TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

               TUTANAK DERGİSİ

 

                                                     121’inci Birleşim

                                                18 Haziran 2013 Salı

 

(TBMM Tutanak Hizmetleri Başkanlığı tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

 

                                                     İÇİNDEKİLER

 

 

I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II.- GELEN KÂĞITLAR

III.- YOKLAMALAR

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- İstanbul Milletvekili Türkan Dağoğlu’nun, lisans yerleştirme sınavlarına ve üniversitelerimizin bugünkü durumuna ilişkin gündem dışı konuşması

2.- Tekirdağ Milletvekili Emre Köprülü’nün, Tekirdağ’ın sorunlarına ve Taksim Gezi Parkı olaylarına ilişkin gündem dışı konuşması

3.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, Seyitömer Termik Santrali ve Seyitömer Linyitleri İşletmesinin satışı nedeniyle yaşanan mağduriyetlere ilişkin gündem dışı konuşması

 

V.- AÇIKLAMALAR

1.- İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, AKP mitinginde üç hilalli bayrağın kullanılmasının siyasi bir entrika olduğuna ve böyle bir siyasi ahlaksızlığın ve millî irade saygısızlığının hesabının sorulacağına ilişkin açıklaması

2.- Burdur Milletvekili Ramazan Kerim Özkan’ın, Hükûmetin gençlerin taleplerini dikkate alması ve orantısız şiddete son verilmesi gerektiğine, birçok ilde görülen şap hastalığı nedeniyle Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığını göreve davet ettiğine ve Karabük’ün Eflani ilçesinin sorunlarına ilişkin açıklaması

3.- Kocaeli Milletvekili Mehmet Hilal Kaplan’ın, Taksim Gezi Parkı olaylarında yaralananlara yardım eden doktorlar hakkında Sağlık Bakanlığınca işlem yapılmasını kınadığına ilişkin açıklaması

4.- İstanbul Milletvekili Kadir Gökmen Öğüt’ün, Taksim Gezi Parkı olayları sırasında ölenlere rahmet dilediğine ve AKP’nin İstanbul Kazlıçeşme’de gerçekleştirdiği miting için İstanbul Belediyesinin imkânlarının sınırsızca kullanıldığı iddialarına ilişkin açıklaması

5.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun, esnaf ve sanatkârların sıkıntı içinde olduklarına, borçlarının tekrar yapılandırılmasını istediklerine ve perakende kanununun bir an önce çıkarılması gerektiğine ilişkin açıklaması

6.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, MİT’in bazı iş adamlarını fişlemesiyle ilgili Taraf gazetesinde yer alan iddialara ilişkin açıklaması

7.- Uşak Milletvekili İsmail Güneş’in, Taksim Gezi Parkı’nda başlayan olayların arkasında bazı güçler olduğuna ve CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun danışmanı Ali Kılıç’ın Münih’te yaptığı görüşmelerle ilgili bazı iddialara ilişkin açıklaması

8.- Bursa Milletvekili İlhan Demiröz’ün , Bursa’nın İnegöl ve Kestel ilçelerinde yaşanan şiddetli yağış ve dolu nedeniyle çiftçilerin mağduriyetlerinin bir an önce giderilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

9.- Kastamonu Milletvekili Emin Çınar’ın, Kastamonu’da yaşanan şiddetli dolu yağışı nedeniyle çiftçilerin mağduriyetlerinin bir an önce giderilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

10.- Bursa Milletvekili Aykan Erdemir’in, Taksim Meydanı’ndaki direniş eylemlerine ve tutuklamalara ilişkin açıklaması

11.- Giresun Milletvekili Selahattin Karaahmetoğlu’nun, Taksim Gezi Parkı olaylarında polis tarafından burnu kırılan Amasya Milletvekili Ramis Topal’a sağlık dilediğine ve halkın, yaşanan zulmün, zorbalığın bedelini demokratik yöntemlerle ödeteceğine ilişkin açıklaması

12.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, edebiyatçı Peride Celal’in vefatına, Taksim Gezi Parkı olaylarında yaralanan ve hayatını kaybedenlere, bu olaylar sırasında bazı milletvekillerinin güvenlik güçlerinin şiddetine maruz kaldığına ve orantısız güç kullanması yönündeki uygulamaya son verilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

13.- Kütahya Milletvekili Hasan Fehmi Kinay’ın, Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın gündem dışı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

14.- Iğdır Milletvekili Pervin Buldan’ın, ESP üyeleri, Atılım gazetesi, Etik Ajans ve Özgür Radyo çalışanlarına düzenlenen eş zamanlı baskınlara ve gözaltına alınanların derhâl serbest bırakılması gerektiğine ilişkin açıklaması

15.- Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal’ın, İstanbul Milletvekili Kadir Gökmen Öğüt’ün yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

16.- İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, MHP Grubu olarak, Milas Güllük’te atık su arıtma tesisinde metan gazı zehirlenmesinden dolayı hayatını kaybeden 7 vatandaşa Allah’tan rahmet dilediğine ilişkin açıklaması

17.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, Milas Güllük’te atık su arıtma tesisinde metan gazı zehirlenmesinden dolayı hayatını kaybeden 7 vatandaşa Allah’tan rahmet dilediğine ve Taksim Gezi Parkı protesto eylemleri sırasında bir kısım kişilerin bazı siyasi parti binalarına saldırıda bulunduklarına ilişkin açıklaması

18.- Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal’ın, İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

19.- Bingöl Milletvekili İdris Baluken’in, BDP Grubu olarak, Milas Güllük’te atık su arıtma tesisinde metan gazı zehirlenmesinden dolayı hayatını kaybeden 7 vatandaşa Allah’tan rahmet dilediğine ve iş güvenliğiyle ilgili mevcut yasal düzenlemelerin yetersiz olduğuna ilişkin açıklaması

20.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, Uşak Milletvekili İsmail Güneş’in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

21.- Bingöl Milletvekili İdris Baluken’in, İstanbul Milletvekili Metin Külünk’ün BDP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

22.- Uşak Milletvekili İsmail Güneş’in, İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

23.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, Uşak Milletvekili İsmail Güneş’in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

 

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- İstanbul Milletvekili Ayşe Eser Danışoğlu ve 24 milletvekilinin, çocuk cezaevlerindeki infaz ve ıslah uygulamalarının, hükümlü ve tutuklu çocukların sağlık ve yaşam koşullarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/668)

2.- Balıkesir Milletvekili Namık Havutça ve 24 milletvekilinin, bor üretiminde etkinliğin sağlanarak Türkiye’nin çıkarlarının nasıl korunacağının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/667)

3.- BDP Grup Başkan Vekili Iğdır Milletvekili Pervin Buldan’ın, Türkiye'de ırkçı ve faşist politikaların neden olduğu linç olaylarının nedenlerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/666)

 

B) Tezkereler

1.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının, Türkiye Büyük Millet Meclisi Dışişleri Komisyonu Başkan Vekili Muhammed Çetin’in, Kırgız Cumhuriyeti Parlamentosu’nun vaki davetine icabetle Bişkek’te düzenlenecek olan “Bölgedeki İşbirliğini Güçlendirmek İçin Merkezi Asya Parlamentolarının Rolü” konulu konferansa katılmak üzere Kırgızistan’a ziyarette bulunmasına ilişkin tezkeresi (3/1239)

 

C) Önergeler

1.- Osmaniye Milletvekili Hasan Hüseyin Türkoğlu’nun, (2/278) esas numaralı 5355 sayılı Mahalli İdare Birlikleri Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi (4/117)

 

VII.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- BDP Grubunun, Türkiye Büyük Millet Meclisi gündeminin “Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler” kısmında yer alan (10/498) esas numaralı TMK kapsamında kolluk kuvvetleri tarafından gözaltına alınıp çıkarıldıkları mahkeme tarafından tutuklanan öğrencilerin durumlarının araştırılması, sorunlarının tespit edilmesi ve çözüm yollarının belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergenin, görüşmelerinin Genel Kurulun 18 Haziran 2013 Salı günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

2.- MHP Grubunun, Türkiye Büyük Millet Meclisi gündeminin “Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler” kısmında yer alan Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ve arkadaşlarının (10/164) esas numaralı, Manisa Milletvekili Erkan Akçay ve arkadaşlarının (10/198) esas numaralı, Kütahya Milletvekili Alim Işık ve arkadaşlarının (10/273) esas numaralı, Adana Milletvekili Ali Halaman ve arkadaşlarının (10/300) esas numaralı, Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu ve arkadaşlarının (10/446) esas numaralı, küçük esnaf ve sanatkârların sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi; İstanbul Milletvekili Celal Adan ve arkadaşlarının (10/389) esas numaralı, İstanbul'daki esnaf ve sanatkârların sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi; Muğla Milletvekili Mehmet Erdoğan ve arkadaşlarının (10/656) esas numaralı, şoför esnafının sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi; Kastamonu Milletvekili Emin Çınar ve arkadaşlarının 21/3/2012 tarih 3812 sayı ile Kastamonu'daki esnaf ve sanatkârların sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi; Elâzığ Milletvekili Enver Erdem ve arkadaşlarının 2/4/2012 tarih 4122 sayı ile Elâzığ ilindeki KOBİ'ler ile küçük esnaf ve sanatkârların sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi; Mersin Milletvekili Ali Öz ve arkadaşlarının 20/2/2013 tarih 9922 sayı ile esnaf ve sanatkârların sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergelerinin Genel Kurulun 18 Haziran 2013 Salı günkü birleşiminde okunmasına ve görüşmelerinin Genel Kurulun 18 Haziran 2013 Salı günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

3.- CHP Grubunun, grup başkan vekilleri Ankara Milletvekili Emine Ülker Tarhan, İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi ve Yalova Milletvekili Muharrem İnce tarafından Gezi Parkı olaylarında orantısız güç kullanımına ilişkin kanunsuz emir verenler ile bu emirleri yerine getirenlerin belirlenmesi ve siyasi iktidarın basın üzerindeki baskılarının ortaya çıkarılması amacıyla 3/6/2013 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 18 Haziran 2013 Salı günkü birleşiminde okunmasına ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

4.- AK PARTİ Grubunun, Genel Kurulun çalışma saatleri ile gündemdeki sıralamanın yeniden düzenlenmesine; 473 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak bölümler hâlinde görüşülmesine ilişkin önerisi

 

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal’ın, Tunceli Milletvekili Hüseyin Aygün’ün BDP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşma sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine ve AK PARTİ Grup Başkanına sataşması nedeniyle konuşması

2.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşma sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

3.- Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal’ın, İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin sataşma nedeniyle yaptığı konuşma sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

4.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşma sırasında CHP Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

5.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, İstanbul Milletvekili Metin Külünk’ün BDP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşma sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

6.- Bingöl Milletvekili İdris Baluken’in, Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan’ın CHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşma sırasında Barış ve Demokrasi Partisine sataşması nedeniyle konuşması

7.- Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın, Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan’ın CHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşma sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

8.- Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan’ın, Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşma sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

9.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, İstanbul Milletvekili Erol Kaya’nın CHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşma sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

 

IX.- SÖZLÜ SORULAR VE CEVAPLARI

1.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Kıbrıs sorununa ilişkin Dışişleri Bakanından sözlü soru önergesi (6/99) ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in cevabı

2.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, esnaf ve sanatkârların istihdam ettiği kişilerin sosyal güvenlik primlerinin Devlet tarafından karşılanmasına ilişkin sözlü soru önergesi (6/759) ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in cevabı

3.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun, ilaçta kamu kurum iskontosunun kaldırılmasına ilişkin sözlü soru önergesi (6/872) ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in cevabı

4.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, 4/C statüsünde çalışanların sayısına ve sorunlarına ilişkin sözlü soru önergesi (6/911) ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in cevabı

5.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, kadınların sendikalara katılım oranına ilişkin sözlü soru önergesi (6/998) ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in cevabı

6.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun, mobbing olaylarını engellemek için yapılan çalışmalara ilişkin sözlü soru önergesi (6/1114) ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in cevabı

7.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun, mobbing olaylarına ilişkin sözlü soru önergesi (6/1115) ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in cevabı

8.- Ankara Milletvekili Zühal Topcu’nun, kadınların işgücüne katılım oranına ve bu oranın artırılmasına ilişkin sözlü soru önergesi (6/1119) ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in cevabı

9.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, sosyal güvenlik reformuna ve sendikalı çalışanlara ilişkin sözlü soru önergesi (6/1128) ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in cevabı

10.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, kamuda tek maaş düzenlemesi paralelinde engelli Kıbrıs gazilerinin maaşlarının kesilmesine ilişkin sözlü soru önergesi (6/1145) ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in cevabı

11.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, asgari ücretlinin brüt maaşı üzerinden kesilen vergi ve sosyal güvenlik primlerine ilişkin sözlü soru önergesi (6/1146) ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in cevabı

12.- Mersin Milletvekili Ali Öz’ün, evde bakım parasına ilişkin sözlü soru önergesi (6/1162) ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in cevabı

13.- Mersin Milletvekili Ali Öz’ün, kamu kurum ve kuruluşlarındaki engelli istihdamına ilişkin sözlü soru önergesi (6/1163) ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in cevabı

14.- Adana Milletvekili Ali Halaman’ın, köylere hizmet götürme birliklerinde çalışan geçici ve sözleşmeli personele kadro verilip verilmeyeceğine ilişkin sözlü soru önergesi (6/1196) ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in cevabı

15.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, işsizlik ödeneği müracaatlarına ilişkin sözlü soru önergesi (6/1205) ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in cevabı

16.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, vekaleten genel müdürlük, daire başkanlığı ve şube müdürlüğü yapanlar ile şef ve şube müdürü atamalarına ilişkin sözlü soru önergesi (6/1207) ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in cevabı

17.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, Ekonomik ve Sosyal Konsey toplantılarına ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/1228) ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in cevabı

18.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, yeni bir sendikal mevzuat hazırlanıp hazırlanmayacağına ilişkin sözlü soru önergesi (6/1235) ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in cevabı

19.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, kayıt dışı istihdam ile mücadeleye ilişkin sözlü soru önergesi (6/1236) ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in cevabı

20.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, çalışanların kıdem tazminatına ilişkin sözlü soru önergesi (6/1237) ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in cevabı

21.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, çalışma hayatında taşeronlaşma ve bu şirketlerde çalışanların sendikal örgütlenmesine ilişkin sözlü soru önergesi (6/1238) ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in cevabı

22.- Adana Milletvekili Ali Halaman’ın, meslek danışmanlık sertifikası sahiplerinin mağduriyetine ilişkin sözlü soru önergesi (6/1273) ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in cevabı

23.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun, unvan değişikliği sınavının yapılıp yapılmayacağına ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/1292) ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in cevabı

24.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun, işsizlik fonunda biriken para miktarına ilişkin sözlü soru önergesi (6/1298) ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in cevabı

25.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun, işsizlik ödeneğinden faydalanan kişi sayısına ve yapılan ödeme miktarına ilişkin sözlü soru önergesi (6/1299) ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in cevabı

26.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, Türkoğlu’nda SGK Hizmet Binası yapılmasına ilişkin sözlü soru önergesi (6/1339) ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in cevabı

27.- Van Milletvekili Nazmi Gür’ün, Van depremi sonrasında işini kaybedenlere yönelik çalışmalara ilişkin sözlü soru önergesi (6/1366) ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in cevabı

28.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Ahıska’dan gelenlerin borçlanma yoluyla emekli olabilmeleri için yapılacak çalışmalara ilişkin sözlü soru önergesi (6/1410) ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in cevabı

29.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, İşsizlik Fonunun kullanımına ilişkin sözlü soru önergesi (6/1411) ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in cevabı

30.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Kars İl Müdürlüğünün memur ihtiyacına ilişkin sözlü soru önergesi (6/1412) ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in cevabı

31.-  Adana Milletvekili Ali Halaman’ın, kamuda çalışan 4/C’li personele ilişkin sözlü soru önergesi (6/1450) ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in cevabı

32.- Adana Milletvekili Ali Halaman’ın, tedavi katılım payının kaldırılıp kaldırılmayacağına ilişkin sözlü soru önergesi (6/1477) ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in cevabı

33.-  Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, SGK ve İŞKUR’daki boş engelli kadrolarına atama yapılıp yapılmayacağına ilişkin sözlü soru önergesi (6/1487) ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in cevabı

34.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, meslek odaları ve sendikaların işçi sağlığı ve iş güvenliği politikasına katılımına ilişkin sözlü soru önergesi (6/1541) ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in cevabı

35.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun, İŞKUR’un işsizlere istihdam sağlamaya yönelik kurslarına ilişkin sözlü soru önergesi (6/1563) ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in cevabı

36.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun, toplu iş sözleşmesinden yararlanan işçilere ve sektörlere ilişkin sözlü soru önergesi (6/1566) ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in cevabı

37.- Adana Milletvekili Ali Halaman’ın, aile hekimliği muayenelerinden ve emeklilerden sağlıkta katkı payı alınmasına ilişkin sözlü soru önergesi (6/1627) ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in cevabı

38.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, kamu kurum ve kuruluşlarındaki boş engelli kadrolarına ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/1635) ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in cevabı

39.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, ülkemizde son on yılda gerçekleşen iş kazalarına ilişkin sözlü soru önergesi (6/1664) ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in cevabı

40.- Adana Milletvekili Ali Halaman’ın, Devlet Personel Başkanlığında bulunan ihtiyaç fazlası personele ilişkin sözlü soru önergesi (6/1671) ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in cevabı

41.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, İstanbul-Tuzla başta olmak üzere dericilik sektöründeki işyerlerinde sendika üyesi olan işçilerin işten çıkartıldığı iddiasına ilişkin sözlü soru önergesi (6/1690) ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in cevabı

42.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, Kamuda çalışan avukatların çalışma koşulları ile özlük ve sosyal haklarına ilişkin sözlü soru önergesi (6/1720) ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in cevabı

43.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, yerel yönetimlerde sözleşmeli olarak çalıştırılan personele ilişkin sözlü soru önergesi (6/1877) ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in cevabı

44.- İstanbul Milletvekili Celal Dinçer’in, yeni eğitim sisteminin çocuk işçiliğini artıracağı iddialarına ilişkin sözlü soru önergesi (6/1925) ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in cevabı

45.- Giresun Milletvekili Selahattin Karaahmetoğlu'nun, sözleşmeli personele yönelik çalışmalara ilişkin sözlü soru önergesi (6/1971) ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in cevabı

46.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, emekli yaşını doldurduğu halde prim eksikliği nedeniyle emekli olamayanlara ilişkin sözlü soru önergesi (6/2030) ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in cevabı

47.- Mersin Milletvekili Ali Öz’ün, Mersin’de hastanelere tahakkuk eden fatura incelemelerinin Ankara’da yapılmasına ve yaşanan mağduriyete ilişkin sözlü soru önergesi (6/2038) ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in cevabı

48.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, mevsimlik işçilerin barınma sorununa ve sağlık primlerine ilişkin sözlü soru önergesi (6/2089) ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in cevabı

49.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Bitlis’te ekonomik gelişme ve istihdamın artırılmasına ilişkin sözlü soru önergesi (6/2146) ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in cevabı

50.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, mevsimlik işçilerin sorunlarına ilişkin sözlü soru önergesi (6/2195) ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in cevabı

51.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, 2000 yılı öncesi ve sonrasındaki emekli maaşları arasındaki farklılığa ilişkin sözlü soru önergesi (6/2274) ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in cevabı

52.- Muğla Milletvekili Nurettin Demir’in, kanser hastalığının tedavisinde kullanılan bir ilacın piyasada bulunmamasına ilişkin sözlü soru önergesi (6/2308) ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in cevabı

53.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, sözleşmeli personelin kadroya geçirilmesi için yapılan çağrıya ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/2408) ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in cevabı

54.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, TEDAŞ özelleştirmesi sonucu 4/C statüsüne geçirilen personelin kazanılmış haklarına ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/2409) ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in cevabı

55 - Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, istihdam üzerindeki vergi ve primlerin azaltılmasına ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/2476) ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in cevabı

 

 

X.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan’ın, bir izcilik kampında silah eğitimi verildiği iddialarına ilişkin sorusu ve Gençlik ve Spor Bakanı Suat Kılıç’ın cevabı (7/20277)

2.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, belediyelerin amatör spor kulüplerine aktaracağı parasal kaynakların sınırlanmasına ilişkin sorusu ve Gençlik ve Spor Bakanı Suat Kılıç’ın cevabı (7/20689)

3.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, Doping Kontrol Merkezinin hatalı işlemlerine ilişkin sorusu ve Gençlik ve Spor Bakanı Suat Kılıç’ın cevabı  (7/20690)

4.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, Bakanlığın merkez ve taşra teşkilatı ile bağlı birimlerince düzenlenen toplantı ve organizasyonlara ilişkin sorusu ve Gençlik ve Spor Bakanı Suat Kılıç’ın cevabı (7/20692)

5.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Manisa Gençlik Merkezi Projesi’ne ilişkin sorusu ve Gençlik ve Spor Bakanı Suat Kılıç’ın cevabı (7/20693)

6.- Manisa Milletvekili Erkan Akçay’ın, Manisa Merkez Spor Salonu Projesi’ne ilişkin sorusu ve Gençlik ve Spor Bakanı Suat Kılıç’ın cevabı (7/20694)

7.- Malatya Milletvekili Veli Ağbaba’nın, Bölgesel Amatör Lig 4. Gruptaki iki takımın karşılaşmasında çıkan olaylara ilişkin Başbakandan sorusu ve Gençlik ve Spor Bakanı Suat Kılıç’ın cevabı (7/20967)

8.- Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan’ın, yurtlardan atılan öğrencilere ilişkin sorusu ve Gençlik ve Spor Bakanı Suat Kılıç’ın cevabı (7/21048)

9.- Diyarbakır Milletvekili Altan Tan’ın, Kış Olimpiyatları için Erzurum’da yapılan tesislerin kullanımına ilişkin sorusu ve Gençlik ve Spor Bakanı Suat Kılıç’ın cevabı (7/21049)

10.- Afyonkarahisar Milletvekili Ahmet Toptaş’ın, inşaatı devam eden Yeni Halkla İlişkiler Binasında kullanılan granitlere ilişkin sorusu ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan Vekili Mehmet Sağlam’ın cevabı (7/21511)

11.- Mersin Milletvekili Ali Öz’ün, inşaatı devam eden yeni Halkla İlişkiler Binasında kullanılan granitlere ilişkin sorusu ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan Vekili Mehmet Sağlam’ın cevabı (7/22181)

12.- Sakarya Milletvekili Engin Özkoç’un, Sapanca Gölü’nün korunmasına ilişkin sorusu ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/22333)

13.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, 2002-2013 yılları arasındaki dış borç verilerine ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Ali Babacan’ın cevabı (7/22517)

14.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, Ziraat Bankası ile Türk Ekonomi Bankasının 2013 yılındaki müşteri sayılarına ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Ali Babacan’ın cevabı (7/22519)

15.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan’ın, batık tüketici kredi tutarına ilişkin Başbakandan sorusu ve Başbakan Yardımcısı Ali Babacan’ın cevabı (7/22700)

16.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan’ın, tüketici kredisi kullanan kişi sayısına ilişkin Başbakandan sorusu ve Başbakan Yardımcısı Ali Babacan’ın cevabı (7/22702)

17.- Aydın Milletvekili Ali Uzunırmak’ın, 2002 yılından itibaren ithal edilen bazı ürünlere ilişkin Başbakandan sorusu ve Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehmet Mehdi  Eker’in cevabı (7/22707)

18.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, Seyitömer Termik Santralinin özelleştirilmesine ilişkin Başbakandan sorusu ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı (7/22715)

19.- İstanbul Milletvekili Gürsel Tekin’in, GDO’lu ürün ithal eden firmalara yönelik denetimlere ve ithal pirinçte GDO bulunup bulunmadığına ilişkin Başbakandan sorusu ve Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehmet Mehdi  Eker’in cevabı (7/22733)

20.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, Bakanlık tarafından çıkarılan dergiye alınan reklamlara ilişkin sorusu ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın cevabı (7/22777)

21.- Adana Milletvekili Murat Bozlak’ın, belediyelerin Planlı Alanlar Tip İmar Yönetmeliğini uygulayıp uygulamadıklarına ilişkin sorusu ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın cevabı (7/22782)

22.- Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan’ın, Gebze’de bir anaokulunun üzerinden geçen yüksek gerilim hattına ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/22797)

23.- Bitlis Milletvekili Hüsamettin Zenderlioğlu’nun, Türkiye’de petrol ve değerli maden araması yapan firmalar ile Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgelerindeki petrol arama çalışmalarına ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/22798)

24.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, Irak’ın kuzeyindeki bölgesel yönetimle ilişkiler ile Hükümetin bölgesel yönetimle bazı enerji anlaşmalarına vardığı iddiasına ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/22799)

25.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, Bakanlık ve bağlı, ilgili ya da ilişkili kurum veya kuruluşlarca yapılan harcamalara ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/22800)

26.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, okul ve camilerin aydınlatılma giderlerinin Hazine tarafından karşılanmasına ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/22801)

27.- Kahramanmaraş Milletvekili Durdu Özbolat’ın, Afşin-Elbistan Termik Santraline verilecek isme ilişkin sorusu ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız’ın cevabı (7/22802)

28.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, mesleki ve teknik liselerle ilgili çeşitli verilere ilişkin sorusu ve Millî Eğitim Bakanı Nabi Avcı'nın cevabı (7/22905)

29.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Şırnak, Batman, Muş, Adıyaman ve Hakkâri’ye yapılan yatırımlara ilişkin sorusu ve Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu'nun cevabı (7/22936)

30.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Ağrı, Iğdır, Gümüşhane ve Bayburt’a yapılan yatırımlara ilişkin sorusu ve Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu'nun cevabı (7/22937)

31.- Artvin Milletvekili Uğur Bayraktutan’ın, ekmek fiyatlarına ilişkin Başbakandan sorusu ve Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehmet Mehdi  Eker’in cevabı (7/22998)

32.- Ankara Milletvekili Aylin Nazlıaka’nın, bağlı kurum ve kuruluşların sosyal tesislerine ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/23002)

33.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Batman, Hakkâri ve Elazığ illerindeki sit alanlarının korunmasına ve çoğaltılmasına,

Muş, Mardin, Siirt ve Adıyaman illerindeki sit alanlarının korunmasına ve çoğaltılmasına,

Erzurum, Gümüşhane ve Bayburt illerindeki sit alanlarının korunmasına ve çoğaltılmasına,

Kars, Ağrı ve Iğdır illerindeki sit alanlarının korunmasına ve çoğaltılmasına,

Ardahan’daki sit alanlarının korunmasına ve çoğaltılmasına,

İlişkin soruları ve Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın cevabı (7/23061), (7/23062), (7/23063), (7/23064), (7/23065) 

34.- Muş Milletvekili Demir Çelik’in, endemik bitki ve hayvan türlerinin korunmasına ilişkin sorusu ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/23198)

35.- Bolu Milletvekili Tanju Özcan’ın, Kastamonu’nun Azdavay ilçesine bağlı bir köydeki mermer çıkarma faaliyetlerinin çevreye etkilerine ilişkin sorusu ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/23205)

36.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Muş, Mardin, Adıyaman, Batman, Siirt ve Hakkâri’deki sağlık kuruluşları denetimlerine ve tespit edilen eksikliklere,

Kars, Ağrı ve Iğdır’daki sağlık kuruluşları denetimlerine ve tespit edilen eksikliklere,

Gümüşhane, Bayburt ve Van illerindeki sağlık kuruluşları denetimlerine ve tespit edilen eksikliklere,

Ardahan’daki sağlık kuruluşları denetimlerine ve tespit edilen eksikliklere,

İlişkin soruları ve Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu'nun cevabı (7/23218), (7/23219), (7/23220), (7/23221)

37.- İstanbul Milletvekili İhsan Özkes’in, İstanbul Beyoğlu’daki Ağa Camisinin restorasyonuna ilişkin Başbakandan sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/23270)

38.- İstanbul Milletvekili Celal Adan’ın, KOBİ’lerin kullandıkları kredilere ilişkin Başbakandan sorusu ve Başbakan Yardımcısı Ali Babacan’ın cevabı (7/23272)

39.- Ankara Milletvekili Levent Gök’ün, çiftçiye ödenecek buğday farkına ilişkin Başbakandan sorusu ve Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehmet Mehdi  Eker’in cevabı (7/23284)

40.- Mersin Milletvekili Vahap Seçer’in, GDO’lu pirinç ithal edildiği iddiaları ile ilgili çeşitli hususlara ilişkin Başbakandan sorusu ve Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehmet Mehdi  Eker’in cevabı (7/23286)

41.- Bursa Milletvekili İsmet Büyükataman’ın, Bursa’da bağlı kurum ve kuruluşlarda 2002-2013 yılları arasında istihdam edilen personele ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/23293)

42.- Osmaniye Milletvekili Hasan Hüseyin Türkoğlu’nun, Ulusal Karasal Sayısal TV Yayın Lisansı sıralama ihalesine ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/23294)

43.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, RTÜK tarafından gerçekleştirilen bir ihaleye ve Türkiye’de yayın yapan radyo ve televizyon kanallarına ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/23295)

44.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, İstanbul’a yönelik proje ve yatırımlara ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/23306)

45.- Kırklareli Milletvekili Turgut Dibek’in, TRT’nin 2011 yılında mütercim spiker aldığı iddiası ile TRT Haber kanalındaki bir programın sunucusuna ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/23310)

46.- Kırklareli Milletvekili Turgut Dibek’in, TRT bünyesindeki kanallarda yayınlanan iki televizyon programına ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/23311)

47.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, Bakanlık ve bağlı kurumlarda sosyal medya, web sayfası ve internet hizmetleri için yapılan ödemelere ilişkin sorusu ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/23495)

48.- Bursa Milletvekili İsmet Büyükataman’ın, 2003-2013 yılları arasında Bursa’daki hastane ve sağlık ocaklarına yönelik denetimlere ilişkin sorusu ve Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu'nun cevabı (7/23505)

49.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, sorumluluk alanına bağlı basın ve halkla ilişkiler müşavirliğinde çalışan personel ile bu müşavirliğin dışarıdan hizmet alımına ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/23653)

50.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, RTÜK’e ait İstanbul’daki iki dairenin satılması ile RTÜK üyelerinin mali ve sosyal haklarına ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/23654)

51.- Yalova Milletvekili Muharrem İnce’nin, bir bakanlık personelinin aynı zamanda bir şirkette müdürlük yaptığı iddiasına ilişkin sorusu ve Ekonomi Bakanı Mehmet Zafer Çağlayan’ın cevabı (7/23723)

52.- Ankara Milletvekili Aylin Nazlıaka’nın, vergi harcamalarına ilişkin sorusu ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in cevabı (7/23878)

53.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, 2002-2013 yılları arasındaki mesire alanlarına ve mesire alanlarındaki yangınlarla mücadele kapsamında yapılan çalışmalara ilişkin sorusu ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/23937)

54.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, İnsan Hakları İnceleme Komisyonunun bir yurt dışı seyahatine ilişkin sorusu ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan Vekili Mehmet Sağlam’ın cevabı (7/23983)

55.- Bursa Milletvekili İsmet Büyükataman’ın, bağlı kurum ve kuruluşlara ait sosyal tesislere ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/24051)

56.- Yozgat Milletvekili Sadir Durmaz’ın, Bakanlık personelinin istihdam biçimlerine göre dağılımı ile ilgili verilere ilişkin sorusu ve Ekonomi Bakanı Mehmet Zafer Çağlayan’ın cevabı (7/24139)

57.- Bursa Milletvekili İsmet Büyükataman’ın, Bakanlığa ait sosyal tesislere ilişkin sorusu ve Ekonomi Bakanı Mehmet Zafer Çağlayan’ın cevabı (7/24143)

58.- Ankara Milletvekili Aylin Nazlıaka’nın, Bakanlık tarafından kiralanan ve kiraya verilen hizmet binaları ile araçlara ilişkin sorusu ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/24369)

59.- Mersin Milletvekili Ali Öz’ün, Bakanlığın merkez ve taşra teşkilatında kullanılan makam ve hizmet araçlarına ilişkin sorusu ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/24372)

60.- Bursa Milletvekili İsmet Büyükataman’ın, Bakanlığa ait sosyal tesislere ilişkin sorusu ve Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğlu’nun cevabı (7/24377)

61.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, milletvekillerinin güvenlik sorununa ilişkin sorusu ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan Vekili Mehmet Sağlam’ın cevabı (7/24708)

62.- İstanbul Milletvekili Mustafa Sezgin Tanrıkulu’nun, milletvekillerinin e-posta ve sosyal medya hesaplarının izlenip izlenmediğine ilişkin sorusu ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkan Vekili Mehmet Sağlam’ın cevabı (7/25107)

 


18 Haziran 2013 Salı

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 15.03

BAŞKAN: Başkan Vekili Mehmet SAĞLAM

KÂTİP ÜYELER: Muhammet Bilal MACİT (İstanbul), Muhammet Rıza YALÇINKAYA (Bartın)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 121’inci Birleşimini açıyorum.

Toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere başlıyoruz.

Gündeme geçmeden önce üç sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim. Konuşma süreleri beşer dakikadır, Hükûmetin yirmi dakika cevap verme hakkı vardır.

Gündem dışı ilk söz, hafta sonu yapılan LYS sınavları hakkında söz isteyen İstanbul Milletvekili Sayın Türkan Dağoğlu’na aittir.

Buyurun Sayın Dağoğlu. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

 

IV.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- İstanbul Milletvekili Türkan Dağoğlu’nun, lisans yerleştirme sınavlarına ve üniversitelerimizin bugünkü durumuna ilişkin gündem dışı konuşması

 

TÜRKAN DAĞOĞLU (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; üniversite sınavları ve üniversitelerimizin bugünkü durumuyla ilgili gündem dışı söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlarım.

Öncelikle geçtiğimiz hafta gerçekleşen ve bu hafta da devamı gelecek olan lisans yerleştirme sınavına katılan tüm gençlerimiz dilerim ki ideallerindeki üniversite ve bölüme kavuşurlar.

Sınav sistemlerini statik olmaktan çıkarıp zamanın ruhuna uygun olarak çağdaş düzenlemeleri ve değişiklikleri yaparak gençlerimizin daha modern ve etkin bir sisteme tabi tutulmalarını sağlamak için çabalar gösterilmektedir. Ülkemiz, uluslararası arenadaki etkinliğinin günbegün artması ve ekonomik alanda sağladığı gelişmelere paralel olarak 170’i aşkın devlet ve vakıf üniversitesiyle yükseköğrenim alanında da cazibe merkezi olma yönünde emin adımlarla ilerlemektedir. Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunda 5 vakıf üniversitesi kurulmasını öngören yasayı geçtiğimiz günlerde kabul etmiş bulunmaktayız. Ülkemiz, artık üniversite ve bölüm açarken toplumsal ihtiyaçları ve teknolojik gelişmeleri göz önünde bulundurmaktadır. Biz, bunları -daha evvel belirtildiği gibi- megalomani veya büyüklük hezeyanı ile değil milletimize hizmet bilinciyle yapıyoruz. Türkiye, üniversitelerin nitelik ve niceliğine verdiği önemle aslında şu mesajı vermektedir: Genç ve dinamik nüfusun niteliğini ve katma değerini artırmak, bu gençlerimizin eğitim alanında artan taleplerini karşılamak, büyümemize istikrar kazandıracak yatırımları bizzat gençlere yapmakla mümkündür.

Değerli milletvekilleri, Türkiye, Hükûmetimizin 2023 hedefleri bağlamında dünyanın on büyük ekonomisinden birisi olmak üzere, yükseköğretimin büyümesini sürdürmesi gerektiğinin bilincindedir. Şu an itibarıyla baktığımızda, gerçekten çok gurur verici rakamlarla karşı karşıya bulunmaktayız. Harvard Üniversitesinin ortaya koymuş olduğu bir “business” mecmuasında orada parlayan yıldız olarak Avrupa’da 2 ülke gösterilmiştir; bunlardan birisi Almanya, diğeri de Türkiye’dir ve bunu Harvard Üniversitesinin mecmuası kapak olarak göstermektedir.

AK PARTİ’nin iktidara geldiği sene Türkiye çapında sadece 76 üniversitenin olması başarımızın matematiksel kanıtını da ortaya koymaktadır. Artık üniversitesiz il kalmamış, hatta aynı il içinde de gençlerimize tercih ve yeteneklerine göre farklı üniversite ve bölüm olanakları tanınmaktadır. Üniversite okullaşma düzeylerini tabana daha adil ve hakkaniyetli bir şekilde yaymak üzere ise geçtiğimiz sene harçları kaldırmıştık. Böylelikle üniversiteye gitmek, artık ailenin maddi durumuyla bağlantılı olmaktan çıkarılmış, eğitimde fırsat eşitliği tesis edilmiştir. 2 milyonun üzerinde öğrencimiz bugün bu harçların kaldırılmasından doğrudan doğruya istifade etmektedir. Hükûmetimiz, öğrenci bursları aracılığıyla da üniversiteye gitme eğilimlerini teşvik etmektedir. On yıl içinde burs ve kredilerde yüzde 522 oranında artış sağlanmıştır.

Üniversite sistemini düzenleyip iyileştirirken uluslararası camiadaki hedefleri ve konumumuzu da göz önünde bulundurarak yabancı öğrencilere de kapılarımızı açmaktayız. “Türkiye Bursları” adı altında yabancı öğrencilere verilen burslar sayesinde 2012 yılında ülkemizde okumak isteyen öğrenci sayısında ciddi bir artış olmuştur. Ülkede 2.500’e yakın öğrenci eğitim görmektedir. Bu rakam gerçekten çok büyüktür ve başarının özetidir aslında.

Sözlerime son verirken bütün kardeşlerime, bütün evlatlarımıza sınavlarında bir kere daha başarılar diliyorum.

Saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Dağoğlu.

Gündem dışı ikinci söz, Tekirdağ’ın sorunları hakkında söz isteyen Tekirdağ Milletvekili Sayın Emre Köprülü’ye aittir.

Buyurun Sayın Köprülü. (CHP sıralarından alkışlar)

 

2.- Tekirdağ Milletvekili Emre Köprülü’nün, Tekirdağ’ın sorunlarına ve Taksim Gezi Parkı olaylarına ilişkin gündem dışı konuşması

 

EMRE KÖPRÜLÜ (Tekirdağ) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; her ne kadar gündem dışı konuşmamız Tekirdağ ile ilgili olsa da gündemimiz düşünüldüğünde, ülkemizin gündemi düşünüldüğünde öncelikle değinmek istediğimiz birkaç konu olduğu kanaatindeyiz.

Sayın milletvekilleri, Türkiye’nin gündemi malum. Bu gündemi başlangıç noktasından ele aldığımız zaman şununla karşılaşacağız: 29 Mayıs tarihinde masum, demokratik taleplerini dile getiren insanlar vardı Gezi Parkı’nda. Bu insanlara uykularında, sabaha karşı beşte, bir saldırı emri verildi ve bu insanlara saldırıldı. Kim verdi bu saldırı emrini? Çok net, hiç tartışmasız, Başbakan verdi. O gençlere saldırıldı ve o andan itibaren de tüm Türkiye ayağa kalktı; insanlar çığ gibi bir araya geldiler, birleştiler; sokaklar, caddeler, alanlar, meydanlar doldu. Başbakan bu süreçte bir kez dahi insanları dinlemeden bu insanlara hakaret ederek söze başladı, o hakaretler ve despotça tavırlar insanları daha da kenetledi; insanlar kenetlendikçe ve insanlar kızdıkça meydanlar daha da kalabalıklaştı; insanlar, meydanlar kalabalıklaşınca Başbakan bocaladı; Başbakan bocaladıkça sertleşti ve sertleştikçe maskeleri de birer birer düştü. Ne kadar anlayışsız, tahammülsüz ve hoşgörüsüz olduğunu önce tüm Türkiye, daha sonra tüm dünya gördü. Biliriz ki dünyada bütün diktatörler çaresiz kaldıklarında şiddete başvururlar çünkü diktatörler âcizdirler, çünkü biliriz ki şiddet yalnız ve yalnız âciz insanların metodudur.

Şimdi, AKP olayların sorumlularını arıyor, arkasında kimler var, onları bulmaya çalışıyor; faiz lobisi mi var, dış güçler mi var, BBC mi var, Çarşı grubu mu var? Ben şunu söyleyeyim: Allah, hiçbir lideri ve siyasi partiyi bu kadar komik bir duruma düşürmesin. Eğer sorumlu arıyorsa AKP ya da Başbakan, dönüp aynaya baksın. Tek bir sorumlu var -bunu artık Türkiye de gördü, dünya da gördü- yönetme yeteneği ortadan kalkan Başbakan. AKP’ye oy vermiş yurttaşlarımız anladı ama Başbakan ve yakın çevresi maalesef ki daha anlayamıyor. Bu insanların, bu toplanan insanların yüzde 80’i genç; demokrasi istiyorlar, özgürlük istiyorlar. İçlerinde toplumun her kesiminden insanlar var; birbirlerine saygıları var, birbirlerinin özgürlük alanlarına saygıları var ama Başbakanın ve Başbakanın yakın çevresinin o gençlere saygısı yok, görüyoruz ki sevgisi de yok.

AKP mitingler yaptı, hiç anlamadı insanları. Bu insanlar homojen bir yapıya sahip değiller, toplumun her kesiminden insanlar var. AKP şu hataya düştü: Halkına karşı, millete karşı miting yapan bir siyası parti durumuna düştü. Ama neden? Telaşa kapıldı, paniğe kapıldı ve o panik de onlara bunu yaptırdı.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Siz neye düştünüz, CHP neye düştü; bir de onu söylesene. Polise taş atanın avukatlığını…

EMRE KÖPRÜLÜ (Devamla) – Ne dedi ismine? “Millî iradeye saygı” dedi. Ya, millî iradeye saygınız olsa, bu Parlamentonun 8 milletvekili iki senedir içeride, bir adım atarsınız. Sizin millî iradeye gram dahi saygınız yok ki. (CHP sıralarından alkışlar)

Şimdi, artık AKP’ye kimse inanmıyor. Bazıları “Mesajı aldık.” diyorlar. AKP mesaj falan almaz. Bakın, bu olaylar çevre duyarlılığıyla başladı ve ne noktaya geldi.

Şimdi, birkaç gün önce “Çevre duyarlılığından mesaj aldık.” diyenlerin yaptığını size anlatayım: Bakın, elimde Çevre ve Şehircilik Bakanlığının bazı plan değişiklikleri var. Yerel yönetimlere sormamış, iradeyi almamış, yerel iradeyi, belediyelerin düşüncelerini almamış. Ne yapmış biliyor musunuz? Burada, ben iktidar partisinin Tekirdağ milletvekillerine de sesleniyorum, onlar da bu konuda ellerini taşın altına koymak zorundalar: Marmara Ereğlisi ilçesine -sit alanı olan, turizmin yoğun olduğu ilçeye kömürle termik santral kararı almış. Belediyenin haberi yok, bizlerin haberi yok, kimsenin haberi yok. Onun dışında, il özel idaresinin reddettiği orman alanının içerisine, Şarköy ilçesine çevrim santrali kararı almış. İnsanlar karşı çıkıyor. Onu da geçiyorum, gene, gitmişler, Malkara ilçesine termik santral kararı almışlar.

Yerel iradeler farklı düşünüyor, AKP tepeden inme imar planı değişiklikleri yapıyor. Nereye yapıyor? Tarım arazisine yapıyor. Nereye yapıyor? Ormana yapıyor. Nereye yapıyor? İnsanların yaşam alanlarına yapıyor. Sonra da “Biz mesajı aldık.” diyor.

Açık olarak söyleyelim: Toplum gerçekleri gördü. AKP’nin alacağı hiçbir mesaj yoktur, bu halka da vereceği artık hiçbir şey kalmamıştır diyorum, teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar, AK PARTİ sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Köprülü.

Gündem dışı üçüncü söz, Seyitömer Termik Santrali ve Kömür İşletmesinin satışı nedeniyle yaşanan mağduriyetler hakkında söz isteyen Kütahya Milletvekili Sayın Alim Işık’a aittir.

Buyurun Sayın Işık. (MHP sıralarından alkışlar)

 

3.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, Seyitömer Termik Santrali ve Seyitömer Linyitleri İşletmesinin satışı nedeniyle yaşanan mağduriyetlere ilişkin gündem dışı konuşması

 

ALİM IŞIK (Kütahya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle sizleri ve bizleri televizyonları başında izleyen saygıdeğer vatandaşlarımı saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, bugün yani 18 Haziran 2013 günü Kütahya ve Kütahyalı hemşehrilerim için kötü bir milat olarak tarihe geçecek bir gündür çünkü bugün Kütahya ilinin en büyük işletmelerinden birisi olan Seyitömer Termik Santraliyle Seyitömer kömür işletmelerinin bir bütün hâlinde, özelleştirme adı altında satışa sunulduğu sürecin son günüdür ve devir teslim işlemlerinin yapıldığı bir gündür. Yani bugün Kütahya, elindeki, cumhuriyet tarihi boyunca yapılmış kamu yatırımlarından bir başkasını, iki işletmeyi bir bütün hâlinde kaybetmiştir. Geçmiş olsun diyorum.

Bugün, AKP hükûmetlerinin iş başına geldiği 2002 yılından bu yana başlattığı hızlı özelleştirme sürecine Kütahya’da daha önce satılan Eti Gümüş, şeker fabrikası, azot fabrikası, TEDAŞ ve KÜMAŞ tesislerinin ardından Seyitömer tesislerinin de bu zincire eklendiği ve anılan tesislerin özelleştirme adı altında âdeta peşkeş çekilircesine satılarak özel sektöre devrinin tamamlandığı bir gündür.

Bugün, Türkiye genelinde olduğu gibi Kütahya’da da önceki cumhuriyet hükûmetleri döneminde yapılmış kamu yatırımlarının AKP’nin bütçe açıklarını kapatabilmek için sadece iki yıllık geliri veya dört beş yıllık kârı karşılığında yıllardır on binlerce Kütahyalı hemşehrimin çalışıp emekli olduğu, emeklilik sonrasında da torunlarına ve çocuklarına destekte bulunduğu bir tesisin kapısına kamu adına kilit vurulduğu bir gündür.

Bugün, Özelleştirme İdaresi Başkanlığınca Aralık 2012’de başlatılan ihale ilanının arkasından Seyitömer Termik Santrali ve kömür işletmesinin devir teslim işlemlerinin tamamlanarak sıranın Kütahya’da bulunan son kamu işletmesi olan Tunçbilek Termik Santrali ve Garp Linyitleri İşletmesinin satışına başlandığı gündür.

Değerli milletvekilleri, bu tesis sıradan bir tesis değildir. Daha, bu tesis, bir buçuk yıl öncesine kadar ilgili bakanların yani Maliye Bakanı ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanının soru önergelerimize cevaben “Kesinlikle özelleştirmeyi düşünmüyoruz.” dediği, geçen yıl temmuz ayında çıkartılan torba yasaya eklenen bir maddeyle, bir gece yarısı AKP milletvekilleri tarafından verilen önergeyle eklenen bir maddeyle iki tesisin bir bütün hâlinde özelleştirilmesinin önünün açıldığı, sürecin arkasından geçen yaklaşık bir yıllık sürede, tüm işlemlerin tamamlanarak son noktaya gelindiği bir gündür.

Bugün, sonuçlanan bu satışla, 600 megavatlık kurulu güçle her yıl yaklaşık 4 milyar kilovatsaat elektrik enerjisinin üretildiği, 4 üniteli bir santral ile her yıl yaklaşık 7 milyon tona yakın linyit kömürünün üretildiği ve yaklaşık otuz yıllık rezerve sahip olan bir tesisin peşkeş çekildiği ve orada çalışan 3 bine yakın çalışanın ne olacağının belli olmadığı ve bundan sonra kara günlerin yaşanacağı maalesef kötü bir gündür. Bu süreçte, 9 Ocak 2013 tarihinde aynı konuda yaptığım bir gündem dışı konuşmayla bu satışa engel olunmasını ve milletvekilleri olarak mutlaka buna dur dememizin gerektiğini yine burada sizlerle paylaşmıştım ama maalesef o günden bugüne hep olabilecek muhtemel tepkileri önleme adına, Kütahyalılara ve orada çalışan insanlara maalesef doğru bilgiler iletilmedi, “Sizi EÜAŞ’a bağlı diğer yerlere transfer edeceğiz.” diye uyutuldu ama bugün kapının önüne bırakıldığı kara bir gündür.

Bugün, buradan Kütahyalı hemşehrilerim şunu beklemektedir: Kütahya milletvekilleri, sendika yöneticileri, o işletmede yıllarca geçimini sağlamış işletme yöneticileri başta olmak üzere, kendilerine doğru bilgiyi vermeyen insanların yeniden bu kürsüye gelip doğru bilgileri kendilerine aktarmalarını beklemektedir. Bu insanların geleceği karanlıktır.

Sizi bu duygu ve düşüncelerle tekrar saygıyla selamlıyor, bu peşkeş çekişe dur demeye davet ediyorum.

Saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN - Teşekkür ediyorum Sayın Işık.

HASAN FEHMİ KİNAY (Kütahya) - Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyursunlar.

HASAN FEHMİ KİNAY (Kütahya) – Sataşma nedeniyle söz talebinde bulunmak istiyorum.

ALİM IŞIK (Kütahya) - Böyle bir yol yok Sayın Başkanım, hiç kimseye sataşmadım, hiç kimseye sataşmadım.

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) - “Peşkeş” ifadesi kullanıldı efendim, “peşkeş” ifadesi.

ALİM IŞIK (Kütahya) - Nedir başka? Peşkeş değil de nedir?

ALTAN TAN (Diyarbakır) -  Maliye Bakanı cevap versin, Maliye Bakanı…

BAŞKAN – Yerinizden, bir dakika… Burada çıkmayalım, böyle bir şey yok.

ALİM IŞIK (Kütahya) – Sayın Bakan verecek. Sayın Başkanım, muhatabım sayın bakanlardır. Kimsenin ismini vermedim, sayın bakanlar buraya gelip cevap verecek.

BAŞKAN –  Müsaade ederseniz devam edelim efendim.

Bir dakika. Sisteme girmiş olan arkadaşlara söz vereceğim. Size de bir dakika vereceğim, buyurun oturun. Tamam, bir şey yok efendim, buyurun oturun.

OKTAY VURAL (İzmir) - Sayın Başkan, bir şey arz edeceğim.

BAŞKAN – Buyurun.

 

V.- AÇIKLAMALAR

1.- İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, AKP mitinginde üç hilalli bayrağın kullanılmasının siyasi bir entrika olduğuna ve böyle bir siyasi ahlaksızlığın ve millî irade saygısızlığının hesabının sorulacağına ilişkin açıklaması

 

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkanım biz, burada, Türkiye Büyük Millet Meclisinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu olarak kırk dört yıldır üç hilalli bayrağımızla şerefli bir mücadelenin temsilcileri olarak bulunmaktayız.

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) - Konuyla ne alakası var?

BAŞKAN – Bir dakika efendim, bir dakika… Dinleyelim. Lütfen, lütfen…

OKTAY VURAL (İzmir) – Üç hilalin yürüttüğü mücadelede şehitlerimiz, gazilerimiz olmuştur. Üç hilalin fikir ve siyaset namusunu koruyarak bu sıralara milletimizin iradesiyle geldik ve bunu korumaya da ant içtik.

RECEP ÖZEL (Isparta) - Bu ne?

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, Sayın Grup Başkan Vekili söz alıp konuşsun efendim.

OKTAY VURAL (İzmir) - Geçtiğimiz hafta sonunda siyasi tarihimiz açısından etik dışı bir sahne yaşanmış, kırk dört yıldır şerefli bir şekilde taşıdığımız üç hilalli bayrağımız, milliyetçiliği ayaklar altına aldığını söyleyen bir zihniyet tarafından kendi ucuz siyasetine malzeme yapılmak istenmiştir.  Üç hilalin AKP mitinginde kullanılması siyasi bir entrikadır.

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) - Sayın Başkan, böyle bir usulümüz var mıdır efendim?

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Bravo!

OKTAY VURAL (İzmir) - Partimizin mücadelesini simgeleyen üç hilali birilerinin kendi mitinglerinde alet etmek istemesi, her şeyden önce millî iradeye saygısızlık, aynı zamanda partimizin hükmi şahsiyetine tasalluttur. Bu istismar, oportünist, Makyavelist ve maddeci, tabansız bir anlayışın tezahürüdür. PKK ile görüşmede şeref ve haysiyet iddiasını kaybedenlerin üç hilali  istismar ederek aklanması mümkün değildir. (AK PARTİ sıralarından gürültüler) 

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) - Sayın Başkan, şu anda siz Başkan Vekili olarak…

BAŞKAN – Bir dakika efendim… Bir dakika…

OKTAY VURAL (İzmir) - Kırk dört yıldır siyaset onurunu, siyaset namusunu ve siyasi kimliğini her zaman korumuş bir siyasi hareket olarak böyle bir siyasi ahlaksızlığın ve millî irade saygısızlığının hesabının muhakkak sorulacağını burada ifade etmek istiyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) - Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Başkanım, bir dakika… Bir dakikanızı rica edeyim.

Sayın Vural, bunu beş dakika söz isteyerek de yapabilirdiniz. Usulümüze göre, şimdi burada cevap denecek, vesaire, bu, uzuyor. Bir saniye efendim.

OKTAY VURAL (İzmir) - Sayın Başkan, Milliyetçi Hareket Partisini temsil eden şerefli bir mücadelenin temsilcileri olarak burada üç hilale yönelik bu siyasi entrika konusunda elbette tutanaklara girmesi gereken hususlar vardır. Biz bu irademizi kullandık.

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, Sayın Başkan…

BAŞKAN – Şimdi, benim söylediğim şu… (AK PARTİ ve MHP sıralarından karşılıklı laf atmalar)

Bir saniye efendim, bir saniyenizi rica edeyim.

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, lütfen, rica ediyorum.

BAŞKAN – Buyurun.

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan,  Sayın Grup Başkan Vekilinin ifade ettiği konu, Meclis İç Tüzüğü neyi gerektiriyorsa o çerçevede Grup Başkan Vekili söz ister, kalkar, buranın ritüelleri, temayülü ve İç Tüzüğü gereği konuşmasını yapar. Bu, korsan bir konuşmadır.

BAŞKAN – Estağfurullah.

OKTAY VURAL (İzmir) – Aynı şekilde korsan konuşmayı sizden söz almadan yapan Grup Başkan Vekili zaten sergiledi.

BAŞKAN – Neyse. Efendim, şimdi, bir saniye…

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın grup başkan vekilleri, bir saniye. Tüzük’e göre hareket edelim. Şimdi…

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Korsan bayrakçı var, korsan konuşmacı var, hepsi korsan!

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, ben, bu konudaki hususa…

BAŞKAN – Kesmedim sözünüzü, tamam efendim, oturun Sayın Vural.

OKTAY VURAL (İzmir) – …burada saygı gösterilmesi gerektiğini düşünüyorum.

BAŞKAN – Sayın Vural, sizi dinledim.

OKTAY VURAL (İzmir) - Sayın Başkan, burada, bu duruşuma da saygı gösterilmesini düşünürken buna bile itiraz ediyorlar.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan…

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Biz buna saygı duyarız ama…

OKTAY VURAL (İzmir) – Haydi canım sen de! Haydi yürü, yolun açık olsun.

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – İç Tüzük’e uygun olarak yapılmamasına karşıyız.

OKTAY VURAL (İzmir) – Haydi canım sen de! İç Tüzük’e uygun.

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Böyle bir üslubumuz yok.

OKTAY VURAL (İzmir) – Grup Başkan Vekili olarak ben burada çıkarım, sözümü söylerim. Bu kadar açık!

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Sakin konuşun, sakin! Öfkeyle değil, sükûnetle konuşun, sesinizi yükseltmeyin, sözünü yükseltin.

OKTAY VURAL (İzmir) – Size yedi başlı şamdan yakışır. İstiyorsanız yedi kollu şamdanla çıkın oraya!

BAŞKAN – Şimdi, değerli arkadaşlar, gerçekten, İç Tüzük’e göre hareket edelim. Müsaade ederseniz, sisteme girmiş olan arkadaşlarımıza birer dakika, sonunda da Sayın Hamzaçebi söz istediler, iki dakika da ona vereceğim.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Ama sonunda, lütfen Sayın Hamzaçebi.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Efendim.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – …ben farklı bir öneride bulunacaktım, söz talebim ayrı ama Sayın Oktay Vural bir değerlendirmede bulundu, Sayın Mahir Ünal da kendisi bir değerlendirmede bulundu. Gündem bir anda farklılaştı. Uygun görürseniz, bütün gruplara beşer dakika söz verin efendim bu gündemle ilgili…

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Hayır efendim, şimdi…

BAŞKAN – Bir saniye…

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – …kürsüden görüşlerimizi ifade edelim.

BAŞKAN – Şimdi, müsaade ederseniz, zaten arkadaşımız cevabını verdi bir nevi, sonra gruplar söz isterlerse verelim.

Ben, şimdi, sisteme girenlere söz vereceğim, sonra sizin iki dakika talebiniz vardı onu size söz olarak vereceğim.

Sayın Özkan, buyurun efendim.

 

2.- Burdur Milletvekili Ramazan Kerim Özkan’ın, Hükûmetin gençlerin taleplerini dikkate alması ve orantısız şiddete son verilmesi gerektiğine, birçok ilde görülen şap hastalığı nedeniyle Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığını göreve davet ettiğine ve Karabük’ün Eflani ilçesinin sorunlarına ilişkin açıklaması

 

RAMAZAN KERİM ÖZKAN (Burdur) – Sayın Başkan, teşekkür ederim.

Şu anda Hükûmet yetkilileri yok ama önce güze ülkemin güzel gençlerinin taleplerini Hükûmet olarak dikkate almanızı, bir an önce orantısız şiddete son verilmesini, şiddete başvuranların ve emir verenlerin cezalandırılmasını talep ediyorum.

Yine, ülke genelinde birçok ilde şap hastalığı görülmektedir. Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı ortada yoktur. Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığını göreve davet ediyorum.

Geçen hafta ziyaret ettiğimiz Karabük Eflani ilçesinin yüksekokul sorununa sahip çıkılmasını, ayrıca, yine, Karabük Eflani ilçesinin hastane inşaatı sorunun bir an önce çözüme kavuşturulmasını, Kırım Kongo kanamalı ateşinin pilot bölge seçildiği bu ilçede sağlık sorunlarının dikkate alınmasını talep ediyor, yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

BAŞKAN –Teşekkürler Sayın Özkan.

Sayın Kaplan…

 

3.- Kocaeli Milletvekili Mehmet Hilal Kaplan’ın, Taksim Gezi Parkı olaylarında yaralananlara yardım eden doktorlar hakkında Sağlık Bakanlığınca işlem yapılmasını kınadığına ilişkin açıklaması

 

MEHMET HİLAL KAPLAN (Kocaeli) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Hükûmetten ve bakanlardan kimse yok ama yine de konuşmanın doğru olduğunu düşünüyorum.

Sağlık Bakanı, Taksim Gezi Parkı’nda yaşanan hadiselerden dolayı yaralananlara yardım eden doktorlara hukuki olmadığı gerekçesiyle işlem yaptı ve bunun için İstanbul Tabip Odasına bir soruşturma başlattı. Soruşturmada aynen şöyle söylüyor, diyor ki: “Bahsi geçen yasa dışı gösterilerde yaralanan şahıslara tıbbi müdahalede bulunduğu tespit edilenlere, muhtelif bilgiler ve istihbarat bilgileri doğrultusunda gerekenler yapılacaktır.”

Sayın Sağlık Bakanı da bir hekim arkadaşımız. Hipokrat yemini ettiğinde, zaman, yer, renk, ırk ayrımı yapmadan her zaman her yerde mesleğini icra edeceğine, insanlara yardım edebileceğine dair söz veren bir bakanın bu soruşturmayı yapmasını kınadığımı ifade etmek istiyorum.

Yine bir cümlesinde İstanbul Valisine diyor ki: “Bu bölgede yardım edenlerin yasa dışı örgüt üyesi olduklarını tespit ettik.” Ben de Sayın Bakana isim veriyorum duyuyorsa ya da ilgili vali: Doktor Alper Güçlütürk…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET HİLAL KAPLAN (Kocaeli) - …Doktor Kadir Köksal, Doktor Mert Akbulut, Doktor Huban Dayıoğlu…

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Kaplan.

MEHMET HİLAL KAPLAN (Kocaeli) - …Doktor Murat Tozan diş hekimi. Lütfen…

BAŞKAN – Sayın Kaplan, teşekkür ediyorum.

Sayın Öğüt, buyurun.

 

4.- İstanbul Milletvekili Kadir Gökmen Öğüt’ün, Taksim Gezi Parkı olayları sırasında ölenlere rahmet dilediğine ve AKP’nin İstanbul Kazlıçeşme’de gerçekleştirdiği miting için İstanbul Belediyesinin imkânlarının sınırsızca kullanıldığı iddialarına ilişkin açıklaması

 

KADİR GÖKMEN ÖĞÜT (İstanbul) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Öncelikle, Gezi olayları sırasında katledilen gençlerimize ve kazada şehit olan Komiserimize rahmet diliyorum.

Sayın milletvekilleri, AKP’nin İstanbul Kazlıçeşme’de gerçekleştirdiği mitingle ilgili bazı iddialar kamuoyuna yansımıştır. Özellikle, İstanbul’da belediye imkânlarının sınırsızca miting için kullanıldığına dair bilgiler fotoğraflar ve videolarda mevcuttur. İstanbul’un çeşitli semtlerinden ve çevre illerden Kazlıçeşme’deki mitinge İETT araçları tarafından vatandaşların ücretsiz taşındığı iddialarını, Kazlıçeşme mitingi için kaç belediye ve halk otobüsünün görev yaptığını, belediye otobüslerinin afiş ve posterlerle neden parti seçim otobüsü görünümüne büründürüldüğünü, Kazlıçeşme’ye kaç ek sefer konulduğunu, bunu yaparken diğer semtlerin seferlerinin aksatıldığını, öğleden sonra Taksim’e giden metroların kapatılmasını, Kadıköy’den Kabataş ve Beşiktaş vapur seferlerinin iptalini Hükûmet açıklamak zorundadır.

Yukarıda bahsi geçen olanaklar başka siyasi partilere de sağlanacak mıdır; yoksa AKP, bir kez daha ayrımcı ve baskıcı uygulamasını savunacak mıdır?

Halkın olanaklarını kendi çıkarları için kullanmak hangi hukuk ve vicdana sığar?

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Sayın Öğüt, teşekkür ediyorum.

Sayın Doğru…

 

5.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun, esnaf ve sanatkârların sıkıntı içinde olduklarına, borçlarının tekrar yapılandırılmasını istediklerine ve perakende kanununun bir an önce çıkarılması gerektiğine ilişkin açıklaması

 

REŞAT DOĞRU (Tokat) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Tokat ili gibi Anadolu’da bütün esnaf ve sanatkârlarımız son zamanlarda sigorta, maliye, esnaf kefalet borçlarını ödeyemedikleri için çok büyük sıkıntı içerisindedirler. Bu borçların yapılandırılması sonucu taksitleri ödeyememiş ve temettü faizleriyle karşı karşıya kalmışlardır. Tokat Esnaf ve Sanatkârlar Odaları Birlik Başkanı Mehmet Bekçi ve Reşadiye ilçesi Şoförler ve Otomobilciler Odası Başkanı Uğur Uçar feryat ederek bu borçların süratli bir şekilde tekrar yapılandırılmasını istemektedirler.

Esnaf ve sanatkârlar, özellikle son zamanlarda çıkartılmayan süpermarketler kanunundan dolayı çok büyük sıkıntı içerisindedirler. Süpermarketler kanununun, yani perakende yasasının da süratli bir şekilde çıkartılmasını ve bu masum insanların dertlerine derman olunmasını istiyor, teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Doğru.

Sayın Yeniçeri…

 

6.- Ankara Milletvekili Özcan Yeniçeri’nin, MİT’in bazı iş adamlarını fişlemesiyle ilgili Taraf gazetesinde yer alan iddialara ilişkin açıklaması

 

ÖZCAN YENİÇERİ (Ankara) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Taraf gazetesinde, CHP’li iş adamlarına devlet ihalelerini vermemek için fişleyen MİT’in aynı yöntemle Milliyetçi Hareket Partilileri de fişlediği ve bunları özel telefondan Başbakanlığa bildirdikleri iddiaları vardır. Gazetenin açıkladığı MİT belgelerine göre, MİT’in fişlemesinden önce devletten ihale alan MHP’ye yakın isimler şirketlerinin fişleme raporuna girmesinin ardından tek bir ihale dahi alamamışlar. Gazetede MİT ve Başbakanlık arasında bir telefon hattı kurulduğunu, kamu kurumlarına atanacak kişiler ve ihalelere girecek firmalarla ilgili fişleme belgelerinin de bu telefonla şifahi olarak Başbakana iletildiğine ilişkin vahim iddialar vardır. Bu iddialara kamu vicdanını rahatlatacak açıklamalar yapılacak yerde gazetecinin iddialarını dayandırdığı gizli belgelere mahkemece yayın yasağı getirilmiştir. İddialar vahimdir, Hükûmet zan altındadır. İddialar doğruysa mafya yöntemleriyle çalışan böyle bir iktidar meşruiyetini yitirmiş demektir.

Kamu vicdanına saygıyla duyurulur.

MEHMET METİNER (Adıyaman) – Yalandan kim ölmüş?

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Yeniçeri.

Sayın Güneş…

 

7.- Uşak Milletvekili İsmail Güneş’in, Taksim Gezi Parkı’nda başlayan olayların arkasında bazı güçler olduğuna ve CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun danışmanı Ali Kılıç’ın Münih’te yaptığı görüşmelerle ilgili bazı iddialara ilişkin açıklaması

 

İSMAİL GÜNEŞ (Uşak) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

28 Mayıs 2013 tarihinde Gezi Parkı olaylarıyla başlayan ve tüm ülkeye yayılmaya çalışılan olaylar değerlendirildiğinde, ilk günlerdeki ve sade Gezi Parkı’ndaki masum göstericiler hariç tutulduğunda olayların arkasında illegal örgütlerin, bazı partilerin, bazı finans çevrelerinin, bazı ülkelerin ve yayın kuruluşlarının olduğu görülmektedir.

Bir program için hafta sonu gittiğim Almanya’nın Münih kentinde beni tanımayan bir vatandaşımız, bu olaylar başlamadan önce, CHP Genel Başkanı Sayın Kılıçdaroğlu’nun danışmanı Ali Kılıç Bey’in kendilerini ziyaret ettiğini, Türkiye’de olayların başlayacağını ve olaylar başladıktan sonra Türkiye’ye gelerek gösterilere katılmalarını rica ettiğini iddia etmiştir. Bu iddialar doğru mudur? Doğruysa siz demokrasiye, sandığa güvenmiyor musunuz? Ülke düşmanlarıyla birlikte olmak sizin içinize siniyor mu? Koltuk sizin için bu kadar önemli mi? Bu olayların programlanmasında, planlanmasında baştan beri mi vardınız, yoksa fırsatçı olarak arkadan mı takıldınız?

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Güneş.

Sayın Demiröz…

 

8.- Bursa Milletvekili İlhan Demiröz’ün , Bursa’nın İnegöl ve Kestel ilçelerinde yaşanan şiddetli yağış ve dolu nedeniyle çiftçilerin mağduriyetlerinin bir an önce giderilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

 

İLHAN DEMİRÖZ (Bursa) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Geçtiğimiz hafta içerisinde Bursa, İnegöl ve Kestel ilçelerinde meydana gelen ve etkili olan şiddetli sağanak yağışın ardından dolu yağışı yaşanmıştır. İnegöl ilçemize bağlı Gündüzlü köyü, Aşağıballık köyü, Hamamlı köyü, Muratbey köyü, Hayriye köyü, Bahariye köyü, Konurlar köyü, Çitli köyü, Kurşunlu kasabası, Akıncılar köyü, Hamidiye köyü ve Kestel ilçemize bağlı Aksu, Babasultan, Gözede, Kozluören ve Ümitalan köylerinde şiddetli yağış dolu ile birlikte çiftçilerimizin büyük zararına neden olmuştur. Sayın Tarım Bakanını göreve çağırıyor ve her iki ilçede yaşanan dolu olayı nedeniyle zarara uğrayan çiftçilerimize yönelik çalışmaları bir an önce başlatmasını diliyor, saygılar sunuyorum.

 

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Demiröz.

Sayın Çınar…

 

9.- Kastamonu Milletvekili Emin Çınar’ın, Kastamonu’da yaşanan şiddetli dolu yağışı nedeniyle çiftçilerin mağduriyetlerinin bir an önce giderilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

 

EMİN ÇINAR (Kastamonu) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Geçtiğimiz hafta ilim Kastamonu’da başta Taşköprü, Devrekani, Seydiler ilçelerinde etkili olan dolu yağışı ekili alanlara büyük zarar vermiştir. Büyük çoğunluğu, sigortasını yaptıramayan, tarım sigortasını yaptıramayan çiftçimiz perişan hâldedir. Sarımsak dikili alanlar, hububat ve yem bitkisi ekili alanlar büyük zarar görmüştür. Çiftçimizin yaşamış olduğu bu mağduriyetin yetkililerce bir an önce tespitinin yapılıp gerekli adımların atılmasını bekliyorum. İlimizde yaşanan bu aşırı yağıştan dolayı zarar gören bütün hemşehrilerime geçmiş olsun dileklerimi sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Çınar.

Sayın Erdemir.

 

10.- Bursa Milletvekili Aykan Erdemir’in, Taksim Meydanı’ndaki direniş eylemlerine ve tutuklamalara ilişkin açıklaması

 

AYKAN ERDEMİR (Bursa) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Gençler Taksim Meydanı’nda yürüdü, “Yürütmeyiz.” dediniz, gaz ve su sıktınız, tutukladınız. Kadınlar İstiklal Caddesi’nde oturma eylemi yaptı, gaz ve su sıktınız, tutukladınız. Duran Adam Erdem Gündüz Taksim Meydanı’nda durdu, emniyet amirinin “Sabit duranları alın.” emriyle gözaltına aldınız. Alman Piyanist Davide Martello Taksim Meydanı’nda piyano çaldı, piyanoyu tutukladınız. Yürümek yasak, oturmak yasak, durmak yasak, piyano çalmak yasak, sosyal medyada yasaklarla ilgili paylaşımda bulunmak da yasak. Düşünen insan, konuşan insan, duran insan, özgür insan, güzel insan… Gelin, insanı da yasaklayın.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Erdemir.

Sayın Karaahmetoğlu…

 

11.- Giresun Milletvekili Selahattin Karaahmetoğlu’nun, Taksim Gezi Parkı olaylarında polis tarafından burnu kırılan Amasya Milletvekili Ramis Topal’a sağlık dilediğine ve halkın, yaşanan zulmün, zorbalığın bedelini demokratik yöntemlerle ödeteceğine ilişkin açıklaması

 

SELAHATTİN KARAAHMETOĞLU (Giresun) – Sayın Başkan, hafta sonu Taksim’deki olaylarda polisin göstericilere karşı gösterdiği orantısız güce karşı, demokrasi adına orada bulunan Amasya Milletvekilimiz Sayın Ramis Topal, polisin tekmeleriyle ve kaskının atılmasıyla burnunun kırılmasına sebep olan bir olayda, kimlik kartını gösterdiği hâlde göstericiler tarafından polislerin elinden kurtulmuştur. Daha vahim sonuçlar olabilirdi. Şu anda kendisi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Hastanesinde operasyon geçirmektedir, kendisine sağlık diliyorum.

Halkımız, finans kapitalin en gerici, en din istismarcısı, en emperyal unsurlarının diktatörlüğü Tayyip faşizmine geçit vermeyecektir. Halkımız yaşanan zulmün, yaşanan zorbalığın bedelini demokratik yöntemlerle ödetecektir.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Ben teşekkür ederim.

Sayın milletvekilleri, sisteme giren diğer arkadaşlarımızdan özür diliyoruz, 10 arkadaşımız konuştu.

Sayın Hamzaçebi’nin söz talebi vardı.

Buyurun Sayın Hamzaçebi.

 

12.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, edebiyatçı Peride Celal’in vefatına, Taksim Gezi Parkı olaylarında yaralanan ve hayatını kaybedenlere, bu olaylar sırasında bazı milletvekillerinin güvenlik güçlerinin şiddetine maruz kaldığına ve orantısız güç kullanması yönündeki uygulamaya son verilmesi gerektiğine ilişkin açıklaması

 

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Önce, ünlü edebiyatçı Peride Celal Hakk’ın rahmetine kavuşmuştur, kendisine Allah’tan rahmet diliyorum; yakınlarına, ailesine ve sanat dünyasına sabır ve başsağlığı diliyorum.

Taksim Gezi Parkı’nda başlayan ve sonrasında gelişen süreçte tüm Türkiye’yi etkisi altına alan olaylar, protesto hareketleri devam ediyor. Bu olaylar sırasında 1’i komiser olmak üzere, toplam 5 vatandaşımız hayatını kaybetmiştir. 1 vatandaşımız hâlen hayati tehlikeye sahip bir durumdadır. Türk Tabipleri Birliği kayıtlarına göre 7.822 yaralı vardır, 59 ağır yaralı vardır, 6 kişinin -ayrıca- hayati tehlikesi olduğu rakamı mevcuttur, 11 kişi, 11 vatandaşımız gözünü kaybetmiştir, 1 kişi görme sorunu yaşamaktadır ve yaklaşık 100 vatandaşımız da kafa travması yaşamıştır veya yaşamaktadır. Bu kadar ciddi bir bilançoyla karşı karşıyayız.

Bu protesto hareketlerinde bulunan bazı milletvekili arkadaşlarımız ise özel olarak, milletvekili olduğu için hedef gözetilmek suretiyle güvenlik güçlerinin şiddetine maruz kalmıştır. Amasya Milletvekilimiz Ramis Topal, Erzincan Milletvekilimiz Muharrem Işık, İstanbul Milletvekilimiz Sezgin Tanrıkulu bu örneklerden sadece bir kısmıdır. Elbette, milletvekilinin vatandaştan herhangi bir farkı yoktur ama özel olarak, milletvekili olduğu için bu arkadaşların hedef gözetilmesi gibi bir şiddeti buradan kınıyorum ve güvenlik güçlerine, Sayın Başbakana, İçişleri Bakanına güvenlik güçlerinin orantısız güç kullanması yönündeki uygulamasına son vermesini öneriyorum.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Hamzaçebi.

HASAN FEHMİ KİNAY (Kütahya) – Sayın Başkanım, bana söz verecektiniz.

BAŞKAN – Buyurun yerinizden sizde, yerinizden. Bir dakika veriyorum.

HASAN FEHMİ KİNAY (Kütahya) – Sayın Başkan, şöyle istirham edeyim…

BAŞKAN – Şimdi, beyefendi, yerinizden dedim, lütfen yerinizden. Bir dakika söz… Böyle bir şey yok da bir cevap vermek istediniz. Yerinizden, buyurun.

HASAN FEHMİ KİNAY (Kütahya) – Bir dakika süre yetmeyecektir.

BAŞKAN – Buyurun yerinizden… Fark etmez.

 

13.- Kütahya Milletvekili Hasan Fehmi Kinay’ın, Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın gündem dışı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

 

HASAN FEHMİ KİNAY (Kütahya) – Sayın Başkanım, değerli milletvekilleri; biraz evvel Sayın Alim Işık, Kütahya Seyitömer Termik Santrali nedeniyle, özelleştirilmesi nedeniyle yapmış olduğu konuşmada bölge milletvekillerine çağrıda bulunmuştur. Bu bir anlamda sataşmadır ancak iki dakikalık sürede bile izah edemeyeceğim birçok konuyu burada bir dakikada aktarmam mümkün değil. Ancak şunu ifade edebilirim: Kütahya Seyitömer Termik Santralinin özelleştirilmesi yaklaşık yirmi yıldan beri Türkiye’nin gündemindedir. 2003 senesinden itibaren de enerji santrallerinin özelleştirilmesine ilişkin Özelleştirme Yüksek Kurulu kararı alınmıştır. 2011 yılı seçimlerine giderken buranın özelleştirileceğine ilişkin biz de açık beyanda bulunduk. Şu anda herhangi bir mağduriyet söz konusu değildir. Bütçe açıkları değil, zaten biliyorsunuz bütçemiz 4,3 milyar dolar bir fazla vermiştir ancak bununla birlikte yaklaşık 4 katrilyon TL tutarında bir bedelle Seyitömer Termik Santrali özelleştirilmiştir.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Milletvekili.

Değerli arkadaşlar, gündeme geçiyoruz. Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Sayın Başkan, söz talebimiz var.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Sayın Başkan, Grup Başkan Vekilimizin söz talebi var. Diğer grup başkan vekillerine verdiniz, söz talebimiz var.

BAŞKAN – Söz talep edene verdi, diğerlerine vermedik efendim.

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Grup başkan vekillerine ayrıcalık tanınıyor biliyorsunuz.

BAŞKAN – Buyurun, siz de iki dakika.

Başkasına vermedim ki arkadaşlar. Niye böyle yapıyorsunuz?

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Hamzaçebi’ye verdiniz Sayın Başkan.

BAŞKAN – Hamzaçebi istemişti, verdim.

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Ben de istemiştim Sayın Başkan, ben de istedim.

BAŞKAN – Siz istemediniz, burada talebiniz yok. Her düğmeye bastığınız zaman olmuyor ki.

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Sayın Başkan, böyle bir uygulama var. Grup başkan vekilleri…

BAŞKAN – Buyurun efendim, buyurun.

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, benim de talebim vardı efendim.

BAŞKAN – O zaman tamam.

Buyurun.

 

14.- Iğdır Milletvekili Pervin Buldan’ın, ESP üyeleri, Atılım gazetesi, Etik Ajans ve Özgür Radyo çalışanlarına düzenlenen eş zamanlı baskınlara ve gözaltına alınanların derhâl serbest bırakılması gerektiğine ilişkin açıklaması

 

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Bugün, siyasi soykırım operasyonu çerçevesinde sabah saatlerinde ESP üyeleri, Atılım gazetesi, Etik Ajans ve Özgür radyo çalışanlarına dönük eş zamanlı baskınlar düzenlendi. Baskınlarda onlarca kişi gözaltına alındı. Şu anda Türkiye’de Kürt sorununda esen müzakere havasıyla hiç uyumlu bir durum olmadığını ifade etmek istiyoruz. Gözaltına alarak, tutuklayarak, baskı ve şiddet uygulayarak Türkiye’de demokratikleşme alanında adım atılmayacağı aşikârdır. Bu yönteme bir an önce son verilmesi, gözaltına alınanların derhâl serbest bırakılması gerektiğini ifade etmek istiyor, teşekkür ediyoruz.

BAŞKAN – Ben teşekkür ederim.

Buyursunlar Sayın Ünal.

 

15.- Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal’ın, İstanbul Milletvekili Kadir Gökmen Öğüt’ün yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

 

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle Kazlıçeşme mitingiyle ilgili bir iddia ortaya atıldı. İstanbul Büyükşehir Belediyesinin bu konuda yaptığı bir açıklama vardır ve bütün siyasi partiler bilgi istediği takdirde yapılan kira sözleşmelerinin kendilerine gönderileceği, yapılan kira sözleşmeleri, aynı zamanda yasa gereği kiracının yasal olan flama ve bayrakların, kiralanan araçta kullanılacağına dair de açıklamalar yapılmıştır.

Diğer taraftan, cumhuriyeti, cumhuriyetin değerlerini, kazanımlarını, kamu düzenini, demokrasiyi ve demokrasinin kazanımlarını savunanların, insan aklının keşfettiği bir düzen fikrini sokakta yıkma ve bunu destekleme aklını ve bu düzeni savunan aklı da fasişt olarak nitelemesini şaşkınlıkla karşılıyorum, asıl faşizm kitlelerin öfkesinin arkasına saklanmaktır.

Saygılarımı sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler.

Sayın Vural, buyurun.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Tüm dünyada diktatörler de “diktatör değilim” diye bağırır.

CANDAN YÜCEER (Tekirdağ) – Vatandaşları bölmek istiyorsunuz.

 

16.- İzmir Milletvekili Oktay Vural’ın, MHP Grubu olarak, Milas Güllük’te atık su arıtma tesisinde metan gazı zehirlenmesinden dolayı hayatını kaybeden 7 vatandaşa Allah’tan rahmet dilediğine ilişkin açıklaması

 

OKTAY VURAL (İzmir) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Muğla Milletvekilimiz Sayın Mehmet Erdoğan söz alamadı, ben de grup başkan vekili olarak müsaadenizle hem Milliyetçi Hareket Partisi Grubu olarak hem de Sayın Milletvekilimiz adına Güllük’te, Milas Güllük’te atık su arıtma tesisinde metan gazı zehirlenmesinden dolayı hayatını kaybeden 7 vatandaşımıza Allah’tan rahmet diliyorum, bütün ailelerine ve Milaslılara başsağlığı dileklerimizi paylaşıyoruz efendim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Vural.

Sayın milletvekilleri, gündeme geçiyoruz.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, otuz saniye söz alabilir miyim efendim?

BAŞKAN – Tabii, buyursunlar.

 

17.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, Milas Güllük’te atık su arıtma tesisinde metan gazı zehirlenmesinden dolayı hayatını kaybeden 7 vatandaşa Allah’tan rahmet dilediğine ve Taksim Gezi Parkı protesto eylemleri sırasında bir kısım kişilerin bazı siyasi parti binalarına saldırıda bulunduklarına ilişkin açıklaması

 

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Milas Güllük’te metan gazından zehirlenen ve hayatını kaybeden 7 vatandaşımıza Allah’tan rahmet diliyorum; yakınlarına, ailelerine sabır ve başsağlığı diliyorum.

Bir de, Taksim Gezi Parkı protesto eylemleri çerçevesinde, bazı siyasi partilere bir kısım kişilerin -“eylemciler” diyemiyorum, kim oldukları meçhul- saldırıda bulunduklarını öğrenmiş bulunuyorum. Evvelsi gün, Cumhuriyet Halk Partisi İstanbul İl Başkanlığı binasına böyle bir saldırı gerçekleşti. Yine evvelsi gün, Barış ve Demokrasi Partisinin Mamak ilçe binasına böyle bir saldırının gerçekleştiğini sosyal medyadan öğrendim. Bu eylemleri kınıyorum. Siyasi partiler demokrasinin temel kurumlarıdır. Hiçbir şekilde hiçbir saldırının konusu olmamalıdır.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, çok kısa… Lütfen…

BAŞKAN – Sayın Ünal, buyurun; siz de çok kısa lütfen.

 

18.- Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal’ın, İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

 

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, İstanbul İl Başkanlığı bu konuda açıklama yapmıştır. Bu provokasyona dönük ilk şikâyeti İstanbul İl Başkanlığı yapmıştır. Kazlıçeşme mitinginden dönen otobüslere yapılan saldırılar ve diğer taraftan “Şişhane CHP İlçe Başkanlığına saldırı yapılıyor.” diye sosyal medya üzerinden yapılan yalanların da belgeleri buradadır efendim. AK PARTİ tarafından böyle bir şey söz konusu değildir, olmamıştır.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, efendim, şimdi, ben bir konuşma yaptım, dedim ki: “Cumhuriyet Halk Partisi İstanbul İl Başkanlığına bir saldırıda bulunulmuştur. Kim olduklarını bilmiyorum.”

FATMA NUR SERTER (İstanbul) – Niye üstünüze alınıyorsunuz?

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Üstümüze alınmıyorum efendim.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Mahir Ünal, AK PARTİ üzerine alındı, “Bunu biz yapmadık.” diyor. Efendim, bu nasıl bir suçluluk telaşıdır bilemiyorum doğrusu.

BAŞKAN – “Yapmadık.” dediğine göre mesele yok Sayın Hamzaçebi.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Bu alınganlık niye Sayın Başkan?

BAŞKAN – Başkanlığın Genel Kurula sunuşları…

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Siz de mi? Buyurun, bir dakika da siz buyurun.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Efendim, grubumuz adına yarım dakikalık bir başsağlığı mesajı vermek istiyorum.

BAŞKAN – Tabii, buyurun.

 

19.- Bingöl Milletvekili İdris Baluken’in, BDP Grubu olarak, Milas Güllük’te atık su arıtma tesisinde metan gazı zehirlenmesinden dolayı hayatını kaybeden 7 vatandaşa Allah’tan rahmet dilediğine ve iş güvenliğiyle ilgili mevcut yasal düzenlemelerin yetersiz olduğuna ilişkin açıklaması

 

 

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

Bizler de Barış ve Demokrasi Partisi Grubu olarak, Muğla Milas’ta metan gazı zehirlenmesi nedeniyle yaşamını yitiren tüm vatandaşlarımıza Allah’tan rahmet, yakınlarına ve tüm halkımıza başsağlığı diliyoruz.

İş güvenliğiyle ilgili mevcut yasal düzenlemelerin yetersiz olduğu tekrar anlaşılmıştır. Son on yılda istatistiklere bakılacak olursa, binlerce işçinin, artık “cinayet” dediğimiz bu iş kazalarında veya yetersiz tedbirlerin alınması noktasındaki bazı hususlarda yaşamını yitirdikleri görülecektir. Bu konuda Meclisin mutlaka müdahil olması, bir araştırma komisyonu kurarak neler yapılacağına dair bir yol haritası belirlemesi gerektiğini ifade ediyoruz.

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim.

Sayın milletvekilleri, gündeme geçiyoruz.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Sayın Faruk Çelik gündemin “Sözlü Sorular” kısmının 1, 163, 214, 233, 257, 293, 294, 295, 301, 313, 314, 323, 324, 338, 343, 345, 355, 357, 358, 359, 360, 386, 399, 401, 402, 422, 443, 469, 470, 471, 494, 515, 517, 537, 554, 557, 605, 611, 637, 642, 657, 677, 788, 830, 870, 922, 928, 971, 1021, 1061, 1120, 1145, 1230, 1231 ve 1284’üncü sıralarında yer alan önergeleri birlikte cevaplandırmak istemişlerdir. Sayın Bakanın bu istemini sırası geldiğinde yerine getireceğim.

Şimdi, Meclis araştırması açılmasına ilişkin üç önerge vardır, okutuyorum:

 

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- İstanbul Milletvekili Ayşe Eser Danışoğlu ve 24 milletvekilinin, çocuk cezaevlerindeki infaz ve ıslah uygulamalarının, hükümlü ve tutuklu çocukların sağlık ve yaşam koşullarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/668)

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Çocuk cezaevlerindeki infaz ve ıslah uygulamalarına ilişkin işlem ve faaliyetleri incelemek, hükümlü ve tutuklu çocukların sağlık ve yaşam koşullarını, iç güvenliklerini denetlemek üzere Anayasa’nın 98’inci, Türkiye Büyük Meclisi İçtüzüğü’nün 104’üncü ve 105’inci maddeleri gereğince Meclis araştırması açılmasını saygılarımla arz ederim. 13/3/2012

1) Ayşe Eser Danışoğlu                              (İstanbul)

2) Hülya Güven                                          (İzmir)

3) Sena Kaleli                                            (Bursa)

4) Veli Ağbaba                                            (Malatya)

5) Sedef Küçük                                           (İstanbul)

6) Kadir Gökmen Öğüt                                 (İstanbul)

7) Doğan Şafak                                          (Niğde)

8) Mustafa Serdar Soydan                           (Çanakkale)

9) Mahmut Tanal                                         (İstanbul)

10) Musa Çam                                            (İzmir)

11) Ali Haydar Öner                                    (Isparta)

12) Mehmet Şevki Kulkuloğlu                      (Kayseri)

13) Ahmet İhsan Kalkavan                          (Samsun)

14) Ali İhsan Köktürk                                  (Zonguldak)

15) Hurşit Güneş                                        (Kocaeli)

16) Ali Rıza Öztürk                                     (Mersin)

17) Candan Yüceer                                     (Tekirdağ)

18) Mevlüt Dudu                                         (Hatay)

19) Mustafa Sezgin Tanrıkulu                     (İstanbul)

20) Ali Serindağ                                         (Gaziantep)

21) Namık Havutça                                     (Balıkesir)

22) Ramazan Kerim Özkan                          (Burdur)

23) Hasan Akgöl                                         (Hatay)

24) Haluk Eyidoğan                                    (İstanbul)

25) Ali Demirçalı                                         (Adana)

Gerekçe

Birleşmiş Milletler tarafından kişilerin işkence ve kötü muameleye karşı etkin korunması amacıyla kabul edilen İşkenceye Karşı Birleşmiş Milletler Sözleşmesi’ne Ek Protokol (Ek Protokol) 2002 yılında kabul edilmiştir. Her türlü alıkonulma yerinin düzenli ziyaretlerini öngören Ek Protokol'e göre bu ziyaretler, Birleşmiş Milletler bünyesinde kurulan ve Uluslararası Alt Komite tarafından ve/veya Ek Protokol'e taraf devletlerde kurulu bulunan veya kurulacak ya da yetkilendirilecek Ulusal Önleme Mekanizması (UÖM) tarafından yürütülür. Türkiye 2006 yılında Ek Protokol’ü imzalamış ve Eylül 2011'de protokolün uygulanmasına ilişkin tüm süreçleri tamamlamıştır. Bu çerçevede UÖM kurma yükümlülüğü altına girmiştir.

Türkiye'de UÖM hâlen kurulmamış olmasına rağmen Başbakanlık İnsan Hakları Başkanlığı altında il ve ilçe insan hakları kurulları ve Adalet Bakanlığına bağlı cezaevi izleme kurulları, alıkonulma yerlerinin denetlenmesi yetkisine sahiptir. Ancak bu yapıların tarafsızlıkları, işlevleri ve bağımsız yapılar olmamaları konusunda tereddütler ve sivil toplum kuruluşları tarafından dile getirilen ciddi eleştiriler bulunmaktadır.

Adana'nın Pozantı ilçesindeki M tipi çocuk cezaevinde ortaya çıkan taciz, tecavüz ve kötü muameleyle ilgili iddialar mevcut denetim mekanizmalarının etkin bir şekilde kullanılamadığının ve cezaevlerinin bağımsız ve tarafsız bir kurul tarafından denetlenmesi gerektiğinin kanıtıdır. Bu nedenle, çocuk cezaevlerindeki infaz ve ıslah uygulamalarına ilişkin işlem ve faaliyetleri incelemek, hükümlü ve tutuklu çocukların sağlık ve yaşam koşullarını ve iç güvenliklerini denetlemek üzere Anayasanın 98’inci ve Türkiye Büyük Meclisi İçtüzüğü’nün 104 ve 105’inci maddeleri gereğince Meclis araştırması açılmasını saygılarımla arz ederim.

 

 

2.- Balıkesir Milletvekili Namık Havutça ve 24 milletvekilinin, bor üretiminde etkinliğin sağlanarak Türkiye’nin çıkarlarının nasıl korunacağının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/667)

 

                Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Bor madeni ülkemiz için son derece önemli dünya konjonktürünü etkileyen stratejik bir madendir. Bor minerallerinin, son derece özel kimyasal yapıları nedeniyle, ham madde, rafine ürün ve nihai ürün şeklinde 250'yi aşan kullanım alanı bulunmaktadır. "Sanayinin tuzu" olarak da adlandırılan borun kullanımı ve bor minerallerine bağımlılık, her geçen gün gelişen teknoloji ile birlikte artmaktadır. Ham madde, cam, porselen, seramik, tekstil, deterjan, metalürji, tarım, enerji, havacılık, savunma gibi çok farklı sektörlerde kullanılan bor mineralleri sanayinin vazgeçilmez ham maddelerindendir. Ayrıca, sürdürülebilir enerji tüketiminin artması paralelinde güneş enerjisi ve rüzgâr enerjisi sistemlerinde de bor kullanımı artmaktadır. Aynı zamanda enerji alanındaki diğer araştırmalar da dikkate alındığında bor ürünlerinin, enerji sorunlarına çözümünde de önemli bir potansiyele sahip olduğu bilinen bir gerçektir.

Dünyada en büyük bor rezervleri Türkiye'de Emet, Kırka, Bigadiç bölgelerinde bulunmaktadır. Konsantre bor üretimi Bigadiç, Emet ve Kestelek'te yapılırken, rafine ürünler Bandırma, Kırka ve Emet'te yapılmaktadır. 1978 yılına kadar yerli ve yabancı özel şirketler eliyle işletilen bor madenleri, bu tarihte 2172 sayılı Kanun ile Etibank'a devredilmiştir. 1983 yılında ise, 2840 sayılı Kanun ile bor tuzlarının aranması ve işletilmesinin devlet eliyle yapılacağı hükme bağlanmıştır. Bor madenleri, 1985 yılında çıkarılan 3213 sayılı Maden Kanunu kapsamına alınmış, ancak 2840 sayılı Kanun hükümleri saklı tutulmuştur. Bunun yanı sıra, Türkiye'de ve dünyada bor ürün ve teknolojilerinin geniş bir şekilde kullanımını, yeni bor ürünlerinin üretimini ve geliştirilmesini teminen değişik alanlarda kullanıcıların araştırmaları için 2003'te de Ulusal Bor Araştırma Enstitüsü (BOREN) kurulmuştur.

Dünya bor piyasasında arz ve talep, tekeller tarafından kontrol edilmektedir. US Borax ve Eti Maden İşletmeleri Genel Müdürlüğü dünya bor talebinin yüzde 70’ini tekelinde bulundurmaktadır. Dünya bor pazarı, az sayıda üretici olması ve bor ürünlerinin birbirlerini ikame edebilme özellikleri nedeni ile diğer pazarlardan çok ayrı bir yapıya sahiptir. Dünya bor pazarı, piyasa şartlarında oluşan fiyatlara göre alım satım işlemlerinin gerçekleştirildiği bir piyasa olmadığı da bilinmektedir. Bu piyasadaki fiyatlar, ürün ve pazar şartları ile şirketlerin kısa, orta ve uzun vadeli çıkarları dikkate alınarak, müzakere şartlarına ve gücüne göre belirlenmektedir.

Bu koşullar değerlendirildiğinde bor Türkiye geleceği için çok daha önemli bir maden olmaktadır. Türkiye'nin bor zenginliği uluslararası şirketlerin bu zenginliğimizde söz sahibi olmak isteğini artırmaktadır. Bor minerallerinin, herhangi bir ticari meta şeklinde düşünülmemesi gerekirken serbest piyasa ekonomisinin gerektirdiği çerçeve içerisinde işlem görebileceği yanılgı olarak değerlendirilmektedir. Türkiye'nin bu zenginliğinin, kamu eliyle işletilmesinin sürdürülmesi kaçınılmaz bir durum olarak karşımıza çıkmaktadır. Ayrıca, bu zenginliğimizin kamu eliyle yürütülürken uygulanan taşeron ve sözleşmeli istihdamdan vazgeçilerek, sosyal güvencesi olan kadrolu kamu görevlileri ve işçilerle yapılması bu rezervlerimizin ve işletmelerimizin millî bir politika olarak değerlendirilmesi açısından da yaşamsal bir önem arz etmektedir.

Tüm bu nedenlerle, Türkiye'nin bor üretiminde etkinliğinin, mevcut pazar payının, ürün çeşitliliği ile ürün kalitesinin arttırılmasına yönelik çalışmaların yapılması için, bora dayalı sanayinin gelişmesi için özel bor ürünlerine yatırım yapılarak bor minerallerine dayalı tesislerin ülkemizde nasıl kurulacağının; bilim ve teknolojiye uygun politikalar temelinde, sanayimizle uyumlu olarak tesislerimizin devlet eliyle işletilmesinin nasıl yapılacağının, tesislerimizde çalışanların durumlarının, bununla birlikte, son derece önemli stratejik bor madeniyle ilgili olarak Türkiye'nin çıkarlarının nasıl korunacağının derinlemesine ve kapsamlı olarak araştırılması için Anayasa’nın 98, İç Tüzük’ün 104 ve 105’inci maddeleri gereğince Meclis araştırması açılması için gereğinin yapılmasını arz ederiz.

1) Namık Havutça                                                          (Balıkesir)

2) Haydar Akar                                                              (Kocaeli)

3) Ayşe Nedret Akova                                                    (Balıkesir)

4) Mustafa Sezgin Tanrıkulu                                          (İstanbul)

5) Haluk Ahmet Gümüş                                                  (Balıkesir)

6) Süleyman Çelebi                                                       (İstanbul)

7) Doğan Şafak                                                             (Niğde)

8) Kadir Gökmen Öğüt                                                   (İstanbul)

9) Mustafa Serdar Soydan                                              (Çanakkale)

10) Mahmut Tanal                                                          (İstanbul)

11) Musa Çam                                                               (İzmir)

12) Ali Haydar Öner                                                       (Isparta)

13) Ahmet İhsan Kalkavan                                             (Samsun)

14) Ali İhsan Köktürk                                                   (Zonguldak)

15) Veli Ağbaba                                                             (Malatya)

16) Mehmet Şevki Kulkuloğlu                                        (Kayseri)

17) Ali Rıza Öztürk                                                        (Mersin)

18) Hurşit Güneş                                                           (Kocaeli)

19) Mevlüt Dudu                                                            (Hatay)

20) Candan Yüceer                                                       (Tekirdağ)

21) Ali Serindağ                                                           (Gaziantep)

22) Ramazan Kerim Özkan                                             (Burdur)

23) Hasan Akgöl                                                            (Hatay)

24) Haluk Eyidoğan                                                       (İstanbul)

25) Ali Demirçalı                                                           (Adana)

 

 

3.- BDP Grup Başkan Vekili Iğdır Milletvekili Pervin Buldan’ın, Türkiye'de ırkçı ve faşist politikaların neden olduğu linç olaylarının nedenlerinin araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/666)

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Son dönemde yükseltilen milliyetçi politikalar, sokağa organize linç girişimleri olarak yansımaktadır. Son birkaç yıl içinde Sakarya, İnegöl, Hatay, Trabzon, Aydın ve Tokat gibi illerde Kürt işçiler organize linç girişimlerine maruz kalmışlardır. Son olarak da Kütahya'nın Emet ilçesinde bir binanın şantiyesinde kalan 30 kadar Kürt işçi saldırıya uğramıştır. Türkiye'de özellikle Kürt işçilere karşı gerçekleştirilen bu organize linç girişimlerinin nedenlerinin ve nasıl önlenebileceklerinin araştırılması amacıyla Anayasa'nın 98'inci İç Tüzük’ün 104'üncü ve 105'inci maddeleri gereğince Meclis araştırması açılması için gereğini arz ve teklif ederiz.

                                                                    Pervin Buldan

                                                                  Grup Başkan Vekili

Gerekçe:

Cumhuriyet'in kuruluşundan günümüze Kürt coğrafyasında uygulanan politikalar bölgedeki yoksulluğu sürekli yükseltmiştir. Son 30 yıldır yaşanan savaş ortamında Kürtler yaşadıkları yerleri terk etmek zorunda bırakılmışlardır. Kürtler, bu yerinden edilmişliğin sonucunda büyük oranda metropollerin kenar mahallelerine yerleşip inşaat işçisi veya mevsimlik tarım işçisi olarak yaşam mücadelesi vermek zorunda kalmışlardır.

Savaşa paralel olarak devlet Kürtlerin kimliğini, dilini, sanatını ve kültürel özelliklerini reddetmeyi sürdürmüştür. Yürütülen milliyetçi politikalar sokakları provoke etmiş, resmî ideolojiye sahip kitlelerin Kürt kimliğine bakışı davranışlarına yansımış ve nefret dalgasına neden olmuştur.

AKP iktidarının da sahip olduğu söylem ve yürüttüğü politikalar devletin resmi ideolojisini beslemeyi sürdürmüştür. İktidarın Kürt kimliğini kabul edip siyasi çözüm üretmesi beklentisine rağmen, AKP milliyetçi çizgiyi tercih etmiş ve MHP'den rol kapma yarışına girmiştir. Bu yarış o kadar ilerlemiştir ki bir Bakanlar Kurulu üyesi gençlerin "Kızıl Elma" ülküsüyle yetiştirilmesi gerektiğini ifade etmiştir.

İktidar partisinin, Başbakanın “Tek dil, tek bayrak, tek vatan” sloganıyla başlattığı milliyetçi dalga sadece Hükûmetle sınırlı kalmamıştır. Hükûmetin muktedir olduğu tüm çevrelerde milliyetçi dalga âdeta bir yarışa dönüşmüştür. Muhalif kurumlar büyük oranda susturulmuş yandaş kurumlar da daha fazla Hükûmet yanlısı olmak için vicdanları sızlatacak şekilde pervasız ve ölçüsüz davranmıştır. Böyle bir ortamda medya en büyük rolü üstlenmiştir. Açılım süreciyle başlatılması beklenen barışçıl yayınlar yerini bütün Kürtleri hedef hâline getirilmiştir. TV dizilerinde işlenen dezenformasyon milliyetçi refleksleri sürekli keskin hâle getirmiştir. Öyle ki Kürtleri temsil eden karakterlerin topluma mümkün olduğu derecede iticilik hissi uyandırması sağlanmıştır. Devletin el koyduğu özel TV kanalları, Gülen Cemaatine yakın yayın organları, Merkez Medyanın yayınları ve AKP iktidarı ile Türkiye toplumunun gündeminde yer almaya başlayan strateji kurumları bu yarışı hep zirvede tutmuştur.

Tüm bu operasyonların meşru gösterilmesi için Hükûmet milliyetçi üslubunu sürdürmüştür. Bu pervasız dalga geride bölünmüşlük bırakmıştır. Bu bölünmüşlük sokağa yansımaya başlamıştır. Hükûmetin her adımı sokakta karşılık bulmaya başlamıştır. Kürt kimliğine sahip insanlar ile yaşanan en ufak bir olay bile terörize edilerek organize saldırıya, linç girişimlerine dönüşmüştür. Hükûmet ve bir bütün olarak devlet politikasının sokağa yansıyan linç politikasının sonucunda Sakarya, İnegöl, Hatay, Trabzon, Aydın ve Tokat gibi illerde Kürt işçiler saldırıya uğramıştır.

Son olarak Kütahya Emet'te bir binanın şantiyesinde kalan 30 kadar Kürt işçi, sayısı yüzü geçen bir grup tarafından saldırıya uğradı. Saldırgan grubu Kürt işçileri hedefleyen provakatif bilgiler yayarak, çok sayıda kişinin şantiye önüne yığılmasına neden olmuştur. Sağlık ocağına sığınan işçiler, burada toplanan binlerce kişi tarafından taşlanmıştır. İşçilerin kaldıkları çadırlar da toplanan kalabalık tarafından ateşe verilmiştir. Kürt işçiler linç edilmekten son anda kurtulmuşlardır.

Yaşanan tüm bu olaylar yükseltilen milliyetçi dalganın sonucudur. Bu dalga Türkiye halklarının arasına dinamit döşemektedir. Türkiye'de ırkçı ve faşist politikalarının neden olduğu linç olaylarının nedenleri ve nasıl önlenebileceğinin araştırılması büyük önem arz etmektedir.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergeler bilgilerinize sunulmuştur.

Önergeler gündemdeki yerlerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki görüşmeler sırası geldiğinde yapılacaktır.

Sayın Hamzaçebi’nin bir açıklaması var.

Sayın Hamzaçebi, buyurun.

 

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

20.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, Uşak Milletvekili İsmail Güneş’in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

 

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Biraz önce, bir dakikalık konuşmalar bölümünde Adalet ve Kalkınma Partisi Uşak Milletvekili Sayın İsmail Güneş bir iddiada bulundu. Tutanağı getirttim, okudum, iddia şu, aynen okuyorum: “Münih kentine gitmiştim.” diyor, “Orada beni tanımayan bir vatandaşımız, Gezi olayları başlamadan önce CHP Genel Başkanı Sayın Kemal Kılıçdaroğlu’nun danışmanı Ali Kılıç Bey’in kendilerini ziyaret ettiğini, Türkiye’de olayların başlayacağını ve olaylar başladıktan sonra Türkiye’ye gelerek gösterilere katılmalarını rica ettiğini iddia etmiştir.” diyerek bir iddiayı buraya taşıyor. Ben, Sayın Ali Kılıç’la biraz önce görüştüm “Bu tamamen yalandır, asparagastır.” diyor.

Ben, şimdi, bu iddiada bulunan Sayın İsmail Güneş’e bir çağrıda bulunuyorum: Bir iddia ortaya koydunuz, bunu ispat etmekle yükümlüsünüz. Bu iddiayı size hangi vatandaş söylemiştir? Gelin bunu açıklayın. Bu iddiayı delilleriyle, tanıklarıyla ortaya koymaz iseniz Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak sizi müfteri ilan edeceğiz.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının bir tezkeresi vardır, okutup oylarınıza sunacağım.

 

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI (Devam)

B) Tezkereler

1.- Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığının, Türkiye Büyük Millet Meclisi Dışişleri Komisyonu Başkan Vekili Muhammed Çetin’in, Kırgız Cumhuriyeti Parlamentosu’nun vaki davetine icabetle Bişkek’te düzenlenecek olan “Bölgedeki İşbirliğini Güçlendirmek İçin Merkezi Asya Parlamentolarının Rolü” konulu konferansa katılmak üzere Kırgızistan’a ziyarette bulunmasına ilişkin tezkeresi (3/1239)

 

 

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna

Türkiye Büyük Millet Meclisi Dışişleri Komisyonu Başkan Vekili Muhammed Çetin’in, Kırgız Cumhuriyeti Parlamentosu’nun vaki davetine icabetle Bişkek’te düzenlenecek olan “Bölgedeki İşbirliğini Güçlendirmek İçin Merkezi Asya Parlamentolarının Rolü” konulu konferansa katılmak üzere, Kırgızistan’a ziyarette bulunması hususu Türkiye Büyük Millet Meclisinin Dış İlişkilerinin Düzenlenmesi Hakkında 3620 sayılı Kanun’un 9. Maddesi uyarınca Genel Kurulun tasviplerine sunulur.

                                                                         Cemil Çiçek

                                                                       TBMM Başkanı

BAŞKAN – Oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler…

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Karar yeter sayısı…

BAŞKAN – Kabul etmeyenler…

Karar yeter sayısı yoktur, beş dakika ara veriyorum.

Kapanma Saati: 15.59

 

                                                İKİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 16.10

BAŞKAN: Başkan Vekili Mehmet SAĞLAM

KÂTİP ÜYELER: Muhammet Bilal MACİT  (İstanbul), Muhammet Rıza YALÇINKAYA (Bartın)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 121’inci Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı tezkeresinin oylamasında karar yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi tezkereyi tekrar oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısını arayacağım: Kabul edenler… Kabul etmeyenler…

Arkadaşlarımız arasında anlaşmazlık var, on dakika ara veriyorum.

                                                                           Kapanma Saati : 16.11

                                             ÜÇÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 16.23

BAŞKAN: Başkan Vekili Mehmet SAĞLAM

KÂTİP ÜYELER: Muhammet Bilal MACİT  (İstanbul), Muhammet Rıza YALÇINKAYA (Bartın)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 121’inci Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığı tezkeresinin ikinci oylamasında da karar yeter sayısı bulunamamıştı.

Şimdi tezkereyi tekrar oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısını arayacağım: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Karar yeter sayısı vardır, tezkere kabul edilmiştir.

Şimdi, Barış ve Demokrasi Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

 

VII.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- BDP Grubunun, Türkiye Büyük Millet Meclisi gündeminin “Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler” kısmında yer alan (10/498) esas numaralı TMK kapsamında kolluk kuvvetleri tarafından gözaltına alınıp çıkarıldıkları mahkeme tarafından tutuklanan öğrencilerin durumlarının araştırılması, sorunlarının tespit edilmesi ve çözüm yollarının belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergenin, görüşmelerinin Genel Kurulun 18 Haziran 2013 Salı günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

 

18/6/2013

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulunun 18/6/2013 Salı günü (Bugün) yaptığı toplantısında siyasi parti grupları arasında oy birliği sağlanamadığından, grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                  Pervin Buldan

                                                                         (Iğdır)

                                                                  Grup Başkan Vekili

Öneri:

Türkiye Büyük Millet Meclisi Gündeminin “Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler” kısmının (10/498) TMK kapsamında kolluk kuvvetleri tarafından gözaltına alınıp, çıkarıldıkları mahkeme tarafından tutuklanan öğrencilerin durumlarının araştırılması ve sorunların tespit edilmesi ve çözüm yollarının belirlenmesi amacıyla bir Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergelerin görüşülmesinin Genel Kurulun 18/6/2013 Salı günlü birleşiminde birlikte yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Barış ve Demokrasi Partisi Grubu önerisi üzerinde ilk söz, lehinde olmak suretiyle Diyarbakır Milletvekili Sayın Nursel Aydoğan’ın.

Sayın Aydoğan, buyurun. (BDP sıralarından alkışlar)

Süreniz on dakika.

NURSEL AYDOĞAN (Diyarbakır) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlar; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Sanıyorum salonda olan arkadaşların hepsi 28 Mart 2006’da Diyarbakır’da yaşananları hatırlıyordur ya da biliyordur. Şöyle bir hafızamızı yoklayacak olursak, 28 Mart 2006’da Diyarbakır’da küçük bir halk ayaklanması diyebileceğimiz toplumsal gösteriler yaşanmıştı. Bunların yaşanmasının en önemli nedeni… Hepinizin yine hatırlayacağı gibi, 2006’nın Mart ayında Muş’un Şenyayla ilçesinin kırsalında çıkan bir çatışmada 15 PKK’li yaşamını yitirmişti. Yaşamını yitiren PKK’lilerin cenazeleri Diyarbakır’a gelmişti. Ailelerin bize verdiği bilgi kadarıyla ve yine, gözlemlerden hareketle, yaşamını yitiren 15 PKK’linin cenazelerinde ileri derecede yanık olduğu ve renklerinin siyahlaştığı, dolayısıyla, bir kimyasal silah kullanıldığı üzerineydi. Bunun üzerine yürütülen tartışmalar ve iddialar neticesinde Diyarbakır’da kimyasal silah kullanımına yönelik protesto gösterileri başlamış ve yine, hatırlanacağı üzere, 24 Martta başlayan bu gösteriler 28 Marta kadar devam etmişti ve Türkiye’nin de tarihine geçen önemli toplumsal olaylardan biridir. Yüzlerce kişi gözaltına alınmıştır. Yine, bu toplumsal olaylarda 6’sı çocuk olmak üzere 13 vatandaşımız yaşamını yitirmiştir. Gözaltına alınanlardan da 400’e yakını tutuklanmıştır. İşte, bu olaydan sonra, gözaltına alınıp tutuklananlara nasıl ceza verileceği konusunda Hükûmetin yürüttüğü tartışmalardan sonra ne yazık ki “Terörle Mücadele Kanunu” adı altında 2006’nın Haziran ayında bir kanun çıkartılmıştır ve yaklaşık yedi yıldır da bu kanun yürürlüktedir ve yedi yıldan beri de özellikle bölgede öğrenciler, sade yurttaşlar ve vatandaşlar olmak üzere, binlerce insan Terörle Mücadele Kanunu’ndan kaynaklı önemli bir mağduriyet durumu yaşamaktadır.

Değerli arkadaşlar, hepinizin bildiği gibi, Kürt sorunu Türkiye’de önemli düzeyde tartışılır düzeydedir ve çözümle ilgili de bir mesafe alınmıştır. “Birinci aşama” olarak tanımladığımız aşama tamamlanmak üzeredir. PKK bu dönemde 23 Martta ateşkes ilan etmiştir ve yine, 8 Mayıstan itibaren de silahlı güçlerini yurt dışına, sınır dışına çekmeye başlamıştır. Eğer önemli bir sıkıntı olmazsa da bir iki ay içerisinde geri çekiliş tamamlanacak ve Kürt sorununun çözümüne giden yolda da önemli bir mesafe kaydedilmiş olacaktır. Yine, birinci aşama olarak kaydettiğimiz bu aşamada Akil İnsanlar Komisyonu kurulmuş, Mecliste Çözüm Sürecini İzleme Komisyonu kurulmuş, bu komisyonlar da önemli düzeyde bir mesafe kaydetmişlerdir. Ancak gelinen noktada, Başbakanın hafta sonunda son yaptığı iki günlük İstanbul ve Ankara’daki mitinglerden açığa çıktığı kadarıyla, çözüm sürecine yönelik karmaşık bir düşünce yapısı hâkimdir. Her iki konuşmasında da çözüm sürecinin bir yandan iyi ilerlediğini söylerken, işte, Akil İnsanlar Komisyonunun çalışmalarını bitirdiğini, çalışmalarını raporlaştığını, dolayısıyla önümüzdeki günlerde raporlardan hareketle sorunun çözümüne yönelik de bazı çalışmaların, adımların atılacağını söylerken, yine üst üste yaptığı bu iki gündeki mitinglerde “tek millet” vurgusuna özel bir özen göstermiştir.

Tabii ki Kürt sorununun çözümü, bizim “yol temizliği” diye tanımladığımız Terörle Mücadele Kanunu’nun değiştirilmesi, özel yetkili mahkemelerin kaldırılması, yine, koruculuk kanununun kaldırılması, köye dönüşlerle ilgili yasaların çıkartılması ve elbette ki yeni, demokratik, çoğulcu bir anayasanın yapılmasıdır. Bu anayasada da tabii ki en önemli şeylerden biri de vatandaşlık tanımının yapılmasıdır. Bize göre Türkiye Cumhuriyeti devletinde yaşayan herkes Türkiye Cumhuriyeti vatandaşıdır, “tek millet” vurgusu doğru bir vurgu değildir. Eğer bu vurgu yeni anayasada da açığa çıkacak olursa demek ki bu anayasa yeni bir anayasa olmayacağı gibi, çözüme katkı sunacak bir anayasa da olmayacaktır.

İşte, bu bağlamda Terörle Mücadele Kanunu da son derece önemlidir. Bu yasayı Kürt sorununun çözümünden ayrı düşünmek mümkün değildir. Çıktığı günden günümüze kadar binlerce insan bu yasa çerçevesinde tutuklanmıştır. Özellikle öğrencilerin çok büyük bir mağduriyeti vardır.

Terörle Mücadele Kanunu öz itibarıyla hemen hemen herkesi, yani demokratik eylem ve etkinlikler içerisine katılan, demokratik eylem yapma hakkını kullanan herkesi örgüt üyesi yapma ya da örgüt adına suç işleme kapsamına sokma gibi bir durumla çerçevelenmiştir. Dolayısıyla, durum böyle olunca, pek çok vatandaşımız yaptığı her demokratik eylem ve etkinlik sonucunda TMK’dan yargılanmakta ve akıl almayacak derecede cezalarla karşılaşmaktadır. Özellikle üniversitelerde son birkaç ay içerisinde yaşananlardan örnek vermek istiyorum.

Örneğin Sivas’ta KCK operasyonu yapılmış, öğrenciler demokratik eylem ve etkinliklerden kaynaklı, “KCK operasyonu” adı altında tutuklanmışlar ve son olarak, Malatya 3. Ağır Ceza Mahkemesinde, yaklaşık 14 öğrenci, yüz dokuz yıl gibi uzun bir cezayla karşı karşıya kalmışlardır.

Yine, Denizli’de, Pamukkale Üniversitesinde Roboski katliamını protesto ettikleri için 100 öğrenci gözaltına alınmış, tutuklanmış, hâlen de cezaevinde bulunmaktadır.

Yine, Diyarbakır’da Roboski katliamını protesto eylemlerine katıldıkları için 14 öğrenci bir ile üç yıl arası cezalarla karşı karşıyadır. Gözaltına alınıp tutuklanan öğrencilerin uzun tutukluluk süresi öğrencilerin eğitim ve öğrenim görme hakkını elinden aldığı gibi, verilen inanılmaz cezalarla da özgürlükleri kısıtlanmaktadır.

Dolayısıyla, hem Kürt sorununun çözümü açısından hem de Türkiye'nin demokratikleşmesi açısından son derece önemsediğimiz, bu Terörle Mücadele Kanunu’nun değiştirilmesi gerekir. Bu kanun değiştirilmediği müddetçe Türkiye'nin demokratikleşmesi mümkün olmayacağı gibi Kürt sorununun çözülmesi de mümkün olmayacaktır.

Yine, son Gezi olayları nedeniyle Türkiye'nin her tarafında yapılan eylem ve etkinlikler sonucunda da yine yüzlerce öğrenci gözaltına alınmıştır. Gözaltı işlemleri sırasında, Egemen Bağış, kalkıp televizyonlarda şöyle bir cümleyi maalesef sarf edebilmiş: “Taksim alanına şu saatten sonra çıkacak herkes terör örgütü üyeliğinden yargılanacaktır.” demiştir. Yani, anlaşılan o ki kararı bakanlar veriyor, kararı mahkemeler vermiyor. “O zaman hukuk bu işin neresinde?” diye hakikaten sormak gerekir. Hukuk bağımsız mıdır, yargı bağımsız mıdır? Eğer yargı bağımsızsa, Egemen Bağış’ın söylediklerini nereye koymak gerekecek, nasıl değerlendirmek gerekecek? Bunu da ben AKP’ye, yönetimine ve milletvekillerine bırakıyorum.

Değerli arkadaşlar, tabii ki biz bu mağduriyetlerin giderilmesi açısından Meclisin bugün öğrencilerin durumunu araştıran, inceleyen bir komisyon kurmasını ve bu komisyonun kapsamlı bir araştırma yaptıktan sonra… Şu anda Türkiye’de bine yakın tutuklu öğrenci var. Bunların yüzde 90-95’i Kürt öğrencilerdir ve ne yazık ki bu kanun kapsamında tutuklanmışlardır, “KCK” adı altındaki bu uyduruk operasyonlar neticesinde tutuklanmışlardır. Tüm bunların hepsinin araştırılıp, incelenip Meclis tarafından… Gerçekten Terörle Mücadele Kanunu’nun başta öğrenciler olmak üzere Türkiye’de yaşayan pek çok vatandaşı mağdur ettiğini, özellikle öğrencilerin eğitim ve öğrenim görme hakkını elinden aldığını, bu nedenle de Terörle Mücadele Kanunu’nun bu Meclisin onayıyla kaldırılması gerektiğini ifade ediyorum. Türkiye'nin demokratikleşmesi açısından da bu elzemdir eğer demokratik bir Türkiye’den bahsedeceksek diyorum.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Aydoğan.

Barış ve Demokrasi Partisi Grubu önerisi üzerinde ikinci konuşmacı, aleyhinde olmak üzere, Sayın Hilmi Bilgin, Sivas Milletvekili.

Sayın Bilgin, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

HİLMİ BİLGİN (Sivas) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Barış ve Demokrasi Partisi Meclis Grubunun, 2006 yılında yürürlüğe giren Terörle Mücadele Kanunu kapsamında kolluk kuvvetleri tarafından gözaltına alınıp mahkemelerce tutuklanan öğrencilerin durumlarının tüm yönleriyle araştırılması amacıyla, Anayasa’nın 98 ve İç Tüzük’ün ilgili hükümleri gereğince Meclis araştırması açılması yönündeki önergesinin gündeme alınması talebiyle vermiş oldukları grup önerisinin aleyhinde söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle heyetinizi ve aziz milletimi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; AK PARTİ hükûmetleri döneminde yargının hızlanması, yargının bir bütün olarak sorunlarının çözüme kavuşturulması, temel hak ve özgürlüklerin serbestçe kullanılması konularında birçok yasal düzenleme hayata geçirilmiştir. Bu kapsamda, hükûmetlerimiz yasal ve yapısal sorunların çözümü için birçok adım atmıştır ve önemli sonuçlara da ulaşılmıştır. Makul sürede yargılanma hakkını en geniş çerçevede temin amacını taşıyan bu adımlar sayesinde, tutukluk sürelerinin de olumlu yönde etkilendiği ortadadır.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunca kabul edilen 6352 sayılı Yasa’yla tutuklama konusunda önemli yenilikler getirilmiştir. Bu kapsamda, en başta olmak üzere, tutuklama konusunda yaşanılan sıkıntıların ve eleştirilerin azaltılması amacıyla tutukluluk yasağı sınırı iki yıla çıkarılmıştır, üst sınırı iki yıldan fazla olmayan suçlarla ilgili tutuklama kararı verilmeyeceği esası kabul edilmiştir. Daha önceki düzenlemede mevcut hâl bir yıl olarak düzenlenmekteydi. Yine, tutuklama kararlarının somut olgulularla gerekçelendirilmesi zorunluluğu kanunla getirilmiştir. Böylece, hâkimler her somut olayda mahkeme kararlarını verirken tutuklama gerekçelerini ayrıntılı şekilde açıklamak zorundadırlar.

Yine, yapılan değişiklerle adli kontrol tedbirinin uygulanabilmesi bakımından süre sınırı tamamen kaldırılmıştır. Böylece, tutuklamaya alternatif olarak mahkemelere, gerekli görülmesi hâlinde şüphelinin tutuklanması yerine, adli kontrol altına alınmasına karar verilebilmesi imkânı getirilmiştir. Tüm yapılan bu düzenlemelerle birlikte tutukluluk sürelerinde olumlu yönde iyileşmeler olmuştur. Yayınlanan raporlara bakıldığı zaman, 2001 yılındaki yüzde 50,4 oranındaki tutukluluk oranları 31 Aralık 2012 tarihi itibarıyla yüzde 23’lere düşmüştür.

Değerli Başkan, sayın milletvekilleri; AK PARTİ’nin siyaset anlayışının temelinde her türlü yasaklarla mücadele vardır. Biz iktidara geldiğimiz günden bugüne kadar yasakları ortadan kaldırmak için çalışan bir iktidarız. Biz insanların ve özellikle gençlerin tek tip değil, düşünen ve sorgulayan bir gençlik olmasını arzu etmekteyiz. Biz farklılıkları zenginlik olarak gören bir anlayışa sahibiz. Gençlerimiz tabii ki düşünecek, düşüncelerini ortaya koyacak, sorgulayacak ancak bunları yaparken yasal sınırlar içerisinde, başkalarının özgürlük alanına müdahale etmeden her türlü fikirlerini ve düşüncelerini açıkça ortaya koyacaklardır. AK PARTİ’nin temel siyaset anlayışı insan odaklıdır. AK PARTİ kadroları on üç yıl önce yola çıkarken “İnsanı yaşat ki devlet yaşasın.” anlayışıyla yola çıkmışlar ve yaptığı hizmet odaklı siyasetle de insanı hizmetin merkezine yerleştirmişlerdir. Hükûmetimiz döneminde, tüm insanlarımıza, milletimize olmak kaydıyla ve özellikle de gençliğimize özel bir önem verilmiş, gençliğimizin her alanda kendini yetiştirmesi, millî ve manevi yönden gelişmesi için her türlü imkân seferber edilmiştir. Özellikle üniversite gençliğine ayrı bir önem verilmiş, onların çağın gerektirdiği şartlarda eğitim alabilmeleri için önlerindeki her türlü engel ortadan kaldırılmıştır. Gençliğimizin daha kolay üniversite öğrencisi olabilmesi için, üniversitesi olmayan il bırakılmamış, her ilimize üniversite açılmış ve mevcut üniversite sayısı artırılmıştır. Yine, üniversitede okuyan öğrencilerimize daha nezih ve daha rahat bir ortamda barınma imkânı sağlanması amacıyla, Kredi ve Yurtlar Kurumu aracılığıyla yeni ve modern yurtlar inşa edilmiş ve mevcut hâl de daha da iyileştirilmiştir. Yine, öğrencilerimize verilen kredi ve burs miktarları, 2002 rakamlarına göre kıyaslanamayacak derecede artırılmıştır. Bu rakamları aziz milletimize yüce kürsüden hatırlatmak gerekirse: 2002 yılında bir öğrenci 45 TL burs ve kredi alırken 2013 yılından itibaren bu rakam 280 TL’ye çıkmış; yine, beslenme yardımı da 200 TL’ye çıkarılmıştır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; araştırma önergesinin içeriğinde, terörle mücadele kapsamında tutuklanan gençlerin eğitimlerini alamadıkları, bu noktada çeşitli engellerle karşılaştıkları iddia edilmektedir. 5271 sayılı CMK’nın 100’üncü maddesine göre, ancak kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren olgular nedeniyle şüpheli veya sanığın tutuklanması kararı verilebilmektedir. Ancak, sistemimiz tabii ki tutuklanmayı esas olarak görmeyip tutuklanma gerekçeleri istisnai olarak düzenlenmektedir.

Ceza infaz kurumlarında barındırılan öğrencilerle ilgili yasal mevzuata baktığımız zaman, ceza infaz sistemimizin temel amacı, hükümlülerin suç işlemesine etki eden nedenleri ortadan kaldırarak yeniden suç işlemelerinin önlenmesi ve topluma kazandırılmasıdır. Ceza infaz kurumlarımızdaki eğitim çalışmaları da ulusal ve uluslararası mevzuat çerçevesinde sürdürülmektedir. Bu kapsamda, kapalı ceza infaz kurumlarımızda yaygın, açık ceza infaz kurumlarımızda ve çocuk eğitim evlerinde yaygın ve örgün eğitim yapılmaktadır.

Sonuç olarak, eğitim ve öğretim işlemleriyle ilgili olarak ceza infaz kurumlarının idaresine başvuran tüm hükümlü ve tutukluların başvuruları kabul edilmekte olup, üniversitenin kabulü koşuluyla eğitimlerine devamı sağlanmaktadır.

Yine, ceza infaz kurumlarında bulunan tutuklu ve hükümlü öğrencilerin kayıtlı bulundukları okullara gidiş ve geliş işlemleri “Ceza İnfaz Kurumlarının Tahsisi, Nakil İşlemleri ve Diğer Hükümler” konulu genelge hükümleri doğrultusunda sağlanmaktadır. Öğrencilerin sınava girmek üzere okula gidiş gelişlerinden doğan maliyetler, maddi durumu yeterli olan öğrenciler tarafından kendilerince karşılanmakta; okul harçları ve yol masraflarını karşılayamayacak durumda olanlara, yardımlaşma ve dayanışma vakıfları veya gönüllü kurum ve kuruluşlarca yardım temin edilmektedir.

Ceza infaz kurumları bünyesinde kurulan eğitim ve öğretim servisi tarafından, ceza infaz kurumlarında bulunan çocukların seviyeleri değerlendirilmekte, eğitim ve öğretim faaliyetlerine devamlarının sağlanması bakımından her türlü işlem eksiksiz olarak titizlikle yerine getirilmektedir. Bu bağlamda, ceza infaz kurumlarında bulunan çocuklara, 1’inci kademe okuma yazma ve 2’nci kademe eğitim kursları, örgün ve yaygın eğitime hazırlık ve destek kursları verilmekte olup, ayrıca, açık ilköğretim okulu ve açık öğretim lisesi sınavları ile üniversiteye giriş sınavlarına girme imkânları sağlanmaktadır. Öğrenimlerine devam ederken ceza infaz kurumlarına gelen çocukların eğitim, öğrenim ve sınav haklarını kullanabilmeleri, salıverilmeleri ya da eğitim evlerine nakledilmeleri hâlinde, okullarına kaldıkları yerden devam edebilmelerini sağlamak amacıyla okullarında sınava girmeleri ve devam zorunluluğundan muaf tutulmalarına ilişkin genel tedbirler alınmaktadır.

Tüm bu yasal mevzuata baktığımız zaman, tabii ki gönül arzu etmez ama öğrenciler suç işlemek amacıyla yasal yolların dışındaki sebeplerden dolayı tutuklanmaları hâlinde, eğitim öğretimine devam etmeleri noktasında, yasal imkânlar elverdiği takdirde, eğitimlerine devam etmeleri sağlanmaktadır. Biz, konunun ehemmiyetini biliyoruz. Bu konuda da çalışmalarımız gerek Hükûmetimiz gerekse Adalet Bakanlığımız tarafından devam etmektedir.

Meclis gündeminin yoğunluğu sebebiyle grup önerisinin aleyhinde olduğumu belirtiyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bilgin.

Barış ve Demokrasi…

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Tutanaklara geçmesi açısından bir hususu ifade etmek istiyorum: Sayın hatip konuşması sırasında, hükûmetleri döneminde yapılan düzenlemelerle uzun tutukluluk sorununun, tutukluluk süresi iki yıl olacak şekilde kısıtlandığını ve böylesi bir çözüm getirdiğini söyledi. Bu verilmiş olan bilginin pratik hiçbir karşılığı olmadığını belirtmek istiyorum. KCK operasyonları kapsamında cezaevlerine alınan arkadaşlarımız şu anda, dört buçuk yıla yakın bir süredir, haklarında bir kesinleşmiş yargı kararı olmadan siyasi rehine olarak cezaevinde tutulmaya devam edilmektedirler. Bu arkadaşlarımız hakkında diyelim ki örgüt üyeliğinden bir ceza verilmiş olsaydı bunun zaten dört buçuk yılda infazı bile bitmiş olacaktı. Dolayısıyla, burada Genel Kurulu yanıltmaya yönelik bir durum söz konusudur. Eğer gerçekten böyle bir durum var ise hâlâ bu iki yılı aşkın bir süredir insanları tutuklu tutan hâkimler ve mahkeme heyetleri hakkında da Adalet Bakanlığının bir an önce yasal işlem başlatması gerekmektedir.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Başkan, zabıtlara geçti sözleriniz.

Şimdi, Barış ve Demokrasi Partisi Grubu önerisi üzerinde üçüncü konuşmacı Sayın Hüseyin Aygün, Tunceli Milletvekili.

Sayın Aygün, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

HÜSEYİN AYGÜN (Tunceli) – Çok sağ olun Sayın Başkan.

BDP’nin grup önerisi Terörle Mücadele Kanunu’nun öğrencilere etkisinin olumsuz olduğu tespitinden hareket ediyor ve bu yasayı tutuklu öğrenciler yönünden sorgulamak için bir araştırma komisyonu kurulmasını öngörüyor. Tabii, yetersiz bir öneri -desteklemekle birlikte hemen söyleyeyim- çünkü sadece tutuklu öğrenciler değil, çocuklar, kadınlar, yaşlılar, ömrünü içeride geçiren 80’in üzerindeki…

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – TMK’nın kaldırılması… O ayrı bir konu. TMK’nın tümden kaldırılmasını savunuyoruz.

HÜSEYİN AYGÜN (Devamla) – …TMK mağdurlarının tümünün bu önergede yer alması gerekirdi. Bu eleştirimi belirtmekle başlayayım.

Şimdi, daha önceden, arkadaşlar, Başbakana dair bir iki söz etmem farz oldu galiba. Meydanlarda milyonlarca insanın “diktatör” olarak tanımladığı Başbakan, bir günde altı tane miting yaparak CHP’li milletvekillerine akıl vermekten “marjinal” diye damgaladığı grupları lanetlemeye; ölüleri “Sünni yurttaşlarım, Sünni şehitlerim” diye sınıflandırmaya; herkesi hedef göstermeye; TOMA’larıyla, elindeki istihbarat örgütüyle, dayandığını düşündüğü ve aslında çok geçici olan, yirmi bir gündür herkesin gördüğü şiddet örgütünün etkisiyle herkesi tehdit edeceğini, korkutacağını zannediyor. Bu sabah gözaltına alınan 51 ESP’liyi -sonra sayının 64’e çıktığı açıklandı- Özgür radyo çalışanını, ETHA haber ajansı muhabirlerini, Ankara’da Odak dergisi çalışanlarını, Malatya’daki 5 tane öğrenciyi; DHKP-C’li diye damgalanan ama örgütle hiçbir ilgisi olmayan, sadece AKP’ye ve diktatöre karşı mücadele ettikleri için DHKP-C’li diye damgalanan tüm yurttaşlarımızı selamlıyorum. Onlar nasıl mücadele edileceğini bence hepimize öğrettiler; CHP’ye, MHP’ye, BDP’ye. Tayyip Erdoğan’ın gücünün sınırsız olmadığını, onun karizmasının yapay bir karizma olduğunu, Orta Doğu’da değil Türkiye yurttaşları içinde de aslında hiçbir karizma taşımadığını bize kanıtladılar. Dolayısıyla, gözaltındaki yoldaşları, o marjinal yoldaşları saygıyla, hürmetle burada anmak istiyorum.

Şimdi, Başbakan bugün şöyle bir şey demiş: “Polis kurşun attı mı? Yok.” Ethem Sarısülük’ü öldüren polis 4,8 metreden tabancasını ateşledi ve kurşun sekmeden Ethem’in başına geldi. Pazar gecesi Çorum’un Beylice köyünde, gittik, gece yarısı toprağa verdik 26 yaşındaki çocuğu. Bu 4,8 metreden ateş açıldığı, kurşunun doğrudan hedeflenerek sıkıldığı tespitini şu an Ankara Özel Yetkili Savcılığındaki jandarma raporu söylüyor, ben söylemiyorum. Dolayısıyla, devletin resmî bilirkişisi tarafından polisin bilerek ve isteyerek Ethem’i öldürdüğü kanıtlanmış durumda. İsmini de lütfedip bu sabah açıkladılar, Ahmet Şahbaz isimli polis memuruymuş. Silahına el koymuşlar ve kurşunu balistik incelemeye göndermişler, onun silahı bu diye. Allah aşkına, böyle bir devlete kim güvenebilir? Yani, Ethem’in annesi, babası ne düşünecek sizin hakkınızda? Çocuğunu on altı gün evvel öldürmüşsünüz, daha bugün polisin ismini açıklıyorsunuz. Batıkent Cemevinde ve Çorum’da on binlerce insan yürüdü. Böyle yapmaya devam ederseniz Türkiye’de ne olacak, tahmin ediyor musunuz? İç savaş çıkacak. Resmen şiddete yönlendiriyorsunuz çocukları öldürülen anneleri, babaları, onların kardeşlerini. Başbakan, bunu, tabii, bilerek yapıyor, o da onun yönetme taktiklerinden bir tanesi.

Yine, şöyle bir şey söylemiş: “CHP’li milletvekilleri mezhep kışkırtıcılığı yapıyor.” Şimdi, bunu söyleyen kişi üç gün evvel “Reyhanlı’da 53 Sünni yurttaşım öldürüldü.” diyen kişi, ölüleri bile ayıran kişi; Foça’da Alevi asker öldürüldüğünde İzmir Valisine emir vererek gidip, İzmir’de cemevinden cenazesini çıkartıp “Devlet cemevine gelmez, camiden kaldıracaksınız.” diye şehit askere baskı yapmış bir Başbakan; Foça’da bunu yaptılar. Dolayısıyla, kimin mezhepleri kışkırttığı bize göre çok açık ama yine bir şeyler söylemek gerekiyor, mecburuz buna.

Ben Alevileri savunurum, cemevlerini savunurum, cemevlerinde pişirilen aşureyi giderim, dağıtırım. Orta Doğu’da Suriye’yi, Alevi bir devlet başkanı yönetiyor diye hedef almanıza Amerika’nız gelse bile karşı çıkarım, hiç kimseden de izin almam. Yarın, İran’ı vurduğunuzda da karşı çıkarım çünkü hiçbir Batılı blokun gelip Orta Doğu’da Müslüman bir ülkeyi devirmeye, oraya demokrasi götürme adına orayı yağmalamaya hakkı ve yetkisi bulunmuyor. Zaten Türkiye’de de sizin tabanınız bile bunu kabul etmiyor, yaptığınız anketlerde yüzde 70 oranında Suriye savaşına karşı oy veriyor insanlar. O yüzden El Nusra’nız, Selefileriniz, El Kaide’niz, yürüttüğünüz vahşi ve kuralsız savaş Türk milleti tarafından desteklenmiyor, açık bir savaşa giremiyorsunuz.

Şimdi, Sayın Başbakan diyor ki: “Herkes gelsin camiye, namaz kılsın. Hiç kimse içki içmesin. Herkes çocuğunu 4+4+4 eğitim veren imam-hatibe göndersin.” Planı bu. Ben çocuğumu göndermiyorum. Sen koskoca Türk milletinin bütün nesillerini gerici yapmak isteyebilirsin, ben yapmıyorum. Dem de çekerim, cemevine de giderim, semah da dönerim. Senden izin mi alacağım? Sen gericisin diye ben ve ırkım da gerici mi olacağız?

AHMET YENİ (Samsun) – Camiye giden gerici mi?

HÜSEYİN AYGÜN (Devamla) – İstediğin kadar git gericilik yap, senin gibi gerici olmak zorunda değil Türk halkı. Senin gericiliğin artık yeter.

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Sen provokatörsün, provokatör!

AHMET YENİ (Samsun) – Provokatörlük yapmayın!

HÜSEYİN AYGÜN (Devamla) – “Boy değil soy önemli.” diyen kimdi arkadaşlar, Kılıçdaroğlu’nu kastederek?

VELİ AĞBABA (Malatya) – Başbakan.

HÜSEYİN AYGÜN (Devamla) – Ebussuud Efendi denen Alevi katliamcısı Şeyhülislam’a övgüler yağdıran, onun adına tesisler açtıran, Çorum’daki mitingde Ebussuud’u öven kimdi? Başbakan Erdoğan değil miydi? (CHP sıralarından alkışlar) Sen Ebussuud’u övdüğün zaman Türkiye’de bir mezhebin ayaklanacağını göremiyor musun? Sana oy vermiyorlar, tamam; içlerinde de yok, tek bir tane bakanın yok, müsteşarın yok. Sen 15 milyon Alevi’nin ne düşündüğünü biliyor musun? Bilmiyorsan Gazi Mahallesi’ne bak, Gazi Mahallesi’nde yirmi bir gündür on binlerce insan TOMA’ya, biber gazına, hatta portakal gazına direniyor. 3 ağır yaralı, bilinçleri kapalı Ok Meydanı Hastanesinde yatıyor. Bak, ölü de veriyorlar, senden korkmuyorlar. Bu daha iyi günler.

Sen bu kadar provoke edersen bir halkı -açık söylüyorum- o halk sana dersini verir, veriyor da. Sarıgazi’de veriyor, Ümraniye’de veriyor, Dersim’de veriyor, Antakya’da veriyor, Hatay’da veriyor, Suriye’yi kışkırtmak istediğin bütün kitlelerin yaşadığı yerde sana ders veriyor. Bu dersi vermek zaten boynumuzun borcu.

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Provokatör müsün sen!

HÜSEYİN AYGÜN (Devamla) - Yine, Meclis Başkanı utanmadan şunu yaptı, dedi ki: “Bizim bildiğimiz Aleviler camiye gidiyorlar. Mecliste mescit var iki tane, oraya gelsinler ve mescitte…”

ÖZNUR ÇALIK (Malatya) – Provokatör olduğun çok net belli.

HÜSEYİN AYGÜN (Devamla) - Alevi milletvekillerinin, Alevi çaycıların, Alevi danışmanların, Alevi emekçilerinin cemevine sahip olma hakkını reddetti, şu an mahkemede. Böyle bir anlayışa hiçbir Alevi saygı duyabilir mi? Alevileri biz kışkırtıyoruz(!) İnkâr eden, aşağılayan, cemevine “ucube” diyen, ibadethanesini yasaklayan, “Kültür merkezi olarak açarsanız destek veririm ha!” diye tehdit eden Başbakan kışkırtmıyor, biz kışkırtıyoruz(!)

ÖZNUR ÇALIK (Malatya) – Kesinlikle siz kışkırtıyorsunuz. Sosyal medyada kullandığınız dil provokasyonun en önemli örneğidir, göstergesidir.

HÜSEYİN AYGÜN (Devamla) – Eğer bizimkisi kışkırtmaksa arkadaşlar, vallahi, Alevileri sonuna kadar kışkırtmaya devam etmek benim boynumun borcu çünkü bu kışkırtma değil, haklarını alma ve eşit yurttaş yapma mücadelesi.

ÖZNUR ÇALIK (Malatya) – Yazıklar olsun!

HARUN KARACA (İstanbul) – Yazıklar olsun!

HÜSEYİN AYGÜN (Devamla) – Yine, Başbakana bir iki şey daha söyleyeyim: El Nusra çetelerini, Selefileri Türkiye’ye dolduran, Türkiye’yi iç savaşın ülkesi hâline getiren, Türkiye’yi silah deposu yapan, “2.500 kayıtlı El Kaide üyesini izliyoruz.” diye MİT raporlarına yansıtan sen değil misin? Sen bu ülkeyi Orta Doğu’nun demokrasiden bihaber ülkelerinden, berbat rejimlerinden biri hâline getirmedin mi? Senin gidişatın bu. Bunu izleyecek miyiz? Güçsün diye, Anayasa Mahkemesi elinde, orduyu tasfiye ettin diye senden korkacak mıyız? Vallahi, hiç kimse korkmuyor.

TOMA’ların önüne çıkıyormuş CHP milletvekilleri! Çok enteresan! TOMA’ların önüne çıkarız, senden izin mi alacağız? Senin, insanları öldürmen meşru; Ethem’i, Abdullah’ı, Mehmet’i öldürmen normal de, katil polisleri yargılamaman, onlara “aslanlarım” diye sahip çıkman normal de bizim şehitlerimize sahip çıkmamız anormal mi? Senden korkacağımızı mı zannediyorsun?

ENVER YILMAZ (İstanbul) – Polis senin şehidin değil mi?

HÜSEYİN AYGÜN (Devamla) – Ölenlerimize son görevimizi yapmayacak mıyız?

HARUN KARACA (İstanbul) – Yazıklar olsun!

HÜSEYİN AYGÜN (Devamla) – Başbakan olabilirsin, senden hiç kimse korkmuyor, sen de haddini bileceksin nasıl biz biliyorsak! (CHP sıralarından alkışlar, AK PARTİ sıralarından gürültüler)

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) -  Sen de haddini bil!

HARUN KARACA (İstanbul) – Kışkırtamazsın, bunu bilesin.

ÖZNUR ÇALIK (Malatya) – Kışkırtıyorsun, sosyal medyada kullandığın dil provokasyonun en basit örneği.

HÜSEYİN AYGÜN (Devamla) – Eğer, bir polis halkına kurşun sıkıyorsa, siz o polise milletimizin polisi diyorsanız vallahi kusura bakmayın, o polis, bizim polisimiz falan değil; o, milletin polisi değil. O polisle de mücadele etmeyi biliriz, seninle nasıl mücadele ediyorsak.

OSMAN KAHVECİ (Karabük) – O polis, milletin polisi.

HÜSEYİN AYGÜN (Devamla) – Milletin polisi değil, AKP’nin polisi. Milletin polisi, 26 yaşındaki çocuğu başından öldürmez. Milletin polisi, Abdullah Cömert’i öldürmez. Milletin polisi, şu an Numune’de komada olan Dilan’ı başına gaz kapsülü sıkarak öldürmeye çalışmaz. O benim polisim değil, ben öyle bir polise sahip çıkmam. O polisi halk yargılamalı. Halk yargılamalı; mahkeme yok Türkiye’de, onu yargılayacak bir mahkeme yok.

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Bizim polisimiz, milletin polisi. Sen kimin uşağısın?

HÜSEYİN AYGÜN (Devamla) – Onu halk yargılayacak, açık söylüyorum. Bu halk hareketi diktatörlüğünüzü devirecek ve bu cinayetleri işleyenler yargılanacak.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

ÖZNUR ÇALIK (Malatya) – Mecliste böyle bir vekilin olmasından utanç duyarım!

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Ünal. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

 

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR

1.- Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal’ın, Tunceli Milletvekili Hüseyin Aygün’ün BDP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşma sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine ve AK PARTİ Grup Başkanına sataşması nedeniyle konuşması

 

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; maalesef Türkiye yeni bir ayrımcılık diliyle karşı karşıya.

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Sayın Başbakan başlattı, Başbakan.

MAHİR ÜNAL (Devamla) – Maalesef…

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Ölen insanın mezhebinden bahseden Başbakan başlattı. 

MAHİR ÜNAL (Devamla) – Bakın, ben dinledim, tamam; zaten iki dakikam var, müsaade et.

SAKİNE ÖZ (Manisa) – Dinlemeyenler vardı.

MAHİR ÜNAL (Devamla) – Bir mezhebin adına burada konuşmak… Çünkü Anayasa’ya göre her milletvekili Türkiye Cumhuriyeti devletinin milletvekilidir.

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Başbakan değil mi?

MAHİR ÜNAL (Devamla) – Buraya çıkıp bir mezhebin adına konuşmak…

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) - Başbakan değil mi? Ölen insanların mezhebinden bahseden Başbakan değil mi?

MAHİR ÜNAL (Devamla) – …buraya çıkıp kendisini o mezhep üzerinden bir önderlik konumlaması yapmak…

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) - Mezhep üzerinden siyaset yapanı Allah kahretsin, Allah belasını versin!

VAHAP SEÇER (Mersin) – Kim mezhepçilik yapıyorsa şerefsizdir.

MAHİR ÜNAL (Devamla) –  …öncelikle en basit ifadeyle ayrımcılıktır, nefret söylemidir.

Diğer taraftan, Başbakana karşı kullanılan gerici, Başbakana karşı kullanılan bu kışkırtıcı dili ısrarla reddediyorum, iade ediyorum.

Diğer taraftan, bakınız, olanlar ortada. Bu olanlar üzerinden her şey milletin gözü önünde cereyan ediyor. Hiç dezenformasyona kalkışmayın. Ben az önce Veli Ağbaba’ya sordum, dedim ki samimiyetle: “Hüseyin Bey’in attığı tweet’ler gerçek mi, lütfen kendisine bir sorun.” Çünkü inanamadım. Sadece Hüseyin Aygün Bey’in attığı tweet’lere baktığımda -İnternet üzerinden- ben dehşete kapıldım.

HALUK EYİDOĞAN (İstanbul) – Tarih yazacak, tarih.

MAHİR ÜNAL (Devamla) – Ben bir insan olarak, bir vatandaş olarak dehşete kapıldım.

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Başbakanın konuşması da bizi dehşete düşürüyor.

MAHİR ÜNAL (Devamla) – Bu provokasyona ihtiyacınız yok çünkü şu anda bir değişime karşı, bir değişim mücadelesinin yanında değilsiniz.

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Hangi değişim?

MAHİR ÜNAL (Devamla) – Siz, tam tersine, eski bir düzeni korumak ve eski düzenin bekasının mücadelesini veriyorsunuz.

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Sizin değişiminiz Emevi, Vehhabi anlayışıdır.

MAHİR ÜNAL (Devamla) – Neyi değiştirmek istiyorsanız gelin milletin Meclisinde beraberce değiştirelim.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MAHİR ÜNAL (Devamla) – Biz hiçbir şeyin bugüne kadar karşısında olmadık.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Her şeyin karşısındaydınız.

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – O yüzden mi Yavuz Selim ismini verdiniz köprüye? O yüzden mi Yavuz isminde ısrar ediyorsunuz?

MAHİR ÜNAL (Devamla) – Değiştirmek istediğiniz neyse gelin bu milletin Meclisinde beraberce değiştirelim.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Neyi değiştiriyorsun ya?

MAHİR ÜNAL (Devamla) – Gelin, önce darbecilerin anayasasını değiştirelim. (CHP sıralarından gürültüler)

Bu sistem üzerinden kullandığınız ayrımcı dili şiddetle kınıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Ünal.

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Biz mezhepçiliği lanetliyoruz, Başbakanın yaptığı mezhepçiliği lanetliyoruz.

OKTAY VURAL (İzmir) – Anayasa’yla ne alakası var? (AK PARTİ ve CHP sıralarından gürültüler)

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Beyler, susarsanız, grup başkan vekilini dinleyelim.

Buyurun efendim.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, sayın grup başkan vekili konuşmasında Cumhuriyet Halk Partisine yönelik olarak “Siz eski düzeni savunuyorsunuz.” anlamında bir değerlendirme yaparak sataşmada bulunmuştur. Söz istiyorum efendim.

BAŞKAN – Buyurun, iki dakika lütfen, yeni bir sataşmaya da meydan vermeyelim lütfen. (CHP sıralarından alkışlar)

 

2.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşma sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

 

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ayrımcılık, bölücülük, toplumu kutuplaştırma gibi kavramlar Cumhuriyet Halk Partisinin siyasetinde yoktur. Biz bunları on bir yıldır Sayın Başbakandan, Sayın Recep Tayyip Erdoğan’dan öğreniyoruz. Sayın Recep Tayyip Erdoğan iç siyaset stratejisini kutuplaştırma üzerine kurmuştur. Meydanlara kulak vermek, meydanların sesine kulak vermek, “Onlar ne diyor? Onları anlayayım, ona göre bir demokratikleşme programı hazırlayayım.” demek yerine milletin karşısına mitinglerle çıkıyor. Bu, milleti bölmenin kendisidir.

HARUN KARACA (İstanbul) – Ne alakası var ya? Ne alakası var? Yani miting yapmanın ne alakası var milleti bölmeyle?

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Bakın, “Mitinglerime devam edeceğim.” diyor. Sayın Başbakanın mitingleri, bu milleti bölme projesinden başka bir şey değildir. (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Seçim startı ya!

OSMAN KAHVECİ (Karabük) – Siz de yapın.

HARUN KARACA (İstanbul) – Cesaretiniz varsa meydanlara çıkarsınız, milletin arkasına saklanmazsınız.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Sayın Başbakanla ilk kez şunu öğrendik: “Reyhanlı’da 52 Sünni vatandaşımız öldü.” dedi. Ayrımcılığı yapan, mezhepçiliği yapan Sayın Başbakanın kendisidir.

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Allah kahretsin!

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Sizin grup olarak çıkıp demeniz gerekir ki: “Sayın Başbakan, ölenlerin mezhebiyle uğraşılmaz.” Ama sizde böyle bir demokrasi yok.

HARUN KARACA (İstanbul) – Bakın, Çorum olsun diye uğraşıyorsunuz, Kahramanmaraş olsun diye uğraşıyorsunuz ama bu millet sizin arkanızdan gelmeyecek.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Siz bunu Sayın Başbakana söyleyebilecek durumda değilsiniz. Mezhepçiliği bu Türkiye’ye siz soktunuz. Sayın Başbakan bugün grup konuşmasında işaretlerini verdi. “Demokrat Partinin tahkikat komisyonlarını getireceğim.” havasında konuştu, “Vatan cephelerini kuracağım.” havasında konuştu. Cumhuriyet Halk Partisine yönelik olarak, Cumhuriyet Halk Partisi hakkında kapatma davası açmanın hazırlıklarını yapıyor.

HARUN KARACA (İstanbul) – Atılan tweet’lere bakın. Atılan tweet’lerin cevabını verin. Aykan Erdemir’in attığı tweet’lerin hesabını verin, Hüseyin Aygün’ün attığı tweet’lerin hesabını verin.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Bu millet sizi sandığa gömecektir. Bu mezhepçiliğinizle, bu kutuplaştırma…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Hamzaçebi.

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun Sayın Ünal.

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Sayın grup başkan vekili bizi mezhepçilik ve ayrımcılıkla suçladı ve yaptığımız mitingleri de ayrımcılıkla nitelendirdi. O yüzden söz istiyorum.

BAŞKAN – Buyurun iki dakika siz de lütfen. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

 

3.- Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal’ın, İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin sataşma nedeniyle yaptığı konuşma sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

 

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Biz Türkiye’de on bir yıldan beri birlik siyaseti yürüttüğümüz için oylarımızı artırıyoruz, bir.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Kaç vali var Sayın Ünal? Kaç bürokrat var?

MAHİR ÜNAL (Devamla) – İkincisi, biz bu mitinglerle bir şeyi gösteriyoruz: Demokratik zeminde, hukuk düzeni içerisinde, siyasal tepkiler nasıl verilir; kırmadan, dökmeden meydanlarda siyasal tepkiler nasıl verilir, bu mitinglerle bunu gösteriyoruz; iki. (AK PARTİ ve CHP sıraları arasında karşılıklı laf atmalar)

Üç; biz açık bir şekilde, seçim kampanyamızı başlattık. Bunu da deklare ettik. Buyurun, siz de başlatın, siz de meydanlarda bunu dile getirin.

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Seçim için bir şey söylemiyoruz.

MAHİR ÜNAL (Devamla) – Sayın grup başkan vekilinden beklerdim ki bize mezhepçi ve ayrımcı demek yerine, kendi milletvekilinin burada bir mezhep adına yaptığı konuşmayı buraya çıkıp kınamasını beklerdim. Bir mezhep adına, o mezhebe Türkiye Büyük Millet Meclisinden mesaj vermesinin ayrımcılık olduğunu söylemesini buradan beklerdim.

Bakın, arkadaşlar, sosyal fay hatları oyuncak değildir. Kendi kişisel hesaplarınızla, kendi kişisel hırslarınızla, o sosyal fay hatlarıyla oynamayın.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Sayın Başbakan dinliyordur sizi Sayın Ünal.

MAHİR ÜNAL (Devamla) – Biz on bir yıldan beri, eski devlet aklının toplumsal yapıları birbirine çatıştırarak kendi iktidarını inşa etmesini ortadan kaldırdığımız için, biz on bir yıldan beri buradayız.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Yavuz Sultan Selim fay hattını kırıyor mu, kırmıyor mu sen onu söyle.

MAHİR ÜNAL (Devamla) – Biz toplumsal dinamikleri bu ülkenin enerjisi gördüğümüz için buradayız. Biz toplumsal dinamikleri birbiriyle barıştırdığımız için buradayız. Biz… Çözüm sürecini nasıl yürüttüğümüzü gördünüz. Biz… Alevi vatandaşlarımızla yürüttüğümüz çalıştaylar ortada.

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Yalan. Fos çıktı. Ne var ortada?

MAHİR ÜNAL (Devamla) – Bütün bunlar varken suni bir ayrımcılık dili üzerinden yapmaya çalıştığınız şeye bu devlet…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

(AK PARTİ sıralarından alkışlar, CHP sıralarından gürültüler)

BAŞKAN – Arkadaşlar, lütfen… Lütfen sakin olalım.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan…

(AK PARTİ ve CHP sıraları arasında karşılıklı laf atmalar)

BAŞKAN – Lütfen sakin olalım. Evet, Sayın grup başkan vekilini dinleyemiyorum. Lütfen sakin olalım.

Buyurun Sayın Hamzaçebi…

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Mahir Ünal, konuşmasında, tekrar, Cumhuriyet Halk Partisi Grubunu mezhepçilik yapmakla suçlamıştır. 69’uncu maddeye göre söz istiyorum efendim.

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Mezhepçilik yapmakla suçlamadım efendim. Dedim ki: “Milletvekilinin yaptığı, kullandığı ifadeye karşı sayın grup başkan vekilinin bu durumu kınamasını isterdim.” Ha, partiye karşı değil, bir şahsın orada kullandığı ifadeye karşı bu ifadeyi kullandım.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, açıkça bir sataşma vardır efendim, izninizle…

BAŞKAN – Peki, buyurun ama yeni bir sataşma olmasın Sayın Hamzaçebi lütfen… Lütfen…

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Olursa da artık söz vermeyin, bitirin bu işi.

BAŞKAN – Haklısınız.

 

4.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, Kahramanmaraş Milletvekili Mahir Ünal’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşma sırasında CHP Grubuna sataşması nedeniyle konuşması

 

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben bir durum tespiti yaptım. Burada konuşan milletvekili arkadaşımız Sayın Hüseyin Aygün Alevi vatandaşlarımızın inancına yönelik olarak bazı sorunları dile getirdi. Eğer Türkiye’de inanç sahiplerinin, Alevi vatandaşlarımızın inancına yönelik, onun gereğini yerine getirmeye yönelik bir sorunu var ise bu sorun Türkiye Büyük Millet Meclisinde konuşulacaktır. Eğer Sünni vatandaşlarımızın da inancının gereklerini yerine getirme konusunda bir sorunu var ise o da burada konuşulacaktır. Bunları burada konuşmaktan çekinmeye, sakınmaya gerek yok ama siz ikide bir dine, mezhebe sarılıyorsunuz.

Bakın, Sayın Başbakan konuşmalarında “Camilerde içki içtiler.” diye o gençlere saygısızlık ediyor.

ŞUAY ALPAY (Elâzığ) – İçmediler mi peki? Görüntüler yok mu ortada?

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – O sizin…

ŞUAY ALPAY (Elâzığ) – Görüntüyü görmediniz mi, alıp izlemediniz mi? 

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Sizin 22’nci Dönem AK PARTİ Milletvekili Süleyman Gündüz açıklama yaptı, dedi ki: “Burada içki içilmemiştir.”

ŞUAY ALPAY (Elâzığ) – Yazık değil mi?

MUHARREM İNCE (Yalova) – Ya, arkadaşlar, cami babanızın malı mı sizin?

ŞUAY ALPAY (Elâzığ) – Ne demek babanızın malı mı?

BAŞKAN – Efendim, lütfen, lütfen dinleyelim.

MUHARREM İNCE (Yalova) - Cami senin babanın malı mı?

BAŞKAN – Beyler, lütfen dinleyelim.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Sayın Başbakan meydanlardan alamadığı meşruiyeti, meydanların ona vermediği meşruiyeti bir camiden almaya çalışmıştır.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Cami sizin babanızın malı mı?

ŞUAY ALPAY (Elâzığ) – Niye sahip çıkmıyorsun?

BAŞKAN – Beyler, lütfen, rica ediyorum. 

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Ama o caminin müezzini ona o meşruiyeti vermemiştir.

Hepinize saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Hamzaçebi.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Hükûmetin görevi gidip onu bulmak.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan…

BAŞKAN - Evet, beyler, lütfen, lütfen dinleyelim.

MUHARREM İNCE (Yalova) - Cami babanın malı mı senin?

ŞUAY ALPAY (Elâzığ) – Birlikte sahip çıkalım.

BAŞKAN – Arkadaşlar, susarsanız…

MUHARREM İNCE (Yalova) – Yalan söylüyorsun! 

BAŞKAN – Arkadaşlar, susarsanız lütfen…

MUHARREM İNCE (Yalova) – Gidip bulacaksın, Hükûmetsin. Kim yaptıysa bulacaksınız.

MAHİR ÜNAL (Kahramanmaraş) – Görüntüler var tamam.

BAŞKAN – Lütfen dinleyelim…

ŞUAY ALPAY (Elâzığ) – Görüntüleri görmediniz mi?

MUHARREM İNCE (Yalova) – Camiye giderken bile yalan söylüyorsunuz be.

ŞUAY ALPAY (Elâzığ) – Görüntüleri görmediniz mi?

MUHARREM İNCE (Yalova) – O imamdaki Allah korkusu Tayyip korkusundan fazla çıktı da doğruları söyledi. Ayıp be!

BAŞKAN – Beyler, lütfen…

MUHARREM İNCE (Yalova) – O imam kadar olamadınız, o caminin imamı kadar olamadınız. 

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Gittim ben, konuştum ertesi gün.

BAŞKAN – Tamam, efendim lütfen… Arkadaşlar…

MUHARREM İNCE (Yalova) – Sen, gözü çıkan çocuklara git sahip çık. Bu ülkede ateistler bile camide bira içmez. Hiç kimse içmez, herkes camiye saygı gösterir.

ALİ ÖZGÜNDÜZ (İstanbul) – Cami de bizimdir, cemevi de bizimdir.

BAŞKAN – Beyler, lütfen… Tamam çok teşekkür ediyorum.

ENVER YILMAZ (İstanbul) – Polisten intikam alan o adama hesabını sorar mısınız?

BAŞKAN – Evet, lütfen…

MUHARREM İNCE (Yalova) – Mahkemeye verdi onu. Kendisinin atmadığını ben biliyorum.

ENVER YILMAZ (İstanbul) – Çıksın, söylesin.

MUHARREM İNCE (Yalova) – Mahkemeye verdi.

ENVER YILMAZ (İstanbul) – Niye söylemiyor?

MUHARREM İNCE (Yalova) – Niye söylesin sana!

Mahkemeye verdi, o çakmadır. Gitti, kendisi dava açtı “Ben değilim bunu atan.” diye ama sana açıklamaya gerek duymamış, ben ne yapayım! Ama bize açıkladı, ben biliyorum.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Arkadaşlar lütfen… Lütfen grup başkan vekilini dinleyelim, lütfen.

Sayın Vural, buyurun.

OKTAY VURAL (İzmir) – Efendim, Alevi ya da Sünni kardeşlerimizin İslam bütünlüğü içerisinde ele alınması ama bu yönlü bir kutuplaşmayı siyaseten buraya taşımak zarar verir toplumumuza, bundan uzaklaşmak gerekiyor gerçekten. Yani, bu anlayış iyi bir anlayış değil. Bu bakımdan, Milliyetçi Hareket Partisi olarak bu konulu bir kutuplaşmayı siyasi bir kutuplaşma hâlinde burada dile getirmenin birlik ve bütünlüğümüz açısından zarar vereceğini düşünüyorum. O bakımdan, bu eksende bir çatışma yerine bu konuyu sağlıklı değerlendirebilecek üslubun kullanılmasında büyük bir fayda vardır diye düşünüyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Vural.

Son konuşmacı…

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Sayın Başkan, bir şey söyleyeceğim.

Şimdi, on sekiz gündür, yirmi gündür Gezi Parkı olaylarından dolayı yaşanan şiddete, yaşanan bu baskıya karşı dün akşam “duran adam” eylemi başlamıştır. Artık duran insanlara, konuşan insanlara, gülen insanlara karşı da bir şiddet uygulanıyor. Biz de BDP Grubu olarak şu anda Genel Kurulda beş dakikalık bir “duran adam” eylemi başlatıyoruz.

(BDP Grubu milletvekillerinin ayağa kalkması)

 

VII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

1.- BDP Grubunun, Türkiye Büyük Millet Meclisi gündeminin “Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler” kısmında yer alan (10/498) esas numaralı TMK kapsamında kolluk kuvvetleri tarafından gözaltına alınıp çıkarıldıkları mahkeme tarafından tutuklanan öğrencilerin durumlarının araştırılması, sorunlarının tespit edilmesi ve çözüm yollarının belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergenin, görüşmelerinin Genel Kurulun 18 Haziran 2013 Salı günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

 

 

BAŞKAN – Değerli arkadaşlar, Barış ve Demokrasi Partisi Grubu önerisi üzerinde İstanbul Milletvekili Sayın Metin Külünk.

Sayın Külünk buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

METİN KÜLÜNK (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi en kalbî duygularla selamlıyorum. BDP Grubunun önerisinin aleyhinde söz almış bulunuyorum.

BDP grup önerisi tutuklu öğrencilerle ilgili olmasına karşın, Türkiye’nin son üç haftadır yaşamış olduğu Taksim Gezi Parkı üzerinden Türkiye’nin içine sokulmak istendiği, Türkiye’nin önünün küresel bir oyunla tıkanmak istendiği bir zaman diliminde şüphesiz bu konuya devam etmek biz sorumlu milletvekilleri olarak asli vazifemizdir.

Değerli milletvekilleri, Karlofça’dan bu yana geri çekiliyoruz. Geri çekilirken çok ağır bedeller ödedik, Anadolu’yu hep birlikte yurt edindik, Kadim topluluklarla birlikte Osmanlıdan cumhuriyete geçişi başardık. Bu millet, Orta Asya’dan bu yana sürdürdüğü yürüyüşünü Anadolu’daki kadim topluluklarla din, dil, renk ve etnik milliyetlerine bakmaksızın bir arada, çok kültürlü, birden fazla dilli, birden fazla kültürlü, birden fazla dinli olan bu coğrafyada Osmanlıdan cumhuriyete kendini dönüştürerek yeniden bu topraklarda güçlü bir devlet inşa etti. Bu topraklarda güçlü bir devlet inşa edişin, geleceğe ümitle bakmak noktasında yaşadığımız cumhuriyet tarihinin bütün evrelerinde şunu gördük: Kim bu topraklarda yeniden “büyük Türkiye” diye bir siyaseti kendine program olarak önüne koymuşsa, mutlaka, bu topraklarda birileri içeriden ve dışarıdan ittifak ederek “büyük Türkiye” diyenlere ya bedel ödetmiş ya da bedel ödettirmek istemiştir. Tarihin bütün evrelerinde “büyük Türkiye” diyenler… Menderes’e, Özal’a bedel ödettirmek isteyenler, on yıldır Türkiye’yi sıkıştırılmak istendiği iki parantezin arasından çıkaran AK PARTİ iktidarına da sandıkta bedel ödetmeye gücü yetmeyenler, sandıkta hesaplaşmaya gücü yetmeyenler, sandıkta AK PARTİ’yi milletin tercihleri doğrultusunda aşıp iktidar olmayı beceremeyenler Vandalizmin arkasına sığınıp, sokakta kaosun arkasına sığınıp, sokakta şiddetin arkasına sığınıp AK PARTİ’yle hesaplaşma çaresizliğine düşmüşlerdir.

Benim bildiğim, siyaset Mecliste yapılır. Benim bildiğim, siyaset demokratik normların içerisinde gerçekleştirilir. Benim bildiğim, siyaset düşünceyle yapılır. Benim bildiğim, siyaset fikirle yapılır. Benim bildiğim, siyasal parti de düşüncelerinin sandıkta iktidar olması için mücadele eder, sokakta iktidara karşı Vandalizmi destekleyerek değil. Hiç kimsenin şüphesi olmasın, biz sokağın ne dediğini çok iyi anlayan bir siyasal hareketiz. Türk siyasetinin paradigmasını değiştiren bir hareketiz. Bizim liderimiz de, bu topraklarda, Türkiye’de, içine sıkıştırılmış olduğu paradigmayı değiştirerek, Anadolu eksenli, millet eksenli, bu coğrafya eksenli siyaset yapmanın ne demek olduğunun, milletin iradesine saygı duymanın ne demek olduğunun ifadesi olan bir liderdir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Ona yakıştırılmak istenen bütün yaftaları reddediyoruz. O, bu coğrafyanın kendi genetiğine uygun olarak, Anadolu topraklarının kendi genetiğine, kendi kimyasına uygun olarak yetiştirdiği, 20’nci yüzyılın, 21’inci yüzyılın en önemli lideri olarak tarihte yerini almıştır, tarih onu hep bu güzellikleriyle anacaktır. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Ve biliyoruz ki AK PARTİ hareketi de sokağın ne dediğini iyi duyan bir harekettir ama bakın, siz şu fotoğraflara bir bakın. Şu ne? Sizin ardında durduklarınız. Şu ne? Ardında durup önünde yürüdükleriniz. Bu ne? Ardında durup önünde yürüdükleriniz. Bu ne? Ardında durup önünde yürüdükleriniz. Bu ne? Ardında durup önünde yürüdükleriniz. Ya bu ne? Bak, burada demokrasi dersi var, burada özgürlük dersi var, burada “Milletin iradesine nasıl sahip çıkılır?”ın dersi var.

EMRE KÖPRÜLÜ (Tekirdağ) – Para var, para!

VELİ AĞBABA (Malatya) – Para var, bedava metro var, bedava otobüs var!

METİN KÜLÜNK (Devamla) – Eğer çok merak ediyorsanız önümüzdeki hafta cumartesi günü Samsun mitingine bekleriz sizi.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Para var orada!

METİN KÜLÜNK (Devamla) – Bak, burada millet var, burada milletin iradesi var. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

EMRE KÖPRÜLÜ (Tekirdağ) – Hata yaptığınız o her yerde millet var; orada da var, burada da var.

METİN KÜLÜNK (Devamla) – Bakın, bu topluluk pazar günü saat 20.00’de dağıldı, hava karardığında dağıldı. 1 milyon 200 bin insan Kazlıçeşme Meydanı’ndan evlerine dağıldılar, bir tek cam kırılmadı, bir tek otobüse taş atılmadı çünkü buradaki irade on yıllık AK PARTİ’nin Türkiye’yi getirdiği noktaya sahip çıkma iradesidir; on yıllık iradenin lideri, liderimiz Recep Tayyip Erdoğan’a sahip çıkma iradesidir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) On yıldır, bu millete Özal’da ödetmek istediğiniz bedeli, Menderes’te ödetmek istediğiniz bedeli, Atatürk’te ödetmek istediğiniz bedeli ödettirmeme iradesidir. (AK PARTİ sıralarından alkışlar, CHP sıralarından gürültüler)

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sakin ol Metin!

VELİ AĞBABA (Malatya) – Atatürkçü değil, 2 ayyaş!

METİN KÜLÜNK (Devamla) – Siz öyle bir oyunun parçasısınız ki o oyunu anlayabilmek için Mustafa Kemal’in Dolmabahçe’ye nasıl tutsak edildiğine bakacaksınız, orada nasıl onun ölüme mahkûm edilmek istendiğine bakacaksınız. Mustafa Kemal’in iddialarını, Atatürk’ün bu ülke ve bu coğrafyayla ilgili iddialarını eğer okumak istiyorsanız Nutuk’a bakacaksınız.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) - Metin, Başbakan bir kere “Atatürk” desin seni alkışlayacağım.

METİN KÜLÜNK (Devamla) - AK PARTİ hareketi, bu coğrafyada bir büyük geleneğin 21’inci yüzyıla, 22’nci yüzyıla taşınmasının iddiasıdır, kim ne derse desin. Siz ne çabuk Avrupa Birliğiyle kol kola girdiniz? Bu nasıl bir ulusalcılık çizgisi?

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Ya, sen muhalefet milletvekili gibi konuşuyorsun ya. Sen iktidarsın.

METİN KÜLÜNK (Devamla) - Biz bu üç haftadır devam eden olaylarda bir kez daha 9 Mart cuntacılığının ne demek olduğunu gördük, bir kez daha 27 Mayıs darbeciliğinin hangi akla, hangi zemine dayandığını gördük. Size teşekkür ediyoruz. Bu millet bunları tarih kitaplarından okuyordu, 28 Şubatı tarih kitaplarından okuyordu. Size teşekkür ediyoruz. Cumhuriyet Halk Partisi olarak darbecilerle kol kola olduğunuzu yine bu üç haftalık çizginizle ispat ettiğiniz için bu millet size hep teşekkür edecek. (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar) Bir başka türlü bu hakikati bu gençlere anlatamazdık.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Metin, askerler nerede?

EMRE KÖPRÜLÜ (Tekirdağ) – Mecidiyeköy’e askerleri kim getirdi?

METİN KÜLÜNK (Devamla) - Bakın, hiç birbirimizi kırıp dökmeye gerek yok. Bu kürsü özgür.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sizi gidi darbeciler sizi!

METİN KÜLÜNK (Devamla) - Türkiye’de hangi düşüncede olursa olsun, hangi yaşam biçiminde olursa olsun biz bir ve beraberiz.

ERDAL AKSÜNGER (İzmir) - Başbakan öyle demiyor.

METİN KÜLÜNK (Devamla) - AK PARTİ’nin on yılda Türkiye’yi getirdiği noktadan sadece AK PARTİ’liler mi istifade etti?

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – İhaleleri AK PARTİ’liler aldı kardeşim; biz almadık.

METİN KÜLÜNK (Devamla) - Bu topraklarda kim varsa -dili, rengi, kültürü, siyasi tercihleri- hepsi on yılda gelinen noktadan, demokrasi, zenginlik ve özgürlük mücadelesinden herkes kendi payına düşeni aldı. Son üç hafta Türkiye’nin kaybolan millî değerlerinin faturasını bu millet sekiz ay sonra size sandıkta yeniden soracaktır.

Bakın, size bir şey söyleyeyim: Anadolu toprakları Şeyh Edebali’nin nasihatlerinin esas olduğu bir ana sütü içmiştir. Bu topraklarda mezhep farklılıklarımızı kaşımaya kimsenin gücü yetmeyecek. Bu topraklarda her birimiz, birbirimizin garantisiyiz.

AYTUĞ ATICI (Mersin) – Başbakanın da gücü yetmeyecek!

METİN KÜLÜNK (Devamla) – Bu topraklarda siyasal farklılıklarımızı…

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – Başbakana açıkça meydan okuyor!

METİN KÜLÜNK (Devamla) – …ki Türkiye’de siyasal fay hatlarını inşa eden Cumhuriyet Halk Partisi zihniyetidir.

ÖZGÜR ÖZEL (Manisa) – “Mezhep çatışmasına kimsenin gücü yetmez.” diyerek açıkça meydan okuyor, Başbakana açıkça meydan okuyor.

METİN KÜLÜNK (Devamla) – Bu topraklarda Türklerle Kürtlerin arasına ayrılıkçılık tohumunu eken, 6-7 Eylül olaylarının arkasındaki akıl kimdir diye dönüp tarihinize bir bakın. Daha da ileri giderseniz, size Dersim derim, daha da ileri giderseniz Dersim’deki canlı canlı anlatılan hikâyeler derim. (CHP sıralarından gürültüler)

VELİ AĞBABA (Malatya) – Siyasi akrabalarınız var orada.

METİN KÜLÜNK (Devamla) – Daha da ileri giderseniz kendi tarihinizle yüzleşin derim. Sivas’ta Divriği Caminin 40’larda ne hâle getirildiğini derim, daha da ileri giderseniz 1946’da Türkiye’yi IMF’e nasıl teslim ettiğinizi derim ve arkasından eklerim: AK PARTİ hareketi Türkiye’nin finansal ve iktisadi bağımsızlığının adıdır. 2013 Mayısında IMF’le bağlarını kopararak bu ülke de bağımsızlığını ilan etmiştir, hepinize kutlu olsun. (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Külünk teşekkür ederim, sağ olun.

Buyurun.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Sayın Başkan, sayın hatip konuşması sırasında demokratik siyaset kanallarının açık olduğunu belirterek Genel Kurulu yanlış bilgilendirmiştir. Bu konuda en fazla mağdur olan parti olarak Genel Kurulu doğru bilgilendirme adına söz istiyorum.

BAŞKAN – Peki.

Buyurun, iki dakika içinde lütfen.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Çağatay, senin dedene sataştı, kürsüden dedene küfrediyorlar. Adamsan dedene küfrettirme.

(AK PARTİ ve CHP sıralarından karşılıklı laf atmalar)

BAŞKAN - Arkadaşlar lütfen…

Buyurun Sayın Baluken.

 

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

21.- Bingöl Milletvekili İdris Baluken’in, İstanbul Milletvekili Metin Külünk’ün BDP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşmasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

 

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hem biraz önce Genel Kurula hitap eden sayın hatip hem de bir önceki konuşmada AK PARTİ grup başkan vekili, demokratik siyaset kanallarının Türkiye'de açık olduğunu, herkesin demokratik siyasi kanallarla hak mücadelesi yapması gerektiğini söyledi.

Şimdi, birkaç soru sormak istiyoruz: Bu Mecliste, seçilmiş iradeyi temsil eden kaç milletvekili şu anda cezaevinde bulunuyor?

(AK PARTİ ve CHP sıralarından karşılıklı laf atmalar)

AYŞE NUR BAHÇEKAPILI (İstanbul) – Ayıp! Ayıp!

İDRİS BALUKEN (Devamla) – Sandıkla milyonlarca oyun iradesini temsil eden kaç belediye başkanı, kaç belediye meclis üyesi, kaç il genel meclis üyesi şu anda tutuklu bulunuyor?

(AK PARTİ ve CHP sıralarından karşılıklı laf atmalar)

EMRE KÖPRÜLÜ (Tekirdağ) – Sen adam mısın! Ne biçim konuşuyorsun! “Adam değilsin!” diyorsun. Sen mi adamsın?

AKİF ÇAĞATAY KILIÇ (Samsun) – Otur yerine!

EMRE KÖPRÜLÜ (Tekirdağ) – Sen otur yerine! Var mı böyle bir şey ya! “Adam değilsin!” deyip gidiyor ya.

İDRİS BALUKEN (Devamla) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Lütfen… Lütfen… Lütfen oturalım.

Evet Baluken, lütfen devam ediniz.

İDRİS BALUKEN (Devamla) – Sayın Başkan…

(AK PARTİ ve CHP sıralarından karşılıklı laf atmalar)

BAŞKAN – Lütfen… Lütfen oturun, devam etsin.

BÜLENT TURAN (İstanbul) – Sayın Başkan, densizlik yapılıyor burada.

İDRİS BALUKEN (Devamla) – Bu ülkedeki bütün özgürlüklerin önünü tıkayan Seçim Kanunu…

Sayın Başkan, müdahale…

BAŞKAN – Lütfen… Lütfen arkadaşlar…

PERVİN BULDAN (Iğdır) – Sayın Başkan, hatip konuşuyor. Lütfen, grup başkan vekillerini uyarır mısınız.

Sayın Baluken, konuşmayın bence, bekleyin.

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri...

Sayın milletvekilleri, on dakika ara veriyorum efendim.

                                                                  Kapanma Saati: 17.21

 

DÖRDÜNCÜ OTURUM

Açılma Saati: 17.33

BAŞKAN: Başkan Vekili Mehmet SAĞLAM

KÂTİP ÜYELER: Muhammet Bilal MACİT  (İstanbul), Muhammet Rıza YALÇINKAYA (Bartın)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 121’inci Birleşiminin Dördüncü Oturumunu açıyorum.

Sayın Baluken sözünü tamamlayamamıştı.

Buyurun Sayın Baluken.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; şimdi, AK PARTİ Grubu adına konuşan hatiplerin ve kamuoyunda -açıklamalara da baktığımızda- açıklama yapan yetkililerin tamamı demokratik siyaset kanallarının açık olduğunu ifade ediyorlar. Defalarca bu kürsüden -iki yıldır dilimizde tüy bitti- biz “Demokratik siyaset kanalları tıkalı olduğu için Türkiye’nin var olan sorunları, başta Kürt meselesi olmak üzere ağırlaşarak önünüze gelecek.” dedik. 9 milletvekilinin hâlâ tutuklu olması, onlarca belediye başkanının, yüzlerce belediye meclisi üyesi, il genel meclisi üyesinin tutuklu olmasının önümüzdeki dönemlerde mutlaka büyük bir toplumsal sorun olarak önünüze geleceğini defalarca ilettik. İki yıldır bölgede yapmış olduğumuz hiçbir etkinliğe izin verilmedi. Basın açıklamasından yürüyüşe, mahalle toplantısından mitinge kadar tamamen yasakçı bir anlayışla demokratik siyasetin bütün kanallarını sizler tıkadınız ve bugün yaşamış olduğumuz sorun da…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İDRİS BALUKEN (Devamla) – Yarım dakika olmadı.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Kaç dakika verdiniz Başkanım!

MALİK ECDER ÖZDEMİR (Sivas) – Bir dakika verdiniz, yanlış oldu Başkanım.

VELİ AĞBABA (Malatya) – Bir dakika oldu.

BAŞKAN – Zaten bir dakika konuşmuştunuz da… Vereyim, bir dakika daha vereyim.

HASİP KAPLAN (Şırnak) – Ayıp oldu, böyle taksitle söz veriyorsunuz.

İDRİS BALUKEN (Devamla) – Ve bu kanallar tıkalı olduğu için de biz bugünleri öngörerek acil bir şekilde demokratik reformlar yapmanız gerektiğini söylemiştik. Şimdi, sokaktaki kavgayı aynı şekilde Meclise taşıyarak burada siyasi bir çekişme içerisine girmek doğru değil, sokağı anlamak önemli. Sokağın şu anda talebi şudur: Daha fazla demokrasi, daha fazla özgürlük ve birbirinin hakkına, hukukuna saygı duyan bir toplum arayışıdır. Bunun da tek yolu, Hükûmetin bir an önce acil bir demokratik reform paketini devreye koyarak siyaset alanındaki tıkanıklıkları bir an önce gidermesinden geçiyor. Eğer bunu yaparsanız sokaktaki tansiyonu düşürürsünüz, Gezi Parkı direnişi etrafında şekillenen toplumsal taleplere duyarlılığınızı ortaya koymuş olursunuz, yürüyen çözüm sürecine katkı sunmuş olursunuz ve dost tavsiyesi: Hem içeride…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

İDRİS BALUKEN (Devamla) - …hem dışarıda çizilen karizmanızı da kurtarma şansına sahip olmuş olursunuz.

O nedenle, bu Meclisin acil olarak bir demokratik reform paketini gündemine alması gerektiğini ifade ediyorum, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Baluken.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Sayın Hamzaçebi…

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, oturum kapanmadan ben ayağa kalkmıştım, sataşma nedeniyle ben de söz isteyecektim ancak ara verdiğiniz için o isteğimi ifade edemedim.

Sayın Metin Külünk, konuşmasında Cumhuriyet Halk Partisini “darbecilerle kol kola girmek suretiyle” diye ifade kullanarak suçlamış, sataşmada bulunmuştur. Söz istiyorum efendim.

BAŞKAN – Buyurun lütfen; iki dakika.

Sataşmaya meydan vermeyeceğinize eminim.

 

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

5.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, İstanbul Milletvekili Metin Külünk’ün BDP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşma sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

 

 

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; “Bu kürsüden kim daha yüksek sesle konuşursa, kim bağırır çağırırsa haklıdır.” diye bir anlayış yok, böyle olmamalı ama bu anlayışa sahip bazı arkadaşlar maalesef bu kürsüye çıkıyor, sesini yükselterek haklı olduğunu ifade etmeye çalışıyor.

Ülkede olağanüstü bir süreç yaşıyoruz -bakın, olağanüstü bir süreç yaşıyoruz- bu süreci soğukkanlılıkla değerlendirmemiz gerekir.

Biraz önce rakamları verdim, bir daha vereceğim: Türk Tabipleri Birliğinin rakamlarına göre 1’isi komiserimiz olmak üzere 5 vatandaşımız çıkan olaylarda ölmüştür, 7.822 yaralı vatandaşımız vardır, 6 kişinin hayati tehlikesi vardır, 59 ağır yaralımız vardır, 11 vatandaşımız gözünü kaybetmiştir ve 1 kişi görme sorunu yaşamaktadır, yaklaşık 100 vatandaşımız da kafa travmasına uğramıştır.

Böylesine olağanüstü bir süreçte buraya çıkan milletvekili arkadaşımız Sayın Külünk, gerekse bugün grup konuşmasında Sayın Başbakan, hedefe Cumhuriyet Halk Partisini koymak suretiyle bir kutuplaşmayı yaratmak istemektedir. Buna son verin değerli arkadaşlar. Şimdi, “Darbecilerle kol kola girdiniz.” diyorsunuz. Kim bunlar? Taksim’e, Gezi Parkı’na ve Türkiye’nin birçok vilayetindeki meydanlara çıkan vatandaşlarımız. Peki, bunlar darbeci ise -bu gençler- Sayın Başbakan bunlardan iki kez bir heyet kabul etmedi mi? O zaman Sayın Başbakan bu darbecilerle bir pazarlığa mı girişti acaba? Yok, meydanlarda “paçavralar” varmış. Peki, siz bu “paçavraları” taşıyan insanlarla görüştünüz, Sayın Başbakan görüştü.

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Onlarla görüşmedi!

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) - Sizin dediklerinizi kabul etmeyince mi bunlar darbeci oldu?

OSMAN AŞKIN BAK (İstanbul) – Onlarla görüşmedi, siz görüştünüz!

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) - Biz hak arayan, özgürlük talep eden bütün vatandaşlarımızın yanındayız.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Hamzaçebi.

Sayın milletvekilleri, Barış ve Demokrasi Partisi Grubu önerisini…

 

III.- YOKLAMA

 

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Yoklama istiyoruz Sayın Başkan.

BAŞKAN - Oylamadan önce bir yoklama talebi var, onu yerine getireceğim.

Sayın Hamzaçebi, Sayın Özdemir, Sayın Ağbaba, Sayın Işık, Sayın Aksünger, Sayın Acar, Sayın Ören, Sayın Develi, Sayın Genç, Sayın Güler, Sayın Özkan, Sayın Özkes, Sayın Serter, Sayın Öz, Sayın Kart, Sayın Köprülü, Sayın Dudu, Sayın Küçük, Sayın Kaptan, Sayın Ali İhsan Köktürk.

Şimdi elektronik cihazla yoklama yapacağız.

İki dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, toplantı yeter sayısı vardır.

 

VII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

1.- BDP Grubunun, Türkiye Büyük Millet Meclisi gündeminin “Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler” kısmında yer alan (10/498) esas numaralı TMK kapsamında kolluk kuvvetleri tarafından gözaltına alınıp çıkarıldıkları mahkeme tarafından tutuklanan öğrencilerin durumlarının araştırılması, sorunlarının tespit edilmesi ve çözüm yollarının belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergenin, görüşmelerinin Genel Kurulun 18 Haziran 2013 Salı günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

 

BAŞKAN – Öneriyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Öneri kabul edilmemiştir.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır. Okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

 

2.- MHP Grubunun, Türkiye Büyük Millet Meclisi gündeminin “Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler” kısmında yer alan Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ve arkadaşlarının (10/164) esas numaralı, Manisa Milletvekili Erkan Akçay ve arkadaşlarının (10/198) esas numaralı, Kütahya Milletvekili Alim Işık ve arkadaşlarının (10/273) esas numaralı, Adana Milletvekili Ali Halaman ve arkadaşlarının (10/300) esas numaralı, Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu ve arkadaşlarının (10/446) esas numaralı, küçük esnaf ve sanatkârların sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi; İstanbul Milletvekili Celal Adan ve arkadaşlarının (10/389) esas numaralı, İstanbul'daki esnaf ve sanatkârların sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi; Muğla Milletvekili Mehmet Erdoğan ve arkadaşlarının (10/656) esas numaralı, şoför esnafının sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi; Kastamonu Milletvekili Emin Çınar ve arkadaşlarının 21/3/2012 tarih 3812 sayı ile Kastamonu'daki esnaf ve sanatkârların sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi; Elâzığ Milletvekili Enver Erdem ve arkadaşlarının 2/4/2012 tarih 4122 sayı ile Elâzığ ilindeki KOBİ'ler ile küçük esnaf ve sanatkârların sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi; Mersin Milletvekili Ali Öz ve arkadaşlarının 20/2/2013 tarih 9922 sayı ile esnaf ve sanatkârların sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergelerinin Genel Kurulun 18 Haziran 2013 Salı günkü birleşiminde okunmasına ve görüşmelerinin Genel Kurulun 18 Haziran 2013 Salı günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

 

Tarih: 18/6/2013

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulunun 18/6/2013 Salı (bugün) yaptığı toplantısında, siyasi parti grupları arasında oy birliği sağlanamadığından grubumuzun aşağıdaki önerisini İç Tüzük'ün 19'uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını arz ederim.

Saygılarımla.

                                                                      Oktay Vural

                                                                           İzmir

                                                            MHP Grup Başkan Vekili

Öneri:

Türkiye Büyük Millet Meclisinin gündeminin “Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler” kısmında yer alan Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ve arkadaşlarının (10/164) esas numaralı "Küçük esnaf ve sanatkârların sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi" ve Manisa Milletvekili Erkan Akçay ve arkadaşlarının (10/198) esas numaralı "Esnaf ve sanatkârların sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi" ve Kütahya Milletvekili Alim Işık ve arkadaşlarının (10/273) esas numaralı "KOBİ'ler ile küçük esnaf ve sanatkârların sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi" ve Adana Milletvekili Ali Halaman ve arkadaşlarının (10/300) esas numaralı "Küçük esnaf ve sanatkârların sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi" ve İstanbul Milletvekili Celal Adan ve arkadaşlarının (10/389) esas numaralı "İstanbul'daki esnaf ve sanatkârların sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi" ve Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu ve arkadaşlarının (10/446) esas numaralı "Esnaf ve sanatkârların sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi" ve Muğla Milletvekili Mehmet Erdoğan ve arkadaşlarının (10/656) esas numaralı "Şoför esnafının sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi" ve Kastamonu Milletvekili Emin Çınar ve arkadaşlarının 21 Mart 2012 tarih, 3812 sayı ile TBMM Başkanlığına vermiş olduğumuz "Kastamonu'daki esnaf ve sanatkârların sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi", Elâzığ Milletvekili Enver Erdem ve arkadaşlarının 2 Nisan 2012 tarih, 4122 sayı ile TBMM Başkanlığına vermiş olduğumuz "Elâzığ ilindeki KOBİ'ler ile küçük esnaf ve sanatkârların sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi", Mersin Milletvekili Ali Öz ve arkadaşlarının 20 Şubat 2013 tarih, 9922 sayı ile TBMM Başkanlığına vermiş olduğumuz "Esnaf ve sanatkârların sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi" amacıyla verdiğimiz Meclis araştırma önergelerimizin 18/6/2013 Salı günü (bugün) Genel Kurulda okunarak, görüşmelerinin bugünkü birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Milliyetçi Hareket Partisi Grubu önerisinden önce, bir dakikalık bir açıklaması var Sayın İsmail Güneş’in.

Buyurun.

 

V.- AÇIKLAMALAR (Devam)

22.- Uşak Milletvekili İsmail Güneş’in, İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

 

İSMAİL GÜNEŞ (Uşak) – Teşekkür ederim Sayın Başkanım.

Biraz önceki konuşmamla ilgili CHP Grup Başkan Vekili Sayın Hamzaçebi bazı iddialarda bulunmuştur. Tabii, ben, burada, yaşadığım bir olayı anlattım. Bir vatandaşımız, Almanya’nın Münih kentinde benim kim olduğumu bilmeden bu söylediklerimi bana söyledi ve dolayısıyla da daha sonra AK PARTİ milletvekili olduğumu söyleyince bunlardan biraz çark etti.

Ben, sadece şunu öğrenmek istedim: Yani, bu iddialar doğru mudur, değil midir? Ben bunu CHP Grubuna sordum. Yoksa, ben, tabii ki, Sayın Hamzaçebi’nin bu konuda hassas davranmasını olumlu karşılıyorum. Fakat, CHP’nin de zaten böyle bir şey yapabileceğini düşünemiyorum ama, yine de olaya açıklık getirilmesi konusunda ben bunu söyledim. Burada da, tabii, Sayın Hamzaçebi’nin aynı hassasiyeti, CHP Grubundaki milletvekilleri şimdiye kadar bir sürü aslı olmayan iddiaları dile getirdiğinde de göstermesini beklerdim.

Teşekkür ederim.

BAŞKAN – Teşekkürler.

Bir şey söyleyecek misiniz?

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, bir dakika açıklama yapayım mı efendim?

BAŞKAN – Buyurun, bir dakika söyleyin Sayın Hamzaçebi.

 

23.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, Uşak Milletvekili İsmail Güneş’in yaptığı açıklamasındaki bazı ifadelerine ilişkin açıklaması

 

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Sayın Güneş’in açıklamasına teşekkür ederim. Yani, sokakta birisi bize “Sayın Başbakan şöyle bir şey yapıyor.” dese, biz de bu vatandaşın dediğini alıp kürsüye getirsek, Parlamentoya getirsek herhâlde son derece gayriciddi bir şey olur. Sayın Güneş bu yanlışlığı fark etti, ben teşekkür ederim bunu fark etmiş olmasına.

Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Hamzaçebi.

 

VII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

2.- MHP Grubunun, Türkiye Büyük Millet Meclisi gündeminin “Genel Görüşme ve Meclis Araştırması Yapılmasına Dair Öngörüşmeler” kısmında yer alan Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ve arkadaşlarının (10/164) esas numaralı, Manisa Milletvekili Erkan Akçay ve arkadaşlarının (10/198) esas numaralı, Kütahya Milletvekili Alim Işık ve arkadaşlarının (10/273) esas numaralı, Adana Milletvekili Ali Halaman ve arkadaşlarının (10/300) esas numaralı, Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu ve arkadaşlarının (10/446) esas numaralı, küçük esnaf ve sanatkârların sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi; İstanbul Milletvekili Celal Adan ve arkadaşlarının (10/389) esas numaralı, İstanbul'daki esnaf ve sanatkârların sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi; Muğla Milletvekili Mehmet Erdoğan ve arkadaşlarının (10/656) esas numaralı, şoför esnafının sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi; Kastamonu Milletvekili Emin Çınar ve arkadaşlarının 21/3/2012 tarih 3812 sayı ile Kastamonu'daki esnaf ve sanatkârların sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi; Elâzığ Milletvekili Enver Erdem ve arkadaşlarının 2/4/2012 tarih 4122 sayı ile Elâzığ ilindeki KOBİ'ler ile küçük esnaf ve sanatkârların sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi; Mersin Milletvekili Ali Öz ve arkadaşlarının 20/2/2013 tarih 9922 sayı ile esnaf ve sanatkârların sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergelerinin Genel Kurulun 18 Haziran 2013 Salı günkü birleşiminde okunmasına ve görüşmelerinin Genel Kurulun 18 Haziran 2013 Salı günkü birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

 

BAŞKAN - Şimdi, Milliyetçi Hareket Partisi Grubu önerisi üzerinde, lehinde olmak suretiyle, İstanbul Milletvekili Sayın Celal Adan.

Sayın Adan buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

CELAL ADAN (İstanbul) -  Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi en derin saygılarımla selamlıyorum.

Esasında, Türkiye'nin ana meselesi olan esnaf meselesini konuşmadan evvel, biraz evvel gelişen olaylarla ilgili de bir iki konuyu sizinle paylaşmak istiyorum.

Türkiye, Türk milleti demokrasi konusunda kararlı bir millettir. 1960’ta Menderes asılmış, Demokrat Partinin devamı bir siyasal olgu ilk seçimde iktidara gelmiş. 1980 darbesinde siyaset ortadan kaldırılmış, hemen akabinde, düşen iktidarın devamı olan, o iddiada bulunan Anavatan Partisi iktidara gelmiş. Şimdi, Türkiye’yi değiştirdiğini söyleyen iktidar partisinin hâlen Menderes’e, Özal’a sığınmasını yadırgıyorum çünkü sokakta eylemler başlarken Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı, “Millet iradesinin üzerinde  sadece Allah vardır.” noktasındaki iradeyi ortaya koymuş.

Türkiye’de artık Menderes’in uğradığı akıbeti ifade ederek siyaset yapmak çok yanlış bir olaydır, Türk milletine yakışmayan bir olaydır. Buna sığınarak siyaset üretmek doğru değildir, ahlaki de değildir çünkü Türk milleti bunları hak etmiyor. Ama bir şey görüyorum, gerçekten iktidar partisinin ortaya koyduğu afişlerde bir haksızlık da yapıldığını görüyorum. Bir tarafa Menderes’i koyuyorlar “Astılar.”, bir tarafa Özal’ı koyuyorlar “Zehirlediler.”, onun yanına da Tayyip Bey’i koyuyorlar. Türk siyasetini bu kadar küçültmeye, bu kadar küçük düşürmeye ne hakkınız var! Yani ne kadar korktunuz bu Taksim’deki üç beş kişiden! Hemen Menderes’in, Özal’ın akıbetiyle, yüzde 50 oy almış bir siyasi partinin liderini idam sehpalarına götürerek duygusal bir ortam yaratmanızın Türkiye’ye bir yararı yok, faydası yok. Türk milleti bir daha darbelere müsaade etmeyecektir, Türkiye'nin sosyolojisi buna müsaade etmeyecektir sizin yüreğiniz değil.

Türkiye değişti, 30 milyon insanın İnternet’e girdiği, Türkiye’nin bir baştan bir başa… Ağrı’da bile 3-4 tane televizyonun olduğu bir ülkede, ekonomisi işleyen mekanizmalarıyla hangi darbeye çanak tutulabilir? Ama Menderes’i, rahmete kavuşmuş bir vatan evladını o gün cinayet şebekeleri idam ettiler, doğrudur ama milletimiz bunun hesabını sordu. Özal’a yapılan haksızlıkların da hesabını sordu, 28 Şubat sürecinin de hesabını sordu. Bunları tekrar bir araya getirerek ifade etmeyi… Ben, esasında siyaset üretilmediği için bunlara sığınıldığı kanaatindeyim.

Değerli milletvekilleri, Alevi-Sünni meselesinde de Türkiye’de ilk defa Sünni bir devlet adamı bir irade ortaya koydu, gelin hepimiz bunu paylaşalım “Yavuz da bizim, Şah İsmail de bizim.” dedik ve düğümledik hadiseyi Milliyetçi Hareket Partisi olarak. Alevi-Sünni çatışmasına, Kürt-Türk çatışmasına Türk milleti asla müsaade etmeyecek ama özellikle bu iktidar döneminde bölücü unsurlara verilen fırsatlar, diğer kesimlerle ilgili kullanılan dil, ne yazık ki, Türk milletinin gücünü, iradesini kavramayanların şımarıklıklarıyla devam ediyor.

Geçen sefer geldim, söyledim, bak, unutulmaya doğru gidiyor. Mahir Ünal burada, Grup Başkan Vekili, geçen geldiğimde dedim ki… Başbakan “Taksim’de paçavrayla Türk Bayrağı yan yana.” ifadesiyle tepki koydu, yürekten katılıyorum dedim ama bütün Diyarbakır’da 21 Martta bir tek Türk Bayrağı yoktu. Onunla ilgili de irade koymadığını tarihe not düşsün diye burada ifade ettim.

Bir şey daha söylüyorum şimdi size. Bir faiz lobisinden bahsediliyor. Şimdi, beyler, bu faiz lobisi… Grup konuşmasında Sayın Başbakan 40-50 milyar dolardan bahsediyor, doğrudur. Peki, bu 50 milyar dolar on iki senedir yönettiğiniz Türkiye’de sadece sizinle ilgili bir çığlık patlayınca mı aklınıza geldi? Milliyetçi Hareket Partisinin Genel Başkanı Devlet Bahçeli dedi ki: “Bu, doğrudur. Bir araştırma komisyonu kuralım ve bu faizci lobiyi ortaya çıkaralım.” Şimdi de faizci lobiyle görüşmeler devam ediyor. Bir uzlaşma zemini ortaya çıktı ve faizci lobiyi unuttuk. Biz Milliyetçi Hareket Partisi olarak anayasa değişikliğiyle ilgili duyarlılıklarımızı bir taraftan devam ettirirken, bir diğer taraftan da esnafımızın, tarımda çalışanımızın, işçimizin, köylümüzün meselelerini bütün Türkiye'de toplantılar yaparak, vatandaşlarımızın, içerisinde bulunduğu problemleri takip ediyoruz.

Geçen hafta İstanbul milletvekilleriyle birlikte İstanbul Esnaf Birliğinde yapmış olduğumuz toplantıda esnafımızın çok ciddi sıkıntılar içerisinde olduğunu gördük. Vakit sınırlı olduğu için ana başlıklar hâlinde söylüyorum. Halk Bankası şubelerinden bazıları ilçelerde kooperatif olmasına ya da il sınırları içerisinde her esnaf ve sanatkâra kredi verme hakkı olan kooperatiflere rağmen esnaf ve sanatkârlara doğrudan kredi vermektedir. Bu uygulama, dayanak gösterdikleri genelgeye de aykırıdır. Kredi ve kefalet kooperatifi kanalıyla verilen kredilerin geri dönüşü garantilidir, doğrudan şahsa verilen kredilerin tahsili ise çoğu zaman risk taşımaktadır. Esas doğru olan, esnafımıza doğrudan kredi verilmemesidir. Keza zaman zaman KOSGEB tarafından verilen kredi, kooperatifler kanalıyla verilmelidir ve KOSGEB kanalıyla verilen krediler üç eşit parçaya bölünüp, 1/3’ü mikro, 1/3’ü küçük, 1/3’ü orta ölçekli işletmelere verilmelidir. Bir de eskiden olduğu gibi Türkiye Halk Bankasının yönetiminde esnafın söz sahibi olması gerekmektedir.

İstanbul ilimizde değişim ve dönüşüm nedeniyle çok sayıda bina yıkılmaktadır. Bu binalardaki konutların sahiplerine maddi imkânlar sağlanmakta ama aynı binanın alt katlarındaki dükkânlar ise unutulmuş durumdadır, onlar sahipsizdir ve bu rakam çok yüksektir.

Talebimiz, konutlara sağlanan imkânların aynen işyerleri için de geçerli olmasıdır. İstanbul büyükşehir sınırları, il sınırlarını kapsar şekilde genişletilmiştir. Şehir merkezindeki atölyeler şehir merkezinden çıkarılıyor, ancak yeni yerleşim yerleri tahsis edilmiyor. Bu durum esnaf ve sanatkârımızın mağduriyetine neden oluyor. Onun için, organize sanayi bölgelerine ihtiyaç var, özellikle arsa temini ve devlet desteğine ihtiyaçları var. İlimizde, özellikle İstanbul’da minibüs, taksi ve dolmuşlar on binlerce yolcu taşımaktadır. Büyükşehir Belediyesi, minibüsleri otobüse çevirip on beş yıl kullandıktan sonra Belediyeye tüm haklarıyla devredilmesini teklif ediyor. Böyle bir anlaşma minibüsçü esnafını sonlandıracağı gibi, onların tamamen işsiz güçsüz kalması demektir. Yetmedi, sermayesi olan minibüsünün de elinden alınmasını sağlayacaktır. Şehir devamlı büyümektedir. Yeni hatlar ihdas edilebileceği gibi, mevcut hatlar uzatılmak suretiyle mevcut sistem sürdürülebilir.

Servis araçlarına plaka tahdidi: Aşağı yukarı yirmi yedi vilayette plaka tahdidi olmasına rağmen İstanbul’da plaka tahdidi yok. Önüne çıkan, bir araba alarak taşımacılık yapmakta, zaman zaman değişik kazalara sebebiyet teşkil etmekte ve takibi mümkün olmayan bir dağınıklığa sebep olmaktadır. O bakımdan, servis araçlarının tahdidiyle ilgili bir düzenlemeye ihtiyaç vardır.

Ayrıca, zaman zaman iktidar partisi, 2023’te 500 milyar dolarlık bir ihracat hedeflediğini ifade etmektedir. Bugün Türkiye'nin enerjisine ve Türkiye’de değişik altyapılara baktığımızda, 500 milyar dolar hayal bile edilecek bir rakam olmaktan çıkmaktadır. Bu hedefi yakalayabilmek için özellikle kaliteli bir üretime ve devamlılık arz eden bir yapılanmaya ihtiyaç vardır.

Ancak, alışılageldiği üzere, meslekler usta-çırak ilişkisiyle veya meslek veya teknik eğitim okulu ve kurumlarından öğrenilmektedir. Sonuçları itibarıyla değerlendirildiğinde, usta-çırak ilişkisiyle mesleğini öğrenenlerin istihdamı yüzde 100’e yaklaşıyor, devlet okullarından mezun olanlarda ise yüzde 10 bir istihdam söz konusu. Bunun mutlaka çok iyi bir şekilde değerlendirilmesi gerekmektedir.

Değerli milletvekilleri, esnafımızın problemi büyük, esnaf çok zor durumda. AVM’lerle iflas eden esnafımız büyük bir yekûn teşkil etmekte. Buraya gelirken, özellikle Taksim çevresinde iş yeri sayısını ve zararının faturasını da söylememi istediler. Beyoğlu, Harbiye, Şişli, Pangaltı, Şişhane, Sıraselviler, Gümüşsuyu…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

CELAL ADAN (Devamla) – …yakınlarındaki esnaf da perişandır. Bu esnafımızın meselesinin de bir an önce çözülmesi konusunda iktidardan bir irade beklenmektedir.

Bu vesileyle hepinize saygılarımı sunarım. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Adan.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu önerisi üzerinde ikinci konuşmacı İstanbul Milletvekili Mehmet Muş.

Sayın Muş, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MEHMET MUŞ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Milliyetçi Hareket Partisinin araştırma önergesi üzerinde söz almış bulunmaktayım. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, esnaf ve sanatkârlarımız, gelir dağılımının iyileştirilmesi, demokrasinin ve serbest piyasa ekonomisinin işletilmesi, sermaye ve refahın tabana yayılması ve bu suretle sosyal dengelerin kurulmasında ekonomik ve sosyal hayatımızın en önemli unsurlarındandır. Esnaf ve sanatkârlar, Türkiye’deki ekonomide Türk ekonomisinin vazgeçilmez oyuncularıdır ve Türkiye’de yaklaşık 2 milyon esnaf ve sanatkâr bulunmaktadır.

Değerli milletvekilleri, esnaf ve sanatkârlarımızla alakalı yaptığımız çalışmalara girmeden şöyle bir 2001’e, 2001 krizinde yaşananlara ve esnafımızın o dönemde çektiklerine bir değinmek istiyorum.

2001 krizi, Türkiye Cumhuriyeti tarihindeki en ağır krizlerden bir tanesi olmuştur. Bu krizden ekonominin bütün alanları etkilenmiş, yaklaşık 1,5 milyon insan işinden olmuş, esnaf kepenk kapatmış ve paranın alım gücü düşmüştür. Dükkânını kapatan, kepengini kapatan esnafın sayısı yaklaşık 2.500 civarındadır bu krizden dolayı.

Değerli milletvekilleri, çöküşün resmini hatırlayın, 2001 yılında bir resim vardı: Bir esnaf, yazarkasasını Başbakana fırlatıyor. İşte, bu esnaf, Ankaralı Ahmet Çakmak’tı. Ahmet Çakmak geçenlerde bir gazetede yaptığı röportajda şunları dile getiriyor: “O günler çabuk unutuldu.” diyor. O dönemde dükkânını satan Ahmet Çakmak, dolardan dolayı, borcunun 3 katına çıkmasından dolayı bütün birikimini, elde avuçta ne varsa kaybetmesinden sonra 6 bin dolar da borçlu kalmıştı. Bugün, kendisinin işlerinin düzeldiğini, kendisinin ev aldığını, bir başka ev aldığını kendisi ifade ediyor.

Şimdi, değerli milletvekilleri, bakın, öyle bir tablo vardı ve bugün hangi noktaya geldik. Esnafın geliştirilmesi, esnaf ve sanatkârların durumunun iyileştirilmesiyle alakalı, Esnaf ve Sanatkârlar Değişim, Dönüşüm ve Destek Stratejisi yani 3D Stratejisi ve Eylem Planı hazırlandı. Bu stratejiyle, büyümeyi, sürekli gelişmeyi ve kalıcı olmayı hedefleyen, ahlaki değerlerden ödün vermeyen, ulusal ve uluslararası gelişmeleri takip eden, teknolojiyi kullanmak ve müşteri ile bire bir ilişki kurmak suretiyle müşteriye özel mal ve hizmet üretebilen, iş birliği ve ortak çalışmaya açık olan bir esnaf ve sanatkâr vizyonu ortaya konulmuştur. Bu vizyonun gerçekleştirilebilmesi için 7 öncelik hazırlanmıştır. Bu öncelikler: Kredi ve finansman şartlarının iyileştirilmesi; vergi, istihdam ve diğer yükümlülüklerin azaltılması; eğitim, danışmanlık hizmetlerinin geliştirilmesi; yenilikçilik ve girişimciliğin geliştirilmesi; altyapı, kümelenme ve ortaklık faaliyetlerinin desteklenmesi; hukuki düzenlemelerin yapılması; esnaf ve sanatkârların Avrupa Birliği programlarından faydalanmasının sağlanması.

Değerli milletvekilleri, YPK tarafından 2010 yılında bu strateji kabul edilmiştir. Türkiye genelindeki 2 milyon esnafımızı ilgilendiren, onların daha iyi, daha rekabetçi, daha üretken hâle gelmesini hedefleyen bu strateji adım adım hayata konulmuş ve uygulanmasına devam ediliyor.

Ben burada bir şeye daha dikkatinizi çekmek istiyorum.

Değerli milletvekilleri, esnaflar, işini büyütebilmesi, dükkânını büyütmesi, teknolojiyi yakından takip edip üretim bantlarını genişletebilmesi için kaynağa ihtiyaç duyar, pazarlama kanallarını genişletmesi için finansman ihtiyacı hisseder. Bunu karşılayabilmek için de ucuz kredi esnaf için bir can suyu gibidir. Bakınız, Halk Bankasından kredi ve kefalet kooperatifleri kefaletiyle kullandırılan kredilerin miktarı 2002 yılında sadece 153 milyondu. Bu rakam 2013 itibarıyla 7,5 milyar Türk lirasına çıkartıldı. Aradaki artış yaklaşık 44 kattır ve 2002 yılında kullandırılan kredilere verilen sübvansiyon sadece yüzde 20’ydi, şu an ise bu oran, limite bakılmaksızın yüzde 50’ye çıkartılmıştır. Aynı şekilde, kooperatiflerin aldıkları komisyon yüzde 1,5’a düşürülmüş, bankaların komisyonu ise yüzde 0,5’e düşürülmüştür.

Değerli milletvekilleri, 2002-2011 döneminde bütçeden ayrılan kaynak yani kredi kullandırılması için ayrılan kaynak 1,4 milyar Türk lirasıdır.

Az önce burada bir şeye dikkat çekildi, yani bir faiz lobisinin olduğundan ve bu faiz lobisinin ne olduğundan…

Değerli milletvekilleri, bakın, ben size 2002 yılından bu zamana kadar kullandırılan kredileri ve faiz oranlarını bir tablo hâlinde göstermek istiyorum. Aslında neyi kastettiğimizi bu tabloya baktığımız zaman çok daha net görebiliriz. Bakın, yıllar itibarıyla Türkiye’de esnafa kullandırılan kredi miktarları: 2002’de kullandırılan kredi miktarı 153 milyon Türk lirası ve faiz oranı ne kadar, biliyor musunuz? Yüzde 59. 2003’te kullandırılan kredi miktarı 875 milyona çıkıyor, faiz oranı ise yüzde 30’larda. 2004’te bu rakam 1,5 milyara çıkıyor, oran yüzde 25’e düşüyor. Yani, yıllar itibarıyla kullandırılan kredi miktarı artırılırken finansman maliyetleri düşürülüyor, düşürülüyor, düşürülüyor ve 2013 yılı itibarıyla yüzde 4 ila yüzde 5 seviyesine kadar düşürülüyor. Aslında dikkat çekilmesi gereken, gözden kaçırılmaması gereken, “faiz lobisi” deniyorken neyi kastettiğimiz bu tablodan çok iyi şekilde anlaşılıyor diye düşünüyorum.

Değerli milletvekilleri, 2002’de yine 153 milyon liralık bir kaynak vardı, kullandırılan kredi ve esnafa maksimum 5 bin lira kredi kullandırılıyordu -sadece 5 bin lira, bu da tavandı- şimdi ise bu rakam 125 bin ila 250 bin lira arasında değişmektedir ve son on yılda esnafımızın kullandığı kredi yani sübvansiyonlu kredi yaklaşık 26 milyar Türk lirasıdır.

Değerli milletvekilleri, bir rakama daha dikkatinizi çekmek istiyorum. 153 milyon lira sadece 38.390 kişi tarafından veya esnaf tarafından kullanıldı, bugün ise bu rakam 860 bin civarlarına çıkmıştır. Bunlara baktığımız zaman, esnafımızla alakalı eksiklikler var mıdır? Olabilir. İyileştirilmesi gerekiyor mu? Mutlaka daha fazla çalışmak gerekir, bu 3D Stratejisi buna yönelik bir adımdır. Ama, yapılanları, ortaya konanları da görmezden gelmeyelim; bunlara da atıfta bulunup bu yapılan çalışmaları da bence değerlendirerek eleştirilerimizi yapmanın daha doğru olacağını düşünüyorum.

Yine, 2003 yılında TESKOMB tarafından kooperatif alacakları için 4 defa yapılandırma ortaya çıkartıldı yani 4 defa borçlar yapılandırıldı ve esnaf ve sanatkâr icradan kurtulmuş oldu, esnaf ve sanatkârın karşı karşıya kaldığı faizler böylece bertaraf edilmiş oldu.

Aynı şekilde, 2008 yılında, BAĞ-KUR prim borçlarının yapılandırılmasıyla alakalı bir kanun geçirildi. 853.766 BAĞ-KUR sigortalısının toplam 13 milyar lira civarında borcu vardı. Yapılandırmayla bu borç 6,8 milyara düşürülmüş, yirmi dört ay vade yapılmış ve gecikme faizlerinde yüzde 85 oranında bir indirim yapılmıştır.

Değerli milletvekilleri, bir noktaya daha dikkatinizi çekip sözlerime son vermek istiyorum. Hâlihazırda gerçek usulde vergilendirilen mükelleflerin, biliyorsunuz, basit usule dönmek gibi bir olanağı yoktu yani gerçek usulde vergilendirme yeteneklerini, özelliklerini kaybetse dahi basit usule geçemiyordu. 2012 yılında yapılan bir düzenleme ile gerçek usulde vergilendirilen bir mükellefin, eğer gerçek usul yeterliliklerini sağlamıyorsa, tekrar basit usule geçmesine imkân tanınıyor.

Ben, bu duygu ve düşüncelerle sözlerime son verirken Genel Kurulu tekrar saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

 BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Muş.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu önerisi üzerinde, lehinde olmak suretiyle, İzmir Milletvekili Sayın Mehmet Ali Susam.

Sayın Susam, buyurun.

MEHMET ALİ SUSAM (İzmir) -  Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Milliyetçi Hareket Partisinin esnaf, sanatkârlarla ilgili vermiş olduğu önergenin lehinde söz aldım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, zorlu günlerden geçsek de her zaman Türkiye’nin doksan yıllık cumhuriyet birikiminin, demokrasi geleneğinin ve bu ülkedeki kardeşliğin tüm bu sorunları aşabilecek birikimde olduğuna ve Türkiye Cumhuriyeti’nin doksan yıl önce kurulmuş olan iradesinin laik, demokratik, çağdaş bir hukuk devleti olarak ilelebet yaşayarak dünyanın saygın bir ekonomisi ve saygın bir demokratik devleti hâline geleceğine inancımı pekiştirerek bir kez daha buradan sözlerime başlamak istiyorum.

Değerli arkadaşlar, en çok sorunu konuşulması gereken kesimlerden bir tanesi esnaf ve sanatkârlardır ve Türkiye bunu konuşmakta maalesef geç kalmıştır. Az önce çıkan iktidar partisi milletvekili arkadaşım 2002 ile 2013 karşılaştırması yaptı ve o karşılaştırmalar içerisinde esnafın ne kadar iyi koşullara geldiğini söyledi.

2008’in 25 Haziranında Avrupa Birliği bir on emir hazırladı. Hazırladığı on emrin içeriği şudur: Avrupa Birliğinde ve Avrupa Birliğinin dışında dünyada gelişen ekonomilerde uygulanması gereken birinci öncelik KOBİ politikaları olmalı ve KOBİ’lere destek verilmelidir. Bunu şu sözle anlattı: “KOBİ’lere kırmızı kart değil, KOBİ’lerin altına kırmızı halı sermeliyiz.” (CHP sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlarım, Türkiye’de ise bugün bu anlayışa yatkın ne var ne yok, size karşılaştırmalı vereceğim şimdi.

Ne dediler biliyor musunuz? “Avrupa Birliğinde iflas etmiş iyi niyetli girişimcilerin yeniden iş kurmasına imkân sağlanmalıdır. Kamuda ve tüm devlet bürokrasisinde, vergide ve yasal düzenlemelerde mikro, küçük işletmeler öncelikli olmalıdır, onlara ayrı bir KDV kanunu uygulanmalıdır.” Yani, KOBİ’lere, mikro, küçük işletmelere KDV oranları, o ülkede oran diyelim ki 10 ise 5 uygulanmalıdır ki onlara alışveriş için gidilsin. Sayacağım diğer on şeyi zamanım eksik olduğu için, sınırlı olduğu için saymayacağım, açıp İnternet’ten bakabilirsiniz.

Mantıkları şuydu: Dünyanın geldiği ekonomik politikada artık büyük işletmeler de bu kriz döneminde istihdam yaratmıyorlar, tam tersine, istihdamı azaltıyorlar. İstihdamı yaratan ve bu ülkede yaşatılması gereken güç KOBİ’lerdir, desteklenmesi gereken işletmeler KOBİ’lerdir. Bununla ilgili tüm yasal düzenlemelerin çıkartılmasını bir ülke politikası, bir Avrupa Birliği politikası olarak emir hâline getirmişler ve gerçekleştiriyorlar.

Peki, Türkiye’de ne oluyor? Türkiye’de AVM yasasını çıkartamadık, perakende piyasasını düzenleme yasasını çıkartamadık. Şu son olaylarda çok güzel bir slogan çıktı, biliyor musunuz; o Gezi Parkı’na AVM yapmak isteyen Başbakana ve Hükûmet anlayışına karşı esnafına sahip çıkan bir direniş çıktı. O genç, okumuş, aydın, entelektüel kesimler “Çarşımda, sokağımda esnaf yaşamalıdır. AVM anlayışındaki rant anlayışına karşı sokaktaki esnafa ben sahip çıkıyorum.” dedi. Bu eylemlerin güzel yanlarından bir tanesi de budur.

İBRAHİM KORKMAZ (Düzce) – Onları da AVM’ler besledi oradan.

MEHMET ALİ SUSAM (Devamla) – AVM’lerin karşısında olan insanlara, yürekleriyle ona karşı çıkan insanlara buradan şükranlarımı sunuyorum.

RECEP ÖZEL (Isparta) – O eylemciler orada o esnafa zarar veriyor, onu da konuşsana burada.

MEHMET ALİ SUSAM (Devamla) – Değerli arkadaşlarım, bu kanuna burada sahip çıkmamız lazım. Esnafın zararını önleme konusunda siz söz verdiniz, bu söz yerine gelmelidir. Esnafa zarar veren herkes yanlış yapmaktadır. Ama esnafa zarar verme noktasında, yanlışlıkların öncesinde, esnafına sahip çıkan, AVM’ye karşı çıkan, ağacına, doğasına sahip çıkan insanlara biber gazıyla, polis copuyla saldıranlara da bu Meclis karşı çıkmalıdır. (CHP sıralarından alkışlar)

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Esnafın zararı ne olacak?

HÜSEYİN SAMANİ (Antalya) – Esnaf dükkânını açamadı.

MEHMET ALİ SUSAM (Devamla) – Onun için, biz adalet istiyoruz, hak istiyoruz, özgürlük istiyoruz, AVM ve büyük sermaye karşısında esnafa sahip çıkacak bir iktidar istiyoruz. O iktidarın da vicdanıyla o insanlara sahip çıkmasını ve Avrupa’nın sahip çıktığı KOBİ’lere, mikro işletmelere sahip çıkmasını istiyoruz.

Bakın, size bir tablo göstereceğim: Gelişmiş ülkelerde bin kişiye düşen küçük işletme miktarı Batı Avrupa’da yüzde 52, Doğu Asya-Pasifik’te yüzde 42, Orta Doğu-Kuzey Afrika’da yüzde 40, Kuzey Amerika’da yüzde 35, Türkiye’de yüzde 12. Yani o AVM rantlarıyla, her gün, onların uzantılarıyla oluşmuş olan zincirlerle bugün esnafın sayısını, çok olması gereken esnafın sayısını, Türkiye’de bin kişiye, 10 kişiye düşürdüler. O insanların hepsi bu devlete vergi veriyor.

SÜLEYMAN ÇELEBİ (İstanbul) – Batırdılar esnafı.

MEHMET ALİ SUSAM (Devamla) – Bakın, ne zorlukları var: Esnaf dokuz bin günde emekli oluyor, sigortalı yedi bin günde oluyor. Herkes sigorta borcunu ödemezse sağlık hizmeti alıyor ama altmış bir gün borcu olan esnaf, kendisi dâhil, anası, çoluğu çocuğu sağlık hizmeti alamıyor.

Esnafın, bugün, çıkan kanunlarla, telif hakkından ciddi bir şekilde zararı var. Bu Meclislerde söyledim, hiçbir adım atılmıyor. Bakınız, fotoğrafçı esnafıyla rekabet etmek için, devlet dairelerine, ihaleyle, fotoğraf çekecek mekanizmalar kuruldu. Böyle bir kamu anlayışı ve devlet anlayışı olabilir mi? Esnafıyla rekabet eden bir devlet anlayışı olabilir mi?

Değerli arkadaşlarım, zihnimizi değiştireceğiz. Zihnimizde “Küçük düşün.” dediği gibi, Avrupa’nın “Küçük güzeldir.” bir lafından yola çıkarak küçük esnafa, sanatkâra sahip çıkacağız. Onun için, buraya gelen kanunlarda öncelikle esnaf, sanatkârı yürekten kucaklayacağız. O insanların aile işletmelerinin yaşamasına destek vereceğiz. O insanlar hep beraber bu ülkede hem istihdam yaratıyor hem vergi veriyor hem de bu ülkenin kalkınması için her türlü girişimi veriyor. Onlara bilgi desteği vereceğiz, sermayeye kolay ulaşmaları için finansmanda uygun şartlar sağlayacağız. Onlara AR-GE desteği vereceğiz, tedarik zinciri desteği vereceğiz. Onların bilgiyle donatılmış organizasyonlarla dünyaya açılması için, ihracatçı olabilmeleri için devlet destekleri kuracağız. Bizim anlayışımız bu olmalıdır. Onu kendi kaderine bırakmak durumunda olmamalıyız. Bugün anlayış ne biliyor musunuz? “Dünya değişti, ölçek ekonomisi var, büyüklerin ekonomisi var, küçükler artık devrini tamamlayacak.” Hayır, böyle değil dünya. Avrupa  Birliğine bakın, tam tersine, diyor ki: “Bilgi ve teknolojiyi kullanıp her türlü girişimi yapabilecek girişimci insanlar benim ekonomimin can damarıdır, benim ekonomimi geliştirecek olan kesimdir.” İşte, esnaf sanatkâr budur. Bakış açınız bu olursa ancak, bu işi değiştirebilirsiniz.

Türkiye’de esnaf zorda arkadaşlar. Açıkça söylüyorum, bu zorluğunu aşmak için, gidin sokaklara, gidin çarşılara, gidin o insanların dükkânlarına oturun. Belki, vakur tavırlarıyla, size dert yanmak yerine çay ısmarlarlar ama içlerine bakın, yüreklerine bakın, dükkânlarının raflarına bakın, ne zorluklar çektiklerini göreceksiniz. Onlarla yüreğinizi paylaşın, onlarla her türlü  sorunlarını paylaşın ki, o insanlar bu ülkede temel direktir. Ahi Evran’ın çocuklarına sahip çıkmak bu Meclisin görevidir.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN –  Teşekkür ederim Sayın Susam.

Milliyetçi Hareket Partisi Grubu önerisi üzerinde son konuşmacı Bursa Milletvekili Sayın Hüseyin Şahin, aleyhinde olmak üzere.

Buyurun Sayın Şahin. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) 

HÜSEYİN ŞAHİN (Bursa) – Sayın Başkan, değerli Meclis üyesi arkadaşlarım; hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum. Milliyetçi Hareket Partisinin araştırma önergesinin aleyhinde söz almış bulunmaktayım.

Benden önce partimiz adına konuşma yapan İstanbul Milletvekilimiz Sayın Mehmet Muş arkadaşım, detaylı bir şekilde -gerçi on dakikaya sığmayacak kadar- esnafa verdiğimiz destekleri ve esnafın yanında olma stratejimizi ve politikamızı anlatmaya çalıştı ama tabii, anlatacak daha çok şey var. Esnaf bir toplumun belkemiğidir, özellikle o topluma yön veren dinamiklerin en aktif olanıdır. Bu, geçmiş Türk toplumlarında da, medeniyetimizin beşiği olan ve geçmiş Osmanlı İmparatorluğu döneminde de toplumun temel dinamiklerini oluşturan, özellikle sanatkâr ve savaş sanayisini oluşturan ve bu konuda ahlaki meziyetleri de ön plana çıkmış, toplumun en önemli kesimidir.

Özellikle 2002 yılından sonra, AK PARTİ hükûmetleri döneminde esnafımıza verilen desteklerin yaklaşık 50 katı kadar kredilerle arttığı, vergi indirimlerinin çeşitli oranlarda yansıtıldığı, özellikle belediyelerimizin esnaflara yönelik olarak birçok çalışmalara destek vererek hizmetlerde bulunduğu, faiz oranlarının… Ki bu konuda çok haklı gerekçelerimiz var. Yüzde 50’nin üzerinde faizlerle kredi kullanan esnaf kesiminin bugün yüzde 4’lere kadar düşen kredi oranlarıyla desteklenmesinin, hakikaten, bizim tarafımızdan çok haklı görülen ve “Marifet iltifata tabidir.” anlayışıyla taltif edilmesi gerektiğine inanıyoruz. Biz biliyoruz ki esnaf kesimi desteklendiği müddetçe onun bir üstü olan sanayi işletmeleri de büyüyecek ve büyüyen sanayi işletmeleriyle de ekonomimizin çapı daha da artarak özellikle 2023 hedeflerine, ekonomik olarak kendimize koyduğumuz rakamsal hedeflere ulaşmamız daha kolay olacaktır.

Tabii, burada anlatılması gereken çok şey var. Stratejik olarak esnafın Hükûmetimizce planlarda en öne alınması, özellikle partimizin hedef kitle olarak da sürekli olarak esnafla beraber oluyor olması, esnaf ziyaretlerinde almış oldukları tecrübeleri ve sorunları ve çözüme yönelik önerileri direkt olarak Hükûmetimize ve yetkili kurullara aktarıyor olması bizim bir esnaf dostu parti olduğumuzun da göstergesidir.

Şimdi, 2002 yılında Türkiye'nin gayrisafi millî hasılası 230 milyar dolarlar seviyesindeydi, nüfusumuza oranla millî gelirimiz de 3.500 dolarlar seviyesinde fakat bugün 800 milyar dolarları yakalayan gayrisafi millî hasılamız ve nüfusumuzun da artış oranıyla, 11 bin dolar seviyelerini yakalayan bir millî gelir seviyesindeyiz. İnşallah, esnafımıza sağlanan çeşitli desteklerle, özellikle KOSGEB destekleriyle, esnaf kefalet kooperatifleri vasıtasıyla ki 2002 yılında limiti en çok 5 bin lira olan, bugün 125 bin liralara kadar çıkartılan, yatırım miktarı olarak da 250 bin TL’ye kadar desteklenen esnafımızın minimum faiz oranlarıyla, inşallah ekonomimizin sağlıklı yapılanmasıyla daha da minimize edilecek faiz oranlarıyla desteklenmesi temel  hedefimizdir.

Bugün Plan ve Bütçe Komisyonunda Onuncu Kalkınma Planı’nı Sayın Bakanımız Plan ve Bütçe Komisyonu üyelerimize arz etmektedirler. Ben buradan 2013-2018 yılında esnafımızla ilgili birkaç veri de vermek istiyorum yani “Neyi öngörüyoruz, neyi planlıyoruz?” diye. 2006 yılından bir örnek vereceğim: 2006 yılında kurulan işletme sayısı 53 bin iken 2012’de 39 bin, 2013’te 50 bin, 2018’de kurulması hedeflenen işletme sayımız 75 bin civarındadır. Küçük işletmeler ve orta ölçekli işletmelerin tüm işletmeler içindeki oranı 2006’da 1,7; 2012’de 2,4; 2013’te 3; 2018’de de 4 olarak hedeflenmektedir. KOBİ’lerin ihracat miktarı 2006’da 50 milyar, 2012’de 90 milyar, 2013’te 100 milyar iken 2018’de 150 milyar dolar olarak hedeflenmektedir. Bunların yapılmasında Hükûmetimizin esnafımıza, küçük ve orta işletmelere vermiş olduğu destekler son derece önemlidir.

Bu konuda anlatacağımız daha çok şey var fakat gündemin aşırı uzamasından dolayı ve yersiz bir şekilde gündemin işgal edilmesinden dolayı ben zamanımdan tasarruf ederek sözlerime burada son vermek istiyorum ve Milliyetçi Hareket Partisi grup önerisinin aleyhinde olduğumuzu belirterek hepinizi saygı ve sevgilerimle selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Şahin, teşekkür ederim.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) - Karar yeter sayısı…

BAŞKAN - Milliyetçi Hareket Partisi grup önerisini oylarınıza sunacağım ve karar yeter sayısını arayacağım.

Milliyetçi Hareket Partisi grup önerisini kabul edenler… Kabul etmeyenler…

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Yok, yok Sayın Başkan.

OKTAY VURAL (İzmir) – Olmadığı açık Sayın Başkan.

BAŞKAN - Kâtip üyeler arasında anlaşma yok, elektronik cihazla oylama yapacağız.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) - On dakika süre ver Başkan!

OKTAY VURAL (İzmir) - Ombudsmanı çağırsanız. Anlaşmazlık varsa ombudsmanı çağırın efendim, hayırlı bir iş yapsın.

“Aralarında bir anlaşmazlık var.” dediniz de ombudsmanı çağırın diyorum. Niye seçtik bu ombudsmanları? Bakalım, bir hikmetini görelim yani,  test edelim.

BAŞKAN - İki dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla oylama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, karar yeter sayısı vardır, MHP grup önerisi kabul edilmemiştir.

Şimdi, Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

 

3.- CHP Grubunun, grup başkan vekilleri Ankara Milletvekili Emine Ülker Tarhan, İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi ve Yalova Milletvekili Muharrem İnce tarafından Gezi Parkı olaylarında orantısız güç kullanımına ilişkin kanunsuz emir verenler ile bu emirleri yerine getirenlerin belirlenmesi ve siyasi iktidarın basın üzerindeki baskılarının ortaya çıkarılması amacıyla 3/6/2013 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 18 Haziran 2013 Salı günkü birleşiminde okunmasına ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi

 

18/6/2013

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulunun 18/6/2013 Salı günü (Bugün) yaptığı toplantısında siyasi parti grupları arasında oy birliği sağlanamadığından, grubumuzun aşağıdaki önerisinin İç Tüzük’ün 19’uncu maddesi gereğince Genel Kurulun onayına sunulmasını saygılarımla arz ederim.

                                                                   Mehmet Akif Hamzaçebi

                                                                               İstanbul

                                                                       Grup Başkan Vekili

Öneri:

Grup başkan vekilleri Ankara Milletvekili Emine Ülker Tarhan, İstanbul Milletvekili M. Akif Hamzaçebi ve Yalova Milletvekili Muharrem İnce tarafından 3/6/2013 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına "Gezi Parkı olaylarında orantısız güç kullanımına ilişkin kanunsuz emir verenler ile bu emirleri yerine getirenlerin belirlenmesi ve siyasi iktidarın basın üzerindeki baskılarının ortaya çıkarılması" amacıyla verilmiş olan Meclis Araştırma Önergesinin (941 sıra no.lu), Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak, 18/6/2013 Salı günlü birleşimde sunuşlarda okunması ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılması önerilmiştir.

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu önerisi üzerinde, lehinde olmak suretiyle, İstanbul Milletvekili Sayın Mehmet Akif Hamzaçebi.

Buyurun Sayın Hamzaçebi. (CHP sıralarından alkışlar)

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına hepinizi saygıyla selamlıyorum.

İlk anda bir çevre hareketi olarak başlayan, sonrasında gelişen süreçte Sayın Başbakanın baskıcı ve otoriter uygulamaları nedeniyle bir anda özgürlük merkezli bir harekete dönüşen Taksim Gezi meydan hareketi Türkiye'nin gündeminde olanca ağırlığıyla yer almaya devam ediyor. Türkiye, bu sorunu çözmeden, bu soruna demokratik bir bakış açısıyla yaklaşmadan demokraside ve diğer alanlarda herhangi bir yol alamaz. Türkiye, bu sorun yokmuş gibi, meydanlarda, kitlelerde, vatandaşta herhangi bir sorun yokmuş gibi davranarak yoluna devam edemez. Bu hareketi, bu harekete bağlı olarak yapılan protesto eylemlerini, bunun arkasındaki nedenleri iyi analiz etmek, iyi değerlendirmek, bundan gerekli dersleri çıkarmak demokrasimiz ve ülkemizin geleceği açısından büyük önem taşımaktadır.

Özellikle Sayın Başbakan ve ona yakın çevreler bu hareketi “birkaç çapulcunun hareketi” ya da “marjinal grupların hareketi” olarak değerlendirirken, içinde daha önce Adalet ve Kalkınma Partisine destek vermiş olan kişilerin ve kesimlerin de bulunduğu çok daha geniş bir kitle, sorunun daha büyük olduğunu, daha derinlerde olduğunu ifade ediyorlar. Sorun “marjinal örgüt” değerlendirmesi yapılarak geçiştirilebilecek bir sorun değildir. Soruna bu şekilde yaklaşanlar sorunu eksik değerlendirmiş olurlar.

Meydanlar insanlarla dolu. Yirmi iki gündür Türkiye'nin her yerinde bütün meydanlar vatandaşlarımızın protesto hareketlerine sahne oluyor. Bunlara Türkiye'nin kulak vermesi gerekir, bunlara Sayın Başbakanın, Hükûmetin, yetkililerin, ilgili bakanların kulak vermesi ve aldıkları sorunları, tespit ettikleri sorunları demokratik bir yaklaşımla çözecek şekilde bir uygulamayı geliştirmeleri gerekir. Ancak, özellikle Sayın Başbakan bu olaylara “marjinal örgüt” yaklaşımıyla yaklaşmaktadır. Hemen şunu önermek istiyorum Sayın Başbakana ve diğer yetkililere: Lütfen, bu olaylara “marjinal örgüt” sendromuyla yaklaşmayın, bunu bir kenara atın. Ancak ve ancak otoriter rejimler hak ve özgürlük talep eden kitlelere şiddetle yaklaşırlar, ancak otoriter yönetimler güvenlik politikalarını marjinal örgüt sendromu üzerine kurarlar, ancak otoriter yönetimler, statükocu yönetimler meydanlardan korkarlar; demokratik yönetimler hiçbir zaman meydanlardan korkmazlar. Meydanlarda eğer bir hareket var ise, millet meydanlara çıkmış ise demek ki yönetimde bir sorun vardır. Sayın Başbakanın ve ekibinin yapacağı budur, meydanlara kulak vermektir. Bu hareketi küçümsemek, bu hareketi birkaç marjinal örgüt düzeyine indirmek, bu hareketi yokmuş gibi varsaymak, o şeklide davranmak Türkiye'yi çıkmaza götürecektir.

Çok yanlış değerlendirmeler yapılmaktadır. Bu hareketi Türkiye'nin 1980 öncesindeki anarşik eylemleriyle ilişkilendirmeye çalışanlar, o bakış açısıyla bu harekete bakanlar vardır; özellikle Sayın Başbakanda ve Hükûmette böyle bir yaklaşımın olduğunu görüyoruz. Bu, meydanları anlamamak demektir, sorunun nerede olduğunu görmemek demektir.

Yine, bu harekete çevresel duyarlılığın veya mimari kaygıların ifadesiyle sınırlı bir hareket olarak bakanlar yanılmaktadırlar; o nedenle çıkmıştır ama geldiği nokta itibarıyla artık, bir mimari kaygının, bir çevresel duyarlılığın ifadesinin ötesine geçerek hak ve özgürlük talebine geçen bir hareket olmuştur.

Yine, bu hareketleri bir bohem yaşamın dışa vurumu ya da siyaset dışı bir hareket olarak görmek o meydanlardaki kitlelere yapılacak en büyük haksızlıktır. O meydanlardaki insanlar, gençler, toplumun bütün kesimini temsil eden insanlar bir başka taleple Türkiye’nin gündemine gelmişlerdir. Meydanlar özgürlük talep ediyor ve özgürlük en büyük siyasal taleptir. Özgürlük talebi hiçbir zaman siyaset dışı bir talep olarak değerlendirilemez. Unutmayalım ki insanlık tarihi özgürlük mücadelesinin de tarihidir. Hareketi bu şekilde küçümsemek, bu hareketi şiddete bulaştırmaya çalışarak provoke etmek, bu hareketi lekelemeye çalışmak son derece yanlıştır. Bu hareketi şiddete bulaştırmak isteyenler olabilir, bu şekilde münferit birtakım kişiler, gruplar birtakım davranışlarda, eylemlerde bulunabilirler. Bunların hiçbirisini tasvip etmiyoruz ancak olayın özünde kitlelerin, meydanların, yüz binlerin, milyonların “Artık, benim hayatıma karışma, özgürlüğümü istiyorum.” talebi vardır. Bu talebi hiç kimse görmezlikten gelemez.

Değerli milletvekilleri, bu, ne 68 Fransız başkaldırısının benzeri bir harekettir ne New York’ta meydana gelen Occupy Wall Strett (Wall Strett’i işgal et) hareketinin bir benzeridir ne Arap Baharı’dır ne Arap Baharı’na öykünen bir isimle Türkiye baharıdır, bunların hiçbirisi değildir, hepsinden belki biraz var ama Türkiye’nin şartlarına özgü özgün bir hareket var. Bu hareketin özünde, merkezinde insanımızın, milyonlarca insanımızın özgürlük talebi vardır. Bunu görmeyenler, bu hareketi şiddetle tasfiye etmeye çalışanlar siyaset sahnesinden kendileri tasfiye olacaklardır.

Hareket, Taksim Gezi Meydanı’ndaki bu hareket Sayın Başbakan ile Gezi Platformunun ve daha sonra Taksim Dayanışmasının yapmış olduğu görüşmeler sonrasında belli bir istikamete doğru yönleniyordu, gidiyordu. Gezi Meydanı’nda bir büyük çadır kurulacak ve o hareketin içinde bulunanlar o meydanda, Gezi Meydanı’nda protesto eylemlerine devam edeceklerdi. Bundan neden rahatsızlık duyuluyor? İngiltere’de, Parlamento binasının yanında yıllardır bir insan bir çadır kurmuştur, bir protesto eylemini gerçekleştiriyor. Hiçbir İngiliz güvenlik görevlisinin, İçişleri Bakanının aklına da o çadırı oradan kaldırıp o vatandaşı oradan atmak şeklinde bir düşünce gelmiyor. Ama, Taksim Gezi Meydanı bu şekilde, demokratik bir şekilde ve bütün kitlelerin desteğini alabilecek bir şekilde bir yöne doğru giderken, bir gecede o çadırlar, o meydan yerle bir edildi. Yetmedi, Sayın Başbakan daha sonraki konuşmalarıyla, mitingleriyle Türkiye’yi yerle bir etmeye devam ediyor. Bakın, Sayın Başbakanın mitingleri bu milleti bölecektir, istediğiniz kadar “Biz seçim mitingi yapıyoruz.” deyin. Taksim’e karşı, Türkiye'nin bütün illerinde -neredeyse bütün illerinde- meydana gelen bu harekete karşı bir Başbakanın miting organize etmesi milleti bölmekten başka bir şey değildir. (CHP sıralarından alkışlar)

Sayın Başbakanı ben sağduyuya davet ediyorum, bunlar yanlıştır. Kazlıçeşme mitinginde yaptığı konuşma beni ülkem adına, milletim adına endişeye sevk etti. Bir İslam coğrafyası içerisinde Asya ülkesi olarak Türkiye'nin tanımını yaptı, Batı medeniyeti ile Avrupa Birliği hedefi ile hiçbir ilgisi olmayan bir Türkiye tarifi yaptı; din, bayrak, milliyet, cami gibi kavramları sıkça kullandı. “Camilerde içki içtiler.” yalanına -kusura bakmayın- yeniden başvurdu. Olur mu bu? Dolmabahçe’deki o camimizin müezzini bunu yalanladı, bırakın bunu.

İBRAHİM KORKMAZ (Düzce) – Resimler var, resimler var.

SÜLEYMAN ÇELEBİ (İstanbul) – Hani? Getir o zaman.

İBRAHİM KORKMAZ (Düzce) – Getiririm.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Yazıktır, günahtır.

Siz, eski, 22’nci Dönem Milletvekiliniz Sayın Süleyman Gündüz’ün Yeni Şafak gazetesinde yazdığı yazıya bakın. Sayın Süleyman Gündüz, o müezzinin cümlelerini aktararak “Böyle bir şey yoktur.” diyor.

Değerli milletvekilleri, böylesine olağanüstü bir süreci soğukkanlılıkla...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Sayın Başkan, süre vermiyorsunuz ama bir dakika talep etsem.

BAŞKAN – Vermiyoruz, evet.

Buyurun, siz sözünüzü tamamlayın ama herkes talep eder sonra, kusura bakmayın.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Değerli milletvekilleri, son cümlelerimi ifade edeyim.

Şimdi, bu şiddete son vermek gerekir. Biraz önce, birkaç kez bir bilanço verdim, ne kadar ölü, ne kadar yaralı, ne kadar ağır yaralı vardır. Bunların içerisinde vatandaşlarımız olduğu kadar güvenlik güçlerimiz de var.

SIRRI SAKIK (Muş) – Sayın Başkan, bir dakika verin, bizden verin.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (Devamla) – Gelin, bu meydanlara kulak verin. Sayın Başbakan bu şiddete son verin. Yapacağınız tek şey, Türkiye'yi daha fazla demokrasiye götürmektir, daha fazla hak ve özgürlüklere götürmektir, taşımaktır. Bunun dışına çıkarsanız, toplumu kutuplaştırmak gibi bir siyaset güderseniz, siz kaybedersiniz. Sizin kaybetmeniz bir şey değil, Türkiye kaybedecektir. Ben buna üzülüyorum.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar) 

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Hamzaçebi.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu önerisi üzerinde, aleyhinde olmak üzere, İstanbul Milletvekili Sayın Sebahat Tuncel.

Sayın Tuncel, buyurun. (BDP sıralarından alkışlar) 

SEBAHAT TUNCEL (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; CHP grup önerisinin usulen aleyhine söz almış bulunmaktayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Yirmi gündür, Türkiye ve bütün dünya Gezi Parkı’nı konuşuyor, Gezi Parkı’nda yaşananları konuşuyor. Belki de bu Meclis en az anlayarak konuştuğumuz bir Meclis. Çünkü, burada bu meseleyi konuştuğumuzda, iktidar ve muhalefet arasında bir tartışmaya dönüşüyor ve burada, gerçekten, Gezi Parkı’nda neler olduğunu, Gezi Parkı’ndaki insanların taleplerini anlama konusunda zorlanıyoruz.

Gezi Parkı’nda bir direniş oldu. Gezi Parkı, Türkiye’ye yeni bir demokrasi hareketi getirdiğini gösterdi ve umutlu olmamız gerektiğini gösterdi. Oradaki gençlerin büyük bir kısmının Türkiye’de özgürlük istediğini bir kez daha gördük. KONDA’nın yaptığı araştırmaya göre, Gezi Park’ında eyleme katılanlara sormuşlar, yüzde 58,1’i “Özgürlük istiyoruz.” demiş; yüzde 20,4’ü de “Ağaçların sökülmemesini istiyoruz.” demiş; yüzde 37,2’si de AKP’nin bu konudaki, özellikle ekoloji konusundaki “kentsel dönüşüm” adı altındaki politikalarına karşı olduğunu ifade etmiş. Yani bu tablonun kendisini gördüğümüzde oradaki insanların ne istediğini bir kez daha görebiliriz. İktidar buna çok sağlıklı yaklaşmadı, oradaki insanların sesini, talebini duymak yerine “Bunlar üç beş çapulcu.” dedi ve unutmasın ki bu ülkeyi aslında üç beş çapulcu değiştirecek. O üç beş çapulcu Türkiye’ye bir demokrasi dersi verdi, bunun altını bir kez daha çizmek istiyoruz.

Şimdi, CHP’nin verdiği grup önerisinde medya üzerindeki baskılardan bahsediliyor. Aslında, biz medya üzerindeki baskıları hep gördük. Siyasi iktidarın hep baskısı oldu. Bu, aslında, CHP iktidardayken de, onun geleneği iktidardayken de böyleydi, şimdi, AKP iktidardayken de böyle. Ne zaman ki iktidarlar kendi şeyini koruyacaksa, aslında önce medyayı, toplumun haber alma hakkını önce elinden alıyor ve topluma yanlış, yanıltıcı bilgiler veriyor. Yönetebilmenin koşullarından birisi de bu oluyor, ne yazık ki medya üzerindeki baskılar oluyor, bunun altını da çizmek istiyorum.

Değerli milletvekilleri, bugün sabah itibarıyla, Gezi Parkı’nda direnenlerin faturasının kime kesileceği belli oldu. Orada yüz binlerce insan her gün direndi ve şunu söyledi: “Gezi Parkı halkındır, halkın kalmalıdır.” Bu sözü duymak için her gün sokağa çıktılar, her gün gaz bombasıyla, tazyikli suyla karşı karşıya kaldılar ama bunun faturasını AKP iktidarı “marjinaller” diyerek sol sosyalist güçlere çıkardı. Önceki gün SDP’ye, bugün ESP’ye yapılan saldırının temel nedeni de bu ve AKP iktidarı -hiç olmadık bir şey- o Gezi Parkı’nda direnen masum gençlerle, masum olmayanları ifade etti. Şimdi, ben buradan iktidar partisine sormak istiyorum: 1 milyon kişi içerisinden hangisinin masum, hangisinin masum olmadığını nereden biliyorsunuz? Bilemezsiniz. Samimiyet testi mi koyuyorsunuz, orada bir makine mi var insanların samimi olup olmadığını ölçen? Yok. Ama, niye örgütlü kesimlere müdahale ediyorsunuz? Çünkü bu gençlerin örgütlenebilme olasılığı Türkiye'ye demokrasiyi getirecek, örgütlenebilme olasılığı artık iktidarların eskisi gibi olmayacağını gösterecek. O yüzden, kendilerine bir günah keçisi buldular: Örgütlü yapılar. Kim bunlar? İşte, sosyalist partiler, demokrasi güçleri. Bunlara yönelik saldırı gerçekleştirdiler. Bugün sabah yapılan operasyonda 150’ye yakın insan şu an gözaltına alınmış durumda. Bu kürsüden, derhâl bu gözaltılara son verilmesini ve bu insanların serbest bırakılması gerektiğini ifade ediyoruz. Çünkü, Sosyalist Demokrasi Partisi bu ülkede emekten, özgürlükten yana siyaset yapan; yine, Ezilenlerin Sosyalist Partisi, kaldıraç, bu ülkede ezilenlerin, yoksulların sesini duyurmaya çalışan bir noktada; halkevleri keza öyle. Bu arkadaşlarımızın bir an önce bırakılmasını talep ediyoruz, bu demokrasinin bir gereğidir.

Değerli milletvekilleri, yirmi gün boyunca bu ülkede Başbakan konuştu ve herkes Başbakanı dinledi. Başbakan her konuştuğunda, sokaktaki insanların, Gezi Parkı’ndaki insanların derdini anlayacağına, aslında sokakta daha çok şiddet görüntüleri ortaya çıktı. Ve bu şiddet görüntülerinde, Türk Tabipleri Birliğinin 17 Haziran, yani dün akşam 18.00 itibarıyla verdiği rakamlara göre, 13 ilde -çünkü Gezi Parkı sadece Gezi’de kalmadı- toplam 7.822 kişi yaralandı, 7.822 kişi değerli milletvekilleri. Ve bunlardan İstanbul’da 21’i ağır 4.477; Ankara’da 21’i ağır 1.350; İzmir’de 2’si ağır 800; Antakya’da 1 ölüm, 3’ü ağır 161 yaralı; Adana’da 1 ölüm, 6’sı ağır 162 yaralı; Eskişehir’de 2’si yoğun bakımda, 3 kişinin hayati tehlikesi devam ediyor ve 300 yaralı toplamda; Muğla’da 1’i ağır 50 yaralı; Mersin’de 1’i ağır 17 yaralı; Bursa’da 1’i kafa travması 2 yaralı; Balıkesir’de 155; Kocaeli’de 10; Antalya’da 1’i ağır 150 yaralı; Rize’de de 8 yaralı var.

Türkiye'nin yirmi günlük bilançosu bu ve şu an, Okmeydanı’nda 14 yaşında Berkin yaşamla mücadele ediyor, yine Ankara’da Dilan yaşamla mücadele ediyor. Ne uğruna? Başbakanın söylemine göre “3-5 ağaç” uğruna!

Sayın Başbakan diyor ki: “Mesele bu 3-5 ağaç mıdır?” Evet, Sayın Başbakana buradan söylüyoruz, mesele 3-5 ağaç değildir. Bu mesele politik bir meseledir. Ama, şunu unutuyorsunuz: 3-5 ağacın kendisi de politiktir. Bu ülkede ekoloji mücadelesi verenler, doğanın bir hak öznesi olduğunu, insanların doğa üzerinde her türlü tahakkümü olamayacağını, bu konuda problemin burada olduğunu hep ifade ediyorlar. Mesele 3-5 ağaçtır. 3-5 ağacın kendisi politiktir ve bugün aslında milyonları da politikleştirmiştir. 12 Eylülün üzerinden silindir gibi geçtiği gençliği siyasetten uzaklaştıran bir yerde, yine o 3-5 ağaç, beğenmediğiniz 3-5 ağaç halkı, gençleri yeniden politikleştirmiştir, bunun altını bir kez daha çizmek istiyoruz. Biz Barış ve Demokrasi Partisi blok vekilleri olarak, her zaman bu 3-5 ağacın korunması için, bu ekolojik mücadelenin korunması için, ormanlarımızın yanmaması, güvenlik barajlarının yapılmaması, “kentsel dönüşüm” adı altında kentsel ranta izin vermemek için her yerde mücadele edeceğiz, bunun altını bir kez daha çizmek istiyorum.

Değerli milletvekilleri, bu direniş başladığı günden beri Barış ve Demokrasi Partisi milletvekilleri alanda. Buradan size bir şey ifade etmek istiyorum “O alanda kim vardı?” meselesi üzerinden: O alanda aslında herkes vardı, herkes isyanını alıp gelmişti; Aleviler vardı, kadınlar vardı -bakın, eyleme katılanların yüzde 50,9’u kadın- yine, Kürtler vardı, Türkler vardı, Çerkezler, Ermeniler, Romanlar vardı. Biz orada şunu gördük: Bu Parlamentoda muhalefet partilerinin de ısrarla ifade ettiği, Türklerle Kürtlerin bir arada yaşaması konusundaki ezberlerin yanlış olduğunu gördük. Oradaki insanlar Kürtlerin ana dilinde şarkı söylemesini, ana dilinde eğitim yapmasını hiç sorun yapmadılar, birlikte halay çektiler, birlikte, aynı yerde polis şiddetine karşı durabildiler. Dolayısıyla, sadece iktidarın değil aslında muhalefetin de bu konuda, Gezi direnişinde kendi üzerine düşen sorumlulukları alması, oradaki mesajları doğru okuması gerekiyor. Hep birlikte bu mesajları doğru okuyabilirsek o zaman Türkiye’yi demokratikleştirebiliriz. Aksi takdirde, bu işi “Dış mihraklar var, şunlar var, bunlar var.” diye ifade etmenin kendisi gerçeği görmemektir. Gerçeği görmeyenler gerçeğin altında ezilirler, bu çok net. Dolaysıyla, buradan bir kez daha ifade etmek istiyoruz: Eğer siz bu ülkeyi yönetemezseniz, demokrasiyi kurumsallaştıramazsanız, eğer bu ülkede insanların kendisini özgür hissetmesinin olanağını yaratmazsanız, işte o “dış güçler” dediğiniz de, “başka güçler” dediğiniz de buradan kendisine pay çıkarabilir. Bu suç dış güçlerin suçu mudur? Bu suç, tam da Türkiye’de demokrasiyi inşa edemeyenlerin suçudur, farklılıklara ses çıkarmayanın suçudur, bunu yapmadığınız sürece de başka bir noktadan çözüm gelişemez.

Bakın, sayın milletvekilleri, medyanın buradaki tutumu konusunda her zaman için biz söyledik, medya ilk gün görmek istemedi, sonra gördü, insanlar protesto ettiler bu durumu ve orada ne dediler biliyor musunuz? “Biz, Kürtlerin yıllardır, otuz yıldır yaşadığını, aslında bu televizyonlardan görmüşüz ve özür diliyoruz sizden. Biz, bu devletin uyguladığı şiddeti görmemişiz, oradaki faili meçhulleri, oradaki çocukların öldürülmesini görmemişiz. Bu ülkede bize hep yanlış bilgi verilmiş, iktidarın istediğine göre bilgi verilmiş.” diye ifade ettiler. Bu, aynı zamanda bir aydınlanma hareketine dönüştü. Çünkü, insanlar, iktidarların aslında doğru söylemediğini, kendi iktidarını korumak için her zaman medyayı baskı altına almış olduğunu da gördü. Bunun da ben hayırlı bir durum olduğunu düşünüyorum ve önümüzdeki dönem en azından, basın özgürlüğü meselesinin önemli olduğunu düşünüyorum.

Bugün, Silivri’de KCK basın davası var. Biliyorsunuz KCK’nin çok kolları var, bugün ara karar verilecek, bakacağız ne olacak, göreceğiz. Ama, bu ülkede basının özgür olmadığını biliyoruz. Özgür basın da hep zindanlara atılıyor ve bu ülkede, gerçekten, doğrudan yana haber vermek isteyenlere de böyle bir yaklaşım var.

Değerli milletvekilleri, bitirirken şunu ifade etmek istiyorum: “Gezi” Türkiye demokrasisi için bir kırılma noktasıdır, iktidarından muhalefetine bu süreci doğru okumak gerekir, bu süreci araştırmak gerekir, gerçekten bu sürecin nasıl böyle bir sosyal patlamaya, bir ayaklanmaya döndüğünü, Kürtler buna “…”(*) diyor “…”(**)dönüştüğünü anlayamazsak, bu ülkeyi ne yazık ki de yönetmek mümkün olmayacaktır diyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Tuncel.

Cumhuriyet Halk Partisi Grubu önerisi üzerinde, lehinde olmak suretiyle, üçüncü konuşmacı Sayın Lütfü Türkkan, Kocaeli Milletvekili.

Sayın Türkkan, buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) –  Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yaklaşık üç haftadır Türkiye’yi meşgul eden çok ciddi bir toplumsal gerilime sahne oluyor. Gerçekten, bu olaylara sadece siyasi gözlükle bakanların büyük bir hata ettiğini söylemek istiyorum. Hadiseye sadece üç beş çapulcunun işi, duran adam, yürüyen adam, koşan adam vesaire gibi bakmak, bu olayları iyi okuyamamak veya okuduğu hâlde doğru değerlendirememek anlamındadır. Bir kere, hadisenin sosyolojik boyutunu gerçekten incelemek lazım. Hepimiz, büyük şehirlerde çocuklarımızı 4-5 metrekare odalarda büyütüyoruz. Ellerinde bir tane bilgisayar var, o çocukların bütün dünyası o bilgisayarlı odanın etrafıyla sınırlı. Bu çocuklar, kendi yeteneklerini dahi gösterecek komün bir yaşam içerisinde değiller. Çocuk gitar çalıyor, gitarı kimseye dinletemiyor; herhangi bir mahareti var, kimse bir şey bilmiyor.

Siz de dikkat edin, yemeğe çağırdığımızda dahi o çocuk, odasından çıkıp yani o bilgisayardan ayrılıp aşağı, yemeğe dahi gelemiyor. Bütün dünyasını o dört duvar arasına çevirdik, çocukları sokaktan çektik. Bu hadise bir yerden kıvılcım vermekle beraber, çocukları da sokağa çıkarttı. Çocuklar o sokağı sevdi, komün hâlde yaşamaya başladılar. O güzel evlerde yatan çocuklar, gidip Taksim’de -Sayın Başbakan her ne kadar “Sidik kokuyor.” vesaire falan diyorsa da sidik kokmuyor, ben gittim baktım- orada, o çadırlarda yattı. O çocukları oradan almanın yolu bu çocuklara daha çok ekmek, daha çok aş vermek değil. Bu çocuklar artık daha çok özgür olmak istiyorlar, daha çok demokrasi istiyorlar.

Çocukluğunuzu hatırlayın, babamız bize bir şeyi “Yapma.” dediği zaman asla ve kata onu yapmazdık. Şimdiki çocuklar “Yapma.” Dediğinizde, iyi yetiştirdiyseniz dahi “Tamam, yapmayayım ama neden?” diyor, sorguluyor, sorgulayan bir çocuk var. Bu çocukları artık, sadece şimdi siyasi anlayışın yaptığı gibi tebaa olarak görmek bu çocukları o sokaktan çekmeyecektir, bu çocuklar bu sokağa devam edecektir. Aralarına marjinal gruplar karışabilir, DHKP-C bundan kendine nema çıkarmak isteyebilir, PKK “Bu işe ben de bulaşayım.” demek isteyebilir ama neticenin özünü sadece DHKP-C’yle, PKK’yla özetlerseniz kendinizi kandırırsınız. Bu hadise sadece DHKP-C, PKK meselesi değil. Nitekim, PKK’nın da bu işe çok katıldığını düşünmüyorum. Zira, PKK’nın şu anda AKP’nin aleyhine olabilecek bir uygulamada mutlaka ve mutlaka kenarda duracağını biliyoruz. Zira, AKP’den daha iyi bir lokma kendisine bulamayacaktır, AKP rejiminin idamesi PKK’nın işine gelecektir.

Bakın, BDP Grup Başkan Vekili de gülüyor, beni teyit edercesine. Doğrudur bu.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Ne alakası var ya?

SEBAHAT TUNCEL (İstanbul) – Ne alakası var?

LÜTFÜ TÜRKKAN (Devamla) – Yani, herkes kendine uygun bir iktidar ister.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Komik olduğu için gülüyoruz. İddialar komik.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Devamla) - PKK’ya da en uygun iktidar AKP iktidarıdır, hoş, bizim, MHP’nin iktidar olacağını isteyecek hâli yok ya.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Komik iddialar ya!

LÜTFÜ TÜRKKAN (Devamla) - Bakın, ben size bir şey söyleyeyim: Burada çok daha önemli şeyler oluyor. Bu çocukların… Hani o duran çocuk var ya, dün akşam da bir duran adam çıktı, adamı gözaltına aldınız. Ya arkadaş, insanlar şaşırdı. Koşuyor, gözaltına alıyorsunuz. Duruyor, gözaltına alıyorsunuz. Konuşuyor, gözaltına alıyorsunuz. Benim, buradan bütün vatandaşlara bir teklifim var. Yani, AKP’ye oy vermeyen herkes, bugünden tezi yok, karakola gitsin, “Bizi alacaktınız, biz kendimiz geldik.” desinler. Sizin gideceğiniz sistem, ulaşabileceği nokta bu. Samimi söylüyorum. Bakın, ben bunu söylerken üzülüyorum.

Sayın Başbakanı da geçmişten tanıyan bir adam olarak şu anda tanıyamadığımı söylemek istiyorum. Sayın Başbakanı siz zorla diktatör yaptınız ya, gerçekten zorla diktatör yaptınız. Öyle bir şeyler vehmettiniz ki en sonunda bir hanımın o televizyonda söylediği şeyleri duyduk. Ayıptır, günahtır! Biraz daha edep yahu! Yani, insanı çileden çıkarttınız, adamı en sonunda zorla diktatör yaptınız. Biraz daha, Sayın Başbakanı seviyorsanız gerçekten, bu ülkenin sahibi olmadığını, sadece ve sadece yönetmek için Başbakan seçildiğini kendisine anlatın. Başbakan bunu şaşırmış, Başbakan bunu hatırlayamıyor. Zannediyor ki Başbakan: “Ben yüzde 50 oy aldım. Ben bu ülkeyi satın aldım, bunların hepsi de tebaa.” Hayır, biz milletiz. Bizim, Başbakan sadece Başbakanlık yapmak istediği zaman sesimiz çıkmaz, diktatör olduğu zaman herkes, hepimiz sokağa çıkarız, bunu unutmayın. Şu anda çıkmamamız, çıkmayacağımız anlamına da gelmesin.

Bakın, bir de bunun bir başka cephesi var arkadaşlar. Bu olaylar başlamadan yaklaşık üç hafta evvel, yirmi beş yıllık bir gelir karşılığında köprü ihalesi yapıldı. Ülkeyi getirdiğiniz bu durumda hangi iş adamı sizin yaptığınız bu ihalede yirmi beş yıllık bir taahhüdün altına girer? Böyle bir cesareti olan iş adamı var mı? Ekonomiyi kendi ellerinizle yerin dibine batırıyorsunuz, inat uğruna. Neyin inadı? AVM inadı. Yahu, bir AVM’nin inadı mı olur? Ben, önümüzdeki hafta Brüksel’e gideceğim. “Bu olaylar niye çıktı?” derlerse Başbakan AVM yapmak istiyor diyeceğim. “Yahu, Başbakan müteahhit mi? Size ne AVM’den?” derler ya. Yani, iş dünyasına indirdiğiniz bu darbenin farkında mısınız?

Şu anda, Türkiye’nin ithalat yapan sanayicileri var kendi kredisiyle, mal mukabili. Yani firma güvenmiş, Türkiye’ye güvenmiş, o tüccara güvenmiş, sanayiciye güvenmiş, mal mukabili yani “Sen üret, sat, parasını al, bana gönder.” diyor. O ithalat kapısı kapandı. Bu Türkiye’ye kim mal mukabili mal gönderir? Mümkün mü? Dövizdeki artışı seyrediyorsunuz, dış dünyada sendikasyon kredilerindeki marjların ne kadar hızla arttığını görüyorsunuz. Bir de insanların moral bozukluğuyla beraber… Şimdi, siz akşamları saat üçe kadar televizyonları seyrediyorsunuz. O gaz bombaları, o plastik mermiler, yaralanan insanlar, ortalık kan gölü ve o gün alışveriş yapmak ister misiniz? Asla ve kata. Bir tüketim azalması oluyor, tüketim azalmasıyla beraber esnafın işi de aşağıya düştü; zaten çok iyi değildi, şimdi daha da zorlaştı. Bütün bunları sadece ve sadece Adalet ve Kalkınma Partisi iktidarı yaptı.

Ekonomide Türkiye’nin çok iyi bir yerde olduğunu, Avrupa’nın geçirdiği bu resesyondan Türkiye’nin etkilenmediğini söylerken sanki Avrupa yerine siz, kendiniz Türkiye’yi kıskandınız ve Türkiye’yi bu resesyonun ortasına attınız. Hakikaten inanmak istemiyorum, bunu neden yapar bir insan? Bir siyasi hesap varsa, benim siyasi aklım bu hesabı almıyor yani Sayın Başbakanın en çok istediği, yatıp kalktığı, rüyasını gördüğü başkanlığı da bu şekilde kaybettiğinin farkında mısınız? Yani, siz sadece Türkiye’nin değil, Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın başkanlık hayaline de son verdiniz, kendi ellerinizle son verdiniz.

KAMER GENÇ (Tunceli) – Üzülme ona, üzülme, kaybetsin canım.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Devamla) – Benim bu üzülmem değil, sadece bir tespit olarak söylüyorum. Sayın Başbakanın bu rüyasını bütün Türkiye biliyor, biz de biliyoruz yani kendi grubunun bu konuda Sayın Başbakanı uyarması gereken yerde, burada kalkıp bu eylemlerin karşısında duran insanları “hain, darbeci” vesaire gibi yaftalarla yaftalamanız anlamsız. Eğer orada bir darbeci varsa bilin ki siz de diktatörsünüz. Bu diktatör sistemi devam ettirmek yarın öbür gün sizi zor durumlara koyacaktır.

Türkiye’de başbakan olmak için herkesin oyunu alamazsınız ama herkesin zımni kabulünü almak zorundasınız yani size oy vermeyen insanlar sizin Başbakanlığınızı kabul etmek zorunda. Türkiye’de bu kadar çok sevilen bir Başbakan belki olmamıştır, buna katılıyorum ama bu kadar çok nefret edilen bir Başbakan da olmamıştır ve bunu da siz yaptınız. Sayın Başbakanı zorla putlaştırdınız, günah ettiniz. İyilik yapayım derken günah ettiniz. Sayın Başbakanın geçmişteki duruşuyla, icraatlarıyla nefret edilecek, kin duyulacak bir adam olmadığını düşünüyorum ben ama bunu zorla yaptınız, nefret ettirdiniz, böyle olmamalıydı. Bu finali Başbakan böyle yapmamalıydı. Son dönemi, bir daha başbakan olmayacak. Eserleriyle anılmalıydı, yaptıklarıyla anılmalıydı, nefretle anılmamalıydı.

Ben, ekonomi üzerinde yaptığınız tahribatların bir dahaki dönemde dahi kolay kolay halledilemeyecek düzeyde olduğunu bir sanayici olarak size hatırlatmak için söz aldım. Bu tahribatı asla ve kata TOMA’yla, plastik mermiyle düzeltemezsiniz. Belki milleti eve gönderirsiniz ama ekonomiyi TOMA’yla, plastik mermiyle düzeltemeyeceksiniz.

Hepinize saygılar sunuyorum, sağ olun var olun.

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Türkkan. (MHP sıralarından alkışlar)

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Sayın Başkan…

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Sayın Başkanım…

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Sayın hatip konuşması sırasında, BDP grup başkan vekilinin de gülerek AKP ve BDP’nin ortak hareket ettiğine katıldığını ima etti, söyledi. Sataşmadan dolayı söz istiyorum.

BAŞKAN – Bunun sataşma neresinde ki? İma etmiş, buyurun, imayı düzeltin.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Hayır, söyledi yani açıkça söyledi.

BAŞKAN – Buyurun, buyurun, iki dakika.

 

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

6.- Bingöl Milletvekili İdris Baluken’in, Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan’ın CHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşma sırasında Barış ve Demokrasi Partisine sataşması nedeniyle konuşması

 

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Şimdi, doğru, AK PARTİ’yle başlayan bir yeni çözüm süreci var. Bu çözüm sürecine tabii kolay gelinmedi. Sizin belirtmiş olduğunuz, AK PARTİ ile BDP’nin ortak hareket ettiği, omuz omuza yürüdüğü tezinin tamamen asılsız olduğunu bir kere ifade etmek istiyorum. Bu sürece nasıl gelindiğine bakarsanız bunun cevabının görürsünüz. Sizin savunmuş olduğunuz şeylerin tamamını AK PARTİ bütün cumhuriyet hükûmetlerinden daha fazla, daha layıkıyla yerine getirmeye çalıştı. Askerî operasyonlarla sonuç almaya çalıştı. Savaşa aykırı, savaş hukukuna aykırı bombalarla sonuç almaya çalıştı. Siyasi soykırım operasyonlarıyla 10 bin Kürt’ü cezaevine attı. Sayın Öcalan üzerinde beş yüz günü aşkın bir tecrit sistemi uyguladı. Korkmayan Kürtlere, Roboski üzerinden “Bakın, gerekirse bunları da yaparız.”ın mesajını verdi. Yetmedi, büyük şehirlerde, metropollerde Kürtlere “Ayağınızı denk almazsanız linç kampanyası da başlatırız.” dedi. Bütün bunların hepsini AK PARTİ yaptı. Birkaç ay öncesine kadar bütün bu politikaların sahibi AK PARTİ’ydi. Ancak, Kürt halkı, BDP (Barış ve Demokrasi Partisi) mücadele ederek bu politikalardan sonuç alınmayacağını, bedeli ne olursa olsun bu politikaların sonucunun hüsran olduğunu defalarca ifade etti, bunun için mücadeleyi geliştirdi ve yeni süreç de, bahsetmiş olduğunuz süreç de bu şekilde gelişti. Yeni süreçte böyle bir şey yok, “Biz AK PARTİ’yle anlaştık, pazarlık yaptık, kol kola yürüyoruz.” gibi bir şey yok, mücadeleyle yürüyen bir müzakere süreci var. Biz bu müzakere sürecinde AK PARTİ’ye karşı mücadele ederek kendi taleplerimizi, kendi siyasal istemlerimizi yaşama geçirmeyi düşünüyoruz. Dolayısıyla, burada vermiş olduğunuz bilgiler doğru değildir. AK PARTİ’yle bir müzakere süreci olabilir ama bu müzakere sürecini belirleyecek olan, yine bizim örgütlü mücadelemiz olacaktır. (BDP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Baluken.

Ahmet Bey, buyurun.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Efendim, aynı gerekçeyle biz de söz alıyoruz, sataşmadan.

BAŞKAN – Buyurun.

OKTAY VURAL (İzmir) – Kime sataşmadan dolayı?

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Hiç isim vermedim, bir şey vermedim. Ne alakası var Sayın Başkan ya?

BAŞKAN – Bir saniye…

OKTAY VURAL (İzmir) – Efendim, kimin konuşmasına sataşmadan?

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Lütfü Bey’in konuşması üzerine söz istiyorum efendim.

BAŞKAN – Lütfü Bey’in konuşması…

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Nerede sataştı efendim?

OKTAY VURAL (İzmir) – Efendim, BDP sataştı. Ona söz almıyor, bize alıyor yani anlamıyorum, bu nasıl bir şey yani?

BAŞKAN – Gerekçesi belli efendim.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Biz Lütfü Bey’den dolayı… Lütfü Bey sataştı.

OKTAY VURAL (İzmir) – Şimdi, biraz önce sataşıldı, onu hiç üzerlerine almıyorlar; koalisyon ortakları yani.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Müsaade ederseniz gerekçesini açıklayacağım.

BAŞKAN – Buyurun Ahmet Bey.

 

7.- Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın, Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan’ın CHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşma sırasında Adalet ve Kalkınma Partisine sataşması nedeniyle konuşması

 

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Değerli arkadaşlar, öncelikle şunu ifade edeyim: Başbakan dün neyse, nasıl durmuşsa bugün de aynı şekilde dik durabiliyor ve mert durabiliyor. Buna hiç kimsenin itirazı olamaz herhâlde, öyle düşünüyorum.

ERTUĞRUL KÜRKCÜ (Mersin) – Böyle mertlik olur mu ya? Çoluk çocuğun gözünü çıkartıyorsunuz.

AHMET AYDIN (Devamla) – Yine, aynı şekilde Başbakan milletin seçtiği bir kişidir. Evet, yüzde 50’nin oyuyla iktidar oldu ama milletin tamamına hükmeden bir Başbakandır.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – “Demokrasi sadece seçim değildir.” diye ben mi söyledim yani?

AHMET AYDIN (Devamla) – Buna bir defa saygılı olmanız lazım. Başbakana, yok “Nefret ettirdiniz.”, yok “Başbakanı diktatör yaptınız…” Kusura bakmayın arkadaşlar ya, kim diktatör?

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Siz zorla yaptınız, siz zorla diktatör yaptınız.

AHMET AYDIN (Devamla) – Yani azınlığın çoğunluğa tahakkümü diktatörlük olmuyor da milletin seçmiş olduğu bir Başbakanın icraatları diktatörlük mü oluyor?

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – İkisi de olmaz, çoğunluğun azınlığa tahakkümü de olmaz.

AHMET AYDIN (Devamla) – Demokratikleşme sürecinde atmış olduğu adımlar diktatörlük mü sayılıyor? Eğer Başbakan böyle bir şey yapmış olsaydı bugün bu eylemlerin hiçbiri yapılamazdı, kusura bakmayın. Biz bu ülkeyi çok iyi biliyoruz, geçmişi de çok iyi biliyoruz, kimlerin ne yaptığını da çok iyi biliyoruz.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Geçmişte hiç kimse böyle küfretmedi Başbakana, böyle ağzını bozmadı.

AHMET AYDIN (Devamla) – Ve Türkiye'nin, aldığı konumdan nerelere kadar pik yaptığını bütün bu milletimiz biliyor ki yüzde 34’ten 47’ye, 47’den de yüzde 50’ye çıktı. Ve siz muhalefet olarak böyle yaptığınız müddetçe, kusura bakmayın, bu, yüzde 50’lerin çok daha üstüne çıkacaktır. Siz böyle yaptığınız müddetçe biz iktidar olmaya devam edeceğiz.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Biraz evvel söylediğimi iyi aklına koy, anlamamışsın sen daha.

AHMET AYDIN (Devamla) – Bir defa, bu milleti anlamanız lazım, bu milleti anlamanız lazım.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Niye MHP bayraklarının altına sığınıyorsunuz?

AHMET AYDIN (Devamla) – Bu milletin sorunlarının çözümü konusunda gayret göstermeniz lazım. 3-5 kişiye değil, milletin tamamına hitap etmeniz lazım. Milletin tamamının sorunlarını gelip burada konuşmanız lazım.

S. NEVZAT KORKMAZ (Isparta) – Sizi biz bile kurtaramayacağız.

AHMET AYDIN (Devamla) – Dolayısıyla, kusura bakmayın ama Başbakanı ağzınıza alacak kadar değilsiniz siz.

OKTAY VURAL (İzmir) – “Lüzumsuz” diyordunuz konuşmamıza.

AHMET AYDIN (Devamla) – Yine, aynı şekilde, değerli arkadaşlar, ekonomiden bahsettiniz. Ya, bir defa, sizin ekonomiden bahsetmeye hiç yüzünüzün olmaması lazım ya, kusura bakmayın. Eğer Türkiye 46 milyar dolarlık bir havaalanı ihalesi yapıyorsa, 22 milyar dolarlık bir nükleer santral ihalesi yapıyorsa; 2,5 milyar dolarlık eğer bir üçüncü köprü ihalesi yapıyorsa, sizin borçlanmış olduğunuz tüm borçları Türkiye silebiliyorsa…

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Bunu herkes yapar Ahmet başkasının cebinden, kendi cebinden yap.

AHMET AYDIN (Devamla) – …IMF’yi de buradan kovabiliyorsa bunun alkışlanması lazım ve AK PARTİ’yle birlikte sadece faiz lobicilerine…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

AHMET AYDIN (Devamla) – …giden 642 milyar lira eğer tasarruf ediliyorsa bunun alkışlanması lazım ve geçmişte bu faiz fazlası vergiler, milletten toplanan paralar eğer faize gidiyorsa, kusura bakmayın bunlara bir bakmak lazım.

Hepinize saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim, sağ olun.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Ahmetçiğim, sizin zamanınızda 500 milyar gitmiş ya!

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Millet biliyor, biliyor.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan…

BAŞKAN – Buyurun.

OKTAY VURAL (İzmir) – Sayın Başkan, biraz önce Sayın Türkkan’ın yaptığı konuşma nedeniyle BDP Grubu, sataşmadan dolayı söz aldı ve orada özellikle AKP döneminde katliamlardan, siyasi tutuklamalardan bahsetti.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Millet biliyor, biliyor.

OKTAY VURAL (İzmir) – Açık bir sataşma yaptı. Böylesine bir sataşmaya cevap verme ihtiyacı olmayanlar…

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Millet biliyor efendim.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Sataşma değil o, gerçek o.

OKTAY VURAL (İzmir) – …belli ki beraber yürüyorlar bu yollarda. Burada Millî Savunma Bakanı var, Hükûmet var; böyle bir konuda, eğer böyle bir konu konusunda buna itiraz edemiyorlarsa biliniz ki gerçekten beraberler, birlikteler.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Biz milletimizle beraberiz Sayın Başkan ve millet de herkesi çok iyi biliyor.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sayın Başkan, müsaade ederseniz, Sayın AKP Grup Başkan Vekilinin şahsımı hedef alan suçlamalarından dolayı söz almak istiyorum.

AHMET AYDIN (Adıyaman) – Ne dedim?

RECEP ÖZEL (Isparta) – Ne dedi efendim, ne dedi?

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Anlatacağım şimdi, dinleyeceksiniz.

BAŞKAN – Buyurun, iki dakika içinde lütfen siz de.

 

8.- Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan’ın, Adıyaman Milletvekili Ahmet Aydın’ın sataşma nedeniyle yaptığı konuşma sırasında şahsına sataşması nedeniyle konuşması

 

LÜTFÜ TÜRKKAN (Kocaeli) – Sayın Başbakan, biraz evvel burada bir şeyler ifade ettim. Bu grup sizi kandırıyor, bu grup sizi aldatıyor.

Sizin Sayın Başbakana mukayyet olmanız gerektiği gibi, onun da size mukayyet olması lazım.

Bakın, burada biraz evvel bir şey söyledim, dedim ki: Çocuklar sadece artık, ekmek, aş, su istemiyorlar, bu memlekette huzur istiyorlar, demokrasi istiyorlar, özgürlük istiyorlar. Sen, ben bu işe kanmış olabiliriz ama artık bu çocuklar kanmıyor. Bunu göz önünde bulundurun. “Biz köprü yaptık da, 25 milyar dolar verdik de…” vesaire çocuğun hiç umurunda değil, emin ol hiç  umurunda değil. Oraya çıkan o çocuk senin köprü ihalenle ilgilenmiyor. AVM’den kaç tane dükkân verdiğinle, aldığınla da ilgilenmiyor.

AHMET AYDIN (Adıyaman) –  AVM diye bir şey yok, AVM yok. 

LÜTFÜ TÜRKKAN (Devamla) –  Onun işi, kendi özel hayatına karşı yapılan bu müdahaleye ses çıkarıyor, isyan ediyor.

Bakın, polisi de ne hâle getirdiniz…

AHMET AYDIN (Adıyaman) – AVM yok.

LÜTFÜ TÜRKKAN (Devamla) –  Bir video dolaşıyor; polis, 3’üncü sınıf bir emniyet müdürü “Ben ne yapayım?” diyor, “Polisi günah keçisi yaptınız.” diyor. Bu polise günah değil mi arkadaş ya? Bu çocuklar yirmi gündür uyumuyor, evlerine gitmiyor, yıkanmıyor, sürüyorsunuz kendisinden olan halkın üstüne.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Halkın üstüne süren falan yok!

LÜTFÜ TÜRKKAN (Devamla) –  Ya, bunu Saddam yapmadı, bunu Mübarek yapmadı. Sayın Başbakana bunu yaptırmayın, günahtır, vebal alıyorsunuz.

Hepinize saygılar sunuyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

M. MÜCAHİT FINDIKLI (Malatya) – Yuh olsun sana be!

LÜTFÜ TÜRKKAN (Devamla) –  Sana daha fazla yuh olsun! Gözün kör olsun!

M. MÜCAHİT FINDIKLI (Malatya) – Yuh olsun!

BAŞKAN –  Lütfen, lütfen… Arkadaş, lütfen, lütfen…

 

VII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

3.- CHP Grubunun, grup başkan vekilleri Ankara Milletvekili Emine Ülker Tarhan, İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi ve Yalova Milletvekili Muharrem İnce tarafından Gezi Parkı olaylarında orantısız güç kullanımına ilişkin kanunsuz emir verenler ile bu emirleri yerine getirenlerin belirlenmesi ve siyasi iktidarın basın üzerindeki baskılarının ortaya çıkarılması amacıyla 3/6/2013 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 18 Haziran 2013 Salı günkü birleşiminde okunmasına ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

 

BAŞKAN – Cumhuriyet Halk Partisi Grubu önerisi üzerinde son konuşmacı, İstanbul Milletvekili Sayın Erol Kaya, aleyhinde olmak üzere.

Sayın Kaya, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

EROL KAYA (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli Meclis üyeleri; hepinizi saygıyla selamlıyor, Cumhuriyet Halk Partisinin Taksim Gezi Parkı olaylarıyla ilgili vermiş olduğu  önerge aleyhinde söz almış bulunuyorum. Saygılarımı sunuyorum.

Değerli arkadaşlar, Taksim Gezi Parkı’yla ilgili çevrecilik hassasiyetinden yola çıkıp, elhamdülillah, bugün bunu savunanların, buna karşı olanların da ittifak ettiği bir noktaya hep birlikte geldik; bu işin çevrecilik olmadığını, çevre istismarı olduğunu ve buradan yola çıkarak farklı şeyler olduğunu hep birlikte öğrenmiş olduk.

Şöyle kısaca kronolojik sürece baktığımızda birkaç şeyi sizlerle paylaşmak istiyorum: Bu projenin bilinmediği, bugüne kadar kimsenin haberinin olmadığı ifade edildi. Sayın Başbakan 2011 seçimleri öncesinde Haliç Kongre Merkezi’nde İstanbul’la ilgili bir sürü proje anlattı. Bunlara işte “çılgın projeler” denildi; Kanal İstanbul, Yassıada gibi bir sürü                     projeler anlatıldı, bir tanesi de Taksim Gezi Parkı’ydı. Hem düzenlemeyle ilgili hem de Topçu Kışlası’yla ilgili bir projeden bahsedildi.

Bu proje -daha evvel Mecliste söyledim- 2011’de İstanbul Büyükşehir Belediyesinden geçti ve araçların  yer altına alınması, alanın yeşil alana dönüştürülmesiyle ilgili bir sürü düzenlemeler yapıldı.

Topçu Kışlası çok tartışıldı. Bilinmesinde fayda var diye söylüyorum: 1780 yılında inşa edilmiş ve 1940 yılında dönemin valisi hem de belediye başkanı tarafından yıkılarak varlığı ortadan kaldırılmış bir kışla, konuştuğumuz kışla bu. Bugün bu kışlanın, Sayın Başbakanımız, Çevre ve Şehircilik Bakanımız ve İstanbul Büyükşehir Belediyesi Başkanımız şehir müzesi yapılacağını defaatle ifade ettiler ve bu projenin, özellikle Taksim düzenlemesiyle ilgili projenin de yüzde 70-80 oranında bittiğini hepimiz biliyoruz.

Değerli arkadaşlar, bir sefer daha altını çizerek söyleyelim: Gezi Parkı’nda bir kısım ağaçlar Çağlayan Abide-i Hürriyet Caddesi’nin üzerine kaldırıldı -resimleri de hepimizde var- bir kısmı da orada kesildi, kaldırılamayanlar kesildi ve buradan yola çıkarak Türkiye bir acayip fotoğrafla karşı karşıya kaldı. İçişleri Bakanımız, burada bizden önceki hatiplerimiz ifade etti, 500’e yakın araç ve iş yeri yakılıp yıkıldı, kamu binaları, AK PARTİ ilçe teşkilatlarında büyük hasarlar oluşturuldu.

KADİR GÖKMEN ÖĞÜT (İstanbul) – CHP İl Başkanlığına…

EROL KAYA (Devamla) – 3.868 vatandaşımızın yaralanmış olduğunu görmekteyiz. Vefat eden 4 vatandaşımıza ve ailelerine başsağlığı diliyorum, şehit polisimize de Allah’tan rahmet diliyorum.

Şimdi, yaralanan ve mağdur olan vatandaşlarımıza ve esnafımıza geçmiş olsun dileklerini ifade ederken, bir sefer, birkaç şeyin altını çizelim. Bu tabloyu, çevre bilinciyle ifade etmek mümkün değildir, bu tabloyu demokratik hak arayışı olarak ifade etmek demokratik hak arayanlara ihanettir.

KADİR GÖKMEN ÖĞÜT (İstanbul) – Doğru söylüyorsun.

EROL KAYA (Devamla) – Bu tabloyu toplantı ve gösteri yürüyüşü ya da iletişim özgürlüğü olarak da ifade etmek mümkün değildir. Bu tabloyu ancak ve ancak provokasyonla, anarşiyle ve ülkeyi tekrar 80’li yılların karanlık günlerine taşıma mücadelesi olarak görmek mümkündür. Huzuru bozmakla, esnafımıza zarar vermekle, halkımızı huzursuz etmekle, temel hak ve hürriyetlere saldırmakla açıklamak ancak mümkün olacaktır.

 

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Peki, bu tabloyu kim oluşturdu?

EROL KAYA (Devamla) – Hiçbir insan bir başkasının inancına saldırmayı hürriyet olarak ifade edemez ve hiçbir insan ibadethaneleri haram fiiller için kullanamaz ve hiçbir düşünce bunu özgürlük olarak ne ulusal ne de uluslararası medyaya taşımayı hak olarak göremez. Hepsinden önemlisi, bu fiilleri işleyenlerin ve buna alkış tutanların aymazlığını çevrecilik olarak bize kimse yutturamaz.

Peki, bu tablo nasıl oluştu? Taksim’de olayları bahane ederek Türkiye’nin 79 ilinde aynı anda eylem başlatıldı. Daha evvel burada söyledim, şimdi birkaç tanesini sizinle paylaşayım, hepsi aynı gün medyaya servis yapıldı: Rize saat 12.00 Belediye Parkı, Bartın saat 13.00 Cumhuriyet Meydanı, İzmir saat 15.00 Kıbrıs Şehitleri Parkı, Ankara saat 19.00 Kuğulu Park, Frankfurt saat 18.00 Galeria Kaufhof önü, Hollanda saat 20.00 Amsterdam Dam Meydanı, Köln saat 20.00 Neumarkt. Saymaya devam edebiliriz. Sanırım fotoğrafı hep birlikte daha net görebiliyoruz. Siz hâlâ bu eylemlerin bir merkezden organize edilmeden kendiliğinden yapıldığını mı düşünüyorsunuz?

Bir başka boyut ise siyasetçiler başta olmak üzere kimi yazarlarımızın, sanatçılarımızın, özellikle medyada iyi niyetten yoksun provokatif yalan haberleri, hiçbir inceleme yapmadan, vatandaşlarımızı sokağa dökmek için fütursuzca kullanmalarıdır. Bu durum demokrasi tarihimizin utanç fotoğrafına yeni bir ilave olarak eklenmiştir.

Sizlerle birkaç tanesini paylaşmak istiyorum: “Eylemler yirmi dört saat devam ederse Avrupa kararıyla Hükûmet düşecek.” TOMA’nın sıktığı renkli suyu kan gölü olarak sunanlar, Amerikan polisini Türk polisi olarak gösterenler, Boğaz Köprüsü’ndeki Avrasya Maratonu’nu Gezi Parkı’nın yürüyüşü olarak “photoshop”layanlar, askerlerin polise destek fotoğrafını Gezi Parkı’na destek olarak fotomontaj yapanlar… Edebim müsaade etmiyor ama özür dileyerek bunların ancak ahlaktan yoksun olduklarını ifade edebilirim. Hele hele hayvan haklarının fütursuzca istismar edilmesini, bir milletvekilimizin Suriye’deki yaralı vatandaşımızın fotoğrafını Gezi eyleminde polis tarafından vurulmuş gibi göstermesini, maalesef, üzülerek ifade ettik, gördük ve bunu anlamakta zorlanıyoruz.

Değerli arkadaşlar, olaylar esnasında İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanımızın, Başbakanımızın, Cumhurbaşkanımızın sağduyu çağrıları oldu. Taleplere baktığımızda il valilerinin ve emniyet müdürlerinin görevden alınması, tüm gözaltına alınanların serbest bırakılmasından daha da ileri gidilerek üçüncü Boğaz köprüsünün, havaalanının, Kanal İstanbul’un iptal edilmesi gibi talepleri görmekteyiz.

Bir başka tartışma konusunda da, enteresandır, hukuk bilgimiz sorgulanmıştır. Plebisit tartışması yapıldı. Belediyecilikte plebisit seksen yıldır, doksan yıldır yapılmaktadır. Bunu hukuk sürecinin başlangıcı, referandumu ise hukuk sürecinin bitişi olarak anlamamız ve bunu bilmemizde fayda var. Hele hele daha 2013 Martında Çanakkale Biga’da Çavuşköy’le ilgili, Ardahan Göle Kuzupınarı’nda plebisit yapılmış ve burada bu çalışmalar geçmişten bugüne kadar devam ediyor, bilmemek hakikaten bir garip geliyor bana.

Ben sizinle birkaç tane resim paylaşmak istiyorum. Az evvel milletvekillerimizin birkaç tanesi şunu söylediler: “Efendim, bu, çevrecilik ve hak arayışıdır.” Buyurun, size hak arayışlarıyla ilgili birkaç fotoğraf göstermek istiyorum.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) - Ne var ya, ne olmuş? Ne var onda?

EROL KAYA (Devamla) – Hakikaten ne var, ben de merak ediyorum ne var?

Evet, buyurun arkadaşlar, bunlar bu ülkenin hak arama fotoğrafları, Taksim’den polisin çekilmesinden sonraki oluşan tablo ve polisten sonraki tablo bu. (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar) Bunu görelim.

Bir başka şey daha göstereyim, Taksim parkında ne oluyor? Bu olmaya çalışıyordu özgürlük adına, yapılmaya çalışılan da bugün budur, budur. Bunu görelim inşallah. (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

SAKİNE ÖZ (Manisa) - Biber gazını göster, TOMA’ları göster.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) - Kaç kişi öldü orada? Öldürülen gençlerin fotoğrafını da göster. Ayıp! Ayıp!

EROL KAYA (Devamla) – Şimdi, değerli arkadaşlarım, kimse yasadışı örgütlerin paçavralarını çevrecilik adına, özgürlük adına izah etmeye kalkmasın.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Ethem Sarısülük’ün fotoğrafını da göster. Ayıp ya!

EROL KAYA (Devamla) – Değerli arkadaşlar, merak etmeyin, rahat olun ve sağduyulu olun. AK PARTİ Grubu olarak kapsamlı bir çalışma yapmaktayız ve sonuna kadar Gezi Parkı olaylarının üstüne gideceğimizi ve bu olayların aydınlatılması için Meclis araştırması açacağımızı ve çok geniş bir şekilde bunu gündeme getireceğimizi ifade etmek istiyorum.

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – 4 metreden kurşun sıktığınız gencin fotoğrafını da göster.

EROL KAYA (Devamla) – CHP önergesinin olayı masum gösterme, çok dar ve tek taraflı bakışlarından dolayı ve siyaseten istismar edilmememiz için karşı çıktığımızı beyan ediyorum ve aleyhte oy kullanacağımızı söylüyorum.

SAKİNE ÖZ (Manisa) - Evlere biber gazı sıktınız.

EROL KAYA (Devamla) – Son olarak bir şeyin daha altını çizeyim. Değerli arkadaşlar, ülkemizde gerçek çevrecilerle çevre istismarcılarını lütfen birbirinden ayıralım. Hakikaten bu ülkede STK’larımızdan cidden çevreyle ilgili iyi çalışmalar yapan, iyi örnekleri olan insanlar var; bunlara yazık edilmektedir. Bu sağduyulu bakışa ihanettir bu tablo. Ve yine, çevre duyarlılığını gösteren vatandaşlarımızla toplumun huzurunu bozan marjinal grupları ve provokatifleri de birbirinden ayıralım. Ve son olarak özellikle bir şeyin altını çizmek istiyorum ki yirmi iki gündür bu ülkede sağduyuyla, sabırla tüm provokatiflere, evlerinin kapısının çalınmasına kadar giden bu provokatiflere sağduyuyla cevap veren vatandaşlarımıza şükran borcumuz olduğunu ifade ediyor, hepinizi saygıyla selamlıyor, tekrar hayırlı günler diliyorum. (AK PARTİ sıralarından “Bravo” sesleri, alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kaya.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) - Ne güzel, özgürlüklerin resmini gösterdin(!)

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan…

BAŞKAN - Buyurun Sayın Hamzaçebi.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Erol Kaya, konuşmasının başlangıcında, Taksim Gezi Parkı kaynaklı olarak Türkiye’nin gündemine gelen olaylarla ilgili olarak “Bugün yapılan görüşmeler şunu göstermiştir ki konu çevre değildir, çevrenin istismarıdır; bu konuda ittifak ettik.” şeklinde bir değerlendirme yaparak çevre istismarı konusunda diğer siyasi partilerin de, bu bağlamda Cumhuriyet Halk Partisinin de kendileriyle aynı görüşte olduğu yönünde bir değerlendirmede bulundu. Bu, bizim görüşümüzün tümüyle hilafına bir görüştür. 69’uncu maddeye göre söz istiyorum efendim.

BAŞKAN – Bu sözleriniz zabıtlara geçti, buna rağmen istiyorsunuz.

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) - Hayır, 69’a göre söz istiyorum. Gerekçemi açıkladım ben size.

BAŞKAN – Buyurun.

 

VIII.- SATAŞMALARA İLİŞKİN KONUŞMALAR (Devam)

9.- İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi’nin, İstanbul Milletvekili Erol Kaya’nın CHP grup önerisi üzerinde yaptığı konuşma sırasında Cumhuriyet Halk Partisine sataşması nedeniyle konuşması

 

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sayın Erol Kaya, Taksim’le ilgili birtakım fotoğraflar gösterdi, “İşte şöyleydi, biz şöyle yapmak istiyoruz.” dedi ama beklerdim ki Topçu Kışlası’nın da o meydanda yerini almış hâlini gösteren bir fotoğrafı burada bizlere sunsun.

Şimdi, ben, konuşmamda şunu söyledim: İlk anda bir çevre hareketi olarak başlayan ama Sayın Başbakanın katı ve otoriter tutumu nedeniyle bir anda bunun ötesine geçerek özgürlük merkezli bir harekete dönüşen bir tablodan ben söz ettim. Elbette şu andaki konu, şu andaki durum çevresel kaygıların, mimari kaygıların ifade edilmesinin ötesine geçmiştir çünkü Sayın Başbakanın otoriter tutumu, katı tutumu, güvenlik politikalarının şiddet üzerine oturması toplumu isyan noktasına getirmiştir. “Benim hayatıma karışma. Özgürlüğümü istiyorum.” deme noktasına gelmiştir kitleler.

Değerli milletvekilleri, tarih 31 Mayıs 2013; Türkiye Büyük Millet Meclisinde bir gensoru görüşmesini o gün tamamladık, ben akşam uçağıyla İstanbul’a gittim, Taksim’e çıktım. Gidene kadar Sayın İstanbul Valisiyle, Sayın İçişleri Bakanıyla birkaç kez konuştum. Sorunu çözmek, o kitlelerin taleplerine kulak vermek ve ülkeyi doğru bir istikamete götürebilmek amacıyla Cumhuriyet Halk Partisi olarak üzerimize düşen görevi yapmak amacıyla bunları yaptım. En son, Taksim Meydanı’ndan gece geç vakit Sayın İçişleri Bakanını aradım, Taksim Dayanışmasının talebi şuydu: “Gezi Parkı’ndan polisler çekilsin, biz oraya girelim, bildirimizi okuyalım, taleplerimizi millete anlatalım, ondan sonra dağılalım.” Bunu Sayın Bakana önerdim. Bakın, makul bir öneriyi dinlemeyen Hükûmet, Türkiye'yi hangi noktaya getirmiştir? Bu konuyu asıl istismar eden, Türkiye'yi kutuplaştıran Hükûmetin kendisi olmuştur.

Teşekkür ediyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Hamzaçebi.

Sayın milletvekilleri…

 

III.- YOKLAMA

 

(CHP sıralarından bir grup milletvekili ayağa kalktı)

MEHMET AKİF HAMZAÇEBİ (İstanbul) – Yoklama istiyoruz efendim.

BAŞKAN – Yoklama istiyorsunuz…

Sayın Hamzaçebi, Sayın Öğüt, Sayın Akar, Sayın Toprak, Sayın Tunay, Sayın Özkoç, Sayın Acar, Sayın Seçer, Sayın Çelebi, Sayın Öz, Sayın Işık, Sayın Özkan, Sayın Kaplan, Sayın Küçük, Sayın Demiröz, Sayın Köprülü, Sayın Kaleli, Sayın Tayan, Sayın Ekşi, Sayın Toptaş.

Elektronik cihazla yoklama yapacağız.

İki dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, toplantı yetersayısı vardır.

 

VII.- ÖNERİLER (Devam)

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri (Devam)

3.- CHP Grubunun, grup başkan vekilleri Ankara Milletvekili Emine Ülker Tarhan, İstanbul Milletvekili Mehmet Akif Hamzaçebi ve Yalova Milletvekili Muharrem İnce tarafından Gezi Parkı olaylarında orantısız güç kullanımına ilişkin kanunsuz emir verenler ile bu emirleri yerine getirenlerin belirlenmesi ve siyasi iktidarın basın üzerindeki baskılarının ortaya çıkarılması amacıyla 3/6/2013 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun 18 Haziran 2013 Salı günkü birleşiminde okunmasına ve görüşmelerinin aynı tarihli birleşiminde yapılmasına ilişkin önerisi (Devam)

 

BAŞKAN – Öneriyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler. Öneri kabul edilmemiştir.

Şimdi, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubunun, İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım:

 

4.- AK PARTİ Grubunun, Genel Kurulun çalışma saatleri ile gündemdeki sıralamanın yeniden düzenlenmesine; 473 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak bölümler hâlinde görüşülmesine ilişkin önerisi

 

                                                                          18/6/2013

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Danışma Kurulunun 18/6/2013 Salı günü (bugün) yaptığı toplantıda siyasi parti grupları arasında oy birliği sağlanamadığından, İç Tüzük’ün 19'uncu maddesi gereğince, grubumuzun aşağıdaki önerisinin Genel Kurulun onayına sunulmasını arz ederim.

                                                                                             Mahir Ünal

                                                                                          Kahramanmaraş

                                                                              AK PARTİ Grup Başkan Vekili

Öneri:

Bastırılarak dağıtılan 473 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın 48 saat geçmeden Gündemin "Kanun Tasarı ve Teklifleri ile Komisyonlardan Gelen Diğer İşler" kısmının 4’üncü sırasına, yine bu kısımda bulunan 429, 290, 227, 406, 449, 252, 10, 419, 405, 166, 182, 126, 288, 440, 402, 267 ve 439 sıra sayılı kanun tasarılarının ise bu kısmın 5, 6, 7, 8, 9, 10, 11, 12, 13, 14, 15, 16, 17, 18, 19, 20 ve 21’inci sırasına alınması ve diğer işlerin sırasının buna göre teselsül ettirilmesi;

Genel Kurulun;

18 Haziran 2013 Salı günkü (Bugün) birleşiminde sözlü soruların görüşmelerinin tamamlanmasına kadar,

19 Haziran 2013 Çarşamba günkü birleşiminde 473 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşmelerinin tamamlanmasına kadar,

20 Haziran 2013 Perşembe günkü birleşiminde 227 sıra sayılı Kanun Tasarısı’na kadar olan işlerin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar,

25 Haziran 2013 Salı günkü birleşiminde 166 sıra sayılı Kanun Tasarısı’na kadar olan işlerin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar,

26 Haziran 2013 Çarşamba günkü birleşiminde 126 sıra sayılı Kanun Tasarısı’na kadar olan işlerin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar,

27 Haziran 2013 Perşembe günkü birleşiminde 439 sıra sayılı Kanun Tasarısı’na kadar olan işlerin görüşmelerinin tamamlanmasına kadar,

Yukarıda belirtilen birleşimlerde gece 24.00'te günlük programın tamamlanamaması hâlinde günlük programın tamamlanmasına kadar,

çalışmalarını sürdürmesi;

473 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın İç Tüzük’ün 91’inci maddesine göre temel kanun olarak görüşülmesi ve bölümlerinin ekteki cetveldeki şekliyle olması,

 önerilmiştir.

 

473 Sıra Sayılı

Ödeme ve Menkul Kıymet Mutabakat Sistemleri, Ödeme Hizmetleri ve Elektronik Para Kuruluşları Hakkında Kanun Tasarısı

(1/780)

Bölümler

Bölüm Maddeleri

  Bölümdeki

Madde Sayısı

1. Bölüm

1 ila 26’ıncı maddeler

26

2. Bölüm

27 ila 43 üncü maddeler (40’ıncı maddenin birinci, ikinci, üçüncü ve dördüncü fıkraları ile geçici 1 ve geçici 2’nci maddeler dahil)

22

Toplam Madde Sayısı

48

 

BAŞKAN - Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu önerisi üzerine ilk konuşmacı İstanbul Milletvekili Sayın Mehmet Doğan Kubat.

Sayın Kubat, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MEHMET DOĞAN KUBAT (İstanbul) – Sayın Başkanım, çok değerli milletvekilleri; yüce heyetinizi saygılarımla selamlıyorum. Grup önerimizin lehinde görüşlerimi ifade etmek üzere söz aldım.

Önerimizde, Meclisimizin bu hafta ve önümüzdeki haftaki çalışma saatleriyle yine bu haftaki gündemin yeniden düzenlenmesi önerilmektedir. Buna göre 473 sıra sayılı Ödeme ve Menkul Kıymet Mutabakat Sistemleri, Ödeme Hizmetleri ve Elektronik Para Kuruluşları Hakkında Kanun Tasarısı ile 15 adet uluslararası sözleşmenin, uluslararası ilişkilerin geliştirilmesi açısından Türkiye için önem arz eden 15 tane sözleşmenin öne alınmasını önermekteyiz.

473 sıra sayılı Kanun Tasarısı temel kanun olarak iki bölüm hâlinde ve 48 madde olarak görüşülecektir.

Önerimiz kabul edilirse bugün Sayın Bakanımız Faruk Çelik Bey’in cevap vereceği, bir saat, sözlü soruların görüşmelerinin tamamlanmasına kadar çalışmalarımız devam edecek, yarın da bu 473 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın inşallah görüşmelerini planlamaktayız.

Önerimize desteklerinizi bekler, yüce heyetinizi saygılarımla selamlarım. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Kubat.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu önerisi üzerinde, aleyhinde olmak üzere ikinci konuşmacı Sayın Mehmet Hilal Kaplan, Kocaeli Milletvekili.

Sayın Kaplan, buyurun. (CHP sıralarından alkışlar)

MEHMET HİLAL KAPLAN (Kocaeli) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce heyetinizi ve tutuklu tüm milletvekillerini saygıyla selamlıyorum.

Adalet ve Kalkınma Partisinin grup önerisi üzerine söz almış bulunmaktayım. Elbette ki Meclisin çalışma programının belirlenmesi önemlidir. Ancak çalışma programını belirleyecek olan, Türkiye’nin de asıl gündemini oluşturan Gezi Parkı olayları ve sonrasında yaşanan gelişmeler daha önemli bir yer tutmaktadır; bu nedenle ben de konuşmama bu noktadan devam edeceğim.

Değerli milletvekilleri, Taksim’de yaşanan, sizlerin de bildiği gibi başlangıçta çevreyi koruma adına, yaşadığı alanı koruma adına başlayan çevreci bir hareket -Hükûmetiniz orantısız güç kullanarak, baskı ve şiddet uygulayarak toplumsal olay hâline gelmesine neden olmuştur- Hükûmetinizin, örgütlenmeleri kısıtlayan, düşüncelerini ifade edenleri yargılayan, başkalarının yaşam tarzlarını belirlemeye kalkan baskıcı, faşist anlayışa karşı toplumun bir başkaldırısı, bir halk ayaklanması noktasına gelmiştir.

Bakınız, şöyle bir geriye dönelim, o gün Taksim Gezi Parkı’nda eylem yapan insanlar ve gençler ne talep ettiler:

“1) Yaşadığımız dev bir metropolde yüksek binalardan artık nefes alacak bir yerimiz kalmadı. Mevcut olan yeşil alanları korumak bizim görevimiz. Bunu yağmalamadan, yok ederken bize de sorun. Biz de burada yaşıyoruz.

2) Yaşam alanlarımıza ve yaşam tarzımıza lütfen ama lütfen müdahale etmeyiniz.

3) Demokrasiyi, hukuku, adaleti herkes için eşit kılınız. Özgürlüklerimizi kısıtlamayın.”

Görüldüğü gibi bu talepler gayet insancıl, gayet çevreci ve kendi yaşam alanını korumaya yönelik insani talepler. Peki, siz Hükûmet olarak gençlerin bu talebini başlangıçta dinlemiş olsaydınız, çevrecilerin, bilim adamlarının düşüncelerini projelere yansıtmış olsaydınız yani katılımcılığı sağlamış olsaydınız bu olaylar bu noktaya gelir miydi?

Dün, değerli milletvekilleri, Sayın Başbakanı televizyonda izledim. Bedelli askerlik konusunda yurt dışından gelen, çeşitli ülkelerden gelen temsilcilerle görüşmesini ve basının önünde pazarlık yapma noktasındaki hoşgörüsünü, anlayışını hayretle izledim. Sayın Başbakana soruyorum huzurunuzda: Bu anlayışınızı, bu yumuşak üslubunuzu neden başlangıçta sadece çevre talebi bulunan Taksim’deki çevreci insanlara karşı yapmadınız? Yoksa Sayın Başbakan için çevrenin önemi yok, dışarıdan gelecek olan birkaç kuruş bedelli paranın önemi mi var acaba bu hoşgörünün altında?

Peki, değerli milletvekilleri, siz Hükûmet olarak bu olaylar karşısında ne yaptınız? Bakın, “Benim dediğim olur, benim dediğim dedik.” anlayışından, bir türlü, Adalet ve Kalkınma Partisi gerek sokakta gerek yasa yaparken vazgeçmedi, vazgeçmeyi de düşünmüyor. Bu gençlerin üzerine orantısız güç kullandınız; orantısız güç kullanırken biber gazı, gaz bombası, cop, TOMA, akrep araçlarıyla, âdeta, bölgeyi, Taksim’i ve Türkiye'nin her tarafını bir savaş görüntüsü alanına getirdiniz. Bunu yaparken genç, yaşlı, kadın, turist, yerli, hasta hiç fark etmedi. Tabii, buna karşı Türkiye'nin çeşitli yerlerinde de toplumsal bir tepki oluştu.

Değerli milletvekilleri, orantısız güç kullanımı esnasında 4 yurttaşımız yaşamını yitirdi, 11 yurttaşımız gözünü kaybetti, 5 yurttaşımız beyin travması nedeniyle hâlâ yoğun bakımda, binlerce yurttaşımız yaralandı. Şimdi kara kara düşünüyorsunuz, ekonominin getirdiği olumsuzlukla da, bunun önüne nasıl geçeriz diye yumuşatmaya çalışıyorsunuz. Kusura bakmayın Sayın Başbakan, biraz geç kalmadınız mı?

Bakın, orantısız güç kullanmayla ilgili, yurttaşlarımızın gözünü kaybetmesine en çok neden olan gaz bombası kapsülünü size göstermek istiyorum. Bu gaz bombası kapsülü, Türkiye'de son yirmi gün içerisinde en çok kullanılan bir silah materyali noktasına geldi. 250 gram ağırlığında…

RECEP ÖZEL (Isparta) – Silah değil o, silah değil.

MEHMET HİLAL KAPLAN (Devamla) - Göstereceğim şimdi silah olup olmadığını.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Avrupa Birliği müktesebatında yer alan, polisin kullanması gereken  argümandır o.

MEHMET HİLAL KAPLAN (Devamla) - 250 gram ağırlığında. Üzerini okuyorum, lütfen Sayın Milletvekili dinleyin:

“1) Açık alanlarda kullanın, kapalı alanlarda kullanmayın.”

Şimdi size gösteriyorum: Bu resimde polis arkadaşımız ne yapıyor sizce? Merdiven basamağının üstüne çıkıyor, giriş katındaki bir apartmanın girişinde camı kırıyor, biber gazı değil, gaz bombasını içeriye atıyor.

“2) Bunu eğitimli bir personelin kullanması lazım.” diyor.

Kullanırken 45 derecelik açıyla atacaksınız, hiçbir şekilde insanın direkt üzerine ateş etmeyiniz. Şimdi, size göstereceğim resimlere bakın.

YILMAZ TUNÇ (Bartın) – Çok resimler gördük, hep sahte çıktı.

MEHMET HİLAL KAPLAN (Devamla) - Bu sizce 45 derecelik açıyla gelişigüzel havaya atılan bir gaz bombası mı? Bu polis arkadaşlarımız diz çöküyor, nişan alıyor ve hedefine ateş ediyor.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Molotoflar nasıl atılıyor?

MEHMET HİLAL KAPLAN (Devamla) - İşte, 11 yurttaşımızın gözünün kaybolmasının tek nedeni bu.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Molotoflar nasıl atılıyor?

MEHMET HİLAL KAPLAN (Devamla) - Değerli milletvekili arkadaşlarım, şimdi, zorunuza gitmesin… (AK PARTİ sıralarından gürültüler) 

OKTAY VURAL (İzmir) – Yanlışları niye savunuyoruz ya!

İDRİS BALUKEN (Bingöl) – Molotof attı diye öldürecek misiniz?

MEHMET HİLAL KAPLAN (Devamla) - Bakın, ben bunları söylerken burada polislerin emeklilik haklarının kazanılması, sosyal haklarının verilmesi ve mecburi hizmete gidilmemesi noktasında kanun teklifi verdim, hiçbiriniz kabul etmediniz.  Önerge verdim. Şimdi, kalkıp da, böyle, polisin yanındaymış gibi düşüncenin içerisinde olmayın.

Değerli milletvekilleri, şimdi bakın… (AK PARTİ sıralarından gürültüler)

AHMET YENİ (Samsun) – Polise taş attılar!

MEHMET HİLAL KAPLAN (Devamla) - Gerilmenize gerek yok.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) -  Takiye yapıyorlar, takiye!

MEHMET HİLAL KAPLAN (Devamla) - Değerli milletvekilleri, gerilmenize gerek yok.

Sayın İçişleri Bakanına soruyorum… İçişleri Bakanı ne diyor?               ” Bunların hepsi bir iddia. Eğer iddialar doğruysa ben gereken işlemi yaptıracağım.” diyor.

Şimdi, Sayın İçişleri Bakanına soruyorum: Videoda seyrettiğiniz, bu resimlerde gösterdiğimiz, hastanede yoğun bakımda yatanlar, gözünü kaybeden insanlar sizce hâlâ bir iddia mı Sayın İçişleri Bakanı? Lütfen, bunu göz önünde bulundurun. 

SEYİT EYYÜPOĞLU (Şanlıurfa) – Onlar camiden mi çıktılar!

MEHMET HİLAL KAPLAN (Devamla) - Aynı noktada, Sayın Başbakan bugünkü grup toplantısında bir şeyi daha ifade etti, bakın sizlerle paylaşayım. Sayın Başbakan diyor ki: “Ben, benim polisimi kimseye yedirmem. Ben, polisimi daha da güçlendireceğim.” Nedir daha da güçlendireceği? Bir tek makineli tüfeği eksikti, bir de tank ve topu eksikti. Onu da getir bari, tam savaş alanına dönsün.

Değerli milletvekilleri, şimdi, şunu söylemek istiyorum: Bakın, bunları bu germe noktasına getiren tek kişi, maalesef ve maalesef, üzülerek söylüyorum Sayın Başbakandır.

İlk hadise meydana geldiğinde, Başbakan çıkıp bu insanların taleplerini hiç dinlemedi, kalktı yurt dışına gitti. Adalet ve Kalkınma Partisinin içerisinde sağduyulu olan birçok yönetici ve Sayın Cumhurbaşkanımız “Evet, biz Gezi Parkı’nda, birinci hamlede, ilk hamlede yanlış bir bilgilendirmeyle yanlış bir tutum içerisinde olduk…” Bu nedenle, bu olaylar bu gerilim noktasına gelmezdi, keşke bir özür dileme noktasına gelinmiş olsaydı.

Şimdi, size şunu söylemek istiyorum…

İBRAHİM KORKMAZ (Düzce) – Köprüyle, havaalanıyla ne alakası var oradakilerin, onu söyle.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Sen anlamazsın!

MEHMET HİLAL KAPLAN (Devamla) -  Değerli milletvekilleri, Sayın Başbakan çıkmış meydanlara şunu söylüyor, diyor ki: “Bana uluslararası dış güçler bir komplo organize ediyor.”  

İBRAHİM KORKMAZ (Düzce) – Anlat! Anlat! Devam et!

MEHMET HİLAL KAPLAN (Devamla) – Sayın Başbakan, sen birinci gün eğer Taksim’deki o gençlerin, o insanların taleplerini dinlemiş olsaydın, acaba, bugün olaylar bu noktaya gelir miydi? Hadi, varsayıyorum…

İBRAHİM KORKMAZ (Düzce) – Darbe girişimi, darbe.

RECEP ÖZEL (Isparta) – Ya, “Amaç Gezi Parkı değil.” diyorlar zaten.

MEHMET HİLAL KAPLAN (Devamla) – Sayın Milletvekilim, lütfen dinleyin.

Varsayıyorum ki Başbakanın bu komplosunun bir an doğru olduğunu kabul ediyorum, Türkiye ekonomisi son dönemde, özellikle son yirmi gün içerisinde 5 milyar dolar zarar etti; birçok yurttaşımız yaralandı, birçok yurttaşımız yaşamını yitirdi, kırıldı, döküldü noktalarına gelindi.

AHMET YENİ (Samsun) – Sizin yüzünüzden oldu.

MEHMET HİLAL KAPLAN (Devamla) - Peki, sizin Başbakan olarak, ülkenin sorumlusu olarak, Hükûmetin yetkilisi olarak biraz sorumluluk alarak, ülkenin bu kadar ekonomik ve sosyal yıkıma gitmemesi için bir gayret göstermeniz gerekmiyor mu?

İBRAHİM KORKMAZ (Düzce) – Oyunu gördük ve bozduk.

MEHMET HİLAL KAPLAN (Devamla) – Bunun için çok basit çok eskiye kadar gitmesine gerek yok, hadi başlangıçta yapmadın, işte, Sayın Başbakana sizin huzurunuzdan sesleniyorum, olayları bitirmek mi istiyorsun, çık, de ki:

“1) Ben Gezi Parkı’nda AVM yapmayacağım, kışla yapmayacağım, otel yapmayacağım.”

RECEP ÖZEL (Isparta) – “Yapmayacağım” dedi zaten ya. Dedi bunların hepsini, sen uyuyorsun herhâlde!

MEHMET HİLAL KAPLAN (Devamla) – “2) Gezi Parkı’nın yeşil olmasına çalışacağım.

3) Burada yaralanan, yaşamını yitiren yurttaşlarımdan özür diliyorum.”

Bu kadar zor bir şey değil, erdemliliktir özür dilemek. Bunu yaparsa Sayın Başbakan, olaylar bir günde kesiliyor mu kesilmiyor mu hem onu anlarız hem de bunun bir komplo olup olmadığını anlarız.

Teşekkür ederim. (CHP sıralarından alkışlar)

İBRAHİM KORKMAZ (Düzce) – Darbecisiniz.

BAŞKAN – Lütfen, lütfen Sayın Korkmaz.

Sayın Kaplan, teşekkür ediyorum.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu önerisi üzerinde…

İBRAHİM KORKMAZ (Düzce) – Başka darbe kaldı mı?

BAŞKAN - Lütfen… Lütfen…

MEHMET HİLAL KAPLAN (Kocaeli) – Kimin darbeci olduğuna karar veremezsin.

BAŞKAN - Sayın Kaplan, teşekkür ediyorum.

İBRAHİM KORKMAZ (Düzce) – Menderes’e de aynısını yaptınız.

Darbeci, yerine otur!

MEHMET HİLAL KAPLAN (Kocaeli) – Darbelerden beslenen sizsiniz.

BAŞKAN - Şimdi, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu önerisi üzerinde Sayın Ramazan Can, Kırıkkale Milletvekili.

Sayın Can, buyurun. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

RAMAZAN CAN (Kırıkkale) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Gezi Park’ıyla ilgili buralarda epeyce konuşma yapıldı. Önümüzdeki günlerde Meclis araştırması açılması noktasında önerge hazırlayacağız. Bu nedenle muhalefet partisinden de destek bekleyeceğiz inşallah.

HAYDAR AKAR (Kocaeli) – Hazırlamanıza gerek yok, bizim var, onu destekleyin.

RAMAZAN CAN (Devamla) – Orada neler olmuş, bütün gerçekler ortaya dökülsün, herkes eteğindeki taşları döksün.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; gündemin belirlenmesi maksadıyla değerli milletvekilimiz Sayın Doğan Kubat burada konuşmasında dile getirdi, grup önerimizle 473 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nı ve 15 uluslararası sözleşmeyi öne alıyoruz. Bugün, sözlü sorulardan sonra –önerimizde- Meclisi kapatmayı düşünüyoruz. Yine, çarşamba ve perşembe günü uluslararası sözleşmeler ile 473 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın görüşülmesinin tamamlanmasına kadar Meclisi çalıştırmayı öneriyoruz.

Grup önerimize destek bekliyor, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Can.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu önerisi üzerinde son konuşmacı Kütahya Milletvekili Sayın Alim Işık.

Sayın Işık, buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

ALİM IŞIK (Kütahya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Adalet ve Kalkınma Partisi grup önerisi üzerine söz aldım. Bu vesileyle hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, hepimiz elbette ki bu Meclisin en verimli şekilde çalışmasını arzu ediyoruz ancak önce kendimize saygı göstermeliyiz ki bunun üzerine vatandaş bu yüce Meclise saygı göstersin.

Şimdi, ben Adalet ve Kalkınma Partisi Grubunun özellikle Çarşamba ve Perşembe günkü programlarında bitimine kadar karar almasını ve böyle bir öneri getirmesini anlayabilmiş değilim.

Değerli milletvekilleri, burada, ne zaman saat on ikiden bire doğru görüşmeler sarktıysa mutlaka bir kargaşa oldu. “Bitimine kadar” deyip de bu insanlara dayatma yapmanın bu yüce Meclise önemli bir saygısızlık olduğunu düşünüyorum. Doğru dürüst program yapamazsak bu milleti yönetemeyiz, önce Meclis kendi programını yapmasını öğrenecek. Bitimine kadar…

Şimdi, ben size soruyorum: 48 madde, 2 grup, eğer burada gruplar uzlaşamazsa iki günde bunu bitirmeyi iddia eden milletvekiliyle görüşürüm. Mümkün değil. En azından bunun altyapısını önce hazırlamamız gerekiyor, dolayısıyla bu programın tutmayacağını düşünüyorum.

Gelelim programın gündemine. Evet, elbette ki bu elektronik para kuruluşları ve ödeme hizmetleriyle ilgili kanunu önemsiyoruz. Merkez Bankasının uygulamaları, para basma olayları ve bugün Merkez Bankası aracılığıyla basılan ve Türkiye Cumhuriyeti devletinin elinde bulunan banknot ve madenî para toplamı yaklaşık 60 milyar TL iken, bu parayla bugüne kadar, on bir yıllık AKP iktidarları döneminde çevrilen işlem hacmine baktığınız zaman, değerli milletvekilleri, yaklaşık 900 milyar TL borç stokuna sahip olmuşuz. Yani 1 birim parayla en az 15-16 birim iş çevirmeye çalışıyoruz. Bu iş bu şekilde gitmez, bu araç bir yerde toslayacak. Eğer ara halkalardan birisi herhangi bir nedenle zamanında bu nakit döngüsünü sağlayamaz ise bu ülkenin ekonomisinin çok ciddi sıkıntılar çekeceğini hepimiz görmekteyiz. Buna umarım katkı sağlar.

Ancak, bu ülkenin, bununla birlikte, daha önce çözülmesi gereken önemli sorunlarının başında… Bugünlerde üniversitelerimiz yeni mezunlar veriyor. üniversite mezunu genç işsizler iş bekliyor değerli milletvekilleri. Buraya getirilecek konular bunlara yönelik olmak zorunda.

Haziran döneminde öğretmen atamaları var. Yüz binlerce öğretmen işsiz; defalarca burada gündeme getirmeye çalıştık. Daha önce yapılıyordu… AKP hükûmetleri döneminde -sayısını unutmaya başladık, 4’üncü, 5’inci Millî Eğitim Bakanı değişti- her Millî Eğitim Bakanı değişikliğinde yeni bir istihdam politikası, yeni bir eğitim politikası, yeni bir sınav sistemi… Millet neyi takip edeceğini şaşırdı. Şimdi, geçen yıla kadar haziranda yaptığınız atamayı bu sene neden kaldırıyorsunuz? Bu insanları KPS sınavına soktuk, sorular çalındı, bir yerlerde önceden satıldı, birilerine bedava, haksız yere işler de sağladık. Buna rağmen, yüksek puan alan insanlara bir kez atama hakkı veriyorsunuz değerli milletvekilleri. Haziranda bu insanlara bu hakkı verdiniz, verdiniz; vermezseniz geçmiş olsun; pamuk eller yeniden cebe, yeniden sınava. Orada hangi haksızlıklar yaşanacak, onları bilmiyoruz.

Faiz lobisinden bahsettik. Sayın Genel Başkanımız derhâl bu konunun bir Meclis araştırmasıyla gündeme taşınmasını ve komisyonun kurulmasını talep etti. Bugüne kadar iktidar partisinden bununla ilgili bir gündem teklifi maalesef gelmedi. Şimdi, Sayın Başbakan “Bize geldiklerinde 5 kat zengin olduklarını ifade edenler şimdi bizi sıkıştırmaya kalkıyorlar.” sözüyle zaten kendisini ele vermiştir. Şimdi biz buradan sormak istiyoruz. Bu faiz lobisini ve Sayın Başbakana gelip “Sayenizde 5 kat zengin olduk AKP döneminde.” diyenleri Sayın Başbakanın bu millete açıklama borcu vardır, bunu açıklamak zorundadır. Gelip de “5 kat zengin olduk.” dediklerinde, Sayın Başbakan bu ülkenin başbakanı olarak “Siz kimsiniz kardeşim, benim vatandaşım 5 kat, 15 kat fakirleşirken nasıl oluyor da 5 kat zengin oluyorsunuz? Getirin bakalım şu paraların yarısını, bu millete dağıtalım.” niye demedi? Niye o zaman bunun cevabını vermedi? Bununla ilgili mutlaka bu gündemi oluşturmak zorundayız.

Değerli milletvekilleri, bugün, borcunu ödeyemediği için yargı kararıyla hakkında tazyik hapsi çıkmış, hapse girmeyi bekleyen ama cezaevleri dolu olduğu için içeride yer olmadığından dolayı dışarıda kaçak gezen vatandaşımızın sayısı 250 bin dolayındadır. Taahhüdünü ihlal nedeniyle her defasında üçer aylık hapislerle, evine giremeyen, kaçak gezen insanların problemini bu Meclis çözmek zorundadır. Defalarca gündeme getirdik, karşılıksız çeke çözüm getiren tasarıyı görüşürken dedik ki: “Bu, çözüm değil. Siz sadece, seçim öncesi, sıkışmış bir alandan çıkmak için bunu getirdiniz. Bu problem çözülmeyecek, tam tersine artıracaksınız.” Nitekim dediğimiz gibi çıktı. O zaman önerdik, “Geliniz, bir fon hesabı kuralım, bu fondan bu çekleri destekleyecek krediyi insanlara verelim, hem alacaklı hem borçlu rahat etsin, devlete borçlansın, bu sorunu böyle çözelim.” dedik. “Hayır.” dediniz, inat ettiniz, bankaların ve faiz lobisinin emri doğrultusunda, burada ısrarlarımıza rağmen, hiç düzeltme yapmadan, hatta Meclis gündeminde, komisyonda çek yaprağı başına 100 TL artırılan önergeyi yukarıda verdiniz, ertesi gün faiz lobisi ümüğünüzü sıktı, burada geri çektiniz. Dolayısıyla, bunları yaşadık biz. Şimdi, bunun için de aynı problem var. Bu Meclis, bu ülkenin kaynaklarıyla bir fon hesabı yaratıp bu fon hesabından bu borcunu ödeyemediği için cezaevine girmekten kaçan insanlara bir çözüm bulmak zorunda.

Bir başka en önemli konu, bu ayın konusu, kapatılan belde belediyeleri konusudur değerli milletvekilleri. Bakınız, Ordu, Büyükşehir Kanunu’yla büyükşehir oldu, hayırlı olsun diyoruz. O zaman da söyledik, bugün de söylüyoruz, 2012 nüfusu 750 bini aştı diye kanun getirdiniz, Ordu’yu büyükşehir yaptınız. O kanunda “Değerli milletvekilleri, sayın iktidar, sayın Hükûmet, bu kanunla aynı şartlara uyan şu anda Türkiye genelinde 79 belde belediyesinin nüfusu 2 binin üzerindedir. 2 binin üzerinde nüfusa sahip olan bunları ekleyelim, gelin bunların tüzel kişiliğini devam ettirelim.” dedik. “Hayır.” dediniz, inadımız inat dediniz, muhalefetten geldiği için bu önerileri kabul etmediniz ama bugün o belde belediye başkanlarının çoğu Adalet ve Kalkınma Partisinden belediye başkanı ve sizlerin kapısını aşındırmaya devam ediyor ama nafile. Ay sonuna kadar bu problem çözüldü çözüldü, çözülmezse inanıyorum ki bunun da hesabını milletimizin karşısında mutlaka vermek durumunda kalacaksınız.

Bir diğer önemli konu, emeklilerimizin sorunu. Özellikle, emekli olduğu hâlde ikinci bir işte çalışmak zorunda kalan emeklilerimizden kesilen sosyal güvenlik primi katkı payının, mutlaka, bu Meclis tarafından daha fazla geciktirilmeden kaldırılması gerekiyor. Bununla ilgili çok ciddi talepler size de geliyor, hepimize geliyor, -sayın bakan da burada- bunun mutlaka çözülmesi gerekiyor.

En önemli sorunlardan biri de son dönemde “Gezi” olaylarına millet bakarken güneydoğuda gerçekleşen olaylardır değerli milletvekilleri. Bugün, 66 bin korucunun görev yerlerinden köylere çekildiği iddia ediliyor. Sayın Bakan’ın da buna yönelik bir açıklaması var. Buna karşılık da PKK terör örgütünün, en az korucu sayısı kadar, devlet güvencesinde çalışacak kadro talebi var, bunu yakında göreceğiz. 30 bin güvenlik memurluğunun kaçının PKK teröristlerine verileceğini inanıyorum ki yakında bu millet de sizler de anlayacaksınız.

Teşekkür ediyorum, sağ olun. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Sayın Işık, teşekkür ediyorum.

Adalet ve Kalkınma Partisi Grubu önerisini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Öneri kabul edilmiştir.

Beş dakika ara veriyorum.

                                                                  Kapanma Saati: 19.51

 

BEŞİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 19.59

BAŞKAN: Başkan Vekili Mehmet SAĞLAM

KÂTİP ÜYELER: Mustafa HAMARAT (Ordu), Muhammet Rıza YALÇINKAYA (Bartın)

-----0-----

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 121’inci Birleşiminin Beşinci Oturumunu açıyorum.

İç Tüzük’ün 37’nci maddesine göre verilmiş bir doğrudan gündeme alınma önergesi vardır, okutup işleme alacağım ve oylarınıza sunacağım.

 

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI (Devam)

C) Önergeler

1.- Osmaniye Milletvekili Hasan Hüseyin Türkoğlu’nun, (2/278) esas numaralı 5355 sayılı Mahalli İdare Birlikleri Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’nin doğrudan gündeme alınmasına ilişkin önergesi (4/117)

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Vermiş olduğum 2/278 esas no.lu 5355 sayılı Mahalli İdare Birlikleri Kanunu’nun 22’nci maddesinin (2)’nci fıkrasında değişiklik yapılması hakkındaki kanun teklifimin İç Tüzük’ün 37’nci maddesine göre kırk beş gün içerisinde komisyonda ele alınmadığından, doğrudan gündeme alınması hususunda gereğini arz ederim.             27/02/2012                                                                       

                                                                               Hasan Hüseyin Türkoğlu

                                                    Osmaniye

BAŞKAN – Teklif sahibi olarak ilk söz Osmaniye Milletvekili Hasan Hüseyin Türkoğlu’nda.

Sayın Türkoğlu, buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

HASAN HÜSEYİN TÜRKOĞLU (Osmaniye) – Sayın Başkan, Türk milletinin saygıdeğer milletvekilleri; İç Tüzük’ün 37’nci maddesi kapsamında söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlarım.

5355 sayılı Mahallî İdare Birlikleri Kanunu’nun 22’nci maddesi, Sayıştay denetimi dışında kalan birliklerde mali denetim sonucu kişi borcu çıkarılması ve çıkarılan kişi borcuna dair birlik meclislerinin aldığı kararlara karşı İçişleri Bakanlığı ya da valilikler tarafından on gün içinde dava açılması hususunu düzenlemektedir. Konunun mali ve hukuki alanda teknik, dava açacak birimlerin yoğun olmasından dolayı on günlük süre az olduğu ve yargı denetiminin sağlanabilmesi için bu teklif hazırlanmıştır. Amaç, dava açma süresini idari davalardaki gibi altmış gün olarak düzenlemektir. Yüce Meclisin takdir ve tasvibine tabidir.

Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; Adalet ve Kalkınma Partisinin iç hukukumuz ve evrensel hukuk kurallarıyla barışık olmadığını, hatta bir savaş içinde olduğunu söylemek yanlış olmayacaktır. Anayasa’mızın, kanunlarımızın, uluslararası sözleşmelerin, yargı kararlarının AKP’nin çıkarları doğrultusunda, AKP’yi yöneten kadroların ihtirasları uğrunda çiğnendiğine neredeyse her gün şahit olmaktayız. Bu hususlara örnek olarak gösterilebilecek en çarpıcı düzenleme şüphesiz ki Büyükşehir Belediye Kanunu’nda yapılan değişikliklerdir. AKP Hükûmeti, sadece muhalefetin değil, kendi partisi içindeki aklıselim sahiplerinin de uyarılarına rağmen Anayasa’ya, Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı’na ve birçok kanuna aykırı olarak büyükşehir düzenlemesini gerçekleştirmiştir. Partimizin bu düzenlemeler yapılırken talebin PKK’dan, İmralı’daki bebek katilinden geldiği yönündeki uyarılarının, bu düzenlemelerin sırf PKK istediği için yapıldığına ilişkin iddialarının ne kadar doğru ve yerinde olduğu bugün Türk milleti tarafından daha net görülmektedir. AKP hükûmetleri için anayasal düzenden çok PKK’nın ne istediği daha önemlidir ve bugün PKK, AKP hükûmetleri sayesinde zafer çığlıkları atmaktadır. AKP hükûmetleri için mahallî idareler, özellikle de belediyeler “bizim olanlar” ve “düşmanlar” diye ikiye ayrılmıştır. AKP’li belediyeler denetimsiz, sorgusuz, kamu kaynaklarını har vurup harman savurmakta, haklarındaki yolsuzluk iddiaları kontrol altındaki medyanın da iş birliğiyle halktan gizlenmekte, gündeme gelenler ise bir AKP’li yöneticinin “Kefilim.” demesiyle gündemden düşebilmektedir. Muhalefet belediyeleri ise en küçük iddialar için bile medya tarafından afişe edilmekte, soruşturmalara ve kovuşturulmalara tabi tutulmakta, hatta belediye başkanı ve görevlileri cezaevine gönderilmektedir. Bu muameleden kurtulmak isteyen bir kısım muhalefet partili belediyeler ise çareyi AKP’ye geçmekte bulmaktadırlar.

Daha vahim bir konu ise AKP’liyken ortaya çıkan iddialarla ilgili suçsuz bulunan belediye başkanları muhalefet partilerinden belediye başkanı seçildiklerinde aynı konudan tutuklanmaya varıncaya kadar ağır muamelelere tabi olmaktadırlar. Bu konudaki en çarpıcı örnek Adana Büyükşehir Belediye Başkanı Aytaç Durak’tır. Adana halkı tarafından beş yıl için seçilen Aytaç Durak bu görevinde sadece on üç ay oturabilmiş ve hâlen açıktadır.

Ayrıca, söz konusu rant olunca AKP’nin lideri mahallî idarelerin alanına balıklama atlamaktadır. Gezi Parkı sorunu aslında bir imar ve belediye meselesiyken AVM ve lüks konutun cazibesine kapılan Başbakan, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanına hiç konuşma fırsatı vermemiştir.

Bir başka husus da AKP’nin üniter yapıyla ilgili ya düşmanca ya da cahilce yaklaşımıdır. Anayasa’mıza göre idarenin bütünlüğü esastır. Merkezden yönetim ve yerinden yönetim esasları yer almakla beraber Anayasa’mıza göre bu bütünlüğü sağlayan vesayet denetimidir. Anayasa Mahkemesi tarafından 2010/29 sayılı Karar’la 5393 sayılı Belediye Kanunu’nun 23’üncü maddesinin (5)’inci fıkrası iptal edilmiştir. Bu karara göre -iptal edilen fıkra hükmü- belediye meclisi kararlarına karşı iptal davası açmanın vesayet yetkisi sayılamayacağı, bunun yerine açıkça vesayeti içeren bir düzenleme getirilmesi gerektiği ve bu düzenlemenin de bir yıl içinde yapılması Anayasa Mahkemesi tarafından hükme bağlanmıştır. Ancak, bu bir yıllık süre dolalı iki yıl olmasına rağmen iktidar partisi 5393 sayılı Belediye Kanunu’nda vesayete ilişkin bir düzenleme getirmemektedir.

İktidar partisi muhtemeldir ki yeni Osmanlıcılık hayalleri içerisinde çok dilli, çok başkentli, çok bayraklı, çok milletli bir Türkiye’nin kurgusunu çoktan yapmıştır. Yanlış hesap Bağdat’tan dönecektir. Bu hesabı yapanlar tencerede haşlanacak, tavada kızartılacaklardır, bunu da yüce Türk milleti yapacaktır. Kimsenin şüphesi olmasın.

Bu düşüncelerle teklifimin kabulünü diler, Türk milletinin milletvekillerini saygıyla selamlarım. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkürler Sayın Türkoğlu.

Önerge üzerinde ikinci konuşmacı Muğla Milletvekili Sayın Mehmet Erdoğan.

Sayın Erdoğan, buyurun. (MHP sıralarından alkışlar)

MEHMET ERDOĞAN (Muğla) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 5355 sayılı Mahalli İdare Birlikleri Kanunu’nun 22’nci maddesindeki değişiklikle ilgili olarak vermiş olduğumuz kanun teklifi üzerinde söz almış bulunmaktayım. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Şimdi, buradaki süre, dava açma konusunda hakikaten çok kısa bir süre. Mali denetimle ilgili ortaya çıkacak bir sonuçtan itibaren on gün içerisinde olayın mahkemeye götürülmesi gerekli İçişleri Bakanlığı ve valilerce. Ancak, çoğu zaman bu işin ortaya çıkıp, öğrenilip ilgili işlemlerin yapılması bu on gün içinde gerçekleşmediğinden mali denetim ortada kalmaktadır. Bu sorunun çözümü için bu sürenin makul bir seviye olan altmış güne getirilmesi lazım.

Sözlerime başlarken, özellikle, burada, dün Milas’ta metan gazı zehirlenmesi sonucu hayatını kaybeden 7 hemşehrimize de Allah’tan rahmet diliyorum, yakınlarına sabır ve başsağlığı diliyorum.

Şimdi, 6360 sayılı Büyükşehir Kanunu’yla tabii ki sadece köyler, beldeler kapatılmadı, onlarca mahallî idare birliği kapatıldı. Özellikle turizm yöresindeki turizm altyapı birliklerinin de çoğu bu kanundan sonra maalesef kapanacak. Hâlbuki bunların görevleri sadece altyapıyla ilgili değil; bunun dışında oradaki işletmelerin reklamı, tanıtımı vesaire gibi çok fonksiyonlu olan bu birliklerin hepsi atıl kalacak. Ayrıca, bu birliklerde çalışan çok sayıda işçi de eğer kadrolu değilse işsiz kalacak. Bunlarla ilgili de maalesef 6360 sayılı Kanun’da çözüm getirilmedi. Sadece kadrolu olanlarla ilgili çözüm getirildi. Bunların, yarın, elbette ki ortaya çıkacak sorunlarının çözümü de maalesef sizlerin önüne gelecek, bakalım o zaman ne yapacaksınız?

Tabii, burada AKP’nin mahallî idareler anlayışına da  çok ciddi bir göz atmak lazım. Son yaşadığımız Gezi olayları deyince herkes olaylara İstanbul’da bir asayiş olayı gibi baktı. Hâlbuki İstanbul’daki olay asayiş olayının ötesinde tamamen bir mahallî idare olayı; orada belediyenin almış olduğu bir imar kararına karşı hem mahkemenin verdiği karar hem de İstanbullunun ortaya koyduğu tepki. Bu tepkiye karşılık maalesef İstanbul Büyükşehir Belediyesinden hiçbir ses duymadık. Ya İstanbul Büyükşehir Belediyesi bu kararları Sayın Başbakanın talimatıyla aldı ya da aldığı kararın arkasında durmaktan aciz veya başka bir şey daha var, belki Sayın Başbakan hâlâ kendisini İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı zannediyor. Hangisi doğru, tabii bunu da aslında araştırıp ortaya koymak lazım. Biraz önce Sayın Ramazan Can “Bir araştırma komisyonu kuracağız.” dedi. Bu komisyonun içerisinde bence bunları da araştırıp ortaya çıkartmak lazım. Eğer Sayın Başbakan kendisini hâlâ İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı zannediyor ise o zaman vay hâlimize! İstanbul’a seçilen belediye başkanlarının, İstanbul’daki seçilen belediye meclis üyelerinin hiçbirisinin hiçbir fonksiyonu o zaman yok demektir.

Yine, 6360 sayılı Kanun bilindiği gibi Anayasa Mahkemesine gitti. Kanun çıkmasından bu yana uzun bir süre geçti, seçimler de her geçen gün yaklaşmakta. Bu Kanun’la ilgili Anayasa Mahkemesinin kararını vermemesi de önümüzdeki seçim sürecinde yeni kargaşalara sebep olacak çünkü biliyoruz ki, Anayasa Mahkemesinin daha önce verdiği kararlar var. Eğer Anayasa Mahkemesi daha önce, 5747’de verdiği kararların arkasında duracaksa 6360 sayılı Kanun’un da iptal edilmesi kaçınılmaz bir durumda. Bu seçim takvimi başladıktan sonra yapılacak bir iptal ise maalesef mahallî seçimle ilgili çok ciddi bir kaosa, kargaşaya sebep olacak. Anayasa Mahkemesinin de bu kararı süratle vererek önümüzdeki belirsizliği ortadan kaldırması gerekmektedir. Tabii ki bu süreç zor bir süreç Anayasa Mahkemesi açısından çünkü Anayasa Mahkemesi de maalesef siyasetin gölgesinde kalmaktadır. Bu kararın da bir an önce verilerek önümüzün görülmesi, mahallî idareler seçiminin nasıl yapılacağının bilinmesi gerekmektedir.

Bu duygularla hepinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Erdoğan.

Önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler… Kabul etmeyenler… Önerge kabul edilmemiştir.

Sayın milletvekilleri, gündemin “Sözlü Sorular” kısmına geçiyoruz.

 

IX.- SÖZLÜ SORULAR VE CEVAPLARI (x)

1.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Kıbrıs sorununa ilişkin Dışişleri Bakanından sözlü soru önergesi (6/99) ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in cevabı

2.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, esnaf ve sanatkârların istihdam ettiği kişilerin sosyal güvenlik primlerinin Devlet tarafından karşılanmasına ilişkin sözlü soru önergesi (6/759) ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in cevabı

3.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun, ilaçta kamu kurum iskontosunun kaldırılmasına ilişkin sözlü soru önergesi (6/872) ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in cevabı

4.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, 4/C statüsünde çalışanların sayısına ve sorunlarına ilişkin sözlü soru önergesi (6/911) ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in cevabı

5.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, kadınların sendikalara katılım oranına ilişkin sözlü soru önergesi (6/998) ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in cevabı

6.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun, mobbing olaylarını engellemek için yapılan çalışmalara ilişkin sözlü soru önergesi (6/1114) ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in cevabı

7.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun, mobbing olaylarına ilişkin sözlü soru önergesi (6/1115) ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in cevabı

8.- Ankara Milletvekili Zühal Topcu’nun, kadınların işgücüne katılım oranına ve bu oranın artırılmasına ilişkin sözlü soru önergesi (6/1119) ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in cevabı

9.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, sosyal güvenlik reformuna ve sendikalı çalışanlara ilişkin sözlü soru önergesi (6/1128) ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in cevabı

10.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, kamuda tek maaş düzenlemesi paralelinde engelli Kıbrıs gazilerinin maaşlarının kesilmesine ilişkin sözlü soru önergesi (6/1145) ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in cevabı

11.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, asgari ücretlinin brüt maaşı üzerinden kesilen vergi ve sosyal güvenlik primlerine ilişkin sözlü soru önergesi (6/1146) ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in cevabı

12.- Mersin Milletvekili Ali Öz’ün, evde bakım parasına ilişkin sözlü soru önergesi (6/1162) ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in cevabı

13.- Mersin Milletvekili Ali Öz’ün, kamu kurum ve kuruluşlarındaki engelli istihdamına ilişkin sözlü soru önergesi (6/1163) ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in cevabı

14.- Adana Milletvekili Ali Halaman’ın, köylere hizmet götürme birliklerinde çalışan geçici ve sözleşmeli personele kadro verilip verilmeyeceğine ilişkin sözlü soru önergesi (6/1196) ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in cevabı

15.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, işsizlik ödeneği müracaatlarına ilişkin sözlü soru önergesi (6/1205) ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in cevabı

16.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, vekaleten genel müdürlük, daire başkanlığı ve şube müdürlüğü yapanlar ile şef ve şube müdürü atamalarına ilişkin sözlü soru önergesi (6/1207) ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in cevabı

17.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, Ekonomik ve Sosyal Konsey toplantılarına ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/1228) ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in cevabı

18.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, yeni bir sendikal mevzuat hazırlanıp hazırlanmayacağına ilişkin sözlü soru önergesi (6/1235) ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in cevabı

19.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, kayıt dışı istihdam ile mücadeleye ilişkin sözlü soru önergesi (6/1236) ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in cevabı

20.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, çalışanların kıdem tazminatına ilişkin sözlü soru önergesi (6/1237) ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in cevabı

21.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, çalışma hayatında taşeronlaşma ve bu şirketlerde çalışanların sendikal örgütlenmesine ilişkin sözlü soru önergesi (6/1238) ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in cevabı

22.- Adana Milletvekili Ali Halaman’ın, meslek danışmanlık sertifikası sahiplerinin mağduriyetine ilişkin sözlü soru önergesi (6/1273) ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in cevabı

23.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun, unvan değişikliği sınavının yapılıp yapılmayacağına ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/1292) ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in cevabı

24.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun, işsizlik fonunda biriken para miktarına ilişkin sözlü soru önergesi (6/1298) ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in cevabı

25.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun, işsizlik ödeneğinden faydalanan kişi sayısına ve yapılan ödeme miktarına ilişkin sözlü soru önergesi (6/1299) ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in cevabı

26.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, Türkoğlu’nda SGK Hizmet Binası yapılmasına ilişkin sözlü soru önergesi (6/1339) ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in cevabı

27.- Van Milletvekili Nazmi Gür’ün, Van depremi sonrasında işini kaybedenlere yönelik çalışmalara ilişkin sözlü soru önergesi (6/1366) ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in cevabı

28.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Ahıska’dan gelenlerin borçlanma yoluyla emekli olabilmeleri için yapılacak çalışmalara ilişkin sözlü soru önergesi (6/1410) ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in cevabı

29.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, İşsizlik Fonunun kullanımına ilişkin sözlü soru önergesi (6/1411) ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in cevabı

30.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Kars İl Müdürlüğünün memur ihtiyacına ilişkin sözlü soru önergesi (6/1412) ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in cevabı

31.-  Adana Milletvekili Ali Halaman’ın, kamuda çalışan 4/C’li personele ilişkin sözlü soru önergesi (6/1450) ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in cevabı

32.- Adana Milletvekili Ali Halaman’ın, tedavi katılım payının kaldırılıp kaldırılmayacağına ilişkin sözlü soru önergesi (6/1477) ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in cevabı

33.-  Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, SGK ve İŞKUR’daki boş engelli kadrolarına atama yapılıp yapılmayacağına ilişkin sözlü soru önergesi (6/1487) ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in cevabı

34.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, meslek odaları ve sendikaların işçi sağlığı ve iş güvenliği politikasına katılımına ilişkin sözlü soru önergesi (6/1541) ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in cevabı

35.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun, İŞKUR’un işsizlere istihdam sağlamaya yönelik kurslarına ilişkin sözlü soru önergesi (6/1563) ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in cevabı

36.- Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun, toplu iş sözleşmesinden yararlanan işçilere ve sektörlere ilişkin sözlü soru önergesi (6/1566) ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in cevabı

37.- Adana Milletvekili Ali Halaman’ın, aile hekimliği muayenelerinden ve emeklilerden sağlıkta katkı payı alınmasına ilişkin sözlü soru önergesi (6/1627) ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in cevabı

38.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, kamu kurum ve kuruluşlarındaki boş engelli kadrolarına ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/1635) ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in cevabı

39.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, ülkemizde son on yılda gerçekleşen iş kazalarına ilişkin sözlü soru önergesi (6/1664) ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in cevabı

40.- Adana Milletvekili Ali Halaman’ın, Devlet Personel Başkanlığında bulunan ihtiyaç fazlası personele ilişkin sözlü soru önergesi (6/1671) ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in cevabı

41.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, İstanbul-Tuzla başta olmak üzere dericilik sektöründeki işyerlerinde sendika üyesi olan işçilerin işten çıkartıldığı iddiasına ilişkin sözlü soru önergesi (6/1690) ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in cevabı

42.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, Kamuda çalışan avukatların çalışma koşulları ile özlük ve sosyal haklarına ilişkin sözlü soru önergesi (6/1720) ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in cevabı

43.- Kütahya Milletvekili Alim Işık’ın, yerel yönetimlerde sözleşmeli olarak çalıştırılan personele ilişkin sözlü soru önergesi (6/1877) ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in cevabı

44.- İstanbul Milletvekili Celal Dinçer’in, yeni eğitim sisteminin çocuk işçiliğini artıracağı iddialarına ilişkin sözlü soru önergesi (6/1925) ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in cevabı

45.- Giresun Milletvekili Selahattin Karaahmetoğlu'nun, sözleşmeli personele yönelik çalışmalara ilişkin sözlü soru önergesi (6/1971) ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in cevabı

46.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, emekli yaşını doldurduğu halde prim eksikliği nedeniyle emekli olamayanlara ilişkin sözlü soru önergesi (6/2030) ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in cevabı

47.- Mersin Milletvekili Ali Öz’ün, Mersin’de hastanelere tahakkuk eden fatura incelemelerinin Ankara’da yapılmasına ve yaşanan mağduriyete ilişkin sözlü soru önergesi (6/2038) ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in cevabı

48.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, mevsimlik işçilerin barınma sorununa ve sağlık primlerine ilişkin sözlü soru önergesi (6/2089) ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in cevabı

49.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, Bitlis’te ekonomik gelişme ve istihdamın artırılmasına ilişkin sözlü soru önergesi (6/2146) ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in cevabı

50.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, mevsimlik işçilerin sorunlarına ilişkin sözlü soru önergesi (6/2195) ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in cevabı

51.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, 2000 yılı öncesi ve sonrasındaki emekli maaşları arasındaki farklılığa ilişkin sözlü soru önergesi (6/2274) ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in cevabı

52.- Muğla Milletvekili Nurettin Demir’in, kanser hastalığının tedavisinde kullanılan bir ilacın piyasada bulunmamasına ilişkin sözlü soru önergesi (6/2308) ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in cevabı

53.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, sözleşmeli personelin kadroya geçirilmesi için yapılan çağrıya ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/2408) ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in cevabı

54.- Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, TEDAŞ özelleştirmesi sonucu 4/C statüsüne geçirilen personelin kazanılmış haklarına ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/2409) ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in cevabı

55 - Kahramanmaraş Milletvekili Mesut Dedeoğlu’nun, istihdam üzerindeki vergi ve primlerin azaltılmasına ilişkin Başbakandan sözlü soru önergesi (6/2476) ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in cevabı

 

BAŞKAN – “Sunuşlar” bölümünde belirttiğimiz üzere, birlikte cevaplandırmak istediği sözlü soru önergelerini cevaplandırması için Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Sayın Faruk Çelik’i kürsüye davet ediyorum.

Buyurun Sayın Bakan. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekili arkadaşlarım; çok değerli milletvekilleri tarafından Bakanlığıma tevcih edilen sözlü soruları cevaplandırmak üzere huzurlarınızdayım. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Ardahan Milletvekili Sayın Ensar Öğüt’ün (6/99) esas numaralı soru önergesi, Dışişleri Bakanımıza yönelttiği bir soru önergesi: Kısıtlamaların karşılıklı ve eş zamanlı olarak kaldırılması anlayışımız ve buna ilişkin önerilerimiz geçerliliğini korumakla birlikte Güney Kıbrıs Rum Yönetimi gemilerine bir liman açılmasıyla bağlantılı bir çalışma bulunmamaktadır. Güney Kıbrıs Rum Yönetiminin Avrupa Birliği Dönem Başkanlığını üstlendiği süre zarfında Dönem Başkanlığıyla ilişkilerimiz dondurulmuştur. AB Komisyonu, Avrupa Parlamentosu, AB Dış İlişkiler Servisi gibi Avrupa Birliği kurumlarıyla temaslarımıza eskiden olduğu gibi devam edilmektedir.

Kahramanmaraş Milletvekili Sayın Mesut Dedeoğlu’nun (6/759) esas numaralı soru önergesi: 4447 sayılı Kanun’a 2011 yılında eklenen hükme göre, 1/3/2011’den itibaren ustalık ve kalfalık belgesine sahip olup bir esnafın yanında çalışanların işveren sigorta primi otuz altı ay süreyle, eğer bu kişiler İŞKUR’a kayıtlıyken bir esnafın yanında çalışmaya başladılarsa kırk iki ay boyunca İşsizlik Sigortası Fonu tarafından karşılanmaktadır.

Tokat Milletvekili Sayın Reşat Doğru’nun (6/872) esas numaralı soru önergesi: İlaçlarda iskonto yüzde 0, yüzde 7, yüzde 20, yüzde 28, yüzde 41 olarak değişik oranlarda uygulanmaktadır. 15 TL’ye kadar olan ilaçlarda iskonto oranı kademeli olarak indirildi. İskonto oranları dikkate alınarak reçete başı 25 kuruş ödeme yapılmaktadır. 2 bin eczanenin SGK ile yaptıkları sözleşmelerin feshi durduruldu, fesih işlemleri zorlaştırıldı, fesih süreleri iki yıldan bir yıla indirildi. Hükûmetimiz döneminde eczane iskonto oranında iyileştirmeler yaptık. Ciro dilimlerini eczaneler lehine tekrar düzenleyerek, cirosu 0-350 bin TL olan eczanelerin iskonto oranı sıfır idi, bu aralığı 0-600 bin TL’ye çıkardık. 350 bin-600 bin TL olan eczanelerin iskonto oranı yüzde 1 idi, bu aralığı 600 bin-900 bin TL’ye çıkardık. 600 bin-900 bin TL cirosu olan eczanelerin iskonto oranı yüzde 1,5 iken bu aralığı 900 bin-1 milyon 500 bin TL’ye çıkardık; 1 milyon 500 bin TL’nin üzerinde cirosu olan eczanelerin iskonto oranını da yüzde 3 olarak belirledik.

Kütahya Milletvekili Sayın Alim Işık’a ait (6/911) ve (6/1877), Adana Milletvekili Sayın Ali Halaman’ın (6/1196) ve (6/1450), Giresun Milletvekili Sayın Selahattin Karaahmetoğlu’nun (6/1971), Kahramanmaraş Milletvekili Sayın Mesut Dedeoğlu’nun (6/2408) ve (6/2409) esas numaralı soru önergeleri:

 Mahallî idarelerde sözleşmeli olarak çalışan personel sayısı 23.248’dir, Özelleştirme kapsamında atanan 4/C’lilerden hâlen çalışanların sayısı 23.345’tir. 4/C’liler çalıştıkları her ay için iki gün ücretli izin kullanabilmektedirler. 4/C’liler geçen yıl toplu sözleşmede alınan karar gereğince on bir ay yirmi sekiz gün çalışmaktadırlar. Hangi statüde çalışanların kadroya geçirileceğiyle ilgili çalışmalarımızı bu dönem içerisinde, bu yasama dönemi içerisinde sonlandırmaya kararlıyız.

Kahramanmaraş Milletvekili Sayın Mesut Dedeoğlu’nun (6/998) esas numaralı soru önergesi: Kadınların sendikal yaşama katılım oranının yüksek olmamasının çeşitli nedenleri vardır, aile ile ilgili sorumlulukları bunlardan biridir. Bildiğiniz gibi, sendikal mevzuatta yaptığımız değişiklikle sendika üyeliğindeki sanal rakamlardan kurtulduk. Bugün itibarıyla sendikalı kadın işçi sayısı 234.670’tir, oran olarak yüzde 4’tür. Kamuda 2003 yılında sendikalı kadın sayısı 200.864 yani yüzde 25,5 iken bu sayı 490.780’e ulaşmıştır. Kamuda çalışan kadınların sendikalaşma oranı yüzde 59’a yükselmiştir. Görüldüğü gibi, gerek işçi olarak gerekse kamuda çalışan kadınlardaki sendikalaşmada, mevcut sendikalı işçi ve memurlar açısından bakıldığında, oran olarak iyi bir noktada olduğumuz söylenebilir.

Tokat milletvekili, Sayın Reşat Doğru’nun (6/1114) ve (6/1115) esas numaralı soru önergeleri: İşyerlerinde Psikolojik Tacizin Önlenmesi Genelgesi hazırlanarak 9/03/2011 tarihinde 27879 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir. Bakanlığımız “Alo 170” iletişim hattında iş yerinde psikolojik taciz konusunda çağrılar alınmaya başlamış ve bu çağrılara cevap vermek üzere psikologlar hattı arayanlara yardımcı olmak üzere görevlendirilmiştir. Ayrıca, Çalışma Genel Müdürlüğü müdürü başkanlığında Başbakanlık İnsan Hakları Başkanlığı Başkanı, Devlet Personel Başkanlığı başkan yardımcısı, TİSK, TÜRK-İŞ, HAK-İŞ, DİSK, MEMUR-SEN, KAMU-SEN, KESK genel sekreterlerinden oluşan Psikolojik Tacizle Mücadele Kurulu oluşturulmuştur. Kurul 2012-2014 dönemini kapsayan İşyerlerinde Psikolojik Tacizin Önlenmesi Genelgesi Uygulama Eylem Planı’nı hazırlamıştır. 9/6/2013 tarihi itibarıyla 7.002 mobbing çağrısı alınmış ve bunların 872’si şikâyete dönüşmüştür.

Ankara Milletvekili Sayın Zühal Topcu’nun (6/1119), Ardahan Milletvekili Sayın Ensar Öğüt’ün (6/2146) ve Kahramanmaraş Milletvekili Sayın Mesut Dedeoğlu’nun (6/2476) esas numaralı soru önergeleri: 2004 yılında yüzde 46,3 olan iş gücüne katılım oranı 2012 yılı sonu itibarıyla yüzde 50’ye çıkmıştır, Mart 2013 itibarıyla yüzde 50,2’dir. Kadınlarda 2004 yılında yüzde 23,3 olan iş gücüne katılma oranı 2012 sonu itibarıyla yüzde 29,5’e yükselmiştir, Mart 2013’te ise kadınların iş gücüne katılma oranı yüzde 30,2’ye yükselmiştir. İş gücüne katılımı ve istihdamı artırmak için 3.927 iş ve meslek danışmanını göreve başlattık, on yılda 900 bin kişiye mesleki eğitim verdik. Kadınların ve gençlerin teşviki için 2015 yılına kadar işveren sigorta priminin tamamı İşsizlik Sigortası Fonu’ndan karşılanmaktadır, 2015’ten sonra da Bakanlar Kurulu beş yıl daha uzatmaya yetkilidir. Ulusal İstihdam Stratejisi’ni hazırladık. Hedefimiz kadınların iş gücüne katılma oranını 2023’te yüzde 38’e ulaştırmaktır. Yeni bir teşvik uygulaması başlattık. Buna göre 49 ile işveren sigorta priminde 5 puan indirime ilaveten 6 puan daha indirim getirmiş bulunmaktayız. Bu yeni teşvik uygulamasından yararlanacak 49 ilden biri de Bitlis’tir.

Ardahan Milletvekili Sayın Ensar Öğüt’ün (6/1128) esas numaralı soru önergesi: 2013 Ocak istatistiklerine göre işçi sayısı 10 milyon 881 bin 618’dir. Sendikalı işçi sayısı 1.001.671’dir. Sendikalaşma oranı ise yüzde 9,21’dir. Toplam 2 milyon 17 bin 978 kamu görevlisinden 1 milyon 375 bin 661’i sendikalıdır.

Kahramanmaraş Milletvekili Sayın Mesut Dedeoğlu’nun (6/1145) esas numaralı soru önergesi: 1974 Kıbrıs Barış Harekâtı’na katılıp malul olanlara Kıbrıs gazisi olarak aylık bağlanmaktadır. Ayrıca bu kahramanlara 1005 sayılı İstiklal Madalyası Verilmiş Bulunanlara Vatani Hizmet Tertibinden Şeref Aylığı Bağlanması Hakkında Kanun gereğince aylık bağlanmaktadır. Mevzuatımıza göre, engelli maaşı alınabilmesi için başka bir aylığın olmaması gerekmektedir. 2007’de bu durum tespit edilmiştir. Dolayısıyla gazilerimiz aleyhine herhangi bir kanun değişikliği Hükûmetimiz döneminde yapılmamış, Sosyal Güvenlik Kurumu tarafından bağlanan maaşlarda herhangi bir kesinti olmamıştır. 2002’de 130 TL alan Kıbrıs gazisi, bugün, sosyal güvencesi varsa maaşına ek olarak 466 TL, sosyal güvencesi yoksa 727 TL almaktadır.

Kahramanmaraş Milletvekili Sayın Mesut Dedeoğlu’nun (6/1146) esas numaralı soru önergesi: 2002’de brüt asgari ücret 250,8 TL iken 2013’ün ilk yarısında 978,6 TL’ye yükselmiş, artış oranı nominal olarak yüzde 290 olarak gerçekleşmiştir. 2002’de 184,2 TL olan net asgari ücret 2013’ün ilk yarısında 773 TL’ye yükselmiştir, artış oranı yüzde 319,5’tir. 2013’ün ikinci yarısında net asgari ücret 803 TL olarak uygulanacaktır. Asgari ücret üzerinden yüzde 14 sigorta primi, yüzde 1 işsizlik sigortası primi, binde 7,59 damga vergisi, yüzde 15 gelir vergisi kesilmektedir. Şu anda brüt asgari ücret üzerinden 124,7 TL gelir vergisi alınmaktadır ancak hayata geçirdiğimiz asgari geçim indirimi uygulamasıyla 124,7 TL’nin bekâr ve çocuksuz asgari ücretliye 73,4 TL’si iade edilmekte; evli olup eşi olmayana 88 TL’si iade edilmekte; eşi çalışmayan 1 çocukluya 99 TL, 2 çocukluya 110 TL, 3 çocukluya 117,4 TL, 4 çocukluya ise tamamı iade edilmektedir.

Mersin Milletvekili Sayın Ali Öz’ün (6/1162) esas numaralı soru önergesi: Soruda da ifade edildiği gibi, evde bakım ücretiyle ilgili kurallar bellidir. Bu kurallar çerçevesinde ödemeler yapılmaktadır, bunlara ilişkin değişiklik düşünülmemektedir.

Mersin Milletvekili Sayın Ali Öz’ün (6/1163), Kahramanmaraş Milletvekili Sayın Mesut Dedeoğlu’nun (6/1487) ve İstanbul Milletvekili Sayın Mahmut Tanal’ın (6/1635) esas numaralı soru önergeleri: Kamuda istihdam edilecek olan engelli memurlar için özel bir yönetmeliği ilk kez yürürlüğe koyduk. Kamuda engelli memur sayısı 2002’de 5.777 iken bu sayı 33.369’a yükselmiştir. Kamuda hâlen 21.496 engelli memur kadrosu boş bulunmaktadır, bunun da en kısa zamanda doldurulmasıyla ilgili çalışmalarımız devam etmektedir. 2002’de engelli işçi sayısı kamu artı özel 48.936 iken şu anda kamu artı özel engelli işçi sayısı 99 bine ulaşmıştır. Açık işçi kontenjanı ise 24.025’tir. Çalıştırılmayan her engelli işçi ve her ay için 1.832 TL ceza uyguluyoruz. Sosyal Güvenlik Kurumu ve İŞKUR’daki boş engelli memur kadrolarının tamamına atama yapılmıştır.

Ardahan Milletvekili Sayın Ensar Öğüt’ün (6/1205) ve (6/1411) ve Tokat Milletvekili Sayın Reşat Doğru’nun (6/1298) ve (6/1299) esas numaralı soru önergeleri: Haziran 2013 itibarıyla İşsizlik Sigortası Fonu'nda 64 milyar 553 milyon 35 bin 447 TL bulunmaktadır. Fondan yapılan gider toplamı ise 22 milyar 982 milyon 203 bin 955 TL’dir. 2002-2013 arasında işsizlik ödeneği için 3 milyon 922 bin 968 başvuru olmuştur. Bunlardan kanunun aradığı şartları taşıyan 2 milyon 973 bin 131 kişi ödenek almaya hak kazanmış ve toplam 6 milyar 32 milyon 453 bin TL ödeme yapılmıştır. 3 bin 213 kişinin incelenmesi devam etmektedir. İşsizlik ödeneğinin hak edilme koşulları vardır, özellikle tazminat konusu büyük bir öneme sahip. Dolayısıyla işsizlik ödeneği konusunun işsizliği teşvik etmeyen ve istihdamı koruyan bir bakış açısıyla ele alınması gerekmektedir.

Ardahan Milletvekili Sayın Ensar Öğüt’ün (6/1207) esas numaralı soru önergesi: 657 Sayılı Kanun’da vekâlet süreleriyle ilgili bir sınırlama bulunmamaktadır. Kamuda yapılan tüm atamalar ve görevlendirmeler yürürlükteki mevzuata uygun olarak yapılmaktadır.

Kahramanmaraş Milletvekili Sayın Mesut Dedeoğlu’nun (6/1228), (6/1235) ve (6/1236) esas numaralı soru önergeleri: Ekonomik ve Sosyal Konsey 2010 anayasa değişikliğiyle anayasal bir kurum hâline gelmiştir. Buna istinaden 4641 sayılı kuruluş kanununda gerekli değişikliklerin yapılmasına yönelik olarak ilgili bakanlığın çalışmaları devam etmektedir. Hükûmet olarak özellikle çalışma hayatına yönelik çalışmalarımızı sosyal taraflarla ve sosyal diyalog çerçevesinde yürütmekteyiz. Üçlü Danışma Kurulumuzu sosyal tarafların iştirakiyle sürekli işletiyoruz. Kısacası biz, sosyal taraflarla birlikte çalışan, tarafların taleplerini dinleyen ve mevzuata yansıtan bir mekanizmayı sürekli gerçekleştirmekteyiz. Bu yıl sonuna doğru da Çalışma Meclisi’ni toplamayı hedefliyoruz. Bu toplantının altyapı çalışmaları sosyal tarafların katılımıyla başlamış bulunmaktadır. Darbe zihniyetinin ürünü olan 2821 ve 22 sayılı kanunlar kaldırılmış ve daha özgürlükçü, örgütlenmenin önünü açan 6356 sayılı Sendikalar ve Toplu İş Sözleşmesi Kanunu 18/10/2012 tarihinde kabul edilmiş ve yasalaşmıştır. Kayıt dışı istihdamla mücadeleyi kararlılıkla sürdürmekteyiz. Bu kapsamda 2008’den Nisan 2013’e kadar 1 milyon 517 bin 186 kişinin kayıt dışı çalıştığı tespit edilmiş ve kayıt altına alınmıştır. Ayrıca, 94.588 iş yeri kayıt altına alınmıştır. Neticede, 2004’te yüzde 50,1 olan kayıt dışı istihdam oranı 2012 yılı sonu itibarıyla yüzde 39’a gerilemiş, Mart 2013’te yüzde 36,8’e gerilemiştir.

Kahramanmaraş Milletvekili Sayın Mesut Dedeoğlu’nun (6/1237) ve (6/1238) esas numaralı soru önergeleri: Biz bütün çalışmalarımızı sosyal taraflarla ve sosyal diyalog çerçevesinde yürütüyoruz. Her alanda olduğu gibi kıdem tazminatı konusunda da bu hassasiyetimizi sürdürüyoruz. Alt işverenlik yani taşeronluk uygulaması 1936 yılından beri mevzuatımızda vardır. Alt işveren işçilerinin sendikaya üye olmaları noktasında mevzuatımızda herhangi bir engel yok ancak İş Kanunu’nun 2’nci maddesindeki tanım, muvazaa, izinler, ücretler, çalışma koşulları ve saatleri, kıdem tazminatı, iş sağlığı güvenliği, ihale süreleri gibi alanlarda bazı sıkıntıların yaşandığını biliyoruz. Bu sıkıntıları çözmek amacıyla, ilgili sivil toplum örgütleri ve sendikalarla defalarca bir araya geldik. Ana sorun kıdem tazminatı yani on iki ay doldurmadan kıdem tazminatını çalışanlarımız hak edememekte, bunun bir ay dahi olsa çalışanın hak etmesine dönüşmesi konusunda ne yazık ki bir uzlaşma sağlanamamakta; muvazaa konusu ise İş Kanunu’nun 2’nci maddesinde işin gereği, teknolojik ve uzmanlık gerektiren hususların birlikte aranması neticesinde teftişlerde çıkan muvazaa konusunda da İş Kanunu’nun 2’nci maddesinin değiştirilmesi konusunda taraflarla uzlaşma sağlanmakta ciddi zorluklarımız var. Bu konularda uzlaşı sağlandığında, alt işverenlikle ilgili, yani taşeron çalışanlarımızla ilgili seri bir şekilde düzenlemenin yapılmasında herhangi bir engel bulunmamaktadır.

Adana Milletvekili Sayın Ali Halaman’ın (6/1273) esas numaralı soru önergesi: Hükûmet programımızda 4 bin iş ve meslek danışmanını göreve başlatacağımızı ilan etmiştik. Şu anda 3.927 iş ve meslek danışmanımız görev başındadır. Bunun dışında bir kadro taahhüdümüz olmamıştır. Şu anda sınav yapan üniversiteler de bu durumu bilmektedirler.

Tokat Milletvekili Sayın Reşat Doğru’nun (6/1292) esas numaralı soru önergesi: Unvan değişikliği sınavı, hizmetin gerekleri ve personel planlaması esasına göre ilgili kurumların takdirindedir. Ancak, görevde yükselme ve unvan değişikliğine ilişkin sınavın merkezî bir sistemde yapılmasını da içeren çerçeve yönetmelik çalışmaları başlatılmıştır.

Kahramanmaraş Milletvekili Sayın Mesut Dedeoğlu’nun (6/1339) ve Van Milletvekili Sayın Nazmi Gür’ün (6/1366) esas numaralı soru önergeleri: Kahramanmaraş’ın Türkoğlu ilçesi sosyal güvenlik merkezi hizmete açılmıştır. Bakanlık olarak Van ve Simav depremlerinin ardından, otuz gün sigortalı olanlardan hayatını kaybedenlerin yakınlarına ölüm aylığı, sakat kalanlara maluliyet aylığı bağladık, sigorta primlerini bir yıl süreyle erteledik; ilaç, ortez, protez ve diğer sarf malzemelerinden katılım payı alınmamasını sağladık, işleri aksayan ve iş yerinde çalışan işçilere kısa çalışma ödeneği kapsamında 500 TL ile 1.400 TL ödeme yapılmasını sağladık. Bu uygulamadan 2.325 kişi faydalandı. Bu kapsamda 2.527 bin TL ödeme yapılmıştır. Toplum yararına Çalışma Projesi kapsamında Van’ın özel durumu dikkate alınarak hâlen 7.317 vatandaşımız istihdam edilmektedir.

Ardahan Milletvekili Sayın Ensar Öğüt’ün (6/1410) ve (6/1412) esas numaralı soru önergeleri: Bulgaristan’dan zorunlu göçe tabi tutulan soydaşlarımıza borçlanma imkânı tanımıştık. Ülkemizde yaşayan Ahıskalı vatandaşlarımıza da vatandaşlık imkânı vermiştik. Borçlanma imkânı sadece zorunlu göçe tabi tutulan soydaşlarımız için getirilmiştir. Kars İŞKUR İl Müdürlüğüne 9 iş ve meslek danışmanı ve 10 büro personeli atanmıştır. SGK İl Müdürlüğüne ise 11 personel atanmıştır.

Adana Milletvekili Sayın Ali Halaman’ın (6/1477) ve (6/1627) esas numaralı soru önergeleri: Katılım payı, ikinci ve üçüncü basamak resmî hastanelerde 5 TL, özel hastanelerdeyse 12 TL olarak uygulanmaktadır. Bahse konu soruda sanırım ilave ücret kastedilmektedir. Bu ücret, yasa gereği iki katına kadardır. Hangi grup hastanelere ve hangi oranda uygulanacağına yönelik Bakanlar Kurulu kararı henüz yayınlanmamıştır. Şehit yakınları ile gazilerden, vazife malullerinden, iş kazası ve meslek hastalığı ile afet hâllerinde, koruyucu sağlık hizmetlerinde, hayati önemi haiz kronik hastalıklarda ve bunların tedavisinde kullanılan ilaçlarda, bazı organ, doku ve kök hücre nakillerinde katılım payı alınmamaktadır. Aile hekimi muayenelerinde katılım payı alınmamaktadır, sadece, reçete başına 3 artı 1 TL alınmaktadır. Reçetelerden alınan katılım payını bir gelir olarak değerlendirmemekteyiz, sadece, akıllı ilaç kullanımına yönelik farkındalık yaratmayı amaçlamaktayız.

Tokat Milletvekili Sayın Reşat Doğru’nun (6/1563) ve (6/1566) esas numaralı soru önergeleri: 2012 yılında düzenlediğimiz 27.351 İşgücü Uyum Programlarından 464.645 kişi yararlanmış ve bunların 275 bini işe yerleştirilmiştir. 2012 yılında 6.764 iş yerinde 232.563 işçiyi kapsayan 1.541 toplu iş sözleşmesi imzalanmıştır.

Ardahan Milletvekili Sayın Ensar Öğüt’ün (6/1664) ve (6/1541) esas numaralı soru önergeleri: İş kazaları sonucu 2002 ve 2012 yılları arasında 12.437 vatandaşımız hayatını kaybetmiştir. 2002’den bu yana iş yeri sayısında yüzde 111,4, işçi sayısında yüzde 128,5 artış olmasına rağmen 100 bin işçide ölüm oranı 16,8’den 8,6’ya gerilemiştir. Bu oran Avrupa Birliğinde 3,4 seviyesindedir; İsveç’te 1,5, Almanya’da 2, Fransa’da 2, İtalya’da 4 düzeyindedir. Son on yılda, iş sağlığı ve güvenliği tedbirlerine uyulmadığı için iş yerlerine 326,3 milyon TL idari para cezası verilmiş, 1.751 iş yerine kapatma veya durdurma cezası uygulanmıştır. Ülkemizin ilk müstakil İş Sağlığı Yasası kademeli olarak yürürlüğe girmektedir. Tüm çalışanları kapsama alan bu Yasa’yla, kuralcı yaklaşımdan ziyade önleyici, iyileştirici ve geliştirici bir anlayış benimsenmiş ve olmadan ve ölmeden önlemek hedeflenmiştir. İş Sağlığı ve Güvenliği Yasası yapılırken ve politikalar belirlenirken tüm ilgili tarafların görüşü alınmıştır ve alınmaktadır. ILO sözleşmelerinde sorumluluk sigortası bulunmamaktadır, sorumluluk sigortası özel sigorta şirketleri tarafından uygulanmaktadır.

Adana Milletvekili Sayın Ali Halaman’ın (6/1671) esas numaralı soru önergesi: 1.053 istihdam fazlası personel bulunmaktadır. İstihdam fazlası veya nakle tabi personel olarak Devlet Personel Başkanlığına bildirilen personelin kırk beş gün içinde kamu kurum ve kuruluşlarına atama teklifleri yapılmaktadır.

Ardahan Milletvekili Sayın Ensar Öğüt’ün (6/1690) esas numaralı soru önergesi: Tuzla İstanbul adresinde faaliyet gösteren Kampana Deri iş yerinde çalışan işçilerin işten çıkarılmalarıyla ilgili süreç dava konusu yapılmış ve işçilerin sendikal nedenlerle işten çıkarıldığı tespit edilerek işverenin tazminat ödemesine karar verilmiştir. 13 Haziran 2013 itibarıyla İstanbul’da 3, Rize’de 1 olmak üzere 4 grev uygulaması vardır. Bu konularda Bakanlığımıza gelen taleplere Bakanlığımız gereken duyarlılığı göstermiştir, göstermektedir.

Kütahya Milletvekili Sayın Alim Işık’ın (6/1720) esas numaralı soru önergesi: 666 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile kamu personelinin mali haklarına ilişkin yapılan düzenlemeler sonrasında, kamu idarelerinde aynı unvanlarda görev yapan personelin mali ve sosyal hakları arasında farklılıklar giderilmiş, bu kapsamda avukat kadrosunda görev yapan personelin de mali ve sosyal hakları eşitlenmiştir.

İstanbul Milletvekili Sayın Celal Dinçer’in (6/1925) esas numaralı soru önergesi: TÜİK’in nisan ayında yayınladığı istatistiklere göre ülkemizde 6-17 yaş grubunda 893 bin çalışan çocuk var. 2006’da bu sayı 890 bin idi. Yıllar itibarıyla bakıldığında 17 yaş ve altı çocukların toplam çocuk sayısı içindeki istihdam oranı düşmektedir. Bu oran 1994’te 15,2; 1999’da 10,3; 2012’de de 5,9 olarak gerçekleşmiştir. Çocukların bedenî, zihnî, sosyal ve ahlaki gelişimlerini engelleyecek, eğitimlerini aksatacak her türlü faaliyetlerin karşısında olduğumuzu belirtmek istiyorum. Bu yüzden, sağlıklı nesillerin yetişmesini, bilgi çağının gerekleriyle donatılmalarını ve geleceğe emin adımlarla yürümelerini sağlamak adına Hükûmet olarak azami gayret gösteriyoruz. Bakanlık olarak, çocuk işçiliğiyle mücadelede pek çok projeyi hayata geçirdik. Bildiğiniz üzere, ülkemiz ile ILO arasında 1992 yılında, Çocuk İşçiliğinin Sona Erdirilmesi Ulusal Program ve Protokolü imzalanmıştır. Ancak, 2005 yılına kadar bu protokolün gereklerine dair ciddi bir adım atılamadı. 2005 yılında ise 182 sayılı ILO Sözleşmesi gereğince, ilgili tüm tarafların da katılımıyla, çocuk işçiliğinin önlenmesi için Zamana Bağlı Ulusal Politika Ve Program Çerçevesi hazırlanmıştır. Bu program ile 2005-2015 döneminde, sokakta çalışma, ağır ve tehlikeli işlerde çalışma, gezici tarım işçiliğinde çalışmanın önlenmesi öncelikli hedefler olarak belirlendi. Bu hedefler doğrultusunda çalışmalarımız devam ediyor. 2006 yılında Cenevre’de yapılan ve 189 ülkenin çalışma bakanının katıldığı ILO Genel Kurulunda çocuk işçiliği konusunda ülkemiz, en iyi mücadele eden 3 ülkeden biri olarak seçilmiştir.

İş Kanunu’muza göre, 15 yaşını doldurmayan çocukların çalışması yasaktır. Ancak, 14 yaşını dolduran çocuklar zorunlu eğitimi tamamlama şartıyla hafif işlerde çalışabilmektedir. Şimdi, yeni bir düzenleme yapmaktayız ve bu düzenlemeyi Başbakanlığa göndermiş bulunmaktayız. Buna göre, 14 yaşından küçük çocuklar sadece sanatsal, kültürel ve reklam faaliyetlerinde çalıştırılabilecek, onun şartlarını da belirlemiş bulunmaktayız. Bu şartlar, günde en fazla beş saat çalıştırılabilecek, yazılı sözleşme yapma zorunluluğu getiriyoruz. Ayrıca, her iş için de çalışma izni alma şartı getirmekteyiz.

Ardahan Milletvekili Sayın Ensar Öğüt’ün (6/2089) ve (6/2195) esas numaralı soru önergeleri: Bakanlık olarak mevsimlik gezici tarım işçilerinin çalışma ve sosyal hayat şartlarını iyileştirmek için METİP Projesi’ni başlattık. Bu kapsamda, 2012 sonu itibarıyla 37 ilde 55 proje için 88,4 milyon TL kaynak aktardık. Bu ödenekler ve projelerle, barınma, altyapı, çadır temini, temiz su kaynağına erişim, atık su sistemi, tuvalet, banyo, elektrik gibi temel ihtiyaçların karşılanması sağlanmıştır. 2011 yılında 5510 Sayılı Kanun’da yapılan değişiklikle tarımda kendi nam ve hesabına çalışanlar ile tarımda çalışan işçilerin prime esas gün kazanç alt sınırının 18 katı üzerinden  başlanılarak her yıl için 1 puan artırılmak suretiyle prim alınması ve bu primlerin sağlık ve emeklilik açısından 30 gün olarak değerlendirilmesi sağlanmıştır. Bu imkândan gezici tarım işçileri de faydalanmaktadır.

Ardahan Milletvekili Sayın Ensar Öğüt’ün (6/2030) esas numaralı soru önergesi: Yaşı doldurduğu hâlde prim günü eksik olanların sayısı 250 bindir. Sigortalının emekli olabilmesi için iki kriter bulunmaktadır. Bir, yaş kriteri; iki, prim gün sayısı. SSK’lıysa yani 4/A’lılar için 7.200, 4/B’liler için ve Emekli Sandığına tabi olanlar yani 4/C’liler için 9 bin  gün. Dünyanın her yerinde bu kriterler uygulanmaktadır ancak 1999’dan önce işe girenler on beş yıl sigortalılık ve 3.600 gün prim ödeme şartıyla emekli olma imkânına sahiptir. 1990’dan sonra işe girenler için ise yirmi beş yıl sigortalılık, 4.500 gün prim ödeme şartıyla erken emekli olabilme imkânı vardır. Sürdürülebilir bir sosyal güvenlik sistemi için ortaya konan kriterlerden mutlak surette bir dönüşün olmaması gerekmektedir. 2000 ve 2008 yıllarında çıkarılan kanunlarla 2000 ve 2008’den önce vergi mükellefi olup  BAĞ-KUR’a kaydı olmayanlara altı ay süre vererek “Gelin, BAĞ-KUR’a kaydınızı yapın ve prim borcunuzu ödeyin, bu süreleri hizmetten sayalım.” dedik. Bu süre içerisinde başvuranların işlemleri yapıldı, başvuramayanlara borç çıkarıldığı gibi, o süreler de hizmetten sayılamadı. Verilen süre içinde müracaatta bulunmayanlar ise şimdi borçlanma talebinde bulunmaktadırlar.

Mersin Milletvekili Sayın Ali Öz’e ait (6/2038) esas numaralı soru önergesi: Mersin ilinde bulunan sağlık tesisleri, sağlık hizmet sunucuları tarafından düzenlenen fatura ve eki belgelerini inceleme işlemleri Şubat 2013 tarihi itibarıyla Adana Sosyal Güvenlik İl Müdürlüğümüzce yürütülmektedir.

Ardahan Milletvekili Sayın Ensar Öğüt’ün (6/2274) esas numaralı soru önergesi: Emeklilerimizin yıllarca beklediği intibak düzenlemesi Mart 2012’de hayata geçti ve Ocak 2013’ten itibaren ödemeler yapılmaya başlandı. Bu uygulamadan 1 milyon 783 bin 500 emeklimiz yararlandı. Bu düzenleme ile 175.905 kişinin aylığında 50 TL’ye kadar, 624 bin emeklimizin aylığında 50 ile 150 TL arası, 645.700 emeklimizin aylığında 150 ile 250 TL arası, 337.900 emeklimizin maaşında 250 TL’nin üzerinde iyileştirmeler yaptık. İntibak düzenlemesinin yıllık maliyeti 2 milyar 659 milyon TL’dir.

Muğla Milletvekili Sayın Nurettin Demir’in (6/2308) esas numaralı soru önergesi: “Purinethol” isimli ilaç 5 Kasım 2012’den itibaren Sosyal Güvenlik Kurumu fiyatlandırma listesine alınmış ve geri ödeme listesi kapsamındadır, fiyatı 15 avrodur. Yaşamsal ilaçların, işte, yetim ilaçlar, ruhsatlı ilaçların piyasada olmaması ve ruhsatı olmayan ilaçların yokluğu durumunda Türk Eczacılar Birliği aracılığıyla mevcut protokol kapsamında, ivedilikle yurt dışından şahıs adına ilaçlar temin edilmektedir. Eğer, şahıslar yurt dışından kendi imkânlarıyla ilaç aldılar ise bunların da bedeli ödenmektedir.

Değerli milletvekilleri, sorulara cevaplarım burada tamamlanmış bulunmaktadır. Hepinize çok teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bakan.

Herhangi bir açıklama isteyen arkadaşımız?

Buyurun Sayın Dedeoğlu.

MESUT DEDEOĞLU (Kahramanmaraş) – Sayın Başkanım, teşekkür ediyorum.

Sayın Bakanım, şu anda, yaklaşık on yıldan beri, özellikle son dönemi söylüyorum, esnafımız kirasını ödeyemez durumda; maliyetini, sigortasını ödeyemez durumda, özellikle Anadolu şehirlerinde. Bu SSK primleriyle, özellikle SSK primlerinde ve maliye primlerinde, ödenecek vergilerle ilgili önümüzdeki dönemde bir indirim yapmayı düşünüyor musunuz?

Teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Dedeoğlu.

Başka soru?

Buyurun.

ALİ ÖZ (Mersin) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Sayın Bakan, Mersin Üniversitesindeki bir mağduriyetin giderilmesi üzerine, vermiş olduğum soru önergeme sözlü olarak cevap da verdiniz, bunun için, ben, hem Mersin Üniversitesi hem de Mersin halkı adına Türkiye Büyük Millet Meclisinden sizlere teşekkürü bir borç biliyorum.

Teşekkür ediyorum, saygılar sunuyorum.

BAŞKAN – Çok teşekkür ederim.

Başka soru yok.

Sayın Bakan…

ÇALIŞMA VE SOSYAL GÜVENLİK BAKANI FARUK ÇELİK (Şanlıurfa) – Çok teşekkür ederim.

Esnaflarımızla ilgili birçok düzenlemeler gerçekleştirdik, özellikle kredi faizlerinin hangi düzeylere indiğini hepimiz biliyoruz. Bunun yanında sosyal güvenlik alanında da esnaflarımızla ilgili çok çok önemli düzenlemeler yaptık ve bunların tamamını esnaf teşkilatlarımızla birlikte gerçekleştirdik. En son, esnaflarımıza dönük yaptığımız önemli bir düzenleme de Sosyal Güvenlik Yönetim Kuruluna esnaf temsilcimizi de dâhil ederek, bizzat kendi alanlarıyla ilgili sosyal güvenlik konusunda alınan kararlarda onları da yönetim kurulu üyesi olarak işin içine dâhil etmiş olduk.

Önemli bir düzenleme, basamak sisteminden esnaflarımızı çıkardık; gelir düzeyine göre, beyan esasına göre prim ödeme durumu söz konusu. Dolayısıyla, geçmiş dönemlerde geliri düşük olmasına rağmen basamak yükseldiği için yüksek prim ödemek zorunda kalan esnaflarımız bu durumdan çıkmış oldular, gelir düzeylerine göre prim ödemeye başladılar. Bu konuda, primlerin indirilmesiyle ilgili, vergilerin indirilmesiyle ilgili düzenlemelerimizi geçmiş dönemlerde gerçekleştirdik. Şu an itibarıyla primlerin indirilmesi veya vergilerin indirilmesiyle ilgili bir çalışmamız bulunmamaktadır ancak teşvik uygulamaları gündemdedir. Bildiğiniz gibi bölgesel teşvik çerçevesinde, az kalkınmış olan bölgelerimize dönük, çok üst düzeyde, mesela 6’ncı bölgede, hem işçi hem işveren primlerini kamu karşılamaktadır. Bu çok ciddi bir teşviktir, cumhuriyet tarihi boyunca ilk olarak bu düzeyde bir teşvik sağlanmaktadır yani bir kişi dahi çalıştırsanız bundan yararlanma imkânınız olmaktadır.

Ayrıca 49 ilde devam eden teşviklerle ilgili de 5 puan, prim borcunuz yoksa, kayıt dışı eleman çalıştırmıyorsanız 5 puan indiriminden yararlanıyorsunuz; bunun yanında, 6 puan daha indirimi düzenleyen yasa Meclisten geçti, şimdi, Bakanlar Kurulu kararının önümüzdeki günlerde yayınlanmasını bekliyoruz. Böylece ülke genelinde teşvik uygulamaları söz konusudur. Bundan esnafımız da, işçimiz de, herkes yararlanmaktadır.

Çok teşekkür ediyorum.

BAŞKAN – Teşekkür ederim Sayın Bakan.

Sayın milletvekilleri, sözlü sorular cevaplandırılmıştır.

Alınan karar gereğince, kanun tasarı ve teklifleri ile komisyonlardan gelen diğer işleri sırasıyla görüşmek için 19 Haziran 2013 Çarşamba günü saat 14.00’te toplanmak üzere birleşimi kapatıyorum.

                                                                  Kapanma Saati: 20.54



(*)  Bu bölümde hatip tarafından Türkçe olmayan kelimeler ifade edildi.

(**) Bu bölümde hatip tarafından Türkçe olmayan kelimeler ifade edildi.

 

(x) Sözlü soru önergeleri Genel Kurulda okunmamış olup tutanağa eklidir.