan bir grup, bir hükûmet böyle bir adım atabilir mi değerli arkadaşlar?

Yapılan sadece şudur… Bakın, ayrıca, bu gelen raporlarla, tartıştığımız raporlarla ilgili belirtilmesi gereken en önemli hususlardan bir tanesi de şudur: Bunların hiçbir tanesi hukukla ilgili değildir, yani hukuki, kanunlu, kanunsuz, kanunlara uygunlukla ilgili değildir. Bunların tamamı mali raporlardır, görüş raporlarıdır, yerindelik raporlarıdır, performans denetimini ölçen raporlardır. Yani Sayıştay bu konuda idareye görüş bildiriyor, hepsi budur. Dolayısıyla, değerli arkadaşlar, bu gerekçeyle bu teamülün bozulması son derece yanlıştır.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Buyurun Sayın Hamzaçebi.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, Sayın Canikli konuşmasında, Cumhuriyet Halk Partisinin bu bütçe sürecine ilişkin olarak takınmış olduğu tutumu gerçeğe aykırı bir şekilde yanlış aksettirmiştir. Söz istiyorum efendim.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Hamzaçebi, sataşma nedeniyle iki dakika söz veriyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

V.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

2.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli’nin CHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; her zamanki gibi Sayın Canikli doğru bilgi vermedi, bilgileri tek yanlı ve çarpıtarak vermiştir.

Birincisi, evet, grup önerisi bugün getirdik ama biz bütçe görüşme takvimine Cumhuriyet Halk Partisi olarak imza vermedik. Dolayısıyla, grup önerisi getirme hakkımızı kullanıyoruz. Eleştirilmesi gereken, “Neden imza vermediniz?” Danışma Kurulunun bütçe görüşme sürecine ilişkin kararına imza koymadık çünkü Sayıştay raporları yok. Evet, bütçelerin bir geleneği vardır ama Sayıştay raporları Türkiye Büyük Millet Meclisine ilk kez gelecek iken, doğru, bunun gelişi engellenmiştir. Bu nedenle imza vermedik.

Ayrıca, ben size geçmişten örnek vermek isterim Sayın Canikli. Bütçede, doğru, grup önerisi gelmez, genel görüşme önerisi getirilmez, yoklama istenmez ama bakın, 1997 yılında muhalefet bütçede bir genel görüşme önergesi getirmiş, görüşülmüş.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Mutabakat olabiliyor.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Bütçede yoklama istenmez ama bugün, bakın, sizin partinizde, Hükûmette önemli görevleri olan kişilerin 10 Aralık 2001 tarihinde bütçede yoklama istediklerini tutanaklardan görüyoruz.

MUHARREM İNCE (Yalova) – İsimleri de bir oku istersen.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Yani, lütfen bunları da söyleyin, doğru anlatın.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Altı güne sığdırmışlardı.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Sayıştay raporları konusunda gerçeği söylemiyorsunuz. Konu şudur: Sayıştay, Yasası’nın 38’inci maddesine göre, kamu kurumlarının harcamalarına ilişkin olarak yapmış olduğu denetim sonucunda düzenlediği raporları Türkiye Büyük Millet Meclisine göndermek zorundadır. Bu yasal düzenleme, evet, sizin Hükûmetiniz döneminde yapıldı ancak şimdi bundan pişman oldunuz çünkü Amerikalılara, Amerika’daki Kızılderililere yapılan yardımın denetimine ilişkin raporun buraya gelmesini istemiyorsunuz. Sayıştayın yolsuzluk tespitlerine ilişkin raporunun gelmesini istemiyorsunuz, konu budur. Sayıştay Yasası’nın 38’inci maddesi gayet açıktır. Raporları engellediniz.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Raporlar geldi ama, raporlar burada, hepsi burada.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

VI.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

1.-  CHP Grubunun, 2014 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2012 yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın kamu idareleri bütçeleri üzerinde yapılacak görüşmelerin birinci ve ikinci turlarında gruplar ve Hükûmet adına yapılacak konuşmaların yetmiş beşer dakika, kişisel konuşmaların onar dakika olmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – Öneriyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Sayın milletvekilleri, gündemimize göre -şimdi soru-cevap işlemi için sisteme girebilirsiniz- 2014 yılı Merkezî Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2012 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı üzerindeki görüşmelere devam edeceğiz.

Program uyarınca, bugün iki tur görüşme yapacağız. Birinci turda Cumhurbaşkanlığı, Türkiye Büyük Millet Meclisi, Sayıştay, Anayasa Mahkemesi, Yargıtay, Danıştay, Başbakanlık, Millî İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığı ve Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği bütçe ve kesin hesapları ile Kamu Denetçiliği Kurumunun bütçesi yer almaktadır.

VII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- 2014 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/832) (S. Sayısı: 506) (x)

2.- 2012 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı, 2012 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısına İlişkin Olarak Hazırlanan 2012 Yılı Genel Uygunluk Bildiriminin Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi, Maliye Bakanlığı ve İçişleri Bakanlığı Tarafından Sayıştaya Gönderilen Genel Faaliyet Raporları ile Bu Raporlara İlişkin Sayıştay Değerlendirmesini İçeren 2012 Yılı Faaliyet Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi, 2012 Yılı Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi, 2012 Yılı Mali İstatistikleri Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/798, 3/1275, 3/1277, 3/1278, 3/1279) (S. Sayısı: 507) (x)

A) CUMHURBAŞKANLIĞI

1) Cumhurbaşkanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Cumhurbaşkanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

B) TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANLIĞI

1) Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

C) SAYIŞTAY BAŞKANLIĞI

1) Sayıştay Başkanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Sayıştay Başkanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

                                         

(x) 506 ve 507 S. Sayılı Basmayazılar ve Ödenek Cetvelleri 10/12/2013 tarihli 27’nci Birleşim Tutanağı’na eklidir.

Ç) ANAYASA MAHKEMESİ BAŞKANLIĞI

1) Anayasa Mahkemesi Başkanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Anayasa Mahkemesi Başkanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

D) YARGITAY

1) Yargıtay 2014 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Yargıtay 2012 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

E) DANIŞTAY

1) Danıştay 2014 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Danıştay 2012 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

F) BAŞBAKANLIK

1) Başbakanlık 2014 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Başbakanlık 2012 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

G) KAMU DENETÇİLİĞİ KURUMU

1) Kamu Denetçiliği Kurumu 2014 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

Ğ) MİLLÎ İSTİHBARAT TEŞKİLATI MÜSTEŞARLIĞI

1) Millî İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Millî İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

H) MİLLÎ GÜVENLİK KURULU GENEL SEKRETERLİĞİ

1) Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği 2014 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği 2012 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

BAŞKAN – Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Sayın milletvekilleri, 4/12/2013 tarihli 25’inci Birleşimde, bütçe görüşmelerinde soruların gerekçesiz olarak yerinden sorulması ve her tur için soru-cevap işleminin yirmi dakika olması kararlaştırılmıştır. Buna göre, turda yer alan bütçelerle ilgili soru sormak isteyen milletvekillerinin sisteme girmeleri gerekmektedir. Tur üzerindeki konuşmalar bittikten sonra soru sahipleri ekrandaki sıraya göre sorularını yerlerinden soracaklardır. Soru sorma işlemi on dakika içinde tamamlanacaktır. Cevap işlemi için de on dakika süre verilecektir. Cevap işlemi on dakikadan önce bitirildiği takdirde geri kalan süre için sıradaki soru sahiplerine söz verilecektir.

Bilgilerinize sunulur.

Birinci turda grupları ve şahısları adına söz alan sayın üyelerin isimlerini okuyorum:

Barış ve Demokrasi Partisi Grubu: Sırrı Sakık, Muş Milletvekili; Adil Zozani, Hakkâri Milletvekili; Ayla Akat Ata, Batman Milletvekili.

AK PARTİ Grubu: Ramazan Can, Kırıkkale Milletvekili; Mehmet Necati Çetinkaya, Adana Milletvekili; Süreyya Sadi Bilgiç, Isparta Milletvekili; İdris Şahin, Çankırı Milletvekili; Şuay Alpay, Elâzığ Milletvekili; Adem Yeşildal, Hatay Milletvekili; Muhammet Bilal Macit, İstanbul Milletvekili; Tevfik Ziyaeddin Akbulut, Tekirdağ Milletvekili; Fatih Şahin, Ankara Milletvekili; Alpaslan Kavaklıoğlu, Niğde Milletvekili.

Cumhuriyet Halk Partisi: Atilla Kart, Konya Milletvekili; Bedii Süheyl Batum, Eskişehir Milletvekili; Kamer Genç, Tunceli Milletvekili; Rıza Mahmut Türmen, İzmir Milletvekili; Ali İhsan Köktürk, Zonguldak Milletvekili; Emine Ülker Tarhan, Ankara Milletvekili; Ali Özgündüz, İstanbul Milletvekili.

Milliyetçi Hareket Partisi: Edip Semih Yalçın, Gaziantep Milletvekili; Mehmet Şandır, Mersin Milletvekili; Faruk Bal, Konya Milletvekili; İsmet Büyükataman, Bursa Milletvekili.

Şahısları adına, lehinde söz isteyen Ali Turan, Sivas Milletvekili; aleyhte söz isteyen Turgut Dibek, Kırklareli Milletvekili.

Şimdi, Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına Sırrı Sakık, Muş Milletvekili. (BDP sıralarından alkışlar)

Süre yirmi dakika.

BDP GRUBU ADINA SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; hepinizi saygıyla sevgiyle selamlıyorum. 2014 yılı bütçesi üzerine grubum adına söz almış bulunmaktayım. Grubum adına da hepinizi saygıyla sevgiyle selamlıyorum.

Dün, Sayın Başbakan burada konuşurken, bir tartışmadan dolayı benim sarf ettiğim Anayasa’yla ilgili sözü, Anayasa’yı tanımadığıma dair sözü burada seslendirmişti. Dün, ben, orada şöyle bir şey söylemiştim bir ünlü düşünürden: “Önce ülken sana karşı belli taahhütleri yerine getirecek, orada tüm haklara sahip bir yurttaş olarak görüleceksin. Baskıya, ayrımcılığa, hak etmediğin mahrumiyetlere maruz kalmayacaksın. Ülken ve yöneticileri sana bunları sağlamak zorunda. Yoksa, sen de onlara hiçbir şey borçlu olmazsın, ne toprağa bağlılık ne de bayrağa saygı. Başın dik yaşayabildiğin ülkeye her şeyini verirsin, her şeyini, hatta hayatını bile feda edersin ama başın yerde yaşamak zorunda kaldığın ülkeye hiçbir şey vermezsin, ister doğduğun ülke, ister seni kabul eden ülke söz konusu olsun. Yüce gönüllülük yüce gönüllülüğü, umursamazlık umursamazlığı, aşağılama aşağılamayı doğurur, özgür varlıkların anayasası böyledir. Ben de bir başka anayasa tanımıyorum.” Aynen böyle, katılıyorum. Eğer, bu Anayasa’da ben ve halkım yoksa, eğer bu Anayasa’da Türkiye'nin bütün renkleri, farklılıkları yoksa bu Anayasa’yı tanımamızı bizden beklemeniz bir miktar haksızlık ve vicdansızlık olur.

Şimdi, Anayasa’yla ilgili bu kadar hassasiyet gösterenler… Sevgili arkadaşlar, bakın, Millî Güvenlik Kurulunun kararları çıkarken şunları söylediniz, gülerek geçiştirdiniz: “Biz gittik, Millî Güvenlik Kurulunun kararlarına imza attık ama gereğini yapmadık.” Vallahi bizde bu retçi, tekçi Anayasanın…

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Ama tavsiye kararı, bakın, arada fark var.

SIRRI SAKIK (Devamla) - Bakın, biz de bu retçi, tekçi Anayasa’ya mecburuz, mahkûmuz, gelip yemin ediyoruz.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Tavsiye kararı o, sadece şey değil.

SIRRI SAKIK (Devamla) - Bakın, ama bu Anayasa ihtilalcilerin anayasası. Gelin, bu ihtilalcilerin anayasasını hep birlikte değiştirelim.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Tamam, değiştirelim.

SIRRI SAKIK (Devamla) - Gelin, bütün Türkiye'nin halklarını bu Anayasa’ya dâhil edelim ve içinde kendimizi gördüğümüz bir anayasaya sadakatten ayrılmayacağımıza namusumuz üzerine ant içeriz. Ama içinde biz yoksak…

Yani, geçmişte rahmetli Özal da diyordu: “Anayasa’yı bir kez delmekle çok bir şey olmaz.” Onlarca kez siz de deldiniz ama bizim Anayasa’yla ilgili duruşumuz açık ve nettir ve çok yakın bir tarihte Anayasa Mahkemesi Başkanı çıktı, Parlamentoya bir şey söyledi, dedi ki: “Ey Parlamento, siz, görevinizi yapmıyorsunuz. Siz, 12 Eylül ürünü olan Siyasi Partiler Yasası’nı, Seçim Kanunu’nu değiştirmiyorsunuz. Siz Anayasa’yı değiştirmiyorsunuz; generallerin, 4-5 generalin getirdiği Anayasa’yı harfiyen uyguluyorsunuz.” Ve siz Siyasi Partiler Yasası’nı, Seçim Kanunu’nu harfiyen uyguluyorsunuz. Bir taraftan, ihtilalcilere karşı olduğunuzu söylüyorsunuz, Anayasa’ya karşı olduğunuzu söylüyorsunuz ama bu Parlamentoyu oluşturan 4 siyasi partinin aktörünün iki dudağı arasında Parlamento şekilleniyor ve Anayasa Mahkemesi Başkanıydı sizi uyaran, Parlamentoyu uyaran. Şimdi, biz de sizi bu konuda göreve davet ediyoruz ve gelin, anayasayı birlikte, halkların anayasasını birlikte oluşturalım.

Sevgili arkadaşlar, ben bugün bütçe üzerinde, harcamalarla ilgili “Hangi para, hangi lira nereye gitti?” bununla çok fazla ilgilenmeyeceğim. Grubumuz da çok fazla, bu konuda detaylı bir şekilde… Çünkü çok açık, şeffaf bir bütçeye sahip olmadığımızı biliyoruz. Ben bugün, Sayın Başbakanın 2005’te Diyarbakır’da yaptığı “Büyük devletler, geçmişiyle yüzleşen devletlerdir.” sözünden yola çıkarak bugün sizleri geçmişe doğru bir yolculuğa davet ediyorum. Aman, kızmayın; aman, dişlerinizi, pençelerinizi de göstermeyin bize; bizi dinleyin, acılarımız var ve biz bu ülkede barışı inşa etmek istiyoruz. Binlerce, binlerce bütçeler yapsanız da eğer siz barışınızı inşa etmezseniz bütçeler hiçbir sorunumuza çözüm getirmez.

Bakın, sevgili arkadaşlar, eğer büyük ülkeler geçmişiyle yüzleşecekse biz yüz yıllık bir yolculuğa çıkmalıyız. Cumhuriyet öncesi 1915’ler, bu topraklarda yaşayan kadim halklar, cumhuriyet öncesi bu topraklarda nüfusun yüzde 40’ı gayrimüslimlerden oluşuyordu; Ermenilerden oluşuyordu, Rumlardan oluşuyordu, Yahudilerden oluşuyordu, Süryanilerden oluşuyordu, birçok farklı halklar bu topraklarda yaşıyordu ama bugün geldiğimiz bu noktada, dünyada en son sıradayız gayrimüslimlerin yaşadığı ülke olarak, nüfusun yüzde 1’i kaldı. Peki, bu milyonlarca kadim halk -bu toprakların sahibi olan- kültürüyle, kimliğiyle buharlaşıp gittiler mi? Her gün uluslararası arenada karşımıza çıkan 1915’te yaşanan trajedi; her gün karşımızda hem uluslararası arenada hem iç kamuoyunda. Eğer bir miktar da vicdan sahibiysek, vicdanlarımızda da 1915’lerde nasıl acı dolu yıllar yaşadığımıza, ülke olarak, hepimiz, buna, geçmişten bugüne kadar tanıklık ettik.

Burada, sadece bu ülkede, yani bunu söylerken, “Türkiye'deki Türkler yaptı.” Hayır, o süreçte bizim de atalarımızın günahları vardır, bir bütün olarak bir özeleştiri yapmalıyız, 1915’leri masaya yatırıp geleceğimizi birlikte inşa etmeliyiz.

1915’ten 1920’lere, ortak vatan şiarıyla kurulan cumhuriyete geldiğimizde, “Cumhuriyet Kürtlerin ve Türklerin anayurdudur.” diyen Mustafa Kemal’in sözleriyle, cumhuriyet öyle şekillendi, Meclis öyle kuruldu. Meclis kurulurken, Meclis Başkanı Kürt milletvekillerine “Kürdistan milletvekili” diyordu, Laz milletvekillerine “Lazistan milletvekili” diyordu ve Kürt milletvekilleri ulusal giysileriyle Parlamentoya gelebiliyorlardı ve geçiş dönemi yaşandıktan sonra, 1920’lerden sonra ret ve inkâr politikaları…

Şimdi, bunu biz geçmişten bugüne kadar seslendirdiğimiz için binlerce insanımız tutuklandı, hâlâ cezaevinde olan arkadaşlarımızın büyük bir çoğunluğu “Kürt” ve “Kürdistan” dedikleri için tutuklanmıştır. En son Sayın Başbakanın Diyarbakır’da seslendirdiği ve biz onu sizin açıkladığınız demokratikleşme paketinden daha çok önemsiyoruz, çok çok önemsiyoruz. Grup konuşmasında, bir reddin, inkârın itirafıdır, çıkıp aynen şunları söyledi…

Bakın, biz burada konuşurken, dün, bir milletvekili arkadaşımız, ne yazık ki Diyarbakır milletvekili -o bölgenin adı da Kürdistan, Sayın Başbakan da orada Kürdistan demişti ama o ne diyor bana? Geldiğimiz günden bugüne kadar sürekli saldıran, tehdit eden bir tavır, eda içerisinde “Efendim, orada güney Kürdistan dedi.” Bakın, Sayın Başbakan güney Kürdistan’ın başkanı oradayken evet “Güney Kürdistan” dedi ama döndü geldi grupta dedi ki: “Kürdistan söyleminden rahatsızlık duyulmasını hakikaten manidar buluyorum. Bunlar bizim tarihimizi bilmiyorlar. Çok yakın süreçle alakalı bir şey söyleyeceğim. Dünkü grup toplantısında Mustafa Kemal’in –bu, ATV’deki konuşması- söylediği sözlerin fotoğrafını gösterdim, getirdim, ‘Kürdistan Bölgesi’ şeklinde geçer. Kürdistan Bölgesinde her iki dil de kullanılır diye bir ibare vardır. Bir kararname vardır çok ilginçtir. Burada ‘Kürdistan’ geçiyor. Yine, Gazi’yle ilgili bir durum var, ‘Kürdistan’, ‘Lazistan’ diyor, konuşması var. Doğu, güneydoğu Kürdistan, Doğu Karadeniz Lazistan diye geçiyor.” Bu konuşmalar Sayın Başbakanındır ve ben kendi adıma söylüyorum, Sayın Başbakanın bu tespitleri sizin demokratikleşme paketi olarak sunduğunuz paketten çok çok önemlidir. Ama sizin grubunuzda öyle cehaletten pay almış insanlarla karşılaşıyoruz ki kendi Genel Başkanlarının konuşmalarını bile anlamamışlar, Kürt gerçeğini bilmemektedirler, Kürdistan gerçeğini bilmemektedirler. Şimdi, sizin yok saymanızla Kürt ve Kürdistan yok olmaz. Efendim, sizin bu zabıtlardan çıkardığınız sözcüklerle Kürtler de Kürdistan da hayattan silinmiyor. Sayın Başbakan önemli bir tespit yapmıştı ama dün, ben de beklerdim ki, burada dönüp kendi milletvekillerine “Siz benim yaptığım konuşmaları anlayamamışsınız, anlayabilmiş olsaydınız bu şekilde tepki vermezdiniz.” Ondan beklentimiz de budur ve bu Kürdistan’ın bedelini insanlar canları ve kanlarıyla ödediler.

Bakın, 1920’lerden, 1924’lerden sonra gelen süreçte ret ve inkâr politikaları başladı. Ret ve inkâr politikalarından sonra ölümler, göç, sürgün…

Bakın, istiklal mahkemelerinden bir küçük olayı anlatayım size. Diyarbakır’da istiklal mahkemeleri kuruluyor. Buradan bir savcı Diyarbakır’a gönderiliyor. Savcının adını şu anda… Süreyya olması gerekirdi.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Süreyya Örgev.

SIRRI SAKIK (Devamla) – Evet, evet, Süreyya Örgev, bağışlayın.

Bu savcı aynen şöyle anlatıyor, diyor ki: “Ben gittim, duruşma salonunda oturmuştum. Kara yağız bir Kürt delikanlısını alıp askerlerle birlikte içeri getirdiler. Hâkim sordu: ‘Adın ne?’ Türkçe bilmiyordu. Hâkim ‘Alın, götürün, idam edin.’ dedi ve alıp götürdüler, idam ettiler. Gece döndüm Diyar Oteline geldim. Yastığa başımı koydum, uyudum, birden o kara yağız Kürt delikanlı geldi, yakama yapıştı ‘Günahım neydi beni astınız?’ dedi. Uyuyamadım. Tekrar gelip yakama yapıştı. Sabahleyin kalktım, İsmet Paşa’ya bir telgraf çektim: ‘Eğer bu topraklarda Türkçe bilmeyenleri asarsak tek insan kalmaz.’ Cevap: ‘Memleketin selameti için oradaki yargıçlara aynen uy.’” Kürtlerin böyle acı dolu yılları var. İstiklal mahkemelerinin ve şark istiklal mahkemelerinin ne acı dolu cinayetler yaşattığını hepimiz biliyoruz.

O süreç içerisinde, sonra 1937, 1938’deki Dersim isyanında halka uygulanan politikalar yetmedi. Bugün bir “yüzleşme” diyoruz, işte bunlarla yüzleşmeliyiz. 1942 varlık vergisi; bütün kimlikleri Türkleştirdiniz, sonra sermayeyi Türkleştirme operasyonu başladı. İstanbul’da gayrimüslimlerin malına el koydunuz, paralarını aldınız, yetmiyordu, canlarına el koydunuz. Alıp götürdünüz Erzurum’a. Aşkale’de demir yollarında, maden ocaklarında… Kimi şairdi, kimi edebiyatçıydı, kimi doktordu, kimi iş adamıydı; çıldırdılar, bu toprakların sahibiydiler. Kimi orada öldü, kimi sonra dönüp geldi ve bu toprakları terk ettiler. Avrupa’nın birçok kentinde hastanelere yatırıldılar, ruhlarını tımar etmek için. O kadar büyük bir trajedi yaşamışlardı, ruhlarının tımar olma şansı yoktu ve öldüler, çıldırarak öldüler. Onlar da bu toprakların sahibiydi. 1942 varlık vergisi. Sonra 1955, 6-7 Eylül olayları. Neydi günahları? Uyduruk, asparagas bir haberle o topraklarda yaşayan Rumları buralardan kovdunuz, malına mülküne el koydunuz. Sonra yetmedi, iç hesaplaşma. Adnan Menderes ve arkadaşları ne yüzünden, hangi gerekçeyle götürülüp idam edildi? Şimdi bize dönüp diyorlar ki: “Bu tür orduya ‘göz bebeğimiz’ deyin.” Bu eli kanlılara nasıl “göz bebeğim” diyebilirim? Yani, Adnan Menderes ve arkadaşlarının günahı neydi, darağacına götürülüp idam edildi? Sonra döndüler -bir hesaplaşma- bu sefer Deniz Gezmiş ve arkadaşları, Mahir Çayan ve arkadaşları; kimi kıstırılarak öldürüldü, kimi darağacında. Burada, bu sırada oturanlar, askerlerden rövanşı alamayanlar, güçleri yetmeyenler sosyalistlerin, o üç gencin idamını “3’e 3!” diye bağırıyorlardı.

İşte, Türkiye böyle bir süreçten geçti. Sonra geldik, 12 Eylüller oldu, sonra ihtilal, sonra yaşanan zulüm politikalarını hep birlikte gördük ve acı dolu yıllar yeniden başladı 12 Eylülle birlikte. Sivas’ta, Çorum’da, Kahramanmaraş’ta, Gazi’de Alevilere uygulanan politikalara bire bir hepimiz tanıklık ettik. Hâlâ da o politikalar devam ediyor; Alevilerin evleri çarpılanıyor, Alevilere hiçbir kurumda iş verilmiyor. Ayrımcı politikalar alabildiğine hâlâ devam ediyor ve sonra Kürtler ve Kürtler… 17.500 faili meçhul cinayet, 50 bin ölüm, acı, gözyaşı ve otuz yıllık savaş ve hâlâ savaş devam ediyor.

Ama son sekiz on aydır bu süreç içerisinde bu savaşı barış görüşmelerine dönüştüren bütün aktörlere hep teşekkür ettim, buradan da ediyorum. Ben hayatım boyunca hiç kimseye övgüler yağdırmam, Hüda’dan başka kimseye övgü yağdırmam ama bu barış sürecinde önemli aktör olan Sayın Başbakana da, Sayın Öcalan’a da övgüler yağdırıyorum, Allah onlardan bin kez razı olsun. Türkiye’nin ihtiyacı da budur diyorum.

Bu süreci heba etmemeliyiz. Acılarımız var, acılarımıza yeni acılar katmamalıyız. İşte, Roboski’nin neredeyse birkaç gün sonra ikinci yılı olacak. Daha belki kanları kurudu ama gözyaşlarımız kurumadı. Roboski’deki ailelerin feryadıdır: “Evlerimiz mezara, mezarlarımız eve dönüştü çünkü gece evde mezarlarımızı hayal ediyoruz. Sabahleyin de kalkıp gidiyoruz, gidiyoruz, mezarlıkta günümüzü geçiriyoruz.” Şimdi, bu kadar acıların yaşandığı bu topraklarda bizim bir şey yapmamız lazım. Hepimizin acıları var; hepimizin acılarını ortaklaştıracak bir şey, bir anıt yapmalıyız.

İşte, sevgili arkadaşlar, bu Roboski’de katledilen 34 yurttaşımız, kardeşimiz. Bunların, evet, bunların cenaze törenidir. Bu acılar daha diri; hâlâ anaların, bacıların gözyaşı devam etmektedir. Şimdi, buradan çağrımızdır: Gelin hep birlikte… Nasıl Almanya İkinci Dünya Savaşı’nda savaştan, binlerce, on binlerce, milyonlarca insanın kanına giren o katliamdan ders çıkararak geleceklerini birlikte inşa ettilerse, Avrupa buradan ders çıkararak ortak bir hukuk oluşturdularsa, ortak bir para birimi oluşturdularsa, sınırlarını kaldırdılarsa, birbirlerinin zararlarını tanzim ettiler ve döndüler, bir özür…

Bakın, bu. İşte ben Türkiye’de böyle bir tablo bekliyorum sevgili arkadaşlar. Bu Willy Brandt, Alman Başkanı nerede? Sevgili arkadaşlar, Sayın Bakanım; bu Almanya’da -Sayın Başkanım, siz de bakın- erdemlilik budur. Bu, yaşananlardan dolayı Varşova’da diz çökerek, diz çökerek yaşanan vahşetten dolayı Yahudilerden özür diliyor. Bu hiçbir dönem küçülmedi. Bakın, tarihte her yerde. Bugün bu alanda bile eğer bu resim kaldırılıp buna saygı duyuluyorsa o kibirlenenler buradan ders çıkarmalıdır.

Şimdi, benim size çağrım şudur: Hepimizin acılarını birlikte ya Mezopotamya topraklarında ya Anadolu topraklarında büyük bir anıt yapalım. Yani 1915’lerde yaşanan vahşeti, 1937’lerde yaşanan vahşeti, Deniz Gezmişleri, Adnan Menderesleri, Roboskileri, 33 askeri yani Bingöl’de öldürülen 33 askeri, askeriyle, polisiyle, genciyle herkes, bu topraklarda bu toprağa düşen bütün herkes, kendi acımız olarak büyük bir anıt yapalım. Bu büyük anıtı, isterseniz Anadolu’nun bir toprağında, isterseniz Mezopotamya’nın bir toprağında… 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı’nda gidip orada, ulus cumhuriyetten demokratik cumhuriyete dönüşen bir anıtın önünde bütün halklar kucaklaşalım, kenetlenelim, ortak büyük bir Türkiye’yi yaratalım. İşte, bunu yapabilirsek, eğer biz ortaklaşabilirsek ve biz geçmişimizle yüzleşebilirsek geleceğimizi birlikte inşa ederiz. Biz bu ülkenin vatandaşlarıyız, eşit vatandaş olmak istiyoruz. Biz bugüne kadar -acılarımız o kadar çok ki ama- hep Eyüp Peygamber’in sabrını gösterdik, Mandela’nın hoşgörüsünü gösterdik ve acının üzerine acıyla gitmedik, sürekli barış, demokrasi ve özgürlük dedik. Bugün de aynı şeyi söylüyoruz, bu ülkede analara yapabileceğimiz en büyük armağan barıştır, demokrasidir, özgürlüktür.

Bu duygularla hepinize tekrar teşekkür ediyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Sayın Başkan, kayıtlara geçmesi için efendim, şu düzeltmenin yapılmasını istiyorum. Hatip Türk Silahlı Kuvvetlerine “eli kanlı” tabirini kullandı.

BAŞKAN – Sayın Korkmaz, böyle bir usulümüz yok ki milletvekili olarak, lütfen ama…

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Olur mu efendim öyle şey yani sessiz mi kalacağız?

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Sayın Başkan, kayıtlara geçsin efendim, söylesin yani.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Müsaade buyurun efendim, ben Türk milletinin bir milletvekili olarak bunu kayıtlara geçirmek durumundayım.

Türk Silahlı Kuvvetlerine “eli kanlı” tabirini kullandı. Türk Silahlı Kuvvetleri bu milletin göz bebeğidir. PKK’ya “terörist” diyemeyenlerin, “eli kanlı” diyemeyenlerin de Türk Silahlı Kuvvetlerine bir güzel söz söylemelerini ne milletimiz ne Türk Silahlı Kuvvetleri beklemektedir. Beni asıl üzen, Türk silahlı kuvvetlerinin siyasi sorumluluğunu taşıyan Hükûmetin sessiz kalmasıdır. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Gruplara söz verilecek, cevap verirler efendim.

SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Başkan, o zaman beni iyi dinlemedi. Ben, Adnan Menderes ve arkadaşlarını asanların eli kanlı olduğunu söylüyorum, tekrar da söylüyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Sayın Başkan…

SIRRI SAKIK (Muş) – Deniz Gezmişleri, Adnan Menderesleri asanların, hepsinin eli kanlıdır.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Bebekleri öldürenler?

SIRRI SAKIK (Muş) – Tabii ki ben bunlara “göz bebeğim” demem.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Sayın Başkanım, kayıtlara geçmesi açısından, hatalar olabilir ama kurumlar üzerinden bu tür ifadeleri kimse kullanamaz. Evet, Türk Silahlı Kuvvetleri bizim göz bebeğimizdir, hatalar vardır, hatalar yapılmıştır geçmişte, ağır hatalar da yapılmıştır, biz bunları söylüyoruz, bunlar başka bir şey ama kurumsal olarak herhangi bir organı doğrudan hedef alan açıklamalar yanlıştır; bunu reddediyoruz, katılmıyoruz Sayın Başkanım.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Cunta yönetimleri için kullanıldı, iyi dinlememişsiniz.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına ikinci konuşmacı Adil Zozani, Hakkâri Milletvekili.

Buyurun Sayın Zozani.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Darbeciler peygamber midir, ilah mıdır Sayın Canikli?

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Öyle ama yani hataları biz söylüyoruz zaten, hataları kabul etmiyoruz, onları reddediyoruz o başka bir şey ama Türk Silahlı Kuvvetlerine bu tür bir ithamda bulunamazsınız.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – PKK’dan iki terörist çıktı diye Kürtlere “katil” mi diyeceğiz, olur mu öyle şey! (MHP ve BDP sıraları arasında karşılıklı laf atmalar)

BAŞKAN – Sayın Zozani, süreyi yeniden başlatıyorum.

Buyurun.

BDP GRUBU ADINA ADİL ZOZANİ (Hakkâri) – Fiziken şu anda Meclisteyim, fiziken sizlere hitap ediyorum ancak bilmenizi isterim ki şu an ruhen burada değilim, aklım da sizde değil. Fiziken beni görüyor olabilirsiniz ancak ruhen şu saat itibarıyla Gever’de evladını kar altında toprağa veren anneyi düşünüyorum, Yüksekova halkını düşünüyorum. Sokak ortasında, göz göre, hedef gözetilerek katledilen sivilleri düşünüyorum. Siz burada kayıkçı kavgasını devam ettirebilirsiniz ancak bugün bile anneler ağlıyor. Ellerinde bir çakı dahi bulunmayan sivil vatandaşlar, son beş gün içerisinde katledildiler. Kim katletti? Bu devletin güvenlik güçleri katletti. Düzmece görüntülerle onlara terörist muamelesi yaptılar. Onlar ne kadar teröristse, Reşit ne kadar teröristse, Veysel ne kadar teröristse, Bemal ne kadar teröristse, ben de o kadar teröristim çünkü o benim seçmenim ve benim hemşehrim. Şu saat itibarıyla Gever’de cenazesi toprağa verilmek üzere olan Bemal’in kırk günlük evladı büyüdüğünde siz ona ne diyeceksiniz? Nasıl büyüyecek? Hangi atmosferin içerisinde büyüyecek? Buna değinebiliyor musunuz? Gelip burada güzellemeler yapmanız, birbirinizle kayıkçı kavgasına girmeniz hiçbir şeyi değiştirmiyor.

Eğer ki sağduyu egemen olmamış olsaydı, bu provokatörlerin provokasyonları erken teşhir edilmemiş olsaydı, olayların önüne geçmemiş olsaydık, evet, inkâr ettiğiniz Kürdistan bugün cayır cayır yanıyor olacaktı. Bu provokasyona Meclis olarak son beş gündür bir şey dediniz mi? Ey Meclis Başkanı, ey milletvekilleri, bu provokasyona karşı tutumunuz nedir? Ne söylüyorsunuz? Vicdanınıza seslenmek istiyorum diyeceğim ama görüyorum ki vicdan da kurumuş, neyinize sesleneceğim?

ALİ ERCOŞKUN (Bolu) – Sen ne diyorsun, sen? Ne dediğini söyle.

ADİL ZOZANİ (Devamla) – Bu ortam içerisinde gelip bütçeyi görüşeceğiz, sağlıklı bütçe görüşmesi yapacağız. Yapabilir misiniz? Sansürcü üçüzler, yapabilir misiniz? Rette, inkârda, asimilasyonda buluşan sansürcü üçüzler, bunu yapabilir misiniz? Tarih yakanıza yapışacak, Anadolu halkları, Kürdistan halkı, halkları yakanıza yapışacak ve bunun hesabını, bu reddin, bu inkârın, bu asimilasyonun hesabını sizden soracak, eninde sonunda size soracak.

Sayıştay bütçesi üzerine fikirlerimi ifade edecektim ancak görüyorum ki derin bir sessizlik var bu katliamlar karşısında ve buna değinmeden geçemeyeceğim. Sayıştay raporlarıyla ilgili olarak, çok açık ve net söylüyorum, bütün Türkiye halkının huzurunda söylüyorum: İktidar partisi, onlarla birlikte sansürde birleşen muhalefet partileri samimi değiller, samimi olmuş olsalardı… Bütçe görüşmeleri esnasında da gündeme getirdim; Sayıştay Parlamento adına denetim görevini yapar, Sayıştayın görevi Parlamento adına, Meclis adına denetim yapmaktır. Başka kurumları, özel kurumları, özel yasayla kurulmuş diğer kurumları denetlediğinde de Sayıştay Yasası’nın 1’inci maddesi oradaki raporları Meclise sunmasını emrediyor. Ancak gizliyor! Ne Plan ve Bütçe Komisyonunda ne de Parlamentoda, sıkça Sayıştay raporlarını eleştiren iktidar, muhalefet partisi milletvekillerinden hiçbirinin, örtülü ödeneğe ilişkin olarak “Bu parayı nereye harcadınız; getirin, hesabını verin?” “Sayıştayın bu konudaki denetimi nedir?” diye sorduğuna tanıklık etmedik.

Bakın, Sayıştay, Ordu Yardımlaşma Kurumunu denetliyor, OYAK’ı denetliyor. OYAK’la ilgili olarak, Ordu Yardımlaşma Kurumunun denetim raporunu bu Parlamentoya getirmek durumundadır. Dünyada başka bir benzeri, örneği yoktur. Ticaretle uğraşan, ihaleye giren dünyada başka ordu yoktur. Sizin çokça övdüğünüz ordunuz, güney Kürdistan’da ciklet satmakla meşguldür, sakız satmakla meşguldür! Raporlarını istiyoruz, bu ticari raporları, bu ticari faaliyetlerin, ordunun ticari faaliyetlerinin, girdiği ihalelerin, işlettiği fabrikaların mali raporlarını soruyoruz. Niye sormuyorsunuz: Ordu neyle meşgul? Size göre ordu, vatan savunmasıyla meşgul. Hadi oradan ne vatan savunması, ordu ciklet satmakla meşgul, ordu sakız satmakla meşgul! Sakız satan, ihracat yapan, ithalat yapan bir ordu vatan savunması yapabilir mi? Bu konuda ne diyorsunuz?

TÜLAY BAKIR (Samsun) - Nereden çıktı?

ADİL ZOZANİ (Devamla) - “Nereden çıktı?” dersiniz. Bilmiyor musunuz? Açın, bakın.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Amerika’nın en büyük kuruluşu, hem ihracatıyla hem ithalatıyla.

ADİL ZOZANİ (Devamla) – Şimdi, gelip burada “Vay efendim, Sayıştay raporları gelmiyor, vay efendim, niye gelmiyor? Bizden ne gizliyorsunuz?” Ey Cumhuriyet Halk Partisi, samimiyseniz, ordunun harcamalarıyla ilgili Sayıştay raporlarını istersiniz, örtülü ödenekle ilgili olarak Sayıştay raporlarını istersiniz, askerî ve güvenlik harcamalarıyla ilgili raporları istersiniz. Denetlemeyi talep edeceksiniz. Bunu istemediğiniz sürece bu konuda yaptığınız hiçbir eleştirinin kıymetiharbiyesi yoktur, samimi bulmayız. Ama diyorsanız ki: “Söz konusu vatansa gerisi teferruattır.” ve bundan hareket ederek ordunun yaptığı bütün yolsuzlukların, üstü örtülen harcamaların hesabını sormuyorsanız neyin hesabını soracaksınız? Dünyada başka örneği yok. Ticari faaliyet yapan ve o ticari faaliyetlerle milyarlarca emekli ikramiyesini hak eden başka general yoktur dünyada. Generallerinizin emekli ikramiyelerini merak ediyor musunuz? 1,5 milyon emekli ikramiyesini gündeme getiriyor musunuz? Sonra dönüp dolaşıyorsunuz, “Vay efendim emekçiler.” diyorsunuz; demeyin efendim, demeyin bunu. Bu laf, emekçi lafı ağzınıza yakışmaz. Bunu sorgulamadığınız sürece, bunun hesabını sormadığınız sürece bunu söylemeye hakkınız yok, bu laf ağzınıza yakışmaz.

Sayıştay raporlarıyla ilgili, biz bu yılki uygulamaların önümüzdeki yıllarla ilgili olarak teamüle dönüşeceğini ifade edip çözüm önerilerimizi bir bir sıralamışız. Bunun dışında burada yapılacak tartışma sadece tribün konuşmasıdır, seçmen konuşmasıdır. Geçen sene -açın, bakın- Meclise sunulan bütçe raporunun 482’nci sayfasına bakın. Bu sene “Kürdistan” lafını çıkardınız, geçen senekine ne yapacaksınız? Vardı orada. Dersinize çalışmamış mıydınız?

Ey genel başkanlar, size sesleniyorum: Grup başkan vekilleri derslerine çalışmıyor, okumamışlardı. Sehven mi gözden kaçırdınız? Vardı geçen sene “Kürdistan” lafı, okumamış mıydınız? Sayın Yeniçeri, siz okumamış mıydınız? Sayın Halaçoğlu, siz okumamış mıydınız? Sayın İnce, okumamış mıydınız? Vardı, niye okumadınız? Yoksa, geçen sene seçim arifesi değildi, sesimizi çıkarmayalım; bugün Kürtlere karşı birlik oluşturup, Türki bir hassasiyet oluşturup, böyle bir hamasetle seçime girip bir şeyler elde edebileceğinizi mi düşünüyorsunuz? Avucunuzu yalarsınız. Türk halkı artık sizi dinlemiyor. Göreceksiniz, hepiniz bu konuda 30 Martta avucunuzu yalayacaksınız, Türk halkı sizin yanınızda değildir çünkü.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ADİL ZOZANİ (Devamla) – Türk halkı sizin bu politikalarınızı benimsemiyor, doğru bulmuyor. Dolayısıyla, burada yaptığınız her konuşma aslında bir nevi tribün konuşmasıdır ama alkışlayanınız yok. Bilmenizi isterim. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Sayın Başkan, Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Halaçoğlu.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – İsmimizi zikrederek, partimizin ismini ve bizim ismimizi, bizzat benim ismimi zikrederek birtakım ifadelerde bulundu.

BAŞKAN – Ne ifadesinde bulundu Sayın Halaçoğlu?

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Geçen yılki raporlarda “Kürdistan”ı okuyup okumadığımızı sordu. Onunla ilgili cevap vereceğim.

BAŞKAN – Ama bu sataşma değil, okuyup okumadığınızı sordu.

ADİL ZOZANİ (Hakkâri) – Bunlar sataşma değil Sayın Başkan.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Hayır, sataşma. Okuyup okumadığımızın cevabını vereceğim o zaman.

ADİL ZOZANİ (Hakkâri) – Niye itiraz etmediniz o zaman?

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Bakın, hâlâ söylüyor.

BAŞKAN – Sayın Halaçoğlu, İç Tüzük’ün 69’uncu maddesine göre konuşmaya cevap verilmesi söz konusu değildir. Sataşma söz konusu ise buna cevap verilebilir. Sataşmadan dolayı söz istenebilir.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Bakın, daha önce de üçlü olarak nitelendirdi bizi. Bizim diğer partilerle bir alakamız yok.

BAŞKAN – Bunu sataşma olarak değerlendiriyorsanız, buyurun iki dakika söz veriyorum ama cevap verme hakkınız yok.

HASİP KAPLAN (Şırnak) - Sayın Başkan, bu tartışmayı tükettik, bu tartışmada dün bunları dile getirdik. Sizin hukuka aykırı, usule aykırı kararınızla bizim parti grubuna yazı yazılmadan da şerhi çıkardınız.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Halaçoğlu.

V.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

3.- Kayseri Milletvekili Yusuf Halaçoğlu’nun, Hakkâri Milletvekili Adil Zozani’nin 506 sıra sayılı Bütçe Kanunu Tasarısı ile 507 sıra sayılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın birinci tur görüşmelerinde BDP Grubu adına yaptığı konuşması sırasında şahsına ve Milliyetçi Hareket Partisine sataşması nedeniyle konuşması

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Evet, geçen sene “Kürdistan” kelimesi girmiş Meclis kitapçığına. Evet, ben Grup Başkan Vekili değildim, okumadım doğru söylüyorsunuz ama bugünkünü, bu seferkini okudum. Bundan dolayı da Anayasa’ya aykırı olan hem sadece “Kürdistan” değil, bir başlık hâlinde “Kürdistan” yazmışsınız bu defa hem de “Türkiye Kürdistanı” olarak yazmışsınız. Dolayısıyla, her ikisi de Anayasa’nın 126’ncı maddesine aykırıdır. Ayrıca, Anayasa’nın başlangıç maddelerine aykırıdır. Yine, aynı zamanda 5442 sayılı İl İdaresi Yasası’na da aykırıdır. Dolayısıyla, böyle bir kelimenin kullanılması Meclisin resmî kitabında mümkün değildir. Dolayısıyla, burada 3 partinin oyuyla bunların Anayasa’ya aykırı olması sebebiyle çıkarılmıştır.

Burada bağırıp çağırmakla bir şeyi kabul ettiremezsiniz. Kürdistan, siz istediğiniz kadar çırpının, Anadolu coğrafyasında hiçbir zaman olmamıştır. Yeni bir coğrafya ortaya çıkaramazsınız. Bunu söylediğiniz an siz kendi ideolojinizi kendi gruplarınıza cevap vermek yönünde ancak bir şov yapabilirsiniz. Onun dışında herhangi bir şekilde burada oldubittiye getirerek bir ülkenin coğrafyasını değiştirme hakkına hiçbir zaman hiçbir parti sahip değildir.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Kimse coğrafyayı değiştirmiyor.

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Coğrafyanın adı zaten “Kürdistan”dır, “Kürdistan.”

YUSUF HALAÇOĞLU (Devamla) – Dolayısıyla, bütün tarihin her devresinde…

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Coğrafyayı kim değiştiriyor?

YUSUF HALAÇOĞLU (Devamla) – Bana bir kitap getirin, bir harita getirin, getirin arkadaş, ben size Hakkâri bölgesinin ayrıca “Türkomanya” olarak adlandırılan 10 tane harita getireyim, Diyarbakır’ı, ayrıca vilayet olarak “Diyarbakır” ismiyle getireyim. Bana bir kere Diyarbakır’ın “Kürdistan” diye adlandırıldığını gösterin, kabul edeyim ama gösteremezsiniz, yoktur. Siz “Kürdistan” dediğiniz bölgede bana bir tane Kürt mimari yapısı gösteremezsiniz, yoktur. Nereden çıkarıyorsunuz bunları? Yani, siz sadece kendi ideolojinizi yerine getirmek için çırpınıp duruyorsunuz ve çırpınacaksınız.

BAŞKAN – Evet, teşekkür ediyorum.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Yeni Türk Tarih Kurumu Başkanına okuyun, o sizden farklı düşünüyor. Türk Tarih Kurumunun yeni başkanına okuyun.

YUSUF HALAÇOĞLU (Devamla) – Sayın Başkanı ilgilendirmez. Tarih Kurumu Başkanı değildir.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan…

ADİL ZOZANİ (Hakkâri) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Bir saniye, önce Sayın Aslanoğlu’nu bir dinleyelim.

Buyurun Sayın Aslanoğlu.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, Sayın Zozani, konuşmasında bizi samimiyetsizlikle suçladı Sayıştay raporları konusunda. Kendisi de çok iyi biliyor ki…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Aslanoğlu, iki dakika söz veriyorum.

4.- İstanbul Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu’nun, Hakkâri Milletvekili Adil Zozani’nin 506 sıra sayılı Bütçe Kanunu Tasarısı ile 507 sıra sayılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın birinci tur görüşmelerinde BDP Grubu adına yaptığı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; Sayın Zozani, siz de çok iyi biliyorsunuz ki yaklaşık iki aylık süreçte Sayıştay raporları konusunda samimice, dürüstçe, namusluca bu milletin hakkını hukukunu korumak adına sizinle beraber, sizden daha fazla mücadele veren bir grubuz biz. Bunun için, bu emeğimizi inkâr ettiğiniz için üzülüyorum.

Değerli milletvekilleri, Sayın Zozani, komisyonun her günü ben ve arkadaşlarım günün yarısında bunu konuşmadık mı? Şunu söylüyorum: Sonuna kadar samimiyiz, sonuna kadar bu milletin vergisinin, bu milletin, her şeyinin hakkını korumak adına sonuna kadar samimiyiz. Gine söylüyorum, askerî ödemeler konusunda… Burada her kuruş nereye gidiyorsa Hükûmet bunun hesabını vermelidir. Gizli saklı hiçbir şey kalmamalıdır.

ADİL ZOZANİ (Hakkâri) – İstemiyorsunuz zaten.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – Kalmamalıdır.

ADİL ZOZANİ (Hakkâri) – Niye istemediniz?

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – Neyi istemedik?

ADİL ZOZANİ (Hakkâri) – Niye askerî harcamalarla ilgili…

BAŞKAN – Sayın Zozani, karşılıklı konuşma usulümüz yok, lütfen.

ADİL ZOZANİ (Hakkâri) – Bütün tutanaklar ortada.

BAŞKAN – Sayın hatibi dinleyelim.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – Sen de çok iyi biliyorsun ki orada en çok, senden daha çok mücadele ettik.

ADİL ZOZANİ (Hakkâri) – İstemediniz. OYAK raporunu istediğimde ilk karşı çıkan sizdiniz.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – Anlamadım?

ADİL ZOZANİ (Hakkâri) – Dediniz ki: “Özel bütçeyle kurulmuş bir kurumun bütçesi buraya gelemez.”

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – Hayır, asla.

ADİL ZOZANİ (Hakkâri) – Tutanaklarda vardır.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – OYAK özel kuruluş.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – OYAK ayrı bir şirket. Özel kurum orası, OYAK özel kurum.

BAŞKAN – Hatibin sözünü kesmeyelim lütfen, böyle bir üslubumuz yok.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – Onun için Sayın Zozani…

ADİL ZOZANİ (Hakkâri) – O zaman “İstedik.” demeyin.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – İsteyemez zaten.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – Sonuna kadar biz samimiyiz ve sonuna kadar samimi olacağız.

ADİL ZOZANİ (Hakkâri) – İsterseniz samimi olursunuz.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – Samimiyet testimizi siz yapamazsınız Sayın Zozani. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

ADİL ZOZANİ (Hakkâri) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Evet, buyurun Sayın Zozani, ne için söz istediniz?

ADİL ZOZANİ (Hakkâri) – İftira atmakla itham etti, söz hakkı istiyorum.

BAŞKAN – Ne diye itham etti?

ADİL ZOZANİ (Hakkâri) – İftira atmakla itham etti.

BAŞKAN – Buyurun, iki dakika söz veriyorum sataşma nedeniyle.

5.- Hakkâri Milletvekili Adil Zozani’nin, İstanbul Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu’nun sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

ADİL ZOZANİ (Hakkâri) – İftira attığımı düşünen varsa, bu Mecliste konuşulan her şey kayıt altındadır, Plan ve Bütçe Komisyonunda kim öksürmüşse kayıt altındadır. Hodri meydan diyorum!

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Ben iftira falan demedim yalnız.

ADİL ZOZANİ (Devamla) – Plan ve Bütçe Komisyonu konuşmalarının tamamını getirin buraya, bakalım, istemiş misiniz, istememiş misiniz. İstemediniz. Ben OYAK raporunu gündeme getirdim ve yaklaşık yarım saat Plan ve Bütçe Komisyonunda bunun tartışmasını yürüttüm. Ne MHP ne CHP ne de iktidar partisi milletvekillerinin hiçbirinden bu konuda destek görmedim, hepsi de “Özel kanunla kurulmuş bir kurum olduğu için bütçesi buraya gelemez.” dedi.

Ancak tekrar size hatırlatıyorum: Sayıştay Kanunu’nun 1’inci maddesi Sayıştay denetçilerinin Meclis adına denetim göreviyle sorumlu olduklarını ifade ediyor. Sayıştay Başkanının OYAK Yönetim Kurulu Başkanını belirlemek gibi bir görevi yoktur. Sayıştayın OYAK’a denetçi ataması, uzman denetçi ataması gibi bir görevi yoktur. Eğer bunu yapıyor ise Sayıştay Kanunu’nun 1’inci maddesine dayalı olarak o raporları Parlamentoya getirmesi gerekir. Ordu ne ile uğraşıyor, hangi ticari faaliyetlerin içerisindedir, nereye ne satıyor, bunu bu Meclisin araştırması gerekiyor. Araştırmadığınız sürece, üzerine gitmediğiniz sürece kusura bakmayın, söyleyeceğiniz her söz boş sözdür. Biz bunu ifade ediyoruz, ifade etmeye devam ediyoruz.

ENGİN ÖZKOÇ (Sakarya) – PKK’nın nereden telsiz aldığını da araştıracak mı?

ADİL ZOZANİ (Devamla) – Bakın, tekrar ediyorum: Bu konunun üzerine gitmediğiniz zaman, askerî ve güvenlik harcamalarının üzerine gitmediğiniz zaman burada söyleyeceğiniz her söz boş sözdür. Ama diyorsanız ki: “Kürdistan’da Kürt halkına karşı bir savaş yürütüyor, ordumuzun elini bağlamayalım.” O da sizin tercihinizdir. Biz sadece uygulamalarınızda böyle bir tercihin içerisinde olduğunuzu görüyoruz.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Aslanoğlu.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, ben sayın konuşmacıya “İftira ediyor.” lafı kullanmadım.

İki: OYAK konusunu da açıklığa kavuşturmak istiyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Aslanoğlu.

Neyi açıklığa kavuşturmak… Böyle bir usul yok Sayın Aslanoğlu. Tutanaklar ortada, Sayın Aslanoğlu, Plan ve Bütçe Komisyonunun tutanaklarını merak eden herkes alır inceler.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Hayır, OYAK özel şirkettir Sayın Başkan, kamuya ait değildir.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Ordu Yardımlaşma Kurumu…

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Bir tek, yönetim kurulu üyesi Sayıştay Başkanının…

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Savunma Sanayii Müsteşarlığının 17 tane… Böyle sosyal demokratlık olmaz! Silah alım şirketi var ordunun.

ADİL ZOZANİ (Hakkâri) – O zaman Sayıştay niye denetliyor?

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) - Hayır, açarsın…

ADİL ZOZANİ (Hakkâri) – Sayıştay Başkanı niye denetliyor?

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) - Denetim yetkisi yok!

ADİL ZOZANİ (Hakkâri) – Niye denetici atıyor?

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Onun için, ben “İftira atıyor.” demedim. Bizim bir tek itiraz ettiğimiz konu budur. Orası özel bir şirkettir.

(CHP ve BDP sıraları arasında karşılıklı laf atmalar)

BAŞKAN – Evet, Sayın Aslanoğlu, sözleriniz tutanaklara geçti efendim.

Teşekkür ediyorum.

VII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 2014 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/832) (S. Sayısı: 506) (Devam)

2.- 2012 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı, 2012 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısına İlişkin Olarak Hazırlanan 2012 Yılı Genel Uygunluk Bildiriminin Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi, Maliye Bakanlığı ve İçişleri Bakanlığı Tarafından Sayıştaya Gönderilen Genel Faaliyet Raporları ile Bu Raporlara İlişkin Sayıştay Değerlendirmesini İçeren 2012 Yılı Faaliyet Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi, 2012 Yılı Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi, 2012 Yılı Mali İstatistikleri Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/798, 3/1275, 3/1277, 3/1278, 3/1279) (S. Sayısı: 507) (Devam)

A) CUMHURBAŞKANLIĞI (Devam)

1) Cumhurbaşkanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Cumhurbaşkanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

B) TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANLIĞI (Devam)

1) Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

C) SAYIŞTAY BAŞKANLIĞI (Devam)

1) Sayıştay Başkanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Sayıştay Başkanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

Ç) ANAYASA MAHKEMESİ BAŞKANLIĞI (Devam)

1) Anayasa Mahkemesi Başkanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Anayasa Mahkemesi Başkanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

D) YARGITAY (Devam)

1) Yargıtay 2014 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Yargıtay 2012 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

E) DANIŞTAY (Devam)

1) Danıştay 2014 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Danıştay 2012 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

F) BAŞBAKANLIK (Devam)

1) Başbakanlık 2014 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Başbakanlık 2012 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

G) KAMU DENETÇİLİĞİ KURUMU (Devam)

1) Kamu Denetçiliği Kurumu 2014 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

Ğ) MİLLÎ İSTİHBARAT TEŞKİLATI MÜSTEŞARLIĞI

1) Millî İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Millî İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

H) MİLLÎ GÜVENLİK KURULU GENEL SEKRETERLİĞİ (Devam)

1) Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği 2014 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği 2012 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

BAŞKAN - Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına üçüncü konuşmacı Ayla Akat Ata, Batman Milletvekili.

Süreniz yirmi dakika Sayın Ata. (BDP sıralarından alkışlar).

BDP GRUBU ADINA AYLA AKAT ATA (Batman) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2014 Bütçe Kanunu Tasarısı, Anayasa Mahkemesi, Danıştay ve Yargıtay kalemleri üzerine Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum.

Bu kurumların bütçe kalemlerine ek olarak toplumsal işlevleri, adalet ve toplumsal barışın inşası açısından nasıl bir rol oynadıkları hakkında da görüş belirtilmesi gerektiği kanaatimi taşımaktayım. Yargının bağımsızlığının demokratik bir hukuk devleti olmanın en büyük güvencesi olduğu düşünüldüğünde, bu kurumların yargı bağımsızlığı açısından nerede durdukları, temel hak ve özgürlüklerin korunması açısından nasıl bir işlev sahibi oldukları üzerinde ciddi tartışmalar yürütmemiz gerektiği açıktır.

Değerli milletvekilleri, bütçe görüşülürken şunu mutlaka belirtmek gerekir ki yargı örgütünün kendine ait ayrı bir bütçeye sahip olması kadar, bu bütçe oluşturulurken yargı kurumunun söz sahibi olması da önem arz etmektedir. Yargı organının ihtiyaçlarını en iyi kendisi belirleyeceğinden bu konudaki takdir yetkisi de yargı organına ait olmalıdır. Aynı zamanda, bu yöntem yargı bağımsızlığının korunması için de elzemdir. Türkiye’de yargı bütçesinin hazırlanması ve yönetimi -yargıçların ve savcıların maaşlarının ödenmesi de olmak üzere- Adalet Bakanlığının dolayısıyla yürütme organının yetkisindedir. Bu, yargının mali kaynaklarının yürütmenin mutlak iradesine bırakılması anlamına gelir ki yürütme organının yargıya müdahale etme geleneğinin olmadığı demokrasilerde bile bu eğilim terk edilmektedir.

Mahkemelerin fiziki olanaklarının ve personelinin yeterli olmaması veya bu unsurların siyasi iktidar tarafından keyfî biçimde düzenlenmesi yargı üzerinde bir baskının oluşmasına sebep olabilmektedir. Bununla beraber mahkemelerin ağır iş yükü, dosyaların birikmesi, yargı sisteminin hantallaşmasına ve vatandaşların yargı hizmetine ulaşımını ve adaletin tesisini geciktirmektedir. Yargı organlarının hızlı ve etkili çalışması için gerekli personel artırımı, lojistik imkânların geliştirilmesi, gerekli teknolojilerin kullanılması için bütçede bu kurumlara ayrılan miktarlar artırılmalıdır fakat bu yapılırken az önce belirttiğim üzere yargı organları da karar süreçlerine dâhil edilmelidir. Bütçenin güvenlik bütçesi olmasının önüne geçmek ve toplumsal adalete hizmet etmesini sağlamak için yargı organlarına ayrılan kalemlerin yükseltilmesi gerekmektedir.

Değerli milletvekilleri, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatlarında bağımsızlık, mahkemenin başka bir kişiden emir almamak, özellikle yürütme erki ve davadaki tarafların etki alanı dışında olmak şeklinde tanımlanmaktadır. Tarafsızlık ise davanın çözümünü etkileyecek bir ön yargı yokluğu, özellikle mahkemenin ve mahkeme üyelerinden bazısının taraflar düzeyinde, onların leh ve aleyhine, bir duyguya, bir çıkara sahip olmaması olarak açıklanmaktadır. Hükûmet 2010 referandumuyla yargının bağımsızlaşacağı ve tarafsızlaşacağını savunmuştu. Ancak ne referandum ne de reform paketleri yargıyı siyasi erkin tahakkümünden kurtulmasını sağlamamıştır. Kürtlere, insan hakları savunucularına, farklı etnik ve dinî gruplara, kadınlara, emekçilere dair yargı kararlarında yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığı ilkeleri yıllardır nasıl ihlal edildiyse aynı şekilde bu ihlal devam etmektedir.

Demokratik hukuk devletlerinde devletin gücünün hukuki sınırları kişi hak ve özgürlükleriyle çizilmiştir. Bu aynı zamanda, kişi hak ve özgürlüklerinin anayasal güvence altında olduğu ve yargı, yürütme ve yasama erkinin birbirinden ayrı olduğu anlamına gelir. Kişi haklarının korunduğu hukuk devletinde devletin tüm işlemleri yargı denetimine tabidir yani yasama ve yürütme organlarının tüm karar ve eylemleri yargı tarafından denetlenebiliyor olmalıdır. Bunun için siyasi erkin yürütme ve yasama organlarından herhangi bir makamın, kişinin ya da kurumun yargıya talimat verememesi ya da telkinde bulunamaması gerekir fakat Türkiye’de tam tersini gördüğümüz gibi, yargının siyasi erke bire bir bağımlı olması hukukun meşruiyetini sorgulatmakta ve kamu vicdanında adalete duyulan inancı yerle bir etmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Anayasa Mahkemesi anayasal yargılama yapmakla yükümlüdür. Anayasa’nın üstünlüğü ilkesi temelinde Anayasa’da tanımlanmış temel hak ve özgürlüklerin korunmasını da denetleyen bir yapıda olmalıdır. 2010 değişikliği ile bireysel başvuru yolunun da açılmasıyla bireylerin temel hak ve özgürlüklerinin kamu gücü tarafından ihlali durumunda bireyi korumakla yükümlü hâle getirilmiştir ancak Anayasa Mahkemesinin böyle bir işlevi yerine getirebilmesi için şu iki unsur arasında bir denge gözetilmesi şarttır: Bir yanda Anayasa’nın üstünlüğü ilkesini hayata geçirmeye elverişli, etkin ve bağımsız bir anayasal denetim mekanizması kurulması; diğer yanda, toplumdaki temel siyasal aktörlerin en azından çoğunluğunun mahkemenin kararlarını kabul etmesini sağlamak amacıyla üyelerinin belirlenmesinde demokratik meşruiyet ilkesinin göz önüne alınması gerekmektedir ancak mevcut hâliyle Anayasa Mahkemesi üyelerinin seçiminde benimsenen yöntem gereğince iktidar, mahkeme üyelerini kendisi belirleyerek kendi hukukunu oluşturup koruyacak bir sistem oluşturmaktadır. Bu noktada, hâkim ve savcıların mesleğe kabulleri, atanmaları ve buna dair diğer konulardaki karar verici makam olan HSYK’nın yapısı da oldukça tartışmalıdır. Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesinin tavsiye kararlarında da vurgulanan odur ki hâkimlerin seçimi ve kariyerleri konusundaki karar verici merci, hükûmet ve idareden bağımsız olmak durumundadır.

Temel hak ve özgürlükleri korumakla yükümlü olan kurumlardaki yetki sahibi kişilerin kendilerine birincil görev olarak devleti ve rejimi korumayı bellemesi, bu kurum ve kişilerin adalet sağlayıcı değil, baskı ve şiddet uygulayıcı mekanizmalar olarak işlev görmesine sebep olmaktadır. Devletin resmî ideolojisinin bire bir uygulayıcısı konumundaki mahkemeler, cumhuriyet tarihi boyunca olduğu gibi bugün de farklı olanı devletin bekasına karşı bir tehdit ve tehlike olarak görmekte ve devletin kendi tekçi zihniyetine göre bir kalıba sokamadığı her kişi ve grubu cezaevlerine tıkarak, uluslararası sözleşmeleri, evrensel insan haklarını hiçe sayarak uzun tutukluluk süreleri, işkence ve tecritle yıldırmaya çalışmaktadır.

Değerli milletvekilleri, 2010 referandumuyla yargıda yapılan değişiklikle vesayet rejiminin kırıldığı iddia edilmektedir. Oysa, vesayet, yalnızca askerî ve sivil bürokrasinin AKP üzerinde kurduğu vesayet değildir; halkın, ezilenlerin, emekçilerin, kadınların, Kürtlerin, Alevilerin üzerindeki vesayet aynı şekilde devam etmektedir. Değişen sadece vasidir. Eğer gerçekten referandumla yargının tarafsızlaşması sağlanmış olsaydı, bugün hâlâ binlerce tutuklu Kürt siyasetçinin, seçilmişlerimizin, insan hakları savunucularının haksız yere cezaevlerinde tutuluyor oluşunu konuşuyor olmazdık. Protesto hakkını kullanan yüzlerce öğrencinin cezaevinde olduğu, İHD verilerine göre 520 civarında hasta tutsağın cezaevlerinde göz göre göre ölüme terk edildiği, kadın cinayetleri ve tecavüzlerin faillerinin ödüllendirildiği bir sistemde yargının tarafsız olduğunu söylemek dünyanın neresine giderseniz gidin komik olacaktır.

Hasta tutsaklar gerçeğinin bu kadar yakıcı bir sorun olarak önümüzde durduğu bu sistemde adalet sağlayıcı kurumların meşruiyetinin olması beklenemez. Bizzat Adalet Bakanlığının açıkladığı verilere göre, cezaevlerinde kendilerine bakamayacak durumda olan ağır hasta sayısı 330’dur. Yasal değişikliklerin gerçek bir zihniyet değişikliğiyle bütünleşmeden anlam ifade etmediği bir örnek de burada karşımıza çıkmaktadır. Şubat 2013’te kanunda hasta tutsaklarla ilgili yapılan değişikliğin ardından Mayıs 2013’e kadar 460 tutsak tahliye talebiyle başvuru yaptığı hâlde bunlardan 417’sinin talebi reddedilmiş ve 14 kişi Adli Tıp Kurumunun raporunu beklerken hayatını kaybetmiştir.

Siyasi iktidar yargıya hedefi ve tehlikeyi göstermektedir. KCK davalarında tanık olduğumuz üzere, Başbakan “Gereği yapılsın.” demekte ve demokratik değil despot bir sistemde olduğumuz için yargı da aldığı talimata göre bir hukuk uygulayıp kendisine gösterilen hedefi devletçi bir zihniyetle yargılamaktadır. Eskiden güvenlik güçlerinin elinde olan bu güç şimdi siyasi iktidarın eline geçmiştir. Despotik sistemin özünde bir değişiklik olmamış, yalnızca hedef gösteren özne değişmiştir.

Değerli milletvekilleri, hep kullandığımız “hukuk devleti” teriminin özünü aslında bireyin devlet karşısından sahip olduğu temel hak ve özgürlükler oluşturmaktadır. Fakat, hukuk sistemine bireysel başvuru yolunun kazandırılmasının ana sebebinin temel hak ve özgürlüklere yeni bir kurumsal güvence kazandırmaktan önce Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine Türkiye’den giden başvuru sayısını azaltmak olduğunu anayasa değişiklik sürecinde ve bu konudaki düzenlemelerden gözlemlemek mümkündür. Bu anlayış bireysel başvuru yolunun başarısını olumsuz etkileyecek bir yaklaşımdır. Bu yaklaşıma paralel bir şekilde, hem anayasal hem de yasal düzenlemede ciddi birtakım teknik hataların yapıldığı da görülmektedir. Bireysel başvuru hakkının uygulanma koşuluna baktığımızda da bu endişelerin yersiz olmadığını ve temel hak ve özgürlükleri merkeze alan bir yaklaşımla uyum içerisinde olmadığını görüyoruz. Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru yapmak isteyen kişi 150 TL harç ödemek durumunda kalmaktadır. Başvurunun gereksiz bulunduğu yani reddedildiği durumlarda ise başvuruyu yapan 2 bin TL ceza bedeli ödemektedir. Oysa bireylerin, temel hak ve özgürlüklerinin kamu gücü tarafından ihlal edildiği gerekçesiyle yaptığı bireysel başvuru ticari bir aktivite olamaz. Anayasa Mahkemesi ticari bir kuruluş ve hak sahipleri de müşteriymiş gibi, yargı hizmeti paralı bir hizmet olarak sunulamaz. Yargıya ulaşım, ücreti olamayacak kadar temel bir haktır. AİHM’e baktığımızda ne başvuru için ne de reddedilen başvurular için para talep edilmediğini gözlemlemekteyiz.

Anayasa Mahkemesinin yapısıyla ilgili, demokratik hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmayan bir diğer nokta da Anayasa’nın 148’inci maddesinde Anayasa Mahkemesinin görev ve yetkilerine bakıldığında görülmektedir. Bu maddeye göre, Anayasa Mahkemesi kanunların, kanun hükmünde kararnamelerin ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’nün Anayasa’ya şekil ve esas bakımlarından uygunluğunu denetler ve bireysel başvuruları karara bağlar. Anayasa değişikliklerini ise sadece şekil bakımından inceler ve denetler. Ancak olağanüstü hâllerde, sıkıyönetim ve savaş hâllerinde çıkarılan kanun hükmünde kararnamelerin şekil ve esas bakımından Anayasa’ya aykırılığı iddiası ile Anayasa Mahkemesinde dava açılamaz. Bu madde, iktidarda olan hangi siyasi parti ve grupsa olağanüstü hâl koşullarında temel hak ve özgürlükleri dilediğince ihlal edebilmesine yol açmaktadır. Bu sebeple hukuk devleti ilkesinin şartlar gözetilmeksizin uygulanma koşulunun ihlali anlamına gelmektedir.

Yargı kararları ve yargı sisteminin bağımsız ve tarafsız olmayışına dair üzerinde duracağımız bir diğer konu da, belki de en önemlisi kişi özgürlüğünü ihlal eden keyfî tutuklama kararlarıdır. Bu konu, hepimizin bildiği üzere, geçen hafta Anayasa Mahkemesinin Sayın Balbay hakkında verdiği kararla tekrar gündeme gelmiştir. Kişi özgürlüğü hakkı, Anayasa’nın 19’uncu maddesi, taraf olduğumuz Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 5’inci maddesi ve daha bir dizi uluslararası insan hakları belgesinde koruma altına alınmıştır fakat hukuk sistemi içerisinde ne yazık ki uzun tutukluluk süreleri ve keyfî tutuklama kararlarıyla bu temel hak sürekli ihlal edilmiştir.

Özellikle özel yetkili ağır ceza mahkemelerinde yapılan yargılamalarda uzun ve makul olmayan tutukluluk süreleri ağır bir insan hakları sorunu olarak karşımıza çıkmaktadır. Hâlen, başta öğrenci, gazeteci, siyasetçi, belediye başkanı ve milletvekili olmak üzere binlerce insan, çoğu beş yıl gibi uzun bir süredir tutuklu olarak yargılanmaktadır. Uzun tutukluluk sürelerinin yol açtığı ağır mağduriyet ve insan hakları sorunu kamu vicdanını yaralamış ve toplumsal bir soruna dönüşmüştür. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin yıllardır Türkiye’deki uzun tutukluluk uygulamasını eleştiren ve bu uygulamayı insan hakları ihlali olarak tespit eden kararlarına rağmen yargının uygulamasında hâlen bir iyileşme görülmemiştir.

Geçen hafta Anayasa Mahkemesi, İzmir Milletvekili olan ve beş yıla yakın bir süredir başka bir davadan tutuklu olarak yargılanan Sayın Balbay’ın tutuklama süresine ve seçilme hakkının ihlaline ilişkin kişisel şikâyetini karara bağlamış ve Sayın Balbay milletvekilliği yeminini ederek aramıza katılmıştır. Anayasa Mahkemesi bu kararında beş yıllık bir tutuklama süresinin makul bir süre olmadığına ve bu uygulamanın Anayasa’nın 19’uncu maddesinin ihlalini oluşturduğuna hükmetmiştir. Mahkeme aynı kararında milletvekillerinin tutukluluk durumunun Anayasa’nın 67’nci maddesince korunan seçilme hakkının da ihlaline yol açtığına karar vermiştir. Bu çerçevede avukatları tarafından tahliye başvurusu yapılan, halkın iradesiyle seçilmiş olan tutuklu milletvekillerimiz Sayın Hatip Dicle, Sayın Selma Irmak, Sayın Faysal Sarıyıldız, Sayın İbrahim Ayhan, Sayın Gülseren Yıldırım ve Sayın Kemal Aktaş’ın tutukluluk durumlarına da derhâl son verilmesi gerekmektedir.

Değerli milletvekilleri, bildiğiniz üzere uzun süredir devam eden Anayasa Uzlaşma Komisyonunun çalışmalarına Sayın Cemil Çiçek tarafından son verilmiştir. Oysaki yeni anayasanın elzem ve ertelenemez olduğu gerçeği değişmiş değildir. Buradaki tüm partiler seçmenlerine ve Türkiye halkına yeni bir anayasa yapımının sözünü vermiştir. Oysa uzlaşma masasına getirilen öneriler ve yaşanan tartışmalarda ne yazık ki bu sözün reel karşılığının olmadığı görülmüştür.

Bazı küçük değişiklikler dışında, gerçek anlamda yeni ve özgürlükçü bir anayasa yapımı için gerekli çabanın gösterilmediğine tanıklık etmiş bulunmaktayız.

Bu konuda, Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç’ın yapmış olduğu açıklamalar oldukça önemlidir. Sayın Kılıç, komisyonda, üzerinde uzlaşma sağlanan 60 madde için çok da çaba sarf edilmesine gerek olmadığını belirtmiştir. Bu belirleme önemlidir çünkü gerçekten de komisyonda, BDP grubu dışındaki grupların içinde bulunduğu tavır, yeni anayasanın suya sabuna dokunmadan bazı küçük değişiklikler gerçekleştirilerek hazırlanması şeklinde olmuştur.

Aslında, ilginç olan, AKP’nin kendi içindeki eşitlikçi ve demokratik bir anayasa yapımına ilişkin gerekli donanıma fazlasıyla sahip özgürlükçü seslere de kulak asmıyor oluşudur. AKP Merkez Karar Yönetim Kurulu Üyesi Sayın Osman Can’ın ifadelerine bakacak olursak, Anayasa Mahkemesi eski raportörü olan Sayın Can anayasa sürecine dair “Mümkün olduğu kadar az ideoloji barındıran, hatta hiç ideoloji barındırmayan, bütün kimliklere saygı duyan, bütün kimliklerin hayata geçirilmesine imkân sağlayan bir anayasa olmalıdır.” ifadesini kullanmıştır. Devamında, halk toplantıları, halk meclisleriyle bütün toplumsal kesimlerin asgari müştereklerini yansıtabileceği bir katılım sürecinin gerekliliğine de işaret etmiştir.

Bu durumda, Türkiye’nin demokratikleşmesi ve toplumsal barışın tesis edilmesi amacıyla Kürt sorununu çözmek için gerekli adımlar atılmadıkça, eşit vatandaşlık, ana dil hakkı, yerel yönetimlerin güçlendirilmesi, farklı kimliklerin eşit olarak tanınması yönünde anayasal değişiklikler gerçek-leştirilmedikçe yeni anayasa nasıl toplumun ihtiyaçlarını karşılayan bir anayasa olacaktır? Bu noktalarda radikal bir değişim içermedikçe gerçekten yeni bir anayasadan bahsetmek mümkün olacak mıdır?

Gelinen noktada, biz, demokratik, ekolojik, kadın özgürlükçü ve eşitlikçi bir paradigmayla ele alınacak yeni bir anayasa için çalışmaya devam etmek gerektiğini düşünüyoruz. Bölgesel, kültürel ve milliyetsel bir demokrasinin inşasının elzem olduğu ve bunun için cesur ve kararlı, inançlı olmak gerektiği düşüncesini taşımaktayız. Bizim önerimiz, var olan taslağın sivil toplum örgütleriyle görüşülerek şeffaf yürütülecek bir süreçle genişletilmesidir. Yine, sivil toplum örgütlerinden oluşacak bir anayasa izleme grubu oluşturarak olası bir tıkanma durumunda bu grubun devreye girmesiyle tıkanmalar da aşılabilir. Belirtmek gerekir ki, AKP Anayasa masasından çekilirken tıkanıklığın aşılması konusunda herhangi bir öneri de sunmamıştır; birlikte değil, kendi anayasasını yapma kararlılığındadır.

Hiçbir ülke örneğinde demokratik bir anayasa yapım süreci Mecliste grubu bulunan siyasi partilerin katılımıyla sınırlandırılmamıştır. Anayasanın demokratik ve tüm toplumsal kesimleri kucaklayan bir içeriğe sahip olması için hazırlık ve yapım süreçlerinin de katılımcı ve demokratik olması şarttır.

Yine, anayasanın toplumsal sorunlara çözüm olabildiği örneklere baktığımızda yapım sürecine mümkün olan en geniş katılımın sağlandığını görüyoruz. Bu bağlamda Anayasa Uzlaşma Komisyonunun çalışmaları bundan önce olanın aksine, kamuoyuna açık olarak yürütülen bir süreçle, toplumun farklı kesimleriyle görüşülüp tartışılarak katılımcı bir yöntemle devam ettirilmelidir. Burada yine Sayın Haşim Kılıç’ın da belirttiği üzere bahsettiği “kurucu meclis” önerisine de değinmek gerektiği kanaatindeyim. Sayın Kılıç “Bugün itibarıyla gerçekten demokratik bir anayasanın ortaya çıkabilmesi için önce bu anayasayı yapacak olanların demokratik yöntemlerle oraya gelmesi lazım.” ifadelerini kullanmıştır. Anayasa çalışmalarına başlarken bizim de önerimiz, anayasa yapımı için yeni bir parlamento ya da kurucu meclis kurulması yönünde olmuştu. Bununla beraber, dünya anayasacılık çalışmalarına baktığımızda Avrupa Konseyinin anayasa hukuku alanında danışma organı olan Venedik Komisyonunun pek çok ülkenin anayasa yapım sürecinde kolaylaştırıcı bir işlevi olduğunu biliyoruz. Aynı şekilde Türkiye’deki yeni, demokratik, özgürlükçü, sivil bir anayasa için de Venedik Komisyonunun katkısının ve desteğinin alınması faydalı olacaktır. Ciddi bir müzakere masası olan Uzlaşma Komisyonunun çalışmaları çeşitli bahaneler üretilerek yok sayılmamalı, kestirilip atılmamalıdır. Eşit yurttaşlık temelinde, cunta rejiminden kalan hak ihlallerinin önünü açan maddelerin değiştirildiği, hak ve özgürlüklerin en geniş anlamıyla tanındığı yeni bir anayasanın yapımı siyasi partilerin ve Hükûmetin önünde çözüm bekleyen en elzem meseledir. Kürt sorununun demokratik ve barışçıl çözümünden başlayarak, ezilen tüm kesimlere, emekçilere, kadınlara, gençlere, farklı kimlik gruplarına bir rahatlama sağlamak için yeni anayasa çalışmalarını bütün ciddiyetiyle devam ettirmek gerekmektedir. 

Değerli milletvekilleri, hukuka ve üstünlüğüne inanmadığınız sürece tesisi için emek ve özveri sahibi de olamazsınız. Devletin değil bireyin ve toplumun haklarını koruyan ve anayasal güvence altına alınan bir hukuk sistemini oluşturamadığınız sürece anayasada yer alsa bile demokratik bir hukuk devleti olamazsınız, geçmişinizi yok sayamaz, tarihin verdiği derslere sırtınızı dönemezsiniz. Trakya’sı ve Kürdistan’ıyla ülkenin tüm coğrafyasında eşitlik ve özgürlüğün dolayısıyla gönüllü bir birlikteliğin sağlandığı ve yaşandığı bir Türkiye ancak ve ancak cumhuriyetin demokratikleştirilmesi, demokratik ulus ve demokratik vatan temelinde yeniden inşası tüm etnik kimliklerin, dinlerin ve inançların eşit ve özgür temelde anayasal güvenceye kavuşturulmasıyla mümkündür. Bunu bilmek, gerçekleşmesi için emek sahibi olmak ve bedel ödemek Türkiye halklarına karşı ortak sorumluluğumuzdur.

Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

AK PARTİ Grubu adına söz isteyen Ramazan Can, birinci konuşmacı, Kırıkkale Milletvekili. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

AK PARTİ GRUBU ADINA RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Cumhurbaşkanlığı bütçesi üzerinde söz aldım. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Siyasi tarihimizdeki Cumhurbaşkanlığı seçim süreçleriyle ilgili konuşmak istiyorum. Anayasamız der ki: “Egemenlik kayıtsız şartsız Milletindir. Egemenlik hiçbir surette kişi ve zümreye bırakılamaz.” Egemenliğin millete ait olduğu ülkelerde vatanın ve devletin sahibi millettir. Demokrasilerde devlet ve yönetim millete rağmen değil millet içindir. “Demokrasi” ve “millet egemenliği” kavramları egemenliği kullananların millete saygılı olmalarını gerektirir, eğer kendilerine saygıları varsa.

Anayasamıza göre Cumhurbaşkanı devletin başıdır, milletin birliğini beraberliğini temsil eder.

Cumhurbaşkanlığı seçimleri tarihimizde daima sancılı olmuştur. Çağdaş demokrasilerde rutin bir hadise olan Cumhurbaşkanlığı seçimleri ülkemizde askerî ve sivil bürokrasinin müdahalelerine açık olmuştur. Burada normal bir durum yoktur. Peki, Cumhurbaşkanlığı makamının sahibi millet midir? Evet. Türkiye demokrasiye saygılı bir devlet midir? Evet. Egemenlik kayıtsız şartsız milletin midir? Evet. Peki, buna rağmen Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde niçin millete rağmen hukuk dışı yollara tevessül edilmektedir? Cumhurbaşkanlığı makamı milletin rızasıyla ve desteğiyle üstlenilecek şerefli temsil hizmet yeri midir yoksa millete rağmen yetkilerin kullanılacağı bir mevki midir? Bu soruların hukuk devletinde cevabı bellidir. Millete rağmen milleti yok sayarak Türk demokrasisi bir yere varamaz. Türk iktidar elitine düşen görev ise halkı olduğu gibi kabul etmek, onun iradesine boyun eğmektir.

Cumhurbaşkanı seçimleri tarihimizde siyasi krizlere neden olmuş, kaoslara, ihtilallere, merhum Ali Fuat Başgil’in tehdidine, Meclisin seçimlerde savaş uçaklarıyla ve namlularla kuşatılmasına sahne olmuştur. Cumhurbaşkanı seçimleri maalesef 367 gibi hukuk garabetlerine, askerî muhtıralara sahne olmuştur. Gazi Mustafa Kemal Atatürk bile seçildiği dönemde altı ay önce kendisinin belirlediği milletvekillerinden 158’nin oyunu alarak, maalesef 112’sinin oyunu alamayarak Cumhurbaşkanı seçilmiştir. Cumhurbaşkanı seçimlerinin kahir ekseriyetinde Cumhurbaşkanlığına ordunun patronajında seçilinmiştir. Ordunun müdahalede bulunduğu ama netice alamadığı tek seçim 2007 seçimleridir. Bu da AK PARTİ ve milletimizle birlikte olmuştur.

Kriz nedenlerini değerlendirmek gerekirse:

1) Geleneksel teamül yani kağan, hakan, sultan, padişah gibi liderlerin seçilmesinin tarihî geleneklerimizde olması.

2) Milletten alınamayan iktidar yetkisinin öncelikle Parlamento baskısıyla, olmazsa Cumhurbaşkanlığı makamıyla sağlanması, iktidarı ve statükoyu devam ettirme gayretleri.

3) 61 ve 82 anayasalarını Cumhurbaşkanının yetkileriyle donatarak anayasal ve siyasal sistemin merkezine yerleştirmiş olması.

4) Kimin Cumhurbaşkanı olacağı değil de kimin olamayacağı üzerinden negatif bir siyaset dili kullanılmış olması nedenler olarak sıralanabilir.

Türkiye’de devlet iktidarı, gücü, Cumhurbaşkanı, hükûmet, ordu üçgeninde kullanılmıştır. Gücünü rejimin koruyuculuğundan alan ordu ile meşruluğunu milletten alan hükûmet arasındaki ilişkiyi Cumhurbaşkanı makamıyla dengeye oturtmak üzerine sistem kurulmuştur. Millî Güvenlik Kurulu, yüksek yargıyla milletin iradesinin üzerine çıkılmıştır. Türkiye’de devlet iktidarı seçilmişler ve atanmışlar tarafından âdeta denge ve fren mekanizmalarıyla kullanılmaktaydı. Buna bağlı olarak, halkın oyuyla iktidara gelen yürütme ve yasama organının dokunamayacağı yasak bölgeler oluşturulmuştu. Askerî ve sivil bürokrasi kendilerini devletin ve Atatürk devrimleriyle oluşturulan yeni siyasi değerlerin bekçileri saymışlardı. Dolayısıyla, Cumhurbaşkanı da ancak bu kesimler içerisinde çıkan, statükodan yana birisi olabilirdi. Milleti temsil eden Anadolu evlatları asla Cumhurbaşkanı olamazdı.

İnönü’nün Cumhurbaşkanı seçildiği günlerde Hıfzı Veldet Velidedeoğlu’ndan bir anekdot aktarmak istiyorum. O dönemde askerî lisede bir hoca talebelerine hitaben “Çocuklar, askerî şerefinizi, kıymetinizi biliniz. Cumhurbaşkanını seçen komutanlardır, askerlerdir.” demesi üzerine bir talebe hocaya hitaben şöyle der: “Hocam, Cumhurbaşkanını biz milletvekilleri seçer biliyoruz. Bu doğru değil midir?” Hocanın cevabı ilginçtir: “Evladım, o, işin formalitesidir. Komutanlar, askerler olmasa o başıbozukların Cumhurbaşkanı seçmek hadlerine mi?” diyebilmiştir.

İşte, bu elit ve marjinal askerî ve sivil bürokrasi 2007’de duvara toslamıştır. Gelişen dünya ve gelişen Türkiye gerçeğini okuyamayanlar AK PARTİ ve Başbakanı diğerleri gibi zannetme gafletinde bulunmuşlardır. Devleti ve milleti bu asalak marjinal elitlerden, bir avuç seçkinlerden, kifayetsiz muhterislerden AK PARTİ kurtarmıştır.

21 Ekim ve 12 Eylül 2010 referandumlarında Cumhurbaşkanı seçme iktidarı millete verilmiştir. 27 Nisan e-muhtırasında ve 367 garabetinde bazıları şunu beklemiş olabilir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

RAMAZAN CAN (Devamla) – Siyasilere birilerinin birtakım hukuk dışı müdahaleleri bulunduğunda siyasiler “Emredersiniz.” diyecek, şapkasını alıp gidecek! Ama yanıldıkları bir şey vardı, milletin evlatları iş başındaydı diyor, Cumhurbaşkanlığı bütçesinin hayırlı uğurlu olmasını temenni ediyor, tekrar saygılarımla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

AK PARTİ Grubu adına ikinci konuşmacı Mehmet Necati Çetinkaya, Adana Milletvekili. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA MEHMET NECATİ ÇETİNKAYA (Adana) – Sayın Başkan, yüce Meclisin değerli üyeleri; konuşmalarıma başlamadan önce hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Beş dönemdir bu Parlamentoda görev yapıyoruz. Bu Parlamento  yani Türkiye Büyük Millet Meclisi demokrasinin mabedidir. Bu Parlamento, Türkiye Büyük Millet Meclisi Kurtuluş Savaşı’nın bir gazi ve kahraman Meclisidir. Polatlı’da top sesleri gelirken burada Meclis küşat hâlindeydi,    açıktı ve kurtuluşun önemli kahraman adımları bu Mecliste atılmıştır. Bu Meclis 1921’de sivil anayasayı yapmıştır, bu Meclis 1924’te 60’a kadar meriyette olan sivil anayasayı yapmıştır. Ve 2011 seçimlerine geldiğimizde halkın fevkalade ümit beslediği, bütün siyasi partilerin her seçim kampanyasında ısrarla “olmazsa olmazımız” dediği, “Sivil anayasayı yapacağız, darbe anayasalarına son vereceğiz.” diye millete söz verdiği bu Meclis, maalesef millete vermiş olduğu bu sözü… Ve 2011’de bizzat Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Sayın Cemil Çiçek’in riyasetinde bütün bölgeleri, bütün sivil toplum kuruluşlarını, bütün üniversite yetkililerini, bütün siyasi partileri gezerek “İşte, bu Meclis bu işi yapacaktır, yapmaya mecbur ve mahkûmdur.” diyerek yola çıkmıştır. Ama gelin görün ki, eşit bir şekilde, adet gözetilmeksizin yani partilerin sayısal oranı göz önünde tutulmayarak, bizzat AK PARTİ’nin o fedakârca yaklaşımı neticesinde eşit bir şekilde düzenlenen Anayasa Komisyonunun o çalışmaları ve bugüne gelindiğinde, baktığınızda maalesef bir sükutu hayaldir.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Masayı devirmişsiniz, öyle diyor arkadaşlar.

MEHMET NECATİ ÇETİNKAYA (Devamla) – Millet maalesef o heyecanını kaybetmiştir.

Arkadaşlar, bu ayıbı nasıl üzerimizden atarız. Darbe anayasalarıyla Türkiye artık yönetilecek bir durumda değildir, demokrasinin kemaline ermiş bir Meclis ve bir ülke bütün dünyaya burada kendisini ispat etmek mecburiyetindeydi. (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

Ve değerli arkadaşlar, benim sizden bir arkadaşınız olarak, bir kardeşiniz olarak bir istirhamım olacaktır. Bakınız, 5 dönemden beri bu Parlamentodayım, naçizane olarak şunu özellikle altını çizerek söylüyorum: Bu Meclis dünyanın her tarafında olduğu gibi halkın millî iradesini temsil eder ve dolayısıyla halkın temsilcisi ve sözcüsü olan fevkalade önemli ve itibarlı bir Meclistir. Burada yapılan konuşmalar temsil makamında olan hiçbir üye arkadaşımızla… Maalesef, inanıyorum ki siz de tasvip etmiyorsunuz, asla ve kata ben de tasvip etmiyorum. Yunus şöyle diyordu: “Söz ola kese savaşı, söz ola kestire başı/ Söz ola ağulu aşı, yağ ile bal ede bir söz.”

Arkadaşlar, burada söylenilen her şey bütün dünyaca dinlenmektedir. Türkiye Büyük Millet Meclisinin her ferdi atalarına layık olacak bir şekilde… “Bir zamanlar biz de millet hem nasıl milletmişiz. Gelmişiz dünyaya, millet nedir, milliyet nedir öğretmişiz.” (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET NECATİ ÇETİNKAYA (Devamla) – Böyle bir Meclisin, böyle geçmişi olan, parlak bir mazisi olan bir ülkenin evlatları olarak Kürt’üyle, Türk’üyle, Arap’ıyla, Zaza’sıyla, Çerkez’iyle bir ve beraber kardeş olarak bir olacağız, iri olacağız, diri olacağız ama burada söylediğimiz her söz en kemal sahibi insanların ağzından çıkacak…

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

MEHMET NECATİ ÇETİNKAYA (Devamla) – …fevkalade önemli bir cümle olacaktır. Bize yakışan budur. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Onun için, gelin yanlışlıktan rücu edelim.

Ve şöyle sesleniyorum…

BAŞKAN – Sayın Çetinkaya, teşekkür ediyorum. Lütfen…

MEHMET NECATİ ÇETİNKAYA (Devamla) – Bitiriyorum Sayın Başkanım.

Evet, değerli dostlar, değerli arkadaşlar; şunu özellikle söylüyorum: “Kervan göçer gider, kalırsın yayan.” diyordu. “Uyan ey gözlerim, kalırsın yayan, kervan göçer gider kalırsın yayan...”

BAŞKAN – Sayın Çetinkaya, lütfen…

MEHMET NECATİ ÇETİNKAYA (Devamla) – Gelin, işte yaya kalmadan, kervan göçüp gitmeden…

BAŞKAN – Sayın Çetinkaya, lütfen…

MEHMET NECATİ ÇETİNKAYA (Devamla) – … evet, birlikte, hep birlikte o büyük ve muazzam Türkiye’yi kurmak için yekvücut olalım, bir olalım beraber olalım.

Hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

AK PARTİ Grubu adına üçüncü konuşmacı Süreyya Sadi Bilgiç, Isparta Milletvekili (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sizleri saygıyla selamlıyorum.

Size, öncelikle, Sayıştayın yapısı ve bütçesi hakkında kısa bir bilgi sunmak istiyorum, ardından da Sayıştay raporları hakkındaki birkaç hususa değineceğim.

Değerli milletvekilleri, hepinizin malumu olduğu üzere, Sayıştay, Türkiye  Büyük Millet Meclisi adına denetim yapan anayasal bir kurumdur. Sayıştay, Başkanlık, yargı ve karar organlarından oluşmaktadır. Başkanlık, Sayıştay Başkanı, başkan yardımcıları ve bölüm başkanlarından, yargı ve karar organları da, Daireler, Genel Kurul, Temyiz Kurulu, Daireler Kurulu, Rapor Değerlendirme Kurulu, Yüksek Disiplin Kurulu, Meslek Mensupları Yükseltme ve Disiplin Kurulu, Denetim, Planlama Ve Koordinasyon Kurulu ile Başsavcılıktan oluşmaktadır. Daireler de 8 adet olup 1 başkan ve 6 üyeden oluşuyor.

Sayıştayın denetim görevini yerine getirmesinde kilit unsur denetçilerdir. Denetime vermiş olduğumuz önemin bir göstergesi olarak denetçi sayısında ciddi bir artış sağlanmış, 15 Ekim 2002 tarihi itibarıyla 525 olan denetçi sayısı 869’a çıkarılmıştır. Sayıştayın denetim hizmetlerinin genişletilmesine paralel olarak Sayıştay bütçesinde de 2002 yılından 2014 yılına yüzde 433’lük bir artış sağlandığı görülmektedir.

Değerli arkadaşlarım, Sayın Kılıçdaroğlu dün yapmış olduğu konuşmasında “Sayıştay raporları Türkiye Büyük Millet Meclisine gelsin.” dedi. Ayrıca, Meclis Başkanına dönerek de Sayıştayın doğrudan Başkana bağlı olduğunu ifade etti, “AB kriterleri dikkate alınsın.” dedi.

Değerli arkadaşlarım, Türkiye Büyük Millet Meclisine toplam 150 adet Sayıştay raporu sunulmuştur.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Rapor yok, Rapor yok!

SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Devamla) – Tüm tartışma 42 adet genel bütçeli kurumun mali denetim raporları üzerinedir.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Rapor yok Sayın Bilgiç.

SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Devamla) – Raporları beğenmemek Meclise sunulmadığı anlamına gelmez Sayın Aslanoğlu. Raporları beğenmemek hiçbir denetim yapılmadığı anlamına da gelmez.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Rapor yok. Görüş bildirilmemiş öyle söyle, öyle söyle! Görüş bildirilmeyen rapor değildir. Sayın Bilgiç, sizin…

SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Devamla) – Ben bu konuya döneceğim.

Ayrıca, 6085 sayılı Sayıştay Kanunu’nun 3’üncü maddesi Sayıştay için “İşlevsel ve kurumsal bağımsızlığı olan bir kurumdur.” der. Sayıştay Meclis adına denetim yapar ama Meclis Başkanına bağlı değildir.

Değerli milletvekilleri “AB kriterleri dikkate alınsın.” diyorsunuz  ISSAI 40 Yüksek Denetim Kurumları Uluslararası Standardı kalite kontrol aşamasında önemli bir standarttır. Ne diyor bu standart? “Her seviyedeki denetim görevlisinin çalışması ve denetimin her safhası uygun bir biçimde gözetime tabi tutulmalı ve belgelendirilmiş denetim çalışması kıdemli bir denetim elemanı tarafından gözden geçirilmelidir.” der.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – O standartların 1 numarası bağımsızlıktır. O standartların 1 numaralı standardı bağımsızlıktır.

SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Devamla) – “Gözetim, denetim amaçlarının yerine getirilmesini ve denetim işinin kalitesinin korunmasını sağlamak açısından gereklidir.” der. “Uygun bir gözetim ve kontrol, denetçilerin bireysel yeterliliği ne olursa olsun her durumda gereklidir.” diyor. Mutlaka her yüksek denetim organının denetim raporlarını gözden geçirmesi gerektiğini söylüyor. Hâl böyleyken, denetçilerin ham taslak raporlarını istiyorsunuz. Bunlar adı üzerinde taslak raporlar, ham raporlar, bunlar Sayıştay raporları değil.

Denetimin uluslararası standartlara göre dört tane aşaması var, bir tanesi raporlama. Raporlama aşamasında, denetçi rapor düzenliyor, ekip başkanına, oradan okuma komisyonu değerlendiriyor, grup başkanı değerlendiriyor, sonra daire değerlendiriyor. Arkasından, Rapor Değerlendirme Kurulu, Başkanlık, nihai şeklini veriyor. Ayrıca, bu raporlar ışığında yargılama süreci gerektiren, kamu zararı oluşturan hususlar varsa bunlar ayrılıyor, Sayıştay yargısına yahut da suistimal varsa adli yargıya intikal ettiriliyor. Ama bunlar Türkiye Büyük Millet Meclisine gelmez. Neden gelmez? Çünkü, Kanun, 6085 böyle söylüyor.

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Demir yığınını niye intikal ettirmediniz? Demir yığınını neden intikal ettirmediniz?

SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Devamla) – Bir diğer önemli husus, oluşturulmak istenen algı hiçbir denetim yapılmadığı şeklindedir.

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – O Gökkuşağı var, Gökkuşağı’nı neden intikal ettirmediniz? Sizin vicdanınız sızlamıyor mu oradan geçerken?

SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Devamla) – Bu ayıptır, haksızlıktır. 25 milyon muhasebe kaydı Sayıştayca incelenmiş, giderlere ve harcamalara ilişkin her türlü denetim de yapılmıştır ama bunlara rağmen bir bardak suda fırtına yaratılmak, bütçe süreci baltalanmak  ve engellenmek isteniliyor; bunu kabul edebilmek mümkün değildir.

Değerli arkadaşlar, 5018 sayılı Kanun’un 49’uncu maddesi “Genel yönetim kapsamındaki kamu idarelerinde uygulanacak muhasebe ve raporlama standartları Devlet Muhasebesi Standartları Kurulu tarafından belirlenir.” diyor.

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Yapılırken 120 milyon lira harcandı, yapılırken. Yıkarken de o kadar para harcadınız. Vicdanınız sızlamıyor mu?

SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Devamla) - Bu Kurul 3 Nisan 2013 tarihinde yapmış olduğu toplantıda, kurumsal bazlı mali tablo oluşturulamayacağını ve genel bütçe kapsamındaki kamu idarelerinin tek bir raporlama birimi sayılması gerektiğini karar altına alıyor.

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Sizlere söylüyorum, vicdanınız sızlamıyor mu oradan geçerken?

SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Devamla) – Ondan sonra, 4 Nisanda, ertesi gün yapması gereken kararı ne yapıyor? O gün ihmal ediyor, 8 Aralık tarihinde bu kararı alıyor bu raporların üretilemeyeceğine dair…

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Yapılırken 120 milyon lira para harcandı, sökerken de o kadar para harcandı. Vicdanınız sızlamıyor mu?

SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Devamla) –  … ve Resmî Gazete’de yayımlıyor.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Pazar günü hem de!

SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Devamla) – Genel bütçenin tamamı için mizan, faaliyet sonuçları tablosu, bilanço oluşturulmuş ve Sayıştaya verilmiştir.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Sen de inanmıyorsun da bu işe. Seni kim konuşturuyor böyle?

SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Devamla) – Ayrıca, genel bütçeli her kamu idaresi kendisine bütçeyle verilmiş ödeneklerin kullanımına ilişkin bütçe giderleri ve ödenekler tablosu ile, taşınır kesin hesap cetvelini Sayıştaya sunmuştur. Bütün gider hesapları üzerinde her türlü denetim de sağlanmıştır Sayın Aslanoğlu.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Nerede? Nerede?

SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Devamla) – Siz bunu çok iyi biliyorsunuz.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Nerede?

SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Devamla) – Siz bunu çok iyi biliyorsunuz.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Nerede? Nerede? Hani nerede?

SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Devamla) – Yapılmamış bir denetim yoktur. Bir bardak suda fırtına koparmaya çalışıyorsunuz. 

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Devamla) – Milleti aldatmaya çalışıyorsunuz.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Biz kimseyi aldatmayız Sayın Bilgiç. “Aldatma” kelimesi çok şey kaçtı. Biz kimseyi aldatmayız Sayın Bilgiç.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Sayın Başkan, şimdi, sayın konuşmacı “Aldatmaya çalışıyorsunuz” diyerek ve başında denetimle alakalı Meclisi yanıltıcı bilgi vererek bize sataşmıştır.

SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Hiçbir yanıltıcı bilgi yoktur Sayın Başkan.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Mümkünse iki dakika söz istiyorum.

SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Hiçbir yanıltıcı bilgi yoktur, sataşma da yoktur.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

İki dakika söz veriyorum sataşma nedeniyle. Yeni bir…

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Benim şahsıma da…

SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Beyefendinin adını mı söyledim ben?

BAŞKAN – O zaman sataşmayacaksınız.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Sataşmadı ki.

SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Sataşma yok Sayın Başkan. Gerçekleri söyledik sataşma oldu.

BAŞKAN – Buyurun.

V.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

6.- İstanbul Milletvekili Aykut Erdoğdu’nun, Isparta Milletvekili Süreyya Sadi Bilgiç’in 506 sıra sayılı Bütçe Kanunu Tasarısı ile 507 sıra sayılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın birinci tur görüşmelerinde AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle şunu söyleyeyim ki, ben uluslararası denetim belgesine sahip bir milletvekili arkadaşınızım. Sayın konuşmacının burada yaptığı konuşmanın ve denetim standartlarına referans göstererek yaptığı konuşmanın ne yazık ki içinde gerçek yok, doğru yok. Denetim standartlarının ilk maddesi bağımsızlık ve tarafsızlığı düzenler ve bütün denetim standartları bağımsızlık ve tarafsızlığa uygun olmak durumundadır.

SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Onu söyledik zaten. Biz bunu söyledik.

AYKUT ERDOĞDU (Devamla) - Raporlama standartlarından bahsediyorsunuz. Meclise gelen bir rapor yok değerli arkadaşlar. Denetçi diyor ki: “Ben görüş bildiremedim.” Bu, Batı nezaketinde şu demektir: “Bana hiçbir şey sunulmadı. Eğer bir şeyler sunulmuş olsaydı en azından şurada yolsuzluk var derdim ama hiçbir şey sunulmamış olması bildirebileceğim en ağır görüştür ve ben görüş bildirmiyorum.” diyor. Onun için buraya Sayıştay raporu gelmiş gibi davranamazsınız.

İkinci mesele, rapor okuma komiteleri, müdahale ettiğiniz Sayıştay savcıları, Sayıştaya özel olarak, kilit olarak yerleştirdiğiniz birtakım insanlar denetçilerin hukuka uygun görüşlerini değiştiremezler. Eğer böyle olursa, bugün siz iktidardasınız, yarın muhalefette olursunuz, bilmeniz gereken birtakım yolsuzluklar, birtakım kilit personel tarafından değiştirilmeye başlar. Bize gönderilen Türkiye Büyük Millet Meclisine gönderilen  bir rapor değildir, raporun olmadığına yönelik belgedir. Rapor var mıdır? Vardır. Saklanmış mıdır? Saklanmıştır. Ve ben milletvekili olarak bu durumdan çok üzülüyorum.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Sayın Başkan…

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan…

SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Konuşmacı Meclisi yanılttığımı ifade etmiş ve söylediklerimin yanlış olduğunu söylemiştir. Sataşmadan söz istiyorum efendim.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Bilgiç.

İki dakika da size söz vereceğim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Sataşma yok ki ya. Şu demir yığını hakkındaki Sayıştay raporunu da açıkla.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN - Buyurun Sayın Aslanoğlu, siz ne söylüyorsunuz?

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, benim ismimi vererek Meclisi aldatıyorsunuz…

BAŞKAN – Ama grup adına bir kişi konuşur, sataşma nedeniyle.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Ama benim ismimi vererek… Sayın Başkan. Kendisine sorun.

BAŞKAN – Bir saniye, önce Sayın Bilgiç’e söz vereyim.

Buyurun Sayın Bilgiç.

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Efendim, Gökkuşağı’yla ilgili Sayıştay raporunu açıklayın.

7.- Isparta Milletvekili Süreyya Sadi Bilgiç’in, İstanbul Milletvekili Aykut Erdoğdu’nun sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; tekrar hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkanım, Devlet Muhasebesi Standartları Üst Kurulu 3 Nisan 2013 tarihinde toplanmıştır ve bugünkü devletin muhasebe yapısı içerisinde, Sayıştayın 11 Ekim 2011’de belirlemiş olduğu standartlar içerisinde bir rapor üretilemeyeceği kararını almıştır. Bütün bunlara rağmen bu raporların üretilemeyeceğini, Sayıştayın bunu biliyor olmasına rağmen, ısrarla “Bu raporlar üretilemediği için bu raporlar sağlanamamıştır, bu yüzden bir denetim, gözetim oluşturulamamıştır.” demiş olması sadece genel bütçeli idarelerle ilgili olarak 42 tane mali denetimle ilgili tabloda hiçbir denetimin yapılmamış olduğu anlamına gelmez. Sizin yapmak istediğiniz yaratmak istediğiniz sanki Türkiye’de Hükûmetin tamamen denetimden kaçtığı algısı yaratılmak ve vatandaş yanıltılmak isteniliyor.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Rapor yok, görüş bildirmemiş.

SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Devamla) – Bu tamamen yanlıştır ve bir iftiradır.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Şimdi, bu iftira miftira ayıp ama ya.

SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Devamla) – Bu Sayıştayı da töhmet altında bırakmaktadır, Parlamentoyu da töhmet altında bırakmaktadır, yürütmeyi de töhmet altında bırakmaktadır.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Rapor yok, nereye iftira? Rapor yok işte.

SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Devamla) – Bu son derece yanlıştır. Bütün denetimler, giderler üzerinde, hesaplar üzerinde bütün denetimler Sayıştay tarafından yapılmıştır.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Yazık ya, şu yaptığınıza bakın.

SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Devamla) – Bakın, 622 tane kurum Sayıştayın denetim kapsamı altına alınmıştır. Eskiden Sayıştayın böylesine geniş bir kamusal denetim alanı yoktu. Bunu sağlayan, bu denetim alanını bu derece genişleten de AK PARTİ iktidarı olmuştur.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Ya, olmayan bir şeyin olmadığını nasıl ispat edersiniz? Yok, yok yani yokluk. Halüsinasyon mu görüyorsunuz, bilmiyorum.

SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Devamla) – Müsaade edin.

Bakın, bütün imkânlarını, kabiliyetlerini hem insan kaynakları açısından hem bütçe açısından geliştiren ve denetim alanında rahat hareket etmesini sağlayan yine AK PARTİ iktidarı olmuştur.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Rapor yok. Bu başka bir şey. Rapor var mı yok mu?

MÜSLİM SARI (İstanbul) – Rapor nerede, rapor?

SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Devamla) – Ve burada, bakın, sizin fırtına koparmaya çalıştığınız hadise 42 tane genel bütçeli idarenin mali tablo değerlendirme raporuna ilişkindir, aynen böyledir.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Ya, böyle bir siyaset yok ya.

SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Devamla) – Bu siyaset değil bu bir gerçektir. Yanlış siyaseti yapan sizsiniz. Bunların hepsi, benim söylediklerim gerçektir.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Ayıptır ama ya. Rapor yok “Rapor var.” diyorsunuz.

ALİ SERİNDAĞ (Gaziantep) – Ya, şu Gökkuşağı raporunu açıklasınlar. Siz oradan geçiyorsunuz her gün. Vicdanınız sızlamıyor mu?

SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Devamla) – Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Buyurun Sayın Aslanoğlu.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Sayın konuşmacı, ismimi zikrederek “Aldatıyorsunuz.” kelimesi kullandı.

SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Ben çoğulu kullandım efendim. Sayın Aslanoğlu, çoğul.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Hayır, bana, “Sayın Aslanoğlu” dedin.

SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Efendim, çoğul.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Hayır.

SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Sizinle göz göze geldiğim için onu söyledim.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Hayır, “Sayın Aslanoğlu” dedin, “Aldatıyorsunuz…”

BAŞKAN – Sayın Bilgiç, “Aslanoğlu” dediniz mi siz?

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Evet efendim, dedi.

SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Söyledim efendim, “Aslanoğlu” dedim.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Aslanoğlu.

8.- İstanbul Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu’nun, Isparta Milletvekili Süreyya Sadi Bilgiç’in 506 sıra sayılı Bütçe Kanunu Tasarısı ile 507 sıra sayılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın birinci tur görüşmelerinde AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Sayın Bilgiç, hayretler içinde kalıyorum, acaba niye savunmak zorunda kalıyorsunuz. Sayın Maliye Bakanı, Başbakan Yardımcısı Sayın Arınç, Plan ve Bütçe Komisyonunda “Bunlar bir kâğıt parçasıdır.” dedi mi demedi mi?

SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Dedi efendim.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – Dediyse daha neyi savunuyorsunuz? Hiçbir bilgi, belge olmayan bir rapora eğer siz vicdanınızda rapor diyorsanız…

SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Siz de vicdanınızla konuşsanız ben bu açıklamayı yapmam.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – Ben vicdanımla konuşuyorum. Ben vicdanımla konuşuyorum.

Ve 8 Aralıkta düzeltmek için pazar günü Resmî Gazete’de bir yönetmelik yayınlamak küçük de olsa bir…

SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Geç kaldılar, 4 Nisanda yapacaktı Sayıştay onu.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – Evet, demek ki yangından mal kaçırır gibi…

SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Biz bir şey kaçırmıyoruz.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – Onun için biz kimseyi aldatmayız.

BAŞKAN – Sayın Aslanoğlu, lütfen Genel Kurula hitap edin.

SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Bir sene önce yapması gerekeni, altı ay önce, yedi ay önce yapması gerekeni şimdi yaptı.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – Biz kimseyi aldatmayız Beyefendi.

BAŞKAN – Karşılıklı konuşmayalım, lütfen.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – Biz hakkı, hukuku savunuyoruz ama hakikaten hayretler ediyorum. Sayın Maliye Bakanı bütçede gözünüzün içine baka baka “Evet, Sayıştay görevini yapmamıştır. Biz her türlü belgeyi, bilgiyi verdik.” dedi mi, demedi mi?

SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Dedi, ben de onu söylüyorum. Siz de “Yapılmadı.” diyorsunuz.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – Evet. Sayın Başbakan Yardımcısı ben yırttığım zaman “Bunlar bir kâğıt parçasıdır.” dedi mi, demedi mi?

SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Siz de “Yapılmadı.” diyorsunuz.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – Daha neyi savunuyorsun? Kim neyi aldatıyor? Esas aldatan sizsiniz. (CHP sıralarından alkışlar)

SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Ben süreci savunuyorum; doğruyu savunuyorum, doğruyu.

BAŞKAN – Evet, teşekkür ediyorum.

AK PARTİ Grubu adına…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, efendim, burada yanlış bir durum var. Şimdi, Sayıştay raporları var. Sayıştay raporları Sayıştay Denetleme Kurulu tarafından sansür edilmiş, Meclise gönderilmemiş.

SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Sansür edilmiş bir şey yoktur, Sayıştay raporu buraya gelmiştir. Yanlış şey söylüyor.

KAMER GENÇ (Tunceli) – 277 sayfalık bir rapor 30 sayfaya indirilmiş.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Genç.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Yolsuzluklar orada örtbas edilmiş. Söylesene Komisyon Başkanı yahu! Bunu söyleyin yahu! Yani yaptığınız bu, yaptığınız tahrifat. Sayıştay Başkanı hangi sıfatla gelmiş orada oturmuş? Çünkü AKP’nin yolsuzluklarını örtbas etme müessesesi olarak gelmiş oturmuş oraya. Biraz sonra konuşacağım bunları.

VII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 2014 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/832) (S. Sayısı: 506) (Devam)

2.- 2012 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı, 2012 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısına İlişkin Olarak Hazırlanan 2012 Yılı Genel Uygunluk Bildiriminin Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi, Maliye Bakanlığı ve İçişleri Bakanlığı Tarafından Sayıştaya Gönderilen Genel Faaliyet Raporları ile Bu Raporlara İlişkin Sayıştay Değerlendirmesini İçeren 2012 Yılı Faaliyet Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi, 2012 Yılı Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi, 2012 Yılı Mali İstatistikleri Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/798, 3/1275, 3/1277, 3/1278, 3/1279) (S. Sayısı: 507) (Devam)

A) CUMHURBAŞKANLIĞI (Devam)

1) Cumhurbaşkanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Cumhurbaşkanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

B) TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANLIĞI (Devam)

1) Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

C) SAYIŞTAY BAŞKANLIĞI (Devam)

1) Sayıştay Başkanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Sayıştay Başkanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

Ç) ANAYASA MAHKEMESİ BAŞKANLIĞI (Devam)

1) Anayasa Mahkemesi Başkanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Anayasa Mahkemesi Başkanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

D) YARGITAY (Devam)

1) Yargıtay 2014 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Yargıtay 2012 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

E) DANIŞTAY (Devam)

1) Danıştay 2014 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Danıştay 2012 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

F) BAŞBAKANLIK (Devam)

1) Başbakanlık 2014 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Başbakanlık 2012 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

G) KAMU DENETÇİLİĞİ KURUMU (Devam)

1) Kamu Denetçiliği Kurumu 2014 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

Ğ) MİLLÎ İSTİHBARAT TEŞKİLATI MÜSTEŞARLIĞI (Devam)

1) Millî İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Millî İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

H) MİLLÎ GÜVENLİK KURULU GENEL SEKRETERLİĞİ (Devam)

1) Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği 2014 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği 2012 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

BAŞKAN – AK PARTİ Grubu adına dördüncü konuşmacı İdris Şahin, Çankırı Milletvekili. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Buyurun.

AK PARTİ GRUBU ADINA İDRİS ŞAHİN (Çankırı) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Anayasa Mahkemesinin 2014 mali yılı bütçesi üzerinde AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Şahsım ve grubum adına hepinizi saygıyla selamlarım.

Anayasa mahkemeleri temsilî demokrasilerde siyasal iktidarları temel hak ve özgürlükler açısından denetleme amacıyla kurulmuş kurumlardır. Fren denge sistemine uygun olarak, yasama organının temel toplumsal sözleşme hükmündeki anayasalara uygun davranmasını sağlamak amacıyla ihdas edilen üst mahkemeler her zaman için tartışma konusu olmuşlardır. Doğrudan millet iradesiyle belirlenen yasama organları ile bu organın yasama işlevlerini denetleyen yargısal kurum ilişkisi, üzerinde önemle durulması gereken bir husustur.

Modern dünyada varlık nedeni çoğunluğun azınlığa tahakkümünü engellemek ve temel hak ve özgürlükleri korumak olan anayasa mahkemesi tipi kurumlar Türk hukuk sistemine, maalesef, darbe ürünü olarak monte edilmişlerdir. İlk defa kamu hukuk sistemimize 27 Mayıs darbesini müteakip 61 Anayasası’yla giren Anayasa Mahkemesi kurucu üyelerinin Yassıada Yüksek Adalet Divanı üyeleri olması dikkate şayan bir durumdur. Bizde Anayasa Mahkemeleri millî iradeyi denetlemek, sınırlamak, başkalaştırmak amacıyla var edilmiş vesayet düzeneklerinin başında gelmektedir. İleri demokrasilerde çoğunluğun azınlığa tahakkümünü engelleme amaçlı olarak tasarlanan anayasa mahkemelerinin tersine, bizdeki Anayasa Mahkemesi dar bir bürokratik oligarşik elitin millete ve millet iradesine karşı kalesi olarak tahkim edilmiştir.

Türkiye’de 1961’den 2010 Anayasa referandumuna kadar gelinen süreçte, Anayasa Mahkemesinin verdiği kararlar ve geliştirdiği içtihatlara baktığımızda, yasama fonksiyonunun gasbetmeye varacak düzeyde Türkiye Büyük Millet Meclisi iradesine müdahale ettiği, anayasal olarak görevli ve yetkili olmadığı hâlde norm denetimi yaparken norm ihdasına gittiği, bazen kendisini Türkiye Büyük Millet Meclisi yerine koyarak bağlayıcı kararlar almak yoluyla bir şekilde kanun yapmaya kalkıştığı, 367 vakasında görüldüğü gibi Meclisin kararlarını iptal edebildiği görülmüştür. Parti kapatma, siyasal liderlere siyasi yasak getirme, Anayasa değişikliklerini iptal etme gibi uygulamalarıyla Anayasa Mahkemesi yılarca siyaset kurumu üzerinde en belirleyici aktör olmayı sürdürmüş ve bürokratik oligarşi bu şekilde siyaseti dizayn etme ve siyasete müdahil olma imkânına sahip olmuştur.

Anayasa Mahkemesi, Türk hukuk tarihine çok tartışmalı kararlarıyla geçmiştir. Aritmetiğin temel kurallarını altüst etmeyi başarmış, 7’nin 411’den den büyük olduğuna dahi karar vermiştir.

Anayasa Mahkemesi “Türk milleti adına” diyerek, seçimlerde birinci parti olan siyaset kurumunu kapatmak suretiyle Türkiye’yi siyasi partiler mezarlığına dönüştürmüştür ve yine siyaset alanını daraltarak ve siyaset  kurumunun içini boşaltarak Türkiye Büyük Millet Meclisini yetkisiz ve bağımlı bir organ hâline getiren Anayasa Mahkemesi, bürokratik oligarşinin halka ve halk iradesine karşı bir nevi kalkanı ve kılıcı olmuştur.

Dünyanın her yerinde meşruiyetini millet iradesine dayandıran yüksek mahkemelerden farklı olarak Anayasa Mahkemesi, Türkiye’nin derin ekonomik ve siyasi krizlere düşmesine katkı sunmuş ve hiç olmadığı kadar tartışmaların odağına girerek meşruiyetini tamamen kaybetmiştir.

12 Eylül 2010'da halkoyuna sunulan Anayasa değişiklik paketinin en önemli düzenlemelerinden biri de Anayasa Mahkemesini asli görevi olan hukuk devleti ve temel hak ve özgürlükler ile demokratik sistemi koruma ve gözetleme görevine döndürme olmuştur. Anayasa Mahkemesi  görev, yetki ve yapısında yapılan değişikliklerle birlikte, Anayasa Mahkemesinin günlük siyasi tartışmaların dışına çıkartılarak yüksek yargı organı kimliğine kavuşturması hedeflenmiştir. Yapılan değişikliklerle Anayasa Mahkemesi, belirli bir siyasi düşüncenin halk ve halk iradesine karşı duran cephesi olmaktan çıkartılmış ve hukuk devletine yakışır bir şekilde düzenlenmiştir. Bireysel başvuru imkânı getirilmiş ve bu düzenlemeden ilk olarak 12 Eylül referandumuna “Hayır.” oyu kullanan muhalefetin faydalanmış olması da AK PARTİ iktidarının yaptığı düzenlemelerin 76 milyonun daha demokratik yaşamını sağladığının en bariz göstergesi ve örneği olmuştur.

Cumhuriyet tarihinin en önemli reformlarından olan 12 Eylül referandumuyla vesayetçi siyasal sistem tasfiye edilmiş ve özgürlükçü-demokratik hukuk devletinin işlerliği için gerekli anayasal düzenlemeler yapılmıştır. Bundan sonra, Anayasa Mahkemesi, siyaset kurumunu işlevsiz hâle getiren, siyaseti daraltan ve halk iradesini geçersiz kılan bir merci olmaktan çıkartılarak temel hak ve özgürlükleri ve hukuk devletini koruyan ve kollayan bir üst yargı kurumu hâline getirilmiştir. Anayasa Mahkemesi, Türk demokrasisinin ve hukuk devletinin temel bir aktörü olarak yoluna devam edecek ve vereceği özgürlükçü ve çoğulcu kararlar ve geliştireceği içtihatlarla demokrasimizin gelişmesine katkı sağlayacaktır.

Ben, Anayasa Mahkemesinin 2014 mali yılı bütçesinin günlük siyasi tartışmaların dışında kalınarak kabul edilmesini uygun görüyor…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İDRİS ŞAHİN (Devamla) - …bu vesileyle, 12 eylül 2010 referandumuyla Anayasa Mahkemesinin bugünkü konumunu kazanmasını sağlayan yüce milletimize de huzurunuzda şükranlarımı sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın milletvekilleri, birleşime bir saat ara veriyorum.

 

Kapanma Saati: 13.37


 

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 14.38

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Muharrem IŞIK (Erzincan), Fehmi KÜPÇÜ (Bolu)

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 28’inci Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

2014 yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2012 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı üzerindeki görüşmelere devam edeceğiz.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkan, toplantı yeter sayısı yok. 50 kişiyle bütçe görüşmesi yapılamaz ki. Bakın, yani şu anda 50 kişi buradayız biz.

BAŞKAN – Birinci tur üzerinde, AK PARTİ Grubu adına söz isteyen Şuay Alpay, Elâzığ Milletvekili. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkan, toplantı yeter sayısı var mı şu anda?

AK PARTİ GRUBU ADINA ŞUAY ALPAY (Elâzığ) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2014 yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı’nın Yargıtay bütçesi üzerinde AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle şahsım ve grubum adına yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Hukuk devleti anlayışı içinde ve bu zeminde, hak ve özgürlüklerin, hak arayışı mekanizmalarının sadece bağımsız yargı yoluyla değil, en üst norm olan anayasal düzende güvenceye bağlanması önem arz etmektedir. Bunun için de özellikle ve önemle ifade etmem gerekir ki, Türkiye'nin, muhtelif zamanlarda yapılan değişikliklerle yamalı bohçaya dönmüş darbe anayasasında yapılacak anayasa değişikliği değil, yeni bir anayasa ihtiyacı çok acil olarak gündemde durmaktadır.

Yeni anayasa, millet tarafından ve onun adına görev yapan Türkiye Büyük Millet Meclisi eliyle yapılacak insan merkezli, özgürlük temelli, adil ve kısa bir anayasadır. Olağanüstü süreç ve durumların ve bunların ürettiği gayrimeşru yapıların değil milletin var ettiği ve değerlerini kattığı meşru, adil, sorun üreten değil sorun çözen bir anayasa. AK PARTİ, kurulduğundan ve iktidara geldiğinden beri böyle bir anayasayı var etmek için siyasi iradeyi ortaya koydu ve çaba gösterdi. Ne yazık ki, muhalefet partilerinin yeni bir anayasa yapmak konusundaki yaklaşım ve icraatları en azından bu dönem için bu tarihî fırsatın ıskalanmasına neden olmuştur. Ancak, AK PARTİ olarak, bu millete anasının ak sütü gibi helal olan ve mimarı bu millet olan yeni bir anayasa yapma azim ve kararlılığımız ve irademiz devam etmektedir.

Geciken adaletin adalet olmadığı evrensel bir kural ve gerçekliktir. Adil yargılanma hakkının olmazsa olmaz unsurlarından birisi yargılama faaliyetlerinin makul sürede sonuçlandırılmasıdır. Türkiye'nin demokrasi yolunda aldığı mesafe bütün dünya tarafından dikkatle ve takdirle izlenmektedir. Türkiye'nin bu yolda aldığı mesafe, hukuk devleti olması ve iç hukuk kuralımız hâline gelmiş olan adil yargılanma hakkı nedeniyle ülkemizde de davaların makul sürede sonuçlandırılması gerekmektedir. Ancak gerek yerel mahkemelerde gerekse temyiz mercisi olan Yargıtayda işlerin aşırı derecede artması nedeniyle kararlar makul sürede verilememekte, tüm mahkemeler ve mahkemelerle birlikte temyiz mercisi olan Yargıtay da dosya kalabalıklığı içinde boğulmaktaydı.

Yargılama faaliyetinin hukuk devleti gereklerine uygun biçimde gerçekleşmesini sağlayan örnek, güvenilir, adil ve saygın bir yargı sistemine ihtiyacımızın olduğu açık ve tartışmasızdır. Yargı mensuplarının bilgi ve birikim düzeylerinin artırılması ve yenilenmesi bir gerekliliktir. Ehliyet ve liyakat esasına göre iyi eğitim almış, hukuk formasyonu sağlam, kişilik ve erdem sahibi, muhakemesi sağlam hukukçulara muhtaç olduğumuzu görüyoruz. Yargılama faaliyetlerinin hızlı, verimli, etkin ve adil olarak sürdürülebilmesi, iş yükünün azaltılması, yargının ve Yargıtayın çözmesi gereken önceliklerdendir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; AK PARTİ, bu konularda iktidar olduğu tarihten itibaren ciddi adımlar atmış, hukuk ve yargı alanında köklü değişiklikler ve reformlar yapmıştır. Yaptığı anayasal ve yasal değişiklik ve düzenlemelerle bunları hayata geçirmiştir. Bu sorunlara çözüm bulmak amacıyla, öncelikle, Yargıtaydaki daire sayısını arttırmıştır. Bu dairelere yeni Yargıtay üyeleri seçilmiş ve daha sonra da tetkik hâkimliği sayısının arttırılması yoluna gidilmiştir. Ana hedeflerden birisi, Yargıtaya dosya akışının azaltılmasıdır.

Yargıtay Başkanlığı, yeni yapısıyla ve yapılan düzenlemelerle iş yükünün azaltılması konusunda önemli sonuçlar almaya başlamış, her geçen gün, Yargıtaydaki dosyaların inceleme süresinin azaldığı ve buna paralel olarak da derdest dosya sayısının azaldığı da birlikte gözlemlenmiştir.

Yargıtay, yargının hızlandırılmasıyla makul sürede yargılama hedefine, yargı sürecinde adalet mekanizmasının işe yararlılığı ve caydırıcılığıyla etkinlik hedefine, yargı sürecinin toplum beklentilerine cevap verebilecek memnuniyet ve güven arttıracak sonuçlarıyla adil yargılama hedefine ulaşmaya çalışmaktadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; AK PARTİ, yeni anayasa çalışmaları kapsamında yargı bölümüne ilişkin öneriler taslağında yargı birliği bağlamında önemli bir teklifte bulunmuştur. Burada da yargı iki bölüm olarak mütalaa edilmiştir. Birinci bölüm, alt mahkemelerin bağımsızlığı ve tarafsızlığıyla ilgili hususlardır, ikinci bölümde ise yüksek mahkemeler düzenlenmiştir. Burada, yargı birliğini esas almak suretiyle bir önermede bulunulmaktadır. Ve bununla ilgili bu tartışmanın başlamasını biz çok değerli ve kıymetli buluyoruz ve bunların tartışılmasını da dikkate değer olarak takip ediyoruz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2014 yılı merkezî yönetim bütçesinin ülkemize ve milletimize hayırlar getirmesini temenni ediyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum.

Sayın Aslan, bir söz talebiniz var.

Ne için söz istemiştiniz?

ZEYİD ASLAN (Tokat) – Geçen oturumda tutanaklara geçen bir cümlemle ilgili olarak, İç Tüzük 58’inci maddeye göre söz istiyorum.

BAŞKAN -  Buyurun, iki dakika söz veriyorum.

VIII.- AÇIKLAMALAR

1.- Tokat Milletvekili Zeyid Aslan’ın, 12 Aralık 2013 Çarşamba günkü 28’inci Birleşimin Birinci Oturumundaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ZEYİD ASLAN (Tokat) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; dün, Türkiye Büyük Millet Meclisinde bütçe genel görüşmeleri sırasında, Sayın Başbakanımız konuşurken, özellikle, bir saatlik konuşması boyunca ana muhalefet partisi milletvekillerinin Meclisimizin saygınlığına uygun olmayan tavır ve davranışlarıyla başlayan gerginlik…

VELİ AĞBABA (Malatya) – Söyleyene bak, söyleyene bak!

ZEYİD ASLAN (Tokat) - …bugün Meclisin açılmasıyla birlikte, Sayın İnce’nin dünkü gerilimi ve gerginliği daha da arttıran, Sayın Başbakanımıza ve ailesine yönelik iftira ve hakaretlerle başlayan sözlü tartışma esnasında, Sayın İnce’nin şahsıma küfür etmesiyle, maalesef, kendi üslubuna uygun bir şekilde –zabıtlardan gördüğüm kadarıyla- karşılık vermişim.

Öncelikle, şunu belirtmek istiyorum ki: Elbette ki, bizim söylediğimiz sözler, bu Meclisin saygınlığına yakışmayan sözlerdir. Bu sözler dolayısıyla tüm Meclisimizden özür diliyorum. Ancak şunu özellikle ifade etmek istiyorum ki: Basına düşen haberlerde bu Meclis zabıtlarında Sayın İnce’nin küfrünün üstünün kapatılarak verilmesi ve sadece küfrün tarafımızdan yapılmış gibi gösterilmiş olması bir çifte standarttır. Evet, bir küfürleşme olmuştur, hoş değildir ama bu küfürleşmeyi başlatan Sayın İnce’dir.

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Kendi adına konuş.

ZEYİD ASLAN (Tokat) – Ben kendi adıma, kendi sözlerimden dolayı Meclisimizden özür diliyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

VELİ AĞBABA (Malatya) – Özür dileyin, özür!

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Aslanoğlu.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, her şey tutanaklarda var. Sayın İnce asla küfür etmemiş, önce…

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Aaa! Zabıtta var, zabıtta.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Önce, önce…

Tutanaklarda var be! Müdahale etmeyin. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Bağırma, zabıtta var ya!

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Müdahale etmeyin.

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – Niye bağırıyorsunuz?

BAŞKAN – Sayın Aslanoğlu, buraya hitap edin lütfen. Niye ikili konuşuyorsunuz?

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Sayın İnce küfürleşmeyi başlatmamıştır, her şey zabıtta vardır. Bunun zabıtlara geçmesini rica ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Aslanoğlu.

AK PARTİ Grubu adına Adem Yeşildal...

VELİ AĞBABA (Malatya) – Bir de madalya takın, madalya!

MUZAFFER BAŞTOPÇU (Kocaeli) – Ne bağırıyorsun, ne bağırıyorsun!

(AK PARTİ ve CHP sıralarından karşılıklı laf atmalar, gürültüler ve birbirleri üzerine yürümeler)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, beş dakika ara veriyorum.

 

Kapanma Saati:14.47
 

DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 14.54

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Muharrem IŞIK (Erzincan), Fehmi KÜPÇÜ (Bolu)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 28’inci Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

2014 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2012 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı üzerindeki görüşmelere devam edeceğiz.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Sayın İnce’nin söz talebi var.

IX.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Sadık Yakut’un, UEFA Şampiyonlar Ligi’nde Juventus’la karşılaşacak Galatasaray’a başarılar dilediğine ilişkin açıklaması

BAŞKAN – Ondan önce, sayın milletvekilleri, UEFA Şampiyonlar Ligi’nde bugün Juventus’la karşılaşacak olan Galatasaray’a başarılar diliyorum. (Alkışlar)

Buyurun Sayın İnce, söz talebiniz var. (CHP sıralarından alkışlar)

VIII.- AÇIKLAMALAR (Devam)

2.- Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, 12 Aralık 2013 Çarşamba günkü 28’inci Birleşimin Birinci Oturumundaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

MUHARREM İNCE (Yalova) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

On bir yıl sonra Meclisin gündeminde böyle bir konuyla muhatap olmaktan dolayı gerçekten çok üzüldüm. İlk kez böyle bir konunun tarafı oluyorum. Daha önce Sayın Kamer Genç’e ve gazetecilere ne söylediğini bildiğimiz arkadaşımızla, ben vicdanı olanların vicdanına sesleniyorum.

“Öyle el kol hareketi yapma lan!”

“Seninle muhatap olmuyorum.”

“El kol hareketi yapma öyle!”

Bana söylüyor bunları.

“Muharrem İnce (Yalova) – Küfür mü edersin? Ne yaparsın?

Zeyid Aslan (Tokat) – İstediğimi yaparım. Var mı bir diyeceğin?

Muharrem İnce (Yalova) – Eder misin?

Zeyid Aslan (Tokat) – İstediğimi yaparım.

Muharrem İnce (Yalova) – Et bakalım da görelim.

Zeyid Aslan (Tokat) – İstersem kafanı kırarım lan!

Muharrem İnce (Yalova) – Ne yaparsın?

Zeyid Aslan (Tokat) – Kafanı kırarım!

Muharrem İnce (Yalova) – Sen kafa mı kırarsın?”

Ve bir kaba söz söylüyor Muharrem İnce orada, “İttir ya!” gibi, kaba bir söz. Bunun için de… Kullanmamam gerekirdi ama “Kafanı kırarım lan!” deyince ağır tahrik altında… Bir küfür değil bu, bu bir kaba sözdür, yaralayıcı sözdür, argo bir sözdür, “Defol.” anlamında kullanılan bir sözdür. Bunu da bu Mecliste kullanmamam gerekirdi ama ondan sonra gelen küfürleri ben okuyamam. Okuyacak bir babayiğit varsa… Edepten bahsedenler, hayâdan bahsedenler, bana söylediği bu küfrü… Kamer Genç’in ölmüş anasına söylediklerini benim şahsıma söylemiş. Bu küfrü okuyacak bir babayiğit varsa gelsin okusun.

Değerli arkadaşlarım, burada savunulacak bir şey yok. Burada bir küfür var, ağır bir küfür var. Hâlâ daha burada hak ettiği şekilde cevap verdiğim gibi… Odamdan az önce izliyorum, üzülüyorum. Ben onu Allah’a havale ediyorum ve yargıya havale ediyorum. Meclisin gündemini daha fazla meşgul etmek istemiyorum. Benim şahsıma edilen bir küfürle Türkiye Büyük Millet Meclisi zaman kaybedemez, kaybetmemelidir, görüşmelere devam edelim diyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın İnce.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Biz de tasvip etmiyoruz o lafları. Biz de kınıyoruz, tasvip etmiyoruz o lafları.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Peki, teşekkür ederim.

VII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 2014 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/832) (S. Sayısı: 506) (Devam)

2.- 2012 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı, 2012 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısına İlişkin Olarak Hazırlanan 2012 Yılı Genel Uygunluk Bildiriminin Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi, Maliye Bakanlığı ve İçişleri Bakanlığı Tarafından Sayıştaya Gönderilen Genel Faaliyet Raporları ile Bu Raporlara İlişkin Sayıştay Değerlendirmesini İçeren 2012 Yılı Faaliyet Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi, 2012 Yılı Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi, 2012 Yılı Mali İstatistikleri Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/798, 3/1275, 3/1277, 3/1278, 3/1279) (S. Sayısı: 507) (Devam)

A) CUMHURBAŞKANLIĞI (Devam)

1) Cumhurbaşkanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Cumhurbaşkanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

B) TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANLIĞI (Devam)

1) Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

C) SAYIŞTAY BAŞKANLIĞI (Devam)

1) Sayıştay Başkanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Sayıştay Başkanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

Ç) ANAYASA MAHKEMESİ BAŞKANLIĞI (Devam)

1) Anayasa Mahkemesi Başkanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Anayasa Mahkemesi Başkanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

D) YARGITAY (Devam)

1) Yargıtay 2014 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Yargıtay 2012 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

E) DANIŞTAY (Devam)

1) Danıştay 2014 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Danıştay 2012 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

F) BAŞBAKANLIK (Devam)

1) Başbakanlık 2014 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Başbakanlık 2012 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

G) KAMU DENETÇİLİĞİ KURUMU (Devam)

1) Kamu Denetçiliği Kurumu 2014 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

Ğ) MİLLÎ İSTİHBARAT TEŞKİLATI MÜSTEŞARLIĞI (Devam)

1) Millî İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Millî İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

H) MİLLÎ GÜVENLİK KURULU GENEL SEKRETERLİĞİ (Devam)

1) Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği 2014 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği 2012 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

BAŞKAN - Evet, AK PARTİ Grubu adına söz isteyen Adem Yeşildal, Hatay Milletvekili. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA ADEM YEŞİLDAL (Hatay) – Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; 2014 Mali Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı’nda, Danıştay Başkanlığı bütçesi üzerinde AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunuyorum.

Tabii, bütçe konuşmasına geçmeden önce, son on beş dakikadır Mecliste yaşananlarla ilgili bir iki cümleyi sarf etmeyi kendime bir görev olarak görüyorum. 2011 yılında seçilen, bu dönem seçilen, genç sayılabilecek bir arkadaşınızım.

FATİH ÇİFTCİ (Van) – Zaten gençsin.

AHMET YEŞİLDAL (Devamla) – Gördüğüm tablo şu; naçizane, burada benden çok daha tecrübeliler var: Meclisin mehabetine yakışmayan, burada yerinden laf atmadan uygunsuz cümleler kullanmaya… Herkesi kastederek söylüyorum. İnanın, toplum yaka silkiyor, insanımızın bu noktadaki refleksini çok yakından sizler de seçim bölgelerinize gittiğinizde görüyorsunuz. Kimden gelirse gelsin, bunlar, toplum tarafından alıcısı olmayan, alıcısı olmadığı gibi de eleştirilen ve Meclisin saygınlığını maalesef ki düşüren tutum, davranışlar ve söylemler. Bu konuda herkesin, başta iktidar partisi olarak bizlerin, ana muhalefetin, herkesin üzerine düşen sorumluluğu fazlasıyla yapması gerekiyor.

Bu hepimizin vazifesi diye düşünüyorum, tekraren hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Danıştay, yüksek idare mahkemesi olarak 1961 ve 82 anayasalarında yerini almıştır. Danıştayın kanunlarla verilen görevleri etkin ve verimli bir şekilde yerine getirmesi, yargılama faaliyetlerinin en iyi biçimde gerçekleşmesi, bilgi ve teknolojiden yeterince yararlanarak adalet hizmetlerinin etkinliğinin artırılması, Danıştayın yargı dünyası içindeki seçkin yerinin korunması ve geliştirilmesi yönünde çalışmalarımız devam etmektedir. Yani, hukuk devletinin ve hukukun üstünlüğünün güçlendirilmesi için gerekli çalışmalar hızla devam etmektedir. Adalet sistemlerine ilişkin tüm yeni kavramlar, adalete erişim, hukuk devletinin güçlendirilmesi, hukukun üstünlüğünün sağlanması ile insan hak ve özgürlüklerinin korunup geliştirilmesine yöneliktir. Daha iyi adalet, daha fazla özgürlük, haklarına saygı talep eden bir toplumsal yapının beklentilerine karşı adalet sisteminin direnmesi akla aykırıdır.

Değerli milletvekilleri, güven veren adalet sistemine ulaşmak, yargı süreçlerinin makul sürede sonuçlanmasının sağlanması, hak arama yollarının güçlendirilmesi ve insan hakları uygulamalarının geliştirilmesi ile mümkün olacaktır. Adalet sisteminin tüm unsurlarında vatandaşımızın memnuniyetine ve insan haklarına saygıyı içselleştirme yolunda önemli mesafe kaydedilmiştir. Daha hızlı, insan haklarına saygılı, bunu esas alan ve çözüme odaklanmış adalet sistemine doğru hızla ilerlemekteyiz. Bugüne kadar yapılan reformlar, yargı organlarının geçmişle kıyaslanamayacak ölçüde demokrasi ve insan hakları hassasiyetini ön plana çıkarmasında önemli kilometre taşlarıdır.

Buradan şu hususu ifade etmek istiyorum, yanlış anlaşılmaktan da doğrusu çekinerek ifade ediyorum: 12 Eylül referandumunda insanımız, demokrasimiz önemli kazanımlar elde etti. Bunun, aslında, somut uygulamasını dün İnsan Hakları Günü’nde Meclis olarak da yaşadık. Bir tutuklu milletvekili dün burada yemin edebildi, seçimlerin üzerinden epeyce bir zaman geçtikten sonra. “Milletvekili” sıfatını bir yana koyuyorum ama insan olarak, sivillerin de, siyaset kurumu dışındakilerin de aslında tutuksuz yargılanması, yargılamanın esaslarındandır. Bu çerçeveden bakıldığında, kıymetli milletvekilleri, aslında, Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru yolları da 2010 referandumuyla açılmış oldu. Burada, esasen, tüm gruplar olarak, değerli milletvekilleri, ortak bir refleks geliştirmemiz lazım. Ne adına? Özgürlük alanlarının genişletilmesi, hak arama kanallarının çoğaltılması, açılması noktasında ortak bir refleks geliştirmemiz gerekiyor. Bakınız, referandumda muhalefet kanadının tamamı, ana muhalefet başta olmak üzere şiddetli bir şekilde referandumda “hayır” cephesini oluşturdular ama gördüğünüz gibi, hak, hukuk, adalet, arkadaşlar, herkese lazım oluyor. Dün itibarıyla yemin eden milletvekilimizin de Anayasa Mahkememizin vermiş olduğu uzun tutukluluk süreleri ile ilgili kararı neticesinde, ilgili mahkemelerin ona mütenasip kararlarıyla tutuksuz yargılanmasına karar verildi. O yüzden, bu konuda ortak bir refleksin oluşturulması gerektiğini düşünüyor, hepinize saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

AK PARTİ Grubu adına yedinci konuşmacı Muhammet Bilal Macit, İstanbul Milletvekili. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA MUHAMMET BİLAL MACİT (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2014 yılı Başbakanlık bütçesi üzerinde AK PARTİ Grubum adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Anayasa’ya göre Başbakanın görevi kısaca, Bakanlar Kurulunun Başkanı olarak bakanlıklar arasında iş birliğini sağlamak ve hükûmetin genel siyasetinin yürütülmesini gözetmek olarak belirtilmiştir. Bu tanımlama da ortaya koymaktadır ki bu makam, ülkemizdeki en önemli temsil makamlarından biridir. Başbakanın, Meclis üyelerinden biri olması ve seçimlerle gelmesi de bu makamın millet iradesini, siyaseti ve ülkeyi temsil ettiğini ortaya koymaktadır.

Özellikle 1990’lı yıllarda bu makama dair eski Türkiye fotoğrafları hâlâ hafızalarımızdadır. “Bakanlıklar arasında iş birliği sağlama” gibi en temel görevini yerine getirmekte zorlanan -Bakanlar Kurulunun toplanamadığı dönemler oldu- kurumsallıktan oldukça uzak bir anlayışla merdiven altında önüne konulan bir kürsüde açıklama yapan başbakanlarımız oldu. Askerî vesayetin, yargı vesayetinin ve bürokratik oligarşinin oldukça güçlü olduğu dönemlerde dış politika, Kürt meselesi, demokratikleşme gibi önemli konularda hükûmetler, başbakanlar etkin olamadı ve kuruma ve ülkeye vizyon çizmekte zorlandılar.

AK PARTİ’yle beraber, daha da özelinde Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın bu makama gelmesiyle beraber yeni bir paradigma dönemi başlamıştır. Sivil siyaset alanının genişlediği, millet iradesinin temel alındığı, toplum taleplerinin nesne olmaktan çıkıp özne olduğu bir anlayış hâkim olmuştur. Daha vizyoner, daha demokratik ve küresel iddiası olan bir anlayış gelişmiştir.

Somut olarak bakarsak, kurumsal anlamda, halkla ilişkileri daha etkin kılabilmek ve toplum taleplerine cevap verebilmek noktasında Başbakanlık İletişim Merkezi kurulmuştur. Artık, Anadolu’nun herhangi bir kasabasında da insanların bakanlardan hızlı İnternet istediği bir dönemde olmazsa olmaz olarak “e-devlet” anlayışı, kuruma yerleştirilmeye çalışılmıştır. 1920 tarihinden günümüze kadar yayımlanmış Resmî Gazeteler elektronik ortama aktarılmıştır ve fihristi çıkartılarak hizmete sunulmuştur. Resmî Gazete deyip geçmemek lazım, zira, kamuda başörtüsü serbestisinin ilanıyla Resmî Gazete’nin gerisine düşenler de olmuştur.

Arşivlerle ilgili çalışmalar neticesinde millî arşiv tesisi yapılmış ve 2003 yılında hizmete girmiştir. Dağınık yerlerde olan arşivler toplanmış ve elektronik ortama büyük kısmı aktarılmıştır.

Büyük ve küresel ülke vizyonuna uygun olarak, Kamu Diplomasisi Koordinatörlüğü, Yatırım, Destek ve Tanıtım Ajansı, Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı gibi Başbakanlığa bağlı kurumlar kurulmuştur veya mevcutlar daha aktif hâle getirilmiştir. Son on yılda da toplam 130 milyar dolar tutarında doğrudan yabancı yatırım Türkiye’ye gelmiştir. İşte, ülkemizin tanıtımı, yatırımcının Türkiye’ye gelmesi ve geldiğinde işlerinin kolaylaştırılması amacıyla bu ajanslar, bu kurumlar farklı ülkelerde de ofisler açarak çalışmalar yapmaktadır.

Sayın Başbakanın Afrika’da, Asya’da, Avrupa’da, Orta Doğu’da, kısacası dünyanın pek farklı ülkelerinde yaptığı ziyaretler ve buralara beraberinde götürdüğü iş adamlarından oluşan heyetler, ülke prestiji, ülke ekonomisi ve ortak karar mekanizmaları yaratması açısından büyük katkılar sağlamıştır. Bu geziler sayesinde ülkemiz peş peşe yeni iş anlaşmaları ve vize anlaşmaları gerçekleştirerek dünyaya açılmaya tüm hızıyla devam etmiştir.

Başbakanlığa bağlı TİKA gibi kuruluşların yalnızca bizim ülkemizde değil, farklı ülkelerde de insani çalışmalar yapması, Somali’de olduğu gibi bu çalışmalara Sayın Başbakanımızın bizzat katılması da bu etkinliğimizi artırmıştır. Yine, örneğin AFAD, bugün, Suriye’den gelen, zalim bir diktatörün zulmünden kaçan yüzbinlerce insana kucak açmıştır.

İşte bu çalışmalar bu makamı, yalnızca ülkemiz için değil, dünyanın pek çok farklı ülkelerinde adını bilmediğimiz, hiç tanımadığımız insanlar için de önemli ve umut veren bir makam hâline getirmiştir. Şunu da belirtmek gerekir ki siyaseten de bu makam, devletin vatandaş tanımı anlayışının iflas ettiğini gösteren, devletin kimlikleri olduğu gibi kabul ettiği demokrasi paketleriyle anılmaya başlamıştır.

Başbakanlığın 2014 yılı bütçe tasarısında teklif edilen toplam ödenek tutarı 993 milyon 821 bin Türk lirasıdır. Geçen yıla göre yüzde 21’lik bir artış söz konusudur. Bunun da temel sebebi, yeni yaptırılan Başbakanlık binasıdır ve tamamen yatırım ödeneğidir.

AK PARTİ hükûmetleri döneminde yapılan çalışmalar göstermiştir ki bu kuruma ayrılacak bütçe, ülkenin kalkınmasına, demokrasisinin gelişmesine ve yalnızca ulusal değil, bölgesel ve küresel anlamda Türkiye’nin etki alanını genişletmesine ve prestijine katkı sağlayacaktır. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

AK PARTİ Grubuna adına sekizinci konuşmacı Tevfik Ziyaeddin Akbulut, Tekirdağ Milletvekili. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA TEVFİK ZİYAEDDİN AKBULUT (Tekirdağ) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum.

Üzerinde konuşacağım Kamu Denetçiliği Kurumu, AK PARTİ’nin önemli reformlarından biridir. Yönetimi yargı dışında denetleyen, halkın şikâyetlerini değerlendiren kamu denetçisi, yaygın adıyla ombudsman, yasama organınca seçilen bağımsız 1 başdenetçi ve 5 denetçiden oluşmaktadır.

Tarihsel gelişimi itibarıyla, 2’nci Halife Hazreti Ömer (RA) muhtesiplik kurumuna dayanan, Osmanlıda Ahilik ve kadılık kurumlarıyla devam eden, temelde “İnsanı yücelt ki devlet yücelsin.” anlayışına dayanan, birey haklarının ön plana çıkarılmasını temel alan bir kurumdur. Osmanlıdan esinlenen İsveç, Avrupa’da bu konuda öncü durumundadır. Artık, 90’ı aşan ülkede halkın gözlemcisi olarak bu kurum uygulanmaktadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; AK PARTİ ilk kuruluşundan bu yana hiçbir siyasi partinin tüzüğünde bulunmayan ombudsmanlık sistemini “Parti İçi Demokrasi Hakem Kurulu” olarak uygulamaktadır. Bu kurulun başkanlığını uzun yıllar yürüten emekli vali ve 22’nci Dönem Ankara Milletvekili Sayın Nur Doğan Topaloğlu’nu huzurlarınızda rahmetle anıyorum. Bununla, bu kurumla parti içi çekişmelerin sulh yoluyla, barış yoluyla giderilmesi amaçlanmaktadır. Şimdi, bu görevi Adana Milletvekili, emekli vali Sayın Necati Çetinkaya başarıyla sürdürmektedir.

Ülkemizde 2006 yılında Kamu Denetçiliği Kanunu çıkarılmış ancak Anayasa Mahkemesi tarafından bu yasa iptal edilmiştir. 2010 yılı Anayasa referandumunda yapılan değişiklikten sonra 6328 sayılı Kanun, Türkiye Büyük Millet Meclisinde kabul edilerek kurum, 29 Mart 2013 tarihinde resmen faaliyetlerine başlamış bulunmaktadır. Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından seçilen Kamu Başdenetçisi Sayın Nihat Ömeroğlu, bu görevi başarıyla yürütmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu kurum, halkın şikâyetlerini, idarenin işleyişinde her türlü eylem ve işlemleri ile tutum ve davranışlarını, insan haklarına dayalı adalet anlayışı içinde hukuka ve hakkaniyete uygunluk yönlerinden incelemek, araştırmak ve önerilerde bulunmak üzere görev yapmaktadır. Kamu Denetçiliği Kurumu, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına bağlı, kamu tüzel kişiliğini haiz, özel bütçeli bir kuruluştur. Kuruma, yerli ve yabancı herkesin şikâyette bulunması -idari başvuru yollarını tüketmek şartıyla- mümkündür. Kurum, altı ay içerisinde yasa gereği bu şikâyetleri sonuçlandırmak durumundadır.

6 Aralık 2013 tarihi itibarıyla kurum 7.116 müracaat almıştır. Bunların yüzde 56’sı İnternet üzerinden yapılan başvuruları kapsamaktadır. Bu başvuruların yaklaşık yüzde 27’si kamu personel rejimine; yüzde 15’i eğitim-öğretim, gençlik-spor alanına; yüzde 12’si çalışma hayatına ve yüzde 11’i de ekonomi ve vergi alanına ait bulunmaktadır. Bu başvuruların 5.163 adedi kurum tarafından sonuçlandırılmıştır. Bu arada, 54 tavsiye kararı, 29 ret kararı kurum tarafından verilmiştir.

Kamu denetçiliğinin artık demokrasinin vazgeçilmezlerinden bir kurum olarak bütün dünya tarafından kabul edildiği de bir gerçektir. Kurumun 2014 yılı bütçesi, ilk bütçesi olacaktır ve 13 milyon 543 bin TL ödeneği kapsamaktadır.

Bütçenin kuruma ve bütün çalışanlarına hayırlı ve uğurlu olmasını diliyor, hepinize sevgiler ve saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

AK PARTİ Grubu adına dokuzuncu konuşmacı Fatih Şahin, Ankara Milletvekili. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA FATİH ŞAHİN (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Millî İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığı 2014 Yılı Bütçe Yasa Tasarısı üzerinde AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Saygıdeğer milletvekilleri, yönetmenin ancak bilgiyle mümkün olduğu kadim zamanlardan beri bilinen bir gerçektir. Devletin, başta millî güvenlik olmak üzere iç ve dış siyasi kararları, sağlam ve sağlıklı bilgi edinme ve bu bilgilerin sağlıklı bir analiziyle mümkündür. Türkiye’de bürokratik oligarşi, yıllarca devleti ve onun işlerlik aygıtı olan kamu yönetimini toplumu adam etme, insanları sistemin gerektirdiği form ve içeriğe dönüştürme aracı olarak gördüğünden, bilgi edinme de bu çerçevede yürütüldü ve bu toplanan bilgilerin analizi ise çoğunlukla yapılmadı bile. Sonuçta, başta MİT olmak üzere, devletin tüm bilgi toplayan ve analiz yapan birimleri, basit birer gözetleyici ve kaydedici kurumlar durumuna düştüler.

AK PARTİ iktidarıyla birlikte, devletin, toplumu veri olarak kabul etmesi, toplumu değiştirip dönüştürmek yerine topluma hizmet sunmayı esas kabul etmesiyle ciddi bir paradigma değişikliğine gidilmiştir. Bu paradigma değişikliğinin MİT’e yansıması ise, ilk defa, MİT’in gelişmiş Batı ülkelerinde olduğu gibi dış politika yapım sürecine katkı sağlayacak bilgi üretme ve analiz yeteneği ile donatılması olmuştur.

AK PARTİ iktidarında MİT, vatandaşları tasnif eden ve iç politika malzemesi olarak kullanılmaya elverişli bilgi üretmekten çekilerek, kamu güvenliği ve dış politika yapım sürecinde kullanılacak bilgi üretme servisi hâline gelmiştir. MİT’in personel ve kurumsal yapısında meydana gelen bu radikal değişiklik sayesinde siyaset kurumu, sağlıklı ve isabetli karar alabilme ve aldığı kararların sonuçlarını takip edebilme imkânına kavuşmuştur.

Millî hedeflerimiz doğrultusunda her türlü teknolojik gelişmeyi yakından takip eden MİT, çağın gereklerine uygun, teknik değişim ve dönüşümü eş zamanlı olarak gerçekleştirmektedir. Bu dönüşümde, millî kaynakları da kullanarak aynı zamanda ülkemizde kabiliyet geliştirme misyonunu da icra etmektedir.

Çoğulcu demokrasinin ve hukukun gereklerine uygun olarak yasaların kendisine verdiği görev, yetki ve sorumluluklar doğrultusunda hizmetlerine devam eden MİT, demokratik bir sistemde bir istihbarat teşkilatının durması, bulunması gereken yerde durmaktadır.

MİT, 21’inci yüzyılla birlikte stratejik önemi ve bölgesel gücü artan ülkemizde sivil iktidarla koordine olmuş, dış politikada yeni bir vizyon sergileyen Türkiye’nin uluslararası politikalarına paralel önemli adımlar atmıştır. MİT, bu dönemde ağırlığını içe dönük güvenlik siyaseti yerine dışa dönük, uzun vadeli stratejik vizyona vermiştir. Geleceğin Türkiye’sini kurmak için geçmişe değil geleceğe bakan, önüne çıkanla değil gelecekte olabilecekleri öngörmeye çalışan bir yapıya kavuşma yolunda önemli adımlar atmıştır. Korkularla dolu savunma refleksleriyle “bekle gör” politikasını izleyen Türkiye artık mazide kalmıştır.

Son on bir yılda Türkiye gerek stratejik gerekse jeopolitik önemi nedeniyle uluslararası sistemi tanımlayan aktif bir sürece girmiştir. Bu süreç içinde MİT, güçlü bir ekonomiyle paralel aktif bir dış politika açılımı sağlayan ülkemizin bu yeni vizyonuna ciddi katkılar sağlamış, deyim yerindeyse asri misyonuna dönmüş ve bunun gereklerini yerine getirmiştir.

Son dönemdeki bu millî vizyonu ve faaliyetleri nedeniyle Millî İstihbarat Teşkilatının hedef tahtasına konduğuna hepimiz şahitlik etmekteyiz. Ülkemizin, sorunlarını çözmesinden, prangalarından, yüklerinden kurtulmasından rahatsız olan iç ve dış unsurlar, MİT üzerinden, aslında, demokratik ve şeffaf seçimlerle işbaşına gelmiş sivil hükûmeti hedef almaktadır. 7 Şubat 2012’deki girişimleriyle demokratik işleyişi inkıtaya, sekteye uğratmak isteyenlerin bunu Millî İstihbarat Teşkilatı üzerinden hayata geçirmeye çalıştıkları gerçeği hâlâ hafızalarımızda tazeliğini korumaktadır. Bu girişim Türkiye’de istikrarın, reformların, dış politikadaki yeni vizyonun önüne set çekmeye çalışanların akim kalmış bir çabası olarak tarihteki yerini almıştır. MİT üzerinden sivil iradeye karşı sabotaj girişiminde bulunanların, seçimle gelen siyasi iradeye ipotek koymaya yeltenen vesayetçi anlayışın hiç şüphesiz ki tarih önünde de millet önünde de hukuk önünde de bir gün hesap vereceği gerçeğini aklımızdan çıkarmamamız gerekmekte.

Yeni bir vizyon ve paradigmayla aydınlık yarınlara yürüyen Türkiye'nin emin adımlarla ilerlediği bu yolda MİT, devletimizin stratejik bir kurumu olarak hizmet etmeye devam edecektir. Bu nedenlerle, AK PARTİ Grubu olarak…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

FATİH ŞAHİN (Devamla) – …Millî İstihbarat Teşkilatı 2014 bütçesi üzerinde olumlu oy kullanmayı uygun görmekteyiz.

Teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

AK PARTİ Grubu adına son konuşmacı Alpaslan Kavaklıoğlu, Niğde Milletvekili. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AK PARTİ GRUBU ADINA ALPASLAN KAVAKLIOĞLU (Niğde) – Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği 2014 Yılı Bütçe Yasa Tasarısı üzerinde AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği tarihi, 1933’te Yüksek Müdafaa Meclisi Umumi Kâtipliğinin kurulmasıyla başlamıştır. Sekreterlik 12 Eylül darbesinden sonra iç tehdit üzerinde yoğunlaşmış, kendi halkına karşı mücadele eden, halkı ile kavga eden, halkına karşı psikolojik harekât yapan bir yapıya dönüşmüştür. Herkesin yakından bildiği üzere, geçmişte MGK ve MGK Genel Sekreterliği, devlet üstünde devlet olarak algılanan, millî iradenin üzerinde kurumlardı. MGK, bazen Meclise direktif veren fiilî yasama organı, bazen de Bakanlar Kurulu üstü bir vesayet mercisi olarak ön plana çıkmıştır.

AK PARTİ iktidarlarının 1’inci döneminde 30 Temmuz 2003 tarihli ve 4963 sayılı Kanun’la MGK ve MGK Genel Sekreterliğinin yapı ve işleyişinde devrim niteliğinde kapsamlı değişiklikler yapılmıştır. Eskiden orgeneral, oramiral olan genel sekreterin sivillerden atanmasına imkân sağlanmıştır. Bugün dördüncü sivil genel sekreter görev yapmaktadır. Genel Sekreterliği bütün devlet kurumları içinde üstün ve emir verici bir konuma getiren geniş görev alanı daraltılmıştır. Görevlerini sayarken “Uygulamaları takip ve kontrol eder, düzenleyici, yönlendirici ve koordine edici iş birliğinde bulunur.” ifadeleri çokça tekrar edilmekteydi. Genel Sekreterliğin eski kanunda 9 madde olan görevleri 2 maddeye indirilmiştir. Bu görevler, Millî Güvenlik Kurulunun sekretaryasını yapmak ve kurulun ve kanunların verdiği görevleri yapmaktır.

Değerli milletvekilleri, Millî Güvenlik Kurulunun kararlarını takip etme yetkisi de Genel Sekreterlikten alınarak bir Başbakan Yardımcısının uhdesine verilmiştir. Böylece, Genel Sekreterliğin, diğer kurumları denetleyip onlar üzerinde vesayet yetkisi kullanmasına son verilmiştir. Bakanlıkların diğer kamu kurumları ve özel hukuk tüzel kişilerinin her derecedeki gizli bilgileri de dâhil olmak üzere her türlü bilgi ve belgeyi istenildiğinde Genel Sekreterliğe verme yükümlülüğü kaldırılmıştır.

Buna benzer şekilde, MGK Genel Sekreterliğine sadece afet ve güvenlikle ilgili kriz zamanlarında değil, sair zamanlarda da olağanüstü yetkiler veren Başbakanlık Kriz Yönetim Merkezi Yönetmeliği yürürlükten kaldırılmıştır. Kamuoyuna yansıdığı üzere Millî Güvenlik Siyaset Belgesi’ndeki “iç tehdit” kavramı tarihe karışmıştır. Kendi vatandaşını tehdit olarak gören anlayış tümüyle terk edilmiştir.

Ayrıca, kendi insanına psikolojik harekat yapan bir birim konumundaki Toplumla İlişkiler Başkanlığı ve kararları takip eden, fişleme faaliyetleri merkezi olan, yurt dışında da faaliyet gösteren Bilgi Toplama, Araştırma ve Değerlendirme Başkanlığı lağvedilmiştir.

Kısacası, MGK ve MGK Genel Sekreterliği, AK PARTİ iktidarları sayesinde demokratik dünyada örneklerini gördüğümüz çerçeveye oturmuş, olması gereken konuma gelmiştir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; son olarak, bir gazetenin hakkında iddialarda bulunduğu 2004’teki MGK kararına değinmek istiyorum. Hükûmete iletilen malum karar ile ilgili herhangi bir işlem yapılmamıştır. Dosyasında “hıfzına” kararıyla arşivlerdeki yerini almıştır. Strateji belgesi, eylem planı ve bu konudaki yazışmalar, AK PARTİ’den önceki hükûmetler zamanında oluşturulan Başbakanlık Uygulamayı Takip ve Koordinasyon Kurulu ve benzeri mekanizmalar ile ilgilidir. 28 Şubat dönemine ait bütün uygulamalar iktidarımız döneminde, 2010 yılında tamamen kaldırılmıştır. 2004 yılında MGK kararını, hâlen yargılamaları devam eden 2004-2005’teki darbe hazırlıkları, 2007’deki e-muhtıra, 2008’deki iktidar partisi aleyhine açılan kapatma davası göz önüne alınarak değerlendirmek gerekmektedir.

Değerli arkadaşlarım, yaşadığımız bu bütün sıkıntılı süreçler içinde AK PARTİ olarak vesayet baskılarına sonuna kadar göğüs gerdik, ülkeyi germedik. Siyasi ve ekonomik istikrarın bozulmasına izin vermedik, vatandaşlarımızı sıkıntıya düşürmedik. Türkiye’de darbe döneminin ürünü olan vesayetçi yapıyı yıktık, giderek daha demokratik ve hayat standardı daha yüksek bir ülke olduk.

Lehte oy vereceğimiz Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği 2014 bütçe tasarısının hayırlı olmasını diliyor, hepinize saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına ilk söz Atilla Kart, Konya Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA ATİLLA KART (Konya) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Cumhurbaşkanlığı bütçesi üzerine Cumhuriyet Halk Partisi adına söz almış bulunmaktayım. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, 28 Ağustos 2007’den bu yana ortaya çıkan Cumhurbaşkanlığı fotoğrafını somut olaylarla, örneklerle anlatmak istiyorum. Anayasa’nın uygulanmasını, devlet organlarının düzenli ve uyumlu çalışmasını gözetmek mevkisinde olan Cumhurbaşkanı, aradan geçen altı yılın sonunda görevini bihakkın yapmamıştır, yapmamaktadır. Vatandaşlarımız arasında ayrımcılık sonucunu yaratan uygulamaların içinde olmuştur. Yasama sürecinde onay mercisi hâline gelmiştir. Kişisel ve siyasi beklentilerini öne çıkarmış, ilkeli davranmamış ve konjonktüre göre hareket etmiştir.

Birkaç örnek: Meclisin saygınlığını ortadan kaldıran, yasama denetimini işlevsiz hâle getiren, vatandaşın bütçe hakkını ihlal eden, hesap verme ve hesap sormayı işlemez hâle getiren Hükûmet uygulamalarına seyirci kalmıştır.

Sayıştayla ilgili gelişmeleri Genel Başkanımız ve grup sözcülerimiz gerekçeli ve ayrıntılı olarak anlattılar, olay elbette Sayıştay ile sınırlı değil. Bakın, Türkiye’de teftiş kurulları yok edildi, Kamu İhale Kanunu istisna hükümleriyle delik deşik edildi.

Bir iktidar, Sayıştay raporlarından, teftiş kurullarından, şeffaf ihalelerden neden korkar? Çünkü bu kurumlar vatandaşın soyulmasını, devletin sömürülmesini engelleyen kurumlardır. İktidarın, kamu yönetiminde çıkar ilişkileri örgütlenmesi içine girmesini engelleyen kurumlardır. Bu sebeple, bütün bu kurumlar Hükûmet eliyle, işlemez hâle getirilmiştir. Bunun ötesinde, anayasal kurumlarımız Hükûmet nüfuzuyla askıya alınmış ve işlevini yitirmiştir. Bu anlamda, Meclis de şeklî bir organa dönüştürülmek istenilmektedir.

Devletin başı olan, devlet organlarının düzenli ve uyumlu çalışmasını gözetmek mevkisinde olan Cumhurbaşkanı ise halk adına denetim yapacak olan bu kurumların içi boşaltılırken bu vahim tabloyu mütebessim bir çehre ile izlemekle yetinmiştir.

Cumhurbaşkanı, demokrasinin ve toplumsal barışın teminatı olan serbest ve özgür seçimlerin ihlal edilmesine, seçimlerin meşruiyetinin tartışılır hâle gelmesine de yol açmıştır. Değerli milletvekilleri, Türkiye’de 2007 yılından bu yana yapılan seçimlerin sıhhatine yönelik olarak ciddi kuşkular vardır. 5 milyon civarında seçmen belirsizliğinin yanında, mükerrer oy, sahte oy, seçmen kaydırmaları, ölü insanlara oy kullandırılması gibi seçim suçu niteliğinde olan suçlar, özellikle 12 Eylül 2010 Anayasa referandumuyla birlikte kitlesel hâle gelmiştir. AKP, seçim suçları yoluyla haksız oy teminini kurumsal hâle getirmiştir. 12 Eylül 2010 anayasa referandumu ve 12 Haziran 2011 genel seçimlerinde, AKP’ye mensup kişilere ve kamu görevlilerine kanunsuz emir ve talimatla seçim suçları işlettirilmiştir. İktidarın bu suçlulara daha önceden af sözünü verdiği, olayların gelişimiyle anlaşılmaktadır, ortaya çıkmaktadır. 4 Temmuz 2012 tarihinde 6353 sayılı Kanun ile zamanaşımı süresini iki yıldan altı aya indiren AKP, böylece seçim suçu işleyenlere fiilî anlamda kitlesel olarak af getirmiştir.

Peki, Sayın Cumhurbaşkanı ne yapmıştır? Sayın Cumhurbaşkanı gözü kapalı bir şekilde bu yasayı da onamıştır. Türkiye’de artık seçimlerin sıhhati değil, seçimlerin meşruiyeti tartışılmaktadır. Serbest ve özgür seçimlerin olmadığı bir rejimin adı “demokrasi” olamaz. Cumhurbaşkanı, Hükûmetin demokrasinin temel ayağını sabote etmesine iştirak etmiştir. Bakıyoruz, özelleştirmeler yoluyla yolsuzlukların yapılmasına, kamu bütçesinden imtiyazlı ve dokunulamaz sermaye gruplarının yaratılmasına da Cumhurbaşkanının iştirak ettiğini görüyoruz.

Değerli arkadaşlarım, değerli milletvekilleri; 26 Nisan günü, 2012 tarihinde bu Mecliste asli manevi faili ve azmettireni Başbakan Erdoğan ve Hükûmet olan, asli maddi failleri arasında Meclis Başkan Vekili Sadık Yakut ve iştirakçileri 100 civarında AKP milletvekili olan grup, taammüden ve organize bir şekilde daha evvel muhtelif aşamalarda gerçekleşen yolsuzluk ve usulsüzlüklerin üstünü örtmek için görünürde yasama faaliyeti yaptılar; oysa, özünde bu faaliyet yasama niteliğinde değildi. Zira, bu faaliyet ile Seydişehir’de, Balıkesir SEKA’da, TÜPRAŞ’ta, Kuşadası ve Çeşme limanlarında gerçekleştirilen özelleştirmelerin, bu özelleştirmeleri iptal eden yargı sonuçlarının ortadan kaldırılması amaçlanıyordu. Yani, 10 milyar doları aşan yolsuzlukların Hükûmet nüfuzuyla üstü örtülmek isteniyordu, çıkarılan kanunun amacı buydu. Anayasa’nın 138 ve 153’üncü maddesini ayaklar altına alan bu yasayı da Cumhurbaşkanı onayabildi. Böylece, AKP’nin nüfuz ve illegal ilişkiler içinde yarattığı sermaye grupları fiilen korumaya alındı. Hava Kuvvetleri Komutanlığı bünyesinde görev yapan ve 2013 yılının ilk altı ayında sayıları 674’e ulaşan subay ve astsubayın özel hayatları ve inançları üzerinden görevlerinden ayrıldıklarını görüyoruz. İnsan hakları ve demokrasi adına kabul edilemez durum şudur: Bir disiplin soruşturmasını yapıyorsunuz, bu disiplin soruşturmasını kim yapar? Sıralı sicil amiri yapar ya da kurum personeli yapar, amiri yapar. Kim yapıyor bu disiplin soruşturmasını değerli arkadaşlarım? İstihbarat birimleri yapıyor.

Değerli milletvekilleri, bakar mısınız, bir rejimde kamu görevlilerinin disiplin soruşturmasını istihbarat birimleri yapıyorsa o rejimin adı artık “polis devleti rejimi” demektir. (CHP sıralarından alkışlar) Hükûmetin kontrolünde yapılan bu dönüşüme karşı Cumhurbaşkanı üstüne düşen uyarı görevini yapmıyorsa anayasal sorumluluğunu yerine getirdiğinden söz edilemez. Orada mezhepler ve özel hayatlar üzerinden ayrımcılık Hükûmet eliyle kitlesel hâle gelmiş demektir. Türkiye Cumhuriyeti’nin Cumhurbaşkanı, cumhurun başkanı olamadığını bir kez daha göstermiştir.

Değerli arkadaşlarım, 28 Haziran 2014 tarihinde sonuçlanması gereken Cumhurbaşkanlığı seçimi sonrasında, hükûmet modeli olarak anayasal düzeyde Türkiye’yi kaotik bir ortamın beklediğini şimdiden ifade etmek istiyoruz.

AHMET YENİ (Samsun) – Hayal kurmayın, hayal. Hayal kurmayın, olmayacak öyle bir şey.

ATİLLA KART (Devamla) – Anayasa’nın 102’nci maddesinde yapılan değişiklikle yeni Kenan Evrenlerin önü açılmıştır.

AHMET YENİ (Samsun) – Hayal kurmayın, milletin desteğini aldık.

ATİLLA KART (Devamla) – 1982 Anayasası’ndaki otoriter yapı Orta Asya tipi demokrasiye dönüştürülmüştür. Yapılan düzenleme, Anayasa Komisyonu Başkanının ifade ettiği gibi, ucube bir yapıya dönüşmüştür.

Müesses düzenin desteğini alan AKP, Hükûmet, sanılanın aksine müesses düzenden beslenen Hükûmet, kifayetsiz, muhteris ve öngörüden uzak bir siyaset anlayışı sonucunda toplumsal barışımızda kırılmaya yol açmıştır. Cumhurbaşkanı bu süreçte inisiyatif kullanamamıştır. Kamu yönetiminin parsellenmesinde taraf hâle gelmiştir. Parti devletine, başbakanlıkçı sisteme dönüşmesine göz yummuştur. Ancak, şunu görememiştir Cumhurbaşkanı: Partili Cumhurbaşkanı da artık Hükûmeti tatmin etmiyor. Başbakan adına Yardımcısı Bekir Bozdağ ne diyor: “Mutlaka imam hatipli Cumhurbaşkanı” diyerek  yeni bir çatışmanın ve iktidar kavgasının tohumlarını ekmekle meşgul.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ATİLLA KART (Devamla) - Değerli arkadaşlarım, elbette söylenecek çok şey var. Ben bu değerlendirmelerle Cumhurbaşkanlığı bütçesine yönelik olarak düşüncelerimi ifade ediyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına ikinci konuşmacı Bedii Süheyl Batum, Eskişehir Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

Süre yedi dakikadır.

CHP GRUBU ADINA BEDİİ SÜHEYL BATUM (Eskişehir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri;  Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı bütçesi üzerinde CHP Grubu adına söz almış bulunuyorum.

Bütçesini görüştüğümüz bu Meclis, ilk önce şunu söyleyeyim, Türkiye Cumhuriyeti’nin Meclisi. Ülkenin tümü işgal altında iken Ankara’nın göbeğinde, o işgal altındaki, ancak, onurunu, bağımsızlık idealini yitirmemiş insanların, halkların bir millet anlayışı içinde oluşturduğu ve bir taraftan Kurtuluş Savaşı’nı yürütürken diğer yandan yasalarını ve ilk sivil anayasasını yapmış bir Meclistir. Tarih o dönemi ve o dönemin Meclis üyelerini, İcra Vekilleri Heyetini, onun Başkanını bu özellikler ile yazdı ve kim ne derse desin, ne kadar aksini söylerse söylesin yazmaya da devam edecek. O nesiller ve onların çocukları, torunları olarak bizler çok gurur duyuyoruz ve ne kadar gurur duysak da az. Ama, bugün bütçesini görüştüğümüz Meclis de tarihe başka bir nedenle ve sıfatla geçti.

Demin, Sayın Canikli bazı teamüllerin yok edildiğinden söz etti. Doğru. Kusura bakmayın ama ne teamül bıraktınız ne yasa ne anayasa. Bir kere, bu ülkede herkes, ya da şöyle söyleyeyim, çoğunluk partisinin elit grubundan olmayan herkes ama herkes, işçiler, sendikasız işçiler, taşeronlar, memurlar, 4/B’liler, 4/C’liler, atanamayan öğretmenler, öğrenciler, sanatçılar, emekliler, tarımla uğraşan herkes iktidarın iki dudağı arasında, aynen bir kölelik düzeni içinde yaşarken, hiçbir şey yapmayan, parmağını bile kıpırdatmayan bir Meclis olarak tarihe geçti. Sadece o kadar mı? Bu ülkede insanlar, gazeteciler, Türk ordusunun şerefli subayları ve -bırakın hepsini- kendi milletvekili arkadaşlarını rehin alan ve tüm evrensel ilkelere, hukuk kurallarına, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin onlarca kararına karşın dört buçuk yıl ve aşkın tutukluluklarını, daha doğrusu esaretlerini devam ettiren, parmağını bile kıpırdatmayan bir Meclis.

Değerli arkadaşlar, şimdi, demin, AKP Grubunda da arkadaşlar “Gözümüzü kapatmadık ki, bakın, bireysel başvuruyu getirdik.” dediler. Şimdi, hepimiz biliyoruz, söz konusu uzun tutukluluklar olunca arka arkaya dört tane sözde yargı paketi hazırladınız. Bunu, tümünü, hukuksuzlukları, uzun tutuklulukları önlemek için yaptığınızı söylediniz. Adalet Bakanı böyle söyledi ve hiçbir çözüm üretmedi dört yargı paketinde, üretemedi. Hadi Bakan çok becerikli değil, hadi Bakan beceriksiz, Adalet Bakanı; peki, halkın temsilcileri olarak sizler ne yaptınız? “Canım, ne yapardık?” Söz konusu olan MİT Müsteşarı olunca, hatırlıyorsunuz, hani, ABD gözetiminde Oslo’da “Reşadiye’de aşka geldiniz, bir daha gelmeyin.” diyen, “Vizyonunuz yüzde 90-95 Başbakanla örtüşüyor.” diyen, “Türk milleti tembeldir, akıllı insanı buldu mu sırtına çöker.” diyen Hakan’ınızı kurtarmak olunca bir tek gecede yasa çıkartıp başlatılmış soruşturmayı, yargılamayı bile durdurmaktan çekinmeyen bir Meclis.

Bunları kimseyi kızdırmak için söylemiyorum, yaptığınızın farkına varın diye söylüyorum. Adalet Bakanından bunu beklemiyorum, Sayın Başbakandan da beklemiyorum, bence hiç kimse de beklemiyor, bizim grubumuz da beklemiyor ama sizler, bizler halkın temsilcileri olduğumuzu söylüyoruz. Burada bulunmamızın dayanağı hukuk ve Anayasa ve o hukuk ve Anayasa bizlere “Ne yapıyorsunuz? Kendinize gelin.” diyor, “Evrensel hukuk, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları bu kadar hoyratça görmezden gelinebilir miydi?” diyor. O kadar ki Haşim Kılıç’ın Anayasa Mahkemesi bile en sonunda, üstelik yalan yanlış bir gerekçeyle de olsa “Bu kadar hukuksuzluk, bu kadar kural tanımazlık olmaz.” dedi, diyebildi. İşte böyle bir Meclisin bütçesini konuşuyoruz.

Değerli milletvekilleri, Fransa’da 2006 yılında bir yasa çıktı, eğitim sonrası ilk istihdam yasası. Lise ve üniversite öğrencileri karşı çıktılar, olaylar çıktı; 1968 Mayıs olaylarından sonra en büyük olaylar, 2006’da. Ve o ülkenin Parlamentosu, Meclisi hemen yasayı geri aldı, bir daha da çıkarmadı. Ve hiçbir politikacının, hiçbir devlet adamının aklına “Kilisede içki içtiler”, “Bir bacımıza saldırdılar.” demek gelmedi. Geldiyse de o toplumdan, kendi arkadaşlarından, üstlendiği devlet adamlığı rolünden utandı da söyleyemedi. Bizdeyse Gezi Parkı dediğimiz olaylar oldu. Hepimizin gözleri önünde 7 kişi yaşamını yitirdi, sivil kişilerle, resmî görevliler eliyle. Binlerce ton biber gazı, dayak yiyenler, gözünü, elini kaybedenler… Ve 1920’lerin Kurtuluş Savaşı’nı veren, bu, ilk anayasanı yapan Türkiye Büyük Millet Meclisi ve onun Başkanı bütün bu hukuksuzlukları, bu cinayetleri açıkça görmezden geldi. (CHP sıralarından alkışlar) Bunları hepimiz yaşadık ve görmezden gelmeye devam ediyor. İşte bu Meclisin, bu Meclis Başkanlığının bütçesini konuşuyoruz.

Son söz olarak şunu söylemek istiyorum: Sizlerden, bizlerden, Türkiye Büyük Millet Meclisinden hâlâ bir şeyler bekleyenler var, hâlâ umudunu kesmemiş olanlar var. Örneğin, Türkiye Büyük Millet Meclisi bünyesinde çalışan Türkiye Büyük Millet Meclisi personeli. Her seferinde bize dile getiriyorlar, ben de Başkanlık Divanına defalarca getirdim. Meclis bünyesinde çalışan tüm sözleşmeli personelin, 4/C’li personelin ve taşeron görevlilerin özlük haklarının korunması ve yardımcı hizmet sıfatı ile genel idare hizmetlerinde çalışan ama aynı işi yapanlar arasındaki bariz ayrımcılığın, bariz haksızlıkların giderilmesi. Hiçbirini önleyemediniz, taşeronu önleyemediniz; bari sizlere hizmet veren buradaki bu görevlilerin arasındaki haksızlığı giderin de bir kapı olsun, buradan geçebilelim, bunları yapan bir Meclis olabilelim.

Bu gerekçelerle, bütçeye hem “hayır” oyu vereceğimizi söylüyorum hem de hepinize saygılar sunuyorum.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına üçüncü konuşmacı Kamer Genç, Tunceli Milletvekili.

Süreniz altı dakikadır. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sayıştay bütçesi üzerinde konuşmak üzere söz aldım.

Dün burada konuşan Recep Bey dedi ki: “Efendim, okullarda eskiden 60-70 kişilik sınıflar vardı, şimdi 30 ila 35’e indirdik.” Bugün bana Muradiye’nin Kandahar İlköğretim Okulundan telefon eden, 4 çocuğundan 1’inin okulda olduğu sınıfın 72 kişi olduğunu söylüyor. Ya biraz insanlara dürüst konuşun be! Makamınızdan, mevkinizden utanın ya! Yani bu insanlar sizi dinliyor, bu televizyonlardan sizi dinliyor. Burada yalan söylemekle nerede bu milleti kandırıyorsunuz?

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Sen utan, sen, sen! Sen utan!

BAŞKAN – Sayın Genç, lütfen temiz bir dil kullanın.

KAMER GENÇ (Devamla) – Şimdi, arkadaşlar, mesele şu…

MEHMET METİNER (Adıyaman) – “Recep Bey” dediğin kim? Sen utan!

BAŞKAN – 67’nci madde ortada Sayın Genç.

KAMER GENÇ (Devamla) – Şimdi bunu susturmayacaksanız sustururum ben bunu.

BAŞKAN – Temiz bir dil kullanın lütfen.

KAMER GENÇ (Devamla) – Sana hesabını soracağım Adıyaman’da.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Senin ayarın bozulmuş.

BAŞKAN – Siz temiz dil kullanırsanız cevap vermezler oradan.

KAMER GENÇ (Devamla) – Şimdi, arkadaşlar…

BAŞKAN – Sayın Metiner, lütfen müdahale etmeyin.

SAKİNE ÖZ (Manisa) – Sayın Başkan, siz müdahale ediyorsunuz.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sayın Başkan, AKP milletvekilleri ana avrat küfrediyorlar.

KAMER GENÇ (Devamla) – Bakın, Sayıştay… Dün burada Hükûmet bütçesini, masalını sunan Bakan dedi ki: “Efendim, Sayıştay raporları gelmiştir. Biz Sayıştay raporlarının hukuksuz olanlarını mahkemeye sevk edeceğiz.”

Şimdi, Plan ve Bütçe Komisyonunun Başkanı burada AKP adına konuştu, dedi ki: “Kesin hesap görüşmelerine esas olan genel uygunluk bildirimidir, mali rapor değildir.”

Arkadaşlar, insanlar cahil olsa bile bu kadar laf etmez. Mali rapor olmadan genel uygunluk raporu düzenlenemez. Bunu, en basit bir mali bilgisi olan insanlar bilir. Mali uygunluk raporu nedir? Bütün bakanlıkların, ayrı ayrı kurumların harcadığı paraların ayrıntılarını gösterdiği bir rapordur. Bu rapor olmadan genel bildirim raporu verilemez.

Şimdi, niye yapmamışlar? Arkadaşlar, bakın, şimdi, burada Sayın Genel Başkanımız Gümrük ve Tekel Bakanlığıyla ilgili, Adalet Bakanlığıyla ilgili Sayıştay denetçilerinin düzenlediği… 300 sayfalık, 270 sayfalık raporları düzenledi. Şimdi, bu raporlar ne oluyor biliyor musunuz? Şurada oturan Sayıştay Başkanının başkanlığı altında Rapor Değerlendirme Kurulu diye bir kurul var. Bu kurul AKP’nin yaptığı yolsuzlukları, hırsızlıkları, suistimalleri aklama komisyonu hâline getirdi Sayıştayı. Bu raporları alıyor, içindeki bütün yolsuzlukları, suistimalleri çıkarıyor, bir kâğıt parçası olarak Meclise gönderiyor. Ben şimdi soruyorum bu Sayıştay Başkanına: Hangi sıfatla gelmiş, burada oturmuş?

BAŞKAN – Sayın Genç, lütfen, bir bürokrata o şekilde hitap etmeyin. Lütfen…

KAMER GENÇ (Devamla) – Devletin katrilyonlarına yapılan suistimalleri burada AKP adına aklayan bu kişi hangi sıfatla gelmiş buraya? (CHP sıralarından alkışlar)

Devleti zarara sokan bir kişi burada gelip oturamaz arkadaşlar. Bunun yetkisi buraya…

BAŞKAN – Muhatabınız bürokrat değil Sayın Genç.

AHMET YENİ (Samsun) – Suçlama, cevap veremeyecek adamı suçlama.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Bürokratlara sataşmak doğru mu?

KAMER GENÇ (Devamla) – Dürüst görev yapmadan yapamaz. Neden yapıyorlar bunu?

Bakın, arkadaşlar, ayrıca da biliyorsunuz, Toplu Konut Başkanlığı, Özelleştirme İdaresi Başkanlığı ve Tasarruf Mevduat Sigortası Sayıştayın denetimi dışındadır. Neden dışında biliyor musunuz? Geçen gün Bodrum’da 687 dönümlük bir arazi, en kıymetli arazi, Tayyip Bey’in her gün otellerine, her gün değil de sık sık otellerine gidip de aile efradıyla yediği içtiği Rixos otellerinin sahiplerine verildi. Kaça verildi biliyor musunuz? 150 milyon dolara. Arkasından, o Rixos otellerinin sahibi gitti, Ziraat Bankasında 180 milyon lira… Üç gün sonra, bakın, 05/07’de bunu özelleştirmede verdiler, 08/07’de gitti, Ziraat Bankasından 180 milyon dolar aldı. Bunları Sayıştay raporuna yazıyor mu? Yazmıyor.

Şimdi, arkadaşlar, diyorlar ki: “Hızlı tren yaptık.” Hızlı trene bugün o harcanan paralarla iki tane hızlı tren yapılabilir. Hızlı tren yaptılar ama Devlet Demiryollarının elindeki iki travers fabrikasını durdurdular, Recep Bey’in dünürüne travers fabrikasını açtılar, 80 trilyon lira ona para ödediler. Arkadaşlar, o hızlı trenlere harcanan, o yatırımlara harcanan paralar sağlıklı incelense onların yüzde 50’sinin soygun, hırsızlık olduğu ortaya çıkar ama nerede…

Şimdi, deniliyor ki… Arkadaşlar, eskiden 1050 sayılı Muhasebei Umumiye Kanunu vardı. 1050 sayılı Muhasebei Umumiye Kanunu’nda devlet ödemelerinde bir ciddiyet vardı ama bu son Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu gelince şimdi bunlar da öyle bir sistemi getirdiler ki, efendim müteahhitler şey ederse, istihkak raporunu getirirse hiç incelemeden ödeme yapıyorlar. Böyle bir şey olur mu arkadaşlar? Yani, o usulüne göre ihale edilmiş mi edilmemiş mi, bunların hepsi incelenmiyor. O bakımdan yani suistimallerin haddi yok, hesabı var.

Şimdi, geçen gün burada bir rapor tartışması yapıldı. Bu raporun baş sorumlusu Meclis Başkanıyla Tayyip Erdoğan’dır.

Şimdi, Tayyip Erdoğan gitti Diyarbakır’da Beşir Atalay’la beraber dedi ki: “Biz Kürdistan lafını bilerek kullandık.” Yani biz kendi aramızda, geldik, artık Kürdistan’ın kurulması gerektiğine karar verdik.

Şimdi, BDP’li milletvekilleri de haklı olarak Tayyip Erdoğan’ın yaptığı bu konuşma üzerine o düşüncelerini rapora intikal ettirdiler. Şimdi, bu komisyon bu raporu yazdı buraya getirdi, ondan sonra Başkanlık da bu raporu uygun gördü. Sırf burada çıkıp da millete sanki bu işe karşıymış gibi, milliyetçilik yapalım diye sahte milliyetçilik yaptılar AKP’liler yani esas, baş sorumlusu Tayyip Erdoğan’dır. Diyor: Türkiye’yi ben böleceğim. Bunun sebebi de 30 Martta yapılan seçimlerdir.

Arkadaşlar, 12 Haziran seçimlerinde oyu aldı, 16 Haziran seçiminden sonra, bakın, 180 tane şehit oldu. Şimdi, 30 Marta kadar, zaten doğu, güneydoğu karlı, bir eylem yapılmaz. Tayyip’in hesabı şu, diyor ki: Efendim, işte ben 30 Mart seçimlerinde alayım belediye başkanlığı seçimini, ondan sonra yine şehitler verilsin, ondan sonra… Perde arkasında ne konuştuğu belli değil.

Tabii, zamanımız az olduğu için düşüncelerimizi ayrıntılı olarak açıklayamıyoruz...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

AHMET YENİ (Samsun) – Bu beklentileriniz olmayacak. Beklentileriniz olmayacak.

KAMER GENÇ (Devamla) – …ama yolsuzluklarla dolu bu bütçeyi şiddetle reddediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN –  Evet, teşekkür ediyorum.

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan…

BAŞKAN –  Buyurun Sayın Ünal.

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Grup Başkanımıza dönük hoş olmayan ifadeler kullanılmıştır. 69’uncu maddeye göre sataşmadan dolayı söz istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Ünal. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

İki dakika söz veriyorum sataşma nedeniyle. 

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Hükûmete söyledi, gruba yönelik bir şey söylemedi ki.

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Aa, onu da mı anlamadın?

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – O zaman biz her eleştiriye cevap verelim bir daha, değil mi?

 

V.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

9.- Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal’ın, Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in 506 sıra sayılı Bütçe Kanunu Tasarısı ile 507 sıra sayılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın birinci tur görüşmelerinde CHP Grubu adına yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanına sataşması nedeniyle konuşması

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; biz, buraya her birimiz bir birey olarak gelmiyoruz. Biz buraya oyunu aldığımız insanları temsil yetkisiyle geliyoruz. O yüzden ben burada her bir  milletvekili   hakkında  konuşurken  önce o  milletvekiline oy vermiş, seversiniz, sevmezsiniz, beğenirsiniz, beğenmezsiniz…

HALUK EYİDOĞAN (İstanbul) – Seçmeninizi bilgilendirin.

MAHİR ÜNAL (Devamla) - …temsil ettiği arkasındaki seçmeni düşünerek ve daha hassas, daha dikkatli konuşmaya çalışıyorum. Dolayısıyla, burada, bu ülkede her 2 kişiden 1’inin oyunu almış…

HALUK EYİDOĞAN (İstanbul) – O seçmeni bilgilendirmiyorsunuz.

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Bilgilendirin o seçmeninizi.

MAHİR ÜNAL (Devamla) - …bir Başbakanla ilgili konuşurken birazcık hassasiyeti, azıcık edebi hak ettiğini düşünüyorum.

HALUK EYİDOĞAN (İstanbul) - Seçmeninizi kandırıyorsunuz.

MAHİR ÜNAL (Devamla) - Burada televizyonların karşısında kullandığınız üslup…

Şimdi, az önceki hatibe, şahsına konuşacak olsam başka şeyler söylerim ama temsil ettiği Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları var ve o vatandaşlara hitaben buradan şunu söylüyorum: Bu hatip hakikati çarpıtarak, buradan yalan ve iftira dolu ifadeler kullanarak maalesef sizleri yanıltmakta ve kendisine verdiğiniz temsil yetkisini, hakkını kötü bir şekilde kullanmaktadır. Sizi, size oy verenlere havale ediyorum. (CHP sıralarından gürültüler)

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Halkı aldatan sizsiniz.

MAHİR ÜNAL (Devamla) - Dolayısıyla, burada, lütfen, konuşurken öncelikle İç Tüzük’e, İç Tüzük’ün amir hükümleri gereğince temiz bir dil kullanmaya sizleri davet ediyorum.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Ya, milletvekiliniz ana avrat küfür ediyor kardeşim, bundan daha kötü bir şey olur mu!

MAHİR ÜNAL (Devamla) - Bakın, bir davranışı, yanlış bir davranışı ikinci bir yanlış davranışla bir doğruya ulaştıramazsınız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Süre bitti Sayın Başkan, süre bitti.

MAHİR ÜNAL (Devamla) - Suimisal emsal olmaz. Burada bir suimisalden yola çıkarak oradan sataşma hakkı size vermez. Kalkarsın, gelirsin, buradan konuşursun, cevabını verirsin. Meclisin adabına, mehabetine uygun davranın. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Ünal.

MAHMUT TANAL (İstanbul) – Sizin milletvekiliniz ana avrat küfrediyor, bundan daha ağır ne olabilir!

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, bana “Yalan ve iftira atıyor.” dedi. Ben, yalan ve iftira atmadığımı lütfen izah edeyim.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Milletvekiliniz “Bilmem nerene bilmem ne yapayım.” demiş. Ayıp ya!

BAŞKAN - Buyurun Sayın Genç.

Sataşma nedeniyle iki dakika süre veriyorum.

10.- Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, ben, buraya, bu kürsüye geldiğim zaman Anayasa’nın 81’inci maddesine göre yemin ettim. O yemini sen okudun. Aslında, önce o yemini siz yerine getirmiyorsunuz.

Ben, eksik söyledim. Bakın, Maliye Bakanlığının…

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Başbakana az önce sen “yalancı” ifadesini kullanmadın mı?

KAMER GENÇ (Devamla) – Maliye Bakanlığı raporunu bunlar açıklamadılar.

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – O yemine uygun mu davranıyorsun sen?

KAMER GENÇ (Devamla) - Arkadaşlar, Maliye Bakanlığı raporunda şu var… Merkez Uzlaşma Komisyonunda hâlâ AKP’li mali müşavirler var. Ben soruyorum kendilerine: Merkez Uzlaşma Komisyonunda hangi tüccarın 700 trilyon liralık vergisini 40 trilyona indirdiniz?

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Bu iddiaların yeri burası değildir, gidersin savcıya şikâyette bulunursun.

KAMER GENÇ (Devamla) – Bunu Canikli’ye soruyorum: Canikli’nin İstanbul’da mali müşavirlik bürosu var mıdır, yok mudur? Varsa…

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Bunlar üzerinden çirkin bir siyaset yürütemezsin!

KAMER GENÇ (Devamla) – 5 katrilyon liralık vergiyi Merkez Uzlaşma Komisyonunda neden 500 trilyon liraya indirdiniz?

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Mahkemelere gidersin, mahkemelere…

KAMER GENÇ (Devamla) - Bunların hepsi hırsızlık ve yolsuzluk. Bunları gizlemek için, işte bu Sayıştay Başkanı bunları yazan raporda bunları elimine ediyor, buraya göndermiyor.

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Neye dayanarak söylüyorsun bunu?

KAMER GENÇ (Devamla) – Yahu, daha bundan net var mı?

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Neye dayanarak söylüyorsun?

KAMER GENÇ (Devamla) - Ben hangisini yalan söylüyorum? Senin bana…

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Hangi bilgi, belgeyle bunları söylüyorsun?

KAMER GENÇ (Devamla) – Ben yalan söylemiyorum.

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Hangi bilgi, belgeyle bunları söylüyorsun?

KAMER GENÇ (Devamla) – Ben senin yaptığın yolsuzlukları, hırsızlıkları söyledikçe utanacağına çıkıp bana “Yalan söylüyorsun.” diyorsun. (CHP sıralarından alkışlar)

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Sen bunları söylediğin için ben öyle mi oluyorum?

KAMER GENÇ (Devamla) - Eğer yalan söyleyen birisi varsa sizsiniz. Yiğitliğiniz varsa gidelim hesapları inceleyelim. (CHP sıralarından alkışlar)

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Eğer senin yiğitliğin varsa bu çirkin iddialarını ispatla memursun.

KAMER GENÇ (Devamla) - Bakın, hesapları inceleyelim, eğer bir yolsuzluk yoksa ben milletvekilliğinden istifa ediyorum, eğer yolsuzlukları varsa siz eder misiniz? Ben…

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Bu çirkin iddialarını ispatla memursun sen.

KAMER GENÇ (Devamla) – Tunceli milleti, çok onurlu ve soylu bir millettir.

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Öyle iddiayı ortaya atıp, kaçıp saklanamazsın!

KAMER GENÇ (Devamla) - Beni yedi defa buraya seçip gönderiyor çünkü ben, burada devamlı dürüstlüğü dile getirdim, laik Türkiye Cumhuriyeti devletinin birlik ve bütünlüğünü savundum ve sizler gibi ikiyüzlü olmadım.

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – İkiyüzlü olan sensin!

KAMER GENÇ (Devamla) -  Tayyip Erdoğan gidip de başka yerde bir başka laf konuşuyor. Türkiye Cumhuriyeti devletini, Abdullah Öcalan bile bölmem diyor; Tayyip Erdoğan ben böleceğim diyor. Böyle bir şey olur mu yahu? Böyle bir şey olur mu arkadaşlar?

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Bu iddialarını ispatla memursun sen!

KAMER GENÇ (Devamla) – Yani böyle bir şey olur mu? Böyle bir ihanet olur mu?

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Bu iddialarını ispatla memursun sen!

KAMER GENÇ (Devamla) - Böyle ihanet çetesi olur mu?

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Yalan söylüyorsunuz, yalan!

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) - Sayın Başkan, Sayıştay Başkanı orada, Kamer Bey’in iddiaları da ortada.

BAŞKAN – Lütfen… Böyle bir usulümüz yok Sayın Erdoğdu.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) - Ama bu kadar önemli bir konuda Grup Başkan Vekili bağırarak konuşarak konuyu kapatmaya çalışıyor. Sayıştay Başkanı, Maliye Bakanlığında böyle bir olay olup olmadığını açıklayabilir.

BAŞKAN – Sayın Erdoğdu, lütfen oturun yerinize.

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) - Böyle bir usul mü var Mecliste ya!

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) - Sayın Başkanım, 5 milyar lira milletin vergisi. Beni oturtabilirsiniz…

BAŞKAN – Sayın Erdoğdu, oturun yerinize, söz hakkınız yok.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) - Ama Sayın Başkanın yaptığı da doğru değil.

AHMET AYDIN (Adıyaman) - Kendi adamınızın yaptığına bakın ya, Sayın Başkanınki doğru değil diyorsunuz.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) - Hangimiz daha hırsız diye bir yarış olur mu ya! Kendi adamınıza bakmıyor musunuz? “Yani, biz de yapıyoruz ama siz de yaptınız.” der gibi. “Siz bizden daha hırsızsınız, biz de hırsızız ama.” der gibi. Hırsızlık yarışı mı yapıyorsunuz kardeşim!

AHMET AYDIN (Adıyaman) - Sizinle yarışamayız!

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sayın Başkan, müdahale edin, hırsızlık yarışı yapıyorlar.

VII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 2014 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/832) (S. Sayısı: 506) (Devam)

2.- 2012 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı, 2012 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısına İlişkin Olarak Hazırlanan 2012 Yılı Genel Uygunluk Bildiriminin Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi, Maliye Bakanlığı ve İçişleri Bakanlığı Tarafından Sayıştaya Gönderilen Genel Faaliyet Raporları ile Bu Raporlara İlişkin Sayıştay Değerlendirmesini İçeren 2012 Yılı Faaliyet Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi, 2012 Yılı Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi, 2012 Yılı Mali İstatistikleri Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/798, 3/1275, 3/1277, 3/1278, 3/1279) (S. Sayısı: 507) (Devam)

A) CUMHURBAŞKANLIĞI (Devam)

1) Cumhurbaşkanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Cumhurbaşkanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

B) TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANLIĞI (Devam)

1) Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

C) SAYIŞTAY BAŞKANLIĞI (Devam)

1) Sayıştay Başkanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Sayıştay Başkanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

Ç) ANAYASA MAHKEMESİ BAŞKANLIĞI (Devam)

1) Anayasa Mahkemesi Başkanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Anayasa Mahkemesi Başkanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

D) YARGITAY (Devam)

1) Yargıtay 2014 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Yargıtay 2012 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

E) DANIŞTAY (Devam)

1) Danıştay 2014 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Danıştay 2012 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

F) BAŞBAKANLIK (Devam)

1) Başbakanlık 2014 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Başbakanlık 2012 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

G) KAMU DENETÇİLİĞİ KURUMU (Devam)

1) Kamu Denetçiliği Kurumu 2014 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

Ğ) MİLLÎ İSTİHBARAT TEŞKİLATI MÜSTEŞARLIĞI (Devam)

1) Millî İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Millî İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

H) MİLLÎ GÜVENLİK KURULU GENEL SEKRETERLİĞİ (Devam)

1) Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği 2014 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği 2012 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına dördüncü konuşmacı Sayın Rıza Türmen.

Sayın Türmen, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

Süreniz yedi dakika.                                       

CHP GRUBU ADINA RIZA TÜRMEN (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; böyle kızgın bir ortamda konuşmak kolay değil tabii.

Dün Mustafa Balbay yemin etti. Bu, çok önemli bir gündü bu Parlamento için çünkü millet iradesinden çok sıklıkla söz ettiğimiz bu günlerde millet iradesine düşen bir gölge öylelikle kaldırılmış oldu bu yeminle. Bu, tabii, mutluluk verici bir olay. Fakat şu soruyu sormak lazım: Mustafa Balbay neden cezaevindeydi? Bunu sadece Mustafa Balbay için değil, Mustafa Balbay’la aynı statüde olan diğer milletvekilleri, milletvekili olmayan diğer Balyoz, Ergenekon, KCK hükümlüleri, tutukluları için de sormak lazım. Bu sorunun cevabı 20’nci yüzyılın en önemli yazarlarından biri olan Kafka’nın “Duruşma” adlı kitabında var, orada bulabiliriz.

MEHMET METİNER (Adıyaman) - O labirentlere hiç girme.

RIZA TÜRMEN (Devamla) – Orada şöyle bir şey var: Bir adam üzerinde “hukuk” yazılı kapıdan içeri girmek istiyor. Bekçi diyor ki: “Dur bakalım, giremezsin şimdi, daha sonra.” Ve adam beklemeye başlıyor. Bekliyor, yıllar geçiyor, devamlı girmek için teşebbüste bulunuyor, bekçi devamlı engelliyor. Sonunda adam yaşlanıyor, artık ölüm döşeğine düşüyor ve ölmeden önce bir soru soruyor bekçiye: “Nasıl oluyor da ben bu kadar yıldır burada bekliyorum ve benden başka hiçbir kimse bu kapıdan içeri girmek istemedi. Bu nasıl oluyor?” diyor. Bekçi ona doğru eğiliyor, diyor ki: “Bu kapı sadece senin içindi.” Öldükten sonra da kapıyı kapatıp gidiyor zaten. (CHP sıralarından alkışlar)

Şimdi, burada, Türkiye’de de “hukuk, adalet” yazılı kapıdan geçmek için bekleyen ve bir türlü geçemeyen çok çok kişi var, bizim hukuk adalet sistemimizin sonucunda. Tabii, Mustafa Balbay’ın serbest bırakılması Anayasa Mahkemesinin kararıyla oldu. Bu, iyi bir gelişme.

AHMET YENİ (Samsun) – Referandumla oldu, referandumla. “Hayır” dediğiniz referandumla oldu.

ÜNAL KACIR (İstanbul) – “Hayır” demediler, onlar dışarı çıktılar.

BAŞKAN – Sayın Yeni, lütfen… Sayın hatibe müdahale etmeyelim.

RIZA TÜRMEN (Devamla) – Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Güzel bir şey söyledi ama, çok güzel bir şey söyledi. “Referandum sayesinde oldu” dedi, ne diyorsunuz?

RIZA TÜRMEN (Devamla) – Tabii, herkesle birlikte konuşamıyorum.

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Sayın Başkan, yanlış söyleniyor, onlar “hayır” demediler ki, dışarıya çıktılar.

BAŞKAN – Sayın Kacır, lütfen…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Referandum sayesinde oldu mu, olmadı mı?

ÜNAL KACIR (İstanbul) – “Hayır” demediler efendim, dışarı çıktılar.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) - Referandumla oldu biliyorsunuz.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Sana kalsa yüz yıl çıkmazdı.

RIZA TÜRMEN (Devamla) – Şimdi, efendim, bireysel başvuru hakkının tanınması Anayasa Mahkemesinde tabii iyi bir gelişme olabilir de, nasıl sonuç vereceğine bağlı. Yalnız şunu söylemek lazım: Anayasa Mahkemesinde şu anda 10 binden fazla bireysel başvuru var, insan hakkı ihlali nedeniyle. Bu bireysel başvurular giderek artacak. Niçin artacak? Çünkü Türkiye’de çok geniş ölçüde insan hakkı ihlalleri oluyor. İnsan hakkı ihlallerini ortadan kaldırmak için ihlal olduktan sonra başvuru yolunu getirmek yeterli değil. Yapılması gereken şey, insan hakkı ihlali olmamasını sağlamak, insan hakkı ihlalinin nedenlerini ortadan kaldırmak. Oysa, bu nedenler ortadan kaldırılmadığı gibi, kitlesel bir nitelik kazanıyor. Türkiye’de insan hakları ihlalleri 1990’ların başında güneydoğu davalarında kitlesel nitelikteydi. Ondan sonra bu değişti ama bugün, günümüzde bu ihlaller yeniden kitlesel nitelik kazanmaktadır.

Bu hafta İnsan Hakları Haftası. Onun için, bu İnsan Hakları Haftası’nda neler görüyoruz, buna bir bakmak lazım. Şunları görüyoruz: Gezi sonrası başlatılan cadı avı büyük bir hızla devam etmektedir. Gezi’ye katılan 255 kişi için iddianame hazırlanmıştı. Gezi’ye katılan 13 yaşındaki çocuk için iki yıl hapis cezası talebiyle soruşturma açılmıştır, yargılanmaktadır bu çocuk. Adalet Bakanı şöyle demiş… Efendim, işte, Gezi’de tutuklu olanların, gözaltına alınanların çıplak aranması problemi var. Adalet Bakanı “Utandırmadan soyuyoruz.” gibi çok garip bir deyim kullanmıştır. Utandırmadan soyuyoruz ne demek arkadaşlar? Yani aşağılayıcı muamele çok büyük bir insan hakkı ihlalidir. Aşağılayıcı muamelenin ne olduğuna Adalet Bakanı karar vermez, aşağılayıcı muamelenin ne olduğuna o muameleye tabi tutulan kişi karar verir, eğer kendisini aşağılanmış hissediyorsa bu aşağılanmış muameledir. Adalet Bakanının çıkıp da “Biz utandırmadan soyuyoruz.” gibi garip bir laf söylemesi insan haklarından ne kadar uzak olduğunu gösteren bir göstergedir.

Toplantı, gösteri yürüyüşleri Türkiye'de çok büyük bir problem hâline gelmiştir. Demokratikleşme paketine konulan toplantı, gösteri yürüyüşleriyle ilgili değişiklik hiçbir işe yaramayacaktır. Çünkü toplantı, gösteri yürüyüşleri özgürlüğüyle ilgili şunları valilerin ve yetkililerin öğrenmesi lazım: Bir, toplantı ve gösteri yürüyüşü izne tabi değildir. Toplantı ve gösteri yürüyüşü için bildiri yapılmamış olması barışçı bir gösteriyi dağıtmak için neden değildir. Toplantı ve gösteri yürüyüşünün nerede yapılacağı, ne zaman yapılacağı o gösteriyi düzenleyen kişilere ait bir haktır. Buna vali karar vermez. Yani bunları düzeltmeden, böyle birtakım kozmetik değişikliklerle… Efendim, “Bir saat daha fazla uzattık.” işte, efendim, “Hükûmet komiserini ortadan kaldırdık.” filan, bunlar aslında kozmetik değişiklikler fakat buradaki esas insan hakkı ihlalini ortadan kaldırmayacaktır.

Tabii, polisin orantısız güç kullanması çok büyük bir mesele hâline gelmiştir Türkiye'de. Polis gücü bugün artık suçluyu yakalamak, suçluyu cezalandırmak için kullanılmamaktadır. Polis gücü, kamu düzenini değil, iktidarı korumaktadır bugün; iktidarın iktidarda kalmasının bir aracı hâline gelmiştir, Türkiye'deki otoriter rejimin kurulmasının bir aracı hâline gelmiştir. O nedenledir ki polis gücü Avrupa’daki en geniş polis gücü hâline getirilmiştir, o nedenledir ki polis gücü, insan haklarını ihlal eden polisler mükâfatlandırılmaktadır. 6 insan öldürülmüştür, bilmem ne kadar insan yaralanmıştır, 1.500 insan yaralanmıştır; bunlarla ilgili, polise büyük bir koruma sağlanmaktadır. Bütün bunlar giderilmeden Türkiye’de insan haklarından bahsetmek söz konusu olamayacaktır.

Çok teşekkür ederim. (CHP ve BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına beşinci konuşmacı Ali İhsan Köktürk, Zonguldak Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

Süre altı dakikadır.

CHP GRUBU ADINA ALİ İHSAN KÖKTÜRK (Zonguldak) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2014 yılı Danıştay ve Yargıtay bütçeleri üzerine Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, hepimizin bildiği gibi, Anayasa’mızın 2’nci maddesine göre Türkiye Cumhuriyeti bir hukuk devletidir. Anayasa’mızın başlangıç kısmında da hukuk devletinin kuvvetler ayrılığı ilkesine dayandığı ve yargı bağımsızlığının hukuk devletinin temel koşulu olduğu açıkça vurgulanmıştır. Bu bağlamda, adli ve idari yargının en üst mahkemeleri olarak Danıştaya ve Yargıtaya da hukuk devletinin, yurttaşlarımızın temel hak ve özgürlüklerin güvencesi olmak, ülkemizde adalete olan inancı sürekli kılmak görev ve sorumlulukları yüklenmiştir. Ancak, adalet duygusunun alabildiğince örselendiği ülkemizde, bugün, hukuk devletinden, bağımsız yargıdan söz edebilme olanağı bulunmadığı gibi, Danıştayın ve Yargıtayın da üzerlerine düşen sorumlulukları gereği gibi yerine getirdiklerini söyleyebilmek olanaklı değildir.

Ayrıca, Yargıtay, Danıştay, Anayasa Mahkemesi gibi yüksek mahkemelerin belini kırmak için, gerçekleştirilen 12 Eylül referandumundan  sonra, siyasal iktidarca, adetâ, seçimle değil, atama suretiyle ve blok listeyle oluşturulan yeni HSYK döneminde yüksek yargı -vicdanıyla görev yapan istisnai yargıçlar dışında- tamamen yürütmenin ve yargı dışı diğer güç odaklarının tahakkümü altına girmiştir.

Değerli milletvekilleri, daha önce Yargıtayın ve Danıştayın üye sayısını yarıya indirerek, boşalan üyeliklere atama yapmayarak yüksek mahkemeleri tıkama anlayışında olan siyasal iktidar, HSYK’yı yapılandırdıktan sonra, yine hepimizin bildiği gibi, Danıştay ve Yargıtay değişiklikleriyle yüksek mahkemelerin üye sayısını artırarak bir anda Yargıtaya 160, Danıştaya 61 üye atamıştır. Bununla da kalınmayarak kadrolaşma ve siyasallaşma hedefleri doğrultusunda, Danıştay ve Yargıtayda yeni daireler oluşturulmuştur. Çoğunlukla, yargıçlık geçmişi son derece kısa olan, daha ilk derece yargılamaları için bile yeterli tecrübesi bulunmayan yüzlerce tetkik hâkimi ve savcı yüksek mahkemelere atanmıştır. Bu şekilde, yüksek mahkemelerde blok oy kullanan, “Gözlerimi kaparım vazifemi yaparım.” mantığıyla ve yargı dışı güç odaklarının siyasal direktifleriyle hareket eden sözde yargıçlar ordusu oluşmuştur. Yüksek yargıdaki liyakat ilkesi, yüksek yargının yıllarca yılda oluşturduğu birikimleri ve yüksek yargının saygın kadroları hallaç pamuğu gibi atılmıştır.

Değerli milletvekilleri, bunların yanı sıra, bağımsız yargının, adil yargılamanın ve hukuki güvenlik ilkesinin temeli olan doğal yargıçlık ilkesi, AKP döneminde yapılan değişikliklerle sadece ilk derece mahkemelerinde değil, Danıştayda ve Yargıtayda da bertaraf edilmiştir. Danıştayda kamunun çıkarlarını koruyan, içtihat oluşmasına katkı sağlayan Danıştay Savcılığı müessesi sadece Danıştayın ilk derece mahkemesi sıfatıyla baktığı davalara münhasır kılınmıştır. Yine, kendi içinde mesleki deneyim ve birikime dayalı seçim yarışlarına sahne olan yüksek mahkemelerde AKP iktidarıyla birlikte bütün bu kıstaslar terkedilerek bunların yerine tek bir kıstasa, işaret edilme kıstasına dayalı yeni bir dönem başlamıştır. Sayın Bülent Arınç’ın Danıştay Başkanı için söylediği “Yüce Rabbim verdikçe veriyor.” sözüyle belleklerimize kazınan bu yeni dönemde, işaret edilen kişilerin Danıştay Başkanı, Yargıtay Birinci Başkanı, Cumhuriyet Başsavcısı, daire başkanı ve benzeri görevlere getirilmesi olağan yöntem hâline gelmiştir. Bu şekilde seçilen yüksek yargıçların vicdanlarına ve meslek ilkelerine göre değil, kendilerini işaret eden, oraya getiren iradeye göre hizmet etmelerinin en bariz, en çıplak örnekleri görülür olmuştur.

Ayrıca, bunlar da yetmemiştir. Yargıya birlikte hâkim olan, yargıyı birlikte dizayn eden güç odaklarının süreç içerisinde karşı karşıya gelmeleri -peşi sıra değişiklik düzenlemelerini gündeme getirerek- yüksek yargıyı âdeta bir yapboz tahtasına dönüştürmüştür.

Değerli milletvekilleri, bunun en bariz örneği, yarın Adalet Komisyonunda görüşülecek Danıştay değişikliğidir. Tiranlar arasındaki kavga ve Danıştaya hâkim olma mücadelesi, Danıştaya ek yeni 1 daire, 1 daire başkanı ve 31 üye kadrosunun ihdasını içeren bir kanun değişikliğini, tasarısını Adalet Komisyonu gündemine getirmiştir.

Değerli milletvekilleri, sonuç olarak: Asker sivil, öğrenci, kadın erkek, genç yaşlı binlerce yurttaşımızın uzun süreli ve haksız tutukluluklarla cezaevlerinde çürütüldüğü, Gezi olayları örneğinde gördüğümüz gibi polis devletinin en bariz şiddet içeren uygulamalarının görüldüğü ülkemiz, bugün maalesef, hukuk devleti anlayışından hızla uzaklaşmıştır. Balyoz davası örneğinde olduğu gibi, savunma hakkını ortadan kaldıran, tahrif edilmiş dijital verileri kararlarına dayanak oluşturan olağanüstü yargılama süreçlerini onayan Yargıtaya…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ALİ İHSAN KÖKTÜRK (Devamla) – …görevi yürütmeyi hukuk devletinin sınırları içerisinde tutmak olan ancak bu misyonunu reddeden Danıştaya ve “Anayasa yargısı milletin iradesine fren yapma mercisi değildir.” diyerek Anayasa’ya aykırı, ulusal çıkarlarımıza aykırı yasaları fütursuzca onayan, geçit veren Anayasa Mahkemesine bugün halkımızın güveni kalmamıştır. Halkımızın güveninin sağlanması, için siyasal iktidarın ve yargı üzerinde tahakküm oluşturan diğer güçlerin artık sonlanması gerekmektedir.

Bu duygu ve düşüncelerimle, Danıştay ve Yargıtay bütçelerine hayır oyu vereceğimi ifade ederek yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına altıncı konuşmacı Emine Ülker Tarhan, Ankara Milletvekili.

Konuşma süresi dokuz dakikadır.

Buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA EMİNE ÜLKER TARHAN (Ankara) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Biraz hamasetten uzaklaşalım istiyorum ve on bir yıldır bizi yöneten zihniyetin neler yaptığını bir konuşalım ve onları biz niçin istemiyoruz, bunu konuşalım. Çünkü, insan onurunu umursamıyordu bizi yönetenler, hastalığıyla boğuşan bir gencin eline para sıkıştırıyorlardı. Çocuk köleliği özendiriyorlardı bizi yönetenler. Fikirler yerine telefonları dinliyorlar, özel yetkili mahkemeleriyle terör estiriyorlardı. Örtülü ödenekle yüzlerce hastane, on binlerce konut yapabilecekken sadece üstünü örtüyorlardı. Yurtta, dünyada beton atmaktan zenginleşmişlerdi. Kendilerine koca bir sofra kurup halkın artıklarla idare etmesini istiyorlardı. Tamam, yol medeniyet, biliyoruz ama yolu sadece medeni olanlar  yapmıyor. ODTܒyü kanatmadan yol yapamaz mıydınız sanki? Yalova Köşkü’nü hiç mi örnek almadınız? Cumhuriyetin tüm yaptıklarını hem satıp hem demir ağlara sardırıp kurucusuna dil uzattınız, diktiği ağaçları söküp kendinize “Ak Saray” yaptınız. Onca satışa rağmen, başınız belada, para azaldı galiba! Alelacele Katar’a niye gitmişti sahi Başbakan?

Başbakan özgürlüğü  sadece girişim özgürlüğü sanıyor. Gençlere sabah, öğle, akşam korkuyu layık görüyor. Tabletle dolaşsınlar, erkekler emeklilik, kızlar sadece evlilik hayalleri kursunlar istiyor. İnancı hoşgörü yerine kutuplaştırmada kullanıyor. Dinî kullanırken ah, keşke ahlakı da kullansaydı, 8 ayrı yurt dışı hesabını, 20-25 gibi gitmesi lazım gelenleri, denizi feneriyle yutanları açıklayabilseydi. Bize “ekmek israfı” derken 3 helikopterle gezdiğinden, indirimden ya da ikinci elden almadıysa eğer 43 bin dolarlık saatinden, aile üniversitesinden, 6’ncı gemicikten filan söz ediliyor bugünlerde. Sahi, değerli milletvekilleri, gemilere helal sertifikası veriyor musunuz, veriyorlar mı? (CHP sıralarından alkışlar)

Özgürlük isteyen Orta Doğulular için örnek olabilirdik ama barışçı politikamızı yerle bir edip savaş istediniz, Orta Doğu cengâveri olmaya öykündünüz. Ama, hatırlayın, Başbakan zaten bir kez attan düşmüştü, bir kez daha düştü. Ve geçmişi Suud’un ittirmesi ve bir tutam ecdat kahramanlığıyla diriltebileceğinizi sandınız. Heyhat, bu sığ yeni Osmanlıcılık hayaliniz bitti, geçmiş olsun! Muhteşem taktiklerle Mursi’nin de başını yaktınız. Öyle Orta Doğu’nun lideriymiş, halifesiymiş filan, geçti o günler, geçmiş olsun diyorum. Şimdi elinizde kalan “Teröre destek oldunuz mu?” sorularının utancıdır bence. Emevi Camii’inde cuma namazı düşlerken siz, yazık ki Reyhanlı’da, Akçakale’de masumların cenaze namazı kılındı.

İkide bir değerlerden söz eden siz, içeride de komşuyu komşuya düşman ettiniz, birbirlerini ihbar etsinler istediniz. Kafayı üniversite öğrencilerine taktınız. Size ne bu gençlerin hayatından? Genç oldukları için yaşlandıklarını kanıtlayıncaya kadar suçlu mu bu çocuklar? Ne istiyorsunuz onlardan? Ve savaş ekonomisini göze alanlar “kırık fışkiye” masalları eşliğinde “Gezi ekonomiye zarar verdi.” bile dediler. Zarar mı dediniz? Zarar yiten o canlardır, zarar Berkin’in okula gidememesidir. Polislere de acımadınız. Gaz kapsülü atmaktan yorgun düştüler.  “Destan” dediniz. Ee, ne de olsa kimisi gaz odası kimisi gaz bombası destanı yazarmış. Dillerini kesmeye niyetlendiniz ama onlar yine de sordular “Bizim gibi 3 çocuk istediğinden emin misin?” Sizi bilmem ama ben eminim.

Cezaevi inşacısı bakanınız şehrinden 3 gencin öldürülmesine karşı sustu, sizse keşke sussaydınız, Başbakan keşke sussaydı; 1 milyonu çıkartmakla tehdit etti. Mesajı alan palalılar saldırdı. Türk Bayrağı suç aleti sayıldı. Mermiyle, kaldırım taşlarına vura vara canlar alındı. Öldüler, kör oldular, yaralandılar. Buna rağmen “kefen” diyen siz oldunuz. Oysa eli sopalıların kol gezdiği o sokaklarda asıl kefeni giyip yola çıkan onlardı. Kaldı ki sizin kefeniniz muhtemel ki ceplidir ve kurşun geçirmez, onların ki ise birkaç metre ince bez. (CHP sıralarından alkışlar) Özgürlük yolunda katledilen çocuklarımızın anısı önünde saygıyla eğiliyorum.

Parti gözetmeksizin, değerli milletvekilleri, size soruyorum... Annemin bir sözü var; annem ne der biliyor musunuz genç ölenler için? Şunu söyler: “Yattıkları yerler onları incitmesin.” der, incitmesin.

Sonuç mu?

1) O gençler sizi ciddiye almıyor artık. Türkiye’de camiye sığınanlara “kötü”, Mısır’da aynısını yapanlara “iyi” deniliyorsa; Esma’ya haklı gözyaşları döküp buradakilere ise o gözyaşları çok görülüyorsa ciddiye almazlar sizi. Tek ciddiye alanlar Başbakanı, biliyorsunuz, sınırda, elleri silahlı bazıları “baba” diyorlarmış; biz de sosyal medyadan öğrendik bunu.

2) Başkanlığa veda etti Başbakanınız. Milyonlar çıkmış yollara ya! Cumhurbaşkanlığı bile çantada keklik mi sizce? Değil.

3) Tuttuğunuz takımın… Başbakan tuttuğu takımın artık 34’üncü dakikasını seyredemeyecek, çıkıp gidecek o maçtan çünkü itiraza tahammülü yok çünkü muhafazakâr, asla demokrat değil ve kendini Türk ulusuna ait de hissetmiyor. Bu bapta onca makbul olan tek şey Türk usulü başkanlıktı, onu da beceremedi.

Türk, Kürt, Çerkez, Laz sanki sizden önce bu ülkede yoktu. Ben kendini soyla sopla filan ifade edenlerden, tatmin edenlerden, onlardan anlamam, nasıl yapıyorlar bilmem. Ya, yaşıyoruz işte hep birlikte şu ülkede, hep birlikte yaşıyoruz ama benim parçası olmaktan onur duyduğum bir ulus var. (CHP sıralarından alkışlar) Kurucusunun adını yazanları disipline vermeye, simgelerini sökmeye de çalışsanız Türkiye Cumhuriyeti diye bir devlet var Başbakan ve yaşayacak; üzülüyor ama yaşayacak.

Bizim ihtiyacımız, affedersiniz, adalet ama varmış gibi, bilmem kaçıncı paketle özgürlük, AVM’lerde zenginlik illüzyonları satıyor, asgari ücretlilere iki yüz yirmi bir yıl sonra ev vadediyorsunuz. Çok çocuk istiyor ama hamile kadın sevmiyorsunuz. Kadına şiddet azıtırken “En büyük adalet saraylarını da biz yaptık.” diye övünüyorsunuz. Hani dünya lideri filansınız, hanım kardeşlerinize de değer veriyorsunuz ya, peki, yurttaşınız bir genç kızın, onun üzerinden, Başbakanın üzerinden inciten Putin’in masasına vurup neden “…”(x) diyemedi? Neden bunu yapamadı ve gülmeyi tercih etti? Bu mudur kadına saygısı, bu mudur? (CHP sıralarından alkışlar)

Bakın, bunca zaman iyi şeyler de yapmış olabilir kazara ama kötü şeyler yaptığını kabul edin. Yorgun, eskidi, anlamakta zorlandığı bir Türkiye var ve korkuyor, emin olun korkuyor. Yalnız, ortaklarıyla kavgalı. “Ne istediler de vermedik?” öyle mi? Bu al verler kaç masumun yaşamına, özgürlüğüne ve sağlığına mal oldu; hiç düşündünüz mü? Deniz ve Yağmur gibi, kaç çocuk babaya hasret büyüdü? Onlara gözyaşı borçlu, Başbakan onlara gözyaşı borçlu. O, göğe yaklaşmanın yolu gökdelen zannediyor ama gün gelir hesap sorulmaz mı zannediyor? Hesap sorulur gün gelir çünkü “Cellatlara kendi adalet sistemleriyle adalet dağıtmak gerek.” der bir düşünür.

Haklarınıza, Sayın Başbakan –ona sesleniyorum- haklarınıza diğerlerininkini, tüm halkın haklarını feda ettiniz, halka karşı suç işlediniz ya, siz, hem de kendi adaletinizle, yarattığınız adaletle yargılanmayı hak ediyorsunuz. İşte, bu yüzden, iktidarı kaybetmekten, en çok da demokratik yollardan kaybetmekten korkuyorsunuz ama korkunun ecele faydası yok, yok ve üzgünüm… (CHP sıralarından alkışlar)

ÖMER FARUK ÖZ (Malatya) – Buna kargalar bile güler!

EMİNE ÜLKER TARHAN (Devamla) – Beyefendi, okuma yazma “level”ını atlamadan sizi vekil yazmış olabilirler.

Hepimizi hapsedemezsiniz ya, bunu yapamazsınız, hepimizi hapsedemezsiniz. Sadece biat edene özgürlük veren sisteminizin dekoru olmayacağız biz, bununla mücadele edeceğiz, inanın.

AHMET YENİ (Samsun) – Konuştukça batıyorsun!

EMİNE ÜLKER TARHAN (Devamla) – Çünkü, halkın yaratıcı enerjisini zincirlediğiniz bu şey var ya, “ileri demokrasi” dediğiniz şey, bu demokrasi değil, öyle bir şey yok. Ne olduğunu siz gayet iyi bilirsiniz. Gitmesi gereken birileri varsa o da sizsiniz.

MİHRİMAH BELMA SATIR (İstanbul) – O sizsiniz!

RECEP ÖZEL (Isparta) – Siz gelemiyorsunuz ki!

İBRAHİM KORKMAZ (Düzce) – Ona halk karar verir, sen değil!

EMİNE ÜLKER TARHAN (Devamla) - Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına yedinci konuşmacı Ali Özgündüz, İstanbul Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, sözlerime başlarken Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Evet, arkadaşlar, ben Millî Güvenlik Kurulu, MİT ve Kamu Denetçiliği bütçesi üzerine söz aldım. Bildiğiniz gibi, son zamanlarda, son günlerde, özellikle MGK kararlarıyla birlikte, Millî Güvenlik Kurulu tartışmaya açıldı. Biz, bu konuyu geçen yıl ağustos ayında gündeme getirmiş, Sayın Başbakana bir soru önergesi vermiştik. Hâlen bu cevap verilmedi. Biliyorsunuz, soru önergeleri Meclis adına istenir, Meclis Başkanlığı ister ama anlaşılan, yürütme, Meclisi sadece kendi istediği kanunları çıkaran bir araç olarak görmekte, saygı duymamaktadır. Sayın Başbakan dün millî iradeden bahsediyordu ama öncelikle kendisini millî iradeye, Meclise saygıya davet ediyorum.

Değerli arkadaşlar, bu MGK konusu, Millî Güvenlik Kurulu… Az önce iktidar partisi grubu adına konuşan arkadaşımız diyor ki: “Millî Güvenlik Kurulunun kararlarını takip etme görevini MGK Genel Sekreterliğinden aldık, Başbakan Yardımcısına verdik, şeffaflaştık.” falan, filan. Sonra, bir gazetede, bu Millî Güvenlik Kurulunun, sizin Hükümetiniz döneminde çıkarılan, Sayın Başbakanın, Sayın Başbakan Yardımcısının, Hükûmet üyelerinin, 7 Hükûmet üyesinin, sivilin, çoğunluğun hiçbir şerh koymadan, ihtirazi, kayıt koymadan onayladığı MGK kararını yayınlandığı zaman, Sayın Başbakan diyor ki: “Devletin mahremiyetine ait bilgileri yayınlamak düpedüz ihanettir.” Sayın Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç da diyor ki: “Bir gazete veya bir gazeteci, daha evvelden bu konularda mahir olduğunu bildiğimiz birisi bir kararı yayınladı. MGK Kanunu diyor ki: ‘Tutanaklar, görüşmeler açıklanamaz ve yayınlanamaz.’ TCK 327, 328, 329, MİT Kanunu’nun 27, Basın Kanunu’nun 3’üncü maddesine göre suçtur. Şimdilik bir şey yapmayacağız, savcılar harekete geçsin.”

Değerli arkadaşlar, şimdi, siz işinize geldiği zaman, daha önce aynı “mahir” gazeteci MGK kararlarını yayınladığı zaman, bunu “demokratikleşme, şeffaflaşma, aydınlanma” falan diye sunarken şimdi, size dokununca bunu bu şekilde “ihanet” mihanet, falan filan diye nitelendirmek, kusura bakmayın ama riyakârlık, ikiyüzlülük, sahtekârlıktan başka bir şey değildir. Yani realite budur. Yani işinize gelince böyle “şeffaflaşma, basın özgürlüğü, düşünce hürriyeti…” “Devletin mahremi olmaz.” falan filan. Doğru, devletin mahremi olmaz. Bakın, hukuk devleti, hukuka oturan devlet gizli saklı, sinsi planlar yapmaz vatandaşı aleyhinde.

Açıklayın, açıklayın… Yani sizin döneminizde, MGK kararları… Başbakanlık tarafından hazırlanan eylem planlarına göre kaç kişi hakkında fişleme yaptınız? Sizin şu anda milletvekiliniz olan valiler kaç kişi hakkında fişleme yaptı?

Sadece türbanlıları değil, siz türbanı kullanıyorsunuz. Yani eşi türbanlı olduğu için hangi genel müdürün önü kesildi, hangi kaymakamın önü kesildi, hangi valinin önü kesildi, açıklayın. Hangi Alevi yurttaş hakkında, Kürt yurttaş hakkında, gayrimüslim yurttaş hakkında fişleme yapıldı? On yıllık icraatınızı açıklayın.

Bakın, daha önce, Fazilet Partisi Milletvekili Mahfuz Güler, 1999 yılında, rahmetli Ecevit döneminde soruyor: “Başbakanlık Takip Kurulunun dayanağı nedir? Bunun üyeleri kimlerdir? İrtica değerlendirmesinde hangi kriterler göz önünde bulundurulmuştur?”

Yine, Zeki Ünal, Fazilet Partisinden, 31/8/2000’de Batı Çalışma Grubunu soruyor. Çok güzel.

Efendim, yine Konya Milletvekili Hüseyin Arı 2000 yılında soruyor.

Evet, biz de sormuşuz, Başbakanlık cevap vermiş, sizin Başbakanlığınız. Ne diyor?

“Kurul en son toplantısını 19 Aralık 2006 tarihinde yapmıştır. Bizim Hükûmete geldiğimiz tarih olan 14/3/2003 tarihinden Ocak 2007’ye kadar 43 defa toplanmıştır.” Ne yaptınız toplandınız da açıklayın. Samimi misiniz, dürüst müsünüz, açıklayın. Açıklamayan namerttir! Bütün her şeyi… Yani, devletin kozmik odalarına girerken “demokrasi, özgürleşme, şeffaflaşma”, size dokununca “Aman efendim, ört üstünü.” Niye örtüyorsunuz?

Bir vatandaş, bir yurttaş, kendisine karşı gizli dahi olsa raporu öğrenme hakkına sahiptir. Gizlilik kamuya dönüktür, kişiye dönük değildir. Bana ait tutulan rapor benimle ilgiliyse, bana karşı gizli olamaz. Bana karşı gizli olamaz!

EKREM ÇELEBİ (Ağrı) – AK PARTİ getirdi size.

ALİ ÖZGÜNDÜZ (Devamla) – Bilgi Edinme Kanunu’na göre istedik, vermiyorsunuz. Vermiyorsunuz vatandaşa, “gizlidir” diyorsunuz.

EKREM ÇELEBİ (Ağrı) – AK PARTİ getirdi!

ALİ ÖZGÜNDÜZ (Devamla) – İstedim şimdi. İstedik, vermiyorsunuz.

Değerli arkadaşlar, samimi değilsiniz.

Gelelim, MİT’e. MİT ne yapıyor arkadaşlar? MİT hepinizi dinliyor. Bak, hepinizi dinliyor. Sadece bizi değil biliyor musunuz, sizi de, iktidar partisinin bütün milletvekillerini, bakanlarını, valilerinizi, belediye başkanlarınızı, müsteşarlarınızı… Nedir, ne yapıyorsunuz, nereye gidiyorsunuz, kiminle ne tür ilişki içindesiniz, zaaflarınız nelerdir, bunlar dinleniyor, bunu bilin. Bir tarafa kaydediliyor, arşivleniyor. Bugün için belki çıkmıyor ortaya ama yarın bir gün, işine gelmediği zaman, birileri servis eder. Böyle bir şey olmaz! Eğer Millî İstihbarat Teşkilatıysa, benim istihbarat teşkilatımsa benim ülkeme karşı yapılacak terör eylemlerini, tertipleri önlesin, onları dinlesin. Efendim, gitsin, Reyhanlı’da Suriye uyruklu Amerikan vatandaşını, “restorancılık”, “lokantacılık” adı altında karargâh kuran adamı dinlesin, izlesin. Sonra Reyhanlı patlaması oluyor, 53 kişi ölüyor. Gitsin, bugün, El Kaide’ye, El Nusra’ya, eli kanlı teröristlere silah taşıyanları takip etsin. Ha, MİT bunlarla iş birliği içinde midir? O zaman da dürüstçe bunu söyleyin, “Benim millî menfaatim bunu gerektiriyor.” deyin, biz de ikna olalım. Ne yapıyor MİT? Öğrencileri dinliyor, fişliyor, milletvekillerini; Cumhuriyet Halk Partisinin milletvekillerini, Milliyetçi Hareket Partisinin milletvekillerini, Barış ve Demokrasi Partisinin milletvekillerini. Ya başka işi yok mu kardeşim MİT’in? Bu mudur MİT yani?

Bakın, samimi söylüyorum, bir devlet hukuka oturmazsa, hukukla kurumsallaşmazsa o organize bir çete olur, çete. Hukuktan kopan bir devlet devlet değildir, meşruiyetini yitirir, çeteleşir ve size de zarar verir. Gelin, hukuk devletini oturtalım, demokrasiyi oturtalım, insan haklarını oturtalım diyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum, teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkan…

BAŞKAN –Sayın Aydın, bir saniye…

IX.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI (Devam)

2.- Oturum Başkanı TBMM Başkan Vekili Sadık Yakut’un, UEFA Şampiyonlar Ligi’nde üst tura çıkan Galatasaray’ı tebrik ettiğine ilişkin açıklaması

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, UEFA Şampiyonlar Ligi’nde bugün Juventus’la karşılaşıp Juventus’u 1-0 yenerek bir üst tura çıkan Galatasaray’ımızı tebrik ediyoruz Başkanlık Divanı olarak, yolu açık olsun diyoruz.(AK PARTİ, CHP ve MHP sıralarından alkışlar)

Evet, Sayın Aydın, şimdi buyurun.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkan, sayın konuşmacı grubumuza hitaben “Riyakârlık, ikiyüzlülük ve sahtekârlık.” gibi çok ağır suçlamalarda bulunmuştur. Efendim, sataşmadan söz istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Aydın.

İki dakika söz veriyorum sataşma nedeniyle. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

V.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

11.- Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın, İstanbul Milletvekili Ali Özgündüz’ün 506 sıra sayılı Bütçe Kanunu Tasarısı ile 507 sıra sayılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın birinci tur görüşmelerinde CHP Grubu adına yaptığı konuşması sırasında AK PARTİ Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Çok teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Öncelikle, bu kullanılan ifadeleri ben aynen iade ediyorum.

Değerli arkadaşlar, bütçeyle ilgili konuşmaların katkı verir nitelikte olması lazım. Şimdi, az önceki konuşmacıyı da dinledik, bu konuşmacıyı da dinledik, her iki konuşmacı da konuşmalarını tamamen dedikodular, iftiralar, ithamlar, yalanlar ve temenniler üzerine kurmuş.

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Dedikoduyla ne alakası var, MİT’in raporundan bahsediyoruz, MGK’dan bahsediyoruz.

AHMET AYDIN (Devamla) – Böyle olmaz ya! Anlattığınız bir şeyin arkasını doldurmanız lazım. Varsa elinizde bilginiz, belgeniz savcılığa gitmeniz lazım.

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Muhalefeti de senin istediğin gibi mi yapacağız? Yani, sen nasıl istersen öyle mi muhalefet yapacağız? Senden mi öğreneceğiz muhalefet yapmasını? Ne demek bu ya!

AHMET AYDIN (Devamla) – Şimdi, bir defa, Başbakanlık Takip Kurulunu 2010 yılında biz kaldırdık. Bu, AK PARTİ’den önce kurulmuştu.

İkincisi, Millî Güvenlik Kurulunu daha sivil bir hâle getirdik, Millî Güvenlik Siyaset Belgesi’ni değiştirdik. Türkiye’yi normalleştirdik, normalleştirdik. Sizin o tek parti zihniyetinde kalan Türkiye artık yok. Türkiye daha demokratik bir Türkiye. Bunu kafanıza sokmanız lazım.

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Açıklayın, açıklayın.

AHMET AYDIN (Devamla) – Şimdi “Sayın Başbakan muhafazakâr ama demokrat değil.” dedi. Bakın arkadaşlar, sizin, dünden beri, burada, bize bir teşekkür borcunuz var. Evet, Sayın Balbay tahliye oldu, tebrik ediyoruz, hakikaten takdir ediyoruz, bu kararı özgürlükler adına önemsiyoruz.

FARUK BAL (Konya) – Tahliye için size mi teşekkür edeceğiz? Bu da mı AK PARTİ iktidarının?

AHMET AYDIN (Devamla) – Ama, bu karar nasıl verildi? Sizin bütün muhalefetinize rağmen, “Hayır.” demenize rağmen, boykot etmenize rağmen eğer o 26 maddelik anayasa değişikliğinde bireysel başvuru hakkını biz getirmeseydik şimdi Sayın Balbay tahliye olabilir miydi, olabilir miydi? O yolu kullandı. (CHP ve MHP sıralarından gürültüler)

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Ya, bırak ya!

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Adamı içeri atan sizsiniz ya!

AHMET AYDIN (Devamla) – Bizim açtığımız o demokratik yolda Sayın Balbay da müracaat etti ve onun üzerine bugün tahliye oldu. (AK PARTİ sıralarından alkışlar, CHP ve MHP sıralarından gürültüler) Sizin, bu açıdan AK PARTİ’ye bir defa teşekkür borcunuz var.

Türk Bayrağı’ndan bahsediyorsunuz ama kendi mitinginize Hakkâri’de Türk Bayrağı taşıyamıyorsunuz! Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz. Burada her türlü kuru edebiyatı yapacaksınız, her türlü dedikoduyu, iftirayı yapacaksınız, ondan sonra da “Gün gelir hesap sorulur…”

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

AHMET AYDIN (Devamla) – Evet, gün gelir hesap sorulur, hesabı da millet sorar. Bugüne kadar 2 kez sordu, bundan sonra gene soracak, milletin vereceği karara da hepimiz saygılı olmak durumundayız.

Teşekkür ederim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Adamı içeri attırdınız, şimdi de “Bıraktırdık.” diyorsunuz!

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Hamzaçebi.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, Sayın Aydın konuşmasında, Sayın Genel Başkanımızın Hakkâri’de yapmış olduğu mitingdeki tabloyu amacından çok daha farklı bir şekilde yansıtmak suretiyle sataşmada bulunmuştur. Söz istiyorum efendim.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Amacı dışında değil ki kendiniz de kabul ediyorsunuz.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Hamzaçebi.

Sataşma nedeniyle iki dakika söz veriyorum.

12.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanına sataşması nedeniyle konuşması

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben bütçe görüşmelerinde 2002 yılından bu yana milletvekili olarak, ondan önce de belli bir süre bürokrat olarak bulundum. 90’lı yıllardaki muhalefet partilerinin, onların sözcülerinin, bir bölümü şimdi Adalet ve Kalkınma Partisi içerisinde olan, Hükûmette görev alan sözcülerin neler konuştuğunu gayet iyi biliyorum. Bütçeyle ilgili olmayan her şeyi burada konuşabiliyorlardı. Kaldı ki bütçe rakamlar tablosundan ibaret bir belge değildir. Bütçe bir hükûmetin bütün politikalarının değerlendirildiği bir belgedir. Bütçede her şey konuşulur, bütün uygulamalar, bütün değerlendirmeler, her şey, hepsi yapılabilir, bunda yadırganacak herhangi bir konu görmüyorum.

Sayın Aydın Sayın Genel Başkanımızın Hakkâri’de yapmış olduğu mitinge atfen, orada Türk Bayrağı olmadığı yönünde bir değerlendirmeyle bizi eleştiriyor.

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (İstanbul) – Vilayette yoktu, sizin suçunuz yok!

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Sayın Aydın, önce siz bir aynaya bakın.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Biz aynaya bakıyoruz.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – “Türkiye Cumhuriyeti” ibarelerini bütün resmî dairelerden kaldırdınız. (CHP sıralarından alkışlar)

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Bu olmadı! Bu olmadı!

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Elinizden gelse Türk Bayrağı’nı kaldıracaksınız, sizin gittiğiniz yol budur. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

RECEP ÖZEL (Isparta) – Demagoji yapma!

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Antalya) - Başbakanı dün dinlemediniz mi?

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Hanımefendi, bayanlara laf atmak hiç yakışmıyor. Siz devam edin ama duyamıyorum, eğer söylerseniz size cevap vereceğim.

İHSAN ŞENER (Ordu) - Niyet okumaktan vazgeçin.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Bakın, cumhuriyetle, demokrasiyle, Atatürk’le problemi olan bir Hükûmet vardır.

İHSAN ŞENER (Ordu) - Nerede?

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başbakan “Atatürk” bile diyemiyor, “Gazi Mustafa Kemal”de kaldı. Çünkü Atatürk dönemi, “Atatürk” soyadını aldığı dönem, Atatürk devrimleri, Kurtuluş Savaşı sonrası dönem onun için referans alınacak bir dönem değildir. Çünkü onun cumhuriyetle, modernleşmeyle problemi var.

Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

İSMAİL GÜNEŞ (Uşak) -Hakkâri’de bayrak var mıydı, anlayamadım.

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Sayın Başkanım…

ADİL ZOZANİ (Hakkâri) – Sayın Başkan…

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Aydın, önce siz bir oturun. Daha önce Sayın Özgündüz’e bir söz vereyim.

ADİL ZOZANİ (Hakkâri) – Sayın Başkan…

BAŞKAN - Bir saniye, bekleyin lütfen.

ADİL ZOZANİ (Hakkâri) – Ama, ben daha önce kaldırdım.

BAŞKAN - Hayır, daha önce Sayın Özgündüz kaldırdı.

Buyurun Sayın Özgündüz.

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Sayın Başkan, Sayın Aydın konuşmasında beni, son iki konuşmacıyı, şahsımı “Yalan ve iftiralarla dolu bir konuşma yaptı.” diye itham etti. Sataşmadan söz istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Özgündüz.

İki dakika süre veriyorum sataşma nedeniyle.

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Sağ olun.

13.- İstanbul Milletvekili Ali Özgündüz’ün, Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Şimdi, Sayın Aydın dedi ki: “Efendim, somut şeyler…” Daha nasıl somut anlatalım arkadaşlar? Yani, diyoruz ki: Biz bir sene önce 2012 Ağustosunda Başbakanlığa soru önergesi verdik; döneminde hazırladığın İrticayla Mücadele Stratejisi Ek Eylem Planı var mıdır, yok mudur, bunu gönder dedik. Başbakanlık tarafından hazırlanan Eylem Planı kamu kurum, kuruluşlarına gönderildi mi, Genelkurmaya gönderildi mi, bakanlıklara gönderildi mi, Diyanete gönderildi mi? Bundan dolayı hangi kamu görevlisi hakkında ne işlem yapıldı? Soruyoruz, cevap vermiyor Meclise karşı.

İki…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Hiçbir işlem yapılmadı.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Hiçbir işlem yapılmadı.

ALİ ÖZGÜNDÜZ (Devamla) – Hiçbir işlem yapılmadı mı? Yalan söylüyorsunuz.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Hiçbir işlem yapılmadı, hiçbir işlem.

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Doğru söylüyorsanız açıklayın, açıklayın, açıklayın!

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sen açıkla!

ALİ ÖZGÜNDÜZ (Devamla) – Bakın, söylüyorum.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – İşin doğrusunu söyle!

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sen açıkla!

ALİ ÖZGÜNDÜZ (Devamla) – İcraatınız o. Başbakanlık Uygulamayı Takip Kurulunun bütün arşivleri…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Açıkla o zaman!

AHMET AYDIN (Adıyaman) – İddia sahibi iddiasını ispatlar.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Açıkla, yalan söyleme, açıkla!

ALİ ÖZGÜNDÜZ (Devamla) – Ya, neyi ispatlayacağım? Gizli zaten.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Açıkla işte. Sen yalan söylüyorsun!

ALİ ÖZGÜNDÜZ (Devamla) – Gizli, gizli. Yalan söylüyorsunuz!

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Açıkla, söylesene!

ALİ ÖZGÜNDÜZ (Devamla) – Hükûmetiniz yalan söylüyor. On yıl…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Açıkla, açıkla!

ALİ ÖZGÜNDÜZ (Devamla) – Samimi… Açıklamayan… Bakın, şimdi ağzımı bozacağım! (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Açıklamayan namerttir!

ALİ ÖZGÜNDÜZ (Devamla) – Namerttir, namerttir! Açıklamayan namerttir!

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Açıkla!

ALİ ÖZGÜNDÜZ (Devamla) – Açıklayın, Hükûmet açıklayacak.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Açıklamazsan namertsin!

ALİ ÖZGÜNDÜZ (Devamla) – Ya, senin elindeydi, senin!

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Açıklamazsan şerefsizsin!

ALİ ÖZGÜNDÜZ (Devamla) – Ya, açıklamayan şerefsizdir o zaman, namussuzdur, şerefsizdir!

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Açıklamayan şerefsizdir, açıklamayan şerefsizdir!

ALİ ÖZGÜNDÜZ (Devamla) – Elinde bilgi olup da açıklamayan namussuz, şerefsizdir! (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Açıklamayan şerefsiz! Açıkla hadi.

ALİ ÖZGÜNDÜZ (Devamla) – Ya, kardeşim, Hükûmetsin sen, Hükûmet, Hükûmetsin!

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Açıkla, bekliyorum.

ALİ ÖZGÜNDÜZ (Devamla) – Gizli bilgi senin elinde, MİT senin elinde.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Bilmediğin şey hakkında konuşma.

ALİ ÖZGÜNDÜZ (Devamla) – Açıkladığı zaman diyorsun ki…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Bilmediğin şey hakkında konuşma.

ALİ ÖZGÜNDÜZ (Devamla) – Açıkladığı zaman suçüstü ediyorsunuz. Bu kafa var, bu kafa!

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Açıklasana hadi!

RECEP ÖZEL (Isparta) – “Şunu yaptınız.” desene.

ALİ ÖZGÜNDÜZ (Devamla) – Neyi açıklayayım, biliyor musunuz? Şimdi size açıklayayım.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Yalanlarını açıkla!

RECEP ÖZEL (Isparta) – Yalan söylüyorsun, yalan!

ALİ ÖZGÜNDÜZ (Devamla) – Size açıklayayım: 18 Ekim 2011, Güroymak katliamı. Biliyor musunuz?

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Ne o?

ALİ ÖZGÜNDÜZ (Devamla) – MİT’e ait, MİT’in aldığı ve terör örgütünün eline geçen… Söyleyeyim mi?

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Eylem planı mı?

ALİ ÖZGÜNDÜZ (Devamla) – Bakın, bakın size söyleyeyim: Bakın, bakın, R912277306 seri numaralı MT800 model COBRA marka telsiz nasıl geçti teröristin eline? 11 kişi niye katledildi? Bunları açıklayın!

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Olmadı, olmadı!

ALİ ÖZGÜNDÜZ (Devamla) – Siz dürüst müsünüz? Gelin buraya, açıklayın!

İHSAN ŞENER (Ordu) – Biliyorsan niye açıklamıyorsun?

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Aynaya bak, aynaya!

ALİ ÖZGÜNDÜZ (Devamla) – Arkadaşlar, Hükûmetseniz, şeffafsanız siz -bütün devlet sizin elinizde, Emniyet sizin elinizde, MİT sizin elinizde, MGK sizin elinizde- açıklayın.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Şu andaki hırçınlığın yalancılığını ifade ediyor senin.

ALİ ÖZGÜNDÜZ (Devamla) – Açıkladım bakın.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Aşırı hırçınsın, yalan söylüyorsun!

ALİ ÖZGÜNDÜZ (Devamla) – Cevap gelmiyor. Cevap vermeyen şerefsizdir!

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ALİ ÖZGÜNDÜZ (Devamla) – Bu soru önergesine cevap vermeyen -ne zaman, 2 Ekim 2013- şerefsizdir, namusuzdur! (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

EMİNE ÜLKER TARHAN (Ankara) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Tarhan, bir saniye…

HİLMİ BİLGİN (Sivas) – Şu üsluba bak! O üslubu sana iade ediyorum!

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – 11 kişi katledildi, 11 kişi!

HİLMİ BİLGİN (Sivas) – Yazık sana, yazık! Edebe davet ediyorum seni, edebe!

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Ne edebi be, 11 kişi katledildi!

BAŞKAN – Sayın Zozani, ne için söz istemiştiniz?

ADİL ZOZANİ (Hakkâri) – Sayın Başkan, iktidar partisi ve ana muhalefet partisi sözcüleri…

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Açıklayın, açıklayın! Açıklamayan şerefsizdir, namussuzdur!

HİLMİ BİLGİN (Sivas) – Önce üslubunu düzelt!

İHSAN ŞENER (Ordu) – Ağzın ne kadar bozuk, yazık ya!

BAŞKAN – Sayın Şener, bir saniye…

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Ne kadar nezaketsizsiniz ya!

BAŞKAN – Anlaşılmıyor Sayın Zozani, yüksek sesle…

ADİL ZOZANİ (Hakkâri) – İki partinin sözcüleri sanki Hakkâri’de bayrak düşmanlığı varmış gibi bir algı içerisinde bayrak üzerinden bir hamaset politikası yürüterek ve bayrakla ilgili bir sorun varmış gibi bir şey ifade ediyorlar. Bir kentimizin bayrakla ilgili bir sorunu varmış gibi…

BAŞKAN – Partiyle ilgili bir şey söylediler mi, Barış ve Demokrasi Partisiyle ilgili veya şahsınızla ilgili? 

ADİL ZOZANİ (Hakkâri) – Ben Hakkâri Milletvekiliyim Sayın Başkan.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Kente sataşma var, kente!

ADİL ZOZANİ (Hakkâri) – Kente sataşma var, bir kentin bayrakla ilgili sorunu varmış gibi lanse ediliyor.

İHSAN ŞENER (Ordu) – PKK’nın savunucusu musun?

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Hakkâri’de bayrak açılamadı, ne var bunda?

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Bunlar açmadı, sizin bir şeyiniz yok ya!

BAŞKAN – Hayır, sayın milletvekili “Yok.” diyor işte.

İHSAN ŞENER (Ordu) – PKK’nın sözcü müsün? Hayret bir şey ya!

BAŞKAN – Bir saniye Sayın Şener…

ADİL ZOZANİ (Hakkâri) – Bizim kentimizin sürekli Cumhuriyet Halk Partili ve AK PARTİ’li sözcüler tarafından…

BAŞKAN – Anladım da sataşma söz konusu değil Sayın Zozani, sizinle ilgili değil, şahsınızla ilgili değil, partinizle ilgili değil.

ADİL ZOZANİ (Hakkâri) – …bayrak hamasetine alet edilmesiyle ilgili bir düzeltme yapmak istiyorum.

BAŞKAN – Hayır, böyle bir usulümüz yok, lütfen Sayın Zozani…

ADİL ZOZANİ (Hakkâri) – Siz çok usul dışına çıktınız ama böyle bir sataşma var, bir kente bir hakaret var; bunu düzeltmek istiyorum.

BAŞKAN – Ama her iki partinin sözcüsü de Barış ve Demokrasi Partisi veya sizin şahsınızla ilgili herhangi bir şey söylemedi ki.

ADİL ZOZANİ (Hakkâri) – Ben o kentin milletvekiliyim.

BAŞKAN – Kentle ilgili de bir şey söylemedi, lütfen ama…

ADİL ZOZANİ (Hakkâri) – Efendim, olur mu ama ya…

BAŞKAN – Tutanakları getirteceğim, eğer söyledikleriniz doğruysa söz vereceğim, hayhay.

ADİL ZOZANİ (Hakkâri) – Tamam, düzelttirin o zaman. İki partinin sözcüleri…

BAŞKAN – Tutanakları getirteceğim efendim, getirteceğim.

ADİL ZOZANİ (Hakkâri) – “Hakkâri” adı geçiyorsa söz vereceksiniz ama. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – “Hakkâri” adı geçiyorsa diye söz verilir mi Sayın Zozani, olur mu böyle bir şey? Her ilin ismi geçtiğinde o zaman o ilin milletvekillerine söz vereyim. Lütfen ama Sayın Zozani…

İBRAHİM KORKMAZ (Düzce) – Hakkâri valisi misin sen?

BAŞKAN – Evet, Sayın Tarhan, siz niye söz istemiştiniz?

Buyurun.

EMİNE ÜLKER TARHAN (Ankara) – Son iki konuşmacının yalan ve iftiralarla dolu şeyler söylediğini söyledi Sayın Aydın.

BAŞKAN – Buyurun, iki dakika söz veriyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

14.- Ankara Milletvekili Emine Ülker Tarhan’ın, Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

EMİNE ÜLKER TARHAN (Ankara) – “Yalan ve iftira” dediniz Sayın Aydın.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Evet.

EMİNE ÜLKER TARHAN (Devamla) – AOǒyi kesip, ağaçları kesip “Ak Saray” yaptınız mı? Bunu sordum.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Ağaçları ne yaptık?

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Ne yaptık?

EMİNE ÜLKER TARHAN (Devamla) – Gemi için helal sertifikası aldınız mı? Helal sertifikası aldınız mı gemi için, onu sordum.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Maaşları ne yaptır?

EMİNE ÜLKER TARHAN (Devamla) – Sayın Başbakan attan düştü mü? İftira mıdır bu, bunu sordum. Emevi Camisinde Cuma yerine, masumların cenaze namazını kıldı mı? Evet. “Gezi’de destan yazdı.” dedi mi polisler için? Türk Bayrağı suç sayıldı mı bu süreçte?

İBRAHİM KORKMAZ (Düzce) – Hadi be!

İHSAN ŞENER (Ordu) – Ne alakası var? Hâlâ iftira atıyorsunuz be! (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

EMİNE ÜLKER TARHAN (Devamla) – Bunları sordum sizlere? Siz “Tek parti dönemi, diktatörlük” filan diyorsunuz.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Siz kanunları tahrif etmekle bugüne geldiniz hep.

EMİNE ÜLKER TARHAN (Devamla) – Ben isterseniz diktatör demişken sizin zihninizi biraz açayım. Diktatör demişken, bir diktatörün tüm özelliklerini bünyesinde taşıyan birinden söz edeceğim. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

İBRAHİM KORKMAZ (Düzce) – Sen, sen!

EMİNE ÜLKER TARHAN (Devamla) – Bakın, birinden söz edeceğim size: Hitler. Hitler, komşularına düşmandı ve hepsiyle savaşmak isterdi bu adam. En çok gaz kullanmayı severdi, en çok ve bir de kadınların çok çocuk doğurmasını isterdi, hatta çok çocuğu olana madalya vadedermiş. Komşuların birbirine düşman olmasını istermiş Hitler ve bunu teşvik edermiş. Seküler  eğitimi bir musibet gibi görürmüş, ondan nefret edermiş ve kendini dinsel bir imparatorluğun başındaki uhrevi ve seçilmiş kişi zannedermiş Hitler. Ve bu adam, Hitler kendinden geçmiş bir megolaman ve insanlıktan uzak bir faşistmiş ve bıyık seçimi de muhteşemmiş. (CHP sıralarından alkışlar)

İBRAHİM KORKMAZ (Düzce) – Sizinkiler o bıyığı takıyor, CHP’liler o bıyığı takıyor haberin olsun.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – İnönü’de de vardı o bıyıktan.

İBRAHİM KORKMAZ (Düzce) – Sen git CHP’ye bak, bıyıkları görürsün. Sen git CHP’nin vekillerine bak, hepsinde bıyık var.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Lütfen, Sayın Korkmaz.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkan…

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Bir saniye, sırasıyla Sayın Halaçoğlu; vereceğim, dinleyeceğim, Sayın Aydın önce istedi. Size de sıra gelecek efendim.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Ben deminden beri ayaktayım.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Aydın.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkanım, Grup Başkanımızla alakalı olarak “diktatör” tabirini kullandı.

BAŞKAN – Sataşma Sayın Grup Başkanına mı?

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Evet, Grup Başkanımıza sataştı.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sayın Başkan, Hitler’e sataştı, o yüzden söz verin.

BAŞKAN – Efendim, burada Hükûmetin temsilcisi var, Sayın Başbakan Yardımcısı. Eğer sataşma Hükûmete ve Grup Başkanına ise Sayın Başbakan Yardımcısı Arınç burada.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Grup Başkanının vekili biziz efendim. Sayın Başkan, Grup Başkan Vekili olarak…

BAŞKAN – Hayır, itirazım yok da Sayın Grup Başkanınaysa, Sayın Başbakanaysa sataşma Hükûmetin temsilcisi burada Sayın Başbakan Yardımcısı.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sayın Başkan, Hitler’e sataştı, söz verin!

BAŞKAN – Buyurun Sayın Arınç.

Lütfen kürsüden Sayın Arınç, sataşma nedeniyle kürsüden…

BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Bursa) – Sayın Başkan, bir cümle söyleyeceğim

BAŞKAN – Peki, siz bilirsiniz.

BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Bursa) – Sayın Başkanım, ben, zamanı ekonomik kullanmak istiyorum. Elli dakikalık, Hükûmetin konuşması var. Bütün bu konuşulanlara orada cevap vereceğim. Sizi meşgul etmeyeyim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Peki, teşekkür ederim.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sataşmadan efendim…

BAŞKAN – Sataşmadan… Ama, Sayın Başbakan Yardımcısı “Süresi içerisinde cevap vereceğim.” diyor.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Hayır, Hükûmet Sözcüsü olarak…

BAŞKAN - Evet.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Sayın Başkan…

BAŞKAN - Buyurun Sayın Halaçoğlu.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Sayın Grup Başkan Vekili, partimiz için “boykotçu” kelimesini kullandı, sataşma yaptı.

BAŞKAN – Hangi grup başkan vekili söyledi?

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Ahmet Bey.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Anayasa’yı boykot edenler. Sizinle bir alakası yok Sayın Halaçoğlu.

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Hayır “Anayasa” demedi.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – “Anayasa oylamasını boykot edenler.” dedi.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Anayasa oylamasını söyledim.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Bilmiyorsunuz o işleri, Anayasa oylamasını boykot edenleri söyledi.

BAŞKAN – E, tutanakları getirteyim o zaman.

Hayır, söylediniz mi, söylemediniz mi?

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Söylemedim efendim.

BAŞKAN - Buyurun, iki dakika söz veriyorum Sayın Halaçoğlu.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Ana muhalefete söyledim, size rağmen ana muhalefete söyledim efendim.

BAŞKAN – Buyurun.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Anayasa oylamasını söyledi Sayın Başkan. Anayasa oylamasında bir parti boykot etti.

15.- Kayseri Milletvekili Yusuf Halaçoğlu’nun, Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Milliyetçi Hareket Partisine sataşması nedeniyle konuşması

YUSUF HALAÇOĞLU (Kayseri) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Değerli milletvekilleri…

İBRAHİM KORKMAZ (Düzce) – Siz yapmıyorsunuz.

YUSUF HALAÇOĞLU (Devamla) – Hayır, boykotu yapan dün bizdik. Yapma sebebimiz, uyarı olarak şundan dolayıydı…

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Alakası yok ya!

YUSUF HALAÇOĞLU (Devamla) – Her şeyden önce, Sayıştaya…

MEHMET ŞÜKRÜ ERDİNÇ (Adana) – Havadan nem kapmayın.

YUSUF HALAÇOĞLU (Devamla) – Havadan nem kapmıyorum ama burada “boykotçu” olarak nitelendirilmeyi kabul etmiyorum çünkü…

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Öyle bir şey olmadı Hocam, olmadı.

YUSUF HALAÇOĞLU (Devamla) – Öncelikle Hükûmetin, denetim görevini yerine getirebilmesi için Türkiye Büyük Millet Meclisine Sayıştay raporlarını aktarması gerekirdi.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Hepsi var.

YUSUF HALAÇOĞLU (Devamla) – Hiçbir tanesi yok.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Var, hepsi var.

YUSUF HALAÇOĞLU (Devamla) – Yedi sayfalık rapor olmaz. Kendilerinin altındaki notlarına bakarsanız bunu görürsünüz. Dolayısıyla, bu vebali sırtımıza almak istemediğimiz için dün konuşma yapmak istemedik, konuşmadık.

Yine, bununla beraber, Hükûmetin “Kürdistan” sözüne ve PKK’yla, Abdullah Öcalan’la yaptıkları görüşmelere karşılık bir boykot olmak üzere yine dünkü konuşmamızı yerine getirmedik. Bunun herkes tarafından özellikle bilinmesi gerekir. Dolayısıyla, bizim rastgele bir boykot yapmış gibi gösterilmemizi kabul etmiyoruz.

Hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkan, bir düzeltme yapmak istiyorum.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Yerinden yap, Hitler sataşmasıyla ilgili…

VIII.- AÇIKLAMALAR (Devam)

3.- Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın, Kayseri Milletvekili Yusuf Halaçoğlu’nun sataşma nedeniyle yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Az önceki “boykot” ifadesi Milliyetçi Hareket Partisine ve bütçeye yönelik değildi, yanlış bir algılama oldu.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sayın Başkan, Hitler adına Ahmet Aydın’a söz verin!

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Anayasa’ya ilişkin, referanduma götürdüğümüz 26 maddelik pakete ilişkin bir boykottan bahsettim. Özellikle ana muhalefetin bunu dirençle karşıladığını, “Hayır.” dediğini, onu ifade ettim; Milliyetçi Hareket Partisi üstüne aldı.

SIRRI SÜREYYA ÖNDER (İstanbul) – O zaman boykot bize, biz söz istiyoruz!

AHMET AYDIN (Adıyaman) – İkincisi: Her müddei iddiasını ispata mecburdur. Burası, böyle, iftira, karalama kampanyası yapılacak yer değildir.

Yine, Cumhuriyet Halk Partisi, ağaçtan, sadece ağacı darağacı yapmakla mükelleftir, o şekilde anlar ağaçtan; yoksa yeşilden, ormandan anladığı yoktur diyorum.

Teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Hitler’e sataşmadan dolayı söz verin Ahmet Aydın’a!

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın milletvekilleri, birleşime on dakika ara veriyorum.

 

Kapanma Saati: 16.41
 

BEŞİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 16.58

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Muharrem IŞIK (Erzincan), Fehmi KÜPÇÜ (Bolu)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 28’inci Birleşiminin Beşinci Oturumunu açıyorum.

2014 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2012 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı üzerindeki görüşmelere devam edeceğiz.

VII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 2014 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/832) (S. Sayısı: 506) (Devam)

2.- 2012 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı, 2012 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısına İlişkin Olarak Hazırlanan 2012 Yılı Genel Uygunluk Bildiriminin Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi, Maliye Bakanlığı ve İçişleri Bakanlığı Tarafından Sayıştaya Gönderilen Genel Faaliyet Raporları ile Bu Raporlara İlişkin Sayıştay Değerlendirmesini İçeren 2012 Yılı Faaliyet Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi, 2012 Yılı Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi, 2012 Yılı Mali İstatistikleri Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/798, 3/1275, 3/1277, 3/1278, 3/1279) (S. Sayısı: 507) (Devam)

A) CUMHURBAŞKANLIĞI (Devam)

1) Cumhurbaşkanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Cumhurbaşkanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

B) TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANLIĞI (Devam)

1) Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

C) SAYIŞTAY BAŞKANLIĞI (Devam)

1) Sayıştay Başkanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Sayıştay Başkanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

Ç) ANAYASA MAHKEMESİ BAŞKANLIĞI (Devam)

1) Anayasa Mahkemesi Başkanlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Anayasa Mahkemesi Başkanlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

D) YARGITAY (Devam)

1) Yargıtay 2014 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Yargıtay 2012 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

E) DANIŞTAY (Devam)

1) Danıştay 2014 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Danıştay 2012 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

F) BAŞBAKANLIK (Devam)

1) Başbakanlık 2014 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Başbakanlık 2012 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

G) KAMU DENETÇİLİĞİ KURUMU (Devam)

1) Kamu Denetçiliği Kurumu 2014 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

Ğ) MİLLÎ İSTİHBARAT TEŞKİLATI MÜSTEŞARLIĞI (Devam)

1) Millî İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığı 2014 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Millî İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığı 2012 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

H) MİLLÎ GÜVENLİK KURULU GENEL SEKRETERLİĞİ (Devam)

1) Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği 2014 Yılı Merkezî Yönetim Bütçesi

2) Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği 2012 Yılı Merkezî Yönetim Kesin Hesabı

BAŞKAN - Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Birinci tur üzerinde, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına birinci konuşmacı Edip Semih Yalçın, Gaziantep Milletvekili.

Süre on dakikadır.

MHP GRUBU ADINA EDİP SEMİH YALÇIN (Gaziantep) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhurbaşkanlığı bütçesinin görüşülmesi dolayısıyla Milliyetçi Hareket Partisi adına söz almış bulunuyorum. Konuşmama başlarken yüce Meclisi saygılarımla selamlıyorum.

Bildiğiniz gibi, Cumhurbaşkanı cumhurun yani halkın başkanıdır, millî iradenin en yüksek düzeydeki temsilcisi ve ordularımızın da başkomutanıdır; Türk milletinin birliğini ve bütünlüğünü, dirlik ve düzenini temsil eder. O bakımdan, Cumhurbaşkanı, halkın birliğini ve dirliğini korumakla mükelleftir.

Etnik farklılıkları öne çıkararak milletimizi parçalara ayırmak için hayata geçirilen bütün adımlara öncelikle karşı çıkması gereken makam Cumhurbaşkanlığıdır. Cumhurbaşkanlığı forsunda yer alan yıldızlar milletimizin kurduğu 16 büyük devleti temsil etmektedir. Tarihte Türk devletleri sadece millî kültür temeli üzerine bina edilmemişler, aynı zamanda yeryüzüne nizam verme iddiası ve ülküsüne dayalı bir medeniyet inşasına yönelmişlerdir. Türkiye Cumhuriyeti de milletimizin çağdaş medeniyet inşa projesinin bizce son uygulamasıdır.

Cumhurbaşkanı Türkiye Büyük Millet Meclisinin de başıdır, millî irade o makamda temerküz eder. Türkiye Büyük Millet Meclisi ise yerel farlılıkları bir arada yaşamaya engel teşkil etmeyen, Anadolu insanının bin yıl boyunca sınanmış ortak kültür değerleriyle yoğurulduğu bir kurumdur.

Son günlerde devamlı söylenegelen ve 1920 ruhundan bahsedilirken bu yıl da Ankara’da toplanan farklı etnik kökenlere mensup bütün unsurların Türk milleti şemsiyesi altında toplandığı katiyetle unutulmamalıdır. O dönemde bütün vekiller gerek içeride gerekse dışarıda “Türk milleti” adıyla anılmışlar, alt kimlikler hiçbir şekilde ayrılık sebebi olmamıştır. Ortak hedefleri,         Anadolu topraklarında yeni bir millî birlik projesini hayata geçirmek, Türk milletinin egemenlik haklarını kazanmak ve bağımsız bir Türk devleti kurmak olmuştur. Üstelik, bu hedefe giden yolun haritası son Osmanlı Parlamentosunda çizilmiştir. Son Osmanlı Parlamentosunda Musul ve Kerkük dâhil olmak üzere, bugünkü Anadolu ve Trakya topraklarında yaşayan insanların kader birliği etmesi kararı alınmıştır. O dönemde de birtakım ayrılıkçı unsurlar ortaya çıkıp dönemin küresel güçlerinin istediği doğrultuda Birinci Meclise isyan etmişlerdir. Ancak ve neticede bölücülük prim yapmamış, millî irade daima galip gelmiştir. Bugün de konjonktürü fırsat bilen bölücüler dünden daha güçlü şekilde ayrılıkçı taleplerini dile getirmektedirler. Bölücü terör örgütü ve onun temsilcileri “bölgesel özerklik” adı altında uydu bir devlet kurma hülyalarını, maalesef, tekerrür ettirmektedirler. Bu cesareti bizce onlara AKP iktidarının politikaları vermiştir. Çünkü, AKP, maalesef, son açılım uygulamalarıyla cumhuriyetin temel normlarını değiştirme sevdasındadır. Mevcut siyasi iktidar, vatandaşlarımızı kaderde, kıvançta ve tasada ortak bir millet olma azminden geri döndürmek ve suyu tersine akıtmak için maalesef gayret sarf etmektedir. Hatırlanacağı üzere, bir süre önce, Sayın Başbakanın PKK’ya verilen tavizlere meşruiyet kılıfı geçirebilmek için “İlk Meclisin ruhuna geri döndük.” demesi bu bapta değerlendirilmelidir. Başbakan Erdoğan’ın ne demek istediği bugünlerde bizce daha iyi anlaşılmaktadır. Aslında Sayın Erdoğan, ilk Meclisin ruhuna Fatiha okumuştur.

Değerli arkadaşlar, hakikat şudur: Birinci Türkiye Büyük Millet Meclisi, Türk milletinde ittifak eden bir meclistir. Birinci Meclis, Türk milletini tarih sahnesinden silmek isteyenlere karşı var olma davası için Ankara’da toplananların adresidir. Bunun en açık delili merhum Mehmet Akif’in İstiklal Marşı’dır. Sayın Başbakan ise bu gerçeklere rağmen “Kürdistan’daki kardeşlerimi selamlıyorum.” diyerek ağzındaki baklayı çıkarmış, bağımsız bir Kürt devletinin yoluna ihanetten, maalesef, asfalt döşemiştir. Bölücü terör örgütü ve uzantıları da bu yoldan ilerlemektedir. Türkiye Cumhuriyeti’nin idari taksimatı bellidir. Tekraren ifade ediyoruz ki Türkiye topraklarının bütünlüğünün garantisi millet iradesi ve bu iradenin dayanağı olan yasalardır. Uygulayıcılar millet iradesine ve yasalara tabi olmak zorundadırlar.

Saygıdeğer milletvekilleri, Türkiye’de hâlen yürürlükte olan bir Anayasa vardır, yenisi yapılıp Meclisin ve milletin onayından geçirilmediği sürece mevcut Anayasa yürürlüktedir. Devlet gemisini yürütenler bu Anayasa’ya uymakla mükelleftir. Hükûmet bu Anayasa’ya göre icraat yapmak mecburiyetindedir. Aksi takdirde, iktidar, meşruiyetini kaybeder. İktidar, meşruiyetini sadece milletten aldığı oylardan değil, Anayasa’ya ve yasalara yani hukuka riayetten alır.

Demokrasinin kökü hepinizin bildiği “demos”tur yani halktır. “Demos”u yani halkı parçalara ayırarak uygulanabilir evrensel standartta bir demokrasi henüz keşfedilmemiştir. Kaldı ki hükûmetlerin anayasa ve yasalara uymadığı bir ülkede kaos kaçınılmazdır. Kaos ise ayrışma ve yıkım getirir. Nitekim, AKP’nin sözde demokratikleşme adı altında bölünme paketi bunun en açık, en bariz delilidir. Bazı mahfillerin meşruiyet kazandırmaya çalıştığı ve bugünlerde daima ve sıkça söz edilen özerk yapılanma girişimleri ise açıkça bölücülüktür ve suçtur. İlk aşamada federatif yapıya zemin hazırlamayı amaçlayan bu kalkışma, birtakım yasakların kaldırılması ve demokratikleşme çerçevesinde değerlendirilemez. Böyle bir suçun Meclis çatısı altında işlenmesi AKP Hükûmetinin Türkiye’yi nereye getirdiğinin resmini vermektedir. Oslo görüşmeleri sırasında kapalı kapılar arkasında PKK’ya verilmiş sözler karşılığında Anadolu topraklarının hayalî nitelendirmelerle bölünmesine katiyetle izin verilemez. Türkiye’yi özerk bölgelere ayırma teşebbüsü, bu anlamda, Türkiye Büyük Millet Meclisinin meşruiyetine gölge düşürür.

Çok saygıdeğer milletvekilleri, Doğu ve Güneydoğu Anadolu’nun dört bir yanı Türk kültür ve medeniyetinin abidevi eserleriyle doludur. Sadece Ahlat’taki Selçuklu eserlerinin varlığı bile özerk devlet hayallerinin suniliğini ve sahteliğini anlatmaya yeterlidir. Bütün bu kültür ve medeniyet değerleri hem oradaki halkın hem de bütün Türkiye'nin ortak mirası, malı ve vatanıdır. Bu anlamda düşünüldüğünde Türk toplumunu oluşturan unsurları birbirinden ayırmak sakıncalıdır, milletin birliğine ve dirliğine kastetmek anlamına gelir. Dolayısıyla, “Türkiye kürdistanı” lafzını kullanırken bu Meclis çatısı altındaki bütün değerli milletvekili arkadaşlarımızın çok iyi düşünmesi ve bunun nerelere gideceği hususunu ince bir şekilde takdir etmesi gerekir.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum efendim. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına ikinci konuşmacı Mehmet Şandır, Mersin Milletvekili. (MHP sıralarından alkışlar)

Süre on iki dakikadır.

MHP GRUBU ADINA MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2014 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı’nda Türkiye Büyük Millet Meclisi ve Sayıştay bütçeleri üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz aldım. Öncelikle, yüce heyetinizi saygılarımla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisi, milletin egemenlik hakkını millet adına kullanan, bu yetkiyi kurucu hukuktan ve Anayasa’dan alan bir Meclistir. Türkiye, bir Millî Mücadele sonrasında, bedeli atalarımızın kanlarıyla ödenerek kurulan bir devlettir. Bu Millî Mücadele’yi başlatan ve başaran içerisinde bulunduğumuz, mensubu olduğumuz bu Meclistir. Bu Meclis, Birinci Dünya Savaşı sonrasında galip devletler tarafından Osmanlı Devleti’ne dayatılan Sevr Barış Anlaşması’nı kabul etmeyen, ülkemizin işgal edilmesine isyan eden, başkaldıran ve müstevlilere karşı geleceği milletin azim ve kararı olarak bir millî mücadele kapsamında Millî Mücadele’yi başlatan ve kazanan bir Meclistir.

Değerli milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisi, devletimizi kuran iradenin tecelli ettiği bir -devlet kuran- Meclistir, Türkiye devletinin kurucu hukukunu tanzim eden bir Meclistir. Gerek Lozan Barış Antlaşması’yla uluslararası düzlemde gerekse 1924 Anayasası’yla kurucu iç hukuk olarak devletimizin kurucu hukukunu tanzim eden bir Meclistir. Kurulan devlet Osmanlı bakiyesi olması ve Orta Doğu coğrafyasında yaşamasına rağmen hiçbir komplekse kapılmadan, çağdaş medeniyet değerlerine, evrensel hukuk kurallarına sahip olarak, ona dayalı olarak kurulan ve muasır medeniyet seviyesinin üstüne çıkmayı bir millî hedef olarak kabul eden, bir kurucu hukuk kurma cesareti gösteren bir Meclistir. Bu Meclisin bugün yaşatılıyor olmasını, açık olmasını milletimizin başarısı olarak görüyor ve çok değerli buluyorum ve mensubu olmaktan sizlerle birlikte gurur duyuyor, onur duyuyorum.

Burada birlikte milletimizden aldığımız yetkiyle bulunmaktayız. Değerli milletvekilleri, ancak “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir.” derken bu milletin adını koymak bir zorunluluktur. Öznesi olmayan cümlenin yükleminin hiçbir değeri olmayacağı gibi, adı olmayan bir milletin devletinin hiçbir etkinliği, hiçbir iddiası da olamaz. Bize göre, tüm farklılıklarımızla, birlikte kurduğumuz devletimizin kurucu hukukuna göre, Misakımillî hudutları içinde yaşayan halkın adı olarak ve bir millî kimlik olarak tanımlanan, uluslararası hukukta ve iç hukukta tanımlanan bu milletin adı Türk milletidir. Türk milleti, birilerinin iddia ettiği gibi bir ırkın, bir soyun, bir kanın adı olmaktan çok hukukumuza göre bu devlete vatandaşlık bağıyla bağlı olanların adıdır, bu topraklarda yaşayan halkın adıdır. Her ne kadar bir Türk milleti varsa, bir Türk ırkı varsa ki biz buna inanıyoruz ama bizim kuruluş hukukumuzda ve bizim ortak paydamız olan Türk milleti bu devlete vatandaşlık bağıyla bağlı olan herkesin ortak adıdır. Bunun böyle kabul edilmesi ve sahiplenilmesi herkesin gelecek açısından, geleceği açısından çok gerekli, zorunlu bir mecburiyettir.

Bu noktada, Milliyetçi Hareket Partisi Sayın Genel Başkanı 4 Mayıs 2005 tarihinde düzenlediği bir basın toplantısında tüm siyasi partilere bir davette bulundu, “Geliniz, alt kimlik, üst kimliğin tartışıldığı bir süreçte Türk milletinin tanımını yapalım.” diye bir davette bulundu ve dedik ki biz, kendimize göre, Atatürk’ün tanımıyla bu topraklarda yaşayan halkın adı olarak Türk milletini kabul ediyoruz. Buradan asla bir kan  bağı ve soy bağı kastetmiyoruz. Dolayısıyla, bu topraklarda yaşayan, bu toprakların ekmeğini yiyen, suyunu için herkesin bir sorumluluk olarak, atalara bir borç olarak bu milletin kimliğini sahiplenmesi ve bunun övüncünü duyması bana göre bir zorunluluktur.

Dünyanın küreselleştiği, kıtaların, ülkelerin bir araya, birtakım ortak değerler etrafında bir araya geldiği bir süreçte farklılıkların kimlikleştirilerek bu milletin ayrıştırılmaya çalışılmasını asla hak ve doğru bulmuyoruz. Bunun bu ülkeye ve bu ayrışmanın peşinde koşanlara hiçbir faydası olmayacaktır, başarılabilmesi de mümkün olmayacaktır.

Değerli arkadaşlar, Türkiye Büyük Millet Meclisi bize göre yasamanın yapıldığı, hukukun kurulduğu bir zemindir ve bize göre bu yasamanın doğru ve hızlı yapılması da esastır çünkü ülkenin ihtiyaçlarına, milletin ihtiyaçlarına gereken hukuku burada birlikte kuruyoruz. Yasamanın kalitesi, bağımsızlığı, hukuka uygunluğu ve toplumsal faydayı önceliklemesi de bize göre vazgeçilmez bir kural olmalıdır. Ayrıca, burada yaptığımız işin hukuka uygun olmakla birlikte, demokrasinin ruhuna uygun ve adalet duygusunu güçlendiren yani hukuki olmakla beraber meşru olmak önceliğini de göz ardı etmemek lazım. Yaptığınız iş şekil şartına uyabilir, Tüzük’e uyabilir ama demokrasiye uygun mudur, meşru mudur, kamu vicdanında adalet duygusunu geliştirmekte midir, bunu da sorgulamak gerekiyor. Bu konularda, AKP’nin çoğunlukta ve iktidarda bulunduğu bu dönemde büyük sorunlar yaşandığı ve her geçen gün, Türkiye Büyük Millet Meclisinin yürütmenin vesayetine girdiği gibi bir endişe duymaktayız.

Değerli milletvekilleri, hukuk kurmak görevi hepimizin ortak görevidir ama kurulan hukuka göre, yapılan yürütmenin denetlenmesi  Türkiye Büyük Millet Meclisinde muhalefet partilerine ait bir sorumluluktur. Buna yeterince fırsat verildiğini söyleyebilmek mümkün değildir. İleri demokrasi iktidar eliyle değil, muhalefet eliyle gerçekleşir. Bunun için, iktidar partisinin kendisini yasamanın bir parçası olarak görmesini, yürütmenin sahibi olarak Meclise dayatmaktan vazgeçmesini çok önemsiyoruz, gerekli buluyoruz ve bu noktada, AKP Grubunun özellikle son dönemlerde artan asabiyetinin, artan dayatmasının demokrasimiz açısından çok ciddi bir tehdit ve tehlike teşkil edeceğini öngörüyoruz, düşünüyoruz.

Değerli milletvekilleri, Milliyetçi Hareket Partisi olarak biz, ilk günden uzlaşmalı, uzlaşmacı, hoşgörülü, diyaloğa açık, ülkemizin ve milletimizin sorunlarının çözümüne katkı veren bir muhalefet anlayışını ısrarla ilke olarak kabul ettik ve ısrarla takip ettik ama milletimizin birliği, kimliği, hukuku, ülkemizin bölünmez bütünlüğü konusunda buraya getirilen ve gelecek açısından büyük tehdit ve tehlikeler teşkil edeceğinden endişelendiğimiz konularda da aşılamayan, taviz vermez bir muhalefet anlayışını da burada sergiledik, bunu hepiniz bilmektesiniz.

Değerli milletvekilleri, Meclisimizin yönetiminde, başta Sayın Meclis Başkanı ve çalışanlar olmak üzere birçok konuda yoğun gayret içerisinde olduklarını biliyoruz. Özellikle Anayasa, İç Tüzük, milletvekillerinin özlük haklarıyla ilgili konularda yoğun bir gayret gösterildiğini beraber izledik ancak bu konularda yeterince mesafe alınamamış olmasının sorumluluğunu, demin arz ettiğim, iktidar grubunun, kendisini yasamanın bir parçası olarak değil iktidarın sahibi bir parti olarak Meclis Başkanının da bu konudaki aradığı uzlaşmayı zora sokan tavırlarında görüyoruz.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Milletvekili özlük yasasıyla ilgili mi?

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Evet.

Maalesef, yine, Meclis Başkanının bütün gayretlerine rağmen maalesef bu tür sorunlarda, Meclis çalışanlarının sorunları da dâhil bu sorunlarda yeterince mesafe katedilememiştir.

Değerli milletvekilleri, mesela 4/C sorunu hâlâ devam etmektedir. Milletvekillerinin özlük hukukuyla ilgili kanun buradan hâlâ çıkartılamamıştır ama AKP on bir yıldır tek başına iktidardadır.

Değerli arkadaşlar, Sayıştay bütçesi üzerinde de gerçekten burada çok sert tartışmalar yaşanmaktadır. Bakınız, değerli arkadaşlar, özellikle iktidar partisi grubu mensubu arkadaşlarıma söylüyorum: Akıllı bir iktidar, hesabı günü gününe veren iktidardır. Hesabı geleceğe erteleyen, hesabı ahirete bırakan, hesabı birtakım tehditlerin cevabını vermeden Yüce Divana bırakan bir iktidar, kendi hesabına akıllı davranmıyor demektir.

Buraya gelirken inceledim, yaklaşık 487 sayfa muhalefet şerhi yazılmış. 3 siyasi partinin, muhalefetin 3 siyasi partisinin bu konuda muhalefet olarak yazdıklarının büyük kısmı Sayıştay raporlarına ayrıldı. Sayıştay raporu, hukukumuza göre, teamüllerimize göre bütçe görüşmelerinde, kesin hesap görüşmelerinde bir zorunluluktur çünkü Türkiye Büyük Millet Meclisi, kanun çıkartarak hükûmete, yürütmeye verdiği kaynakların nasıl kullanıldığını Sayıştay raporları üzerinden denetlemektedir. Ama ısrarla, çıkarttığınız kanunlarla hemen hemen her yıl Sayıştay Kanunu’nda bir değişiklik yapıyorsunuz. Duyduğumuza göre hazırlanan yeni torba yasada yine Sayıştay Yasası’yla, yine Devlet İhale Kanunu’yla ilgili değişikliler getiriyorsunuz. Devlet İhale Yasası’nda on bir yılda 32 defa değişiklik yapmışsınız arkadaşlar. Bir iktidar kamu kaynaklarının kullanımında bu kadar çok hukuk çıkartmak gereğini duyuyorsa doğal olarak insanın aklına gizlenen, saklanan, verilemeyen hesaplar gelir. Çok ağır iddialar ve ithamlar yapılmakta, bunlara cevap vermek mecburiyetindesiniz. Cevap vermediğiniz takdirde hesabı Yüce Divana, hesabı ahirete bırakmış olursunuz. Bunu da akıllıca bulmadığımı ifade etmek istiyorum.

Sayıştay bütçesinde, tabii ki kurumun ve kurumda çalışanların birçok sorunu olduğunu da biliyoruz, aslında bunları da konuşmak gerekiyor ama Sayıştay raporlarının buraya getirilememiş olmasının, Sayıştayın kanundan kaynaklanan yükümlülüklerini yerine getirememiş olmasının, maalesef, bu güzide kuruluşumuzu da birtakım töhmet altında bıraktığı kanaatindeyim. Bu sebeple bu iki kurumumuzun bütçesinin…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – …hayırlı olmasını temenni ederken bu konuları dikkatinize sunuyorum.

Teşekkür ediyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına üçüncü konuşmacı Faruk Bal, Konya Milletvekili. (MHP sıralarından alkışlar)

Süre on dört dakikadır.

MHP GRUBU ADINA FARUK BAL (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Anayasa Mahkemesi, Yargıtay ve Danıştayla ilgili bütçe hakkında Milliyetçi Hareket Partisinin görüşlerini sunmak üzere huzurunuzdayım. Yüce heyetinizi ve başta Anayasa Mahkemesi, Yargıtay, Danıştay, ilk derece mahkemeleri olmak üzere oralarda çalışan değerli yargı mensuplarını saygıyla selamlıyorum.

AKP on bir yıldır iktidardadır. On bir yılda 11 tane bütçe yapıldı. Bu, 12’nci bütçe. On bir yılda AKP, her alanda olduğu gibi, yargıda da hayal kırıklığına uğrattı. Hâkiminden savcısına; icra müdüründen, yazı işleri müdüründen seçim müdürüne; kâtibinden mübaşirine, teknik personeline kadar hepsinin bir hayali vardı. Hayalleri eşit işe eşit ücretti; nöbet, iş riski, adalet tazminatı, teknik hizmet tazminatıydı; hayalleri kreş, servis, yiyecek yardımıydı; hayalleri, 4/B’li ve 4/C’li olanların ise, sorunlarının giderilmesiydi. Bu hayallerin hepsi hayal kırıklığıyla sonuçlandı. Özellikle genel idare hizmetleri sınıfına geçmek isteyen mübaşirler, adliyelerin ciddi sorunlarını çeken mübaşirler de bu hayal kırıklıklarının içerisindeydi.

Adalet ve Kalkınma Partisi toplumun her kesimi gibi yargı mensuplarını da aldattı ve kandırdı. Yargının temel sorunları içerisinde bulunan otomasyon, dokümantasyon, reorganizasyon ve motivasyon projeleri ortada kaldı.

Değerli Başkanım, sayın milletvekilleri; Adalet ve Kalkınma Partisi bu on bir yıl süre içerisinde yargıda başka işler yaptı ve onlarda başarılı oldu. Balık avlamak için önce suyu bulandırdı. Temel kanun niteliğindeki Ceza Kanunu ve Ceza Muhakemesi Kanunu gibi kanunları 2004 yılında değiştirdi. Bu değişiklikle hukuk hafızası ortadan kaldırıldı ve netice itibarıyla yargının elindeki dosyalar iş yükü olarak 4’e katlandı.

Vaziyet böyle ve yargı iş yükü altında ezilir iken 2007 yılında Adalet ve Kalkınma Partisi şaşılacak bir iş yaptı: Yargıtayda, Danıştayda işler perperişan ama Adalet ve Kalkınma Partisi buradaki Danıştay ve Yargıtay üyelerinin yaklaşık beşte 2’sini tasfiye etmek üzere bir kanun tasarısı hazırladı, 250 olan Yargıtay üyesi sayısını 150’ye düşürmek için. Onca iş yükü altında bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu derken mesele anlaşıldı; AKP yargıdaki muarız gördüğü, muhalif gördüğü kişilerden ve üyelerden kurtulmak istiyordu ve bu, bir tasfiye kanunuydu. Bunu beceremedi. Beceremedi ama aradan bir süre geçtikten sonra, tam tersi bir gerekçeyle, AKP 2010 referandumundan sonra mührü eline alınca, dizginleri ele alınca, direksiyonun başına geçince 250 olan Yargıtay üyesini 387’ye çıkarmak üzere, 95 olan Danıştay üyesini ise 152’ye çıkarmak üzere bir kanun hazırladı ve bu kanun AKP’nin milletvekillerinin parmaklarıyla kabul edildi. Netice itibarıyla, Türkiye’de dünya rekoru kırılan obez bir mahkeme yaratıldı. Dünyanın hiçbir ülkesinde 387 üyeli bir yüksek mahkeme bulunmamaktadır.

Obez hâle gelen yargı ve Danıştayda işler buna rağmen yürümedi. 387 üyeli Yargıtayda ve 152 üyeli Danıştayda işler, maalesef, 2002 yılı rakamlarına göre tam tersine gitti. Örnek: Ceza dairelerinde 2002 yılında bir dosyanın bekleme süresi 138 gün iken 2012 yılında 306 güne çıktı yani vatandaşın işinin sürüncemede beklemesi yüzde 221 oranında arttı. Hukuk dairesinde 2002 yılında bir davanın bekleme süresi 67 gündü, 2012 yılında vatandaşın hukuk dairesindeki dosyasının bekleme süresi 176 güne çıktı yani bekleme süresi yüzde 262 oranında arttı. Danıştay 2012 yılında iş yükünün sadece yüzde 40’ını çıkarabildi, yüzde 60 gibi bir dosya grubu 2013 yılına aktarıldı.

Bunun anlamı şu: Obez mahkeme yaratılmasına rağmen obez mahkeme işlevini yürütemedi ve yargının sorunlarına, vatandaşın adalet bekleyen dileklerine cevap olamadı. Bu süreç içerisinde elbette ki yargıda siyasallaştırma süreci, çoğunluğu sağlama süreci böylece elde edilmişti, olumsuz gelişmeler de görüldü. Örnek: Yandaş olmayan hâkimler tehdit edildi. Telefon dinlemeleri, teknik takip, soruşturma, sürgün ve buna ilaveten “havuç, sopa” politikasıyla yargı susturuldu.

Hiç korkmaması gereken hâkimdi. İmanımızda, itikadımızda, hukuk tecrübemizde ve elimizdeki yasalarda hiç korkmaması gereken kişi bu ülkede hâkim olmalıydı çünkü hâkim hâkimdi, çünkü hâkim fehimdi, çünkü hâkim müstakimdi, çünkü hâkim emindi, çünkü hâkim mekindi ve hâkim metindi. Bizim kültürümüz hâkime böyle bir görev vermişti; AKP, bu değeri sıfırladı ve suskun, siyasallaşmış, Adalet ve Kalkınma Partisinin otoritelerine kulak dayayan bir mesleğin mensubu hâline geldi.

Sonuç: Değerli arkadaşlarım, yasamayı ve yürütmeyi de hukuk devletinde ancak ve ancak yargı kontrol eder, hukuk devletinin temel prensibi budur. Görüştüğümüz Anayasa Mahkemesi,  Meclisin çıkardığı kanunların hukuka uygunluğunu denetleyecek bir mahkemedir; Anayasa Mahkemesi yandaş mahkeme hâline getirilmiştir.

İdare mahkemesi, yürütme organının Başbakanlıktan en alttaki kamu gücünü, kamu görevini yürüten memuruna kadar denetleyecek olan idari mahkemelerdir ve Danıştaydır.  Danıştay ve idare mahkemeleri yandaşlaştırılma, korkutulma ve siyasallaştırılmanın sonucunda hukuku değil, AKP otoritelerine kulağını vererek sesini dinler hâle gelmiştir. Bu değerler, maalesef, şu sonuçları da yaratmıştır: Bir güvensizlik durumu ortaya çıkmıştır. Bunu Avrupa Yargıçlar Birliği, Avrupa Yargıçlar ve Savcılar Birliği, en sonunda Adalet Bakanlığı ve HSYK da kabul etmiştir ki artık yargıya güven kalmamıştır. Güvensiz olan bu yargının daha da yandaş hâle getirilmesi ve süper obez bir yargı organı yaratılarak AKP hâkimiyetinin tam tesisi için yeni bir hazırlık içerisindesiniz. Orada da 387 olan Yargıtay üyesi sayısını beğenmiyorsunuz, belki bine kadar çıkaracaksınız; ne kadar çoğunluğu elde edeceksek o kadar bir rakama çıkacaksınız anlamı çıkmaktadır. Danıştayda da ortada, Danıştayın da aynı şekilde üye sayısını artırmak istiyorsunuz.

Tabii ki, bu güvensiz yargı terörle mücadelede de görevini yerine getirememiş, Adalet ve Kalkınma Partisinin politikalarına aynen uymak suretiyle terörle mücadeleyi de onlar terk etmiştir, şimdi sizin gibi belki dershanelerle mücadele noktasına gelmiştir.

Değerli arkadaşlarım, bu süreç içerisinde Sayın Anayasa Mahkemesi Başkanı Anayasa Uzlaşma Komisyonundaki gelişmeleri dikkate alarak kendisini evlenme vaadiyle kandırılmış birisine benzetmiştir. Milliyetçi Hareket Partisi, Anayasa Uzlaşma Komisyonunda ne düşündüyse onu söylemiştir; Milliyetçi Hareket Partisi, neye inanmışsa onu savunmuştur; eğilmemiştir, bükülmemiştir, kırılmamıştır, kıvırtmamıştır. Ancak, Milliyetçi Hareket Partisinin insan onuruna yaraşan, herkesi hukuk önünde eşit kılan, hiç kimseye, hiçbir sebeple ayrımcılık yapılmayacağına ilişkin görüşleri önce tüm partiler tarafından paylaşılmış, sonra zaman içerisinde alınan talimatlar nedeniyle geri çekilmiştir. Milliyetçi Hareket Partisi, Anayasa Uzlaşma Komisyonunda iyi işleyen, vatandaşa hizmet eden bir devlet anlayışını, bağımsız ve tarafsız bir yargıyı tesis edebilmek için, bireysel özgürlükler anlamında bütün vatandaşlarımızın evrensel değerlere ulaştırılabilmesi için büyük bir çaba vermiş, büyük bir katkıda bulunmuştur. Bu katkıların maalesef Adalet ve Kalkınma Partisinin başkanlık takozuyla önü kesilmiştir. Başkanlık sistemi ile önü kesilen Anayasa Uzlaşma Komisyonunun uzlaşma kültürü, Sayın Meclis Başkanı alet edilmek suretiyle, nihayete erdirilmek istenmekte ve AKP, anayasa yapımı masasından kaçmak istemektedir. Gerekçe olarak da “partilerin kırmızı çizgileri var...” Var, Milliyetçi Hareket Partisinin kırmızı çizgisi var. Kırmızı çizgisi nedir? Şu soruyu iyi anlayın, iyi cevap verin.

Soru bir: Biz, yeni anayasa ile yeni bir devlet mi kuruyoruz yoksa Kurtuluş Savaşı’yla kurulmuş Türkiye Cumhuriyeti devletine bir anayasa mı yapıyoruz?

Milliyetçi Hareket Partisinin cevabı tektir ve nettir: İstiklal Harbi’yle kurulan Türkiye Cumhuriyeti devletinin, kuruluş felsefesine uygun bir yeni anayasadan yanayız. Yeni devlet arayışı içerisinde olanlara toprak bütünlüğü, millet bütünlüğünü bozacak şekilde, etnik dilimlere ayrılacak şekilde, gelecek nesillere paramparça bir Türkiye bırakmak isteyen heveslilere ilan ediyoruz ki, önünde, bu düşüncenin göğsümüzü siper edeceğiz, Kürt  milletinin bütünlüğünü, Türkiye Cumhuriyeti devletinin  varlığını ve gelecek nesillere emanetini hiçbir şart altında riske atmayacağız, hiçbir şart altında tehlikeye atmayacağız.

Değerli arkadaşlarım, ikinci soru şu: Biz, bu anayasayı kime yapıyoruz?

Bu soruya verilecek anayasa hukuku açısından üç tane cevap vardır. Devlet açısından, MHP diyor ki: Biz, bu anayasayı Türkiye Cumhuriyeti devletine yapıyoruz. Başka devlet hayali içerisinde olanlara ihtar ediyoruz ki Kurtuluş Savaşı’yla kurulmuş olan bu devletin kılına zarar getirtmeyeceğiz.

İki: Biz, bu anayasayı anayasa hukuku çerçevesi içerisinde millete yapıyoruz. Bu anayasa, yüzde 85’i “Ben Türk’üm.” diye kendini beyan eden ve onun bünyesi içerisinde farklı inanç ve gruplardan oluşmuş olan büyük Türk milletine yapılmaktadır. Bu milletten millet çıkarmak isteyenlere, bizim tarih içerisinde oluşturduğumuz bin yıllık kardeşlik hukukumuzu bozmak isteyenlere ilan ediyoruz ki Türk milletinin millî bütünlüğü ve beraberliği binlerce yıl boyunca dökülmüş olan kanla, dökülmüş olan terle, dökülmüş olan gözyaşıyla yoğrulmuştur. Bu hamuru bozdurmayız, bozdurtmayacağız.

Üçüncü olarak, bu anayasayı hangi vatandaşa yapıyoruz? Adıyla sanıyla belli ve besbelli, Türk vatandaşına yapıyoruz. Fransa’nın Fransız vatandaşı dediği gibi, Almanya’nın Alman vatandaşı dediği gibi, bütün demokratik ülkelerin kabul ettiği gibi, bu devletin, bu milletin hür bireylerine yani Türk vatandaşlarına bu anayasayı yapıyoruz. Dolayısıyla, Milliyetçi Hareket Partisi, anayasa yapımı konusunda tarihin ve millî değerlerin bize söyletmiş olduğu değerlerin sonuna kadar arkasında olacaktır, sonuna kadar savunucusu olacaktır. Bütün vatandaşlarımızı hiçbir ayrım gözetmeksizin, hiçbir ayrımcılığa tabi tutmaksızın evrensel…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

FARUK BAL (Devamla) – …temel hak ve hürriyetlerden sonuna kadar yararlandırmak için anayasa yapımına katkıda bulunacağız diyor, hepinize saygılarımı beyan ediyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına son konuşmacı İsmet Büyükataman, Bursa Milletvekili. (MHP sıralarından alkışlar)

Süre on dört dakikadır.

MHP GRUBU ADINA İSMET BÜYÜKATAMAN (Bursa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sözlerime başlamadan önce vefatının seneidevriyesinde ömrünü Türk milliyetçiliği fikrine adamış, dava adamı Hüseyin Nihal Atsız Bey’i rahmet, minnet ve saygıyla anıyorum; ruhu şad, mekânı cennet olsun. Bazı aklıevvellerce Türklüğün yok sayıldığı, inkâr edildiği şu günlerde Atsız Bey’i idrakine vararak tekrar okumanın, anlamanın önemi bir kez daha ortaya çıkmaktadır.

Değerli milletvekilleri, 2014 Yılı Merkezi Yönetim Bütçesi Kanunu Tasarısı ile 2012 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın Başbakanlık, Kamu Denetçiliği Kurumu ve Millî İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığı ile Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği bütçesi üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce heyetinizi en derin saygılarımla selamlıyorum.

Saygıdeğer milletvekilleri, siyasi, ekonomik ve askerî ilişkilerin gelişmesiyle yıllar geçtikçe devletlerin ve ülkelerin güvenliğinin sağlanmasında istihbaratın ne kadar önemli olduğu tartışmasız bir şekilde kabul edilmeye başlanmıştır. Hele de bu ülke ateşten bir coğrafyayla çevrili bulunan, dış düşmanların ve onların içteki taşeronları tarafından sürekli tehdit altında olan Türkiye Cumhuriyeti devleti gibi bir devletse istihbarat çok daha önemli hâle gelmektedir. Bu, dün de böyleydi bugün de böyledir ve gelecekte de böyle olacaktır.

Geçmişinde şanlı kahramanlıkları barındıran MİT, büyük Türk milletine hizmet için var olduğu ifade edilen, görev ve yetkileri de bu amaçla belirlenmiş olan bir teşkilat olarak tanımlanmaktadır.

Görev ve yetkileri ise şöyle sıralanıyor: Türkiye Cumhuriyeti’nin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne, varlığına, bağımsızlığına, güvenliğine ve anayasal düzenine ve millî gücünü meydana getiren bütün unsurlarına karşı içten ve dıştan gelecek mevcut ve muhtemel tehditler hakkında bilgi toplamak, önlem almak ve gerekli durumlarda ilgili makamları uyarmak. Peki, Adalet ve Kalkınma Partisi hükûmetlerinin devlet kurumlarına yönelik uyguladıkları siyasileştirme ve işlevsizleştirme operasyonundan kendine düşen payı alan Millî İstihbarat Teşkilatı bu çerçevede acaba ne gibi faaliyetlere girişmiştir?

Basına yansıdığı kadarıyla tekrar hatırlatmakta fayda var. Hatırlayalım ki, bu güzide kurumu, bu kahramanlar yatağını bu hâle düşürenlerin, Kuşçubaşı’nın, Süleyman Askerî’nin, Mehmet Akiflerin ve daha adını sayamadığımız kahramanların kemiklerini sızlatan bu kişileri milletimizin bilgisine sunalım.

Millî İstihbarat Teşkilatı bütçesi son yıllarda en fazla artan bütçelerden bir tanesidir. 2014 için 1 milyar 58 milyon 707 bin liralık bir ödenek ayrılması söz konusudur. Elbette istihbaratın bir ülkenin güvenliği için önemi göz önüne alındığında bu bütçe normal karşılanabilir ama Sayın Müsteşarın Teşkilatı götürdüğü yön ve düşürdüğü durum hatırlanınca insan “Bu paraya yazık mı oluyor?” diye düşünüyor.

Yüce Türk milletine hizmet için kurulan, ülkenin ve milletin bölünmez bütünlüğü için vazife görmesi icap eden MİT, ne yazık ki ülkemizde bölücülerle yapılan AKP pazarlıklarında görev ifa etmektedir. Oslo’da sergilenen rezilliklerin başaktörü bugün ne yazık ki MİT Müsteşarı olarak görev yapmaktadır. Süleyman Askerî gibi kahramanların kutsal makamını işgal eden bu zihniyet, bölücülerle kucaklaşmakta, PKK açılımında aktif rol almaktadır. Ne acıdır ki Teşkilata hükmeden güç, bölücülere karşı bu kadar hoşgörü, sevgi ve sempatiyle yaklaşırken Hükûmete de MHP’li iş adamını fişleyerek yardımcı olacak zamanı da bulabilmektedir.

Millî İstihbarat Teşkilatımız âdeta AKP’nin istihbarat örgütü, Sayın Müsteşar da âdeta Sayın Başbakanın istihbarat yaveri durumuna düşmüştür. Sayın Müsteşara yüce Türk milletine hizmet etmekle mesul Millî İstihbarat Teşkilatının Müsteşarı olduğunu hatırlatmakta fayda mülahaza ediyoruz. Bölücü teröristler tarafından “bizim” diye anılacak kadar samimi ilişkiler kurmuş olan bu zihniyetin, ülkemizin ve devletimizin geleceği açısından acilen ortadan kaldırılması elzemdir. AKP’nin baskıcı, özel hayata müdahale edici siyaseti devam ettikçe MİT’in de bütçesinin artmaya devam edeceği görülmektedir. Bizim temennimiz milletimizin hizmetinde kullanılması gereken bütçenin MİT’in teknik ve insani gücünün geliştirilmesi yönünde kullanılmasıdır.

Saygıdeğer milletvekilleri, ombudsmanlık, sürekli artan yönetimin bürokratik gücü ve onun olumsuz yansıması olan kötü yönetim karşısında yönetilenleri daha etkili yöntemlerle korumak üzere mevcut denetim mekanizmalarını ikame etme amacı gütmeksizin onları tamamlama görevini yerine getirmek üzere uygulamaya konulan bir kurumdur. Ombudsmanlığın en önemli özelliği yürütme organı karşısında bağımsız olmasıdır.

2013 yılı bütçesi kapsamında öngörülmüş olan toplam  15 milyon 575 bin TL’nin büyük kısmı personel giderleri ile mal ve hizmet alımına ayrılmıştır. 2014 yılında toplam 13 milyon 543 bin TL tahsisi öngörülen ödeneklerin dağılımında da mal ve hizmet alım giderlerinin büyük ağırlık taşıdığı görülmektedir.

29 Mart 2013 tarihi itibarıyla şikâyet  başvuruları almaya başlamış olan kurumun, kötü yönetime ilişkin uyuşmazlıkları adil bir şekilde inceleyerek önerilerde bulunması beklenmektedir. Ancak, Türkiye  Büyük Millet Meclisinde sadece AKP oylarıyla seçilen Kamu Başdenetçisi ve denetçileriyle bağımsız olarak ne kadar görev yapılabileceği aşikârdır. Tarafsızlık ve bağımsızlık anlamında doğuştan sakat olan kurumun yasakçı, baskıcı, eleştiriye tahammülü olmayan bir  Başbakan ve onun Hükûmetine karşı vatandaşın haklarını ne kadar koruyabileceğini takdirlerinize bırakıyorum.

Saygıdeğer milletvekilleri, AKP hükûmetlerinin son yıllarda uygulamaya koyduğu önce “demokratik açılım”, arkasından “millî birlik ve kardeşlik” ve nihayetinde de “süreç” olarak isimlendirilen ve milletimize hazmettirilmeye çalışılan yıkım ve çöküş projesiyle, bin yıllık kardeşlik hukukumuz, uyguladığı temelsiz ve millî menfaat algısından uzak dış politika sonucunda da ülkemizin güvenliği büyük bir zaafa uğramıştır.

Güneydoğu Anadolu Bölgemizde PKK uzantıları tarafından oluşturulmuş olan “paralel devlet” olgusu artık AKP’li milletvekilleri tarafından dahi dile getirilmektedir. Eşkıya, şehirlerde sözde kolluk kuvvetleri oluşturmuş, yol kesmekte, kimlik kontrolleri yapmaktadır, “vergi” adı altında haraç toplamaktadır. Asker karakollara hapsolmuş, terörist dağda, şehirde elini kolunu sallaya sallaya dolaşmaktadır. Pazar günü itibarıyla Diyarbakır’da, bilindiği gibi, 2’si astsubay, 2’si uzman çavuş olmak üzere 4 askerimiz AKP iktidarının can dostu, pazarlık masasının diğer tarafında oturan PKK tarafından kaçırılmıştır. AKP yöneticileri uzun süredir yaptığı gibi “Çözüm sürecini baltalamak isteyenler.” diyerek meseleyi geçiştirmiştir. AKP zihniyeti neredeyse bu konuda askerleri suçlayacaktır.

Ülkemizin toprak bütünlüğünün korunması ve siyasi, ekonomik, sosyal ve kültürel nitelikleriyle şekillenen temel kimliğinin muhafaza edilmesi millî güvenliğimizin temel unsurlarıyken, Türk kimliği tartışmaya açılmakla kalmamış, âdeta aşağılanan, hor görülen bir duruma düşürülmüştür. Başbakan, Türklük düşmanlarıyla kucaklaşmakta, büyük bir sevgiyle âdeta baba şefkatiyle hainlerin saçlarındaki konfetileri temizlemektedir. Cumhurbaşkanlığı da bu yarışa, teröristlere methiyeler düzen, milletimizin fertlerine “şerefsizler” diyecek kadar alçak bir sanatçıya ödül vererek katılmaktadır.

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Ayıp ya, ayıp!

İSMET BÜYÜKATAMAN (Devamla) – Dış politikada durumumuz içler acısıdır, sınırlarımız delik deşik olmuştur. Suriye’de, burnumuzun dibinde PKK’nın uzantısı PYD tarafından devlet kurma çalışmaları son sürat devam etmekte, teröristler sınırlarımızdan geçip hudut şehirlerimizde bozgunculuk yapmaktadırlar. Hâl böyleyken, Millî Güvenlik Kurulunun bütçesinin üzerinde konuşma yapmak beyhude bir durumdur. Ne millîliği kalmış ne de milletin ve ülkenin güvenliğiyle bağı kalmış bir kurumun bütçesi bu millet üzerinde bir yüktür. 20 milyon 94 bin TL’lik bütçe ayrılması planlanan bu kurumun işini layıkıyla yapıp bu millete vazifesini yerine getirmesini umut ediyoruz.

Değerli milletvekilleri, Başbakanlık için 2014 Yılı Bütçe Kanunu Tasarısı’nda teklif edilen toplam ödenek tutarı geçen yıla göre yaklaşık yüzde 21’lik bir artışla 933 milyon 821 bin TL’ye çıkmıştır. Bu bütçenin üçte 1’inden fazlası mal ve hizmet alımları kalemi için ayrılmıştır. Kalan miktarın bir kısmının Atatürk Orman Çiftliği’nde Sayın Başbakanın “başkanlık” rüyası olarak başlattığı ve halk arasında “Ak Saray” diye anılan binanın yapımı için ayrıldığı anlaşılmaktadır. Memura, çiftçiye, işçiye ve emekliye zam konusunda son derece eli sıkı olan Hükûmetimiz padişahlık hayalleri kuran Sayın Başbakan için Ankara’da bir saray inşa etme noktasında oldukça cömert davranmaktadır.

Başbakanlığın uhdesinde bulunan örtülü ödenekle ilgili tartışmalar ise uzunca bir süredir devam etmektedir. Her yıl kat kat üstüne koyarak büyüyen bu ödenekle ne yapıldığı konusunda ciddi şüpheler mevcuttur. Bir bakan geçtiğimiz günlerde Suriyeli göçmenler için 2 milyar dolar harcandığını ifade etmiştir. Bu, anlaşıldığı kadarıyla resmî kayıtlarda olan harcama tutarıdır. Örtülü ödenekten Suriye’deki terörist gruplara aktarılan paralar, onlar için yapılan harcamalar ise tamamen muammadır. Muhtevasını bilmediğimiz bu paranın millet hayrına kullanılmadığını tespit etmemiz hâlinde hesabını soracağımızdan kimsenin şüphesi olmasın.

Değerli milletvekilleri, Başbakan Erdoğan Türkiye Cumhuriyeti’ni yıkmak ve “yeni” diye adını koyduğu parçalanmış, ufalanmış, marjinalleşmiş bir rejimi inşa etmek için çırpınmaktadır. Kürdistan’a duyduğu derin ve kahredici ilginin altında bu yatmaktadır. Başbakanın Kürdistan’a meşruluk kazandırmaya yönelik fiil, eylem, ima ve açıklamaları anayasal suçtur. Sayın Başbakan, “Türkiye Kürdistan’ı” nedir? Bunun sınırları nereye kadar uzanmakta, nereleri kapsamaktadır? Bu bağlamda Sayın Başbakan bir söz vermiş midir? Oslo’da Kürdistan konusunda bir mutabakat sağlanmış mıdır?

Başbakan, gerek Diyarbakır’da gerekse de sonraki günlerde onlarca defa “Kürdistan”a atıf yapmış, geçmişimizde “Kürdistan” izi sürmüş, ecdadımızı hain niyetlerine ortak etmeye kalkmış ve ilk Meclisin ruh ve mesajlarını bölücü tavrıyla karartmaya azmetmiştir. “Kürdistan” sözleri artık Türkiye Büyük Millet Meclisine kadar sirayet etmiş, bütçeyle ilgili sürece damga vurmuştur. “Türkiye Kürdistan’ı” demek Sevr’in dirilişi, kurtuluş mücadelesinin hükümsüz kalması ve cumhuriyetin katledilmesi demektir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İSMET BÜYÜKATAMAN (Devamla) – TBMM bu ayıptan, bu zilletten kendini keşke bu ifadeler geçerken, komisyondayken kurtarmış olsaydı. Hiç kimse unutmamalı ki bu yolda son sözü aziz Türk milleti diyecektir ve sözünü de yaman diyecektir.

Saygılarımı sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Şimdi, birinci turda şahsı adına söz isteyen Ali Turan, Sivas Milletvekili.

Buyurun Sayın Turan. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreniz beş dakikadır.

ALİ TURAN (Sivas) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2014 Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı üzerinde şahsım adına lehte görüşlerimi bildirmek üzere söz aldım. Sizleri ve aziz milletimizi saygıyla selamlıyorum.

2014 yılı bütçesi, AK PARTİ hükûmetleri tarafından hazırlanmış 12’nci bütçedir. Şu ana kadar 11 bütçe hazırladık ve tamamını da başarıyla uyguladık. Demokrasi tarihinde ilk kez bir siyasi parti yani AK PARTİ kesintisiz olarak on bir yıl hükûmet görevini üstlendi. Art arda 12 bütçe hazırlandı, on bir yıllık AK PARTİ iktidarı da doksan yıllık cumhuriyet tarihimizin en parlak dönemlerinden biri oldu. Elde ettiğimiz başarılar AK PARTİ hükûmetlerinin başarısı olduğu gibi bizatihi aziz milletimizin de başarısı olmuştur.

Demokratikleşme adımlarının atıldığı, reformların yapıldığı, özgürlüklerin genişlediği süreçlerde Türkiye ekonomisi her zaman büyümüştür, ileri gitmiştir. Demokrasiden de, ekonomik kalkınmadan da, terörle  mücadeleden de vazgeçmeden, asla geri adım atmadan bu kutlu yolda yürümeye, kardeşlik içerisinde Türkiye’yi büyütmeye devam ettik ve devam edeceğiz. Bugüne kadar, on bir yıldır yapılan kararlı, tutarlı bütçelerin titizlikle uygulanması neticesinde, dünyadaki büyük global krizlere rağmen Türkiye’nin geldiği nokta ortadadır. Sadece tek bir alanda değil, ülkemizin, insanımızın ihtiyacı olan her alanda; yaşlısı, engellisi, ihtiyaç sahiplerinin ve SODES projeleriyle sosyal alanda; geçmişimizi, tarihimizi, kültürümüzü gelecek nesillere aktarmak adına kültürel alanda; demokratikleşme ve özgürlüklerin yaşanması, atılan adımlarla, reformlarla insan hakları alanında; yargı bağımsızlığı alanında; çözüm sürecinde; gelişmiş ülkelerin bile gıpta ettiği sağlık alanında, “Gidemediğin yer senin değildir.” denildiği gibi düşünerek “Yol medeniyettir.” anlayışıyla yapılan duble yollarla ve açılan tünellerle, ülkemizi âdeta demir ağlarla ören hızlı tren projeleriyle, her ile yapılan havaalanlarıyla, asrın projesi olan Marmaray’ın hizmete açılmasıyla ulaşım alanında; savunma alanında ilk defa dışarıya bağımlı olmadan insansız hava aracı, tankı, topu, helikopteri, savaş gemisi, kısa ve uzun menzilli silahlarını üreterek millî savunma politikalarımızla; ilk defa iktidarımız döneminde millî savunma bütçesinden kat kat fazla bütçesiyle; her ile açılan üniversiteleriyle, yapılan okullarla, bilgisayarla donatılan derslikleriyle; herkesin inancını öğrenebilmesi için atılan adımlarla millî eğitim alanında; dışa bağımlılığı azaltmak adına yapılan çalışmalarla enerji alanında; hepsinden önemlisi de yukarıda saydıklarımın yapılabilmesi için dünyada kendinden söz ettiren, bol sıfırlardan arındırılmış, gittiği her ülkede cebinde rahatlıkla taşıyabileceğiniz, harcama yapabileceğiniz paranızla; mali politikalarımızla, yani 822 milyar dolar olan gayrisafi millî hasılası, kişi başına düşen 11 bin dolarlık millî geliri, 136 milyar dolara çıkmış Merkez Bankası rezervleri; IMF kapılarında nöbet tutan, el açan, alan el olmaktan çıkıp veren el olma konumuna gelen, on yıl önce yardım edilen ülkeler arasında ön sıralarda yer alan ve bu geldiğimiz noktada, dünyada yardım eden ülkeler arasında 3’üncü sıraya gelen; ilk defa iktidarımız döneminde kredi kuruluşları tarafından “yatırım yapılabilir ülke” konumunda gösterilen ve iktidarımız döneminde de 130 milyar dolar doğrudan yabancılar tarafından yatırım yapılan ülke konumuna gelen…

Yapılan bu bütçelerle iktidarımız döneminde memleketim Sivas’a, ülkemize ve dünyadaki mazlum insanlara yaptığı hizmetlerden ötürü başta Sayın Başbakanımıza, Hükûmetimize, bakanlarımıza ve tüm Türkiye Büyük Millet Meclisine teşekkür ediyorum.

Bir teşekkür de burada bugünkü bütçede görüşülen kurumlar arasında Türkiye Büyük Millet Meclisi de olduğu için, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanımızın Türkiye’de cumhuriyetin temellerinin atıldığı Sivas’ımıza ve Sivas’taki, cumhuriyetin temellerinin atıldığı yere mekân olan, başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk ve arkadaşlarına mekân olan Kongre Müzesi’nin bugüne kadar gerekli çalışmaların yapılmasında hassasiyet gösteren Meclis Başkanımıza teşekkür ediyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ALİ TURAN (Devamla) – Ben başta Cumhurbaşkanlığımızın ve Başbakanlığımızın, Türkiye Büyük Millet Meclisinin ve diğer kurum ve kuruluşların, tüm bütçemizin hayırlı uğurlu olmasını diliyor, hepinizi saygıyla muhabbetle selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Şimdi söz sırası Hükûmet adına Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ta.

Süre elli dakika. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Bursa) – Sayın Başkan, çok değerli arkadaşlarım; hepinizi saygıyla selamlıyorum. Bütçe görüşmelerimizin hayırlara vesile olmasını diliyorum.

Bütün siyasi partilere mensup milletvekili arkadaşlarımızın farklı kurumlar için yaptıkları konuşmaları ilgiyle takip ettim. Her birisi bence önemli sözler sarf etti. Ben arkadaşlarıma teşekkür ediyorum.

Yalnız, özetlemem gerekirse; bugün 10 kurumun bütçesi görüşülüyor bu turda. Ben bunlardan sadece Başbakanlığı, Millî İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığını, Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliğini temsil ediyorum siyasi anlamda. Anayasa Mahkememiz, Cumhurbaşkanlığımız, yüksek yargı ve diğerleri kendi bütçeleriyle, burada temsilcileriyle hazır bulunuyorlar. Onlar adına konuşma imkânım da yok.

Öncelikle, konuşmamı ikiye ayırmak istiyorum ve mümkün olursa elli dakikayı doldurmadan, esasen zamanın da ilerlemiş olduğunu düşünerek bir özet yapmak istiyorum.

Bu 3 tane kurumla ilgili olarak hemen hemen şu kadar arkadaşımız konuştu. Sevinmem gerekir; bana bağlı kurumlar üzerinde büyük bir eleştiri, yoğun bir eleştiri gelmedi. Elbette güzel şeyler konuşuldu, bunların içerisinde eleştiriler de vardı, öneriler de vardı ama doğrusu, ben bu kurumlarla ilgili olarak yoğun bir eleştiri altında kalacağımı düşünüyordum. Demek ki kurumlarımızın görevlerini layıkıyla yaptıkları, bazı eksiklikler konusunda eleştiriler olsa bile, ülkemiz için yararlı kurumlar oldukları genelde kabul görmüş.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Bu kadar eleştiriyi sen böyle anlarsan…

BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Devamla) – Tabii, şüphesiz yirmi dakikalık bir soru-cevap kısmı da var; orada arkadaşlarımızın ilginç soruları olursa onlara da cevap vermek istiyorum.

Değerli arkadaşlar, bunu bir teşekkür sadedinde söyledim çünkü hemen hemen her partiden, farklı sürelerle pek çok arkadaşımız konuştular, bir şey kaçırmamaya çalıştım. Tabii, üslupla ilgili, bugün istemediğimiz, nahoş, karşılaştığımız olaylarla ilgili düşüncelerimizi de ifade edeceğim ancak ben şuna inanıyorum ki herkesi ilgiyle takip etmemiz, sözlerini değerlendirmemiz gerekir. Benim tespit edebildiğim konulara da biraz sonra girmek istiyorum.

Öncelikle, Başbakanlık üzerinde çok fazla bir şey söylemeye gerek yok çünkü dün Sayın Başbakanımız Recep Tayyip Erdoğan bir saati geçen bir konuşma yaptı. Evet, son kısımlarında belki yoğun müdahaleler oldu, söyledikleri belki yeterince anlaşılamamış olabilir ama her birinize dağıtılan, Başbakanlığın faaliyetleriyle ilgili, zannediyorum üç yüz sayfaya yakın bir kitapçık var. O kitapçığı herkes ilgiyle okursa 2002 ile 2011, 2013 arasındaki ilerlemeleri görebilir, 2014 bütçesine ait bazı rakamların da özetini bulabilir. Dolayısıyla, o kitapçık madem ki elimizdedir, eleştiriler, öneriler bütün bunlar üzerinden değerlendirilebilir diye düşünüyorum. Yalnız bazı arkadaşlarımız bütçedeki artışa dikkat çekmek suretiyle bunun sebebini sordular. Evet, 2014 yılı bütçe tasarısında teklif edilen toplam ödenek tutarı 933 milyon küsur liradır. Toplam ödenek 2013’te 769 milyon küsurdu, yüzde 21,3’lük bir artış var. Bunun da tek bir sebebi var, o da bilinen bir sebeptir. Bugüne kadar Başbakanlık birimleri, şu kadar yıldan bu yana yani 61’inci Hükûmet de dâhil olmak üzere, bütün birimleri bir arada toplayan bir merkez Başbakanlık binasına sahip değildi, her biri birbirinden çok uzaklarda olmak üzere yedi ayrı binada faaliyet gösteriyordu. Dolayısıyla, geçtiğimiz yılda başlayan bir çalışmayla Başbakanlık birimlerinin bir araya toplanması ve münhasıran Başbakanlık için yapılmış bir binada hizmet vermek amacıyla yapımına başlanan yeni hizmet binasına tahsis edilen ödenek miktarındaki artış, bütçedeki artıştır, başka bir yerde bir artışı bulmak mümkün değildir.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Tayyip Bey’in yakınlarıyla ilgisi var mı o binanın müteahhidinin?

BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Devamla) – Tabii, yeni merkez Başbakanlık binasının AK PARTİ Hükûmeti için yapıldığını düşünebilirsiniz, bu bir bakıma yanlış bir kabuldür yani şu açıdan: Siz AK PARTİ hükûmetlerinin ilanihaye devam edeceğini düşünerek buna bir tepki koyabilirsiniz ama mahkeme kadıya mülk değil. Sizler her biriniz yarın iktidara geldiğinizde, içinizden herhangi biriniz Başbakan olduğunda -şüphesiz genel başkanlar da o tarihte partinin başında iseler- onlar bu binalarda oturup hizmeti buradan verecekler. Kıskanmaya gerek yok, bu bir hizmetteki daha ileri noktalara taşımanın, daha rasyonel bir çalışma yapmanın adıdır.

KAMER GENÇ (Tunceli) – İsraf, israf, çok büyük israf!

BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Devamla) – Buna şöyle de bakabilirsiniz: Meclis Başkanlığım döneminde, Başbakanlık, Millî Saraylardan kendilerine İstanbul’da bir hizmet ofisi tahsis edilmesini istedi. Başkanlık Divanı üyesi olan arkadaşlarımız bilir biz hemen hemen bu konuyu kendi aramızda tartıştık ve gerçekleştirdik. Bugünkü Beşiktaş’taki Başbakanlık ofisi, Millî Saraylarımızın bir birimiydi ve daha önce Beşiktaş Kaymakamlığı olarak hizmet veriyordu. Türkiye’nin Başbakanı, İstanbul’a gittiğinde misafirlerini nerede karşılayıp, Başbakanlık çalışmalarını nerede götürebiliyordu? Otel lobilerinde veya otel odalarında. Dolayısıyla, Başbakanlığın Ankara kadar İstanbul için de bir hizmet, bir temsil noktasında prestijli bir binaya sahip olması gerekir diye düşündük, tahsis ettik, iyi ki tahsis etmişiz. Cumhurbaşkanımızın da hem Ankara’da hem de İstanbul’da çalışmalarını götürebilmesi için ayrı mekânları olduğunu söylemeye gerek yok.

Yine, bugün, İstanbul Beşiktaş’taki Başbakanlık ofisimiz de, gelecekteki başbakanlarımızın da hizmet vereceği, hükûmetlerimizin de hizmet vereceği birer ofistir. Bunları saray olarak görmek veya burada oturan insanlara kral gözüyle bakmak eleştirinin ötesinde hiç gerçekliği olmayan şeylerdir, bunları böyle kabul etmemiz gerekir diye düşünüyorum.

Değerli dostlar, stratejik planımız, 2011-2015 yıllarını kapsayan ön performans programımız da netleşti. 2014 yılı hedefleri, yürütülecek faaliyetler, takip edilecek göstergeler bizim performans programı taslağında da arz edilmiş durumdadır.

Resmî Gazete için yaptığımız hizmetleri tekrar saymayacağım ama arşivler konusunda çok iyi bir noktaya geldik. Küresel bir güç olma yolunda emin adımlarla sürekli ilerleme kaydeden Türkiye’nin değerli varlıklarından birisi de devletin hafızasıdır, arşivlerimizdir. Ülkemiz arşiv belgeleri bakımından da büyük bir zenginliğe sahiptir. Başbakanlık Devlet Arşivleri bünyesinde hizmet veren Osmanlı Arşivi, dünyanın en çok müracaat edilen arşivlerinden birisidir. Osmanlı coğrafyasında kurulmuş olan 40’a yakın bağımsız devletin de bu arşiv aynı zamanda müşterek arşividir. Sahip olduğumuz tarihî servet yalnızca ülkemiz için değil; Orta Doğu, Balkanlar, Kafkasya, Avrupa ve Afrika’daki birçok ülkenin tarihinin de gün yüzüne çıkartılabilmesi ve günümüzde bu coğrafyalarda yaşanan olayların daha iyi anlaşılabilmesi için birinci el kaynak niteliğindedir. Dolayısıyla, hem cumhuriyet arşivleri hem de Osmanlı arşivi ihmal edilerek yazılacak bir dünya tarihi eksik ve temelsiz olacaktır. Millî arşiv sitemiz tamamlanarak 2013 yılında milletimizin hizmetine sunulmuştur.

Başbakanlık olarak vatandaş odaklılık ilkesinin hayata geçirildiği öncü hizmetler de sunmaktayız. Başbakanlık İletişim Merkezi, kısa ismiyle BİMER’le vatandaşlarımız, talep ve beklentilerini, memnuniyet ve şikâyetlerini Ankara’ya duyurma imkânına kavuştular. Bu sistemle vatandaşı merkeze alan bir anlayışı bizatihi Başbakanlığın kendisinde hayata geçirdik, bunu da gerçekleştiriyoruz.

Türkiye, tüm dünyada barışın ve demokrasinin hâkim olmasından yanadır. Bu kapsamda,  dünya barışına katkı sağlayan bölgesel ve küresel bir aktör olduk. Farklı coğrafyalarda barışın tesisine dönük çabalara katkımız da devam etmektedir. Bu kapsamda, Güvenlik İşleri Genel Müdürlüğü bütçesinde barışı destekleme harekâtları ödeneği de yer almaktadır.

Millî İstihbarat Teşkilatının görevi, millî güvenliğimize yönelik   ve dış, mevcut ve muhtemel tehditler hakkında bilgi sahibi olabilmek, alınacak tedbirler yönünden gelişmeleri ilgili makamlara zamanında bildirmektir. Rakam vereyim sadece: MİT’in 2013 yılı bütçesi 995 milyon küsur iken 2014 yılı bütçesinde, yüzde 6,3’lük artışla, 1 milyarın üzerine çıkmıştır.

Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliğimiz, kanun gereğince kendisine verilen görevleri yerine getiriyor. Genel Sekreterliğin 2013 yılı bütçesi 19 milyon küsur iken 2014 yılı bütçesi, yüzde 5,6 artışla, 20 milyonun üzerine çıkmış bulunmaktadır.

Değerli arkadaşlarım, MİT’le ilgili konuda, yaptığı faaliyetler bazı arkadaşlarımız tarafından hayati noktada kaydedildi, onlara da bir cümle cevap vermek istiyorum.

Bildiğiniz gibi, 2397 Sayılı Kanun uyarınca Millî İstihbarat Teşkilatı Müsteşarlığının görevi, Türkiye Cumhuriyeti’nin ülkesi ve milletiyle bütünlüğüne, varlığına, bağımsızlığına, güvenliğine, anayasal düzenine ve millî gücünü meydana getiren bütün unsurlara karşı içten ve dıştan yöneltilen mevcut ve muhtemel faaliyetler hakkında millî güvenlik istihbaratını devlet çapında oluşturmak ve bu istihbaratı Cumhurbaşkanı, Başbakan, Genelkurmay Başkanı ve Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreteri ile gerekli kuruluşlara iletmektir.

Küreselleşen dünyada böylesine kapsamlı bir görev, ülkemizdeki dinamikler kadar dış dünyada vuku bulan gelişmelerin zamanında ve sağlıklı bir şekilde okunmasını ve değerlendirilmesini zorunlu kılmaktadır. Bütün bu meydan okumalarla baş edebilmek için MİT’in son yıllarda reform niteliğinde çalışmalar başlattığını dikkatlerinize sunmak isterim. Bu çalışmaların kamuoyumuzca da en çok bilineni, kuşkusuz, istihbaratın koordinasyonuna ilişkindir. Nitekim, bu alanda önemli adımlar atılmış ve Millî İstihbarat Koordinasyon Kurulu düzenli olarak çalışmaya başlamıştır. Keza, terörle mücadele alanındaki etkinliğimizi artırmak maksadıyla Müşterek İstihbarat Koordinasyon Merkezi faaliyete geçirilmiştir. Bu şekilde güvenlik ve istihbarat kurumlarımız arasında tesis edilen yakın iş birliği ve koordinasyon özellikle terörle mücadele alanında başarılı sonuçlar almamızı sağlamıştır. Bu bağlamda, ayrıca, demokratik hukuk devleti ilkeleri çerçevesinde teknik istihbarat kabiliyetlerini etkin bir şekilde kullanmak amacıyla Genelkurmay Elektronik Sistemleri Komutanlığı, Sinyal İstihbarat Başkanlığı adı altında MİT bünyesine alınmıştır. Önemli bir yapısal değişimi de simgeleyen bu gelişme sayesinde, yeni bir sinerji oluşturulmuş, teknik istihbarat alanındaki ihtiyaçların tek elden ve daha etkin bir şekilde karşılanması sağlanmıştır.

MİT’e tahsis edilen bütçenin son yıllarda arttığına dair haberlerin basın organlarında yer almakta olduğunu görmekteyiz. Bunun, sadece paylaştığımız reform niteliğindeki faaliyetlerin bir mali karşılığı olarak kabul edilmesi gerekir. Rakamları biraz önce söylemiştim.

Değerli milletvekilleri, MİT konusu gündeme geldiğinde, özellikle fişlemeler konusu veya yaygın ismiyle gazetelerde yer aldığı şekliyle… Bunlara sorular içerisinde cevap vermeyi planlamıştım ama şu açıdan bakmanızı ben sizlerden rica edeceğim. Elbette fişlemeler yani -bir insan hakkında- resmî bir görev olmadan, kanunla kendisine verilmiş veya yönetmeliklerle kendisini görevlendirmiş olanların katkısı olmadan insanların takip edilmesi, özel hayatlarına girilmesi, kişilik haklarına karşı saygısızlık yapılması fevkalade çirkindir, suçtur, ahlaki noktadan bakarsak ahlaksızlığın ta kendisidir.

KAMER GENÇ (Tunceli) – E, niye önlemiyorsunuz o zaman? Sana bağlı…

BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Devamla) - Ancak “fişlemeler” adı altında şunu söyleyebiliriz.

Bakınız, ben de bana bağlı kurumlarda meseleye baktığımda şunu görüyorum: Bugün, hemen hemen bütün kurumlar, stratejik yerlere eleman alma noktasında, bir insanla bir sınav başlatırken sınavda başarılı olduktan sonra, ataması yapılacak noktaya gelirken bu kişi hakkında geçmişe yönelik bir bilgi edinmek istiyor. Uzman yardımcıları için böyledir, müşavirler için böyledir -bir başka- genel müdürler, müsteşarlar için de böyledir. Bunlarla ilgili, devletin güvenliği, iç ve dış tehlikeler konusunda kendisine verilmiş görevleri Millî İstihbarat Teşkilatı yapıyorsa, bu kişisel verilerin de 12 Eylül 2010 referandumunda kabul edildiği gibi… Ama maalesef, hâlâ Genel Kuruldan geçiremediğimiz kanunun eksik bırakılması şekliyle… Millî İstihbarat Teşkilatının, devletin kendisine verdiği bir görevi ifa ederken elbette bu verileri muhafaza etmesi, elbette görevinin dışında herhangi bir şeyi tespit etmemesi, dinlememesi, araştırmaması ve sormaması gerekiyor.

Ama bakınız, sizler de incelediğinizde göreceksiniz, her yıl binlerce insan, belli görevlere atanma noktasında kanun gereği bu tür bir bilgi toplama faaliyetinden geçirilmektedir. Bunda bir sıkıntı var diyorsanız, bu, kanunlarla yapılacak bir şeydir.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Hayır, biz orada şikayetçi değiliz, mevzuat yaparız. Bizi niye dinliyorsunuz?

BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Devamla) - Yazılı hukukun belki bu şekle getirilmesinde fayda vardır.

Ancak, herhangi bir kişi hakkında özel hayatı, inancı, dili, dini, ırkı, vesaire. Yani kendisini temsil ederken, ifade ederken yaşadığı, kimliğiyle ilgili gelişigüzel bilgilerin veya kanaatlerin veya düşüncelerin kalemlerle yazılıp oralara, buralara servis edilmesi kanun nazarında da suçtur, bunları tasvip etmek de mümkün değildir.

KAMER GENÇ (Tunceli) – İyi de, niye önlemiyorsunuz o zaman?

BAŞBAKAN YARDIMCISI BÜLENT ARINÇ (Devamla) – Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliğinin bütçesi biraz mahcup bir bütçe. Zaten 20 milyon civarında bir bütçe. Anayasa’da yer alıyor. 2001 yılında, bildiğiniz gibi, Millî Güvenlik Kurulunun yapısında bir değişiklik olmuştu, o değişiklikle sivil kanadın temsili biraz daha arttırılmıştı. Mesela, 2001 yılı yani üçlü koalisyon hükûmeti döneminde yapılan ve çok doğru olarak yapılan Anayasa değişikliğine göre, 2001’den önce Millî Güvenlik Kuruluna sadece Cumhurbaşkanı başkanlık ediyor; Başbakan, Genelkurmay Başkanı, Millî Savunma, İçişleri ve Dışişleri bakanları bulunuyordu, bir de kuvvet komutanları. Yani 5’e 4 şeklinde bir denge vardı ama 2001’den sonra yapılan  değişiklikle; Cumhurbaşkanı, Başbakan, Genelkurmay Başkanına ilaveten Başbakan yardımcıları ilave edildi. Bugün, bunların sayısı 4’tür, 4’ü de Millî Güvenlik Kurulu toplantılarına giriyor. Diğer bakanlara ilaveten Adalet Bakanı da bildiğiniz gibi, bu kurulda artık temsil ediliyor. Kuvvet komutanlarının sayısı aynı kalmıştır.

Bu yapının yanında, Millî Güvenlik Kurulunun görevlerine dair de 2001 öncesiyle sonrası arasında büyük farklılıklar vardır. Millî Güvenlik Kurulunda alınan kararlar, hükûmete tavsiye niteliğinde bildirilir, Başbakanlık, bunun üzerine, gereği neyse onu yapar. Ya işlem yapar, ya işlemden kaldırır, üzerinde herhangi bir şey yapmaz.

Millî Güvenlik Kurulu üzerinde, yine, yoğun bir şekilde, arkadaşlarımızın, basında da tartışıldığı gibi, ortaya attıkları bir konu var. Ben de Bakanlar Kurulundan sonra, herhâlde bir on-on beş gün oldu, bu konudaki düşüncelerimi ifade etmiştim. Bir gazetede, Ağustos 2004 tarihinde Millî Güvenlik Kurulunda alındığı kabul edilen, altında da imzaların görüldüğü bir karar yayınlandı. Bu karar üzerine, ne düşündüğümüz ifade edildi. Arkadaşlar, meseleye şöyle bakacağız:

Bir, gazete bunu yaptı, geçmişte de yapıyordu, o zaman size göre iyiydi, bugün size göre kötü. Hayır, kategorik olarak öyle bakmıyoruz.

İki, gazete bir gazetecilik başarısı yapmıştır diyebilirsiniz. Yani bir gizli belgeyi bulmuş, bunu açıklamış, gündeme oturtmuş, bunun üzerinde bir tartışma başlatmıştır.

Gazetecilik başarısı olarak bakarsanız, onu bir kenara koyun, ama ortadaki kanunlara göre, gizli kalması gereken bir belgenin alenen bir gazetenin 1’inci sayfasından yayınlanmasının Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği Kanunu suç olduğunu söylüyor. Yani gazetecilik başarısı suçu ortadan kaldırmaz.

Biz başka bir şey yaptık, şunu yaptık arkadaşlar: Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekreterliği Kanunu diyor ki: “Görüşmeler ve zabıtlar kesinlikle açıklanamaz. Kararlar, yine Millî Güvenlik Kurulunun kararıyla ancak açıklanabilir.”

Nitekim,