DÖNEM: 24                                                                 YASAMA YILI: 4

 

 

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

TUTANAK DERGİSİ

CİLT : 64

27’nci Birleşim

10 Aralık 2013 Salı

 

 

(TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

İ Ç İ N D E K İ L E R

 

  I. - GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

 II. - GELEN KÂĞITLAR

III. - ANT İÇME

1.- İzmir Milletvekili Mustafa Balbay’ın, ant içmesi

 

IV.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkanı Cemil Çiçek’in, İzmir Milletvekili Mustafa Balbay’a geçmiş olsun dileğinde bulunduğuna, uzun tutukluluk veya başka sebeplerle hak ihlallerine maruz kalanların bir an önce haklarına ve özgürlüklerine kavuşmalarını temenni ettiğine ilişkin konuşması

 

V.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- 2014 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/832) (S. Sayısı: 506)

2.- 2012 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı, 2012 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısına İlişkin Olarak Hazırlanan 2012 Yılı Genel Uygunluk Bildiriminin Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi, Maliye Bakanlığı ve İçişleri Bakanlığı Tarafından Sayıştaya Gönderilen Genel Faaliyet Raporları ile Bu Raporlara İlişkin Sayıştay Değerlendirmesini İçeren 2012 Yılı Faaliyet Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi, 2012 Yılı Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi, 2012 Yılı Mali İstatistikleri Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/798, 3/1275, 3/1277, 3/1278, 3/1279) (S. Sayısı: 507)

 

VI.- USUL HAKKINDA GÖRÜŞMELER

1.- Genel Kurulun 9 Aralık 2013 Pazartesi günkü 26’ncı Birleşiminde aldığı karar doğrultusunda BDP Grubu milletvekillerince verilmiş olan muhalefet şerhinin 506 sıra sayılı Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu’ndan çıkarılarak raporun yeniden basılmasının İç Tüzük’e uygun olup olmadığına ilişkin Başkanlığın tutumu hakkında

2.- Oturum Başkanı TBMM Başkanı Cemil Çiçek’in, söz vermeyle ilgili tutumu hakkında

 

VII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Giresun Milletvekili Nurettin Canikli’nin, İstanbul Milletvekili Kemal Kılıçdaroğlu’nun 506 sıra sayılı Bütçe Kanunu Tasarısı ile 507 sıra sayılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın tümü üzerinde yaptığı konuşması sırasında AK PARTİ Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

 

VIII.- AÇIKLAMALAR

1.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel’in 506 sıra sayılı Bütçe Kanunu Tasarısı ile 507 sıra sayılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın tümü üzerinde şahsı adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ve Yüksekova’da meydana gelen olaylarda hayatını kaybeden vatandaşlara Allah’tan rahmet dilediklerine ilişkin açıklaması

 

IX.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, Hudut ve Sahiller Genel Müdürlüğü tarafından gerçekleştirilen harcamalar ile ilgili iddialara ilişkin sorusu ve Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu’nun cevabı (7/32975)

2.- İstanbul Milletvekili Umut Oran’ın, THY personelinin kılık ve kıyafetine ilişkin Başbakandan sorusu ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı (7/33105)

3.- Muğla Milletvekili Tolga Çandar’ın, ODTÜ arazisinden sökülen ağaçlara ilişkin sorusu ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/33356)

4.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan’ın, Artvin’in Yusufeli ilçesinde yapılan kamulaştırmalara ilişkin sorusu ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/33675)

5.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, Uşak’ın Sivaslı ilçesinde ormanlık bir alanda 5 yıl önce yapılan ağaç kesimiyle ilgili yaşanan olaylara ilişkin sorusu ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/33676)

6.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan’ın, bir gayrimenkulün değerine ilişkin sorusu ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/33677)

7.- Mersin Milletvekili Ali Öz’ün, Bakanlık tarafından satın alınan ve kiralanan taşıtlara,

Bakanlığa ait lojman ve sosyal tesislere,

ilişkin soruları ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/34178), (7/34179)

I. - GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

TBMM Genel Kurulu saat 14.01’de açılarak on oturum yaptı.

Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri, soru önergelerinin cevaplandırılmamasına,

İstanbul Milletvekili Sedef Küçük, 10 Aralık Dünya İnsan Hakları Günü’ne,

Antalya Milletvekili Hüseyin Samani, Antalya Demre’de meydana gelen dolu afetine,

İlişkin gündem dışı birer konuşma yaptılar.

İzmir Milletvekili Oktay Vural, 506 sıra sayılı Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu’nun birinci cildindeki muhalefet şerhinde yer alan bazı ifadelerin çıkarılması için MHP Grubunun Meclis Başkanlığına yaptığı başvurunun sonucunu öğrenmek istediğine,

Bingöl Milletvekili İdris Baluken, Hakkâri’nin Yüksekova (Gever) ilçesinde mezarların tahrip edilmesini protesto etmek isteyen halk ile güvenlik güçleri arasında yaşanan olaylar ve sonrasındaki gelişmelerin çözüm sürecine yönelik bir provokasyon olduğuna ve sorumluların görevden alınması gerektiğine,

İlişkin birer açıklamada bulundular.

506 sıra sayılı Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu’nun birinci cildinde BDP Grubu milletvekillerince yazılan muhalefet şerhinde yer alan Anayasa ve İç Tüzük’e aykırı bazı ifadelerin Başkanlık tarafından çıkarılıp çıkarılmayacağı ve bütçe görüşmelerinin Genel Kurul tarafından belirlenen takvim ve program dâhilinde gerçekleştirilip gerçekleştirilmeyeceği konusunda bir usul görüşmesi yapıldı. 506 sıra sayılı Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu’nun birinci cildinde BDP Grubu milletvekillerince yazılan muhalefet şerhinin Anayasa ve İç Tüzük hükümlerine göre düzeltilerek bütçe görüşmelerinin sonuna kadar tekrar verilmesi hâlinde ek sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılması ve bu durumun Komisyon raporunu etkilememesi nedeniyle görüşmelerin Genel Kurul tarafından belirlenen takvim ve program dâhilinde gerçekleştirilmesi hususu Genel Kurulun onayına sunularak kabul edildi.

Bingöl Milletvekili İdris Baluken, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal’ın usul görüşmesi üzerinde yaptığı konuşması sırasında Barış ve Demokrasi Partisine,

Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal, Bingöl Milletvekili İdris Baluken’in sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanına,

Bingöl Milletvekili İdris Baluken, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Barış ve Demokrasi Partisine,

Tunceli Milletvekili Kamer Genç, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine,

Sataşmaları nedeniyle birer konuşma yaptılar.

Plan ve Bütçe Komisyonu Başkan Vekili Isparta Milletvekili Süreyya Sadi Bilgiç, muhalefet şerhlerinin komisyon üyelerinin verdiği bir ek olup bunu bir rapor olarak değerlendirmenin yanlış olduğuna ve bu konuyla ilgili kararı Meclisin vermesi gerektiğine ilişkin bir açıklamada bulundu.

Batman Milletvekili Ayla Akat Ata’nın, Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu üyeliğinden istifa ettiğine ilişkin önergesi Genel Kurulun bilgisine sunuldu.

Batman Milletvekili Ayla Akat Ata’nın (2/1850) esas numaralı ve 8/11/2013 tarihli Batman İli Adının ve Batman İline Bağlı İlçe Adlarının Değiştirilmesi Hakkında Kanun Teklifi’ni geri aldığına ilişkin önergesi okundu, İçişleri Komisyonunda bulunan teklifin geri verildiği açıklandı.

Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu ve 20 milletvekilinin, madencilik sektörünün sorunlarının ve bor madenlerinin öneminin (10/803),

Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu ve 20 milletvekilinin, çocuklara karşı uygulanan şiddet konusunun (10/804),

Balıkesir Milletvekili Ahmet Duran Bulut ve 19 milletvekilinin, eğitim konusundaki sorunların (10/805),

Araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergeleri Genel Kurulun bilgisine sunuldu; önergelerin gündemdeki yerlerini alacağı ve görüşmelerinin sırası geldiğinde yapılacağı açıklandı.

CHP Grubu adına, grup başkan vekilleri İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi, Sinop Milletvekili Engin Altay ve Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, ülkemizin ulusal güvenliğini yeni tehlikelere maruz bırakan, siyasi ve ekonomik çıkarlarına zarar veren, dünyadaki konumunu giderek aşağı çeken hatalı dış politika icra ettiği iddiasıyla Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu hakkında bir gensoru açılmasına ilişkin önergesi (11/30) Genel Kurulun bilgisine sunuldu; önergenin gündeme alınıp alınmayacağı konusundaki görüşme gününü de kapsayan AK PARTİ grup önerisinin Genel Kurulun onayına sunulacağı açıklandı.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı Cemil Çiçek başkanlığındaki bir heyetin, Ürdün Senatosu Başkanı Abdur-Rauf Rawabdeh’in vaki davetine icabet etmek üzere Ürdün’e resmî bir ziyarette bulunmasına,

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının, Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji Komisyonu Başkanı Nihat Zeybekci’nin, 17/12/2013 tarihinde Belçika’nın başkenti Brüksel’de düzenlenecek olan “21’inci Yüzyılda Avrupa Birliği Enerji İç Pazarı” konulu ortak komite toplantısına katılmasına,

İlişkin tezkereleri kabul edildi.

AK PARTİ Grubunun, bastırılarak dağıtılan (11/30) esas numaralı Gensoru Önergesi’nin Genel Kurulun 9 Aralık 2013 Pazartesi günkü (bugün) gündemin “Özel Gündemde Yer Alacak İşler” kısmına alınmasına ve Anayasa’nın 99’uncu maddesi gereğince gündeme alınıp alınmayacağı hususundaki görüşmelerin aynı günkü birleşiminde yapılmasına ve 480 ve 480’e 1’inci ek sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerinin tamamlanmasına kadar çalışmalara devam edilmesine ilişkin önergesi yapılan görüşmelerden sonra kabul edildi.

Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal, İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın AK PARTİ grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında AK PARTİ Grubuna ve Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanına,

Muş Milletvekili Sırrı Sakık, İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın AK PARTİ grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında Barış ve Demokrasi Partisine,

Sataşmaları nedeniyle birer konuşma yaptılar.

CHP Grubu adına, grup başkan vekilleri İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi, Sinop Milletvekili Engin Altay ve Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, ülkemizin ulusal güvenliğini yeni tehlikelere maruz bırakan, siyasi ve ekonomik çıkarlarına zarar veren, dünyadaki konumunu giderek aşağı çeken hatalı dış politika icra ettiği iddiasıyla Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu hakkında bir gensoru açılmasına ilişkin önergesinin (11/30) gündeme alınıp alınmamasına ilişkin görüşmeler tamamlandı; yapılan oylama sonucunda önergenin gündeme alınması kabul edilmedi.

Adana Milletvekili Osman Faruk Loğoğlu, Ankara Milletvekili Yıldırım Tuğrul Türkeş’in (11/30) esas numaralı Gensoru Önergesi’nin görüşmelerinde MHP Grubu adına yaptığı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine,

Ankara Milletvekili Yıldırım Tuğrul Türkeş, Adana Milletvekili Osman Faruk Loğoğlu’nun sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Milliyetçi Hareket Partisine,

Yalova Milletvekili Muharrem İnce, Ankara Milletvekili Yıldırım Tuğrul Türkeş’in sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine,

Yalova Milletvekili Muharrem İnce, İstanbul Milletvekili Volkan Bozkır’ın (11/30) esas numaralı Gensoru Önergesi’nin görüşmelerinde AK PARTİ Grubu adına yaptığı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine ve Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanına,

İstanbul Milletvekili Volkan Bozkır, Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına,

Yalova Milletvekili Muharrem İnce, İstanbul Milletvekili Volkan Bozkır’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına ve Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun (11/30) esas numaralı Gensoru Önergesi’nin görüşmelerinde Hükûmet adına yaptığı konuşması sırasında Cumhuriyet Halk Partisine,

Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında şahsına,

Sataşmaları nedeniyle birer konuşma yaptılar.

Gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmının:

1’inci sırasında yer alan ve görüşmeleri yarım kalan, İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülmesi kabul edilen, Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu’nun (2/242, 2/80) (S. Sayısı: 156),

2’nci sırasında yer alan ve görüşmeleri yarım kalan, İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülmesi kabul edilen, Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu raporlarının (1/484) (S. Sayısı: 287),

Görüşmeleri, komisyon yetkilileri Genel Kurulda hazır bulunmadığından ertelendi.

3’üncü sırasında yer alan ve görüşmeleri yarım kalan, İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülmesi kabul edilen, Sağlık Bakanlığı ve Bağlı Kuruluşlarının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun Hükmünde Kararname ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı ve 16 Milletvekilinin; Üniversite Öğretim Elemanları ile Sağlık Hizmetleri ve Yardımcı Sağlık Hizmetleri Sınıfında Çalışan Personelin Tam Süre Çalışmasına ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın; Organ ve Doku Alınması, Saklanması ve Nakli Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, İstanbul Milletvekilleri Mahmut Tanal ve Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun; Sağlık Hizmetleri Temel Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi, Tokat Milletvekili Orhan Düzgün’ün; Devlet Memurları Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi, İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın; Tababet ve Şuabatı San’atlarının Tarzı İcrasına Dair Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ile Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonu Raporu’nun (1/791, 2/159, 2/401, 2/592, 2/769, 2/1049) (S. Sayısı: 480 ve 480’e 1’inci Ek) görüşmelerine devam edilerek 41’inci maddesine kadar kabul edildikten sonra Komisyonun bulunmaması nedeniyle ertelendi.

Alınan karar gereğince, 10 Aralık 2013 Salı günü saat 14.00’te toplanmak üzere 01.24’te birleşime son verildi.

                                                                        

                                                              Sadık YAKUT

                                                              Başkan Vekili

             Muharrem IŞIK                       Fehmi KÜPÇÜ                    İsmail KAŞDEMİR

                   Erzincan                                     Bolu                                   Çanakkale

                 Kâtip Üye                                Kâtip Üye                               Kâtip Üye

II. - GELEN KÂĞITLAR

                                                                                                                                                No: 44

10 Aralık 2013 Salı

Tasarı

1.- Doha Konferansında Kyoto Protokolünde Yapılan Değişikliklerin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/868) (Çevre ile Dışişleri Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 04.12.2013)

Teklifler

1.- İzmir Milletvekilleri Hülya Güven, Alaattin Yüksel ve Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanvekili Sinop Milletvekili Engin Altay ile 20 Milletvekilinin; Devlet Memurları Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi (2/1897) (Milli Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor ile Plan ve Bütçe Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 29.11.2013)

2.- İstanbul Milletvekili İhsan Özkes’in; Türkiye Cumhuriyeti Emekli Sandığı Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/1898) (Milli Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor; Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler ile Plan ve Bütçe Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 03.12.2013)

3.- Kütahya Milletvekili Alim Işık ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın; Türkiye İş Kurumu Kanunu ve Devlet Memurları Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/1899) (Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler ile Plan ve Bütçe Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 03.12.2013)

4.- İzmir Milletvekili Mustafa Moroğlu’nun; 5393 Sayılı Belediye Kanunu ve 5510 Sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/1900) (Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler; İçişleri ile Plan ve Bütçe Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 03.12.2013)

5.- Giresun Milletvekili Selahattin Karaahmetoğlu’nun; 14/7/1965 Tarihli ve 657 Sayılı Devlet Memurları Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/1901) (Plan ve Bütçe Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 05.12.2013)

6.- Manisa Milletvekili Sakine Öz’ün; 657 Sayılı Devlet Memurları Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/1902) (İçişleri ile Plan ve Bütçe Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 05.12.2013)

7.- Ankara Milletvekili İzzet Çetin’in; Kamu Görevlileri Sendikaları ve Toplu Sözleşme Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/1903) (Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler; Milli Savunma ile Plan ve Bütçe Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 05.12.2013)

Sözlü Soru Önergeleri

1.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun, Tokat’ta tarım kredi kooperatiflerine borcu olan çiftçilere ilişkin Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanından sözlü soru önergesi (6/5015) (Başkanlığa geliş tarihi: 22.11.2013)

2.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun, 2013 yılında Tokat’taki çiftçilere ve hayvan üreticilerine verilen teşviklere ilişkin Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanından sözlü soru önergesi (6/5016) (Başkanlığa geliş tarihi: 22.11.2013)

3.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, Kahramanmaraş Elbistan Kalealtı Sulama Birliğine ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/5017) (Başkanlığa geliş tarihi: 22.11.2013)

4.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, MEB halk eğitim merkezlerindeki usta öğretici personele kadro verilmesine ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/5018) (Başkanlığa geliş tarihi: 22.11.2013)

5.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun, AFAD tarafından Suriyeli mülteciler için yapılan harcamalara ilişkin Başbakan Yardımcısından (Beşir Atalay) sözlü soru önergesi (6/5019) (Başkanlığa geliş tarihi: 22.11.2013)

6.- Van Milletvekili Özdal Üçer’in, Van’ın Çaldıran ilçesindeki bir köyde aşı olan çocukların zehirlenmesine ilişkin Sağlık Bakanından sözlü soru önergesi (6/5020) (Başkanlığa geliş tarihi: 25.11.2013)

Yazılı Soru Önergeleri

1.- Aydın Milletvekili Metin Lütfi Baydar’ın, genel af çıkartılıp çıkartılmayacağına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/34867) (Başkanlığa geliş tarihi: 19.11.2013)

2.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, Kocaeli’nin Gölcük ilçesinde bir bebeğin ölümüne ve yapılan soruşturmaya ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/34868) (Başkanlığa geliş tarihi: 19.11.2013)

3.- Bingöl Milletvekili İdris Baluken’in, bir askeri operasyona ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/34869) (Başkanlığa geliş tarihi: 19.11.2013)

4.- İzmir Milletvekili Alaattin Yüksel’in, Adalet ve Kalkınma Partisi Genel Merkezinden bakanlık çalışanlarına mail gönderildiği iddialarına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/34870) (Başkanlığa geliş tarihi: 20.11.2013)

5.- İstanbul Milletvekili Umut Oran’ın, Barzani ile yaptığı görüşmeye ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/34871) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.11.2013)

6.- Aydın Milletvekili Metin Lütfi Baydar’ın, Ankara’da doğal gaz satışına uygulanan sınırlamaya ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/34872) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.11.2013)

7.- Ankara Milletvekili Levent Gök’ün, Ankara Büyükşehir Belediyesinin vergi borçlarının affedilmesine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/34873) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.11.2013)

8.- Balıkesir Milletvekili Ahmet Duran Bulut’un, dershanelerin kapatılacağı iddiasına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/34874) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.11.2013)

9.- Aydın Milletvekili Metin Lütfi Baydar’ın, karma eğitimin kaldırılacağı iddialarına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/34875) (Başkanlığa geliş tarihi: 22.11.2013)

10.- Aydın Milletvekili Metin Lütfi Baydar’ın, Diyarbakır ziyaretine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/34876) (Başkanlığa geliş tarihi: 22.11.2013)

11.- Ankara Milletvekili Aylin Nazlıaka’nın, Ankara’da 2013 yılında yaşanan elektrik arıza ve kesintilerine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/34877) (Başkanlığa geliş tarihi: 22.11.2013)

12.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, Türkiye’de gözaltına alınan ve tutuklanan yabancı gazetecilerin sayısına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/34878) (Başkanlığa geliş tarihi: 22.11.2013)

13.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, Dünya Kölelik Endeksi sonuçlarına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/34879) (Başkanlığa geliş tarihi: 22.11.2013)

14.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, sokakta yaşayan çocuklara ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/34880) (Başkanlığa geliş tarihi: 22.11.2013)

15.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, bir rektörün beyanatına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/34881) (Başkanlığa geliş tarihi: 22.11.2013)

16.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, Başbakanlık Koruma Müdürüne herhangi bir saldırı halinde “vur emri” verildiği iddialarına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/34882) (Başkanlığa geliş tarihi: 22.11.2013)

17.- Mersin Milletvekili Ertuğrul Kürkcü’nün, bir TOKİ sitesindeki borçlanma miktarının arttırılmasına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/34883) (Başkanlığa geliş tarihi: 22.11.2013)

18.- Osmaniye Milletvekili Hasan Hüseyin Türkoğlu’nun, 2013 yılı itibarıyla Doğu ve Güneydoğuda terör örgütü tarafından basılan şantiyelere ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/34884) (Başkanlığa geliş tarihi: 22.11.2013)

19.- Osmaniye Milletvekili Hasan Hüseyin Türkoğlu’nun, Diyarbakır ziyaretine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/34885) (Başkanlığa geliş tarihi: 22.11.2013)

20.- Osmaniye Milletvekili Hasan Hüseyin Türkoğlu’nun, Adalet ve Kalkınma Partisi Sosyal Medya Koordinatörlüğüne ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/34886) (Başkanlığa geliş tarihi: 22.11.2013)

21.- Balıkesir Milletvekili Ayşe Nedret Akova’nın, Balıkesir’in ilçelerindeki işsizlik oranlarına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/34887) (Başkanlığa geliş tarihi: 22.11.2013)

22.- İzmir Milletvekili Birgül Ayman Güler’in, oy merkezlerinin engelli erişimine uygun hale getirilmesine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/34888) (Başkanlığa geliş tarihi: 22.11.2013)

23.- İstanbul Milletvekili Kadir Gökmen Öğüt’ün, memurlara rotasyon uygulamasına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/34889) (Başkanlığa geliş tarihi: 22.11.2013)

24.- Adana Milletvekili Ali Demirçalı’nın, Elazığ ilinin afet risk haritasına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/34890) (Başkanlığa geliş tarihi: 22.11.2013)

25.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, psikiyatri ile ruh ve sinir hastalıkları servislerinde muayene olan kişi sayısına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/34891) (Başkanlığa geliş tarihi: 25.11.2013)

26.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, TUİK görevlilerinin bir anket çalışmasındaki tutumuna ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/34892) (Başkanlığa geliş tarihi: 25.11.2013)

27.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, 2010-2013 yılları arasında Niğde İl İnsan Hakları Kurulu ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine yapılan başvurulara ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/34893) (Başkanlığa geliş tarihi: 25.11.2013)

28.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, 2010-2013 yılları arasında Nevşehir İl İnsan Hakları Kurulu ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine yapılan başvurulara ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/34894) (Başkanlığa geliş tarihi: 25.11.2013)

29.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, 2010-2013 yılları arasında Muş İl İnsan Hakları Kurulu ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine yapılan başvurulara ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/34895) (Başkanlığa geliş tarihi: 25.11.2013)

30.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, 2010-2013 yılları arasında Muğla İl İnsan Hakları Kurulu ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine yapılan başvurulara ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/34896) (Başkanlığa geliş tarihi: 25.11.2013)

31.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, 2010-2013 yılları arasında Mardin İl İnsan Hakları Kurulu ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine yapılan başvurulara ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/34897) (Başkanlığa geliş tarihi: 25.11.2013)

32.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, 2010-2013 yılları arasında Manisa İl İnsan Hakları Kurulu ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine yapılan başvurulara ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/34898) (Başkanlığa geliş tarihi: 25.11.2013)

33.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, 2010-2013 yılları arasında Malatya İl İnsan Hakları Kurulu ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine yapılan başvurulara ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/34899) (Başkanlığa geliş tarihi: 25.11.2013)

34.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, 2010-2013 yılları arasında Kütahya İl İnsan Hakları Kurulu ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine yapılan başvurulara ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/34900) (Başkanlığa geliş tarihi: 25.11.2013)

35.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, 2010-2013 yılları arasında Konya İl İnsan Hakları Kurulu ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine yapılan başvurulara ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/34901) (Başkanlığa geliş tarihi: 25.11.2013)

36.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, 2010-2013 yılları arasında Kahramanmaraş İl İnsan Hakları Kurulu ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine yapılan başvurulara ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/34902) (Başkanlığa geliş tarihi: 25.11.2013)

37.- Ankara Milletvekili İzzet Çetin’in, dershaneler konusunda görüş alınan velilere ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/34903) (Başkanlığa geliş tarihi: 25.11.2013)

38.- Balıkesir Milletvekili Namık Havutça’nın, 2012-2013 yılları arasında Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanununa muhalefet nedeniyle hakkında soruşturma açılan kişi sayısına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/34904) (Başkanlığa geliş tarihi: 25.11.2013)

39.- İstanbul Milletvekili Ali Özgündüz’ün, TRT’nin Başbakan’a sansür uyguladığı iddialarına ilişkin Başbakan Yardımcısından (Bülent Arınç) yazılı soru önergesi (7/34905) (Başkanlığa geliş tarihi: 22.11.2013)

40.- İstanbul Milletvekili Celal Adan’ın, son iki yılda İstanbul’da yaptırılan anket ve araştırmalara ilişkin Başbakan Yardımcısından (Bülent Arınç) yazılı soru önergesi (7/34906) (Başkanlığa geliş tarihi: 22.11.2013)

41.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, cari açığa ilişkin Başbakan Yardımcısından (Ali Babacan) yazılı soru önergesi (7/34907) (Başkanlığa geliş tarihi: 22.11.2013)

42.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, tasarrufların milli gelire oranındaki düşüşe ilişkin Başbakan Yardımcısından (Ali Babacan) yazılı soru önergesi (7/34908) (Başkanlığa geliş tarihi: 22.11.2013)

43.- İstanbul Milletvekili Celal Adan’ın, son iki yılda İstanbul’da yaptırılan anket ve araştırmalara ilişkin Başbakan Yardımcısından (Ali Babacan) yazılı soru önergesi (7/34909) (Başkanlığa geliş tarihi: 22.11.2013)

44.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun, Tokat’taki mülteci sayısına ilişkin Başbakan Yardımcısından (Beşir Atalay) yazılı soru önergesi (7/34910) (Başkanlığa geliş tarihi: 22.11.2013)

45.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun, Türkiye’ye gelen mülteci sayısına ilişkin Başbakan Yardımcısından (Beşir Atalay) yazılı soru önergesi (7/34911) (Başkanlığa geliş tarihi: 22.11.2013)

46.- İstanbul Milletvekili Celal Adan’ın, son iki yılda İstanbul’da yaptırılan anket ve araştırmalara ilişkin Başbakan Yardımcısından (Beşir Atalay) yazılı soru önergesi (7/34912) (Başkanlığa geliş tarihi: 22.11.2013)

47.- İstanbul Milletvekili Celal Adan’ın, son iki yılda İstanbul’da yaptırılan anket ve araştırmalara ilişkin Başbakan Yardımcısından (Bekir Bozdağ) yazılı soru önergesi (7/34913) (Başkanlığa geliş tarihi: 22.11.2013)

48.- Tekirdağ Milletvekili Faik Öztrak’ın, TİKA’nın gerçekleştirdiği yurt dışı yardımlara ilişkin Başbakan Yardımcısından (Bekir Bozdağ) yazılı soru önergesi (7/34914) (Başkanlığa geliş tarihi: 22.11.2013)

49.- Bingöl Milletvekili İdris Baluken’in, Uludağ Üniversitesinde meydana gelen bir olaya ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/34915) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.11.2013)

50.- İstanbul Milletvekili Celal Adan’ın, son iki yılda İstanbul’da Bakanlık tarafından yaptırılan anket ve araştırmalara ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/34916) (Başkanlığa geliş tarihi: 22.11.2013)

51.- İstanbul Milletvekili Celal Adan’ın, son iki yılda İstanbul’da Bakanlık tarafından yaptırılan anket ve araştırmalara ilişkin Aile ve Sosyal Politikalar Bakanından yazılı soru önergesi (7/34917) (Başkanlığa geliş tarihi: 22.11.2013)

52.- Mersin Milletvekili Ali Öz’ün, çocuk hakları ile ilgili çeşitli hususlara ilişkin Aile ve Sosyal Politikalar Bakanından yazılı soru önergesi (7/34918) (Başkanlığa geliş tarihi: 22.11.2013)

53.- Adana Milletvekili Ali Demirçalı’nın, bakanlığın Adana’daki faaliyetlerine ilişkin Aile ve Sosyal Politikalar Bakanından yazılı soru önergesi (7/34919) (Başkanlığa geliş tarihi: 25.11.2013)

54.- İstanbul Milletvekili Celal Adan’ın, son iki yılda İstanbul’da Bakanlık tarafından yaptırılan anket ve araştırmalara ilişkin Avrupa Birliği Bakanından yazılı soru önergesi (7/34920) (Başkanlığa geliş tarihi: 22.11.2013)

55.- Ankara Milletvekili Emine Ülker Tarhan’ın, Türk Ulusal Ajansı tarafından gerçekleştirilen projelere ilişkin Avrupa Birliği Bakanından yazılı soru önergesi (7/34921) (Başkanlığa geliş tarihi: 25.11.2013)

56.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Van ve Ağrı’da eski hükümlülerin istihdamları ile ilgili çalışmalara ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı soru önergesi (7/34922) (Başkanlığa geliş tarihi: 22.11.2013)

57.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Muş ve Şırnak’ta eski hükümlülerin istihdamları ile ilgili çalışmalara ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı soru önergesi (7/34923) (Başkanlığa geliş tarihi: 22.11.2013)

58.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Mardin ve Osmaniye’de eski hükümlülerin istihdamları ile ilgili çalışmalara ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı soru önergesi (7/34924) (Başkanlığa geliş tarihi: 22.11.2013)

59.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Kars ve Iğdır’da eski hükümlülerin istihdamları ile ilgili çalışmalara ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı soru önergesi (7/34925) (Başkanlığa geliş tarihi: 22.11.2013)

60.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Gümüşhane ve Bayburt’ta eski hükümlülerin istihdamları ile ilgili çalışmalara ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı soru önergesi (7/34926) (Başkanlığa geliş tarihi: 22.11.2013)

61.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Erzurum ve Elazığ’da eski hükümlülerin istihdamları ile ilgili çalışmalara ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı soru önergesi (7/34927) (Başkanlığa geliş tarihi: 22.11.2013)

62.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Diyarbakır ve Şanlıurfa’da eski hükümlülerin istihdamları ile ilgili çalışmalara ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı soru önergesi (7/34928) (Başkanlığa geliş tarihi: 22.11.2013)

63.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Bitlis ve Siirt’te eski hükümlülerin istihdamları ile ilgili çalışmalara ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı soru önergesi (7/34929) (Başkanlığa geliş tarihi: 22.11.2013)

64.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Bingöl ve Batman’da eski hükümlülerin istihdamları ile ilgili çalışmalara ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı soru önergesi (7/34930) (Başkanlığa geliş tarihi: 22.11.2013)

65.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Ardahan’da eski hükümlülerin istihdamları ile ilgili çalışmalara ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı soru önergesi (7/34931) (Başkanlığa geliş tarihi: 22.11.2013)

66.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Adıyaman ve Hakkâri’de eski hükümlülerin istihdamları ile ilgili çalışmalara ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı soru önergesi (7/34932) (Başkanlığa geliş tarihi: 22.11.2013)

67.- Çanakkale Milletvekili Ali Sarıbaş’ın, sigortasız çalıştırılan kişilere ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı soru önergesi (7/34933) (Başkanlığa geliş tarihi: 22.11.2013)

68.- Mersin Milletvekili Ertuğrul Kürkcü’nün, bir firmada çalışan işçilerin kıdem tazminatını alamadığına ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı soru önergesi (7/34934) (Başkanlığa geliş tarihi: 22.11.2013)

69.- İstanbul Milletvekili Celal Adan’ın, son iki yılda İstanbul’da Bakanlık tarafından yaptırılan anket ve araştırmalara ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı soru önergesi (7/34935) (Başkanlığa geliş tarihi: 22.11.2013)

70.- İstanbul Milletvekili Celal Adan’ın, son iki yılda İstanbul’da Bakanlık tarafından yaptırılan anket ve araştırmalara ilişkin Çevre ve Şehircilik Bakanından yazılı soru önergesi (7/34936) (Başkanlığa geliş tarihi: 22.11.2013)

71.- Adana Milletvekili Ali Demirçalı’nın, bakanlık bütçesinden Adana için ayrılan orana ilişkin Çevre ve Şehircilik Bakanından yazılı soru önergesi (7/34937) (Başkanlığa geliş tarihi: 22.11.2013)

72.- İzmir Milletvekili Birgül Ayman Güler’in, Ankara’nın Çankaya ilçesinde riskli alan olarak ilan edilen bir bölge ile ilgili yapılan işlemlere ilişkin Çevre ve Şehircilik Bakanından yazılı soru önergesi (7/34938) (Başkanlığa geliş tarihi: 25.11.2013)

73.- Erzurum Milletvekili Oktay Öztürk’ün, enerji geri ödemelerinde indirim yapılan bölgelere ilişkin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi (7/34939) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.11.2013)

74.- Erzincan Milletvekili Muharrem Işık’ın, Nabucco Projesine ilişkin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi (7/34940) (Başkanlığa geliş tarihi: 22.11.2013)

75.- İstanbul Milletvekili Erdoğan Toprak’ın, üniversite öğrencilerinin barınma sorununa ilişkin Gençlik ve Spor Bakanından yazılı soru önergesi (7/34941) (Başkanlığa geliş tarihi: 20.11.2013)

76.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Muş ve Şırnak’ta gerçekleştirilen gençlere yönelik bilimsel, kültürel, sanatsal ve sportif faaliyetlere ilişkin Gençlik ve Spor Bakanından yazılı soru önergesi (7/34942) (Başkanlığa geliş tarihi: 22.11.2013)

77.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Kars ve Iğdır’da gençlik kampı ve gençlik merkezi kurulması talebine ilişkin Gençlik ve Spor Bakanından yazılı soru önergesi (7/34943) (Başkanlığa geliş tarihi: 22.11.2013)

78.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Gümüşhane ve Bayburt’ta gençlik kampı ve gençlik merkezi kurulması talebine ilişkin Gençlik ve Spor Bakanından yazılı soru önergesi (7/34944) (Başkanlığa geliş tarihi: 22.11.2013)

79.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Erzurum ve Elazığ’da gençlik kampı ve gençlik merkezi kurulması talebine ilişkin Gençlik ve Spor Bakanından yazılı soru önergesi (7/34945) (Başkanlığa geliş tarihi: 22.11.2013)

80.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Diyarbakır ve Şanlıurfa’da gençlik kampı ve gençlik merkezi kurulması talebine ilişkin Gençlik ve Spor Bakanından yazılı soru önergesi (7/34946) (Başkanlığa geliş tarihi: 22.11.2013)

81.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Bitlis ve Siirt’te gençlik kampı ve gençlik merkezi kurulması talebine ilişkin Gençlik ve Spor Bakanından yazılı soru önergesi (7/34947) (Başkanlığa geliş tarihi: 22.11.2013)

82.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Bingöl ve Batman’da gençlik kampı ve gençlik merkezi kurulması talebine ilişkin Gençlik ve Spor Bakanından yazılı soru önergesi (7/34948) (Başkanlığa geliş tarihi: 22.11.2013)

83.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Ardahan’da gençlik kampı ve gençlik merkezi kurulması talebine ilişkin Gençlik ve Spor Bakanından yazılı soru önergesi (7/34949) (Başkanlığa geliş tarihi: 22.11.2013)

84.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Adıyaman ve Hakkâri’de gençlik kampı ve gençlik merkezi kurulması talebine ilişkin Gençlik ve Spor Bakanından yazılı soru önergesi (7/34950) (Başkanlığa geliş tarihi: 22.11.2013)

85.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Mardin ve Osmaniye’de gençlik kampı ve gençlik merkezi kurulması talebine ilişkin Gençlik ve Spor Bakanından yazılı soru önergesi (7/34951) (Başkanlığa geliş tarihi: 22.11.2013)

86.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Diyarbakır ve Şanlıurfa’da gerçekleştirilen gençlere yönelik bilimsel, kültürel, sanatsal ve sportif faaliyetlere ilişkin Gençlik ve Spor Bakanından yazılı soru önergesi (7/34952) (Başkanlığa geliş tarihi: 22.11.2013)

87.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Bitlis ve Siirt’te gerçekleştirilen gençlere yönelik bilimsel, kültürel, sanatsal ve sportif faaliyetlere ilişkin Gençlik ve Spor Bakanından yazılı soru önergesi (7/34953) (Başkanlığa geliş tarihi: 22.11.2013)

88.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Bingöl ve Batman’da gerçekleştirilen gençlere yönelik bilimsel, kültürel, sanatsal ve sportif faaliyetlere ilişkin Gençlik ve Spor Bakanından yazılı soru önergesi (7/34954) (Başkanlığa geliş tarihi: 22.11.2013)

89.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Ardahan’da gerçekleştirilen gençlere yönelik bilimsel, kültürel, sanatsal ve sportif faaliyetlere ilişkin Gençlik ve Spor Bakanından yazılı soru önergesi (7/34955) (Başkanlığa geliş tarihi: 22.11.2013)

90.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Van ve Ağrı’da gerçekleştirilen gençlere yönelik bilimsel, kültürel, sanatsal ve sportif faaliyetlere ilişkin Gençlik ve Spor Bakanından yazılı soru önergesi (7/34956) (Başkanlığa geliş tarihi: 22.11.2013)

91.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Adıyaman ve Hakkari’de gerçekleştirilen gençlere yönelik bilimsel, kültürel, sanatsal ve sportif faaliyetlere ilişkin Gençlik ve Spor Bakanından yazılı soru önergesi (7/34957) (Başkanlığa geliş tarihi: 22.11.2013)

92.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Van ve Ağrı’da gençlik kampı ve gençlik merkezi kurulması talebine ilişkin Gençlik ve Spor Bakanından yazılı soru önergesi (7/34958) (Başkanlığa geliş tarihi: 22.11.2013)

93.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Muş ve Şırnak’ta gençlik kampı ve gençlik merkezi kurulması talebine ilişkin Gençlik ve Spor Bakanından yazılı soru önergesi (7/34959) (Başkanlığa geliş tarihi: 22.11.2013)

94.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Mardin ve Osmaniye’de gerçekleştirilen gençlere yönelik bilimsel, kültürel, sanatsal ve sportif faaliyetlere ilişkin Gençlik ve Spor Bakanından yazılı soru önergesi (7/34960) (Başkanlığa geliş tarihi: 22.11.2013)

95.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Kars ve Iğdır’da gerçekleştirilen gençlere yönelik bilimsel, kültürel, sanatsal ve sportif faaliyetlere ilişkin Gençlik ve Spor Bakanından yazılı soru önergesi (7/34961) (Başkanlığa geliş tarihi: 22.11.2013)

96.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Gümüşhane ve Bayburt’ta gerçekleştirilen gençlere yönelik bilimsel, kültürel, sanatsal ve sportif faaliyetlere ilişkin Gençlik ve Spor Bakanından yazılı soru önergesi (7/34962) (Başkanlığa geliş tarihi: 22.11.2013)

97.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Erzurum ve Elazığ’da gerçekleştirilen gençlere yönelik bilimsel, kültürel, sanatsal ve sportif faaliyetlere ilişkin Gençlik ve Spor Bakanından yazılı soru önergesi (7/34963) (Başkanlığa geliş tarihi: 22.11.2013)

98.- İstanbul Milletvekili Celal Adan’ın, son iki yılda İstanbul’da Bakanlık tarafından yaptırılan anket ve araştırmalara ilişkin Gençlik ve Spor Bakanından yazılı soru önergesi (7/34964) (Başkanlığa geliş tarihi: 22.11.2013)

99.- Amasya Milletvekili Ramis Topal’ın, destekleme prim ödemelerine ilişkin Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanından yazılı soru önergesi (7/34965) (Başkanlığa geliş tarihi: 22.11.2013)

100.- İstanbul Milletvekili Celal Dinçer’in, karekod uygulamasına ilişkin Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanından yazılı soru önergesi (7/34966) (Başkanlığa geliş tarihi: 22.11.2013)

101.- İstanbul Milletvekili Celal Adan’ın, son iki yılda İstanbul’da Bakanlık tarafından yaptırılan anket ve araştırmalara ilişkin Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanından yazılı soru önergesi (7/34967) (Başkanlığa geliş tarihi: 22.11.2013)

102.- Sinop Milletvekili Engin Altay’ın, Tarımsal Yayını Geliştirme Projesine ilişkin Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanından yazılı soru önergesi (7/34968) (Başkanlığa geliş tarihi: 22.11.2013)

103.- Kocaeli Milletvekili Haydar Akar’ın, kimliği belirsiz kişilerin şehir merkezinde yaptığı araç denetimlerine ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/34969) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.11.2013)

104.- Amasya Milletvekili Ramis Topal’ın, Sulama Birlikleri personeline ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/34970) (Başkanlığa geliş tarihi: 22.11.2013)

105.- İzmir Milletvekili Alaattin Yüksel’in, bir kanun hükmünün uygulanmasına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/34971) (Başkanlığa geliş tarihi: 22.11.2013)

106.- İstanbul Milletvekili Celal Adan’ın, son iki yılda İstanbul’da Bakanlık tarafından yaptırılan anket ve araştırmalara ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/34972) (Başkanlığa geliş tarihi: 22.11.2013)

107.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Kabahatlar Kanunundaki değişikliğe ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/34973) (Başkanlığa geliş tarihi: 22.11.2013)

108.- İstanbul Milletvekili Kadir Gökmen Öğüt’ün, Kartal-Kadıköy Metrosuna ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/34974) (Başkanlığa geliş tarihi: 22.11.2013)

109.- İstanbul Milletvekili Kadir Gökmen Öğüt’ün, Anadolu Yakasından pasaport teminine ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/34975) (Başkanlığa geliş tarihi: 22.11.2013)

110.- Kırklareli Milletvekili Turgut Dibek’in, Suriyeli sığınmacıların Türk vatandaşlığına geçişine ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/34976) (Başkanlığa geliş tarihi: 25.11.2013)

111.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Ardahan-Posof Karayolunun Ilgar Dağı mevkiindeki bölümünün asfaltlanmasına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/34977) (Başkanlığa geliş tarihi: 25.11.2013)

112.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Ardahan Posof’taki bir köyün konak ihtiyacına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/34978) (Başkanlığa geliş tarihi: 25.11.2013)

113.- İstanbul Milletvekili Haluk Eyidoğan’ın, Bakanlığın çıkardığı bir genelgeye ilişkin Kalkınma Bakanından yazılı soru önergesi (7/34979) (Başkanlığa geliş tarihi: 22.11.2013)

114.- İstanbul Milletvekili Celal Adan’ın, son iki yılda İstanbul’da bakanlık tarafından yaptırılan anket ve araştırmalara ilişkin Kalkınma Bakanından yazılı soru önergesi (7/34980) (Başkanlığa geliş tarihi: 22.11.2013)

115.- İstanbul Milletvekili Kadir Gökmen Öğüt’ün, TÜİK tarafından yapılan Hanehalkı Bütçe Anketine ilişkin Kalkınma Bakanından yazılı soru önergesi (7/34981) (Başkanlığa geliş tarihi: 25.11.2013)

116.- İstanbul Milletvekili Fatma Nur Serter’in, karma eğitime ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/34982) (Başkanlığa geliş tarihi: 22.11.2013)

117.- İstanbul Milletvekili Celal Adan’ın, son iki yılda İstanbul’da Bakanlık tarafından yaptırılan anket ve araştırmalara ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/34983) (Başkanlığa geliş tarihi: 22.11.2013)

118.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, etüt beslenmeli okulların statüsüne ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/34984) (Başkanlığa geliş tarihi: 22.11.2013)

119.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Ardahan’ın Posof ilçesinde öğretmenlere yönelik lojman yapılmasına ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/34985) (Başkanlığa geliş tarihi: 25.11.2013)

120.- Amasya Milletvekili Ramis Topal’ın, Amasya’da özel bir sirk tarafından düzenlenen gösteriye okul öncesi öğrencilerin katılmasının İl Milli Eğitim Müdürlüğünce uygun görülmediği iddiasına ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/34986) (Başkanlığa geliş tarihi: 25.11.2013)

121.- Kocaeli Milletvekili Haydar Akar’ın, zihinsel engelliler öğretmenliği açığına ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/34987) (Başkanlığa geliş tarihi: 25.11.2013)

122.- Antalya Milletvekili Yıldıray Sapan’ın, tutuklu askerlere ödenen maaşların geri istendiği iddialarına ilişkin Milli Savunma Bakanından yazılı soru önergesi (7/34988) (Başkanlığa geliş tarihi: 22.11.2013)

123.- İstanbul Milletvekili Celal Adan’ın, son iki yılda İstanbul’da Bakanlık tarafından yaptırılan anket ve araştırmalara ilişkin Milli Savunma Bakanından yazılı soru önergesi (7/34989) (Başkanlığa geliş tarihi: 22.11.2013)

124.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, 2003-2012 yılları arasında Kars İlinin komşu ülke sınırında yaşanan ölümlere ilişkin Milli Savunma Bakanından yazılı soru önergesi (7/34990) (Başkanlığa geliş tarihi: 25.11.2013)

125.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, 2003-2012 yılları arasında Hatay İlinin komşu ülke sınırında yaşanan ölümlere ilişkin Milli Savunma Bakanından yazılı soru önergesi (7/34991) (Başkanlığa geliş tarihi: 25.11.2013)

126.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, sınırda kaçakçılık yaparken hayatını kaybeden kişi sayısına ilişkin Milli Savunma Bakanından yazılı soru önergesi (7/34992) (Başkanlığa geliş tarihi: 25.11.2013)

127.- İstanbul Milletvekili Celal Adan’ın, son iki yılda İstanbul’da Bakanlık tarafından yaptırılan anket ve araştırmalara ilişkin Orman ve Su İşleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/34993) (Başkanlığa geliş tarihi: 22.11.2013)

128.- Antalya Milletvekili Arif Bulut’un, Manavgat HES projesine ilişkin Orman ve Su İşleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/34994) (Başkanlığa geliş tarihi: 22.11.2013)

129.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, çalışan çocukların yaşam standardına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/34995) (Başkanlığa geliş tarihi: 22.11.2013)

130.- İstanbul Milletvekili Celal Adan’ın, son iki yılda İstanbul’da Bakanlık tarafından yaptırılan anket ve araştırmalara ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/34996) (Başkanlığa geliş tarihi: 22.11.2013)

131.- Van Milletvekili Özdal Üçer’in, Van’daki bir zehirlenme olayına ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/34997) (Başkanlığa geliş tarihi: 22.11.2013)

132.- Trabzon Milletvekili Mehmet Volkan Canalioğlu’nun, sözleşmeli aile hekimlerinin yerel seçimler için istifaları ile ilgili düzenlemelere ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/34998) (Başkanlığa geliş tarihi: 22.11.2013)

133.- Balıkesir Milletvekili Haluk Ahmet Gümüş’ün, Marmaray’da su sızıntısı olduğuna ilişkin Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanından yazılı soru önergesi (7/34999) (Başkanlığa geliş tarihi: 22.11.2013)

134.- Mersin Milletvekili Ali Öz’ün, Marmaray’da su sızması gerçekleştiği iddialarına ilişkin Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanından yazılı soru önergesi (7/35000) (Başkanlığa geliş tarihi: 22.11.2013)

135.- İstanbul Milletvekili Celal Adan’ın, son iki yılda İstanbul’da Bakanlık tarafından yaptırılan anket ve araştırmalara ilişkin Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanından yazılı soru önergesi (7/35001) (Başkanlığa geliş tarihi: 22.11.2013)

136.- İstanbul Milletvekili Celal Adan’ın, son iki yılda İstanbul’da bakanlık tarafından yaptırılan anket ve araştırmalara ilişkin Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanından yazılı soru önergesi (7/35002) (Başkanlığa geliş tarihi: 22.11.2013)

137.- İstanbul Milletvekili Celal Adan’ın, son iki yılda İstanbul’da Bakanlık tarafından yaptırılan anket ve araştırmalara ilişkin Dışişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/35003) (Başkanlığa geliş tarihi: 22.11.2013)

138.- İstanbul Milletvekili Celal Adan’ın, son iki yılda İstanbul’da bakanlık tarafından yaptırılan anket ve araştırmalara ilişkin Ekonomi Bakanından yazılı soru önergesi (7/35004) (Başkanlığa geliş tarihi: 22.11.2013)

139.- İstanbul Milletvekili Celal Adan’ın, son iki yılda İstanbul’da Bakanlık tarafından yaptırılan anket ve araştırmalara ilişkin Gümrük ve Ticaret Bakanından yazılı soru önergesi (7/35005) (Başkanlığa geliş tarihi: 22.11.2013)

140.- İstanbul Milletvekili Celal Adan’ın, son iki yılda İstanbul’da Bakanlık tarafından yaptırılan anket ve araştırmalara ilişkin Kültür ve Turizm Bakanından yazılı soru önergesi (7/35006) (Başkanlığa geliş tarihi: 22.11.2013)

141.- İstanbul Milletvekili Celal Adan’ın, son iki yılda İstanbul’da Bakanlık tarafından yaptırılan anket ve araştırmalara ilişkin Maliye Bakanından yazılı soru önergesi (7/35007) (Başkanlığa geliş tarihi: 22.11.2013)

142.- Gaziantep Milletvekili Mehmet Şeker’in, Eti Maden İşletmeleri Genel Müdürlüğünce yapılan bor ihracatına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/35008) (Başkanlığa geliş tarihi: 20.11.2013)

143.- Balıkesir Milletvekili Namık Havutça’nın, İçişleri Bakanlığı tarafından üniversite öğrencilerinin fişlendiği iddiasına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/35009) (Başkanlığa geliş tarihi: 20.11.2013)

144.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, toplu nikahta taktığı altın miktarına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/35010) (Başkanlığa geliş tarihi: 20.11.2013)

145.- Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan’ın, Cem Vakfı ile Adalet ve Kalkınma Partisi arasındaki ilişkilere ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/35011) (Başkanlığa geliş tarihi: 20.11.2013)

146.- İstanbul Milletvekili Umut Oran’ın, öğrencilerin barınmasına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/35012) (Başkanlığa geliş tarihi: 22.11.2013)

147.- İstanbul Milletvekili Umut Oran’ın, demokratikleşme paketine yönelik açıklamalarına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/35013) (Başkanlığa geliş tarihi: 22.11.2013)

148.- Van Milletvekili Özdal Üçer’in, Van Havaalanından yapılan direk seferlerin artırılmasına ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/35014) (Başkanlığa geliş tarihi: 25.11.2013)

149.- Van Milletvekili Özdal Üçer’in, bazı cezaevlerindeki mahkumlara yönelik keyfi uygulamalara ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/35015) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.11.2013)

150.- Batman Milletvekili Ayla Akat Ata’nın, başka cezaevlerine nakledilen hükümlü ve tutuklulara ilişkin Adalet Bakanından yazılı soru önergesi (7/35016) (Başkanlığa geliş tarihi: 19.11.2013)

151.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, çocuk yaşta çalışanlara ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı soru önergesi (7/35017) (Başkanlığa geliş tarihi: 22.11.2013)

152.- İstanbul Milletvekili Abdullah Levent Tüzel’in, bir termik santralde çalışan işçilerin mezhep ayrımcılığına maruz kaldığı iddialarına ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı soru önergesi (7/35018) (Başkanlığa geliş tarihi: 22.11.2013)

153.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, Şanlıurfa SGK’da çalışan taşeron işçi sayısına ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı soru önergesi (7/35019) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.11.2013)

154.- Zonguldak Milletvekili Ali İhsan Köktürk’ün, emekli maaşlarına ilişkin Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanından yazılı soru önergesi (7/35020) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.11.2013)

155.- Gaziantep Milletvekili Ali Serindağ’ın, öğrenci evleriyle ilgili açıklamalarına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/35021) (Başkanlığa geliş tarihi: 19.11.2013)

156.- Mardin Milletvekili Erol Dora’nın, Mardin Nusaybin’de üç kişinin hayatını kaybettiği olaya ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/35022) (Başkanlığa geliş tarihi: 20.11.2013)

157.- İstanbul Milletvekili Abdullah Levent Tüzel’in, bir termik santralde çalışan işçilerin mezhep ayrımcılığına maruz kaldığı iddialarına ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/35023) (Başkanlığa geliş tarihi: 22.11.2013)

158.- İstanbul Milletvekili Umut Oran’ın, Yozgat’ta yürütülen bazı kamu hizmetleri ile ilgili çeşitli hususlara ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/35024) (Başkanlığa geliş tarihi: 22.11.2013)

159.- Kırklareli Milletvekili Turgut Dibek’in, Gezi Parkı eylemlerine katılanlarla ilgili basında çıkan bir habere ilişkin İçişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/35025) (Başkanlığa geliş tarihi: 25.11.2013)

160.- Antalya Milletvekili Gürkut Acar’ın, Antalya’nın Kaş ilçesindeki bir köyde bulunan iki okulda yaşanan yemek sorununa ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/35026) (Başkanlığa geliş tarihi: 20.11.2013)

161.- Mersin Milletvekili Ali Öz’ün, okul müdürlüğü mülakatına ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/35027) (Başkanlığa geliş tarihi: 20.11.2013)

162.- Balıkesir Milletvekili Ahmet Duran Bulut’un, dershanelerin kapatılmasına yönelik çalışmalara ilişkin Milli Eğitim Bakanından yazılı soru önergesi (7/35028) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.11.2013)

163.- Bingöl Milletvekili İdris Baluken’in, bir soruşturmaya ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/35029) (Başkanlığa geliş tarihi: 19.11.2013)

164.- Bitlis Milletvekili Hüsamettin Zenderlioğlu’nun, Suriye sınırında bulunan bölgelerde sağlanan sağlık hizmetlerine ilişkin Sağlık Bakanından yazılı soru önergesi (7/35030) (Başkanlığa geliş tarihi: 20.11.2013)

165.- Diyarbakır Milletvekili Altan Tan’ın, TBMM Kampüsü içinde yapımı süren otoparka ilişkin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanından yazılı soru önergesi (7/35031) (Başkanlığa geliş tarihi: 03.12.2013)

166.- Diyarbakır Milletvekili Altan Tan’ın, TBMM personeli ve basın mensuplarının kullanımı için planlanan çipli kartlara ilişkin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanından yazılı soru önergesi (7/35032) (Başkanlığa geliş tarihi: 03.12.2013)

167.- İstanbul Milletvekili Osman Oktay Ekşi’nin, Dilekçe Komisyonunun bir uygulamasına ilişkin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanından yazılı soru önergesi (7/35033) (Başkanlığa geliş tarihi: 03.12.2013)

168.- Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan’ın, Başbakan ile Barzani arasındaki görüşmeye ilişkin Dışişleri Bakanından yazılı soru önergesi (7/35034) (Başkanlığa geliş tarihi: 20.11.2013)

169.- Kocaeli Milletvekili Haydar Akar’ın, Kocaeli’deki doğal gaz yatırımına ilişkin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanından yazılı soru önergesi (7/35035) (Başkanlığa geliş tarihi: 21.11.2013)

170.- Gaziantep Milletvekili Ali Serindağ’ın, karma öğrenci yurtlarına ilişkin Gençlik ve Spor Bakanından yazılı soru önergesi (7/35036) (Başkanlığa geliş tarihi: 20.11.2013)

171.- Van Milletvekili Özdal Üçer’in, Karayolları Van Bölge Müdürlüğü ihalelerindeki usulsüzlüklere ilişkin Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanından yazılı soru önergesi (7/35037) (Başkanlığa geliş tarihi: 20.11.2013)

172.- Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, bir gazetenin internet sayfasında yer alan videoların TBMM’den izlenememesine ilişkin Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanından yazılı soru önergesi (7/35038) (Başkanlığa geliş tarihi: 04.12.2013)

173.- Giresun Milletvekili Selahattin Karaahmetoğlu’nun, Karadeniz Sahil Yolu Projesine ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/35039) (Başkanlığa geliş tarihi: 19.11.2013)

174.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, trafiğe kapalı bir alanda hafriyat kamyonunun çarpması nedeniyle bir çocuğun hayatını kaybetmesine ve yapılan soruşturmaya ilişkin Başbakandan yazılı soru önergesi (7/35040) (Başkanlığa geliş tarihi: 20.11.2013)

10 Aralık 2013 Salı

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.00

BAŞKAN: Cemil ÇİÇEK

KÂTİP ÜYELER: Muhammet Rıza YALÇINKAYA (Bartın), Mine LÖK BEYAZ (Diyarbakır)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 27’nci Birleşimini açıyorum.

Toplantı yeter sayısı vardır, gündeme geçiyoruz.

III.- ANT İÇME

1.- İzmir Milletvekili Mustafa Balbay’ın, ant içmesi

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Anayasa’mıza göre, milletvekillerinin göreve başlamadan önce ant içmeleri gerekmektedir.

Daha evvel, uzun tutukluluk sebebiyle ant içememiş olan İzmir Milletvekili Sayın Mustafa Ali Balbay’ı bu birleşimde ant içmek üzere kürsüye davet ediyorum.

Buyurun Sayın Balbay. (CHP sıralarından ayakta alkışlar, MHP ve BDP sıralarından alkışlar)

(İzmir Milletvekili Mustafa Balbay ant içti)

(CHP sıralarından ayakta alkışlar, MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN –Teşekkür ederim Sayın Balbay.

Hayırlı ve uğurlu olsun. Başarılar diliyorum. Tekrar geçmiş olsun.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Söz vereceğim, müsaade edin de.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Bütçeye başlamadan söz talebimiz var.

BAŞKAN – Ama müsaade ederseniz ben bir cümlemi bitireyim.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Vallaha, geçtiniz mi söz vermiyorsunuz da onun için...

IV.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI

1.- Oturum Başkanı TBMM Başkanı Cemil Çiçek’in, İzmir Milletvekili Mustafa Balbay’a geçmiş olsun dileğinde bulunduğuna, uzun tutukluluk veya başka sebeplerle hak ihlallerine maruz kalanların bir an önce haklarına ve özgürlüklerine kavuşmalarını temenni ettiğine ilişkin konuşması

BAŞKAN – Evet, tekrar geçmiş olsun, başarılar diliyorum.

Yemininizin 10 Aralık Dünya İnsan Hakları Günü’ne denk gelmesini de anlamlı buluyorum.

İster milletvekili ister sade vatandaş olsun, uzun tutukluluk veya başkaca sebeplerle hak ihlallerine maruz kalmış olanların da bir an önce haklarına ve özgürlüklerine kavuşmalarını temenni ediyorum.

Gündemimize göre, 2014 yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı’yla 2012 yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın görüşmelerine başlayacağız.

V.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- 2014 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/832) (S. Sayısı: 506) (x)

2.- 2012 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı, 2012 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısına İlişkin Olarak Hazırlanan 2012 Yılı Genel Uygunluk Bildiriminin Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi, Maliye Bakanlığı ve İçişleri Bakanlığı Tarafından Sayıştaya Gönderilen Genel Faaliyet Raporları ile Bu Raporlara İlişkin Sayıştay Değerlendirmesini İçeren 2012 Yılı Faaliyet Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi, 2012 Yılı Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi, 2012 Yılı Mali İstatistikleri Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/798, 3/1275, 3/1277, 3/1278, 3/1279) (S. Sayısı: 507) (x)

BAŞKAN – Komisyon ve Hükûmet, yerinde.

Komisyon raporları, 506 ve 507 sıra sayılarıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Gündeme geçmeden evvel, Sayın Kaplan…

HASİP KAPLAN (Şırnak) –Sayın Başkan, Plan ve Bütçe Komisyonu üyesiyim. Muhalefet şerhimiz cilt 1, 506 sıra sayılıda var.

Dün, burada bir usul tartışması açıldı, farklı bir karar verildi ve bugün farklı bir rapor basılmış. Bununla ilgili usul tartışması açıyorum ve bu konuda Barış ve Demokrasi Partisi olarak görüşlerimizi açıklamak istiyorum.

BAŞKAN – Sayın Kaplan, dün, aslında, bu konu burada tartışıldı. Herkes bu konuyla ilgili düşüncelerini, kanaatlerini…

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Müsaade edin, bir açıklayayım da ondan sonra. Yani daha cümlenin yarısında şey yaparsanız ne ben sizi anlayabilirim ne de siz beni.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Hayır, ben bunu gösterdim, bununla ilgili aldım.

BAŞKAN - Müsaade edin, ben bir şey söyleyeceğim; ben talebinizi aldım.

Aslında, dün bu konu burada tüm gruplarca bütün yönleriyle tartışıldı ve sonuçta Genel Kurul bir karar verdi. İç Tüzük’ümüze göre ve parlamentolarda en yetkili organ Genel Kuruldur. Genel Kurul iradesinin üzerinde herhangi bir irade yoktur. Dolayısıyla, biz bugün bu birleşimi yönetirken genel kurulların almış olduğu kararları uygulamak durumundayız ancak konunun hassasiyetini de dikkate alarak üç dakikayı geçmemek üzere söz veriyorum.

Buyurun Sayın Kaplan.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Lehte Sayın Başkan.

BAŞKAN – Lehte Sayın Canikli.

SIRRI SAKIK (Muş) – Aleyhte.

                            

(x) 506 ve 507 S. Sayılı Basmayazılar ve Ödenek Cetvelleri tutanağa eklidir.

VI.- USUL HAKKINDA GÖRÜŞMELER

1.- Genel Kurulun 9 Aralık 2013 Pazartesi günkü 26’ncı Birleşiminde aldığı karar doğrultusunda BDP Grubu milletvekillerince verilmiş olan muhalefet şerhinin 506 sıra sayılı Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu’ndan çıkarılarak raporun yeniden basılmasının İç Tüzük’e uygun olup olmadığına ilişkin Başkanlığın tutumu hakkında

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün Dünya İnsan Hakları Günü. Sayın Balbay’ın özgürlüğüne kavuşması bizi mutlu etmiştir. Barış ve Demokrasi Partisinin 6 milletvekilinin de aynı şekilde, aynı koşullarda göreve başlamasını bekliyoruz.

Değerli milletvekilleri, bütçe görüşmelerine başlıyoruz. Burada hiç kimsenin oldubittiye getirme, bir partinin siyasi görüşlerini ve muhalefet şerhini yok sayarak, defakto bir durum yaratarak kendi bildiğini okuma hakkı hukuku yoktur. Anayasalarda…

BAŞKAN – Sayın Kaplan, bir dakikanızı rica edebilir miyim.

HASİP KAPLAN (Devamla) – Toparlarsanız…

BAŞKAN – Değerli milletvekilleri, Sayın Kaplan kürsüde konuşuyor. Sevincinizi anlıyorum; tebrik bir insani nezaket gereğidir ancak hatibin konuşmasını dinleyebilmek bakımından takdirlerinize bırakıyorum.

HASİP KAPLAN (Devamla) – Başa alırsanız, ben bekleyebilirim tebrikler bitene kadar.

BAŞKAN – Hayır, ben yaptım, arkadaşlarımız da…

HASİP KAPLAN (Devamla) – Ben beklerim.

BAŞKAN – Ek süreyi vereceğim size.

HASİP KAPLAN (Devamla) – Hayır, beklerim, tebrikleri bitirsinler.

BAŞKAN – Ek süreyi vereceğim.

HASİP KAPLAN (Devamla) – Tamam, beklerim ben.

BAŞKAN – Peki, evet.

HASİP KAPLAN (Devamla) – Şöyle oturabilir miyim Sayın Başkan?

(Hatip, kürsü arkasındaki basamaklara oturdu) (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Peki.

HASİP KAPLAN (Devamla) – Hayır yani yakışıyor değil mi?

BAŞKAN – Sayın Kaplan, yarın, konuşmanızdan çok bu oturma eyleminiz dikkat çekecek.

HASİP KAPLAN (Devamla) – Aynen böyle.

BAŞKAN – Ama şunu kabul edelim: Genel Kurullar eylem yeri değil.

HASİP KAPLAN (Devamla) – Bu kadarını uygun görüyorsunuz, herkes böyle uyguluyor.

BAŞKAN – Evet, buyurun Sayın Kaplan.

HASİP KAPLAN (Devamla) - Sayın Başkan, başa alırsanız sevinirim konuşmamızı.

BAŞKAN – Buyurun, açık.

HASİP KAPLAN (Devamla) - Açık, 1:20’ye geldi efendim.

BAŞKAN – Açık.

HASİP KAPLAN (Devamla) - Kum saati gitmiş Sayın Başkanım, başa alın.

BAŞKAN – Tamam, vereceğiz, vereceğiz, siz devam edin.

HASİP KAPLAN (Devamla) - Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Hak yemeyiz, merak etme.

HASİP KAPLAN (Devamla) – İnşallah.

İnsan Hakları Günü’nde de hak yerseniz günah olur, yazık olur.

BAŞKAN – E, ama sen de konuşmanı bunlarla geçirirsen o zaman meramını anlatamazsın.

HASİP KAPLAN (Devamla) - Sayın Başkan…

BAŞKAN – Peki.

HASİP KAPLAN (Devamla) - Sayın Başkan, bu Meclisin en tecrübeli milletvekilisiniz, her dönemde varsınız ama şunu söyleyeyim: Bu Mecliste Barış ve Demokrasi Partisi 2007’den bu yana var. Farklılığımızla, haklılığımızla, görüşlerimizle fark atıyoruz.

Bakın, burada 2 Aralık 2013; bu, Bütçe Komisyonunun 6 ciltlik, 7 ciltlik raporu. Şöyle çevirdiğiniz zaman, Barış ve Demokrasi Partisinin muhalefet şerhini görürsünüz arkadaşlar, 189 sayfadır. Dün burada bir usul tartışması açtık. Bu usul tartışmasını açan arkadaşlarımız burada bir talepte bulundular. “Kürdistan’da Eşitsiz Gelişim ve Ekonomik Sömürü” başlığı altında 3 sayfalık bir bölüm var ve “Çözüm Süreci”. Şimdi, bu bölümün çıkarılması için açılan usul tartışmasında İç Tüzük 60’a göre bir karar verildi.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HASİP KAPLAN (Devamla) - Bu karar verilmeden önce…

BAŞKAN – Bir dakika daha süre veriyorum.

HASİP KAPLAN (Devamla) – Başkanım, iki dakika çünkü…

BAŞKAN – Süre veriyoruz, veriyoruz.

HASİP KAPLAN (Devamla) – Bundan önce, Mecliste, Milliyetçi Hareket Partisi, Meclis Başkanlığına başvurdu, Komisyon Başkanlığına başvurdu şerhle ilgili, bir karar alınmasıyla ilgili ve dün tartışmalarını yaşadık burada. Burada bir karar alındı. Bu kararda denildi ki “Yeni şerhin yazılmasına…” Meclis Başkanlığı bize yeni şerh için yazı yazmadı. Meclis Başkanlığı “Yeni şerhinizi verin.” demedi. Meclis Başkanlığı “Yeniden görüşlerinizi koyun.” demedi ve aynı tarihle, 2 Aralık 2013… Bu, sansürlü rapor, bu da hakiki rapordur arkadaşlar. Bu, sansürlü; bu, hakikidir.

Şimdi, ben soruyorum size: Siz bu raporu bize nasıl dağıtabilirsiniz? Bir partinin fikrî hak ve hürriyetlerini yok ederseniz Meclis Başkanlığını Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde dava edeceğiz. Sizi mahkemeye vereceğiz, uluslararası mahkemede fikir özgürlüğünün ne olduğunu size göstereceğiz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Peki, teşekkür ediyorum Sayın Kaplan.

HASİP KAPLAN (Devamla) – Bizden bunu söylemesi. Yanlış yapıyorsunuz. Şu raporu, buyurun…

(Hatip, elindeki Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu’nu kürsünün önüne attı) (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

EMRULLAH İŞLER (Ankara) – Artistlik yapma!

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Bu olmadı.

HASİP KAPLAN (Devamla) – Buyurun, rapor bu! (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Bu olmadı Hasip Bey, onu alın.

BAŞKAN – Sayın Kaplan…

HASİP KAPLAN (Devamla) – Ya yazarsınız Başkanım doğru dürüst, şerhimizi koyarız, ya yazarsınız görüşümüzü koyarız ama çıkarıp böyle atamazsınız!

BAŞKAN – Lütfen, yerinize oturun.

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Haydi! Kitaplar okumak içindir, öyle atamazsın.

HASİP KAPLAN (Devamla) – Böyle şey olur mu?

BAŞKAN – Bizim yazmamıza gerek yok, dün Genel Kurul karar aldı, hepiniz buradaydınız ve dinlediniz. Biz Genel Kurul kararının gereğini yerine getiriyoruz.

HASİP KAPLAN (Devamla) – Öyle şey yok, buna hakkınız yok!

BAŞKAN – Şimdi, lehte olmak üzere, Sayın Nurettin Canikli…

Buyurun Sayın Canikli. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Tartıştığımız konu dün Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunda enine boyuna değerlendirildi ve bir karar ittihaz edildi. Öncelikle şunu ifade etmemiz gerekir ki alacağımız kararların, atacağımız adımların, ifadelerimizin, konuşmalarımızın hepsi, sonuç itibarıyla, özellikle milletvekilleri olarak bizlerin, Anayasa’ya sadakat yemini etmiş olan milletvekillerinin her icraatının, her faaliyetinin, her sözünün, her kararının Anayasa’ya uygun olması gerekir. Hepimiz için geçerli, altını çizerek söylüyorum: Anayasa’ya aykırı bir işlem tesisi kesinlikle söz konusu olamaz, olmamalıdır.

Bunu koruması gereken ilk kurum, en önemli organizasyon burasıdır, Türkiye Büyük Millet Meclisidir ve milletvekilleridir. Anayasa’nın 3’üncü maddesinde çok açık bir şekilde, Türkiye devletinin, ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütün olduğu ifade edilmektedir, hüküm altına alınmaktadır, milletin iradesi buraya bu şekilde açıkça yansıtılmıştır. Aynı şekilde, Anayasa’nın 14’üncü maddesi: “Hiçbir şekilde, Anayasa’da yer alan hak ve hürriyetlerin hiçbiri devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı haklı gösteremez, bunun için kullanılamaz.”

Bu açık hükümlere rağmen, tartıştığımız konuyla ilgili olarak, yani bir siyasi partinin muhalefet şerhinin de, şerhte yer alan ifadelerin de Anayasa’nın tümüne ve özellikle zikrettiğim bu maddelerine uygun olması gerekir. Uygun olmadığı takdirde, yine, bu Meclis…

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Başbakanına söyle, Başbakanına söyle onu. Başbakan da kullanıyor o ifadeyi.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) - …bu irade, milletin iradesi bunu düzeltir. Dün yapılan işlem budur ve doğru bir işlemdir değerli arkadaşlar.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Başbakanın da mı Anayasa suçu işliyor?

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Ayrıca, bugün basılan, bugün dağıtılan bu rapor geçerlidir. Çünkü, dünkü alınan kararda çok açık bir şekilde…

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Geçersizdir, geçersizdir.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) - …Türkiye Büyük Meclisi Genel Kurulu, Anayasa’ya aykırı olan o ifadelerin 1’inci ciltten çıkartılması…

HASİP KAPLAN (Şırnak) – 2 Aralık tarihli rapor, beyefendi, 2 Aralık.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) - …1’inci cildin bastırılıp tekrar dağıtılması, muhalefet şerhinin Anayasa ve İç Tüzük hükümlerine göre düzeltilerek bütçe görüşmelerinin sonuna kadar verildiği takdirde basılıp dağıtılmasını karar altına almıştır. Bu karar kimin kararıdır?

SEBAHAT TUNCEL (İstanbul) – Sizin kararınız.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) - Bu karar, Türkiye Büyük Millet Meclisinin kararıdır, Genel Kurulun kararıdır. Dolayısıyla, yeni basılan bu kitapçık, bu hükümlerin hepsiyle beraber geçerlidir, burada en ufak hukuki bir boşluk, sıkıntı söz konusu değildir.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Çakma rapor, çakma rapor, çakma!

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Ayrıca, biz muhalefet şerhlerini tartışmıyoruz, oylamıyoruz, burada müzakere etmiyoruz. Müzakere edilen, tasarıdır ve komisyon raporudur.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Onun bir mütemmimi değildir bu anlamda bakıldığında.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Canikli.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Çakma rapordur, sahte rapordur.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Bu yönüyle, herhangi bir eksiklik söz konusu değildir.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Canikli.

Aleyhte Sayın Sırrı Sakık…

Buyurun Sakık.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – On gün önce basmışsınız, 2 Aralık tarihli, çakma rapor bu Sayın Canikli.

SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; aslında, fırtına ne üzerine koptu? “Kürt ve Kürdistan” üzerine.

Şimdi, bundan birkaç gün önce Diyarbakır’a gideceksiniz “Kürdistan” diyeceksiniz ve burada grup konuşmasında…

OYA ERONAT (Diyarbakır) – Öyle demedi yalan atma, Irak’ı kastetti.

SIRRI SAKIK (Devamla) – Bırak, sus!

BAŞKAN – Lütfen, lütfen…

SIRRI SAKIK (Devamla) – Acının keyfini yaşayan kadın, sus sen! (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Sayın Eronat, lütfen.

SIRRI SAKIK (Devamla) – Şimdi…

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Terbiyesiz adam!

BAŞKAN – Lütfen…

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Ayıp, ayıp!

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri…

SIRRI SAKIK (Devamla) – Bırakın… Bakın, dinleyin, dinleyin! (AK PARTİ sıralarından gürültüler) Grup konuşmasında…

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri…

İHSAN ŞENER (Ordu) – Nasıl bir konuşma bu?

SIRRI SAKIK (Devamla) – Grup konuşmasında… (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) - Evlat acısı yaşayan bir kadına bunları söylemeye utanmıyor musun?

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri…

SIRRI SAKIK (Devamla) – Lütfen, lütfen… (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Lütfen, sayın milletvekilleri…

SIRRI SAKIK (Devamla) - Sayın Başkan, susturur musunuz!

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Ayıp, ayıp!

BAŞKAN – Hatibi dinleyelim sayın milletvekilleri.

SIRRI SAKIK (Devamla) – Ayıbı o ediyor, ayıbı o ediyor! En büyük ayıbı o ediyor, biliyor musunuz? (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

 OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) - Anneyle öyle konuşulmaz! Bir anneyle öyle konuşulmaz!

BAŞKAN – Sözünü kesmeyin sayın milletvekilleri.

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) - Ayıp ya! Anneyle böyle konuşulur mu?

SIRRI SAKIK (Devamla) – Sayın Başkan, lütfen susturur musunuz?

BAŞKAN – Lütfen arkadaşlar…

SIRRI SAKIK (Devamla) – Sevgili arkadaşlar, bakın… (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen.

SIRRI SAKIK (Devamla) – Sayın Genel Başkanınız çıkıp grup konuşmasında, demokratikleşme paketinden daha önemli bir açıklamada bulunacak, yıllarca reddedilen “Kürt ve Kürdistan” sözcüklerini grup konuşmasında seslendirecek; bu, aslında bir şeyin itirafıydı, doğru olan şeyi yaptı ama görebildiğimiz kadar, üçüz kardeşler, hâl⠓Kürt ve Kürdistan” sözcüklerine alışmakta biraz daha zamana ihtiyacınız var. (AK PARTİ sıralarından gürültüler) Bakın, ünlü…

BAŞKAN – Lütfen…

SIRRI SAKIK (Devamla) – Ünlü edebiyatçı aynen şöyle diyor. Bakın, diyor ki: “Önce ülken sana karşı belli taahhütleri yerine getirecek. Orada tüm haklara sahip bir yurttaş olarak görüleceksin. Baskıya, ayrımcılığa, hak etmediğin mahrumiyetlere maruz kalmayacaksın. Ülken yöneticileri sana bunları sağlamak zorunda kalacaklar. Yoksa, sen de o ülkeye borçlu bir şey olmazsın. Ne toprağa bağlılık ne bayrağa saygı. Eğer, ülken, senin başının dik bir şekilde dolaşmanı sağlıyorsa sen de o ülkeye her şeyini feda edersin; toprağa da bayrağa da”.

Biz Kürtler bu ülkede başı dik olarak dolaşmak istiyoruz. Sizden istediğimiz budur. Eşit yurttaşlık temelinde bir anayasa istiyoruz. Onun içindir ki bu Anayasa’ya saygı duymuyoruz, bu savaş yasalarına saygı duymuyoruz.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Anayasa’ya sadık kalacağına yemin ettin!

SIRRI SAKIK (Devamla) - Bu savaş yasaları, bu Anayasa’dır ki bizim, çare yoksa kendimizi dağlara ve alanlara vurduğumuz şey, sizin retçi, inkârcı, tekçi yasalarınız ve anayasanızdır, kandan kanunlarınızdır.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Bu Anayasa’ya sadakat edeceğinize yemin ettiniz!

SIRRI SAKIK (Devamla) - Dün de aynı şeyi yaptınız. Bundan hukuk çıkmaz, bundan demokrasi ve kardeşlik çıkmaz, dünün tekçi politikaları, asimilasyoncu politikaları çıkar; bu da çıkmaz bir yoldur. Türkiye yıllardır bunları denedi, bir daha denemeyin. Bunun karşılığı, kan, gözyaşı, acı dolu yıllardır. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Sakık.

Lehte olmak üzere, Sayın Mahir Ünal…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Hatayı yapan, Meclis Başkanı. Hatayı yapan sensin, ondan sonra…

BAŞKAN - Buyurun Sayın Ünal. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; dün burada usule dair bir meseleyi tartıştık ve konuştuk.

Usul, esasa mukaddemdir. İşin esasını bir kenara koyup, işin usulünü de bir kenara koyup öyle konuşmamız gerekiyor. Usulen meseleye baktığımızda, burada teknik bir konuyu konuşuyoruz. Biz, burada Anayasa’ya bağlılık yemini etmiş, bu kutsal çatıyı…

HASİP KAPLAN (Şırnak) – İnsan haklarına, demokrasiye, hukuka da yemin etmedik mi?

BAŞKAN – Lütfen Sayın Kaplan…

MAHİR ÜNAL (Devamla) - …bu milletin sorunlarının çözüm merkezi olarak görmüş ve Anayasa’yı da bütün yasaların dayanağı olarak kabul etmiş milletvekilleri olarak Anayasa’yı değiştirme iradesi ortaya koyarız.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Korsan rapor bu, korsan!

MAHİR ÜNAL (Devamla) - Bu, başka bir şeydir.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Cumhuriyet tarihinin ilk korsan raporu!

MAHİR ÜNAL (Devamla) - Ama “Anayasa’yı kabul etmiyorum, Anayasa’yı hiçe sayıyorum.” diyerek, burada, yasaya ve Türkiye Büyük Millet Meclisinin İç tüzüğü’ne aykırı birtakım işlemler yapamazsınız.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – İç Tüzük’e aykırı bir rapordur bu. Cumhuriyet tarihinin ilk korsan raporudur bu.

MAHİR ÜNAL (Devamla) – Ha, seçimler öncesi, siz, bölgede bunu seçim malzemesi olarak kullanıp “Bakın, Kürdistan’ı inkâr ediyorlar.” diye bir seçim malzemesi oluşturmak istiyorsanız bu, sizin sorununuzdur.

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Hiç ihtiyacımız yok böyle bir propaganda yapmaya.

MAHİR ÜNAL (Devamla) – Ama biz burada usule dair teknik bir konuyu tartışıyoruz. Dolayısıyla, biz söylediğimizin bugüne kadar hep arkasında durduk. Biz, bu ülkede toplumsal taleplerin, kimlik taleplerinin sorun olmadığını, devletin asıl görevinin bu talepleri karşılayacak demokratik bir sistem kurması gerektiğini…

EMRE KÖPRÜLÜ (Tekirdağ) – Çıkar ağzındaki baklayı!

MAHİR ÜNAL (Devamla) - Kürt’le, Kürtlükle, Kürt diliyle, Kürt kimliğiyle bir sorunumuz olmadığını defalarca ifade ettik ama sizse bunu istismar etmeyi tercih ettiniz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Korsan rapor ahlaki mi?

MAHİR ÜNAL (Devamla) - Biz, risk aldık, çözüm iradesi ortaya koyduk, sizse bundan beslenmeyi seçtiniz. Biz, bugün, burada samimiyetle dedik ki, sizin muhalefet şerhinde kullandığınız hususlar, Anayasa’ya ve Meclis İçtüzüğü’ne aykırıdır, çıkartılması gerekir.

HÜSAMETTİN ZENDERLİOĞLU (Bitlis) – Darbe anayasası…

MAHİR ÜNAL (Devamla) - Komisyonun ve Meclis Başkanlığının denetim yetkisi yoktur, bu yetki sadece Genel Kurula aittir. Genel Kurul da bu hususta üzerine düşen görevi dün yerine getirmiştir. Ayrıca, muhalefet şerhi bütçe raporunun esası değildir, mütemmim cüzü değildir.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Esasıdır, esasıdır, demokrasinin gereğidir.

MAHİR ÜNAL (Devamla) - Dolayısıyla, bunun üzerinden bütçe görüşmelerinde bir şaibe oluşturmaya kimse kalkışmasın. Mesele konuşulmuştur.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Korsandır, korsan! Türkiye Cumhuriyeti tarihinde ilk defa korsan…

MAHİR ÜNAL (Devamla) - Biz, Meclis Başkanlığının, Divanın verdiği kararın lehinde bir beyanda bulunuyoruz.

Bu düşüncelerle Genel Kurulu…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MAHİR ÜNAL (Devamla) - …saygıyla selamlıyorum, bütçe görüşmelerinin hayırlara vesile olmasını diliyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Sayın Başkan, sayın hatip konuşması sırasında grubumuza sataşmıştır.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Grupla ilgili hiçbir şey söylemedi, “biz” dedi, “siz” dedi.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Seçime dönük olarak çözümü istismar ettiğimizi söylemiştir, sataşmıştır.

BAŞKAN - Bu, sataşma değil Sayın Baluken.

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Sataşmadır.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Sataşmadır Sayın Başkan.

BAŞKAN - Hayır, her konu sataşma olarak mütalaa edilemez. Bence usul tartışması bitmiştir.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Ama böyle bir şey yapamazsınız.

BAŞKAN - Bir cevaptır, her cevap sataşma olarak mütalaa edilemez. Onun için, usul tartışması bitmiştir.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Sayın Başkan, BDP Grubuna yönelik, sayın hatip sataşmada bulunmuştur.

BAŞKAN - Dün alınan kararın gereğini Başkanlık yerine getirmektedir. Eğer, yeni muhalefet şerhi gelirse o da bastırılacaktır.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Siz, burada AKP’li kimliğinizi bırakarak Meclis Başkanlığı yapmak zorundasınız.

BAŞKAN - Şimdi, alınan karar gereği, gündeme geçiyoruz.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Dün de, yine, Sadık Yakut aynı şeyi yaptı. Orada AKP’li kimliğinizi bırakmadan bizi yönetmeye çalışıyorsunuz.

V.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 2014 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/832) (S. Sayısı: 506) (Devam)

2.- 2012 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı, 2012 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısına İlişkin Olarak Hazırlanan 2012 Yılı Genel Uygunluk Bildiriminin Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi, Maliye Bakanlığı ve İçişleri Bakanlığı Tarafından Sayıştaya Gönderilen Genel Faaliyet Raporları ile Bu Raporlara İlişkin Sayıştay Değerlendirmesini İçeren 2012 Yılı Faaliyet Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi, 2012 Yılı Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi, 2012 Yılı Mali İstatistikleri Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/798, 3/1275, 3/1277, 3/1278, 3/1279) (S. Sayısı: 507) (Devam)

BAŞKAN - İlk söz, sunuş konuşmasını yapmak üzere Hükûmettedir.

Buyurun Sayın Bakan. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Allah kimsenin yanına koymaz haksızlığı, hukuksuzluğu. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN - Sayın Bakan, buyurun.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Konuşacağız daha, çok zamanımız var, on bir gün boyunca…

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – BDP burada konuşamazsa, her yerde konuşur.

BAŞKAN – Hayır, konuşma hakkınız var, biraz sonra zaten söz sırası size gelecek.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Yani burada bize söz vermeyerek bizi susturamazsınız! BDP’yi susturmaya hiç kimsenin gücü yetmez!

BAŞKAN – Buyurun Sayın Bakan, siz devam edin.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) - Adam her türlü hakareti yapıyor, söz vermiyorsunuz. Ayıptır!

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Batman) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce heyetinizi ve bizleri izleyen değerli vatandaşlarımızı saygı ve sevgi ile selamlıyorum.

2012 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı ile 2014 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı’nın Plan ve Bütçe Komisyonundaki görüşmelerini yoğun ve özverili çalışmalar sonucunda tamamlamış bulunmaktayız. Bu tasarıların, son şeklini alarak Genel Kurula getirilmesinde emeği geçen Plan ve Bütçe Komisyonunun Değerli Başkan ve üyelerine, bakan arkadaşlarıma ve kamu idarelerinin temsilcilerine teşekkür ediyorum.

Bildiğiniz gibi, bütçeler, hükûmetlerin uygulayacağı maliye politikalarının önceliklerini belirleyen siyasi metinlerdir. Diğer bir ifadeyle, bütçeler, hükûmet programlarında belirlenen hedef ve vizyonlara ulaşmada en önemli araçtır. Hükûmetlerimiz döneminde bütçelerimizi bu anlayış çerçevesinde hazırladık. İktidara geldiğimiz ilk dönemde Türkiye ağır bir krizin etkisi altındaydı. Özellikle kamu maliyesi ağır bir borç yükü altında ezilmekteydi. Bu durum, özel kesimin önünde önemli bir engel oluşturmaktaydı.

Maliye politikası önceliklerini, borç yükünü azaltmak, ekonomide güven ortamını sağlayarak yüksek istihdam ve sürdürülebilir büyüme ortamına geçmek olarak belirledik. Böylece kamu borç yükü hızla düşerken ekonomide yüksek büyüme ortamı sağlanmış, enflasyon ve faiz oranları hızla düşmüştür. Diğer taraftan, sağlanan güven ortamı, uluslararası yatırımcıların ülkemize olan ilgisini artırmış ve doğrudan yatırımlar cumhuriyet tarihinin en yüksek seviyelerine ulaşmıştır.

Türkiye, 2002 yılından beri uyguladığı sağlıklı ekonomi politikalarıyla dünya ülkeleri arasında orta gelir grubunun üst sıralarında yer almaktadır. Hedefimiz, 2014-2016 Orta Vadeli Program dönemi sonunda yüksek gelir grubu ülkeler arasında yer almaktır, 2014 yılı bütçemiz de bu anlayışla hazırlanmıştır.

Hükûmetimiz, bu hedefler çerçevesinde, başta enerji ve ulaştırma olmak üzere fiziki altyapının güçlendirilmesi, ekonomide verimliliğin ve katma değerin artırılması amacıyla, başta eğitim olmak üzere AR-GE faaliyetlerinin desteklenmesine ve iş ortamının geliştirilmesine öncelik vermektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün yapacağım bütçe konuşmamda, dünya ve Türkiye ekonomisinin görünümü, 2012 yılı merkezî yönetim kesin hesabı, 2014 yılı merkezî yönetim bütçesi, gelir politikası ve uygulamalarımız hakkında sizleri bilgilendireceğim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; küresel ekonomide ılımlı toparlanma devam etmekte, ancak aşağı yönlü riskler önemini korumaktadır. Başta Amerika Birleşik Devletleri’nde olmak üzere gelişmiş ülkelerde ekonomik büyüme ivme kazanırken, mali ve yapısal kırılganlıklar büyümeyi sınırlamaktadır, gelişmekte olan ülkelerde ise büyüme yavaşlamaktadır.

Nitekim, IMF ve OECD, 2013 yılı küresel büyüme tahminlerini 0,7 puan aşağı yönlü revize etmiştir. IMF’nin son tahminlerine göre 2012 yılında yüzde 3,2 büyüyen küresel ekonomi, 2013 yılında yüzde 2,9; 2014 yılında ise yüzde 3,6 oranında büyüyecektir. Bu oranlar, küresel kriz öncesi dönemde ortalama yüzde 5 civarında olan küresel büyüme hızının oldukça altındadır.

ABD ekonomisi, konut ve istihdam piyasasındaki toparlanmaya bağlı olarak yakaladığı ılımlı büyümeyi 2013 yılında da sürdürmektedir. Avro bölgesi, 2013 yılının ikinci çeyreği itibarıyla teknik anlamda resesyondan çıkmış olsa da henüz güçlü ve kalıcı bir toparlanmadan bahsetmek için erken. Yüksek borçluluk ve işsizlik oranları, avro bölgesinde büyümeyi sınırlamaktadır. Kriz sonrası dönemde küresel ekonominin itici gücü olan gelişmekte olan ekonomilerde ise büyüme ivme kaybetmiştir. Bu doğrultuda, gelişmekte olan ülkelerin 2013 büyüme tahmini 1,1 puan aşağı yönlü revize edilmiştir. Gelişmekte olan ülkelerin 2013 yılında yüzde 4,5; 2014’te ise yüzde 5,1 oranında büyüyeceği tahmin edilmektedir. Çin hariç, gelişmekte olan ülkelerin ise 2013 yılında yüzde 3,2; 2014 yılında yüzde 4,1 ile daha mütevazı oranlarda büyüyeceği öngörülmektedir.

Toparlanmanın sınırlı kalmasının etkisiyle özellikle gelişmiş ülkelerde işsizlik oranı, hâlâ kriz öncesi seviyenin altına inememiştir. Amerika Birleşik Devletleri’nde işsizlik, 2013 yılı başından bu yana 0,8 puan azalarak kasım ayı itibarıyla yüzde 7 seviyesine gerilemiştir. Avro bölgesinde ise işsizlik, yüzde 12 ile son yirmi yılın en yüksek seviyesindedir.

Gelişmiş ülkelerde uygulanan genişletici para politikalarına rağmen düşük ekonomik aktivite ve zayıf küresel talep nedeniyle enflasyon da düşük seyretmektedir. Öte yandan, bazı gelişmekte olan ülkelerde yapısal faktörler ve para birimlerindeki değer kaybı sebebiyle enflasyon hedeflenenin üzerine çıkmıştır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; önümüzdeki dönem küresel ekonomik görünümü olumsuz etkileyebilecek dört temel risk bulunmaktadır. Bu riskleri şöyle sıralayabiliriz: Genişletici para politikalarından çıkışın iyi yönetilememesi; gelişmiş ülkelerde mali sorunlar ve zayıf iç talebin büyümeyi sınırlaması; gelişmekte olan ülkelerde büyümenin daha da zayıflaması; jeopolitik gerginliklerin tırmanmasıdır. Bu risklerin en önemlisi, genişletici para politikalarından çıkış kaynaklıdır. Bu sürecin doğuracağı olumsuz etkiler ise muhtemelen, en çok gelişmekte olan ekonomilerde hissedilecektir. Ancak, gelişmekte olan ülkeler, makro finansal dengeler açısından 1990’lı yıllara göre daha sağlam ve şoklara karşı daha dirençlidirler. Bu ülkeler 2000’li yıllarda kamu mali dengelerini sağlıklı bir yapıya kavuşturdular, bankacılık sektörlerini yeniden yapılandırdılar, önemli ölçüde döviz rezervi biriktirdiler.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye ekonomisi 2013 yılında dengeli ve ılımlı büyümesini sürdürmüştür. Ekonomimiz yılın ilk üç çeyreğinde, iç talebin katkısıyla, yüzde 4 gibi azımsanmayacak bir oranda büyümüştür. Böylece, küresel kriz öncesi seviyeye göre, reel anlamda, Türkiye yüzde 18,4’lük bir büyüme kaydetmiştir. Aynı dönemde, gelişmekte olan Avrupa ülkelerinde büyüme yüzde 6,9 ile sınırlı kalmıştır. Yani, Türkiye, kendi bölgesinde, benzer şartlardan etkilenen gelişmekte olan Avrupa ülkelerine oranla neredeyse 3 katlık bir performans ortaya koymuştur. Avro bölgesinde ise aynı dönemde yüzde 2,4’lük bir daralma söz konusudur.

2014-2016 Orta Vadeli Programı’nda, Türkiye ekonomisinin 2013 yılında yüzde 3,6 civarında büyüyeceğini tahmin etmiştik. Bugün açıklanan büyüme rakamları, 2013 yılının tamamında OVP tahminini rahatlıkla yakalayacağımızı, hatta bu tahminin üzerine çıkabileceğimizi göstermektedir. Ayrıca, 2013 yılı büyüme tahminleri, Çin hariç, gelişmekte olan ülkeler için öngörülen yüzde 3,2’nin oldukça üzerindedir. Olumsuz dış konjonktür ve sıkılaşan finansal koşullar göz önünde bulundurulduğunda bu iyi bir performanstır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; orta vadede cari açığı kontrol altında tutarak sürdürülebilir ve sağlıklı bir büyüme politikası izleyeceğiz. Bu çerçevede büyümenin önümüzdeki yıl yüzde 4, 2015 ve 2016’da ise yüzde 5 olarak gerçekleşmesini bekliyoruz.

Önümüzdeki süreçte, yüksek istihdam oluşturma kapasitemiz, ihtiyatlı ve esnek para politikamız, sağlam kamu mali dengelerimiz, güçlü bankacılık sektörümüz, sağlıklı hanehalkı bilançoları, kapsamlı makro ihtiyati tedbirlerimiz sürdürülebilir büyümeyi destekleyici ve şoklara karşı Türkiye’yi dirençli kılan faktörlerdir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; küresel kriz sonrası dönemde oluşturduğumuz güçlü istihdam, iç talebi ve dolayısıyla büyümeyi desteklemektedir. Birçok ülke istihdam oluşturmakta zorlanırken Türkiye’de Mart 2009’dan bu yana 4,7 milyon kişiye ilave istihdam sağladık. Oysa aynı dönemde avro bölgesinde 2,2 milyon net istihdam kaybı yaşanmıştır.

Türkiye, 2009-2013 döneminde ortalama yıllık yüzde 4,8 olan istihdam artış oranıyla IMF’de istihdam verisi açıklanan 35 ülke arasında 1’inci sırada yer almaktadır. Ayrıca bu yıl ve gelecek yıl OECD’de en fazla istihdam artışı görülecek 3’üncü ülke olacaktır. Güçlü istihdam artışına rağmen mevsimsellikten arındırılmış işsizlik oranı 2012 yıl sonuna göre 0,9 puan yükselerek Ağustos 2013’te yüzde 10,1 olarak gerçekleşmiştir. İşsizlik oranındaki tedricî artışın temel nedeni istihdama katılımın yükselmesidir, iş gücüne katılımın yükselmesidir.

Uzun vadede işsizlik oranlarını düşük tek hanelere indirmek ve iş gücüne katılımı gelişmiş ülkeler seviyesine çıkarmak için iş gücü piyasasında esnekliğin ve iş gücünün niteliğinin artırılması şarttır. Türkiye, iş gücü piyasası esneklik göstergeleri açısından OECD ülkeleri arasında en son sıradadır. Türkiye’de haftalık 48,9 saat olan ortalama çalışma süresi diğer OECD ülkeleri ortalamasının yaklaşık 11 saat üzerindedir. Ülkemizde çalışma süresi ve esneklik OECD ortalamasına yakın olsaydı milyonlarca ilave istihdamın önü açılırdı.

İşsizliğin azaltılması amacıyla aktif iş gücü politikalarını artırarak uygulamaya devam ediyoruz. 2007 yılında bu programlardan yararlanan kişi sayısı 23 bin iken 2012 yılında yaklaşık 465 bin kişiye çıkmıştır. Önümüzdeki dönemde aktif iş gücü politikalarını daha da etkin bir şekilde kullanacağız. İş gücü piyasasındaki yapısal sorunların çözülmesine yönelik ulusal istihdam stratejisini taraflarla uzlaşma sağlayarak uygulamaya koymayı ümit ediyoruz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hükûmetlerimiz döneminde enflasyonda kalıcı iyileşmeler elde ettik. On yıllarca yüksek çift hanelerde, zaman zaman üçlü hanelerde seyreden enflasyon oranını tek haneli rakamlara indirdik. 2012 yılında enflasyon yüzde 6,2 ile son kırk dört yılın en düşük seviyesinde gerçekleşti. İşlenmemiş gıda ve tütün ürünleri fiyatlarındaki artış ile Türk lirasındaki değer kaybı nedeniyle yüksek seyreden enflasyon temmuz ayından itibaren düşüş eğilimine girerek 2013 yılı Kasım ayında yüzde 7,3 olarak gerçekleşti. Sıkı para politikası ve makro ihtiyati tedbirlerin etkisiyle enflasyonun yıl sonunda yüzde 6,8’e, önümüzdeki yıl ise yüzde 5,3’e gerileyeceğini tahmin ediyoruz.

Amacımız orta ve uzun vadede ürün ve hizmet piyasalarında rekabet ortamını daha da iyileştirerek enflasyonu düşük tek hanelerde istikrara kavuşturmaktır. Bu çerçevede, maliye politikaları ile para politikasının uyumlu olmasına ve koordinasyonuna önem vermeye devam edeceğiz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, hükûmetlerimiz döneminde uyguladığımız ihtiyatlı maliye politikaları sayesinde genel devlet bütçe açığının gayrisafi yurt içi hasılaya oranını son on bir yılda yaklaşık 10 puan azaltarak 2013 yılında yüzde 1’e indirmiş olacağız. Böylelikle, 2013 yılında genel devlet açığının gayrisafi yurt içi hasılaya oranı OECD ülkeleri için öngörülen yüzde 4,8’lik açığın yaklaşık beşte 1’i, Maastricht Kriteri’nin ise üçte 1’i kadar olacaktır. Genel devlet bütçe açığının gayrisafi yurt içi hasılaya oranını 2016 yılında yüzde 0,5’e indirmeyi hedefliyoruz.

Avrupa Birliği tanımlı borç stokunun gayrisafi yurt içi hasılaya oranını ise son on bir yıl içerisinde yaklaşık 40 puan düşürdük. 2013 yılı için yüzde 35 olarak öngördüğümüz bu oran, OECD ortalamasının üçte 1’inden az, Maastricht Kriteri’nin ise neredeyse yarısı kadardır. Bu oranı 2016 yılında yüzde 30’a indirmeyi hedefliyoruz.

2002 yılında yüzde 25,2 olan kamu net dış borç stokunun gayrisafi yurt içi hasılaya oranı ise 2013 yılının ikinci çeyreğinde eksi yüzde 3,9 olmuştur. Böylece, Türkiye Cumhuriyeti, uluslararası piyasalardan alacaklı konuma geçmiştir.

AK Parti hükûmetleri öncesinde hem borcun faizi hem de faiz giderlerinin vergi gelirleri içerisindeki payı son derece yüksekti. 2002 yılında reel faiz oranları yüzde 25,4; faiz giderlerinin vergi gelirlerine oranı ise yüzde 85,7 seviyesindeydi. Siyasi istikrar, mali disiplin, yapısal reformlar ve fiyat istikrarı sayesinde reel faiz son beş yıldır düşük tek hanelerde seyretmektedir. Faiz giderlerinin vergi gelirlerine oranının ise 2013 yılında yüzde 15,5’e düşeceği tahmin edilmektedir. Bu oran, 1980’li yıllardan bu yana elde edilen en düşük oran olacaktır.

Mali disiplin sayesinde elde ettiğimiz kazanımlar ülkemizi dış şoklara karşı tabii ki korumaktadır, ülkemize dış şoklara karşı önemli bir manevra alanı sağlamaktadır. Diğer yandan, bu kazanımlar kamu tasarruflarını artırarak cari açığın azaltılmasına katkı yapmakta ve para politikasının elini güçlendirmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye ekonomisinin en önemli sorunlarından biri cari açıktır. Makro finansal istikrarı korumak için cari açığı kontrol edilebilir seviyede tutmamız şarttır. Cari açık, Eylül 2013’te, on iki aylık bazda 59,1 milyar dolar, net altın ihracatı hariç ise 51,8 milyar dolar olarak gerçekleşmiştir. Cari açık, 2012 yıl sonuna göre 10,6 milyar dolar artarken aynı dönemde net altın ihracatı hariç 2,4 milyar dolar azalmıştır. Yani iç talep eksenli büyümeye rağmen, bu yıl cari açıkta kayda değer bir bozulma yaşanmamıştır. Ayrıca, küresel ekonomideki zayıf büyüme, en büyük ticaret ortağımız olan Avrupa Birliğindeki resesyon, Orta Doğu’da yaşanan jeopolitik gerginlikler, yüksek seyreden petrol fiyatları cari açığı olması gerekenden daha yüksek bir seviyeye çıkarmıştır. Orta vadede küresel ekonominin hızla büyümesi ve komşu ülkelerin siyasi istikrara kavuşması dış ticaret dengelerimizi olumlu yönde etkileyecektir. Bu çerçevede, 2012 yılında yüzde 6,1 olan cari açığın gayrisafi yurt içi hasılaya oranının bu yıl yüzde 7,1’e yükseleceğini, 2014 yılında ise yüzde 6,4’e ineceğini tahmin ediyoruz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; küresel kriz sonrası dönemde en büyük ticaret ortağımız olan Avrupa Birliğindeki zayıf iç talep ihracatımızı olumsuz yönde etkilemiştir. Ancak bu etki, ürün ve pazar çeşitlendirmesi çalışmalarımız sayesinde sınırlı olmuştur. Türkiye’nin sağlam kamu mali dengeleri, sağlıklı bankacılık sektörü, güçlü hanehalkı bilançosu ile aldığımız makro ihtiyati tedbirler cari açık kaynaklı risklerin yönetilmesinde önemli bir rol oynamaktadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bankacılık sektörü, aktif kalitesi, öz kaynak yeterliliği ve kârlılığı bakımından güçlü ve sağlıklı yapısını korumaktadır. Sermaye yeterlilik oranı yasal sınır olan yüzde 8’in neredeyse 2 katıdır. Takipteki kredilerin toplam krediler içindeki payı ise yüzde 2,8 ile oldukça düşüktür. Ayrıca, banka kredileri mevduatla dengelenmekte ve bankaların büyük ölçekli açık pozisyonları bulunmamaktadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; son yıllarda düşük faiz ve krediye erişimin kolaylaşması ile birlikte hanehalkı borçluluk oranlarında hızlı bir artış yaşanmıştır. Ancak, Türkiye’de hanehalkı borcunun gayrisafi yurt içi hasılaya oranı yüzde 23 ile avro bölgesi ortalaması olan yüzde 65’in yaklaşık üçte 1’i düzeyindedir. Ayrıca hanehalkının faiz riski sınırlıdır, kur riski ise bulunmamaktadır. Son düzenlemelerle de kredi kartı kullanımı ve aşırı tüketime yönelik sınırlamaları getirmiş bulunuyoruz.

Yine, yatırımlardaki artışa paralel olarak reel sektörün yükümlülükleri de artmıştır bu dönemde ancak reel sektörün toplam borcunun gayrisafi yurt içi hasılaya oranı yüzde 51 ile AB ortalamaları civarındadır.

Üzerinde sıkça durulan dış borç konusuna gelince: Reel sektörün dış borcundaki artış, neredeyse ekonomik büyümeye paralel olarak gerçekleşmiştir. 2002 yılında reel sektörün dış borcunun gayrisafi yurt içi hasılaya oranı yüzde 13,4 iken 2013 yılının ikinci çeyreği itibarıyla yüzde 14,7 olarak gerçekleşmiştir. Ayrıca, reel sektörün 93 milyar dolarlık döviz varlığı dikkate alındığında, bu oran oldukça yönetilebilir bir düzeydedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; daha önce bütçe konuşmalarımda da ifade ettiğim gibi, konjonktürel etkilerin yanı sıra cari açığın yapısal boyutu da önemlidir. Bu çerçevede Hükûmetimiz, cari açığın orta ve uzun vadede azaltılması için gerekli tedbirleri almıştır, almaya devam etmektedir. Bu bağlamda, tasarruf oranlarının artırılması, enerjide dışa bağımlılığın azaltılması, katma değer zincirinde yukarı çıkılması temel önceliklerimizdir.

Ülkemizde toplam tasarrufların gayrisafi yurt içi hasılaya oranı yüzde 12,6’yla hem gelişmekte olan ülkelerdeki ortalama yüzde 33,5’a hem de yüzde 19,6 olan yatırımların gayrisafi yurt içi hasılaya oranına göre oldukça düşüktür. Bu durum, kamudan çok özel sektör yatırım-tasarruf açığından kaynaklanmaktadır. Son on bir yıldır sürdürdüğümüz mali disiplin sayesinde kamu tasarruflarında önemli bir artış sağladık. 2002 yılında eksi yüzde 4,8 olan kamu tasarruflarının gayrisafi yurt içi hasılaya oranını biz 2013 yılında yüzde 2,9… Yani aslında 8 puanlık bir iyileşme sağlamış olacağız.

Özel sektör tasarruflarının gayrisafi yurt içi hasılaya oranının ise 2002 yılında yüzde 23,4’ten 2013 yılında yüzde 9,7’ye gerileyeceği tahmin edilmektedir. Bu azalışta, makroekonomik istikrar ve finansal derinleşme sayesinde krediye erişimin kolaylaşması ve kredi faiz oranlarının düşmesi, siyasi istikrarla birlikte öngörülebilirliğin, yatırım ve tüketimin artması, demografik trendlerdeki değişim ile kentleşmenin getirdiği ihtiyaçlar etkili olmuştur.

Özel sektör tasarruflarının artması için, istihdam oranının ve iş gücü verimliliğinin artması, ülkemizin katma değer zincirinde yukarılara çıkması gerekmektedir. Bu amaçla, aktif iş gücü politikalarıyla istihdamı destekliyoruz. Eğitime yaptığımız yatırım ile iş gücünün niteliğini yükseltiyoruz. Altyapı yatırımları ile yapısal reformlar sayesinde verimliliği artırıyoruz. Ayrıca, bireysel emeklilik sistemini de daha çok destekleyerek özel sektör tasarruflarının artmasına katkı sağlıyoruz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; enerjide dışa bağımlılık cari açığın temel unsurlarından biridir. Türkiye, birincil enerji kaynakları bakımından yüzde 72 oranında dışa bağımlıdır. Enerji ithalatı cari işlemler açığındaki en önemli kalemdir. Eylül ayında on iki aylık enerji ithalatı 56,9 milyar dolar ile cari açığın neredeyse tamamına denk gelmektedir.

Hükûmetlerimiz döneminde enerjide dışa bağımlılığımızı azaltmak amacıyla yerli, yenilenebilir ve aynı zamanda çevre dostu enerjiler üzerinde çalışıyor, yatırımlarımızı bu yönde geliştiriyoruz. Bu yöndeki özel sektör yatırımlarını da teşvik ediyoruz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye’yi katma değer zincirinde yukarıya taşıma yolunda çok önemli adımlar attık. 2002’den 2012’ye, AR-GE harcamalarının gayrisafi yurt içi hasıla içindeki payı neredeyse 2 katına çıktı, patent başvuruları 6 kat artarak 11.599’a ulaştı, marka başvuruları 3’e katlanarak 111 bini geçti, endüstriyel tasarım başvuruları 2 katına çıkarak 44.220’ye ulaştı. Böylece, ülkemizde düşük teknoloji yoğun üretim ve ihracat azalırken ortanın üstü teknoloji yoğun üretim ve ihracat artmıştır. Bilimsel, teknolojik ve tasarım çalışmalarının ticarileşmesi Türkiye’nin katma değer zincirinde yukarılara çıkmasına katkı sağlamaktadır. Nitekim, 2012 yılında yaptığımız ihracatın kilogramı 1,58 dolar iken 2004 yılında Hükûmetimizin uygulamaya koyduğu “Turquality” kapsamındaki markalarla yapılan ihracatımızın ortalama kilogram fiyatı 3,28 dolardır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hükûmetlerimiz döneminde uygulanan yapısal reformlar ve sağlıklı makroekonomik politikalar sayesinde önemli başarılara imza attık. 1923-2002 döneminde ortalama yüzde 4,5 büyüyen ekonomimiz, AK PARTİ hükûmetleri döneminde son altmış yılın en büyük küresel krizine rağmen ortalama 5,1 büyümüştür. İlave 0,6 puanlık büyüme azımsanacak bir rakam değildir. Zira, 1923 yılından bu yana ortalama yüzde 5,1 büyümüş olsaydık 2013 yılında gayrisafi yurt içi hasıla 1,3 trilyon dolara, kişi başına gayrisafi yurt içi hasıla ise 16.970 dolara ulaşmış olabilirdi.

Hükûmetlerimiz döneminde kişi başı gayrisafi yurt içi hasıla reel bazda 1,4; satın alma gücü paritesine göre 2,1 kat; dolar bazlı nominal olarak ise 3 kat artış göstermiştir. Böylece, Türkiye, gelişmiş ülkelerle arayı hızla kapatmaya başlamıştır. 2002 yılında kişi başına gayrisafi yurt içi hasıla Avrupa Birliğinin yüzde 37’si iken bu sene yüzde 58,6’sına çıkması beklenmektedir. Yani Türkiye Avrupa Birliğiyle arayı hızlı bir şekilde kapatmaktadır. Benzer şekilde, 2002 yılında kişi başına gayrisafi yurt içi hasıla Amerika Birleşik Devletleri’nin yüzde 22,7’si iken bu sene yüzde 35,5’ine ulaşması beklenmektedir. Aslında bunlar açık ve net olarak ortaya koymaktadır ki Türkiye bu dönemde hızlı büyümüştür, gelişmiş ülkelerle arayı hızlı bir şekilde kapatmıştır.

Uluslararası göstergeler, uzun vadeli sürdürülebilir büyüme açısından rekabet gücümüzün, yatırım ortamının ve kurumsal altyapının iyileştiğini göstermektedir.

Dünya Ekonomik Forumu’nun yaptığı Küresel Rekabet Gücü Endeksi’nde Türkiye 2005 yılında 117 ülke arasında 71’inci sıradaydı, 2013 yılında 148 ülke arasında 44’üncü sıraya yükseldi yani Türkiye sekiz yılda tam 27 basamak atlamış oldu.

Aynı şekilde, Uluslararası Yolsuzluk Algı Endeksi’nde çok önemli mesafe katettik. 2002 yılında 102 ülke arasında 65’inci sırada olan Türkiye, 2013 yılında 177 ülke arasında 53’üncü sıraya yükselmiştir.

Türkiye aslında bu göstergelerle birçok Avrupa Birliği üyesi ülkesini ve BRICS ülkelerini geride bırakmıştır.

Dünya Bankasının İş Yapma Kolaylığı Endeksi’nde ise 2006 yılında 175 ülke arasında 84’üncü sırada yer alan Türkiye, 2013 yılında 189 ülke arasında 69’uncu sıraya yükselmiştir.

1980-2002 döneminde ülkemize yönelik doğrudan küresel yatırım girişi 14,8 milyar dolar iken sağladığımız istikrar ve güven ortamı ile bu rakam 2003’ten bu yana 132 milyar dolar olarak gerçekleşmiştir.

Bütün bu gelişmeler verimliliği ve inovasyonu artıracak, Türkiye’nin uzun vadeli büyümesini olumlu etkileyecektir. Tabii ki geldiğimiz yerden memnun değiliz, daha katedeceğimiz çok mesafe var ama Türkiye’nin başarılarının da tabii ki takdir edilmesi lazım.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; şimdi de sizlere 2012 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı hakkında bilgi vermek istiyorum.

2012 yılında, bütçe giderleri 361,9 milyar lira, bütçe gelirleri 332,5 milyar lira, bütçe açığı 29,4 milyar lira, faiz dışı fazla 19 milyar lira olarak gerçekleşmiştir. Gayrisafi yurt içi hasılaya oran olarak bütçe giderleri yüzde 25,6; bütçe gelirleri yüzde 23,5; bütçe açığı yüzde 2,1; faiz dışı fazla yüzde 1,3 olarak gerçekleşmiştir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; konuşmamın bu bölümünde Sayıştay tarafından yüce Meclise sunulan denetim raporları hakkında değerlendirmelerde bulunmak istiyorum.

Öncelikle, Sayıştay denetimine ve bu denetim sonucu hazırlanan raporlara büyük önem verdiğimizi belirtmek isterim. Sayıştay denetiminin kamu idarelerinin faaliyetlerine değer kattığı şüphesizdir.

Kamuya ait kaynakların yönetiminde saydamlığı ve hesap verilebilirliği artırmak üzere, hükûmetlerimiz döneminde yeni kamu mali yönetim anlayışımıza paralel olarak dış denetimin kapsamını genişleten Sayıştay Kanunu’nu çıkardık.

Sayıştay Kanunu’nun çıkarılmasından sonra, bu yıl ilk defa, Sayıştay tarafından kamu idareleri nezdinde yapılan denetimlere ilişkin raporlar Meclisimize sunuldu. Bu kapsamda her yıl kesin hesap kanun tasarısıyla birlikte Meclise sunulan genel uygunluk bildiriminin yanında dış denetim genel değerlendirme raporu, faaliyet genel değerlendirme raporu, mali istatistikleri değerlendirme raporu ve denetime alınan her bir kamu idaresi bazında düzenlenen denetim raporları Meclisimize sunulmuştur.

Hesap verme sorumluluğu çerçevesinde, 2012 yılında her türlü defter, belge ve tabloları Sayıştaya sunduk. Aynı zamanda, sunduğumuz tabloların dayanağı olan mali işlemlere ilişkin yaklaşık 25 milyon yevmiye kaydını da elektronik ortamda Sayıştayla paylaştık. Ayrıca, mali işlemlere ait tüm harcama belgelerini muhasebe birimlerinde denetime hazır bulundurduk. Sayıştay da bu defter, belge, tablo ve verileri kullanarak denetim faaliyetini yürütmüş ve yukarıda saydığım raporları yüce Meclise sunmuştur. Kamu zararına ilişkin tespitleri içeren raporları ise mevzuat çerçevesinde yargıya intikal ettirecektir. Dolayısıyla, Sayıştayın denetim yapmadığı şeklindeki iddialar hiçbir şekilde gerçeği yansıtmamaktadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; diğer taraftan, Sayıştay tarafından düzenlenen raporlarda, genel bütçeyi oluşturan idareler tarafından bazı raporların Sayıştaya sunulmadığı yönünde haksız bir eleştiriye de yer verilmiştir. Sayıştay, genel bütçe tüzel kişiliğinin bir parçası olan her bir idareyi ayrı bir tüzel kişiliğe sahipmiş ve kendine ait geliri, varlığı, alacağı ve borcu varmış gibi değerlendirerek, idareler bazında mizan, bilanço ve faaliyet sonuçları tablosu gibi ilave tabloların verilmesini talep etmiştir.

MUSA ÇAM (İzmir) – Komisyona niye vermedin Sayın Bakan?

MALİYE BAKANI MEHMET ŞİMŞEK (Devamla) - Devletin teşkilat yapısına, hazine birliği ilkesine ve genel kabul görmüş uluslararası standartlara aykırı olan söz konusu tablolar, genel bütçeyi oluşturan her idare için anlamlı sonuçlar vermese de üretilerek Sayıştaya teslim edilmiştir. Ancak Sayıştay, bu tabloların istediği formatta olmadığı gerekçesiyle denetim görüşü vermekten kaçınmıştır.

Bu soruna kalıcı bir çözüm bulmak üzere, Sayıştay ile ortak bir çalışma grubu oluşturduk. Çalışma grubu, genel bütçeli idarelerin yapıları ve mali işleyişlerini inceleyerek bir öneri raporu hazırlayacaktır. Raporda yer alan öneriler doğrultusunda yeni bir durum değerlendirmesi yapacağız. Bu amaçla, Sayıştay, kamu idaresi hesaplarının Sayıştaya verilmesine ilişkin usul ve esaslarda değişiklik yaparak üç yıllık bir geçiş dönemi öngörmüştür.

Özetle, Sayıştay denetimine esas teşkil etmek üzere, her türlü defter, belge, tablo ve verileri Sayıştaya sunduk. Sayıştay da tespitlerini bunların üzerinden yapmış, raporlarını hazırlamış, Meclisimize sunmuştur.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; konuşmamın bu kısmında 2013 yıl sonu bütçe gerçekleşme tahminlerine ilişkin bilgi vermek istiyorum. Yıl sonunda bütçe giderlerinin 406,6 milyar lira, bütçe gelirlerinin 387,2 milyar lira, bütçe açığının 19,4 milyar lira, faiz dışı fazlanın 31,1 milyar lira tutarında olmasını bekliyoruz. Buna göre, gayrisafi yurt içi hasılaya oran olarak bütçe giderleri yüzde 26,1; bütçe gelirleri yüzde 24,8; bütçe açığı yüzde 1,2; faiz dışı fazla yüzde 2 düzeyinde tahmin edilmektedir. Verdiğim rakamlar, 2013 yılı bütçe performansının oldukça başarılı olduğunu göstermektedir.

Bu çerçevede, 2013 yılı bütçe açığının gayrisafi yurt içi hasılaya oranını 2013-2015 OVP’sinde yer alan yüzde 2,2’lik orana göre 1 puan aşağı yönlü revize ettik. OVP’de 34 milyar lira tutarında öngörülen 2013 yılı merkezî yönetim bütçe açığının yaklaşık 14,5 milyar lira daha düşük gerçekleşmesini bekliyoruz.

Bütçe dengesindeki iyileşme esas itibarıyla bütçe gelirlerindeki artıştan kaynaklanmaktadır. Zira, bütçe giderlerinin OVP’de öngörülen çerçevede gerçekleşmesi beklenirken bütçe gelirlerinde yaklaşık 17 milyar lira tutarında bir artış olacağı öngörülmektedir.

Merkezî yönetim bütçe gelirlerinin yaklaşık yüzde 85’ini oluşturan vergi gelirlerinin yıl sonu itibarıyla 325 milyar lira olarak gerçekleşmesi beklenmektedir. Bu tutar bütçe kanununda tahmin edilen 318 milyar liranın yaklaşık yüzde 2,3 üzerindedir. Vergi gelirlerindeki olumlu performansta iç talebin toparlanması ve 2012 yılında uygulamaya koyduğumuz tedbirler etkili olmuştur.

Vergi dışı gelirlerde de bu yıl başarılı bir performans sergilenmiştir. Zira, bütçe kanununda 52 milyar lira tutarında tahmin edilen vergi dışı gelirlerin yıl sonu itibarıyla 62 milyar liraya ulaşması beklenmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; biraz önce de bahsettiğim üzere, bütçe giderlerinin bu yıl 406,6 milyar lira ile başlangıç ödeneğine paralel gerçekleşmesini bekliyoruz. 2013 yılı sonunda bütçe kanununda öngörülene göre faiz hariç giderlerin yaklaşık 5 milyar lira daha fazla, faiz giderlerinin ise 2,5 milyar lira daha az gerçekleşmesini bekliyoruz.

Faiz hariç giderlerdeki sapmanın büyük bir kısmı yatırım harcamalarındaki artıştan kaynaklanmaktadır. Söz konusu harcamalar, büyüme ve istihdamı artırıcı niteliktedir. Faiz harcamalarındaki düşüş ise ortalama borçlanma maliyetlerinin beklenenin altında gerçekleşmesinden kaynaklanmaktadır. Bu da hükûmetlerimiz döneminde sürdürdüğümüz mali disiplin politikasının net bir kazanımıdır.

2013 yılı için öngördüğümüz yüzde 1,2’lik bütçe açık oranı, 1985’ten bu yana elde edilen en iyi üçüncü bütçe gerçekleşmesi olacaktır. Diğer iki gerçekleşmenin de 2005 ve 2006 yıllarında, yani AK PARTİ hükûmetleri döneminde elde edildiğini dikkatinize sunmak isterim. Elde ettiğimiz bu başarılı sonuçlar, ülkemize hem sağlam bir duruş hem de mali esneklik kazandırmıştır. 2014 yılında da mali disiplini kararlılıkla sürdüreceğiz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz 2014 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı Maliye Bakanlığımın 5’inci, AK PARTİ hükûmetlerinin 12’nci bütçesidir.

2014 yılı bütçesi orta vadeli maliye politikamızın temel hedefleri doğrultusunda hazırlanmıştır. Bu hedeflerimiz, yurt içi tasarrufları artırarak, mevcut kaynakları üretken alanlara yönlendirerek ve verimlilik düzeyini yükselterek cari açığı azaltmak, kamu maliyesinde güçlü duruşu sürdürmek, büyümeyi ve istihdamı artırmaktır.

2014 yılı merkezî yönetim bütçe büyüklükleri şu şekilde tahmin edilmiştir: Bütçe giderleri 436,4 milyar lira, faiz hariç giderler 384,4 milyar, bütçe gelirleri 403,2 milyar, vergi gelirleri 348,4 milyar, bütçe açığı 33,3 milyar, faiz dışı fazla 18,7 milyar. Gayrisafi yurt içi hasılaya oran olarak ise bütçe giderlerinin yüzde 25,4; faiz hariç giderlerin yüzde 22,4; bütçe gelirlerinin yüzde 23,5; vergi gelirlerinin yüzde 20,3; bütçe açığının yüzde 1,9, faiz dışı fazlanın yüzde 1,1 düzeyinde gerçekleşmesi hedeflenmiştir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2014 yılı bütçemiz ihtiyatlı gelir tahminlerine dayanmaktadır. Küresel ekonomide aşağı yönlü riskleri de dikkate alarak 2014 yılı bütçe gelirlerinin yüzde 4,1; vergi gelirlerinin ise yüzde 7,1 gibi mütevazı oranlarda artacağını öngördük. Bu oranlar 2014 yılına ilişkin gayrisafi yurt içi hasıladaki yüzde 10,2’lik nominal büyüme tahmininin altındadır. Bu çerçevede, 2014 yılı merkezî yönetim bütçe gelirlerinin 403,2 milyar lira, vergi gelirlerinin 348,4 milyar lira, vergi dışı gelirlerin 54,8 milyar lira olarak gerçekleşeceğini tahmin ediyoruz. Vergi dışı gelirler arasında yer alan özelleştirme gelirleri için önümüzdeki yıl 6,9 milyar lira öngördük. Bu gelir tahminimiz oldukça muhafazakârdır. Zira, bugün itibarıyla, kesinleşmiş yaklaşık 5 milyar liralık özelleştirme gelir taksiti bulunmaktadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2014 yılında bütçe giderlerindeki artışın yüzde 7,3 ile nominal gayrisafi yurt içi hasıla büyümesinin altında gerçekleşeceğini öngörüyoruz. Bundan anlaşılacağı üzere, 2014 yılında bütçe harcamalarını kontrol altında tutacağız. 2013 yılı sonu gerçekleşme tahminimize göre, mal ve hizmet alım giderlerini 2014 yılında sadece yüzde 1,9 oranında artırıyoruz. 2014 yılı için öngörülen yüzde 6’lık deflatör ile karşılaştırıldığında mal ve hizmet alım giderleri reel olarak yüzde 4 civarında azalmış olacaktır. Cari harcamaları kontrol altında tutarak eğitime, sağlık ve altyapı gibi öncelikli alanlara daha fazla kaynak ayırmış olacağız. Bu rakamlar, 2014 yılı bütçesinin bir seçim bütçesi olmadığını; tam tersine, sağlam gelir kaynaklarına dayanan ve giderleri kontrol altında tutan bir hizmet bütçesi olduğunu göstermektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bildiğiniz üzere, bütçe hakkı modern demokrasilerin temelini oluşturmaktadır. Kamu kaynaklarının nerede kullanıldığını bilmek hem kamuoyunun hem de halkın temsilcisi sıfatıyla siz saygıdeğer milletvekillerinin en doğal hakkıdır.

Şimdi de 2014 yılı bütçesinin temel özelliklerini, öncelikli harcama alanlarını ve vatandaşlarımıza neler getirdiğini aktarmak istiyorum. 2014 yılı bütçesi faiz değil, bir hizmet bütçesidir. Hükûmetlerimiz döneminde uygulanan ihtiyatlı maliye politikaları ve elde edilen makroekonomik istikrar sayesinde, bütçeden faize aktarılan kaynak sürekli olarak azalmıştır. 2002 yılında her 100 liralık vergi gelirinin 85,7 lirası faiz ödemelerine giderken 2014 yılında bunun 14,9 liraya gerileyeceğini öngörüyoruz. Böylece faiz giderlerinden yaptığımız tasarrufu ülkemizin dört bir yanında ihtiyaç duyulan yatırımlara ve milletimize, milletimizin hizmetine sunuyoruz.

2014 bütçesinde yine birinci önceliğimiz eğitimdir. Eğitime erişimi kolaylaştırmak ve eğitimin kalitesini artırmak için, hükûmetlerimiz döneminde bütçeden en büyük payı yine eğitime ayırdık. 2014 yılı bütçesinde eğitime ayrılan kaynağı bir önceki yıla göre yüzde 15,4 oranında artırarak 78,5 milyar liraya çıkartıyoruz. Eğitime ayırdığımız kaynaktaki artış oranı deflatörün 2,5 katından daha fazladır. Böylece, 2002 yılına göre, bütçeden eğitime ayırdığımız kaynağı nominal olarak yaklaşık 7 katına çıkarıyoruz. Eğitim harcamalarının bütçe içindeki payını yüzde 9,4’ten yüzde 18’e yükseltiyoruz. Başka bir ifadeyle, vergi gelirlerinin yaklaşık yüzde 22,5’ini eğitime harcıyoruz.

Eğitimde kaliteyi artırmak amacıyla Fatih Projesi’ni uygulamaya devam ediyoruz. Okullarımızı geniş bant İnternet ve bilişim ekipmanlarıyla donatıyoruz. 2014 yılında, bu proje için bütçeden 1,4 milyar lira ödenek ayırdık. Ayrıca, ilköğretim ve ortaöğretim öğrencilerinin barınma ve yiyecek ihtiyaçlarının karşılanmasına yönelik yardımlarımızın yanı sıra ücretsiz kitap dağıtımı ve taşımalı eğitime de devam ediyoruz. 2014 yılı bütçesinde bu faaliyetlerimiz için 3,3 milyar lira kaynak tahsis ediyoruz. 2014 yılında ilköğretim ve ortaöğretim programlarına devam eden yaklaşık 280 bin öğrenciye burs sağlıyoruz. 2002 yılında ilköğretim ve ortaöğretim öğrencilerine verilen 12,6 liralık burs tutarını yaklaşık 11 katına çıkartarak 2013 yılında 135,6 liraya yükselttik.

Nitelikli iş gücü açığını azaltmak ve ara eleman ihtiyacını karşılamak amacıyla organize sanayi bölgelerinde açılan özel mesleki ve teknik eğitim okullarına öğrenci başına 4.500 lira ila 5.500 lira arasında destek veriyoruz.

Öte yandan, üniversitelere 2002 yılında toplam 2,5 milyar lira kaynak ayrılmış iken 2014 yılında bu rakamı 16,9 milyar liraya çıkartıyoruz.

Bildiğiniz üzere, yükseköğretimin birinci öğretim ve açık öğretim programlarında öğrenci harçlarını kaldırdık. Bu uygulamadan yaklaşık 2,6 milyon öğrencimiz yararlanacak.

Harçları kaldırmamızın yanı sıra, 2014 yılı bütçesinde yaklaşık 1,3 milyon üniversite öğrencisinin burs ve öğrenim kredisi için 4,1 milyar liralık kaynak ayırıyoruz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2014 bütçesi en sağlıklı bütçedir. 2014 yılında Sosyal Güvenlik Kurumu ve merkezî yönetim bütçesinden yaklaşık 75 milyar lira ile en büyük ikinci kaynağı sağlık harcamalarına ayırıyoruz. Böylece, 2014 yılında sağlık harcamaları için ayrılan kaynağı 2002 yılına göre 5,5 katına çıkartıyoruz.

Aile hekimliği uygulamasını 81 ilimize yaygınlaştırarak vatandaşlarımıza kaliteli sağlık hizmeti sunmaya devam ediyoruz. Bu amaçla 2014 yılı bütçesinde 4,5 milyar liralık kaynak ayırdık.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; kamu altyapı yatırımlarıyla büyüme potansiyelimizi artırıyoruz. AK PARTİ hükûmetleri döneminde, üretken altyapıyı geliştiren, özel sektör yatırımlarını ve istihdamı destekleyen, Türkiye’nin büyüme potansiyelini artıran kamu yatırımlarına öncelik verdik. Bu amaçla, kamu yatırım harcamaları için 2014 yılı bütçesinde bir önceki yıla göre yüzde 13,1 oranında artışla yaklaşık 44,3 milyar lira ödenek ayırıyoruz.

Ayrıca, kamu-özel iş birlikleri sayesinde, İstanbul’a 3’üncü havaalanı gibi, küresel ölçekte büyük projelere imza attık. 1986 yılından bu yana -işletme hakkı devirleri hariç tutulduğunda- kamu-özel iş birliği modeli kapsamında yapılan 35,1 milyar dolarlık yatırımların 26,5 milyar dolarlık tutarı hükûmetlerimiz döneminde gerçekleşmiştir. Yani, altyapı yatırımlarına sadece bütçeden kaynak ayırmıyoruz, aynı zamanda kamu-özel iş birlikleri sayesinde ilave yatırımları harekete geçiriyoruz.

Son on bir yıl içerisinde, kamu yatırımlarının ortalama tamamlanma süresini kısalttık. 2002 yılında 8,5 yıl olan kamu yatırım stokunun tamamlanma süresini 2013 yılında 3,7 yıla düşürdük.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sadece kamu yatırımı yapmıyor, aynı zamanda özel sektör tarafından yapılan yatırım ve istihdamı da bu bütçe destekliyor. AK PARTİ hükûmetleri döneminde, özel sektör yatırımlarını destekledik, istihdamı ve büyümeyi destekleyen birçok uygulamayı hayata geçirdik. Bu amaçla, 2014 yılında reel kesime yönelik toplam desteklerimizi bir önceki yıla göre yüzde 16,1 oranında artırarak 11,9 milyar liraya yükseltiyoruz.

2014 bütçesiyle tabii ki çiftçimizi de destekliyoruz. Çiftçimizi alan ve ürün bazında desteklemeye devam ediyoruz. Bu amaçla, 2014 yılı bütçesinde toplam 9,7 milyar liralık ödenek ayırdık. Ayrıca, tarımsal kredi sübvansiyonu, müdahale alımları ve tarımsal KİT’lerin finansmanı için tahsis edilen kaynağı da dikkate aldığımızda tarım destekleri 13,2 milyar liraya ulaşmaktadır. Genel bütçeden yaptığımız sübvansiyonların katkısıyla faiz oranları yani tarım sektörüne verdiğimiz kredi faiz oranları yüzde 0 ile 8,25 arasında uygulanmaktadır. Oysa, 2002 yılında tarımsal kredi faiz oranları yüzde 59 ile 69 aralığındaydı.

Uluslararası mukayeselere baktığımızda, tarımsal desteklere verdiğimiz önem açıkça görülecektir. OECD tarafından 2013 yılında yayımlanan Tarım Politikalarını İzleme ve Değerlendirme Raporu’na göre, Türkiye’de tarımsal desteğin gayrisafi yurt içi hasılaya oranı 2012 yılında yüzde 2,1 olarak hesaplanmıştır. Bu oran ile ülkemiz, tarım destekleri açısından OECD ülkeleri arasında lider konumundadır. Sağladığımız doğrudan ve dolaylı desteklerle, 2002 yılında 23,7 milyar dolar olan tarımsal gayrisafi yurt içi hasıla 2012 yılında 62 milyar dolara ulaşmıştır. Böylece, tarımsal büyüklük itibarıyla dünyanın 7’nci, Avrupa’nın ise 1’inci ülkesi olduk. Oysa 2002 yılında, tarımsal büyüklük itibarıyla Türkiye dünyada 11’inci, Avrupa’da ise 4’üncü sıradaydı.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2014 bütçesiyle, çalışan ve emeklilerimizi tabii ki gözetiyoruz. Hükûmetlerimiz döneminde, kamu çalışanlarımızı ve emeklilerimizi enflasyona ezdirmedik ve bu kesimin mali haklarında ciddi iyileşmeler sağladık.

Aile yardımı ödeneği dâhil en düşük memur maaşı 2002 yılı Aralık ayında 392 lira iken 2013 Aralık ayında 1.887 liraya çıktı, artış yüzde 381,4. Net asgari ücret 2002 Aralık ayında 184 lira iken 2013 Aralık ayında 804 liraya çıktı, artış oranı yüzde 336,2 oldu. Aynı dönemde, emeklilik aylıkları farklı gruplara göre yüzde 208,9 ile yüzde 782,1 arasında artmıştır.

2002 yılı sonundan 2013 Kasım sonuna kadar enflasyonun kümülatif yüzde 159,1 oranında arttığını göz önünde bulundurursak çalışan ve emekli vatandaşlarımızın gelirlerinde önemli ölçüde reel artışlar yaptığımız açıkça görülecektir. Elinizdeki kitapçıktaki Tablo 3 ve Tablo 4’te de görüldüğü üzere, bu kesimlerin her alanda alım gücü yükselmiştir.

Bu yıl yapılan toplu sözleşme uyarınca, çalışanlarımızın maaş ve ücretlerinde önümüzdeki sene brüt 175 lira seyyanen artış yapacağız. Ayrıca, öğretmenlerimizin tazminatlarında da ilave 150 lira artış sağlayacağız. Bu artışla birlikte, 2014 yılında ortalama memur maaşında aile yardımı ödeneği dâhil yüzde 7,8, aile yardımı ödeneği hariç yüzde 8,1 oranında bir artış meydana gelecektir. Geçici personel ücretlerinde ise brüt 350 liralık artış yapacak ve geçici personelin aile yardımı ödeneğinden yararlanmasına imkân sağlayacağız.

2014 yılında, sosyal güvenlik kurumlarına prim giderleri dâhil personel giderleri için 129,6 milyar lira ödenek ayırıyoruz. Bu tutar toplam bütçe harcamalarının yüzde 29,7’sini oluşturmaktadır. Yani, aslında bütçenin neredeyse üçte 1’ini biz memur ve işçilerimize ayırmış durumdayız. 2002 yılında bu oran yüzde 18,4 idi.

Ayrıca 2014 yılında ek ödemeler dâhil emekli aylık ödemelerinin 138,8 milyar lira olacağını öngörmekteyiz. Her ne kadar bunu sosyal güvenlik sisteminden ödüyorsak da sosyal güvenlik sisteminin açıklarının bütçe tarafından finanse edildiği de dikkate alınırsa aslında çalışanlarımızın, emeklilerimizin bütçeden aldığı pay yaklaşık üçte 1’inden çok çok daha fazladır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sosyal Güvenlik Kurumuna yapılacak transferlerin 2014 yılında 2013 yılı gerçekleşme tahminine göre yüzde 7,1 oranında artarak 77,1 milyar liraya ulaşması öngörülmektedir. Söz konusu tutarın 21,6 milyar liralık kısmı açık finansmanından kaynaklanmaktadır. Açık finansmanı için sosyal güvenlik sistemine yapılan transferlerdeki artış esas itibarıyla 1990’larda emeklilik sisteminde yapılan değişikliklerden kaynaklanmaktadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2014 bütçesiyle yerel yönetimlere daha çok kaynak aktarıyoruz. Yerel hizmetlerin daha kaliteli şekilde sunulabilmesi için 2014 yılında mahallî idarelere yapılan desteği 2013 yılı başlangıç ödeneğine göre yüzde 12,2 oranında artırarak 42,3 milyar liraya çıkarıyoruz. Bu desteğin 38,8 milyar lirası vergi gelirlerinden mahallî idarelere ayrılan paylardan oluşmaktadır. Bu payları illerin nüfus ve sosyoekonomik gelişmişlik düzeyine göre adil bir şekilde dağıtıyoruz.

Yine, 2014 bütçesiyle sosyal yardımları artırıyoruz. Sosyal yardım harcamaları için 2014 bütçesinde bir önceki yıla göre yüzde 15,3’lük artışla yaklaşık 30,4 milyar liralık kaynak ayırdık.

Bu kaynakların dökümüne gelince: Engellilerin evde bakımı için 4,2 milyar lira, engelli ve engelli yakını aylıkları için 2,6 milyar lira, engelli çocuk ve gençlerimizin eğitimi için 1,5 milyar lira, 65 yaş üzeri verilen aylıklar için 1,2 milyar lira, çocukların aileleri yanında yetişmesi için 351 milyon lira, engellilerin özel kuruluşta bakım giderleri için 241 milyon lira, engelli öğrencilerimizin okula ulaşmaları için 95 milyon lira, engellilerin istihdamı için 87 milyon lira, koruyucu aile modeli için 43 milyon lira, kadın konukevleri için 42 milyon lira tahsis ediyoruz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yurt içi tasarrufları artırmak amacıyla bireysel emeklilikte doğrudan devlet katkısı sistemini getirdik. Bireysel emeklilik hesabına ödenen katkı paylarının yüzde 25’ine karşılık gelen tutarı devlet katkısı olarak katılımcıların hesabına aktarıyoruz. Bu sistem için 2013 yılı merkezî yönetim bütçesinde 1,3 milyar lira ödenek ayırmıştık, 2014 yılında bu ödeneği yüzde 56 oranında artırarak 2 milyar liraya çıkartıyoruz. Düzenlemenin devreye girdiği 2013 yılının başından bu yana, bireysel emeklilik sistemi katılımcı sayısı 882 bin kişi artarak 4 milyon kişiye, katılımcıların fon tutarı ise 4,8 milyar lira artarak 25,3 milyar liraya ulaştı.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2014 bütçesi ile bölgesel kalkınmaya daha çok kaynak ayırıyoruz. Bölgesel ve sosyal gelişmişlik farklarını azaltmak için hükûmetlerimiz döneminde GAP, DAP, DOKAP ve KOP illerinde yatırım ödeneklerini son on bir yıl içerisinde 6 kat artırdık. Yaklaşık 27,1 milyar lirası GAP Eylem Planı döneminde yani son beş yılda olmak üzere, 2003’ten bu yana GAP’a 2013 fiyatlarıyla 36,1 milyar lira kaynak aktardık. Böylece, 610 kilometresi eylem planı döneminde olmak üzere, toplam 843,4 kilometre ana sulama kanalını tamamladık.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2014 bütçesinde başta TÜBİTAK AR-GE projeleri olmak üzere, üniversite ve sanayi kesimi AR-GE projelerini desteklemeye devam ediyoruz. Bu kapsamda, 2014 yılında yaklaşık 2,8 milyar lira ödenek ayırdık. Vergisel teşvikler dâhil olmak üzere toplam AR-GE desteklerimiz yaklaşık 3,8 milyar liraya ulaşacaktır.

Yine, 2014 bütçesiyle çevrenin korunmasına kaynak ayırıyoruz. Gelecek nesillere daha sağlıklı ve temiz bir çevre bırakmak için, 2014 bütçesinde doğrudan çevre koruma hizmetlerine 542 milyon lira, ağaçlandırma faaliyetlerine 326 milyon lira, SUKAP’a 557 milyon lira, kentsel dönüşüm programına çevre katkı payı ve döner sermaye gelirleriyle birlikte 547 milyon lira olmak üzere toplamda yaklaşık 2 milyar lira kaynak ayırıyoruz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; şimdi de sizlere gelir politikalarımız ve uygulamalarımız hakkında bilgi vermek istiyorum.

Gelir politikalarımızın temel amaçları: Vergi sisteminde etkinlik ve adaletin sağlanması, kayıt dışı ekonomiyle mücadele, makroekonomik istikrarın sürdürülmesi, yurt içi tasarrufların artırılması, istihdam, yatırım ve rekabet gücünün artırılması, bölgesel ve sosyal gelişmişlik farklılıklarının azaltılması, çevresel ve sosyal politikaların desteklenmesidir.

Bu amaçlara ulaşmak için, yaptığımız düzenlemelerde ilgili tarafların görüşünü alıyor, öngörülebilirliği ve şeffaflığı artırıyoruz. Esnek, etkin, selektif, proaktif bir maliye politikası uyguluyoruz. Böylece, ekonominin istikrarlı bir şekilde büyümesine katkıda bulunuyoruz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; vergi sisteminde etkinlik ve adaletin sağlanması amacıyla vergi mevzuatında önemli değişiklikler yapıyoruz. Bu çerçevede, reform niteliğindeki Gelir Vergisi Kanunu Tasarısı’nı yüce Meclisimize sunduk. Bu tasarıyla vergi tabanını genişletiyoruz, kentsel rantlar ve sermaye kazançları gibi bazı alanlardaki istisnaları kaldırıyoruz, beyanname verecek mükellef kapsamını genişletiyoruz.

Yine, Vergi Usul Kanunu’nu ekonomik ve sosyal politikalara uyum sağlamak, sade ve daha kolay uygulanabilir bir hâle getirmek amacıyla gözden geçiriyoruz. Asgari geçim indirimi uygulamasıyla medeni durum ve çocuk sayısına bağlı olarak ücret üzerinden alınan gelir vergisi tutarlarında indirimlere gittik.

Vatandaşlarımızın eğitim, sağlık ve gıda gibi temel ihtiyaçlarında KDV oranlarını hükûmetlerimiz döneminde düşürdük.

Geçen yıl uygulamaya koyduğumuz düzenleme kapsamında, fazla ve yersiz tahsil edilen vergileri vatandaşlarımıza faiziyle birlikte ödüyoruz.

Konutta KDV uygulamasında vergi ödeme gücünü gözetiyoruz. Bu kapsamda, büyükşehirlerde 150 metrekareden küçük konut teslimlerinde KDV oranlarını arsa birim metrekare değerini de dikkate alarak yeniden belirledik.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hükûmetlerimiz döneminde, kayıt dışı ekonomiyle mücadeleye büyük önem verdik. Bu kapsamda, mevzuatın iyileştirilmesinin yanı sıra, vergi denetim kapasitesinin güçlendirilmesi ve mükelleflerin vergiye gönüllü uyumunun artırılması da önceliklerimiz arasında yer almaktadır.

İnsan kaynaklarına ve teknolojiye yaptığımız yatırımlar ile vergi denetim kapasitesini artırmaya devam ediyoruz. Elektronik yoklama ve denetim sistemi ile mükellefleri, vergiye tabi faaliyetleri yerinde tespit ediyoruz. 2011-13 dönemini kapsayan Kayıt Dışı Ekonomiyle Mücadele Stratejisi Eylem Planı’nı başarıyla uyguladık. Bu kapsamda, 47 eylemin 30’unu tamamlamış bulunmaktayız; kalan 12 eylemi yıl sonuna kadar, 5 eylemi ise önümüzdeki yıl içerisinde tamamlayacağız. Eylem planını 2014-2016 dönemini kapsayacak şekilde güncelliyoruz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; kayıt dışılıkla mücadele çerçevesinde attığımız tüm bu adımlar sayesinde önemli başarılar elde ettik. 2002 yılından bu yana, kayıt dışı istihdamın toplam istihdam içindeki payı 14,3 puan azalarak Ağustos 2013’te yüzde 37,8’e geriledi.

Uluslararası çalışmalar da ülkemizde kayıt dışı ekonominin gayrisafi yurt içi hasıla içindeki payının 2003 yılından bu yana 6 puan azalarak 2013 yılında yüzde 26,5’e gerilediğini göstermektedir. Amacımız, orta vadede kayıt dışılığı daha da azaltarak AB ortalamalarına çekmek, uzun vadede ise Avrupa ülkelerinde gözlemlenen düşük oranlardan birisine sahip olmaktır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hükûmetlerimiz döneminde, büyük emekler sonucu elde edilen makroekonomik istikrarın korunması, gelir politikamızın ana hedeflerinden biridir. Bu kapsamda “yurt dışı varlık barışı” olarak bilinen düzenlemeyi hayata geçirdik. Böylece, vatandaşlarımızın yurt dışındaki varlıklarının ekonomiye kazandırılmasına ve kayda alınmasına imkân sağladık. 30 Kasım 2013 itibarıyla 69,8 milyar lira varlık bildiriminde bulunulmuş, 1,4 milyar lira vergi tahakkuk ettirilmiştir. Yaklaşık 10,8 milyar lira tutarındaki varlık için 217 milyon lira vergi tahsil edilmiştir. Bildirimde bulunup tahakkuk eden vergisini ödemeyenler hakkında gerekli takibat işlemleri yapılacaktır. Ayrıca, uzun vadeli tasarrufları teşvik eden politikalara ağırlık verdik. Bu kapsamda, orta ve uzun vadeli mevduatlarda vergi kesinti oranını düşürdük.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hükûmetlerimiz döneminde istihdam, yatırım ve rekabet gücünü destekleyen politikalara büyük önem verdik. Yatırım ve istihdama güçlü destekleri içeren yatırım teşvik sistemini uygulamaya devam ediyoruz.

Bireysel katılım sermayesi ve girişim sermayesi fonlarına vergisel teşvikler sunarak girişimcileri destekliyoruz, KOBİ’lere ölçek büyütme imkânı sağlıyoruz.

Mimarlık, mühendislik, tasarım ve yazılım gibi katma değeri yüksek alanlarda hizmet ihracatını teşvik ediyoruz. Benzer şekilde, Türkiye’de yerleşik olmayan kişilere eğitim ve sağlık hizmeti veren mükelleflerimizi de destekliyoruz. Bu kapsamda faaliyet gösteren işletmeler, elde ettikleri kazancın yüzde 50’sini matrahtan indirme hakkına sahipler.

AR-GE faaliyetlerine vergi indirimi ve istisnası ile stopaj desteği gibi teşvikler sağlıyoruz. 2008 yılından bu yana, 3 milyar lirayı aşan tutarda vergi desteği sağladık. Ayrıca, AR-GE faaliyetleri sonucu ortaya çıkan buluşların ticarileştirilmesini teşvik edecek bir model geliştirdik. Bu düzenlemeyi kısa bir süre içerisinde yüce Meclise getirmeyi planlıyoruz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hükûmetlerimiz döneminde yatırımları ve istihdamı artırmak amacıyla vergi oranlarında önemli indirimlere gittik. Bu çerçevede, en yüksek gelir vergisi oranını yüzde 49,5’tan yüzde 35’e, en düşük gelir vergisi oranını ise yüzde 22’den yüzde 15’e düşürdük. Kurum kazançları üzerindeki vergi yükünü 2002’ye kıyasla 31 puan düşürerek yüzde 34’e düşürdük. Bu oran OECD ülkeleri arasında en düşük vergi yüküne sahip 7’nci ülke olduğumuzu göstermektedir.

İstihdam üzerindeki vergi yükünü de azalttık. Asgari geçim indirimi ve 5 puanlık sigorta primi işveren desteği kapsamında bu yükü yüzde 37,2’ye kadar düşürdük. Bu oran 2002 yılında yüzde 42,7’ydi. Asgari geçim indirimi uygulaması öncesi yüzde 12,8 olan asgari geçim üzerindeki gelir vergisi yükünü yani asgari ücret üzerindeki vergi yükünü medeni durum ve çocuk sayısına göre yüzde sıfıra kadar indirdik.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; küresel kriz sonrası dönemde birçok ülke dolaylı vergi oranlarını artırırken biz, birçok alanda KDV oranını indirdik. Bu indirimler sonucu, 2005 yılında yüzde 15,8 olan efektif KDV oranı 2012 yılında yüzde 14,3’e düşmüştür. Yüzde 18 olan genel KDV oranı açısından Avrupa Birliği ülkeleri arasında Lüksemburg’dan sonra en düşük orana sahip 3’üncü ülkeyiz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; genel algının aksine, ülkemizde vergi yükü yüksek değildir. Mahallî idare vergi gelirleri ve sosyal güvenlik primleri dâhil olmak üzere, toplam vergi yükü 2011 yılında yüzde 27,4’tür. Bu oran ile Türkiye, OECD ülkeleri arasında en düşük vergi yüküne sahip 6’ncı ülkedir. Ülkemizde temel sorun, dolaylı vergilerin yüksekliğinden ziyade, dolaysız vergi gelirlerinin düşük olmasıdır. Dolaylı vergi gelirlerinin gayrisafi yurt içi hasıla içerisindeki payı yüzde 12,6’yla Avrupa Birliği ortalamasının 0,8 puan altındadır, OECD ortalamasının ise 1,5 puan üzerindedir. Mahallî idareler ve sosyal güvenlik primleri dâhil, dolaysız vergi gelirlerinin gayrisafi yurt içi hasıla içerisindeki payı açısından ise ülkemiz yüzde 14,8 ile OECD ortalamasının 8,2 puan altındadır.

Tabii ki doğrudan vergileri artırmak için, vergi oranında yeni bir artışa gitmeden, gelir vergisi tasarısıyla vergi tabanını genişleterek biz bu alanda da adaleti iyileştirmeye çalışacağız.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2012 yılında uygulamaya koyduğumuz yatırım teşvik sistemi ile yatırımcılara hiçbir dönemde olmadığı kadar destek veriyoruz. Bölgesel ve sosyal gelişmişlik farklarını azaltmak amacıyla en büyük desteği 5’inci ve 6’ncı bölgelerdeki yani ağırlıklı olarak Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerindeki illerimize sağladık.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; çevreye zararlı olan bitkisel atık yağların geri kazanımını teşvik eden düzenleme 2014 yılı Ocak ayında yürürlüğe giriyor. Buna göre yurt içinden toplanan kullanılmış kızartmalık bitkisel yağlar ile kullanım süresi geçmiş bitkisel yağlardan elde edilen oto biyodizelin motorine karıştırılarak satılması durumunda oto biyodizele isabet eden ÖTV’nin belli bir kısmını dağıtıcılara iade edeceğiz.

Enerji tasarrufu sağlayan dayanıklı tüketim mallarının teşviki için daha avantajlı bir vergileme politikası üzerinde çalışıyoruz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Hazreti Ali görevlendirdiği bir valisine “Ahitname” adı altında yazdığı mektupta şöyle der: “Vergi işini de araştır, memurların ahvalini düzene koy. Ancak vergi toplamaktan ziyade memleketin kalkınmasına dikkat etmelisin çünkü vergi memleket kalkındıkça toplanabilir.”

İşte, bu hassasiyetle hazırladığımız bütçemiz, eğitim, sağlık ve altyapıyı önceliklendiren; ülkemizin dört bir yanına ihtiyaç duyduğu yatırımlar için kaynak ayıran; çalışanları ve emeklileri gözeten; girişimciliği, AR-GE’yi ve yenilikçiliği teşvik eden; çiftçimizi destekleyen; büyüme potansiyelini ve istihdamı artıran; ülkemizi 2023 hedeflerine yaklaştıran bir bütçedir.

Özetle, 2014 yılı bütçesi, mali disiplini devam ettiren bir hizmet bütçesidir.

Çalışmalarımızda bizi her zaman destekleyen Sayın Başbakanımız Recep Tayyip Erdoğan başta olmak üzere bakan arkadaşlarıma, Plan ve Bütçe Komisyonunun Değerli Başkan ve üyelerine, Genel Kurul çalışmalarına katılan kıymetli milletvekillerine ve kamu idarelerinin temsilcilerine şükranlarımı sunarım.

2014 yılı bütçesinin ülkemize ve milletimize hayırlı olmasını diliyorum. Yapacağınız yapıcı, yol gösterici ve katkı sağlayıcı eleştiri, tespit ve değerlendirmeleriniz için şimdiden Hükûmetim ve şahsım adına teşekkür ediyorum. Bu duygu ve düşüncelerle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bakan.

Sayın milletvekilleri, bütçe görüşmeleri, 4/12/2013 tarihli 25’inci Birleşimde alınan karara uygun olarak bastırılıp dağıtılan programa göre yapılacaktır.

Başlangıçta, bütçenin tümü üzerindeki görüşmelerde siyasi parti grupları ve Hükûmet adına yapılacak konuşmalar birer saat -bu süre birden fazla konuşmacı tarafından kullanılabilir- kişisel konuşmalar onar dakikadır. Kişisel konuşmalarda bütçenin tümü üzerinde şahsı adına iki sayın milletvekiline söz verilecektir.

Şimdi bütçenin tümü üzerinde grupları ve şahısları adına söz alan sayın üyelerin adlarını sırasıyla okuyorum:

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Karaman Milletvekili Sayın Lütfi Elvan ve Denizli Milletvekili Sayın Nihat Zeybekci; Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Genel Başkan ve İstanbul Milletvekili Sayın Kemal Kılıçdaroğlu; Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına henüz bir talep yok; Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına Grup Başkan Vekili ve Bingöl Milletvekili Sayın İdris Baluken ve Şırnak Milletvekili Sayın Hasip Kaplan.

Şahısları adına: Lehinde, Halkların Demokratik Partisi Eş Genel Başkanı ve İstanbul Milletvekili Sayın Sabahat Tuncel; aleyhinde, Isparta Milletvekili Sayın Süleyman Nevzat Korkmaz.

Şimdi gruplar adına ilk söz, sırası Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına Karaman Milletvekili Sayın Lütfi Elvan’a aittir.

Buyurun Sayın Elvan. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Süreyi paylaştınız mı Sayın Elvan?

LÜTFİ ELVAN (Karaman) – Yarım saat efendim.

BAŞKAN – Buyurun, süreniz otuz dakika.

AK PARTİ GRUBU ADINA LÜTFİ ELVAN (Karaman) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2014 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı üzerine grubum adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Başta Maliye Bakanımız olmak üzere bütçe hazırlık çalışmalarını yürüten tüm bakanlarımıza, Plan ve Bütçe Komisyonu üyelerimize, bakanlıklarımızın bürokratlarına teşekkürlerimi sunarak konuşmama başlamak istiyorum.

Öncelikle, Sayıştay denetimine yönelik bir değerlendirmede bulunmak istiyorum.

Bildiğiniz gibi, Sayıştay Kanunu’nun çıkarılmasından sonra, Sayıştay tarafından kamu idareleri nezdinde yapılan denetimlere ilişkin denetim raporları bu yıl ilk defa Meclise sunuldu. Sayıştay raporları bir kısım çevrelerce istismar edilmiş ve sanki, Hükûmet, Sayıştay’dan bilgi, belge kaçırıyor, denetim yapılmasını engelliyor, hesap vermekten kaçıyor gibi bir hava yaratılmış ve âdeta fiili bir iftira kampanyası başlatılmıştır. Hükûmetimize yönelik yapılan bu değerlendirmeleri ve saldırıları kabul etmek mümkün değildir.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – 8 Aralıkta yönetmelik çıkarıyorsunuz, 8 Aralıkta.

LÜTFİ ELVAN (Devamla) – AK PARTİ hükûmetleri denetimi uluslararası standartlara kavuşturmuş, artık günümüzün ihtiyaçlarını karşılamayan, seksen yıllık Muhasebei Umumiye Kanunu’nu kaldırarak Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu’nu çıkarmış, yine, neredeyse yarım asırlık Sayıştay Kanunu’nu değiştirerek gerçek anlamda bir denetim sistemi kurmuştur. Askerî malların Sayıştay tarafından denetlenmesini sağlamış, tüm kamu kurum ve kaynaklarını Sayıştay denetimine dâhil etmiş, iç ve dış denetim sistemlerini oluşturmuştur.

Çağdaş norm ve standartlarda denetime yönelik bu kadar çok düzenleme yapan bir iktidara “Siz denetimden kaçıyorsunuz.” demek sadece ve sadece abesle iştigal etmek demektir. Halkımız bizim ne yaptığımızı biliyor ama sizin de ne yaptığınızı biliyor ve görüyor. Denetimden kaçtığını söylediğiniz iktidar, kamuda muhasebe birliğini sağladı; cumhuriyet tarihinde ilk defa tahakkuk esaslı devletin bilançosunu çıkardı; uluslararası standartlarda bir mali istatistik sistemi kurdu; devletin toplu iğnesinden ambulansına kadar çeşitleri 1 milyonu bulan her türlü taşınırı kayıt altına alan bir sistem oluşturdu; mali saydamlık adına, sayıları 4.700’ü bulan mahallî idarelerin mali verilerini aylık olarak izleyebilen ve raporlayabilen bir sistem kurdu. Şimdi soruyorum size: Hesap vermekten kaçan ve korkan bir anlayış, böylesine her türlü denetime açık, uluslararası standartlarda muhasebe ve mali istatistik sistemi kurar mı?

Muhalefet tarafından dile getirilen diğer eleştirilere gelince, “Genel bütçeli kamu idarelerinin mali tabloları yoktur, kesin hesap kanunu görüşülemez.” deniliyor.

Değerli arkadaşlar, kesin hesap kanunu tasarısı görüşmelerine esas olan rapor genel uygunluk bildirimidir, mali rapor değildir. Bu husus Anayasa’nın 164’üncü maddesinde düzenlenmiştir. Genel uygunluk bildiriminde yer alan değerlendirmelerin tamamı kesin hesap kanunu tasarısıyla ilgilidir. Mali rapora gelince, mali rapor, hesap verme sorumluluğu çerçevesinde kurumların yönetsel sorumluluklarıyla ilgilidir. Kurumların mali raporlarını kesin hesap kanunu tasarısıyla ilişkilendirmek mümkün değildir. Mali raporlar, bir anlamda, kurumlarımıza yol gösteren raporlardır. Yine, mali raporlar, mali tabloların doğruluğuna ve güvenilirliğine ilişkin Sayıştay görüşünü bildirir, tespit yapmaz. Tespit, ancak yargılamaya esas raporlarda söz konusudur, uygunluk denetimine yönelik raporlarda söz konusudur. Sadece ve sadece, mali raporlarda Sayıştay kanaatini ifade eder hukukilik denetimine ilişkin herhangi bir görüş söz konusu olamaz.

Genel bütçe kapsamındaki kuruluşların her birinin ayrı ayrı mali tabloları oluşturması istenmiştir. Bu teknik olarak mümkün olmadığı gibi, bu konuda yetkili olan Muhasebe Standartları Kurulunun kararı vardır. Bu karar çerçevesinde genel bütçe kapsamındaki kuruluşların bütün mizan ve bilançosu oluşturulmuştur.

Bir başka iddia şu: “Denetçilerin hazırlamış olduğu raporlar Meclise gönderilmemiştir. Raporlar, denetim raporu niteliğinde değildir.” iddiası.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – 8 Aralık Pazar, Resmî Gazete…

LÜTFİ ELVAN (Devamla) – Denetçilerin hazırlamış olduğu taslak raporlar yasa gereği Meclise gönderilemez. Denetçi raporu sadece denetçinin kanaatini içerir, Sayıştay görüşünü içermez. Dolayasıyla, denetçi raporu Sayıştay raporu değildir.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Sayıştayın görüşünü doktorlar yazıyor galiba, denetçiler değil!

LÜTFİ ELVAN (Devamla) – Taslak rapor Sayıştayın ilgili dairelerinden ve Rapor Değerlendirme Kurulundan geçtikten sonra Sayıştay raporuna dönüşür. Türkiye Büyük Millet Meclisi dâhil hiç kimsenin Sayıştay raporlarının nasıl ve ne şekilde olacağına dair müdahalesi söz konusu olamaz.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Kanun çıkardınız ya!

LÜTFİ ELVAN (Devamla) – Elbette kanun çıkarırsa olur.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Ee, kanunla müdahale ettiniz.

LÜTFİ ELVAN (Devamla) - Yasa gayet açık, Sayıştay bağımsızdır.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Bağımsız… 8 Aralık Pazar günü yönetmelik çıkarıyor Sayın Başkan.

LÜTFİ ELVAN (Devamla) – Sayıştay ve denetçileri denetim faaliyetini bağımsız ve tarafsız olarak yürütür.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – 8 Aralık Pazar…

LÜTFİ ELVAN (Devamla) - Özellikle size söylüyorum. “Sayıştaya denetim görevinin planlanması, programlanması ve yürütülmesinde talimat verilemez.” 6085 sayılı Kanun’un 35’inci maddesi.

ALİ SARIBAŞ (Çanakkale) – Talimat vermediniz de…

BAŞKAN – Evet, lütfen arkadaşlar…

LÜTFİ ELVAN (Devamla) – Bir başka iddia…

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Sayın Başkan, ortada Sayıştay raporu yok. Bu, sizin de sorumluluğunuz.

BAŞKAN – Lütfen, daha sonra siz konuşacaksınız.

LÜTFİ ELVAN (Devamla) - “Mali raporda kamu zararıyla ilgili hususlar yer almamaktadır. Meclise kamu zararına yönelik bilgiler gelmelidir.” deniliyor.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Bağımsız kurum 8 Aralık Pazar günü yönetmelik çıkarıyor!

BAŞKAN – Sayın Aslanoğlu… Sayın Aslanoğlu…

LÜTFİ ELVAN (Devamla) – Kamu zararına yönelik yargılamaya esas raporların yasa gereği Türkiye Büyük Millet Meclisine gönderilmesi söz konusu olamaz.

MUSA ÇAM (İzmir) – Sayın Başkan, Sayıştay raporları nerede, Sayıştay raporları?

LÜTFİ ELVAN (Devamla) - Meclis, yargılama makamı değildir.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Meclis, denetleme makamıdır.

LÜTFİ ELVAN (Devamla) – Evet, denetleme makamıdır ancak yargılama makamı değildir.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Rapor olmadan denetlenemez ama Sayın Başkan.

BAŞKAN – Arkadaşlar, değerli arkadaşlar; ikili konuşma yapmayalım. Bakınız, biraz sonra gruplarımız konuşacak zaten. Eksik varsa, yanlış varsa söylersiniz.

ALİ SARIBAŞ (Çanakkale) – Neresi denetliyor Başkan?

BAŞKAN - Lütfen…

LÜTFİ ELVAN (Devamla) – Herhangi bir kamu zararı söz konusu ise o yöneticiyi Sayıştayın ilgili daireleri yargılayacaktır, Türkiye Büyük Millet Meclisi yargılamayacaktır.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Ama TBMM adına yargılayacaktır.

LÜTFİ ELVAN (Devamla) – Suç teşkil eden bir husus var ise, yasa gereği suç teşkil eden bir husus var ise, yasa gereği Sayıştay Başkanlığı ilgili savcılığa suç duyurusunda bulunacaktır.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Aynı zamanda, Meclise bildirecektir.

LÜTFİ ELVAN (Devamla) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; iktidara geldiği günden bugüne kadar sürekli olarak oylarını arttıran ve her geçen gün halkın daha fazla teveccühünü kazanan bir Hükûmetin bütçesini görüşüyoruz. Çok partili sisteme geçtiğimiz günden bugüne kadar, bu kadar uzun süreli ve istikrarlı bir hükûmet gelmedi. Türkiye’de 1965 ile 2002 tarihleri arasında otuz yedi yılı aşkın süre içinde toplam 28 hükûmet göreve gelmiş, bunların ortalama ömürleri on altı ay ile sınırlı kalmıştır yani bir yıl dört ay. Halkımız hiçbir zaman geçmişini unutmadı ve hatırlamaya da devam edecektir. Ortalama bir buçuk yıl bile iktidarda kalamayan hükûmetlerin ülkemizi ne hâle getirdiklerini halkımız yaşayarak görmüştür. AK PARTİ hükûmetleri her seçimde ülkemizin güven ve istikrarını daha da sağlamlaştırarak daha da güçlü bir şekilde iktidara geldi.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Sana siyaset konuşmak yakışmıyor, rakam konuş, rakam.

İZZET ÇETİN (Ankara) – Sayın Elvan, onu başkaları söyler, sen girme o konuya.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Sen o konulara girme. Sayın Elvan, o konulara girme.

MUSA ÇAM (İzmir) – Bak, gıcık tuttu, gıcık tuttu, haksızlık yapıyorsun Sayın Elvan!

BAŞKAN – Arkadaşlar lütfen…

MUSA ÇAM (İzmir) – Gıcık tuttu!

LÜTFİ ELVAN (Devamla) – Burada hepimiz, iktidarıyla, muhalefetiyle bu başarılı süreci samimi olarak analiz etmeliyiz. Halkımızın yüksek teveccühü neden hâlâ sürüyor, bu kadar güven ve istikrar nasıl oluştu, dünyada kriz yaşanırken Türkiye’de neden yaşanmıyor? Öncelikle belirtmeliyim ki AK PARTİ hükûmetleri millete rağmen siyaset anlayışı değil, millet için siyaset anlayışını hayata geçirmiştir. Ülkemizin asırlık, kronikleşmiş ne kadar sorunu varsa cesaretle, kararlılıkla bu sorunların üzerine gitmiş ve devrim niteliğinde reformlar gerçekleştirmiştir. Gerek ulusal gerek küresel ölçekteki siyasi ve sosyoekonomik değişimleri yakından izleyerek değişimin öncülüğünü yapmıştır. Cuntayı, vesayeti ve belirli bir zümreyi teşkil eden politik anlayışı Türk siyasetinden menetmiştir. Hizmette doygunluğu, başarıda rehaveti yok saymıştır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; halkımızın demokratik kazanımları ülkemizin istikrar ve güvenini pekiştirmede en önemli etken olmuştur. Bütün toplumsal kesimler vesayet rejiminin kendilerine dayattığı zorbalıklardan kurtulma imkânını AK PARTİ iktidarlarıyla bulmuşlardır.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Vesayet, vesayet; yorulduk bu işlerden ya! Bütçeden konuşalım.

İZZET ÇETİN (Ankara) – Bütçeden bahset ya, bırak bunları.

LÜTFİ ELVAN (Devamla) – Toplum ve siyaset normalleşip demokratikleşirken demokrasiden uzaklaşıldığını söyleyenler maalesef vesayet rejiminin bakiyeleri olarak kalmışlardır. AK PARTİ döneminde vesayet sona erdirilmiş, halk demokratik siyasetin en önemli aktörü hâline gelmiştir. Bunun mimarı da AK PARTİ ve onun hizmet gemisinin usta kaptanıdır.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – MGK kararında gördük.

LÜTFİ ELVAN (Devamla) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ülkemizin güven ve istikrarını pekiştiren ikinci önemli husus, halkımızın ekonomik kazanımlarıdır. AK PARTİ dönemlerinde bütçeler faiz bütçesi, rant bütçesi olmaktan çıkarılmış, asli fonksiyonuna yani hükûmetlerin politika aracı olarak kullandığı bir kalkınma bütçesine dönüştürülmüştür.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Bravo sayın bakanım, bravo!

LÜTFİ ELVAN (Devamla) – Son on bir yılda iki yıl hariç bütçe hedeflerimizi tutturduk.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Bravo sayın bakanım!

LÜTFİ ELVAN (Devamla) – Hatta çoğu zaman bütçe hedeflerimizi aştık. Oysa bizden önceki on yılda tam yedi yıl bütçe hedefi tutturulamamıştır.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Haklısın sayın bakanım!

LÜTFİ ELVAN (Devamla) – Bütçeler beklenenin çok üzerinde açık vermiş, yönetilebilir olmaktan çıkmıştır. Hatta bazı yıllarda, toplanan vergiler sadece faizleri bile ödemeye yetmiyordu, temel kamu hizmetleri borç almak suretiyle karşılanmaya çalışılıyordu. Bütçeler, milletimizin ve gelecek nesillerin sırtında ağır yükler oluşturuyordu ancak AK PARTİ hükûmetleri döneminde, yani ak yıllarda, biz, bütçeyi milletimizin sırtındaki bir yük olmaktan çıkarıp milletimize hizmet eder hâle getirdik. 1990’lı yıllar ile 2000’li yılların başları ülkemiz için kayıp yıllar, AK PARTİ dönemleri ise ak yıllar olarak tarihte yerini bulacaktır.

İZZET ÇETİN (Ankara) – Talaş getireyim mi biraz?

LÜTFİ ELVAN (Devamla) – Dünyada hiçbir kriz yaşanmazken Türkiye’nin krizlerle boğuştuğu kayıp yıllar ile dünyada kriz yaşanırken Türkiye’de hiçbir krizin yaşanmadığı ak yılları karşılaştırmak istiyorum. Evet, kişi başına gelir, kayıp yıllar ile ak yıllar arasındaki farkı görüyorsunuz.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Bravo sayın bakan!

LÜTFİ ELVAN (Devamla) – Kayıp yıllarda kişi başı gelirde hemen hemen hiçbir artış söz konusu değilken, ki 1,3’lük bir artış söz konusu son on yılda…

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Reel rakamları versek, döviz kuru ve enflasyondan arındırsak da kandırmasak.

LÜTFİ ELVAN (Devamla) – Ama AK PARTİ iktidarları döneminde, yani ak yıllarda 3 katından fazla bir artış sağlanmıştır.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Enflasyon var mı, enflasyon orada? Enflasyondan arındırılmış mı onlar?

LÜTFİ ELVAN (Devamla) – Bugün bizim kişi başına gelirimiz aşağı yukarı 11 bin dolara ulaşmıştır. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Sen de biliyorsun ki bu anlamlı değil, doğru değil ya!

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Bravo sayın bakanım, bravo sayın bakan!

LÜTFİ ELVAN (Devamla) – Evet, enflasyon, yine kayıp yıllar ile ak yıllar arasındaki farkı görüyorsunuz. Enflasyon, kayıp yıllarda rantçılara ve hortumculara çalışırken ak yıllarda enflasyon son yarım asrın en düşük seviyesine ulaşmıştır.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Bravo sayın bakan!

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Bunu bize gösterme, bizim suçumuz değil ki. İktidar kimse ona göster. Hatta Refah Partisinin içinde siz de iktidardınız, onu söyleyin. Biz mi iktidardık?

BAŞKAN – Sayın Elvan, bir dakika.

Değerli arkadaşlar, şimdi siz söz atıyorsunuz. Biraz sonra partilerimiz adına başkaları konuşma yapacak, o zaman da bu taraf söz atarsa iş karışır.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Hayır efendim, sevdiğimizden söylüyoruz.

BAŞKAN – Evet, temennini söylüyorsun, biliyorum Sayın Aslanoğlu.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Sevdiğimizden “sayın bakanım” diyorum ona.

BAŞKAN – Evet, lütfen, rica edeceğim. Lütfen…

LÜTFİ ELVAN (Devamla) – Kaynaklar, değerli arkadaşlar…

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Sayın Başkanım, efendim, sizi eleştiriyor.

LÜTFİ ELVAN (Devamla) – Değerli arkadaşlar…

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Cemil Bey, siz de o dönem iktidardaydınız, onun için üzülüyoruz.

BAŞKAN – Sayın Erdoğdu, olmaz. Yani siz oraya herhâlde ikili konuşmak için oturmadınız. Rica edeceğim…

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Hayır efendim, sizi eleştiriyor da sizi savunuyoruz. Siz Anavatan Partisindeydiniz ya.

LÜTFİ ELVAN (Devamla) – Sayın Başkanım, zamanım geçiyor yalnız. Lütfen ilave eder misiniz.

BAŞKAN – Evet, zamanın geçiyor, farkındayım.

Lütfen, rica edeceğim.

LÜTFİ ELVAN (Devamla) – Değerli arkadaşlar, evet, enflasyon rantçılara ve hortumculara çalışmış, ak yıllarda ise bizatihi kaynak, yani kaynaklarımız, bu kaynağın sahibi olan halkla buluşturulmuştur.

ALİ HAYDAR ÖNER (Isparta) – Bugünün rantçısı kim?

ALİ SARIBAŞ (Çanakkale) – Yani rantçı kim?

LÜTFİ ELVAN (Devamla) - Evet, ihracatta da benzer bir tablo.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – İthalat…

LÜTFİ ELVAN (Devamla) – Kayıp yıllarda görüyor musunuz ihracat artışını arkadaşlar?

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – İthalatı da görmek istiyoruz.

MÜSLİM SARI (İstanbul) – İthalat nerede?

LÜTFİ ELVAN (Devamla) – Görüyor musunuz? İşte bizimle sizin aranızdaki fark.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – İthalat nerede?

LÜTFİ ELVAN (Devamla) – Değerli arkadaşlar, şunu söyleyeyim: Şöyle bir çalışma yaptık.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Lütfi Bey, biz sizin dürüstlüğünüze inanıyoruz. İthalatı da görmek istiyoruz, cari açığı da.

LÜTFİ ELVAN (Devamla) - Eğer biz 1990’lı yılların performansıyla devam etseydik bugün ihracatımız aşağı yukarı 50 milyar dolar olacaktı. Ama bizim ulaşmış olduğumuz rakam 150 milyar doları geçmiştir.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Sayın bakan, ithalat nerede, ithalat?

BAŞKAN – Arkadaşlar, Sayın Aslanoğlu… Yani bugünkü kotanı doldurdun, Yeteri kadar laf attın bence.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Ama efendim, ihracatı söylüyor ithalatı söylemiyor, eksik bilgi.

BAŞKAN – Evet, Sayın Erdoğdu, rica edeceğim…

LÜTFİ ELVAN (Devamla) – Bu tablo da çok çarpıcı, bunu da görmelisiniz.

BAŞKAN – Bakınız, bundan sonraki konuşmalarda da başkaları laf atarsa, “Başkan, niye müdahale etmiyorsun?” demeyin. Yani yanlış bir yola girdiniz, yanlış bir çığır açıyorsunuz. Rica edeceğim. Lütfen…

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Tamam Sayın Başkan.

BAŞKAN – Birbirinizi sevdiğinizi biliyorum ama usulü de fazla zorlamayın.

LÜTFİ ELVAN (Devamla) – Değerli arkadaşlar, doğrudan yabancı sermaye girişi…

ALİ SARIBAŞ (Çanakkale) – İthalatı görmek istiyoruz. Makası görelim, makası…

İZZET ÇETİN (Ankara) – Biraz talaş getireyim mi, talaş?

LÜTFİ ELVAN (Devamla) – Değerli arkadaşlar, doğrudan yabancı sermaye girişinde kayıp yılları görüyorsunuz, bir de ak yılları görüyorsunuz. Kayıp yıllarda neredeyse taban yapmış olan doğrudan yabancı sermaye yatırımları ak yıllarda ne kadar artmış, hep birlikte görüyoruz.

İZZET ÇETİN (Ankara) – Gerçekten inanıyor musunuz buna?

LÜTFİ ELVAN (Devamla) - Şunu ifade edeyim: Doğrudan yabancı sermaye girişiyle bir ülkenin istikrarı, güveni, hatta itibarı doğrudan ilişkilidir.

MUZAFFER BAŞTOPÇU (Kocaeli) – Nereden nereye!

İZZET ÇETİN (Ankara) – Borç… Borç…

LÜTFİ ELVAN (Devamla) - Eğer bir ülkenin güveni yoksa, itibarı yoksa, istikrar yoksa o ülkede, o ülkeye yabancı sermaye girişinden söz etmek mümkün değildir.

ALİ SARIBAŞ (Çanakkale) – İstikrar diye diye ithalat çoğaldı.

LÜTFİ ELVAN (Devamla) - İşte kayıp yıllardaki yabancı sermaye girişi. 1 milyar doları geçmemiştir yıllık ortalama olarak.

İZZET ÇETİN (Ankara) – Seni gidi kopyacı seni!

LÜTFİ ELVAN (Devamla) - Ama ak yıllarda yaklaşık 13 milyar dolara yaklaşmıştır yıllık ortalama. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – IMF’ye borcumuz var mı?

İZZET ÇETİN (Ankara) – Seni gidi kopyacı! Nereden çaldın o rakamları?

BAŞKAN – Lütfen arkadaşlar… Lütfen…

LÜTFİ ELVAN (Devamla) – Evet, bir başka tablomuz: Faiz yükü. Bunu seveceksiniz siz. Bunu çok seveceksiniz. Evet, değerli arkadaşlar, 2012 yılında faiz için ödemiş olduğumuz para 48 milyar lira. Eğer biz 1990’lı yılların performansıyla hareket etmiş olsaydık tam 131 milyar lira faiz için para ödeyecektik. Yani sadece bir yıl için 80 milyar lira fazla para ödeyecektik.

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Para kime gidiyordu, para?

LÜTFİ ELVAN (Devamla) – Evet, biz bu tasarrufu sağladık, bu kaynağı halkın ihtiyacı, halkın hizmetine sunduk. Bizim diğer iktidarlardan farkımız bu efendim.

BÜLENT KUŞOĞLU (Ankara) – O zaman, denetime izin verin, denetime; bakalım öyle mi oldu!

LÜTFİ ELVAN (Devamla) – Son olarak, evet, bu tabloyu da seveceksiniz, bu tabloyu da seveceksiniz: İç borç stoku.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Mona Lisa’yı da seviyoruz da gerçek değil seninkiler!

LÜTFİ ELVAN (Devamla) – Evet, iç borç stoku…

RAHMİ AŞKIN TÜRELİ (İzmir) – Dış borç stoku ne oldu?

LÜTFİ ELVAN (Devamla) – Kayıp yıllarda, değerli arkadaşlar, iç borç stoku tam 418 kat artmıştır, 418 kat artmıştır; ak yıllarda ise sadece 1 katlık bir artış söz konusudur. İşte ak yıllarla kayıp yıllar arasındaki fark bu diye düşünüyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; halkımız AK PARTİ hükûmetleri olmasaydı 1990-2002 döneminde yaşadığı kayıp yılları yaşamaya devam edeceğini adı gibi biliyordu. Yine, halkımız AK PARTİ iktidarları olmasaydı tam 400 milyar liranın yatırım ve sosyal harcamalar yerine faize gideceğini, mutlu bir azınlığın çalışmadan servetine servet katacağını biliyordu.

MUSA ÇAM (İzmir) – Şu anda öyle zaten, şu anda öyle.

LÜTFİ ELVAN (Devamla) – Halkımız, yine, AK PARTİ iktidarı olmasaydı kendi tankını, kendi insansız hava aracını, kendi savaş gemisini yapamayacağını biliyordu.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; halkımızın demokratik ve ekonomik kazanımlarına ilave olarak sosyal alanda da çok önemli kazanımları olmuştur. AK PARTİ hükûmetlerinin en öncelikli alanlarından biri de sosyal devlet anlayışının tesisi olmuştur. 2002 yılında sosyal yardım ve hizmetler için 1,3 milyar lira ayrılmışken bugün yılda 20 milyar liranın üzerinde kaynak ayrılmaktadır. OECD verilerine göre Türkiye ak yıllarda gelir dağılımını en hızlı iyileştiren ilk beş ülkeden biridir arkadaşlar. 2002 yılında bin kişi içinde 303 kişi yoksul sayılırken 2011 yılında bu oran bin kişi içinde 28’e düşmüştür, 303 kişiden -bin kişi içerisinde- 28’e düşmüştür.

Kalıcı istihdamı sağlamada ve istihdam artışında Türkiye, Avrupa Birliği ve OECD ülkeleri arasında en başarılı ülke olmuştur. Son beş buçuk yılda 5,6 milyon ilave istihdam sağlanmıştır yani yılda ortalama 1 milyon kişi istihdam edilmiştir.

Geçmiş yıllarda olduğu gibi bu yıl da bütçede en fazla pay eğitime ayrılmıştır. Kayıp yıllarda 130 bin öğretmen ataması gerçekleşirken ak yıllarda tam 408 bin öğretmen ataması gerçekleştirilmiştir.

Sağlık ve sosyal güvenlik alanında Türkiye tüm dünyaya örnek olan reformlar gerçekleştirmiştir. Dünya Bankası, OECD, Dünya Sağlık Örgütü gibi uluslararası kuruluşlar, sağlık ve sosyal güvenlikte sorun yaşayan ülkelere Türkiye’de yapılan reformları incelemelerini tavsiye etmektedir. Sadece, size vereceğim iki gösterge bile sağlıkta ne kadar büyük aşama kaydettiğimizi ortaya koymaktadır. Ak yıllarda yaşam süresi 71,8 yıldan 76 yıla yükselmiştir yani on yılda yaşam süresi 4,5 yıl artmıştır. Kayıp yıllarda bin bebekten 32’si ölürken bu rakam bugün 7’ye düşmüştür.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu başarıların tamamını görmezden gelen kesimler, halkımızdan da umudunu kesmesiyle tek çare olarak AK PARTİ’yi ve Sayın Başbakanımızı “Nasıl ve ne şekilde itibarsız hâle getirebiliriz?” arayışı içerisine girmişlerdir.

AYKUT ERDOĞDU (İstanbul) – Onu ortağınız olan cemaate sorun, bize niye söylüyorsunuz?

LÜTFİ ELVAN (Devamla) - AK PARTİ’ye ve onun güçlü liderine karşı halkımızın teveccühünden rahatsız olanlara, ülkemizde demokrasiden uzaklaşıldığını söyleyen vesayet yanlılarına aşağıda belirteceğim hususları bir kez daha hatırlatmak isterim.

Demokratik yönetimlerde itibarın ölçüsü halkın teveccühüdür. Halkın teveccühü olmadan siyasetin demokratik meşruiyeti olamaz. Siyasi itibarı veren de, alan da halktır. Millî iradeyi hiçe sayıp halka vesayet etmeye alışmış olanlar, süngü iktidarı dışında bir iktidara sahip olamayanlar, tek parti ideolojisiyle demokratik siyaset yapılamayacağını artık anlamalıdırlar. Sayın Başbakanımıza karşı kin ve iftira ile yürütülen itibarsızlaştırma çalışmaları, demokrasi karşıtı güçlerin geçmiş dönemlerde başvurdukları kirli bir oyunun tekrarıdır. Nitekim, Adnan Menderes ve Demokrat Partiyle demokratik yollarla baş edemeyenler, onu, Doğu Anadolu’yu Sovyetler Birliği’ne satmakla suçladılar. Harbiyelileri kıyma makinesinde doğramakla itham ettiler. Mahreminden hayâsızca magazin ürettiler. Kendi aynalarında gördükleri çirkinlikleri, Menderes ve Demokrat Partiye isnat ettiler. Hiçbir işe yaramayınca da darbe yaptılar, demokrasiyi katlettiler, halkımıza büyük acılar yaşattılar, gün ortasında başbakan astılar.

Aynı şekilde, millete hizmette önemli başarılara ulaşan Turgut Özal’ı da etkisizleştirmek için kin ve nefretle saldırdılar ve kısmen de başardılar.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Bütçeyle ne alakası var bu anlattıklarınızın? Bütçeyle ne alakası var? Bakan olmaya yetmez bu anlattıklarınız Sayın Başkan, başka şeyler anlatın.

LÜTFİ ELVAN (Devamla) - Turgut Özal’ın şaibeli ölümü sonrası ise 1994 ekonomik kriziyle halk soyulup yoksullaştırıldı. Faili meçhuller devlet politikası hâline dönüştürüldü. Bürokrasi hallaç pamuğu gibi atıldı. Akabinde, bin yıl sürme iddiasındaki karanlık 28 Şubat dönemi, karabasan gibi ülkemizin üzerine çöktü. Binlerce, on binlerce insanımız işinden, aşından oldu. Temel hak ve hürriyetler kısıtlandı. Öz vatanlarında ikinci sınıf vatandaş muamelesine tabi tutuldular. Şimdi de, milletin teveccühünden ümidini kesen bu vesayetçi zihniyet, Başbakanımıza karşı bir itibarsızlaştırma kampanyasını yürütmeye çalışıyor.

Darbeci zihniyetin kalıntıları ile halkımızın refahını artıracak projesi olmayanların, kendi hayat tarzlarını paylaşmadığı için nefretlerini kusup halka “bidon kafalı” diyenlerin, insanlık utancı ikna odalarını utanmadan savunanların, insan haklarını sempatizan hakları olarak algılayanların yürüttüğü bu kampanya, kalburla su taşımanın ötesinde bir tesire sahip değildir ve olamayacaktır.

Hakla ve halkla beraber yürüyenlerin tuttuğu meşaleyi vesayetçi zihniyet söndüremeyecektir. Temizlik işçisinden taksi şoförüne, ticaret erbabından sanayicisine, memurundan köylüsüne, gencinden yaşlısına kadar tüm toplumun kesimleri Recep Tayyip Erdoğan’ı sevdiler, Recep Tayyip Erdoğan da onları sevdi. Bu halk Turgut Özal’ı nasıl dindar, sivil ve demokrat olduğu için sevdiyse, Tayyip Erdoğan’ı da bu sıfatlarla beraber cesur, hakta sebat eden, zulme karşı direnen, “Kenarı Dicle’de bir kurt bir koyunu kapsa adli ilahi sorar onu Ömer’den.” sorumluluğuyla halkına ve ülkesine hizmet eden, güçlü ama erişilebilir bir dünya lideri olarak sevmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; halkımıza tepeden bakan, halkla yabancılaşan, darbelerle halkımıza büyük acılar yaşatan bu vesayetçi zihniyetin, artık antidemokratik yollardan vazgeçerek halka hizmet yolunda bize rakip olmalarını bekliyoruz. Bizim rakiplere ihtiyacımız var. Bize rakip olsunlar ki kendimizi daha iyi ifade edelim ve hizmette çok daha yüksek bir hıza erişelim. Evet, müstakbel rakiplerimize “hodri meydan” derken sözlerimi…

MUSA ÇAM (İzmir) – “CHP iktidarı.” diyeceksiniz, CHP iktidarını söyleyeceksiniz.

BAŞKAN – Siz devam edin.

MUSA ÇAM (İzmir) – Cumhuriyet Halk Partisi iktidarında buluşacağız.

MUZAFFER BAŞTOPÇU (Kocaeli) – Hak edin, hak edin.

LÜTFİ ELVAN (Devamla) – Müsaade edin efendim.

…bir beyit ile sonlandırmak istiyorum: “Ey rakibim, sen benim ifadem ve hızımsın Gündüz geceye muhtaç, bana da sen lazımsın.”

Hepinize saygılar sunuyorum efendim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Elvan.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu adına ikinci konuşmacı Denizli Milletvekili Sayın Nihat Zeybekci.

Buyurun Sayın Zeybekci. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Sizin de süreniz yarım saat.

AK PARTİ GRUBU ADINA NİHAT ZEYBEKCİ (Denizli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2014 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı üzerine grubum adına söz almış bulunuyorum ve bu vesileyle yüce Meclisinizi saygıyla selamlıyorum.

Konuşmama başlamadan önce, 2014 yılı bütçesinin hazırlanmasında teknik anlamda emeği geçen tüm teknokrat ve bürokratlarımıza, iktidar ve muhalefet partilerimize mensup Plan ve Bütçe Komisyonu üyesi milletvekillerimiz ile tüm bakanlarımıza ve emeği geçen herkese şükranlarımı sunarak 2014 yılı bütçesinin ülkemiz ve milletimiz için hayırlara vesile olmasını diliyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; çok partili dönemde hiçbir partiye nasip olmayan ve ara vermeksizin on iki yıldır ülkemizin ve milletimizin menfaatleri doğrultusunda hizmet bütçeleri yapan AK PARTİ hükûmetlerinin daha nice seneler boyunca halkımızın hizmetinde olmasını Cenabıhak’tan niyaz ediyorum. Rabb’im aziz milletimiz için her şeyin hayırlısını nasip etsin, namerde muhtaç etmesin, bu ülkeye bir daha kendisini yönetemediği, kendi bütçesini yapamadığı günleri göstermesin diyoruz.

2000 ve 2001 yıllarında, 2013 yılı 12’nci bütçenin, hatta art arda 2023 yılı 20’nci bütçenin hedeflerinden bahsetseydik herhâlde kimse inanmazdı; bu salonu dolduran herkes önce derin bir ah çeker, sonra da hayalperestlikle suçlardı. Zira, o günün konjonktüründe, iş dünyasının temsilcilerinden sivil toplum örgütü üyelerine ve çalışanlara, toplumun hemen her kesimi eğer önündeki iki üç ayı öngörebiliyorsa buna şükreder, sayfa sayfa övgüler düzerlerdi. O günlerde, Denizli İhracatçılar Birliği Başkanı ve TİM üyesi olan bir sanayiciydim. İhracatçı vasfıyla dönemin iktidar sahiplerine dert anlatmaya çalışmış, işin millet tarafında yer almıştım. Şimdi diyorum ki: “Ne günlerdi o günler, Allah bir daha böyle kâbuslarla Türkiye’yi karşı karşıya getirmesin.”

Sizler de hatırlarsınız değerli milletvekilleri, çok değil bundan on iki yıl önce, şimdi bölgesinin en güçlü ve lider ülkesi olan Türkiye, iflasın eşiğinde bir ülkeydi. Biliyorum, o gün canı yanmayan, hatta bu işlerden kârlı çıkan, servetlerini ve güçlerini katlayanlardan bazıları, varını yoğunu tüketen mazlum halkım gibi, ülkesi için yaptığı yatırımlar bir gecede ters yüz olan sanayicilerim gibi, işinden, aşından olan çalışanlarım gibi hatırlamaz o kara tabloyu. Bir anda gecelik faiz yüzde 7 binlere çıktı, dev kuruluşlar bir gecede yarı yarıya değer kaybetti, ülkenin bankacılık ve finans sektörü üç gün içinde yerle bir edildi. Tüm varlıklarımız, siyasetimiz, dışarıdan gelen komiserlere veya IMF direktörlerine bırakılmıştı. Hatırlayalım ki, bugünümüze nasıl geldiğimizi, nerelerden geldiğimizi unutmayalım.

Bin yıllık kindarların hedefi, milletin tüm ümitlerini kırıp, kendine ve siyasetçilerine olan güvenini kaybettirip, ithal edilen ve pazarlanan kurtarıcılara teslim olması içindi. Aslına bakılırsa, o hain hedeflere büyük oranda ulaşılmış, geriye sadece detaylandırılması kalmıştı. Türkiye’miz bugün için komik denecek üç kuruşa ve üç kuruşluk akıl ve kurtuluş reçetelerine muhtaç edilmişti. Başka ülkelerin memurları bakanlıkları hatta Başbakanlığı bile yönetir hâle gelmişti ve bu memurlar özel hayatlarıyla, yaşam tarzlarıyla, tenis kortlarında, lüks restoranlarda çekilen fotoğraflarıyla yazılı ve görsel basının başaktörleriydi. Ülkemin sözde elitleri, onlarla tenis kortlarında veya restoranlarda karşılaşıp temas sağlamak için birbirleriyle yarışırlardı.

O gün sektörün ve ülkenin sorunlarını anlatma sorumluluğu duyan biri olarak, “iktidardaki” diyemiyorum ama Hükûmetteki sorumlulara sorunlarımızı anlattığımda, bırakın çare bulmayı, umutsuzluğumuzu perçinleyen görüşmeler yapar ve bu kapılardan kahrolarak çıkardık.

Niye diyecek olursanız, o günlerde Hükûmeti oluşturan partilerin aralarında paylaştıkları kamu bankaları dâhil iş dünyasının gidebileceği banka kalmamış, bankalar iş dünyası temsilcilerinden kaçar hâle gelmişti. Banka bulsalar bile kredi kullanma şartlarını sağlamak neredeyse imkânsızdı. Bugünün dev, özel ve kamu bankaları 20-30 milyonluk kaynak bulabilmek için çalmadık kapı bırakmıyor, buna rağmen sonuçta eli boş dönüyorlardı.

İhracatçının tek sığınağı Eximbank imkânları öyle daralmıştı ki ihracatçı kapattığı kredinin ancak yarısını -o da eğer şanslı ve imtiyazlı ise- binbir badireden sonra tekrar kullanabilirdi ve bunu da bulabildiğine şükrederdi. Hiç kimse, bulabildiği kredinin faiz oranını veya bankanın garanti şartlarını sorgulamayı aklından bile geçirmezdi.

2001-2002 Eximbank faiz oranları Türk lirasında yüzde 40’ın üzerindeydi ve döviz bazında yüzde 12-14 aralığındaydı. Toplam kredi tutarı ise 2,8 milyar dolardı. Bugünün Eximbank faiz oranları Türk lirasında yüzde 4,5-4,75, dövizde ise yüzde 1,5-2 aralığında ve toplam kredi hacmi de 20 milyar dolara çıktı.

O günlerde hatırladığımız en dramatik, en dikkat çekici, ibret alınması gereken olaylardan birisi de kamu bankalarının hâliydi. Bunu biraz daha somutlaştıralım ve açalım; açalım çünkü bunları anlayıp tahlil edemezsek 28 Şubatı ve sonuçlarını anlamamız mümkün olmaz. İyi anlamaz, 2001, 2002 krizlerinin asıl senaristlerini deşifre etmezsek “Etkisi bin yıl sürecek.” sözünü öylesine söylenen bir sayı olarak algılar ve tarihî bir hata yapmış oluruz.

O gün bin yıllık bir kinle Türkiye’mize planlanan oyunun kodlarını en iyi kamu bankaları üzerinden deşifre edebiliriz. O günün oynanan oyununu bu örnekte isim de vererek tahlil edelim. Vakıfbankı örnek alalım. Bankanın sermaye yapısı darmadağın durumda ve günü bile çeviremez hâle gelmişti. IMF, Türkiye’ye 1 milyar dolarlık kredi dilimini serbest bırakmak için Vakıfbankın satılması, satılamazsa kapatılması şartını ileri sürmüştü. Kemal Derviş imzasıyla bu şart kabul edilmişti. 2002 yılında Ecevit Hükûmeti, Vakıfbankın blok hâlinde satılması konusunda Bakanlar Kurulu kararı almıştı. Bunun üzerine teklifler istenmiş, en iyi teklifi -lütfen burası çok önemli, siz değerli milletvekillerimiz ve bizi izleyen milletimiz bunu dikkatle, unutmamak üzere ve ibretle dinlesinler- bir Fransız bankası olan Societe Generale vermişti. Teklif neydi biliyor musunuz? Eksi 850 milyon dolar. Yani, şunu söylüyor: “Ben Vakıfbankı lütfeder alırım ama içine Türk hazinesi olarak 850 milyon dolar sermaye ilave ederseniz.”

Genç nesillere, iktisat okuyan çocuklarımıza söylüyorum, iyi bilin bunları, bu hesaplar hiçbir kitapta yazmaz ve Allah’ın izniyle bir daha yazmayacak.

Halkbank ve Ziraat Bankasına oynanan oyun da hemen hemen aynıydı. O günün iktidar ortakları ise milletin dertleriyle dertlenmenin yerine hangi partinin elindeki banka önce gidecek veya kapanacak, onun derdi ve kavgasındaydı.

Peki, sonra ne oldu biliyor musunuz? Milletin emanetini canından aziz bilen, bu ülkeye ve bu millete güvenini asla kaybetmeyen Sayın Başbakanımız, millete veya “ulus” dendiğinde hamasetle yeri göğü inleten, kimilerinin ömrü boyunca bırakın göstermeyi, hayal dahi edemeyeceği yürekliliği gösterdi ve tüm sorumluluğu üstlenerek “Vakıfbankı kapatmıyoruz da, satmıyoruz da.” dedi ve Vakıfbank ve diğer iki kamu bankası da milletin elinde kaldı. Bundan sonrasını da ibretle takip edin. Vakıfbank 2003, 2004 ve 2005 yıllarında dünyanın en hızlı büyüyen bankası oldu. 2002 yılında üstüne 850 milyon dolar istenen Vakıfbankın yüzde 25’lik hissesi, 2005 yılında tam 1 milyar 270 milyona halka arz edildi. Bugünkü değerini merak eden varsa Borsa İstanbul’a bakarak öğrenebilir.

Halkbank da 2001’de zarar ettiği için kapatılması istenen, hatta 353 şubesi kapatılan bir bankaydı ve o günün değeriyle 11 milyar TL görev zararı vardı. Aynı Halkbankımız bugün ne durumda biliyor musunuz? Halkbank, 2003 yılından bu yana, kurumlar vergisiyle beraber hazineye 8 milyar Türk lirası kaynak aktaran güçlü bir banka hâline geldi ve sadece bu yıl ihtiyaç sebebiyle 50 yeni şube açtı. Kredi rakamlarına bakacak olursak yine benzer bir tabloyla karşılaşırız. 2002 yılında esnafa sağlanan toplam kredi miktarı olan 153 milyon TL’yi yüzde 47 faizle kullandırırken, bugün, 2013 Mayısında esnafa kullandırılan kredi toplamı 7,5 milyar TL, faiz oranı ise bir yıla kadar yüzde 4, bir yıldan fazla olanlarda yüzde 5’tir.

Ziraat Bankasının da 2002 yılında görev zararı 19 milyardı. O da on yılda kurumlar vergisiyle beraber hazineye tam 20 milyar aktardı. 2002 yılında 227 milyon olan toplam kredi miktarını yüzde 59 faizle kullandırırken, bugün 19 milyar TL’yi yüzde 8, yüzde 4 ve yüzde sıfır faizle 1 milyon çiftçimize bir yılda kullandırdı. Çiftçimize Hükûmetimizin verdiği yıllık 10 milyar TL’lik hibe ve destek bunlara dâhil değil.

Şimdi, bulunduğumuz günden geriye baktığımızda, oynanan oyun o kadar açık ki bunu sadece günün Anayasa kitapçığı fırlatma krizine dayandırmak, en hafif şekliyle safdillik olur. Bu, düpedüz, kendilerinin de saklamadan itiraf ettikleri gibi, bin yıl öncesinden gelen davanın bin yıl sürecek intikamıydı. Her şey o kadar açık ve o kadar pervasızca oynandı ki, 28 Şubatı bu ülkeye dayatanların dışarıdaki ve içerideki piyon oynatıcıları bile artık “iş bitti” rahatlığıyla maskesiz dolaşmaya bile başlamışlardı. Ülkemizin üstündeki karabulutlar maddi manevi her şeyi gölgelemişti. Sanki, gizli bir el, bir anda, tüm ülkeyi tüm kurumlarıyla kontrol etmeye başlamış, ortalıkta görünen aktörler de büyülenmiş gibi, bu sihirli gücün peşine takılmıştı. Ama aziz milletimiz durup olayları analiz etmeyi, içine sürüklendiği girdabı görmeyi ve kimlerin kendisini felakete götürmek istediğini çözmeyi muazzam bir şekilde bildi. Alışkındı benim milletim bunların oyunlarına. Kırk, elli yıl önce nasılsa bugün de aynı oyunu oynuyorlardı ve onları benim milletim sandığın derinliklerine öyle bir gömdü ki, hâl⠓Acaba, bir ışık…” umuduyla sandığın dibinde yaşıyorlar.

Sonra, bir şey değişti ve her şey değişti. Hani, bazen, sis ve dumandan göz gözü görmez, gece mi gündüz mü anlayamazsınız ya; 10 metre önünüzü görmeden, el yordamıyla, yüreğiniz ağzınızda araba kullanırsınız ya; sonra bir anda bir tepeye doğru hafifçe çıkar, önce güzel bir esinti, ardından pırıl pırıl bir güneş doğar, derin bir oh çeker, ruhunuz ve ufkunuz açılır ve şöyle toparlanır, “Ya Allah” der, arabanın direksiyonunu kavrar ve gaza basarsınız ya, işte milletimizin uyanışı da böyle oldu. Millet, bir şeyi değiştirdi ve her şey değişti. Ne oldu, değişti de böyle oldu? Millet, Fatih Sultan Mehmet’in vakıf duasını ve bedduasını bilen, bunun anlamını kavrayan insanlara emanetini verdi. Onlar da bu aziz milletin önünde saygıyla söz verdiler, dediler ki: “Ey milletim, biz, emanetine asla ihanet etmeyeceğiz ve ettirmeyeceğiz. Biz, söz söyledik mi asla yalan söylemeyeceğiz. Biz, söz verdik mi canımız pahasına sözümüzü tutacağız.”

Kuruluşundan 2003 yılına kadar Vakıfbank, hisselerinin sahibi olan Vakıflar Genel Müdürlüğüne 1 kuruş temettü vermemiştir.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – “TOKİ’de yolsuzluk çıkarsa istifa edeceğim.” dedi. Onu sor!

NİHAT ZEYBEKCİ (Devamla) – Hatta, işlerine geldiğinde, siyasette lazım olduğunda, ecdadı dillerinden düşürmeyenlerin gözetiminde, vakıf mallarını banka zararlarını kapatmak için sermaye olarak ilave etmiş, aktifine koymuş, ecdat emaneti olan vakıf duası ve bedduası olan birçok mülkü satmış ve görev zararlarını kapatmışlardır. İşte, bu sebepten dolayı, vakıf emanetine el uzatıp talep edenler, ne siyasette ne de özel hayatlarında iflah bulmadılar, iki cihanda da bulmayacaklardır.

Ancak, AK PARTİ ile bu durum tam anlamıyla tersine döndü. Vakıflar Bankası 2006 yılından bugüne kadar Vakıflar Genel Müdürlüğüne tam 1 milyar TL aktardı. Tabii, bu arada, Vakıflar Genel Müdürlüğü de 2003 yılına kadar, tarihinden 2003 yılına kadar sadece 86 tane ecdat eserini onardı ama 2003 yılından 2013 yılına kadar, 4 binden fazla ecdat yadigârı, vatanımızın tapu belgesi demek olan tarihî eserleri onarıp ecdada samimi saygısı olan evlatları olarak milletine hediye etti. İşte, her şeyin, içinde bulunulan çaresizliğin, umutsuzluğun tersine dönmesi için milletimizin tek bir şeyi değiştirmesiyle meydana gelen budur. Tarih sahnesinde artık milletin adamları vardı. Onlar yüce milletine “Biz umutsuz ve çaresiz hâle getirilmiş ülkemize umut ve çare olmaya geldik. Yeter, artık karar da söz de milletindir. Biz, bu milleti yönetmek, hükmetmek için değil, sadece ve sadece hizmet etmek için geldik. Biz, ne aldatan ne de aldatılan olacağız.” dediler. Bir zamanlar çaresiz İstanbul’una çare olmuş, çöp dağlarını yeşil alanlara, çeşmelerdeki “tıs” sesini billur suya çevirmiş, mikropların bile yaşamadığı Haliç’i bugün halkının balık tuttuğu bir cennete dönüştüren aynı isim, Türkiye’nin büyük dönüşümünde de önderlik etti. Millet o evlatlarına “Haydi, madem öyle diyorsunuz, ben size inanıyorum, Allah yâr ve yardımcınız olsun.” dedi. Ondan sonra, tüm Türkiye ve bu millet baştan ayağa umut doldu, yeniden büyük Türkiye rüyasını görmeye başladık ve şunun farkına vardık: Bu sefer gördüklerimiz sadece rüya değil, artık geçmişin hayalleri bugün birer birer gerçek oluyordu, inanç ve hizmet aşkı, bu ülkeyi yüceltiyordu. Bize 1 milyar dolar kredi için sömürgelere bile reva görülmeyecek talimatlar yağdıran IMF’yle olan ilişkilerimizin son durumu hepinizin malumudur.

AHMET DURAN BULUT (Balıkesir) – Türkiye’ye dönün, Türkiye’yi anlatın.

NİHAT ZEYBEKCİ (Devamla) – Sabahtan beri Türkiye’yi anlatıyorum da sen başka bir ülkedeysen bilemem tabii.

FARUK BAL (Konya) – Masal… Masal anlatıyorsun.

NİHAT ZEYBEKCİ (Devamla) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; benzer gelişmeler ülkemizin her santimetrekaresinde yaşandı ve kurumumda da yaşandı. Bazı değişim ve gelişmelerin daha iyi anlaşılabilmesi için örneklerimi İstanbul, İzmir, Ankara gibi bildik şehirlerin dışında, tüm Türkiye’yi örnekleyebilecek bazı iller üzerinden de vermeye çalışacağım.

Ankara ve İstanbul’dan bakıldığında yapılanlar tam anlamıyla anlaşılmayabilir. Onun için, bakın, Türkiye’mde, Türkiye’mizde baştan aşağı neler yaşandı? Bazı illerin istihdam rakamlarını vereceğim ki, inanmakta zorluk çekeceksiniz. 2002-2013 Ağustosu arasında Denizli’de 88.500 olan sigortalı çalışan sayısı 185 bine, Manisa’da 71.250 olan 219 bine, Antep’te 60.600 olan 253 bine, Maraş’ta 34.800 olan 127 bine, Çorum’da 23 bin olan 59 bine, Kayseri’de 70 bin olan 211 bine, Antalya’da 157 bin olan 533 bine, Bursa’da 263 bin olan 595 bine, Tekirdağ’da 89 bin olan 229 bine çıkmış; hepsinin ortalama artış hızı, artış oranı yüzde 300. Burası Türkiye. İllerimizin detaylı rakamlarının yanında, ülkemizin aynı dönemdeki ihracat ve toplam istihdam rakamları da dünya birincilikleriyle doludur.

Saygıdeğer milletvekilleri, geçtiğimiz yaz bazı güneydoğu illerine yaptığımız ziyaretlerde barış ve huzur ile kalkınma ve refahın et ve tırnak örneğindeki gibi birbirinden ayrılmaz olduğunu yerinde gördük. Bölgedeki tüm insanlarımızın, özellikle gençlerimizin dua eden bir samimiyetle barış, huzur ve kardeşlik iklimini beklediklerini ve sürdürülebilir olmasındaki samimiyetlerine şahit olduk. Aynı zamanda, milletin bu kardeşçe kucaklaşmasından; sokakların, esnafın huzuruna; çitçinin tarlaya, çobanın dağa, yaylaya gitmesine kahrolanların diş gıcırtılarını da duyduk ve gözlerinden okuduk.

Yaşadığımız bir olayı sizlerle paylaşmak istiyorum: Batman’a ziyaretimizde Anadolu’nun en güzel köşelerinden biri olan Sason ilçesine gittik. Oraya varmadan önce, başka il ve ilçelerde ziyaretimiz sırasında karşılaştığımız gençlerde gördüğümüz ümitsiz ve çaresiz bakışları da gönlümüzün bir köşesinde biriktirdik.

Sason’da eski Tekel deposunda kurulmuş konfeksiyon atölyesinden ve orada çalışan kızlı erkekli 100 civarında gençlerden bahsettiler. Oradaki gençleri gördüğümüzde, onların gözlerindeki gelecek umut ışığının dünyanın en büyük mutluluğuna denk olduğunu anladık.

AYLA AKAT ATA (Batman) - Hangi umut ışığı?

NİHAT ZEYBEKCİ (Devamla) – Hep birlikte, tek yürek olarak dedik ki, işte çare bu. O gençlerin artık yaşlarının gereği olan gelecek hayallerini kurabildiklerini, yüzlerinde ve gözlerinde gördük.

AYLA AKAT ATA (Batman) – Yüzlerini ve gözlerini okuyamamışsınız.

NİHAT ZEYBEKCİ (Devamla) - Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; ülkemizin gelişmesinin, kalkınmasının ve refahının en önemli göstergelerinden biri de enerji üretim ve tüketim rakamlarıdır. Toplamda elektrik enerjisi üretim ve tüketimimiz 2002 yılından 2013 yılına tam 2 kat arttı. 2002-2024 aralığında da 4 kat artması planlanmaktadır.

Türkiye’nin enerji alanındaki en önemli diğer başarısı da enerji kaynaklarının ve tüketim pazarlarının tam ortasında olmanın avantajını da kullanarak enerjide dışa bağımlılıktan kaynaklanan edilgen bir rol oynamaktan ziyade, etkin bir aktör hâline dönüşerek enerji arz güvenliğini 2053 hedeflerine kadar uzayan bir zaman diliminde garanti altına alabilmeyi başardığına şahit oluyoruz. Türkiye, bugün, Avrupa Birliğinin en ucuz elektriğini ve yüzde 100 ithalatçı olmasına rağmen Avrupa Birliğinin en ucuz 3’üncü doğal gazını kullanmaktadır. Buna rağmen, hedef, dünyanın en iyilerinden biri olmaktır.

O kadar çoğaltabiliriz ki bu başarı örneklerini, son on bir yılda, 8,5 milyon olan motorlu taşıt sayımız 19 milyona ulaşmıştır. Bölünmüş yollarda gelinen nokta, can ve mal güvenliği başta olmak üzere, insanımıza kimliğinin gururunu yaşatmaktadır. İletişim ve haberleşmede son olarak Türkiye’nin kaçıncı uydusunu uzaya gönderdiği artık kimsenin dikkatini çekmiyor. Ancak, son olarak kendi uydusunu yörüngeye oturtan Türkiye’nin yeni hedefi artık bundan sonra kendi yaptığı uydularını kendi roketleriyle yörüngeye oturtmaktır. Yüksek hızlı tren her vatandaşımızın ve şehirlerimizin birinci talebi ve hayali hâline geldi. Bütün dünya millî hava yolları birer birer batarken, hepimizin gururu Türk Hava Yolları dünyanın 10’uncu ve Avrupa’nın en başarılı 3’üncü büyük hava yolu hâline geldi. Ne dramatiktir ki, aynı Türk Hava Yolları, 2002 yılında, Vakıfbank, Ziraat Bankası ve Halkbank gibi “Derhâl, ne pahasına olursa olsun, satın, kurtulun.” denilen bir millî değerimizdi.

AK PARTİ olarak, 2002 Kasımından hemen sonra, ülkemizin kalkınmasının ve çağı yakalamasının yerel kalkınmadan geçtiğinin bilinciyle, önce Belediye Kanunu, sonra Büyükşehir Belediyesi Kanunu ve İl Özel İdaresi Kanunu’nu çıkararak yerel yönetimlerin yetkilerini ve imkânlarını güçlendirdik ve garanti altına aldık. Yerel kalkınmanın destansı hamleleri olan KÖYDES ve BELDES ile yüzyılların ihmallerini giderdik. Yerel kalkınma olmadan gerçek kalkınmanın eksik kalacağı bilinciyle, Türkiye’deki tüm belediyelere vergi gelirlerinden aktarılan pay 2002 yılında 4 milyar 750 milyon TL’den 2013 yılında 35 milyar TL’ye çıkmıştır. Daha somut bir deyişle, belediyede yaşayan her vatandaş için 2002 yılında 68 TL vergi gelirlerinden pay ödenirken, 2013 yılında 450 TL kişi başına pay ödenmektedir.

Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; geldiğimiz noktada Gazi Mustafa Kemal’in gösterdiği ve Sayın Başbakanımıza kadar hiç kimsenin hamaset dışında sahip çıkmadığı muasır medeniyet hedefine, yani 2023 hedeflerine ulaşmamız için atılması gereken adımlar, yapılması gereken reformlar son derece önemli, açık ve kaçınılmazdır, bazı önemlilerinin yüce Meclisin uzlaşı ve cesaretini beklemekte olduğu hepinizin malumudur. Tüm ön yargılarımızı bir yana bırakıp, ikide bir tıkanan ve her tıkandığında siyasi tükenmişlik ve yok olma sendromuna giren, siyasi partilerimizin korkularından dolayı demokrasi dışı çözümlere yönelen tek Meclistik. Yasama ve yürütmenin iç içe geçtiği bu sistemi tartışmalıyız, bize en uygun, en iyi sistemi, yani güçlü iktidarı ve hemen yanında her an iktidar olma ümidini sayısal değerlerde görebilen güçlü muhalefeti barındıran bir sistemi kurmalıyız.

Gelin, koalisyon dönemlerinde icat ettiğiniz, ülkemin her kurumunu aranızda paylaştığınız siyasi zihniyetle icat ettiğiniz şu hilkat garibesi İç Tüzük’ün arkasına sığınarak, kurnaz siyasetçi başarılarıyla siyaset yapmayı, sonucu her seferinde tam tersi aldığınız seçmene selam manevralarını bir yana bırakın. Gelin, bir kere Birinci Meclis samimiyetiyle oturalım, hep beraber gelecek nesillere Gazi Mustafa Kemal’in muasır medeniyet yolunu açalım.

Ayrıca, bölge coğrafyamızda demokrasi, barış ve huzurun sağlanması için, evrensel demokrasi standartlarının yerleşmesinin ne kadar önemli olduğunu konuşalım, anlaşalım. Bu standartların kültür coğrafyamızda hayat bulmasının olumlu etkilerinin Türkiye’mizin gelecek yürüyüşünde ne kadar önemli olduğunu ve çağı yakalayacak oranlarda kalkınma ve büyümeyi yakın kültür coğrafyamıza yaslanarak yapmak gerekliliğinin altını önemle çizelim.

Sözlerimin başında belirttiğim gibi, Türkiye, millî iradenin kriz anlarındaki tepkilerini beklemeden tarihî adımlarını ortak akıl ve siyasi ittifakla atmalı ve yeniden büyük Türkiye olmanın hedefini ve muhtemel yaşayabileceği tıkanmışlık risklerini bölge coğrafyasına açılarak oluşturacağı birlikteliklerle aşmalıdır. Tarihin ve coğrafyanın sunduğu bu imkânı asla göz ardı etmemeliyiz.

Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; tüm konuşmam boyunca sizlere arz etmeye çalıştığım problemler, etkileyici, olumlu ve olumsuz tüm rakamlar ve olaylar, hatta ihanetler maalesef bu ülkede zaman zaman kesintiye uğratılsa da henüz bir olgunluğa ulaşma sürecini tamamlayamayan mevcut demokratik sistemimiz içinde, Türkiye Cumhuriyeti hükûmetlerinin, Anayasa’mızın ve kanunlarımızın cari olduğu şartlar altında yaşanmıştır. Belirli dönemlerde millî iradenin yoğunlaşmasıyla yaşanan başarılı dönemlerimizden sonra yoğunlaşmanın kaybolmasına müteakip hep benzer problemleri üreten bir devlet ve siyaset yapımız hâlâ geçerliliğini korumaktadır. Yeri geldiğinde hep söyleriz: “Müslüman aynı delikten iki kere ısırılmaz.” diye. Bu kaçıncı ısırılmaydı? Daha kaç kez ısırılacağız? Akıl, bilim ve millet bize “Hadi artık, bu sistemi, en az arıza ile evrensel demokrasi ve hukuk standartlarında, milletin egemenliğini en üst düzeye çıkaran, yasama, yürütme ve yargının birbirinden tamamen ayrıldığı, özgürlükleri maksimum düzeyde olan bir sistemi bir an önce kurun.” diyor.

Ben bir milletvekili olarak, bu millet bizden yukarıdaki standartlarda yeni bir anayasa bekliyor diyorum. Ve anayasa o kadar özgür ve o kadar kısa olsun ki ruhunu milletvekili yeminine yansıtsın. O yemin de şöyle olsun: “Vatanıma, milletime ve bayrağıma asla ihanet etmeyeceğime, evrensel hukuk ve demokrasi standartlarından ayrılmayacağıma namusum üzerine yemin ederim veya ant içerim.” Bu kadar kısa ve net olsun.

Bu duygu ve düşüncelerle, sonuçlarının Kosova, Makedonya, Bosna, Kafkaslar, Orta Asya, Orta Doğu, Afrika, Arakan, Myanmar, Kuzey Amerika’daki yerlilere kadar çok geniş bir coğrafyayı ilgilendirdiğine inandığım 2014 Bütçe Kanunu Tasarısı görüşmelerimizin başarılı geçmesini, sonuçlarının milletimize, ülkemize ve insanlığa hayırlar getirmesini diliyor, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MUHARREM İNCE (Yalova) – Kuzey Amerika’daki yerlilerle ilgileneceğine, önce Ardahan’a baksaydın daha iyi olurdu.

NİHAT ZEYBEKCİ (Denizli) – Ardahan’a da gittik. Gitmediğimiz yer kalmadı.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Zeybekci.

AYLA AKAT ATA (Batman) – Sayın Başkan, sayın hatip konuşmasında Batman Sason ilçesi üzerinden bir örnek vermiştir. Batman Milletvekili olarak, İç Tüzük 60 gereği, bu konuda Genel Kurula yapılan yanlış bilgilendirmenin düzeltilmesi için söz almak istiyorum. Yerimden de olabilir Sayın Başkan.

BAŞKAN – Bakayım, ben öyle bir şey fark etmedim, tutanakları getirteyim. Ama, söz sırası biraz sonra zaten sizlere de gelecek yani...

AYLA AKAT ATA (Batman) – Tutanakları isteyelim, inceleyin.

BAŞKAN – Baktırayım.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Başkan bugün bize söz vermemekte kararlı herhâlde!

BAŞKAN – Şimdi söz sırası, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Genel Başkan ve İstanbul Milletvekili Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’na ait.

Buyurun efendim. (CHP sıralarından ayakta alkışlar)

Söz süreniz bir saat Sayın Kılıçdaroğlu.

CHP GRUBU ADINA KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, bizleri televizyonları başında izleyen değerli yurttaşlarım; hepinize en içten selamlarımı, saygılarımı sunuyorum.

Bugün billboardlarda bizim bir ilanımız olacaktı. İlanımız şuydu değerli arkadaşlar: “Vatandaş vergisini veriyor, Hükûmet de hesabını verecek.” (CHP sıralarından alkışlar) Ve Başbakana bir çağrı vardı “Sayıştay raporları Türkiye Büyük Millet Meclisine gelsin.” diye. Bu duyurumuz, üzülerek söylüyorum, maalesef yayımlanmadı, Hükûmetten korktular. Efendim, Sayın Başbakan ürkermiş, Sayın Başbakan kızarmış! Elinizi vicdanınıza koyup düşünün, vatandaşın vergi ödediği bir ortamda Hükûmet hesap vermeyip de ne yapacak? Bunu istemek ne zamandan beri suç olmaya başladı? Bunu yayımlamak ne zamandan beri korkunun bir unsuru hâline gelmeye başladı? Nasıl bir iktidardır, nasıl bir yapıdır, bunu anlamakta zorlanıyorum değerli arkadaşlarım.

Bir vatandaşın en doğal hakkı şudur demokrasilerde: “Benim ödediğim vergileri nereye harcadınız?” Demokrasinin çıkış kaynağı da budur. Bir yurttaş bunu sormayıp da neyi soracak? Bu ülkede doğan her yurttaş doğduğu andan itibaren vergi öder; annesi altına bez alır, vergi öder; mama verir, vergi öder; su içirir, vergi öder; sadece, teneffüs ettiği havada vergi yoktur. Vergi bir insanın yaşamında bu kadar önemlidir. Mademki vergi ödüyor bu vatandaş, bu vergilerin nereye harcandığını da sorma hakkına sahiptir. Nasıl öğrenecek bunu? Çağdaş demokrasiler bunun yolunu bulmuşlar. Türkiye Büyük Millet Meclisi adına denetimi doğrudan Başkanlığa bağlı olan Sayıştaya vermişler. Gidin, Amerika’da da bu böyledir, Japonya’da da böyledir, Rusya’da da böyledir, Fransa’da da böyledir. Dolayısıyla, bizim adımıza, yasama organı adına denetim yapacak olan kurum Sayıştaydır ve Sayıştayın raporu da Türkiye Büyük Millet Meclisine gelmek zorundadır.

Değerli milletvekilleri, bütçe yasası diğer yasalar gibi değildir, bütçe yasasının bir özelliği vardır. Bu özellik sadece adının “bütçe yasası”, adının “kesin hesap kanunu” olmasından kaynaklanmıyor. Anayasa’da da özel düzenleme yapılmıştır. Diğer tasarıların nasıl yasalaşacağı bellidir ama bütçe yasasıyla ilgili özel düzenleme yapılmıştır. Örneğin, Anayasa’nın 162’nci maddesi der ki: Yılbaşından yetmiş beş gün önce Bakanlar Kurulu bütçe tasarısını Parlamentoya sunmak zorundadır. Elli beş gün Plan ve Bütçe Komisyonunda görüşülmek durumundadır. Yani “Bütçe yasasını getirip torba yasa gibi on dakikada Parlamentoda geçiremezsiniz.” diyor Anayasa. Aynı şekilde, kesin hesap kanunu için de “Yedi ay sonra Bakanlar Kurulu hükûmete sunmak zorundadır kesin hesap tasarısını.” diyor. Değerli arkadaşlarım, bunları niye getiriyor? Türkiye Büyük Millet Meclisi, yani yasama organı yürütmeyi sağlıklı bir süre içinde denetlesin diye. Elli beş gün Plan Bütçe Komisyonunda, Genel Kurulda yıl sonuna kadar değerlendirsin, tartışsın, ayrıntılarına baksın ve ondan sonra gereğini yapsın.

Değerli arkadaşlarım, işin özü şudur: Hesap vermek bir iktidar için zül değildir, hesap vermek bir iktidar için onurdur, namuslu bir görevdir hesap vermek, tüyü bitmemiş yetimin hakkını savunmaktır hesap vermek ama siz hesap vermekten korkan bir Hükûmeti destekleyeceksiniz, en büyük endişem bu. Bu Hükûmet hesap veren bir Hükûmet değildir. Hesap vermeyen Hükûmet “yolsuzluklara bulaşmış Hükûmet” demektir. (CHP sıralarından alkışlar)

2001 krizini biliyorsunuz, hepimiz biliyoruz, Türkiye’nin neleri yaşadığını hepimiz gördük. O krizden sonra devlet yeniden yapılandırıldı. Bankalar vardı, Bankalar Kanunu yoktu, Sayıştay sağlıklı denetim yapamıyordu, Kamu İhale Yasası yasa olmaktan çıkmıştı. Rahmetli Bülent Ecevit o dönemin koalisyonu içinde bütün bunları büyük ölçüde gerçekleştirdi. Bankalar Yasası çıktı, BDDK kuruldu, diğer bağımsız ekonomik kuruluşlar kuruldu. Böylece politikanın Kurumlara doğrudan müdahalesi büyük ölçüde engellenmiş oldu.

2010 yılında bir Sayıştay Yasası geldi, tasarı olarak geldi. Niçin geldi? Uluslararası denetim standartlarına göre kamu harcamalarını ve gelirlerini Sayıştay denetlesin diye. Kim adına? Türkiye Büyük Millet Meclisi adına. Değerli arkadaşlarım, sonra, Avrupa Birliği kriterleri esas alınsın, biz AB üyesi olmak istiyoruz, onların kriterlerine uygun bir Sayıştayı oluşturalım diye. Yasa geçti. Yasanın 38’inci maddesini size okuyorum değerli arkadaşlarım, şu anda yürürlükte olan Sayıştay Yasası’nın 38’inci maddesi: “Dış denetim genel değerlendirme raporu ile Kurulca görüş bildirilen kamu idarelerine ilişkin denetim raporları -altını bir kez daha çiziyorum- Sayıştay Başkanınca genel uygunluk bildirimi ile birlikte Türkiye Büyük Millet Meclisine sunulur.”

Değerli arkadaşlarım, bu var, kamu idarelerine ilişkin denetim raporları, şu: Gümrük ve Ticaret Bakanlığının denetim raporu, gerçek denetim raporu, gerçek denetim raporu. Türkiye Büyük Millet Meclisine gelen rapor hangisi? Şu, arkadaşlar. İkisini gösteriyorum size. (CHP sıralarından alkışlar)

Şimdi, kul hakkı yemenin günah olduğunu söylüyorsunuz değil mi? Yolsuzlukları en başta bu Parlamentonun engellemesi gerektiğine inanıyorsunuz değil mi? Elinizi vicdanınıza koyup oy kullanacaksınız değil mi? Şu soruyu niye kendinize sormuyorsunuz: Bu rapor niye gelmiyor da bu rapor geliyor? Bu raporu bu hâle kim getirdi, nasıl ayıklandı bunlar? İkisi de aynı rapor, ikisi de Sayıştayın ama bu geliyor Parlamentoya. Niye geliyor değerli arkadaşlar, hangi gerekçeyle geliyor? Bir Allah’ın kulunun çıkıp Parlamentoya bunu izah etmesi lazım. Benim yasama yetkimi yürütme organı kısıtlayamaz, böyle bir yetkisi yoktur. Eğer siz “Hayır, biz milletvekili değiliz, iktidar bizi istediği gibi yönlendirir, ben zaten buraya milletvekili seçildim, bir kişi beni seçti, o ne emrederse ben onun gereğini yaparım; yolsuzluk olmuş, ülke batmış, kul hakkı yenmiş benim için hiç önemli değil, ben kendimi robot bilirim, ‘El kaldırın.’ derler, el kaldırırım, ‘El indirin.’ derler, el indiririm.” (CHP sıralarından alkışlar)

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Bir Genel Başkana yakışıyor mu?

BAŞKAN – Lütfen, arkadaşlar…

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Güzel, güzel! İtiraz ettiğiniz için çok mutluyum. Sizi yürükten kutluyorum, itiraz ettiğiniz için.

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Sayın Başkan, saygı sınırlarını zorlamayın lütfen!

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Buna önce sizin izin vermemeniz gerekir, benim istediğim o.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Bırakın da biz ona karar verelim.

BAŞKAN – Lütfen…

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Güzel! İzin vermemeniz gerekir.

Bakın, bu raporların nasıl düzenleneceğine dair Sayıştayın kendi iç düzenlemesi, iç düzenlemesi arkadaşlar, rapor nasıl düzenlenir diye? Denetim bulguları -az önce 38’inci maddeyi okudum sizlere- ve önerileri bu raporda var, bu raporda yok. Mali yönetim iç kontrol sistemine ilişkin değerlendirme bu raporda var, bu raporda yok; kamu idaresi tarafından düzeltilen hususlar bu raporda var, bu raporda yok; rapora ilişkin kamu idaresinin cevabı bu raporda var, bu raporda yok; daha pek çok konu var, burada var, burada yok.

Şimdi, değerli arkadaşlarım, eleştiri yapınca haklı veya haksız itiraz ediyorsunuz. Eleştiriye yaşam boyunca hep saygı gösterdim. Eleştiriden de bir politikacının ders alması gerektiğine inanan birisiyim ama ben sizin vicdanınıza sesleniyorum. Yürütme organı bunu değil de Parlamentonun önüne bunu getiriyorsa sizin bir düşünmeniz lazım arkadaşlar. Ben düşünüyorum, sizin de düşünmeniz lazım. “Kul hakkı yemeyeceğiz.” diyorsunuz, peki nasıl yemeyeceksiniz arkadaşlar? Bana bir Allah’ın kulunun çıkıp izah etmesi lazım. (CHP sıralarından alkışlar)

İSMET UÇMA (İstanbul) – Birazdan izah ederiz Sayın Başkan.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Bakın, Adalet Bakanlığının raporunu okuyayım size arkadaşlar. Şu, Adalet Bakanlığının raporu, son bölümünü okuyorum: “Denetim görüşü oluşturabilmek için gerekli mali rapor ve tabloları ile bilgi ve belgeler yukarıda ‘Kamu idaresi mali tabloları ile denetim dayanağı amacı, yöntemi ve kapsamı’ başlıkları altında açıklandığı üzere kamu idaresi yönetimi tarafından sağlanamadığı için -kamu idaresi yönetimi tarafından sağlanamadığı için- Adalet Bakanlığının 2012 yılına ilişkin mali raporu ve tabloları hakkında görüş bildirilememektedir.”

Peki, değerli arkadaşlarım, benim adıma, yasama organı adına, Türkiye Büyük Millet Meclisi adına kamu harcamalarını denetleyen bir kuruma görüş beyan etmeyen, bilgi vermeyen Adalet Bakanlığının bütçesini siz hangi gerekçeyle kabul edeceksiniz? Hangi gerekçeyle? (CHP sıralarından alkışlar) Bizim iyi niyetli olmadığımızı düşünebilirsiniz “Siz muhalefetsiniz, her şeye itiraz edebilirsiniz.” diyebilirsiniz. Baştan şunu söyleyeyim: Asla böyle bir niyetimiz yok. Doğrunun arkasından gitmek gibi bir görevimiz var bizim. 2011… Bakın 2011, bu raporlar gelmedi. Biz itiraz ettik mi? Hayır. Niçin? Çünkü Sayıştay dedi ki: “Yasa yeni çıktı, biz hazırlığımızı bitiremedik.” Eyvallah, hiç itiraz etmedik. Geçen yıl itiraz ettik “Ya aradan bir yıl geçti kardeşim, niye gelmiyor?” diye. Ben, bu kürsüden, yine “Sayıştay raporları gelmedi.” diye itiraz ettim.

Ne oldu biliyor musunuz değerli arkadaşlar? 132 rapor düzenlendi, 132 rapor; 1’i bile Meclise gelmedi. Suçlulardan birisi de –kimse kusura bakmasın- Türkiye Büyük Millet Meclisi koltuğunda oturan Sayın Cemil Çiçek’tir; kimse kusura bakmasın. (CHP sıralarından alkışlar) 132 raporu, soru önergesi verdik, istiyoruz, vermediler. Bilgi isteme yasasına göre istedik vermediler. Türkiye Büyük Millet Meclisinden, milletvekillerinden Sayıştayın raporu hangi gerekçeyle saklanır? Tertemiz olsa bütün raporları önümüze koyarlar, içinde kirli sayfalar var, kirlilikleri gösteren sayfalar var. Yürütme organı, yasama organına hesap vermek istemiyor, bunun için sakladılar, vermediler. Sonra ne oldu biliyor musunuz? Torba kanun çıktı bu Parlamentodan. Torba kanuna -4 Temmuz 2012- bir madde eklendi, Sayıştayın denetim yapma yetkisi sınırlandırıldı 132 rapor gelmesin diye. Sizlerin oylarıyla oldu bu arkadaşlar. Bana, sakın bir daha bir başka yerde “Biz kul hakkı yemiyoruz.” demeyin, kimse kusura bakmasın! (CHP sıralarından alkışlar) Sizin oylarınızla gelmedi. Ne oldu biliyor musunuz, ne oldu? Biz, Anayasa Mahkemesine gittik. Hani, kızıyor ya Sayın Başbakan “Siz hep Anayasa Mahkemesine gidersiniz!” diye. Anayasa Mahkemesine gittik ve dedik ki: “Sayıştayın denetim yetkisini kısıtlayamazsınız, yoksa yasama organı yürütme üzerindeki denetimini kaybeder.” Anayasa Mahkemesi ne karar verdi değerli arkadaşlar, okuyayım size, şunu söylüyor gerekçeli kararında: “1) Yasama organına tanınan bütçe hakkı, sadece bütçenin yapımını değil, bütçenin uygulanmasının denetlenmesini de kapsamaktadır.

2) Sayıştay denetimi, Türkiye Büyük Millet Meclisine sunulan Sayıştay raporlarıyla sonlanan bir süreci kapsamaktadır.” Yani “Raporlar, Türkiye Büyük Millet Meclisine gelmeden olmaz.” diyor.

“3) Yasama organının yürütme organı üzerindeki bütçe denetimi büyük ölçüde Sayıştay tarafından yapılan bu denetimlere dayanmaktadır.” E, denetimi kaldırıyorsunuz.

“4) Öte yandan Sayıştay denetimi, demokratik devlet ilkesinin bir gereği olarak yürütmenin, halka ve yasama organına hesap verme sorumluluğunun işlevselleştirilmesinin en önemli araçlarındandır.

5) Türkiye Büyük Millet Meclisi adına kamu idarelerinin gelir, gider ve mallarını denetleyen Sayıştayın bu görevini ifa ederken yürütme organından tamamen bağımsız olarak hareket etmesi gerektiği de kuşkusuzdur.” Ve iptal etti. İptal etti, biz yine istedik, yine vermediler.

Ben merak ediyorum değerli arkadaşlar: Hadi muhalefet olarak biz itiraz ediyoruz ve raporları istiyoruz; siz iktidarsınız, niye siz istemiyorsunuz? Siz milletvekili değil misiniz? Milletvekilisiniz. Başımızın üstünde yeriniz var. Yürütme organı yani şu arkada oturanlar bu Parlamentoya saygı göstermiyorlar, saygı gösterseler benim adıma denetim yapan organın bana raporunun gelmesini engellemezler. Siz bu engellemeye destek veriyorsunuz. Biz itiraz etmeyeceğiz de kim itiraz edecek?

Değerli arkadaşlarım, ne oldu biliyor musunuz? 2013’te yani bu yıl bir yasa daha geldi Sayıştayın denetim yetkisini tamamen kaldırmak için. Biz itiraz ettik, medya itiraz etti, sivil toplum örgütleri itiraz etti, Sayıştay itiraz etti, o şimdilik bekliyor bir köşede, çıkmadı. Raporların gelmesi gerekiyordu buraya, şu raporların, bunların değil.

LÜTFİ ELVAN (Karaman) – Orada yargılamaya esas hususlar da var, o rapor gelemez.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Ne oldu? Sayıştay üyelerini bu kez devreye koydular. 50 Sayıştay üyesinin 42’sini bu Hükûmet seçti ve içindeki bütün yolsuzlukları ayıkladılar. Bir kısmı medyada çıktı, bizim elimizde de var. Ama, bizim elimizde olması önemli değil, bu Parlamentonun bilgisi içinde olması lazım. İktidar milletvekillerinin de “Ya, ne oluyor arkadaşlar?” demesi lazım, sorgulaması lazım. Sizi bakan koltuğuna oturttuk, ne diye? Yolsuzlukları örtün diye değil, dürüst davranın diye, her kuruşun hesabını Parlamentoya verin diye oraya oturttuk sizi ama tam aksi yapıldı.

Değerli arkadaşlarım, bu bütçe meşru bir bütçe değildir. Bütçesi meşru olmayan bir hükûmetin, parlamentoda hesap vermeyen bir hükûmetin meşruiyeti her zaman tartışılır. Bütün demokrasilerde bu böyledir, hangi ülkeye giderseniz gidin. Sadece bunun istisnası totaliter rejimlerdedir. Orada parlamento, yasama organı sadece göstermelik bir kurumdur çünkü yürütme organı parlamentoyu istediği gibi yönlendirir.

Güçler ayrılığı ilkesinden az önce bir arkadaş bahsetti. Hangi güçler ayrılığı ilkesi arkadaşlar? Sizin bilgi alma hakkınızı engelliyorsa yürütme organı, hangi güçler ayrılığından söz ediyoruz?

Değerli arkadaşlarım, Sayıştay da Türkiye Büyük Millet Meclisine bilgi vermeyerek o da ayrı bir suç işlemiştir.

Diyeceksiniz ki değerli milletvekilleri, sadece yasa dışılık bu kadar mı yani? Bununla olsa hadi idare edelim, bir şey olmaz. Ne olacak yani? Biraz yolsuzluk olmuş, dosyalar örtülmüş, kapatılmış, bununla idare edelim. Bakın, değerli milletvekilleri, bu Parlamentonun sorması gereken bir şey var. Bu yürütme organı bu Parlamentoya saygı duymuyor. Bu yürütme organı, bu Hükûmet bu Parlamentoya saygı duymuyor, değer de vermiyor. Neden? Bakın, Hükûmet bir yasa çıkardı, Orta Vadeli Plan, Orta Vadeli Mali Plan şu tarihlerde ilan edilecektir diye. İlan edilecek ve Meclise gelecek bunlar. İlk çıkardıkları yasada mayıs sonuna kadar Orta Vadeli Program gelecekti, Orta Vadeli Mali Plan da haziran sonuna kadar gelecekti. Hiç buna uymadılar. Yasama organı yasa çıkarmış, “hikâye” dediler, “Yasama organı ne olacak, ben ne dersem onu yaparlar.” Sonra ne yaptı? Baktı ki bir türlü olmuyor, bir kanun hükmünde kararname çıkardılar, dediler ki: “Orta Vadeli Program’ı mayısta değil de biz eylül ayı sonuna kadar götürüp verelim; Orta Vadeli Mali Plan’ı da haziran ayı sonuna kadar değil de 15 Eylüle kadar verelim.” Buna bile uymadılar arkadaşlar, buna bile uymadılar. Kim uymadı? İşte bunlar uymadılar, bu Hükûmet uymadı.

Şimdi, sizin şu soruyu kendinize sorma hakkınız yok mu: “Ya, biz burada yasama organıyız, yasa çıkarıyoruz, vatandaş uymadı mı burnundan getiriyoruz...” Peki, bunlar uymadığı zaman ne oluyor? Siz el kaldırıyorsunuz, bunları aklıyorsunuz. Vicdan sahibi olan herkese, herkesin vicdanına seslenmek istiyorum: Bunlara oy verip el kaldırmak… Yasama organına değer vermeyen bir iktidara hangi gerekçeyle siz değer vereceksiniz, el kaldıracaksınız ve bunların bütçesini aklayacaksınız? Sadece bu mu? Bu da değil arkadaşlar, bu da değil. Çünkü yasama organı diye bir organı tanımıyorlar.

Bir örnek daha vereceğim. Ekonomik Sosyal Konsey rahmetli Ecevit’in döneminde kurulmuştu. Bütün çağdaş ülkelerde var benzer kuruluşlar. Sonra, bir yasası çıktı. Sayın Başbakan dedi ki: “Ekonomik Sosyal Konsey çok önemlidir, bunun anayasal kurum hâline gelmesi lazım.” Eyvallah. Anayasal kurum hâline geldi, Anayasa’da çıktı, Ekonomik Sosyal Konsey de var.

Bakın, değerli arkadaşlar, kanunu okuyorum: “Konsey Başkanı Başbakandır” diyor. Üç ayda bir toplanması lazım. Eğer acil bir durum çıkarsa daha erken de olağanüstü toplanabilir. En son ne zaman toplandı değerli milletvekilleri, bilen var mı? 5 Haziran 2009. 2009, 2010, 2011, 2012, 2013; üç ay değil, beş ay değil, üç yıl değil, beş yıldır toplanmıyor.

Peki, değerli arkadaşlar, bir anayasal kurumu iğdiş eden bu Hükûmete siz nasıl “evet” diyeceksiniz? “Anayasal kurumu, tanımıyorum bu kurumu ben.” diyor. (CHP sıralarından alkışlar) E, ben size şu soruyu sormak istiyorum: Siz el kaldırdınız, bu yasa çıktı. Ne diye yasa çıkarıyorsunuz? Hükûmet uygulasın diye. Hükûmet yasaları çiğnerse vatandaşa ne diyeceğiz biz?

Değerli arkadaşlarım, bu Hükûmetin çok defosu var. Sayın Başbakan kalktı, 19 Kasım 2013’te bir konuşma yaptı AKP Grubunda. Efendim, diyor ki konuşmasında: “Amerika Birleşik Devletlerinde, Oregon’da, 5 bin kişiye su temin edecek depo ve tesisatın kurulması için TİKA’yı devreye koyduk.” Oregon’da bir Kızılderili kabilesi var, Kabile Şefi Moses, buna 200 bin dolarlık çek vermişler, Kızılderililer su içsin diye. Güzel, bizim Kızılderililere yardım yapılmasın diye bir düşüncemiz yok zaten. Eğer bunlar susuzsa, Amerika Birleşik Devletleri bunlara su sağlamıyorsa, Türkiye Cumhuriyeti’nin devreye girip su sağlaması bizi mutlu eder. Ama biz de baktık ya, bu Kızılderili kabilesinin nesi var, nesi yok diye. Okuyorum size değerli arkadaşlarım, kendi İnternet sitelerinden okuyorum:

1) Tatil köyleri var.

2) Kumarhaneleri var.

3) Orman ürünleri işletmesi var.

4) Plazaları var.

5) Kompozit ürün fabrikaları var.

6) Risk sermayesi şirketleri var.

7) İnanamayacaksınız, Oregon’un en büyük barajlarına da sahipler bunlar ve siz oraya su götürüyorsunuz.

Ya, arkadaşlar, neden bu Sayıştay raporları buraya gelmiyor, hiç düşündünüz mü? (CHP sıralarından alkışlar)

Ayrıca, bu Kızılderili kabilesinin enerji ve su şirketi var.

Şimdi, değerli arkadaşlarım, Sayıştay raporları buraya gelse herhâlde bütün gerçekler daha farklı bir şekilde çıkacak ortaya. Bunlar ortaya çıkmasın diye buraya getirmiyorlar. Sizi aldatıyorlar, kimse kusura bakmasın, sizi aldatıyorlar, size doğruları söylemiyorlar.

Kızılderili kabileye su götürmek için 200 bin dolar para harcayan şu Hükûmete sormak isterim: Ordu merkeze bağlı Gökömer köyünde su yok, Ordu Merkeze bağlı Gökömer köyünde. (CHP sıralarından alkışlar) Antalya Gazipaşa’ya bağlı Küçüklü’de su yok arkadaşlar. Sen kalkmışsın, taa Kızılderiliye, kumarhanesi olan, barajı olan, su şirketi olana 200 bin dolar çek veriyorsun. Pes yani! Ne diyeyim, Allah akıl fikir versin. Bunun hesabını soracak mıyız? Ya, arkadaşlar, yasama organı olarak soracağız, muhalefet olarak değil. Biz Hükûmetin, yürütme organının bütçesini burada görüşüyoruz, güçler ayrılığı ilkesi var; siz yürütme organının bir parçası değilsiniz. Genelde iktidarı destekleyen arkadaşlar kendilerini yürütme organının bir parçası olarak görüyorlar. Sizin göreviniz bunları denetlemektir. Denetlemezseniz demokrasi olgunlaşmıyor, demokrasi sağlıklı bir raya oturmuyor. Har vurup harman savuruyorlar ve sizler seyrediyorsunuz. Bu olmaz.

TİKA ne yapmış sonra? Tunus’a da yardım yapmış. Ne yardımı biliyor musunuz değerli arkadaşlar? Diyeceksiniz “Mutlaka oradaki yoksullara yardım yapmış.” Yok, arkadaşlar. 6 adet TOMA aracı göndermiş oraya. (CHP sıralarından alkışlar) Toplumsal olay kalkanı göndermiş polisler kalkan kullansınlar diye, vücut koruyucu kalkan göndermiş, Robocop elbiseleri. Poliüretan cop göndermiş Tunusluları iyice dövsünler diye ve bir de 5 bin adet de kelepçe göndermişler. TİKA’nın görevi bu mu Allah aşkına, bu mu TİKA’nın görevi, kelepçe mi göndermek? Şimdi, ben bunu bu Hükûmete sormayacağım da kime soracağım? Tamam, siz bunu bu açıklıkla soramazsınız, bari kapalı kapılar ardında sorun arkadaşlar. “Hadi demokrasi” diyorsak böyle bir yapı olmaz ki. Bunlar Sayıştay raporlarının buraya neden gelmediğinin gerekçeleridir. Bunun için gelmiyor.

Yalnız, bu Hükûmeti takdir ediyorum. Bakın, Hükûmet kadar halkı aldatma konusunda becerikli, ben Türkiye’de böyle bir Hükûmet görmedim. Müthiş bir şey, müthiş bir şey! (CHP sıralarından alkışlar) Rakamlarını vereceğim, Sayın Başbakanın da gelip bu rakamları düzeltmesini çok arzu ederim.

Bakın, değerli arkadaşlar, en büyük başarı ne diyorlardı: “Biz şu kadar para harcadık, gelirler arttı, şöyle oldu, Türkiye büyüdü, mucizeler yarattık.” Değil mi, bunu söylüyorlardı. 1946-2002 ortalama büyüme hızı -geometrik ortalamaya göre yapıyorum çünkü kamu da geometrik ortalamaya göre yapıyor, bizim rakamlarımız değil kamunun rakamları- yüzde 5,1. 2003-2013 arası ortalama büyüme yüzde 4,8. 5,1; 1946-2012, darbeler oldu, moratoryum ilan edildi, 5 sente muhtaç dönemler yaşandı, ortalama büyüme 5,1; şimdi 4,8.

Olabilir, bakın, biz 4,8’lik bir büyümeyi küçümsemiyoruz, onun da altını çizelim. Ne dedik? Doğruya doğru, eğriye eğri. Ama ben 4,8 büyümeyi benimle beraber yola çıkan ülkelerle kıyaslarım. Biz bu sürede 4,8 büyüdük, bizimle aynı konumda olan ülkeler yüzde kaç büyüdü? 6,4. Arzu eden arkadaşlara bütün bu ayrıntılar verilebilir.

Soru şu değerli arkadaşlar: 4,8 büyümek için kaç lira kaynak kullanıldı? Bu rakamları da değerli milletvekili arkadaşlarımın not etmesini isterim. 2003-2013 arasında bu hükûmetlerin kullandığı kaynağı söylüyorum: 133 milyar dolar iç borç kullandılar, 2013’ün ilk altı ayı için verdiğim rakam. 238 milyar dolar dış borç kullandılar 2013’ün ilk altı ayı için. 50,5 milyar lira özelleştirme yaptılar 2013’ün Kasım ayı itibarıyla. 1 trilyon 257 milyar dolar vergi topladılar Ekim 2013 itibarıyla. Toplam 1 trilyon 678 milyar dolar kaynak kullanıldı 4,8 büyümek için.

Peki, yüzde 5,1 büyüyen o 1946-2002 döneminde kaç lira kullanıldı, ne kadar kaynak kullanıldı? Rakamlar var, onları da söyleyeyim. 775 milyar dolar para kullanıldı. 1 trilyon 678 milyar lira kaynak kullandılar, 4,8 büyüdüler; 775 milyar dolar kaynak kullandılar, yüzde 5,1 büyüdüler. Bu kaynağın hesabını sormamız gerekmiyor mu? Gerekiyor. Neden bu Sayıştay raporları gelmiyor? Bunu sorgulamayalım diye gelmiyor arkadaşlar. Onun için gelmiyor, Hükûmet korkuyor.

Bakın, on bir yılda ne oldu ayrıca? On bir yılda sanayi tabanı eridi, sanayi tabanı eridi Türkiye’de. Benzer ülkelerle örnek vereceğim size: Brezilya’da sanayi tabanı -98-2011 rakamları bunlar çünkü Dünya Bankası rakamları, diğer yıllar yok- 1,8 büyümüş, Endonezya’da yüzde 2, Meksika’da yüzde 7, 8, Çin’de binde 4, Hindistan’da yüzde 1; Türkiye’de 7,7 küçülmüş, sanayi tabanı erimiş. Ben söylemiyorum, Dünya Bankası söylüyor. Bu kafayla ilk 10’a girebilir miyiz? Diyorlar ya “İlk 10’a gireceğiz.” diye.

GÜLAY DALYAN (İstanbul) – Ne dediysek yaptık.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) - Bu kafayla ilk 10’a girmeyi unutun arkadaşlar, bu kafayla ilk 10’a girmeyi unutun. Neden, biliyor musunuz?

VEDAT DEMİRÖZ (Bitlis) – Gireriz inşallah. Temenni edin.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Temenni ediyoruz. Bunlarla giremez diyoruz yoksa ilk 10’a girebiliriz. Üretime endekslerseniz Türkiye’yi, tüketime değil; üretime endekslerseniz… Üstelik, üretim sıradan üretim de değil, ona da geleceğim biraz sonra.

Bakın, Güney Kore ile Türkiye’yi kıyaslıyorum, Güney Kore-Türkiye:

1980: İlk 20 içinde Türkiye 18’inci, Güney Kore 24’üncü sırada. Bu rakamlar da bana ait değil, Dünya Bankasına ait rakamlar. 1987: İlk 20 içinde Türkiye 14’üncü sırada, Güney Kore 15’inci sırada. 24’ten geldi 1 puan altımıza. Geçiyorum, 2002: Türkiye 17’inci sırada, geriledik; Güney Kore 14’üncü sırada. 2015; Türkiye 16’ncı sırada Güney Kore 12’nci sırada. Dünya Bankasının tahminleri: 2018: Türkiye yine 16’ncı sırada Kore 11’inci sırada.

Değerli arkadaşlarım, Güney Kore’yle Türkiye’yi niye kıyasladım? Biz Güney Kore’den önce otomobil yapan bir ülkeyiz. Bugün Güney Kore’nin dünya çapında 3 tane otomobil markası var, Türkiye’nin yok.

METİN KÜLÜNK (İstanbul) – Sayın Genel Başkan, burada demir ağı kim kapattı, Türkiye’nin ürettiği uçağı kim kapattı? (CHP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Hayır, lütfen arkadaşlar. Sayın Külünk… Sayın Külünk…

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Gelirsiniz burada konuşursunuz. Açık çek veriyorum, Sayın Başbakan arzu ederse sadece ekonomiyi konuşmak üzere bu Parlamentoda yan yana gelebiliriz, arzu ederse, Sayın Başbakan da arzu ederse. (CHP sıralarından alkışlar)

METİN KÜLÜNK (İstanbul) - Lütfen 1940’ların Cumhuriyet Halk Partisine bakın.

BAŞKAN – Sayın Külünk… Sayın Külünk.. Değerli arkadaşlar, böyle bir âdetimiz yok, Sayın Genel Başkanın sözünü kesmeyin lütfen dinleyin.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Gerçekler acıdır arkadaşlar, acı olduğu için söylüyorum.

Bakın, sanayide neden bu hâle geldik, neden bu hâle geldik? Örnek vereceğim size. Sanayide kullanılan akaryakıtın ton fiyatını veriyorum dolar bazında, Uluslararası Enerji Ajansının rakamlarıdır, benim değil. Meksika’da 2002’den 2013’e;. Meksika’da 2012’de tonu 625 dolara sanayici kullanırken 2013’te bu 568 dolara düşüyor. Oranları veriyorum: Değişme Meksika’da 9,1 sanayicinin lehine, düşüyor fiyat, Macaristan’da yüzde 10,3 düşüyor, Kore’de yüzde 13,3 düşüyor, Polonya’da yüzde 3,9 düşüyor, İspanya’da yüzde 5,1 düşüyor, İsveç’te 2,3 ton başına akaryakıt fiyatı dolar bazında düşüyor, Türkiye’de yüzde 1,7 fiyat artıyor. Bu sanayici ne yapacak? Belki dersiniz ki: “Ya akaryakıttır, işte bunun için fiyatlar yükseldi, dolar yükseldi, biz bunu yaptık vesaire.”

Elektrik fiyatlarını da vereyim size, yine Uluslararası Enerji Ajansının rakamları: Meksika’da yüzde 1,7; Macaristan’da yüzde 1,5; Çek Cumhuriyeti’nde yüzde 9,4; Polonya’da yüzde 5,7; İsveç’te yüzde 14,4 fiyatlar düşüyor sanayici lehine, Türkiye’deki artış –bırakın düşmeyi- yüzde 6,5 arkadaşlar. Sanayici neyi üretecek? Üreten insanı cezalandırıyorsunuz.

Rekabet gücü: Öldürdünüz sanayicinin rekabet gücünü. Yine rakam vereyim: 100 dolarlık bir malı imal etmek için -100 dolar- 2002’de 27 dolar ithal malzeme kullanılıyordu, 2007’de bu 39 dolara çıktı, 2011’de 43 dolara çıktı arkadaşlar, ithalat cazip hâle geldi.

Sadece sanayicimiz mi dertli değerli arkadaşlar? Sizden rica ediyorum, özellikle iktidar partisinin grubundan rica ediyorum, gidin, şu narenciye üreticisini bir dinleyin, bir sorun hâlini, “Memnun musunuz?” diye sorun. Çiftçinin hâlini bir sorun, “Memnun musunuz?” diye sorun, deyin ki: “Biz iktidar milletvekiliyiz, sizin refahınızı istiyoruz, sizin mutluluğunuzu istiyoruz, varsa bir derdiniz bize anlatın.” Gidemezsiniz arkadaşlar.

HARUN KARACA (İstanbul) – Hep oradayız biz.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Gidin. Gidemezsiniz. Narenciye üreticisi gelsin buraya, şu kürsüye çıkarın “Biz hayatımızdan çok memnunuz.” derse ben de memnun olacağım.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Bu kürsüye çıkamaz ki narenciyeci, başka kürsüye çıkabilir.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Dünyanın en pahalı akaryakıtını satıyorsunuz bu çiftçiye, en pahalı gübresini satıyorsunuz, en pahalı ilacını satıyorsunuz. Bakın, 34 milyon hektar arazi şimdi ekilmiyor, 2002’den bu yana, 34 milyon hektar arazi, 2 Trakya büyüklüğünde. Niye ekilmiyor?

GIDA, TARIM VE HAYVANCILIK BAKANI MEHMET MEHDİ EKER (Diyarbakır) – Tamamı 24 milyon hektar. (CHP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Sayın Bakan, bakanların söz atması âdetten değildir. Kusura bakmayın!

Lütfen, arkadaşlar…

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Sayın Bakan, kusura bakma, sen bu ülkeye saman ithal eden bir bakansın, saman, saman; saman ithal eden bakansın. (CHP sıralarından alkışlar, AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Yapmayın, yapmayın!

Buyurun, devam edin Sayın Kılıçdaroğlu.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Başbakan sana ne dedi? “Matematiği unutturdun bana.” dedi Başbakan. Başbakan öyle demedi mi sana?

BAŞKAN - Lütfen…

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Çıkacak oraya… Bu ülkenin toprağı mı yok Sayın Bakan, arazisi mi yok, ovası mı yok? Bir düşün bakalım ya, bu ülke nasıl saman getirdi? Nasıl saman getirdi buraya? Kalkmışsın orada konuşuyorsun. Git sor bakayım besicinin derdini.

İLHAN DEMİRÖZ (Bursa) – Sayın Bakan, dinlesene!

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Hiç önemli değil, çiftçi haciz kıskacında.

Az önce bir arkadaşım dedi ki: “Vatandaş memnun.” Olabilir, olabilir.

2002 rakamını veriyorum. Sayın Başbakan buraya çıktığında veya grupta konuşma yaptığında 2001 öncesinden örnekler verir. “Faiz şöyleydi, gecelik faiz şu kadardı.” Doğru, hiç itirazımız yok ama iktidarı devraldığında faiz yüzde 35’e kadar inmişti. Şimdi, gelelim 2002 rakamına; Halkbank, 2002: Esnafa açtığı kredinin faizi yüzde 45. Borcunu ödemeyen esnaf sayısı 60 bin. Geçiyorum 2013’e, eylül ayı rakamlarını veriyorum: Faiz yüzde 5; 45 değil, yüzde 5. Borcunu ödemeyen esnaf sayısı ne kadar? 60 bin değil, 280 bin arkadaşlar.

RECEP ÖZEL (Isparta) – O zaman kaç kişi kredi kullanıyordu? Kullanan sayısını da söyle, kredi kullanan sayısını da söyle o zaman.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Hiç önemli değil.

BAŞKAN – Arkadaşlar, lütfen, lütfen…

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Hiç önemli değil. O rakamları da çıkarın, onları da çıkarın. Gidin esnafa sorun bakayım ya, hayatından memnun mu ya? Ya bunları hep bize mi gelip şikâyet ediyorlar, size hiç şikâyet etmiyorlar mı?

Esnaf borcunu ödemiyor. Bakın…

VEDAT DEMİRÖZ (Bitlis) – İhtiyaçlar sabit değil ki.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Peki, başka bir örnek vereyim. İtiraz edemezsiniz arkadaşlar.

Bakın, 2002; 2001 krizinden Türkiye yeni çıkmış, Başbakanlığın önünde yazar kasa atıldı, Siteler’de esnaf yürüdü. 2002’de icra dosyası ne kadar biliyor musunuz, benim değil, Adalet Bakanlığının verileri: 8 milyon 266 bin icra dosyası. Geçiyorum 2012 sonuna, devriiktidarınıza geçiyorum: 21 milyon 6 bin. Hani bu ekonomi çok iyiydi. Yahu, nasıl oluyor da krizden yeni çıkmış bir Türkiye, icra dairelerinde 8 milyon dosya var; güllük gülistanlık olan bir Türkiye’nin icra dairelerinde 21 milyon dosya var.

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Niye bunlara rağmen oy almıyorsunuz?

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Onu bırak şimdi, ona da geliriz gerekirse. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN - Değerli arkadaşlar…

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Daha garip olan ne biliyor musunuz? Gerçekten şu Hükûmete hayranım, gerçekten hayranım, gerçekten profesyonel bir iş yapıyor. Ya, siz hiç dünyada -dünyada, bakın- icra dairelerini törenle açan bir iktidar duydunuz mu? (CHP sıralarından alkışlar)

RECEP ÖZEL (Isparta) – Kapattığımız yerler de var icra dairelerini.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Yani vatandaşın boğazını sıkmak için icra dairesi açıyorsunuz, bakanlar gidiyorlar, törenle icra dairesi açıyorlar. Ne diyeyim ben arkadaşlar?

RECEP ÖZEL (Isparta) – İcra dairelerinin kapandığı yerler de var.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Ne diyeyim ben buna? Yok arkadaşlar. Bakın, siz bir konuyu araştırın: 2002’de kaç icra dairesi vardı, şimdi kaç icra dairesi var?

ADALET BAKANI SADULLAH ERGİN (Hatay) – Daha az, daha az.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Gidin, bir araştırın bakalım, sayının ikiye katlandığını göreceksiniz, ve Hükûmete hayranım dedim, hayranlığımı gizlemiyorum bakın. İcra dairelerini törenle açıyorlar.

Sayın Başbakan da Diyarbakır’a gitti, Diyarbakırlılara hapishane sözü verdi, unutmayın. Size “Eski hapishaneyi yıkacağım.” dedi. Biz yıkmayacağız, oraların müze olmasını istiyoruz, insan hakları müzesi olmasını istiyoruz. (CHP sıralarından alkışlar) Sayın Başbakan gitti, dedi ki: “Burayı yıkacağım, Diyarbakırlılara söz, modern bir hapishane yapacağım.”

HARUN KARACA (İstanbul) – Sözü orada verin, orada, Diyarbakır’da.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Ve hakkını teslim etmek lazım, oyunu da artırdı. Diyarbakırlılara da selam gönderiyor, demek ki hapishane ihtiyacınızı Sayın Başbakan yakında giderecek ve siz de kurtulacaksınız.

Değerli arkadaşlar, sadece devlet mi borçlandı? Vatandaş da borçlandı gırtlağına kadar. 2002, Türkiye’nin krizden yeni çıktığı dönem 2002, vatandaşın bankalara borcu 6,6 milyar lira. Geçiyorum 2013 Ekim ayına, vatandaşın borcu 6 milyar değil, 322 milyar lira. 6 milyar, 322 milyar. Borç artışı ne kadar biliyor musunuz? Yüzde 4.781. Buyurun, açıklayın. Bana sormayın bu soruyu, bunlara sorun, bunlara sorun.

VEDAT DEMİRÖZ (Bitlis) – Stokları var.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Bunlara sorun bakalım, ne diyecekler?

VEDAT DEMİRÖZ (Bitlis) – Envanteri var.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) – “Vatandaşın stokları var.” diyor. Buradan bütün vatandaşlar duysunlar -sizin söyleminizi dile getiriyorum- “Vatandaşın stoku var, o nedenle borçlanıyor.” diyor.

Hangi bölgenin milletvekilisiniz Beyefendi siz?

MUHARREM İNCE (Yalova) – Söyleyemez, korkar.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Bitlis Milletvekili.

VEDAT DEMİRÖZ (Bitlis) – Bitlis.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Bitlis Milletvekili, güzel.

Bitlis tütünü ne oldu? Bitlis fabrikası ne oldu? Bitlis’in sorunu yok mu? Ne oldu Bitlis’in beş minaresi? (CHP sıralarından alkışlar)

VEDAT DEMİRÖZ (Bitlis) – İnsanımızın sağlığı önemli Sayın Başkanım. Sağlık olmadıktan sonra parayı ne yapayım?

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Daha başka bir şey: Japonya’nın millî geliri Türkiye’nin 7,5 katı, millî geliri Türkiye’nin 7,5 katı. Ama bizim dolar milyarderimiz Japonya’nın 2 katı. Hiç elinizi vicdanınıza koyup “Ya burada bir yanlışlık var.” diye sormayacak mısınız kendinize? Nasıl oluyor bu? Nasıl gerçekleşiyor bu?

Ne diyordu? “Yırtık ayakkabıyla siyasete girdik.” diyordu. Şimdi dünyanın en zengin başbakanlarından birisi. Nasıl oluyor bu arkadaşlar? (CHP sıralarından alkışlar)

Ben yırtık ayakkabıyla siyasete girmedim. Göreve başladığım andan itibaren, İstanbul Belediye Başkanlığı dâhil, Sayın Başbakandan daha fazla aylık aldım ben. Ama ben öyle dünyanın en sayılı, en zengin kişilerinden birisi değilim. Milletvekili seçildiğim gün de mal varlığımı İnternet siteme koydum çünkü tamamı benim alın terimin eseriydi. Bu böyledir. (CHP sıralarından alkışlar)

İşveren memnun değil, sanayici memnun değil, esnaf memnun değil, çiftçi memnun değil, emekli memnun değil. Bu gerçek.

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Antalya) – Siz niye oy alamıyorsunuz o zaman?

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Vergi denetimini bir silah olarak kullanıyorsunuz, vergi denetimini bir silah olarak kullanıyorsunuz. Vergi denetimi silah olarak kullanılamaz arkadaşlar, silah olarak kullanılamaz.

Gelir İdaresi Başkanlığını yeniden yapılandıracağız inşallah. Vergi denetimini siyasetin dışında bırakacağız. Vergi ödeyen her vatandaşı saygıyla anacağız. Bu ülkeye vergi veren, bütçeye katkı yapan her vatandaş eli öpülecek vatandaştır, dövülecek adam değildir. Siz dövüyorsunuz, siz dövüyorsunuz.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Ne zaman yaptınız?

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) –Ben onu çok yaptım Beyefendi, hiç meraklanmayın.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Ne zaman yaptınız?

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Çok yaptım.

Merkez Bankası kesinlikle özerkleştirilecek. Ne diyordu Merkez Bankası Başkanı? Karar almadan önce Başbakanla görüşüyor; olmaz, bütün dünyada itibarını kaybetti, bütün dünyada itibarını kaybetti. Ne diyordu: “Yıl sonunda dolar 1,92 olacak.” Oldu mu? Olmadı. Merkez Bankası başkanları konuşmazlar, fazla konuşmazlar, siyasete bulaşmazlar, sıcak siyasetin dışında kalırlar; itibarı bu yüzdendir Merkez Bankası başkanlarının.

Ayrıca bir şey daha söyleyeyim: Burada eleştiriyoruz ama bu Parlamentoya bir kesin hesap komisyonu gerekiyor, kesin hesap komisyonu yani bütçe gerçekleşmelerini tartışacak bir kesin hesap komisyonu. Bizim düşüncemiz şu Cumhuriyet Halk Partisi olarak: Kesin hesap komisyonu kurulmalı ve onun başkanlığı mutlaka muhalefete verilmeli çünkü iktidar hesap vermeli. (CHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar) Ve biz yine şunu söylüyoruz: Kesinlikle, kesinlikle siyasi ahlak yasasını çıkaracağız. Siyasi ahlak yasasının olmadığı bir parlamentoyu kabul etmiyoruz. (CHP sıralarından alkışlar) El kaldırıp indirme mekanizmasının dışına çıkaracağız bu Parlamentoyu, söz veriyoruz.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Hadi oradan, hadi oradan! Ne zaman yapacaksınız, ne zaman?

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Birazdan göreceğiz.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Ne zaman, ne zaman?

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Birazdan göreceğiz.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Tarih ver, ne zaman?

BAŞKAN – Sayın Özel, bakınız, biz…

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Değerli milletvekilleri, bütün ülkelerde…

BAŞKAN – Sayın Kılıçdaroğlu, bir dakikanızı rica edeceğim.

MUHARREM İNCE (Yalova) – O kadrolu. Sayın Başkan kadrolu o orada, onun işi, kadrolu…

BAŞKAN – Arkadaşlar, bakınız, burada bir görüşme yapılıyor, en son konuşma da Hükûmet adına yapılacak. Yani oralardan laf atarsa, kim atıyorsa, bugüne kadar ne faydasını gördü de şu müzakerenin ahengini bozuyoruz ve işimizi zorlaştırıyorsunuz.

MUHARREM İNCE (Yalova) – O maaşlı…

BAŞKAN – Yapmayın arkadaşlar.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan, maaşlı o, kadrolu.

BAŞKAN – Efendim, kim olursa olsun.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Laf başı çalışıyor.

BAŞKAN – Buyurun devam edin.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Değerli arkadaşlar, millî eğitim yani eğitim sistemi bütün dünya ülkeleri için stratejik bir alandır. Eğitimi, sabah yatıp akşam şekillendiremezsiniz çünkü çocuklarımızın geleceği artı ülkemizin geleceği millî eğitime bağlıdır. Siz ne yaptınız? 4+4+4’ü buradan geçirdiniz. Kalkınma planlarında var mıydı? Yoktu. Millî Eğitim Bakanlığının stratejik planında var mıydı? Yoktu. Peki, Millî Eğitim Bakanlığında görüşülmüş müydü? Hayır, görüşülmemişti. Bakanlar Kurulunda görüşüldü mü? Hayır, görüşülmedi. Grubunuzdan 5 değerli milletvekili bu kanun teklifini verdi; hiçbirisi eğitimci değildi, hiçbirisi.

5 yaşındaki çocuğu okula gönderdiniz, 5 yaşındaki çocuğu. Tuvaletini yapabilecek mi o çocuk, merdiveni çıkacak mı? Hiç bunu dinlemediniz. Çünkü, talimat gelmişti, “El kaldıracaksınız bu tasarıya.” diye ve el kaldırdınız, geçti. Sonra ne oldu? Anneler 5 yaşındaki çocuklarını okula göndermemek için rapor almaya kalktılar.

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Kaç kişi?

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) - Başbakan çıktı, o anneleri suçladı “Sizin çocuğunuz geri zekâlı mıdır?” diye. Yüreğinde insan sevgisi olan, çocuk sevgisi olan bir insan, annelerin çocuklarına ne kadar titrediğini bilen bir insan o annelere dönüp, rapor alan anneye dönüp “Sizin çocuklarınız geri zekâlı mıdır?” diye suçlar mı Allah aşkına, böyle bir şey olabilir mi, insan bunu kabul edebilir mi? (CHP sıralarından alkışlar) Başbakan da biraz sonra bu kürsüye gelecek, bütün o annelerden özür dilemesini istiyorum, bütün annelerden. Her annenin çocuğu onun gözünde asla tartışılamaz. Onu suçladınız, anneyi “Rapor alıyor.” diye. Ne oldu? Sonra bundan vazgeçtiler. O çocukları siz denek olarak kullandınız ya, denek olarak kullandınız. Vicdan sahibi insan o çocukları denek olarak kullanır mı? Üstelik hakaret ettiniz, hem çocuğa hem annesine hakaret ettiniz.

Değerli arkadaşlarım, PISA sonuçlarını gazetelerden siz de okuyorsunuz. Türkiye’de çocuklar neden en diplerde geziyor? Matematikte neden en diplerde? Fen bilimlerinde neden en diplerde, en sonlarda yer alıyoruz? Okuduğunu anlama yetisinde neden bizim çocuklarımız en diplerde?

SIRRI SAKIK (Muş) – Sabahleyin hepsi yalan ant içtikleri için. “Türküm, doğruyum, çalışkanım” derse böyle olur!

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) - Sonuç eğitim sisteminden kaynaklanıyor değerli arkadaşlar. Oturup adam gibi bir eğitim sistemi kuramadık. 5 Millî Eğitim Bakanı değiştirdiler, her bakan ayrı telden çaldı ve siz 4+4’e izin verdiniz hiçbir yerde tartışılmadan. Yazık günah değil mi bizim o çocuklarımıza? Yazık günah değil mi o annelere? Sabahın köründe o çocukları hangi koşullarda okullara gönderdiler?

Ve gerçekten bu Hükûmete hayranım, bir Bakanları var, çıktı bir konuşma yaptı “Efendim, biz Müslüman ülkeyiz, bizden mucit çıkmaz, biz ara eleman yetiştireceğiz.” diyor. Allah akıl fikir versin, ne diyeyim ben başka? (CHP sıralarından alkışlar) Ne demek “Bizden mucit çıkmaz.” arkadaşlar? Ne demek “biz ara eleman yetiştireceğiz?” Bu ne demektir biliyor musunuz? Biz sadece parya yetiştiririz, düşünce adamı yetiştiremeyiz, bilim adamı yetiştiremeyiz demektir. Bence onu Millî Eğitim Bakanı yapsın Sayın Başbakan, iyi olur yani.

Değerli arkadaşlarım, vatandaş konuşmaktan korkuyor, iş adamı konuşmaktan korkuyor ama Başbakan da korkuyor. Bir yere gidiyor, valileri var ya, sıkıyönetim ilan ediyorlar o ilde, Başbakan gelecek, sokağa çıkmak yasak. Başbakan gelecek, bunlar eylem yapabilir, onları gözaltına alın. Başbakan gelecek, valiler seferber. Hangi çağda yaşıyoruz, hangi çağda yaşıyoruz? Demokrasiden gittikçe uzaklaştığımızın farkında değil misiniz arkadaşlar? Parlamentoya gelirken bile Sayın Başbakan 150 korumayla geliyor. İnsaf ya, insaf, 150 koruma! Bence, bakanları dışarı çıkarsın, korumalarla buraya otursun. Siz gerçek tabloyu öyle görün. (CHP sıralarından alkışlar) Bir kısmı ayakta kalacak ama başka çaresi yok, 150 kişilik yer yok burada. Böyle bir tablo olabilir mi? Vali diyor ki: “Başbakan gelecek.” E, gelsin, ne olacak yani, Başbakandır, vatandaş saygı gösterecek, ülkenin Başbakanı, seçimle gelmiş. Sıkıyönetim gibi bir tablo uygulanabilir mi? Emin olun, Kenan Evren bile bunu yapmadı, Kenan Evren döneminde bile bunlar olmadı.

İstihbaratla devlet yönetilmez arkadaşlar. Devleti yönetecek adamın yüreğinde önce insan sevgisi olacak, önce budur, kural budur. (CHP sıralarından alkışlar)

“Gençler eylem yaptı.” Ya, gençler bütün dünyayı eylem alanı olarak kullanırlar, bütün dünyada vardır demokrasilerde bu. Gezi eylemlerinde söylemediği kalmadı, yapmadığı kalmadı. O gencecik çocuklar, ellerinde karanfil, elinde pet şişe, su şişesi, elinde kitap… (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

Bir dakika, bir dakika, bir dakika…

BAŞKAN – Arkadaşlar, lütfen müdahale etmeyin, değerli arkadaşlar.

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Doğru bilgi verelim Başkanım.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Ne oldu? Çadırlarını yaktınız o çocukların, çadırlarını. Ne oldu? Fiyakasını bozdular, mizahla bozdular fiyakasını.

BÜLENT TURAN (İstanbul) - Mizah demeyin Sayın Başkan.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Bütün dünyada saygınlığını sıfırladılar, bütün dünyada. Bakın, ister Japonya’ya gidin ister Rusya’ya, ister Amerika’ya ister Papua Yeni Gine’ye gidin, Gezi olayları Türkiye demokrasi tarihine vurulmuş silinmez bir damgadır artık, bunu herkes böyle bilsin. (CHP sıralarından alkışlar)

O gençler bizim gençlerimiz. Böyle 2 kişi kalkacak, itiraz edecek, yılmazlar. O gençler idam sehpalarından geçtiler, yılmadılar; işkencelerden geçtiler, yılmadılar; yaşları uzatıldı, idam edildi, yılmadılar. Senin TOMA’larından, biber gazından, kelepçenden, polisinden mi korkacaklar? (CHP sıralarından alkışlar) Asla korkmazlar, onlar bu ülkenin çocukları çünkü. Korkmadılar zaten, tarih yazdılar onlar. Korkan, burada oturan Başbakan, korkan bu. Ne diyor? Ya, 7 kişi öldü, 7 kişi, 10’dan fazla kişi gözünü yitirdi. Ne diyor Başbakan? “Vay, şu canım canım seramikler gitti. Otobüs durakları gitti.” diyor. Ya, insan ölmüş, sende hiç vicdan yok mu ya, insan ölmüş ya! Polis öldürüyor üstelik. İnsan ölmüş, onun derdi insanda değil, ölen insanda; seramiklerde. Ya, seramiği gene yaparsın, otobüs durağını da yaparsın.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) - Polis de öldü.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Polis de öldü, o da bizim kardeşimiz. Sizin yüzünüzden öldü orada. Yani, pardon, affedersiniz, sizin değil, bunların yüzünden öldü, bunların yüzünden öldü. Biz, hiç ayrım yapmadık, bak, “Ölen” derken onu da dâhil ettik.

Değerli arkadaşlar, sormak istiyorum: Mala acıdığın kadar Sayın Başbakan, biraz da cana acısan ne olur, ne olur yani? (CHP sıralarından alkışlar) 14 yaşındaki Berkin hâlâ yoğun bakımda. Beyefendinin derdi ne? Seramikler gitti. Ya, bu kadar mala hayranlığı anlamak mümkün değil. Köşeyi döndünüz, zengin oldunuz yani villalarda oturuyorsunuz. Ya, bu gariban bir çocuk, 14 yaşında ya!

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Hiç yakışmıyor.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) - Mısır’da ölen kıza ağlarsın, burada 7 kişi hayatını kaybetmiş, yoğun bakımda var, gözünden yaş bile akmaz ya ve dönersin dersin ki: “Şu seramiklere yazık oldu, şu otobüs duraklarına yazık oldu.” Bu düşünceyi anlamak mümkün değil değerli arkadaşlarım.

Son zamanlarda bir şey daha çıktı: “Elimde belge var, açıklayacağım.” Daha önce bir konuşma yapmıştı Gezi olayları sırasında. Efendim, Kabataş İskelesinde, 40’a yakın, elleri meşin eldivenli insanlar türbanlı bir kız ya da anne, yanında çocuğu, çocuk arabasında, üstüne saldırıyorlar, 40’ı birden dövüyor, kadın bayılıyor, bir de üstüne idrarlarını yapıyorlar ve Başbakan çıktı bunu anlattı.

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Ziyaret edecek misiniz?

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) - Bana gazeteciler sorduğunda, bunu yapanların insan tanımına girmeyeceğini söyledim. (CHP sıralarından alkışlar) Ve onların yakalanıp hapse atılması, en ağır şekilde cezalandırılması gerektiğini söyledim. Cuma gününü bekledim, gerçekten. Nedir bunlar, kim bunu yapanlar? Cuma yok, ondan sonraki cuma da yok, ondan sonraki cuma da yok. Bir Başbakana ne yakışır? Doğruları söylemek yakışır. Elinde belge varsa, bilgi varsa, doküman varsa neden götürüp vermiyorsun bunları? (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Olmamış mı bu olay?

BAŞKAN – Lütfen… Lütfen… Arkadaşlar…

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) - Böyle bir olay varsa savcının harekete geçmesi lazım.

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Var, var.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) - Şu iktidar niye oturuyor burada? Bunlar niye oturuyor burada?

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Yapmayın ya!

BAŞKAN – Sayın Kacır, lütfen…

ÜNAL KACIR (İstanbul) – Beraber gidelim, ziyaret edelim o evi.

BAŞKAN – Sayın Kacır…

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Sen bırak onu… Evi ziyaret etmekle olmaz bu iş. O işi yapanları cezalandıracaksın sen kardeşim. Ne demek “Ziyaret edin.” Ziyaret eden doğruyu söylemiyorsa ne yapacağız? MOBESE kameralar çalışmıyormuş. Bu iktidar döneminde caminin imamını sekiz saat terörle mücadele şubesinde tutmak hangi vicdanın işidir? (CHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

“Belgesi var, açıklayacağım.” Geçen gün gene bir şey daha, 25 Ağustos 2004 tarihli bir -biliyorsunuz- Millî Güvenlik Kurulu belgesi yayımlandı. “Efendim, bizim de elimizde belgeler var, açıklarsak yer yerinden oynar.” Buradan söyleyeyim, belki duyar, Sayın Başbakan, açıklamadan bir gün önce haber ver de bari vatandaşlar evden çıksınlar, depremden zarar görmesini istemeyiz, öyle değil mi?(CHP sıralarından alkışlar) Yahu, elinde belge varsa niye açıklamıyorsun, niye açıklamıyorsun? “Belge var, yer yerinden oynar.” Senin belgelerini gördük biz ama yayımlanan belgelerin hiçbirisine sahte diyemedin sen. Tıpış tıpış gittin 25 Ağustos 2004’te Millî Güvenlik Kurulu belgelerinin altına imzanı attın. Ne dediler? “Efendim o günün şartları öyleydi.” Erbakan’a niye diyordun “Niye dik durmadın.” diye? Üstelik tek başına iktidarsın. Millî Güvenlik Kurulu değişmiş…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Bunların cevapları verildi Sayın Başkanım.

BAŞKAN – İlave süre veriyorum.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) – …Genel Sekreter sivilleşmiş.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Bakana verdiğiniz kadar vermeniz lazım.

BAŞKAN – Müsaade edin ben takdir ederim onu.

SALİH KAPUSUZ (Ankara) – On dakika, on dakika verin.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Kılıçdaroğlu.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Efendim, neymiş? “Kararı imzaladık ama uygulamasını yapmadık.” Arkadan uygulama belgeleri çıktı. Ne dedilerse arkadan belgeleri çıktı. Şimdi ne oluyor? Gazeteye ve gazeteciye suç duyurusunda bulundular; MİT, Millî Güvenlik Kurulu ve Başbakan suç duyurusunda bulundu. Ne diye? Belgeyi açıkladı diye. Halkı ilgilendiren belge suç unsuru değildir arkadaşlar. Veren suçludur, bakın, veren suçludur ama yayımlayan dünyanın hiçbir demokrasisinde suçlu konumuna gelemez. Bugüne kadar hiçbir gazeteci, dünyanın hangi demokrasisini ele alırsanız alın yayınladığı belge dolayısıyla hapse girmemiştir. Sizin devri iktidarınızda girebilir mi? “E, girebilir tabii, ne olacak? Yargıya talimat verdik, savcı bunu yapacak, e, onlar da hapse girecekler.” diyor. Ama bunun arkası gelecektir. İki yüzlü bir siyaset izledi bu Hükûmet, iki yüzlü, size başka şey söyledi, kapalı kapılar ardında başka belgeler imzaladı. Siz, hâlâ, bu Hükûmete güveniyor musunuz? (AK PARTİ sıralarından “Güveniyoruz, güveniyoruz.” sesleri)

OSMAN BOYRAZ (İstanbul) – Millet güveniyor.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Çok basit bir soru soracağım, çok basit bir soru soracağım: 2004’teki belgeyle ilgili suç duyurusunda bulundunuz ve bunu yayınları da vatan haini ilan ettiniz, güzel. 28 Şubat kararları yayınlandığında niye itiraz etmediniz? Niye “Onu yayınlayanlar vatan hainidir.” demediniz? Siyasette çifte standart var mıdır? Çifte standart güden bir politikacının güven vermediğini hepimiz bilmiyor muyuz? Türkiye’yi yarı açık cezaevine döndürdünüz arkadaşlar.

Bakın, sahte isimlerle mahkemeden karar çıkartıp gazetecilerin telefonlarını dinlediler. Ne dediler? “Efendim, hâkimlerle iş birliği yaptık…” Yarın iktidar değişti, herhangi bir iktidar gelip sizin telefonlarınızı dinlemek için mahkemeden sahte isimlerle karar alırsa, siz buna “Evet” diyecek misiniz? Biz, o zaman da “Hayır” deriz, o zaman da “Yanlış” deriz, “Demokrasilerde bu olmaz.” deriz. (CHP sıralarından alkışlar) “İnsan hakkı ihlalidir.” deriz. Ama siz buna ses çıkarmıyorsunuz. Sorunumuz da bu değerli arkadaşlarım.

Biliyorum, Sayın Başbakan, biraz sonra gelecek buraya, 1930’lardan, 1940’lardan bahsedecek, “Şöyle oldu.” diyecek, “Böyle oldu.” diyecek vesaire, vesaire…

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Gelir, gelir, biraz sonra gelir.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) - Söylesin, hiç umurumda değil, söyleyebilir de ama ben kendisine çok basit bir soru sormak isterim: 2013, Ankara’da…

BAŞKAN – Son defa süre veriyorum Sayın Kılıçdaroğlu, süreniz bitti.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) - …doğal gazı hangi gerekçeyle karneye bağladınız? Bunu öğrenmek istiyorum. Savaş hâli mi var? Yok. Doğal gaz sıkıntısı mı var? Yok. Doğal gazı niye karneye bağlıyorsunuz Ankara’da? E, herhâlde mantıklı bir cevabı öğrenmiş olacağız.

Dış politika da iflas etti, dış politika da. Ben, Dışişleri Bakanı için “çapsız” sözcüğünü kullanmıştım, kendisi de mahkemeye verdi beni. “çapsız” sözcüğünü kullandım, ya, galiba biraz yanlış yapmışız. Çünkü “Komşularla sıfır sorun.” deyip de bir süre sonra bütün komşularla kavgalı hâle gelmek için bir adamın çapının olması lazım, o çap da onda var. Nasıl oluyor böyle bir şey? Suriye, kavgalı; Mısır, kavgalı; İsrail, kavgalı; Irak, kavgalı; İran, kavgalı. İran’da Başbakanı bir gün beklettiler, hiçbiriniz itiraz ettiniz mi buna? Türkiye Cumhuriyeti Başbakanını İran’da bir gün beklettiler görüşmek için. Putin’le yaptığı görüşmeyi, yorumlarını acaba Rusya’dan ve Türkiye’den izleyebiliyor musunuz? Başbakanın hangi konumda olduğunu izleyebiliyor musunuz?

Suriye konusunda en son bir tır yakalandı, uyuşturucu ihbarı nedeniyle yakalandı. Baktılar ki içinde Suriye’ye gidecek bir sürü silah var. Tır şoförünün ifadesini okuyorum arkadaşlar, mahkemede verdiği ifadeyi: “Ben bu malzemeleri daha önce 2 defa Reyhanlı’ya götürüp teslim ettiğim yer jandarma kontrolünün korumasında olan, etrafı çevrili bir yerdi. Zaten, oraya girebilmek için jandarma kontrolünden geçiyordum. Ancak, o aracı aramadılar, kasasına bakmadılar, bizim tırı götüren önde bir araç duruyordu, o araçla konuştular. Sonra, o karakol binasının 200 metre ötesinde etrafı çevrili bir alana bu yükü boşalttım. Boşalttığım yüklerin hepsi ambalajlı ve sarılıydı.”

Değerli arkadaşlarım, Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetine yasa dışı örgütlere silah sağlamak düşer mi? Bu, Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetinin yani bu Hükûmetin meşruiyetini tartışma konusu yapmaz mı bütün dünyada? El Kaide’yle iş birliği yapıyorsun. Niye yapıyorsun sen? Suriye’de akan her kanın sorumlusu işte bu Hükûmettir. (CHP sıralarından alkışlar) Her damla kanın sorumlusu bu Hükûmettir. (CHP sıralarından alkışlar) “Mısır’da darbelere karşıyım.” dedi.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Kılıçdaroğlu, ikinci defa verdiğim süre de bitti. Lütfen toparlayınız konuşmanızı.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Bitiriyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Lütfen, rica edeceğim.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) – “Mısır’da darbeye karşıyım.” dedi; eyvallah. Biz de darbeye karşıyız. Parti meclisinde Mısır’da yapılan darbeyi eleştirdim. Neden? Tahrir Meydanı’ndaki özgürlük ve demokrasi isteyen kitlelerin sesini kestiği için. Ben, yalnız merak ediyorum: Mısır’da, güzel, darbeyi eleştiriyorsun. El Ezher Şeyhi’ni lanetledi Sayın Başbakan. Mısır’da asıl derin kırılma yaratan budur. El Ezher Şeyhi bütün Mısır halkı için çok önemlidir. Ben bir soru sormak istiyorum, gelip bu kürsüde cevap vermesini istiyorum: Darbeye karşısın; eyvallah. Ömer El Beşir’i sen hangi gerekçeyle Türkiye’ye getirdin, altına kırmızı halı serdin? (CHP sıralarından alkışlar) Ömer El Beşir, tuğgeneral rütbesiyle darbe yaptı Sudan’da. 4 Mart 2009’da Savaş Suçları Mahkemesinde yargılandı ve mahkûm oldu. Birleşmiş Milletler rakamlarına göre 300 bin kişi Sudan’da öldürüldü, 2 milyon 700 bin kişi de evlerinden oldu. AIlah aşkına, 300 bin kişinin katilini, Savaş Suçları Mahkemesinde mahkûm edilen bir insanı, bir darbeciyi sen Türkiye’ye getirip, altına kırmızı halı seriyorsun, Mısır’la ortak tarihimiz, ortak kültürümüz var, bizi bu hâle getiriyorsun Mısır’la. Bana çıkıp bunun hesabını vermek zorundadır Başbakan çünkü Mısır’la biz ilişkilerimizin bozulmasını istemeyiz, Irak’la ilişkilerimizin bozulmasını istemeyiz, Suriye’yle ilişkilerimizin bozulmasını istemeyiz, İsrail’le ilişkilerimizin bozulmasını istemeyiz, İran’la ilişkilerimizin bozulmasını istemeyiz. Gerçek anlamda bu coğrafyada yurtta barışı, dünyada barışı sağlamak zorundayız; hedefimiz bu. Bir Dışişleri Bakanı getirdiler, felaket. Benim bir tavsiyem var Sayın Başbakana: Mademki Suriye’de El Kaide militanlarına silah gönderiyorsunuz, bundan sonra size tavsiyem Dışişleri Bakanını o tır şoförünün yanına oturtun, uyuşturucu ihbarı bile gelse polis onu aramaz ve böylece hiç değilse gün yüzüne çıkmadan silahları siz El Kaide’ye göndermiş olursunuz. Başka çaresi yok. (CHP sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlarım, işsizliği siz de biliyorsunuz, ben de biliyorum. Bunlar iktidar olurken “işsizliği önleyeceğiz” demişlerdi. Hangi işsizliği önlediler? Eminim bize geldiği kadar, bize gelenin 3 misli size geliyordur “İş bulun.” diye. Sormuyor musunuz kendinize, 1 trilyon 678 milyar dolar para harcayan bu Hükûmet niye işsizliği çözemedi, niye çözemedi? 1 trilyon 678 milyar dolar. Ne yaptılar? Bu soruyu bir sorun. Neden bu Sayıştay raporları buraya gelmiyor? Bütün bunlar için gelmiyor arkadaşlar. (CHP sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlarım…

BAŞKAN – Sayın Kılıçdaroğlu, üçüncü defa verdiğim süre de doldu. Eğer bitirdiyseniz sözünüzü... Lütfen…

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Toparlıyorum. Bazı arkadaşlarımız…

BAŞKAN – Nasıl olsa son konuşmaları sizlerin yapma imkânınız var.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, toparlamak için, selamlamak için efendim.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Tabii, bitiriyorum Sayın Başkanım. Selamlayacağım efendim.

BAŞKAN – Birer saat diye kararı alan sizlersiniz. Ben onu uyguluyorum, ona ilave verdim.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (Devamla) – Gerçekler acıdır değerli arkadaşlarım. Bizim görevimiz, olabildiğince bu ülke yurttaşının çektiği sorunları Parlamentoda dile getirmektir. Eksiğimiz olabilir, yanlışımız olabilir, kusurumuz olabilir ama bizim bir özelliğimiz var: Biz kul hakkı yemeyiz, kul hakkı yiyenlerden de hesap sorarız. Bu bizim görevimizdir. (CHP sıralarından ayakta alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kılıçdaroğlu.

Şimdi, Milliyetçi Hareket Partisi…

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Sayın Başkanım, Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Canikli…

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Sayın Başkan, sayın konuşmacı, biraz önce konuşmasında…

BAŞKAN – Sesi duyamadım, biraz… (CHP sıralarından “Sayın Genel Başkan” sesleri)

MUHARREM İNCE (Yalova) – “Sayın Genel Başkan” demek istedin.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Sayın konuşmacı, biraz önce konuşmasında AK PARTİ Grubuna yönelik olarak hem sataşmada bulunmuştur hem de hakarette bulunmuştur. AK PARTİ Grubuna yönelik olarak “Robot gibi el kaldırıyorsunuz, indiriyorsunuz.” şeklinde sataşmada ve hakarette bulunmuştur.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Hayır, öyle demedi.

KEMAL KILIÇDAROĞLU (İstanbul) – Öyle bir şey yok Sayın Başkan.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Sataşmadan söz istiyorum efendim.

BAŞKAN – Evet, buyurun.

İki dakika söz veriyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar, CHP sıralarından gürültüler, sıra kapaklarına vurmalar)

VII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Giresun Milletvekili Nurettin Canikli’nin, İstanbul Milletvekili Kemal Kılıçdaroğlu’nun 506 sıra sayılı Bütçe Kanunu Tasarısı ile 507 sıra sayılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın tümü üzerinde yaptığı konuşması sırasında AK PARTİ Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Arkadaşlar, elektronik sistem bozuluyor, vurup vurmamak sizin takdiriniz ama elektronik sistemi bozuyorsunuz. Lütfen, rica edeceğim.

Buyurun Sayın Canikli.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Lütfen… Lütfen… Değerli arkadaşlar, lütfen… (CHP sıralarından gürültüler, sıra kapaklarına vurmalar)

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Kendi genel başkanlarına saygı göstersinler.

BAŞKAN – Arkadaşlar, lütfen, rica edeceğim. Sayın hatibi dinlersiniz, yanlış bir şey söylüyorsa cevap verirsiniz, bunda bir şey yok. (CHP sıralarından gürültüler, sıra kapaklarına vurmalar) Lütfen, rica edeceğim. Bakınız, sistemi bozuyorsunuz, kamu malıdır bozulan. Netice itibarıyla bir süre sonra çalışmalarımız aksar. Lütfen, rica edeceğim.

Buyurun Sayın Canikli.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; hepinizi saygıyla selamlıyorum. Öncelikle… Öncelikle… (CHP sıralarından gürültüler, sıra kapaklarına vurmalar)

BAŞKAN – Lütfen, devam edin.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – …biraz önce Ordu ilimizin Gökömer köyünde su olmadığı, suyu olmadığı ifade edildi.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Nerede var bu usul? Nerede var?

BAŞKAN – Arkadaşlar, doğru değil bu.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – İstifa etmen lazım oradan. Cevabı Hükûmet versin. Meclis İçtüzüğü’nü çiğniyorsun.

BAŞKAN – Söz hakkı verdik, sataşma. Sataşmadan dolayı söz istedi, verdim. Yanlış bir şey söylüyorsa cevap verirsiniz. Bakınız…

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Yani işte, çok güzel bir demokrasi örneği sergiliyorsunuz. Çok güzel bir demokrasi örneği sergileniyor.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Ne demokrasisi? Sen kimsin?

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Biz dinledik. Kimse kimseye hakaret edemez. Kimse kimseye hakaret edemez. Elbette hakaret edildiği zaman biz sataşmadan söz alıp bunun cevabını vereceğiz.

BEDİİ SÜHEYL BATUM (Eskişehir) – Başbakan versin cevabı.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Bakın, biraz önce Gökömer köyünde su olmadığı söylendi.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Sayın Başkan, hukuku çiğniyorsunuz.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Biraz önce bilgi geldi. Yani ne kadar yanlış, eksik bilgilerle burada konuşmalar yapıldığını ifade etmek için söylüyorum.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Hadi oradan!

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Ordu’nun Gökömer köyünün su ihalesi bir buçuk ay önce yapıldı ve yılbaşında tamamlanıyor. Sanıyorum, epey uğraşmışlar…

BEDİİ SÜHEYL BATUM (Eskişehir) – Hadi oradan!

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Susuz köy aramak için epey uğraşmışlar, bulamamışlar. (CHP sıralarından gürültüler, sıra kapaklarına vurmalar)

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Sayın Başkan, müdahale edin.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla)– Değerli arkadaşlar, Suriye’de dökülen kanın sorumlusu Esed’le hatıra fotoğrafı çektirenlerdir. Esed’le hatıra fotoğrafı çektirenlerdir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar; CHP sıralarından gürültüler, sıra kapaklarına vurmalar)

GÜLAY DALYAN (İstanbul) – Bravo.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla)– Sayıştay tüm raporları gönderdi, Sayıştay raporlarının tamamını gönderdi, hiçbir dönemde gelmeyen raporlar bu dönemde geldi. Biraz önce ifade edilen o raporlar Sayıştay tarafından ilk defa, kırk yıldır, elli yıldır gelmeyen raporlar buraya geldi ve denetime tabi tutuldu. (CHP sıralarından gürültüler, sıra kapaklarına vurmalar)

BEDİİ SÜHEYL BATUM (Eskişehir) – Hadi oradan!

NURETTİN CANİKLİ (Devamla)– Hiçbir dönemde olmayacak kadar şeffaflık ve açıklık var. Şimdi, Cumhuriyet Halk Partisi şunu istiyor, raporlar geldi ama istediği gibi değil raporlar. İstediği gibi gelmedi. Suistimal yok, yanlışlık yok. Onların istediği, sipariş ettikleri, düşündükleri raporlar değil. Sayıştay sizin emir eriniz değildir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar; CHP sıralarından gürültüler, sıra kapaklarına vurmalar)

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Canikli, teşekkür ediyorum.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – İstediğiniz kadar arayın, istediğiniz kadar uğraşın bir suistimal, yolsuzluk bulamazsınız. Bu kalın rapor hem yargılamaya esas bilgileri içeriyor hem de mali raporların dayanağını tespit eden…

BAŞKAN – Sayın Canikli, teşekkür ediyorum.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Bu bilgi muhtemelen sizde yok. Ben size hatırlatıyorum. Dolayısıyla onlar ham bilgilerdir.

BAŞKAN – Sayın Canikli… Sayın Canikli, lütfen…

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar, CHP sıralarından gürültüler)

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Bu ne tahammülsüzlüktür ya! Bu ne saygısızlıktır ya!

BAŞKAN – Bir dakika arkadaşlar… Bir dakika…

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın İnce…

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkanım, neyi duydu ki “Sataşma var.” diyor? Bir şey duyulmadı ki.

BAŞKAN – Bir dakika… Bir dakika… Bir dinleyelim de ondan sonra vardır veya yoktur, onu anlayacağız. Bir talebini alalım.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Neyi duyduğunu söylesin, neyi duyduğunu.

BAŞKAN – Evet, buyurun.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan, birincisi, bu Mecliste sayın genel başkanlar konuştuktan sonra… (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Bir dakika arkadaşlar… Bir dakika… Bir talebini alalım, ona göre işlem yapalım.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Ne işlem yapacaksınız?

MUHARREM İNCE (Yalova) – Zaten az sonra Sayın Başbakan konuşacak. Bu Mecliste on bir yıldır benim gördüğüm, sayın genel başkanlar konuştuktan sonra zaten Başbakan çıkıyor, cevabını veriyor. Yani grup başkan vekilinin, Genel Başkanımızdan sonra kürsüye çıkıp “sataşma var” diye, Hükûmet adına, Hükûmeti savunacak şekilde…

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Grup adına. Gruba hakarette bulundu.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Hayır efendim.

O grupla ilgili de Sayın Genel Başkanımızın “robot gibi” sözünü değiştirerek kullandı Sayın Canikli.

İzin verirseniz onu kısaca açıklamak istiyorum.

BAŞKAN – Yok. Şu an öyle bir şey yok. Tutanakları getirip bakayım, gerekiyorsa size de söz vereyim.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Hayır efendim.

BAŞKAN – Buradayım ben.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Bir dakika…

BAŞKAN – Efendim, bir dakika...

Ben sizin talebinizi dinledim. Şimdi, bakınız, bir sataşma varsa aynı oturum içerisinde söz verilebilir diyor.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan… Sayın Başkan…

BAŞKAN – Bu gürültü içerisinde ne söyleyip söylemediğini benim anlama imkânım olmadı. Tutanakları getirteyim, eğer böyle bir şey varsa elbette size de söz vereyim. İki dakika söz vermekten bir şey çıkmaz.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan, daha o konuşmadan önce Sayın Canikli söz isterken burada dedi ki, hatta alaycı bir üslupla…

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Hayır, hiç alakası yok. Öyle bir şey yok Sayın Başkan.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Ana muhalefet partisinin Genel Başkanına, “Sayın konuşmacı bize ‘robot’ dedi.” diyerek anlamı saptırdı.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – “Sayın konuşmacı” dedim.

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Sensin robot o zaman!

MUHARREM İNCE (Yalova) – Yanlış anlamlar yükledi. Genel Başkanımıza, grubumuzun başkanına hakaret etti.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Hiçbir alaycı ifade söz konusu değil Sayın Başkan. Gayet usule uygun bir şekilde söz istedim.

MUHARREM İNCE (Yalova) – İzin verirseniz bunu düzeltmek istiyorum.

BAŞKAN – Bakınız, şimdi, her türlü talebinizi alırım. İki dakika birine söz vermiş olmakla kıyamet kopmaz. Ancak bir işlem yaparken de usulüne uygun yapalım. Aynı oturum içerisinde olmak kaydıyla… (CHP sıralarından gürültüler)

Bir dakika arkadaşlar…

Gürültü yaptınız, Sayın Canikli’nin ne söylediğini kürsüde nereye kadar anlayabildiysek ona göre tutanakları getirteceğim, bakacağım, varsa söz vereceğim.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Canikli bir daha konuşsun. duyalım…

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Sayın Başkan, Sayın Canikli bir daha konuşsun. Ne dediğini duyamadık.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan, Sayın Canikli’nin kürsüde söylediklerini değil, sizden söz isterken söylediklerini söylüyorum.

BAŞKAN – Olsun, tamamıyla ilgili gelsin bakacağız.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan… Sayın Başkan…

BAŞKAN – Hayır, hayır… Lütfen…

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan…

BAŞKAN - Getirteceğim, söz hakkınız varsa, tutanaklar gelsin aynı oturum içerisinde söz verme hakkım var. Takdir bana ait müsaade ederseniz.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan, Sayın Genel Başkanımız AKP milletvekillerine “Robot gibisiniz.” demedi, onu düzeltmek istiyorum. (AK PARTİ sıralarından “Dedi.” sesleri) Demedi.

BAŞKAN – Tamam işte, getirteyim, düzeltme hakkı vereyim, müsaade et ya!

MUHARREM İNCE (Yalova) – Siz duymadınız mı?

BAŞKAN – Hem “Demedi.” diyorsunuz vesaire diyorsunuz. İç Tüzük’ün bana verdiği yetkiye göre bir takdir hakkım var. Yanlış anlamamak için getirteyim tutanakları, ondan sonra…

MUHARREM İNCE (Yalova) – Peki, bir dakika, Sayın Başkan, Sayın Genel Başkanımız konuştuktan sonra neden tutanakları istemeden Canikli’ye söz verdiniz de şimdi bana tutanak istiyorsunuz?

BAŞKAN – Hayır, o “robot” kısmını ben duydum.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Tamam.

BAŞKAN – Eğer yanlışsa ben özür dilerim ama doğruysa verdiğim işte yanlış bir durum yok. Onun için, müsaade edin…

MUHARREM İNCE (Yalova) – Peki, siz Sayın Canikli’nin Sayın Genel Başkanımız için “robot gibi” sözcüğünü söylerken duymadınız mı?

BAŞKAN – Neyi duyduysam ben ona göre… Ama bu gürültülü ortamda duyma imkânı var mı? Baştan beri herkesi ikaz ediyoruz. Yapmayın, etmeyin.

Evet, değerli arkadaşlar…

MUHARREM İNCE (Yalova) – O zaman, usul tartışması açıyorum, tutumunuz hakkında usul tartışması açıyorum.

BAŞKAN – Tamam, tamam, peki.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Aleyhte.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Lehte.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Aleyhte.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Lehte Sayın Başkan.

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Lehte.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Aleyhte.

BAŞKAN – Tamam, peki.

Buyurun Sayın İnce, aleyhteyse, iki dakika. (AK PARTİ sıralarından gürültüler, sıra kapaklarına vurmalar)

Arkadaşlar, yapmayın. Bakınız, lütfen yapmayın.

İZZET ÇETİN (Ankara) – Sayın Başkan, yaptığını beğendin mi? Bu Meclisi bu hâle sen getirdin!

BAŞKAN – Meclisin elektronik sistemi zarar görüyor, kamu malı zarar görüyor. Ne söyleyecekseniz sükûnet içerisinde söyleyin, yapmayın.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Sayın Başkan, sizin döneminizde bu Meclis en itibarsız hâle geldi. Milletvekillerini itibarsız hâle getirdiniz.

BAŞKAN – Bir dakika arkadaşlar…

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Meclisi itibarsız hâle getirdiniz. Sizin istifa etmeniz lazım. Sizin Meclis Başkanlığından ayrılmanız lazım.

BAŞKAN – Ben ne yaptığımı biliyorum, İç Tüzük’e uygun hareket ederek adil bir yönetim sergilemeye çalışıyorum; ama kabul edersiniz ama etmezsiniz, o ayrı bir olay.

Buyurun Sayın İnce, iki dakika süre veriyorum.

VI.- USUL HAKKINDA GÖRÜŞMELER (Devam)

2.- Oturum Başkanı TBMM Başkanı Cemil Çiçek’in, söz vermeyle ilgili tutumu hakkında

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Genel Başkanımız Adalet ve Kalkınma Partisinin milletvekillerine “Robot gibisiniz.” demedi.

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Dinlememişsin galiba.

MUHARREM İNCE (Devamla) – Ama Adalet ve Kalkınma Partisinin eski Bakanı Zeki Ergezen şöyle dedi: “Biz geliriz… (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Lütfen arkadaşlar…

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Zeki Ergezen nerede?

MUHARREM İNCE (Devamla) - …grup başkan vekiline bakarız. Grup başkan vekili nasıl el kaldırıyorsa, ne yapıyorsa öyle oy veririz.”

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Siz bakmaz mısınız?

MUHARREM İNCE (Devamla) – Zeki Ergezen’i beğenmediler, dediler ki: “O eskiden milletvekiliydi, eskiden bakandı.”

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Siz nereye bakarsınız, kime bakarsınız? Hayret bir şey ya!

MUHARREM İNCE (Devamla) – Bu dönemde milletvekiliniz Tülay Bakır dedi ki…

TÜLAY BAKIR (Samsun) – Çarpıtarak gösteriyorsun, çarpıtarak!

MUHARREM İNCE (Devamla) – Aynen şöyle dedi: “Tek rolüm el kaldırmak, başka bir işe yaramıyorum.” (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Bağımsız milletvekiline dedi.

MUHARREM İNCE (Devamla) - Sonra AKP milletvekilleri bir şey daha yaptı, bir gün bir önerge verdiler. Grup başkan vekili yanıldı, önergeyi muhalefet verdi zannettiler, kendi önergelerini reddettiler. Kendi önergeni reddedeceksin, grup başkan vekiline bakıp oy kullanacaksın…

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Aynen aynen, grubumuzdan gelen her şeye “evet” deriz.

MUHARREM İNCE (Devamla) - …tek işim parmak kaldırmak diye yakınacaksın…

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Size ne, size ne!

MUHARREM İNCE (Devamla) - …sonra Sayın Genel Başkanımız “Robot gibi olmayın, dik durun, yasamanın üyesi olun, bu diktatöre boyun eğmeyin.” deyince kızacaksın. Hadi oradan! Hadi oradan! (CHP sıralarından alkışlar, AK PARTİ sıralarından “Hadi oradan!” sesleri, gürültüler)

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Biz grubumuzdan gelen her öneriye “evet” deriz.

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Az daha bağırsın, Ankara’ya değil, Yalova’ya gidecek!

BAŞKAN – Lehte olmak üzere Sayın Canikli, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Önce biz istedik Sayın Başkan. Neye göre veriyorsunuz? Bakın bakalım tutanaklara, biz istedik önce burada. Lehte, aleyhte biz istedik.

BAŞKAN – Lehte, aleyhte veriyoruz, iki lehte, iki aleyhte. Yanlış bir şey yok.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Nasıl veriyorsunuz ya! Burası sizin babanızın çiftliği mi!

BAŞKAN – Sonra Sayın Hamzaçebi istedi, biz gördüğümüzü yazdık buraya.

Buyurun Sayın Canikli.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Biraz önce meramımı tam olarak anlatamadım, tekrar ifade etmek istiyorum.

Biraz önce, Ordu’nun Gökömer köyünün suyunun olmadığından bahsedildi. Sanıyorum epey aramışlar galiba, epey aradıktan sonra bu bilgiyi bizimle paylaştılar ama bu bilgi doğru bilgi değil. Doğrusu şu: Bu köyümüzün su ihalesi bir buçuk ay önce yapılmış ve yıl başından önce faaliyete geçecek. (CHP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Lütfen.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Bakın, AK PARTİ iktidarından önce buna benzer binlerce köyün suyu yoktu, KÖYDES Projesi’yle bunların büyük bölümü halledildi. Sanıyorum günlerce aradıktan sonra böyle bir bilgiye ulaşmışlar, o da doğru değil.

BEDİİ SÜHEYL BATUM (Eskişehir) – Sayın Başkan, böyle bir usul var mı?

BAŞKAN – İki dakika konuşma hakkı var ne istiyorsa onu konuşacak. (CHP sıralarından gürültüler)

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Doğru değil, diğer bilgiler de doğru değil, diğer bilgiler de doğru değil.

Bakın, değerli arkadaşlar, burada 2 tane rapor gösterildi, Sayıştaydan geldiği veya Sayıştayın düzenlediği iddia edilen 2 tane rapordan bahsedildi: Bir tanesi kalın rapor, bir tanesi ince rapor. Sayıştay ince raporu gönderiyor. “Niye kalın rapor gelmiyor.” diyor. Gelmez, neden? Çünkü o rapor ham rapor ve o rapordan hem yargılama raporu üretiliyor, bakın, hem yargılama raporu üretiliyor hem de mali rapor üretiliyor. Yargılama raporu, hesap yargısı olarak Sayıştaya gidiyor, diğeri de buraya gönderiliyor. Yanlış, tüm bilgiler yanlış. Bütün raporlar geldi

BEDİİ SÜHEYL BATUM (Eskişehir) – Ya sualimiz sana değil, sen milletvekilliğini garantiledin haydi! Sana değil sözümüz, sözümüz Meclis Başkanına.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – Bakın, geçmiş yıllarda hiçbir dönemde mali raporlar Türkiye Büyük Millet Meclisine gelmedi, gelen sadece uygunluk bildirimiydi. Bu dönemde hem uygunluk bildirimi geldi…

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Tamam bakan olacaksın, tamam.

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – …hem de Türkiye tarihinde ilk defa mali denetim raporları geldi. Doğru mu? Geldi. Allah aşkına, neresi denetimden kaçmak? Ve bu raporları da ihdas eden AK PARTİ Hükûmetidir, altında şahsımın da imzası olduğu teklifle, 2010 yılında yapılan bir kanunla. (CHP sıralarından gürültüler)

Bakın, birileri diktatör görmek istiyorsa aynaya bakacak, geçmişine bakacak, aynaya bakacak, geçmişine bakacak. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Kime övgüler düzmüş, hangi diktatöre övgüler düzmüş, hangi diktatörlerle…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

NURETTİN CANİKLİ (Devamla) – …yatıp kalkmış ona bakacak, ondan sonra konuşacak.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar, CHP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Evet, lütfen…

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Bütün diktatörlerin saraylarına siz koşuyorsunuz.

ALİ SARIBAŞ (Çanakkale) – Bravo, başbakansın vallahi, bravo!

BAŞKAN - Buyurun Sayın Hamzaçebi, aleyhte.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri… (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Lütfen arkadaşlar.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) - Sayın Nurettin Canikli söz isterken, Sayın Genel Başkanımızla ilgili olarak “Sayın konuşmacı grubumuza hakaret etti.” diye bir değerlendirmede bulundu, bu gerekçeyle söz istedi, siz de söz verdiniz. Recep Tayyip Erdoğan Başbakandır ama biz Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a “konuşmacı” demeyiz, “Recep Tayyip Erdoğan” demeyiz, “Sayın Başbakan” deriz. (AK PARTİ sıralarından gürültüler) Onun bir unvanı vardır, biz kendisine bu unvanla hitap etmeyi tercih ederiz.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Hayır onu söylerim, onda hiçbir sakınca yok, “Sayın Genel Başkan” derim, özel bir niyetim yok. Hayır, böyle bir niyetim yok.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) - Kendisini eleştirebiliriz, kızabiliriz, politikalarını beğenmeyebiliriz ama biz ona “O” diye hitap etmeyiz, herhangi bir üçüncü şahıs diye onu anmayız.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Öyle bir niyetim yok, “Sayın Genel Başkan” da derim yani hiçbir sakıncası yok onun, olayları çarpıtmayın.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) - Bu hitapla Sayın Canikli’yi baş başa bırakıyorum.

Değerli milletvekilleri, Sayıştay raporlarıyla ilgili buraya çıkan bütün konuşmacılar yanlış bilgi veriyor, doğru bilgiyi vermiyor. İşte Adalet Bakanlığı denetim raporu. “Bütün cumhuriyet tarihi boyunca gelmeyen raporu getirdik.” diyorsunuz. Yedi sayfa, son cümlesi şu: “İlgili kamu idaresi bize gerekli mali tabloları vermediğinden biz denetimi yapamadık.” Getirdiğiniz rapor bu.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Hangi mali bilgileri vermiyor, hangi mali tabloları?

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Bakın, gelmesi gereken rapor bu. Bu rapor Sayıştay denetçisinin düzenlediği rapordur.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Yasalara aykırı tablo istiyorsunuz. O ham rapor.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Dinle Sayın Canikli. Dinlersen öğreneceksin Sayın Canikli.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Ben biliyorum, ben biliyorum, esas siz yanlış biliyorsunuz.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Sayıştay Kanunu’nun 38’inci maddesi; Sayıştay denetçilerinin düzenledikleri raporlar Sayıştay idaresi tarafından ilgili kamu idaresine gönderilir, ilgili kamu idaresinin cevapları alınır yani şu rapor ilgili kamu idaresine gönderilir, o idarenin cevapları alınır. O cevaplar geldikten sonra Sayıştay yönetimi bir değerlendirme yapar, son raporu Türkiye Büyük Millet Meclisine gönderir.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Devam edin, devam edin, maddeyi okumaya devam edin.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Bu gelmedi ama gönderdiğiniz rapor, bu rapordaki içerikler, denetim bulguları işinize gelmediği için…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Hamzaçebi.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – …”Denetim yapamadık.” şeklinde yasaya aykırı bir beyan içeren rapordur. Yasa burada.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Saygı, konuşmayı dinlemektir.

BAŞKAN – Lehinde Sayın Ahmet Aydın.

ENGİN ALTAY (Sinop) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Bir dakika…

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Bir grup başkan vekilinin konuşmasına izin vermediniz ya.

ENGİN ALTAY (Sinop) – Sayın Başkan, İç Tüzük’ümüze göre -siz benden daha iyi bilirsiniz- söz istem sırasına göre verilir. Usul tartışması açtığınız andan itibaren -tutanakları istediğinizde göreceksiniz ki- ilk söz isteyen Ali Rıza Öztürk’tür. Ya tutanakları istemek için ara vermenizi talep ediyorum ya da Ali Rıza Öztürk’e söz vermenizi talep ediyorum.

BAŞKAN – Evet, söz veririz, sonra bakarız, icap ediyorsa tekrar getirilsin tutanaklar. (CHP sıralarından gürültüler)

Lehinde… Lehinde… Ara vereceğim, tutanaklar gelecek o zamana kadar. (CHP sıralarından gürültüler)

ENGİN ALTAY (Sinop) – Sayın Başkan, 5 kişiye söz veremezsiniz. Sayın Başkan, 5 kişiye mi söz vermiş olacaksınız?

BAŞKAN – Buyurun.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Çok teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Evet, değerli arkadaşlar, tüm Türkiye halkı, Türkiye kamuoyu burayı takip ediyor. Burada, özellikle, ana muhalefetin şu anda Sayın Genel Başkanı da oturuyor, benim özel bir istirhamım var, ricam var ülkem adına, milletim adına.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Teşekkür ederiz, teşekkür ederiz “Sayın Genel Başkan” hitabında bulunduğunuz için.

AHMET AYDIN (Devamla) – En azından Genel Başkanınız burada oturduğu müddetçe, lütfen, milletvekilleri ayaklarını sıralara, masalara vurmasınlar. Bu yakışmıyor, bu yakışmıyor, ana muhalefete yakışmıyor. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Önce kendi hâlinize bakın, önce kendi hâlinize bakın, aynaya bakın, sonra gelin. (CHP sıralarından gürültüler)

İkincisi, bugüne kadar, evet, diklenmedik ama her şeye rağmen on bir yıl içerisinde dik durmayı becerebildik. (CHP sıralarından gürültüler)

RAHMİ AŞKIN TÜRELİ (İzmir) – Bravo!

AHMET AYDIN (Devamla) – Ergenekon’a rağmen dik durduk, Balyoz’a rağmen dik durduk, e-bildirilere rağmen dik durduk ve bütün bu engellemelere, çetelere, mafyaya, size rağmen bu ülkeyi kalkındırıyoruz, size rağmen, sizin engellemelerinize rağmen. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Hiç kimseye boyun eğmedik.

AHMET AYDIN (Devamla) – Değerli kardeşlerim, bu bir rapordur, bu bir ham rapordur. Size şu örneği vereyim şöyle bir dinlerseniz: Bakın, mahkemeye bir suç duyurusunda bulundunuz, bir şikâyette bulundunuz ya da bir ihbar. Ne yapar savcı? Önce iddianameyi düzenler değil mi? İddianame bir mahkûmiyet değildir. Delilleri toplar kendince, iddianameyi hazırlar ve bu iddianameye göre kamu davası açmaya yeterli delil bulursa dava açar, sonra yargılama yapar, bilirkişi olur, hâkim gider, keşif yapar, nihayetinde mahkûmiyet tescil eder. Şimdi siz burada bir iddianameyi hüküm olarak tesis etmeye çalışıyorsunuz, bir ham raporu asıl rapor olarak göstermeye çalışıyorsunuz.

Peki, size şunu sorarım: Sayın Balbay bugün yemin etti. (CHP sıralarından gürültüler) Bir dakika, bir dakika, Sayın Balbay yemin etti. İnsan Hakları Günü önemli bir gün, bunu biz de takdir ediyoruz, saygıyla karşılıyoruz ama Sayın Balbay’a otuz dört yıl sekiz ay yerel mahkeme hapis vermiş.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Baransu’nun yayınladığı belgeler üzerine…

ALİ SARIBAŞ (Çanakkale) – Orada yazanlar sahteydi.

AHMET AYDIN (Devamla) – Biz ne diyoruz? Henüz mahkûmiyet kesinleşmemiş diyoruz değil mi?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

AHMET AYDIN (Devamla) – Yargıtay daha onama kararını ya da bozma kararını vermemiş.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – İşine gelince belgeye sarıl, işine gelince sahte de!

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Aydın.

AHMET AYDIN (Devamla) – Buna rağmen tahliye edilmesini de saygıyla karşılıyoruz değerli arkadaşlar. Ham raporu asıl rapor sayamazsınız. (CHP sıralarından gürültüler)

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Baransu’nun yayınladığı belgelerden dolayı tutuklandılar. Bütün o belgelere “sahte” diyorlar.

AHMET AYDIN (Devamla) – Teşekkür ederim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Değerli arkadaşlar, evvela bir bilgi vereyim, ondan sonra…

Şimdi tutanaklar geldi.

“Muharrem İnce (Yalova) – O zaman usul tartışması açıyorum, tutumunuz hakkında usul tartışması açıyorum.

Başkan – Tamam, tamam. Peki.

Nurettin Canikli (Giresun) – Lehte.

Ahmet Aydın (Adıyaman) – Lehte.

Bülent Turan (İstanbul) – Lehte.

Muharrem İnce (Yalova) – Aleyhte.

Mehmet Akif Hamzaçebi (İstanbul) – Aleyhte.

Ali Rıza Öztürk (Mersin) aleyhte.

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Sözümü istiyorum Sayın Başkan o zaman.

BAŞKAN - Benim yaptığım iş de sıraya göre. Benim yaptığım iş de tutanaksa, bir yanlışlık yok.(CHP sıralarından gürültüler)

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Yanlış Başkan, yanlış o tutanak. Onlar nerede önce almışlar? Yanlış o tutanak.

BAŞKAN – Yanlışsa artık yani bunun…

Sayın Kılıçdaroğlu, bu işin bir yerde noktalanması lazım. “Tutanak” dedik, tutanak böyle geldi.

Neticede, bakınız, anlayışla…

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Ne anlayışı ya? Yanlış yazılmış yanlış.

BAŞKAN - …karşılıklı, hak ve hukuka saygı göstererek… İki dakika konuşup konuşmamasının önemi yok, bu kadar münakaşaya da gerek yok. Her zaman iki dakikayı biz birbirimize veririz, bu toleransları gösteririz ve ben, siz konuşurken herhangi bir sataşma olmasın diye de bu kadar ikazda bulundum. Şimdi, birden bu işi alevlendirmenin bence bir anlamı yok. Neticede, bence usul tartışması bitmiştir.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Sayın Başkan, haksızlığı, hukuksuzluğu kürsüye çıkarttın, helal olsun sana!

BAŞKAN - Şimdi, söz sırası Milliyetçi Hareket Partisine geliyor, ona vereceğim.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Sayın Başkan, hakkımızı yedin. Zehir zıkkım olsun hakkım sana!

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Efendim, neyle ilgili? Usul tartışmasından sonra…

MUHARREM İNCE (Yalova) – Efendim, bir küçük… Hakaret var ortada.

BAŞKAN – Efendim, müsaade edin, o zaman da onu getireyim, hakaret var mı yok mu.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Aydın konuşmasında “CHP milletvekilleri ayaklarını yere vurdular.” diyor.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – “Ayaklarını yere vurdular.” demedim, “Ayaklarını masaya vurdular.” dedim efendim.

MUHARREM İNCE (Yalova) – “Ayaklarını vurdular.” diyor. Tutanaklara bakalım.

BAŞKAN – Tutanakları getirtirim, bakarım bakın. Mademki hakem tutanaklardır, gerekiyorsa size söz verilir.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Öyleyse ben de ona “Konuşurken değil, başka şey yaparken dedi.” diyeceğim.

BAŞKAN – Hayır, tutanaklarda ne varsa. Bakınız, şu ana kadar… (CHP sıralarından gürültüler)

MUHARREM İNCE (Yalova) – Bakalım tutanaklara, ona göre.

BAŞKAN - Şimdi, sayın milletvekilleri, tutanakları getirteceğiz. Bakınız, demin bu kadar hararetli tartışma yaptık, tutanaklar benim tutumumun doğru olduğunu gösterdi ama şimdi bir defa daha getirtiriz öbür konularda.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Hayır, doğru değil senin tutumun.

V.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 2014 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/832) (S. Sayısı: 506) (Devam)

2.- 2012 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı, 2012 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısına İlişkin Olarak Hazırlanan 2012 Yılı Genel Uygunluk Bildiriminin Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi, Maliye Bakanlığı ve İçişleri Bakanlığı Tarafından Sayıştaya Gönderilen Genel Faaliyet Raporları ile Bu Raporlara İlişkin Sayıştay Değerlendirmesini İçeren 2012 Yılı Faaliyet Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi, 2012 Yılı Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi, 2012 Yılı Mali İstatistikleri Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/798, 3/1275, 3/1277, 3/1278, 3/1279) (S. Sayısı: 507) (Devam)

BAŞKAN - Şimdi söz sırası Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adınadır.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, Sayın Genel Başkanımız dün açıkladığı gerekçelerle konuşmalarını yapmayacaktır efendim.

BAŞKAN – Peki. Çok teşekkür ediyorum.

O zaman, birleşime bir on dakika ara vereceğim.

Kapanma Saati: 18.07


İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 18.18

BAŞKAN: Cemil ÇİÇEK

KÂTİP ÜYELER: Muhammet Rıza YALÇINKAYA (Bartın), Dilek YÜKSEL (Tokat)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 27’nci Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

2014 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ve 2012 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın görüşmelerine devam edeceğiz.

Hükûmet ve Komisyon yerinde.

Şimdi, söz sırası Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’da.

Süreyi eşit mi paylaşıyorsunuz?

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Biz eşitiz; her şeyde, eş başkanlıkta, her şeyde Sayın Başkan.

BAŞKAN – Peki.

Buyurun Sayın Kaplan.

Süreniz otuz dakika.

BDP GRUBU ADINA HASİP KAPLAN (Şırnak) – Teşekkür ederiz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Öncelikle, bugün 10 Aralık Dünya İnsan Hakları Günü ve Dünya İnsan Hakları Günü’nde gerçekten şöyle bir geriye gitmek istiyorum, sizleri bir onar yıl geriye götürmek istiyorum. Evet, 1960 ihtilali, Başbakanını, Maliye Bakanını, bakanlarını asmış bir devletten bahsediyoruz ve arkasından 60 ihtilalinin olağanüstü mahkemelerindeki yargılamaları, Yassıada yargılamalarını hatırlatmak istiyorum.

60’ta sağcıların devriydi, 70’te solcuların yargılanmasına tanık olduk. Deniz Gezmiş’i görüyorsunuz, Deniz Gezmiş ile beraber arkadaşlarını görüyorsunuz. (CHP sıralarından alkışlar) Evet, onlar da askerî mahkemelerde yargılandılar ve değerli arkadaşlar, bu askerî mahkemelerden 12 Eylül askerî darbesine geldik.

12 Eylül askerî darbesinin hemen arkasında yaşananları size hatırlatma gereğini duyuyorum. Bakın, o dönemin solcu gazetesi “Demokrasi için görev günü” manşeti atmış, Cumhuriyet. Bakın, Hürriyet ne demiş: “7. Cumhurbaşkanımız. Millet ‘Kabul’ dedi.” Bu liberal, neoliberal kapitalist diyelim. Bu da dönemin sağcılarının meşhur gazetesiydi, Tercüman gazetesi: “Milletçe kabul” dedi. Bu da Abdi İpekçi’nin katledildiği gazetenin manşeti: “Evren Cumhurbaşkanı. Kabul: 92, Ret: 8” Bunun arkasından sıkıyönetim mahkemeleri, ondan sonra devlet güvenlik mahkemeleri ve arkadaşlar devlet güvenlik mahkemelerinden geldik 90’lı yıllara. Orhan Doğan, Şırnak Milletvekili. Bu Meclisin sıralarında otururken yaka paça şu Meclis kapısında alındı, on yıl yattı, hayatını genç yaşta kaybetti arkadaşımız.

Peki, ya şu resme ne diyorsunuz? Bunlar da bu Meclisin milletvekilleriydi. Bu fotoğraftaki Sayın Hatip Dicle on yıl yattı, fazladan da yattı, şimdi de beş yıldır içeride yatıyor fikirlerinden dolayı ve hâlâ içeride.

Sayın Balbay’ın özgürlüğüne kavuşması “İnsanım.” diyen herkesin, milletin iradesine saygı duyan herkesin kabul etmesi gereken bir konu.

Sayın Kemal Aktaş, bu Meclisin üyesi, daha önce yirmi iki sene cezaevinde yattı, şimdi de beş senedir cezaevinde yatıyor fikirlerinden dolayı, yirmi yedi sene… Selma Irmak senelerce cezaevinde yattı. Faysal Sarıyıldız, İbrahim Ayhan…

Şimdi, bu arkadaşlarımız üyelikten yargılanıyorlar, yani beş yıldan en fazla on yıla kadar. Beş yıl ceza yatırdıktan sonra siz ceza adaletinde hangi geriye dönüşü sağlarsınız ki? Hangi özgürlüğü iade edebilirsiniz ki? Geçen yıllarını… Üç buçuk sene milletvekilliği, yasama görevinden gitti bu arkadaşların, kim geri verebilir? Onları da özel yetkili mahkemeler yapıyor. Demek ki arkadaşlar, bu ülkede bir yanlışın altını çizeceğiz: Özel yetkili mahkemeler zulüm mahkemeleridir, siyasidir, ön yargılıdır, darbecidirler, hukukunu da darbeci olarak uygularlar. Derhâl olağanüstü yargıya son vermemiz gerekir.

Diğer bir tespit ise arkadaşlar, eğer sandık her şey olsaydı –Hükûmete de göstereyim- siz, hiçbiriniz, Kenan Evren’den ve Hitler’den fazla oy alamazsınız. Hitler’den ve Kenan Evren’den fazla oy alacak lider bu Meclisten çıkmaz. O zaman, sandık her şey değildir. O zaman, demokrasinin kuralları var, hep beraber bunlara uyacağız.

Şimdi, buraya gelirken konuşmama şöyle bir baktım. Yani, İnsan Hakları Günü’nde ne yapıyoruz, ne yapabiliriz? Gerçekten şaşkınım. Bakın, F-16 savaş uçaklarının bombaladığı, 34 yurttaşımızın yaşamını yitirdiği Roboski katliamına sizi getirmek istiyorum. Bugün İnsan Hakları Günü. Bir tek faili tespit edilemedi, Bir tekine savcı “ananın adı, babanın adı” demedi. F-16 savaş uçakları -ey Hükûmet, bu resme iyi bakın- 34 yurttaşımızı, Uludere (Roboski), biraz ötesinde hududun, 500-700 metre ötesinde, Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin topraklarında paramparça etti ve bu dosya Askerî Yargıtayda. Ne işi var orada, Askerî Yargıtayda? Özellikle AK PARTİ’li üyeler, bu resme dikkatle bakmanızı istiyorum. Bu resim Dobrovski değil, Roboski arkadaşlar; bunu hatırlatırım.

Barış ve çözüm sürecinde, dün, iki gün önce Gever’de (Yüksekova’da), Mehmet Reşit İşbilir ve Veysel İşbilir yurttaşlarımızı katlettiler. Buna herkes suskun. Niye bir görüntü yok? Niye bir fotoğrafları yok? Niye ellerinde silah yok? Niye bulundukları yok? Niye MOBESE’ler vermiyor? Niye medya suskun? Hani çözüm sürecini hassasiyetle götürüyorduk arkadaşlar. Maalesef, o da yok.

Değerli arkadaşlar, bütçe hakkı demokrasinin özüdür, aslında, getirmek istediğim sözün neti bu. Hükûmetin ekonomik politikaları burada açıklanır, konuşulur, bunu da anlarız fakat Hükûmete bakıyoruz, sanki farklı bir dünyada yaşıyor arkadaşlar. Bir de bakıyoruz ki, sanki küresel, bölgesel istikrarsızlık, güvensizlik, enerji, taht oyunları baş döndürücü bir hızla gelişirken, Suriye’de sanki bir şey olmamış, Gezi olayları Satürn gezegeninde meydana gelmiş, çözüm süreci de Jüpiter’de gelişiyormuş gibi bir hava, bir eda içindeler.

Evet, arkadaşlar, siz 2023 vizyonuna 10’uncu büyük ekonomi, kişi başına 25 bin dolar koyabilirsiniz ama OECD rakamlarını demin Sayın Maliye Bakanı açıkladı, ben de birkaç rakamla söyleyeyim.

Arkadaşlar, 37 ülke içinde sondan 1’inci olduğumuz konular: Konut yani tuvaleti, banyosu olmayan sağlıksız konutlarda yaşam. Yani TOKİ Başbakana bağlı. Toplum, iş, uzun çalışma süreleri, iş yaşamı dengesi, mutluluk endeksi arkadaşlar. Biz mutluluk konusunda en sonuncuyuz, mutlu bir ülke değiliz arkadaşlar. Farkında mısınız, mutlu değiliz. Aslında, sokakta giderken bakın insanların yüzüne, herkesin kaşı, suratı asık, birbirine “Günaydın.” demiyor, merhaba vermiyor, birisi birisini solladı mı çekiyor tabancayla vuruyor, her gün cinayetler işleniyor. Evet, cinayet işleme sırasında da sondan 7’nciyiz arkadaşlar, gözünüz aydın! Eğitimde, sağlıkta da yine o sıralardayız. Çevre konusunda da 2’nci sıradayız ama sondan arkadaşlar.

Şimdi, Hükûmete sormak istiyorum: Orta Vadeli Program ile Mali Plan’ı 2006’dan beri niye gecikmeli sunuyorsunuz? Yani, dokuz gün içinde… 8 Ekimde verdiniz, dokuz gün içinde bütün kurumlar bütçelerini hazırladı, Maliye Bakanlığına sundu; Maliye gelir giderleri saptadı, makroekonomiyi belirledi, Yüksek Planlamaya sundu; Başbakanlık, bakanlar da kabul edip merkezî yönetim bütçe tasarısını 17 Ekimde bize, Meclise verdiniz; dokuz gün, dokuz. Bu, Rabia değil, dokuz, dokuz. Yani, bütçeyi sunmada jet gibisiniz, Superman gibisiniz. Takdir ediyoruz sizi, alkışlıyoruz; dokuz günde… Ama sizin bu performansınızdan… Şunu da ifade etmek istiyoruz: Gerçekten, bundan 7 cilt, dokuz günde yapmışsınız. Şimdi, Sayıştay raporlarına, denetime gelince, belge-bilgi vermeye gelince mali rapor, yavaşlıyorsunuz tosbağa gibi. Bırakın tosbağayı, hatta nesli tükenen folivora gibisiniz arkadaşlar, farkında mısınız?

Bakın arkadaşlar, size şöyle biraz Sayıştay raporlarından bahsedeceğim. Bu Sayıştay raporları ki muhalefet durmadan konuşuyor.

İZZET ÇETİN (Ankara) – Haksız mı?

HASİP KAPLAN (Devamla) – Ben bir bölümünü aldım arkadaşlar, en fazla bütçe askerî ve güvenlik harcamalarına ayrılmış, ben bu bölümü aldım.

Bakın, Millî Savunma Bakanlığı: Bilgi, kayıt vermemişsiniz, görüş bildirilmemiş. “…”(x) Bu bir.

Parantez içinde mi yazıyorsunuz, öyle bir talimat var mı sayın… Gerçekten, merak ediyorum. Geçen gün “…”(x) dedim, parantez içine almışsınız.

Savunma Sanayi Müsteşarlığı: Bakın, 2013; kayıt vermemiş, malî rapor vermemiş, tabloları vermemiş. Ne diyor biliyor musunuz, okuyayım: “Biz, 30 Mayıs 2013 tarihinde Maliye Bakanlığı muhasebatına e-mail yolladık.” Resmî kayıtta e-mail yolluyorlar e-mail, e-maille muhasebe kayıtları yapılıyor; Savunma Sanayi Müsteşarlığından F-35’ler alınıyor, F-16’lar alınıyor, Skorsky’ler alınıyor, Çin’le füze pazarlıkları yapılıyor. Vay vay vay vay vay vay vay! E-maille alış, satış, veriş ama kayıt yok ha! O e-mailler var ya NASA’nın elinde, her gün böyle didik didik izliyor, ne yaptığınızı biliyor, Çin füzelerinde de çakıyor ondan sonra size! Bana rakamını söyler misiniz ne alıp verdiniz, TOMA’ların, tankların, gazların. Ha, gaz şirketlerinde ortaklığınız var mı ayrı bir konu, onu konuşacağız.

İçişleri Bakanlığına bakıyoruz, aynı şey, rapor vermemiş, kayıt yok. Kardeşim, bu kadar TOMA’nın, gazın, biberin, sıktıklarınızın, Allah aşkına, bir faturası yok mu? Bunu alırsınız, harcarsınız, milletin gözüne sıkarsınız durmadan, durmadan, durmadan.

Bakın, size rakamları çıkarıyorum ama bir iki görüntü vereceğim. Bunlar Gezi olaylarından; “Allah Allah” nidalarıyla bir saldırı fotoğrafı. Geçiyoruz, gaz… İstanbul’da caz festivali vardı, o ara her taraf gaz altında.

VURAL KAVUNCU (Kütahya) – Polise taş atılan fotoğrafları da göster.

HASİP KAPLAN (Devamla) – Ben sana Sarısülük’ün resmini gösteririm, Ali İsmail Korkmaz’ın resmini gösteririm. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Lütfen arkadaşlar, lütfen… Sayın milletvekilleri…

HASİP KAPLAN (Devamla) – Kaydettiğiniz, kaydettiğiniz videoları gösteririm, cinayeti gösteririm, hilenizi gösteririm; nasıl delil kaydettiğinizi gösteririm, nasıl kaybettiğinizi, failleri, katilleri nasıl koruduğunuzu gösteririm. Ondan sonra, sanık polisleri sahte bıyıklarla, kepçelerle, kaşlarla mahkeme önüne ne kadar becerikli bir Hükûmet olarak çıkardığınızı gösteririm, altında kalırsınız. Laf atmayın bana oradan.

                             

(x) Bu bölümlerde Hatip tarafından Türkçe olmayan bir dilde kelimeler ifade edildi.

Arkadaşlar, size Allah için sorduk; gazın faturası yok, TOMA’nın yok, İçişleri Bakanlığının da yok, MİT de rapor vermiyor. Zaten MİT Başbakandan izin almadınız mı hesap vermiyor. Ya, Millî Güvenlik Kurulu iç denetçi atamamış arkadaşlar, haberiniz var mı? Emniyet Genel Müdürlüğü bütçesi ha bire artıyor. TOMA, gaz, panzer, cop, kelepçe, gözaltı, işkence ama denetim yok. Jandarma kayıtları ibraz etmemiş, Kamu Düzeni görüş bildirmemiş; Sahil Güvenlik, rapor yok zaten. Geldik, bu kadar askerî güvenlik harcamasının olduğu Sayıştay raporlarının hiçbiri denetlenemiyor. Aslında arkadaşlar, kabahat askerde, poliste değil; kabahat bu kürsüde gelip Sayıştay Kanunu’nda “Askerî ve güvenlik harcamaları denetlenemez.” diye son dakikada öneri verip bunu yasalaştıran, torba kanunlarla imkânsızlaştıran, gizli yönetmeliklerle denetçileri kışla kapısında bırakan diktatör bir yönetim zihniyetindedir. Bu kadar basit, bu kadar net. İşinize gelirse arkadaşlar.

Bakın, sizinle biraz da askerî ve güvenlik olmayan konulara gidelim. TÜBİTAK’ta hukuka aykırılıklar var. Bütün yönetimini aldınız, kendinize bağladınız.

Arkadaşlar, bu Meteoroloji işini bir konuşalım; para kokusu geliyor. Hani, havalimanlarında emniyet var, gümrük de var, değil mi? İkisi kamu görevi yapmıyor mu? Yapıyor. Para ödüyorlar mı, kira? Yok. Peki, Meteoroloji ne yapıyor? Kalkan uçakların, gelen-giden, hava raporlarını vermiyor mu? Arkadaşlar, kamu görevi mi yapıyor yoksa AVM şirketi gibi ticaret mi yapıyor orada? Kamu görevi mi arkadaşlar, özel şirket, ticari şirket mi? Ha, cevap vermiyorsunuz değil mi? İstanbul Havalimanında DHMİ’ye ve TAV’a 1 milyar 460 bin 948 lira para, kira parası vermişsiniz. Kimin parasını kime veriyorsunuz? Sayın Hükûmet; Emniyet, Gümrük kira ödemezken, Meteoroloji kamu görevi yapmıyor da 1,5 milyar vatandaşın vergisini o yap-işlet-devret havalimanlarına kim peşkeş çekiyor, bunun hesabını versin! Yolsuzluk, yolsuzluk, öyle! Orman Su İşleri, bakın, Orman Su İşlerinde, HES’lerde… Vallahi günahınız çok büyük, vallahi. Tortumlu ninenin dediği gibi: “Vallahi de billahi de sizinle sırat köprüsünde hesaplaşacağız.”

AHMET AYDIN (Adıyaman) - Onu Allah bilir.

HASİP KAPLAN (Devamla) - Öyle dereleri, öyle suları, öyle gölleri yok ettiniz ki, o kadar acımasızsınız ki; tarihi, doğayı tahrip etmekte, yok etmekte o kadar zalimsiniz ki.

İnanın Allah’tan, Kâzım Koyuncu’nun, Şevval Sam’ın artık Karadeniz türkülerini bile söyleyemez olduk. “En dereye dereye da al dereden taşları.” Dere mi kaldı Karadeniz’de? Başbakanın memleketi Rize’de, Artvin’de, Ordu’da, Giresun’da, Trabzon’da dere mi bıraktınız, dere! Dere mi bıraktınız; bana çıkın, söyleyin! Tortumlu nineyi isyan ettirdiniz, isyan! Şarkılarda kaldı o çağlayan ırmaklar, dereler, biliyor musunuz? Hasankeyf’i 2014’e bırakacaksınız. Allianoi’yı bıraktınız, Munzur’u bırakmaya çalışıyorsunuz. Dünya enerjisinin sadece yüzde 14’ü hidrolikken siz yüzde 37’sini Türkiye’de hidrolikten sağlıyorsunuz, farkında mısınız?

Arkadaşlar, Avrupa Birliğini kuran anlaşmalarda Sayıştay denetimi var. Ekonomi konusuna geldiğimiz zaman şu bütçe görüşmelerinde iki kelime söyleyeceğim. Ya, Komisyonda yirmi gün, gece üçe, dörde kadar; buraya on güne koydunuz, sabah, akşam, gece, sabahlara kadar. 10 Aralık, İnsan Hakları Günü. Milletvekillerinin insan hakları yok mu arkadaşlar? Ne bu mobbing, ne bu angarya, ne bu zulüm be? Yakışıyor mu size? Kendilerinize, üyelerinize bunu yaparsanız vatandaşın anasını ağlatırsınız, beterini yaparsınız ya. Bunun ötesi mi var?

Şimdi, bakın, arkadaşlar, küresel istikrarsızlık konusunda şunu ifade etmek istiyoruz: Gerçekten çok ciddi bir durumdayız, süreçten geçiyoruz. Bu geçtiğimiz süreçte Suriye’de savaş -arkadaşlar anlattı- sıfır sorun, sırf sorun olmuş Ermenistan’la, Suriye’yle, Irak’la, her tarafla. Burada herkes elini vicdanına koyacak. Bir yıl geçirdik 2013’te ve bir tek kurşun patlamadı daha dün Yüksekova’da olandan başka; bir çatışma olmadı, bir asker, polis öldürülmedi. Bu, hayatidir arkadaşlar, tarihîdir; özenle korumamız gereken bu ülkenin geleceği için son derece önemlidir arkadaşlar. Bu nedenle, bu sürece her ne surette olursa olsun, akil insan, çözüm komisyonu üyesi, danışman, adada, dağda, karada, havada kim katkı sunduysa, Allah adına hepsine teşekkür ediyoruz; kim ki yaşatıyorsa insanları, Allah da onları yaşatsın diyoruz.

Arkadaşlar, bu demokratikleşme paketini bir daha bize açmayın, gıcık oluyorum, gıcık.

MUHYETTİN AKSAK (Erzurum) – Niye, işinize mi gelmiyor?

HASİP KAPLAN (Devamla) – O paketin içinde, öyle bir hurç ki içinde Kürtlere üç harf var, q, w ve x; Romanlara bir enstitü, Alevilere “Hacı Bektaş Veli” isimli bir üniversite ismi, Süryanilere gasbettiğiniz 1-2 parsel arazi, 76 milyona da baraj üstüne baraj. Dayatın bakayım ne olacak. Milletin iradesine çok saygılısınız değil mi? Saygınızı öperler saygınızı! Ne saygı be, ne saygı ya! Millete ne saygılısınız değil mi? Adayını seçemeyecek, barajı koyacaksınız, sonra hazine yardımını -2007’den beri geliyorsunuz- üç parti kırışacaksınız.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Onları değiştiriyoruz ya, yüzde 3’e düşürdük hazine yardımını.

HASİP KAPLAN (Devamla) – Keşke Kılıçdaroğlu burada olsaydı. Zaten Başbakan gelmiyor ama eminim şimdi camdan seyrediyordur televizyonu, merak ediyordur. Üç parti hazine yardımını kırışırken boğazınızda kalmıyor mu?

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Yüzde 3’e düşüyoruz, yüzde 3’e düşürüyoruz.

HASİP KAPLAN (Devamla) – 3’e düşürüyorsunuz da hileli. Genel seçimler… Yani sizde hile hurda eksik olmaz.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Seçim barajıyla ilgili üç alternatif getirdik, sesiniz çıkmadı.

BAŞKAN – Sayın Aydın…

HASİP KAPLAN (Devamla) – Bakın arkadaşlar, polis sayısı 264.477, jandarma 181.233, sahil güvenlik 5.609, özel güvenlik 699.945, korucu 82 bin, TSK 678.637, toplam 1 milyon 829 bin 881 silahlı güvenliğimiz var. Anlaşıldı mı? 76 milyon nüfus, -önünüzde cep telefonu- bölün bakayım, 40 kişiye bir silahlı düşüyor. Biraz da Allah için, hukuka ayırın, insan haklarına ayırın, adalete ayırın, vicdana ayırın.

Bakın, bir hâkime bir yılda 948 dosya düşüyor, bir hekime 633 hasta düşüyor, bir rehber öğretmene ise 941 öğrenci düşüyor. Şimdi, sizde vicdan yok mu arkadaşlar ya? Bu harcamaları yaparken, Gezi’nin bilançosu… Hiç düşünmüyor musunuz, EXPO’yu, olimpiyatları niye başka yerlere verdiler? Ya, Avrupalı kafayı mı yemiş, gelmiş burada gaz yesin ya! Bir bakıyor, fotoğrafta TOMA, Kızılay’a bakıyor TOMA, Taksim’e bakıyor panzer, oraya bakıyor gaz, oraya bakıyor zırhlı, oraya bakıyor panzer, oraya bakıyor Akrep, tepelerde Cobralar, Skorskyler; bakıyor, savaş oyunları… “Ya, ben kafayı mı yedim olimpiyata spor yapmaya gideyim Türkiye’ye; giderim Japonya’ya daha iyi, giderim Abu Dabi’ye dahi iyi.” diyor. Onun için siz anlamazsınız, sizde jeton sonradan basacak, inanıyorum.

Bakın arkadaşlar, bu enerji konusunda bir şey söylemek istiyorum. Şimdi, elimdeki belgelere bakıyorum. Ya, Ankara’da karne dönemi başlamış farkında mısınız? Öğrenci karnesi değil, hani 77’lerdeki gibi, Sayın Kılıçdaroğlu da bahsetti. Bu, naçizane benim karnem arkadaşlar, bu benim evimin karnesidir, iyi bakın. Bu, doğal gaz karnemdir arkadaşlar; ben belli ölçüde yakabilirim, bir ayda belli ölçüde alabilirim, kotalıdır. Meydandaki gazlar kotasızdır, karıştırmayın!

İZZET ÇETİN (Ankara) – İçişleri Bakanı kontenjanı onlar.

HASİP KAPLAN (Devamla) - Şimdi, buraya baktığınız zaman, bu kotada uygulamaya bakın; yazın 70 TL, kışın 135 TL. 200 metrekareye 125 metreküp doğal gaz, kutlarız sizi arkadaşlar! Vallahi, Barzani de sizi kurtarmaz, Kürt gazı da kurtarmaz, doğal gaz da kurtarmaz, Kürdistan da kurtarmaz sizde bu müsriflik, sizde bu ithal ahlakı olduktan sonra… Siz, Ruslarla termik, nükleer; Japonlarla nükleer; bilmem kiminle bilmem ne anlaşmalarını siyasi, diplomatik gizlilik adı altında yaparsanız biz daha çok karne alırız. Zaten arkadaşlar, mazot da 5 lira oldu, LPG zamları da taksicileri vurdu sayenizde. Yakında taksilere binerken AKP’li olduğunuzu söylemeyin, benden söylemesi!

Şimdi, buradan bakıyorum sizin bütçeden ne çıkar diye; faturayı hep çekmişsiniz vatandaşa. Şöyle bakalım, siz grafikleri çok seversiniz çünkü durmadan çıkarıyorsunuz. Şu, tahmini gelir vergisine bakar mısınız? En düşük vergi kurumlar. Kurumlar kim? Banka. Kurumlar kim? Holdingler. Kurumlar kim? Yabancı sermaye. Yüzde 20 en düşük. En çok vergi dolaylı vergi: dünyada birinciyiz arkadaşlar, yazabilirsiniz, iftihar edebilirsiniz.

Bakın arkadaşlar, bugünlerde moda karikatürdür; işte böyle patron işçiyi tekmeler, sokağa atar. Bu karikatür çokça çıkıyor, görürsünüz.

Halkın borcu katlanarak artıyor. Bakın, 2002’de 6,4 milyar -biliyoruz ya, doğru söylüyorsunuz- 2013’te 299,9 milyar sayenizde artmış. Tüketici kredileri de sayenizde büyüyor. Bakın, arkadaşlar, maşallah, 2005’te 50 milyardan alıp 2013’te 300 milyara kadar çıkarmışsınız.

Tüketici kredisi borcu olan hanehalkı gelir grubuna bakın: 1’den bin liraya kadar -yani asgari ücretli çalışan- 2012’de 38,8; bin-2 bin arası 25; 2 bin ile 3 bin lira arasında olan yüzde 12 yani garibanlar, ücretliler.

Halkın borç krizi derinleşiyor arkadaşlar, durmadan zam. İşte, böyle zam, icra, iflas olunca, icracılar kapıya dayanınca boşanmalar oluyor, intiharlar oluyor, kavgalar oluyor, ondan sonra adaletle ve polisle yüzleşiyorsunuz. Öyle bir adalet yarattınız ki… Adaleti uyuyan savcılara, yargıçlara, güvenliği “Gavat” diyen valilere…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HASİP KAPLAN (Devamla) - …Roboski’de F-16 savaş uçaklarıyla yurttaşına bomba yağdıranlara nasıl emanet edebilirsiniz?

BAŞKAN – Sayın Kaplan, süreniz doldu; istiyorsanız mahsuben ek süre vereyim.

HASİP KAPLAN (Devamla) – Evet Sayın Başkan.

BAŞKAN – Peki.

Buyurun.

HASİP KAPLAN (Devamla) – Şimdi, buradan hemen bakıyorum; halkın borcu katlanarak artıyor dedik. Yoksulluk sınırı 1.717 arkadaşlar, asgari ücret 803. En düşük memur maaşı 1.887, açlık sınırı 1.101; aktif sigortalı 18 milyon, pasif 9 milyon; toplam 28 milyon açlık sınırında, 20 milyon da yoksulluk sınırının altında yurttaşımız var ve şunu söylüyorlar: Başbakanın dediği gibi 3 çocuk değil 2 çocuk, anne baba olsa bile insani endeks için verilen rakam 3.481 lira, araştırmalar…

Şimdi, buradan bakarak, siz soğanın TÜİK’e göre 2002’de 0,26 lira, şimdi 0,49 lira; fasulyenin 1,32 lira, 2012’de 2,91 lira olduğunu biliyor musunuz? Bence gidin, paketlerinizi, bohçanızı alın, TÜİK’e dayanın, bu fiyattan size versin çünkü marketlerde bunun 10 katı var.

Bakın arkadaşlar, kredi kartlarına bakıyoruz, müthiş bir borç furyası var. Bu borç furyasına baktığımız zaman şöyle bir durum çıkıyor arkadaşlar, bu rakamları sizlere vermek istiyorum. Gerçekten, Türkiye’de en felaket şey kredi kartlarında, 100 milyona yaklaşan kart, 100 milyonun üzerinde borç ve bankaların zulmü var. Siz 1 kuruş ödeme emri gördünüz mü? Eğer bu Hükûmette biraz, biraz, biraz vicdan ve sorumluluk olsa vatandaşını 1 kuruş ödeme emirlerine muhatap ettirir miydi arkadaş? 1 kuruş, 1 kuruş… Sırf kartları kapanmasın diye, sırf kart aidatı alınsın diye yapılan bir durumdan bahsediyoruz arkadaşlar.

Şimdi, size son olarak söylemek istediğimiz nokta da şu değerli arkadaşlar, gerçekten şöyle bir durumla karşı karşıyayız en son baktığımızda; evet, ben bunu istemiyorum ama okumak zorundayım: Bölünüyoruz arkadaşlar. Sağcı solcu, Alevi Sünni, Türk Kürt, laik antilaik, fakir zengin, sosyal asosyal; vergi verenle vermeyen, ihale alanla almayan, hesap verenle vermeyen, fişlenenle fişlenmeyen, izlenenle izlenmeyen, gaz yiyenle gaz atanlar…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Kaplan, süreniz doldu. İstiyorsanız mahsuben yine ilave süre vereyim, ondan sonra tekrar sıkıntı yaşamayalım.

HASİP KAPLAN (Devamla) – Bir dakika daha…

BAŞKAN - Evet, bir dakika daha süre vereceğim.

HASİP KAPLAN (Devamla) - … soruşturulanla soruşturulmayan, mazlumlarla zalimler, ötekilerle sözdeler, potansiyel suçlu yurttaşlar; duygularda, fikirlerde, yaşam tarzını dayatmada, giysilerde, otobüste, lokantada, okulda, kültürde, sanatta, şarkılarda, camide, cemevinde, kilisede, havrada, sokakta, mahallede, iftarda, bayramda, namazda, cenazede, taziyede, düğünde, cemaatte, millî görüşte; asker, sivil, iktidar, muhalefet, milliyetçi, muhafazakâr, ırkçı, ulusalcı, özgürlükçü, halkçı, marjinal…

Evet, Google’a girin, bölündüğümüzü görürsünüz arkadaşlar. Ve size şunu çok açık söylüyoruz ki bu vahim bir durumdur ve bu vahim durum karşısında bir Kızılderili atasözü var, diyor ki: “Arkamda yürüme, öncün olmayabilirim. Önümde yürüme, takipçin olmayabilirim. Yanımda yürü, böylece ikimiz eşit oluruz.”

Biz sizinle muhalefet olarak birlikte yapmak istiyoruz bazı şeyleri, eşit olmak istiyoruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HASİP KAPLAN (Devamla) - Bitirdim Sayın Başkanım.

Ve son sözüm, e, onu söyleyeyim zaten kayda geçmeyecek ama: “…”(x) Hafif akıl ağır yüktür; bunu da benden söylemesi size.

Teşekkür ederim. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına Grup Başkan Vekili ve Bingöl Milletvekili Sayın İdris Baluken. (BDP sıralarından alkışlar)

Süreniz otuz dakika Sayın Baluken.

                             

(x) Bu bölümde Hatip tarafından Türkçe olmayan bir dilde birtakım kelimeler ifade edildi.

BDP GRUBU ADINA İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2014 merkezî yönetim bütçe tasarısı hakkında Barış ve Demokrasi Partisinin görüşlerini aktarmak üzere söz almış bulunmaktayım. Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Ben de sözlerime başlamadan önce, cuma günü Yükseova’da polis kurşunuyla katledilen Mehmet İşbilir ve Veysel İşbilir’i saygıyla ve rahmetle anmak istiyorum. Gever’de ulu orta 2 esnafı üzerinde iş elbiseleri varken katledip daha sonra çatışma süsü verme çabalarıyla olayı başka bir şekilde göstermek isteyen zihniyeti buradan kınadığımızı ifade etmek istiyorum. Bu tür katliam girişimleriyle, bu tür politikalarla Kürt halkını inandığı değerlerden, onurlu mücadelesinden, kimliğinden ve özgürlük yürüyüşünden asla geri adım attıramayacaklarını buradan ifade etmek istiyorum. Bu katliamla birlikte bizler gerek Kürdistan’da gerek Türkiye’de işlenmiş olan bütün katliamların halka ve tarihe karşı hesabını sorma sözünü burada bütün halklarımıza veriyoruz.

Değerli milletvekili arkadaşım demin belirtti, bugün tahliye edilen Cumhuriyet Halk Partisi Milletvekili Sayın Mustafa Balbay’a ve ailesine geçmiş olsun diyoruz. Bu tahliye de göstermiştir ki Türkiye’de artık, tutuklu vekiller, tutuklu belediye başkanları, tutuklu seçilmişler ve siyasetçiler ayıbından bir an önce kurtulmanın zamanı gelmiştir. Bildiğimiz gibi, KCK operasyonları bir dönem AKP Hükûmeti tarafından entegre Bakanlar Kurulu projesi olarak, siyasal soykırım operasyonlarının bir parçası olarak devreye konulmuştu. Ancak, Kürt halkının bu siyasal soykırım operasyonlarına karşı direnişi ve bu direnişin getirmiş olduğu çözüm süreciyle beraber artık bu konseptin iflas ettiğini buradan tekrar hatırlatmak istiyoruz. Bu nedenle, düşünce, ifade ve örgütlenme özgürlüğü ekseninde yapmış olduğu siyasi çalışmalardan dolayı şu anda cezaevlerinde bulunan tüm siyasetçilerin bir an önce tahliye edilmesi gerektiğini ifade etmek istiyoruz.

Değerli milletvekilleri, Türkiye için gerek iç politikada gerekse dış politikada tarihsel olarak çok önemli bir süreçten, çok tarihî bir kavşaktan geçiyoruz. Kürt sorununun çözüm aşamasına gelmesi, inanç ve cinsiyet temelli özgürlük taleplerinin Türkiye’de artık devlet zihniyetinin değişmesi gerektiğini dayattığı bir süreci birlikte yaşıyoruz. Hakeza, bölgemizde de artık yapay sınırların kaldırılması gerektiği, halkların birbirleriyle kucaklaşma dışında herhangi bir çözüm ve barış şansının olmadığı bir dönemden geçiyoruz. Yani küresel güvenlik ve baskıcı anlayışlar iflas etmiş, yerine, halkların özgürlük ve demokrasi talepleri günbegün kendini dünya siyasetine dayatmıştır. İşte, böylesi bir ortamda, Türkiye’nin demokratikleşmesi, özgürlüklerin artırılması, adil ve eşitlikçi bir hukuk düzenine geçmenin zamanı gelmiştir.

Yıllardır bu ülkede barışı, eşitliği, demokrasiyi ve özgürlüğü Türkiye halklarından esirgeyen iktidarlar, halkların artı değerinden kazanmış oldukları gelirleri kendi iktidarlarını güçlendirmek ve Türkiye’deki bütün farklılıkları tek bir potada eritecek şekilde, maalesef, baskı ve zor politikalarını oluşturacak şekilde harcamışlardır. Yıllardır Türkiye’de bütçeler bu mantıkla hazırlanıyor. Önümüze gelen bu bütçe kanun tasarısında da aynı mantığın olduğunu ifade etmek istiyoruz. Çalışanların, işçilerin, emekçilerin emekleriyle ortaya çıkan değerlerin maalesef güvenlik politikalarına ve askerî harcamalara ayrıldığı bir bütçe kanun tasarısıyla karşı karşıyayız.

Değerli milletvekilleri, AKP iktidarı, eşit ve onurlu bir yaşam mücadelesi veren Kürt halkına; eşitlik, demokrasi ve daha fazla özgürlük talep eden Alevilere; emekçilere, öğrencilere, kadınlara ve tüm demokrasi güçlerine karşı iktidarını mutlaklaştırmak istediği için güvenliğe ayırdığı bir bütçeyi yine önümüze getirmiş bulunmaktadır. Bu bütçede de gördüğümüz şey, daha fazla silah, daha fazla bomba, tank, uçak, TOMA, gaz ve cop şeklinde halka geri yansıyacaktır. Her yıl AKP iktidarının hazırlamış olduğu bu bütçe ile daha fazla polis istihdamı Türkiye halkının önüne gelecektir.

Bakın, sadece birkaç rakamı paylaşmak istiyorum: Çevre Bakanlığına ayrılan pay binde 3 iken güvenlik politikaları ve askerî harcamalara ayrılan pay yüzde 13’ün üzerindedir. Yine, kamu emekçileri sözleşmeli bir hâle getirilirken, taşeronlaştırılırken, yüz binlerce öğretmen atama için gün beklerken polis sayısı şimdiden 300 binin üzerine çıkmaktadır. Bu anlayış, başlı başına güvenlik ve askerî harcamaları önceleyen polis devleti anlayışını halkın karşısına çıkaran bir iktidarın anlayışıdır. Bizler Diyarbakır meydanında barışı dilinden düşürmeyenlerin bu bütçe ile barışa katkı sağlamadıklarını düşünüyoruz. Bu bütçenin mantığının sadece Kürdistan’la sınırlı değil, ODTܒden Kızılay’a, Taksim’den bütün Türkiye meydanlarına kadar, emekçiye ve hak arayan bütün kesimlere gaz fişeği, polis copu ve tazyikli su olarak döneceğine inanıyoruz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hazırlanmış olan bu bütçe metinlerinde güvenlikçi yaklaşıma ek olarak beş yüz yıldır insanlığı sömüren, insanlığın bütün değerlerini talan eden kapitalist modernitenin mantığını da burada halkımızla paylaşmak istiyoruz. Tabii ki iktidar partisi milletvekilleri ve muhtemelen, biraz sonra konuşmaya gelecek Sayın Başbakan da yine rakamlar üzerinde oynayarak, rakamlara takla attırarak tozpembe bazı tabloları ortaya çıkaracaklardır. Tıpkı, Orwell’in 1984 romanındaki Büyük Birader’in sürekli rakamlar üzerinden güzel tablolar çizip halkı yoksulluğa iten, halkı köleleştiren bir tablosuyla karşı karşıya olduğumuzu ifade etmek istiyoruz. Oysaki bütçelerde mantık çok basittir. Aldığınız ekmek, içtiğiniz su, yolda giderken ödediğiniz vergilerle oluşturulmuş olan bütçe halka geri dönüyor mu, dönmüyor mu? Halkın ekonomik refah düzeyinde herhangi bir iyileşme oluyor mu, olmuyor mu? Gelir dağılımı adaletsizliğinde iyiye doğru bir gidiş oluyor mu, olmuyor mu? Bu kadar kolay bir tablodan anlayabileceğimiz bütçe kanun tasarılarına biraz sonra buraya gelip sihirli formüllerle, büyük rakamlarla tozpembe tablolar yaratma çabasının bir algı şeklinde halkımıza yutturulmaya çalışıldığına tanıklık edeceğiz.

Değerli milletvekilleri, 2014 bütçesi de deminden beri ifade ettiğim gibi sırtını bu ülkenin işçilerine, emekçilerine ve yoksullarına bizce çoktan dönmüştür. Şimdi, buradan iktidar vekillerine seslenmek istiyoruz. 2014 bütçesinde istihdam yaratacak bütün kalemleri azalttınız, kamusal hizmet sunumlarını daha fazla düşürdünüz, ücret artışlarını enflasyonun altında bıraktınız, kamuya yeni personel alımını yarı yarıya indirdiniz, sırtınızı yoksullara dönerken yüzünüzü de rantiyeye ve finans kapital çevrelerine döndünüz. Sermayeye dönük teşvikleriniz bütçenin yüzde 15’ine ulaşmış durumda, bütçenin bütün yükünü ÖTV ve KDV vergileri üzerinden halkın, emekçinin sırtına yüklediniz. Sosyal güvenliğe sermayenin güvenliği olarak yaklaştınız, bir taraftan “Sosyal güvenlik sisteminde açık var.” deyip diğer taraftan yapılan yasal değişiklikler ve teşvik uygulamalarıyla işverenlerin ödediği primlerden yüzde 25 oranında indirim yaptınız. Son on bir yıllık iktidarınız döneminde halk yoksullaşırken AKP ise daha fazla zenginleşti, yeni bir yandaş zengin sınıfı yarattınız. Şimdi, böylesi bir bütçeye onay vermemizi mi bekliyorsunuz? Siz, tıpkı kendiniz gibi, halkın siyasetini değil rantın siyasetini esas aldığımızı mı sanıyorsunuz? Barış ve Demokrasi Partisi olarak, sırtını emekçilere, halka dönmüş, yüzünü sermayeye, finans kapitale dönmüş böyle bir bütçeye onay vermemizin mümkün olmadığını vurgulamak istiyorum.

Değerli milletvekilleri, bakın, sağlıkla ilgili bir masalın sonuna gelmiş bulunuyoruz. Burada, sadece birkaç hususla sağlıktaki tabloyu açmaya çalışacağım. Bildiğimiz gibi, “SGK’lılara özel hastaneler açtık.” üzerinden yoğun bir propaganda yaptınız ve halktan bu propaganda üzerine, sağlıkta yapmış olduğunuz uygulama üzerine de çok büyük oylar aldınız ama bakın, sadece özel hastanelerde vatandaşın vermiş olduğu katkı paylarında tabloyu nereye getirdiniz: 2008 yılında vatandaşın özel hastanelere vermiş olduğu miktarlar yüzde 30 oranında iken 2010’da bu miktarlar yüzde 90’a, 2013’te ise yüzde 200’e çıkmış durumda. Yani vatandaşın cebinden özel hastaneye aktarılan paraların miktarı yüzde 700 oranında sadece son dört yılda artmış durumda. Sağlığı özelleştiren, sağlığı ticarileştiren bir mantıkla sizler özel hastanelere ayrılan, özel hastanelere aktarılan para miktarlarını sadece son on yılda 16,5 kat artırdınız. Sağlıkta özellikle özel sektörün almış olduğu pay yüzde 6’dan iktidarınız döneminde yüzde 30’un üstünde bir orana gelmiş durumda. Özel hastane sayısında ise tam bir patlama yaşanmış durumda. Yani sağlıkta bilinçli bir özelleştirmenin fotoğrafını sadece bu tabloya bakarak görebilirsiniz.

Bakın, şimdi, sağlıkta bakanlıklarınız yeni bir çalışma üzerine şu anda çalışıyorlar, çalışma yürütüyorlar. “Sağlıkta temel teminat paketi” dediğimiz yeni bir uygulama gelecek. Burada, temel teminat paketi ile SGK kapsamı dışında kalan hizmetler için de vatandaşa özel sağlık sigortası getirme gibi bir yükümlülüğü getiriyorsunuz.

Kısacası, sağlıkta sosyal devlet olmanın ilkesi gereği herkese eşit, ücretsiz, nitelikli, ulaşılabilir, ana dilde sağlık hizmetini rafa kaldırdınız; özel hastanelere, özel sektörlere alan açan, para kazandıran ticari bir mantığı bugün devreye koydunuz. Sadece sizin iktidarınız döneminde sağlık alanında çalışan taşeron işçi sayısı 11 bin iken bugün 150 bine çıkmış durumda. Böylesi bir tablo bile sosyal devlet olmanın gereğinin ne kadar ihlal edildiğini açık bir şekilde ortaya koyuyor.

Eğitimde tablo yine aynı şekilde, tam bir fecaat. AKP iktidarları boyunca eğitime yapılan yatırım harcamaları yaklaşık yüzde 10 oranında azalmış durumda. Kuşkusuz, bu uygulamalarda da tıpkı sağlıkta olduğu gibi eğitimi ticarileştirme, eğitimi özelleştirme, yeni bir pazar alanı yaratma gibi bir mantığın yattığını biliyoruz. Getirmiş olduğunuz sistemle yoksulun yoksul kalmasının, yoksul çocuğun eğitim hizmetlerinden faydalanmamasının, parası olanın ise daha iyi, daha nitelikli bir eğitim almasının yollarını ortaya koydunuz. Eğitim sisteminde özel okullardan bahsedenler, teşvik sözleri verenler tıpkı sağlık alanında olduğu gibi kamusal alanı giderek daraltacak ve eğitimin tüm yükünü de topluma ve halka dayatacaktır.

Burada mutlaka değinmemiz gereken önemli bir konu ise bu bütçede azınlık okullarına tek bir kuruş pay bile ayrılmamıştır. Bu ülkenin vatandaşları olan azınlık okullarına ayrımcı, ötekileştiren bir yaklaşımla yine bu bütçeden tek bir kuruşun aktarılmadığını ifade etmek istiyoruz.

Bakın, eğitimde özellikle yaşadığınız en büyük sıkıntı, Kürt halkını bir halk olarak kabul edip Kürt halkının eşit yaşam talebini içselleştiremediğiniz için ana dilde eğitim talebini bile paraya, ticari mantığa bağladınız. Üstelik, ana dilde eğitimi Kürt çocuklarına yabancı diller statüsünde getirdiniz. Biz buradan size bu uyarımızı tekrarlayalım: Kürtçe, Kürt dili Kürt çocukları için yabancı bir dil değildir; Kürt çocuklarının öz dili, ana dilidir ve ana dilde eğitim almak tıpkı hava almak, tıpkı nefes almak kadar kutsal ve meşru bir haktır. Nasıl ki hava almayı, nefes almayı siz paraya, ticari bir mantığa bağlayamazsanız ana dilde eğitim hakkını da paraya bağlayan bir zihniyetten bir an önce kurtulmalısınız diyoruz.

Değerli milletvekilleri, hazırlanan 2014 bütçesi tam bir erkek bütçesidir, toplumsal cinsiyete duyarlı hazırlanmamıştır. Burada, kadınlar yok sayılmış, kadınlarla ilgili bütün düzenlemeler aile içerisine sıkıştırılmış ve kadınlar sosyal yardımların âdeta bir nesnesi hâline getirilmiştir. Kadın katliamlarına karşı mücadele, kadın istihdamıyla ilgili bütçe ayırma, kadının toplumsal ve siyasal yaşama dâhil edilmesiyle ilgili maalesef bir düzenleme bu bütçe düzenlemesinde görülmemektedir. Kadın politikalarıyla ilgili bütün düzenlemeleri Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı üzerinden değerlendiren bir zihniyetle karşı karşıyayız. Bu zihniyeti kabul etmediğimizi ifade etmek istiyoruz. Bütün bakanlıkların kendi bütçelerinde kadınlarla ilgili, kamusal yaşama, toplumsal yaşama katılma ile ilgili pay almaları gerektiğini buradan tekrar vurgulamak istiyoruz.

Değerli milletvekilleri, içinden geçtiğimiz süreç, kuşkusuz, gerek Türkiye gerekse Orta Doğu halkları açısından son derece önemlidir. Özellikle Kürt sorunuyla ilgili içeride ve dışarıda yaşanan gelişmeler hem Türkiye’nin hem de Orta Doğu’nun gelişmesi açısından son derece önemlidir. Otuz yıllık bir çatışmalı sürecin ardından, bugün Kürt sorununun demokratik, siyasi çözümüyle ilgili çok önemli bir aşamaya gelmiş bulunuyoruz. Bugüne kadar yürütülen ret ve inkâr politikalarının, çatışma siyasetlerinin, güvenlik konseptlerinin Kürt sorununu çözemeyeceği anlaşılmış, Mezopotamya ve Orta Doğu’nun en kadim halkı olan Kürt halkının demokratik, ulusal taleplerinin zor yöntemiyle bastırılamayacağı bütün politik aktörler tarafından bugün kabul edilmiştir; dolayısıyla demokratik yollar dışında Kürt sorununa çözüm üretilebilecek başka bir yol ve başka bir yöntem kalmamıştır. Bugüne kadar demokratik siyaset dışında Kürt meselesini çözmek için uygulanmış olan bütün yol ve yöntemler bu coğrafyaya acı, kan ve gözyaşı dışında hiçbir şey kazandırmamıştır. On binlerce insan yürütülen bu savaşta hayatını kaybetmiş, binlerce köy yakılıp yıkılmış, milyonlarca insan sürgünlere gönderilmiş, 17 bin faili meçhul cinayet ve yargısız infaz işlenmiştir. Demokrasi ve özgürlükler askıya alınmış, siyasi partiler ve gazeteler kapatılmış, Sivas’ta, Gazi’de, cezaevlerinde, Roboski’de gerekirse halk katliamları da yapabilirizin mesajı Türkiye halklarına ve Kürt halkına verilmiştir. Dolayısıyla demokratik çözümün dışındaki bütün yolların gittiği yer kandır, gözyaşıdır, acıdır, katliamdır. Biz bu nedenle bu politikalardan bir an önce vazgeçilmesi gerektiğini düşünüyoruz.

Bakın sadece, çözümsüzlüğün bizi getireceği yolu ortaya koymak açısından Roboski katliamını tekrar hatırlatmanın önemli olduğunu düşünüyoruz. Roboski katliamında 2011 yılında F-16 savaş uçaklarıyla 34 yurttaşımızın paramparça edildiği o günlerde Sayın Başbakan çıkarak “Biz bu katliamın üzerini örtmeyecek, Ankara’nın karanlık dehlizlerinde kaybolmasına müsaade etmeyeceğiz.” demişti. Aradan iki yıl geçti, hâlâ, katliamla ilgili tek bir fail açığa çıkabilmiş değil. Hâlâ, bu katliamın sorumluluğundan dolaylı yargı önüne, adalet önüne çıkarabilmiş olduğunuz tek bir sorumlunun olmadığını ifade etmek istiyoruz. Bu Roboski yaklaşımı bile, Türkiye’nin bir hukuk devleti değil, bir kanun devleti olduğunu ortaya koymaktadır. Eğer Türkiye bir hukuk devleti olsaydı, muhalefeti siyaset yaptığı için içeriye atan, öğrenciyi, işçiyi, emekçiyi cezaevine hak aradığı için gönderenler, 34 yurttaşımızı savaş uçaklarıyla paramparça edenleri de şimdiye kadar çoktan adalet önüne çıkarmışlardı. Maalesef, Roboski katliamına yaklaşımınız “dobrovski” ciddiyetsizliğinin ötesine geçememiştir.

Değerli milletvekilleri, bütün bu acılara rağmen Kürt halkı bağrına taş basarak barış için tarihin en güçlü, en kararlı adımını ortaya koymuştur. On dört yıldır tecrit altında tutulan, bir hücrede ağır bir işkence sistemine tabi tutulan, çatışmalı süreç içerisinde tecritle halkıyla bağı koparılmaya çalışılan Kürt halk önderi Sayın Abdullah Öcalan’ın devreye girmesi ve çözüm süreciyle ilgili kararlı bir irade ortaya koymasıyla beraber bugün yeni bir süreci tartışır, yeni bir sürecin kapısını aralar bir pozisyona gelmiş durumdayız. Bu diyalog süreci, halkların mücadelesi ve bir arada barış içinde yaşamaları için oldukça anlamlı ve tarihî bir süreçtir.

Tabii ki, bu barış ortamından rahatsız olan iç ve dış güçler vardır ve bu iç ve dış güçler bu çözüm sürecini provoke etmenin gayretini daha başladığı ilk günlerden itibaren ortaya koymaktadırlar. Bakın, bu güçlerin çözüm sürecine karşı ortaya koymuş olduğu ilk hamle 9 Ocakta Paris’in orta yerinde 3 Kürt kadın siyasetçinin Sakine Cansız’ın, Fidan Doğan’ın ve Leyla Söylemez’in suikast sonucu katledilmesi olmuştur. Tüm bu katliam zihniyetine rağmen gerek Sayın Öcalan gerekse de Kürt siyasi hareketi ve Kürt halkı bu sürece sahip çıktığını defalarca ortaya koymuştur. Özellikle Sayın Öcalan’ın Amed Nevroz’unda ortaya koymuş olduğu manifestoda kullanmış olduğu bu cümleler son derece önemlidir. “Binlerce yıllık bu medeniyeti farklı ırklarla birlikte inşa eden Kürtler için Dicle ve Fırat Sakarya’nın kardeşidir. Horon ve zeybek halayla kardeş olur.” cümlesi dönemin kardeşlik ruhunu, eşitlik hukukunu ortaya koymaktadır. Yine, Sayın Öcalan “Zaman, helalleşmenin zamanıdır. 1920’de ortak geçmişimizin önümüze koyduğu gerçek, geleceğimizi birlikte kurmamız gerektiği gerçeğidir. Türkiye Büyük Millet Meclisinin kuruluşundaki ruh yeni dönemi aydınlatmalıdır. Kadınları, ezilen mezhepleri, kültürel varlık sahiplerini, işçi sınıfı temsilcileri ve herkesi çıkışın yeni seçeneği olan demokratik modernite sistemine yer tutmaya çağırıyorum.” diyerek siyasi tarihi ve siyasi geleceğiyle ilgili Türkiye’de çok önemli bir tespiti Sayın Öcalan ortaya koymuştur.

Sayın Öcalan’ın bu tarihî çağrısıyla birlikte ilkbahar aylarında önce ateşkesin ilan edilmesi, daha sonra da gerillanın geri çekilme sürecini başlatması, Türkiye’de yüzyıllık sorunların konuşarak, tartışarak, müzakere yöntemleriyle çözülebileceğine dair güçlü bir umut oluşturmuştur ama maalesef bu dönemde AKP Hükûmeti yeterince cesur davranış ortaya koyamamış, demokratikleşmenin hızlı adımlarını atma noktasında çözüm sürecinin ruhuna denk düşen bir tutum ortaya koymamıştır.

Bizler, daha Anayasa Uzlaşma Komisyonu çalışmasına başlamadan önce bir demokratikleşme, bir yol, alan temizliği önermiştik. O yol temizliği kapsamında özel mahkemelerin kaldırılması, Terörle Mücadele Kanunu’nun kaldırılması, Türk Ceza Kanunu’nun düşünce, ifade, örgütlenme özgürlüğü önündeki bütün antidemokratik yasaların kaldırılması, siyasi partilerin önündeki seçim barajının kaldırılması, hazine yardımları eşitsizliğinin ortadan kaldırılması, cemevlerine ibadethane statüsü tanınması, yerel yönetimlerin özerklik şartıyla ilgili Türkiye’nin ortaya koymuş olduğu çekincelerin kaldırılmasının son derece önemli olduğunu ifade etmiştik. Maalesef aradan geçen sürede bu konuda herhangi bir adım atılmamıştır.

Yine, adım atılmadığı gibi, başta cezaevlerinde şu anda ölümün kıyısında bulunan 168 ağır hasta tutuklu başta olmak üzere içerideki milletvekilleri, belediye başkanları ve siyasetçiler için demokratik siyasi çalışmaların içerisine dâhil olabilecek yasal çalışmalar ortaya konmamıştır. Tam tersine, bu çözüm sürecinde tel örgüler, utanç duvarları, mayınlı araziler, yeni karakollar, kalekollar, korucu kadrolarının yeniden bölgeye gönderilmesi, ölüm sınırındaki hasta tutsaklar üzerinde hâlâ bir baskı konseptinin uygulanması gibi vicdana ve insanlığa bile aykırı olan uygulamalar önümüze gelmiştir. Şimdi, bir demokratikleşme paketi önümüze getirilmiştir ama bu demokratikleşme paketinin demokratikleşmeyle uzaktan yakından alakası olmadığını buradan tekrar ifade etmek istiyorum.

Değerli milletvekilleri, özellikle bu çözüm sürecinde önemli bir rol üstlenmesi gereken Anayasa Uzlaşma Komisyonu da maalesef dağılma aşamasına gelmiştir. Çünkü bu komisyon, değişim ve dönüşümü ortaya çıkaracak, yeni bir Türkiye’yi inşa edecek bir ruhtan çok, Barış ve Demokrasi Partisi dışındaki diğer 3 siyasi partinin tekçilik ve milliyetçilik yarışına girmesinin maalesef kurbanı olmuştur ve dolayısıyla, 12 Eylül darbe anayasasının bütün uygulamaları bugün hâlâ yakıcı bir şekilde önümüzde durmaktadır. Yine, Mecliste kurulan Çözüm Komisyonu ve Akil İnsanlar Heyetinin yapmış olduğu çalışmalar da Hükûmet tarafından dikkate alınmadığı için, çözüm süreciyle ilgili demokratik, yasal ve anayasal düzenlemeler yapılması hususunda çok büyük eksiklikler yaşanmıştır.

Değerli milletvekilleri, özellikle dış politikayla ilgili birkaç hususu vurgulamak gerekiyor. Orta Doğu’da yüzyıllık bariyerlerin aşılmasına ayak uydurmanın bir şartının da değişim ve dönüşüme açık olmak, resmî ideolojinin zihniyetini taşımamaktan geçtiğini ifade etmek istiyoruz. Sıfır sorun diye yola çıkılan dış politikada bugün dost olan tek bir ülke bulmayacak bir noktaya AKP’nin dış politikası gelmiştir. Halkların ortak geleceğini, barış içerisindeki özgür geleceğini esas almak yerine, Orta Doğu’da iktidar kavgalarının bir parçası hâline gelen dış politikalarda ısrar ettiğiniz için bugün maalesef Orta Doğu’daki savaşın bir parçası hâline geldik. Buradan çıkışı da halkların iradesini boğmaya çalışan, özellikle Rojava devrimi üzerinde her türlü tasfiye konseptinde rol alan bir yaklaşım üzerinden Türkiye halklarına yutturmaya çalıştınız. Bizler şunu ifade etmek istiyoruz ki, Rojava’daki tüm saldırılarınıza rağmen, baskılara, ambargolara, ablukalara, kuşatmalara rağmen Rojava devrimi kararlı bir şekilde, kendinden emin, Orta Doğu’nun geleceğini değiştirecek bir misyon ve sorumlulukla Kürt halkı ve diğer kardeş halklar tarafından günbegün inşa edilmektedir. Kendi halkının öz gücüne dayanan demokratik devrim süreci bugün kendi kantonlarını oluşturmuş, geçici yönetimini oluşturmuş, bu yönüyle Orta Doğu’da demokratik barış içerisindeki bir geleceğin nasıl olması gerektiği noktasında bütün halklara bir siyasi laboratuvar görevi görecek şekilde ortaya çıkmıştır. Rojava’da Kürt halkının iradesine, Orta Doğu halklarının iradesine düşmanlık yapıp içeride çözüm sürecinin bir tarafı olamazsınız. Barış ve Demokrasi Partisi olarak açık bir şekilde ifade ediyoruz. İçeride yürüyen çözüm süreci Rojava’da gelişen devrim sürecinden bağımsız değildir. Bu süreçler iç içedir. Eğer tarihî bir Türk-Kürt ittifakını öngörüyorsanız, eğer tarihî bir Türk-Kürt barışından söz edecekseniz gerek içeride gerekse de Rojava’da Kürt halkının ortaya koyduğu iradeye saygı duymak zorundasınız. Çetelere vermiş olduğunuz desteği kaldırmak zorundasınız. Ambargoyla kapatmış olduğunuz sınır kapılarını her türlü ilaç ve tıbbi malzeme dâhil olmak üzere insani yardıma ve ticari ilişkilere açmak zorundasınız. Bu nedenle Rojava’daki gelişmeler ve AKP’nin Rojava politikaları içerideki çözüm sürecini de doğrudan ve bire bir etkileyen bazı sonuçlar ortaya çıkaracaktır. Bizler 1920’lerdeki ittifak ruhunun, Türk-Kürt kardeşlik ruhunun bu cumhuriyeti kurduğuna inanıyoruz. Dönemsel olarak yine böyle bir Türk-Kürt ittifakını, böyle bir barış ruhunu ortaya çıkarmanın koşullarını yakalamış durumdayız. Eğer bu şansı ıskalarsak, eğer yüzyıl önce bu cumhuriyetin kuruluşuyla taçlandırdığımız bu ruhu ıskalarsak korkarız ki Orta Doğu’daki kaos ve çatışma süreçlerini ülkemizin sınırları içerisine taşımak dışında hiçbir iş gerçekleştirmemiş oluruz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İDRİS BALUKEN (Devamla) – Ek süre var mı Sayın Başkan?

BAŞKAN – Evet, ek süre veriyorum, son olarak ama.

İDRİS BALUKEN (Devamla) – Bu nedenle bizler birlikte mücadele verdiğimiz bütün bölge halklarıyla Orta Doğu’nun özgürlüğü, demokrasisi ve barışı için yeni politikaları üretmekle yükümlüyüz düşüncesindeyiz. Duvar örmek yerine halklar arasına kardeşlik köprüleri kurmanın doğru politika olacağını ve hepimize kazandıracağını buradan tekrar ifade etmek istiyorum. Biz, özellikle içeride yürüyen bu diyalog süreciyle ilgili ifade ettiğimiz bütün önerilere Hükûmetin bir an önce yanıt vermesi gerektiğini, müzakere süreçlerinin yasal zemini ve hukuki statüsünün bir an önce oluşturulması gerektiğini, bu konuda gerek akil insanlardan gerekse de Türkiye’nin vicdan sahibi kanaat sahiplerinden süreci takip edecek üçüncü bir gözün, üçüncü bir heyetin bir an önce oluşturulması gerektiğini ifade etmek istiyoruz. Orta Doğu’da iflas noktasına gelmiş, içeride sıkıntı yaşayan dış ve iç politikalardan kurtulmanın yolunun tek reçetesinin bu olduğunu ifade etmek istiyoruz.

Yine, özellikle Hükûmetin dış politikalarda Avrupa Birliğine yönelik dar ideolojik yaklaşımı esas alması ve demokratik süreçleri yavaşlatmasıyla beraber Avrupa Birliğinden gittikçe uzaklaşan bir Türkiye pratiğinin büyük tehlikeler barındırdığını ifade etmek istiyoruz. Orta Doğu’da olduğu gibi Avrupa Birliğiyle ilişkilerinde de insanlığı temele alarak, güç ilişkileri yerine halkların ortak geleceğini esas alan bir anlayışı ortaya koyarak bizler hem halklarımıza hem de bölgeye kazandırabileceğimize inanıyoruz.

Değerli milletvekilleri, Türkiye’de yine, demokratikleşme süreçlerinin hızlandırılmamasının getirmiş olduğu acı tablolardan biri de Gezi direnişi sırasında ortaya çıkan tablodur. Gezi eylemleri sırasında daha fazla özgürlük, daha fazla demokrasi ve yerinden yönetim talebini dikkate alacağınıza, uygulamış olduğunuz polis zoruyla 6 vatandaşımızın hayatını kaybetmesine, 8 bine yakın yurttaşımızın yaralanmasına ve yine binlerce insanımızın gözaltına ve cezaevi süreçlerine tabi olmasına sebep oldunuz. Bütün bu yanlışların, bütün bu zor politikaların reçetesinin daha fazla demokrasi, daha fazla özgürlük ve daha fazla barış mücadelesi olduğunu ifade ediyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Baluken.

Şimdi, şahıslar adına konuşmalara geçiyoruz.

Şahsı adına, lehinde olmak üzere, Halkların Demokratik Partisi Genel Başkanı ve İstanbul Milletvekili Sayın Sebahat Tuncel konuşacak. (BDP ve HDP sıralarından alkışlar)

Buyurun Sayın Tuncel.

Süreniz on dakika.

SEBAHAT TUNCEL (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2014 bütçesi üzerine usulen şahsım adına, ancak Halkların Demokratik Partisinin 2014 bütçesine ilişkin görüş ve önerilerini sunmak üzere karşınızda bulunmaktayım, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Konuşmama geçmeden önce, Sayın Başkan da buradayken… Biz yeni bir partiyiz. Tabii ki alışılagelmiş bir gelenek olarak ne zaman ki kendimize değdiğinde demokrasiyi o zaman daha çok hatırlarız. Şu an Halkların Demokratik Partisinin 4 milletvekili var ama oturacak yerimiz yok. Mümkünse, Sayın Başkandan, en azından, bu sol tarafta olan iki koltuğu almak isteriz, oturacak bir yer bulmak açısından. (BDP HDP sıralarından alkışlar) Çünkü Meclisin işleyişi açısından da -hani grubu olmasa da çünkü bu Meclis grubu olan partilere imtiyaz tanıyor- grubu olmayanların da sözünün olması açısından önemli diye düşünüyorum.

Değerli milletvekilleri, ben de, bütçe üzerindeki değerlendirmeye geçmeden önce, bugün İnsan Hakları Haftası’nın başlangıcı, 10 ve 17 Aralık. Ne yazık ki Türkiye’nin insan hakları konusundaki karnesi çok iyi sayılmaz. Arkadaşlarımız da, biraz önce kürsüye gelen arkadaşlarımız da ifade etti. Ben, sadece birkaç rakam vererek bu durumu, bu karneyi sizinle paylaşmak istiyorum.

Sadece 2013 yılında 7 faili meçhul vaka yaşanmıştır Türkiyede, 15 kişi polis kurşunuyla katledilmiştir, kara mayını sonucu 7 insanımız hayatını kaybetmiştir. 526 hasta tutuklu bulunmaktadır, bunların 154’ü acil ve şu an bırakılmayı bekliyor.

AKP iktidarı boyunca 384 faili meçhul cinayet yaşanmış, 13.536 kişi de işkence ve kötü muameleye maruz kalmıştır. Bunun dışında, Türkiye’de demokrasiden, emekten, özgürlükten bahseden herkes ne yazık ki “Terörle Mücadele Kanunu” denilen, toplumla mücadele yasasına dönüşen kanun nedeniyle gözaltına alınmış ve tutuklanmıştır. KCK basın davası, KCK avukatlar davası, KCK siyasetçiler davası bunun en temel göstergesidir.

Bugün Parlamentoda Cumhuriyet Halk Partisinin sayın milletvekili özgürlüğüne kavuştu. Kendisine “Geçmiş olsun.” diyoruz ama bu, sorunları çözmez, BDP milletvekillerinin de derhâl bırakılıp buraya gelip yasama faaliyetine katılması gerektiğini düşünüyoruz. Ancak, bu da sorunumuzu çözmeyecektir çünkü biraz önce de söylediğim gibi TMK mağduru binlerce insan vardır cezaevinde ve bu adaletsizlik bir an önce giderilmek durumundadır.

Değerli milletvekilleri, aralık ayının içerisindeyiz, aralık ayı -içerisinde sadece, bu sorunlar yok- aynı zamanda Roboski katliamının yıl dönümü ve Maraş katliamının yıl dönümüdür. Daha da geçmişe gidersek, Çerkezlerin Aralık 1922’de Gönen-Manyas’tan sürgün edilişinin yıl dönümüdür. Türkiye, kendi geçmişiyle yüzleşmek zorundadır. Kendi geçmişiyle yüzleşmeyen bir Türkiye’nin demokratikleşmesi ne yazık ki mümkün değildir.

Biraz önce burada ana muhalefet partisi lideri, Gezi’de Hakk’a yürüyen canlar için başsağlığı diledi, üzüldüğünü ifade etti ama Sayın Genel Başkandan şunu da beklerdik, iki gün önce Gever’de, 6 Aralıkta polis kurşunuyla infaz edilen 2 arkadaşımıza, Hakk’a yürüyen 2 arkadaşımıza da başsağlığı dilemesini beklerdik. İşte sorun bu, sevgili arkadaşlar, biz bu ülkede sevinçlerimizi paylaşamadığımız gibi üzüntülerimizi de paylaşamıyoruz, ayrıştırıyoruz. Bunu değiştirmediğimiz sürece Türkiye’de gerçek anlamda demokrasinin inşa edilmesi mümkün değil.

Halkların Demokratik Partisi olarak biz, Türkiye’nin tüm bu sorunlarını kendi sorunumuz olarak görüyoruz. Bu ülkede Ermenilerin, Arapların, Kürtlerin, Türklerin, Alevilerin, inançlıların, inançsızların tüm sorununu kendi sorunumuz olarak görüyor ve bu ülkenin mutlaka demokratikleşmesi gerektiğini düşünüyoruz.

Değerli arkadaşlar, bugün burada 76 milyonu ilgilendiren bütçeyi görüşüyoruz ama bu bütçeye yönelik, özellikle hazırlanma tarzına ilişkin eleştirilerimiz var, bunu sizinle paylaşmak istiyorum:

İlki, hiç bu kürsüde dile getirilmeyen… Sadece Barış ve Demokrasi Partisi ve arkadaşlarımız dile getirdi. Bu bütçe erkek bütçesidir, kadın körüdür. Kadınlar, yani Türkiye toplumunun yarısını oluşturan kadınlar bu bütçede görülmemiştir, hiçbir parti de bunu dile getirmemiştir. Bu, bir sorundur sevgili arkadaşlar. Toplumsal cinsiyete duyarlı bütçeleme, bugün bütün dünyada uygulanan, birçok ülkede uygulanan ve Türkiye’de de kadınların temel talebidir; birincisi bu.

İkincisi: Bu bütçe katılımcı değildir. Yani bu bütçe daha çok… Dikkat ederseniz, aslında milletvekilleri de katılmamıştır. Ne tartışıldığını bilmiyor; o yüzden de Parlamentoda grubu bulunan partilerin Plan ve Bütçe Komisyonunda yaptığı tartışmalardan ibarettir. Oysa bunun dışında sevgili arkadaşlar, 76 milyonu direkt ilgilendiren ve aslında bir bütün olarak bu bütçenin yükünü taşıyan insanlar bunun dışında bırakılmıştır. Bu, kabul edilebilir bir durum değildir, bunu da ilkesel olarak eleştiriyoruz.

Değerli arkadaşlar, bu, AKP iktidarının daha çok, ideolojik olarak hazırladığı, masa başında, şeffaflıktan uzak, katılımcılıktan uzak, toplum mühendisliği yaptığı ve kendisini aslında önümüzdeki dönem seçimlere hazırlayan bir bütçenin ötesine gitmemektedir.

Halkların Demokratik Partisi olarak biz, Türkiye’de yoksulluğun, yoksunluğun ve emek sömürüsünün olmadığı, eşitliğin, özgürlüğün, adaletin ve barışın yaşam bulduğu, bütün sorunların serbestçe tartışıldığı, kimsenin inançsal ve etnik kimliğini gizlemek zorunda kalmadığı, kadın erkek eşitliğinin sağlandığı, homofobinin son bulduğu, tarım alanlarının, meraların, kıyıların, ormanların, yaşam alanlarının tarihî ve doğal kimliklerinin korunduğu, siyasal tarihiyle yüzleşmiş, Türkiye’de yaşayan halkların barış ve kardeşliğini esas alan, Orta Doğu ve dünya halklarıyla barışık, özgür ve demokratik bir Türkiye için mücadele ediyoruz. Bütçe meselesine de böyle bakıyoruz.

Eğer gerçekten bu bütçe, Türkiye halkları için bir farklılık yaratacaksa bu barış olmalıdır ama bakıyoruz bütçeye nasıl hazırlanmış? Bütçenin büyük kısmı vergilere dayanırken bu vergiler ise başta kadınlar olmak üzere, yoksullara, emekçilere yüklenmiştir. Sabahtan beri bu kürsüde vergilerin ne kadar önemli olduğu konuşuldu. Biz HDP olarak bu vergilerin vatandaştan ziyade, servet, kâr ve rant üzerinden alınması gerektiğini düşünüyoruz. Zaten bu yükün çoğunu yoksul, emekçi insanlar taşımaktadır. Dolayısıyla, vergileri de yoksul, emekçi insanların üzerine yıkmak çok antidemokratiktir ve bu, kabul edilebilir bir durum değildir.

Savaş yatırımı ve harcamalarına, örtülü ödeneğe, imtiyaz yaratan, doğayı ve suyu metalaştıran tüm harcama kalemlerine karşıyız. Bütçe harcamalarında hedeflenmesi gereken sağlık, eğitim, ulaşım, gıda, su, barınma ve sosyal hakların kamusal bir hizmet olarak yerel demokratik özerklik anlayışı içinde tüm toplumsal kesimlere koşulsuz, eşit ve bedelsiz olarak sunulması gerektiğini savunuyoruz. Bizim anlayışımıza göre bütçede, toplumun farklı kesimleri, ekolojik, ekonomik, kültürel ve coğrafi farklılıklarını gözeten ve yerel demokrasinin gereklerini yerine getirerek, eşitsizlikleri gideren bir paylaşım mekanizması içerisinde ele alınmalıdır. Aksi takdirde adaletsizliği, eşitsizliği derinleştirmektedir. Ama AKP’nin bütçesine baktığımızda neoliberal politikaları daha da sağlamlaştıran, bu perspektiften bakan, piyasanın ihtiyacına göre kendisini hazırlamış, yoksulun, emekçinin değil, aksine, daha çok, bir grubun ihtiyaçlarına göre düzenlenmiş bir bütçeden bahsediyoruz. Bu, bugünkü değil, on iki yıllık iktidarı boyunca AKP bunu yaptı.

Diğer taraftan da arkadaşlar, bu bütçeyle özgürlükler kısıtlanmaya çalışılıyor. Bu, ciddi bir sorun. 2014 bütçesinde ilk başta göze çarpan en önemli eksiklik denetim mekanizmasıdır. Burada ifade edildi. İktidar bunu çok reddetti ama bu, bir gerçek. Sayıştay denetiminin devre dışı bırakılması, kamu denetimi ve şeffaflığına ilişkin eleştiri ve uyarıların göz ardı edilmesi, mali ve idari konularda topluma hesap vermeyi reddetmek anlamına gelmektedir. Topluma hesap vermeyi reddeden bir anlayışın meşruluğu yoktur sevgili arkadaşlar. Bakın, biz sadece burada bu bütçeyi nasıl harcayacağımızı konuşuyoruz. Oysa, bu bütçenin nasıl hazırlandığı, nasıl değerlendirildiği de önemlidir. Bu açıdan ciddi anlamda bundan sonraki süreçte bunun denetime açılması gerektiğini düşünüyoruz.

Değerli milletvekilleri, tabii ki, on dakikada Halkların Demokratik Partisinin tüm görüşlerini burada anlatabilmem mümkün değil ama şunun altını bir kez daha çizmek istiyorum: Bu bütçeyle birlikte, özellikle son dönemlerde işçilerin, emekçilerin başına bela olan esnek çalışma düzeninde en temel haklar, iş sağlığı ve iş güvenliği ciddi anlamda sıkıntı hâline gelmiş durumdadır. Bu konuda, gerçekten, Türkiye’de 1.145 işçi cinayeti 2013 yılında yaşanmıştır ve bu esnek çalışma modeli, bu bütçeyle meşrulaştırılıyor ve bu, aslında yeni ölümleri, yeni emek sömürüsünü de beraberinde getiriyor. Farkındasınızdır, şimdi, birçok firma, iflas etti diye, işçileri işten çıkartıyor, emeğinin hakkını vermiyor. Oysa bu bütçede Hey Tekstil işçileri, Feniş işçileri, Kazova işçilerinin emeğinin karşılığını verecek bir planlama çıkarılabilirdi. Onun yerine yeni mağdurlar yaratacak bir bütçe yaklaşımı var.

Yine, taşeronlaşma, bu konu da ciddi bir sorun. Bu Meclis bu taşeronlaşma meselesini…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Evet, süreniz bitti.

Ek bir dakika süre veriyorum. Lütfen görüşlerinizi tamamlayınız.

SEBAHAT TUNCEL (Devamla) – Sayın Başkan, diğer arkadaşlara verdiniz.

BAŞKAN – Uygulamalar hep öyle olmuş. Ben ona uymaya çalışıyorum.

SEBAHAT TUNCEL (Devamla) – Diğer arkadaşlarımıza beş dakika verdiniz.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Genel başkanlara beş dakika daha verdiniz.

BAŞKAN – Ama onlar gruplar adına konuşma yaptı.

Hiç vakti harcamayın. Ben uygulama neyse onu mümkün olduğu kadar yapmaya çalışıyorum. Devam edin.

SEBAHAT TUNCEL (Devamla) – Pozitif ayrımcılık yapın.

PERVİN BULDAN (Iğdır) – İki dakika Sayın Başkan.

SEBAHAT TUNCEL (Devamla) – Sevgili arkadaşlar, bu bütçe aynı zamanda kadınlara karşı oluşturulmuş bir bütçedir. AKP Hükûmeti, cumhuriyetin tek partili iktidarı sırasında CHP Genel Sekreteri Recep Peker’in konuşmasında vurguladığı “en az çocuk” meselesini miras almış ve bugün bunu politika olarak değerlendirmiştir. Dolayısıyla biz kadın bedeni üzerinden, kadınlar üzerinden bir baskı aracına dönüşen bu anlayışın reddedilmesi gerektiğini, kadın bakanlığının kurulması gerektiğini düşünüyoruz ama bunun yerine Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonunun kapatılacağı gibi tartışmalar var. Sayın Bakan umarım bu konuda bize cevap verir. Bunun gelişmesi gerektiğini düşünüyoruz.

Yine, sevgili arkadaşlar, bu ülkenin en temel sorunlarından birisi Kürt sorunu. Halkların Demokratik Partisi olarak biz barış meselesini kendi meselemiz olarak görüyoruz ve bu konuda kendimizi taraf olarak görüyoruz. Dolayısıyla, bu ülkede barışın, demokrasinin, özgürlüğün sağlanması, farklılıkları kabul etmekle ancak mümkün olacaktır. Bundan uzak bir yaklaşım bu ülkede sorunları çözmeyecektir. Biz yeni bir zihniyetle, yeni bir bakış açısıyla Türkiye’de cumhuriyeti yeniden kurmanın mümkün olduğunu düşünüyoruz. Tam da şimdi, cumhuriyeti yeniden kurmanın zamanıdır. Artık, doksan yıllık inkâr, imha ve asimilasyon politikası son bulmuştur. Yeni dönemde, gerçekten, barış mümkündür. Türkiye’nin farklı kimlik ve kültürleriyle bunu yapmak mümkündür ama bu Mecliste henüz bu zihniyet yoktur.

Dün üç parti, “Kürdistan” kelimesi nedeniyle BDP’nin muhalefet şerhini bu şeyden çıkarmıştır. Buradan soruyorum: Siz bu kelimeyi çıkarttığınızda, Kürt halkının gönlündeki “Kürdistan” kelimesini çıkartabilecek misiniz? Siz şimdi Türkiye’yi mi kurtardınız? Gerçekten, “Kürdistan” kelimesi çıkınca Türkiye’nin bütün sorunları çözüldü mü, yoksa barış için yeni duvarlar mı ördünüz? Bunu sadece iktidara değil, ana muhalefete ve muhalefete de soruyorum.

Değerli arkadaşlar, biz bir arada yaşamak zorundayız. Bir arada yaşamanın koşulu, birbirimize saygı duymak, birbirimizin dilini, kimliğini, kültürünü kabul etmektir. Hâlâ bu ülkede insanlar ana dilde eğitim istediği için, kendi dilini, kimliğini, kültürünü istediği için “terörist” ilan ediliyorsa burada bir sorun var demektir. Bu sorunu gidermek hepimizin sorumluluğu. Bizim bu sorumluluğu almaya hazır olduğumuzu bir kez daha ifade ediyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Hamzaçebi.

VIII.- AÇIKLAMALAR

1.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel’in 506 sıra sayılı Bütçe Kanunu Tasarısı ile 507 sıra sayılı Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın tümü üzerinde şahsı adına yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ve Yüksekova’da meydana gelen olaylarda hayatını kaybeden vatandaşlara Allah’tan rahmet dilediklerine ilişkin açıklaması

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, Sayın Sebahat Tuncel konuşmasında Genel Başkanımız Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nun Gezi olayları nedeniyle hayatını kaybeden vatandaşlarımıza ilişkin olarak üzüntü cümleleri beyan ettiğini, ancak iki gün önce Yüksekova’da meydana gelen olaylarda hayatını kaybeden vatandaşlarımız nedeniyle benzer bir duygu ifadesini kullanmadığını ifade ederek, bundan üzüntü duyduğunu ifade etti.

İki gün önce Yüksekova’da meydana gelen olaylarda hayatını kaybeden vatandaşlarımızla ilgili olarak, Ankara Milletvekilimiz ve İnsan Hakları Komisyonu Başkan Vekilimiz Sayın Levent Gök, bugün yapmış olduğu basın toplantısında, Cumhuriyet Halk Partisinin İnsan Hakları Komisyonu üyesi olarak kendisinin ve diğer arkadaşlarımızın üzüntülerini ifade etmiştir. Biz de hayatını kaybeden vatandaşlarımıza buradan Allah’tan rahmet diliyoruz. Elbette bu olaya neden olan kişilerin de, sorumluların da bulunmasını arzu ediyoruz.

BAŞKAN – Evet, teşekkür ediyorum, tutanaklara geçti.

Sayın milletvekilleri, birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 19.43
ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 19.52

BAŞKAN: Cemil ÇİÇEK

KÂTİP ÜYELER: Muhammet Rıza YALÇINKAYA (Bartın), Mine LÖK BEYAZ (Diyarbakır)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 27’nci Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

2014 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ve 2012 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın görüşmelerine devam edeceğiz.

V.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

1.- 2014 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/832) (S. Sayısı: 506) (Devam)

2.- 2012 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı, 2012 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısına İlişkin Olarak Hazırlanan 2012 Yılı Genel Uygunluk Bildiriminin Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi, Maliye Bakanlığı ve İçişleri Bakanlığı Tarafından Sayıştaya Gönderilen Genel Faaliyet Raporları ile Bu Raporlara İlişkin Sayıştay Değerlendirmesini İçeren 2012 Yılı Faaliyet Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi, 2012 Yılı Dış Denetim Genel Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi, 2012 Yılı Mali İstatistikleri Değerlendirme Raporunun Sunulduğuna İlişkin Sayıştay Başkanlığı Tezkeresi ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporu (1/798, 3/1275, 3/1277, 3/1278, 3/1279) (S. Sayısı: 507) (Devam)

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Şimdi söz sırası, konuşmalara cevap vermek üzere Hükûmet adına Sayın Başbakanda. (AK PARTİ sıralarından ayakta alkışlar)

Sayın Başbakan, alınan karar gereğince, sizin de söz süreniz bir saat.

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; heyetinizi saygıyla selamlıyor, 2014 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı görüşmelerinin ülkemiz, milletimiz, demokrasimiz ve ekonomimiz için hayırlı olmasını Allah’tan niyaz ediyorum.

2014 bütçe tasarısının hazırlanmasında emeği geçen Maliye Bakanlığımıza, Plan ve Bütçe Komisyonumuza, tüm bakan, milletvekili arkadaşlarımıza, bürokrat ve teknokratlarımıza şahsım, ülkem ve milletim adına şükranlarımı sunuyorum. Yaklaşık on bir gün sürecek Genel Kurul müzakerelerinin her boyutuyla yapıcı olmasını, karşılıklı saygı, hoşgörü ve nezaket dairesinde ilerlemesini, ülkemiz için hayırlı neticelere vesile olmasını da gönülden arzu ediyorum.

Konuşmamın hemen başında, bugün açıklanan 2013 yılı üçüncü çeyrek büyüme rakamlarının ülkemize, milletimize, hayırlı olmasını diliyorum. Türkiye ekonomisi üçüncü çeyrekte beklentinin üstünde, yüzde 4,4 oranında büyüdü. İlk üç çeyrek büyüme ortalaması yüzde 4 oldu. Geriye dönük dört çeyreğe bakıldığında, Türkiye’nin millî geliri de 822 milyar dolara ulaştı. Dünyada durgunluk devam ederken, büyüme oranları son derece düşük seyrederken Türkiye ekonomisinin bu kadar yüksek bir büyüme performansı göstermesi, hiç kuşkusuz, milletimiz adına son derece sevindirici bir gelişme. Bu güzel neticenin elde edilmesinde emeği olan herkesi, işçi, memur, çiftçi, tüccar, sanayici, ihracatçı, her bir vatandaşımızı gönülden tebrik ediyor, kendilerine teşekkür ediyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; AK PARTİ hükûmetleri olarak bugüne kadar 11 bütçe hazırladık, başarıyla uyguladık ve bugün 12’nci bütçenin görüşmelerini yapıyoruz. Tek parti dönemlerinin ardından demokrasi tarihimizde ilk kez bir siyasi parti, yani AK PARTİ, kesintisiz olarak on bir yıl Hükûmet görevini üstlendi ve art arda 12 bütçe hazırladı. Böyle rekor bir süre hizmet etme görevinin milletimiz tarafından AK PARTİ hükûmetlerine tevdi edilmiş olması, hiç kuşkusuz, büyük bir onurdur, büyük bir bahtiyarlıktır. Ancak, bunun çok büyük bir sorumluluk anlamına geldiğini de biliyoruz. On bir yıl boyunca bu sorumluluğun gereğini yerine getirmenin gayreti içinde olduk. Milletimizin güvenini, teveccühünü boşa çıkarmadık.

On bir yıllık süre içinde 3 genel seçim, 2 mahallî seçim ve 2 halk oylaması yapıldı. Bu 7 seçimde de milletimizin huzuruna çıktık, hesabımızı verdik ve Allah’a hamdolsun milletimizden her seferinde tam not aldık.

Türkiye, çok uzun bir aranın ardından, AK PARTİ hükûmetleriyle istikrar ve güven ortamına kavuştu. On bir yıl boyunca tesis edilen bu istikrar ve güven ortamını muhafaza ederken bu fırsatı azami derecede değerlendirmenin, Türkiye’yi tarihî başarılarla buluşturmanın mücadelesi içinde olduk.

Türkiye on bir yıllık AK PARTİ hükûmetleri döneminde, sadece 2002 yılına göre değil, sadece 2001 ekonomik krizine göre değil, önceki tüm hükûmetlere nazaran çok başarılı bir performans sergilemiş, yapılanlara kat kat fazlasını eklemiş, ilklerle, rekorlarla tanışmıştır.

Geride bıraktığımız on bir yılın hem bize, yani Türkiye’ye hem dünyaya verdiği çok anlamlı, çok değerli bir mesaj var: Zemin sağlamsa, huzur varsa, istikrar varsa, güven ve güvenlik varsa, o zemin üzerinde ekonominin de istikrarla büyüdüğünü, refahın arttığını millet olarak hep birlikte müşahede ve tecrübe ettik.

Aslında biz bunu geçmişte 2 kez daha yaşadık. Merhum Menderes’in Başbakanlığı döneminde on yıllık güven ve istikrar zemininde Türkiye ekonomisi de istikrarla büyümüş, refah artmış, ülke güç kazanmıştı. Ardından 1983-1989 arasında, merhum Özal döneminde, sağlanan güven ve istikrar zemininde yine Türkiye büyük atılımlar gerçekleştirmişti. Tek parti dönemlerinde, koalisyon dönemlerinde, darbe süreçlerinde, siyasi istikrarsızlık dönemlerinde Türkiye ekonomisi kan kaybetmiş, güç kaybetmiş, Türkiye çok ağır bedeller ödemişti. Geçmişte yaşanan, bugün de AK PARTİ hükûmetleri döneminde on bir yıldır süren tecrübe gösteriyor ki Türkiye, sağlam bir zemine sahip olduğu müddetçe büyümeye, kalkınmaya, ilerlemeye devam edecektir. Demokrasi kurallarıyla işledikçe, millî irade tüm süreçlere egemen oldukça, Türkiye, önüne koyduğu her hedefe kolaylıkla ulaşacak, hedeflerini aşacak ve aynı şekilde büyümeyi sürdürecektir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; burada, bu salon içinde her birimiz milleti yani millî iradeyi temsil etmek gayesiyle bulunuyoruz. Bizim buradaki varlık sebebimiz, millî iradenin tecellisidir. Bu salon içinde çoğunluk da azınlık da millî iradenin eseridir. İktidar partisine mensup milletvekilleri de muhalefetin vekilleri de millî iradenin gereği olarak buradadır. Millî iradeyi korumak ve güçlendirmek -altını çizerek ifade ediyorum- sadece iktidar partisi vekillerinin değil, bu salondaki her vekilin birinci vazifesidir. Türkiye’nin her meselesinin müzakere edilmesi, istişare edilmesi, çözülmesi gereken zemin işte burasıdır. Türkiye’nin her meselesinde hem muhatap hem de çözüm aracı, bu salondaki vekiller ve onların arasından teşekkül etmiş hükûmettir. Bu salonun dışında, bu salondaki vekillerin dışında hiç kimse, hiçbir kurum, Allah’tan başka hiçbir güç, bu ülkeye ve bu millete istikamet veremez. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Hiçbir vekil, hiçbir siyasi parti millî iradeyi hedef alan, millî iradeyi, Meclis iradesini zayıflatmaya çalışan saldırılar karşısında kayıtsız kalamaz.

Bakın, geçmişte maalesef, bu salonun içinde kimi vekiller, kimi siyasi partiler millî iradeye ve Meclise yönelik saldırılara karşı dik durmamış, hatta zemin hazırlamış, hatta bu saldırıları alkışlamış, onaylamıştır. Millî irade ve Meclis iradesini yok sayan bir vekil ya da siyasi parti en başta kendisini inkâr etmiş olur. Şu noktanın da altını özellikle çiziyorum: Millî iradeye yönelik tehdit sadece düşmanlardan gelmez, millî iradeye yönelik tehdit sadece silahlı güçlerden gelmez; terör millî iradeye yönelik tehdittir, şiddet içeren eylemler millî iradeye yönelik tehdittir, sermaye eğer kendisini Meclis iradesinin üzerinde vehmediyorsa bu da millî iradeye tehdittir, medya kendisini Meclis iradesinin üzerinde görüyorsa bu da millî iradeye tehdittir, birtakım çeteler, birtakım karanlık örgütler, mafya yapılanmaları millî iradeye doğrudan doğruya tehdittir. İşte, bütün bu tehditlere karşı durması gereken sadece iktidar partisinin vekilleri değil, tüm vekiller, tüm siyasi partilerdir. Millet iradesine, milletin tercihlerine yönelik her saldırı, sadece iktidar partisini değil, Meclisin tamamını hedef alır. Eğer bir siyasi parti teröre karşı net tavır sergilemiyor, terörle arasına mesafe koymuyor, terörü açık şekilde kınayamıyorsa millî iradeyi, siyaseti, en önemlisi kendisini inkâr ediyor demektir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Eğer bir siyasi parti şiddet içeren sokak eylemlerini aleni destekliyorsa, oradan medet umuyorsa, hatta kendi vekilleri polise taş atıyor, hakaret ediyorsa o siyasi parti, Meclisin, millî iradenin, siyasetin saygınlığını önemsemiyor demektir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Eğer, kimi sermaye çevreleri, kimi medya kuruluşları çirkin ittifaklar eşliğinde Meclisi ve millî iradeyi hedef alıyor, muhalefet ve iktidar bu saldırılara karşı ortak tepki koymuyorsa millî irade yara alıyor demektir.

Vekillerin ve siyasi partilerin güçlerini aldıkları yer sadece ve sadece millettir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Vekillerin ve siyasi partilerin hesap verecekleri yegâne makam milletin ta kendisidir. Milletten değil de terörden, şiddet içeren sokak eylemlerinden, sermaye ve medyadan güç devşirmeye çalışanlar meşruiyetlerini kaybeder, millet ve tarih nezdinde mahcubiyet yaşarlar. Yakın tarihimiz bunun çok sayıda örneğine şahitlik etti. Sandık, hiçbir hatayı hesapsız bırakmadı. Elbette sivil toplum, medya, sokağın sesi demokrasilerde önemlidir. Ancak, eline silah alan ya da elindeki gücü silah gibi kullananlar demokrasiye fayda sağlamaz, zarar verirler. Mademki bu ülke 23 Nisan 1920’de millî iradenin hâkimiyeti üzerine bina edilmiştir, öyleyse millî iradenin dışında, fâni hiçbir güç tanınamaz.

Hükûmet olarak, on bir yıl boyunca, millî iradenin tam anlamıyla tecelli etmesi, güç kazanması, bütün süreçlere hâkim olması için çok samimi bir mücadele verdik. Her meselede hakem millet oldu. Her meselede yegâne karar verici millet oldu. Milletimize inandık, güvendik. Milletimizin her meselede en iyi kararı vereceğine itimat ettik ve her zaman milletimizle hareket ettik.

Türkiye, tıpkı 23 Nisan 1920’de olduğu gibi, askerî ve sivil tüm mercilerin üzerinde olan Türkiye Büyük Millet Meclisinin iradesiyle yoluna devam edecektir.

İZZET ÇETİN (Ankara) – Yalandan kim ölmüş!

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) - Demokrasimiz ancak bu şekilde ileri standartlara ulaşabilir. Ekonomi ancak bu şekilde büyüyebilir. Türkiye’de sosyal barış, huzur, kardeşlik ancak bu şekilde tesis edilebilir.

Siyaset için milletin desteği yeterlidir, siyasetin başka hiçbir desteğe ihtiyacı yoktur. Meclis içinde de, dışında da artık herkes, her kesim bunu anlamalı ve kabullenmelidir. Türkiye’ye, terör, şiddet eylemleri, sermaye, medya, çeteler değil, yalnızca millet istikamet çizer. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; terörün yaklaşık otuz yıldır Türkiye’de siyasete nasıl etki etmeye çalıştığını hepimiz gördük ve yaşadık. Şunu kabul etmeliyiz ki terörün siyaset üzerindeki etkisi, sadece terörden değil, bundan yarar sağlamaya çalışan siyasetçilerden de kaynaklanmıştır. Siyaset kurumu kimi zaman terörün siyaseti belirleme etkisine göz yummuş ve Türkiye bunun ağır bedellerini ödemiştir. Terörün gölgesinde siyaset yapmak, terör saldırılarını hükûmetler aleyhine kullanmak, şehit cenazelerini istismar etmek, zaman zaman terörü siyaset üzerinde güçlü bir etki hâline getirmiştir. Terör saldırıları karşısında hükûmetler zora düştüğünde, bu ülkede muhalefetin ellerini ovuşturduğu görülmüştür. Öte yandan, meselenin çözümü için otuz yıl boyunca ortak bir irade oluşturulmamıştır. Geçmişte hükûmetler terör karşısında risk almaktan kaçınır hâle gelmiş, cesaretle meselenin üzerine gidememiştir.

Biz, on bir yıl boyunca bu riskten hiçbir zaman kaçınmadık. Millî irade üzerinde, ekonomi üzerinde, demokrasi, sosyal barış ve kardeşlik üzerinde bir tehdit teşkil eden terör karşısında cesur ve kararlı bir duruş sergiledik. Meseleyi sadece güvenlik boyutuyla değil, ekonomik, sosyal, diplomatik boyutuyla ele aldık. Geldiğimiz noktada, Türkiye, birliğinden ve kardeşliğinden hiçbir taviz vermeden terörsüz bir ortam inşa etmeyi başarmıştır.

Bunun belli çevrelerde çok ciddi rahatsızlık oluşturduğunu görüyoruz. Terörün yeniden canlanması ve can alması için çok ciddi gayretlerin olduğunu görüyoruz. Bir yıldır devam eden huzur sürecini sabote etmek için özellikle bugünlerde tahriklerin devreye sokulduğunu çok iyi görüyor ve biliyoruz.

Çok ilginçtir, terör, otuz yıldır, hemen her seçim öncesinde, seçimleri etkilemek üzere ihale almıştır. 30 Mart seçimleri öncesinde terörü canlandırmak için ortaya konulan tahriklerin de böyle bir gayeye matuf olduğunu çok iyi anlıyoruz.

Buradan Türkiye Büyük Millet Meclisine ve aziz milletimize açık açık ilan ediyorum: Son günlerde sahnelenmek istenen tahrikler doğrudan doğruya milli iradeye yöneliktir, huzura yöneliktir, barışa yöneliktir, en önemlisi de seçim sürecini etkilemeye yöneliktir. Türkiye Büyük Millet Meclisi ve millet bu saldırılar karşısında tek yürek olduğu takdirde bu tahrikler asla başarıya ulaşamayacaktır. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Aziz milletimizi sağduyulu olmaya, dikkatli olmaya davet ediyorum. Özellikle Doğu ve Güneydoğu’da yaşayan vatandaşlarımızın, bir yıldır devam eden huzur iklimini sabote etmeye yönelik bu kışkırtmalara karşı uyanık olmalarını rica ediyorum.

Bakınız, şu son bir yıl içinde, Türkiye genelinde olduğu gibi Doğu ve Güneydoğu illerimizde de çok farklı bir atmosfer oluştu. Bölgede ticaret canlandı, turizm canlandı, bölgede yatırımlar hız kazandı. İnsanlar köylerine dönmeye, mezralarına çıkmaya, yıllardır gidemedikleri dağlara, yaylalara gitmeye başladı. Askerimiz, polisimiz, düğünlerde vatandaşın sevincine, cenazelerde acısına eşlik etmeye başladı. Bölgeye yatırımcılar gelmeye, bölgeye Türkiye’nin her tarafından turistler, ziyaretçiler gelmeye, bölgeyle tanışmaya, kucaklaşmaya başladı.

Bugün, bunların ötesinde, bir yıldır anneler, babalar oğullarının şehadet haberini, ölüm haberini almadı. Vatanından ayrı kalan, önce devlet, ardından terör korkusuyla vatan hasretiyle yanıp tutuşan sanatçılar “ağlama” diyerek insanların umutlanmasına vesile oldular. Bu umudu kırmaya, bu heyecanı köreltmeye, kara, kışa rağmen bölgede ve Türkiye’de yaşanan bahar havasını tehdit etmeye hiç kimsenin hakkı yoktur. Bu bahar havasına kastedenler tarih önünde hesap veremezler. Bu bahar havasının tehdit edilmesi karşısında susanlar, ellerini ovuşturanlar, sevinenler, tarih ve millet karşısında hesap veremezler. Bugün “Hükümet kaybetsin, iktidar partisi kaybetsin.” diyerek terörün yeniden can almasına göz yumanlar, sessiz kalanlar vicdanlarıyla yüzleşemez, aynada yüzlerine bakamazlar.

Burada açık açık bir kez daha söylüyorum: Yeter ki bir damla kan akmasın, yeter ki annelerin bir damla gözyaşı toprağa düşmesin, yeter ki millet kazansın, Türkiye kazansın; biz kaybetmeye razıyız. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Millet bizden bu meseleyi çözmemizi istiyor. Hiçbir taviz vermeyeceğiz, milletin başını öne eğdirecek hiçbir adım atmayacağız. Ama, burada Anayasa’ya uygun hareket edeceğine dair yemin edip ondan sonra “Biz bu Anayasa’yı tanımıyoruz.” demenin anlaşılır hiçbir yanı yok.

Şehitlerimizin ruhlarını incitecek hiçbir girişimin içinde olmayacağız.

Biz, 2001 yılında, Afyonkarahisar’dan yola çıktığımızda dört tane kırmızı çizgimizi açıkladık: “Tek millet” dedik, “tek bayrak” dedik, “tek vatan” dedik, “tek devlet” dedik. Biz yola böyle çıktık. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Adı, milletin adı?

TANJU ÖZCAN (Bolu) - Milletin adı ne, milletin?

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) - Ve millet anlayışımız Türkiye’deki tüm etnik unsurları kapsar, hepsini kucaklarız; millet tanımı zaten budur.

İki: “Tek bayrak” dedik. Bayrağımızın rengi –kıskananlar varsa öğrensin- şehidimizin kanıdır; hilal, bağımsızlığımızın ifadesidir; yıldız, o da şehidimizin sembolüdür.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Ne bayrağı? Söyle bir, söyle.

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) – Öğrenmiyorsan bil! Türk Bayrağı tabii ki, ne bayrağı olacak! (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MUHARREM İNCE (Yalova) – Bayrağı sormadı, milleti sordu, milleti!

İZZET ÇETİN (Ankara) – Millet nedir, millet? Milleti soruyoruz.

BAŞKAN – Lütfen arkadaşlar, lütfen!

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) – Biz tek bir ırka hizmet etmiyoruz, biz Türk’üyle, Kürt’üyle…

İZZET ÇETİN (Ankara) – Ayrıştırdın işte gene, gene ayrımcılık yaptın!

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) – …Laz’ıyla, Çerkez’iyle, Gürcü’süyle, Abaza’sıyla, Roman’ıyla, Pomak’ıyla Türkiye’de kim varsa insan olarak hepsine hizmet ediyoruz. Bizim aşkımız bu. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

İZZET ÇETİN (Ankara) – Ayrıştırmayı böyle başlattın sen, sayarak!

TANJU ÖZCAN (Bolu) – Milletin adı ne?

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) – Çünkü biz yaratılanı Yaradan’dan ötürü seviyoruz.

TANJU ÖZCAN (Bolu) – Muhalefeti de seviyor musunuz?

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) – 780 bin kilometrekarenin tamamı bizim vatan toprağımızdır ve “Bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır, toprak eğer uğrunda ölen varsa vatandır.” Bu anlayışla biz çalışıyoruz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Dördüncüsü de tek devlet, Türkiye Cumhuriyeti devleti. Bunun dışında başka bir şey tanımıyoruz.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Federal mi?

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) – Onu özel konuşuruz.

BAŞKAN – Lütfen arkadaşlar, laf atmayın ya; lütfen, rica edeceğim.

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) – Ve değerli arkadaşlarım, eski Türkiye, yasakların olduğu, yolsuzluğun olduğu, yoksulluğun çığ gibi büyüdüğü bir Türkiye’ydi.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, Genel Başkan konuşurken laf atanlara söyleyecektin!

BAŞKAN – O zaman da söyledim. Bakın, hiç yapmayın.

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) – Eski Türkiye, milletin sesine, feryadına, çığlığına kulak tıkayan bir Türkiye’ydi. Eski Türkiye, umutlarını yitirmiş, öz güvenini kaybetmiş, gözlerinin âdeta feri sönmüş bir Türkiye’ydi. En önemlisi de eski Türkiye, kuruluştaki ruhtan, felsefeden, inançtan, o heyecan ve birliktelikten hızla uzaklaşan bir Türkiye’ydi. Bu topraklar üzerinde dedelerimiz de, babalarımız da, bizler de gerçekten büyük acılar yaşadık, büyük hüzünlere şahitlik ettik. Ne bu güzel ülke ne de bu aziz millet yaşananları hiç hak etmedi.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Az önce okuduğunuz “Bayrak” şiirini ders kitaplarından siz kaldırdınız.

BAŞKAN – Sayın İnce… Sayın İnce…

MUHARREM İNCE (Yalova) – Ders kitaplarından kaldırdınız o “Bayrak” şiirini.

BAŞKAN – Sayın İnce, bakınız, grup başkan vekili olarak çok uygun değil.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Ama o şiiri kaldırdılar kitaplardan. Kendisi okuyor ama kitaplarda yok.

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) – Ölümler, gözyaşları, korkular, diz boyu yoksulluk, çaresizlik, umutsuzluk hiç de hak ettiğimiz, hiç de layık olduğumuz bir hayat tarzı değildi. Yine de milletçe hayata tutunduk. Dün karanlık olsa da yarının aydınlık olacağına milletçe yürekten inandık.

Şu son on bir yıl, ülkemizin tarihinde ve talihinde çok önemli bir dönüm noktasıdır. İnanıyorum ki millet, on yıllar, yüzyıllar boyunca bu on bir yılı hiç unutmayacaktır. (CHP sıralarından gürültüler)

ALİ SARIBAŞ (Çanakkale) – Hiç unutmayacakları garanti!

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) – Şu geride bıraktığımız on bir yıl aslında sadece bir başlangıçtır.

Değerli arkadaşlar, üç buçuk yıl iktidarda kalıp beş yılı tamamlayamayan, ondan sonra kaçıp giden bir iktidara ne söyleyeyim ben? Söyleyecek hiçbir şeyim yok. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

HALUK AHMET GÜMÜŞ (Balıkesir) – Putin’e “Bizi kurtar.” dedin Sayın Başbakan.

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) – Milletin verdiği yetki beş yıl, tamamlayamıyorsunuz, üç buçuk yılda bırakıp gidiyorsunuz.

HALUK AHMET GÜMÜŞ (Balıkesir) – Putin’den yardım istedin, ne istedin?

BAŞKAN – Lütfen, arkadaşlar…

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) – Ve durum ortada, çok açık, net; on bir yıl ardı arkasına milletin görevlendirdiği bir iktidar var.

Şu anda Mecliste konuşuyoruz. Bak, bizler konuştuk, keşke siz de konuşsaydınız. Arkadaşlarım konuştu, şimdi de ben konuşuyorum. Dinlemek bu Parlamentonun çatısı altına yakışır, dinletmek de yakışır. Lütfen, bunu dinleyelim. (CHP sıralarından gürültüler)

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Arkadaşlara söylemek lazım.

İZZET ÇETİN (Ankara) – Dinlemeye niçin gelmediniz muhalefeti?

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Bakanlarınıza söyleyin, bakanlarınıza!

BAŞKAN – Lütfen, arkadaşlar, bakın…

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) – Ve cumhuriyetimizin kuruluşunun 100’üncü yıl dönümünü kutlayacağımız 2023, hiç kuşkusuz, bugünden farklı olacaktır. Özüyle, ruhuyla buluşmuş, kökleriyle barışmış, kardeşlik ve dayanışma içindeki yeni Türkiye 21’inci yüzyılı inşa etmeye devam edecek, 21’inci yüzyılı bir Türkiye yüzyılı yapacaktır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye, on bir yılda, demokratikleşme konusunda çok ama çok önemli mesafe kaydetti. Bugün, 18-22 yaşlarındaki gençlerin Türkiye’nin on bir yıl öncesi ve bugünü arasında kıyas yapmakta zorlanacaklarını biliyoruz. Onlar on bir yıl önce çocuktular ve Türkiye’nin nereden nereye geldiğini çok iyi değerlendiremeyebilirler. Ancak, gençlerimiz bir yana, belli bir yaşın üstündeki pek çok kişinin de eski Türkiye ile yeni Türkiye arasında kıyas yapmakta zorlandıklarını, açıkçası, eski Türkiye’yi çok çabuk unuttuklarını görüyoruz. Bugünden geçmişe bakarken hadiseleri vicdan terazisinde tartmayanlar, hakkaniyeti unutanlar, ahde vefasızlık yapanlar hiç kuşkusuz nisyan içinde değiller fakat açık şekilde nankörlük içindedirler.

Değerli arkadaşlarım, hiç kuşkusuz ideal noktada değiliz ama dün ile kıyaslanmayacak bir konumdayız. Bugün bizi özgürce eleştirebilenler daha birkaç yıl öncesine kadar belli kurumlara, belli çevrelere tek bir söz söyleyemiyordu. Bu nasıl bir baskıcı ortam ki dün yazamadıklarınızı bugün dilediğiniz gibi yazıyor, dün atamadığınız manşetleri bugün istediğiniz gibi atıyor, şimdiye kadar söyleyemediklerinizi bugün rahatça ifade edebiliyorsunuz. (CHP sıralarından gürültüler)

İZZET ÇETİN (Ankara) – Basılmamış kitaplar toplandı.

MUSA ÇAM (İzmir) – Gazetecileri, köşe yazarlarını işten attırıyorsunuz!

BAŞKAN – Lütfen, arkadaşlar…

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) – Polisimize taş atarak, hakaret ederek özgürlük taşkınlığı yaşayanların “Özgürlük yok.” söylemleri samimiyetsizlikten başka bir şey değildir.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Ağızdan çıkanı biraz kulak duyacak, kulak!

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) - Şurada, üç buçuk ay sonra milletimiz sandığa gidecek, hür iradesiyle oy kullanacak. 2014 yılında Cumhurbaşkanlığı için, 2015 yılında milletvekili seçimi için sandık bir kez daha -merak etmeyin- önümüze gelecek. Söylediklerine inanan varsa buyursun, bunu sandıkta teyit etsin. Hiç telaşa gerek yok, bağırıp çağırmaya gerek yok. Orada, hesap orada! (AK PARTİ sıralarından alkışlar, CHP sıralarından gürültüler)

Değerli milletvekili arkadaşlarım, size burada bir örnek vereceğim: On bir yıl önce bir kadının, bırakın kamuda başörtüsüyle çalışması, okuması bile imkân, ihtimal dışıydı. Bu ülke şehit annelerinin başörtüleriyle orduevlerine giremediği günlere şahit oldu. 1999 yılında bir kadın milletvekili başörtülü olduğu için işte bu salonda lince uğradı. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) On dört yıl sonra bugün kızlarımız üniversitelerde başörtüleriyle okuyabiliyor. Artık, kadınlar kamuda başörtüleriyle çalışabiliyor.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Artık bırak bu işi ya!

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) - Kadın milletvekilleri bu salon içinde özgürce başlarını örtebiliyorlar. (AK PARTİ sıralarından alkışlar, CHP sıralarından gürültüler)

MUSA ÇAM (İzmir) – 2004’teki Millî Güvenlik Kurulunda attığınız imzalardan da biraz bahsederseniz...

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) – Allah’a hamdolsun, Türkiye normalleşiyor, adalet güç kazanıyor. On dört yıl önce bu salondaki ve bu salonun dışındaki linç girişimleri karşısında dik duramayanların, bugün tesis ettiğimiz özgürlük ikliminde geçmişi hoyratça eleştirmelerini de milletimin vicdanına ve takdirine havale ediyorum.

Demokrasiden ve özgürlüklerden korkmadığımız için Türkiye’yi yasaklardan kurtardık, zincirlerinden, prangalarından kurtardık, bugünlere taşıdık. Korkmadan, çekinmeden geleceğe yürümeye devam edeceğiz. Türkiye büyük bir devlettir. Milletiyle, tarihiyle ve ecdadıyla çok büyük bir devlettir. Türkiye, özgürlüklerden korkacak kadar küçük bir devlet değildir. Türkiye başörtüsünden, inançlardan, dillerden, türkülerden, şarkılardan, kelime ve kavramlardan korkacak kadar küçük bir ülke değildir.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Vallahi, dün Kürdistan’ı yasakladınız, korkuyorsunuz.

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) – Türkiye, kendi öz vatandaşından korkacak, onu kendisine tehdit olarak görecek kadar küçük bir devlet hiç değildir. Türkiye, on bir yılda demokrasi ve özgürlükle büyüdü, bundan sonra da öyle büyümeye devam edecektir. Her reform Türkiye’yi daha da büyütecek, her reform Türkiye’nin gücüne güç, itibarına itibar katacaktır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; on bir yıllık süreçte Türkiye’nin dış ticaret hacmi 4,5 kat artış kaydetti. Bugün burada bazı rakamlar telaffuz ediliyor. Biz hangi rakamdan devraldık Türkiye’yi? 230 milyar dolardan devraldık. Şu anda geldiğimiz rakam -2012’yi söylüyorum, şu anı söylemiyorum, şu an daha da ilerdeyiz- 782 milyar dolara ulaştık. Fark bu.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Borçtan bahset.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Borç mu bu?

BAŞKAN – Lütfen arkadaşlar...

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) – Ben millî geliri konuşuyorum, borcu konuşmuyorum, borca da geleceğim.

2002 yılında 87 milyar dolar olan dış ticaretimiz 2012 sonunda 389 milyar dolara ulaştı. İhracatımız 36 milyar dolardan 152,5 milyar dolara ulaştı.

MÜSLİM SARI (İstanbul) – İthalat?

İZZET ÇETİN (Ankara) – İthalat ne oldu? İthalatı da söyle Sayın Başbakan.

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) – Kasım ayında, aylık bazda tarihimizin en yüksek ihracat rakamına ulaştık. Dünyadaki, özellikle Avrupa’daki daralmaya rağmen, Türkiye’nin ihracatçıları, farklı pazarlara yönelmek suretiyle, Türkiye’nin ihracat rekorlarını muhafaza etmeye, rekorları tazelemeye devam ettiler.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – İthalat, ithalat?

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Cari açık, cari açık?

BAŞKAN – Arkadaşlar, laf atmanızın bir faydası olduğuna inanıyor musunuz? Eğer öyle ise belli bir ara vereyim, ne kadar atacaksanız atın ama çok doğru bir şey değil, Meclise yakışmıyor. Yakışmıyor bunlar, lütfen…

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) – Bizim ithalatımızın en ağırlıklı kısmı petroldür, doğal gazdır, eğer o da gelmezse sonra donarsınız. Donmanızı istemiyorum, onun için devam edeceğiz.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Cari açık, cari açık?

İZZET ÇETİN (Ankara) – Çığırından siz çıkardınız Sayın Başbakan.

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) – Türkiye’nin müteahhitlik firmaları, 1972-2003 arasında, otuz yılda 44 milyar dolar tutarında proje üstlenmişlerdir. Bizim dönemimizde, 2003 yılından bugüne kadar üstlenilen proje miktarı ise –dikkatinizi çekiyorum- 220 milyar dolar oldu. Sadece 2012 yılında yani bir yıl içinde üstlenilen miktar 27 milyar dolar. Otuz yılda elde edilen miktarı, biz şimdi bir yılda, on üç-on dört ayda bunu elde ediyoruz.

2002 yılına kadar Türkiye toplam 15 milyar dolar uluslararası yatırım çekebilmişken on bir yıl içinde yaklaşık 150 milyar dolar uluslararası yatırım çekti ve uluslararası sermayeli firma sayımız 35 bini aştı.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Nerede yatırım yapıyorlar?

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) – Dış temsilciliklerimizin sayısı 219’a yükselirken Türkiye’nin yurt dışı insani ve kalkınma yardımları 2,5 milyar doları aştı. 45 milyon dolar göreve geldiğimizde, şu anda bizim dünyada vermiş olduğumuz destek 2,5 milyar dolara ulaştı bir yılda. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Türkiye, OECD ülkeleri arasında dış yardımlarını en fazla artıran ülkeler arasında yer aldı. Büyükelçiliklerimizin yanı sıra TİKA temsilciliklerimiz, Yunus Emre enstitüleri, Anadolu Ajansı, TRT, Türk Havayolları, Kamu Diplomasisi Koordinatörlüğü, Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanlığı gibi kurumlarımızla dünyanın her yerine ulaşmanın gayreti içinde olduk.

Türkiye dış ticarette, müteahhitlik hizmetlerinde, uluslararası doğrudan yatırımlarda başarısını işte bu barışçı, aktif dış politika sayesinde elde etti. Artık kendisini içe kapatan, içerideki yapay sorunlarla enerjisini heba eden bir ülkenin ekonomisi de büyüyemez.

Bütün bunların ötesinde, tarihin ve ecdadımızın bize yüklediği bir miras ve misyon vardı. Dış politikada işte bu miras ve misyonu gururla taşımanın mücadelesi içinde olduk. Türk Bayrağı, Türkiye Cumhuriyeti pasaportu, Türk lirası artık dünyanın her yerinde çok farklı anlam ifade ediyor, itibar görüyor. Türk Bayrağı, Türk Kızılayı bayrağı, TİKA amblemi, Türk Hava Yolları, TRT, Anadolu Ajansı logosu artık mazlum ve mağdur halklar nezdinde sıcak, şefkatli, dostça, kardeşçe bir anlam taşıyor.

Değerli arkadaşlarım, Suriye konusunda, aynı şekilde, hakkı ve haklıyı savunduk, Filistin konusunda hakkı ve haklıyı savunduk. Mısır’da halkın seçilmiş oyuyla gelmiş bir iktidarın askerî müdahale ile devrilmesi karşısında susmadık, meseleyi görmezden gelmedik. Mısır’daki darbeyi hak zaviyesinden eleştirdik, dünyanın dikkatini buraya çektik ve dünyada dik duruşumuzla takdir topladık.

Myanmar’dan Somali’ye, Şili’den Filipinler’e kadar, imkânlarımız ölçüsünde yoksulların, mağdurların, afetzedelerin yanında olduk ve olmaya devam ediyoruz.

Avrupa Birliği ile katılım müzakerelerinde 22’nci faslı müzakereye açtık.

MUSA ÇAM (İzmir) – Amerika’daki Kızılderililerden bahsetsenize biraz!

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) – İşte, Amerika’daki Kızılderili’ye bile su sağlayacak imkâna bu iktidar sahip. Siz o rakamlara muhtaçtınız, muhtaç! (AK PARTİ sıralarından alkışlar, CHP sıralarından gürültüler)

İZZET ÇETİN (Ankara) – Onların barajı var, barajı! Suya ihtiyaçları yok onların.

BAŞKAN – Sayın Başbakan, bir dakikanızı rica edeceğim.

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) – Siz o rakamlara muhtaçtınız, o rakamları bile vermiyordu size dünya, çaldığınız kapılardan alamıyordunuz.

Bizim dönemimizde dış politikaya özellikle nefret, öfke, küsme, darılma değil, stratejik akıl hâkim oldu. Geçmişte hata yaptı, geçmişte hasmane duygular içine girdi diye bir devleti, bir halkı topyekûn çizmek diplomasinin kurallarına uymadığı gibi büyük devlet refleksiyle de örtüşmez.

Bakınız, Somali Cumhurbaşkanı, şu ifadeyi kullanıyor: “Geçmişte Somali halkı hastalandığında Azrail’i bekliyordu, şimdi Türk doktorlarını bekliyor.” (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MUSA ÇAM (İzmir) – Doğru, Atatürk de öyle söylemişti. “Beni Türk doktorlarına emanet edin.” demişti, Atatürk de öyle söylemişti.

BAŞKAN – Sayın Çam…

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) – Evet, işte bu samimi ifadeler Türkiye’nin dış politikada ulaştığı noktanın, Türkiye’nin dış politika anlayışının özüdür, özetidir.

Bakınız, şu anda, biliyorsunuz, göreve geldiğimizde Türkiye’nin IMF’e olan borcu 23,5 milyar dolardı ve bu 23,5 milyar dolar borcu 14 Mayıs itibarıyla sıfırladık ve şimdi biz IMF’e 5 milyar dolar borç verecek noktaya geldik, anlaşma imzalandı. (AK PARTİ sıralarından alkışlar, CHP sıralarından gürültüler)

İZZET ÇETİN (Ankara) – Borcu nereden nereye çıkarttınız Sayın Başbakan? Bir de onu söyleyin.

MÜSLİM SARI (İstanbul) – Dış borçlar ne olacak, toplam borçlar ne olacak?

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) – Çalış, sizin de olsun. Kıskanmayın, çalışın, sizin de olsun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MÜSLİM SARI (İstanbul) – Borç, borç? Toplam borç ne oldu, toplam borç?

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) – Dikkatinizi çekiyorum, bu, küresel finansın nasıl finanse edildiğini göstermesi bakımından önemli.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Fakir fukaranın parasını veriyorsun.

BAŞKAN – Sayın Öztürk, bu kadar müdahaleniz artık kabul edilebilir bir durum değil.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Sus biraz be ya! Biraz saygılı olun lütfen ya! Ne oradan bağırıp duruyorsunuz ya! (CHP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Arkadaşlar, rica ediyorum. Yani kürsüde konuşan hatibin görüşlerine katılmayabilirsiniz, yanlış bulabilirsiniz ama böyle bir usul yok. Burada on gün daha bu işleri konuşacağız. Beğenmiyorsanız cevaplarınızı verebilirsiniz.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Bizim Genel Başkan konuşurken müdahale ettiler, siz bir şey söylemediniz.

BAŞKAN – Lütfen… Bundan sonra başka konuşmalar da olacak, o zaman herkes bu yolu tercih ederse burada müzakere yapılamaz. Bu, Meclise yakışan bir tavır değil, bir görüntü değil. Rica ediyoruz.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Biz Kılıçdaroğlu’na böyle mi yaptık ya? Bu ne saygısızlık ya!

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Bizim Genel Başkan konuşurken müdahale edenlere niye söylemediniz?

BAŞKAN – Sizin adınıza konuşmalar yapıldı. Müdahale eden varsa onları da ikaz ettik. Bunlar doğru bir tavır değil.

İZZET ÇETİN (Ankara) – Genel Başkana karşı grup başkan vekiline söz verdiniz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Sayın grup başkan vekillerimizden rica ediyorum. Eğer bu yol açılırsa burada hiçbir müzakere yapılamaz.

Buyurun Sayın Başbakan.

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) – Merkez Bankası rezervlerimize geliyorum. Millî bankamız Merkez Bankasının göreve geldiğimizde 27,5 milyar dolar döviz rezervi vardı. Çalıştık, gayret ettik, hamdolsun, şu anda geldiğimiz nokta 134 milyar 617 milyon dolar. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

İZZET ÇETİN (Ankara) – Kimin lehine?

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) – Nereden nereye…

TANJU ÖZCAN (Bolu) – Borcu söyle Sayın Başbakan, borcu, borcu…

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) – Ve bu arada, 5 Kasım 2012’de Fitch, 27 Mart 2013’te Standard and Poor’s, 16 Mayıs 2013’te Moody’s kredi notumuzu yükseltti.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Hani doların belini kıracaktınız?

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) – Ve bütün bunlarla birlikte, Türkiye’nin dünyadaki finansal krize rağmen nereden nereye geldiğini göstermesi bakımından çok ama çok önemli.

Bakınız, yola çıkarken bir şey söyledik: Yolsuzluk, yasaklar ve yoksulluk bizim hassasiyetimiz.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayıştay raporları…

İZZET ÇETİN (Ankara) – Denetimden niye kaçtın?

ALİ SARIBAŞ (Çanakkale) – Sayıştaya gel Sayıştaya, raporlar nerede?

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) – Uluslararası Yolsuzluk Algısı Endeksi’nde Türkiye, 2002’de 102 ülke arasında 65’inci sıradaydı. Geçen yıl, ülkemiz 174 ülke arasında 54’üncü sırada yer aldı. Bu yıl ise Türkiye, Uluslararası Yolsuzluk Algısı Endeksi’nde 177 ülke arasında 53’üncü sırada yer aldı. Yolsuzluk konusunda asla müsamahamız yok ve olamaz.

İZZET ÇETİN (Ankara) – Raporlar nerede? Raporlar niye verilmiyor?

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) – Ancak, burada şunu da hatırlatmak durumundayım: Yolsuzluk ne kadar çirkin, ne kadar kul hakkını, yetim hakkını yemekse; delili, belgesi, ispatı olmadan yolsuzluk iddiasında bulunmak da o kadar çirkin, o kadar büyük haksızlıktır ve hakka tecavüzdür.

İZZET ÇETİN (Ankara) – Açın denetime. Madem böyle, denetime açın.

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) – Geçen yıl, bütçe görüşmelerinde burada, Kayseri Büyükşehir Belediyemizin halka dağıttığı sucukları hatırlatmıştım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Yapılan mesnetsiz yolsuzluk iddiaları sayesinde, Kayseri’de yoksullar sucuk yemeye devam ediyorlar, onlar da yoksulların arasında şimdi sucuklarını yiyorlar sayenizde.

Bu arada, bizi yolsuzlukla itham edenlerin kendi belediye başkanları hakkında bir çift söz söylemelerini bekliyoruz.

İZZET ÇETİN (Ankara) – Hangi AKP’li belediyeye müfettiş yolladınız?

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sucuğa gerek yok, AVM’de ızgara işi yapalım, daha iyi olur! AVM’de ızgara işi!

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) – Özellikle de yolsuzlukla itham ettikleri… Hatta yolsuzluk klasörlerini bizzat raflardan çıkaranların, lütfen, bunu şimdi de açıklamalarını bekliyoruz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MUHARREM İNCE (Yalova) – Bence sucuğa gerek yok, AVM’de ızgara işi daha iyi!

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) – Değerli milletvekilleri, özellikle son süreçte, 3Y içinde yasaklarla ilgili düşüncelerimi ifade ettim. Yoksulluk konusunda on bir yılda kaydettiğimiz mesafe son derece çarpıcı. 2006 yılından itibaren, Türkiye’de günlük harcaması 1 doların altında nüfus kalmadı. Günlük harcaması 2,15 doların altındaki nüfus 2002 yılında nüfusun yüzde 3’üydü, 2012’de bu oran on binde 6’ya yani yüzde 0,06’ya geriledi. 2002’de nüfusun yüzde 30’u günlük 4,3 dolar ve altı harcama yapıyordu. 2012’de günlük 4,3 dolar harcama yapanların oranı, dikkatinizi çekiyorum, yüzde 2,27’ye geriledi.

Maaşlar: Bir refah göstergesi olarak burada bazı maaşlardaki artışlara dikkatinizi çekiyorum. Bakın, 2002’den bugüne enflasyondaki kümülatif artış yüzde 160. Yani, ücretlerin on bir yıl içinde yüzde 160’ın üzerinde artması gerekiyor ki enflasyon altında ezilmesin.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Çok vermişsiniz! Çok vermişsiniz!

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) – Peki, ücretler ne kadar artmış? Bugün konuşan arkadaşlarımızdan bir tanesi de öyle diyor, “Memurların maaşı enflasyonun altında kaldı.” Biraz da matematik meselesi, ekonomi meselesi! Ve ne kadar artmış?

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Tabii, reel enflasyon yüzde 30, sizin enflasyonunuz yüzde 7!

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) - Asgari ücret yüzde 336 oranında arttı. Aile yardımı dâhil, en düşük memur maaşı yüzde 381 arttı. En düşük memur emekli aylığı yüzde 377 arttı. En düşük SSK emekli aylığı yüzde 273 arttı. En düşük BAĞ-KUR esnaf emekli aylığı yüzde 423, çiftçi emekli aylığı yüzde 782 arttı. (CHP sıralarından gürültüler)

ALİ HAYDAR ÖNER (Isparta) – Sizinki ne kadar?

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Vatandaş ne kadar borçlandı? 6 milyardan 320 milyara çıktı mı?

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) - 65 yaş aylığı yüzde 433, muhtar aylığı yüzde 370, engelli aylığı yüzde 488 artmış.

MUSA ÇAM (İzmir) – İcra dairelerindeki dosya sayısı kaç?

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) - Korucu aylığı ise on bir yıllık süreçte yüzde 274 artı.

İZZET ÇETİN (Ankara) – Çocukların gemicikleri ne kadar arttı?

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) – Yani, tüm ücretler toplam enflasyonun üzerinde arttı; enflasyon altında ezilmemiş, geçmişin kayıpları da telafi edilmiştir.

Ücretler artarken bu ücretlerin alım güçleri de arttı. 2002’de en düşük memur maaşı 392 lira iken şimdi 1.887 lira. Yine 2002’de ortalama memur maaşı 578 lira iken bugün 2.190 lira.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Benzin kaç liraydı, benzin?

ERKAN EKÇAY (Manisa) – Simit ne oldu?

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) – Ortalama memur maaşıyla 2002’de 569 kilo ekmek alınırken şimdi 766 kilo ekmek alınıyor…

İZZET ÇETİN (Ankara) – Mazot, gübre, altın…

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) – …265 kilo pirinç alınabilirken şimdi 472 kilo pirinç alınıyor, 67 kilo dana eti alınabilirken şimdi 86 kilo alınabiliyor, 449 litre süt alınabilirken şimdi 912 litre süt alınabiliyor.

İZZET ÇETİN (Ankara) – Mazotu da söyle, gübreyi de söyle, altını da söyle.

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) – Geçtiğimiz on bir yıllık dönemde asgari ücretin alım gücüne baktığımızda çok önemli iyileşmeler görüyoruz. 2002 yılında, asgari ücretle 132 kilo pirinç alınabilirken şimdi 239 kilo, 232 litre süt alınabilirken şimdi 437 litre, 168 kilo mercimek alınabilirken şimdi 325 kilo, 204 kilo toz şeker alınabilirken şimdi 321 kilo, 738 metreküp doğal gaz alınabilirken şimdi 964 metreküp doğal gaz alınabiliyor.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın Başbakan, karne var karne doğal gazda.

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) – Sadece bir değişim göstergesi olarak burada asgari ücret, çay ve simit hesabını da hatırlatmak isterim.

İZZET ÇETİN (Ankara) – Asgari ücretli simitle doyuyor!

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) – 2002’de asgari ücret 184 lira idi. 5 kişilik bir aile günde 3 öğün çay ve simitle geçinse 270 liraya ihtiyaç vardı yani asgari ücret maalesef çay ve simide yetmiyordu. Bugün bu hesabı yaptığınızda, asgari ücret 804 lira. 5 kişilik bir aile 3 öğün çay ve simit tüketse ihtiyacı olan miktar 450 lira. On bir yıl önce asgari ücret çay ve simide yetmezken bugün neredeyse asgari ücretin yarısı buna yetiyor. (CHP sıralarından gürültüler)

MUSA ÇAM (İzmir) – Ölçü bu mu, ölçü bu mu?

BAŞKAN – Sayın Çam…

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) – Anladığınız dilden konuşuyorum.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - Asgari ücreti 2002’den hesaplıyor!

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) - Refah göstergelerine gelince: 2002 yılında… (CHP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Değerli arkadaşlar, lütfen, yapmayın ya, rica ediyorum, rica ediyorum. Yani, artık, tolerans hududunu da aştı bu. Böyle bir müzakere tarzı olamaz. Bu Meclise böyle bir müzakere tarzı yakışmıyor, rica ediyorum. Demin de ifade ettim, eğer görüşleri paylaşmıyorsanız cevap verme imkânınız var, on gün süreyle burada daha bu işleri tartışacağız. Herkese imkân var, fırsat var. Bu yolu açarsak bundan sonra burada hiçbir parti doğru dürüst müzakere yapamaz, konuşamaz, rica ediyorum arkadaşlar. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Buyurun Sayın Başbakan.

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) – Geliyorum bazı refah göstergelerine.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Sayın Başkanım, aracılığınızla Başbakana bir soru sormak istiyorum.

BAŞKAN - Öyle bir şey yok Sayın Öztürk, canım! Yani, siz hukukçusunuz, şu yaptığınızı İç Tüzük’te bir yere getirin yerleştirin, ben de anlayayım. Doğru bir şey değil bu, yapmayın.

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) – 2002 yılında Türkiye’deki toplam otomobil sayısı 4 milyon 600 bin adetti, şu anda 2 katı, 9 milyon adet.

İZZET ÇETİN (Ankara) – Gemi sayısını da açıklayın.

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) – Bakınız, 4 milyon 600 bin adetti, şu anda 9 milyon adet. On bir yılda 4 milyon 525 bin adet otomobil trafiğe çıktı. 2002 yılında, bir yıl içinde 91 bin adet otomobil satılmıştı, 2002. 2012 yılında, bir yılda 556 bin adet otomobil satıldı. On bir yıl önce, bir yılda 1 milyon 088 bin adet buzdolabı satılmıştı, 2004’ten itibaren yılda ortalama 2 milyon adet buzdolabı satılıyor.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Şu simit hesabını bir yapar mısın Sayın Başbakan! Rize’deki simit hesabı.

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) – 2012’de bu sayı 2 milyon 317 bin adet. Çamaşır makinesi aynı şekilde, 2002’de, bir yılda 824 bin adet satılmıştı, 2012’de 1 milyon 857 bin adet satıldı.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Simide gel simide!

ALİ SARIBAŞ (Çanakkale) – Kaç ton kömür dağıtıyorsun?

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) - Bir refah göstergesi olarak hava yollarındaki yolcu sayısını da özellikle ifade etmem lazım: Bakınız, Türk Hava Yolları on bir yıllık süreçte çok ciddi bir büyüme kaydetti. 2003 yılında 103 ülkeye uçan Türk Hava Yolları, şu anda 236 noktaya uçuyor. Yolcu uçağı sayımız 162’den 383’e çıktı. On yılda, 10 milyondan fazla vatandaşımız ilk kez uçağa bindi. 2003’te 34,5 milyon kişi olan toplam yolcu sayısı, 2012 sonunda 131 milyona ulaştı, bu yılın sonunda da 152 milyonu aşması bekleniyor. Bu, tabii ki refah düzeyini gösteriyor. Daha önce uçağa binmenin hasreti içerisinde olanlar, artık, şimdi “Otobüs mü, uçak mı?” denince uçağı tercih ediyor.

Ve hanehalkı tasarruf mevduatının çok ciddi oranda artış kaydettiğini burada özellikle hatırlatırım. 2002 yılında Türk lirası cinsi mevduat hesabı 46 milyar lira iken şu anda 342 milyar lira. Döviz tasarrufu 2002 yılında 55 milyar dolar iken şu anda 141 milyar dolar. İnsani Gelişmişlik Endeksi’nde 187 ülke sıralamasında 2002 yılında Türkiye 98’inci sırada iken bugün, 8 kademe birden atlayarak 90’ıncı sıraya gelmiştir.

İstihdam konusunda da çok farklı şeyler konuşuluyor. İstihdam konusunda, artan nüfusa, artan iş gücüne rağmen önemli başarı elde ettik. 2002 yılından bugüne kadar, 6 milyon 769 bin kişiye iş sağladık. Küresel finans krizi nedeniyle Avrupa ülkelerinde ortalama 6 milyon kişi işsiz kalırken biz, yaklaşık 7 milyon kişi için iş oluşturduk. İşsizlik oranını 2012 sonunda yüzde 9,2’ye kadar gerilettik.

MÜSLİM SARI (İstanbul) – Kaçtan?

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) - İşsizlik sigortası kapsamında 6,5 milyar lira ödeme yaptık.

İZZET ÇETİN (Ankara) – Kaç lirasına el koydunuz?

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) - Kayıt dışı istihdam oranını yüzde 52’den yüzde 38’e çektik. Nüfusun yüzde 98,9’u şu anda sosyal güvenlik kapsamında. Bu oran 2002’de yüzde 71’di.

Borçlar, çok merak ediliyor: Türkiye’nin borç konusu maalesef yıllardır istismar ediliyor. Avrupa Birliği tanımlı genel yönetim borç stokunun millî gelire oranı 2002 yılında yüzde 74’tü. Yani, Türkiye’nin sahip olduğu 100 liranın 74 lirası borçtu. Bu oran şu anda yüzde 36.

TANJU ÖZCAN (Bolu) – Ne kadar borcumuz var, onu hâlâ öğrenemedik.

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) – Kamu net borcu 2010 yılına göre 100 milyar lira azaldı…

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Ali Babacan hiç öyle demiyor televizyonlarda!

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) – …ve 217 milyar lira seviyesine geriledi. 2002 yılında kamunun 76 milyar dolar net döviz cinsi borcu vardı, şu anda kamunun 32,5 milyar dolar net döviz cinsi varlığı var.

TANJU ÖZCAN (Bolu) – Toplam borcumuz ne kadar? Sayın Başbakan, toplam borcumuz ne kadar?

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) – Bak, varlığı var diyorum, varlığı. Dağıttığımız kitapları okursan, oradan bunu da öğrenirsin. (AK PARTİ sıralarından alkışlar, CHP sıralarından gürültüler)

MÜSLİM SARI (İstanbul) – Hanehalkı borcu ne oldu? Vatandaşın borcu ne oldu?

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) – Yani, eksi 76 milyar dolardan aldık, artı 32,5 milyar dolara ulaştık.

MÜSLİM SARI (İstanbul) – Vatandaşın borcu ne oldu, vatandaşın?

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) – Biz görevi devraldığımızda Türkiye yüzde 63 faiz oranıyla borçlanıyordu, 2013 Mayıs ayında faiz oranları –hatırlayın- çok savunduğunuz Gezi olaylarına kadar 4,67’ye kadar gerileyerek tarihinin en düşük seviyelerini gördü ve Gezi olaylarında bir anda yüzde 9’a fırladı. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

TANJU ÖZCAN (Bolu) – Toplam borç ne oldu? Yazmıyor, yazmıyor burada.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Yok burada, yok.

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) – Şimdi, bakın, biz AK PARTİ hükûmetleri olarak, on bir yılda toplam sözleşme tutarı 50 milyar 513 milyon dolar olan özelleştirme yaptık yani yaklaşık 100 milyar liralık özelleştirme yaptık. Bu sözleşme tutarının yaklaşık 80 milyar liralık kısmının aktarımı yapıldı.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Nereye aktardın o paraları Sayın Başbakan? Kim yedi?

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) – Geçmiş hükûmetlerin cesaret edemediğini, yapamadığını biz yaptık ve Türkiye’yi özelleştirmeler yoluyla ağırlıklarından kurtardık.

İZZET ÇETİN (Ankara) – Üretimden koparttınız Türkiye’yi!

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Peşkeş çektiniz, peşkeş çektiniz!

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) – Siz, özellikle kamu kurumlarını, kuruluşlarını zarar ettiriyor ve oradan, devletin cebinden, fakir fukaranın hakkından sübvanse etmek suretiyle ülkeyi geri götürüyordunuz, biz ise özelleştirmelerle ülkeyi ayağa kaldırdık. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Sizin atalarınız iktidardaydı o zaman, biz değil. Sayın Başbakan, sizin dedeleriniz iktidardaydı!

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) – Ben, burada sadece faiz üzerinden bir hesap yapacağım.

İZZET ÇETİN (Ankara) – Şu Rize’deki simit hesabınızı yapar mısınız Sayın Başbakan.

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) – Bakın, 2002 yılında bütçenin yüzde 45’i faiz ödemelerine gidiyordu.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Şimdi de mi gidiyor?

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) – Bu da yaklaşık 52 milyar lira. DSP-MHP-ANAP Hükûmeti üç yılda 120 milyar lira faiz ödemesi yaptı.

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – E, ANAP’lılar sizin aranızda şu anda.

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) – Şu anda, bütçenin yüzde 13’ü faiz ödemelerine gidiyor. Eğer, faizler 2002 yılındaki gibi kalsaydı, faizler düşmeseydi, Türkiye iyi yönetilmeseydi, bizim sadece faizden kaybımız -bu rakama da lütfen dikkat edin- 642 milyar lira olacaktı. Sadece faizi düşürmek suretiyle elde ettiğimiz kazanç 642 milyar liradır. Özelleştirmeden elde edilen gelir yaklaşık 100 milyar lira. Bu Hükûmet geçmişin hatalarını telafi etmiş, geçmişte ödenen ağır faturalara son vermiş, Türkiye’nin birikimine daha fazla birikim katmıştır.

Burada, faize ilişkin şu noktayı da özellikle vurgulamak istiyorum.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Borç batağına sürüklüyorsunuz, borç batağına!

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) – Arkadaşlar, burada, böyle, sıralara vurmak, bağırmak, çağırmak, bunları gidin millete anlatın. Milletimiz en büyük hakemdir. Bunları oraya anlattığınız zaman, milletimiz ne denli doğru konuştuğunuzu veya yalan konuştuğunuzu görecek, söyleyecek size. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – İtiraf et, gidiyorsun iktidardan.

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) – Faizdeki 4,57’den yüzde 9’a çıkışın Türkiye’ye maliyeti 18,5 milyar lira oldu. Sadece bu hesap bile Türkiye’de huzurun, istikrarın, güven ortamının önemini ortaya koyuyor.

Burada, kamu bankalarının nereden nereye geldiğini de özellikle hatırlatmak isterim.

Biz göreve geldiğimizde, kamu bankalarını içleri boşaltılmış olarak bulduk. “Görev zararı” diyerek milletin kaynakları, milletin emaneti adetâ çarçur edilmişti.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Yandaşlara verilen krediler ne oldu?

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) – Fona devredilen bankalar nedeniyle devlete, millete yüklenen 111 milyar lira zararı biz ödedik.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – ATV’ye Vakıfbanktan verdiğiniz kredi ne oldu?

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) – Bakınız, şuraya özellikle dikkatlerinizi çekiyorum: Bizden önceki hükûmet sosyal yardımlar için kullanılması gereken paraları bütçeye transfer ediyordu. 1999 yılında 173 milyon lira, 2000 yılında 220 milyon lira, 2001 yılında 340 milyon lira bu şekilde, bütçe için kullanıldı. Kamu bankalarının içi boşaltılıyor, faizle birileri zengin ediliyor, enflasyonla vatandaşa fatura yükleniyor, ayrıca, millete harcanması gereken sosyal fonlar bütçe açıklarının kapatılmasında kullanılıyordu.

Ziraat Bankası…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Ziraat Bankasındaki 700 trilyon…

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) – Biz göreve geldiğimizde, Ziraat Bankası tarafından uygulanan faiz oranı yüzde 59, tarım kredi kooperatifleri tarafından uygulanan kredi faiz oranıysa yüzde 69 seviyesindeydi. Şimdi ise tarımsal kredi faiz oranları yüzde 0 ile 8,5 arasında değişiyor. 2002 yılında çiftçimize sadece 190 milyon lira kredi verilmişti, şu anda ne biliyor musunuz 7 milyar lira kredi verdik biz çiftçimize. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Borçlu, borçlu…

İZZET ÇETİN (Ankara) – Yasa veriyor, kanun veriyor. Yasa emri, yasa.

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) – Farkımız bu.

BAŞKAN – Lütfen arkadaşlar!

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) – Halk Bankası yüzde 47 faiz oranıyla kredi veriyordu, şu anda faiz oranı yüzde 4’e geriledi.

İZZET ÇETİN (Ankara) – Yasal zorunluluk sonucu yerine getiriyorsunuz. Hâlâ yasanın emrettiği kuralı vermiyorsunuz

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) – 2002’de esnafa verilen toplam kredi 154 milyon lira…

TANJU ÖZCAN (Bolu) – Geçen yıl aldığı hayvan para etmiyor Sayın Başbakan.

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) – … şu anda ise ödediğimiz kredi 9 milyar lira.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – 6 bin liraya aldığını bin liraya satıyor.

İZZET ÇETİN (Ankara) – Yasanın öngördüğü yüzde 1’i veremiyorsunuz daha.

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) – Kredi kullanan esnaf sayısı 63 bindi, şu anda kredi kullanan esnaf sayısı 283 bin. (AK PARTİ sıralarından alkışlar, CHP sıralarından gürültüler)

KOSGEB de girişimciyi daha güçlü şekilde destekledi ve destekliyor. Bizden önceki on iki yılda KOSGEB KOBİ’lere 14,5 milyon lira destek vermişti, son on bir yılda biz 2,13 milyar lira KOSGEB vasıtasıyla destek verdik.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Of Sayın Başbakanım, of!

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) – 212 bin işletmeye 12 milyar liralık kredi kullandırdık. Bu kredilerin 1 milyar lira tutarındaki faizlerini de, evet, Hükûmet olarak, devlet olarak biz ödedik. Kredilerin takip oranlarıyla ilgili sürekli istismar yapılıyor, sürekli yanlış rakamlar verilerek kamuoyu yanıltılmak isteniyor.

HALUK AHMET GÜMÜŞ (Balıkesir) – Amerika’da mı yanıltılıyordu…

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) – Çünkü, akşam farklı, sabah farklı konuşan bir muhalefet var karşımızda, özellikle ana muhalefet.

İZZET ÇETİN (Ankara) – Tam da siz o işte. Kendini anlatıyorsun.

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) – Değerli kardeşlerim, zorunlu tasarruf ve KEY…

HALUK AHMET GÜMÜŞ (Balıkesir) – Yanlıştı.

İZZET ÇETİN (Ankara) – Hâlâ orada mıyız?

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) – Vatandaşın kaynağından, işçi, memur zorunlu tasarruf vardı.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – 2,5 katı…

İZZET ÇETİN (Ankara) – İç ettiniz, iç ettiniz.

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) – Neydi bu?

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Kim çıkardı bu zorunlu tasarrufu? İsmini söyle!

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) – 13,5 katrilyon lira işçi ve memur kardeşimden para kesti bizden önceki yönetimler.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Kim kesti, onu söyler misin? Kim kesti?

İZZET ÇETİN (Ankara) – Şimdi de işsizlik sigortasını öyle yapıyorsunuz.

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) – Bizden önceki yönetimler.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Kim kesti Sayın Başbakan? Biz kesmedik.

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) – Bu zorunlu tasarrufu biz ödedik, biz. Biz ödedik. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

İZZET ÇETİN (Ankara) – İşsizlik sigortasından 11,5 milyar lira aldınız.

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) – “Konut edindirme yardımı” adı altında 3,5 katrilyon lira yine para kesildi.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Kim kesti?

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) – Bu 3,5 katrilyonu da biz ödedik. Bunlardan haberiniz var mı? Başka yerde dolaşıyorsunuz, başka yerde. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Başbakan…

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) – Önce halkın arasına girin. Ben rakamları yaşayarak konuşuyorum, sen havadan konuşuyorsun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

İZZET ÇETİN (Ankara) – İşsizlik sigortasından 11,5 milyar lira aldınız.

BAŞKAN – Sayın Başbakan, bir dakikanızı rica edeceğim.

Hep aynı arkadaşların söz atmasının özel bir anlamı var mı değerli arkadaşlar? Ben bakıyorum, hep birkaç tane arkadaşımız söz atıyor. Bir özel sebebi var mı bunun? (CHP sıralarından gürültüler)

MUHARREM İNCE (Yalova) – Ziraat Bankasında ne kadar para battı? 270 milyon avro, Ziraat Bankasında Sayın Başbakan.

BAŞKAN - Böyle bir müzakere tarzı olabilir mi? Böyle bir müzakereyi sağlıklı yürütebilir miyiz? Yarın sizler de konuşacaksınız, başkaları da sizin sözünüzü keserse ne kadar hakkaniyete uygun olur? Olur mu böyle bir şey?

Sayın Öztürk, bak, deminden beri devamlı siz konuşuyorsunuz. Emin olun, birçok hatipten daha fazla laf atarak konuştunuz. Doğru bir şey değil. Rica ediyorum ben… Eğer bunun bir faydası olacaksa size, yapın ama doğru bir şey değil bu.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Hayır… Bize bakarak söylüyor.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Başbakan. Buyurun Sayın Başbakanım, devam edin siz.

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) – Hükûmetlerimiz dönemlerinde, toplam 205.036 dersliğin yapımını tamamlayarak eğitim, öğretimin hizmetine sunduk. Osmanlı Devleti’nden kalan, ardından yetmiş dokuz yılda yapılan derslik sayısı biz görevi devraldığımızda 347 bin adetti. On bir yılda, toplam derslik sayısının yarısından fazlasını biz yaptık. 956 adet ilköğretim ve ortaöğretim pansiyon binası açtık. Kütüphane sayısını 12 binden aldık, 21 bine ulaştırdık. 8 derslik ve üzeri tüm okullarımıza 30 bin adet bilişim teknolojisi sınıfı kurduk. On bir yılda okullarımıza 1 milyon adet bilgisayar gönderdik. Bugüne kadar dağıtımını yaptığımız tablet bilgisayar adedi 62.800’ü buldu. FATİH Projesi kapsamında, bugüne kadar 84.921 adet akıllı tahta, 3.657 adet doküman kamera, 3.657 adet çok fonksiyonlu yazıcı kurulumları yaptık.

İZZET ÇETİN (Ankara) – Öğretmen açığı ne kadar Sayın Başbakan, öğretmen açığı?

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) – Yıl içinde 10 milyon 600 bin adet tablet bilgisayar için alt yapı çalışmalarını başlattık.

Şartlı nakit transfer uygulaması başarıyla yürüyor. İlköğretimdeki kız öğrenciler için aylık 35 lira, erkek öğrenciler için 30 lira; ortaöğretimdeki kız çocukları için aylık…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı.)

İZZET ÇETİN (Ankara) – Bitti.

BAŞKAN – Sayın Başbakanım, bir saatlik süreniz doldu, ancak kesintileri de hesaba katarak diğer gruplara verdiğim kadar size de ek süre vereceğim.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Altı dakika verdiniz.

MUSA ÇAM (İzmir) – Sayın Başbakan, simit ve çay hesabınız yanlış.

İZZET ÇETİN (Ankara) – Rize’deki hesabınız...

BAŞKAN - Beş dakika ilave süre veriyorum size.

Buyurun Sayın Başbakan.

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) – Genel Başkanınız dokuz dakika fazla konuştu.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Kaç?

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) – Dokuz dakika fazla konuştu Genel Başkanınız.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Dokuz dakika…

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) – Evet, dokuz dakika. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MUHARREM İNCE (Yalova) – Evet doğru, doğru. Demek ki, oradan izleyeceğinize, burada dinleseydiniz ya Sayın Başbakan.

BAŞKAN – Divandaki arkadaşlarımız biliyor kim ne kadar konuştu.

Buyurun.

SIRRI SAKIK (Muş) – Keşke gelip buradan izleseydiniz.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Başbakan.

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) – Aslında, benim daha fazla konuşmam lazım.

BAŞKAN – Buyurun, siz Genel Kurula hitap edin.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Neden?

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) – Tabii, hepsine cevap vereceğim.

İZZET ÇETİN (Ankara) – Bir saat o konuştu, bir saat bakan, bir saat siz, üç saat. Üç saat dinledik, yeter!

BAŞKAN – Lütfen…

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) – On bir yılda, 2 milyon çocuğumuzun annesine yaklaşık 2,8 milyar lira ödeme gerçekleştirdik. Zorunlu ilköğretimin on iki yıla çıkmasından sonra yatılı bölge okullarının sayısını 3 kattan fazla artırdık. Okullardaki kız öğrenci kontenjanını da yükselttik. Okullarımıza taşınan ilköğretim öğrenci sayısı 812 bine ulaştı, bu öğrencilerimizin öğle yemeği giderlerini de karşılıyoruz.

2002 yılında 53 devlet, 23 vakıf olmak üzere toplam 76 üniversitemiz varken, 2003-2013 yılları arasında 51’i devlet, 48’i vakıf olmak üzere 99 yeni üniversite kurarak bu sayıyı 175’e ulaştırdık. Yeni kurulan 51 üniversiteye 105.933 kadro ihdas ettik. Göreve geldiğimizde, üniversite öğrencisi 45 liracık burs alırken şimdi, beslenme yardımıyla beraber 480 lira burs veya kredi alıyor. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Bütün bunların yanında, master öğrencilerine 560 lira, bunun yanında, doktora öğrencilerine 780 lira ayrıca destek veriyoruz.

Bütün bunlarla birlikte, 2014 yılı Ocak ayı itibarıyla, inşallah, attığımız bu adımlarla, özellikle…

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Bak, Sayın Başbakan, cüzdanda para yok! Daha ne konuşuyorsun ya!

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) – Mesleğe yeni girmiş olan bir öğretmenimiz biz iktidara geldiğimizde 470 lira alıyordu. Bu rakam temmuz ayı itibarıyla, yine mesleğe yeni başlamış, bekâr ve hiç ek ders almayan bir öğretmenimiz için 1.894 liraya yükseldi, farkımız bu.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Benzin kaç para, benzin? Mazot kaç para? Litresi ne kadar benzinin?

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) – 2014 yılı Ocak ayı itibarıyla da inşallah 2.081 lira olacak.

İktidara geldiğimizde, Türkiye’de 552 bin öğretmenimiz vardı. On bir yılda toplam 407.537 öğretmen ataması yaptık.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Birisi soruyordu.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Doktor yok, öğretmen yok!

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) – Bakın, cumhuriyet tarihinde 552 bin, on bir yılda 407.537, fark bu. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

İZZET ÇETİN (Ankara) – Kaç öğretmen açığı var?

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) – Şimdi, şubat ayında 10 bin öğretmen alımı daha yapacağız.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – 300 bin çocuk atama bekliyor.

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) – İnşallah, temmuzda 40 bin öğretmen daha alacağız. Bu süreç devam edecek ve böylece, şu anda millî eğitim bünyesinde çalışan yaklaşık 810 bin öğretmenin yarısından fazlası bizim dönemimizde atanmıştır. Yani, biz geçmiş dönemlerin açıklarını kapatıyoruz şu anda.

MUHARREM İNCE (Yalova) – On bir senede mi?

İZZET ÇETİN (Ankara) – Öğretmen açığı ne kadar Sayın Başbakan?

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) – Unutmayın, hakkaniyet sahibi olun. 50 kişilik, 60 kişilik, 70 kişilik sınıfların olduğu bir Türkiye’den, şu anda 30 kişilik, ortalama 35 kişilik sınıfların olduğu bir Türkiye’ye geldik, farkımız bu. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

HALUK AHMET GÜMÜŞ (Balıkesir) – Nerede? Nerede?

MUHARREM İNCE (Yalova) – Matematik derslerinin yüzde 13’ü boş geçiyor Türkiye’de, bütün matematik derslerinin.

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) – Sağlık: 2003-2013 yılları arasında 650 adet hastane ve yeni bina yaptık. On bir yılda toplam 2.243 adet sağlık tesisini ülkemize kazandırdık. Fazla detayına girmeyeceğim, bazı örnekler vermem lazım.

MUSA ÇAM (İzmir) – Çay-simit yanlış hesap! Çay-simit yanlış hesap!

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) – Ülkemizde sağlık hizmetlerinden memnuniyet oranı yüzde 39,5 iken 2012 yılında bu oran yüzde 74,8’e ulaştı.

MUSA ÇAM (İzmir) – Sayın Başbakan, çay ve simit hesabı yanlış. Çay-simit hesabı yanlış Sayın Başbakan.

(CHP İzmir Milletvekili Musa Çam’ın elindeki bir kâğıdı Genel Kurula, basın ve izleyici locasına göstermesi)

BAŞKAN – Sayın Çam… Sayın Çam, yapmayın. Bakınız, bu doğru bir şey değil.

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) – 2002 yılında…

MUSA ÇAM (İzmir) – Çay-simit hesabı yanlış Sayın Başbakan, eksi 276 lira açık veriyor aile.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Otur oraya! Otur yerine!

BAŞKAN – Sayın Çam, yapmayın. Bakınız, bu doğru bir şey değil.

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) – 2002 yılında…

MUSA ÇAM (İzmir) – Asgari ücretin altında... Eksi 276 lira açık veriyor Sayın Başbakan.

BAŞKAN – Sayın Çam, bu yaptığınız doğru bir şey değil, lütfen…

MUSA ÇAM (İzmir) – Asgari ücretli simit ve gevrek yese eksi 276 lira açık veriyor, açık! Açık veriyor, hesap burada, kitap burada! (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) – 2002 yılında…

BAŞKAN – Lütfen, Sayın Çam, bu yaptığınız doğru bir şey değil, İç Tüzük’e uygun değil.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkanım, terbiye sınırlarını aşıyor artık.

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) – Yani, bu işin artık tadı kaçtı Sayın Başkan.

BAŞKAN – Yapmayın… Bakın…(AK PARTİ ve CHP sıralarından gürültüler)

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, terbiye sınırlarını aşıyor, grup başkan vekilleri uyarmayacak mı?

MUSA ÇAM (İzmir) – Yanlış hesap, yanlış!

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) – Yani grup başkanları olarak adamlarınıza lütfen biraz ders verin. Edep ya, edep!

BAŞKAN – Şunun şurasında kısa bir süre kaldı, yapmayın. Sayın grup başkan vekilleri, rica ediyoruz…

MUSA ÇAM (İzmir) – Simit 1 lira 40 kuruş, çay 1 lira; yanlış hesap!

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) – Edep diyorum ya, yeter!

MUSA ÇAM (İzmir) – Asgari ücret 804 lira, yanlış, yanlış hesap!

BAŞKAN – Hep aynı yerlerden itiraz geliyor, lütfen…

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) – Konuşmamın başından itibaren devamlı bağırıyor. Benim arkadaşlarım Genel Başkanınız konuşurken aynı şeyi mi yaptı? Hayır, yapmadı. (CHP sıralarından gürültüler) Terbiyesiz herifler ya!

MUHARREM İNCE (Yalova) – Aynı şeyi yaptılar, aynısını yaptılar.

BAŞKAN – Lütfen… Lütfen… Lütfen, arkadaşlar…

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başbakan, o kürsüden bize “edep” diyemezsiniz.

BAŞKAN – Lütfen, yapmayın.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Bizim Genel Başkanımıza…

BAŞKAN – Yapmayın…

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) – Lütfen, grubunuza sahip çıkın.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Tamam… Öyle deyin, öyle deyin.

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) – Lütfen, grubunuza sahip çıkın.

BAŞKAN – Sayın İnce, lütfen…

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başbakan… Sayın Başbakan…

BAŞKAN – Ama bakınız, şimdi, zaten birkaç dakika sonra bitecek konuşma. Lütfen, rica edeceğim…

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sayın Başbakan, sizin arkadaşlarınız da bizim Genel Başkanımıza aynısını yaptılar.

BAŞKAN – Lütfen, Sayın İnce, böyle bir usulümüz yok. Sayın İnce, doğru bir şey değil.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Aynısını bizim Genel Başkanımıza da yaptılar.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Zaten bitecek Sayın Hamzaçebi. Yani, bir şey kalmadı ki. Deminden beri ikaz ediyoruz, Sayın Genel Başkan konuşurken bu taraftan da söze karışan olduysa onları da ikaz ettik ama bu doğru bir şey değil. Yapmayın, rica edeceğim.

Sayın Başbakan, buyurun.

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) – 2002 yılında… (AK PARTİ ve CHP sıralarından karşılıklı laf atmalar)

BAŞKAN – Lütfen, arkadaşlar, yerlerinize oturun, lütfen… İdare amirlerimiz, lütfen…

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) – 2002 yılında 18 olan MR sayısı bugün 310’a, 121 olan bilgisayarlı tomografi sayısı bugün 448’e yükseldi. Diyaliz cihazını da 1.510’dan devraldık, bugün 4.644’e çıkardık. Acil sağlık istasyonu sayısı 2002 yılında 481 iken 2013 yılında 2.039’a ulaştı. 2002 yılında 617 olan ambulans sayısı bugün 3.362’ye yükseldi. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Karların egemen olduğu dağlara tırmanmak mümkün değildi. 299 kar paletli ambulansla acil sağlık hizmeti veriyoruz. Öbür tarafta, 17 ambulans helikopterle Türkiye’nin dört bir yanında bu hizmeti veriyoruz. Öbür tarafta, 4 jet ambulansla Türkiye’den yurt dışına, yurt dışından Türkiye’ye vatandaşımızı taşıma noktasında bu hizmetleri veriyoruz. Ve Avrupa’nın en büyük medikal kurtarma ekibini kurduk. Şimdi de 17 şehir hastanesinin temellerini atmaya başladık. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Aile hekimi sayımız 21 bini aştı. Başta diyaliz hastaları olmak üzere ihtiyaç duyan hastalarımızı hastanelere ücretsiz taşıyoruz.

Savunma sanayinde 5 milyar dolara yakın üretim gücüne, 1,5 milyar dolara yakın ihracat kapasitesine ulaştık. Dünyanın en büyük ilk 100 savunma sanayi şirketi arasına 2 şirketimiz girdi. Böylece bugün Altay tankımız, ATAK helikopterimiz, İnsansız Hava Aracı (ANKA) Projemiz, MİLGEM savaş gemilerimiz ortaya çıktı

İZZET ÇETİN (Ankara) – Gemi var, kaptan yok. Kaptanlar içeride.

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) - Millî savaş uçağımızın ilk kavramsal tasarımlarını tamamladık. AWACS uçaklarımız önümüzdeki birkaç ay içinde hizmete alınacak.

Kara Kuvvetlerimizin bütün zırhlı araçları, bunların arasında Kirpi gibi askerimizi mayından koruyan yeni bir araç dâhil olmak üzere, Türkiye’de üretildi ve üretilmeye devam edecek.

Yeni nesil roket ve füze teknolojilerine büyük bir yatırım yapıyoruz. Seyir füzeleri, tanksavar füzeleri, güdümlü roketatar kendi teknolojimizle üretilir hâle geldi.

Uydu fırlatma merkezimizin kurulması için etütlere başladık. Askerî gözlem ve haberleşme uydu sistemlerimiz bundan böyle…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) - …tamamen ülkemizde tasarlanıp üretilecek.

BAŞKAN – Sayın Başbakan, son defa ek süre veriyorum size. Divandaki arkadaşlarımız biliyor kime ne kadar süre verdiğimizi. O çerçevede, size ek sürenizi son defa veriyorum, lütfen toparlayınız efendim.

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) – Ulaştırmaya gelince: 2003’te toplam 6.100 kilometre bölünmüş yolumuz varken şu anda -ortalama olarak söylüyorum- 17 bin kilometre biz bunun üzerine bölünmüş yol ilave ettik. Yüksek hızlı tren, Ankara-Eskişehir, aynı şekilde Konya-Eskişehir; bunun yanında şimdi de süratle, Eskişehir-İstanbul etabını tamamlamak üzereyiz. Bütün bunların bittiği ve Türkiye’de yüksek hızlı treni… Yani, demir ağlarla ördük; bunu biz yapıyoruz, biz. Bu iş laflarla olmuyor. (AK PARTİ sıralarından alkışlar, CHP sıralarından gürültüler)

MUHARREM İNCE (Yalova) – Atatürk örmedi mi? Atatürk örmedi mi demir ağlarla?

HALUK AHMET GÜMÜŞ (Balıkesir) – On bir yılda demir ağ borcunuz…

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) – İstanbul, Yalova, Bursa, Balıkesir, Manisa, İzmir illerini birbirine bağlayan yaklaşık…

MUHARREM İNCE (Yalova) – Atatürk örmedi mi?

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) – Siz ne yaptınız, ona bakın! Gazi Mustafa Kemal yaptı, ondan sonra her şey zaten stop. Biz ondan sonra yapanı… Biz yapıyoruz, aradaki fark bu.

HALUK AHMET GÜMÜŞ (Balıkesir) – Siz bin kilometre demir ağ yapmışsınız!

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) – Ve bir başka prestijimiz olan Yavuz Sultan Selim Köprüsü’nün temelini 29 Mayısta attık, şu anda bütün kolonlar 125 metreye yükseldi. İnşallah süratle o da bitiyor. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Bütün bunların yanında, Marmaray’ın altındaki, güneyindeki bir çift katlı tüneli de yapıyoruz, oradan otomobiller geçecek. 3’üncü köprü ve denizin altından geçecek -otomobiller için- bu tüp geçit, 2015’te de bunlar bitecek.

Şu anda özellikle bir şeyi söylemem lazım, o da Marmaray. Marmaray’ı da, evet, ecdadımız hayalini kurdu, biz de gerçekleştirdik. (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar) 5 milyar 450 milyon liralık bir yatırım tutarıyla tamamlandı. Şu ana kadar Marmaray’dan geçen vatandaşımızın sayısı 7 milyon 200 bine ulaştı. Biz bu heyecanı yaşıyoruz, halkımıza da yaşatıyoruz.

İlave konular… Onları da inşallah bakanlarımız, şu ara süreç içinde zaten kendi bakanlıklarıyla ilgili bütün müzakerelerde anlatacaklardır diye düşünüyorum.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Sayın Başbakan, benim gemim neden yok, cevap verin?

ALİ SARIBAŞ (Çanakkale) – Sayıştay raporları ne oldu?

BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN (Devamla) – Ancak, bir şeyi söylemeden geçemeyeceğim, o da şu: Milletvekilimiz Oya Eronat kardeşime, hiç tahmin etmezdim, evlat acısı yaşamış olan bir milletvekili arkadaşımın, burada terör örgütü tarafından şehit edilmiş yavrusuna “Acının keyfini sürüyorsunuz.” gibi bir yaklaşımla ifade etmiş olması bana göre -hiç yakıştıramadım- ne edebe sığar ne adaba sığar, hiçbir şeye sığmaz ve hüngür hüngür ağlatmaya onun hakkı yoktu. Gelip onun da Oya Hanım’dan özür dilemesi gerekir, özür dilemesi gerekir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Milletin oyuyla buraya gelmiş olan bir insana kalkıp da böyle bir yakıştırmayı yapmaya hakkı yoktur.

Çok teşekkür ediyorum ve 2012 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı, 2014 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı’nın hayırlara vesile olmasını Allah’tan diliyorum. (AK PARTİ sıralarından ayakta alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Başbakan.

Şimdi, şahsı adına, aleyhinde olmak üzere İzmir Milletvekili Sayın Mustafa Ali Balbay konuşacaktır. Isparta Milletvekili Sayın Süleyman Nevzat Korkmaz söz hakkını Sayın Balbay’a devretmiştir.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Yakışır!

BAŞKAN – Buyurun Sayın Balbay, söz süreniz on dakika. (CHP sıralarından alkışlar)

MUSTAFA BALBAY (İzmir) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

CHP İzmir Milletvekili Mustafa Balbay.

Sayın milletvekilleri, gazeteciliğim sürecinde, özgürlükte “En kötü meclis bile kapalı bir meclisten iyidir.” diyen bir gazeteci olarak hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

Sayın milletvekilleri, ben konuşmamı bütçe üzerine yapacağım, bütçe açığı ile ilgili görüşlerimi paylaşacağım. Bu açıklardan birincisi, özgürlük açığıdır. Şu anda, bugün bu Meclisteki özgürlük açığının sadece 1’i giderilmiştir, bu özgürlük açığının 6’sı henüz bu Meclisin kapalı damarları gibi gündemde durmaktadır. Bütün dileğim, o milletvekillerinin de bugün benim yaptığım gibi yeminlerini etmeleri ve Meclisin çatısı altında görevlerini yerine getirmeleridir.

İkincisi, hukuk açığıdır. Sayın milletvekilleri, bugün sizinle samimiyetle paylaşmak isterim ki Türkiye’deki hukuk güvenliği sorunu can güvenliğinden bile ciddi bir sorun olarak gündemde durmaktadır. Bu hukuk açığının nelere mal olabileceğini bugün iktidar partisinden muhalefet partilerine kadar bütün partiler yaşamaktadır.

Yine, bu bağlamda, çok ciddi bir önemli açık, sayın milletvekilleri, Türkiye’deki yargılamalardaki adalet açığıdır. Adalet açığı öyle boyutlara ulaşmıştır ki bugün cezaevlerinde adalet bekleyen binlerce insan “Acaba Türkiye’de iç hukuk yolları tümüyle tükendi mi?” sorusunu sormaktadır. Bu bağlamda, Anayasa Mahkemesinin aldığı son kararın Türkiye’deki adalet açığının giderilmesinde önemli bir başlangıç olmasını diliyorum.

MUSTAFA AKIŞ (Konya) – Hangi anayasa değişikliğiyle oldu?

BAŞKAN – Lütfen arkadaşlar, lütfen…

MUSTAFA BALBAY (Devamla) – Sayın milletvekilleri, bugün Türkiye’deki önemli bir açık da iç barış açığıdır. Sayın milletvekilleri, hapishanede dört ay değil, dört yıl sekiz ay yatmış bir kişi olarak “İç barışa varım.” diyorum. (CHP sıralarından alkışlar) Ancak, bugün tartışılmakta olan barış açılımının barıştan uzaklaşmak olduğunu görüyorum.

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Partin destek vermiyor ne yazık ki!

MUSTAFA BALBAY (Devamla) – Çünkü, sayın milletvekilleri, “açılım” sözcüğüne sözlüğü açıp bakarsanız “açılım”ın aynı zamanda “uzaklaşmak” olduğunu göreceksiniz. Denize doğru açılmak, karadan uzaklaşmaktır.

İSMAİL AYDIN (Bursa) – Size göre kan olur, kan!

BAŞKAN – Lütfen arkadaşlar, lütfen…

MUSTAFA BALBAY (Devamla) – Gökyüzüne doğru açılmak, yine, yeryüzünden uzaklaşmaktır. Bu bağlamda ben, Türkiye’deki iç barış açığının gerçekten bütün partilerin bu bağlamda bir araya gelerek ortak gerçekleştirebilecekleri ciddi bir konu olduğunu görüyorum.

Sayın milletvekilleri, ben özgürlükte 80 ülke dolaştım ve bu 80 ülkenin pek çoğunda iç barış sorunları çok ciddiydi. İç barış öyle bir şeydir ki eğer bunun tümüyle iç savaşa dönmesine engel olamazsanız can kaybınız yüz binler olur. Biz bugün tümüyle, tüm kayıplarımızı saydığımızda 40 bin kaybımıza yanıyoruz.

Sayın milletvekilleri, Saraybosna’da sadece dört yıllık iç savaşta 250 bin insan öldü. Ruanda’da sadece üç yıllık iç savaşta 800 bin insan öldü. Hemen dibimizdeki Irak’ta sürmekte olan iç savaşta kayıpların sayısı tam bilinmiyor, milyondan söz ediliyor Birleşmiş Milletler kayıtlarına göre. Bu yüzden, iç barış şu andaki hâliyle bile korunması gereken bir değer olarak durmaktadır.

Sayın Başbakan burada demir ağlardan söz etti. Maalesef, bu bağlamda, ülkemizde, evet, demir ağlar kurulmuştur ama daha çok demir parmaklıklar kurulmuştur. (CHP sıralarından alkışlar) Şu anda Türkiye’de mevcut kurulmuş olan demir parmaklıkların da yetersiz kaldığını Sayın Adalet Bakanı söylemekte ve bunu gidermek için yapılacakları sıralamaktadır.

Sayın milletvekilleri, ben -görüşüme katılırsınız, katılmazsınız, bütün dileğim, sadece can kulağıyla dinlemenizdir- hiçbir hükûmetin bu ülkeye kötülük yapmak isteyeceğine inanmıyorum. Ama hükûmetler önümüzdeki seçimleri önümüzdeki nesillerin önüne koyarlarsa çok büyük hatalar yapabileceklerini geçmişte yaşadığım gazetecilik örneklerinden de gördüm.

Bu bağlamda, sayın milletvekilleri, Türkiye’de şu anda sadece iç barış açığı değil, dış barış açığı olduğunu da görüyorum. Şu anda, son yirmi yıla baktığımızda, sayın milletvekilleri, Sayın Başbakanın Moskova’da da söylediği “Bizi AB’den, bu yükten kurtarın…” Şİ֒ye selam veren konuşmasında dikkat çektiği gibi, sayın milletvekilleri, son yirmi yıldır batımızdaki ülkeler bize selam vere vere Avrupa Birliğine girdi, doğumuzdaki ülkeler bize selam vere vere Şanhgay İşbirliği Örgütüne girdi, biz de birbirimize girdik. “Şu anda tabloda bunu nasıl tamir edebiliriz ya da nasıl daha düzgün bir yola girmesini sağlayabiliriz?” sorusuna yanıt arıyoruz ve ne yazık ki çok sağlıklı aramıyoruz.

Sayın milletvekilleri, deyim yerindeyse ben de Yunus medresesinden mezun oldum. Yunus’un o güzel sözüne gönderme yapmak gerekirse, iktidara söylemek isterim ki bir insanı incittiyse bu yaptığın icraat değil. Bugün Türkiye’de ne yazık ki toplumsal kutuplaşmanın, insanların yaşadıkları acıların önemli bir bölümünde, özellikle iktidar kanadının -kamuoyu araştırmalarında sık sık gündeme getirildiği gibi- Türkiye’yi en çok geren bir konuda bile -iktidarın çevresindeki araştırma şirketlerinin- “Bu partimize yaradı, oyumuzu 3 arttırdı, oyumuzu 4 artırdı.” diye baktığını demir parmaklıkların arkasından üzülerek izledim.

Yine, sayın milletvekilleri, şu anda, Türkiye’nin içinde bulunduğu süreçte önemli bir açığın da mademki biraz önce eğitimden söz edildi ama ondan önce ayrıca vurgulamak istediğim… Ben komşularımızla ilişkilere de çok önem veren bir insanım. Örneğin, yıllar önce, GAP gezisine gittiğimde o GAP’ın Suriye kanadına giden bütün kanalların kesilmiş olduğunu üzülerek görmüş, “Keşke bu bereketi paylaşabilsek barış gelse.” diye düşünmüştüm. Ama maalesef orayla bile yaşadığımız bu sorun…

Ben Sayın Davutoğlu’nun televizyon konuşmalarını izlerken “Acaba baştaki ‘D’ harfi düştü mü?” diye de zaman zaman sormadan edemedim sayın milletvekilleri. Yaşadığımız tablo ortada, ki ne avutulacak bir dış barış konusu var ne de çevremizdeki ülkelerle ilişkilere baktığımızda iyiye giden bir tablo var.

Ben biraz önce, “Yunus medresesinden mezun oldum.” derken sizlerle paylaşmak istediğim bir başka şey de eğitim açığı.

ALİ ŞAHİN (Gaziantep) – Yunus değil, Yusuf.

MUSTAFA BALBAY (Devamla) – Şu anda Türkiye’de özellikle 300 bin öğretmen atama beklerken eğitimin bambaşka bir alanda tartışılmış olmasına da ayrıca üzülüyorum.

Yine, öğretmenleri, sanki sorunlarının çözümü kimi işlemlerdeymiş gibi, onların da atanacağını söyleyip bu açığı gidermemenin de eğitim için apayrı bir sorun olduğunu düşünüyorum.

Sayın milletvekilleri, ben, sizlerin huzurunda, yaşamımın bundan sonraki dilimini, her kim olursa olsun, hukuk ve hak arayan herkesle birlikte olamaya adayacağımı sizlerle paylaşmak istiyorum. Şu anda, Türkiye’de, bu Meclisin çatısı altındaki herkesin, bu ülkeye karşı hukuk, adalet sorumluluğu var. Bunun giderilmesi için de özellikle cezaevindeki kişilere seslenmek isterim ki onların Meclisteki haklarını aramasında önemli bir ayak da ben olmak istiyorum. Sizleri bu konuda daha vicdanlı olmaya, vicdanınızın da sesini dinlemeye davet ediyorum.

Sayın milletvekilleri, şu anda Türkiye’nin içinden geçtiği süreçte ben bu Meclisin pek çok sorunu çözebileceğine yürekten inandığımı vurguluyor, hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Balbay.

Sayın milletvekilleri, 2014 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile…

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, tutanakla ilgili bir husus var.

BAŞKAN - …2012 Yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Çok hızlı okuyorsunuz, tutanakla ilgili bir talebim var.

BAŞKAN – Nedir talebiniz?

HASİP KAPLAN (Şırnak) – İç Tüzük 155, tutanağın düzeltilmesini…

BAŞKAN – Bakarız. Yani nedir talebiniz işin bu safhasında, ne olmuş?

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Önemlidir, önemsiyoruz, onun için.

BAŞKAN – E, bunu başka bir zaman da düzeltebiliriz, biz de inceleme imkânı bulalım ondan sonra.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Hayır efendim, sizin talimatınız var mı, yok mu onu öğrenmek istiyorum?

BAŞKAN – Ben hiç talimat vermem tutanaklara, böyle bir şey yok. Ama ben de incelerim eğer varsa onu başka bir birleşimde düzeltiriz, lütfen.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Bakın, bugünkü konuşmamda “Yek” dedim, tırnak içine alınmış.

BAŞKAN – Onu, ses kaydından da dinlersiniz…

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Bakın, not düşülmüş.

BAŞKAN – Efendim, eğer, yazılı tutanakta bir sıkıntı varsa, arkadaşlarımıza buradan ifade ediyorum, ses kayıtlarını da dinler bir farklılık varsa giderilir.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, Kürtçe olunca sıkıntı oluyor, özgürlükler bitiyor.

BAŞKAN – Hayır.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Meclis Başkanlığının buna tavır koyması lazım.

BAŞKAN – Şimdi, 2014 yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2012 yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın maddelerine geçilmesini oylarınıza sunacağım.

2014 yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı’nın maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Etmeyenler… Kabul edilmiştir.

2012 yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Böylece 2014 yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısı ile 2012 yılı Merkezi Yönetim Kesin Hesap Kanunu Tasarısı’nın maddelerine geçilmesi kabul edilmiştir.

Şimdi, sırasıyla her iki tasarının da 1’inci maddelerini okutuyorum:

2014 YILI MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇE KANUNU TASARISI

BİRİNCİ BÖLÜM

Gider, Gelir, Finansman ve Denge

Gider

MADDE 1- (1) Bu Kanuna bağlı (A) işaretli cetvellerde gösterildiği üzere, 10/12/2003 tarihli ve 5018 sayılı Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanununa ekli;

a) (I) sayılı cetvelde yer alan genel bütçe kapsamındaki kamu idarelerine 428.396.493.000 Türk Lirası,

b) (II) sayılı cetvelde yer alan özel bütçeli idarelere 48.647.481.000 Türk Lirası,

c) (III) sayılı cetvelde yer alan düzenleyici ve denetleyici kurumlara 3.003.844.000 Türk Lirası, ödenek verilmiştir.

2012 YILI MERKEZİ YÖNETİM KESİN

HESAP KANUNU TASARISI

Gider bütçesi

MADDE 1- (1) 6260 sayılı 2012 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanununa bağlı (A) işaretli cetvellerde gösterildiği üzere, 10/12/2003 tarihli ve 5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanununa ekli;

a) (I) sayılı cetvelde yer alan genel bütçe kapsamındaki kamu idarelerine 344.512.858.921 Türk Lirası,

b) (II) sayılı cetvelde yer alan özel bütçeli idarelere 38.944.870.000 Türk Lirası,

c) (III) sayılı cetvelde yer alan düzenleyici ve denetleyici kurumlara 2.027.897.000 Türk Lirası,

ödenek verilmiştir.

(2) 2012 yılı merkezi yönetim konsolide ödenek toplamı 350.948.317.871 Türk Lirasıdır.

(3) Kanunların verdiği yetkiye dayanarak yıl içerisinde eklenen ve düşülen ödenekler sonrası merkezi yönetim kesin hesap gider cetvellerinde gösterildiği üzere, 5018 sayılı Kanuna ekli;

a) (I) sayılı cetvelde yer alan genel bütçe kapsamındaki kamu idarelerinin 2012 yılı bütçe giderleri toplamı 353.641.946.589,96 Türk Lirası,

b) (II) sayılı cetvelde yer alan özel bütçeli idarelerin 2012 yılı bütçe giderleri toplamı 51.140.871.954,43 Türk Lirası,

c) (III) sayılı cetvelde yer alan düzenleyici ve denetleyici kurumların 2012 yılı bütçe giderleri toplamı 2.193.643.124,38 Türk Lirası,

olarak gerçekleşmiştir.

(4) 2012 yılı merkezi yönetim konsolide bütçe gideri toplamı 361.886.686.234,03 Türk Lirasıdır.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Anayasa’nın 164’üncü maddesi uyarınca, Bütçe kanunu tasarısıyla kesin hesap kanunu tasarısının görüşmeleri birlikte yapılacağından, okunmuş bulunan 1’inci maddeler kapsamına giren kuruluşların 2014 yılı merkezî yönetim bütçeleri ile 2012 yılı merkezî yönetim kesin hesaplarının görüşmelerine yarınki birleşimde başlanacaktır.

Programa göre kuruluşların bütçe ve kesin hesaplarını görüşmek için, alınan karar gereğince, 11 Aralık 2013 Çarşamba günü -yarın- saat 11.00’de toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum.

Kapanma Saati: 21.23