DÖNEM: 24                            CİLT: 60                      YASAMA YILI: 4

 

 

 

 

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

TUTANAK DERGİSİ

 

 

 

8’inci Birleşim

23 Ekim 2013 Çarşamba

 

 

 

 

(TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

 

 

İ Ç İ N D E K İ L E R

 

   I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

 II.-  GELEN KÂĞITLAR

 III.- YOKLAMALAR

 IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- İstanbul Milletvekili Kadir Gökmen Öğüt’ün, İstanbul’un sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın cevabı

2.- Erzurum Milletvekili Fazilet Dağcı Çığlık’ın, İsviçre Cenevre’de gerçekleşen Parlamentolar Arası Birliğin 129’uncu Genel Kurul Toplantısı’na ilişkin gündem dışı konuşması

3.- Manisa Milletvekili Hasan Ören’in, Manisa Soma’da yaşanan maden ocağı kazasına ilişkin gündem dışı konuşması

V.- AÇIKLAMALAR

1.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, ziraat mühendislerinin bekledikleri kadrolara bir an önce atanmaları konusunda Hükûmeti göreve davet ettiğine ilişkin açıklaması

2.- Kırklareli Milletvekili Turgut Dibek’in, vatandaşların, Selanik’te Atatürk’ün doğduğu evde daha önce sergilenen kişisel eşyalarının ve anı defterinin niçin kaldırıldığını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

3.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan’ın, Çoruh Nehri üzerinde yapılacak barajlar nedeniyle Yusufeli ilçesinde kamulaştırma işlemlerine gecikmeksizin başlanması gerektiğine, Kamulaştırma Kanunu’ndaki bir hüküm nedeniyle vatandaşların mağduriyetinin söz konusu olduğuna ve bu hükmün değiştirilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

4.- Kocaeli Milletvekili Mehmet Hilal Kaplan’ın, Van depreminin 2’nci yıl dönümünde, depremde yaşamını yitiren 604 yurttaşımızı rahmetle andığına, yakınlarına başsağlığı dileğinde bulunduğuna ve Van’da konteynerlerde yaşayanların durumuna ilişkin açıklaması

5.- Adana Milletvekili Ali Halaman’ın, Adana’da kurbanlık olarak beslenen keçilere alıcı bulunmadığına ve Et ve Balık Kurumunun bu keçileri alabilmesine izin verilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

6.- İstanbul Milletvekili Haluk Eyidoğan’ın, Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın gündem dışı konuşmaya cevabındaki bazı ifadelere ilişkin açıklaması

7.- Çanakkale Milletvekili Ali Sarıbaş’ın, Çanakkale’de yapılması planlanan termik santrale ilişkin açıklaması

8.- Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in, Tunceli TEDAŞ’ta çalışan işçilerin durumuna ve Tunceli’nin köylerine elektrik verilememesi nedeniyle yaşanan sorunlara ilişkin açıklaması

9.- Uşak Milletvekili Dilek Akagün Yılmaz’ın, Van depreminin 2’nci yıl dönümüne ve Van’da konteynerlerde yaşayan vatandaşların durumuna ilişkin açıklaması

10.- İstanbul Milletvekili Kadir Gökmen Öğüt’ün, emeklilik ve sigorta şirketleri tarafından kesilen ve Büyük Mükellefler Vergi Dairesine ödenen vergilerin sigorta sisteminden ayrılırken hak sahiplerine iadesi konusuna ilişkin açıklaması

11.- İstanbul Milletvekili Ali Özgündüz’ün, Van depreminin 2’nci yıl dönümünde, depremde yaşamını yitiren 604 yurttaşımızı rahmetle andığına, yakınlarına başsağlığı dileğinde bulunduğuna ve Van depreminde yıkılan Bayram Otel’le ilgili davaya ilişkin açıklaması

12.- Trabzon Milletvekili Mehmet Volkan Canalioğlu’nun, Trabzonspor’un eski futbolcularından Kadir Özcan’a Allah’tan rahmet, yakınlarına başsağlığı dilediğine ilişkin açıklaması

13.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, Trabzonspor’un eski futbolcularından Kadir Özcan’a Allah’tan rahmet, yakınlarına başsağlığı dilediğine, Van depreminin 2’nci yıl dönümüne ve Van’da konteynerlerde yaşayan vatandaşların durumuna ilişkin açıklaması

14.- Balıkesir Milletvekili Ayşe Nedret Akova’nın, zeytin sineğine karşı uçakla ilaçlamanın yasaklanmasının zeytin üretiminde verimliliği düşürdüğüne ilişkin açıklaması

15.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun, Trabzonspor’un eski futbolcularından Kadir Özcan’a Allah’tan rahmet, yakınlarına başsağlığı dilediğine ve Tokat’taki çiftçilerin sorunlarına ilişkin açıklaması

16.- Çanakkale Milletvekili Mustafa Serdar Soydan’ın, Kaz Dağlarında altın arama ve işletme ruhsatlarının iptal edilmesi gerektiğine ve Çanakkale’de yapılması planlanan termik santrale ilişkin açıklaması

17.- Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı’nın, Mersin-Adana Çevre Düzeni Planı’na Akkuyu Nükleer Santrali’nin işaretlediğinin halktan gizlendiğine ve bu plana itiraz edilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

18.- Kocaeli Milletvekili Haydar Akar’ın, kent merkezinde yapılan sanayi tesislerinin Kocaeli’ni yaşanabilir olmaktan çıkardığına ilişkin açıklaması

19.- Tekirdağ Milletvekili Emre Köprülü’nün, Tekirdağ’ın köy ve beldelerinde bulunan ilköğretim okullarının sorunlarına ilişkin açıklaması

20.- İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, Van depreminin 2’nci yıl dönümüne, Manisa Soma’da meydana gelen maden ocağı kazasına ve Trabzonspor’un eski futbolcularından Kadir Özcan’a Allah’tan rahmet, yakınlarına başsağlığı dilediğine ilişkin açıklaması

21.- Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın, Trabzonspor’un eski futbolcularından Kadir Özcan’a Allah’tan rahmet, yakınlarına başsağlığı dilediğine, Van depreminin 2’nci yıl dönümüne ve Hükûmetin Van’da yaptığı çalışmalara ilişkin açıklaması

22.- Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın, Van depreminin 2’nci yıl dönümüne, bazı milletvekillerinin çevre konusundaki açıklamalarına ilişkin açıklaması

23.- İstanbul Milletvekili Ali Özgündüz’ün, Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

24.- Bingöl Milletvekili İdris Baluken’in, Van depreminin 2’nci yıl dönümüne ve Van halkının deprem nedeniyle yaşadığı sorunlara ilişkin bir araştırma komisyonu kurulması gerektiğine ilişkin açıklaması

25.- İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Tekirdağ Milletvekili Candan Yüceer ve 21 milletvekilinin, çalışma hayatında yaşanan iş kazalarının ve meslek hastalıklarının artmasının temel nedenlerinin, yasal ve teknik eksikliklerin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/741)

2.- BDP Grup Başkan Vekili Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın, ülkemizde uygulanan teşvik politikalarının iktisadi ve sosyal yapı üzerindeki etkilerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/742)

3.- İzmir Milletvekili Rıza Türmen ve 22 milletvekilinin, 12 Eylül askerî darbesi ile sivil vesayetin Türkiye demokrasisine olan etkisinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/743)

 

VII.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- BDP Grubunun, Muş Milletvekili Demir Çelik ve arkadaşlarının cezaevlerinde ağır hasta durumunda bulunan mahkûmların hastalık durumlarının göz önünde bulundurulması amacıyla 7/5/2013 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına vermiş olduğu Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 23 Ekim 2013 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

2.- MHP Grubunun, Tokat Milletvekili Reşat Doğru ve arkadaşlarının uyuşturucu kullanma yaşının 11 yaşlara yani ilköğretim çocuklarına kadar yaygınlaştığının araştırmalarda ortaya konmasına rağmen okullarımızda uyuşturucu kullanma ve madde bağımlılığı durumunun tespiti, varsa alınması gereken tedbirlerin belirlenmesi amacıyla 13/11/2012 tarih ve 2012/6735 sayı ile Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına vermiş olduğu Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 23 Ekim 2013 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

3.- CHP Grubunun, Afyonkarahisar Milletvekili Ahmet Toptaş ve arkadaşlarının Afyonkarahisar’da bulunan mühimmat deposunda meydana gelen patlamayla ilgili sabotaj ve terör saldırısı olasılıklarının ortaya çıkartılması amacıyla 10/10/2013 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına vermiş olduğu Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 23 Ekim 2013 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

VIII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYON-LARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/242, 2/80) (S. Sayısı: 156)

2.- Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu Raporları (1/484) (S. Sayısı: 287)

3.- Orta Asya ve Kafkaslar Bölgesel Balıkçılık ve Su Ürünleri Yetiştiriciliği Komisyonu Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ile Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu ile Dışişleri Komisyonu Raporları (1/498) (S. Sayısı: 173)

4- Güneydoğu Avrupa Savunma Bakanları Süreci Çerçevesinde Koordinasyon Komitesi Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/390) (S. Sayısı: 322)

 

IX.- OYLAMALAR

1.- (S. Sayısı: 173) Orta Asya ve Kafkaslar Bölgesel Balıkçılık ve Su Ürünleri Yetiştiriciliği Komisyonu Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı’nın oylaması

 

X.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- İstanbul Milletvekili Celal Adan’ın, soru önergelerine ve bunların cevaplandırılmasına ilişkin sorusu ve Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz’ın cevabı (7/26897)

 

I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

 

TBMM Genel Kurulu saat 15.00’te açılarak iki oturum yaptı.

Kars Milletvekili Yunus Kılıç, Dünya Gıda Günü’ne,

Ağrı Milletvekili Halil Aksoy, hasta tutuklu ve hükümlülerin durumları ile cezaevlerinde yaşanan sorunlara,

Ankara Milletvekili Levent Gök, Ankara’nın başkent oluşunun 90’ıncı yıl dönümüne,

İlişkin gündem dışı birer konuşma yaptılar.

Mersin Milletvekili Ali Öz, 18/10/2013 tarihinde Mersin’in Bozyazı ilçesinde yaşanan hortum felaketine,

Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri, Ankara Büyükşehir Belediyesinin Kurban Bayramı’nda su borularını değiştirmesinin ve ODTܒdeki ağaçları kesmesinin AKP’nin ranta hizmet eden belediyecilik anlayışının örnekleri olduğuna ve bu anlayışı kınadığına,

Kırklareli Milletvekili Turgut Dibek, Kırklareli ilinin Vize ilçesine bağlı Akpınar köyünde yeni bir çimento fabrikası kurulmak istenmesinin doğru bir karar olmadığına,

Çanakkale Milletvekili Ali Sarıbaş, Mimar Oktay Ekinci’yi rahmetle andığına ve Çanakkale’deki sağlık sorunlarına,

Tunceli Milletvekili Kamer Genç,

Tunceli Milletvekili Hüseyin Aygün,

Tunceli TEDAŞ’ta çalışan işçilerin sorunlarına ve Tunceli’nin köylerine elektrik verilemediğine;

İstanbul Milletvekili Ali Özgündüz, Iğdır Müftüsünün ve Iğdır Valisinin görevlerini kötüye kullandıklarına,

Muş Milletvekili Demir Çelik, Dünya Gıda Günü’nde, yeryüzünde milyonlarca insanın gıdaya erişiminde adaletsizlik olduğuna,

İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi, Caferi ve Alevi inancına mensup vatandaşların Gadri Hum Bayramı’nı kutladığına ve ODTÜ arazisinden geçirilmek istenen yolla ilgili olarak Ankara Büyükşehir Belediyesinin, Ankara Valiliğinin ve güvenlik güçlerinin takındığı tutumun demokrasiye, insan haklarına ve özgürlüklere aykırı olduğuna,

Balıkesir Milletvekili Namık Havutça, Ankara Büyükşehir Belediyesinin ODTܒye yaptığı baskını kınadığına, Balıkesir’in Dursunbey ilçesinde Sağlık Bakanlığına bağlı hastanede branş doktorlarının bulunmadığına ve Dursunbey’in Süleler köyünde sulama birliği kurulmasına izin verilmediğine,

Tokat Milletvekili Reşat Doğru, Tokat ili Erbaa ilçesi Gökal beldesindeki heyelan nedeniyle AFAD’dan herhangi bir yardım yapılmadığına ve mağduriyetlerin giderilmesi gerektiğine,

Iğdır Milletvekili Sinan Oğan, Iğdır Müftüsünün Iğdır halkıyla ilgili hazırladığı rapora,

İstanbul Milletvekili Kadir Gökmen Öğüt, Çankırı’nın Kurşunlu ve Çerkeş ilçelerindeki fabrikalarda çalışan işçilerin durumuna,

İzmir Milletvekili Alaattin Yüksel, İzmir Millî Eğitim Müdürlüğünün taşımalı eğitimle ilgili görevlerini yerine getirmediğine,

Uşak Milletvekili Dilek Akagün Yılmaz, bu yılın haşhaş kapsülleri fiyatlarının belirlenmesi ve üreticilerin mağduriyetinin giderilmesi gerektiğine,

İzmir Milletvekili Musa Çam, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığını ve Hükûmeti iş cinayetleri konusunda daha duyarlı olmaya davet ettiğine,

Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı, Alevi vatandaşların Gadri Hum Bayramı’nı kutladığına ve Mersin’in Bozyazı ilçesinde yaşanan hortum felaketine,

İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal, Ankara Büyükşehir Belediyesinin, Ankara cadde ve sokaklarının otopark olarak kullanılmamasına yönelik Danıştay kararına uymadığına,

Malatya Milletvekili Veli Ağbaba, vatandaşların Malatya Arapgir’de yapılmak istenen HES’e karşı olduklarına,

Adana Milletvekili Seyfettin Yılmaz, Çukurova’daki çiftçilerin sorunlarına,

Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın, ODTܒden geçirilmesi planlanan yola,

Antalya Milletvekili Gürkut Acar, Antalya Manavgat’taki Ahmetler Kanyonu’nun HES projesiyle yok edilmek üzere olduğuna,

Manisa Milletvekili Özgür Özel, Manisa’nın Soma ilçesinde yaşanan maden kazasına,

Hatay Milletvekili Refik Eryılmaz, Suriye ile aramızdaki sınır kapılarının durumuna,

İlişkin birer açıklamada bulundular.

Malatya Milletvekili Veli Ağbaba ve 19 milletvekilinin, bazı illerde Alevi vatandaşlara yönelik meydana gelen olayların nedenlerinin ve faillerinin (10/738),

Tokat Milletvekili Orhan Düzgün ve 21 milletvekilinin, domates tohumu konusundaki sorunların (10/739),

Hatay Milletvekili Mehmet Ali Ediboğlu ve 19 milletvekilinin, Hatay’ın İskenderun ilçesinde yeşil alan olarak planlanan arazinin bir firmaya kiralanması hususunun (10/740),

Araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergeleri Genel Kurulun bilgisine sunuldu; önergelerin gündemdeki yerlerini alacağı ve görüşmelerinin sırası geldiğinde yapılacağı açıklandı.

Başkanlıkça, tekraren, Kamu İktisadi Teşebbüsleri Komisyonunun başkan, başkan vekili, sözcü ve kâtip üye seçimlerini yapmak üzere toplanacağı gün, saat ve yere ilişkin duyuruda bulunuldu.

CHP Grubunun, 22/10/2013 tarihinde Malatya Milletvekili Veli Ağbaba ve arkadaşlarının 2011 genel seçimlerinde halk tarafından seçilmiş olmalarına rağmen, hâlen “kaçma şüphesi ve delilleri karartma olasılığı” sebep gösterilerek cezaevlerinde tutulan 7 milletvekilinin hukuki durumlarının araştırılması ve tutukluluk hâllerinin sonlandırılması ile görevlerine başlamalarının sağlanması amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına vermiş olduğu Meclis araştırması önergesinin (1041 sıra no.lu) Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak 22/10/2013 Salı günkü (bugün) birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi yapılan görüşmelerden sonra kabul edilmedi.

Malatya Milletvekili Veli Ağbaba, Çankırı Milletvekili İdris Şahin’in CHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında şahsına,

İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi, Çankırı Milletvekili İdris Şahin’in CHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşması sırasında CHP Grup Başkanına,

Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın, Malatya Milletvekili Veli Ağbaba’nın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında AK PARTİ Grup Başkanına,

İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi, Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşması sırasında CHP Grup Başkanına,

Sataşmaları nedeniyle birer konuşma yaptılar.

Kayseri Milletvekili Yusuf Halaçoğlu, tutuklu milletvekili Engin Alan’ın durumuna ilişkin bir açıklamada bulundu.

İstanbul Milletvekili Erdoğan Toprak’ın, (2/67) esas numaralı Türk Ceza Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi yapılan görüşmelerden sonra kabul edilmedi.

Gündemin "Sözlü Sorular" kısmının:

1’inci        sırasında     bulunan        (6/116),

1447’nci         ”                 ”             (6/2879),

2093’üncü      ”                 ”             (6/3749),

2096’ncı         ”                 ”             (6/3752),

2101’inci        ”                 ”             (6/3757),

2103’üncü      ”                 ”             (6/3759),

2132’nci         ”                 ”             (6/3792),

2153’üncü      ”                 ”             (6/3813),

2282’nci         ”                 ”             (6/3948),

2285’inci        ”                 ”             (6/3951),

2286’ncı         ”                 ”             (6/3952),

2317’nci         ”                 ”             (6/3984),

2329’uncu      ”                 ”             (6/3996),

2340’ıncı        ”                 ”             (6/4007),

2342’nci         ”                 ”             (6/4009),

2375’inci        ”                 ”             (6/4042),

2410’uncu      ”                 ”             (6/4079),

2411’inci        ”                 ”             (6/4080),

2419’uncu      ”                 ”             (6/4088),

2421’inci        ”                 ”             (6/4090),

2609’uncu      ”                 ”             (6/4283),

2613’üncü      ”                 ”             (6/4287),

2615’inci        ”                 ”             (6/4289)

2626’ncı         ”                 ”             (6/4300),

2627’nci         ”                 ”             (6/4301),

2649’uncu      ”                 ”             (6/4325),

2707’nci         ”                 ”             (6/4383),

2893’üncü      ”                 ”             (6/4571),

2950’nci         ”                 ”             (6/4628),

Esas numaralı sözlü sorulara, Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu cevap verdi.

Soru sahiplerinden Tunceli Milletvekili Kamer Genç, Tokat Milletvekili Reşat Doğru, Kütahya Milletvekili Alim Işık, İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal, Adana Milletvekili Ali Halaman, cevaplara ilişkin görüşlerini açıkladılar.

Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu da bu görüşlerle ilgili açıklamada bulundu.

İzmir Milletvekili Mehmet Ali Susam, İzmir’de Kurban Bayramı sırasında beyin kanaması geçiren bir vatandaşın durumuna ve kamu hastanelerinde doktor ve personel açığına ilişkin bir açıklamada bulundu.

Gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmının:

1’inci sırasında yer alan ve görüşmeleri yarım kalan, İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülmesi kabul edilen, Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu’nun (2/242, 2/80) (S. Sayısı: 156),

2’nci sırasında yer alan ve görüşmeleri yarım kalan, İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülmesi kabul edilen, Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu raporlarının (1/484) (S. Sayısı: 287),

3’üncü sırasında yer alan ve görüşmeleri yarım kalan, Orta Asya ve Kafkaslar Bölgesel Balıkçılık ve Su Ürünleri Yetiştiriciliği Komisyonu Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ile Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu ile Dışişleri Komisyonu raporlarının (1/498) (S. Sayısı: 173),

Görüşmeleri, komisyon yetkilileri Genel Kurulda hazır bulunmadığından ertelendi.

Komisyonların bulunmayacağı anlaşıldığından, alınan karar gereğince, 23 Ekim 2013 Çarşamba günü saat 14.00’te toplanmak üzere 19.00’da birleşime son verildi.

 

                                                   Şükran Güldal MUMCU

                                                           Başkan Vekili

 

         Mine LÖK BEYAZ                                                                     Fehmi KÜPÇÜ

               Diyarbakır                                                                                    Bolu

                Kâtip Üye                                                                                Kâtip Üye
II.- GELEN KÂĞITLAR

                                                                                                                                            No: 12

23 Ekim 2013 Çarşamba

Tasarılar

1.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Surinam Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Dostluk ve İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/833) (Dışişleri Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 08.10.2013)

2.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Kırgız Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Ormancılık Alanında İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/834) (Tarım, Orman ve Köyişleri ile Dışişleri Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 09.10.2013)

3.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Tanzanya Birleşik Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Askeri Alanda Eğitim, Teknik ve Bilimsel İş Birliği Mutabakat Muhtırasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/835) (Milli Savunma ile Dışişleri Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 09.10.2013)

4.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Mali Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanlığı ile Mali Cumhuriyeti Dışişleri ve Uluslararası İşbirliği Bakanlığı Arasında İşbirliği Protokolünün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/836) (Dışişleri Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 09.10.2013)

5.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Gana Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Kültür, Eğitim, Bilim, Basın-Yayın, Gençlik ve Spor Alanlarında İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/837) (Milli Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor ile Dışişleri Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 09.10.2013)

6.- Türkiye Cumhuriyeti ile Kazakistan Cumhuriyeti Arasında Hükümlülerin Nakli Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/838) (Adalet ile Dışişleri Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 09.10.2013)

7.- 1996 Tehlikeli ve Zararlı Maddelerin Deniz Yoluyla Taşınmasından Kaynaklanan Zararın Tazmini ve Sorumluluğu Hakkında Uluslararası Sözleşmeye İlişkin 2010 Protokolünün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/839) (Çevre; Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm ile Dışişleri Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 09.10.2013)

8.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Kuveyt Devleti Hükümeti Arasında Savunma Sanayi İşbirliği Mutabakat Muhtırasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/840) (Milli Savunma ile Dışişleri Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi:10.10.2013)

9.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Tunus Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Nüfus İşleri Alanında İşbirliği Protokolünün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/841) (İçişleri ile Dışişleri Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 10.10.2013)

10.-  Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Sırbistan Cumhuriyeti Arasında Hukuki ve Ticari Konularda Karşılıklı Adli Yardımlaşma Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/842) (Adalet ile Dışişleri Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 10.10.2013)

11.-  Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Moldova Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Geri Kabul Anlaşması ile Notaların Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/843) (İçişleri ile Dışişleri Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 10.10.2013)

12.-  Türkiye Cumhuriyeti ile Şili Cumhuriyeti Arasında Serbest Ticaret Anlaşmasında Değişiklik Yapılmasına İlişkin 1/2013 Sayılı Kararın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/844) (Plan ve Bütçe; Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji ile Dışişleri Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 08.10.2013)

13.-  Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Nijer Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Ormancılık Alanında İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/845) (Tarım, Orman ve Köyişleri ile Dışişleri Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 08.10.2013)

14.-  Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Yunanistan Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Nüfus İşleri Alanında İşbirliği Protokolünün Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/846) (İçişleri ile Dışişleri Komisyonlarına)  (Başkanlığa geliş tarihi: 09.10.2013)

15.-  Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Hindistan Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Gümrük Konularında İşbirliği ve Karşılıklı Yardım Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/847) (Plan ve Bütçe ile Dışişleri Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 09.10.2013)

16.-  Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Nijer Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Askeri Alanda Eğitim, Teknik ve Bilimsel İş Birliği Çerçeve Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/848) (Milli Savunma ile Dışişleri Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 09.10.2013)

17.-  Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Karadağ Hükümeti Arasında Geri Kabul Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/849) (İçişleri ile Dışişleri Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 10.10.2013)

18.-  Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Japonya Hükümeti Arasında Nükleer Enerjinin Barışçıl Amaçlarla Kullanımına Dair İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/850) (Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji ile Dışişleri Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 10.10.2013)

19.-  Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Nijer Cumhuriyeti Hükümeti Arasında Su Alanında İşbirliği Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı (1/851) (Çevre; Tarım, Orman ve Köyişleri; Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji ile Dışişleri Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi:10.10.2013)

Teklifler

1.- Ankara Milletvekili İzzet Çetin'in; 4857 Sayılı İş Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/1785) (Kadın Erkek Fırsat Eşitliği ile Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 08.10.2013)

2.- İstanbul Milletvekili İhsan Özkes'in; 6446 Sayılı Elektrik Piyasası Kanunu Geçici 6. Maddesinin 3. Fıkrasında ve 5393 Sayılı Belediye Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/1786) (Milli Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor; İçişleri; Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji ile Plan ve Bütçe Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 09.10.2013)

3.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal'ın; İş Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/1787) (Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 09.10.2013)

4.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal'ın; İş Sağlığı ve Güvenliği Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/1788) (Plan ve Bütçe ile Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 09.10.2013)

5.- Mersin Milletvekili Ali Öz'ün; Aile Hekimliği Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/1789) (Plan ve Bütçe ile Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 09.10.2013)

6.- Mersin Milletvekili Ali Öz'ün; Tabi Afetlerden Zarar Gören Çiftçilere Yapılacak Yardımlar Hakkında Kanunda ve Tarım Sigortası Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/1790) (Tarım, Orman ve Köyişleri ile Plan ve Bütçe Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 09.10.2013)

7.- Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk'ün; Hukuk Muhakemeleri Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/1791) (Adalet Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 09.10.2013)

8.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal'ın; Türk Ceza Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/1792) (Adalet Komisyonuna) (Başkanlığa geliş tarihi: 04.10.2013)

9.- İstanbul Milletvekili İhsan Özkes'in; 2981 Sayılı İmar ve Gecekondu Mevzuatına Aykırı Yapılara Uygulanacak Bazı İşlemler ve 6785 Sayılı İmar Kanununun Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında Kanunda ve 3194 Sayılı İmar Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/1793) (Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm; İnsan Haklarını İnceleme; Milli Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor ile İçişleri Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 02.10.2013)

10.-  Kastamonu Milletvekili Emin Çınar ve Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili İzmir Milletvekili Oktay Vural'ın; 5510 Sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/1794) (İçişleri; Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler ile Plan ve Bütçe Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 03.10.2013)

11.-  İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal'ın; İş Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi (2/1795) (Sanayi, Ticaret, Enerji, Tabii Kaynaklar, Bilgi ve Teknoloji; Plan ve Bütçe ile Sağlık, Aile, Çalışma ve Sosyal İşler             Komisyonlarına) (Başkanlığa geliş tarihi: 09.10.2013)

Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Tekirdağ Milletvekili Candan Yüceer ve 21 Milletvekilinin, iş kazaları ve meslek hastalıklarının artmasının nedenlerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/741) (Başkanlığa geliş tarihi: 09.04.2012)

2.- BDP Grubu adına Grup Başkanvekili Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan'ın, uygulanan teşvik politikalarının etkilerinin ve yeni teşvik politikalarının saptanması için alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/742) (Başkanlığa geliş tarihi: 09.04.2012)

3.- İzmir Milletvekili Rıza Türmen ve 22 Milletvekilinin, sivil vesayetin Türkiye demokrasisine olan etkisinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/743) (Başkanlığa geliş tarihi: 10.04.2012)


BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.00

BAŞKAN: Başkan Vekili Şükran Güldal MUMCU

KÂTİP ÜYELER: İsmail KAŞDEMİR (Çanakkale), Mine LÖK BEYAZ (Diyarbakır)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 8’inci Birleşimini açıyorum.

III.- YOKLAMA

 BAŞKAN – Elektronik cihazla yoklama yapacağız.

Üç dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce üç sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

Gündem dışı ilk söz, İstanbul’un sorunları hakkında söz isteyen İstanbul Milletvekili Kadir Gökmen Öğüt’e aittir.

Buyurunuz Sayın Öğüt. (CHP sıralarından alkışlar)

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- İstanbul Milletvekili Kadir Gökmen Öğüt’ün, İstanbul’un sorunlarına ilişkin gündem dışı konuşması ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın cevabı

KADİR GÖKMEN ÖĞÜT (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; İstanbul’un Maltepe ilçesinde yaşanan sorunlar ve özellikle Gülsuyu ve Gülensu’da meydana gelen olaylar ile ilgili söz almış bulunmaktayım.

Maltepe ilçemizin yüzlerce sorunundan en önemli bir ikisine değinmek istiyorum. Maltepe uzun yıllardan beri trafik sorunuyla mücadele etmektedir. Maltepeliler diğer ilçelere yapılan yatırımların kendilerine yapılmadığını, belediyeden, hak ettikleri hizmeti alamadıklarını dile getirmektedirler. Sayın Kadir Topbaş 2009 yerel seçiminden birkaç gün önce Maltepe Meydanı’nda yaptığı mitingde merkez araç trafiğini yer altına alma, Bağdat Caddesi’ni     -Maltepe merkezde Beyoğlu gibi- yayalara tahsis etme vaadinde bulunmuştur. Aradan dört yıl geçmesine rağmen verilen söz yerine getirilememiş, 12 yerde yapılması planlanan zemin altı otopark projesi hayata geçirilememiştir. İktidarın Maltepe’de oluşan bu trafik yoğunluğunu da Gezi ruhuna bağlaması şaşırtıcı olmayacaktır.

Maltepe sahilinde, yine, bütün Maltepelilerin, sivil toplum örgütlerinin, belediyenin itirazına rağmen, ÇED raporları olmamasına rağmen, imar plan ve projesi yine olmamasına rağmen bir dolgu alanı yapılmıştır. Dolgu alanları özellikle sahil kenarında büyük bir ekolojik yıkıma yol açmaktadır.

Değerli milletvekilleri, 2009 tarihinden itibaren sorunları gün yüzüne çıkan Gülsuyu Mahallesi’ndeki olaylar ise son günlerde çok ileri boyutlara, öyle ki uzun süredir devam eden yaralamalar, darplar, tehditler, tacizler, ölüm olaylarının yaşanmasına kadar varmıştır. Maltepe Gülsuyu Mahallesi’nde üç hafta önce uyuşturucu çetelerine yönelik protestolarda Hasan Ferit Gedik’in başından üç kurşunla vurularak ölmesi ve 1’i ağır 4 kişinin yaralanmasıyla neticelenen olaylar günlerce gündemin ilk sıralarında yer almıştır.

Hemen akabinde, ölen gencimiz ile ilgili yapılan yürüyüşe ait afiş asmak isteyen 2 kişi, 3 kişinin saldırısına uğramış, darp sonucu yüzleri tanınmaz hâle gelmiştir. Yaralama olayının ardından mahallede arabayla dolaşan çetenin “Katliam yapacağız.” dediği, mahalle sakinlerinin ifadelerinde yer almaktadır. Bunca sıkıntılı süreçte tek olumlu gelişme, yaklaşık bir aydır tedavi gören Gökhan Aktaş’ın yoğun bakımdan çıkarılması ve sağlık durumunun iyiye gitmesi olmuştur. Hasan Ferit’e de buradan bir kez daha rahmet, yaralılara da acil şifalar diliyorum.

Değerli milletvekilleri; muhtarlar, dernek temsilcileri ve belediye meclisi üyeleri bire bir yaptığım görüşmelerde büyükşehir belediyesinin imar ve mülkiyet sorununu çözememiş olmasının sıkıntılarını anlatmışlardır. Önlerinde, en büyük sıkıntının bu mülkiyet sorununun, imar sorununun ana kent tarafından çözülememesi özellikle dile getirilmiştir. Anlatılanlar, ortada dolaşan iddialar, hele ki hukuk devleti olduğunu iddia eden bir ülkede oldukça vahimdir. Bu haberler, birkaç gün manşetlerde kalıp sonra unutulacak türden değildir. Mağdurlar ve yakınları, şikâyetçi oldukları takdirde can güvenliklerinin tehlikeye gireceğinden endişe ettiklerini tarafıma iletmişlerdir. Daha önceki gün 23.00’ten sonra minibüslerin bile yukarı çıkması polis tarafından engellenmeye başlanmış, Olağanüstü Hal Yasası yarı resmî olarak devam etmiştir. Bu polis ablukasına rağmen, plakasının sahte olduğu tahmin edilen bir aracın içindekiler, mahalle arasında sloganlar atarak ortamı germişlerdir ve buna polis maalesef seyirci kalmıştır. Esnafın önünün büyük polis araçları tarafından kapatıldığı söylenmekte, alışveriş sekteye uğratılmaktadır. Mahalledeki tedirginlik esnafın işlerini bozmaktadır.

Değerli milletvekilleri, bakınız buradaki olaylar sadece uyuşturucu meselesi değildir, mahallede kadınlar evlerinde dahi taciz edilmekte, fuhuş ve çocuk pornosu pazarı yaratılmaya çalışılmaktadır. Çetelere karşı direnen onlarca genç gözaltına alınırken, Hasan Ferit Gedik’in ölümü sonrası gözaltına alınan zanlıların birçoğunun serbest bırakılmasının gerekçesi nedir? Ağustosta CHP’li 3 milletvekilinin hazırladığı raporun dikkate alınmamasının ve araştırma önergemizin reddedilmesinin sebebi nedir? İHD’nin açıklamış olduğu rapor ve çözüm önerileri ciddiye alınacak mıdır? MOBESE’lerin her ne hikmetse, saldırı anında çalışmamasının gerekçesi nedir? Sosyal medyada en ufak eleştirileri dahi suç unsuru sayarak insanları gözaltına alanlar, evlere baskın düzenleyenler, Hasan Ferit Gedik’in ölümünün ardından yayınlanan sosyal medya fotoğraflarını ve hayli ilginç isim ve bağlantıları neden araştırma gereği dahi duymamaktadırlar?

Değerli milletvekilleri, bu gerginlikler yeni ve önüne geçilemeyecek olaylara gebedir; sorumluluk iktidarındır. Polis birilerini korumayı kesip halkı korumalı ve olayların bir an önce önüne geçmelidir. Zorbalık yoluyla bölgenin terk ettirilmesinin mümkün olmadığını rant için ağızlarının suyu akarak bekleyenler de dâhil herkesin bilmesi gerekmektedir.

Saygılarımla. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Öğüt.

Hükûmet adına Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar cevap verecektir.

Buyurunuz efendim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Trabzon) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekili arkadaşlarımız; sayın milletvekilimizin özellikle İstanbul Maltepe’yle ilgili sorunları dile getirmesinden dolayı kendisine özellikle teşekkür ediyorum.

Maltepe sahilindeki dolgu tamamen rekreaktif amaçlı bir dolgudur, imar planı vardır, ÇED raporu da vardır. Burası tamamen yeşil alan olacak, İstanbul’a ve Maltepe halkına kazandırılacak. Dolguların yüzde10, yüzde 20 ekolojik bakımdan mahzurları olsa da, dünyanın her tarafında, özellikle metropol ve megapol şehirlerde dolgu yapılmak suretiyle, şehirlere, büyükşehirlere, nüfusu 5 milyondan, 7 milyondan, 10 milyondan fazla olan şehirlere nefes aldırmak için yeni mesire alanları, rekreasyon alanları, halkın nefes alabileceği, tatilde, cumartesi, pazar günleri çocuklarının dinlenebileceği alanlar oluşturmak için yaptığı işlemlerdir. İstanbul Belediyesinin de Bakanlığımızdan böyle bir talebi olmuştur. Bu talep doğrultusunda biz bunu değerlendirdik, ÇED raporunu verdik, imar planlarını yaptık, ekolojik bakımdan mahzurları nelerdir onları inceledik ve izni verdik. Bu izin doğrultusunda yaklaşık 1 milyon metrekareye yakın bir alanın dolgu işlemi bitmiştir. Bundan sonra da İstanbul’a çok güzel bir yeşil alan kazandırılacaktır.

Yine, İstanbul’da özellikle son dönemde otopark yapımı için çok ciddi bir gayret vardır. Fakat bildiğiniz gibi, ülkemiz demokratik bir ülke ve mülkiyet hakkı önde olan bir ülke. Bu bakımdan ciddi zorluklarımız var, İstanbul’a aşırı yoğun bir göç var. Yeni otoparkların yapılması için İmar Kanunu’na yeni maddeler koyacağız. Vatandaşımızın da istifadesi doğrultusunda, vatandaş tarafından da özel otopark yapılmasını teşvik edeceğiz. Bu doğrultuda Maltepe Belediyemizle de şifahi görüşmelerimiz oldu, imar planı görüşmelerimiz oldu.

İstanbul’un metrosu da çok hızlı bir şekilde yürütülmektedir, İstanbul’daki metroda istediğimiz seviyeyi yakaladığımız zaman gerek otopark konusunda gerek ulaşım konusunda İstanbul’un dünyanın en büyük megapollerinden çok daha rahat bir ulaşıma, trafik yoğunluğu, inşallah, azaltılan bir konuma kavuşacağı da çok açıktır. Bu bakımdan Maltepelilere de buradan sevgilerimi, selamlarımı, saygılarımı gönderiyorum. En kısa süre içerisinde Maltepe’de de trafiği rahatlatacağız. Kadıköy, Maltepe ve Tuzla metrosu, yine Maltepe’de yapmış olduğumuz tünel alt geçitler ve ulaşım yolları, köprülü kavşaklar bundan sonra da olanca hızıyla devam edecektir.

Bu bakımdan bilgilendirmek için yüce Mecliste söz aldım. Tekrar teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Bayraktar.

Gündem dışı ikinci söz, İsviçre Cenevre’de gerçekleşen Parlamentolararası Birliğin 129’uncu Genel Kurul Toplantısı hakkında söz isteyen Erzurum Milletvekili Fazilet Dağcı Çığlık’a aittir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar.

Buyurun Sayın Çığlık.

2.- Erzurum Milletvekili Fazilet Dağcı Çığlık’ın, İsviçre Cenevre’de gerçekleşen Parlamentolar Arası Birliğin 129’uncu Genel Kurul Toplantısı’na ilişkin gündem dışı konuşması

FAZİLET DAĞCI ÇIĞLIK (Erzurum) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Parlamentolar Arası Birlik Türk Grubu olarak PAB’ın 129’uncu Genel Kuruluna katılmak üzere gittiğimiz Cenevre’de yapılan çalışmalar ve görüşmelerimiz hakkında bilgi vermek üzere gündem dışı söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle sizleri saygıyla selamlıyorum.

PAB, bağımsız 163 ülkenin parlamentolarının üye olduğu uluslararası bir örgüttür. Birleşmiş Milletlerle çok yakın iş birliği içinde çalışmalarını yürütmektedir. Bu çerçevede PAB, genel kurullarında uluslararası gündemde yer alan güncel, siyasi ve ekonomik meseleleri görüşmektedir. Her genel kurul toplantısı sonunda da, aldığı kararları dünya kamuoyunun dikkatine sunmaktadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; birliğin 129’uncu Genel Kurul Toplantısı için 9 acil gündem maddesi önerilmiştir. Bu öneriler üzerinde yapılan oylama sonucunda Nordik ülkeleri olan Danimarka, Finlandiya, İzlanda, Norveç ve İsveç delegasyonlarının ortak önerisi olan kimyasal silahların imhası ve kullanımlarının yasaklanmasının denetlenmesinde parlamentoların rolü kabul edilmiş ve gündeme alınmıştır.

Malumlarınız olduğu üzere, 20 Ağustos gecesinde Suriye’de dünya barışını ve güvenliğini tehdit eden bir insanlık dramı yaşanmıştır. Suriye rejim güçleri tarafından kimyasal silah kullanılması sonucunda yüzlerce sivil, hayatını kaybetti. Suriye’nin tüm insanlığı tehdit eden bu saldırısının ardından PAB Genel Kurulunda konunun ele alınması büyük önem arz etmektedir. Türk delegasyonu olarak bu gündem maddesine tam destek verdik, Suriye’deki kimyasal silah saldırısının kabul edilemez olduğunu vurguladık ve bu saldırıyı gerçekleştirenleri şiddetle kınadık. Bu konu hakkında alınması gereken yaptırımlara ilişkin görüşlerimizi ve endişelerimizi 1.200 milletvekilinin katıldığı genel görüşmede aktarma fırsatı da bulduk. Özellikle, Türkiye’nin kitle imha silahlarıyla ilgili tüm antlaşmalara taraf olduğunu da vurguladık.

Bu gelişmelerin hemen akabinde Parlamentolar Arası Birlikte, kimyasal silahların kullanımını kınayan ve kimyasal silahlara sıfır tolerans gösterilmesi gerektiğini vurgulayan bir kararı oy çokluğuyla aldık. Ayrıca, aynı kararda, Suriye Arap Cumhuriyeti’nin kimyasal silah konvansiyonuna katılımı ve bu konvansiyonun tüm hükümlerinin yerine getirilmesi için çağrıda bulunuldu.

Parlamentolar Arası Birlik, parlamenter farkındalığının oluşturulması, dünya barışını ve güvenliğini tehdit eden kimyasal silahların her boyutta ele alınması gerektiğini bilmekte ve önem vermektedir. Bu nedenle, genel kurul sırasında yapılan gerek daimi komite toplantılarında gerekse panel toplantılarında konu titizlikle ele alınmıştır. Bununla birlikte, 2014 Mart ayında yapılacak 130’uncu Genel Kurul Toplantısında da görüşülecek ve karara bağlanacak raporların genelinde bu konu özellikle ele alınacaktır. Türk delegasyonu olarak bu görüşmelerde de gerekli olan katkıyı yapmak üzere çalışmalarımız devam etmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bilindiği üzere, 2011 yılında 10 bin kişinin katıldığı En Az Gelişmiş Ülkeler Konferansı’na İstanbul’da ev sahipliği yaptık. Bu konferansın sonunda kabul edilen İstanbul Eylem Planı’na Türkiye’nin sağladığı katkı hâlâ devam etmektedir.

Konferansın parlamenter boyutunun hazırlanmasında PAB Türk Grubu olarak Birleşmiş Milletlerle birlikte çalıştık. Bu nedenle her PAB genel kurulunda İstanbul Eylem Planı’nın uygulanmasına ilişkin toplantılar düzenlenmektedir. Biz de bu görüşmelere katılarak Türkiye’nin bu eylem programına yaptığı katkıları anlatmaktayız. Özellikle bu genel kurul esnasında, yapılan toplantıda, Birleşmiş Milletlerin TİKA ile ortak hareket etme kararı almasının Türkiye’nin konuya gösterdiği önemin ve katkının sonucu olduğunu vurguladık.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 129’uncu PAB Genel Kurulu esnasında toplantıya katılan birçok ülke delegasyonuyla ikili görüşmeler yaptık. Ancak, İngiltere, Fransa ve Pakistan delegasyonlarıyla yaptığımız geniş kapsamlı görüşmelerde başta Türkiye olmak üzere dünyanın gündeminde olan önemli gelişmelerle ilgili görüş alışverişinde bulunduk ve muhataplarımıza önerilerimizi iletme fırsatı bulduk.

Bu vesileyle, yüce Parlamentomuza çalışmalarımızı aktarmaktan memnuniyet duyduğumu belirtir, aziz milletimizi saygıyla selamlarım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Çığlık.

Gündem dışı üçüncü söz, Manisa’nın Soma ilçesinde yaşanan maden ocağı kazası nedeniyle söz isteyen Manisa Milletvekili Hasan Ören’e aittir. (CHP sıralarından alkışlar)

Buyurunuz Sayın Ören.

3.- Manisa Milletvekili Hasan Ören’in, Manisa Soma’da yaşanan maden ocağı kazasına ilişkin gündem dışı konuşması

HASAN ÖREN (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Manisa’nın Soma ilçesinde yaşanan maden ocağındaki kazayla ilgili gündem dışı söz almış bulunuyorum. Yüce heyeti saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, emeğin ve alın terinin yoğun olduğu Soma ilçesinde bu ölümlü kazalar bitmek tükenmek bilmiyor.

Yine, 20 Ekim Pazar sabahı, gerçekten, Somalıların ve bizlerin yüreğini yakan ölümlü bir kaza daha gerçekleşti. Cumhuriyet Halk Partisinin milletvekilleri olarak sabah erken saatlerde Soma’ya vardık ama artık Soma’daki bu kazaların bir kader olmadığını, bir alın yazısı olmadığını Soma halkı da biliyor, Manisa’da siyaset yapan 10 milletvekili arkadaşımız da biliyor. 8 kazanın 7 tanesi aynı madende gerçekleşiyor.

Bölge müdürüne soruyoruz: Madenle ilgili, madeni suçlayıcı açıklamalar yapıyorlar. Evet, Uyar Madencilik diye anılan, Soma’da görev yapan maden şirketi sahibinin gerekli iş güvenliği tedbirlerini almadığından kaynaklandığını söylüyorlar. TKİ Genel Müdürüyle görüşüyoruz: TKİ Genel Müdürü yıl sonunda bu şirketin mukavelesinin biteceğini, gerçekten şirketin iş kazalarıyla ilgili, iş güvenliğini almadığını söylüyor. Enerji Bakanıyla bu sıralarda görüşüyorum: Bu madenin, bu iş kazalarıyla ilgili sabıkalı olduğunu söylüyorum; daha ileriye götürüyorum, Manisa milletvekillerinden bazı arkadaşlarımızın siyasi desteğini aldığından dolayı, hayatlarını kaybeden bu insanların acısını Soma ve ailelerin çekmek durumunda olmadığını söylüyorum ama tınlayan yok.

Değerli arkadaşlarım, siyaset işverene baskı yapmaktan elini çeksin. Maden ocakları sahiplerinin görevleri, Manisa’da AKP mitinglerine, Soma’da AKP toplantılarına baretlerini takmış işçi taşımak değildir. Buraya taşıyacakları işçilere ödeyecekleri paraları, tutacakları otobüslere ödeyecekleri paraları… Kendi şirketlerinde, kendi ocaklarında tedbir almaları gerekli.

Ayın 20’sinde Yunus Güçlü diye bir arkadaşımızı 49 yaşında, yangından dolayı kaybettik. 6 çocuk babası. Şu an artık onun evinde Ramazan Bayramı olmayacak, Kurban Bayramı olmayacak, o ev, bütün bayramların hepsini o acıyla yaşayacak. Siyaset bu kadar duyarsız mı?

Adalet ve Kalkınma Partisinin milletvekilleri, Manisa milletvekilleri bu şirketin arkasında durmak mecburiyetindeler mi? Bu şirkette 2011 yılından 2013 yılına kadar 11 ölümlü vaka gerçekleşmiştir. Diğer şirketlerde aynı olaylar geçerli değildir. Oradaki işçilerden gidip de kendisiyle görüştüğümüz şu an yaralı olan Zeynel Özbek diyor ki: “Ben işimi bitirdikten sonra evimin kapısını çaldığımda çocuklarım ve eşim benim boynuma sarılıyor, Allah’a dua ediyorlar bugün de evime sağ salim geldim diye.” Bunları konuşuyorlar. Orada devletin madeninde çalışan işçilerin söylediği de çok önemlidir, diyorlar ki: “Devletin madeninde iş güvenliğiyle ilgili bir konu üzerine yöneticilere bir bilgi sunarsanız, bir eksiklik olduğunu söylerseniz o yöneticiler eksikliği söyleyen işçiye prim verirler, ödül verirler ama bu sabıkalı olan madende işçiler iş güvenliğiyle ilgili bir konu üzerinde bir bilgi sunmaya kalktıklarında işlerine son veriliyor.”

Değerli arkadaşlarım, Soma, maden ocaklarında çalışan taşeron işçilerin alın yazısı değildir, kaderi değildir. Adalet ve Kalkınma Partisi Soma’da, burada çalışan işçilerin yanında olmak mecburiyetindedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

HASAN ÖREN (Devamla) – Patronların yanında olmakla o 11 canın kaybolmasından Adalet ve Kalkınma Partisinin Manisa milletvekillerinin bir kısmı sorumludur. Bunun acilen çözülmemesini ve Sayın Enerji Bakanının -defalarca söylememe rağmen- konuya duyarsız olmasını da huzurlarınızda kınıyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Ören.

Gündeme geçmeden önce, sisteme girmiş sayın milletvekillerine birer dakika söz vereceğim.

Sayın Işık…

V.- AÇIKLAMALAR

1.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, ziraat mühendislerinin bekledikleri kadrolara bir an önce atanmaları konusunda Hükûmeti göreve davet ettiğine ilişkin açıklaması

ALİM IŞIK (Kütahya) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Bilindiği gibi her yıl üniversitelerimizden mezun olan çok sayıda gencimiz iş bulma sıkıntısıyla karşı karşıyadır. Bu işsiz genç gruplarından birisi de ziraat mühendisleridir. Gıda Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı tarafından 2013 yılı için defalarca söz verilmesine rağmen yaklaşık 6 bin civarındaki sözleşmeli kadroya ne hikmetse, bugüne kadar bu gençlerimiz atanamamışlar ve iş sahibi yapılamamışlardır. Maliye ve Tarım Bakanlıkları arasında gidip gelmekten yorulan bu gençlerimiz, Hükûmetin kendileriyle alay ettiğini düşünmektedirler. Her iki bakanlığın da bu konuyla ilgilenip bu verilen sözün yıl sonuna kadar mutlaka yerine getirilmesi gerektiğini düşünüyorum.

Ziraat mühendislerinin onay beklediği hakları olan bu kadrolara bir an önce atanmaları konusunda Hükûmeti göreve davet ediyor, size de teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Işık.

Sayın Dibek…

2.- Kırklareli Milletvekili Turgut Dibek’in, vatandaşların, Selanik’te Atatürk’ün doğduğu evde daha önce sergilenen kişisel eşyalarının ve anı defterinin niçin kaldırıldığını öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

TURGUT DİBEK (Kırklareli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Sayın Başkanım, cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün doğduğu ev, Selanik’teki evle ilgili olarak çok sayıda şikâyet geliyor vatandaşlarımızdan. Bilindiği üzere, o ev müze olarak kullanılıyordu, üç yıl evvel restorasyona alınmıştı, tadilat yapılmıştı. Ağustos ayı içerisinde Sayın Bakanın, Kültür ve Turizm Bakanının da katılımıyla yeniden açılmıştı fakat gelin görün ki açıldıktan sonraki hâli vatandaşlarımız tarafından çok tepkiyle karşılanıyor. Atatürk’ün kişisel eşyalarının hiçbiri evde kalmamış yani zemin katta, “Atatürk ve çocuk odası” olarak geçen zemin katta, kullandığı hiçbir eşya yok. Kendisiyle ilgili olan eşyaların tümü dışarı çıkarılmış, slayt ve panolar var.

Hatta, hatırlarsınız, sanıyorum 2006 yılıydı, bir vatandaşın yazdığı, anı defterine yazdığı yazıya kızan Sayın Başbakan o sayfayı yırtmıştı. O anı defterinin de kaldırıldığını görüyoruz.

Şimdi vatandaşlarımız şunu soruyor: Atatürk’e ait bu kişisel eşyalar yani çocuklukta beşik dâhil olmak üzere çok sayıda eşyası niye kaldırılmıştır? Bu eşyalar niçin sergilenmemektedir? Anı defteri niye kaldırılmıştır? Bunu vatandaşlarımız soruyorlar.

BAŞKAN -  Teşekkür ederiz Sayın Dibek.

Sayın Bayraktutan…

3.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan’ın, Çoruh Nehri üzerinde yapılacak barajlar nedeniyle Yusufeli ilçesinde kamulaştırma işlemlerine gecikmeksizin başlanması gerektiğine, Kamulaştırma Kanunu’ndaki bir hüküm nedeniyle vatandaşların mağduriyetinin söz konusu olduğuna ve bu hükmün değiştirilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

UĞUR BAYRAKTUTAN (Artvin) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Bilindiği üzere, Artvin’de Çoruh Nehri üzerinde yapılan barajlar nedeniyle Yusufeli ilçemiz baraj suları altında kalacaktır. Yusufeli’nde yaşayan halkımız bir an önce kamulaştırma işlemlerine gecikmeksizin başlanmasını, bu belirsizliğin giderilmesini önemle talep etmektedirler.

Bunların haricinde Kamulaştırma Kanunu’ndan kaynaklanan çok ciddi bir sorundan dolayı vatandaşla devlet Yusufeli’nde, Artvin’de karşı karşıya gelmiştir. Devlet, vatandaşa ne yazık ki icra takibi yapmak zorunda kalmıştır. Daha önceki yasaya göre ihtilaflı bedeli kabul etmeyen vatandaş mahkemeye gidiyordu, ilk bedelden sonra ikinci artış olduğu zaman da bunu alıyordu ama şu anda, Kamulaştırma Kanunu’nda yapılan değişiklikle kıymet takdir komisyonunun verdiği bedeli kabul etmeyen vatandaş, arkasından bu bedelin artırılması için idari dava açınca aradaki ihtilafsız bedel ilk mahkeme kararıyla beraber ödeniyor Yargıtaydan geçmeden ama Yargıtay, alt mahkeme kararını bozduğu zaman ne yazık ki bedele yönelik kısmı icraya veriliyor. Bu nedenle devletle vatandaş karşı karşıya kalıyor. Ağır bir mağduriyet durumu söz konusudur. Bir an önce Kamulaştırma Kanunu’nun bu hükmünde değişiklik yapılması zaruret hâline gelmektedir. Bunu Hükûmetin dikkate almasını talep ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Bayraktutan.

Sayın Kaplan…

4.- Kocaeli Milletvekili Mehmet Hilal Kaplan’ın, Van depreminin 2’nci yıl dönümünde, depremde yaşamını yitiren 604 yurttaşımızı rahmetle andığına, yakınlarına başsağlığı dileğinde bulunduğuna ve Van’da konteynerlerde yaşayanların durumuna ilişkin açıklaması

MEHMET HİLAL KAPLAN (Kocaeli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Bugün 23 Ekim. İki yıl önce bugün Van’da yaşanan deprem neticesinde yaşamını yitiren 604 yurttaşımızı rahmetle anıyor, yakınlarına geçmiş olsun dileklerimi iletiyorum. Ancak üzücü olan bir nokta var: 22 Ağustos 2013 tarihinde Cumhuriyet Halk Partisi komisyonu olarak Van’a gittiğimizde ve bugünlerde de basında takip ettiğimiz bir konuda, konteynerlerde kalan yaklaşık 150-200 ailenin elektrik ve suyunun kesildiği, insanlık dışı ortamda yaşamlarıyla baş başa bırakıldıkları bir noktada olduğumuzu, TOKİ’den sorumlu Sayın Çevre ve Şehircilik Bakanı buradayken bu ayıbın bir an önce giderilmesi noktasında, lütfen, gerekenin yapılmasını saygılarımla arz ediyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Kaplan.

Sayın Halaman…

5.- Adana Milletvekili Ali Halaman’ın, Adana’da kurbanlık olarak beslenen keçilere alıcı bulunmadığına ve Et ve Balık Kurumunun bu keçileri alabilmesine izin verilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

ALİ HALAMAN (Adana) – Başkanım, teşekkür ederim, sağ olun.

Şimdi, Sayın Başkanım, Kurban Bayramı geçti. Bu Kurban Bayramı’nda genelde piyasada, pazarlarda, özellikle bizim bu Adana bölgesinde, yani kayıt dışı dediğimiz Suriyeli, Iraklı, İranlı, neyse, bu hayvanlar satıldı, piyasaya hâkim oldular ama orada kurbanlık olarak beslenen keçi özellikle, diğer ismi davar, bunlara alıcı bulunmadı. Bu Et ve Balık Kurumu “Ben büyükbaş hayvan alıyorum.” diyor. Bu keçi ve davar alımını Sayın Tarım Bakanı serbest etmez mi? Bunu bir düşünmesi açısından söyledim.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Halaman.

Sayın Eyidoğan…

6.- İstanbul Milletvekili Haluk Eyidoğan’ın, Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın gündem dışı konuşmaya cevabındaki bazı ifadelere ilişkin açıklaması

HALUK EYİDOĞAN (İstanbul) – Teşekkür ederim Başkan.

Biraz önce Sayın Bakan Bayraktar’ın Maltepe deniz dolgu alanıyla ilgili verdiği bilgiler doğru değildir. Bizzat kendileri tarafından soru önergeme verilen cevapta aynen –tırnak içinde söylüyorum- “ÇED raporu gerekli değildir.” ibaresi vardır. Dolayısıyla 1,5 kilometrekarelik bu deniz dolgu alanının tsunami ve beklenen büyük İstanbul depremi sırasındaki deprem sarsıntısına dayanacak bir mühendislik tasarımı yoktur. Bunun vebali Sayın Bakanlığa aittir.

Ayrıca bugün 2’nci yılı geçen Van ve Erciş depreminden sonra hâlâ konteynerlerde yaşamak zorunda kalan 280-300 hane vardır. Türkiye’nin hak etmediği mağduriyetler, insanlık dramı hâlâ sürmektedir. Ev sahibi olamadıklarından…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Eyidoğan.

Sayın Sarıbaş…

7.- Çanakkale Milletvekili Ali Sarıbaş’ın, Çanakkale’de yapılması planlanan termik santrale ilişkin açıklaması

ALİ SARIBAŞ (Çanakkale) – Sayın Başkan, Çevre ve Şehircilik Bakanımız da buradayken özellikle sormak istiyorum.

Çanakkale’de Kaz Dağları, verimli, sütün ve sebzenin bol olduğu bir bölge ama buna rağmen, on bir tane, dışa bağımlı, taşınan kömürle ve deniz suyuyla çalışabilecek santral kurumu için izin verilmesi hakkında müracaatlar olmuştur. Özellikle son Ayvacık’taki Babadere Köyünde, Çanakkale domatesinin meşhur olduğu ve yeni kapalı sulamaların bittiği, Türkiye’de ve dünyada balığın bol olduğu ve sebzeciliğin dünyaya tanıtıldığı ve peyniriyle meşhur olan ve özellikle bir taraftan böyle ürün verirken, böyle doğa harikası, böyle bir tarımın bulunduğu yerde böyle dışa bağımlı bir termik santrale ÇED raporu  verecek misiniz? Çünkü Çanakkale ilinin emisyon hacmi, Çan’da kurulan diğer termik santrallerin dışında hiçbir termik santral yeterli…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından  kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Sarıbaş.

Sayın Genç…

8.- Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in, Tunceli TEDAŞ’ta çalışan işçilerin durumuna ve Tunceli’nin köylerine elektrik verilememesi nedeniyle yaşanan sorunlara ilişkin açıklaması

KAMER GENÇ (Tunceli) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, dün de dile getirdim. Maalesef, bu Tunceli’deki elektrik dağıtım şirketine bağlı işçilerin işi yavaşlatma konusunda başlattıkları eylemler devam ediyor, işveren de bu konuda hiçbir gayret sarf etmiyor. Bugün Ovacık ilçemizde, birçok ilçemizde, Mazgirt ve köylerinde, merkeze bağlı birçok köylerde elektrik günlerce kesik. Bu vatandaşlara bir çare bulmak lazım. Ne yapacak bu insanlar? Ellerindeki  malzemelerin hepsi harap olmuş, attılar. Bunların zararlarını kim ödeyecek? Daha önce Ovacık’ta İbrahim Atan diye bir arkadaşı çıkarmışlar, kaçak direkte elektrik verildiği için maalesef arkadaşımız şehit oldu. Şimdi, kime derdimizi anlatacağız? Bu Hükûmetin buraya el atması lazım. Bir aya yakındır elektrik verilmiyor buraya. Yani ne olacak bu insanların hâli? Boyuna, bu vatandaşların kışlık ihtiyaçları, hepsi çürümüş, attılar. Bunların zararını kim karşılayacak? Böyle bir sağır Hükûmet olur mu? Çıksın bu insanlara bir destek versin.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Genç.

Sayın Yılmaz…

9.- Uşak Milletvekili Dilek Akagün Yılmaz’ın, Van depreminin 2’nci yıl dönümüne ve Van’da konteynerlerde yaşayan vatandaşların durumuna ilişkin açıklaması

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Çevre ve Şehircilik Bakanımız da buradayken ben kendisine bazı fotoğraflar göstermek istiyorum. Sayın Bakan, bugün 23 Ekim, Van depreminin 2’nci yıl dönümü. Van’da konteynerlerde bulunan vatandaşlarımız konteynerlerden çıkartılmak istendiği için, elektrikleri kesildiği için şu anda açlık grevindeler. Çocuklarını okula gönderemedikleri için, suları kesildiği için açlık grevindeler. Sizler bu konuda TOKİ’den ev yapacağınızı söylediniz ama bu TOKİ evleri bu insanlara neden çıkmamıştır? Neden bu insanlar şu anda bu konteynerlerden atılmak durumundadırlar? Önümüz kış, bu insanların sorunlarının çözümüyle ilgili neler düşünüyorsunuz? Bunları ölüm oruçlarına mahkûm mu edeceksiniz? Bu vatandaşlarımızın sorununu çözmek boynunuzun borcudur. Bu konteynerler vatandaşlarımızdan alındıktan sonra kimlere verilecektir? Suriyelilere mi verilecektir? Bu türden söylentiler var. Kira yardımı yapılacağı söylenmektedir ama ne kadar yapılacağı ve ne miktarda yapılacağı belli değildir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Yılmaz.

Sayın Öğüt…

10.- İstanbul Milletvekili Kadir Gökmen Öğüt’ün, emeklilik ve sigorta şirketleri tarafından kesilen ve Büyük Mükellefler Vergi Dairesine ödenen vergilerin sigorta sisteminden ayrılırken hak sahiplerine iadesi konusuna ilişkin açıklaması

KADİR GÖKMEN ÖĞÜT (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

29 Haziran 2012 tarihinde yürürlüğe giren kanun ile emeklilik ve sigorta şirketleri tarafından kesilen ve Büyük Mükellefler Vergi Dairesine ödenen vergilerin sigorta sisteminden ayrılırken hak sahiplerine iadesiyle ilgili başvurular 29 Ağustos 2013 tarihinde sona ermiştir. Ne var ki ödeme alınamadığına ilişkin şikâyetler tarafıma iletilmektedir. Hâlâ ödemesini alamamış binlerce kişi mevcuttur. Ödeme yapılamayan kaç kişi vardır? Bu kişilere ne zaman ödeme yapılması planlanmaktadır? Bu gecikmenin gerekçesi nedir? Başvuruda bulunmamış olanlara ek bir süre ya da başka bir kolaylık tanımayı düşünmekte misiniz? Son olarak, ödemelerde yaşanan gecikmenin sisteme olan güveni azaltacağı eleştirileri hakkındaki görüşünüz nedir?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Öğüt.

Sayın Özgündüz…

11.- İstanbul Milletvekili Ali Özgündüz’ün, Van depreminin 2’nci yıl dönümünde, depremde yaşamını yitiren 604 yurttaşımızı rahmetle andığına, yakınlarına başsağlığı dileğinde bulunduğuna ve Van depreminde yıkılan Bayram Otel’le ilgili davaya ilişkin açıklaması

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Evet, arkadaşlar değindi, bugün Van depreminin 2’nci yıl dönümü. İlk depremde 604 kişi hayatını kaybetti, 4.152 kişi yaralandı. Ölenlere tekrar Allah’tan rahmet, yakınlarına başsağlığı diliyorum. Ama birinci depremden sonra, biliyorsunuz, ikinci bir deprem oldu 9 Kasımda. Bu birinci depremden sonra Sayın Bakan Beşir Atalay, AFAD yetkilileri ve Van Valisi halka “Evinize girebilirsiniz." dedi, halk da bunun üzerine evine girdi ve ikinci depremde, biliyorsunuz, Bayram Otel yıkıldı, orada da 24 kişi, içlerinde Japon yardım kuruluşundan gelen kişiler de olmak üzere hayatlarını kaybettiler ve bu Bayram Otel davası on beş gün önce sonuçlandı, tek kişi, Bayram Otel’in sahibi Tevfik Bayram on bir yıl üç ay on gün hapis cezasına mahkûm edildi ancak bu işin asıl sorumluları olan yani tedbirsizlik ve dikkatsizlikle ölüme sebebiyet veren kamu görevlileri, Van Valisi, AFAD yetkilileri haklarında işlem yapılmadı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Özgündüz.

Sayın Canalioğlu…

12.- Trabzon Milletvekili Mehmet Volkan Canalioğlu’nun, Trabzonspor’un eski futbolcularından Kadir Özcan’a Allah’tan rahmet, yakınlarına başsağlığı dilediğine ilişkin açıklaması

MEHMET VOLKAN CANALİOĞLU (Trabzon) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Trabzonspor’a ve Türk futboluna uzun yıllar gerek futbolcu olarak ve gerekse teknik adam olarak hizmet vermiş ve benim de takım arkadaşım olan ve son olarak da 1461 Trabzon takımını çalıştıran Sayın Kadir Özcan dün akşam geçirdiği kalp krizi sonucu hayatını kaybetmiştir. Kendisine Allah’tan rahmet, ailesine, yakınlarına ve arkadaşlarına sabırlar dilerim, Türk futbolunun başı sağ olsun.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Canalioğlu.

Sayın Hamzaçebi…

13.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, Trabzonspor’un eski futbolcularından Kadir Özcan’a Allah’tan rahmet, yakınlarına başsağlığı dilediğine, Van depreminin 2’nci yıl dönümüne ve Van’da konteynerlerde yaşayan vatandaşların durumuna ilişkin açıklaması

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Dün vefat eden, Trabzonspor’un efsane futbolcularından, 1461 Trabzon takımının da teknik direktörlüğünü yapan Sayın Kadir Özcan’a Allah’tan rahmet diliyorum, ailesine, yakınlarına, sevenlerine sabır diliyorum, başsağlığı diliyorum.

Bugün, 23 Ekim 2011 tarihinde yaşanan Van depreminin 2’nci yıl dönümü. Hem 23 Ekim 2011 tarihinde hem de onu takip eden 9 Kasım 2011 tarihinde meydana gelen ikinci depremle, Van depremlerinde toplam 644 vatandaşımız hayatını kaybetti, çok sayıda vatandaşımız yaralandı, mal kayıpları oldu, büyük bir acı yaşadık. Ancak, hâlen bu acıların üstesinden gelinebilmiş değildir. Gazetelere de yansımış olan haberlere göre, en az 160 aile, hâlen, Van depreminin etkisiyle o zaman yerleştirildikleri konteynerlerde yaşamlarına devam etmektedirler. Elektrikten, sudan veya medeni hayat şartlarından yoksun bir şekilde ve kış yaklaşırken bu kadar ağır şartlar içerisinde bu vatandaşların konteynerlerde yaşamaya devam etmesi ve bu konuda herhangi bir çözüm bulunamamış olması gerçekten üzüntü vericidir. Ben bu konuda Sayın Bakanı, Hükûmeti göreve davet ediyorum. Kendilerinin çözümlerini, görüşlerini burada öğrenmek istiyoruz.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Hamzaçebi.

Sayın Akova…

14.- Balıkesir Milletvekili Ayşe Nedret Akova’nın, zeytin sineğine karşı uçakla ilaçlamanın yasaklanmasının zeytin üretiminde verimliliği düşürdüğüne ilişkin açıklaması

AYŞE NEDRET AKOVA (Balıkesir) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Balıkesir ilimizde, Körfez bölgemizde zeytin hasat günleri başlamıştır. Uçakla ilaçlama olmazsa üreticilerimiz zeytinciliğin biteceğini söylemektedir. Zeytin sineğine karşı uçakla yapılan ilaçlamanın 2012 yılından itibaren yasaklanması zeytin üretiminde verimliliği azaltmaktadır. Bu yıl üreticilerimiz verimliliğin çok düştüğünü, hasadın kötü geçeceğini söylemektedirler. Devletin organik ilaçlama için destekleme yapması ve bilinçlendirmesi, zeytin hastalıkları ve zararlılarıyla mücadele için de çok önemlidir.

Uçakla havadan ilaçlama yeniden serbest bırakılacak mıdır? Doğaya zarar vermeyen organik ilaç kullanımının teşvik edilmesi için devlet destek verecek midir? İlaçlama organik yapılacaksa aradaki farkın devlet tarafından karşılanması için çalışma yapılacak mıdır?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Akova.

Sayın Doğru…

15.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun, Trabzonspor’un eski futbolcularından Kadir Özcan’a Allah’tan rahmet, yakınlarına başsağlığı dilediğine ve Tokat’taki çiftçilerin sorunlarına ilişkin açıklaması

REŞAT DOĞRU (Tokat) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Önce, Trabzon 1461 takımının antrenörü ve Trabzonspor’un efsane futbolcusu Kadir Özcan’a Allah’tan rahmet diliyorum, sevenlerine başsağlığı diliyorum.

Ayrıca, Tokat’ta çiftçilik sezonu Anadolu’nun birçok  yerinde olduğu gibi bitmiştir, insanlar önümüzdeki sezona hazırlanmaktadır. Ancak, Tokat ilinde Kazova başta olmak üzere Kelkit Vadisi, Zile, Artova ovalarında sebze ve meyvecilikle uğraşan insanlar, üretim yapan insanlar ürettikleri ürünleri ederinde ve değerinde satamadıkları için çok büyük borç yükü içerisinde kalmışlardır. Bu insanlar özel sektöre, bankalara, tarım kredi kooperatiflerine çok büyük borçla karşı karşıyadırlar. Bu yönlü olarak da icra takipleri de başlamıştır. Hükûmetten icra takiplerinin durdurulması ve borçların ertelenmesi veyahut yapılandırılmasıyla ilgili çalışma beklemektedirler. Bunu arz etmek istedim.

Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Doğru.

Sayın Soydan…

16.- Çanakkale Milletvekili Mustafa Serdar Soydan’ın, Kaz Dağlarında altın arama ve işletme ruhsatlarının iptal edilmesi gerektiğine ve Çanakkale’de yapılması planlanan termik santrale ilişkin açıklaması

MUSTAFA SERDAR SOYDAN (Çanakkale) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, biliyorsunuz, Çanakkale ili dünyada tarih yazmış bir ildir. Doğasıyla, deniziyle, özellikle Kaz Dağlarıyla dünyanın en önemli illerinden birisidir. Kaz Dağlarında Hükûmetinizce verilmiş olan altın arama ve işletme ruhsatları Kaz Dağlarını yaşam için bir cehenneme, altıncılar için bir cennete dönüştürmektedir. Bu ruhsatların derhâl iptal edilmesi gerekmektedir.

İkincisi, yine Çanakkale ilinde şu anda yaklaşık 8 bin megavat gücünde termik santral izni verilmiştir, kurulmuş ve kurulacak olan. Çevredeki Çanakkale’yi etkileyen termik santrallerle birlikte bu 14 bin megavata ulaşmaktadır ki bu Çanakkale için tam bir felakettir. Çanakkale’de bundan sonra kurulacak olanların ruhsatlarının derhâl iptal edilmesi gerekir. Eğer bu yolu seçmiyorsanız size bir önerim var: Çanakkale’nin ismini ya “altın termik” ya da “termik altın” olarak değiştiriniz.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Soydan.

Sayın Atıcı…

17.- Mersin Milletvekili Aytuğ Atıcı’nın, Mersin-Adana Çevre Düzeni Planı’na Akkuyu Nükleer Santrali’nin işaretlediğinin halktan gizlendiğine ve bu plana itiraz edilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekili arkadaşlarım, 1/100.000 ölçekli Mersin-Adana çevre düzeni planı askıya çıkarılmıştır. Planı bayramdan hemen önce askıya çıkaran Hükûmet Akkuyu Nükleer Santrali’ni bu plana işaretlediğini halktan gizlemeye çalışmıştır. Buradan tüm Mersinlilere sesleniyorum, hiçbir parti ayrımı yapmadan diyorum ki: Sizi ve çocuklarınızı öldürecek, kanser yapacak olan bu nükleer santralin işaretlendiği plana itiraz edin. Bu santralden çıkacak ışınlar, hiçbir parti ayrımı yapmadan, AKP’linin de CHP’linin de MHP’linin de BDP’linin de çocuklarını kanser yapacaktır. Ben Mersin Milletvekili olarak bu plana itiraz edeceğim. Şu anda burada bulunan Çevre ve Şehircilik Bakanını da çevreyi katleden bu santrale destek verdiği için kınıyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Atıcı.

Sayın Akar…

18.- Kocaeli Milletvekili Haydar Akar’ın, kent merkezinde yapılan sanayi tesislerinin Kocaeli’ni yaşanabilir olmaktan çıkardığına ilişkin açıklaması

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın Başkan, tüm Türkiye’de bilindiği gibi, Kocaeli Türkiye’nin sanayi başkentidir. Sayısız organize sanayi bölgeleri ve Türkiye’nin 500 büyük firması içerisinde hatırı sayılır derecede firması bulunan Kocaeli’de, kent merkezinde kurulan, soğuk haddelemeyle paslanmaz çelik üreten fabrikadan üretime geçeli henüz üç ay olmasına rağmen metal toz yağmaktadır yani yaşayanların üzerine metal toz yağmaktadır. Bunu fabrika üretime geçmeden, kuruluş aşamasında defalarca belirtmiş olmamıza rağmen, fabrika ÇED raporu almadan bu kentin bakanı olan Sanayi Bakanı orada temel atma törenine katılmış, ÇED raporu alınmadan fabrikanın temeli atılmış ve yapımına geçilmiş. Bugün de üretime geçtikten üç ay sonra ÇED raporunda belirtilen görevler yerine getirilmediği için toz yağmuru devam etmektedir. Bu, tabii, “yatırım ve istihdam” adı altında yapılan ve İzmit kentinin katledilişinin bir örneğidir çünkü kent merkezinde yapılan bu sanayi tesisleri kenti yaşanabilir olmaktan çıkarmakta ve kanser ovası hâline dönüştürmektedir. Buna izin veren bakana, valiye ve büyükşehir…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Akar.

Sayın Köprülü…

19.- Tekirdağ Milletvekili Emre Köprülü’nün, Tekirdağ’ın köy ve beldelerinde bulunan ilköğretim okullarının sorunlarına ilişkin açıklaması

EMRE KÖPRÜLÜ (Tekirdağ) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Seçim bölgemde yaptığım ziyaretler sırasında halktan gelen şikâyetler gereğince özellikle köy ve beldelerde bulunan ilköğretim okullarımızda, ilkokullarımızda bazı incelemelerde bulundum ve gördüğümüz manzara gerçekten de millî eğitim sisteminin çöktüğünün bize habercisi oldu. Özellikle köylerde bulunan bazı okullarımızda tek vekil öğretmenle 1’inci, 2’nci, 3’üncü, 4’üncü sınıflar aynı sınıf içerisinde öğrenim görmeye çalışmakta. Özellikle öğretmen yetersizliği, okulların hizmet alma noktasındaki teknik donanım eksiklikleri ciddi bir sıkıntı hâlinde Tekirdağ ilinde gözükmektedir. Ben burada Hükûmetin -Tekirdağ ilindeki ya da Türkiye’nin benzer konumundaki diğer okullarda da- özellikle, Andımız’la uğraşmaktansa, okullarda eğitim alabilecek öğrencilerin sorunlarını çözme noktasında adımlar atmasını diliyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Köprülü.

Sayın Vural...

20.- İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, Van depreminin 2’nci yıl dönümüne, Manisa Soma’da meydana gelen maden ocağı kazasına ve Trabzonspor’un eski futbolcularından Kadir Özcan’a Allah’tan rahmet, yakınlarına başsağlığı dilediğine ilişkin açıklaması

OKTAY VURAL (İzmir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Bugün Van depreminin 2’nci yılı. Milliyetçi Hareket Partisi olarak, iki yıl önce hayatını kaybeden vatandaşlarımıza öncelikle Allah’tan rahmet diliyorum. Cenabıhak bir daha böyle bir afet ve acı göstermesin elbette. Tüm Vanlılara da huzur ve güvenli bir hayat geçirmelerini diliyorum. Ancak, depremin üzerinden iki yıl geçmesine rağmen, maalesef, daha yaralarının sarılmadığını müşahede ediyoruz. Sayın Bakan, özellikle bu yaraların sarılması konusunda daha etkili tedbirler alınması gerektiği kanaati bulunmakta.

Diğer taraftan, ikinci depremde özellikle gazetecilerimiz, maalesef, depremde ölmüştü 2 gazetecimiz. Bununla ilgili dava sırasında kamu görevlileri hakkında soruşturma izni verilmemişti. Tek bir imkân var, Meclis soruşturması imkânı var. Bu konuda sorumluların hesap vermesini temin edecek şekilde, AKP Grubunun Meclis soruşturması imkânını açmak suretiyle varsa bu konuda sorumlulardan hesap sorulmasının önünü açmasını diliyorum.

Ayrıca Manisa Soma’da maden ocağında meydan gelen kazada kaybımız, yaralılarımız var. Yani gerçekten “İnsanı yaşat ki devlet yaşasın.” diye ahkâm kesenler, maalesef, insanı yaşatacak güvenlik tedbirlerini alma konusunda son derece cimri davranıyorlar. Bu vesileyle, hayatını kaybeden vatandaşımıza Allah’tan rahmet, yaralılara acil şifa diliyorum.

Ayrıca Trabzon 1461 antrenörü, Trabzonspor futbolcusu Sayın Kadir Özcan’ın vefatı münasebetiyle tüm Trabzonlulara, Trabzonspor’a, ailesine başsağlığı diliyorum ve kendisine de rahmetler diliyorum efendim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Vural.

Sayın Aydın…

21.- Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın, Trabzonspor’un eski futbolcularından Kadir Özcan’a Allah’tan rahmet, yakınlarına başsağlığı dilediğine, Van depreminin 2’nci yıl dönümüne ve Hükûmetin Van’da yaptığı çalışmalara ilişkin açıklaması

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Biz de AK PARTİ Grubu olarak 1461 Trabzonspor’un Başkanı ve aynı zamanda Trabzonspor’un efsane futbolcusu Kadir Özcan’a Allah’tan rahmet diliyoruz, ailesine ve tüm spor camiasına başsağlığı diliyoruz.

Yine aynı şekilde, bundan tam iki yıl önce Van’daki deprem, felaket tüm ülkemizin, tüm milletimizin yüreğini burktu, acılar yaşandı. Rabbim öncelikle o depremde vefat edenlere rahmet eylesin. Ailelerine ve aziz milletimize bir kez daha başsağlığı diliyorum ve böyle bir felaketin bir daha tekerrür etmemesi adına da dualarda, niyazlarda bulunuyoruz.

Hükûmet olarak, depremin ilk saatlerinden itibaren, neredeyse Hükûmetimizin büyük bir bölümü, Sayın Başbakanımızın talimatıyla birlikte Van’daydı ve uzun süre orada kalıcı bir şekilde yaraları sarmak adına tüm imkânlarını seferber etti. Sayın Başbakanımız, hakeza, defalarca oraya gidip geldi ve âdeta Van’ın yeniden inşası noktasında hiçbir bedelden de kaçınmadı, kaçınılmayacak da. Bu süreç içerisinde gerek ekonomik anlamda, eğitimde, sağlıkta, ulaşımda, özellikle konutta, yapılaşmada, barınma ve iaşe noktasında ne gerekiyorsa yapıldı, yapılmaya da devam ediliyor.

Tabii ki Vanlılar için, tüm Türkiye’miz için büyük bir felaketti. Hepsine bir kez daha geçmiş olsun diyorum ve bu felaketlerin olmaması için de duaların yanında aynı zamanda Hükûmet olarak da başta Çevre ve Şehircilik Bakanlığımız olmak üzere tüm birimlerimiz âdeta seferber olmuş durumda ve bu manada da özellikle sağlıklı yapılaşma noktasında, kentsel dönüşümler noktasında, TOKİ’nin yeniden oralarda barınma ihtiyacını karşılaması noktasında da ne gerekiyorsa yapılıyor, yapılmaya da devam edilecek diyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Aydın.

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Trabzon) - Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sistemi açabilirseniz ya da yerinizden de cevap verebilirsiniz Sayın Bakan.

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Trabzon) – Müsaade ederseniz oradan cevap vereyim.

OKTAY VURAL (İzmir) – Yerinden lütfen Sayın Başkan.

BAŞKAN – Yerinizden de cevap verebilirsiniz çünkü yerinden sordu herkes, cevap hakkınız da yerinizden.

Buyurunuz efendim.

22.- Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın, Van depreminin 2’nci yıl dönümüne, bazı milletvekillerinin çevre konusundaki açıklamalarına ilişkin açıklaması

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Trabzon) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; öncelikle, Van depreminin 2’nci yılında bu acımızı dile getiren ve rahmetli olan insanlarımıza rahmet dileyen milletvekillerimize çok çok teşekkür ediyorum. Cenabı allah bir daha ülkemize böyle felaketleri, deprem, sel gibi tabii afetleri göstermesin.

Van depreminin üzerinden iki yıl geçti. Özellikle çokça dile getirilen bir hususu burada tekrar açıklama ihtiyacını duydum. Buradaki otelde 23 Ekimdeki depremde bir hasar olmamıştı, hasar olan bir otel değildi ve bizim hasar tespiti yaptığımız binalar kapsamında değildi burası ve Van’dan sonra bilimsel olarak yapılan açıklama ve bizim de yaptığımız açıklama çok nettir. Ve ondan sonra oradaki kamu kuruluşları, diğer kuruluşlar hakkında -milletvekili olsun, bakan olsun- soruşturma yapılmayacak diye bir şey yok; savcılık talep ederdi, milletvekili hakkında soruşturma açılmayabilirdi dokunulmazlığı olduğu için. Fakat, savcının yapmış olduğu tahlilde kimler hakkında soruşturma yapılacağı tadat edildi, kamu mensupları hakkında gerekli soruşturma yapıldı ve neticesi de ortadadır.

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – İzin istedi, verilmedi.

OKTAY VURAL (İzmir) – Hayır, izin verilmedi.

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Trabzon) - Şimdi, burada yine 280 vatandaşımızla ilgili, bunların konteynerlerde kaldığı ve şu anda elektriklerinin kesildiği şeklinde ifade olundu.

Çok değerli milletvekilleri, bu depremde, kiracı olsun, hak sahibi olsun, mal sahibi olsun veya hak sahibi olmasın, ruhsatlı evde, ruhsatsız evde gerek kendi evinde otursun gerekse de işgalci olarak otursun, deprem sırasında depremden zarar gören evlerde oturan tüm insanlarımızı biz hak sahibi kabul ettik hiçbir ayrım gözetmeksizin. Şu anda konteynerlerde oturanlar depremde evleri zarar gören insanlarımız değil, Van’daki evsiz kalan insanlarımızdır ve bunlara da gerekli yardımları yapıyoruz.

Van’da yapılanları müsaadenizle ben bir daha, hafızaları tazelemek adına ifade etmeye çalışacağım. Deprem sebebiyle Van’a gittiğimiz günden itibaren gerekse bina yapımı gerekse imar planı yapımı gerekse altyapı yapımı gerekse su getirme, ta Gürpınar Şamran’dan yine Erciş’e 50 kilometreden su getirmeye varıncaya kadar yapılan hizmetleri kısaca ifade etmek gerekirse Van’da 104 şantiyede 25.172 konut inşaatı yapılmaktadır. Bunların bir kısmı  teslim edildi, bir kısmının da inşaatları devam ediyor. Bu kapsamda 12 lise, 29 ilköğretim okulu, 80 ahır ve bunun mütemmimi yurt binaları, ısı merkezleri, 34 cami, 17 ticaret  merkezi, 3 pansiyon, 3 sosyal tesis, belediye hizmet binası, 10 aile sağlık merkezi, 3 eczane, 17 büfe, 4 küçük çaplı hastane, 2 sağlık ocağı, engelsiz yaşam merkezi, 34 karakol, arıtma tesisleri, 3 köy konağı ve yine çeşitli kamu binaları yapıldı ve yapılmaya da devam ediyor. Köylerde de şu anda 6 bin tane konut, vatandaş tarafından, evini yapana yardım metoduyla yapılıyor ve bunlar da yine benim Bakanlığım tarafından denetleniyor. Bunlar da hızlı bir şekilde devam ediyor.

Van depreminden sonra tüm Türkiye’nin muhalefetiyle iktidarıyla, tüm kesimleriyle, 80 vilayetiyle, Van’ı da katarsak 81 vilayetiyle gösterdiği alicenaplık ve bu depreme karşı gösterdiği duyarlılık bütün dünya tarafından takdir edilmiştir ve takip edilmiştir. Bu bakımdan Türkiye halkını, Türk halkını ben de buradan bir defa daha tebrik ediyorum.

Van halkımıza da buradan yine… 26-27 Ekimde -önümüzdeki cumartesi, pazar günü- Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı, ilgili bakanlarla birlikte -ben de iştirak edeceğim- Van’da olacağız. Van’da yapılması gereken bundan sonraki kentsel dönüşüm faaliyetleri, sosyal donatılar, yine Van Gölü’nün etrafındaki kuşaklama kolektörü, Van’ın şehirleşme adına büyükşehir olduktan sonra gereken işlemlerin yapılması adına ne gerekiyorsa Van’da yapmak için bir kez daha Van’ı “check” edeceğiz.

Yine aynı şekilde, Maltepe’deki projenin ÇED raporu… Biz planları yaparken çevresel etki değerlendirme raporlarını yaptık ve valilikten de, toplantılar yapmak suretiyle, bildiğimiz, normal, resume niteliğinde olan veyahut da izin niteliğinde olan bir rapor vermedik ama bunun dışında ÇED gerekli değildir diye raporu imar planlarına dercettik.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Trabzon) - Zannediyorum ki sürem bitti.

Süre veriyor musunuz bir dakika?

BAŞKAN – Otomatik kapanmış efendim. Bir dakika, süre vereceğim.

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Trabzon) – Çok teşekkür ediyorum.

Buradaki, yine, imar planlarını gerekli incelemeleri yaptıktan sonra verdik.

Kurban Bayramı’ndan sonra Hükûmet olarak tüm canlı hayvanları alacağımızı da taahhüt ettik. Bunu da ifade etmek istiyorum.

Çanakkale’de Nurol tarafından yapılması gereken çevrim santralinin ÇED raporu, iadesi istenmişti, vazgeçilmişti oradan. Yine, Türkiye’de, artık, bundan sonra, Hükûmet olarak karar aldık, ithal kömüre dayalı çevrim santrali yapılmasına izin vermeyeceğiz ama Mersin Akkuyu’da gerekli çalışmalar yapılmıştır; Türkiye için bir gerekliliktir, bunu imar planlarına işledik. Orada da valilikle ve halkla gerekli toplantıları yaparak o projeyi yürütüyoruz.

Tunceli’de olan elektrik sıkıntıları için bizim, özelleştirmeden sonra yeni bir düzenleme yaparak, özelleştirme olsa dahi oradaki dağıtımı doğru dürüst yapmayan özelleştirmeyi alan dağıtım şirketlerinin elinden almak suretiyle devlet olarak bu hizmetleri halkımızın menfaati doğrultusunda yürüteceğimizi de burada ifade etmek istiyorum.

Tekrar teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın  Bayraktar.

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Sayın Başkanım, müsaade ederseniz, Sayın Bakan eksik bilgiye dayalı Genel Kurula bilgi verdi, o konuda bir açıklama yapayım. Benim konuşmam üzerine burada Sayın Bakan…

BAŞKAN – Bir dakika Sayın Özgündüz.

Oturursanız, bir dakika süre vereceğim.

Buyurunuz.

23.- İstanbul Milletvekili Ali Özgündüz’ün, Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakanım, doğru, birinci depremde Bayram Otel’de hasar yoktu, o nedenle de… Hatta TOKİ mühendisleri de orada kalıyordu, yardım kuruluşlarından gelenler de orada kalıyordu. Bakın, bu durumda Bayram Otel’in sahibi Tevfik  Bayram’ın da mahkûm edilmemesi, yargılanmaması gerekir sizin mantığınıza göre.

İkincisi, orada AFAD yetkilileri ve Vali hakkında savcılık, evrakı ayırarak -soruşturma dosyasını- soruşturma izni istedi fakat ilgili soruşturma mercileri, İçişleri Bakanlığı soruşturma izni vermedi. Sorun buradan kaynaklanıyor. Bu konunun etraflıca konuşulması için biz bir Meclis araştırması komisyonu kurulmasını istedik. Getirelim, neler yapmışsınız çıkın anlatın, halk da bunu duysun. Hâlen konteynerde kalan elektriksiz, susuz insanlar var, orada hâlen mağdurlar.

Siz bu kadar şey yaptınız, doğru, Türk milletinin katkısıyla, uluslararası kuruluşların katkısıyla yaptınız. Elbette yapacaksınız, hükûmetsiniz yani bunu başa kakmanın da bir anlamı yok.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Özgündüz.

Sayın Baluken, siz söz istememiştiniz daha önce.

Buyurunuz.

24.- Bingöl Milletvekili İdris Baluken’in, Van depreminin 2’nci yıl dönümüne ve Van halkının deprem nedeniyle yaşadığı sorunlara ilişkin bir araştırma komisyonu kurulması gerektiğine ilişkin açıklaması

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, biz de hepimizi acıya boğan Van depreminin 2’nci yıl dönümü vesilesiyle tekrar bu acıyı halkımızla paylaşmak istiyoruz.

Öncelikle, bu ağır depremde yaşamını yitiren bütün Van halkımıza, yaşamını yitiren yurttaşlarımıza Allah’tan rahmet, hâlen yaralarını sarmak üzere büyük bir gayret gösteren yaralılarımıza acil şifalar diliyoruz.

Maalesef, Van depreminden sonra yaşanan tablolar son derece kötü tablolardı. Hükûmetin sosyal devletin gereklerini yerine getirmeyen pratikleriyle Van halkı ağır mağduriyetler yaşadı bu süreç içerisinde. Her şeyden önce, kentin tamamını etkileyen bir doğal afette, bir depremde Van afet bölgesi ilan edilmedi ve Van’daki halkımız, Hükûmetin ve devletin duyarsız yaklaşımları neticesinde, bir kışı ağır kış koşulları altında, kar altında geçirmek zorunda kaldılar. Çadırlarda meydana gelen yangınlar, süregelen ağır zatürre salgınları, bulaşıcı hastalık salgınları pek çok vatandaşımızın yaşamını yitirmesine neden oldu.

Van’ın yaralarının sarılmasıyla ilgili bir çalışmadan çok TOKİ üzerinden yürütülen bir emlakçılık faaliyeti Van halkının önüne götürüldü ve biz başından beri bu süreçlerin hiçbirinin kabul edilemez olduğunu burada ifade ettik. Hükûmete, Meclise duyarlılık çağrıları yaptık. Defalarca bu kürsüden Van halkının sorunlarını dile getirmemize rağmen bunlarla ilgili ciddi çalışmaların yapılmadığına maalesef, yüreğimiz kanayarak tanıklık ettik.

Her şeyden önce Meclis şunu yapmalıydı: Bu kadar ağır bir doğal afetin yaşandığı, bir şehrin tamamen harabeye döndüğü Van’la ilgili bir araştırma komisyonu kurup bütün sorunların tespiti ve bu tespit edilen sorunların çözümü noktasında bir irade ortaya koymalıydı. Yaşanan sorunlar bugün de aynı ağırlıkta devam ediyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Bir dakika daha alabilir miyim?

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın milletvekilleri, şunu bilmenizi isterim: Grup başkan vekillerine iki dakika süre veriyorum, diğer milletvekillerimize birer dakika süre veriyorum, grup başkan vekili olduğu için sözü daha çoktur diye.

Onun için, Sayın Vural, buyurunuz. En son tekrar size söz vereceğim, bir ek açıklamanız var herhâlde.

25.- İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

OKTAY VURAL (İzmir) – Efendim, Sayın Bakanın ifadeleriyle ilgili iki hususu hatırlatmak istiyorum.

Sayın Bakan, sizin burada, Türkiye Büyük Millet Meclisinde, Van depreminden sonra “Vatandaşlara binalara girin de demedik, girmeyin de demedik.” diye bir ifadeniz olmuştu. Daha önce de Sayın Van Valisinin “Otellere girebilirsiniz, hiçbir şey yok.” diyerek yaptığı bir açıklama vardı. Maalesef, otellerde kalanlar ve girenler daha sonraki depremde biliyorsunuz hayatını kaybetti. Şimdi, o davayla ilgili husus geldiği zaman, maalesef, kamu görevlileri hakkında soruşturma izni verilmediği için gerçek sorumluların tespiti imkânı bulunmuyor. O bakımdan, bunu aşabilecek tek yol Meclis soruşturması yoluyla, bu konuda kamu görevlilerinin sorumluluklarının tespiti yoludur. Bu bakımdan, siz de bu konuda sorumluluğu olanları korumama konusunda bir adım atarak -AKP Grubuyla birlikte- bir Meclis soruşturması açılmasını gerçekleştirirseniz, bu konuda kamu görevlilerinin sorumlu olup olmadığı konusunu Türkiye Büyük Millet Meclisi değerlendirir.

Bu hususu ifade etmek istedim,

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Vural.

Gündeme geçiyoruz.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

Meclis araştırması açılmasına ilişkin üç önerge vardır; önergeleri ayrı ayrı okutacağım.

3’üncü sırada okutacağım Meclis araştırması 500 kelimeden fazla olduğu için, önerge özeti okunacaktır. Ayrıca, önergenin tam metni Tutanak Dergisi’nde de yer alacaktır.

Okutuyorum:

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Tekirdağ Milletvekili Candan Yüceer ve 21 milletvekilinin, çalışma hayatında yaşanan iş kazalarının ve meslek hastalıklarının artmasının temel nedenlerinin, yasal ve teknik eksikliklerin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/741)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Dünyada ve buna bağlı olarak ülkemizde, iş kazaları çalışma hayatının en önemli sorunlarından biridir. Dünyada her gün ortalama 1 milyon iş kazası yaşanmaktadır ve her yıl 2,3 milyon çalışan iş kazası ya da meslek hastalıkları nedeniyle hayatlarını kaybetmektedir. Ülkemize baktığımızda ise iş sağlığı ve güvenliği tablosunun tüyler ürpertici olduğunu görebiliriz. ILO’nun rakamlarına göre, Türkiye'de her gün ortalama 176 iş kazası meydana gelmekte, her gün 4 çalışanımız hayatını kaybetmekte, 6 çalışan ise sürekli iş göremezlik raporu almaktadır. Rakamlar olayın ciddiyetini ortaya koymaktayken Türkiye, ILO’nun kabul ettiği 20 uluslararası sözleşmenin yalnızca 6'sını onaylamıştır. Bu sözleşmelerin biri de 2005 yılında onaylanan iş sağlığı ve güvenliğiyle ilgili olan sözleşmedir. Ancak,. bu sözleşme hâlâ iç hukuka yansıtılamadığı için, işçilerin can güvenliği kaderlerine terk edilmiştir. Bu nedenle, Tekirdağ'da fabrikalarda iş makinelerine sıkıştığı, Adana'da baraj kapakları açıldığı, Zonguldak'ta maden ocağında yeterli havalandırma olmadığı ve Tuzla tersanelerinde gemi inşaatında önlem alınmadığı için, hemen her gün bir çalışan iş kazası nedeniyle hayatını kaybetmektedir. Tekirdağ da hızla sanayileşen bir il olduğu için, ağır sanayi ve fabrikaların sayısının fazla olması nedeniyle iş kazalarının yoğun olarak yaşandığı bir yerdir.

İş kazaları, basit bir sağlık sorunu veya üretime ilişkin teknik bir mesele olarak görülemez. İş kazası, insanla ilgili sosyal yanı ağır basan bir sorundur. İşçiler, iş kazalarının nedeni değil korumasız tarafıdır. İşçinin değeri emeğinin fiyatı ile ölçüldüğünden, işçinin bir insan olarak taşıdığı yaşama hakkı bu üretim sürecinde dikkate alınmamaktadır. Çok sayıda işçi, iş kazası ya da mesleğe bağlı hastalıklar nedeniyle hayatlarını kaybetmektedir. Meslek hastalıklarının ortaya çıkmasında çevre faktörü, hastalığın esas ve vazgeçilmez tek nedenidir. O nedenle, başta büyük sanayi işletmeleri olmak üzere, çoğu iş kolunda çalışan yurttaşlarımızda kimyasal kaynaklı ağır metallere, gazlara maruz kalmaktan, fiziksel kaynaklı sıcak-soğuk ortamlarda çalışmaya bağlı, düşük-yüksek basınçlı ortamda çalışmaktan ve radyasyona maruz kalmaktan kaynaklı birçok hastalık ortaya çıkmaktadır. İş kazalarının ve meslek hastalıklarının en önemli sonucu, ölüm, ağır sakatlık, iş göremezlik, meslek hastalıkları gibi insani kayıplardır. Ölümler, iş kazalarının en onarılamaz boyutunu oluşturmaktadır. Ağır sanayide çalışan emekçilerimizin uzun çalışma süreleri, Bakanlığa bağlı müfettiş sayılarının az oluşu ve denetim yetersizliği, âdeta ölümlere davetiye çıkarmaktadır.

Oysa iş kazalarının ve meslek hastalıklarının büyük bir kısmı önlenebilir. Üretim sürecinin merkezine insan, işçi konulmadığı ve işçi sağlığı sorunu toplumun genel sağlığının bir parçası olarak görülmediği sürece, bu soruna kalıcı çözümler üretilmemektedir. İş kazalarının ve meslek hastalıklarının önlenebilmesi için Bakanlığın, işverenlerin ve çalışanların aynı bakış açısında olması, iş birliği yapması önem taşımaktadır. Uygun önlemlerin alınması, doğru politikaların geliştirilmesi ve bu politikaların doğru uygulanması, iş kazasına uğrayan ve meslek hastalıklarına yakalanan çalışan sayısının düşmesinde büyük rol oynayacaktır.

Ülkemizde, uygulanan özelleştirme, taşeronlaştırma, işletme kârları, ihracat ve benzeri olgular, temel başarı ölçütleri olarak benimsenmekte, hiçbir şekilde bu unsurların arka planındaki üretici emeğe yani çalışanlara değer verilmemektedir. Bu anlayış, sorunun ana noktasını oluşturmaktadır.

Bu nedenle, hızlı sanayileşmenin gölgesinde kalan ve sanayinin belkemiği olan emekçilerimizin iş yerlerinde karşılaştıkları sorunlar göz ardı edilmemelidir. Çalışma hayatında yaşanan iş kazalarının ve meslek hastalıklarının oluşu ve artmasının temel nedenlerinin tespiti, yasal ve teknik eksikliklerin giderilerek kalıcı çözüm yollarının bulunması amacıyla Anayasa’nın 98’inci ve Meclis İçtüzüğü’nün 104 ve 105’inci maddeleri uyarınca Meclis araştırması açılmasını saygılarımızla arz ederiz.

1) Candan Yüceer                            (Tekirdağ)

2) Mehmet S. Kesimoğlu                (Kırklareli)

3) Mehmet Şeker                             (Gaziantep)

4) Ramazan Kerim Özkan               (Burdur)

5) Ali İhsan Köktürk                       (Zonguldak)

6) Ahmet İhsan Kalkavan                (Samsun)

7) Kadir Gökmen Öğüt                   (İstanbul)

8) Mustafa Serdar Soydan               (Çanakkale)

9) Ayşe Nedret Akova                    (Balıkesir)

10) Süleyman Çelebi                       (İstanbul)

11) Birgül Ayman Güler                 (İzmir)

12) Emre Köprülü                           (Tekirdağ)

13) Malik Ecder Özdemir                (Sivas)

14) Engin Özkoç                             (Sakarya)

15) Sedef Küçük                             (İstanbul)

16) Haluk Eyidoğan                        (İstanbul)

17) İhsan Özkes                              (İstanbul)

18) Ali Haydar Öner                       (Isparta)

19) Metin Lütfi Baydar                    (Aydın)

20) Mahmut Tanal                           (İstanbul)

21) Veli Ağbaba                              (Malatya)

22) Haydar Akar                             (Kocaeli)

2.- BDP Grup Başkan Vekili Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın, ülkemizde uygulanan teşvik politikalarının iktisadi ve sosyal yapı üzerindeki etkilerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/742)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Ülkemizde uygulanan teşvik politikalarının iktisadi ve sosyal yapı üzerindeki etkilerinin açığa çıkarılması ve daha sonuç alıcı teşvik politikalarının saptanması için Anayasa'nın 98’inci ve İç Tüzük’ün 104 ve 105’inci maddeleri gereğince Meclis araştırması açılmasını arz ve talep ederiz.

                                                                                                             Hasip Kaplan

                                                                                                   BDP Grup Başkan Vekili

Gerekçe

Teşvik uygulamaları, bir ülkede ekonominin geliştirilmesi ve istihdamın arttırılması için önemli iktisat politikası enstrümanlarından biridir. Teşvikler, yatırımı özendirmek, ülkenin uluslararası rekabet gücünü arttırmak, bölgeler arası endeks farklılıklarını gidermek amacıyla cumhuriyet tarihinden önce başlamış ve günümüze kadar uygulanagelmiştir.

Osmanlı'da 1863 yılında Islahat Sanayi Komisyonunun kurulması ile başlayan teşvik çalışmaları, cumhuriyetin kurulmasıyla birlikte 1923 İzmir İktisat Kongresi'nde alınan kararlarla devam ettirilmiştir. Cumhuriyetin ilk yıllarında özel sektöre yönelik teşviklerin ağırlık kazanmasına rağmen, bu politikaların başarıya ulaşmaması KİT'leri ekonomik kalkınmanın ana gücü hâline getirmiştir. 1950'li yıllarla beraber devam eden teşvikler Marmara Bölgesi’nde yoğunlaşmış, kamu yatırımlarının ülke geneline yayılmamasından kaynaklı, ülkenin doğusu yeterli yatırımları alamamıştır.

1960'lı yıllarla beraber geçilen planlı kalkınma dönemi 1980'lere kadar sanayiyi teşvik edici birtakım önlemler ve düzenlemeler getirmiş, 1980'den sonra yeniden özel sektörün ekonomik kalkınmanın öncülüğünü yapmasına yönelik tedbirler geliştirilmeye çalışılmıştır. Özellikle bölgesel kalkınmışlık farklarının giderilmesine yönelik geliştirilen önlemlerden bir sonuç alınamamış ve her plan döneminde ya bir önceki plan terk edilmiş ya da daha önce terk edilen planlara geri dönüş yapılmıştır.

1980-2008 yılları arasında teşvik belgesi alan sektörlerin dağılımına baktığımızda, tarım sektörü yüzde 1,45’lik oranda faydalanabilmiştir. Yine bu dönemde enerji, madencilik ve tarım sektörü teşviklerle yaratılan toplam istihdamın ancak yüzde 7,6'sını alabilmiş, hizmetler ve imalat sektörü yaratılan istihdamın yüzde 92’sini almıştır.

Ülkemizde sanayi büyük oranda montajcılık düzeyinde tutulmuştur. Yeterli AR-GE çalışmalarının yapılmaması ve dâhil olunan bölgesel ve uluslararası toplulukların çıkarlarının ülkenin iktisadi politikalarını şekillendirmesi sonucu emek yoğun bir nitelikte kalan imalat sektörü, bugün emek gasbının en fazla yaşandığı çalışma alanlarından biridir. Son yıllarda daha da geliştirilen hizmetler sektörü de ucuz işgücünün yoğun olarak kullanıldığı alanların başında gelmektedir.

Bölgesel gelişmişlik farklarını gidermeye yönelik uygulanan teşvik paketleri de bu sorunu giderememiş, tam aksine bölgesel farklılıkları daha da derinleştirmiştir. Yine 1980-2008 yılları arasında çıkarılan teşvik yasaları sonucunda alınan yatırım teşvik belgelerinin bölgesel dağılımında Doğu Anadolu Bölgesi'nin toplam teşvik belgelerinin sadece yüzde 4,53'ünü aldığı, Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nin de yüzde 7,42'de kaldığı görülmektedir. Bu bölgeler, teşviklerin parasal büyüklükleri noktasında da aynı kaderi paylaşmıştır. Öngörülen istihdam alanında da Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinin sırasıyla yüzde 3,65 ve yüzde 6,75 oranında kaldığı görülmektedir. Resmî veriler, bugüne kadar uygulanan teşvik politikalarının bölgesel endeksler arasındaki uçurumu daha da derinleştirdiğini göstermiştir.

4 Haziran 2009 tarihinde çıkarılan Teşvik Yasası’ndan da genel ve bölgesel düzeyde nitelikli bir sonuç alınamadığı, Başbakanın 5 Nisan 2012 tarihinde açıkladığı yeni teşvik yasasının tanıtım konuşmasından da anlaşılmaktadır.

Başbakan tarafından açıklanan son teşvik paketinin cari açık üzerindeki etkileri uzun vadede görülebileceği gibi, bu politikanın enerjinin yarattığı cari açık üzerindeki etkisi, ülkemizdeki tasarruf oranlarının yatırım yapma düzeyinin çok altında oluşu ve dış tasarruflara yönelmenin sonuçları açısından bir analizi yapılmamıştır. Ayrıca, bir kamu hizmeti olan ve yurttaşların ücretsiz alması gereken eğitim hizmetlerinin özelleştirilmesi bu teşvik yasasının sorunlu alanlarından biridir.

Teşvik paketlerinin emeğin haklarını yok sayma pahasına sadece sermayenin yatırım yapma kararlılığını arttırmaya dönük çıkarılması oldukça ideolojik bir tutum olup ithal ikameci bir politika ile neoliberal ideolojinin buluştuğu yerde ortaya çıkacak emek gasbını önlemek Türkiye halklarının tek çıkar noktasıdır. Sadece sermayeyi desteklemeye dönük çıkarılan teşviklerin, istihdamı arttırmaktan ziyade, asgari ücret gibi bir sefalet ücretini yaygınlaştıracağı ve toplumdaki gelir uçurumunu daha da arttıracağı açıktır.

Ülkemizde bugüne kadar uygulanan teşvik politikalarının gözden geçirilerek toplumun her kesimini memnun edecek yeni politika tespitleri yapmak için Meclis araştırmasının açılması önem arz etmektedir.

3.- İzmir Milletvekili Rıza Türmen ve 22 milletvekilinin, 12 Eylül askerî darbesi ile sivil vesayetin Türkiye demokrasisine olan etkisinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/743) (x)

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

12 Eylül askerî darbesinin araştırılması ile müştereken değerlendirilmesi zorunlu olan sivil diktatörlüğünün ve vesayetin Türkiye demokrasisine olan etkisinin araştırılarak gerekli önlemlerin belirlenmesi amacıyla Anayasa’nın 98 ve İç Tüzük’ün 104 ve 105‘inci maddeleri gereğince Meclis araştırması açılmasını arz ve teklif ederiz.

Saygılarımızla.

1) Rıza Türmen                               (İzmir)

2) Emine Ülker Tarhan                   (Ankara)

3) Levent Gök                                (Ankara)

                            

(x) (10/743) esas numaralı Meclis Araştırması Önergesi’nin tam metni tutanağa eklidir.

4) Osman Taney Korutürk             (İstanbul)

5) Ali Özgündüz                             (İstanbul)

6) Refik Eryılmaz                           (Hatay)

7) Hasan Akgöl                              (Hatay)

8) Gürkut Acar                               (Antalya)

9) Osman Aydın                             (Aydın)

10) Ömer Süha Aldan                    (Muğla)

11) Bedii Süheyl Batum                 (Eskişehir)

12) Hurşit Güneş                            (Kocaeli)

13) Erdoğan Toprak                       (İstanbul)

14) Kazım Kurt                              (Eskişehir)

15) Turgut Dibek                            (Kırklareli)

16) Mehmet Şeker                          (Gaziantep)

17) Engin Altay                              (Sinop)

18) Doğan Şafak                            (Niğde)

19) Haydar Akar                            (Kocaeli)

20) Veli Ağbaba                             (Malatya)

21) Malik Ecder Özdemir               (Sivas)

22) Müslim Sarı                             (İstanbul)

23) Erdal Aksünger                        (İzmir)

Özet Gerekçe:

12 Eylül askerî darbesinin araştırılmasının Türkiye için taşıdığı önem kadar sivil diktatörlüğünün ve vesayetin Türkiye demokrasisine olan etkisinin araştırılarak gerekli önlemlerin belirlenmesi, Türkiye demokrasisine olan etkisinin de araştırılması zorunludur.

Sivil vesayetin Türkiye'de birden fazla görünümü vardır. Sivil vesayet ilk olarak sistematik bir şekilde yargı üzerinde oluşumunu tamamlamıştır. Yargının sivil vesayetin bir bileşeni hâline gelmesi kamuoyunun “birinci yargı reformu” olarak bildiği düzenlemelerin yasalaşması ile başlamıştır.

Yargı hakkında yapılan eleştirileri hâlihazırda sadece Cumhuriyet Halk Partisi tarafından yapılan eleştiriler olarak nitelendirmek mümkün değildir. Nitekim, Avrupa Parlamentosu tarafından 20/3/2012 tarihinde kabul edilen kararı ve Avrupa Konseyinin İnsan Hakları Komiseri Thomas Hammarberg de Cumhuriyet Halk Partisinin görüşlerini paylaşmaktadır.

Basın özgürlüğü üzerinde sivil vesayetin etkisi otosansür olmuştur. Otosansür uygulayan gazeteciler bakımından işlerine devam etmek mümkün olmuşken otosansüre direnen ve siyasi iktidarı eleştiren veya siyasi iktidar tarafından yazılması istenmeyen konularda yazmaya devam eden gazeteciler bakımından sonuçlar işten atılma veya işlerinden ayrılmaya zorlanma, haklarında terör örgütüne üye olmak başta olmak üzere, çeşitli suç isnatlarıyla davalar açılmasına, özgürlüklerinden yoksun bırakılmalarına yol açmıştır.

Yayın sorumluları bakımından ise süreç, mevcut ceza mevzuatı ve Terörle Mücadele Kanunu’nun baskı aracı olarak kullanılmasıyla otosansürün  tüzel kişiler bakımından yerleşmesini sağlaması, sağlamadığı takdirde özel yetkili mahkemelerde yargılama veya mali denetimler aracılığı ile yüksek rakamlarla cezalandırılma ile ilerlemiştir.

Sivil vesayetin günlük hayatımıza olan etkisi ise genel olarak korku toplumu yaratılması olmuştur. Korku toplumu tanımlamasından kastedilen, herkesin telefon konuşması yaparken frekans oynaması yapılarak dinlenildiği, bulunduğu dernek ve benzeri yasal örgütlenme yapılarının merkez veya şubelerinin ortamının dinlenildiği, Kültür Bakanlığı destekli yayımlanan kitaptaki veya TÜBİTAK tarafından 1.048 personelin fişlenmesi gibi somut göstergeleri deneyimlenmektedir.

8 kurum gibi Türkiye'nin gelişmesinde önemli rollere sahip kurumların özerkliğinin kaldırılarak denetimlerinin bakanlıklara verilmesi, TÜBA ve TÜBİTAK atamalarının doğrudan kendi tarafından yapılması gibi düzenlemelerle kurumların özerkliği kaldırılarak kurumlar sivil vesayetin denetimine girmiştir.

Sivil vesayet, iktidarın kadrolaşması, Türkiye'deki tüm idari ve adli yapıları kuşatmıştır. Yolsuzlukların soruşturulmaması, soruşturulsa dahi yeterli ve gerekli özenin gösterilmemesi kendisini Kayseri Belediyesindeki yolsuzluklarda ve Deniz Feneri dosyasında aleni olarak göstermiştir.

Askerî darbenin soruşturulmasını isteyen AKP iktidarı, 1980-1983 tarihleri arasında çıkarılan kanunlardan, bu kanunların yarattığı sistemlerden ve yapılardan en çok yararlanan iktidar olmuştur. Askerî darbeyi soruşturmak veya araştırılmasını sağlamak demek, askerî müdahalenin Türkiye demokrasisi üzerine yarattığı etkiyi ve insanların yaşantıları üzerinde bıraktığı etkiyi soruşturmak ve araştırmak demektir. Askerî müdahalenin yarattığı olumsuz etkinin izlerinin silinmesi o dönemde yürürlüğe giren mevzuatın tamamının özgürlükçü, insan hak ve onurunu esas alacak şekilde yeni baştan düzenlenmesi demektir.

AKP iktidarı askerî müdahalenin izlerini silmek istiyorsa ve bu isteğinde samimiyse Cumhuriyet Halk Partisi tarafından verilen teklifleri desteklemelidir.

Hükûmetin son yıllarda bulunduğu dış temaslar ve bazı uluslararası sorunlar karşısındaki tutumuna bakıldığı zaman, diktatörlükle yönetilen ülkeler ya da terörizmle bağlantıları olan siyasal otoritelerle yakın ilişkiler geliştirmekten kaçınılmadığı görülmektedir. Şüphe yok ki, binlerce insanın ölümünden sorumlu bir iktidara sahip çıkmak, kendisini demokrasi olarak tanımlayan bir devletin görevi olmamalıdır.

Bütün darbelere karşı ve bu bağlamda şimdiki mevcut sivil diktatörlük ve vesayete karşı direnmek gerekir.

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Önergeler gündemdeki yerlerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki görüşmeler sırası geldiğinde yapılacaktır.

Barış ve Demokrasi Partisi Grubunun İç Tüzük'ün 19'uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve daha sonra oylarınıza sunacağım.

VII.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- BDP Grubunun, Muş Milletvekili Demir Çelik ve arkadaşlarının cezaevlerinde ağır hasta durumunda bulunan mahkûmların hastalık durumlarının göz önünde bulundurulması amacıyla 7/5/2013 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına vermiş olduğu Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 23 Ekim 2013 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

                                                                                                               23/10/2013

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulunun 23/10/2013 Çarşamba günü (bugün) yaptığı toplantısında siyasi parti grupları arasında oy birliği sağlanamadığından, grubumuzun aşağıdaki önerisinin, İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                                            Pervin Buldan

                                                                                                                    Iğdır

                                                                                                        Grup Başkan Vekili

Öneri:

7 Mayıs 2013 tarihinde, Muş Milletvekili Demir Çelik ve arkadaşları tarafından (3281 sıra no.lu) cezaevlerinde ağır hasta durumunda bulunan mahkûmların hastalık durumlarının göz önünde bulundurulması amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisine verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak 23/10/2013 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunması ve görüşmelerin aynı tarihli birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Önerinin lehinde Bingöl Milletvekili İdris Baluken…

Buyurunuz Sayın Baluken. (BDP sıralarından alkışlar)

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; vermiş olduğumuz grup önerisi üzerine söz almış bulunmaktayım. Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, cezaevlerinde yaşanan hak ihlalleri, kötü muameleler, işkenceler ve ölümlere varan uygulamaları defalarca bu kürsülerden dile getirdik, defalarca bulunduğumuz her platformda sizlerle birlikte tartıştık, bugüne kadar Meclisin çözüm bulması noktasında defalarca halkın tepkileriyle birlikte, halkın ortaya koyduğu demokratik eylemselliklerle birlikte duyarlılık çağrıları yaptık ama maalesef, bugüne kadar cezaevleri konusuna duyarsız yaklaşan  bir Meclis pratiği, daha doğrusu bir iktidar pratiğiyle karşı karşıyayız. Biz sorunu her dile getirdiğimizde, bırakın iktidar partisinden bir duyarlılık görmeyi, tam tersine, iktidar partisinin cezaevlerini tıka basa dolduran uygulamaları ve ülkenin her tarafında devam eden yeni cezaevi inşaatları gibi bir durumla karşı karşıya kaldık. Sadece bu durum bile, doldurulmuş olan cezaevleri ve yetmiyormuş gibi yeni cezaevi inşaatlarının yapılmış olması bile AKP’nin bu konuya ne kadar duyarsız yaklaştığını, bu cezaevlerinde yaşanan insanlık dramıyla ilgili kör, sağır, dilsiz pozisyonunu her geçen gün nasıl artırarak devam ettirdiğini ortaya koyması açısından son derece çarpıcıdır.

Özellikle, cezaevlerinde yaşanan hasta tutuklu ve hükümlülerin, hasta mahpusların durumu ise toplumun vicdanını her geçen gün kanatan, çok ağır, tarihî bir trajedi boyutuna maalesef çoktan varmıştır. Uzun süredir cezaevlerinde ölümü bekleyen ağır hastalar var. Sivil toplum örgütlerinin, insan hakları kuruluşlarının hazırlamış olduğu raporlar var. Şu anda, cezaevlerinde 156’sı ağır olmak üzere, 156’sı her an ölme riski taşıyan hastalardan oluşmak üzere, 526 ağır kronik hasta bulunmaktadır. Bu hastaların tahliyeleriyle ilgili bugüne kadar yapmış olduğumuz girişimlerin tamamı maalesef sonuçsuz kalmıştır. Cezaevlerinden neredeyse her ay tabutlar çıkmaya ve her tabutla birlikte de insanlığımızı öldüren bir durum yaşanmaya devam etmektedir.

Bugün, buraya bu önergeyi getirmemizin sebebi, yine, ölmek üzere olan insanlığımızı kurtarmanın beyhude bir çabasıdır. Biz, buradan tekrar, hepinize, duyarlılık çağrısında bulunuyoruz. İçinizde vicdanlı olan milletvekili arkadaşlarımız var, içinizde hekim olan, insan sağlığını, insan yaşatmayı her şeyden daha değerli gören arkadaşlarımız var. Gelin, bu yaşanan sorunlarla ilgili bir an önce bu Meclis bir komisyon kursun, bu komisyon zaman kaybetmeden, acil olarak bütün cezaevlerinde hasta mahpusların durumuyla ilgili bir çalışma ortaya koysun ve bu hasta mahpusların tedavi süreçleri ve tahliye süreçleriyle ilgili yaşanan ağır insanlık suçu da bir an önce ortadan kaldırılsın diyoruz.

Değerli milletvekilleri, bu hasta mahpusların tahliyesiyle ilgili en büyük engelin Adli Tıp Kurumu olduğunu defalarca söyledik. Adli Tıp Kurumu, 12 Eylül faşizminin bütün ruhunu taşıyacak şekilde, sağlıktan çok âdeta ölüme davetiye çıkaran bir kurum niteliğine çoktan dönüşmüş durumda. Bilimsel, tarafsız, objektif, sağlıkla ilgili kararlar alması gereken adli tıp, siyasi değerlendirmeler yaparak, siyasi kararlar alarak yaşamla ölümün ince sınırında bekleyen hasta mahpusları yaşamın tarafına çekmesi gerekirken, maalesef, ölümün kıyısına iten kararların altına imza atmaya devam etmektedir. Adli tıbbın kurumsal yapısının da değiştirilmesi için defalarca burada araştırma önergeleri verdik, konuşmalar yaptık, o konuya da duyarsız yaklaştınız. Ama, en azından şöyle bir uygulamayı gelin hep birlikte yapalım dedik: “Bu hasta mahpuslarla ilgili karar verme süreçleri 12 Eylül ruhunu taşıyan bir kurumun insafına bırakılmamalıdır.” dedik. “Bu ülkedeki üniversite hastaneleri, eğitim ve araştırma hastaneleri, tam teşekküllü devlet hastaneleri bu hasta mahpusların sağlık durumlarıyla ilgili objektif süreçler yürütsün, objektif kararlar versin.” dedik. Yaptığımız çağrıların hiçbir tanesini dikkate almadınız.

Yani öyle bir durum ortaya çıkıyor ki sizler, bu ülkede referans olarak gösterilen üniversite hastanelerine, eğitim ve araştırma hastanelerine, tam teşekküllü devlet hastanelerine güvenmediğinizi ortaya çıkardınız. Çünkü pek çok  hasta mahpus için, örneğin üniversite hastanesi “Cezaevinde kalamaz.” raporu vermiş, örneğin devlet hastanesi  “Tek başına cezaevinde yaşamını idame ettiremez.” raporu vermiş ama Adli Tıp Kurumuna gidince oradan, siyasal bir kararla bu insanlar tekrar cezaevlerine gönderilmişler. Böylesi bir tabloyla karşı karşıyayız.

Bakın, biz tıp fakültesine girdiğimizde bize ilk önce Hipokrat’ın “Primum non nocere: Her şeyden önce, zarar verme” ilkesi öğretildi.  Adli Tıp Kurumu tıpla ilgili eğitimden geçen insanların görev yaptığı bir yer ama verdiği her kararda hastalara zarar veriyor, hastaların yaşam hakkını gasbeden kararların altına imza atıyor. Onlarca tutsak, sadece bir yıl içerisinde yaşamını yitirdi. Defalarca buraya bizler getirdik. Şehabettin Yücel’in durumunu bu kürsüden konuştuk. Hacı Nasır, İrfan Eskibağ, Gürgün Kurt, Mehmet Aras, Latif Bodur, Mahmut Karataş, Mahmut Çakan, Nurettin Soysal, Gülay Çetin… Bütün bu arkadaşlarımızın durumunu bu kürsüden, deyim yerindeyse, canlı yayında olacak şekilde sizlere aktardık ve bu kürsülerden, henüz bizim konuşmamız devam ediyorken onların ölüm haberlerini Genel Kurula verdik. Böylesi bir tablodan bile sizin rahatsızlık duyup bununla ilgili bir çalışmayı önünüze koymanız gerekiyordu.

Kaldı ki dokuz aydır, neredeyse sizin duyarsız yaklaşımınızla sonuna getirmiş olduğunuz, bir çözüm sürecinden de bahsediyorduk. Bu çözüm sürecinin en önemli güven artırıcı adımının bu hasta tutsaklarla ilgili, hasta mahpuslarla ilgili alınacak kararlar olduğunu söyledik.

Bu Mecliste bir Çözüm Komisyonu oluşturuldu. Çözüm Komisyonu cezaevlerine giderek yerinde, bu hasta mahpusların durumunu inceledi. Sonrasında, Adalet Bakanıyla görüşmeler yaptılar, iktidar partisiyle görüşmeler yaptılar ama sonuçsuz kaldı.  Akil insanlar, cezaevlerinde ya da cezaevlerinde bulunan hasta mahpusların aileleriyle görüşmeler yaptı, sizlere raporlar sundu, kendi görüşlerini aktardı ama bugüne kadar, ne Çözüm Komisyonunun ne de akil insanlar heyetinin göstermiş olduğu hiçbir çözüme siz yanaşmadınız. İşte, yanaşmadığınız için de her geçen gün fiilî ölüm cezasına dönüşen ağır bir insanlık trajedisiyle karşı karşıyayız. Her an, bu konuşmayı yaparken bile yaşamını yitirebilecek insanların, mahpusların trajedisiyle karşı karşıyayız. Bakın, on gün önce, ben seçim bölgeme, Bingöl’e gittim. 42 yaşındaki Hasan Kaya -ağır diyabetik hasta- yeterli tedavi almadığı için, ilaçları zamanında verilmediği için, hastaneye kaldırılmadığı için Bingöl Cezaevinde yaşamını yitirdi. Sorumlular hakkında bugüne kadar tek bir soruşturma yapılmadı. 42 yaşındaki bir insanın yaşama ihtimali varken maalesef, duyarsız yaklaşımınız neticesinde, tıpkı diğer hasta mahpuslarda olduğu gibi, o arkadaşımızı da kaybedecek ağır bir acıyla karşı karşıya kaldık. Bizler, bu hasta mahpuslarla ilgili durumun siyasi olarak değerlendirilmemesi gerektiği, insani ve vicdani açıdan değerlendirilmesi gerektiği çağrısını tekrar yapıyoruz.

Konuşma süremiz sınırlı olduğu için, bu arkadaşlarımızın her birinin  hangi hastalıktan muzdarip olduğunu, şu anda hangi ağır sağlık problemlerini yaşadığını burada ifade edecek zamanımız yok ama gelin, bu sefer vicdanınızın sesini dinleyin, bu sefer insanlığınızı kurtaracak bir kararın altına imza atın, burada bir araştırma komisyonu kuralım. Hızla, bütün cezaevlerindeki hasta mahpusların durumuyla ilgili bir çalışma ortaya koyup çözüm önerileriyle beraber, bütün toplumun vicdanını rahatlatacak bir çalışmanın altına imza atalım diyorum.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Baluken.

Aleyhinde, Sivas Milletvekili Hilmi Bilgin.

Buyurun Sayın Bilgin. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

HİLMİ BİLGİN (Sivas) – Teşekkür ediyorum Başkanım.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Barış ve Demokrasi Partisi Meclis Grubu tarafından verilen, cezaevlerinde ağır hasta durumunda bulunan mahkûmların hastalık durumlarının göz önünde bulundurularak durumlarının tespiti ve salıverilmesinin önündeki engellerin kaldırılması amacıyla, Anayasa’nın ve İç Tüzük’ün ilgili maddeleri uyarınca Meclis araştırması açılması önergesinin gündeme alınmasına dair grup önerisi aleyhinde söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Anayasa’mızın 17’nci maddesi, “Herkes, yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir.” hükmünü içermektedir.

Yaşam hakkı insan haklarının en temeli ve başında gelenidir. Bu hak, Anayasa’mız ve İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’yle güvence altına alınmıştır. Bu manada, cezaevlerinde bulunan tüm tutuklu ve hükümlüler de insan olmalarının doğal gereği olarak diğer özgür insanlar gibi bu haklara sahiptirler. Bu kesimin sağlıklarını korumak, tedavilerini yaptırmak da devletin ve hükûmetlerin asli görevidir.

Bu duruma paralel olarak biz, bugüne kadar, gerek parti programımızda gerekse kurulmuş olan hükûmet programlarımızda hizmetlerin merkezine insanı almış bir partiyiz. Biz, parti olarak insan merkezli siyaset yapmaktayız. Kurulduğumuz günden bugüne kadar yaptığımız her hizmette, attığımız her adımda “İnsanı yaşat ki devlet yaşasın.” anlayışıyla hareket ettik, hizmetin ve icraatın odağına insanı ve milletimizi koyduk, bu hareketle hizmet ettiğimiz için de bugüne kadar hedeflediğimiz, insanımızın kaliteli bir sağlık hizmeti almasını, gerek tutuklu olsun gerek özgür olsun, tüm insanımızın kaliteli ve güçlü bir hizmet alarak yaşamasını amaçladık.

Değerli milletvekillerimiz, hükûmetlerimiz döneminde, her alanda olduğu gibi ceza infaz kurumları ve tutukevlerinde kalan hükümlü ve tutukluların hayat şartlarının iyileştirilmesi, sağlık sorunlarının çözümü noktasında önemli ve ciddi adımlar atılmış, bu alandaki çalışmalar hız kesmeden de devam etmektedir. Bu kapsamda, cezaevlerinde sağlık sorunu yaşayan tutuklu ve hükümlüleri kapsayan uygulamalar hakkında sizlere kısaca bilgi vermek istiyorum.

Hükümlü ve tutukluların beden ve ruh sağlığının korunması, hastalıkların tanısı için ilk muayene ve tedavi hizmetleri kurumda verilmekte, ileri tetkik, tedavi ve rehabilitasyon gerekenler devlet hastanelerine, daha ileri sağlık hizmeti gerekenler ise üniversite hastanelerine sevk edilmekte, yasa gereği gerekli olan her türlü muayene ve tedavi devletin teminatı altında, ücretsiz olarak yapılmaktadır.

Yine, ceza infaz kurumlarında tetkik, tedavi ve sağlık takipleri yapılamayan ve hastanede yatarak tetkik, tedavi ve sağlık takiplerinin yapılması gereken hükümlü ve tutuklular için yasalar gereği ihtiyaç duyulan mahkûm koğuşları, devlet hastaneleri ve üniversite hastaneleri de insan ve hasta hakları çerçevesinde tıbbi gereklilik ve mevzuata uygun olarak tahsis edilerek düzenlenmektedir.

Ceza infaz kurumunda bulunan ve fiziki rehabilitasyon ihtiyacı olan tutuklu ve hükümlüler hakkında da ilgili hastaneler tarafından düzenlenen sağlık kurulu raporu doğrultusunda hareket edilmektedir. Bedensel engelli tutuklular ve hükümlüler hakkında hastanede yatarak tedavi görmesi uzman hekim tarafından gerekli görülenler, hastanelerin mahkûm koğuşuna alınarak tedavi ve takibi burada sürdürülmektedir. Tedavi yapan hekimin raporuyla zorunlu olduğu bildirilmesi hâlinde, ilgili şahsın yanına refakatçi verilmektedir.

Aile hekimliği uygulamasına henüz geçilmemiş olan ceza infaz kurumlarında sağlık hizmetleri il sağlık müdürlüklerince görevlendirilen hekimlerce veya Sağlık Bakanlığına geçiş yapmamış olan kurum hekimlerince yürütülmektedir.

Yine, ceza infaz kurumlarının büyük bir kısmında diş ünitesi bulunmakta olup tamamında diş tabipliği hizmeti verilmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bildiğiniz üzere 24 Ocak 2013 tarihli ve 6411 sayılı Kanun ile 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun’un 16’ncı maddesinde değişiklik yapılarak maruz kaldığı ağır bir hastalık veya sakatlık nedeniyle ceza infaz kurumu koşullarında hayatını yalnız idame ettiremeyen ve toplum güvenliği bakımından tehlike oluşturmayacağı değerlendirilen mahkûmların cezalarının infazının iyileşinceye kadar geri bırakılacağı düzenlenmiştir. Anılan düzenlemenin hemen akabinde, Adalet Bakanlığınca tüm cumhuriyet başsavcılıklarına ve ceza infaz kurumu müdürlüklerine yazı yazılarak ceza infaz kurumunda hayatını yalnız idame ettiremeyen hükümlü ve tutukluların hastane sevk işlemlerinin acilen gerçekleştirilmesi ve alınacak raporların derhâl Adli Tıp Kurumuna gönderilmesi istenilmiştir. Ayrıca, bu konuya ilişkin Ceza ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü bünyesinde bir hâkim başkanlığında bir ekip oluşturulmuş ve günlük olarak bu hastaların sevk ve işlemleri tek tek takip edilerek aksaklık olan hususların giderilmesi için gerekenler yapılmıştır.

Öte yandan, Adli Tıp Kurumu işlemlerinde ve gerektiğinde tahlil ve tetkik işlemlerinin daha seri yerine getirilmesi için mahallinde rapor aldırılan hükümlü ve tutuklular Metris R Tipi Ceza İnfaz Kurumuna nakledilerek işlemlerin süratle gerçekleştirilmesi sağlanmıştır. Bu bağlamda, 42 hükümlü ve tutuklunun nakli gerçekleştirilmiştir.

Sağlık kurumlarındaki işlemlerin hızlı yürütülmesi, Adli Tıp Kurumundaki sürecin hızlandırılması amacıyla…

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Ya Vekilim, metne değil de vicdanına bakarak konuş, vicdanından konuş, vicdanından.

HİLMİ BİLGİN (Devamla) – …Adli Tıp Kurumu ve Kamu Hastaneleri Birliği yetkilileri ile Adalet Bakanlığı yetkilileri arasında toplantılar yapılarak sürecin hızlandırılması ve gerekli  bilgilendirmenin yapılması sağlanmıştır. Tüm bu yapılanlar sonucunda 419 hükümlü ve tutuklu hakkında Adli Tıp Kurumu tarafından rapor verilmiş, bunlardan 260 kişi hakkında muhtaç olmadığı veya hastane ortamında infazına devam olunabileceği kararı verilmiştir. Adli Tıp Kurumu tarafından bakıma muhtaç oldukları kabul edilen 159 hükümlü ve tutuklunun 148’i hakkında cumhuriyet başsavcılıklarınca infazın tehiri kararı verilmiştir. Hâlen 85 dosyanın Adli Tıp Kurumunda işlemleri devam etmekte, 79 mahkûmun ise mahalli devlet hastanelerinde tetkikleri devam etmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Meclisimiz bünyesinde bulunan İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu bünyesinde oluşturulan alt komisyon sürekli bir komisyondur. Bu komisyonda Mecliste grubu bulunan tüm parti temsilcileri mevcuttur. Yine bu dönemde de komisyon oluşturulmuş, çalışmalarına devam edecektir. Geçen yıl, yıl boyunca 22 tane cezaevinde her alanda, gerek sağlık alanında gerekse orada bulunan mahkûm ve tutukluların karşılaştıkları sorunlar noktasında inceleme yapılmış, buradan elde edilen raporlar ilgili kurumlara tebliğ edilerek, ilgili kurumlara bildirilerek tespit edilen sorunların çözümü noktasında da çalışmalar devam etmektedir komisyon bünyesinde. Bu komisyonumuzun yapmış olduğu çalışmalar sonucunda etkin ve sonuç alıcı odak bir çalışma yapılmıştır. Yine bu dönemde de bu çalışma devam edecektir.

Değerli milletvekilleri, on bir yıl boyunca, aziz milletimize ve ülkemize her alanda hizmet eden hükûmetlerimiz döneminde milletimizin her alanda yaşam kalitesi artırılmış, millet olarak geleceğe daha güvenle bakar hâle gelinmiştir. Bu dönemde ister özgür olsun ister tutuklu veya hükümlü olsun, insan onur ve haysiyetini koruyacak her türlü düzenlemeler yapılmış ve tedbirler alınmıştır. Bu alandaki çalışmalar da hız kesmeden devam edecektir. Biz, her türlü baskıdan, vesayetten arındırılmış, özgüveni oluşmuş bir ülkede, kardeşçe, barış ortamında yaşamak için tarihî misyonumuzun bize vermiş olduğu, yüklediği sorumlulukla çalışmaya devam edeceğiz.

Bu konuda muhalefet partilerinin de vereceği her türlü olumlu katkıya ve eleştiriye açık olduğumuzu bildirir, bu vesileyle grup önerisinin aleyhinde olduğumuzu bildirir, hepinizi saygıyla selamlarım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Bilgin.

Lehinde, Erzincan Milletvekili Muharrem Işık. (CHP sıralarından alkışlar)

Buyurunuz Sayın Işık.

MUHARREM IŞIK (Erzincan) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; BDP’nin cezaevlerinde ağır hasta durumunda bulunan mahkûmların hastalık durumlarının göz önünde bulundurularak durumlarının tespiti ve salıverilmelerinin önündeki engellerin kaldırılması amacıyla vermiş oldukları Meclis araştırması önergesi lehinde söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Tabii, değerli milletvekilleri, biraz önce konuşan sayın hatibin, AKP’li hatibin konuşmasında insanın neredeyse cezaevine gitmesi, orada kalması geliyor, cezaevleri övülüyor. Tabii, bütün şehirlerde cezaevlerinin ne kadar çok yapılmasını, sayısının artırılmasını, bir de adliyelerin çok yapılmasını övüyoruz. Bu da aslında geldiğimiz noktanın göstergesi.

Tabii, cezaevlerinde yatan mahkûmların özellikle en büyük sıkıntıları bu hasta olan ya da cezaevine girdiği zaman hastalanan mahkûmların durumu. Burada çıkarılan yasalarda, maruz kaldığı ağır hastalık veya sakatlık nedeniyle hayatını yalnız idame ettirememesi ve toplum güvenliği bakımından tehlike oluşturmayacağının değerlendirilmesi koşulları aranıyor. Tabii, şimdiye kadar yapılan başvurularda hastaneye giden ya da adli tıbba veya üniversite hastanesine, devlet hastanesine giden mahkûmların çoğunluğuna “Kendine bakamaz.” diye, rapor verildiği hâlde, ne yazık ki toplum güvenliği bakımından tehlike oluşturacağı söylenerek bırakılmıyor, salıverilmiyorlar, resmen içeride ölmeleri bekleniyor. Tabii, Adli Tıp Kurumunun çoğu zaman verdiği raporları nasıl verdiğini de kamuoyunda, özellikle basında takip ediyoruz. Verilen raporların çoğunda, hastalığın sebepleri  tam belirtilmemekte ve hastanın -mahkûm da olsa hasta kabul ediyoruz- orada numara yaptığı söylenmekte ve böylece verilen raporların geciktirilmesi, günlerce, aylarca bekletilmesi, ne yazık ki bu insanların çoğunun ölümüne sebep olmaktadır.

Tabii, özellikle müebbet hapis almış mahkûmlar hakkında, eğer hastalığı belli ise bunların bir an önce bırakılması gerekir müebbet almış olsalar bile. Ama ne yazık ki özellikle, biliyorsunuz, daha önce yaşanan açlık grevlerinde “Wernicke-Korsakoff sendromu” dediğimiz vitamin eksikliğine bağlı olarak rahatsızlanan birçok mahkûm serbest bırakılmadı.

Daha önce, Sayın Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer zamanında sorulan bir soru önergesine verilen cevapta 2000 yılında 12 tane, 2001’de 15, 2002’de 93, 2003’te 123, 2004’te 9, 2005’te 5 ve 2006’da 2 hükümlünün serbest bırakıldığını görüyoruz. Yalnız, ne hikmetse daha sonra, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül olduktan sonra serbest bırakılan kişi sayısı 26, siyasi mahkûm dediklerimizden yalnızca 1 kişi serbest bırakılmış. Tabii, burada bakmak istenen nokta, buradaki insanlara bakış açısı çok önemli. Siz buradaki insanların hepsini tehlikeli olarak ve size karşı olarak gördüğünüz için çoğunu serbest bırakmadığınız görülüyor. Tabii, basında çıkan bazı haberler var, inanmak istemiyoruz ya da bazı avukatların söylediği bazı haberler var, bunlara fazla inanmak istemiyoruz ama herhâlde gerçektir.

Onlarca hasta mahkûmun zor koşullarda yaşamak zorunda kaldığı Metris Cezaevinde, özellikle Sivas katliamı ve diğer gerçekleştirilen birçok olaydaki katilin ayrıcalıklı ve konforlu yaşadığı söyleniyor. Ayrıca bazı avukatlar, burada, Aziz Yıldırım’ın da kaldığı söylenen yerde, R tipi cezaevinde bulunan koğuşlarda birçok olanağın barındırıldığı ve burada revir özelliği taşıyacak şekilde oradaki hükümlülerin bekletildiği söylenmekte. Tabii, bu kamuoyunda duyuldu. İnşallah bu doğru değildir diye biz kabul ediyoruz.

Tabii en önemli şey, bir tutuklunun ya da hükümlünün cezaevine girdikten sonra orada hastalanması. Özellikle genç çocukların -biz bazen cezaevi komisyonuyla geziye gittiğimiz zaman gördük- orada özellikle hastalandıktan sonra hastaneye gitmeleri resmen –affedersiniz- deveye hendek atlatmaktan daha zor bir mesele.

İnsanlar bir sürü yollara başvurdukları hâlde “Sevk alınmadı, savcıdan izin alınmadı, savcıdan haber gelecek, savcı haber verecek.” diye bekletiliyor. İşte, basit bir gripse zaten kendi kendine geçiyor ama önemli bir hastalıksa bu hastalığı, bekle ki ne zaman gelecekse ona göre “Karar çıksın, götürülsün.” deniyor.

Gittikten sonra ilaçların alınmasında da bir sürü sorunlar var. İlaçlar geldiği zaman reçete gidecek, reçete gelecek. Epilepsi hastası olan hastalar gördük, bu hastaların günlük ilaçları alması gerekiyor ama ne yazık ki ilaçlarının gecikmesinden dolayı sık sık nöbet geçirdikleri görülüyor. Bunların da ilaçlarının yine geciktirildiği… Tabii bunda da art niyet aramayalım ama sanki aranması gerekiyor gibi görülüyor.

Özellikle, tabii, cezaevlerinde kalma koşullarının burada ne kadar önemli olduğu, güzel yapıldığı anlatılsa da ne kadar kötü olduğu, güneş girmesin diye camlarının boyandığı, güneş girmesinin engellendiği; özellikle Silivri’de en son çıkan haberlerde birbirlerini görmesin diye camların boyandığı ve güneşin girmediği söyleniyor.

Biz Edirne’de bir çocuk cezaevine gittik. Çocuk cezaevinde kalan o genç çocuklar 18, 19, 20 kişilik koğuşlarda kalıyorlar ve gittiğimiz zaman, yaz olduğu hâlde, çoğunun üst solunum yolu enfeksiyonlarından dolayı muzdarip olduğunu gördük. Orada çocuklar büyük sıkıntı yaşıyorlar ve maalesef aynı zorlukları çekmeye devam ediyorlar.

Sayın Başbakan Yardımcımız Bülent Arınç bir konuşmasında Fatih Hilmioğlu’yla ilgili bir soru sorulduğunda “Aynı durumda olan insanlar için, en son sanıyorum Fatih Hilmioğlu için bu fazla söz konusu oluyor, başkaları da mutlaka vardır. Onların da bu sürecin hızlı tamamlanarak eğer gerçekten hastalıkları cezaevlerinde daha da ilerleyecekse -ki raporlar elinde- tedavileri cezaevi şartlarında mümkün olmayacaksa süratle tahliye edilmeleri lazım. Zannediyorum ki adli tıbbın bu işe onay vermediği anlaşılıyor şu aşamada, buradan da onları uyarmış olalım. Yani, siz, tabii, tıbbi görüşünüzde özgürsünüz, bizim buna karışma hakkımız yok ama bu kişilerin durumları bir benzerlik arz ediyorsa, tedavileri noktasında dışarıdaki şartlar çok daha iyiyse bunları tahliye edin. Bu insanların ailelerini de kendilerini de toplumu da rahatlatın diyebiliriz. Biz bunların tahliye olmalarını gönülden arzu ediyoruz çünkü sağlık şartları buna elvermiyor.” diyor ve Sayın Bülent Arınç bu konuda kendisinin vicdan azabını çektiğini söylüyor. Ama ne yazık ki hep söylemlerde kalıyor, birileri birilerinin vicdanını rahatlatıyor ama diğer taraftan çıkıp tutukluların aynı şekilde devam etmesine müsaade ediliyor.

Tabii, hasta tutukluların serbest bırakılması için dört merci olduğunu görüyoruz. Bunlardan bir tanesi: Rapor  vermesi gerekiyor hastanelerin; ki raporlar veriliyor ama ne yazık ki bu raporların sonucu alınamıyor, merciler çoğu zaman karar vermiyor. Bir diğer merci Sayın Cumhurbaşkanı; Cumhurbaşkanımızın da bu konuda çok cimri davrandığını görüyoruz. Anayasa Mahkemesi zaten bu konuyla ilgilenmiyor. En son AİHM’e gidiyor; AİHM’e gittiği zaman da zaten çoğu davalarda ceza aldığımız da bir gerçek.

En son olarak, Reyhanlı’da yaşanan ve 52 canımızın katledildiği olayda bilgileri sızdırdığı dolayısıyla tutuklanan er Utku’nun yanına uğramıştık Erzurum’da Hüseyin Aygün arkadaşımla birlikte. Tabii, izin almadığımız için görüşemedik ama orada aldığımız bilgiler şuydu, er aynen şu lafı söylüyor, diyor ki: “Beni askerî cezaevinde tutun, sivil cezaevine göndermeyin.” Yani, askerî cezaevlerine şu anda dışarıdaki diğer cezaevlerinden daha rahat bakılıyor, daha rahat görülüyor ve insanların orada yaşaması isteniyor. Tabii, er Utku travma sonrası sendrom yaşıyor. Bunun özelliklerini hekim olan arkadaşlarımız bilir. Bunun baskı altında kalmaması, özellikle tedavisinin çok iyi yapılması gerekirken ne yazık ki hastanede bile tecrit edilerek orada baskı altında tutulduğunu görüyoruz ve orada da aynı şekilde yine hastalığının devam etmesi ve yıllarca cezaevinde kalması isteniyor. Ki bu er arkadaşımıza aslında madalya verilmesi gerektiğini söyledi arkadaşlarımız, ben de katılıyorum. Çünkü en azından bu ülkedeki bazı gerçekleri gün yüzüne çıkardılar, birileri neyin ne olduğunu anladı, Reyhanlı’da yaşanan o katliamın nelere mal olduğunu da gösterdi. Ama biz her şeyin en iyisini kendimiz bildiğimiz için aynı şekilde devam ediyoruz.

Burada bizim talebimiz şu: Bu grup önerisine kesinlikle destek verilmesi gerekiyor çünkü sonuçta mahkûm da olsa, eğer sosyal devletiz, hukuk devletiyiz diyorsak bizim buradaki bu mahkûmlara da, tutuklulara da bakmamız gerekir. Bu insanlar orada keyif için yatmıyorlar. Kanser olanlar var, felç olanlar var, beyin tümöründen dolayı kendine bakamayanlar var, kolu kopmuş olanlar var, prostat kanseri olanlar var; bunların hepsi gördüğümüz kişiler. Bunların bir an önce serbest bırakılması lazım. Bunu özellikle işte, BDP, MHP ya da CHP getirdi diye hemen defans gösterip “Yok, böyle bir şey olmaz.” dememek lazım. Çünkü sonuçta burada çıkıp konuştuğunuz zaman reklamları izliyoruz, çok güzel şeyler olduğunu anlatıyorsunuz ama size tavsiyem bir de cezaevlerine gidin, bu mahkûmları orada görün, onların ne durumda olduklarını gördükten sonra bu kararı verin. En son İnsan Hakları Komisyonundaki cezaevi komisyonu raporunun nasıl çarpıtıldığını, nasıl yanlış yazıldığını da biliyoruz çünkü bizim cezaevi komisyonundaki arkadaşlarımız gerçeklerin böyle olmadığını söylediler.

Bu öneriye destek vermenizi arzu ediyor, selamlarımı sunuyorum. (CHP ve BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Işık.

Aleyhinde Bursa Milletvekili Hakan Çavuşoğlu. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Buyurunuz Sayın Çavuşoğlu.

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; BDP’nin hasta tutuklu ve yükümlülerin durumlarının araştırılmasıyla ilgili vermiş olduğu grup önerisi hakkında söz aldım. Bu vesileyle, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın milletvekilleri, bildiğiniz gibi, çağdaş ceza infaz hukuku sistemi, insani düşüncenin etkinlik kazanmasına paralel olarak cezaevlerinde cezalarının infazı sürecinde bulunan hükümlülerin aynı zamanda sadece cezaevlerinde özgürlüklerinden yoksun bırakılmasına matuf bir durum değil, onların yeniden topluma kazandırılması, ıslah edilmesi, gerek bedensel gerekse ruhsal anlamda sağlıklı koşullarda yaşamlarını temin maksadına matuftur. Onun için, cezaevlerinde bulunan tutuklu ve mahkûmların, hasta mahkûmların, öncelikle sağlıklı koşullarda infazlarının gerçekleştirilmesi gerektiği düşüncesindeyim. Bu nedenle de çağ dışı kalmış, geçmişte kalmış, zor koşullar altında infazlarını çekmekte olan ve bu cezaevlerinde bulunmakta olan hükümlü ve tutukluların daha çağdaş formlarda, daha sağlıklı ortamlarda cezalarını çekmeleri, aynı zamanda onların sağlıklı kalmalarına da vesile olacaktır diye düşünüyorum. Bunun içindir ki iktidarımız ve Hükûmetimiz, ilk tarihlerinden itibaren, cezaevlerindeki fiziki koşulların geliştirilmesi, sağlıklaştırılması ve yeni ceza infaz kurumlarının oluşturulması yönünde adım atmıştır. Bu nedenledir ki bir taraftan hükümlü ve tutukluların sağlıklı olması gerektiği hususunun altını çizerken diğer taraftan da yeni cezaevlerinin inşa edilmesini eleştirmek, doğru bir yaklaşım tarzı değildir.

Değerli arkadaşlar, biraz evvel, çok değerli milletvekili arkadaşım da izah etti; geçtiğimiz yasama yılı içerisinde, biz, 5275 sayılı Yasa’nın 16’ncı maddesinde bir değişikliğe gitmek suretiyle, ceza infazının ertelenmesine ilişkin koşullara bir yenisini ilave ederek farklı bir alternatif de sunmuş olduk. Bu da şuydu: Ağır bir hastalık veya sakatlık nedeniyle ceza infaz kurumu koşullarında hayatını yalnız idame ettirememe hâlinde cezaların infazının ertelenmesine olanak sağlamıştık. Hâlbuki bu, eski düzenlemeye, daha önceki yürürlükte bulunan düzenlemeye göre bir ileri aşamadaydı. AK PARTİ iktidarları kurulduğundan bu yana demokratik reflekslerle ve insanı merkeze alan reflekslerle hareket etmeye devam ediyor. Hâl böyle olunca, bizim ceza infaz sistemini de, ceza infaz kurumlarını da öncesine nazaran daha sağlıklı, daha uygun bir ortama getirmiş olduğumuz konusunda hiçbir şek ve şüpheye mahal yoktur.

BDP grup önerisinin gerekçesini incelediğimizde de farklı başka etkenlerin de dercedildiğini görüyoruz. Mesela bunlardan bir tanesi, Kürtçe konuşmadan kaynaklanan sıkıntılarla alakalı olarak bir husus izah ediliyor, açıklanıyor.

Değerli arkadaşlar, 2009 yılında yönetmelikte bir değişiklik yapmak suretiyle, mahkûmun ya da hükümlünün başka dilde kendisini daha iyi ifade edebileceğini söylediği yakınıyla telefon görüşmesinin önünü açtık. Aynı şekilde, bunu takiben de yönetmelikte bir değişiklik yapmak suretiyle, aynı düzlemde, yüz yüze görüşmelerinde de yine bir başka dilde konuşmalarına olanak sağlayan düzenlemeyi getirdik.

Sayın milletvekilimizin biraz evvel açıklamış olduğu hususları burada tekrar etmenin gereğinin de olmadığını düşünüyorum.

Bu vesileyle, bizim grup önerisinin aleyhinde olduğumuzu belirterek huzurlarınızı işgal etmeden hepinize saygı ve sevgilerimi sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Başkan, hatip işgalden bahsediyor. Neyi işgal etmişler acaba?

III.- YOKLAMA

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Yoklama istiyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunacağım ama yoklama talebi vardır, önce onu yerine getireceğim.

Sayın Hamzaçebi, Sayın Öğüt, Sayın Ağbaba, Sayın Canalioğlu, Sayın Işık, Sayın Acar, Sayın Küçük, Sayın Özel, Sayın Ekşi, Sayın Özkan, Sayın Öner, Sayın Korutürk, Sayın Susam, Sayın Öz, Sayın Ayaydın, Sayın Öztürk, Sayın Toptaş, Sayın Gümüş, Sayın Akar, Sayın Sapan.

İki dakika süre veriyorum.

Yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı yoktur.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

 

Kapanma Saati: 15.52

 

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 16.06

BAŞKAN: Başkan Vekili Şükran Güldal MUMCU

KÂTİP ÜYELER: İsmail KAŞDEMİR (Çanakkale), Mine LÖK BEYAZ (Diyarbakır)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 8’inci Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

III.- YOKLAMA

BAŞKAN – Barış ve Demokrasi Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş önerisinin oylamasından önce yapılan yoklamada toplantı yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi yeniden elektronik cihazla yoklama yapacağız.

Yoklama için iki dakika süre veriyorum.

Yoklama işlemini başlatıyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Toplantı yeter sayısı vardır.

VII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

1.- BDP Grubunun, Muş Milletvekili Demir Çelik ve arkadaşlarının cezaevlerinde ağır hasta durumunda bulunan mahkûmların hastalık durumlarının göz önünde bulundurulması amacıyla 7/5/2013 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına vermiş olduğu Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 23 Ekim 2013 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

BAŞKAN – Öneriyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Öneri kabul edilmemiştir.

Şimdi de Milliyetçi Hareket Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup daha sonra oylarınıza sunacağım.

2.- MHP Grubunun, Tokat Milletvekili Reşat Doğru ve arkadaşlarının uyuşturucu kullanma yaşının 11 yaşlara yani ilköğretim çocuklarına kadar yaygınlaştığının araştırmalarda ortaya konmasına rağmen okullarımızda uyuşturucu kullanma ve madde bağımlılığı durumunun tespiti, varsa alınması gereken tedbirlerin belirlenmesi amacıyla 13/11/2012 tarih ve 2012/6735 sayı ile Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına vermiş olduğu Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 23 Ekim 2013 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulunun 23/10/2013 Çarşamba günü (bugün) yaptığı toplantısında siyasi parti grupları arasında oy birliği sağlanamadığından grubumuzun aşağıdaki önerisini İç Tüzük'ün 19'uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını arz ederim.

Saygılarımla.

                                                                                                          Yusuf Halaçoğlu

                                                                                                                  Kayseri

                                                                                                   MHP Grup Başkan Vekili

Öneri:

13 Kasım 2012 tarih, 2012/6735 sayı ile TBMM Başkanlığına vermiş olduğumuz Tokat Milletvekili Reşat Doğru ve arkadaşlarının uyuşturucu kullanma yaşı 11 yaşlara yani ilköğretim çocuklarına kadar yaygınlaştığı araştırmalarda ortaya konmuştur. Buna rağmen okullarımızda uyuşturucu kullanma ve madde bağımlılığı durumunun tespiti varsa alınması gereken tedbirlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması önergemizin 23/10/2013 Çarşamba günü (bugün) Genel Kurulda okunarak görüşmelerinin bugünkü birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Lehinde Tokat Milletvekili Reşat Doğru.

Buyurunuz efendim. (MHP sıralarından alkışlar)

REŞAT DOĞRU (Tokat) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Ülkemizde ve okullarımızda özellikle, uyuşturucu kullanma ve madde bağımlılığı durumunun tespiti ve alınması gereken tedbirlerin belirlenmesi amacıyla arkadaşlarımızla vermiş olduğumuz araştırma önergesi üzerine söz almış bulunuyorum.

Akıl ve beden sağlığının en büyük düşmanı olan uyuşturucu ve madde bağımlılığını, başta gençler arasında olmak üzere herkesi etkileyebilen, biyolojik, ruhsal, psikolojik ve sosyal boyutları olan bir sağlık sorunu yanında toplumu ve geleceğimizi çürüten bir sorun olarak da tanımlamak mümkündür. Ülkemizde uyuşturucu madde kullanımı dünyada birçok ülkede olduğu gibi her geçen gün artmaktadır, uyuşturucu kullanım yaşı da 11 yaşlara kadar da inmiştir yani ilköğretim çocuklarına kadar yaşın inmiş olduğunu görüyoruz. Bu, çok vahim ve ağır bir tablodur. Okullarımızda bu yönlü araştırmaların yapılıp gerekli önlemlerin alınmasının zamanı geçmektedir. Araştırma önergemiz de zaten bu amaçla tanzim edilmiştir.

Günümüzde madde kullanımının önüne geçilmediği takdirde ülkelerin en önemli sorunu olarak karşımıza geleceği açıktır. Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarının sosyal düzende yapmış olduğu tahribatlar maalesef aileleri birçok problemlerle karşı karşıya bırakmıştır. Ülkemizde çiftçi, memur, emekli, işçi, iş adamı, esnaf çok büyük sıkıntı ve problemlerle karşı karşıyadır. Bunlara bağlı olarak borçlar ödenememekte, her geçen gün icralarla karşılaşılmaktadır. Bu da toplumun psikolojisini bozmakta, insanları umutsuzluğa itmektedir. Sonuçta da insanlarda madde kullanımı her geçen gün artmaktadır. Gençler, erişkinler, kadınlar, yaşlılar, madde bağımlısı hâline, her geçen gün, maalesef gelmektedir. AKP iktidarı bu gençleri görmelidir, bu insanları mutlaka görmelidir. Başta büyük şehirler olmak üzere birçok ilimizde uyuşturucu ve diğer madde bağımlısı sayısı her geçen gün artmakta, aileler dağılmaktadır.

Millî Eğitim, Aile ve Sosyal Politikalar, Sağlık Bakanlığı yetkilileri gençlere ve halka neden sahip çıkmamaktadır? Bakanlıklar, özellikle, pansuman tedbirlerle bu önemli konuyu maalesef geçiştirmektedir. Ancak bugüne kadar genel nüfusta madde kullanım yaygınlığı alanında ülke genelini kapsayan çok ciddi çalışmaların da devlet tarafından yapılmış olduğunu görmüyoruz. 2003 yılında, Birleşmiş Milletlerin desteklediği, Türkiye’de hane halkını, öğrenciler ve hapishanedeki nüfusu kapsayan bir örnekleme tasarımı ile 6 ilde bir araştırma yapılmıştır. Bu araştırmaya göre 15 ile 64 yaş arasında afyon ve türevi maddelerin en az bir kez deneme oranı yüzde 0,5’lerde; solvent ve yapıştırıcı maddelerin en az bir kez denenme oranı ise yüzde 0,6 olarak tespit edilmiştir.

2010 yılında TUBİM’in Ankara ilinde yapılan pilot araştırmasında ise esrarın en az bir kere denenme oranı yüzde 1,6’lardadır. Son bir yılda kullanım oranının -yüzde 0,8 olarak- yüzde 1’lere doğru çıkmakta olduğu görülmüştür.

Yine, 2010 yılında TUİK tarafından yapılan araştırmada ise herhangi bir uyuşturucuyu en az bir kere deneme oranı yüzde 1’ler seviyesine doğru yükselmektedir.

Erkeklerde madde kullanımı en az bir kere deneme oranı yüzde 1,26; bayanlarda ise bu oran yine yüzde 0,61 olarak belirlenmiştir.

Ayrıca, öğrenciler arasında yapılan araştırmalarda da herhangi bir, yasa dışı, bağımlılık yapan maddenin en az bir kere denenme oranı ortalama yüzde 1,5 olarak görülmektedir. Bu oran erkeklerde yüzde 2,3, kızlarda yüzde 0,7 olarak görülmüştür. Öğrencilerin yüzde 1,1’inde de ailesinde, tütün ya da alkol dışında başka madde kullanan birisinin olduğu da tespit edilmiştir.

Maddeyi ilk kez kullanma yaşı ortalaması ise 14 civarındadır.

Bu araştırma sonuçlarına bakılınca konunun ne kadar önemli olduğu bir kez daha göz önüne alınmalıdır. Anayasa’mızın 58’inci maddesinde “Devlet, gençleri uyuşturucu maddelerden korumak için gerekli tedbirleri alır.” ibaresi bulunmaktadır. Bundan dolayı da devlet, önleme faaliyetlerini süratle yapmalıdır.

Koruyucu hekimlik yani maddeye hiç başlamamak korunmanın temeli olmalıdır. Madde bağımlılığı tedavisi ve topluma yeniden kazandırılması için harcanan emek ve maliyet, önleme boyutunda harcanan emek ve maliyetten çok fazladır. Bundan dolayı da çevresel önleme çalışma grupları mutlaka oluşturulmalıdır. Okul, aile, toplum odaklı çalışmalar mutlaka yapılmalıdır.

Uyuşturucunun hedefinde çocuk ve gençler başta gelir. Bundan dolayı da risk altındaki gruplara yönelik çok yönlü değerlendirmeler yapılmalıdır.

Ankara’da yine 7 farklı lisede yapılan araştırmada, lise öğrencileri arasında yüzde 13,2 sigara, yüzde 23,5 alkol, yüzde 2,3 hayatta en az bir kere uyuşturucu madde kullanılmış olduğu tespit edilmiştir. Bu büyük tehdide rağmen okullarımızda uyuşturucu madde kullanımı konusunda dokuz yıldır maalesef araştırma yaptırılmamaktadır.

Avrupa’da uygulanan ve ülkemizde uygulanması istenen ESPAD yani Avrupa Genelinde Madde Kullanımı Değerlendirme Projesi, 2003 yılından itibaren, Millî Eğitim Bakanlığı izin vermediğinden dolayı maalesef yapılmamıştır yani okullarımızda gençler arasında istatistiki genel bilgiler 2003 yılının öncesine dayanmaktadır. Bu, doğru değildir. Bugünkü zamanda ülkemizde birçok şehirde, özellikle bazı semtlerde gençler arasında bali, tiner, uyuşturucu kullanımından dolayı neredeyse yürünemez, gezilemez durumlar vardır, hatta bazı yerlerde öldürme vakalarına yani masum insanlara saldırılara bile rastlanmaktadır. Çocuklarımız, gençlerimiz kötü alışkanlıklarının kurbanı olmaya devam etmektedir. Bunun da en önemli sebeplerinin başında ailelerdeki işsizlik, yoksulluk, çocuklara ilgisizlik, fakirlik gelmektedir. AKP iktidarında işsizlik ve yoksullukla yeterli mücadele ne denirse densin sağlanamamıştır. Emekliler, memurlar, esnaf ve çiftçiler, iş adamları, engelliler çok zor şartlar altında yaşam mücadelesi vermektedir.

Evde geçim zorluğu aile bağlarını etkilemekte ve çocuklar ilgisiz, sahipsiz kalabilmektedir. Ayrıca, aile bireyleri arasındaki çeşitli diyalogsuzluk da çocukları dışarıya, dış dünyaya sevk etmekte, kötü alışkanlıklarla maalesef baş başa bırakmaktadır.

Sonuçta, çocuklarımız kabul edilemeyecek çok kötü durumlarla karşılaşmaktadır. Bundan dolayı da başta siyasiler olmak üzere, toplumun her ferdi bu konuda sorumlu olduğunu düşünmelidir. Onun için de Sağlık Bakanlığına, Millî Eğitim Bakanlığına, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığına, Gençlik ve Spor Bakanlığına, İçişleri Bakanlığına çok önemli görevler düşmektedir. Konu basit önlemlerle maalesef çözülecek gibi değildir.

Gençler üzerinde çeşitli projeler yapılıp meşguliyetleri arttırılmalıdır, yönlendirilmelidir. Aile bağları mutlaka kuvvetlendirilmeli, bu yönlü projeler Aile Bakanlığı vasıtasıyla mutlaka gündeme getirilmeli ve uygulamaya konulmalıdır.

Bugün dış dünyada, özellikle Batı’da, gelişmiş ülkelerde madde bağımlılığı ve uyuşturucu kullanımı her geçen gün artıyorsa bunun analizi ülkemiz yetkilileri tarafından çok yönlü olarak da yapılmalıdır. Madde temininden tutun da uyuşturucu kullanımına kadar her yerde devlet mutlaka müdahil olmalıdır.

Özellikle PKK’nın ve diğer terör örgütlerinin gelir kaynaklarının birçoğu uyuşturucu ticaretinden olmaktadır, bu unutulmamalıdır. Yaklaşık olarak 10 milyar doların üzerinde paranın bu piyasada döndüğü ve gelir olarak da bu örgütlerin elinde bulunduğu da unutulmamalıdır.

Ülkemiz uyuşturucu olayları konusunda da sıkıntı içerisindedir. 2011 yılında ülkemizde 67.099 uyuşturucu olayı meydana gelmiş, bu olaylarda 105.665 kişi yakalanıp adliyeye sevk edilmiştir. Bu olayların yüzde 87’si uyuşturucu madde kullanma ve bulundurma, yüzde 13’ü ise satma ve kaçakçılık suçlarından oluşmaktadır. Cezaevlerinde uyuşturucu suçundan yatanların oranı her geçen gün maalesef artmaktadır.

Bugün ülkemizde TUBİM yani Türkiye Uyuşturucu ve Uyuşturucu Bağımlılığı İzleme Merkezi çok yönlü çalışmalar yapmaktadır. Geçtiğimiz günlerde TUBİM, ulusal uyuşturucu madde kullanımı ile mücadele konusunda uluslararası bir konferans tertiplemiştir. Yani o konuda TUBİM yetkililerine candan tebriklerimi sunmak istiyorum. Hakikaten, bu yönlü olarak tek başlarına işleri götürmeye yani mücadele yapmaya çalışıyorlar. Ama sorun onların sorunu değil, sorun devletin sorunudur. Sorun bir sağlık sorunudur, herkesin sorunudur.

26 Haziran, Dünya Uyuşturucu Kullanımı ve Kaçakçılığıyla Mücadele Günü olarak kabul edilmiştir. En azından bu günler, bu haftalar Türkiye’nin her tarafında farklı şekilde değerlendirilmeli, okullarımız başta olmak üzere her yere ulaşılarak insanlarımız korunmalıdır.

STK’lara etkinliklerini yapmaları noktasında destekler verilmelidir, halk aydınlatılmalıdır. Ancak gördüğümüz kadarıyla bu iş sadece Emniyet Genel Müdürlüğü ve üç beş tane STK kuruluşunun elinde kalmaktadır, bu da doğru değildir.

Ayrıca, bunların yanında, Türkiye’nin dışında, Avrupa’da da yaşayan 5 milyonun üzerinde insanımız vardır. Bunların çocukları üzerinde de çok ciddi manada uyuşturucu kullanımıyla ilgili sıkıntılar vardır. Avrupa’daki hapishanelere bakıldığı zaman, özellikle Almanya’da 30 binin üzerinde genç insanımız hapishanelerde yatmaktadır ve bunların birçoğunun da uyuşturucu suçundan dolayı yatmış oldukları görülmektedir. Yani ülkemizin içerisinde ve dışındaki, Türk dünyasındaki, Türkiye’nin dışındaki gençlerimize ve insanlarımıza sahip çıkma görevinin de herhâlde bizim olduğunu söylememiz gerekmektedir.

İnanıyorum ki bu araştırma önergemiz bu yönlü olarak değerlendirilir ve geçen dönemde kurmuş olduğumuz komisyonun bir benzerini de bu konuda kurarız, gerekli önlemleri alırız diyor, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN -  Teşekkür ederiz Sayın Doğru.

Aleyhinde, İstanbul Milletvekili Mehmet Domaç. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Buyurunuz Sayın Domaç.

MEHMET DOMAÇ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Trabzonsporlu efsane millî futbolcu, örnek insan Kadir Özcan’ın vefat ettiği duyumunu aldık, kendisine Allah’tan rahmetler diliyorum. Ailesine, sevenlerine, Trabzonlulara başsağlığı dileklerimi iletiyorum.

Değerli milletvekilleri, Milliyetçi Hareket Partisinin araştırma önergesi hakkında görüşlerimi ifade etmeye çalışacağım. Madde bağımlılığı, bildiğiniz gibi dünyada oldukça yaygın ve herkes tarafından önlenmesi için çaba harcanan bir konu. Biyolojik, ruhsal ve sosyal boyutları olan bir sorun. Madde bağımlılığına yol açanlar başta tütün, alkol, uçucu maddeler, uyuşturucular olarak sıralanabilir. Sentetik daha birçok madde var. Uyuşturucu olarak adlandırılan maddenin kullanımı oransal olarak düşük olmasına rağmen toplumsal olarak oldukça büyük sorunlara yol açıyor ve bağımlılık yaratıyor ve ciddi bağımlılıklar oluşturuyor.

Türkiye, bildiğiniz üzere Asya ile Avrupa’yı birbirine bağlayan önemli bir transit güzergâhta bulunuyor, tarihî İpek Yolu ülkemizden geçiyor. Ne yazık ki uyuşturucu maddeleri ve kaçakçılık da bu alanda hareket ediyor. Afganistan’da, İran’da üretilen baz morfin, eroin, esrar gibi maddelerin kaçakçıları, doğudan batıya doğru hareket ederek ülkemizi bir yol olarak kullanmaya çalışıyorlar. Psikotroplar, sentetik ürünler de bunun tersine, batıdan ülkemize doğru hareket ediyor. Bu konuda oldukça deneyimli bir emniyete sahibiz ve bu transit yolu değerlendiren kaçakçılara karşı büyük önlemler alınıyor ve çok sayıda bağımlılık yapıcı madde emniyetimiz tarafından engelleniyor, yakalanıyor ve çok sayıda kişi bu konuda gözaltına alınıyor. Bu, ülkemizde ne yazık ki yaygın bir şekilde son zamanlarda çocuklar arasında kullandırılmaya zorlanıyor.

Değerli milletvekilleri, psikologlar, sosyologlar, sosyal çalışma uzmanları bu bağımlılığı bir davranış bozukluğu olarak, bir hastalık olarak tanımlıyorlar; güvenlik güçleri, hukukçular, hâkimler, savcılar açısından da yasaklanan davranışlar olarak değerlendiriliyor. Uyuşturucuyla mücadele, başta aileler olmak üzere emniyet güçleri ve toplumun her kesimini yakından ilgilendiriyor. Bu mücadelede öncelikli olarak gençlerimizi ve çocuklarımızı uyarmamız ve maddeden korumamız gerekiyor.

Ülkemizde uyuşturucu ve uyarıcı madde kullanan kişilere uygulanan tedavi programları Sağlık Bakanlığı Tedavi Hizmetleri Genel Müdürlüğünce yürütülüyor. Ülkemizde 2005 yılında 2.078, 2006 yılında 2.853 olan yatarak tedavi gören madde bağımlısı kişi sayısı 2007 yılında 2.492, 2012 yılında da 8.696 olarak kayıtlara geçmiş durumda.

Madde bağımlılığı tedavisindeki en önemli gelişme ise ayakta tedavi alanında yaşanıyor. Özellikle tütün mamullerine olan bağımlılığa karşı yürütülen etkili politikalar neticesinde 2007 yılında 38 bin olan ayakta tedavi gören hasta sayısı 2012 yılında 218 bine yükselmiştir. 2008 yılında madde bağımlısı tedavisine yönelik 493 adet yatak sayısına sahip 20 adet tedavi merkezi bulunmakta iken 2012 yılında tedavi tesisi sayısı 25’e çıkmış, yatak sayısı 688 adede yükselmiştir.

Saygıdeğer milletvekilleri, madde kullanımı, bağımlılık, kaçakçılıkla ilgili sorunların tespit edilmesi ve çözüm önerileri üretilmesi amacıyla 2008 yılında, Meclisimizde, uyuşturucu başta olmak üzere madde bağımlılığı ve kaçakçılığı sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir komisyon kurduk. Bu komisyon 23’üncü Dönemde dört aylık bir çalışma yaptı, 34 toplantı ve 37 oturum gerçekleştirdi. Konu hakkında bilgi edinmek üzere akademisyenler, ilgili kuruluşlar, sivil toplum kuruluşları davet edilerek görüşleri alındı.

26 Şubat 2009 tarihinde rapor Meclisimizde görüşülmüş ve bu görüşme sonunda öne çıkan konular şöyle belirlenmişti: Madde kullanımının önlenmesi ve kontrol altına alınmasını amaçlayan etkinliklerin tanımında standart bir terminoloji kullanılmalı, sektörler arası ortak bir politikanın temel ilkelerinden biri olarak bu lisan yaygınlaştırılmalı, madde bağımlılığının bir sağlık sorunu olduğu mesajının topluma daha yoğun ve vurgulanarak verilmesi sağlanmalı, özellikle medyanın bu konuda sorumluluğu ortaya çıkarılmalı.

Bu mesaj içinde, madde bağımlılığının tedavi edilebilen bir sorun olduğu ve sağlık kuruluşlarına başvurmanın önemiyle ilgili vurgulamaların da yer almasının sağlanması ortaya çıkarıldı. Uyuşturucu ve psikotrop maddelerle ilgili suçları ihbar edenlerin kendi rızaları olmadıkça kimliklerinin gizli tutulması, tanık veya başka sıfatla dinlenmemeleri, bu suçların unsurunu ya da cezalarını etkileme ihtimali bulunanlar dışında başka suçlarla ilgili davaların bu suçlarla ilgili davalarla birleştirilmemesinin sağlanması için önerilerde bulunuldu. Bu suçların tümünün muhbirlerinin ve tanıklarının Tanık Koruma Kanunu kapsamına alınması dile getirildi. Okullarda, sosyal ve psikolojik olarak destek programlarının temel sorumlusu olan psikolojik danışmanlık ve rehberlik öğretmenlerinin kadrolarının artırılması ve her çocuğun ulaşabileceği şekilde yerleştirilmesinin sağlanması konusunda çalışma yapılması rapora geçirildi.

Hem medya aracılığıyla hem de sinemalarda gösterilen alkol ile ilgili reklam filmlerinin kaldırılması veya kısıtlanması ile ilgili yasal bir düzenleme yapılması için öneride bulunuldu; bu, hayata geçti.

Uyuşturucu ve madde bağımlılığı konusunun yazılı ve görsel medyanın sürekli gündem maddelerinden biri hâline getirilmesi konusunda raporda öneriler sunuldu.

Çocuk polisi… Çocuk şubesi bünyesinde sürekli görev yapan sosyal hizmet uzmanı, psikolog ve sosyolog istihdam edilmesi için öneriler geliştirildi. Amaç çocukların topluma yeniden kazandırılması ise, olayın ekonomik, sosyal, psikolojik, pedagojik boyutunun bir bütün içinde kavranması gerektiği ortaya getirildi.

Türk Ceza Kanunu’nda madde bağımlılığı ile mücadele konusunda cezaların yeniden düzenlenmesi gibi çok sayıda öneride bulunuldu.

Değerli milletvekilleri, özellikle gençler arasında yapılan araştırmalarda gençlerde uyuşturucu kullananların büyük bir kısmının öncelikle tütün ve alkol kullanımına başladığı, sonrasında uyuşturucu madde kullandığı görülmektedir. Bu yüzden özellikle gençlerimizi uyuşturucudan korumanın en etkili yolu, onları tütün ve alkol gibi bağımlılık yapıcı maddelerden korumaktır.

Bu amaçla tütün mamullerinin üzerlerine sağlığa zararlı olduklarını belirten ibarelerin eklenmesi zorunlu kılınmış, tütün ve alkol ürünlerinin reklam ve tanıtımlarının yapılması yasaklanmıştır. Özellikle tütün mamullerinin sağlığa zararlarının anlatımına yönelik programlar, televizyonlarda yayınlanan kamu spotları ile halkımızı ve gençlerimizi bilinçlendirme faaliyetlerinde bulunulmaktadır.

Üniversitelerimizde yapılan araştırmalarda son yıllarda tütün ve alkol mamullerinin kullanımına başlama oranlarında düşüş yaşandığı, bu mamulleri kullanan gençlerimizin de bağımlılıklarından kurtulmak istediği  açıkça görülmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Milliyetçi Hareket Partisinin verdiği araştırma komisyonu kurulmasına yönelik önergenin içeriğine katılmakla birlikte bu konu hakkında kurulmuş ve raporunu sunmuş olan Meclis araştırma komisyonu ve madde bağımlılığına karşı verilen etkin mücadeleler nedeniyle önergeye katılamıyoruz.

Sizleri saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Domaç.

Lehinde Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt. (CHP sıralarından alkışlar)

Buyurunuz Sayın Öğüt.

ENSAR ÖĞÜT (Ardahan) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; uyuşturucu madde hakkında Milliyetçi Hareket Partisinin vermiş olduğu önerge üzerinde söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygılarımla selamlıyorum.

Konuşmama başlamadan önce, Trabzonspor taraftarı olarak, vefat eden Trabzonspor’un efsane futbolcusu ve aynı zamanda 1461 Trabzon Antrenörü Kadir Özcan’a Allah’tan rahmet, ailesine ve tüm sevenlerine başsağlığı diliyorum.

Değerli arkadaşlar, dünyada olduğu gibi Türkiye’de de son derece uyuşturucu bağımlılığı var. Bu uyuşturucu bağımlılığı öyle bir hâle geldi ki -biraz önceki sayın konuşmacı rakamlar verdi, ben de vereceğim- Türkiye’de felaket bir durumda. Gençlerimiz hatta çocuklarımız, özellikle ilkokulda okuyan çocuklarımız dahi uyuşturucu kullanmaya başlamış. Bunların yaş sınırı da -demin Reşat Bey de söyledi- 11’e inmiş. Yani 11 yaşındaki çocuk uyuşturucu kullanmaya başlamış ve bu sayı gittikçe artmış, okullarda, ortaokulda, lisede, üniversitede ve toplumun bütün kesimlerinde korkunç derecede bir uyuşturucu kesimi artmış ancak uyuşturucu hastası olan bazı hastalar yatarak tedavi olması gerekirken, AMATEM’ler var, bu AMATEM’ler yani uyuşturucu madde bağımlılarının tedavi merkezleri, bu tedavi merkezleri sıfır noktasında… Sayın Bakan burada, Hükûmet burada, ben rica ediyorum, Türkiye’de kaç tane uyuşturucu madde bağımlılıklarını tedavi eden merkez var? Bu merkezde insanlar, hastalar rahat gidip tedavi olabiliyor mu? Uyuşturucuya bağımlı olan çocuklarımız burada kurtuluyor mu? Hayır. Arayın şimdi Bakırköy’ü, arayın Balıklı Rum Hastanesini, arayın Erenköy’ü, arayın Elâzığ’ı, çocuk yatırmaya kalkın, hastanın psikolojisi bozuk, zaten uyuşturucu almış, bu çocuklar felaket bir durumda, hastanelere kabul etmiyorlar, “Yer yok.” diyorlar, altı ay sonraya, üç ay sonraya randevu veriyorlar. Böyle randevu verdikleri zaman da hastalar ya intihar ediyor ya da ölüyor.

Değerli arkadaşlar, sosyal devletin görevi bu mu olması lazım? Yani koca bir Türkiye Cumhuriyeti devletinde dört beş tane uyuşturucu bağımlılığı merkezleri, AMATEM’ler olursa bunun altından kalkabilir miyiz? 80 milyona nüfusumuz yaklaştı. Değerli arkadaşlar, bu anlamda mutlak surette Hükûmetin ve ilgili bakanlığın tedbiri alması lazım ve uyuşturucu maddelilerin tedavi olması için merkezlerin çoğaltılması gerektiğine inanıyorum.

Değerli arkadaşlar, uyuşturucunun temel kaynağı, ana vatanı Afganistan. Afganistan’dan İran, bu, İran üzerinden Türkiye, Türkiye’den Avrupa Birliği ve Amerika’ya gidiyor.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Ardahan’a uğruyor mu, Ardahan’a?

ENSAR ÖĞÜT (Devamla) – Ardahan’a yoktur Allah’a şükür, Ardahan’da kullanan da yok.

Efendim, böyle bir durumda Türkiye burada hiçbir tedbir almamış gözüküyor ve Adalet ve Kalkınma Partisinin döneminde rakamların ne kadar arttığını, uyuşturucu kullanan insanların sayısının ne kadar arttığını Emniyet Genel Müdürlüğünün raporlarına göre şimdi söyleyeceğim.

Değerli arkadaşlar, son beş yılda uyuşturucu kaçakçılarına yönelik operasyonlar yüzde 48, gözaltına alınan şüphelilerin sayısı ise yüzde 55 arttı;  yüzde 55 artmış. Önceki yıla göre operasyon sayısı yüzde 30, şüpheli sayısı ise, yüzde 19’luk şüphelilerin sayısı ise yüzde 55 artmış arkadaşlar. Yüzde 19’dan yüzde 55’e çıkmış şüpheli sayısı, uyuşturucu kullanan şüpheli sayısı. Ele geçirilen eroin miktarı 6 ton 412 kilo. 2011’e göre bu yüzde 72 artarak 11 ton 27 kilo olmuş arkadaşlar. Yani 6 ton 11 ton olmuş arkadaşlar. Demin arkadaş diyor ya: “Tedbir aldık.” Nerede hani bu tedbirler sayın konuşmacı? İşte bu, emniyetin vermiş olduğu rakamlar. Eroin kaçakçılığı 6 tondan 11 tona çıkmış; yüzde 72 artmış AKP’nin döneminde, yani 2010 ile 2011 arasında. Buyurun buradan yakın bakalım! Bu nasıl iş? Bir cevap verin bakalım.

ÜNAL KACIR (İstanbul)  - Ya, o zararına, yakma, yakma! Zararına, yakma oradan!

ENSAR ÖĞÜT (Devamla) – Evet, şimdi, bakın, bir rakam daha vereceğim Sayın Kacır. Bir önceki yıla göre gözaltına alınanların sayısı yüzde 13 artmış. Bakın, geçen seneyle bu sene arasında yüzde 13 artmış uyuşturucu kullanan sayısı. Ele geçirilen esrar miktarı ise -iyi dur Sayın Ünal Kacır, bunu iyi dinle, sen zorla kaşındın, dur- 46 ton 918 kilo olan miktar, 2011’e göre yüzde 59 artarak 74 ton 605 kiloya ulaştı.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Ünal Bey’i kaşıyacak mısın? Ne diyorsun?

ENSAR ÖĞÜT (Devamla) – Evet, kaşınıyor!

Şimdi, 46 ton 74 ton olmuş. Sayın Ünal Kacır, söyle bakalım, 46 mı büyük, 74 mü büyük? (CHP sıralarından “Yakalayabilirsen.” sesi) Yakalandı, yakalandı; çok kötü yakalandı.

Şimdi Sayın Bakanım, bunun tedbirlerini almamız lazım. Bu, Türkiye’yi zehirliyor, insanlarımızı zehirliyor.

Şimdi, bu aynı zamanda Hollanda’dan, Belçika’dan bize esrar ve onun içeceği olarak, “ecstasy” olarak da geliyor. Bakın, o ne oluyor biliyor musunuz? Geçen yıl düzenlenen 1.182 operasyonda 1 milyon 649 bin 379 “ecstasy” hap bulundu, 2.195 kişi gözaltına alındı arkadaşlar.

Değerli arkadaşlar, süremiz azalıyor, Türkiye Uyuşturucu ve Uyuşturucu Bağımlılığı İzleme Merkezine ben huzurunuzda teşekkür ediyorum. Kısaltılmış adı TUBİM. Bunlar korkunç derecede bir mücadele veriyorlar. Herkes mücadele veriyor ama daha sıkı tedbirler almamız lazım. Bu tedbirlerin alınması Sayın Bakanım, Hükûmetin elinde. Siz Gümrük Bakanısınız. Gümrüklerden geçiyor ve Türkiye'yi zehirliyor, zehirlediği gibi gençlerimiz zehirleniyor, zehirlenen gençlere de yatak bulamıyoruz, hastane yok. İsterseniz ben adreslerini de vereyim, çoğu da intihar ediyor. Bunun üzerine… Biz karalamak için, kötülemek için söylemiyoruz, bunu bir uyarı olarak söylüyorum. Bunları not alın, tutanakları alın, bu tutanaklar doğru mu, doğru değil mi? Bunu ben Emniyet Genel Müdürlüğünden aldım.

Değerli arkadaşlar, en yüksek ölüm oranları, sırasıyla yüzde 42,9 ile İstanbul; yüzde 8,6 ile Adana; yüzde 5,7 ile Mersin; yüzde 4,8 ile Antalya; yine yüzde 4,8 ile Ankara; yüzde 3,8 ile Gaziantep; yüzde 2,9 ile Nevşehir; yüzde 2,9 ile Van geliyor. Bu iller en çok uyuşturucu kullanan iller. Bu rakamları Emniyet Genel Müdürlüğünden aldık. Şimdi, burada “Yoktur, tedbir aldık.” falan filan değil, bu rakamlar kardeşim, gerçek rakamlardır. Türkiye gençliği zehirleniyor, çocuklarımız zehirleniyor, okullarda zehirleniyor. Millî Eğitim Bakanlığı, Gençlik ve Spor Bakanlığı, Aile ve Sosyal Politikalardan sorumlu Bakanlığımız mutlak suretle bir koordinasyon kurarak hem bu gelen uyuşturucuların gelmemesi için tedbir alması lazım, hem okullarda hem hastanelerde tedbir alması lazım hem de en azından uyuşturucuya yakalanan gençlerimizin ve insanlarımızın tedavi olması için hastanelerin çoğaltılması lazım diyor, Meclis araştırması önergemi arz ediyor, saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Öğüt.

Aleyhinde Eskişehir Milletvekili Salih Koca. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Buyurunuz Sayın Koca.

SALİH KOCA (Eskişehir) – Sayın Başkan, değerli milletvekillerimiz; Milliyetçi Hareket Partisi grup önerisi aleyhinde söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Ben de sözlerimin başında, kaybetmiş olduğumuz 1461 Trabzon Teknik Direktörü’müze Allah’tan rahmet ve camiamıza başsağlığı dileklerimi iletmek istiyorum ve aynı zamanda bugün gerçekten önemli bir yıl dönümünü yine birlikte yaşıyoruz; Van depremi dolayısıyla kaybetmiş olduğumuz vatandaşlarımız var. Bu anlamda da kaybetmiş olduğumuz vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet diliyoruz. Bu anlamda da gerçekten ciddi adımlar atıldığını ben burada özellikle belirtmek istiyorum. Bu ülke bugüne kadar çok ciddi depremler yaşadı ve coğrafi konumumuz gereği de doğal afetlerle karşı karşıya olan bir ülke konumundayız. Gerek sel felaketleri gerek deprem felaketleriyle sürekli karşı karşıya durumdayız çünkü bizim coğrafi konumumuz bunu öngörüyor ama tabii bu anlamda da ciddi adımlar atıldı ve atılıyor da. Özellikle depremler konusunda kurulmuş olan komisyonlarla birlikte bundan sonraki depremlerde ve Van depreminde de Hükûmetimiz gerçekten elinden gelen tüm tedbirleri en kısa süre içerisinde aldı. Özellikle Düzce depremi konusunda,  bizler de bu depremi hep birlikte yaşadık ve o sabah Eskişehir’den Düzce’ye hareket edip Düzce’de bulunduk ve vatandaşlarımızın acılarını hep birlikte paylaşmaya çalıştık. Ama özellikle Van depreminde deprem olmasından sonraki birkaç saat içerisinde Başbakanımız, bakanlarımız ve Hükûmetimiz tüm kamu kurum ve kuruluşlarıyla birlikte bir anlamda soluklarını Van’da aldılar ve gerekli tedbirlerde bulundular, gerekli mücadeleler konusunda adımlar atılmış oldu. Türkiye’nin karşı karşıya olduğu tehlikelerin en başında belki deprem geliyor ama bir o kadar da önemli, bu doğal felaketler kadar da önemli ve özellikle mücadele edip tedbir almamız gereken konuların başında da uyuşturucu konusu ve madde bağımlılığı geldiğine inanıyoruz.

Özellikle uyuşturucu ve madde bağımlılığıyla ilgili olarak mücadele adına da bugüne kadar gerçekten önemli çalışmalar yapıldı, önemli adımlar atıldı. Bu amaçla uyuşturucuyla mücadele konusunda belki ilk adım olacak olan gerek sigarayla ve gerekse uyuşturucuya giden yollarla ilgili her aşamasıyla ciddi adımlar atıldı. Özellikle okullarımızda psikolojik danışmanlık birimlerimizce öğrencilerimiz ve aileleriyle ilgili devamlı görüşmeler yapıldı ve bu konuda ailelerin çocuklarımızı bilinçlendirmeleri hususunda bilgilendirmeler yapıldı ve yapılmaya da devam ediliyor. Zaten değerli milletvekilimiz konuyla ilgili olarak biraz önce geniş açıklamalarda bulundular. Hükûmetimiz de yapmış olduğu çalışmalarla birlikte bu gündem doğrultusunda uyuşturucuyla mücadele konusunda hem adımların atılması hem de yasal düzenlemelerin yapılması konusunda çalışmalarını sürdürüyor. Aynı zamanda Meclisimizde de bu konuyla ilgili atılmış olan adım ve yapılmakta olan çalışmalarımız söz konusu. Burada gerçekten gurur veren bir durum var, tüm siyasi partilerimizin, tüm milletvekillerimizin uyuşturucuyla mücadele konusunda hemfikir olduğunu görüyoruz, madde bağımlılığıyla mücadele konusunda hemfikir olduğunu görüyoruz ve hep birlikte bu konudaki mücadelemizde de bu birlik ve beraberlik olduğu sürece başarıya ulaşacağımıza da ben inanıyorum.

Yapılan çalışmalar doğrultusunda, atılan adımlar doğrultusunda bu grup önerisinin içeriğiyle ilgili birçok şeyi paylaşmakla birlikte Genel Kurulumuzun bundan sonraki çalışmalarına belirlenen gündem doğrultusunda devam etmesinin daha doğru olduğunu düşünüyor, grup önerisinin aleyhinde olduğumuzu belirtiyor, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Koca.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Öneri kabul edilmemiştir.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup daha sonra oylarınıza sunacağım:

3.- CHP Grubunun, Afyonkarahisar Milletvekili Ahmet Toptaş ve arkadaşlarının Afyonkarahisar’da bulunan mühimmat deposunda meydana gelen patlamayla ilgili sabotaj ve terör saldırısı olasılıklarının ortaya çıkartılması amacıyla 10/10/2013 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına vermiş olduğu Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 23 Ekim 2013 Çarşamba günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

                                                                                                               23.10.2013

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulunun, 23.10.2013 Çarşamba günü (Bugün) yaptığı toplantısında siyasi parti grupları arasında oy birliği sağlanamadığından grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                                    Mehmet Akif Hamzaçebi

                                                                                                                  İstanbul

                                                                                                        Grup Başkan Vekili

Öneri:

Afyonkarahisar Milletvekili Ahmet Toptaş ve arkadaşları tarafından, 10.10.2013 tarihinde, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına “Afyonkarahisar’da bulunan mühimmat deposunda meydana gelen patlamayla ilgili sabotaj ve terör saldırısı olasılıklarının ortaya çıkartılması” amacıyla verilmiş olan Meclis araştırma önergesinin (1051 sıra no.lu) Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak, 23.10.2013 Çarşamba günlü birleşimde sunuşlarda okunması ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Önerinin lehinde Afyonkarahisar Milletvekili Ahmet Toptaş.

Buyurunuz Sayın Toptaş. (CHP sıralarından alkışlar)

AHMET TOPTAŞ (Afyonkarahisar) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Afyonkarahisar’da bulunan Mete Saraç Kışlası 41. Mühimmat Bölük Komutanlığındaki cephanelik patlamasıyla ilgili Meclis araştırması önergemiz üzerine görüşlerimi belirtmek üzere söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi bu vesileyle saygılarımla selamlıyorum.

Sayın milletvekilleri, hepimizin bildiği üzere bundan bir yıl kadar önce 5 Eylül 2012 tarihinde saat 21.15 sıralarında Afyonkarahisar’da bulunan mühimmat deposunda büyük bir patlama olmuş, patlama sonucu 25 askerimiz de şehit düşmüştür. Şehit düşen askerlerimizden 15 şehit patlamanın olduğu deponun bulunduğu birliğe henüz üç ila yedi gün arasında intikal etmiş kısa dönem askerlerdir. Patlama haberi duyulur duyulmaz bütün Türkiye büyük bir acı ve infial içinde olayı izlemiş, bugüne kadar da süreci takip edegelmiştir. Patlamada şehit düşen askerlerin aileleri de hiçbirimizin hayal bile edemeyeceğimiz acılar içinde süreci ibretle izlemeye devam etmektedirler çünkü olay başından beri ibretliklerle doludur.

Bakınız, değerli arkadaşlar, patlamanın olduğu gecenin sabahı 6 Eylül günü saat dokuz civarında yani patlamadan henüz on iki saat geçmiş ve patlamanın yangını sürüyor, patlama alanına girmek mümkün değil, böyle bir saatte Afyon Milletvekili, Orman ve Su İşleri Bakanı Sayın Veysel Eroğlu aynen şunu söylüyor, “Olayın yerini ben gördüm, el bombalarının tasnifi yapılırken bir el bombası kaza sonucu patlamış, dışarıdan sabotaj falan söz konusu değil. Ben de kesinlikle kaza olduğuna kanaat getirdim.” şeklinde bir açıklama yapıyor, henüz olay yerinde yangınlar tüterken ve hiçbir kimsenin olay yerine yaklaştırılmadığı bir saatte.

Yine, Sayın Başbakan, bundan bir gün sonra 7 Eylül günü sabahleyin bir televizyon kanalına verdiği bir mülakatta “Önceki gün Afyonkarahisar’da Türk Silahlı Kuvvetlerine ait bir mühimmat deposunda kaza neticesinde…” diyerek olayın bir kaza olduğuna hükmetmiş. Yani henüz şehitlerimizin kimlikleri belli değil, henüz patlama alanına girmek mümkün değil, hiç kimsenin girmesi, hiç kimsenin yaklaştırılması mümkün değil ama Başbakanımız ve Bakanımız bu olaya bir kaza kararı vermişler.

Değerli arkadaşlar, Bakan ve Başbakanın aksine konunun uzmanları da bu konunun sabotaj olma ihtimalinin kaza olma ihtimalinden daha yüksek olduğunu belirtmişler, mutlaka sabotaj olma ihtimalinin araştırılması gerektiğini telkin ve tavsiye etmişlerdir. Bu cümleden olarak, Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Sayın Kemal Kılıçdaroğlu uzmanların kendisine verdiği bilgiler ışığında bu konunun büyük bir ihtimalle sabotaj olduğu, sabotaj konusunun araştırılmasını istemiştir. Biz de, olay zamanı, Afyon’da bulunan hemşehrilerimizden edindiğimiz bilgilere göre olayın sabotaj ve bir terör eylemi olabileceği ihtimalini gündeme getirmişiz, defalarca basın toplantılarıyla Meclis konuşmalarımızda bunu anlatmaya çalışmışız.

Sayın Başbakan ve Bakan olaya kaza hükmü verdikten sonra olayı soruşturması ve sabotaj olup olmadığını araştırması gereken Antalya Cumhuriyet Savcılığı harekete geçebilir mi? Çünkü görevli ve yetkili, özel yetkili savcı, Antalya özel yetkili savcısı harekete geçmemiştir.

Bakın, değerli arkadaşlar, 25 tane şehit vermişiz, büyük bir patlama meydana gelmiş, Türkiye infial hâlinde, sabotaj ihtimalini herkes söylüyor ama Antalya özel yetkili savcısı bir müzekkereyle Afyon Cumhuriyet Savcılığına “Orada ne oluyor?” diye sorma gereği bile duymamıştır çünkü Sayın Başbakan “kaza” demiştir bu olaya. Değerli arkadaşlar, Başbakanın “kaza” demesi kâfi gelmiştir, iddia ediyorum.

Bir sahte hahamın ihbarıyla bu ülkenin Genelkurmay Başkanı, komuta kademesi, aydınlar içeriye tıkılmış, bir sahte hahamın ihbarıyla, ama ana muhalefet partisi liderinin “sabotaj” iddiası hiç duymazlıktan gelinmiştir çünkü duyulmaması gerekiyordu, altından çapanoğulları çıkabilirdi. Afyonlu insanların konuştuğu gibi, burada bir cephanelik tanzimi değil, buradan Suriye’ye bir cephanelik nakli şüphesi herkesin kafasındaydı. Soruşturulursa altından bunlar çıkabilirdi.

Değerli arkadaşlar, sonra ne olmuş? Soruşturma kaza üzerine devam etmiş, askerî savcılık kaza üzerine bir iddianame tanzim etmiş, kaza üzerine tanzim edilen iddianameyle de yargılamaya geçilmiş, şimdi askerî mahkeme kaza yargılaması yapıyor. Umarım yanılırım, ama sonuçta mahkemenin vereceği karar da bir kazayla kapatılacak hâldedir. Ama kaza ile kapatılamaz, “Kaza.” denilerek kapatılamaz, kapatılmamalıdır, kapattırmamalıyız.

Değerli arkadaşlar, olay araştırılmamıştır, ciddi soruşturulmamıştır. Bakın, olay yerinde şüpheli bir şahıs Afyonlular tarafından kovalanmıştır. Şüpheli şahsı kovalayanlar valiliğe müracaat etmiştir. Valilikten sordum, “Şüpheli şahsı ihbar eden ve bu konuda bilgi veren şahısların ifadeleri ne oldu?” diye. Bana bugün döndüler, edindiği bilgi şu Sayın Valinin, bana aktardığı bilgi: O şahıs patlamanın etkisiyle tel örgünün dışına fırlamış, yaralanmış, onu hastaneye getirmişler. Böyle bir şahıs hastaneye gelmemiş. Araştırılmış olsaydı, bu şahsın şüpheli şahıslardan birisi olduğu ortaya çıkacaktı. Şekli sorulmamış, şemali sorulmamış, eşgali tarif edilmemiş, kamera kayıtları incelenmemiş ve bu şahıs kapatılmış. Bu şahıs kapatılmış ama dosyada kapatılamayan başka deliller var.

Değerli arkadaşlar, MİT’in gönderdiği bilgi notu var, diyor ki: Afyon’da askerlik yapan, bu mühimmat deposunda askerlik yapan 2 şahsın birisinin DHKP-C Hatay yapılanması içerisinde olduğunu söylüyor; birisinin de, yine askerlerden birisinin de Mardin Dargeçit ilçesinde milisler arasında bulunduğu bilgi notu geliyor. Bu şahıslarla ilgili hiçbir araştırma yapılmamıştır.

Yine, Jandarma Genel Komutanlığının dosyaya yansıyan bir belgesine göre İstanbul parsellerde ikamet ettiği değerlendirilen 1’i kadın 3 terör örgütü mensubunun öncelikle İzmir ilinde, başaramadıkları takdirde Afyonkarahisar ilinde bombalama eylemi yapacakları olaydan bir ay önce bilgi notu olarak gelmiştir. Bu deliller nasıl açıklanacaktır? Olayı kaza ile kapatacaklara soruyorum.

Adli Tıp Kurumunun raporu vardır. Adli Tıp Kurumu doku örnekleri üzerinde yapılan incelemede “PETN” yani plastik patlayıcı kimyasalı tespit etmiştir. Depoda plastik patlayıcı kimyasalını açıklamak mümkün değildir. “HMX” kimyasalı yani depoda derin çukur açmaya müsait bir patlayıcı tespit ettiğini söylemiştir. Bunu bu dosyanın içerisinden nasıl çıkaracaksınız? İnsanlara kaza olduğunu nasıl anlatacaksınız?

Değerli arkadaşlar, bu araştırma önergesine destek vermenizi istiyorum.

Başka bir şey söylemek istiyorum. Duruşmaları izledim, soruşturmayı izledim, mahkemelere gittim. Ne dediler biliyor musunuz şehit aileleri? Şehit annesi: “Oğluma kına yakıp askere gönderdim, bir avuç kül teslim ettiler.” Şehit babası: “Oğluma yemek yedirdim, yanımda gezdiremedim, birliğine, arkadaşlarının yanına çalışmaya gitmek için dönmek istedi, bir daha göremedim.” Bir şehit eşi “Ben öksüz büyüdüm, çocuklarım öksüz büyüyecek. Bana ne olduğunu birisi anlatsın.” dedi. Bir şehit anası “Mısır’daki Esma’ya, Muhammed’e ağlayan Sayın Başbakan bana lütfedip bir telefon bile açmadı.” dedi. “Demek ki bizim çocuklarımız Müslüman Kardeşlerden çok daha değersizmiş bu ülke için. Nasıl ‘Vatan sağ olsun.’ dememi bekliyor benden?” dedi. Değerli arkadaşlar, şehitlerin kanları yerde kalıyor. “İki elim yakanızda.” diyor, “Araştırın, gerçeği bulun; kazaysa kaza, sabotajsa sabotaj. Bana gerçeği açıklayın.” diyor.

Bir gariplik daha söyleyeceğim size değerli arkadaşlar. Bu şehit annesi ve babası başvurmuş, “Şehitlik Kanunu çıktı, çocuklarım önce doğal afet kaybıydı, şimdi şehit oldular; seyahat kartı verin.” diye. Yasa 2 Ağustosta onaylanmış. İki ay sonra verdikleri cevapta “Henüz yönetmelik çıkmadığı için seyahat kartı veremiyoruz size.” denilmiş. Yani bir şehit ailesine iki ayda yönetmelik hazırlayamayacaksınız, seyahat kartı veremeyeceksiniz ama dünyayı yönetmeye devam edeceksiniz.

Hepimiz vebal altındayız değerli arkadaşlar. Şehitlerin kanı yerde kalacak. Bu araştırma önergesine destek verin, lütfen araştıralım, kazaysa kaza, sabotajsa sabotaj; ortaya çıksın gerçek.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Toptaş.

Aleyhinde Muş Milletvekili Demir Çelik. (BDP sıralarından alkışlar)

Buyurunuz Sayın Çelik.

DEMİR ÇELİK (Muş) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben de Cumhuriyet Halk Partisinin Afyonkarahisar’daki mühimmat deposu patlamasıyla ilgili verdiği araştırma önergesi aleyhine söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bugün ikinci yıl dönümüne girdiğimiz Van depreminin üzerinden yirmi dört ayı aşkın bir zaman geçti. Van depreminin yaraları sarılmamışken, Van depreminin konut ve konteyner ihtiyacı gibi meşru ve temel bir talebi yerine getirilmediği gerekçesiyle 20 civarında aile açlık grevinden ölüm orucuna yatmışken, duyarsızlık, ilgisizlik, taleplerini karşılamama yönlü ısrar anlaşılmazdır. Ama biz bu tavrın, bu duyarsızlığın gerekçesini sadece Van’da görmüş, izlemiş değiliz. Dünyanın herhangi bir yerinde ya da başka ülkelerde olup bitene el uzatılırken, yardımseverlikte kendi vatandaşı, ötekinin vatandaşı olmaya başladığından hemen ötekileştirilip iradesizleştirmenin arayışı içerisine girildiğinden biz bu anlayışı çok iyi tanıyoruz. Bu manada da ben öncelikle bu meşru talebin bir an önce karşılanması gerektiğini, bu ve benzeri anlayışla hareket eden zihniyetin de aşılarak en azından vatandaş olmaktan ileri gelen haklarının iadesi yönlü bir çabanın, gayretin Meclis tarafından devreye konulması ihtiyacını dile getiriyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Afyonkarahisar’da, evet, on üç ay öncesinde sabotaj ya da ihmal olduğu henüz açığa kavuşturulamamış gerekçelerden mühimmat deposu patlar, 21’i er olmak üzere toplamda 25 asker hayatını yitirir. On üç ay geçmiş olmasına karşın soruşturmada yetkili olan Antalya Özel Yetkili Savcısı soruşturmaya yer olmadığı kanaatine varır, herhangi bir yaptırım, herhangi bir araştırma ihtiyacı duymaksızın âdeta ölenlerin ardı sıra dökülen gözyaşlarıyla yetinmemiz istenmekte, bu da bize tek seçenek olarak dayatılmaktadır. Ama biz bu anlayışı da biliyoruz. Bu anlayışın yabancısı olmadığımızın Roboski’sinde, Sivas’ında, Gazi’sinde yaşanan ve yüzleşemediğimiz, yüzleşmekten kaçındığımız Dersim’den bu yana ulus üniter devletin ötekileştirdiği anlayışların ortaya çıkardığı inkârcı bir yaklaşım ve zihniyetin ürünüdür ama aynı zamanda iktidar biriktirmenin, sermaye biriktirmenin hem hiyerarşik hem enine ve genişleyen bir hegemonik güçle toplumu hiçleştiren, toplum ve toplumun özgürlükleri yerine devleti büyüten, iktidarı büyüten anlayışın ürünüdür. Bunun için sınırı kollamak ve korumak adına savaşlar yapılır, bunun için ulusal pazarlar kavgası verilir. Bu anlamıyla da yoksul halk çocukları -Kürt’ünden Türk’üne- ölüm savaş makinelerinin hedefine konulur; yetinmez, iradeleri dışında zoraki askere alındıklarının hemen ardından, ilk on gününde nedeni bilinmeyen patlamalarla yaşamını yitirirler.

Bu her şeyden önce bu Meclisin üstüne gitmesi gereken, Roboski katliamında olduğuna benzer araştırmaya muhtaç bir konudur. Ama ne yazık ki kirli ilişkilerin dönüp dolaştığı iktidar odaklarının hükümranlığının sürdüğü bu alanda gerçeği açığa çıkarma, gerçekle yüzleşmek yerine üstünü örtmek, iktidarın sürdürülebilirliği için olmazsa olmazdır çünkü söz konusu olan iktidarın, devletin hegemonik gücün ikbalidir, geleceğidir. Oradan El Nusra’ya, El Kaide’ye aktarılacak olan silahlarla Suriye halklarının kendi öz gücüne dayalı öz yönetimleri seçeneğini bertaraf etmenin, ora insanlarının özgürlüklerini çalmanın bir yoluna bakılmak istenmektedir. Bu nedenle açıklanmayacaktır, açıklanmaya çalışılmayacaktır, üstü örtülecektir çünkü biz Ceylan Önkol’dan biliyoruz. Suçsuz, günahsız, henüz yaşamının baharında, henüz doymadığı yaşamın arkada bıraktıklarının merakıyla  gözleri açık giden Ceylan Önkol, aslında onlarca Kürt’ün dağlarda unutulmuş, bırakılmış savaş artıkları ve mühimmatlarıyla canlarını, yaşamlarını nasıl yitirdiklerini biz biliyoruz. Ama onda da yine özel yetkili, yetkisiz savcılarla ne olayın aydınlatılması ne de faillerinin yakalanıp hukuk karşısına çıkarılması duyarlılığı görülmemiştir. Bu da 90’lı yılların o kendini bilmez, kontrol dışı bir kısım derin devlet, paralel devlet uzantılarının yaptıklarına benzer bir olay olmaya devam ediyor.

Bugün, nasıl ki Antalya Özel Yetkili Mahkemesi Afyonkarahisar’da, Diyarbakır Özel Yetkili Mahkemesi Ceylan Önkol ve Lice olaylarıyla yüzleşmemizi engelleyen, onu karartan bir noktada gerçekle buluşmamızı engelliyorlarsa 1920’lerde istiklal mahkemeleri, sıkıyönetim mahkemeleri, devlet güvenlik mahkemeleri ve özel yetkili mahkemelerle iktidara hizmetle mükellef olan bu kurumlar, devletin gizli ellerini kollayan, koruyan ama insanı, toplumu, halkları da hiçleştiren bir noktada yaklaşmaktadırlar.

Bu zihniyet, kendisini kışlada asker ölümleriyle sonlandırıyor. Kürt çocuğu ana diliyle konuştuğundan dolayı ya işkence ve kötü muameleyle karşı karşıya kalıyor ya psikolojik depresyonla, ölümle, tek seçenek intiharla karşı karşıya bırakılıyor ya da Alevi olduğu için, farklı bir inanca mensup olduğu için, Hristiyan, Musevi, Yahudi olup Ramazan orucunda oruç tutmadığı için, bırakın kışlada, sokakta oruç tutmadığı, namaz kılmadığı için katli vacip fetvalarla cezalandırılan zihniyetten, anlayıştan biliyoruz.

İnsanı insan olarak görmeyen, insanı ekosistemin sürdürülebilirliğinin, o doğal dengesinin olmazsa olmazı görmeyen, ötekileştirip iradesizleştirerek insanı hükümranlığı altına almaya çalışan zihniyet, on binlerce yıldır doğayı, toplumu da hükümranlığı altına almaya çalışan zihniyetle aynıdır. O zihniyet, kötürüm olan, kötülük olan ve bütün kötülüklerin anası olan iktidardır, devlettir, o da savaşı isteyendir; savaş ise yoksulluktur, açlıktır, sefalettir. Bunun yerine, vatandaşıyla çatışacağına, savaşacağına, ötekileştirme muamelesine tabi tutacağına vatandaşıyla barış içerisinde bir arada yaşamanın fırsatı varken işte savaşın gerekçesi olacak olan mühimmatlar, savaş araçları depolanır, patlatılır, günahsız, suçsuz halk çocukları aynen savaşta ve cephanede olduğu gibi cephane gerisinde de, savaş gerisinde de ölüm makinelerinin kustuğu birer denek hâline getirilir.

Bu yönüyle Afyonkarahisar mühimmat deposundaki patlama, ama aynı zamanda Kırıkkale, sayamadığımız, adını hatırlayamadığımız birçok kışlada olan ölümler, adına “intihar” denilen birçok vaka aydınlatılmaya muhtaçtır.

Meclis tarihin kör, karanlık sayfalarında kalmış nice faili meçhulleri, nice siyasal ve tarihsel olayları aydınlatamayacaksa, Meclis Afyonkarahisar, Kırıkkale’deki patlamaların faillerini, Ceylan Önkol’un faillerini açığa çıkaramayacaksa o kendi tarihsel rolüne de, tarihsel görev ve sorumluluklarına da ihanet eder.

O nedenle, biz halktan aldığımız siyasal temsiliyetin gereği, halkın ulaşamadığı, ulaşmakta zorlandığı engeller ve barikatlarla karşılaştığı günümüz Türkiye’sinde onun dili, kolu, gözü olabilmeliyiz ki onun bize verdiği temsiliyet hakkını layıkıyla yerine getirebilmenin erdemliğini, onurlu insan olmanın erdemliğini de yerine getirebilelim diyorum.

Bu anlamıyla da biz araştırma amaçlı önergenin lehinde oy kullanacağımızı ifade ediyor, hepinizi saygılarımla selamlıyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Çelik.

Önerinin lehinde Afyonkarahisar Milletvekili Kemalettin Yılmaz.

Buyurunuz Sayın Yılmaz.

KEMALETTİN YILMAZ (Afyonkarahisar) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Afyon ili Mühimmat Depo Komutanlığı Şehit Mete Saraç Kışlasında 5 Eylül 2012 tarihinde yaşanan patlamayla ilgili olarak verilen Meclis araştırması istemi üzerine Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, 5 Eylül 2012 tarihinde saat 21.15 sıralarında Afyonkarahisar’da konuşlu Kara Kuvvetleri Lojistik Komutanlığına bağlı Mühimmat Depo Komutanlığı Şehit Uzman Çavuş Mete Saraç Kışlasında, şehrin birçok ilçe ve beldesinden bile duyulabilen büyük çapta, büyük bir patlama meydana gelmiş ve bunun neticesinde 25 askerimiz maalesef şehit olmuştu, 4 askerimiz ve birçok sivil vatandaşımız ise yaralanmıştı.

Patlamanın yaşandığı kışla, şehir merkezinde, yerleşim yerlerine oldukça yakın bir bölgede bulunmaktadır. Bu patlamanın sonrasında hem askerî yetkililerin hem de Hükûmetin yaptığı açıklamalar bütün kamuoyunda ciddi şüpheler ortaya çıkarmıştır. Patlamanın kesin nedeninin ne olduğu konusunda kamuoyunu ve acılı şehit ailelerini tatmin edecek bir bilgi hâlâ verilememiştir.

Patlamanın yaşandığı saat ve patlayan mühimmatın türü hakkında ciddi spekülasyonlar ortaya atılmıştır. Hükûmet yetkilileri tarafından “kaza” olarak yapılan açıklamalar, askerî yetkililer tarafından “nedeni bilinmeyen bir patlama” olarak yapılan açıklamalar kamuoyunu aydınlatmaktan ve ikna etmekten uzak kalmıştır.

Yaşanan patlamanın ardından açılan davaların işleyişi ve şehitlerimizin ailelerinin avukatları tarafından tespit ettirilen ve Adli Tıp Kurumunun son günlerde ortaya çıkan raporları akıllarda yeni sorular yaratmıştır. O denli büyük bir patlamadan sonra bulunabilen doku parçalarının incelenmelerinin sonucunda, patlamanın gerçekleştiği depoda o depoda bulunduğu iddia edilen el bombalarında katiyen bulunmaması gereken plastik patlayıcı kimyasalı ve çukur imha kimyasalı bulunmuştur.

Adli Tıp Kurumuna gönderilen dokular arasında eşleştirilemeyen dokuların bulunup bulunmadığı hâlâ araştırılmamıştır.

Kimya İhtisas Dairesinin raporunun tamamı kamuoyuyla hâlâ paylaşılmamıştır. Kimya İhtisas Dairesinin tespit ettiği bu patlayıcıların kendi başına veya dış fiziksel etki olmadan patlama olmasının mümkün olmadığı söylenmektedir. Bu yönde bir inceleme de henüz yapılmamıştır. Mühimmat depolarında uyulması gereken standartların birçoğu maalesef göz ardı edilmiş, âdeta patlamaya zemin hazırlanmıştır.

Değerli milletvekilleri, Türkiye Cumhuriyeti’nin önemli cephane depolarından olan Şehit Mete Saraç Kışlasında nizamiye ve gözetleme kulelerinde sahte vazcay kameralarının kullanıldığı bilirkişi raporlarında ve tanık ifadelerinde de açıkça belirtilmiştir. Milyarlarca lira bütçe ayrılan Türk ordusunun, 20 tane kamera olan bir sistemi kurmaya gücü mü yetmemiştir?

Değerli milletvekilleri, askerî mahkemenin dava görülürken davadan çekilmesi, iddianamelerde ve savunmalarda kamuoyuna yansıyan olay yeri görüntülerindeki ifade ve anlatımlarda çok ciddi çelişkilerin olması bütün toplumu derinden yaralamakta, bu bilgi kirliliği ise şehitlerimizin ailelerinin haklı tepkilerine sebep olmakta, hatta zaman zaman isyanlarına neden olmaktadır. Bunun yanında, patlamanın yaşandığı seçim bölgem Afyon’da olayın birinci yılında okutulan mevlidi şerif ve anma programında, patlamanın ardından gazete manşetlerine Genelkurmay Başkanına verdiği halı ve kilimle manşet olan ve olayın magazinleşmesine sebebiyet  veren, devletin temsilcisi olan valinin dahi bulunmaması şehit ailelerinin tepkilerinin artmasına neden olmuştur. Bir yıl önce olayın çözümünden acıların hafifletilmesine kadar pek çok vaatte bulunan devletin yetkililerini ve valisini karşılarında görmek, sorularını sormak, endişelerini, şikâyetlerini anlatacakları devlet yetkililerini yanlarında görmek tabii ki şehit yakınlarımızın en tabii haklarıydı.

Sayın milletvekilleri, malumunuzdur ki doğal afet kaybı olarak kamuoyuna onur kırıcı ve üzücü olarak lanse edilen şehadet mertebesini dahi hafife alan Hükûmet, muhalefet olarak yaptığımız yoğun baskı ve kamuoyundan yükselen tepkiler karşısında geri adım atarak şehitlerimizin hak etmiş oldukları hakları iade etmek zorunda kalmıştır. Kaçakçılık yapanlara, suç işleyenlere dahi haddinden fazla değer veren bu Hükûmet, nedenini dahi belirleyemediği, bir yıl geçmesine rağmen verdikleri sözleri unutan bu Hükûmet, söz vermiş olmasına rağmen 25 şehidimizin anısını yaşatacak bir anıtın dahi yapılmasını sağlayamamıştır. Şehitlik makamını çok gördükleri gibi, bir anıtı bile yapamamışlardır.

Biz Afyonlular olarak, şehrimizde şehadet şerbetini içen evlatlarımızı bağrımıza basıyor, ailelerin acılarını paylaşıyoruz, ve bir an önce, olayın her yönüyle, şeffaf olarak açıklığa kavuşturulmasını, sorumluların bulunmasını, suçluların cezalandırılmasını, ayrıca patlamanın yaşandığı alanda şehitlerimizin manevi hatıralarının yaşatılması için bir anıtın yapılmasını istiyoruz.

Değerli milletvekilleri, patlamanın sebebi mutlaka araştırılıp bulunmalıdır. Konuyla ilgili olarak, 2 Ekim 2013 tarihinde, yine bu kürsüden, gündem dışı bir konuşma yaparak konuyu Türkiye Büyük Millet Meclisine taşımış idim. Bu konuya yüce Meclisin sahip çıkarak araştırma komisyonu kurulması büyük önem arz etmektedir.

Bu duygu ve düşünceler içerisinde yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Yılmaz.

Aleyhinde Niğde Milletvekili Alpaslan Kavaklıoğlu.

Buyurunuz Sayın Kavaklıoğlu.

ALPASLAN KAVAKLIOĞLU (Niğde) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Sayın Başkan, yüce Meclisin değerli üyeleri; Cumhuriyet Halk Partisinin, Afyonkarahisar’da bulunan mühimmat deposunda meydana gelen patlamayla ilgili, sabotaj ve terör saldırıları olasılıklarının ortaya çıkarılması amacıyla, Anayasa’nın 98’inci ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’nün 104 ve 105’inci maddeleri uyarınca Meclis araştırması teklifi üzerine söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Hatırlanacağı üzere, Afyonkarahisar Ataköy’deki 500. İstihkam Ana Depo Komutanlığı Şehit Uzman Çavuş Mete Saraç Kışlasındaki mühimmat deposunda 5 Eylül 2012 tarihinde meydana gelen patlamada 25 asker şehit olmuş, 8’i asker 11 kişi yaralanmıştır. Öncelikle, meydana gelen kaza neticesinde ebediyete uğurladığımız şehitlerimize, elim olayın yıl dönümünü geride bıraktığımız bugünlerde, Yüce Allah’tan rahmet diliyorum, milletimizin başı sağ olsun.

Değerli milletvekilleri, patlama sonrası, olayla ilgili mercilere ciddi biçimde yaklaşım sergilenmiştir. Hükûmetimiz ve Genelkurmay Başkanlığımız ilk günden beri hassasiyetle olayın neden ve sonuçları üzerinde durmuştur. Patlama askerî yasak bölgede vuku bulmuştur. Ayrıca, aylarca süren bomba arama ve tarama çalışmaları sonrasında askerî savcılığın tamamladığı soruşturma dosyası 18 Haziran 2013 tarihinde Eskişehir 1. Hava Kuvvetleri Komutanlığı Askerî Mahkemesine gönderilmişti. Hâlen bu mahkemede görülmeye devam eden davada en son 8 Ekim 2013 tarihinde duruşma olmuştur, bir sonraki duruşma ise 3 Aralık 2013 tarihinde olacaktır. Yargı süreci devam eden olayla ilgili değerlendirme ve iddialarda bulunmak için adli soruşturma sonuçlarının beklenmesinin sağduyulu bir davranış olacağını düşünüyorum.

Değerli milletvekilleri, milletimizi ve Türk Silahlı Kuvvetlerini büyük acıya boğan elim olayla ilgili olarak 7 Eylül 2012 tarihinde Genelkurmay Başkanı ve Kara Kuvvetleri Komutanının yerinde yaptığı incelemeler neticesinde kamuoyuna aydınlatıcı bilgiler sunulmuştu. Genelkurmay Başkanlığımızdan yapılan açıklamayı hatırlamamızın ve olayı değerlendirirken dikkate almamızın faydalı olacağını düşünüyorum. Susurluk Mühimmat Depo Komutanlığının lağvedilmesi üzerine 284.550 adet el bombası Afyon’da konuşlu mühimmat depo komutanlığına nakledilmiş ve mühimmat geçici olarak depolanmıştır. Mühimmatın sayımı, tasnifi ve yeniden depoya yerleştirilmesi işlemine bölük komutanı nezaretinde 4 Eylül 2012 tarihinde başlanmıştır. Bu faaliyet 5 Eylül 2012 tarihinde de devam ederek aynı gün saat 21.15 sıralarında depoda peş peşe 2 patlama vuku bulmuştur. Sayın üyeler, görgü tanıklarının ifadelerine göre, patlamanın depo içinde olduğu, o esnada depoda 2 astsubay, 2 uzman erbaş ve 3-4 uzun dönem askerimizin bulunduğu, istifleme işleminin yetkili ve uzman       olan bu personel tarafından yapıldığı, diğer askerlerin ise depo içinde olmayıp deponun önünde ve dışında oldukları anlaşılmıştır. Görevin başlangıcında, erbaş ve erlere şehit Sürveyan Astsubay Bakım Kıdemli Başçavuş Bedri Naim tarafından gerekli ikaz ve hatırlatmaların yapıldığı öğrenilmiştir. Hava karardıktan sonra dışarıda kalan az sayıda mühimmatı da emniyete alalım ve faaliyetleri bitirelim düşüncesiyle çalışmanın sürdürüldüğü ancak patlamanın nasıl meydana geldiği hakkında bilgilerin olmadığı öğrenilmiştir.

Şunu da eklemek gerekir ki: Kara Kuvvetleri Komutanlığının 2010 basımlı Mühimmatın Depolanması ve Emniyet Standartları Teknik Talimatnamesi’nde “Hafif silah mühimmatı, el bombası dâhil açıkta depolanamaz.” hükmü yer almaktadır.

Değerli milletvekilleri, bazı görsel medyada şehit olan askerlerimizin yeni asker olduğu kamuoyuna açıklanmıştı ancak Genelkurmay Başkanlığımızın ilk incelemesinde bunun gerçekle bir ilgisinin olmadığı anlaşılmıştır. Asker şehitlerimizin 15’i kısa dönem askerdi. Kısa dönem askerler, üç haftalık temel askerlik eğitimi aldıktan ve askerlik yemini yaptıktan sonra birliklerine dağıtımları yapılmaktadır. Şehit olan bu kısa dönem 15 askerimiz bir aylık askerlerdi. Bunlar mühimmatın tasnif ve istiflemesiyle değil, mühimmatın sandıktan depo içine girmeden depo dışına taşınmasıyla görevlendirilmişlerdir. Depo içinde tasnif ve istiflemeyi ise 2 astsubay, 2 uzman çavuş, 3-4 uzun dönem asker birlikte yapmaktaydı. “Uzun dönem askerlik” olarak isimlendirilen ve on beş ay olarak vatani vazifesini yaparken şehit olan 6 askerimizden 2’si on iki aylık, 1’i dokuz aylık, 2’si altı aylık ve 1’i üç aylık askerdi.

Değerli milletvekilleri, bu olayın üzerinden geçen bir yılda gerek Hükümetimiz gerekse Genelkurmay Başkanlığımız duyarlı bir yaklaşım sergilemiş ve sergilemeye devam etmektedir. Olayda kaybettiğimiz şehitlerimizin ailelerinin acılarını paylaşıyoruz.

Geride bıraktığımız yasama döneminde yasalaşan torba kanundaki düzenlemeyle Afyonkarahisar’da patlamada zarar gören siviller de şehit veya terör mağduru gibi Tazminat  Kanunu kapsamına alınmış, aynı kanunda Afyonkarahisar’da hayatını kaybeden 25 askerimiz de vazife malulü statüsüne alınmıştı, yakınlarından 2’sine iş imkânı sağlanmıştı.

Sayın Başkan, değerli üyeler; hatırlarsak, Eskişehir’deki 1. Hava Kuvvetleri Komutanlığı Askerî Mahkemesinde 18 Haziran 2012’de görülen ilk duruşmasında bilirkişinin patlamanın kaza olduğuna ilişkin raporu açıklanmıştı.

Mahkeme süreci  devam eden olayla ilgili sabotaj veya terör örgütü bağlantısı olduğu şeklinde iddialarda bulunmak doğru olmayacaktır. Bu yönde iddialara delil olabilecek bilgi ve belgelerin davanın sürdüğü mahkemeye sunulması gerekmektedir. Şu anda askerî mahkemede devam eden bir dava vardır. Bu davada,  delillerin değerlendirilmesi ve sonradan ortaya çıkan delil olduğu takdirde, mahkeme soruşturmanın genişletilmesine karar verebilecektir; sabotaj ve terör saldırısı ihtimali de dava konusu olabilecektir.  Mahkemesi devam eden bir hususta Meclis araştırmasını açmak uygun olmayacaktır.

Cumhuriyet Halk Partisinin Afyonkarahisar’da bulunan mühimmat deposunda meydana gelen patlamayla ilgili sabotaj ve terör saldırısı olasılıklarının ortaya çıkarılması amacıyla verdiği Meclis araştırması teklifine katılmadığımı belirtiyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Kavaklıoğlu.

AHMET TOPTAŞ (Afyonkarahisar) – Sayın Başkan, bir yanıltma var.

Değerli hatip, belki bilerek ya da bilmeyerek…

Bu yargılamanın, askerî mahkemedeki yargılamanın yapılması nedeniyle, “İşte, sonucu bekleyin...” diyor.

Biz diyoruz ki: Askerî mahkemede bu yargılama yapılamaz. Kendisi iddianameyi okudu. Bu iddianameyi biliyoruz zaten. Bu iddianame bu hâle getiren iddianamedir. “Buradaki, dosyadaki patlayıcıları açıklayın,  MİT’in raporunu açıklayın, Jandarma Genel Komutanlığının raporunu açıklayın.” diyoruz yani bunlar ortada yokmuş gibi.  “Bunları mahkemeye verin.” diyor. Haberi yok sayın konuşmacının. Bunlar mahkeme dosyasında ama göz ardı ediliyor, bunu da getirin. 

BAŞKAN – Evet, anlaşıldı.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Karar yeter sayısı…

BAŞKAN – Karar yeter sayısı arayacağım.

Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisini oylarınıza sunuyorum:  Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı yoktur.

On dakika ara veriyorum.

                                                                       

Kapanma Saati: 17.23

 


 

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 17.39

BAŞKAN: Başkan Vekili Şükran Güldal MUMCU

KÂTİP ÜYELER: İsmail KAŞDEMİR (Çanakkale), Mine LÖK BEYAZ (Diyarbakır)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 8’inci Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu önerisinin oylamasında karar yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi öneriyi tekrar oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım. Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Öneri kabul edilmemiştir, karar yeter sayısı vardır.

Alınan karar gereğince, sözlü soru önergelerini görüşmüyor ve gündemin “Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler” kısmına geçiyoruz.

1’inci sırada yer alan, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

VIII.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN

GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/242, 2/80) (S. Sayısı: 156)

BAŞKAN - Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

2’nci sırada yer alan, Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu Raporları’nın görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

2.- Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu Raporları (1/484) (S. Sayısı: 287)

BAŞKAN - Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

3’üncü sırada yer alan, Orta Asya ve Kafkaslar Bölgesel Balıkçılık ve Su Ürünleri Yetiştiriciliği Komisyonu Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ile Tarım Orman ve Köyişleri Komisyonu ile Dışişleri Komisyonu Raporları’nın görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

3.- Orta Asya ve Kafkaslar Bölgesel Balıkçılık ve Su Ürünleri Yetiştiriciliği Komisyonu Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ile Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu ile Dışişleri Komisyonu Raporları (1/498) (S. Sayısı: 173) (x)

BAŞKAN - Komisyon ve Hükûmet? Yerinde.

                               

(x) 173 S. Sayılı Basmayazı 23/6/2013 tarihli 120’nci Birleşim Tutanağına eklidir.

13.06.2013 tarihli 120’nci Birleşimde tasarının tümü üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu, Barış ve Demokrasi Partisi Grubu ile Hükûmet adına yapılan konuşmalar tamamlanmıştı. Tümü üzerinde başka söz talebi de bulunmamaktadır. Böylece, tasarının tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

1’inci maddeyi okutuyorum:

ORTA ASYA VE KAFKASLAR BÖLGESEL BALIKÇILIK VE SU ÜRÜNLERİ YETİŞTİRİCİLİĞİ KOMİSYONU ANLAŞMASININ ONAYLANMASININ

UYGUN BULUNDUĞUNA DAİR KANUN TASARISI

MADDE 1- (1) “Orta Asya ve Kafkaslar Bölgesel Balıkçılık ve Su Ürünleri Yetiştiriciliği Komisyonu Anlaşması”nın onaylanması uygun bulunmuştur.

BAŞKAN – Madde üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Burdur Milletvekili Ramazan Kerim Özkan konuşacaktır.

Buyurunuz Sayın Özkan. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Burdur) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Görüşülmekte olan kanun tasarısının 1’inci maddesiyle ilgili grubum adına söz aldım.

Orta Asya ve Kafkaslar Bölgesel Balıkçılık ve Su Ürünleri Yetiştiriciliği Komisyonu Anlaşması’nın onaylanmasını uygun bulduğumuzu belirtmek isterim çünkü gerekçelerini sıralarsak, bu gerekçeler de: Balık gıdadır, balık emektir, balık yemektir, balık kozmetiktir, balık oltadır, ağdır, süs eşyasıdır, beslenmenin en doğal yağıdır, nakliyedir, teknedir, gemidir, soğuk hava deposudur. Kısaca istihdamdır çünkü günümüzde en çok konuştuğumuz konu istihdam yani işsizlik. Bu konuda balıkçılık hem göllerimizde hem ırmaklarımızda hem denizlerimizde çok büyük bir istihdam kaynağı. Yalnız bunu yeterince kullanabilmiş değiliz bugüne kadar. Bu konuda uyarı ve önerilerimiz sizlere olacaktır. Bu konuda balıkçılarımız Türkiye Büyük Millet Meclisinden çok şey bekliyor. Örneğin “mazot” diyoruz, mazot en büyük girdileri. Bunda bir iyileştirme, teknelerine ucuz mazot verilmesi yönünde talepleri var, kota uygulaması yönünde talepleri var, teknelere faizsiz kredi anlamında destek beklentileri var. Bunlar saymakla bitmiyor. Onun için bu konuyu biz önemsiyoruz.

Türkiye’nin üç tarafının denizlerle çevrili olmasına, Anadolu’muzun göllerle, çaylarla, barajlarla donanımlı olmasına rağmen balıkçılarımız istedikleri gibi hizmet alamıyorlar, istedikleri gibi de halka hizmet sunamıyorlar. Yani, denizlerimizden ve iç sularımızdan yeterince yararlanamıyoruz, balıkçılara, teknelere emanet konumda.

Alabalık işletmeleri feryat ediyor. Bunlar, biliyorsunuz, özel idare olan yerlerde özel idarelerle kiralama sözleşmeleri yapıyorlar, bütünşehirlerde kiralama yapıyorlar ama bu kiraların fazlalığından şikâyetçiler. Çünkü, bunların yem girdileri var, enerji girdileri var, enerji pahalı. Hâlâ bunlardan enerjide yüzde 18 KDV alıyoruz. Bu enerjide yüzde 1’lik bir KDV istiyorlar. Yemde pahalılık söz konusu. Hatta zaman zaman dile getiriliyor “İthal her şey yapılıyor niçin ithal yem yapılmıyor?” diye. Biz buna karşıyız, ithal yeme de, ithal samana da, ithal gıda ürünlerine de karşıyız ama bu bir feryat çıkışı. Yemde arpayı ucuza alıyoruz vatandaştan, mısırı ithal ederken ucuz ithal ediyorsunuz. “Mısır üretimimiz var.” diyoruz fakat yemdeki artışı bir türlü regüle edemiyoruz. Bunun için üreticiler bizlerden yemdeki… En azından Hükûmetin elinde bir yetki var yemdeki KDV’nin düşürülmesi anlamında. Bunun yüzde 1’e çekilmesi için… Çünkü kontrollü üretim yapıyoruz. Kayıt dışılıktan kurtulma adına bir vergi olmasını istiyoruz. Bunun en makul seviye, yüzde 1’e çekilmesi yönünde talepleri var, bunu değerlendirmesini talep ediyorum.

Balıkçılar bizlerden destek bekliyor dedim. Işık ile avcılık balıkçılığı bitiriyor. Denizlerde balık stokları her geçen yıl artarak azalıyor çünkü bir doğal kaynak. Yanlış avlanmalar var, her yıl artarak azalıyor. Ülkemizde bilinçli, sürdürülebilir balıkçılık yapılamıyor. Balıkçılar âdeta bindikleri dalı kesiyor. Sivil toplum örgütleri “Balığa kota gelmeli.” taleplerini dile getiriyorlar. “Stok tespitleri acilen yapılmalıdır. Stok tespiti olmadan kota koymak da yanlıştır.” taleplerini yineliyorlar. Kota olmadan sürdürülebilir balıkçılık, sürdürülebilir balıkçılık olmadan da arz-talep dengesi kurulamaz yani ülkemizde balık var, vatandaşımız balığa ulaşamıyor, balıkçımız para kazanamıyor. Hâlbuki bunun rantabl olması için arz-talep dengelerinin korunup soğuk hava zincirlerinin korunması, soğuk hava depolarının bunların lehine ayarlanması gerekiyor. Soğuk hava depolarında da enerji girdisi var, biliyorsunuz. Onda da yine, tarımsal amaçlı olduğu için bunun, enerjideki yüzde 18’lik KDV’nin yüzde 1’e çekilmesi yönünde talepleri var.

Yine, kontrolsüz olarak trol avcılığı yapılıyor. Bu trol, gözü dönmüş bir balıkçı elinde denizlere ciddi zarar veriyor. Ancak, dürüst bir balıkçı elindeyse ülke ekonomisine katkı yapıyor. Bunu iyi değerlendirmemiz gerekiyor. Geçende bir yazı okudum, o yazıda gayet güzel bir açıklama yapmış balıkçılıkla iştigal eden biri. “Bir bıçak yeri gelirse doktorun elinde neşter görür, sağlık verir ama bir cani elinde hayat alır.” diyor. Trol de aynı şekilde. Yerinde kullanırsak balıkçılığımızı ilerletiyor ama yerinde kullanmazsak da balıkçılığa zarar veriyor. Bunlar saymakla bitmiyor.

Yine, sizlerle paylaşmak istediğim, değerli arkadaşlarım, de -ülkemizde irili ufaklı göllerimiz var- yaklaşık 10 bin kilometrekare. Yine, baraj göllerimiz var 3 bin kilometrekare. Akarsularımız 178 bin kilometrekare. Bizim ülkemizde, denizlerimizde hamsimiz var, toriğimiz var, palamudumuz var, uskumrumuz var, istavritimiz var, kefalimiz var, kalkanımız var, lüferimiz var, barbunumuz  var. Bunlar ülkemizin gelir ve getiri kaynakları ama bunları yeterince sahiplenip üretimlerini sürdürebilir olmaktan arınıyoruz.

Göllerimiz ve tatlı sularımızda sazanımız var, gümüş balığımız var, bıyıklı balığımız var, çapağımız var, tatlı su kefalimiz var, inci balığımız var, tatlı su levreğimiz var, yayınımız var, turnamız var, alabalığımız var, karabalığımız var ve aynalı sazanımız var. Bunlar bizlerden üretim anlamında bir destek bekliyor. Bunların nesillerinin bitmemesi gerekiyor. Bu gen kaynakları bizim ortak değerlerimiz.

Yine, su ürünlerinde kerevitimiz, ıstakozumuz ve kalamarımız var. Bunun için iş birliğine ihtiyaç var değerli arkadaşlarım. Üretime sahip çıkacağız, tüketime sahip çıkacağız, kontrollü, sağlıklı gıdayı mutlaka vatandaşımızla buluşturacağız çünkü düşünen, üreten beyinleri protein yaratıyor. Yüce Önder Mustafa Kemal Atatürk ne diyor: “Türkiye Cumhuriyeti’nin temeli kültürdür.” Kültürün temeli de beslenmeden geçiyor. Bunun da en büyük kaynağı hayvansal ürünler; yani balık ve balık ürünleri, tavuk, kanatlı ürünleri, et, süt. Bu ürünler olduğu sürece bu beyinlerimiz düşünüyor, insanlar sağlıklı konuma geliyor. Bunun için bu anlaşmayı uygun buluyoruz. Hem Orta Doğu’da hem Asya ülkelerinde, Kırgızistan’da, Kazakistan’da, Ermenistan’da, Azerbaycan’da bu su ürünleriyle ilgili karşılıklı ticari anlaşmaları geliştirip Avrupa Birliği ülkelerine bu bölgelerden ihracat yollarını açmamız gerekiyor.

Yalnız günümüzde, bu yaşadığımız bayram arifesinde bölgelerimizde vatandaşlarımız doğu ve güneydoğuda öğretmenlik yapan, görev yapan arkadaşlardan aldığım izlenimleri sizlerle paylaşmak isterim. Şu anda Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da bizim ürettiğimiz kivi giriş yapıyor, bizim ürettiğimiz ceviz, badem giriş yapıyor, kaçak girişler. Balık, balık ürünleri, balığın larvasından yumurtasına kadar gümrüklerden gümrüksüz girişler, kontrolsüz girişler var, bunların kontrol olması gerekiyor çünkü bu kontrolsüz girişler ülke içindeki üreticiyi mağdur ediyor, haksız rekabete yol açıyor. Bunlar girsin, gelsin ama gümrüklemesi yapılsın, bizim içerideki vatandaşımızın ürettiği ürünlerle haksız rekabet yapmasın taleplerimiz var. Bu konuda, Hükûmetimizi ciddiyete davet ediyorum. Canlı hayvanı bıraktık, bakın, tekrar ediyorum, ceviz, kivi, badem bugün hudutlardan gümrüksüz giriş yapıyor. Biz bu ürünleri geçtiğimiz dönemde destek vererek elde ettik. Birçok vatandaşımız Karadeniz’de kivi üretimine geçti. Bağlar bozuldu, yeni yeni topraklarda kivi üretimi yapıldı ama haksız rekabet anlamında Karadeniz üreticileri kividen muzdarip. Yine, bölgelerimizden İç Anadolu’da, Batı Anadolu’da cevize destek verildi, ceviz üretiminin ülkemizde -çünkü cevizin ve bademin anavatanı Anadolu- artışı sağlandı fakat şu anda kontrolsüz girişler var. Bu kontrolsüz girişleri bir an önce kontrol etmeniz dilekleriyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyor, kanunun da hayırlı, uğurlu olmasını temenni ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Özkan.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına, Kütahya Milletvekili Alim Işık.

Buyurunuz Sayın Işık. (MHP sıralarından alkışlar)

MHP GRUBU ADINA ALİM IŞIK (Kütahya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, Orta Asya ve Kafkaslar Bölgesel Balıkçılık ve Su Ürünleri Yetiştiriciliği Komisyonu Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı’nın 1’inci maddesi üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz aldım. Bu vesileyle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyor, kanunun ülkemize, ülkemiz balıkçılığına ve su ürünlerine hayırlı olması  temennilerimle sözlerime başlamak istiyorum.

Milliyetçi Hareket Partisi olarak bugüne kadar birkaç uluslararası anlaşma hariç tüm uluslararası anlaşmalara olumlu baktığımızı ve bunu desteklediğimizi hatırlatmak istiyorum. Özellikle, nükleer santralle ilgili ikili uluslararası sözleşmenin dışında iki dönemdir bu yüce Mecliste tüm getirilen uluslararası sözleşmelere Milliyetçi Hareket Partisi Grubu olarak destek verdiğimizi bir kez daha hatırlatmak istiyorum. Bu anlaşmaya da olumlu baktığımızı ve bu vesileyle ülkemizin bu konudaki bazı sorunlarının çözümünü de hep beraber yapmamız gerektiğini ifade etmek istiyorum.

Değerli milletvekilleri, bu anlaşmayla ülkemizin bir uluslararası komisyona üye olması sağlanmış olacak ama üyeliğin kendi başına bir şey ifade etmediğini, bunun gereğinin yapılması gerektiğini de yüce Meclisin takdirlerine sunmak istiyorum. Özellikle su ürünleri ve balıkçılık konusunda ülkemizin bugün içinde bulunduğu en önemli sorunlardan birisi kendi iç kaynaklarını maalesef yeterince ve verimli değerlendiremediği konusudur. Bunun için gerekli olan personel altyapısı yetersizdir, sektörün içinde bulunan, özellikle balıkçılık teknolojileri ve su ürünleri mühendislerinin bu konudaki feryadı inanıyorum ki yüce Meclisteki tüm milletvekillerimize ulaşmış ve ulaşmaya devam etmektedir. Bugün 20 bine yaklaşan su ürünleri mühendisi mezunu varken maalesef Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığımızın verilmiş olan sözleri unutarak, örneğin 2013 yılı bütçesinde Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığına ayrılmış kadroları bile kullanamaz hâle gelmiş olması eminim ki sizleri de düşündürmelidir. Bugün birleşimin başında ziraat mühendislerinin istihdamıyla ilgili bu konuyu gündeme getirmiş olmama rağmen özellikle su ürünleri mühendisi ve gıda mühendisi arkadaşlarımızın feryatlarını da sizlerle beraber şu vakte kadar duymaya devam ettim. Bugün itibarıyla yaklaşık 800 civarında su ürünleri mühendisinin Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı bünyesinde görev yaptığı, yine Bakanlık kayıtlarına göre belirtilmektedir. Ancak en önemli sorunlardan  birisi olan özellikle 639 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’yle yeniden yapılandırılan Bakanlık teşkilatı bünyesinde, maalesef, su ürünleriyle ilgili yapılanmanın yetersiz olduğudur. Yine, 1380 sayılı Su Ürünleri Kanunu’nun günümüz şartlarına ve dünyadaki diğer ülkelerdeki yapılanmaya uygun olarak değiştirilemediği gerçeğini de sizlerle paylaşmak istiyorum.

Bu konuyla ilgili, gerek 2012 yılı Ocak ayında gerekse 2013 yılı Şubat ayında ilgili bakanlığa vermiş olduğumuz soru önergelerine verilen cevaplar da ne yazık ki aynı elden çıkmış matbu cevaplardan öteye geçememektedir. Sayın Bakana sormuşuz: “Personel planlamasında ne düşünüyorsunuz? Şu anda 15 binin üzerindeki su ürünleri mühendisi ve balıkçılık teknolojisi mühendisini nasıl istihdam etmeyi düşünüyorsunuz?” diye sorduğumuzda, aynen diğer bakanlıklarda olduğu gibi “Önümüzdeki dönemde bütçe imkânlarının el verdiği ölçüde, Maliye Bakanlığınca verilen izinler doğrultusunda personel alımı düşünülmektedir.” Yıl, 2013 yılı Şubat ayı ama 2013 yılında, defalarca, Sayın Bakan televizyonlarda açıklamış olmasına rağmen, bugüne kadar 6 bin dolayındaki kadronun onayını alıp da gerek gıda mühendisi gerek su ürünleri mühendisi gerekse ziraat mühendisi istihdamını maalesef başaramamıştır, becerememiştir. Bu kadrolar, Tarım Bakanlığında serbest olan kadrolardır. Kullanım izni alınacak ve dengeli bir şekilde bu dağıtım yapılarak gençlerimize istihdam sağlanacak. Daha birkaç gün önce, başka bakanlıklarda 5 bin-7 bin personel alımı hemen gerçekleştirilebilirken maalesef, Sayın Tarım Bakanı, personel istihdamını çok önemsememekte, dolayısıyla Türkiye'nin tarımını, su ürünlerini ve balıkçılığını bitirmeyi kafaya koymuş bir edayla son gaz yürümektedir. Buradan, sizlerin önünde, Sayın Bakana bir kez daha çağrıda bulunuyorum: Bakanlık bünyesinde boş olan ve istihdam edilmeyi bekleyen bu kadroları, lütfen, Sayın Maliye Bakanıyla beraber bir araya gelin, aynı Hükûmetin iki bakanı olarak çözünüz diyorum. Çözmemeyi düşünüyorsanız, o zaman daha önce ekranlarda verdiğiniz sözler için bu gençlerimizden özür dileyiniz. “Ben bu işi beceremiyorum, dolayısıyla başka becerecek bir arkadaşıma burayı devrediyorum.” deyiniz çünkü bu iş şaka götürecek bir iş değildir. Seçimler öncesi çıkıyorsunuz ekranlara, şu kadar istihdam edeceğim diye söz veriyorsunuz ama son iki aya girmişsiniz, bu yılın başından beri verdiğiniz sözü yerine getiremiyorsunuz.

Diğer taraftan, söz konusu Bakanlıkta su ürünleri ve hayvan sağlığı şube müdürlüğü birlikte yapılandırılmıştır. Bunun uygulamada karşılığının olmadığı ve diğer ülkelerde bu iki kolun ayrı ayrı yapılandırıldığı, dolayısıyla Teşkilat Kanunu’nda bunun yeniden gözden geçirilmesi gerektiği yine sektörde çalışan bu işin uzmanları tarafından dile getirilmektedir. Bunun da mutlaka düşünülmesi gerektiğini hatırlatıyorum.

2012 yılı içerisinde 3 bine yakın personel alımı gerçekleşmiş, ancak bunun içerisinde sadece 20 balıkçılık teknolojisi mühendisi, 77 de su ürünleri mühendisi ataması yapılarak işe başlayabilmiştir. Diğer taraftan -tabii ki bu meslekler de, meslek grupları da oldukça önemli- veteriner istihdamına baktığınız zaman toplam kadronun yüzde 60’ını oluşturuyor. Yani Sayın Bakanın veteriner kökenli olması… O Bakanlıkta veterinerlere öncelik hakkı tanımamalıdır. Bu ülkenin tüm gençleri en az veteriner kardeşlerimiz kadar önemlidir, iş beklemektedir. Toplam sayı içerisinde dağılıma baktığınız zaman yine bugünkü Bakanlık bünyesindeki personel içerisinde oranının çok fazla değişmediğini görüyorsunuz. Son Sayın Bakan döneminde bu yığılmanın arttığı da dikkat çekmekte, bunu da bu vesileyle hatırlatmak istiyorum. Çünkü bu kaynakların doğru değerlendirilmesi, özellikle su kaynaklarımızın ve balıkçılık üretiminin artırılarak daha etkin bir şekilde değerlendirilmesi, inanıyorum ki bu işin uzmanlarının bu bakanlık bünyesinde istihdamıyla yakından ve doğrudan ilgilidir.

Sayın Bakana bugüne kadar yaptığı çalışmalar için elbette ki teşekkür ediyorum ama yanlı ve özellikle bölgesel bazda çok taraflı atamalarından dolayı kendi bakanlık personelinin de çok ciddi rahatsızlık duyduğunu bir kez de ben hatırlatmak istiyorum.

Bu vesileyle tekrar uluslararası anlaşmanın hayırlı olmasını diliyor, ülkemiz balıkçılık sektörünün inşallah bu anlaşmadan sonraki dönemde daha iyi olacağı temennisini de sizlerle paylaşmak istiyor, saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Işık.

Söz talebi yok.

1’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

2’nci maddeyi okutuyorum:

Madde 2 - (1) Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

BAŞKAN - Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, Tunceli Milletvekili Hüseyin Aygün. (CHP sıralarından alkışlar)

Buyurunuz Sayın Aygün.

CHP GRUBU ADINA HÜSEYİN AYGÜN (Tunceli) – Çok teşekkür ederim.

Sayın Başkanım, uluslararası sözleşmeler genelde bütün partilerin üzerinde ittifak ettiği konulara dayanıyor ve çok kısa zamanda görüşülerek geçiyor. Ben de balıkçılığı ilgilendiren bu yasayla ilgili fikirlerimi söylemeden evvel, bazı kamu görevlilerinin yaptığı açıklamalar ve kamu görevliliği konusundan hareketle er Utku Kalı hakkında konuşacağım. Çünkü er Utku Kalı’nın tutuklanmasının, bugün 151’inci günü bulan hasta tutukluluğunun ve birkaç saat evvel İstanbul GATA’dan taburcu edilerek zorla Sivas’taki askerî hapishaneye götürülmesinin kamu görevliliği kavramıyla derin bağlantıları bulunuyor.

Şimdi, çok ilginç bir şey oldu, Genelkurmay Başkanı birkaç gün evvel “Kamu görevlisiyim, konuşamam.” mealinde bazı sözler etti. Yine, aynı gün, aynı saatlerde Iğdır’da başka bir kamu görevlisinin, Iğdır Müftüsünün Caferiler ve Iğdır’daki Kürtlerle ilgili, etnik ayrıştırmaya hizmet eden, bu kesimlerin inançlarını aşağılayan, bu kesimleri potansiyel tehdit ve terörist ilan eden 2 sayfalık bir raporunun Iğdır Valisi tarafından onaylanarak Ankara’ya gönderildiği ortaya çıktı. Şimdi, Iğdır Müftüsü ve Iğdır Valisi de kamu görevlisi, Genelkurmay Başkanı da. Genelkurmay Başkanı hiçbir şekilde konuşmayacağını “kamu görevliliği” kavramıyla konuşmanın bağdaşmayacağını düşünüyor ama adlarını bu kriz vesilesiyle duyduğumuz 2 tane kamu görevlisi olan Iğdır’daki Müftü ve Vali, bırakın konuşmayı, halkları birbirine kışkırtan resmî raporları hazırlayıp altına imza atarak Ankara’ya göndermekte hiçbir sakınca görmüyorlar. Demek ki kamu görevliliği Hakan Fidan olunca başka bir anlam, Necdet Özel olunca bambaşka bir anlam, Iğdır’daki Vali ve Müftü olunca bambaşka anlamlar kazanıyor. Biliyorsunuz, bu Hakan Fidan’ın aslında kamuoyunun önünde olmaması gereken, bir casus örgütünün başkanı olarak çok fazla tartışmalara malzeme olmaması gereken bir pozisyonu bulunuyor ama bu ara, maşallah, beyefendiyle ilgili skandallar İsrail’den Washington’a kadar büyük gazetelerin, İnternet sitelerinin gündeminden düşmüyor. Keşke Necdet Özel gibi bu kamu görevlisi de biraz kendisine dikkat etse, yaptığı işleri dikkatli yürütse ve memleket bu tür krizler yaşamasa. Gerçi bugün Sayın Cumhurbaşkanının da ona kefil olan beyanlarını okuduktan sonra, İsrail ve ABD gazetelerinde iddia edilen konularla ilgili olarak o casusluk örgütünün başından alınmamasını savunan bir yurttaş ve milletvekili olarak, Roboski’yi çözememiş, kendisine tevdi edilen ÖSYM sorularının nasıl çalındığını bile tespit edememiş, yine Türkiye'nin Suriye ile olan sınırlarının delik deşik olması ve El Kaide’nin Türkiye'nin güneyindeki resmî komşusu olmasının yarattığı sakıncaları bir istihbarat örgütünün başkanı olarak yeterince takip edememiş ve Türkiye’yi son bir hafta içerisinde El Kaide’nin top atışlarına, silahlı mukavemetine maruz bırakmış bir kişi olarak görevden alınmasını canıgönülden destekliyorum. Bu bakımdan, Hakan Fidan’a bu kadar kefil olunmasının aslında Türkiye'nin güvenliğiyle ilgili de başka bazı sıkıntıları beraberinde getirdiğini yüce Meclisin huzurunda arz etmek istiyorum.

Şimdi, çok duyulmuş, bilinen, Fransa’da 1894’te açılmış ama etkileri yüz yılı aşkın bir süredir devam eden bir dava var Dreyfus davası diye. Yüzbaşı Dreyfus o zaman Türkiye'deki koşullara benzer bir siyasal iklim içerisinde birden düşman ilan edildi ve kısa bir zamanda tutuklanarak Fransa’ya bağlı bir sömürge adasına gönderildi. Beş yıl bu adada kaldı. Apoletleri söküldü, kılıcı kırıldı. Daha sonra, Emile Zola’nın ünlü “Suçluyorum” mektubundan sonra Fransa’nın yaşadığı sert tartışmaların ardından davası yeniden görülerek adadan Fransa’ya geri getirildi ve onuru iade edildi. Bu olaya yol açan ünlü edebiyatçı Zola ise 1905’te Fransa’da defnedildiğinde Fransa eğitim bakanı Fransız düşüncesinin ve kültürünün güçlü bir savunucusu, büyük bir edebiyatçısı olarak onu anmakla kalmadı, aynı zamanda, Dreyfus davasındaki mektubunun ne derece önemli olduğunu anlatarak bir yerde hakkını teslim etmiş oldu.

Dreyfus, Fransız ordusunda yüzbaşıydı ve Paris’te bulunan Alman Askerî Ataşesine Fransız ordusunun bazı gizli bilgilerini sızdırmakla suçlandı. Oysa, ataşelikte bulunan el notları Dreyfus’un el yazısına benzemiyordu ve bu konuda davanın ilk günlerinde samimi bilirkişiler, bizde tıpkı Balyoz ve Ergenekon’da olduğu gibi namuslu bazı raporlar, görüşler ileri sürdüler ama sonra hükûmetin ve güçlü çevrelerin müdahalesiyle dava içinden çıkılmaz bir hâle geldi. Gizli tanıkların da desteğiyle Dreyfus aslında Yahudi olduğu için o zaman siyasal gericiliğin hedefi oldu ve göstermelik bir yargılamayla mahkûm edildi. Bizdeki dijital devlet terörüne benzeyen bir dava aslında. Yüz küsur yıl evvel olsa da bugünkü davalara çok benziyor.

Konumuzla ilgili olarak er Utku Kalı davasını ve orada yargılamaya konu olan klasörü inceleyince Dreyfus davasına çok benzediğini gördüm, Balyoz ve Ergenekon’un yanı sıra. Çünkü, bu davada da er Utku RedHack’e bilgi sızdırdığı için yargılanıyor. RedHack’de aslında Türkiye'de her vatandaşın ilgiyle takip ettiği bir İnternet örgütlenmesi ve gerçek haberleri yayınlıyorlar. Herhâlde Egemen Bağış buralarda olsa gerek. Bu ara onunla ilgili de skandal bazı belgeler yayımladılar. RedHack’e Reyhanlı’da saldırı olacağına dair belgeleri sızdırmakla suçlandı er Utku Kalı. Er Utku’nun 151’inci günkü tutukluluğunda, geçtiğimiz gün, pazartesi günü, üç gün evvel Samsun’da duruşma oldu ve biz o duruşmaya katıldık. Tahliye kararı verilmedi, tutukluluğu sürecek, 11 Kasım günü Samsun’da 3. Ağır Cezada yeniden buluşacağız.

Şimdi, garip bir şey var bu davada. Gizli belgeleri sızdırmakla er Utku’yu suçluyor savcı ve Türkiye’deki egemen AKP medyası ama gizli belge denen şeyde yazılanlar bizzat Muammer Güler’in ağustos ayında -İçişleri Bakanının- bu Mecliste verilen bir soru önergesine verdiği yanıtta pek de gizli değilmiş, dosyaya da girdi bu. “İstihbari nitelikte bazı haberlerin derlenmesinden oluşan belgelerdir.” diyor İçişleri Bakanı. Buna rağmen er Utku gizli belge sızdırmaktan yargılanıyor ve tutuklu. O gizli belgelerde de   -çok enteresan- Reyhanlı katliamını El Nusra cephesinin yapacağı, bu tür katliamlar yaptığı, plakaları da verilmek suretiyle, bazı araçlar da somut olarak işaret edilmek suretiyle ortaya konuluyor. Şimdi, biz bu dava başladığından beri şunu söyledik: Yani, yasa bu belgeleri gizli olarak niteleyebilir. Bu mahkemede görüşü alınan bir deniz yüzbaşısı bu belgelerle ilgili gizli bir rapor da verebilir, Muammer Güler’in soru önergesindeki cevabına aykırı olarak. Ama acaba bir ülkenin ulusal çıkarlarını tehdit eden bir terör örgütüyle ilgili gizli olarak hazırlanmış olsa bile jandarma istihbaratın hazırladığı raporları ulusu tehdit eden böyle büyük bir tehlikeyle ilgili olarak kamuoyunu uyarmak üzere aleniyete çıkarmak, onun gizliliğine son vermek ne derece suç olabilir? Ben Utku’nun         yaptığı eylemin şeklî anlamda ceza yasasına göre suç olsa da aslında bir kahramanlık olduğunu düşünenlerdenim. Bu sözlerimi de devam eden mahkemeyi etkilemek için söylemiyorum. Ceza yasasında da, askerî istihbarat örgütünde de düzenlemeler yapılabilir ama buradaki olay çok ilginç,     52 yurttaşımızın Reyhanlı’da katledilmesine yol açan bombaları deşifre eden 20 yaşındaki bir askerin linç edilmesi, onun cezaevinde türlü baskılarla terörize edilmesi, belki kendi canına kıyması için ittifak hâlinde çalışma yürütülüyor. Er Utku aslında bir kahraman, onun El Nusra’nın katliam yapacağına dair belgeleri açıklaması suç olsa bile, ulusumuzun güvenliğini savunan bir kahraman ve bu kürsüden o kahramanı, yirmi iki yıl ceza istenen o kahramanı selamlamak gerekiyor aslında.

Günümüzün Enver Paşa’sı olan, sanırım burada da olmayan Davutoğlu’yla ilgili de şunu söyleyeyim: El Nusra’yı getirip Türkiye’ye komşu yaptı. Türkiye’yi, lütfen, onların top atışları karşısında, Batı’yı rahatlatmak üzere TSK aracılığıyla son bir hafta içinde iki defa El Nusra mevzilerine de bomba atmaya yönlendirdi. Türkiye'nin anlaşabileceği hiçbir komşu bırakmadı “Yeni Osmanlı” denen deli saçmalığı adına. Tıpkı Enver Paşa’nın Pantürkizm’i 20’nci yüzyılın başında ne idiyse bugün Yeni Osmanlıcılık adına yapıyor. Davutoğlu, tabii, artık Orta Doğu’da gidecek bir ülke, selam verecek bir komşu da bırakmadı. Günümüzün Enver Paşa’sına şunu söylemek lazım: Er Utku tahliye olacak, gelecek, kahraman olacak ama sen ileride vatana ihanetten mutlaka yargılanacaksın.

Çok teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyoruz Sayın Aygün.

Söz talebi yok.

2’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

3’üncü maddeyi okutuyorum:

MADDE 3- (1) Bu Kanun hükümlerini Bakanlar Kurulu yürütür.

BAŞKAN – Madde üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Antalya Milletvekili Osman Kaptan.

Buyurunuz Sayın Kaptan. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA OSMAN KAPTAN (Antalya) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; 173 sıra sayılı uluslararası ikili anlaşmaların onaylanması konusundaki tasarının 3’üncü maddesi hakkında Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlarım.

Sayın arkadaşlarım, bu kanun tasarısının kabul edilmesini biz uygun görüyoruz, destekliyoruz çünkü bu anlaşmanın onaylanması hâlinde Orta Asya ve Kafkasya ülkelerinde balıkçılık ve su ürünlerindeki yetiştiricilik faaliyetlerine etkinlik ve işlevsellik kazandırılacaktır, o nedenle de destekliyoruz. Ancak ikili ilişkilerdeki anlaşmalar yerine kendimizin yapabileceği işleri zamana yaymadan, savsaklamadan yapmamız gerektiğine de inanıyoruz.

Sayın arkadaşlarım, hepimizin bildiği gibi su hayattır. Suyun azı da çoğu da sıkıntı yaratmaktadır. Suyun olmaması, yağmurun yağmaması kıtlığa neden oluyor, onun için hükûmetler büyük sulama projeleri yapmak zorunda kalıyorlar. Suyun bolluğunda ise önlem alınmazsa dereler, nehirler taşıyor ve sel felaketlerine neden oluyor, can ve mal kaybı oluyor; tarlalardaki, bahçelerdeki, seralardaki tarımsal ürünler, sebzeler, meyveler su altında kalıyor ve çürüyorlar, zaten para etmeyen, üreticinin maliyetini bile karşılayamayan ürünler hepten yok oluyor. Anadolu’nun dört bir yanından, Malatya’dan, Mardin’den, Erzincan’dan, Elâzığ’dan, Adıyaman’dan, Urfa’dan, Hatay’dan, Doğu Anadolu’dan, Karadeniz’den Antalya’nın ilçelerine, Kumluca’ya, Kaş’a, Finike’ye, Serik’e, Manavgat’a, Antalya’nın merkezine, Alanya’ya, Gazipaşa’ya işçi olarak gelen mevsimlik tarım işçileri, bunlar daha çok yarıcı olarak çalışıyorlar veyahut dörtte 1 oranında ürüne ortak oluyorlar. Selde bunlar ellerinden gittiği için ellerinde hiçbir şey kalmıyor, çoluğuyla çocuğuyla perişan oluyorlar.

Değerli arkadaşlarım, sadece sel felaketinde değil tarımın Türkiye’de içinde bulunduğu durum aslında içler acısı. Biraz önce Sivas’tan bir arkadaşımız arıyor. Kendisini tanımıyorum, telefonla görüştük. Sivas’ın Gürün ilçesinin Reşadiye köyünde, Hüseyin Koç, “Adımı da verebilirsiniz.” diyor. “50 ton nohut ürettim, evvelki sene 140 bin liraya sattım. Bir önceki sene 140 bin liraya sattığım nohudu, geçen sene 110 bin liraya sattım, bu sene de 70 bin liraya sattım.” diyor. “50 ton nohudun maliyeti 85 bin lira.” diyor arkadaşlar. “Bunun için güney Anadolu’dan gelen 30 tane mevsimlik işçi çalıştırıyorum. Bu işi benim bırakmam önemli değil, 30 tane işçiye de yazık olacak, bir iş yaratıyorum.” diyor. Türkiye’nin her yerinde buna benzer olaylar oluyor tarımda.

Sayın arkadaşlarım, bol yağışlar Antalya’daki doğal güzelliklerin de, doğal afetlerin de nedeni oluyor. Antalya’nın aldığı yağış uzun yıllar ortalamasına göre metrekareye 1.067 kilogramdır. Bu, Avrupa Birliği ortalamasının 4-5 kat üstündedir, Türkiye ortalamasının da yaklaşık 2 kat üstündedir. Antalya devletten aldığının fazlasını devlete veren bir il olmasına rağmen devlet vergi toplamasını çok iyi biliyor ama doğal afetleri önlemek için para harcamasında ya bilmiyor ya da cimri davranıyor.

Devlet, GAP, KOP, DAP gibi bir projeyi Antalya’da da hayata geçirmelidir. Antalya’da AP gibi Antalya Projesi ya da BAP (Batı Akdeniz) adında bir proje... Bu projede Toroslardan gelen seller etkisiz hâle getirilmelidir. Antalya’da bu konularda bitirilen ve devam eden birtakım projeler yok değildir, aslında vardır. Bu konuda görev  yapan kamu görevlilerimiz, bölge müdüründen, müdür yardımcılarına kadar, bütün kamu görevlilerine kadar gecesini gündüzüne katarak insanlar orada çalışmaktadırlar. Onları kutluyoruz ve başarılarının sürekli olmasını diliyoruz. Ancak bunlar yetmiyor, yetmiyor, yetmiyor! Çünkü neden? Gecikmişlik var, yılların geçikmişliği var. Antalya demek küçük Türkiye demek. Antalya turizmde başkent, tarımda başkent, doğal felaketlerde de neredeyse son yıllarda başkent oluyor sayın arkadaşlarım.

21/10/2009 tarihinde yine bu kürsüden Kumluca’daki sel felaketini gündem dışı konuşmuştum. Orada demiştim ki: “Beşikçi köyünde ve Beykonak’taki 2 bin dönüm sera 1 metre su altında kalmış, zaten para etmeyen sebzeler çürümeye terk edilmiştir. Bu sel bir doğal felakettir ancak yedi yıl Beşikçi göletini yapmayanlar da siyasi afettir.” Yine aynı şekilde, Ekim 2011’de Gebiz’in Haskızılören köyünden gelen selde 6 kişi hayatını kaybetmiş, 2 kişinin cenazesi hâlen bulunmamıştır. Bu konuşmamdan da üç yıl sonra Ocak 2013’te “Yine durum aynı.” diye bu kürsüden konuşmuştum, şimdi de aynıdır diyorum arkadaşlar.

Antalya doğal afetler bölgesi…

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Antalya) – Yapılıyor Osman Ağabey, yapma bunu ya!

OSMAN KAPTAN (Devamla) – Sayın Vekilim… İşte böyle milletvekili arkadaşlarımız olduğu sürece Antalya’ya da bir şey yapılmıyor, Türkiye’ye de bir şey yapılmıyor. Arkadaşlar, bir dinlemesini öğrenin önce ya! (CHP sıralarından alkışlar)

Antalya’nın doğal afet bölgesi ilan edilmesi -Antalya’nın içini demiyorum arkadaşlar- ve koruma altına alınması gerekiyor. Küçük Aksu Barajı’nın programa alınmış olması -dinler misiniz Sayın Vekilim- Aksu Çayı’nın dere ıslahının yeni başlamış olması takdire şayandır, takdir ediyoruz, kutluyoruz ancak geç kalındığını da ifade etmek istiyoruz. Geç kalınmasaydı, Aksu Çayı’nın kollarında bu şeyler olmasaydı Gebiz’deki 6 tane insanımız can vermezdi. Ancak, geç kalınmıştır diyoruz, buralar eskiden bitirilmeliydi diyoruz. Boğaçayı Deresi’nin ıslah çalışmasının yüzde 90-95’inin yapılması da, ıslah edilmiş olması da yine memnuniyet verici bir olaydır. Kumluca’daki Alakır Barajı esasen sel önleme amacıyla yapılmış bir barajdır. Gâvur Deresi ıslah çalışması ise bu yıl sonu bitirilecektir. Kumluca’da ilçe merkezinin su taşkınlarına ilişkin yer teslim çalışmaları yapılmadığı için birtakım ıslah çalışmalarına başlanamamaktadır. Bunun nedeni: Belediyenin yeri teslim etmesi gerekiyor.

Şimdi, sayın arkadaşlar, belediye Hükûmet partisinin belediyesidir. Oradaki o belediyeyle Hükûmet, kamu görevlileri en kısa zamanda anlaşarak bu projeleri hayata geçirebilirler diye düşünüyoruz.

Finike’deki Kapıçay Barajı’nın 2004 yılında ihalesi yapılacaktır. Bunun da gecikmeden yapılması gerekir.

Yine, Demre ilçemizdeki dere yataklarının, özellikle de Kaş, Kasaba ve Karadağ yöresindeki dere yataklarının ıslahı için kalıcı önlemler alınmalıdır, köylerin mağduriyeti önlenmelidir.

Yine, Manavgat’taki Karpuz Çayı ıslahının bitirilmesi memnuniyet verici. Bu Naras Barajı’nın bu yıl sonuna bitirilmesi söz konusu. Eğer bitirilirse Manavgat konusunda da selden korunma açısından önemli adımlar atılmış olacaktır.

Şimdi, burada, yine, Manavgat’ta da yer teslim çalışmaları gerekli oluyor. Gazipaşa’da Gökçeler Barajı devam ediyor. Bunlar önemli şeyler ama alınması gereken tedbirleri… Dere yataklarının iskâna açılmış olması -tüm Türkiye’de bu, sadece Antalya’da değil- kum, çakıl ocaklarının dere yataklarında olması sel felaketlerine bir bakıma da davetiye çıkarıyor.

Sayın arkadaşlar,

1) Hasarlar daha olmadan, önceden tedbir alınmalı.

2) Antalya’nın tüm ilçelerindeki nehir, dere, çay yataklarının ıslah edilmesi çalışmalarına hız verilmelidir.

3) Yapılmakta olan barajlar ve göletler öncelikle bitirilmelidir ve buna benzer tedbirler alınmalıdır. TARSİM’in tüm çiftçilere sigorta yapması yaygınlaştırılmalıdır.

Efendim, doğal afetlerden korunmak için Hükûmetten tedbir, Allah’tan da esirgemesini diliyoruz.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Kaptan.

Söz talebi yok.

3’üncü maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Tasarının tümü açık oylamaya tabidir.

Açık oylamanın elektronik oylama cihazıyla yapılmasını oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Elektronik oylama için üç dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Orta Asya ve Kafkaslar Bölgesel Balıkçılık ve Su Ürünleri Yetiştiriciliği Komisyonu Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı açık oylama sonucu:

“Oy Sayısı   : 219

Kabul          : 218

Ret               : 1 (x)

                                     Kâtip Üye                                  Kâtip Üye

                                Mine Lök Beyaz                        İsmail Kaşdemir

                                     Diyarbakır                                 Çanakkale”              

Böylece tasarı kabul edilmiş ve kanunlaşmıştır.

                              

(x) Açık oylama kesin sonuçlarını gösteren tablo tutanağa eklidir.

Şimdi, 4’üncü sırada yer alan, Güneydoğu Avrupa Savunma Bakanları Süreci Çerçevesinde Koordinasyon Komitesi Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine başlayacağız.

4- Güneydoğu Avrupa Savunma Bakanları Süreci Çerçevesinde Koordinasyon Komitesi Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/390) (S. Sayısı: 322) (x)

BAŞKAN - Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Komisyon Raporu 322 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.

Tasarının tümü üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Balıkesir Milletvekili Haluk Ahmet Gümüş konuşacaktır.

Buyurunuz Sayın Gümüş. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA HALUK AHMET GÜMÜŞ (Balıkesir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 322 sıra sayılı uluslararası anlaşmanın onaylanmasının uygun bulunması hakkındaki kanun tasarısı üzerine Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına konuşma yapmak üzere söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlarım.

20’nci yüzyılın başları dünyamızda olağanüstü değişikliklerin yaşanacağı bir dönem olarak tarihe geçecektir. 20’nci yüzyılın sonunda dünya bloklaşması farklılaşmış, çok kutuplu dönemin sona ermesi doğrultusunda gelişmeler olmuştur. Geçen zaman içerisinde dünyada güç ağırlıklarının coğrafyalar arasında dağılımı açısından yeni gelişmeler yaşanmıştır. Gerçekte, geçen yüzyılın başında bazı ülkelerin dünya ticaretinden giderek daha fazla pay aldığı ve bu sürecin de devam edeceği öngörülebiliyordu. Aynı görüntü son on yılda daha da netleşmiş hâlleriyle millî gelirlerde görüldü. Özellikle bize daha sağlıklı bilgi veren satın alma paritesi yöntemi ile hesaplanan millî gelir rakamları dünyada yeni bir dönemin başlayacağını haber veriyordu. Tabii ki satın alma paritesi hesaplama yöntemleri de gelişmiş ülkeler tarafından değiştirildi manidar olarak. İşte dünya coğrafyasının farklı yerlerinde yaşanan bu gelişmeler yeni çağın yeni dengelerinin habercisiydi çünkü dünyamızda kalkınmışlık ve uluslararası yeni güç merkezlerinin varlığı sadece ekonomide olmayacak, siyasi alanlara yansıyacak, savunma dengelerinde kendisini gösterecektir.

Burada kısaca değinmekte yarar vardır: Gelişmiş ülkelerin hâlâ içinden çıkamadıkları ekonomik bunalımın ve ekonomik sürdürülebilirlik sorunlarının altındaki temel mesele işte bu yeni güç dağılımlarının ortaya çıkması ve dünyayı yeni değişimlere zorlamasıdır. Bu değişimler neler olacaktır ve neler olmalıdır? Tartışılacak en önemli mesele dünyadaki değişimlerin neler olacağı ve neler olması gerektiğidir. Her şeyden önce, içinde bulunduğumuz ve derinliği olan küresel dengesizlikler barış içerisinde atlatılmalıdır. Bunun olmaması hâlinde dünyamızın, insanlığın ve diğer canlı hayatın ödeyeceği bedeller benim burada anlatmak istemeyeceğim kadar büyüktür. Barış olmadığı hâlde, dünyayı bekleyen ve şu anda içinde bulunduğumuz sürecin içerisinde hazırlıklarının devam ettiği şartlar barış olmadığı hâlde dönüştüğü takdirde burada konuşmak istemeyeceğimiz kadar kötüdür. Ümidimiz, 20’nci yüzyılın savaşlara yol açan sonuçlarıyla karşılaşmak yerine, çalışmaların sorunları barış içerisinde çözmek doğrultusunda devam etmesidir çünkü silahlar da teknoloji ile birlikte korkunç bir şekilde gelişmiştir. Sorunlar artık çağımızda silahlarla çözülmemelidir. Bunun için çalışmak lazımdır ve bu zihniyetle çalışmak lazımdır.

                              

(x) 322 S. Sayılı Basmayazı tutanağa eklidir.

Değerli arkadaşlar, dünya coğrafyasının belli bir bölgesinde süren olağanüstü büyüme dünyanın ekonomik ve ticari ortamına büyük katkılar yapmış ve hatta uygulanmak istenen bazı küresel planlarda köklü değişiklikler yapılmasına, dünyadaki büyük küresel planlarda köklü değişiklikler yapılmasına yol açmıştır bu yakın tarihte yaşananlar. Elbette planları değişen veya değişmeye zorlanan büyük güçler, dünyanın süper güçleri olacaktır. Değişimlerden olumlu olduğu kadar hegemonya alanlarının daraltılması açısından olumsuz şekilde etkileneceklerdir dünyanın büyük güçleri. Bunun yanında bizim gibi gelişmesi konjonktürel ortamlarda sürdürülebilen ülkelerde -yönetimlerin acziyeti ve yanlış bakışı neticesindedir bu- üretime dayalı yapılar yerine konjonktüre bağlı yapılar geliştirilmiştir. Yaşanan gelişmelerden ekonomik ve siyasi olarak olağanüstü ölçülerde etkilenmeye açık olacaktır bizim gibi ülkeler. İşte, AB ve ABD’nin yaptığı serbest ticaret anlaşması, FED’in dolar emisyonunu daraltması neticesinde bizim gibi ülkelerin hükûmetlerinin aşırı rahatsızlığı buna en önemli örnektir, hükûmetler âdeta titremektedirler. Yani, Transatlantik Ticaret ve Yatırım Ortaklığı Anlaşması -ki bu belli zorlamalar sonucunda dünyada gündeme gelmiştir, Avrupa ve ABD’nin entegrasyonu meselesidir- ve bununla doğacak ekonomik kalkınma ortamı Amerika’da çıkılmakta olan krizden farklı politikalara doğru yönelmeyi getirmiştir ve bu politikalar sonucu emisyondaki daralma bizim gibi ülkeleri tir tir titretecektir. Bakın, yanlış politikalar sonucunda nelerle karşılaşacağız, hatta hükûmetler için ne riskler gündeme gelecektir. Yeni şartlarda görüldüğü gibi AB ve ABD ticaretini genişletecek bir entegrasyon girişimindedir. NATO ise hem Akdeniz’de hem Orta Doğu’da müdahale gücünü artırmaya çalışmaktadır.

Bakınız, hem Büyük Okyanus’a kıyısı olan ülkelerde hem Atlantik kıyısında hem Akdeniz’de önemli değişiklikler olmaktadır. Bir tarafta serbest ticaret anlaşmaları yapılırken diğer tarafta ülkelerin siyasi yapılarının yeniden yapılandırılması için uluslararası müdahaleler gündeme gelmektedir. Bu gelişmeler içinde olumlu gelişmeler yanında, tabii ki, itiraz edilecek davranışlar oldukça yaygındır. Nerede? Akdeniz ülkelerinde. Nerede? Orta Doğu’nun birçok yerinde. Kim tarafından? Hem gelişmişler tarafından hem de bizim gibi şaşkın ülkeler tarafından.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Biz şaşkın ülke değiliz ki.

HALUK AHMET GÜMÜŞ (Devamla) – Şaşkın ülkelerin yönetimleri tarafından, düzeltiyorum.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Şaşkın ülke kim ya!

HALUK AHMET GÜMÜŞ (Devamla) – Şaşkın yönetimler tarafından.

Gerçek şudur ki, dünya giderek uluslararası bölgesel entegrasyonları hızla geliştirirken, muhtemel kaos ortamlarına hazırlığını yeni savunma anlaşmalarıyla güçlendirmektedir.Buradan hareketle, geleceğin dünyasında birbirini dengeleyen uluslararası ekonomik bölgesel entegrasyonlar ve yeni savunma anlaşmaları olacaktır.

AKP Hükûmeti nihayet bizi dengesizleştirme potansiyeli çok yüksek olan istikrarsız Orta Doğu ülkelerinin iç işlerine karışma ve onlarla entegrasyon rüyası, havucu peşinde koşma dışında bir konuya, bu meseleyle dikkatini verebilmiştir, ara sıra iyi şeyler oluyor.

Biz her fırsatta Hükûmete söyledik: İstikrarsız bölge ile ilişkilerinizi artırırsanız istikrarsızlık tıpkı bir hastalık gibi Türkiye’ye de bulaşacaktır. “İstikrarsız bölgeyle entegrasyon yapılmaz.” dedik. Siz entegrasyon peşindesiniz. İşte, entegrasyonun sonucu Orta Doğu’da itibarı ne hâle gelmiştir bunları sizler çok iyi görüyorsunuz. Bu anlamda kısmi de olsa istikrarlı görünümde olan kuzey, batı ve doğu yönlerimizdeki bölgeler bizim için ekonomik entegrasyona en uygun olanlardır.

Geçmişte karmaşık etnik yapıları nedeniyle çeşitli istikrarsızlıklar ve çalkantılar yaşamış olan Balkan ülkeleri, bugün artık bu çağrışımın unutulması nedeniyle, unutulması amacıyla güneydoğu Avrupa ülkeleri olarak anılmak istemektedirler. Bu coğrafya bizim için jeopolitik ve ekonomik açıdan olduğu kadar tarihî, kültürel ve insani ilişkiler bakımından da büyük öncelikler taşımaktadır. Aynı zamanda Balkanlar, Türk tarihi açısından taşıdığı özel önem ve bölgesel entegrasyon hedeflerimiz bağlamında geleceğe dönük içerdiği potansiyellerle çok büyük öneme sahiptir. Özellikle Yugoslavya’nın dağılmasının ardından Balkanlardaki tüm dengeler farklılaşmış, bu süreçte ortaya çıkan istikrarsızlık uluslararası barış açısından tehlikeli boyutlara ulaşmıştı. Balkanlarda büyük insani acılar yaşanmış ve acılı etnik temizlik hareketleri gündeme gelmişti. Yaşanan bu acılardan ve uluslararası askerî müdahalelerden sonra 1934’te imzalanan ve İkinci Dünya Savaşı’nın yarattığı uluslararası konjonktürde geçerliliğini yitiren Balkan Antantı’ndan yaklaşık altmış yıl sonra yani 1996’da Güneydoğu Avrupa İşbirliği Süreci Örgütü kurulmuştu. Bu örgütün temel özelliği Balkanlar kaynaklı tek iş birliği platformu olmasıdır. Bu örgüt Arnavutluk, Bosna-Hersek, Bulgaristan, Hırvatistan, Karadağ, Makedonya, Moldova, Romanya, Sırbistan, Slovenya, Türkiye ve Yunanistan olmak üzere 12 üyeden oluşmaktadır. Bir 12’li başlangıç daha… Örgüt, bölge ülkeleri arasında siyasi, ekonomi ve güvenlik alanlarında iş birliğinin güçlendirilmesi ve Balkanlar coğrafyasında bir daha insani acıların yaşanmayacağı bir barış ortamının tesis edilmesini amaçlamaktadır. Ben de partim adına önümüzdeki dönemde bu örgütün kurduğu Parlamenterler Asamblesi Türk Grubunun etkin bir üyesi olarak iş birliği sürecinin başarılı bir şekilde devam etmesine yönelik katkılarımı sunmaya çalışacağım.

Değerli milletvekilleri, bugün artık parlamenter diplomasi, en az diplomatlar eliyle yürütülen klasik diplomasi kadar önemli bir hâle gelmiştir, hatta daha önemli bir hâle gelmiştir. Bilgi ve politika üreten, bölgenin refahı ile istikrarı yönünde karar alan, raporlar hazırlayan, uluslararası iş birlikleri gerçekleştiren bir Parlamenterler Asamblesi yalnızca bölgedeki barış ortamına hizmet etmekle kalmayacak, aynı zamanda hükûmetlerin dış politikalarına olumlu yönde katkılar sunabilecektir, tabii eğer dış politikaları yöneten kurum ve kişiler ortaya çıkacak bu bilgi kaynaklarından istifade etmek isterlerse. Ne yazık ki AKP Hükûmetinin Dışişleri birimleri dış politika konusunda uyarılarımıza kulaklarını tıkamaya devam etmektedirler. Bu sağır tutum ve dış politikadaki analiz yoksunluğu, dünyada yaşanan gelişmelerin nedenlerini sonuçlarıyla düşünmek yerine yalnızca kavramlarla yapılmaya çalışılan dış politika anlayışı ülkeyi bugünkü sorunlu duruma getirmiştir. Bırakın artık sadece kavramlarla düşünmeyi, hangi gelişmeler hangi büyük dünya meselesinin bir sonucudur, buna bakınız. Dışişleri Bakanlığına çok değerli katkılarımız olabilir eğer bizi dinlemek isterlerse –Dışişleri Bakanını burada göremiyoruz bile- ve görüşlerimizi değerlendirmek isterlerse kapımız kendilerine her zaman açık olacaktır.

Değerli milletvekilleri, bildiğiniz gibi Balkanlar coğrafyası bizim açımızdan hem çok özel hem de çok güzel bir coğrafyadır. Bu coğrafyada tarihsel açıdan Türkiye ile çok güçlü bağları olan ülkeler bulunmaktadır. Dillerimiz bazılarıyla benzer kökenlerdendir; Sırpça, Bulgarca, Arnavutça ve Boşnakçada binlerce Türkçe kökenli sözcük bulunmaktadır. Tarihsel paydaları aradığınız zaman aşırı bir zenginlikle karşılaşacağız. Balkanlarda karşılıklı güven ve istikrarın sağlanması ve komşuluk ilişkilerinin kurulması ancak Türkiye’nin de içinde bulunduğu etkin bir uluslararası örgüt yoluyla mümkün olabilecektir. Yani var olan örgütler acil bir şekilde etkinleştirilmeli ve ciddi bir şekilde çalışılmalıdır. Bu bölgedeki ülkelerin Avrupa Birliği ve NATO gibi kurumlarla entegrasyon sağlaması bu ülkelerdeki demokratik yönetimlerin pekiştirilmesi açısından önem arz etmektedir. Türkiye’nin de bu sürece rahatsız edici emperyal hedefler gözetmeksizin önderlik etmesi ve bölge ülkeleriyle daha düzenli bir entegrasyon hedefi peşinde koşması gerekmektedir. Gerçekte bu süreç için geç bile kalınmıştır diyebilirim.

Uluslararası bölgesel entegrasyonların taşıdığı önemi bu kürsüden müteaddit defalar dile getirdim. İşte bugün görüşmekten olduğumuz örgütün kurduğu yapılar bunun en somut örneklerinden birisidir. Hem kalıcı barışın tesis açısından hem oluşacak uluslararası yeni dengelere destek açısından savunma iş birliklerinin artırılması ve ekonomik bütünleşme süreçlerinin önünün açılması yaşamsal önemi haizdir.

Konuşmamın başında genel olarak ifade ettiğimiz gibi, gelişmiş ülkelerin Güneydoğu Asya ülkelerini ve özellikle de Çin ve Hindistan’daki muazzam büyüme rakamlarını dengeleyebilmek için Güneydoğu Avrupa ve Karadeniz ülkeleri civarında kapsamlı entegrasyon ve iş birliği olanakları aramaya başladıkları tartışma götürmez bir gerçektir. Bu arayış çeşitli defalar da çeşitli düşünürlerce dile getirilmiştir.

Gelişmiş ülkelerde eğilim, Batı dünyasının yeni şartlara, büyük ölçek ekonomileri yaratabilecek yeni uluslararası entegrasyonlara olan ihtiyacının arttığı şeklindedir. Bizler de bu ölçek ekonomisi yarışında öncelikle en yakınımızla ve bize en yakın olan ülkelerle menfaat birliklerini geliştirmek, bu konudaki fırsatları zaman ilerlemeden, zaman geçirmeden gerçekleştirmek zorundayız. En yakındaki ülkeler kimlerdir? 1) Balkan ülkeleridir. 2) Karadeniz’in kuzeyindeki ülkelerdir. 3) Kafkasya’dır. 4) Orta Asya’dır. Orta Asya’da geriledik. Kafkasya’da ilişkilerin ne olduğu belli değil. Rusya’yla aramızda güvensizlik var. Şimdi emeklemeye çalışıyoruz, yapmaya çalışıyoruz; daha yeni gündemimize geliyor, Hükûmetin 10’uncu senesinde Balkanlarla iş birliğini geliştirmek amacındayız.

İlişkiler nerede gelişmiş? Orta Doğu’da gelişmiş. Nasıl gelişmiş? Konuşma daha iyi, düşünme daha iyi. Geliştirdiğiniz ilişkiler işte Irak’ta, geliştirdiğiniz ilişkiler Suriye’de. Suriye’de sizi kale bile almıyorlar şu anda, Cenevre görüşmelerinde görüşünüzü bile almıyorlar.

Geleceğin dünyası bölgesel entegrasyonlar ve yeni bölgesel savunma anlaşmalarıyla bizim gibi gelişen ülkelere önemli ve daha büyük hareket olanakları sunma imkânını verecektir. Zaman akıllıca ve gecikmeden kullanılmalıdır. Uluslararası bölgesel yapıların olduğu bir dünyada bölgeler arası ilişkiler içerisinde gelişmekte olan ülkelerin etkileri ve hareket alanları daha büyük, daha geniş ve daha etkili olacaktır arkadaşlar. Zaman akıllıca ve gecikmeden kullanılmalıdır. En yakındaki dengeli ülkeler bizim yakın iş birliği partnerlerimiz olarak algılanmalı ve bu doğrultuda çalışılmalıdır.

Dinlediğiniz için teşekkür eder, yüce Meclisi saygılarımla selamlarım, hepiniz sağ olun. (CHP ve MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Gümüş.

Şahısları adına söz talebi yok.

Soru-cevap bölümünde Sayın Öğüt sisteme girmişsiniz, sorunuz var mıdır?

Buyurunuz Sayın Öğüt.

KADİR GÖKMEN ÖĞÜT (İstanbul) – Efendim, geçtiğimiz ay içinde gazetelerden okuduğumuz kadarıyla -ve arkadaşlarla bu haber üstüne ilişkiye geçtik- TRT’de çalışan 20 kadar arkadaşımıza Gezi olaylarıyla ilgili olarak sosyal medyada paylaşımlarından dolayı soruşturma açılmış. Bu soruşturmayla hem kadroya alınmaları geciktiriliyor hem de kendilerinin iş güvencesi konusunda bir sıkıntı var. Atamaları yapılamadı. Cuma günü sabahleyin de onları sözlü olarak bir savunma vermeye çağırmışlar. Bu konuda Sayın Bakanımızın, sosyal medyadaki yazışmalardan dolayı herhangi bir şekilde müdahale edilip edilmeyeceği konusunda kendisinin bu arkadaşlara yönelik bir koruması var mı, onu öğrenmek istiyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Öğüt.

Sayın Ağbaba...

VELİ AĞBABA (Malatya) – Teşekkür ederim.

Sayın Bakan, kamuda çalışan geçici işçiler var –geçtiğimiz yıl da sormuştum- Devlet Demir Yollarında, şeker fabrikalarında, birçok alanda çalışan geçici işçiler var; bunların kadro sorununu çözmeyi düşünüyor musunuz?

Bir de taşeron işçiler var. Maalesef özellikle bu son dönemde artan taşeron işçiler konusunda bir çalışma yapılıyor mu? Herkes bu konuda sizden olumlu bir haber bekliyor. Bunu sormak istiyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Ağbaba.

Sayın Kaplan…

MEHMET HİLAL KAPLAN (Kocaeli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakanım, Gebze’de Feniş Alüminyum diye bir iş yerimiz var. Feniş Alüminyum, 1970’lerde, 80’lerde Türkiye’deki kendi sektöründeki en büyük şirketlerden bir tanesi. 2001 yılında yaşadığı ekonomik krizle uluslararası sermayeye bir miktar ve bankalara borçlandı. Bu borçlanmanın sonucu, şu anda, işverenin ekonomik sıkıntısı nedeniyle, orada çalışan 637 işçi ve memurun işlerine son verildi ve kapının önüne kondu.

Siz, Çalışma Bakanı olarak, işçilerimizin ve memurlarımızın bu yaşadığı sıkıntıyı gidermek adına gerek işverenle gerekse de sendika yetkilileriyle bir görüşme yaparak bu olayın tatlılıkla çözülmesi ve barışın sağlanması adına bir girişimde bulunmayı düşünüyor musunuz?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Kaplan.

Sayın Havutça…

NAMIK HAVUTÇA (Balıkesir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, kamuoyunda “emeklilikte yaşa takılanlar” olarak bilinen çok önemli bir mağdur kesim var. Bunlar, her platformda, seçimler yaklaştıkça size zaman zaman da ulaşarak, Ankara’da, İzmir’de, değişik zamanlarda eylemlerde bulunuyorlar. Bu insanlar gerçekten de uluslararası hukuka, çalışma yaşamına çok aykırı bir şekilde, çok haksız bir şekilde âdeta cezalandırılıyor.

Bakın, elli yaşında, işsiz kalmış, emeklilik yaşını doldurmuş ama yaşı elliyi geçtiği için iş bulamıyor, maalesef emekli maaşı da alamıyor. Siz Hükûmet olarak, bir insan olarak –o, evladını okula gönderiyor- bu insanların ıstırabına çare olmayı düşünüyor musunuz? Burada bir haksızlık olduğunu görmüyor musunuz?

Bunu Hükûmet olarak… Defalarca, biz, burada gündeme getiriyoruz ve getirmeye de devam edeceğiz. Burada açık bir haksızlık var.

Lütfen, bu insanların sesini, ıstırabını duyun.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Havutça.

Sayın Özel…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakanım, dün de çokça dile geldi, bundan sonra da Meclis çatısı altında çokça konuşacağız. Soma’daki çıkan yangında bir işçimizi kaybettik. Ben geçen sene, üst üste 3 tane yangın çıktığında bu konuyu yazılı bir soru önergesiyle tarafınıza iletmiştim. Son on yılda defalarca denetlendiğini ve 66 farklı kusurun tespit edildiğini, 2011 yılında da bir kez bir aylığına kapatıldığını, ardından açıldığını yazılı olarak cevaplandırmıştınız. Hem Manisa kamuoyu hem Türkiye kamuoyu bu şirketin sahiplerinin partinize olan yakınlığını ve bütün eksikliklerine rağmen sizlerin iş güvenliği müfettişlerinizin raporlarının hilafında siyasi baskıyla buranın açık tutulduğunu söylüyorlar. Bu tip bir baskıdan haberdar mısınız? Bu maden ocağının faaliyetine hâlâ devam ediyor ve can alıyor oluşunu nasıl açıklıyorsunuz?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyoruz Sayın Özel.

Sayın Bayraktutan…

UĞUR BAYRAKTUTAN (Artvin) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakan, bilindiği üzere, Artvin’de Cerattepe’de çıkartılmak istenen bir maden var. Bu madene ilişkin olarak 2001 yılında Mecliste yapmış olduğunuz konuşma tutanaklarını çıkarttım. O konuşma, bana göre muhteşem bir konuşma. Bugün bu madene ilişkin olarak yapılan ÇED raporunda 50 bini aşkın ağacın kesilerek maden çıkartılması istenmektedir. 2001 yılında yapmış olduğunuz konuşmada Artvin’de bu şekildeki bir maden çıkartılma işleminin büyük bir cinayet olacağını, Artvin’in sonunu getireceğine ilişkin elimde tutanaklar var. 2001 yılında yaptığınız bu konuşmanın içeriğini bugün de paylaşıyor musunuz? Bütün Artvinliler merak ediyor.

Teşekkür ediyorum Sayın Bakanım.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Bayraktutan.

Sayın Öğüt…

KADİR GÖKMEN ÖĞÜT (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Meclise geldiğimiz iki yıldan beri ve daha önceki süreçte de Diş Hekimleri Odası ve Birliğinin çalışmalarıyla bu, muayenehanede çalışan diş hekimlerinin kamudan hizmet satın alınması konusundaki anlaşmasının yapılması için Bakanlığınızla ve Sağlık Bakanlığıyla temaslar yapılmıştı fakat bir türlü bu hayata geçmedi. Sizin onayınızın alınmasına rağmen, Sağlık Bakanının da onayının alınmasına rağmen hâlâ bu muayenehanelerden hizmet satın alınması hayata geçmedi. Bu dönemde bu konuda bir çalışma yapmayı düşünüyor musunuz? Diş hekimi meslektaşlarımızın çok ciddi mağduriyeti var. Bu anlamda sizden burada yine bir söz istiyorlar, görüşünüzü istiyorlar.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Öğüt.

Sayın Akar…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın Bakan, geçen yıl bu kürsüde, Meclis kürsüsünde yaptığınız bir konuşmada, Kozlu’daki maden kazasından sonra yaptığınız bir konuşmada, madenlerde galeri açma işini, yine eski usulde olduğu gibi, eski madenlerde olduğu gibi tecrübeli madencilerin ve galeri açma işini yapacak elemanların yetişmesi için taşerondan alacağınızı, onunla ilgili bir kanun tasarısı hazırladığınızı şu kürsüden ifade etmiştiniz.

Ben, yine o tarihte yaptığım konuşmada, “Yine her zamanki gibi bu kürsülerden iyi dileklerinizi, temennilerinizi dile getireceksiniz, fakat sonuçta değişen bir şey olmayacak.” demiştim. Aradan bir yıl geçmesine rağmen, böyle bir kanun tasarısı, teklifini Meclise getirmediğiniz gibi bu konuda en ufak bir çalışma da yapmadınız ve Türkiye'deki maden kazaları, aynı diğer iş kazalarında olduğu gibi Avrupa’da 1’inci, belki de dünyada 2’nci sırada yer almaktadır.

Bu konuda, maden kazalarının önlenebilmesi için, maden ocaklarındaki kazaların önlenebilmesi için herhangi bir kanun teklifi hazırlıyor musunuz, yoksa yine…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Akar.

Sayın Havutça…

NAMIK HAVUTÇA (Balıkesir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, Büyükşehir Belediyesi Yasası çıkmasından sonra, biliyorsunuz, şu anda, önümüzdeki dönemde bu illerimizde il özel idaresine bağlı olarak çalışan geçici işçi statüsünde, sözleşmeli işçi statüsünde bulunan çalışanlarımız var. Bunlar bize soruyorlar, “Bizim durumumuz ne olacak? Biz kamu işlerinde kadroya alınacak mıyız?” Ve yine o büyükşehir belediyelerimize bağlı olan ilçe belediyelerinde taşeron statüde, sözleşmeli statüde ve geçici işçi statüsünde çalışanlar var. Hükûmetiniz bunlarla ilgili herhangi bir çalışma yapmayı düşünüyor mu? Bu çalışanların Anayasa’dan kaynaklanan çalışma haklarını güvence altına alacak kamu çalışma haklarını verecek midir, yoksa klasik bir yöntemle, AKP bildiğimiz klasik bir şekilde emek sömürüsüne ve taşeronlaşmaya devam mı edecek?

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Havutça.

Buyurunuz Sayın Bakan.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Çok teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Şimdi, TRT’de çalışanlarla ilgili tevcih edilen soruya tabii ki biz de gerek medya gerek burada soru çerçevesinde muttali olduk. Ben, TRT’de hukuka aykırı bir işlemin olacağı ihtimalini hiç vermiyorum, hukuk çerçevesinde değerlendirme yapıldığını belirtmek istiyorum fakat Çalışma Bakanlığı olarak madem böyle bir sorumluluğu bize iletiyorsunuz, bizzat yetkililerle görüşerek burada gerçekten hukuka aykırı bir işlem varsa bunun takipçisi olacağımı ifade etmek istiyorum.

İkincisi, geçici işçilerle ilgili olarak, altı ayın altında çalışan yani beş ay yirmi dokuz gün çalışmakta olanlarla ilgili bir düzenleme şu anda söz konusu değil. Bildiğiniz gibi, geçtiğimiz yıllarda, altı ay ve üzerinde çalışma gerçekleştiren çalışanların kadroya alınmalarıyla ilgili işlem tamamlanmış, yaklaşık 227 bin işçi kadroya alınmış idi. Dolayısıyla, altı ayın altında çalışan işçilerin kadroya alınmasıyla ilgili şu anda bir çalışmanın olmadığını belirtmek istiyorum.

Taşeron işçilerle ilgili inanın uzun bir süredir çalışmamızı sürdürüyoruz. Bütün milletvekili arkadaşlarımızın da bu konuda alt işverenin yanında çalışan işçilerin sorunlarını anlattıklarının, onları bilgilendirdiklerinin ve bir çözüm aradıklarının bilincindeyim. Her gittiğimiz ilde de alt işveren yanında çalışan işçilerimizle bir araya geliyoruz, sendikalarla, işçilerle, işverenlerle ve kamuda çalışan taşeronların çözüm konusu aslında binbir türlü sıkıntıyı da içinde barındırıyor. Yani, aldığınız bir karar işçi kesiminin aleyhine, aldığınız bir karar işveren kesiminin aleyhine bir tablo arz ettiğinden dolayı uzlaşmada zorluk yaşıyoruz ama bir gerçeği de burada, huzurlarınızda vurgulamak istiyorum: Tabii ki şu andaki taşeron uygulaması emeğin sömürüsüne dönmüş bulunmaktadır, bunun sürdürülebilirliği yoktur. Mutlaka bir çözüm bulma konusunda yarın yine taraflar bir araya gelecek ve kendilerine 10 Kasıma kadar bir süre verdik, bir uzlaşma noktasına gelecekleri inancı içerisindeyim. Bu yasama yılında, seçimlere gitmeden, bu alt işveren işçileriyle ilgili sorunu çözme gayreti içerisinde olduğumuzu bir kez daha ifade ediyorum.

Gebze’de bir fabrika ile ilgili oluşan iflas neticesinde 637 işçimizin şu anda gerçekten ciddi sıkıntılarla karşı karşıya olduğu… Hatta bu işçilerle bizzat da görüşme imkânım oldu, ilgili sendikayla da görüşme imkânım oldu, işverenle de görüşme imkânımız oldu. Bu görüşmelerde, tabii ki iflas gerçekleşmiş ise hareket alanımızın ne kadar daraldığını hepiniz tahmin edersiniz. Bu konuyla ilgili, acaba kısa çalışma ödeneği çerçevesinde işçilere bir imkân temin edebilir miyiz diye o girişimlerimiz de oldu ama maalesef işletmenin konumu, iş yerinin konumu bu tür imkânları da işçilerimize sağlamaktan uzak bir tablo arz ediyor. Bundan dolayı biz özellikle şunu ifade ediyoruz: Bahsettiğiniz işletmede çalışan bir işçimiz on yedi gün kaldığını emekli olmak için, bir diğer işçimiz birkaç ay kaldığını ifade ediyor. Yani, düşünebiliyor musunuz, on yedi gün sonra tazminatını alacak, belki de bir ev sahibi olacak, belki de sıkıntılarını giderecek. Otuz yıldır beklediği bir süreci tam yakalama noktasındayken, işverenin iflası neticesinde bu işçinin  karşı karşıya bulunduğu durumu öyle tahmin ediyorum ki hepimiz görüyoruz ve hissediyoruz. Bunun çözümü ne olabilir? Otuz yıl işçiyi beklettikten sonra tazminatı vereceğimize, aylık çalışmasının neticesinde bireysel hesabına acaba tazminatını yatırsak da iş yeri iflas etse bile, bireysel hesabında tazminat birikeceği için  bu işçimizin mağduriyetini ortadan kaldırsak diye bir çalışmayı tarafların huzuruna getiriyoruz. Ben anlamakta zorlanıyorum, bu kadar net ve şeffaf bir çalışmayı yani kıdem tazminatı yerine kıdem tazminatı fonunu getirip yılları beklemeden her ay hesaba yatması gereken bir tazminat anlayışına neden sendikalarımız sıcak bakmaz, neden siyasetçilerimiz sıcak bakmaz ve bunun istismarına gider, ben bunu anlamakta zorlanıyorum. Tam otuz yıl sonra, on yedi günü kalan işçimizin otuz yıllık birikimini alamamasını hepimiz yüreklerimiz sızlayarak şu anda izliyoruz. Çözümü gayet nettir: Her ay, çalışmasının sonunda nasıl ücretini alıyorsa, kendi bireysel hesabına tazminatının yatmasıdır. Başka türlü, işçinin ve emeğin sömürülmesini engellemek burada mümkün değildir. Bunu da bilgilerinize sunuyorum.

Emeklilikte yaşa takılanlarla ilgili düzenleme, 1999 yılında o günün hükûmeti üçlü koalisyon tarafından 4447 sayılı Yasa ile yürürlüğe girmiş olan bir düzenlemedir. Bu konu Anayasa Mahkemesine götürülmüş ve burada, bu emeklilik yaşına takılan, bugün de ifade edilen kesime bir haksızlığın yapıldığı ifade edilmiş. Anayasa Mahkemesi uygulamada ve yasada bir haksızlığın, yanlışlığın olmadığına yasayı iptal etmeyerek karar vermiş bulunmaktadır.

Soma’daki yangında hayatını kaybeden vatandaşımıza ben de Allah’tan rahmet diliyorum. Olaydan hemen sonra müfettişlerimiz oradaydılar ve havalandırmada bir çöküşün neticesinde, tozda meydana gelen yangın neticesinde bir vatandaşımız, bir işçimiz ne yazık ki hayatını kaybetti. Bu işletmeyle ilgili, bu iş yeriyle ilgili nisan ayında yapılan teftişte kapatma cezası verilmiş ve daha önce de 10 bin lirayı yani 10 milyarları aşan birçok idari para cezaları da orada uygulanmış. Bu son kapatmadan sonra, tespit edilen eksiklikler giderildikten sonra tekrar işletme faaliyetlerine dönmüş fakat buradaki kaza, havalandırmadaki çöküşün oluşturduğu bir kazadır. Teknik olarak şu anda çalışmalar devam ediyor. İlk bulgulara göre, işletmenin kusurunun olduğu şeklinde teftiş raporlarında ön bilgi olarak bizlere de ifade edildi. Kesinlikle ifade ettiğiniz gibi, insan hayatını bu kadar ilgilendiren bir konuyla ilgili baskı veya benzeri bazı yandaş yaklaştırmaların kabul edilebilir bir tarafı yoktur. Çalışma hayatının çok daha sağlıklı bir düzeyde sürdürülmesi konusunda bildiğiniz gibi Parlamentoda İş Sağlığı ve Güvenliği Yasası’nı birlikte çıkardık. Bunun önemli bölümleri 1 Ocak 2014 tarihi itibarıyla yürürlüğe girecek. Burada amaç, sağlıklı bir ortamda işçilerimizin, emekçilerimizin çalışma yaşamlarını sürdürmeleridir.

Bu konuda başka bir düzenlemeye, burada ifade edildiği gibi başka bir düzenlemeye, yani “Madeni kim çıkaracak? Taşeron mu çıkaracak, asıl işveren mi çıkaracak?” gibi düzenlemeye gerek yok, yasa uygulamaya girdiğinde kurallara uyulduktan sonra tüm sıkıntıların ortadan kalkacağı bir sürece inşallah bu yasa ile girmiş olacağız.

Genelde kullanılıyor, “Dünyada, efendim, iş kazalarında 2’nciyiz.” gibi gelişigüzel değerlendirmeler yapılıyor, bunlar doğru değil arkadaşlar. 2002 yılında 100 bin işçide 16 ölüm söz konusu iken 2012’de 100 bin işçide 8, şu anda ise, 2013 yılında 100 bin işçide 6 ölümlü iş kazalarıyla karşı karşıyayız. Türkiye hızlı bir şekilde iş kazalarını ve buradaki ölümleri azaltmaktadır, bunu da bu vesileyle ifade etmiş olayım.

Artvin’deki… Artvin, biliyorsunuz, “Yeşil Artvin” diye ifade etmek doğrudur. Benim de doğduğum bir şehirdir, çocukluğumu geçirdiğim bir şehirdir. Tam Artvin’in tepesinde bir maden arama… Tabii ki tekniğine ve çevreyi tahrip etmeyecek bir şekilde madenlere sahip çıkmamız doğrudur ama eğer bir tahribat söz konusuysa, ki Artvin’deki geçmiş yıllara ait bir konuşmamı sayın milletvekilim hatırlattılar, aynen o konuşmanın arkasındayım, onu da ifade edeyim.

Serbest diş hekimleriyle ilgili olarak da, kamudan hizmet alımlarıyla ilgili çalışmalarımızı biz Sosyal Güvenlik Kurumu olarak tamamlamış bulunuyoruz fakat bu konuda takdir edersiniz ki kurumlar arasında değerlendirmemiz devam ediyor ve neticeye bu konuda varamamış durumdayız.

İl özel idarelerine bağlı çalışanlardan sözleşmeli olan 100 bin kişiyi kadroya aldık. Bunu yine yüce Mecliste hep birlikte gerçekleştirdik. Bu 100 bin sözleşmeli kapsamına girmeyenlerin tabii ki kadroya alınmaları söz konusu olmayacak idi. Bizim personel rejimimizde çok farklı statüler var, bunları daha da azaltma gayreti içerisindeyiz. Geçmiş yıllardaki kadroya alınan işçiler ve bazı statülerde yapılan değişikliklerin amacı da bu parçalı statüyü biraz daha derli toplu hâle getirmeye dönük olduğunu ifade ediyorum.

Öyle tahmin ediyorum, bütün sorulara cevap vermiş bulunuyoruz. Bütün soru soran arkadaşlara teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Bakan.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Benim soruma cevap vermediniz, daha zaman var.

ÇALIŞMA ve SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Sizin…

BAŞKAN – Herhâlde sistem kapandı siz teşekkür edince. Cevabınızı  daha sonra belki yazılı verirsiniz.

Şimdi tasarının tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Maddelerine geçilmesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…

MEHMET ŞEKER (Gaziantep) – Karar yeter sayısı istiyoruz .

BAŞKAN – Karar yeter sayısı arayacağım, elektronik cihazla yapacağım.

Bir dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Karar yeter sayısı vardır; tasarının maddelerine geçilmesi kabul edilmiştir.

1’inci maddeyi okutuyorum:

GÜNEYDOĞU AVRUPA SAVUNMA BAKANLARI SÜRECİ ÇERÇEVESİNDE KOORDİNASYON KOMİTESİ ANLAŞMASININ ONAYLANMASININ

UYGUN BULUNDUĞUNA DAİR KANUN TASARISI

Madde 1- (1) 21 Ekim 2009 tarihinde Sofya’da imzalanan “Güneydoğu Avrupa Savunma Bakanları Süreci Çerçevesinde Koordinasyon Komitesi Anlaşması”nın onaylanması uygun bulunmuştur.

BAŞKAN – 1’inci madde üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Trabzon Milletvekili Mehmet Volkan Canalioğlu.

Buyurunuz Sayın Canalioğlu. (CHP sıralarından alkışlar)

CHP GRUBU ADINA MEHMET VOLKAN CANALİOĞLU (Trabzon) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; iyi akşamlar diliyorum. Öncelikle, burada söyleyeceğime söz verdiğim bir konuyu sizlerle paylaşmak istiyorum. Bugünkü çalışmalarımız içerisinde Cumhuriyet Halk Partisi Afyonkarahisar Milletvekilimiz Sayın Ahmet Toptaş, Afyonkarahisar’daki patlamada şehit olan 25 evladımızın durumlarının araştırılmasını, ihmal mi suikast mı noktasında araştırma noktasına gelinmesini ve bir Meclis araştırma heyeti kurulmasını teklif etmişti. Buradaki görüşmelerden sonra bu teklif kabul edildi ama ben şunu söylemek istiyorum: 8 Ekim 2013 tarihinde Eskişehir’deki mahkemeye katılmıştım ve oradaki şehit annelerinin, şehit babalarının durumları gerçekten yürekler acısı ve insanın içini sızlatan bir acıydı ve orada Kırıkkale’den Kıdemli Çavuş Murat Döğer’in eşi yapmış olduğu konuşmada “Ben babamı... “

BAŞKAN – Sayın Canalioğlu, “Teklif kabul edildi.” dediniz ama edilmedi, kayıtları düzeltiniz lütfen.

MEHMET VOLKAN CANALİOĞLU (Devamla) – Edilmedi, evet, edilseydi teşekkür ederdim zaten, edilmedi.

Kırıkkale’den Kıdemli Çavuş Murat Döğer’in eşi şöyle seslendi mahkeme heyetine: “Ben babamı 3 yaşında kaybettim. Şu anda yaşım 26 -ya da 27, hafızam beni yanıltmıyorsa- ve ben de eşsiz... Çocuklarımı babasız mı büyüteyim? Siz insan değil misiniz? Biz insan değil miyiz? Yapılan bu muamele bize reva mıdır? Lütfen bu işi açık ve net bir şekilde ortaya koyun.” diye ağlaması gerçekten yürekler acısıdır.

Değerli milletvekilleri, evet, onlar insan, biz de insanız. Onların kaybettiği çocuklarımız da bizim birer evlatlarımız, insanlarımız. O nedenle burada isterdik ve beklerdik ki bu konuyu araştırmak üzere bir komisyon kurulsun ve en azından şehit ailelerinin, şehit yakınlarının da o yürek acısı bir yerde dinsin ve sonucu onlar da açık ve net şekilde öğrensinler. Ama ne yazık ki burada böyle bir karar alamadık.

Değerli arkadaşlarım, sayın milletvekilleri; bu noktadan baktığımız zaman henüz şehit oldukları yerde bile bir anıt yapamadık, 5 Eylül 2012’den bu yana şehitlerimiz için orada bir anıt yapamadık. Onlara patlamanın olduğu bu yerde bu şehitliği yapmak, bu anıtı yapmak bu kadar mı zor? Bizler bir gecede donanmayı Haliç’e indiren ecdadımızın torunları olarak bir gecede orada anıt dikecekken niye bir sene bekledik ve o insanların yüreklerinin en azından ferahlamasına yardımcı olmadık? Umuyoruz ki burada yapılan konuşmalardan sonra mesaj alınmıştır ve süratle davranıp hareket ederek şehit ailelerimizin beklediği cevapları iktidar olarak verirsiniz.

Değerli arkadaşlarım, bu girişten sonra, Doğu Karadeniz Bölgesi son yıllarda yoğun işsizlik ve buna paralel olarak da göç veren bir bölge hâline gelmektedir. Bölgenin millî ürünleri olan fındık ve çay, üreticileri memnun etmemektedir. Tarım alanları giderek daralmakta, fındık alanları sökülerek yerine toplu konutlar yapılmaktadır.

Yine, Doğu Karadeniz ve Karadeniz’de hayvancılığın giderek azalmaya başlaması, tütünün uygulanan kotalardan sonra üretimin bitmesi, TEKEL’in kapatılması, KOBİ’lerin yeterli kapasiteye ulaşamaması, organize sanayi bölgelerinin ise tam kapasite ile çalışamaması, bölgeye yeni bir hareket getirecek yatırımların yapılmasını gerektirmektedir. Bu yeni yatırımların, 2013 yılı için hedeflenen 500 milyar dolara ulaşabilmek için, bölgenin üretim ve dış ticaret hacmini artıracak şekilde planlanması gerekmektedir.

Değerli milletvekilleri, biz bütün bölgelerin dengeli olarak kalkınması ve dengeli olarak yatırımların yapılmasından yanayız. Ama Karadeniz Bölgesi’nin gelmiş olduğu bu durumda -ne yazık ki işsizliğin çoğalması, göçün verilmesi- Karadeniz Bölgesi’ne biraz daha fazla ve süratli bir şekilde istihdama katkı sağlayacak yatırımların yapılması gerekiyor. Ne yazık ki, Karadeniz’de bekleyen çok önemli bir konu olan demir yolu, henüz ne olduğu belirsiz bir şekilde, Hükûmet tarafından da sessizlik içinde durmaktadır. Yine, Trabzon’un çok önemli olduğunu bildiğimiz ve bunu her fırsatta Sayın Bakanımız da, Trabzon’un Bakanı da söylüyor, milletvekilleri de söylüyor ama bir adım ileri atamadığımız güney çevre yolu ki güney çevre yolu büyükşehir olan Trabzon’umuzun güneye doğru açılmasında çok önemli bir ivme kazandıracaktır.

Değerli milletvekillerimiz, bilindiği üzere, başta Rusya Federasyonu olmak üzere, Kafkasya, Orta Asya ve Orta Doğu bölgesine yakınlık açısından çok önemli stratejik üstünlüğe sahip bulunan Doğu Karadeniz Bölgemiz, dış ticaret açısından gerekli altyapı yatırımlarının yetersiz olması nedeniyle bu potansiyellerden istenilen düzeyde ve sürdürülebilir şekilde istifade edememektedir.

Tarihî İpek Yolu misyonundan gelen Trabzon ve Doğu Karadeniz Bölgesi’nin Asya ve Avrupa arasında köprü işlevi görmesi, Asya-Avrupa ve Orta Doğu üçgeninin aktarma merkezi olma işlevinin sunmuş olduğu fırsatlar, bugün için modern altyapı ve tesislerin olmaması nedeniyle ekonomiye kazandırılamamaktadır.

Trabzon ilimiz, lojistikte var olan tecrübe ve bilgi birikiminin ve coğrafi yakınlık avantajı potansiyelinin harekete geçirilmesi için belli altyapıların yapılarak il ve hinterlandı bölgelerin cazip hâle getirilmesi gerekmektedir. Bu kapsamda, Trabzon ilinde yapılacak bir lojistik merkezinin de Trabzon ilini Orta Doğu ve Asya coğrafyasının tedarik ve aktarma merkezi hâline getirme olanağı bulunmaktadır. Bugün için artık günümüzde lojistik potansiyelleri bulunan bütün dünya ülkelerinin yaptığı gibi Doğu Karadeniz Bölgemizi lojistik açısından cazip hâle getirecek ve lojistik potansiyellerini ekonomiye kazandırmak amacıyla atıl hâlde bulunan Sürmene ilçesi Çamburnu tersanesi dolgu alan sahasının modern lojistik merkez hâline dönüşmesinin zaruri olduğunu söylemiştik. Ancak Sayın Bakanımızla yapmış olduğumuz görüşmelerde kendi gayretleriyle de buranın üç yıldır bekleyen ve 60 trilyon 322 milyar 508 milyon 69 bin TL toplam harcama yapılarak atıl hâlde üç yıldır bekleyen bu alanın yeniden yapılandırılması noktasında harekete geçildiğini söylemiştir; Sayın Bakanımıza teşekkür ediyorum. Ama yeterli midir? Değildir. En azından Gümrük ve Ticaret Bakanımızın… Of ve Ovit-İyidere arasındaki yapılacak olan lojistik merkezin bir an önce harekete geçirilmesi uzun vade mi alacak? O noktada bilgi eksikliğimiz var, yazmış olduğumuz soruya cevap verebileceklerdir. O bakımdan da bunun bir an önce yapılması noktasında gayret sarf edilmeli ancak bu yapılmasına kadar da Sürmene Çamburnu alanında olan belli bir alanın da bu noktada lojistik merkez yapılması elzemdir.

Tersaneyi yaptıkları zaman “5 bin kişiye iş bulacağız.” demişlerdi Trabzon milletvekilleri ama ne yazık ki üç yıldır değil 5 bin kişiye iş bulmak, 5 kişiye bile iş bulamamışlardır. Tersaneyi yapacak olan firma ise şunu söylemektedir: “Biz burada tersane işlemine üç yıl sonra başlıyoruz ama burada biz 200 kişiye ancak iş vereceğiz, onu da kademeli olarak vereceğiz.” Yani, 5 bin kişiye iş vermenin sadece siyasi anlamda oy kazanmak ve Karadeniz insanının, Trabzon insanının oyunu kendilerine yönlendirmek amacıyla verilmiş siyasi bir söylem olduğunu bir kez daha anlamış oluyoruz. Ama, Trabzon insanının bunun hesabını, sandıkta mutlaka bu söylemleri soracağını burada bir kez daha söylemek istiyorum.

Değerli arkadaşlarım, elbette ki Trabzon ve bölge her tarafa -Avrasya olarak- bağlı ama demir yolunun bir an önce yapılması, Samsun’dan Batum’a ve Trabzon’dan İç Anadolu’ya, Doğu Anadolu’ya bağlayacak yolların yapılması Trabzon’a lojistik açıdan da büyük bir önem kazandıracaktır. Bunu biz Hükûmetten bekliyoruz ve işin takipçisi olacağız. Bana Sayın Bakanım -Çevre ve Şehircilik Bakanımız burada- Trabzon’da organize sanayi bölgesinde yapmış olduğum toplantıda şunu söylemişlerdi: “Niye bir araya gelemiyorsunuz?” Sayın Bakanım, lütfen bizi bir araya getirin. Trabzon’un kalkınmasında biz de üzerimize düşen görevi yapmaya hazırız ama ne yazık ki sizler muhalefeti ancak konuşur ve konuştuğumuzdan da bir şey elde etmeyecek bir noktada bizi dinlemiyorsunuz ve burada da yapmış olduğunuz konuşmada iki milletvekiliniz, Sayın Bakanımız da olmak üzere çok derin konulara girdiler. Sevgili Bakanım, umuyor ve bekliyorum ki bu ikili konuşmanız Trabzon’un kalkınmasına yapılacak hizmetlerin görüşülmesi noktasında olur, Sayın Seymenoğlu’yla beraber yapmış olduğunuz toplantı. Trabzon’un kalkınması için bize de düşen görevde yanınızda olduğumuzu bir kez daha söylüyorum ama bir an önce ivme kazandıralım.

Hepinizi saygı, sevgiyle selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Canalioğlu.

Şahıslar adına söz yok.

Soru-cevap bölümüne geçiyorum.

Sayın Öğüt…

KADİR GÖKMEN ÖĞÜT (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Sayın Bakanım, Çankırı ilimizin Kurşunlu ilçesinde bir seramik fabrikası var. Çok büyük umutlarla, bölgedeki çok büyük umutlarla kurulan bir fabrikamız. Fakat, bu fabrikamızın gerek yönetim gerek sermaye sıkıntılarından kaynaklanan bölgeye bir zararı var. Şu anda işçilerimizden 800-900 işçimiz işten çıkarılmış durumda. İki bayramı da işsiz geçirdiler.  İki üç aylık paraları şu anda içeride. Tazminatlarını alamamaktalar.

Yine, onun hemen yanında Çankırı’mızın Çerkeş ilçesinde Aytaç’ın iflas ilan etmesi ve tekrar satılmış olmasıyla bir 475 işçimiz şu anda işsiz durumda, gelecekleri belirsiz. Biliyorsunuz okul dönemi açıldı. Bu işçilerimizin esnafa inanılmaz borcu var. Esnaf kendini döndüremez hâle geldi. Okul…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Öğüt.

Sayın Öz…

SAKİNE ÖZ (Manisa) – Sayın Başkan, birçoğu KPSS sınavıyla çeşitli kamu kurumlarına kadrolu olarak yerleştiği hâlde kurumların özelleştirilmesinden dolayı çalışanların hakları kısıtlanarak 4/C statüsü olarak yerleşen yurttaşlarımız vardır. Yerleştirildikleri kadrolarında, kurumlarda herkesle aynı işi yapmalarına rağmen aynı haklara sahip olmayan 4/C’liler her paket açılışında “Bize de bir şey var mı?” diye merak etmektedirler. 4/C’lilerin bu mağduriyetinin giderilmesiyle ilgili çalışmalarınız var mıdır?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Öz.

Sayın Akar…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın Bakan, demin 50 saniye kalmış olmasına rağmen benim sorumu cevaplamadınız. Yine bir kez daha sorumu tekrarlayayım isterseniz. Geçen yıl Kozlu’da 8 kişi öldüğünde bu Meclis kürsüsünden siz temennilerde bulunmuş ve bir kanun tasarısı hazırlayarak maden işçilerimizin taşeronluktan kurtulacağını, özellikle galeri açma işinde çalışan taşeron işçiliğini kaldıracağınızı ifade etmiştiniz. Ben o tasarı teklifini getirmeyeceğinizi düşündüğüm için, her zaman olduğu gibi, bir kanun teklifi verdim; maden ocaklarında, galeri açılma işinde taşeron işçiliğinin kaldırılmasıyla ilgili. Umarım, AKP Grubu olarak da bu kanun teklifimi değerlendirirsiniz ve vermiş olduğunuz sözün de arkasında durursunuz diye düşünüyorum.

Yine, iş güvenliği ve işçi güvenliğiyle ilgili baktığınızda, iş akitleri fesholunan ve mahkeme kararıyla dönen, geri döndürülmeye çalışılan, mahkemenin geri dönmesi konusunda karar veren hiçbir kararın uygulanmadığını görüyoruz. Ki bunca yıldır burada sürekli işçilerin lehine kanun çıkardığınızı ifade etmenize rağmen iş güvenliği bir türlü sağlanamamıştır. Ne zaman işçilerden yana bir kanun….

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kesildi)

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Akar.

Sayın Demiröz…

İLHAN DEMİRÖZ (Bursa) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakanım, Artvin’le ilgili, Cerattepe’yle ilgili sözlerinizi duyunca gerçekten çok memnun oldum. Önceki seçim bölgeniz Bursa’da da Kozağacı’nda termik santralin 2006 yılında sizin tarafınızdan iptal edildiğini biliyoruz ama gelin görün ki bugünlerde tekrar bu santralin yapılmasıyla ilgili ve 23 köyün kaldırılmasıyla ilgili çalışmalar hızla yürütülmektedir. Seçimden dolayı da müteahhit 2014 Haziranına bu çalışmaları ertelemiştir. Bu konuda da görüşlerinizi almak istiyorum. Çünkü 2006 yılında bu termik santrallerin yapılacağı bu bölgedeki termik santrali iptal ettirmiştiniz.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Demiröz.

Sayın Özel…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Çok teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakanım, biraz önceki soruma cevap verirken bu şirketin yandaş bir şirket olması gibi bir şeyin söz konusu olamayacağını, iş güvenliğinde böyle bir şeyin söz konusu olmadığını söylediniz. Sayın Başbakanın mitingine, işçilere “Hem burada var olacaksınız hem günlük bir yevmiye daha alacaksınız.” deyip, maden işçilerini Başbakanın mitingine götürüp, onları bir askerî nizam içinde miting alanına dizip, sonra Başbakan “Somalı işçiler burada.” deyince toplu hâlde sarı baretleriyle Başbakanı selamlatan maden şirketinin sahibine “yandaş” denmezse nasıl bir yaklaşımda bulunulabilir? Ben bunu sormak istiyorum. Ve patlamaların, ihmallerin görmezden gelindiği şirketin de bu şirket olduğunun bir kez daha altını çiziyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Özel.

Buyurunuz Sayın Bakan.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Çok teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Sondan başlayalım: Bir özel şirket sahibinin bir siyasi parti mensubu olması yanlış bir şey midir, bunu anlamakta zorlanıyorum. Yani bir vatandaş siyasi partiye üye olamaz mı? Bir vatandaş bir siyasi partiye gönül vermiş ise işçisine izin verip, ücretini verip götüremez mi? Bu, Cumhuriyet Halk Partisi için de geçerlidir, AK PARTİ için de geçerlidir. Yani kamudan mı bahsediyorsun, ben anlayamadım.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Ben pes diyorum, pes diyorum!

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Nasıl “pes” diyorsunuz?

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Pes! Pes!

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Yani vatandaşlar siyasi partiye üye olamazlar mı, siyasi partiye gönül veremezler mi?

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Pes diyorum, pes!

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Müsaade edin.

Ben, bahsettiğiniz, Soma’daki işletmenin ne sahibini biliyorum ne sahibini tanıyorum. Ama siz diyorsunuz ki: “Soma’daki bir özel şirketin sahibi siyasi partiye üye olamaz, partiye gönül veremez.”

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Onu söylemiyorum.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Yani, o zaman 1 milyon 529 bin işletmemize siyasi yasak getirelim, kimse siyasetle uğraşmasın. Böyle bir mantık olabilir mi?

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – İşçileri toplu hâlde mitinge götürüyor.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Ben size az önce cevap verdim, dedim ki: Nisan ayında yapılan son denetimde bu iş yeri kapatılmıştır, eksikleri 5 maddededir. Bunlar tamamlanmıştır ve açılmıştır.

Dün meydana gelen kaza ise havalandırmada meydana gelen bir çöküşün neticesinde 1 işçimizin hayatını kaybetmesiyle sonuçlanmıştır. Burada işletmenin kusuru var ise gerekli işlemlerin yapılacağını söyledik.

Diğer konu, Keles Kozağacı’ndaki durum ise: Geçmiş yıllarda burada bir termik santralin yapılmasıyla ilgili girişimlerde bulunulduğu zaman halkın yoğun bir tepkisi vardı. Ben de Bursa milletvekili olarak o zaman gidip ziyaret etmiş ve bunun -ağırlıklı olarak sebze ve meyvenin, ağırlıklı kirazın yetiştirildiği bir bölge- bizzat vatandaşlarla görüşmüş ve Kozağacı’nda değil, Harmanalanı’nda yapılabileceği konusunda bir irade oluşmuş idi. Aradan yıllar geçti, bugün itibarıyla yöre halkında termik santralin yapımıyla ilgili herhangi bir sıkıntı şu anda, bakın, bulunmamaktadır. Ben bizzat Bursa’ya da gidip geliyorum, bunu da ifade edeyim. Tabii ki ilgili milletvekili arkadaşlarımız olarak siz oradaki gelişmeleri çok daha yakinen biliyorsunuz ama şahsen ben, geçmiş yıllarda ilgilenmiş, orada vatandaştan yana tavır almış, ülke ekonomimize katkı konusunda alternatif çözümler üretmeye çalışmış bir arkadaşınız olarak şimdi de bize dönük bir talebin olmadığını belirtmek istiyorum.

Bir diğer konu: Özelleştirme neticesinde 4/C statüsünde olan 23 bin çalışanımız var. Bunlarla ilgili bu toplu sözleşme sürecinde “Bize bir şey yok mu?” diye sordunuz. Çok ciddi iyileştirmeler yaptık, yüzde 40 düzeyinde ücretlerinde bir iyileşme oldu. Yani şu anda ilkokul mezunu bir 4/C’li 1.033 TL alıyor, 1 Ocak itibarıyla maaşlarında yaklaşık yüzde 40’lık bir artış olacak. Ayrıca, üniversite mezunu olan bir 4/C’li kardeşimiz 1 milyon 250 bin lira alıyor, bunun da maaşında yaklaşık yüzde 40 düzeyinde bir artış söz konusu olacak ve 1 milyon 750 bin TL... Ayrıca, aile ve çocuk yardımı da yapılacak.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Aynı işi yapan kamu görevlileri kaç para alıyor Sayın Bakan?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI  FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Şimdi, statüyle ilgili çalışmamızın olduğunu daha önce de ifade ettim. Yani 4/C statüsünün acaba sözleşmeli statüye dönüşüp dönüşmeyeceği konusu bizim Bakanlığın gündeminde bir konudur. Bu konuda ilave bir açıklama yapıp yeni spekülatif değerlendirmelere konu olmasını istemiyorum ama “Bir şey var mı?” dendi, evet, maaşlarında yüzde 40’lık bir artış olduğunu ifade edeyim.

Maden işçilerinde galeri açma, taşeron işçi… Bakınız bununla ilgili bir düzenleme getireceğimizi söyledik, getirdik. İş Sağlığı Güvenliği Yasası ne taşeron alt işveren ne asıl işveren ayrımı gözetiyor. Sağlıklı bir ortamda üretim yapma zorunluluğu getiriyor. Bu değişikliğe bakınız, İş Sağlığı Güvenliği Yasası asıl işveren için geçerli bir yasa değil, bütün işverenler için geçerli bir yasadır. Bunu dikkate aldığınız zaman asıl olan, sorunu çözmektir, işte, sorunu çözen bir düzenlemeyi Meclisten geçirdik.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Yine kandırdınız işçileri.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Taşeron işçilerle ilgili yargı kararları…

BAŞKAN – Süremiz sona erdi Sayın Bakan.

Teşekkür ediyoruz.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Sayın Başkan, bana sıra gelmedi.

BAŞKAN – Sayın Ağbaba, dikkatli takip ederseniz on dakika sürenin beş dakikası verildi, beş dakikası da Bakana aitti.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Daha önce girmiştim arkadaşlardan, onun için bir yanlışlık oldu herhâlde.

BAŞKAN – Yanlışlık olmadı efendim.

1’inci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

2’nci maddeyi okutuyorum:

MADDE 2- (1) Bu Kanun yayımı tarihinde yürürlüğe girer.

BAŞKAN – 2’nci madde üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına Manisa Milletvekili Sakine Öz. (CHP sıralarından alkışlar)

Buyurunuz Sayın Öz.

CHP GRUBU ADINA SAKİNE ÖZ (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, 322 sıra sayılı Güneydoğu Avrupa Savunma Bakanları Süreci Çerçevesinde Koordinasyon Komitesi Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı’nın 2’nci maddesi üzerinde söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın milletvekilleri, uluslararası bir düzenlemeyi görüşüyoruz. Bu tasarı, 21 Ekim 2009’da, ülkemizin de arasında bulunduğu 11 Güneydoğu Avrupa ülkesi tarafından imzalanan anlaşmanın uygun bulunmasını içermektedir. Hükûmete göre bu anlaşma ile Güneydoğu Avrupa savunma bakanları süreci üyeliği ve gözlemci statüsünün belirlenmesi amaçlanmaktadır.

Sayın milletvekilleri, gelin görün ki ben de arkadaşım gibi Manisalı bir milletvekili olarak Soma’da yaşanan maden yangınını milletin kürsüsünden paylaşmanın, sorumlulardan hesap sormanın bugün benim için tüm uluslararası konulardan daha fazla önemli olduğunu sizlere söylemek istiyorum.

Soma ilçemiz hepinizin bildiği üzere bölgemizin ve ülkemizin önemli kömür havzalarındandır. Soma emeğin ocağıdır. Çıkarılan linyit kömürü, ülkemizin enerji ihtiyacının karşılanmasında önemli yere sahiptir. Gerek geçmişte gerekse günümüzde bu kömürün çıkarılması ve işlenip elektrik enerjisine dönüştürülmesi aşamasında Soma’dan ve yurdumuzun diğer bölgelerinden gelen yurttaşlarımız burada çalışmaktadır. Özetle, Soma emeğin ve enerjinin kalesidir. Öyle ki Soma dışından gelen, Kütahya’dan, Balıkesir’den, ta Zonguldak’tan gelen yurttaşlarımız Soma’yı yurt edinip Soma’ya yerleşmiştir. Soma’nın insan ve enerji kaynağı için önemi ortadayken ilçemiz tüm bu önemine karşın işçi güvenliği sorunlarında taşeron belasında âdeta başa güreşmektedir.

Sayın milletvekilleri, henüz dört gün önce, 20 Ekim Pazar günü sabıkalı maden ocağında yaşanan yeni iş cinayetinin yarattığı tüm sorunlar Soma’da canlılığını korumaktadır. Manisa’mızın Soma ilçesine bağlı Darkale’deki kömür ocağında yaşanan maden faciasında yine yüreğimiz yanmıştır. AKP’nin korumalığını üstlendiği Uyar Madencilike ait maden işletmesinde yaşanan son yangında maden işçimiz Yunus Güçlü yaşamını yitirmiş, 27 işçimiz ise ölümle burun buruna gelmiştir. İşçimiz Yunus Güçlü’ye Allah’tan rahmet, yakınları ve mesai arkadaşlarına başsağlığı diliyorum.

Biz bu madenin elektrik sistemindeki sorunları konusunda Hükûmetimizi defalarca uyardık, bu madende sağlıklı bir denetleme istedik ama çözüm hep ertelendi. Bu pazar sabahı elektrik kontağından çıkan yangından yükselen duman, hava bacaları tıkalı olduğu için işçilerimizi ölümle yüz yüze getirmiştir. Devleti yanında göremeyen işçimiz her günü ölüm tehlikesiyle geçirmektedir.

Açık konuşalım: Somalı madencimiz canından bezmiştir. Pazar günkü yangının mağduru işçilerimiz deneyimli olmasaydı, kendi olanaklarıyla barikat kurmamış olsalardı, dışarıya çıkamasalardı, o yangından nasıl kurtulacaklardı, bugün nasıl daha acı bir tabloyu görecektik, hiç düşündünüz mü?

 AKP döneminde -devlet, denetimi bırakmış- AKP’nin Manisa mitinglerine iş baretleriyle -işveren partili olabilir ama o işçilerin partili olup olmadığını bilmiyoruz- yevmiyeyle gitmek zorunda bırakılan işçilerimiz, maden kazası olunca devlet-şirket ortaklığıyla resmen ölüme terk edilmiştir. İşçinin canı  hiçe sayılmış, sesini çıkaranın da ekmeği elinden alınmıştır.

Değerli milletvekilleri, 2005 yılından beri yaşanan kazalardan sonra arkasını sürekli Hükûmete yakın güçlere ve AKP’li bir milletvekiline yaslayan bu maden, 2011’deki müfettiş raporlarında “Kapatılmalı.” denildikten beş gün sonra, her nedense, çalışmasını sürdürmüştür. Maden işletmesi ufak cezalarla kârını katlamış, iş cinayetlerine ev sahipliği yapmıştır. Bu” ölüm çukuru” -madenciler tarafında adı budur- ekmeğini alın teriyle kazanan kardeşlerimizin tüm isyanına, bizim ise Meclis kürsüsünden yaptığımız tüm uyarılara rağmen yeterince denetlenmemiştir. 7 emekçimize mezar olan bu ocakta 60’tan fazla eksik tespit edilmiş, müfettiş raporlarına rağmen hiçbir somut önlem alınmamıştır. Sendikalı işçiyi de yıldıran bu güvencesiz ortama, taşeron belasına itiraz edenler işten çıkarılmıştır.

Çok acı bir tabloyla karşı karşıyayız sayın milletvekilleri. Madende çalışmak istememesine rağmen, 6 çocuğuna bakabilmek için ocağa inen Yunus yeryüzüne çıkamamıştır. Bu maden ocağında farklı zamanlarda yaşamını yitiren ağabey ve kardeşler olmuştur. Ağabeyini toprağa verdikten sonra madende işe başlayan kardeşlerimizin cenazesini küçük kardeşi ve babası toprağa vermiştir.

Size hayret ediyorum, değerli milletvekilleri, bu zulme nasıl seyirci kalabiliyorsunuz? AKP Manisa milletvekilleri, siz bu sıralarda nasıl rahat oturabiliyorsunuz?

Sayın milletvekilleri, bakın, bu zulme karşı biz ne yaptık: Aynı maden ocağında eylül, ekim ve kasım aylarında yaşanan iş cinayetlerine dikkat çektik. Bakan Taner Yıldız ile Sayın Faruk Çelik’i derhâl göreve çağırdık.

11 Kasım 2012’de aynı madendeki faciada bir işçimizi yitirdik, 8 işçimiz yaralandı. Olayın hemen ardından, bu kez de olduğu gibi, maden ocağına gittik. Maden ocağındaki iş ve işçi güvenliğiyle ilgili sorunların araştırılması için de Meclise önerge verdik. AKP sıraları yine boştu. Kendi cinayetiyle yüzleşemedi. Biz ise ısrarımızı sürdürdük.

25 Şubattaki maden faciasında, bu defa, 35 yaşındaki işçimiz Harun Tufan’ı yitirdik. Hemen ardından, madendeki taşeron işçilerin işçi sağlığını yok sayan boyutlarına dikkat çektik. Yeni bir araştırma önergesi daha verdik. Meclisteki konuşmalarımızda madencilerin taşeron çalışma sorunlarını gündeme getirip bu haklı isyanın hesabını sorduk. Manisa’nın AKP’li vekilleri sömürüye yine seyirci kaldı. Biz aylardır uğraşıyoruz, Hükûmetin dikkatini bu madendeki işçi isyanına çekiyoruz. Söylemediğimiz söz, göstermediğimiz çözüm yolu kalmadı. Ne var ki madendeki utanç dolu, emek düşmanı Hükûmet-şirket ortaklığı kirli boyutlara vardı.

Bu yıl temmuzda, ramazan ayında maden işçilerimize zorla iftar mesaisi uygulandı. Enerji Bakanı Taner Yıldız, işçilerimizin sorununu çözmek için değil,  siyasi şov için Soma’daki madende iftara gelecek diye, mesaisi biten maden işçilerimiz evlerine dahi gönderilmedi. Bakan Yıldız, işçinin talebine duyarsız kaldı, yorgun olan işçinin madende zorunlu iftar mesaisini sadece seyretti. Mesaisi biten işçiler, akşam beşten gece on bire kadar madende tutuldu. Bu zulme ve şova itiraz eden işçimiz acımasızca tehdit edildi.

Sayın milletvekilleri, ülkemizde iş sağlığı adına ne sorun varsa, Soma’daki bu madende de var. Sorumlular hesap vermedikçe, Hükûmet  denetimi bırakıp yan gelip yattıkça her gün bir canımız daha korkuyla madene iniyor. Biz direndikçe susan, emek ve ekmek söz konusu olunca kafasını kuma gömenler, her maden faciasında arazi oluyorlar.

Değerli milletvekilleri,  Meclisimiz bu emek ve adalet mücadelesine duyarsız kalmamalı, eksik denetimler ve taşeron zulmü son bulmalıdır. Konuyla ilgili Meclis araştırması önergemiz gündeme alınarak derhal bir komisyon kurulmalıdır. Soma’daki madenin girişinde yazdığı gibi “Bir avuç kömür için bir ömür veren”  tüm madencilerimizin emeğini ve dayanışmasını buradan saygıyla selamlıyorum.

Hepinize saygılar. (CHP sıralarından alkışlar)

Başkan –  Teşekkür ederiz Sayın Öz.

Şahsı adına söz talebi? Yok.

Soru-cevap bölümüne geçiyorum.

Sayın Atıcı…

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, hekimlerin emekli olduktan sonraki durumları size defalarca anlatıldı. Hayatlarını insanlığa adayan, hayatları boyunca gece gündüz çalışan, her ne kadar sizin Hükûmetiniz döneminde değersizleştirilse de hâlâ halkın yüreğinde, halkın gönlünde iyi bir yere sahip olan hekimler, sizlerin uygulamalarıyla, emeklilik döneminde büyük ızdıraplar çekmektedir. Daha önceki konuşmalarda -hem sizin hem Sağlık Bakanının- bu konuda gerekli adımların atılacağı sözleri verilmişti. Şimdi, bugüne kadar bu konuda herhangi bir çalışmanız oldu mu, bugüne kadar herhangi bir adım attınız mı veyahut da bu hekimlerin emekli maaşlarını düzenleyecek, döner sermayelerini emekli maaşlarına yansıtacak şekilde bir ayarlama yapmayı düşünüyor musunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Atıcı.

Sayın Havutça…

NAMIK HAVUTÇA (Balıkesir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, az önceki sorumuzda mevsimlik işçilerin kadroya alınmasıyla ilgili Hükûmet çalışmaları hakkında bilgi istemiştim. Bizim Balıkesir’de 108 işçimiz var, mevsimlik işçi olarak çalışıyor ve Bursa 2 No.lu şubeye kayıtlı bu işçilerimiz ancak mevsimlik çalışmaların dışında kalan sürelerde de yine hizmet alımı yöntemiyle çalıştırılıyor bu işçi kardeşlerimiz. Dolayısıyla bunlar muvazaalı bir şekilde… Aslında bunlar sürekli çalışan işçiler ama yasayı dolanarak bu işçilerimiz sanki geçici işçiymiş gibi muamele görüyor. Şu anda da açmış oldukları bir dava var. İşçilerimizi bu şekilde hukuksal zeminlere, masraflara düşürmeden onların haklarını vermemiz, Hükûmet çalışmaları bakımından daha uygun değil mi? Bu konuda Hükûmetinizin bir çalışması olacak mı? Balıkesir’deki işçi kardeşlerimiz sizden bir müjde bekliyor.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Havutça.

Sayın Akar…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın Bakan, baştan sordum, sonda cevap verdiniz; sondan sordum, başta cevap verdiniz, zaman bir türlü yetmedi. Dedim ya yıllardır, Çalışma Bakanı olarak, işçiler lehine hangi kanunu yaptınız dediğimde hiçbir şey söyleyemiyorsunuz, buna da örnek olarak… Yani işçilerin en çok iş akitlerinin feshedildiği bir dönemde veya ülkede yaşıyoruz ama mahkeme kararıyla geri dönmelerine rağmen yine işveren bunlara bir cüzi rakam, maddi para vererek tekrar uzaklaştırıyor ve iş akitlerini süresiz olarak feshetmiş oluyor. Bununla ilgili hiçbir düzenlemeyi bu Meclise getirmediniz.

Yine “İş Güvenliği İş Yasası’nda madenlerle ilgili bir bölüm çıkardık.” dediniz. İş Güvenliği  Yasası’nı çok iyi biliyoruz Sayın Bakan. Ne getirdiniz? İş güvenliği, iş sağlığı uzmanlarına cezai yaptırım getirdiniz, işverene bir şey getirmediniz. Yani bir iş yerinde iş yerindeki olumsuzlukları tespit eden, onu maddeler hâlinde işverene sunan ve… İşveren bunları yerine getirmediğinde hiçbir cezai yaptırım uygulamıyorsunuz ama bu olumsuzluklar sonucunda eğer bir kaza…

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Akar.

Sayın Ağbaba…

VELİ AĞBABA (Malatya) – Teşekkür ederim.                                            

Sayın Başkan, Sayın Bakan; İŞKUR Genel Müdürlüğünün toplum yararına programları çerçevesinde illere kadrolar verildi. Büyükşehir olan Malatya maalesef yine haksızlığa uğradı. Mardin 2.000, Kars 2.000, Yozgat 2.300, Bitlis, Burdur, Gümüşhane 1.000, Malatya’ya 500. Bunu vicdan kabul eder mi, onu sormak istiyorum. Ayrıca, Erzurum’a daha az sayıda çıktı. Daha sonra Erzurum milletvekillerinin müdahalesiyle bu rakam 2.000’e çıkarıldı.

Benim sizden talebim, ricam Malatya’da bu sayınızı artırmanızı rica ediyoruz. Hakikaten, Malatya’daki belediyeler bu konuda çok beklenti içerisinde, bütün belediyeler. Bu konuda gereğinin yapılmasını sizden bir Malatyalı olarak rica ediyorum.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Ağbaba.

Sayın Özel…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, lütfen şaka yaptığınızı söyleyin çünkü Türkiye Cumhuriyetinin bir sayın bakanından “Evet, bir iş yeri sahibi parasını ödedikten sonra işçiyi kendi mensubu olduğu siyasi partinin mitingine götürdü.” demek gerçekten bu çağda kabul edilebilecek bir şey değil. Siz Çalışma Bakanısınız, köleyle işçinin farkını bilirsiniz. O işçiler asla ve asla siyasi figüran değiller. Alınlarının terini ekmeklerine tuz eyleyen, yeryüzü sıcak olsun diye o soğuk madene inen onurlu işçiler onlar. O işçiler kimsenin siyasi hedeflerinin, propagandasının parçası olmak için o madende çalışmıyorlar.

Kaldı ki, diyelim ki yolda kaza geçirdiler. Onların iş yeri kodu ve görev kodları yer altı çalışması, yolda geçirdikleri kazadan sonra iş kazasından sayacak mısınız, tazminatlarını verecek misiniz, onların hastanedeki bakımlarını o sigorta kapsamında sağlayabilecek misiniz?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Böyle bir yaklaşım olur mu Sayın Bakan?

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Özel.

Buyurunuz Sayın Bakan. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Şimdi, senaryoyu siz yazıyorsunuz, siz oynuyorsunuz yani bize bir şey bırakmıyorsunuz ki. Diyorsunuz ki: “Patron şu partiden, işçiler bu partiden, işçileri filan yere götürüyor.” Yani bunları hep siz söylüyorsunuz. Ben de diyorum ki: Ya bir patronun bir partiye üye olmasında mahzur yok. İşçiler de gidiyorlarsa, götürüyorsa götürüyor. Tamamını… Yani… (CHP sıralarından gürültüler)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Herkes söylüyor.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Sizin yazdığınız, sizin söylediğiniz senaryoyu ben size söylüyorum. Yani ben adamı, bu Soma’daki işletmenin sahibini hiç tanımıyorum, hiç görüşmüş değilim.

SAKİNE ÖZ (Manisa) – Tanıyanlar var, bütün Manisa biliyor.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) - Siz tanıyorsanız, siz gittiğini görüyorsanız, götürüldüğünü görüyorsanız, sizin bildiğiniz bir senaryo bu. Öyleyse diyorum…

SAKİNE ÖZ (Manisa) – Hayır, herkes görüyor, senaryo olur mu?

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Yani, makul kabul ediyorsunuz.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Ücretleri… Benim için, işçi ücretini alıyor mu, almıyor mu; işçiye bir haksızlık yapılıyor mu, yapılmıyor mu; hukuk çerçevesinde işçi işletmeyle bir sorun yaşıyor mu, yaşamıyor mu; iş sağlığı güvenliği açısından sağlıklı bir ortamda çalışıyor mu, çalıştırılmıyor mu; ben bunu sorgularım. Yoksa bir siyasi düşünceye bağlıdır, değildir, gider, gitmez, toplu giderler, ayrı giderler… Ben gidip Manisa’da bunun teftişini yapmış değilim ki. Ama siz, bunu söylüyorsunuz, ben size bu cevabı verince diyorsunuz ki: Böyle şey olur mu? Söylemeyin o zaman. Siz söylemeyin.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - Makul karşılıyorsunuz. Gitmeyeni işten atıyorlar.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) - İkincisi: Malatya’da…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - Gitmeyeni işten atıyorlar, gitmeyeni…

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Bakın böyle bir tespitiniz varsa, hukuk devletinde yapılması gerekeni yapın milletvekili olarak.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) - Yapıyoruz.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Tamam, bunu yapın.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Bakana şikâyet ediyoruz, bakana söylüyoruz, daha ne yapalım?

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Ya bakana şikâyet ederken sırayı atlamaya gerek yok. Bizim kulağımız var, duyuyoruz  bak sizi güzelce…(CHP sıralarından gürültüler)

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Böyle bir usul var mı Sayın Başkan?

BAŞKAN – Lütfen karşılıklı konuşmayınız… Lütfen karşılıklı konuşmayınız…

Devam ediniz Sayın Bakan.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Şikâyetiniz medenî bir şekilde alındı ama bunu daha da taşırmanın bir anlamı yok ki. Şikâyet ediyorsanız tamam, yazılı da yapabilirsiniz. “Gereğini yapın” demek hakkınızdır, “Yanlıştır” diyeceğiniz şeyler vardır.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – “Yanlıştır” deyin efendim, “Doğrudur, yapılabilir.” diyorsunuz.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Bilmiyorum ki yanlış olduğunu, araştırma yapmadım ki…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – “Olabilir” diyorsunuz.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Ben, yanlış veya doğru olduğunu bilmiyorum ki. Valla yani Allah, gruba da kolaylık versin. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Şimdi, İŞKUR, Malatya, TYÇP, toplum yararına çalışmayı -bir kadro değil bu  arkadaşlar- proje bazlı istihdamı gerçekleştiriyor. Bununla ilgili bazı düzenlemeler yaptık. Millî eğitime endeksli, okul döneminde yani 1 Ekimle birlikte 30 Hazirana kadar, ağırlıklı olarak millî eğitimde okullardaki ihtiyacı karşılamaya dönük bir proje ve illerin sosyoekonomik gelişmişlik durumları dikkate alınarak bu uğurda bir taksimat yapılıyor. Malatya ilimizde işsizlik oranı… Mutlaka, gelişmişlik düzeyi, birçok faktör dikkate alınarak… Ben şu anda kaç rakam olduğunu bilmiyorum, siz söylediniz. (CHP sıralarından gürültüler) Müsaade edin, müsaade edin…

Yani bu çerçevede değerlendirme yapıp bu, taksim ediliyor. Eğer gerçekten, sizin ifade ettiğiniz gibi, sosyoekonomik gelişmişlik düzeyinde daha fazla verilmesi gerekirken daha düşük bir rakam söz konusu ise buna bizzat baktırıp gerekli takviyeyi, artırmayı gerçekleştirebiliriz.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Sayın Bakanım, 500 tane verilmiş! Malatya’ya bu haksızlığı yapmayın Sayın Bakanım.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Peki.

Diğer konu, bu işçilerin özellikle çalıştıkları iş yerlerinde, alt işveren vasıtasıyla çalıştıkları iş yerlerinde oluşan muvazaa durumları. Bazı kamu kurumlarında aynı işi yapan asıl işveren işçisi ile alt işveren işçisi aynı işi yapıyorlar, mesela Karayolları örneğinde olduğu gibi. Aynı işi yapan alt işveren işçisi ve asıl işveren işçisi var. Bunlar yargıya taşındı ve büyük ölçüde, yargının işçilerin asıl işveren işçisi gibi kabul edilmesi veya tazminatlarının ödenmesi şeklinde kararları var. Biz de şu anda, bu alt işverenle ilgili yaptığımız çalışmada bu sorunun çözümüyle ilgili…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

AYTUĞ ATICI (Mersin) - Sayın Başkan, devam etsin Bakan lütfen, önemli bir konu hakikaten. Daha emekli hekimlerin maaşları var. Eğer uygun görürseniz tabii.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, herkes süresiyle konuşuyor. Bakana da ekstra bir dakika süre daha verebiliriz.

Buyurunuz, son bir dakikanızı konuşunuz. Ondan sonra da zaten çalışma süremizin sonuna geldiğimiz için birleşimi kapatacağız.

Buyurunuz Sayın Bakan.

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Evet, teşekkür ederim.

Şimdi, gerçekten bu alt işveren işçileriyle asıl işveren işçilerinin muvazaa durumu çok önem arz ediyor. Şu anda bu taslak çalışmamızın içeriğindeki en önemli bölümlerden bir tanesi de bu işçilerin konumu, yani yargıya konu olup yargının karar verdiği konularla ilgili, işçilerimizin sorunlarının çözümüne dönük çok önemli bir noktada olduğumuzu belirtmek istiyorum. İnşallah, onların tazminatlarını, haklarını neyse tabii ki ödemek durumundayız ve bundan sonra iş yerlerinde muvazaanın oluşmaması konusunda da bu yasal düzenlemede bir düzenlemeyi gerçekleştirmiş olacağız.

Balıkesir’de, yanılmıyorsam, ifade edildi, mevsimlik işçilerle belli bir süre çalışıyor altı ayın altında ve daha sonra hizmet alımı çerçevesinde bunların çalıştırıldıklarını… Burada da bir muvazaa söz konusu değil ki. İfadenize göre yargıya gidilmiş, eğer yargı söz konusu ise bunların konumlarının da -az önce ifade ettiğim gibi eğer yargı kararı var ise- aynı çerçevede değerlendirileceğini ifade etmek istiyorum.

Hekimler…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Yazılı olarak cevap vereyim.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Yarın gene soracağım hekimleri.

BAŞKAN – Teşekkür ederiz Sayın Bakan.

Yazılı olarak cevap verirsiniz geri kalan sorulara.

2’nci maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Çalışma süresinin sonuna geldiğimiz için Kanun Tasarı ve Teklifleriyle Komisyonlardan Gelen Diğer İşleri sırasıyla görüşmek için 24 Ekim 2013 Perşembe günü, alınan karar gereğince, saat 14.00’te toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum.

 

Kapanma Saati: 19.57