TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

               TUTANAK DERGİSİ

 

                                                     135’inci Birleşim

                                                 9 Temmuz 2013 Salı

 

(TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

                                                     İÇİNDEKİLER

 

 

I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II.- GELEN KÂĞITLAR

III.- YOKLAMALAR

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Malatya Milletvekili Mustafa Şahin’in, fuarların Malatya ekonomisine katkılarına ilişkin gündem dışı konuşması

2.- Afyonkarahisar Milletvekili Kemalettin Yılmaz’ın, erozyonun oluşturduğu sorunlar ve çözüm önerilerine ilişkin gündem dışı konuşması

3.- Ankara Milletvekili Aylin Nazlıaka’nın, Ankara’da doğal gaz satışına getirilen 70 TL sınırlamasına ilişkin gündem dışı konuşması

 

V.- GEÇEN TUTANAK HAKKINDA KONUŞMALAR

1.- Osmaniye Milletvekili Hasan Hüseyin Türkoğlu’nun, 8/7/2013 tarihli 134’üncü Birleşimde yapmış olduğu konuşmadaki bazı ifadelerinin yanlış anlaşıldığına ilişkin konuşması

 

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Zonguldak Milletvekili Ali İhsan Köktürk ve 20 milletvekilinin, Zonguldak’ta yer altında ve yüzeyde meydana gelen çökme ve deformasyon (tasman) sorununun araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/708)

2.- İzmir Milletvekili Oktay Vural ve 21 milletvekilinin, sulama birliklerinin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/709)

3.- Elâzığ Milletvekili Enver Erdem ve 19 milletvekilinin, Elâzığ ilindeki şeker pancarı üreticilerinin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/710)

 

B) Önergeler

1.- İstanbul Milletvekili Ali Özgündüz’ün, (2/101) esas numaralı 2547 Sayılı Yükseköğretim Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi (4/119)

 

VII.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- BDP Grubunun, Türkiye Büyük Millet Meclisi gündeminin “Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler” kısmında yer alan bağımsız yargı sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesinin (10/79) görüşmelerinin Genel Kurulun 9 Temmuz 2013 Salı günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

2.- MHP Grubunun, Türkiye Büyük Millet Meclisi gündeminin “Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler” kısmında yer alan, Osmaniye Milletvekili Hasan Hüseyin Türkoğlu ve arkadaşları tarafından yaylacılık konusunda yaşanan sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilen Meclis araştırması önergesinin (10/242) görüşmelerinin Genel Kurulun 9 Temmuz 2013 Salı günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

3.- CHP Grubunun, Bursa Milletvekili Sena Kaleli ve 20 milletvekili tarafından Bayburt'ta yaşanan göçün nedenlerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla 4/4/2013 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 9 Temmuz 2013 Salı günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

4.- AK PARTİ Grubunun, Genel Kurulun çalışma gün ve saatleri ile gündemdeki sıralamanın yeniden düzenlenmesine; 10 Temmuz 2013 Çarşamba günkü birleşimde sözlü soruların görüşülmemesine ilişkin önerisi

 

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın, Yozgat Milletvekili Yusuf Başer’in BDP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşma sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

2.- Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın, Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşma sırasında AK PARTİ Grup Başkanına sataşması nedeniyle konuşması

3.- Avrupa Birliği Bakanı Egemen Bağış’ın, Kırklareli Milletvekili Turgut Dibek’in BDP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşma sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

4.- Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın, Bursa Milletvekili Hakan Çavuşoğlu’nun BDP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşma sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

5.- İstanbul Milletvekili Binnaz Toprak’ın, Bayburt Milletvekili Bünyamin Özbek’in CHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşma sırasında şahsına ve Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

6.- Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın AK PARTİ grup önerisi üzerinde yaptığı konuşma sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

7.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşma sırasında MHP Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

8.- İstanbul Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu’nun, Bolu Milletvekili Ali Ercoşkun’un AK PARTİ grup önerisi üzerinde yaptığı konuşma sırasında CHP Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

9.- Antalya Milletvekili Mehmet Günal’ın, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşma sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

 

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/242, 2/80) (S. Sayısı: 156)

2.- Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu Raporları (1/484) (S. Sayısı: 287)

3.- Orta Asya ve Kafkaslar Bölgesel Balıkçılık ve Su Ürünleri Yetiştiriciliği Komisyonu Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ile Tarım Orman ve Köyişleri Komisyonu ile Dışişleri Komisyonu Raporları (1/498) (S. Sayısı: 173)

4.- Niğde Milletvekili Alpaslan Kavaklıoğlu ve Zonguldak Milletvekili Özcan Ulupınar ile 100 Milletvekilinin; Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve Devlet Memurları Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporları (2/1613, 1/778) (S. Sayısı: 478)

5.- Sözleşmeli Erbaş ve Er Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanvekili Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin; Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi ile Milli Savunma Komisyonu Raporu (1/795, 2/64) (S. Sayısı: 479)

 

X.- AÇIKLAMALAR

1.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, görüşülmekte olan kanun teklifinin 73’üncü maddesinin (p) bendinin (1) no.lu alt bendiyle ilgili Giresun Milletvekili Nurettin Canikli ve arkadaşlarının vermiş olduğu önergenin işleme alınmasının İç Tüzük’e aykırı olduğuna ilişkin açıklaması

2.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, görüşülmekte olan kanun teklifinin 73’üncü maddesinin (p) bendinin (1) no.lu alt bendiyle ilgili Giresun Milletvekili Nurettin Canikli ve arkadaşlarının vermiş olduğu önergenin özetindeki imzanın kime ait olduğunu öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

3.- Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, görüşülmekte olan kanun teklifinin 73’üncü maddesinin (p) bendinin (1) no.lu alt bendiyle ilgili Giresun Milletvekili Nurettin Canikli ve arkadaşlarının vermiş olduğu önergenin İç Tüzük’e uygun olduğuna ve önerge özetindeki imzanın kendisine ait olduğuna ilişkin açıklaması

 

XI.- USUL HAKKINDA GÖRÜŞMELER

1.- Görüşülmekte olan kanun teklifinin 73’üncü maddesinin (p) bendinin (1) no.lu alt bendiyle ilgili Giresun Milletvekili Nurettin Canikli ve arkadaşlarının vermiş olduğu önergenin işleme alınmasının İç Tüzük’e uygun olup olmadığı hakkında

2.- Görüşülmekte olan kanun teklifinin 73’üncü maddesinin (p) bendinin (3) no.lu alt bendiyle ilgili Giresun Milletvekili Nurettin Canikli ve arkadaşlarının vermiş olduğu önergenin işleme alınmasının İç Tüzük’e uygun olup olmadığı hakkında

 

XII.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, borçları taksitlendirilen spor kulüplerine ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı (7/25016)

2.- Bursa Milletvekili İsmet Büyükataman’ın, soru önergelerine ve bunların cevaplandırılmasına ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı (7/25018)

 


9 Temmuz 2013 Salı

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.02

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Muharrem IŞIK (Erzincan), Bayram ÖZÇELİK (Burdur)

-----0-----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 135’inci Birleşimini açıyorum.

Toplantı yeter sayısı vardır, gündeme geçiyoruz.

Gündeme geçmeden önce üç sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

 

Gündem dışı ilk söz, fuarların Malatya ekonomisindeki yeri hakkında söz isteyen Malatya Milletvekili Mustafa Şahin’e aittir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

 

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Malatya Milletvekili Mustafa Şahin’in, fuarların Malatya ekonomisine katkılarına ilişkin gündem dışı konuşması

 

MUSTAFA ŞAHİN (Malatya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; fuarların Malatya ekonomisine katkılarından dolayı gündem dışı söz almış bulunmaktayım, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Doğu ile batı arasında bir köprü görevi yapan Malatya, 2002 AK PARTİ iktidarlarıyla birlikte ekonomi, sağlık, ulaşım, eğitim, kültür ve sanat alanlarında yapmış olduğu hamlelerle bölgesinde her geçen gün cazibesini artıran bir il olmuştur. Bölgesinde en fazla ihracat yapan, en fazla şirket açan, en fazla patent alan, teşvik kapsamında en fazla istihdam gerçekleştiren, ihraç ürünlerinde çeşitliliğini artıran bir ilimizdir. Bölgede lider olmak ve dış piyasalarda rekabet etmek istiyorsak dünyada meydana gelen teknolojik değişim ve yenilikleri kendi insanlarımıza sunmak için ilimizi âdeta bir fuar ve kongre merkezi hâline getirmekteyiz.

Malatya’mızda istihdam fuarı, kitap fuarı, tarım ve hayvancılık fuarı, yapı dekorasyon fuarı ve geçen hafta 3-7 Temmuz tarihleri arasında düzenlenen bölgenin en kapsamlı ticaret ve sanayi fuarıyla birlikte kayısı festivalimizi de gerçekleştirdik. İlimizin kültür ve sanat birikimini gelecek nesillere taşıma adına Anadolu’nun en kapsamlı çalışması olan Uluslararası Kervansaray Buluşması ile Malatya Uluslararası Film Festivali 2010 yılında hayata geçirilerek Anadolu’nun en eski şehir devletinin kurulmuş olduğu ilimizin kültürel ve sanatsal anlamda tanıtımına ciddi katkılar sunmuştur.

Değerli arkadaşlar, bu çerçevede yapılan tanıtımlarla Kürt yazar Ahmedi Hani’nin eseri olan “Mem u Zin” adlı eserin âdeta açık hava film platosu olan Arapgir ilçemizde çekilmesi, ayrıca yeni dizilerin çekilmesi için de çalışmalar devam etmektedir.

8’inci Cumhurbaşkanımız cennetmekân Sayın Turgut Özal’ın geleceği öngörerek Malatya’mıza kazandırmış olduğu Turgut Özal Tıp Merkezinin referans hastanelerden biri hâline gelmesi, sağlık turizmi noktasında tıp merkezimiz âdeta dumansız baca görevi görmesiyle Malatya’mızın ekonomisine ciddi katkılar sağlamıştır.

Değerli milletvekilleri, ilimizde düzenlenen ulusal ve uluslararası kongre, sempozyum ve çalıştaylara ev sahipliği yapacak potansiyele sahip kongre ve kültür merkezimizle birlikte beş yıldızlı otellerimizin azımsanmayacak seviyede olması, bu tarz organizasyonlara ev sahipliği yapmamızı kolaylaştırmaktadır.  Bir ilin kalkınması, gelişmesi ve bölgesinde rekabet edecek duruma gelmesi sadece bir alanda başarılı olmasıyla mümkün değildir. Onun için ekonomi, sağlık, ulaşım, eğitim, kültür ve sanat alanlarındaki gelişmeleri ve yenilikleri ulusal ve uluslararası fuarlar, festivaller ve kongrelerle gerçekleştirmemiz mümkündür. Ayrıca, Malatya’mızda Beydağı Ağaçlandırma Projesi’yle 888 hektar alanda çalışma gerçekleştirilmiş ve bu projenin de en büyük özelliği Beydağı yüzeyindeki kaya parçalarının tek tek makinelerle kırılıp yerlerine -çukurlarına- toprak doldurularak fidanların ekilmesidir. Elbette ki biz bu ağaçlandırmayı yaparken, Malatya’mızın âdeta oksijen deposu hâline gelmesine ve bu çalışmalar da bizim gerçekten ileriye yönelik bir adım atmamıza vesile olmaktadır.

Ayrıca, bilindiği gibi, diğer bazı birçok alanlarda park alanlarımızı, yeşil alanlarımızı katlederek birtakım yapıların yapıldığını yüce milletimiz esefle izlemektedir.

Ayrıca, geçenlerde, elbette ki talihsiz bir çıkışla beraber Gezi olaylarının vuku bulmasıyla ülkemizde, yaklaşık kırk günden beri bizim bu kürsüden gerçekten hakaret edilmedik hiçbir şeyimizi bırakmayan muhalefeti, biraz daha, bu aziz, mübarek günde, ramazan ayında itidale davet ediyorum.

Özellikle, buradan eli palalı insanları biz de lanetliyoruz ve kınıyoruz. Ancak bunları görürken ellerinde sapanları, molotofları, havai fişekleri, silahları olanları görmeyip de, polisimizin çekmiş olduğu o ızdırabı görmeden, burada, polislerimizin intiharına neden olan konuları dile getirmenin de ne kadar akıllı ve mantıklı olduğunu, yine yüce milletimiz esefle izlemekte.

Ayrıca, sokağa indiğimizde kamu malına verilen zararların, polisimizin canına, malına… Veya binmiş olduğu araçları tahrip edenlerin en azından o palalıdan bin kat daha fazla aşağılık iş yaptığını, maalesef, burada, hiçbir muhalefet milletvekilinin seslendirmediğine, dillendirmediğine şahitlik etmekteyiz. Elbette ki polisimiz de bizim insanımız, esnafımız da bizim insanımız. Esnafımızın da artık imanına tak diyecek bir noktaya getirmenin de pek de hayırlı bir adım olmadığını ben düşünmekteyim. Onun için her şeyi mutlaka tadında bırakmamız gerekir. Sokağı elbette ki böyle terör meydanlarına…

ALİM IŞIK (Kütahya) – Yani, palayı alıp kardeş kavgası çıkarmak iyi bir şey mi, bunu mu savunuyorsunuz?

MUSTAFA ŞAHİN (Devamla) – Dinlersen, anlarsın!

ALİM IŞIK (Kütahya) – Elini indir, elini indir!

MUSTAFA ŞAHİN (Devamla) – Ama özür dilerim, dinleyeceksin, sen de indireceksin!

ALİM IŞIK (Kütahya) – Elini indir!

MUSTAFA ŞAHİN (Devamla) – Bana “Elini indir.” diyemezsin.

ALİM IŞIK (Kütahya) – İndir elini!

MUSTAFA ŞAHİN (Devamla) – Ben hiçbir terörü kesinlikle burada övmüyorum.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Oraya konuş!

MUSTAFA ŞAHİN (Devamla) – Sen düzgün konuş ya!

BAŞKAN – Lütfen sayın milletvekilleri!

ALİM IŞIK (Kütahya) – Elini indir! Tehdit mi… Ne zannediyorsun kendini!

MUSTAFA ŞAHİN (Devamla) – Ben burada hiçbir zaman için eli palalı…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUSTAFA ŞAHİN (Devamla) – Bunu tweet’lerde atıp da AK PARTİ’li olduğunu söyleyen, aşağılık işler yapanları da kınıyoruz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Hiçbir zaman için bu ülkede biz terörden yana olmadık.

BAŞKAN – Sayın Şahin, teşekkür ediyorum.

MUSTAFA ŞAHİN (Devamla) – Nereden nereye geldiğimizi de en iyi şekilde görüyoruz.

Saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Gündem dışı ikinci söz, erozyonun oluşturduğu sorunlar ve çözüm önerileri hakkında söz isteyen Afyonkarahisar Milletvekili Kemalettin Yılmaz’a aittir. (MHP sıralarından alkışlar)

 

2.- Afyonkarahisar Milletvekili Kemalettin Yılmaz’ın, erozyonun oluşturduğu sorunlar ve çözüm önerilerine ilişkin gündem dışı konuşması

 

KEMALETTİN YILMAZ (Afyonkarahisar) – Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; sözlerime başlarken idrak etmekte olduğumuz ramazan ayının Türk İslam âlemine ve tüm insanlığa barış, huzur, saygı, sevgi, hoşgörü ortamı sağlamasını yüce Allah’tan niyaz ederim.

Değerli milletvekilleri, erozyon terimi son yıllarda ülkemiz gündeminde oldukça önemli bir yer teşkil ediyor. Öncelikle, erozyon denilince akla ilk gelen jeolojik manadaki erozyondan bahsetmek istiyorum.

Ülkemizde son yıllarda toprak erozyonu sorununun sadece edebiyatı yapılıyor. Maalesef, her yıl ülkemiz üzerinden 25 santimetre kalınlığında, yaklaşık 400 bin hektar verimli araziye eş değer tarım toprağı muhtelif şekillerde yağmur, sel, kar, rüzgâr, çığlar, heyelan ve bunlarla oluşan erozyonla kaybolmaktadır. Yılda yaklaşık 743 milyon ton verimli vatan toprağı barajlara, göllere veya denizlere akmaktadır. Yeteri kadar yeşillenemediği ve ağaçlandırma yapılamadığı için ve de olanların da muhtelif sebeplerle imha edilen günümüzde, en ufak bir yağmur yağdığında derelerimiz âdeta çikolata renginde akmakta; seller, heyelanlar pek çok mal ve can kaybına sebebiyet vermektedir. Diğer taraftan bin bir emek ve masrafla yapılan gölet ve barajların daha erken sürede dolmalarına ve devre dışı kalmalarına, dolayısıyla ciddi bir ekonomik kayba sebebiyet vermektedir. Geçtiğimiz yıllarda TEMA Vakfı aracılığıyla ülkemizde toprak erozyonu bilinçlendirilmesi sağlanmaya çalışılmışsa da son yıllarda gerek bu Vakfın gerekse Orman ve Su İşleri Bakanlığının bu yöndeki faaliyetleri oldukça azalmıştır. Öncelikle ve özellikle ağaçlandırma çalışmalarını baraj ve gölet havzalarında hızlandırmalıyız. Çam ağacı konusunda ısrarcı olmadan meşe, gürgen, kestane, iğde, akasya gibi ağaçlara da yönlendirmeliyiz.

Değerli milletvekilleri, son yıllarda başlatılan alım garantili orman fidan üretimini daha fazla geliştirmeli, siyasi yandaş ve ahbap çavuş tasallutundan kurtarmalıyız. Çalışkan insanımız, suyumuz, toprağımız ve güneşimiz çok daha iyi değerlendirilerek yurt dışına boşuna döviz ödemekten kurtulmalıyız, hem de akıp giden vatan topraklarımızı korumuş oluruz. On yılda 2 milyar 700 milyon ağaç diktiğini ifade eden  Hükûmet yetkilileri, bu ağaçların dikimini ve bakımını dahi kontrol etmemektedirler. Ki bu sayı için “Ya sayı saymasını bilmiyorlar ya da dayak yememiş.” gibi ifadeler “İnanmazsan git say.” gibi terimlerle konu tartışılırken, bir gerçek var ki; “Şehit ormanları adı altında oluşturulan ormanlarda bile 10 bin ağaç dikildi.” diyor. Bakıyorsunuz, o kadar ağaç yok; hatta dayanamayıp sayıyorsunuz, 56 ağacın olduğunu tespit ediyorsunuz. Binlerce, milyonlarca ağaç bakımsızlıktan kurumakta. Bu konuda herkesi bir kez daha hassas olmaya davet ediyorum. Keşke her yıl milyarlarca ağaç dikilebilse.

Toprak erozyonuyla mücadelede tek yöntem bitkilendirme değil tabii ki ama en önemlisi ağaçlandırma olduğu için dikkatlerinizi çekmek istedim.

Ülkemizin erozyonla kaybı sadece verimli vatan toprakları değildir. AKP’nin on bir yıllık iktidarı döneminde uygulanan yanlış politikalar, yanlış tercihler nedeniyle millî, dinî ve manevi pek çok değerlerimiz, kutsallarımız sıradanlaştırılmaya çalışılmış, saygınlığı kaybettirilmiş yani erozyona uğramıştır. Devriiktidarınızda devlete olan güven, adalete olan güven, emniyete olan güven erozyona uğramıştır. Bugün söylediğini yarın yalanlayan, adalet adına adaletsizlik, hak adına haksızlık yapan, vatandaşı tehdit eden, azarlayan, yok farz eden; ülke insanımızı 36 etnik parçaya ayırmaya çalışan; terörle ekonomik, sosyal, kültürel ve silahlı mücadele etmek yerine müzakere yöntemini seçen; tutarsız dış politikalarıyla ülkemizi bölgede yalnızlaştıran, AB’ye yaranmak için tüm kutsallarımızı ayaklar altına alan ve hâlâ işsizlikle baş edemeyen, ekonomiyi düze çıkartamayan, pek çok insanımızın umutsuzluğa kapılmasına sebep olan basiretsiz, beceriksiz ve hatta son zamanlarda şımarık ve iktidar sarhoşluğu içindeki ve devamlı gerilim üreten siyaset anlayışınız vatandaşlarımızın nezdinde siyaset kurumuna ve siyasetçiye ciddi bir saygınlık kaybettirmiştir.

Tabiri caizse, ülkemizdeki toprak erozyonu kadar devriiktidarınızdaki millî ve manevi değerlerimizdeki erozyon da çok ciddi boyutlardadır. Üniter yapımızda, millî birlik ve beraberliğimizde, ülke bütünlüğümüzde AKP’nin yaptığı tahribat erozyon gibi sessiz ve derinden gitmekte, hazmede hazmede, hazmettire hazmettire uygulanmaktadır. Türk milleti olan bitenin farkındadır ve zamanı geldiğinde bunların hesabını mutlaka ama mutlaka soracaktır.

Değerli milletvekilleri, ülke yönetimi ve vatan toprağı kutsaldır, kaderine terk edilemez. Bu duygu ve düşünceler içerisinde yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Gündem dışı üçüncü söz, Ankara’da doğal gaz satışına getirilen 70 TL sınırlaması hakkında söz isteyen Ankara Milletvekili Aylin Nazlıaka’ya aittir. (CHP sıralarından alkışlar)

 

3.- Ankara Milletvekili Aylin Nazlıaka’nın, Ankara’da doğal gaz satışına getirilen 70 TL sınırlamasına ilişkin gündem dışı konuşması

 

AYLİN NAZLIAKA (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle ramazan ayının hepimiz için hayırlı olmasını diliyor, on bir ayın sultanının hem ülkemize hem dünyaya dostluk, kardeşlik ve huzur getirmesini temenni ediyorum.

Şimdi, bugün ben evet, doğal gaz satışına getirilen bir sınırlamayla ilgili olarak söz almış bulunuyorum değerli milletvekilleri. Çünkü Ankara’da öyle olaylar yaşanılıyor ki son günlerde bunun ancak bir kamera şakası programında var olabileceğini düşünebilirsiniz. Ben de az önce bunu teyiden Meclisteki doğal gaz satın alma noktasına gittim, PTT’ye gittim ve orada da bana aynı şey söylenildi. Az önce gündem dışı konuşmadaki talebimde de iletildiği gibi, Ankaralılar bu kartlarıyla birlikte doğal gaz almaya gittiklerinde kendilerine bir sınırlama getirildiğini öğreniyorlar. 70 TL’nin üzerinde doğal gaz alınamayacağı bilgisi iletiliyor kendisine. Bunun hangi gerekçeyle olduğunu sorduklarında ise bunun EPDK’nın uygulaması olduğu söyleniliyor. Ancak, araştırdığımız kadarıyla, öğrendiğimiz kadarıyla bu uygulama Ankara dışında bir başka ilde yok değerli milletvekilleri. Onun için BAŞKENT GAZ bunu hangi gerekçeyle uyguluyor, hangi karara istinaden uyguluyor, EPDK neden böyle bir karar aldı -eğer gerçekten böyle bir karar aldıysa- bunun gerekçesi nedir; bunları tabii, buradan Sayın Bakana sormak istiyoruz.

Bakın, değerli milletvekilleri, geçen yıl Nisan ayında doğal gaza yüzde 18,8 oranında zam yapıldı. Yetmedi, Ekim ayında 9,8 oranında bir zam daha yapıldı yani reel olarak yüzde 28,6 zam yapıldı. Ama, Nisan 2012’den bugüne kadar baktığımızda yüzde 33,3’lük bir zam söz konusu. E, şimdi, asgari ücrete yaptığınız artışlar ortada, işçi maaşları ortada, memur maaşları ortada. Onun için siz hangi gerekçeyle yüzde 33,3’lük bir zammı yapıyorsunuz, bunu vatandaştan hangi yüzle talep ediyorsunuz, gerçekten bunu anlamakta güçlük çekiyorum.

Bakın, geçen yıl zam artışı olmadan önce, nisan ayında, hatırlayacağınız gibi metrelerce kuyruklar oluşturuldu ve vatandaşlar orada sıraya girip önceden, zam öncesi doğal gaz almaya çalıştılar. Ben de gittim, o vatandaşlarla birlikte bir pazar günü sabahtan akşama kadar kuyrukta kaldım, onlarla sohbet ettim, onların gelir ve gider kalemlerini bire bir onların ağzından dinledim. Biliyor musunuz, o vatandaşlarımız o sıcakta, o güneşin altında sadece ve sadece 5 ila 10 lira arasında tasarruf edebilmek için bekliyorlardı. Ha, bu rakam size az geliyor olabilir, bu rakamı ciddiye almıyor olabilirsiniz; o ayrı.

Size bir daha başkentimizden manzaralar sunayım o hâlde. Geçen yıl gene nisan ayında, Ankara’nın Keçiören ilçesinde bir aile doğal gaz alamadığı için kömür gazı zehirlenmesinden yok oldu değerli arkadaşlar. Ben o ailenin annesini ziyaret ediyorum ve her gittiğimde şunu görüyorum: Gardırobunda çocuklarının ve torunlarının mantolarını, paltolarını koklayarak hâlâ günlerini geçiriyor bu anne. Bu da yetmedi, gene geçtiğimiz aylarda Ankara’nın göbeğinde bir olay daha yaşandı; Melisa bebek, sekiz günlük bir bebeğimiz yanarak öldü. Neden? Çünkü ailesi doğal gaz alacak güçte olmadığı için katalitikle ısınmaya çalışıyordu ve sobanın düşmesi sonrasında çıkan yangın nedeniyle yaşamını kaybetti Melisa bebeğimiz.

İşte, başkentimizde bütün bunlar yaşanılırken siz neden böyle bir sınırlama getirip de vatandaşın üç beş kuruşluk tasarrufuna göz dikiyorsunuz bunu anlayamıyorum. Ha, diyelim ki BAŞKENTGAZ kâr etmiyor, o zaman bununla ilgili de verileri aktarayım size: Bakın, BOTAŞ’tan metreküpünü 73 kuruşa alıyor BAŞKENTGAZ, daha sonrasında da 1 TL’ye satıyor yani alış ve satış fiyatı arasında yüzde 40’lık bir kâr oranı söz konusu. Dolayısıyla, bu kâr yetmiyor da mı vatandaşın cebindeki üç beş kuruşa göz dikiliyor, bunu gerçekten anlaması mümkün değil.

Bakın, tüketicinin korunması hakkındaki 5’inci madde diyor ki: “Hizmet sağlamaktan haklı bir sebep olmaksızın kaçınılmaz.” Oysaki bu getirilen uygulama tamamen hizmet sağlamakta bir sınırlama getirilmesidir, tamamen tüketici haklarına da aykırıdır. Kanuna aykırı olan bu uygulamadan bir an önce vazgeçilmesi konusunda sizleri uyarıyor ve özellikle şu konuya dikkatinizi çekmek istiyorum: Bakın, Gezi Parkı olaylarında gördük, Hükûmet kendi vatandaşına biber gazı sıkma konusunda son derece bonkör davrandı. Kendi vatandaşına, bu kadar, biber gazı sıkma konusunda cömert davranan bir Hükûmet neden kendi parasıyla doğal gaz almak isteyen vatandaşa bir kısıtlama getiriyor, bunu öğrenmek istiyorum.

Onun için, bir an önce doğal gaza getirilen sınırlamayı kaldırın, biber gazına sınırlama getirin diyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Türkoğlu, İç Tüzük’ün 58’inci maddesine göre söz istediniz. Hangi beyanınızı düzeltmek için söz istiyorsunuz?

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – Sayın Başkanım, dün akşamki birleşimin kapanış oturumunda, burada beşinci bölüm üzerine yapmış olduğum konuşmalarda sözlerimin yasa dışı örgütleri teşvik anlamında olduğuna ilişkin sataşmalar oldu, hakaretvari sataşmalar da oldu. Müsaade ederseniz onlarla ilgili uygun bir açıklama yapmak istiyorum.

                                                                                                                

BAŞKAN – Buyurun, üç dakika söz veriyorum.

 

V.- GEÇEN TUTANAK HAKKINDA KONUŞMALAR

1.- Osmaniye Milletvekili Hasan Hüseyin Türkoğlu’nun, 8/7/2013 tarihli 134’üncü Birleşimde yapmış olduğu konuşmadaki bazı ifadelerinin yanlış anlaşıldığına ilişkin konuşması

 

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – Sayın Başkan, Türk milletinin saygıdeğer milletvekilleri; yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Dün gece 478 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin beşinci bölümü üzerinde yapmış olduğum konuşma sırasında iktidar partisi sıralarından yapılan sataşmaların arasında bazı milletvekillerinin şahsıma karşı hoş olmayan ifadelerde bulunduklarını tutanakları incelediğimde tespit ettim. Bu husustan dolayı söz aldım. Ancak, ne o milletvekillerinin kimler olduğunu ne de söylediklerini sizlere aktarmayacağım. Hatta “Bu sözleri iade ediyorum.” da demeyeceğim çünkü bugün ramazanın birinci günü ve ben oruçluyum.

Dünkü konuşmamda “Bugün iktidarda bulunan parti ve Hükûmetin anlayışını, kadrolaşma politikasını, başka düşüncelere yaklaşımını, otoriter, baskıcı, hatta diktatörlük diye nitelendirilebilecek yönetimlerde görmek mümkündür.” tespitini yaptım. Bu noktadan hareketle, tarihte ve özellikle Türk-İslam topluluklarında yaşanmış örneklerle ve nitelemelerle konuşmamı süsledim. Bu konuşmanın hiçbir cümlesi, yasa dışı örgütlere ve denetimsiz sokak hareketlerine olumlu, sıcak baktığım anlamında değerlendirilemez. Sokaktaki illegalite ve karanlık örgütler asla ve asla tasvibimizi alamaz ama elinde tencere, tava ve düdüklerle protesto edenleri görmek ve anlamak için çaba sarf etmeyenler, gözü kapalı olanlar, kalp gözü kapalı olanlar arasında hiç kimse olmamızı beklemesin.

Ben, bu salondaki herkes gibi Müslüman bir Türk olarak doğdum. Babam bana ve diğer 6 kardeşime İslam’ın ahlak ve faziletini, Türklüğün gurur ve şuurunu aşıladı. Bu yaşıma kadar kendimi Hira Dağı kadar Müslüman, Tanrı Dağı kadar Türk hissettim. Babam iyiyi güzeli, doğruyu ve hayırlıyı aramamızı, takip etmemizi öğretti. İyi, güzel, doğru ve hayırlı olmadığını fark ettiğimizde, o şey ne olursa olsun terk etmeyi, gerekirse af ve özür dilemeyi de öğretti. Her şeyi öğretti ama kula kul olmayı, köle olmayı öğretmedi. Haksızlık karşısında susmayı, dilsiz şeytan olmayı hiç öğretmedi. Sadece babam olduğu için değil, öğrettikleri ve öğretmedikleri için de onu rahmetle anıyorum.

Müslüman bir Türk olduğum için Cenab-ı Allah’a şükrediyorum. Ellerim niyaz için semaya açıldığında Yüce Allah’a “Son nefesimde şehadet kelimesini nasip et, ondan önce de ‘Ne mutlu Türk’üm.’ demeyi nasip et Yarabbi.” diye dua ediyorum.

Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

RECEP ÖZEL (Isparta) – Neyi düzeltti, onu anlamadık da.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Gündeme geçiyoruz.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

Meclis araştırması açılmasına ilişkin üç önerge vardır, okutuyorum…

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Söz talebim var Sayın Başkan.

BAŞKAN – Biliyorsunuz…

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Konuşmacı beni kastederek, söylediğim sözleri çarpıttı; 69’a göre söz istiyorum.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Havada nem var.

BAŞKAN – Yok efendim, isminizi zikretmedi yani söz konusu değil.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Onunla ilgili herhangi bir şey, kimseye sataşma yok Sayın Başkan.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Tutanaklarda benim…

BAŞKAN – E, değil Sayın Milletvekilim. Dün gördük biz, tutanakları okuduk.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Efendim, tutanaklardaki ifadeler bana ait, beni kastetti. Sayın Başkanım, yerimden bir dakika söz istiyorum. 60’a göre söz istiyorum.

BAŞKAN – Evet, Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

Meclis araştırması açılmasına ilişkin üç önerge vardır, okutuyorum:

 

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- Zonguldak Milletvekili Ali İhsan Köktürk ve 20 milletvekilinin, Zonguldak’ta yer altında ve yüzeyde meydana gelen çökme ve deformasyon (tasman) sorununun araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/708)

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Zonguldak çok küçük bir yerleşim birimiyken taş kömürünün bulunması ve 1840'lı yıllardan sonra taş kömürü üretimine başlamasıyla hızla büyümüş, kentleşmiş ve 1924 yılında il olmuştur.

Cumhuriyetimizin kuruluş ve gelişme süreçlerinde, gerek taş kömürü üretimi gerekse demir-çelik üretim tesisleriyle ülke ağır sanayisinde çok önemli görevler üstlenmiştir.

Taş kömürünün son derece stratejik ve ülke sanayisi için önemli bir ham madde olması nedeniyle bir taraftan yerin altında kömür üretimi devam ederken, diğer taraftan yerin üzerinde Türkiye'nin dört bir tarafından gelen insanlarımızın oluşturduğu hızlı bir kentleşme olgusu yaşanmıştır.

Bugün için de özellikle dünyada su ve enerji savaşlarının hüküm sürdüğü bir süreçte, taş kömürü üretimi ulusal ekonomimiz ve bağımsızlığımız için son derece önemlidir. Taş kömürünün planlı üretimi, hem istihdam yaratması hem de ithalatı azaltması anlamında Zonguldak ve ülkemiz için büyük önem taşımaktadır.

Ancak, diğer taraftan, Zonguldak, kent merkezinde 1990’lı yıllarda gözlemlenmeye başlayan ve bugün içinden geçtiğimiz süreçte oldukça artan "tasman" sorunuyla karşı karşıyadır.

Zonguldak kentinde, bazı semtlerde daha yoğun, ancak genele yayılan çökmeler söz konusudur. Bu nedenle 2012 yılının sadece ilk üç ayında Zonguldak'ta ciddi 4 olay yaşanmış, Ocak ayının başında Gelik-Ayiçi Mahallesinde 25 metre derinliğinde bir obruk meydana gelmiş, Ocak ayı sonunda Atatürk Lisesi yanındaki 1 bina meydana gelen çatlaklar nedeniyle boşaltılmış, Mart ayı içerisinde de yine 2 binada meydana gelen çatlaklar nedeniyle binalardan biri yıkılmak diğeri boşaltılmak zorunda kalınmıştır. Şu an Site Mahallesinde 6-7 bina boşaltılmıştır.

İncivez'deki tasmanın derinliği 18 cm gibi oldukça önemli bir değerdir. Kozlu, Gelik, İnağzı, Dilaver ve Tepebaşı'nda ise 8 cm'ye varan düşey yönlü hareketler söz konusudur. Zonguldak kent merkezinde ise 3 cm civarında yukarı yönlü ilginç bir hareket saptanmıştır.

Kent merkezinde giderek artan ciddi can ve mal kayıplarına neden olabilecek kadar önemli bir boyuta ulaşan "tasman" olgusunu tetikleyen nedenlerden birisi yer altı madenciliği olarak görülmekle birlikte, diğer bir olgunun da kentin yoğun olarak konumlandığı kıyı ön görümünün neredeyse tamamının jeolojik olarak kireç taşı özelliğine sahip olması, kireç taşının su ve hava ile temas ettiğinde bozulan bir yapıya sahip olması nedeniyle sıkça karstik boşluklar (mağara sistemi) yaratmasıdır.

MTA tarafından uzun yıllar önce çıkartılmış, Zonguldak karst haritasında da kireç taşı formasyonlarının bulunduğu yerlerde geniş yer altı boşluklarının bulunduğu tespit edilmiştir. Koordinasyon içerisinde AFAD'ın da üstüne düşen sorumlulukları yerine getirmesi gerekir.

Zonguldak Karaelmas Üniversitesi ve öğretim üyelerinden Prof. Dr. Hakan S. Kutoğlu ekibi tarafından Zonguldak kenti için son derece önemli olan bu konuda 2005 yılından itibaren bir çalışma başlatılmış olmasına karşın, üniversite olanaklarının kısıtlı olması ve yeterli ödeneklerin şu ana kadar sağlanamaması nedeniyle konunun çok daha geniş ve ayrıntılı olarak incelenmesi, araştırılması zorunluluğu doğmuştur.

Bugün için acilen sismik-tomografik araştırmalar yapılarak yer altında ve yüzeyde meydana gelen çökme ve deformasyonların haritalandırılması zorunludur.

Tasman bir bütün olarak Zonguldak kentinin hayati sorunudur. Bu konunun tüm detaylarıyla incelenerek, alınacak tedbirlerin tespiti amacıyla, Anayasa'nın 98’inci ve Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’nün 104’üncü ve 105’inci maddeleri gereğince Meclis araştırması açılmasını arz ve teklif ederiz.

28 Mart 2012

1) Ali İhsan Köktürk                                    (Zonguldak)

2) Doğan Şafak                                          (Niğde)

3) Sakine Öz                                              (Manisa)

4) Haluk Eyidoğan                                      (İstanbul)

5) Turgut Dibek                                          (Kırklareli)

6) Dilek Akagün Yılmaz                              (Uşak)

7) Ramazan Kerim Özkan                            (Burdur)

8) Arif Bulut                                               (Antalya)

9) Selahattin Karaahmetoğlu                      (Giresun)

10) Ömer Süha Aldan                                 (Muğla)

11) Hasan Akgöl                                         (Hatay)

12) Namık Havutça                                     (Balıkesir)

13) İhsan Özkes                                         (İstanbul)

14) Faik Tunay                                           (İstanbul)

15) Veli Ağbaba                                          (Malatya)

16) İlhan Demiröz                                       (Bursa)

17) Kadir Gökmen Öğüt                               (İstanbul)

18) Mahmut Tanal                                       (İstanbul)

19) Nurettin Demir                                      (Muğla)

20) Mevlüt Dudu                                         (Hatay)

21) Mehmet Volkan Canalioğlu                   (Trabzon)

 

2.- İzmir Milletvekili Oktay Vural ve 21 milletvekilinin, sulama birliklerinin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/709)

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Çiftçilerimiz açısından büyük öneme sahip olan Sulama Birlikleri başta asli amacı olan sulama sorunları ve su kayıpları olmak üzere, personel, altyapı gibi problemlerin içinde boğuşarak kendi kaderlerine bırakılmışlardır. Sulama Birliklerine ilişkin söz konusu sorunlarının tespiti ve çözüme kavuşturulması amacıyla Anayasa'nın 98’inci maddesi ile İç Tüzük’ün 104 ve 105’inci maddeleri uyarınca Meclis Araştırması açılmasını arz ederim. 30.03.2012

1) Oktay Vural                                            (İzmir)

2) Muharrem Varlı                                       (Adana)

3) Murat Başesgioğlu                                  (İstanbul)

4) Bahattin Şeker                                       (Bilecik)

5) Ali Halaman                                           (Adana)

6) Seyfettin Yılmaz                                     (Adana)

7) Lütfü Türkan                                          (Kocaeli)

8) Ali Öz                                                     (Mersin)

9) Koray Aydın                                            (Trabzon)

10) Mehmet Günal                                      (Antalya)

11) Mustafa Kalaycı                                    (Konya)

12) Ahmet Kenan Tanrıkulu                        (İzmir)

13) Emin Haluk Ayhan                                (Denizli)

14) Ali Uzunırmak                                       (Aydın)

15) Ruhsar Demirel                                    (Eskişehir)

16) Mehmet Erdoğan                                   (Muğla)

17) Celal Adan                                           (İstanbul)

18) Meral Akşener                                      (İstanbul)

19) Zühal Topcu                                         (Ankara)

20) Reşat Doğru                                         (Tokat)

21) Alim Işık                                               (Kütahya)

22) Sinan Oğan                                          (Iğdır)

Gerekçe:

Sulama Birlikleri 90'lı yıllarda Türk çiftçisinin tarımsal sulamaya ilişkin sorunlarını çözmek için kurulmuş, bu amaç doğrultusunda her geçen gün sayıları artarak 358'e ulaşmıştır. DSİ tarafından yıllar önce inşa edilen sulama kanalları da zamanla bu birliklere devredilmiş bu birlikler de İçişleri Bakanlığı denetimi ve gözetimine verilmiştir.

Sulama Birlikleri kurulurken Devlet Su İşlerinden devir alacağı sulama tesisinin görev alanındaki mahalli idarelerin (belediye ve köy tüzel kişilikleri) durumuna göre tamamı köylerden oluşan veya belediye ve köylerden oluşan birlikler olarak iki farklı grupta kurulmuşlardır.

Birlikler görev alanlarındaki mahallî idarelerin durumuna göre ilk kurulmaya başlandığı yıllarda Bakanlar Kurulu kararı doğrultusunda Anayasanın 127'nci maddesi, 442 sayılı Köy Kanunu, 1580 sayılı Belediye Kanunu, 5442 sayılı İl İdaresi Kanunu’na göre kuruluşlarını tamamlayıp kamu hukuk tüzel kişiliği kazanmışlardır.

1580 Sayılı Belediye Kanunu değişince yeni çıkarılan 5393 sayılı Belediye Kanunu’nda birlik kurulmasını sağlayan madde olmadığı için 2005 yılında 5355 sayılı Mahalli İdare Birlikleri Kanunu çıkarılarak, birliklerin bundan sonra bu kanuna göre hareket etmeleri sağlanmıştır.

358 sulama birliği içinde norm kadro uygulamasına göre personeli bulunan 192 adet birlikte toplam 1.998 adet kadrolu işçi, 68 adet birlikte 1.142 adet geçici işçi çalışmaktadır; kalan 98 adet birlikte çalışan işçi personel bulunmaktadır.

2007 yılında belediye ve mahallî idareler için norm kadro yönetmeliği uygulamaya geçmiş fakat kuruluşunda belediye bulunan sulama birlikleri norm kadroya tabi olurken, tamamı köylerden oluşan birlikler norm kadroya tabi olmamışlardır.

22/3/2011 tarihinde Resmî Gazete’de yayınlanan 6172 sayılı Sulama Birlikleri Kanunu’nda, sulama birliklerinin mahallî idare birliği olmaktan çıkacağı, dolayısıyla norm kadro uygulamasının kalkacağı için daimî işçi kadrosunda olan kadrolu işçiler ile norm kadro bulunan memur kadrosu karşılığı 5393/49 maddesine göre çalışan tam zamanlı işçi sayılmayan sözleşmeli kamu personellerin durumunun ne olacağı belirsizdir.

Yine bu süreçte, su kanallarının altyapı sorunlarının yaşandığı, bakımının yeteri şekilde yapılmadığı, önemli ölçüde su kayıplarına neden olduğu görülmektedir. Sulama birlikleri âdeta kendi kaderlerine bırakılmış durumdadır. Sulama birlikleri hiçbir teknik desteğe sahip olmadığı için işlevlerini de tam olarak yerine getirememekte ve çok önemli maddi kayıplara neden olmaktadırlar.

Ayrıca, sulama birliklerinin başka bir sorunu da elektrik borçlarıdır. Enerji fiyatlarının her geçen gün giderek artmasının da etkisiyle birliklerin önemli bir elektrik borcu oluşmuş, ödenemez duruma gelmiştir. Tarım kesimine yönelik olarak enerji fiyatlarında hiçbir indirim yapılmamakta, köylümüz icra takipleri ile karşı karşıya kalmaktadır.

Türk tarımı için büyük öneme sahip sulama birliklerinin böylesine sorunlarla boğuşması çiftçimizi de mağdur etmektedir. Bu nedenle, sulama birliklerinin sorunlarına dönük bir Meclis araştırması açılması ve Mecliste tartışılması önem arz etmektedir.

 

3.- Elâzığ Milletvekili Enver Erdem ve 19 milletvekilinin, Elâzığ ilindeki şeker pancarı üreticilerinin sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/710)

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Elâzığ ilimizdeki şeker pancarı üreticilerinin içinde bulundukları durumun incelenmesi ve karşılaştıkları sorunların giderilmesi amacıyla Anayasa’nın 98 ve İç Tüzük’ün 104-105’inci maddeleri gereğince bir Meclis araştırması açılmasını arz ve teklif ederiz. 26/3/2012

1) Enver Erdem                                           (Elâzığ)

2) Oktay Vural                                            (İzmir)

3) Meral Akşener                                        (İstanbul)

4) Ali Uzunırmak                                         (Aydın)

5) Yusuf Halaçoğlu                                     (Kayseri)

6) Muharrem Varlı                                       (Adana)

7) Ahmet Duran Bulut                                 (Balıkesir)

8) Hasan Hüseyin Türkoğlu                        (Osmaniye)

9) Ali Öz                                                     (Mersin)

10) Sadir Durmaz                                        (Yozgat)

11) Mesut Dedeoğlu                                    (Kahramanmaraş)

12) Emin Çınar                                           (Kastamonu)

13) Adnan Şefik Çirkin                               (Hatay)

14) Lütfü Türkkan                                       (Kocaeli)

15) Ahmet Kenan Tanrıkulu                        (İzmir)

16) Sümer Oral                                           (Manisa)

17) Murat Başesgioğlu                                (İstanbul)

18) Celal Adan                                           (İstanbul)

19) Ali Halaman                                          (Adana)

20) Mehmet Erdoğan                                   (Muğla)

Gerekçe:

Elâzığ ilimizde şeker pancarı üretimi, ciddi bir potansiyele sahip olmasına rağmen son zamanlarda, şeker pancarı üretimi ile uğraşan çiftçilerin karşılaştıkları sorunlar, uygulanan kotalar ve şeker fabrikasının özelleştirilmesi sebebiyle üretim çok düşmüş ve giderek yok olmak noktasındadır.

Elâzığ da 1980’li yıllarda, 50 bin dekarlık alanda ekim yapılıp, 350-400 bin ton şeker pancarı üretilip işletilirken, 6.500 çiftçi şeker pancarı üretimi ile uğraşıyordu. 2009 yılında uygulanan kota 200 bin ton, taahhüt edilen 150 bin ton, çiftçi sayısı 2.513, şeker pancarı ekilen köy sayısı 77; 2010 yılında kota 200 bin ton, taahhüt edilen 128 bin ton, çiftçi sayısı 1.921, köy sayısı 68; 2011 yılında kota 210 bin ton, taahhüt 150 bin ton, çiftçi sayısı 1.753, köy sayısı 65 ve 13 bin hektarlık alanda ekim yapılmıştır.

Son yıllarda şeker pancarı üretimi ile uğraşan çiftçi sayısı ciddi bir şekilde azalmıştır. Elâzığ Şeker Fabrikası’nın özelleşmesi ile 2012 yılı için taahhüt edilen üretim gerçekleşmeyecek ve ilimiz ekonomisi ciddi manada zarar görecektir.

Şeker pancarı ürününün, sadece şeker üretiminde kullanıldığı düşünülmemelidir. Şeker pancarından elde edilen yaş ve kuru küspe hayvancılık için önemli bir yem olarak kullanılmakta, şeker pancarı üretiminin azalması hayvancılığı da olumsuz etkilemektedir.

Uygulanan kota sebebiyle çiftçiler ektikleri alandan fazla üretim olmaması için dua eder duruma gelmişlerdir. Çünkü taahhüt ettikleri miktarın üzerinde üretim yaptıklarında, taahhüt fazlası üretim için yarı fiyatına alım yapılacak ve parası 6 ay sonra ödenecektir.

Girdi fiyatlarının artması, mazot ve gübre desteklerinin yeterince sağlanmaması, enerji borcu nedeniyle sularının kesilmiş olmasından çiftçiler, taahhüt ettikleri üretimi gerçekleştirememiş ve fabrika avukatları vasıtasıyla icraya verilmişlerdir. Çiftçilerin yanlış uygulamalardan dolayı üretim yapamadıkları ve geçim sıkıntısı içinde olmaları yetmiyormuş gibi şimdi de icrayla uğraşmaktadırlar.

Ayrıca şeker pancarı, geleceğin yakıtı olarak bilinen biyoetanol üretiminde kullanabilecek temel ham maddelerden birisi olması yanında, yüksek oranda endüstriyel girdiler (gübre, ilaç, mekanizasyon vb.) kullanımı gerektiren bir bitkidir. Bu nedenle yan sektörlerin gelişmesi açısından da en fazla destek sağlayan önemli bir tarımsal üründür.

İlimizde şeker pancarı üretimi, yaklaşık 60 bin insanı dolaylı olarak etkilemektedir. Şeker pancarı üretimi yapamayan ve köyünde geçinemeyen çiftçiler şehir merkezine göç etmekte ve sosyal hayata uyum sağlayamamaktadır. Bu durum çarpık kentleşmeye ve işsizliğin artmasına sebep olmaktadır.

Üretiminden tüketimine kadar en fazla istihdam sağlayan şeker sektörü ülkemizde son yıllarda yeterince desteklenmemektedir. Üretimde kullanılan girdi fiyatlarında enflasyonun kat kat üzerinde artış olurken, şeker pancarı alım fiyatları yıldan yıla azalmıştır.

2000 yılında 100 ton şeker pancarı üreten bir çiftçi, bir traktör alırken, 2011 yılında 100 ton şeker pancarı üreten bir çiftçi ancak masraflarını ve işçiliğinin karşılığını alabilmektedir.

Elâzığ ilimizde, şeker pancarı üretiminin tekrar eski seviyelerine getirilmesi için, çiftçilere mazot, gübre, ilaç ve tohum destekleri verilmeli, şeker fabrikası yeni teknoloji ile donatılmalı, şeker pancarı işleme kapasitesi artırılmalı ve uygulanan kota kaldırılmalıdır.

Elâzığ ilimiz ve ülkemiz ekonomisine önemli katkı sağlayan şeker pancarı üreticilerinin sorunlarının araştırılması, bölgede yaşayan insanların ekonomik ve refah düzeylerinin arttırılması için gerekli tedbirlerin alınması amacıyla Anayasa’nın 98’inci ve İç Tüzük’ün 104 ve 105’inci maddeleri gereğince bir Meclis araştırması açılmasını arz ve teklif ederiz.

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Önergeler gündemdeki yerlerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki görüşmeler, sırası geldiğinde yapılacaktır.

Barış ve Demokrasi Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım:

 

VII.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- BDP Grubunun, Türkiye Büyük Millet Meclisi gündeminin “Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler” kısmında yer alan bağımsız yargı sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesinin (10/79) görüşmelerinin Genel Kurulun 9 Temmuz 2013 Salı günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

 

                                                                                              9/7/2013

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulunun 9/7/2013 Salı günü (bugün) yaptığı toplantısında siyasi parti grupları arasında oy birliği sağlanamadığından, grubumuzun aşağıdaki önerisini İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                                      İdris Baluken

                                                                                                            Bingöl

                                                                                                 Grup Başkan Vekili

Öneri:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Gündemi’nin “Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler” kısmında yer alan (10/79) bağımsız yargı sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergelerin görüşülmesini, Genel Kurulun 9/7/2013 Salı günlü birleşiminde birlikte yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Barış ve Demokrasi Partisi grup önerisi lehinde söz isteyen Hasip Kaplan, Şırnak Milletvekili. (BDP sıralarından alkışlar)

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Değerli milletvekilleri, hoşgörü, kardeşlik ve rahmet ayı mübarek ramazanınızın hayırlara, barışa ve çözüme vesile olmasını diliyoruz ve aynı duygularla bütün İslam âlemine huzurlu, barışlı günler diliyoruz.

Bugünkü araştırma önergemizin konusu, bağımsız yargı. Bağımsız yargıyla ilgili çok ciddi sorunlar yaşıyoruz ve bununla ilgili özellikle olağanüstü yargı konusu olan özel yetkili mahkemelerde, özel ağırlaştırılmış ceza mahkemelerinde çok ciddi sorunlar bulunmaktadır. Bağımsız yargı, adalet mülkün temelidir yani yurttaşın uğradığı haksızlıklar karşısında sığınacağı tek liman. Ulusal yargı ne kadar sağlıklı işlerse Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde, ulusalüstü yargıda da başvurular o oranda azalıyor ama Türkiye, maalesef, Avrupa’da mahkûmiyet rekoru kıran bir derecelenmeye sahip.

Adil yargılanma için hazırlık soruşturmasından son soruşturma evresine kadar bir bütün. Bu işleyişin çarkındaki sakatlık, usulde hatalar esası da etkilemektedir. Bu nedenle, adli kolluktan polis ve jandarma kolluğuna kadar, adli personelden yargıç, savcı ve avukatlara kadar, bina, araç, gereç ve kırtasiyeden teknolojiye kadar, eğitimden staja, içtihatlardan evrensel hukuka bir bütün olarak ele alınması ve sorunların irdelenmesi gerekmektedir.

Gizli dinlemeden özel ağır ceza mahkemelerine, yargının siyasallaşmasına, bürokratlaşmasına, uzun gözaltı ve tutukluluk sürelerine, cezaevlerinde hak ihlallerine, rüşvetten iş yoğunluğuna, müruruzamana uğrayan davalara, yargıç teminatından bağımsız, tarafsız, hakkaniyete uygun makul sürede yargılamalara sorunların bir bütün olarak ele alınması gerekmektedir.

İstinaf mahkemelerinin kuruluşunun gecikmesinden Yargıtayın yeni yapılanmasına, Anayasa reformundan HSYK’nın yapılanmasına rağmen yeniden yapılanmasına, baroların vesayetten arınmasına, icra dairelerinin keşmekeşten arınmasına, bilirkişilik konusunun ve adli tıp yapılanmasının tebligattan kararlara, infazlara kadar devasa sorunlarının araştırılması gerekmektedir.

76 milyon nüfusun yükünü taşıyamayan yargı sorunlar yumağı hâline gelirken, olağanüstü yargıda çete ve siyasi davalarda siyasi iktidarların tehdidi, ulusalüstü yargı sorunları, Hükûmetin temsili ve yargıç seçimlerine kadar acil olarak çözülmesi gereken sorunlar bulunmaktadır.

Çocukların yargılanmasından bilişim suçlarına, özel yetkili mahkemelere, yargı birliğinden yargıç teminatının her alanda sağlanmasına kadar sorunların tespiti ve çözümü için yeniden bir yapılanmaya gidilmesi zorunlu olmuştur.

Adalet Bakanlığının vesayetinin sorgulanması, “Kuruyla beraber yaş da yanar.” yaygın inanışının kırılması, Duverger’in deyimiyle “Adaletin olmadığı yerde herkes suçlu duruma düşebilir.” anlayışının kamu vicdanında tartışıldığı günlerden geçiyoruz. Bu amaçla bağımsız yargının, adil yargılama koşullarının sağlanması için bir araştırma yapılması gerekmektedir.

En son olarak Çağlayan Adliyesinde 50 avukata polisin ve özel güvenliğin saldırarak, yaralayarak, kelepçeleyerek gözaltına alındığı fotoğrafları bu kürsüden göstermiştim. Üç gün önce, yine Çağlayan Adliyesinde, dördüncü katta, adliyenin içinde bir savunma avukatı, Avukat Bahri Bayram Belen polisin gözü önünde saldırıya uğrayıp yaralandı ve müdahale bile edilmedi. Bu çok ciddi yargı sorunları taşıyan, adliyenin içinde de güvenliğin olmadığı anlamına gelen, çok ciddi bir durumdur.

Değerli milletvekilleri, Anayasa Mahkemesi bireysel başvuru yoluyla yapılan, uzun tutuklulukla ilgili başvurularda yeni yeni kararlar verdi. Özellikle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin içtihatlarını dikkate aldı, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin özellikle güvenlik ve özgürlükle ilgili 5’inci, adil yargılanmayla ilgili 6’ncı maddelerini dikkate alarak Türkiye’de siyasi davalarda, özel yetkili mahkemelerde, Terörle Mücadele Kanunu’ndan kaynaklı suçlarda ve yargılamalarda bunun 2 katına çıkarılmasının ve uygulamada uzun bir süre uygulanmasının kabul edilemez olduğuna karar verdi.

Şimdi, bir taraftan “Üçüncü yargı paketinde bir şeyler yaptık. dedi Hükûmet, bir şeyler olmadı. Hatta “Milletvekilleri çıkacak.” denildi, Mecliste 8 tutuklu milletvekili var. Sonra, dördüncü yargı paketi geldi, orada da “Düşünce özgürlüğü konusunda adımlar attık.” denildi. Orada da “Milletvekilleri kanımca tahliye olmalı.” dediler Kabinenin hukukçu bakanları. Oradan da çıkmadı.

Anayasa Mahkemesi en son, bireysel başvuruları kabul etti. “Uzun tutukluluk kabul edilemezdir.” dedi ve bunların arkasından hemen yeni bir karar verdi. Anayasa Mahkemesinin bu yeni verdiği karar, iptal kararıdır arkadaşlar. Uzun tutukluluğun katmerleştirildiği, Terörle Mücadele Kanunu’ndan kaynaklanan, tutukluluk süresini 2 katına çıkaran uygulamayı, kanunu kabul edilemez buldu ve iptal etti yani beş sene uzun tutukluluk durumunu Terörle Mücadele Kanunu’na göre on yıla çıkaran mevzuatı iptal etti.

Şimdi Anayasa Mahkemesi diyor ki: “Hükûmete bir yıl süre tanıyorum, bir kanunu çıkarın.” Hükûmetin üç yüz altmış dört gün beklemesi gerekmiyor arkadaşlar. Adalet söz konusu olduğu zaman vicdanın devreye girmesi lazım, insanlığın devreye girmesi lazım, duyarlılığın devreye girmesi lazım. Bu ertelenemez, ötelenemez bir şeydir. Yani, Anayasa Mahkemesi gerekçeli kararını yazar yazmaz, Hükûmetin bu düzenlemeyi iptal ettiğine dair teklifinin de hemen Meclise gelmesi gerekir. Bu bir yanı.

İkinci yanı, buradan hâkimlere ve savcılara seslenmek istiyorum: Gerçekten “Özel yetkili mahkemeler kapatıldıktan sonra elinizdeki davaları bitirin.” dedi diye Meclis, bunu kötüye kullanmak gerekiyor mu acaba? Bizim Şırnak milletvekilleri -yine geçen hafta buradan ifade ettim- örgüt üyeliğinden yargılanıyorlar, istenen ceza beş yıl. Dört buçuk yıldır tutuklular arkadaşlar, dört buçuk yıl… İstenen ceza beş yıl. Daha savunmalar verilmedi, bitmedi. E, zaten cezasını fazlasıyla çekmiş yani bunu yüzde 50 ’de artırsanız, yedi buçuk sene de olsa, infazı düşürdüğünüz zaman bu kadar süre yatacak. Buna yargılama denebilir mi şimdi? Hadi, beraat ettiler diyelim -düşünce özgürlüğünden yargılanıyorlar zaten- peki ceza adaletinde geriye dönüşü sağlayacak bir mekanizmayı kim yaratabilir? Mağduriyeti kim giderebilir? Bu haksızlığı kim giderebilir? Yargıtay yarın dese ki: “Senin verdiğin karar yanlıştır, beraat etmesi gerekirken beş sene boşuna yatırmışsın cezaevinde. O beş yılı, kaybolan yılları -meclisin milletvekili üyesi olan, bu Meclisin- nasıl geri getirilecek?

Bakın, arkadaşlar, Anayasa Mahkemesi karar veriyor. Burada üçüncü, dördüncü yargı paketi çıkıyor. Özel yetkili mahkemeler gereğini yapmıyorsa Hükûmete düşen bir tek görev vardır: Bu kanunla beraber Anayasa Mahkemesinin kararına uymak ve özel yetkili mahkemelerin elinde kalan davaları da elinden alıp temelli kapattırmaktır, tarihin çöplüğüne gömmektir, doğru olan budur. Eğer, bu doğruyu siz geciktirirseniz, kendiniz açısından da, adalet açısından da yanlış yapmış olursunuz diyoruz.

Bu nedenle, araştırma önergesinin kabulünü diliyorum.

Saygılarımla. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Barış ve Demokrasi Partisi grup önerisi aleyhinde söz isteyen Yusuf Başer, Yozgat Milletvekili. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

YUSUF BAŞER (Yozgat) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; BDP’nin yargı bağımsızlığı ve yargı sistemine ilişkin sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla vermiş olduğu grup önerisi aleyhinde AK PARTİ Grubu adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli Başkan, öncelikle konuşmama başlamadan önce, rahmet ayı, mağfiret ayı ve cennetin kurtuluş ayı olan ramazan ayının aziz milletimize ve insanlığa barış getirmesini, huzur getirmesini ve kardeşlik getirmesini, akan gözyaşının dinmesine vesile olmasını yüce Mevla’dan niyaz ediyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Anayasa’mızın 138’inci ve devamı maddelerinde, hâkimlerin görevlerini yaparken bağımsız oldukları, Anayasa’ya ve kanunlara uygun olarak ve vicdani kanaatlerine göre karar verecekleri teminat altına alınmıştır. Yine, aynı şekilde, hiçbir kimsenin makam, merci, yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere, hâkimlere emir ve talimat veremeyeceği, genelge gönderemeyeceği, tavsiye ve telkinde bulunamayacağı da hüküm altına alınmıştır.

Anayasa’mızın 139’uncu maddesinde hâkimler teminat altına alınmış, 142’nci maddesinde ise hâkimlerin bağımsızlık esasına uygun olarak karar verecekleri belirtilmiştir. Biraz önceki konuşmasında BDP adına konuşan sayın milletvekili, tutuklu milletvekillerinin tahliye edilmesi noktasında iktidar partisine bir görev veriyor. Tutukluların, tutuklu milletvekillerin tahliye edilmesine ilişkin olarak Hükûmete ve iktidar partisine görev veriyor.

Değerli arkadaşlar, biz, AK PARTİ olarak Anayasa’mızda yazılı olan metinlerde de açıkça görüleceği gibi, biz, o noktada hâkimleri ve savcıların bağımsız olduğunu, tarafsız olduğunu belirtiyoruz. Bu noktada adil bir yargılama için ve hukuk devletinin olmazsa olmaz kuralı olan hâkimlere ve savcılara talimat verme yetkimizin, hakkımızın olmadığını buradan bir kez daha ifade ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) 

Adalet hizmetleri, köklü bir devlet geleneğine sahip aziz milletimize yakışmayacak bir şekilde yıllarca geçmiş iktidarlar tarafından ihmale uğratılmış ve halkımızın adalet sistemine güveninin en az olduğu bir dönemde, 2002 yılında AK PARTİ iktidara gelmiştir. Adalet sisteminde olan ve grup önerisinde belirtilen sorunların tamamı 2002 yılı öncesi Türkiye'nin sorunlarıydı, bunun özellikle bilinmesini istiyorum. AK PARTİ iktidarıyla birlikte adalet sistemine ilişkin sorunların çoğu sorun olmaktan çıkarılmış ya da azaltılmış, AK PARTİ on yıllık iktidarında adalet hizmetlerinin her alanında önemli atılımlar gerçekleştirmiştir. Bu bağlamda, yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığının güçlendirilmesinin yegâne yolu olan demokratik meşruiyetin gerçekleştirilmesi için mevzuatlarımız yenilenmiş, fiziki ve teknik altyapı geliştirilmiş, ceza infaz kurumlarının modernizasyonu, insan kaynaklarının kapasitesi artırılmış, adalet teşkilatının yeniden yapılandırılması noktasında önemli adımlar atılmıştır. Yargının daha katılımcı, şeffaf ve hesap verebilir bir kurum hâline getirilmesi sağlanmış, güven veren adalet sistemini kendisine vizyon olarak görmüştür.

2002 yılından önce, adliyeler, hükûmet konaklarının kuytu yerlerinde, merdiven altlarında, kiralık apartman dairelerinde, iş hanlarında teknik donanımdan yoksun olarak faaliyet gösteriyordu. Mahkemelerin iş yükü son derece artmış, yargılama makul sürede tamamlanamıyor, hâkim ve savcı sayısı, adalet personeli yetersizdi. Cezaevindeki isyanlar ve kötü muameleler, hem ulusal ve hem de uluslararası kamuoyunun gündemine geliyordu.

Demokratik meşruiyete dayanmayan, hâkim ve savcıların temsil edilmediği, Avrupa standartlarından uzak ve kast sisteminin hâkim olduğu bir HSYK mevcuttu. AK PARTİ olarak, Türkiye’de yargı bağımsızlığının, tarafsızlığının, hâkimlik teminatının ve hukuk devletinin güçlenmesinin yolu olarak HSYK’nın ve Anayasa Mahkemesinin yapısıyla ilgili olarak önemli değişiklikler yapılması gerektiğine karar verdik ve 2010 yılında yapmış olduğumuz halk oylamasıyla birlikte, HSYK, demokratik meşruiyet, şeffaf ve geniş tabanlı bir yapıya kavuşturulmuştur. HSYK’da ilk derece hâkimlerin ve savcıların ve avukatların temsili sağlanmış, kendi içinde yapılı olan bu kast sistemi değiştirilmiş ve hâkimlerin ve yargının temsil kabiliyeti artırılmıştır.

AK PARTİ iktidarıyla birlikte, yargı bağımsızlığına ve tarafsızlığına ve saygınlığına uygun olarak Türkiye’nin dört bir yanı, ili ve ilçeleri adalet saraylarına kavuşturulmuştur. Cumhuriyet tarihinde yapılanların 6 katı oranında adalet sarayları inşa edilmiştir. Yine, aynı şekilde, bilişim teknolojisi yargının hizmetine sunulmuş, daktilo makinesiyle çalışan adliyeler bilgisayarlarla donatılmış, Ulusal Yargı Ağı Projesi’yle birlikte nüfus, polis, adliye, seçim kurulları dâhil olmak üzere hepsi ulusal yargı ağına alınmış, avukatların ve vatandaşların İnternet üzerinden dava açma yolları açılmıştır. Yüksek mahkemelerin fiziki altyapıları güçlendirilmiş, Anayasa Mahkemesi ve Danıştayın binaları konumlarına uygun olarak yapılmıştır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu dönemde demokrasi standartlarını yükselttik, hukuk devletini güçlendirdik. 2002 yılından bugüne yapılan mevzuat değişiklikleriyle, evrensel hukuka uygun olarak insan hak ve özgürlüklerinin genişletilmesi hedeflenmiştir. Geçen yüzyılın devletçi zihniyeti terk edilmiş, insan odaklı anlayış benimsenmiştir. Türk hukuk  sisteminin temel yasaları yenilenmek suretiyle insan hakları, demokrasi ve hukukun üstünlüğüne dayalı devlet anlayışı tesis edilmiştir. Hâkim ve savcılarımızın yurt içinde ve yurt dışında eğitim almaları sağlanmış, dünyadaki gelişmeleri takip etmelerine imkân tanınmıştır. Ceza infaz kurumları, aile mahkemeleri, çocuk mahkemelerinde psikolog, pedagog, sosyal çalışmacı uzmanlar istihdam edilmiş, adil yargılanmanın olmazsa olmaz şartları oluşturulmuştur. İnfaz mevzuatı yenilenmiş, infaz sistemimiz uluslararası standartlara uygun hâle getirilmiş, yargıda denetimli serbestlik teşkilatı kurulmuş, gizli dinlemeler dahi -kanunu yoktu- kanunlu hâle getirilmiştir. Yargının hızlandırılmasına ilişkin olarak kanunlar çıkarılmış, mahkemelerin iş yükü azaltılmış, Yargıtay ve Danıştayın iş yoğunluğu göz önünde tutularak yeni daireler kurulmuş, üye sayısı arttırılmış ve kapasiteleri güçlendirilmiştir. Yaptığımız yargı reformu sayesinde yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığı genişletilmiş, demokrasimizin güçlendirilmesi bakımından Avrupa Konseyi, Avrupa Birliği ve Venedik Komisyonu tarafından olumlu değerlendirmelerde bulunulmuştur.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Anayasa Mahkemesi uzun tutukluluk süresinin Anayasa’ya aykırı olduğuna dair karar vermiş, yasama organına da yeni düzenleme yapma noktasında bir yıllık süre vermiştir. İptal gerekçesi Anayasa’mızın 13’üncü maddesinde yazılı olan ölçülülük ilkesidir. Terörle Mücadele Kanunu’nun 10’uncu maddesinde yazılı olan 10 yıllık kuralı bir yıl daha yürürlüktedir. Anayasa Mahkemesince de yürütmeyi durdurma kararı verilmemiştir. Dolayısıyla, bu aşamadan sonra verilecek olan kararlar bağımsız hâkimlerimizin ve savcılarımızın kararlarıdır, onların vereceği kararlara da herkesin uyması gerekmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye’de herkesin ama herkesin hukuka uyması gerekiyor. Velev ki avukat olsun, hâkim olsun, savcı olsun, bunların daha çok bu kararlara uyması gerektiğini düşünüyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; vatandaşlarımızın hak ihlalleri konusunda biliyorsunuz 2010 yılında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi yerine Anayasa Mahkemesine başvurmanın da yolunu gerçekleştirdik. Yaptığımız reformlarla birlikte yargı kimsenin ön ya da arka bahçesi olmayacak, yargı milletin olacaktır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

YUSUF BAŞER (Devamla) – Hukuk millet adına işleyecek, hâkimler millet adına karar verecek, her şeyin sahibi de millet olacaktır diyor, hepinize saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, sayın hatip bize atıfta bulunarak, söylemediğimiz konularda “Hükûmete talimat verin, yargıyı…” şeklinde konuştuğumuzu söyledi. Buna açıklık getirmek istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Kaplan, iki dakika söz veriyorum sataşma nedeniyle.

 

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın, Yozgat Milletvekili Yusuf Başer’in BDP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşma sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

 

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Değerli arkadaşlar, sanıyorum, epey hukukçu var aranızda. Ben burada konuşurken benden daha iyi de duyuyorsunuz. Anayasa Mahkemesi yasayı iptal etti arkadaşlar, bunu anlayacaksınız. İptal olunca ne olacak? İktidar partisi, Hükûmet yeni teklif getirecek bir yıl içinde. Bu, yasa yapmadır, Anayasa’nın gereğini yapmadır ama siz böyle anlıyorsanız bir diyeceğimiz yok, yani bunu yargıya talimat olarak mı söyledim? “Yargıya talimat verin, tutuklu milletvekillerini serbest bırakın.” mı dedim? Bu şekilde mi anladınız? E, anladınızsa vallahi, yazıklar olsun diyorum.

Biz size, hukukun, uzun tutukluluğun, Anayasa Mahkemesinin, evrensel değerlerin ne olduğunu anlattık. Elbette ki, değil hukukçu, hukuk nosyonu olan bir kişi dahi yargıya, bağımsız yargıya talimat verilmeyeceğini bilir, haddini bilir.  Hiçbir milletvekilinin de haddi değildir arkadaşlar, hiç kimse talimat veremez değil mi, veremez değil mi arkadaşlar? Ama bir kişi hariç: Sayın Başbakan talimat verebilir, “Ben yargıya talimat verdim, BDP için gereğini yapın.” 10 bin siyasi tutuklu içeride, milletvekilleri içeride, belediye başkanları, il meclisleri, genel meclisleri, parti yöneticileri, parti genel başkan yardımcıları... Yapmayın arkadaşlar, bunu ben söylemedim. Hadi buyurun. Başbakan yalan mı söylüyor? “diyeceksiniz”, “Demedi.” mi diyeceksiniz, yani bunu siz yapmadınız mı? Hükûmetin başında Başbakan, partinizin başında Başbakan, talimat vermiş. Demek ki işinize gelince tutuklatmakta yargıya talimat verebilirsiniz ama uzun tutuklulukta adaletsizliği gidermekteyse susarsınız. Bu, yanlış, doğru olan bu, hukuk yapalım, doğru olan bu. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Buyurun Sayın Aydın.

AHMET AYDIN (Adıyaman) - Sayın Başkanım, Sayın Başbakanımızın bir sözünü çarpıtarak ifade etti, yargıya talimat olarak algıladığını söyledi. Cevap vermek istiyorum.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Ne çarpıtması efendim? “Talimat verdim.” diyor. Bütün basın yazdı, televizyonlar verdi. Ahmet Aydın, Allah sizden razı olsun. Başbakanın söylediklerini de mi yok sayacaksınız? Yapmayın ya!

BAŞKAN – Buyurun Sayın Aydın, size de iki dakika söz veriyorum sataşma nedeniyle.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Her şeye cevap vermek zorundalar ya, Allah Allah!

 

2.- Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın, Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşma sırasında AK PARTİ Grup Başkanına sataşması nedeniyle konuşması

 

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Çok teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Tabii, şurada, Anayasa’nın 138’inci maddesi, mahkemelerin bağımsızlığını çok net bir şekilde düzenliyor. Hiçbir kurum, kuruluş, organ, merci yargıya talimat veremez.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) - Yazıyla mı Sayın Hatip, yazıyla mı?

AHMET AYDIN (Devamla) – Asla ve asla veremez, birincisi bu.

TUNCA TOSKAY (Antalya) - Başbakana söylediniz mi bunu?

AHMET AYDIN (Devamla) – İkincisi: Şöyle bir husus var…

MEHMET GÜNAL (Antalya) – “Ana dilde savunmayla ilgili Sadullah Ergin’e talimat verelim.” diyen kimdi?

AHMET AYDIN (Devamla) – Değerli arkadaşlar, Türkiye Cumhuriyeti’nde her bir vatandaş, savcıyı yeri geldiğinde göreve davet edebilir…

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) - Tabii, tabii!

AHMET AYDIN (Devamla) – …suç ihbarında bulunabilir, suç duyurusunda bulunabilir. Bu, yargıya talimat değildir, bu bir.

İkincisi: Evet, 8 tutuklu milletvekilinden bahsediliyor. Evet, milletvekillerinin tutuklu olmasını biz de içimize sindiremeyiz, bu bir, ama şunu da düzeltmemiz lazım: Bir kişi, seçilip milletvekili olduktan sonra tutuklanmadı, kamuyu yanıltmayın; tutuklu olanları milletvekili seçmek suretiyle salıvermeye çalıştınız arkadaşlar. Bu gerçeği de ortaya koymamız lazım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ÜLKER CAN (Eskişehir) - Aynen öyle.

AHMET AYDIN (Devamla) – Yani, milletvekili seçildikten sonra tutuklanan hiç kimse yok. Buna asla müsaade etmeyiz.

ÜLKER CAN (Eskişehir) – Doğru, bravo Başkanım!

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) - Onlar YSK’dan “Seçime girebilir.” diye belge alanlar.

AHMET AYDIN (Devamla) – Onlar tutukluyken vekil yapıldı.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) - YSK’nın sorumluluğu kimde?

AHMET AYDIN (Devamla) – Bir başka husus: Üçüncü ve dördüncü yargı paketiyle birlikte biz şunu getirdik, biliyorsunuz, adli kontrol müessesesi vardı. Belli bir süreye kadar -üç yıla kadar ya da beş yıla kadar, neyse- üç yıla kadar olan suçlarda tutuklama yapılmıyordu, adli kontrol yapılabiliyordu. Biz ne yaptık? Adli kontrol müessesesinin üst sınırını kaldırdık. Bir kişi yirmi yılla yargılansa, otuz yılla yargılansa dahi mahkeme isterse salıverebilir, tamamen mahkemenin takdirindedir tutuklama. Tutuklama en son başvurulması gereken bir çaredir. Tutuklamayı asla savunmuyoruz ve bu açıdan, tutuklama üst sınırını ortadan kaldıran, adli kontrol üst sınırını ortadan kaldıran gene bu iktidardır. Bir kişi otuz seneyle, kırk seneyle bile yargılansa mahkeme isterse tutuklu, isterse tutuksuz yargılayabilir. Tamamen mahkemenin takdirinde olan bir şeyi siyasi iktidarla bir şekilde benzeştirerek, örtüştürerek ya da talimat verdirme durumuna getirmeye kimsenin hakkı yok. Sayın Başbakanın da, bizlerin de milletvekilleri olarak bu ülkede hiç kimsenin artık talimat vermeye hakkı da, yetkisi de yok.

Teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Evet, teşekkür ediyorum.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, ben buradan Ahmet Aydın’a…

BAŞKAN – Söylediniz, biliyoruz, kayıtlara geçti efendim, söyleyeceğiniz sözler.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan…

Sayın Ahmet Aydın, Allah aşkına, bir…

Sayın Başbakanı savunacağım diye özrü kabahatinden büyük şeyler söyledi.

BAŞKAN – Evet, Sayın Aydın açıklama yaptı. Siz de…

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Ahmet Aydın, şunu görüyor musunuz?

BAŞKAN – Evet, Barış ve Demokrasi Partisi grup önerisi lehinde…

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Haydi Başbakan bunu yanıtlasın, bütün gazetelerde, televizyonlarda bu var.

RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Burdur) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Lütfen Sayın Özkan…

RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Burdur) – Bu konuda, Sayın Grup Başkan Vekilinin söylediği konuda…

BAŞKAN – Sayın Özkan, lütfen oturun, böyle bir usulümüz yok, lütfen…

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Efendim, bir dinleyin, Sayın Başkan, bir dinleyin lütfen, belki iyi bir şey söyleyecek.

BAŞKAN – Hayır, niye dinleyeceğim, dinlenecek bir şey yok efendim.

RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Burdur) – Bir şey söyleyeceğim, lütfen dinleyin.

BAŞKAN – Sayın Özkan, lütfen yani…

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Bakın, ben mesela merak ettim yani bir milletvekili…

BAŞKAN – Merak edebilirsiniz Sayın Korkmaz.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Baş başa sana söylesin, anlatsın sana.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Tutanaklara geçmesi için söyleyecek Sayın Başkan. 

RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Burdur) – Sayın Başkanım, hemşehrim Mustafa Balbay milletvekilidir, onunla ilgili iki dakikalık söz istiyorum.

BAŞKAN – Sayın Özkan, bu yapılan doğru değil ki o zaman her sayın milletvekili çıksın, istediğini söylesin burada.

RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Burdur) – Hayır, bunların tutuklu oldukları dönemde…

BAŞKAN – Grup önerisi görüşülüyor, kimin söz hakkı olduğu burada listede belli, lütfen ama…

RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Burdur) – Tamam, teşekkür ederim.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın  Bahri Bayram Belen avukattır, Burdurludur, saldırıya uğramış bir savunma avukatıdır. Ramazan Bey de Burdur Milletvekilidir, duyarlılığını dile getirdi. Başkan, ramazan ayındayız, biraz tahammül de gerekiyor yani, vallahi gerekiyor, daha birinci gündeyiz.

 

VII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

1.- BDP Grubunun, Türkiye Büyük Millet Meclisi gündeminin “Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler” kısmında yer alan bağımsız yargı sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesinin (10/79) görüşmelerinin Genel Kurulun 9 Temmuz 2013 Salı günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

 

BAŞKAN – Barış ve Demokrasi Partisi grup önerisi lehinde söz isteyen Turgut Dibek, Kırklareli Milletvekili.

TURGUT DİBEK (Kırklareli) – Değerli arkadaşlar, Barış ve Demokrasi Partisinin bağımsız yargı sorunlarının araştırılmasıyla ilgili olarak verdiği Meclis araştırması önergesi üzerinde, lehinde olmak üzere, söz aldım. Öncelikle sizleri saygılarımla selamlıyorum.

Şimdi, az önce Sayın Aydın da dile getirdi, daha önceki konuşmacı arkadaşımız da konuşmasının içerisinde dile getirdi, şu tutuklu milletvekilleri meselesi veya tutukluyken aday olabilir mi, aday olamaz mı konusu sık sık tartışılıyor burada. Arkadaşlar, yani hiç yakışmıyor bize. Burada çok sayıda hukukçu arkadaşımız var, aynı komisyonda çalışıyoruz yani evrensel bir ilke var: Masumiyet karinesi. Yani şimdi masumiyet karinesini biz Türkiye’de yok sayıyoruz. İşte, efendim, milletvekili tutukluymuş. Ya arkadaşlar, tutukluysa hükümlü mü? Şimdi milletvekili tutukluyken aday olabiliyor mu, olamıyor mu? Olabiliyor, anayasal hakkı.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Yüksek Seçim Kurulu izin verdi mi?

TURGUT DİBEK (Devamla) – Yani Yüksek Seçim Kuruluna başvurduğunda, “Sen tutuklusun, senin adaylığını ben veto ediyorum, aday olamazsın.” mı diyor? Şimdi, bu konuyu bu kadar basit, hepimizin bildiği ölçüde dahi değerlendirmeden çıkıp burada polemik yapmak hiç yakışmıyor. Bunu zaman zaman Sayın Başbakan da yapıyor.

Burada, bakın, geçen gün yaptığım konuşmada da söyledim, Sayın Cumhurbaşkanının son üç yıldır 1 Ekimde burada yaptığı konuşmalara bir bakın, yani Parlamentonun açılışında yaptığı konuşmalara bir bakın. O konuşmalardan sonra Sayın Başbakanın çıkıp… Çünkü Sayın Başbakan dayanamıyor, o bildiğimiz üslubu nedeniyle Sayın Cumhurbaşkanına mutlaka yanıt verme ihtiyacı duyuyor. Gazeteciler daha burada, dışarıda yakalıyor kendisini. Bakın, Sayın Cumhurbaşkanı her seferinde şunu söylüyor: Tutukluluk süreleriyle ilgili şikâyetini dile getiriyor, millî iradenin mutlaka Parlamentoda görevini yapması gerektiğini, milletvekillerinin tahliye olması gerektiğini, burada bulunmaları gerektiğini… Masumiyet ilkesinden bahsediyor.

Sayın Egemen Bağış da burada. Avrupa Birliğinin bu son 2012’deki ilerleme raporunu her beraber gördük. Orada, her ne kadar “Biz o raporu kabul etmiyoruz, çöpe atıyoruz.” gibi şeyler söyleseniz de Sayın Bakan o rapor var, orada duruyor yani onlar da bu ülkeyi takip ediyorlar, onlar da bir şeyler yazıyorlar. Orada da bunlar dile getiriliyor ama Sayın Başbakan şunu söylüyor, her 1 Ekimden sonra diyor ki: “Hayır, biz Sayın Cumhurbaşkanı gibi düşünmüyoruz.” Ya, bunu nasıl söyler bir Başbakan? Sayın Başbakandan az önce bahsedildi, Anayasa’nın işte ilgili maddesi, “Yargıya talimat verilemez.” Bu söz, talimat değil midir Sayın Aydın? Yani, “Biz Sayın Cumhurbaşkanı gibi düşünmüyoruz.” “Milletvekillerinin tutukluluğu sona ermeli, uzun tutukluluk süresi sona ermeli” dediğinde…

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Birlikte düşünse de suçluyorsunuz.

TURGUT DİBEK (Devamla) –...“Biz Sayın Cumhurbaşkanı gibi düşünmüyoruz, polemiğe de girmek istemiyorum.” dediğinde sizin söylediğiniz sözleri söylüyor. Tutuklular sanki mahkûmdurlar, sanki bu insanlar suç işlemiştir, bu insanların terörist olduğu kesinleşmiştir? “Onlar orada yatacaktır.” demiyor mu Sayın Başbakan? Yani, şimdi, sayın mahkeme hâkim ve savcıları bunu nasıl anlıyorlar?

Önergeye geleceğiz de sürenin yarısı gitti.  Hâkim ve Savcılar Yüksek Kurulu oluştuktan sonra şimdi AKP sözcülerine bakıyorum, buraya geldiklerinde söyledikleri şu, aslında onların içerisinde mahcubiyet var: “Efendim, adliye sarayları yaptık, işte bilgisayarla donattık, yeni binalar yaptık.” Sayın Bakan da diyor ki: “38 tane yeni cezaevi yapıyoruz.” Yeni cezaevleri yaptınız. Bakın, o adliye binalarının içerisinde hukuk yoksa, adalet yoksa, o adliye binalarının içerisinde haksızlık varsa, insanlar oraya gittiklerinde eğer huzuru bulamıyorlarsa, kafaları karışıksa, yani o binaları yapsanız ne olacak, yapmasanız ne olacak?

Yani, şimdi, burada, o HSYK’nın yapısının nasıl oluştuğunu hep beraber biliyoruz. Bakanlık bir talimat verdi, tüm Türkiye’deki hâkimler, o listeye blok olarak oy kullanmadı mı? Kim kimi kandırıyor, kullanmadı mı? O HSYK yapısı oluştuktan sonra… Bakın, şu Ergenekon davasında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin o kararlarını da dikkate alarak uzun tutuklulukla ilgili hepimizin aslında hukukçu olarak düşüncesini ortaya koyan ve muhalefet şerhi yazan bir başkan vardı: Köksal Şengün. O başkanı derhâl o HSYK oradan alıp bir yerlere sürmedi mi? Hatırlayın. Yani şu Yargıtay ve Danıştaydaki hâkim ve savcılar, daha emeklilik süreleri gelmeden emekliye ayrılmak zorunda kalmadılar mı?

Bakın, Türkiye’de hukuk, yüksek yargı, bir liyakat ve kıdem vardı, bunun içi doluydu ama öyle bir hâl geldi ki… İçindeyiz arkadaşlar, burada, Adalet Komisyonunda ben de iki dönemdir sizlerle beraber çalışıyorum; bu aşamaya nasıl geldik, hangi paketlerle geldik, hangi yasal düzenlemeleri yaptık, tek tek hepsinin içindeyim, biliyorum. Ama şu anda gelinen noktada, Türkiye'nin en önemli sorunu, değerli arkadaşlar, yargı bağımsızlığı olmuştur; bakın, en önemli sorunu.

Geçen akşam burada bir şey söyledim bu palalı saldırganlarla ilgili. En son, Sayın Ertuğrul Günay’ın da o konuda çok önemli bence bir uyarısı var. Yani orada, bu kadar vahim bir olay, korku yaratmış, infial yaratmış, sonuçlarını düşünmeden o hâkimlerin karar vermesinin altında bir şey yatıyordu; bunun başka bir izahı olamaz.

Sayın Kaplan bir şey okudu az önce. Yani, bu ülkenin Sayın Başbakanı, zaman zaman bir şeyler söylüyor. Çok net çıktı, hepimiz dinledik yani onu orada çevirmenin, evirmenin bir şeyi yok ki. Arkadan, zaman zaman sizler arkasını topluyorsunuz söylediklerinin; o da yetmiyor, o sözle ilgili olarak 1. Daire Başkanı İbrahim Okur’un açıklamalarını hatırlıyor musunuz? Hatırlıyorum, 2012’nin Eylül ayıydı. BDP’li milletvekillerinin dokunulmazlıklarının kaldırılmasıyla ilgili tartışmalar vardı, çok iyi, hatırlayın, bak çok değil. Ekim ayından bu yana ne kadar geçmiş? Yani, sekiz ay falan geçmiş diyelim ki veya dokuz ay geçmiş, neyse, on ay. Sayın Başbakan, o süre içerisinde demişti ki: “Biz yargıya talimatı verdik, gereği yapılacak.” Ya bu sözü söyleyebilir mi Başbakan, yani bu ülkenin Başbakanı, hukukçu olmayabilir ama Anayasa’yı biliyor, her şeyi biliyor. Yani “Talimat verdik.” sözcüğünün içerisinde aslında ne anlam taşıdığını bilmiyor mu? Biliyor ama o, aslında bir itirafta bulunuyor. Sayın Okur: “Yok, dili sürçmüştür.” diyor, “Yok, öyle bir görüşme yaptığını zannetmiyorum.” diyor.

Değerli arkadaşlar, Türkiye'nin geldiği nokta bu.

Yine geçenlerde, Sayın Başbakan, burada, şu alkol yasasıyla ilgili bir şeyler söyledi. Burada derken, grupta söyledi. Yani “iki ayyaş” lafını geçiyorum yani onu nasıl söyledi? Onu da arkadaşlarınız, Sayın Hüseyin Çelik, çıktılar, evirdiler, yok işte, lafın… O da dil sürçmesi demedi de “Öyle laf olsun diye söyledi.” Ya laf olsun diye söylenebilecek olan söz müdür? Onun içeriğinde bir şey var ama sizler dahi ondan mahcup oldunuz, utandınız hep beraber ve onun çok fazla konuşulmasını istemediniz. Ama arkasından bir şey söyledi ilaveten, dedi ki: “Ya, dinimizin gereğini niye kabul etmiyorsunuz.” Ki şu anda gerçekten mübarek bir ayın başlangıcındayız, ramazanın ilk günü, milletimizin ramazanını da kutluyorum bu vesileyle. Onun da arkasını arkadan kim topladı? Anayasa Mahkemesi Başkanı topladı. Ne dedi? “Ya, Sayın Başbakan, siz ne diyorsunuz! Yani, bu yorgun vicdanları daha fazla yormayın.” dedi. Oradan da yani Anayasa Mahkemesi Başkanından bir açıklama geldi.

Bakın, hukuk, Türkiye’de yargı bağımsızlığı… Gerçekten, ben bunu bir yapıcı eleştiri olarak görmenizi istiyorum. Buradaki bizi dinleyen ben AKP’li milletvekillerimizin de aslında gelinen noktada çok huzursuz olduklarını görüyorum, zaman zaman söylüyorum, sizler de bunu biliyorsunuz. Adaletin en önemli kavramı vicdandır değerli arkadaşlar. Bir defa vicdanlar huzurlu olacak, yani hâkimlerin, savcıların verdiği kararlardan sonra toplumun vicdanı huzurlu olacak. Orada bir sorun varsa, işte bence en büyük problem orada başlıyor.

Bakın, o satırlı olay… Şimdi, siz insanlara eğer beline silahı koymuş çıkmışsa, ne bileyim, beline bıçağı koyup çıkmışsa nasıl “Niçin silah taşıyorsunuz, niçin bıçak taşıyorsunuz?” diyeceksiniz? O elinde palalı insanlara polis tarafından -gözleri önünde polisin- müdahale edilmiyorsa, savcı veya yargıçlar tarafından -bilmiyorum hangi gerekçeyle, onu da bilmiyorum yani o gerekçeyi de okumak istiyoruz inşallah gerekçeyi de görürüz- serbest bırakılıyorsa, o insanlar, toplumda yaşayanlar, bu saldırılar karşısında adalet, hukuk gereğini yapmıyorsa, “Ben kendimi nasıl koruyacağım?” düşüncesine girmeyecek midir? Yani çok basit anlatmaya çalışıyorum.

Şimdi, gelinen noktada, bakın, Türkiye’nin önünde değerli arkadaşlar, çok önemli bir süreç de var. Yani bu, işte sizin takip ettiğiniz, önümüzdeki Ekimde, biliyorsunuz, hep onu da söylüyorsunuz demokrasi paketi de gelecek ama yargı bağımsızlığı ve tarafsızlığı eğer biz bunu gerçek anlamda kâğıt üzerinde değil de hayata geçiremez isek, inanın Türkiye’nin bu sorunların altından kalkmasının bence hiçbir şekilde önüne geçemeyeceğiz diye düşünüyorum.

O kadar çok konu var ki bu konuda verebileceğim örnekler ama zaman kısıtlı olduğu için birkaç şey daha söyleyeyim, sizlerle paylaşmaya çalışayım: Şimdi, Danıştayda, dün baktım, 2 tane seçim yapılması gerekiyordu biri 25’i, biri 28’i… Yani Danıştay Başkanının seçilmesi lazım değerli arkadaşlar, ama seçilemiyor. Herhâlde Türkiye’nin tarihinde böyle bir şey olmadı; aday yok, üçüncü tur da yapılmadı bildiğim kadarıyla. Niye yapılmadı? Yani, gelinen noktada, işte az önce arkadaşlarımızın bahsettiği o reformlar, Yargıtayın, Danıştayın yenilendiği, dosya sayılarının eritilmeye çalışıldığı, yeni dairelerin oluşturulduğu, bunlardan bahsediyorsunuz ama Danıştay hâkimi… Danıştay Başkanlığı için şu anda aday çıkmıyor. İnsanlar, oradaki hâkimler -150 küsur hâkim var, kaç kişi aday olabilir bilemiyorum- aday olmak üzere o cesareti bulamıyorlar, bir yerlerden işaret bekliyorlar. İşte, yargı böyle tarafsız ve bağımsız olmaz.

Yani birileri işaret gösterecek en yüksek önemli kuruma ve buradan denecek ki:“Danıştay Başkanı şu olacak.” Ama kimin okul arkadaşı olacak bilmiyorum. Biliyorsunuz, Sayın Arınç’ındı arkadaşı çünkü Sayın Arınç’ın öyle bir sözü vardı: “Allah verdikçe veriyor.” diyordu. Şimdi yeni başkan kimin okul arkadaşı olacak, onu da merak ediyorum, hep beraber göreceğiz değerli arkadaşlar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

TURGUT DİBEK (Devamla) - Öneriyi destekliyoruz. Bence bir komisyon kurup bu önerinizi enine boyuna tartışmalıyız diyoruz.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

AVRUPA BİRLİĞİ BAKANI EGEMEN BAĞIŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, isim vererek sayın grup başkan vekili ilerleme raporuyla ilgili bazı şeyler söyledi, netleştirmek istiyorum. İki dakika söz istiyorum.

BAŞKAN – Anlaşılmadı Sayın Bağış, ön tarafa gelir misiniz. Ne için söz istiyorsunuz?

AVRUPA BİRLİĞİ BAKANI EGEMEN BAĞIŞ (İstanbul) – Sayın konuşmacı, benim sözüm olduğunu iddia ederek Avrupa Birliği ilerleme raporuyla ilgili bir konuşma yaptı. Müsaade ederseniz bir açıklama yapmak istiyorum.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – O kadar gitmeyecek, şurada duracak Sayın Başkan.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Şurada efendim…. Bir de önünüzü ilikleyerek kürsüye doğru, âdettir. Önümüzü de ilikleyerek kürsüyle konuşurken…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sayın Bakan, usul öyle.

AVRUPA BİRLİĞİ BAKANI EGEMEN BAĞIŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, ismimi vererek bir şeyden bahsetti, düzeltme yapmak istiyorum.

TURGUT DİBEK (Kırklareli) – Sataşma yapmadım ki, açıklamasını belirttim. “O raporu çöpe attınız.” dedim, başka bir şey demedim.

BAŞKAN – Sayın Bağış, sataşma var mı? Ne dedi de sataştı? Ne söyledi, sataştı?

AVRUPA BİRLİĞİ BAKANI EGEMEN BAĞIŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, raporun çöpe atıldığını söyledi, attığımızı söyledi, ben atmadım. Ben ne yaptığımı, o raporla ilgili ne açıklama yaptığımı izah etmek istiyorum.

TURGUT DİBEK (Kırklareli) – Başka bir şey demedim ki.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Sayın Aydın, Bakan izah ediyor, siz oturun yerinize lütfen.

Sataşma nedeniyle iki dakika söz veriyorum.

Buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

 

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

3.- Avrupa Birliği Bakanı Egemen Bağış’ın, Kırklareli Milletvekili Turgut Dibek’in BDP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşma sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

 

AVRUPA BİRLİĞİ BAKANI EGEMEN BAĞIŞ (İstanbul) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Saygıdeğer milletvekilleri, sayın ana muhalefet partimizin grup başkan vekilinin herhâlde hafızası karıştı.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Grup başkan vekili değil, sadece milletvekili.

AVRUPA BİRLİĞİ BAKANI EGEMEN BAĞIŞ (Devamla) – İlerleme raporu yayınlandığında o raporu biz çöpe atmadık. Anayasa Komisyonu Başkanımız ifade özgürlüğü kapsamında, çıktığı bir televizyon programında raporu kendisi çöpe attı. O raporla ilgili, ben Avrupa Birliği Bakanı olarak raporun yayınlandığı gün bir açıklama yaptım ve raporu “Bir bozuk saat gibi günde iki kez doğruyu gösterir.” diye açıkladım. Raporun içerisinde doğru olan şeyler vardır. Örneğin, o raporun 32 faslının 32’sinde de Avrupa Birliği, 17 faslı siyasi sebeplerle engellemesine rağmen, Türkiye'nin 32 faslın tamamında ilerleme kaydettiğini itiraf etmektedir. Ama, raporun içerisinde kabul edemeyeceğimiz bir şeyler de vardır.

TURGUT DİBEK (Kırklareli) – Özellikle yargıyla ilgili Sayın Bakan, yargıyla.

AVRUPA BİRLİĞİ BAKANI EGEMEN BAĞIŞ (Devamla) – Mesela, ilk defa bu sene ilerleme raporunda Türkiye'deki farklı inanç gruplarına yönelik Türkiye'de bir hoşgörüsüzlük kültürü olduğu iddia edilmiştir. Hâlbuki, geçtiğimiz yıl içerisinde Türkiye'de Akdamar ibadete açılmıştır, Sümela ibadete açılmıştır, alınan kararlar çerçevesinde yaklaşık 2 milyar dolar değerinde mülkler farklı inanç gruplarının kurmuş olduğu vakıflara iade edilmiştir. Bu kadar çok açılımın yapıldığı, bu kadar çok bonkör bir şekilde, Türkiye Cumhuriyeti devletinin kendi vatandaşlarını kucakladığı bir dönemde “Türkiye'de hoşgörüsüzlük kültürü vardır.” deyip hepimizi itham altında bırakmak yanlıştır. Onları da eleştirdik ama hiçbir şekilde biz “Bu raporun tamamı yanlıştır.” da demedik. Ancak, raporun içerisinde, özellikle, tanımadığımız bir ülkenin dönem başkanlığında kaleme alınan, Güney Kıbrıs Rum yönetiminin dönem başkanlığında kaleme alınan rapor içerisindeki bu yanlışlıkları ortaya çıkarmak için raporu tamamlayıcı bir raporu biz hazırladık. İlk defa Türkiye Cumhuriyeti kendi ilerleme raporunu kendi yazdı. 2012 yılı içerisinde AB yolunda attığımız reform adımlarının dökümünü çıkarttık, 286 sayfa tuttu, her bir milletvekilimize de, sizlere de onu gönderdik.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

AVRUPA BİRLİĞİ BAKANI EGEMEN BAĞIŞ (Devamla) – Eğer, Avrupa Birliğinin yazdığı raporlara verdiğiniz değer kadar kendi devletimizin yazdığı rapora da bir göz atarsanız, Türkiye'nin yaptıklarını görürsünüz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Doğru olsa atarız tabii, doğru olsa.

 

VII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

1.- BDP Grubunun, Türkiye Büyük Millet Meclisi gündeminin “Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler” kısmında yer alan bağımsız yargı sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesinin (10/79) görüşmelerinin Genel Kurulun 9 Temmuz 2013 Salı günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

 

BAŞKAN – Barış ve Demokrasi Partisi grup önerisi aleyhinde söz isteyen Hakan Çavuşoğlu, Bursa Milletvekili. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekili arkadaşlarım; öncelikle hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum. Mübarek ramazan ayının hayırlara vesile olmasını ben de niyaz ediyorum.

Çok değerli arkadaşlar, geçtiğimiz iki yıllık zaman zarfında gerçekten de Parlamentomuzda uzun tutukluluk, tutuklu milletvekilleri, yargı bağımsızlığı, tarafsızlığı noktasında bu kürsüden birçok söz söylendi, önemli bir literatüre de sahip olundu. Yine, yargı bağımsızlığıyla ilgili olarak bir araştırma önergesi verilmiş durumda ve onu konuşuyoruz. Kim ne derse desin, 2002 yılından bu yana ülkemiz Türkiye, demokratikleşme noktasında çok önemli mesafeler katetmiştir. Bu, her anlamda gerçekleşmiştir. Yasama, yargı ve yürütme anlamında da gerçekleşmiştir. Yargı anlamında da birçok yapısal değişiklikler gerçekleştirilmiş, özellikle Avrupa Birliği uyum yasaları çerçevesinde, Kopenhag Kriterleri’ne ilişkin uyum yasaları çerçevesinde önemli de mesafeler alınmıştır.

Değerli arkadaşlar, Türkiye bir hukuk devleti, dolayısıyla Türkiye’de yasama, yürütme ve yargı birbirinden bağımsız. Yine, hukuk devleti ilkesinin gereği, yürütmenin her türlü eylem ve işlemleri yargının denetimine tabi. Hâl böyle olunca bu noktada yargının bağımsızlığı da çok fazlasıyla önem arz ediyor. Yargı bağımsızlığı, Anayasa’mızın 138, 139 ve devamı maddelerinde de teminat altına alınmış. Kısacası, yargı bağımsızlığını, dar anlamda, yargıçların bağımsızlığı olarak ifade edebiliriz ve yargıçların önüne gelen bir vakıayla ilgili olarak kanun metnini uygularken her türlü etkiden uzak ve her türlü talimat, telkin ve bunun gibi hususlardan uzak bir şekilde karar vermesini ifade ediyor yargı bağımsızlığı. Ancak burada konuşan bütün hatipler her nasılsa yargı bağımsızlığına temas ederken hâkimlerin tarafsızlığı ilkesini de bence göz ardı ediyoruz diye düşünüyorum. Zira, yargı bağımsızlığının gereği gibi ortaya konulması için hâkimlerin tarafsızlığı ilkesinin de işlerlik kazanması gerekiyor. Yani, hâkimlerin her türlü duygu ve düşüncelerinden bağımsız olarak, inançlarından ve çeşitli kimliklerinden bağımsız olarak karar vermesi anlamına geliyor.

Sevgili arkadaşlarım, burada şu hususu özellikle belirtmek istiyorum: Sayın Kaplan yapmış olduğu konuşmasında, burada, Anayasa Mahkememizin bireysel başvuru hakkıyla ilgili olarak geçtiğimiz birkaç günlük zaman zarfında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin, mahkemelerin kararlarının kesinleşmeden incelenebilmesini öngören kriterinin de uygulanabileceği hususunu belirtti.

Bakınız, değerli arkadaşlar, AK PARTİ hükûmetleri döneminde gerçekleştirilen reformlar çerçevesinde ortaya konulan ve gelinen durum hakikaten demokratikleşme yönünde atılan adımları gösteriyor. Şimdi, şöyle bir şey sormak gerekiyor: Biz Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru hakkını tanıdığımız zaman 12 Eylül 2010 referandumunda, burada büyük bir cephe olarak bu referanduma karşı koyan, “Hayır” diyen eller oldu. Şimdi, dolayısıyla bunları da değerlendirmek gerekiyor.

Bunun yanı sıra, bir taraftan yargı bağımsızlığından bahsedeceksiniz, diğer taraftan da tutuklu milletvekilleri veya o tutuklu sanıklar hakkında bir şeyler söyleyeceksiniz. Bunlardan bir tanesini söylememeniz gerekir, “yargı bağımsızlığı” diyorsanız, tutuklularla ilgili hususu gündeme getirmemeniz gerekir. Niye getirmemeniz gerekir? Yürütme, yasama ve yargı birbirinden bağımsız olduğu için getirmemeniz gerekir.

Ben daha fazla vaktinizi almamak ve önümüzdeki gündem yoğunluğu nedeniyle, bu konuda detaylı açıklamalar, sayın milletvekilimiz tarafından da yapıldığı için huzurlarınızdan ayrılıyorum. Bu duygu ve düşüncelerle hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, Sayın Hatip ismimizi zikrederek yine söylemediğimiz bir konuya dikkat çekti ve söylemediğimiz şekilde bir tartışma…

BAŞKAN – Neye dikkat çekti, söylemediğiniz neydi?

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Anayasa Mahkemesinde AİHM’in kriterinin uygulanabilirliği konusunda bizim söylemimizi farklı bir biçimde anlattı ve bireysel başvuruya karşı çıkma noktasıyla bağdaştırdı.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Kaplan.

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Karşı çıktınız Sayın Kaplan, 12 Eylül referandumunda “Evet” demediniz.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – “Evet” demedim, kürsüde söyleyeceğim.

HAKAN ÇAVUŞOĞLU (Bursa) – Gerçek bu.

BAŞKAN – Sataşma nedeniyle iki dakika söz veriyorum, buyurun.

 

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

4.- Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın, Bursa Milletvekili Hakan Çavuşoğlu’nun BDP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşma sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

 

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Evet, karşı çıktık bireysel başvuruya.

Bakın, AK PARTİ Hükûmetinin yaptığı en büyük yanlışlardan birisi adalete elini uzatması olmuştur. Bakın, açık söyleyeyim, adalete el atarsanız… Adalet 24 ayar olmak zorundadır arkadaşlar, 24 ayar adalet olur ama 22 ayarı bile olmaz.

Şimdi, diyorsunuz ki: “Sayın Kaplan, Anayasa Mahkemesi kararını AİHM içtihatlarına göre verdi.” Arkadaş, Türkiye, Avrupa Konseyinde adil yargılanma hakkından en çok mahkûmiyet alan ülkeydi. Siz oradan kurtulmak için, Hükûmetiniz mahkûmiyetten kurtulsun diye, o yolu kapatmak için Anayasa Mahkemesine yol açtınız. Eğer yürekli olsanız… Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine bireysel başvuru ücretsizdir, niye Anayasa Mahkemesine ücretli ve avukatlı bir duruma getirdiniz? Vatandaş başvurmasın diye. Biz buna karşı çıkarız. Adaletin yarım yamalağı olmaz, adalet ya olur ya olmaz arkadaşlar.

Şunu da söyleyeyim: Bireysel başvuru mekanizmasıyla Anayasa Mahkemesine tanıdığınız yol, yine de Türkiye’deki hukuksuzluğu bir on yıl daha gizlemenin hesabıdır. Onun için, Gezi Parkı’nda ölen 4 kişinin, 8 bin yaralının hesabı sorulamaz. Onun için, kolluk kuvvetleri göz göre göre kamera görüntüleriyle kurşunu vatandaşın kafasına boşaltıyor, onu korumaya alıyorsunuz. Onun için, Roboski’de 34 can katlediliyor, önce gönderiyorsunuz Diyarbakır Ağır Ceza Mahkemesine, arkasından askerî yargıya havale ediyorsunuz. Bütün bunların altında imzanız vardır, mührünüz vardır. Yanlıştı, o gün yanlış dedik, bugün de yanlış diyoruz.

“GATA Palas”ta yatan meşhur paşa var ya, darbeci paşayı da yatıran sizsiniz, ona yakında madalya da verirseniz şaşırmam, bu hukukunuz da yanlıştır, bunu hatırlatmak istedim. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Evet, teşekkür ediyorum.

 

VII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

1.- BDP Grubunun, Türkiye Büyük Millet Meclisi gündeminin “Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler” kısmında yer alan bağımsız yargı sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesinin (10/79) görüşmelerinin Genel Kurulun 9 Temmuz 2013 Salı günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

 

BAŞKAN - Barış ve Demokrasi Partisi grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

 

                                                                     Tarih: 9/7/2013

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulunun 9/7/2013 Salı günü (bugün) yaptığı toplantısında, siyasi parti grupları arasında oy birliği sağlanamadığından grubumuzun aşağıdaki önerisini İç Tüzük'ün 19'uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını arz ederim.

Saygılarımla.

                                         Mehmet Şandır

                                          Mersin

                                          MHP Grup Başkan Vekili

Öneri:

Türkiye Büyük Millet Meclisinin gündeminin “Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler” kısmında yer alan, Osmaniye Milletvekili Hasan Hüseyin Türkoğlu ve arkadaşlarının (10/242) esas numaralı, yaylacılık konusunda yaşanan sorunların araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla verdiği Meclis araştırma önergesinin 9/7/2013 Salı günü (bugün) Genel Kurulda okunarak görüşmelerinin bugünkü birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Milliyetçi Hareket Partisi grup önerisi lehinde söz isteyen Hasan Hüseyin Türkoğlu, Osmaniye Milletvekili. (MHP sıralarından alkışlar)

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – Sayın Başkan, Türk milletinin saygıdeğer milletvekilleri; Meclis araştırması açılması amacıyla vermiş olduğumuz önergeden dolayı Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Yaylacılık, Türk kültürünün kendine has yanlarından biridir. Tarım ve hayvancılığın, temel geçim kaynağı olduğu dönemlerde Türk insanı yazın yüksek yerlere, yaylalara, kışın ise düz ovalara göçmeyi tercih etmiştir. Böylece yılın bütün ay ve mevsimleri boyunca hem hayvanları için yeşil alanları kullanabilmiş hem de diğer tarımsal faaliyetlerde bulunabilmiştir. Bu gelenek yerleşik düzene geçildikten sonra da muhafaza edilmiştir.

Gerekçeleri değişik olmakla beraber, hâlen, insanımızın yılın önemli bir zamanında yaylalarda olduğunu görmek mümkündür. Bilhassa küresel ısınmanın ortaya çıkardığı aşırı sıcaklar, bunaltıcı nem ya da alçak kesimlerdeki sinek, böcek gibi haşereler göz önünde bulundurulduğunda, yaylalar insanlarımız için bir kaçış, bir istirahat ve zaman zaman da eğlence merkezi olmuştur. Hatta birçok yayla için “tatil merkezi” ifadesini kullanmak daha doğru olacaktır.

Yaylaların daha serin ve kuru bir havaya sahip olması, onların coğrafyamızın yüksek kesimlerinde olmasından kaynaklanmaktadır. Bu yüksek kesimler doğal olarak aynı zamanda ormanlarla kaplıdır. Örneğin, Osmaniye’de yüksek kesimler, ağırlıklı olarak ormanlarla kaplı olup ilin aşağı yukarı yüzde 42’si ormanlık alandır ve Çukurova’nın en sıcak yerlerinden biri olan Osmaniye’de yaylaların tamamı ya orman alanları üzerinde ya da orman alanlarıyla çevrelenmiştir. Osmaniye’de vatandaşın geleneksel olarak yaylacılık için kullandığı 555 hektar orman alanından, 30 bin civarında yayla evinden bahsetmek mümkündür. Burada, parantez içinde bir hususu ifade etmem gerekir ki bu yayla evleri, lüks konutlar olmayıp, vatandaşın dar bütçesiyle yaptığı, çoğunlukla kulübe, baraka şeklindeki yapılardır. Geleneksel yapı içerisinde aynı ailenin fertleri tarafından intikal yoluyla belki yüz yıldır yayla evi olarak kullanılan yapılar söz konusudur. İçinde bulunduğumuz yıllarda serin ve kuru hava ile sessizliğin, yeşilliğin ve bol oksijenin ruh ve beden sağlığı için elzem olduğu günümüzde yaylalara olan talep ve ihtiyaç zirve yapmıştır ve önümüzdeki yıllarda da bu ihtiyacın artarak devam edeceği görülmektedir. Şimdiden, bazı yaylalar için, nüfusunun birçok vilayetimizden daha fazla olduğu söylemek mümkündür. Örneğin, Osmaniye’de Zorkun Yaylası’nın bir yaz sezonunda toplam nüfusunun 100 binleri bulduğunu söylemek doğru olacaktır.

Bu kalabalık nüfusa devletin kuruluşları da kayıtsız kalmamışlardır. Mesela güvenlik ihtiyacı için geçici karakollar hizmet vermektedir. Sağlık sorunlarını gidermek için sağlık ocakları kurulmuştur ya da din hizmetlerinde ihtiyaçları gidermek amacıyla din görevlileri tayin edilmiştir. Aşağı yukarı tüm yaylalarda da Diyanet İşleri Başkanlığı yaz Kur’an kurslarını faaliyete geçirmiştir. Karayolları ya da il özel idareleri, yolları asfaltla kaplamak suretiyle ulaşımı rahatlatmışlardır. Yukarıda saydığım özellikleri taşıyan birçok yaylada yüz binlerce insan, serinleme, sağlık ya da dinlenme amacıyla, yaylacı olarak yıl içinde uzun bir süre barınmaktadırlar. Osmaniye’de nisan ayından ekim ayı ortalarına kadar Zorkun’da, Fenk’te, Olukbaşı’nda, Ürün’de, Haraz’da, Bağdaş’ta, Çokak’ta, Almacık’ta, Maksutoğlu’nda, Dumanlı’da, Hoğdu’da, Mezla’da, Almanpınarı’nda sadece Osmaniyeliler değil, tüm Çukurovalılar sıcaktan, sinekten, nemden kaçarak sessizlikle, yeşillikle ve bol oksijenle buluşmaktadırlar. Devlete ait bazı hizmetlerin de yukarıda zikrettiğimiz gibi yaylacılarla buluşması bu geleneksel yapıyı yaşatmayı kolaylaştırmıştır.

Yaylacılar, yüz-yüz elli yıldır yaşattıkları bu geleneksel yapıdan kanunlarımızın toplumun ihtiyaçlarını, gerçeklerini görmeden hazırlanmış olmalarından dolayı büyük bir sıkıntı çekmekteydiler. Bu sorunların giderilmesi amacıyla, özellikle Osmaniye’de yayla meselesine ilişkin ortaya çıkan bir toplumsal tepkiyi karşılamak amacıyla mevzuata ilk defa dâhil olması amaçlanan Yayla ve Yaylacılık Kanunu Teklifi’miz Türkiye Büyük Millet Meclisine tarafımdan sunulmuş idi. Teklifimiz geçen yıl yaygın adıyla “2/B” olarak bilinen tasarıyla birleştirilmiş ve Mecliste görüşülerek bir bölümü 6292 sayılı Kanun’la yasalaşmıştır. Bu kanunla 6831 sayılı Orman Kanunu’nun 17’nci maddesi değiştirilmiştir. Yapılan bu değişiklikle, çoğunluğu orman arazisi üzerinde bulunan yaylacıların kulübe ve barakaları Orman Genel Müdürlüğü demirbaşına alınmak suretiyle ve buradan da İhale Kanunu kapsamında kiraya verilmek suretiyle bir çözüm öngörülmüştür. Vermiş olduğumuz teklifin can alıcı iki noktası ise maalesef yasalaşmamıştır. Bu iki nokta ki birisi, orman arazileri üzerinde Medeni Kanun hükümlerine göre üst kullanım hakkı tesis edilmesine ilişkin düzenleme, diğeri de mahkemelerde görülen davaların ortadan kalkmasına yönelik olandır. Bu iki husus düzenlenmeden yaylacıların sorunlarının giderilmesi mümkün değildir.

Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; Anayasa’mız, ormanların devletin hüküm ve tasarrufu altında olduğunu, mülkiyet konusu olamayacağını hüküm altına almıştır ancak aynı Anayasa, kamu yararı bulunması hâllerinde ormanların irtifak hakkına konu olabileceğini de hüküm altına almıştır. İşte Anayasa’nın bu hükmünden dolayıdır ki orman arazileri üzerinde turistik oteller yapılabilmektedir, golf sahaları yapılabilmektedir, eğlence merkezleri yapılabilmektedir. Geçen yıl kabul edilen 6292 sayılı 2/B Yasası çerçevesinde yayla alanı olarak tespit edilen orman arazileri için de üst kullanım hakkı tesis edelim, kanundan, Anayasa’dan, hatta cumhuriyet kurulmadan önce yayla olarak kullanılan arazileri vatandaşımıza, kendi çocuğumuza, kendi insanımıza tahsis edelim diye bağırdık ama iktidar partisine sesimizi duyuramadık. Yabancı şirketlere, yabancılara otel yapsınlar, dinlensinler, golf oynasınlar diye tahsis edilen orman arazilerinde vatandaşımızın, yüzyıllardır kullanmış olmalarına rağmen, üst kullanım hakkı tesis edilerek yaylacılık yapmasına müsaade edecek düzenlemeye iktidar partisi geçit vermemiştir. Geçen yıl yasalaşan tasarı ile bizim de teklifimize paralel bir şekilde bir komisyon kurulması, Bakanlar Kurulu tarafından yayla alanı tespit edilmesi, tespit edilen binaların hak sahiplerine ihale mevzuatı ile verilmesi gibi hususlar, bütün bunların uygulamalarının nasıl olacağı hususlarını bir yönetmelikle düzenlemek hüküm altına alınmıştır. Geçen yıl nisan ayında yasalaşmasına rağmen, bu tasarının öngördüğü yönetmelik ancak bu yıl mart ayında 28580 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.

Yaklaşık bir buçuk yıl evvel çıkan kanunun çıkışından bir yıl sonra hazırlanabilen bir yönetmelik söz konusu olmuştur ancak hâlâ ortada uygulama yok, hâlâ yaylacılar sanki 6831’in 17’nci maddesinde yapılan düzenleme yokmuş gibi cezalandırılmaktadırlar. Örneğin, yüz binlerce insanın şu anda barındığı Zorkun’da 2/B çalışması yapılmadığı için, kadastro çalışması yapılmadığı için hâlâ insanlar cezalara tabi tutulmakta, binalarında tamirat yapmalarına bile müsaade edilmemekte, elektrik aboneliği verilmemektedir çünkü Bakanlık, kanun çıktıktan sonra, yayla alanları tespit edilinceye kadar olan dönem için bir geçiş düzenlemesi yapmamıştır. Vatandaştan gelen tamir ve tadilat talepleri sanki yeni bina yapıyorlarmış gibi, yeni işgaller söz konusuymuş gibi reddedilmekte, tamirat yapanlar hakkında yasal işlem yapılmaktadır. Yasal işlem yapacaktınız da bize bu kanunu niye çıkarttırdınız?

Şu ana kadar, Bakanlar Kurulu tarafından tespit edilmiş bir tane yayla alanı yok. Kanun çıkalı bir buçuk sene olmuş, ikinci yayla sezonunun ortasına gelinmiş. Bu durumu kabul etmek mümkün değildir. Bakanlık bürokrasisi, Orman Genel Müdürlüğü bürokrasisi ormancılarla vatandaşımızı, kolluk güçlerini karşı karşıya getirmekten vazgeçip işlerini hızlı ve doğru yapmalıdırlar.

Kanunda değişiklik yapılırken yayla alanlarının tespitinde nüfus artış oranlarının dikkate alınacağı hüküm altına alınmıştır. Yani, buradan maksat, artan nüfus ve ihtiyaca göre yeni yayla alanlarının tespitidir fakat yönetmelikle sadece sabit kıymetlere alınan evler tespit edilmektedir ve bunlar kiraya verilecektir. Dolayısıyla, yeni parseller ve yeni evler söz konusu olmayacaktır. Bu durumun doğal sonucu olarak da orman arazisi üzerinde bulunan ve sayıları sınırlanan kiraya verilecek evlerin talibi de çoğalacaktır. Böylece, insanların yıllardır kullandığı evlerinin rekabet ortamında başkalarına geçmesi söz konusu olacaktır ya da kaçak yapılanmaya devam edilecektir. Bu durum, hakkaniyete aykırı olduğu gibi, önemli sorunlara da sebep olacaktır.

Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; Osmaniye’den, Muğla’dan, Balıkesir’den ta Iğdır’a kadar yaylacılık geleneğinden dolayı orman arazileri üzerinde kulübe ve barakaları bulunan samimi ve dürüst vatandaşlarımızı mağdur etmek bize yakışmaz.

Eğer bu vatandaşlar kötü niyetli olsalardı yüzyıllardır kullandıkları bu yayla alanlarındaki ağaçları keserlerdi, Hükûmet de yaylacılara ağaçları kestikleri için o alanları 2/B adı altında satardı. Oysa yaylacılar bu alanları ağaçlarıyla beraber korumuşlardır, ormanı korumuşlardır.

Bu sebeple, yaylacılarımızın sorununu 2/B tasarısı içerisinde yarım yamalak olarak çözdüğünü zanneden ama aslında bir karmaşaya sebep olan Hükûmeti ve iktidar partisini uyarıyoruz: Gelin, bunu düzeltelim. Nasıl olması gerektiğini ise bu konuyu da düzelten ve yakın zamanda Meclis Başkanlığına sunduğumuz kanun teklifinde net olarak gösterdik.

Bu düşüncelerle, yaylacılarımızın sorunlarının ele alınması amacındaki önergemizin kabulünü diler, Türk milletinin milletvekillerini saygıyla selamlarım. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Milliyetçi Hareket Partisi grup önerisi aleyhinde söz isteyen Osman Kahveci, Karabük Milletvekili. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

OSMAN KAHVECİ (Karabük) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Milliyetçi Hareket Partisinin Akdeniz Bölgesi’ndeki yaylacılıkla ilgili sıkıntıların araştırılmasıyla ilgili önergesinin aleyhine söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Bugün ramazanın birinci günü. Ben de bütün milletimizin ve İslam âleminin ramazanını tebrik ediyor, bütün insanlığa barış ve huzur getirmesini diliyorum.

Sayın milletvekilleri, ülkemizde yayla ve yaylacılık, kültür yaşamımızın en önemli parçalarından birisidir. Yayla “çevreye göre yüksek yer” anlamına gelir. Yaylalar, düz, otlak alanlarla kaplı, taze ot temininin ve suyun bol olduğu yüksek yerlerdir. Geçimini hayvancılıkla sağlayan vatandaşlarımız yaz aylarında bu yerleri öncelikle hayvancılık yapmak amacıyla kullanırlar ve bu alanlarda geçici iskân yaparlar.

Geleneksel kültürümüzün bir parçası olarak, özellikle Akdeniz Bölgesi’nde Akdeniz ikliminin boğucu sıcaklığından kurtulmak isteyen bölge insanı, hayvancılık dışında, yaz aylarını daha serin yerlerde geçirmek için yaylalara göçerler ve yılın belirli aylarında buralarda ikamet ederler. Gerek hayvancılık gerekse de yazlık olarak kullanılan yayla alanlarımızın büyük çoğunluğu da ya Hazine arazileri üzerindeki meralarda ya da orman içindeki boşluklarda yer almaktadır.

Özellikle Akdeniz Bölgesi’nde Osmaniye, Adana ve Mersin illerimiz bu konuda en yoğun yaylacılık faaliyetlerinin yapıldığı yerlerdir. Aynı şekilde, ülkemizin Karadeniz Bölgesi’nde de aynı amaçla yaylalar bulunmakta ve yazın bu alanlar yoğun bir yaşam alanı hâline gelmektedir. Bu alanlara devlet büyük çapta altyapı da getirmiş ve yaşam şartlarını iyileştirmiştir. Yaz mevsiminde büyük katılımlarla yaylaya çıkma ve yayla şenlikleri düzenlenmektedir. Son yıllarda yaylacılık eski klasik anlayışın ötesine geçmiş ve yaylalar tatil ve dinlenme yerleri hâline gelmiştir. Yaylaları hem tatil hem de hayvancılık amacıyla kullananlar da bulunmaktadır. Bunun dışında, yine, ülkemizde göçerlikle yerleşik hayat arasında yaşam tarzı ile yaylalara çıkan vatandaşlarımız da bulunmaktadır. Genellikle yaylalara çıkış nisan ayından ekim ayına kadar devam etmektedir.

Ülkemizdeki yaylalarla ilgili en önemli sorunlardan biri orman alanları içine yerleşmiş yaylalar ve buralarda yapılan yaylacılıktır. Bu konuda, zaman zaman orman teşkilatı ile yaylada yaşayanlar arasında Orman Kanunu’ndan gelen sürtüşmeler ve problemler yaşanmıştır. Yayla alanlarının çoğu da, Osmaniye ve Adana’da olduğu gibi, üzerlerinde orman örtüsü muhafaza edildiğinden dolayı 2/B kapsamına da alınamamıştır. Orman Kanunu’nun 17’nci maddesine göre, orman alanları içine her çeşit bina, ağıl ve hayvan barınaklarının yapılması ve orman içine yerleşilmesi yasaktır. Orman Kanunu’nun bu hükmünden dolayı da yıllarca orman teşkilatıyla yaylada yaşayan vatandaşlarımız  sık sık karşı karşıya gelmişlerdir.

Bu konuya hukuksal bir çözüm bulmak için, geçen yıl yüce Meclisin takdirleriyle Orman Kanunu’nun 17’nci maddesi 19 Nisan 2012 tarihinde değiştirilmiştir. Bu düzenlemeyle, 31/12/2011 tarihinden evvel yapılmış ve hakkında müsadere  kararı bulunanlar dâhil her türlü bina ve tesislerin kullanıcılarına kiraya verilmesi hükmü getirilmiştir. Bu alanlarda mülkiyetin devredilmesi mümkün olamamıştır; çünkü, Anayasa hükmü orman alanlarının daraltılmasına izin vermemiştir. Bu düzenleme ile Orman ve Su İşleri Bakanlığının teklifi üzerine bu yerler Bakanlar Kurulu kararıyla yayla alanı olarak ilan edilmektedir. Bununla ilgili yayla alanlarının tespiti ve idaresiyle ilgili 7 Mart 2013 tarihinde yönetmelik yayınlanarak yürürlüğe girmiştir. Takdir edersiniz ki bu olay, ormancılıkta çok yeni bir olaydır; onun için bunun altyapılarının hazırlanması gerekmektedir. Şu anda da teşkilatımız, bununla ilgili -gördüğünüz- uygulama yönetmeliğini bütün teferruatıyla ortaya koymuştur. Önümüzdeki günlerde bunun uygulaması yapılacak ve özellikle Osmaniye’de, az önce Osmaniye Milletvekilimizin bahsettiği bu sorun da büyük ölçüde çözülecektir.

Sonuç olarak, orman alanlarının içinde yaylacılık yapılma problemi gerek kanun bazında gerekse yönetmelik bazında çözülmüştür. Bu aşamadan sonra yaylacılıkla ilgili bir düzenlemeye ihtiyaç kalmamıştır.

Bu nedenle Meclis araştırması önergesinin aleyhinde olduğumuzu bildirir, yüce Meclisi saygıyla selamlarım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Milliyetçi Hareket Partisi grup önerisi lehinde söz isteyen Ramazan  Kerim Özkan, Burdur Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Burdur) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Ramazan ayımızın ülkemize barış, sevgi ve dostluk getirmesini diliyorum, ramazanınızı da kutluyorum.

Değerli arkadaşlarım, kışın burnu akmayan, yazın eti sarkmayan Yörüklerimiz bu yaylalarda ülkemizin gelir ve getiri kaynaklarına sahip olurlar. Bunlar arasında keçi vardır, koyun vardır, deve vardır, sığır vardır; kekik vardır, çay vardır, ot vardır ve bu, Türkiye güzelliği. Ülkemizin  bu yayla sorunu Akdeniz’imiz de var, Karadeniz’imiz de var, Ege’miz de var, İç Anadolu’muz da var, Doğu Anadolu’muzda var, Güneydoğu Anadolu’muzda var. Buralarda aşiretlerimiz var, buralarda yazın yaylayan göçerlerimiz var, üretim yapan dostlarımız var; bunların sorunları var, bu yaylalarda sorunlar var. Her ne kadar, biraz önce Hükûmet adına konuşan değerli kardeşimiz “Sorunları çözdük.” diyor ama buralarda sorunlar devam ediyor. Buralarda barınma sorunu var, su sorunu var, atık sorunu var, var da var. Bu sorunları saymakla bitmez.

Bunları yerinde araştırmak üzere Milliyetçi Hareket Partisi bir önerge verdi. Bu önergenin kabulü yönünde oy bekliyorum. Buradan bir müjde götürelim memleketlerimize.

Bakın, bir haftadır çalışıyoruz, on beş gündür çalışıyoruz, torba yasa var. Memleketinize gittiğiniz zaman bu torba yasa hakkında size bir soru geldiğinde ne cevap vereceksiniz? Ben şu anda verecek cevap bulamıyorum. Benim bölgem tarım ve hayvancılıkla geçiniyor, mermerimiz var, yaylalarda mermerlerimiz de var, oralarda yaşanan sorunlar var. “Bunlara çözüm getirdik.” diyemeyeceğim, “Süt üreticisini mağduriyetten kurtardık.” diyemeyeceğim, “Sütte KDV’yi yüzde 8’den 1’e çektik.” diyemeyeceğim, bir müjde götüremiyorum. Et üreticisine “Etteki KDV’yi, yemdeki KDV’yi düşürdük.” diyemeyeceğim.

Bakın, bir haftadır görüşüyoruz, bir müjde olması gerekiyor, bu Meclisten o halka bir müjde götürmemiz gerekiyor, yaylada yaşayan insanlarımıza, 2/B arazilerinin sahibi olamayan orman köylülerimize bir müjde götürmemiz gerekiyor ama müjde yok. Ne götüreceğiz? “Ne yaptınız siz bu dönem bu Mecliste?” dedikleri zaman verecek bir cevabımız yok. “Efendim, biz kadro verdik.” Kime verdin kardeşim? Üreten insanlara kadro var mı? Buğday taban fiyatında bir değişme var mı? Mazotta bir ucuzlama var mı? Benzinde bir ucuzlama var mı? Gübrede bir ucuzlama var mı? Benim köylümün gelirinde bir artış var mı? Traktör fiyatlarında bir düşüş var mı? Bunlara cevap verecek bir insan yok. Ne yaptık, bu insanları mutlulukla buluşturmak için ne yaptık değerli arkadaşlarım?

Bakın, benim bölgem süt üreticisi. Günde Burdur’umuzun bin ton sütü var. Üretiyoruz, sütün üretim maliyeti şu anda 1 liraya dayandı. 1 liraya saman alıyoruz. Gerçi bu yaz mevsiminde saman fiyatları -şu anda- biraz düştü ama geçen yıl 1 litre, 2 litre sütle 1 litre saman alabildik.

RECEP ÖZEL (Isparta) – 1 litre saman! Saman litreyle mi ölçülüyor?

RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Devamla) – Şimdi, saman kilogramla ölçülüyor. Samanın kilogramla ölçüldüğünü herkes biliyor.

Bu ülkeyi samana muhtaç hâle getirdiniz Sayın Recep Kardeşim. Bak, burada bir haftadır konuşuyorsun, bağırıyorsun, laf atıyorsun ama Isparta’yla ilgili, Burdur’la ilgili buradan söz… Burdur’da şu anda… Bizim Burdur’un yaş meyve sebze üreticileri Isparta pazarına gelemiyor.

İki iktidar milletvekili burada; Bayram Özçelik burada, Recep kardeşim burada. İki belediye… Bakın, Burdur’da salatalık, domates, biber, hepsi üretiliyor, pazara gidiliyor. Isparta Belediyemiz bir güzellik olsun diye manavlara yetki vermiş fakat…

RECEP ÖZEL (Isparta) – Çözdük onu, çözdük…

RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Devamla) – Çözülmedi kardeşim, daha dün benim Burdur’umun, Kışla’nın, Askeriye’nin, Çerçin’in üreticileri pazardan kovuldu, sanki iki yabancı ülkeye gitmiş gibi. Bizim Burdur olarak gönlümüz açık. Burdur’umuza Antalya’dan, Denizli’den, Isparta’dan, Kütahya’dan insanlar geliyor; hayvan pazarımıza geliyor, sebze pazarımıza geliyor, ürünlerini getiriyorlar, pazarlıyorlar; yaylalarımıza geliyorlar, arılarını getiriyorlar; ev sahipliği yapıyoruz. Bak, yaylalarda arıcıların sorunları da var. Ama bu sorun çözülmedi. Burada laklak etmekle olmuyor.

Sayın Recep Kardeşim, bu sorunu çöz; iktidarsın, git Belediye Başkanınla görüş, Valinle görüş, valileri buluştur. Ben artık muhalefet olarak görevimi yaptım, belediye başkanlarıyla görüştüm. Nevzat kardeşime de görev düşüyor, size de görev düşüyor, hepimize görev düşüyor. Siyaset, sorun çözme sanatı. Burdur ile Isparta arasında bir sorun var, yaylalarda sorun var. Bu sorunları çözmemiz gerekiyor arkadaşlar. Bu yaylalarda üretilen ürünü, peyniri, yoğurdu vatandaş pazara sunamıyor.

Avrupa Birliği derken dirliğimizden olduk. Pazarda insanlarımıza şu anda bunların belgesi soruluyor. Nereden getirdin? Kaç kilo getirdin? Hangi yayladan getirdin? Hangi üretimi yaptın? Hangi mayayı kullandın? Bizim geleneksel üretimlerimiz var, geleneksel ürünlerimiz var, bunlara sahip çıkılmalıdır, bunlara sahip çıkılmıyor. Bunun için, bu araştırma önergesine bir destek bekliyoruz sizlerden.

Değerli arkadaşlarım, sorun çok dedim. 2/B’ler… Bakın, 2/B’leri çözmedik, 2/B’ler hâlâ sorun olmaya devam ediyor. Orman köylüsü de orman içinde… Bakın, orman köylüsünün dağlarını, ormanlarını domuzlara teslim ettik. Şu anda oralarda kim hâkim? Domuzlar hâkim. Ovaları da köstebeklere teslim ettik. Ne yapacak bizim bu köylümüz, bu çiftçimiz? Domuza av yasağı var, mermi vermiyorsunuz, elinde bir silah görürseniz, vatandaşın elinden silahını alıyorsunuz, bindiği atını, eşeğini elinden alıyorsunuz ormanda suç işliyor diye. Bu vatandaş ne yapacak? Mısır ekiyor, mısırını alamıyor; buğday ekiyor, buğdayını alamıyor; ektiği ürün para etmiyor.

Değerli arkadaşlarım, bir müjde verin. Bakın, taban fiyat açıkladınız buğdayda 62 kuruş. Buğdayın üretim maliyeti 75 kuruş arkadaşlar. Dün benzine 13 kuruş zam geldi. Nedir bu zam? Benzine gelen zam mazota da yansıyor ama ürüne yansımıyor, ete yansımıyor, süte yansımıyor. Ramazan ayındayız, et fiyatları… “Et, balık fiyatlarını düşürdüm.” diyor. Arkadaşlar, üretici etin kilogramını 16 liradan elde etti. Sen 14 liradan alırsan bu vatandaş bir dahaki sene hayvancılık yapar mı? Sübvanse etmeniz gerekiyor. Söylemler güzel, “Kasamızda para var 185 milyar dolar.” Ne yapıyor bu para? Bu para kimin? Niye vermiyorsunuz köylüye, çiftçiye? “IMF’ye borç veriyoruz.” diyorsunuz. Niye benim çiftçime bu borçtan, bu paradan kaynak ayırmıyorsunuz? Süt üreticisine, et üreticisine, arıcıya, balıkçıya bu kaynaktan niçin kaynak ayırmıyoruz değerli arkadaşlarım?

MUZAFFER BAŞTOPÇU (Kocaeli) – Nereye veriyoruz parayı o zaman? Nereye, nereye veriyoruz, söyle. Nereye, nereye veriyoruz?

RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Devamla) – Nereye veriyorsunuz? Attığınız taş ürküttüğünüz kurbağaya değmiyor; gerçek üreticiye varmıyor, gerçek üreticinin eline bu para geçmiyor. Gerçek üreticiyi, okul çocuğu gibi, elinde dosyalarla perişan hâle getirdiniz. Vatandaş ürününe ve üretime destek istiyor, diyor ki: “Benim üretimimin, buğdayın bir üretim maliyeti var. Kardeşim, beni borsayla, aracıyla, tefeciyle uğraştırma, Toprak Mahsulleri Ofisini çalıştır.”

Bizim Burdur’da şimdi haşhaş oldu. Soruyorum, daha bir tane üretici haşhaşın fiyatını bilmiyor arkadaşlar. Ben de bilmiyorum. Bayram Bey biliyorsa söylesin, Recep Bey biliyorsa söylesin. Haşhaşın fiyatını bilen var mı?

RECEP ÖZEL (Isparta) - Serbest piyasa da onun için.

RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Devamla) – Arkadaşlar, bu serbest piyasada bu şekilde olmaz.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Nasıl olacak?

RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Devamla) – Bu haşhaş, kontrollü üretim… Ben, gelecek yıl ne alacağımı bilmeliyim dönümden, buğdaydan ne alacağımı bilmeliyim. Bir yıl öncesinden bu fiyatları vermeniz lazım. Avrupa Birliği ülkeleri beş yıllık destekleme politikaları yapıyor, Amerika yedi yıllık yapıyor. Bunu yapmazsanız, vatandaş önünü göremezse, üretimden vazgeçerse, işte onun arkasından Gezi Parklarında, sokakta asayiş bozulur ve bozuldu.

Dün konuşuyoruz… Arkadaşlar, dün ben Kırkpınar’daydım. O bayrak, Onuncu Yıl Marşı’mız çıktı. Onuncu Yıl Marşı’mızda, sayın bakanlarımıza gelinceye kadar o aradaki 3 bin halk ayağa kalktı; 3 bin kişi vardı, ayağa kalktı. “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir.” diyoruz. Vatandaş ayağa kalkmış, ne olurdu oradaki arkadaşlarımız da… Valimiz bir kalktı, yekindi, baktı bakanlar oturuyor, o da oturdu, Vali de oturdu. Kimden korkuyoruz? Bayraktan mı korkuyoruz, milletten mi korkuyoruz, Onuncu Yıl Marşı’ndan mı korkuyoruz, Türklükten mi korkuyoruz? Niçin korkuyoruz arkadaşlar? Bakın, yayladan nereye geldik. Orada Onuncu Yıl Marşı… Bayrağa kalkıyor, bayraklar ayakta selamlanır. Biz, yabancı marşlarda dahi ayağa kalkan bir milletiz, yabancı ülkelerin marşlarında. Onun arkasından, on binlerce insan o güreş sahasında ayağa kalktı, bayrağı saygıladı. Orada denmesi gereken şu: “Arkadaşlar, bir yanlışlık oldu.” “Biz, sohbet ediyorduk, kalkamadık, özür dileriz.” deyip işi bitirmek yerine yani…

SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) - Ne alakası var?

RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Devamla) – Ne alakası var? Gezi Parkı’nda da aynı şey oldu, 15 çocuk... “Aferin gençler, sizi kutluyorum, ağaca sahip çıktınız, yeşile sahip çıktınız. Peygamber Efendimiz de öyle yapardı, yeşile sahip çıkardı, temizliğe, beyaza sahip çıkardı. Sizi kutluyorum, ne güzellik. Sizin istediğiniz kadar ağaç dikeceğiz, sizlerle beraberiz.” desek, yine ülkede sorun yoktu. Biz, tavşana kaç tazıya tut, sorunun üzerine benzinle gidiyoruz, arkasından çözüm bekliyoruz.

Dün arkadaşım, Ramazan kardeşim biber gazını anlatıyor. Arkadaşım, biber gazı vergi, biber gazı para, biber gazı süt, biber gazı et, biber gazı KDV, biber gazı on numara yağ, bu vatandaşın verdiği paralar.

OSMAN KAHVECİ (Karabük) - Kırılan camlar…

RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Devamla) – “Kırılan camlar” diyor arkadaşım. Kırılan canları ne yapacağız, canları? Canları ne yapacağız? (CHP sıralarından alkışlar) Cam yerine gelir ama can yerine gelmez. Cam yerine gelir; ne olacak, cam; her yer cam.

Arkadaşlarım, bunlar olmaz. Fuzuli üzülüyoruz. Bakın, ramazan ayındayız. Bizim kardeşliği, sevgiyi…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Devamla) – En güzel din bizim dinimiz. Bunlara bu sevgiyi, kardeşliği, dostluğu, paylaşımı anlatmamız gerekirken niçin bu kavga, bu öfke?

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Özkan.

RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Devamla) – Bu duygularla, tekrar ramazan ayınızı tebrik ediyorum.

Bu önergelere en azından “güçlü” anlamında ellerinizi kaldırarak yaylalarımıza sahip çıkmanızı temenni ediyorum.

BAŞKAN – Sayın Özkan, lütfen… Teşekkür ederim.

RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Devamla) – Tekrar saygılarımla, sevgilerimle yüce heyeti selamlıyorum. (CHP sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar) 

BAŞKAN – Teşekkür ederim, sağ olun.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Sayın Başkan, sataşmadan dolayı söz istiyorum.

BAŞKAN – Lütfen Sayın Özel, sataşma falan söz konusu değil.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Sayın konuşmacı adımı verdi, Bayram Bey’in adını da verdi. İkimiz adına konuşmak istiyorum.

BAŞKAN – Burası karşılıklı konuşma yeri değil. Sayın hatip konuşurken siz oradan hızlı bir şekilde geldiniz, sataşan sizsiniz, söz atan sizsiniz.

Milliyetçi Hareket Partisi grup önerisi aleyhinde söz isteyen Hacı Bayram Türkoğlu, Hatay Milletvekili. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

HACI BAYRAM TÜRKOĞLU (Hatay) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Milliyetçi Hareket Partisinin Akdeniz Bölgesi’nde geleneksel hâle gelen yaylacılıkla ilgili verdiği Meclis araştırması önergesinin aleyhinde söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Bugün, mübarek ramazanı şerifin birinci günü. Rahmet ve bereket sağanağının bolca yağdığı bugünlerde gönüllerin huzur ve sürur içerisinde olmasını ve bu ramazanın Türk İslam âleminin ve tüm insanlığın kurtuluşuna vesile olmasını Cenab-ı Hakk’tan temenni ediyorum. Hepimizin ramazanı kutlu olsun. İnşallah salimen bayramı da idrak ederiz.

Evet, söz konusu “yayla, yaylacılık” deyince, hassaten Akdeniz Bölgesi’nde ikamet eden insanlarımız, hemşehrilerimiz, vatandaşlarımız için konu daha bir önem arz ediyor. İnsan ihtiyaçlarını bertaraf etmek, göz ardı etmek mümkün değil. Varı yok saymak mümkün değil. Akdeniz’in bunaltıcı yaz sıcaklarında, yaylalar, insanlarımızın ferah yaşamaları için, rahat yaşamaları için bir arada, kendi obalarıyla, kendi akrabalarıyla, kendi yakınlarıyla, dost ve çevre zenginliğiyle bir arada mekân tuttukları ve hoşça sohbetlerin yapıldığı, ikamet edildiği yerler konumunda.

Memleketimizin her köşesi bir başka güzel. Cennetmekân bir ülkede yaşıyoruz hakikaten. Akdeniz’imizde Amanoslar, Toroslar, ülkemizin diğer dağlarında yaylacılık da bir başka önemli, bir başka önem arz ediyor. Bir taraftan devletin hüküm ve tasarrufu altındaki orman sahalarımızı koruma mükellefiyetimiz ve hassasiyetimiz varken bir taraftan da insanlarımızın bir ikamet, Akdeniz’in sıcağından kurtulma, iki aylık da olsa, üç aylık da olsa o yaylalarda güzelim çam havası teneffüs ederek sağlıklarına sağlık katma adına o mekânları seçmesi de tabii ki doğal bir şey, hepimizin de malumu olan bir şey.

Milliyetçi Hareket Partisinden çok değerli hemşehrim, yakın amca oğlu Hasan Hüseyin kardeşim de bahsetti. Yani, hakikaten, gerek Osmaniye’de Zorkun Yaylamız, hemen devamında Karıncalı, Üçgöz, işte diğer, Topaktaş, Horu, Tohtak yaylalarımız, Değirmendere, hülasa, Akdeniz kuşağındaki bütün yayla sakinlerine de buradan selam ediyorum. Onları biz unutmadık, unutmuyoruz da. Onlarla ilgili de birtakım düzenlemeler yapılmaktadır, yapılıyor.

Biz biliyoruz ki bu insanlarımız yaylalara sadece ikamet amaçlı, serinlemek amaçlı da gitmiyorlar. Bunun bir asli ihtiyaç olmasının yanında, insanlarımız, yayladaki mütevazı evlerinin etrafında çevirdikleri 500 metrekarelik, bin metrekarelik, 2-3 bin metrekarelik alanlarda, geçimlerini temin etmek üzere orada doğal şartlarda yetişmiş sebze ve meyvelerini ekiyorlar, biçiyorlar. Biz bunları da biliyoruz. Yine, Orman Genel Müdürlüğümüzün otlatma alanı olarak müsaade ettiği alanlarda da hayvancılık yapıyorlar, bunu da biliyoruz, bunların da farkındayız. Ama, bütün bunları bir harman tertip düşünceyle düşündüğümüz zaman, bir tarafta orman dokusunu Anayasa’mızın bize yüklediği vecibe gereği koruma mükellefiyetimiz, bir taraftan da yaylaları mekân tutmuş, yaylacılığı geleneksel hâle getirmiş insanlarımızı mekânlarında, onları yasaya karşı boğmadan, yasaya karşı suçlu duruma düşürmeden birtakım yasal tedbirlerini de alarak “yerlerinde muhafaza etmek” gibi de bir düşüncemiz var. Devletiâliye ve bakanlıklarımıza düşen de budur değerli milletvekilleri. Evet, bu manada, tabii ki son zamanlarda yapılmış -çıkmış daha doğrusu- kanunu, Başbakanlığa sunulan teklifi de ben sizlerle paylaşmak istiyorum.

6292 sayılı Orman Köylülerinin Kalkınmalarının Desteklenmesi ve Hazine Adına Orman Sınırları Dışına Çıkarılan Yerlerin Değerlendirilmesiyle Hazineye Ait Tarım Arazilerinin Satışı Hakkında Kanun 26 Nisan 2012 tarih ve 28275 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanmıştır. Bu kanunla 31 Ağustos 1956 tarihli ve 6831 sayılı Orman Kanunu’nun 17’nci maddesinin (1)’inci fıkrası değiştirilmiştir. Nedir 17’nci madde? 6831 sayılı Orman Kanunu’nun 17’nci maddesinin (1)’inci fıkrasına göre devlet ormanlarındaki yayla alanlarının tespiti ve idaresi hakkında yönetmelik hazırlanmış ve 7 Mart 2013 tarih, 28580 sayılı Resmî Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe girmiştir. Söz konusu yönetmelik hükümlerine göre, devlet ormanlarında 31/12/2011 tarihinden önce toplu yerleşimin bulunduğu yaylak ve otlak olarak kullanılan alanlar içindeki yerler ile yılın belirli dönemlerinde geleneksel yaylacılık maksadıyla yerleşim yeri olarak kullanılan alanların kullanım bütünlüğü de dikkate alınarak yayla alanı tespit ve ilanı; yayla alanlarında kullanılan her türlü bina ve tesislerin tespiti, sabit kıymetlere alınması, vaziyet planına işlenmesi, kullanıcıların tespiti ile bunlara kiraya verilmesi; yayla alanlarında gerekli her tür ve ölçekteki planların yapılması, yaptırılması ve onaylanması amaçlanmaktadır. Bu cümleden olarak da Orman Genel Müdürlüğü, söz konusu yönetmeliğin 5’inci maddesi gereği yayla alanı tespit çalışmalarına devam etmekte ve 292 adet yayla alanını yayınlanmak üzere Başbakanlığımıza sevk etmiş bulunmaktadır.

Bu duygu ve düşünceyle, ben, Milliyetçi Hareket Partisinin bu yayla alanlarıyla alakalı vermiş olduğu grup önerisinin aleyhinde olduğumuzu, şu anda araştırma önerisine gerek olmadığını ifade ediyor, hepinizi en derin saygıyla, sevgiyle selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Milliyetçi Hareket Partisi grup önerisini oylarınıza sunuyorum…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Karar yeter sayısı istiyoruz.

BAŞKAN – Karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler…

Kâtip üyeler arasında anlaşmazlık var.

Elektronik cihazla oylama yapacağım.

Bir dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, karar yeter sayısı yoktur.

Beş dakika ara veriyorum.

                                                                  Kapanma Saati: 16.06

 

 

İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 16.13

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Muharrem IŞIK (Erzincan), Bayram ÖZÇELİK (Burdur)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 135’inci Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu önerisinin oylanmasında karar yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi öneriyi tekrar oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısı arayacağım: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı vardır, kabul edilmemiştir.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

Okutuyorum:

 

3.- CHP Grubunun, Bursa Milletvekili Sena Kaleli ve 20 milletvekili tarafından Bayburt'ta yaşanan göçün nedenlerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla 4/4/2013 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 9 Temmuz 2013 Salı günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

 

9/7/2013

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulunun 9/7/2013 Salı günü (bugün) yaptığı toplantısında, siyasi parti grupları arasında oy birliği sağlanamadığından, grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19 uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                                             Mehmet Akif Hamzaçebi

                                                                                                          İstanbul

                                                                                                 Grup Başkan Vekili

Öneri:

Bursa Milletvekili Sena Kaleli ve 20 Milletvekili tarafından, 4/4/2013 tarihinde, Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına Bayburt'ta yaşanan göçün nedenlerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla verilmiş olan Meclis araştırma önergesinin (827 sıra no.lu) Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak 9/7/2013 Salı günlü birleşimde sunuşlarda okunması ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisi lehinde söz isteyen Binnaz Toprak, İstanbul Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

BİNNAZ TOPRAK (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Ben de benden önce konuşan arkadaşlarım gibi bu kutsal ramazan ayının ülkemize barış ve huzur getirmesini diliyorum. Özellikle de Başbakana ve AKP’li bakan ve milletvekili arkadaşlarımıza da İslam’ın özü olan merhamet, sevgi, kardeşlik duygularını hatırlatmasını ümit ediyorum.

ŞUAY ALPAY (Elâzığ) – Merhamet sadece bize değil size de lazım.

BİNNAZ TOPRAK (Devamla) – Bizi izleyen Bayburtlulara önce kendimi tanıtayım. Ben Cumhuriyet Halk Partisi İstanbul Milletvekiliyim ama aynı zamanda da Bayburt’un fahri milletvekiliyim.

Önce şunu söyleyeyim: Dün gece Gezi ve çevresinde bir kez daha yaşanan polis şiddeti, daha doğrusu otoriter bir iktidarın şiddeti karşısında bugün bu konuyu konuşuyor olmak tuhaf kaçabilir. Haftalardır, bu kürsüye çıkan her arkadaşımız şiddetin durması için çağrı yaptı, itidalin hâkim olması için çağrı yaptık günlerce burada. Daha dün, Taksim Meydanı’nda sivil toplum kuruluşu üyeleri tutuklandı. Bugün, şu anda, biz burada otururken bu kişilerin evleri hukuksuz bir şekilde aranmakta. Yani, her itidal çağrımıza AKP’den gelen cevap, şiddeti bir kademe daha yükseltmek. Bu durum karşısında konuşmalarımızın duvara çarptığını düşünüyorum. Yani, AKP’li milletvekillerinden, bu haftalar boyunca yaptığımız konuşmalara karşılık, bir kişinin bile vicdanının sızladığına tanık olmadık, maalesef buna tanık olamadık. Dolayısıyla, meydanlarda gaz yedik, milletvekili kimliğimizle belki bu şiddete karşı halkı koruyabiliriz ümidiyle araya girmeye çalıştık, biz de gaz yedik. Hiçbir şey fayda etmiyor, sözün bittiği noktadayız. Onun için, bugün, belki de Türkiye’nin Gezi Parkı’na ve Taksim’e çok uzak olan bir bölgesinin, Bayburt’un sorunlarını gündeme getirmek çok daha yararlı bir çaba olabilir.

Bayburt, Türkiye’nin en geri bıraktırılmış -geri kalmış demiyorum- illerinden bir tanesi. Oysa, Bayburt’un çok zengin bir geçmişi var, milattan önce 3000 yıllarına dayanmakta ve İpek ve Baharat Yolu üzerinde. Eski kayıtlarda, Bayburt’tan zengin ve kalabalık bir şehir olarak bahsediliyor, mesela ta antik Yunan kayıtlarında ve gerçekten de bugün Bayburt’a baktığınızda kent bunun kanıtlarıyla dolu. Mesela, oradaki Çoruh Nehri’ne ve kente bakan bir Bayburt Kalesi var, bu dik kayalar üzerine inşa edilmiş, milattan sonraki ilk yüzyılda yapıldığı tahmin ediliyor, şu anda çevresi pislik içinde, kaderine terk edilmiş vaziyette. Mesela Bayburt’un Aydıntepe’sinde Aydıntepe Yer Altı Şehri var; tahminî 50 kilometrelik bir alanı kapsıyor, ta Bayburt Kalesi’ne kadar uzandığı söyleniyor, bugün girişi bile belli değil, içindeki tüneller belediye tarafından kapatılmış. Bayburt’un Bayrampaşa, Kitre, Çayıryolu köylerinde  kale kalıntıları var, Çımağıl Mağarası var, Helva Köyü Buz Mağarası var. Kültür ve Turizm Bakanlığı buralara el atacak olsa, yatırım yapacak olsa Bayburt bambaşka bir Bayburt olabilir ama maalesef, terk edilmiş vaziyette.

Bu arada, Bayburt çok güzel bir şehir yani harika bir şehir olabilir. O Çoruh Nehri’nin kenarında kurulmuş bir şehir ve sarp kayalar var, kaleye bakıyor. Dışında da Bayburtlu bir sanatçı ve eğitimci olan Sayın Hüsamettin Koçan bir müze kurmuş, adı “Baksı Müzesi”. Baksı Bayburt’un eski adı. Baksı Kırgız Türkçesinde “saman” demekmiş. Bu da aslında Bayburt’un geçmişine yani tarıma dayalı olan geçmişine gönderme yapan bir isim. Bu isimler niye değiştiriliyor, onu da anlamış değilim çünkü hakikaten de bu isimlerin aynen kalması Türkiye coğrafyasının aynı zamanda zenginliğinin de bir göstergesi.

Şimdi, insanlık tarihi açısından Türkiye toprakları gerçekten çok zengin, böyle başka bir ülke yok. Ancak, ne yazık ki biz, bu zenginliği değerlendirecek yerde, mesela, mimari açıdan hiçbir özelliği olmayan, son dönem bir Osmanlı kışlasını halkın bütün itirazlarına rağmen Gezi Parkı’nın ortasına kondurma hayalleriyle meşgulüz.

Şimdi, Bayburt kendi kaderine terk edilmiş vaziyette. Kamu yatırımlarından pay alan en sonuncu il Bayburt. Sanayisi yok, ticaret çok gerilemiş vaziyette, tarım ve hayvancılıkla geçiniyor Bayburtlular ama bu ekonomi de nüfusu besleyemez olmuş. Dolayısıyla da bunun sonucunda müthiş bir göçle karşı karşıya, nüfusu sürekli gerilemekte.

En önemli sorunlarından biri nakliye ve ulaşım. Erzincan-Trabzon demir yolunun yapılması için yıllardır uğraşıyor Bayburtlular ama maalesef buna kulak verilmiyor. Ben, oraya, bizim milletvekillerinden Sena Kaleli ile birlikte Erzurum kara yolu vasıtasıyla gittim. Erzurum-Bayburt arası; geceydi gittiğimizde yani birkaç kere “Acaba yuvarlanır, araba kaza geçirir mi?” diye telaşlandık, o kadar berbat bir yol. Bu demir yolunun muhakkak yapılması lazım.

Tarımdaki en büyük sorun, sulama. Gümüşhane’de bir Demirözü Barajı var; bunu güçlendirmek amacıyla Çamur köyünde bir Çamur barajı yapılması planlanmış, sonra bundan vazgeçilmiş, “Buna ihtiyaç yok.” denmiş. Hâlbuki baraj Bayburt’un köylerinin altında kalıyor dolayısıyla o köyler sulanamıyor. Bu baraj yapılacak olsa Bayburt’a bağlı Damlıca, Kalecik, Serenli, Elmalı, Dikmetaş, Beşpınar, Akyaka köylerindeki 35 bin dönüm arazi suya kavuşacak. Aynı şekilde, Göldere köyü Kırklartepe Barajı haritalarda varmış gibi gösteriliyor, hâlbuki inşaatı bile başlamamış bu barajın. “Bayburt merkez Akşar beldesinde 2009’da Mahmutpaşa barajı yapılacak.” denmiş. Burada da hiçbir faaliyet yok. Yapılacak olsa 15 bin dönüm arazi sulanabilecek.

Aynı zamanda, elektrikli pompa ile su verilen birtakım araziler var. Köylü elektrik borcunu ödeyemediği için bu arazilere de su gitmiyor. Borç ödenemiyor çünkü çok yüksek paralar talep ediliyor. Dönüm başına 8 TL gibi bir şey. Oranın köylüsü için de bu çok aşırı yüksek.

Şimdi, verimli tarım yapılamamasının bir başka nedeni de göç kaynaklı veraset sonucu arazilerin bölünmüş olması. İnsanların elinde tapu yok. Tapu olmadığı için de tarım desteklerinden yararlanamıyorlar çünkü devlet tapu gösterilmesini istiyor. Bu sorunun da çözümlenmesi lazım. Bu da talep edilen meseleler arasında.

Tarımdaki sorunlara çözüm getirecek önerilere de Hükûmet kulağını tıkamakta. Mesela, Bayburt Aydıntepe’de 55 dönüm üzerine kurulu bir kampüs var. Burada derslikler, kapalı spor salonları, yemekhane, lojman, kız-erkek yurtları… Buraya Bayburt Üniversitesine bağlı bir ziraat fakültesi yapılması için defalarca AKP’li Bayburtlu milletvekiline müracaat edilmiş -Bayburt’un tek bir milletvekili var- bu arkadaşımızın söylediği, ziraat fakültesi yerine oraya bir imam-hatip okulu yapılacağı. Hâlbuki, Aydıntepe’de bir imam-hatip okulu var ve okul öğrenci kıtlığı çekmekte yani yeterince öğrencisi yok. Böyle bir ihtiyaç da yok, böyle bir talep de yok. Eğer bu üniversite, bu kampüs yapılacak olsa -şu anda binalar çürümeye terk edilmiş- Aydıntepe’de bir ziraat fakültesi kurulacak olsa sadece Aydıntepe’de değil, Bayburt’un genelinde ve köylerindeki tarım sorunlarına önemli çözümler getirebilir.

Bayburt’ta pek çok esnaf, aynı zamanda iflas etmiş durumda, 2008 krizinden sonra. Dolayısıyla, şimdi, zengin traverten kaynakları var, Bayburt taşı var; bu, inşaat sektörü için geliştirilebilir, böyle bir potansiyel var. Bu konuda da hiçbir şey yapılmıyor ve tüm bunların sonucunda, 2010 yılında 97 bin olan Bayburt’un nüfusu iki yıl içinde yani 2012’de 76 bine düşmüş, çok daha düşeceği tahmin ediliyor. Yani, Bayburt’ta insan kaynağı erozyona uğramış vaziyette, buna “Dur.” demek gerekiyor. Bayburt için acilen bir kalkınma planına ihtiyaç var.

Çok teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisi aleyhinde söz isteyen Demir Çelik, Muş Milletvekili.

DEMİR ÇELİK (Muş) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben de hepinizi saygı ve sevgiyle selamlayarak ramazan ayının hayırlara vesile olması dileklerimi iletirken, barış ve özgürlüğün de gerekçesi olsun umuyor ve diliyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisinin Bayburt’un yoğun göçten kaynaklı sorunlarına ilişkin araştırma önergesi üzerine söz almış bulunuyorum.

Söz konusu olan sadece, tek başına Bayburt ilimiz olmuş olsaydı, sorun, çözülebilecek kadar basit ve sıradan bir sorun olabilirdi. En nihayetinde, seksen bir ilin tek bir iline ilişkin bir vaka, bir olay olarak değerlendirilebilirdi ancak sorun Bayburt’la sınırlı olmayacak kadar karmaşıktır, derindir, bu manada da enine boyuna incelenmeye muhtaç bir konudur.

Söz konusu olan, Güneydoğu ve Doğu Anadolu olarak ifade ettiğimiz Kürt coğrafyasının bir bütününde yaşanan sorunun ta kendisidir. Cumhuriyetten bu yana, ulus üniter devletin tek tipçi, katı merkeziyetçi anlayışının yansımalarıdır, o yansımanın sonuçlarıdır. “Neden?” diye soracak olursanız, tek millet yaratmaya dönük, farklılıkları kendi içinde sisteme entegre ederek elimine etmeye hizmet edecek yaklaşımın uygulamalarıdır. Önce bölgeyi insansızlaştırıp zoraki siyasi, askerî, ekonomik gerekçeler oluşturarak göçürtmeye tabi tutmak, göçürttüğü metropollerde egemen ulusun kimliği, kültürü ve yaşam tarzı noktasında da kendi asli unsurundan, kimliğinden uzaklaştırıp ehlileştirmek, eklemlendirmek ve asimilasyonist politikalarıyla başkalaştırma uygulamalarıdır. Bu nedenle, öncelikle “Bölgesel kalkınma farkı” dediğimiz, bölgesel gelişmişliği esas alan, yatırımdan yoksun bırakmak, hizmeti götürmemek, eğitim, sağlık ve benzeri temel insani ihtiyaçları karşılamamak gibi bir mağduriyetle bölge halkını karşı karşıya bıraktırır ki bu hizmetleri alabileceği yerlere göçmesinin ekonomik koşullarını yaratır. İşsiz bırakır, elindeki tek geçim kaynağı olan hayvancılıktan yoksun bırakır, tarım arazilerinin verimli, rantabl, ekilebilir olanaklarından yoksun bırakmaya dair bir politika uygular. İnsanlar ürettiğini satamaz, sattığının üretiminin bedeli olacak karşılığını bulamaz, gerçekleştiremez. Yetinmez bunlarla, bütün bu ekonomik kuşatmaya rağmen. bölge insanı kadim medeniyetler topluluğu olmasından, binlerce yıllık tarihî birikiminin saygınlığı çerçevesinde, coğrafyasında, toprağında kalmak ister ama kalması devleti ve iktidarı ürküten, korkutan bir gelecek tahayyülüne de yol açtığından, oradan insanları göçürtüp insansızlaştırmayı devreye koyar. Nasıl yapar? Askerî operasyonlarla öncelikle köy boşaltmalar, faili meçhuller, şiddet ve baskı uygulamaları. Yetinmez, Atatürk Barajı’ndan Karakaya’ya, Keban Barajı’ndan binlerce, on binlerce köy, mezra, mekân insansızlaştırılır; coğrafyanın florasıyla, faunasıyla oynanır, insansızlaştırılan bu bölgenin insanları İstanbul’un varoşlarında, İzmir’in, Mersin’in varoşlarında yoksullukla, açlıkla terbiye edilmeye çalışılır. Yetinmez, asimilasyonist politikalarla Kürtlüğünden, başka ulustan, başka inançtan olmaktan uzaklaştırılır.

Bu anlamıyla, bilinçli, ulus üniter devletin tekçi politikalarının Bayburt’taki yansımasıdır. Öncelikle bu bilinmeli. Bu nedenle de Bayburt, elbette ki sonradan il olma vasfını kazanmıştır ama il olma vasfıyla birlikte idari vesayete bağlı bir il olmasından kaynaklı da ekonomik ve idari özerklikten yoksun olduğu için de kendi kaynaklarını gelişebilmenin, sürdürülebilir ekonomik kalkınmaya hizmet edecek noktada potansiyelini kullanabilme olanağından yoksundur. Çünkü, atanmış vali vardır. Atanmış vali, Hükûmetin memuru pozisyonunda gününü doldurmakla kendini mükellef tuttuğu için de bu kalkınma potansiyelini halkın, toplumun yararına kullanmak yerine, beş yıllığına, üç yıllığına bu hizmeti devletin kutsiyetine, Hükûmetin ikbaline, onun programına hizmet edecek bir memur pozisyonuyla durumu değerlendirir.

Bu manada, evet, bölgesel kalkınmışlık farkı Türkiye'nin en büyük problemlerinden biridir. Bugün, gayrisafi millî hasıla Türkiye genelinde 15 bin dolar civarında iken Bayburt’ta, Ağrı’da, Ardahan’da, Muş’ta 3 bin dolarlar civarında. Yoksulluk sınırı, buralarda -ifadesi bile mümkün olmayan- açlıkla, sefaletle diz boyu tablolarla bizi karşı karşıya bırakacak kadar acıdır. Bu acı yüreğimizi incitiyor olmasına karşın da görmeyen gözler, duymayan kulakların hâlâ üç maymunu oynamaya devam ettiği de bir başka gerçekliktir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu manada, bölgesel kalkınmışlığın ortadan kaldırılması, adil, eşitlikçi ve sürdürülebilinir bir ekonomik kalkınma projesiyle bütün illeri ve bölgeleri eşit tutacak, eşit mesafede yaklaşacak bir anlayışla yeni bir ekonomik kalkınma olmazsa olmaz olmalıdır. Bu da yetmiyor, illerin ve bölgelerin idari, mali ve siyasi özerkliğe tabi tutulması, mevcut var olan sorunların radikal en kestirme çözüm yoludur. İdari, mali ve siyasi özerklikten yoksun atanmış memurların vesayetiyle sürdürülebilinir bir ekonomik kalkınma da olmaz, yerelin ve yerleşkenin potansiyelini, toplulukların ve halkların lehine kullanmak da mümkün olmayacaktır.

Bu manada, öncelikle -2002-2014 yılları arasında- on bir yılı neredeyse bulacak olan bir iktidarın fırsatını yakalayan AKP, on bir yıl boyunca, ülkenin bu doksan yıllık birikmiş sorunlarına radikal bir şekilde neşter atıp çözüme kavuşturacağına, palyatif çözümlerle günü kurtaran ama dünün uygulamalarında da ısrar eden bir noktada kalmıştır ki bu da sorunu giderek karmaşıklaştıran, kangrenleştiren bir boyuta taşımıştır. Bu manada da öncelikle Hükûmetin yapması gereken, her şeyden önce, bölge illerinin mevcut potansiyellerini insanlık, toplum ve halklar lehine nasıl yeniden dizayn edebileceğine dair nitelikli bir beş yıllık kalkınma planı çerçevesinde ele almasıdır. On bir yıldır tüketim toplumuna dönüştürdüğü Türkiye’yi, üreten, ürettiği üzerinden de temel ihtiyaçlarını meşru zeminle karşılayan bir toplum algısıyla yaklaşması gerekiyor.

Tüketen toplum olmak noktasında, ekonomik istikrarı yarattığınızla övünebilirsiniz. Ekonomik istikrarın yürüyebilmesi için siyasal istikrara da, toplumsal istikrara da ihtiyaç vardır. Ekonomik istikrar tek başına maalesef huzur da getirmiyor, mutluluk da getirmiyor, karın da doyurmuyor. Siyasal istikrarla, toplumsal istikrarla pekiştirmediğinizde, ekonomik istikrarın geçici olabileceği, çökebileceği, toplulukların ve kesimlerin meşru demokratik talepleri üzerine bina edilemeyen bu ekonomik istikrarın da bir gün nafile bir çaba olduğu gerçeğiyle bizi karşı karşıya bıraktırabilir. O nedenle, toplumsal istikrar, türdeş değildir, basit değildir; çokluğun ve çeşitliliğin bizatihi fonksiyonudur.

Toplumun çok kimlikli, çok kültürlü gerçeğine dayalı yeni bir siyasal projeyle, tam da günümüz dünyasının küreselleşmesi, günümüz dünyasının yerindelik ilkesine bağlı olarak bölgesel ve yerel özerklikleri tanımak, bu manada da illerin idari, mali özerklikleriyle birlikte belediyelerin idari, mali özerklikleri ama bölgelerin de siyasal ve mali özerklikleriyle bu bölgesel kalkınmışlık farkını giderebilir, insanlara bulundukları mekânlarda kalabilmenin koşullarını yaratabilir; dolayısıyla da İstanbul gibi megakentler yaratmak, oranın ulaşımından trafiğine, sağlığından eğitimine karmaşık ve çorap yumağına dönmüş sorunlarıyla karşılaşmasının da önüne geçebiliriz.

O manada, sorun, yerinde, yerindelik ilkesine bağlı olarak özerk, demokratik çözüme muhtaç bir sorundur. Bunu çözdüğümüzde, Bayburt da kendi kaderiyle baş başa bırakmış olmaktan çıkarılır, kendi kendisini yönetebilme olanaklarına kavuşturulmuş olur diyor, saygılar sunuyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

 

Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisi lehinde oy isteyen Erkan Akçay, Manisa Milletvekili. (MHP sıralarından alkışlar)

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Başkan,  değerli milletvekilleri; Bayburt’taki göçün nedenlerinin araştırılmasına, uygulanacak teşvik politikaları ve uzun vadeli yatırım stratejileriyle Bayburt’taki göçün önlenmesine yönelik olarak Cumhuriyet Halk Partisinin vermiş olduğu araştırma önergesiyle ilgili önerinin lehinde söz aldım. Muhterem heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, Milliyetçi Hareket Partisi Genel Merkezimizin görevlendirmesi üzerine 13, 14 ve 15 Haziran 2013 tarihleri arasında Bayburt’u ziyaret ettik. Bayburt il merkezi başta olmak üzere, Aydıntepe ve Demirözü ilçeleri ile Arpalı beldesinde incelemelerde bulunduk. Üç gün boyunca Bayburtlu esnafımızla, çiftçimizle, çalışan ve emekli vatandaşlarımızla çok yoğun temaslarda bulunduk. Ve ziyaretimizin sonunda da Bayburt’la ilgili bir rapor hazırlayarak bu raporu Sayın Genel Başkanımıza takdim ettim. 26 Haziranda gündem dışı bir konuşma yaparak Bayburt’un sorunlarını Türkiye Büyük Millet Meclisinde gündeme getirdim ve ayrıca, Bayburt’un eğitim, gençlik, ulaştırma, orman ve su, tarım ve hayvancılık ve kalkınma konularında ilgili bakanlara 30’dan fazla yazılı soru önergesi verdim. Ve Bayburt’un sorunlarının yakın takipçisi olmaya devam edeceğimizi buradan ifade ediyorum.

Değerli milletvekilleri, ticaret ve sanayinin gelişmediği Bayburt’ta tarım ve hayvancılık ana geçim kaynağıdır. Tarım alanlarının küçük olması, verim düşüklüğü, yeni iş imkânlarının gelişmemiş olması, sürekli kamu yatırımlarının yapılmaması gibi nedenlerle -gerekli kamu yatırımlarının yapılmaması nedeniyle- Bayburt sürekli göç veren bir ilimizdir. Bayburt’taki ulaştırma, sanayi, eğitim, ticaret ve demografi alanlarındaki olumsuzluklar birbirini tetiklemektedir. Bayburt’ta işsizlik ve göç sosyoekonomik hayatı çok olumsuz yönde etkilemektedir. Tarım ve hayvancılık âdeta can çekişmektedir. Siftahsız günü bitiren esnafımız iş yerlerini kapatma noktasındadır. Hâlihazırda birkaç işletme ile var olmaya çalışan sanayinin çarkları da doğrusu dönmekte zorlanmaktadır. İşsizlik ve göç Bayburt’ta her hanenin sorunu hâline gelmiştir. Oysa, TÜİK’e göre, Bayburt, Türkiye’nin işsizlik oranı en düşük kenti görünümündedir, yüzde 4,7 olarak görünüyor. İşsizlik oranı, istihdam yaratan yeni iş alanlarının açıldığı için değil, işsizlik nedeniyle sürekli göç verildiği için düşük görünmektedir. Nitekim, 1990 yılında 107 bin olan Bayburt’un nüfusu, 2007’de 97 bine, 2010’da 74 bine düşmüştür. 2011 yılında ise 77 bine çıkmıştır. 2011 yılındaki bu artışın nedeni Bayburt’ta üniversite açılmasıdır. Ancak 2012 yılında tekrar 76 bine düşmüştür ve 2023’te de yapılan projeksiyonlara göre nüfusunun 49 bine düşmesi beklenmektedir.

Bayburt’ta göç, ekonomik ve sosyal yaşamın her alanını olumsuz etkilemektedir ve aynı zamanda da her alan birbirinden etkilenmektedir. Göç olgusu bugün Türkiye’nin acı bir gerçeği hâline gelirken bu gerçeği bütün hassasiyeti ile yaşayan kentlerden birisi de Bayburt’tur. Türkiye’nin en çok göç veren illerinden biri olan Bayburt’ta göçün etkisi hemen her veride ve araştırmada ortaya çıkmaktadır. Genel ve yerel bazda yapılan araştırma sonuçlarında olumsuz verilerle gündeme gelen Bayburt, Türkiye’nin en az nüfusuna sahip olduğu ve sürekli göç verdiği için aynı zamanda bazı araştırma sonuçlarında da olumlu verilerle karşımıza çıkmaktadır. Bayburt’un nüfusuyla Türkiye’nin en küçük ili olan ve sürekli göç veren iller arasında olduğunu ifade ettik. TÜİK tarafından 2010 yılı itibarıyla verilen bilgilere göre aynı zamanda sürekli göç veren ve net göç hızı en yüksek ilk 20 il arasında yer almaktadır.

TÜİK, göç veren ilin işsizliğinin, göç alan ilin ise istihdamının düşük olduğunu rakamlarla ortaya koymaktadır. Yani, göç veren ilin işsizliği düşük çıkıyor, göç alan ilinse istihdamı düşük çıkmaktadır. Bayburt’un sürekli ve en çok göç veren illerden biri olması, işsizlik oranı en düşük il olmasını da sağlıyor.

Bayburt’ta işsizlik kaynaklı göç, kentin geleceğini de maalesef tehdit etmektedir. Örneğin, 2008 yılında TÜİK ile Hacettepe Üniversitesi tarafından yapılan çalışmada, Bayburt’un 2023 yılı itibarıyla nüfusunun 49 bine düşeceğini ifade etmiştik. Bu da şunu göstermektedir ki Bayburt’un önümüzdeki yıllarda göçünü önleyecek yatırımlarla ilgili herhangi bir çalışma yapılmamaktadır.

Bayburt’un en önemli geçim kaynaklarından biri de hayvancılıktır ancak Bayburt hayvancılık desteklerinden yeterince yararlanamamaktadır. 31 Ekim 2009 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan Bakanlar Kurulu kararıyla Güneydoğu Anadolu Projesi Eylem Planı kapsamındaki illerde süt sığırcılığı yatırımları destek kapsamına alınmıştır. 22 Ocak 2010 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan Bakanlar Kurulu kararıyla da Doğu Anadolu Projesi kapsamındaki illerdeki etçi ve kombine ırklarla kurulacak damızlık sığır işletmesi yatırımları destek kapsamına alınmıştır. Yine, 16 Şubat 2013 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan Güneydoğu ve Doğu Anadolu Projesi kapsamındaki illerde kurulacak damızlık sığır işletmesi yatırımlarının desteklenmesine yönelik Bakanlar Kurulu kararının 2’nci maddesiyle yürürlüğe konulan, etçi ve kombine ırklarla kurulacak damızlık sığır işletmesi yatırımlarının desteklenmesine ilişkin karar kapsamında Bayburt ve Gümüşhane illeri de yer almaktadır ve üreticilerin etçi ve kombine ırklarla kuracakları damızlık amaçlı sığır işletmesi yatırımları kapsamında destekten yararlanması sağlanmıştır. Bu konudaki tebliğ de 16 Mart 2013 tarihinde yayınlanmıştır. Dolayısıyla, Bayburt, DAP kapsamındaki desteklerden yaklaşık iki yıl boyunca mahrum kalmıştır.

Sosyoekonomik gelişmişlik bakımından 64’üncü sırada yer alan Bayburt, 6 bölgeli teşvik sisteminde 5’inci bölgede olduğu için yatırımlardan yeterince yararlanamamaktadır. Bu nedenle Bayburt için özel yatırım teşviki uygulaması zorunlu olmaktadır.

Bayburt 2013 yılı için aldığı toplam 46 milyon 929 bin liralık kamu yatırımıyla 81 il arasında sonuncu sıradadır. 22 milyon 842 bin liralık eğitim yatırımıyla yine sonuncu sıradadır. 2 milyon 2 bin liralık sağlık yatırımıyla 73’üncü sıradadır ve madencilikte 67’nci, enerjide 57’nci, konutta 61’inci sıradadır. Ve 2013 yılında Bayburt’ta imalat ve turizm alanında kamu yatırımı maalesef görülmemektedir. Bunları Kalkınma Bakanlığının yatırım programı verilerini ifade ederek söylüyorum.

Ekonomisi tarım ve hayvancılığa dayanan Bayburt, 2013 yılında aldığı 18 milyon 447 bin liralık tarım yatırımıyla 56’ncı sıradadır. Aydıntepelilerin yüzde 70’i geçimini tarımdan sağlıyor. P2 sulama kanalından dört yıldır su verilmediği için Aydıntepeli çiftçilerimiz sulama konusunda sıkıntı yaşamaktadır.

Bayburt’un ekonomisi ve sosyal yaşamı için büyük öneme sahip olan Erzincan-Trabzon demir yolu projesine gereken Hükûmet desteği verilmemektedir ve bu demir yolu desteğinin kesinlikle verilmesi gerekiyor. Karadeniz’in her noktasından Erzincan demir yollarına en ekonomik bağlantıyı Bayburt ovaları sağlamaktadır. Demir yolunun Bayburt’tan geçmesi sonucu, ilk yatırım maliyetinden 2 milyar lira tasarruf sağlanacaktır.

Değerli milletvekilleri, ben sözlerimi Bayburtlu Zihni’nin bir dörtlüğüyle tamamlamak istiyorum. Diyor ki Bayburtlu Zihni:

“Bu ne zulüm bu ne hakaret bilmem

Bu ne halet bu ne rezalet bilmem

Bu ne adalet ve bu ne Tanzimat'tır

Bu ne kanun bu ne talimattır."

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisi aleyhinde söz isteyen Bünyamin Özbek, Bayburt Milletvekili. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BÜNYAMİN ÖZBEK (Bayburt) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sizleri saygıyla selamlıyorum. CHP’nin vermiş olduğu Bayburt’la ilgili grup önerisi hakkında söz almış bulunmaktayım. Bu vesileyle mübarek ramazan ayının tüm İslam âlemine hayırlar getirmesini temenni ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Evet, arkadaşlar, Cumhuriyet Halk Partisinin gerçekten Bayburt’la ilgili bir önerge vermesi önemsenecek bir olaydır. Yıllardır Bayburt’ta bulunmayan bir siyasi partinin son yıllarda Bayburt’a önem ve destek vermesini ben takdirle karşılıyorum ve teşekkür de ediyorum kendilerine.

Benim Bayburt Milletvekili ve Bayburtlu olduğumu… Konuşmacı arkadaşlardan anladığım kadarıyla, sanki Bayburtlu değilmişim gibi algıladım.

Sayın Hocam Toprak işte Bayburt’a giderken korkunç bir yoldan gittiğini ifade etti ama o yol nerede, onu bilmiyorum.

Çok Değerli Hocam -bir farklı olay- Bayburt’un eski ismi “Baksı” değil. Baksı, gerçekten Bayburt’un bir köyünün eski ismi. “Bayraktar” şu anda köyün ismi, eski ismi de “Baksı”dır ama Bayburt’un kendi ismi değildir, ben onu hatırlatmak istedim.

Bir başka konu: Bayburt’tan kamu yatırımlarında, gerçekten, en sonuncu il olarak bahsedildi. Aslında baktığınız zaman, biraz doğal sonuçtur en sonuncu olması çünkü Türkiye'nin en küçük vilayetidir.

Sayın Akçay, Manisa Milletvekilimiz, Milliyetçi Hareket Partisinin temsilcisi arkadaşımız geçenlerde Bayburt’a gittiler. Sizlere de teşekkür ediyorum Bayburt’u ziyaretlerinizden dolayı.

46 milyon Bayburt’a yatırım geldiğini söyledi ama… Değerli arkadaşlar, bizim bir rüyamız vardı, hayalimiz vardı. Bayburt’la Erzurum’u bağlayan bir Kop Dağı vardır, geçişi çok zor, kış şartlarında gerçekten çok zor şartlarda ulaşım sağlanıyordu. Sadece 300 milyon TL’yle 6,5 kilometrelik Kop Tüneli yapılıyor. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Bayburt yatırımlarına bu dâhil değil Bünyamin Bey, Bayburt’taki yatırımlar müşterek iller kapsamında.

BÜNYAMİN ÖZBEK (Devamla) – Ve bu sadece Bayburtluları ilgilendiriyor.

Bir başka konu arkadaşlar: Şu anda Trabzon’a 174 kilometreyle ulaşıyoruz ama Araklı Tüneli bittiğinde -şu anda yapılıyor- Trabzon’a 110 kilometreyle ulaşacağız. Yani, 60 kilometre mesafe kısalıyor, bu da Bayburt’a yapılıyor. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Hangi ilin yatırımı onlar? Bayburt’un değil onlar, müşterek iller kapsamında…

BÜNYAMİN ÖZBEK (Devamla) – Bir farklı olay değerli arkadaşlar: Kara yollarında duble yol olarak BSK asfalt yapılıyor, maliyeti -100 trilyon eski parayla- 100 milyon.

Bir farklı olay: Bayburt-Köse yolu arasında gerçekten modernize bir asfaltlama çalışma yapılıyor, maliyeti 15 trilyon. Şimdi, 64 trilyon nere, sadece kara yollarındaki 500 trilyon yatırım nere? (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Binnaz Toprak Hanımefendi dedi ki: “Aydıntepeliler, Bayburt Milletvekilinden, ziraat fakültesinin Aydıntepe’ye gelmesini istiyor.”

Bir kere Sayın Vekilim, milletvekilinden bu talepte bulunmazlar. Yani, YÖK’e veya üniversiteye giderler. Biz, o yatırımı, yine AK PARTİ Hükûmeti olarak Aydıntepe’ye yaptık, biz yaptık. Yurduyla, 24 dersliğiyle, spor salonuyla gerçekten güzel bir kampüs yaptık. Ve geçen yıl onun kararını da YÖK aldı, rektörlük aldı, meslek yüksekokulu olarak Aydıntepe’ye meslek yüksekokulu açacağız. Ama Bayburt’ta bir aksilik oldu, -Allah rahmet eylesin- rektörümüz intihar etti ondan dolayı bir uzama söz konusu oldu, bu sene öğrenci alamadık. İnşallah önümüzdeki yıl Aydıntepe’ye de yüksekokul açılacaktır.

Bunun yanı sıra, Demirözü ilçemize de yüksekokulu inşallah açacağız. Mustafa Köseoğlu diye bir hayırsever iş adamımızın desteğiyle Demirözü’müze de okul ve yurdunu yaparak Demirözü ilçemizde meslek yüksekokulunu açacağız.

Şimdi, Bayburt'un tek vekiliyim. 3 tane milletvekili arkadaş çıktı, konuşma yaptı yani ben hepsine cevap vermeye çalışıyorum. CHP’nin Bayburt'a yönelmesini gerçekten tebrik ediyorum.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Bayburt iyi olsun diye konuşuyorlar, cevap verme sen.

BÜNYAMİN ÖZBEK (Devamla) – Eyvallah.

Değerli arkadaşlar, Milliyetçi Hareket Partisinin de destek vermiş olduğu… 2009 yılında, nüfustan dolayı Bayburt milletvekili sayısı 2’den 1’e düşmüştür, MHP de destek vermiştir. Ve bu önergeyi veren Fetani Battal Bayburt Milletvekili; Ülkü Güney Bayburt Milletvekili; 2 grup da bunu kabul etmiştir.

Bakın, sonra ne oldu arkadaşlar?

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Ne oldu?

BÜNYAMİN ÖZBEK (Devamla) - Biz, 2011 seçimlerine giderken hani 2 milletvekili olarak temsil edileceğimizi düşünüyorduk, bir de baktık ki Anayasa Mahkemesinden bir karar.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Kim başvurmuş?

BÜNYAMİN ÖZBEK (Devamla) - Bayburt milletvekili sayısı 2’den 1’e düştü. Yani, özünü söylüyorum, Bayburt'u ilgilendiren. Arkadaşlar,  Anayasa Mahkemesine kim gidebilir, hangi siyasi parti gidebilir? Tabii ki, CHP gitmiş, bizim Bayburt milletvekili sayısını 2’den 1’e düşürmüş. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Bugün de gelmiş, Bayburt'un sorunlarıyla ilgili bir şeyler söylüyorlar.

Aslında, göç, Türkiye için gerçekten ciddi sıkıntı.

SAKİNE ÖZ (Manisa) - Kötü mü yapmış araştırma önergesi vermiş, kötü mü yapmış?

BÜNYAMİN ÖZBEK (Devamla) - Arkadaşlar, Bayburt, AK PARTİ iktidarı döneminde durağan bir göç yaşamaktadır. 2007’de, adrese dayalı nüfus sayımıyla Bayburt'ta 76 bin insan yaşarken bugün, 2013 yılında yine 76 bin insan yaşıyor Bayburt'ta. Ama Bayburt'un ortalama nüfusu 100 bindir, yıllık ortalama nüfusu 100 bindir. Adrese dayalı sistemden dolayı bu bahsetmiş olduğunuz 97 binler, 110 binler 76 bine düşmüştür. Şu anda Bayburt'a gittiğinizde 130 bin nüfus vardır ama maalesef adresleri İstanbul'da, Ankara'da, Bursa’dadır.

Bir farklı olay: Arkadaşlar, Bayburt'ta biz ekonomik anlamda, işsizlikten dolayı göç vermiyoruz. Bakın, 2002 yılında Bayburt'ta çalışan 4/A, 4/B ve 4/C’li sayısı toplam 9.870 idi. 4/A, 4/B ve 4/C…

SAKİNE ÖZ (Manisa) – Oradaki 4/C’liler de soruyordu, hani torba yasasını bekleyenler.

BÜNYAMİN ÖZBEK (Devamla) - Yani şunu söylemek istiyorum: Emekliği Sandığına bağlı çalışanlar, devlet memurları. Şu anda, arkadaşlar, 16 bin civarında bu şekilde çalışanımız var. 97 binden 76 bine düşmüşüz ama 2002’de 9 bin çalışan varken 16 bine çıkmışız. Bu, AK PARTİ’nin Bayburt’a vermiş olduğu değeri göstermektedir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlar, göçün farklı nedenleri de vardır. Eğitim göçü, doğru, sadece Bayburt’u ilgilendirmiyor bu, Türkiye'nin meselesi. Bu göç, İstanbul’un meselesi, Ankara’nın meselesi, Bursa’nın, İzmir’in meselesi; Bayburt’un, Gümüşhane’nin, Ağrı’nın, Ardahan’ın meselesi değil sadece, Türkiye'nin meselesi. Bu konuyla gerçekten ilgilenilmesi gerekiyor.

Bizdeki göçten… Arkadaşlar, iklimden dolayı göçümüz oluyor. Tarımdan kentsel dönüşüme, kentleşmeye doğru bir göç akımı var Türkiye’de, hatta dünyada. Bu, ne bileyim, ne Bayburtluların suçu ne AK PARTİ iktidarının suçu ne sizlerin suçu; gerçekten böyle bir eğilim var, batıya doğru bir göç var. Onu engellemek de öyle zannediyorum ki, mümkün değil.

Bayburt, artık bir üniversite şehri oldu. Hani dün “Küçük şehirlerde niye üniversite kuruluyor?” diye eleştiriliyordu ya, bugün Bayburt’ta 6 bin öğrenci eğitim görüyor. İnşallah, önümüzdeki yıl 7 bin 500 öğrenci eğitim görecektir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Kim açtı üniversiteyi?

BÜNYAMİN ÖZBEK (Devamla) - Ben, CHP’li milletvekili ve MHP’li milletvekili arkadaşlarımıza teşekkür ediyorum. Demir yolunun Erzincan-Bayburt üzerinden Trabzon’a gitmesi yönünde yani Gümüşhane’den değil de Bayburt’tan gitmelerini… Ben gerçekten tebrik ediyorum, alkışlıyorum.

Değerli arkadaşlar, geçen yıl, sadece Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığımız 2 bin 250 tane toplum yararına çalışma programında 2.250 geçici işçi göndererek Bayburt’ta istihdam sağlamıştır. Ben, Sayın Bakanıma da teşekkür ediyorum.

CHP’nin bir de yaptığı güzel bir şey vardı, ben sizi gerçekten yine tebrik ediyorum.

Arkadaşlar, dünya lideri Başbakanımız -hani milletvekili sayısı 1’e düştü ya- geldi Bayburt Cumhuriyet Meydanı’nda dedi ki: “Tüm samimiyetimle söylüyorum ki ben Bayburt’un ikinci milletvekiliyim.” O gurur bize yeter. Onu bize yaşattığınız için sizlere teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

Bayburt’u anlatmaya gerçekten dakikalar, saatler yetmez. Yaklaşık bir saattir Bayburt’u anlatıyoruz. Ben bu hassasiyette olan milletvekillerime gerçekten teşekkür ediyorum.

Sayın Toprak, Gezi olaylarından bahsetti Bayburt önergesi görüşülürken; Türkiye’de Gezi Parkı eylemine destek vermeyen iki ilden birisi de Bayburt’tur; Bingöl ve Bayburt’tur.

Ben tekrar sizleri saygıyla, sevgiyle selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

BAŞKAN – Buyurun Sayın Akçay.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Sayın Başkan, değerli konuşmacının sözüyle ilgili olarak şu sözleri tutanağa geçirmek bakımından… Bünyamin Bey konuşmasında yapılan yatırımlardan bahsetti, genel yatırımlardan. Benim bahsettiğim kamu yatırımları, 2013 yılı Kalkınma Bakanlığında yer alan kamu yatırımları listesine göre rakamlardır ve sadece 2013 yılını ve sadece Bayburt’u kapsamaktadır. Bünyamin Bey’in bahsettiği yatırımlar müşterek iller kapsamında olup sadece Bayburt değil, Gümüşhane, Trabzon ve civar illerle birlikte değerlendirilmesi gereken yatırımlardır.

KEMALLETTİN AYDIN (Gümüşhane) – Hayır, hayır.

ERKAN AKÇAY (Manisa) - Bu mantık “Komşuda pişer, bize de düşer.” anlayışıyla dile getirilmiştir.

Ayrıca, Bayburt’un milletvekili sayısının 2’ye çıkartılması için milletvekilimiz Özcan Yeniçeri’nin bir kanun teklifi vardır ve ayrıca, daha evvel Bünyamin Bey’in bahsettiği milletvekilinin 2 olmasına ilişkin öneriye de Milliyetçi Hareket Partisi destek vermiştir.

BAŞKAN – Teşekkür etti zaten.

Teşekkür ediyorum.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, biraz önce Bayburt’un değerli milletvekili hem partimizin ismini zikrederek Cumhuriyet Halk Partisi ile ilgili gerçek dışı bilgiler vermiş hem de konuşma yapan milletvekilimiz Binnaz Toprak’ın ismini zikrederek elindeki bilgilerin yanlış olduğunu ifade ederek birtakım çarpıtmalarda bulunmuştur. Müsaadenizle gurubumuz ve şahsı adına cevap vermesini talep ediyoruz.

BAŞKAN – Nedir o çarpıtmalar? Ne söyledi de çarpıttı yani?

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Örneğin, Bayburt’a gidilen yolun kötü olduğunu ifade ettiğinde, kendisinin Bayburt’a gelmeden gitmiş olduğunu ima ederek “Hangi yoldan gitmiş, ben de merak ettim?” dedi. Bundan daha büyük bir hakaret olabilir mi efendim?

BÜNYAMİN ÖZBEK (Bayburt) – Ben öyle bir şey söylemedim.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Bunun yanında, Anayasa Mahkemesinin…

BAŞKAN – Sayın Toprak, buyurun, iki dakika söz veriyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Hocam, Bayburtlu musunuz?

 

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

5.- İstanbul Milletvekili Binnaz Toprak’ın, Bayburt Milletvekili Bünyamin Özbek’in CHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşma sırasında şahsına ve Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

 

BİNNAZ TOPRAK (İstanbul) – Teşekkür ederim.

Hayır, ben Bayburtlu değilim.

AKP şunu düşünüyor: Mesela, ben, Alevilerin sorunlarıyla da çok ilgilendim “Sen Alevi misin?” diye sordular. Dolayısıyla, Bayburt’un sorunlarıyla ilgilenmek için Bayburtlu olmak gerekmiyor, bu bir.

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Önemli Hocam, gerçekten bilmek lazım.

BİNNAZ TOPRAK (Devamla) – İkincisi: “CHP niye burayla ilgileniyor?” deniliyor. CHP, milletvekili çıkaramadığı her ille ilgileniyor, oranın sorumluları var, fahri milletvekilleri var. Biz onun için gidiyoruz, bunu da söyleyeyim.

Bayburt’un nüfusu… Sayın Özbek dedi ki: “Küçük diye yatırımlardan az pay alıyor.” Hayır efendim, ben orandan bahsediyorum, oran olarak da az pay alıyor. Antik geçmişinin kendi hâline bırakıldığından bahsettim, orada olabilecek turizm yatırımlarının yapılmadığından, yer altı kaynaklarının işletilmediğinden, taşın işletilmediğinden, esnafın, köylünün sorunundan bahsettim, su yok dedim, baraj yok dedim. Sayın milletvekili dedi ki: “Başbakanımız ‘İkinci milletvekiliyim buranın.’dedi.” Hiç duymadık Başbakanın Bayburt’tan bahsettiğini.

Göçten bahsettim, onun nedenlerine değinmedi, “Yol yaptık.” da “Yol yaptık.” Bütün Türkiye’de olduğu gibi yol yapımı ve AVM’lerle övünülüyor, aynı şekilde Bayburt’ta da öyle.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Niye “üniversite” demedi mi, niye söylemiyorsun?

BİNNAZ TOPRAK (Devamla) – “Üniversite” dedi, üniversite çok yapılıyor, birazdan üniversite sorunları geldiğinde ona da değineceğiz ayrıca. Dolayısıyla da bütün bu sorunlara cevap yerine, işte, yollar vesaire bunlardan bahsedildi. 2’den 1’e düşmesi CHP’nin müracaatıyla Anayasa  Mahkemesine… Anayasa Mahkemesi bu gibi konularda keyfî karar veremez, veremiyor, nüfusa bakıyor. Nüfus azalmış olduğu için, göçten dolayı azalmış olduğu için 2’den 1’e düştü.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Başvurmasaydınız.

BİNNAZ TOPRAK (Devamla) – Başvurmasaydık da öyle olacaktı herhâlde. Ayrıca... (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

Hayır efendim, siz…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BİNNAZ TOPRAK (Devamla) – …bu göçün nedenlerini araştırın, nüfus da tekrar yükselsin orada. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Evet, teşekkür ediyorum Sayın Toprak.

BÜNYAMİN ÖZBEK (Bayburt) – Sayın Başkanım, sözlerimi farklı anlattığından dolayı cevap vermek zorundayım. “Bayburt’a gelmedi.” diye bir şey söylemedim ben.

Bir de, Bayburt yatırımlarını anlatırken sadece kara yollarından bahsetti. Ben farklı yatırımlardan da bahsettim.

İki dakika söz istiyorum.

BAŞKAN – Evet, sözleriniz tutanaklara geçmiştir.

Teşekkür ediyorum.

BİNNAZ TOPRAK (İstanbul) – Ya, sayemde şu Meclis Bayburt’u konuşuyor.

BÜNYAMİN ÖZBEK (Bayburt) – Sayın Başkanım, iki dakika söz istiyorum.

BAŞKAN – Meramınızı anlattınız Sayın Özbek, teşekkür ediyorum.

 

VII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

3.- CHP Grubunun, Bursa Milletvekili Sena Kaleli ve 20 milletvekili tarafından Bayburt'ta yaşanan göçün nedenlerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla 4/4/2013 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 9 Temmuz 2013 Salı günkü birleşiminde sunuşlarda okunmasına ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

 

BAŞKAN – Evet, Cumhuriyet Halk Partisi grup önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

Okutuyorum:

 

4.- AK PARTİ Grubunun, Genel Kurulun çalışma gün ve saatleri ile gündemdeki sıralamanın yeniden düzenlenmesine; 10 Temmuz 2013 Çarşamba günkü birleşimde sözlü soruların görüşülmemesine ilişkin önerisi

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi  Başkanlığına

Danışma Kurulunun 9/7/2013 Salı günü (bugün) yaptığı toplantıda siyasi parti grupları arasında oy birliği sağlanamadığından, İç Tüzük’ün 19'uncu maddesi gereğince grubumuzun aşağıdaki önerisinin Genel Kurulun onayına sunulmasını arz ederim.

 

                                                                  Ahmet Aydın

                                                                  Adıyaman

                                                        AK PARTİ Grup Başkan Vekili

Öneri:

Gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmında bulunan 175 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın bu kısmın 7’nci sırasına alınması ve diğer işlerin sırasının buna göre teselsül ettirilmesi,

Genel Kurulun;

Haftalık çalışma günlerinin dışında 12, 13 ve 14 Temmuz 2013 Cuma, Cumartesi ve Pazar günleri saat 14:00'te toplanarak bu birleşimlerde gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmında yer alan işlerin görüşülmesi,

9 Temmuz 2013 Salı günkü (bugün) birleşimde 380 sıra sayılı Kanun Tasarısı’na kadar olan işlerin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar,

10 Temmuz 2013 Çarşamba günü sözlü soruların görüşülmemesi ve 133 sıra sayılı Kanun Tasarısı’na kadar olan işlerin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar,

11 Temmuz 2013 Perşembe günkü birleşimde 116 sıra sayılı Kanun Tasarısı’na kadar olan işlerin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar,

12 Temmuz 2013 Cuma günkü birleşimde 429 sıra sayılı Kanun Tasarısı’na kadar olan işlerin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar,

13 Temmuz 2013 Cumartesi günkü birleşimde 227 sıra sayılı Kanun Tasarısı’na kadar olan işlerin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar,

14 Temmuz 2013 Pazar günkü birleşimde 449 sıra sayılı Kanun Tasarısı’na kadar olan işlerin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar,

çalışmalarını sürdürmesi;

Yukarıda belirtilen birleşimlerde gece 24:00'te günlük programın tamamlanamaması hâlinde günlük programın tamamlanmasına kadar çalışması önerilmiştir.

BAŞKAN – Adalet ve Kalkınma Partisi grup önerisi lehinde söz isteyen, Recep Özel, Isparta Milletvekili. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

RECEP ÖZEL (Isparta) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

AK PARTİ Grubumuzun bu haftaki çalışma takvimiyle ilgili olarak getirilmiş olan grup önerimizin lehinde söz almış bulunmaktayım.

Getirdiğimiz grup önerisiyle… Biliyorsunuz, 1 Temmuz itibarıyla Meclisin tatile girmesi gerekiyordu ama biz bir karar vererek bu tatile girmeyi, aksine bir karar alarak çalışma sürelerini uzattık, ikinci bir karar alınıncaya kadar da bu çalışma süresi devam edecek.

Bugünkü getirmiş olduğumuz öneriyle de her gün saat 14.00’te toplanıp gece 24.00 ve bitmediği takdirde günlük programın bitimine kadar, pazar günü dâhil olmak üzere, bir çalışma takvimini öngörüyoruz. Tabii ki bu sürede de bitmezse, herhangi bir tatil kararı almadığımız müddetçe de ekime kadar herhâlde çalışmalarımız devam edebilir, ona da herkesin hazırlıklı olmasını buradan belirtmek istiyorum.

Ayrıca, görüşmekte olduğumuz torba yasanın beş gününü tamamladık, bugün altıncı gününü görüşeceğiz. Tabii ki muhalefet, muhalefet görevini İç Tüzük’ten kaynaklanan bütün haklarını kullanıp yapacaktır ama kendilerine… Ayrıca, Cumhuriyet Halk Partisine de, vermiş oldukları önergelerin ekindeki Türk Dil Kurumunun torbayla ilgili tarifini de bizlerin hafızalarına kazınacak şekilde, kâtip üyelerin ezberlenmiş şekilde okumalarında keşke başka sözlüklerden de, İlköğretim Resimli Türkçe Sözlük’ten, Büyük Türkçe Sözlük’ten, “Ekşi Sözlük”ten de torbanın anlamlarına, tanımlarına bakarak da değişik gerekçelerini burada sunmuş olsaydı hepimize bir katkıda bulunurlardı diyorum. İnşallah, böyle çeşit çeşit tanımları da bize belirtin diyorum.

İyi bir çalışma günü diliyoruz, hayırlı ramazanlar diliyoruz. Ramazanın mehabetine uygun bir çalışma ortamında, karşılıklı saygı ve sevgi ortamında, birbirimize kırıcı, dökücü ifadelerin bulunmadığı bir ortamda çalışmalarımızı devam ettirelim diyorum, hepinize saygılar sunuyorum efendim. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Öneri üzerinde Akif Hamzaçebi, İstanbul Milletvekili.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Yerine ben konuşacağım efendim.

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Başkan Vekilinin vekili!

BAŞKAN – Özgür Özel, Manisa Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum. Adalet ve Kalkınma Partisinin getirmiş olduğu grup önerisi üzerinde grubumuz adına söz aldım.

Sayın Akif Hamzaçebi’nin Meclise en derin saygı ve selamlarını iletmek mecburiyetindeyim. Sayın Cemil Çiçek’in Genel Başkanımıza yapmış olduğu ziyarette kendilerine refakat etme görevinden dolayı bugün burada bu görevi ben yerine getiriyorum.

Şimdi, Adalet ve Kalkınma Partisi, biraz önce Sayın Recep Özel biraz esprili, biraz da tehditkâr bir şekilde hafta sonuna kadar gece-gündüz çalışılacağını ve gerekirse ekime kadar da çalışılabileceğini söyledi. Biz bunu bir tehdit değil, Parlamentoyu çalıştırma görevine sahip olan iktidar partisinin nihayet bu sorumluluğunu hatırlaması olarak algılarız. Çünkü mesele, iktidarın Parlamentoyu çalıştırmada kış boyunca göstermiş olduğu verimsizliğin, birikmiş olan, yapılması gerekli görülen kanun değişikliklerinin, hepsinin birden, dünya parlamentolarında eşi benzeri olmayan, benzerlerinin kullanımının dahi çok istisnai yasama faaliyetleri olduğu, ülkemizde de ilk başladığında çok özel durumlar için tarif edilerek kullanılmış, 2 bin maddelik, 3 bin maddelik birtakım kanunları bölerek getirmede kullanılan bazı yasama yöntemleri ve birbiriyle çok ilgili çok sayıda kanun değişiklik teklifinin getirilmesiyle ilgili bir yöntemi standart, seneyi kapatan, yıl boyunca ağustos böceği gibi hiçbir şey yapmayıp yıl sonu geldiğinde o telaşa düşüp komşusunun kapısını çalan, aman, bunları hep birlikte halledebilir miyiz diye elaman dileyen bir hâlde görüyoruz iktidar partisini.

Biz, iktidar partisinin Meclisi çalıştırma noktasında bir irade gösterdiği yerde memnuniyet duyuyoruz ama yasama faaliyeti dediğimiz şey, sağlıklı bir çocuğun dünyaya gelmesi gibi öncesinden doğru planlama istenmesi, o sürecin doğru yönetilmesi, doğum anının çok doğru yaşanması ve üstüne titrenerek de doğum sonrasında gayret içinde olunması gereken bir nokta. Yani, siz eğer yasama faaliyetinin olması gereken komisyon ayağını pas geçerseniz, görüşülmesi gereken ilgili komisyonlar “İş yoğunluğumuzdan dolayı biz bu yasaları görüşemiyoruz.” diye görüş bildirirse, Plan ve Bütçe Komisyonunda çok yoğun çalışma saatlerine sıkıştırılarak,  Meclis çalışmadayken ve Plan ve Bütçe Komisyonundan geçmiş diğer yasalar burada görüşülürken o Komisyonu böyle zorlarsanız, Meclise getirirken 50-60 maddeyle getirir daha sonra bunu 140-150 madde olacak şekilde çoğaltırsanız ve burada, dünyanın hiçbir yerindeki parlamentoda olmadığı gibi, hiçbir meslek mensubunun çalıştırılmasının dahi uluslararası sözleşmelerde, iş yaşamı tarafından kabul edilemeyecek şartlarda hem milletvekillerini hem de bize hizmet eden stenograflarından yasama uzmanlarına, çay ocaklarından lokantadaki personele kadar, güvenliğimizi sağlayan personele kadar onları bu insanlık dışı koşullarda çalıştırırsanız sizin iktidar olarak sorumluluğunuzu nasıl yerine getirdiğiniz ciddi bir tartışma konusu hâline gelir.

Bizim burada üzerimize düşen denetim, üzerimize düşen size yasanın daha doğru yaptırılması, üzerinde daha çok tartışılmasıyla ilgili bütün sorumlulukları yerine getiriyoruz. İki senedir, Sayın Başbakanın deyimiyle sözde ustalık dönemi yaşayan Adalet ve Kalkınma Partisi, bir usta gibi yasama faaliyeti yapmadı ama yaptığı bir ustalık varsa Başbakanın, o her geçen çıraklık, kalfalık döneminde artarak süren yürütmenin yasama üzerine bir tahakkümünü bu dönem gerçekten ustaca yerine getiriyor. Başbakanın ağzından çıkan her kelime, milletvekillerinin eliyle verilen tekliflerle veya bakanlık bürokrasisi tarafından alelacele hazırlanarak burada yasalaştırılmaya çalışılıyor. Başbakanın, geçen sene, 4+4+4’te 7’nci madde görüşülürken, şu an salonda da bulunan Sayın Millî Eğitim Bakanımız Millî Eğitim Komisyonu Başkanıyken, ortalamanın üzerinde bir demokrasi örneği verip dakikalarca söz taleplerine cevap veriliyorken ve “İnşallah, ertesi gün çok daha güzel bir Komisyon çalışması ümit ederim.” deyip cumartesi gecesi bu konuşmayı yaptıktan birkaç saat sonra, Başbakan “Yarın, arkadaşlar bu işi bitirecekler inşallah.” dedikten sonra, ilk 7 maddeyi altı günde görüşen Komisyon, Başbakanın talimatıyla, yirmi dakikada geriye kalan 21 maddeyi görüşmüş, tekme tokat, itiş kakış, dayak yiyen, darba uğrayan basın mensuplarının ve milletvekillerinin görüntüleri dünyaya yansımıştı.

Biz, Başbakanın ustalık döneminden, hem Türkiye’ye hem Meclise daha fazla hoşgörü, daha fazla demokrasi, daha fazla muhalefeti dinleyen, onu önemseyen bir tavır bekleriz. Başbakan bu tavırları gösteriyor mu? Evet, balkondayken gösteriyor. Sayın Başbakan, balkondayken demokrat ama inince son derece otoriter bir lider pozisyonuna bürünüyor. “Ben, ben…” demekle değil, bir gün becerir de “biz” demekle meseleye yaklaşırsa o zaman bu Meclisin de, sokakların da yükselmekte olan tansiyonunun hızla düştüğüne hep beraber şahitlik edebiliriz.

Sayın Başbakana ve iktidar partisinin çok değerli milletvekillerine hatırlatmakta bir kez daha fayda görüyoruz ki: Elbette iktidar önemlidir, elbette iktidar gücünü elinde tutanların bu gücün tanıdığı olanakları kullanması ve bunlarla ilgili faaliyetlerde bulunması kendileri için mutlaka kullanmaları gereken yetkilerdir ama muhalefet de önemlidir. Bir kez, Parlamento dışı muhalefeti tamamen yok sayan anlayış, 1980 darbesi ve ardından 82 Anayasası’nın getirdiği yüksek seçim barajı, bunun üzerinden kendinize, güçlü olan iktidara, çok oy alan iktidara devşirilen, almadığınız oylara rağmen getirdiğiniz, sağladığınız çoğunluk ve Parlamentonun içine girmesi gereken muhalefeti sokmama, hele hele giremeyecek durumda olan muhalefeti de âdeta küçümseme gerçekten iktidar partisine yakışmıyor.

Bu Gezi ruhundan bahsediyoruz. Gezi’de herkes birtakım sloganları önemsiyor, Başbakanın bu Gezi eylemlerini yapanları küçümseyen tavrından sonra Gezi’den çok sayıda slogan yükseldi, işte “Mustafa Kemal’in askerleriyiz.” dendi, buna birtakım eleştiriler, bunun dışında birtakım eleştiriler ama birileri de çıktı orada dedi ki: “Franz Kafka’nın böcekleriyiz.” Yani bunu, kendisini yüceltmeden ama Franz Kafka’nın evdeki baba baskısı karşısında metamorfoza uğrayan ve babanın yaptığı o aşağılayıcı ve baskıcı tavrı karşısında -o üvey babanın- kendisi, tam tersine, tam da onu şaşkınlığa uğratacak şekilde bir böceğe dönüşen ve en sonunda o evi terk etme noktasına gidenlerin Başbakana vermiş oldukları önemli bir demokrasi dersi olarak görüyorum.

Ve şu kadarına bakmak lazım ki iktidar her türlü rejimde olur arkadaşlar, her türlü rejimde var, bugün dünyanın her türlü rejiminin bir iktidarı var ama muhalefet sadece demokrasilerde olur. Muhalefet eğer kendisini gerektiği gibi ifade edemiyorsa, bu konuda Parlamento içinde birtakım baskılar, kavgalar, tekmeler, tokatlar, yumruklar veya sayısal çoğunluğa dayanılarak parmak indir-kaldırla birtakım kısıtlamalar mevcutsa bu sıkıntıların hepsinin faturasını tarih döner dolaşır iktidara keser. Hele hele, ülkedeki bazı kesimlerin kendilerini ifade edememekten dolayı seslerini duyurmak için yapmış oldukları, tamamen Anayasa’dan kaynaklı haklarını, temel hak ve özgürlüklerini iktidar eliyle ve bir polis devleti cüretiyle her geçen gün biraz daha kısıtlamaya başladıysanız eğer, evet, iktidarsınızdır, size iktidar derler ama rejimin adına artık demokrasi demezler.

Bu bağlamda, Cumhuriyet Halk Partisi olarak, gerek Parlamento içi demokratik kanallardan bize sağlanmış, Parlamento hukukunun sağladığı bütün olanakları sonuna kadar kullanmaya devam edeceğiz. Baskıdan, zordan, şiddetten veya yaratmaya çalıştığınız zaman baskısından asla etkilenmeyeceğiz. Bize verilen yetki ve sorumluluk, burada muhalefet görevini hakkıyla yerine getirmek üzerinedir.

Siz, geçtiğimiz hafta çarşamba günü grup önerinizle “Meclisi, iki üç günde bu işi toparlayıp artık yaz tatiline gidelim.” ifadesini kullandığınızda biz size şunu söyledik: Milletvekillerinin yaz tatili olmaz, yaz dönemi çalışmaları olur. Eğer bu yaz dönemi çalışmalarının yapılması alanda olmayı gerektiriyorsa biz gider alanda çalışırız, arı gibi de çalışıyoruz. Ama, gelinen bu noktada Parlamentoda çalışmak gerekiyorsa Parlamento çatısı altında var olmak bir kayıp değildir. Tatil yapmayı en az hak eden grup herhâlde bu ülkede milletvekilleridir çünkü kimseye nasip olmayacak bir teveccühle hepimiz oy aldık. Ülkemiz zor günlerden geçiyor, sokakta gerilim var. Yapılmak istenen düzenlemelerin içinde ulusal menfaatlere, millî menfaatlere aykırı birçok husus var. Türkiye’nin demokrasisi açısından iktidarıyla muhalefetiyle çok çalışmamız gerekiyor, biz çalışmaktan memnunuz, iktidar partisine de sorumluluğunu bir kez daha hatırlatıyoruz.

Sevgiler saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Adalet ve Kalkınma Partisi grup önerisi lehinde söz isteyen Ali Ercoşkun, Bolu Milletvekili. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ALİ ERCOŞKUN (Bolu) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli milletvekilleri, AK PARTİ grup önerisinin lehinde söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle sizleri saygıyla selamlıyorum.

Ramazan ayının tüm İslam âleminde hayırlara vesile olmasını temenni ediyorum. Kanın, gözyaşının bir an önce son bulduğu, barışın, dostluğun, kardeşliğin hâkim olduğu bir ramazan ayını hep birlikte geçirmeyi temenni ediyorum.

Tabii, Cumhuriyet Halk Partisini temsil eden Özgür Bey konuşma yaparken gerçekten olumlu bazı noktalara da değindi. Özellikle “Dünyada eşi benzeri görülmemiş…” diye tabirle başladığı zaman ben de zannettim ki eşi benzeri görülmemiş bir İç Tüzük’le, çalışmalarda, saat beş buçuk olmasına rağmen hâlâ gündemin 1’inci maddesine bile geçemediğimiz süreci tarif ediyor ama anladık ki torba yasayı tarif ediyor. Tabii burada bir tehditkârlık veya bir verimsizlik söz konusuysa saat ikide başlayan Genel Kurul çalışmalarının beş buçuk olduğu hâlde yani şu anda saat beş buçuk olduğu hâlde hâlâ gündemin 1’inci maddesine bile geçilememesi olarak belki tanımlamak gerekir ve biz bu hikâyeyi her gün yaşıyoruz. Yani, saat ikide başlayan Genel Kurul çalışmaları saat beş oluyor, beş buçuk oluyor, altı oluyor, ondan sonra biz ancak gündemin 1’inci maddesine geçmeye çalışıyoruz.

Tabii, muhalefet önemli. Muhalefet, bu ülkede gerçekleşen, iktidarın ortaya koyduğu politikalar neticesinde yapılan faaliyetleri eleştirmek, eksikleri ortaya koymak ama bunun yanında doğruları da ifade edebilmek için önemli. Ama, şunu kendi kendinize hiçbir zaman sormuyor musunuz: Ya, bütün bu işlerin hepsi de mi yanlış, hepsi de mi hatalı, hiçbir tane doğru bir iş yok mu? İşte, bunu siz sormuyorsunuz ama vatandaş, millet muhakkak bunu değerlendiriyor ve değerlendirdikten sonra da doğruları tabii ki gördüğü için defalarca, tekrar tekrar tercihini AK PARTİ’den yana koyuyor.

Sayın Başbakanın milleti küçümseyen bir tavrına bu millet hiçbir dönemde şahit olmadı. Bilakis, milleti öne çıkartan, milletin asıl hâkim olması gerektiğini ortaya koyan politikalarını hep birlikte gördük bugüne kadar ve netice itibarıyla da şu anda iktidar eğer politika yapma hakkını, doğal hakkını ortaya koyuyorsa burada Sayın Başbakanın bu milletin gerçek gücünü hissetmesini sağlayacak yol açmasını önemsemek lazım. Dolayısıyla, bir kısıtlama varsa, bir gerilim varsa bu belki de bir zihniyetin genlerinde var. Başka türlü bir kısıtlamayı, gerilimi hiçbir şekilde Türkiye Cumhuriyeti içerisinde görmek, hele şu dönemde görmek mümkün değil. Ama, genlerde bir gerilim varsa, bir kısıtlama zihniyeti varsa o zaman “İktidar her yerde var.” diye başlayan, seçim sandığını küçümseyen zihniyettir asıl mesele. Seçim sandığında millet tercihini kullandıktan sonra, “Göbeğini kaşıyan adamlar.”, “Bidon kafalılar.” terimleriyle bu milleti küçümseyenler, derslerini seçimden sonra ortaya çıkan neticelerle her zaman alıyorlar. Çalışmaksa o zaman AK PARTİ’nin şu ana kadar, on yılı aşan sürede ortaya koyduğu performans herhâlde bunu özetler. Çalışmaksa biz hep birlikte, milletvekilleriyle, Türkiye Büyük Millet Meclisinde de, sahada da bu çalışmayı ortaya koyuyoruz, koymaya devam edeceğiz.

Gündemimiz nettir, Sayın Milletvekilimiz Recep Özel detaylı bir şekilde anlattı, kendisine de teşekkür ediyorum.

Bu gündemin lehinde olduğumuzu bir kez daha belirtir, Genel Kurulu saygıyla selamlarım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum.

Adalet ve Kalkınma Partisi…

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, sayın konuşmacı muhalefeti suçlayarak -İç Tüzük’ten olan doğal hakları- sanki Meclisi biz tıkıyormuşuz gibi bir ifade kullandı.

BAŞKAN – Hayır, muhalefeti suçlamadı, ben dinledim, sadece İç Tüzük nedeniyle…

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Hayır, efendim.

BAŞKAN – Hayır, bu İç Tüzük nedeniyle şu saate kadar henüz gündem maddesine geçilmediğini söyledi.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Bu bizim en tabii hakkımız, hakkımızı elimizden alan bir tavır sergiledi, İki dakika süre istiyorum.

BAŞKAN – Anladım Sayın Aslanoğlu da muhalefeti suçlamadı. Hayır, lütfen, canım, her şeye söz istenmez. Muhalefeti suçlamadı, ben dinledim. Tutanakları getirteceğim efendim, eğer muhalefeti suçlamışsa söz vereceğim.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Peki, efendim.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Suçlamışsa biz de söz istiyoruz.

BAŞKAN - Şimdi Adalet ve Kalkınma Partisi grup önerisi aleyhinde söz isteyen Mehmet Şandır, Mersin Milletvekili.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Lehinde mi, aleyhinde mi söz verdiniz?

BAŞKAN – “Aleyhte” dedim efendim. Gerçi söylenene kimse uymuyor da.

Buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Başlayan oruç ayını kutluyorum. Allah tüm insanlığa, milletimize, sizlere sağlık versin, huzur versin. Bu oruç ayında, bu ramazan ayında ülkemizin sorunlarının çözümünde de Meclisimize feraset versin, inşallah doğruları yaparak buna katkı veririz.

Değerli arkadaşlar, tabii, ramazan başladı, planlama, kararlaştırılan ramazandan üç gün önce, ramazanın başlamasından üç gün önce torba yasayı bitirip illerimize gitmekti, programımızı öyle kararlaştırmıştık. Ama, bir anlayış farklılığından, bir inatlaşmadan, bir zıtlaşmadan dolayı bugün buradayız, muhtemel daha bir hafta da buradayız.

Değerli arkadaşlar, sizler de bazen tesadüf ediyorsunuzdur, kaldırımlarda, yol kenarlarında “Verdiğimiz rahatsızlıktan dolayı üzgünüz, özür dileriz.” diye tabelalar vardır, bunu görmüşsünüzdür. Ama o levhanın oraya konmasının sebebi, o hizmete talip olanların müracaatı üzerine o iş yapılıyor, dolayısıyla belediye de böyle bir nezaket gösteriyor.

Şimdi, sayın konuşmacı arkadaşımız muhalefeti suçlayarak, “Muhalefet buna sebep oluyor.” diyerek bana göre sorumluluğu üzerinden attı. Her defasında söylüyoruz, evet, milletimiz, halkımız ülkeyi yönetmek, milletimizin beklentilerini karşılamak üzere yetkiyi Adalet ve Kalkınma Partisine verdi, o da hizmetini ortaya koyabilmek için yapması gereken düzenlemelerin öncelik sıralamasını belirleme hakkına sahiptir. Eyvallah, hiç itiraz etmiyoruz ama bunu birlikte yapıyoruz değerli arkadaşlar. Yalnız başına iktidar partisi burada kanun çıkarma sayısına sahip olsa bile hukukuna sahip değil.

Sayın Elitaş uyuyor, mesela yani! Benim arkadaşım olduğu için ona takılayım.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Elitaş uyumaz!

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Uyuyor.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Su uyur Elitaş uyumaz!

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Yani, burada kanun çıkarmak muhalefetsiz olmaz, demokrasi bu, hukuk devleti bu. O zaman, bu kanun çıkarma işleminin gündemini, çalışma şartlarını, şeklini birlikte belirlememiz lazım, birlikte belirlemezsek işte bu sonuçlar hasıl oluyor. Gelin, bu Meclisin hangi saatler arasında çalışacağını, bu çalışmada hangi kanunları görüşeceğini… 4 grup başkan vekiliyiz, 4 grubuz, her hafta da her gruptan 1 grup başkan vekili nöbetçi; 4 kişi kafa kafaya versek mutlaka anlaşırız, uzlaşırız.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Ertesi gün bozarlar.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Biz bozmayız.

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Ama iktidar grubunun böyle bir tavrı, böyle bir niyeti, böyle bir ısrarı asla olmuyor arkadaşlar, olmuyor değerli arkadaşlar.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Vallahi, sözden kimin caydığı belli!

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Ben hiç kimseye haksızlık yapmak, şu oruç ağzımızla bühtanda bulunmak istemiyorum, olmuyor.

Bakın, size bir şey söyleyeyim: 3 Temmuz 2013 tarihinde burada bir Danışma Kurulunu oyladınız ve kabul ettiniz, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubunun grup önerisini. Ne demiştiniz? “3 Temmuz bitimine kadar -on ikide bitmezse devamı- 142 maddelik torba yasayı bitireceğiz.” demiştiniz. Var mı bunun bir imkânı değerli arkadaşlar? Yani karşılıklı, birlikte konuşsak bunun mümkün olmayacağını, bu 142 maddenin bir günde bitmesinin mümkün olmayacağını birbirimize söylerdik. Söylemiş olmamıza rağmen, “Çarşamba günü 142 maddelik torba yasayı, perşembe günü 43 maddelik 479 sıra sayılı Kanunu bitimine kadar çalışarak kanunlaştıracağız, sonra -yanlış hatırlamıyorsam- 6 tane de uluslararası sözleşmeyi bitireceğiz ve ramazan gelmeden cuma günü Meclisi kapatacağız.” diye sizlerin oylarıyla… O gün de konuştuk, “Mümkün değil bu.” dedik ama siz “Mümkündür.” dediniz, muhalefeti yok saydınız, itirazlarımız yok saydınız, bir Danışma Kurulu oluşturdunuz.

Tekrar hatırlatıyorum, şu saatte milletimiz bizi izliyor: 142 maddelik torba yasayı bir günde bitirmeyi burada karar hâline getirdiniz, bir gün sonra, 43 maddelik kanunu bitirmeyi karar hâline getirdiniz.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Belki biter, belli mi olur Ağabey.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – 1.600 maddelik Ticaret Kanunu bir günde bitti.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Eğer önergelerinizi çekerseniz…

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Değerli arkadaşlar, yani yalnız başınıza çalışsanız olur; boyacı küpüne batır çıkar, olur ama muhalefet var burada.

Muhalefeti yok sayarsanız, muhalefetle bir uzlaşma aramazsanız, bir uzlaşma ısrarında bulunmazsanız, bir dayatma anlayışı içerisinde olursanız muhalefetin yapacağı şey bu İç Tüzük’teki imkânı kullanmaktır, onu kullanır.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Bir şey demiyoruz, kullanın. Helali hoş olsun.

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Kullanılır ama işte, verdiğiniz rahatsızlıktan dolayı da özür dilemek noktasına gelirsiniz. Yani burada sabahlara kadar… Çarşambadan bu yana kaç gün oldu? Yaklaşık bir hafta oluyor, bir hafta. Bir haftadır günde en az on beş saat çalışılıyor.

Değerli arkadaşlar, hepiniz ilim sahibi insanlarsınız. Bazen fiziğe kimya itiraz eder. Milletin kimyasını bozdunuz. Bu kadar çalışmaya bu fizik dayanmaz, buna da hakkınız yok.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Millet bizi çalışmak için gönderdi.

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Çalışacaksınız o zaman.

Şimdi de yeni şeyler getiriyorsunuz. Yine, gerilerdeki bir uluslararası sözleşmeyi öne çekerek, 7’nci sıraya alarak diyorsunuz ki: “Bu torba yasa bitecek, 43 maddelik 479 bitecek, sonra uluslararası sözleşme görüşeceğiz.” Bugün 1 tane getirdiniz, 6 tane de önce getirmiştiniz. Ne getirirsiniz ona karışmayız ama getirdiğinizi size -yanıma almamışım- hatırlatmak istiyorum: Getirdiğiniz, Hükûmetimiz ile Çin Hükûmeti arasında imzalanan kültür değişimiyle ilgili uluslararası bir sözleşmenin kanunlaştırılması. Değerli arkadaşlar, yani ihtiyaç o mu şimdi? Toplumun ihtiyacı bu mu? Ülkenin ihtiyacı bu mu? Çin dediğiniz devlet Doğu Türkistan’da sizin soydaşlarınıza zulmediyor. Dışişleri Komisyonu Başkanı arkadaşımızın, sayın milletvekilimizin burada bir tercih, takdir hakkı yok, Hükûmet ne diyorsa onu getiriyor tabii ki ama tercihleriniz ve takdirleriniz bu milletin vicdanında karşılık bulmalı. Bu kadar sorun varken, bu kadar beklenti varken siz eğer bu Meclise ramazan gününde Çin’in sorunlarını çözmek için bir uluslararası sözleşmeyi getirir kanunlaştırmaya kalkarsanız doğru yapmazsınız, o zaman da muhalefet bu İç Tüzük’ten doğan haklarını kullanarak kendi verdiğiniz yanlış kararın rahatsızlığını size yaşatır. Mübarek ramazan, Allah sabrınızı artırsın. “Biz çalışacağız.” dedi genç arkadaşım, “Milletvekili tatili hak etmiyor.” dedi, bana göre doğru söylemiyor çünkü burada çok önemli işler yapıyoruz, çok da yoruluyoruz, ayrıca milletvekilinin sahada da görevi var, oraya gitmemiz lazım.

Değerli arkadaşlar, bakın, Milliyetçi Hareket Partisi olarak, son söz olarak söyleyeyim. Biz, yasamanın hızlanmasını, yasamanın kaliteli ve doğru bir şekilde ve hızla yapılmasını talep ediyoruz, bu yöndeki düzenlemeleri destekliyoruz. İç Tüzük çalışmalarında ilke olarak arkadaşlarımız bunu ortaya koydular ama denetimin etkili yapılmasını da sağlayamazsak adımız o zaman hukuk devleti olmaz, demokrasi olmaz. Denetim, muhalefetin görevi, ona o imkânı vermemiz lazım. Siz gündemi kendiniz belirler, muhalefete söz hakkı vermezseniz muhalefet de her gün grup önerisiyle kendi gündemini getirir, kabul etmeseniz bile burada kırk dakika görüşmeye sizi mecbur eder. Yapılan işlem budur, kimse kimseden rahatsızlık duymasın, herkes görevini yapmaktadır ama ben arzu ederdim ki milletin sorunlarını çözen bir gayretin içerisinde olayım.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Torba kanunu getirdik Sayın Şandır.

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Yani Çin’in sorunlarını çözmek için uluslararası sözleşme getiriyorsunuz Ahmet Bey. 

Hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Öneriyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Öneri kabul edilmiştir.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Önce telefonla konuşmayı bırakırsanız Sayın Elitaş, buyurun.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Yani telefonla talimat alıyor.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, benim nasıl davranacağım sizi ilgilendirmez.

Az önce hatip konuşmasında “Sayın Elitaş, uyuyor.” diye bir ifade kullandı, izin verirseniz cevap vermek istiyorum, tekzip mahiyetinde cevap vermek istiyorum.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Ne demiş Sayın Başkanım?

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkanım, lehinde şeyler söyledim.

BAŞKAN – Efendim?

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Lehinde şeyler söyledim, “dostum” dedim, “yorgunluktan uyuyor” dedim.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Sataşacak bir şey olmadı ki, “arkadaşım” dedi, “iyi arkadaştır” dedi, hiçbir şey demedi yani.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Elitaş, şimdi vermesek… (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

 

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

6.- Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın AK PARTİ grup önerisi üzerinde yaptığı konuşma sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

 

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Değerli milletvekilleri, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Şandır’ı başından sonuna kadar pürdikkat dinledim.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Vallahi, gözlerin kapalıydı Mustafa Bey, gözlerin kapalıydı, uyuyordun.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Gözlerim kapalıyken de dinledim, sizi gözlerim kapalıyken dinledim.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Uyuyup uyumadığını bilmiyorum ama gözlerin kapalıydı.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – “İstanbul’u dinlerim gözlerim kapalı.” dedi.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – …Ama bütün cümlelerinizi, bütün kelimelerinizi biliyorum.

Şunu söylüyorum: Bakın, geçen hafta çarşamba gününden bu tarafa biz bu torba yasayı görüşüyoruz -ki İç Tüzük 91’inci maddede torba yasa, temel yasa olarak tanımlamasını açık ve net bir şekilde ifade etmiş- tüm toplumu ilgilendiren…

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Nerede “torba yasa” diyor?

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Sen bilmezsin, arkadaki Alim Hoca’ya sorarsan bilir o.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Bir aç, bir bak, ben okudum onu sana, 5 defa okudum. Torba kanundan temel kanun olmaz.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Alim Hoca’ya sorarsan bilir onu.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Sayın Başkanım, duyuyorsunuz değil mi, sataşıyor “sen bilmezsin” diye.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – “Bütün toplumu ilgilendiren konular bir araya getirildiği takdirde temel yasa olarak değerlendirilebilir.” diye ifade ediyor. Şurada önergelerinize bakın Allah aşkına, bu millet önergelerinizin metnini ve gerekçelerini dinlesin. Bir haftadır milletvekillerine ve millete işkence yapıyorsunuz. Bugün bu kanundan faydalanan on binlerce insan var, yüz binlerce insan var. Yüz binlerce insan bu kanunun bir an önce  Türkiye Büyük Millet Meclisinden yasalaşıp kendi menfaatlerinin oluşmasını bekliyor ama getirdiğiniz önergelerde bir kelime değiştiriyorsunuz.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Kanunlar da öyle sayın Elitaş, getirdiğiniz düzenlemeler de öyle, bir kelime değiştiriyorsunuz.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Gerekçeleri, biraz önce de Recep Özel Bey’in söylediği gibi, yani bir yerden almışsınız “Torba nedir, çuval nedir?” diye bir noktalara doğru götürüyorsunuz ve maalesef, İç Tüzük’ü istismar ederek uygulamaya çalışıyorsunuz.

Gelin, Sayın Şandır, 3 bin maddelik Türk Ticaret Kanunu’nu nasıl değiştirdiysek… Önergelerinize bakıyoruz, Milliyetçi Hareket Partisinin önergesi, Cumhuriyet Halk Partisinin önergesi ve bunların önergeleri de birbirini tutmuyor, BDP önerge veriyor, birbirlerini tutmuyor. Gelin, anlaşalım, uzlaşalım, artık ne millete işkence yapalım ne de milletvekillerine işkence yapalım.

O uluslararası sözleşmenin son madde olarak konulması –siz de bunu çok iyi bilirsiniz- teknik bir düzenlemeden ortaya çıkmıştır. Bizim size söylediğimiz gibi…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – …6 sözleşme, 1 TSK kanunu ve bu torba kanundan başka bir şey yoktur.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Şandır.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Elitaş kabul edilemez iki kelimeyle bizi suçladı.

BAŞKAN – Ne dedi suçladı?

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Bir “İşkence ediyorsunuz.” dedi, bir de “İç Tüzük’ü istismar ediyorsunuz.” dedi. Bu sözler üzerimizde kalmamalı, müsaade ederseniz açıklayıcı bilgi vermek istiyorum.

BAŞKAN – O zaman bu torba yasayı bırakıp bununla uğraşmamız lazım Sayın Şandır.

Buyurun, hayhay.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Önce onlara söyleyin Sayın Başkan, acele eden onlar. Çıkarmak isteyen de onlarsa o zaman uzatmasınlar.

 

7.- Mersin Milletvekili Mehmet Şandır’ın, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşma sırasında MHP Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

 

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Değerli arkadaşlar, “işkence etmek” ve “istismar etmek”, bu bize yakışmaz, böyle bir niyetimizin asla olmadığını kabul etmeniz lazım. Ama çok net söylüyoruz: Eğer buranın çalışma saatlerini, çalışma usulünü bizimle birlikte hazırlamazsanız bizim yapacağımız bir şey yok.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Önergelerinize bakın.

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Siz kendi gündeminizi bize dayatırsanız biz de İç Tüzük’ün bize verdiği imkânı kullanarak o önergeleri veririz. Her maddede önerge veririz, her konuda konuşuruz. Netice itibarıyla, herkes görevini yapıyor, asla bunu işkence olarak almayın.

İşkenceyi siz yapıyorsunuz, işkenceyi siz kendi milletvekillerinize yapıyorsunuz, kendi milletinize, halkınıza yapıyorsunuz. Ben bir şey için söylemiyorum, şahitlerim sizdendir. Sayın Fatma Şahin burada. Sayın Bakanı kendim aradım, dedim ki: “Getirdiğiniz kanun komisyondan buraya gelmez çünkü gündem belirlendi ama o getirdiğiniz kanun metninde şehit yakınları ve gazilerle ve diğer beklenti sahibi, mesela sosyal kesimle, 65 yaş aylığı alanlarla ilgili kısımları çıkartın, bu torba yasaya koyalım.” diye ben kendim talep ettim.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – İmzalamadınız.

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – İmzalarız.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Hayır, imzalamadınız.

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Yani, netice itibarıyla şunu söylüyorum: Milliyetçi Hareket Partisi olarak biz muhalefet partisiyiz ama sorun üreten değil, sorunların çözümüne katkı veren bir muhalefet anlayışını ilk günden ifade etmiş, bunu taahhüt etmiş bulunuyoruz. Ama ısrarla bir şey söylüyoruz: Yahu, gelin, şu gündemi -akıllı insanlar uzlaşarak, konuşarak anlaşırlar, kendi kendilerine işkence ederler mi- beraber belirleyelim.

Ben şimdi soruyorum: 142 maddelik torba yasanın bir günde çıkacağını hangi akıl kabul ettirebilir buraya? Bize nasıl kabul ettireceksiniz bunu değerli arkadaşlar? Ettiremezsiniz efendim.

ÜNAL KACIR (İstanbul) – O, teknik yazım şekli.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Onu siz çıkardınız Sayın Şandır.

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Bir başka şey daha değerli arkadaşlar: Yani, dünyanın tüm parlamentolarını inceleyiniz, “torba yasa” diye bir usul yoktur. Torba yasayı yani 71 kanunda değişiklik yapan bir kanunu “temel kanun” gibi bir nitelemeye hakkı yoktur.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET ŞANDIR (Devamla) - Dolayısıyla, Sayın Elitaş, işkence yapmıyoruz, İç Tüzük’ü istismar etmiyoruz.

Sağ olun. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Şandır.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Bir saniye… Sizden önce Sayın Aslanoğlu’nun talebi vardı.

Buyurun Sayın Aslanoğlu, size de sataşma nedeniyle iki dakika söz veriyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

 

8.- İstanbul Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu’nun, Bolu Milletvekili Ali Ercoşkun’un AK PARTİ grup önerisi üzerinde yaptığı konuşma sırasında CHP Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

 

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; demin konuşan hatip “Saat beş buçuk oldu, hâlâ kanuna geçemedik.” dedi.

Biz her zaman muhalefet olarak uyum gösteren insanlarız. Daha dün Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının 20 küsur tane maddesini getirdiler, tüm gruplar ortak imza attık. Biz her zaman uyumluyuz ama bir tek şey istiyoruz; insanca çalışmayı, bizim ve sizin. Belirsiz, ucu açık…

Biz çok saygılıyız. Dün teravihe arkadaşlarımız gittiği için grup başkan vekilimiz “Kesinlikle yoklama istemeyeceğiz.” dedi.

Ama ne zaman bitecek? Burada çalışan insanlar var, size hizmet ediyor, yemek veriyor. Bunların hakkı değil mi?

SIRRI SAKIK (Muş) – Onlar da maaş alıyor hizmet yapmak için.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Herkes işini yapıyor ya!

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Devamla) – Onun için, biz sadece -biz bu Parlamentoyu tıkayan insanlar değiliz- İç Tüzük’ten doğan hakkımızı kullanıyoruz çünkü siz zorluyorsunuz, insanca çalışmamızı önlüyorsunuz. Biz sadece insanca çalışmak istiyoruz.

Hepinize saygılar sunarım. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Evet Sayın Günal…

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Sayın Başkan, Sayın Elitaş bana “Sen bilmezsin.” diyerek sataşmıştır, söz istiyorum. (AK PARTİ sıralarından “Allah Allah!” sesleri)

BAŞKAN – Buyurun Sayın Günal, iki dakika söz veriyorum.

 

9.- Antalya Milletvekili Mehmet Günal’ın, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşma sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

 

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Doğrudur, bilmediğimiz çok şey vardır ama bu en iyi bildiğimiz konulardan biri. Sayenizde beş altı yıldır çıkan torba kanunlardan dolayı İç Tüzük’ü ezberledik. 91’inci maddede de hiçbir şekilde torba kanunla ilgili bir şey yoktur. “Temel kanun” dediğiniz şeyde… 71 tane ayrı kanunu düzenleyen bir torbanın neresini temel yapacaksınız? “Belli bir konuda” diyor, “önemli olan şeyleri içeren”” diyor Sayın Elitaş.

Bir de bize diyorsunuz ki: “Önergelerinizde içi dolu, bilmem ne…” Şimdi, ben size bir tane örnek okuyayım, -(m) bendini okuyayım, meşhur, 73’üncü madde vardı ya, içerisinde- yaptığınız değişiklik şu: “Bakanlık kadro ve pozisyonlarında çalışan personelden” ibaresini “Bakanlık kadro ve pozisyonlarında bulunan personelden” diye değiştirmişsiniz. Bununla mı bizi oyalıyorsunuz?

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – O kanun hükmünde kararnameydi, bu kanun.

MEHMET GÜNAL (Devamla) – Niye öyle yaptınız? Anayasa Mahkemesi iptal etti. Aynı maddeyi dayatmış oluruz. Bir tane örnek verdim, bu birisi.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Çalıyı arkadan dolaşmak o, çalıyı arkadan dolaşmak.

MEHMET GÜNAL (Devamla) – Şimdi, burada, hiç kimse kimseyi aldatmasın…

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Öyle değil ama.

MEHMET GÜNAL (Devamla) – …kalkıp da dün Başbakan Yardımcısı da aynı şeyi söylemiş, Sayın Arınç, bu ayıptır, ramazan gününde yakışık almaz. Burada sorumluluk varsa burayı çalıştırması gereken sizsiniz, hem dayatma yapıp sonra da kalkıp muhalefeti suçlamak ucuzculuktur, asıl istismar bence budur. Gelin, buradaki önemli olan… Siz de biliyorsunuz, Elitaş, bilmiyorsanız grup başkan vekillerinize sorun, dün burada arkadaşlarımız incelediler -siz bazen, haberiniz olmayınca inkâr ediyorsunuz- Sayın Oktay Vural diğer grup başkan vekilleriyle beraber -hepsi, sadece siz değil- üzerinde burada uzlaşılan maddeler atıldı. Siz kendiniz haberiniz olmayınca gelip burada konuşuyorsunuz.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – İmza atmadı…

MEHMET GÜNAL (Devamla) – Sorun buraya, bütün dört partinin grup başkan vekilleri de üzerinde uzlaşılan önergelere imza atmıştır, yetişmesi gerekir diye sonradan eklediğiniz maddelerde dahi söz istememişizdir. Engellemek isteseydik, en az 10 tane madde burada konuşuldu, bunların her birinde onar dakika konuşurduk. Lütfen, siz de arkadaşlarınıza danışın, istişare edin, bilmediklerinizi öğrenin.

Biz öğrenmeye hazırız diyor, teşekkür ediyorum.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sen bak oraya, imza atmadı…

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

İç Tüzük’ün 37’nci maddesine göre verilmiş bir doğrudan gündeme alınma önergesi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

Okutuyorum:

 

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI (Devam)

B) Önergeler

1.- İstanbul Milletvekili Ali Özgündüz’ün, (2/101) esas numaralı 2547 Sayılı Yükseköğretim Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi’nin doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi (4/119)

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

5/10/2011 tarih ve (2/101) esas numarası ile Başkanlığınıza gelen ve tarafımdan verilen 2547 sayılı Yükseköğretim Kanununda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ile ilgili olarak Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’nün 37’nci maddesine göre işlem yapılması için gereğinin yapılmasını bilgilerinize arz ederim.

Saygılarımla

                                                                  Ali Özgündüz

                                                                       İstanbul

BAŞKAN – Teklif sahibi adına Ali Özgündüz, İstanbul Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Teşekkür ediyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Ramazan ayı geldi. İslam’ı doğru anlayan ve yaşayan, Allah’ın yarattığı en değerli canlı olan insana saygı duyan, ona zulmetmeyen, insani değerleri, insanın onurunu esas alan tüm Müslümanların ramazanını tebrik ediyorum, oruçları ve ibadetleri kabul olsun diyorum.

Oruç ibadeti -biliyorsunuz- sadece imsaktan iftara kadar aç susuz kalmak, sonra iftarlarda tam tekmil sofralarda karın doyurmak değildir. Aynı zamanda, merhamet duygularının geliştiği, daha çok yoksulun, fakirin, mazlumun hâlinin sorulduğu bir aydır. Dolayısıyla, bu ramazan ayı münasebetiyle özellikle Hükûmetten rica ediyorum, yaklaşık kırk gündür sokaklarda olan, demokratik protesto haklarını kullanan insanlara karşı biraz daha merhamet. Bunlara karşı gazla, copla, tazyikli suyla müdahale etmesinler. İnsanların orucunu o keskin biber gazı kokusuyla zayi etmesinler, zulmetmesinler diyorum.

Değerli arkadaşlar, bu vesileyle -biliyorsunuz- bu 2547 sayılı Yükseköğretim Kanunu’nda bir değişiklik teklifi verdik. Bu teklif, gençlerimizin, öğrencilerimizin bugün daha çok alanlarda olan üniversite öğrencilerinin harçsız eğitimiyle ilgili bir teklif.

Şimdi, diyeceksiniz ki: “Biz harcı kaldırdık.” Biz teklif etmiştik, daha önce bizim seçim bildirgemizde de vardı ücretsiz, parasız eğitim. Siz, bir kısmını kaldırdınız. Hükûmet -biliyorsunuz- sadece gündüz eğitimi için kaldırdı fakat ikinci öğretim için bu harçlar hâlen devam ediyor; hâlbuki, bunun da kalkması lazım çünkü ikinci öğretime giden insanlar, arkadaşlarımız, gençlerimiz daha çok çalışmak, para kazanmak zorunda. Dolayısıyla, bu insanlardan ekstra bir öğrenim ücreti almak adil değil.

Bizim getirdiğimiz teklif, değerli arkadaşlar, 3 kez bir dersten kalıyorsa bu öğrencinin ister birinci eğitim olsun ister ikinci eğitim olsun bu harcı ödemesini, yine, yabancı uyrukluların harç ödemesini ancak dersini geçen, başarılı olan öğrencilerimizden, Türk uyruklu öğrencilerden, ister birinci eğitim olsun ister ikinci eğitim olsun herhangi bir harç alınmamasını kapsıyor.

Değerli milletvekilleri, biliyorsunuz, insan her şeyin üstünde. Yetişmiş insan da ülkemizin geleceği açısından çok önemli, geleceğimiz gençlerimiz. Bu sadece söylemde kalmasın yani insana yapılacak yatırım en önemli yatırım. Yani, işte, “Efendim, yok 15 milyon dolarlık köprü yaptık, yok otoyol ihalesi, yok üçüncü köprü ihalesi…” İyi güzel de yani insan önemli. Yani o yatırım olsun, ancak eğer kaynağın varsa öğrenciden alma. Yani 500 lira, 600 lira niye alıyorsun, buna ihtiyacın mı var? Alıp da bununla köprü yapıyorsan bana göre köprü yapma, önce öğrenciden bunu alma. Yani insanı yetiştirmek, insana yapılacak yatırım en büyük yatırımdır.

Dolayısıyla, yetişmiş insanımız olursa birçok şey yapılır ama harç yüzünden, öğrenim ücreti yüzünden öğrenimi kesintiye uğrayan insanların, gençlerin ileride getireceği sıkıntıları düşünün, ülkeye eğitimsiz insanın vereceği zararları düşünün, dolayısıyla bunun maliyeti ölçülmez. O yüzden, diyoruz ki gelin, geleceğimiz olan gençleri, efendim, bir müşteri gibi görmeyelim, üniversiteleri bir ticarethane gibi görmeyelim, bir ticari işletme gibi görmeyelim. Eğitim her şeyin başıdır. Zaten Anayasa’mızda da diyor ki: “Kimsenin eğitim hakkı kısıtlanamaz, devlet okullarında eğitim ücretsizdir, meccanidir.”

Sizden rica ediyorum, gelin, bu kanun teklifinin doğrudan gündeme alınıp görüşülmesi konusu birazdan oylanacak, “evet” oyu verin. Bu, gündeme alınsın, çok basit bir şey. Siz yapmış olun, iktidar partisi yapmış olsun, sizin oylarınızla çıksın ama yeter ki gençlerimiz, öğrencilerimiz lehine bir düzenleme yapılsın diyorum.

Bu duygularla, tekrar hepinizi saygıyla selamlıyorum, tekrar oruç tutanların oruç ve ibadetleri kabul olsun diyorum.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN- Teşekkür ediyorum.

Bir milletvekili adına söz isteyen Binnaz Toprak, İstanbul Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

BİNNAZ TOPRAK (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Ben, YÖK’ten bahsedeceğim, üniversitelerin tepesinde olan, Demokles’in kılıcı gibi asılı duran YÖK’ten. AKP’li arkadaşlara şunu sormak istiyorum: AKP’nin 2002 programını hatırlıyor musunuz, aranızda okumuş olanlar veya hatırlayanlar var mı? O programda YÖK’ün kaldırılacağı belirtilmişti. AKP, bunun için söz vermişti ve seçim propagandaları sırasında da sözünü tutacağını vadetmişti. Geldik 2013 yılına, YÖK olduğu yerde duruyor.

Aslına bakarsanız, 1980 darbesinin getirmiş olduğu bütün mevzuat olduğu yerde duruyor. Bir yandan AKP bu 80 darbesiyle ve genel olarak darbelerle uğraştığını söylüyor, öbür taraftan baktığınızda 80 darbesinin yani o rezalet darbenin, insanların bütün hak ve özgürlüklerini kısıtlamış, daha sonra binlerce insanın hapislerde çürümesine, işkence görmesine, ortadan yok olmasına, hapishanelerde pislik yedirilmesine neden olmuş o rezalet darbenin gündeme getirdiği bütün  mevzuatı olduğu gibi yerinde tutuyor. Bunlar arasında yüzde 10 barajının düşürülmesi var. Hatırlıyor musunuz, bunun da düşürüleceğine dair söz vermiştiniz 2002 yılında. Bunlar arasında Partiler Kanunu var, Dernekler Kanunu var, Sendikalar Kanunu var, Ceza Kanunu’ndaki kısıtlama getiren maddeler var. Bunların hiçbirine dokunmadınız ve o rezalet darbe yerine Darbeleri Araştırma Komisyonunda en önemli darbe olarak 28 Şubatı ön plana çıkardınız. 28 Şubat da evet, bir darbedir ama 1980’in rezaletiyle karşılaştırılacak bir darbe değildir. Şimdi, dolayısıyla, siz ha bire Cumhuriyet Halk Partisinin 1930’lu yıllarını gündeme getireceğinize bugünün üstünü örtmek için bugünkü hatalarınıza cevap olarak bugün yaptıklarınıza birazcık baksanız ve yapmadıklarınıza baksanız çok daha iyi olur diye düşünüyorum.

YÖK’e kurulduğu günden beri bütün bir üniversite camiası karşı. Bugün buna karşı olduğumu zannetmeyin. Kurulduğu günden beri, o zamanlar üyesi olduğum Üniversite Öğretim Üyeleri Derneğinde YÖK’ün kaldırılması için mücadele verdik pek çok arkadaşla birlikte, yıllar içinde gelip giden öğrencilerle birlikte ama YÖK’ü ele geçirdiğiniz için, kendi adamınızı oraya atadığınız için ve YÖK kanalıyla üniversiteleri zapturapt altına almaya çalıştığınız ve büyük ölçüde bunu başardığınız için YÖK’ü kaldırmıyorsunuz.

Hükûmet için YÖK, aslında, bir hâkimiyet aracı olarak kullanılıyor, rektörleri YÖK kanalıyla atıyorsunuz. Bugün, Anadolu üniversitelerinde, o çok övündüğünüz -ki övünülecek bir şeydir, tabii ki yani çok genç bir nüfusumuz var, üniversite kurulması lazım ama- rektörlerin hepsi, YÖK kanalıyla sizin iktidarınızın başa geçirdiği rektörler uyguladıkları baskı politikalarıyla üniversitenin sesini kestiler. Bilimsel özerklik kalmamıştır, mali özerklik zaten yoktur. Torba yasa diye defalarca bunu gündeme getirdik ve bu kalemli yasaların devleti ne büyük bir zarara uğrattığını ancak oralarda çalışanlar bilebilir.

YÖK’le birlikte gelen hem öğretim üyeleri için hem de öğrenciler için çıkarılmış olan disiplin yönetmeliği bir rezalettir. Bugün, öğrenciler iktidarın baskısı ve kıskacı altındadır. Hopa davasına gitmiştim geçen yıl, 26 tane 1’inci sınıf öğrencisi için kırk altı yıl istiyor savcı, sırf Başbakanı kampüslerine geldiğinde protesto ettiler diye. Bir poşu taktı diye benim bulunduğum Boğaziçi Üniversitesinde bir çocuk yedi yıl hapiste yattı. Dindar ve kindar gençlik kurma kurgusuna karşıdır üniversiteler, karşı olmalıdır. Onun için bu şiddet, onun için bu biat etmeyen bir gençliği karşısında gören AKP iktidarı, Gezi Parkı olaylarından şaşkına dönmüş vaziyette.

Bakın, 80 gençliği bir nesli yok etti, bir nesli yedi. Bu nesli biz de size yedirtmeyeceğiz, kendileri de –o, Başbakan için kullandığınız tabirle- kendilerini yedirtmeyecekler.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum…

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Karar yeter sayısı istiyoruz.

BAŞKAN – Karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler…

Kâtip üyeler arasında anlaşmazlık olduğu için elektronik cihazla oylama yapacağız.

Bir dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, karar yeter sayısı vardır, önerge reddedilmiştir.

Alınan karar gereğince, gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmına geçiyoruz.

1’inci sırada yer alan, Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğü’nde Değişiklik Yapılmasına Dair İç Tüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu’nun görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

 

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekilleri İstanbul Milletvekili Ayşe Nur Bahçekapılı, Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş, Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal ve Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünde Değişiklik Yapılmasına Dair İçtüzük Teklifi ile Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in; Türkiye Büyük Millet Meclisi İçtüzüğünün Bir Maddesinin Değiştirilmesi Hakkında İçtüzük Teklifi ve Anayasa Komisyonu Raporu (2/242, 2/80) (S. Sayısı: 156)

 

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

2’nci sırada yer alan, Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu raporlarının görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

 

2.- Devlet Sırrı Kanunu Tasarısı ve Avrupa Birliği Uyum Komisyonu ile Adalet Komisyonu Raporları (1/484) (S. Sayısı: 287)

 

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

3’üncü sırada yer alan, Orta Asya ve Kafkaslar Bölgesel Balıkçılık ve Su Ürünleri Yetiştiriciliği Komisyonu Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ile Tarım, Orman ve Köyişleri Komisyonu ile Dışişleri Komisyonu raporlarının görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

 

3.- Orta Asya ve Kafkaslar Bölgesel Balıkçılık ve Su Ürünleri Yetiştiriciliği Komisyonu Anlaşmasının Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ile Tarım Orman ve Köyişleri Komisyonu ile Dışişleri Komisyonu Raporları (1/498) (S. Sayısı: 173)

 

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

4’üncü sırada yer alan, Niğde Milletvekili Alpaslan Kavaklıoğlu ve Zonguldak Milletvekili Özcan Ulupınar ile 100 Milletvekilinin; Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve Devlet Memurları Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu ile Plan ve Bütçe Komisyonu raporlarının görüşmelerine kaldığımız yerden devam edeceğiz.

 

4.- Niğde Milletvekili Alpaslan Kavaklıoğlu ve Zonguldak Milletvekili Özcan Ulupınar ile 100 Milletvekilinin; Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve Devlet Memurları Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporları (2/1613, 1/778) (Sıra Sayısı: 478) (x)

 

BAŞKAN – Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Geçen birleşimde İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre “temel kanun” olarak görüşülen teklifin beşinci bölümü üzerindeki konuşmalar tamamlanmıştı.

Şimdi, beşinci bölüm üzerinde soru-cevap işlemi yapılacaktır.

Sayın Yılmaz,  Sayın Işık, Sayın Dedeoğlu, Sayın Özel, Sayın Şimşek, Sayın Torlak, Sayın Halaman, Sayın Günal, Sayın Atıcı, Sayın Demiröz, Sayın Korutürk, Sayın Güven, Sayın Kuşoğlu, Sayın Tanrıkulu, Sayın Türkoğlu, Sayın Kurt, Sayın Fırat ve Sayın Vural; dünkü söz istemedeki sıralamalar, buna göre söz vereceğim.

Sayın Yılmaz, buyurun.

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, dün İstanbul Valisi Sayın Mutlu’nun bir açıklaması oldu. Önce Gezi Parkı’nın halka açılacağını söyledi, ardından kapatıldı ve çok ciddi saldırılar oldu, gaz bombaları atıldı insanlara. Ancak Vali Avni Mutlu’nun şöyle bir açıklaması var: “İstanbul’da bir idare mahkemesinin kararı yok Gezi Parkı’yla ilgili.” Ama bizim elimizde karar özeti var Sayın Bakan, burada deniyor ki: İstanbul Gezi Parkı’yla ilgili, onun da içinde olduğu yayalaştırma projesinin iptal edildiği belirtiliyor, 6 Haziran tarihli. Hükûmetinizin yaklaşımı nedir bu konuda? Gerçekten bir karar vardır diye görüyor musunuz ve Başbakanın söylediği gibi bu karara uyacak mısınız, yoksa uymamak gibi bir düşünce de mi var? Valinin sözleri çünkü çok endişe verici bizim açımızdan. Bu konudaki görüşünüzü öğrenmek istiyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Işık…

ALİM IŞIK (Kütahya) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakan, bilindiği gibi İcra İflas Kanunu’nun ilgili hükümleri gereğince taahhütte bulundukları hâlde bu taahhütlerini yerine getiremeyen borçlulara üçer aylık dilimler hâlinde tazyik hapsi uygulanmaktadır. Bu durumda olan vatandaşlarımızın sayısı bugün 300 binlere ulaşmıştır. Bu torba yasa içerisinde bu tür mağduriyetlerin çözümünü gerçekleştirecek bir düzenleme yapmayı düşünüyor musunuz, bu konudaki Hükûmetinizin görüşü nedir?

İkincisi de, bu torba yasayla daimî devlet memuru kadrolarına geçirilen sözleşmelilerin seçiminde hangi kriterler uygulanmıştır? Dışarıda kalan sözleşmelilerin anneleri, babaları bu konuda “Neden bizim çocuklarımız bu kadroya dâhil edilmedi?” diye bize sormaktadırlar, biz de sizden öğrenmek istiyoruz.

Teşekkür ediyoruz.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Dedeoğlu…

MESUT DEDEOĞLU (Kahramanmaraş) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Sayın Bakanıma sormak istiyorum: Bu torba yasamızda birçok kanunun iyileştirmeleri var. Bunların içerisinde kadro alan personellerimiz var ama bunlarla beraber de 3600 ek göstergeyi bekleyen kamuda çalışan “657” diye ifade ettiğimiz belli bir kesim var; bunlar, polislerimiz, öğretmenlerimiz, kamudaki avukat olarak çalışan bürokratlarımız. Bunlarla beraber üniversitelerimizin genel sekreter yardımcılarına da 3600 ek göstergeyi düşünüyor musunuz veyahut da bunlara ne zaman 3600 ek göstergeyi düşünüyorsunuz?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Özel…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, Taksim Dayanışma Platformu üyeleri dün bir basın açıklaması yapmak isterlerken 34 kişi gözaltına alındı. Bugün, bu 34 kişiden 5 kişinin evlerinde sabahleyin nedensiz ve hukuksuz bir arama başlatıldı. Buna avukatlar itiraz ettikten sonra mahkeme kararı getirilerek aramalara, hukuka uygun hâle getirildi. Ancak, sabahleyin çilingir marifetiyle ve zorla eve girmeye çalışmıştı polis ve bu 5 kişinin, -Mimarlar Odası genel Sekreterinin, Tabip Odası Genel Sekreterinin, Elektrik Mühendisleri Genel Sekreterinin de içlerinde bulunduğu, sivil toplum örgütlerinin, meslek örgütlerinin temsilcilerinin evlerinde yıldırmaya ve caydırmaya yönelik ve itibarsızlaştırmaya yönelik yapılan aramaları nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu konuda Hükûmet adına bir açıklama, bir yaklaşımda bulunmanızı bekliyoruz efendim.

Saygılar.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Torlak… Yok.

Sayın Şimşek… buyurun.

CEMALETTİN ŞİMŞEK (Samsun) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Sayın Bakan, Maliye Bakanlığında 657 sayılı Kanun’un 36/(a) bendinde kariyer meslek olarak yer alan defterdarlık uzman yardımcıları, 56 çeşit unvanda bulunan kariyer meslek uzmanlarından farklı bir statüye tabi tutularak kariyer meslek tanımlamalarının dışında tutulmuştur. Bu durum, Maliye Bakanlığı taşra teşkilatında çalışıp vatandaşa doğrudan hizmet veren defterdarlık uzmanlarının mağduriyetine sebep olmuş ve çalışma barışını olumsuz etkilemiştir. Bu dengesizlikleri gidermek için birçok kanun hükmünde kararname çıkarılmış, ancak bu Maliye Bakanlığında çalışan uzmanlar arasındaki ücret dengesizliklerini derinleştirmiş ve adaletsizliğe yol açmıştır. Bu adaletsizliği gidermek için gerekli düzenlemeleri yapmayı düşünüyor musunuz?

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Atıcı…

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Başkan, İstanbul Tabip Odasının Genel Sekreteri gözaltına alınmıştır. Gözaltına alınma gerekçesi de İstanbul Taksim’de yaşanan olaylardır. Şimdi, Hükûmetin acilen ama acilen elini hekimlerden çekmesi gerekir. Hekimler her yerde, Sayın Başbakana bile şifa dağıtmaya devam edeceklerdir. Bu yıldırma politikasına hiçbir şekilde boyun eğmeyeceklerdir, Çanakkale Savaşı’nda da eğmemişlerdir, bugün de eğmeyeceklerdir.

Teşekkür ederim.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Çanakkale ile bunun ne şeyi var Sayın Başkanım?

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum..

Sayın Halaman…

ALİ HALAMAN (Adana) – Sayın Başkanım, teşekkür ederim.

Şimdi, AKP Grup Başkan Vekili şöyle diyor: “Ya, bu 76 madde, torba yasa halkın taleplerine cevap verecek yasalar.” Sayın Bakanıma soruyorum: Yani, bu harflendirilmiş de 150 maddeyi buluyor. Toplumda ayrışmanın ötesinde gündeme getirecek hangi maddesi var?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın Günal…

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Bakan, Merkez Bankası dün 2,2 milyardan fazla döviz satışı yaptı, bu çerçevede piyasadan da TL çekiyor, bir taraftan da “Sıkı para politikasına geçeceğiz.” diyor. Bu durumda faizlerin yükselmesi kaçınılmaz. Peki, o zaman siz, Sayın Başbakanın söylemiş olduğu faiz lobisine hizmet etmiş olmayacak mısınız? Faizlerin artışından dolayı sizin de içinde bulunduğunuz bir kısım bakanları ve Merkez Bankası Başkanını suçluyordu. Eğer repo işlemiyle yine piyasaya para verseniz bile faizler yükseldiği zaman bu suçlama karşısında ne söylemeyi düşünüyorsunuz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Demiröz...

İLHAN DEMİRÖZ (Bursa) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanına ulaşma ümidimiz olmadığı için Sayın Bakana sormak istiyorum: 14 Haziran 2013 tarihinde Bursa’nın Karacabey ilçesine bağlı Hamidiye, Ovaesemen, Beylik ve İsmetpaşa ova köylerinde çok büyük, etkili yağışlar oldu. Şiddetli yağış nedeniyle köylerimizde özellikle domates ekili alanlar büyük bir zarara uğramıştır. Bu konuda ne gibi girişimler olduğunu öğrenmek istiyorum; bir.

İkincisi: Yine bu yağışlardan dolayı domates güvesi adı altında Mustafakemalpaşa ve Karacabey’de domateste rekolte düşüklüğü olacağı aşikârdır. Sözleşmeli çiftçilerimize ne önerirsiniz?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Son soru, Sayın Güven...

HÜLYA GÜVEN (İzmir) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Bakan, Gezi parkı direnişi nedeniyle Türkiye’de kaç kişi gözaltına alındı, kaç kişi tutuklandı? İzmir’de eli çivili, sopalı kişilerin kimler olduğu ortaya çıktı mı; sivil polis mi yoksa vatandaş mı ve bunlar kaç kişilerdi, onlara ne uygulandı, ne yapıldı?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Bakan buyurun.

BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Ankara) – Teşekkür ediyorum.

Öncelikle sözleşmeli personelin kadroya alınmasıyla ilgili sorulara kısa kısa cevap vermeye çalışacağım. 657 sayılı Kanun’un 4/B maddesine göre çalışanlar, mahalli idarelerde görev yapan sözleşmeliler, 4924 sayılı Kanun’a tabi sözleşmeli sağlık personeli, teşkilat kanunlarına dayalı olarak görev yapan sözleşmeli personel kadroya geçirilmekte; kapsam bu.

İlgili mevzuata göre, yine kadroya alınmanın bir şartı, İhdas veya vize edinmiş bir pozisyona dayalı sözleşmeli çalışma olması gerekmekte. Öte yandan KİT’ler gibi, KOSGEB gibi, İller  Bankası gibi bütünüyle sözleşmeli personel istihdam eden kuruluşlar kapsamda değil. Yine kısmi süreli çalışanlar da bu  uygulamanın kapsamında olamayacak. Yani, kim kapsamda kim değil sorusunun cevabı kısaca bu.

Yine bir başka soru da: “İşte, avukatlar, polisler, üniversite genel sekreterleri gibi çalışan gruplara 3600 ek gösterge verilmesi düşünülüyor mu?” gibi bir soru vardı. Bu söz konusu personelin ek gösterge artışları, ek gösterge düzenlemelerine yönelik genel düzenlemelerle ancak biliyorsunuz ele alınabiliyor ve şimdiye kadarki bizim tecrübemiz de şu oldu: Geçen, özellikle kanun hükmünde kararnameyle yaptığımız eşit ücrete eşit iş ya da eşit işe eşit ücret uygulaması kamu genelinde önemli bir düzenlemeydi fakat kamuda çalışan yaklaşık 3 milyon kişinin tabi olduğu çok farklı mevzuat var, çok farklı statüler var. Yani yüzde 100 ideal bir sistemi bulmak pratikte gerçekten çok da kolay değil ama bu amaca yönelik çabalarımız şimdiye kadar oldu, bundan sonra da haklı talepler geldiğinde kuşkusuz ilgili birimlerimiz tarafından bu talepler değerlendirilecektir.

Gezi Parkı’yla alakalı sorular vardı. Hem Valiliğimiz hem ilgili bütün kamu birimlerimiz Gezi Parkı’yla ilgili ya da Türkiye'nin muhtelif bölgelerindeki, muhtelif şehirlerindeki farklı olaylarla ilgili bazı prensipler dâhilinde hareket etmekte. Nedir bu prensipler? Öncelikle temel haklar, temel özgürlükler ki bunlar kanunlarımızda çok çok açık ama öte yandan da hukuk devletinin gereği neyse bir hukuk devleti olarak yargı kararlarının alınması ve aynı zamanda tebliğiyle beraber, ilgili birimlere bu kararların yazımı ve tebliğiyle beraber ilgili birimler kuşkusuz yargı kararı neyse bu kararları uygulamaktalar. Ancak yargı kararları biliyorsunuz aşama aşama, birinci aşaması var, daha sonra yüksek mahkemeler var. Dolayısıyla nihayetinde bir hukuk devletinde yargının bağımsızlığı çerçevesinde ve güçler ayrımı ilkesi çerçevesinde ne gerekiyorsa mutlaka yapılmıştır, bundan sonraki dönemde de yapılacaktır. Ama öte yandan şiddete karşı da herhangi bir tolerans mümkün değildir. Şiddet söz konusu olduğu zaman, vatandaşlarımızın bu şiddetten zarar görmesi söz konusu olduğu zaman da kuşkusuz güvenlik güçlerimiz görevlerinin gereğini yerine getireceklerdir.

İcra İflas Kanunu’yla ilgili bu torbada artık düşünülen herhangi bir konu yok ama kuşkusuz ileride uygulamayla ilgili sorunlar her zaman ele alınabilir, problemler her zaman gözden geçirilebilir, gerekirse de adımlar atılabilir ama bugün için bu torba tasarıda bizim Hükûmet olarak bununla ilgili herhangi bir inisiyatifimiz bugün için söz konusu olmayacak.

Bunun yanında, bazı gözaltı ve tutuklama sayılarıyla ilgili sorular vardı, onlarla ilgili bilgiler şu anda yanımda yok ama ilgili arkadaşlarımızdan, İçişleri Bakanımız başta olmak üzere, bu bilgilerin temini her an için söz konusudur.

Yine Merkez Bankamızla ilgili bir soru vardı. Biliyorsunuz Merkez Bankamızın operasyonel bağımsızlığı çerçevesinde temel önceliği fiyat istikrarıdır, fiyat istikrarı hedefiyle çelişmemek şartıyla diğer öncelikler konusunda da Merkez Bankamız politikalarını sürdürür ama bunun yanında finansal istikrar da Merkez Bankamızın katkıda bulunduğu ve güçlendirmek için çaba gösterdiği bir husustur. Finansal istikrar konusunda Merkez Bankası tek kurumumuz değildir, diğer kurumlar da gerektiği zaman gerekli müdahaleleri yapmaktadır.

Daha önce de bu birkaç kere gündeme geldi, bizlere de dönem dönem soruldu. Özellikle 22 Mayıs tarihinden bu yana tüm gelişmekte olan ülkelerin piyasalarında ciddi bir şekilde hareketlilik söz konusudur. Bu, sadece Türkiye’ye özel bir hareketlilik değildir, Brezilya, Hindistan, Rusya, aklınıza gelecek pek çok gelişmekte olan ülkenin piyasalarında hareketlenme vardır. Özellikle Amerikan Merkez Bankasının, Avrupa Merkez Bankasının ve Japon Merkez Bankasının bugüne kadar aldığı kararlar ve bundan sonra alacağı kararlar pek çok ülkenin kendi para politikalarını ve diğer ekonomiyle ilgili politikalarını gözden geçirmeleri için önemlidir. Bu gelişmeler, pek çok gelişmekte olan ülkede yeni dengeler oluşmasını sağlayacaktır. Bu 22 Mayıs öncesi dengelerle 22 Mayıs sonrası oluşacak dengeler kuşkusuz farklı olacaktır, farklı piyasa göstergelerinde bu dengeler kendisini bulacaktır ama Türkiye'nin zaten bu konuyla ilgili hazırlıkları tüm kurumlarımız tarafından zamanında yapıldığı için bizim açımızdan endişe edecek ciddi bir sorun açıkçası görmüyoruz.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Bakan.

Beşinci bölüm üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.

Şimdi beşinci bölümde yer alan maddeleri ve varsa o madde üzerindeki önerge işlemlerini yaptıktan sonra ayrı ayrı oylarınıza sunacağım.

73’üncü maddenin (o) bendinin (1) numaralı alt bendinde iki adet önerge vardır, okutuyorum:

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 478 sıra sayılı Niğde Milletvekili Alpaslan Kavaklıoğlu ve Zonguldak Milletvekili Özcan Ulupınar ile 100 Milletvekilinin; Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve Devlet Memurları Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporları (2/1613, 1/778) nın 73 üncü maddesinin (o) bendinin (1) nolu alt bendinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

         Mustafa Kalaycı                      Erkan Akçay                        Mehmet Günal

                 Konya                                  Manisa                                 Antalya

               Alim Işık                             Oktay Vural

               Kütahya                                   İzmir

"1) 9/1/1985 tarihli ve 3146 sayılı Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunun 15 inci maddesinin ikinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"İş Müfettişi Yardımcılarının giriş ve yeterlik sınavlarının usul ve esasları, İş Müfettişliğine yükselmeleri, görev, yetki ve sorumlulukları, bunlarda aranacak özel şartlar, Başkanlığın çalışma usul ve esasları ile ilgili hususlar yönetmelikle belirlenir."

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 478 sıra sayılı kanun tasarısının 73. maddesinin (o) bendinin (1) nolu alt bendinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

     Dilek Akagün Yılmaz                  Doğan Şafak                 Ferit Mevlüt Aslanoğlu

                  Uşak                                    Niğde                                  İstanbul

           Hülya Güven                          Sakine Öz

                  İzmir                                    Manisa

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Ankara) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Dilek Akagün Yılmaz, Uşak Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Uşak) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; sizleri saygıyla selamlıyorum.

Yine bir hukuk garabetiyle karşı karşıyayız. Onu söylemekten de artık, burada söylemekten biz yorulduk ama siz bu hataları yapmaktan yorulmadınız. Bu torba kanunun 73’üncü maddesinin (o) bendinin (1) alt bendinde şöyle bir düzenleme yapılıyor: İş müfettişi yardımcılarının giriş ve yeterlik sınavlarının usul ve esaslarına ilişkin düzenlemelerin yönetmelikle yapılacağı belirtiliyor. Bu, yönetmelikle yapılmasına ilişkin aslında ilk düzenleme 665 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’yle 11 Ekim 2011 tarihinde yapılmış ama yine Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilmiş. Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilen maddeyi aynı şekilde yeniden önümüze getiriyorsunuz.

Bu şekilde düzenleme aslında gerçekten de Anayasa’ya aykırı. Usulden falan iptal edilmemiş bu, Anayasa’ya aykırı çünkü Anayasa’mızın 128’inci maddesi aynen şöyle söylüyor: “Memurların ve diğer kamu görevlilerinin nitelikleri, atanmaları, görev ve yetkileri, hakları ve yükümlülükleri, aylık ve ödenekleri ve diğer özlük işleri kanunla düzenlenir.” Ama burada ne yapılmak isteniyor? Yönetmelikle düzenlenmek isteniyor. Bu kadar açık seçik Anayasa’ya aykırılığı olan ve aslında, bu, müfettiş yardımcılarının göreve alınmasında keyfîliklere yol açabilecek olduğundan, bu nedenle yönetmelikle düzenlenmesine anayasa koyucu da “Hayır.” dediği hâlde Anayasa Mahkemesinin iptal kararı bir tarafa bırakılıyor, yeniden bu bir temcit pilavı olarak önümüze getiriliyor.

Ben biraz önce Sayın Bakana sordum, “Sayın Bakan, Gezi Parkı’yla ilgili, İstanbul 1. İdare Mahkemesinin bir kararı var, buna uyacak mısınız? Sayın Avni Mutlu böyle bir karar olmadığından bahsediyor.” dedim. Şimdi, ben bir milletvekili olarak ve bir hukukçu olarak aslında ülkemde böyle bir soruyu sormaktan inanın çok büyük bir üzüntü duyuyorum çünkü hukuk devleti olan bir ülkede böyle bir soru sorulmaz, zaten işin özelliği gereği, niteliği gereği bu mahkeme kararları dinlenir. Ama bakın, Anayasa Mahkemesinin kararı da uygulanmadığı gibi, yok sayıldığı gibi -öyle bir korkumuz, öyle bir çekincemiz var ki- bu büyük olayların ve halk hareketlerinin çıkmasına neden olan Gezi Parkı’yla ilgili, İstanbul 1. İdare Mahkemesinin 6 Haziran tarihinde verdiği bu Gezi Parkı’nı da içeren, Yayalaştırma Projesi’nin iptaliyle ilgili mahkeme kararına uyulamamasından endişe duyuyoruz. Buna uyulmaması sonucunda elbette Türkiye Cumhuriyeti’ndeki insanlarımız yani hukuktan yana olan, hukukun üstünlüğünden yana olan, bu ülkenin çağdaşlaşmasından yana olan insanlarımız ve bizler elbette sessiz kalmayacağız. Demokratik direnme hakkımızı burada nasıl kullanıyorsak, gideceğiz, parkta da kullanacağız. O zaman “Siz bu demokratik direnme hakkınızı kullanıyorsunuz.” diye bize biber gazı atıldığında ya da bize saldırı yapıldığında işte, asıl diktatörlük o zaman karşımızda bütün vahşetiyle görünüyor demektir. Bir ülkede “Mahkeme kararına uyulacak mı, uyulmayacak mı?” diye sormaktan biz, inanın, çok büyük bir üzüntü duyuyoruz ama sizler gördüğüm kadarıyla hiçbir rahatsızlık duymuyorsunuz. Bu lafları biz taşa söylesek belki taştan bir cevap gelecek ama sizlerden cevap gelmiyor ne yazık ki.

Şimdi, şunu söylemek istiyorum: Bu palalılarla ilgili konuda, palalı saldırı yapanlarla ilgili konuda savcılık değiştirilmiş, başka bir savcıya verilmiş ve yeniden bir soruşturma yapılıyormuş. Ama inanır mısınız, bugün gözaltına alınanlarla ilgili suç nedir, biliyor musunuz? Bugün görevi yaptırmamak için direnme, kanuna aykırı gösteriye silahsız katılarak ihtara uymama. Suç bu, iddia bu. 8 kişi tutuklandı ama o silahla, palayla insanların üzerine saldıran, insanları yaralayan adamlar hâlen daha serbest geziyor ve neredeyse bu meşru gösterilmeye çalışılıyor. Böyle yapılınca, ben evvelki günkü konuşmamda da söylemiştim, vatandaşlar -dün silahlı bir şekilde- silahla bu sefer piyasaya çıkıyorlar.

Bunun sonu çok kötü arkadaşlar. Bu ülke hepimizin ülkesi. Bu ülkede olabilecek bir iç savaş, bu ülkede olabilecek bir çatışma hepimizi çok kötüye götürecektir. Onun için, hukuka uyma konusunda, hukukun üstünlüğünü sağlama konusunda ve aynen Brezilya’da olduğu gibi, Brezilya’daki demokratik hükûmetin vatandaşların talepleri sonucunda o talepleri kabul ederek vatandaşlara ilan etmesi gibi sizler de vatandaşların demokratik taleplerini lütfen kabul edin. Demokratik tavır budur ama diğer taraftan Mursi’nin yapmış olduğu gibi her türlü demokratik talebe karşı bir tavır içerisinde olursanız dünya sizi diktatörlerin yerine koyacaktır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

DİLEK AKAGÜN YILMAZ (Devamla) - Elbette ki Mısır’da yaşanan bu katliamı asla kabul etmiyoruz ama bir demokratik hükûmetin yapması gerekeni Brezilya göstermiştir, lütfen brezilya örneğini örnek alın diyorum, saygılar sunuyorum.(CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Yılmaz.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 478 sıra sayılı Niğde Milletvekili Alpaslan Kavaklıoğlu ve Zonguldak Milletvekili Özcan Ulupınar ile 100 Milletvekilinin; Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve Devlet Memurları Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporları (2/1613, 1/778) nın 73 üncü maddesinin (o) bendinin (1) nolu alt bendinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                               Mustafa Kalaycı (Konya) ve arkadaşları

"1) 9/1/1985 tarihli ve 3146 sayılı Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunun 15 inci maddesinin ikinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"İş Müfettişi Yardımcılarının giriş ve yeterlik sınavlarının usul ve esasları, İş Müfettişliğine yükselmeleri, görev, yetki ve sorumlulukları, bunlarda aranacak özel şartlar, Başkanlığın çalışma usul ve esasları ile ilgili hususlar yönetmelikle belirlenir."

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Ankara) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Evet, önerge üzerinde söz isteyen Şefik Çirkin, Hatay Milletvekili. (MHP sıralarından alkışlar)

ADNAN ŞEFİK ÇİRKİN (Hatay) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygı, sevgiyle selamlıyorum ve hem sizlerin hem yüce milletimiz hem İslam aleminin ilk gününü hep birlikte idrak ettiğimiz mübarek ramazanı da, kutluyorum.

Şimdi, tabii burada bir sürü madde var. Her çıkan, özellikle muhalefet milletvekilleri de bunu ifade ediyor, yani aklınıza gelebilen her şey var bu kanunun içinde. Bir sıralama yok, barajdan memurlara atlıyor, oradan başkasına atlıyor. Öyle bir keşmekeş içerisinde bir kanun görüşüyoruz.

Tabii, madem Hükûmet istediğini koyuyor bu kanunun içine, bize de, bu kanuna konulmayanlar ama ihtiyaç olarak gördüğümüz şeyleri konuşmak düşüyor. Mesela, bu Hükûmetin -gayet de doğru bulduğumuz- geçmişte Suriye’yle dostluk politikası neticesinde Şam’a giden öğrenciler var yani bu aradaki muhabbete, dostluğa güvenmişler ve -özellikle de Hatay’dan olmak üzere- okumakta Şam Üniversitesini tercih etmişler fakat bunların durumu şimdi içler acısı. Geçen yıl, YÖK palyatif bir çözümle bir yıl yardımcı oldu bunlara ama bu yıl yok, perişanlar. Yani, bu da ülkenin meselesi, bu da insanlarımızın meselesi, bu da konulabilirdi içerisine. Bu öğrencilerin sorunlarına, burada, hep birlikte net bir çare de ittifak da edebilirdik.

Mesela, Sayın Bakanımız Ali Babacan Bey hazır buradayken              -bildiğim kadarıyla Ziraat Bankası size bağlı efendim- Ziraat Bankasıyla ilgili birkaç cümle sarf etmek isterim Sayın Bakanın da huzurunda. Ziraat Bankası, artık, çiftçiye bir zulüm bankası hâline gelmiş. Mesela, çiftçiye bakış açısını gösteren en basit bir örnek verecek olursak, en güzel bölümler ticari bölüme ayrılıyor -hatta o bölüm daha evvel zirai bölümde, ziraiden sorumlu bir müdür veyahut da o kadroya hizmet ederken- bankanın o katı şimdi güzel çevriliyor, çiftçiyle ilgili müdürlüklere en aşağı bölümler veriliyor; bu olmaz. Yani, Ziraat Bankası çiftçinin bankasıdır. Bunun ne demek olduğunu ifade edecek olursak, bakın, çiftçi Ziraat Bankasından giderek kaçıyor. Mengene gibi sıkıştırıyor çiftçiyi Ziraat Bankası; ev ipoteği istiyor, ondan sonra kredisini verirken tutuyor “Başakkart” adı altında bir kart veriyor, “Bunun bu kadarını da buradan kullanacaksın.” diyor, her türlü rezalet oluyor ve bu çiftçi başka bankalara kaçıyor. Bu çiftçi başka bankalara kaçarsa bu topraklar yabancılaşır. Bilmeyene, “Her şeyden nem kapıyorsunuz.”  diyene bir tek örnek vereceğim: Ben Hatay Milletvekiliyim. Fransızlar işgalde “Tunus Bankası” diye bir bankayı Hatay’a getirdiler. Bu bankayla çiftçiye ipotekli ama çok ucuz şartlarda krediler verdiler ve bu krediler dönmeyince çiftçinin elinden bu malları aldılar ve -burada kimliklerini ibraz etmekte sakınca duyacağım- kendi yandaşlarına verdiler, yabancılaştırdılar. Yani, bu çok önemli bir konudur. İşgal görmüş bir ilin milletvekiliyim. Yani, her ağzımızı açtığımızda “Ya, siz de her şeyden bir şüphe kapıyorsunuz. Efendim, şöyle oluyor, böyle oluyor.” diye konuşmanın da bir âlemi yok.

Şimdi, bütün yabancı bankalar, Türkiye’deki bütün yabancı bankalar hep çiftçiye karşı iştahlı ve bizim Türk bankalarından evvel kredi vermeye başlıyor, ben bunun arkasından bir şey bekliyorum. Çiftçiyi ezerek, olsa olsa, sadece çiftçiyi batırmazsınız Ziraat Bankası olarak, Türk topraklarını yabancılaştırırsınız. Bunu hiçbir zaman unutmayın, bu çok tehlikeli bir şeydir.

Allah’tan ilhak oldu; Allah, Atatürk’ten ve Atatürk’ten sonra ilhakı sağlayan, büyük gayretler gösteren İnönü’den razı olsun. 1939 yılında da İnönü bir kanun çıkardı, lisanımünasiple Türk vatandaşlarının yani artık Türk vatandaşı olan Hataylıların Tunus Bankasına olan borcunu inkâr etti bir şekilde ve Hatay’ın Amik Ovası kurtuldu. Yani, kuru milliyetçilik olmaz Sayın Başbakanın dediği gibi ama böyle sulu milliyetçilik de olmaz.

Hepinize sevgi ve saygılarımla. (MHP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

73’üncü maddenin (o) bendinin (2) numaralı alt bendinde dört önerge vardır, okutuyorum:

 

                Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 478 sıra sayılı Niğde Milletvekili Alpaslan Kavaklıoğlu ve Zonguldak Milletvekili Özcan Ulupınar ile 100 Milletvekilinin; Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve Devlet Memurları Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporları (2/1613, 1/778) nın 73 üncü maddesinin (o) bendinin (2) nolu alt bendinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

         Mustafa Kalaycı                      Erkan Akçay                        Mehmet Günal

                 Konya                                  Manisa                                 Antalya

               Alim Işık                             Oktay Vural                     S. Nevzat Korkmaz

               Kütahya                                   İzmir                                    Isparta

"2) 3146 sayılı Kanunun 29 uncu maddesinin üçüncü fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"Bakanlık merkez teşkilâtında veya bağlı veya ilgili kuruluşlarında daire başkanı ya da daha üst görevlerde bulunanlar ile Bakanlık ile Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı merkez teşkilâtında mesleğe yarışma ve yeterlik sınavıyla girmiş olanlardan yeterliklerini aldıktan sonra en az 7 yıl çalışmış olanlar çıkarılacak yönetmelikle belirlenen esaslar dâhilinde yurt dışı teşkilatı kadrolarına sürekli görevle atanabilirler. Yurt dışı görev süresi en çok üç yıldır, bu süre hizmetin gerektirdiği hâllerde Bakan onayı ile iki yıla kadar uzatılabilir. Yurt dışı kadrolarına atanacakların, atanma tarihinde yönetmelikte belirtilen yabancı dillerin birinden Yabancı Dil Bilgisi Seviye Tespit Sınavından en az (C) düzeyinde veya dil yeterliliği bakımından buna denkliği kabul edilen ve uluslararası geçerliliği bulunan başka bir belgeye sahip olması zorunludur. Ancak, Türkçe'nin ve Türk lehçelerinin konuşulduğu ülkelere sürekli görevle atanma durumunda yabancı dil belgesi şartı aranmaz. Yurt dışı atamalarına ilişkin usul ve esaslar yönetmelikle belirlenir."

 

                Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 478 Sıra Sayılı Kanun Teklifinin 73. Maddesinin o Fıkrası ile değiştirilen 3146 Sayılı Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı'nın Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunun 29 uncu maddesinin 3 üncü fıkrasında yer alan "Ancak, Türkçe'nin ve Türk lehçelerinin konuşulduğu ülkelere sürekli görevle atanma durumunda yabancı dil belgesi, şartı aranmaz." İbaresinin tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

                     

          Pervin Buldan                        Adil Zozani                         İbrahim Binici

                  Iğdır                                    Hakkâri                                Şanlıurfa

                     

              Sırrı Sakık                   Abdullah Levent Tüzel                   Nazmi Gür

                   Muş                                   İstanbul                                    Van

                                                                  

                                                        Hasip Kaplan

                                                              Şırnak

                                              

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 478 sıra sayılı Kanun teklifinin 73. maddesinin (o) fıkrasının 2 nci bendinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederim.

             Mahir Ünal                            İdris Şahin                      Hakan Çavuşoğlu

         Kahramanmaraş                          Çankırı                                   Bursa

            Yılmaz Tunç                          İlyas Şeker                            Şirin Ünal

                 Bartın                                  Kocaeli                                 İstanbul

         Türkan Dağoğlu                     Emrullah İşler                                                        İstanbul                Ankara

“”2) 29 uncu maddesinin üçüncü fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.”

"Yurt dışı sürekli göreve, yurt dışı işçi hizmetleri uzmanları, Bakanlık merkez teşkilâtında ve bağlı ve ilgili kuruluşlarında daire başkanı ya da daha üst görevlerde bulunanlardan bu görevlerde en az 1 tam yıl çalışmış olanlar, Bakanlık ve Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı merkez teşkilâtında mesleğe yarışma sınavıyla girmiş olanlardan yeterliklerini aldıktan sonra en az 7 yıl çalışmış olanlar, çıkarılacak yönetmelikle belirlenen esaslar dahilinde atanabilirler. Yurt dışı görev süresi en çok üç yıldır, bu süre hizmetin gerektirdiği hallerde Bakan onayı ile bir yıla kadar uzatılabilir. Yurt dışı kadrolarına atanacakların, atanma tarihinde yönetmelikte belirtilen yabancı dillerin birinden Yabancı Dil Bilgisi Seviye Tespit Sınavından en az (C) düzeyinde veya dil yeterliliği bakımından buna denkliği kabul edilen ve uluslararası geçerliliği bulunan başka bir belgeye sahip olması zorunludur. Ancak, Türkçe'nin ve Türk lehçelerinin konuşulduğu ülkelere sürekli görevle atanma durumunda yabancı dil belgesi şartı aranmaz. Yurt dışı atamalarına ilişkin usul ve esaslar yönetmelikle belirlenir."”

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 478 sıra sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve Devlet Memurları Kanunu İle Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporlarının 73/o-2 Maddesinin tasarıdan çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

             Kazım Kurt                  Ferit Mevlüt Aslanoğlu                 Hülya Güven

              Eskişehir                               İstanbul                                   İzmir

        Mustafa Moroğlu                       Sakine Öz                            Aytuğ Atıcı

                  İzmir                                    Manisa                                  Mersin

             Özgür Özel                    Kadir Gökmen Öğüt                                                    Manisa               İstanbul

         Bülent Kuşoğlu

                Ankara

 

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Ankara) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Bülent Kuşoğlu, Ankara Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

BÜLENT KUŞOĞLU (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bugün ramazanın ilk günü. Ramazan mübarek barış ayıdır, ülkemizin barış ve huzur içerisinde olmasını diliyorum en azından bu ay içerisinde. Hepinizin de ramazanını kutluyorum.

Değerli arkadaşlarım, 478 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 73’üncü maddesinin (o) bendinin (2) no.lu alt bendi üzerinde söz almış bulunuyorum. Bu konu şöyle: Yurt dışı kadrolar çok önemli, biliyorsunuz yurt dışında yaklaşık 5 milyon vatandaşımız çalışıyor. 5 milyon, birçok ülkenin nüfusu kadar tutan önemli bir meblağ. Yurt dışındaki vatandaşlarımızın sorunları da çok önemli. Bunların bir kısmı işçi olarak çalışıyor, önemli sorunları var, sıkıntıları var. Birçoğu dil bilmiyor, gittikleri ülkede mağdur oluyorlar, sıkıntı içerisinde kalıyorlar. Bu vatandaşlarımızla ilgili olarak 1967 yılında Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı bünyesinde bir genel müdürlük oluşturuldu, Yurt Dışı İşçi Hizmetleri Genel Müdürlüğü, şimdi Dış İlişkiler ve Yurt Dışı İşçi Hizmetleri Genel Müdürlüğü olarak çalışıyor bu genel müdürlük. Bunların da bu konuda yetiştirilmiş dış ilişkiler uzmanları var. Bu uzmanlar, yurt dışındaki işçilerimizin, vatandaşlarımızın çok çeşitli sorunlarıyla ilgileniyorlar, oradaki mevzuatla ilgili sorunlarını gidermeye çalışıyorlar, çalışma yaşamıyla, sosyal güvenlikle ilgili sıkıntıları oluyor, günlük yaşantıyla ilgili sıkıntıları oluyor, dönüşlerinde yine problemler oluyor, bunlarla ilgili olarak vatandaşlarımıza yardımcı olmaya çalışıyorlar ama bu yapılan düzenlemeyle yanlış bir düzenleme yapıyoruz. Herkes yurt dışına uzman olarak atanabilecek, bu görevlerde bulunabilecek. Burada yapılan düzenlemeyle Çalışma Bakanlığı ve Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı merkez teşkilatında mesleğe yarışma ve yeterlilik sınavıyla girmiş olanlar yani buradaki denetim birimlerinde görev almış olanlar da dâhil olmak üzere, yurt dışına gidebilecekler, burada görev yapabilecekler. Hâlbuki bu, gerçekten, liyakat ve kariyer isteyen bir meslek, uzmanlık isteyen bir meslek. Sadece yabancı dil bilgisiyle yapılabilecek iş değil bu. Önemli bir konudur bu, küçümsemememiz lazım. Özellikle bürokrasinin bununla ilgili bir talebi var. Yani, bazı denetim elemanlarına sadece “Yurt dışına gitsinler, mükafatlandıralım ya da bürokrasinin çeşitli kademelerinde görev almış olan birilerini yurt dışına gönderelim, bonus verelim, onları mükafatlandıralım.” diye bakmamamız lazım. Biraz önce söylediğim gibi, 5 milyonu aşkın vatandaşımız yurt dışında yaşıyor, birçok vatandaşımız da turist olarak gidiyor çeşitli zamanlarda. Bunların sorunları çok önemli. Bunların çözülmesi de basit değil. Bir ülkeye gitmek, sadece Türkiye mevzuatını bilmekle olabilecek gibi değil bu. Gittiğiniz ülkeyi bileceksiniz, dilini bileceksiniz, geleneğini bileceksiniz. Bu konuda bir uzmanlaşma gerekir. Her önüne gelenin yapamaması gereken bir meslek. Nasıl onlar, yurt dışı uzmanları denetim görevini yapamıyorlarsa, aynı şekilde, bunların da rahatlıkla yurt dışı teşkilatlarına atanamaması lazım, bu yanlışın düzelmesi lazım.

Şimdi, bu bende gerekçe olarak diyor ki: “Nitelikli personel temininde zorluk var, sıkıntı var. Bulamıyoruz, onun için böyle yapıyoruz.” Ben biliyorum, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığında en az iki yıldan beri atamayı bekleyen, kariyerli, bu iş için yetişmiş insanlar var. İki yıldan beri birçok kişi bu iş için bekliyor ama onlar atanmıyor, biz böyle bir düzenleme yapıyoruz, önüne geleni atayabilmek için, işi siyasallaştırmak için gerekçe yaratıyoruz. Bu yanlış, şu mübarek ramazan gününde bu işin düzelmesi gerekir. Hep beraber bu maddeyi reddetmemiz gerekir diye düşünüyorum.

Bu vesileyle hepinize saygılar sunuyorum ama dediğim konuyu dikkate alırsanız iyi olur diye düşünüyorum. Tekrar hepinize saygılar sunarım. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 478 sıra sayılı Kanun Teklifinin 73. maddesinin (o) fıkrasının 2 nci bendinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederim.

Mahir Ünal (Kahramanmaraş) ve arkadaşları

“”2) 29 uncu maddesinin üçüncü fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.”

"Yurt dışı sürekli göreve, yurt dışı işçi hizmetleri uzmanları, Bakanlık merkez teşkilâtında ve bağlı ve ilgili kuruluşlarında daire başkanı ya da daha üst görevlerde bulunanlardan bu görevlerde en az 1 tam yıl çalışmış olanlar, Bakanlık ve Sosyal Güvenlik Kurumu Başkanlığı merkez teşkilâtında mesleğe yarışma sınavıyla girmiş olanlardan yeterliklerini aldıktan sonra en az 7 yıl çalışmış olanlar, çıkarılacak yönetmelikle belirlenen esaslar dahilinde atanabilirler. Yurt dışı görev süresi en çok üç yıldır, bu süre hizmetin gerektirdiği hallerde Bakan onayı ile bir yıla kadar uzatılabilir. Yurt dışı kadrolarına atanacakların, atanma tarihinde yönetmelikte belirtilen yabancı dillerin birinden Yabancı Dil Bilgisi Seviye Tespit Sınavından en az (C) düzeyinde veya dil yeterliliği bakımından buna denkliği kabul edilen ve uluslararası geçerliliği bulunan başka bir belgeye sahip olması zorunludur. Ancak, Türkçe'nin ve Türk lehçelerinin konuşulduğu ülkelere sürekli görevle atanma durumunda yabancı dil belgesi şartı aranmaz. Yurt dışı atamalarına ilişkin usul ve esaslar yönetmelikle belirlenir.""

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Sayın Başkan, Komisyon bu konuda bir açıklama yaparsa… Bu önergede çok ilginç bir durum var, yurt dışında bir yıl, üç yıl, beş yıl farklı görevlerde çalışan… Yani, yurt dışı çalışma bir bonus kart oluyor. O bonus karta göre, örneğin, üç yıl, beş yıl çalışan gelip emniyet daire başkanı olabilir.

BAŞKAN – Tamam soruyorum Komisyona.

Sayın Komisyon buyurun.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Yani, yirmi beş yıl beklemesine gerek yok. Üç yıl kaldı mı, beş yıl kaldı mı gelip Türkiye’de daire başkanı olabilir. Yani, bu çok belirsiz bir durumun bir açıklanması gerekiyor.

BAŞKAN – Evet, Sayın Komisyon katılacak mısınız?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Takdire bırakacağız biz.

BAŞKAN – Bir de ayrıca açıklama yaparsanız…

Buyurun.

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Bu, daire başkanlığıyla ilgili olarak, bir yıllık bir süre getiriliyor. Yurt dışı işçi hizmetleri uzmanları için de, bu yedi yıllık süreyi kaldırıyoruz çünkü burada sıkıntı var, bir yıla düşürmüş oluyoruz. Yani, önergenin yapmış olduğu o.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Ankara) – Biz katılıyoruz.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Yurt dışı işçi hizmetleri uzmanları için yeterlikten sonra yedi yıl çalışmış olma şartı kaldırılmaktadır. Öte yandan, daire başkanı ve üstü görevlerde bulunanların yurt dışı sürekli göreve atanabilmeleri için bulundukları görevlerde bir yıl çalışmış olma şartı getirilmektedir.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, biraz önce kabul edilen önerge, maddeyi tümüyle değiştiren daha aykırı önerge olduğundan diğer önergeleri işlemden kaldırıyorum.

Şimdi, maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir.

Birleşime on dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 18.42

ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 18.57

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Muharrem IŞIK (Erzincan), Bayram ÖZÇELİK (Burdur)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 135’inci Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

478 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine devam edeceğiz.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Şimdi, 73’üncü maddenin (o) bendinin 3 numaralı alt bendinde üç önerge vardır, okutuyorum:

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Kanun teklifinin 73 üncü maddesinin (o) fıkrasının üç numaralı bendinde yer alan "İş Sağlığı ve Güvenliği Genel Müdürlüğü" ibaresinden sonra gelmek üzere "ile İş Sağlığı ve Güvenliği Enstitüsü Müdürlüğü" ibaresinin eklenmesini arz ve talep ederiz.

     Mihrimah Belma Satır                   İdris Şahin                      Hakan Çavuşoğlu

               İstanbul                                 Çankırı                                   Bursa

            Yılmaz Tunç                          İlyas Şeker                        Türkan Dağoğlu

                 Bartın                                  Kocaeli                                 İstanbul

          Sevim Savaşer                      Ekrem Çelebi

               İstanbul                                    Ağrı

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 478 sıra sayılı, Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve Devlet Memurları Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının 73 üncü maddenin "o)" fıkrası 3 üncü bendinde geçen "Ek madde 3- İş Sağlığı ve Güvenliği Genel Müdürlüğü kadrolarında görev yapan tabiplere;" ibaresinin, "Ek madde 3- İş Sağlığı ve Güvenliği Genel Müdürlüğü kadrolarında görev yapan tabipler ve diğer sağlık meslekleri mensuplarına" şeklinde değiştirilmesini teklif ederiz.

             Aytuğ Atıcı                          Hülya Güven                      Bülent Kuşoğlu

                 Mersin                                    İzmir                                    Ankara

            Haydar Akar                           Kazım Kurt

                Kocaeli                                Eskişehir

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 478 sıra sayılı Niğde Milletvekili Alpaslan Kavaklıoğlu ve Zonguldak Milletvekili Özcan Ulupınar ile 100 Milletvekilinin; Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve Devlet Memurları Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporları (2/1613, 1/778) nın 73 üncü maddesinin (o) bendinin (3) nolu alt bendinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

         Mustafa Kalaycı                      Erkan Akçay                        Mehmet Günal

                 Konya                                  Manisa                                 Antalya

               Alim Işık                             Oktay Vural                     S. Nevzat Korkmaz

               Kütahya                                   İzmir                                    Isparta

"3) 3146 sayılı Kanunun Ek 2 nci maddesinden sonra gelmek üzere aşağıdaki ek madde eklenmiştir.

"EK MADDE 3- İş Sağlığı ve Güvenliği Genel Müdürlüğü kadrolarında görev yapan tabiplere; iş yerlerinde iş sağlığı ve güvenliğinin sağlanması, iş kazaları ve meslek hastalıklarının önlenmesine ilişkin proje ve araştırma ile sağlık gözetimi çalışmalarının yapılması, sonuç raporlarının üretilmesi, sektörel meslek hastalıkları rehberinin hazırlanması, iş sağlığı ve güvenliği alanında ölçüm, analiz, teknik kontrol, risk analizi ve değerlendirmesi, iş yeri hekimi, iş güvenliği uzmanı ve diğer sağlık personelinin eğitimleri ve belgelendirilmeleri, çalışma ortamına yönelik gerekli kontrol, inceleme ve araştırmalar ile fiziksel, kimyasal ve biyolojik etmenlerle ilgili ölçüm ve laboratuvar analizleri gibi iş sağlığı ve güvenliği hizmetlerine yönelik yapmış olduğu hizmetler esas alınmak suretiyle Maliye Bakanlığının uygun görüşü üzerine Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığınca belirlenecek usul ve esaslar çerçevesinde en yüksek Devlet memuru aylığının (ek gösterge dâhil) dört katını geçmemek üzere ek ödeme yapılır. Ek ödemeye hak kazanılmasında ve ödemenin yapılmasında aylıklara ilişkin hükümler uygulanır ve damga vergisi hariç herhangi bir vergiye tabi tutulmaz."

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Ankara) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Nevzat Korkmaz, Isparta Milletvekili. (MHP sıralarından alkışlar)

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Sözlerimin başında, siz değerli milletvekillerinin, aziz milletimizin ve İslam âleminin ramazan ayını tebrik ediyorum, hayırlara vesile olması için de Yüce Rabb’imizden niyaz ediyorum.

Değerli milletvekilleri, eğitim sistemini ilgilendiren önemli bir hususu sizlerle paylaşmak istiyorum. On bir yıllık AKP iktidarında birçok hizmet alanı allak bullak edilmiştir. “Reform yapıyoruz”, “ezberleri bozuyoruz” gibi koca koca sözlerle bu ülkenin en az yüz yıllık geçmişi olan kurum ve kuruluşları çökertilmiş, devlet sistemi deneme yanılma yolu ile hiçbir ciddi devlete yakışmayacak şekilde deneylere tabi tutulmuştur. Kaçıncı kez sağlık yasası çıkarılmış, Tam Gün Yasası yine bilmem kaçıncı kere değiştirilmiştir. Kamu ihale sistemi, devletin mali yapısı eleğe çevrilmiş, kamu personel rejimi içinden çıkılamaz bir hâl almıştır. Terörist ile pazarlık masasına oturularak güvenlik güçleri yapayalnız bırakılmıştır ama en büyük tahribat, değerli milletvekilleri, eğitim sistemimizde meydana gelmiştir. Göreve getirilen her bakan kendinden önceki birikim ve deneyimleri inkâr ederek Bakanlığı sanki babasının işletmesiymiş gibi düşlerini, fantezilerini gerçekleştirme yeri olarak görmüştür. Arada ezilen, âdeta her yıl değişen müfredat ve sınav sistemiyle pinpon topuna çevrilmiş milyonlarca öğrenci, veliler ve öğretmenler olmuştur ve bundan da en küçük bir pişmanlık duyulmamıştır. Hangi ülkede bakanların eğitim sistemiyle bu kadar oynamasına, bakanlığını oyun ve düş alanı hâline getirmesine müsaade edilir?

Üç dönemdir tek başına iktidar olan, Mecliste her türlü yasal düzenleme yapacak gücü bulunmasına rağmen eğitimi çağdaş normlarla kaliteli bir hâle getiremeyen iktidarın toplumdan özür dileme dışında söyleyecek ne sözü olabilir?

Her gelen Millî Eğitim Bakanı, âdeta kundakçı gibi, devraldığı yangına daha çok benzin dökerek ateşi harlamıştır.

Şimdi de dershaneler konusuna göz dikilmiştir. Dershanelerin ortaya çıkış gerekçesine kafa yormadan, bazı cemaat ve cemiyetlerle hesaplaşma politikasının bir argümanı noktasına indirgeme kolaycılığı seçilmektedir. Dershane gerçeği, AKP eğitim politikalarının bir sonucu, AKP’nin eğitimdeki yetersizliğinin bir tezahürüdür. Okullarda çocuklarımızı eğitmezsen, özellikle müspet ilimleri yeteri kadar öğretmezsen birileri çıkar bu boşluğu doldurur, nitekim, dershaneler de bunu yapmıştır. Düne kadar övgüye, takdire mazhar olduğunu ifade ettiğiniz dershanecilik sistemi ne olmuştur da tu kaka hâline gelmiştir?

2002’de 2 bin olan dershane sayısı on bir yıllık AKP İktidarının sonunda 5 binleri bulmuştur. Bu tavrınızın değişiklik nedenini herkes biliyor hatta sağır sultan dahi duymuştur. Kibirli politikalarınıza bazı çevrelerden yükselen ve sizleri aklıselime davet eden itirazlardır bu değişikliğin nedeni.

Değerli milletvekilleri, tasvip edersiniz ya da etmezsiniz ancak dershanelerin mevcudiyetini haklı kılan bazı unsurlar vardır ki bu unsurlar geçerliliğini korudukça dershanelerin ortadan kaldırılması da yanlış olacaktır. Merkezî sınav sistemi ortadayken bu dershaneleri kaldırmak doğru mudur? Hâlâ daha öğretmen yokluğundan kalabalık sınıflara kadar her türlü problemin cari olduğu yetersizlikler ve başarısızlıklarla dolu bir alanda bu eksiklikleri giderme görevine soyunmuş dershaneleri tasfiye etmek, hele hele yerine bir şey koymadan tasfiye etmek doğru mudur? Kendin eksiklikleri giderme, kendi üzerine düşeni yapma, eksik veya fazla ciddi bir şeyler yapmaya gayret gösterenlere de karşı çık. Yerine bir şey koymadan atacağınız bu adım yanlış olacaktır, çok boyutlu negatif sonuçlar doğuracaktır. 60 bin vasıflı öğretmen, 40 bin civarında -bilgi işlemci, kayıt memuru gibi- çalışan işsiz kalacaktır. Üniversite merkezî giriş sınavı kısa vadede ortadan kalkmayacağına göre özel ders sektörü ve kayıt dışı merdiven altı dershanecilikte evlerde patlamalar olacaktır. Bundan en fazla orta direk ve fakir öğrenciler zarar görecektir. Yine, devletin 2 milyar dolarlık vergi kaybı ve SGK sisteminde 100 bin mükellef kaybı olacaktır. Eğitimin niteliğinde karşılaşılacak sorunlar ise cabası.

Bu kararınızın objektif gerekçelere dayandığına inanmıyoruz. Aksine, söylediğim gibi “Ben sana gösteririm” tehdidinin siyasal hesaplaşma arzusunun bir tezahürüdür. Eğitimde siyasal ve kindar hareket etmeniz bu ülkeye büyük zarar verecektir diyor, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum…

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Karar yeter sayısı…

BAŞKAN – Karar yeter sayısı arayacağım. Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Karar yeter sayısı vardır, önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 478 sıra sayılı, Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve Devlet Memurları Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının 73 üncü maddenin "o)" fıkrası 3 üncü bendinde geçen "Ek madde 3- İş Sağlığı ve Güvenliği Genel Müdürlüğü kadrolarında görev yapan tabiplere;" ibaresinin, "Ek madde 3- İş Sağlığı ve Güvenliği Genel Müdürlüğü kadrolarında görev yapan tabipler ve diğer sağlık meslekleri- mensuplarına" şeklinde değiştirilmesini teklif ederiz.

                                                                                     Aytuğ Atıcı (Mersin) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ  BABACAN (Ankara) –  Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Aytuğ Atıcı, Mersin Milletvekili.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Teşekkür ederim Sayın Başkan. İsmimi de doğru telaffuz ettiğiniz için ayrıca teşekkür ediyorum.

Görüşmekte olduğumuz 478 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 73’üncü maddesinin (o) fıkrasının 3’üncü bendi üzerinde verdiğimiz önerge üzerine söz almış bulunuyorum.

Adil, eşitlik isteyen ve özelikle de özgür iradesi ve vicdanı ile oy kullanan milletvekillerini saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, bu madde ne getiriyor şöyle bir baktığımız zaman, İş Sağlığı ve Güvenliği Genel Müdürlüğü kadrolarında görev yapan tabiplere ek ödeme getiriyor. Buna bir itirazımız olabilir mi? Olmaz tabii ki, hiçbir şekilde bir itirazımız yok. Biz diyoruz ki: Tabiplere ek ödeme getiriyorsunuz da, sağlığın bir ekip işi olduğunu unutarak diğer sağlık çalışanlarına niye ek ödeme getirmiyorsunuz? Yani, iş sağlığı ve güvenliğinden sadece ve sadece tabipler mi sorumludur? Evet, tabipler lokomotif rol oynarlar ancak  burada çalışan, bu sektörde çalışan hekim dışı diğer sağlık personeli de vardır. Niçin bunları ihmal ediyorsunuz? Bunları ihmal ettiğinizi buradan yüce milletimizin önünde bir kez daha ifade ediyorum.

Şimdi bana diyeceksiniz ki: “Efendim, biz hepsini çok seviyoruz ama Maliye Bakanlığı ancak bu kadarına izin verdi.” Az önce önergenizi okuttunuz, AKP bir önerge vererek kapsamı genişletiyor, diyor ki: İş Sağlığı Enstitüsünde çalışanları da buna dâhil edelim. Edelim, tabii ki edelim çünkü doktorlarla gerçekten ciddi şekilde problem yaşıyorsunuz. Bu problemi düzeltmenin çeşitli yolları var, bir tanesi de bu ama diğer sağlık çalışanlarını açık ve net bir şekilde ihmal ediyorsunuz. Burada, gerçekten, sağlıklı olmayan bir ruh hâli ve düşüncesini de sezinliyorum. Yani eğer önergeyi biz verirsek “hayır”, siz verirseniz “evet”. Ben buradan iddia ediyorum, eğer bu önergeyi yani bu “İş Sağlığı Enstitüsünü de kapsama alalım.” önergesini herhangi bir muhalefet partisi verseydi, yemin ediyorum şu günde, kesinlikle reddedecektiniz ama siz verdiğiniz için kabul edeceksiniz. Yani öyle bir ruh hâli var ki “Ben istersem olur, ben istemezsem olmaz.” Değerli arkadaşlarım, bu, barış dili değildir, barışın dili bu şekilde konuşulmaz. Siz doktorlara âdeta savaş açtınız, âdeta. Doktorları sürekli gözaltına alıyorsunuz. Bir bahane buluyorsunuz doktorları gözaltına alıyorsunuz, Gezi Parkı diyorsunuz, gözaltına alıyorsunuz, bir başka olay buluyorsunuz gözaltına alıyorsunuz.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Biz mi alıyoruz ya!

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Değerli arkadaşlarım, size rağmen doktorlar hâlâ bu ülkede sevilen insanlardır, halk tarafından sevilen, gidip de sırrını verdiği çok nadir insanlardan birisidir; gidip de vücudunu sergilemekten, açmaktan utanmadığı, güvendiği en şerefli, en onurlu meslek gruplarından birisidir. Size rağmen bu böyle olmaya da devam edecektir. Ama siz ne yapıyorsunuz? Doktorların onurunu zedelemek için Taksim’de gidip onları gözaltına alıyorsunuz. Daha dün İstanbul Tabip Odasının Genel Sekreterini gözaltına aldınız. Değerli arkadaşlarım, İstanbul gibi bir ilde binlerce hekimi temsil eden bir odanın genel sekreteri bu şekilde gözaltına alınmaz, hiçbir demokraside bu yoktur. Bu da yetmedi, gözaltına aldığınız da yetmedi, kalktınız hukuksuz bir şekilde evlerini arıyorsunuz. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, lütfen…

AYTUĞ ATICI (Devamla) – Değerli arkadaşlarım, doktorların onurunu hiçbir şekilde siz düşüremeyeceksiniz, doktorları yıldıramayacaksınız. Çünkü neden biliyor musunuz? Doktorlar ölümü iyi tanırlar, doktorlar her gün ölümü yaşarlar, doktorlar ölümle âdeta bazen dans ederler, bazen dalga geçerler. Siz doktorları yıldıramayacaksınız. Hiçbir şekilde doktorları kendi özgür iradeleriyle hastalarına sahip olmaktan, hastalarına hizmet etmekten, onların bilgileriyle, onların bilgilerini ifşa etmeden mezara gitmekten hiçbir şekilde asla onları engelleyemeyeceksiniz.

Bakın, iş sağlığı gibi bir konuyu da getirdiniz paraya dayandırdınız. Siz bu kanunda, bu torbada İş Sağlığı Yasası’nı ertelediniz, şimdi paraya indirgediniz. Yazıklar olsun! Ben, ne diyeyim size?

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Karar yeter sayısı… 

BAŞKAN - Önergeyi oylarınıza sunacağım, karar yeter sayısı arayacağım.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler…

Kâtip üyeler arasında anlaşmazlık var.

İki dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, karar yeter sayısı vardır, önerge reddedilmiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Kanun teklifinin 73 üncü maddesinin (o) fıkrasının üç numaralı bendinde yer alan "İş Sağlığı ve Güvenliği Genel Müdürlüğü" ibaresinden sonra gelmek üzere "ile İş Sağlığı ve Güvenliği Enstitüsü Müdürlüğü" ibaresinin eklenmesini arz ve talep ederiz.

                                                          Sevim Savaşer (İstanbul) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Takdire bırakıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Ankara) – Katılıyoruz.

BAŞKAN – Evet, gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

İş Sağlığı ve Güvenliği Genel Müdürlüğü kadrolarında görev yapan tabiplerin yapmış oldukları işlerin niteliği esas alınmak suretiyle ek ödeme yapılması amaçlanmaktadır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmiştir.

Kabul edilen önerge doğrultusunda maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

73’üncü maddenin (ö) bendinin (1) numaralı alt bendi üzerinde iki adet önerge vardır, okutuyorum:

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 478 sıra sayılı Niğde Milletvekili Alpaslan Kavaklıoğlu ve Zonguldak Milletvekili Özcan Ulupınar ile 100 Milletvekilinin; Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve Devlet Memurları Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporları (2/1613, 1/778) nın 73 üncü maddesinin (ö) bendinin (1) nolu alt bendin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

         Mustafa Kalaycı                      Erkan Akçay                        Mehmet Günal

                 Konya                                  Manisa                                 Antalya

               Alim Işık                             Oktay Vural

               Kütahya                                   İzmir

"1) 19/2/1985 tarihli ve 3154 sayılı Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunun 13 üncü maddesinin ikinci fıkrasının birinci cümlesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"Denetime tâbi olan gerçek ve tüzel kişiler, gizli dahi olsa bütün belge, defter ve bilgileri talep edildiği takdirde ibraz etmek, para ve para hükmündeki evrakı ve ayniyatı talep hâlinde göstermek, sayılmasına ve incelenmesine yardımcı olmakla yükümlüdür."

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 478 sıra sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve Devlet Memurları Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporlarının 73/ö-1 Maddesinin tasarıdan çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

 

Kazım Kurt                                    Mustafa Moroğlu                     Hülya Güven

  Eskişehir                                              İzmir                                      İzmir

 

Sakine Öz                                          Aytuğ Atıcı                            Özgür Özel

    Manisa                                              Mersin                                  Manisa

 

Kadir Gökmen Öğüt                 Ferit Mevlüt Aslanoğlu                 Vahap Seçer

      İstanbul                                          İstanbul                                  Mersin

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Ankara) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Vahap Seçer, Mersin Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

VAHAP SEÇER (Mersin) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum. 478 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin (ö) bendinin (1)’inci alt bendiyle ilgili vermiş olduğumuz önerge hakkında söz aldım.

Bugün ramazan ayının ilk günü. Umut ediyorum, sadece İslam coğrafyasına değil tüm dünyaya barış getirir, huzur getirir, kardeşlik getirir. Özellikle İslam coğrafyasında son on yıldır yaşanan kanlı çatışmalara, kardeş kanının akmasına, dindaş kanının akmasına ve bunların sona ermesine vesile olur umut ediyorum.

Değerli arkadaşlarım, Türkiye’de son bir aydır gerçekten hem siyasi arenada hem bunun yansıması olarak toplumda önemli gerginlikler yaşanıyor. Ramazan vesilesiyle umut ediyorum öncelikli olarak biz siyasiler artık barış dilini kullanırız, gerginliklerin ortadan kalkması için, bu tansiyonun düşmesi için üzerimize düşen görevi yerine getiririz. Bu görev de öncelikli olarak iktidara düşüyor çünkü yürütme onun elinde, sevk ve idare onun elinde. Ama dün gerçekten, ramazan ayına giriş arifesinde, yine İstanbul’da, Taksim’de hoş olmayan hadiseler meydana geldi. Toplumda bir enerji birikmesi var. Bu günübirlik bir mesele değil, bir olaya mahsus, bir olaya münhasır gelişmeler değil; aslında, bugün toplumda yaşanan gerçekten yıllara sâri bunu yaymak lazım. On yıllık sizin idarenizden kaynaklanan, toplumun beğenmediği, toplumun gerçekten uygulamalarınız sonucunda kendini baskı altında hissettiği, sıkıldığı, sıkıştığı, enerjisinin biriktiği ve bunların açığa çıkması gereken bir durumla karşı karşıyayız. Benim Hükûmete tavsiyem şu: Bakınız, dün Gezi Parkı tekrar açılacak, halkın hizmetine sunulacak, orada Taksim Dayanışması Platformu Gezi Parkı’na giderken polis engeliyle karşılaşıyor ya da basın açıklaması yapmak isterken polis engeliyle karşılaşıyor. Oysa polisin bu insanları engellemesine gerek yok. Demokratik bir hak kullanılıyor, biraz müsamahakâr olunabilir. Önceki gün elinde palayla yurttaşları kovalayan insanlara gösterilen müsamaha bu insanlara da gösterilebilir. Bakın, 30’un üzerinde Taksim Dayanışma Platformu üyesi arkadaşlar. Bu arkadaşlar da bilinmeyen insanlar değil, illegal örgüt üyeleri değil. Bunlar TMMOB üyeleri, hekim ya da mühendis olan arkadaşlarımız, bilinen insanlar. Bu insanlar gözaltına alınıyor, yetmezmiş gibi bugün evleri aranıyor. Bunlar antidemokratik uygulamalar. Bugün bu uygulamalar, Hükûmetin bu uygulamaları işte on yıldır süregelen bu baskıcı anlayışın bugün bu toplum üzerinde tezahürünün ve onun açığa çıkmasının, o enerjinin açığa çıkmasının ortaya koyduğu sonuç. Şimdi, hâlâ bunu Hükûmet göremiyorsa gerçekten söylenecek bir şey kalmıyor.

Şimdi, bakın, Türkiye'nin bunu böyle sürdürmesi mümkün değil. Bir şekilde bu olayların sakinleşmesi için bu görev Hükûmete düşüyor. Lütfen, emniyet teşkilatı sizin elinizde, İçişleri Bakanlığına bağlı, emniyet teşkilatına mensup çalışan arkadaşlarımız bu göstericilere karşı biraz daha müsamahakâr davranabilirler. Biz Cumhuriyet Halk Partisi olarak bunu bu olayların başladığı günden beri söylüyoruz. Her ne kadar bu konuda Cumhuriyet Halk Partisi suçlansa da bizim bu olaylar karşısında yaklaşımımız bu olayları tahrik edici yönde değil, tamamen orada masumane duygularla gösteri yapmaya gelmiş ya da demokratik hakkını kullanmaya gelmiş, tepkisini ortaya koymaya gelmiş, adını ne koyarsanız koyun, oradaki sivil yurttaşlara sahip çıkma saikiyle biz oralarda olduk. Onları anlayışla karşılamak zorundayız bu ülkenin geleceği için, gelecek kuşaklar için, bu ülkede demokrasinin ilerlemesi için, özgürlükler için, insan hakları için.

Değerli arkadaşlarım, bu önergemize olumlu oy kullanacağınızı düşünüyor, hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 478 sıra sayılı Niğde Milletvekili Alpaslan Kavaklıoğlu ve Zonguldak Milletvekili Özcan Ulupınar ile 100 Milletvekilinin; Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve Devlet Memurları Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporları (2/1613, 1/778) nın 73 üncü maddesinin (ö) bendinin (1) nolu alt bendinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Mustafa Kalaycı (Konya) ve arkadaşları

"1) 19/2/1985 tarihli ve 3154 sayılı Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanunun 13 üncü maddesinin ikinci fıkrasının birinci cümlesi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"Denetime tâbi olan gerçek ve tüzel kişiler, gizli dahi olsa bütün belge, defter ve bilgileri talep edildiği takdirde ibraz etmek, para ve para hükmündeki evrakı ve ayniyatı talep hâlinde göstermek, sayılmasına ve incelenmesine yardımcı olmakla yükümlüdür."

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Ankara) – Katılmıyoruz.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Gerekçe…

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Önergeyle ifade düzeltmesi yapılmaktadır.

Komisyonda Teklifle ilgili sağlıklı ve verimli bir görüşme yapılamamıştır. Komisyon görüşmeleri boyunca hangi düzenlemelerin ne amaçla ve hangi gerekçeyle yapıldığı konusunda bilinmez bir tavır sergilemiştir. 71 adet kanun ve kanun hükmünde kararnamede 142 maddelik değişiklikler yapılmasına rağmen; vatandaşlarımızın yaşadığı sorunlara çözüm getirecek konuları bir-iki husus dışında bulmak mümkün değildir. Kanun Teklifi kamu personelinin hukuki ve mali statüsüne ilişkin çok sınırlı değişiklikler getirmektedir. Dolayısıyla bu düzenlemede beklentiler karşılığını bulmamış, umutlar hayal kırıklığına dönüşmüştür.

Kamuda sağlıklı ve tutarlı bir personel politikası uygulanmamaktadır. Personel Rejimi nesnellikten uzaklaştırılmış, istihdam rejimi bozulmuştur. 657 sayılı Kanun, geçici işlerin ifası için istisnai hallere münhasır olmak üzere sözleşmeli ve geçici personel istihdamını mümkün kılmıştır. AKP döneminde bu istisnai uygulamalar asıl istihdam şeklinin önüne geçmiştir. Ayrıca, AKP döneminde sözleşmeli ve vekil olarak işe alınanlar, daha önce çıkarılan kanunlar ile memur kadrolarına alınmış, ancak tekrar sözleşmeli ve vekil atama yapılmasına devam edilmiş, şimdi de bunlardan bazıları tekrar memur kadrolarına alınmaktadır.

Bu yanlış uygulamalar ile birlikte, birçok mağduriyet ortaya çıkmıştır. En büyük mağduriyet ise bu istisnai yollarla iş bulamayan işsiz gençlerimizdir. Bunlar girdiği merkezi sınavı kazanıp ataması yapılamayan, bir türlü sıra gelemeyen ve sıra gelmeden de kadroları istisnai yollarla doldurulan milyonlarca işsiz vatandaşlarımızdır. Hükümetin bu yanlışı, bu haksızlığı derhal durdurması gerekir.

Bu Kanun Teklifi ile kamu kurumlarında çalışan 4/B'liler, 4924 sayılı Kanuna tabi sözleşmeliler, diğer özel kanunlara tabi sözleşmeliler ve mahalli idarelerde çalışan sözleşmeliler ile vekil Kur'an kursu öğreticilerinden şartları uyanlar memur kadrolarına atanmaktadır. Ancak, memur kadrosu verilenler arasında; mağduriyeti en derinden yaşayan 4/C'liler yoktur. Rehber ve usta öğreticileri bu düzenleme kapsamına alınmamıştır. Aile sağlığı çalışanları yoktur. Vekil ebe-hemşireler yoktur. Ücretli öğretmenler yoktur.

AKP Hükümeti tarafından yapılan ayrımcı ve adaletsiz uygulamaları saymakla bitmez. Bu Teklifte öğretmenler ve atanamayan öğretmenler yoktur. Bu düzenlemede polislerimiz yoktur. Kamu işçilerinin naklen atanabilmeleri konusu yoktur. Taşeron işçileriyle ilgili hiçbir düzenleme yoktur. Geçici ve mevsimlik işçiler yine göz ardı edilmektedir. Bu Teklifte emeklilikte yaşa takılanlar yoktur. Muhtarlarımız yoktur. Bu Kanun Teklifinde şehit aileleri ve gaziler ile engelliler ve yaşlılarla ilgili bir düzenleme yoktur.

Peki bu Kanun Teklifinde neler vardır. Mera, yaylak ve kışlakların yapılaşmaya açılması var. Köy meralarının köylünün elinden alınarak hazineye devredilmesi, imar yetkisinin belediyelerden alınması ve satış yetkisi var. Gerçeğe aykırı, usulsüz veya sahte belgeler nedeniyle verilmeyen desteklemelerin ödenmesi var. Kamulaştırılan taşınmazlarla ilgili vatandaşın hak arama hürriyetini engellenmesi ve yargıya müdahale var ÖSYM sınavlarına ait soru ve cevaplarla ilgili bilgi edinme hakkının engellenmesi var. Sermayesindeki kamu payı doğrudan veya dolaylı olarak % 50'den az olan şirketler Sayıştay denetimi dışına çıkarılması vardır. İş Sağlığı ve Güvenliği Kanununun uygulamasının geciktirilmesi, sertifikasını almış kişilerin mağdur edilmesi var. Sürücü belgeleri için 24 milyon vatandaşımızdan 15 lira belge parası alınması var.

Dolayısıyla yapılan düzenlemeler; kamu yönetiminin iyileştirilmesi ve çalışanların sorunlarına çözüm getirilmesi yerine; kamu arazileri nasıl talan edilebilir, kadrolaşma nasıl sağlanabilir, usulsüzlük ve yolsuzluklar nasıl affedilebilir, denetimden ve yargıdan nasıl kaçınılabilir mahiyetini taşımaktadır.

Teklifin tümüyle gözden geçirilmesi ve bu maddede düzeltme ihtiyacı bulunmaktadır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler...  Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler...  Madde kabul edilmiştir.

73’üncü maddenin (ö) bendinin 2 numaralı alt bendinde iki önerge vardır, okutuyorum:

 

                Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 478 sıra sayılı Niğde Milletvekili Alpaslan Kavaklıoğlu ve Zonguldak Milletvekili Özcan Ulupınar ile 100 Milletvekilinin; Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve Devlet Memurları Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporları (2/1613, 1/778) nın 73 üncü maddesinin (ö) bendinin (2) nolu alt bendinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

         Mustafa Kalaycı                      Erkan Akçay                        Mehmet Günal

                 Konya                                  Manisa                                 Antalya

             Oktay Vural                             Alim Işık                                      

                  İzmir                                   Kütahya                                      

"2) 3154 sayılı Kanunun 3l/A maddesinin ikinci, üçüncü ve dördüncü fıkraları aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"Enerji ve Tabii Kaynaklar Denetçi Yardımcılığına atanabilmek için 14/7/1965 tarihli ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 48 inci maddesinde sayılan genel şartlara ek olarak aşağıdaki şartlar aranır:

a) En az dört yıllık eğitim veren hukuk, siyasal bilgiler, iktisadi ve idari bilimler, iktisat, işletme, mimarlık ve mühendislik fakülteleri veya bunlara denkliği Yükseköğretim Kurulu tarafından kabul edilen yurtiçindeki ve yurtdışındaki yükseköğretim kurumlarından mezun olmak.

b) Yapılacak yarışma sınavında başarılı olmak.

Enerji ve Tabii Kaynaklar Denetçi Yardımcılığına atananlar, en az üç yıl fiilen çalışmak ve istihdam edildikleri birim tarafından belirlenecek konularda hazırlayacakları tezin, oluşturulacak tez jürisi tarafından kabul edilmesi kaydıyla, yapılacak yeterlik sınavına girmeye hak kazanırlar. Süresi içinde tezlerini sunmayan veya tezleri kabul edilmeyenlere tezlerini sunmaları veya yeni bir tez hazırlamaları için altı ayı aşmamak üzere ilave süre verilir. Yeterlik sınavında başarılı olanların denetçi kadrolarına atanabilmeleri, Yabancı Dil Bilgisi Seviye Tespit Sınavından asgari (C) düzeyinde veya dil yeterliği bakımından buna denkliği kabul edilen ve uluslararası geçerliliği bulunan başka bir belgeye yeterlik sınavından itibaren en geç iki yıl içinde sahip olma şartına bağlıdır. Sınavda başarılı olamayanlara veya sınava girmeye hak kazandığı hâlde geçerli mazereti olmaksızın sınav hakkını kullanmayanlara, bir yıl içinde ikinci kez sınav hakkı verilir. Verilen ilave süre içinde tezlerini sunmayan veya ikinci defa hazırladıkları tezleri de kabul edilmeyenler, ikinci sınavda da başarı gösteremeyen veya sınav hakkını kullanmayanlar ile süresi içinde yabancı dil yeterliliği şartını yerine getirmeyenler Enerji ve Tabii Kaynaklar Denetçi Yardımcısı unvanını kaybeder ve Bakanlıkta durumlarına uygun memur unvanlı kadrolara atanırlar.

Denetçi Yardımcılarının mesleğe alınmaları, yetiştirilmeleri, yarışma sınavı, tez hazırlama ve yeterlik sınavları ile ilgili hususlar yönetmelikle düzenlenir."

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 478 sıra sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve Devlet Memurları Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporlarının 73/ö.2.  Maddesinin tasarıdan çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

    Ferit Mevlüt Aslanoğlu                  Kazım Kurt                       Mustafa Moroğlu

               İstanbul                               Eskişehir                                  İzmir

           Hülya Güven                          Sakine Öz                            Özgür Özel

                  İzmir                                    Manisa                                  Manisa

      Kadir Gökmen Öğüt

               İstanbul

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Ankara) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Hülya Güven, İzmir Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

HÜLYA GÜVEN (İzmir) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 478 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin (ö) bendindeki Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun’un (2)’nci alt bendiyle ilgili olarak söz almış bulunuyor, mübarek ramazan ayının barış getirmesi dileğiyle saygılarımı sunuyorum.

Sayın milletvekilleri, bu madde aslında 2011 yılı Ekim ayında değiştirilmiş bir madde, kanunların nasıl yazboz tahtasına dönüştürüldüğünün ve ülkemizin nasıl yönetildiğinin bir örneği daha. Bu kez Bakanlığın uzman ve uzman yardımcılığı kadrolarının kaldırıldığını görüyoruz. Bugüne kadar çalışan uzman ve uzman yardımcıları ne olacak? Yine, mutsuz bir grup daha yaratılıyor. Zaten bugüne kadar hastanelerde, okullarda kadro değişiklikleri nedeniyle işsiz ve mutsuz yurttaş orduları yaratıldı. Yine bu maddede gördüğümüz farklı bir bakış açısı da denetçi yardımcılığına yurt dışındaki yükseköğretim kurumlarından mezunların da atanabilmesi. Böylece, parası olan, yurt dışında okuyabilenler ya da yabancı uyruklulara iş alanları açılıyor. Bizim ülkemizde okumaya çalışan çocuklarımıza bir haksızlık daha yapılıyor. Eğitimin hâlini hep birlikte görüyoruz. Eğitimsiz ve işsiz kalan çocuklarımıza Hükûmet makarna, bulgur vererek kandırma yoluna gidecek herhâlde. Artık ne engelliler ne gençler ne de kadınlar yardım, bulgur ve makarna istemiyorlar; iş istiyorlar, çocuklarının iyi eğitim almasını istiyorlar, hep birlikte refah ve barış içinde yaşamak istiyorlar. Hükûmetin anlamadığı bir şey var; ne olduğu belirsiz gaz bombalarına, çivili sopalara ve palalara rağmen, Gezi Parkı ile  başlayan ve tüm yurda yayılan protestolar. Yaşanan bu süre içinde can kayıplarının yanı sıra onlarca engelli, binlerce yaralı ve tutuklu yaratıldı, ölen binden fazla kuş ve diğer hayvanlar da ayrı.

Dün sayın AKP milletvekilimiz, sarin gazının üzerinde durduğumdan bahsetti; ben aslında portakal gazından bahsettim, onun üzerinde durdum. Hâlen hangi gazlar kullanılıyor sorularımıza cevap alamadık. Aslında, “Sarin gazının Türkiye’de işi ne, Mersin’de işi ne? Niçin, kime kullanılmak üzere getirildi?” bunların cevabının verilmesi gerekiyordu. Sizler protestoları anlamak yerine orantısız güç ile karşılık veriyorsunuz. Yurttaşlar çivili sopa ile dövülüyorlar, kim oldukları belirsiz. Pala ile tehdit ediliyorlar, yakalanan serbest bırakılıyor. Şimdi de silahlar patlamaya başladı. Kardeş kardeşe düşman ediliyor, acaba sebep ne?

Bugün Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin, 1 Mayıs 2006 yılında 2 yurttaşımıza polisin uyguladığı orantısız şiddet ve kullandığı biber gazı nedeniyle Türkiye’yi 15 bin euro tazminata mahkûm ettiğini öğrendik. Sayın Bakana soruyoruz, tutuklu sayısını veremiyor, hâl⠓Şiddete karşıyız.” diyor. Şiddeti uygulayan kim? Ve öyle umuyoruz ki daha milyonlarca euro tazminat ödeyecek ülkemiz. Ülkemiz bunu hak etmiyor. Nasıl bir ülkede yaşıyoruz bugün? Hekimlerimiz dövülüyor, öldürülüyorlar. Öğretmenlerimiz bıçaklanıyor, çocuklara tecavüz ediliyor, kadınlar öldürülüyor. Her gün yeni ölümcül iş kazalarını işitiyoruz. Bütün bunların nedenlerini araştırmak, çözümünü bulmak ve ülkeyi mutlu insanların yaşayacağı şekilde iyi yönetmek hükûmetlerin görevi değil midir? Hâlâ engellilerimizin sorunu var, emeklilerimizin sorunu var çözümlenmemiş, yaşlılarımızın sorunu var.

Tüm AKP milletvekillerinin ülke sorunlarımızın çözülmesi için çaba göstermeleri umuduyla saygılarımı sunuyorum.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 478 sıra sayılı Niğde Milletvekili Alpaslan Kavaklıoğlu ve Zonguldak Milletvekili Özcan Ulupınar ile 100 Milletvekilinin; Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve Devlet Memurları Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporları (2/1613, 1/778) nın 73 üncü maddesinin (ö) bendinin (2) nolu alt bendinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                     Mustafa Kalaycı (Konya) ve arkadaşları

"2) 3154 sayılı Kanunun 31/A maddesinin ikinci, üçüncü ve dördüncü fıkraları aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"Enerji ve Tabii Kaynaklar Denetçi Yardımcılığına atanabilmek için 14/7/1965 tarihli ve 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 48 inci maddesinde sayılan genel şartlara ek olarak aşağıdaki şartlar aranır:

a) En az dört yıllık eğitim veren hukuk, siyasal bilgiler, iktisadi ve idari bilimler, iktisat, işletme, mimarlık ve mühendislik fakülteleri veya bunlara denkliği Yükseköğretim Kurulu tarafından kabul edilen yurtiçindeki ve yurtdışındaki yükseköğretim kurumlarından mezun olmak.

b) Yapılacak yarışma sınavında başarılı olmak.

Enerji ve Tabii Kaynaklar Denetçi Yardımcılığına atananlar, en az üç yıl fiilen çalışmak ve istihdam edildikleri birim tarafından belirlenecek konularda hazırlayacakları tezin, oluşturulacak tez jürisi tarafından kabul edilmesi kaydıyla, yapılacak yeterlik sınavına girmeye hak kazanırlar. Süresi içinde tezlerini sunmayan veya tezleri kabul edilmeyenlere tezlerini sunmaları veya yeni bir tez hazırlamaları için altı ayı aşmamak üzere ilave süre verilir. Yeterlik sınavında başarılı olanların denetçi kadrolarına atanabilmeleri, Yabancı Dil Bilgisi Seviye Tespit Sınavından asgari (C) düzeyinde veya dil yeterliği bakımından buna denkliği kabul edilen ve uluslararası geçerliliği bulunan başka bir belgeye yeterlik sınavından itibaren en geç iki yıl içinde sahip olma şartına bağlıdır. Sınavda başarılı olamayanlara veya sınava girmeye hak kazandığı hâlde geçerli mazereti olmaksızın sınav hakkını kullanmayanlara, bir yıl içinde ikinci kez sınav hakkı verilir. Verilen ilave süre içinde tezlerini sunmayan veya ikinci defa hazırladıkları tezleri de kabul edilmeyenler, ikinci sınavda da başarı gösteremeyen veya sınav hakkını kullanmayanlar ile süresi içinde yabancı dil yeterliliği şartını yerine getirmeyenler Enerji ve Tabii Kaynaklar Denetçi Yardımcısı unvanını kaybeder ve Bakanlıkta durumlarına uygun memur unvanlı kadrolara atanırlar.

Denetçi Yardımcılarının mesleğe alınmaları, yetiştirilmeleri, yarışma sınavı, tez hazırlama ve yeterlik sınavları ile ilgili hususlar yönetmelikle düzenlenir."

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

BAŞBAKAN YARDIMCISI ALİ BABACAN (Ankara) – Katılmıyoruz.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Gerekçe…

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Önergeyle ifade düzeltmesi yapılmaktadır.

Komisyonda Teklifle ilgili sağlıklı ve verimli bir görüşme yapılamamıştır. Komisyon görüşmeleri boyunca hangi düzenlemelerin ne amaçla ve hangi gerekçeyle yapıldığı konusunda bilinmez bir tavır sergilemiştir. 71 adet kanun ve kanun hükmünde kararnamede 142 maddelik değişiklikler yapılmasına rağmen; vatandaşlarımızın yaşadığı sorunlara çözüm getirecek konuları bir-iki husus dışında bulmak mümkün değildir.

Kanun Teklifi kamu personelinin hukuki ve mali statüsüne ilişkin çok sınırlı değişiklikler getirmektedir. Dolayısıyla bu düzenlemede beklentiler karşılığını bulmamış, umutlar hayal kırıklığına dönüşmüştür.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

Sayın milletvekilleri, birleşime beş dakika ara veriyorum.

                                                                  Kapanma Saati: 19.42

DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 19.58

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Muharrem IŞIK (Erzincan), Bayram ÖZÇELİK (Burdur)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 135’inci Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

478 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine devam edeceğiz.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Sayın milletvekilleri, saat 21.30’a kadar, grupların anlaşması sebebiyle ara veriyorum.

                                                                  Kapanma Saati: 19.59

 

BEŞİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 21.36

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Muharrem IŞIK (Erzincan), Bayram ÖZÇELİK (Burdur)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 135’inci Birleşiminin Beşinci Oturumunu açıyorum.

478 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine devam edeceğiz.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

73’üncü maddenin (p) bendinin (1) alt bendinde üç adet önerge vardır, okutuyorum:

Sayın milletvekilleri şimdi okutacağım önerge beş yüz kelimeyi geçtiğinden özetini okutacağım, önerge tutanakta tam metin olarak yer alacaktır.(*)

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 478 sıra sayılı Kanun Teklifinin 73 üncü maddesinin (p) bendinin (1) numaralı alt bendinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

Nurettin Canikli             Sermin Balık         Nurdan Şanlı

     Giresun                          Elâzığ                 Ankara

Hakan Çavuşoğlu         Osman Kahveci       Mustafa Gökhan Gülşen

        Bursa                        Karabük                     Kastamonu

Değişiklik Önergesi Özeti (Madde 73/p1)

3194 sayılı İmar Kanununun 8 inci maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinin dördüncü cümlesi ile ikinci fıkrasının üçüncü cümlesi yeniden düzenlenmek ve (c) bendinden sonra gelmek üzere 10 adet bent eklenmek suretiyle yapılan düzenlemede;

Onaylanan planların askıya çıkarılmasının yanı sıra, idarelerin internet sayfalarında 30 gün süreyle ilan edilmesi, parsel malikinin, mülkiyetiyle ilgili gelişmeleri zamanında takip edebilmesi sağlanmaktadır.

Planlar ve uygulamalarının Bakanlıkça belirlenen tanımlar, genel ve ruhsata ilişkin esaslara uygun olarak gerçekleşmesi, planların Bakanlıkça tesis edilen elektronik ortama aktarılması ve yapı ruhsatının bu sistem üzerinden alınması sağlanmaktadır.

Arazi kullanımı ve yapılaşmada çok başlılık ortadan kaldırılmakta, yapılaşma kararlarının sadece mekânsal planlarla alınabilmesi sağlanmaktadır. İmar Kanununun istisnası olan alanlarda ve korunacak alanlarda; üst kademe planı Bakanlıkça onaylanan alanlarda alt kademe planların da Bakanlıkça onaylanması, üst kademe planları Büyükşehirlerce onaylanan diğer alanlarda ise onay yetkisinin Büyükşehir Belediyelerince kullanılması sağlanmaktadır.

Üst kademe planlar ile alt kademe planlar arasındaki uyumsuzlukların üst kademe plan kararlarına uygun olarak giderilmesi, belirli bir alanla ilgili birbiri ile çelişen farklı düzenlemelerin olmaması sağlanmaktadır.

Plan müellifinin de kamu idareleri gibi, hazırladığı plana ilişkin kurum ve kuruluş görüşü alabilmesi sağlanmaktadır. Kurum kuruluşların plana dair görüşünü en geç 60 gün içinde vermeleri sağlanmakta, bu süre içinde görüş verilmezse, kurum veya kuruluşun olumsuz bir görüşünün bulunmadığı kabul edilerek planlamanın sürüncemede bırakılması engellenmektedir.

Kentsel asgari standartların, Bakanlıkça belirlenen esaslara uygun olarak çevre düzeni planı ile belirlenebilmesi sağlanmaktadır.

Çevre ve Şehircilik Bakanlığına; harita, plan, parselasyon ve yapılaşma süreçlerini denetleme, gerektiğinde mevzuata aykırılığı ortadan kaldırma ve ilgililer hakkında işlem tesis edebilme yetkisi verilmekte, bu işlemleri gerçekleştirmek üzere Bakanlık Merkez ve Taşra denetçilerini yetiştirme görevi verilmektedir.

Büyükşehir belediyesi sınırı il sınırı olarak belirlenen alanlardaki köyler ve kırsal yerleşmelerin, büyükşehir belediyesince aksine bir karar alınmadıkça veya plan yapılmadıkça kırsal alan statüsünü sürdürmeleri ve köy yerleşik alanlarında ruhsatsız ancak denetimli ve belgeli yapı inşa edebilmeleri sağlanmaktadır.

Eskiden yapılanlar da dâhil köylerdeki konutlarda kırsal yapı belgesi verilerek pansiyonculuk yapılabilmesinin önü açılmaktadır. Yola cephesi olmayan parsellere yeni yapı yapılması engellenmektedir.

Mimari dokusu nedeniyle önem arz eden köylerde muhtarlık katılımı ile köy tasarım rehberlerinin hazırlanması ve yapıların bu rehberlere inşa edilmesi sağlanmaktadır.

Köylerde ve kırsal özellik gösteren yerleşmelerde yapılan etüt ve projelerinin idarelerce veya Bakanlıkça yapılabilmesi sağlanmaktadır.

Çevre ve Şehircilik Bakanlığına; pilot olarak yerleşme oluşturma görevi verilmektedir. Bu nitelikli yapı yapmak isteyenlere proje ve uzun vadeli kredi desteği sağlanmaktadır.

Etüt ve projelerin idare dışında farklı kurum ve kuruluşlarca vizelenmemesi sağlanmakta, vize yapılmaması nedeniyle müelliflerin mesleki faaliyetlerinin kısıtlanması engellenmektedir.

Halihazır harita, imar planları ve parselasyon planlarında farklı müelliflerce yapılacak değişikliklerde ilk müellifin görüşünün aranmaması sağlanmaktadır.

İdare bünyesinde mimari estetik komisyonu kurulmakta, bu komisyonca özgün fikir ifade etmediği belirlenen projelerin farklı bir müellifçe değiştirilmesi hâlinde idarece ilk müellifin görüşünün alınmaması sağlanmaktadır.

Özgün fikir ifade etmesine rağmen eser sözleşmesinde farklı bir müellifçe işleme yapılabileceğine ilişkin hüküm bulunan hâller ile eser bütünlüğünü bozmadığına, estetik görünümünü değiştirmediğine, teknik, yönetsel amaçlar ve kullanım amacı nedeniyle zorunlu olduğuna karar verilen değişikliklerin müellifin izni olmadan yapılabilmesi sağlanmakta, ancak mimari proje asgari hizmet bedelinin tamamlanan yapılarda yüzde yirmisini, inşaatı süren yapılarda yüzde on beşini geçmemek üzere talep hâlinde telif ücreti verilmesine dair hüküm getirilmektedir.

 

X.- AÇIKLAMALAR

1.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, görüşülmekte olan kanun teklifinin 73’üncü maddesinin (p) bendinin (1) no.lu alt bendiyle ilgili Giresun Milletvekili Nurettin Canikli ve arkadaşlarının vermiş olduğu önergenin işleme alınmasının İç Tüzük’e aykırı olduğuna ilişkin açıklaması

 

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, bu okunan önerge toplam 2 sayfalık bir metni kapsıyor, özeti okundu şu anda. 500 kelimeden fazla olan önergenin kendisi okunmuş olsaydı toplam 2 sayfalık bir önerge metni okunmuş olacaktı.

Önerge metnine baktığınızda, bu maddede öngörülen (ı), (i) ve (j) bentlerinin, gerçekte değiştirilmesi öngörülen 3194 sayılı İmar Kanunu’nun 8’inci maddesi kapsamında değişlikler olmadığı görülecektir. Sözü edilen bentlerdeki değişiklikler gerçekte başka yasaların konusu olduğu hâlde, sadece İç Tüzük’ün çeşitli sınırlayıcı hükümlerini bertaraf etmek için, onun etrafından dolanmak için İmar Kanunu’nun 8’inci maddesiyle ilgili imiş gibi bir düzenleme yapılmak suretiyle İç Tüzük’e uygun hâle getirilmeye çalışılmıştır.

Bu düzenlemelerden (i) bendinde yer alan düzenleme, 6235 sayılı Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği Kanunu’nu ilgilendiren bir değişikliktir. Bu değişikliğin, İç Tüzük’e göre, orada yapılması gerekir. Buraya alınması, açıkça İç Tüzük’e aykırılık oluşturuyor.

Yine, (j) bendinde söz edilen değişiklik, 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu kapsamında yapılması gereken bir değişikliktir ama İç Tüzük bunu engellediği için İmar Kanunu’nun 8’inci maddesiyle ilgiliymiş gibi bir düzenleme yapılmak suretiyle İç Tüzük’e uygun hâle getirilmeye çalışılmıştır. (j) bendi, kısmen yine 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu’yla ilgilidir. O da aynı mantıkla bu önerge metnine dâhil edilmiştir.

Önergenin sözünü ettiğim bentleri çıkarılmadığı sürece bu önergenin işlem görmesi İç Tüzük’e aykırıdır Sayın Başkan. Lütfen, bu önergenin ilgili bentlerinin çıkarılması için gerekli müdahaleyi yapınız efendim.

BAŞKAN – Birleşime beş dakika ara veriyorum.

                                                                  Kapanma Saati: 21.44

ALTINCI OTURUM

Açılma Saati: 22.43

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Muharrem IŞIK (Erzincan), Bayram ÖZÇELİK (Burdur)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 135’inci Birleşiminin Altıncı Oturumunu açıyorum.

478 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine devam edeceğiz.

 

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

4.- Niğde Milletvekili Alpaslan Kavaklıoğlu ve Zonguldak Milletvekili Özcan Ulupınar ile 100 Milletvekilinin; Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve Devlet Memurları Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporları (2/1613, 1/778) (S. Sayısı: 478) (Devam)

 

BAŞKAN - Komisyon ve Hükûmet yerinde.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Tam bir saat ara verdin, bir saat. Bir saattir Meclisi oyalıyorsunuz.

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, aynı mahiyetteki diğer iki önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Tasarı’nın 3114 sayılı Kanunun 8 inci maddesinde değişiklik öngören 73. maddesinin (p) bendinin (1) nolu alt bendinin metinden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

  Mehmet Akif Hamzaçebi             Haluk Eyidoğan                        Sakine Öz

               İstanbul                                İstanbul                                 Manisa

           Hülya Güven                         Aytun Çıray                                                          İzmir                  İzmir

Aynı mahiyetteki…

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, efendim, bu ara vermeden önce ayağa kalkıp bir itirazda bulundum. Arkada bir değerlendirme yaptık hep birlikte. Tüm siyasi parti grup başkan vekilleri, Sayın Bakan, Komisyon Başkanı ve ilgili bürokratlar hazır olduğu hâlde oturumu açtınız. Siz tartışma konusu olan, Meclis oturumuna ara vermeye neden olan önergeyi bir kenara bıraktınız, sıradaki önergeleri okumaya devam ettiniz. Bir açıklama yapmadınız.

BAŞKAN – Hayır, o önergeye geleceğiz Sayın Hamzaçebi. O önerge üzerinde tartışacağız, problem yok o konuda.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Peki efendim.

BAŞKAN – O konuda problem yok diyorum. Diğeri aykırı olduğu için işleme alacağız, ondan sonra o önergelere geleceğiz.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Peki.

BAŞKAN - Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahiplerini okutuyorum:

         Mustafa Kalaycı                      Erkan Akçay                        Mehmet Günal

                 Konya                                  Manisa                                 Antalya

               Alim Işık                             Oktay Vural                        Mehmet Şandır

               Kütahya                                   İzmir                                    Mersin

BAŞKAN – Komisyon aynı mahiyetteki önergelere katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI LÜTFİ ELVAN (Karaman) – Katılamıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Trabzon) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde Akif Hamzaçebi, İstanbul Milletvekili; buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu maddede okunan iktidar partisi önergesi beş yüz kelimeyi geçtiği için önergenin kendisi okunmadı daha doğrusu, ona ilişkin bir özet okundu. Toplam A4 kâğıdı ebadında iki sayfayı dolduran ve İmar Kanunu’nun 8’inci maddesinde değişiklik öngören bir önerge bu, son derece önemli. Asıl konuşulması gereken, teklif metninde yer alan düzenleme değil, iktidar partisinin biraz sonra işleme girip girmeyeceğini bilemediğim ama okunup Genel Kurulun bilgisine sunulmuş olan önergedir.

Bu önergenin özeti şudur: Taksim Gezi Parkı olayları nedeniyle bütün Türkiye’yi etkisi altına alan bu gelişmelerin faturasını, Hükûmet, Taksim Dayanışması içinde olan Türkiye Mimar ve Mühendis Odaları Birliğine, onu oluşturan odalara çıkarmaktadır. Başka hiçbir gerekçesi yoktur. Teknik olarak dayandığı hiçbir şey yoktur. Odaların mesleki denetim adına getirmiş oldukları projelerin vize edilmesi yönündeki uygulamayı ortadan kaldırmaya ve bu yolla odalara mali güç oluşturan o ödentilerin kaldırılmasına yönelik bir önergedir bu.

Her şeyden önce ifade edeyim ki, bu değişikliğin yeri İmar Kanunu değildir. İçeriğe katılmıyorum, siyasi bir önergedir ama aynı zamanda İç Tüzük’e aykırıdır. İç Tüzük’ün 87’nci maddesi gayet açıktır; görüşülmekte olan tasarı veya teklife konu olmayan, başka kanunlarda değişiklik öngören önergeler işleme konulmaz. Sözü edilen önergenin (ı) bendi, 6235 sayılı Türk Mühendis ve Mimar Odalar Birliği Kanunu’nu, orada yer alan ilkeleri altüst eden bir anlayıştır, bir düzenlemedir, yapılması gereken yer 6235 sayılı Kanun’dur. Orada değişiklik yapılması gerekirken, buraya İç Tüzük’ün arkasından dolanarak bunun getirilmesi İç Tüzük’e aykırılıktır.

Yine, onun bir sonraki bendinde, Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu kapsamına giren bir değişiklik, yine İç Tüzük’ün 80’inci maddesindeki kuralı arkadan dolanmak adına, 3194 sayılı İmar Kanunu’nun 8’inci maddesi içerisine dâhil edilmek suretiyle İç Tüzük’e uygun hâle getirilmek istenmektedir. Bunu kabul etmek mümkün değildir. İç Tüzük tartışmasını ayrıca yaparız ama Taksim Gezi Parkı nedeniyle Türkiye’de ortaya çıkan tabloyu bir demokrasi gözlüğüyle okumak varken, otoriter bir adam, otoriter bir yönetim gözlüğüyle okuyanların, Türkiye demokrasisini kötüye götürmesinden, Türkiye’yi kötüye götürmesinden endişe ederim.

Hükûmet sürekli bu olaylar nedeniyle birilerine fatura çıkarmakla meşgul. Halkın yüzde 50’sini diğer yüzde 50’nin karşısına dikmekle, toplumu kutuplaştırmakla meşgul. Bu, o kutuplaştırma politikasının uzantısı, onun göstergesi olan bir düzenlemedir. Ben iktidar partisine, Sayın Başbakana, Hükûmete, burada bulunan sayın bakanlara şu tavsiyeyi yapmak istiyorum: Kutuplaştırmaktan vazgeçin. Kutuplaştırma bu ülkeyi bölmeye götürür.

Değerli milletvekilleri, bakın, Taksim’de palayla dolaşan bir vatandaş, polis tarafından gözaltına alınmadı, dükkânına gitti, dükkânından evine gitti, sonra evine telefon edildi, “Lütfen karakola gelir misiniz?” şeklinde bir davet alınca kendisi karakola gitti, ifadesi alındı, savcıya gitti, mahkemeye çıkarıldı, mahkeme serbest bıraktı. Şimdi, iktidar partisi, Hükûmet şununla meşgul: Bu şahıs hangi partiye mensup acaba? Yani “AK PARTİ’li değil bu vatandaş.” demek için bir çaba sarf ediyor. Konu, o vatandaşın AK PARTİ’li olup olmaması değil, o palalı vatandaşa Hükûmetin, güvenlik güçlerinin, yargının kol kanat germesidir. Aynı anlayışı buraya getiriyorsunuz, ülkeyi, toplumu bölüyorsunuz, yazık ediyorsunuz, yanlış yapıyorsunuz.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Aynı mahiyetteki önerge üzerinde söz isteyen Mehmet Şandır, Mersin Milletvekili. (MHP sıralarından alkışlar)

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; zannediyorum öncelikle şu hususu çözmek lazım: Yani, değişiklik önergelerinin İç Tüzük’ümüzdeki yeri 87’nci madde. 87’nci maddede önergeler ve gerekçeleri ve ikisi birlikte anılıyor. Beş yüz kelimeyi geçmesi hâlinde, önerge sahibi önergesine beş yüz kelimeyi geçmeyen bir özet eklemek zorundadır. Gerekçe için özellikle vurgulanan bu husus doğrudur, bunun birçok defa da örneği vardır, yapılmaktadır. Ama kanun maddesi hâline gelecek olan önergenin özetlenerek sunulmasına -on yıl geçkin bir deneyimimiz oldu- ilk defa rastlıyoruz.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Tarihte yok böyle bir şey.

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – “Örneği var mı?” diye sordum. Divandaki arkadaşlarımız “Var” dediler. Öncelikle bu şeklî konunun çözüme kavuşması, varsa bu örneğin getirilmesi gerekiyor.

Burada -Sayın Başkanın da dikkatini çekmesi lazım- önerge özeti olarak sunduğunuz, bir kanun metni değil, metni olmaya uygun değil Sayın Başkan.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Gerekçe…

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Gerekçe özeti mahiyetinde tanzim edilmiş yani bu değişiklik neden yapılıyor, bunu anlatmış.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Özet de beş yüz kelimeden fazla.

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Bunu kanun maddesi olarak siz kanuna yazamazsınız. Böyle olunca bu önergeyi okutmanız ve tutanaklara geçirmeniz yani kanun metni hâlinde, madde metni hâlinde gelen önergeyi okutarak tutanaklara geçirmeniz gerekir. Eğer, kanun madde metni olarak okuduğunuz bu özeti geçirirseniz… Bu, kanun maddesi değil, amir hüküm değil. Diyorsunuz ki burada: “…sağlanmaktadır.”, “…sağlanmaktadır.”, “…sağlanmaktadır.”, “…engellenmektedir.” Yani, yüklem özneyi tanımlamıyor. Önce bu şeklî yanlışın düzeltilmesi lazım.

Tekrar ifade ediyorum: Madde değişikliğinin, madde metninin, önerge metninin beş yüz kelimeyi geçmesi hâlinde, özetlenerek okunması örneğini kayıtlardan çıkartıp buraya getirmemiz lazım tatmin olmamız açısından.

Diğer hususa gelince, tabii, iktidar, idare görevini yapabilmek için gereken hukuki düzenlemeyi yapacaktır, bu onun çok tabii hakkıdır, bir şey söylemiyorum ama doğrular doğru zamanda yapılırsa bir anlamı var.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – İktidar da yapmıyor bunu ya, milletvekili veriyor önergeyi.

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Hayır, önergeyi iktidar grubu veriyor.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – İktidar grubu veriyor, Hükûmet vermiyor.

MEHMET ŞANDIR (Devamla) – Evet.

Dolayısıyla, altında iktidar grubunun imzalarının olduğu bu önerge, bir anlamda Hükûmetin önergesi şeklinde, idarenin önergesi şeklinde. Ancak, doğrular doğru zamanda yapıldığı takdirde bir anlam ifade eder, fayda getirir. Şimdi, bir tartışmanın içindeyiz. Taksim Gezi Parkı’nın olayları da söylenebilir, başka şeyler de söylenebilir. Ama bu tartışmayı körükleyici böyle bir düzenlemenin, bugün bunun yapılmasının, toplamda, sonuçta bir faydası yok. Endişe ederim ki gerginliği artıracaktır, birinci husus bu. Yani, ürküttüğümüz kurbağaya değecek mi bu yaptığımız şey?

İkinci husus şu: Değerli arkadaşlar, demokrasi, tabii ki burada tecelli ediyor ama sivil toplum önemli. Sivil toplumu budayarak, onu güçsüz bırakarak toplumu demokratikleştiremeyiz. Toplumun örgütlü gücü olan sivil toplumun siyasi tavrı, siyasi demokratik tavrı iktidarı ürkütmemeli. Eğer, varsa sektöre bir maliyeti -ki Sayın Bakan bunu ifade ediyor, inanmak durumundayız- buna tedbir geliştirebiliriz ama Mühendis ve Mimar Odaları Birliğinin gücünü ortadan kaldıracak, sahip olduğu güçle siyaset yapmasının önünü kesecek bir gayret, siyasi iktidarın kendine olan öz güvenine yakışmaz bana göre, ikinci husus bu. Bir, gerginliği artırmamak; ikinci husus da sivil toplumu budamak doğru bir tavır olmaz. Milliyetçi Hareket Partisi Grubu olarak bunu biz de tasvip etmeyiz.

Ama her şeyden önce burada kanun yapıyoruz, hukuk kuruyoruz, bunun şekle uygun olması lazım. Yani, hukuk değiştirebiliriz, hukuk kurabiliriz ama bunu yaparken hukuka uymak mecburiyetindeyiz. Eğer önergenin özeti konusunda geçmişte yaşanan bir örnek yoksa -ben bugüne kadar hatırlamıyorum- bu madde önergesinin, değişiklik önergesinin özetlenmesi doğru olmamıştır. Eğer okunan özet tutanaklara geçecek, kanun maddesi hâline gelecekse bu da kanun yapma tekniğine aykırıdır.

Çok teşekkür ederim. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Evet, teşekkür ediyorum.

Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunacağım.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önergeler kabul edilmemiştir.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Ama bu söylediklerimiz cevap bulmalı Sayın Başkan.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Önergeyi veren arkadaş çok çalışkan bir adam herhâlde ya!

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Söylediklerimiz cevap bulmalı yani burada boşuna konuşup oturup… Bu söylediklerimiz cevap bulmalı.

BAŞKAN – Oylattığımız önergeler o önerge değil Sayın…

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Anladım. Ben “Bizim önergemizi kabul edin.” anlamında konuşmadım zaten.

BAŞKAN – Şimdi onu okutuyoruz.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Hükûmetin verdiği önergenin hem şekli hem de anlamı itibarıyla…

BAŞKAN – Şimdi okutacağız.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Ama bir cevap bulmalı. Cevapsız geçiştirerek… Konuş, konuş, gel otur; bunun anlamı yok. Tatmin edilmeliyiz, ikna edilmeliyiz.

BAŞKAN – O önergeyle ilgili düşüncelerimizi söylüyorum…

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Ya, şimdi, Başkan, bu milletvekili, bu önergeyi veren milletvekili çok mu çalışkan, bu kadar hassas bir konuyu hazırladı, getirdi? Parlamentonun bütün kurumları, şeyleri baypas ediliyor. Olur mu böyle şey?

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, teklifin 73’üncü maddesinin (p) bendinin (1) numaralı alt bendinde işleme aldığımız ve önceki oturumda özetini okuttuğumuz değişiklik önergesinin İç Tüzük’e uygunluğu noktasında bazı itirazlar öne sürülmüştür.

Başkanlığımızın değerlendirmesine göre, beş yüz kelimeyi geçen önergenin özetinin okutulması İç Tüzük’ün 87’nci maddesinin altıncı fıkrasının amir hükmü olup uygulama İç Tüzük’e uygundur. Daha önce de çok sayıda özeti okutulan önergenin işleme alındığı malumumuzdur. 7 Kasım 2012 tarihli 17’nci Birleşimde, 24 Temmuz 2008 tarihli 135’inci Birleşimde olduğu gibi.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Hep AKP iktidarları. Hep AKP iktidarları, AKP çoğunluğuyla…

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Önergenin mi özeti, maddenin mi Sayın Başkanım? Bize tam bilgi verin.

BAŞKAN – Önergenin özeti Sayın Günal.

İfade ettiğim gibi, önergenin tam metni de gruplara dağıtılmış olup tutanağa da eklenecektir. Gruplara dağıtılmış olup önergede yer alan bentlerin, ilgili maddenin konusuyla nitelik olarak açıkça bir örtüşmezlik arz ettiğinin tespiti mümkün bulunmamaktadır. Dolayısıyla, önergenin işlemden kaldırılmasını gerektiren bir İç Tüzük aykırılığı söz konusu olmadığı değerlendirilmiştir.

Evet, şimdi okutuyorum önergeyi.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sorumluluk size ait arkadaşlar.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – İç Tüzük’te “okunur” diye bir şey var mı Sayın Başkan? O söylediğiniz paragrafı bir okuyun, arkadaşlar yazmış ama söylediğiniz paragrafı bir okuyun bakalım, orada “özeti okunur” diyor mu, “özet eklenir” diyor. Bakın, burada “özet eklenir” diyor.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Parlamento 2008’de falan başlamadı Sayın Başkan, 1800, 1920’li, 1930’lu yıllardan falan bir örnek varsa onları getirin ya. Bu, hep 2005, 2009’da aynı problem… Böyle bir şey yok ya.

BAŞKAN – Sayın Günal, ben göndereyim siz tekrar okuyun isterseniz.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – “Bir özet eklemek zorundadır.” diyor Sayın Başkan.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan

BAŞKAN – Bir saniye Sayın Günal, Sayın Hamzaçebi konuşsun, ondan sonra isterseniz.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Şimdi, bakın, ben bir itiraz yönelttim size. Siz münhasıran önerge ve onun özeti konusunda bir değerlendirme yaptınız.

BAŞKAN – Mahiyeti konusunda da söyledim, tekrar edebilirim. Evet.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Ben bu önerge metninin sözünü ettiğim bentlerinin İç Tüzük’ün 87’nci maddesine göre burada görüşülemeyeceği değerlendirmesinde bulunmuştum. 87’nci maddeye göre görüşülemez, siz bu konuda bir açıklama yapmadınız.

BAŞKAN – Evet, yaptım efendim. Tekrar edeyim: Önergede yer alan bentlerin…

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Efendim, bakın ama şöyle kapsamlı… Ben şimdi, kanunların isimlerini verdim, birincisi dedim ki: 3194 sayılı Kanun’un 8’inci maddesinde planlanan bu değişikliklerin o iki bentle ve devamındaki diğer bendin küçük bir kısmının, İmar Kanunu’yla, o maddede sözü edilen planlama süreciyle hiçbir ilgisi bulunmamaktadır. Bunlardan birincisinin amacı, 6235 sayılı Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği Kanunu’nun baypas edilmesidir. Doğrudan doğruya hedef odur ve biraz önce kürsüden yaptığım konuşmada da bunun gerekçesinin teknik değil, siyasi olduğunu ifade ettim.

BAŞKAN – Evet.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Gezi Parkı nedeniyle Hükûmetin cadı avı operasyonunun bir uzantısı, bir parçasıdır bu. İç Tüzük’ün 87’nci maddesi “Görüşülmekte olan tasarı veya teklife konu olmayan ancak diğer kanunlarda değişiklik öngören önergeler işleme konulmaz.” hükmünü amir, bu bir.

İki: 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu kapsamına giren bir hususta İmar Kanunu’nun 8’nci maddesinde değişiklik yapılarak İç Tüzük’e aykırılık oluşturulmaktadır. Siz ne 5846 sayılı Kanun’la ilgili bir açıklama yaptınız ne de 6235 sayılı Kanun’la ilgili açıklama yaptınız, standart bir iki cümleyi burada okudunuz.

BAŞKAN – Evet, doğru.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, bakın, sizin yönetimlerinizde ben şu çok kısa zaman içerisinde bu ikinci kez İç Tüzük’e açık aykırılığın arkasında durduğunuzu görüyorum.

BAŞKAN – Evet, o sizin değerlendirmeniz.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Bunu siz şahıs olarak kendinize uygun bulabilirsiniz ama ben, Başkanlık Divanına,  Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına, o makamın saygınlığına yakıştıramıyorum. O makamın saygınlığına gölge düşürüyorsunuz.

Açıkça 87’nci maddeye aykırılık vardır. O maddeler, o hükümler çıkmadan bu önergeyi görüştüremezsiniz. Aksi takdirde, tarafsızlığınızı yitirmiş olacaksınız, onu tescil etmiş olacaksınız.

BAŞKAN – Bu sizin görüşleriniz, ona saygı duyuyoruz. Ben de önergede yer alan bentlerin ilgili maddenin konusuyla nitelik olarak açıkça örtüşmezlik arz ettiğinin tespit edilmediğinden biraz önceki konuşmamda da bahsettim.

Tekrar ediyorum Sayın Başkan.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, bakın, biraz önce arkada bir saate yakın bir toplantı yaptık.

BAŞKAN – Evet.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Siz bir saat boyunca dinlediniz, dediniz ki en son: “Herhâlde bir uzlaşma yok, içeri geçelim.” Yani bir değerlendirme yapmadınız ve görüşünüzü…

BAŞKAN – Bu değerlendirmeyi yapacağımı da söyledim size Sayın Hamzaçebi orada.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Efendim, ama görüşünüzü ben burada öğrenmek istiyorum. 5846 sayılı Fikir ve Sanat Eserleri Kanunu kapsamında değil midir (i) bendindeki değişiklik? O değişikliğin orada yapılması gerekmez mi? Hükûmet bu değişiklikleri yapabilir, siyasi tercihi bu şekilde olabilir, görüşlerimiz farklı olabilir ama onun yapılması gereken yer bir başka yasa teklifi veya tasarısıdır. Getirir Hükümet veya teklif sahipleri, konuşuruz; biz muhalefetimizi yaparız, yasalaşabilir ama bu maddeye uygun değil efendim.

BAŞKAN – Sayın Hamzaçebi, isterseniz Sayın Komisyon Başkanına da söz verelim. İçeride bahsedilen tanımlamayla, yasayla odaların görevlerinin nasıl tarif edildiğini anlatsın.

Buyurun Sayın Başkan.

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI LÜTFİ ELVAN (Karaman) – Sayın Başkan, öncelikle şunu ifade edeyim: Teklifte yer alan (p) bendi, 3194 sayılı Kanun’un 8’inci maddesinin (b) bendiyle alakalıdır. Peki, bu nedir, 3194 sayılı Kanun’un 8’inci maddesi? 3194 sayılı Kanun’un 8’inci maddesi, tamamıyla, planların hazırlanması ve yürürlüğe konulmasıyla ilgili hükümleri ortaya koymaktadır. Bölge planlarından başlayarak daha alt ölçekteki planlara varıncaya kadar, bunların yetkilendirilmesi ve bununla ilgili düzenlemelerin neler olduğu bu maddede ortaya konulmaktadır.

Verilen önergede ise, tamamıyla, yine 3194 sayılı Kanun’un 8’inci maddesiyle doğrudan ilişkili olan, yine imar mevzuatıyla ilgili hususlar yer almaktadır.

Burada zikredilen maddeye baktığımızda şöyle ifade ediliyor (ı) bendi: “Harita, plan, etüt ve projeler -yani imar planlarına yönelik haritalar, planlar, etütler ve projeler- idare ve ilgili kanunlarında açıkça belirtilen yetkili kuruluşlar dışında -yani herhangi bir kanunda belirtilen hususlar var ise bunlar saklı kalmak kaydıyla- meslek odaları dâhil başka bir kurum veya kuruluşun vize veya onayına tabi tutulamaz, tutulması istenemez. Vize veya onay yaptırılmaması ve benzeri nedenlerle müellifler veya bunlara ait kuruluşların büro tescilleri iptal edilemez veya yenilenmesi hiçbir şekilde geciktirilemez. Müelliflerden bu hükmü ortadan kaldıracak şekilde taahhütname talep edilemez.” Dolayısıyla, bu bendin 3194 sayılı Kanun’un 8’inci maddesiyle doğrudan ilişkili olduğunu düşünüyoruz.

İkinci husus, yine…

HALUK EYİDOĞAN (İstanbul) – Bir düğüm attınız, o düğümü de katmerli attınız, muradınıza erdiniz.

İLHAN DEMİRÖZ (Bursa) – “Meslek odası” tabirini niye kullanıyorsun Başkan?

HALUK EYİDOĞAN (İstanbul) – Bundan sonra bayram yaparsınız.

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI LÜTFİ ELVAN (Karaman) – Yok efendim, ben teknik olarak…

İLHAN DEMİRÖZ (Bursa) – Hayır, hayır, Başkan, “meslek odası” ibaresini niye kullanıyorsunuz?

BAŞKAN – Sayın Demiröz, bir saniye…

HALUK EYİDOĞAN (İstanbul) – Tamamıyla siyasi bir karardır.

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI LÜTFİ ELVAN (Karaman) – Değerli arkadaşlar, ben tamamıyla teknik olarak bu açıklamaları yapıyorum.

HALUK EYİDOĞAN (İstanbul) – Teknik falan yok.

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI LÜTFİ ELVAN (Karaman) – Elbette bunun değerlendirilmesi, takdiri sizlere ait.

İLHAN DEMİRÖZ (Bursa) – Hayır, hayır, şu cümleyi soruyorum Sayın Başkan: “Meslek odaları dâhil” niçin söylüyor?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI LÜTFİ ELVAN (Karaman) – Onu aktaracağım efendim, meslek odaları…

Şimdi, efendim, burada yer alan ifade, yani bu bent doğrudan doğruya birinci husus 3194 sayılı Kanun’un 8’inci maddesiyle ilgilidir. Ben bu konuda bir tereddüt olduğunu düşünmüyorum; kendi açımdan, teknik olarak baktığım açıdan söylüyorum.

İkinci husus ise, biraz önce değinmiş olduğunuz “Mühendis ve Mimar Odaları Birliği Kanunu’nda yer almalı.” şeklinde bir ifade oldu. Bu hususa yönelik, yani “6235 sayılı Kanun’da bu yer almalı mı, almamalı mı?” şeklinde bir husus dile getirildi.

Şimdi, değerli arkadaşlar, 6235 sayılı Mühendis ve Mimar Odaları Birliği Kanunu’na baktığımızda, belki 30’dan fazla mühendis ve mimarlar birliğinin değişik meslek mensuplarının tek bir çatı altında burada toplandığını görüyoruz.

Burada, kanundaki amacı, yani bu odanın, Mühendis ve Mimar Odaları Birliğinin amacı nedir diye baktığımızda, size, müsaade ederseniz okumak istiyorum: “Birliğin kuruluş amacı: Bütün mühendis ve mimarları…”

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Bunu okumaya gerek yok Başkan ya.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Okumaya gerek yok.

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI LÜTFİ ELVAN (Karaman) – Şimdi, o zaman son bölümünü okuyayım efendim, son bölümünü…

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Bunu önerge sahibi savunsun, niye savunuyorsunuz siz ya? Önerge sahibi çıksın, savunsun ya. Sen mi hazırladın bu önergeyi?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI LÜTFİ ELVAN (Karaman) – Hayır, ben, efendim…

BAŞKAN – Sayın Uzunırmak, niye müdahale ediyorsunuz? Lütfen, bir okusun.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Nasıl bir şey bu Sayın Başkan, olur mu böyle bir şey?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI LÜTFİ ELVAN (Karaman) – Değerli arkadaşlar…

BAŞKAN – Okusun. Söz verdik, Sayın Başkan açıklama yapıyor.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Önerge sahibi bunların farkında bile değil. Sahipleri çıksın, savunsun ya.

HALUK EYİDOĞAN (İstanbul) - Okuyarak kendinizi kandıracaksınız, o kadar.

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI LÜTFİ ELVAN (Karaman) – Takdir sizin.

BAŞKAN – Açıklama yapıyor yerinden.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Komisyon ne zaman sahip çıkıyor bir önergeye ya, bir milletvekilinin önergesine?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI LÜTFİ ELVAN (Karaman) – Değerli arkadaşlar, bana teknik…

BAŞKAN – Açıklama yapıyor, söz verdik.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Böyle bir şey olur mu ya!

BAŞKAN – Ne yapmamız gerekir peki? Böyle bir usul var mı?

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Dürüst olacak ya!

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI LÜTFİ ELVAN (Karaman) – Şimdi, değerli arkadaşım…

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Parlamentonun bir sürü organı baypas ediliyor  burada.

BAŞKAN – Sayın Uzunırmak, lütfen yerinize oturun.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Siz de Meclis Başkan Vekili olarak buna onay veriyorsunuz.

BAŞKAN – Açıklama yapıyor. Ne demek “Onay veriyoruz?” Hayır, öyle bir şey söz konusu değil.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Böyle bir şey olur mu? Hani, komisyonlar, şunlar bunlar, niye tartışmıyor? Bu kadar teferruatlı bir madde, hiçbir yerde tartışılmıyor.

BAŞKAN – Önergeyi okuttuk, iddiaların sahiplerini dinledik; şimdi Komisyon Başkanını dinleyeceğiz

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, Komisyon Başkanının açıklaması bitmedi daha.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Sayın Başkan, Komisyon Başkanı ne zaman muttali olmuş bunlara?

BAŞKAN – Lütfen ama, Komisyon Başkanı bir…

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Sayın Başkan, böyle bir Parlamento olmaz!

İLHAN DEMİRÖZ (Bursa) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Demiröz, lütfen… Komisyon Başkanının açıklamasını bir dinleyelim.

İLHAN DEMİRÖZ (Bursa) – Hayır, bir dakika… Komisyon Başkanı bunu okurken Anayasa’nın 135’inci maddesi…

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Böyle bir Parlamento olmaz, böyle bir gelenek olmaz!

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI LÜTFİ ELVAN (Karaman) – Şimdi, müsaade…

İLHAN DEMİRÖZ (Bursa) – Arkadaşlar, sizde hiç inşaat mühendisi yok mu?

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Böyle bir gelenek olmaz!

BAŞKAN – Lütfen oturun Sayın Uzunırmak.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Niye oturalım?

BAŞKAN – Ayakta durun o zaman, oturmuyorsanız, ne yapalım yani, ayakta durun o zaman. O zaman ayakta durun. Var mı böyle bir şey ya?

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Özellikle mühendis ve mimar kökenli milletvekilleriyle, iktidar muhalefet bir arada, bir on dakika ara verilsin, küçük bir toplantı yapılsın.

BAŞKAN – Yapıldı, bir buçuk saat yapıldı.

SAKİNE ÖZ (Manisa) – Komisyonda bari görüşülsün.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Ne yapıldığının farkında mı iktidar milletvekilleri?

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Böyle bir usul olmaz. Ne usul var, ne usturup var; böyle bir şey olur mu ya?

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Böyle bir şey olmaz.

Sayın Başkan, lütfen bilgi verilsin mühendis mimar kökenli milletvekillerine.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Böyle bir şey olmaz. Sayın Başkan, bakın, bakın…

BAŞKAN – Sayın Uzunırmak, lütfen oturun. Grup başkan vekiliniz ve diğer sayın grup başkan vekilleriyle birlikte toplantı yaptık biz içeride.

SAKİNE ÖZ (Manisa) – Sayın Başkan, Komisyonda bile görüşülmedi bu.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Bakın, bürokratlar, Meclis bürokratları bile 2008’den, 2005’ten örnek veriyor. Bu Parlamento 2002’de kurulmadı. AKP çoğunluğunun olduğu bir Parlamento olarak kurulmadı bu Parlamento.

BAŞKAN – Sayın Uzunırmak, lütfen oturur musunuz.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Bize örnek versinler. Bu uygulamalarda 1950’den, 1960’tan, 1970’ten, 1980’den örnek versinler. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – En yakından örnek verdi, tabii ki verecek.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkan, Komisyon Başkanını dinleyecek miyiz?

BAŞKAN – Buyurun.

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI LÜTFİ ELVAN (Karaman) – Sayın Başkan, bitiriyorum, bitiriyorum.

SAKİNE ÖZ (Manisa) – Sizin İmar Komisyonuna saygınız yok mu? Komisyonda bari görüştürün.

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI LÜTFİ ELVAN (Karaman) – Benim burada yaptığım tamamıyla teknik bir değerlendirmedir ve takdirlerinize arz ediyorum.

Son bir cümleyi okuyorum, bu kanunda yer alan, Mühendis ve Mimar Odaları Birliği Kanunu’nun temel amacı: “Mühendis ve mimarlık mesleği mensuplarının, müşterek ihtiyaçlarını karşılamak, mesleki faaliyetlerini kolaylaştırmak, mesleğin genel menfaatlere uygun olarak gelişmesini sağlamak, meslek mensuplarının birbirleriyle ve halk ile olan ilişkilerinde dürüstlüğü ve güveni hâkim kılmak…

SAKİNE ÖZ (Manisa) – Sordunuz mu? Mimarlar Odasına, Mühendisler Odasına sordunuz mu ki menfaatlerini değerlendiriyorsunuz?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI LÜTFİ ELVAN (Karaman) – …üzere meslek disiplinini ve ahlakını korumak için gerekli gördüğü bütün teşebbüs ve faaliyetlerde bulunmak.”

MEHMET YÜKSEL (Denizli) – Dinleyin!

SAKİNE ÖZ (Manisa) – Anlıyorum ben, dinlemeden de anlıyorum. Sen anlayamadıysan onu bilemem ben.

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKANI LÜTFİ ELVAN (Karaman) – Burada Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği Kanunu’nun genel amacı ortaya konulmuştur, dolayısıyla İmar Kanunu’yla doğrudan ilişkili bir husus söz konusu değildir.

Arz ederim efendim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan… Sayın Başkan…

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Sayın Başkan, ilk defa bir yeni usul gelişti; milletvekillerinin verdiği önergeyi Komisyon Başkanı savunmak durumunda kaldı. Böyle bir şeye ilk defa rastlıyoruz. Bu doğru bir şey değil.

BAŞKAN – Hayır, Komisyon Başkanından açıklama istedik efendim konuyla ilgili.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Anladım.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Biz sizden açıklama istedik.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Yani bu Komisyonda görüşülen bir önerge değil, bu önerge burada verilmiştir. Bu önergeye Komisyonun sahip çıkması, kabul etmesi ayrı bir şey…

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Ne zaman muttali oldu?

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Komisyon Başkanı her konuda açıklama yapabilir Sayın Başkanım.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – …ama önergeyi Komisyon Başkanının savunması ilk defa yaşanan bir hadisedir. Önerge sahiplerinin bu konuları anlatması lazım.

BAŞKAN – Sayın Şandır, bilgi sorduk Komisyon Başkanına, teknik olarak bilgi verdi.

SAKİNE ÖZ (Manisa) – Yanlış bilgi veriyor efendim, yanlış bilgi veriyor.

BAŞKAN – Bunun yanlışlık neresinde, anlaşılır gibi değil yani.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Hamzaçebi.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Böyle bir usul yok yani. Mesele, önerge milletvekillerinin değil, Komisyonun önergesi.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Burada milletvekillerinin değil, Bakanın imzası var. Bakın, burada… Önergenin orijinali nerede? Önergenin orijinali nerede?

BAŞKAN – Sayın Hamzaçebi, buyurun lütfen.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Burada okunan, Divan Kâtibi tarafından okunanda şöyle bir imza var, bu imza Bakanın imzası. Önergenin orijinalini grup vermiş, Bakan nasıl o önergeyi özetliyor? Nasıl özetliyor, onu bir alıp çıkar mısın.

BAŞKAN – Sayın Hamzaçebi, sizi dinliyorum, buyurun.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, birincisi, aynı şeyi söyleyecektim Sayın Genç’le birlikte. Önerge sahiplerinin sözü edilen ve burada Genel Kurulun bilgisine sunulan özet metinde imzası yok. Önerge burada, önerge burada, imzalar burada, bu özetteki imza şu imzalardan hiçbirisine benzemiyor. Siz açıkça İç Tüzük’ü ihlal ettiniz. Bu önerge özetiyle işlem yapılamaz.

BAŞKAN – Sayın Hamzaçebi, önergenin kendisinde imzaları var.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Efendim, bir saniye, bir saniye…

BAŞKAN – Önergenin bir parçası yani, evet.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Bakın, bakın, Genel Kurulun bilgisine sunulan budur. Burada, bu özette önerge sahiplerinin imzasının olması gerekir; bu şart, bunu ortadan kaldıramazsınız. Bu bir.

İki: “Komisyonun görüşünü aldım.” diyorsunuz. Yani bu, eğer Komisyon görüşü alacak iseniz, Plan Bütçe Komisyonunun görev alanına giren bir konu değildir, Plan Bütçe Komisyonundan geçmiş olan bir önerge değildir. Önerge sahipleri bu konuda Genel Kurulun bilgisine açıklama yapabilirler ama öyle anlıyorum ki kendileri bu açıklamayı yapabilecek durumda değiller. Belki de burada değiller kendileri, onu da bilemiyorum.

Efendim, bu şekilde bir işlem yapılması, görüşmelere devam edilmesi mümkün değildir. Sizi İç Tüzük’e uymaya davet ediyorum.

BAŞKAN – Efendim, İç Tüzük’e uyuyoruz.

Biraz önceki açıklamalardan da anlaşılacağı gibi, önergenin 3194 sayılı Yasa’nın 8’inci maddesinin (b) bendindeki değişiklikle ilgili, imar mevzuatıyla ilgili bir konu olduğu anlaşılmıştır.

İkincisi…

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Yani, bir saniye… Nasıl anlaşıldı Sayın Başkan?

İLHAN DEMİRÖZ (Bursa) – İmar mevzuatıyla alakası yok.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Nasıl anlaşıldı? İmar mevzuatıyla ilgili değil bu.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – İmarla ne alakası var?

BAŞKAN – Tabii ki görüşümü söyleyeceğim yani.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği Kanunu’yla ilgili bir düzenleme bu.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Yani bu, makine mühendislerini de bağlıyor Sayın Başkan.

BAŞKAN – İkincisi: Önergenin 6235 sayılı Mühendis ve Mimar Odaları Birliği Kanunu’ndaki görev tanımıyla hiçbir ilgisi bulunmamaktadır. Hem içerideki tartışmalardan hem de biraz önce Sayın Komisyon Başkanının 6235 sayılı Yasa’nın görev tanımını okuduğundan çok net bir şekilde ortaya çıkmıştır. Dolayısıyla bu önergenin İç Tüzük’e aykırı bir durumu söz konusu değildir.

Buyurun.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Ben şu cümlenizden üzüntü duyuyorum: “Komisyon Başkanının yaptığı açıklamadan, okuduğu maddeden çok net bir şekilde ortaya çıkmıştır.” Yani bizlerin okuduğu metinden…

BAŞKAN – Birlikte okuduk içeride Sayın Hamzaçebi yani görev tanımını hep birlikte okuduk orada. 

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, siz içeride bir yorum yapmadınız. Siz iktidara kulak vermeyi bırakın Sayın Başkan, lütfen, rica ediyorum, olmuyor.

BAŞKAN – Ben size de kulak veriyorum, deminden bu tarafa sizi dinliyorum Sayın Hamzaçebi.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – O zaman, ben size bir yorum yapayım, içeride yaptığım yorumu burada yapayım, Genel Kurul da dinlesin.

Mikrofonu açar mısınız.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Şu okunan önergede tek imza var. Bu kimin imzası?

Sana soru soruyorum Meclis Başkanı. Şurada okudu biraz önce Divan kâtibi…

BAŞKAN – Sayın Genç, lütfen oturun.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sana ne ben oturacağım, sana ne!

BAŞKAN - Grup başkan vekiliniz konuşuyor, önce ona saygılı olun. 

KAMER GENÇ (Tunceli) – Şuradaki şu önergeyi soruyorum, şu imza kimin?

BAŞKAN – Grup başkan vekiliniz konuşuyor.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Ya, ben milletvekiliyim, burada milletvekilinin konuşma hakkı var.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Hamzaçebi, sizi dinliyorum efendim.

KAMER GENÇ (Tunceli) - Milletvekili burada parya değil senin gibi! Tamam mı?

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan…

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Kamer Bey… Kamer Bey…

BAŞKAN – Buyurun.

 

X.- AÇIKLAMALAR (Devam)

2.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, görüşülmekte olan kanun teklifinin 73’üncü maddesinin (p) bendinin (1) no.lu alt bendiyle ilgili Giresun Milletvekili Nurettin Canikli ve arkadaşlarının vermiş olduğu önergenin özetindeki imzanın kime ait olduğunu öğrenmek istediğine ilişkin açıklaması

 

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Değerli milletvekilleri, öncelikle Sayın Başkan bu önerge özetindeki imzanın kime ait olduğunu açıklamak zorundadır. Burası Parlamento. Kim, uzman mı attı bu imzayı, bakan mı attı, başka bir milletvekili mi attı, bunu Parlamento bilme hakkına sahiptir, siz bu bilgiyi vermek zorundasınız. Bu bir.

İki: İçeride yaptığım yorumu Genel Kurulun bilgisine sunuyorum. Bir değerlendirme yaptınız: “Komisyon Başkasının açıklamasından net bir şekilde anlaşılmıştır.” Ben öyle anlamıyorum kanunu. Anayasa’nın 135’inci maddesi kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarını düzenler ve bu kuruluşların amacının mesleki dayanışmayı sağlamak, mesleki standartları yükseltmek yönünde olduğunu hükme bağlar -cümleler böyle değil ama özü, özeti budur- ve bu kuruluşların kamu tüzel kişiliğine sahip olduğunu yine aynı madde hükme bağlar.

Anayasa’nın 124’üncü maddesi de “Bakanlıklar ve kamu tüzel kişileri yönetmelik çıkarma yetkisine sahiptir.” hükmünü taşımaktadır yani Türkiye Mimar ve Mühendis Odaları Birliği ve diğer kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları Anayasa’nın 124’üncü maddesine göre yönetmelik çıkarabilirler. Türkiye Mimar Mühendis Odaları Birliği de bu çerçevede muhtelif yönetmelikler çıkarmıştır. Çıkarmış olduğu yönetmeliklerin ve 6235 sayılı kuruluş Kanunu’nun amacı, mesleki dayanışmayı, mesleki standartları yükseltmek ve bu şekilde mimarlık, mühendislik mesleğinin yüksek standartlara oturmasını sağlamak suretiyle halkta olan güven duygusunu artırmaktır.

Çıkarılan yönetmeliklerin birinde, projelerin mesleki denetimini sağlamak üzere, bir mesleki denetim zorunluluğu getirilmiştir. Yani, mimarlar ve mühendisler hazırlamış oldukları projeyi ilgili odaya sunarlar, oda bunun mesleki açıdan denetimini yapar, mesleki denetim yapılır, bu süzgeçten geçer, buna uygun olduğu anlaşılan projeler tekrar onaylanarak ilgili proje sahibine verilir. Bu sırada oda bir denetim ücreti elde eder. Hükûmetin hedefi, bu denetim ücretini ortadan kaldırmak suretiyle odaları zayıflatmaktır. Ben de bir açıklama yaptım şimdi, Anayasa’nın vermiş olduğu yetkiyle bu odalar yönetmelik çıkarabilir, yönetmelikle de böyle bir düzenlemeyi yapabilirler. İlgili kanunda, 6235 sayılı Kanun’da bu konuda açık bir hüküm aramaya gerek yoktur. Anayasa’nın ve yasaların yasaklamadığı konuda bakanlıklar ve kamu tüzel kişileri idari her türlü düzenlemeyi yapabilir. Örneğin, Anayasa’nın yasaklamadığı bir konuda, yasaların yasaklamadığı bir konuda Bakanlar Kurulu, bir Bakanlar Kurulu kararı çıkarıp düzenleyici bir tasarrufta bulunabilir, hiçbir engel yoktur buna. Bunun örnekleri çoktur. Lütfen, Kanunlar ve Kararlar Müdürlüğüne talimat verin, bunun örneklerini sizlere getirsinler. Aynı şekilde, Mühendis ve Mimar Odaları Birliği de 6235 sayılı Kanun’un açıkça yasaklamadığı, tam tersine “mesleki dayanışmayı, mesleki kaliteyi, mesleki standartları yükseltmek” kavramları adı altında izin verdiği bir çerçevede her türlü yönetmeliği yapabilir. Hiç tereddüt etmiyorum o yönetmeliğin yasaya, Anayasa’ya uygunluğu konusunda. Benim için de bu konu nettir.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Buyurun Sayın Elitaş.

 

3.- Kayseri Milletvekili Mustafa Elitaş’ın, görüşülmekte olan kanun teklifinin 73’üncü maddesinin (p) bendinin (1) no.lu alt bendiyle ilgili Giresun Milletvekili Nurettin Canikli ve arkadaşlarının vermiş olduğu önergenin İç Tüzük’e uygun olduğuna ve önerge özetindeki imzanın kendisine ait olduğuna ilişkin açıklaması

 

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, İç Tüzük’ün 87’inci maddesi…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Yahu, 87’inci maddeyi herkes biliyor. Nasıl önergenin metni burada madde değiştiriyor? Burada nasıl okunuyor, tutanaklara geçiyor?

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) - Sayın Başkan, İç Tüzük’ün 87’nci maddesinin altıncı fıkrasını aynen okuyorum: “Değişiklik önergeleri gerekçeli olarak verilir. Değişiklik önergeleri ve gerekçeleri beşyüz kelimeden fazla ise…” “Değişiklik önergelerinin gerekçeleri” diye bir ifade yok, sadece “Değişiklik önergeleri ve gerekçeleri beşyüz kelimeden fazla ise, önerge sahibi önergesine beşyüz kelimeyi geçmeyen bir özet eklemek zorundadır.” Başkanlık Divanının, Kanunlar Kararların bizim önergemizin beş yüz kelimeyi geçmesi münasebetiyle İç Tüzük’ün 87’nci maddesi ve şu anda görüşmekte olduğumuz 91’inci madde çerçevesindeki temel kanun hükümlerinde de nitekim bu belirtilmiştir. Özetteki imza bana aittir. AK PARTİ Grubu adına verilmiş bir önergedir. Ki, İç Tüzük’ün 87’nci maddesi ve 91’inci maddesinde…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Önergede ismi yok efendim. “Önerge  sahibi” diyorsunuz.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, susturursanız konuşacağım. …“Her siyasi parti grubunun önerge verme hakkı saklıdır.” diye ifade etmiştir. AK PARTİ Grubu adına verilmiş önergenin özetinin verilmesi de İç Tüzük’ün 87 ve 91’inci maddesine göre, yetkilendirilmiş bir Grup Başkan Vekili olarak imza bana aittir.

İkincisi: Şu anda değiştirmekte olduğumuz 3194 sayılı İmar Kanunu’nun 8’inci maddesi kesinlikle mimarlar, mühendisler odalarının görev ve yetki alanlarıyla ilgili bir konu değildir. Nitekim, 6235 sayılı Kanun’da da ücret almayla ilgili herhangi bir düzenleme yokken, kanun hükmünde kararnameye dayandırılarak ve Katma Değer Vergisi Kanunu’na dayandırılarak ortaya çıkarılmış bir yönetmelikle alınmış bir ücrettir. Kanunda bulunmayan bir hükmün yönetmelikle ücret alındığının ifadesi Danıştay tarafından da nitekim ertelenmiştir. Burada, meslek mensuplarının mesleki faaliyetlerini icra etmek, bu manada da gelişmelerini artırmak adına yaptıkları bir gelir artırıcı unsur değil, sadece meslek mensuplarının faaliyetleri konusunda ortaya çıkacak, yaptıkları eylemlerden, işlerden dolayı Mimar Mühendis Odaları Birliğinin meslek mensuplarından aldığı parayı yönetmelik çerçevesinde aldığı bir düzenlemedir. Yani, biz burada, 6235 sayılı Kanun’da herhangi bir değişiklik yapmıyoruz; yapılan iş tamamen İç Tüzük’ün 87’nci maddesine uygun, 3194 sayılı İmar Kanunu’nun 8’inci maddesini değiştirip ilave bentler ekliyoruz. Bu da İç Tüzük’e aykırı bir durum oluşturmamaktadır. Başkanlığın görüşleri aynı şekilde doğrudur.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi okutuyorum…

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Hamzaçebi, konu tamam.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Efendim, bir konu netleşmedi. Bakın, biz sizden bu önerge özetindeki imzanın kime ait olduğunu sorduk, uzun süre muallakta kaldı, şimdi sayın grup başkan vekili diyor ki: “Bu önerge bana ait.” Yani, bilemiyoruz, kendisine mi ait? Elbette inanmak isterim.

BAŞKAN – “Bana ait.” diyor, şimdi konuştu, tüm Genel Kurul dinledi Sayın Hamzaçebi.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Önergede imzası yok Mustafa Elitaş’ın.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Ayrıca, önergede imzası yok, İç Tüzük’ün ilgili maddesi açık, “Önerge sahipleri bir özeti ekler.” diyor, “önerge sahipleri”. Kendisi önerge sahibi değil.

BAŞKAN – Önerge sahiplerine imzalatalım.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, önergeyi kabul ettiğimi ifade ettim grup başkan vekili olarak, şimdi imzalıyorum.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Niye şimdi gidip atıyorsun imzayı o zaman?

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Oradan niye konuşuyor, anlamadık, buradan konuşsun.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, bakın, şu ana kadar yapılan tartışmalarda sizin konumunuz gölgelenmiştir.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Korsanlık var.

AYTUĞ ATICI (Mersin) - Okunan önergeye nasıl imza atıyorlar? Önerge okundu, şimdi imza atıyor.

BAŞKAN – Niye gölgelensin? Size göre gölgelendi Sayın Hamzaçebi. Niye gölgelensin? Hiç de öyle değil benim…

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Başkan, korsanlık var, korsanlık.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Siz hukuk… Efendim, bakın, görüyorsunuz…

BAŞKAN – Biraz önce yine aynı şeyi Sayın Şandır’da yaptık, konuşmayı yaptıktan sonra imzalattık Sayın Hamzaçebi, her zaman yaptığımız şey.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Sayın Başkan, bir korsanlık var, korsanlık.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, lütfen… Bakın, rica ediyorum. Yani, lütfen samimi olalım. Söyleyin ki “Yahu, kusura bakmayın Sayın Genel Kurul, bunu atlamışım.” deyin, bari bir özür dileyin, lütfen. Böyle bir şey olabilir mi?

BAŞKAN – Sayın Hamzaçebi, ne yapmamız gerekiyor imza konusunda?

SAKİNE ÖZ (Manisa) – Önergeyi geri çekmeniz gerekiyor.

BAŞKAN – Konuşmasında Sayın Elitaş kendisine ait olduğunu söyledi, geldi, imzaladı.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Ama bakın, şu ana kadar demek ki hukuksuz bir önergeyi görüşüyoruz.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Olur mu öyle şey canım?

BAŞKAN – Lütfen Sayın Hamzaçebi…

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Bir önerge özeti, hukuken görüşülebilir bir önerge değil.

BAŞKAN - Evet, tartışma bitmiştir.

İLHAN DEMİRÖZ (Bursa) – Tartışma niye bitiyor Sayın Başkan! Bu bir gece yarısı önergesidir, bunu kabul etmemiz mümkün değil.

BAŞKAN - Önergeyi okutuyorum…

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, usul tartışması açıyorum efendim, usul tartışması… Bu şekilde devam edemeyiz.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Lehte…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Lehinde…

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Aleyhte…

VELİ AĞBABA (Malatya) – Aleyhte…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Aleyhte…

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Aleyhte…

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Lehte…

RECEP ÖZEL (Isparta) – Lehte…

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – İlk başta ben söyledim, lehte.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Aleyhte Özgür Özel.

BAŞKAN – O zaman tutanakları isteyeceğim, kim önce, kim sonra istedi.

Beş dakika ara veriyorum.

                                                                               Kapanma Saati: 23.24

 YEDİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 23.41

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Muharrem IŞIK (Erzincan), Bayram ÖZÇELİK (Burdur)

 

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 135’inci Birleşiminin Yedinci Oturumunu açıyorum.

478 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine devam edeceğiz.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Evet, tutanakları getirttim, sırasıyla okuyorum:

“Ali Uzunırmak (Aydın) – Lehte…

Mustafa Elitaş (Kayseri) – Lehinde…

Mehmet Akif Hamzaçebi  (İstanbul) -  Aleyhte…

Veli Ağbaba (Malatya) – Aleyhte…”

Sonrasına devam etmeme gerek var mı? Özgür Özel aleyhte, Mehmet Akif Hamzaçebi tekrar aleyhte, Osman Aşkın Bak lehte, Recep Özel lehte.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Hayır… Ben de istedim, niye kuraya dâhil etmediniz?

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Yahu, kura mı olur Kamer Bey? Kura değil, sıra. Bunu en iyi sen bilirsin.

BAŞKAN – Evet, usul tartışması açıyorum.

Lehte söz isteyen Ali Uzunırmak, Aydın Milletvekili.

Buyurun Sayın Uzunırmak.

 

XI.- USUL HAKKINDA GÖRÜŞMELER

1.- Görüşülmekte olan kanun teklifinin 73’üncü maddesinin (p) bendinin (1) no.lu alt bendiyle ilgili Giresun Milletvekili Nurettin Canikli ve arkadaşlarının vermiş olduğu önergenin işleme alınmasının İç Tüzük’e uygun olup olmadığı hakkında

 

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Sayın Başkan, çok teşekkür ediyorum.

Değerli milletvekilleri, Parlamento gelenekleri çok uzun yıllarda oluşur, teamüller çok uzun yıllarda oluşur. Divan, birtakım konularda görüş alırken sadece, 2005’ten öteye gidememektedir, 2008’den örnek vermektedir ve aynı iktidar partisinin çoğunlukta olduğu bir Parlamento dönemine hep örnekler rastlamaktadır. Bu acı bir durumdur. Türkiye Cumhuriyeti Parlamentosu 2002 yılında teşekkül etmedi. Bize, uygulamalarda, teamüllerde 1930’lardan, 1940’lardan, 1960’lardan, 1970’lerden örneklerle 2005’teki, 2008’deki örnekleri destekleyen örneklemeler yapmalıdırlar. Diğer türlü, aynı çoğunluğun yıllarca süren tahakkümü altında çalışmış bir Parlamento teamülü oluşmuş izlenimi gelir.

Değerli milletvekilleri, buradaki tartışmada elbette ki önergenin verilmesinden savunulmasına varıncaya kadar arkadaşlarımızın bir telaş içine düştüğü görülmektedir, bu da Başkanlık Divanının gözünden kaçmamalıdır. Yani, verilen önergedeki maddenin uzunluğundan önergenin gerekçesindeki imzasından başka alanlarına varıncaya kadar doğru bir tartışma yapılamamaktadır. Böyle bir Parlamento geleneği olmaz. Burada korsan miting yapar gibi korsan kanun yapılamaz. Yani, bu kadar içerikli bir teklifi, bu kadar içerikli bir kanunlaşma maddesini komisyonlardan, Parlamentonun organlarından tartışmadan kaçırarak gecenin bir vaktinde böyle, bu şekilde kanunlaştırma ne ülkenin ne sizin ne de halkın menfaatine olur. Bu, sizlerin de menfaatine olmaz değerli arkadaşlar.

Dolayısıyla, bu tartışmada, ben, usul olarak Başkanın tercih ve inisiyatif kullanarak İç Tüzük’teki hükümlerin… Gelinen noktada, bu önergenin Başkanlık Divanı tarafından görüşülmemesinin Başkanlık Divanının lehinde olacağı kanaatini taşıyorum ve son söz olarak bir şey söylüyorum değerli arkadaşlar. Bu ülke hepimizin ülkesi, bu millet bizim milletimiz. Maalesef, birtakım uygulamalarda AKP Hükûmetinin geldiği gün, devrin mescidi dırarı olmuş gününe gelmiştir. (AK PARTİ sıralarından “Allah, Allah!” sesleri)

HÜSEYİN BÜRGE (İstanbul) – Hiç doğru değil.

ALİ UZUNIRMAK (Devamla) – Dolayısıyla, bu çok dikkat çekici bir noktadır. Bir an evvel bu zoraki uygulamalardan AKP’nin kaçınması gerekmektedir.

Hepinize saygılar sunuyorum. (MHP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Kot pantolonla gelmişsin.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Yasak değil, serbest.

MUHARREM VARLI (Adana) – Sana mı soracak her şeyi. Gel terbiye et, gel.

BAŞKAN - Tutumumun aleyhinde söz isteyen İstanbul Milletvekili, Akif Hamzaçebi.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Özgür Özel’e devrediyorum efendim.

BAŞKAN – Özgür Özel…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Konunun İç Tüzük’e aykırı kısımlarıyla ilgili Sayın Grup Başkan Ve  kilimiz detaylı olarak açıklamalarda bulundu. Bunları tekrar etmeden ve burada böyle bir konuşma yapacak olmaktan büyük bir üzüntü duyarak, kendi adıma ve Türkiye demokrasisi adına büyük bir kaygı duyarak sözlerime başlamak istiyorum.

Anayasa’nın 135’inci maddesi kamu kurumu niteliğinde meslek örgütlerinin kurulmasını gerektiriyor ve Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği de 6235 sayılı Kanuna göre kurulmuş durumda. Ayrıca, 3458’de mühendis ve mimarlar hakkındaki Kanun. Bu kanunlar Anayasa’dan güçlerini alıyorlar ve bu odalar kamu kurumu niteliğinde meslek örgütleri. Dünyanın her yerinde, bütün demokrasilerde bu tip meslek örgütleri var.

Bu meslek örgütleri, eğer ülkenin demokrasisi gelişmemişse sadece bir çıkar grubu gibi davranıyor ama demokrasi geliştikçe bunlardan birer sivil toplum refleksi göstermesi bekleniyor. Aksi takdirde, sivil toplum refleksi göstermeleri de onları ister istemez iktidarın yapmış olduğu icraatlara karşı muhalif bir tavır içine götürüyor. Gelişmiş demokrasilerde ülkeyi yönetenler bunu bir fırsat olarak görüyorlar. Çünkü, kamu eliyle yapılan bazı icraatlar Parlamento içindeki muhalefetin süzgecinden kaçmış olabilir, Parlamento dışı muhalefetin süzgecinden kaçmış olabilir ama siyaset dışı muhalefet odakları olarak bu sesler son derece önemli ve ülkenin demokrasisine katkı sunan sesler. Ama, gelişmemiş ülkelerde sivil toplum kuruluşu refleksi bir yana, bu meslek örgütlerinden iktidarlar yandaşlık bekliyorlar, kendilerinden taraf olmasını ve orayı ele geçirmeye çalışıyorlar. Bunu yapamadıkları takdirde, taraf yapamadıklarında bu sefer bertaraf etmeye çalışıyorlar. Taraf olmayanın bertaraf olacağıyla ilgili bir söylem hepimizin kulağının şurasında herhâlde asılıydı. İşte, bu gece o bertaraf etme gecelerinden bir tanesi. (CHP sıralarından alkışlar)

RECEP ÖZEL (Isparta) – “Bitaraf olan” o, “bertaraf olan” değil. “Bitaraf olan bertaraf olur.”

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) – Eğer, sadece size muhalif ve doğruları söylüyor diye, gazetecilerden, milletvekillerinden, öğrencilerden sonra sıra şimdi meslek örgütü yöneticilerine geldiyse -şu anda içeride, tutuklu olanlar- ve onların örgütlerini nasıl yönettiklerini tarif eden kanunlarına geldiyse, işte, bu gece belki de bu Parlamentoda artık, gitgide diktatörleşen bir rejimin meslek odaları üzerinden sarı öküzü talep etme gecesidir. Siz bu gece bunu alırsanız, hepimiz bunu biliyoruz ki, Türkiye bunu bilsin ki yarın, sıra diğer meslek odalarında, barolarda, ardından sendikalarda ve en nihayetinde, herkes şunu bilsin ki siyasi partilerdedir ve bu ülkeyi tek partili rejimden çok partili rejime geçiren CHP’nin taşıdığı onurun tersine…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ÖZGÜR ÖZEL (Devamla) – …sizler bu ülkeyi tek partili bir rejime götürerek altını çizeceksiniz.

Hepinize saygılar, selamlar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Rahat olun, rahat!

HÜSEYİN BÜRGE (İstanbul) – Özgür, sen tek partili dönemden gelmişsin.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Lehte söz isteyen Mustafa Elitaş, Kayseri Milletvekili. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Değerli milletvekilleri, görüştüğümüz mesele İç Tüzük 87’ye aykırı olup olmadığıyla ilgili. İç Tüzük 87 de açık ve net ve tasarı metnine baktığımız takdirde, tasarı metninde 3194 sayılı…

KAMER GENÇ (Tunceli) – Tasarı değil teklif, teklif bir defa. Onu öğren öyle gel. Teklif orası, tasarı değil.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – …Kanun’un 8’nci maddesinin (b) fıkrasında yapılan değişiklik ve onlara ilave edilen bentleri ifade etmekte. Bu bent de nedir? İmar mevzuatıyla ilgili bütün düzenlemeler İmar Kanunu’nun 8’inci maddesinde gerçekleştirilmiş. Burada, başka kanunlardaki başka kurum ve kuruluşların yetkisini ihlal edici herhangi bir düzenleme yoktur. Nitekim, 6235 sayılı Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği Kanunu’na baktığımız takdirde, mesleki yeterliliklerini sağlamak amacıyla, birlik ve dayanışmayı sağlamak üzere Anayasa 135’inci maddeye göre kurulmuş bir meslek örgütüdür ama bu meslek örgütü kendi kanununda ve Anayasa’da kendisine verilmemiş yetkiyi kullanarak bir ücret almayla karşı karşıya kalmış. Bildiğimiz kadarıyla 300 bin civarında mimar, mühendis var. Şu getirdiğimiz düzenleme, 309 bin mimar, mühendisin en az 300 binini çok yakından ilgilendiriyor, onların menfaatine, onların lehine olan bir düzenleme. Belki 24 tane, 25 tane odanın yöneticilerini rahatsız ediyor olabilir. (CHP sıralarından “Hayır, hayır.” sesleri) Çünkü, çok yüksek alınan bedeller karşılığında bu ortaya çıkıyor. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Olur mu öyle şey!

MUSA ÇAM (İzmir) – Demokrasi anlayışınız bu mu Sayın Başkan?

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - 300 bin mimar, mühendisin bu kanun teklifinin bu maddesindeki düzenlemeyi bildikleri takdirde, destek veren herkese teşekkür edeceklerini ifade ediyorum.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sendikaların aidat toplaması da işçinin menfaatine!

HALUK AHMET GÜMÜŞ (Balıkesir) – Tarihe geçiyorsun!

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – “Sendikada aidat toplanması işçinin menfaatine.” dersin. Allah’ım, ya Rabb’im!

BAŞKAN – Sayın Özel, lütfen oturun.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - Bakın, değerli milletvekilleri, bu konu, 1990 yılındaki bir yönetmelik çerçevesinde alınan ücretlerin çeşitli kurum ve kuruluşların mahkemeye götürülmesiyle ortaya çıkmış.

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Avukatlar da baro aidatını ödemesin o zaman, yakında onu getireceksiniz.

İSMAİL AYDIN (Bursa) – Aynı şey değil!

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Aidatla bir ilgisi yok.

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Yazıklar olsun!

BAŞKAN – Sayın Acar…

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - Bazı belediyeler, bu imar yönetmeliğinin -ki kurumun yaptığı yönetmeliğin- aykırı olduğuyla ilgili karar almıştır. Bu kararı odalar mahkemeye götürmüşler, önce yerel mahkeme odalar lehine karar vermiş ama bu iş Danıştaya taşınmış. DanıştayIN kanunda olmayan bir parayı odaların alamayacağına hükmetmesiyle birlikte bu iptal edilmiş. Nitekim, daha önceki yıllarda Bayındırlık ve İskân Bakanlığının bu konuyla ilgili yaptığı yönetmelikler de var. Bu yönetmelikler yine odalar tarafından mahkemeye intikal ettirilmiş ama mahkeme Danıştay kararıyla da uygulamanın yani idarenin yaptığı uygulamanın doğru olduğu kanaatine varmıştır.

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Niye gece yarısı önergesi olarak getiriyorsunuz?

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - Değerli milletvekilleri, bakınız, bu, meslek odası mensuplarının lehine çok önemli bir düzenlemedir. Bu konuda… (CHP sıralarından gürültüler)

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Yuh artık!

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Yuh!

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) – Sana yuh! Kim “Yuh!” diyorsa…

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Ben diyorum.

MUSTAFA ELİTAŞ (Devamla) - Bakın, terbiyeli olun! Konuşmacıya, kürsüye “Yuh!” diyemezsiniz.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Evet, teşekkür ediyorum.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Sen terbiyeli ol! Yalan söyleme! Allah, Allah! Meslektaşların lehineymiş! Sen ne anlarsın meslekten?

GÜRKUT ACAR (Antalya) – Gece yarısı önergesi! Yazıklar olsun! Ayrı bir kanun teklifi olarak getirin, görelim. Niye önergeyle getiriyorsunuz?

BAŞKAN - Sayın Acar, lütfen…

Evet, aleyhte söz isteyen Veli Ağbaba, Malatya Milletvekili.

VELİ AĞBABA (Malatya) – İlhan Demiröz’e devrediyorum sözümü.

BAŞKAN – İlhan Demiröz, Bursa Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

İLHAN DEMİRÖZ (Bursa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; gerçekten, AKP Grup Başkan Vekilini dinlerken on yıl Ziraat Mühendisleri Odası Şube Başkanlığı ve iki yıl Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği İKK Sekreterliğimi hatırlayarak ne acı konularla karşılaştığımı ifade etmek istiyorum.

Birincisi, 6235 sayılı Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği 27 Ocak 1954 yılında kurulmuş ve bugüne kadar taşınmıştır. Bugün, ben ve sırada oturan Sayın Bakan dâhil hepimiz burada oluyorsak, bu mesleği icra ediyorsak 6235 sayılı Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği Kanunu’ndan dolayı olduğunu ifade etmek istiyorum. Bir kere bunun altını özellikle çizmek istiyorum, Bakanımız dâhil.

İkincisi, önergeye bakıyorum arkadaşlar, hemen şuna itiraz edebilirsiniz: “Efendim, herkes verebilir.” Ben o anlamda demiyorum ama etik anlamda, burada, baroyla ilgili bir önerge olsaydı ben imzalamazdım. Bu imzaların içerisine bakıyorum, bir tane Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliğinden bir arkadaşımız var, diğer arkadaşlarımız diğer meslek gruplarından. Lütfen, arkadaşlar, sizin grup içerisinde Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliğinden ekmek yiyen, evine şimdiye kadar buradan ekmek götüren hiçbir inşaat mühendisi, mimar yok muydu arkadaşım?

İkincisi… (Gürültüler)

RECEP ÖZEL (Isparta) – Odadan ekmek yenmez, meslekten ekmek yenir.

HİLMİ BİLGİN (Sivas) – Geçiminizi oradan mı sağladınız?

İLHAN DEMİRÖZ (Devamla) – Arkadaşlar, ben fikirlerimi ifade ediyorum ve buraya çıkan arkadaşlarımıza da sizin gibi, o şekilde gülerek de hiç laf atmıyorum. Lütfen, terbiyenizi takının. Lütfen, dinleyecekseniz dinleyin. Ben meslek odalarıyla ilgili gerçekleri anlatıyorum. Gelirsiniz, burada cevap verirsiniz arkadaşım.

Şunu ifade etmek istiyorum: Bu bir tesadüf müdür? Gezi Parkı’yla ilgili Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliğinin İkinci Başkanı tutuklanıyor, tutuklandığının akşamı, bir bakıyorsunuz, bir önerge geliyor. Neymiş? Meslek odalarının törpülenmesiyle ilgili. Ben dilerim ki bu bir yanlış tesadüftür değerli arkadaşlarım.

Son olarak şunu söylemek istiyorum: Bu konuyla ilgili, daha önce de odalarla ilgili bir yasa teklifiyle geldiniz, geliyordunuz. Bu teklif içerisinde bu maddelerin de hepsi vardı ama tepkileri görünce, içinizden Türk Mimar ve Mühendis Odaları Birliğine mensup arkadaşları görünce geriye çektiniz ve bir gece yarısı, ansızın bu önergeyle odaları baltalamak üzere bir önerge getirdiğinizi ifade etmek istiyorum.

Tarih bunu çok özel olarak yazacaktır diyor, hepinize saygı ve sevgilerimi sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Evet, teşekkür ediyorum.

Yapılan tartışma neticesinde tutumumuzda bir değişiklik söz konusu değildir.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Zaten bir İç Tüzük bildiğin yok ki, burada keyfine göre uygulama yaptın.

BAŞKAN – 6235 sayılı Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliğinin kuruluş kanununun görev tanımında belirtilen konuyu ilgilendirmediği gibi, getirilen önerge 3194 sayılı Yasa’nın 8’inci maddesinin değişikliğiyle ilgili konu olduğu için, tutumumda herhangi bir değişiklik söz konusu değil.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Yazılanları bari oku, yazılanları doğru oku!

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Acaba, hiç hayatınızda tutum değişikliği yaptınız mı Sayın Başkan, merak ediyorum.

BAŞKAN – Yapmadım.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Yanlış uygulama yapıyorsun.

 

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

4.- Niğde Milletvekili Alpaslan Kavaklıoğlu ve Zonguldak Milletvekili Özcan Ulupınar ile 100 Milletvekilinin; Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve Devlet Memurları Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporları (2/1613, 1/778) (S. Sayısı: 478) (Devam)

 

BAŞKAN – Önergeyi okutuyorum…

BİNNAZ TOPRAK (İstanbul) – Biz burada niye oturuyoruz? Gidelim.

SÜLEYMAN ÇELEBİ (İstanbul) – Ne okunduğunu göremiyoruz.

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Değişiklik Önergesi Özeti (Madde 73/p1)

3194 sayılı İmar Kanununun 8 inci maddesinin birinci fıkrasının (b) bendinin dördüncü cümlesi ile ikinci fıkrasının üçüncü cümlesi yeniden düzenlenmek ve (c) bendinden sonra gelmek üzere 10 adet bent eklenmek suretiyle yapılan düzenlemede;

Onaylanan planların askıya çıkarılmasının yanı sıra, idarelerin internet sayfalarında 30 gün süreyle ilan edilmesi, parsel malikinin, mülkiyetiyle ilgili gelişmeleri zamanında takip edebilmesi sağlanmaktadır.

Planlar ve uygulamalarının Bakanlıkça belirlenen tanımlar, genel ve ruhsata ilişkin esaslara uygun olarak gerçekleşmesi, planların Bakanlıkça tesis edilen elektronik ortama aktarılması ve yapı ruhsatının bu sistem üzerinden alınması sağlanmaktadır.

Arazi kullanımı ve yapılaşmada çok başlılık ortadan kaldırılmakta, yapılaşma kararlarının sadece mekânsal planlarla alınabilmesi sağlanmaktadır. İmar Kanununun istisnası olan alanlarda ve korunacak alanlarda; üst kademe planı Bakanlıkça onaylanan alanlarda alt kademe planların da Bakanlıkça onaylanması, üst kademe planları Büyükşehirlerce onaylanan diğer alanlarda ise onay yetkisinin Büyükşehir Belediyelerince kullanılması sağlanmaktadır.

Üst kademe planlar ile alt kademe planlar arasındaki uyumsuzlukların üst kademe plan kararlarına uygun olarak giderilmesi, belirli bir alanla ilgili birbiri ile çelişen farklı düzenlemelerin olmaması sağlanmaktadır.

Plan müellifinin de kamu idareleri gibi, hazırladığı plana ilişkin kurum ve kuruluş görüşü alabilmesi sağlanmaktadır. Kurum kuruluşların plana dair görüşünü en geç 60 gün içinde vermeleri sağlanmakta, bu süre içinde görüş verilmezse, kurum veya kuruluşun olumsuz bir görüşünün bulunmadığı kabul edilerek planlamanın sürüncemede bırakılması engellenmektedir.

Kentsel asgari standartların, Bakanlıkça belirlenen esaslara uygun olarak çevre düzeni planı ile belirlenebilmesi sağlanmaktadır.

Çevre ve Şehircilik Bakanlığına; harita, plan, parselasyon ve yapılaşma süreçlerini denetleme, gerektiğinde mevzuata aykırılığı ortadan kaldırma ve ilgililer hakkında işlem tesis edebilme yetkisi verilmekte, bu işlemleri gerçekleştirmek üzere Bakanlık Merkez ve Taşra denetçilerini yetiştirme görevi verilmektedir.

Büyükşehir belediyesi sınırı il sınırı olarak belirlenen alanlardaki köyler ve kırsal yerleşmelerin, büyükşehir belediyesince aksine bir karar alınmadıkça veya plan yapılmadıkça kırsal alan statüsünü sürdürmeleri ve köy yerleşik alanlarında ruhsatsız ancak denetimli ve belgeli yapı inşa edebilmeleri sağlanmaktadır.

Eskiden yapılanlar da dahil köylerdeki konutlarda kırsal yapı belgesi verilerek pansiyonculuk yapılabilmesinin önü açılmaktadır. Yola cephesi olmayan parsellere yeni yapı yapılması engellenmektedir.

Mimari dokusu nedeniyle önem arz eden köylerde muhtarlık katılımı ile köy tasarım rehberlerinin hazırlanması ve yapıların bu rehberlere inşa edilmesi sağlanmaktadır.

Köylerde ve kırsal özellik gösteren yerleşmelerde yapılan etüt ve projelerinin idarelerce veya Bakanlıkça yapılabilmesi sağlanmaktadır.

Çevre ve Şehircilik Bakanlığına; pilot olarak yerleşme oluşturma görevi verilmektedir. Bu nitelikli yapı yapmak isteyenlere proje ve uzun vadeli kredi desteği sağlanmaktadır.

Etüt ve projelerin idare dışında farklı kurum ve kuruluşlarca vizelenmemesi sağlanmakta, vize yapılmaması nedeniyle müelliflerin mesleki faaliyetlerinin kısıtlanması engellenmektedir.

Halihazır harita, imar planları ve parselasyon planlarında farklı müelliflerce yapılacak değişikliklerde ilk müellifin görüşünün aranmaması sağlanmaktadır.

İdare bünyesinde mimari estetik komisyonu kurulmakta, bu komisyonca özgün fikir ifade etmediği belirlenen projelerin farklı bir müellifçe değiştirilmesi halinde idarece ilk müellifin görüşünün alınmaması sağlanmaktadır.

Özgün fikir ifade etmesine rağmen eser sözleşmesinde farklı bir müellifçe işleme yapılabileceğine ilişkin hüküm bulunan haller ile eser bütünlüğünü bozmadığına, estetik görünümünü değiştirmediğine, teknik, yönetsel amaçlar ve kullanım amacı nedeniyle zorunlu olduğuna karar verilen değişikliklerin müellifin izni olmadan yapılabilmesi sağlanmakta, ancak mimari proje asgari hizmet bedelinin tamamlanan yapılarda yüzde yirmisini, inşaatı süren yapılarda yüzde on beşini geçmemek üzere talep halinde telif ücreti verilmesine dair hüküm getirilmektedir.

                                 Nurettin Canikli (Giresun) ve arkadaşları

SAKİNE ÖZ (Manisa) – Mimar, mühendislerin kaç para alacağını yazmamışız Bakanım. Yani, bu önergede, bundan sonra projede kaç para alacaklarını yazmamış.

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Takdire bırakıyoruz.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR(Trabzon) – İştirak ediyoruz efendim.

SAKİNE ÖZ (Manisa) – Sadece “Şu parayı alacak” diye yazılmış, başka bir şey değil.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan… Sayın Başkan, bak bu önerge gerekçesiz. Sayın Başkan, bu önergede gerekçe yok. 87’nci maddede der ki: “Önergeler gerekçeli olarak verilir.” Bu önergede gerekçe yok.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Var, var; gerekçesi var.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Böyle bir şey olur mu? Böyle bir şey olur mu ya?

KAMER GENÇ (Tunceli) – Hayır efendim.

BAŞKAN – Gerekçesi var.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Okunan önergede gerekçe yok.

BAŞKAN – E, var gerekçesi Sayın Genç.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Hayır efendim, yok burada. Mustafa’nın imzaladığı şeyde gerekçe yok. Efendim, burada gerekçe yok.

BAŞKAN – Okuyun siz gerekçesini Muharrem Bey.

“Gerekçe:

Önergeyle; 3194 sayılı İmar Kanunu hükümleri çerçevesinde…”

KAMER GENÇ (Tunceli) – Sayın Başkan, burada gerekçe yok.

BAŞKAN – Var efendim burada.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Ya, bir şey söylüyorum size, cevap ver!

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Genç, burada var, okutuyorum, gerekçeyi okutuyorum.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Burada okunan önergede gerekçe yok.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Sayın Başkan, bir müsaade eder misiniz.

BAŞKAN – Okuyun lütfen siz.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Ya, burada gerekçe olacak.

BAŞKAN – Muharrem Bey, okuyun siz.

Gerekçe:

Önergeyle; 3194 sayılı İmar Kanunu hükümleri çerçevesinde; planların ilanı yeniden düzenlenmekte; coğrafi verilerin tek bir merkezde kayıt altına alınarak iş ve işlemlerde bu verilerin esas alınması; alt kademe planların üst kademe planlara uyumu için belli bir süre öngörülmekte; plan müelliflerinin de plana ilişkin kurum görüşü alabilmesi sağlanmakta ve kurumlara görüş bildirmeleri için süre tahdidi getirilmekte; kentsel asgari standartların çevre düzeni planı ile belirlenebilmesi sağlanmakta; Bakanlığa imar mevzuatına aykırılık hakkında işlem tesis etme yetkisi verilmekte; köylerdeki yapılara işyeri açma ve çalışma izni verilmesine ilişkin esaslar belirlenmekte; Bakanlığa enerji verimli, iklim duyarlı ve ekolojik özellikli plan ve projeler hazırlama, bu nitelikli yapılar inşa etme veya bu amaçla uzun vadeli kredi desteği sağlama görevi verilmekte; plan müelliflerinin hakları belirginleştirilmekte; idare bünyesinde yapıların estetiği ile ilgili karar almak üzere mimari estetik komisyonunun kurulması sağlanmaktadır.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Sayın Başkan, barolarla ilgili bir teklif var mı? Siyasi partilerle ilgili bir teklif var mı? Sayın Başkan, barolar da katıldı eyleme.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler…

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, bir saniye…

BAŞKAN – Efendim?

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Şimdi, bakın, biraz önce önerge özetini okuttunuz.

BAŞKAN – Oylamaya geçtik ama Sayın Hamzaçebi, böyle bir şey olur mu yani?

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, bir saniye…

BAŞKAN – Tartışma yapıldı Sayın Hamzaçebi. Devamlı bunu konuşacak değiliz. Usul tartışması yapıldı.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Efendim, izin verir misiniz, bir şey açıklayacağım.

BAŞKAN – Kabul edenler…

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, bir saniye efendim. Biraz önce önergenin özetini okuttunuz. (AK PARTİ sıralarından “Oylamaya geçildi.” sesleri)

BAŞKAN – Sayın Hamzaçebi, böyle bir usulümüz var mı ama? Lütfen…

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, bir şeyi eksik yaptınız. Gerekçeyi okuttuktan sonra oylamaya sunmanız lazım. Gerekçeyi okumadan…

BAŞKAN – Gerekçeyi okudu efendim.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Şimdi soracaksınız “Katılıyor musunuz?” diye.

BAŞKAN – Hayır, sordum. Gerekçe…

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Efendim, gerekçeyi okuduktan sonra sorulur.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Tutanağa bakın, tutanağa, öyle şey olur mu? (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Komisyona ve Hükûmete sordum katılıp katılmadıklarını.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – O mülga oldu, o mülga oldu.

BAŞKAN – Gerekçeyi okuttum, şimdi oylamaya sundum ben.

Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmiştir. (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

Birleşime beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 00.06

SEKİZİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 00.13

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Muharrem IŞIK (Erzincan), Bayram ÖZÇELİK (Burdur)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 135’inci Birleşiminin Sekizinci Oturumunu açıyorum.

478 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine devam edeceğiz.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

73’üncü maddenin (p) bendinin (2) no.lu alt bendi üzerinde iki adet önerge vardır, okutuyorum:

                Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 478 sıra sayılı yasa teklifinin 73-p nin 2.nolu alt bendindeki Madde: 27’nin sonuna aşağıdaki ifadenin eklenmesini arz ederiz.

    Ferit Mevlüt Aslanoğlu              Haluk Eyidoğan                      Hülya Güven

               İstanbul                                İstanbul                                   İzmir

         Bülent Kuşoğlu                     İlhan Demiröz                        Doğan Şafak

                Ankara                                   Bursa                                    Niğde

Büyükşehir yasası nedeniyle, köyden, mahalleye dönüşen, bu nedenle köy tüzel kişiliğine ait olan, ancak, ilçe ve Büyükşehir Belediyelerine geçen tüm mera ve araziler, ilgili belediyeler tarafından satılamaz.

                Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 478 sıra sayılı Niğde Milletvekili Alpaslan Kavaklıoğlu ve Zonguldak Milletvekili Özcan Ulupınar ile 100 Milletvekilinin; Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve Devlet Memurları Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporları (2/1613, 1/778) nın 73 üncü maddesinin (p) bendinin (2) nolu alt bendinin Teklif metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

         Mustafa Kalaycı                      Erkan Akçay                        Mehmet Günal

                 Konya                                  Manisa                                 Antalya

               Alim Işık                             Oktay Vural

               Kütahya                                   İzmir

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Trabzon) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen Alim Işık, Kütahya Milletvekili. (MHP sıralarından alkışlar)

ALİM IŞIK (Kütahya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz 478 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 73’üncü maddesinin (p) bendinin (2)’nci alt bendinde vermiş olduğumuz değişiklik önergesi hakkında söz aldım. Bu vesileyle yüce Meclisi saygıyla selamlıyor, ramazan ayının hayırlara vesile olmasını temenni ediyorum.

Değerli milletvekilleri, bu madde, 3 Mayıs 1985 tarihli 3194 sayılı İmar Kanunu’nun 27’nci maddesini değiştiren bir madde olup bu madde, Anayasa Mahkemesinin 29 Ocak 2012 tarihli ve 2011/106 esas numaralı 2012/192 sayılı Kararı’yla iptal edilen ve bu iptale dayanılarak da 2 Nisan 2013 tarihinden geçerli olmak üzere altı ay sonra yürürlüğe girecek olan kararı, hukuku arkadan dolanarak, hiçbir kelimesini dahi değiştirmeden Anayasa Mahkemesinin iptal ettiği o metin olarak bu tasarıya, torba teklife konmuş bir maddenin önergemizle teklif metninden çıkartılmasını amaçlıyoruz.

Sebebi şu: Bir; Anayasa Mahkemesi, AKP hükûmetleri döneminde dönüştürülen üyelerden oluşan bir mahkeme. Bu mahkeme dahi bunu geri göndermiş, usulen kanun hükmünde kararnameyle değişiklik yapılmasını uygun bulmamış, “Gidin yeniden görüşün, buna göre kanun yapın.” Demiş. Ama bu mantığı göz ardı ederek hiçbir kelimesini dahi değiştirmeden -aynen okudum, eski hâlini buldum, yeni hâlini buldum- bir kelime dahi değiştirmeden bugün yüce Meclise getiriyorsunuz ve milletvekillerinin oylarıyla Anayasa Mahkemesine, tabiri caizse “Sen işini bilmiyorsun, biz böyle yaparız.” diyorsunuz. Bu sizin takdiriniz.

İkincisi: Peki, kanun hükmünde kararnameyle ne yapıldı da Anayasa Mahkemesi bunu geri gönderdi? Eski hâlini buldum, maddeyi okuyorum, şimdi ne yapmışsınız, onu söyleyeceğim. Madde, eski yürürlükteki kanunla İlgili madde: Belediye ve mücavir alanlar dışında köy nüfusuna kayıtlı ve köyde sürekli oturanların köy yerleşik alanları ve civarında ve mezralarda yaptıracağı konut, hayvancılık ve tarımsal amaçlı yapılar için inşaat ve iskân ruhsatı aranmaz. Ancak, yapının fen ve sağlık kurallarına uygun olması ve muhtarlıktan izin alınması gerekir. Maddenin şu anda yürürlükte olan hâli bu. Buna dayanarak da köylerde birçok insanımız tarımsal amaçlı tesisler kurdu, bununla ilgili iskânlarını alıyordu.

Şimdi, Anayasa Mahkemesinin iptal ettiği bu kanun hükmünde kararnamedeki değişiklikle, hepinizin kendi memleketlerinde karşınıza çıkan, ahırına elektrik bağlatamayan insanlarla karşılaştık bundan dolayı. Değişiklik ne getiriyor? Büyükşehir Yasası’yla büyükşehir içine giren tüm köylerde büyükşehir veya belediye meclis kararı gerektiriyor, büyükşehirlerde olmayan diğer köylerdeyse il özel idaresinin kararıyla yapı ruhsatı ve oradaki plana uygun yapılaşma öngörülüyor.

Değerli milletvekilleri, bu, zaten var olan köylerdeki tesislerin kullanılamayacağı bir düzenleme olup, bundan sonra birçok köylünün göçüne yol açacak yeni bir düzenlemedir. Bundan dolayı zaten 2011’den bu yana birçok insan mağdur oldu belki binlerce, on binlerce insanımız köydeki ahırını, evini kapatıp duramaz hâle gelmişti. Şimdi bu sorunlu hâli devam ettirelim diyorsunuz. Bu inadınızı anlamak mümkün değil. Takdir yine sizlerin ama bu şekliyle bu düzenleme, kesinlikle bu ülkenin yararına değil, Adalet ve Kalkınma Partisi Hükûmetinin de faydasına değil, Türkiye Büyük Millet Meclisinin de faydasına değil. Bunun teklif metninden çıkarılması en doğru olanıdır. Var olan yürürlükteki madde, okudum sizlere, bununla bu ülkede yaşayan insanlarımız bir sıkıntıyla karşılaşmadan bugüne kadar geldiler ama bu hâliyle geçmesi hâlinde, inanıyorum ki önce sizin kapınızı çalacaklar ve birçok sorunu siz çözmek zorunda kalacaksınız.

Önergemize desteğinizi bekliyor, saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza sunacağım…

 

III.- YOKLAMA

 

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Yoklama talep ediyoruz efendim.

BAŞKAN – Yoklama talebi var, yerine getireceğim.

Sayın Özel, Sayın Aslanoğlu, Sayın Eyidoğan, Sayın Dinçer, Sayın Şafak, Sayın Çelebi, Sayın Kuşoğlu, Sayın Atıcı, Sayın Toprak, Sayın Aksünger, Sayın Özkan, Sayın Genç, Sayın Acar, Sayın Öz, Sayın Güven, Sayın Çam, Sayın Moroğlu, Sayın Nazlıaka, Sayın Ağbaba, Sayın Yüceer.

İki dakika süre veriyorum. 

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, toplantı yeter sayısı vardır.

 

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

 

4.- Niğde Milletvekili Alpaslan Kavaklıoğlu ve Zonguldak Milletvekili Özcan Ulupınar ile 100 Milletvekilinin; Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve Devlet Memurları Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporları (2/1613, 1/778) (S. Sayısı: 478) (Devam)

 

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 478 sıra sayılı yasa teklifinin 73-p nin 2. nolu alt bendindeki Madde: 27’nin sonuna aşağıdaki ifadenin eklenmesini arz ederiz.

 

Ferit Mevlüt Aslanoğlu (İstanbul) ve arkadaşları

Büyükşehir yasası nedeniyle, köyden, mahalleye dönüşen, bu nedenle köy tüzel kişiliğine ait olan, ancak, ilçe ve Büyükşehir Belediyelerine geçen tüm mera ve araziler, ilgili belediyeler tarafından satılamaz.

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Trabzon) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Önerge üzerinde söz isteyen, Doğan Şafak, Niğde Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

DOĞAN ŞAFAK (Niğde) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 478 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 73’üncü maddesinin (p) fıkrasının (2) no.lu alt bendi üzerine söz almış bulunmaktayım.

648 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 22’nci maddesi ile 3194 sayılı İmar Kanunu’nun 27’nci maddesi “Köylerde yapılacak yapılar ve uygulanacak esaslar” başlığıyla birlikte değiştirilerek şöyle düzenlenmiştir:

Kanun hükmünde kararnamenin bu maddesi kırsal alanın imar, planlama ve düzenleme değişikliklerini içermekte ve tarım arazilerini bekleyen tehlikeyi haber vermektedir. Buna göre, köylerde, mezralarda yapılacak konutlar, tarım, hayvancılık amaçlı yapılar ve ticari amaçlı yapılarda yapı ruhsatı aranmaz koşulu getirilmektedir. Olası afetler açısından köylerde yaşayan halkın gözden çıkarılması anlamına gelen bu değişikle denetimsiz ve güvensiz, niteliksiz yapılaşma artacaktır.

Yine köy yerleşik alanları imar planları kapsamı dışına çıkarılarak 1950’lerdeki uygulamalara geri dönülmüştür. İktidarın denetimsizlik konusundaki sınırsız arzusunun tırmandığı noktada, köy yerleşik alan sınırları içinde ilk ve ortaöğretim tesisi, ibadet yeri, sağlık tesisi, güvenlik tesisi gibi yapılar için de imar planı şartı ortadan kaldırılmaktadır.

Diğer yandan “Etüt ve projelerin sorumluluğu müellif olan mimar ve mühendislere aittir.” denilmekte ancak bu mimar ve mühendisler ile etüt ve projelerin ilgili meslek odalarından onaylı olup olmamaları hususuna değinilmemektedir. Biraz önce de bu, tartışmaya neden olmuştu. Zira, ilgili kanun hükmündeki kararnameler bu konuyu da tekelleştirerek bakanlığa, Anayasa ve yasalara aykırı olağanüstü yetkiler tanımaktadır.

Değerli milletvekilleri, 27’nci madde değişikliği kapsamında yapılmış olan ve sonuçları açısından en vahim düzenlemelerinden bir diğeri ile de köy yerleşik alanı sınırları içinde ilk ve ortaöğretim tesisi, ibadet yeri, sağlık tesisi, güvenlik tesisi gibi halkın toplu olarak bulunduğu, plan kararlarıyla düzenlemesi kamu yararı açısından zorunlu olan yapılar için imar planı yapılması şartı ortadan kaldırılmış, kırsal alanda plansız yapılaşmanın önü tümüyle açılmıştır. 3194 sayılı İmar Kanunu’nun 27’nci maddesinde yapılan değişikliğe bir bütün olarak bakıldığında, iktidarın, planlamanın yanı sıra, ruhsatlı, denetimli ve güvenli yapılaşma kurallarından vazgeçtiği, köylerde yaşayan halkın kaderlerine terk edilmesini tercih ettiği algısı oluşmaktadır.

6048 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile İmar Kanunu’nda yapılan değişikliklerle, genel olarak ülkemizde planlamaya ve yapılaşmaya ilişkin kurallarda, kamu yararına, bütüncül planlama ve güvenli yapılaşma ilkelerine aykırı düzenlemeler gerçekleştirilmiştir. Plansız ve ruhsatsız yapılaşmanın ülke çapında yaygınlaşmasına neden olacak somut adımlar atılmıştır. İmar Kanunu’nda yapılan diğer bazı değişikliklerle de tarım alanlarında, meralarda, yaylalarda talan ve yapılaşmanın önü açılmıştır.

Sayın milletvekilleri, kararname ile Yapı Denetimi Kanunu’nda yapılan değişikliklerde, ülkemizde denetim dışı bırakılan yapıların sayısı, türü ve dağılımında önemli değişimler yaşanmıştır. Yapılan düzenlemeyle ülkemizdeki tüm köylerin yanı sıra, belediyelerin yaklaşık olarak yüzde 70’ini oluşturan, nüfusu 5 bin kişinin altındaki belediyelerin sınırları içinde ve mücavir alanlarındaki yapılaşmalarda yapı denetim sistemi dışına çıkılmıştır. Bu hâliyle yapılan düzenleme, teknik eleman açısından son derece yetersiz olan bu yerleşmelerde yapı güvenliği açısından sonuçları önümüzdeki yıllarda acı biçimde ortaya çıkacak çok önemli bir gerileme anlamına gelmektedir. Depreme duyarlı imar ve bayındırlık faaliyetleri adına bugüne dek atılmış tüm adımların aksine yol açacak bu değişiklik, büyük ölçüde kayıplara yol açacaktır.

Sözlerime burada son verirken bu düzenlemeye karşı olduğumuzu ve olumsuz oy vereceğimizi belirtiyor, bizim önergemizin daha doğru olduğunu söylüyor, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Önergeyi oylarınıza…

 

III.- YOKLAMA

 

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Yoklama istiyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Yoklama talebi var, yerine getireceğim.

Sayın Hamzaçebi, Sayın Özel, Sayın Aslanoğlu, Sayın Dinçer, Sayın Demiröz, Sayın Çelebi, Sayın Ağbaba, Sayın Atıcı, Sayın Toprak, Sayın Gümüş, Sayın Genç, Sayın Acar, Sayın Aksünger, Sayın Öz, Sayın Güven, Sayın Çam, Sayın Moroğlu, Sayın Nazlıaka, Sayın Yüceer, Sayın Akar, Sayın Seçer.

İki dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, toplantı yeter sayısı vardır.

 

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

 

4.- Niğde Milletvekili Alpaslan Kavaklıoğlu ve Zonguldak Milletvekili Özcan Ulupınar ile 100 Milletvekilinin; Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve Devlet Memurları Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporları (2/1613, 1/778) (S. Sayısı: 478) (Devam)

 

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Madde kabul edilmiştir.

73’üncü maddenin (p) bendi 3 no.lu alt bendi üzerinde üç adet önerge vardır, okutuyorum:

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 478 Sıra Sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifinin 73 üncü maddesinin (p) bendinin (3) numaralı alt bendiyle 3194 sayılı İmar Kanununun değiştirilmesi öngörülen ek 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının sekizinci cümlesinde geçen "bu yerlerin kiralanmak ve irtifak hakkı tesis edilmek suretiyle tahsisine, tahsis sürelerine, tahsis bedellerine, tahsil edilen bedellerin kullanım şekline," ibaresinin; "bu yerlerin kiralanmak suretiyle tahsisine, tahsis sürelerine, yıllık kira bedeli taşınmazın emlak vergisine esas metrekare birim bedeli toplamının yüzde birinden az olmamak üzere tahsis bedellerinin belirlenmesine, tahsil edilen bedellerin yarısı Hazine payı olarak genel bütçeye gelir kaydedilmek, diğer yarısı ise ilgili belediyeye veya il özel idaresine ait olmak üzere gelirlerin kullanım şekline," şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

         Nurettin Canikli                      Yılmaz Tunç                       Halide İncekara

                Giresun                                  Bartın                                  İstanbul

             Adem Tatlı                          Mehmet Geldi                     Kemalettin Aydın

                Giresun                                Giresun                             Gümüşhane

            Sermin Balık

                 Elâzığ

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, bundan sonraki okutacağım iki önerge aynı mahiyette olup, birlikte okutup birlikte işleme alacağım.

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifinin 73 ncü maddesinin (p) fıkrasının (3) numaralı bendinin madde metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

  Mehmet Akif Hamzaçebi       Ferit Mevlüt Aslanoğlu                   İzzet Çetin

               İstanbul                                İstanbul                                 Ankara

     Aydın Ağan Ayaydın                    Musa Çam                          Ercan Cengiz

               İstanbul                                   İzmir                                   İstanbul

          Mahmut Tanal

               İstanbul

Aynı mahiyetteki ikinci önergenin imza sahipleri:

         Mustafa Kalaycı                      Erkan Akçay                        Mehmet Günal

                 Konya                                  Manisa                                 Antalya

               Alim Işık                             Oktay Vural

               Kütahya                                   İzmir

BAŞKAN – Komisyon aynı mahiyetteki önergelere katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Katılmıyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Trabzon) – Katılmıyoruz efendim.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde söz isteyen Sayın İlhan Demiröz, Bursa Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

İLHAN DEMİRÖZ (Bursa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 478 sıra sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasıyla İlgili Tasarı’nın 73’üncü maddesinin (p) bendi üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum.

Ancak, buradan -hangi şartlarda- zor şartlarda üretim yapan çiftçilerimize seslenmek istiyorum: Onların bu torbadan ümitleri vardı, bu torbadan onların da önlerini açabilecek, yeni ufuklar açabilecek bazı durumların olacağını düşünüyorlardı ama gelin görün ki maalesef, doluyla, su baskınlarıyla, sellerle uğraşan, zarar ziyanlarının ödenmesini isteyen, Ziraat Bankasına, tarım kredisine, sulama kooperatiflerine borçlarının ertelenmesini isteyen çiftçilerimiz, KDV’nin düşürülmesini isteyen çiftçilerimiz maalesef havalarını aldılar çünkü torbada onlarla ilgili bir karar yoktu. Şöyle bir karar vardı: “Hayvancılık yapıyorsanız meralardan uzaklaşın. Artık meralar da sizin değil.” diye yeni bir öneriyle bu Hükûmet karşılarına gelmişti ve meralarda onlar, bundan sonra -yem bitkilerini- hayvanlarını otlattıkları yerlerde konutları, turizm tesislerini göreceklerdi.

Değerli milletvekilleri, AKP iktidarı döneminde 30 ilde Büyükşehir Yasası, 2/B yasası, yer altı sularının denetime alınması, orman içi ve orman bitişiği köylülerle ilgili herhangi bir işlemin yapılmaması konusunda çiftçilerin önünün ne kadar kesildiğini hep beraber biliyoruz. İşte bu maddeyle de hayvancılığın, değil bitirmek, tükendiğini çünkü meraların da artık onların ellerinden çıktığını ifade etmek istiyorum.

Arkadaşlar, değerli milletvekilleri; çiftçiler borç içinde icralarla uğraşırken tarladan uzaklaştılar, tarlalarını da maalesef bıraktılar. Bunun da bu Hükûmetin işine geldiğinin altını özellikle çizmek istiyorum ve buradan seslenmek istiyorum: Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığımız nerede arkadaşlar? Onun köylülerin bu sorunlarıyla ilgilenmeyip Sudan’da arazi kiraladığını da özellikle belirtmek istiyorum.

Değerli arkadaşlar, Mera Kanunu’nda değişikliği 27 Şubat 2013 tarihinde yaptık yani dört ay önce yaptık, dört ay sonra yeni bir yasa geliyor, yeni bir öneri geliyor. Neden, neden arkadaşlar? Çünkü bugün Başbakanda olmayan yetkilerle donatılan Çevre ve Şehircilik Bakanı böyle istedi. Neden? “Meralarda inşaatlar yapılsın, meralarda turizm yapılsın, hayvancılıkla ne işimiz var. Biz hayvan da ithal ederiz, canlı hayvan da ithal ederiz, lop et de ithal ederiz ama bu yerleri turizme kazandırırsak, yandaşlara kazandırırsak… Karşımıza da hiç kimse çıkmasın.” Çıkmaması için de Çevre ve Şehircilik Bakanlığı böyle bir önerge getirdi.

Buradan soruyorum, çiftçiler adına soruyorum: Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı bu konuyu bilmiyor muydu? Bu konuyu acaba Çevre ve Şehircilik Bakanıyla hiç tartıştı mı? Yazık günah değil mi? Bu meralar kimin meraları?

Arkadaşlar, son günlerde Bursa’da yaşadık, diğer illerimizde, Erzurum’da, Aşkale’de… Artık bir de meraların kırk dokuz yıllığına kiralanması çıktı ama bu yasayla o kırk dokuz yıllık da ortadan kalkıyor, tüm meraların turizmin emrine, TOKİ’nin emrine, konut yapılmak üzere, belediyelerin emrine verildiğini de buradan ifade etmek istiyorum.

Ve şunu da söylemeden geçemeyeceğim: Çevre ve Şehircilik Bakanıyla sohbet ederken şöyle demiştim: “Sayın Bakan, bu kadar yetkiyle donatılmanız sizi hiç korkutmuyor mu?” İşte bugün o korkuyu biz meslek odaları olarak, bir inşaat mühendisi olan…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İLHAN DEMİRÖZ (Devamla) – …Sayın Bakandan bizim odalarla ilgili görevlerimizi tırpanlamasında gördüğümüzü ifade ediyor, hepinize saygı ve sevgilerimi sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Aynı mahiyetteki önerge üzerinde söz isteyen Seyfettin Yılmaz, Adana Milletvekili. (MHP sıralarından alkışlar)

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 478 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin 73’üncü maddesinin (p) bendinde verdiğimiz değişiklik önergesiyle ilgili söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Biliyorsunuz, bu maddeyle getirilmek istenen şu: Köy meralarının tahsis amacı değiştirilerek tapuda Hazine adına tescil edilmesi ve bu madde kapsamında değerlendirilmesi düzenlenmektedir. Yani köy meraları köylünün elinden alınarak Hazineye devredilmekte, imar işleri ve satışı konusunda Çevre ve Şehircilik Bakanlığı yetkili kılınmaktadır.

Şimdi, biz bir yandan yaylalarda, meralarda… Tekir Yaylası var Adana’da, burası yaylak olduğu için, yayla olduğu için Türkiye Cumhuriyeti devletinin tapusu olmasına rağmen bütün tapular iptal edilerek yeniden satışa konu olacak birtakım düzenlemeler geldi. Buradaki vatandaşların elinde devletin tapusu olmasına rağmen buralar kendi ellerinden alındı, gerekçesi de buraların yaylak olmasıyla alakalıydı. Şimdi, biz meraları yerleşime açıyoruz yani köylülerimizin elinde olan meraları yerleşime açıyoruz. Büyükşehir Yasası’yla, biliyorsunuz, bütün köyler il sınırı, bütünşehir sınırı kapsamına alındı, bütün bu meralarımızın, yaylalarımızın yarın imara açılacağı bir pozisyonla karşı karşıya geleceğiz.

Yani buradan şunu diyebiliriz: Bunların hiçbiri olmaz. Ama oluyor. Bakın, ben size bir örnek vereceğim, Çevre ve Şehircilik Bakanı da burada olduğu için söylüyorum: Biliyorsunuz, televizyonlarda Ali Ağaoğlu ata biniyordu Maslak Ormanında. Günlerce televizyonda Ağaoğlu Maslak 1453 Projesi vardı. Bu, kamuoyunun baskısı, sivil toplum örgütlerinin baskısı neticesinde yerine gelmedi, Orman ve Su İşleri Bakanlığı bunu iptal etmek zorunda kaldı ama oradaki plan ve proje şuydu: Oraya, Ali Ağaoğlu konut projesi yapıyor, oradaki Maslak Ormanı, millî park olarak… Bakın, millî parkların plan devri Çevre ve Şehircilik Bakanlığına yapıldı ve bu planla Ağaoğlu’nun inşaatıyla beraber eş zamanlı Çevre ve Şehircilik Bakanlığınca –burada, İstanbul Çevre ve Şehircilik Bakanlığının İl Müdürlüğünün sitesinde- buranın planları yapıldı ve yerleşime açılacak şekilde orada birtakım düzenlemeler yapıldı ama kamuoyuna bunlar yansıyınca nitekim iptal edilme noktasına geldi.

Bakın, şimdi buradan tekrar uyarıyorum: Maslak 1453’te bir yanlıştan dönen, kamuoyunun tepkisinden dolayı yanlıştan dönen Orman ve Su İşleri Bakanlığı, kamuoyundan gelen tepkilere dayanamayarak Çevre ve Şehircilik Bakanlığının İstanbul Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğünün planlarını,           -uygulama planlarını bile askıya çıkardı, askıdaydı- yaptığı düzenlemeyi iptal etti ama buradan yeni bir oluşum peşi sıra geliyor. Bu ne biliyor musunuz? Parkorman’ı. İstanbul milletvekilleri bilirler Parkorman’ı. Orası da İstanbul’un en önemli ormanlık alanlarından bir tanesi. Burası, bundan üç dört yıl önce 3-3,5 trilyon liraya yıllık kirası bir kuruluştayken, ne yazık ki şimdi 500 bin liraya bir başkasına devredildi. Yani, üç dört sene önce 3,5 trilyon lira olan bir yer, nasıl  500 bin liraya başka birisine devrediliyor? Şu anda İstanbul Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğünde buranın planları yapılıyor. Burada birtakım yerleşimler yapılacak. İsmine ne derseniz deyin. Buradan Bakanı uyarıyorum: Maslak 1453 Ormanı’nda olan ne yazık ki Parkorman’da olmak üzere. Bunlar, biraz önce TMMOB’da getirdiğiniz sivil toplum örgütlerinin devre dışı kalmasından kaynaklanıyor.

Bakın, Orman Mühendisleri Odasının seçimleri oldu, üç tane grup seçime girdi; bir tanesi “Çağdaş Ormancılar” adında sol grup. Bir tanesi, Bakanın arkasında olduğu, genel müdürün arkasında olduğu, bölge müdürlerinin arkasında olduğu yani iktidar yanlısı bir grup. Bir de “ülkücülerin listesi” dediğimiz bir grup girdi. Bakanlığın bütün baskılarına rağmen, bölge müdürlerinin bütün baskılarına rağmen, genel müdürlerin bütün baskılarına rağmen bu seçimi ülkücü grubun listesi kazandı, bu seçimin akabinde bölge müdürlüklerinde ülkücü gruba destek veren birçok orman mühendisinin tayini çıktı ve bir bakıyorsunuz ki… (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

SEYFETTİN YILMAZ (Devamla) – Oradan laf etme, senin baban da ormancı. O Antalya’da hangi baskıların olduğunu en iyi sen bilirsin, gel burada cevap ver, burada cevap ver.

Onun babası da bir zamanlar bizim listemizden adaydı ama…

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Antalya) – Atıyorsun, öyle bir şey yok.

SEYFETTİN YILMAZ (Devamla) – Bakın, oradan laf atıyor ama.

BAŞKAN – Sayın Yılmaz, lütfen.

SEYFETTİN YILMAZ (Devamla) – Oradan laf atıyor. Gelsin, buradan cevap versin.

BAŞKAN – Sayın Yılmaz, Genel Kurula hitap edin, şahsileştirmeyin.

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Teşekkürler Seyfettin, tamam, Seyfettin Bey, tamam.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Kürsüden cevap versin.

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Burada babasını tartışmıyoruz. Babasını niye karıştırıyorsun?

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Seyfettin Bey…

SEYFETTİN YILMAZ (Devamla) – Ya, ne diyorsun?

İLYAS ŞEKER (Kocaeli) – Babasını tartışmıyoruz, saygılı ol biraz.

BAŞKAN – Evet, teşekkür ediyorum Sayın Yılmaz. (MHP sıralarından alkışlar)

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Eyvallah.

Buradan konuşun buradan, oradan değil. Önerge sizde de var, hadi.

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Sen buradan laf atmasını…

BAŞKAN – Sayın Yılmaz, lütfen…

ERKAN AKÇAY (Manisa) – Seyfettin Bey…(Gürültüler)

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Kürsüden konuşun, kürsüden.

Sayın Başkanım…

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum, evet.

Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunacağım. (Gürültüler)

GÖKCEN ÖZDOĞAN ENÇ (Antalya) – Konuşalım.

SEYFETTİN YILMAZ (Adana) – Buyurun, cevap verin, oradan laf atmayın.

 

III.- YOKLAMA

 

 

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Yoklama istiyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Yoklama talebi var, yerine getireceğim.

Sayın Hamzaçebi, Sayın Aslanoğlu, Sayın Dinçer, Sayın Eyidoğan, Sayın Demiröz, Sayın Çelebi, Sayın Kuşoğlu, Sayın Özkan, Sayın Toprak, Sayın Gümüş, Sayın Özdemir, Sayın Acar, Sayın Ağbaba, Sayın Aksünger, Sayın Öz, Sayın Atıcı, Sayın Güven, Sayın Çam, Sayın Moroğlu ve Sayın Dibek.

Evet, bir dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, toplantı yeter sayısı vardır.

 

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

 

4.- Niğde Milletvekili Alpaslan Kavaklıoğlu ve Zonguldak Milletvekili Özcan Ulupınar ile 100 Milletvekilinin; Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve Devlet Memurları Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporları (2/1613, 1/778) (S. Sayısı: 478) (Devam)

 

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum…

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Hamzaçebi.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Efendim, bu madde başlangıcında okuyarak Genel Kurulun bilgisine sunduğunuz ve şimdi tekrar ikinci kez okuyarak görüşmelerini yapacağımız önerge içeriği Anayasa’ya aykırıdır. Anayasa’nın 45’inci maddesine göre, meralar, yaylaklar, kışlaklar devletin hüküm ve tasarrufu altındadır ve bu amaç dışında başka herhangi bir amaçla kullanılamaz. Oysa görüşeceğimiz önerge, ilgili madde içeriğinde birtakım değişiklikler yaparak, ilgili madde içeriğine paralel olarak mera, yaylak ve kışlakların Anayasa’nın 45’inci maddesine aykırı bir şekilde imara açılarak kiralanmasına izin veren bir içeriğe sahiptir. Anayasa’ya aykırılığı “tahsis” kelimesinin arkasına saklanmak suretiyle gizlenmek istenmiştir çünkü devletin hüküm ve tasarrufu altında olan ve münhasıran Mera Kanunu’na göre köylülerin yararlanmasına tahsis edilen yerler tahsis amacı dışında kullanılamayacağı için kiraya verilemezler. Ama önerge içeriği bunların kiraya verilmesini imkân dâhiline sokmaktadır. Anayasa’nın 45’inci maddesine açık bir aykırılık söz konusudur, görüşülemez efendim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan…

BAŞKAN - Sayın Elitaş…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, mevcut tasarının p/3 ek 4 maddesinde zaten bu düzenleme yapılmış, tahsisin nasıl olacağı, tahsis bedellerinin nasıl tahsil edileceğiyle ilgili bir düzenleme yapılmış. En son bu getirdiğimiz önergede, biraz sonra işleme alacağınız önergede tahsis bedellerinin nasıl paylaşılacağıyla ilgili bir düzenleme yapılmış. Mera ve yaylaklarda geçici olarak yapılacak bir yapılaşmanın, bu yapılaşmanın da sınırının ne olduğu zaten madde metninde belirli. Bu mevcut madde Komisyonda tartışılmış, Anayasa’ya aykırı olup olmadığı da muhakkak ki orada dile getirilmiştir. Bu verdiğimiz önerge sadece bu tahsis bedellerinin nasıl paylaşılacağıyla ilgili bir düzenlemedir. O anlamda Anayasa’ya aykırılık söz konusu değildir.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Efendim, Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Hamzaçebi.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, Anayasa’nın 45’inci maddesi şu başlığı taşıyor: “Tarım, hayvancılık ve bu üretim dallarında çalışanların korunması.” Madde 45, birinci fıkrayı okuyorum: “Devlet, tarım arazileri ile çayır ve meraların amaç dışı kullanılmasını ve tahribini önlemek, tarımsal üretim planlaması ilkelerine uygun olarak bitkisel ve hayvansal üretimi artırmak maksadıyla, tarım ve hayvancılıkla uğraşanların işletme araç ve gereçlerinin ve diğer girdilerinin sağlanmasını kolaylaştırır.” “Çayır ve meraların amaç dışı kullanılmasını önlemek devletin görevidir.” şeklindeki anayasal hükmü sizlerin bilgisine sundum.

Yine, 4342 sayılı Mera Kanunu, mera yaylak ve kışlakların hangi anlama geldiğini gayet açık bir şekilde tanımlamıştır. Mera tanımını okuyorum sadece: “Mera, hayvanların otlatılması ve otundan yararlanılması için tahsis edilen veya kadimden beri bu amaçla kullanılan yerdir.” Mera tanımı açık. Mera, hiçbir şekilde bir yapılaşmaya, inşaata konu olamaz, kiralanamaz; bunlar ancak tahsis edilebilir, köylüye tahsis edilebilir, bu amaçla kullanılmak üzere.

Şimdi, Hükûmet veya teklif sahipleri, önerge sahipleri “tahsis” kelimesinin arkasına saklanarak “Bu yerler yirmi dokuz yıla kadar varan sürelerle tahsis kapsamında kiralanabilir.” düzenlemesini yapıyor. Böyle bir şey olamaz. Bu, Anayasa’nın 45’inci maddesine çok açık bir şekilde aykırıdır. Plan ve Bütçe Komisyonunda o maddenin görüşülmüş olması, o şekilde geçmiş olması bu önergenin Anayasa’ya aykırılığını ortadan kaldırmıyor.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Hamzaçebi.

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Trabzon) – Bir açıklama yapabilir miyim.

BAŞKAN - Buyurun Sayın Bakan.

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Trabzon) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; bu maddede getirilen hususlar aslında 1998 yılında çıkartılan Mera Kanunu’nda zikredilmektedir. Mera Kanunu’nun 4’üncü maddesinden bir pasaj okumak istiyorum müsaadenizle: “Mera, yaylak ve kışlaklar; özel mülkiyete geçirilemez, amacı dışında kullanılamaz, zaman aşımı uygulanamaz, sınırları daraltılamaz. Ancak, kullanım hakkı kiralanabilir. Kiralama ilkeleri yönetmelikle belirlenir.” Bu Kanun 1998 yılında çıkmış ve kanunda açıkça belirtilmektedir. Burada sadece, önergeyle kiralanmanın nasıl taksim edileceği grup başkan vekilimizin ifade ettiği gibi, anlatılmaktadır. Bunun dışında bir şey yoktur ve kanuna, Anayasa’ya tamamıyla uygundur.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Yerleşim amaçlı değil, geçici.

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Trabzon) – Burada da imara açılmak söz konusu değildir, kesinlikle imara açılmak söz konusu değildir. Meraların kullanılmasının teminine yönelik en fazla binde 5’ine kadar beş tane bakanlık tarafından oluşturulacak komisyonla belirlenecek şekildeki kullanımlarını belirtecek bir husus getirilmektedir.

Arz ederim.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Sayın Bakan, demin ki olaydan sonra artık güvenmiyorum size.

BAŞKAN – Buyurun Sayın Hamzaçebi.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sayın Bakan Genel Kurula eksik bilgi verdi.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Şaşırmadım zaten.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Görüştüğümüz sıra sayısında yer alan ek madde 4’e bakıldığında, bu yerlerde yani kiralanacak olan meralarda, bodrum katla birlikte, 200 metrekareye kadar, 3 katlı binaların yapılabileceği anlaşılacaktır. Yani, mera bu maddeyle açık bir şekilde imara açılıyor. Bunun dışındaki bütün bilgiler yanlıştır. Böyle olduğu hâlde, “Merayı koruyoruz, 4342 sayılı Mera Kanunu’nda bu zaten vardır.” demek doğru değil, Mera Kanunu’nda böyle bir şey yok. Mera Kanunu’nun doğru hükmünü Sayın Bakan okudu: “Hiçbir şekilde özel mülkiyete konu olamaz, daraltılamaz, inşaata açılamaz.” Anayasa hükmü doğrultusunda çıktı bu. Bu madde meraya tecavüz ediyor, merayı yapılaşmaya açıyor, 45’inci maddeye aykırıdır, önerge görüşülemez efendim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın Elitaş, buyurun.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, Sayın Hamzaçebi’nin de açıkladığı gibi, madde metninde bodrum kat hariç 200 metrekareyi geçemeyen yapılaşmalar var. Madde metninin birinci cümlesini okuduğumuzda: “Mera, yaylak ve kışlakların geleneksel kullanım amacıyla geçici yerleşim yeri olarak uygun görülen…” Mera, yaylak ve kışlaklardan kim faydalanır? Hayvancılıkla uğraşan insanlar faydalanır. O insanların o bölgedeki insani bir şekilde yaşam tarzlarını ve faaliyetlerini sürdürebilmek için 200 metrekareyi geçmeyen geçici alanlar inşa edilmektedir. Burada kimseye verilen değil, mera, yaylak ve otlaklarda, kışlaklarda faaliyet gösteren insanların kullanımına açılmış iyi niyetli bir düzenlemedir. Bu önerge de, bu kiralamanın, biraz önce Sayın Bakanın okuduğu gibi, kiralama bedelinin kimler arasında paylaşılacağının anlaşılması için yapılan bir düzenlemedir, Anayasa’ya aykırı bir durum söz konusu değildir.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın milletvekilleri, Başkanlığımıza verilen değişiklik önergelerinin elbette Anayasa’ya uygun olması gerekir. Ancak bu noktada Başkanlığımızın yapabileceği değerlendirme, önergenin lafzıyla açık ve net bir şekilde Anayasa’nın belli bir hükmüne aykırı görülmesi durumunda işleme konulmamasıdır. Önergeyi işleme aldığımızı belirtmiştim. Bunun haricinde Anayasa’ya uygunluk veya aykırılık tespitinde bulunulması Başkanlığımızın da yetkisinde görülmemektedir. Teklif kanunlaştıktan sonra kanunların Anayasa’ya uygunluk denetimiyle yetkili olan Anayasa Mahkemesi’ne de götürülebileceği malumunuzdur.

Teşekkür ediyorum.

Önergeyi okutuyorum…

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Hamzaçebi.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Anayasa Mahkemesine gitme konusunda bize görevimizi hatırlattığınız için size teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Hayır, size hatırlatmadım, Genel Kurula söyledim Sayın Hamzaçebi.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Böylesi nazik bir görevden dolayı gerçekten teşekkür ederim.

BAŞKAN – Ben de sizin açıklamanızdan dolayı teşekkür ediyorum.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, devam edecekseniz usul tartışması açacağım efendim, Anayasa’ya aykırı bir önergedir, görüşülemez.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, Anayasa’ya…

BAŞKAN – Sayın Hamzaçebi, biraz önce de yaptık aynı şeyi.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, İç Tüzük 84 belli.

BAŞKAN – Usul tartışması da açabiliriz ama sonuç ne olacak?

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, biraz önce aynı şeyi yapmadık, bir başka maddede farklı bir konuda usul tartışması yaptık.

BAŞKAN – Evet, açıyorum usul tartışmasını.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Aleyhte…

VELİ AĞBABA (Malatya) – Aleyhte…

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Aleyhte…

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Lehte…

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Lehte…

BAŞKAN – Efendim, aranızda anlaşın, yoksa tutanakları istemek durumundayım.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Hayır, tutanaklara bakın efendim, demin tutanaklara baktınız, gene öyle yapalım.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Tutanak gelsin efendim.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, usul tartışması açmadan önce bir hususa dikkat çekmek istiyorum.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Tutanaklara bakalım.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, usul tartışması açmadan önce…

BAŞKAN – Sayın Elitaş, sisteme girin, duyulmuyor efendim.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkanım, usul tartışması açmadan önce bir konuya dikkatinizi çekmek istiyorum. Bakınız, burada İç Tüzük’ün 84’üncü maddesinde: “Anayasaya aykırılık önergeleri” başlığı altında “Bir kanun tasarı veya teklifinin Genel Kuruldaki görüşülmesi sırasında tasarı veya teklifin belli bir maddesinin Anayasaya aykırı olduğu gerekçesiyle reddini isteyen önergeler, diğer önergelerden önce oylanır.” deniliyor.

Şimdi, biraz önce konuştuğumuz aynı mahiyetteki önergelerde Anayasa’ya aykırılıktan dolayı bu maddenin görüşülmeyeceği şeklinde bir ifade yok, ki iki siyasi parti grubu da aynı mahiyette önerge vermiş, bu madde metninin tasarı metninden çıkarılması diye önerge vermiş. Eğer Anayasa’ya aykırı olduğunu düşünmüş olsalardı herhâlde Anayasa’ya aykırılık önergesi verilir ve hepsinden de önce görüşülürdü. Bu durumu Başkanlığın bilgisine sunuyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Lehte söz isteyenler sadece Sayın Elitaş ve Sayın Aydın; aleyhte söz isteyenler Sayın Ağbaba ve Sayın Özel.

Usul tartışması açıyorum…

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, efendim, bir saniye.

BAŞKAN – Buyurun.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) - Bakın, ben usul tartışması açtım. Biraz önce de usul tartışması açtık, siz sıralamayı tayin etmek açısından tutanakları getirttiniz. Ayrıca, usul tartışması açan benim, aleyhte söz isteyen benim, benim adımı da okumuyorsunuz.

BAŞKAN – Partinizden aleyhte söz isteyenler “Sayın Ağbaba ve Sayın Özel” diyorum zaten. 

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Tutanakları görelim efendim, tutanakları.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – İlk ben istedim efendim, ilk ben. 

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – İlk Aytuğ Bey istedi, ondan sonra ben istedim.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Biraz önce tutanaklardan tespit ettiniz.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Önce ben istedim Sayın Başkan.

BAŞKAN - Peki efendim, tutanakları istiyorum efendim, tutanakları. Maksat hasıl olmuştur.

Birleşime beş dakika ara veriyorum.

                                                                  Kapanma Saati: 00.58

DOKUZUNCU OTURUM

Açılma Saati: 01.10

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Muharrem IŞIK (Erzincan), Bayram ÖZÇELİK (Burdur)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 135’inci Birleşiminin Dokuzuncu Oturumunu açıyorum.

478 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine devam edeceğiz.

Komisyon ve Hükûmet yerinde.

Usul tartışması açmıştık, sıra meselesiyle ara vermiştik.

Evet, şimdi tutanakları okuyorum:

“Başkan – Evet, açıyorum usul tartışmasını.

Özgür Özel (Manisa) – Aleyhte…

Veli Ağbaba (Malatya) – Aleyhte…

Aytuğ Atıcı (Mersin) – Aleyhte…

Ahmet Aydın (Adıyaman) – Lehte…

Mustafa Elitaş (Kayseri) – Lehte…

Başkan – Efendim, aranızda anlaşın, yoksa tutanakları istemek durumundayım.

Mehmet Akif Hamzaçebi (İstanbul) – Hayır, tutanaklara bakın efendim, demin tutanaklara baktınız, gene öyle yapalım.

Aytuğ Atıcı (Mersin) – Tutanak gelsin efendim.”

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun, Sayın Hamzaçebi.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Şimdi, efendim, tutanaklara baktınız. Gerçekte bu işin ideal olanı bu lehte ve aleyhte olan taleplerin iktidar ve muhalefet grupları arasında paylaştırılmasıdır. Ama maalesef böyle bir yönetim başarısını burada sergileyemiyoruz. Yani, burada örnek veriyorum, şimdi, tüm sözleri neredeyse muhalefet almış, iktidarın bir tane var.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Demin de öyleydi.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Üç taneyi Cumhuriyet Halk Partisi almış, doğru değil, Milliyetçi Hareket Partisi konuşmak durumunda, Barış ve Demokrasi Partisi konuşmak durumunda.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – İki lehte iki aleyhte.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Herkes sizin tutumunuz hakkında görüşünü ifade etme olanağına sahip olmalıdır, bu birincisi.

İkincisi, biraz önce de aynı hata yapıldı, şimdi de aynı hata yapılıyor. Ben sizin tutumunuzun İç Tüzük’e aykırı olduğu düşüncesiyle usul tartışması açıyorum. Yani, ben konuşma talep ediyorum ama siz tutanak sırasına bakıyorsunuz “Sizin adınız burada yok ya da 5’inci, 6’ncı sırada.” diyorsunuz. Böyle bir şey olabilir mi Sayın Başkan? Talep eden kişi benim. Yani, burada 1’inci olarak aleyhte söz hakkının benim olması gerekir.

BAŞKAN – Tamam.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Biraz önce konuştum ama tutanaklara benim adım 2’nci sırada geçmiş olduğu için siz 2’nci aleyhteyi bana verdiniz, bu yanlış.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Tutanak dediniz, tutanak istediniz.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Tutanağı siz istediniz.

BAŞKAN – Sayın Hamzaçebi, tutanağı isterseniz tekrar okuyayım: “Efendim, aranızda anlaşın -biraz önce siz bahsettiniz ya- yoksa tutanakları istemek durumundayım.” Bunun haricinde ne yapabilirim? “Anlaşın” diyorum…

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Bir saniye efendim.

BAŞKAN – Bir saniye Sayın Hamzaçebi, lütfen.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Peki, tamam, ben susuyorum.

BAŞKAN – “Anlaşın” diyorum, anlaşmıyorsunuz. Milliyetçi Hareket Partisi söz istemedi, geriye kalan bir Cumhuriyet Halk Partisi, bir iktidar partisi.

MEHMET GÜNAL (Antalya) – Söz istedik, kayıtlara geçmemiş Başkanım.

BAŞKAN – İkişer tane söz istenmiş. Burada yapılması gereken, sizin isteğinize göre Sayın Ağbaba veya Sayın Özel’in yerine size vereceğiz, vermemiz gerekir.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Efendim, hayır Sayın Başkan, bakın…

BAŞKAN – Nasıl yapmamız gerekir? O zaman anlaşın iktidar partisiyle, buyurun.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Efendim, bir saniye. Ama bakın şunda önce mutabık kalalım: Usul tartışmasını talep eden kişinin doğal olarak söz hakkı vardır. Yani tutanakta talep ediyorum, etmiyorum…

BAŞKAN – Sayın Hamzaçebi, ben sizin söz hakkınız olmadığını söylemiyorum ki.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Ama “Anlaşın.” diyorsunuz bana, “Özgür Bey’in veya Veli Bey’in yerine konuşun.” diyorsunuz. Bu olur mu Sayın Başkan?

BAŞKAN – Peki, ikinci olarak kime vereceğiz aleyhte, onu belirleyelim. Tamam, tutanaklar kaldı burada. Anlaşın Adalet ve Kalkınma Partisiyle.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Efendim, hayır, bakın, ben…

Sayın Başkan, lütfen bakın, konuyu etraflıca anlatırsanız Genel Kurul daha iyi değerlendirir. Biraz önce siz hiçbir isteğe bakmaksızın tutanakları istediniz. Ben de size tutarlı olmanız açısından “O zaman şimdi de tutanakları isteyin.” dedim. Yoksa ben tutanaklara göre işlem yapılması gerektiğini düşünmüyorum. Bu konu…

BAŞKAN – Peki, Sayın Hamzaçebi, nasıl verelim sözü? Sizin söylediğiniz gibi verelim.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Efendim, izin verir misiniz cümlemi bitireyim. Cümlemi bitireyim efendim. Böyle bir sorun yaşıyoruz sizinle.

BAŞKAN – Bitirin, buyurun.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Genellikle cümlemi bitirmeden müdahale ettiğiniz için anlaşamıyoruz gibi bir konu oluyor.

Doğru olan, dört konuşmanın iktidar ve muhalefet grupları arasında paylaştırılmasıdır. Herkesin bir yarışa girip burada “Ben istiyorum, ben istiyorum.” gibi söylemesine gerek yok. Bu Meclis herhâlde bunu başarabilir.

NURETTİN CANİKLİ (Giresun) – Tamam Sayın Başkan, itirazımız yok ona yani bir itirazımız yok.

BAŞKAN – Sayın Hamzaçebi, Milliyetçi Hareket Partisi istemedi. Dolayısıyla iki aleyhte siz, iki de lehte Adalet ve Kalkınma Partisine söz vermem gerekiyor. Ben tutanakları isteyeceğimi söylemeden önce “Aranızda anlaşın.” diye söyledim, tutanaklarda var. O zaman birinci konuşmacı sizsiniz, ikinci konuşmacıyı siz belirleyin, iki de Adalet ve Kalkınma Partisinden lehte söz isteyelim, kim konuşacaksa.

Buyurun efendim.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Hayır, bakın, burada dört siyasi parti var. Birisi…

BAŞKAN – Efendim, istemiyorlar, anladım da istemiyorlar Sayın Hamzaçebi.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, Sayın Başkan…

BAŞKAN – Lütfen Sayın Elitaş…

Sayın Hamzaçebi, aleyhte buyurun lütfen.

 

XI.- USUL HAKKINDA GÖRÜŞMELER (Devam)

2.- Görüşülmekte olan kanun teklifinin 73’üncü maddesinin (p) bendinin (3) no.lu alt bendiyle ilgili Giresun Milletvekili Nurettin Canikli ve arkadaşlarının vermiş olduğu önergenin işleme alınmasının İç Tüzük’e uygun olup olmadığı hakkında

 

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Biraz önce ayakta söyledim. Bahsettiğim konudan sonra siz bir değerlendirme yaptınız, o değerlendirme üzerine tekrar bir değerlendirme yapacağım. Siz tekrar ikinci konuyu yani bu usul tartışmasına ilişkin konuyu değerlendirerek “Aranızda anlaşın dedim, anlaşamadığınız için bu durum doğdu.” anlamında bir değerlendirme yaptınız. Tekrar ediyorum, bir önceki usul tartışmasında siz hiçbir gruba sormadan, aranızda anlaşın demeden “Tutanakları alıp bakacağım.” dediniz yani bundan hiç söz etmiyorsunuz Sayın Başkanım. Medeni bir şekilde bu konuşmalar herkes arasında paylaştırılabilir. Herhâlde Başkanlık Divanı ve buradaki 4 siyasi parti grubu bunu başarabilecek durumdadır. 4 siyasi parti grubu bunu başarabilir ama Başkanlık Divanı, Sayın Başkan, bu öncülüğü gruplara maalesef yapmıyor.

Değerli milletvekilleri, maddenin kendisi esasında Anayasa’ya aykırıdır. Anayasa’nın 45’inci maddesi meraların korunması konusunda devlete görev yüklemiştir. Meralar amaç dışı kullanılamaz. Meranın tanımının ne olduğu da 4342 sayılı Mera Kanunu’nda açık bir şekilde tarif edilmiştir. Bu tarife göre mera, hayvanların otlatılması ve otundan yararlanılması için tahsis edilen veya kadimden beri bu amaçla kullanılan yerdir. Aynı kanunda yaylak tanımlanmıştır. Yaylağın tanımı: Çiftçilerin hayvanlarıyla birlikte yaz mevsimini geçirmek, hayvanlarını otlatmak ve de otundan yararlanmak için tahsis edilen yerdir. Kışlak yine, hayvanlarıyla birlikte çiftçilerin kışı geçirmek üzere konakladıkları, hayvanlarını otlattıkları ve otundan yararlandıkları yerdir. Gerek Mera Kanunu’na göre gerekse bu kanunda sizin Hükûmetiniz döneminde, 2013 yılında yapılan bir değişiklik var bu tanımların olduğu maddede. Bakarsanız, bu amaç dışında bu yerler kullanılamaz. Eğer herhangi bir şekilde amacı dışında kullanılan bir yer var ise tekrar bunları mera, yaylak ve kışlağa dönüştürmek için gerekli olan harcamalar burayı bozanlardan tahsil edilir ve buraları mera, yaylak ve kışlağa dönüştürülür; kural budur. Buralar özel mülkiyete konu olamaz, sadece bu amaçlar için köylüye tahsis edilir. Bakın, anahtar kavram “tahsis”tir. Tahsis olan, tahsise konu olan bir yer hiçbir şekilde kiralama konusu olamaz. Siz, buraya, madde metnine -önerge değil, önergede de aynı şeyi tekrar ediyorsunuz- bu yerlerin yirmi dokuz yıla kadar tahsis kapsamında kiralanabileceğini söyleyerek Anayasa hükmüne aykırı hareket ediyorsunuz.

Yine, bu yerlerde 3 kata kadar, 200 metrekareye kadar bina inşa edilebileceğini söylüyorsunuz. Maddenin başına konulmuş olan “Geçici yerleşim amacıyla bu yerlerde bina yapılır.” ifadesi gerçek niyeti gizlemeye yetmiyor. Geçici yerleşim amacıyla 3 katlı betonarme bina yapıyorsunuz. Bunun neresi geçici yerleşim? Mızrak çuvala sığmıyor değerli arkadaşlar. Açıkça Anayasa’ya aykırı bu.

Değerli milletvekilleri, sözlerimi fazla uzatmayacağım. Önerge metni de fazla bir şey getirmiyor, bunu daha kurumsal bir hâle getiriyor. Bir tek “irtifak hakkı” ibaresini oradan çıkarıyor ama kiralamayı olduğu gibi muhafaza etmek suretiyle madde metninde yer alan Anayasa’ya aykırılığı devam ettiriyor.

Buralarda niyet buraları köylüye kullandırmak olsa, hayvancılık yapan vatandaşımıza kullandırmak olsa, onların o yerlerde var olan o geçici yapılarını biraz iyileştirmek, biraz daha kaliteli hâle getirmek olsa, buna da “Evet.” diyeceğiz ama niyet o değil. Niyet, bu meraları, yaylaları, kışlakları, buralardaki yapılaşma alanlarını köylünün elinden alarak varlıklı kimselere vermektir yani köylü dışındaki kimselere vermektir daha doğrusu. Dolayısıyla amacı dışında kullanılmasını sağlamaktır. Niyet iyi değildir. Niyet, köylünün elinden bu yerlerin çıkmasına ve bu yerlerin doğal karakterinin bozulmasına yöneliktir.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Evet, lehte söz isteyen Mustafa Elitaş, Kayseri Milletvekili. (AK PARTİ  sıralarından alkışlar)

Usul tartışmasında üç dakika söz veriyorduk ama yanlışlıkla beş dakika verdik. Buyurun, size de beş dakika veriyorum.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yaptığımız usul tartışmasının esası İç Tüzük 84’üncü maddeye göre ama 63’üncü madde çerçevesinde yapılıyor.

63’üncü madde açık: “Görüşmeye yer olup olmaması…” Görüşmelerine başladık zaten konuyla ilgili. “…Başkanı gündeme veya Türkiye Büyük Millet Meclisinin çalışma usullerine uymaya davet…” Zaten Meclisimizin değerli milletvekillerinin verdiği oylarla gündem belirlenmiş. “…bir konuyu öne alma veya geriye bırakma gibi usule ait konular…” Ki o da grup önerileriyle getirildi. Grup önerilerinde araştırma önergelerinin konuşulması, gündemden vazgeçip bu araştırma önergelerinin konuşulmasından sonra yapılması şeklindeydi. O da, grup önerileri, bildiğiniz gibi, usul tartışması çerçevesinde 63’üncü madde doğrultusunda görüşülüyor; onu da geçtik. “…diğer işlerden önce konuşulur.” Yani şu anda 63’e göre usul tartışması açmamız yersiz.

İç Tüzük’ün 84’üncü maddesi: “Anayasa’ya aykırılık önergeleri diğer önergelerden önce konuşulur.” Şimdi, bu önergeyi, yani görüşmekte olduğumuz tasarının ek 4’üncü maddesindeki, mera ve yaylaklara ilişkin olan önergeyi savunan milletvekili -ki Cumhuriyet Halk Partisinin önergesini savunan milletvekili- Anayasa’ya aykırılıkla ilgili bir şey ifade etmedi. Madde gerekçesine baktığımda, Anayasa’ya aykırılıktan dolayıdır… Madde metnine baktığımızda, çıkarma önergesine baktığımızda, Anayasa’ya aykırılıktan dolayı olduğu da ifade edilmemiş. Eğer “Bu madde Anayasa’ya aykırıdır.” diye ifade edilseydi, 84’üncü madde gereğince bütün önergelerden önce konuşulacaktı ama gerekçeye baktığımızda, “Anayasa’ya aykırılık” ifadesi gerekçesinde gösterilmiş ama çıkarma maddesinde, diyelim ki bu maddenin Anayasa’nın 45’inci maddesine aykırı olduğundan dolayı görüşülemeyeceği şeklinde bir önerge ifade etmiş olsalardı zaten bu şekilde görüşülmüş olacaktı ve usul tartışmasına da gerek kalmayacaktı.

Bir de değerli milletvekilleri, bakınız, İç Tüzük’ün 63’üncü maddesi bir sıralama ortaya koymuş. Biraz önce söylediğim gibi, öne alma, gündeme davet etme gibi konularda Başkanlığın tutumuyla ilgili herhangi bir usul tartışması açmaya yetkisi yok. “Bu yolda bir istemde bulunulursa onar dakikadan fazla olmamak şartıyla…” Ki bugüne kadarki uygulamalar hep üç dakikaydı, Sayın Başkan bu sefer beş dakika verdi, “Yanlışlıkla verdim beş dakikayı.” diye ifade etti. Gelenek hâline gelmiş, yaklaşık dört yıldır falan üç dakikalık bir usul tartışması yapıyoruz. “…en çok ikişer kişiye söz verilir.” yani lehte 2, aleyhte 2 kişiye. Başkanlık Divanı şu anda da olduğu gibi dört siyasi parti isterse belki birer kişiye… Anlaştıkları takdirde bunu da yapıyor ki grup önerilerinde de bunları yapıyoruz. En çok ikişer kişiye söz verilebilir. Başkanlık Divanı bir lehte, bir aleyhte de usul tartışmasında söz verebilir. Nasıl ki “Onar dakikayı geçmemek üzere” diyen ifadede üç dakikayı gelenek hâline getirdiyse Başkanlık Divanı da 4 kişinin konuşacağı şeklinde bir usulü, “En çok ikişer kişiye.” diye bir lehte, bir aleyhte de bunu ifade ederek uygulama imkânı bulmuş olabilir. Nitekim, bu da İç Tüzük 84’üncü madde çerçevesinde Anayasa’ya aykırılık önergelerinin olup olmadığı, maddenin Anayasa’ya aykırı olup olmadığı konusunda bir usule ilişkin bir tartışmaysa iki kişiye de verebilir diye düşünüyorum. Bizim buradaki tasarı metnindeki maddemiz ile ilave ettiğimiz önergede şu ana kadar yapılmış mera ve yaylaklarda amacına uygun olarak yerleşim yeri için –ki 200 metrekareyi geçmemek üzere, bu da bir komisyon vasıtasıyla gerçekleştirilecek- mevcut madde metninde bunların tahsis bedellerinin ne olduğuyla ilgili sınır yoktu. Şimdi bununla ilgili bir alt sınır getirilmiş ve alt sınırda da yapılmış yapılar ve yapılacak yapılar varsa, komisyon marifetiyle verilecek izin çerçevesinde, bunların kiralarının alt sınırı tespit edilmiş. Alt sınırı tespit edilen kiraların da nasıl paylaşılacağı açık ve net bir şekilde önergeyle düzenlenmiş. O anlamda baktığımızda Anayasa’ya aykırı bir durumun olmadığını ifade ediyorum. Başkanlığın da Anayasa’ya aykırı olmadığı yönündeki açıklamaları da doğru. Komisyonda Anayasa’ya aykırılık tartışması varsa yapılmış. Genel Kurulda Anayasa’ya aykırılık önergesi verilmediğinden dolayı bunun yolu bellidir. Burada, Meclisin iradesi doğrultusunda siyasi partilerin Anayasa Mahkemesine başvuru hakları vardır. Bu çerçevede yapılacak işlem, önergenin Türkiye Büyük Millet Meclisinin takdirine bırakılması, diğer partilerin görüşlerinin hilafında bir sonuç çıktıysa Anayasa Mahkemesine itirazda bulunulması gerekmektedir.

Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Aleyhte söz isteyen İlhan Demiröz, Bursa Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

İLHAN DEMİRÖZ (Bursa) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi tekrar ilerleyen bu saatte saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.

Evet, bugün Mera Kanunu’yla ilgili görüşlerimizi ifade ediyoruz. Mera Kanunu’nun sayın grup başkan vekilimin ifade ettiği gibi Anayasa’ya aykırı olduğu kısımlarına hiç değinmeden kanunla ilgili bazı konularda sizlerle fikirlerimi, görüşlerimi paylaşmak istiyorum.

Değerli arkadaşlar, 4342 sayılı Mera Kanunu 25/02/1998 yılında çıkarılmış. O günden sonra çok önemli olmayan değişikliklerle bugünlere kadar gelinmişti. Ben, ayrıca Mera Komisyonunda da çalışmış bir arkadaşınız olarak söylüyorum, en son Tarım Komisyonunda 27/02/2013 tarihinde 6443 sayılı bir değişiklikle karşımıza gelindi. Bunlardan bir tanesi: Meraların vasıfları bozulmuşsa bu vasıfları bozanlar tarafından yaptırılması, oradaki ilgili gelirlerin de köylere veya il özel idaresine verilmesiydi. Birinci değişiklik buydu.

Arkadaşlar, ikinci değişiklik: 4342 sayılı Kanun’un 12'nci maddesine bir fıkra eklenmişti. Bu da, hayvancılık için gerekli bakım, barınma, su ihtiyaçlarını karşılayacak zorunlu hayvancılık tesisleri kurulabilir. Bu tesislerin taban alanı, kiralanacak alanın yüz ölçümünün yüzde 1’ini geçemez. Bu oranı Bakanlar Kurulu artırabilir. Masumane diye düşündük çünkü köylülerimizin, vatandaşlarımızın yaylada evleri vardı, haklı olarak -hayvanlarını barındırma anlamında- burada kendilerinin de barınması gerekiyordu ve biz, bunu bu 12’nci maddeye ekledik ama bunun arkasından bunun geleceğini de kalbimizden geçirmedik değil. “Neden?” diyeceksiniz. Hemen akabinde, işte bugünkü teklif geldi. Ne geldi? “Mera, yaylak ve kışlak alanları geleneksel kullanım amacıyla geçici yerleşme yeriyle.” ifadesi getirilerek buralar için özel imar yapacaksınız, projeyi hazırlayacaksınız ve geleceksiniz, burada konutlar yapacaksınız.

Arkadaşlar, yani bu konuda… Tamam, tarımın bittiğini kabul ediyoruz. hayvancılığın da bu noktaya geldiğini, saman ithal edilecek noktaya geldiğini, bunu da kabul ediyoruz ama lütfen, köylerimize ait bu meraların elden çıkmasına bu kadar seyirci kalmayalım. Yani, dört ay önce gelen bir yasanın akabinde, bu defa “efendim, yerleşim yeri yapılabilmesi için, projelerle gelirseniz turizm alanları yapmanız için”, yok “alt şeyi 200 metrekare, üstüne 3 kat” şeklinde tüm mera alanlarının elimizden çıktığını ifade etmek istiyorum.

CELAL DİNÇER (İstanbul) – Yakında plazalar yapılır, AVM’ler yapılır, hiç merak etmeyin.

İLHAN DEMİRÖZ (Devamla) – Arkadaşlar, Erzurum Aşkale’de, Bursa Yenişehir ilçesi Yeni Mahalle ve Gündoğan’da, Karaköy, Karacaali, Mustafakemalpaşa, Orhangazi köylerinde aynı durumlar söz konusu yani önceden bu konular ortaya geliyor, arkasından bununla ilgili düzenlemeler geliyor. “Nedir?” derseniz, bu yerlerde -arkadaşlarımız inceleyebilir, açıp sorabilir- ihaleye çıkardılar; köyün ihtiyacı olduğu hâlde, köyün ortak malı olduğu hâlde bir şahıs geldi, aldı. Vatandaşlar, köylüler bunu, bu yerleri vermemek için üzerinde kendileri çaba sarf ederek ödeyemeyecek miktarda burasında ihaleye girdiler. Ne oldu? Bunlar iptal edildi. Yani, bunlara artık meydan verilmemesi gerektiğinin altını çizmek istiyorum.

Ve son olarak tabii ki, Sayın Tarım Bakanının, ilgili bir iş adamıyla, AKP’li bir iş adamıyla İnternet’e düşen konuşmalarının da… Bu konuyla ilgili de soru önergesi verdim Sayın Bakana “Bu doğru mudur?” Bu konuyla ilgili, basında yer alan haberlerle ilgili görüşlerini de sordum. Doğruluğunu bilmiyorum ama benim bu sorularımın doğru olmasını gerektiren neden arkadaşlar, işte bu. Diyor ki Sayın Bakanla iş adamı görüşürken: “Meralar çok değerli, petrolden daha değerli. Bunları köylülere, çiftçilere veremeyiz. Sizi seviyorum Sayın Bakan, çok teşekkür ediyorum, devrim niteliğinde bir mera kanunu çıkarttınız.”

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İLHAN DEMİRÖZ (Devamla) – O zaman, bizim de bunlara inanmak durumunda olduğumuzu ifade ediyor, hepinize saygı ve sevgiler sunuyorum, sağ olun, var olun. (CHP ve MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Lehte söz isteyen Ahmet Aydın, Adıyaman Milletvekili. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Çok teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Tabii, gecenin bu saatinde usul tartışması… Hem sürelerin biraz daha herhâlde üç dakikadan beş dakikaya çıkması hem de aslında Sayın Başkanım, İç Tüzük 63’e göre ikişer kişi verme zorunluluğu yok, “en fazla ikişer kişi” diyor. Dolayısıyla, birer kişi de belki bu işe yeterli açıklık getirebilirdi, bundan sonraki süreçte bu da uygulanabilir.

Şimdi, değerli arkadaşlar, öncelikle şunu ifade edeyim: Bir defa burada bir niyet sorgulanmasına girildi, özellikle bir niyet okuyuculuğuna âdeta girildi, işte “Sizin niyetiniz bu değil de şu.” demek istendi. Burada bizim yaptığımız düzenleme tamamen o yöre köylüleriyle alakalı, orada hayvancılıkla iştigal eden kesimleri rahatlatan bir çözüm ve bunu yaparken de tabii ki Anayasa’nın 45’inci maddesiyle alakalı olarak bir aykırı durum da söz konusu değil. Orada, tarım arazileriyle, çayır ve meraların amaç dışı kullanımı söz konusu değil, amacına uygun bir şekilde kullanımı söz konusu. Şu anda, birçok yörede, birçok otlakta, yaylakta var olan fiilî bir durum da var ama bu durum çok daha ciddi sıkıntılara sebebiyet verebilir. Bunun kontrolü yok, bunun düzeni yok, intizamı yok. Bununla ilişkin olarak, özel idareden, valiliklerden başka türlü destekler de alamıyorlar, elektrik gibi, su gibi başka sıkıntılar da alamıyorlar. Burada bizim yaptığımız, tabii ki merayı, yaylağı, otlağı amacı dışında kullandırmak değil; tamamen de amacına uygun ama bunu kullanırken de o işle iştigal edenleri rahatlatmak tarzında, çok daha iyi bir şekilde, çok daha rantabl yapmak lazım.

Özellikle bu yapıların yöresel mimariyle olması şartı kanunda düzenleniyor. Yine aynı şekilde yöresel malzeme kullanılması, bu yapıların geçici yapı olması, bu yapıların binde 5’i aşmaması gibi hususlar zaten mevcut kanunda dercedilmiş durumda, şu anda görüştüğümüz bu tasarıda dercedilmiş durumda.

Dolayısıyla, belli bir alanı aşmayacak, belli bir süreyi geçmeyecek, yöresel malzemeyle ve yöresel mimariye uygun bir şekilde, işte o bir barınak tarzında, o işle iştigal eden insanların bir şekilde, daha rahat bir şekilde meradan, otlaktan, yaylaktan istifade etmesini sağlayacak bir durum.

Yine, aynı şekilde, getirdiğimiz önergeyle de 3194 sayılı İmar Kanunu’nun ek 4’üncü maddesinin uygulaması sırasında bu madde kapsamında kalan yerlerle alakalı. Bunların yıllık kira bedellerinin ne kadar olacağını, bunların amacını, kullanım şeklini falan getiren bir düzenleme de değil önerge. Önerge, kira miktarıyla alakalı; bunların yıllık kira bedellerinin ne kadar olacağı, tahsil edilen kira bedellerinin hangi idareye, ne oranda verileceği konularındaki tereddütleri gidermek adına ve bunu bir nizama, bir intizama oturtmak adına verilen bir önerge. Yoksa, meraların amaç dışına çıktığı gibi bir iddia, doğru bir iddia değil.

Bir başka husus, yine usul açısından. Tabii ki İç Tüzük’ümüzün 84’üncü maddesi, Anayasa’ya aykırılık önergelerinin ne şekilde, ne zaman görüşüleceğini çok iyi, net bir şekilde ifade ediyor. Bunun için, eğer Anayasa’ya aykırılık önergesi olmuş olsaydı, bu Anayasa’ya aykırılık önergesi diğer önergelerden önce görüşülüp karara bağlanırdı ama böyle bir önerge de yok ama böyle bir iddia var. Bu iddianın da gerçek dışı olduğunu biz zaten ifade ettik. Kaldı ki bu saatten sonra zaten Başkanlık Divanının bu Anayasa’ya aykırılıkla ilgili bir karar vermesi de söz konusu değil, böyle bir şey de mümkün değil. Bu iddiada olan arkadaşlarımızın bu saatten sonra, kanun çıktıktan sonraki gideceği yol bellidir ama ben sadece ve sadece şunu söylemek istiyorum değerli arkadaşlar: Tamamen hayvancılıkla iştigal eden insanların otlaklarda, yaylaklarda, kışlaklarda, meralarda bu işi çok daha rahat bir şekilde yapıp ve bu köylüyü, hayvancılıkla iştigal edenleri koruma altına almak adına, onların derdine derman olmak adına biz bunu yapıyoruz.

Onun dışında, Anayasa’nın 45’inci maddesinin ihlali söz konusu değil diyorum, hepinizi saygıyla selamlıyor, teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, bir açıklama yapabilir miyim efendim?

BAŞKAN – Buyurun.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – İki şey söyleyeceğim: Birincisi, “Bu usul tartışmasında 4 kişinin konuşması fazla.” şeklinde bir değerlendirme yaptı Adalet ve Kalkınma Partisinin grup başkan vekilleri.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – “Şart değil.” dedim.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Meclisin teamülleri, açılan usul tartışmasında 2 lehte, 2 aleyhte konuşma yapılmasıdır. Doğrusu, bunu yadırgadığımı ifade ediyorum.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – “En çok iki kişi.” diyor yani.

ENGİN ALTAY (Sinop) – Teamülleri bari ellemeyin ya!

BAŞKAN – Yerleşmiş bir teamül var, doğru.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – İkinci olarak söyleyeceğim şudur: Meralarda, yaylaklarda, kışlaklarda köylümüzün, hayvancılık yapan vatandaşımızın yapılaşmasında bir sorun yok. Elbette onların orada geçici yapıları vardır. Bu yapılara hukuki bir temeli kazandıralım ama maddeye dikkatle bakılırsa, madde, bu vatandaşlarımız dışında, talep eden herkese bu yerlerin kiralanabileceğini söylüyor, problem buradadır. Eğer niyetiniz sadece köylülerimize, hayvancılık yapan vatandaşlarımıza bu yerlerde 3 katlı yapı yapma imkânı vermek ise gelin, onu buraya yazalım açıklıkla. O burada yok. “Talep sahiplerine kiraya verilir.” diyorsunuz. İsteyen herkese yani. Yanlış olan bu. Köylünün, hayvancılık yapan vatandaşımızın, elinden çıkmasına neden olacak bu.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın milletvekilleri, kanun tasarı ve teklifleri üzerinde verilen değişiklik önergelerinin taşıması gereken şartlar İç Tüzük’ün 87’nci maddesinde gösterilmiştir. Bu kapsamda verilen ve İç Tüzük şartlarına uygun bulunan önergeler işleme alınmaktadır. İşlemini gerçekleştirdiğimiz değişiklik önergesi de işleme alınmış bulunmaktadır. Bir değişiklik önerisinin ancak yazılı lafzıyla Anayasa’nın belli bir hükmüne açık ve net bir şekilde yoruma veya değerlendirmeye yer bırakmaksızın aykırı olması hâlinde işleme alınmaması söz konusu olabilir. Usul tartışmasından önce açıkladığım nedenlerle ve şimdiki ifade ettiğim çerçevede, tutumumda bir değişiklik olmadığını Genel Kurula belirtmek istiyorum.

 

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

 

4.- Niğde Milletvekili Alpaslan Kavaklıoğlu ve Zonguldak Milletvekili Özcan Ulupınar ile 100 Milletvekilinin; Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve Devlet Memurları Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporları (2/1613, 1/778) (S. Sayısı: 478) (Devam)

 

BAŞKAN - Önergeyi okutuyorum:

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 478 Sıra Sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifinin 73 üncü maddesinin (p) bendinin (3) numaralı alt bendiyle 3194 sayılı İmar Kanununun değiştirilmesi öngörülen ek 4 üncü maddesinin birinci fıkrasının sekizinci cümlesinde geçen “bu yerlerin kiralanmak ve irtifak hakkı tesis edilmek suretiyle tahsisine, tahsis sürelerine, tahsis bedellerine, tahsil edilen bedellerin kullanım şekline,” ibaresinin; “bu yerlerin kiralanmak suretiyle tahsisine, tahsis sürelerine, yıllık kira bedeli taşınmazın emlak vergisine esas metrekare birim bedeli toplamının yüzde birinden az olmamak üzere tahsis bedellerinin belirlenmesine, tahsil edilen bedellerin yarısı Hazine payı olarak genel bütçeye gelir kaydedilmek, diğer yarısı ise ilgili belediyeye veya il özel idaresine ait olmak üzere gelirlerin kullanım şekline,” şeklinde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                         Nurettin Canikli (Giresun) ve arkadaşları

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Takdire bırakıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

ÇEVRE VE ŞEHİRCİLİK BAKANI ERDOĞAN BAYRAKTAR (Trabzon) – Katılıyoruz efendim.

MUSTAFA ELİTAŞ (Kayseri) – Gerekçe okunsun.

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Önergeyle; 3194 sayılı İmar Kanununun ek 4 üncü maddesinin uygulanması sırasında; bu madde kapsamında kalan yerlerin yıllık kira bedellerinin ne kadar olacağı, tahsil edilen kira bedellerinin hangi idareye ne oranda verileceği konularında karşılaşılabilecek tereddütlerin ve yaşanabilecek ihtilafların önlenmesi amacıyla, bu konularda açıkça düzenleme yapılması amaçlanmıştır.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmiştir.

Maddeyi oylarınıza sunacağım:

 

III.- YOKLAMA

 

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Yoklama istiyoruz efendim.

BAŞKAN – Yoklama talebi var, yerine getireceğim.

Sayın Hamzaçebi, Sayın Aslanoğlu, Sayın Altay, Sayın Dinçer, Sayın Demiröz, Sayın Özkan, Sayın Kuşoğlu, Sayın Eyidoğan, Sayın Özel, Sayın Toprak, Sayın Gümüş, Sayın Özdemir, Sayın Acar, Sayın Ağbaba, Sayın Aksünger, Sayın Çam, Sayın Öz, Sayın Güven, Sayın Dibek, Sayın Aydın.

Bir dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, toplantı yeter sayısı vardır.

 

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER (Devam)

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri (Devam)

4.- Niğde Milletvekili Alpaslan Kavaklıoğlu ve Zonguldak Milletvekili Özcan Ulupınar ile 100 Milletvekilinin; Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve Devlet Memurları Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporları (2/1613, 1/778) (S. Sayısı: 478) (Devam)

 

BAŞKAN – Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

73’üncü maddenin (r) bendinin (1) numaralı alt bendi üzerinde üç adet önerge vardır, okutuyorum:

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 478 sıra sayılı Niğde Milletvekili Alpaslan Kavaklıoğlu ve Zonguldak Milletvekili Özcan Ulupınar ile 100 Milletvekilinin; Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve Devlet Memurları Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporları (2/1613, 1/778) nın 73 üncü maddesinin (r) bendinin (1) nolu alt bendinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

 

Mustafa Kalaycı                               Erkan Akçay                        Mehmet Günal

   Konya                                                Manisa                                 Antalya

Alim Işık                                            Oktay Vural                     Cemalettin Şimşek

 Kütahya                                                 İzmir                                   Samsun

 

"1) 7/6/1985 tarihli ve 3224 sayılı Türk Diş Hekimleri Birliği Kanununun 11 inci maddesinin birinci fıkrasının (f) bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"f) Faaliyet alanı içindeki muayene ve tedavi ücretleri ile ilgili rehber tarife teklifi hazırlayarak Birlik Merkez Yönetim Kuruluna göndermek,"

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, şimdi okutacağım iki önerge aynı mahiyette, birlikte işleme alacağım.

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 478 sıra sayılı Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve Devlet Memurları Kanunu İle Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporlarının 73/r-1 Maddesinin tasarıdan çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.

             Kazım Kurt                  Ferit Mevlüt Aslanoğlu              Mustafa Moroğlu

    Eskişehir                               İstanbul                                   İzmir

           Hülya Güven                          Özgür Özel                            Aytuğ Atıcı

                  İzmir                                    Manisa                                  Mersin

      Kadir Gökmen Öğüt           Ramazan Kerim Özkan

               İstanbul                                 Burdur

Aynı mahiyetteki diğer önergenin imza sahipleri:

            Veli Ağbaba                        Binnaz Toprak                     Erdal Aksünger

                Malatya                                İstanbul                                   İzmir

         Ertuğrul Kürkcü                      Haydar Akar

                 Mersin                                  Kocaeli

BAŞKAN – Komisyon aynı mahiyetteki önergelere katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU BAŞKAN VEKİLİ SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Katılmıyoruz.

BAŞKAN – Hükûmet katılıyor mu?

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Katılmıyoruz Başkanım.

BAŞKAN – Aynı mahiyetteki önergeler üzerinde söz isteyen, Ramazan Kerim Özkan, Burdur Milletvekili. (CHP sıralarından alkışlar)

BÜNYAMİN ÖZBEK (Bayburt) – Laf atayım mı ağabey?

RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Burdur) – İstediğiniz kadar atın.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; arkadaşım laf atmayla başlamak istiyor. İstediğiniz kadar laf atabilirsiniz, müsait. Ancak, her lafın da karşılığı var değerli arkadaşlarım.

Değerli arkadaşlarım, biraz önce diş hekimlerinin fiyatlandırmasıyla ilgili bir önerge… Biz bunun yapılmasına gerek görmüyoruz, kanun maddesinden çıkarılmasını istiyoruz çünkü vatandaş zaten dişini sıka sıka ağzında diş kalmadı, yapılacak diş de yok. Diş yaptırsa da vatandaşımız, dişçilerimiz para toplayamıyor çünkü vatandaşta para kalmadı. (CHP sıralarından alkışlar) Bunu beraber biliyoruz çünkü ürettiği ürün para etmiyor, sattığı materyal para etmiyor, eti para etmiyor, sütü para etmiyor, buğdayı para etmiyor. Yani para nasıl yapıyor? Yaptığı masrafı ancak alabiliyor, böyle bir durum söz konusu. Bunlarla ilgili bir iyileştirme yapmadık.

Diş hekimleri diyoruz… Bakın, torba yasayı görüşüyoruz, veteriner hekimler için bir şey yapmadık, veteriner sağlık teknisyenleri için bir iyileştirme yapmadık, ziraat mühendisleri için yapmadık, ziraat teknikerleri, ziraat teknisyenleri için yapmadık, zooteknistler için, gıda mühendisleri için… Açın Twitter’larınızı, açın maillerinizi, hepsinde ziraat mühendisleri, zooteknistler, gıda mühendisleri sizlerden bir şeyler bekliyorlar, bir müjde bekliyor. Kadro anlamında müjde bekliyor, özlük hakları anlamında müjde bekliyor ama bunlarla ilgili bir iyileştirme şu ana kadar yapılmış değil. Bunun üzüntüsünü yaşıyoruz, bu yapılmalıydı, bu Meclis bunu yapmalıydı. Aranızda ziraat mühendisleri var, veteriner hekimler var, gıda mühendisleri var, zooteknistler var. Yani, ne müjde götüreceksiniz? Yarın, burada, Meclis bitiyor, kapanıyor; bölgelerinize gideceksiniz, bazıları tatil beldelerine gidecek, o vatandaşa ne diyeceksiniz, üreticiye ne diyeceksiniz, yaylalarda çalışan insanlarımıza ne diyeceğiz?

Bakın, arkadaşlar, yaylalarda tehlike görüyoruz, yaylalarda yapılaşma diyorsunuz, 3 kat yapılaşma. Yapılaşma, sıfırdan 3 kat mı, yamaçtan 3 kat mı? Yapılaşma var, 9 kat. Yamaca veriyor sırtını, önden giriyorsunuz 3 kat, alttan giriyorsunuz 9 kat. Bir yapılaşma söz konusu, yaylaların bozulması söz konusu. Biz, onun için, köylülerimizin oradaki bir ağılına, yaptığı araç ve gereçler için koyacağı bir sundurmaya karşı değiliz kesinlikle. Yaylalar korunsun, meralar korunsun istiyoruz. Meralar hepimizin ortak malı, Türkiye Cumhuriyeti’nde yaşayan 76 milyonun ortak değeri bu meralar. Bu meralar korunsun. Bakın, meralar korunmuyor arkadaşlarım. Meralar, bakım anlamında korunmuyor, hayvancılık anlamında korunmuyor. Bunun için, bütün niyetimiz bu meraların korunması anlamındadır. Yapılaşmaya müsaade etmeyelim. O yerlere bakıyorsunuz, Toprak Koruma Kanunu yapıyoruz toprak korunmuyor, Mera Kanunu yapıyoruz mera korunmuyor. Gidin şuradan, çıkın, Polatlı’ya kadar gördüğünüz topraklar, birinci sınıf tarım arazileri, inşaatlarla dolu. Nedir bu? Bir toprağın olması için yüz yıllar gerekiyor. İkinci konut, üçüncü konut, dördüncü konut… Bunun önüne geçmemiz gerekiyor. Toplu konut var, toplu konut gayet güzel, bu yapılması gereken ama yatay bir yapılaşmaya geçiliyor, binlerce dönüm arazi, tarımda kullanmamız gereken arazimiz perişan ediliyor. Bunun için, feryadımız bunun için.

Değerli arkadaşlarım, bakın, müjde götürün dedim. Yani, önergelerimiz kabul edilmiyor, önerilerimiz kabul edilmiyor. “Uyarı, öneri yok.” diyorsunuz; uyarı, öneri çok arkadaşlar ama kabul etmiyorsunuz. Ben buraya geldim, on iki yıldır milletvekiliyim, bir tane, Cumhuriyet Halk Partisinin veya Milliyetçi Hareket Partisinin verdiği önerge sizler tarafından kabul edilmedi.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Edildi ya, edildi, daha dün edildi.

CELAL DİNÇER (İstanbul) – Yanlışlıkla edildi.

RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Devamla) – Bakın, şimdi, o, bir yanlışlıkla kabul ettiğiniz önerge oluyor. Arkadaşlar, onları görüyoruz ama burada ortak aklı kullanmamız gerekiyor, ortak akıl kullanılmıyor. Söylemde geliyoruz, konuşuyoruz aramızda, kuliste konuşuyoruz “Haklısınız ama zamanı var…” Arkadaşlar, o zaman bu zaman.

Değerli arkadaşlarım, onun için, bakın, bu önerge kanun maddesinden çıkarılması önergesi. Güzellik yapmak için zamanımız var, önümüzde zamanımız var. Bakın, ziraat mühendisleri, veteriner hekimler, ziraat teknisyenleri, sağlık memurları sizlerden özlük hakları anlamında ve kadro anlamında bir iyileştirme bekliyor.

Ben, Komisyon üyesi arkadaşlarıma, Tarım Komisyonu üyesi arkadaşlarıma da sesleniyorum: Onların bir önerge vermelerini, o önergelerin de muhalefet tarafından destekleneceği müjdesini vermek isterim.

Buraya uyumaya gelmedik, iş yapmaya geldik. Hepinize saygı, sevgi sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum.

Sayın milletvekilleri, Başkanlık Divanına seçilen Bolu Milletvekili Fehmi Küpçü Bey’e başarılar diliyoruz. Kendisini kutluyorum. (Alkışlar)

Aynı mahiyetteki önerge üzerinde söz isteyen Ertuğrul Kürkcü, Mersin Milletvekili.

İHSAN ŞENER (Ordu) – Ertuğrul Bey, sakin…

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Mersin) – Heyecanlanan sizsiniz daima, ben iyi gidiyorum.

Sevgili arkadaşlar, önce, diğer arkadaşlarımızın niye burada olduğunu bilmiyorum ama benim gerekçem, bu akşamüzeri ağır bir çene operasyonu geçirdiğim için, çenem düştüğünden değil de dişim düştüğünden… Dinleniyordum, seçmenlerimizin uyarısı üzerine buraya gelmek gerektiğini anladım, geldim o yüzden. Yokluğumuz için özür dilerim fakat Cumhuriyet Halk Partili arkadaşlar konuşmam için bir fırsat sağladılar, onlara da bu dayanışma için teşekkür ediyorum. Sanıyorum ilk kez böyle bir çapraz bağ aramızda kuruluyor, sizlerin de zorda kaldığınız zamanlarda bu desteği alacağınızdan şüpheniz olmasın. Herhâlde, aslında daha iyi bir Meclis böyle olabilir.

Şimdi, birincisi, bu bir torba yasa meselemiz var, hep birlikte bunu biliyoruz. Zaten böyle bir torbanın mevcudiyeti dolayısıyla, gece yarısı, apansız, aslında gündemde olmayan bir meseleyle karşı karşıya kalabiliyoruz. Bu torba işinden vazgeçmenizi tavsiye ediyorum arkadaşlar. Sonunda yapılan iş, aslında sizler tarafından bile yeterince bilinmediği için gece yarısı kendi kanun teklifiniz aleyhinde oy kullanmak durumuna düştünüz yani bu durumu biliyorsunuz. Böyle olmaz, böyle yapmayacağız. Fakat burada bizi birinci dereceden ilgilendiren mesele, apansız, kanunun muhatabı olan kuruluşlarla herhangi bir biçimde görüşülmemiş, kamuoyunda paylaşılmamış, bir yaygın tartışma devresinden geçmemiş yasaların buradan çıkartılabilmiş olması.

Artık, buradan geçtiği için Anayasa Mahkemesinde görüşülecek olan 3194 sayılı İmar Kanunu’nun 8’inci maddesinde yaptığınız değişiklik hakkında bir çift söz söyleyip bu söz hakkımı kullanmak istiyorum. Bu kanunun (i) maddesinde aslında Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliğine ve onun bağlı odalarına tanınmış olan bir hakkı kaldırdınız. Anayasa’nın 135’inci maddesine göre bir kamu kuruluşu niteliğinde olan TMMOB’nin üyeleriyle kurması mümkün olan biricik ilişki biçimini yasayla devreden çıkarttınız, vize ve buradan doğan gelir haklarını Şehircilik Bakanlığına devrettiniz.

Şimdi, sevgili arkadaşlar, bunun önceden bu yasada olmayıp bu gece yarısı buraya gelmesi, Mimarlar Odası İstanbul Şube Başkanı Sayın Mücella Yapıcı’nın bu gece sorguda olmasıyla yakından ilgilidir. Gezi Parkı’nın öcünü almaktadır Hükûmet. Bu iyi bir şey değil. Bu iyi bir şey değil, şundan ötürü iyi bir şey değil: Bakın, sizin bu akşam yaptığınız şeyi 24 Mart 2011 tarihinde meşhur müteahhidimiz, İstanbul’un her tarafına, ormanlara, çayırlara, meralara, mahalle ortalarına binlerce, on binlerce dairelik apartmanlar diken, AVM’ler diken, kentler diken Ali Ağaoğlu’nun şu talebini ne kadar net karşılıyor. Der ki Ali Ağaoğlu 24 Mart 2011’de: “Yetkim olsa mimarlar odası ve STK’larını kapatırım.” Sadece ve sadece açgözlülük, hırs, tamahkârlığın yol gösterdiği bu müteahhidin talebini bu gece yarısı yerine getirmiş olmuyor musunuz? TMMOB’yi ve onun bağlı kuruluşlarını, üyeleriyle kurabilecekleri biricik pozitif ilişki durumundan yoksun bırakıp üyelerle kuruluş arasında hiçbir bağ olmaksızın ve meslek deontolojisini kontrol edebilecek hiçbir kurum bırakmaksızın buna son veriyorsunuz.

Hatırlayın, Başbakanınız bundan dört beş yıl önce Rize’de etrafındaki binalara bakıp şöyle demişti: “Hain, kötü binalar yapaysuz, böyle olmaz.” Peki, bunu kim denetleyecek? Bunu ancak mimarların, mühendislerin odaları denetleyebilirdi. Şimdi, bu yetkiyi onlardan aldınız, Şehircilik Bakanlığına verdiniz, kendi kendine sadece ve sadece onay üretebilecek bir kuruma meslek deontolojisini emanet ettiniz.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Devamla) – Mimarlar odasına, TMMOB’nin köküne kibrit suyu ekmeye hazırlandınız. Odalar, mimarlar, mühendisler buna razı olmayacaklardır, bundan haberiniz olsun.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Kürkcü.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Devamla) – Sakın ha, sokağa çıktıklarında “darbe yapıyorsunuz” demeyin çünkü darbeyi bu gece yarısı siz yaptınız arkadaşlar.

BAŞKAN – Evet, aynı mahiyetteki önergeleri oylarınıza sunuyorum:  Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Kabul edilmemiştir.

Diğer önergeyi okutuyorum:

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Görüşülmekte olan 478 sıra sayılı Niğde Milletvekili Alpaslan Kavaklıoğlu ve Zonguldak Milletvekili Özcan Ulupınar ile 100 Milletvekilinin; Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi ve Devlet Memurları Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Bayındırlık, İmar, Ulaştırma ve Turizm Komisyonu ile Plan ve Bütçe Komisyonu Raporları (2/1613, 1/778) nın 73 üncü maddesinin (r) bendinin (1) nolu alt bendinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.

                                 Cemalettin Şimşek (Samsun) ve arkadaşları

"1) 7/6/1985 tarihli ve 3224 sayılı Türk Diş Hekimleri Birliği Kanununun 11 inci maddesinin birinci fıkrasının (f) bendi aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.

"f) Faaliyet alanı içindeki muayene ve tedavi ücretleri ile ilgili rehber tarife teklifi hazırlayarak Birlik Merkez Yönetim Kuruluna göndermek,"

BAŞKAN – Komisyon önergeye katılıyor mu?

PLAN VE BÜTÇE KOMİSYONU SÖZCÜSÜ SÜREYYA SADİ BİLGİÇ (Isparta) – Katılmıyoruz.

MİLLÎ SAVUNMA BAKANI İSMET YILMAZ (Sivas) – Katılmıyoruz.

MEHMET ŞANDIR (Mersin) – Gerekçe…

BAŞKAN – Gerekçeyi okutuyorum:

Gerekçe:

Önergeyle ifade düzeltmesi yapılmaktadır.

Komisyonda Teklifle ilgili sağlıklı ve verimli bir görüşme yapılamamıştır. Komisyon görüşmeleri boyunca hangi düzenlemelerin ne amaçla ve hangi gerekçeyle yapıldığı konusunda bilinmez bir tavır sergilemiştir. 71 adet kanun ve kanun hükmünde kararnamede 142 maddelik değişiklikler yapılmasına rağmen; vatandaşlarımızın yaşadığı sorunlara çözüm getirecek konuları bir-iki husus dışında bulmak mümkün değildir. Kanun Teklifi kamu personelinin hukuki ve mali statüsüne ilişkin çok sınırlı değişiklikler getirmektedir. Dolayısıyla bu düzenlemede beklentiler karşılığını bulmamış, umutlar hayal kırıklığına dönüşmüştür.

Kamuda sağlıklı ve tutarlı bir personel politikası uygulanmamaktadır. Personel Rejimi nesnellikten uzaklaştırılmış, istihdam rejimi bozulmuştur.657 sayılı Kanun, geçici işlerin ifası için istisnai hallere münhasır olmak üzere sözleşmeli ve geçici personel istihdamını mümkün kılmıştır. AKP döneminde bu istisnai uygulamalar asıl istihdam şeklinin önüne geçmiştir. Ayrıca, AKP döneminde sözleşmeli ve vekil olarak işe alınanlar, daha önce çıkarılan kanunlar ile memur kadrolarına alınmış, ancak tekrar sözleşmeli ve vekil atama yapılmasına devam edilmiş, şimdi de bunların bazıları tekrar memur kadrolarına alınmaktadır.

Bu yanlış uygulamalar ile birlikte, birçok mağduriyet ortaya çıkmıştır. En büyük mağduriyet ise bu istisnai yollarla iş bulamayan işsiz gençlerimizdir. Bunlar girdiği merkezi sınavı kazanıp ataması yapılamayan, bir türlü sıra gelemeyen ve sıra gelmeden de kadroları istisnai yollarla doldurulan milyonlarca işsiz vatandaşlarımızdır. Hükümetin bu yanlışı, bu haksızlığı derhal durdurması gerekir.

BAŞKAN – Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.

Maddeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Kabul edilmiştir.

Birleşime beş dakika ara veriyorum.

Kapanma saati: 02.01

ONUNCU OTURUM

Açılma Saati: 02.02

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Muharrem IŞIK (Erzincan), Fehmi KÜPÇÜ (Bolu)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 135’inci Birleşiminin Onuncu Oturumunu açıyorum.

478 sıra sayılı Kanun Teklifi’nin görüşmelerine devam edeceğiz.

Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

5’inci sırada yer alan, Sözleşmeli Erbaş ve Er Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkan Vekili Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Kanununda Değişiklik Yapılması İlişkin Kanun Teklifi ile Millî Savunma Komisyonu raporlarının görüşmelerine başlayacağız.

 

5.- Sözleşmeli Erbaş ve Er Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ve Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanvekili Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin; Türk Silahlı Kuvvetleri İç Hizmet Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifi ile Milli Savunma Komisyonu Raporu (1/795, 2/64) (S. Sayısı: 479)

 

BAŞKAN – Komisyon? Yok.

Ertelenmiştir.

Sözlü soru önergeleri ile alınan karar gereğince kanun tasarı ve teklifleri ile komisyonlardan gelen diğer işleri sırasıyla görüşmek için 10 Temmuz 2013 Çarşamba günü saat 15.00’te toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum.

                                                                  Kapanma Saati: 02.02



(x) 478 S. Sayılı Basmayazı 03/07/2013 tarihli 129’uncu Birleşim Tutanağı’na eklidir.

(*) Önergenin tam metni tutanağa eklidir.